Issuu on Google+

www.ekonomiajandasi.net

FİYAT: 5 TL YIL:2 / SAYI:15 / MAYIS / 2013

“Enerji politikalarında önümüzdeki 5 yıl Türkiye için çok kritik”

Kentsel dönüşümde

İlkemiz; Müşteriye

elimizi taşın

en uygun maliyette

altına koyduk!

kaliteli hizmet sunmak

Jeotermal Enerji Yatırımında Karşılaşılabilecek Zorluklar


İmtiyaz Sahibi Ekonomi Ajans Adına İlhan Tekin Genel Koordinatör Abdurrahman ÇINAR a.cinar@ekonomiajandasi.net GSM: 0 530 263 79 50 Reklam Sorumlusu Cevdet Bayazıt reklam@ekonomiajandasi.net Genel Yayın Yönetmeni Umut YALKI Editör Demet Atay editor@ekonomiajandasi.net Web Tasarım Mahir B. Aşut Kalite Danışmanı Yeliz Sarıçam İnfo@ekonomiajandasi.net Yayın Kurulu Prof. Dr. Şenay YALÇINBahçeşehir Üniversitesi Rektörü Otomotiv Sektör Danışmanı Salih ATILGAN MUSİAD Otomotiv Sektör Başkanı Lojistik Sektör Danışmanı Sabri Ergenecoşar Sigortacılık Sektör Danışmanı Ömür ŞEKER omur@yildirimanaliz.com.tr Grafik Tasarım Erhan Aydın Hukuk Danışmanı Yasemin Kumbaracıbaşı Abone sorumlusu Dilan Polat Yönetim Yeri: Ekonomi Ajans Lojistik ve Danışmanlık Hiz.Ltd.Şti. Adres: Küçük Bakkalköy Mah. Fevzipaşa Cad. Niyazibey Apt. No:37 Daire:10 34750 Ataşehir/İstanbul Tel: +(90) 216 576 77 66 +(90) 216 576 35 05 Faks: +(90) 216 469 17 48 EKONOMİ AJANDASI DERGİSİ

Aylık Süreli Yayındır Ekonomi Ajans tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun olarak yayımlanmaktadır. Dergide yayımlanan; yazı, fotoğraf ve tarafımızca yapılan ilanların her hakkı saklıdır. İzinsiz kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Editörden a.cinar@ekonomiajandasi.net

Kurumsallaşma kavramına ne kadar önem veriyoruz? Dünya’da ve Türkiye’de kurulan firmaların çoğu tek kişi tarafından veya ortak kurulan firmalardır. Bu firmalara zaman içerisinde aile üyeleri de katılır. Bu şirketler kurucuları ile birlikte ellerinde bulunan az sayıdaki yetenekli personeli ile hızla büyürler. Bu büyüme belli bir olgunluğa eriştiğinde sorunlar da büyür. Büyüme arttıkça ortaya çıkan sorunlara çözüm bulmaları rakiplerine karşı üstünlük sağlamak için gerekli stratejileri ve politikaları belirlemeleri zorlaşır. Bu aşamada kurumsallaşma kavramı önem kazanır. Kurumsallaşma kurumların tüm süreç ve işlemlerini tanımlayan, disipline eden ve sistem haline getiren bir süreçtir. Kurumsallaşma bir değişim sürecidir. Bu sebeple öncelikle kurumların içerisinde barındırdığı organizasyon yapısı değerlendirilmeli, işletmenin ana faaliyetleri ve hedefleri gözden geçirilmelidir. Kurumun misyonuna uygun örgüt yapısı oluşturulmalı, iş ve görev tanımları yapılmalı ve yazılı kurallar haline dönüştürülmelidir. Üzerinde durulması gereken konulardan biride kurumsallaşma için kurumun sistemli bir şekilde çalışır hale gelmesinin yeterli olmamasıdır. Eş zamanlı olarak aile ilişkilerinin de kurumsallaşması gerekir. Aile ilişkilerinin belli bir ölçüye uyarlanması ancak aile anayasası ile mümkündür. Bu aşamada sorunsal olarak sık sık karşılarına çıkan kurumsallaşma süreci üzerinde kobilerin farkındalıkları giderek artmaktadır. Kobilerin yoğunlaştığı diğer bir konu da markalaşmadır. Kurumsallaşma ve markalaşma birbiri ile ilintili konulardır. Kar edebilmek için markalaşmak, markalaşmanın lâyıkıyla yapılması için de kurumsallaşmak gerekir. Çoğunlukla kobiler için markalaşmak reklam vermek olarak algılansa da markalaşmak bir kültürdür. Markalaşmak bir farklılaşma noktasında ayrılmak ve fayda sunmaktır. Markayı yaratan kalite, pazarlama, müşteri ilişkileri, yönetim vb. stratejilerin bütünüdür. Bu stratejilerin bütünü ile markayı yaratırken önemli olan kısa sürede yaratmak değil, tüketicinin aklında yer edinerek kalıcı olabilmesini sağlamaktır. Bunlar sağlanmadığı taktirde, İşletmenin istenilen değeri bulması ve buna bağlı olarak sunduğu hizmeti veya markanın kendi pazarında ve uluslar arası pazarlarda hak ettiği değeri bulması bilinirliğinin artması pekte kolay gözükmüyor. Türkiye pazarına göz attığımızda özelikle son dönemde yerli ürünlere yerli hizmet almaya ve bir çok alanda kendi markalarımızın olmasına gayret göstermemiz sevindirici ama global pazarda yer ve mesafenin kısaldığı bir uluslararası alanda ve kendi pazarında işletmenin kurumsal kimliği yani marka değeri önem arz ediyor. Çoğu sektörlerde suyun başında finansal gücü, alt yapısı daha güçlü firmaların olması ortadaki rekabetin önemini işletmenin kurumsal kimliğine ne denli önem vermesi gerektiğini görme ye yeter. Üreten yerine üretilen konumuna geçmemiz şimdiye kadar kendi pazarımızda ve uluslararası pazarlarda var olamamamız kendi markalarımızın olamamasının en büyük nedenlerinden biridir. Tabi ne kadar uzaklara gidersek de yine kendi iç yapımıza dönüp bakmaya geliyor.Yine Kurumsallaşma yani değişim sürecini yakalamamız için beni bilen biliyor mantığının artık olmadığı uluslararası pazarda işletme olarak; Porter,in dediği gibi uluslararası rekabet kavramından ekonomilerin değil endüstrilerin algılanması gerektiğini belirtmişti. Devlet kurumlarının da üzerine düşen kendi iç yapısına yol gösterici olarak endüstrileşmede üzerinde düşeni yapması önemli işletmelerin üretilen konumundan üreten konumuna getirmesinin önemini vurgulayarak işletme olarak kurumsallaşma, değişim sürecinde başta yönetim kalite, pazarlama, müşteri ilişkileri, kavramlarımızı sürekli göz önünde bulundurmamızda fayda var. Global pazarda üreten olma dileğiyle.

8

Mayıs 2013


10 Türkiye’de sermaye

29

“Enerji politikalarında önümüzdeki 5 yıl Türkiye için çok kritik”

piyasası ve faizsiz finans

32 GAP Bölgesi’nde Yenilenebilir

Enerji Kullanımı ve Enerji Verimliliği’nin Arttırılması Projesi;

15 Cebimizde 127 milyar TL kredi taşıyoruz

18 Oturduğumuz

36 YILLIK ÜCRETLİ İZİN;

Bölgeye Güveniyoruz!

54 E- Ticaret Patladı, 21 Dünyamızda insan yaşamını

Trafik Keşmekeşi Arttı

mümkün kılan ve doğayı besleyen ana enerji kaynağı güneştir

60 İşveren mali 22 Ülkemizin tamamında

mesuliyet sigortası

güneşten elektrik elde etmek cazip hale gelmiştir

68 28 Güriş, Dinar Rüzgâr Santrali’ni

Avrupa’da birinci dünyada üçüncüyüz

İçindekiler Siemens’in gücüyle büyütüyor

Mayıs 2013

9


KATILIM BANKACILIĞI

Türkiye’de sermaye piyasası ve faizsiz finans D

oç. Dr. Mustafa Yıldıran, Dünyada 1970’lerden konvansiyonel finansa alternatif olarak çıkan, faizsiz finans (Islamic Finance) işlemleri sürekli artmaktadır. Küresel finans piyasalarında 2006’da 510 milyar dolar büyüklüğünde aktiflere sahip olan faizsiz finans ürünleri, 2012 yılında 1.5 trilyon dolar seviyesine yaklaşmıştır. Sektörde,altı yılda neredeyse üç katına çıkan bir artış vardır. Sadece İslam ülkelerinde değil, İngiltere, Almanya, ABD gibi gelişmiş batı ülkelerinde de ilgi gün geçtikçe artmaktadır. Faizsiz finans işlemleri, bankacılık, borsa, faizsiz borçlanma işlemleri, faizsiz konut kredileri, risk sermayesi işlemleri, faizsiz türevler ve sigorta (Takaful) gibi neredeyse finansın tüm alanlarında yapılmakta olduğunu belirti. Dünyada genelde konvansiyonel finans uygulamalarına paralel yapılan işlemler, İran ve Pakistan gibi ülkelerde sadece faizsiz işlemler yapılabilmektedir. Günümüzde birçok ülkede faizsiz finans veya İslami finans uygulamaları, artık çok boyutlu bir finansal işlemleri ve yönetimi kapsayan bir süreçler bütünü olarak işlemektedir. Bankacılık ve finansal işlemlerin yanı sıra sözleşmelerin ve işlemlerin denetimini ve icazetini veren üst kurullardan (Shariah Board-İslam Hukuku Danışma ve Denetleme Kurulları diyebileceğimiz) oluşan bir finansal sistem haline gelmektedir. Ayrıca İslami derecelendirme şirketleri ve mali danışmanlık sektörü de dünyada sürekli gelişmektedir. Suudi Arabistan, Malezya gibi ülkelerde üst kurullar olduğu gibi, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde de bu tip kurullar bulunur. Dünyada faizsiz finans işlemleri kadar eğitimi de sürekli yayılmaktadır. İngiltere, Malezya ve Pakistan gibi ülkelerde eğitimler yaygındır. Öyle ki küresel piyasalarda bü-

10

Mayıs 2013

yük bankalar arasında HSBC, Barclays gibi bankalar, İslami bankacılık faaliyetlerini paralel olarak yürütmektedir. 2008’de yaşanan küresel krizde faizsiz finans uygulamaları büyümeye davam ederek, konvansiyonel finansa göre daha güvenceli olarak itibar görmektedir. Dünyada faizsiz finans alanı hızlı bir şekilde gelişirken, Türkiye’de durum nasıldır? Türkiye’de 80’li yıllarda faizsiz bankacılık uygulamaları yaygınlaşmasına rağmen, diğer araçlar yeterince gelişmemiştir. İlgili finansal araçlar yeni işlem görme safhasındadır. Türkiye’de sermaye piyasasının bu konuda işlem, sözleşme ve ürün geliştirme konusunda çok hızlı çalışmadığı açıktır. Örneğin, 90’lı yıllarda Anadolu’da İslami sermaye veya yeşil sermaye olarak adlandırılan fon kaynakları ile kurulan işletmeler hızla yaygınlaşırken, sermaye piyasası konuyla ilgili finansal araçları sermaye piyasasına sunmadığı için şirketler tarafından yatırımcılar istismar edilmiştir. 2010 yılından itibaren artan çalışmalara rağmen somut düzenlemelerdeki yavaşlık devam etmektedir. Bu konuda Türkiye’de kurumlardan yeterince yararlanılmamaktadır. Örneğin, Diyanet’ten vatandaşların soru sorarak finansal işlemlerle ilgili bilgi almasına rağmen, Türkiye’de İslam hukukçuları, sermaye piyasası uzmanları ve finans uzmanlarından oluşan bir birim sermaye piyasası içinde örgütleyerek faizsiz finans işlemleri ve sözleşmeleri standart duruma getirilmemiştir. Küresel piyasalara göre devam eden yavaşlık dünyaya Türk sermaye piyasası ürünlerinin de yayılmasını ağırlaştırmaktadır. Örneğin, Türkiye’de kamunun elinde bulunan yol, baraj, santral vs gibi gelir getiren kurumların özelleştirilmesinde faizsiz finans araçları şeklinde çıkarılacak menkul

kıymetler, hem Körfez ülkelerindeki yatırımcılardan hem de yurtdışındaki Türk vatandaşlarından büyük ilgi görebilir. Ayrıca şirketleşmede yurtdışında sermaye toplayan Türk yatırımcılarının bu tip araçlara sahip olması durumunda, güvenceli yatırım yapmanın yolları da genişleyecektir. UKIFS Islamic Finance 2012 raporuna göre, Türkiye bu alanda dünyada sekizinci sıradadır, yalnız faizsiz bankacılıkta faaliyetleri gösterilmektedir. İngiltere’de İslami finans üzerine çalışan banka sayısı 22, Türkiye’de ise sadece dörttür. Almanya’da dört ve Rusya’da bir banka faaliyet göstermektedir. Muhtemelen birkaç yıl içinde Rusya ve Almanya’da daha fazla finans kurumu kurulabilir. Hala uluslararası istatistiklerde, Sukuk, takaful ve diğer bankacılık dışı ürünler Türkiye’de yoktur. Türkiye’nin 2023 yılında ilk on ülke arasında yer alması için sermaye piyasası ile ilgili kurumların da dünyadaki gelişme hızına ulaşması gerekir. Türkiye’de İslami finans veya faizsiz finans çok konuşulan fakat dünyadaki emsallerinin hızına yetişemeyen bir görüntü vermektedir.


Sukuk ihracında rekor Türkiye Finans’tan 500 milyon dolarlık Sukuk ihracı Türkiye’nin öncü katılım bankası Türkiye Finans’ın uluslararası Sukuk (faizsiz bono) ihracı global yatırımcılardan büyük ilgi gördü. HSBC, Citigroup, NCB Capital ve Noor Islamic Bank’ı yetkilendiren Türkiye Finans, T.C. Hazine’sinin geçen yıl ihraç ettiği Sukuk işleminden sonra Türkiye’de düzenlenen en büyük yurtdışı Sukuk ihracına imza attı.

Türkiye Finans Genel Müdü-

rü Derya Gürerk, konuyla ilgili düzenlenen basın toplantısında “Dünya sermaye piyasalarında artarak devam eden Sukuk ihraçları, bu ürünün önemli finansman araçları arasındaki yerini pekiştiriyor. Biz de Bankamızın ilk Sukuk ihracını son derece başarılı biçimde gerçekleştirdik. 95 yatırımcıdan teklif aldık ve ihracı 500 milyon dolardan kapattık. Gurur verici başarımız Türkiye Finans’ın uluslararası boyutta itibarını gösteriyor. Bu ihraç ile özellikle leasing işlemlerimiz başta olmak üzere tüm fon kullandırımlarımızı kaliteden ödün vermeden artırmaya ve Türk ekonomisi için katma değer yaratmaya devam edeceğiz” dedi ve Türk lirası Sukuk ihracı için çalıştıklarını belirtti: “Ayrıca İş Yatırım aracılığı ile SPK’dan 100 milyon TL Sukuk ihracı yapmak için onay almış durumdayız ve yakın zamanda, SPK tarafından yeni Tebliğ’in yayınlanmasının hemen ardından, TL Sukuk ih-

racını da tamamlayacağız.” Katılım bankacılığının öncü kuruluşu Türkiye Finans, TF Varlık Kiralama A.Ş. ile 500 milyon dolarlık Sukuk ihracına imza attı. HSBC ve Citigroup liderliğinde NCB Capital ve Noor Islamic Bank’ın da yetkilendirildiği Sukuk ihracında Türkiye Finans, T.C. Hazine’sinin geçen yıl ihraç ettiği Sukuk işleminden sonra Türkiye’den düzenlenen en büyük yurtdışı Sukuk ihracını gerçekleştirdi. Konuyla ilgili olarak 6 Mayıs Pazartesi günü Çırağan Palace Kempinski’de yapılan basın toplantısında Türkiye Finans Genel Müdürü Derya Gürerk, HSBC Türkiye Genel Müdürü Martin Spurling, Citibank Türkiye Genel Müdürü Serra Akçaoğlu ve Türkiye Finans Hazine ve Finansal Kurumlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ali Güney bir araya geldi. Uluslararası yatırımcıların büyük ilgi gösterdiği Sukuk ihracında Türkiye Finans’ın Sukuk ihracına toplam 95 yatırımcı teklif verdi ve 1 milyar 900 milyon dolarlık talep toplandı. Bir başka deyişle, Türkiye Finans’ın Sukuk ihracına 3,8 kat fazla talep gelmiş oldu Türkiye Finans Hazine ve Finansal Kurumlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ali Güney, TF Varlık Kiralama A.Ş. ile gerçekleştirilen Sukuk ihracının toplam vadesinin 5 yıl ve getiri oranının %3,95 olduğunu söyledi. “Bu rakamın %4’ün altına inmesi uluslararası yatırımcılar ve piyasalar açısından büyük başarı olarak değerlendiriliyor. Sukuk yatırımcılarımızın %51’i Orta Doğu,

%17’si Avrupa, %17’si Asya ve %15’i İngiltere’den geldi. Yatırımcılarımızın %46’sı bankalar, %39’u fon yöneticileri, %8’i kalkınma bankaları, %5’i özel bankalar ve %2’si diğer yatırımcılardan oluşuyor. Bu da ihracımızın farklı yatırımcı profillerinden ilgi gördüğünü gösteriyor ve hem ihracımıza derinlik kazandırıyor hem de yatırımcı tabanımızı genişletiyor” diye bilgi verdi. Türkiye Finans Genel Müdürü Derya Gürerk de 500 milyon dolarlık Sukuk ihracının büyük bir başarı olduğunu vurgulayarak Türkiye Finans’ın uluslararası piyasalarda tanındığını ve Bankaya güven duyulduğunu belirtti. Bu ihraç ile Katılım Bankacılığında yeni bir sayfa açtıklarını aktaran Gürerk, “Sukuk ihracımız Türk bankacılığı ve ekonomisine önemli değer yaratacak. Sukuk ihracımız ile özellikle leasing işlemlerimiz başta olmak üzere tüm fon kullandırımlarımızı kaliteden ödün vermeden artırmaya odaklanacağız” dedi. Türk lirası Sukuk ihracını da planladıklarını söyleyen Derya Gürerk, “İş Yatırım aracılığı ile SPK’dan 100 milyon TL Sukuk ihracı yapmak için onay aldık. Yakın zamanda TL Sukuk ihracını da başarıyla tamamlayacağız” diye konuştu. Mayıs 2013

11


KATILIM BANKACILIĞI

HSBC’ye islami finansman alanında üç anlamlı ödül HSBC, 2012’de gerçekleştirdiği 22 sukuk işlemi ile Euromoney İslami Finans Ödülleri kapsamında “En İyi Sukuk Finansmanı Kurumu” ödülünü kazanırken, T.C. Hazine Müsteşarlığı için gerçekleştirilen 1.5 milyar dolarlık sukuk işlemi ile de “En Başarılı Sukuk İşlemi” ödülünü aldı. Prestijli Islamic Finance News Dergisi de T.C. Hazine Müsteşarlığı için gerçekleştirilen sukuk işlemi ile HSBC’yi “En Başarılı İslami Finansman İşlemi” ödülüne layık gördü.

H

SBC, 2012 yılında gerçekleştirdiği sukuk işlemleri ile üç ödül aldı. Euromoney Dergisi tarafından verilen Euromoney İslami Finansman Ödülleri kapsamında “En İyi Sukuk Finansmanı Kurumu” ve “En Başarılı Sukuk İşlemi” ödüllerine layık görülen HSBC, bu dönemde farklı coğrafyalarda toplam 22 işlem gerçekleştirdi ve uluslararası sukuk işlemlerindeki liderliğini bir kez daha gözler önüne serdi. HSBC, “En Başarılı Sukuk İşlemi” ödülünü T.C. Hazine Müsteşarlığı tarafından uluslararası sermaye piyasalarında ihracı

12

Mayıs 2013

gerçekleştirilen 1.5 milyar dolar tutarındaki kira sertifikaları (sukuk) işlemi ile aldı. Prestijli Islamic Finance News Dergisi de T.C. Hazine Müsteşarlığı için gerçekleştirilen sukuk işlemi ile HSBC’yi “En Başarılı İslami Finansman İşlemi” alanında ödüle layık gördü. Söz konusu işlem ve ödül, Türkiye’nin “yatırım yapılabilir” statüsünü de güçlendirdi. HSBC, 2012 yılında gerçekleştirdiği 22 adet uluslararası sukuk işlemi ile de “En İyi Sukuk Finansmanı Kurumu” ödülüne layık görüldü. HSBC, Körfez Bölgesi su-

kuk piyasasında sahip olduğu yüzde 40.5’lik pazar payı ve Orta Doğu, Türkiye ve Asya’da önderlik ettiği sukuk ihraçları ile uluslararası sukuk alanındaki hakim konumunu 2012 yılında da pekiştirmiş oldu. HSBC’nin bu ödüle, yalnızca gerçekleştirdiği işlemlerin sayısı ile değil aynı zamanda yarattığı işlem hacmiyle de layık görüldüğü belirtildi. HSBC, T.C. Hazine Müsteşarlığı’nın, 1.5 milyar dolarlık işleminin yanısıra, Katar Devleti’nin bir rekor niteliği taşıyan 4 milyar dolarlık sukuk işlemini de gerçekleştirerek adından söz ettirmişti.


May覺s 2013

13


EKONOMİ

İstanbul’da açılan firma sayısı

2013’ün ilk 4 ayında yüzde 17.78 arttı İ

stanbul Ticaret Odası (İTO), İstanbul’da Oda’ya kayıt yaptıran ve kapanan şirketlerle ilgili yürüttüğü araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Buna göre; 2013 yılının ilk 4 ayında toplam 18.185 şirket açıldı. Kurulan şirketler arasında 8.058 ile şahıs firmaları ilk sırayı, 7.151 firmayla limited şirketler ikinci sırayı, 2.815 kayıt ile de anonim şirketler üçüncü sırayı aldı. 2013 yılının ilk 4 ayında kurulan şirket sayısı bir önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında yüzde 17.78’lik artış gözlendi. 2013 yılının ilk 4 ayında 18.185 şirket kurulurken, 4.849 şirket ise kapandı. Böylece İstanbul ekonomisine ilk 4 ayda net 13.336 yeni firma aktif olarak katıldı. 2012’nin ilk çeyreğinde ise İTO kayıtlarına net 9.840 yeni firma katılmıştı. Böylece ilk 4 aylık dönemler karşılaştırıldığında, net firma sayısı 2012 yılına göre 2013’te yüzde 35.53 artış gösterdi. 2013 yılı Ocak-Nisan döneminde kurulan anonim şirket sayısı 2012 yılının ilk çeyreğine göre yüzde 261.83’lük artışla 778’den 2.815’e çıktı. Aynı dönemde limited şirket sayısı 6.243’den 7.151’e yükseldi. Artış oranı yüzde 14.54 oldu. Kurulan şahıs şirketi sayısı ise yüzde 3.09 azalarak, 8.315’den 8.058’e

14

Mayıs 2013

geriledi. Araştırmaya göre 2012’ün ilk 4 ayında kapanan şirket sayısı 5.600 iken; bu rakam bu yılın aynı döneminde yüzde 13.41 azalarak 4.849 oldu. İstanbul Ticaret Odası’nın 2013 yılı Mayıs ayı başı itibariyle aktif toplam üye sayısı ise 335.236. YALÇINTAŞ: KREDİ HACMİNDEKİ ARTIŞ ETKİLİ OLDU

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Murat Yalçıntaş, şirket kuruluşlarında 2013 yılının ilk çeyreğinde gerçekleşen artışın, girişimcilerimizin ülke ekonomisine ve istikrarın süreceğine inancını ortaya koyduğunu söyledi. Yalçıntaş, “2013 yılının ilk çeyreği ile birlikte kredi hacmindeki artış, yurt içi talebin kısmen canlandığına işaret ediyor. Merkez Bankası’nın yurtiçi talepteki aşı-

rı artışa karşı alacağı tedbirlerin enflasyon ve cari açık üzerinde olumlu etkiler yaratacağı beklentisi de var. Ayrıca İTO’nun İstanbul Piyasa Güven İndeksi ile Piyasa Eğilim ve Beklenti İndekslerinde de önemli bir iyileşme sözkonusu. Yeni şirket sayısındaki artış, girişimcilerimizin ülke ekonomisine ve istikrarın süreceğine inandığını ortaya koyuyor” diye konuştu. Yalçıntaş, 2013 yılı Ocak-Nisan döneminde anonim şirket kuruluşlarındaki yüzde 261.83’lük yükselişte ise Yeni Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile getirilen düzenlemelerin etkisi olduğunu söyledi. Yalçıntaş, “Bu yılın ilk 4 ayında 2.815 anonim şirket kuruldu. Geçen yıl bu sayı 778 idi. Bu artışta yeni TTK ile anonim şirketlere getirilen kolaylıkların ve sağlanan avantajların da etkili olduğunu söylemek mümkün” dedi.


Cebimizde 127 milyar TL kredi taşıyoruz Karşılaştırma sitesi Enuygun.

com’un analizine göre, Ocak 2013 itibariyle bankaların kredi kartlarına verdiği toplam harcama limitleri sektör genelinde 127 milyar TL’ye ulaştı. 2009 yılında 67 milyar TL olan bu rakam, bugün ulaştığı seviye ile beş yıl içerisinde iki katına çıkmış oldu. Aynı dönem içinde bireysel kredi kartı borçları iki kat artarken, kurumsal kredi kartı borçlarında ise sekiz kat artış kaydedildi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerine göre, 2009 yılının Ocak ayında 43,5 milyon olan kredi kartı sayısı 2013 Ocak ayı itibariyle 55 milyona yaklaştı. Bankaların kredi kartlarına verdiği harcama limitleri taahhütleri ise aynı dönemde iki kata yakın artarak 67 milyar TL’den 127 milyar TL’ye yükseldi. Bu verilere göre, kredi kartı başına ortalama harcama limiti ise son beş yıl içerisinde yüzde 50 oranında artarak bin 500 TL’den 2 bin 300 TL’ye yükselmiş oldu.

limitlerin yüzde 86’sı özel bankalardan

2013 Ocak ayı itibariyle yerli özel bankaların kredi kartı harcama limitleri taahhütleri 75 milyar TL’ye ulaşırken, kamu bankalarında bu rakam 17 milyar 500 milyon TL olarak gerçekleşti. Yabancı özel bankaların verdiği kredi harcama limitleri taahhütleri ise 35 milyar TL’ye yaklaşıyor. Verilere göre, sektörde kredi kart harcama limitlerinin yüzde 86’sı özel bankalardan, yüzde 14’ü ise kamu bankalarından sağlanıyor. kart borçları da ikiye katlandı

Son beş yıl içerisinde 11 milyonun üzerinde artan kredi kart sayısı ve limit artışına karşılık, kredi kartı borçlarında da yükselme hız kesmedi. 2009 Ocak ayı itibariyle bireysel kredi kartı borçları 33 milyar 800 milyon TL iken, 2013 Ocak ayı itibariyle iki kattan fazla artarak 72 milyar TL’ye ulaştı. Kurumsal kredi kartı borçlarındaki artış ise aynı dönemde sekiz kata yakın gerçekleşerek

858 milyon TL’den 6 milyar 534 milyon TL’ye yükseldi. Enuygun. com Baş Analisti Betül Sungurlu, “Kredi kartı borçlarının toplam kart limitlerine oranında da yükselme var. 2009 yılında sektör genelinde toplam harcama limitlerinin yüzde 50’si oranında olan kredi kartı borçları, 2013 itibariyle yüzde 60’lara yükselmiş durumda. Bu yükselişte kurumsal kredi kartı kullanımındaki artışın payı olduğu gibi, bireysel kredi kartlarında taksitli borçlanmanın geçmişe göre daha çok kullanılmasının payı var” dedi.

Mayıs 2013

15


EKONOMİ

Halka arzlar 2012 yılında sürdürdüğü hızlı ilerlemesini 2013’ün ilk çeyreğinde de gösteriyor TÜYiD ve MKK tarafından dördüncüsü hazırlanan Borsa Trendleri Raporu 800 bin yatırımcının portföyleri incelenerek hazırlanan Risk İştahı Endeksi ve yatırım yapılan menkul kıymet verileri gibi yeniliklerle piyasaların nabzını tutmaya ve yatırımcılara yol göstermeye devam ediyor

T

ürkiye Yatırımcı İlişkileri Derneği (TÜYİD) ve Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından hazırlanan “Borsa Trendleri” raporunun dördüncüsü yayınlandı. Rapor, yatırımcı ilişkilerinde 2013 yılının ilk çeyreğini değerlendiriyor. Yerli ve yabancı yatırımcılar açısından oldukça çarpıcı kıyaslamalar içeren rapor, şirketlerin hisse senetlerini elde tutma sürelerini, halka açılan şirketleri, piyasa değerlerini, halka açıklık oranlarını, endeks performanslarını, işlem hacimlerini ve yerliyabancı ya da yatırımcı türleri bazında dağılım ve performanslarını bir arada inceliyor. Diğer bir yandan raporda ilk defa Risk iştahı endeksi ve menkul kıymet bazında yatırımlar da yayınlanıyor. sırada ikincil arzlar var “Borsa Trendleri” raporuna göre, halka arzlar 2012 yılında sürdürdüğü hızlı ilerlemesini 2013’ün ilk çeyreğinde de gösteriyor. 2013 yılının ilk çeyreğinde en çok göze çarpan ve en büyük halka arz, “Halk Gayrimenkul Yatırım

16

Mayıs 2013

Ortaklığı A.Ş” olarak gerçekleşti ve 18 bin 623 yatırımcının katıldığı arzda 4 bin 500 adet yatırımcı ilk defa pay senedi aldı. Rapora göre, birincil halka arzı gerçekleştirilen Pegasus Hava Taşımacılığı A.Ş’nin ardından, hali hazırda piyasada işlem gören Türk Telekomünikasyon A.Ş, Emlak Konut GYO A.Ş. gibi şirketlerin ikinci halka arzları planlanıyor. Halka arz ve yatırımcıları bilinçlendirme seferberliğinin şirketlerin halka açıklık oranlarını ve fiili dolaşımdaki (aktif olarak işlem gören) pay miktarını da olumlu etkilediği gözleniyor. 2013 yılı 1. çeyreği sonu itibariyle BIST-Tüm’ün fiili dolaşımı baz alındığında halka açıklık oranı yüzde 29 olarak belirtiliyor. Bu oran geçen yılın aynı döneminde ise yüzde 27 seviyelerindeydi. İlk çeyrekte BIST’in işlem hacmi yüzde 26 arttı Raporda, yılın ilk üç ayında endekslerin işlem hacimleri (Piyasa Değeri TL) incelendiğinde en yüksek hacmi geçen yılın son çeyreğine göre yüzde 55’lik artış ile BIST Holding ve Yatırım’ın gerçekleştirdiği görülüyor. BIST-Tüm genelinde işlem hacimleri karşılaştırıldığında ise 2012 yılının aynı dönemine göre yüzde 26 oranında bir yükseliş gözlemleniyor. yabancılarda portföy değerine göre dağılım sıralaması değişmedi Mart 2013 itibarıyla İMKB’de en yüksek portföy değerine sahip ilk üç ülkenin yıl sonu göre değişmediği ve ABD, İngiltere ve Lüksemburg olduğu görülüyor. ABD’de yerleşik 1.324 adet yatırımcı toplam yabancı yatırımların üçte birine sahipken, ilk iki

sırada yer alan ABD ve İngiltere’de bulunan yatırımcılar toplam portföyün yarısından fazlasını elinde tutuyor. En fazla yatırımcı yatırım fonlarında Menkul kıymet bazında bakıldığında, 2.697.943 adet yatırımcı ile en fazla yatırımcı yatırım fonlarında görülürken, pay senetleri 612.165 TL’lik piyasa değeri ile en yüksek piyasa değerine sahip sermaye piyasası aracı olarak öne çıkıyor. Risk İştahı Endeksi TÜYİD ve MKK tarafından yayınlanan rapora, yatırımcılar için yeni bir gösterge olarak MKK’nın e-Veri projesi çerçevesinde hazırladığı ‘Risk İştahı Endeksi (RISE)’ de eklendi. RISE, Kasım 2005’ten itibaren herhangi bir dönemde 5.000 TL. ve üzeri pay senedi portföy değerine sahip olmuş yatırımcıların cuma günü itibari sahip oldukları pay senedi ve A tipi yatırım fonu portföy değerlerinden yola çıkılarak haftalık olarak hesaplanıyor. RISE, yaklaşık 800 bin yatırımcının portföy değerlerinde önceki haftalara göre değişimleri bir algoritma yardımıyla analiz ederek endeks değerini belirliyor. RISE değerinin, belirlenmiş eşik değer olan 50’nin üzerinde (altında) olması yatırımcıların ortalamada kendi normal seviyelerine oranla daha fazla (az) risk iştahlarının olduğuna işaret ediyor. Yatırımcıların farklı yatırım davranışlarına sahip olmalarını dikkate alarak, genel endeksin haricinde, 6 farklı yatırımcı grubuna özel RISE hesaplanarak, sermaye piyasalarımıza sunulmaktadır.


Yabancı markalar Türkiye’ye akıyor Son yıllarda marka başvurusuyla Avrupa’nın zirvesinde yer alan Türkiye’ye yabancıların ilgisi artmaya devam ediyor

Marka başvurusuyla Avrupa’nın

zirvesinde yer alan Türkiye’ye yabancıların ilgisi artmaya devam ediyor. Yılın ilk çeyreğinde yurt dışından Türkiye’ye yapılan başvurular sonucunda tescillenen marka sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 216,7 artarak 5 bin 114 oldu.

Sınai mülkiyet alanında son dönemde önemli atılım gerçekleştiren ülkelerin başında yer alan Türkiye’de markalarını koruma altına almak isteyen yerli ve yabancı çok sayıda kişi ve şirket, ocak-mart döneminde TPE’nin kapısını çaldı. Enstitü, yılın ilk çeyreğinde 20 bin 742′si Türkiye’den, 5 bin 114′ü yurt dışından gerçekleştirilen başvurularla toplam 25 bin 856 markanın tescilini yaptı. Yurt dışına ilişkin tescil rakamı geçen yılın aynı döneminde bin 615′ti. Marka tescillerinin, TPE’ye baş-

vuran ülkelere göre dağılımına bakıldığında ise ilk sırada Almanya yer aldı. TPE, söz konusu dönemde Almanya’nın 941 markasını tescil ederken, bu ülkeyi 901 tescille ABD izledi. İsviçre’nin 449, Fransa’nın 399, İtalya’nın 355, Çin’in ise 305 marka başvurusu tescille sonuçlandı.

Vakıf Bank’tan ilk çeyrekte 523 milyon TL net kar Net karını yıllık bazda %24.5, çeyreklik bazda %16 artıran VakıfBank, 2013 yılının ilk çeyreğinde 522.7 milyon TL net kar elde etti. VakıfBank’ın aktif büyüklüğü bir önceki yılın aynı dönemine göre %12.8 artışla 106.8 milyar TL’ye, nakdi kredileri ise %15.3 artışla 69.4 milyar TL’ye yükseldi.

lendiren VakıfBank Genel Müdürü Halil Aydoğan; VakıfBank’ın son dönemlerde istikrarlı bir şekilde karlılığını artırmaya devam ettiğini, ilk çeyrekte ulaşılan 523 milyon TL net kar ile ortalama özkaynak karlılığının %17.4, ortalama aktif karlılığının ise %2 seviyesine yükseldiğini ifade etti. Reel ekonomiye artan destek

mayan finansal sonuçlarını açıklayan VakıfBank’ın Türkiye ekonomisine sağladığı nakdi ve gayrinakdi kredi toplamı 87.5 milyar TL’ye ulaştı. Bilançosunda kredilerin payı %65’e yükselen VakıfBank, reel ekonomiye en çok destek olan bankalardan biri oldu.

Nakdi kredilerini yıllık bazda %15.3, çeyreklik bazda %2.2 oranında artırarak 69.4 milyar TL’ye yükselttiklerini; üretime, ihracata, projelere ve dolayısıyla istihdama destek olmaya devam ettiklerini ifade eden Aydoğan, “VakıfBank verimliliği yüksek kredi segmentlerinde büyümeye ve ekonomiye değer yaratmaya devam ediyor” dedi.

İstikrarlı karlılık artışı

Artan kaynak çeşitliliği

2013 yılı ilk çeyrek konsolide ol-

2013 yılı ilk çeyrek konsolide olmayan finansal sonuçlarını değer-

Vakıf Bank’ın önceliklerinden birinin kaynak çeşitliliğini ve kay-

naklarının vadesini artırmak olduğunu vurgulayan Genel Müdür Aydoğan sözlerine şöyle devam etti:“Gerek yurt içinde ve yurt dışında gerçekleştirmiş olduğumuz bono ve tahvil ihraçları, gerekse yurt dışından sağlamış olduğumuz uzun vadeli kredilerle kaynak yapımızı çeşitlendirmeye devam ediyoruz. Mevduat dışı kaynak çeşitlendirmesi stratejimizin Türk bankacılığının yapısal sorunu olan aktif-pasif vade uyumsuzluğunu azaltmak için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yurt içi ve yurt dışı sermaye piyasalarında yatırımcılardan ilgi gören bono ve tahvil ihraçlarını gerçekleştirmeye devam edeceğiz.” Mayıs 2013

17


AYIN KONUĞU

Oturduğumuz Bölgeye Güveniyoruz! Ak sigorta Genel Müdürü Uğur Gülen,Türkiye’nin bugüne kadar afet bilinci konusunda gerçekleştirilmiş en geniş kapsamlı araştırması olan “Ak sigorta Afet Bilinci Araştırması”na göre yüzde 96’sı farklı oranlarda deprem tehlikesi altında, yüzde 66’sı aktif fay hatları ile kaplı Türkiye’de toplumun yüzde 80’i oturduğu bölgeyi afet riski altında görmediğini belirti. “YAŞADIĞIM BÖLGE RİSK ALTINDA DEĞİL”

Türkiye’de her 100 kişiden sade-

ce 5’i kendini afet riski altında görüyor, afet durumunda can ve mal kaybına uğrayacağını düşünüyor ve bunun için hazırlıklı. Ak sigorta tarafından, Nielsen’e yaptırılan Türkiye’nin bugüne kadar afet bilinci konusunda gerçekleştirilmiş en geniş kapsamlı araştırması olan “Afet Bilinci Araştırması”, Türk toplumunun afetler konusundaki bilinç ve yaklaşım tarzı ile ilgili ilginç ve çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Türkiye’yi temsil eden 14 ilde 16-64 yaş grubuna dahil 1.212 kişi ile yapılan araştırma, toplumun başta deprem olmak üzere afetler konusunda farkındalığının olduğunu, ancak kendini risk altında görmediğini ortaya çıkardığını belirti.

18

Mayıs 2013

Ak sigorta’nın “Afet Bilinci Araştırması”na göre, Türkiye’de her iki kişiden biri afete, her 5 kişiden 2’si depreme maruz kaldığını dile getirirken, toplumun yüzde 80’i oturduğu bölgeyi afet riski altında görmüyor. Topraklarının yüzde 96’sı farklı oranlarda deprem tehlikesi altında olan ve yüzde 66’sı aktif fay hatları ile kaplı Türkiye’de, araştırmaya katılan 1.212 kişinin sadece yüzde 14’ü fay hattı üzerinde olduğunu düşündüğünü belirtti. Yüzde 4’lük oran ise, sel ve diğer afetler açısından risk altında olduğunu dile getirdi. Sonuçlar bölgeler bazında değerlendirildiğinde; Türkiye’nin yakın tarihinde çok önemli kayıplar verdiği depremlerin gerçekleştiği Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayanların yüzde 92’si oturduğu bölgenin deprem riski altında olmadığını dile getirirdi. Bu oran, İç Anadolu’da yüzde 90, Akdeniz Bölgesi’nde yüzde 80, Karadeniz’de yüzde 79, Marmara’da yüzde 73, Ege Bölgesi’nde ise yüzde 69 olarak gerçekleşti.Türkiye’de her 10 kişiden 1’i kendini afet riski altında görmesine ve afet durumunda can ve mal kaybına uğrayacağını düşünmesine rağmen harekete geçmiyor. AFET DENİNCE AKLA DEPREM GELİYOR

Araştırmaya göre, Türkiye’de afet denince hemen herkesin (Yüzde

85) aklına ilk olarak deprem geliyor. Türkiye’de her 5 kişiden 2’si sel, dolu, fırtına, toprak kayması, kuraklık, çığ ve volkanın yıkıcı etkileri olduğunu düşünmüyor. Araştırmaya katılanların yüzde 85’i afet denince aklına ilk önce “deprem”in geldiğini belirtirken, yüzde 8’i sel/ su taşkınları, yüzde 2’si yangınlar, yüzde 2’si toprak kayması ve kaya düşmesi, yüzde 1’i şiddetli soğuk ve donma, yüzde 1’i çığ, diğer yüzde 1’i ise afetin, kuraklığı çağrıştırdığını ifade etti. Araştırmaya göre, her iki kişiden biri (yüzde 51) doğal afete maruz kaldığını söylüyor. Bu oran, Akdeniz Bölgesi için yüzde 70 iken, Marmara Bölgesi için yüzde 66, İç Anadolu Bölgesi için yüzde 47, Karadeniz Bölgesi için yüzde 41, Doğu Anadolu Bölgesi için yüzde 37. Ege Bölgesi, yüzde 20 oranla doğal afete en az maruz kaldığını dile getiren bölge olarak dikkat çekiyor. Araştırma sonuçlarına göre, depreme maruz kaldığını düşünenlerin oranı yüzde 44. Sonuçlar bölge bazlı olarak incelendiğinde ise Marmara Bölgesi’nde yüzde 63, Akdeniz Bölgesi’nde yüzde 60, İç Anadolu Bölgesi’nde yüzde 45 oranlarına ulaşılıyor. İç Anadolu Bölgesi’ni yüzde 32’lik oran ile Doğu Anadolu, yüzde 17’lik oran ile Karadeniz Bölgesi izlerken, geçtiğimiz Ocak ayında Bozcaada açıklarında meydana gelen ve artçı sarsıntıları günlerce süren 6.2 büyüklüğündeki depremden en çok etkilenen Ege Bölgesi’nde ise bu oran sadece yüzde 14. Hem do-


ğal afete maruz kalanların, hem de depreme maruz kalanların üçte ikisi ise zarar gördüğünü ifade etti. BEŞ KİŞİDEN İKİSİ AFET MAĞDURU

Araştırmaya göre, toplumun yüzde 33’ü afetlerden, yüzde 27’si depremlerden hasar gördüğünü beyan etti. Depremden hasar görenlerin yarısı, gördüğü zararı, “Fiziksel/ psikolojik/duygusal zarar” olarak tanımlarken, depreme maruz kalan her 10 kişiden biri ise binasının hasar gördüğünü beyan etti. Yaşanan hasar sonrasında alınan aksiyonlara bakıldığında ise enteresan sonuçlara ulaşıldı. Depremden zarar gördüğünü ifade edenlerin yüzde 56’sı, bulunduğu durumu iyileştirmek adına hiçbir şey yapmazken, alınan aksiyonlar arasında akrabalarının yanına taşınma, kendi imkanlarıyla tadilat yapma, hastaneye gitme, Belediye’ye, Kızılay’a ve Valiliğe başvurma, AKUT’a, Jandarma ve Akom’a başvurma, sigorta şirketini arama ve çadırda kalma bulunuyor. ÖNLEMLERİ GEREKLİ BULDUĞUMUZ HALDE UYGULAMIYORUZ!

Araştırmaya katılan her 5 kişiden 3’ü deprem ve sel ile ilgili önlemleri gerekli bulduğu halde uygulamıyor. Toplumun yüzde 59’u zorunlu deprem sigortası yaptırma, deprem çantası hazırlama, deprem planlaması, bina kontrolü yaptırma, eşyaları sabitleme ve emniyetli noktaları belirleme gibi deprem için tavsiye edilen temel önlemleri gerekli bulduğu halde uygulamıyor. Toplumda her 10 kişiden 1’i ise deprem için tavsiye edilen bu temel önlemleri almayı gereksiz bulduğunu ifade ediyor. Sel için önerilen tedbirleri gerekli bulduğu halde uygulamama oranı yüzde 54. Buna karşın deprem sırası ve sonrasında gerekli önlemleri bildiğini beyan edenlerin oranı yüzde 80’in üzerinde. Bu oran, sel sırasındaki önlemler için yüzde 90, sel sonrasındaki önlemler için ise yüzde 77.

DEPREM ÖNLEMİ ALMADA EN DUYARLI BÖLGE MARMARA

Deprem önlemi alma konusunda en duyarlı bölge, yüzde 48 ile Marmara. Marmara Bölgesi’ni sırasıyla yüzde 32 oranla Akdeniz, yüzde 28 oranla Karadeniz, yüzde 26 oranla Ege, yüzde 22 oran ile İç Anadolu ve yüzde 17 ile de Doğu Anadolu Bölgeleri takip ediyor. ÖNCE AİLE VE TANIDIKLARIMIZI ARIYORUZ

Ak sigorta’nın “Afet Bilinci Araştırması”na göre 10 kişiden 4’ü afet sonrasında ilk olarak aile ve tanıdıklarını arıyor. Araştırma, kadınlarda (yüzde 61), erkeklere oranla (yüzde 53) aile / tanıdıklara ulaşmaya çalışma eğiliminin daha yüksek olduğunu da gösteriyor. İlk olarak Ambulans için gerekli telefonları arayanların oranı yüzde 16 iken, Kızılay (%13), AKUT (%11), Polis (%7) ve İtfaiye’yi arayanların oranı yüzde 6. Araştırma, Türk toplumunun doğal afet sonrasında öncelikle kime yardım elini uzattığı konusuna da ışık tuttu. 18 yaşından küçük çocuk sahibi ebeveynler yardım ellerini önce çocuklarına uzatırken (yüzde 77), öncelik sırasında çocukları eş (yüzde 13), anne (yüzde 4), kardeş (yüzde 3), ailedeki yaşlılar, abla ve torunlar (yüzde 1) takip ediyor. 0-18 yaş grubunda çocuğu olmayan yetişkinler ise yüzde 34 oranda yardım elini ilk olarak annesine uzatacağını ifade ediyor. DEPREM HABERCİSİ DOĞA OLAYLARINA İNANIŞ ORANI ÇOK YÜKSEK… FAVORİ: KÖPEKLER

Türk toplumunun büyük çoğunluğu (yüzde 70) dünyanın çeşitli ülkelerinde yürütülen “deprem öncesi uyarı” niteliği taşıyan ileri teknoloji araştırmalarını desteklerken, her 10 kişiden 5’i de doğada deprem öncesi habercisi olarak tanımlanan birtakım işaretler oldu-

ğuna inanıyor (yüzde 46). Her 10 kişiden 4’ü ise deprem öncesinde köpeklerden farklı davranışlar bekliyor. Deprem öncesinde işaret verdiğine inanılan diğer hayvanlar ve doğa olayları ise şöyle: Kediler,kuşların dairesel olarak uçmaları ve gökyüzünde ağlamaları, çatılarda kümeleşmeleri, karıncaların banyo ve tuvaletlere hücumu ve bir zincir halinde yukarılara, çatıya doğru tırmanmaları, gökyüzünde renkli ışımalar, ateş topları, deniz, kuyu, kaynak ve kaplıca sularında sıcaklık artışı, deniz dibinde hareketlenme, deniz suyu seviyesinde yükselme, deniz kıyısında çamurlaşma, toplu balık ölümleri, balıkların karaya vurması, akvaryum balıklarının akvaryum dışına sıçraması, topraktan gaz çıkışları, güneş tutulması, gökyüzünün kırmızı olması, gökyüzünde normalden fazla yıldız bulunması, ani hava sıcaklığı, ani bunaltıcı sıcak, havada tozlanma ve bulutlanma. AKSİGORTA GENEL MÜDÜRÜ UĞUR GÜLEN: “DAHA ÇOK YOLUMUZ VAR”

Ak sigorta’nın yaptırdığı Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en geniş kapsamlı afet bilinci araştırması olan “Afet Bilinci Araştırması”nın sonuçlarını değerlendiren Ak sigorta Genel Müdürü Uğur Gülen, ülkemiz topraklarının yüzde 96’sının başta deprem olmak üzere doğal afet riski altında olduğunu hatırlatarak şunları söyledi: “Türkiye, başta deprem olmak üzere doğal afetler konusunda riski çok yüksek bir ülke. Çok sayıda vatandaşımızı doğal afetler nedeniyle yitirdik, ülke olarak büyük ekonomik kayıplar yaşadık. Özellikle deprem konusunda toplumun çoğunda belki de ilk defa yüksek farkındalık yaratan, binlerce vatandaşımızı yitirdiğimiz Marmara Depreminin üzerinden yaklaşık 14 yıl geçti. Ancak Ak sigorta olarak yaptırdığımız araştırma gösteriyor ki, afet bilinci konusunda kat etmemiz gereken daha çok yol var”dedi. Mayıs 2013

19


KALİTE

Kurumlarda Kalite Yönetimin Süreci Günümüzde kuruluşlar arasındaki rekabetin hızlanmasıyla beraber düşük maliyet, yüksek kar hedefleri ile birlikte öne çıkan kavramlardan biri de “ Kalite” dir.

(Yeliz Sinan Sarıçam / İş Geliştirme ve Kalite Yönetim Uzmanı ) Kurumlarda Kalite Yönetim Süreci

K

alite müşteri tatminidir, verimliliktir, esnekliktir. Bir programa uyarak işleri zamanında yapmaktır.Ya da Bir programa uymak ve işleri zamanında yapmaktır. Kalitenin en yaygın tanımı ise şartlara ve kullanıma uygunluktur. Kalitenin birçok anlamı olmakla beraber birçok kavramla da ilişkisi bulunmaktadır. Ayrıca son yıllarda yapılan araştırmalara göre kurumlar tarafından en fazla geliştirilmesi gereken konuların başında gelmektedir. Bu kavram günümüz koşulların20

Mayıs 2013

da tüm kuruluşları değişime zorlamaktadır. Küreselleşen dünya pazarından daha fazla pay almaya çalışan kuruluşlar tüm tabana yayılan köklü değişiklikler yapmalıdır. Bu noktada en önemli konu rekabet ve verimliliktir. Rekabet ve verimliliğe giden yol sadece ürettiğiniz ürün veya verdiğiniz hizmetin kalitesinden değil, tüm yönetimsel ve operasyonel süreçlerinizin kalitesinden geçmektedir. Kaliteli ürün ve / veya hizmet sunulmasında sistemin önemi büyüktür. Fakat sistemin işleyip işlememesinde insan faktörü önemli bir role sahiptir. Genellikle kurumlarda çalışan personel, kalite ile ilgili faaliyetlerin üretkenliği azalttığını ve bürokrasiyi arttırdığını düşünmektedir. Bu tür düşünceler tamamen yanlış olmakla beraber bu anlayış kurum içerisinde uygulanmaya konacak Kalite Yönetim Sisteminin önündeki en büyük engeldir. Kurumlar uzun vadede var olmak ve büyümek istiyorlarsa Kalite Yönetimi kurum kültürü olarak benimsemelidirler. Burada kültürü tanımlamakta yarar vardır. Kültür, organizasyon içinde bulunan

tüm bireyler tarafından benimsenen değerler bütünüdür. Bu konuda üst yönetime önemli görevler düşmektedir. Üst yönetim sisteme gerekli desteği vermeli, uygun alt yapıyı oluşturmalı ve bu amaç için gerekli olan organizasyonları kurmalıdır. Bu süreci sadece teoride bırakmamalı uygulamalara da yansıtmalıdır. Kurumlarda Kalite Yönetimin en temel ilkelerinden biri olan “Katılımcı Yönetim” benimsenmelidir. Burada katılımdan kasıt kurum çalışanlarının tümünün fikir ve görüşlerine önem verilmesi ve yararlanılmasıdır. Kalite Yönetim bu tür özellikleriyle ait olduğu kurumda çalışmaktan gurur duyan çalışanlar yaratır ve geleneksel hiyerarşik kurum yapılarından ayrılır. İyi organize edilmiş ve tam katılım sağlanmış olan kalite yönetim sistemi, ürün ve/ veya hizmeti güvence altına alan, yapılacak çalışmalara rehberlik eden, sevk ve idarede kolaylık sağlayan, bir sistem olarak karşımıza çıkacaktır. Sonuç olarak kalite yönetim süreci kurumun bütününde uygulandığında ve tam katılım sağlandığında anlamlı bir süreç olacaktır.


Dünyamızda insan yaşamını mümkün kılan ve doğayı besleyen ana enerji kaynağı güneştir Bugün için ülkemizin rüzgar enerjisi ekonomik potansiyeli 150 000 MW ı aşmıştır. 5 milyon konutumuzun elektriğini güneş enerjisi ile , 5 milyon konutumuzun ısınmasını jeotermal enerji ile hemen şimdi sağlayabiliriz. % 100 Yenilenebilir enerjiye geçiş,artık bir ütopya olmaktan çıkmıştır. Bugün dünyada 300 den fazla kent ve kasaba kendi ihtiyacından fazlasını yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamaktadır. Türkiye 2023 yılında % 100 yenilenebilir enerjiye geçecek kaynaklara sahiptir. Türkiye’de hiçbir şekilde desteklenmemesine rağmen rüzgar güç santralları 2500 MW a ulaşmış, jeotermal enerji santralları 100 MW kurulu gücü geçmiştir. Karar vericiler ve kamuda konu ile ilgili görevliler,yatırımcıları caydırmak için ellerinden geleni yapmakta ve hatta Yenilenebilir Enerji için, “Yapılmasa da olur, yapmanıza gerek yok.Keşke yapmasanız” gibi söylemleri sıkca dile getirmektedir. Şebekeye bağlanmak için müracaat edildiğinde ilgili şebekeden sorumlu kamu kuruluşu, “Bağlayamazsınız, şebekenin dengesini bozar” diyor. Merkez kapitalist ülkeler yenilenebilir kaynaklarını 1970’li yıllardan itibaren gündeme getirmiş ve petrole olan bağımlılığını azaltmaya çalışmış. Kömür gibi, petrol gibi hem iklimi değiştiren hem de yakıldığında çevresindeki doğaya ve insanlara zarar veren fosil yakıtları atmosferin içinde yakıp kullanarak yaşamın düzgün gidemeyeceğini anlamış ve önlemler almaya başlamış. Örneğin; Londra’da 1952 yılında 3 gecede 12 000 kişinin yakılan kömür nedeniyle zehirlenerek ölmüş. Bunun üzerine İngiliz hükümeti, “Fosil dışı yakıt kullanım programı”nı başlatmış. Batılılar ilk olarak enerjinin etkin kullanımına, yani daha az enerji ile daha çok iş yapmaya yönelmiş. Çözüm daha az enerji kullanmak. Endüstrileşmiş ülkeler petrol krizi sonrası hemen buna geçtiler. Petrol krizi sonrası ABD başta olmak üzere endüstrileşmiş ülkeler yenilenebilir kaynak ve teknolojilerini gündemlerine aldılar. Buna 1980’de başladılar.

OECD ülkeleri enerji bakanlıklarının verdiği destekle güneş pillerini, rüzgârı, sıcak su üretimini, jeotermal enerjiyi, biyokütle enerjisini geliştirme yollarını aradılar. O teknolojileri, şu anda insanlığın gündeminde olan proses ısısı ve elektrik üretiminde nasıl kullanabileceklerinin peşine düştüler.

Dünyamızda insan yaşamını mümkün kılan ve doğayı besleyen ana enerji kaynağı güneştir.

Güneş her gün var olarak atmosferin battaniyesi olan sera gazları ile birlikte atmosferin içinin sıcaklığını - 60 dereceden ortalama + 16 dereceye getirmektedir. Kömür, doğalgaz ve petrol enerjinin teferruat kısmıdır. Örneğin, Erzurum’da sıcaklık - 30 derece olduğu zaman fosil yakıtlarla evimizin sıcaklığını + 20’lere çıkarıyoruz. Antalya gibi sıcak bölgelerdeki +40’lardaki sıcaklığı 20 dereceye indiriyoruz. Burada teferruat kısmını fosil yakıtlarla yapıyoruz. Bu teferruat kısmının tamamını yenilenebilir enerji kaynakları ile sağlayabiliriz. Dünya çapında bugun artık ruzgar güç santralları gücü 300 000 MW a ulaştı. Rüzgar güç santralları ülkeleri özgürleştiriyor ve barışa kavuşturuyor. Enerji kaynaklı savaşları ortadan kaldırıyor. Ayrıca son on yılda dünya çapında yenilenebilir enerji ile yaratılan istihdam 5 milyon kişiyi geçti. Bugun enerjisinin % 25 inden fazlasını rüzgardan sağlayan Danimarka’da rüzgârın emre amade olma oranı yüzde 19. Bu termik santrallerde yüzde 80’lerde gerçekleşiyor. Rüzgârda Avrupa ortalaması yüzde 20. Çeşme’de kıyıda yüzde 30. Yani Danimarka’ya göre Çeşme’de rüzgar türbinleri yüzde 50 daha fazla elektrik üretiyor. Bozcaada yüzde 40, rüzgâr ölçümü yaptığımız ve Marmara üniversitemizin enerjisini sağlayabileceğimiz Marmara Adası yüzde 46 oranında elektrik üretim kapasitesine sahip. Yani Türkiye Avrupa’ya göre ortalama yüzde 50 daha iyi rüzgâr potansiyeline sahip bir ülke. Ben rüzgâr atlasını 1989 yılında, Avrupa’nın rüzgâr atlası yapılırken yaptım. O zamanki tespitim, Türkiye’nin 83 bin MW teknik rüzgâr potansiyeli olduğuydu. Daha sonra, EİE 2002’de yaptığı çalışmada 88 bin olarak ortaya koydu. Bana göre Türkiye’nin rüzgar güç santralları ekonomik potansiyeli 150 bin MW ‘ın üzerindedir.

Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar Marmara Üniversitesi Enerji Ana Bilim Dalı Başkanı Dünya Rüzgar Enerjisi Birliği Başkan Yardımcısı

30 milyon insan her yıl gelip Türkiye’de güneşleniyor. Türkiye dünyanın güneşten elektrik üretimine en uygun ülkelerinden biri. 2012 de dünya güneş enerjisinden elektrik üretimi şampiyonları arasında Avrupa dan İtalya ve Almanya var. Almanya 2040 yılında % 100 yenilenebilir enerjiye geçmek için yaklaşık 300 lkişilik bir uzman heyetiyle çalşımalarını sürdürüyor. Şimdi bütün dünyanın yöneldiği, “Bizde keşke güneş olsa da yapsak” dedikleri bizde var. Ama biz buna destek vermiyoruz. Aksine bir an önce seri üretime geçilsin, kendi ülkemizde kullanılsın demeliyiz. Sorundan yana değil çözümden yana davranırsak hemen 5 milyon konutumuzun çatın ve yüzeylerini güneş pilleri ile kaplayabiliriz. Tamamı ile yerli, kimseye bağlı olmayan, koyduktan sonra herhangi bir faturası olmayan... Ne kadar rahatlarız düşünebiliyor musunuz ekonomik olarak? Dışarıya olan bağımlılığımız da azalır. Petrole, gaza olan bağımlılığımız biter. Bunun imkânı en fazla ülkemizde var. Bu kadar güneş, rüzgâr var... Jeotermalde de durum farklı değil. Şu anda 5 milyon konutu hemen jeotermalle ısıtabiliriz. Ne doğalgaza, ne kömüre; hiçbir şeye ihtiyacımız yok. O kadar da az kanser olur insanlarımız. O kadar da az kanser ilacı ithal edebiliriz. O kadar az kanser hastası yurt dışına göndeririz. Biz EUROSOLAR Türkiye (Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği Türkiye Bölümü) olarak bu yıl üçüncüsünü 27-29 Haziran 2013 tarihinde Maltepe de Türkan Saylan Kültür Merkezinde düzenleyeceğimiz IRENEC 2013 3. Uluslararası % 100 yenilenebilir Enerji Konferansına katılmaya ve destek olmaya çagırıyoruz. Konferansın programına ve katılım koşullarına www.irenec2013.com web adresinden ulaşabilirsiniz Mayıs 2013

21


YENİLENEBİLİR ENERJİ

Ülkemizin tamamında güneşten elektrik elde etmek cazip hale gelmiştir Ülkemizin tamamında güneşten doğrudan elektrik elde etmek için yapılacak yatırımlar “reel olarak” cazip hale gelmiş olduğunu belirten Gensed derneği yönetimi Türkiye Güneş enerjisi çalışmalarına yönelik sektör hakkında açıklayıcı bilgiler verdiler.

22

Mayıs 2013


2

009 yılında kurulan Gensed (Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği) Fotovoltaik (Güneş Elektriği) konusunda faaliyet gösteren birçok özel ve tüzel kişiliğin oluşturduğu en büyük sektör derneğidir. “Güneş Enerjisi” sektörünün paydaşları olarak, GENSED çatışı altında bir araya gelen bizler, Türkiye’deki enerji dengeleri ile “Güneş Enerjisinden Elektrik Enerjisi ÜretmeFotovoltaik Sektörü”ndeki bilimsel, teknolojik ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak, ülkemizin sahip olduğu potansiyelin sektörün değer zincirinin bütün halkalarında doğru kullanılmasın ortak aklını oluşturmaya çalışıyoruz. Dernekleri güçlü kılan üyeleri ve sahip olduğu tüzüklerdir. GENSED tüzüğünde (http://www.gensed.org/pdf/gensed-tuzuk.pdf) ayrıntıları verilmiş olan çalışma alanlarından “üyelik faaliyetlerini” öne çıkarıp, sektörün değer zincirinin bütün halkalarında faaliyet gösteren firmalara ulaşıp onları GENSED çatışı altında birlikte çalışmaya davet etmekteyiz. Sektörün ayağa kalma evresini göz önüne alarak, fotovoltaik alanında politikaların, kanunların ve prosedürlerin ülkemiz ve dünya gerçeklerine uyumlu oluşmasında katkı sağlamak için çalışmaktayız. Dernek faaliyet alanı içine giren kanunlar, politika-

lar ve prosürler konusunda üyelerimizi güncel tutmaktayız. . Avrupa Fotovoltaik Endüstrisi Derneği (EPIA) üyesi olan derneğimiz, komşuluğumuzdaki ülkelerin Fotovoltaik Dernekleri ile olduğu kadar, bugün sektördeki üretimin ağırlıklı olarak yapıldığı uzak doğu ülkeleri, Çin, Tayvan, Kore fotovoltaik dernekleri ile de iletişim içinde olup üye bilgileri değişimleri ve üyeler arası ilişkilerin güçlenmesi çalışmaları yapmaktadır. Derneğimiz, Intersolar, EU PV konferansında ülkemizi temsil etmektedir. Çeşitli ülkelerden ülkemize PV alanında yatırım/ticaret amacı ile gelen delegasyonlarla Ülkemize,çeşitli ülkelerden gelen PV alanında yatırım ve ticari amaçlı. Türkiye Yenilenebilir enerji konusunda potansiyelini ne kadar kullanıyor ve diğer ülkelerle kıyaslandığında bu alanda hangi noktada yer alıyor? Güneş enerjisinden doğrudan elektrik enerjisi üretmek için kurulan sistemlerin büyüklüğü 2012 sonu itibarı ile Dünya genelinde 100.000 Megavatın üzerine çıkmıştır. Türkiye’nin toplam kurulu gücünün 55.000 Megavatı henüz aştığını düşünürsek, ülkemizdeki kurulu gücün yaklaşık iki katına eşit Fotovoltaik Güç Sistemleri, FVGS, şu anda elektrik ener-

jisi üretmektedir. Fotovoltaik güç sistemlerinin yıllık enerji üretimlerinin kurulu güce oranı bulundukları coğrafya ile yakından ilgilidir, örneğin; Almanya ‘da kurulan 1Megavat sistemin üreteceği yıllık ortalama elektrik enerjisi 950 000 kWh civarında gerçekleşirken Ülkemizde ortalama değer 1 500 000 kWh ve Antalya Mersin gibi bölgelerimizde 1 700 000 kWh değerine kadar çıkabilmektedir. Dünyanın farklı coğrafyalarında kurulu yaklaşık 100 000 Megavat gücündeki fotovoltaik sistemlerin 2012 yılında ürettiği elektrik enerjisi yaklaşık 115 milyar kWh saattir.Bu değer 16 000 Megawat gücündeki termal yada nükleer santralin ürettiği elektriğe eşdeğerdir. Çin başta olmak üzere Uzakdoğu da bütün sektörlerde yaşana hızlı büyüme, fotovoltaik sektöründe de yaşanmıştır. Özellikle 2000 li yıllarda başlayan ilgi beklenenin üstünde artarak sektördeki üretim batıdan doğuya kaymıştır. 2011 sonu itibarı ile toplam yıllık Fotovoltaikmodül üretim kapasitesinin envanteri çıkaran kaynağa bağlı olarak 45 000 MW ila 50 000 MW değerinde rapor edilirken bunun 2012 yılında çeşitli konsolidasyonlarla daha azaldığı öngörülmektedir. Kurulu gücün ülkelere göre dağılımına bakılırsa Çin %45 civarında bir pay alırken Tayvan yaklaşıkça %16 ve Japonya %11 paya sahiptir. Bunun yanında bütün Avrupa ülkeleri %10’un altında, ABD %4 ve Dünyanın geri kalanında %15 pay almaktadırlar. 2012 de bu kapasitenin ancak yarısının kullanılmasına rağmen özellikle fotovoltaik modüllerde büyük bir stok fazlasını eritilmesi sektörün önemli bir problemi olarak durmaktadır. Fotovoltaik sektöründeki faaliyetlerin üretimdeki ağırlık merkezi batıdan doğuya kayarken, FVGS kurulumları hala Avrupa ağırlıklı olarak devam etmektedir. Bilgi kaynağına bağlı olarak değişik veriler bulunmakMayıs 2013

23


YENİLENEBİLİR ENERJİ la birlikte, İtalya 2011 yılında 9 000 MWp ile bir yıllık kurulumda ilk sırayı alırken 2012 de bu değerin 3 000 ila 3 500 MWp kaldığı, Almaya’nın 7 500 MWp olan 2011 kurulum değerini 2102 içinde koruduğu, 2011 de Fransa’da 2 000 MWp yaklaşan kurulumun 2012 de 1 000MWp ancak aştığı raporlanmaktadır. ABD, Japonya Çin ve Hindistan‘da 2012 PV için daha iyi bir yıl olarak değerlendirilmiş FVGS kurulumlarında kayda değer artışlar olmuştur. 2011 den 2012 ye ABD 2 000 MWp in altından 3 500 MWp civarına, Japonya, 1500 MWp den 2 500MWp değerine, Çin 2 000MWp civarindan 4 500MWp civarına ve Hindistan birkaç yüz kilovat skalasından 1000 Megavat skalasına çıkmıştır. 2012 yılında bütün dünyada 30 000 MWp aşan yıllık kurulumun sektördeki stok fazlasının erimesine önemli bir etkisi olamamıştır, kapasite fazlasının önümüzdeki 5 yılda devam edeceği sektördeki bir çok eksperin ortak görüşüdür. 2013-2020 yılları arasında fotovoltaik sektörünün yeniden yapılanacağı ve bu yapılanma içerinde son birkaç yıldır süren üretimlerin yavaşlatılması veya durdurulması, belli şirketlerin sektörden çıkması, şirketlerin konsolidasyonu gibi artarak yaşanacağı öngörülmektedir. Ülkemiz güneş enerjisi potansiyeli bakımından birçok ülkeye göre şanslı bir coğrafyada bulunmaktadır. Elektrik İşleri Etüt İdaresi verilerine göre ülkemiz yıllık toplam güneşlenme süresi 2740 saat ki bu günlük ortalama 7.5 saate karşılık gelmektedir, ortalama günlük radyasyon değeri 4.17 kWh/m2’dir. Işınım şiddeti topografyaya göre değişmekle beraber ışınım şiddeti m2 başına 1650 kWh’den fazla olan yerler yüksek potansiyelli bölgeler olarak değerlendirilmektedir. Ülkemizin değişik bölgelerine kurulacak sistemlerin kilovat kurulum başına üretece24

Mayıs 2013

ği elektrik enerjisi 1200 kW- saat ile 1750 kW-saat arasında değişim gösterse de, 1kWp fotovoltaiksystem kurulumu başına yılda yaklaşık 1600kW-saat elektrik üretilebileceği belirlenen 4 600 km2 civarında uygun alanlarda bugünkü teknolojilerle kurulacak fotovoltaikgüc sistemlerinin büyüklüğü 450-500GWp ve üretilebilecek elektrik enerjisi miktarı ~650-700 Milyar kW-saat olarak hesaplanmaktadır (http://www.eie.gov.tr). Bu bölgelerimizde bugünkü kurulum maliyetleri ve YEK kanunuda belirtilen kilowat saat başına 13.3 Dolar Cent şebeke besleme tarifesi ile 20 yıl çalışma ömrü, %1 operasyonelgiderler, elektrik fiyatlarında Avro bazında %2 artış , %8 yıllık faizle %80 proje finansmanı kabulleriyle yatırımların 10 yıldan daha kısa bir sürede geri dönebileceği öngörülmektedir. Ülkemizdeki elektrik enerjisi fiyatlarının tüketiciye yansıyan fiyatları ile yatırım maliyetleri karşılaştırıldığında doğrudan tüketime yönelik olarak fotovolatik yolla enerji üretmek, yatırımın çok kısa sürede (6-8 yıl) geri döneceği bir alan haline gelmiştir. Büyük ölçekli güneş santralleri yatırımlarında maliyetler ölçeğe bağlı azalacağı için yine benzer çekicilikte bir enerji yatırımı olarak görülmektedir. Hükümet alternatif enerji politikaları ile çok önemli adımlar atmıştır. Özellikle 5364 sayılı kanunda yapılan değişliklerle yerli üretimin kullanılması ile toplam teşvik oranında ciddi bir şekilde artışa gidilmiştir. Yatırımcılar açısından son derece önemli olan bu konuda dolaylı yoldan yan sanayicinin de gelişmesi sağlanacaktır. Ayrıca Lisansız üretime yönelik (500kW altı) düzenlemeler sayesinde tü-

zel kişiliğe sahip olmayan kişiler de rahatlıkla mikro ölçekte ürettiği elektrik karşılığında dağıtım şirketi ile mahsuplaşabilecek ve üretim fazlası elektriği dağıtım şirketine satabileceklerdir. Ancak bir takım ileriye dönük tedbirlerle örneğin yerli üretime teşvik kredileri sağlanması ve bedelsiz arazi tahsisi, belirli bir dönem vergi muafiyeti, düşük faizli kredilerin kullandırılması ile piyasanın hareketlenmesi mümkün görünmektedir. Ülkemizdeki elektrik enerjisi tüketici fiyatları bandı göz önüne alınarak yapılan değerlendirmelerde FVGS anahtar teslimi kurulumun maliyetlerinin €1.5/Wp düzeyine inmesi ile Türkiye’nin güney ve güney doğu bölgelerinde ve kurulum maliyetlerinin €1,0/Wp ve altına inmesi ile ülkemizin tamamında güneşten doğrudan elektrik elde etmek için yapılacak yatırımlar “reel olarak” cazip hale gelmiş olacağını gösterilmektedir. 31-122013 tarihine kadar 600Megawatt değerinde kurulum lisanı başvurusu kabul edilecektir. Ülkemizde halen kurulmaya başlayan yada 2103 yılı içinde kurulacak fotovoltaik tesisler küçük ve orta işletmelerin yada bireysel tüketicilerin ihtiyacını karşılamaya yönelik FVGS ler olup en erken 2014’den itibaren büyük yatırımcıların güneş enerjisi santralleri ile pazarda yer alacağı düşünülmektedir.2013 yılı ülkemiz tarihinde güneş enerjisine dayalı elektrik üretiminde ilk lisan dağıtımlarının yaşanacağı yıl olması sebebi ile sektör için bir başlangıç olarak kabul edilebilir. Lisanslama işlemlerinin ardından en yakın kurulumların 2014 den itibaren devreye alınabileceği


öngörülmektedir. Son dönemde lisanlı üretim dışında 500 kWp altı lisanssız üretim yönetmeliği ile kurulması gündeme gelen çeşitli büyüklükte projeler mevcut olup özellikle AVM ve konut uygulamalarında son derece uygun olan bu sistemlerin 2013’de artarak devam etmesini bekliyoruz Ülkemiz sanayisinin olgunluk kazandığı sektörlerin çoğunda var olan birikimfotovoltaik değer zincirinin halkalarına transfer edilebilir. Sektördeki ileri teknoloji ve yatırım gerektiren polisilisyum üretimi, silisyum kristal büyütme, dilimleme, göze(güneş pili) üretimi alanlarında endüstriyel ölçekte herhangi bir birikimimiz olmamasına karşın, laboratuar ölçeğinde sınırlı sayıda çalışmalar süregitmektedir. Ancak bu alanlara kolayca transfer edilebilir teknoloji, altyapı ve yetişmiş insan kaynaklarına sahip sanayilerimiz uluslararası yarışta yerlerini almışlardır. Bu alt sektörlerinde ülkemizde henüz endüstriyel örnekler olmadığı için girişimcilerin tedirgin yaklaşımları uluslararası ortaklıklar ve güçlü devlet teşviki ile aşılabilir. GENSED bu alanlara yatırım planlarına yol gösterici olacak teknik ve ekonomik raporların hazırlanmasında yol gösterici olmayı hedeflemektedir. Değer zincirinin diğer halkalarında; modül üretimi ve bu üretimle ilgili göze dışında bütün bileşenler, güç elektroniği, güç santrallerinin planlanması, kurulumu, işletilmesi, bakımı, geri dönüşüm sektörü ve bunların finansmanında ülkemiz endüstriyel ölçekte olgunluğa sahiptir. Bu alt sektörlerde faaliyet gösteren yüzü aşkın firma ulusal olduğu kadar uluslararası faaliyetler içindedir. GENSED bu firmaların mesleki örgütlenmesini bir çatı altında toplayabilmek hedefini önüne koymuştur. Fotovoltaik alanında ülkemize yatırım yapmak isteyen yerli/yabancı yatırımcıları doğru bilgilendirip, bu yatırımcılarla üyelerimizin

ortaklıkları için sağlıklı platformların oluşması için aracı olmaktayız.. Orta vadede modül üretimi ve bu üretimle ilgili göze dışında bütün bileşenler, güç elektroniği, güç santrallerinin planlanması, kurulumu, işletilmesi, bakımı, geri dönüşüm sektörü ve bunların finansmanı alanında üyelerimizi ve kamuoyunu bilgilendireceğimiz düzenli seminer serilerine devam ederken, bu alanların fotovoltaik güç santrallerinin planlanması, kurulumu, işletilmesi, bakımı konularında bu alanda etkin kurum ve kuruluşlarala işbirliği içinde “sertifika”programları düzenlemek dileğindeyiz. Uzun vadede Dernek çatışın altında kurulacak danışmanlık şirketi/ şirketleri marifeti ile sektörün değer zincirinin halkaları olan; polislisyum üretimi, silisyum kristal büyütme, dilimleme, göze(güneş pili) üretimi, modül üretimi, güç elektroniği, güç santrallerinin planlanması, kurulumu, işletilmesi, bakımı, geri dönüşüm sektörü ve bunların finansmanında danışmanlık hizmeti verebilecek bir yapıyı oluşturmak ve bu yolla sektörün ülke gerçeklerine uygun ve sağlıklı büyümesinde yol gösterici olmak. Ayrıca güneş enerjisinden elektrik enerjisi üretmenin cazip bir iş alanı olduğu komşuluğumuzdaki, Akdeniz Havzasındaki ve Balkanlardaki benzer Derneklerle oluşturulabilecek bir “Bölgesel Fotovoltaik Endüstrileri Dernekleri Federasyonu”nu merkezi olmaya aday olmak uzun dönemli hedeflerimiz arasında olacaktır. Dünya geneline baktığımız zaman fotovoltaik enerji gelecekte enerji ihtiyacını karşılama konusunda hangi konumda yer alacak? Çeşitli enerji kaynakları döşüm zincirinde kullanılan türbin ve jeneratörler vasıtası ile elektrik enerjisi üretmektedirler. Fotovoltaik dönüşümlerde güneş ener-

jisi doğrudan elektrik enerjisine dönüştürülmekte ve bu dönüşümde hiçbir hareketli parça bulunmamaktadır. Fotovoltaik Güç Sistemleri bir hesap makinasının gereksinimi için tasarlandığı gibi, bir ilin bir ülkenin ihtiyaçlarını karşılayabilme esnekliğine de sahiptir. Çok geniş kapasite aralığında, Dünyanın her yerinde, şehirleşmiş bölgelerde ve açık arazide, modüler uygulanabilme esnekliği FVGS kullanımını çok cazip hale getirmiştir. Bu gün fotovoltaik sektörünün değer zincirinde faaliyet gösteren, yatırım yapan paydaşlar bireyselden kurumsala, küçükten büyüğe değişmektedir. Güneş-elektrik dönüşümü, Fotovoltaik olay 1800li yılların sonunda bulunmuştur, ancak 1950 lerde uzay çalışmalarına kullanılmak pratik uygulamalara sunulmuştur. Petrol krizleri ile birlikte bu alana ilgi artmış ve yeryüzünde alternatif elektrik üretme sistemi olarak dikkate alınmıştır. Fotovoltaik güç sistemleri ile yeryüzünde elektrik enerjisi üretmenin kısa tarihçesine bakarsak, 1980–1990 arası elektrik enerjisi ulaşmayan noktalarda bağımsız sistem olarak kullanılmış ve ilk güç santrali ABD de 6MW olarak kurulmuştur. 1990–2000 arası ülkelerin elektrik şebekelerine bağlı FVGS için cazip teşvikler verilmiş, Almanya’da başlayan teşvike dayalı büyüme 2000–2010 yılları arasında yaklaşıkça 50 ülke tarafından örnek alınmıştır. Ancak iyi hesaplanmamış ve sürdürülmesi mümkün olmayan çok yüksek teşviklerle büyümeler kontrolsüz hale gelmiş ve son on yıldaki birikimli büyümenin yıllık ortalaması %40 oranlarını aşmıştır. Çin başta olmak üzere Uzakdoğu da bütün sektörlerde yaşana hızlı büyüme, fotovoltaik sektöründe de yaşanmıştır. Özellikle 2000 li yıllarda başlayan ilgi hızla büyüyerek sektördeki üretim batıMayıs 2013

25


YENİLENEBİLİR ENERJİ dan doğuya kaymıştır. 2011 sonu itibarı ile toplam yıllık Fotovoltaikmodül üretim kapasitesinin envanteri çıkaran kaynağa bağlı olarak 40 000 MW ila 50 000 MW değerinde rapor edilirken bunun 2012 yılında çeşitli konsolidasyonlarla daha azaldığı öngörülmektedir. Kurulu gücün ülkelere göre dağılımına bakılırsa Çin %45 civarında bir pay alırken Tayvan yaklaşıkça %16 ve Japonya %11 pay alırken bütün Avrupa ülkeleri %10’un altında, ABD %4 ve Dünyanın geri kalanında %15’i ancak bulmaktadır. 2012 de bu kapasitenin ancak yarısının kullanılmasına rağmen özellikle fotovoltaikmodüllerde büyük bir stok fazlasını eritilmesi sektörün önemli bir problemi olarak durmaktadır. Fotovoltaik sektöründeki faaliyetlerin üretimdeki ağırlık merkezi batıdan doğuya kayarken, FVGS kurulumları hala Avrupa ağırlıklı olarak devam etmektedir. Bilgi kaynağına bağlı olarak değişik veriler bulunmakla birlikte, İtalya 2011 yılında 9 000 MWp ile bir yıllık kurulumda ilk sırayı alırken 2012 de bu değerin 3 000 ila 3 500 MWp kaldığı, Almaya’nın 7 500 MWp olan 2011 kurulum değerini 2102 içinde koruduğu, 2011 de Fransa’da 2 000 MWp yaklaşan kurulumun 2012 de 1 000MWp ancak aştığı raporlanmaktadır. ABD, Japonya Çin ve Hindistan ‘da 2012 PV için daha iyi bir yıl olarak değerlendirilmiş FVGS kurulumlarında kayda değer artışlar olmuştur. 2011 den 2012 ye ABD 2 000 MWp in altından 3 500 MWp civarına, Japonya, 1 500 MWp den 2 500MWp değerine, Çin 2 000MWp civarindan 4 500MWp civarına ve Hindistan birkaç yüz kilovat skalasından 1000 Megavat skalasına çıkmıştır. 2012 yılında bütün dünyada 30 000 MWp aşan yıllık kurulumun sektördeki stok fazlasının erimesine önemli bir etkisi olamamıştır, kapasite fazlasının önümüzdeki 5 yılda devam edeceği sektör26

Mayıs 2013

deki bir çok eksperin ortak görüşüdür. 2013-2020 yılları arasında fotovoltaik sektörünün yeniden yapılanacağı ve bu yapılanma içerinde son birkaç yıldır süren üretimlerin yavaşlatılması veya durdurulması, belli şirketlerin sektörden çıkması, şirketlerin konsolidasyonu gibi artarak yaşanacağı öngörülmektedir. Fotovoltaik güç sistemleri kurulum maliyetlerinin bu düzeylere düşmesi bu sektör için yeni bir dönemi başlatmıştır. Sektörde teşviksiz büyüme olarak adlandırılabilecek bu dönemin başında %45 yıllık ortalamayla büyüyen sektörün miktar yavaşlayacağı öngörülürken Bugün 30 000MWp olan yıllık kurulumun önümüzdeki 5 yıl sonunda teşviksiz büyümeyle yaklaşık 40 000MW/yıl ve teşvik destekli büyümeyle yaklaşık 70 000MW/yıla ulaşacağı öngörülmektedir. 31-12-2013 tarihine kadar 600Megawatt değerinde kurulum lisansı başvurusu kabul edilecektir. Bu güne dek başvurunun yapılabilmesinde zorunluluk olan ölçüm için baş vuran şirket sayısı 600 civarındadır. Ölçüm başvurularından yapılacak çıkarımla 600MWp lisans için başvuruların 6000 Mwp değerinin üzerinde olacağı düşünülmektedir. Ülkemizde halen kurulu tesisler küçük ve orta işletmelerin ihtiyacını karşılamaya yönelik kurulumlar olup en erken 2014’den itibaren büyük yatırımcıların güneş enerjisi santralleri ile pazarda yer alacağı düşünülmektedir. 2013 yılı ülkemiz tarihinde güneş enerjisine dayalı elektrik üretiminde ilk lisan dağıtımlarının yaşanacağı yıl olması sebebi ile sektör için bir başlangıç olarak kabul edilebilir. Lisanslama işlemlerinin ardından en yakın kurulumların 2014 den itibaren devreye alınmabileceği öngörülmektedir. Son dönemde lisanlı üretim dışında 500 kWp altı lisanssız üretim yönetmeliği ile kurulması gündeme gelen çeşitli büyüklükte projeler mevcut olup özellikle AVM ve konut uygulamalarında

son derece uygun olan bu sistemlerin 2013’de artarak devam etmesini bekliyoruz. Ayrıca lisansız üretim yönetmeliği kapsamında özellikle tarımsal uygulamalara yönelik çalışmaların T.C Gıda tarım ve hayvancılık bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi programı çerçevesinde makine ve ekipman alımlarının desteklenmesi programında yer alan hibe desteklerinin lisanssız üretim yönetmeliği içinde en büyük hacme sahip yatırımları oluşturacağını tahmin ediyoruz. Hükümet alternatif enerji politikaları ile çok önemli adımlar atmıştır. Özellikle 5364 sayılı kanunda yapılan değişliklerle yerli üretimin kullanılması ile toplam teşvik oranında ciddi bir şekilde artışa gidilmiştir. Yatırımcılar açısından son derece önemli olan bu konuda dolaylı yoldan yan sanayicinin de gelişmesi sağlanacaktır. Ayrıca Lisansız üretime yönelik ( 500kW altı) düzenlemeler sayesinde tüzel kişiliğe sahip olmayan kişiler de rahatlıkla mikro ölçekte ürettiği elektrik karşılığında dağıtım şirketi ile mahsuplaşabilecek ve üretim fazlası elektriği dağıtım şirketine satabileceklerdir. Ancak bir takım ileriye dönük tedbirlerle örneğin yerli üretime teşvik kredileri sağlanması ve bedelsiz arazi tahsisi, belirli bir dönem vergi muafiyeti, düşük faizli kredilerin kullandırılması ile piyasanın hareketlenmesi mümkün görünmektedir. Sürdürülebilir bir gelecek için temiz ve tükenmez enerji kaynaklarının daha etkin ve daha fazla ülke enerji politakları içinde yer alması konusunda hepimize görev düşmektedir. GENSED Yönetim Kurulu Geleceğe yönelik bu ortak sorumluluk alanında yapılacak tüm işbirlikleri için yazılı ve görsel medyanın kolaylaştırıcı rolünün etkin kullanılması yönündeki çabalar için tüm medya kuruluşlarına teşekkür eder.


YENİLENEBİLİR ENERJİ

Güriş, Dinar Rüzgâr Santrali’ni Siemens’in gücüyle büyütüyor Güriş, Dinar Rüzgâr Enerji Santrali’ne (RES) 36,8 MW’lık 16 yeni türbin daha ekleme kararı alarak Dinar RES’deki toplam gücünü 115 MW’a çıkartıyor. Güriş Grubu iştiraki Olgu Enerji Yatırım Üretim ve Ticaret A.Ş. bu yeni yatırımı için yine Siemens’i tercih etti.

Siemens, Dinar RES yatırımı-

nın, inşaat haricindeki tüm aşamalarını üstlenmesinin yanı sıra, 11 yıl boyunca santralin servis ve bakım hizmetlerini de gerçekleştirecek. Projenin tamamlanmasıyla birlikte Siemens, Türkiye’deki rüzgâr enerjisi santrallerinde 235 MW’lık bir kurulu güce ulaşmış olacak. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis; Güriş Grubu’nun yenilenebilir enerji hedeflerinin, Siemens’in sürdürülebilir bir dünyaya yönelik hedefleriyle örtüştüğünü söyledi. Dünyanın, rüzgâr enerjisindeki en büyük Ar-Ge Merkezi Hüseyin Gelis, Siemens olarak dünyanın en büyük rüzgâr enerjisi Ar-Ge Merkezi’ne sahip olduklarını ifade ederek şöyle konuştu: “Türkiye’de son teknoloji ürünlerimizle yenilenebilir enerji yatırımlarında yer alarak, Türk ekonomisine katkıda bulunmaktan son derece mutluyuz. Dinar RES’te kullanılan, Siemens olarak dünya genelinde 5 binden fazla kurulumunu gerçekleştirdiğimiz 2.3 MW’lık rüzgar türbin-

28

Mayıs 2013

lerimiz, bu alanda 25 yılı bulan birikimimizin ve rüzgar enerjisindeki 17.000 MW’a yaklaşan payımızın bir ürünü. Güriş Grubu ile gerçekleştirdiğimiz bu yeni anlaşmanın, dünyanın en büyük rüzgâr enerjisi Ar-Ge Merkezi’ni açmamızla aynı döneme gelmesi bizim için daha da anlamlı. Bu merkezimizde geliştirdiğimiz yeni ürün ve teknolojileri, Güriş’in yeni yatırımlarında da değerlendirmek istiyoruz.” Afyon Dinar Rüzgâr Santrali, Türkiye’nin önde gelen enerji ve inşaat şirketlerinden biri olan Güriş Grubu’nun bir iştiraki olan Mogan Enerji Yatırım Holding A.Ş’nin alt şirketlerinden Olgu Enerji Yatırım Üretim ve Ticaret A.Ş. tarafından işletiliyor. 2012 yılı içinde imzalanan anlaşmayı takiben 2012 Aralık ayında 7 türbinin devreye alınmasıyla üretime başlayan Dinar Rüzgâr Sant-

rali, 2,3 MW’lık, 108 metre kanat çapına sahip 22 türbinden sağladığı 50,6 MW ile başladığı üretim kapasitesini Siemens rüzgâr türbinleriyle geliştiriyor. Türkiye’nin en yüksek mevkide kurulu rüzgâr santrali Ortalama 1700 metrelik rakımlı bir alana kurularak Türkiye’nin en yüksek mevkideki rüzgâr santrallerinden biri olan Dinar Rüzgâr Santrali, Eylül 2012’de 12 yeni türbinle proje kapasitesini 78,2 MW’a yükseltti. Yeni yatırım devreye girdiğinde 115 MW’lık toplam güce erişecek olan Dinar Rüzgâr Santrali, yalnızca bölgenin değil, Türkiye’nin en büyük yenilenebilir enerji yatırımlarından biri olma özelliği de taşıyor.Santral, üçüncü bölümün de devreye alınmasıyla yılda yaklaşık 210 bin tonun üzerinde CO2 üretimini önleyecek.


“Enerji politikalarında önümüzdeki 5 yıl Türkiye için çok kritik” Uluslararası Enerji Ajansı Baş Ekonomisti Fatih Birol,Türkiye’nin önümüzdeki 5 yıl içindeki enerji politikalarının çok kritik olduğunu belirterek, “Türkiye’nin çevresindeki ülkelerde hem petrol hem de doğalgaz açısından önemli potansiyeller doğuyor. Türk yatırımcıların bu ülkelerde doğalgaz, petrol ve elektrik alanında yatırım yapması gerekiyor.” dedi. Amerika petrolde Suudi Arabistan’ı geçecek

Fatih Birol :Türkiye ve dünyada enerjiyle ilgili yaşanan son gelişmeleri paylaştı. Çarpıcı açıklamalar yapan Fatih Birol, Amerika Birleşik Devletleri’nin kısa zamanda petrol üretimi alanında Suudi Arabistan’ı geçerek dünyanın en çok petrol çıkaran ülkesi haline geleceğini belirtti. ABD’nin kaya gazı üretiminde de ilerleme kaydettiğini vurgulayan Birol, ‘Şu anda Amerika’da doğalgaz fiyatı, Fransa’daki doğalgaz fiyatının 5’te biri daha ucuz.” diye konuştu. Fatih Birol konuşmasında dünya enerji piyasalarının alt üst olma döneminden geçtiğini, Avrupa’daki enerji denkleminin değiştiğini, ve Türkiye’nin çevresindeki ülkelerle enerji bazlı ilişkilerinde gelecek 5 yılın çok kritik olduğunu aktardı. Dünyanın enerji denklemi değişiyor

“Enerjide ezberler bozuluyor. Gelişmeleri takip edemeyen şirketler zararlı, analiz ve strateji değiştirenler de kazançlı çıkacak. Dünya enerji denkleminin değişmesinin 3 ana sebebi var. Birincisi, Amerika, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerin petrol ve doğal gaz üretiminde çok ciddi artış gösterme-

si. İkincisi, Fukuşima’dan sonra Avrupa’daki nükleer enerji politikalarının değişmesi. İklim değişikliği gündemden düşüyor

Bu ülkelerde nükleerin toplam enerji içindeki payı azalacak, diğer enerji kaynaklarının payı artacak. Üçüncü neden ise, enerji verimliliğiyle ilgili ciddi uygulamaların hayata geçmesi. Yaşanan bu değişiklikler ülkelerin ekonomik ve rekabet gücünü etkiledi. Ülkelerin ekonomilerinin özellikle dış ticaret dengelerini negatif etkiledi. Avrupa gündeminin ana maddelerinden iklim değişikliği, yavaş yavaş gündemin üst sıralarından alt sıralarına kayıyor. Bu oldukça kötü bir haber. Amerika petrolde Arabistan’ı geceçek

Gelecek 5 yıl içinde Amerika’nın Suudi Arabistan’ı geçerek dünyanın en büyük petrol üreticisi olmasını bekliyoruz. Amerika ayrıca kaya gazı üretiminde artış gösteriyor ve Rusya’yı geçerek dünyanın en büyük doğalgaz üreticisi olma yolunda. Amerikan gazı 5 kat ucuz

Avrupa’daki gaz fiyatları kaya gazından önce Amerika’daki gaz fiyatları hemen hemen birbirine

eşitti. Şu anda Avrupa’daki doğalgaz fiyatları Amerika’daki gaz fiyatlarının ortalama 5 misli daha pahalı. Japonya’daki gaz fiyatları da, Amerika’daki gaz fiyatlarından 8 kat daha pahalı. Bana hiçbir başka uluslararası bir metal söyleyemezsiniz ki, küresel fiyatlarında bu kadar büyük farklar olsun. Avrupa kömüre dönüyor, Almanya birinci

Geçen yıl dünyada kömür tüketimini en fazla arttıran Çin idi, ikinci ise Avrupa oldu. Amerika’da kaya gazı başlamadan önce, kömürün Amerika’daki üretimdeki payı, yüzde 50 idi. Kaya gazı sonrasında kömür pahalı hale geldi ve gaz Amerikan elektrik üretiminde rol almaya başladı. Kömürün payı 4 sene içinde yüzde 50’den yüzde 35’e düştü. Amerika’da birçok kömür altın haline geldi, Amerika bunu ihraç etmeye başladı, ihraç edince Avrupa’daki birçok yerde kömür fiyatlarında büyük bir düşüş oldu. Avrupa, Amerika’dan ciddi olarak ucuz fiyata kömür almaya

Mayıs 2013

29


YENİLENEBİLİR ENERJİ başladı. Avrupa’da geçen yıl kömürde çok ciddi bir büyüme yaşandı. Bu ülkelerin başında da, çevre konusunda duyarlı Almanya geliyor. Almanya’da şu anda 6 GW’lık yeni kömür santralleri inşa halinde. çin’e dikkat etmeliyiz

Tüm gelişmeler Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor çünkü Türkiye, dünyadaki enerji oyunun bir parçası. Kömür ve doğal gaz arasındaki rekabet artıyor. Japonya doğalgaz ve yenilenebilir enerji ciddi büyüme gösterecek. Avrupa’da doğalgaz ve yenilenebilir, Amerika’da yine yenilenebilir enerji büyüyecek. Yeşil enerjinin büyümesinin ana nedeni, o ülkelerin hükümetlerinin verdiği sübvansiyonlar. Hindistan Çin’in gölgesinde kalıyor. Ama Çin olmasaydı, Hindistan Çin olurdu. Hindistan kısa zamanda dünyanın en büyük kömür ithalatçısı haline gelecek ve kömür piyasalarında fiyatların oluşmasında çok ciddi rol oynayacak. Hepimizin çok dikkatle izlemesi gereken bir diğer ülke ise Çin. Çin’deki büyüme inanılmaz. Çin, 20 yıl içinde ilave edeceği elektrik kapasitesi, mevcut Amerikan elektrik santrali kapasitesi artı Japonya. 20 yıl içinde Çin, bir Amerika ve bir Japonya’yı kendi mevcut sistemine dahil edecek. Avrupa’daki fabrikalar Amerika’ya taşınıyor

Enerji maliyetlerinin toplam maliyet içinde ciddi bir rol oynadığı endüstride Amerika ile rekabet edilemiyor. Birçok Avrupalı ağır sanayi şirketleri Amerika’ya göç ediyor. Almanya’nın bir numaralı petrokimya, dünyanın sayılı şirketlerinden, Amerika’ya gitmeye karar verdi. Avusturya’nın bir numaralı demir çelik devi Amerika’ya gitmeye karar verdi, nedeni maliyetleri düşürmek ve Amerikalılarla rekabet edebilmek. 30

Mayıs 2013

10 yıl sonra doğalgaz anlaşmaları bitecek

Avrupa’daki gaz fiyatları son derece yüksek, çünkü toplam gaz ithalatının üçte ikisi, uzun dönemli anlaşmalara dayalı ve uzun dönemli anlaşmaları hemen hemen hepsi petrol fiyatlarına dayalı durumda. Ama bizim yaptığımız hesaplara göre, önümüzdeki on yıl içinde Avrupa’nın ithal ettiği gazın üçte ikisindeki kontaklar bitecek ve Avrupa’nın elinde mevcut kontratların yeniden müzakere etmek için çok önemli bir fırsat gelecek. Çünkü, mevcut kontaklar yapıldığı zaman, gaz pazarları da satıcıların eli güçlüydü, şimdi gaz pazarlarında alıcıların eli güçlü olmaya başlayacak ve şartları alıcılar daha iyi bir şekilde tartışabilirler ve fiyatları aşağı çekebilirler. Bu son derece önemli bir şans, bir fırsat penceresi Avrupa için. Türkiye Fransa kadar gaz tüketiyor

Türkiye’nin şu andaki gaz tüketimi Fransa’ya eşit. Önümüzdeki 10 yıla baktığımız zaman talep burada, demek ki yatırım da burada olacak. Avrupalı yabancı şirketin Türkiye’ye gelip çalışmasının nedeni, esas itibariyle bu. Dünya enerjisinin yüzde 70 Türkiye’nin komşularında

Türkiye’nin çevresinde çok ciddi anlamda hepimizin bildiği doğalgaz ve petrol rezervleri var. Rusya, dünyanın en önemli enerji ülkelerinden biri. Hazar bölgesi, İran şu anda uluslararası camiayla ciddi sorunları var ama yarın ne olacağını bilmiyoruz. Irak, hem Kuzey Irak, hem Güney Irak son derece önemli. Bir rakam vereyim size, son derece çarpıcı, Amerika’daki ekonominin büyümesinin sebebi ucuz doğalgaz. Amerika’da 2 buçuk dolar civarındaki doğalgaz fiyatı

Kuzey Irak’ta 1 buçuk dolar civarında, sadece bu iki rakım karşılaştırmak bence çok fazla düşünmeye bizi sevk edebilir. Ortadoğu; hemen yanı başımızda giderek daha fazla ilişkilerimiz artıyor. Türkiye dünyadaki rezervlerin yüzde 70’ine komşu. Türkiye’nin çevresindeki petrol ve doğalgazdaki üretim maliyetleri diğer ülkelere göre son derece düşük. Bir çok fazla rezerv var çevremizde, ikincisi de bu rezervlerin üretime dönüştürme maliyetleri başka yerlerle kıyasladığımızda son derece düşük. Enerji verimliliği rekabeti artırır

Türkiye’nin uzun dönemli kontratlardaki iyileştirme şansları çok hızlı bir şekilde büyüyor, bu şansları ciddi şekilde kullanmak lazım, çünkü gaz pazarları alıcıların elinin güçlü olduğu pazarlar haline geliyor. Enerji verimliliğini arttırmak, her şeyden önemlisi rekabet gücünü arttırmak demek. Hem tüketici bazında, hem şirketler, hem de ülke ekonomisi bazında. Türkiye’nin gelecek 5 yılı kritik

Gelecek 5 yılın enerji anlamında Türkiye için çok kritik olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin çevresindeki ülke ve ülkelerde önemli potansiyeller doğuyor, bunlar hem petrol hem doğalgaz açısından, hem de Türk yatırımcıların gidip orada yatırım yapması açısından, sadece doğalgaz ve petrol değil, elektrik sektöründe de. Oradaki ilişkilerin, çevremizdeki ülkelerde enerji ilişkilerin tanımlanacağı ve sonra çimentosunun atılacağı, yıllar boyu öyle devam edeceği bir dönem olacak. Bu 5 yılda dinamik bir politikayı izlemek, ülkenin, Türkiye’nin enerji konusundaki önümüzdeki on yıllarca enerji konusundaki gelişmele-


rin nasıl olacağı konusunda ciddi bir kazanç olacak diye düşünüyorum. HES’lerde projenin etkilerine bakılmalı

Hidroelektrik santraller meselesi, Türkiye’de oldugu gibi dünyada da bir sorun Mevcut projeye göre tartışmak lazım, mevcut projeler mesela bugün Avusturya,Finlandiya,Norveç ve Kanada gibi birçok Avrupa ülkesinde HES var.Bu ülkeler, küçük veya büyük, o bölgeye zarar vermeden ya da zararı belli bir şekilde kompanse ederek bunu başar-

dılar. Norveç’te yüzde 90’ı elektriğin HES’ten geliyor. O bakımdan, ben HES’lerde kategorik olarak hayır demeyi, evet demeyi de doğru bulmuyorum. Olumlu olarak yaklaşıp onun yarattığı lokal sorunlar nasıl çözülebilir diye düşünüyorum. Birçoğu ülke ekonomisine ciddi katkılarda bulunabilecek bir yapıya sahip, ama mutlaka negatif etkileri neler olabilir diye de düşünmek gerekiyor. Enerji sektörü özelleşmeli

Serbestleştirmeyi, ülke ekonomilerine, tüketici ekonomile-

rine ve ceplerine artış verebilecek bir doping gibi düşünün. Serbestleştirme,bunu arttırabilecek bir yapıya sahip. bunu arttırabilecek bir yapıya sahip. Çünkü rekabetin artması ve daha güzel bir rekabet ortamının yaratılması, özellikle tüketici ve ülke ekonomisinin lehine bir gelişme olacak. AAma serbestleşmenin nasıl,ne şekilde ve hangi çerçevede olacağını da iyi düşünüp dizayn etmek gerekir. Serbestleştirme vaadiyle ortaya çıkıp durumu eskisinden daha kötü hale getiren örneklerin de var olduğunu belirti.

Brandoni Optimum Mühendislik işbirliği ile Türkiye’de hizmet vermeye devam ediyor

Dünyaca ünlü tasarım radyatörlerinin markası olan Brandoni Optimum Mühendislik işbirliği ile Türkiye’de hizmet vermeye devam ediyor. Tesisat mühendisliği sektöründe hizmet vermek üzere 1996 yılı başında Tayfun Candaş tarafından kurulan firma, devam eden me-

kanik tesisat taahhütleri ve malzeme satışlarının yanında ayrı bir departman olarak tasarım radyatör alanında da dünyaca ünlü İtalyan markası olan Brandoni radyatörlerinin üç yıl önce Türkiye temsilciliğini üstlenmiş bir firmadır. Optimum Mühendisliğin kurucusu Tayfun Candaş ile Türkiye distribütörlüğünü yaptığı Brandoni radyatörlerinin ürün çeşit ve hiz-

metleriyle ilgili yaptığımız görüşmede; Optimum Mühendisliğin ısıtma ve soğutma alanlarında taahhüt yaptığı,fotovoltaik paneller, çerçevesiz iç tarafı cam olan ürünler ve kiremit kullanımına ihtiyaç olmadan kullanılabilen patenti Optimum’a ait olan ve modern tasarımlarla van klip tek geçmeli paneller ve bu paneller içerisinde hem elektrik enerjisi hem de sıcak su elde edilebilen ürün hizmeti verdiklerini,üretiminin tamamının ise Castelfidardo’daki fabrikalarda gerçekleştiğini belirtti. Dünya da bu işin devlet desteği ile gerçekleştiğini belirten Candaş,Türkiye’de sektörel açıdan satın alımda devlet desteğinin olmadığını,ürünleri satarken 13.3 dolar sent ile başlayan teşvik ve desteğin yeterli ölçüde olmadığına dair bilgiler verdi.Son olarak bu teşviklerin gelişimi hususunda beklenti içinde olduklarını ve Brandoni radyatörleriyle yaptığı işbirliği ile de kaliteli ürün piyasasında Türkiye liderliğini hedeflerini belirtti. Mayıs 2013

31


YENİLENEBİLİR ENERJİ GAP Bölgesi’nde Yenilenebilir Enerji Kullanımı ve Enerji Verimliliği’nin Arttırılması Projesi; GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülmekte olan “Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ve enerji verimliliğinin arttırılması (YENEV) Proje çalışmalarını Dr. Nusret Mutlu, değerlendirdi. Proje; Güneydoğu Anadolu Bölgesi için 2007 yılında hazırlanmış olan Rekabet Gündemi’nin ana vizyonu ile uyumlu olarak, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin sürdürülebilir ve sosyal olarak eşitlikçi bir şekilde kalkınmasına yönelik enerji verimliliği uygulamaları ve yenilenebilir enerjinin daha yaygın kullanımı yoluyla katkıda bulunmayı amacı ile hazırlanmıştır. Bu genel amaç çerçevesinde, sürdürülebilir büyüme yaklaşımı, Proje’nin yürütülecek faaliyet ve sonuçlarında temel ilke olarak benimsenmiştir. 2009 Temmuz- Mayıs 2011 döneminde Projenin ilk fazı kapsamında Bölge’de yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği alanında ilerleme sağlanabilecek alanların tespi-

32

Mayıs 2013

tine yönelik çalışmalar bir strateji ve eylem planı ile belirlenmiştir. 16 Şubat 2012 tarihinde, ilk faz döneminde oluşturulan proje dokümanının T.C. Kalkınma Bakanlığı GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, T.C. Dışişleri Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından imzalanmasını müteakip, ikinci faz fiilen başlamıştır. Bu faz, eylem planı öngörüleri doğrultusunda ve daha çok uygulamaya yönelik faaliyetlere ağırlık verecek şekilde planlanmıştır. GAP Bölgesi’nde Yenilenebilir Enerji (YE) Kullanımı ve Enerji Verimliliği’nin (EV) Arttırılması Projesi; T.C. Kalkınma Bakanlığı GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (GAP BKİ) tarafından, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) teknik desteği ile yürütülmektedir. Proje alt bileşenlerinde ise, Harran Üniversitesi’nde kurulum çalışmaları devam eden GAP-YENEV Merkezi, Danimarka Teknoloji Enstitüsü, İpekyolu Kalkınma Ajansı, Karacadağ Kalkınma Ajansı, Dicle Kalkınma Ajansı, GAP Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Gaziantep Sanayi Odası ve Gaziantep Üniversitesi ile ortak çalışmalar yürütülmektedir. Projenin ilk fazında oluşturulan eylem planında, ikinci faza ilişkin olarak; •Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sanayi sektörlerinde ve hizmet binalarında EV/YE imkânlarının belirlenmesi ile örnek uygulamaların yapılması ve yaygınlaştırılması (Çıktı 1), •Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin YE kullanım potansiyelinin arttı-

rılması (Çıktı 2), •Bölge’de sanayi, hizmet, bina ve tarım sektörlerinde EV ve YE konularında teknik, kurumsal ve işgücü kapasitesinin geliştirilmesi (Çıktı 3) hedeflenmiştir. Bu çerçevede; •Güneş enerjisi ile tarımsal sulama alanında gerçekleştirilmesi planlanan beş ayrı pilot proje uygulaması için uygun sahalar ve proje teknik özellikleri belirlenmiş, ihale süreci başlatılmıştır, •Kamu kurumlarında enerji verimliliğinin iyileştirilmesine dönük pilot uygulama çalışmaları kapsamında belirlenen binalarda proje teknik özellikleri detaylandırılmış ve ihale süreçleri başlatılmıştır.


Enerji verimliliği danışmanlığı alanında hizmet vermek isteyen girişimcileri desteklemek üzere, Gaziantep’te kurulumu planlanan Enerji Verimliliği Danışmanlığı Kuluçka Merkezi ve Ortak Kullanım Laboratuarı için, Gaziantep Sanayi Odası, Gaziantep Üniversitesi, Makine Mühendisleri Odası Gaziantep Şubesi, Elektrik Mühendisleri Odası Gaziantep Şubesi, İpekyolu Kalkınma Ajansı ve Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü yetkilileri ile proje paylaşımı amaçlı toplantılar gerçekleştirilmiştir. Söz konusu merkezin kurulumu ve ilgili adayların enerji yönetimi konusundaki eğitim süreçlerine ilişkin hazırlıklar devam etmektedir. -Bölge’de yer alan kurumların enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanlarında kurumsal kapasitelerinin arttırılmasına yönelik proje bileşeni kapsamında, bir kurumsal ihtiyaç analizi istişare çalıştayı gerçekleştirilmiş ve bir strateji raporu oluşturulmuştur. Söz konusu rapor doğrultusunda, eylem planı hazırlıkları yürütülmektedir. -Karbon-nötr otel ve eko-turizm kavramları dahilinde, Bölge’de yer alan turistik tesislerin enerji verimliliğini iyileştirmek ve yenilenebilir enerji alanlarındaki kapasite kullanımlarını artırmaya dönük bir analiz ve etüt çalışması başlatılmıştır. -İzleyen dönemde, yukarıda bahsedilen çalışmaların tamamlanmasının yanı sıra; •Sanayi sektöründe enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanında bir kurumsal kapasite ihtiyaç analizi ve ön etüt çalışması gerçekleştirilecek, •Yıllık elektrik enerjisi tüketimi 50000 kWh ve üzeri seviyede olan toplam 20 sanayi kuruluşunda detaylı enerji etüt çalışmaları yürütülecek ve belirlenecek iyileştirme tedbirleri uygulamaya

dönüştürülecek, •Bölge’de (toplam kullanım alanı 1000 m2 ve üzeri) 150 adet kamu binası ile (toplam kullanım alanı 5000 m2 ve üzeri) 50 adet hizmet sektörü binası için enerji verimliliğinin iyileştirilmesi ve yenilenebilir enerji kullanımı potansiyelinin belirlenmesine yönelik bir analiz çalışması gerçekleştirilecek ve seçilecek 10 binada enerji etüt çalışmaları yürütülecek, •Tarımsal sulamada kullanılan ve halihazırda şebeke enerjisi kullanan pompa sistemlerinde enerji verimliğinin arttırılmasına yönelik etüt çalışmaları düzenlenecek, •Bölge’nin biyokütle kaynaklarının miktar ve dağılımlarının tespiti ile bu alanda bir kaynak haritası oluşturulacak, •500 kW güç kapasitesinde bir pilot biyokütle enerji santralinin kurulumu gerçekleştirilecek, •Bölge’de enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanlarında bilinçlendirme kampanya ve faaliyetleri yürütülecek, •Teknik iş gücünün enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanlarında eğitimine dönük kurs ve programlar düzenlenecek, •Ulusal ve uluslar arası kurum ve kuruluşlar ile proje konuları kapsamında kurulan ilişkiler gelişti-

rilecektir. Bölge’deki istihdamı artırmak amacıyla, sanayi, bina, hizmet ve tarım sektörlerindeki teknik işgücüne yönelik olarak, enerji verimliği ve yenilenebilir enerji alanlarında eğitimler ve enerji yöneticiliği sertifika kursları düzenlenmesi planlanmaktadır. Diğer yandan, tüm pilot projeler sürdürülebilirlik ve ölçeklendirilebilirlik hedefi doğrultusunda tasarlanmakta ve uygulanmaktadır. Uygulama sonuçlarının kamuoyu ile paylaşımı ve toplumsal bilinci artırma faaliyetleri ile birlikte, gerek enerji verimliliği gerekse yenilenilir alanlarında yeni işkollarının gelişmesi ve istihdamın artması hedeflenmektedir. Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan ça-

Mayıs 2013

33


YENİLENEBİLİR ENERJİ

lışmalara göre; Türkiye’nin en fazla güneş ışınımı alan bölgesi Güneydoğu Anadolu Bölgesidir. Bölgemizde, yıllık toplam direk güneş ışınının ortalama enerji değeri, metrekare başına, 1600 kilowatt-saat veya üzerindedir, yıllık güneşlenme süresi ise 3000 saate tekabül etmektedir. Ancak güneş enerjisinden, evsel ölçekte sıcak su etme dışında, sanayi ölçeğindeki termal uygulamalarda veya doğrudan elektrik enerjisi üretiminde yeterince yararlanılmamaktadır. Güneş enerjisi ile sulama sistemlerinin demonstratif pilot uygulamalar ile yaygınlaştırılması bu noktada önem arz etmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, diğer yandan, buğday, arpa, mısır ve pamuk sap ve çırçır atıklarından 4 oluşan ve 2009 yılı verileri ile toplam 33877 MWh tahmini ısıl değere sahip bir biyokütle potansiyeli bulunmaktadır. Proje çerçevesinde, önce Bölge’nin biyokütle alanındaki kaynak miktarları ve dağılımının detayları ile haritalandırılması ve sonrasında 500 kW güçte bir örnek biyokütle enerji santrali kurulması planlanmıştır.

34

Mayıs 2013

Bölge’de (toplam kullanım alanı 1000 m2 ve üzeri) 150 adet kamu binası ile (toplam kullanım alanı 5000 m2 ve üzeri) 50 adet hizmet sektörü binası için enerji verimliliğinin iyileştirilmesi ve yenilenebilir enerji kullanımı potansiyelinin belirlenmesine yönelik bir analiz çalışması gerçekleştirilecek ve seçilecek 10 binada enerji etüt çalışmaları yürütülecektir. Belirlenen üç kamu binasında enerji verimliliğinin iyileştirilmesine dönük pilot uygulama çalışmaları kapsamında, hâli hazırda proje teknik özelliklerinin detaylandırılması ve ihale süreçlerine devam edilmektedir. GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, tüm projeleri sürdürülebilir kalkınma ve sosyal-eşitlik ilkeleri doğrultusunda yürütmekte, proje aşamalarında diğer kamu kurumları ile işbirliği içinde çalışmakta ve projelerden elde edilen sonuçları ilgili konularda devlet politikası oluşturan kurumlar ile paylaşmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Türkiye’nin en yoğun ısıl iklim kuşağında bulunmasına rağmen, bina yalıtımı normlarının

uygulanmasında büyük eksiklikler olduğu değerlendirilmektedir. Kamu kurumlarına ait binalarda yürütülen pilot çalışmaların en büyük amacı, yapı müteahhitlerine, denetim kuruluşlarına ve halka ısı yalıtımı ve diğer enerji tasarrufu tedbirleri konusunda yapılabilecek reel çalışmaları ve bunların yararlarını göstermektir. Enerji verimliliği konusunda düzenlenmesi planlanan bilinçlendirme faaliyetleri de bu amaca yöneliktir. Bu kapsamda, öncelikle bir bilinçlendirme kampanyası ve stratejisi geliştirilmesi, ardından Bölge’de yer alan tüm illerde enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanlarında uygulamaya geçirilebilecek yöntem ve tedbirlerin, pilot proje uygulamaları ve sonuçları da dahil olmak üzere, yazılı ve görsel mecrada tanıtılması, öğrencilerin enerji tasarrufu ve çevre koruma bilincini sürekli geliştirmeye dönük eğitim faaliyetleri düzenlenmesi, ulusal ve uluslar arası ölçekte seminer ve konferanslar organize edilmesi planlanmaktadır. 5 Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji konularında katma değer yaratılması konusunda, özellikle Harran Üniversitesi’nde kurulum çalışmaları devam etmekte olan GAP Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Merkezi bünyesinde araştırma-geliştirme faaliyetleri yürütülmektedir. Buna ilave olarak, Danimarka Teknoloji Enstitüsü (DTI) ve merkezi A.B.D.’de bulunan ulusal laboratuar ve üniversiteler ile bu amaca yönelik ortak programlar geliştirilmektedir. GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Proje’yi Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) teknik desteği ile yürütmekte, her proje bileşeni için konusunda yetkin ulusal ve uluslarası akademisyen, uzman ve kuruluşlar ile çalışmaktadır.


Jeotermal Enerji Yatırımında Karşılaşılabilecek Zorluklar

Jeotermal Enerji Arama Jeotermal enerji kaynağı arama faaliyetleri esnasında bir jeotermal sahada öncelikli olarak Jeofizik çalışmalar yapılması gerekmektedir. Saha üzerinde sondaj yerlerinin belirlenmesi jeofizik çalışmalarla mümkün olacaktır. Günümüzde Jeofizik çalışmalar yapılırken bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır bu sorunlar aşağıdaki şekilde sıralanabilir; Jeotermal enerji kaynağı araştırmalarındaki birincil sorun topografyaya bağlı sorunlardır. Örneğin nehir, dağ, göl gibi saha bütünlüğünü ve ölçü kalitesini bozan doğal engeller araştırmalarda her zaman sorun yaratan fiziki problemlerimiz olup yapılan çalışmalarda kesin sonuçlara ulaşmamıza engel teşkil etmektedir. Bir diğer sorun ise ülkemiz şartlarında çoklukla karşılaştığımız idari sorunlardır. İdari sorunlar, fiziki sorunlar kadar büyük zaman kayıplarına sebep olmaktadır. Ruhsat içerisindeki toprak sahiplerinden kaynaklanan mülki engeller jeotermal enerji kaynağı araştırmalarının meşakkatli unsurlarındandır. Jeotermal Enerji arama faaliyetleri sırasında karşılaşılan diğer bir sorun ise ruhsat parselasyonundan kaynaklanmaktadır. İleriki yıllarda daha da büyüyeceğini düşündüğümüz ruhsat parselasyonu sorunu jeotermal rezervuar bütünlüğü gözetilmeden harita üzerinde parsel bölünmesi sonucu ortaya çıkan ciddi bir sıkıntıdır. Ruhsatlandırma yapılırken sadece harita parselasyonu gözetildiği için komşu ruhsat sahipleri aynı rezervden besleniyorlarsa çok büyük problemler oluşmaktadır. Sadece harita üzerinde irili ufaklı parsellere bölünerek yapılan ruhsatlama çok büyük itilaflara zemin hazırlamakta ve öngörümüz bu sorunun ruhsatlanma sayısıyla birlikte önümüzdeki yıllarda daha çok karşılaşılan ciddi bir sıkıntı haline geleceğidir. Ruhsatlama yapılırken harita parselleri yerine rezervin yerleşimi üzerinden ruhsatlama yapılması çok daha sağlıklı olacaktır. Arama faaliyetleri sırasında karşılaşılan son ve belki de en büyük sorun ise ülkemizde ne yazık ki jeotermal sahalar için oluşturulmuş arama ve sondaj yönetmeliğinin bulunmaması olarak sayılabilir. Arama ve sondaj faaliyetleri il özel idareleri nezdinde yürütülmekte olup işletme ruhsatına geçiş ve sonrasında kamulaştırma süreçleri net çizilmiş bir yönetmeliğe bağlanmamış olup kişiler bazında değişiklik göstermektedir. Bu sakıncalı uygulamada jeotermal sahalarda arama ve sondaj çalışmalarında sorun teşkil etmektedir.

Jeotermal Enerji Sondaj ve Testler

Sondaj aşamasına geçildiğinde karşı karşıya kalınan ilk sorun jeotermal enerji kaynağı sondaj lokasyonlarının kamulaştırılamayışıdır. Mevcut sistemde sondaj lokasyonları arama ruhsatıyla kamulaştırılmamakta yatırımcı arazi sahipleriyle kiralama yapabilmek için çaba göstermekte bu da büyük sıkıntılara mahal vermektedir. Arama ruhsatıyla kamulaştırma yapılmadığı için arazi sahibi kiralamalarda anormal değerler talep etmekte çoğunlukla işlerin çıkmaza girmesine ve sondaj çalışmasının başlamasında gecikmelere yol açmaktadır. Bu da sonuçta zaman ve milli servet kaybına sebep olmaktadır. Diğer taraftan işletme ruhsatına geçen ve santral yatırım kararı vermiş olan yatırımcıların kuyu lokasyonları için kamulaştırma süreci başlatabilmesine karşın bu süreç çok uzun zaman aldığı için ciddi anlamda vakit kaybı ve maddi zarara sebep olunmaktadır. Oysaki hızlı bir kamulaştırma zaten yatırım kararı almış biran önce üretime geçmek isteyen yatırımcıya büyük bir motivasyon sağlayacaktır. Ülkemize mahsus bir diğer sorun ise sondaj hizmeti veren firma sayısının çok az olması buna karşın sondaj sayısının çok fazla olmasıdır. Sondaj hizmeti veren bu firmaların azlığı sondaj faaliyetlerimizi istediğimiz şekilde programlamakta bize büyük sıkıntı yaşatmakta ve sürekli program değişikliklerine dolayısıyla gecikmelere sebep olmaktadır. Jeotermal enerji kaynağı arama mevzuatıyla ilgili eksikliklerden biride kuyu potansiyelinin belirlenmesi için yapılması zorunlu olan üretim testlerinde gerek duyulan akışkan deşarjının nasıl yapılacağına dair tanımlı test mevzuatının olmamasıdır.

Lisanslama

Arama ruhsatının alınması itibariyle 3 yıl içerisinde hemen işletme ruhsatına geçilmesi zorunluluğu yatırımcının oldukça geniş ruhsat alanları üzerinde yeterli çalışmayı yapmasına izin vermemektedir. Bu süre maximum 1 sene daha uzatılabilmekte olmasına rağmen toplamda 4 sene gibi kısa bir süreçte saha ile ilgili yeterli çalışmanın yapılarak geleceğe dair planlama oluşturulması mümkün olamadığından bu doğrultuda verilen gerçekçi olmayan planlar ile işletme ruhsatına geçmek zorunda kalan yatırımcı ilerleyen süreçte sıkıntı yaşamaktadır.

SOYAK Enerji Genel müdür Yardımcısı Yeşim Meltem Şişli Diğer yandan Elektrik Piyasası Kanununda yapılan yeni düzenleme ile yatırımcı firma öncelikle ön lisans almakta ve bu lisansla büyük sorumluluklar altına imza atmaktadır. Yatırımcı ön lisanslı yatırımı satamamakla beraber yatırımı gerçekleştirmemesi durumunda teminatının irat kaydedilmesi gibi oldukça güç durumlarla yüz yüze gelmektedir. Yukarıda bahsi geçen süreçte yapılan çalışmalar ve gerçek dışı taahhütler söz konusu iken bu yatırımcı için oldukça güç bir durum teşkil etmektedir.

Kredilendirme

Yeni açılacak kuyular için başarısı kanıtlanana kadar bankaların sondaj sürecini kredilendirmek istememesi yatırımcıya önceden fonlama masrafı yaratmaktadır. Yatırımcının kuyu sondajına başlama kararı jeofizik veriler ile desteklenmesine rağmen bankalar kuyu üretkenliği tam olarak kanıtlanmadan hatta testler ve rezervuar modelleme aşamaları geçilmeden kredilendirme aşamasına geçilmesine oldukça soğuk yaklaşmaktadırlar. Bunun yanı sıra aynı ruhsat alanında gerçekleştirilecek olan birden fazla santral yatırımı esnasında bankalar tarafından yeni yatırım için hisse rehini konusu yeni bir banka ile anlaşılması durumunda teminatların nasıl paylaşılacağı, her ne kadar uzlaşılabilir deniyor olsa da belirsiz bırakılmaktadır. Yatırımcı tek bir banka ile ruhsat alanında yapacağı tüm yatırım sürecinde tek bir banka ile anlaşmakta zorunlu kalmakta ve bu durumda da süreç içerisinde karşılaşacağı faiz değişikliklerine karşın tüm riski göğüslemek durumunda kalmaktadır. Mayıs 2013

35


YILLIK ÜCRETLİ İZİN; Bu ayki yazımızda, pratikte akla takılan soru işaretlerini seçip derleyerek 4857 sayılı İş Kanunu’nun 53-54-55-56-57-58-59-60 maddeleri ve yine aynı kanunun 60. maddesinin son bendi hükmü gereği, Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği bağlamında düzenlenen Yıllık İzin Ücreti konusuna yer vereceğiz.

Yıllık ücretli izine hak

kazanmak için ne kadar çalışmak gerekmektedir?

Yıllık ücretli izine hak kazanabilmek için, çalışanın, işe başladığı günden itibaren en az bir yıl çalışmış olması gerekmektedir. Bir yıllık süre hesap edilirken aynı işverenin bir veya birden fazla işyerindeki çalışmalarının toplamı dikkate alınacaktır. Deneme süresi bulunması halinde, bu süre de yıllık ücretli izin süresinin hesabına dahil edilecektir.

Yıllık ücretli izin süreleri ne kadardır?

Yıllık ücretli izin hakkının belirlenmesindeki ölçüt, işçinin kıdemi ve yaşıdır.

Kıdeme göre yapılacak hesaplamada;

1 Yıldan 5 yıla kadar (5 yıl dahil) çalışanların izin süresi, 14 günden az olamaz. 5 Yıldan Fazla 15 Yıldan az çalışanların izin süresi, 20 günden az olamaz. 15 Yıl dahil ve daha fazla çalışanların izin süresi, 26 günden az olamaz.

Kıdemden bağımsız yaşa göre yapılacak hesaplamada;

Çalışan 18 veya daha küçük yaşta ise izin süresi, 20 günden az olamaz. Çalışan 50 veya daha büyük yaşta ise izin süresi, 20 günden az olamaz. Bu süreler asgari süreler olup, sözleşmede daha fazla olarak da kararlaştırılabilecektir. Hemen belirtmek gerekir ki, yıllık ücretli izin sürelerine hafta tatili günleri dahil değildir. Yani yıllık ücretli izin süresi içerisine denk gelen hafta tatili izinleri, yıllık ücretli izin süresine eklenir. Örneğin; 4 yıllık kıdemi olan 18-50 yaş arası bir çalışanın yıllık izin süresi 14 gün olup, bu izin süresine denk gelen 2 Pazar günü, 14 günlük süreye ilave edilecek, toplam izin süresi, 16 gün olacaktır. Cumartesi ve Pazar günleri çalışılmayan işyerlerinde, iş akdinde aksine bir hüküm yoksa yıllık ücretli izin hesabına hafta tatili olarak 1 gün olarak ilave edilecektir. Yıllık ücretli izin süresine denk

36

Mayıs 2013

gelen milli ve dinî bayram günleri için de durum aynıdır. Yıllık ücretli izinlerini işyerinin bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olan çalışanlara talepte bulunmaları ve bu durumu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek sürelere mahsuben işveren toplam dört güne kadar ücretsiz izin vermek zorundadır. Yıllık ücretli izin süresinin hesabı kapsamında çalışılmış gibi sayılan halleri de ele almak gerekmektedir. 4857 sayılı Kanun’un 55. maddesine göre; 1.İşçinin uğradığı kaza veya tutulduğu hastalıktan ötürü sağlık kurulunca da saptanmış, işine gidemediği günler, 2.Kadın İşçilerin doğumdan önce ve doğumdan sonra çalıştırılmadıkları günler, 3.İşçinin muvazzaf askerlik hizmeti dışında, manevra veya herhangi bir kanundan dolayı ödevlendirilmesi sırasında işine gidemediği günler, 4.Çalışmakta olduğu işyerinde zorlayıcı sebepler yüzünden işin aralıksız bir haftadan çok tatil edilmesi sonucu olarak işçinin çalışmadan geçirdiği zamanın on beş günü, (işçinin yeniden işe başlaması şartıyla), 5.4857 Sayılı İş Kanunu’nun 66. Maddesindeki zamanlar yani; -Madenlerde, taşocaklarında yahut her ne şekilde olursa olsun yeraltında veya su altında çalışılacak işlerde işçilerin kuyulara, dehlizlere veya asıl çalışma yerlerine inmeleri veya girmeleri ve bu yerlerden çıkmaları için gereken süreler, -İşçilerin işveren tarafından işyerlerinden başka bir yerde çalıştırılmak üzere gönderilmeleri halinde yolda geçen süreler, -İşçinin işinde ve her an iş görmeye hazır bir halde bulunmakla beraber çalıştırılmaksızın ve çıkacak işi bekleyerek boş geçirdiği süreler, -İşçinin işveren tarafından başka bir yere gönderilmesi veya işveren evinde veya bürosunda yahut işverenle ilgili herhangi bir yerde meşgul edilmesi suretiyle asıl işini yapmaksızın geçirdiği süreler, -Çocuk emziren kadın işçilerin çocuklarına süt vermeleri için belirtilecek süreler,

Yasemin KUMBARACIBAŞI ykumbaracibasi@ydgehukuk.com -Demiryolları, karayolları ve köprülerin yapılması, korunması ya da onarım ve tadili gibi, işçilerin yerleşim yerlerinden uzak bir mesafede bulunan işyerlerine hep birlikte getirilip götürülmeleri gereken her türlü işlerde bunların toplu ve düzenli bir şekilde götürülüp getirilmeleri esnasında geçen süreler. -İşin niteliğinden doğmayıp da işveren tarafından sırf sosyal yardım amacıyla işyerine götürülüp getirilme esnasında araçlarda geçen süre çalışma süresinden sayılmaz. 6.Hafta tatili, ulusal bayram, genel tatil günleri, 7.3153 sayılı Kanuna dayanılarak çıkarılan tüzüğe göre röntgen muayenehanelerinde çalışanlara pazardan başka verilmesi gereken yarım günlük izinler, 8.İşçilerin arabuluculuk toplantılarına katılmaları, hakem kurullarında bulunmaları, bu kurullarda işçi temsilciliği görevlerini yapmaları, çalışma hayatı ile ilgili mevzuata göre kurulan meclis, kurul, komisyon ve toplantılara yahut işçilik konuları ile ilgili uluslararası kuruluşların konferans, kongre veya kurullarına işçi veya sendika temsilcisi olarak katılması sebebiyle işlerine devam edemedikleri günler, 9.İşçilerin evlenmelerinde üç güne kadar, ana veya babalarının, eşlerinin, kardeş veya çocuklarının ölümünde üç güne


kadar verilecek izinler, 10.İşveren tarafından verilen diğer izinler ile 65 inci maddedeki kısa çalışma süreleri, 11.Bu Kanunun uygulanması sonucu olarak işçiye verilmiş bulunan yıllık ücretli izin süresi, yıllık ücretli izin hakkı hesabında çalışılmış olarak sayılacaktır.

Askerlik sonrası eski işyerinde çalışmaya başlayan çalışanların yıllık izin hakkı nasıl hesap edilir?

Askerlik nedeniyle tüm hakları verilerek işten ayrılan çalışanın, askerlik dönüşü yine aynı işverenlikte veya aynı işverenin başka bir işyerinde tekrar çalışmaya başlaması halinde askerlik öncesi kıdemi de göz dikkate alınarak hesaplama yapmak gerekmektedir.

Yıllık ücretli izin parça parça kullandırılabilir mi?

Yıllık ücretli izin hakkı, işverenin tek taraflı iradesiyle bölünemez. Çalışanın kıdemine göre hak etmiş olduğu izin hakkının işveren tarafından kesintisiz olarak kullandırılması zorunludur. Ancak tarafların karşılıklı olarak anlaşması suretiyle yıllık izin, bir bölümü on günden aşağı olmamak kaydıyla en çok üç parça halinde kullandırılabilir.

Yıllık ücretli iznin çalışana eksiksiz olarak kullandığını ispat külfeti YAZILI olarak işverene aittir! İşveren, işyerinde çalışanların yıllık ücretli izinlerini gösteren yazılı kayıt tutmak zorundadır. Herhangi bir uyuşmazlık halinde davada dinlenecek tanıklar, çalışanın yıllık ücretli iznini kullandığı yönünde beyanda bulunsalar dahi ispat hukuku açısından yeterli bir anlam ifade etmez. İşverenin bu hususu yazılı olarak ispat etmesi gerekmektedir. Aksi halde izin hakkını gerçekte kullandırmış olsa dahi ücretini ödemek durumunda kalacaktır. Nitekim 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 56. maddesinin son paragrafı gereği işveren, işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli

izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorundadır.

Yıl içinde verilen idari izinler, yıllık ücretli izin hakkından mahsup edilebilir mi? İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz hiçbir izin, yıllık izin hakkından mahsup edilemez.

Yıllık ücretli izin ücreti, ne zaman ödenmelidir? Yıllık izin sırasında başka bir işte çalışılırsa ne olur?

Yıllık ücretli iznini kullanan çalışana yıllık izin dönemine ilişkin ücretinin izine başlamadan önce peşin olarak ödenmesi yahut avans olarak verilmesi zorunludur. Ücretin günlük, haftalık veya aylık olmayıp, komisyon, kârdan pay alma, akort, yüzde usulü ücret vb. olduğu durumlarda izin süresi için verilecek ücret, çalışanın son bir yıllık süre içinde kazandığı ücretin ortalaması alınarak hesap edilecektir. Yıllık ücretli iznini kullanmakta olan işçinin izin süresi içinde ücret karşılığı bir işte çalıştığı tespit edilirse, işverenin peşin ödediği yıllık izin ücretini geri talep etme hakkı doğacaktır.

Çalışanın yıllık ücretli izin hakkından feragat edip parasını istemesi mümkün müdür? Yıl içinde kullanılmayan izinler ne olur?

Hayır, ancak bu kuralın istisnası, iş sözleşmesinin feshi halinde varsa kullanılmayan yıllık ücretli izin hakkının karşılığı olan ücretin son aldığı ücret dikkate alınarak çalışana ödenmesidir. Yıl içinde çalışan tarafından kullanılmayan izin hakkı ortadan kalkmaz. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki yıllık izin ücreti hakkını talep etmekte zamanaşımı süresi 5 yıl olup, bu süre iş akdinin feshinden itibaren işlemeye başlayacaktır.

Yıllık izin hakkı kullanma talebinin işverene iletilmesi; İşyeri düzeninin aksamaması için, çalı-

şanın hak ettiği yıllık ücretli iznini, kullanmak istediği dönemden, en az bir ay önce ve yazılı olarak işverene bildirmesi gerekmektedir. Çalışan, işbu yazılı talebinde, adını, soyadını, varsa kurum sicil numarasını, iznini hangi tarihler arasında kullanmak istediğini ve ücretsiz yol izni isteyip istemediğini yazar. İzin kurulu veya işveren, işçinin istediği izin kullanma tarihine uymak zorunda değildir. Aynı tarihe denk gelen izin talepleri; işyerindeki kıdem ve bir önceki yıl iznini kullandığı tarih dikkate alınarak düzenleme yapılır.

Yıllık izinlerin toplu olarak belirli bir zaman aralığında kullandırılması mümkün müdür?

İşveren, çalışanların tümünü veya bir kısmını kapsayan toplu izin kullandırtabilir. Ancak toplu izin uygulanması halinde işveren, işyerinin korunması veya güvenliğinin sağlanması gibi zorunlu durumlar için yeter sayıda işçiyi toplu izin dışında tutabilir. Bu halde olan çalışanlar, yıllık izinleri toplu izin döneminden önce veya sonra diledikleri tarihte kullanabilir.

Mevsim, kampanya işçileri, kısmî süreli yahut çağrı üzerine çalışanlar, geçici iş ilişkisi ile çalışanların durumu nedir?

Nitelikleri yönünden bir yıldan az süren mevsim veya kampanya işlerinin yürütüldüğü işyerlerinde devamlı olarak çalışan işçilerin yıllık ücretli izinleri hakkında da aynı hükümler uygulanır. Kısmî süreli ya da çağrı üzerine iş sözleşmesi ile çalışanlar yıllık ücretli izin hakkından tam süreli çalışanlar gibi yararlanır. Geçici iş ilişkisi ile çalışan işçilerin yıllık ücretli izinleri hakkında, geçici iş sözleşmesinde aksi belirtilmediği takdirde, aynı hükümler uygulanır. Son olarak belirtmek gerekir ki; yıllık izin hakkı bağlamında mevcut yasal düzenlemelere uymamak, yaptırım altına alınmış olup idari para cezalarının güncel bedelleri hakkında bilgi sahibi olmak için hukuk müşavirinize danışınız. Fayda sağlamış olmak ümidiyle..

Mayıs 2013

37


KENTSEL DÖNÜŞÜM

Erdoğan Bayraktar:

Kentsel dönüşümde elimizi taşın altına koyduk! Bakan Bayraktar, kentsel dönüşümün yapılacağı yerlerde vatandaşlara kira yardımı yaptıklarını ve alacakları kredi faizinin yüzde 4’ünü karşıladıklarını vurgulayarak, bütün kentsel tasarımlarda alabildiğine kolaylık sağladıklarını dile getirdi.

38

Mayıs 2013


Şİmdiye kadar 360 kuruluşa lisans verdik”

Riskli bina tespiti yapabilmek için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından bugüne kadar 360 kurum ve kuruluşa lisans verildiğini açıklayan Bakan Erdoğan Bayraktar; “6306 Sayılı Kanun kapsamında; 25 alanda risk tespiti yaptık. Toplam büyüklüğü 4 bin 242 hektar olan bu alanlarda yaklaşık 217 bin bağımsız birim bulunmakta. Vatandaşlarımız tarafından yapılan müracaat neticesinde tespit edilen riskli bağımsız bölüm sayısı ise 11 bin 617’dir” diyerek, belediyeler tarafından da Bakanlığa ulaştırılan riskli bağımsız bölüm sayısının 65 bin olduğunu kaydetti.

kaçak ve afet riski taşıyan evleri yenilemek de değildir. Enerji tasarrufuna yönelik bir projedir. Çevreye duyarlı yerleşimler oluşturmaya ve insanımızın hayat kalitesini artırmaya yönelik bir projedir” dedi. Bakan Bayraktar; “Önümüzdeki 10 yıl içinde; 2023’e kadar atık su arıtma sorunlarını halletmiş, katı atık bertaraf tesislerini en modern şekilde kurmuş, iklim değişikliği stratejisine tam uyumlu, sera gazı emisyonlarının azaltılması kriterlerinde Avrupa’yı yakalamış bir Türkiye hedefliyoruz” ifadelerini kullandı “Kayıt dışı ekonomiyi önlemede, inşaat sektörünü disipline edeceğiz”

400 bin bağımsız bölüm dönüşecek

Dönüşümü; hazırlıklı belediyelerle, rızaya dayalı ve gönüllülük esasına göre yürütülecek kentsel dönüşüm sürecinde imar, ruhsat, denetim, teknik müşavirlik sistemlerinin gelişeceğini kaydeden Bakan Erdoğan Bayraktar; “Yapı sektörü ve yapı malzeme üretimi gelişecek. Ara teknik elamanlar yetişecek. İmar planları ve kentsel tasarımlarda ileri dünya standartlarını yakalayacağız ve kayıt dışı ekonomiyi önlemede, inşaat sektörünü disipline edeceğiz” dedi.

“Hedefimiz Avrupa’yı yakalamış bir Türkiye”

“Dönüşümde iktidarmuhalefet ayrımı yapmıyoruz”

Bugüne kadar yıkımı gerçekleştirilen 13 bin 386 bağımsız konut ve işyeri ve bugün yıkımı başlatılan 33 bin 529 konut ve işyeri ile birlikte toplam 46 bin 915 rakamına ulaşıldığını vurgulayan Erdoğan Bayraktar, tespiti yapılan ve yapılacak riskli binalardan, 2013 yılı sonuna kadar 200 bin, 2014 yılı sonuna kadar ise 400 bin bağımsız konut ve işyerinin dönüşümünü başlatmayı hedeflediklerini belirtti.

Erdoğan Bayraktar; “Bu proje, insanımızın canını korumaya yönelik bir projedir. Diğer taraftan, kentsel dönüşüm sadece eskiyen,

İktidar-muhalefet ayrımı yapmadıklarını sözlerine ekleyen Bakan Erdoğan Bayraktar “Muhale-

fet kentsel dönüşüme karşı çıkıyor. ‘Niye karşı çıkıyor?’ anlamak mümkün değil. Biz kentsel dönüşümü; rızaya dayalı, gönüllülük esasına göre yürütüyoruz. Vatandaşlarımız memnun ve büyük bir beklenti içinde. Vatandaşlarımıza kira yardımı yapıyoruz, kredi desteği veriyoruz. Bugüne kadar kanun kapsamında Kartal, Esenler, Beyoğlu, Şanlıurfa ve Kırşehir’de toplam 2 bin 652 hak sahibine 15 milyon 404 bin 200 TL kira yardımı ödendi. Eğer bu rantsa, halkımıza helali hoş olsun. Yarın bir afet olursa, bir deprem olursa; muhalefet, halkımıza ne diyecek?” dedi. “Vatandaş, kentsel dönüşümü istemiyor” şeklindeki söylemlere dikkati çeken Bakan Bayraktar, şöyle devam etti:

“Biz de onun için bu işi vatandaşın talebini artırarak yapmak istiyoruz. Vatandaş nasıl kendine bakıyorsa, evi de öyle. Bu kanun insanların hayatını korumaya, hayat hakkını idame ettirmeye, canını koruma ve kollamaya yöneliktir. Vatandaşlarımıza her türlü yardıma amadeyiz. Valililiklerimiz, belediyelerimiz ve biz yardıma amadeyiz. Vatandaşımız gelsin, desin ki ‘Ben evimi yenilemek istiyorum.’ Versin müteahhide, ona her türlü yardımı yaparız. Eğer müteahhide veremiyorsa, belediyeye gidecek. Belediye organize edecek, yıkacak, yapacak ve kendisine yeni ev verecek. Bu şekilde bu işi götürmek istiyoruz. Muhalefet bu işi çok speküle ediyor. Vatandaşlardan gelen taleplerin sayısı sadece İstanbul’da 800 ile bin arasında. Vatandaşlar belediyeleri sıkıştırıyor. Bu, dalga dalga Anadolu’ya yayılacak. Kentsel dönüşüm için elimizi taşın altına koyduk. Her türlü desteğe hazırız. Her türlü riski aldık.” Mayıs 2013

39


KENTSEL DÖNÜŞÜM Sarp Group İnşaat Genel Koordinatörü Vekalet Kaba, Ankara ve İstanbul olmak üzere 1,5 milyar TL civarında 3500 konutluk proje hazırlığı içinde olduklarını belirti.

Ankara ve İstanbul olmak üzere 1,5 milyar TL 3500 konutluk proje hazırlığımız var K

uruluşumuz 1990 da gerçekleşti Sarp Group yıllar içerisinde bir çok projeyi başarı ile tamamlamış, genç dinamik ve tecrübeli kadrosu ile Türkiye’nin güvenilir firmaları arasında yer almaktadır.Kaliteye verdiğimiz önem, uluslararası aldığımız ödüller ile kanıtlanmış bir kuruluşuz. Ülkemiz içinde yapılacak önemli projelere imza atmaya devam etmeyi sürdüreceğiz. Kalite kriterlerini yerine getiren tecrübe sahibi tüm sektör firmaları gibi kendi bayrağımızı taşımaya özveri ile devam etmekteyiz. Kentsel Dönüşüm Yasasını herkes gibi biz de anlamaya çalışıyoruz. Firma olarak bizim de kafamızda sorular var. Belirlenmiş riskli alanların kentsel dönüşüm alanları olması ve bunun kararının Bakanlar Kurulu tarafından verilmiş olması gerekecek. Bu alanlar içinde riskli olduğuna karar verilen yapılar ya da ticari ömrünü tamamlamış alanlar, teknik verilere göre tespit edilecek. Uzun ve dikkatli yürütülmesi gereken süreçler. En önemli ve meşakkatli aşama anlaşma yolu ile eski mülk sahipleri ile anlaşmak.Bütün bu aşamalardan sonra da kar elde etmek. Yaşanacak tecrübeleri sabırsızlıkla bekliyoruz. Önümüzdeki işleri tamamlayınca belki biz de firma olarak kentsel dönüşüm projeleri ile ilgileneceğiz.Şimdilik yatırım ve proje işlerimiz önümüzdeki 3-4 yılı doldurmuş durumda. 40

Mayıs 2013

Riskli ve rezerv yapı alanları ile riskli yapıların bulunduğu bölgeler: Bu bölgelerdeki taşınmazların üzerinde yapımı gerçekleştirilen konutların bedelleri, gerekli görüldüğünde; proje uygulamalarının yapıldığı illerdeki mevcut ekonomik durum, tabii afetin ortaya çıkardığı durumlar, konut rayiç ve enkaz bedelleri ile uygulama alanındaki kişilerin mal varlığı ve geliri göz önünde bulundurularak Bakanlar Kurulu kararı ile tespit edilir. Konut bedellerinin tespiti yapım maliyetlerinin altında da olabilir ve sosyal donatı ile altyapı harcamaları maliyete dâhil edilmeyebilir. Kentsel Dönüşümde Hassasiyet ve Önemli konuları Önceki soruda da belirttiğim gibi yasal süreçleri sıkıntısız tamamlamak ve en önemlisi eski mülk sahipleri ile anlaşma sağlayarak, imar özelliğini göz önüne alıp kar etmek. Yaptığınız proje her açıdan ku-

sursuz yürümesi ciddi mesai ve sabır gerektiriyor. Projede her tarafın memnun olması ve adaletli bir paylaşım için en önemli kriter. Proje kalitesi zaten kaçınılmazların başında, riskli bölgeler için alınmış kararlar ve bu işe girecek tüm taraflar için önemli bir tecrübe olacak. Sarp Group olarak geçtiğimiz günlerde açıkladığımız gibi 1,5 milyar TL civarında Ankara ve İstanbul’da olmak üzere 3500 konutluk proje hazırlığımız var. Finans Park projemizi de hızla tamamlamayı sürdürüyoruz. 2005 yılında Yeni Sarp İnşaat’ı bünyesine katarak faaliyetlerine hız kazandıran grup, çok kısa bir zaman diliminde birçok büyük başarıya imza atmıştır. Başta insan faktörü olmak üzere teknolojiyi ve kaliteyi göz önünde bulunduran Sarp Group, günümüzde Türkiye’nin öncü kuruluşları arasında yer almakta olduklarını belirti.


KENTSEL DÖNÜŞÜM

Kentsel Dönüşüm, Kentsel Gelişim adını almalı Gayrimenkul Hukuk Enstitüsü Başkanı Avukat Ali Yüksel, ” Kentsel Dönüşüm artık Kentsel Gelişim adını almalı,Çünkü dönüşüm kelimesi yanlış bilgilerle kirlenmekte

Y

üksel,Gayrimenkul devrimleri diyebileceğimiz bir süreçteyiz. Son iki yıldır dokunulmaz olarak bilinen ve konusu geçtiğinde herkesin önünü düğmelediği, her biri birer mit ve efsane olan önemli temel yasalar birer birer değişti. 40 yıldır dokunulamayan ve dokunanı yakan Orman kanunu değişti, ormandan bozulan alanlar satılıyor. Sit alanları, tamamen elden geçiyor. Sit alanı deyince, vatandaşın deyimiyle Anıtlar Kurulu dendi mi, bir efsane başlardı ve herkes orada dururdu. Tescilli eski eser, tabii sit denildiği zaman, herkes oradan kaçardı. Bunun hikâyelerini herkes dinlerdi, insanlar kendi tarlasından geçemez, lahana ekemez vs. diye anlatılırdı. Gene yabancıların mülk alımı ile ilgili yasal maddeler de öyleydi. İmar kanunu, belediyelerin kutsal metni gibiydi. İşte iki yıldır çıkarılan mevzuat bu mitlerin çoğunu yıktı, bir de üstüne üstlük başka bir devrim yaptı; Afet kanunu. Geçen 1 yılda öyle bir hal aldı ki, Kentsel Dönüşüm yasası dediğimiz bu kanun da, hepsinin üstünde bir mit, bir efsane oldu. Evdeki emekli de sokaktaki simitçi de mimar da, avukatta artık bununla yatar-kalkar oldu. Yasanın o kadar bilinmeyeni var ki, efsane olmayı da bu yüzden hak ediyor. Hangi cümle ne anlama geliyor, bu cümle hangi kanunu kaldırıyor, kim sorumlu gibi belirsizlikler de var. Bu kanunu bakan ve ekibi her yerde seminerlerde konferanslarda anlatıyor, açıklamaya çalışıyor, ama belediyeler bu işte yetkileri alındığı ve kendi malları gittiği için bir mesafe ile yaklaşıyorlar yasaya ve uygulanmasını da istemiyorlar aslında. Belediyeler bazı riskli alan ilan edilen alanlarda vatandaşa bilgi vermiyor, hâlbuki görevleri vatandaşı aydınlatmak. Mesela vatandaşın tapusu gidiyor, dairesi yıkılacak bilgi verilmiyor. Aydınlatsalar, belge-bilgi gizlemeseler güven gelecek. Yani ciddi bir bilgilendirme ve güven eksiği var. Vatandaş, iş sahibi nerden bilgi öğrenecek? İnternet siteleri var

42

Mayıs 2013

–gazeteler var, gayrimenkule dair yazılar yayınlıyorlar ama çoğu birbirinin aynısı, yüzeysel yazılar veya belli bölgelerin müşterisini artırmak için yapılmış faaliyetler. Halbuki Başbakanın amacı şehrin hızlı dönüşmesi. Bu hızla, ne zaman dönüşür? Bakanlık hızlandırmak istiyor, diğer kurumların desteği lazım. Türkiye’de çürük olarak vasıflandırılmış 6,5-7 milyon bina mevcut. Matematiksel olarak bakıldığında, bu binaların bugünkü hızda ve oluşacak olan yeni talepler haricinde tamamlanması minimum 30-40 yıl sürecektir. Kentsel Dönüşüm, bence Kentsel Gelişim adını almalı artık. Dönüşüm kelimesi yanlış bilgilerle biraz kirlendi. Bu mevzuatın önünün açılması için başka şeylere de ihtiyaç var tabii. Dolayısıyla bu oluşturulan yasanın daha kapsamlı olarak değerlendirilmesi ve düzenlenmesi gerekli. Afet yasası, birçok temel yasayı; Orman kanunu, Sit alanları, Kıyı kanunu, Boğaziçi kanununu askıya alıyor, o halde hızlı ve geçici bir dönem için uygulanmalı, onlarca yıl devam etmemeli, eğer onlarca yıl devam ederse, büyük kargaşa çıkar. Bu kargaşanın çıkmaması için önerilerimize uygun devam yasaları ve yönetmelikleri oluşturulursa, çabuk bir dönüşüm olacaktır. Mevcut olan çok kısa örnekler, uygulama sorunlarının ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkarıyor. Afet kanunu, “bina için risk analizi yapacak uzman kurumun, yetkili şirketin işini her kamu görevlisi kolaylaştıracak” diyor. Fakat kanunda yetkiler tam olarak belirtilmediği için süreç uzuyor. Örneğin lisanslı şirketin mühendisleri çürük binaya gidiyorlar, fakat binada oturan bazı kişiler incelemeye itiraz edince yetkililer içeri giremiyorlar ve polis görevlendiriyor. Polisin de müdahale yetkisi olmadığı için kişinin sadece ifadesi alınıp savcılığa sevk ediliyor. Savcının dava açıp mahkemenin ceza vermesi de 5 yıl gibi bir süre alıyor. Çürük bina da orada duruyor. Peki eksik ne; “kanuna bu konu açık olarak

yazılmamış, hemen ilave madde gelmesi lazım, bu tip karşı koyan kişi emniyetçe gözaltına alınır, kamu görevlisi işini yapar, bitince bırakır” denilmesi lazım. Böyle onlarca detay var işleri çıkmaza sokacak detaylar. Ama bu eksikler düzelirse, tabi ki hızlanacaktır. Kentsel dönüşüm kapsamına giren yerlerde mal sahipleri ve yüklenici firmaların dikkat etmesi gereken önemli hususlar : Riskli alan ilan edilen yerlerde, yetkilendirilen belediyeler halka çok net şeffaf açıklamalar yapmalı. Yoksa destek bulamazlar. Mal sahipleri, bu konuda bence yazılı dilekçe vermeli ve cevabını da istemeli. Diğer yandan, riskli binalar için, bina sahipleri heyecanlanıyor, 2/3 le karar alıyorlar, kararlar usulsüz, ileride iptal edilebilir, işlemleri geçersiz olur, binaları da ortada kalabilir. Bazen bir malik, bina hakkında hemen olumlu rapor alabiliyor, yıkılmasın diye, sonra kanunda aynı yere ikinci rapor verilmez dendiği için, bir problem doğuyor. Şişli, Bakırköy, Kadıköy Üsküdar gibi merkezlerdeki eski fakat imara uygun binaları bu kanunla tam olarak çözemiyoruz, müteahhitle kat karşılığı inşaat ya da inşaat sözleşmesi yapamıyor, imar durumu daha fazla yükselemiyor ve bu sebeple müteeahhite daire kalmıyor, müteahhite ilave para ödemek gerekiyor, insanların mali durumu buna uygun değil. Esenler, Zeytinburnu, Ümraniye gibi bölgelerde ise eski yapıların çoğu kaçak ve yeniden yapıldığında daire sahiplerine aynı daire verilemeyeceği için orasını da yasa çözemiyor, bu iki bölgedeki insanların kentsel dönüşüme evet demeleri için, bakanlığın bazı hazine veya kamu alanlarından bu kişilere hak vermesi problemi çözer ve uygulamayı kolaylaştırır. Yüklenici firmalar, mal sahipleriyle sözleşme yapmak istiyor ama bina risk raporu çıkana kadar anlaşma yaparsa noter harcı var, bu ağır geliyor, bina raporu kesinleşince de arada 2-3 ay var, bu esnada hemen müteahhit bulmak mümkün olmayabiliyor. Buna dikkat etmek lazım.


İlkemiz; Müşteriye en uygun maliyette kaliteli hizmet sunmak İstanbul Plastik, Genel Müdürü Ensar Gök: Çıraklıktan başlayıp işverenliğe kadar uzanan bu yolda temel ilkemiz; müşteriye en uygun maliyette kaliteli hizmet vermektir .

1990 yılından bu yana iş haya-

tımızın vermiş olduğu tecrübeyle müşteri odaklı ve kaliteli hizmet anlayışıyla, müşterilerimizi sektördeki tüm değişim ve yeniliklerden yararlandırarak ve müşteri portföyümüzü genişleterek layık olduğumuz noktaya doğru ve emin adımlarla ilerlemekteyiz,İstanbul Plastik olarak Eca, Kas malzemeleri, Fırat Boru, Uzunoğlu Plastik,Ünye Plastik, Formül Kalıp, Foma Bataryaları, Dekor Banyo Ürünleri, Gama Banyo Ürünleri, Efor Banyo, Henkel, Visam, Gömme Rezervuarlar, İdevit Ürünleri, Su Sayaçları, Mesa ve yeni almış olduğumuz Sanica bayiliklerimiz bulunmaktadır,100 çeşidin üzerinde geniş ürün yelpazemiz ile müteahhit ve nalburiye firmalarımıza hizmet sunmaktayız. İlkemiz,müşteriye uygun maliyetle en kaliteli hizmeti sunmak; özelikle kullandığımız ürünler TSE standartlarında olup birinci sınıf kaliteye önem vermekteyiz ve tavsiye etmekteyiz. Ülkemizin deprem bölgesi olduğunu hatırlarsak ve daha önce-

ki yılarda depremde verdiğimiz kayıpları göz önünde bulundurursak yaptığımız işin ne kadar önemli olduğunu görebiliriz.Yapıların dış görünüşü ne kadar önem veriyorsak altyapısı sağlam iç kullanımı , sağlıklı ve kullanışlı olmalıdır.Bu da kaliteli ürünler ile sağlanır. Güzel yapılar,şehirler devletlerin de marka değerini arttırır. Kentsel Dönüşüm sürecini İstanbul Plastik olarak önemsiyoruz .20 yıl gibi bir sürede tamamlanacağını söyleyen akademisyenler, müteahhitler, belediyeler, sivil toplum kuruluşları “kaliteli şehirler ve kaliteli yaşam için “ iş birliği yapmalıdır. Türkiye’de ki 20 milyon bina stokunun yarısının dönüşmesi demek,bu sektör açısından büyük bir istihdam ve iş gücü demektir. İstanbul Plastik olarak bu projelere yönelik başta belirttiğim gibi kaliteli ve uygun ürünleri sağlamaya hazırız. Sektör olarak başlıca sıkıntımız özelikle üretici firmaların,fabrikaların şantiyelere direkt satış yapması bizi olumsuz etkilemekte ve satış ci-

rolarımızın ödemelerdeki sıkıntıları arttırmaktadır.Özelikle üretici firmaların bizim gibi bayileri dikkate alması gerekiyor.Hizmet konusunda,bölgesinde ürünlerini satmakta olan bayiler aracılığı ile ilerlemesiyle sektörün işleyişi açısından daha sağlıklı yürüyeceği kanaatindeyiz. Çalışma prensibimiz,en büyük yol göstericimizdir. Bu anlayıştan yola çıkarak müşterilerimize sunduğumuz hizmet ve ürünlerin tüm aşamaları bizzat tarafımızdan takip ve kontrol edilip bu hususun müşterilerimize özgü değer ve saygınlıkla hizmete sunulan 2 şubemiz ve uzman kadromuzla güven vermekteyiz. Ensar Gök: son olarak 2013 yılında hedeflerini büyük tutuklarını,yükselen grafiği daha da yükselterek Gök inşaat ve Onur inşaat Firmaları ile sektörde tedarikçi oldukları gibi yüklenici firmalar olarak da kat karşılığı en iyi hizmeti sunmakta olduklarını belirti. Mayıs 2013

43


KENTSEL DÖNÜŞÜM Kentsel Dönüşüm Ve Hukuk Platformu dikkat çekiyor: Kentsel dönüşüm müteahhidin zekatıdır. Bu yüzden her müteahhit en az bir kentsel dönüşüm projesi yapmalı. Ancak, kentsel dönüşümün yükünü çeken müteahhitleri de devlet desteklemelidir.

KENTSEL DÖNÜŞÜM MÜTEAHHİDİN ZEKATIDIR K

entsel Dönüşüm ve Hukuk Platformu Başkanı Prof. Dr. Gürsel Öngören yaptığı açıklamada; “Kentsel dönüşüm müteahhidin zekatıdır. Her müteahhit gücüne göre en az bir kentsel dönüşüm projesi yapmak durumundadır. Ancak devlet de finansmana faiz indirimi ile destek olarak kentsel dönüşüm seferberliğine katılan müteahhitleri teşvik etmelidir.” dedi.

sını devlet ödüyor. Ancak bina sahipleri binalarını müteahhide verip yaptırırlarsa, devlet ve bankalar müteahhide kredi faizi için bir indirim yapmıyor. Halbuki müteahhit, yaptığı dairelerin ve işyerlerinin minimum yarısını, arsa sahiplerine veriyor. En azından,

Müteahhitlere de teşvik ve yardımlar uygulanmalı

riskli bina mal sahiplerine verilen dairelerin finansmanı için kredi kullanan müteahhide bu finansman faizinin yarısı devletçe geri ödenmelidir. Evlerini müteahhit aracılığıyla yenileyenlere, evleri-

İyi giden kentsel dönüşüm sürecinde; müteahhitlerin kentsel dönüşümün yükünü sırtladıklarını, birçok önemli müteahhidin ve inşaat şirketinin normal projeden daha küçük kârlarla kentsel dönüşüm seferberliğine katıldıklarını belirten Kentsel Dönüşüm ve Hukuk Platformu Başkanı Profesör Öngören; “Riskli binalarda oturanlar ev ve işyerlerini kendileri yıkıp yenileyebiliyorlar. Bu durumda konut ve işyeri sahiplerine verilecek kredi faizinin yarı44

Mayıs 2013


ni kendileri yenileyen kişilere uygulanan tüm teşvik ve yardımlar da uygulanmalıdır.” dedi. 6 milyon konut ve işyeri yeniden inşa edilecek

Kentsel dönüşüm ile İstanbul’da 2 milyon, Türkiye’de 6 milyon konut ve işyeri yeniden inşa edilecek. Şu an Bakanlar Kurulu birçok riskli yeri riskli alan ilan etti. Ankara’da Çankaya ilçesi, Akpınar Mahallesi, Namık Kemal Mahallesi, Elmadağ ilçesi, Yenice, Yenidoğan ve Yenipınar mahalleleri; İstanbul’da Sultangazi İlçesi, Cumhuriyet Mahallesi, Siteler mevkii, Küçükçekmece ilçesi,

Kanarya Mahallesi, Fatih Mahallesi riskli alan ilan edilmiştir. Risksiz alanlardaki riskli yapıları yıkıp, yeniden yapma çalışmaları da hızla ilerliyor. İstanbul’da 20.000 konut ve bina yıkılmıştır. Kentsel Dönüşüm ve Hukuk Platformuna başvuranlardan alınan bilgilere göre sadece İstanbul’da 500 sitede yaklaşık 150.000 kişiyi etkileyen yenileme çalışmaları sürüyor. Öngören Hukuk Bürosu ortaklarından Av. Boray Köknel, kentsel dönüşüm çalışmalarının İstanbul’da çok iyi gittiğini ve hızlı ilerlediğini, şu an Büroda farklı semtlerden 12 site, birçok apartman ve bir riskli alan için

kentsel dönüşüm hukuk danışmanlığı yaptıklarını; bu sitelerden birkaçının müteahhidi belirlediğini, sözleşme aşamasına gelindiğini, diğerlerinin müteahhitlerden teklif topladığını ve imar durumu çalışmalarının yapıldığını belirtti. Köknel, otuza yakın sitenin de kendileriyle görüştüklerini ve bilgi aldıklarını da ekledi. Müteahhit şu anda kârından vazgeçiyor

Müteahhitlerin bakışı açısından görüşlerine başvurduğumuz, kentsel dönüşüm kapsamında projeler yapan Gönül Sarayı Grup Başkanı İsmet Kaya, “Müteahhitlerin çoğu kentsel dönüşümü bir seferberlik olarak görmektedirler. Müteahhitler ülkenin konut stokunun yenilenebilmesi için kârlarından vazgeçerek bu hizmet yarışına girmişlerdir. Bir siteyi yenileyen müteahhit 50 daireyi mal sahiplerine veriyor ve elli daire kendisine kalıyorsa, mal sahiplerine verilecek daireler için kullanılan krediye devlet faiz indirimi yaparak müteahhitleri desteklemelidir. Evini kendi yapan kişiye nasıl kredi ve yardım desteği veriliyorsa, kat karşılığı anlaşmalarla müteahhide yaptırılan yenilemelerde de kredi faiz indirimi verilmesi, yardımların eksiksiz sürmesi ve bu yönde yasal düzenlemelere eklemeler yapılmalıdır.” dedi.

Mayıs 2013

45


KENTSEL DÖNÜŞÜM

Konutta KDV artışının meyvelerini ticari ofis yatırımcıları topluyor

Konutta KDV artışına ait yasa-

nın yürürlüğe girmesi ile %1 olan konut KDV’si %18’e kadar çıkmış oldu. KDV artışı yeni ruhsat alınmış konut projelerinde son kullanıcıların yatırım maliyetlerini etkiledi ve yatırımın geri dönüş sürecine %17’lik ek bir maliyet getirdi. Ticari ofis projelerinde zaten %18 olan KDV oranında herhangi bir değişiklik olmadığı için son kullanıcılara ve yatırımcılara ek bir maliyet binmeden satışlar yapılmaya devam ediliyor. %18 KDV’yi ödeyecek olan yatırımcı konut almaktan uzaklaşarak ticari ofis yatırımına daha sıcak bakmaya başladı. Konu ile ilgili açıklama yapan Gürallar Yapı Genel Müdürü Evrim Karayel; “Kartal’da E5 aksı üze-

rinde gerçekleştirdiğimiz ticari ofis projemiz Lapis Han’da konutta KDV artışının olumlu sonuçlarını toplamaya başladık. Gayrimenkul yatırımcıları zaten %18 KDV ödeyecekse neden konuta yatırım yapsınlar, konut almak yatırım yapmak değildir. Gerçek gayrimenkul yatırımı tüm dünyada kabul gördüğü gibi ticari gayrimenkule yapılan yatırımdır, bugüne kadar KDV avantajından yararlanan konutlardaki satış ivmesi giderek yavaşlayacak ve artık yatırımcılar ticari ofislere yatırım yapmaya başlayacaklar” dedi. KDV artışının meyvelerini Lapis Han Kartal’da toplamaya başladıklarını belirten Evrim Karayel; Lapis Han Kartal’da satışların hedeflediklerinden daha hızlı ilerle-

diğini söyledi. Karayel, “Müşterilerimizin bir kısmı %18 KDV’yi konuta ödemek istemedikleri için ticari ofis yatırımını tercih ediyorlar” dedi. Karayel, bu bilinçli müşteri kitlesinin giderek artacağını belirtti.

Yeni konut fiyatları geçen yılın aynı dönemine göre % 8,56 oranında arttı

Endeks artışı en çok büyük konutlarda yaşandı

Yeni Konut Fiyat Endeksi”nin Mart 2013 raporu sonuçlarını değerlendiren GYODER Başkanı Aziz Torun “Mart ayına baktığımızda, yeni konut fiyatlarının Şubat ayına göre yüzde 1,02’lik bir artış gösterdiğini görüyoruz. Bu ar-

46

Mayıs 2013

tış % 0,66 olan aylık enflasyonun oldukça üzerinde gerçekleşmiş. Bu durum önümüzdeki dönemde yeni konutlardaki fiyat artışının, yine enflasyonun üzerinde bir artışla devam edeceğini göstermektedir” dedi. Yeni Konut Fiyat Endeksin 2013 Mart ayı raporu yayınlandı. Rapora göre; yeni konut fiyatları bir önceki aya göre %1,02; geçen yılın aynı dönemine göre % 8,56 ve endeksin başlangıç dönemi olan 2010 yılı Ocak ayına göre ise %29,30 oranında artış kaydetti. Mart ayında Endeks, bir önceki aya göre, İstanbul Avrupa yakasında yer alan markalı konut projelerinde % 0,22 oranında, İstanbul Asya yakasında yer alan markalı konut projelerinde % 1,00 oranında arttı.. Endeksin başlangıç dönemine göre

ise İstanbul Asya yakasındaki projeler Avrupa yakasına kıyasla 6,1 puan fazla artış gösterdi. Mart ayında, bir önceki aya göre, 1+1 daire tipinde % 0,08 oranında, 2+1 daire tipinde % 0,99 oranında, 3+1 daire tipinde % 1,11 ve 4+1 daire tipinde ise % 1,52 oranında artış yaşandı. Metrekare bazında yapılan değerlendirmede; yeni konut fiyat endeksinde bir önceki aya göre, 5175 metrekare büyüklüğe sahip konutlarda % 0,47; 76-100 metrekare büyüklüğe sahip konutlarda % 0,57; 101-125 metrekare büyüklüğe sahip konutlarda % 0,62; 126150 metrekare büyüklüğe sahip konutlarda % 0,71; 151 metrekare ve daha büyük alana sahip konutlarda ise % 1,20 oranında artış gerçekleştiğini belirti.


Temennimiz, bu mirasın gelecek nesillere aktarılmasıdır Turyap Fikirtepe temsilcisi Ümit Arslan Fikirtepe’deki kentsel dönüşüm projesini değerlendi.1985 yılında kurulan ve emlak sektörünün ilk franchise veren kuruluşu olan TURYAP, yurtdışında ve Türkiye’nin 41 iline dağılmış 400 e yakın temsilciliğiyle Türkiye’nin en köklü ve yaygın emlak organizasyonudur.Temsilcilerimiz sistemimizde kayıtlı olan 35 bini aşkın gayrimenkulü pazarlayabilmektedir.

T

uryap Fikirtepe ilk kurumsal firma olmakla beraber iki yıldır faaliyet göstermektedir. Kuruluş amacımız Fikirtepe bölgesinde gayrimenkul ,işyeri ,arsa ve kentsel dönüşüm bölgesinde olan bu bölgeye hizmet sunmaktır. Turyap Fikirtepe sadece Fikirtepe ile sınırlı kalmamakta, bölgesini etüt edip , Turyap’ın 400 yakın tecrübeli ofisi ile koordineli olarak birçok yerde hizmet sunmaktadır.Fikirtepe bölgesinde en önemli çalışmalarımız müteahhit firmalarla beraber kentsel dönüşüm projelerini yürütmektir .Bölgede çalışmak isteyen müteahhit firmalar profesyonel ekip ile çalışmayı daha uygun görmektedir. Müşterilerimizin burada gayrimenkulü olduğu gibi başka bölgelerde de gayri menkulleri olabiliyor.Burada olsun diğer bölgelerde olsun ,sunduğumuz hizmetin aynısını İstanbul içi ve İstanbul dışı olmak üzere bütün bölgelerde aynı hizmet kalitesi ile sunmaktayız. Turyap Fikirtepe olarak bölgemize yakın olan yerlerde; Gözcübaba ,Kadıköy, Ataşehir ,Suadiye Bostancı gibi semt ve ilçelerimizde kat karşılığı aracılık hizmetleri sunmaktayız.Bununla beraber Dudullu Organize Sanayi Bölgesi, İMES, MODOKO gibi sanayi çevrelerimizde mevcut olan projelerimiz ve aracılık hizmetleri vermekteyiz. Fikirtepe,Kentsel dönüşüm projesi inşaat sektörü ve bölge için istihdam ve ticari açıdan ülkemizin önemli projelerinden biri diyebiliriz. Bir milyon 500 bin metre kare alan 8 ticari olmak üzere 56 ada 20 bin konutun 50 bin konuta çıkacağı önemli bir proje olmasıyla, Konum itibari ile merkezi bir yerde olması değerini artırmaktadır. Fikirtepe Bölgesi çok eski bir bölge

olması ile buradaki yapılar bölge insanın kendi dişi tırnağı ile yaptığı yapılardır. Fakat Türkiye deprem bölgesi olduğu için yapılar deprem yönetmeliği kullanımı açısından elverişli değildir.Bu açıdan bölgemizde izni çıkmış olan Yeni Kentsel Dönüşüm Yönetmeliği’ni önemsiyoruz .Bölge halkımızın daha refah ve daha sağlıklı yapılara kavuşmaları bizim açımızdan sevindirici bir gelişmedir. Bizim için önemli olan,buradaki insanların mağdur edilmemesidir. Bölgeye gelen Müteahhit için de aynı duyarlılık gösterilmelidir.Şimdiye kadar Fikirtepe bölgesine herhangi bir yatırım yapılmadı.Zeytinburnu’ndan sonra İstanbul un ikinci çarpık yapılaşması diyebiliriz.Fikirtepeye 4.14 gibi bir imar verilmektedir. Bu oran dışarıdan fazla görülse de birlik beraberliği sağlamak açısından olması gereken oran diyebiliriz.Bölgeye 60 yıldır herhangi bir hizmet yapılmamıştır.Bazı firmalar oran konusunda % 55 yüzde % 60 hata yüzde 50’nin altında oranlar beklerken diğer merkezi bölgelere verilen % 75 oranlar kalbur üstü gözükmektedir.Verilen oran bölge ile uyumlu verilmiştir .Bölgeye gelen müteahhitlerin “acaba bölge halkı burada ikamet edecek mi ? Dışarıdan gelecek farklı kültür yapıları ve kişiler bölgeye uyacak mı ? Belediyenin müteahhite vermiş olduğu altyapı sorumluluğunu kaldırabilecek mi “ gibi sorular çekinceler oluşmaktadır. Burada ki başlıca sorunlardan biri belediyenin yapmış olduğu çekmeler konusunda yollara verilmiş olan oranlarda meydana gelen hatalardır.Bu hatalar son iki seneden buyana belli bir uğraş sonucunda düzeltildi.Şimdi müteahhitler açısından sorunlardan biri

kalkmış oldu.Büyük firmalar bölgeyi hedefler oldu. Ancak daha önce gelen müteahhitler ile sağlıklı sözleşmeler yapıldı diyemeyiz.Belediyeler tarafından gereken destekler verilmedi ve birçok olumsuzluklar oluştu. Halkın tedirgin olduğu konulardan birisi 60 yıldan bu yana çamurunu çiğnediği,dişi tırnağı ile yaptığı yerinden malının karşılığını alabilir miyim tedirginliği oluşmaya başladı .Amacımız; bölge olarak üniversite, hastane, ulaşım ve merkezi açıdan rahat olan bölgemize gelen insanlara ve ticari işletmelere en iyi hizmeti sunmak ve seçtikleri gayrimenkulde yardımcı olduğumuz gibi bölgede yaşayan insanlarımızın kentsel dönüşüm proje ile girdikleri bu ticari projede en sağlıklı ilerleyişi ve aynı kolaylığı sağlamak,daha önce yaşamış olduğu sıkıntıların bir nevi önüne geçebilmektir.Toprak sahibi olmayan,dışarıdan gelen insanlar ile yapılan çalışmalarda çok sıkıntılar yaşandı.Belediye imar planlarında yapılan yanlışlıklar açısından 2 sene kaybedildi diyebiliriz .Belediyelerin desteği olmadı,belediyenin daha önce ada temsilcileri ile yapmış olduğu toplantıda kentsel dönüşüm çalışmalarının sağlıklı yürütülmesi için ofis açılacağı belirtildi, bu ofisin açılması bölge açısından önemli olacaktır. Bir diğer sıkıntı ise ;yapılmak istenilen residence tarzı yapıların,bölge halkı tarafından yeni oluşan kültüre adapte olabilecek mi tereddütleri var ;Benimsediğimiz kadarı ile Fikirtepe halkının büyük bir çoğunluğunun farklı bölgelere taşınacağı ama yetişen yeni neslin sosyal ve ekonomik açıdan buraya uyum sağlayacağı kanaatindeyiz Temennimiz, bu mirasın gelecek nesillere aktarılmasıdır. Mayıs 2013

47


DUŞAKABİN

Sektör olarak en önemli sıkıntımız Sektörümüzde firmaların Kalite konusunda taviz vermesi Tek Yapı ve Dek. Mal. San. Tic. Ltd. Şti Genel Müdürü Mehmet Şah DURSUN, günümüzde sağlık ve temizliğin önemi herkes tarafından bilinmektedir. Biz bu konuda özellikle temizliğin sembolü olan banyolarımızın en önemli ihtiyacı olan duş ve küvet kabinleri konusunda hizmet vermekteyiz.

FirmaolarakİstanbulBakırköy’deki

Showroom’umuz ve Güngören’deki duşa kabin imalat yerimiz ile 1989 yılından itibaren bu sektörün içindeyiz. 2008 yılında müşterilerimize daha iyi hizmet verebilmek için akrilik küvet, jakuzi duş teknesi ve kompakt imalatına başladık. Çerkezköy’deki 2000 m2 kapalı 200 m2 showroom alanımızla merkezi İstanbul ve Türkiye genelindeki 500’e yakın bayimiz , Antalya Bölge Müdürlüğümüz ve 2010 yılında Kuzey Irak’ta Erbil ‘de kurduğumuz

48

Mayıs 2013

İmalat,depolama ve sowroom ile sektöre yön vermeye devam etmekteyiz. Bugün TEK DUŞAKABİN ve TEK DUŞ KÜVET markamız ile 20’den fazla ülkeye ürünlerimiz ihraç edilmektedir. Ürünlerimiz,TEKDUŞ KABİN ve TEKDUŞ KÜVET marka tescili ve garanti belgeli olarak hizmete sunulmaktadır. Kuruluşumuz müşterilerimizin desteği ile bu vazifeyi en iyi şekilde yerine getirebilmenin haklı gururu içindedir. Sektör ile ilgili olarak başlıca

en önemli sıkıntımız kalite konusunda sektörümüzde firmaların taviz vermesi ve bunun yanı sıra müteahhit firmaların sektöre ucuz ürün istemesidir.Müteahhit firmanın ucuz ürün istemesiyle ürünün kalitesi de düşmekte ve bu şekilde hareket eden firmalara karşı bizim ürün geliştirme durumumuz sınırlı olmaktadır.Ekonomik şartlarda vatandaşı zorlamakta ve müteahhittin ucuz ürün istemesi kalite ve standartları düşürmektedir. Vatandaş temin ettiği ucuz üründen memnun kalmayınca değiştirme yoluna gidiyor ve fiyat karşılaştırması yapıyor.Açıkçası sektördeki kalite standardını,kendimizi vatandaşa anlatamıyoruz. Sektörde rekabet sıkıntısı fazlaca olup,çoğu firmaların ISO, TSE belgesi bulunmamaktadır.Türkiye’de belirli bir standart ve buna bağlı olarak belirli şartlar gelmek zorunda 25 yıldır bu piyasanın içinde olup ,belirli standartlarımız olmasaydı piyasada kalmamızın imkanı yoktu.Firma olarak en büyük seslenişimiz dürüstlük,kaliteli ürün üretmek ve güvenirliliktir. Sektörün sıkıntılarından biri de marketler ile mücadelesidir .Çin’den gelen şişirme ürünler ile müşteriye ucuz ürün sunmaları beraberinde birçok soruna neden olmaktadır.Vatandaş farkında olmadan tedarik ettiği bu ürünlerin kullanımından memnun


kalmayınca bizim için sektördeki kalite standartlarını düşür-

mektedir. Marketler tekne kabinini 180,000 , 190,000 TL ye veri-

yor .Günümüzde bir teknenin maliyeti 150,000 TL..Kaliteyi düşürüp tekne + kabin 200 TL dersek kalitede onlar gibi sınırlı oluruz. Daha önce de belirttiğim öncelikli hedefimiz kaliteden ödün vermemek .Temennimiz devlet eli ile buna bir düzen getirilmesi ,kalite standartlarına öncelik verilmesi ve buna bağlı inşaat firmalarının denetlemesidir. Kentsel dönüşüm projelerini önemsiyoruz.İnşaat sektörü o ülkede diğer sektörleri tetikleyen lokomotif sektördür.İnsanlarımıza yeni iş sahalarının açılması, yeni sağlıklı yaşam alanlarına insanlarımızın kavuşması en büyük isteğimizdir.

Günümüze koşullarında firma olarak hedefimiz tüketicilerine en iyi ürünleri ve yeni modelleri sunmak İşletme ortaklarından Atakan Güçtemur; Plasmak, 2009 yılında üç ortaklı olarak İstanbul’da kuruldu. İki ortakla günümüze kadar faaliyetini sürdüren firma tüketicilerine en iyi ürünleri ve en yeni modelleri sunmak,eksiksiz hizmet vermek üzerine odaklanmış,sektörün ihtiyacı olan kaliteli ve hızlı hizmet verebilme anlayışı ile çalışmalarını sürdüren maliyetli ve kalitesiz ürünlerin önüne geçme amacı ile üretimine başlamış bir kuruluştur. Plasmak ile yaptığımız görüşmede; Polistren levha,yedek parçalar,conta,rulman ve plastik aksamı gibi kendi ürettikleri tüm ürünleri,duşakabin üreticilerinin hizmetine sunmakta

olduklarını,Tepmerli cam ve polistren cam, birlikte kullanılırken ilerleyen zamanlarda temperli camın kullanımının %60 ‘a kadar arttığını,Plasman olarak;yatırım amaçlı farklı desenler üretmeye başladıklarını ve Polistren camın kullanımın artışı sonucu alternatifi olan temperli cam üretimine yatırım yapan firmanın,Polistren levha olarak Türkiye sınırları içerisinde,450-480 ton arası aylık tüketimin 180-200 tonunu Plasman firmasının gerçekleştirmekte olduklarını belirttiler. Hizmet kalitesi ve uygun fiyatlarıyla değerli müşterilerinin hizmetinde olan firma; yaptıkları işlerde müşteri memnuniyetini esas alarak, çalışmalarını devam etmekte olduklarını belirtti. Mayıs 2013

49


DUŞAKABİN

Parladuş olarak tek hedefimiz: kalite ve müşteri memnuniyetinden ödün vermemek

Parla duş işletme sahibi İzzet Beyazıt; 1997 yılından bu yana kazanmış oldukları tecrübeyle her müşteriye en yüksek hizmet kalitesini sunmak ve bu sektördeki tüm değişim ve yeniliklerden yararlandırarak her gün müşteri portföyünü genişleterek layık oldukları noktaya doğru ve emin adımlarla ilerlemekte olduklarını belirtti.

P

arladuş olarak çıraklıktan başlayıp işverenliğe kadar uzanan bu yolda temel ilkemiz: Müşteriye en uygun maliyette ve kalitede hizmet sunmaktır . Bizim rakibimiz sadece müşterimizdir. Başka firmaları baz almadan sadece müşteri odaklı çalışma prensibimiz en büyük yol göstericimiz. Bu anlayıştan yola çıkarak tüm aşamalar bizzat tarafımızdan takip ve kontrol edilip bu hususun müşterilerimize özgü değer anlayışımızın ve müşteriye duyulan saygının en büyük ispatı olduğunu ve tüm içtenliğimizle sürdürdüğümüz çalışmalarımızın yenilikçi ve samimi anlayışımızın zamanla dostluğa dönüştüğünün muhakkak ki en büyük göstergesidir. Hiçbir zaman kimsenin işine engel olma gibi düşüncemiz olma-

50

Mayıs 2013

dı. Çoğu projelerde gerçekleşen başarılı geri dönüş ile yaptığımız işin ne kadar önemli olduğunu ve yapacağımız işlerin vatandaşımızın memnuniyetini için ne denli önemli olduğunu ortaya koymakta ve yaptığımız işin memnuniyet verici yanını göstermektedir. Firma olarak bütün sektörde kullanılan ürünleri üretiyoruz .6 mm otomobil camı kullandığımız tamper açılır kapı ve sürgülü kapı olarak kullanıyoruz .Isıya ve darbeye dayanıklı 5 mm otomobil camımız mevcut. Dayanıklı bu ürünlerde herhangi bir darbe sonucu insan üzerinde yaralanmaya sebebiyet vermeden, bunları sürgülü sistemlerde kullanıyoruz .Mika olarak kullandığımız iki çeşit malzememiz var.Bunlardan biri; lüks seri mat krom ve parlak kromlarda 20 seneye kadar kullanımda herhangi bir zedelenme olmadan kullanılabilen ve bir diğeri de ; ekonomi serisi olan uzun vadede verim alınabilecek camlarımızdır. Duşa kabinlerin üretiminin tamamı kendi imalatımızda gerçekleşmektedir. tamper cam dediğimiz seri; 5 yıl garantili olup üründe lüks seri dediğimiz mat veya parlak profil kullanıyoruz .Bu profildeki ürünlerde paslanma ya da kırılma olmaz.Ürünleri, aksesuarından su kaçağına kadar 5 yıl garantili veriyoruz .Mika cam serimiz üç yıl garantili olup mika beyaz ekonomi seri dediğimiz duşa kabinlerimiz ise iki yıl garantilidir. Kullanımında gerekli görülen tüm

bilgileri , müşterilerimize aktarıyoruz. Ürünlerimizi, müşterilimizin isteğine göre özel ölçüm olarak sunabilmekteyiz.Duş, tekne küvetleri ve özel fason yaptırıyoruz. Duş küvetleri özelikle 3 mm yaptırıyoruz ve bunların tasarım kalıplarının tamamı firmamıza aittir. Biz ,parla duş olarak kaliteden ödün vermeden en uygun maliyette ve en yüksek kalitede hizmet vermeyi amaçlıyoruz. Ürünlerde imalata verdiğimiz önem kadar,müşteri memnuniyetini de ön planda tutularak herhangi bir şikayet üzerine 3 iş günü içerisinde sorununu gideriyor,değiştirilmesi gereken ürünü yine 3 iş günü içerisinde değiştiriyoruz.Firma olarak önerimiz, yerli ürün kullanılmasıdır. Sektörümüzde,yurtdışı ihracatında özelikle Çin ürünlerinin kullanımı başlıca karşılaştığımız sorunları oluşturmakta.Bunların kullanımından kaynaklı sorunlarla karşılaşabiliyoruz. yaptırdığımız yerli ürün 2 yıldır dışarıda herhangi Sektör olarak karşılaştığımız sorunlardan biri de yine dışarıya bağlı olduğumuz ham madde pahalılığı.Kullandığımız ham maddenin çoğu dışarıdan gelmekte. Alüminyum,külçe altın gibi burada eritilip çekilmesi ve dolar bazında satılması sektör açısından sıkıntı oluşturuyor. Kar oranlarında düşüklük yaşanınca sektördeki çoğu firma ,kaliteden ödün verip sektörde sıkıntı oluşturuyor.Firma olarak ilkemiz kaliteden ödün vermeden, yerli ürün kullanımını arttırma ve kullandırmadır.


MAKALE

Türkiye Vizyonu, Rekabet ve Şirketler Dünyası -2 S

evgili Ekonomi Ajandası Okuyucuları. Merhaba Türkiye vizyonu, rekabet ve şirketler dünyası için mart sayısında belirttiğimiz gelişmeler doğrultusunda şirketlerimizin gelişme yolunda gösterdikleri ve rekabete yarayacak olan genelden özele bazı sorunlara vurgular yapılmıştı. Ülkemizin gelecek dönemler için gelişen ülkeler arasında iyi yerlere geleceğine olan inancımızı desteklememiz gerekmektedir. Fakat bu destek sadece motive edici sözler ile kalmamalı ve reel şirket gelişimine yönelik politika ve uygulamalar ile de desteklenmelidir ki, dünya rekabet endeksi ve gelişmiş ülkeler sıralamasında daha üst sıralara çıkma başarısını elde edelim.Şirketlerimizin 201- 2012 dönemine ilişkin açılış rakamları ve yüzde dağılımlarına bakıldığında karşımıza çıkan tablo teknik faaliyetler, tarım, imalat ana kollarında yaşanan gerilemedir. Bu gerilemenin yanı sıra inşaat, bilgi işlem, destek ve diğer sınıfa kalan sektörler açısından artışlar meydana gelmiştir. Ekonomik olarak üretim ve rekabete daha çok destek vermesi gereken sektörler olan imalat ve teknik faaliyet sınıflar gerilemektedir. Tüketimi başlangıçta artıran fakat uzun vadede azaltan ve ileri vadeli borçlanmayı beraberinde getiren inşaat sektörü ile sınıflandırmaya giren fakat ana sektörler dışında kalan diğer sektörler için ise %10’dan fazla büyüme gözükmektedir. Rekabet avantajı elde etmek için şirketle-

rimizin yurtdışı şirketlere göre döviz kazandırıcı işlemlere yönelmesi ve bunun yanı sıra ülke içi ekonomik yapının da bunun destekleyecek şekilde yeniden yapılanması gerekmektedir. Fakat görünen tabloda ülke içi büyüme ve tüketimi kısma ihtimali yüksek olan ve Minksy istikrarsızlığını oluşturacak olan uzun vadeli borçlandırıcı sektörlerde diğer sektörlere göre daha çok gelişme gözlenmektedir. Ülkemiz için 2023 vizyon ve hedefinin konması ile bunu destekleyecek ekonomik yapının da desteklenmesi ve yönlendirme ile ekonomi oyuncularının hedefe doğru daha sağlıklı bir şirket yapısı ile gitmeleri gerekmektedir. Fakat 2010-2012 arası şirket açılış rakamlarının verdiği görüntü bunu desteklememektedir. Acaba ülkemiz sanayici profilinin istekleri ile ülkeyi yöneten siyasi irade arasındaki mevcut uyumun derecesi bu dengesizliği aşmada ne kadar fayda sağlayacaktır? İşte gelecek 10 yıllık dönemin en kritik sorusu kanımca bu olacaktır? Sanayicimiz ve işadamlarımız merhum Turgut Özal’ın dışa açık ekonomi programı ile yurtdışına açılma kültürünün devamı ile son yıllarda yaşanan yurtdışı geziler ve bunun devamı ile yurtdışı satışların artmasının hızını kendi kapasitemiz açısından daha yukarı çekmemiz için neler yapabileceğiz? Yukarıdaki kritik sorunun ikizi olan soruda budur. Şirketler dünyamızda son dönemde dikkatlerden kaç-

2008 Dünya ekonomik krizi ile gelişme aşamasında diğer ülkelere göre oldukça avantajlı konumda olan ülkemiz için acaba aynı avantajı nasıl kullanıyoruz diye merak ettiğimizde, ilk olarak son yıl açılan şirketlerin dağılımına bakalım;

52

Mayıs 2013

Dr. Mehmet KAHRAMAN mkahraman38@gmail.com

mayan bir konuda finansman sorunudur. Finansman sorununda ülkemizin sermaye açısından güçlü olmadığı tezi uzun bir zamandır doğruluğunu korumuştur. Fakat son yıllarda şirketlerin 2002-2007 arası dünyadaki ucuz finansmanın verdiği avantajı kullanmada ve kullanılan kredileri ve destekleri işlerini geliştirmek için ne kadar becerikli oldukları, gelişmenin finansı açısından dikkatle araştırılması gereken bir konudur. Şirketlerin hala yasal sermaye ile işletme için gerekli iş sermayesi ve çalışma sermayesi kavramından uzak oldukları maalesef çeşitli verilerin incelenmesi ile gözlenmektedir. İş adamı ve sanayicimiz uzun yıllar borçlanma ile maliyetleri ödemeye kalkmaları ve kendi öz sermayesini mümkün olan en düşük seviyede tutma becerisi gerçekten takdire şayan olmakla birlikte ülkemizdeki orta gelir tuzağı ile borçlanma limitlerinin dolmaya başlaması ile borçtan faydalanma imkanı azalmaya başlamıştır. Bu da yeni bir rekabet avantajının nasıl oluşturulması gerektiği sorununun kaynağı olarak karşımızda durmaktadır? Sevgili ekonomiajandasi.net okuyucularım, maksat olmalı ki üzüm yemek hem de kaliteli cinsinden. Bağcı ile sorunumuz var!!!. Çünkü bağcı biziz ve biz kendimizi bir düzene koyamadığımız zaman üzümden de olacağız. Mayıs ayındayız ve İstanbul’u fethedenlerin torunlarının ekonomik fetihleri yapmaması için nasıl bir mazereti olur? Dilimiz, bilgimiz ve kalemimizin elverdiği ölçüde gelişme adımlar için yapılması gerekenleri ve bunlara yönelik tavsiyelerimi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Biz benden daha akıllıyız parolası ile sizlerinde konu ile ilgili görüşlerinizi beklerim.


Lojistik sektörünün iki önemli başucu kitabı yenilendi UTİKAD’ın “Uluslararası Taşımacılık Yönetimi” ve “Lojistik Yönetimi” isimli iki kitaptan oluşan seti genişletilmiş 4.baskısıyla sektörün hizmetine sunuldu

İlk kez 2003 yılında yayınla-

nan ve önceki baskısı 2009’da yapılan’’Uluslararası Taşımacılık Yönetimi’’ ve ‘’Lojistik Yönetimi’’ kitapları, gelişen sektör dinamikleri ve değişen mevzuat doğrultusunda, yeni eklenen konu ve bölümleriyle satışa sunuldu. Doç.Dr. Metin Çancı ve Prof.Dr. Murat Erdal tarafından hazırlanan ve mevzuat, akademik hayat, lojistik dünyasındaki değişim ve gelişmeleri içeren bu iki kitap,

her düzeyde öğrenci ve sektör çalışanının bilgi ihtiyacını karşılamayı hedefliyor. Türkiye’nin daha rekabetçi bir dünyaya hızla hazırlanmasına katkıda bulunmak amacıyla 2003 yılından bu yana sürdürdüğü eğitim faaliyetleri kapsamında, UTİKAD’ın akademisyen danışmanları tarafından sektörün katkılarıyla hazırlanan, Uluslararası Taşımacılık Yönetimi, Lojistik Yönetimi, Küresel Lojistik, Dış Ticaret ve Lojistik

Sözlüğü,Lojistik İşletmelerinde Yönetim - Organizasyon ve Filo Yönetimi, Uluslararası Demiryolu Eşya Taşımacılığı ve Depo Yönetimi isimli 7 kitabı bulunuyor. UTİKAD’ın sektöre ve eğitim kurumlarına bilgi ve başvuru kaynağı olarak kazandırdığı aynı zamanda tüm lojistik meslek liseleri, meslek yüksekokulları ve üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan yayınları, eğitim dünyası tarafından referans yayın olarak kabul ediliyor. Mayıs 2013

53


LOJİSTİK

E- Ticaret Patladı, Trafik Keşmekeşi Arttı

Alışveriş sitelerinin kapıda ödeme yöntemi lojistikçilere dert oldu. Aynı üründen 3-4 adet ısmarlayan tüketiciler, kapıda deneme sonrası satın alıyor. Diğer ürünleri geri gönderen tüketiciler kentte trafik keşmekeşine katkıda bulunuyor. Beykoz Lojistik Meslek Yüksek Okulu’nun düzenlediği E-Ticaret’te Lojistik Konferansı’nda sektör temsilcileri kentsel lojistik için çözüm istedi.

B

eykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Lojistik Uygulamaları ve Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen ‘E-Ticaret’te Lojistik Konferansı e-ticaret ve lojistik 54

Mayıs 2013

sektörünün önde gelen kurumlarını biraraya getirdi. Konferansta E-Ticaret’te Lojistiğin Önemi, E-Ticaret’te Lojistik Tehditler ve Çözüm Önerileri, E-Tedarik Zincirinde Maliyetleri Azaltmanın Yolları ve E-Ticaret’te Lojistik Süreçlerin Optimizasyonu tartışıldı. UTİKAD - Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği Başkanı Turgut Erkeskin tarafından açılış konuşması yapılan konferans, Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Şakir Ersoy ile Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu’ndan Prof. Dr. Okan Tuna’nın moderatörlüğünde gerçekleşti. kentlerde e-ticaret trafiği başladı

Lojistik ve e-ticaret sektörünün önemli oyuncularının katıldı-


ğı konferansın açılış konuşmasını yapan Turgut Erkeskin, günümüzde tüketicilerin e-ticaretten hız beklentisinin teslimat sürelerini kısalttığını ifade ederken, Türkiye’de kredi kartları harcamalarında e-ticaretin payının %10’a yükseldiğini, bu oranın daha da artacağını belirtti. Artan tüketici sayısının teslimat noktalarının sayısını arttırdığını, lojistik sektörünün bu ihtiyaca yanıt vermek amacıyla kılcal damarlar gibi şehir şehir, mahalle mahalle yayılacağını, daha çok teslimat yapılacağını söyledi. Bunun da daha fazla nakliye aracı trafiği anlamına geldiğini ifade eden Erkeskin, İstanbul’da e-ticaret artışıyla beraber oluşacak mal teslimatlarının trafik keşmekeşini içinden çıkılmaz hale getireceğini vurguladı. Bölgesel dağıtım merkezleri oluşturulması veya üreticiden tüketiciye doğrudan teslimat gibi çözüm önerileri üzerinde durulması gerektiğini ifade eden Erkeskin, kentsel lojistik ile ilgili araştırmaların artması gerektiğini söyledi. kadınlar kapıda dene-Al yapıyor, alışveriş siteleri trafiği artırıyor

Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Okan Tuna “Türkiye’deki e-ticaret ürünlerinin çıkış kaynağı % 85 oranında İstanbul kentidir. Ve bu ürünlerin de % 25 gibi bir oranı İstanbul’da tüketilmektedir. Bu durum, İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde özellikle kentsel lojistik anlamında önemli sıkıntılar ortaya çıkarabilmektedir. Yine, Türkiye’de b2c pazarında % 17 gibi bir iade oranı söz konusu olduğu düşünüldüğünde tersine lojistik faaliyetlerinin de inanılmaz yoğun süreçlerle karşı karşıya kalınmakta bu da lojistik anlamda ciddi sıkıntılara yol açabilmektedir.” dedi. Konu hakkında Aras Holding Genel Müdür Yardımcısı Murat

Berksun’da: “Özellikle kadın tüketiciler aynı üründen farklı ölçülerde 3-4 adet satın alarak, kapıda deneme yöntemini uyguluyor. Ayağına veya üzerine uymayan ürünü geri gönderiyor. Bu trafik sıkışıklığı, karbondioksit salınımı gibi problemleri ortaya çıkarıyor. Türkiye’de e ticaret pazarının büyüyeceği ve özellikle b2c uygulamaların artacağı göz önüne alınırsa bu problem daha da büyüyecektir.” diyerek görüşlerini açıkladı. türkiye’deki e-ticaret hacmi

Sektör temsilcilerinin konuşma yaptığı konferansta, online alışveriş istatistikleri, Türkiye’deki e-ticaret pazar hacmi ve e-ticaret’te lojistiğin geleceği konuşuldu. Her beş internet kullanıcısından birinin online alışveriş

yaptığı Türkiye’de genç kuşağın yüzde 97’sinin online alışveriş yaptığı ortaya çıktı. Türkiye’deki e-ticaret pazarının yüzde 60 artarak 40 milyar liraya ulaşılacağı tahmin edildiği belirtildi. Konferansa katılan sektör temsilcileri arasında; Index Grup Genel Müdürü Atila Kayalıoğlu, Hepsiburada.com Lojistikten Sorumlu Genel Müdürü Gürhan Saatçioğlu, Başarsoft CEO’su Alim Küçükpehlivan, Aras Holding Genel Müdür Yardımcısı Murat Berksun, e-Solutions Platform, Genel Müdürü Umur Özkal, GittiGidiyor – eBay Seller Experience Manager – Marketplaces Tolga Eraymanlı, Elektronik Ticaret Siteleri ve İşletmecileri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Bilginet Genel Müdür Yardımcısı Merter Özdemir, Yurtiçi Kargo Servisi, Kargo Operasyonları Müdürü Ulaş Kuru yer alıyor. Mayıs 2013

55


LOJİSTİK

Dijital çağ ulaşımı da değiştiriyor 21’inci yüzyıl yeni ulaşım sistemi teknolojinin eseri olacak ve kullanıcı dostu ulaşım ağı ortaya çıkacak

20 Nisan 2013, İstanbul - De-

netim, Vergi, Danışmanlık, Kurumsal Finansman ve Kurumsal Risk alanlarında dünyanın en büyük profesyonel hizmet firmalarından biri olan Deloitte, “Dijital Çağda Ulaşım: Kentsel Mobilitenin Geleceği” raporunu yayınladı. Deloitte University Press yayınlarından çıkan raporda, ‘bilginin her yerde olması’ durumunun mevcut ulaşım ağının, daha etkin ve kullanıcı dostu hale getirilmesi için fırsatlar yarattığı anlatılıyor. Günümüzde başta İstanbul olmak üzere Türkiye’de şehir içi ulaşımın her geçen gün daha zor ve maalesef her geçen gün sadece yolcular için değil tüm toplum için zaman ve enerji açısından daha maliyetli bir hale geldiğini ifade eden, Deloitte Türkiye Kamu Endüstri Lideri Saim Üstündağ konuyu şöyle değerlendirdi: “ Altyapı yatırımları ile sağlanmaya çalışılan çözümler ise yavaş ve oldukça maliyetli. Deloitte olarak Dünya uygulamalarından da yola çıkarak bu rapor ile dijital çağın ve teknolojinin mevcut şehirci ulaşım ağının daha etkin ve kullanıcı dostu haline gelmesine nasıl hizmet edebileceğini, olası çözüm önerilerini ortaya koyuyoruz. Bilginin her yerde olduğu çağımızda, teknolojinin yardımıyla geniş iletişim ağı, havayolu sektöründe uzun zamandır uygulanan dinamik fiyatlandırma, ulaşım vasıtalarının entegrasyonu ve özel sektör-kamu işbirliği en yaygın çözüm yolları olarak ön plana çıkıyor.”Raporda arabaların bir zamanlar kullanıcılarına özgürlük ve mobilite sağlarken,

56

Mayıs 2013

bu günlerde başarılarının kurbanı oldukları öne sürülüyor. Şehirlerde artan trafik mobiliteyi engelleyerek, sadece yolculara değil, tüm topluma pahalıya patlıyor. Ulaşımda teknoloji

Günümüzde ulaşım planlamacıları, trafik sıkışıklığını rahatlatmak için yeni alt yapı çözümleri düşünürken, raporda bu çözümlerin yavaş ve maliyetli olduğu ifade ediliyor. Öte yandan raporda, yeni ulaşım kapasitesi ile birlikte ele alındığında teknolojide yaşanan değişimler ve teşvik edici inovasyonların, 21’inci yüzyılda mobilite özgürlüğünü korumaya yardımcı olacağı değerlendiriliyor. Özellikle tüm özel ya da toplu taşıma araçlarını zaman, maliyet, konfor, karbon ayak izi ve sağlık konularında karşılaştırma imkânı sunan teknolojik uygulamaların kullanımı, yolcuların ulaşım seçeneklerini genişletmede ve anlık ulaşım kararlarını vermelerinde destek olmada önemli rol oynuyor. Raporda ayrıca, araba üreticilerinin, diğer araçlar ve altyapı sistemleri ile bilgi paylaşarak trafik akışını düzenleyen ve yüksek emniyet sağlayan yeni nesil araçlara odaklandığı belirtiliyor. Son olarak tıpkı havayolu şirketlerinde ve otellerde olduğu gibi otoyollar, park alanları ve ortak kullanım alanlarında dinamik fiyatlandırma mekanizmasına geçilmesi, arz ve talep dengesini sağlayacak bir diğer unsur olarak karşımıza çıkıyor. Dijital çağ sisteminin yeni özellikleri

Bahsedilen bu inovasyonlar ile ulaşımda hareket kabiliyeti ve mobilite önümüzdeki dönemde şu imkânlara sahip olacak: •Geniş iletişim ağı: Her zaman ve her yerde sisteme erişilebilecek. •Dinamik fiyatlandırma: Böylelik-

le arz ve talep dengelenmiş olacak. •Kullanıcı odaklı: Kullanıcıların ihtiyaçları, öncelikleri ve gerçek zamanlı veri akışları dikkate alınacak. •Entegrasyon: Zaman, mekân ve servis sağlayıcı kısıtlaması olmadan yolcular A noktasından B noktasına kolaylıkla seyahat edebilecek. •Özel sektör-kamu işbirliği sonucu çıkacak yeni modeller: 21’inci yüzyılın mobilite ihtiyaçlarını karşılamak üzere çalışan kamu, özel sektör ve kâr amacı gütmeyen kuruluşların toplu ekosisteminden faydalanacak. Yeni ulaşım için yol haritası

Tüm bu inovasyonlardan avantaj elde edebilmek içinse politika belirleyicilerin dijital çağa uygun bir ulaşım sistemine yönelik çalışmalara başlaması gerekiyor. Bu noktada ise; •Ulaşım ağının performansını optimize etmek, •Ağ tabanlı bakış açısına adapte olmak, •Yeni nesil araçlara ve mobil servislere uygun zemin hazırlamak gerekiyor.


Türkiye’nin 30 Yıl Sonra Yapılan İlk Tren İhracatı Mars Logistics Tarafından Gerçekleştirildi! Türkiye Vagon Sanayi A.Ş.’nin (TÜVASAŞ) Bulgaristan Demiryolları için geçen yıl üretimine başladığı yataklı 30 yolcu vagonunun teslimatı tamamlandı. 30 yıl sonra ihracatı yapılan lüks yataklı yolcu vagonlarının Bulgaristan’a teslimi için Mars Logistics tarafından organize edilen özel TIR’lar kullanıldı.

Uzun yıllardır Avrupa’dan ithal

edilen tren vagonlarının üretimi artık Türkiye’de yapılıyor. 30 yıl

sonra yolcu yatak kapasiteli lüks tren üretimi yapan Türkiye ilk tren ihracatını Bulgaristan’a gerçekleştirdi. İmal edilen toplam 30 adet vagonun 20 tanesi demiryolu ile geri kalan 10 adet vagon ise demir yolu bakım çalışmaları sebebi ile karayolundan sevk edildi. 26,4 m. uzunluğundaki vagonların sevkiyatı için 300 ton kapasiteli vinçler yardımı ile teleskopik özellikli ağır yük taşıma kapasitesine sahip araçlar kullanıldı.Vagonların tahmil ve tahliye operasyonları ile karayolu taşıması organizasyonunu gerçekleştiren Mars Logstics Demiryolu departmanının Müdürü Erdin Erengül, “Son yıllarda ülkemizde

demiryolu alanında yapılan yatırımlar, sadece yol ve çeken araç ile sınırlı kalmayıp, diğer alanlarda da kendini göstermiştir. Çekilen araçlar konusunda da Türkiye referans bir ülke olma yolunda ilerlemektedir.” şeklinde konuştu.

Mars logıstıcs, Adana’da güçlendi! Fark yaratmayı vizyon edinerek, sektöründe birçok yeniliğe öncülük eden Mars Logistics, Akdeniz ve Güneydoğu’ya yakın temas için Adana’da açmış olduğu şubeyi genişleterek lojistik merkezine çevirdi, Şakirpaşa Havalimanı’nda ise yeni bir ofis açtı. Mars Logistics; lojistik merkezi ile 2000’li yıllarda gerçekleştirdikleri yatırım ve ihracat hamleleri ile Anadolu Kaplanı olarak anılan Adana, Mersin, Konya, Kahramanmaraş ve Gaziantep gibi illerdeki müşterilerine yerinden daha da hızlı ve ayrıcalıklı bir hizmet sunmayı hedefliyor. Lojistik sektöründeki liderliğini, yaygın hizmet ağı ile daha da güçlendirmeyi hedefleyen Mars Logistics, Adana şubesini lojistik merkezine çevirerek ve Adana Şakirpaşa Havaalanı şubesinin açılışını gerçekleştirerek çok yönlü entegre lojistik hizmetlerini bölgedeki müşterilerine yerinden ulaştırmayı hedefliyor. Mars Logistics her iki şube ile müşterilerinin uluslararası taşımacılık, kara, hava ve deniz kargo ile demiryolu ihracat ve ithalat işlemlerini sağlayacak. Karayolu taşımacılığında komple ihracat ve ithalat işlemlerinin yanı sıra, parsiyel hizmeti de sunacak. Hava ve denizyolunda Full Charter ve Sub Charter kiralama olanakları da sağlayacak

olan Adana Lojistik Merkezi, bölgedeki Mars Logistics müşterilerine transit ticaret ve proje taşımalarında da avantajlı çözümler hazırlayacak. Mars Logistics Adana Lojistik Merkezi, böylece dış ticaret işlemlerinin daha da kolay ve hızlı bir biçimde sonuçlandırılmasını sağlayacak. İstanbul, Ankara ve İzmir’in ardından dördüncü havalimanı ofisini de Adana Şakirpaşa Havaalanı’nda açan Mars Logistics, bu ofis ile ihracat kargolarının gümrüklü sahaya alınması, konşimento tanzimi, gümrükçüler ile irtibat sağlanması, konşimentoların ilgili havayoluna teslim edilmesi, ithalat evraklarının ilgili havayolundan alınması, gümrüğe özet be-

yan verilmesi ve onaylatılması ve ordino satışı gibi işlemleri yerinde ve daha hızlı gerçekleştirecek. Mars Logistics, 1000’in üzerinde profesyonel çalışanı, 1500 araçlık güçlü filosu, donanımlı alt yapısı, iletişim ağı ve hizmet politikasıyla, müşteri odaklı sürekli yeni hamleler gerçekleştirerek yerinde ve hızlı hizmet anlayışını sürdürüyor. Mars Logistics, küresel kriz nedeniyle dış ticaretin her zamankinden fazla önem kazandığı günümüzde, Türkiye’nin dış ticaretinin gelişmesine katkı sağlayacak yatırımlarını, yurt içinde ve başta Uzakdoğu, Afrika ve Doğu Avrupa olmak üzere gelişen dış pazarlarda, kararlı ve tutarlı bir biçimde devam ettiriyor. Mayıs 2013

57


LOJİSTİK

GEFCO Grup 2012 yılında 3.6 Milyar Avro ciro gerçekleştirdi ve Ortadoğu’daki güçlü varlığı sayeBüyük uluslararası Otomotiv lojistiği sektörünün sunulmakta. sinde GEFCO, bu bölgelerin dinamüşterilerden elde edilen gelirler

lideri ve aynı zamanda sanayi lojistiği alanında öncü firmalardan biri olan GEFCO Grup, 2012’de toplam 3.6 milyar Avro ciro gerçekleştirdi. İşletme gelirleri ise cironun %3’üne denk gelerek 109 milyon Avro’ya ulaştı. GEFCO Grup, hedeflenen pazarlarda uluslararası büyümesini sürdürdü. GEFCO 2013 yılında da büyüme çalışmalarına daha fazla hız vermeyi planlıyor. Ekonomik krizin yarattığı olumsuz etkilere karşın hem coğrafi hem de sektörel açıdan öncelikli pazarlarda satış ekiplerinin yoğun çalışmaları sayesinde GEFCO, 2012’de karlılığını sürdürmeyi başardı. Şirket, beş temel uzmanlık alanı etrafında yapılanan gelişme planıyla uluslararası büyüme stratejisinde önemli ilerlemeler kaydetti. Bu uzmanlık alanları: Karayolu Taşımacılığı, Deniz ve Havayolu Taşımacılığı, Depo Hizmeti ve Yeniden Kullanılabilir Ambalajlama, Bitmiş Araç Lojistiği, Gümrük ve Vergi Müşavirliği. Grup hizmet çeşitliliğinin öncülük ettiği bir strateji

Otomotiv sektöründe kazanılan uzmanlık ve bilgi birikimi grubun farklı sektörlerde aktif olan en büyük global lojistik operatörleri arasına girmesinde rol oynadı. Bu eşsiz uzmanlık; havacılık, sermaye teçhizatı ve uzman dağıtım gibi birbirinden farklı sektörlerde faaliyet gösteren üreticilere 58

Mayıs 2013

de artmaya devam ediyor. 2012 senesinde bu rakam toplam cironun %42’si olan 1.524 milyon Avro’ya ulaştı. (2011’de cironun %38’iydi.) Sanayi sektöründe faaliyet gösteren müşterilerinin büyümesine destek

GEFCO, 2012 senesi boyunca sanayi sektöründe faaliyet gösteren müşterilerini sürekli olarak etkili ve yenilikçi çözümler geliştirerek ve onların kendilerine has gereksinimlerini karşılayarak destekledi. GEFCO sektörde lojistik mühendisliği, multimodal demiryolu taşımacılığı ve özel uyarlanmış çözümler alanındaki uzmanlığı ile tanınıyor. Ayrıca grup, müşterilerinin büyüdüğü pazarlarda büyümek için gerekli kapasiteye ve yoğun hizmet ağına sahip. Bu da grubun müşterilerinin büyümeyle ilgili iddialı hedeflerini ve planlarını her zaman destekleyebilmesini sağlıyor. Öncelikli pazarlara odaklı uluslararası büyüme hedefi

Avrupa’nın özel sektörde faaliyet gösteren en büyük taşımacılık ağı olan GEFCO, sanayi alanında gelişmiş başlıca Batı Avrupa ülkelerindeki güçlü varlığını korurken, güçlü büyüme potansiyeli olan bölgelere yayılmasını da her sene sürdürüyor. •Orta Asya, Orta ve Doğu Avrupa

mizminden yararlanarak, bu bölgelerde grubun toplam büyüme oranını 2012’de %17’ye ulaştırdı. GEFCO bu bölgelerde iki ortak teşebbüs olarak faaliyet gösteriyor: Avrupa ve Asya arasındaki dağıtım akışlarını gerçekleştiren EMMA (Riga merkezli Eurasia MultiModal Alliance) ve Moskova merkezli otomotiv lojistiği uzmanı Algaï. •10 senedir Rusya’da yedi tesis ve 300 çalışanıyla faaliyet gösteren GEFCO Rusya, 2012’de yaklaşık %11 oranında büyüme kaydetti. GEFCO’nun ortak teşebbüsü olan Algaï’nin mali sonuçları ile birlikte 2012’de Rusya’daki büyümesi %22 oranına ulaştı. Bu artışlarda otomotiv ve sanayi sektörlerinin yanısıra, Doğu Avrupa ile Doğu ve Orta Asya arasındaki ticaretin de etkisi oldu. •GEFCO Ortadoğu, Afrika ve Asya arasındaki akışların merkezinde konumlanmak için yakın zaman önce Dubai’de bir iştirak ofisi açtı. GEFCO Ortadoğu, otomotiv, perakende dağıtım, enerji, sermaye teçhizatları ve diğer sektörlerde her geçen gün artan taleplere karşılık verecek. GEFCO Dubai, Grubun bölgedeki varlığını güçlendirecek. (Şu an için Grubun bölgede, başta Irak olmak üzere, temsilcilik ofisleri bulunuyor). •2012’de, GEFCO Güney Afrika’da bir ofis açarak hizmet ağını daha da genişletti. Avrupa ve Güney Afrika arasında başlattığı haftalık denizyolu grup nakliye hizmeti (LCL) de bu ağı genişletmeye yardımcı oldu.


TÜRKİYE EKONOMİSİ VE LOJİSTİK SEKTÖRÜ Türkiyede ihracat rakamlarının her geçen gün iyiye doğru gittiğini, hangi sektörün 2023 hedeflerine nasıl ulaşacaklarının stratejik hedeflerini gazetelerde dernek başkanları tarafından açıklanmasını beraber takip ediyoruz.

T

ürkiye’nin 2023’e koyduğu hedeflere ulaşıp ulaşamayacağı gibi bir soru artık gündemimizde yok. Gerek bakanların açıklamaları, gerekse sektörün nabzını elinde tutan dernek ve holding CEO larının yapmış olduğu açıklamalar ile dünya’nın önemli ekonomistlerinin açıklamalarına bakarsak. Türkiye nin durumu her geçen gün daha iyiye gitmekte ve öngörülen büyüme rakamlarına ilişkin bu senede Türkiye’nin Dünya ekonomisinde en hızlı büyüyen ekonomi sıralamasında Çin’den sonra 2’nci sırada olacağı neredeyse kesin gibi, Türkiye’nin durumu güneşli bir durumda resmedilirken Dünya da ve AB ülkelerinde maalesef halen kara bulutlar dolaşmaya devam etmekte. Gerek AB ülkelerinin ekonomik olarak yaşadığı buhranlar olsun gerek ise Japonya ve ABD gibi ekonomi olarak güçlü gözüken ülkeler olsun dar bir boğazdan geçmekteler ve alınan önlem paketleri veya merkez bankalarının para basma politikaları bu ülkeleri çok da rahatlatmış gibi gözükmüyor. Yeni açıklanan ve iflas etmek üzere olan bankaların kurtarılmayacağının açıklaması ve Bankaların iflaslarının isteneceği kesinleşti, böyle bir durumda AB ülkelerinin zorda olan

ekonomilerinin büyük bir darbe alacağı ekonomistler tarafından beyan edilmektedir. Lojistik sektörüne baktığımız zaman ise maalesef durum o kadar iç açıcı gözükmüyor. Sektörün lokomotif derneklerinden olan UND şubat ayı içerisinde yapmış olduğu olağan genel kurulu öncesinde ve sonrasında eski yönetim kurulu ve yeni yönetim kurulu arasında yaşanan söz düellolarıyla sektörün sorunlarından biraz uzaklaşmış gibi gözüküyor. Diğer taraftan Türkiye’nin konumu ile ilgili olarak orta doğuya açılan pencere ve merkez üs olması ile ilgili olarak lojistik firmasını yakinen takip eden yurt dışı lojistik firmaları bu sene içerisinde bir çok firma ile birleşmek için harekete geçtiğini ve satın alımlar veya ortaklık anlaşmalarının yapıldığı kulaktan kulağa yayılmakta. Ne kadar sektörün bu şekilde göz önünde olması avantaj olarak daha şeffaf ve gelişmesi için fırsat gibi gözükse de aslında halen şirket yöneticilerinin 90 yıllardaki yöntemleri kullanarak ve aynı zihniyette yeniliğe açık olmadan devam etmesi sektörün ilerlemesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Sektörün yüzde 50 sinden fazlasının aile şirketi olduğunu ve kurumsallaşma süreçlerine sektörün %20 sinin başarabildiğini göz önüne alırsak durumun netliğini daha iyi kavraya biliriz. Bunların sebebi sadece şirket yönetiminde değil hükümetinde koymuş olduğu kanunlarında eskimiş olmasından da kaynaklanmaktadır. Ne kadar yavaş yavaş lojistik ve gümrüklerle ilgili düzeltme ve yurt dışında ki tek pencere sistemi gibi yenilikler gün-

Sabri ERGENECOŞAR Metsan Lojistik Hizmetleri Paz. ve Kalite Yöneticisi Sabri@metsan.com.tr demde olsa da bu konuda hala belirsizlik ve oldu bitti yapılması sektörü rahatlatmaktan çok daha fazla şu sıra bunaltmakta, ileriki zamanlarda bunların da düzeleceği sektör tarafından ön görülmekte, Son zamanlarda yeni çıkan kararnameler ve lojistik köylerin atılan temelleri hükümetin lojistiğe ne kadar önem verdiğinin ve sektörü ileri taşımanın yollarını aradığı gözlenmekte fakat sektörü anlamadan, iyi analiz etmeden başka ülkeleri örnek alıp fotokopi makinesi gibi Türkiye’ye uygulamaya kalkıldığı sürece aslında ileriye değil geriye doğru gideceğimiz ve bu yapılan tüm doğru işleri yok edeceğinin farkına varmamız gerek eski bir atasözümüz “kekren yolda düzülür” der biz kervan çıkmadan yola önlemlerimizi doğru bir şekilde alırsak o zaman Türki’de lojistik sektörü dünyada kendini ispatlamaya fırsat bulabilir. Mayıs 2013

59


LOJİSTİK

İşveren mali mesuliyet sigortası Aslında her firmayı ilgilendirmesine rağmen maalesef çok yaygın olarak yaptırılan bir poliçe değildir. Bünyesinde personel çalıştıran her firmanın mutlaka yaptırması gereken bir poliçedir.

Ömür ŞEKER Yıldırım Analiz Sigorta Genel Müdürü omur@yildirimanaliz.com.tr

F

irma çalışanlarının başlarına gelecek bir kaza sonucu vefaat ya da sakat kalması durumunda ve işvereninin bu kazada kusurlu bulunması halinde doğacak tazminat taleplerini teminatları dahilinde ödeyen sigorta poliçesidir. Tazminat talepleri mutlaka yasal bir yolla belirlenmiş ve de tutanak ve raporlarla kesinleşmiş talepler olmalıdır. Aksi takdirde poliçenin ödeme yükümlülüğü doğmayacaktır. Poliçeyi yapan sigorta şirketinin tazminat talebinde bulunanlarla masaya oturup anlaşma ve ödeme yaparak dosyayı kapatma olasılığıda vardır ancak sigorta şirketinin onayı olmadan sigorta poliçesini yaptıran firmanın dava açanlarla anlaşma yapma hakkı yoktur. Firma sahiplerinin bir bölümünün aklına çalışanlarımızın başına gelebilecek olası bir kazada bizim ne gibi bir kusurumuz olabilir diye bir soru gelebilir. Ancak direk olarak bir kusur söz konusu olmasa bile dolaylı olarak kazada kusurunuz olabileceğini unutmayınız. Örneğin ; Araç kullanırken uyuyakalıp kaza geçiren ve vefat eden bir personelinizin ailesi sizi, personelinizi yeterince dinlendirmediğiniz ve ya trafik kanunları gereğince uyulması gereken günlük araç sürüş saatinin üzerinde çalıştırdığınız ve kanuna aykırı davrandığınız için dava edebilir. Tüm bunların dışında maalesef ülkemizde faaliyet gösteren birçok firmamız iş ve işçi güvenliği ile ilgili yapılması gerekenlerden, alınması gereken önlemlerden ve bu konudaki yasalardan bi haber olarak işlerini yürütüyor. Kaç firma bu konuyla ilgili bir danışmanlık hizmeti alıyor? Hal böyle olunca da maalesef iş kazaları ve de bu kazalar sonucunda üzücü durumlarda ka-

60

Mayıs 2013

çınılmaz oluyor. Hepinizin yakından takip ettiği gibi son dönemlerde ülkemizde iş sağlığı işçi güvenli alanlarında yeni kanunlar, yönetmelikler gündeme gelmekte, belirli limitler dahilindeki işletmeler için danışman çalıştırılması zorunlu hale gelmekte ve bu konudaki yaptırımlar gittikçe artmaktadır. Bu durum çalışanlarımız açısından oldukça memnuniyet verici bir noktaya gelmekle birlikte, işverenlere ise bir takım ilave sorumluluk ve maliyetler getirmektedir. Hiç istemesek de olası üzücü durumlarda, işletmesinde “İşveren Mali Mesuliyet Poliçesi” bulunan işverenler bu maliyetlerini sigorta şirketleri aracılığı ile üzerinde atma fırsatını yakalamış oluyorlar. İşveren mali mesuliyet sigortası artık eskisinden daha kolay yaptırılabilen bir poliçe haline geldi. Önceden bu poliçeyi yaptırmanın ön şartı firmanın yangın poliçelerini yaptırmış olması idi. Artık bazı sigorta şirketleri bu poliçeler (yangın poliçesi) olmasa dahi “İşveren Mali mesuliyet Sigortası” nı yapabiliyorlar. Hem de çok uygun fiyatlarla bu poliçeyi yaptırabilmek mümkün oluyor. Örneğin bünyesinde 30 işçi barındıran bir firma kişi başına 100.000 TL, olay başına ise 300.000 TL tazminat ödeyecek bir poliçeyi aylık 100–150 TL gibi bir taksitlerle yaptırabilme ve ödeme imkanına sahip. Ayda 100 TL ile 100.000 TL lik bir tazminat talebini karşılamak, bir taraftan işverenlerin mali yüklerini karşılarken diğer taraftan çalışanlarımızın mağduriyetlerini bir parça olsun giderebilmektedir. Yani kısaca bir işçinin poliçe içerisideki 1 yıllık maliyeti yaklaşık 50 TL yi bulmaktadır. Ancak bu poliçe yaptırılırken içeriğine çok dikkat etmek gerekiyor.Bu poliçenin yapısı aslında işyerinde meydana gelecek kazaları karşılamak üzere kurgulanmıştır. Firma çalışanlarının iş

yeri dışında da görevleri oluyorsa, örneğin firma lojistik alanında faaliyet gösteren bir firma ise ,özellikle şoförleri için mutlaka işyeri dışında da geçerli olduğu notunu poliçesine ekletmelidir. Hatta eğer yurtdışına çıkan personel varsa poliçenin yurtdışında da geçerli olması gerekiyor. Manevi tazminat taleplerinin teminata dahil olduğu poliçede ayrıca belirtilmelidir. Poliçe başlangıcında bildirilen işçi sayıları ve işçilik ücretleri değiştikçe mutlaka güncellenmelidir. Olası bir üzücü durumda tazminat talepleri yasal raporlar ve tutanaklar ile sabitleneceği için, bu raporlarda yer alan bilgiler ile poliçe yaptırılırken verilen bilgiler arasında çelişki olmamalıdır. Bu poliçe bazı işverenlerce yanlış anlaşılmaya da sebebiyet vermektedir. Şöyle ki Çalışanların firmalardaki çalışmalarını bitirmelerinin akabinde talep edebilecekleri kullanılmayan izin, ödenmemiş fazla mesai ve diğer tazminat haklarının talebi gibi davalar sonucu ortaya çıkabilecek ve de işverenin ödemek zorunda kalacağı tazminatlarıda karşılayacağı düşünülmektedir. Bu poliçe kesinlikle bu tür tazminat taleplerini kapsamamaktadır. İşveren mali mesuliyet Sigortası sadece yaşanabilecek kazalar sonucu, İşverenin olayda kusurlu bulunması durumunda doğabilecek tazminat taleplerini kapsamaktadır. Herhangi bir kaza ve kusur olmadan iş akdinin sona ermesi ile iligili diğer tazminatları ödeyecek bir poliçe şuan için bulunmamaktadır. Firma çalışanların iş akidlerinin sona ermesi durumunda talep edecekleri bu tip tazminatlara maruz kalmamak için, İşverenlerin çalışanların hakları ile ilgili yasaları yakından takip ediyor olmaları, üzerlerine düşen sorumlulukları zamanında ve kanunların öngördüğü biçimde yerine getirmeleri ve gerekiyorsa bu konularda uzman kişilerden görüş almaları gerekmektdir. Hasardan uzak, Emniyetli Sağlıklı ve Bol kazançlı günler dilerim.


OTOMOTİV

YEDPA’da Salih Sami Atılgan yeniden başkan Salih Sami Atılgan, YEDPA Ticaret Merkezi 2012 Genel Kurul Toplantısı’nda yeniden YEDPA Yönetim Kurulu Başkanı seçildi.

Salih Sami Atılgan kurul top-

lantısında yaptığı konuşmada, genel kurulunun hayırlı olmasını, YEDPA içerisinde birlik beraberlik içinde geçen diğer toplantılar gibi dayanışmanın ortaya çıktığını, YEDPA çözüm önerilerinin ortaya çıktığı çözüm odaklı bir toplantı dilerim dedi. YEDPA’ya destek veren tüm dostlarımıza ve kurumlara teşekkür etiğini belirtti. Atılgan: YEDPA Ticaret Merkezi’nin, sadece kendi içerisinde dayanışma koymayıp bölgemizde çevresine yönelikte benzer bir duyarlılık ortaya koyduğunu, kurumlarla çalışmalarını çevresini de dikkate alarak aynı dayanışma ve birlik beraberliği ortaya koyarak sorunlara yönelik çözümler ortaya koymaktadır. Özelikle kooperatifimizin Tapu ve iskan sorunu çözümüne yönelik geçmiş dönemde gelen mağduriyette rağmen, sorunun çözümüne yönelik olarak büyük bir çaba göstermek62

Mayıs 2013

te kendi açısından büyük bir özveri olarak kabul edilecek gelişme ortaya koyduk. Maalesef geçen süre içerisinde YEDPA için hayati derece de önem arz eden tapu sorununa yönelik daha önce Ümraniye Belediyesi şimdide bölgemizin ilçe belediyesi olan Ataşehir Belediyesi ile devamında İstan-

bul Büyükşehir Belediyesi ile bu konuyu çözüme ulaştırabilecek. Bütün gayretleri ortaya koymasına rağmen nihai bir çözüme ulaştıramamıştır. Bu süreç içerisinde YEDPAlı ortaklar olarak YEDPA Ticaret Merkezi’nin ve bölgedeki insanlara sağlamış olduğu istihdam ve katma değere rağmen, YEDPA Ticaret Merkezi’nin önü tıkanmaktadır. Daha önceki süreçlerde soruna pozitif olarak baktık, ilgili kurumlara katkı sağladık özelikle karar olarak alacağımız bu toplantımızda sürece yazılı ve görsel medyayı kullanarak sorunu ilgili yüksek mercilere bildirerek YEDPA’lılar olarak bu süreci çözüme kavuşturmak istediklerini belirtti. Ataşehir İlçe Kaymakamı Turgut Çelenkoğlu: YEDPA Ticaret Merkezinin önemi büyüktür ülke ekonomisine büyük katkılar sağlamıştır Turgut Çelenkoğlu : Kafa yor-


gunluğuna sebebiyet veren mülkiyet sorunun çözüme kavuşmasını temenni ederiz. 1600 civarında üyesi bulunan YEDPA Kooperatifi olarak YEDPA’nın mülkiyetinin çözüme kavuşması açımızdan çözüme kavuşması en büyük temennimizdir. Kayışdağı dışında buralarda yerleşim olmadan YEDPA’nın ticari açıdan faaliyetine başlaması ve bugüne kadar yöreye, ilçeye ve hata ülke ekonomisine büyük katkılar sağlamış olan YEDPA’nın önemi büyüktür. Tabi genel kurullar yasa gereği belirli zamanlarda yapılır. Mülkiyet ülkemizin belirli sorunlarından biridir. Mahkemelerimizin büyük davalarını oluşturmaktadır, Ataşehir belediyesi ve YEDPA yönetiminin birlikte hareket ederek çözüme kavuşturması büyük temennileri olduğunu belirti. Ataşehir Belediye başkan yardımcısı Sadık Kayhan mülkiyet ve iskan açısından elimizden gelini yaptık. Kayhan :Yerel yönetim olarak mülkiyet ve iskan açısından elimizden gelini yaptık yapmaya devam edeceğiz YEDPA ciddi bir ti-

caret merkezi ,sorun herkes açısından ciddi bir sorun yaptığımız çalışmaları üniversite hocamızla kitap haline getirdik, sorun sadece YEDPA ile ilgili değil içerisinde bulunduğu mahallenin de sorunu, biz bu sorunu büyük şehir belediyesine kadar taşıdık binlerce işletme ve insan mağdur durumda son büyük şehir belediyesi ile konuşmamızda kentsel dönüşüm kapsamında çözüme yönelik olabilecek bir çözüm önerdiler çözüme kavuşacağını inanıyoruz; elimizde geleni yaptık ve yapmaya devam edeceklerini belirtti. YEDPA Ticaret Merkezi genel kurulu; Ataşehir ilçe kaymakamı Turgut Çelenkoğlu , Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Sadık Kayhan, KADOSAN Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Yavuz, İMES Sanayi Sitesi Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Akar, Ataşehir Adalet ve Kalkınma Partisi İlçe Başkanı Nimetullah Topu, Cumhuriyet Halk Partisi İlçe Başkanı Hakkı Altın Kaynak, yanı sıra YEDPA Ticaret Merkezi üyelerinin yoğun katılımı ile gerçekleşti.

Mevcut yönetim kurulunun görev süresinin tamamlanması nedeniyle bu yıl yapılan Olağan Genel Kurulda seçime gidildi, Salih Sami ATILGAN’nın başkanlığındaki liste oy birliği ile kabul gördü. Genel kurul sonrası yönetim kurulu kendi arasında toplanarak görev dağılımı yapoldı. Buna göre; Yönetim Kurulu Başkanı : Salih Sami ATILGAN İkinci Başkan : Refik KOÇ Muhasip Üye : Mustafa ÖZ Sekreter Üye : Neşet KAYA Üye : Kadir ŞAĞBANKALEM Üye : Ömer OLGUNHARPUTLU Üye : İsmail Cem ALİCAN Olmak üzere yönetim kurulu görev dağılımı tamamlandı.

Mayıs 2013

63


OTOMOTİV

Ceylan Motorlu Araçlar, Automechanika İstanbul 2013’e yeni standıyla katıldı 1971 yılında kurulan Ceylan Motorlu Araçlar,Türkiye pazarının lider traktör parça şirketlerinden biridir.

B

aşta Massey Ferguson olmak üzere, Ford, Fiat, New Holland, John Deere, Case International, Steyr Traktörleri yedek parçaları ile Perkins Engine yedek parçalarının Toptan satıcılığını ve ihracatını yapmaktadır. Türkiye pazarının lider traktör parça şirketlerinden biri olan firmamız, Türkiye çapında 1200 perakendeciye, Yurtdışı export pazarında ise 80 ülkeye yedek parça temin etmektedir. Stoklarında 8000 çeşide yakın parça bulundurmakla birlikte 65000 parça numarası takip edilmektedir.2000 Yılından bu yana 6400m² kapalı, 1600m² açık alanda kendi binamızda hizmet vermekteyiz. Ambalajlarımızda kullandığımız expert aynı zamanda Tescil edilmiş markamızdır. Grubumuzun ihraç organizasyonunu Grup şir-

64

Mayıs 2013

ketlerimizden Aksa Global Dış Tic. Ltd. Şti. üslenmiş olup, uluslar arası ticarette aktif rol üstlenen Eksper Dış Tic Ltd Şti Grup şirketlerimizden olup İstanbul Serbest bölgesinde faaliyet göstermektedir. 80 ülkeye yedek parça temin eden Ceylan Motorlu Araçlar

Tic. ve San. A.Ş,Otomotiv sektörünün önde gelen tedarikçilerinden Bosch, 11-14 Nisan 2013 tarihinde Beylikdüzü TÜYAP Fuar Merkezi’nde ziyarete açılan, OEM pazarının en önemli etkinliği Automechanika İstanbul 2013 Fuarı’nda yeni standıyla yer aldı.


OTOMOTİV

“Türkiye’de pazar yüzde beş, Bosch ise çift haneli büyüyecek”

Bosch Otomotiv Yedek Parça,

Avrupa’nın bir numaralı OEM ve satış sonrası etkinliği Automechanika İstanbul 2013’te yer aldı. Bosch Otomotiv Yedek Parça Ülke Direktörü Murat Kurtlar, Bosch Otomotiv Yedek Parça iş biriminin 2012 yılını, 2011’e oranla çift haneli büyüme ile kapattığını söyledi. Çift haneli büyümeyi 2013’te de devam ettireceklerini ifade eden Murat Kurtlar, pazarın da yüzde 5 oranında büyümesini beklediklerini söyledi.Türkiye’nin Avrupa ülkeleri içerisinde önemli bir konumda olduğunu belirten Kurtlar, pazara 11 ürün grubunda 97 bin kalemden fazla malzeme sunduklarını ifade etti. Murat Kurtlar, önümüzdeki dönemde test cihazlarında, arıza tespit cihazlarında, Bosch Car Service’lerde ve Bosch Eğitim Merkezleri’nde önemli yatırımlar yapacaklarının müjdesini verdi. Otomotiv sektörünün önde gelen tedarikçilerinden Bosch, 11-14 Nisan 2013 tarihinde Beylikdüzü TÜYAP Fuar Merkezi’nde ziyarete açılan, OEM pazarının en

66

Mayıs 2013

önemli etkinliği Automechanika İstanbul 2013 Fuarı’nda iki standıyla yer aldı. Bosch Otomotiv Yedek Parça Ülke Direktörü Murat Kurtlar, yedek parça pazarının yanı sıra, Bosch Otomotiv’in faaliyetleriyle ilgili de önemli bilgiler paylaştı. Bosch 2012 Yılında Yakaladığı Çift Haneli Büyümeyi 2013 Yılında da Sürdürecek 2012 yılını, 2011 yılına oranla çift haneli büyümeyle kapatan, Bosch Otomotiv Yedek Parça, çift haneli büyüme trendini 2013 yılında da sürdürmeyi hedefliyor. Bosch Otomotiv Yedek Parça Ülke Direktörü Murat Kurtlar’ın verdiği bilgiye göre, pazarın yüzde 5 büyümesi ön görülüyor. Bosch’un Yedek Parça pazarında dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de lider firmalarından biri olduğunu ifade eden Kurtlar “Türkiye çok büyük bir ülke. İstanbul trafiğine her gün yeni 500 adet araç dâhil oluyor. Avrupa’daki doymuş pazarı düşündüğümüzde, Türkiye yatırımları çeken, bizim de büyük önem verdiğimiz bir pazar“ dedi. Bosch Car Service’lerin sayısı 400’ü bulacak Murat Kurtlar, her marka araca kaliteli ve uygun fiyata hizmet veren Bosch Car Service’lerin 2012 yılı sonunda 185 olan sayısının 2018 yılına kadar 400’e çıkacağını da ifade etti. Bosch 2.500 kişiyi eğitim verdi 2007 yılında hizmete açılan Bosch Eğitim Merkezi’nin Bosch Otomotiv servis ağına, meslek lisesi öğrencilerine ve öğretmenlerine, bağımsız servislere, eğitim verdiğini ifade eden Kurtlar “Geçen yıl itibarı ile 2 bin 500 kişi eğitim aldı. Şişli Endüstri Meslek Lisesi’yle de çok farklı bir

projeye adım attık. Sağladığımız test ekipmanları ile okulda Bosch Car Service eğitim sınıfı kuruldu” dedi. Kurtlar, Mesleki Yeterlilik Kurumu’na ilişkin düzenlemenin 2014 yılında yürürlüğe gireceğini ve Bosch olarak her türlü desteği vermeye hazır olduklarını da belirtti. Gelecek Internette Internet üzerinden teknik destek hizmetinin sağlanması ve araç sahiplerine ulaşılması konusunda çalışmalarını sürdürdüklerini söyleyen Murat Kurtlar, internet üzerinden servisler ve araç sahiplerini de bir araya getirmeye çalıştıklarını, hem araç sahibinin, hem servisin bir arada olabileceği, aracının nüfus kağıdının bulunabileceği bir sistem planladıklarını belirtti. Bosch Standında Canlı Teknik Eğitim 4 gün boyunca, Beylükdüzü TÜYAP Fuar Merkezi’nde, Authomechanika İstanbul 2013 Fuarı’nda, ziyaretçilere fren sistemlerinden dizel sistemlere, bujiden aküye, filtre sistemlerine kadar otomobil yedek parçaları ile ilgili bilgilendirerek, son yenilikleri aktaran Bosch Otomotiv Yedek Parça Yetkilileri, aynı zamanda otomotiv servis donanımlarında büyük önem taşıyan servis ekipmanlarını da tanıttılar. Cihazlar hakkında detaylı bilgi edinme imkânı bulan ziyaretçiler, bu cihazlar üzerinde, canlı teknik eğitim de aldılar.


İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ

Avrupa’da birinci dünyada üçüncüyüz Makine Mühendisleri Odası, Türkiye’nin her 100 bin çalışan başına düşen ölümlü iş kazalarında Avrupa’da birinci, dünyada ise üçüncü sırada yer aldığını açıkladı.

Makine

Mühendisleri Odası, Türkiye’nin her 100 bin çalışan başına düşen ölümlü iş kazalarında Avrupa’da birinci, dünyada ise üçüncü sırada yer aldığını açıkladı. Oda, iş kazası sonucu ölüm sayısının ise 2008’te 865 iken 2011’de bin 700’e yükseldiğini ve iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik sayısında belirgin bir artışın söz konusu olduğunu bildirdi. TMMOB Makina Mühendisleri Odası’nın 18–20 Nisan 2013 tarihlerinde gerçekleştirdiği “VII. Ulusal İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kongresi”nin sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede Türkiye’nin iş kazalarına dair karnesi de açıklandı. Buna göre, Türkiye her 100 bin çalışan başına düşen ölümlü iş kazalarında Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sırada yer alıyor. İş kazası sonucu ölüm sayısı 2008’te 865

68

Mayıs 2013

iken 2011’de bin 700’e yükseldi. İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik sayısında belirgin bir artış gözlenirken, meslek hastalıklarında durumun daha da trajik olduğu görüldü. Bildirgede, “Ülkemizde yılda 35 bin–40 bin civarında meslek hastalığı tespit edilmesi gerekirken SGK istatistiklerinde tespit edilen meslek hastalığı vaka sasısının 500–600 civarında olması, kamuoyunun da takdir edeceği üzere anlaşılır bir durum değildir” denildi. Bildirgede, SGK tarafından yayımlanan İş Kazası ve Meslek Hastalıkları İstatistikleri ve özellikle de meslek hastalığı sayısının gerçekleri yansıtmaktan çok uzak olduğu belirtilerek, “Ülkemizde birçok konuda olduğu gibi İSG konusunda da sağlıklı veri ve bilgi toplanamamaktadır. İşyerlerinde kaza ve meslek hastalıklarına

ait bilgiler bir veri tabanında toplanmalı, bu bilgilerden ölçme ve değerlendirme amaçlı yararlanılmalıdır. Bakanlık iş müfettişlerinin incelediği iş kazaları ve meslek hastalıkları ile ilgili sadece sayıları değil rapor ve analizleri de kamuoyu ile paylaşmalıdır. Meslek Hastalıkları Hastanesi veya kliniklerinin sayısı artırılmalı, hekim ve işçi eğitimi dâhil, meslek hastalıklarının tespitine yönelik çalışmalar ivedilikle yapılmalıdır” denildi. Bildirge şu ifadelerle son buldu: “Kamu kurumu niteliğinde bir meslek odası olmanın sorumluluk ve bilinciyle, ülkemizde kanayan bir yara olan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konusunda geliştirici ve iyileştirici çalışmalara katkı vermeye hazır olduğumuzu, bu yöndeki mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna duyururuz.”


Ceza almamak için değil gerçekten iş sağlığı ve güvenliğini sağlamak için çalışmalar gerekmekte İş sağlığı ve güvenliği konusu özellikle işyerlerinde iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi için oldukça önemlidir. Bu kanunu değerlendirirken idari para cezası ya da hapis cezası almamak için değil işyerinde gerçekten iş sağlığı ve güvenliğini sağlamak için çalışmalar yapılması gerekmekte olduğunu belirten İş Hukuku Enstitüsü Başkan Yardımcısı Avukat Naciye Uçar, İş sağlığı ve güvenliği için önemli soruları cevapladı. ve üzerinde çalışanı olan ağır ve tehlikeli işler yapan işyerleri için öncelikle yürürlüğe girdi. Aşamalı olarak 2014 yılı başına kadar bütün işyerlerini kapsayacak aşamaya gelecek.

-Haziran 2012 tarihinde yayınlanan 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği yasasına göre işveren ve çalışanların yükümlülükleri nelerdir?

-Yeni bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na neden ihtiyaç duyuldu? Tasarı kimleri kapsıyor?

İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili 6331 sayılı Kanun öncesinde herhangi bir kanun yoktu. 4857 sayılı İş Kanunu içerisinde iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili düzenlemelerin yanı sıra iş sağlığı ve güvenliği yönetmeliği vardı. Ayrıca tamamlayıcı tebliğler ve yönetmelikler de düzenlenmişti. Dolayısıyla yapılması gereken 4857 sayılı İş Kanunu’nda yer alan maddeler ile ilgili yönetmelik ve tebliğlerin birleştirilmesiydi. Kanun koyucu doğru bir hareketle 6331 sayılı Kanun’u düzenledi. Tasarı 30.06.2012 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak kanunlaştı ve geçiş süreci belirlendi. 31.12.2012 tarihi itibariyle de 50

İşyerlerinin tehlike sınıflarına göre çeşitli yükümlülükleri vardır. Bunların başında her işyeri için zorunlu olan risk analizi raporunun alınması gelmektedir ve tabii ki risk analiz raporunda yer alan risklerin ortadan kaldırılması için tedbirlerin alınması. Bunun yanı sıra çalışanlara verilecek eğitimler, risk faktörlerinin engellenmesi, doğmasının engellenmesi vb. gibi birçok yükümlülükleri vardır. İşçiler de işyerinde yapılacak eğitimlere katılmak, işveren tarafından kendisine verilen iş sağlığı ve güvenliği talimatlarına uymak, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğini sağlamak için çaba sarf etmek zorundadır. -İşyerleri iş sağlığı ve güvenliği kapsamında kimlerden hizmet alabilir?

Çalışan sayısına bağlı olarak işyerleri bireysel olarak iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve sağlık personeli bulundurabileceği

gibi bu hizmetleri bir ortak sağlık güvenlik biriminden de alabilirler. İşverenin kendi işyerinin niteliklerine göre maliyetleri de göz önüne alarak alacağı hizmetin niteliğine karar vermesi gerekmektedir. -İşveren iş sağlığı ve güvenliği kanunu kapsamında hizmet almaz ise yaptırımlar nedir? Tasarı ile hangi para cezaları geliyor?

6331 sayılı Kanun’un en göze çarpan özelliklerinden birisi düzenlediği idari para cezalarıdır. Kanuna aykırı her uygulama karşısında yüksek idari para cezaları düzenlenmiş ve bu uygulamaların tekrarı halinde de cezaların miktarları arttırılmıştır. Yeni kanuna göre risk analiz raporu alınmayan ilk ay için 3.234 TL, aykırılığın devam ettiği her ay için 4.851 TL idari para cezası uygulanacak. Tabii ki burada idari para cezasından ziyade işyerinde iş sağlığının ve güvenliğinin korunması maksadıyla hareket edilmelidir. Biz iş Hukuku Enstitüsü olarak iş sağlığı ve güvenliği konusunda kamuoyunu bilgilendirici eğitimler düzenliyoruz. Bizim asıl hizmet alanımız doğrudan iş hukuku ile alakalıdır. İşverenlere ve işçilere iş hukuku ile ilgili eğitimler ile danışmanlık hizmetleri veriyoruz. Hizmetlerimizle ilgili bize www.ishukuku.org adresinden ulaşabilirler. Mayıs 2013

69


İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ

İŞ KAYBININ MADDİ ZARARI CEZADAN BÜYÜK 30 Haziran 2012 tarihli Resmi Gazete’de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Bu kanun kapsamında, Türkiye’deki bütün çalışanlar ve işverenler “Bundan sonra ne olacak?” sorusunu sıkça sormaya başlamışlardır. Yasanın yürürlüğe girmesi neredeyse bir yıl olacakken İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hakkında sorular ve sorunlar devam ediyor.

İçinde

bulunduğumuz Sağlık ve Sosyal Güvenlik Haftası nedeniyle 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu tartışmaları cezai yaptırımlarla birlikte arttı. Kanunun yayım tarihinden itibaren en çok konuşulan ve tartışılan maddesi de, 26. maddede-

70

Mayıs 2013

ki idari para cezalarının uygulanması üzerine oldu. Özellikle çalışan sayısı 50’nin altında olan yerlerde işverene ekonomik olarak çok fazla maliyet getirdiği ifade edilmesi tartışmaların odak noktası halini aldı. Oysaki araştırmalara göre iş günü ve iş kaybından dolayı oluşan zararların direk ya da dolaylı olarak işverene ve devlete maliyeti çok daha fazla olduğu görülmektedir. Türkiye’de çalışmakta olduğu işten memnuniyetsizliği yüksek olan milyonlarca insan var ve bu memnuniyetsizlik karşımıza ciddi oranda iş kazası ve meslek hastalığı olarak çıkıyor. Yapılan araştırmalara göre işini severek yapmayan kişilerde iş motivasyonu neredeyse yok ve konsantrasyon eksikliği, dikkatsizlik ve tedbirsizlikle beraber karşımıza iş kazası ve meslek hastalığı olarak çıkıyor. Ayrıca, iş disiplinine aykırı şekilde özensiz davranıldığı için ciddi bir verim kaybına sebep oluyor. Araştırmalara göre, iş kazalarının % 98’i, meslek hastalıklarının ise neredeyse tamamı önlenebilir. Fakat şimdiye kadar mevcut çalışma hayatında gerek kanunlar gerekse yönetmelikler doğrultusunda maalesef bu oranlar düzeltilememiş-

tir. Kanun tüm çalışma hayatını bütün yönleriyle değerlendirip çalışma hayatına yeni bir düzen getirerek “Çalışma Kültürü” oluşturmayı hedefliyor. ASIL İŞ ORTAK SAĞLIK VE GÜVELİK BİRİMLERİ’NE DÜŞMEKTEDİR

Orhan Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Bozkurt: “Kanun, çalışan sayısı 50’den az olan iş yerlerini ilgili maddesi ile birlikte “sorumlu” hale getirmiştir. Keza bu iş yerleri, şimdiye kadar İş Sağlığı ve Güvenliği kapsamında hiçbir bilgi ve tecrübeye sahip değildir. Bu noktada asıl iş Ortak Sağlık ve Güvelik Birimleri’ne düşmektedir. Birimler, kanun ve beraberinde çıkan yönetmeliklerin tamamını işveren adına uygulama ya da uygulatma yükümlülüğüne sahiptir. Bu kanun kapsamında, işletmelerin acilen uyması gereken, kanunun 10. maddesi ‘Risk Değerlendirmesi, Kontrol, Ölçüm ve Araştırma’ ilkesidir. Keza işverenler, Risk Değerlendirmesi’ni yaptırmadıkları her ay için 4500 TL idari para cezası ödemek durumunda kalacaklardır. Bir sonraki adım, çalışan sayısının 50’nin altında olduğu işletmelerde tehlikeli ya da çok tehlikeli statüsünde olanlar 1 Temmuz 2013 tarihinden, az tehlike sınıfında olanlar ise 1 Temmuz 2014 tarihinden itibaren kanuna karşı ‘tam sorumlu’ olacaklardır. Bakanlığın yayınladığı nice kodundan bakılarak tehlike sınıfı öğrenilebilir. İşletmeler sorumluluklarını yerine getirmek adına, iş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanını kendi kadrolarında bulundurabilecekleri gibi, dışardan hizmet alımını Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri’nden de gerçekleştirebilirler.


Ölümlü iş kazalarının 3’te biri inşaat sektöründe yaşanıyor ÇATIDER Başkanı M. Nazım Yavuz, çatı ustalarının yüksekte çalışma ve iş güvenliği eğitimi almalarının şart olduğunu belirti. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün rakamlarına göre; dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon 200 bin insan iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle yaşamını yitiriyor. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre ise Türkiye, iş kazalarında Avrupa birincisi. Son on yılda 11 bin işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Bu her yıl yaklaşık 1.100 işçi anlamına geliyor. Ülkemizde iş kazalarının üçte biri ve en fazla işçi ölümü inşaat sektöründe yaşanıyor. Bu noktada ÇATIDER (Çatı Sanayici ve İşadamları Derneği), gerekli tedbirler alınmadığı, eğitimsiz ve sertifikasız işçiler çalıştırıldığı zaman büyük tehlikelere yol açabilen çatılara dikkat çekiyor. İş sağlığı ve güvenliği konusuna dikkat çekmek amacıyla 4-10 Mayıs arasında kutlanan İş Güvenliği Haftası’nda ÇATIDER Başkanı M. Nazım Yavuz, iş kazalarının yüzde 98’inin insan hatasından kaynakladığını belirterek eğitimin önemini vurguladı. Ülkemizde karşılaşılan ölümlü iş kazalarının üçte birinin inşaat sektöründe yaşandığını hatırlatan ÇATIDER Başkanı M. Nazım Yavuz, “İnşaat sektörünün en önemli kollarından biri olan çatı sektöründe de İş Sağlığı ve Güvenliği hayati önem taşıyor. Çatılarda çalışacak kişilerin yüksekte çalışma ve iş güvenliği konularında eğitimleri ve sertifikaları olmalı. ÇATIDER olarak İş Sağlığı ve Güvenliği her zaman gündemimizde. Konuyla ilgili hem ustalara hem sektörde çalışmak isteyen usta adaylarına hem de işve-

renlere yönelik eğitimler veriyoruz.” dedi. Türkiye genelinde 22 meslek lisesinde MEB Sertifikalı çatı ustaları yetiştirilecek

Milli Eğitim Bakanlığı ile bir protokol imzaladıklarını anlatan ÇATIDER Başkanı M. Nazım Yavuz, bu protokol ile Türkiye genelinde bünyesinde İnşaat Teknolojisi Çatıcılık Dalı olan toplam 22 meslek lisesinde “Mesleki Geliştirme ve Uyum Kursu” açacaklarını ifade etti. Yavuz, kurs sonunda başarılı olan kursiyerlere Milli Eğitim Bakanlığı onaylı Çatı Ustası Belgesi verileceğinin de altını çizdi.

ÇATIDER, üyelerine özel ücretsiz İş Güvenliği eğitimleri düzenliyor

İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) konusunda işverenlere de büyük görev düştüğünü söyleyen ÇATIDER Başkanı, “2013 yılı itibariyle yürürlüğe giren 6331 Sayılı Yeni İSG Kanunu, bir çalışanı dahi olsa tüm işverenleri ilgilendiriyor, işverene birçok yükümlülük getiriyor ve ağır cezai yaptırımlar öngörüyor. Biz de ÇATIDER olarak Nisan ayında bu yeni kanunla ilgili üyelerimize özel, ücretsiz bir eğitim düzenledik. Çalışanlara ve işverenlere yönelik eğitimlerimiz ve kurslarımız devam edecek.” şeklinde konuştu. Mayıs 2013

71


REEL SEKTÖR

İhraç pazarlarındaki yeni vergi ve koruma önlemleri çelik üreticisinin belini büküyor Çelik İhracatçıları Birliği verilerine göre, 2013 yılının ilk çeyreğini geçen yılın aynı dönemine göre miktar bazında 7,7 artışla 5,24 milyon ton, değer bazında ise 3,87 milyar dolar ihracat ile kapatan çelik sektörü üretimde daralma yaşıyor. Başta Avrupa olmak üzere yaşanan global kriz, ülkelerin yerli üreticilerini desteklemek için aldığı koruma önlemleri ve Türkiye’deki üretim maliyetleri üzerindeki yükler sektörün üretimine olumsuz yansıyor.

Ekonomik ve siyasi sıkıntıla-

ra rağmen 2012 yılında üretimini 35,9 milyon tona yükselten çelik sektörü, 2013 yılını üretimde yaşadığı düşüş ile karşıladı. İlk çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 gerileyen çelik üretimi 8 milyon 493 bin ton olarak gerçekleşti. Üretimde yaşadığı gerilemeye rağmen ihracatını artıran çelik sektörü bu dönemde 5,24 milyon ton ve 3,87 milyar dolarlık ihracata imza attı. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Namık Ekinci, çelik sektörünün üretimde yaşadığı gerilemeye sebep olarak; global kriz, dış pazarlardaki rekabet artışı, üretim maliyetlerine yansıyan vergi ve katkı payları ile ülkelerin uyguladığı koruma önlemlerini gösterdi. Namık Ekinci, “Üretim maliyetlerimizde yer alan vergi ve ek yükler, bu zor dönemde sanayicimizin belini büküyor. Bu anlamda, dünyada hiçbir ülkede uygulanmayan ve ihracatçımızın üzerinde baskı oluşturan Çevre Katkı Payı gibi yüklerin kaldırılması sektörün önünü açacaktır” dedi. Çelik sektörünün ihracatta sık sık anti damping soruşturmalarıyla da karşı karşıya kaldığını belirten Ekinci, “Bu noktada hükümetten aktif politik destek bekliyoruz. Soruşturmaların açılmadan önlenmesi veya damping riskine 72

Mayıs 2013

karşı Ekonomi Bakanlığımız ile birlikte ihracatçılarımızı bilgilendirici uyarı mekanizmaları oluşturulmasına yönelik çalışmalar yürütmekteyiz. Bu çalışmalar neticesinde sektörümüzün en önemli sorunları arasında yer alan anti damping soruşturmalarının önüne geçilebilmesi amaçlanmaktadır. Son dönemde inşaat demiri ve filmaşin ithalatına karşı geçici koruma önlemi soruşturması açan Malezya ve geçici olmayan koruma önlemi açan Fas’a karşı Bakanlığımız ile birlikte verilen mücadele sonrasında Malezya hükümeti koruma önleminden vazgeçmiştir, Fas’ta ise yakın dönemde benzer şekilde bir gelişmenin olması beklenmektedir. Ayrıca, ser-

best ticaret anlaşmamız olmasına rağmen, diğer ülkelerle beraber ülkemiz inşaat demiri ve filmaşin ürünlerine de yüzde 6,8 oranında geçici ithalat vergisi uygulamaya başlayan Mısır’a yönelik olarak da söz konusu kararın geri alınması için birliğimiz yoğun çalışmalarını sürdürmektedir” diye konuştu. Sektörü etkileyen tüm bu olumsuz koşullara rağmen 2013 yılını yine de artışla kapatmayı öngördüklerini açıklayan Namık Ekinci, “Çelik İhracatçıları Birliği olarak bu yıl çelik ihracatımızın 22,5 milyon ton ve 18,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmesini hedefliyoruz” diyerek sözlerini bitirdi.


Çevreyi hesaba katmayan kalkınma modelinde sona gelindi

WFO Başkanı Yavuz Eroğlu: “Büyüklükte ölçüt ‘İnsanca Yaşam İbresi’ olmalı” WFO Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Başkanı Yavuz Eroğlu, kurucusu olduğu İTÜ Çevre Kulübü’nün Sürdürülebilir Ekosistem günleri’ne konuşmacı olarak katıldı. Gayrisafi Milli Hasıla hesabına yaşam kalitesinin de katılması önerisini getirdi.

“Sürdürülebilir ekonomi ancak

çevreyle uyumlu politikalarla mümkün”… Bu sözler Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü mezunu ve İTÜ Çevre Kulübü’nün Kurucularından Yavuz Eroğlu’na ait… 1995 yılında İTÜ’de okurken iki arkadaş çevre konusunda çalışmalar yapmaya karar verdiler ancak kimseyi yanlarında bulamadılar. Kulübün açılışına dönemin Çevre Bakanı Rıza Akçalı’yı getirmeleri ise kulübün kaderini değiştirdi ve o günden sonra üye sayıları hızla arttı, bugünlere ulaştı. Aradan 18 yıl geçti, Yavuz Eroğlu yine İTÜ Çevre Kulübü’ndeydi ama bu kez plastik

sanayicisi, sivil toplum örgütlerindeki yönetici kimliği ve Waste Free Oceans Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Başkanı olarak gençlere konuşma yapmak üzere… İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Çevre Mühendisliği Kulübü tarafından organize edilen Sürdürülebilir Ekosistem Günleri 2013’e katılan Yavuz Eroğlu, plastik ambalaj üreten bir firmanın Ortağı ve Genel Müdürü, aynı zamanda PAGEV ve PAGDER Başkan Yardımcısı sıfatıyla çevre konusunda konuşmak için davet edilmesinin önemli olduğunu belirtti. Tüm dünyada çevrenin artık çok daha fazla konuşulduğunu, çevreyi hesaba katmadan üretimin sürdürülebilir olmadığını vurguladı. En başta kaliteli bir hayat üretebilmek için sanayi ve kalkınmanın çevreyle uyumlu olması gerektiğine inandığını söyledi. Eroğlu, “Bugün tüm dünyada maalesef kalkınma modelinin temel parametresi Gayrisafi Milli Hasıla ve bu yanlış bir algı oluşturuyor. Dünyada GSMH’si çok artmış ama yaşam kalitesi çok düşük ülkeler var. Çevre ile ilgili konuların kalkınmanın bir parçası yapılması, politikacıların ve ülkelerin bu hedeflere koşması önemli ” dedi. Günümüzün kompleks toplumlarını GSMH ile değerlendirmenin sadece gaz ve frene sahip bir araba kullanmaya benzediğini belirten Eroğlu, “Bu ölçüyü daha geniş ve gerçekçi göstergelerle desteklemek aslında o kadar zor değil. Zaten bu istatistik değerler başka adlar altında toplanıyor. Önemli olan bunları kalkınmanın ana unsuru haline getirmek… Çevrenin de göz ardı edilmediği, insanların yaşam kalitesini ve sürdürülebilirliği gösteren bu değerleri İnsanca Yaşam İbresi adıyla belirtebilir ve kalkınmanın temel ölçütü haline

getirebiliriz.” dedi. ‘İnsanca Yaşam İbresi’nin (İYİ) özellikle; Gelir Dağılımı, Satın Alma Gücü Paritesini, Sosyal ve Çevresel Maliyetleri, Yenilemez Kaynakların Amortismanı, Ülkedeki İntihar Oranı, Eğitim Oranı, Sağlık, Beslenme, Barınma, Temel Hizmetler, Çevre Eğitimi, Çevre Kirliliği ve Biyoçeşitliliği de içinde barındırması gerektiğini belirten Yavuz Eroğlu, gelişmişliğin insanlığa adil bir düzen, temiz bir doğa, sürdürülebilir kalkınma ve mutluluk vaat edeceğini de dile getirdi. Avrupa Birliği’nde denizlerin atıklardan temizlenmesi amacıyla başlatılan Waste Free Oceans İnisiyatifi’ni Türkiye’ye getiren ve Türkiye’nin yanı sıra Ortadoğu ve Afrika bölgesindeki faaliyetlerinin organizasyonunu üstlenen Yavuz Eroğlu, Sürdürülebilir Ekosistem Günleri’ne katılan gençlere, yaptıkları çalışmalar konusunda bilgiler verdi. Waste Free Oceans’ın 2020 yılına kadar denizleri atıklardan temizlemeyi hedeflediğini belirten Eroğlu, “AB fonlarından ayrılan kaynakla balıkçıların özel ağlarla deniz yüzeyindeki atıkları tutmalarını sağlıyoruz. Bu özel ağlar balıklara zarar vermiyor sadece atıkları topluyor, daha sonra bu atıklardan uygun olanları geri dönüşüme kazandırılıyor, geri kalanı ise yakma yöntemi ile enerjiye dönüştürülüyor. Denizlerdeki atık sorunu sadece tek bir ülkenin sorunu değil, bu nedenle sorunu ülke ya da bölge bazlı ele almıyor daha geniş bir pencereden bakıyoruz. Pasifik Okyanusu’nda gemiden atılan bir atığın Boğaz’da çıkması sürpriz değil. Denizdeki atıklar bir süre sonra güneş ışınlarının etkisiyle mikro parçalara bölünüyor ve balıkların bu atıkları yemesi sonucu besin zincirine karışarak insan sağlığını tehdit ediyor.” diye konuştu. Mayıs 2013

73


KÜLTÜR SANAT

Dönme Kadınlar: Toplumsal Cinsiyet, Kimlik ve Sınırlar

Eric R. Dursteler

tice ve anneleri Maria) Korfu’ya sığınmaları ve Islamdan Hristiyanlığa dönmeleriyle, bir kadının hayatı üzerinde söz sahibi olmasının nasıl Osmanlı-Venedik sınırında uluslararası bir fırtına kopardığını görürüz. Kadın failligine dair heyecan verici bir anlatı olan Dönme Kadınlar, erken modern Akdeniz’de kimlik ve dönmelik arasındaki bağlantıyı aydınlatıyor. Zengin içeriğe sahip kitap, sadece dönemi çalışan araştırmacılara değil, geniş bir okuyucu kitlesine hitap ediyor. DÖNME KADINLAR: TOPLUMSAL CİNSİYET, KİMLİK VE SINIRLAR

Kitapta erken modern dönemde doğdukları yerleri, ailelerini ve dinlerini bırakan Akdenizli kadınların, toplumsal ve siyasi olarak sahip oldukları karmaşık alanı açık eden hikâyeleri anlatılıyor. “Dönme,” en dar anlamıyla, erken modern Akdeniz’de Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçenler için kullanılıyor. Eric R. Dursteler, Dönme Kadınlar kitabında, bu anlamı ustaca değiştirerek kelimeyi, dönemin ve bölgenin toplumsal, dini, siyasi ve toplumsal cinsiyet sınırlarının ötesine geçen herkesi kapsayacak şekilde kullanıyor. Güçlü bir arşiv çalışmasıyla aktarılan bu hikâyeler aracılığıyla Dursteler, hem erken modern dönem Akdeniz’de kadınla74

Mayıs 2013

rın belirli deneyimleri ve koşullarına hem de daha geniş kültürel ve toplumsal pratiklerle geleneklere dair önemli öngörülerde bulunuyor. Kitapta, kendisini ezen kocasından kaçmak için İstanbul’a, dönme ağabeyinin yanına gelip Fatma Hatun adını alan Venedikli Beatrice Michel’in hikâyesiyle kadınların din ve yer değiştirerek nasıl şahsi ve ailevi statülerini yükselttikleri anlatılıyor. Okurlar, Hıristiyan Elena Civalelli ve Müslüman Mihaleşatoroviç’in paralel hikâyesinde, iki cesur kadının Osmanlı-Venedik sınırını kullanarak kendi hayatlarını tayin edişlerine tanık oluyor. Yunan adası Milos’tan kaçan dört Müslüman kadının (Ayşe, Emine, Ha-

Akademik ve bilimsel yayınlarıyla toplumun gelişmesine önemli ölçüde katkıda bulunmayı amaç edinen Koç Üniversitesi Yayınları, yine çok ses getirecek bir kitabı satışa sunuyor. Eric R. Dursteler’in Koç Üniversitesi Yayınlarından çıkan Dönme Kadınlar: Toplumsal Cinsiyet, Kimlik ve Sınırlar adlı kitabı raflardaki yerini aldı. Tüm akademik disiplinlerde hem yabancı dillerden Türkçeye çeviri hem de Türkçe ve İngilizcede yazılmış özgün kitapları yayımlamayı hedefleyen Koç Üniversitesi Yayınları, tarih ve kadın çalışmaları kategorisinde bir kitap daha yayımladı. Eric R. Dursteler, Dönme Kadınlar: Toplumsal Cinsiyet, Kimlik ve Sınırlar adlı kitabında, on altı ve on yedinci yüzyıllarda yaşamış, doğdukları yerleri, ailelerini ve dinlerini bırakan Akdenizli kadınların sahip oldukları karmaşık toplumsal ve siyasal alanı açık eden hikâyelerini anlatıyor.


Doğru bilinen bir yanlış ortaya çıktı: Türk halkı, kahveyi en çok akşam saatlerinde ve evde tüketiyor. Kahve içme alışkanlarıyla ilgili dikkat çekici veriler içeren “Kahve Tüketimi” konulu araştırmanın sonuçları; Türk halkının, sanıldığının aksine sabah ya da öğlen değil, akşam yemeğinden sonra kahve içmeyi tercih ettiğini ortaya koydu. Omega Araştırma Organizasyon Eğitim Danışmanlığı, Mikado Yayınları ve Kahve.gen. tr sitesi tarafından, Türkiye genelinde 1.331 kişiyle gerçekleştirilen araştırmanın bulgularına göre, halkımızın %78.7’si düzenli kahve içiyor. Günün en çok kahve içilen vakitlerini, %36.9 ile akşam yemeğinden, %24.6 ile öğle yemeğinden, %19.8 ile kahvaltıdan sonra olarak belirten katılımcıların %68.2’si kahvesini evde,

%27.7’si işte, %6.7 ise dışarıdaki mekanlarda içiyor. Kahvenin tadını ve kokusunu seven, rahatlattığını ve sağlıklı olduğunu düşünen katılımcıların %68.6’sı sade, %37.7’si sütlü, %13.9’u kremalı kahveyi tercih ediyor. Türk halkının %29.2’si yorgunluk hissettiğinde kahve içmeyi seviyor. Evine aldığı kahve markasını seçerken, öncelikle lezzet, ardından kahve markasının tanınırlığı, kolay bulunurluğu ve çevrede tercih edilmesi gibi faktörler öne çıkıyor. Çay içmeyi sevmek, sağlık açısından zararlı olduğunu düşünmek, tadını sevmemek ve çocukluktan gelen alışkanlıklar ise “kahve içmeme” nedenleri olarak sıralanıyor. Araştırmaya göre, Türk halkının büyük

bölümü, ev dışında sosyal aktivite olarak kahve içmeyi tercih ediyor. Ev ve iş yeri dışında tüketilen kahve türleri de farklılık gösteriyor. Araştırmada ayrıca; kahve bağımlılığı, tüketim şekilleri, pişirme yöntemleri, kahve içmenin sosyalleşme aracı olup olmadığı ve otomatlardan kahve alma konusundaki tercihler gibi, ilgi çekici konularda elde edilen sonuçlar da yer alıyor.

Mayıs 2013

75


EĞİTİM

Mevcut Eğitim Sistemi, Artık Dünyaya Etki Yaratacak Lider Yetiştiremiyor! Harvard Üniversitesi Kıdemli İleri Liderlik Akademi Üyesi, TÜSİAD üyesi ve Shell Enerji A. Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Nusret Cömert, ABD’de yayın yapan Bloomberg TV’ye konuk oldu. Hayatı boyunca kendini geliştirme amacı güttüğünü, bu konuda gayret gösterdiğini söyleyen Cömert, Harvard Üniversitesi Kıdemli İleri Liderlik Girişimi’ne katılma süreciyle ilgili bilgi verdi. İki yıl önce Harvard Üniversitesi’nin kendisiyle iletişime geçerek konu hakkında bilgi verdiğini ve ilgilenmesi üzerine sıkı bir seçme sürecine tabi tutularak ABD dışından seçilen liderlerden olduğunu belirten Cömert, İleri Liderlik Girişimi’nin altı yıl önce bir grup Harvard profesörü tarafından yüksek eğitimin 76

Mayıs 2013

yeni bir aşaması olarak kurulduğunu söyledi. Girişimin, mevcut üniversite sisteminin, artık dünyaya etki yaratacak liderler yetiştiremediği için kurulduğunu ifade eden Cömert, girişimin tüm dünyaya yayılmasını beklediğini belirtti. Üçte ikisi ABD’li üçte biri ABD dışın-

dan olan, en az 20-25 yıl başarılı olmuş liderler arasından seçilen akademi üyelerinin bir yıl boyunca çok sıkı bir eğitimden geçirildiğini ve sonraki aşamaya hazırlandığını vurgulayan Cömert, bu liderlerden dünyayı değiştirmelerinin beklendiğini bildirdi. Bir yıllık eğitimin ardından yine


bir seçme sürecinden sonra Kıdemli İleri Liderlik Akademi Üyesi olarak davet edildiğini ve çalışmalarını sürdürdüğünü ifade eden Cömert, dünyanın eğitim, sağlık, yoksulluk, çevre gibi çok ciddi sorunları olduğunu, ilgi alanlarına göre bu sorunlara yönelik olarak yetiştirildiklerini ve bunlara yönelik proje hazırladıklarını söyledi. “Akademi Üyelerimizden Biri NASA Başkanı Oldu”

Harvard Üniversitesi Kıdemli İleri Liderlik Girişimi’ne kabul edilen ilk ve tek Türk olan Nusret Cömert, insanın kendini yetiştirmek için ya da toplum adına yaptığı hiçbir şeyin göz ardı edilmediğini ve bunların değerlendirme sürecinde göz önüne alındığını ifade etti. Cömert, akademi üyelerinin arasında eski bakanların ve tepe yöneticilerinin bulunduğunu ve bunlardan ilk yılın üyelerinden olan Astronot Charles Bolden’ın ABD Başkanı Barack Obama tarafından NASA Başkanı olarak atandığını belirtti. Cömert, 2012 akademi üyelerinden ve ABD’deki en büyük kar amacı gütmeyen evde sağlık kuruluşunun başkanlığını yapmış olan Carol Raphael’in de yine Başkan Obama tarafından ABD’nin sağlık sistemini düzeltecek komitenin başkanlığına getirildiğini hatırlattı. Cömert, Obama’nın, Carol Raphael’e verdiği desteği, “Kendini adamış ve tecrübeli insanlarla çalışmaktan ve onların topluma hizmet etmelerinden gururluyum. Onlarla çalışmayı sabırsızlıkla bekliyorum.” sözleriyle dile getirdiğini ifade etti.

birçok şeyin farkına varmasını sağladığını ifade eden Nusret Cömert, bunun Türkiye’ye şimdilik katkısının ise bu alanda bir farkındalık yaratmak olduğunu belirtti. Arada büyük bir fark olduğunu, ancak Türkiye’nin çok hızlı geliştiğini söyleyen Cömert, liderlerin toplumda fark yaratan insanlar olduğunu hatırlattı. Cömert, “Aradaki fark eğitimli girişimcilik farkı... Çünkü bizim insanımızın girişimcilik konusunda bir sıkıntısı yok. Ben dünyada yüzlerce yıl varlığını sürdürecek, dünyaya etki yaratacak şirketler ve markalar yaratmak için eğitimli girişimciliğin geliştirilmesi ve özendirilmesine gerek görüyorum. Dünyanın ilk on ekonomisine girme hedefimiz var. Gerçekten oraya hızlı bir şekilde gidiyoruz, ama bir şeyleri daha iyi yapmakla arzu ettiğimiz, hak ettiğimiz yere gelmemizin çok güç olacağını düşünüyorum. Bunun için bir şeyleri daha farklı yapmalıyız.” diye konuştu. “Gençler, Kendilerine İnansınlar ve Başarabileceklerine Güvensinler”

Harvard Üniversitesi Kıdemli İleri Liderlik Akademi Üyesi, TÜSİAD üyesi ve Shell Enerji A. Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Nusret Cömert, genç girişimcilere de kendilerine inanmaları ve güvenmeleri mesajını verdi. Cömert, “Bizim insanımız her şeyin en iyisini yapabilecek yete-

nekte. Mesela sosyal liderlik diyoruz, bu bizim kültürümüzde var. Yani komşuya yardımcı olmak, çevresindeki insanlara yardımcı olmak... Benim söylemek istediğim bizim bu potansiyelimizi eğitimle ve farkındalıkla geliştirebileceğimiz. Girişimcilik bana göre, insanlar için iyi bir ürün, bir hizmet ve bir fayda sağlıyorsa sosyal girişimciliğin bir parçasıdır. Çünkü yoksulluğa karşı bir önlem getiriyor. Dünyanın gelişimine, refaha katkı sağlıyor. Gençler kendilerine inansınlar ve başarabileceklerine güvensinler, ama biz olduk artık demesinler. Kendilerini geliştirsinler. Mevkiler makamlar gelir geçer. Para gelir geçer ama bu dünya için yaptıklarınız kalır.” şeklinde konuştu. Nusret Cömert, Harvard İleri Liderlik Girişimi’ne Kabul Edilen İlk Türk Olmuştu

Shell Enerji A. Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve TÜSİAD üyesi Nusret Cömert, seçilmiş başarılı liderlerin, dünyayı değiştirecek liderler olarak topluma kazandırılması için kurulan Harvard Üniversitesi İleri Liderlik Girişimi’ne kabul edilen ilk Türk olmuştu. Cömert, Harvard Üniversitesi’nin yüksek eğitimin yeni bir aşaması olarak tasarladığı programda, Kıdemli İleri Liderlik Akademi Üyesi olarak çalışmalarına devam ediyor. Cömert, 2013 yılında İleri Liderlik Girişimi’ne kabul edilen akademi üyelerine mentorluk ve rol modellik yapıyor.

“Türkiye’nin Hak Ettiği Yere Gelebilmesi İçin Eğitimli Girişimcilik Şart”

Harvard Üniversitesi’ndeki çalışmalarının kişisel gelişimine katkıda bulunduğunu, sorunları daha iyi görmesini, aydınlanmasını ve

Mayıs 2013

77


ABONE KUPONU Adı Soyadı: ............................................... Firma Adı: ............................................... Tel: ............................................... Fatura Adresi: ............................................... Vergi Dairesi ve Vergi No: ............................................... Derginin Gönderileceği Adres: ........................................................ ........................................................ ........................................................ EKONOMİ AJANDASI DERGİSİNE yıllık abone olmak için, info@ekonomiajandasi.net e-posta adresine veya formun 0-216 469 17 48 Fax’a gönderilmesi gerekir. Yönetim Yeri: Ekonomi Ajans Lojistik ve Danışmanlık Hiz.Ltd.Şti. Adres: Küçük Bakkalköy Mah. Fevzipaşa Cad. Niyazibey Apt. No:37 Daire:10 34750 Ataşehir/İstanbul Tel: +(90) 216 576 77 66 | +(90) 216 576 35 05

78

Mayıs 2013



Ekonomi Ajandasi Dergisi Mayis 2013