Issuu on Google+

www.ekonomiajandasi.net

FİYAT: 5 TL YIL:2 / SAYI:16 / HAZİRAN / 2013

Lojistikte Bölgesel Üs Olacağız Enerjide yerli dönemi başlıyor

Türkiye 5 yıllık yol haritası “Türk mucit uluslararası arenada yalnız”

PTT 173 yılın güvenini taşıyor


İmtiyaz Sahibi Ekonomi Ajans Adına İlhan Tekin Genel Koordinatör Abdurrahman ÇINAR a.cinar@ekonomiajandasi.net GSM: 0 530 263 79 50 Reklam Sorumlusu Cevdet Bayazıt reklam@ekonomiajandasi.net Genel Yayın Yönetmeni Umut YALKI Editör Demet Atay editor@ekonomiajandasi.net Web Tasarım Mahir B. Aşut Kalite Danışmanı Yeliz Sarıçam İnfo@ekonomiajandasi.net Yayın Kurulu Prof. Dr. Şenay YALÇINBahçeşehir Üniversitesi Rektörü Otomotiv Sektör Danışmanı Salih ATILGAN MUSİAD Otomotiv Sektör Başkanı Lojistik Sektör Danışmanı Sabri Ergenecoşar Sigortacılık Sektör Danışmanı Ömür ŞEKER omur@yildirimanaliz.com.tr Grafik Tasarım Erhan Aydın Hukuk Danışmanı Yasemin Kumbaracıbaşı Abone sorumlusu Dilan Polat Yönetim Yeri: Ekonomi Ajans Lojistik ve Danışmanlık Hiz.Ltd.Şti. Adres: Küçük Bakkalköy Mah. Fevzipaşa Cad. Niyazibey Apt. No:37 Daire:10 34750 Ataşehir/İstanbul Tel: +(90) 216 576 77 66 +(90) 216 576 35 05 Faks: +(90) 216 469 17 48 EKONOMİ AJANDASI DERGİSİ

Aylık Süreli Yayındır Ekonomi Ajans tarafından Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun olarak yayımlanmaktadır. Dergide yayımlanan; yazı, fotoğraf ve tarafımızca yapılan ilanların her hakkı saklıdır. İzinsiz kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

8

Haziran 2013

Editörden a.cinar@ekonomiajandasi.net

Bizim de Dünya markamız olur mu? Stratejik yönetim ve planlama bizim dokumuza uzak mı ? Yazıma başlarken soru işaretleri ile başlamak. Son dönemde global pazarda yaşadığımız yerli marka eksikliği; avantajlarını görüp global pazarlarda dez avantajlarını yaşamak o eksikliği görmek “ Pazarlamanın kurucu babası sayılan Philip Kotler’in “On Ölümcül Pazarlama Günahı” isimli kitabını Türk iş dünyasına uyarladığımızda önümüze çıkan soruları sizlerle paylaşmak istedim. Türk iş dünyasında operasyonel yönetim ve operasyonel süreçlere odaklanmış bir iş yapma tarzı vardır. Genel söylemin aksine Türk iş dünyası risk almaktan korkar. Çünkü bu riski minimize edecek bir yönetimsel donanımdan yoksundur. Marka inşası bir yerde risk almaktır. Markanın tutmama ihtimali her zaman vardır. Ancak marka inşa süreçlerini çok iyi bilirseniz ve bu konuda kazanılmış deneyimleriniz varsa bu riski alabilirsiniz. Türk iş dünyası bu konuları bilmez ve deneyim sahibi değildir. Türk iş dünyası pazarlama bilgisi ve kültürü konusunda dünya ortalamasının çok altındadır. Binlerce işletmenin olduğu bu ülkede en iyi pazarlama kitapları bile birkaç bin adet basılır. Pazarlama ve marka eğitimleri katılımcı yetersizliğinden iptal edilir. Türk şirketleri benim “pazarlama yetmezliği” adını verdiğim bir hastalıktan muzdariptir. Özellikle patronlar tarafı pazarlama konusuna ilgisizdirler. Sadece operasyonel, kısa vadeli süreçlere odaklanırlar. Stratejik pazarlamayı, çağdaş pazarlama ve marka tekniklerini bilenler azınlıktadır. Türk şirketlerinde yönetim kademeleri pazarlama bilgisi, donanımı ve deneyimleri ile değil kişisel becerileri ve yetkinlikleri ile iş yaparlar. Pazarlama bilgisi ve deneyimi yüksek yöneticiler zaten buna önem veren şirketlerin bünyesinde yer alırlar. Özellikle yerli şirketlerimizde çağdaş pazarlamayı bilen üst ve orta düzey yönetici sayısı çok azdır. Deneyim ve bilginin karşılığını vermez. Çalışanlarını motive edemez. Bu nedenle sıra dışı fikirler ve işler çıkmaz. Türk iş dünyası garanticidir. Daha önce denenmiş, sonucu garanti işleri tercih eder. Yeni ürün ve yeni iş fikirlerine uzak durur. Türk iş dünyası rekabet etmeyi bilmez. Rakipleri ile nasıl rekabet edeceği konusunda hiçbir fikri yoktur? Hangi Pazar koşullarında nasıl bir rekabet stratejisi izleneceğini bilen sayısı gerçekten çok azdır. Amerikalı iş adamları gurulara (gerekli-gereksiz) günlük 5000 $ öderken Türk iş dünyası satış ekibi için 1000TL eğitim bütçesini çok görür. Bu nedenle Amerika’da bir guru enflasyonu varken ülkemizde eğitimciler işsizdir. Sanayi ülkesi olmamıza rağmen Türk iş dünyası hala tüccar zihniyetini aşamamıştır. İşi sadece alma-satma olarak görür. İş planı hala pilava giderken evdeki bulgurdan olmayalımdır. Türk iş dünyası ucuz, tecrübesiz ve işi daha keşfetme aşamasında olan insan kaynağını deneyimli , bilgili,işini değişik boyutlarda tecrübe ederek pişmiş insan kaynağına tercih eder. Bugün “Google” varsa Sun Microsystems’ın CEO’sunun Larry Page ve Sergey Brin’e yazdığı 100.000$ lık çek (şirketin ilk sermayesi) sayesinde vardır. Ve google bugün bir dünya markası. Sizce benzeri bir örnek ülkemizden çıkar mı? Bu topraklardan dünya markası çıkarılacaksa eğer ortalama her şirkette çağdaş pazarlama ve marka tekniklerine hakim ve deneyimli bir orta ve üst düzey yönetici kuşağının olması şarttır. Pazarlama yetmezliği devam ettiği sürece dünya markaları çıkaramayız. Global pazarda üreten olma dileğiyle.


10 Bank Asya’yı

30

Enerjide yerli dönemi başlıyor

rakiplerinden ayıran en önemli unsur faaliyetlerinin hızıdır

32 İklim değişikliği ve

İnsan yaşamında etkileri

15 PTT 173 yılın güvenini taşıyor

20

37 Perakende sektörü yabancı İOSB’nin yıllardır çözülemeyen sorunu tezyid-i bedel’de çözüme yaklaşılmıştır

yatırımcının merceğinde

52 FIATA Başkanı 24 NE OLACAK BU KALİTE SORUMLULARININ HALİ

Stanley Lim: “Dünya Türkiye’yi konuşuyor”

60 “Türk mucit uluslararası 26 Başkent elektriğini

arenada yalnız”

güneşten almaya başladı!

68 27 EPDK’ya bir haftada,

DÜNYANIN KOBİ’Sİ İSTANBUL’DA BİR ARAYA GELDİ

İçindekiler 500 başvuru yapıldı

Haziran 2013

9


KOBİ BANKACILIĞI

Esnaf ve KOBİ Bankacılığı’nda İlişki Yönetimi Esnafların ve KOBİ’lerin çalışacağı bankaları ve finansal kurumları tercih ederken ilk bakmaları gereken nokta, kendi ihtiyaçlarını ne kadar anladığı, yukarıdaki bu aracılık görevini ifa ederken raftaki malı satmaktan çok butik, terzi usulü çözüm getirebilecek yetkinlikte olup olmadığına kanaat getirmesidir KOBİ’ler ; Ülkemizde çalışan sayısı 1 ila 250 kişi arasında olup, yıllık cirosu 25 milyon TL altında kalan işletmeler olarak tanımlanıyor. Cirosu yıllık 1 milyon TL’nin altında kalan ve 1-9 kişi arasında çalışanı olan KOBİ’ler mikro işletme (Çoğunlukla esnaf), 1-5 milyon TL ciro arasında ve 10-50 kişi arasında çalışanı olanlar küçük işletme, 5-25 mil-

10

Haziran 2013

yon TL ciro arasında ve 50-250 kişi arasında çalışanı olanlar ise orta boy işletme olarak adlandırılıyor. Ülkemizde 1992 yılında 1.047.000 mikro ve küçük işletme varken, 2002 yılında 1.800.000 civarında, bugün ise 3.000.000 civarındalar. Ekonomik büyümede önemli rol oynayan KOBİ’ler maalesef kendilerini büyütmekte zorlanıyorlar.

Bu yazımızda, KOBİ’lerimizin finansal hizmetlere ulaşımının kolaylaşması, ulaşımın sağlandığı noktada bilinçli ve bilgili bir şekilde bu ürün ve hizmetleri kullanabilmeleri açısından konuya yaklaşıyor olacağız. Bu noktada, en önce bankaların ve finansal kuruluşların temel fonksiyonlarını hatırlamakta fayda var. Fon arz edenler yani birikimlerini yatırım-


da değerlendirmek isteyen taraflar ile fon ihtiyacı olanlar yani yatırım yapmak, nakit akışını ayarlamak gibi amaçlarla para ve işletme sermayesi talep edenler arasındaki köprü vazifesini, başta bankalar olmak üzere finansal kuruluşlar sağlar. İşletme ve finansal kurum arasındaki ilişki yönetimi genelde bu ihtiyaç ile başlar. Esnafların ve KOBİ’lerin çalışacağı bankaları ve finansal kurumları tercih ederken ilk bakmaları gereken nokta, kendi ihtiyaçlarını ne kadar anladığı, yukarıdaki bu aracılık görevini ifa ederken raftaki malı satmaktan çok butik, terzi usulü çözüm getirebilecek yetkinlikte olup olmadığına kanaat getirmesidir. Çünkü, çoğu mikro ve küçük işletme, finansman, finans, muhasebe, ekonomi, bankacılık gibi teknik bilgileri yorumlama veya finans matematiğini hesaplama noktasında yeterli bilgi, kaynak ve vakite sahip değildir. Raftaki satış hedefi verilmiş ürünün pazarlanması kadar, hangi finansal ürünün işletme için daha doğru olacağını aktarmakta, işletme ve banka arasındaki bu ilişkinin tespiti ve yürütülmesi noktasında değerlidir. İkinci olarak, kurulacak ilişkide önemli olan bir diğer unsur, kurumu temsil eden ve kendisine hizmeti ve bilgiyi verecek olan müşteri ilişkileri yöneticisi veya portföy yöneticisi / yatırım uzmanı seçimindedir. Bilgiyi vaktinde, doğru ve işlenebilir şekilde aktaracak, adeta işletmenin finans yöneticisi gibi çalışacak portföy yöneticisini bulmak kıymetlidir. Bir diğer önemli unsur, yatırım, kredi, sigorta gibi konuların danışılacağı bu portföy yöneticilerinin ürün, mevzuat ve finans matematiğine hakimiyetidir. Çünkü, ortalama 1,5-2 yılda bir şubesi değişen bir portföy yöneticisinin, müşterisi ile olan muhabbeti ve yaklaşımı kadar, müşterisine kazandırdı-

ğı veya yazdırdığı maliyet de en az onun kadar önemlidir. Portföy yöneticisinin SPK yatırım uzmanlığı lisansının olması, mezun olduğu bölüm, kurumunda aldığı eğitimlerin gün sayısı, önceki iş deneyimleri, bulunduğu şubedeki çalışma süresi, portföyünde hizmet verdiği müşteri sayısı, seçim kararı noktasında fikir verebilecek diğer başlıklar arasındadır. Farklı kurumların portföy yöneticileri arasında karar vermek için izlenecek bir yol portföy yöneticilerinin finansal ürün hesaplamalarına olan hakimiyetinin analiz edilmesidir. Vadeli mevduat, hazine bonosu, eşit taksitli kredi, spot kredi ürünlerinde aynı parasal tutarları ve vadeleri vererek, tüm portföy yöneticilerinden vade sonunda ele geçecek / ödenecek faiz, yasal kesintiler brüt ve net olarak sorularak hızlı ve kesin bir sonuca gidilebilir. Bu şekilde, finansal matematiğe ne kadar hakim olduklarının yanı sıra geri dönüş süresi açısından da bir kıyaslama yapılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken unsur, dosya masrafı gibi bankadan bankaya fark eden komisyonların ve diğer ücretlerin verilen sonuçlarda arındırılmış olmasıdır. Banka seçiminde kritik unsurlardan bir diğeri, çalışılacak bankaya olan fiziki uzaklıktır. Genelde esnaf ve mikro işletmelerin işyerlerinde kalması gerekliliği, fiziki mesafeleri önemli kılmaktadır. Burada, internet bankacılığı, ATM gibi diğer şube dışı dağıtım kanalı kullanımı önemlidir. Ancak, çalışılacak bankada bu kanalların da, ticari işletmeler için verdikleri hizmetleri iyi araştırmakta fayda bulunmaktadır. Fonksiyonel olmayan, yani her işlemi yapmaya izin vermeyen, işlem süre kısıtı olan, yetkilendirme ve onay mekanizmaları yetersiz olan, ticari ürün ve hizmet çözümlerini yeterince zenginleştirmemiş olan, rapor-

lama altyapısı yetersiz ve hesap hareketleri, elektronik dekont bilgileri ve açıklamaları yeterince açık olmayan bankaların, şubedeki kuyruklardan kaçayım / kurtulayım derken ekstra iş yükü getireceği de unutulmamalı. Çalışılacak banka ve finansal kurum seçiminde bir diğer başlık çalışılacak kurum sayısıdır. Avrupa ve Amerika’da genelde bireyler ve işletmeler 2 veya en çok 3 banka ile çalışmaktadırlar. Bu noktada, mümkünse finansal ürün ihtiyacı önceden tespit edilerek listelenmeli ve çok ihtiyaç olmaması halinde tek bir kurumdan karşılanmaya çalışılmalı, acil ve özel durumlar için ikinci bir kurumla da yedeklenmelidir. İlişki yönetimi açısından ihtiyaç ve ürün kullanımlarının bu kurumlar arasında dağıtılması da işletmenin tercihine bağlıdır. Kredi limiti gibi kritik başlıklarda ise ön görülemeyen durumlar için genelde çalışılan kurum sayısının arttırılması tercih edilse de, finansal yönetimde nakit bütçesi, nakit akışı planlaması, proforma bilanço ve nakit akım tablosu gibi öngörü ve tahmini kolaylaştıran çalışmalar ile bu ihtiyaç kontrol altına alınabilir. Kredi başlığında bir kritik unsur da şube yetkileridir. Kurumdan kuruma değişen şube kredi açma ve kullandırma yetkilerinin, yine banka tercihinde ilk aşamada veya çalışma esnasında periyodik olarak sorulması, nakit akışı bozulmalarında ve beklenmeyen kredi ihtiyaçlarında, son saniyede sıkıntıya düşmeyi engelleyecek bir diğer başlıktır. Burada, genelde şube Genel Müdürlük veya Bölge arasında, kredi değerlendirme ve kullandırma yetkisi nedeni ile kaybedilen zamanların bertaraf edilebilmesi açısından, ihtiyaç duyulabilecek kredi limitlerinin önceden hazır bulundurulması önemlidir. Bu nedenle, bankaların istediği kredi başvuru evraklarından en az bir setin her an el altında bulunmasında ve Bankalarda periyodik olarak güncellenmesinde fayda bulunmaktadır. Bankalar, esnaf ve KOBİ’lerin ihtiyaçlarını anlamaya ve ürünler geliştirmeye çalışırken, bilinçli bir müşteri olarak müşterisi olacakları finansal kurumların çalışma sistematiklerine hakimiyet, günün sonunda her iki tarafa da kazanımlar sağlayacaktır.

Haziran 2013

11


KOBİ BANKACILIĞI

Bank Asya’yı rakiplerinden ayıran en önemli unsur faaliyetlerinin hızıdır Bank Asya KOBİ Bankacılığı Müdürü Tolga Burak Alkaç: müşterilerin şubelerine geldiklerinde birçok ürün ve hizmeti bulmalarının yanında, Bank Asya olarak bu aşamada operasyonel ve tahsis süreçlerini hızlandırırken iş yapış tarzında işletmelerin önünü açacak çalışmalara yoğunlaştıklarını dile getirdi.

1996 yılında “Çağdaş banka-

cılık hizmetlerini faizsiz bankacılık ilkeleri çerçevesinde geliştirip, müşterilerinin ihtiyaç ve beklentilerini “farklı beklentilere farklı çözümler” yaklaşımıyla karşılayarak, paydaşlarına ve Türkiye ekonomisine katkı sağlama” misyonu ve “Geliştirdiği ürünlerle dünya standartlarında hizmet veren, saygın, güvenilir ve etkin bir banka olma” vizyonu ile yola çıkan Bank Asya, Nisan – 2013 itibariyle 250’yi aşkın Şubesi, 21,3 milyar TL aktif, 24 milyar TL kredi, 2,3 milyar TL öz kaynak büyüklüğü ile Türkiye’nin öncü Katılım Bankası olarak uluslararası piyasada söz sahibi olmayı başardı. Gerek ülkemiz de gerekse dünyada son dönemde yaşanan ekonomik gelişmeler neticesinde Bankaların KOBİ’lere yönelik çalışmalarının arttığı görülmektedir. Özellikle yüksek oranda büyüme potansiyeline sahip ve manevra kabiliyeti yüksek olan KOBİ’ler, küresel konjonktürel gelişmeler neticesinde bir adım daha öne çıkmışlardır. Bunun sonucu olarak da “KOBİ Bankacılığı” adı altında yeni bir oluşum gerçekleşmiştir. Bank Asya, ekonominin dinamosu konumunda olan KOBİ’lere daha hızlı ve kaliteli hizmet verebilmek amacıyla KOBİ Bankacılığı Müdürlüğü ile bu Segmente yönelik ürün ve hizmetler sunmaktadır. Bank Asya, KOBİ’lere 2012 yılı içerisinde 3.2 Mia TL’si nakdi olmak

12

Haziran 2013


üzere 4.3 Mia TL’lik plasman sağlamıştır. 2013 yılında sektör ortalama %18 büyüme öngörürken, Bank Asya KOBİ Bankacılığı alanında %67 gibi bir büyüme hedefi ile reel sektörün fonlanmasına devam edecektir. Finansal paketlerimiz dışında Dış Ticaret konusunda yardım, yönlendirme ve bilgilendirme isteyen, müşterimiz olsun ya da olmasın herkese açık olan “Dış Ticaret Destek Hattı” ile hedef kitlemiz olan KOBİ’lere dış ticaret desteği veriyor ve büyüyen dış ticaret hacminden KOBİ’lerin daha fazla pay almalarını hedefliyoruz. Yaklaşık 2 yıl önce KOBİ odaklı bir çalışma modeli oluşturan Bank Asya 2013 yılındaki hedeflerine ve Bank Asya’nın 20.yılı olan 2016 hedeflerine daha dinamik ve sağlam bir şekilde ulaşmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda KOBİ’lere ‘3 boyutlu KOBİ bankacılığı ‘’ ve ‘’ Star KOBİ Danışmanları ‘’ gibi hizmetler geliştiren Bank Asya,işletmelere sunduğu 2,4 milyar TL lik kaynağı yıl sonuna kadar 3,5 milyar TL ye çıkartacaktır. Katılım Bankacılığının lideri Bank Asya, büyüme stratejisinin odağına KOBİ leri yerleştiriyor ve bu yıl Sloganını ‘’Biz Siz ve Hayalleriniz’’ olarak belirliyor. Bankamızın Nakdi kredilerde KOBİ bankacılığının payı %14, 2013 yılında bu oran %21’e, 2014 yılı sonunda ise %35’e çıkarılması hedefleniyor. KOBİ lere yönelik çeşitli Bahar Kampanyaları düzenleyerek cazip oranlı kredi kullanım olanakları sunuyoruz. Kobi Bahar kampanyası devam ediyor. Bank Asya’nın bu yıl KOBİ’lere ulaşmada hayata geçireceği yeniliklerin başında ; ‘ Star KOBİ Danışmanları Hizmeti’ oluşturuyor. Yaz aylarında hayata geçirilecek projeye göre ; KOBİ’lere özel eğitim almış sertifikalı KOBİ danışmanları hizmet verecek, bu hizmet işletmelerin pazar payını arttırması ve cirolarını yükseltmeye kadar çok çeşitli alanları kapsayacak. Bankamızı ayıran özelikleri,Kredi ve diğer bankacılık hizmetlerinin yanı sıra KOBİ’lere sunduğumuz hizmetler arasında ön plana çıkan

ürünlerimizden biri olan, Asya asist ve Asya asist Platinum Card’a ilave olarak Teşvik Takip Kart’ı çıkardık. Bu kartla işletmeler; il, bölge ve sektör bazında faydalanabileceği tüm teşvik ve destekleri öğrenebilmekte, bu konulardaki güncel haberleri ve gelişimleri takip edebilmekte ve faaliyetlerini maliyet avantajı sağlayarak gerçekleştirme fırsatına kavuşmaktadır. Tüm bu hizmetlerin yanında Teşvik Takip Kart ile KOBİ’lere; hukuki, mali, dış ticaret, insan kaynakları danışmanlık hizmetleri, tıbbi yardım, seyahat yardımı, işyeri yardım hizmetleri, araç ve nakil yardımı, sosyal yardım gibi destekler de sunulmaktadır 2013 yılında işyeri arsa alım, leasing ve dış ticaretin finansmanına yönelik kullanıcılara fiyat ve vade konusunda ciddi avantajlar sağlayacak finansman paketleri çıkaracağız. Finansal paketlerimiz dışında Dış Ticaret konusunda yardım, yönlendirme ve bilgilendirme isteyen, müşterimiz olsun ya da olmasın herkese açık olan “Dış Ticaret Destek Hattı” ile hedef kitlemiz olan KOBİ’lere dış ticaret desteği veriyor ve büyüyen dış ticaret hacminden KOBİ’lerin daha fazla pay almalarını hedefliyoruz. bank Asya’yı rakiplerinden ayıran en önemli unsur: hız

Müşterilerimiz şubelerimize geldiğinde birçok ürün ve hizmeti bulmalı. Bank Asya olarak biz de bu aşamada operasyonel ve tahsis süreçlerini hızlandırırken iş yapılış aşamasında işletmelerin önünü açacak çalışmalara yoğunlaşıyoruz. Sektörde lider olmamızın en önemli etkenlerinden biri; sektörel kredi paketlerimizi,sürekli iyileştiren bir iş modeli çerçevesinde günümüz şartlarında sürekli yenileyerek dinamik ve etkin bir çalışma yapılmasıdır. Bu çerçevede bütün bölge müdürleri ve şube müdürlerinin katılımıyla gerçekleştirilen Mayıs 2013 Tarım Zirvesi düzenlenmiştir. Bu zirvede Genel Müdürlük KOBİ Birim sunumu ile genel bir sektör resmi çizilmiş ve katılımcı şube ve bölgeler bazından lokal olarak sektör hacimleri ve

‘ pastadan daha fazla nasıl pay alınabilir ? ‘ gibi konularda geniş ve detaylı bir istişare toplantısı yapılmıştır. Bu tarz sektörler bazında yoğunlaşarak sektör özelinde kredi paketlerinin oluşturulması ve bunların etkin bir biçimde kullanılması,bizi rakiplerimize nazaran bir adım daha öne çıkartıyor. Türkiye katılım bankaları konusunda diğer ülkeler ile kıyaslandığında Dünyanın en büyük bankalarının katılım bankalarına yöneldiği günümüzde özellikle Basel süreciyle beraber kayıt dışı önlemede katılım bankacılığı önemli rol oynamaktadır. Bank Asya olarak kendimizi Basel egetirilerine kendimizi hazırladığımızı belirtmek isteriz. Bank Asya olarak biz tüm hazırlıklarımızı yaptık. Bu dönem Katılım bankacılığı için bir fırsattır. Türkiye’nin de tüm bu zorlu konjonktüre rağmen büyüyor olması da önemli bir gelişmedir. Dünya da katılım bankacılığını payının %50 olduğu ülkeler var. Türkiye de ise katılım bankacılığının payı %5 seviyesinde. Bu payı arttırmanın mevduat veya kredi ile mümkün olmayacağını öngörerek yurtdışı katılım bankaları uygulamalarına yoğunlaşan bir ekip kuruldu. Özetle ülkemizin sürekli ve istikrarlı bir büyüme trendi içinde olması aynı zamanda bankacılık sektörünün de sağlam bir temele dayanması nedeniyle yurtdışına göre daha avantajlı olduğumuzu görüyoruz. Dünyada finans ve bankacılık sektöründe birçok aktörün ülkemizde çeşitli şekillerde bankacılık yatırımları yaptıkları ya da yapmayı planladıkları bunun en önemli göstergesidir. Katılım bankacılığı sektörüne son dönemde kamunun da yönelmesi,uzun yılardan beri katılım bankacılığı sektöründe faaliyet gösteren banka olarak katılım bankacılığına olan güvenin ve istikrarın göstergesidir. Sektöre yeni katılacak katılım bankalarının da sektörün büyümesinde artı değer yaratacağı, katılım bankalarının pazar payının artacağı ve sektöre yeni birçok ürün geleceği yadsınamaz bir gerçek. Son olarak ; Artan rekabetin, hizmet kalitesini arttırıp katılım bankacılığı sektörünü daha da cazip bir hale dönüştüreceğini belirtti. Haziran 2013

13


KOBİ BANKACILIĞI

PTT 173 yılın güvenini taşıyor Özellikle son yıllarda gerçekleştirdiği yenilikçi projeler ve birçok alandaki hizmetleriyle dikkat çeken PTT’nin başarılı Genel müdürü Osman Tural ile Ekonomi Ajandası okurları için bir araya geldik.

O

smanTural:173 yıllık bir Kurum olması nedeniyle vatandaşlarımızın bize duyduğu güven bizi diğerlerinden ayıran en önemli ve en büyük özelliktir. Bunun dışında insanlar PTT işyerlerine gelerek birçok işleminin tek bir noktadan yapabilmektedirler. Ayrıca sürekli gelişen hizmet yelpazemiz sayesinde müşterilerimize işlemlerde alternatif sunabilmekteyiz. Kuruluşumuz, ülkemizde hizmet veren bankalar adına işyerlerini açarak, hizmet bankacılığına yeni bir anlayış getirmiştir. Kuruluşumuz bu misyonu ile bugün ülkemizin lider ödeme ve tahsilat noktası konumuna gelmiştir. Ödeme ve tahsilat konusunda müşterilere Türkiye genelinde yaygın hizmet sunmak gayesinde olan tüm kurum ve kuruluşlar için PTT aranılan tek adres olmuştur. Osman Tural, “Kurumumuz, Verilen yasal yetkiler ve PTT Ana Statüsünün 4.maddesinde belirtilen kuruluş amaç ve faaliyet konuları kapsamında Kuruluşumuz, Bankacılık alanında; Posta havalesi, Posta çeki ve Efektif alım hizmetleri yanında, Bankalar adına; Kredi kartı tahsilâtı, TL/USD/EURO nakit yatırma, Kredi başvuru ve kullandırma, geri ödeme,fatura tahsilatı,Su, Doğalgaz, Elektrik, SSK emekli maaşları,BağKur emekli maaşları,Emekli Sandığı emekli, SSK emekli maaşları,BağKur emekli maaşları,Emekli Sandığı emekli, Trafik idari para cezaları tahsilatı gibi bir çok işlemlerini güvenli ve tek noktadan rahatlıkla yapabilmektedirler” dedi. KOBİ’lere E-Ticaret projesi kapsamında Türkiye’nin ilk 3 boyutlu alışveriş sitesi olan E-PTTAVM 17 Mayıs 2012 tarihinde fiilen hizmete açtıklarını söyleyen Tural, “E-PTTAVM, gerçek bir alışveriş merkezinin görselliğini bilgisayar üzerinden animasyon şeklinde sağlayan sanal bir ortam olan 3 boyutlu kısmı ve içerisinde ekonominin lokomotifi KOBİ’lere ait ürünlerin satış ve sunumunun gerçekleşti-

14

Haziran 2013

rileceği 2 boyutlu kısmı ile büyük bir e-ticaret dünyası olarak kurulmuştur. E-PTTAVM ile internet kanalıyla alışveriş yapan tüketiciye “Kamu Güvencesi” sunularak güvenilir bir platform sağlanmıştır. Ayrıca E-PTTAVM alışveriş sitesinde ürünlerinin tanıtım ve satışını Türkiye çapında gerçekleştirmek isteyen ancak teknolojik altyapı ve bilgisi olmadığından gerçekleştiremeyen küçük ve orta ölçekli işletmelerin ürünlerinin satışının yapılması için KOBİ PAZARI oluşturulmuştur. KOBİ PAZARI ile söz konusu işletmelerin işlem hacimlerinin arttırılarak ekonomiye katkı sağlanması amaçlanmıştır” şeklinde konuştu. E-ticaret

başta olmak üzere KOBİ’leri Teknolojiyle Buluşturma Misyonu, lider ve öncü bir kuruluş olan PTT tarafından üstlenilerek işletmelere teknik ve altyapı desteği sağlayacak projeler üzerinde çalışmalara devam edilmektedir diyen Tural,”Hizmet bankacılığı kapsamında, bireysel müşterilerin yanında KOBİ’lere ekonomik koşullarda ve yaygın işyeri ağımızla bankalar adına hizmet sunabilecek konumdayız. Bugün itibariyle 5 banka ile yapmış olduğumuz anlaşmalar kapsamında ülke genelindeki tüm işyerlerimizden uygun koşullarda kredi vermekte ve bunların geri ödemelerini kabul etmekteyiz” ifadesinde bulundu.


TEB, KOBİ Danışmanları ile Avrupa’nın en iyisi TEB, Avrupa İş Ödülleri’nde KOBİ Danışmanları projesi ile ‘Müşteri Odaklılığı’ kategorisinde, Avrupa’nın en iyisi seçildi TEB KOBİ Danışmanları, bir yılı aşkın süredir 34 ülkeden 15.000 projenin yarıştığı Avrupa İş Ödülleri’nde, ‘Müşteri Odaklılığı’ kategorisinde kazandığı birincilik ödülüyle Avrupa’nın en iyi 10 projesinden biri seçildi. Finale kalan projeler arasından ilk 10’a giren ve Türkiye’den kazanan tek firma olan TEB, KOBİ Danışmaları ile ‘Müşteri Odaklılığı’ kategorisinde birinci olarak Avrupa çapında büyük bir başarıya imza attı. TEB, 400’ün üzerindeki Danışmanı ile bugüne kadar 2000’den fazla KOBİ’ye verimlilik artışından pazarlamaya, ihracattan tasarrufa kadar birçok konuda ücretsiz yol göstererek büyümelerinde rol oynadı. Türkiye’yi Avrupa İş Ödülleri’nde (European Business Awards - EBA) temsil etmeye hak kazanan tek banka olan Türk Ekonomi Bankası (TEB), KOBİ Danışmanları ile Avrupa’nın en iyileri arasına girdi. Aralık 2012’de “Ulusal Şampiyon” seçilerek Türkiye’yi Avrupa’da temsil etmeye hak kazanan tek banka olan TEB, Ocak 2013’te ise Avrupa İş Ödülleri’nde 10 kategoriden 10’ar firmanın yer aldığı Ruben d’Honneur listesine girerek finale kalan 100 projeden biri olmuştu. 18 ay boyunca titizlikle gerçekleştirilen ve jüri üyelerinin değerlendirmelerinin yanı sıra, halk oylamasına da yer verilen Avrupa İş Ödülleri’nin final sonuçları 6 Haziran Perşembe günü açıklandı. Buna göre TEB, KOBİ Danışmanları ile Avrupa İş Ödülleri’nde Avrupa’nın en iyi 10 projesinden biri seçildi. TEB, KOBİ Danışmaları ile ‘Müşteri Odaklılığı’ kategorisinde birinci olarak Avrupa çapında büyük bir başarıya imza attı.

Uluslararası düzeyde saygın ve bağımsız bir ödül programı olan Avrupa İş Ödülleri, Avrupa iş dünyasında mükemmellik, en iyi uygulama ve yenilik konularını desteklemesiyle tanınıyor. Avrupa İş Ödülleri, yarışmaya katılan tüm şirketlerin, Avrupa’nın Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYİH) %8,2’sini oluşturan 1 trilyon Euro’dan fazla iş hacmine ve 2,7 milyondan fazla çalışana sahip olmasıyla da Avrupa iş dünyasında büyük bir ilgiyle takip ediliyor. KOBİ’ler TEB KOBİ Danışmaları ile başarı hikayeleri yazıyor

TEB, 2008 yılında başlattığı TEB KOBİ Danışmanları projesi kapsamında KOBİ müşteri temsilcilerini 24 aylık yoğun bir eğitim sürecinden geçiriyor. Eğitim süreci sonunda TEB KOBİ Danışmanları adını alan müşteri temsilcileri, sadece finansman açısından değil aynı zamanda Üretim Yönetimi, Organizasyonel Yapılanma, Pazarlama Faaliyetleri ve İnsan Kaynakları Yönetimi açısından analiz yapabilecek bir yetkinliğe sa-

hip oluyor. TEB KOBİ Danışmanları, KOBİ’ler ile birebir iletişime geçerek; şirketlerinin derinlemesine analizini yaparak bir rapor hazırlıyor. Aynı zamanda büyümenin reçetesi olan söz konusu rapor ile KOBİ’nin mevcut durumu ve iyileştirilmesi gereken yönleri tespit ediliyor. TEB KOBİ Danışmanları, oluşturdukları raporun ışığında; verimlilik artışından pazarlamaya, ihracattan tasarrufa kadar bir işletmenin varlığını sürdürebilmesi ve büyümesi için gerekli tüm bilgileri paylaşarak KOBİ’lere yol gösteriyor. Bugüne kadar 400’den fazla TEB KOBİ Danışmanı 2000’den fazla KOBİ’ye işletme analizi hazırlayıp sunarak KOBİ’lerin başarı hikayelerine yenilerini eklemelerini sağladı. 2005 yılından bu yana KOBİ’lerin danışman bankası olma hedefiyle çalışan TEB, KOBİ Bankacılığı alanındaki çalışmalarıyla yurt içi ve yurt dışında toplam 31 ödüle layık görüldü. 2011 yılında ise TEB, Dünya Bankası’nın bir kuruluşu olan IFC tarafından finansal olmayan ürünler alanında dünyaya örnek gösterilen 3 bankadan biri oldu.

Haziran 2013

15


EKONOMİ

Türkiye 5 yıllık yol haritası 1.3 trilyon dolarlık ekonomi, 16 bin dolarlık kişi başı gelir 10. Kalkınma Planı Meclis’e sunuldu. 2018′de GSYH’nin 1.3 trilyon dolara, kişi başına gelirin 16 bin dolara yükseltilmesi hedefleniyor. İşizlik yüzde 7.2′ye indirilecek. Yurtiçi tasarruflar yüzde 19′a yükseltilecek. 2014-2018 dönemini kapsayan 10. Kalkınma Planı Meclis’e sunuldu. Plan TBMM’de kabul edilmesinin ardından hazırlanacak eylem planı çerçevesinde uygulamaya konacak. 2018 yılında GSYH’nın 1.3 trilyon dolara, kişi başına gelirin 16 bin dolara yükseltilmesi, ihracatın 277 milyar dolara çıkarılması, işsizlik oranının yüzde 7.2′ye dürüşülmesi hedeflenmekte. Plan 3 bölüm ve 221 sayfadan oluşuyor. Giriş bölümünde 2014-2018 dönemini kapsayan 10. Kalkınma Planı’nın, Türkiye’nin 2023 hedefleri doğrultusunda, toplumu yüksek refah seviyesine ulaştırma yolunda önemli bir kilometre taşı olacağı vurgulandı. 4 milyon yeni iş yaratılacak

Plan döneminde yıllık ortalama 2.9 oranında istihdam artışıyla toplamda 4 milyon yeni iş yaratılması öngörülürken, kadınların işgücüne katılım oranlarının 2.7 puan artışla yüzde 53.8 seviyesine yükselmesi beklenmekte. Bu gelişmeler doğrultusunda işsizlik oranı, 2013 yılı için beklenen yüzde 9.2 seviyesinden plan dönemin sonunda yüzde 7.2 seviyesine indirilecek. Konuta değil üretken alanlara yatırım

Üretim kapasitesinin artırılması amacıyla sabit sermaye birikimine önem verileceğine vurgu yapılan planda, sabit sermaye yatırımlarının, özel sektörde yüzde 8.9 olmak üzere toplamda yüzde 8.5 oranında artması öngürülmekte. Diğer taraftan yatırımların konut gibi üretken olmayan alanlardan çok üretken alanlara yönlendirilmesinin büyümenin is-

16

Haziran 2013

tikrarı açısından kritik önem taşıdığı bildirildi.

runması, sonrasında ise yüzde 4.5′e indirilmesi hedeflenmekte.

Yüzde 19 yurtiçi tasarruf

İstanbul ilk 25 içinde yer alacak

Yüzde 14.8 ile OECD ülkeleri ve özellikle de hızlı büyüyen ülkelerin gerisinde olan yurtiçi tasarrufların Plan döneminde artırılması ve üretken alanlarda yönlendirilmesi amaçlanmakta. Büyüme ve cari açık hedefleriyle de uyumlu bir şekilde, yurtiçi tasarruf oranının plan döneminde yüzde 19′a yükseltilmesi planlanmakta. Cari açık yüzde 5.2’ye inecek

Plan döneminde cari açığın büyüme üzerinde baskı olaşturmayacak seviyelerde tutulması ve ağırlıklı olarak Uluslararası doğrudan yatırımlar, borç yaratmayan ve uzun vadeli diğer sermaye girişleriyle finanse edilmesi amaçlanmakta. Bu dönemde öngörülen yüksek büyümeyle birlikte cari açığın GSYH’ya oranının dönem sonunda kademeli olarak yüzde 5.2′ye gerilemesi öngörülmekte. Enflasyon hedefi yüzde 4.5

Para politikasının temel amacının fiyat istikrarını sağlamak ve korumak olduğuna vurgu yapılan planda, plan dönemininin ilk yıllarında TÜFE yıllık artış hızının yüzde 5 civarında ko-

Mali piyasalara ilişkin yapılacak düzenlemelerde İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi olması hedefinin gözetilerek, 10. Kalkınma Planı Dönemi sonunda İstanbul’un Küresel Finans Merkezleri Endeksi’nde ilk 25 içinde yer alması öngörülüyor. Plan dönemi sonunda kamu sabit sermaye yatırımlarının GSYH içerisindeki payının yüzde 4.8′e, sermaye giderlerinin Merkezi Yönetim Bütçesi içindeki payının ise yüzde 11.1′e çıkarılması öngörülmekte. 2018 yılı itibariyle özel kesim sabit sermaye yatırımlarının GSYH’nın yüzde 19.3′ü olması hedeflenmekte. Plan döneminde GSYH’ya oranla yıllık ortalama yüzde 2 uluslararası doğrudan yatırım girişi beklenmekte. Tarım ve gıda sektörlerinde yıllık ortalama büyüme hızının yüzde 3.1 olması, toplam istihdam içinde payının yüzde 21.9′a gerilemesi ve GSYH içerisinde payınını ise yüzde 6.8 olması planlanmakta. Plan döneminde özelleştirme programındaki kuruluşlar dahil KİT’lerin ürettiği katma değerin GSYH içindeki payının yüzde 0.8 olarak gerçekleşmesi öngörülmekte.


NELER OLUYOR, NELER OLABİLİR ? İçeride Dolar/TL ve borsa üzerinden yaşanan çalkantı gündem olarak dursa da yaşananları dünyadan kopuk değerlendirmek mümkün değil. Önce dışarıya bakalım, sonra içeriye etkileri ve olasılıklardan bahsedelim. Dünya gündemi FED’in tahvil alımını azaltıp azaltmayacağı sorusuna kilitli. 18-19 Haziran tarihlerinde FED toplanacak ve haftaya çarşamba akşamı bu sorunun cevabını görmeye çalışacağız. FED parasal genişlemede varlık alım programını işsizlik ve enflasyona endekslemişti. Enflasyon gündemde olmayınca gözler istihdam rakamlarında. Neredeyse 1 yıldır ABD ekonomisine dair birbiriyle çelişen veriler açıklanıyor olsa da istihdamda bir kıpırdanma var. Sorun, kıpırdanmanın kalıcı olup olmadığı. Çünkü iyi gelen istihdam datasının yanında düşmeyen işsizlik rakamlarını takip ediyoruz. Bernanke “birkaç ay içinde iyi ekonomik veriler gelirse tahvil alımını azaltabiliriz” demiş ve tartışmaları alevlendirmişti. Verilere baktığımızda para musluklarının kısılmasını gerektiren bir veri seti göremiyoruz. İstihdam piyasasında 3-4 ay 200 bin ortalama yakalanmış olsaydı, “eğer FED verilere göre hareket ediyorsa tahvil alımında azaltmaya önümüzdeki herhangi bir ayda başlayabili”r diyebilirdik. FED, veriler teyid etmese bile tahvil alımını azaltamaz mı? Azaltabilir çünkü uygulanan programın istenen sonuçları doğurmadığı, devamının faydadan çok zarar vereceği fikri de kabul görebilir. FED’in kararı öncesinde piyasalarda zirvelerden ve diplerden dönüşler var ( tamamen doların değerleneceği beklentisine binaen) Bol ve ucuz paranın sonuna geliniyorsa çalkantı daha şiddetli olacaktır. Genel olarak piyasa dostu olan FED’in ve birkaç ay sonra görevi sona erecek ve aday olmayacağı beklentisi güçlenen başkanının çalkantılı bir ortamda veda etmesi ihtimali de tartışılır.( çünkü artık geçmişte yapılanlarla değil, son bırakılan izle hatırlayacaktır) Peki FED parasal genişlemeye de-

vam derse piyasalar coşar mı ? Hayır. Ufak çaplı toparlanmalar olsa da FED tartışılmaya, daha çok tartışılmaya devam edilecektir. FED kararı Dolar/TL’yi nasıl etkileyecek ? 2008’den bu yana yaratılan dolardan gelişen ülkeler istifade etti.Dolar borçlanıldı, gelişen ülkelerde tahvilbono piyasasına, hisse senetlerine yatırım yapıldı ve gelişmiş ülke piyasalarına nazaran daha yüksek kazançlar yazıldı. FED bol ve ucuz paraya son diyecekse paranın anavatanına dönmesi, Türkiye gibi parasal genişlemeden payına düşeni alan ülkelerde çalkalanma yaratacaktır. Bugün tahvil alımının azaltılması ihtimali bile kurlarda zıplama, tahvil piyasasında yükşeliş, borsalarda gerileme olarak kendini gösteriyor. Burada şu soru akla gelebilir; FED alacağı kararı düşünürken gelişen piyasalardaki olası sert dalgalanmaları da hesaba katacak mı katmayacak mı? Bu ülkelerin risklerin artması, korku, istenmeyen ne gibi sonuçlar doğurabilir? Risk primi demişken; ülkemizde son 15 günde yaşananlar herkesin malumu. Gözler sürekli kur üzerinde. Çünkü sade vatandaşın kriz algısı doların seviyesine endeksli. Biz de kur üzerinden devam edelim. Kurdaki yükselişin tamamen Gezi Parkı olaylarına bağlanması doğru olmaz. Kur 9 Mayıs’tan bu yana yükseliyor. Reyhanlı saldırısında 1.81 olan kur Merkez Bankası’nın son faiz indirimiyle yükselişine devam etti ve son olaylarla 1.91 seviyesini gördü. Biz 1,90 üzerinde MB’dan müdahele beklerken, sepet kurun da 2,22 seviyesine ulaşması sonrası MB önce %4,5 faizle verdiği parada azaltıma, sonra doğrudan döviz satışına başladı, son iki gündür yapılan uygulamaların etkisini kurda 1,91’den 1,87’lere gerilemeyle görüyoruz. Kriz atlatıldı demek için erken olabilir, MB’sının aldığı kararlar politika yapıcılarına zaman kazandırabilir fakat kesin çözüm olması beklenemez, piyasa gideceği yere gider. Kurda yaşanan zıplamanı yanında

Destek Fx Araştırma Eğitim Direktörü Erdoğan Turan ülke riskini anlık olarak gösteren, dış dünyanın bize bakışını ifade eden CDS’lerde neler yaşanmış ona bakalım. Not arttırımları sonra 114 seviyesine kadar gerileyen CDS 11 Haziran’da kur zirvedeyken zirve yapmış 184 seviyesine yükselmişti. Yaşanan yükselişte ülkemize özgü durumlar olsa da genel olarak aynı kulvardaki ülkelerden çok farklı bir durum sözkonusu değil. Gelişmekte olan ülkelerde sıkıntı var. 2013 Ocak ayından bu yana bu piyasalara olan fon akımları geriliyor. İstanbul Borsası da yaşanan sert dalgalanmadan etkilendi, zirveden %20 oranında gerideyiz. BEKLENTİLER: * Ana tema olarak dalgalanmanın arttığı, verimin düştüğü günler bekliyoruz. Bu anlamda “trading”, risk yönetimi, her zamankinden daha önemli olacak. * Yurt içi tahvil ve hisse senetleri piyasasından temposu azalsa da para çıkışının devamı gelebilir, dolayısıyla kurda tansiyon düşüyor olsa da kısa vadede 1.85 seviyesi dip, 1,92 seviyesi zirve olabilir. * Hisse senetleri piyasasında dip yapma çabası izlenebilir, 73 bin kısa vadeli dip, 85 bin zirve seviyeleri olabilir. Haziran 2013

17


EKONOMİ

Küresel Servet 2012 Yılında %7.8 Büyüdü, Toplamda 135.5 Trilyon Dolara Ulaştı

Dünyanın lider yönetim danışmanlığı firmalarından The Boston Consulting Group (BCG) tarafından bu yıl on üçüncüsü yayınlanan 2013 Küresel Varlık Raporu (Global Wealth Report 2013) araştırmasına göre, dünyada bireylerin sahip olduğu toplam finansal varlıklar (“global servet”)

18

Haziran 2013

2012 yılında %7.8 oranında artarak, 135.5 Trilyon Dolara ulaştı. Bu artış, sırasıyla yüzde 3.6 ve yüzde 7.3 oranında yükselişlerin görüldüğü 2011 ve 2010 yıllarına kıyasla daha güçlü bir biçimde seyretti. Rapora göre Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Japonya gibi eski dünya

bölgelerinde varlık büyüklüğü güçlü bir büyüme trendi gösterirken, AsyaPasifik (Japonya hariç), Doğu Avrupa ve Latin Amerika gibi yeni dünya bölgelerinde daha da güçlü, çift haneli büyümeler gerçekleşti. Orta Doğu ve Afrika (ODA) varlık seviyelerinde de yine neredeyse çift ha-


neli bir büyüme görüldü. BCG’ye göre, önümüzdeki beş yıl boyunca, global servet büyümesinin neredeyse %70’i “yeni dünya” olarak tanımlanan gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanacak. 2012 yılında dünyada finansal varlıkları 1 milyon doları aşan hane sayısı 1.2 milyon artarak 13.8 milyona ulaştı. Bu kesim dünyada bireylerin sahip olduğu finansal varlıkların %40’ını elinde bulunduruyor. ABD 5.9 milyoner hane ile listede ilk sıradaki yerini koruyor. ABD’yi 1.5 milyoner hane ile Japonya, 1.3 milyon hane ile de Çin takip ediyor. Türkiye’de de, finansal varlıkları 1 milyon doları aşan yaklaşık 22.000 hane bulunuyor ve bu, bir önceki yıla göre yaklaşık 2.000 hanelik bir artışa işaret ediyor. BCG Küresel Varlık 2013 raporuna göre, milyoner yoğunluğunun en fazla olduğu ülke Katar. Katar’da her 1,000 hanenin 143’ünün özel varlığı en azından 1 milyon Amerikan Doları’nı buluyor. Katar’ı izleyen ülkeler, her 1,000 hanende 116 milyonerle İsviçre, 115 milyonerle Kuveyt, 94 milyonerle Hong Kong ve 82 milyonerle Singapur oldu. 2012 yılında offshore varlıklar %6.1 oranında artarak 8.5 trilyon dolara ulaştı. Bu artışa karşın, on-shore varlıktaki büyümenin daha güçlü olması sebebiyle, offshore varlıkların global servet içindeki payı 2011’e göre az da olsa düşüş gösterdi ve % 6.4’ten % 6.3’e geriledi. Birleşik Devletler ve Avrupa vergi makamlarının offshore merkezler üzerinde uyguladığı yoğun baskı ve benzeri nedenlerle global offshore varlık büyüklüğünün 2017 yılı sonunda ancak 11.2 trilyon Amerikan dolarına ulaşacağı tahmin ediliyor. BCG’nin 2013 Küresel Varlık Raporu Batı Avrupa, Doğu Avrupa, Asya-Pasifik, Latin Amerika ve Orta Doğu’da 130’dan fazla bankanın varlık yönetimi birimlerinin performans karşılaştırmasını da içeriyor. 2012 yılında varlık yöneticileri, yönetilen varlıklarda yüzde 13’lük bir büyüme meydana gelmesini sağladı. En yüksek büyümeye Asya-Pasifik bölgesindeki varlık yöneticileri tarafından ulaşılırken (%23) bunu Latin Ameri-

ka (%18) izledi. Avrupa Birliği’ndeki onshore ve offshore kurumlar ile Kuzey Amerika bankaları, %10 civarında bir yönetilen varlık büyümesi elde etti. Büyümenin ardındaki temel unsur 2012’nin ikinci yarısında birçok hisse senedi piyasasında yaşanan yeniden canlanma olurken, bir diğer sebebiyse varlık yöneticilerinin net yeni varlıkları oluşturmaktaki başarısı oldu. Tansan: “Yatırımcıların birikimlerini reel olarak arttırmaları eskisine göre daha zor olacak, müşterilerine doğru yatırım tavsiyesi verebilen finansal kurumlar çok daha ön plana çıkacak” BCG Türkiye Genel Müdürü ve Yönetici Ortağı Burak Tansan, Türkiye’de son dönemdeki önemli gelişmelerden birisinin altını çizerek önümüzdeki dönemde varlık yönetimi sektörünü şekillendirecek global trendlere dikkat çekiyor ve şu saptamaları yapıyor: “Dünyada şu anda gerçekten benzersiz bir yüksek likidite ve bunun getirdiği düşük faiz ortamı yaşanıyor. Özellikle gelişmiş ekonomilerdeki durgunluğun devam etmesi, merkez bankalarının faiz oranlarını yukarı çekmelerini engelliyor. Çok daha sağlıklı bir büyüme yaşamasına rağmen, Türkiye ekonomisi de son faiz indirimleri ile eksi reel faiz dönemine girdi. Bu, daha önce çok alışkın olmadığımız bir durum ve birçok kişi tasarruflarını nasıl değerlendirecekleri ile ilgili tereddütler yaşıyor. Önümüzdeki dönemde, Türkiye’de yatırımcıla-

rın birikimlerini reel olarak arttırmaları eskisine göre daha zor olacak ve müşterilerine doğru yatırım önerileri verebilen varlık yönetimi şirketlerinin, portföy şirketlerinin ve bankaların önemi artacak.” BCG’ye göre, önümüzdeki dönemde varlık yönetimi sektörünü şekillendirecek global trendlerin bazıları şu şekilde: •Bireysel servet büyüklüğü, AsyaPasifik ve diğer gelişmekte olan ekonomilerde gelişmiş ekonomilere kıyasla daha hızlı artacak. Türkiye de hızlı büyüyen coğrafyaların başında geliyor •Varlık yöneticilerinin müşterilerine sunduğu klasik çözümler değer yitirecek, tam anlamıyla objektif uzman görüşleri ve küresel yatırım çözümleri gibi yenilikçi yaklaşımlar değer kazanacak •Dünyada değişen yasal düzenlemeler maliyet ve kompleksite artışına neden olacak •Müşteri segmentlerine göre uyarlanmış hizmet ve çözümler sunmak varlık yöneticileri için temel bir gündem maddesi olacak •Müşterilerin bilgiye ulaşım olanaklarının artmasıyla varlık yöneticilerinin gelişen teknolojileri kullanarak müşterilere yeni araçlar sunması ve karar süreçlerine destek olması gerekecek

Haziran 2013

19


AYIN KONUĞU

İOSB’nin yıllardır çözülemeyen sorunu tezyid-i bedel’de çözüme yaklaşılmıştır

İOSB Başkan vekili Nihat Tunalı ,1947 yılında Gümülcine’de doğdum. İlkokulu Zeytinburnu Sümer İlkokulu’nda, liseyi Sultanahmet Ticaret Lisesi’nde, üniversite eğitimini ise İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi İşletme - Muhasebe bölümünde tamamladıktan sonra,Çeşitli kamu ve özel sektörde yöneticilikten Sonra İkitelli Tümsan Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi’nde 15 yıllık yö-

20

Haziran 2013

neticiliğin ardından bir yıl süren İkitelli Organize Sanayi Bölgesi (İOSB) Yönetim Kurulu Üyeliği ve 2011 yılı Şubat ayında getirildiğim İOSB Başkan Vekilliği görevini, 25 Ocak 2012’deki İOSB Genel Kurulu’nda seçilerek sürdürmeye devam etmekte olduğunu belirti. Nihat Tunal: İkitelli Organize Sanayi Bölgesi, atölye bloklarının yapısı ve kuruluş amacı ile paralel ola-

rak küçük ve orta boy işletmelerden oluşmakta, işletmelerin büyük bir çoğunluğu 100 ila 500 m2 büyüklüğünde değişen ebatlardaki atölyelerde 10-12 çalışanıyla üretimlerini sürdürmektedir. Sayıları çok olmamakla birlikte 1000 m2 üstünde alanlarda 150 üstü çalışanla üretim faaliyeti yürüten sanayicilerimizde bulunmaktadır. İkitelli OSB sanayicisi profili genel itibari ile zaman içinde ge-


lişmekte mevcut atölyesi kendisine yetmeyip şehrin dışında fabrika alanlarına yönelmektedir. Bu açıdan bakıldığında İkitelli küçük ölçekli işletmeler için bir büyüme durağı fonksiyonu üstleniyor. Sorunuzda zikredilen güçlü profil bölgenin konumu itibari ile zaman içerisinde lojistik açısından çok stratejik bir hal almasından kaynaklanmaktadır. Kurulurken şehrin dışı kabul edilen bölge, şehrin batıya doğru gelişmesiyle çok önemli bir konuma ulaşmış, çok değer kazanmıştır. İkitelli’nin oluşum süreci ve kuruluşundaki felsefe 1980’li yıllarda tarihi yarımadadaki küçük esnafın sağlıksız koşullarda faaliyetini sürdüren ve birçok açıdan turizm ile öne çıkması gereken bölgeyi olumsuz etkileyen küçük ve orta boy işletmelerin daha sağlıklı koşullarda altyapısı sorunsuz işleyen bir bölgede (İkitelli de) faaliyetine devam etmesidir. Bu ön görü ve vizyonun zaman içinde ne kadar doğru olduğu anlaşılmıştır. İOSB’nin hizmet yapılanması ile ilgili İkitelli Organize Sanayi Bölge Müdürlüğünde; İmar ve Şehircilik Müdürlüğü, Ruhsat Denetim Müdürlüğü, Elektrik Dağıtım Müdürlüğü, Mali İşler Müdürlüğü ve İdari İşler Müdürlüğü olmak üzere, beş alt Müdürlüğümüz bulunmaktadır. Kısaca yapılan hizmetlere ve hizmet anlayışımızda değinmek gerekirse; İmar ve Şehircilik Müdürlüğümüzde imar ile ilgili tüm ruhsat ve izinler katılımcılarımıza mevzuatlar çerçevesinde hızlı ve etkin bir şekilde verilmekte, şehircilik faaliyetleri kapsamında bölgenin yeşil alanlarının planlanması (park ve bahçeler) ağaçlandırılması ile ilgili faaliyetler yürütülmektedir. Ruhsat ve Denetim Müdürlüğümüzde çalışma ruhsatları alanında faaliyetler mevzuatlar çerçevesinde sanayici ve esnafımızı yormayacak, bürokrasi ile fazla uğraştırmayacak şekilde, bunlara karşın güvenlik ve riskleri daima göz önünde bulundurarak, görevlerini yerine getirmektedir. Ruhsat Denetim Müdürlüğümüz aynı zamanda çevre birimi ile çevre kirliliği alanında önleyici faaliyetler yürütmekte, İtfaiye Birimi ile de yangın güvenliği açısından denetimlerini

ve önleyici faaliyetler ile eğitim faaliyetlerini birlikte yürütmektedir. Elektrik Dağıtım Müdürlüğümüzde Bölgedeki katılımcıya kaliteli ve uygun fiyatlı elektrik vermeye ilişkin faaliyetler yürütülmektedir. Müdürlükte müşteri memnuniyetini birincil amaç edinmiş çalışanlar ile hızlı etkin bir şekilde memnuniyet seviyesini yukarı çekmeye çalışılmakta, biryandan da elektrik ile ilgili alt yapı sürekli iyileştirilerek kesintilerin sayısı ve süresi azaltılmaya ve kayıp kaçak oranı her geçen süre aşağı çekilmeye çalışılmaktadır. Arıza ya müdahale ve arızanın giderilme süreleri zaman içinde sürekli iyileşmektedir. Mali İşler Müdürlüğümüzde tüm birimler ile ilgili tahakkuk tahsilat faaliyetlerini bütçe disiplini çerçevesinde etkin ve hızlı bir şekilde yürütmektedir. İdari İşler Müdürlüğümüz Bölge Müdürlüğü tüm birimlerinin faaliyetlerini sağlıklı bir şekilde yürütmelerine lojistik faaliyetlerle destek olmakta, Yönetim Kurulu, Müteşebbis ve Genel Kurul faaliyetlerinin teknik alt yapısını yapmaktadır. İOSB Başkanlığım döneminde, sanayicimiz için 2013 yılında birçok yatırım yapmayı planlamıştır. Bunlardan birkaç örnek vermek gerekirse, Dağıtım Merkezi Binamızın bitirilmesi, Okulumuzun eğitime başlatılması, hizmet alanımız için büyük çaplı bir projenin altyapısının hazırlanması, bölgedeki yüksek gerilim havai hatlarının tamamının yeraltına alınması, Uzaktan Sayaç Okuma,

Skada Sistemi kurulması ve Tehlikeli Atık Ara Depolama Sisteminin hayata geçirilmesi öngörülmektedir. Bunların dışında; idari olarak 2013 hedeflerimizden çok kısa bahsetmek gerekirse; 5000 adet işyerini denetlemeyi ve bunlardan en az 3500’ünü ruhsatlandırmayı, ayrıca; 500 adet ruhsatı yenilemeyi, imar ile ilgili iskân almamış Cila ve Nikelajcılar kooperatifimize ve kısmi iskân alan 5 kooperatifimize iskân vermeyi, kısmi yapı ruhsatı verilen 5 kooperatifimize ruhsatlarını vermeyi amaçlıyoruz. Bununla birlikte 21 Müstakil Sanayi parselimizden 9’na yapı ruhsatı 3’ne iskân verilmiş olup geriye kalanların ise en kısa zamanda tamamlanması için çalışmalar yapılmaktadır. Önemli bir konuyu daha ifade etmek isterim. Bölgemizde, Müteşebbis Heyet kararımızla dini tesislerden imar ücreti alınmamaktadır. Birçok dinin tesisin ruhsat ve iskân işlemleri tamamlanmış olup geri kalanı için çalışmalarımız devam etmektedir. Elektrikte kayıp kaçak oranını % 2 seviyesine çekmeyi, bir yıllık tahsilât oranını % 97 seviyesinin üstüne çıkarmayı, arıza oranını % 30 azaltmayı, Mali işlerde bütçe gerçekleşmesini % 90’ın üzerine çıkarmayı hedeflemekteyiz. İOSB’nin en büyük sorunu yıllardır çözülemeyen tezyid-i bedel sorunudur. Kısaca, bu sorunumuzu anlatmak gerekirse; Avrupa Birliği Uyum Yasalarının yeniden oluşturulması neticesinde, daha önce TOKİ (Eski Adı: Arsa Ofisi, yeni adı; Toplu Konut İdaresi) ta-

Haziran 2013

21


YENİLENEBİLİR AYIN KONUĞU ENERJİ sı nedeniyle, yağmur suyu alt yapısının yetersiz olduğundan bu Kooperatiflerin yağmur suyu şebekesi ve su alma yapılarının tesisi gerekmektedir. İSKİ Genel Müdürlüğü’ne yağmur suyu şebekesi projesi yaptırılmış olup projenin hayata geçirilmesi için OSB, Başakşehir Belediyesi ve İSKİ arasında bir protokol yapılması suretiyle çözüme yaklaşılmıştır.

rafından kooperatifler adına kamulaştırma yapılmış ve bedelleri Kooperatiflerden tahsil edilmiştir. Ancak; İkitelli Organize Sanayi Bölgemiz sınırları içerisinde bulunan birçok Kooperatife bu uyum yasası nedeniyle, kamulaştırma bedel artırımı davaları açılmış, bu davaları eski mal sahipleri veya mirasçılarının kazanması nedeniyle, günün rayiç bedelleri ile çok yüksek miktarlarda Kooperatifler aleyhine bedeller talep edilmektedir. Bu durum ise; Kooperatifleri büyük sıkıntılara sokmaktadır. Toplu Konut İdaresi tarafından kamulaştırma aşamasında tapuya “herhangi bir dava açılması durumunda Kooperatiflerin

22

Haziran 2013

sorumlu tutulacağı “şerhi nedeniyle TOKİ (Toplu Konut İdaresi) herhangi bir sorumluluk kabul etmeyerek, tüm sorumluluğu Kooperatiflere yüklemektedir. Bu sorunu yıllardır gerek idari, gerekse hukuki birçok yolla çözümlemeye çalıştık. Artık yapılan çalışmalarda son aşamaya gelindi. Yetkili birimler gereken özeni gösterdiler. Yakında İkitelli’ye müjdeli haberi vermeyi umut ediyoruz. Ayrıca; Aşırı yağışlarda, yağmur suyu alt yapısının yetersizliği sebebiyle, Bölgemizde MASKO ve Giyim Sanatkârları Kooperatiflerinin düşük kotlarında su baskınları olma-

İkitelli Organize Sanayi Bölgemizde tehlikeli atıklar Başkanlığımız tarafından hassasiyetle takip edilmektedir. Atık sorunumuzu ciddi anlamda dikkate alıyoruz. Gerek bazı sanayicimizin bilinçsiz olması, gerekse tehlikeli atık toplayan firmaların az sayıda olması ve fiyatlarının yüksek olmasından dolayı sanayicimiz yılmakta ve atıklarının bir bölümünü gelişigüzel çöplere attıklarından ciddi çevre kirliliği oluşturmaktadır. İkitelli Organize Sanayi Bölgesi Başkanlığımız mevcut tehlikeli atıkların kontrol altına alınması maksadıyla sınırlarımız içerisinde “Tehlikeli Atık Ara Depolama Transfer İstasyonunu” en kısa zamanda hizmete alarak, tehlikeli atıkların buralarda depolanması ve lisanslı tesislerde bertaraf edilmesi sağlanacaktır. Bölgemizde kurulacak bu TRANSFER İSTASYONU ile hem sanayicimizin yükü azaltılacak, hem de yaşanılır güzel bir çevre için sorumluluğumuzu yerine getirmiş olacağız. İOSB’nin diğer büyük sorunu ise zaman içinde konutların sanayinin etrafını sarması sonucu oluşan birtakım çevre ve ulaşım sorunudur. Açılması beklenen Metro ile en kısa zamanda ulaşımın rahatlaması da sağlanacaktır. Sektörel açıdan bakıldığında bölgede çeşitlilik ve renklilik görüyoruz. Aklımıza gelebilecek birçok üretim mekanizması OSB’de iş alanı yaratmış durumda. Çevre kirliliği açısından bir korelasyon olduğu çok doğru, Dünyanın 21.Yüzyıldaki en önemli konusu da bu bildiğiniz üzere henüz dev ülkeler Kyoto anlaşmasını imzalamış değil. Sanayi doğanın kendini yenileme hızından maalesef çok daha hızlı bir şekilde çevreyi kirletiyor. Bu doğrultuda;


çevre ile ilgili tedbirlerin maliyeti ne olursa olsun en etkin bir şekilde yapılması gerektiğini düşünüyorum. Herkes şunu kabul edecektir. Sağlıklı bir nefes, temiz bir su, temiz bir çevre bunlar gelişmiş bir sanayiye heba edilemeyecek kadar önemli unsurlar. Organize Sanayi Bölgeleri esas itibariyle çevreyi korumak içinde çok önemli oluşumlar. Organize Sanayi Bölgelerinin gelişmiş altyapıları ve arıtma tesisleri bulunmakta. İkitelli OSB olarak çevreyi koruma adına bir önemli projemiz ve birde oluşumumuz mevcut. Projemiz 2013 yılında hayata geçirmeyi planladığımız tehlikeli atık ara depolama merkezi. Organizasyon olarakta bir çevre birimimiz bulunmakta ve bu birimimizi bu yıl daha güçlendirip denetim faaliyetlerimizi daha etkin hale getireceğiz. Devlet makamlarının sanayiye ve sanayiciye verdiği desteklere bakarsak, sanayinin gelişmesi için çok çeşitli yönlerden destek verdiği malumunuz. Ekonomi Bakanlığı sanayiciye vergi desteği, prim desteği, arsa tahsisi, faiz desteği gibi birçok konuda destek vermektedir. Bunun yanında Sanayi Bakanlığımız KOSGEB aracılığı ile mali katkı sunarken, Kalkınma Bakanlığına bağlı Kalkınma Ajansları birçok inovatif projeyi desteklemektedir. Bu destekler hibeler çok önemli, sanayiciyi yüreklendiriyor. Yatırımın alternatif maliyeti olan faizlerin taban yaptığı günümüzde bu destekler sayesinde Devlet, yatırımcıya adeta hadi ne duruyorsun yatırım yap, yatırım yap çünkü paranı değerlendireceğin başka mecra kalmadı bende senin arkandayım diyor. Bu olumlu durumun yanında yatırımcı için hala birtakım olumsuzluklar yok değil, bu sıkıntıların en önemlileri enerjinin hala çok pahalı olması ve ara eleman sıkıntısı olarak ifade edilebilir.

Ayrıca; kendi açacağımız Endüstri Meslek Okulunda sanayici ile okulu çok ciddi irtibat halinde tutarak staj, işbaşı eğitimlerini arttırmayı ve Okulumuzdan mezun olan öğrencilerimizin bölgede istihdam edilmesinin sağlanmasını hedefliyoruz. Bağcılar-Güngören Kooperatifimiz içerisinde yaklaşık 230 öğrencinin eğitim gördüğü; 1-Motorlu Araçlar Teknolojileri, 2-Elektrik-Elektronik Teknolojileri,3-Makine Teknolojileri, 4-Yiyecek-İçecek, 5-Giyim Üretimi, 6-Güzellik Saç Bakım Hizmetleri olmak üzere 6 dalda eğitim veren; ÇIRAKLIK EĞİTİM MERKEZİ bulunmaktadır. 2013–2014 eğitim-öğretim döneminde hizmete açılacak, 51 derslik,23 atölye,7 laboratuar,130 kişilik konferans salonu, bir seminer salonu ve bir kütüphaneyi bünyesinde barındıran TEKNİK VE ENDÜSTRİ MESLEK LİSESİ’NİN inşaatına devam edilmektedir. Lisemizin önemli özelliklerinden biri, öğrencilerimizin aydınlatmada kullanılacak elektriği güneş enerjisi panelleri sayesinde kendilerinin üretmesidir. Ayrıca; İşletmeler Üssü Eğitim Merkezi’nin de yapımına devam edilmektedir. Başkanımız, İstanbul Valimiz Sayın Hüseyin Avni Mutlu’nun, İstanbul içinde İkitelli OSB’ye çok büyük önem atfettiğini düşünüyorum.. Sayın Valimiz mesaisinden İkitelli’ye çok ciddi vakit ayırıyor, tüm Müteşebbis Heyet toplantılarımıza geliyor, bizimle rutin olarak her ay makamında İkitelli ile ilgili güncel konularda istişarede bulunuyor. İkitelli için önemli projelere çok önemli vakitler ayırıyor. Bu yakınlık ve ilgi Devlet kademelerimizde birçok engeli kısa sürede aşmamızı sağladığı gibi kendisinin sorun çözmedeki eşine az rastlanır kabiliyetinin İkitellimiz için çok önemli ve çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.

OSB’de ciddi bir işgücü yoğunluğu var. Böyle olunca da meslek kazandırma, istihdam etme, rehberlik sunma gibi faaliyetlerde önem kazanıyor. Bu konuda, İŞKUR ile sürekli iletişim halindeyiz. İŞKUR’un meslek edindirme ve istihdam ile ilgili tüm gelişmelerine açık destek veriyoruz.

İOSB, sanayi bölgesindeki üreticiler ve çalışanlar kadar Başakşehir halkının kaliteli yaşam standardı yakalamasına katkı sunacak hedefler belirleyebiliyor İkitelli Organize Sanayi Bölgesi planlanırken, Başakşehir’in sanayinin başucunda olacağı sanayici için öngörülebilir bir durum değildi. An-

cak; bu yakınlık ve iç içelik beraberinde birçok avantaj ve dezavantajı beraberinde getirdi. Avantaj olarak sanayici ve çalışanımız için uygun bir ikamet alanları, Müteşebbis için işgücü bulmakta kolaylık sağladı, ayrıca yüzbinleri aşkın konut sakininin evine giderken bölgeden geçmesi bölgenin ticari değerini artırdı. Bu durum sanayi için ayrılan atölyelerde üretimden daha çok ticarete doğru bir dönüşüm olmasına neden oldu. Bu dönüşüm her geçen gün daha hızlı bir şekilde devam ediyor. Dezavantajlara gelince meskenlerle sanayinin iç içe olması başta trafiği olumsuz etkilemekte, bununla birlikte meskenlerden sanayi için normal olan gürültü ve çevre ile ilgili birçok konuda şikâyetler gelmektedir. Soruda bahsedilen hedefler noktasında Başkanlığımızın bir stratejisi olmamakla birlikte Belediyemizle Başakşehir halkının kaliteli yaşam standardı yakalaması için uyumlu bir şekilde çalışmaktayız. Ülkemiz de olumlu gelişmeler yaşanmakla birlikte bir takım sıkıntı ve kültürel bocalamaların yaşandığını da söylemek gerekir. Türk ekonomisinin geleceğine baktığımızda, Ülkemiz sanayisinin gelişimi için çok çeşitli benzetmeler yapılıyor, kimileri uçaktan indik kara yoluyla ilerliyoruz diyor, kimileri uçaktan inmemeliyiz hızlı bir şekilde büyümeliyiz diyor. Biz ise tünelin ucunda ışık göründü diyoruz. Evet, ülkemiz aydınlık geleceğinin emarelerini almaya başlamıştır. Tüm bu parametreler göstermektedir ki, Türkiye gelişmekte olan ülke konumundan gelişmiş ülke olma konumundaki yolculuğunu çok kısa zamanda tamamlayacaktır. Bu ivmeyi kazanmıştır ve bu yoldan asla dönüş yoktur. Tabi hızlı bir şekilde sanayileşme ve büyümenin kültürel gelişimle desteklenmesi şarttır. Gelişimini kültür, sanat ve medeniyetiyle desteklemeyen toplumların akıbetleri her zaman hüsran olmuştur. Bu açıdan bakıldığında Ülkemiz de olumlu gelişmeler yaşanmakla birlikte bir takım sıkıntı ve kültürel bocalamaların yaşandığını da söylemek gerekir.Köklü Medeniyetimizin bu sıkıntının da üstesinden gelebileceğini düşündüğünü belirti. Haziran 2013

23


KALİTE

NE OLACAK BU KALİTE SORUMLULARININ HALİ

Yeliz Sinan Sarıçam İş Geliştirme ve Kalite Yönetim Uzmanı Şirketler çoğunlukla ihalelerde ISO 9001 belgesi istenmesi, müşterilerinin bu belgeyi sorması gibi çeşitli nedenlerden dolayı kalite belgesi almaya ihtiyaç duyuyorlar. Bu sebeple danışman firmaların kapılarını çalan şirketler, aldıkları destek ile 4 - 6 ay süresince yaptıkları çalışma neticesinde belgeyi almaya hak kazanıyorlar. Peki daha sonrasında neler oluyor? Genellikle kurumlar bu çalışmaya karar verdikleri anda kurum içerisindeki departmanlarda çalışan uygun gördükleri bir kişiyi kalite sorumlusu olarak atıyor. Atanan kişi asıl görevleri yanında kalite ile ilgili olan sorumlulukları yerine getirmekte zorlandığında, çoğunlukla ara denetime yakın, kurum ilan vererek bu işi yapacak başka bir personeli işe alıyor. İşe yeni giren kalite sorumlusuna yönetim tarafından “Biz senin arkandayız ne gerekirse yap.” mesajı veriliyor. Kalite sorumlusu görevini yerine getirmek için gerekli düzenlemeleri

24

Haziran 2013

yapıyor. Evraklar düzenleniyor, toplantılar yapılıyor ve denetim atlatıldıktan sonra kurum içerisinde bir rahatlama oluyor. Denetimden önce dedikleri yapılan kalite sorumlusu aynı şekilde görevini yerine getirmek istediği anda sorunlar başlıyor. İlk önce personelden tepki görüyor. Personel tarafından işi engellediği öne sürülüyor. Gördüğü tepkiler sonrasında yönetime giden kalite sorumlusu “Şimdi işler yoğun, denetime yakın bakarız.” cevabı ile karşı karşıya kalıyor. İşin başka bir boyutu da kalitenin sadece kalite sorumlularının görevi olduğu düşüncesinin varlığı. Çoğunlukla danışman fonksiyonu ile görev yapan kalite sorumluları bu düşünce ile çalışan personel ve yönetimin karşısında kalite standardının gerekliliklerini kağıt üzerinde yerine getirmekten öteye gidemiyor. İşte Türkiye’ de birçok kurumun ve kalite departmanındaki çoğunlukla

tek kişiden oluşan personelin durumu böyle. Yukarıda bahsettiğimiz olumsuzlukların önüne geçmek için kurumlar kalite belgesi almaya, öncelikle süreçlerini, hizmet veya ürün kalitesini iyileştirmek, performansı ve verimliliği arttırmak amacı ile karar vermeli. Sonrasında üst yönetimin kalite sorumlusuna ve kalite yönetim sistemine gerekli desteği sürekli olarak vermesi, tüm kurum bünyesinde çalışan personeline kalitenin sadece kalite sorumlularının işi değil, kurum içerisinde çalışan tüm personelin yani herkesin işi olduğunu anlatması ve benimsetmesi gerekir. Ancak bu şekilde kalite yönetim sistemi etkili ve etkin bir şekilde işleyerek, kurumunuzu geliştirecek, süreçlerinizin iyileştirecek, performans ve verimliliğinizi arttıracaktır.


Haziran 2013

25


YENİLENEBİLİR ENERJİ

EPDK’ya bir haftada, 500 başvuru yapıldı Almanya, İtalya, ABD gibi ülkelerin ciddi kapasitelere ulaştıkları güneş enerjisi için Türkiye’de de EPDK’ya bir haftada, kurulu gücü 9 bin megavata (MW) ulaşan yaklaşık 500 başvuru yapıldı. Ancak 2013 için yalnızca 600 MW’a izin verilecek. Güneş enerjisinden elektrik üretiminde, en çok güneş alan ülkelerin, en önde geleceği varsayımını Almanya ve Japonya gibi ülkeler çoktan yıktı. Avrupa’da son 10 yılda büyük teşvikler verilen güneş enerjisinin Türkiye’de start almasını sadece sektör değil, halk da merakla bekliyordu. Beklenen süreç başladı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Türkiye’nin ilk lisanslı güneş enerjisi

26

Haziran 2013

santrali (GES) başvurularını geçtiğimiz hafta kabul etti. Bu yıl için yalnızca 600 MW’a izin verilecek olmasına karşın, EPDK’ya 8 bin 899 MW kurulu gücünde 496 başvuru yapıldı. Yani öngörülen kapasitenin yaklaşık 15 katı talep ortaya çıktı. Sırada, yarışma yöntemiyle başvuruları elemek var. GECEYARISI 2 MESAİSİ

Dünyada fiyatı kilovat başı bin 200

dolara kadar düşen güneş enerjisinde Türkiye’nin potansiyeli büyük ancak bugüne kadar santral başvurularına izin verilmedi. Pek çok yatırımcı bu kararı “Kömürde, doğalgazda böyle bir limit yok, neden güneşte var” diye sorgularken, EPDK’ya yağan başvurular da 600 MW sınırının talebin oldukça altında kaldığını gösterdi. Başvurularla ilgilenen EPDK ekibi, üç gün boyunca geceyarısı 2’ye kadar


mesai yaptı. Kuruma, Fiba, Enerjisa, Zorlu, Aksa, Çalık, Bereket, Boydak gibi Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin yanısıra, İspanyol, İtalyan, İngiliz ve Alman şirketleri de lisans başvurusu yaptı. Bu hafta itibariyle EPDK internet sitesinde, kimlerin nereye başvurduğuna yönelik bilgiler yayınlanacak. Şirketler rakiplerini görmüş olacak. İlerleyen süreçte EPDK kabul ettiği başvuruları, Türkiye Elektrik İletim AŞ’ye (TEİAŞ) gönderecek. TEİAŞ ise MW başına değer üzerinden yarışmalarla, şirketleri eleyecek. Güç küçük adım büyük

EPDK Başkanı Hasan Köktaş, bir grup gazeteciye şu değerlendirmeyi yaptı: “Güneş başvuruları için özellikle son iki günde yüzlerce kişi

elinde kalın dosyalarla kurumumuza akın etti. Önümüzdeki bir iki gün içinde tüm başvuruları şirket, il, ilçe, kurulu güç, bölge gibi tüm bilgileri ile kamuoyuna sunacağız. Bu kadar başvuru, 600 MW’lık kurulu güç için yapıldı. Başvurudaki ilgi ve ülkemizin potansiyelini düşündüğümüzde bu güç küçük görünebilir. Ancak bu başvurular ülkemiz güneşinden elektrik üretimi konusunda çok büyük bir adım. Bu yatırımlarda 13.3 dolar cent olan alım garantisi fiyatı tamamen yerli ekipman kullanılması halinde 22-22 cent’lere kadar çıkıyor.” Limit olmasa 100 bin olurdu

BİR sektör temsilcisi, “Eğer 600 MW sınırı olmasaydı, 100 bin MW’a yakın teklif gelirdi. Enerji yönetimi

güneş enerjisinde ‘Minimum 3 bin MW’ gibi bir hedef belirledi. Bu hedef yetersiz. 2023 için hedeflenen 3 bin MW ise, 10 yılda yavaş yavaş ilerleyecek demek” dedi. Sektör temsilcisi, TEİAŞ’a verilecek teklfilerde finansmanı güçlü olanların öne çıkacağını vurguladı. Güneşte lider ülkeler

1) Almanya 2) İtalya 3) Japonya 4) ABD 5) İspanya 6) Çin 7) Fransa 8) Çek Cumhuriyeti 9) Belçika 10) Avustralya

Haziran 2013

27


YENİLENEBİLİR ENERJİ

Enerjide yerli dönemi başlıyor Nihat Ergün, Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu’nda alınan 7 kararı açıkladı. Termik, hidroelektrik, rüzgar ve güneş enerjisinde 5 yılda yerli teknolojiye geçileceğini bildiren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün,, “Türkiye’nin 2023′e kadar enerjiye yapacağı yaklaşık 130 milyar dolarlık yatırımın, yüzde 80′inin yerli teknolojiler kullanılarak yapılmasını hedeflediklerini belirtti. 2012 yılı sonu itibarıyla cari açığın yüzde 71′i enerji ithalatından 2012 yılı sonu itibarıyla cari açığın yüzde 71′inin enerji ithalatından kaynaklandığını dile getiren Bakan Ergün, şunları kaydetti: “Dolayısıyla, cari açığımızı azaltma hedefimiz, enerjide dışa bağımlılığımızı azaltacak adımlarla doğrudan bağlantılı hale geliyor. Bu adımlar da, temelde enerji alanında yapılacak Ar-Ge ve yeniliğe dayanıyor. Türkiye’nin son 10 yılda çok istikrarlı bir büyüme trendine girdiğini ve bu sürecin devam edeceğini biliyoruz. 2023 yılına dair hedeflerimizi, Türkiye’nin yeni ihtiyaçlarını düşündüğümüzde, enerji talebinin de çok hızlı bir şekilde artacağını öngörmek işten bile değildir.”

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK)’nun 26. Toplantısı’nda alınan kararları açıkladı. 2010 yılında gerçekleştirilen BTYK toplantısında öncelikli alan olarak ‘enerji’ alanı-

28

Haziran 2013

nı ele aldıklarını belirterek, “Bu konu, hem büyümeyle yakın ilişkisi hem de ekonomik ve stratejik boyutu ile çok önemli bir alandır. Dünyadaki küresel güç oyunlarının çok büyük oranda enerji kaynakları üzerinden dönüyor olması, elbette bir tesadüf değildir” dedi.

2023 yılında enerji harcamaları 106 milyar dolar olacak OECD verilerinin önümüzdeki süreçte, enerji ihtiyacının Çin, Hindistan ve ABD gibi ülkelerden bile hızlı artacağına işaret ettiğini söyleyen Bakan Ergün, enerji ihtiyacını karşılamak için 2012 yılında 60 milyar dolar gibi önemli bir meblağ harcandığını dile getirdi. Bu rakamın 2023 yılında 106 milyar dolar seviyesine çıkmasının beklendiğini vurgulayan Bakan Ergün, bu paranın çoğunu Türkiye’de mevcut olmayan, fakat enerji ihtiyacımızın büyük bir kısmını sağlayan kaynakların teminine harcadığını dile getirdi. Bugün enerji ihtiyacının büyük çoğunluğunu ithal ettiklerini ifade eden Bakan Ergün, bu nedenle, enerji ihtiyaçlarını karşılama noktasında alternatif yöntem arayışlarının ön plana çıktığını vurguladı.


Elektrik üretiminde yüzde 30 yenilenebilir enerji hedefi 2023 yılında elektrik üretimi içerisinde yenilenebilir enerji payının en az yüzde 30 olmasını hedeflediklerini bildiren Bakan Ergün şu açıklamalarda bulundu: “Üniversitelerin, sanayinin, kamu kurumlarının enerji alanına, enerjinin alt dallarındaki ar-ge konularına odaklanmaları, ülkemiz için gerçekten de çok hayati bir önem taşıyor. Dünkü BTYK toplantımızda artan bu enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik 3 ana öneri gelişti. Bunlar; yerli enerji kaynaklarının kullanımını artırmak, bu kaynaklara yönelik yerli üretim teknolojilerine odaklanmak ve enerji verimliliğini artırmak.”

jisi alanında Türkiye’deki yatırım potansiyelinin 18 milyar dolar olmasını öngörüyoruz.

Enerjide 7 önemli karar Yerli enerji kaynaklarını kullanmak ve bu teknolojilere yönelik üretimi geliştirmek adına, TÜBİTAK ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arasında önemli bir protokol imzalandığını anımsatan Bakan Ergün, bu protokol kapsamında TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Enerji Enstitüsü bünyesinde çok kritik projeler başlattıklarını dile getirdi. Bakan Ergün, dünkü toplantıda bu projelere özel vurgu yapan 7 önemli yeni karar aldıklarını bildirdi. Bakan Ergün, kararları şöyle açıkladı: “İlk kararımız, Yerli Termik Santral Tasarım ve İmalat Kabiliyetinin Geliştirilmesidir. Bugün Türkiye’de kurulu 24 termik santralin tamamı, yabancılar tarafından kurulup geliştirilmiştir. Ortalama bir santralin kuruluş maliyetinin 1.7 milyar dolara yakın olduğunu düşünürsek, bu konuda uygulayacağımız MİLTES (Milli Termik Santral) projesinin önemi daha iyi anlaşılacaktır. 2023 yılına kadar termik santral yapımında ülkemizde yaklaşık 36 milyar dolarlık bir yatırım potansiyeli öngörüyoruz

Ceylanpınar’da 10 MW gücünde bir santral kurulacak MİLGES yani Güneş Enerjisi Teknolojilerinin Geliştirilmesi projesiyle ise son yıllarda öne çıkan güneş enerjisi teknolojileri alanında da milli teknolojilerimizi geliştirmeyi hedefliyoruz. MİLGES kapsamında, Şanlıurfa-Ceylanpınar’da tarıma elverişli olmayan arazi üzerinde yaklaşık 10 MW gücünde bir santral kurulacak. Bu alanda da 2023 yılına kadar 5 milyar dolarlık yatırım öngörülüyor.

Yerli hidroelektrik santrali İkinci olarak, kısa adı MİLHES olan Hidroelektrik Enerjisi Teknolojilerinin Geliştirilmesi yönünde yeni bir karar aldık. Bu projeyle de ağır türbin, jeneratör ve SCADA sistemleri gibi bu santrallerde kullanılan ve dışa bağımlı olduğumuz teknolojileri, ülkemizde geliştirmeyi hedefliyoruz. 2023′e kadar hidroelektrik ener-

Rüzgar ve güneş enerjisinde yerli teknolojiye geçiş Yerli teknolojilerin geliştirilmesi konusunda aldığımız 3. ve 4. kararlarımız ise rüzgâr ve güneş enerjileriyle ilgilidir. Milli Rüzgar Enerjisi Santrali Teknolojilerinin Geliştirilmesi Projesi (MİLRES) ile önce 500 kW’lık, daha sonra 2,5 MegaWattlık milli santraller kurulacak. 2023′e kadar rüzgâr enerjisi alanında Türkiye’deki yatırım potansiyelinin 26 milyar dolar olmasını öngörüyoruz.

5 yılda yüzde 80 oranında yerlilik hedefi Bu konuda özellikle şu hususu vurgulamak istiyorum: Önümüzdeki 5 yıl içinde termik santralde, hidroelektrik, rüzgâr ve güneşte yüzde 80 oranında yerli teknolojiye ulaşmayı hedefliyoruz. Böylece Türkiye’nin 2023′e kadar enerjiye yapacağı yaklaşık 130 milyar dolarlık yatırımın, yüzde 80′i yerli teknolojiler kullanılarak yapılabilecektir Termik santrallerin atık ısıları konutları ısıtacak Toplantımızda aldığımız 5. Karar, termik santral atık ısılarının değerlendirilmesi projesidir. Bu Proje ile termik santrallerde elektrik enerjisinin yanı sıra ortaya çıkan ısıyı, sıcak su ve ısıtma ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanmak istiyoruz. Bu proje kapsamında Soma’daki termik santral için yaptığımız pilot uygulama ile şu an 22 binin üzerinde konutun sıcak su ve ısıtma ihtiyacını karşılayabiliyoruz. Bu

uygulamayı sadece EÜAŞ’a bağlı 14 Termik Santrale yaygınlaştırırsak, 620 bin konutu ısıtmış ve ülke ekonomisine yılda 1,8 milyar TL katkı sağlamış olacağız. Yerli kömürden sıvı yakıt üretilecek Aldığımız 6. Karar, Kömür Gazlaştırma ve Sıvı Yakıt Üretimi Teknolojilerinin Geliştirilmesiyle ilgilidir. Biyokütle ve Kömür Karışımlarından Sıvı Yakıt Üretimi Projesi kapsamında düşük kalorili linyit kömüründen sıvı yakıt üretimi hedefliyoruz. Bu sayede yerli kömürlerden katma değeri en az 2 kat yüksek ürün elde edilebilecek. Bu teknolojiye sahip bir ticari tesiste, günde 30 bin varil sıvı yakıt üretilebilecek. Bu da böyle bir tesisle, sıvı yakıt ihtiyacımızın yüzde 5′ini yerli kaynak ve yerli teknolojiler ile karşılayabileceğimiz anlamına geliyor. Hali hazırda TÜBİTAK MAM Enerji Enstitümüzde bu teknolojiyi geliştiren bir pilot tesiste başarılı deneme üretimleri yaptığımızı da hatırlatmak isterim. Enerji verimliliği ile 10 yılda 140 milyar dolar tasarruf Hızla artan enerji ihtiyacımıza yönelik BTYK’da sunulan son öneri ise enerji verimliliğimizin artırılması üzerineydi. Enerjiyi üretmek elbette önemli ama enerjiyi en verimli şekilde kullanabileceğimiz mekanizmaları oluşturmak da büyük önem taşıyor. Gerekli çalışmalar yapılırsa, 2023 yılına kadar 140 milyar dolar gibi çok önemli tasarruf rakamlarına ulaşmamız mümkün olacaktır.” Bu kararlar enerji sektörü açısından çok önemli sonuçlar doğuracak Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun aldığı bu kararların, enerji sektörü açısından çok önemli sonuçlar doğuracağını belirten Bakan Ergün, “Şurası çok önemli: Artık Türkiye, gelecekte ortaya çıkacak sorunlarına şimdiden çözüm üretmeye çalışan proaktif bir kimlik kazanmıştır. Bu sorunların çözüm adresi olarak da bilim ve teknoloji politikalarını, üniversiteleri, bilim insanlarını merkeze yerleştirmiştir. Dünkü toplantımızda alınan bu kararların orta ve uzun vadede çok iyi sonuçlar vereceğine inancımız tamdır” dedi. Haziran 2013

29


YENİLENEBİLİR ENERJİ

EPDK Başkanı Hasan Köktaş

sektörün gündemindeki konular ile ilgili açıklamalarda bulundu EPDK Başkanı Hasan Köktaş yaptığı konuşmada elektrik piyasası ön lisans ve lisans yönetmeliği taslağını piyasa görüşüne açtıklarını hatırlatırken, yenilenebilir enerji kaynaklarının desteklenmesi için de bir yönetmelik taslağı olduğunu sözlerine ekledi. Konuşmasında piyasanın katılımıyla gerçekleşecek ikincil mevzuatın hata payı en az olan mevzuat olacağını belirten Hasan Köktaş sözlerini şunları söyledi; “Piyasadan bize görüş gelmiyor. Sadece bireysel öneriler geliyor. Halbuki genel işlem düzeyinde olan bir işlem yaparken bireysel sorunları ele alamayız. Lütfen tüm oyuncular bugün buna katkı sağlasın. Yarın önümüz kapandı, kısıldı gibi bir eleştiri hakkı olmayacak. Gelin hep beraber bu mevzuatı hazırlayalım” Hasan Köktaş Türkiye’de artık herkesin kendi elektriğini üreterek ih-

30

Haziran 2013

tiyaç fazlasını sisteme satmak üzere proje geliştirebildiğini hatırlatırken, bugüne kadar kuruma toplam kurulu güçleri 230 MW’a sayıları ise bine yaklaşan başvuruda bulunulduğu bilgisini verdi. Bugüne kadar bu başvurulardan 630 kadarına olumlu görüş verildiğini bildiren Başkan Köktaş bununla birlikte lisanssız elektrik üretimine yönelik süreci durdurmadıklarını, bu konuda kamuoyunda yanlış bir algı oluştuğunu kaydetti. EPDK Başkanı sözlerini şu şekilde sürdürdü; “6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile lisanssız elektrik üretimine yönelik bazı yeni düzenlemeler yapıldı. Yeni tanımlar geldi ve 500 KW olan sınır 1 MW’a çıktı. Bu konularda da uygulamaya yönelik bir ikincil mevzuat hazırlanması hükmü getirildi. Biz de kurum olarak bu konuda ilgili mevzuatımız yürürlüğe

girene kadar hukuki bir işlem olmaması için şirketlerden geçici olarak yeni başvuruların alınmamasını istedik. Biz yapılmış bu başvurularda sürecin tamamlanması ve geçici kabullerin yapılması konusunda herhangi bir sınırlama getirmedik. Ayrıca bu konuda yanlış anlamalar olmaması için de ikinci bir yazı ile bağlantı başvurusu uygun bulunmuş olanlar proje onaylarının yapılmasında, geçici kabullerinin yapılmasına dair işlem tesis edilmesinde herhangi bir sakınca olmadığını da bildirdik.” Hasan Köktaş 10 – 14 Haziran’da başlayacak lisanslı güneş enerjisi yatırımları başvuru sürecinden dolayı heyecanlı olduklarını kaydederken, sağlanacak 600 MW’lık lisansları ile gerçekleşecek yatırımların toplam büyüklüğünün 1.2 milyar olacağını söyledi.


Güneş enerjisi Cari Açığın kapanmasına en önemli katkıyı sağlıyor

SolarTurk Enerji Yönetim Kurulu Başkan Yrd Osman Özberk, Cari açığımızın en önemli etkeni olan enerji açığımızın kapanmasına katkı sağlayacak güneş enerjisinin, ülkemiz ekonomisine önemli katkılar sağlayacağı belirti. Özberk: Cari açığımızın en önemli etkeni olan enerji açığımızın kapanmasına katkı sağlayacak güneş enerjisinin, ülkemiz ekonomisine önemli katkılar sağlayacağı kesindir.Bu sektörde, önemli bir yatırıma imza atan Solarturk enerji olarak ülkemiz yatırımcılarına her türlü destek verilerek doğru ve sorunsuz yatırımların yapılmasını sağlamak hedefimizdir.Ülkemizde yeni başlamakta olan Güneş enerji santralleri her geçen artarak önemli bir sektör olacağına inanıyorum.Lisansız ve önümüzdeki günlerde başlaması beklenen 600 MW lık lisanslı yatırımların ülkemiz PV modül yatırımcıları tarafından yapılmasında kalite yönünden,yerli kullanım teşvik’i ve bir sorun olması halinde sorunların çözümü ve muhatap bulunması yönünden önemli faydaları olacaktır. 2005 yılında çıkan 5346 sayılı YEK

kanunu ile ülkemizde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılarak enerji üretiminin önü açılmasına rağmen uzun bir süreç sonunda artık yatırım yapılabilir noktasına gelinmiştir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasında gerekli yatırım ve teknoloji olarak geç kalmamıza ve uzak doğu şirketlerinin aşırı derecede desteklenmelerine rağmen Ülkemizde bu sektörlerle ilgili yatırımlara başlanılmıştır. Kısa bir zamanda teknoloji ve yatırım olarak bu teknolojiyi kullanan ülkelerle aramızdaki farkın kapanacağına inanıyorum. Türkiye’mizin sanayicisine verilecek olan kısmi bir teşvik ve ‘’manevi destek’’ dahi diğer ülke firmalarına karşı bizlere moral olacaktır. Türk sanayisi ve Güneş enerjisi sektörü için önemli olan Türkiye’de tek alanda kurulacak olan 5MW’lık en büyük GES yatırımı Solartürk

enerji’nin üretmiş olduğu PV modülleri kullanılarak yapılacaktır. Malatya İnönü Üniversitesi tarafından ihaleye çıkarılan ve bugüne kadar Türkiye’de tek alanda kurulacak olan 5MW’lık en büyük GES yatırımı Güneş santrali komple elektrik yapım işi 07.06.2013 tarihinde ihalesi yapılmıştır. İhale sonucunda ülkemiz PV modül Üreticilerinden ‘’Solarturk Enerji’’ ile Seferoğlu elektrik bu ihaleyi kazanmıştır. Bu önemli yatırım, yüksek teknolojiye,kaliteye ve dünya standartlarına sahip yerli bir sanayi kuruluşu olan Solarturk enerji’nin üretmiş olduğu PV modülleri kullanılarak yapılacaktır.Yerli bir sanayi kuruluşu olarak Solarturk enerjinin ihaleyi kazanması, istihdam artışında önemli bir rol oynayacak ve ülkemizdeki bundan sonraki yatırımlara örnek teşkil edecektir. Haziran 2013

31


YENİLENEBİLİR ENERJİ

İklim değişikliği ve İnsan yaşamında etkileri İNSAN, yaşamını doğal çevrede sürdürürken ihtiyaçlarını da doğal kaynaklardan sağlıyordu. Kurutmayı ve ısınmayı güneşle, tahıl üretimini rüzgarla yapıyor, bir kandilin ışığıyla aydınlanabiliyordu. Nüfus artıp ihtiyaçlar çeşitlenince, “daha çok” ve “daha hızlı”yı isteyen insan, yeni kaynakların arayışına girdi. Önce buharın keşfinde olduğu gibi kullandığı kaynakları yoğunlaştırarak “daha fazla” enerji elde etti. Ancak su da yaptığı yoğunlaştırmayı güneşin dağınık enerjisini birleştirmek için denemek yerine daha kolay bir yolu seçti. Yakılmasıyla daha fazla enerjiyi açığa çıkaran yakıtlara yöneldi. Fakat bu yakıtların çevreye ve atmosfere verdiği zarar, sağladığı faydayı gölgeledi. Çok değil, 100 yıl gibi kısa bir sürede fosil yakıtların doğaya ve canlıların sağlığına verdiği zararlar etkisini gösterdi. Kömür, doğalgaz, petrol gibi binlerce yılda oluşmuş kaynaklar “insanlığın gelişmesi(!)” adına tükendikçe, atıklarıyla hava, su, toprak da tükenmeye başladı. Fosil yakıtlar olarak adlandırılan kömür, petrol ve doğalgazın yarattığı olumsuz koşullar sadece yakın çevreyle sınırlı kalmadı; atmosfere de yayıldı. Sonunda bu kirlilik, iklim değişikliğine yol açmaya ve dünya yaşamını tehdit etmeye başladı. Küresel Isınma Nedir?

Sanayi devriminden beri, özellikle fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma ve sanayi süreçleri gibi çeşitli insan etkinlikleri ile atmosfere salınan sera gazlarının(CO2, CH4, H2O, …) atmosferdeki birikimlerindeki hızlı artışa ve çeşitli doğal nedenlere bağlı olarak yeryüzündeki ve atmosferin alt bölümlerindeki sıcaklık artışına “küresel ısınma” adı verilmektedir. Küresel ısınmaya yol açan sera gaz-

32

Haziran 2013

Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar Marmara Üniversitesi Enerji Ana Bilim Dalı Başkanı Dünya Rüzgar Enerjisi Birliği Başkan Yardımcısı EUROSOLAR (Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği) Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı

ları; temel olarak, fosil yakıtların yakılması, sanayi, ulaştırma, arazi kullanımı değişikliği, katı atık yönetimi ve tarımsal etkinliklerden kaynaklanmaktadır. Bugün fosil yakıtların çevre ve insan sağlığı açısından yarattığı olumsuzluklar her geçen gün katlanarak artıyor. Fosil yakıtlar yakıldığında, altı sera gazının açığa çıkmasına neden oluyor. Bunlardan en belirleyici olanları karbondioksit (CO2) ve metan. Diğerleri kirleticiler ise kükürt, partikül madde, azotoksit, kurum ve kül...Yanma sırasında ortaya çıkan karbonmonoksit (CO), oksijenden çok daha hızlı bir şekilde kandaki hemoglobine tutunarak vücuttaki oksijeni bloke ediyor ve baş ağrısı vb. hastalıklara yol açıyor. Kömür ve petrolün yanmasıyla ortaya çıkan,

kükürtdioksit (SO2) ise kokusuyla fark ediliyor. Sülfürik aside dönüşerek insan sağlığına ve doğal çevreye onarılmaz zararlar veriyor; kanser ve diğer hastalıklara yol açıyor.Doğalgazın yanmasıyla ortaya çıkan kokusuz ve gözle görülemeyen azotoksit ise güneş altında reaksiyona girerek nitrata dönüşüyor. Akciğerlerin koruma mekanizmasından geçen nitrat vücutta nitrik asite dönüşüyor. Bu da bağışıklık sistemini çökerten maddelerin başında geliyor.Kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların iklim değişikliğine yol açmasının nedeniyse, yanma sırasında ortaya çıkan CO2 ve metan gibi sera gazlarının bünyelerinde ısı tutma özelliğine sahip olmaları. Güneş, gün doğumundan batımına kadar atmosferin içine ısı ve ışı-


ğını veriyor. Doğal döngünün devamı için, bu ısının tekrar uzaya transferi gerekiyor. Oysa fosil yakıtların neden olduğu sera gazları, ısının bir kısmının atmosferde tutulmasına yol açıyor. Böylece dünya, ısınmaya ve iklim değişmeye başlıyor. Isı artışının sonuçları 1900’lerden 2000’lere kadar atmosferin ortalama sıcaklığı 0.5 derece arttı ve iklim değişikliğinin zincirleme sonuçları yavaş yavaş yaşamımızı etkiliyor. Su kaynakları kuruyor, çiçekler erken açıyor, erken yağan karlar ürünleri telef ediyor, bitkiler zamansız meyve veriyor ya da hiç vermiyor. Uzmanlar, fosil yakıtların etkilerini kısa ve uzun vadeli olarak değerlendiriyorlar. Kısa vadede oluşan sonuçlar artık yaşamımızın bir parçası. Sıcaklık arttıkça buzlar ana kütleden koparak eriyor, çığ olayları artıyor, fazla miktarda su dolaşıma giriyor, sel felaketleri, fırtınalar, kasırgalar oluşuyor. Deniz kıyısında yaşayan binlerce kişi sel suları altında ölüyor. Küresel ısınmanın, uzun vadede öngörülen sonuçları daha vahim; ortalama sıcaklık artışı bu hızla devam ederse, 2020 yılında deniz seviyesi bir metreye kadar yükselecek. Bu, dünyanın en büyük kentlerinin sular altında kalması anlamına geliyor. Isı artışının kısa vadede meydana getirdiği değişimlerin yaşanmaya başlaması ve buna bağlı olarak yapılan tahminler, sivil kuruluşlarla birlikte hükümetleri de harekete geçiriyor. Suların altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalan 77 ada devleti ve Malta’nın inisiyatifiyle ülkeler, 1992 yılında Rio Çevre Zirvesi ne giden süreci başlattılar. 1992 de yapılan Rio Zirvesi’nin ardından, gelişmiş ülkeler 1992 de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ni imzaya açtılar. Zirveye katılan ülkeler, diğer ülkelerle çözüm bulmak ve sera gazı emisyonlarını 1990 yıllarındaki seviyenin altına çekmek için, ülkelerin uyması gereken kuralları belirlemek üzere bir dizi Taraflar Konferansı (COP-Conference of Parties) düzenlediler. Ancak pek çok ülke yine ekolojik dengeleri ya da insan ve çevre sağlığını değil, kendi ekonomik çıkarlarını gözetince anlaşmada zorlandılar. TürkiyeRio an-

laşmasını 2003 yılına kadar onaylamadı. 1997 yılında yapılan Kyoto İklim Zirvesi’nde ise ABD, Kanada, Japonya, Avustralya gibi bazı ülkeler kendi ülkelerinde sera gazı emisyonlarında indirim yapma sorumluluğunu üstlenmek istemediler. Bu arada kendi ülkelerinde güneş, rüzgar gibi temiz enerji kaynaklarını kullanan enerji sistemlerini geliştirerek Kyoto hedeflerini tutturmaya çalışan endüstrileşmiş Avrupa Birliği ülkeleri ise, Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi birliğe yeni katılan ülkelerin emisyonlarını 1990 yılına göre yüzde 30 civarında artırmasına göz yu-

mulmasını istediler. Bir yandan ulusal ve ekonomik çıkarlar gözetilirken, diğer yandan da nükleer enerji dahil olmak üzere petrol, kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtların zararını fark edenler, standart dışı ve pazar değeri olmayan çöp teknolojileri, bunun farkında olmayan ülkelere, aktarmaya başladılar. Bu teknolojileri satabilmek için kredi veren ülkeler, geçmişin sorunlu teknolojilerini başka ülkelere de taşıdı, taşıyor. Bunu yaparken de sorunun, iklim değişikliği ve küresel kirlenme gibi sonuçlarla kendilerine döneceğini hesap etmiyorlar.

Haziran 2013

33


YENİLENEBİLİR ENERJİ

Zorlu Enerji Grubu’ndan, 100 MW’lık yeni yatırım

Zorlu Enerji iştiraklerinden Zorlu Doğal Elektrik Üretimi AŞ, yeni bir jeotermal yatırımı yapmak üzere EPDK’ya başvuruda bulundu. Zorlu Enerji iştiraklerinden Zorlu Doğal Elektrik Üretimi AŞ, yeni bir jeotermal yatırımı yapmak üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanlığı’na (EPDK) başvuruda bulundu. Zorlu Enerji’den yapılan açıklamaya göre, Zorlu Doğal Elektrik, sahip olduğu 18 ve 19 sayılı “Jeotermal Kaynak İşletme Ruhsatı” kapsamındaki arama çalışmaları neticesinde ortaya çıkan jeotermal kaynağı değerlendirmek üzere EPDK’ya başvuru yaptı. Zorlu Doğal Elektrik, başvurunun kabulünün ardından bölgede, 100 MW kurulu güçle, 25 yıl boyunca elektrik üretecek yeni bir jeotermal santrali kuracak.

34

Haziran 2013

Açıklamada konuya ilişkin görüşlerine yer verilen Zorlu Enerji Genel Müdürü Sinan Ak, Jeotermal’in yenilenebilir enerji kaynakları arasında kendileri için ayrı bir önem taşıdığını belirterek, şunları kaydetti. “Ülkemizin 2023 jeotermal hedefinin yarısını 2015 yılına kadar tek başımıza üretmeyi planlıyoruz. Bu anlamda, Sarayköy’deki Karataş mevkiinde yaptığımız çalışmaların olumlu seyretmesi bizi oldukça sevindirdi. Şu anda, Denizli’de yapımı devam eden Kızıldere Jeotermal Santralimiz tamamlandığında, 95 MW gücüyle Türkiye’nin en büyük jeotermal santrali olacak ve dünyanın

sayılı büyük jeotermal santralleri arasında yer alacak. Santralin yılda üreteceği 600 milyon kWh elektrik ile 79 milyon ton/ yıl fuel-oil ve bunun karşılığında yılda 86 milyon ABD doları dış kaynaklı enerji giderini ikame edebileceğini hesaplıyoruz. Kızıldere’nin yanı sıra, 2040 yılına kadar üretim lisansımızın bulunduğu Manisa-Alaşehir jeotermal sahamızda da sondaj çalışmalarını sürdürüyoruz. 30 MW kurulu güce sahip olacak tesisin inşaatına, proje finansmanı tamamlandıktan sonra bu yıl içerisinde başlamayı hedefliyoruz. Ayrıca, Simav’da da jeotermal çalışmalarımız bulunuyor”


Başkent elektriğini güneşten almaya başladı! Isıtma-soğutma sektörünün lideri BAYMAK, bayilerine fotovoltaik sistem kurulumu yapmayı sürdürüyor.Ankara’da Başaran Bayisi’nde gerçekleştirilen 10,5 kWp’lık kurulum ile kendi elektriğini üreten bayilerine bir yenisini daha ekleyen Baymak, bölgede endüstriyel alanda yapılan ilk proje olması özelliği ile de yine bir ilke imza attı. Türkiye çapında bayilerinin kendi elektriğini üretmesi hedefi ile, yenilenebilir enerji konusunda sektöre öncülük eden BAYMAK, paket sistemlerini 1,47 kWp’den 35,28 kWp’a kadar güçlerde müşteriye sunuyor. Bayilere kurulan sistemler sayesinde Baymak bayileri, en temiz enerji kaynağı olan güneşi kullanarak, çevreye olan duyarlılıklarıyla öncülük ederken, bir taraftan da BAYMAK fotovoltaik güneş panelleri ve sisteminin işleyişini, üretilen elektrikmiktarını ve sağlanan tasarrufu tüketiciye yerinde gösterme fırsatı buluyor. Konu ile ilgili Baymak Genel Müdürü Ender ÇOLAK; “ Baymak, hazırladığı güneş enerjisi sistemleri ile tüketicimizin elektrik kullanım alışkanlığına göre uygun kapasitede kurulumu gerçekleştiriyor. Tüketicilerimiz, çatılarına kurdukları güneş pilleri sayesinde kullanmadıkları fazla elektriği de şebekeye satarak gelir sağlıyorlar. Güneş sistemi yatırımlarımız ile Baymak, bu alanda da en yaygın satış ve taahhüt kanalıyla sektörde lider olmayı hedefliyor. Her zaman yüksek teknolojiyi ve verimliliği hedefleyen Baymak, BDR Thermea’nın %100 paya sahip olmasıyla hızını ve enerjisini ikiye katlamış durumda. BDR Therma gücünü de yanımıza alarak, en büyük önceliğimiz, tüketiciye en üst standartta kaliteyi, en verimli ürünlerle, en uygun fiyata sunmak olacaktır” dedi. Ankara’da, çatı üstüne kurulan en büyük sistem…

Ankara’daki Başaran Bayisi’ne, BAYMAK tarafından yapılan 10,5 kWp gücündeki fotovoltaik sistem

ile Başaran, Ankara ilinde endüstriyel alanda çatı üstüne kurulan en büyük sisteme imza atmış oldu. 2 gün süren kurulum sırasında, sistemlerin konstrüksiyon ve panellerinin çatıya montajlarının tamamlanmasının yanında, kablolamaları ve elektrik bağlantıları sisteme entegre edilerek gerçekleştirildi. Bölge teknik servisleri ve bayilere, sistem kurulumu eğitimi, ürün eğitimi, montaj uygulamaları, elektrik bağlantıları ve çalışma şekilleri detaylı bir şekilde uygulamalı olarak anlatıldı. Sistem devreye alımının yapılması ile ilk üretim değerleri ve miktarı çekilerek sistem çalıştırması gerçekleştirildi. 2 gün süren eğitim ve kurulum ile Ankara ilindeki bayi ve bölge teknik servisleri, çatı montajı uygulaması yaptılar ve sistemin mevcut şebekeye bağlantısının yapılmasıyla, elektrik bağlantılarının gerçekleştirilmesi hakkında detaylı eğitim gördüler. Güneşin Gücü, Tasarrufun Gülen Yüzü olacak…

Dünyada artan çevre kirliği ve küresel ısınmayla birlikte alternatif enerji kaynaklarına yönelim artıyor. Güneş, alternatif enerji kaynakları içerisinde; sonsuz, tükenmeyen, bedava, enerji ihtiyacı duyulan her yerde kullanılabilen, enerjide dışa bağımlılığı azaltan, karbon monoksit, kükürt, duman, gaz ve radyasyon gibi çevreyi kirleten faktörler olmadığından en temiz ve çevreye zararsız, işletme ve bakım maliyetleri az bir enerji kaynağıdır. BAYMAK, bayilerinde uygulamaya başladığı bu sistemle, şebekenin olduğu yerlerde yapılacak kurulum-

larla daha fazla enerji verimliliği ve daha fazla kazanç sağlıyor. Şebekenin olduğu yerlerde kişiler, ürettikleri enerjiyi şebekeye verecek ve ürettiği enerji miktarını şebekeden kullandıkları enerji miktarından düşerek, borçlu veya alacaklı konumuna geçeceklerdir. Bu sistemlerin kurulumunda ideal yapıya sahip olan sanayi tesisleri ise yaptıkları yatırımı kaç yılda geri alabileceklerinin hesabını yapabileceklerdir. BAYMAK, bu yenilikçi yaklaşımı ve tüketiciye sunduğu son teknoloji ile mevcut alt yapısını değişen tüketici taleplerine göre adapte ederek, yatırımlarına ısıtma-soğutma sektöründe hız kesmeden devam edecek ve liderliği elinde tutacak.

Haziran 2013

35


DIŞ TİCARET

İsviçreriler Türkiye’de Kobi İş Ortağı arıyorlar İsviçre İstanbul Başkonsolosluğu Dış Ticaret Direktörü Mehmet Yıldırım, İsviçre’nin Türkiye’ye ilgisinin büyük olduğunu ve KOBİ’lerle ortak iş yapmak istenildiğini söyledi.

Dünya ekonomisinde önemli bir konuma sahip olan İsviçre, yurtdışındaki dış ticaret ofisleriyle küresel ağını genişletiyor. İsviçre’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nda da geçtiğimiz hafta açılan ofise, Mehmet Yıldırım direktör olarak atandı. Dünya’dan Taylan Büyükşahin’in haberine göre; uzun yıllar Çin’de çalıştığını ifade eden Yıldırım, dış ticaret ofisleri olarak İsviçre ve Lihtenştayn’daki KOBİ’leri yurtdışındaki partnerlerle birleştirdiklerini söyledi. İsviçre’deki KOBİ’lerin özellikle Türkiye’ye büyük ilgileri olduğunu vurgulayan Yıldırım, iki ülke arasındaki iş ortaklıklarını artırmayı hedeflediklerini belirtti. Kendi çalıştığı kısa dönemlik sürede İsviçre’den yoğun talep aldığını aktaran Yıldırım, yenilenebilir enerji, yiyecek ve içecek, makine, kozmetik, aksesuar gibi farklı sektörlerden Türkiye’de ortak arandığın�� kaydetti. İsviçre’den önümüzdeki aylarda 35 kişilik bir iş insanı heyetinin geleceğini anlatan Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti: 35 KOBİ gelecek aslında. Demiryolu, inşaat ve altyapı sektörlerinden temsilcilerin oluşturduğu bü-

36

Haziran 2013

yük bir heyet gelecek. Geçtiğimiz yıldan bu yana çeşitli defalarda heyetler gelmeye devam ediyor zaten. Özellikle Türkiye’nin inşaattaki potansiyelini çok yakından takip ediyorlar. Bununla beraber mimarlık projelerinde de çalışmalar olabilir. Hali hazırda inşaat alanında İsviçre ve Türkiye’nin ortaklığında birkaç proje yürütülüyor. Sağlık teknolojilerinde İsviçre iyi bir seviyede. Hatta burada özel sektör ve üniversitelerle görüşmeler yapıldı. Görüşmeler sonrası sağlıkta ortak proje geliştirme yönünde mutabakata varıldı. Geri dönüşüm sektöründe de talepler var ayrıca. Ar-Ge İsviçre için çok önemli

İsviçre için Ar-Ge’nin çok önemli olduğunu dile getiren Yıldırım, Ar-Ge’de önemli bütçelerde yatırımlar yapıldığını kaydetti. Türkiye gibi ülkede bir ortaklık çok önemlidir diyen Yıldırım, kendisine gelen taleplerin çoğunluğunun Türkiye’de ortaklık kurmak isteyenlerin oluşturduğunu belirtti. İsviçre’de üniversite sayısının az ama öz olduğunu söyleyen Yıldırım, eğitim alanında da önemli potansiyel-

ler bulunduğunu ifade etti. Bilime büyük önem verildiğini aktaran Yıldırım, İsviçre’nin 5 farklı bölgede bilim konsoloslukları var. Amerika Birleşik Devletleri, Singapur, Şangay, Hindistan ve Brezilya’daki bilim konsoloslukları bu ülkelerdeki gelişmeleri, özellikle Ar-Ge ve teknolojiyi takip ediyorlar diye konuştu. Türkiye’den İsviçre’ye ulaşmak isteyen KOBİ’ler için de yardımcı olduklarını anlatan Yıldırım, Dış ticaret ofislerimiz İsviçre’yi tanıtma, ihracat ve ithalat alanlarında çalışıyor. Ben burada özellikle iki tanesine daha da yoğunlaştım. En büyük görevim ihracat ve tabi ki ithalat. Bunların yanında elbet İsviçre’nin tanıtımını da yapıyorum. Türk KOBİ’ler talep ettiği takdirde, bu alanlarda yardımcı olabilirim. Türkiye bir risk ülkesi değil İsviçreli yatırımcılar için. Kaliteli üretim yapıldığı takdirde mutlaka ortaklıklar gerçekleşir şeklinde konuştu. ‘Kalite her zaman daha pahalıdır’

İki ülke arasında serbest ticaret anlaşması ve çifte vergilendirmeden muafiyeti bulunduğunu anlatan Yıldırım, bu avantajın iki ülke yatırımcıları tarafından kullanılması gerektiğini bildirdi. Türklerin İsviçre konusunda bazı önyargıları olduğunu açıklayan Yıldırım, özellikle İsviçre’nin çok pahalı olduğu algısının her şeyin önüne geçmemesi gerektiğini söyledi. Kaliteli olan her şey pahalıdır diyen Yıldırım, önemli olanın kaliteyi daima ön planda tutmak olduğunu belirtti. Yıldırım, Çin’de bir makine alın, 2 yıl sonra bozuldu. İsviçre’den alın, ondan daha fazla belki de 20 yıl kullanırsınız. Teknoloji, inovasyon, kalite hem Türkiye hem de İsviçre için çok önemli. Dünyaya açılmak isteyen bir Türk KOBİ’si varsa, bunları ön plana çıkararak bize gelmedi dedi.


Perakende sektörü yabancı yatırımcının merceğinde Deloitte Türkiye Kurumsal Finansman bölümü tarafından hazırlanan rapora göre, harcanabilir gelir seviyesi ve kredi kartı kullanımındaki artış ile perakende sektörü her yıl %10 büyüyecek

Türkiye’de denetim, vergi, danışmanlık, kurumsal finansman ve kurumsal risk alanlarında 27’nci hizmet yılını dolduran Deloitte Türkiye, perakende sektörünü mercek altına aldığı yeni raporunu yayınladı. Rapora göre, kişi başına düşen harcanabilir gelirin hızla artması ve kredi kartı kullanımının gittikçe yaygınlaşması ile birlikte perakende sektöründeki kuvvetli yükseliş devam ediyor. Türkiye perakende sektörünün büyüklüğünün 2012 yılı sonu itibariyle 300 milyar dolara ulaşmasının beklendiği belirtilen raporda, sektörün 2013-2017 yılları arasında yıllık birleşik büyüme oranının %10 olacağı değerlendiriliyor. Raporda ayrıca süpermarket ve AVM’lerde kredi ve para kartlarla yapılan perakende alışverişlerinin ise son altı yılda ortalama %12 büyüyerek 2012 yılında 28 milyar dolarlık seviyeye ulaştığı belirtiliyor. Raporu değerlendiren Deloitte Türkiye Kurumsal Finansman Ortağı Başak Vardar konuyla ilgili olarak “Harcanabilir gelir seviyesindeki artış, genç nüfus ve değişen tüketim alışkanlıkları perakende sektöründeki büyümeyi tetikleyen en önemli unsurlar. Promosyonlardaki çeşitlilik, kredi kartı ve para kart kullanımı ve organize perakende alanındaki yatırımlar bunu destekliyor. Gıda, ev, online alışveriş, elektronik, tekstil ve diğer tüm perakende alanlarında önümüzdeki beş yıllık dönemde büyüme

beklentisi ekonomideki büyüme projeksiyonlarının çok üzerinde. Ayrıca, hem yerli hem yabancı yatırımcıların satın alma ve birleşmeler bakımından son derece cazip bulduğu bir alan. Biz de Deloitte olarak perakende sektöründeki bir oyuncunun ihtiyaç duyabileceği stratejilerin belirlenmesinden, operasyonel ve organizasyonel iyileştirmelerin uygulanmasına, değer tespiti ve satış ve satın alma danışmanlığından, vergi ve hukuki danışmanlığa, risk yönetimi ve iç kontrol ve denetiminden mali denetime kadar her türlü hizmeti sunabilecek şekilde konumlanmış ve uzmanlaşmış durumdayız” dedi. Gıda sektörü %8 büyüyecek

Türkiye’deki perakende sektörünü birçok farklı açıdan masaya yatıran rapor, bu sene gıda sektörüne odaklanıyor. Buna göre toplam perakende sektörünün yarısı büyüklüğüne sahip gıda sektöründe 2017’ye kadar yılda %8 büyüme yakalanacağı öngörülüyor. Migros ve BİM kendi segmentlerinde birinci

Deloitte’un raporunda, multi-format (birden çok formata sahip) perakendeciler, bölgesel zincir marketler, indirim marketleri ve mahalle bakkallarından oluşan Türk gıda perakendeciliği sektöründeki organize perakendenin payının hala sınırlı olduğu değerlendirilmesi yapılıyor. Migros, 900’ü aşkın mağaza ve altı formatıyla multi-format gıda perakendeciliğinde pazar lideri olarak öne çıkarken, CarrefourSA (243 mağaza ve üç format) ve Tesco Kipa (187 mağaza ve beş format) pazarın diğer büyük oyuncuları olarak belirtiliyor. İndirim marketleri grubunda ise BİM, 3750’yi aşkın mağaza ve yaklaşık 10 milyar TL ciro ile Türkiye’nin en büyük gıda perakendecisi olma konumunu sürdürüyor. Kendi grubunda ise BİM’i sırasıyla A101, Şok, DİA ve UCZ izliyor.

Birleşme ve satın almalar hız kesmiyor

Yabancı stratejik yatırımcıların ve özel sermaye fonlarının Türkiye’nin büyüyen perakende markalarına olan ilgisine dikkat çeken rapora göre, 2012 yılı içerisinde 13 adet işlem ile 580 milyon dolarlık birleşme ve satın alma gerçekleştirildi. Bunun yanında, perakendedeki 6 adet finansal yatırımcı işlemi, fonların bu sektöre ilgisinin kanıtı oldu. Yatırımcıların bu sektöre ilgisi sürüyor. Zira 2013 yılının ilk dört ayında da perakende sektöründe beş adet birleşme ve satın alma işlemi görüldü. İnternet perakendeciliğinde ise yüksek yatırımcı iştahı devam etti ve 2012 yılında 12 işlem gerçekleştirildi. Gıdadaki 15 yatırımın 13’ü stratejik

Raporda, Türkiye gıda perakendeciliği sektöründe son beş yılda 15 birleşme ve satın alma işleminin gerçekleştirildiği belirtiliyor. Raporda ayrıca söz konusu 15 işlemin 13’ünün stratejik yatırımcılar tarafından yapıldığının altı çiziliyor. Segmentlere bakıldığında ise işlemlerin dokuzunun süpermarketlere, dördünün indirim mağazalarına ve ikisinin çok formatlı perakendecilik alanına ait olduğu görülüyor. Haziran 2013

37


DIŞ TİCARET

Türkiye’nin yurtdışındaki en büyük yatırımı

Tosyalı Holding, 750 milyon dolar yatırımla Cezayir’de demir-çelik tesisi açtı Türkiye’de özel sektörün en büyük demir çelik üreticisi Tosyalı Holding, yurtiçinde yaptığı yatırımların ardından iddiasını yurtdışında da arttırarak sürdürüyor. Geçen yıl Doğu Avrupa’nın en büyük çelik üretim tesislerinden biri olan Karadağ’da bulunan Zeljezara AD Niksic’i satın alan Tosyalı Holding, bu kez Cezayir’in en büyük demir-çelik fabrikasını Oran şehrinde işletme sermayesi dahil 750 milyon dolarlık bütçeyle kurdu. Türkiye’nin yurtdışındaki en büyük çelik yatırımı olma özelliğini de taşıyan, 1000 kişinin üzerinde istihdam sağlayan tesisin yıllık ciro hedefi ise 1 milyar dolar… 2011 yılında temeli atılan, dünyadaki ekonomik olumsuzluklara rağmen 19 ay gibi rekor bir sürede tamamlanarak üretime başlanan Tosyalı Demir-Çelik Cezayir Üretim Tesisleri’nin resmi açılışı 5 Haziran 2013 tarihinde Cezayir’in Oran şehrinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cezayir Başbakanı Abdelmalek Sellal tarafından gerçekleştirildi. Türkiye’den ve Cezayir’den çok sayıda bakan ve bürokratın da katıldığı

38

Haziran 2013

açılış törenine, başta MÜSİAD üyeleri olmak üzere 500’ün üzerinde sanayici ve işadamı da iştirak etti. Tesis toplamda 750 milyon dolara mal oldu ve kurulumunda kullanılan tüm teknolojik ekipmanlar Türkiye’de üretilerek, yüzde 100 Türk mühendisliği ile inşa edildi. 1 Milyon 250 bin ton sıvı çelik üretim kapasitesiyle demir-çelik’te Cezayir’in en büyüğü oldu Yıllık 1 milyar dolar ciro hedefi ve

1 milyon 250 bin ton sıvı çelik üretim kapasitesiyle bölgenin en büyük demir-çelik tesisi olan Tosyalı Cezayir Tesisleri’nde; kangal demir üretimine yönelik kütük demir, yüksek mukavemetli kaynaklanabilir inşaat demiri, nervürlü kangal demir, çelik hasır-çivi-tel-galvanizli tel-halat teli-vida-cıvata-ön gerilmeli beton teli üretimi için düz yuvarlak kangal demir (filmaşin) ve ticari profiller üretilecek. Yüksek


teknolojiyle üretilecek ürünler, gelişen ve büyüyen Cezayir’in iç piyasasının ihtiyacını karşılayacak. Bu yatırımla Cezayir’de doğrudan 1018 kişilik istihdam sağlayan Tosyalı, yeni temelini attığı filmaşin yatırımı da tamamlandığında 2014 yılı sonunda istihdamını 1.400 kişiye ulaştırmayı hedefliyor. Tosyalı Cezayir Tesisleri açılışında konuşan Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, “60 yılı aşkın bilgi birikimimiz ve güçlü sermaye yapımızla Türkiye’nin özel sektörde en büyük çelik boru üreticisiyiz. Bugün şirketimiz ve Türk çelik sektörü için tarihi bir gün. Bölge ülkelerde büyüme hedefimiz kapsamında Cezayir’in en büyük özel sektör yatırımını yapıyoruz. Türkiye ile ortak ve yakın bir tarihe sahip, aynı din ve aynı kültürü paylaştığımız Cezayir’deki serüvenimiz 30 yıl önce kurduğumuz ticari ilişkilerle başladı. Ülkeyi ve çevresini çok iyi tanıdık ve potansiyelini inceledik. Cezayir’e ve bizleri destekleyen yöneticilerine olan güven ve inancımız, bu güzel ülkenin gelişen ekonomisi, genç ve dinamik nüfusu bizi etkiledi. İşte bu

karşılıklı potansiyel ve var olan ilişkiler, tecrübemiz ve girişimci ruhumuzla birleşince bizi bugüne taşıyan süreci başlattı” dedi. Türkiye’den tesise 25 gemiyle makine ve ekipman geldi Fuat Tosyalı, 19 ayda işletme sermayesi dahil olmak üzere 750 milyon dolarlık bütçe ile tesisi tamamladıklarını belirterek şunları söyledi: “Bu eser 25 gemi ile Türkiye’den getirilen makina ve ekipmanla, 2000’den fazla Türk ve Cezayirli’nin direk çalıştığı, 100’den fazla Cezayirli tedarikçinin destek verdiği, tamamlanan ilk etabı 26 hektar olan ve yılda 1 milyon 250 bin ton sıvı çelik, 900 bin ton inşaat demiri üretecek, tamamen Türk teknolojisi kullanılarak üretilen makina ve ekipmanlar ile donatılmış bir projedir.” Tesisin Türkiye ve Cezayir’in dostluk ilişkilerinin artarak devam etmesini sağlayacağını belirten Tosyalı, “Bu tesisin Tosyalı Holding’in global bir şirket olma hedefine ulaşmasına katkı sağlamasının yanısıra, Cezayir’in kalkınmasına da büyük bir dinamizm katacağına inanıyorum” şeklinde konuştu. Tosyalı, “Bugün gururla ifade et-

mek istiyorum ki bir ülkenin sanayisinin gelişmişlik göstergelerinin başında yer alan yüksek teknoloji demir-çelik ürünlerini Tosyalı Holding olarak Türkiye iç pazarının yanı sıra 5 kıtada 70’den fazla ülkeye ihraç ediyoruz. Asya’dan Amerika’ya, Avrupa’dan Afrika’ya ve hatta Avustralya’da dahi Tosçelik ürünleri kullanılıyor. İhracatımızın toplam satışımız içerisindeki payını her geçen gün artırırken, mevcut durumda toplam satış hacmimizden yüzde 35 pay alıyoruz. Grubumuzun bu alandaki hedefi ihracatın toplam satışlardaki payını yüzde 50 seviyesine çıkartarak ülkemizin 2023 hedeflerine ulaşmasında üzerimize sorumluğu yerine getireceğiz. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a çok yoğun iş yüküne rağmen, davetimizi kırmayıp lütfederek, emeğimize ve alınterimize verdiği değer için tüm Tosyalı ailesi adına şükranlarımı arz ediyorum” diye konuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cezayir Başbakanı Abdelmalek Sellal Cezayir yatırımının ikinci ayağı olan Filmaşin tesisinin temelini de törenle attı.

Haziran 2013

39


DIŞ TİCARET

130 ülkeden, 2 bin 800 işadamı Ticaret Köprüsü’nde buluşuyor TUSKON’un Türkiye – Dünya Ticaret Köprüsü toplantısı başlıyor. 130 ülkeden bin 300 yabancı iş insanı geliyor. Her bir iş insanı ortala 18 görüşme yapacak. Program kapsamında toplam 20 bin görüşme yapılacak. Yabancı heyetler 58 ile gidecek. Türkiye-Dünya Ticaret Köprüsü 2013 etkinliği başladı. Programa 130 ülkeden bin 300′ü yabancı toplam 2 bin 800 iş insanı katılacak. 20 bin iş görüşmesi yapılacak. Her bir iş insanının yapacağı görüşme sayısı ortalama 18′e ulaşıyor. Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nun (TUSKON), Ekonomi Bakanlığı koordinasyonunda ve Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) desteğiyle düzenlediği inşaat, inşaat malzemeleri, mobilya ve ilgili makinelere yönelik ‘Türkiye-Dünya Ticaret Köprüsü 2013 etkinliği başladı. TUSKON Başkanı Rıza Nur Meral, Türkiye’nin tanıtımına büyük katkı yapan ve onlarca ülkenin iş dünyasını buluşturan, aralarında köprü kuran geleneksel etkinlikte binlerce iş görüşmesi yapılacağını söyledi. Meral, “130 ülkeden toplam 2 bin 800 iş insanı katılacak. Program 19 – 20 Haziran tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. TUSKON sistemi üzerinden gerçekleşen randevulaşmalara göre her bir konuk işadamı ortalama 18 görüşme yapıyor, toplamda 20 bin görüşme gerçekleşecek. Bu, tek çatı altında dünyanın en büyük eşleştirme toplantılarından bir tanesi. Konuklar, iş konuştukları işadamlarımız tarafından evlerinde de ağırlanabiliyor. Böylece kültürümüzü, konukseverliğimizi de görmüş oluyorlar. Birçok işadamı daha sonradan turistik amaçla da geliyor. Biz her yıl farklı kimseler gelsin diye farklı isimleri tercih ediyoruz. Katılmayan ülkeleri programı almaya gayret ediyoruz. Bu yıl Yeşil Burun Adaları’ndan, Cape Verde’den bile katılımcılar geliyor” diye konuştu.

40

Haziran 2013

Bin tercüman ayarlandı

TUSKON Başkanı Rıza Nur Meral’in verdiği bilgiye göre toplantılarda bin tercüman görev alacak. 30 dilde tercüme yapılacak. Bu diller arasında Urduca, Bahaice bile var. Katılımcılar, açılıştan sonra önce masa başı görüşmeler yapacak, izleyen günlerde iş yeri ziyaretleri yapılacak. Arkasından bağlantı ve ilgilere göre 58 ile heyetler halinde gidilecek. Rıza Nur Meral, şöyle konuştu: “Bizim işadamımız, sanayicimiz iş yerini göstermekten kaçınmıyor. Sa-

nayi casusluğu korkusu duymuyor. Türkiye’nin üretim gücü bu ziyaretlerde konuk işadamlarının dikkatini çekiyor. Türk işadamları kıskanç değil. Başka ülkelerde sanayi casusluğu var diye kimse tesisini açmaz. Türkiye böyle değil, paylaşımcı. Bu şekilde kazanıyoruz. İnsanlar buradan Türkiye hayranı ve Türk dostu olarak hafta sonu ayrılıyor. Bundan sonra ‘Yüzde 5 pahalı da olsa Türkiye’den alırız’ diyorlar. Afrika tarafında büyük iş potansiyeli var. Ortadoğu, Suudi Arabistan’da 250


bin konutluk proje gündemde. Fas’ta Endonezya’da, Güney Amerika’nın genelinde böyle bir ihtiyaç var. Türklerin bu konudaki başarıları dünya tarafından takip ediliyor ve ‘Gelin bize de yapın’ diyorlar. Onun için inşaat sektörünü önemli alanlardan biri olarak belirledik. İnşaatla ilgili ortaklıklar için gelenler de var. Bu konularda güzel bir birikim var, bunları almaya geliyorlar. Gelenler alım heyeti ve yüzde 99’u mal almaya geliyor. Ama biz buraya bir de ortaklık boyutunu ekliyor ve isterseniz bu ürünleri sizin ülkenizde de üretebiliriz diyoruz” dedi. Bu yıl gelenlerin 600′ü (toplam yabancı katılımcıların yüzde 43′ü) Afrika ülkelerinden. 170 katılımcı Asya Pasifik ülkelerinden gelecek. Dünyanın her tarafından katılım var. ABD’den 11 firma, Almanya’dan 4, Fransa’dan 14 firma geliyor. Rusya’dan da büyük katılım var. Bu ülkeden 30 firma temsilcisi buluşmaya geliyor.

Yılda iki kez yapılıyor

Meral, Ticaret Köprüsü toplantılarının yeni formatı hakkında da şu bilgileri verdi: “Ticaret Köprüsü eskiden yılda bir kez yapılırdı. Bir seferde binden fazla işadamını ağırlıyoruz. Gelenler çok etkileniyor. Türkiye’nin imajı oluştu. Sonra işin veriminin artması için sektörel olarak yılda iki kere yapmaya başladık. Yılın ilk yarısı ve ikinci yarısında (Mayıs-Haziran ve Eylül-Ekim) sektörlere ayırdık. Daha önce gıda ve tarım endüstrisi alanında yaptık. İnşaatı sonra tekstili, yaptık şimdi inşaatın ikincisini yapacağız. İnşaatın kendisi malzemesi makinesi ve mobilya var içinde. Biz TUSKON olarak ticaret heyetleri konusunda çok etkiniz. Yılda 400 civarında yurtdışına heyet gönderip 500 civarında da heyet ağılıyoruz. Bu yılda 900 heyet ediyor. Dünyanın her yerinden insan geliyor. 100 ülkeye gidiliyor ve 130 ülke ağırlanıyor. Yılın her hangi bir gününde 12 ülkede 15 heyetimiz olabiliyor. İnsanlar sürekli bir etkileşim

içindeler. Fikir alışverişi oluyor. Bunlar daha sonra işe dönüşüyor.” Osmanbey’in en önemli müşterisi Afrikalılar

Rıza Nur Meral, TUSKON’un Afrika faaliyetleri hakkında şu bilgileri verdi: “Biz Afrika ile ilk kez 2006’da program yapmıştık. 31 ülkeden 450 işadamı gelmişti. O güne kadar Afrika’yı kimse bilmiyordu. Üzerinden 7 yıl geçti şu anda Türkiye’yi çok iyi tanıyorlar. 2.5 milyar dolar ihracatımız vardı, şimdi 13 milyar dolara çıktı. Bu TUSKON’un ölçülebilir bir katkısı. Bizim dışımızda oraya fazla odaklana olmadı. Bu çalışmaların bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Afrika’da çok büyük iş imkanları var. Konut açığı var. İnşaat işleri büyük pazar. Türk işadamları kıtanın birçok ülkesinde önemli yatırım yaptılar, yapıyorlar. Türkiye’nin geniş tanıtımı sayesinde Osmanbey’in en önemli müşterisi Afrikalı alıcılar oldu.”

Haziran 2013

41


DIŞ TİCARET

Hedefi dünyada ilk 10 arasında olmak Elektrik tesisat sektörü alçak gerilim alanında binalar için konfor, güvenlik ve enerji verimliliğini artıran ürün ve hizmetler üreten VİKO, 2023 hedefleri doğrultusunda, sektöründe dünyada ilk 10 arasında olmayı hedefliyor.

Elektrik tesisat sektörü alçak gerilim alanında binalar için konfor, güvenlik ve enerji verimliliğini artıran yenilikçi ürün ve hizmetler üreten VİKO, sektöründe Türkiye’nin en büyük kuruluşu ve açık ara pazar lideri konumunda. İstanbul Sancaktepe’de bulunan toplam 60 bin metre kare kapalı alana sahip endüstriyel tesisleri, elektrik anahtar ve priz sektöründe dünyanın en modern ve en büyük tesisleri arasında kabul ediliyor. Pek çok yeni ürün pazara sunmak için AR-GE, tasarım ve markalaşma yatırımlarını sürdürdüklerini kaydeden

42

Haziran 2013

VİKO Genel Müdürü Nusret Kayhan Apaydın, Türkiye pazarında yüzde 60 gibi yüksek bir payla liderliklerini koruduklarını, satışlarının yüzde 40’ını yaklaşık 72 ülkeye ihraç ederek, dünya pazarında da yer aldıklarını söyledi. Geniş ürün portföyüne sahip VİKO’nun ürün portföyünde; akıllı bina otomasyon sistemleri, elektrik anahtar ve prizleri, grup prizler, aksesuarlar, alçak gerilim şalt ürünleri, sigorta kutuları, elektronik elektrik sayaçları ve otomatik sayaç okuma sistemlerinin (OSOS) yer aldığını söyleyen Apaydın, “Sayaç ürün gurubumuzda ise monofaze, trifaze ve kombi sayaçları yer alıyor. Ürünlerimizin çeşitliliği ve sahip oldukları özellikler, dağıtım şirketlerinin tüm ihtiyaçlarını karşılıyor. Ayrıca uzaktan sayaç okuma sistemleri için modem ve yazılım ürünlerimiz de mevcut. VİKO elektronik elektrik sayaçları, tüm ev, bina ve endüstriyel ihtiyaçlara güvenli, ekonomik ve garantili çözümler sunuyor” şeklinde konuştu. AR-GE merkesiz oldu VİKO; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 5746 sayılı kanun kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda 09.02.2012 tarihi itibarıyla AR-GE Merkezi olmaya hak kazandığını belirten Apaydın, “AR-GE ve teknoloji yatırımları bizim için vazgeçilmez öncelikler arasında. Yarının dünyasında ülkemizin hedeflediği noktalara ulaşabilmesi için tükettiğinden çok daha fazlasını üretmesinin ve özellikle dış pazarlara satmasının şart olduğunu düşünüyoruz. Dış pazarlarda rekabet edebilecek ve müşterilerin tercihini kaza-

nabilecek ürünleri pazara arz etmenin en etkin yolu ise inovasyon içeren başarılı tasarımlara imza atmaktan geçiyor. Bu nedenle VİKO kurulduğu günden beri AR-GE ve tasarım çalışmalarını kuruluşun odak noktası olarak görmüş ve ayrı bir önem vermiştir. Önceki yıllarda mütevazi bütçelerle yönetilen AR-GE birimimiz, bugün 56 mühendis ve tasarımcı kadrosu ile toplam bütçenin %2,3’ünü ayırdığımız önemli bir merkez haline gelmiştir. Üniversite iş birlikleri ise kuruluşumuz için ayrı bir önem taşıyor. Bu iş birliklerini bir sosyal sorumluluk konusu olarak ele almamızın yanı sıra özellikle tasarım ve AR-GE konularını kapsayan birçok alanda ülkenin önde gelen üniversiteleri ile iş birlikleri yürütüyoruz. Ayrıca, takdir edersiniz ki hiçbir başarı tesadüf değildir ve sistemli bir çalışmayı arkasında gizleyen madalyonun sadece sonuç kısmını oluşturur. VİKO büyüme yolculuğunun tüm aşamalarında toplam kalite yönetimine öncelik vermiştir. 1997 yılı toplam kalite yönetim sisteminin kurulduğu, 1998 yılı ise ilk çalışmaların meyvesinin ISO 9001 belgesi ile alındığı yıldır” ifadesinde bulundu. “Tanınmış Marka” statüsüne alındı 2000′li yıllarda VİKO olarak, toplam kalite yönetim çalışmalarını bir adım daha ileriye taşıyarak 2003 yılında Ulusal Kalite Hareketi’ne katılım kararı verdiklerini söyleyen Apaydın, “Bu noktadan itibaren çıkılan mükemmellik yolculuğunda 2005 yılında önemli bir başarı elde ederek VİKO EFQM mükemmellik modelinde TÜSIAD-Kalder tarafından verilen Ulusal Kalite Başarı Ödülü’nü almaya layık görüldük. 2008 yılın-


da sektörümüzde Turquality marka destek projesi kapsamına alınan ilk marka olmayı başardık. Yine aynı yıl ISO 14001 ve OHSAS 18001 belgelerini aldık. 2009 yılında ise Türk Patent Enstitüsü tarafından “Tanınmış Marka” statüsüne alındık” ifadelerini kullandı. Apaydın, “Elde ettiğimiz bu başarılar ve layık görülen ödüller, bu sistemlerin oluşturulması, oluşturulmasından öte performansa, müşterilere, çalışanlara ve topluma yansıyan mükemmel sonuçlara dönüşmesinin bir sonucu. Bizim için asıl başarı bu sistemleri kurup hayata geçirmek olsa da, alınan bu ödüller başarıyı tescil eden ve motivasyona dönüşen birer itibar aracını sembolize ediyor” dedi. “Sürdürlebilir vazgeçilmezimiz” Sürdürülebilirliği kurumsal değer olarak ele alan kuruluşumuz, ürünlerimizin tasarımından, üretimine, kurumsal sosyal sorumluluk projelerimizden, tesis işletmesine kadar tüm süreçlerde hepimiz sorumluyuz anlayışı ile sürdürülebilirliğe uygun davranmayı ilke edindiklerini vurgulayan Apaydın, “Sürdürlebilir vazgeçilmezimiz. Gelecek kuşaklara daha yaşanabilir bir dünya bırakmak ise hepimizin ortak sorumluluğu. Çünkü doğal kaynaklarımız hızla tükeniyor, çevre kirleniyor, enerji için yüksek bedeller ödüyoruz. Enerji verimliliği gerek ülkemiz ve gerekse tüm dünya için her geçen gün önem kazanan, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için alınacak sorumlulukların da önceliğini belirleyen bir kavram. Tüm bu nedenlerle enerji verimliliği ve doğal kaynakların bilinçli tüketimi konularında “Hepimiz Sorumluyuz” anlayışı ile yaşam faaliyetlerimizi yürütmek, sorumlu davranmak zorundayız” diye konuştu. “Enerji verimliliğinde bilinç ilköğretimden başlamalı”

Enerji verimliliği konusundaki bilincin henüz ilköğretim çağından başlaması ise kalıcı davranış ve sorumluluklar kazandırma konusunda önceliği oluştudunu ifade eden Apaydın, “Bu bakış açısı ile oluşturduğumuz ‘Aydınlık Bir Gelecek İçin’ projemizi, ilk ve ortaokullarda enerjinin etkin kullanılması, öğrencilere enerji verimliliği konusunda bilinç kazandırmak amacıyla uygulamaya başladık. Projede ilk olarak İstanbul’daki yaklaşık 1.450 okul temsilcisi öğretmene yönelik olarak “Okul Enerji Yöneticisi” eğitimi gerçekleştirdik. Buradaki amaç proje kapsamında okullarda yürütülecek çalışmaların bilinçli ve bu alanda eğitimli, sorumlu bir öğretmen tarafından yürütülmesini sağlamaktı. Yeni öğretim yılının başlaması ile birlikte de öğrencilerin projeye aktif katımını sağlamak amacı ile okullarda “Enerji Verimliliği Kulüpleri” kuruldu. Enerji yöneticisi eğitimini almış eğitimciler, kendi okullarında diğer öğretmenler, öğrenciler ve velilerin de bulunabildiği “Enerji Takımları”nı kurarak projenin uygulama basamaklarını hayata geçirmeye başladılar. Ayrıca, projenin iletişimini daha etkin kılmak amacı ile aydinlikbirgelecekicin.com uzantılı bir de web sayfası oluşturmuş bulunuyoruz. Projemizin önemli bir sürecini de VİKO Çocuk Tiyatrosu üstlenmiş bulunmakta. VİKO

Çocuk Tiyatrosu tarafından sergilenen ‘Aydınlık Bir Gelecek İçin’ adlı oyun ile öğrencilerin eğlenerek öğrenmelerini amaçlıyoruz. Tiyatro oyunumuz; enerji verimliliği, doğal kaynakların korunması, geri dönüşüm ve elektrik kaynaklı ev kazalarına karşı korunma konularını içeriyor. VİKO Çocuk Tiyatrosu, 2012 Nisan ayından bu yana 180 okulda yaklaşık 150.000 öğrenci ile buluştu. Çocuk tiyatromuz şu sıralarda Üsküdar ilçesi okullarında gösterim yapıyor ve İstanbul’daki tüm ilçeleri dolaşarak 1 milyon öğrenciye ulaşmayı hedefliyor” şeklinde konuştu. “Hedef dünyada ilk 10” Nusret Kayhan Apaydın, “Vizyonumuzda ifade ettiğimiz gibi 2023 yılına kadar alçak gerilim sektöründe dünyadaki ilk 10 firmadan biri olma hedefimize ulaşmak için stratejik planlarımızı sürekli gözden geçiriyoruz. 2013 yılında da bu vizyon doğrultusunda büyüme yolculuğumuza devam edeceğiz. VİKO, Türkiye’nin uluslararası arenada sektöründe liderliğe ulaşabilmiş ender markaları arasında ve bunu çok önemsiyoruz. Çünkü VİKO markası sadece Türkiye’de değil pek çok ülkenin anahtar priz sektöründe söz sahibi olan marka konumuna gelmiş durumda. Üstelik bu başarı, çok güçlü uluslararası ve yerel markaların varlığına rağmen gerçekleşmiştir. Ülkemizin, dünyanın en büyük ekonomileri arasına girme vizyonuna ulaşmak için, VİKO gibi daha pek çok markaya ihtiyacı olduğunu tekrar vurgulamak gerekir. Markamızı daha güçlü ve daha değerli hale getirmek, ülkemizi dünya pazarlarında gururla temsil etmek için vizyonumuzun gerektirdiği şekilde tasarlamaya, üretmeye ve çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerinde bulundu.

Haziran 2013

43


İNŞAAT

ÇUKUROVA TOWER YATIRIM DEĞERİ İLE DÜNYAYI KENDİNE ÇEKİYOR de 5’i hemen, yüzde 30’u teslimde ödenip kalan yüzde 65’lik kısım için alınacak banka kredisi bir yıl ertelenebiliyor. Çukurova Tower’da stüdyo daireler 142 bin TL, 1+1’ler 207 bin TL, 2+1’ler 350 bin TL, 3+1’ler ise 565 bin TL’den başlayan fiyatlarla satışa sunuluyor.” Kentsel dönüşüm, Kadıköy-Kartal arasını 20 dakikaya indiren ve Sabiha Gökçen Havaalanı’na kadar uzatılacak olan metro, dünyanın en büyük adliye sarayı olan Kartal Adliyesi gibi pek çok faktörün etkisiyle prim potansiyeli çok yüksek olan Çukurova Tower, Ekim 2014’te teslim edilecek.

İstanbul’un yeni cazibe merkezi Kartal’da her hafta bir kat yükselerek hızla ilerleyen Çukurova Tower, dünyanın dört bir yanındaki yatırımcılardan yoğun ilgi görüyor. Sabiha Gökçen Havaalanı’na 15 dakika, metroya 2 dakika mesafede konumlanan deniz ve adalar manzaralı Çukurova Tower’dan Almanya, İngiltere, İsveç, Hindistan ve Hollanda gibi pek çok farklı ülkede yaşayan Türk vatandaşları konut satın aldı. Çukurova Tower’dan sadece yüzde 1 peşinatla, taksitleri seneye ödemeye başlayarak ev sahibi olmak mümkün. Dünya standartlarındaki kalitesi ve merkezi konumuyla fark yara-

44

Haziran 2013

tan Çukurova Tower, 36 katta toplam 253 konuttan oluşan bir residence projesi. Çukurova Tower’dan sadece 1.420 TL peşinatla ve taksitleri seneye ödemeye başlayarak lüks bir ev sahibi olma fırsatı sunduklarını belirten Çukurova Gayrimenkul Satış Müdürü Nuray Yıldız, projede uygulanan kampanyayı şöyle anlattı; “Yüzde 1 peşinatla konutunu alanlar, peşinatın yüzde 12’sini bir yıl sonra, kalan yüzde 12’sini ise teslimde ödüyorlar. Yüzde 75’lik kısım için de projeye özel faiz oranlarıyla ve 120 aya varan vadelerle kredi alınabiliyor. Bir diğer alternatifte ise peşinatın yüz-


YALITIMLI BİNADA SOĞUTMA GİDERİ YÜZDE 50 AZALIYOR Yaz sıcaklarının kendini iyiden iyiye hissettirdiği bugünlerde aşırı sıcaklardan bunalanlar klima ve vantilatör kullanarak serinlemeye çalışıyor. Ay sonunda gelen elektrik faturaları ise cep yakıyor. Kavurucu yaz sıcaklarıyla mücadele etmek için daha ekonomik çözümler bulmak gerekiyor. XPS Isı Yalıtımı Sanayicileri Derneği ısı yalıtımı yaptırarak soğutma giderlerinin yüzde elli azaltılabileceğini belirtiyor Bütün bir kış özlemini çektiğimiz yaz en sonunda geldi. Aşırı sıcaklara karşı serinlemek isteyenler klima ve vantilatörleri çalıştırmaya başladı bile. Ay sonunda gelen elektrik faturaları ise doğalgaz faturalarını aratmıyor. Hem aşırı sıcaklardan etkilenmemek hem de yüksek elektrik faturası ödememek istiyorsanız çözüm aslında çok basit. XPS Isı Yalıtımı Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Yörük aşırı sıcaklardan korunmak ve soğutma giderlerini yüzde elli azaltmak için binalara ısı yalıtımı yapılması gerektiğini söylüyor. XPS Isı Yalıtımı Sanayicileri Derneği Başkanı Ertuğrul Yörük, “Toplum genelinde ısı yalıtımının sadece soğuktan korunmak için gerekli olduğu düşünülüyor. Oysa ısı yalıtımı sıcaklarla da mücadele ederek enerji tüketimini yarı yarıya düşürüyor ve serin bir yaz

geçirilmesini sağlıyor. Tüketiciler tam doğalgaz faturası derdinden kurtulduk derken yazın da elektrik faturalarıyla baş etmek zorunda kalmak istemiyorlarsa binalarına ısı yalıtımı yap-

tırmalı. Üstelik bir binayı soğutmanın ısıtmaktan çok daha zor ve masraflı olduğunu düşündüğümüzde, ısı yalıtımının yazın sağladığı avantajlar daha net görülüyor ” diye konuştu.

Haziran 2013

45


KENTSEL DÖNÜŞÜM

Çevre Dostu Hayallerin Yükselen Projesi; İstanbloom

İnşaat sektöründe 20 yılı aşkın süredir güvenliği, konfor, kalite ve estetiği müşterileriyle buluşturan Esin Yapı’nın gözde projesi İstanbloom, enerji verimliliğine gösterdiği titizlikle konut sahiplerinin de tasarruf etmelerini sağlıyor. Gücünü doğadan alan proje sağladığı tasarrufun yanında şehrin ortasında sakin ve konforlu bir yaşam sunuyor. ABD’deki Çevre Dostu Binalar Konseyi tarafından verilen LEED sertifikasının bütün gerekliliklerini sağlayan enerji yönetimi ve çevreci duruşu ile gerçek bir akıllı bina İstanbloom Zincirlikuyu’da yükselmeye devam ediyor. Altyapı sisteminde iklimlendirme, havalandırma ve izolasyon konularında sağladığı tasarruflu çözümleriyle aidat tutarlarını da düşüren akıllı proje İstanbloom, 5600 m2 yeşil alanda eşsiz kat bahçeleri ile yoğun şehir yaşantısının ortasında sessiz, sakin ve konforlu bir yaşam vadediyor. istanbloom’da %100 taze hava

Istanbloom, çift cidarlı cephe ile kendi içinde yarattığı iklimlendirme sayesinde tüm gün bina içinde temiz hava sirkülasyonu sağlıyor. Frekans kontrollü havalandırma sistemi karbondioksit ve karbon monoksit sensörleri sayesinde %100 taze hava sağlarken konut sahipleri istenilen konforda ye-

46

Haziran 2013

terli oksijen alıyor. Uluslararası standartlara uygun ses izolasyonlu cihazlar konut sakinlerini rahatsız etmezken maksimum izolasyon ve ısı geri kazanım sistemiyle enerjide de yüzde 20 tasarruf elde ediliyor. güneş enerjisi ile maliyetsiz aydınlatma

İstanbloom’da güneş kollektörle-

rinden elde edilen elektrikle genel mekânların maliyetsiz aydınlatılması sağlanıyor. Bina çatısı ve dış cephede kullanılan malzemeler ise güneş ışınları emisyonundan koruyor. İstanbloom temiz enerji ile aynı elektrik gerilimini muhafaza ederek elektrikli cihazların aydınlatma armatürlerinin ömürlerini de uzatmayı unutmuyor.


İNŞAAT

İhtiyaç ve konutta kredi talebi ikiye katlandı Karşılaştırma sitesi Enuygun.com’un analizine göre, 2013 yılının ilk beş ayında konut ve ihtiyaç kredilerine olan talep, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre iki kat arttı. Buna karşılık, yılın ilk beş ayında gerçekleşen kredi büyümesi, geçen yıla göre, ihtiyaç kredilerinde yüzde 70, konut kredilerinde ise yüzde 170 olarak gerçekleşti. Enuygun.com’un gerçekleştirdiği analizde, TCMB verilerinin yanı sıra www.enuygun.com üzerinden kredi taleplerini bankalara yönlendirmeyi tercih eden kişi sayıları incelendi. Verilere göre, 2012 yılının ilk beş ayı içerisinde Enuygun.com üzerinden bankalara yönlendirilen ihtiyaç kredisi talepleri aylık ortalama 100 bin kişi iken, bu sayı 2013 yılının ilk beş ayında ortalama olarak 200 bin kişiye yükseldi. Aynı dönem içerisinde konut kredilerinde yönlendirilen ortalama talep sayısı ise aylık 8 binden 15 bine yükseldi.

TCMB verilerine göre, 2012 yılının ilk beş ayında aylık ortalama 750 milyon TL büyüyen konut kredisi hacminde bu yılki aylık artış 2 milyar TL’nin üzerine çıktı. İhtiyaç kredilerindeki aylık ortalama büyüme artışı ise aynı dönem içerisinde 1 milyar 270 milyon TL’den 2 milyar 150 bin TL’ye yükseldi. TCMB verilerine göre konut kredilerine uygulanan faiz oranlarının geçen senenin ilk beş ayında yüzde 13-14 aralığında, bu yılın ilk beş ayında ise yüzde 8,5-9,5 aralığında olduğunu belirten Enuygun.com Baş Analisti Be-

tül Sungurlu, “İhtiyaç kredilerinde ise yüzde 19’lardan yüzde 13’lere varan faiz düşüşleri oldu. Türkiye’de konut kredileri tarihi dip seviyeye indi. İhtiyaç kredilerinde ise 2011 yılı içerisinde faiz oranları yüzde 12’lerin de altındaydı ama şu anki oranlar tarihi dip seviyeye oldukça yaklaştı diyebiliriz. Her durumda, konutta da ihtiyaçta da, mevcut faiz oranları ile kredi kullanma ihtiyacında olan kişiler tereddüt etmeden kredi kullanabiliyor” dedi.

48

Haziran 2013


Haziran 2013

49


İŞ FİKİRLERİ

İŞE ALIMLARDA DENEYİM, EĞİTİMDEN DAHA ÖNEMLİ ÇIKTI Randstad, workmonitor araştırması ile iş dünyasının nabzını ölçmeye devam ediyor. Türkiye’nin de dahil olduğu 32 ülkeyi kapsayan yılın ikinci araştırmasında yeni bir iş bulmada eğitimden ziyade deneyimin daha önemli olduğu ortaya çıktı. Araştırmaya katılan işveren ve çalışanların yüzde 81’i, yeni bir iş bulmada eğitimden ziyade deneyimin önemli olduğunu söylerken, küresel olarak çalışanlarda işini kaybetme korkusu gözlemlendi. Genç ve yaşlı istihdamı, kişisel motivasyon, iş gücü dolaşımının da ölçümlendiği ikinci workmonitor sonuçlarına göre çalışanların işsiz kalmaktansa, eğitim düzeyinin altında ya da geçici bir işte çalışmayı tercih edeceği ortaya çıktı. Dünyanın lider insan kaynakları danışmanlık şirketlerinden Randstad, Avrupa, Asya Pasifik ve Amerika kıtalarını içeren, Türkiye’nin de dahil olduğu 32 ülkeyi kapsayan yılın ikinci workmonitor araştırmasını yayınladı. 10 yıldır aralıksız olarak yılda 4 kez iş dünyası eğilimlerinin ölçümlendiği araştırma sonuçlarına göre, uygun bir iş bulmada deneyimin eğitimden daha önemli olduğu ortaya çıktı. Araştırmaya katılan işveren ve çalışanların yüzde 81’i, yeni bir iş bulmada eğitimden ziyade deneyimin daha önemli olduğuna inandığını söyledi. On binlerce çalışanın katıldığı araştırmada en çok deneyimli işçi arayan ülke % 92 ile Çin olurken, Hindistan ve Birleşik Krallık % 91 ile ikinciliği paylaştı. Türkiye’de ise bu oran % 85 olarak ölçümlendi. Danimarka ve Norveç’te çalışanların yarısı ise eğitime karşı deneyimin ağır bastığına inanıyor. İŞ BULMA GENÇLER İÇİN Mİ? YAŞLILAR İÇİN Mİ DAHA ZOR? İş dünyasında önemli bulguların ve ilgi çekici sonuçların ortaya çıktığı Workmonitor araştırmasında, küresel olarak araştırmaya katılanların üçte ikisi, 25 yaşın altındaki gençlerin uygun bir iş bulmada her geçen gün daha da zorlandığını belirt-

50

Haziran 2013

ti. X kuşağının ardından Y kuşağının da iş hayatına girmesi ile birlikte üç farklı kuşaktan insanın birlikte çalıştığını ve hızlı bir değişimin başladığını söyleyen Randstad Türkiye Genel Müdürü Altuğ Yaka, “Günümüz iş dünyasına baktığımızda teknolojinin damgasını vurduğu, 3 kuşaklı şirketlerin arttığı, önemli bir dönüşümün başladığı dönemece girdik. Yılın ikinci workmonitor araştırmasında 25 yaş altındaki gençlerin deneyimleri nedeni ile iş bulmakta zorluk çektiği ortaya çıksa da, küresel olarak şirketlerin dörtte üçü genç çalışanları istihdam etmek istiyor. Meksika, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya Norveç ve Türkiye’deki şirketlerin % 80’den fazlası gençlerle yürümeyi, Macaristan, Singapur, ABD, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Doğu Avrupa’da ise 25 yaş üstü, deneyimli çalışanlarla ilerlemeyi düşünüyor. Araştırmadaki diğer önemli bir bulgu ise küresel olarak gençlerin % 80’lik bir bölümü genellikle eğitim seviyelerinin altındaki işleri kabul etmesiydi” açıklamasını yaptı. “İŞSİZ KALMAKTANSA GEÇİCİ BİR İŞİM OLMASINI TERCİH EDERİM” Tüm dünyada çalışanların neredeyse % 75’i geçici işlerin kadrolu iş için bir atlama taşı olabileceğini düşünüyor. Bu düşüncenin en fazla olduğu ülkelerin başında % 89’la Malezya, % 88’le Fransa ve Polonya geliyor. Geçici iş ilişkisine Çek Cumhuriyeti, Yunanistan ve Macaristanlı çalışanların sıcak bakmadığını belirten Altuğ Yaka, “Küresel olarak çalışanların % 70’ten fazlası geçici işin, kadrolu işe geçişte bir atlama taşı olabileceğini düşünüyor ve işsiz kalmaktansa geçici bir işlerinin olmasını tercih edeceklerini belirtiyor. Türkiye’de de bu oran % 79’la hayli yüksek. Öte yandan mobilite, internet ve sosyal ağ kullanımının yaygınlaşması ile çalışanlar istihdam şirketlerine daha fazla

yönelmeye başladı. Mobilite merkezli yaşam sürecinde, neredeyse kimseyi masa başında yakalayamadığınız bugünlerde iş başvuruları artık cep telefonlarından, tabletlerden gerçekleştiriliyor. Dünya genelinde iş bulmak için yaklaşık her 10 çalışandan 8’i bu altyapıya sahip olan istihdam şirketini tercih ediyor. Bu oran Brezilya’da % 93, Meksika’da % 89, İspanya’da % 87, Türkiye’de % 79, İsveç’te 55, Almanya’da ise % 56” dedi. İŞİNİ KAYBETME KORKUSU ARTIYOR Workmonitor araştırmasında öne çıkan diğer bir konu ise iş sürekliliğindeki güven üzerineydi. Küresel olarak işinin güvende olduğuna inananların sayısı oldukça düşük çıktı. Ekonomik koşulların kötü olduğu Yunanistan’daki çalışanların % 94’ü işlerinin güvencede olmadığını belirtirken Macaristan % 93 ile ikinci sırada, İspanya ise % 91 ile üçüncü sırada yer aldı. Türkiye’de ise bu oran % 75’i geçmedi. Brezilya, Norveç ve İsveçli çalışanlar ise diğer ülkelere nazaran kendilerini daha güvende hissettiklerini belirtti.


Lojistikte Bölgesel Üs Olacağız

10. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda Türkiye’nin 2018′e kadar lojistikte bölgesel bir üs haline getirilmesi hedefleniyor. Hükümetin TBMM’ye gönderdiği 2014-2018 yıllarını kapsayan 10. Kalkınma Planında ulaştırma ve lojistikte yeni hedefler ortaya kondu. 2018 yılında bölünmüş yol uzunluğunun 25 bin 272 km’ye, otoyol uzunluğunun 4 bin km’ye, demiryollarında konvansiyonel ana hat uzunluğunun 10 bin 556 km’ye, hızlı tren hat uzunluğunun 2 bin 496 km’ye, denizyolların-

da konteyner taşımacılığının 13.8 milyon TEU’ya, Türk bayraklı deniz ticaret filosunun 14 milyon DWT’ye, havayollarında ise 232 milyon yolcu kapasitesine ulaşması planlanıyor. Plana göre, Türkiye’nin lojistik üs haline getirilmesi için ulaştırma türleri ve koridorları, lojistik merkezler ve diğer lojistik faaliyetleri ile bütünleşik lojistik master planı hazırlanacak. Bu çerçeve-

de lojistik merkezler için rehber niteliği taşıyacak şekilde Türkiye’nin ulaştırma alternatiflerini gösteren ulaştırma koridor haritaları çıkarılacak. Lojistik merkezlerin ülke genelinde planlaması ve yatırımlarında; bölgesel potansiyel ve ihtiyaç dikkate alınacak. Lojistik pazarında faaliyet gösteren firmaların yeterli ölçek büyüklüğüne ulaşması desteklenecek.

Haziran 2013

51


LOJİSTİK

2023 için 500 milyar dolarlık (350 milyon ton) ihracat hedefine uygun lojistik alt yapı yok

Türkiye genelinde 2013 ihracat performansında sınırlı bir iyileşme gerçekleşeceğini beklemekteyim. Avrupa pazarlarından Ortadoğu, Orta Asya, Kafkasya ve Amerika pazarlarına yöneliş olacaktır. Özellikle geliri yüksek doğu, kuzey ve güney tarafı ülkeler bazında çalışmalar gerçekleştirilecektir. Bu noktada kamu kesimine büyük rol düşmektedir. Söz konusu ülkelerde ticari gelişme neredeyse tümüyle siyasi gelişmelere bağlıdır. 2013 yılında 2008 yılının ekonomik rakamlarına tekrar ulaşılacağını öngörmekteyim. Ancak 2023 için konulan 500 milyar dolarlık (350 milyon ton) ihracat hedefine uygun bir lojistik altyapı yoktur. Bu çerçevede ülke-

52

Haziran 2013

mizde sektörü büyütecek esas faktör, lojistik alt yapının doğru bir şekilde planlanması ve gerçekleştirilmesidir. Diğer taraftan lojistik eğitimin kalitesi ve sektör gereksinimleri karşılamaya uygunluğu açısından önemli eksiklikler vardır. Öncelikle ders programları ve içerikleri ideal bir tasarımdan ziyade dersi verebilecek öğretim elemanlarının niteliklerine göre düzenlenmektedir. Sektörel gereksinimlerin alınması ve buna göre bir eğitim sistemi tasarımı konusundan ciddi eksiklikler vardır. Bunun yanı sıra farklı üniversite programları arasında bir eş güdüm sağlanamadığı gibi staj gibi pratik uygulamaların da etkin ve verimli bir şekil-

de yapıldığı söylenemez. Hemen hemen hiçbir laboratuvar uygulamasına rastlanmamaktadır. Ayrıca lojistik mezunlarının lojistik sektöründe yer alması zaman alacağından Türk lojistik sektörünün bilimsel bir kimlik kazandığını söylemek için daha erkendir. Lojistik konusunda yetkin öğretim üyesi bulunması ve eğitimcinin eğitimidir. Doçentlik bilim dalları ve alanları arasında Lojistik olmadığı gibi, genelde farklı alanlardan gelenler öğretim görevlisi ve üyesi olmaktadır. Lojistik eğitimindeki belki de en başta gelen sorun lojistik kökenli öğretim elemanı eksiği ve mevcutların hizmet içi eğitimidir. Artan üretim ve ticaret hacmine paralel olarak artan lojistik faaliyetler etkin bir şekilde düzenlenmezse daha fazla karbon emisyonu salınımına, gürültüye ve verimsiz arazi kullanımına yol açacaktır. Örneğin Avrupa Birliği Beyaz Kitabında belirtildiği gibi tüm taşımaların %71’i petrole bağlıdır ve karayolu taşımacılığı sektöründe bu rakam %97’e yükselmektedir. Petrol rezervleri azalmakta ve petrol ürünleri pahalılaşmaktadır. Yük taşıtlarının, sessiz ve temiz taşıta (clean vehicle) dönüşüm olanağı sınırlıdır ve kısa vadede radikal bir dönüşüm beklenmemektedir. Lojistik sektöründe iklim dostu ve sağlık riskini azaltan stratejiler izlenmelidir. Geleceğin taşımacılığı sessiz, temiz, etkin, verimli ve iklim dostu olmalıdır. Türkiye lojistik sektörü açısından duruma bakıldığında bir duyarlılık olduğundan bahsedebiliriz ama strateji, plan ve proje anlamında fazla bir gelişme yoktur. Konuya kısa vadeli bakılmakta ve bu tür çalışmalar rekabet avantajı değil, bir masraf kalemi olarak görülmektedir. Bazı firmalar ISO 14.000 belgesi almakta, karayolu taşımacılığını kısmen demiryolu taşımacılığına dönüştürmek istemektedirler. Görüldüğü gibi sektörün sorunları çoktur ama bu sorunların birlikte çözümleyeceğimize olan inancımız tamdır.


Uluslararası havayolu taşımacılığında dijital sisteme geçiliyor… “e-konşimento”, Türkiye’de ilk kez Turkish Cargo ve Mars Hava ve Deniz Kargo tarafından uygulanıyor… “e-freight” ismiyle ithalat ve ihracat için gerekli tüm belgelerin dijital ortamda iletilmesini sağlayan sistem, IATA (Uluslararası Hava taşımacılığı Birliği) üyesi tüm havayolu ve taşıyıcı firmalar tarafından kullanılacak. 1 Nisan 2013 tarihinde resmen yürürlüğe giren “e-awb (e-konşimento)” sistemi, ithalat ve ihracat işlemlerinin dijital ortamda çok daha hızlı ilerlemesini sağlayan e-freight sisteminin en önemli ve ilk adımı. Sistem, Türkiye’de ilk olarak sadece Turkish Cargo ve Mars Hava ve Deniz Kargo tarafından uygulanıyor. Dijital sisteme geçiş sürecinde 25 Mart 2013 tarihinde, aralarında Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda, Dubai, İngiltere, Hong Kong ve Seul’un de bulunduğu 9 ülkede pilot uygulama başlatılan sistem ile ilgili maddeleri oluşturmak adına IATA tarafından oluşturulan 21 uluslararası firmanın yer aldığı komitede, Türkiye’den Turkish Cargo ve Mars Hava ve Deniz Kargo yer aldı. Yeni dijital sistem ile amaçlanan, işlemleri daha hızlı ilerleterek ola-

sı hataları önceden tespit edip sorunsuz bir süreç sağlamak. Sistem ayrıca gereksiz evrak sarfiyatının önüne geçerek çevreyle dost bir tutum sergiliyor. Mars Hava ve Deniz Kargo adına konuşan Genel Müdür Selmin Kahraman “ Bu sistem ile işlemler artık çok daha hızlı. Evraklarda bulunan hatalar, yük teslim edilmeden fark edilebildiği için hem zamandan tasarruf etmiş hem de olası mağduriyetleri engellemiş oluyoruz. Üstelik konşimentolar kağıda basılmadığından proje, hem çevre dostu hem de IATA’nın maliyetleri düşürme beklentisini ciddi anlamda karşılayan bir yatırım olma özelliğine sahip. Öte yandan, sistemi Türkiye’de ilk olarak Turkish Cargo ve Mars Hava ve Deniz Kargo’nun uyguluyor olması bizim için son derece gurur verici. Bu çalışma için tercih edilme nedenimizde, teknolojik olarak kendimizi sürekli yenilememiz ve teknolojiye ciddi yatırımlar yapmamızın önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Örneğin, bu projenin hazırlık çalışmaları yaklaşık 6 yıl sürdü ve bu süre zarfında, kullanılan mevcut sistemleri projeye uygun hale getirmek için önemli çalışmalar

gerçekleştirildi.” şeklinde konuştu. 5 kıtada 72 ülkede 247 ofisi ve 5433 çalışanı bulunan uluslararası network kuruluşu WIN’in (World Independent Network) kurucu üyesi Mars Hava ve Deniz Kargo, sahip olduğu IATA ve FIATA belgeleriyle tüm dünyadaki havayolu şirketlerinin tamamıyla çalışmakta ve kalifiye personeli ve sağlam alt yapısı ile konsolide, ekspres, kapıdan kapıya, refakatli taşıma, komple taşıma ve multi-modal taşıma hizmetleri sunmaya devam etmekte.

MARS LOGISTICS, ARTIK ISO 10002 STANDARDINDA! Kara, hava, deniz ve demiryolu nakliyesi, fuar ve etkinlik lojistiği, proje taşımacılığı, gümrükleme, sigorta, depolama ve diğer tüm lojistik hizmetlerini kusursuz olarak sunan, sektörde sayısız farklılıklar yaratan, sürekli büyüyerek müşterilerine yenilikler sunan Mars Logistics, sahip olduğu (ISO 9001, ISO 14001 ve OHSAS 18001) yönetim sistemleri standartlarına son olarak ISO 10002 Müşteri Memnuniyeti Standardı’nı ekledi. Günümüzde global ticaretin yaygınlaşması rekabet şartlarını sertleştirmekte bu durum kuruluşların en önemli varlık sebebi olan müşteri kavramını daha da önemli kılmakta ve müşterilerin beklenti ve şikayetlerine gösterilen hassasiyeti arttırmaktadır. Mars Logistics, sektöründe daha iyi

ve daha güvenilir hizmet vermek amacıyla ISO 10002 Müşteri Memnuniyeti Standardı kapsamında, şirket içerisinde uygulanmakta olan müşteri geri bildirim sürecinin mevcut durumunu gözden geçirmiş ve sadece şikayetlerin değil, Mars Logistics’e ulaştırılan her türlü geri bildirimin daha sistematik, daha güvenilir ve müşteri taleplerine anında cevap verilebilecek şekilde yeniden düzenlenmesi sağlamıştır. Bu çalışmalar süresince Mars Logistics, web sitesinde müşteri geri bildirim sürecini anlatan bir kılavuz yayınlanmış, şirkette ilgili bölümlerde kullanılan tüm dokümanlar gözden geçirilmiş, şirket içinde kullanılmakta olan yazılımlar standardın gerekliliklerine göre yeniden tasarlanmış ve şirket çalışanlarına eğitimler verile-

rek müşteri memnuniyeti konusundaki bilinç düzeyinin arttırılması sağlanmıştır. Lojistikte farklılıklar yaratan, sürekli büyüyerek müşterilerine yenilikler sunan Mars Logistics için müşterilerini dinlemek, ihtiyaç ve beklentilerini anlayabilmek çok önemlidir. Bu nedenle, müşteri odaklılık bilincine sahip Mars Logistics çalışanları, tüm geri bildirimlerin birer değişim ve sürekli iyileştirme fırsatı olduğuna inanmaktadır. Geri bildirimler yoluyla elde edilen bilgiler, süreçlerin ve sunulan hizmetin geliştirilmesini esasına dayanan ISO 10002 Belgesi, “liderlik konumunu sürdüren bir marka olma” vizyonuyla hareket eden Mars Logistics’in yerel ve uluslararası rekabet gücünü daha da arttıracaktır.

Haziran 2013

53


LOJİSTİK

FIATA Başkanı Stanley Lim:

“Dünya Türkiye’yi konuşuyor” 13-18 Ekim 2014 tarihleri arasında ikinci kez UTİKAD’ın ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilecek FIATA Dünya Kongresi kapsamında yürütülen çalışmalara katılmak amacıyla İstanbul’a gelen Uluslararası Taşıma İşleri Organizatörleri Dernekleri Federasyonu-FIATA Başkanı Stanley Lim, lojistik sektörü ve kongreye yönelik değerlendirmelerde bulundu. UTİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Erkeskin,Yönetim Kurulu Üyesi Hacer Uyarlar ve Kosta Sandalcı ile birlikte basın mensuplarının dünya lojistik gündemine yönelik sorularını yanıtlayan FIATA Başkanı Stanley Lim, “Türkiye ekonomik ve lojistik performansı ile tüm dünyada dikkat çekiyor. Dünya sizi konuşuyor” dedi.

54

Haziran 2013

Her yıl farklı bir kıtada yapılan FIATA dünya kongresinin 2014 yılında İstanbul’da gerçekleştirilmesinde Türkiye’nin performansın etkili olduğunu kaydeden Stanley Lim, şöyle konuştu. “İstanbul’un Avrupa, Orta Doğu, Kafkaslar ve Afrika’nın kesişen noktası ve bağlantı yollarının üzerinde bulunması kongrenin ikinci kez İstanbul’da yapılması konusun-

da FIATA’yı cezbetti. Türkiye, yakın gelecekte tamamlanacak yeni ulaşım koridorları ve gümrük geçişlerinin kolaylaştırılması ile birlikte çok ciddi ve kullanıma hazır lojistik potansiyele sahip bir ülke olacak.Türkiye, bugün dünyayı İstanbul üzerinden Karadeniz’e, Karadeniz’den de Kafkaslar ve Orta Asya’ya bağlıyor. Liman imkanları ve multimodal taşıma


sistemleri alanında önemli çalışmalar yapılıyor. Yine multimodal taşımacılıkta liman ve demiryolu bağlantılarının çok güçlü olduğunu görüyoruz. İstanbul bütün bu özellikleriyle lojistik anlamda önemli fırsatlar sunan bir şehir. Bu kongre Türkiye’nin yakaladığı dinamizm ve büyümenin, lojistik alandaki fırsatların, artan yatırımların lojistik dünyasına aktarılması açısından önemli bir imkan sunacak. FIATA olarak, İstanbul’da bin 200’ün üzerinde katılımcıyı ağırlayabilecek çok geniş katılımlı ve çok güçlü bir kongre gerçekleştireceğimize inanıyorum. İstanbul’un çok geniş bir hinterlandı var. Hemen yakınında Avrupa Birliği Ülkeleri, Kafkaslar ve Afrika ile çok geniş bir coğrafyaya açılıyor. Bu Türkiye ve Türk taşımacılık ve lojistik sektörü açısından büyük bir fırsat.” ALTYAPI YATIRIMLARI VE PROJELER İLGİ ODAĞI

Türkiye’nin inovasyon ve teknoloji açısından sürekli büyüyerek geliştiğini ve lojistik sektörünün paydaşları için son derece önem taşıyan altyapı yatırımlarıyla dikkat çektiğini vurgulayan Stanley Lim, “Türkiye sadece ekonomisi ile değil ulaştırma alanına yapılan büyük yatırımlarla da dikkati çekiyor. Proaktif, girişken bir hükümet ve bakanlık var. Altyapı konusunda ciddi yatırımlar ve yeni projeler yapılıyor. Lojistik ekonominin en önemli unsurlarından biri oldu. Ekonomiler büyüdükçe lojistik sektörü de büyüyor. Ekonomik büyüme ile birlikte mutlaka lojistik altyapının çeşitlendirilmesi, inovasyona önem verilerek teknik altyapının geliştirilmesi ve dünya dinamiklerinin çok iyi takip edilmesi gerekiyor” dedi. Küresel ekonomide yaşanan sorunların sektöre yansımalarını da değerlendiren Lim, “2013 yılında dünyada bir toparlanma ve az da olsa bir büyüme görüyoruz. Ancak bu durum günümüz için pozitif fakat hiçbirimiz için yeterli olmadığı ortadadır. Şu anda küresel ekonominin büyüyeceğine yönelik sinyallerin gelmesi ise bizleri geleceğe yönelik az da olsa umutlandırıyor.”şeklinde konuştu. 2023 HEDEFİNDE ANAHTAR:LOJİSTİK OLACAK

Türkiye’nin 2023 yılı hedefleri-

ne ulaşması açısından lojistik sektörünün anahtar rol üstlendiğinin de altını çizen FIATA Başkanı Stanley Lim, sözlerini şöyle sürdürdü:”Dünyada böylesine bir gelişimi gösterecek ülke sayısı çok az. 2014 yılında temel konu lojistikte büyüme dinamikleri olacak. Ağırlıklı olarak lojistikteki gelişimin devamlılığını konuşacağız, tartışacağız. Bütün bu dinamiklerin arkasında yatan ve bu hedefe ulaşmanın en önemli unsurlarından biri ise lojistik performansınız. Bu hedefe ulaşmak için birçok endüstrinin çok şey yapması gerekiyor. En başta emek yoğun endüstriler olmak üzere daha fazla katma değer üreten endüstrilere kayılması, ticaret ve ihraç mallarının değerinin artırılması, ülkenizdeki tüm üretim unsurlarının top yekün gelişme hamlesine girmesi gerekiyor. Bu hamleyi başarıya ulaştıracak en temel bileşenlerden bir tanesi ve en önemlisi ise lojistik olacak.” “DUBAİ REKORUNU KIRMAYI HEDEFLİYORUZ”

Stanley Lim’in ardından 2014 FIATA Dünya Kongresi ile ilgili çalışmalar hakkında bilgi veren UTİKAD Başkanı Turgut Erkeskin, 2007 yılında Dubai kongresindeki 1500 katılımcı rekorunu İstanbul’da kırmayı hedeflediklerini söyledi. Erkeskin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz 2002 yılında bu kongreyi düzenledik ve çok başarılı oldu. Bu kongre kalitesi anlamında bugün hala FIATA platformlarında en başarılı organizasyon olarak kabul ediliyor. Bu kongrelerin katılım olarak en büyüğü Dubai’ de 1500 katılımcı ile gerçekleştirilmişti. UTİKAD olarak bu kez hedefimiz çıtayı biraz daha da yukarı çıkararak hem kalite hem de katılımcı sayısı açısından çok daha iyi bir kongre gerçekleştirmek. Bunun için de şu an her türlü olanak var. Türkiye lojistik alanında en fazla ve en büyük yatırımlar yapan bir ülkelerden bir tanesi. Kara yolu altyapımız yenilendi, yenilenmeye devam ediyor. Demir yolunda çok ciddi bir dinamizm içindeyiz. Liberalizasyon ile birlikte demiryoluna çok miktarda yatırım bekliyoruz. Yeni havalimanları, köprüler, limanlar inşa ediyoruz.

Bunlar sadece bizi değil, tüm dünyada faaliyet gösteren lojistikçilerin dikkatini çekiyor. Türkiye’ye karşı ilgileri artıyor. Türkiye genç nüfusu ile şanslı bir ülke. İyi bir büyüme oranımız var. Genç nüfus, hem üretim hem de tüketim potansiyeli anlamında önemli bir gösterge. Çevremize baktığımızda Kafkaslar, Ortadoğu ve Afrika var. Bunlar büyüme ve yatırım vaat eden ülkeler. Bu ülkeler açısından Türkiye’nin çok kritik ve jeostratejik bir önemi var. Biliyoruz ki, Çin bugün dünyanın fabrikası haline geldi. Çin den gelip Avrupa’ ya, Afrika’ya giden kara ya da deniz yolu taşımacılığı güzergahları Türkiye üzerinden geçiyor. Bunların hepsini bir potaya attığınızda sonuç, lojistik aktivite ve lojistik büyüme olarak karşımıza çıkıyor.” FIATA TARİHİN EN BAŞARILI KONGRESİ İSTANBUL’DA YAPILACAK

Türkiye’deki ekonomik büyüme ve lojistik aktiviteye dünyanın hiçbir ülkesinin kayıtsız kalmadığını dolayısıyla, İstanbul 2014 FIATA Kongresi’nin bütün bu fırsatların yerinde görülmesi, değerlendirilmesi, işbirliklerinin kurulabilmesi açısından çok önemli bir platform oluşturacağına inandıklarını dile getiren Erkeskin,”İstanbul kongresini başarılı yapacak en önemli gerçeklik işte bu büyüklük olacak. Bunun yanında Türkiye, büyük medeniyetlere, kültürlere ev sahipliği yapmış bir ülke. İnsanlar bir dünya kenti olarak İstanbul’u görmek istiyorlar. Türkiye’deki fırsatları görmek isteyen dünya lojistik sektörünü burada buluşturacağız. Bunun için güçlü ve etkili bir kongre programı hazırlıyoruz. Konuşulacak konular ve konuşmacıların kimler olacağı ajandamızın en önemli konusu. Tanıtım ve pazarlama faaliyetlerini planlıyoruz. Mümkün olduğu ölçüde FIATA federsayonuan bağlı tüm ülke derneklerini ziyaret edip onlara İstanbul kongresini anlatacağız, bilgilendirme yapacağız. 400 üyemizle birlikte, ülkemiz ve sektörümüzün gelişmesine katkı sağlayacak, 2014 FIATA Dünya Kongresi’nin bir kez daha FIATA tarihinin en başarılı kongrelerinden biri yapmak için çalışacağız” dedi. Haziran 2013

55


LOJİSTİK

TEDARİK ZİNCİRİ Mİ? LOJİSTİK ZİNCİRİ Mİ? Dünyada her gecen gün Lojistik sektörü büyümeye devam etmektedir. Bu büyüme araç sayılarıyla veya yapılan taşıma hacimleriyle, istihdam edilen kişi sayılarına göre değişiklik gösterir. Bu yüzden elimizde net bir sayı hiçbir zaman tam olarak mevcut değildir. Bir lojistik firmasının elinde yüzlerce araç olması onu bir lojistik devi nasıl yapmazsa, taşıma hacimleri de bir küçük aile şirketini lojistik devi yapmaz.

Dünyada iki kavram her zaman karıştırılmaya mahkum edilmiştir. Bunlardan bir tanesi “Lojistik Zinciri” kavramı diğeri ise “Tedarik Zinciri Kavramı” dır. Lojistik zinciri kavramının tanımına göre; Bir ürünün, üreticiden nihai müşteriye kadar yolunu bulabilmesi için gereken tüm çalışma faaliyetlerinin toplamıdır. Tedarik zincirinin kavramının tanımı ise; ürün veya hizmetlerin ürün yaşam döngü süreçlerini kapsayan ve hammaddeden yola çıkıp son müşterinin eline ulaşana kadar geçen operasyonların, bilgi akışının, fiziksel dağıtımının ve alışverişin bütününü içeren bir sistemdir. İki kavram arasında pek de bir fark gözükmediği için firmalar, ithalat ve ihracatçılar bu iki kavramı karıştırmaktadırlar. Üzerine birde “Tedarik Zinciri Yönetimi profesyonelleri konseyinin yapmış olduğu tanımda kafa karışıklığının ne kadar büyük bir olay olduğunu gözler önüne sermektedir. Yapılan tanım şu şekildedir: “lojistik,

56

Haziran 2013

müşteri isteklerini karşılamak amacıyla üretim noktasından tüketim noktasına kadar hammadde, üretim süreci içerisindeki stoklar, mamul maddeler, hizmetler ve ilgili bilgilerin etkili bir şekilde taşıma ve depolanmasını, bilinçli bir şekilde denetimini planlayan uygulanmasını sağlayan tedarik zinciri sürecidir.” Aslında tedarik zinciri ile lojistik zinciri arasındaki en büyük fark tedarik zincirine bilgi teknolojileri ile hammadde üretiminin de dahil olmasıdır. Yani; kısaca ve kabaca lojistik ile tedarik zinciri kavramlarını ayırabilmek şu şekilde mümkündür. Lojistik zinciri içindeki başlıklar kabaca şunlardır. a)Sigorta b)İç nakliye c)Taşıma modu d)Depolama e)Gümrük Tedarik zincirinde ise bu maddelere ek olarak a)Bilgi teknolojileri b)Tedarikçi bilgileri c)Hammadde bilgileri d)Yönetimsel faliyetler (planlama,or ganizasyon,yöneltme, koordinasyon, kontrol) e)Lojistik faaliyetler (paketleme, talep öngörme, envanter kontrolü,sipariş işleme, tesis ve depo yeri seçimi, elleçleme, geri dönen malların elleçlenmesi vs.) f)İnsan kaynakları gFinansal kaynaklar h)3p lojistik

Sabri ERGENECOŞAR Metsan Lojistik Hizmetleri Paz. ve Kalite Yöneticisi Sabri@metsan.com.tr i)Müşteriler girmektedir. Arada çok büyük bir uçurum olmasına rağmen Nakliyecilerin tabelasına Lojistik kelimesini eklemesi gibi lojistik zinciri yürüten firmalarda tedarik zinciri yaptıklarını söylemekten çekinmedikleri sürece bu iki kavram daha çok karışacak ve müşteri gerçek hizmet kalitesini hiçbir zaman öğrenemeyecektir. Maalesef bu iki kavram dışında Lojistikte bir çok kavram yanlış anlaşılmakta ve dünya genelinde ki öğretim görevlilerinin bu konuda ki tezlerinin tercümelerinde de yanlışlar yapıldığından Türkiye’de bu kavramların yakın bir zamanda oturması şuan için mümkün değil gibi gözükmektedir.


LOJİSTİK

Lojistik sektörü 2023 Türkiye’sinde üç kat büyüyecek Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu’ndan 700 yeni mezun törenle diploma aldı Türkiye’nin ilk lojistik temalı meslek yüksekokulu olan Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu’nun 4. dönem mezunları Hıdiv Kasrı’nda törenle mezuniyet diplomalarını aldı. Beykoz Belediye Başkanı Yücel Çelikbilek ve Beykoz Kaymakamı Süleyman Erdoğan’ın katıldığı törende Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Ahmet Yüksel ve Mütevelli Heyeti Başkanı Ruhi Engin Özmen ve Mütevelli Heyeti üyeleri de yer aldı. Ahmet Yüksel, genç mezunlara başarılı bir meslek hayatı ve yaşam için öğütler verirken; Başkan Ruhi Engin Özmen lojistik sektörünün 2023 Türkiye’sinde üç kat daha büyüye-

58

Haziran 2013


ceğini söyledi. Özmen, Beykoz Lojistik Meslek Yüksek Okulu’nun kurulduğunda 130 öğrencinin olduğunu; bugün ise 800 mezuna ulaşmış bir kurum olduğunu belirterek mezunların sektörde iş bulma oranının yüzde 88 olduğunu ifade etti. Törende 2012-2013 akademik yılında lisans ve ikinci eğitim olmak üzere toplam 19 programdan başarıyla mezun olan öğrencilere diplomaları verildi. Neşe Erdoğan adlı öğrenci birincilikle mezun olurken, Ayça Avşaroğlu ve Soner Yamaç ikinciliği paylaştı. Ersin Demir adlı öğrenci ise üçüncülükle mezun oldu. SIRADIŞI MEZUNLAR / Baba-oğul aynı anda mezun oldu Beykoz Lojistik Meslek Yüksek Okulu’nun mezuniyet töreninde bu yıl sıra dışı anlar yaşandı. İşletme öğrencisi 21 yaşındaki Enes Özmen, babası İsmet Özmen ile birlikte mezun oldu. Lojistik programından mezun olan İsmet Özmen(53), çocuklarını okumaya ve üniversite eğitimi almaya teşvik etmek için yeniden öğrencilik hayatına döndüğünü belirtti. Bundan iki yıl önce de kızıyla birlikte üniversite sınavına girdiğini anlatan İsmet Özmen, halen bir kurumda idari yönetici olarak çalışıyor. Gençlere insanın her yaşta öğreneceği bir şeyler olduğunu göstermek istediğini belirten Özmen, ‘’Bugünün gençleri yani Y kuşağı, yaşanan

son olaylardan sonra gördüğümüz gibi, bize internet başından kalkmayan, vurdumduymaz bir gençlik olmadığını gösterdi. Bundan sonra gelecek Z kuşağı bundan olumlu yönde etkilenecektir. Ben hem oğlumu motive etmek hem de onlara bir örnek teşkil etmek için yeniden okula döndüm’’ diye konuştu. SIRADIŞI MEZUNLAR / Tepe çifti ailece okulda Beykoz Lojistik Meslek Yüksek Okulu’nun bu yıl mezun ettiği öğrenciler arasında Kadriye- Cengiz Tepe çifti de bir diğer sıra dışı örneği oluşturdu. 5,5 yaşında bir kızları olan çift iki yıllık uzaktan eğitim veren Lojistik ve Dış Ticaret bölümlerinden başarıyla mezun oldu. Her ikisi de daha önce nakliyat sektöründe çalışmış olan Tepe çifti, aile ve ev ile ilgili sorumlulukların yanı sıra, son iki yıl boyunca derslere ve sınavlara birlikte hazırlandıklarını belirtti. Anaokulu öğrencisi kızlarıyla birlikte aile boyu okuduklarını belirten Tepe çifti, eğitimlerine gelecek yıl açılması beklenen Beykoz Üniversitesi’nde devam etmeyi hedefliyor. Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu Hakkında Türkiye Lojistik Araştırmaları ve Eğitimi Vakfı tarafından hayata geçirilen Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu “lojistik temalı” bir yükseköğretim kurumudur. Sektörün ihtiyacı olan “her işten anlayan değil, yaptığı işi en iyi bilen ve doğru yapan nitelikli yetişmiş insan gücü”nü yetiştirmek amacıyla hayata geçirilmiş programların tamamı lojistik eksenli olup, her biri lojistik bütününün bir parçasını oluşturmaktadır. Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu ekonomiye katkı sağlayacak yüksek nitelikli iş gücü yetiştirmeyi, dünya standartlarında çalışan, ulusal ve uluslararası düzeyde saygın ve güvenilir bir yükseköğretim kurumu ve Türkiye’nin lojistik eğitim merkezi olmayı hedeflemektedir. Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu’nun tüm programları lojistik sektörüne odaklanarak oluşturulmuştur. Eği-

tim ve öğretim programında Lojistik Programı’nın yanı sıra, Deniz ve Liman İşletmeciliği, Sivil Hava Ulaştırma İşletmeciliği, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, İşletme Yönetimi, Mobil Teknolojiler Programcılığı, Sivil Hava Kabin Hizmetleri, Dış Ticaret, Bilgisayar Programcılığı, Raylı Sistemler İşletmeciliği ve Marina İşletmeciliği programlar yer almaktadır.

Haziran 2013

59


LOJİSTİK

KOBİ’lere desteğimizi, özel hizmetimiz ‘KOBİ Express” ile artıracağız” Dünyanın lider uluslararası lojistik ve hızlı hava taşımacılık şirketi DHL Express, Türkiye’de hızla büyüyen ve istihdamın önemli kısmını yüklenen KOBİ’lere özel bir paket hazırladı.

“KOBİ Express” ismiyle sunulan hizmet hakkında bilgi veren DHL Express Türkiye’nin yeni CEO’su Markus Reckling, “Türkiye’deki KOBİ’lerin, özellikle hızlı büyüyen ekonomiler başta olmak üzere, dünyanın geri kalanına ihracatını daha da kolaylaştıracağız. Türkiye’den ihracat, dünyanın en hızlı, en güvenli ve en uluslararası ağı sayesinde hiç bu kadar kolay olmamıştı” dedi. Uluslararası lojistik ve hızlı hava taşımacılık sektörünün lider şirketi DHL Express, 30 yılı aşkın bir süredir faaliyet gösterdiği Türkiye’deki

60

Haziran 2013

gücünü, hayata geçirdiği yeni projeler ile güçlendiriyor. DHL Express’in yeni hedef ve projelerinin tanıtımının yapıldığı basın toplantısında konuşan DHL Express Türkiye’nin yeni CEO’su Markus Reckling, “Türkiye’ye gelmekten çok mutluyum. Beni burada dinamik bir ekip ve ekonomi karşıladı. Yeni projeler üzerine heyecanla çalışıyoruz. Bunlardan biri de “DHL Express Mikro İhracat” hizmetimize entegre olarak çalışan ve ihracatı neredeyse Türkiye sınırları içindeymiş gibi kolaylaştıran yeni özel “KOBİ Exp-

ress” masamız. Türk ekonomisinin kahramanlarına yönelik hizmetimiz KOBİ Express ile KOBİ’lerin uluslararası pazarlara daha hızlı ve güvenli bir şekilde ulaşmalarını sağlayacağız. Ayrıca, düzenleyeceğimiz seminerlerle de KOBİ’lere, ihtiyaçları olan bilgiye erişmelerini sağlayarak ihracat kapılarını aralayacağız” dedi. Markus Reckling, her türlü soru ve ihtiyaçlarında yanlarında olabilmek için KOBİ’lere özel, 7/24 ulaşılabilen telefon hattını da hizmete koyduklarını belirterek, “KOBİ’lerimiz KOBİ Express’ten ihtiyaç duydukları bil-


giye istedikleri anda ulaşabilecekler. Profesyonel müşteri temsilcilerimizle, yurt dışına açılmış ya da açılma konusunda bilgi edinmek isteyen KOBİ’lerimize, tekstil, otomotiv, sağlık ve teknoloji gibi farklı sektörlere özel kılavuzlar sunarak hayatlarını kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Ayrıca, sektörlere özel olarak sunduğumuz paketleme malzemeleri ile de gönderileri, varış noktasına güven içerisinde ulaşabilecek” diye konuştu. DHL Express Türkiye’nin, KOBİ’leri daha fazla desteklemek amacıyla özel işbirliklerine odaklandığını da vurgulayan DHL Express Türkiye CEO’su Markus Reckling, “Bu konuda bizimle benzer vizyonu paylaşan organizasyonlarla işbirliği yapmaya odaklanıyoruz. Birinci adımımız, Türk Ekonomi Bankası (TEB) ile yaptığımız işbirliği oldu. TEB, KOBİ Express paketi kapsamında, DHL Express müşterilerine KOBİ Kulüp üyeliği ilk yılı için %50 indirim avantajı ve ilk iki dış ticaret işlemini ücretsiz yapabilme imkanı sunuyor. Ayrıca TEB, KOBİ Kulüp üyesi olan DHL Express müşterilerine yine KOBİ Express paketi kapsamında; POS makineleri için bonus özellikler, taksitli ödeme imkanı, özel ticari işletme kart sistemi ile finansal ödeme çözümleri de sunuyor. KOBİ’lerimize daha kolay çözümler sunabilmek adına bu tarz işbirlikleri geliştirmek için çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi. Yeni KOBİ Express müşterilerine, abonelikleri itibariyle 3 ay boyunca ücretsiz PDN (Proaktif Teslimat Bildirimi) hizmeti de sunduklarını belirten Markus Reckling, “Gönderilerin çıkıştan dağıtıma kadar takip edilmesi, teslim detayının SMS, faks veya e-mail yoluyla otomatik olarak bildirilmesi ve müşteri hizmetlerimizin gerekli durumlarda anında müdahalesini kapsayan Proaktif Teslimat Bildirimi müşterilerimize güven ve avantaj dolu çözümler sunmamızı sağlıyor” şeklinde konuştu. Uluslararası odaklı küçük ve orta ölçekli şirketler “küresel pazar”da büyüyor 2012 yılı sonunda DHL Express tarafından gerçekleştirilen ve IHS ta-

rafından yürütülen uluslararası araştırma çalışması ile ilgili de bilgi veren Markus Reckling, araştırma sonucuna göre faaliyetlerini yerel olarak sınırlandıranlara kıyasla, uluslararası pazarda faaliyet gösteren KOBİ’lerin başarılı olma olasılıklarının iki kat daha fazla olduğunu belirtti. KOBİ’ler arasında uluslararası ticarete olan eğilimin giderek arttığını vurgulayan Reckling; “Araştırmaya katılan KOBİ’lerden uluslararası arenada ticaret yapan şirketlerin yüzde 26’sı kendi piyasalarında önemli ölçüde iyi bir performans gösterirken, sadece kendi ülkelerinde faaliyetlerini sürdüren şirketlerin yalnızca yüzde 13’ü benzer bir performans sergileyebildi. KOBİ’ler, know-how ve teknolojiye erişim ile ürün ve hizmetlerinin çeşitliliğinin artmasının yanı sıra, uluslararası yaklaşım ile yeni pazarlara erişim avantajından da faydalanabiliyor. Uluslararası ekspres taşımacılık sektöründe dünya lideri olarak biz de KOBİ’ler için muazzam bir değer sağlayan bu uluslararası ticari tabloyu destekliyoruz” dedi. G7 ülkeleri ile Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Meksika’da bulunan küçük ve orta ölçekli işletmelerden 410 çalışanın katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, işletmelerinin küreselleşmesi konusunda gelişmiş dünya KOBİ’lerinin, yeni gelişen pazarlardaki KOBİ’lerden daha geride kaldığını da ortaya koyuyor. Araştırmaya göre gelişmekte olan ülkelerin KOBİ’leri, lojistik faaliyetlerin uluslararası operasyonlarındaki pozitif etkilerine daha fazla önem vermelerinin yanında, ayırt edici bir rekabet gücü yarattığını da düşünüyor. Türkiye, Deutsche Post DHL ülkeleri arasında en önemli kilit pazarların başında geliyor Türkiye’nin, Deutsche Post DHL’in faaliyet gösterdiği ülkeler arasında çok önemli ve kilit bir rolünün olduğunu ifade eden Reckling, “Globalde, ekonomik belirsizliklere rağmen, 2013’ün birinci çeyreği Deutsche Post DHL için güzel geçti. Deutsche Post DHL’in karı, 2013 ilk çeyrekte, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,9 artarak 711 mil-

yon Euro’ya ulaştı. Deutsche Post DHL’in cirosu 2012 yılında yüzde 5,1 büyüdü. DHL Express’e baktığımızda, 2013 yılının başlarında dünyanın büyüyen dinamik bölgelerindeki güçlü pazar konumu sayesinde kara geçtiğini ve karlılığını artırdığını görüyoruz. Anketlerin de gösterdiği gibi firmamızın memnuniyeti müşteriler ve çalışanlar tarafından sürekli artmakta. Müşterilerimizin hayatlarını sadeleştireceğimizin sözünü verdik ve bu sözümüzü yerine getirmek için çalışıyoruz” şeklinde konuştu. Cari yılın ilk çeyreğinde 3 milyar Euro olarak raporlanan gelirimiz, bir önceki yılın gelirine göre küçük bir artış gösterdi. DHL Express’in uluslararası ağının büyümesine, çalışanlarının eğitimine ve hizmet yelpazesine yapmış olduğu önemli yatırımlar sonrası, tüm bu operasyonel iyileştirmelerin karlılıkta beklenen kazançları üretmeye başladığını görüyoruz: 2013’ün ilk çeyreğinde DHL Express’in geçen yıl 232 milyon Euro olan işletme kazancı, neredeyse yüzde 10 artarak 254 milyon Euro’ya ulaştı. Faiz ve vergi öncesi kar marjı da neredeyse 7 baz puan artış gösterdi. İstikrarlı bir büyümeye sahip Deutsche Post DHL ailesine üye bir şirket olan DHL Express olarak Türkiye’nin dinamik ekonomisinin yardımıyla hedeflerimize ulaşacağız” dedi.

Haziran 2013

61


MARKA YÖNETİMİ

“Türk mucit uluslararası arenada yalnız” Dünya Fikri Haklar Örgütü (WIPO) nezdinde verilen Uluslararası Patent (PCT) 2013 raporu açıklandı. Rapora göre geçtiğimiz yıl toplam 194.400 başvuru gerçekleşti. Dünya genelinde yüzde 6,6 artış oranının yaşandığı verilerde Türkiye, 2011 yılına oranla başvurularda yüzde 16,3 geriledi. Dünya Fikri Haklar Örgütü’nün tarafından verilen Uluslararası Patent’in 2013 raporu açıklandı. Başvuruların incelendiği raporda bir önceki yıla oranla yüzde 6,6’lık bir artış görülüyor. Geçtiğimiz yıl toplam 194.400 başvurunun yapıldığı raporda ABD, 51.207 başvuru ile birinci, 43.660 başvuru ile Japonya ikinci, Almanya ise 18.855 başvuru ile üçüncü sırada. Raporda dikkat çeken nokta ise orta gelirli ülkeler kategorisinde düşüşlerin yaşanmış olması. Bu kategoride yer alan Türkiye yüzde 16.3,Meksika yüzde 15.6, Hindistan yüzde 9.2, Güney Afrika yüzde 5.3, Rusya yüzde 4 oranında geriledi. Ankara Patent Genel Müdürü Kaan DERİCİOĞLU rapor ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Ülkemizdeki patent başvuru sayılarına baktığımız zaman her yıl önemli artışlar yaşanıyor. Ulusal anlamda değerlendirdiğimiz zaman Türk buluşçuya verilen ve her yıl artan teşviklerin rolü çok büyük. Ama uluslararası arenada talep edilen meblağlar çok fazla ve Türkiye’den ağırlıklı olarak büyük şirketler tarafından finanse ediliyor. Bu alanda TÜBİTAK’ın önemli teşvikleri mevcut ama çok daha fazla desteğe ihtiyaç duyuluyor.”

62

Haziran 2013


Haziran 2013

63


OTOMOTİV

AVIA YENİ 15 TON’ LUK KAMYONU D150’ Yİ AVRUPA VE TÜRKİYE’DE AYNI ANDA TANITMAYA HAZIRLANIYOR..

1967’den beri Avrupa’nın en önemli otomotiv üretim merkezlerinden biri olan Çek Cumhuriyeti’nde üretilen AVIA kamyonları, Ulucar Otomotiv güvencesi ile Türkiye yollarını aşındırmaya devam ediyor. Bayi ve servis ağlarını sürekli genişleterek AVIA’ yı şehir içi ve şehir dışı dağıtım grubunda liderliğe taşımaya devam eden Ulucar Otomotiv, AVIA’ nın tanıtımını yapmaya hazırlandığı yeni 15 tonluk kamyonu D150 modelinin Avrupa ile aynı anda ülkemiz pazarına sunulması için tüm hazırlıklarını tamamladı. Ulubaşlar Holding Satış ve Pazarlama Genel Müdürü Mehmet Babür, yaptığı açıklama ile; “2013-2014 yılı hedef planlarının giderek büyüdüğü-

64

Haziran 2013

nü ve AVIA’ nın 15 tonluk yeni D150 modelinin mevcut satışlara büyük bir ivme kazandıracağını” belirtti. Modeller Kategorisinde 7.5, 10 ve 12 Ton olmak üzere 3 farklı tonajda yataklı, yataksız ve körüklü olmak üzere 5 tip şase seçeneği bulunmakla beraber şase yapısıyla da sınıfının en dayanıklı kamyon markalarından biri olan AVIA havalı koltuk, ABS ve klima donanımları ile ev konforunda şehir içi ya da şehirler arası seyahat yapma olanağı sunmaya devam etmektedir. Ulubaşlar Holding bünyesindeki Ulucar Otomotiv’in Türkiye distribütörlüğünde ülkemizin yol şartlarına uygun olma niteliği ile özel olarak dizayn edilen AVIA Avrupa’ nın

önde gelen diğer kamyon üreticilerinin de kullanmakta olduğu Albion dingillerini kullanmaktadır. Güçlü ve uzun ömürlü Euro5 emisyon seviyesinde cummins motora, Wabco fren sistemi ve ZF şanzımana sahip olan AVIA kamyonlarının zorlu koşullarda kullanım için 4x4 versiyonu da bulunmaktadır. Garanti Ve Yol Yardım Türkiye genelinde geçerli olmak üzere ücretsiz 7/24 Yol Yardımı ve Mobil Servis Hizmeti imkânları ile birlikte periyodik bakımlarda hesaplı fiyatlamalar, uygun ve yaygın yedek parça seçenekleri sunan AVIA 3 yıl sınırsız km ve 8 yıllık paslanmazlık garantili olup tüm modellerinde %15 yakıt tasarrufu sağlamaktadır.


MAN orta vadede çok iyi büyüme olanakları görüyor MAN SE Yürütme Kurulu Sözcüsü Dr. Georg Pachta-Reyhofen, 2013 Genel Kurul Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, şirketin geleceğine çok iyimser bir gözle baktığını söylemiştir. MAN Genel Kurul Toplantısı’nda MAN şirketinin küresel gereklilikler için doğru ürünlere sahip olduğunu ve nakliye ve enerji alanlarında teknolojik olarak lider kuruluşlardan biri olduğunu vurgulayan Dr. Georg PachtaReyhofen, bu alanlara odaklanılmasının nüfus artışı ve şehirleşme, küreselleşme ile çevre ve iklim koruma gibi mega trendlerin doğal bir sonucu olduğunu belirtmiştir. Pachta-Reyhofen konuşmasına şöyle devam etmiştir: “Küresel çapta faaliyet gösteren bir kuruluş olarak bu trendleri kendi lehimize kullanma şansına sahibiz. Bu sebepten dolayı – günümüzdeki zor duruma rağmen – orta ve uzun vadede karlı ve uluslararası bir büyüme için mükemmel şanslar görüyorum. Biz bu stratejiyi takip etmeye devam edeceğiz ve karşımıza çıktıkları yerlerde bu imkânları kullanacağız.” 2013 yılının birinci çeyreği MAN için zorlayıcı geçmiştir. Bunun sebebi herşeyden önce ekonomik çerçeve şartlarının halen olumsuz seyretmeye devam etmesinde yatmaktadır. Konjonktürde kayda de��er bir toparlanma kaydedilmemiş, gemi yapımı ve ticari araçtaki durgunluk halen devam etmektedir. Fakat MAN Latin Amerika’dan ise sevindirici haberler alınmaktadır. Pachta-Reyhofen “Güney Amerika’da yine ufukta bir umut ışığı görüldüğünü, 2013 ilk çeyreğindeki sipariş girişlerinin yine geçen yılın aynı dönemindeki seviyelerinde bulunduğunu“ söylemiştir. Genel olarak bakıldığında ekonomik durumun hala eskisi gibi pek rahat olmadığını belirten Pachta-Reyhofen, MAN’ın buna rağmen hissedarlarını şirketin karına katılımlarını istediğini söylemiştir. Bu sebepten dolayı 2012 hesap dönemi için Yönetim Kurulu ve

Denetim Kurulu, Genel Kurul‘a hisse başına 1,- € temettü ödenmesi önerisinde bulunmuşlardır. Adi hisse senedinin 31.12.2012 tarihli kapanış fiyatına oranlandığında bu % 1,2’lik bir temettü getirisine karşılık gelmektedir. Bununla birlikte Pachta, şirketin orta vadeli büyüme şansının çok iyi olduğunu, bunu Volkswagen AG’nin %100’lük bir alt kuruluşu olan Truck & Bus GmbH şirketi ile imzalanması düşünülen kontrol ve kar ve zarar transfer sözleşmesi vesilesiyle yapılan şirket değerlendirmesinin de gösterdiğini belirtti. Pachta-Reyhofen, bunun içerikleri ve avantajları hususunda hissedarları ayrıntılı olarak şöyle bilgilendirmiştir: “Partnerler – araştırma, geliştirme ve üretim alanlarında da olmak üzere – şu an birincil olarak satınalma alanında gerçekleştirilen işbirliği avantajları üzerinden, yüksek düzeyde sinerjilere ulaşıldığı konusunda hemfikirdirler. Bunun için katılımcı işletmeler arasında çok açık ve etkin bir işbirliğine ve de yoğun bir bilgi alışverişine ihtiyacımız vardır. Fakat şu andaki hukuki şartlar altında bu sadece sınırlı ölçüde mümkündür. Buna karşın bir kontrol sözleşmesi bariz şekilde daha az bürokrasi gerektiren ve daha etkin bir işbirliğine temel oluşturmaktadır.“ “2013 hesap döneminin görünümüne dair ise henüz tehlike geçti işareti verememiştir“ şeklinde konufşan Pachta-Reyhofen: “Şu anda konjonktürde kayda değer bir toparlanma görmemekteyiz. İktisadi ortamda hala önemli ölçüde belirgin güvensizlikler mevcuttur. Örneğin Avrupa’daki devlet borçları krizi uzun süreden beri hala belirsizliğini korumaktadır. Yılın birinci yarısında Avrupa ticari araç satışları tahminen önceki yılın aynı dönemindeki ruhsat sayısının gerisinde kalacaktır. Buna karşın Brezilyada bir toparlanma olacağını düşünüyoruz“ dedi. 2012 yılındaki düşük sipa-

riş girişlerinden sonra Enerji Mühendisliği faaliyet alanında da 2013 yılı cirosunda bir gerileme beklenmektedir. Bu alanda satış gelirleri önemli ölçüde kötüleşecektir ve bugünkü bakış açısına göre sadece biraz pozitif olacaktır. Bunun sebepleri her şeyden önce marin sektöründeki gerileyen lisans işlemleri, beklenenden daha kötü gelişen satış sonrası işlemler, yüksek rekabet baskısı ve elektrik santrali ticaretindeki yüksek endişelerdir. Tüm MAN Grubu için bu 2013 yılında geçen yıl seviyesinde bir ciro ve bariz şekilde daralmış bir faaliyet karı anlamına gelmektedir. Buna göre hasılat gelirleri 2012 değerinin oldukça altında kalacaktır. MAN Yürütme Kurulu sözcüsünün vurguladığı gibi, karakteristik konjonktür dalgalanmaları Ticari Araç ve Makine İmalatı İşletmesi için daima işin bir parçası olmuştur. PachtaReyhofen, “Bu sebepten dolayı bu durumla çok iyi baş edebiliriz ve bununla nasıl mücadele edeceğimizi biliyoruz. Bunu geçmişte de defalarca kanıtladık ve her konjonktür çöküşünden genellikle öncesinden daha güçlü olarak çıktık“ açıklamasında bulundu.

Haziran 2013

65


OTOMOTİV

Küresel rekabetin yıldızları belli oldu Dünya çapındaki danışmanlık çözümleri ile şirketlerin verimlilik ve karlılığını artıran InoTec Teknoloji ve Yönetim Danışmanlığı’ nın 12K Modeli’ni baz alan, T.C. Ekonomi Bakanlığı destekli ve TAYSAD Taşıt Araçları Yan Sanayicileri Derneği işbirliğiyle yürütülen Küresel Rekabet Yolunda Kurumsal Dönüşüm Projesi Ödülleri sahiplerini buldu. Eğitim ve danışmanlık çözümleri ile şirketlerin verimlilik ve karlılığını artıran InoTec Teknoloji ve Yönetim Danışmanlığı’nın oluşturduğu “12K Model”ini Küresel Rekabet Yolunda Kurumsal Dönüşüm Projesi kapsamında başarıyla uygulayan şirketler ödüllerine kavuştu. Ekonomi Bakanlığı destekli ve Taşıt Araçları Yan Sanayicileri Derneği (TAYSAD) işbirliğiyle yürütülen Küresel Rekabet Yolunda Kurumsal Dönüşüm Projesi Ödül’leri 25 Nisan 2013 tarihinde sahiplerini buldu. TAYSAD Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen tören; Ekonomi Bakanlığı İhracat Genel Müdür Yardımcısı Yavuz Özut-

66

Haziran 2013

ku ve TAYSAD Başkanı Dr. Mehmet Dudaroğlu’nun da aralarında bulunduğu otomotiv sektöründen pek çok değerli iş adamını da bir araya getirdi. Her kurum özelinde şirketlerin stratejik planlarının oluşturulmasından, ürün geliştirme altyapılarına, insan kaynakları yönetim süreçlerinden üretim verimliliklerinin yalın üretim teknikleriyle iyileştirilmesine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan 12K Model’i tamamlayan şirketler, model kriterlerine göre 1.000 puan üzerinden değerlendirildi. 12K Model, Küresel Rekabet Yolunda Kurumsal

Dönüşüm Projesi kapsamında her birimindeki işleyişi özenle takip edilen kurumların geliştirmesi gereken yönleri danışmanlık ve eğitim faaliyetleri ile desteklendi. Kurumların doğru stratejileri belirleyip uygulamasının markalaşma yolundaki önemini anlatan TAYSAD Başkanı Dr. Mehmet Dudaroğlu “Türkiye’nin güçlü sanayisinin yanı sıra başarılı markalarımızın varlığını vurgulamak için çalışıyoruz. Hedefimiz, tedarik sanayi firmalarından uluslararası marka yaratmak olduğu için Turquality sürecinde de üyemiz olan şirketleri destekliyoruz. İhracat şampiyonluğunu son 7 yıldır elinde


bulunduran otomotiv sektörümüzün ihracattaki gelişimini desteklemek üzere Ekonomi Bakanlığımızca sunulan desteklerden daha çok üyemizin faydalanması için TAYSAD olarak üzerimize düşen görevleri yerine getireceğiz.” dedi. 12K Model projesinin özellikle tedarik sanayi firmalarının yapısal dönüşümleri için gerekli olduğunu ifade eden TAYSAD Başkanı “Ülkemizin 2023 vizyonuna baktığımızda otomotiv sektörü 75 milyar dolarlık ihracat yapma hedefinde. 2012 yılındaki 20 milyar dolarlık otomotiv ihracatının yüzde 43’ünü yani 8,3 milyon Dolarını tedarik sanayi firmaları gerçekleştirdi. Bugün bu oranı yakalayan otomotiv tedarik sanayi, 2023 yılında yüzde 50 oranına ulaşacaktır. İhracatla büyüme politikası sayesinde otomotiv sanayi olarak yüzde 6,5’luk büyüme rakamını yakaladık. Yatırım ve teşvik ile doğru stratejileri kullanarak kurumlarımızı daha iyi noktalara taşıyacağız” dedi. Çalışmadan daha iyi olunmaz… Bir şirketin rekabet stratejilerini belirlerken insan kaynakları süreçlerini de entegre etmenin önemini anlatan InoTec Teknoloji ve Yönetim Danışmanlığı Genel Müdürü Hayati Çağlar, “12K üretim sistemi mükemmellik modelini oluştururken Ar-Ge ve inovasyon yeteneğinin geliştirilmesinin şirketler için çok önemli olduğunu fark ettik. Gerekli alt yapıların kurulup yalın mükemmellikle birleştirilmesinin yeni pazarlarda küresel rekabet edebilme şansının kazanılması ve ülkemize daha fazla ihracat yapılmasını sağlayacağını görmüş olduk. Küresel rekabet şartlarında büyü-

mek için insan kaynakları ve inovasyon stratejisinin bütünselliğini yakalamak gerekir. Biz bu modelle şirketlere bütünsel rekabet stratejisi sağlamış olduk” dedi. Yıllar boyunca yabancı ülkelerde üretilmiş bilgiler ışığında oluşmuş modellerin kıyafetlerini üzerine giymeye çalışan kurumların belki de ilk defa ülkemiz doğasına uygun bir modelle tanıştığını anlatan Çağlar, “Ekonomi Bakanlığı’nın başlattığı yerel dinamiklerin harekete geçirilmesi ve ihracat seferberliği vizyonu çerçevesinde 2010/8 sayılı Tebliğ ile Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi Desteği (URGE) kapsamında; TAYSAD’ın yürütücü kuruluş olarak yer aldığı ve InoTec’in eğitim ve danışmanlık faaliyetlerini yürüttüğü “Küresel Rekabet Yolunda Kurumsal Dönüşüm” projesi 12K Model’in yol haritasını takip etti. Projeye katılan TAYSAD üyesi 10 kuruluş Nisan 2011’de başlayan projelerini 2013 yılının Mart ayına kadar devam ettirdi. Proje sırasında hummalı bir çalışma sürecinden geçen kuruluşlar küresel rekabet şartlarında bir adım önde olmak için kendileri ile yarıştı. Nisan ayına gelinmesi ile birlikte tüm kuruluşlarımız için başka bir heyecan başladı. Yaptıkları proje faaliyetlerini bu güne kadar müşterilerinin beğenisine sunan kuruluşlar, 12K Model kriterleri ile yapılan analize katılarak kendi başarılarını ölçtürdüler. Proje başlangıcında 1000 puan üzerinden ortalama 12K Model başarı puanı 576 olan kurumların puanının 813’e yükseldiği tespit edildi” dedi. Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi Desteği (URGE) kapsamında projenin iki yıl öncesine göre çok önemli bir ivme kazandığını anlatan Ekonomi Bakanlığı İhracat Genel Müdür Yardımcısı Yavuz Özutku ise “Ülkemizde ihracat, istikrar ve sürdürülebilirlik artık yerini küresel rekabete bıraktı. Üretim ve ticaret için rekabet olmazsa olmaz konumunda. TAYSAD 2012 yılını 324 firmayla ihracatta 8,3 milyar Dolar ile kapattı. Türkiye Ekonomisi 2012 yılında hız kesse de yüzde 2,2 büyüdü. Bu oranın 4,1’i ihracattan geldi. Bu rakamlara bakarak Türkiye Ekonomisi’nin bulunduğu yeri görebiliriz. Böylece

doğru stratejileri kullanarak ekonomimizi de daha ileri noktaya taşıyabiliriz” dedi. Küresel rekabette daha da güçlü olacağız… Başarının ölçümü sonrasında kurumların gayretlerini takdir etmek üzere TAYSAD ile işbirliğine giderek bu anlamlı töreni düzenlemeye karar verdiklerini anlatan Çağlar, “Bugün 12K Model kriterleri baz alınarak değerlendirilen kurumların proje başlangıcında bulundukları noktadan şimdi geldikleri yere baktığımızda ‘Büyük Ödül’ ve ‘Fark Yaratan Kurum’ ödüllerini vermekten gurur duyuyoruz. Bu başarılı projede katkı sağlayan Ekonomi Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğü Proje İzleme Ekibi başta olmak üzere TAYSAD ve katılımcı kurumlarımızı yürekten kutluyoruz. Türkiye’nin önde gelen danışmanlık kurumu olarak sizlerin de bildiği gibi daha önce 12K Model kriterlerinin ikincisi olan 12K İK Model’in lansmanını yapmıştık. Şimdi de kuruluşlarımızın beklediği ve ülkemiz için önemli olan diğer bir konuyla ilgili olan 12K Ar - Ge modelini ülkemiz şirketlerinin beğenisine sunmaya hazırlanıyoruz. Bu üç modelin kriterleri yardımıyla ülkemiz kuruluşlarının küresel rekabet şartlarında kendilerini çok daha güçlü hissedeceklerine inanıyoruz” dedi. İşte sektörünün yıldızı altı kurum… Düzenlenen törende Küçük Ölçekli Firma Kategorisinde, KORMAS Elektrikli Motor Büyük Ödüle layık görüldü. ECS Elektrik Enjeksiyon ve Kablo Sistemleri ise Fark Yaratan Firma ödülünü aldı. Büyük Ölçekli Firma Kategorisinde ise TEKNO Kauçuk Büyük Ödüle, KROS Otomotiv Fark Yaratan Firma Ödülü’ne ve ESTAŞ Eksantrik Özel Ödüle layık görüldü. Proje Dışı Firma Kategorisinde ise En iyi Üretim Yönetim Sistemi Ödülü İNCİ Akü’ye gitti.

Haziran 2013

67


BAŞARILI BİR ÇALIŞAN NEDEN İŞ BIRAKIR?

“Yöneticiler İş Bıraktırıyor.” Şirketler, başarılı bir çalışanı işe aldığında çalışanını kaybetmemek için yönetim ekibinden, insan kaynaklarına kadar süreçlerini iyi yönetmeli. Çünkü şirketlerin, yeni eleman alma süreçleri hem pahalı hem de fazla zaman almakta. Özellikle başarılı çalışanların iş bırakma süreçlerindeki farklılıklara değinen Hugent, sürecin kişi başarılı da olsa, hem maddi hem de manevi olarak takdir edilmesinin önemine bağlıyor. Şirketlerin yeni eleman alma süreçleri hem pahalı hem de fazla zaman almakta. Bu nedenle şirket, başarılı bir çalışanı işe aldığında tüm sorunların biteceğini ve kişinin uzun yıllar kendi bünyesinde çalışacağını ön görüyor. Oysa ki şirketlerin, işe alım sürecinden sonra çalışanını kaybetmemek için çok daha fazla çaba harcamaları gerekiyor. Yetenekli çalışanların şirkete bağlılığını artırmak için hem maddi hem manevi yönden takdir edilmelerinin oldukça önemli olduğunu belirten Hugent İK Satış Direktörü Çağlan Ünal Üzümcü konuyla ilgili şu açıklamaları yapıyor; “Başarılı bir çalışan için hem manevi hem de maddi olarak takdir edilmek oldukça önemli. Performansın ödüllendirilmesi ve sözlü olarak da takdir

68

Haziran 2013

edilmesi, başarılı çalışanı diğerlerinden ayırır ve başarısının devamı için motivasyon sağlar. Bunların olmaması ise başarının görülmediği ya da önemsenmediği şeklinde yorumlanır ve performans düşüklüğü veya iş değişikliğine yol açar.” Yetenekli Elemanı Başka Şirketlere Kaptırmamanın Püf Noktaları Başarılı bir çalışanın öncelikle hedefi mevcut performansını sürdürmek, zamanla kendini geliştirerek yeni sorumluluklar almak ve bunu iyi bir performansla sergilemek olmalı. Bu nedenle bundan 10 yıl öncesine kadar bağlılığın göstergesi olarak başlanılan işyerinde emekliliği hedeflemek, şimdilerde kariyer planları olan ve yükselmek isteyen başarılı bir çalışanın hedefleri arasında yer almıyor. Hugent İK Satış Direktörü Çağlan Ünal Üzümcü konuyla ilgili şu açıklamaları yapıyor; “Çalışanın çok sık iş değiştirmesi tabii ki istenen bir durum değil. Ancak başarılı bir çalışanın aynı şirkette çok uzun yıllar çalışması ve oradan emekli olması işyeri körlüğüne neden oluyor. Bunun sonucunda yüksek performans, motivasyon vb. kavramlardan bahsetmek oldukça zor. Bu sebeple çalışanların çok kısa olmamakla birlikte iş değiştirmesi za-

rardan çok fayda getirebilir.” “Yönetici, Çalışanın İşten Ayrılmasında En Önemli Etken” Yetenekli çalışanların, başka bir şirkete geçmelerinin ilk nedeni para olarak düşünülse de, kariyer beklentisinin alınan ücrete göre daha önemli bir iş değiştirme nedeni olduğunu belirten Hugent İK Satış Direktörü Çağlan Ünal Üzümcü konuyla ilgili şu açıklamaları yapıyor: “Şirketin başarılı bir çalışanını başka şirketlere kaptırmaması için yönetim ekibinin iyi olması gerekiyor. Şirket politikaları ve bakış açısı ne kadar çalışanı tutma yönünde olsa da, orta kademe yöneticilerde sıkıntı varsa bu onların ekiplerine de yansıyor. Yönetici, çalışanın işten ayrılmasında en öncelikli etken oluyor. Bunun yanı sıra şirket insan kaynakları politikalarına önem vermeli, bunlar için zaman ve kaynak ayırmalı. Diğer önemli nokta ise çalışana gelişim ve kariyer imkanı verilmeli ve ücret politikaları piyasa geneliyle dengeli olmalı. Unutulmamalı ki; başarılı bir çalışan uzun süre aynı pozisyonda çalışmaz ve ücret paketi piyasaya göre düşükse en fazla 1-2 yıl çalışır sonra şartları daha iyi olan bir firmaya geçmek ister.”


YENİ DÖNEMDE BAŞARILI BİR İK’CI NASIL OLMALI? İnsan kaynaklarının değişen profili her geçen gün daha esnek olmaktan geçiyor. Artık günümüzde Y kuşağı hatta Z kuşağı gibi bir gerçek var. İşe alım süreçlerinde artık daha bilinçli bir profil, İK çalışanlarının karşısında yer alıyor. Dönemin başarılı İK’cısı olmak istiyorsanız, değişime ayak uydurabilen, firmanın ihtiyaç ve beklentilerini iyi analiz eden biri olmanız gerekiyor.

İK’nın değişen dinamikleri her geçen gün daha fazla bilgiye ve daha fazla kişisel gelişime . Günümüzde Y kuşağı hatta Z kuşağı gibi bir olgu söz konusu. Mevcut personel yapısının değişimi İK’nın bakış açısını değiştirebilmesi gerekiyor. Hugent İK Satış Direktörü Çağlan Ünal Üzümcü konuyla ilgili şu açıklamaları yapıyor; “Artık işe alım görüşmelerinde karşı tarafı sorgulayan, ne beklediğini ve istediğini net bir şekilde bilen, kariyer yolunu önceden belirlemek isteyen bir profil var karşımızda. İK da bu hızlı değişime ayak uydurmak zorunda.” İK, her zaman yenilikleri takip eden ve bunları, içinde bulunduğu yapıya doğru zamanda ve doğru şekilde aktarabilen bir departman olmalı. Başarılı bir İK yöneticisinin yeni po-

zisyonlar ararken aynı zamanda sosyal medyayı da aktif bir şekilde kullanması gerekiyor. Bu konuda görüş bildiren Hugent İK Satış Direktörü Çağlan Ünal Üzümcü, şöyle konuşuyor;“Başarılı bir İK profili, içinde bulunduğu firmanın ihtiyaçlarını, beklentilerini iyi şekilde analiz etmiş, buna uygun şekilde hareket eden, hem çalışan hem de yönetim açısından mevcut şartları hep daha iyiye doğru götürmeye çalışan, farklı bir bakış açısı sunabilen bir profildir.” Geleceğin İK’cı Profilinde Olması Gereke 5 Temel Unsur Yeni dönem İK’cılar artık kendi yaptıkları işin önemini, firmaya kattıklarını, kısa vadede somut bir şekilde görmeseler de alınan aksiyonların uzun vadede yaratabileceği etki-

lerle ilgili kendi farkındalıklarını geliştirmeleri gerektiğini biliyor. Hugent İK Satış Direktörü Çağlan Ünal Üzümcü’ye göre; “Artık büyük şirketlerde daha geniş İK yapılanmaları görüyoruz. İK departmanları geçmişe oranla yönetimde daha fazla söz sahibi. Bu nedenle yeni dönem İK’cılar sosyal medya kullanımı, kariyer ve yetenek yönetimi, proje yönetimi gibi eğitimler alarak profillerini daha güçlü hale getiriyorlar. Bunun yanısıra geleceğin İK’cısında olması gereken 5 temel unsuru ise söyle sıralayabilirim; 1.Esnek olmak 2.Yaratıcı olmak 3.Rasyonel düşünmek 4.Risk alabilmek 5.Karar verebilmek ” Haziran 2013

69


İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ

DÜNYANIN KOBİ’Sİ İSTANBUL’DA BİR ARAYA GELDİ Dünya Ticaret Merkezleri Birliği CEO’su ve Futurallia Başkanı’nın katılımıyla İstanbul’da düzenlenen KOBİ’lere yönelik iş forumu Futurallia İstanbul 2013’te, Türkiye ekonomisi ile ilgili güven mesajları verildi. Dünyanın KOBİ’lere yönelik en büyük eşleştirme ve iş geliştirme forumlarından kabul edilen Futurallia’nın on sekizincisi tarihinin en yoğun katılımıyla İstanbul’da gerçekleşti. 1990 yılından itibaren her sene Avrupa ve Amerika’nın çeşitli kentlerinde düzenli olarak gerçekleşen Futurallia’nın en önemli özelliği, dünyaya açılmak isteyen ve küresel büyümeyi hedefleyen KOBİ’leri bir araya getiriyor olması. Bu yıl ülkemizde on sekizincisi gerçekleşen etkinlikte 26 ülkeden 860’dan fazla katılımcı yerini aldı. Katılımcı sayısına ve İstanbul’a duyulan ilgiye dikkat çeken yabancı katılımcılar, Türkiye ile ilgili önemli mesajlar verdi. Dünya Ticaret Merkezleri CEO’su Eric Dahl ve Futural-

70

Haziran 2013

lia Başkanı Dominique Lenoir yaptıkları konuşmalarda Türkiye’de ekonomik olarak büyük potansiyel gördüklerini ve son günlerde yaşanan olayların da demokrasi anlamında hareketlenme olduğunun bir göstergesi olduğunu ifade ettiler. Dünya Ticaret Merkezi Birliği CEO’su Eric R. Dahl: “Türk KOBİ’leri ve Türkiye ile yapılan ticareti önemsiyoruz” Dünya Ticaret Merkezi Birliği CEO’su Eric R. Dahl, 1970 yılında kurulan ve kar amacı gütmeyen bir yapısı olan Dünya Ticaret Merkezlerinin 100’den fazla ülkede temsilcilikleri olduğunu ve 300’den fazla bölgede faal olarak çalışan küresel bir ağ olduğunu ifade ederek Türkiye’nin bu ticaret ağının

en önemli oyuncularından biri olduğunu vurguladı. Sözlerine “Uluslararası ticaret, gelişimin en önemli göstergesi. Biz de bu nedenle KOBİ’lere odaklanıyoruz. Tüm dünyada büyümeyi ve özellikle büyümekte olan piyasalara katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Bu nedenle Türkiye’deki KOBİ’ler ve Türkiye ile yapılan ticareti son derece önemsiyoruz. Ağımızın çok önemli ve değerli bir merkezi olan İstanbul Dünya Ticaret Merkezi’nde, uluslararası dev bir organizasyonun gerçekleştirilmesi de Türkiye’nin önemini vurguluyor.” dedi. Futurallia Başkanı Dominique Lenoir: “Türkiye ekonomi dünya ticareti için büyük potansiyel taşıyor” Futurallia İstanbul 2013’te 2 gün bo-


ker, “Türkiye olarak kuruluş yıl dönümü olan 2023’te 500 milyar dolarlık bir ihracat hedefimiz var. Bu hedefe ulaşmak için de KOBİ’lerimizin en zorlandıkları konulardan biri olan uluslararası iş ağı oluşturma konusunda desteklemek istedik. Futurallia İstanbul 2013’ün, KOBİ’lerimize kazandıracağı yeni iş birlikleri ve ihracat olanakları ile Türkiye’nin 2023 vizyonuna da katkı sağlayacağına inanıyoruz.” dedi. ETKİNLİĞE EN YÜKSEK KATILIM FRANSA’DAN

yunca gerçekleşen toplam 8600 iş görüşmesinde, her 4 görüşmeden 1’inin somut olarak iş ortaklığına dönüşeceğine inandığını dile getiren Dominique Lenoir, “Bugün Türkiye’de 18.’si düzenlenen KOBİ’lerin dünyaya açılmasında etken Futurallia’nın rekor sayısıda katılımcıya ulaşmış olmasının küresel ekonomide Türkiye ve Türkiye ile beraber büyüyen KOBİ’lerin dünyada ne kadar önemli bir iş ortağı olarak göründüğünün en somut göstergesidir. Bu görüşmeler sonucunda ortaya çıkacak olan iş birlikleri ise ülkeler arasındaki ticaret için etkin bir platform oluşturmaktadır.” dedi. İstanbul Büyükşehir Başkan Vekili Göksel Gümüşdağ: “İstanbul, bölgesinin ticari ve ekonomik aktivitesinde bir öncü şehir, bir fuarlar ve kongreler şehri oldu” Dünya çapında önemli bir ticari buluşmaya ev sahipliği yapmanın gururunu yaşadıklarını ifade eden Göksel Gümüşdağ, “Her dönem cazibe merkezi olan İstanbul geçmişte olduğu gibi bugün de doğusu ve batısıyla kuzeyi ve güneyi ile “küresel buluşma

adresi” olmuştur. Uluslararası siyasetin, küresel ticaret ve finans hayatının, kültür- turizm ve spor dünyasının kalbi İstanbul’da atıyor. Kanalistanbul, 3. Havalimanı, Finans Şehri ve 3. Köprü gibi projeleriyle dünya finans hayatının ritmini hızlandırıyor. Ev sahipliği yaptığı dünyanın önemli fuar ve kongreleriyle dünya ticaret ve ekonomisine yön veriyor. Dünya İstanbul’da buluşuyor. Dünya ticaretinin kalbi İstanbul’da atıyor.” dedi. TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve İDTM Yönetim Kurulu Başkan Vekili İlhan Parseker: “Futurallia İstanbul 2013, KOBİ’lerimize yeni iş birlikleri ve ihracat olanakları sağlayacak” OECD raporlarına göre, Türkiye’nin 2008-2010 yılları arasında dünyanın direkt yatırım alanında en ilgi çekici 15. ülkesi konumuna geldiğini ve 2011-2030 yılları arasındaki dönemde de tüm OECD ülkeleri içinde en yüksek büyüme oranına sahip olacağını ifade eden İDTM Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve TOBB Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Parse-

90’ı aşkın Fransız sirketinin yer aldığı Futurallia İstanbul 2013’te Fransa Büyükelçisi Laurent Bili, Fransız Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Andre Morcon da söz aldı. Fransa Büyükelçisi Laurent Bili: “İstanbul uluslararası ve bölgesel ölçekte önemli bir hale geliyor” Türkiye’nin uluslararası pek çok organizasyona ev sahipliği yaptığını ve 2020 olimpiyatları için de aday olduğunu hatırlatan Fransa Büyükelçisi Laurent Bili “Futurallia İstanbul 2013 kapsamında İstanbul’da bulunmaktan mutlululuk duyduk.” dedi. Fransa ile Türkiye arasındaki ekonomik iş birliğinin önemini dile getiren ve iki ülke şirketleri arasındaki ortaklıkların her geçen gün daha da arttığını ifade eden Bili, “Fransa, Türkiye’yi, bölgenin diğer ülkelerine geçmek için önemli bir köprü özelliği taşıyor. Türkiye, Fransa’nın 4. ticari partneri, Türkiye için de Fransa 5. ülke durumunda. Futurallia İstanbul 2013’te de pek çok Fransız firma var. Futurallia İstanbul 2013’ün, Fransız ve Türk firmaların ile yeni iş ufuklarına açılacağına inanıyorum.” dedi. Fransız Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Andre Morcon: “Ülke yeni bir rüzgarı solumakta ve bu rüzgar insanları birleştirmekte” Fransız girişimciler olarak Futurallia İstanbul 2013’e katılmaktan çok mutlu olduklarını ifade eden Andre Morcon, “Biz Türklerle çalışmayı arzu eden girişimcileriz. Bugün Türkiye ve dünyanın pek çok yerinden gelen dostlarımızla verimli iş görüşmeleri yapacağımıza, halklar arasındaki kardeşliğin bu etkinlikle daha da pekişeceğine inanıyorum.” dedi.

Haziran 2013

71


REEL SEKTÖR

Global marka oluşturabilmenin yolu öncelikle güçlü bir yerel marka olabilmekten geçer

Envirosell Türkiye Ortağı ve Direktörü Burç Tutanç, Global marka oluşturabilmenin yolu öncelikle güçlü bir yerel marka olabilmekten,daha sonrasında da güçlü bir bölgesel marka olabilmekten geçer.Envirosell olarak bu çalışmalara destek olabilmek ve kendi bölgemizde daha güçlü markalar yaratılabilmesini sağlamayı düşünüyoruz. Envirosell 1986 yılında Amerika’da Paco Underhill tarafından kurulan ve şu an dünyada 11 merkezde tüketici davranışlarını, ürün ve servis satışı yapılan lokasyonlarda inceleyerek,müşterilerine perakende danışmanlığı yapan bir araştırma ve danışmanlık şirketidir. Tüketici, ürün ve çevre arasındaki ilişkilerin araştırmasını yaparak, tüketicilerin ürünlerle daha fazla iletişime geçmesini böylelikle satışların arttırılmasını sağlamak ilk önceliğidir. Bunun yanında gereksiz masrafların ortadan kaldırılması, personele perakende satış bakış açısının kazandırılması ve daha etkin bir perakende yönetimi konuları da uzmanlık konuları içerisinde yer almaktadır. Bu kapsamda, İstanbul ofisi ise, 2012 yılı Haziran ayında faaliyete başlamış ve Ekim ayından itibaren de kendi sektörlerinde öncü olan birçok firmaya hizmet vermeye başlamıştır. Envirosell’in Türkiye’de ofis açmayı düşünmesindeki en büyük nedenlerden biri Türkiye’nin perakende gücünün sürekli büyümesidir. Bu büyüme beraberinde Türk firmalarının yurtdışına açılmalarını ve o pazarlarda global oyuncular ile rekabet etmelerini sağlamaktadır. Türkiye’de gerçekleşen şirket evliliklerine ve satın almalara baktığımızda, en çok hareketliliğin perakende de olması aslında ne kadar cazip ve çekim gücünün fazla

72

Haziran 2013

olduğunu göstermektedir. Türkiye’de global marka oluşturma yönünden çok önemli çalışmalar yapılmakta ve bu konuda önemli gelişmeler hayata geçirilmektedir.Global marka oluşturabilmenin yolu öncelikle güçlü bir yerel marka olabilmekten, daha sonrasında da güçlü bir bölgesel marka olabilmekten geçer. Envirosell olarak bu çalışmalara destek olabilmek ve kendi bölgemizde daha güçlü markalar yaratılabilmesini sağlamayı düşünüyoruz. Türk perakendeciliği hızla büyümekte ve bu hızlı büyüme periyodunun doğurduğu sancıları yaşamaktadır.Bu anlamda pazar dinamiklerinin durağanlaştığı ülkelere göre farklı bir süreç içerisinde yer almaktadır. Firmalar için büyüme sürecinin büyük bir pozitif etkisinin olmasının yanında çeşitli sıkıntılar ve tehlikeler içerdiği de unutulmamalıdır.Büyüyen pazarlar daima stabil pazarlara gore dikkatlerin daha fazla toplandığı pazarlardır ve bu durum rekabetin etkilerinin daha fazla hissedilmesine dolayısıyla da karlılığın minimize olmasına veya negatife dönmesine sebebiyet verebilmektedir. Bu durumda perakendeciler, iş yapış şekillerini gözden geçirmeli, müşterilerini tanımalı ve müşterileri gözüyle bakabilen yönetici ve çalışan profili oluşturmalıdır. Perakende sektöründe faaliyet gösteren işletmeler ve tüketici bilinci için,öncelikle müşteriyi tanımak ve beklentilerini öğrenebilmek birinci kural olarak karşımıza çıkmaktadır. Böylelikle mevcut müşterinizi elinizde tutabilmek adına önemli bir gelişim kaydedebilirsiniz. Daha sonrasında da yeni müşteriler kazanabilmek konusunda çalışmalar yapılması gerekmektedir. Tabiki, ürününü-

zün fiziksel olarak satıldığı ve müşterinin ürününüze dokunduğu alanlarda yapmanız gereken ticari pazarlama faaliyetleri yeni müşterileri çekeceği gibi mevcut müşterilerinizin sadakatini de yukarıda tutacaktır. Unutulmamalıdır ki bu sadece mevcut müşteri kontak noktalarının verimli hale getirilmesiyle başarılacak bir şey değildir. Aynı zamanda müşterilerle etkileşim içerisinde olmanız gereken tüm kanallarda ve özellikle online ve mobil uygulamalarla entegre bir strateji oluşturmalısınız. Özellikle internet penetrasyonunun ve akıllı telefon kullanıcılarının artması, sosyal medya uygulamalarının insanlar tarafında sürekli aktif olarak kullanılması bu konunun da önemini daha da arttırmaktadır. Envirosell, görülmeyenleri görünür hale getirmek suretiyle holistik bir bakış açısı oluşturarak perakendecilerimize başarıya ulaşabilmeleri konusunda yol arkadaşlığı yapabilmeyi hedeflemektedir.


Haziran 2013

73


EĞİTİM

BAVULLAR HAZIR, PEKİ İNGİLİZCENİZ HAZIR MI? İngilizce eğitiminin lider markası Pearson Grup bünyesindeki Wall Street Institute’un yaz ayına özel hazırladığı “All You Can Learn 4” programıyla İngilizceyi kısa sürede öğrenebilirsiniz. Wall Street Institute’un hızlandırılmış bu eğitim programıyla hayatımızın her alanında ihtiyacımız olan İngilizceyi mümkün olan en kısa sürede geliştirebileceksiniz. Wall Street Institute, Mayıs ayında başlayan “All You Can Learn 4” eğitim programıyla yoğun çalışma temposuyla 1 yılda tamamlanabilecek İngilizce eğitimini 4 ayda tamamlatabiliyor. All You Can Learn 4, Zamanı Az Olanlar İçin En İdeal Program

Wall Street Institute, Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Dündar Uçar All You Can Learn eğitim programını, özellikle vakit sıkıntısı olanlar ve yaz ayını değerlendirmek isteyenler için geliştirdiklerinin altını çiziyor. Dündar Uçar; “İngilizce öğrenmek isteyenler genel olarak kısa sürede İngilizceyi öğrenip bir an önce kullanmak istiyor. Aslında İngilizce zamana yayılarak öğrenilmesi gereken bir dil. Maalesef hayatın hızlı tempolu bazı dönemlerinde bu pek mümkün olmuyor ve daha kısa bir sürede İngilizce öğrenimine ihtiyaç duyulabiliyor . Biz özellikle All You Can Learn 4 eğitim programımızla yakın vadeli hedeflere daha hızlı ulaşmak isteyenlerin ihtiyaçlarını karşılıyoruz” şeklinde konuşuyor. Siz de tatile çıkmadan önce İngilizcenizi geliştirmek istiyorsanız size en yakın Wall Street Institute merkezini ziyaret edip “All You Can Learn 4” eğitim programına başlayabilirsiniz.

74

Haziran 2013


Mehmed Niyazi, Peyami Safa’yı anlatacak Peyami Safa, Basın İlan Kurumu ve ESKADER’in programına konuk olacak Basın İlan Kurumu ve ESKADER (Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği) işbirliğiyle düzenlenen Matbuat Dünyasından Sanatkar Çehreler etkinliğinin üçüncüsü, yarın saat 14.30’da Çemberlitaş’taki Basın Müzesi’nde yapılacak. Programda Cumhuriyet döneminin büyük romancısı Peyami Safa anılacak. Aynı zamanda Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazan gazeteci Peyami Safa’yı romancı-yazar Mehmed Niyazi anlatacak. Peyami Safa’nın romancılığı, fikir adamlığı ve mücadeleleri hakkında konuşacak olan Mehmed Niyazi, onun ayrıca Server Bedi imzasıyla polisiye romanlar yazarak geçimini nasıl sağladığını da anlatacak. Mehmed Niyazi, toplantının sonunda dinleyicilerin sorularına cevap verecek. BASINDA 20 BİN MAKALE YAZDI ESKADER’in verdiği bilgiye göre, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en büyük romancılarından biri kabul edilen Peyami Safa, değişik gazete ve dergilerde yazdığı yaklaşık 20 bin makale ile en çok yazan ve hayatını kalemiyle kazanan yazarlar arasında yer alıyor. 1899 yılında İstanbul’da doğan meşhur şair İsmail Safa’nın oğlu Piyami Safa, düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezareti’nde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918) ve gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazanmak zorunda kaldı. Kardeşi İlhami Safa ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede, “Asrın hikâyeleri” adıyla ilk hikâyelerini imzasız yayınladı (1919). Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adların-

da iki dergi çıkardı. Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Oğlu Merve’yi, askerliğini yaptığı sıra kaybetti. Bu olay onu, çok sarstı. Bir kaç ay sonra, 15 Haziran 1961 tarihinde, İstanbul’da vefat etti. Edirnekapı Şehitliği’nde yatıyor. Ebedî âleme göç ettiğinde Son Havadis gazetesinin başyazarı idi. NAZIM HİKMET’TEN AZİZ NESİN’E KALEM KAVGALARI Peyami Safa kendi kendisini yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biriydi. Fransızcayı, Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar öğrenmişti. 43 yıl hiç durmadan yazdı. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçiydi. Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Zeke-

riya Sertel, Muhsin Ertuğrul ve Aziz Nesin’le sıkı kalem kavgalarına ve polemiğe girişmişti. Peyami Safa, edebî değeri olmayan romanlarını “Server Bedi” imzası ile yayınladı. Sayıları 80’i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı. Peyami Safa’nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem verir. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyet değişimin yol açtığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirdi. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını bilhassa romanlarında ustaca işledi.

Haziran 2013

75


EĞİTİM

Bakan Ergün, İngiltere’de üniversite-sanayi iş birliklerini görüştü

Çalışma ziyareti için gittiği İngiltere’de British Council’ın düzenlediği aksam yemeğine katılan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, İngiltere Bilim ve Üniversiteler Bakanı David Willetts ile bir araya geldi. 13 Haziran Persembe aksamı British Council Yönetim Kurulu Üyesi ve Eğitim ve Toplum Bölüm Başkanı Dr. Jo Beall’ın ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda, iki ülke arasındaki üniversite ve sanayi ortaklıklarının artırılmasına nasıl destek verileceği görüşüldü. Bakan Ergün toplantıyla ilgili olarak “Bu yemekte, British Council’la is birliklerimiz ve üniversiteler arası olası ortaklıkları daha iyi ifade etme fırsatı bulduk. Bu aksam çok faydalı olduğuna inandığım farklı fikirler ve öneriler paylaşıldı” dedi. İngiltere Bilim ve Üniversiteler Bakanı David Willetts ise yaptığı konuşmada iki ülkenin ilişkilerinin bilim, üniversiteler ve sanayi is birlikleri üzerinden kuv-

76

Haziran 2013

vetlenmesinin memnuniyet verici olduğunu belirterek, bu ve benzeri toplantıların ilişkileri daha da güçlendirmek için önemli bir fırsat olduğunu dile getirdi. Gecede iki ülkenin şimdiye kadar yürüttüğü ortak projelerin başarılarına değinen Dr. Jo Beall, British Council’ın temel hedeflerinden birinin bu akşamki gibi önemli konuların tartışılmasına, karşılıklı uzmanlık ve deneyim paylaşımıyla çözüm önerilerinin getirilmesine fırsatlar yaratmak olduğunu belirtti. Beall konuşmasında British Council’ın Yüksek Öğretim – Endüstri İs Birliği Programının şimdiye kadar Türkiye ve Birleşik Krallık’tan üniversite ve endüstri kuruluşlarıyla birlikte 22 ortaklık kurulmasını sağladığını ve önemli basarılar kazanan bu projelerin 22,5 milyon Euro değerinde uluslararası fona başvurduklarını belirtti. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ise iki ülke arasındaki ortak çalışma

imkânlarına değinerek; “Türkiye ve İngiltere arasında bilimsel politikalar, üniversite is birlikleri, araştırmageliştirme merkezleri ve teknoparklar anlamında pek çok is birliği fırsatları olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. British Council’ın da ortaya koyduğu gibi; birlikte gerçekleştirebileceğimiz pek çok değerli proje olduğuna samimiyetle inanıyorum” dedi. Ergün konuşmasında İngilizce öğreniminin önemine de değinerek “Yalnızca kelime ezberlemekten ve öğrencilere dil bilgisini öğretmekten öteye geçen, animasyonlar, simülasyonlar ve filmler içeren daha yenilikçi bir yaklaşımı dil öğretimine adapte etmek istiyoruz” dedi. Bakan Nihat Ergün ile birlikte TÜBİTAK Başkanı Yücel Altunbaşak’ın da hazır bulunduğu toplantıda araştırma ve inovasyon alanlarındaki ortak çalışmaların artırılması gerektiği konusunda iki ülke temsilcilerinin hemfikir olduğu belirtildi.


Gençler Mars Logistics Sponsorluğunda Sektör İçin Yarıştı!

Üniversite öğrencilerine, yaratıcı lojistik çözümleriyle takım halinde yarışarak hem ödüller hem de Lojistik ve Tedarik Zinciri Yönetimi alanında kariyerlerine yön vermelerini sağlayacak bir bakış açışı kazanmaları amacıyla 10 yıldır Mars Logistics Ana Sponsorluğunda LODER tarafından düzenlenen Üniversitelerarası Lojistik Vaka Yarışması’nın bu yıl ki dereceye girenleri belli oldu.

LODERtarafından MARS Logistics’in ana sponsorluğunda düzenlenen 10. Üniversitelerarası Lojistik Vaka Yarışması 2013 Finali Sunumları 19 Haziran 2013 tarihinde Beykoz Lojistik Meslek Yüksek Okulu Çubuklu Kampüsünde, ödül töreni ise aynı gün akşamı Limak Eurasia Otelinde gerçekleştirildi. 64 farklı üniversiteden toplam 880 ögrencinin başvurduğu yarışmada finale kalan 6 grup finalist 3 ayrı kategoride yarıştı. İki aşamalı yarışmanın final vakası konusu “Katı Atık Lojistiği” idi. Akademisyenlerin ve LODER temsilcilerinin jüri üyesi olarak yer aldığı yarışmanın amacı, üniversite öğrencilerine lojistik sektörünü tanıtmak, başarılı öğrencilerin lojistik sektörü tarafından tanınması ve istihdamını sağlamak ve üniversite-sektör ilişkilerini geliştirmek. Birinci kategoride, Yaşar Üniversitesi / Uluslararası Lojistik Bölümü öğrencileri (Nurhan Özge Sınav, Funda Dinç, Ahmet Uğurcan Söyle-

mez, Uğur Güzeller, Burak Çetiner) birinci olurken; İzmir Ekonomi Üniversitesi / Lojistik Yönetimi Bölümü öğrencilerinden oluşan takım (Onur Aydın, Zisan Candan, Fatma Aksu, Gizem Kocabıyık) ikinci oldu. İkinci kategoride ise Bilkent Üniversitesi / Endüstri Mühendisliği Bölümü öğrencileri (Simge Erzurumlu, Çiğdem Ünver, Saygın Yağ, Mustafa Yücel, Başak Yazar) birinci; Niğde Üniversitesi / İktisat Bölümü öğrencileri (Hilmi Avcı, Meltem Keskin, Elif Taslak, Gizem Paşabeyoğlu, Hakan Öztürk) ise ikinci oldu. Son kategoride iki dereceye de Celal Bayar Üniversitesi, Kırkağaç Meslek Yüksek Okulu, Lojistik Programı Öğrencileri girdi. Tuğçe Sertoğlu, Mustafa Akbulut, Halil Basmaz, Deniz Donat, Hüseyin Baş isimli öğrencilerin grubu birinci olurken; Aykut Parimli, Alim Şahin, Esra Öntaş, Ömer Doğan, Muhammet Özbek’in yer olduğu grup ikinci oldu. Haziran 2013

77


ABONE KUPONU Adı Soyadı: ............................................... Firma Adı: ............................................... Tel: ............................................... Fatura Adresi: ............................................... Vergi Dairesi ve Vergi No: ............................................... Derginin Gönderileceği Adres: ........................................................ ........................................................ ........................................................ EKONOMİ AJANDASI DERGİSİNE yıllık abone olmak için, info@ekonomiajandasi.net e-posta adresine veya formun 0-216 469 17 48 Fax’a gönderilmesi gerekir. Yönetim Yeri: Ekonomi Ajans Lojistik ve Danışmanlık Hiz.Ltd.Şti. Adres: Küçük Bakkalköy Mah. Fevzipaşa Cad. Niyazibey Apt. No:37 Daire:10 34750 Ataşehir/İstanbul Tel: +(90) 216 576 77 66 | +(90) 216 576 35 05

78

Haziran 2013



Ekonomi Ajandası Haziran 2013