Issuu on Google+


HABEREXEN

®

Nükleere Ne Kadar Muhtacız?

www.haberexen.com

1896 yılında Fransız fizikçi Henri Becquerel tarafından kazara, uranyum maddesinin fotoğraf plakalarıyla yan yana durması ve karanlıkta yayılan X-Ray ışınlarının fark edilmesiyle keşfedilen nükleer enerjiyle bugün dünya çapında elektriğin yaklaşık yüzde 13’ü karşılanıyor.

AYLIK HABER DERGİSİ

Türkiye, Hindistan, Rusya gibi ülkeler yeni santraller inşa etmeye hazırlanırken, gelişmiş ülkelerde bir “geri çekilme” söz konusu. Türkiye’de kurulacak ilk nükleer santral, 2019’da Mersin Akkuyu’da devreye girecek. Türkiye’nin en kuzey noktası Sinop’ta yapılması planlanan Nükleer santralin ise 2023’te devreye girmesi planlanıyor. Peki, 10 yıl sonra nükleer konusunda dünya çapında nasıl bir tablo olacak; en önemlisi Türkiye’nin enerji görünümünde nükleer nasıl bir yere sahip olacak? En büyük korku radyoaktif sızıntı riski ve nükleer atıkların depolama sorunu nasıl aşılacak? Diğer enerji üretim şekilleri mi yoksa nükleer enerji mi daha ekonomik?

Marka Evi Ajans ve Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti. Adına İmtiyaz Sahibi Mustafa ÇAKIR SORUMLU YAZI iSLERi MÜDÜRÜ

Mustafa BiLiK HABER MERKEZi

Mert Volkan GÜN Tugay BASSAN HALKLA iLiSKiLER

Ekrem Yunus KESiCi Tel : 0 362 432 64 64 Faks : 0 362 435 47 77 Mail : abone@haberexen.com REKLAM SATIS

Kürsad TEKOLUK Ali TOKUR Rezervasyon Tel : 0 362 432 64 64 Rezervasyon Mail : reklam@haberexen.com HUKUK DANISMANLARI

AV. Hakan KARADUMAN AV. Hasan Tahsin SENGÜL AV. Adem AKSOY GÖRSEL YÖNETMEN

Dergi HABEREXEN olarak bu soruların cevaplarını araştırdık. Nükleer enerji denilince, çoğu insanın aklına ilk olarak “Güvenli mi” sorusu geliyor. On yıllardır nükleerin güvenli olup olmadığı tartışılırken, son dönemde maliyetler konusunda da ciddi fikir ayrılıkları yaşanıyor.

Uğur BIYIK BASIM YERi

Erol Ofset Ltd. Şti. Pazar mah. Necati Efendi Sk. No: 43 / SAMSUN Tel: 0 362 431 98 96 YÖNETiM YERi ADRESi

Her yedi yılda bir Türkiye’nin enerji tüketimi ikiye katlanıyor. Türkiye’nin enerji ihtiyacı var çünkü sanayileşiyor.

Ulugazi Mh. 19 Mayıs Bulvarı Sarı Konak Apt. No: 16 / 1 - 3 SAMSUN YAYIN TÜRÜ

Peki nükleer enerji Türkiye’nin enerjideki dışa bağımlılığını azaltacak mı? İthal kömür ve doğalgazla elektrik sektöründe aşağı yukarı yüzde 70 dışa bağımlı olduğumuzu dile getiren uzmanlar, nükleer santraller devreye girse de durum değişmeyeceğini ve zenginleştirilmiş uranyumu da mecburen dışarıdan satın alacağımızın altını çiziyor. Türkiye’de nükleer santral yakıtı üreten tesis yok. Bu amaçla çalışma da yürütülmüyor. Nükleer dosyasının ayrıntıları Dergi HABEREXEN’in sayfalarında sizleri bekliyor.

Aylık Yerel Süreli Yayın BASIM TARiHi

12 Mart 2014 ISSN: 2147-4397

Bu dergi’de yer alan yazı, makale, fotoğraf ve illüstrasyonların elektronik ortamlar da dahil olmak üzere çoğaltılma hakları Marka Evi Ajans ve Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti. ‘ye aittir. Yazılı ve ön izin olmaksızın hangi dilde ve hangi ortamda olursa olsun materyalin tamamının ya da bir bölümünün çoğaltılması yasaktır. Bu dergi, basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.

Sayı 53 / Mart 2014

3


Mart 2014

İÇİNDEKİLER/

38

14

NÜKLEER ENERJİ KARADENİZ İÇİN ÇÖZÜM MÜ?

KARADENİZ’DE TERSANE VE GEMİCİLİK SEFERBERLİĞİ

Doç. Dr. Emre Peşman: “Türkiye olarak henüz o süper tankerleri üretebilecek kapasitede değiliz.”

30

EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ

48

TARİHİ BİZZAT YAŞAMAK İSTEYENLER; DOĞRU ÇORUM MÜZESİ’NE

Kalabalıktan hoşlanmayan kendi halinde biriydi Sandıkçı Şükrü. Bir düğünde kardeşi vurulunca katili kovalayıp aynı akıbete uğrattı.

OKA’nın finans desteğiyle 2011’de faaliyete başlayan Çorum Müzesi Eğitim ve Uygulama Merkezi’nde öğrenciler belli bir süre geceleri de konaklayabiliyor.

Doğalgazdan elektrik üretmek nükleere nazaran hem daha ucuz hem de radyoaktif sızıntı riski yok. Üstelik nükleer alternatifi dışa bağımlılığı azaltmıyor. Mersin Akkuyu nükleer santralini Ruslar, Sinop’a düşünüleni ise Japonlar inşa edecek. Hesaplar ortada, Mersin’deki yalnızca yüklenici firmanın cebini dolduracak. Sinop’taki itiraz sesleri her geçen gün yükseliyor.

50

RİZE KAÇKARLARDA HELİSKİ KEYFİ

Rize’deki Kaçkar Dağları, helikopterli kayak sporu heliski için çok ideal bir yer. Giderek tutkunların vazgeçilmez adresi haline geliyor. Kar kalitesi ve hava şartları son derece ideal. Haftada 20 kilometre kayılabiliyor. Alaska’da bu mesafe 15 günde tamamlanabiliyor.

24

BUGÜNÜ GEÇMİŞLE OLGUNLAŞTIRIYORLAR Türkiye’deki 15 olgunlaşma enstitüsünden ilki İstanbul’da faaliyete başlıyor. Dördüncüsü de Samsun’da.

34

BATERİDEKİ ALIN TERİ

60

UZUN SÜRE ALKOL ALANLAR BÜYÜK RİSK ALTINDA

El yapımı zillerini dünyaca ünlü bateristlerin kullandığı belirten Murat Diril, “Ben zili elime aldığımda nasıl bir ses vereceğini anlayabiliyorum.

“İşlevini yitirmesi durumunda gerekli olan nakli, uzun süreli alkol kullanan kişilere yapmıyoruz. Psikiyatriste gönderiyoruz.


Akılda Kalanlar

SAMSUN’DAN TÜKETİCİ ŞİKÂYETİ BOMBARDIMANI Samsun Ticaret Müdür Vekili Mustafa Kocaman, il genelinde tüketici hakem heyetlerine yapılan şikâyetlerin 2013’te 2012’ye nazaran yüzde 126 arttığını belirtti: “2012 yılında toplam tüketici şikâyet başvurusu sayısı 9 bin 157 iken, 2013 yılında bu rakam 20 bin 714’e kadar çıktı.”

OMÜ UZAYTEM, İNSANLI UÇAKTA DA İDDİALI Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ), insansız hava aracındaki (İHA) başarısını normal uçaklarda da tekrarlamak istiyor. Havacılık ve Uzay Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (UZAYTEM) 8 aylık bir çalışmayla, Türkiye’deki üniversiteler arasında en büyük ve en yüksek kalkışa sahip İHA’yı imal ederek büyük bir başarıya imza atmıştı. Merkez, 19 Mayıs ilçesindeki Ballıca Yerleşkesinde.

GİRESUN MERKEZ DEĞİŞİME MUHTAÇ Giresun Mimarlar Odası Başkanı Serdar Demirkan, kentsel yenilemede şehrin çok geride kaldığını söylüyor: “Giresun ili 100 bini aşan nüfusu ile kent merkezinde ciddi bir değişime ihtiyaç duymaktadır fakat ne tarihi doku alanlarında ne kent merkezinde bir çalışma yapılmamakta.”

ALTINKAYA BARAJI’NDA SU SEVİYESİ 7 METREYE DÜŞTÜ Altınkaya Barajı gölündeki su seviyesi 7 metreye kadar düştü. Suların çekilmesiyle 10 kilometrelik alan çöle döndü. Samsun’un Bafra ve Vezirköprü ilçeleri ile Sinop’un Durağan ilçesi sınırları içerisinde bulunan baraj büyüklükte, Atatürk, Karakaya ve Keban Barajı’nın ardından 4’üncü sırada.

6

Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

SAMSUN’A EN AZ 5 MİLYON METREKARELİK OSB Türkiye Ticaret Odalar ve Borsalar (TOBB) Yönetim Kurulu Üyesi ve Samsun Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Yönetim Kurulu Başkanı Salih Zeki Murzioğlu; “Hep beraber el ele verip Samsun’a en az 5 milyon metrekarenin üzerinde bir organize sanayi bulmamız gerekiyor. Demiryolu bağlantısı olan, limanı olan, havaalanına yakın, iyi bir karayolu bağlantısı olan bir yer bulmamız gerekiyor. Bu anlattıklarım hayal değil. Böyle bir yer var. Günü geldiği zamanda oranın neresi olduğ ğunu ğ unu açıklarız. olduğunu açıklarız.” diyor..

ALZHEİMER BABASINDAN ETKİLENDİ, CEVİZ YAĞI ÜRETİYOR Ordulu Faruk Gür’ün babası birkaç yıl evvel (unutkanlığın artmasıyla seyreden) Alzheimer hastalığına yakalandı. Ne yapabilirim diye araştırırken cevizin beyin üzerindeki olumlu etkilerini öğrendi. Sonunda ortaklarıyla beraber Fatsa ilçesinde yemeklik ceviz yağı üreten fabrika kurdu. Fındıktan sonra yemeklik ceviz yağı işine de giren firma, 13 ülkeye de ihracat planlıyor. Organize Sanayi Bölgesi’nde 2012 yılında faaliyete başlayan fabrikanın mamulleri marketlerde satışa sunuluyor.

15 BİN KİŞİ ORDU ÇAMBAŞI’NDA BULUŞTU Ordu’nun Kabadüz ilçesindeki 2 bin rakımlı Çambaşı Yaylası’nda bu yıl ilk defa düzenlenen Kar Festivali’ne 15 bin kişi katıldı. Vatandaşlar, etkinliğin yaylaların tanıtımına katkı sağladığı görüşünde: “Ordu Valiliği’nin organize ettiği Kar festivali sayesinde unutulmaz bir hafta sonu geçirdik. Bu organizasyonu düzenleyen ve emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.”

ÇORUM’DA GAZ BETON TEPKİSİ Çorum Ticaret Ve Sanayi Odası, devlet hastanesi ve öbür sağlık yatırımlarında şehirde üretilen tuğla ve kiremidin tercih edilmemesine tepkili. İhale şartnamesinde tuğlağ belirtiliyor. y kiremit yyerine g gaz beton kullanılacağı

TOKAT ÇEVRE YOLU AÇILDI Tokat Çevre Yolu’nda bakım ve onarım çalışmaları tamamlanarak, 306 gün sonra yeniden trafiğe açıldı. Böylelikle vatandaşların yaklaşık bir yıl çektiği eziyet sona erdi.

Sayı 53 / Mart 2014

7


Köşe Yazısı

Bekir Reşitoğlu “Önce Hizmet, Sonra AK Parti, En Sondaysa Diğerleri Hedefte”

G

azeteci-Sosyolog Ali Bulaç, İslami kesimin en yetkin ve kale alınır kalemlerinden. Müslümanların karalandığı ve bölündüğü şu süreçte yazdıkları bir hayli önem arz ediyor. Zaman Gazetesi’ndeki köşesinde birbirinden kritik tespitler ortaya koyuyor. Bir kaçını paylaşmak istiyorum müsaadenizle. AK Parti’nin serüvenini anlattığı 450 sayfalık “Göçün ve Kentin İktidarı” adlı kitabında vardığı sonucun, bugün karşılaştığımız durumu resmettiğini belirtiyor Bulaç. AK Parti’yi sadece son üç-dört aydır eleştirmediğini; ilk kuruluşunda düğmenin yanlış iliklendiğini ve yanlışın sonuna kadar süreceğini öngördüğünü vurguluyor.

lar kendini tümden haklı çıkaran uygulamalarla doludur: “-Büyük ve hayırlı faaliyetler için büyük mali kaynaklara ihtiyacımız var- fetvasınca kamuya bağlanan cemaatler, dernekler, vakıflar ve örgütler; safiyetlerini kaybedip kirlendiler, dinamizmlerini kaybettiler, usulsüzlüklere bulaştılar. Bu arada helal-harım kaynak demeden çeşitli imkânlara sahip oldular, onlara araziler binalar tahsis edildi, ihaleler verildi; ama STK olmaktan çıktılar, SDK oldular.”

Artık herkesin anlamını bildiği “yüzde 10” meselesinin taa 1996’da gündeme geldiğini söylüyor. İçselleştirilen ve pratiğe dökülen o bağış yaklaşımına dört köklü itirazı var. Birinci maddede, “Yüzde 10 bağış yapan bir müteahhit bunun birkaç katını çıkarmak ister.”, ikincisinde, “Cemaat, tarikat ve derneklerin dolaylı yollardan da olsa ‘kamu kaynaklarına’ bağlanmaları, dinamizmlerini sona erdirir. Onları farkında olmaksızın kamuya bağlı-bağımlı hale getirir. Kişilik profillerini Sivil Toplum Kuruluşu (STK) olmaktan çıkarır, SDK (Sivil Devlet Kuruluşu) yapar.”; üçüncüsünde, “Cemaatlerin sınırlı düzeylerde ‘kamuya bağlanmaları devletin arzu ettiği bir şeydir. Böylelikle ‘hükümet dışı, özerk ve gönüllü’ vasıfları sona erdiğinden ‘sarı sendikalar’ misali ‘görüntüleri özerk’ tüzel kişilileri ‘yarı resmi hüviyet’ kazanmış olurlar.”, dördüncüsündeyse, “Daha önemlisi devlet suç işletir. Kamudan iş almak bizzarrure ‘usulsüzlük’ yapmayı gerektirir. Zira tayin ve tespit edilen usule harfi harfine riayet edip ihale alıp bitirmek neredeyse imkânsızdır.”

17 Aralık 2013 itibariyle şahit olduğumuz olaylar, sahnelenen karalama planlarının 28 Şubat’ı fersah fersah aştığını gösteriyor. Hizmet Hareketi alenen hedef tahtasında. Şubat 2014 Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantının esas mevzuu. Çarşaf çarşaf gazete sayfalarına yansıdı ki, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından “Türkiye’deki dini grupları öncelikli tehdit kapsamına” sokularak yakinen izleniyor. AK Parti’den ayrılmaya zorlanan Kültür eski Bakanı Ertuğrul Günay, “İktidar eliyle yürütülen bir darbe süreci yaşıyoruz.” ifadeleriyle tehlikenin vardığı boyuta işaret ediyor.

Bulaç’a göre 1994 ila 2014 arasında yaşanan-

8

Biliyorum, ‘bunun sonu nereye gider’ diye siz de meraktasınız. Bulaç sözü hiç eveleyip gevelemeden aynen şunları şerh düşüyor yazısında: “Devlet, ‘sınırı aştıklarını’ düşünüp topunu yeniden tehdit değerlendirmesine almaya koyuldu. Önce Hizmet Hareketi, sonra AK Parti, en sonda diğerleri hedefte.”

Yeniden Bulaç’a dönersek; 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında şekillendiğini kaydettiği ‘İslamcılığın’ Türkiye’de iki defa fetret dönemine girdiğine inanıyor: “Biri 1924-1950; diğeriyse 2002-2014 arası.” İslamcılık ‘ kendini ciddi bir restorasyona tabi tutmazsa’, ikincisinin ilkinden daha uzun süreceğini düşünüyor. (NOT: İlgilileri, Bulaç’ın 27 Ocak ve 24 Şubat 2014 tarihli Zaman yazılarını internetten bulup okuyabilir.)

Sayı 53 / Mart 2014


.FSDFEFT#FO[5SL"Û Yetkili Servisi Erçal Otomotiv ,BNZPOMBSÎOÎ[ÎO)J[NFUJOEF

Erçal Plaza Atatßrk BulvarĹ Cumhuriyet Mahallesi Cumhuriyet Sokak No:1 TekkekÜy / SAMSUN Tel: 0362 256 23 23 (Pbx) Fax: 0362 256 37 07

www.ercal.com.tr


DOKAP

Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ile Ordu Üniversitesi Rektörlüğü arasında protokolüne imza koyduğu “Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Serbest Sistem Yumurta Tavukçuluğunun Yaygınlaştırılması” projesiyle, bölgede zayıf kalan tavukçuluk sektörünün geliştirilmesi, serbest yumurta tavukçuluğunun yaygınlaştırılması ve fındıktan başka ek gelir kapısı oluşturulması hedefleniyor.

rdu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü öğretim üyelerince hazırlanan “Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Serbest Sistem Yumurta Tavukçuluğunun Yaygınlaştırılması” projesi hayata geçiyor.

O

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Taşra Teşkilatı da destek veriyor. Fındık içi yaban otu mücadelesi için harcanan iş gücünü azaltılması ve organik gübre bırakılmasına yardım da hedefler arasında.

Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsmail Durmuş koordinatörlüğündeki projenin toplam bütçesi 341 bin 400 TL. Süresi ise 2 yıl.

DOKAP-ÜNİVERSİTE İŞBİRLİĞİ “Doğu Karadeniz Bölgesinde Serbest Sistem Yumurta Tavukçuluğunun Yaygınlaştırılması” protokolü, DOKAP İdaresi Başkanı Ekrem Yüce ve Ordu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tarık Yarılgaç tarafından imzalandı.

Projeyle, DOKAP (Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı) Bölgesi’nde zayıf kalan tavukçuluk sektöründe ciddi boyutta gelişme kaydedilmesi, serbest yumurta tavukçuluğunun yaygınlaştırılması ve fındığın haricinde ek gelir kapısı oluşturulması hedefleniyor. ORDU PİLOT İL İlk aşamada köyleri dâhil vilayet sınırlarında en az bir dönümlük fındık bahçesine sahip yaklaşık 50 gönüllü yetiştirici eğitimine tabi tutulacak. Akabindeyse yumurta tavukçuluğu bölgenin geneline yayılacak. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde arazi engebeli ve coğrafi koşullar zor. Hayvansal veya bitkisel üretim bu durumdan olumsuz etkileniyor. Proje sayesinde bölgede girişimciliğin artırılması, köyden kente göçün engellenmesi ve tarımda yeni bir üretimsel alan açılması da amaçlanıyor. Projeye,

Rektör Yarılgaç, üniversitelerin rehberlik edici ve araştırmacı özellikleriyle toplumu yönlendirdiklerini belirtiyor: “Bu projede de bütün amacımız yöre insanına, yöre halkına önderlik edebilecek, geçim endekslerini yükseltebilecek ve yapabilirsek onların hiç olmazsa yaptıkları işte hem mutlu hem de verimli neticeler alabilecekleri çalışmalar üretmektir.” Türkiye’de et ve yumurta tavukçuluğu son yıllarda hızla gelişerek endüstriyel bir yapıya kavuştu. Ette, Bolu, Düzce, Balıkesir, Sakarya, İzmir ve Mersin’in; yumurtadaysa Konya, Afyon, Manisa, Çorum ve Kayseri ön planda. Sektör, DOKAP Bölgesi’ndeyse belirli bir konuma erişemedi. Projenin arka planındaki gerçek de bu zaten. Pilot il Ordu’da arzulanan neticeye varılırsa bölgenin diğer illerinde de pratiğe dökülecek.

TAVUKÇULUK SEKTÖRÜNÜN BÜYÜKLÜĞÜ VE PROJENİN AMAÇLARI Türkiye’deki tavukçuluk sektörü yılda 16,5 milyar yumurta ve 1 milyon 758 bin tona et üretiyor. Etin 1 milyar dolarlık bölümü ihraç ediliyor. Yumurta sayısı 2012 yılında 14 milyar 910 milyon 774 bin idi. 2013’te yüzde 10,6’lık artışla 16 milyar 496 milyon 751 bine yükseldi. “Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Serbest Sistem Yumurta Tavukçuluğunun Yaygınlaştırılması” projesiyle şunlar amaçlanıyor: - Serbest yumurta ve tavukçuluğun yaygınlaştırılması - Üreticilerin tespiti ve örgütlenmesi, - Üreticilerin eğitilmesi, - Kümes yapımı ve üretim aşamasında destek verilmesi, - Projenin uygulanması için destek kaynaklarına ulaşılması, izin alınması, faaliyetlerde bulunulması veya kurumlar

bazında değişik girişimlerle proje için yeni kaynakların devreye sokulmasının sağlanması, - Pazar araştırması, pazar imkânlarının genişletilmesi, - DOKAP Bölgesi’nde yaygınlaştırılması için talep durumunda teknik destek.


HABEREXEN


Amasya Gümüşhacıköy Pusacık

DİYAR-I TAHTA KAŞIK UNUTULAN MESLEKLER

Teknoloji alıp başını gitse de, tahta kaşıklar hala mutfakların başköşesindeki yerini koruyor. Amasya Gümüşhacıköy’e bağlı Pusacık köyünde her haneden en az bir kişi bunun imalatıyla meşgul. Üretimdeki eski yoğunluktan artık eser kalmasa da, yine de Türkiye’nin her yöresine ürün gönderiyorlar.

A

masya’nın Gümüşhacıköy ilçesinin 150 haneli Pusacık köyündeki her evde tahta kaşık ustası var. Duayen ustalardan Halil Karataş, teknoloji ilerlese de, gürgen ağacından imal ettikleri tahta kaşıkların mutfaktaki ayrıcalığını koruyacağına inanıyor. Babasından öğrenmiş mesleği. Başladığında henüz 12 yaşındaymış. Şimdiyse 65. Artık emekliye ayrılmış. 2000’LERDE İMALAT AZALMAYA BAŞLIYOR Köy ahalisinin en önemli geçim kaynağının tahta kaşıkçılık olduğunu söylüyor Halil Usta: “Az da olsa üretimimiz sürüyor. Ben bu mesleği 12 yaşımdan bu yana yapıyorum. Herkes ekmeğini bundan buldu. Şimdi ise köyde adam da kalmadı,

herkes şehirlere gitti.” Meslekle uğraşanların sayısı 1970’lerden sonra azalmaktaymış: “Biz de yapıyoruz ama eskisi gibi çok iş olmuyor. Kaşık yapımı 2000’li yıllarda iyice azaldı. Eskiden köyde, kentte tahta kaşık kullanılıyordu. Şimdi tencere ve tavaların çizilmemesi için ev hanımları yine tahta kaşık tercih ediyor.” YURDUN DÖRT BİR YANINA ÜRÜN GİDİYOR Karataş’ın akranı İsa Acar’ın evinin bir bölümü tahta kaşık atölyesi. O da babası ve amcasından daha çocukken el almış. Balta, keser, eğe, bıçak ve zımpara gibi aletlerin kullanıldığı kaşık imalatının ustalık gerektirdiğini belirtiyor. Önceleri günde (her biri 8 adetten) 15 deste üretmektelermiş. 2’ye kadar düşmüş. Gürgen ağacı

kaşıklar Türkiye’nin dört bir yanına gitmekteymiş: “Bizden toptan kaşık alan tüccarlar var. İstanbul, Kayseri, Gaziantep ve Ankara gibi illere götürüyorlar. Bu kaşıklar hem mutfaklarda kullanılıyor hem de süs eşyası olarak değerlendiriliyor.” Tahta kaşıklar atölyeden ortalama bir liraya çıkıyor. Pazarlardaysa 5 ila 10 lira arasındaki fiyatlara satılıyor. TEMİZLİK VE KULLANIM SÜRESİNE DİKKAT Evet, yemek pişirirken sapı ısınmıyor. Hafif ve tencere ya da tavaları çizmiyor. Bu yüzden de hala tercih ediliyor. Peki, olayın sıhhi boyutunda neleri bilmeliyiz? Amasya Halk Sağlığı Müdürü Dr. Öner Nergiz, temizliğine özen gösterilmesi ve kullanım ömrünün doğru ayarlanmaması halinde kan-

sere yol açabileceğinin altını çiziyor. Bu gerçek metallerini de kapsıyor tabi ki. Şu hususlara dikkati çekiyor Nergiz: “Cilalı tahta kaşıklar kullanıldıkça üzerindeki cila akıyor ve kaşıkta çatlama ortaya çıkıyor. Çatlayan kaşığın bu bölgelerine bakteriler yerleşiyor ve bu bakteriler yemek hazırlarken yemeğe geçebiliyor. Yine bu kaşıkları deterjanla yıkarken çatlak yerlerinde deterjan kalıyor ve bu deterjanlar vücutta zehirlenme yapabiliyor. Cilalı kaşıklar ayrıca kullanılırken zamanla ısının da etkisiyle üzerindeki cilalar akıyor ve bu cilalar vücut için toksik etki oluşturabiliyor ve kansere neden olabiliyor.” Boyasız ve cilasızları; çatlayan veya kırılanların çöpe atılmasını öneriyor.


HABEREXEN


İş Dünyası

KARADENİZ’DE TERSANE VE GEMİCİLİK SEFERBERLİĞİ KTÜ Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Emre Peşman, “Türkiye olarak henüz o süper tankerleri üretebilecek kapasitede değiliz. Ancak, konteyner gemisi olsun, çimento, kimyasal tanker olsun bu alanlarda çok uzmanlaştık.” diyor. Mega yat imalatında ciddi ilerlemeler kaydettiğimizi söylüyor: “Özellikle Akdeniz Bölgesi’nde çok firma var. Karadeniz Bölgesi’ne bakacak olursak destek gemileri, balıkçı gemileri hatta bazı mega yat gemilerinin yapımında uzmanlaşmış ihtiyacı karşılayabilecek yapıya sahibiz.”

14

Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

Say覺 53 / Mart 2014

15


İş Dünyası

Üniversite ve Özel Sektör Elbirliğiyle Tersanecilik ve Gemicilik Canlanıyor. T

rabzon Ticaret ve Sanayi Odası (TSTO) Başkanı M. Suat Hacısalihoğlu, Karadeniz’deki tersaneler projesinde özel gemi imalatçılarının ana unsur olduğunu belirtiyor: “Odamız bu projeye maddi ve manevi ne gerekiyorsa yardım yapıyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi de bilimsel yönüyle var. Bilimsel yönünde KTÜ’ye büyük görev düşüyor. ” Başkan ayrıca imalatçılara katma değeri yüksek özel gemilere yönelmelerini öneriyor: “Standart özelliklerde büyük gemiyi uluslararası pazarda herkes yapıyor. Ama teknik özellik arz eden gemi üretimi çok fazla yok.”

Karadeniz Bölgesi halkındaki denizciliğe yatkınlık ve merak; hayata geçirilen projelerle yatırım ve istihdama dönüşüyor. Üniversite ve özel sektör elbirliğiyle tersanecilik ve gemicilik canlanıyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Bölüm Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Emre Peşman, Türkiye’nin henüz süper tankerler üretilebilecek kapasiteye erişemediğini ancak kimyasal madde taşıyan tankerde dünyada önemli yere sahip olduğunu ifade edi16

yor: “Türkiye olarak henüz o süper tankerleri hızlı bir şekilde üretebilecek kapasitede değiliz. Konteyner gemisi olsun, çimento, kimyasal tanker olsun bu alanlarda çok uzmanlaştık. Bu gemilerin üretiminde iyi yerdeyiz.” Son yıllarda ‘mega yat imalatında’ ciddi ilerlemeler kaydettiğimizi söylüyor Peşman: “Özellikle Akdeniz Bölgesi’nde çok şirket firma var. Karadeniz Bölgesi’ne bakacak olursak destek gemileri, balıkçı gemileri hatta bazı mega yat gemilerinin yapımında uzmanlaşmış ihtiyacı karşılayabilecek

yapıya sahibiz.” Karadeniz Bölgesi’ndeki bu işe dönük yeteneğe dikkatleri çekerek, “Denizciliğe önemli bir algı var. Biz bunu değerlendirerek burada turizm sektörüne yönelik, yatlar, mega yatlar, küçük tekneler üreterek ekonomiye katkı sağlayabiliriz. Amacımız proje yardımıyla bu ilgiyi artırarak yat üretimine ivme kazandırmak suretiyle bölgeyi hareketlendirmek.” KARADENİZ TERSANELERİ PROJESİ Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Hasan Ölmez’den Sürmene Çamburnu’ndaki, tersanelerin Avrupa Birliği’nce (AB) destekleneceğini öğreniyoruz: Biz aslında bu projelere 3 yıl önce Bilim Sanayi Teknoloji Bakanlığı’nın otoritesinde Trabzon Ticaret Sanayi Odası ve Tersane ortaklığında başlattık. İlk projemiz ‘Karadeniz Tersanelerinde Yeni Çamburnu Tersanesi’nde üretim ve destek ve hizmet merkezi’. Bu merkezin içerisinde hepsinin tek tek olması gereken ama maliyetleri

Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

düşürmek için ortak kullanım tesisi oluşturmaktı. Burada çeşitli atölyeler var, kesim işleme makinaları var. Özellikle bizim kullanmamız ve üniversite sanayi işbirliğini artıracak laboratuvarlar olacak.” 10 milyon EURO bütçeliymiş proje. Ardından “proje projeyi çeker hesabıyla” Kalkınma Bakanlığı’nın kümelenme hamlesinde ‘gemi inşaa sektörü’ seçilmiş: “Yani iki proje birbirini tamamlayıcı bir şekilde devam ediyor. İki proje için alınan destek 15 milyon Euro’yu buluyor. Bu projelerin ikisi aktif olarak çalışılıyor. Hatta üretim tesisi oluşturmada son aşamalara geldik. İhaleye çıkma aşamasındayız, dosyalar oluşturuluyor. Bütçe ayarlamaları yapılıyor. Bilim Sanayi Bakanlığı ve Ticaret Sanayi Odası ve bizimle beraber bu proje hayata geçecek inşallah. Bunun da hayata geçme süresi 2017 yılı olarak belirledik.” TUZLA TERSANELERİ İTÜ İŞBİRLİĞİ MODELİ İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Tuzla

Tersanesi’ndeki laboratuvarların benzerleri oraya da kurulacakmış: “İstanbul’daki Tuzla Tersanesi örneği İstanbul Teknik Üniversitesi’nin laboratuvarı ile Tuzla’daki özel tersanelerin işbirlikleri ile yaptıkları çalışmalar ortada. Biz bunu geç kalınmış olsa da Karadeniz Bölgesi’nde de gemi inşaat sektöründe hayata geçirmeyi planladık. Bu projeler inşallah böyle devam ederse hedefe ulaşırız.” Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası (TSTO) Başkanı M. Suat Hacısalihoğlu’na göre özel gemi imalatçıları söz konusu projenin ana unsuru: “Odamız bu projeye maddi ve manevi ne gerekiyorsa yardım yapıyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi de bilimsel yönüyle var. Bilimsel yönünde KTÜ’ye büyük görev düşüyor. Üniversitemizde yetişecek olan mühendislerimizin tersanemizde gelip çalışmaları gelecek dönemde çok önemli olacaktır. Burada hizmet verecekler ve girişimci olacaklardır. Onlara yeni bir iş sahası açılmış olacaktır.”

ÖZEL GEMİCİLİĞİN KATMA DEĞERİ YÜKSEK Hacısalihoğlu, gemi imalatçılarına katma değeri yüksek özel gemilere yönelmelerini öneriyor: “Standart özelliklerde büyük gemiyi uluslararası pazarda herkes yapıyor. Ama teknik özellik arz eden gemi üretimi çok fazla yok. KOBİ İşbirliği ve Kümelenme Projesi kapsamında yurtdışı pazar araştırmasında ziyaret ettiğimiz bir fuarda bize boyu 80 metre bir gemi gösterildi. Ama donanımları ile birlikte 375 milyon avroya ulaşan yüksek bir değere uçtu. Bizim bölgemiz içinde bu tür gemilerin imalatının hedeflenmesi daha karlı

Sayı 53 / Mart 2014

olacaktır. İnşallah bizde sistemimizi kurduktan sonra uluslararası pazarlarda teknik yönü ağırlıklı gemilerin imalatına burada yöneleceğiz.” Tersane alanının teslimi sonrası, taraflar arasında ortaklık ağı kurulacağını da sözlerine ekliyor Hacısalihoğlu: “Projenin ön hazırlığının tüm aşamaları tamamlandıktan sonra uygulama başlayacak. Bugüne kadar büyük mesafe kat edildi. Zor kısım aşıldı. Çok fazla prosedür vardı. Proje 10 milyon Avro’yu da aştı. Gerek bütçe gerekse zaman kul-

SİMÜLATÖRLE GEMİ KAPTANLIĞI

KTÜ

Deniz Bilimleri Fakültesi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü öğrencileri, kampüse yerleştirilen simülatörler sayesinde açık denizlerde gemi kullanma eğitimi alıyor. Teorik bilgiler pratiğe adapte ediliyor. Kaptan köşkündeki diyaloglar gerçeğinden farksız. Simule gemi, Marmara Denizi’nden İstanbul Boğazı’na doğru seyir etmekte. Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ersan Başar, mezunların uluslararası gemilerde iş bulduğunun altını çiziyor: “Öğrencilerimiz mezun olduktan sonra uluslararası sefer yapan gemilerde ikinci ve birinci kaptan olarak çalışmaktadırlar. Deniz hayatında çalışmayı bıraktıktan sonra karada denizcilik sektörünün birçok alanında çalışma imkanları olmaktadır.” Okulda birçok simülatör ve laboratuvarlar aktifmiş: “Tam donanımlı köprü üstü simülatörü, haberleşme simülatörü, tanker simülatörü, makine dairesi simülatörü gibi simülatör sistemleri bulunmaktadır. Öğrenciler teorik olarak aldıkları bilgileri aynı gerçekmiş gibi simülatörlerde uygulamalı olarak görüyorlar. Aynı uygulamaları stajlarında gemilere giderek deniz ortamında yapmaktadırlar. Mezun olduklarında yeterlilik belgelerini aldıktan sonra gemilerde aynı görevleri yapabilmektedirler. Denizcilik uluslararası bir alanda yapılıyor, bazıları Türk armatörlerin gemilerde çalışmakta, bazıları ise uluslararası firmaların filolarında çalışmaktadırlar.” 17


İş Dünyası

lanımı açısından IPA 2 ye proje aktırıldı. Çünkü Avrupa Birliği projenin bütün yasal izinlerinin ve hazırlıkların tamamlandıktan sonra ihale çıkılmasını istiyor.” NİJERYA, RUSYA VE FAS’A GEMİ YAPTIK Ergün Gemi Sanayi İdari Amiri Rüstem Ergün, deneme yanılma yöntemiyle Nijerya, Rusya ve Fas gibi ülkelere gemi üretir hale geldiklerini; imkân verildiğinde savaş için de imalat yapabileceklerini dile getiriyor. Tersanelerinde 7’den 70 metreye her türlü gemiyi inşa edebildiklerini vurgulayıp şunları anlatıyor: “Bize ne tür gemi istediklerini söylesinler ne isterlerse yaparız. Araştırma, canlı balık taşıma, yüzen restoran, yolcu taşıma, balık tutma amaçlı gemiler, römorkör bile yapabiliyoruz. Yani bizler sacı, demiri alırız, yüzen aracı yapar, denize indiririz. Bizim işimiz bu. İmkân sunulması durumunda savaş gemisi bile yaparız. Ancak savaş gemisinin portresi farklı. Savaş gemisini kabuk olarak yaparız donanım işine gelindiğinde ise yönlendirildikten sonra teknoloji sağlandıktan sonra neden olmasın.” KEBAN BARAJI’NA ELAZIĞ-TUNCELİ FERİBOTU Ergün, ruhsat mevzuatı sebebiyle balıkçı gemisi siparişleri azalınca “farklı amaçlarla istenilen tarzdaki” imalata yöneldiklerini ifade ediyor: “Yeni gemi imalatı sadece müşteriler kendi gemilerini mevcut olan ruhsatlarına göre büyüterek yapabiliyor. Onlar içinde genellikle tadilat oluyor. Mesela yüzen restoran amaçlı gemi, yolcu taşıma amaçlı gemi yaptık. Keban Barajı üzerinde ElazığTunceli arasında çalışan arabalı feribot yaptık.” 18

Bürokratik işlemlerin zorluğu yüzünden dar mekanda çalışmaya mecbur kalmasından yakınan Ergün, “28 kişi çalıştırıyorum. Dar alanda daha fazla insan çalıştırmak kazaya sebebiyet verir. Onun için rahat, geniş bir alan olması lazım. Yeni siparişler konusunda bir sıkıntım yok. Bu işleri kısa zamanda bitirip bir yenisini alabilmek için daha fazla adam çalıştırmam gerekiyor. Onun içinde alana ihtiyacımız var.” diye konuşuyor. TEKNE İÇİN KESTANE, PELİT VE DUT AĞACI Trabzonlu tekne ustaları hemen hemen her balıkçı limanında rastlanan minik tersanelerinde kestane, pelit ve dut ağaçlarından yararlanıyor.

Ergün Gemi Sanayi İdari Amiri Rüstem Ergün, tersanelerinde 7’den 70 metreye her türlü gemiyi inşa edebildiklerini vurgulayıp şunları anlatıyor: “Bize ne tür gemi istediklerini söylesinler ne isterlerse yaparız. Araştırma, canlı balık taşıma, yüzen restoran, yolcu taşıma, balık tutma amaçlı gemiler, römorkör bile yapabiliyoruz. Yani bizler sacı, demiri alırız, yüzen aracı yapar, denize indiririz. Bizim işimiz bu. İmkân sunulması durumunda savaş gemisi bile yaparız.

Akçaabat ilçesine bağlı Mersin Beldesi’nde babasından devraldığı tekne imalatı mesleğini 15 yıldır sürdüren Ercan Saraç da onlardan biri. Zaman 12 metreye varan yatlar bile üretiyorlarmış: “Babam 30 yıldan fazla bu mesleği yaptı. Bende tekne yapımını ondan öğrendim. Genellikle 6 metre boyunda kayık yapıyoruz. Yılda 2 ya da 3 kayık yapıyoruz. 12 metre boyunda yat bile yaptığımız oldu. İşlerimiz her yıl genellikle aynı. Yaptığımız tekneler hep ağaçtan. Ağaç olarak da bölgede bulunan pelit, kestane, dut gibi ürünleri tercih ediyoruz.” DÜMENLER ONDAN SORULUYOR Yine Mersin Beldesi’nde Saraç gibi baba mesleğinde karar kılan 56 yaşındaki Sebahattin Saraç da elinden çıkan dümenlerle teknelerin yönünü tayin ediyor. Eserlerini başta Ege, Akdeniz ve Marmara Bölgeleri’ne gönderiyor. Babası 60 yıl bu işle uğraşmış. Kendisi de 10 yıldır dümen üretiyor. Bir tanesini 3 gün ila 10 gün arasında bitiriyor. İşinde tam bir profesyonel.

Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

Say覺 53 / Mart 2014

19


Güncel

GÖNÜLLÜ ELMALAR PROJESİ’NİN BİR NUMARALI ADRESİ: AMASYA Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın öncülüğüyle başlatılan Gönüllü Elmalar Projesi’nin hayat bulduğu 34 üniversiteden biri de Amasya Üniversitesi. Proje koordinatörü Derya Piroğlu, “Proje kapsamında görme engelli gençlerimiz için üniversite kütüphanesine kitap okuma makinesi alacağız, beden eğitimi öğrencilerinin koordinatörlüğünde engelli futbol takımı oluşturacağız, dezavantajlı grupları sosyal hayata dahil etme noktasında halk oyunları ekibi kurulacak.” diyor. Amasya Üniversitesi’nce de hayata geçirilen Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın himayesindeki Gönüllü Elmalar Projesi’yle dezavantajlı grupların sosyalleşmesi amaçlanıyor. Projenin nihai hedeflerinden biri de üniversite öğrencilerine sosyal sorumluluklarını hissettirebilmek; yardımseverlik, duyarlılık ve farkındalıklarını artırmak. Proje, bir yıl sürecek. Çalışma grubu üyeleri bir aylık periyotlarla buluşacak. Kat edilen yol bilgilendirme toplantılarında masaya yatırılacak. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nca “2013 yılı Gençlik Projeleri Destek Programı Sosyal Dahil Etme” başlığıyla proje teklif çağrısı başlatmıştı. Rektörlükler, projenin asıl sorumlusu. Fakat sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları, yerel yönetimler ve sanayi bölgesi yönetimleriyle işbirliği de yapabiliyor. Faaliyetler ve katkılar tamamen gönüllülük esasına dayanıyor. Gönüllü Elmalar Projesi, sadece üniversiteler için açılan bir program. Amasya Üniversitesi de önerisi kabul edilen 34 üniversite arasında yer alıyor. Amasya’daki projeyi, 20

ifade edebilecekleri yapıların oluşturulmasını destekleyerek, özgüvenlerinin artmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz.”

Avrupa Birliği Uzmanı Derya Piroğlu koordine ediyor. Gönüllü Elmalar projesiyle, sosyal yaşamın dışına itilmiş gençlere toplumun bir parçası haline gelmeleri adına uyum desteği sağlandığını anlatıyor Derya Piroğlu: “‘Mevcut proje sadece üniversiteler için açılan Gençlik ve Spor Bakanlığı Projesi. Amasya Üniversitesi de projenin yürütücüsü. Üniversitemiz çatısında oluşturduğumuz projemizle, dezavantajlı gençlere proje kapsamındaki etkinlik ve eğitimlerle daha iyi koşullar sunmak ilkemiz. Gençlerin toplumsal aidiyet duygularının güçlendirilmesini sağlamak ve kendilerini

ÖZGÜVENLER ARTACAK, ÖNEMLİ HİSEDECEKLER Nelerin pratiğe geçirileceğine ilişkin şunları söylüyor: “Proje kapsamında görme engelli gençlerimiz için üniversite kütüphanesine kitap okuma makinesi alacağız, beden eğitimi öğrencilerinin koordinatörlüğünde engelli futbol takımı oluşturacağız, dezavantajlı grupları sosyal hayata dahil etme noktasında halk oyunları ekibi kurulacak. Daha da çoğaltabileceğimiz bu etkinlikleri yapmaktaki amacımızı aslında projenin de felsefesini oluşturan dezavantajlı gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri yapıların oluşturulmasını desteklemek, özgüvenlerinin artmasına ve kendilerini önemli hissetmelerine katkı sağlamak şeklinde özetleyebiliriz.” 2013-2014 akademik yılının ikinci dönemiyle birlikte proje çalışmalara hız verileceğini de kaydediyor: “Projemizin başladığı bir aylık süreç içerisinde tanı-

Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

Proje Koordinatör Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Erdal Ünsalan: üniversitelere sadece ekonomik pencereden bakılamayacağını vurguluyor: “Üniversitelerin sosyal yaşamdaki etkisi de göz ardı edilemeyecek kadar büyük.” tımını yaptık ve öğrencilerimizin gelmesiyle beraber gönüllülerimizi belirleyip eğitimlere başlayacağız. Gönüllülük bilincinin nasıl artırılacağıyla ilgili bir proje olan çalışmalarımızda öğrenci katılımının üst seviyede olması en büyük temennimiz.” ÜNİVERSİTELERİN SOSYAL YAŞAMDAKİ ETKİSİ DE BÜYÜK Proje Koordinatör Yardımcısı ve Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu (MYO) Pazarlama ve Reklamcılık Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr.

Sayı 53 / Mart 2014

Erdal Ünsalan ise üniversitelere sadece ekonomik pencereden bakılmayacağını ifade ediyor: “Üniversitelerin sosyal yaşamdaki etkisi de göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Bu anlamda özellikle üniversitemizin Bakanlık nezdinde bu projeye dahil edilmesi üniversite camiası olarak bizleri de sevindirdi. Gönüllü Gençlik Platformunun oluşturulması ve öğrenci kulüplerinin teşvik edilmesi suretiyle gönüllülüğü, üniversitelerde sürdürülebilir bir zemine oturtmak; üniversitelerin dezavantajlı

gençlere ulaşılması ve dezavantajların ortadan kaldırılması noktasında, içinde bulunduğu şehirle birlikte çalışmasını teşvik etmeyi amaçlayan projede bizler de Amasya Üniversitesi olarak büyük bir projenin paydaşlığını yapmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Toplumumuzdaki dezavantajlı grupları ve öğrencilerimizi buluşturup her iki tarafında büyük katkılar sağlayacağı projeleri hayata geçireceğiz.”

21


Aylin Tat

Dünden Bugüne

B

iliyorum suçluyum ve razıyım cezama. Çalmadım, öldürmedim. Ama daha kötüsünü yaptım, tuttum insanları sevdim’’ demiş Can Yücel… Ne kadar da manidar geliyor bu sözler yaşadığımız şu günlerde. Zira ülkece zor günler geçiriyoruz.

İnsanın insana kulluğuna şahit oluyoruz her geçen gün. Nezaketimizi, yiğitliğimizi hatta insanlığımızı kaybediyoruz. Kaybettikçe hırçınlaşıyor, ateşler püskürüyoruz ejderha gibi kimimiz. Püskürdükçe yakıyor, yıkıyor kimileri. Canlar acıyor, yürekler daralıyor. Tüm yaşananların en acısı ise yarına korku ve kaygıyla bakmak. ‘’Yaş ilerledikçe toprak insanı çekiyor’’ derdi anneannem. Ne kadar da doğru söylüyormuş. Kırklı yaşlarda yol almaya başladığımda bu sözün anlamını çok daha iyi özümsedim. Kalabalıklardan kaçmanın, insanlara mesafeli olmanın ve toprağın kokusundaki huzuru anladım. Oysa ne çok severdim kalabalıkta yaşamayı, şatafatlı ışıklar altında koşmayı. Ne çok insanla mesafeler kat etmişim. Zira insana insan gerek bilirim. İnsan başka insanların gülüşü ile sesi ile büyüyor çünkü. Ve de başka insanlarla yaşadıklarıyla, onlardan gelen acıyla ve kederle asıl şeklini alıyor. Yaşadıklarıma baktığımda diyorum ki; kimi insan

22

ceza olmuş hayatımda, kimisi bela, kimisi imtihan, kimisi de armağan. Ama her birinden bir şey kalmış bana. Kalanları urbama koymuşum yürüdüğüm yolda. Gerçek olmadığını bildiğim halde sahte gülücükler arkasına saklanan öylesine uzun sohbetlerden geçmişim ki; Bir şans daha deyişlerim, sonra yine haklı çıkışlarım… Katman katman izler bırakan yaşanmışlıklarım. Ve sonunda insanlardan uzaklaşma arzum. Neden sonra farkına varıyor ya insan ayağına takılan bütün taşları yoluna kendi döşediğini. Ve bu farkındalıktan sonra seçici olmaya başlıyor insan. Daha az ve gerçek dostlarla yoluna devam etmek istiyor. Ne kadar az insan o kadar az sorumluluk duygusu hâkim olmaya başlıyor ve insanlardan kaçarak huzuru bulduğuna inanıyor. Oysa insanları sevmek, el ele yürümek değil midir hayatın tadı tuzu. Sabırla öğrenmeleri beklemek bize yakışan asıl görev değil midir? Kömür sabırla beklerse elmasa dönüşmez mi? Ve yaşananlardan bana kalan ve hala çözümleyemediğim ikilemler işte bunlar. Ben yine de insanoğluna yakışan erdemlerle yoluma devam etmek istiyorum. ‘’Güneş herkesin üzerine eşir doğar ama gül başka leş başka kokar’’ demiş ya Mevlana gül kokusuyla yolumuza devam etmek dileğiyle, sevgiyle kalın.

Sayı 53 / Mart 2014


Say覺 53 / Mart 2014

23


Yaşam

Eskinin kültür sanatını geleceğe aktarıyorlar

Bugünü Geçmişle Olgunlaştırıyorlar Türkiye’deki 15 olgunlaşma enstitüsünden ilki İstanbul’da faaliyete başlıyor. Dördüncüsü de Samsun’da. Samsun’dakinin Müdürü Fatma Arslan, yiyecek-içecek hizmetleri; kuyumculuk, el sanatları teknolojisi, giyim-üretim, seramik ve cam teknolojileriyle, kuaförlük ve grafik tasarım alanlarında eğitim verdiklerini belirtiyor. Bölge il ve ilçelerindeki geleneksel el sanatları bizzat yerinde araştırılıyor ve gelecek nesillere aktarılıyor bu kurumlar vasıtasıyla. Samsun Olgunlaşma Enstitüsü 1960 yılında Çiftlik mevkiindeki Mühendisler Apartmanı’nın Milli Eğitim Bakanlığı’ndan gönderilen ödenekle satın alınan üç katında faaliyete geçiyor. Dairelerden biri satış reyonu, diğer ikisi de atölye olarak kullanılıyor. Kurumun hikâyesini dinlediğimiz Enstitü Müdürü Fatma Arslan, “Samsun’da ilk kez genç kızların eğitimi ile ilgili, üst düzey bir mesleki eğitim verilerek faaliyetine başlamıştır. Aradan 5-10 yıl geçtikten sonra mevcut mekân yeterli olmadığından iki daire satın alınarak toplamda beş daire ile eğitimini sürdürmüştür. 1986 yılında halen eğitime devam ettiğimiz bu ana binamız yaptırılmıştır; halen ana bina olarak biz bu binayı kullanıyoruz.” diyor. O eski bina yıkılıyor şu sıralar. Halihazırda 7 alanda eğitim veriliyor enstitüde: Yiyecek- İçecek Hizmetleri, Kuyumculuk Teknolojisi, El Sanatları Teknolojisi, Giyim- Üretim Teknolojisi, Seramik ve Cam Teknolojisi, Kuaförlük ve Grafik Tasarım. ÖSYM’yle gelen çocukların Çocuk 24

Gelişimi ve Eğitimi branşında yüksekokul eğitimi aldıklarını, Grafik Tasarım Programı’ndaki eğitimin de yüz yüze gerçekleştiğini anlatıyor Fatma Arslan: “Bir de diplomaya götüren denklik programlarımız var. Bu programlara herhangi bir liseyi bitiren öğrenciler gelebiliyor; biz onlara diploma değişikliği programı diyoruz. Yaklaşık olarak bir buçuk iki yılda eğitim tamamlanıyor.”

ENSTİTÜLER BÖLGELERİNE HİTAP EDİYOR Türkiye’ de 15 tane Olgunlaşma Enstitü’sü bulunuyor. Buralarda bölge il ve ilçelerindeki geleneksel el sanatlarının araştırılarak yaşatıldığını belirtiyor Arslan: “Örneğin Samsun Olgunlaşma Enstitüsü sadece Samsun ve ilçelerinin değil Tokat’ın, Amasya’nın, Çorum’ un, Sinop’ un el sanatlarını, giyim-kuşam kültürünü araştırmakla, geliştirmekle Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

ve yaşatmakla yükümlüdür. Kendi kurulmuş olduğu ilin ve kendisine yakın olan illerin gelenek-göreneğinin de sahasına inmekle yükümlüler. Trabzon Olgunlaşma Enstitüsü de Rize, Artvin, Bayburt gibi illeri araştırıyor.” ARŞİVLERİ TIPKI BİR MÜZE GİBİ Türkiye, olgunlaşma enstitüsü kavramıyla İstanbul’daki ilk örneğiyle tanışıyor. Dördüncüsü ise Samsun’da açılıyor. Saha araştırmasına öğretmenler gidiyor. Diyelim ki Sinop’a ulaşıldığında, bundan 50 yıl önce, o ildeki kadının giyim- kuşamı, günlük kıyafetleri, gelinlikler, akrabalarının giyim- kuşam kültüründen o dönemde genç kızların yaptıkları dokumalar ve motiflere varıncaya kadar tüm detaylar tek tek irdeleniyor. Zamanla enstitünün merkezinde ciddi bir arşiv oluşuyor. Bugün, günlük yaşamda kolay kolay rastlayamayacağımız, sadece önemli müzelerde görebileceğiniz arşivlere ve müze malzemelerine sahip bu enstitüler. ANTİKA DEĞERİNDE 196 PARÇA ÜRÜN Samsun’daki Enstitü’de 196 parça antika değerinde ürün var. Kimi bir gelinlik-duvak, kimi yün tarağı, kimiyse ibrik… Hepsinin ayrı ayrı tarihi ve sanatsal kıymetine işaret ediyor Arslan: “Enstitümüz yaptıkları araştırmanın sonucunda sanatsal koleksiyonlar hazırlamıştır. Örneğin giysi koleksiyonu; Anadolu kadını giysilerinden oluşan bir koleksiyonumuz var ve bu koleksiyonumuz geçtiğimiz günlerde Ankara’ da başbakanımız ve eşine birçok kadın milletvekili ve iş kadınlarına sunma şansımız oldu. Orada enstitümüzde sanatsal ve üretim atölyelerinde yapılan ürünleri sergileme şansımız da oldu; bunlar uzun yıllar süren çalışmalarımızdı. Şu anda yeni bir koleksiyon hazırlığı içerisindeyiz.” Tümündeki gibi Samsun Olgunlaşma Enstitüsü’nde de kendine has ‘hesap işi’ panoları mevcut. Samsun ve ilçelerindeki kilim motifleri orijinalliğine ve renklerine sadık kalınarak duvar panosu haline getirilmiş. Bunun haricinde bu motifler masa örtülerine, çantalara, heybelere, gözlük kılıflarına da işlenmiş. Panolar hakkında da, “Hesap işi tekniğiyle yapılan bu kilim motifi çalışmaları aynı zamanda yıllarca Samsun Olgunlaşma Enstitü’sünü yurt dışında da temsil edip, bürokratlar tarafından satın alınan ürünlerimiz arasında yer almaktadır. Ana başlangıcımız hesap işiyle panolar hazırlamak oldu, daha sonra da farklı ürünler geliştirmeye başladık. Saha araştırmalarında derlenen orijinal kilimlerin motiflerini alıyorsunuz, o motifin rengine ve desenine sadık kalıyorsunuz; ama kilim gibi dokumuyorsunuz, kumaşa iğne ile işliyorsunuz.” diye konuşuyor Arslan. HESAP İŞİ, TÜRKLERE HAS BİR TEKNİK Hesap işi tekniğinin Türklere has bir teknik olduğunu vurguluyor müdire hanım: “Hesap işi tekniği Türk el sanatlarını yaşatmak için devam eden bir teknik. Bu teknikle yapılan işleri normalde, herhangi bir kursta ya da bir kadının elinde göremezsiniz. Bu, sadece olgunlaşma enstitüleri tarafından yaşatılan teknikleri arasında. Dokunan kumaşın ipliklerinin sayılarak işlenmesi de bu tekniğin önemli özelliklerinden bir tanesi. Etamin kumaSayı 53 / Mart 2014

Hesap işi tekniğinin Türklere has olduğunu da vurguluyor Enstitü Müdürü Arslan: “Hesap işi tekniği Türk el sanatlarını yaşatmak için devam eden bir teknik. Bu teknikle yapılan işleri normalde, herhangi bir kursta ya da bir kadının elinde göremezsiniz. Bu, sadece olgunlaşma enstitüleri tarafından yaşatılan teknikleri arasında. Dokunan kumaşın ipliklerinin sayılarak işlenmesi de bu tekniğin önemli özelliklerinden bir tanesi.” 25


Yaşam

şından çok farklı olarak bir kumaşın ipliklerini sayarak işliyorsunuz. Çok ince bir iş, o kumaşın ipliklerini ancak o tekniği bilen bir kişi sayabilir. O kadar detaylı ve hayran duyulması gereken bir teknik. Başbakanımızın eşinin en büyük beğenisini kazanan ürünler arasında, hesap işiyle yapılan panolar vardı.” TANITIMDA BÜYÜK SIKINTI YAŞANIYOR Samsun Olgunlaşma Enstitüsü kendine ait binada İlkadım Kız Meslek Lisesi’yle ortaklaşa konuşlanıyor. Haliyle bütün etkinlikler 5-10 atölyeye sıkışıyor. 30 öğretmen ve 30 usta öğretici zor koşullarda çalışıyor. Üretim ve tasarım atölyesindeki ortaya konan eserler satışa sunuluyor. Peki, kimler rağbet göstermekte acaba? Cevabı Arslan’dan öğreniyoruz: “Genellikle ilimizi ilçelerini temsil özelliği olan kurum, kuruluş ve şahıslar 26

tarafından satın alınıyor ürünlerimiz. Bakanlarımızı milletvekillerimiz, valimiz ve belediye başkanlarımız tarafından temsil amaçlı amaçlı alınıyor ve yurtdışına da götürülüyor. 300’ e yakın ürün çeşidimiz var.”

Yeni açılan AVM’lerde bir yer edinmeye çalışacaklarını da ifade ediyor Arslan. En büyük hayaliyse, “Samsun Büyükşehir Belediyesi Binası’nın karşısındaki tarihi yapıda enstitümüzün yer alması.” diyor.

Çiftlik Caddesi’nde bulunan satış mağazası içinde bulunduğu binanın yıkılmasıyla devre dışı kalmış. Sonrasında okulun alt katında satış amaçlı yapılan küçük bir yer tahsis edilmiş. Ama ilgi büyük çapta azalmış: “Çiftlik Caddesi’ndeki yerimiz herkesin geçtiği bir yer olduğu için müşteri sayımız, halkın ilgisi orada çok daha fazlaydı, ürünlerimizi tanıtmakta çok büyük bir sıkıntı yaşıyoruz. Bir süreç yaşıyoruz, yıkılan yere yeni yapılacak olan binada yeni bir yerimizin olması ve ürünlerimiz burada tanıtmak için girişimlerde bulunduk; bu konuyla ilgili yetkili kişiler de gerekli görüşmeler yapıyorlar. Bize oradan yer verilmesi için bir süre sabırla bekliyoruz.”

ATATÜRK GİYSİLERİ KOLEKSİYONU Yıllar önce başlattıkları Atatürk Giysileri Koleksiyonu’na ilişkin de şunları dile getiriyor hoca: “Özellikle Samsun’ da böyle bir çalışmanın yapılmış olmasının bir manası var. Kurtuluş Savaşı adımlarının ilk olarak atıldığı yer olan Samsun’da, bu noktada daha hassas davranarak kaliteli bir koleksiyon çıkarmaya çalıştık. Atatürk’ün savaş döneminde, cephelerde giymiş olduğu kıyafetlerden yola çıkarak stilize çalışmalar gerçekleştirdik. Bu kıyafetlerde ‘maraş işi tekniği’ kullandık. Burada kullanılan deriler ve kemerler, bizim kendi atölyemizde tasarlandı. Ve yaptığımız birçok defilede de yoğun ilgi gören kıyafetlerimiz Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

oldu. Bunların araştırması akademik bir zeminde yapıldı, bir alt yapı oluşturuldu ve daha sonra koleksiyona çevrildi. Koleksiyonlarımızda satış söz konusu değil, sadece bir müşterinin koleksiyondaki ürünü beğenmesi üzerine sipariş gerçekleştirilebiliyor. Koleksiyonlarımız arşivimizde korumaya çalışıyoruz.” BU PROJE TÜRKİYE’DE BİR İLK Türkiye’de ilk niteliğinde bir projeyi hayata geçireceklermiş: “Mesleki yayınlar kütüphanesi oluşturmaya çalışıyoruz, böyle bir projemiz var ve Türkiye’de ilk olacak. 81 ilin valiliklerine, il özel idarelerine, il kültür ve turizm müdürlüklerine ayrı ayrı yazı yazdık. Sanata önem veren, ayrıca bu konuda ilgisi olan kurumlar, firmalara yazdık ve dönüşleri başladı. Onlardan, bu alanlarda ellerinde çıkarmış oldukları yayınlar varsa bize göndermelerini istedik ve onlar da göndermeye başladı”

Sayı 53 / Mart 2014

KADİM KÜLTÜRLER İLHAM KAYNAĞI Samsun’ da hüküm sürmüş kültürler ilham kaynağı teşkil ediyormuş enstitünün icraatlarına: “Biz, olgunlaşma enstitüsü olarak Samsun’da yaşamış kültürlere ait buluntular üzerinden yola çıkıyoruz. Örneğin, Bafra İkiztepe kazılarında ortaya çıkarılan ikonlar bizler için önemli buluntular; bunlarla ilgili seramik atölyelerinde çalışmalarımız oluyor. Birebir çalışmalarını yaptığımız gibi aynı zamanda onları deforme ederek dekoratif amaçlı ürünler yapıyoruz. Burada yaşamış Anadolu medeniyetlerine ait buluntulardan yola çıkarak panolar ve biblolar hazırlıyoruz. Bafra kilim motifini aynı şekilde panolara işliyoruz. Onun haricinde seramik atölyesinde yapılan, müzemizde de bulunan Amisos Harabeleri’ndeki ‘dört mevsim’ Samsun’un bir değeri; bunu da çalışmalarımızda kullanıyoruz. Valimizin bulunduğu binadaki panolarda büyük

boyutlarda sergilenmekte.” North Point Otel’de tanıtım amaçlı çalışmalar yapılmış. Ayrıca Amisos Harabeleri’ndeki kuyumculuk objeleriyle alakalı tasarımlara da imza atılmaktaymış. Şu bilgileri de paylaşıyor Arslan: “Kent müzesinde görmüş olduğumuz masada duran çorba kâsesinden tutun ekmeğine, mutfaktan bitkisine, sırada oturan kara önlüklü çocuğun kıyafetinden tekelde çalışan işçilerin kıyafetlerine kadar hepsi burada dikildi ve bizler tarafından giydirildi. Bandırma Vapuru’ndaki Atatürk ve arkadaşlarını da biz giydirdik. Atatürk Müzesi’ni yatak dizaynı, perdeleri bizde yapıldı. Havza’ daki Atatürk Evi’ nin dizaynı bizim enstitümüz tarafından yapıldı. Hepsinin akademik araştırması da burada yapıldı.”

27


Gündem

Samsun Atakum’daki Engelli Yaşam Merkezi’yle

ENGELLERİNİ SANAT VE SPORLA AŞIYORLAR Atakum Belediyesi’nin iki yıl evvel hizmete soktuğu Engelli ve Yaşam Merkezi’nin aktif unsurlarından Amisos 55 Engelliler Gençlik Spor Kulübü’nün Başkanı Mehmet Yaşar, her engelli kişinin mutlaka bir spor ya da sanat dalıyla uğraşabileceğini vurguluyor. Kursların rehabilitasyon adına çok işe yaradığının altını çiziyor. Samsun’un Atakum ilçesinde belediyenin yaklaşık iki yıl önce faaliyete geçirdiği Engelli Yaşam Merkezi’nde açılan sanat ve spor kurslarının katılımcıları, engellerini unutup hayata adapte oluyorlar. Merkez’in aktif unsurlarından Amisos 55 Engelliler Gençlik Spor Kulübü’nün Başkanı Mehmet Yaşar, her engelli kişinin mutlaka bir spor ya da sanat dalıyla uğraşabileceğini vurguluyor: “Aileleri tarafından sadece yanımızda dursun diye buraya getirilen engelli çocuklarımız çok güzel yağlı boya resimler yapıyor.” Yaşar’ da bir engelli. Almanya’da geçirdiği trafik kazası sonrası felç kalmış. Engelli Yaşam Merkezi’ndeki yağlı boya, takı tasarım, maket uçak, ebru, İngilizce ve tiyatro eğitim etkinliklerinin rehabilitasyon için çok işe yaradığını belirterek, toplumda “bir şey yapamaz” denen bu kişilerin adeta hayata bağlandıklarını söylüyor: “6 bin 500 metrekare alanın içine kurulan yaşam parkında 52 bedensel engelli arkadaşımız çeşitli kurs28

larla rehabilite oluyor. Burada arkadaşlarımıza hem sosyal hem de sportif faaliyetler veriyoruz. Onlar da bir şeyler üretmenin mutluluğunu yaşıyor.”. HAYATA KÜSMEK YOK Yaşar, engellilere kati suretle hayata küsmemelerini öneriyor: “Bizim buradaki en büyük güzelliğimiz, çok ağır engellilere bile bir şeyler öğretiyor olmamız, bu mutluluk verici. Aileleri tarafından sadece yanımızda dursun diye buraya getirilen engelli çocuklarımız çok güzel yağlı boya resimler yapıyor. Engeli her ne olursa olsun her engellinin yapabileceği bir sanat ve spor dalı mutlaka var. Evlerinde sadece cam kenarında oturan engellilerimiz bir işle uğraşsınlar mutlaka. Parmaklarını kullanamayan engellilerimiz özel aparatlarla resim yapabiliyor.” MİNİBÜSE İHTİYAÇ VAR Merkez gerçekten bir hayat iksiri. Eve mahkum şahıslar üretken birey haline gelebiliyor burada. Ancak ulaşım her zaman ciddi bir problem. “Böyle güzel bir işe

vesile olmaktan” mutluluk duyuyor Yaşar. “ Daha yapacak birçok iş var.” var diyor ve ardından şu isteğini dile getiriyor: “Engelli arkadaşlarımızı dışarı çıkarabilmek için bir minibüse ihtiyacımız var. Bu minibüs sayesinde daha fazla engelli arkadaşımızın sosyal hayata kazanımını sağlayacağız.” Almanya’da rehabilitasyon sürecindeyken 1992’de tekerlekli sandalye dansında Avrupa şampiyonu olmuş Yaşar. 10-12 yaşlarındaki engelli ve engelsiz bireylerle çalışmış. Engellilerin eğitim akabinde sosyal hayata atılabildiklerini, hatta aile bütçelerine katkı sağlayabildiklerini ifade ediyor. Merkezde üretilen yağlı boya resimleri ve el işlerini kentin farklı yerlerinde sergileyeceklerini kaydediyor. Üç yıl önce denize atlarken kafasını kuma çarparak felç olan Çağdaş Çakmak da bir buçuk yıldır merkeze devam etmekte. Arkadaşlarıyla güzel vakit geçirmekten son derece hoşnut. Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

Say覺 53 / Mart 2014

29


Yaşam

EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ Kalabalıktan hoşlanmayan kendi halinde biriydi Sandıkçı Şükrü. Bir düğünde kardeşi vurulunca katili kovalayıp aynı akıbete uğrattı. Eşine tacizde bulunulduğunu öğrenince yattığı Sinop Cezaevi’nden kaçarak dağlara sığındı. Bir çete kurdu ama diğerlerinden farklıydı. Kimselere zulmetmedi. Aksine zalime karşı güçsüz ve fakirin yanındaydı. Halk da onu çok sevdi. Ama sonuncu ihbarda yalnızdı. Teslim olmasına rağmen, daha öncesinde kurtardığı bir adam tarafından arkadan vuruldu.

30

Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

Anadolu insanının haksızlık karşısındaki duruşunu anlatır halk kahramanlarının hikayeleri. Bu topraklardaki kavimler; yiğitlik ve iyilikseverliği destanlaşan nicelerinin içselleştirilmiş hayatlarıyla kaynaşmıştır. Zalimin karşısında mazlumun yana tavır alışları anlatan bu halk hikayeleri özgürlük mücadelesinin sembolüdür aynı zamanda. Yiğitlik ve dostluk örnekleri hikayeci aşıkların coşku dolu türküleriyle ulaşır ve özümsetilir topluma. Karadeniz Bölgesi’nde de dilden dile gönülden gönüle akar durur. İşte bunlardan biri de Sandıkçı Şükrü’nün öyküsüdür. HALDOZ MAHALLESİ KANA BULANIR Kısaca şöyledir: Rize’nin Portakallık (eski adı Haldoz) mahallesi sakinleri şamatalı bir güne daha başlamıştır. Her hafta bir düğün vardır. Mevsimidir zira. Holdoz’dakinde her şey yolundadır. Ziyafet gerçekten büyüktür. Oradan oraya taşınır tepsiler. Orta yaşlardaki Sandıkçı Şükrü, pek kalabalıktan hazmetmediğinden yerine kardeşini göndermiştir. Dükkânda oturmuş kafa dinlemektedir. Pencereden görür ki, bir çocuk mekana doğru koşmaktadır. Kapıda karşılar. Nefes nefesedir. Sakinleşmesini bekler. Nefesleri düzene girince, “Kan ter içinde kalmışsın velet. Anlat hele. Ne oldu ki?” diye sorar. Korku dolu gözlerle kendine bakan çocuktan, “Kardeşin… Bıçakladılar onu! Karnından işte… Koş Ağabey!” cevabını duyar. KARDEŞİNİ ÖLDÜRENİ YAŞATMAZ Bir çırpıda olay yerindedir. Kardeşi kanlar içindedir. Adeta aklı başından uçmuştur Şükrü’nün. Haykırır: “Kim yaptı bunu? Nasıl kıyabildi!” Gözler, Abdi Ağa’nın evini işaret etmektedir. Kan beyne sıçramıştır. Koruma engelini de aşarak eve dalar: “Abdi Ağa! Çık karşıma! Erkekçe öl Abdi Ağa!” Abdi Ağa bahçe duvarından atlayıp kaçar. Peşine düşer. Köy meydanına gelmişlerdir. Kulaklar Şükrü’nün bağırışıyla irkilir: “Abdi Ağa! Yüzünü dön Abdi Ağa. Arkadan Sayı 53 / Mart 2014

vurulanlar, kaçarken vurulanlar, kalleştir.” Hemen ardından iki el silah sesi yankılanır. Abdi Ağa’nın koca vücudu kana bulanmış halde yere serilmiştir. Jandarmalar Şükrü’yü tutuklar. Sinop Cezaevi’nin yolu gözükmüştür. EŞİ FADİME’YE TACİZİ ÖĞRENİR CEZAEVİNDEN KAÇAR Sandıkçı’nın karısı Fadime’ye göz koyan Rüstem Ağa için gün doğmuştur. Kadın borç erzak isteyince fırsat bilerek evlenmeye zorlar. Hayır yanıtı üzerine zorbalaşır. Olan bitenden haberdar olur olmaz arkadaşlarıyla hapisten kaçar Şükrü. Gerisi çoğu kişinin bildiği ve mırıldandığı “Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz” başlıklı eserin mısralarındadır.

Asla unutulmadı. Türkülerde yaşadı. Anneler çocuklarını onun kahramanlığını anlatarak büyüttü.

Sandıkçı Şükrü Sinop Cezaevi’nden firar edebilen ender hükümlülerdendir. Sığındığı dağlardan inerek ilkin Fadime’yi rahat bırakmayan Rüstem Ağayı vurur. Jandarma günlerce iz sürer ama izine dahi rastlayamaz. Yöredeki dağlar Şükrü’ye avucunun içi gibidir. Güvenlik kuvvetleri takibi kesince çete kurar. Öyle bildiğiniz kötü çetelerden değildir onun ki. Mazluma asla zulmetmez. Fakirin ekmeğine katiyen dokunmaz. Tek düşmanı para ve gücüne yaslanan zalimlerdir. 31


Yaşam

PERİLİZADE’YE YOKSULA ÜRÜN DAĞIT ÇAĞRISI Sandıkçı Şükrü’nün haberin kutular bölümünde okuyabileceğiniz türküsünde adı zikredilen Perilizade zengin bir şahıstır. Tarlasında yetiştirdiği ürünlerden yoksullara da dağıtması için haber iletir Sandıkçı. Tehdit savurmuştur alenen. Perilizade oralı olmaz. Şükrü ürünleri adamlarına toplattırır ve fakir ve yaşlılara verdirir. Kimin başı sıkışsa, bir haksızlığa uğrasa Sandıkçı Şükrü’ye başvuruyordur. En acizler bile kapısında paşaymışçasına ağırlanır ve korunur. Ahali sürekli onu evine, ocağına çağırır. Urusba köylüleri, aralarında üç kişi seçip ellerinde erzak ve hediyelerle Sandıkçı’ya gönderir. Onları kıramaz, birlikte köye inerler. Bir kahvehanede oturulur, çay eşliğinde hatıralar dillendirilir. Çocuklar dahi yiğidi görebilmek için pencerelere yapışır. Köyün zenginlerinden biri durumu Jandarmaya gammazlar. Mekanın etrafı sarılır: “Etrafın sarıldı. Teslim ol, kan çıkmasın!” Şükrü silahına davranır. Kıran kırana çatışırlar. Adamlarına askere isabet ettirmemelerini söyler Şükrü. Kan dökülmeden uzaklaşabilmeyi amaçlamaktadır. Hapse düşerse Fadime’si kolsuz ve kanatsız kalacaktır. KURTARDIĞI ADAM ARKADAN VURUR Pencere camını kırarak dışarı atlar. Çatışa çatışa sağ kalan arkadaşıyla birlikte dağlara doğru at sürer. Bundan böyle oralarda barınamayacağını anlar ve Trabzon’un Of ilçesine gider. Trabzon Valisi Kadir Paşa otoritesini sarsacağını düşünür ve beş yüz süvariyi Sandıkçı’nın üzerine yollar. Şükrü’yü tanıyan kolcu başı Varilcioğlu Sadık da yanlarındadır. Aynen türküye de nakşedilmiştir ki; Sandıkçı Şükrü, Of’un İkizdere köyündeki Sanlı Mezrası’nda yaşlı bir kadının evindedir. İhbar sonrası çevresi atlılarla kuşatılır: “Sandıkçı Şükrü! Gel, teslim ol. Öldürülmeyeceksin. Ben Varilcioğlu, söz veriyorum!” Şükrü, bu sesi tanır. Varilcioğlu’nu vakti zamanında birkaç serserinin elinden kurtarmıştır. Yalnızdır, direnecek gücü yoktur. Elleri havada dışarı çıkar. Tutuklanır. Süvariler arkada, Sandıkçı önde yola koyulurlar. Köyün çıkışına varıldığında silah sesleri göğü deler. Namludan çıkan iki kurşun, Sandıkçı’nın sırtına saplanır. Varilcioğlu ateşlemiştir. Kendini ölümden kurtaran yiğidi, para karşılığı kurşunlamıştır. Sandıkçı, iki mermi yemiştir fakat hala ayaktadır. Fazla dayanamaz, yıkılır. Yüzü topraktadır. Abdi Ağa gibi arkadan vurulmuştur. Bir farkla, ‘Mertçe’. O topraklar, Sandıkçı Şükrü’nün sözünü hiç unutmadı. Adı yaşatıldı. Yöre halkı, çocuklarını onun hikayeleriyle büyüttü. Adına nice türküler yazıldı.

32

EŞKİYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ Sene 1341 nefsime uydum Sebep oldu şeytan bir cana kıydım Katil defterine adımı koydum Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz Sen üzülme anam dertlerim çoktur Çektiğin çilenin hesabı yoktur Yiğitlik yolunda üstüme yoktur Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz Çok zamandır çektim kahrı zindanı Bize de mesken oldu Sinop’un hanı Firar etmeyilen buldum amanı Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz Sinop kalesinden uçtum denize Tam üç gün üç gece göründü Rize Karşıki dağlardan gel oldu bize Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz Bir yanımı sardı müfreze kolu Bir yanımı sardı Varilcioğlu Beşyüz atlı ile kestiler yolu Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz

SANDIKÇI ŞÜKRÜ DESTANI Sene bin üçyüz yirimi tamam Rize şehrinde okundu ferman Dünyada kimseye kalmadı iman Bu fani dünyaya itibar olmaz Mahfume sebebdur Perilizade Yapmadı tapuyu düştü inade Görende paşayı uğrar feryade Korkusundan çünkü dermanı olmaz Mutasarrif paşa gazaba geldi Yaktı kayığımı ciğerim deldi Ol saat bilun sandıkçı geldi Görünce ateşi aklum oynadı Ciğerum tutuşti aklum oynadı y Kale yokuşunda siperee yattum y tt ya t um m Hükümete şehre çok tüfek üffekk aattum tttum um Tatlı yemeğume zehirii kka kattum atttum u Zulumsuz eşkıya tövbekar e ar olmaz ek olm maz Ağlama validem ettuğum ğum m çoktur çok oktu turr Yiğitlik naminda eksuğum ğum yyoktur oktu ok tuur Senden kayır beni acıyan aan n ttoktur ookktu ktu t r Yaktuğum canların hesabı saabıı yyoktur. o tu ok tur. r. r.

Sayı Sa S ayı y 5 53 3/M Ma Mart artt 22014 0114 0


HABEREXEN

Say覺 53 / Mart 2014

33 33


Sektör

El emeği zillerinde notalar lar adeta yeniden ‘Diril’iyor

BATERİDEKİ ALIN TERİ El yapımı zillerini dünyaca ünlü bateristlerin kullandığı belirten Murat Diril, “Ben zili elime aldığımda nasıl bir ses vereceğini anlayabiliyorum. Onlarca zil arasından arkam dönük olarak zillerden hangisinin benim imalatım olduğunu da sadece duyduğum ses ile ayırt edebiliyorum.” diyor. Mesleği, İstanbul’da Ermeni ustalardan öğrenmiş. Almanya’daki fuar dönüm noktası olmuş.

Murat Diril’in tamamen el işçiliğiyle Samsun’da ürettiği bateri zillerini yıllardır dünya starlarının bateristlerince tercih ediliyor. Elvis Presley, Frank Sinatra, Elton John, Jennifer Lopez, Shakira ve Ricky Martin gibi ünlülerin bateristlerinden söz ediyoruz. Dünyada ilk zilin Osmanlılar döneminde yapıldığını söylüyor Diril. Şuanda dünya starlarının kullandığı zillerde de ay yıldız ve M. Kemal amblemlerinin bulunduğunu belirtiyor. Diril, zilleri Örnek Sanayi Sitesi’nde 2000 yılında kurduğu atölyesinde imal ediyor. Avrupa’daki bağlantılarının aracılığıyla çeşitli ülkelere gönderiyor. Çıraklıktan başladığı mesleğini Almanya’da katıldığı bir fuar sonrasında geliştirmiş. Mamullerinin tümünü dışarıya satıyor. Zira yerli sanatçıların orkestraların-

34

daki müzisyenler için biraz pahalı. “Madonna, Ricky Martin, Michael Jackson, Jennifer Lopez gibi dünyaca ünlü starlar orkestralarında bizim zillerimizi kullanıyor. Dünyanın en iyi bateristlerinden biri olarak kabul edilen Johnny Rabb bile bizim zilleri tercih ediyor.” diyor, Diril. Ürünlerinin bu kadar tutulmasını el işi zil imalatının yaygın olmamasına bağlıyor. Mal yolladığı ülkelerden bazıları şöyle: ABD, İngiltere, Almanya, Çin ve Fransa.

Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

Say覺 53 / Mart 2014

35


Sektör

MESLEĞİ ERMENİ USTALARDAN ÖĞRENİYOR Aslında önceleri İstanbul’da yaşamaktadır Murat Diril. Ancak doğduğu topraklara sürekli özlem duymaktadır. İçindeki Karadeniz’e geri dönme isteği hep canlıdır. Bir ara işsiz kalır. Başvurduğu işletme el işçiliğiyle zil üretmektedir. Oradaki Ermeni usta Diril’in dünyada bu işle meşgul tek zanaatkârdır. Mesleğe başlamasını, “O dönemde tek bir tane zil yapan imalatçı vardı. O da yaklaşık 300 yıldır aile mesleği olan Zilciyan zillerinin ünlü ismi Mikael Zildjian’dı. 1973’te ölünce bu mesleği o dönemde yanında usta olarak çalışan Agop Tomurcuk ve Mehmet Tamdeğer devam ettirdi. Ben de bu ustaların yanında çırak olarak çalıştım. Bu mesleği onlardan öğrendim.” diye anlatıyor Diril. BİR ZİLİN AYNISI ASLA MÜMKÜN DEĞİL Diril’e göre zil imalatı dünyanın en ilginç olaylarından biri: “Dünyaca ünlü zil firmaları fabrikasyon sistemde çalışıyor. Çekiçleme işlemini makineler yapıyor. Bu sebeple üretilen serilerdeki zillerin sesi aynı oluyor. Biz de tamamen el emeği ile bu işlem yapıldığı için kalitesi daha da iyi oluyor. Çünkü bir kez yaptığınız zili bir daha asla yapamıyorsunuz. Yani dünyada onun eşi ve benzeri olmuyor. Bunun nedeni ise yapılan her zilde çekiç darbesi farklıdır. Aynı zili tekrar yapmanız asla mümkün değildir. Yani parmak izi gibidir. Makine ise her zile aynı ve eşit güçte darbe indiriyor. Oysa insan kolu her çekiç darbesini farklı güçte farklı noktalara indiriyor.” ALMANYA’DAKİ FUAR DÖNÜM NOKTASI OLDU 1999 yılında ustalarınca Almanya’daki bir fuara gönderilir Diril: “Burada şov amaçlı olarak el işçiliği ile zil yapacaktım. 15 gün boyunca şovumu sergilediğim fuarda Avrupa’nın en büyük müzik aletleri firmasından olan Roland Mein’in yetkilileri ile tanıştım. Bana teklifte bulundular. Türkiye’de hayal bile edemeyeceğim bir kariyer imkânı doğunca ben de kendi atölyemi kurarak imalata başladım. Ardından da Mein firmasına zil üretmeye başladık.” Şu cümleyi gururla söylemekte bugün: “Dünyanın en iyi bateristlerinden biri olarak kabul edilen Johnny Rabb bile bizim zilleri tercih ediyor.” EL İŞİ ZİLLERİ PROFESYONELLER TERCİH EDİYOR Diril, el işi zillerin dünyadaki toplam imalattaki payının çok az olduğunu vurguluyor: “El işçiliği ile üretimi çok az firma yapıyor. Diğerleri teknolojiyi kullanıyor. Biz profesyoneller için elle dövme zil yapıyoruz ve özel 36

Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

DİRİL’İN EL YAPIMI ZİLLERİNİ KULLANAN ÜNLÜ MÜZİSYENLER Rick James ve Rhonda Smith’in bateristi Larry Darrell; Seal ve Pussy Cat Dolls’un solisti Nicole Scherzinger’in de içinde bulunduğu ünlülerin bateristliğini üstlenen Donald Barrett; Neil Diamond, Elvis Presley, Roy Orbison, Jerry Garcia ve Billy Joel gibi zamanın eskitemediği dünya yıldızlarının ritimlerini eşlik eden Ronnie Tutt. Mike Philips, Toni Braxton gibi R&B müziğinin önde gelen seslerinin ardında vuruşlarını dinlediğimiz Derrick Wright. Neil Young, Joe Cocker, John Lennon için bagetleri eline alan Jim Keltner ve tabi ki jazz’ın unutulmaz ismi Miles Davis’e eşlik eden Ndugu Chancler. Pop müziğin ritimleri de Diril’in zillerinden çıkıyor, Faith Hill, Eros Ramazotti, Elton John gibi isimlere eşlik eden Fred Eltringham Murat Diril müşterilerinden. Latin Jazz’ının önde gelen isimleri arasında yer alan Ernesto Simpson yanında Jazz ve füzyon müziğinin temsilcilerinin tercihi Harvey Mason’da Murat Diril markasının müdavimlerinden. Sayı 53 / Mart 2014

siparişler alıyoruz. Zil yapmak için kullandığımız madeni de kendimiz hazırlıyoruz. Bakırı ve pirinci eriterek özel bir karışım elde ediyoruz ve özel kalıplara döküyoruz. Daha sonra da çekiçle döverek elimizde işliyoruz. El dövmesi ziller daha iyi ses kalitesine sahip oluyor. Bu nedenle de el yapımı dövme ziller tercih ediliyor.” Dünya’daki tüm müzisyenler ya da müziğe gönül vermiş insanlar Türk zillerini bilmekteymiş: “Onlar bateri zilleri illa Türkiye’den olsun isterler. Oysa Türkiye’deki müzisyenlerde başka ülkelerin zillerini seçerler.” MAKİNELEŞMEYİ ASLA DÜŞÜNMÜYOR Asla makineleşmeyi düşünmediğini de deklare ediyor: “Şimdilerde makine ile üretim yapan zil firmaları eskiden elle üretim yaparken çok güzel işler çıkartıyorlardı. Ama bu özelliklerini yitirdiler. Makine zilleri zaten birbirinin aynısı bunlar arasında kendilerini özel kılan bir fark yok. Profesyonel bir baterist için markanın bir önemi yoktur. Amatörler marka hevesi duyarlar. Önemli olan müzisyenin hayal ettiği tınıları ve sesleri ona verecek ürünlerdir.”

Bir personel ortalama 10 yılda yetişmekteymiş. Haliyle de mesleği devam ettirecek usta adayları temininde zorlanıyorlarmış: “Bu iş tamamen el emeğine dayalı olduğundan eleman yetişmesi çok zor. Ben halen daha ürettiğimiz zillerin son ses kontrollerini yaparım. Benim elimden geçmeyen zil müşteriye gönderilmez. Bize bakır ve kalay gibi hammadde olarak gelen madenlerin zil halini alarak müşteriye teslim edilecek hale gelmesi iki tam günü alır. Ben zili elime aldığımda nasıl bir ses vereceğini anlayabiliyorum. Onlarca zil arasından arkam dönük olarak zillerden hangisinin benim imalatım olduğunu da sadece duyduğum ses ile ayırt edebiliyorum. Büromda duvarlarım tamamen zil çapları ve sound çeşitleri ile yazılıdır. Sürekli kafamda yeni bir sound yakalayabilir miyim? Yeni bir zil ortaya çıkarabilir miyim? Düşüncesine kafa yoruyorum. Bu işte bunları yapabilmeniz için çok ciddi birikim ve tecrübe gerekiyor. Buda kolay değil. Dolayısı ile bu sektörde eleman kolay yetişmiyor. Bu zorluklar nedeniyle de insanlar bu işe sebat etmiyorlar.” 37


Kapak

38

Say覺 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

NÜKLEER ENERJİ KARADENİZ İÇİN ÇÖZÜM MÜ? Doğalgazdan elektrik üretmek nükleere nazaran hem daha ucuz hem de radyoaktif sızıntı riski yok. Üstelik nükleer alternatifi dışa bağımlılığı azaltmıyor. Mersin Akkuyu nükleer santralini Ruslar, Sinop’a düşünüleni ise Japonlar inşa edecek. Hesaplar ortada, Mersin’deki yalnızca yüklenici firmanın cebini dolduracak. Sinop’taki itiraz sesleri her geçen gün yükseliyor. Fukuşima nükleer santral alanının, birkaç yıl önceki büyük deprem sonrası oluşan radyoaktiviteden ancak 40 yılda temizlenebileceği belirtiliyor.

Sayı 53 / Mart 2014

39


Kapak

Enerji planlamasında olmazsa olmaz değer arz eden kriterler: kWh başına yatırım ve işletme maliyeti düşüklüğü. Yerli ve yenilenebilir kaynaklardan istifade edilip edilmediği. Çevre ve doğal yaşam alanlarına hangi oranda zarar verileceği. Üretim tesisinin konuşlandığı yerle tüketimin yoğunlaştığı bölgenin yakınlığı; iletim ve dağıtım maliyetindeki ekonomiklik. Tesisin insana ve tabi hayata doğurduğu riskin çapı. Günümüz dünyasında ülkeler arasındaki rekabeti enerji kaynakları belirliyor. Sanayi ve teknoloji direkt bu unsura bağlı. Ne kadar bilimsel keşif ya da atak yaparsanız yapın eğer enerjinin sahibi değilseniz edilgen konumdasınız. Haliyle Türkiye yeryüzünün, Karadeniz Bölgesi de Türkiye’nin bir parçası. Bu gerçeğin cenderesi altında. Gelinen nokta itibariyle elektrik üretiminde ciddi yetersizlikle karşı karşıyayız. Nehirlerimiz üzerinde kurulu onlarca irili ufaklı baraj sorunu tümden çözemiyor. Termik santralin çevreyi kirletme dezavantajı var. Elektriğimizin önemli bir bölümünü doğalgaz çevrim santralleriyle elde etmekteyiz. Gazı da İran, Rusya ve Azerbaycan’dan almaktayız. Güneş ve rüzgarın haricinde geriye tartışılacak tek köklü alternatif kalıyor: Nükleer. AK Parti iktidarı Mersin Akkuyu’daki santralin sözleşme aşamasını tamamladı. Rus teknolojisiyle inşa edilecek. İkincisi Karadeniz’in tek doğal limanının bulunduğu Sinop’a düşünülüyor. Burada da nükleer enerji denince adı öne çıkan Japonların tecrübesinden yararlanacağız. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan; “Rusya ile birlikte yapacağımız Mersin Akkuyu’nun yatırım bedeli 20 milyar dolar. Akabinde de JaponFransız ortaklığı olarak Sinop’taki 40

adımı da atıyoruz. Türkiye’nin geleceğe yönelik enerji ihtiyacını istiyoruz ki buralardan temin edelim. Üçüncü ve dördüncü nükleer enerji adımlarını da daha sonra atalım. Şu anda yer hazırlığı çalışmaları yürütülüyor.” diye konuşuyor. Sinop Valisi Yavuz Selim Köşger, “Önümüzdeki 10 yıl Sinop için oldukça önemli. Büyük bir değişim bekleniyor. Özel sektörün de nükleere yönelik teknoloji yoğunluklu yatırımlara Sinop’ta başlaması lazım” çağrısında bulunuyor. 40 yıldır müzakere sürecinde ancak şu sorular gündemdeki tazeliğini hala koruyor: Nükleer santral ne ölçüde gerekli? Kar ve zarar hesabında ibre hangisinden yana? Bir ülkenin ilerilik seviyesiyle alakalı mıdır? Türkiye’yi medeni ve güçlü ülkeler arasına mı katacak? Soruların ardına eklemeliyiz, ha deyince nükleerden elektrik sağamıyoruz. Üstelik oluşan atıklar başlı başına problem. Kuru çevre duyarlılığıysa konuyu özünden saptırıyor.

Sinop’a nükleer santral kurulmasıyla şehrin gelişeceğine inanan yatırımcılar, şimdiden arsa alımına başladı bile. Talebin çoğalmasıyla metrekare fiyatları 2-3 liradan 25-30 liraya kadar fırladı. Özellikle çevre illerden, Ankara ve İstanbul’dan arsa almak için geliniyor.

Enerji planlamasında birazdan okuyacağınız kriterler olmazsa olmaz değer arz ediyor: kWh başına yatırım ve işletme maliyeti düşüklüğü. Yerli ve yenilenebilir kaynaklardan istifade edilip edilmediği. Çevre ve doğal yaşam alanlarına hangi oranda zarar verileceği. Üretim tesisinin konuşla-

Sayı 53 / M Ma Mart art art rt 22014 0114 0


HABEREXEN

®

nacağı yerle tüketimin yoğunlaştığı bölgenin yakınlığı; iletim ve dağıtım maliyetindeki ekonomiklik. Tesisin insana ve tabi hayata doğurduğu riskin çapı. NÜKLEERDEKİ RİSKLER

Fu ukushima’daki menfi tecrübe sonrası Almanya, İsviçre ve Avusturya gibi ülkelerde nükleer santralle -

Sayı 53 / Mart 2014 Sa

163.764,4 mWh

242.369,9 mWh

%5,24 % -0,07 artış artış

2012 2013*

230.306,3 mWh

210.434,0 mWh

194.079,1 mWh

2009 2010 2011

198.085,2 mWh

2008

190.000,2 mWh

2007

2006

2005

2003 2004

132.552,6 mWh

2002

126.871,3 mWh

%4,48 artış %8,6 artış % -1,09 artış

141.150,9 mWh

%6,49 artış

150.017,5 mWh

%6,28 artış

160.794,0 mWh

%7,18 artış

174.637,3 mWh

%8,61 artış

2001

DÜNYADAKİ GELİŞMELER

%9,44 artış

%8,43 artış %4,26 %-2,02 %8,80 artış artış artış

128.275,6 mWh

Jaaponya-Fukushima Nükleer Santraalindeki sızıntı sürmekte. Japon hü ükümeti bu felaketi önleyemediğini gizlemiyor. Sinop’taki santralin Jaaponlarca inşa edileceğini tekrar haatırlatalım. Hakikaten nükleerin elektrik getirisi riskine değmekte m mi?

Türkiye Brüt Elektrik Tüketimi ve Artış Oranları

2000

Nükleer santraller, herhangi bir arıza vukuunda ve atıklarının depolanması mevzuunda son derece riziko barındırmakta. Ukrayna’daki (27 yıl evvel) Çernobil kazası unutulmadı. İnsanlar öldü. Yayılan radyasyona yakın temastakiler etkilendi. Sakat doğumlar oldu. Karadeniz Bölgesi halkı senelerce tedirginlik yaşadı. Arttığı söylenen kanserin perde gerisinde onun izi sürüldü. Daha birkaç yıl önce Japonya’da –ülke tarihinin en şiddetli depreminin ardından- nükleer santraldeki sızıntı da dünyayı ürküttü. Her an patlama ve kaçak ihtimalini düşünmek dahi korkunç. Çernobil’de açığa çıkan yüksek ısı koruyucu beton tabakayı çatlatmıştı. Japonya’da santral zor soğutulabilmişti. Bu sa arrada Ukrayna’nın potansiyel tehdidi anlattığı Avrupa Birliği’nden (AB) 45 5 milyon Euro istediğini de not dü üşelim. Talebin 40 milyonluk kısmı kaarşılanmıştı. AB dışında olmasına rağmen Türkiye de 1 milyon Euro taahhüt etmişti. Bu tavır, nükleerin he em çok pahalı hem de tehlikeli olduğunun kabulüydü.

* 31.08.2013 itibariyle geçerli olan verilerdir. Tablo’daki rakamlar TEİAŞ web sitesinden alınmıştır.

41


Kapak

SİNOP’TA NÜKLEER KARŞITI GÖSTERİLER Nükleer Karşıtı Platform’undan bir grup, Türkiye ile Japonya arasında imzalanan Sinop’a nükleer santral yapımı anlaşmasına tepki göstermek amacıyla Japon meclisindeki 480 Japon milletvekiline hitaben açık mektup kaleme aldı. İçi doldurularak üzerine “Temiz Sinop toprağı” yazılan kavanoz da Japonya Başkonsolosluğu yetkililerine teslim edildi. Valiliğin düzenlediği ilin gelecek 10 yılının planlanmasına dönük 1’inci Kalkınma Çalıştayı’na Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz da katıldı. Programda 20 kişilik grup, ’Nükleere inat, yaşasın hayat’, ’Sinop nükleer istemiyor’ sloganları atılarak Bakan’a “Çernobil’i Fukuşima’yı unutmayın” denildi. Bakan konuşurken ayağa kalkan nükleer karşıtları, “Sinop’ta hem turizmi, hem nükleeri bir arada konuşuyorsunuz. Nükleer varsa turizm yok, balıkçılık yok” diye tepki gösterdi.

rin kapatılması gündeme taşındı. Nükleer yatırımın öncü devletlerinden Fransa, ABD ve İsveç’te bu santrallerin zamanla azaltılmasını öngören kanunlar yürürlükte.

yor. Burada buharlaşan suyun döndürdüğü türbinler elektrik üretiyor. Toplamda 392 megawatt kapasiteli santralle California’da 140 bin civarındaki eve elektrik sağlanacak.

AB Parlamentosu da, üyelerin 2020 yılına dek elektriğin yüzde 20’ini yenilenebilir kaynaklarından üretmeleri hakkında bağlayıcı bir kararı onayladı. Anlaşılıyor ki, nükleer enerji santralleriyle Türkiye’nin medenilik karnesindeki notlar yükselmeyecek.

TÜRKİYE’NİN DURUMU

Küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadelenin uluslararası arenadaki platformu Kyoto Protokolü’nü imzalamamakta direnen ABD’nin, dünyanın en büyük güneş enerjisi santralini (Ivanpah) devreye sokması da hayli manidar. Santral, bilgisayar kontrolündeki 300 bin aynadan müteşekkil. Aynaların uzunluğu 210, genişliğiyse yaklaşık 400 cm. Güneş’in açısına göre hareket ettirilen aynalar, 133 metre uzunluğundaki kulelere güneş ışığını yansıtı42

TEİAŞ tarafından hazırlanan Türkiye’nin 10 yıllık üretim kapasite projeksiyona göre ülkemizdeki elektrik tüketimi artış hızı yüzde 7,8. Oldukça yüksek bir oran bu. 2023 yılında elektrik üretim santrallerinin kurulu gücü tahminen 110.000-130.000 mW civarında olacak. Tüketim ise 500 milyar kWh’ı bulacak. İşte bu yüzdendir ki, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı nükleere yöneliyor. Bu aşamada, Türkiye’nin elektrik tüketim değerlerini ve yıllara göre artış hızını incelemeliyiz. TEİAŞ kaynaklı 2000-2013 arası tabloda vaziyet net olarak görülüyor. Tüketim artışı ortalama yüzde 5,31.

Gelecek 10 yılın tablosundaki düşük G ssenaryo yüzde 6,5. Yükseği yüzde 7,5. Bu raporlarda da alenice ortaya 7 dökülmekte ki, “yüksek talep varsayıd mında kurulu güç dengesi ve puant m güç talebi, Akkuyu NES olmadan ve g llisans almış veya lisansı alabilecek ssantrallerin yarısı dikkate alınmadan dahi” yüzde 28 oranında bir yedekle d kkarşılanabilecektir. Bu veriler nükleerin tüketim ihtiyacının temininde e gerekliliği kanıtlamıyor. g NÜKLEER DIŞA BAĞIMLILIĞIMIZI N AZALTIR MI? A İİthal kömür ve doğalgazla elektrik ssektöründe aşağı yukarı yüzde 70 dışa bağımlıyız. Nükleer santraller d devreye girse de durum değişmed yyecek. Zenginleştirilmiş uranyumu da mecburen dışarıdan satın alacad ğız. Dolayısıyla elektrik üretimindeğ kki esas gerçek kaynaklarının çeşitllendirilmesidir. Birinin yokluğunda diğeri devreye girdirilebilmelidir. Doğalgazdaki gibi uranyumda da Rusya ’yanın eline bakacağımız aşikar. Türkiye’de nükleer santral yakıtı üreten tesis yok. Bu amaçla çalışma da yürütülmüyor. Kaldı ki Rusya’yla imzaladığımız sözleşmede ve Japonya ile yapılan ön anlaşmada “Uranyum zenginleştirme tesisi” kurmamamız hususunda mutabıkız. Nükleer yakıt çok stratejik bir ürün. Siyasi bir krizde temini sekteye uğrayabilir. NÜKLEER YAKIT UCUZ MU? Akkuyu ve Sinop nükleer santrallerinde 80 milyar kWh elektrik imal edilebilecek. Sahiplerine (ortalama kWh bedeli 12 centten) 9,6 milyar dolar ödeyeceğiz. Aynı miktardaki elektriği doğalgaz çevrim santralleriyle 7,2 milyar dolara üretebiliyoruz. Yani nükleer maliyeti de riski de hoplatıyor. Mersin Akkuyu’da Rus şirketi, üretimin yüzde 50’sini TETAŞ’a (Türkiye

Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

Elektrik Ticaret A.Ş) 12,35 cent/ kWh bedelle, diğer yarısını da piyasa fiyatlarıyla satabilmeyi garantiledi. Santral 8000 saat çalıştığında, Rus şirketine 35,5 milyon dolar ödemeyi taahhüt ettik. Bunun yüzde 8-10’u işletme gideri sayıldığında, şirket 15 yılda 32 milyon dolar karı cebine indirecek. 4800 mW gücündeki Nükleer santralın maliyeti en fazla (6000 dolar/mW -yakıt dahil) 28 milyar dolar. Yapan ve işleten aynı firma. Arazi de bedelsiz. Bu faktörlerle maliyeti aşağıya çekiyor. Hesap ortada, santral 15 yılda kendini amorti edecek ve 4 milyar dolar da kara erişecek. Piyasaya satacağı zaten doğrudan kar hanesine yazılacak. Amortismandan soyutlanmış kar 20 milyar dolardır. Yılda vasati 3,5 milyar dolar ödeneceğini farz edilirse, bu parayla 9 milyar ton doğalgaz alınabilir ve bununla nükleer santralden daha fazla elektrik elde edilebilir. NÜKLEER ATIKLAR NE OLACAK? Mersin Akkuyu santralinin Ruslar ile yapılan sözleşmesinde, radyoaktif atık yönetimi veya

santralın ömrü dolduğunda söküm işlemine neredeyse hiç değinilmemiş. Atıkların, nerede ve nasıl depolanacağı Rus şirketinin inisiyatifinde. Nükleer yakıtın kullanımından sonra depolanması ve yüzyıllarca doğadan yalıtılarak muhafazası için dünya genelinde güvenli bir metot veya teknoloji geliştirilemediğini de söylemeliyiz. ABD atıklarını, Yucca Dağı’na “atık mahfazası” inşa edene dek depolayacak. Nükleer atıkların depolanma maliyeti çok yüksektir ve elektrik birim fiyat maliyetine yansıtılamamaktadır. Yoksa elektriğin ekonomik değeri satın alınamaz boyuta varır. Dile getirdiğimiz dataların ışığıyla, Türkiye’de nükleere mecbur gözükmüyor. Mevcut kaynaklarla ve yatırımlarla dahi ucuz ve yaşam tehlikesi riski içermeyen tesislerle artan talebe yanıt verilebilir. KARADENİZ’İN KÜÇÜK HES’LERİ Projesi olan olmayan HES’lere (hidroelektrik santral), suyu olan olmayan derelere, enerji sektörünün içinde olan olma-

YENİLENEBİLİR ENERJİ PAZARI VE TÜRKİYE

Almanya’nın Aachen kentinde yaşayan ve sahasında pek çok uluslararası ödüle sahip Dr. Ahmet Lokurlu, Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 30’nu yenilenebilir enerjilerden karşıladığını, doğru yatırımla oranın yüzde 70-80’lere çıkarılabileceğini söylüyor. Enerjideki yüzde 76’lik dış bağımlılığı hatırlatarak; güneş ve rüzgâr potansiyelini kullanmak suretiyle, yenilenebilir enerjilere yönelmesi gerektiğine dikkatleri çekiyor: “Türkiye geçen yıl enerjiye 60,1 milyar dolar harcama yapmış durumda. Dış alımla dış satım arasındaki açık ise 49,7 milyar dolar yani enerji sorunu olmasaymış Türkiye bütçe fazlası verecekmiş. Ayrıca biliyoruz ki Türkiye, yenilenebilir enerjiler açısından bir cennet. Bunun farkında olmalı, teknolojik yatırımları ülkeye çekmeli ve belli bir süre içinde Know-How sahibi olmalıdır. Yani kendi ihtiyaçlarını karşılarken, bu teknolojileri diğer ülkelere de satabilecek duruma gelmelidir.”

Sayı 53 / Mart 2014

KARADENİZ’İN DİP SULARINDAKİ HİDROJEN

TÜBİTAK’ın desteğiyle Karadeniz suyunun “anaerobik” özelliği üzerine araştırmalar yapan Turgut Özal Üniversitesi TÜBİTAK’ın Karadeniz Mühendislikdesteğiyle Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. suyunun “anaerobik” özelliği üze- dip Doç. Dr. Ayşe Elif Sanlı, “Karadeniz rine araştırmalar yapan Turgut Özal sularında bulunan hidrojen, bölgenin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi yaklaşık olarak 250 yıllık enerji ihtiyacını Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayşe karşılayabilecek kapasite. ” diyor. Elif Sanlı, “Karadeniz dip sularında bulunan hidrojen, bölgenin yakBu enerjinin kullanılabilir hale gelmesinlaşık olarak 250 yıllık enerji ihtideki en önemli aşamanın Karadeniz’in yacını karşılayabilecek kapasite.” dip sularının çıkarılması olduğunu söylüdiyor. yor: “Dip suların çıkarılması işini ne yazık ki dünyada sadece birkaç firma yapabilBumektedir. enerjinin kullanılabilir hale gelElde edilen hidrojenin depomesindeki en önemli aşamanın lanması, kullanım yerlerine taşınması gibi Karadeniz’in dipproblemlerde sularının çıkabazı diğer bazı mevcut rılması olduğunu söylüyor: dezavantajlardır. Buna alternatif“Dip olarak suların çıkarılması ne yazık Karadeniz suyundanişini yüksek hidrojen kiiçerdiğinden dünyada sadece birkaçilefirma dolayı elektroliz hidrojen yapabilmektedir. Elde edilen hidüretilmesi yerine doğrudan elektrik enerji rojenin depolanması, kullanım üretilmesinin daha avantajlı olabileceği yerlerine taşınması diğer ile düşünülerek, Turgut gibi Özal bazı Üniversitesi bazı problemlerde mevcut dezaGazi Üniversitesi ortaklaşa bir proje gervantajlardır. Buna alternatif olarak çekleştirmiştir. ” Karadeniz suyundan yüksek hidrojen içerdiğinden dolayı “Yakıt pillerinde H2S içerenelektroliz deniz suyuniledan hidrojen yerine doğelektriküretilmesi enerjisi elde edilebileceği rudan elektrik enerji üretilmesinin görülmüştür” diyen Sanlı şunları da ifade daha avantajlı olabileceği düşü- ve ediyor: “Bu projenin hayata geçirilmesi nülerek, Turgut Özal Üniversitesi büyük çaplı bir enerji üretim sistemi haliileneGazi Üniversitesi ortaklaşa birbölgetirilmesi durumunda Karadeniz proje gerçekleştirmiştir.” gesi için eşsiz bir enerji deposu meydana gelmiş olur. Karadeniz’den bu şekilde elde deniz “Yakıt 2S içeren edilenpillerinde bir elektrik H enerjisi, kıyı şeridindeki suyundan elektrik enerjisi elde bir yerleşim bölgelerine düşük maliyetli edilebileceği görülmüştür” diyen şekilde taşınarak, halkın enerji ihtiyacı Sanlı şunları ” da ifade ediyor: “Bu karşılanabilir. projenin hayata geçirilmesi ve büyük çaplı bir enerji üretim sistemi haline getirilmesi durumunda Karadeniz bölgesi için eşsiz bir enerji deposu meydana gelmiş olur. Karadeniz’den bu şekilde elde edilen bir elektrik enerjisi, kıyı şeridindeki yerleşim bölgelerine düşük maliyetli bir şekilde taşınarak, halkın enerji ihtiyacı karşılanabilir.”

43


Kapak

yyan şi ş rketlere e den e etimsiz, ön ko oşu ulssuz u “Li L sa sans” da dağı ğıtıld dığ ğı id ddi dial a ar a ın na he h rkes vakıf. Enerji sekt ktörümü üzün kurt ku rtul uluş uşu u gö gösster erillen n dereller e imize, akarssul u arrım mız ızaa ke kep pçesi çe sini ni,, do doze zeriini n ala lan n hü hücu cum etti. Tıpk p ı AB A D’ D’ni n n Te Teks k ass eyal ey alet etin inde de “pe petrrol ole” e” hüc ücum mda daki ki gib ibi. Doğ oğu u Ka Kara rade deni nizz vaadi dile eri rind ndek ekii de dere rele lerr ve aka kars rsul ular arda da atı t laan ta taşş ür ürkü kü ütülen kuşa değ eğmi miyo yor.r EPDK’ K da (Enerrji Piyyas asas asıı Dü Düze zen nl me nlem Kuru ulu)) Aralık 201 0 3’ 3’e e kaadarkki ve v rilerle, 10 MW MW’ıın altınd nda ku uru ulu u güçlü 70 ad det HES lis isans ba başvur urussu ka kayıtlı. 180 şirk rkett lisanss tanzimine e uygun bulu unmuş uşş. Halihazırda 4 5 şi 44 ş rket bu u be belg l eyyi ed edin i miş. Yüzzle lerc r e kü üçük HES’e dair dene de netim me mekani n zm z as a ı ol oluş uştu turu ulm mam a ış. O ne nede denl nle e özzelliikle; doğ oğal al güz üzelliği ğ , fa fau unaa – flora yapıs ile sı e end ndem emik ik tür ürleri bün nye yesi s nd de barınd dıran Doğu Kara Ka rade deni niz va vadi dile lerri adeta t tallanaa uğ ğraamaakt k a. Bazı vadilerde, bir şi de şirk rket etin in bırak a tığı ğ suy uyu u di diğe eri r bor oru u iç içer eris isin si e almış. Birr va Bi vadi dide d ki suy de uyu u da dağl ğ arıı de delere rekk ba başk şka bi bir vaadiye aktaran ra n şi şirk r et rk etle lerr iç için in ol o mazs zsaa ol olma m zı ma z ola lan n su su,, baaşkasınca kend nd di çı çıka karl rlaarın na yönl nlen end dirmiş dirm işle lerd le rd dir ir.. Su S top oplaama havzaları ile l eld lde et ettikleri po pota tans ansiy iyelli bo b rulaarl rlaa kiilo l metrelerce taşıyaara rakk ek ekon onom omikk değ eğe erii nerdeyse e yok say ayılılab abilecek miktarrda d ele ekt ktri r k ür üret etm meye çalışıyor. Ya Yasalaraa gör öre e va vadi dlere bırrakmalaarı r ger e eken en “ca can n su s yu yu”” şa şart rtıı ih hla lall ed edililin nce tabii de deng nge bo ozu zulm muş. ESKİ BAK AK KAN ERD R OĞ OĞAN AN:: HES’LERLE BU İŞ OL OLMA AZ Şu söz özle lerr Çevre e ve Şe eh hir irci cilikk es eski k Bakkan a ı Er Erdo doğa ğan ğa n B yr Ba y akta tar’a ai ait: t (TBMM MM Plaan ve Büttçe Kom omis isyo yonu’ndaa bakanllığ ba ığın ının n büt ütçe çe görüş üşme mele leri eri r nd deki konuşm massın ı dan) “Tür “T ürki kiye ye yılıda 60 milyar dolardan daha faz azla ene erj rjii it i ha halatına parra ve la vere ren re n bi b r ülkedir. Nükleer san ntr tral a yapm ap pmada dan bizz b bi bu u işiin altından kalkamayız. HES’lerrle l bu işş olm lmaz az. HES’’le erl r e haklısınız ufakk de d releri mah hvve edi d yo yoru ruz. z Ben d sizin de nle l ayn y ı fikirdeyyim m. Artık daha 10 mW m ’ dan aşağı enerji üre rete tecek HES’ lere e izin vermeyece ceği ğiz. ği z Kes z. e inlikle verm mey eye eceğ e iz. Bu tarihten sonra bunu un he hessabını sor o arsını sı n z. z” Ge eçm miş işte te, elektrik kesintileri uygulanırrke k n dö dönemin Ener En erjii ve Ta Tabi Kaynaklar Bakanı Cumh hur Ersümer, “Nük “N ükle leer le er san a tral gereklidir.” demişti. Bakan Bayr Bayraktar d HES da ES’l’ller erle l mafedilen vadileri kurtarma amaacı le c yl ylaa nükleer le e i ad er adre ressi işaret ediyor. Türkiye’ye dışaarıy re ıyaa 6 60 0 milyar dola do laar ö öd dettiren asıl sebep “enerji politikkas de a ız ızlığ ğı”. Doğu ğı”. Kaara rade deniz’in bütün vadilerini talandan son de nra r , “1 10 mW’ın a tınd al tınd tı ndaki artık lisans vermeyeceğiz” anl n amın ınıı yitiriyor. 10 mW altı 10 aallttıı top plam laam 695 695 pr 69 proj o enin akıbeti be elir irrsiiz. Liisa sans nssla ları EPD PDK K dü düze z n ze nlliy iyor or. Çe or Çevr vre re ve e Şeh eh hirci c lilikk Ba Baka kanlığı’n ğı ğı’n nın n ÇED D rap por oru uo on nayyla lama ma ve de ma enetim yetkileri var. Biirççok üre ettiim im sa san ntra nt rali ali bu ra rapo p rd dan a mua uaf.f. Küçük HES ES liisa sans nsı peşi peş n pe nd d deki şşiirk r et etlere le ere e bak akan a llııkttan “ön ö lisans“ alm ön ma uygu uy gu gula ulama laama ması sı düş üşün ün ü nülüy nül üllüy ü o orr. Ön lis isan aan nssllılarda l d n müsaitlere EP PD DK K kes esin in lissaan ns çı çıka karttaab bililir bil ir. 44

Dünya üzerindeki tüm nükleer santrallerin şu ana kadar (yaklaşık 40 yıllık atık) biriken toplam nükleer atık yaklaşık 260 bin ton olup, bu atık 5 metre yüksekliğinde yan yana konulduğunda, 4 futbol sahasını dolduracak hacimde bulunuyor. Tipik bin mW’lik bir nükleer santralden yılda yaklaşık 30 ton nükleer atık çıkıyor. Tüm dünya üzerindeki santrallerden yıllık olarak çıkan nükleer atık miktarı da yaklaşık 12 bin ton düzeyinde bulunuyor. Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

ÂŽ

              

    "$#  "$&$!      

     $$% !!"    " ""$&$!    

SayÄą 53 / Mart 2014

45


Güncel

GÖZLERİYLE DUYDU, AZMİYLE DOKTOR OLDU Dr. Fatma Güzel’in herkesin ibret alması gereken bir hikâyesi var. Henüz 7 aylıkken geçirdiği ateşli hastalık sebebiyle işitme duyusunu büyük oranda kaybeder. İkinci annesi gördüğü ilkokul öğretmenin sayesinde dudak okumayı öğrenir. Bütün zorluklara rağmen Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 10 yılda bitirmeyi başarır. Bir kulağında yüzde 82, diğer kulağında yüzde 78 işitme kaybı var ama dudak okuma yöntemiyle Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirerek doktor oldu. Şu anda Samsun İlkadım Toplum Sağlığı Merkezi’nde görev yapıyor. Bu başarı hikâyesinin kahramanı Fatma Güzel’in sağlığı ve ekonomik durumuyla alakalı engelleri aşma gayreti ve başarısı herkese ibret. NURTEN ÖĞRETMENİN FEDAKÂRLIĞI Konya’da dünyaya gelir Dr. Güzel. Sıdıka ve Mevlüt Kaynarca çiftinin beş kız çocuğundan üçüncüsüdür. Yedi aylıkken geçirdiği ateşli hastalık sebebiyle işitme problemi yaşar. 11 yaşından itibaren de duymaya yardımcı cihaz kullanır. İlkokulda sınıf öğretmeni sayesinde dudak okuma tekniğini öğrenir. Bunun eğitim hayatında çok işine yaradığını söylüyor: “İlkokula işitme cihazsız başladım. İkinci annem dediğim öğretmenim Nurten Yeşilöz, benim duymadığımı fark edince, bütün dersleri önümde anlatmaya çalıştı. Ben de onun dudaklarını okuyarak ilkokulu bitirdim.” 46

DUDAK OKUYARAK KONUŞMAYI ÖĞRENDİ Dudak okuyabilmek o kadar da kolay değildir elbette. Öğretmeninin ne konuştuğunu anlayabilmek için sürekli oturduğu sırada 360 derece dönmek zorunda kalır. İşaret dili bilmemektedir. Bunun kendisine fayda sağladığını belirtiyor: “Zaten işaret dili bilseydim konuşmayı öğrenemezdim. Öğretmenimin ve arkadaşlarımın dudağını okuyarak konuşmayı öğrendim. Duyduğum gibi konuşmaya çalıştığım için çok yanlış yapıyordum, okuma yazmayı çözdükten sonra konuşmamı da düzelttim.” İŞİTME ENGELLİ DOKTOR OLUR MU RAPORU! İlk ve ortaokulu sonrası Anadolu Koleji’ni kazanır. 2000 yılında ilk kez girdiği üniversite sınavında da Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yerleşir. Derslerin amfilerde işlenmektedir. Haliyle dudak okumak dersliklere nazaran epeyce güçleşir. Cihazı da bozulunca sıkıntısı iyice büyür: “Üniversiteyi ilk girişte kazandım ve bütün tercihlerimi tıp olarak yaptım. Tıp fakültesine başladığımda ‘işitme engelli doktor olur mu’ diye benden rapor istediler. ‘Nasıl doktor olacak’ diye üniversiSayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

Dr. Güzel: “Doktorum ancak stetoskop cihazını boynuma takıp hiç kullanamadım, sadece boynuma takarak fotoğraf çektirdim. Duyamadığım için kullanamıyorum.”

tede çok problem oldum. Zaten ilk 3 yılı zor bitirdim. Sınıfta en önde otursanız bile öğretmenle aranızdaki mesafe uzak, bir de sınıfta dolaştığında hiç kendisini göremiyorsunuz. İşitme cihazım da eski olduğu için bütün dış sesleri topluyor, yani 3 yılı bitirmek bayağı zordu. Üçüncü sınıfta işitme cihazım da bozuldu, sağlık güvencem olmadığı için cihazı yenileyemedim. Birkaç yıl sonra ailem güçlükle bir cihaz aldı ve üçüncü sınıfı 5 yılda bitirdim ama bu 5 yılda hiçbir zaman yılmadım.” Cihaza rağmen dudak hareketlerini görmeye de ihtiyaç duymaktadır: “İşitme cihazı kullanıyorum ama karşımdaki insan arkasını dönerek konuştuğunda onun dudak hareketlerini göremezsem onu kesinlikle duyamıyorum. Hem cihazın yardımıyla hem de dudak okumam sayesinde 10 yılda üniversiteyi bitirdim ve doktor oldum.” DOKTORKEN HİÇ BOYNA STETESKOP TAKAMAMAK Doktor denilince akla gelen ilk mesleki alet genellikle boyna takılan stetoskoptur. Güzel de yıllardır bu enstantaneyi hayal Sayı 53 / Mart 2014

etmiştir ancak: “Doktorum ancak stetoskop cihazını boynuma takıp hiç kullanamadım, sadece boynuma takarak fotoğraf çektirdim. Duyamadığım için kullanamıyorum. Kardiyoloji, dâhiliye, göğüs hastalıkları gibi işitme muayenesinin gerektiği durumlarda bu muayeneyi başka yöntemlerle yaparak üniversiteyi bitirdim.” ÇOĞU KİŞİ SEN OKUYAMAZSIN DEMİŞ Güzel’e çoğu kişi sen okuyamazsın demiş: “Çocukken problemlerimden dolayı insanların bakış açısı çok farklıydı, dışlanıyorsunuz ancak hayatta olamaz diye bir şey yok. Bugün aileler çocuklarının işitme kaybını öğrendiklerinde direkt onu işitme engelliler okuluna gönderiyor. Ben de böyle bir okula gitseydim işaret dili ile konuşmaya başlayacaktım ve konuşamayacaktım. Yani bu tür çocuklara biraz daha güven duyulup iyi ayırt etmek gerekiyor.” Dr. Güzel, bir çocuk annesi. Stetoskop devre dışı kaldığından acil servislerde çalışmıyor. Koruyucu hekimliğinden istifade ettiriyor insanları. 47


Kent

Müzenin Eğitim ve Uygulama Merkezinde Belirli Süre Geceleri de Konaklanabiliyor

Tarİhİ Bİzzat Yaşamak İsteyenler;

Doğru Çorum Müzesİ’ne

OKA’nın finans desteğiyle 2011’de faaliyete başlayan Çorum Müzesi Eğitim ve Uygulama Merkezi’nde öğrenciler belli bir süre geceleri de konaklayabiliyor. Merkezin; Hitit evi, eğitim atölyesi, sergi salonu ve yatakhane gibi bölümleri mevcut. Türkiye’nin ilk yatılı müzesinde gençlere, çocuklara ve yetişkinlere müze eğitimi verilmesi, kültür varlıklarına ilgilerinin artırılması ve çeşitli konularda bilgiler aktarılması amaçlanıyor. Çorum Müzesi’ndeki eğitim ve uygulama merkezinde 2011 yılından bu yana yaklaşık bin öğrenci konaklayarak bilgi dağarcığı ve görgüsünü artırdı. Merkezin; Hitit evi, eğitim atölyesi, sergi salonu ve yatakhane gibi bölümleri mevcut. Burası, “Türkiye’nin ilk yatılı müzesi.” Müze Müdürü Önder İpek, Çorum Müzesi Eğitim ve Uygulama Merkezi’ni,

48

Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı’nın (OKA) da desteğiyle faaliyete geçirdiklerini belirtiyor. Böylelikle gençlere, çocuklara ve yetişkinlere müze eğitimi vermeyi, kültür varlıklarına ilgilerini artırmayı ve çeşitli konularda bilgiler aktarmayı amaçladıklarını söylüyor. FİNANS DESTEĞİ OKA’DAN Projelendirme aşamasında yatılı müze eğitimi fikri ortaya çıkıyor. Fakat böy-

lesine bir alanı oluşturmak için bütçe gerekmektedir. OKA’dan finans desteği almışlar. “Gençlerimiz müze ziyareti sırasında eğitim atölyesinde takı tasarımı, tablet yazma, çömlekçi çarkında kil ve çömlek yapma ve Hitit evinde Hititlerin günlük yaşamlarını anlattığımız uygulamalara katılıyor, Hitit döneminde tahılın nasıl öğütüldüğünü birebir uygulamalarla öğreniyor.” diyor, İpek.

Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

ANKARA VE İSTANBUL’DAN DA ÖGRENCİ GELİYOR İki yılı aşkın süredir öğrencilerin müzede konakladıklarını anlatıyor: “Bu süre boyunca çeşitli sergiler açtık. Çocuklarımızın sürekli müze ile bağ kurmalarını amaçladık ve bu amacımıza ulaştık. Çorum’un yanı sıra Ankara ve İstanbul’dan da dezavantajlı gruptaki öğrencileri, Van’daki depremin ardından ilimize gelen öğrencilerimizi, sevgi evlerinde kalan öğrencilerimizi ve Karabük’ten gelen öğrencilerimizi müzemizde ağırladık.” Öğrencilerin başta tereddüt yaşıyorlarmış: “Müzede bir gece kalmak herkese nasip olacak bir şey değil. Biz bunları yaşamadık, şu an öğrencilerimiz daha şanslı. Öğrenciler ilk başta ön yargıyla geliyor ama yatılı eğitimden sonra buradan mutlu bir şekilde ayrılıyor, bir daha gelmek istiyorlar.” “SERVİS BUGÜN MÜZE’DEN KALKIYOR” Çorum Anadolu Öğretmen Lisesince hazırlanan “Servis Bugün Müze’den Kalkıyor” adlı bir proje dâhilinde 150 öğrencinin 15 gün boyunca müzede konaklamasının planlandığını ifade eden İpek, diğer okullarla da benzer

Sayı 53 / Mart 2014

da yaşadığı heyecan tecrübesinin altını çiziyor. 12’nci sınıf öğrencisi Aynur Çelik’e göre eğlenceyle tarihi öğreniyorlar: “Tarihimizi yakından tanımak bize gurur ve mutluluk verdi. Burada konaklayacağız. Daha eğlenceli şekilde tarih öğreneceğiz.”

aktivitelere imza atacaklarını müjdeliyor. Lisenin 9’uncu sınıf öğrencisi Hazal Kazancı, “Hititleri tanıdık ve böylece geçmişi tanımış olduk. Takı tasarımı yapmayı, eskilerin kültürünü öğrendik. Bizim için oldukça değişik ve heyecanlı bir gün oldu.” diye konuşuyor. Bazı arkadaşlarını müzede geceleme fikri ürkütmüş: “Müzeyi gezerken iskeletleri gördük ve arkadaşlarımız ‘gece canlanırsa ne yapacağız’ diye aralarında konuşmaya başladı. Korkan arkadaşlarımız da oldu.” 10’uncu sınıf öğrencisi Dilara Öztürk ise tarihi tanımaya ve öğrenmeye çabaladıklarını ifade ediyor. Bir yandan evvelinde bir müzede bu kadar uzun vakit geçirmediğini anlatırken, diğer yandan

Tarih öğretmeni Salih Karaçalı, Çorum’da eriştikleri imkânı çok önemsiyor: Öğrencilerimiz burada kilden maket yapmaya, kil üzerine kendi isimlerini Hititçe yazmaya kadar birçok farklı etkinlik gerçekleştirecek. Çocuklar hem bir gece müzede kalma şansını yakalayacak hem de birlikte bir şeyler yapmanın heyecanını yaşamış olacak.” KIZLAR TAKI TASIRIMCI, ERKEKLERSE MAKETÇİ Eğitimci müze uzmanlarından Meral Yılmaz, kız öğrencilerin takı tasarımını, erkeklerinse maket yapımını çok sevdiklerini kaydediyor: “Gerçekleştirdiğimiz etkinlikler öğrencilerin beğenisini kazanıyor. Erkekler maket yapımı, kızlar ise takı tasarımı konusunda bayağı istekli. Çivi yazısı ile Hititçe yazılar yazdığımız etkinlik de en çok ilgi gören eğitimlerden biri.”

49


Turizm

50

Say覺 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

Rize’deki Kaçkar Dağları, helikopterli kayak sporu heliski için çok ideal bir yer. Giderek tutkunların vazgeçilmez adresi haline geliyor. Kar kalitesi ve hava şartları son derece ideal. Haftada 20 kilometre kayılabiliyor. Alaska’da bu mesafe 15 günde tamamlanabiliyor. Sayı 53 / Mart 2014

51


Turizm

Rize’deki Kaçkar Dağları, helikopterli kayak sporu ‘Heliski’nin Türkiye’deki merkezi. Spor dünya genelinde de sınırlı sayıdaki yerde gerçekleştirilebiliyor. Kayakçılar helikopterle dağ zirvelerine çıkıp kayak yapıyorlar bu spor türünde. Kaçkar Dağları’ndaki bu yılki adres ise Ayder Yaylası. Önceki senelerde Kaçkarların eteğindeki İkizdere Vadisi’nin Ovit Dağı bölümünde pratik edilmişti. Ayder Yaylası’nda konakladıkları otelden sabahın erken saatlerde helikopterle alınan kayak tutkunları dağların zirvesine bırakılıyor. Zirveden kayarak vadilere iniyorlar. Bu işlem gün içinde yineleniyor. Program birer haftalık periyotlarla sürüyor. 3 yıldır helikopter Türk pilotlarca kullanılıyor. Bu sene ilkin 16 kişilik Fransız grup geldi Ayder’e. Heliski Organizasyon Rehberi Yıldırım Seçmen, bölgede kar kalınlığının yeterli olduğunu söylüyor: “Heliski meraklısı sporcularımız faaliyetlerine başladı. Güvenlik sporcular için çok önemli. Bu 52

yıl kayakçılarda airbag çantalar da olacak ve bu çantalar çığ tehdidi karşısında güvenlik oluşturacak. Bu sayede kayakçıların çığ altında kendilerine alan oluşturması sağlanacak ve sinyaller sayesinde ulaşılmaları kolay olacak.” KAÇKARLAR, HELİSKİ İÇİN İDEAL BİR COĞRAFYA 3 bin rakımı aşkın dağların zirvesinde 4 müşteriye bir rehber eşlik ediyor. Bin 900 rakımlı vadilere inen kayakçılar tek turda 2-5 kilometre civarı yol gidiyor. Her biri haftada ortalama 20 bin metre mesafe kayıyor. Kaçkarların alternatifi Alaska’da bu miktar 15 günde tamamlanabiliyor. Çünkü Kaçkarlardaki hava şartları 7 günün 4’ünde heliskiye müsait. Alaska’daysa uygun 4 gün iki haftada yakalanabiliyor. Heliski hizmeti veren havacılık firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Sarıdağ, Türkiye’deki talebin her geçen sene arttığını belirtiyor: “Pilot ve helikopter sayımızda artış var. Tesislerin de yapılmasıyla heliskide Türkiye bir

marka olmaya başladı. Türkiye’yi heliskide Kanada, ABD gibi dünyada bilinen ve rağbet edilen bir yer haline getirmeyi hedefliyoruz. Kurum ve kuruluşların desteği ile daha önceden edinilmiş bazı yanlış bilgiler düzeltildi. Geçmişte yabancıların sadece kendilerini çalıştırmak üzere koyduğu kuralların boş olduğu görüldü. Ülkemizde kendi pilotlarımızla kendi helikopterlerimizle ve kendi tesislerimizde bu işi yapar hale geldik.” Türkiye’de verilen hizmetlerin yanında yurt dışında da hizmet verebilecek hale geldiklerini kaydeden Sarıdağ, “Bu yıl Gürcistan Maestia bölgesine beş haftalık programımız var. Geçmişte bu işi kendi ülkemizde dahi yapamazken şimdi komşu ülkelerde yapabilir hale geldik.” YABANCI KAYAKÇILAR SON DERECE MEMNUN Fransız kayakçı Anouck Noulhon, Kaçkarlardan bir hayli memnun: “Bu yıl Avrupa’daki kar kalitesi kötü ama Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

Sporcular, Ayder Yaylası’nda konaklıyorlar. Her sabah erkenden helikopterle zirveye bırakılıyorlar. Kayarak aşağıya iniyorlar. Gün içinde işlem tekrarlanıyor. Avusturyalı kayakçı Niki Storniç: “Ayder, heliski için dünyanın en iyi yerlerinden birisi. Otel hizmeti, kayak bölgesine yakınlığı ve yemekler mükemmel.” Kaçkarlarda kar kalitesi çok yüksek.” Rehber arkadaşının davetiyle yolu düşmüş Rize’ye: “Dünyanın birçok yüksek dağında snowboard yaptık ama burada çok fark var. Kayak yapmaya gidecekseniz Kaçkarlar mükemmel. Avrupa’ya yakın olması ve kar kalitesinin çok iyi olması tercih sebeplerimizin başında geliyor. Bu yıl Avrupa’daki kar kalitesi kötü ama Kaçkarlarda kar kalitesi çok yüksek.” Dünyanın her yerinde helikopterli kayak deneyimi yaşadığını ifade eden Avusturyalı kayakçı Niki Storniç de şöyle konuşuyor: “Ayder, heliski için dünyanın en iyi yerlerinden birisi. Otel hizmeti, kayak bölgesine yakınlığı ve yemekler mükemmel. Türkiye’nin adı Avrupa’da heliski ile anılmakta ve heliski için dünyanın en iyi yeri olarak bilinmekte. Türkiye’nin tanınırlığı arttıkça çok daha iyi şeyler çıkacaktır. Her zaman daha mükemmeli var ve Ayder’in daha mükemmeli yakalayacağına inanıyorum.”

Sayı 53 / Mart 2014

53


Güncel

“Aslı ve Anne Karakterlerinde Benden de Bir Şeyler Var” Yazarlığı, ‘gazeteciliğin kardeşi’ gören Ferda Udül Kayci, ilk romanı Tozlu Sandık’ta “çocukluğundaki kötü anıları silmeye çalışan Aslı ve annesinin öyküsünü” anlatıyor. Küçüklüğünden bu yana psikolojik konulara ilgi duyduğunu belirten yazar, ikinci eserine başlamış bile Trabzon - Akçaabat’ta yaşayan gazeteci - yazar Ferda Udül Kayci, raflarda yerini alan ilk kitabı Tozlu Sandık, ‘psikolojik-dram’ tarzında bir roman. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu yazar eserinde “çocukluğundaki kötü anıları silmeye çalışan Aslı ve annesinin öyküsünü” anlatıyor. Başkarakter Aslı’yla da gazetecilik mesleğinin zorlu çalışma şartlarına dikkatleri çekiyor. Bir buçuk yılda tamamladığı kitapta dile getirdiği hikayenin hayatında önemli bir dönemece denk geldiğini söyleyen Kayci’yla yeni kitabı ve yazarlık serüveni hakkında söyleştik. - Gazetecilik Bölümü mezunusunuz. Fiili olarak yapıyor musunuz eğitimini aldığınız mesleği? Pek yaptım sayılmaz. Çok kısa bir süre Trabzon’da yerel bir gazetede çalışmıştım. Şartların bana uygun olmaması sebebiyle devam etmedim o işe. Evli ve çocuklu bir kadın olarak gazetecilik yapmak çok zor. Sonrasında İngilizce kursu aldım ve Akçaabat’taki çeşitli ilköğretim okullarında ücretli İngilizce öğretmenliği yaptım. Sekiz yıl boyunca 54

pek çok okulda çalıştım. “YAZARLIK GAZETECİLİĞİN KARDEŞİ” - Mesleğinizin dışında çalışıyor olmak zor geldi mi size? Öğretmenlik çok güzel bir meslek aslında. Benim ruhuma da uygundu, severek yapıyordum yani. Âmâ ne de olsa eğitimini aldığınız iş o iş olmayınca bir yanı eksik kalıyor hep. Yazarlık gazeteciliğin kardeşi gibi bence. Kitap yazmaya başlayınca esas işimi yapıyormuşum gibi geldi bana. “İşte bu!” dedim yani. “İLK IŞIĞI EŞİM YAKTI” - Peki, yazarlık serüveni nasıl başladı? Nasıl karar verdiniz yazmaya? Lise yıllarından beri zaten Edebiyata yatkınlığım vardı. Yazı ödevlerinde başarılı olurdum hep. Okulun kütüphanesinden de çıkamazdım. Halk kütüphanesine de üyeydim. Sürekli alır okurdum yani. Okumayı her zaman çok sevmişimdir. Bir gün eşim “Sen bu kadar kitap okuyorsun. Sen de bir kitap yazsana” dedi. O gün “Neden olmasın?” dedim kendi kendime. İlk lamba orda yandı yani.

“PSİKOLOJİK KONULARA İLGİLİYİM” YİM” - Ne yazacağınızı, ne türde yazacağınızı ağınızı nasıl seçtiniz? Biraz kafa yordum. Birkaç gün düşündüm. “Ben ne yazabilirim? Ne türde yazabilirim?” diye. Önce fantastik tik bir şeyler düşündüm. Hiçbir hikâye oluşturamadım kafamda. Sonra polisiyee- gerilim gibi bir şeyler kurgulamaya çalıştım. alıştım. Ona da yatkın olmadığımı farkk ettim. Psikolojik konular hep ilgimi çekerdi. Kafamda hemen o tarz bir şey oluştu. YİRMİ YIL ÖNCEKİ BİR TRAJEDİ Dİ - Tozlu Sandık’taki konu da psikolojik. ikolojik. Hikayenin hikayesi nasıl gelişti?? Hikayede bir ailenin dramı anlatılıyor. nlatılıyor. Yirmi yıl önce yaşanmış bir trajedinin rajedinin etkilerini atlatamamış bir anne ne kızın öyküsü. Anne biraz esrarengiz bir karakk ter. Kızı olan Aslı karakteri ise annesiyle yaşamanın zorluklarını nişanlısının aşkıyla yenmeye çalışan biri olarak karşımızda. Hikâye bunun üzerine kurulu. “KİTAPTA BENDEN BİR ŞEYLER DE VAR” - Aslı karakterine çocuğunuzu annesi karakterine de kendiniz oturttunuz mu hiç? Kendinizden kesitler kattınız mı? Katmadım desem yalan olur. Aslında bence her yazar kendi yaşanmışlıklarından, deneyimlerinden ya da en azından gözlemlerinden yararlanır karakterleri ve hikâyeyi oluştururken. Hiçbir yaşanmışlığın olmadığı, ya da hiçbir şekilde gözlemlemediğiniz bir duyguyu yazamazsınız. Sayı 53 / Mart 2014


HABEREXEN

®

Mesela ben “Bir Dağcının Anıları” diye bir şey yazmaya kalksam hiçbir şey çıkmaz. Yaşamadım, gözlemlemedim ki öyle birini. Âmâ romandaki karakterlerin bir takım duygularını yaşadım ya da empati kurdum “Böyle bir şey olsa insan nasıl davranır?” diye. O açıdan Aslı karakterinde de annesi karakterinde de benden bir şeyler mutlaka var. - Çocuklar, aile, öğretmenlik hayatınızı dolduruyordur. Kitap yazmaya nasıl zaman ayırdınız? Gerçekten çok zor. Dokuz aylık bir bebeğim var. Siz düşünün artık. O uyuduğunda başlıyorum yazmaya. Âmâ moral motivasyon olarak bakarsak onların varlığı tartışmasız en önemli etken.

Sayı 53 / Mart 2014

“DEVAMI GELECEK İNŞALLAH” - Yazmaya devam edecek misiniz? Başladım bile ikinci romana. Bu sefer daha da sıkı bir hikâye var kafamda. İlk kitaptaki acemilikleri de ikincide aşarız inşallah. Birinci kitap bir buçuk yılımı almıştı. Öyle kolay yazılmıyor yani. Hele de ev ve çocuklar devreye girince. Bu ne kadar zamanımı alacak bilemiyorum. - Kitap çıkarmaya hangi anlamları yüklüyorsunuz? Çok satan olmak mı, para kazanmak mı ya da çıkartmış olma duygusu mu? İlk kitap için çok satmak biraz hayal olur herhalde. Ama baktığımda, bir buçuk yıl önce bu kitabı yazmaya başlarken yayınlayabilmek bile bir hayaldi. Şimdi gerçek oldu. Devamı da gelecek inşallah.

FERDA UDÜL KAYCİ KİMDİR?

1980 İzmit doğumlu Kayci, ilkokulu ve ortaokulu İstanbul’da tamamladıktan sonra liseyi İzmir’de okudu. Sonrasında Konya Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü kazandı Mezuniyet sonrasında da aynı okulda tanıştığı Mustafa Kayci ile evlenip Trabzon Akçaabat’a yerleşti. İki oğlu var. On bir yıldır da Akçaabat’da yaşıyor. 55


UZUN SÜRE ALKOL ALANLAR BÜYÜK RİSK ALTINDA OMÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Karabıçak, vücudun en sabırlı organı karaciğerin son ana kadar işlevini sürdürdüğünü belirterek özellikle alkol tüketenleri cidden ikaz ediyor: “İşlevini yitirmesi durumunda gerekli olan nakli, uzun süreli alkol kullanan kişilere yapmıyoruz. Psikiyatriste gönderiyoruz. Kesin bıraktı denilirse, hekim onay verirse ve kişinin çevresi tekrar alkolü başlatmaya meyilli değilse nakil yapıyoruz.”

O

ndokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlhan Karabıçak, alkol tüketiminin kısa aralıklarla ve uzun süre gerçekleşmesi durumunda, “vücudun her türlü gereksinimini karşılamak üzere 24 saat çalışan, oldukça karmaşık yapıya sahip bir fabrika” diye nitelediği karaciğerde hastalık oluşma riskinin çoğaldığını, bu sebepten işlevini yitiren organın yerine nakil ihtimalinin çok zora girdiğini belirtiyor. ALKOL TÜKETENLERE PERİYODİK KONTROL ŞART 15-20 yıl düzenli alkol kullananların mutlaka karaciğerlerini periyodik kontrolden geçirmeleri gerektiğini vurguluyor Doç. Dr. Karabıçak: “Bu kişilerde karaciğer hastalığı oluşma riski artıyor. Alkol, mide ve bağırsaklardan emilerek kana karışır. Alkolün parçalandığı yer karaciğerdir ancak karaciğerin birim zamanda zararsız hale getirebileceği alkol miktarı sınırlıdır. Bu sınırın üzerinde alınan alkol tüm vücudu, özellikle de beyni ve kalbi etkiler. Karaciğerin fazla miktarda alkolü zararsız hale getirme işlemi sırasın-

da, diğer fonksiyonları aksar. Karaciğer hücreleri hasar görebilir, yapısal değişikliklere uğrayabilir. Bazı durumlarda karaciğerde hepatit veya siroz gelişebilir. Uzun yıllar belli bir miktarın üzerinde alkol alanlarda kalıcı hasar olasılığı artar. Bu nedenle alkol alanlar büyük risk altındadır.” KARACİĞER DÖRTTE ÜÇÜ GİTMEDEN SİNYAL VERMİYOR Karaciğer hastalığında çok sinsi ve kritik bir eşik söz konusu. Hücrelerinin dörtte üçü hasar gör-

meden organ herhangi bir şikayet sinyali vermiyor. Tıbbı takipler işte bu yüzden önem arz ediyor. Siroz ve kanser birbirine karıştırılabiliyor çoğu zaman. “Yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, enfeksiyonlara karşı direnç düşüklüğü, sarılık, adale erimesi, sindirim sisteminde ciddi kanamalar, beyin ve böbrek fonksiyonlarında bozukluklar görülüyor. Olay kalıcı hale gelmeden erken fark edilir ve alkol kesilirse karaciğer hücreleri kendini yenileyebilir.” diyor, Doç. Karabıçak. Ardından da şunları söylüyor: “Kalıcı karaciğer hasarının oluşabilmesi için yıllarca, 8-10 yıl devamlı ve belirli bir miktarın üzerinde alkol almak gerekir. Alkol alınacaksa mutlaka ölçülü davranılmalı. Uzun dönemde siroz gelişiyor. O zaman hastaların nakil olması gerekiyor. Tek tedavisi karaciğer naklidir UZUN SÜRELİ SİROZ KANSERE EVRİLEBİLİYOR İlaç tedavisiyle hastalığın genel durumu iyiye gidebiliyormuş. Ancak uzun süreli sirozda kanser gelişebiliyormuş: “Eğer hasta 10-15 yıl siroz hastası ise kanser gelişme riski daha fazla oluyor. Vücudun en


sabırlı organı olarak bilinen ve son ana kadar işlevini sürdüren karaciğerin işlevini yitirmesi durumunda gerekli olan nakli, uzun süreli alkol kullanan kişilere yapmıyoruz. Hastalık teşhisi konulduktan sonra alkol alımı devam ediyorsa ya da daha sonra alkol alma ihtimali olan kişilere nakil yapmıyoruz. Hasta kişi alkolü bıraktıktan 6 ay sonra nakil yapıyoruz. Bu süre içinde hastayı psikiyatriste gönderiyoruz. Hasta alkolü kesin bıraktı denilirse, hekim onay verirse ve kişinin çevresi tekrar alkolü başlatmaya meyilli değilse nakil yapıyoruz.” NAKİL BEKLEYENLERİN YÜZDE 8’İNE ORGAN VAR Karaciğer nakillerine ilişkin de şunları anlatıyor Karabıçak: “Naklin çoğunu kadavradan yapıyoruz. Yılda 250 ile 300 arasında kadavradan organ çıkıyor. 2 binin üzerinde hasta organ bekliyor. Hastaların yüzde 8’ine yetecek organ var. Bu nedenle organların çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Kan yoluyla hepatit bulaşmış olabiliyor. Bunda sorun yok ama alkol böyle değil. Kişi alkolü bıraktıktan 5 yıl sonra karaciğer kendini toparlayabiliyor, kendini yeniliyor.” Doç. Dr. İlhan Karabıçak, karaciğer sağlığını korumak için özellikle hazır gıdalardan, fazla kilodan ve yağlı yemeklerden kaçınılmasını öneriyor.


Köşe Yazısı

Aydın Doğdu Futbolun Siyasetle İmtihanı!

S

ikeyle ilgili birkaç yazı yazmıştım. Adaletin tescili ile ilgili, kararların kalplere yönelik mutmain olmadığını ve bunun içinde ilgili makamların üzerlerine düşenleri yapmaları gerekliliği ile ilgili hassas olmalarıydı. Evvela eski Bakan Suat Kılıç’ın, ilk defa sarf ettiği sonrasında da Başbakan’ın UEFA toplantısında UEFA Başkanı Platini ile yaptıkları basın toplantısında da deklare ettiği bir husus vardı; Şike sürecinde tüzel kişilerin yani adı geçen takımların değil kişilerin cezalandırılması gerekliliğiydi.

Halbuki futbolumuzun tabi olduğu hem UEFA hem de FIFA nezdinde kurallar belliydi. Kararlar futbol takımlarını bağlar. Çünkü mantıklı olan da buydu. Aksi halde şikenin önü alınmaz ve sadece yöneticiler ceza alır ve böylelikle şikenin bir nevi hülle yoluyla önü açılmış olurdu. Avrupa’da yakın tarihte bunun örnekleri de var; Özellikle İtalya’da yapılan şike operasyonlarından sonra ünlü kulüp Juventus küme düşmüş, Milan da puan silme cezasıyla lige başlamışlardı. Avrupa’da başka örnekler de var. Gerek Yunanistan’dan gerekse diğer ülkelerde bu ve benzeri olaylar yaşanmıştır. Peki tüm bunlar ülkemizde bu kadar aşikarken, hem ülkemiz mahkemelerinde hem de UEFA ve CAS tarafından da açık açık bu deliller kabul edilmiş ve gereği yapılması gerekir derken, TFF’nin bu kararları cesurca uygulamaktan çekinmesinin nedeni neydi? İtalya kendi büyük kulüplerine ceza yağdırırken ve adaletin verdiği kararı uygularken, kendi Federasyonumuzun, bu kararları uygulamaktan niçin çekindi veya uygulayamadı? Öncelikle “özerklik ilkesi” olarak addedilen hususu iyi bilmek gerekir. Sonrasında da bu çerçevede olayları değerlendirmekte fayda vardır. Erkler ayrılığını da iyi bilmememiz yani “yasama, yürütme, yargı” hususunun ne olduğunu anlamak ve bu mevzuları ona göre konuşmamız ve yazmamız gerekir. Özerklik, en evvela verilmesi federasyonların siyasetten ve benzeri baskılardan uzak durulması gerekliliğidir. Çünkü spora siyasetin bulaşması demek sana-bana göre karar anlamına gelir yani haksız rekabeti doğurur. Nitekim bu hususta öteden beri onlarca örnek vardır; siyaseten güçlü takımların nasıl bir adım önde olduğuna dair. Kitap yazılsa sezadır bu hususta. Diğer taraftan yargı bağımsız olacaktır ki kararlarını yine bir kimsenin etkisi altında değil kendi hukuku çerçevesinde versin. Aynı zamanda bu hususta da karşılıklı iki tarafında delillerini rahatlıkla değerlendirsin ve uygulasın. Yani kararlar “hislere” göre değil davalı ve davacının karşılıklı

58

delilleri üzerinde dursun. Öncelikle belli bir grubun zan altında bırakılarak “Fenerbahçe’nin ele geçirilme!” iddiası manşetleri süsledi. Karşılıklı bu konuda sözler sarf edildi. İddialar ispatlanamadığı gibi belli bir camia da töhmet altında bırakıldı aylarca. Son zamanlarda da iddia o dur ki; Başbakan ve oğlu ile ilgili belli konuşmaları internet sitelerinde yer aldı. Bu konuşmalarda hem şike sürecindeki küme düşürmeme ile ilgili hem de Fenerbahçe’nin genel kurul seçimleriyle ilgili konuşmalardı. Doğrusu bir futbolsever olarak bu konuşmalar karşısında şoke oldum. Öncelikle şikeden takımların düşme meselesi bir partinin kapatılıp kapatılmama meselesiyle eş tutulmuştu. Oysa ben daha evvel şöyle belirtmiştim yazımda; “O halde muhasebecilerin yaptığı mali hatalardan ötürü neden kurumlar ceza alır?” diye sormuştum. Meğer Başbakan, partiyle özdeşleştirmiş futbol kulüplerini! Diğer taraftan Mehmet Ali Aydınlar’a taktikler verilmesi için oğluna notlar aldırtması! Yıldırım’ın başkanlıktan uzaklaşması için seçime ve seçmene yönelik manipülasyon hamlesi anlayacağınız. Öncelikle bir ülkede adaletin uygulanmasını istiyorsanız ki bu herkese lazım; Kesinlikle yargıya güvenmeniz gerekir. Eğer güvenmiyorsak bunun gerekliliklerini delilleriyle ortaya konulması ve ispatlanması gereklidir. Mesele bugün Fenerbahçe (ki ben çok hazzetmem bunu bana yakınlar bilir) görülse de kendi tuttuğumuz takımımız içinde geçerlidir. Nitekim o sezon Samsunspor’un kümede kalma ihtimali bu kuralın uygulanması söz konusu olsaydı mümkün olabilirdi. O zaman ki Samsunspor yönetimi, bunun rahatlığındaydı. Bende bunun için “Dereyi görmeden paçayı sıvamayın sakın tedbirinizi alın!” diye haftalar öncesinden uyarmıştım. Ülkemiz insanı bugüne kadar hiçbir zaman husumete, hakarete, iftiralara ve hamasi konuşmalara ve eylemlere prim vermemiştir. Bunun birçok örneği ülkemizde bugüne kadar yaşanmıştır. Tarihimiz böylesi davrananlara verilen cevaplarla yazılıdır. İslam coğrafyasında en itidalli topluluk yapısı bu milletin bağrından çıkmaktadır. Elbette gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. İnanıyorum ki kimin haklı olduğu da en kısa zaman muhakkak ortaya çıkacaktır. Futbolumuzun dün siyasetle imtihanı olduğu ve bitmediği gibi bu gidişle hiçte bitmeyecek gibi duruyor. Ne yazık ki olan ülkemiz insanının futbol tutkunlarının hafta sonu izledikleri maçlardan alacakları birkaç saatlik keyiflerine oluyor. Evet siyasetten ve şikeden sıyrılmış bir futbol ve spor anlayışı oturmadığı müddetçe de bizler bunu hem çok konuşur hem de çok yazarız. Ne diyelim; şikesiz ve haksız rekabetten sıyrılmış futbol günleri dileğiyle.

Sayı 53 / Mart 2014


Say覺 Sa S ayy覺覺 5 53 3/M Ma Mart artt 2014 20 0114

59 9


ARTIK ÇOK ÖNEMLİ İSİMLERİ GİRESUN’A GETİREBİLİYORUZ Yeşilgiresun Belediyespor Basketbol Takımının Başantrenörü Yücel Platin, Giresunluların kendilerine inanıp güvendiğini söylüyor: “1. Lig’de uzun süre görev yaptım, birçok salonda maçlar oynadım ancak bu denli maçın içine giren bir taraftar kitlesi ile az karşılaştığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Basketbol şehri olmak konusunda da önümüzde uzun bir yol olduğunu düşünüyorum ancak doğru yolda ilerlediğimizi kesinlikle öngörebiliriz.”

Yeşilgiresun Belediyespor, iki yıl önce Bölgesel Amatör Lig’inde idi. Geçen sene finalde Trabzonspor Basket’le oynadığı seriyi (Karadeniz derbisini) 2-1 kaybederek Beko Basketbol Ligi’nin eşiğinden; başka bir ifadeyle, “2 sezonda 2 lig atlama” başarısının kıyısından döndü. Takımın Başantrenörü Yücel Platin ile öncelikle Karadeniz insanın basketbola bakış açısını konuştuk. Zira ekibi, kendi sahasındaki her maçına güçlü seyirci desteğiyle çıkıyor. 2500 kişilik küçük bir salonda yer bulabilmek için taraftarlar saatlerce bilet kuyruğunda bekliyor. Salon yetmeyince hemen yanda kurulan dev ekrandan izliyorlar müsabakayı. Tabi ki Türk basketbolunun durumuna ve geleceğine dair de söyleştik. Yücel Platin, Giresunlular için daha şimdiden bir efsane. Ama henüz yolun daha çok başında olduklarının bilincinde. GİRESUN BASKET ŞEHRİ OLMAYA ADAY -Sizce Giresun bir basketbol şehri olmaya aday mı? Giresun kesinlikle bir basketbol şehri olmaya aday. Giresun halkı çoktan bir basketbol taraftarı oldu

ceğini çok iyi biliyor. Ben tüm Türkiye’de maçın içinde bu kadar doğru hamle yapan bir seyirci kitlesi ile çok az karşılaştım. 1. Lig’de uzun süre görev yaptım, birçok salonda maçlar oynadım ancak bu denli maçın içine giren bir taraftar kitlesi ile az karşılaştığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Basketbol şehri olmak konusunda da önümüzde uzun bir yol olduğunu düşünüyorum ancak doğru yolda ilerlediğimizi kesinlikle öngörebiliriz. bile hatta o aşamayı da geçtiğini düşünüyorum. Bunun en bariz örneğini 2 sezondur her hafta salonu tıklım tıklım dolduran seyirciden görmemiz mümkün. 2500 kişilik salonda insanlar maçları izlemek için saatler öncesinden salonun önünde kuyruk oluşturuyorlar ve seyircimiz sadece oyuncuları değil, bizi de oyunun içine fazlasıyla katıyor. Seyircimizin bu denli coşkulu oluşu bizim için ne kadar önemli bir avantajsa, rakiplerimiz için de o denli dezavantaj oluşturuyor ve rakipler için Giresun uzun zamandır gerçekten zor bir deplasman haline geldi. Sanki burada 10 yıldır üst düzey basketbol oynanıyor gibi seyirci oyuna ne zaman müdahale ede-

ÖNEMLİ İSİMLERİ GİRESUN’A GELİYOR -Takımınız geçen sene tek maçla kaçırdığı Beko Basketbol Ligi’nin ardından bu sene önemli transferlere imza attı ve ligin ilk yarısını da ikinci sırada tamamladı. İlk yarı değerlendirmenizde hedefinize ulaştığınızı söyleyebilir miyiz? Buradaki en temel durum artık çok önemli isimleri Giresun’a getirebiliyor olmamız. Burada şehrin, kulübün, seyircinin ve bizlerin etkisi şüphesiz çok fazla. Joshua Heytvelt, Marcus Hall gibi Euroleague tecrübesine sahip, Yunus Çankaya ve Can Özcan gibi Eurocup oynamış isimleri artık Giresun’a getirebiliyoruz. Ben Giresun’da olmaktan çok


mutluyum, insanlarının modern ve çağdaş olduğu bu kente isimleri ne kadar büyük olursa olsun birçok oyuncuyu getirebilmemiz bizim için büyük avantaj sağlıyor. Hayatta benim için çok önemli olan bir durum vardır. Yaşam içinde “merhaba” diyebilmek çok önemlidir ve buradaki insanlar “merhaba” demeyi seven insanlar. Sosyal hayat olarak dar bir kalıptasınız ama doğanın ve denizin güzelliği sizlere şehrin eksik kalan yanlarını unutturmaya yetiyor. Bir diğer önemli konu da Giresun doğal bir kamp alanı gibi. Şehir çok küçük olduğu için başarıda da başarısızlıkta da insanlardan saklanamıyorsunuz. Oyuncu da bu yüzden kötü gün görmek istemiyor ve bu da onlar için ekstra motivasyon sağlıyor. GİRESUN BİZE İNANIYOR -Kaçan şampiyonluk sonrası şehirde neler yaşandı? Takımın ve kentin bu sene de aynı motivasyonla yoluna devam etmesini sağlayan temel etken nedir? Her şeyden önce geçen yıl şampiyon olsaydık 2 sene içinde Bölgesel Lig’den Birinci Lig’e çıkan tek takım olarak tarihe geçebilirdik ve bunu da çok istiyorduk. Geçen yıl 25 Mayıs’ta final serisini 2-1 kaybetmemizden iki gün sonra taraftarın bize şehir meydanında bir veda mitingi düzenleyeceğini söylediklerinde gerçekten çok şaşırmıştım. 2000 kişiden fazla insanın toplandığı o alanda insanların bize olan

inancı Giresun’da basketbolun geleceği açısından da oldukça önemli. Çünkü bu inanç insanların spora olan sevgisini ve saygısı gösteriyor. Bu sene başında ise üst ligden çekilen takımın yerine hangi takımın alınacağı süreci bizim de çalışmalarımıza oldukça geç başlamak zorunda bıraktı çünkü federasyondan gelen ilk haberler bizim Beko Basketbol Ligi’ne çağırılacağımız yönündeydi. Biz de bu yönde çalışmalar yaptık ancak bu çeşitli nedenlerle gerçekleşmeyince biz de tüm planlarımızı yeniden ikinci lig üzerinde yapmak zorunda kaldık. Bu da hem transferlerimizin takıma geç katılmasını hem de çalışmalarımızı ligin başlamasına çok kısa bir süre kala başlamamıza neden oldu. Fakat bunların hiçbirini bahane etmeden yolumuza yürümeye devam ettik ve ligin ilk yarısını hedeflediğimiz noktada bitirdiğimizi söyleyebilirim. GİRESUN’A YENİ BİR SALON YAPILMALI -Tek salon sebebiyle zaman zaman antrenman yapmakta bile güçlük çekmeniz ve seyircinin salona sığmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu şehir mutlaka yeni bir salon yapılmasını hak ediyor. Ancak bunu yaparken de geçecek sürede o havayı kaybetmemek gerekiyor. Bu nedenle ben yeni bir salon yapılırken

mevcut salonun modernize edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü küçük ve sahaya yakın olan bu salonda rakip takımı baskı altına almak daha da kolay oluyor. Böylelikle saha avantajımızı daha iyi şekilde değerlendiriyoruz. Bugün yeni bir salon yapılmaya çalışılsa bile bu en az 2-3 seneyi alacak bir durum çünkü daha ortada bir proje bile yok. LİGDE EN AZ SAYI YİYEN İKİNCİ EKİBİZ -Sayı, ribaunt ve asist ortalamalarının ilk üçünde sizden oyuncu göremiyoruz. Bu neyden kaynaklanıyor olabilir? Takım oyununa odaklanmanız bir sebep mi? Sezon başında yaşanan tüm olumsuzluklara rağ-

men kısa bir sürede iyi bir takım oluşturduk ve hem savunmada hem de hücumda birbiriyle daha çok yardımlaşan ve hücumda topu iyi paylaşan bir mantaliteyi takıma oturtmaya çalıştık ve bunda da başarılı olduğumuzu söyleyebilirim. Maç başına özellikle asist ortalamalarında çok iyi bir rakam tutturduk ve bunu tüm takıma paylaştırdık. Genel olarak da neredeyse tüm maçlarda inanılmaz bir pas trafiği ile oynuyoruz. Tüm bunları üst üste koyunca geçen seneye göre bu sene kendi oyun mantığımı sahaya yansıttığımızı söyleyebilirim. Ligin şu an en az sayı yiyen ikinci takımıyız ve daha sert savunma yaparak istediğimiz noktalara gelmeye çabalıyoruz.


Sağlık

KRALİYET ARAÇLARINA ÇORUM’DAN VIP DİZAYN Başta Suudi Arabistan, Katar, Fransa, Rusya ve Almanya’dan gelen lüks araçlar; teknolojik gelişmeler ışığında özel donanımla Çorum’daki yerli bir şirket tarafından yeniden dizayn ediliyor. Genel Müdür Zorlu, “Araçlarımızda üst düzey elektronik sistemleri uyguluyoruz. Android sistemli telefonla kontrol edilebilir araçlar dizayn ediyoruz” diyor.


HABEREXEN

®

Ç

orum Küçük Sanayi Sitesi’nde faaliyet gösteren bir oto dizayn şirketi, dünyanın farklı ülkelerinden gelen araçları modern teknolojiyi kullanarak tuvaletinden banyosuna, mutfağından dinlenme bölümüne varana dek yeniden dizayn ediyor. Şirketin Genel Müdürü Dinçer Zorlu, müşteriler isterlerse onlar adanı aldıkları sıfır otolara da ayın işlemi uyguladıklarını söylüyor. Taleplerin başta Suudi Arabistan ve Katar kraliyet aileleri, Fransa, Rusya ve Almanya gibi ülkelerden talep geldiğini ifade ediyor Zorlu: “Özellikle iş adamları, kamu ve elçilik görevlilerinin yanı sıra sanatçılar için uzun seyahatlerini keyfe dönüştürmek isteyenlerin araçlarının dizaynlarını gerçekleştiriyoruz. Yaptığımız tasarımlarda, elektronik donanımlar, mutfak, tuvalet ve banyo gibi özel bölümlü minibüs ve otobüsler büyük ilgi görüyor.”

ARAPLAR ABDESTLİK VE TUVALET İSTİYOR Suudi Arabistan kraliyet ailesi daha ziyade otobüs ve minibüslerin dizaynına ağırlık veriyorlarmış. Genç prensler modern araçlara ilgi duymaktaymış. “Arap müşterilerimizin siparişlerinde özellikle abdestlik ve uçak tuvaleti bulunan bölümler olmazsa olmazlar arasında yer alıyor. Biz de bu bölümleri araç içerisindeki uygun yerleri belirleyerek gerçekleştiriyoruz” diyor, Zorlu. Araçlarda konfor ve elektronik donanım özelliklerine özen gösterildiğini söylüyor: “Araçlarımızda üst düzey elektronik sistemleri uyguluyoruz. Android sistemli telefonla kontrol edilebilir araçlar dizayn ediyoruz. LCD adı verilen ekranlar ile görüntü akışını üst kalitede yansıtıyoruz. Deri kaplama koltuk sistemleri elektronik sistemle katlanabilir ve yatağa dönüşebilir hale getirilebiliyor. Öte yandan, ikram için ya da çalışmak amacıyla kullanılacak masaları elektronik sistemle hareket ettirebiliyoruz. Bütün bu sistemleri araç üzerindeki panel bölümlerden ya da uygun android işletim sistemli telefonlardan bile kontrol edilebilir hale getiriyoruz. Bu üst düzey elektronik sistemler müşterilerimizden büyük bir ilgi görüyor.” Modern ve elektronik donanımlı bir aracın dizaynını ortalama 1,5 ayda tamamlayabildiklerini kaydediyor Zorlu. Geçtiğimiz yıl Türkiye ve dünya genelinde bu özellikler kullanılarak 150’nin üzerinde aracın donatmışlar. Turizm şirketlerinin araçlarındaki uygulamaları referans olmaktaymış. Seyahat ettikleri araçların konforunu beğenen turistler işlemin nerede gerçekleştiğini öğrenmek isteyince kendilerine ulaşıyorlarmış.


64

Say覺 53 / Mart 2014


HABEREXEN

Say覺 53 / Mart 2014

65


xen habere

AJANDA

Galaksiye Yeni Bir Yıldız 5.1 inçlik full HD ekranı, 16 megapiksel kamerası ve parmak izi okuyabilen “Biyometrik Kilit” özelliğiyle Samsung Galaxy S5 çok yakında piyasada. 11 Nisan’da 150 ülkede satışa çıkacak telefon hakkında net bir fiyat bilgisi olmamaksızın yeni Galaxy S5’in 16 GB’lik versiyonunu ön siparişe sunuldu. Hem rakiplerini hem de kendinden önceki Galaxy serisi telefonları kıskandıracak özellikler barındıran S5’in geçtiğimiz ay cep telefonunda taksit imkânı ortadan kalkmışken Türkiye’deki satış oranları için ise öngörüde bulunmak zor.

Bu Ay Ne İzlesem? RÜZGAR YÜKSELİYOR Kaze Tachinu Vizyon Tarihi: 14 Mart 2014 Yönetmen: Hayao Miyazaki Senaryo: Hayao Miyazaki, Tatsuo Hori Tür: Animasyon, Biyografi, Dram Miyazaki’nin kariyer vedası olarak olarak bilinen Kaze Tachinu; İkinci Dünya Savaşında kullanılan Mitsubishi A6M Zero savaş uçağının tasarımcısı Jiro Horikoshi’nin kurgusal biyografisi niteliğinde. Gönüllerimizde Komşum Tottoro, Küçük Cadı Kiki, Howl’un yürüyen Şatosu, Ruhların Kaçısı gibi animasyonlarla yer eden büyük ustanın emekliliğe ayrılışı da oldukça görkemli. Porco Rosso ile belli ettiği uçmaya ve uçaklara duyduğu yakınlığı Kaze Tachinu ile bir kez daha bizlere gösteriyor.

C

umhurbaşkanı Abdullah Gül, yeni çıkan internet yasasından sonra sosyal paylaşım siteleriyle ilgili “Youtube ve Facebook gibi platformlar dünyanın her tarafında geçerli olan şeyler ve bunların kapatılması gibi bir şey de söz konusu olmaz. Yalnız bu platformlarda herhangi bir şekilde suç işlenirse birisine hakaret ya da birisinin özel hayatına saldırı söz konusu olursa mahkeme kararıyla bunlar tabi ki kapatılır.” şeklinde açıklamada bulundu.

HAZİNE AVCILARI

Gül sözlerini “İnternetle ilgili çıkan yasayı da biliyorsunuz. Bu yasa da bazı sıkıntılı durumlar vardı. Daha sonra dikkat çekmem üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi de bütün bu noksanlıkları düzelttiler. Youtube ve Facebook gibi platformlar dünyanın her tarafında geçerli olan şeyler ve bunların kapatılması gibi bir şey de söz konusu olmaz. Türkiye demokratik bir hukuk ülkesidir. Hukuk ilkeleri çerçevesinde en gelişmiş demokrasiler gibi özgürlüklerin güçlenmesini arzu eden ve bunun için uğraşırken buralardan herhangi bir şekilde gerilemek kesinlikle söz konusu olmaz. Buna herkesin inanması lazım.” şeklinde bitirirken ilerleyen günlerde herhangi bir olumsuz durum karşısında TİB Başkanlığının nasıl bir yol izleyeceği hala merakla bekleniyor.

Monuments Men Vizyon Tarihi: 21 Mart 2014 Yönetmen: George Clooney Oyuncular: Matt Damon, George Clooney, Cate Blanchett Tür: Dram, Komedi, Macera George Clooney’nin yönetmenliğini üstlendiği film, İkinci Dünya Savaşında, bir grup tarihçi ve sanat uzmanın bir araya gelmesiyle oluşan ekibin, Naziler tarafından ele geçirilen ve her an yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan önemli sanat eserlerini kurtarmaya çalışması anlatılıyor.

GÜZEL VE ÇİRKİN La belle & la bête

Cumhurbaşkanımızın sözleri içleri rahatlatsa da hali hazırdaki yasada sosyal paylaşım sitelerine erişimin engellenmesi yerine site içerisinde herhangi bir sayfaya erişimin yasaklanması söz konusu.

Vizyon Tarihi: 28 Mart 2014 Yönetmen: Christophe Gans Oyuncular: Vincent Cassel, Eduardo Noriega, Léa Seydoux Tür: Fantastik, Gerilim, Romantik

30 Mart sonrası gelecek günler, sosyal paylaşım sitelerine dair yapılacağı söylenen çalışmaların ne yönde olacağını bizlere gösterecek.

Güzel ve Çirkin masalının yeni bir uyarlamasında, fantastik ve romantik unsurların yanı sıra gerilim tonu yansıtılıyor. Yönetmen ve senarist koltuğunda, daha önce Kurtların Kardeşliği, Sessiz Tepe gibi filmlerden tanıdığımız Christophe Gans oturuyor.

Bu Ay y Ne O Okusam? us AB ABDÜLHAMİD D ve SHERLOCK K HOLMES HO Yervant Odyan Ye

KARA KARANLIKTA KÖRE KÖREBE

TA İHİ DEĞİŞTİTARİHİ R REN KADINLAR

Mürselin Kurt Mürse

Ali Çimenk Al

Ayrıntı Ya Yayınları

Timaş Yayınevi Tim

Everest Yayınları Eve

Ye Yervant Odyan’m ’m 1911 tarihli bu 1 olağanüstü klao asiği, dünyanın si nın en ünlü dedektifi tifi Sherlock Holmes Sh ile dünyanın en ünlü polisiye roman tutkunu Padişah II. Abdülhamid’i yan yana getiriyor.

66

Karanlıkta Körebe, dil ve anlatımda ustalığa doğru emin adımlarla ilerleyen Mürselin Kurt’un kaleminden, bir kadın kahramanın dökülen parçalarını yeniden toplama çabasının hikâyesi. Roman boyunca Gülce’nin yaralarına tuz döken, anlatıcı dışındaki öteki üst sesler ise, Türkiye’de kadın olmanın bir roman kurgusu boyunca bile nasıl zorlu olduğunu ortaya koyuyor.

G Gazeteci yazar Ali Çimen “Tarihi DeğişÇ ttirenler” dizisinin son kkitabında 30 ünlü kkadını d sayfalarında konuk ediyor. Mısır imparatoriçesi Cleopatra, nobelli Madam Curie, “iktidar avcısı” Hürrem Sultan gibi isimlerin yanında Rosa Parks ve H. Beecher Stowe gibi daha yakın tarihe adlarını kazıyan kadınlar da sizleri bekliyor.

Sayı 53 / Mart 2014



Haberexen #53 Mart 2014