Page 1


Heyecan dolu Karadeniz! Yıllar aktı bir gün gibi kısacak. Zaman hızla akarken artan iş miktarının altından çıkabilmekte özel maharetler istiyor, başarılı olabilmek için. Bugün tek başına destanlar yazacağını zanneden varsa, çok büyük yanılgı içinde. Kimi zaman fikri kimi zaman maddi katkılara muhtacız her birimiz. Özellikle büyük işlerde büyük düşünen insanlarla hemdem olmalıyız, günümüzde. Devletleri büyüten anlayış da bunun ta kendisi.

HABEREXEN

®

www.haberexen.com AYLIK HABER DERGİSİ Marka Evi Ajans ve Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti. Adına İmtiyaz Sahibi Mustafa ÇAKIR SORUMLU YAZI iSLERi MÜDÜRÜ

Ahmet AK

HABER MERKEZi

Mustafa BiLiK Mert Volkan GÜN Cüneyt YASAR Tugay BASSAN HALKLA iLiSKiLER

Karadeniz bir iç deniz olmasının ötesinde etrafındaki ülkelerin birbirine kerhen sırtını dönmesiyle ölü deniz unvanını aldı. Dalgalı ve hırçın suların ardından gemiler gelmeyince, katar katar yükler taşınmayınca öldü, Karadeniz.

Ekrem Yunus KESiCi Onur NURDEMiR

Son yıllarda küçük küçük hareketlenmeler var. Doğrusu, komadan çıkmaya çalışan insan misali tepkiler veriyor, parmak uçlarında göz kapaklarında.

REKLAM SATIS

Sadece bu tepkiler bile umutları yeşertmeye, heyecanları artırmaya yetti. Türkiye ile Karadeniz karşılıklı 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefi koydu. 2023’e kadar gerçekleştirmeyi hedeflenen bu hedefin henüz yüzde 25’i gerçekleşti. Daha çok çalışacağız. Dünya, bu hedefin askıya alınması için seferber olabilecek, ancak hedeften şaşmayacağız. Haberexen Yayın Grubu, mevcut yayınlarından bağımsız olarak www.haberexen.ru ve www.haberexen.tc’yi “Haberexen Rusya”nın altında yayına aldı. İlk tepkiler çok olumlu. Şimdi yeni hedeflerin peşindeyiz. Kimisi tamamlanmak üzere. Ortaya çıkan tabloyu özetlersek, heyecan dolu Karadeniz’in fırsatlarını karşı kıyılara anlatmak ekonomiyi canlandırmak için hatırı sayılır bir cankurtaran. Tarımsal sanayideki üstünlüğümüzü yabana atmayalım. Sadece tarımda küçük rötuşlarla çok büyük adımlar atabiliriz. Bölük pörçük hareketler yerine birbirimize omuz verirsek bugün heyecan pompalayan Karadeniz’den herbirimizin nasipleneceği fırsatlar çıkacak.

Tel Faks Mail

: 0 362 432 64 64 : 0 362 435 47 77 : abone@haberexen.com

Yavuz YAMAN Kürsad TEKOLUK Rezervasyon Tel : 0 362 432 64 64 Rezervasyon Mail : reklam@haberexen.com HUKUK DANISMANLARI

AV. Hakan KARADUMAN AV. Hasan Tahsin SENGÜL AV. Adem AKSOY GÖRSEL YÖNETMEN

Uğur BIYIK BASIM YERi

Erol Ofset Ltd. Şti. Pazar mah. Necati Efendi Sk. No: 43 / SAMSUN Tel: 0 362 431 98 96 YÖNETiM YERi ADRESi

Ulugazi Mh. 19 Mayıs Bulvarı Sarı Konak Apt. No: 16 / 1 - 3 SAMSUN YAYIN TÜRÜ

Aylık Yerel Süreli Yayın BASIM TARİiİ HI

10 Ekim 2013 ISSN: 2147-4397

Bu dergi’de yer alan yazı, makale, fotoğraf ve illüstrasyonların elektronik ortamlar da dahil olmak üzere çoğaltılma hakları Marka Evi Ajans ve Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti. ‘ye aittir. Yazılı ve ön izin olmaksızın hangi dilde ve hangi ortamda olursa olsun materyalin tamamının ya da bir bölümünün çoğaltılması yasaktır. Bu dergi, basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir.

Sayı 48 / Ekim 2013

3


HABEREXEN HABEREXEN

R

10

Sayı 40 48 // Şubat Ekim 2013 Sayı 2013

dos y al ar

14

63('ø7g5 AKILDA KALANLAR 86 KÖŞE YAZISI - BEKİR REŞİTOĞLU AKILDA KALANLAR 10 JAPON FUARINDA DOĞU KARADENİZ CAZİBESİ

8 .gù(<$=,6,%(.ø55(ùø72ö/8

20

12 KARADENİZ BÜTÜNLÜĞÜNÜ SEVİYORUM

10 hd%(<$='$1%ø5ø+$<$7,0,='$1 16 SAMSUN’DAN HAZİNE FIŞKIRIYOR d,.,<25*ø%ø

18 ÇORUM’DAN TÜRKİYE’YE ROL MODELİ 147h5.<81$10h%$'(/(6ø<$ù,1'$ OLUYORLAR 20 26 YIL ÖNCE “BAŞLAMIŞ” KÖYÜNÜ YAZIYOR 20+85'$.$5721'$.ø<$%$1&,

7(.(/ø1ø.,5$&$ö,=

22 YERLİ SANAYİDE TRAMVAY FIRSATLARI

24

241(<('øöø1ø='(1(0ø16(1ø= 28 HAVZA’DAN AYRILIP SULUOVA’YA BAĞLANMAK $)ø<(7ù(.(52/681 İSTİYORLAR

34

30 NAFİ GÜRAL; POZİTİF DÜŞÜNMEK VE ÇÖZÜM 307ø5ø'ø1(7ø5ø'ø1(%$1,/,5 ÜRETMEK

'2678./$5,1

32 KÖŞE YAZISI - AYLİN TAT

34520$7ø=0$1,1<$./$ù,.

34 ENDÜSTRİYEL DAĞCILIK 7h5h9$5

40

38 KAPAK DOSYASI - BUĞDAYDA KARADENİZ 38.gù(<$=,6,$</ø17$7 PAZARI

406$.,1*(d.$/0$ 46 ORDU İKİNCİ OSB’Yİ BEKLİYOR. .h0(/(1'(*(/

48 ERGEN UYARI SİSTEMLERİNİZİ ÇALIŞTIRIN

54.gù(<$=,6,$<',1'2ö'8

52 KÖŞE YAZISI - AYDIN DOĞDU

562.d8<$5,ù7,5$&$. 54 RIZA ÇALIMBAY; RİZE BENİM İÇİN ÇOK FARKLI $/$1$5$1,<25 BİR ŞEHİR. 60 İSTANBUL’DAN HOPA’YA GİTMENİN KISA YOLU; 6023(5$ BATUM

60

56

62'$0$.7$', 66 AJANDA 64)87%2/6$06816325 666ø1(0$

44

Sayı 48 / Ekim 2013

Sayı 40 / Şubat 2013


.FSDFEFT#FO[5SL"Ă&#x203A; Yetkili Servisi Erçal Otomotiv ,BNZPOMBSĂ&#x17D;OĂ&#x17D;[Ă&#x17D;O)J[NFUJOEF

Erçal Plaza Atatßrk BulvarĹ Cumhuriyet Mahallesi Cumhuriyet Sokak No:1 TekkekÜy / SAMSUN Tel: 0362 256 23 23 (Pbx) Fax: 0362 256 37 07

www.ercal.com.tr


Akılda Kalanlar CANİK VİYADÜK PROJESİNDE SICAK GELİŞMELER… Samsun 2’inci İdare Mahkemesi, Mimar­ lar Odası Samsun Şubesi’nin, Canik ilçesine inşa edilen katlı yol projesinin iptali talebini haklı buldu. Bu kararın ardından Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi Olağanüstü toplandı. Canik’te viyadüklü yol inşaatının imar plana işlenmesi teklifi; 11 evet, 7 ret ve 1 çekimser olmak üzere oy çokluğuyla kabul edildi.

GÜRCİSTAN DEVLET BAŞKANI SAMSUN’DAYDI…

Gürcistan Devlet Başkanı Mikheil Saakaşvili, Çarşamba Ticaret ve Sanayi Odası’nın davetlisi olarak Samsun’daydı. Gürcü kökenli vatandaşların yaşadığı Çarşamba’nın Çatak köyünü ziyaret ederek, 20 kişiye çifte vatandaşlık belgesi verdi.

AMASYA CEZAEVİ’NDE KAVGA

Amasya E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklular ile gardiyanlar arasında çıkan kavgada istemeyen durumlar meydana geldi. Bir ara iki gardiyan tutuklularca rehin alındı. Serbest bırakılır bırakılmaz hastaneye götürülerek sağlık kontrolünden geçirildi.

SAKİNLİĞİN KARADENİZ’DEKİ TEK ADRESİ: PERŞEMBE… Ordu’nun “sakin şehir” (cittaslow) unvanına sahip Perşembe ilçesi, doğal güzelliği ve sunduğu huzurlu ortamla, yaz turizminin ilgi odağıydı. İlçe hakikaten de doğa ve kültür değerlerini koruyan, el işlerinden mutfağa geleneksel özelliklerini yaşatan ve sakin kalmayı başaran bölgenin tek “sakin” yerleşim birimi. Bir yıl evvel hak ettiği “cittaslow” unvanınının meyvelerini bu yazdan toplamaya başladı. 6

Sayı 48 / Ekim 2013


HABEREXEN.RU YAYINA BAŞLADI Haberexen.ru yayın hayatına başladı. Rusya ve Türkiye birbiri için hayati önem taşıyor. Türkiye’nin girişimci ruhu ile Rusya’nın sermayesi buluştuğunda tahayyül edilemeyecek başarı öyküleri yazılacak. 3 yıllık yoğun bir emek, titiz çalışma, Rusya ve Türkiye’de yapılan kritik toplantıların ardından Haberexen Rusya’nın son şekli verildi. Hem Rusya’nın hem de Türkiye’nin kısa, orta ve uzun vadeli önceliklerine uygun stratejilerle yayın politikasını belirlendi.

BATIPARK-AMİSOS TELEFERİĞİ 5 YIL SAMULAŞ’TA Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi’nin kararlarıyla; Büyükşehir ve Canik Belediyesi’nin ihtilafa düşerek mahkemeye taşıdığı alan Ticaret ve Sanayi Odası’nın mülkiyetine geçti. Batıpark ile Amisos Tepesi arasında çalışan teleferik hattı da, yüzde 99,9 Büyükşehir Belediyesi sahipliğindeki Samulaş A.Ş.’ye aylığı 1000 liradan 5 yıllığına kiralandı.

ORDUSPOR’A İKİ DÖNEM TRANSFER YASAK PTT 1. Lig ekiplerinden Orduspor ile eski futbolcusu Kür­şat Duymuş arasındaki dava sonuçlandı. Türkiye Futbol Fede­ rasyonu (TFF) Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, Mor-Beyaz­lılara Duymuş’un talebiyle iki dönem boyunca transfer ve tescil yasağı verdi. Tahkim Kurulu cezayı bir döneme indirdi.

DEFİNECİLER GİRESUN’U MESKEN TUTTU… Kültür Turizm Bakanlığı verilerine göre bu yıl en fazla devlet izinli kazı başta Giresun, Karadeniz Bölgesi vilayetlerinde yapıldı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki kazı sayısı ise asgaride kaldı. Giresun’da tam 21 kazı gerçekleşti.

TOKAT’TA KENTSEL DÖNÜŞÜM ÇIKMAZI Tokat’ta gece kondu ve eski evlerin yer aldığı mahallelerde yürütülen kentsel dönüşüm çalışmaları çıkmaza girdi. İldeki Muhtarlar Derneği’nin Başkanı Mustafa Gökrem, vatandaşların yerin bedeli karşılığında istenilen başka bölgeden ev verme teklifine sıcak bakmadığını belirtiyor. Genel arzu binalara bire bir yer istikametinde yoğunlaşıyor. Sayı 48 / Ekim 2013

7


Köşe Yazısı Köşe Yazısı

Bekir Bekir Reşitoğlu Reşitoğlu gOPV]OùHGRùXP Sosyal Mühendislik ve Siz…

T

oplum mühendisliği kavramını sanırım çoğumuz biliyordur.ůƺŵ Kitleleri harekete geçirďŝƌ ŐƺŶ ĕĂƚ ŬĂƉŦ ŐĞmek için birbirinden ilginç metotlar ůŝǀĞƌŝLJŽƌ͙ KŶƵŶůĂ LJĂƔĂuygulanır. Üretilen projelerin pratiğe ŵĂLJŦ ƂŒƌĞŶŵĞůŝLJŝnj͙ Ƶ dönüşmesinde uzman (!) insanlar ĚƺŶLJĂĚĂŶŶŝŚĂŝĂLJƌŦůŦƔŦŚŽƔ görev alır. İstenilen kıvam oluştuğunŬĂƌƔŦůĂŵĂLJŦnj͙ da da öldürücü vuruşlar yapılır. Sahte ya da suni sebep-sonuç ilişkisi kurgu7ůŬ ĐƺŵůĞĚĞ ĚƵĂLJĞŶ ŐĂnjĞƚĞĐŝ DĞŚlanır. En nihayetinde siz elinize tutuşŵĞƚ ůŝ ŝƌĂŶĚ͛ŦŶ͕ ͲŚĂƐƚĂůŦŒŦŶĂ ƌĂŒŵĞŶ turulan ĂLJĂŬƚĂLJŬĞŶͲ detaylarla uğraşırken, ĚŝŵĚŝŬ ǀĞĨĂƨ Őŝnjůŝ͘birileri 7ŬŝŶana gayelerine erişirler. ĐŝƐŝŶĚĞ͕ ϭϵϵϵ DĂƌŵĂƌĂ ĞƉƌĞŵŝ͛LJůĞ

Ö

8

8

ĂĚŦŶŦ ďƺƚƺŶ dƺƌŬŝLJĞ͛ŶŝŶ ƂŒƌĞŶĚŝŒŝ 27 Mayıs 1960 DĞƚĞ darbesinde medyaWƌŽĨ͘ ƌ͘ ŚŵĞƚ /ƔŦŬĂƌĂ͛ŶŦŶ Ŭŝ͙ yı kullandılar, kamuoyunu dilediklemĕƺŶĐƺƐƺŶĚĞ ĚĞ ŵƺƚĞŵĂĚŝLJĞŶ ĨĂƌŬůŦ ri renge boyarken. o zamanlar ŐƂƌƺƔůĞƌĞ ƐĂŚŝƉůŝŒŝŶ Keza ŬĂǀŐĂLJŦ ǀĞ ĕĂƨƔradyo ve TV devletin tekelindeydi. ŵĂLJŦ ŐĞƌĞŬƟƌŵĞĚŝŒŝŶŝ ǀƵƌŐƵůĂLJĂŶ ǀĞ Daha ziyade gazeteler aktifti zihinleri ďŝƌďŝƌŝŵŝnjŝ ĂŶůĂLJĂďŝůŵĞLJŝ ƂŶĞƌĞŶ WƌŽĨ͘ işlemede. 12 Eylül 1980 askeri müdaƌ͘dŽŬƚĂŵŦƔƚĞƔ͛ŝŶŬŝ͙ halesindeki yöntem orijinaldi. Ülke bile bile iş savaşın eşiğine ϮϬϭϯ getirildi. ƂƌĚƺŶĐƺLJƺ ĚĞ ĞŬůĞŵĞůŝLJŝnj͕ KͲ Açıkça şartlar Günde ĐĂŬ͛ƚĂŬŝ ŵĞƔŚƵƌolgunlaştırıldı. ŬĂLJŦƉůĂƌŦŶĂ͘ ƺŶLJĂĐĂ şu kadar insan ölüyor ve şu kadar ŵĞƔŚƵƌƌĞƐƐĂŵŦŵŦnjƵƌŚĂŶŽŒĂŶĕĂLJ͛Ŧ mekân bombalanıyordu. Kenan Evren ĚĂĞďĞĚŝLJĞƵŒƵƌůĂĚŦŬ͘ƐĞƌŝĞŶƉĂŚĂůŦLJĂ ve ekibi kıvam tuttuğunda düğmeye ƐĂƨůĂŶƐĂŶĂƚĕŦŵŦnjĚŦŽ͘ŝƌƌƂƉŽƌƚĂũŦŶĚĂ bastı. ƐŽƌƵůŵƵƔƚƵ Arkalarında ŬĞŶĚŝƐŝŶĞ͗ hangi güçler vardı? ƔƂLJůĞ ͞zĂƔĂLJĂŶ Bu ayrı bir tartışma konusu. ĞŶƉĂŚĂůŦdƺƌŬƌĞƐƐĂŵŦŽůŵĂŬŶĂƐŦůďŝƌ ĚƵLJŐƵ͍͟ ƵĚĂŬůĂƌŦŶĚĂŶ ƔƵ ŝĨĂĚĞůĞƌ 28 Şubat 1997’deki post modern ĚƂŬƺůŵƺƔƚƺ ĐĞǀĂďĞŶ͗ ͞sĂůůĂŚŝ ďĞŶŝŵ darbe sürecinde de devredeydi sosyal ŝĕŝŶŚŝĕďŝƌƔĞLJĚĞŒŝƔŵĞĚŝ͘ĞŶŬĞŶĚŝŵmühendislik taktikleri. Bu defa işleri ĚĞŶĞŵŝŶĚŝŵŚĂƩĂďŝƌĂnjŐĞĕďŝůĞŽůĚƵ͘ daha k olaydı. Onlarca özel televizyon ϱϬ ƐĞŶĞŵŝ ĂůĚŦ ďƵ ĚƵƌƵŵĂ ŐĞůŵĞŵ͘ yayındaydı artık. Radyolar çoğalmışϱϬ ƐĞŶĞ Ăĕ ŬĂůĚŦŵ͕ ĞŬŵĞŬ ĂůĂŵĂĚŦŵ͕ tı ve gazeteler çeşitlenmişti. ŵĞƚƌŽLJĂ ďŝŶĞŵĞĚŝŵ͕ ĞǀŝŵŝŶ İnternet ŬŝƌĂƐŦŶŦ te gündem tayininde bir vesileydi yavaş yavaş. Fadimeler, Ali Kalkancılar, Aczimendiler, Sincan’daki İran etkinli-

ği, Başbakanlık binasındaki din alimlerine iftar vs… 27 Nisan 2007’deki e-muhtırayla modernleşti ƂĚĞLJĞŵĞĚŝŵ͖ tamamen Śŝĕ ŬŝŵƐĞ ďŝůŵĞĚŝ ďƵŶolay. Cumhur­ b aşkanlığı seçiminůĂƌŦ͘͘͘ zĂďĂŶĐŦůĂƌ ŚĂŬŬŦŵĚĂ Ăůƨ ƚĂŶĞ de sulan bulandırıldı. 22 Temmuz ŬŝƚĂƉ ĕŦŬĂƌƴ͘ ŦƌĂŬŦŶ ƐĂŶĂƨ͕ ŚĞƌŚĂŶ2007’de iktidar partisi oylarını Őŝ ďŝƌ ƐĂŚĂĚĂ ŚĂŬŬŦŶĚĂ Ăůƨ ƚĂŶĞartıraŬŝƚĂƉ rak güven tazeledi ama bu 2008’de ĕŦŬĂƌƨůĂŶ ŬĂĕ ŬŝƔŝ ƚĂŶŦLJŽƌƐƵŶƵnj dƺƌŬŝhakkında kapatma davası ďŝůĂŝƐƟƐŶĂ açılmasıLJĞ͛ĚĞ͍ mƐƚĞůŝŬ ďƵ LJĂnjĂƌůĂƌ nı engelleyemedi. Yine mühendislik ŬĞŶĚŝĂůĂŶůĂƌŦŶĚĂĚƺŶLJĂŶŦŶĞŶŵĞƔŚƵƌ icraatları ŝƐŝŵůĞƌŝ͘͟ sergilendi. Sanki ülkenin her yanını irtica tehlikesi sarmıştı. Neyse ki ekonominin bu yükü kaldıramayacağı ,ĞƉŝŵŝnj ĨĂŶŝLJŝnj͘ ƺŶLJĂ ĚĂ ƂLJůĞ͘ ^ĂŶdüşünüldüğünden geri adım atıldı. Ŭŝ ŚĞƉ ďƵƌĂĚĂ ŬĂůĂĐĂŬŵŦƔ ŚŝƐƐŝŶĚĞŶ Anayasa Mahkemesi, Türkiye’yi onlarŬƵƌƚƵůŵĂĚŦŬĕĂ ƉƌĂŶŐĂůĂƌĚĂLJŦnj͘ ,ĂŬŝŬŝ ca yıl geriye götürecekŐƂƌŵĞ karardan ƂnjŐƺƌůƺŬ ƐŽŶƐƵnjůƵŒƵ ǀĞ uzak ŽŶĂ durmayı bildi. ŐƂƌĞŚĂLJĂƟĚŝnjĂLJŶĞĚĞďŝůŵĞĚĞ͘zĞƌŬƺͲ ƌĞLJĞ ŶĂƐŦů ďĂŬŵĂŬƚĂƐŦŶŦnj͍ zŽŬƐĂ ĞƐŬŝ Darbeci zihniyet hala sağďŽLJŶƵnjůĂƌŦŶͲ ve selimdi ĕĂŒ ŝŶƐĂŶůĂƌŦ Őŝďŝ ƂŬƺnjƺŶ yalnız. 2003 ve ƚĞƉƐŝ 2004’de nice darbe ĚĂ ĚĞŶŐĞůĞŶĞŶ ŵŝ njĂŶŶĞƚŵĞŬͲ planları parlamenter sistemi ıskalaƚĞƐŝŶŝnj͍ dĂďŝ Ŭŝ ďƵ ƚĞƔďŝŚƟ͘ &ĂŬĂƚ ŶĞ mış meğerse. Aslında bir balyoz gibi ĨĂƌŬŦŵŦnj ǀĂƌ ďƂLJůĞ ƐĂŶĂŶůĂƌĚĂŶ͍ 7ƔƚĞ Meclis’in ineceklermiş ama ƚĞŵĞů ƐƵĂůüzerine ďƵ͘ ĞĚĞŶůĞƌŝŵŝnjĚĞŶ͖ ĞůŝͲ Hilmi Özkök Genelkurmay Başkanlığı ŵŝnjĚĞŶ͕ ĂLJĂŒŦŵŦnjĚĂŶ͕ ŐƂnjƺŵƺnjĚĞŶ͕ makamındayken kirli emelleriǀĞ durdurŬƵůĂŒŦŵŦnjĚĂŶ͕ ďƵƌŶƵŵƵnjĚĂŶ ŬĂůďŝmayı başarmış. ŵŝnjĚĞŶ ǀƐ͖ ƌƵŚƵŵƵnjƵ ƐŦLJŦƌĂĐĂŒŦnj ŵƵƚůĂŬĂ͘ ĂŵďĂƔŬĂ ĂůĞŵůĞƌĞ ŐŝĚĞĐĞŒŝnj͘ 2007’lerde kazandı zemin ŽŒŵĂĚĂŶhızĞǀǀĞů ĚĞdarbeye ŽƌĂůĂƌĚĂLJĚŦŬ͘ hazırlayan faaliyetler. Trabzon’da rahip ƐůŦŶĚĂƂůƺŵ͕ƂůƺŵƐƺnjůƺŒĞĚŽŒƵŵĚƵƌ͘ cinayeti, Malatya’da misyonerlerin &ŦƚƌĂƨŵŦnjĚĂŬŝĞďĞĚŝLJĞƚĚƵLJŐƵƐƵďƵŶƵŶ katledilişi, ŝƐƉĂƨĚŦƌ͘ İstanbul’da Ermeni gazeteci Hrant Dink’in yönettiği Agos Gazetesi binasının önünde tabancayla ŝƌLJĂŶĚĂƂůƺŵ͕ĚŝŒĞƌLJĂŶĚĂƐŽŶƐƵnjůƵŬ͘ öldürülüşü ve diğerleri… Güya ülke 7ŬŝďŝůŝŶŵĞLJĞŶůŝĚĞŶŬůĞŵ͘ŶĐĂŬƂůƺŵĞ elden gitmektedir. Parti vezGülen’i y͕ ƐŽŶƐƵnjůƵŒĂ ĚĂ zAK ĚĞƌƐĞŬ͖ ƚĂŵĂ(Fethullah Gülen Hocaefendi) Bitirme Planı… Koas planı…

Alparslan Aslan’ın Danıştay saldırısı. Oradaki ihmaller. Dezenformasyonlar. Cinayetin şeriat adına işlendiğinin ŵĞŶy͛ƚĞŬŝƉĞƌĨŽƌŵĂŶƐĂďĂŒůŦ͘ĞŵĞŬ ileri sürülmesi. Sonra yalanların yüzŬŝ ďŝůŝŶŵĞLJĞŶ LJŽŬ ŽƌƚĂĚĂ͘ ŝůŵĞŵŝnj lere çarpılması. Ümraniye’de bir evde ůĂnjŦŵůĂƌĂ ƚƺŵĚĞŶ ǀĂŬŦķnj͘ 7ŶŬĂƌ͕ ŝƐLJĂŶ bulunan el bombalarıyla ǀĞ ŝŬŝLJƺnjůƺůƺŬ ĚĞƌƚůĞƌŝŵŝnj͘ alevlenen ĞǀĞŬƵƔƵ Ergenekon davalarının ƌŽůƺďŝnjnjĂƚƚĞƌĐŝŚŝŵŝnj͘ genişledikçe genişlemesi. İnternet Andıcı soruşturması. Üst düzey askerlerinƚĞƔ͛ŝŶ hep komuŝƌĂŶĚ͛ŦŶ͕ /ƔŦŬĂƌĂ͛ŶŦŶ͕ ǀĞ tanlarını işaret etmesi. Şimdi rovanşist ŽŒĂŶĕĂLJ͛ŦŶ ǀĞĚĂůĂƌŦŶĚĂŶ ŚĂŶŐŝ ĚĞƌƐͲ davranıldığı dillendirilmekte. Af ĚĂŚŝ fikri ůĞƌŝ ĕŦŬĂƌŵĂůŦLJŦnj ĚŝLJĞ ƐŽƌĂďŝůƐĞŬ tabana yayılmaya çalışılmakta. ŬĂĮ͘ ,Ğƌ Ƃůƺŵ ďŝƌ ŝďƌĞƫƌ͘ ŽŒƌƵLJƵ ƵŶƵƩƵƌŵĂŵĂ ŝŬĂnjŦĚŦƌ͘ 7Ŭŝ ĞůůĞ ŶĞůĞƌĞ Taksim’deki Gezi Parkı’nda ağaç sevƐĂƌŦůĚŦŒŦŵŦnjŦŶŵƵŚĂƐĞďĞƐŝŶŝLJĂƉŵĂķƌgisiyle yeşeren eylemin birden dört ƐĂƨĚŦƌ͘ bir yanda iktidara başkaldırını haline evrilmesi. Hadiselerin Türkiye’nin ĐĂďĂ ĂŶĂŵŦnjŦŶ ǀƺĐƵĚƵŶĚĂŶ ŬŽƉdünya sarması. ŵĂĚĂŶ genelindeki ŚĂƩĂ ƌĂŚŵĞ imajını ĚƺƔŵĞĚĞŶ ĞǀǀĞů Mısır’daki darbecilerle hükümetin bir ďŝƌŝŵŬĂŶƚĂŶŦŶƐĂLJĚŦŶĞLJƂŶĚĞŬĂŶĂĂƚ kefeye koyulması. Hele şuĞĚĞƌ yokŵŝLJĚŝ mu? ŽůƵƔƚƵƌƵƌĚƵŬ͍ ƺŶLJĂ ĐĞnjƉ Uluslararası televizyon ve ajansların ďŝnjŝ͍zĂƌĂƨĐŦ͛ŶŦŶƌĂŚŵĂŶŝLJĞƟǀĞƌĂŚŝŵsanki Taksim’de iç savaş varmışçasına ůŝŒŝƐŽŶƐƵnj͘bŝŵĚŝƐŽƌƵůƵLJŽƌĂLJŶŦƐŽƌƵ͘ aralıksız yayınlara yeltenmeleri. Mısır mƐƚĞůŝŬ ƚĞĐƌƺďĞ ĞƚŵĞLJŝ ĚĞ ůƺƞĞĚĞƌĞŬ͘ Tahrir nere, Türkiye Taksim nere… Akıl ďĞĚŝLJĞƩĞŬŝ ŐƺnjĞůůŝŬůĞƌ ŵŝ͕ ϯͲϱ LJŦůůŦŬ ve mantık süzgeci tümüyle kireçlenƐĂůƚĂŶĂƚůĂƌŵŦ͍ŽŬŶĞƚďŝƌŚĂů͘<ĂĨĂůĂƌ mişti o günlerde. ĚŝŶŐŝŶ͘ůŵĂŝůĞĂƌŵƵƚĂLJƌŦƔŦLJŽƌ͘bĞLJƚĂŶ ŚĂƌŝĕŬĂŶĚŦƌŦůŵĂŝŚƟŵĂůŝĚĞƐŦķƌ͘ Siz siz olun size ulaşan haber haberi irdelemeden özümsemeyin. 7ŶƐĂŶŦnj͘ sĂƌůŦŒŦŵŦnjĚĂ͕ ƵĨĂĐŦŬ İrdeleyin, ďŝƌ ŝƐƚĂƐͲ araştırın, diğer kaynaklarla karşılaşLJŽŶ ĚƺŶLJĂ͘ ^ŽŶ ĚƺĚƺŒĞ ĚĞŬ ƺŵŝƚůŝLJŝnj͘ tırın. Okuyun, öğrenin, dinleyin ĚĂ ve ŵĂ ŶĞĨĞƐůĞƌŝŵŝnjŝŶ ƐŽŶƵŶĐƵƐƵŶĚĂ analiz yeteneği kazanın. Yoksa sosyal ĂƟŬ ĚĂǀƌĂŶĂďŝůŵĞŬ njŽƌƵŶĚĂLJŦnj͘ ůůĂŚ mühendislerin birer vidası konumuna ŬŽƌƵƐƵŶ ďŦƌĂŬŦŶ ĚƺŶLJĂLJŦ͕ ƐŽŶƐƵnjůƵŬ itilebilirsiniz. ďĂƔŦŵŦnjĂLJŦŬŦůĂďŝůŝƌ͙͘ Ve Haberexen okumaya da devam Sayı 40 / Şubat 2013 edin…

Sayı 48 / Ekim 2013


Say覺 48 / Ekim 2013

9


Gezi

Japon Fuarında Doğu Karadeniz Cazibesi Tokyo’daki turizm fuarında, Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı etkin bir tanıtım yaptı. Ajansın Genel Sekreteri Çetin Oktay Kaldırım, yurt dışı etkinliklerine büyük önem verdiklerini söylüyor: “Çalışmalarımızın semeresini bölgemize yıldan yıla artarak gelen turist sayısından aldığımızı düşünüyorum.” Bu tür prog­ ramlarda mutlaka işadamlarına da yer ayırdıklarını belirtiyor. Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı’nın (DOKA) Japonya’da düzenlenen ‘Tokyo TABİHAKU 2013 Turizm Fuarı’nda açtığı stant büyük ilgi gördü. 156 ülkeden 708 kurumun katıldığı ve 125 bin 989 kişinin gezdiği fuarda; bölgenin eşsiz tabii güzellikleri, turistik yerleri ve il il mutfak kültürleri tanıtıldı. Stantta misafirlere yöresel ürün fındık ikram edildi. 6 ilinin her biri için ayrı ayrı fotoğraf katalogları, kısa bilgiler içeren kitapçıklar, bilgisayar CD’leri ve broşürleri de sunuldu. Japonca basılmış materyaller de vardı aralarında. Türkiye’ye 2012’de yaklaşık 200 bin Japon turist geldi. 2013 yılı ilk 3 ayında yurt dışına çıkan Japon sayısı yüzde 4,9 azaldı. Ancak ülkemizi ziyaretler yüzde 12,64 oranında yükseldi. DOKA Genel Sekreteri Çetin Oktay Kaldırım, ajansın temel amaçlarını şöyle özetliyor: “Doğu Karadeniz Bölgesi’nin tarihi, doğal ve kültürel potansiyelinin harekete geçirilmesi, turizmin çeşitlendirilmesi, alternatif turizm modellerinin geliştirilmesi, sürdürülebilir turizm altyapısının ortaya çıkarılması, mekan ve yaşam kalitesinin artırılması, etkin tanıtım politikaları ile bölgenin ve illerinin markalaştırılması, bölgeye gelen turist sayısını ve ortalama kalış sürelerini artırarak turizm aktivitelerini tüm yıla yayılması, bölgenin turistik bir cazibe merkezi olması”.

DOKA Yurt Dışı Tanıtıma Çok Önem Verİyor

Yurt dışı tanıtımlarına çok önem verdiklerini belirtiyor: “Çalışmalarımızın semeresini bölgemize yıldan yıla artarak gelen turist sayısından aldığımızı düşünüyorum. Yurtdışına yapılan bütün gezilerde kamu ve sivil toplum temsilcilerinin yanı sıra mutlaka bölge işadamlarını da gezilere dahil ediyoruz. Bölge tanıtımı, ikili işbirlikleri, tecrübe paylaşımı, uluslararası ağlar oluşturmanın yanı sıra bölgenin ihracat potansiyelini de artırmak için ciddi çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Şimdiye kadar yapılan ziyaretlerden büyük kazanımlar elde ettik. Kısa sürede bu tür programların bölgemize çok olumlu yansımaları olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Standımızı ziyaret eden Japon turistlerden bölgemizi ziyaret edenlerinin bölgeden memnun olarak ayrıldığı ve tekrar gelmek istedikleri geri bildirimleri alındı. Bu pozitif geri bildirimler, ülkemize olan Japon turistlerin yoğun ilgisi ve nihayet katılım sağlanan bu turizm fuarı sayesinde bölgemize gelecek Japon turistlerin sayısının artacağını söylemek doğru bir tespit olacaktır.” 10

Sayı 48 / Ekim 2013


Say覺 48 / Ekim 2013

11


Kent

Ordu’nun Düzceli Valisi Kenan Çiftçi:

“Karadeniz’in Bütünlüğünü Seviyorum” Ordu Valisi Kenan Çiftçi, vilayetin 5 yıllık süreçte yılda 2 milyon 400 bin turist ağırlar hale geleceğini, alt yapının buna hazır olduğunu söylüyor. Şu ifadelerle niteliyor yeni görev yerini: “Karadeniz’de; sahilleri, denizi, güzellikleriyle, dağıyla, tarihi eserleriyle, yaylaları ve ekonomik değerleriyle müthiş keyiflendiğim ve mutlu olduğum bir kent.” Ordu’nun yeni valisi Kenan Çiftçi, “Karadeniz’de ‘illerin sınırı şurası burası’ deme gibi bir şansınız yok. Burada halk da şehirler de iç içe geçmiş halde.” diyor ve soruyor: “Ordu ile Giresun’u birbirinden sınırlar ile ayırmak mümkün mü? Biz sadece coğrafya kitaplarına göre biliriz. Vatandaş bu hayali sınırlarla ayrılabilir mi birbirinden?” Karadeniz bir ve bütün olduğunu belirterek, “Dışarıdan da öyle görülüyor, içine girdiğinizde de aynısını fark ediyorsunuz. Birbiri ile entegre olmuş, akraba olmuş, dost olmuş, birbiri ile alışveriş yapan birbirini destekleyen bir bölge. Karadeniz’de ‘yeşil yol, sahil yolu, art arda dizilmiş fabrikalar gibi konularda entegrasyon olabilir. Bunlar dışında zaten iç içe geçmiş entegre olmuş ve bütün bir Karadeniz var. Ben de bir Karadenizli olarak bu bütünlüğü seviyorum. “ diye konuşuyor. Vali Çiftçi, son görevine başlamadan evvel ‘sadece fındık ile tanıyıp bilmekteymiş’ Ordu’yu. Geldiğinde şehrin kendisinde hissettirdiklerini şöyle dile getiriyor:“ Karadeniz’de; sahilleri, denizi, güzellikleriyle, dağıyla, tari12

hi eserleriyle, yaylaları ve ekonomik değerleriyle müthiş keyiflendiğim ve mutlu olduğum bir kent.” Perşembe sahilinde de, Antalya’da herkesin rağbet ettiği 7 yıldızlı Madran otelin ayrıcalıklarından beyaz kum olduğunu ifade ediyor: “Karadeniz’de nadir bulunan kıyı ve sahili var. Sahilleri kirlenmemiş ve temiz. Karadeniz sahil yolu dışından geçtiği için Perşembe “sakin şehir” (cittaslow) unvanı aldı. Doğal

güzelliği ve sunduğu huzurlu ortamla, yaz mevsiminde turizm alanında ilgi odağı oldu. Perşembe, doğa ve kültür değerlerini koruyan, el işlerinden mutfağa geleneksel özelliklerini yaşatan ve sakin kalmayı başaran Karadeniz’in tek “sakin” şehri.” Vali Çiftçi’nin de vurguladığı üzere, Ordu’nun seyir tepeleri bir başka. Boztepe’nin görüntüsü sıra dışı. Boyna Sayı 48 / Ekim 2013


“Ordu ile Giresun’u birbirinden sınırlar ile ayırmak mümkün mü? Biz sadece coğrafya kitaplarında görebiliriz. Vatandaş bu hayali sınırlarla ayrılabilir mi birbirinden?” takılan gerdanlığı andırıyor. Gecesinin ve gündüzünün manzarası ayrı güzel. Yoroz Tepesi’nden hem Ordu’yu hem Giresun’u izleyebiliyorsunuz. Yaylaları da harika vilayetin. Kurul Kalesi’nin geçmişi Milat’tan önceye kadar uzanıyor. Tarihi belgeler incelendiğinde her geçen gün Ordu ile ilgili yeni güzellikler keşfediliyor. Diğer taraftan ekonomisi de çok canlı. Fındık, kivi, arıcılık ve kesme çiçekçilik gibi ürünler revaçta. Organize sanayi bölgeleri de dolu ve işlek. İli, “Bulduğum Ordu çok farklı çok muhteşem, öğrendikçe zevk veren bir şehir.” niteliyor, Çiftçi.

“FINDIK HAMSİ GİBİDİR”

Vali Çiftçi, Düzceli. Fındığa hiç de yabancı değil. Bu bitkiye karşı hakkında “Fındık bizim kutsalımız.” cümlesini kuracak raddede hassas. Fındık da hamsi gibi ona göre: Tartışılamaz konumda. Ancak “Nasıl verimi arttırılabileceği, daha fazla nasıl değerlendirilebileceği konusunda” tartışılabilir. ‘Fındığa alternatif’ söylemleri için ‘doğru’ denemez: “Bunun yanında Ordu’da kivi, kesme çiçekçilik gibi alanlar da var. Türkiye’nin en çok bal üretimi Ordu’da ama bunlar fındığa alternatif değil. Fındığın yanında yapılabilirler.” Turizmde de iddialı öngörüler ortaya koyuyor Vali Kenan Çiftçi. Ordu’nun 5 yıl içerisinde ‘yılda 2 milyon 400 bin tu­rist ağırlar’ duruma ilerleyebileceğine ve gerekli alt yapının hazır olduğuna inanıyor: “Turistler uçaktan indikten sonra en fazla otobüs ile bir saat karayolu ile gitmeye razılar. Trabzon’da çok güzel bir turistik hareketlilik var. Ama bunun altında orada bir havaalanın oluşu yatıyor. Trabzon havalimanına gelen bir turist uçaktan indikten sonra karayolu ile bir saatlik mesafede Uzun göle ve Sümela manastırına varıncaya kadar tüm turistik noktalara ulaşabiliyorlar. Bu durumdan Rize ve Giresun da istifade ediyor. Ancak Ordu’ya gelmek Trabzon’dan üç saati buluyor. İnanıyorum ki Ordu- Giresun Havaalanı tamamlandığında Ordu’ya turistler de aynı şekilde charter seferleri ile gelecektir.”

“ARAP TURİSTLER ORDU’YU DA SEVİYOR”

Arap turistlerin Ordu’yu ziyaret ettiklerini de söylüyor: “Kendileri ile görüşmelerimizde özellikle yaylalardan ev aldıklarını öğreniyoruz. Onlar da burayı seviyorlar ve keşfedilmemiş cennet gibi bakıyorlar. Ancak Karadeniz Bölgesi’nde alan potansiyeli oldukça dar. Trabzon’daki yoğunluk kapasiteleri doldurdu. Kapasite artırımına ne denli gidilebilir? Dolan kapasitenin üzerindeki talepler artık Trabzon’un çevresindeki kentlere kayacaktır. Bu manada Rize ve Giresun bunun etkilerini görmeye başladı. Bu Ordu’ya doğru yayılacaktır. Bir de haziran, temmuz ve ağustosla sınırlı kalmamak, sezonu yılın tamamına yaymak gerekiyor.” Sayı 48 / Ekim 2013

“Perşembe Yaylası’nı görüp kalmak için 400 bin Arap turist sırada.” bilgisini de aktarıyor Vali: “Alt yapısını bildiğim için bunları söylüyorum. Bunun alt yapısını, gidişatını çalıştım. 5 yıl sonra Ordu’nun nüfusunun da şimdikinin çok üzerinde olduğunu göreceksiniz.”

13


Kent

Ordu’ya her ay 200 bin turist çekmeyi planlıyor Çiftçi: “Yılın tamamında bu sayının geçerli olmasını niyet ediyoruz. Çünkü Ordu’da her mevsimde yapılabilecek etkinliklerimiz var. Kışın kayak, son baharda ağaçların renk değişimlerini fotoğraflayabilirsiniz.

Çiftçi, “Trabzon’a gelen turist potansiyeli; Ordu, Giresun ve Rize içinde bölgedeki diğer iller için de avantajdır. Çünkü turist bir yıl Trabzon’a gelir, ikinci sene Trabzon’un komşu ilini merak eder. Giresun’a gelir. Üçüncü yıl Ordu’dur.” kanaatinde. Havalimanıyla birlikte ‘seleflerince hazırladığını kaydettiği’ alt yapının üzerine inşa edilecek her unsurun turizmi canlandıracağını düşünüyor: “Bize düşen de bu alt yapının üzerine güzel şeyler bina etmek. Ordu şehir pazarlamasına çok önceden başlamış bir şehir. Mevcut otel ve turizm alt yapıları bunun bir göstergesi.”

“UN, YAĞ, ŞEKER HAZIR; BİZE DÜŞEN HELVAYI YAPMAK”

Alt yapıdan şunları kastediyor: “Örne­ ğin ulaşım alt yapısı. Ulaşımda hakikaten yüzyıllarca olmaz denilen işler başlamış. Abdülhamit’in dere yolu denilen Karadeniz-Akdeniz Bölünmüş Yol Projesi başlamış. Ünye-Ordu çevre yolu havalimanı bütün bunlar tanıtımın alt yapılarıdır. Diğer taraftan şehrimize gelecek misafirlerin ağırlanacağı oteller yapılmış ve yapılmaya devam ediyor. Un, yağ ve şeker hepsi hazır; belki bize düşen helvayı yapmak. İnşallah biz de elimizden geldiğince şehrimize gelen turist sayısını en yakın zamanda önce ikiye katlamayı düşünüyoruz. Buna da bizim otellerimiz istekli ve arzulu. Halk ve bölge istekli. Öyle olunca bizim işimiz daha kolay.” Ordu’ya her ay 200 bin turist çekmeyi planlıyor Çiftçi: “Yılın tamamında bu sayının geçerli olmasını niyet ediyoruz. Çünkü Ordu’da her mevsimde yapılabilecek etkinliklerimiz var. Kışın kayak, son baharda ağaçların renk değişim14

Ordu Valisi Kenan Çiftçi, Yayın Grubu Başkanımız Mustafa Çakır’a şehre dair ilk izlenimlerini ve bölgesel entegrasyona dönük görüşlerini anlattı. Vali Çiftçi: “Turistler uçaktan indikten sonra en fazla otobüs ile bir saat karayolu ile gitmeye razılar. Trabzon’da çok güzel bir turistik hareketlilik var. Ama bunun altında orada bir havaalanın oluşu yatıyor.” lerini fotoğraflayabilirsiniz. İlkbaharda renk cümbüşü içerisinde açan çiçeklerini görebilirsiniz. Yazın denize girebilirsiniz. Her mevsime hitap eden doğal güzelliği ve yapısı var.” “Perşembe Yaylası’nı görüp kalmak için 400 bin Arap turist sırada.” bilgisini de aktarıyor vali: “Alt yapısını bildiğim için bunları söylüyorum. Bunun alt yapısını, gidişatını çalıştım. 5 yıl sonra Ordu’nun nüfusunun da şimdikinin çok üzerinde olduğunu göreceksiniz.” ‘İlin geleceğini halkı belirlemeli’ prensibini benimsiyor Çiftçi. Ortak akıl ile hareket etmeyi önemsiyor. ‘Ben yaptım oldu mantığından’ uzak durmayı yeğliyor: “Biz planlarımızı projelerimizi ortaya koyarız. Ancak bu plan ve pro-

jeler ancak tüm Ordu tarafından bunlar kabul edildiğinde geçerlilik kazanırlar. Ordulular hem fikir olduğunda bu işler olur.” Buna dair şu örnekten söz ediyor: “Turizm alanında 14 temamız vardı tanıtımını yapabileceğimiz. Deniz, yayla, gastronomi ve tarih gibi 14 tema kullanabilirdik. Fakat biz bunu ‘Ordu Turizm Altyapı Hizmet Birliği’nde (ORTAB) oylama yaptık ve sorduk hangi temanın kullanılmasının istendiğini. Oylama neticesinde yayla çıktı ve bu hepimizin fikri oldu sadece bir kişinin değil. O nedenle bütün işlerimizde ortak akıl, ortak karar ve bütün kesimlerin ortak kararları ile yapmak istiyoruz.”

Sayı 48 / Ekim 2013


Say覺 48 / Ekim 2013

15


Yaşam

İlkadım ilçesindeki Kalkanca ve Baruthane mahallerinde şimdiye dek 15’ten fazla tarihi mezar ve Tümülüs bulundu. Paha biçilemeyen Amisos hazineleri ele geçti. Ama hepsi de tesadüfen. En sonuncu mezar M.Ö. 300’lerdeki Helenistik döneme ait. Tam 2 bin 300 yıllık. Kapsamlı ve planlı bir tarihi çalışma gerekiyor.

S

amsun’un eski yerleşim alanı İlkadım ilçesindeki Baruthane ve Kalkanca mahallelerinde yapılan çeşitli kazılarda rastgele tarihi eserler ortaya çıkmaya devam ediyor. En son Baruthane Mahallesi’ndeki Bafra Caddesi’nde bir inşaatın hafriyat çalışması sırasında, M.Ö. 300’lere denk gelen Helenistik döneme ait olduğu belirtilen 2 bin 300 yıllık mezar odası bulundu. Aynı mahalledeki başka bir inşaat kazısında da 2 bin yıl öncesine dair mezarla karşılaşılmıştı. İçinde küçük çapta hazine ölçüsünde altın ve gümüşten takı eşyaları vardı.

16

Kalkanca ve Baruthane mahallerinde şimdiye dek 15’in üzerinde tarihi mezar ve tümülüs gün ışığına kavuştu. Ayrıca paha biçilemeyen Amisos hazineleri ele geçti. Saha definecilerin gözdesi. Sık sık kaçak kazılara sahne oluyor. Söz konusu mahalleler Baruthane ve Kalkanca, kısa bir süre evveline kadar imar planlarına göre birinci derecede sit konumundaydı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kararıyla sit alanları yeniden değerlendirildi. Nihayetinde, Büyükşehir Belediye Meclisi bölgedeki yapılaşmanın önündeki engelleri kaldırdı.

Helenistlik dönemine ait 1 adet 39,5 santim uzunluğunda ve 2 santim genişliğinde altın göz bandı, 37 adet ortası delik altın kolye tanesi, 2 adet 2 santim çapında hayvan başlı altın küpe, 1 adet 2 santim çapında altın obol, 1 adet 14 santim uzunluğunda 8 santim genişliğinde içinde insan külü bulunan pişmiş topraktan testi, 1 adet 7 santim çapında madeni halhal, 2 adet 10.5 santim uzunluğunda saç iğnesi, 2 parça halinde parçalanmış 2 adet madeni ayna, 2 adet gözyaşı şişesi, 8 adet kırık gözyaşı şişesi, 24 adet kolye parçası, 9 adet değişik kişilere ait insan kemikleri parçalar.

Henüz Kapsamlı Çalışma Yok

Kazının ikinci günündeyse; 9 santim yüksekliğinde 7 santim genişliğinde topraktan kulplu testi, 4 adet gözyaşı şişesi, 3 adet gözyaşı şişesi parçası, 1 adet 9,5 santim genişliği 7 santim uzunluğunda amfora parçası, 26 adet pişmiş topraktan çeşitli kap parçası ve 12 parça çeşitli insan kemiklerine rastlandı.

Buralardaki tarihi eserlere ulaşılması tamamen tesadüflere bağlı. Henüz kapsamlı ve planlı bir girişim yok. Samsun Arkeoloji ve Etnografya Müzesi yetkilileri 2 gün süren incelemelerde 4 ayrı yerde 9 mezar odası belirledi. İlk günkü buluntu listesi şöyle:

Sayı 48 / Ekim 2013


İş Dünyası

ÇORUM’DAN TÜRKiYE’YE ROL MODELi OLUYORLAR Çorum’daki Bilsar Tekstil her anlamda örnek bir kuruluş. Yatırım için Anadolu’yu seçiyor. Üretiminin neredeyse tümünü ihraç ediyor. Ve çalışanlarının büyük çoğunluğu kadın. Yönetim Kurulu Başkanı Bilal yılda 2,2 milyon gömlek diktiklerini söylüyor. 2012’de 30 milyon dolarlık ihracata imza atmışlar. Çorum Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) faaliyet gösteren Bilsar Tekstil, Avrupa’daki pek çok markaya üretim yapıyor. İmalatları başta İtalya, İngiltere, Fransa ve bazı Kuzey Avrupa ülkelerindeki mağazalarda satışa sunuluyor. Yönetim Kurulu Başkanı Selman Bilal, yılda 2,2 milyon gömlek ürettiklerini, 140 milyon lira ciro yaptıklarını ve mamulün yüzde 90’ını ihraç ettiklerini söylüyor. 2012’de 30 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmişler.

16 METREKAREDEN FABRİKALARA

Bilal’in Hakkı Dedesi’nce 1947’de 16 metrekarelik bir dükkanda başlayan imalat yıllar ilerledikçe Çorum’da büyük ölçekli fabrikaya dönüşmüş. Hatta sınırları aşarak Hindistan’a kadar uzanmış. Bu ülkedeki fabrika da faal. “Üçüncü kuşak olarak bizler işin başına geçince daha fazla üretim ve ihracata yönelelim istedik ve sektörde gömleği seçtik. Çünkü gömlek çok özellikli bir ürün. Özellikle Anadolu’da büyük miktarda yapılabilme özelliği var. 90’lı yıllarda kentimize ilk yatırımı yapan firmalardan biri olduk. O dönemlerde Anadolu’da bu kadar ciddi bir yatırım yapan firma yoktu. Biz aslında o günlerden bu işin geleceğini görmüştük. Üretimin metropollerden ayrılması gerektiğini, Anadolu’nun tercih edilmesi gerektiğini görmüştük.” diyor, Bilal.

900 ÇALIŞANIN 800’Ü KADIN

Yaklaşık 40 bin metrekare alan üzerine konuşlanan Çorum’daki fabrikada 900 kişi 18

çalışıyor. İlginçtir ve bir o kadar da önemlidir ki, 800’ü kadın bunların. Her yıl istihdamın attığını belirten Bilal: “Özellikle Anadolu’daki bu istihdamın değeri ve kadın çalışanlarımızın olması bizi çok mutlu ediyor. Çünkü onların aile bütçelerine getirdiği katkı ve bireysel başarılardan mutlu oluyoruz.” diye konuşuyor. Dikiş ve modelleme bölümlerindeki kadınların geneli kırsal kesimdenmiş: “Çalışanlarımızın çoğunun kadın olması beni vicdanen çok rahatlatıyor. Çünkü ne yazık ki kendilerini ifade edemeyen kadınlarımız, evde oturmak zorunda kalıyor ve üretim gücüne katkı sağlayamıyorlar. Burada çalışan arkadaşlarımız hem aile bütçelerine katkı yapıyor hem de kendilerini geliştirebiliyor. Bu anlamda topluma çok önemli bir katkı yaptığımızı düşünüyorum. Özellikle bunu bir Anadolu kentinde yapmak ayrı bir özveri istiyor.”

ÇALIŞANLAR MUTLU VE UMUTLU

Selman Bilal’den sonra fabrikadaki işçilerle de konuştuk. Kezban Başdemirci, 23 yıldır aile bütçesine katkı sağladığını ifade ediyor: “Hem işimi hem de firmamı çok seviyorum. Kazandığım ücretle kızlarımı okutuyorum” Ümühan Ergün de 20 senedir burada çalışıyor. Tekstil sektörünün kadınlara uygun olduğunu ve işini sevdiğini vurguluyor. Sevda Çeribaş ise bir yandan da eğitimini sürdürüyormuş: “Yaklaşık 7 yıldır bu fabrikada çalışıyorum. Aynı zamanda okuyorum. İnsanın kendi parasını kazanması ve kendi ayakları üzerinde durabilmesi çok iyi bir şey.”

Sayı 48 / Ekim 2013


“Üretim metropollerden ayrılmalı”

B

ilal, “90’lı yıllarda kentimize ilk yatırımı yapan firmalardan biri olduk. O dönemlerde Anadolu’da bu kadar ciddi bir yatırım yapan firma yoktu. Biz aslında o günlerden bu işin geleceğini görmüştük. Üretimin metropollerden ayrılması gerektiğini, Anadolu’nun tercih edilmesi gerektiğini görmüştük.” diyor. Yaklaşık 40 bin metrekare alan üzerine konuşlanan Çorum’daki fabrikada 900 kişi çalışıyor. 800’ü kadın. Dikiş ve modelleme bölümlerindeki kadınların geneli kırsal kesimden. Sayı 48 / Ekim 2013

19


26 Yıl Önce ‘Baslamıs’, Köyünü Yazıyor Güncel

51 yaşındaki Nihat Uçarlı 26 yıldır yaşadığı köyü Başlamış’taki hadiseleri saatler 24.00’ü gösterdiğinde kayda alıyor. Şimdiye dek tam 48 defter doldurmuş. Önemli günlerini unutanlar soluğu onun yanında alıyor. O adeta köyünün hafızası.

Samsun’un Lâdik ilçesine bağlı Başlamış Köyünde yaşayan 51 yaşındaki Nihat Uçarlı, 26 yıldır köyünde ölenlerin, evlenenlerin, doğanların ve meydana gelen olayların günlüğünü tutuyor. Bu uğraşını 1987’den beri hiç aksatmadığını belirtiyor: “Her gece saat 24.00’te günlük yazarım. Bende bu bir hastalık oldu. 26 yıl oldu ve bir gün dahi ara vermedim. Günlüklere sadece kendi hayatımla ilgili anılar değil, köyde kimin doğduğunu, kimin evlendiğini, kimin öldüğünü, köye hangi öğretmen ve ebe geldiğini, hava durumunu ve hasat zamanı kimin ne kadar ürün aldığını yazıyorum. Ayrıca günlüklerin sonuna o yıl içinde kaç tane ağaçta aşılama yaptım, onları da ekliyorum.”

Köyün Tarihi 48 Defterde

Doğum günü, evlilik yıldönümü ve benzeri önemli tarihleri unutanlar soluğu ‘köyün hafızası’ dedikleri Uçarlı’nın yanında alarak doğru bilgiyi öğreniyor. İlk başlarda 30 yapraklı defterler kullanmış yerel vakanüvis: “Zamanla çok yapraklı defterler aldım. Ama geçmişte bu defterler olmadığı için bugüne kadar 48 adet defter bitirdim. Köydeki vatandaşlar çocuklarının doğum gününü, evlendikleri tarihleri veya büyüklerinin öldüğü tarihi hatırlamayınca ya da karıştırınca bana soruyorlar. Ben de tek tek defterleri araştırmaktansa defterlere yazdığım olayları sayfa sayfa blok notlarda topladım. Blok notlardan hangi defterde hangi tarihte olduğunu buluyorum ve sonra defteri açarak tarihleri vatandaşlara söylüyorum.”

Hava Sıcaklıkları Bile Kayıtlı

Günlüğe hava sıcaklıklarını da kaydetmiş Uçarlı: “Günlüklere bakarak bugünkü hava durumu ile 26 yıl içinde o gün hava nasıl olmuş bunu karşılaştırma fırsatım oluyor. Genelde hava sıcaklıkları gün gün birbirini tutuyor. Yani 2012 yılının temmuz ayında gün gün hava durumu nasılsa aşağı yukarı 2013 yılında temmuz ayında da gün gün hava durumu tutuyor. Arasında anormal derecede sıcaklık farkı olmuyor.” Uçarlı’nın günlükleri zirai faaliyetlerde de işe yarıyor. Ekilen tohum, verilen gübre ve yapılan hasat miktarı kayıt altında. Böylece üretimdeki muhtemel kayıplar engellenebiliyor. Köylülerse durumdan epey memnun: “Onun sayesinde sevdiklerimizin doğum gününü, evlenme tarihlerini ve ölüm tarihlerini öğrenebiliyoruz.” 20

Sayı 48 / Ekim 2013


Fark yaratan konseptimiz ve eşsiz tatlarımızla Gazi caddesindeyiz.

Çok yakında Adalet şubemizle hizmetinizdeyiz

Gazi Şubesi

: 19 Mayıs Mh. Gazi Cd. No:63 (eski YKM yanı) İlkadım / Samsun Tel : 432 1 432 - 432 8 432

ÇOK YAKINDA Adliye Şubesi : Kılıçdede Mh. Cumhuriyet Cd. No:167 (yeni Adliye yanı) İlkadım / Samsun Tel : 210 0 111 - 210 0 112


Sektör

Yerlİ Sanayİde Tramvay Fırsatları SAMULAŞ Genel Müdürü Akın Üner, “Samsun tramvay teknolojisi ile yeni tanışıyor. İstanbul gibi şehirlerde var olan tramvay geçmişi ile bu şehirlerin sanayileri tramvaya adapte olmuş. Samsun’da bu durum yeni olmasına karşın sanayimizin imkân verdiği ölçüde arızalanan parçaların tamiri ve yenisinin imalatı konusunda kent sanayimizden faydalanıyoruz.” diyor.

İtalyan ekibin gönderilmesi sonrasında Samsun’daki hafif raylı sistemde çalıştırılan 16 tramvayın bakım ve onarımı tamamen Türk mühendis ve işçilerince yapılıyor. Hatta kimi yedek parçalarından bazıları da artık şehirdeki sanayicilerce temin ediliyor. SAMULAŞ Genel Müdürü Akın Üner, “İlk zamanlarda tramvayları aldığımız ve garanti süresi doluncaya dek bizimle çalışan İtalyanlar tamamen gittiler. Tramvaylara her türlü müdahaleler bizim teknik personelimiz tarafından yapılmakta. SAMULAŞ Bünyesinde var olan tüm 22

elektrik ve elektronik arızalar biz ve ekibimiz sayesinde anında çözüme ulaşmakta.” diyor. Samsunluların şimdiye dek tramvay konusunda mağduriyete uğratılmadığını ve bundan böyle de herhangi bir aksaklık yaşanmaması için çabaladıklarını söylüyor Üner: “Ancak Samsun tramvay teknolojisi ile yeni tanışıyor. İstanbul gibi şehirlerde var olan tramvay geçmişi ile bu şehirlerin sanayileri tramvaya adapte olmuş. Samsun’da bu durum yeni olmasına karşın sanayimizin imkân verdiği ölçüde arızalanan parçaların tamiri ve yenisinin imalatı Sayı 48 / Ekim 2013


Karadeniz Bölgesi ilk defa raylı sistemler ile Samsun’da tanıştı. Bu konuda geçmişi olan şehirlerin sanayilerinde raylı sistemlere adapte olduğunu görüyoruz. Samsun sanayisinin imkan verdiği ölçüde tramvayların arızalanan parçalarının tamiri ve yenisinin imalatı konusunda ilk adımlar atılmaya başlanmış durumda. Öte yandan Trabzon uçak ve hızlı trenlerin yürüyen aksamına, özellikle de fren sistemlerine ait parça imal eden sanayi kuruluşlarına sahip. Bölgede kurulacak güçlü entegrasyonlar ile yüksek teknolojili bu araçların parçalarının temini konusunda yabancı bağımlılığımız ortadan kalkabilir. Sacayağının bir diğer parçası da yetişmiş iş gücü. Ray ekipmanları, katener, tren ve tramvay yedek parçalarının ihracatı, ithalatı, teknik hizmet sunularak bakım onarım yapılması gelecek kuşaktaki en önemli sektörlerden ve istihdam alanlarından birisi halini alıyor. Sayı 48 / Ekim 2013

23


Sektör

SAMULAŞ Genel Müdürü Akın Üner, “İlk zamanlarda tramvayları aldığımız ve garanti süresi doluncaya dek bizimle çalışan İtalyanlar tamamen gittiler. Tramvaylara her türlü müdahaleler bizim teknik personelimiz tarafından yapılmakta. konusunda kent sanayimizden faydalanıyoruz.”

YERLİ SANAYİDE SEVİNDİREN GELİŞMELER

Yerli sanayi tesislerinde sevindirici gelişmeler kaydedildiğini de belirtiyor: “Şu an Samsun sanayicilerimizden bir tanesi bizim tramvayları aldığımız İtalyan firması için malzeme üretiyor. İtalya’da daha pahalıya temin ettikleri bu malzeme Samsun’da daha düşük maliyetler ile imal edilerek İtalyan firması tarafından satın alınıyor ve Avrupa’da üretilen tramvaylarda kullanılıyor. Samsun’da da tramvay hatlarının çoğalması ve tramvay sayılarının artması ile birlikte yeni başlayan bu kültür ilerleyecektir diye düşünüyorum. Çünkü bu sanayi alt yapısının oluşacağına dair bir heyecanın var olduğunu sanayicimizde görüyorum.” 24

Samsun’daki sanayiciler şimdilik tramvaya; dişliler, motor aksamları, mekanik parçalar ve mil gibi parçalarda destek sağlayabiliyor. Bu makineler uçaklardaki ileri teknoloji düzeyine sahip. Bu sebeple elektronik cihazlar ve işletme yazılımları, yani tramvayın beyin görevini yerine getiren bölümlerini yurt dışından almaya mecbur konumdayız.

TEKERLEKTE DÖNEN DOLAPLAR

SAMULAŞ tekerleklerin de Samsun’da üretilebilmesini arzuluyor. Ama henüz sonuç yok. Çünkü şehirdeki sanayi daha ziyade dökme çelik üzerine. Tekerlekte dövme çelik gerekiyor. Tekerlek belki de aracın en stratejik parçalarından. Tramvayları üreten yabancı firmanın istediği fiyatlar dudak uçuklatacak seviyelerde. Aynı markayı kullanan Samsun ve Konya ortak ihalelere ortak giderek ihtiyacını

Güney Afrika’dan karşılıyor. Ülke dışından temin maddi açı kadar zaman kaybı dolayısıyla da cazip değil. Kimi zaman bir parça aylarca beklenebiliyor ve araç kızağa çekiliyor. Yedek parçanın yanı sıra yetişmiş personel azlığı da ciddi sorun Samsun’da. Üner, probleme ilişkin şunları anlatıyor: “Bizim elemana ihtiyacımız olduğunda raylı sistem geçmişli personel bulabilmek neredeyse imkansız. İstanbul gibi yetişmiş eleman gücünün mevcut olduğu şehirlerden yapılan transferlerde oldukça maliyetli. Biz elemanlarımızı Samsunun çocuklarından kendimiz yetiştirme yolunu seçerken Kayseri çok yüksek maaşlar ile İstanbul’dan eleman transfer etti.” Şu bilgileri de paylaşıyor ayrıca: “Bizim teknik personelimiz ve mühendislerimiz garanti süresince tramvayların Sayı 48 / Ekim 2013


bakımını tamirini yapan İtalyan teknik ekipten işi işin başında öğrendiler. Zaman zaman kavga dövüş ile söke söke onların bilgilerini aldılar. Çünkü elin yabancısı bilgilerini kolay kolay paylaşmıyor. Bizim insanımıza fırsat verirse çok başarılı olabiliyor. Bizim teknik ekibimizde tramvay konusunda eksik başladılar ama şimdi İtalyan teknik ekipten çok daha başarılı işler ortaya çıkartıyorlar.”

RAYLI SİSTEMLER DAHA DA YAYGINLAŞACAK…

Trentürk, Samsun’daki raylı sistem trenlerini üreten İtalyan firmanın Türkiye’deki resmi tedarikçisi. Şirketin kurucusu ve yöneticisi Bülent Şenol, Samsunlu bir adamı. Raylı sistemlerin kaçınılmazlaştığını ve yaygınlaştığını görerek girmiş sektöre. ‘Teknolojiye yabancı kalınmaması’ bilinciyle yola koyulduklarını; bünyelerindeki mühendis ve teknisyenlerin raylı sistemlerde periyodik bakım ve onarım hizmeti verdiklerini ifade ediyor: “Raylı sistem, günümüzde başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm dünyada teknolojik gelişmeler doğrultusunda hızlı bir şekilde gelişerek önemini kanıtlamıştır. Dünyadaki tüm modern kentlerde kullanılmakta ve her geçen gün yeni teknolojiler ile raylı sistem ağları gelişmekte ve yeni projeler eklenmektedir. Ülkemizde ise Osmanlı İmparatorluğu döneminden başlayarak Cumhuriyet döneminde gelişen raylı sistem toplu taşımacılığı, Avrupa ile rekabet edecek duruma gelmiştir. Ülkemizde de üretim ve pazarlama sektörlerinin gelişimi ile dünya liderleri ile yapılan ticari antlaşmalar raylı sistemlerin kullanım alanını yaygınlaştırmıştır. Bu durumda ülkemizde üretilen ray ekipmanları, katener, tren ve tramvay yedek parçalarının ihracatı, ithalatı, teknik hizmet sunularak bakım onarım yapılması gelecek kuşaktaki en önemli sektörlerden ve istihdam alanlarından birisidir.”

TRAMVAYI BİLEN İŞSİZ KALMAZ

Şenol da yetişmiş elemana dikkatleri çekiyor: “Bu sektörün yetişmiş eleman ihtiyacını karşılayacak düzeyde ülkemizde bir iş gücü mevcut değil. Raylı sistem araçlarına teknik hizmet verecek kişilerin Sayı 48 / Ekim 2013

Trabzon’da Uçak Ve Hızlı Trenlere Parça Üretiyorlar 37 yıldır Trabzon’da döküm sektöründe çalışan Hekimoğlu Otomotiv Yedek Parça Sanayi, son yıllarda üretim yelpazesini genişleterek, uçak ve hızlı trenlere de yöneldi. Bu üst düzey araçların yürüyen aksamına, özellikle de fren sistemlerine ait parça imal ediyor. Trabzon’da 37 yıldır döküm ve döküm işleme sektöründe faaliyet gösteren ve 450 kişiye istihdam sağlayan Hekimoğlu Otomotiv Yedek Parça Sanayi Nakliyat ve Ticaret AŞ, birkaç yıldır uçak ve hızlı trenler için parça da üretiyor. Şirketin İcra Kurulu Üyesi ve Satış Direktörü Armağan Başar, yatay kalıplar kullanarak müşterinin tercihine göre yarı montajlı ya da montajlı parçalar imal ettiklerini dile getiriyor: “Müşteri odaklı çalışıyoruz. Tasarımları müşteriye ait olmak üzere 400’e yakın parça üzerinde çalışıyoruz. Başta otomotiv sektörü olmak üzere iş makineleri ve tarım makinelerinin yürüyen aksamlarına yönelik üretim yapıyoruz.” Yılda 65 bin ton civarında döküm kapasitesine ulaştıklarını belirtiyor: “Avrupa ülkeleri başta olmak üzere

Güney Amerika ve Güney Afrika’da 30’u aşkın ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. İhracatımız Almanya ağırlıklı.” Son yıllarda üretim yelpazesini genişlettiklerini de söylüyor Başar: “Uçak ve hızlı trenlerin yürüyen aksamları, özellikle de fren sistemlerine yönelik parça üretimine başladık. Bu çalışmamız kapsamında destek almak için Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı’na (DOKA) proje sunduk. Karadeniz’den dünyaya uçak ve hızlı tren parçaları üretimi projemiz, DOKA’nın İmalat Sanayi Mali Destek Programı kapsamında kabul edildi.” DOKA’nın sağladığı destekle döküm sektöründe dünya genelinde kullanılan son teknolojiyi yakalamayı amaçladıklarını kaydediyor: “Bu noktadan hareketle DOKA’dan sağlanan gelirle üretimde kullanılmak üzere cihaz alındı. Bu tür projeler çalışmamızın en azından bir bölümünü gerçekleştirebilmemiz için faydalı oluyor.” Başar, her zaman ilklere odaklandıklarını da vurguluyor: “Trabzon, yurt dışı rakiplerimize göre konum olarak uzak bir noktada ama firma olarak bu mesafeyi hiçbir zaman dezavantaj olarak değil, avantaj olarak gördük ve bu yönde kullandık. Yaptığımız kaliteli döküm ve yeni teknolojileri takip etme hızımız sayesinde çok olumlu sonuçlar alıyoruz. Müşterilerimize kaliteli ve zamanında sevkiyat yaptığımız için de önümüzde engel kalmıyor. Müşterilerimize ve ülkemize daha iyi nasıl hizmet edebilirizin çalışması içindeyiz.”

25


Sektör

Yetkililere sesini duyuramamaktan şikayetçi TRENTURK kurucusu ve yöneticisi Bülent Şenol, “Biz mühendislerimizi raylı sistemler konusunda eğitilebileceğimiz gibi ara teknik elemanlarda yetiştirebiliriz. Sektör her türlü iş gücüne aç durumda.” diyor iş sıkıntısı olmaz. Çünkü sektörün açığı çok büyük ve her geçen gün artıyor.” Eğitim programlarıyla bu sahadaki iş gücü açığının rahatlıkla giderilebileceğini vurguluyor: “İstihdam oranı düşük olan kentte gençlerimizi raylı sistemler konusunda eğitir ve bu alanda yetişmiş iş gücü haline getirebilirsek dünyanın her yerinde iş bulma imkanına kavuşurlar. Ben bu konuda tek başıma fazla bir şey yapamıyorum. Yetkililere sesimi duyurmayı başaramadım maalesef. Biz mühendislerimizi raylı sistemler konusunda eğitilebileceğimiz gibi ara teknik elemanlarda yetiştirebiliriz. Sektör her türlü iş gücüne aç durumda.”

ARABİSTAN’A PERSONEL İHRAÇ EDEBİLİRDİK

İtalyanlar, Arabistan’ın Riyad kentindeki makinistsiz metroların teknik bakımında görev alacak personel arıyorlarmış: “Bizden de personel istediler. Ama sektörde böyle bir iş gücü elimizin altında olmadığından Samsun sokak26

ların da birçok gencimiz işsiz gezerken onlara olumsuz cevap vermek durumunda kaldık. Ama Samsun’da destek bulabilse ve burada eleman yetiştirebilse idik Arabistan’a Samsunlu teknik personel gönderirdik. Samsun’da bu eğitimin verilebileceği bir kurs dahi verilebilir. Bunun için Ondokuz Mayıs

Üniversitesi ile de görüştüm iş birliği yapmak adına sonuçta orada mühendislik bölümü var. Ama olumlu sonuç alamadım.” Trentürk’ün yeni rotası, tramvay parçalarını Türkiye’de üretmek ve çok pahalıya satıldığı Avrupa’ya ihraç etmek. Sayı 48 / Ekim 2013


Say覺 48 / Ekim 2013

27


Güncel

Kemaliye ve Karga köylerine Samsun İl Genel Meclisi’nden ret…

Havza’dan Ayrılıp Suluova’ya Baglanmak Istiyorlar… Kemaliye ve Karga köyleri Samsun’un Havza ilçesinden ayrılarak Amasya’nın Suluova ilçesine bağlanmayı arzuluyor. Taleplerinin coğrafi gerekçesi kapı gibi: Kemaliye Köyü Havza’ya 15, Suluova’ya 7 kilometre uzaklıkta. Karga Köyü ise Havza’ya 14, Suluova’ya ise 6 kilometre mesafede. Samsun’un Havza İlçesi’ne bağlı Kemaliye ve Karga köylerinde yaşayanlar bazı haklı gerekçelerle Amasya’nın Suluova İlçesi’ne bağlanma istiyor. Ancak arzuları Samsun İl Genel Meclisi engeline takıldı. Kemaliye Köyü Havza’ya 15, Suluova’ya 7 kilometre uzaklıkta. Aynı durum Karga Köyü için de geçerli: Havza’ya 14, Suluova’ya ise 6 kilometre mesafede. Her iki köyü sakinleri Havza’ya ancak özel vasıtayla ulaşabilirken; Suluova’ya 1,5 ila 2 lira arasında değişen ücret ödeyerek minibüsle gidebiliyor. Konuya ilişkin rapora göre Havza’ya varmanın bedeli 7-7,5 lira. Samsun il merkezi 15-15,5; Amasya il merkeziyse 6 lira. Aslında Samsun İl Genel Meclisi Hukuk Komisyonu da köylülere hak vermekteydi. İncelemesinde, “Kemaliye ve Karga köylerinin Amasya ili Suluova ilçesi merkez bucağına bağlanması halinde Havza ilçesine nazaran daha coğrafi bir bütünlük arz edeceği, ekonomik durum ve pazar ilişkileri açısından Kemaliye ve Karga Köyleri halkı yetiştirdikleri ürünleri Suluova pazarında pazarladıkları, iki köy halkının çoğunun Suluova ilçesinde çalıştığı, Havza ilçesiyle resmi işlemler haricinde bir bağlantılarının bulunmadığı” sonucu ortaya çıkmıştı. 28

MHP REFERANDUM ÖNERİYOR

Meclis Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Grup Başkanvekili Muhammet Bektaş, Havza’dan ayrılarak Suluova merkez bucağı bağlanmanın köylülere büyük yarar sağlayacağını belirterek, “Maddi ve manevi yönden bu köylerdeki insanlar sıkıntı çekmekte ve Amasya iline bağlanmak istemekteler. Belki Samsun’dan bu iki köy ayrılacak ama her şeyden önce bizim görevimiz, insanların refah ve huzur içerisinde yaşamasını sağlamaktır. Köylüler buraya bağlanmak istiyorsa gerekirse burada referandum yapıla-

rak, onların yararına olacak ayrılmanın gerçekleşmesi gerekir.” diyor.

ASIL AYRILMA SEBEBİ YENİ YEREL YÖNETİM YASASI

AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Numanoğlu’na göre köylüler yeni yerel yönetim yasasından endişe duydukları için böyle bir talebi gündeme taşıyorlar: “Köylülerimizde hizmet konusunda bir endişeleri oldu ama böyle bir şeyin olması mümkün değil. Köylerimizin Amasya iline bağlanma arzuları olabilir fakat Samsun’un her köyü bizim köyümüz. Oraya da aynı hizmet diğer köylerimizde olduğu gibi Sayı 48 / Ekim 2013


Suluova’ya 1,5-2 liraya gidebilirken, Havza için 5 mislini ödemek zorundalar. Çarşıpazar ilişkileri de Suluova’yla kurulu. Köylüler retçi İl Genel Meclisi üyelerinin hallerini bilmediklerini söylüyor. eşit olarak gitmektedir. Havza’nın yakın köyüne ne hizmet gidiyorsa, Kemaliye ve Karga köylerine de hizmet gitmek zorundadır. Biz o anlayışla baktık. Bu sebepten ayrılmasını istemedik.”

DERTLERİNİ VALİ HÜSEYİN AKSOY’A ANLATACAKLAR

Kemaliye Köyü Muhtarı Ekrem Çimen ise şöyle konuşuyor: “Resmi işlerde Havza’ya gidip gelmek zorunda olduğumuzdan çok zorluk çekiyoruz. Bu nedenle yürüme mesafesinde yakınlığımız olan Amasya ili Suluova İlçesi’ne bağlanmak istiyoruz. Ancak, İl Genel Meclisi Üyelerimiz buna onay vermedi. Köy halkı gerçekten burada mağdur edilmekte. İl Genel Meclisi üyeleri evlerinden işlerine arabalarıyla gidip geliyorlar. Bizim yol parası olarak ödediğimiz ve bize ağır külfet olan paralar meclis üyeSayı 48 / Ekim 2013

lerimiz için komik rakamlar olabilir. Dolayısı ile onlar bizim halimi anlamaz. Ancak biz bu işin takipçisi olacağız. Konuyu Sayın Valimiz Hüseyin Aksoy’a taşımak istedik. Fakat henüz ulaşamadık. Bizim istediğimiz mağduriyetimizin giderilmesi.”

SULUOVA YÜRÜME MESAFESİNDE

Karga Köyü Muhtarı Selman Şahin de şunları söylüyor: “Bizim Amasya’ya bağlanmamıza engel olan il genel meclisi üyeleri acaba bizim çektiğimiz sıkıntıları tahayyül edebiliyorlar mı? Önümüzdeki yerel seçim için oy kaybı yaşama kaygısı taşıyan meclis üyeleri kendi çıkarları için bizleri sıkıntıya sokmaktan çekinmediler. Bizler cebimizde 15 lira olmadan Havza’ya 30 lira olmadan Samsun’a gidip gelemiyoruz. Sadece yol parası bu. Oysa Suluova yürüme mesafesinde. Bizim

çektiğimiz bu sıkıntıları meclisimiz görmezden gelmiştir.”

İLLER BANKASI ÖDENEĞİ AZALACAK

Köylülerin taleplerini akamete uğratmakla suçladıkları Havzalı Meclis Üyesi Hüseyin Esen, hakkındaki iddiaları asla kabul etmiyor: “Ben köylerin Amasya’ya bağlanmasını engellemek için hiçbir girişimde bulunmadım. Bu söylentiler köy muhtarı tarafından ortaya atılan asılsız söylemler. Hiçbir il genel meclisi üyesi köylerinin başka bir şehre bağlanmasını istemez. Ancak bizim parti olarak iddia edildiği gibi bir oy kaygımız zaten yok. Yalnızca bu köyler Havza’dan ayrıldığı zaman İller Bankası’nın nüfusa göre gönderdiği ödenekler azalacaktır. Havza nüfusu azalacaktır. Bizim kendimiz için bir kaygımız yoktur.”

29


İş Dünyası Turizm

&

POZiTiF DÜSÜNMEK ÇÖZÜM ÜRETMEK Kütahya Porselen Sanayi A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı Nafi Güral, “Yeşil İş - Green Business” buluşmalarının beşincisinde yaptığı “Anadolu Şirketlerinde Sürdürülebilirlik” başlıklı bir konuşmada “Şirketlerin sürdürülebilirlik süreçlerinin nasıl yürümesi gerektiğine” dair ipuçları verdi. Sadece bilmenin yetmediğini, pratiğin son derece önem arz ettiğini vurguladı Samsun’da da yatırımları süren Kütahya Porselen Sanayi A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı Nafi Güral’dan iş dünyasına tecrübe süzgecinden geçirilmiş tavsiyeler: “Önemli olan, her zaman pozitif düşünceden yana olmak ve umutsuz konuşmak yerine çözüm üretmektir.” Güral bu ifadeleri, sürdürülebilirlik platformu “Yeşil İş - Green Business” iş buluşmalarının İstanbul’da gerçekleştirilen beşincisinde dile getirdi. Etkinlikte, “sürdürülebilirlik ve yeşil ekonomi için iş dünyasında son gelişmeler, yenilikler, uygulamalar, kanunlar, standartlar, teşvikler, mali ve mali olmayan riskler ve fırsatlar” değerlendirildi. SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİN İPUÇLARI… “Anadolu Şirketlerinde Sürdürülebilirlik” başlıklı oturumunda söz alan Güral’ın anlattıkları, “şirketlerin sürdürülebilirlik süreçlerinin nasıl yürümesi gerektiğinin” ipuçları niteliğinde. Sadece bilmenin yetmediğini, pratiğin son derece önem arz ettiğini belirtiyor Güral: “Biz

30

bu çalışmalara 60’lı yıllarda başlamıştık. O dönemde bir adı yoktu; günümüzde ise sürdürülebilirlik olarak adlandırılıyor. Sürdürülebilirliğin hangi bileşenlerden oluştuğunu bugün pek çok kaynaktan bulmak mümkün. Bilgisayarlar bilgi ile dolu ama bu bilgiye sahip olmak tek başına yetmiyor. Bilgiye sahip olmak kadar özümseyip hayata geçirebilmek de önemli. Örneğin, her gün televizyonda ne yazık ki ölümlü trafik kazalarına ilişkin haberlere rastlıyoruz. Trafik kurallarına uyulmaması kazalara neden oluyor. Kurallara uyulduğu zaman ve yapılması gereken her şey yapıldığı zaman, başarıya ulaşamamak söz konusu bile olamaz. Çevremizde birçok başarılı ve başarısız şirket bulunuyor. Başarılı şirketleri mercek altına aldığımızda, yol haritalarında sürdürülebilirlik süreçlerine mutlaka yer verdiklerini görüyoruz.” KATMA DEĞERİ YÜKSEK ÜRÜNLER… Güral’a göre sürdürülebilirliğin içerisine sosyal sorumluluğun yanı sıra çevresel özellikler de eklemlenmeli:

Sayı 48 / Ekim 2013


Nafi Güral: ’Sürdürülebilirliğin sağlanması için çevre faktörünü de göz önünde bulundurmak ve korumak görevlerimiz arasında yer almalı. Bunu sadece çevreye olan hassasiyetimizden değil, şirketimizin ve kendi yaşantımızın bir gereği olarak görmemiz lazım.” “’Sürdürülebilirliğin sağlanması için çevre faktörünü de göz önünde bulundurmak ve korumak görevlerimiz arasında yer almalı. Bunu sadece çevreye olan hassasiyetimizden değil, şirketimizin ve kendi yaşantımızın bir gereği olarak görmemiz lazım. Sürdürülebilir olmanın en önemli koşulu sağlıklı olmak. Eğer bu koşul yerine getirilmezse sürdürülebilir olmak da imkansız. Türkiye’de “1 ton kaç para” diye bir tabir vardır. Geliri artırabilmek ve inovatif davranmak da çok kritik. Katma değeri yüksek ürünler üretmemiz gerekiyor. Sürdürülebilirlik bize çok önemli deneyimler kazandırıyor. Bizim de bunu daha iyi değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Önemli olan her zaman pozitif düşünceden yana olmak ve umutsuz konuşmak yerine çözüm üretmektir.’’

Sayı 48 / Ekim 2013

31


Köşe Yazısı

Aylin Tat Aylin Tat Zor Zanaat Kadın Olmak 9HID Ve kadınlar,

altında kalındığında durum bozulmaya başlamıştır.

Bizim kadınlarımız,

S

Korkunç ve mübarek elleri, ƂnjůƺŬƚĞŬŝ ĂŶůĂŵŦ ƐƂnjƺŶĚĞ ĚƵƌŵĂ͕ ƐĞǀŐŝ ǀĞ ĚŽƐƚůƵŬAnamız, avradımız, yârimiz ƚĂ ƐĞďĂƚ ǀĞ ĚĞǀĂŵĚŦƌ ǀĞĨĂŶŦŶ͘ 'Ğƌĕŝ͕ ĕĂŒŦŵŦnjĚĂ Ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen ŝŚĂŶĞƚǀĞďĞŶĐŝůůŝŬůĞƌĞLJĞƌŝŶŝďŦƌĂŬĂŶďŝƌŬĂǀƌĂŵŚĂůŝŶĞŐĞůŵŝƔƟƌ Ve soframızdaki yeri öküzümüzden ǀĞĨĂ͘ sonra gelen ,ĂǀĂůĂƌ ƐŽŒƵLJƵƉ͕ ĂŒĂĕůĂƌ LJĂƉƌĂŬůĂƌŦŶŦ Nazım Hikmet’in ‘’Bizim kadınlarıĚƂŬƚƺŬƚĞŶƐŽŶƌĂĚĞƌŝŶďŝƌŚƺnjƺŶĕƂŬĞƌ mız’’ şiirinden birkaç satırla yazıma ŝĕŝŵĞ͘EĞĚĞŶƐĞŬŦƔŵĞǀƐŝŵŝ͕LJĂƔĂŵŦŵ başlamak istedim. Nazım’ın bu şiiri ďŽLJƵŶĐĂƐŽƌŐƵůĂŵĂŵĞǀƐŝŵŝŽůŵƵƔƚƵƌ yazmasının üzerinden geçti. ŬĞŶĚŝ ĚƺŶLJĂŵĚĂ͘ <ĞŶĚŝŵŝ͕yıllar ƐĞǀĚŝŬůĞƌDünya dönüyor, ülke değişiyor hatta ŝŵŝ͕ ƐĞǀŵĞĚŝŬůĞƌŝŵŝ͕ LJĂƉŵĂŬ ŝƐƚĞLJŝƉƚĞ yüzyıl değişiyor.ƐŽƌŐƵůĂƌ Ancak bizim ülkeLJĂƉĂŵĂĚŦŬůĂƌŦŵŦ ĚƵƌƵƌƵŵ͘ 'ĞŶĞůĚĞ ĚĞ ŚƺnjƺŶůƺĚƺƌ ƐŽƌŐƵůĂŵĂmizde kadın olmanın zorluğun hiç ůĂƌŦŵ͘ değişmiyor. Hatta zaman biz kadın-

ların aleyhine işliyor.

Aynı anda doğan kız ve erkek çocuğunu karşılaştırdınız mı hiç? Erkek 7ŶƐĂŶƐĂŬ ĞŒĞƌ͕ ŝŶƐĂŶĐĂ LJĂƔĂŵĂŬçocuk daha dirayetli, kız çocuk daha ƐĂhassas ĂŵĂĐŦŵŦnj͖ ďĂƔŬĂ ŝŶƐĂŶůĂƌĂ ĚĂ ve narindir. Yaradılışın gerçeŝůůĞ ĚĞ Ğů ƵnjĂƚŵĂŬƨƌ LJĂƔĂŵŦŶ ĂĚĂďŦ͘ ği budur çünkü. Evet, fiziksel olarak dĂŶŦŵĂĚŦŒŦŶ͕ŽƚƵƌƵƉƚĂďŝƌďĂƌĚĂŬĕĂLJ erkekler daha güçlüdürler. Ancak ďŝůĞ ŝĕŵĞĚŝŒŝŵŝnj ŝŶƐĂŶůĂƌĂ ŬĂƌƔŦ ďŝůĞ nedense bu güç kavramına başka ǀĞĨĂŐƂƐƚĞƌŵĞŬƟƌŝƔŝŶĂƐůŦ͘ pencerelerden bakılıp, başka yorumlar getirilmek istenmiştir. Oysaki biz ŝƌŝŶŝ͚͛LJĂƂůĚƺƌLJĂLJĂƔĂƚĂŵĂĂƐůĂLJĂƌĂůŦ kadınlar sahip olduklarımızın üzeriďŦƌĂŬŵĂ͛͛ĚĞŵŝƔbĞŵƐdĞďƌŝnjŝ͘ ne çok şeyler ekleyerek erkekleri bir çırpıda yakalayıveriyoruz. ŽƐƚůƵŒƵŶ ǀĞ ŵŝŶŶĞƩĂƌůŦŒŦŶ ŽůŵĂnjƐĂ ŽůŵĂnjŦĚŦƌs&͕ Amazonların yaşadığı topraklarda yaşayan bir kadın olarak, onlardan sĞĨĂ͕ƂnjůĞŵĚŽůƵ͕ƐŦĐĂĐŦŬďŝƌŬƵĐĂŬůĂŵaldığım ruhu da taşıdığıma inanarak ĂĚŦƌ͘ savaştım hep. Evet, yanlış anlamaŽƌ njĂŵĂŶůĂƌŦ ďŝƌůŝŬƚĞ ĂƔŵĂŬ͕ ĚŽƐƚ Žůdınız SAVAŞTIM başka çarem yoktu ŵĂŬƨƌs&͘ çünkü.

‘’KADINSIN’’ çünkü derler, bana dedikleri gibi. Evet, bana dediler sen kadınsın çekil kenara dediler. Çekilmedim, savaştım ben AMAZONUM çünkü. ŵĂĚĂŶ ĚŽŒƌƵůĂƌŦ ĂŶůĂƚĂŶ LJƺƌĞŬůĞƌĚŝƌ ǀĞĨĂůŦĚŽƐƚ͙ Peki, Bay DELİKANLI! Seni kim ŽƐƩƵŶŚĂŬŬŦŶĂŝůŝƔŵĞŵĞŬƟƌǀĞĨĂ͘ doğurdu? Kimin sütüyle aslan gibi ͚͛ŝƌ ĮŶĐĂŶ ŬĂŚǀĞŶŝŶ ŬŦƌŬ LJŦů ŚĂƨƌŦ delikanlı oldun maşallah? Unuttun ǀĂƌĚŦƌ͛͛ĚŝLJĞďŝůĞŶĚŝƌǀĞĨĂůŦĚŽƐƚ͘ galiba senin annen de KADINDI. sĞĨĂŶĞĚŝƌ͍ŝůŝƌŵŝƐŝŶĚĞƌDĞǀůĂŶĂ͖ Keşke,ĂƌŬĂŶĚĂ hiçbir kadın töreye kurban ͚͛sĞĨĂ͕ ďŦƌĂŬƨŒŦŶŦ͕ ŐŝĚĞƌŬĞŶ gitmese. LJĂŬƨŒŦŶŦLJĂďĂŶĂĂƚŵĂŵĂŬƨƌ͘

Keşke, hiçbir kadın enses kurbanı sĞĨĂ͕ĚŽƐƚůƵŒƵŶĂƐĂůĞƟŶĞ͕ďŝƌĚƵĂƐŽŶolmasa. ƌĂƐŦ ǀĞƌŝůĞŶ ƐƂnjůĞƌĞ͕ ŚĂLJĂůůĞƌĞ ŝŚĂŶĞƚ ŬĂƚŵĂŵĂŬƨƌ͛͛ Keşke, hiçbir kadın sinemaya gitti

diyeƚƺŵ erkek kardeşi tarafından ŒĞƌ ďƵ ŐƺnjĞů ĚƵLJŐƵůĂƌŦ ƐŝnjĞ öldüŚŝƐƐĞƫƌĞŶ ĚŽƐƚůĂƌŦŶŦnj ǀĂƌƐĂ ƐĂŚŝƉ ŽůĚrülmese. ƵŒƵŶƵnj͕ĚƺŶLJĂŶŦŶĞŶĚĞŒĞƌůŝŶŝŵĞƟŶĞ ƐĂŚŝƉƐŝŶŝnjĚŝƌĂƐůŦŶĚĂ͘ Keşke, hiçbir kadın kocası öldü diye

<ĂLJŦƉůĂƌŦŵŦ͕ ŝŚĂŶĞƚůĞƌŝ͕ ĚŽƐƚ ďŝůĚŝŒŝŵ kocasının erkek kardeşiyle evlendiƌŝLJĂŬąƌůĂƌŦŚĂƨƌůĂƌŦŵ͘ LJĂůŶŦnj ŚŝƐƐĞƫŒŝŵŝnjĚĞ͕ Śŝĕ ĞŶĚĞ LJĂƌĂĚĂŶŦŵ Ă ƔƺŬƌĞĚŝLJŽƌƵŵ Ŭŝ͖ Evet, Türkiye’de kadın olmak zor. <ĞŶĚŝŵŝnjŝ Bu ülkede kadınsanız eğer, yapacarilmese. ďŝƚŵĞLJĞĐĞŬƐĂŶĚŦŒŦŵŦnjĂĐŦůĂƌŦLJĂƔĂƌŬĞŶ ŚĂLJĂƨŵĚĂ͕ƐŦĐĂĐŦŬŶĞĨĞƐůĞƌŝŶŝĚĞƌŝŶĚĞŶ Aslında Türk Kültüründe kadın her ğınız en ideal şey fasulyenizi kırıp <ŦƔŦŶLJƺnjƺƐŽŒƵŬŽůĚƵŒƵŝĕŝŶĚŝƌďĞůŬŝĚĞ ƐĂŵŝŵŝ ďĂŬŦƔůĂƌŦLJůĂ ŦƔŦŬ zaman saygın bir yer taşımıştır. Türk ŐƺůƺƔůĞƌŝ͕ evde oturmaktır. Eğer dahaďŝnjĞ fazla ise ŚŝƐƐĞƫƌĞŶĚŽƐƚůĂƌŦŵǀĂƌ͘ KEŞKE AİLE İÇİ EĞİTİM ÖNCE KIZ ďƵŚƺnjŶƺŵ͘ ƚƵƚĂŶďŝƌĕŝŌŐƂnjĚƺƌǀĞĨĂůŦĚŽƐƚ͘ kültür ve inancında kadın tek başına istediğiniz, mesela siyaset yapmak- ÇOCUKLARINDAN BAŞLASA ͚͛zĂƔĂŵ ŐƺůŵĞLJŝ͕ ƐĞǀŐŝ ŚĂŬ ĞƚŵĞLJŝ͕ hakkını ve kendini savunur durum- sa amacınız on adım gerilerden baş- Bu keşkeler ülkemizde hiç bitmeye,ĂůĂ ǀĂƌ ŽůĂŶ LJŽŬƐƵů ŝŶƐĂŶůĂƌ͕ ĕĂƨƐŦnj͕ hĕƵƌƵŵƵŶ ŬĞŶĂƌŦŶĂ ŐĞůĚŝŒŝŵŝnjĚĞ͕ ďŝƌ ǀĞĨĂ ƵŶƵƚŵĂŵĂLJŦ͕ ĚŽƐƚůƵŬ ƐĂĚŦŬ ŬĂůda hiçbir zaman yalnız bırakılma- lamalısınız. Kadın olduğunuz için cek gibi görünüyor. Bu yüzden biz ŽĚƵŶƐƵnj͕ ŬƂŵƺƌƐƺnj ŽŶůĂƌĐĂ ĕĂƌƉĂŶ ĂLJĂŒŦŵŦnj ƵĕƵƌƵŵĂ ŬĂLJŵĂŬƚĂLJŬĞŶ ďĞ- ŵĂLJŦďŝůĞŶůĞƌŝĕŝŶĚŝƌ͛͛ĚĞŵŝƔLJĂDĞǀůĂmıştır. size pozitif ayrımcılık yaptıklarını kadınların verilen gücün çok LJƺƌĞŬ͙ 7ŶƐĂŶůŦŒŦŵĚĂŶ ďŝůĞ ƵƚĂŶĂƐŦŵ ĚĞŶŝŵŝnjŝƐŦŵƐŦŬŦƚƵƚĂŶLJƺƌĞŬůŝŬŽůůĂƌĚŦƌ ŶĂ͖ ƂŶĐĞůŝŬůĞbize ƐŝnjůĞƌŝ ĚƺŶLJĂLJĂ ŐĞƟƌŝƉ͕ söylerler ama söylemdir sadece bu, daha üzerinde güçlenerek yolumuŐĞůŝƌ͘sĞďƂLJůĞnjĂŵĂŶůĂƌŦŵĚĂĚĂĞŶĕŽŬ ǀĞĨĂůŦĚŽƐƚ͙ ŚĞƌĚĂŝŵĞůŝŶŝnjĚĞŶƚƵƚĂŶďƺLJƺŬůĞƌŝŶŝnjĞ Orhun Kitabelerinde şöyle yazar, eyleme gelince… za devam etmemiz gerekiyor. ƐŽƌŐƵůĂĚŦŒŦŵ ƔĞLJůĞƌŝŶ ďĂƔŦŶĚĂĚŦƌ ǀĞĨĂ <ĞŶĚŝ ĚŽŒƌƵůĂƌŦŶŦ LJĂƔĂƌŬĞŶ͕ ƐŝnjŝŶ LJĂŶ- ǀĞĚŽƐƚůĂƌŦŶŦnjĂŚĞƌĚĂŝŵǀĞĨĂůŦŽůŵĂŶŦnj geleneklere göre ‘’Han emreder’’ ĚƵLJŐƵƐƵ͙ ůŦƔůĂƌŦŶŦnjĂŚŽƔŐƂƌƺŝůĞďĂŬĂŶǀĞƐŝnjŝŬŦƌ- ǀĞĂLJŶŦǀĞĨĂLJŦĚĂŐƂƌŵĞŶŝnjĚŝůĞŒŝLJůĞ͙

sözleriyle başlayan bir emirhane

38 kabul edilmezmiş. Ancak ‘’Han ve

Hatun emreder’’ şeklinde başlayan emirhaneler kabul görürmüş. Zaman içerisinde Arapların etkisi

32

Kendini bilge sanan onlarca erkek geçer karşınıza ‘’evet sen bu işi iyi yapıyorsun, başarıyorsun da, üretiyorsun da ama artık yeter’’ der. Niye diye sorarsın cevap nettir.

Tıpkı amazonlar gibi savaşçı ruhumuz olduğunu âdemoğluna ispatlaSayı 40 / Şubat 2013 malıyız. Bakın o zaman âdemoğulları ne hale gelecek?

Sayı 48 / Ekim 2013


Endüstriyel dağcılığın Karadeniz’deki temsilcisi ve bu sahada çalışan işletme sahibi Serdar Düşünceli’yle son derece ilginç işin pek bilinmeyen özelliklerini ve yönlerini konuştuk. Onlara niçin ve ne zaman ihtiyaç duyulmakta? Olaydaki güvenlik riski nasıl elemine ediliyor? Meslek dünyada ve Türkiye’de nereye gidiyor? Hangi fiziki ve ekonomik şartlarda çalışıyorlar?

34

Sayı 48 / Ekim 2013


Gökdelenlerİn Doğurduğu İş

Endüstrıyel Dagcılık Son yıllarda sayıları hızla artan gökdelenler bir yandan kentlerin görüntülerini değiştirirken, diğer yandan da endüstriyel dağcılık mesleğinin iyice yerleşmesine vesile oluyor. Yapım aşamasından camlarının temizliğine, onarımından bakımına kadar pek çok işin gerçekleştirilmesinde profesyonel dağcılar görev alıyor. Bir nevi dağcılar hobilerini profesyonelleştirme fırsatı yakalıyor. Baraj inşaatları, dev sahne dekorları ve ışıklandırma platformları kurulması gibi işlerde de devreye giriyor bu insanlar. Bilhassa 2007 yılında Boğaz Köprüsü ışıklandırılırken gündemde epeyce yer edinmişlerdi. Dağcılık, tırmanış ve mağaracılık teknikleri modern dünyanın yapıları üzerindeki işlere adapte ediliyor yıllardır. Endüstriyel dağcılığın iş sahası her geçen yıl genişliyor. Gökdelenlerden ip ile inmek, büyük ve geniş alanlar kaplayan reklam tabelaları, yüksek tahliye bacaları ve kulelere tırmanmak, ulaşılması zor doğal ortamlarda araştırma ve numune toplanması, değişken eğimli yüksek alanlarda güvenle ilerlemek endüstriyel dağcıların görev tanımındaki işler. Vazife sırasında kullanacakları ekipmanlarında aranan birinci şart ileri derecede dayanıklı olmaları. Avrupa’da çatı kiremitlerinin yenilenmesi dahi bu sektörün kapsamına giriyor. Endüstriyel dağcılık terimini Türkiye’de yeni yeni duysak da, yurtdışında 1980’lerden beri hayatın içinde. Sektör­ deki en basit iş makinesini çalıştırmak için bile aşamalı sertifika sınavını başarmak gerekiyor. Çünkü bu işte güvenlik aşırı önem arz ediyor. İstanbul’da gökdelen ve plazaların sayısının artmasıyla birlikte doğa sporu yapanlara ve maceraseverlere yeni bir iş kolu doğdu. Kaya tırmanışçıları, dağcılar ve yamaç paraşütçüleri yüksek binaların tepelerine çıkarak, cam temizliyor, çatı onarıyor ya da duvar deliyor hatta tel örgü örüyor. İşin Karadeniz’deki temsilcisi ve Orojeni Endüstriyel Dağcılık Hizmetleri’nin sahibi Serdar Düşünceli’yle ilginç mesleklerini konuştuk. Sayı 48 / Ekim 2013

DAĞCILARIN YAPTIĞI İŞ

-Bize mesleğinizin inceliklerini anlatır mısınız? Türkiye’de de yurtdışında da bu meslek dağcılık sporuyla ilgilenmekle başlayıp bu hobiyi profesyonel anlamda artık para kazanma yoluna geçirmekle ortaya çıkıyor. Kullanılan malzemelerin çoğu dağcılık sporunda kullanılan malzemeler ve onların endüstriyel boyuta uyarlanmış olanları. Çoğu arkadaşımız Türkiye’de bu işi belli dönemlerde yapıyor. Örneğin yılın altı ayı çalışıyor ve altı ayıda tatil yapıyor. Tatil yaptıkları altı aylık dönemde zamanlarını dağcılık sporuyla hobi olarak uğraşmaya ayırıyorlar. Dağcılık pahalı bir hobi ve bu maliyetleri karşılamak için çalışıyorlar. Hem kendi sporuyla ilgili bir iş yapmış oluyorlar hem de para kazanmış oluyorlar. Bizim çalışanlarımızda hem dağcılık sporunda kendilerini geliştirmek yönünde ilerliyorlar hem de para kazanıyorlar. Yine Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun eğitimlerini almış kişiler çalışanlarımız. -İşinizin sınırları nerede başlayıp nerede sonuçlanıyor? İple erişim hizmetleri, yüksekte çalışma çözümleri, yüksekte montaj, yüksekte onarım ve bakım hizmetleri, yüksek bina bakım ve temizlik hizmetleri, yüksek bina cam temizlik hizmetleri, HES yamaç temizliği hizmetleri, patlayıcı yerleştirme hizmetleri, kule montajla-

rı, rüzgar santralleri bakım ve temizlik hizmetleri, iş güvenliği eğitimleri ve hizmetleri, yüksekte çalışma eğitimleri, endüstriyel fotoğraf çekimi, endüstriyel dağcılık hizmetleri, cephe kaplama, kimyasal malzeme uygulama hizmetleri, aktif ve pasif emniyet sistemleri montajı, enerji sektörü Rüzgar Tribünü bakım ve onarım hizmetleri, GSM baz istasyonları montaj ve bakımı. İnşaatlar bitmiş hale gelmeden önce güvenlik konusunda da destekler veriliyor. Yüksek noktalarda, erişimi zor ve tehlikeli alanlarda riski minimum seviyeye indirgemek için dağcılar kullanılır.

ARTIK YURT DIŞINDAN ELEMANA İHTİYAÇ YOK

-Sizin gibi uzmanlar yokken bu işler nasıl yapılıyordu? Yurt dışından uzmanlar getiriliyordu. Bu iş zaten önce Amerika ve Avrupa’da başladı. Mesela İstanbul köprüsü yapılırken yurt dışından dağcılar geliyordu ama bugün bu işleri yapabilecek Türkiye’de çok sayıda yüksekte çalışacak personel var. -İstanbul’da 3’üncü köprü yapılıyor. Halen yurtdışından destek alınıyor mu? Kesinlikle şu anda ki Türk endüstriyel dağcılar bunun altından kalkabilecek düzeyde. Bu tür mega projelerde çok sayıda endüstriyel dağcının çalışması gerekir. Bu da şirketlerin konsorsiyumu 35


Spor

ile çözülebilir. Çünkü tek bir şirket bu türden projelerde çalışacak dağcıyı sağlayamaz. Çünkü şirket içindeki yüksekte çalışan personel 10 ila 20 arasındadır. Köprü projesinde ise nereden baksanız 100’den fazla endüstriyel dağcı çalışması gerekecek. O yüzden de şirketlerin birleşimiyle proje ortaklığıyla İstanbul’daki 3’üncü köprü Türk dağcılarıyla yapılabilir. -Adrenalin bağımlılığı söz konusu mu endüstriyel dağcıların? Adrenalin yaşıyoruz tabiî ki de. Ama bu işi yapan insanlar artık yükseğe alışmış dolayısı ile çok riskli, adrenalini yüksek bir iş gibi gelmiyor.

EN BÜYÜK RİSK RÜZGAR…

-İşinizin zorluk derecesi ortada. Hiç pes ettiğiniz anlar veya yerler oluyor mu? Şöyle söyleyeyim ben Kazakistan’ın başkenti Astana’da Han Çadırı (Khan Shatyr) Alışveriş ve Eğlence Merkezi yapımında çalıştım. İngiliz mimar Lord Norman Foster tarafından dizayn edilen ve Türk inşaat firması tarafından yapılan alışveriş ve eğlence merkezi 150 metre elips biçiminde yükseliyor. Bulunduğu yer altı ay boyunca kar altında kalan ve -30/-35 derecelere inen soğuk hava iklimine sahip. 150 metre yükseklikte bu -50 derece demek. Burada çalışırken iplerimizde buz sarkıtları oluşuyordu. Fakat soğuktan ziyade biz rüzgar olduğunda paydos ediyoruz. Çünkü rüz36

“DERNEK KURMAK İSTİYORUZ” -Mesleğin gidişatı veya Türkiye’deki geleceği hakkında neler öngörüyorsunuz? Türkiye’de şu an bir derneğimiz yok. İlk olarak İngilizler dernekleşti. Peşinden Amerikalılar ve Almanlar. Ama biz henüz Türkiye olarak bir dernek kuramadık. Bunun kurulabilmesi ve gelişimi için belli bir süreç lazım. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı buna destek olması lazım İnşallah olacak.

-Samsun’da sektörünüz hangi durumda? Şirketimizin merkezi Samsun olsa da farklı yerlere gidebiliyoruz. Bu pazarda firma sayısı çok az olduğu için ya bizi buluyorlar ya biz onlarla irtibata geçiyoruz. Mesela sahne kurulumu için dahi teklifler geliyor. Yüksekte ne yapabiliyorsa aslında biz orda görev alabiliyoruz.

GÜVENLİK ŞAKAYA GELMİYOR

-Güvenlik itibariyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın işe el atması gerekmiyor mu? İnşaat sektöründeki kazalarda yaralanma ve ölümlerin önemli ve büyük bir bölümü düşmeden kaynaklanıyor. Düşmeyi engellemek içinde ne gerekiyorsa güvenlik ağları yaşam hatları bunların oluşması gerekiyor.

-Çalışırken hiç başınıza olay geliyor mu? Samsun’da yeni faaliyete geçen otel ve AVM inşaatında kule vinçler sapanlama yöntemiyle yerdeki malzemeyi yukarı taşıyorlardı. Bu taşıma esnasında yanlış bağlama sonucu malzemeler düşebiliyor. Biz AVM’nin içine güvenlik ağlarını yaptık. Düşündüğümüz gibi bir olay gerçekleşti ve güvenlik ağlarını kurduktan 10 dakika sonra düşen bir malzemeyi güvenlik ağları tuttu. Bunun sayesinde belki onlarca kişi yaralanmaktan ve hatta ölmekten kurtuldu.

gar çok tehlikeli endüstriyel dağcılar için. Sonuçta rüzgârda ipi savuracaktır. Rüzgar ölçer maksimum’u gösteriyorsa, tehlike çanları çalıyordur o zaman duruyoruz. Biz risk almıyoruz. Risk dağcılık sporunda alınabilir hobi için yapıldığında. Ama endüstriyel dağcılıkta para için yapılan bir işte risk almak söz konusu değil.

-Oturmak istediğiniz evin yüksek katlarda olmasını tercih ediyor musunuz? Aslında bakarsanız betonlaşmaya karşı bir insanım illa yüksekte olacağım diye bir durum yok. Şu an ikinci katta oturuyorum. Dağcılarda herhalde her zaman yüksekte olma isteği yok. Mesela şantiyede ranzada yatacaksam üst ranzada yatmayı istemem. Sayı 48 / Ekim 2013


Say覺 48 / Ekim 2013

37


Kapak

Limanlarımız ithalat ve ihracat üssü…

BUĞDAYDA KARADENİZ PAZARI Türkiye buğday yetiştiriciliğindeki söz sahibi ülkelerden. Ancak iki tane önemli sorunumuz var. İlki mahsulün kalitesizliği. İkincisi de un fabrikası sayısındaki fazlalık. Atıl kapasiteyle çalışmalarına rağmen, halen yenilerinin açılmasına izin veriliyor. Kaliteli ürün ihtiyacımızı ithalatla karşılıyoruz. Baş tedarikçimiz Rusya. Samsun limanı bu konuda çok stratejik bir konumda. Karadeniz Bölgesi’ndeki iklim ve coğrafi şartlar buğday için elverişsiz. Daha ziyade iç kesimlerinde kalan Çorum’da ekilmekte. Ancak Konya ve çevresiyle kıyaslandığında rekolte çok düşük. Buna rağmen bölge, un imalatında hatırı sayılır bir büyüklüğe sahip. Öyle böyle değil; tahıl ambarı İç Anadolu’nun hemen arkasından 141 faal fabrikayla ikinci sırada. Ülkemizde yetiştirilen buğdayın geneli orta ve düşük kalitede. Bunda çeşitler ile iklim ve yetiştirme şartları rol oynamakta. Bu yüzden un sanayicileri ithalata mecbur. Yerli ve yabancı ürün birbirine katılarak ideal karışım yakalanmaya çalışılıyor. En uygun karma laboratuvar analizleriyle belirleniyor. Dış alımdaki birinci adres Rusya. Randımanın yanı sıra 38

fiyatlar da etken tercihte. Sibirya ovalarında boy gösteren mahsulün Türkiye’ye en kolay giriş noktası ise Samsun. 2012 yılındaki toplam ithalatın yüzde 40’ı; miktar cinsinden de ifade edersek 1,5 milyon tonu, buradan gerçekleşti. Buğday, insanlığın beslenmesindeki temel bitki. Son derece stratejik konumda. Nişastalı-şekerli maddeler, proteinler, yağlar, madensel unsurlar, enzimler ve vitaminlerle içeriği zengin bir bitki. Dünya üzerinde yüz milyonlarca çiftçi de onun ziraatıyla geçimini sağlıyor öte yandan. Hemen hemen her ülkede yetişiyor ama Birlеşmiş Milletler Gıdа ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre liderlik Çin’de. Kanada, Hindistan, Pakistan, Rusya, Ukrayna ve ABD’de de ambar devletlerden. Ve tabi ki Türkiye de… Sayı 48 / Ekim 2013


Ekili-dikili tarım alanlarımızın üçte birine buğday serpiliyor. Hasadımız kendimize yetebilecek düzeyde. Fakat belirli kalite ve standardı her zaman yerli ürünlerle oluşturamayabiliyoruz. Haliyle ithalata yöneliyoruz. Sırası gelmişken vurgulayalım, ithalatımız tamamen teknik; buğday ve türevleri –un, makarna, bulgur vs- ihracatında güçlü ve iddialıyız. Aslında yetiştirdiğimiz iç talebe kafi. Kalitedeki noksanlık sanayiciyi ithalata itmekte. Bu eksikliği gidermenin yolları aranıyor yıllardır. Çeşit ıslahı, kalite kontrolü, sertifikalı

tohum kullanımı, bilinçli gübrеlеmе, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) alımlarını yükseltmesi, Lisanslı Depoculuk ve Ürün İhtisas Borsaları gibi ataklarla ithalatı tümüyle sonlandırabiliriz. Dünyada en fazla üretilen ve tüketilen hububat çeşidi buğdayla alakalı sektör temsilcileriyle görüştük. Sorunlar, hatalar, hedefler ve çözüm yollarını irdeledik. Dosyanın ilerleyen bölümlerindeki demeçlerde çok ilginç bilgi ve analizler okuyacaksınız.

Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürü Mesut Köse

“3 Milyon 650 Bin Ton Buğday Stokumuz Var” Mesut Köse, geçen yıl 20 milyon ton buğday hasat edildiğini belirterek, “TMO bünyesinde 3 milyon 650 bin ton buğday stokumuz var. Bu miktar herhangi bir sıkıntı yaşanması durumu da dâhil olmak üzere bizleri önümüzdeki hasat sezonuna çok rahat eriştirebilecek bir miktar.” diyor. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürü Mesut Köse, “Ülkemiz, un ihracatında dünya birincisi, makarna ihracatında ise İtаlyа’nın ardından dünya ikinciѕi konumundadır.” bilgisini aktarıyor ve ardından son yıllardaki sektördeki başarı grafiğinin yükseldiğini söylüyor. Bilhassa un ihracatında çok ciddi mesafeler kat etmişiz. FAO verilerine göre 11’ciyken, birinciliğe oturmuşuz. 2012 yılında 118 ülkeye iki milyon ton un satıp, karşılığında kasamıza 850 milyon dolar koymuşuz. Geçen yıl 20 milyon ton buğday ürettiğimizi belirterek, şunları anlatıyor Mesut Köse: “Toprak Mahsulleri Ofisi’ne bu üretimden bir milyon 650 bin ton ürün geldi. TMO olarak artık eski uygulamalarımızı bıraktık. Şimdilerde hasadın hemen ardından fiyat açıklamak yerine buğday piyasalarını takip edip uygun zamanda uygun fiyatlar ile müdahaleye özen gösteriyoruz. Bazen bir milyon ton ürün alımı ile piyasayı düzenleyebildiğimiz gibi bazı yıllarda 5 milyon ton ürün almak sureti ile piyasa düzenlemesini gerçekleştirebiliyoruz. TMO bünyesinde 3 milyon 650 bin ton buğday stokumuz var. Bu miktar herhangi bir sıkıntı yaşanması durumu da dâhil olmak üzere bizleri önümüzdeki hasat sezonuna çok rahat

Sayı 48 / Ekim 2013

eriştirebilecek bir miktar. Bu yıl İç Anadolu ve Orta Anadolu Bölgelerimizde bir kalite sıkıntısı yaşandı. İklim ile bağlantılı olarak üretilen buğdayların kalitelerinin düşük olmasıyla birlikte protein miktarları da çok aşağılarda idi. Bizim stoklarımızda yeterli miktarda kaliteli buğdayda mevcut. 1 milyon 200 bin ton civarında 12 protein değerinde buğdayımız, 1 milyon 300 bin tonda 13 protein değerinde buğdayımız mevcut. Bunları kısa zamanda sektörümüzün istifadesine sunmayı düşünüyoruz.”

39


Kapak

“Yerli Buğdayda Protein Miktarı Düşük” Erhan Özmen’in dile getirdikleriyle buğdaydaki halimiz: “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 7 milyon hektarlık toplam alanda 22 milyon ton buğday üretiliyor. Bu miktar da bizim ülkemiz için fevkalade yeterli derecede. Ancak, bizim buğdayımızdaki sorun protein miktarının düşüklüğü.” karıştırılmak suretiyle işlenip tüketime sunulmakta.”

EN YÜKSEK FİYAT BİZDE

Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF) Başkanı Erhan Özmen’in ortaya koyduğu verdiler epey iyimser: “Hububat ve Tarım ürünleri piyasalarında ürettiği 17 Milyar Dolarlık Tarımsal istihdam ile Dünya’da 7. AB ‘de ise 1’inci sıraya yerleşen ülkemizin tarım ekonomisi küresel bazda gelişmeye; tarımsal sanayimiz ise un, makarna, bulgur ve diğer bakliyat çeşitleri ile dünyada ciddi bir rekabet gücüne ulaşarak toplam ekonomimiz açısından oluşturduğu katma değerle milli gelire önemli katkı sağlamaya devam etmekte.” Özmen’den öğreniyoruz ki, dünyada yılda ortalama 700 milyon ton buğday yetiştiriliyor. Bunun 350 milyon tonu Avrupa Birliği (AB) artı 12 ülkeden. AB’ninki 141 milyon, tek başına Çin’inki ise 121 milyon ton. 92 milyonla Hindistan üçüncü. Üretimin geriye kalanı da diğer ülkelere ait. İçerdeki tabloyu ise şöyle özetliyor Özmen: “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 7 milyon hektarlık toplam alanda 22 milyon ton buğday üretiliyor. Bu miktar da bizim ülkemiz için fevkalade yeterli derecede. Ancak, bizim buğdayımızdaki sorun protein miktarının düşüklüğü. Ülkemiz aynı zamanda yaptığı yüksek un ihracatından dolayı buğday ithal etme hakkı doğan bir ülke. Dolayısı ile ülkemizdeki düşük proteinli buğdaylara karşılık yurt dışından yüksek proteinli buğday ithal etmek durumundayız. Gelen ithal buğdaylarda ülkemizdeki düşük proteinli buğdaylar ile 40

En yüksek fiyatı uyguladığımızı da ifade ediyor: “Dolar bazında Türkiye’de 350 dolar/ton gibi bir miktara buğday alınıyor. Oysa dünyada buğdayın paritesi 250 dolar düzeyinde.” Sebebi gayet açık: Araziler miras yoluyla bölününce küçük alanlardaki tarımın maliyeti tırmanıyor. Böylece verim akamete uğruyor. Buğday tarlaları parçaları 50’en dönümün altında. Avrupa’da 350, ABD’de ise 500 dönümü aşıyor. Dolayısıyla oralarda maliyet inerken verim çoğalıyor. Un sanayisini ‘çok stratejik’ ve ‘her zaman var olacak’ bir sektör diye niteliyor Özmen: “Türkiye’de 76 milyon nüfusu ve ülkemize gelen 25 milyon turist ile birlikte 100 milyon insanı doyuran bir sektör. Akabinde 100 ülkenin üzerinde ihracat gerçekleştiriyor.” Sonrasında ‘ancak’ deyip, şunları kaydediyor: “Sektörün dünya ile rekabet edebilirliğini sürdürmek adına yeni tesislerin açılmasının önüne geçilmeli, küçük işletmeler de birleştirilmeli. Çünkü ülkemizde un fabrikalarında ciddi anlamda atıl kapasite sorunu mevcut.”

“EKMEK ARTIK BİR GIDA DEPOSU”

Ekmeğin muhtevasındaki; yani lif, protein, faydalı yağ ve nişasta oranlarındaki değişikliklere de değiniyor: “Bu kapsamda, yeni ekmekten günde 200 gr tüketildiğinde, ortalama olarak bir insan için gerekli olan enerjinin yüzde 35’i, proteinin yüzde 25’i, B1 vitamininin yüzde 66’sı, lif ihtiyacının yüzde 55’i karşılanırken; magnezyum, potasyum, sodyum, A vitamini, E vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini, B6 vitamini, Niasin, Bakır, Çinko, Demir ve Fosfat gibi bir insanın en önemli yaşamsal besin kaynakları da ekmek tüketilirken alınacaktır. Ekmek artık gerçek bir gıda deposudur.” şeklinde konuştu. 30 Haziran 2013’te yayınlanan Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği’yle, ekmeğin katkı maddelerinden arındırılması çalışmaları nihayete ermişti. Fırınlara ellerindeki stoku eritmeleri için 1 Ağustos 2013 tarihine kadar süre verilmişti. Sayı 48 / Ekim 2013


Hububat Tedarikçileri Derneği (Hubuder) Yönetim Kurulu Başkanı Gülfem Eren

“Karadenİz Çİftçİsİ Mısırı Ve Yağlı Bİtkİlerİ Tercİh Edİyor”

Hububat Tedarikçileri Derneği (HUBUDER) Yönetim Kurulu Başkanı Gülfem Eren, diğer bölgelere mukayeseyle Karadeniz vilayetlerindeki buğday üretimin azlığını; mısır ve yağlı bitkiler ekiminin daha çok rağbet görmesine bağlıyor: “Karadeniz Bölgesi çiftçileri daha çok destek aldıkları mısır ve yağlı bitkiler üretimini buğdaya tercih ediyor. Hem de çiftçi bu ürünler ile buğdaya nazaran bu bölgede daha fazla verimlilik elde ediyorlar. Zaten ülkemizin hububat alanında farklı ürünlere de oldukça ihtiyacı var. Özellikle yağlı bitkiler Sayı 48 / Ekim 2013

bu anlamda önemli.” Bölgenin bir avantajından da söz ediyor Eren: “Çok fazla buğday yetiştirememesine karşın buğdayın yoğun ithal edildiği Karadeniz ülkelerine yakın ve diğer bölgelere göre ithalat maliyetleri daha düşük. Örneğin Samsun limanı bu manada Mersin limanından çok daha avantajlı.”

ze yeterli düzeyde. Zaten ciddi bir un ihracatçısı konumundayız ülke olarak. Sadece Türkiye’de buğday kaliteleri istenilen seviyede değil. Ama bu sorun iklim şartlarının nasıl geçtiğine bağlı olarak tüm buğday üreticisi ülkelerde yaşanabiliyor. Ülkemizde ise iklimin dışında bir de tohum kalitesi sorunu yaşanıyor. ”

TOHUM KALİTESİ SORUNLU

Buğdayda çarkın yalnızca devlet desteğiyle dönmemesi gerektiEren de buğdaydaki kalite prob- ğini de belirtiyor Eren. Çiftçileri lemine dikkatleri çekiyor: “Bizim verimliliğin arttırılmasına yönebuğdayda bir dışa bağımlılığı- lik kendilerini gözden geçirmeye mız yok. Üretimimiz kendimi- ve öz eleştiriye çağırıyor. 41


Kapak

Karadeniz Un Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Günhan Ulusoy:

“Fabrikalar Atıl Kapasite Çalışıyor”

Günhan Ulusoy, un fabrikalarının yarı kapasitelerinin altında çalıştığını dile getiriyor: “Kurulan her yeni un fabrikası, çalışan işletmelerimizin sorunlarını daha da büyütüyor. Bölge derneğimiz olarak, bu büyük sorunu çözebilmek için işbirlikleri, stratejik ortaklıklar gibi çözümler oluşturmaya çalışıyoruz.” Karadeniz Un Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Günhan Ulusoy’un sektörün en önemli sorununa dair tespiti kısa ve net: ‘Fabrikaların atıllığı.’ Veriler ortada: Yıllık üretim 15 milyon ton. İşleme kapasitesi ise 40 milyon ton. İşin garibi hal buyken dileyen istediği yere un fabrikası kurabiliyor. Ulusoy, “Kurulan her yeni un fabrikası, çalışan işletmelerimizin sorunlarını daha da büyütüyor. Bölge derneğimiz olarak, bu büyük sorunu çözebilmek için işbirlikleri, stratejik ortaklıklar gibi çözümler oluşturmaya çalışıyoruz. En önemlisi de, aramızdaki bu yoğun rekabete rağmen, diyaloglarımızı artırarak devam ettiriyoruz.” diye konuşuyor. Bu arada kamudan ve kamuoyundan destek beklediklerini de kaydediyor: “Sektörümüzden desteğini hiçbir zaman esirgemeyen, Tarım Bakanlığımız ve TMO başta olmak üzere, Ekonomi ve Sanayi bakanlıklarından da, atıl kapasite sorununa çözüm getirilmesi konusunda desteklerini bekliyoruz.”

UN İHRACATIMIZIN YÜZDE 20’Sİ KARADENİZ’DEN Peki, sektörün Karadeniz Bölge­ si’ndeki durumu ne halde? Ulusoy 42

ilk etapta şu bilgileri paylaşıyor: “Bölgemizde 141 adet un fabrikası bulunmakta. İç Anadolu’dan sonra, Karadeniz Bölgesi, Türkiye’de en çok un fabrikası bulunan bölgemizdir. Bölgemizin limanlara yakın konumu nedeniyle, bölge sanayicilerimiz sektörümüzde önemli ihracatçılar konumuna gelmişlerdir. Türkiye’nin dünya birincisi olduğu un ihracatının, yüzde 20’lik kısmını bölge sanayicilerimiz gerçekleştirmektedir. Ayrıca Samsun ilinden yapılan tüm ihracatın da yaklaşık yüzde 20’si, Samsun ili un sanayicileri tarafından gerçekleştirilmektedir.”

SAMSUN LİMANLARI BUĞDAY ÜSSÜ İkinci etaptaysa şunları: “Bölge ihracatçılarımız olduğu kadar, Türkiye genelindeki un ihracatçısı meslektaşlarımız da, ihraç edilen un karşılığı hak ettikleri, aynı miktardaki buğday ithalatlarının önemli bir kısmını, Samsun limanından yapmaktadırlar. Samsun limanının, önemli buğday tedarikçisi olan başta Rusya olmak üzere Karadeniz ülkelerine yakın konumu nedeniyle, 2012 yılında ülkemize ithal edilen 3,7 milyon ton buğdayın 1,5 milyon tonu, yani

yüzde 40’ı Samsun limanından ülkemize giriş yapmıştır. Özel limanların kurulması ve Samsun limanının 2010 yılında özelleştirilmesi sonucu, hizmet kalitesinin yükselmesi, Samsun limanlarını, buğday konusunda, Türkiye’nin en önde gelen limanları konumuna getirmiştir.”

Sayı 48 / Ekim 2013


Hatap Gıda Sanayİ Ve Tİcaret A.Ş (Çorum) Gıda Mühendİsİ İlknur Temİz

Ulusoy Un A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Ulusoy:

Kalİtesİz Buğdayın Etkİsİ Katkı Maddesİyle Kapatılıyor

Kaliteli Buğday İthalatındaki Artış Sürecek Karadeniz Bölgesi’nde buğday ekim alanı yoğun değil. Dolayısı ile Karadeniz Bölgesi’ndeki un sanayicisi limanlara bağlı olarak faaliyet sürdürüyor. Rusya ve Kazakistan başta olmak üzere bir ithalat söz konusu. İklimsel şartların uygun olması sonucu İç Anadolu Bölgemizde iyi buğday yetişmişse bu yörelerden de tedarikimiz oluyor. Tüm Bölgeler deki sanayicilerde sadece kendi bölgelerinde yetişen buğdayı kullanmıyorlar. Onlarda ithal buğday ile paçal yapıyorlar. Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği Buğday Unu Tebliği ile artık sanayici daha kaliteli ham maddeyi üretimde tercih etmek zorunda. Fabrikaların yeterli protein kalitesini yakalamasının yolu yüksek kaliteli ve protein değerine sahip buğdayı kullanmaktan geçer oldu. Ekmekteki kül yani kepek miktarı arttırıldığından dolayı ekmek yapımı zorlaştı. Dolayısı ile kaliteli hammaddeden imal edilmiş un kullanıcıların tercihine daha çok mazhar olacak ki ekmek yapımı başarılı olsun. Bu kalitede hammadde ülkemizde mevcut olmadığından ithalatımızda artış sürecek. Bildiğiniz gibi, buğday ithalatı, un ihracatı karşılığı birebir oranda yapılmaktadır. Bu bağlamda, un ihracatının önemi de daha net ortaya çıkmakta.

Sayı 48 / Ekim 2013

S

u an un sanayi sektörü sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Buğday unu tebliği, ülkemizde özellikle bu yıl kaliteli buğdayın olmayışı, dolar kurunun çok artması bütün bunlar bizim için zor bir döneme girilmesine neden oldu. Tarım ülkesi olmamıza karşın Türkiye’de ithal buğday kullanmadan un imal eden tek bir fabrikadan dahi söz edilemez. Üstelik yerli buğday ile ithal buğdayı yüzde 50 – yüzde 50 olacak şekilde karıştırır düzeye gelindi. Dünya ülkelerinde buğdaylar kaliteli iken bizim ülkemizde protein ve enerji değeri düşük buğdayların yetişiyor olması bizi ithalata bağımlı kılıyor. Buğdayın bu hale gelmesinde uygulanan yanlış tarım politikaları sorumludur. Ekim alanlarının yerleşim bölgesi haline gelmesi, miras yolu ile arazilerin bölünmesi, tohum ıslahının yetersiz ve çiftçi tarafından doğru uygulanamıyor olması bu işin başlıca nedenleri. Bir de önemli bir etken ülkemizdeki iklim şart-

larının uygun olmaması ile bu hale geldik. Diğer Karadeniz ülkelerindeki fiyatlar ve ürünün kalitesi bizi bu bölgeden özellikle Rusya, Kazakistan’dan buğday ithaline sevk ediyor. Çiftçilerimizin buğday fiyatlarından yüzünün gülmesi için öncelikle kaliteli buğday üretmesi gerekiyor. Herkes rekoltenin peşinde. Oysa rekolte yüksek ama kalite düşük. Bu durumda yine çiftçi istediği miktarda para kazanamıyor. Bizim ülkemizde bol miktarda yemlik buğday üretilmiş oluyor sonuçta. Bu gidişat karşısında tedbir alınmadığı takdirde ise yerli ve ithal buğday karışımından da vazgeçilerek tamamen ithal buğday işler hale geleceğiz. Zaten sadece yerli buğdaylar işleyerek un sanayinde katkı maddesi kullanımından kurtulmak mümkün değil. Hangi tebliği uygularsanız uygulayın kalitesiz buğdayın olumsuz etkilerinden kurtulmak için katkı maddesi gizli gizli olsa da kullanılacaktır sektörde.


Kapak

Taflan Un Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Keleş:

Tohum Konusunda Profesyonelleşmeliyiz Sektörümüzde başlıca sorun kapasite fazlalığı ve atıl yatırımlar. Bu konuda da çok fazla rekabet sektörü zorluyor. Ancak, kendini geliştiren ve teknoloji alt yapısını güçlü tutan firmalar ön plana çıkarak sıyrılmaya başladı. Kendini geliştiremeyenler ise kendiliğinden sektörün dışında kalmaya başladı. Atıl kapasite sorunu inanıyorum ki gelecekte kendiliğinden ortadan kalkacak. Çünkü daha kurumsal ve profesyonel firmalar pazara hakim olmaya başladı. Hammadde kalitesizliği sorununa değinirsek; ülkemiz bir

tarım ülkesi olmasına karşın kaliteli buğday yetiştiremiyoruz. Buğday alt yapısında tohum çok önemli. Bizim coğrafyamızda bölgelerin iklim koşulları birbirinden çok farklı. Bir günde dört mevsimi dahi yaşayabiliyoruz. Ancak Rusya, Kazakistan ve Sibirya gibi bölgelerde tek düze iklim koşulları ve birbirine çok yakın toprak özellikleri mevcut. Dolayısı ile tek bir çeşit tohum ile ülkenin tamamında verimli sonuç alınması sağlanıyor. Bu tohum tek tip olduğundan üzerinde çalışma yapılması daha kolay ve her yıl güncelleniyor. Oysa bizde bir tek

Unay Gıda Üretim Müdürü Ertekin Gümüş

İSTENİLEN KALİTEDE BUĞDAYA ERİŞMEDE ZORLUK YOK Karadeniz Bölge­ si’nde buğday üretimi yok denecek kadar az. Bundan ziyade Sam­sun Lima­ nı’nın özelliğinden dolayı bu bölgeyi ithal buğdaya yönlendiriyor. Bunun sadece kalite ile alakası da yok. Karadeniz’in karşı kıyılarından gelen buğday daha ucuz, üstelik daha kaliteli. Ülkemizde de kaliteli buğdayın olduğu bölgeler var ama maliyet yüksek. Zaten yerli ve ithal buğday karıştırılarak işleniyor. Karadeniz Bölgesi’nde bu karışım miktarı yarı yarıya olsa da diğer bölgelerde yüzde ithal, yüzde 70 yerli buğday şeklinde olur. Samsun ve çevresinde az ama kaliteli buğday yetişir. Çorum’da buğday çoktur fakat içinde her çeşit buğday vardır. Çok kalitesizde vardır, çok kaliteli de vardır. Sonuç olarak sektördeki her bir un sanayicisi hangi bölgede faaliyet gösterirse göstersin istediği kalitede buğdaya istediği miktarda ulaşmakta zorluk yaşamaz Türkiye’de. 44

tohum çeşidinin tüm bölgelerde iyi sonuç vermesi düşünülemez. Durum bu olunca tohum konusunda profesyonelleşemiyoruz. Karadeniz için buğdayı konuşursak Bafra ovası çok uygun bir ekim alanı. Ancak, Bafra Ovası’nda buğdaydan daha değerli ürünler var. Örneğin sebze ve pirinç gibi. Öte yandan Karadeniz Bölgesi’nin en büyük limanı Samsun’da ve kaliteli buğday üreticisi ülkelerden çıkan her buğday en uygun maliyet ile Samsun Limanına geliyor. Bu da Karadeniz un sanayicilerinin rekabet edebilirliğinin yegane unsuru.

Pak Un Yönetim Kurulu Başkanı İlkay Durgun:

YENİ UN FABRİKALARI ENGELLENMELİ

Türkiye’de iklim koşulları çiftçilerimizin buğday yetiştirme konusundaki eksikliklerden dolayı ithalata bağımlıyız. Özellikle son beş yıldır ithal buğday artan bir ivme ile kullanılıyor ülkemizde. Önemli bir ihracatçı konumdayız ülke olarak. Ancak, ne tamamen yerli ne de tamamen ithal buğday kullanıcısı değiliz. Birbiri ile dengeleyerek un imal etmekteyiz. Samsun Limanı’nda bu konuda ciddi avantaj sağlamaktadır. Yalnızca atıl kapasite konusunda devletin bir an önce harekete geçmesi ve en azından yeni un fabrikalarının kurulmasının önüne geçmesi gerekir.

Sayı 48 / Ekim 2013


Teksin Un Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Melih Tarhan

Buğdaylarımız Reşat Altınıydı, Bakıra Döndü Türkiye’de kalite düşüklüğü var. Kaliteli olan buğdayın da miktarı az. Konya yöresinden ziyade, Ankara’nın Polatlı İlçesi civarında kaliteli buğday üretilmekte. Biz Amasya Merzifon’da bulunan fabrikamız için 14 protein değerine sahip buğday yetiştiren Polatlı’dan buğday tedarik ediyoruz. Teksin Un olarak ekmeklik değil, baklavalık, böreklik un imal ettiğimizden protein değeri çok yüksek, enerjili buğday kullanmak durumundayız. Bunu Karadeniz Bölgesi’nden, Konya gibi bölgelerden elde edemiyoruz. İthal buğdayda ise 16 derece proteine sahip Sibirya buğdayını tercih ediyoruz.Bizim buğday yetiştiricilerimiz uyuyor. Ben 1945 yılından bu yana sektörün içerisindeyim. O yıllardaki buğdaylarımız Reşat altını idi. Şimdikiler ise ancak bakır olabilir.

Kozlu Gıda Misun Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kozlu

Kalİtelİ Buğday Yetİşen Ülkelere Yakınız

Buğday ithalatımız Türkiye’nin ekmeklik buğday ihracatına yönelik yapılmıyor. Un sanayicimizin yaptığı ihracattan doğan ithalat hakkı nedeniyle özellikle Rusya’dan Karadeniz ülkelerinden buğday ithalatı gerçekleştiriyoruz. Bunu da ağırlıklı olarak Karadeniz’deki un sanayicileri Samsun Limanı’ndan gerçekleştiriyoruz. Ülkemizde yetiştirilen buğday miktarı bizim ihtiyaçlarımızı karşılayacak düzeyde. Ama ithal ettiğimiz buğdayları da protein değerleri yüksek buğdaylar olarak gerçekleştiriyoruz. Bunun artısı da ülkemizdeki ekmeklik un kalitesinin artması oluyor. Çünkü iklimsel koşullardan dolayı kalitede ve protein değerlerinde bir düşüklük söz konusu buğdaylarımızda. Öte yandan kaliteli buğday yetişen ülkelere yakınız ve Samsun limanı üzerinden tedarik ediyoruz.

AKADEMİSYENLER NE DİYOR? Ondokuz Mayıs Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Faik Koca Karadeniz Bölgesi’nde üretim yapan un fabrikaları buğdayının önemli bir kısmını yurt içinden temin etmekte. Ancak un kalitesini artırmak amacıyla yurtdışından ithal edilen kaliteli buğdaylarda yerli buğdaylarla birlikte kullanılmaktadır. Bu buğdaylar ithal edilirken gerekli kontroller ilgili bakanlıklarca yapıldığı bilinmektedir. Dolayısıyla denetimi yapılan buğdayların sağlık açısından herhangi bir sakınca doğurması söz konusu değildir.

Ekmekte neler değİştİ Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği, Buğday Unu Tebliği, Ekmek ve Ekmek Çeşitleri Tebliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile 1 Temmuz 2013 tarihinden itibaren un ve ekmek üretiminde yeni bir dönem başladı. Buna göre, Türkiye ‘de ekmek sadece Buğday Unu Tebliği’nde tanımlanan özelliklere sahip kepek oranı yüksek Ekmeklik Buğday Unu ya da Tam Buğday Unundan imal edilebilecek. Ekmekteki kül miktarı (ekmekteki kepek oranı) da artırıldı. Son tebliğle ulaşımından dolaplardaki sunumuna dek ekmeğin satışına da önemli düzenlemeler getirildi. 30 Haziran 2013 tarih ve 28693 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği’ndeki değişiklikle de 18 adet gıda katkı maddesinin piyasaya ambalajsız arz edilebilen ekmek, kepekli ekmek, tam buğday unlu ekmek, tam buğday ekmeği ve ekşi hamur ekmeği, geleneksel ürünlerimizden pide ve bazlamada kullanılması yasaklandı. Fakat gıda enzimleri serbest. Sadece ‘hazır ambalajla’ piyasaya arz edilen ürünlerde bazı katkı maddelerine ruhsat var. Yine aynı şekilde ekmeklik buğday ununa E 300 (askorbik asit – C vitamini) dışında herhangi bir gıda katkı maddesi katılamayacak. Ekmekteki tuz oranı da yüzde 1,8’den yüzde 1,5’e düşürüldü.

Ülkemize gıda amaçlı olarak GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı) ürünlerin girişine ilgili mevzuat gereğince de müsaade edilmemektedir. Gerekli kontrollerin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yapıldığı bilinmektedir. Sayı 48 / Ekim 2013

45


Kent

ORDU İKİNCİ OSB’Yİ BEKLİYOR Ordu, 6’ncı bölge teşviklerinden yararlanabildiğinden yatırımcılar için çok cazip bir şehir. Mevcut Organize Sanayi Bölgesi’nde boş parsel kalmadı. Ordululara göre ikincisinin yolu Ankara’da sahnelenecek etkin lobiden geçiyor. Ordu’daki Organize Sanayi Bölgesi’ne (OSB) yapılan yatırımlar 6’ıncı böl­ ge teşvikleriyle destekleniyor. Müte­ şebbisler bu avantajın farkında. Sanayi parselleri dolu. İkinci OSB’ye ihtiyaç var. Ama ne yazık ki işler ‘elde olmayan sebeplerle!’ hızlıca yürü­ müyor. Mevcut sanayilerdeki ve Fatsa’da özellikle tekstil sektöründeki sirkülasyon memnuniyet verici. Gerek istihdam, gerekse üretim kapasitesi açısından Fatsa şimdiden Denizli örneğini akla getiriyor. Öyle ki burada fındıktan önce tekstil sahasında ‘İhtisas Organize Sanayi’ kurulması gündeme gelebilir. Bölgeye yatırım düşünenler boş sanayi parseli bulamıyor. Haliyle diğer alternatiflere yöneliyor. Etkin lobilerle konunun Ankara’da dillendirilmesini istiyor Ordulular. ORDU MERKEZ OSB 60 hektarlık alana konuşlanan Ordu Merkez Organize Sanayi Bölgesi, şehir merkezine 3 kilometre mesafede. 74 sanayi parseline sahip. Parsellerden 5’i kamulaştırma gerçekleşmediğinden atıl vaziyette. 63 parselde üretim sürüyor. 3 par46

sel inşaat halinde. 3 parsel ise proje aşamasında. Faal firmalarda yaklaşık 2400 kişi çalışıyor. Firmaların sektörel dağılımı şöyle: Gıda sanayi 33, dokuma ve giyim 3, orman sanayi 10, kâğıt sanayi 2, plastik sanayi 5, kimya sanayi 1, petrol ürünleri 3, pişmiş kil ve çimento gereçleri 3, tarım alet ve makinaları 7 ve diğer 2. 3 adet dokuma ve giyim, FATSA OSB Fatsa Organize Sanayi Bölgesi de ilçe merkezinin 3 kilometre uzağında. 50 hektarlık alanı kaplıyor. Sanayi parseli sayısı 30. 25’i tahsisli, 5’i boş. 14’ü üretimde, 3’ü inşaat halinde, 8’iyse proje merhalesinde. Çalışan işyerlerinde 1151 kişi istihdam edilmiş durumda. Tahsisli parseller ve sektörler: Gıda sanayi 4, tekstil ve dokuma sanayi 8, orman sanayi 2, toprak kil sanayi 3, metal sanayi 1, mermer sanayi 1, tarım makine ve alet sanayi 2, yapı malzemesi 2 ve diğer 2. ÜNYE OSB Ünye Organize Sanayi Bölgesi’ne ilişkin kamulaştırma faaliyetleri halen devam ediyor. Şimdiye dek bir bölümü kamulaştırılabildi. Sayı 48 / Ekim 2013


Say覺 48 / Ekim 2013

47


Gençlerdeki depresif haller kesinlikle göz ardı etmeyin. Çocuk Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Doç. Dr. Karabekiroğlu’nun uyarısı bir hayli mühim. Araştırmalara göre ergenlerdeki intihar girişimi sık­ lığı yüzde 3,5 ila 11 arasında seyrediyor. Örneğin İstanbul’daki lise öğrencilerinin yüzde 10’u en az bir kez kere buna teşebbüs ediyor. ABD’de 15-19 yaş dilimindekilerin intihara meyletme oranı son 25 yılda üç katına çıktı. Geçtiğimiz 30 yılda dünya genelindeki 15-24 yaş grubu ölümlerine bakıldığında, kendi canına kastın ilk sırada yer alıyor. Erkeklerin sayısı karşıt cinslerin­den üç kat fazla.

48

Sayı 48 / Ekim 2013


Doç. Dr. Karabekiroğlu, “Biyolojik ve psikososyal etkenler birbirleriyle etkileşerek depres­yon oluşumuna neden olurlar. Son yıllarda sayıları gittikçe artan genetik ve beyin görüntüleme araştırmaları genetik yatkınlığın ve nörobiyolojik değişkenlerin depresyon gelişimindeki ilişkisine çarpıcı kanıtlar ortaya koymaya başlamıştır. Ancak elde edilen ilişkiler neden-sonuç ilişkini yeterince açıklayamamaktadır” diyor. Fiziksel değişimler sonrası bedenini ve cinselliği keşfeden ergenler bu alanlarla ilgili sorunlar yaşayabilirler. Kişisel kimliğin kurulduğu bu dönemde ‘ben kimim?”, “hayatın anlamı ve amacı ne?’ gibi kritik sorulara yanıt aranmaktadır. Sosyal etkileşime azami seviyede açıklık söz konusudur. Toplumdaki rol ile öz benliğin dengelenme sürecidir ergenlik. Bütün bunlar meydana gelirken depresif hallerle de karşı karşıya kal­mak­tadırlar gençler. Ergenlerdeki depresyonda gün içinde birden fazla dalgalanmalar görülür. Birkaç saat çok keyifliyken son­ra­sında bambaşka haleti ruhiyeye bürünebilirler. Zaman zamanki iyilik vaziyetleri depresyonun fark edilmesini engelleyebilir. Dikkat eksikliği ile dürtü kontrol sorunlularda ve erkeklerde daha alevli geçer dönem. Okuldan ya da evden kaçmalara, riskli davranışlara, çalma vakıalarına ve suça karışmalara şahit olunabilir. Çocuk Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Doç. Dr. Koray Karabekir­oğ­lu’yla ergenlerde depres­ yon ve intihar eğilimlerini konuştuk.

DEPRESYONUN BELİRTİLERİ

-Ergenlerdeki depresyonun ne tür belirtileri vardır? Depresyonun; bir psikiyatrik tanı olan majör depresif bozukluğun en temel belirtisi üzüntü ve zevk alamama olarak belirtilebilir. Depresyonda pek çok ruhsal belirti ortaya çıkabilir: İsteksizlik, geleceğe umutsuz bakma, suçluluk duyguları, sosyal aktivitelere katılımda azalma, cinsel ilginin azalması, uyku ve iştah sorunları, değersizlik duyguları, halsizlik, dikkat orunları, karar verme güçlükleri, ölüm düşünceleri, intihar fikirleri vs… Ergenlerde görülen dep­ resyonda erişkinlerden daha farklı belirtiler ön planda olabilir. Örneğin sinirlilik, ders başarısında düşme, uyku ve iştah artışı, eleştirilere karşı aşırı tepkisellik, alınganlık, internete ya da televizyona aşırı bağlanma, özgüvende belirSayı 48 / Ekim 2013

gin düşüş ergen depresyonunda daha belirgin olabilir. Depresyon döneminde ergenin özellikle aile ve akran ilişkilerinde bozulmalar ortaya çıkar. Bu süreç uzadıkça olumsuz gelişmeler çökkün duygu durumu daha da şid­det­ lendirebilir ve depresyon daha ağır bir klinik tabloya bürünebilir. -Bu depresif haller nasıl ortaya çıkar? Özetle söylemek gerekirse biyolojik ve psikososyal etkenler birbirleriyle etki­ leşerek depresyon oluşumuna neden olurlar. Son yıllarda sayıları gittikçe artan genetik ve beyin görüntü­leme araştırmaları genetik yatkınlığın ve nörobiyolojik değişkenlerin depresyon gelişimindeki ilişkisine çarpıcı kanıtlar ortaya koymaya başlamıştır. Ancak elde edilen ilişkiler neden-sonuç ilişkini yeterince açıklayamamaktadır. Bazı biyolojik değişimler depresyon gelişimi için etken değil bu süreçte gözlenen bir sonuç olabilir. Öte yandan, psikososyal etkenler de biyolojik süreçleri etkileyebilir. Bu nedenlerle şu sonuca varılabilir: Her bir ruhsal sorunun gelişiminde biyolojik değişkenler - gerek etken gerek sonuç olarak - rol oynar. Biyolojik süreçler de - az ya da çok - psikososyal etkenlerden etkilenir. Depresyonla ilişkili biyolojik süreçleri araştıran çalışmaların önemli bir kısmı özellikle serotonin ve noradrenalin gibi sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan moleküllerin işlevlerine odaklanmıştır. Çoğu depresyon hastalarında beyin omurilik sıvısında serotoninin yıkım ürünü olan 5-hidroksi-indolo-asetik asit düzeylerinin düşük olarak bulunması serotonerjik işlevlerdeki azalma kura­ mını destekler. Öte yandan, depres­ yonda artış gösteren kortizol düzeyleri ve çok eskiden beri depresyona özgün bir test olarak kullanılan deksametazon supresyon testi depresyondaki hor­

monel sistemlerin etkilerine dair diğer kanıtları ortaya koyar.

BİRİNCİL TEDAVİ İLAÇ

-Teşhis tamam peki tedavi için neler söylüyorsunuz? Depresyon en sık görülen ve yaşamı en olumsuz şekilde etkileyebilen psikiyat­ rik bozukluklar arasında yer alır. Yaşam kalitesini belirgin ölçüde düşürür ve zaman zaman intihar düşüncelerine ve azalan öz bakım ve dikkat sorunlarına bağlı olarak ölüm riski belirgin olarak yükselir. Depresyon aynı zamanda toplumlar için de belirgin bir iş gücü kaybı oluş­ turması nedeniyle önemli bir ekonomik sorundur. Depresyon için çok sayıda tedavi yöntemi kullanılabilir ve bu tedavilere ayrılan bütçeler olduk­ça yüksektir. Gelişmiş toplumların hemen hepsinde depresyon tedavisin­de ilk sırada akla gelen seçenek antidep­resan ilaçların kullanımıdır. Yirminci yüzyılın ilk yarısından beri kullanılan trisiklik antidepresanların yerini günümüzde daha çok serotonin geri alım engelleyiciler almıştır. İlaç tedavilerinin dışında davranışçı tedavi yaklaşımları da sıklıkla kullanılır. Kişinin olumlu geribildirim almasını sağlayacak aktivi­telere katılması desteklenir. Bu amaçla bir davranış planı çıkarılıp, ödevler veri­lebilir. Öte yandan, davranışçı yöntemlerin bilişsel tedavi yaklaşımları ile de des­ teklenmesi gerekli olur. Bilişsel tedavi yöntemleri arasında psikoeğitim, olumsuz düşünce şemalarının ve oto­ma­tik düşüncelerin belirlenmesi ve değiş­ tirilmesine yönelik çalışılması yer alır. Ergenin problem çözme bece­rileri artırılır. Kişiler arası psikoterapi olarak adlandırılan terapi yaklaşımında da ö­zellikle bireyin ikili ilişkilerine odaklanılır. Tüm bu terapi yöntemlerinin eğitim almış, uzman kişilerce uygu­lanması gereklidir. 49


Sağlık

ONLARA NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ?

-Ebeveynler ve arkadaşları depresif gence ne gibi yöntemlerle yardımcı olabilirler? Onunla konuşun, ona sorular sorun, gerçekten onu dinleme isteğinizi gösterin. İntihar hakkında konuşarak onun intihar düşüncesini alevlendirebilirsiniz. Ancak konuşurken ders verirmiş gibi davranmayın. Öğütler, tavsiyeler, “senin yerinde olsam”, “ben senin yaşındayken” ile başlayan cümleler ergenin sizi dinlemesini engelleyebilir. Problemlerini asla hafife almayın, küçümseme ve espri konusu yapmayın. Dürüst olun. Onun hakkında endişeleniyorsanız, onunla paylaşın. Yalnız olmadığını bil­mesini sağlayın. Herkes zaman zaman üzgün ve depresif olabilir. Suçlu-suçsuz, haklıhaksız tartışmalarından kaçının. Bu tür tartışmalar suçluluk duyguları­nı ya da öfkeyi artırmaktan başka işe yaramaz. Depresyon hakkında doğru kaynaklardan bilgi edinin. Olası biyolo­jik ve psi­ kososyal riskleri, depresyondan korunma yollarını bilmek için -kaynağından emin olduğunuz- doğru kaynaklardan bilgi edinin. Onun yardım almasını sağlayın. Problemin geçip gitmesini beklemeyin. Üzgünlük geçse de “tek yol intihar” fikri devam edebilir. Problemler azaldıkça, intihar fikri ortadan kalktıkça, daha önce hissettiklerini küçümsemeyin, basitçe düzelmiş bir fikir olarak ele almayın.

İNTİHAR EĞİLİMİNİN İŞARETLERİ

-Bir ergende intihar riskinin yüksekliğini gösteren işaretler neler­dir? Şu durumlar intihar riskinin yüksek olduğunu işaret edebilir: Yoğun ve bir­ den çok depresif belirtinin varlığı. Yoğun düzeyde sosyal ortamlardan uzaklaş­ ma. İntihar, ümitsizlik ve çaresizlikten bahsetme. Saldırgan davranışlarda art­ ma. Risk alma davranışlarında artış. Sık sık kaza geçirme. Madde bağımlılığı. Negatif ve ölüm içerikli konulara odaklanma. Ölüm ve ölmekten bahsetme. Ağlamada yoğun artış veya duygusal dışavurumun azalması. Özel eşyalarını başkalarına verme. Ateşli silahlara kolay ulaşabilme. Gerçeği değerlendirmenin bozulması (psikotik belirtiler). Travma 50

ya da istismara maruz kalmış olma. Benlik değeri ve özgüvende düşüklük. Dürtü kontrol bozuklukları… -İntihar düşüncesindeki ergene yaklaş­mak isteyenler özellikle neye dikkat etmeli? Öncelikle şunları bilmeliyiz: Ergenlerde intihar; “kendine zarar verme ve ölüme neden olma yollarını düşünmeyi, kendine zarar verici eylemleri veya ölümü” kapsar. Ergenlerde intihar girişimleri­nin sıklığının yüzde 3,5 - 11 arasında olduğu bilinmektedir. İstanbul’da lise öğrencileri arasında, en az bir kez intihar girişiminde bulunma sıklığının yüzde 10 olduğu saptanmıştır. ABD’de son 25 yılda, 15-19 yaş arasındaki intihar oranı üç kat artmıştır. Son 30 yılda ise dünyanın hemen her yerinde 15-24 yaş grubundaki gençlerin ölüm nedenlerinde intihar ilk sırayı almaktadır. İntihar nedeniyle ölen erkeklerin sayısı kızlardan üç kat daha fazladır. İntihar etmeden önce sıklıkla kişiler kendilerini öldürme tehdidinde bulunurlar. Bu tehditler mutlaka ciddiye alınmalıdır. İntihar ederek ölmüş kişilerin büyük bir kısmı daha

önce de en az bir kez intihar girişiminde bulunmuştur. Ergenlerde intihar düşüncesi ile ilgili olarak şu noktalara dikkat etmek yararlı olacaktır: Çocuğunuza depresyonda olup olmadığını sormak, ona ölüm düşünceleri hakkında sorular sormak birilerinin onunla ilgilendiğini bilmesini sağlar, onun aklına ölüm fikirlerini sokmuş olmazsınız. Aksine olası problemleri konuşmak için fırsat sağlarsınız. Depresyon ve intihar düşüncesi teda­ vi edilebilir tıbbi bir durumdur ve ilk adımı çocuğunuzu dinlemekle başlar. Sonrasında mutlaka bir ergen psikiyatristinden yardım alınmalıdır. Bu yaklaşım ona sorunların çözümü ola­bileceği, birilerinin onunla ve onun sorunlarıyla ilgileneceği mesajını verir. Kişilik örüntüsündeki sorunlar, alkol-madde kullanımı, psikotik belirtiler, davranım bozukluğu ve şizofreni intihar riskini oldukça artırır. Tedavi sürecinde psikiyatr ek tanıları ve bireyin kişilik özelliklerini, zekâ düzeyini, koruyucu ve risk faktörlerini de hesaba katarak tedavi planı hazırlayacaktır. Sayı 48 / Ekim 2013


Köşe Yazısı Köşe Yazısı

Aydın Doğdu Aydın Doğdu Süper Lig Yolu, Çile Dolu Yol! +ROLJDQL]P Samsunspor, hedefini Süper Lig olarak oyun üstünlüğüyle birlikte 2-0 galip gele- zorda olsa 2-1 galip gelmeyi başarmıştı belirledikten sonra şehirde bir heyecan rek sahamızdaki ilk galibiyete imza atıyor- takım. uyanmış ve transferlerde kim olacağı duk. Deplasmanda Denizlispor karşısında konusu da merakla beklenir olmuştu. 1-0 mağlup iken ışıkların sönmesiyle bir İlk 7 hafta böyle geçti. Bu maçların birço7ŶŐŝůŝnjĐĞ ŬĞůŝŵĞ ŽůĂŶ ŚŽůŝŐĂŶŝnjŵ͖ ůŝ͘ ƵŶƵŶ ĚŦƔŦŶĚĂ ŵŶŝLJĞƚ LJĞƚŬŝůŝůĞƌŝ Transferlerin gecikmesi biraz olsun hayal sonraki ƚĞŬƐƵĕůƵŐƌƵƉůĂƌŵŦĚŦƌ͍ güne kalan maçta, rakibe sahayı ğunda hakem hatalarından ötürü ĚĞ puan Őƺƌƺůƚƺ ǀĞdar ŽůĂLJetmemize rağmen 2-0 geriye düştü- kayıplarımız ŽůĂLJŦŶLJĂƐĂůĕĞƌĕĞǀĞƐŝLJůĞŝůŐŝůŝŬŽŶĨĞƌĂŶƐͲ kırıklığı oluştursaƺŒƺŶůĞƌĚĞ da “nedenĕŽŬ olmasın?” damgasını vurdu. Özellikle ďŝƌ ĂŝůĞ ŝĕŝŶĚĞ ďƵůƵŶĂŶ ůĂƌ ǀĞƌĞďŝůŝƌ͘ LJŶŦ ƔĞŬŝůĚĞ dĂƌĂŌĂƌçıkan ŐƌƵƉͲ bu düşüncesi herkesinĕŦŬĂƌĂŶ hafızasında yer͞ŚŽůŝŐĂŶ͟ etmiş- ĂĚŦLJůĂ ğümüz dĂƌĂŌĂƌ maçı zorŐƌƵƉůĂƌŦŶŦŶ͕ da olsa 2-2’ye getirip 1 Boluspor maçında üst düzeye ĂŶŦůŦƌŵŦƔ͘ ,ŽůŝŐĂŶ ƐƂnjĐƺŒƺŶƺŶ ĂŶ- ŐĞŶĕůĞƌ ĚŽŒƌƵ ǀĞ ŝƐƚĞŶŝůĞŶ ƔĞŬŝůĚĞ LJƂŶ- ůĂƌŦŶŦŶĚĞƌŶĞŬůĞƌŝŶĚĞŬŝďĞŶnjĞƌŐĞŶĕůĞƌĞ ti. puanı hanemize yazdırıyorduk. hatalar, maalesef Gaziantep BB. maçında ůĂŵŦ͖ 'ŝƫŒŝ ŽƌƚĂŵŦ ĚĂŒŦƚĂŶ͕ ŝĕŬŝĐŝ͕ ůĞŶĚŝƌŝůĞŵĞnjƐĞ ƚĂďŝ Ŭŝ ĚŽŒĂů ŽůĂƌĂŬ Ŭŝŵŝ ĚĞLJƂŶĞůŝŬďƵŐƺƌƵLJŐƵůĂŵĂůĂƌLJĂƉŦůĂďŝůŝƌ͘ devamŚĞƉ etti.ĕŦŬĂƌ Verilmeyen penaltılar, ƔĂŵĂƚĂĐŦǀĞŚĂƔĂƌŦďŝƌŬĂƌĂŬƚĞƌ͟Ěŝƌ͘;ĞƐ- Ăƌƚ ŶŝLJĞƚůŝůĞƌŝŶ ŐƺĚƺŵƺŶĚĞ ŽůĂďŝůŝƌůĞƌ͘ dazĂƐĂůĂƌ͕ ĂŵĂ ǀŝĐĚĂŶĚĂ LJĞƌ Ăů-ikili Ligin başlamasına kısa bir süre kala hem Sahamızda oynadığımız ve zor geçeceği mücadelelerde aleyhimize verilen kararŬŝƐƂnjůƺŬ͘ĐŽŵͿ ŶĐĂŬ ďƵŶůĂƌŦŶ ƂŶƺŶĞ ŐĞĕŵĞŬ LJŝŶĞ ŽŶ- ŵĂnjƐĂ͕ LJĞƌŝŶŝ ďĂƔŬĂ LJĂƐĂůĂƌĂ ďŦƌĂŬŦƌ͘ Ekigho, hem de Umar’ın yanı sıra Adiloviç her halinden belli olan, Adana Demirspor lar^ŽŶ en ŐƺŶůĞƌĚĞ dikkati çeken hakemĚƺƔŵĞLJĞŶ͕ hatalarıydı. ůĂƌŦLJƂŶůĞŶĚŝƌĞŶůĞƌŝŶŵĂŚŝLJĞƚůĞƌŝǀĞĞĚŝŶŐƺŶĚĞŵĚĞŶ &ƵƚďŽůůŝƚĞƌĂƚƺƌƺŶĞ͕7ŶŐŝůŝnjůĞƌŝŶŚĞŵŬĞŶŬĂƌĂŬƚĞƌ LJƌŦĐĂ Ğŵ- Yönetimin, ͞ůĞŬƚƌŽŶŝŬŝůĞƚ͟ƵLJŐƵůĂŵĂƐŦĚĂ͕ƔĂŚƐĞŶ transferleri takımın bir anda havasını maçındaĚŝŬůĞƌŝ iki sefer yenikƂnjĞůůŝŬůĞƌŝĚŝƌ͘ duruma düşmekbu konuda sessiz kalmayacaŶŝLJĞƚ LJĞƚŬŝůŝůĞƌŝŶĐĞ ĚĞ ƐƺƌĞŬůŝ ĚĞŶĞƟŵĞ ğını ŵĞƌĂŬ ĞƫŒŝŵ ďŝƌ ƵLJŐƵůĂŵĂĚŦƌ͘  Ƶbu değiştirmişti. ĚŝƺůŬĞŵĂĕůĂƌŦŶĚĂŚĞŵĚĞŐŝƫŬůĞƌŝƺůŬĞͲ Zaten mücadele gücü yük- ten kurtulamadık. Maç tıpkı Denizlispor umuyorum. Çünkü son üç yılda ůĞƌĚĞŬŝ ŵĂĕůĂƌĚĂ LJĂƉƨŬůĂƌŦ ǀĞ ĕŦŬĂƌƚƚĂďŝƚƵƚƵůŵĂůĂƌŦǀĞŬŽŶƚƌŽůĂůƨŶĚĂŽůŵĂƵLJŐƵůĂŵĂLJŦ ƚĞŽƌŝ ŽůĂƌĂŬ ĚĞƐƚĞŬůĞŵĞŬůĞ sek oyuncuların olmasının yanında bir maçında olduğu gibi 2-2 bitiyor ve puan- tür kararlar takımımız bir hayli sıkıntıya ƨŬůĂƌŦŽůĂLJůĂƌůĂĂŶŦůŵŦƔǀĞďƵŶƵŶƺnjĞƌŝŶĞ ůĂƌŦ ĚĂ ďŝƌ ďĂƔŬĂ ĚŝŬŬĂƚ ĞĚŝůŵĞƐŝ ŐĞƌĞŶ ďĞƌĂďĞƌ͕ ƉƌĂƟŬƚĞ ƵLJŐƵůĂŵĂƐŦŶŦŶ ĕŽŬƚĂ de hızlı oyuncularla ve teknik kapasitesi lar paylaşılıyordu. Hedeflenen 3 puan düşürdüğü gibi Süper Ligden düştüğüĚĞ LJŝŶĞ ŬĞŶĚŝ ƺůŬĞ ƚĞƌŝŵŝ ŽůĂŶ ͞ŚŽůŝŐĂͲ ƵŶƐƵƌĚƵƌ͘ ŬŽůĂLJŽůŵĂLJĂĐĂŒŦŶŦ ĚƺƔƺŶƺLJŽƌƵŵ͘ŝŒĞƌ yüksek olan bu oyuncuların performansı olmayınca biraz moraller bozulmuş ve müz son maçta herkesin hafızasında. Ŷŝnjŵ͟ĨƵƚďŽůǀĞƐƉŽƌƚĞƌƂƌƺŶĚĞĚĞLJĞƌŝŶŝ ƚĂƌĂŌĂŶ ͞^ƉŽƌ ^ĂǀĐŦůŦŒŦ͊͟ ĚĂ LJŝŶĞ ŵĞƌĂŬ da merak ediliyordu. telafi için gidilen Boluspor deplasmanınĂůŵŦƔďƵůƵŶƵLJŽƌ͘ dƺŵ ďƵŶůĂƌŦŶ ĚŦƔŦŶĚĂ ďŝƌĞLJƐĞů ĂŶůĂŵ- ĞƫŒŝŵ ƵLJŐƵůĂŵĂůĂƌĚĂŶ͘ ƺŶŬƺ ĞŒĞƌ ďƵ da da hakemin de etkisiyle 1-0 mağlup Takım oyunu anlamında ciddi ĂůŦŶŵĂnj sıkıntılarıĚĂ ĚĂ ƐƚĂƚůĂƌĚĂ ŐƂƌŵĞŬ ŝƐƚĞŵĞĚŝŒŝŵŝnj ƚƺƌ ƵLJŐƵůĂŵĂůĂƌĚĂŶ ĚĂ ƐŽŶƵĕ LJƌŦĐĂ ŚĞƌŬĞƐŝŶ ŚĂůĞŶolan ŚĂķnjĂƐŦŶĚĂ ŽůĂLJůĂƌŦ ŚĂůŝ ŚĂnjŦƌĚĂ LJĂƔĂŵĂLJĂ ĚĞǀĂŵ mız ŝƐĞbulunmakta. ŽůĂLJŦŶ ǀĂŚĂŵĞƟ ƐĂLJŵĂŬůĂ ďŝƚŵĞnj İçlerinden Adiloviç’in, ilk maçı olarak sahadan ayrılıyorduk. Henüz oturmuş bir sisĂůĂŶ͖ 'ĂůĂƚĂƐĂƌĂLJ͛ŦŶ͕ ŝůĞ ĞĚŝLJŽƌƵnj͘DĂĂůĞƐĞĨŚĞƌƚƺƌůƺŵĂĕĂĚĞƚĂ tem ŚĂůĚĞĚŝƌ ĚĞŵĞŬƟƌ͘ ƺƔƺŶƺŶ ŵĂĕůĂƌĚĂŬŝ Denizlispor LJĞƌ maçında sakatlanması >͘hŶŝƚĞĚ bir yok. Kalpar Hoca, bunun farkındadır ďŝƌ ƐĂǀĂƔĂ ŚĂnjŦƌůĂŶŦLJŽƌŵƵƔ Őŝďŝ ŚĂnjŦƌůĂ- muhakkak. ŽůĂLJůĂƌŦŶŽƚĂůĂŶ^ĂLJŦŶ^ĂǀĐŦŵŦnj͕ƐŽŶƌĂŬŝ oyuncu için ŽLJŶĂĚŦŒŦǀƌƵƉĂ<ƵƉĂůĂƌŦŶĚĂŬŝŵĂĕƚĂĚĂ en talihsiz olaydır. Nitekim Artık hedef konusunda endişeler başlamış Bunda takımdaki sakatlıklaLJŝŶĞ ŚŽůŝŐĂŶůĂƌ ďĂƔƌŽůƺ ŽLJŶĂŵŦƔ͘ ŦŬĂŶ ŶĂŶůĂƌǀĂƌƺůŬĞŵŝnjĚĞ͘ŝŒĞƌƚĂƌĂŌĂŶĨƵƚ- ŐƺŶ ŽŶůĂƌĐĂ ŝŶƐĂŶŦŶ ŚĂLJĂƨŶŦ ĞƚŬŝůĞLJĞďŝIşıkların sönmesinden dolayı bir gün ve takımada ciddi eleştiriler geliyordu. rında etkisinin olduğunu düşünüyorum. ŽůĂLJůĂƌƐŽŶƵĐƵ͕Ϯ7ŶŐŝůŝnjƂůŵƺƔďŝƌŝŬŝƐŝĚĞ ďŽůƚĂďŝƌŝŶŝ ďŝƌƺƐƚƺŶůƺŬŐŝďŝŬĂƌƔŦƚĂƌĂĨĂ ůĞĐĞŬ͊ sonra oynatılan oyunun ŶĐĂŬ son 30 dakikaÖzellikleĞnjŝĐŝůŝŬŐŝďŝŐƂƐƚĞƌŵĞLJĞĕĂůŦƔĂŶŬŝƔŝůĞƌŝƐĞ Ekigho’nun sakatlığı skor üret- Diğer taraftan olabilecek sakatlıklara karşı LJĂƌĂůĂŶŵŦƔƨ͘ ŽůĂLJ LJŝŶĞ ƺůŬĞŵŝnjŝŶ sında görev ŽůƵŵƐƵnj yaptıktan sonraLJĂnjŦůŵŦƔ 3-4 hafta me sıkıntıĞŶ yaşamamıza kulübesinin deŐĞƌĞŬŝƌ zenginleşmesi ŚĂŶĞƐŝŶĞ ǀĞ ŝnjůĞƌŝ LJŦů-konusunda ŽůĂLJůĂƌŦŶ ciddi ĕŦŬŵĂƐŦŶĚĂ ďƺLJƺŬ ĞƚŬĞŶ͘ yedek dƺŵ ŚĞƌŬĞƐŝŶ ďŝůŵĞƐŝ Ŭŝ ͞ŵĂĕůĂƌ ve sürecek bir ůĂƌ sakatlıkla karşıyaydı. etkendi.ƵŶůĂƌŦŶ Forvet hattında da ciddiŽůĚƵŒƵ manada derinliğinin oluşması anlamında LJŦůŦ ŚĂůĞŶkarşı ƐƺƌŵĞŬƚĞĚŝƌ͘ ,Ğƌ ŽLJŶĂŶĂŶ ͞ŐƂnjůĞƌŝ ŬĂƉĂůŦ͊͟ ŬĂĚĂƌ takım ŬŝŵŝůĞƌŝŶŝŶ ĚĞƔĂƌũ ŽůŵĂ LJĞƌŝ ĚĞŒŝůĚŝƌ͊͟ 7ŶŐŝůŝnj ƚĂŬŦŵůĂƌŦLJůĂ ǀĞƚLJĂŶůŦƔŽŬƵŵĂĚŦŶŦnj͊ĞŶŝŵƐŦŬĕĂŬƺĨƺƌ Aynı zamanda Ekigho’nun da ŵĂĕůĂƌĚĂ͕ bu maçtaŐƺŶĚĞŵĞ boşluk ͞ŐƂŶƺůůĞƌŝĚĞŬĂƉĂůŦ͊͟ŽůƵŶĐĂŽƌƚĂLJĂ,Žůŝoluşmuş, Haluk iyi niyetine rağ- ikinci yarı için şimdiden oyuncu arayışlaĞĚĞŶůĞƌŝ ƵLJĂƌŦƌŬĞŶ ĚƵLJĚƵŒƵŵ ŬĂƌƔŦůŦŬ- zor sakatlanması ŐĞƟƌŝůĞƌĞŬĂĐŦůĂƌƚĂnjĞůĞŶŵĞŬƚĞĚŝƌ͘ bir takıma vurulabilecek en men buŐĂŶŝnjŵĕŦŬŦLJŽƌ͘ fırsatı yeterince değerlendireme- rında olunması gerekir. İsim vermek ƨƌ ďƵŶůĂƌ͘ KůĂLJůĂƌŦŶ ƂŶƺŶĞ ŐĞĕŵĞŶŝŶ büyük darbeydi; Bunu da Denizlisporlu mişti. Yeni transferlerden Arif ise maçtan ama Sivasspor’dan Abdülkadir’in muhakmůŬĞŵŝnjĚĞ͕ LJŦůůĂƌ LJŦůŦ ďŝƚŵĞŬ ďŝůŵĞLJĞŶ ĞůŬŝ ĚĞ ƚĞŬƌĂƌĚĂŶ Ɛŝů ďĂƔƚĂŶ ĞůĞ ĂůŦŶ- ĞŶ ƂŶĞŵůŝ ǀĞ ŐƂnjĂƌĚŦ ĞĚŝůŵĞŵĞƐŝ ŐĞƌĞͲ oyuncular başarmıştı. maça performansı değişmesine bu takıma kazandırılması gerekir. ƔĞŬŝůĚĞŚĂůĞŶĚĞǀĂŵĞƚŵĞŬƚĞŽůĂŶŽůĂLJŵĂƐŦ ŐĞƌĞŬĞŶ ͞ƚĂƌĂŌĂƌůŦŬ͟ rağmen ŬĂǀƌĂŵŦLJůĂ kak ŬĞŶďŝƌďĂƔŬĂLJƂŶƺĚƺƌďƵƚƺƌŚĂĚŝƐĞůĞƌ͘ takıma ümit ŶĞĚĞŶverůĂƌ ŝƐĞ ďŝƌ ƚƺƌůƺ ƂŶůĞŶĞŵĞŵŝƔƟƌ͘ilerleyen ,Ğƌ ďƵhaftalar ŽůŐƵŶƵŶ için ƐŽƐLJĂů ǀĞ ƚŽƉůƵŵƐĂů İlk maça dönecek alınan 3 galibiyet 2 beraberlik 2 ŶĞ LJĂƐĂolursak. ĕŦŬĂƌŦůŦƌƐĂSahamızda ĕŦŬĂƌŦůƐŦŶ͕ ƚƺŵmişti. ĐĂLJ- ůĞƌŝ ƺnjĞƌŝŶĚĞ ĚƵƌƵůŵĂůŦ͘ ,ĂƩĂ ŽŬƵůĚĂŬŝ 7 Maçta ƺŶŬƺŚŝĕƚĞLJĂĚƐŦŶĂŵĂnjƔĞŬŝůĚĞŵĂĕůĂƌĂ ĚŦƌŦĐŦůŦŬůĂƌĂƌĂŒŵĞŶ͕ŝƐƚĞŶĞŶǀĞďĞŬůĞŶĞŶ ͞ĞĚĞŶ ŒŝƟŵŝ ĞƌƐůĞƌŝŶĚĞ͟ ƚĞŬƌĂƌĚĂŶ͕ mağlubiyetle ŬƺĨƺƌ ĞƚŵĞŬelde ǀĞ ƐƚƌĞƐŝŶŝ ŝĕŝŶ geçen ŐĞoynanan İstanbul BB. maçında, iyi mücaedilenĂƚŵĂŬ 11 Puan ͞^ƉŽƌ <ĂƌĚĞƔůŝŬƟƌ͊͟ ŽůŐƵƐƵŶĂ ƚƺƌůƺ ƐƉŽƌ ŚĂƌĞŬĞƚůĞƌŝŶŝŶ LJĂŶŦŶĚĂ͕moralini ďƵ ŬŽŶƵĚĂ yıla ůĞŶůĞƌ ǀĂƌ͘oldukça KLJƐĂ ŵĂĕůĂƌŦŶ ĚĞ dele ve yüksek konsantrasyonda oyna-ďŝƌ Kaybedilen puanlar herkesin kıyasla, başarılıŝnjůĞŶŵĞƐŝ bir görünüm ĞƌŝƔŝůĞŵĞŵŝƔƟƌ͘ ƵŶĚĂŬŝ ƚĞŵĞů ďĞůůŝďŝƌŬƺůƚƺƌĕĞƌĕĞǀĞƐŝŶĚĞǀĞƚŽƉůƵŵƵnan ve ne olursa olsun kaybetmeme ola- ƉƌŽďůĞŵ bozmuşĚĂĚĞƌƐůĞƌLJĂƉŦůŵĂůŦǀĞŐĞƌĞŬŝƌƐĞďƵĚĞƌƐͲ ve Gaziantep BB. maçının önemi olsa da futboldaki “dün dündür, bugün ŝƐĞƂnjĞůůŝŬůĞŬƵůƺƉůĞƌŝŶŚĞƌĚĂŝŵĚĞƐƚĞŬĕŝ- ůĞƌĞ ŚĞŵ ƉƐŝŬŽůŽŐůĂƌ ŚĞŵ ĚĞ ƐƉŽƌĐƵůĂƌ ŵƵnjƵŶƂnjƺŶĞLJƂŶĞůŝŬŽůŵĂůŦĚŦƌ͘^ĂŶŦŵŦŵ rak belirlenen oyun planı tam tutacakken, de kat be kat artmıştı. Hedeflenen Süper bugündür!” gerçeği bize bu yılın daha Ɛŝ ƚĂƌĂŌĂƌ ŐƌƵƉůĂƌŦ ŐƂƐƚĞƌŝůŵŝƔƟƌ͘ KLJƐĂ ĕĂŒƌŦůĂƌĂŬ ŬŽŶƵLJůĂ ŝůŐŝůŝ ĚĞƌƐůĞƌ ǀĞƌŝůŵĞ- ďƵŶƵLJĂƉŵĂŬĚĂŚĂŬŽůĂLJĚŦƌ͘ 90+5 de yenen golle lige mağlup başla- Lig yolunda üst sıralardan kopmamak farklı ve hedefe varma anlamında daha mak durumunda kalıyorduk. anlamında çok kritik maça çıkılmıştı. çok mücadele edilmesi gerekliliğini gös54 Sayı 40 / Şubat 2013 Rakip bize göre daha rahattı. Onlar ligin teriyor. Maçın sonunda yenen bu gol, moralleri sükse takımı Balıkesirspor’u kendi sahalabozmuştu. Çünkü Süper Lig kadrosunun rında yenik duruma düşmelerine rağmen, Süper Lig yolu, hakikaten çileli ve zorlu bir çoğunu muhafaza eden rakip karşısın- 2-1 galip gelmeyi başarmışlardı. yoldur. Bunu başarmak dile kolay! Ama da iyi bir mücadele örneği verilmişti. 2. hakikaten bu yıl son 7-8 yılın en zorlu ligi Maçta ise Tavşanlı Linyit’i, maçın yıldızı Böylesi kritik maçta yine önemli oyun- olacağı görünüyor. Şampiyonun belki de Ekigho’nun büyük katkısıyla net bir skor- culardan yoksunduk. Maç kazanılması son maçlara kalacağı ve çok kısa puan la 3-0 yenip ligdeki ilk galibiyeti rakip gerekliydi oysa. Bu durumda sürpriz gol- aralıklarıyla play-off’a kalan takımların sahada almayı başarıyorduk. Sahamızda cülere ihtiyaç olacaktı. Nitekim öyle oldu! belirleneceği bir lig bizleri bekliyor. bu sefer ligin vasat takımlarından Defanstan Murat Akyüz ve orta alandan Fethiyespor’u ağırlıyor ve rakip karşısında da Erdem’in golleriyle önemli bir maçı

ø

52

Sayı 48 / Ekim 2013


Say覺 48 / Ekim 2013

53


Spor

3’üncü defa Doğu Karadeniz’e gelen Rıza Çalımbay:

RiZE BENiM iÇiN ÇOK FARKLI BiR SEHiR Yönetim 3 yıl istemesine rağmen Rize’yle bir yıllığına anlaşan Rıza Çalımbay bir yere 6 aylığına da gitse alt yapıya çok önem verdiğini vurguluyor: “Kısa da olsa uzun da olsa bu süre içinde altyapı için elimden ne geliyorsa yaparım. Fakat Rize’de şuan altyapı diye bir şey yok. Oyuncu kadrosu var ama tesis anlamında, eğitim anlamında ve futbolcuların daha iyi gelişmesi anlamında bir şey yok.” Rıza Çalımbay. Nam-ı diğer Atom Karınca. Beşiktaş’ın unutulmaz kaptanı. Futbola Siyah-Beyazlı takımın altyapısında başladı. 1980-1981 sezonunda A takım kadrosuna yükseldi ve yıllarca vazgeçilmez oyuncular arasında yer aldı. Yalnızca Kara Kartallarda top koşturdu. 16 sezonda 494 lig maçına çıktı. Süper Lig tarihinde Beşiktaş formasın en fazla o giydi. Siyah-Beyaz ekiple 6 lig, 3 Türkiye Kupası, 4 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 1 Başbakanlık Kupası ve 6 TSYD Kupası kazandı. 1996 Temmuz ayında jübilesini yaptı. Teknik Direktörlük kariyerinin ilk durağı Türkiye U21 takımı idi. Ardından sırasıyla Göztepe, Denizlispor, Ankaragücü, Çaykur Rizespor, Beşiktaş, Ankaraspor, Çaykur Rizespor (2. dönem), Eski­ şehirspor ve Sivasspor’u çalıştırdı. Bu sezon Mustafa Denizli’den boşalan Çaykur Rizespor Teknik Direktörlüğüne getirildi. Rize’ye hiç de yabancı değil. Zira 3’üncü defa burada. Çalımbay’la 54

şehri, hedeflerini, Karadeniz futbolunu, alt yapıları ve kadın futboluna bakış açısını konuştuk. -Çaykur Rizespor’a üçüncü gelişiniz. Yeniden tercih edilmenizi neye bağlıyorsunuz? Rize’ye ilk geldiğimde çok iyi grafik çizmiştik. Sonra Beşiktaş’tan bir teklif geldi. Tabi bu teklifi kabul edip etmemek bana bağlı bir şey değildi. Beşiktaş’a Rizespor yönetimi bırakırsa ancak gelirim’ dedim. İzin verdiler Beşiktaş’a gittim. Aradan 3 sene geçti tekrar Rize’ye geldim. Bu sefer takım düşme potasındaydı. Takımı düşmekten kurtardık. Yani iki dönemde de çok iyi geçti. Ama iki dönemi toplasak hepsi bir yıl yapıyor. Şimdi tekrar göreve geldik. Ben burayı çok seviyorum. Rize benim için çok farklı bir şehir. Karadeniz özel bir yer. Şuanda iyi bir çalışma ortamımız var. Ligde de iyi gidiyoruz.

İLK 10’UN NERESİNDE OLURUZ BİLEMİYORUZ

-Rizespor ligde başarılı sonuçlar alıyor? İlk beş ve Avrupa hedefiniz var mı? Avrupa için konuşmak daha çok erken. Henüz ligin başındayız. Ayağımızın üzerinde sağlam şekilde durmamız gerekiyor. Şuan iyi gidiyoruz ama yarın ne olacağı belli değil. Bizim hedefimiz ilk 10 içinde kalmak. İlk 10’un neresinde oluruz bilemiyoruz. Ama şuan ki durumumuz iyi. İstikrarımızı devam ettirmemiz gerekiyor. Bundan sonra daha zor karşılaşmalarımız olacak. Maç kazanırken hatalarımızı telafi etmemiz gerekiyor. Bunları yapmazsak sonunu getirmemiz zor olur. Takım olarak bunun bilincindeyiz. İnşallah sonunu getireceğiz. -Rizelinin futbola bakışı, taraftarla diyaloğunuz nasıl? Taraftarla yönetim anlamında inanılmaz bir kopukluk var. Futbol takımıyla ilgili iyi şeyler oluyor fakat yönetimle taraftar Sayı 48 / Ekim 2013


Çaykur Rizespor Teknik Direktörü Çalımbay, “Bir oyuncuya 10 milyon Euro vereceğine 8 milyon vereceksin. Geriye kalan 2 milyonunu altyapıya ayıracaksın.” diyor. anlamında bir kopukluk var. Bu bağı sağladığımız zaman çok iyi şeyler olacak.

YÖNETİM 3 YIL İSTEDİ BİR YILLIĞINA ANLAŞTIM

-Rize’deki hedefleriniz nelerdir? Takımla şuan 1 yıllık sözleşmem var. Yönetimimiz 3 yıllık istedi ben bir yıl yaptırdım. 3-5 yıl sözleşmelere inanmıyorum. Benim düşüncem bir yıl sonunda iki tarafta memnunsa devam ederiz. Memnun değilse yollarımızı ayırırız. Ben bir yere 6 aylık dahi gelsem kesinlikle altyapıya önem veririm. Bunun için süre pek önemli değil. Kısa da olsa uzun da olsa bu süre içinde altyapı için elimden ne geliyorsa yaparım. Fakat Rize’de şuan altyapı diye bir şey yok. Oyuncu kadrosu var ama tesis anlamında, eğitim anlamında ve futbolcuların daha iyi gelişmesi anlamında bir şey yok.

EN ÇOK KARADENİZ VE EGE’DEN OYUNCU ÇIKARIYORDUK

-Karadeniz futbolu hakkında ne düşünüyorsunuz? Karadeniz futbolu inişli çıkışlı bir grafiğe sahip. Bu da tamamen altyapıdan kaynaklanıyor. Alttan oyuncu çıkarmayınca iş maddiyata dönüşüyor. Transferlere çok para harcanıyor. Bu harcanan paralar ödenmiyor. Ödenmeyince de kulüp çıkmaza giriyor. Bu çıkmaz sonucunda küme düşüyor ya da daha kötü günler yaşıyor. Takımlar plansız programsız gidiyor. Yoksa Karadeniz’in futbol potansiyeli bana göre Türkiye’nin en iyi olan yerlerden biri. Belki de birincisi. Milli takımda çalıştığım dönemde her yeri bölge bölge inceliyorduk. En çok Karadeniz ve Ege’den oyuncu çıkarıyorduk. Burada her şey var ama plan program yok. Maalesef herkes günlük düşünce içinde. Bu da sizi bir yere kadar götürüyor. -Hem Karadeniz’de hem de Türkiye genelinde futbolun gelişmesi için neler yapılmalı? Karadeniz futbolunun kalkınmasına en iyi örnek ise geçmişteki Trabzon’dur. Trabzon zamanında nasıl şampiyon oldu? Baktığımızda oyuncuların yüzde 90’ı Trabzonluydu. Yani İskender hariç takımın geri kalanı Trabzonluydu. Hepsi altyapıdan gelmiş oyunculardı. Şimdi altyapıya önem vererek aynısını yapabilirler. Bir oyuncuya 10 milyon Euro vereceğine 8 milyon vereceksin. Geriye kalan 2 milyonunu altyapıya ayıracaksın. Buraya her türlü eğitim, araç, gereç, antrenör, fizyoSayı 48 / Ekim 2013

55


Spor

Çalımbay: “Başarının sırrı nerede olursanız olun işinizi sevmenizdir. İş disiplinidir.” terapistinden tutunda beslenme uzmanına kadar hepsinden koymanız gerekiyor. Karadeniz insanı futbolu çok seven insanlardır. Size bir örnek veriyim; başka şehirlerde hazırlık maçı yapmak için takım bulma sıkıntısı yaşıyoruz. Burada her yerde takım var. Ama yönetilemeyince sonuç bu şekilde oluyor. Başarısızlıklar yöneticilerin suçu. Yöneticiler gerekli önemi vermedikleri, imkanı sağlamadıkları ve günlük düşündükleri için gelmiyor başarı.

BAŞARIMIN SIRRI İŞİMİ SEVMEM VE DİSİPLİN

-Futbolculuk kariyerinizdeki başarı ve istikrarınızı teknik adamlığa da taşıdınız. Başarınızın sırrı nedir? Başarının sırrı nerede olursanız olun işinizi sevmenizdir. İş disiplinidir. Oyuncu bazında bakarsak başarılı olmak istiyorlarsa çok çalışmaları gerekiyor. Oynasalar da oynamasalar da. Yani antrenmanı da maç gibi yapması gerekiyor. Biz bunu oyunculara bir türlü anlatamıyoruz. Antrenman o kadar önemli ki, buradaki çalışmalarınla maça gidiyorsun. O yüzden oyuncunun işini sevmesi ve iş ahlakı olması gerekiyor. Sevdikten sonra hedefi de varsa başarılı olmaması için hiçbir neden yok. Rize bu konuda ideal bir yer. Futbolunu oynar başarılı olursun. Ama buradaki sıkıntı, altyapı diye bir şey maalesef yok. Ne bir tesis var ne başka bir şey. -Yabancı kısıtlamasına katılıyor musunuz? İstediğin kadar yabancı kısıtlaması yap alttan oyuncu gelmezse bir işe yaramaz ki. Sen o zaman altyapıya çok önem vereceksin. Tesisi, kalacağı yeri, sahalarını ve oyuncuların daha iyi yetişmesi için gerekli tüm her şeyi yapacaksın. Bunu yapmazsan eğer yabancı oyucuyu hep yasaklasan ne olacak oyuncu çıkmadıktan sonra.

BENİM DÖNEMİMDE MİLLİ TAKIM TECRÜBESİZDİ

-Milli takımda başarı çıtası 90’lı yılların ortalarından sonra artmaya başladı. Sizin döneminizde değerli futbolcular olmasına rağmen neden başarı gelmiyordu? Sepp Piontek’in gelmesiyle bizim dönemimizde de milli takım önemli sonuçlar aldı. Tabi ki ondan sonra Türk futbolu çok başarılı oldu. Aslında o zaman bizim tek eksiğimiz tecrübesizlikti. Çok az milli maç oynuyorduk. Şimdi oyuncuya soruyorum kaç kere milli oldun. 120 kere genç milli olmuş. Ben genç milli takımda sadece 6 kere oynadım. Düşünün aradaki farkı. -Türkiye’de kadın futbolunun ilerlemesi mümkün mü? Kafa yapılarını değiştirmezsek Türkiye’de kadın futbolunun ileri gitme şansı yok. Oynamak isteyen çok bayan arkadaşımız var. Onların önünü açmak gerekiyor. Ama bence buna öncülük etmesi gereken Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray gibi köklü camialardır. 56

Sayı 48 / Ekim 2013


Say覺 48 / Ekim 2013

57


EL BİLEĞİNDEN ANJİYOGRAFİ Hasta Konforunu ArtIrIyor Opr. Dr. Recep Asiltürk Opr. Dr. Muhittin Gündoğdu

“Kalp damar hastalıklarının teşhisinde koroner anjiyografi, hâlâ altın standart olarak kullanılan bir yöntemdir. Bu tanı yöntemi genellikle ‘femoral arter’ olarak adlandırılan kasık bölgesindeki bir atar damardan gerçekleştirilmektedir. Radiyalanjiyografi ise el bileğinde bulunan radial arter olarak adlandırılan ince bir atar damardan gerçekleştirilmektedir. Bu yolun üstünlükleri popülaritesini artırmış ve dünyada her geçen gün artan sıklıkta kullanılmaya başlanmıştır.” “El bileğinden koroner anjiyografi, çok daha ince bir damardan gerçekleştirilmesi nedeniyle işlem sonrası kasıktan yapılan işleme göre, işlem yerinde kanama, damarda oluşabilecek balonlaşma gibi giriş yerine bağlı komplikasyonlar çok daha nadir gözlenmektedir. Sözü edilen giriş yerine bağlı komplikasyonlar balon ve stent işlemleri sonrası tanısal koroner anjiyografiye kıyasla çok daha sık gözlenmektedir. Bu nedenle el bileğinden balon ve stent uygulamaları son yıllarda sık olarak kullanılmaya başlanmıştır “El bileğinden anjiyografinin diğer önemli bir avantajı da hasta konforunu artırmasıdır. Kasıktan yapılan koroner anjiyografi işleminden sonra hastanın 6 saat sırt üstü yatması, tuvalet ve yemek gibi ihtiyaçlarını yatar pozisyonda gidermesi gerekmektedir. El bileğinden yapılan anjiyografide ise, işlemden hemen sonra el bileğine yerleştirilen kanamayı durduran bir sistem ile hasta rahatlıkla kalkıp dolaşabilmekte tuvalet ve yemek gibi tüm ihtiyaçlarını yardımsız olarak gerçekleştirebilmektedir; hatta operasyonun gerçekleştiği bileğide rahatça kullanabilmektedir. Bahsedilen bu avantajlar, özellikle prostat problemi olanlar, obezler, bel fıtığı, romatizmal kemik ve eklem rahatsızlığı olanlar ve uzun süre sırt üstü yatmakta zorlanan hastalar için daha önemli hale gelmektedir. “El bileğinden yapılan koroner anjiyografi sonucunda ciddi darlık ya da tıkanıklık tespit edilerek balon veya stent kararı alınan hastalara aynı seansta bu işlem el bileğinden ek bir işlem gerektirmeden başarılı bir şekilde yapılabilmektedir Sayı 48 / Ekim 2013

59


İSTANBUL’DAN HOPA’YA GİTMENİN EN KISA YOLU

Bu sayımızda Gürcistan Acara Özerk Bölgesi’nin başkenti Batum’a -“Transkafkasya Demiryolu’nun ve Bakü petrol boru hattının nihayetlendiği önemli liman ve ticaret merke­ zine”- götürüyoruz sizleri. 2011 yılı sayımına göre 180 bin civarındaki nüfusu, turizmin tavan yaptığı yaz aylarında 400 bine erişiyor. Bol meyve ve çay yetişen şehir Türkiye sınırına yalnızca 20 kilometre uzaklıkta. Karadeniz’i karayoluyla Asya’ya bağlayan Sarp Sınır Kapısı Batum’a açılır. 60

Pek çok görülmeye değer yeri var şehrin: 112 hektara kurulu ünlü Botanik Bahçesi, Orta Camii, Hz. İsa’nın 12 havarisinden Aziz Matthias’ın anıt mezarını barındıran Apsaros Kalesi, Gürcü mimarisinin bütün yönlerini yansıtan Eski Postane Binası, Etnografya ve Sanat Müzesi, Rus Kilisesi, Piazza, Avrupa ve Tiyatro Meydanları, Batum Bulvarı, Ali ve Nino Heykelleri… Işıklı Su Gösterileri de ilgi çekiyor.

Aslan, ejderha ve gerçeküstü mitolojik figürlerle bezenen yapılar, Kafkasların sıra dışı mimarisini yansıtıyor. Modern binaların sıralandığı sahil kesimindeki evlerde beyaz renk hakim. Batum’u tanımak istiyorsanız, geniş bulvarları ve caddeleri boyunca uzun yürüyüşlere çıkmalısınız. Park havuzlarındaki su fıskiyelerinin dansı sabahlara kadar sürmekte. Dilerseniz Olimpik Buz pistinde paten deneyebilirsiniz. Hep birlikte şöyle bir gezintiye ne dersiniz? Sayı 48 / Ekim 2013


Gürcistan Acara Özerk Bölgesi’nin merkezi Batum tabii ve tarihi güzellikleriyle göz kamaştırıyor. Eski ve yeni mimarisin dans ettiği bir yer burası. 314 yıl Osmanlı Devleti egemenliğinde kalan şehir, Türkiye Cumhuriyeti kurulurken de Misak-ı Milli sınırları dahilindeydi. 1921 tarihli Moskova anlaşması gereğince Bolşeviklerin hâkimiyetine girdi.

Sayı 48 / Ekim 2013

61


Spor

ALI - NINO (ASK) HEYKELI: Kurban Said’in başyapıtı niteliğindeki romanda anlatılan Ali ile Nino’nun imkansız aşkını temsil ediliyor heykelde. Heykeltıraş Tamara Kvesitadze’nin eseri. Ali Azeri, Nino Gürcü’dür. Okul yıllarında birbirlerini severler. Her nevi engele karşı aşklarını canlı tutmaya kararlıdırlar. 1’inci Dünya Savaşı ve Rus Devrimi boyunca bağımsızlık savaşı veren Azerbaycan’ın kaos dolu ortamındaki Ali, Asyalı atalarının inançları ile Avrupalı Nino arasında bir seçim yapmak zorundadır. Roman Azerbaycan edebiyatının klasiklerindendir. Aşk Heykeli, 7 metrelik bir kadın ve erkek figüründen oluşuyor.

ASPAROS (GONİO KALESİ): Roma döneminden kalma kale, Batum’un 15 kilometre güneyinde. Çoruh Nehri’nin Karadeniz’e döküldüğü noktadaki Gonio kasabası dahilinde. İsa’nın 12 havarisinden, Aziz Matthias’ın anıt mezarı mevcut içinde. Bu havari çok mühim. Zira Gürcistan Hıristiyanlığı ilk kabul eden devlet. Bizans ve Arap egemenliklerinin ardından 1478 yılında Osmanlıların hükümranlığına giriyor. Osmanlı hamamı ve mezarlığını da mevcut kalede.

dolu 100 yılı deviren müze. Dört katlı, geniş ve son derece iyi düzenlenmiş. 150 bin obje sergileniyor. Arşivleme mükemmel. Aynı çatı altındaki Doğa Müzesi’nde, Karadeniz’de 147 tür balık çeşidi bulunduğunu ve 200 metre derinlik aşılınca yaşamın durduğunu öğreniyorsunuz. Çoruh Nehri’nin denize döküldüğü yerdeki ıslah çalışmaları da anlatılıyor burada. Bahçesinde Gürcü balıkçılarca avlandığı söylenen bir balina iskeletine de şahit olacaksınız.

BATUM DEVLET PARKI - MİLLİ PARK: Karadeniz kıyısında. Bina tarlası görünümündeki kentin ortasında, yemyeşil bir ada adeta. ‘Taçsız kral’ diye tanınan şair İlya Çavçavadze ile Gürcü yazar ve devlet adamlarının heykellerinin süslü. Uzun yürüyüş parkurları, plajları ve sahil kahveleriyle dev bir gezi alanı. Hemen bitişikteki Batum Üniversitesi ise Çarlık Rusya’sından miras. Yunus gösteri mekezi (dolpinarium), akvaryum, lunapark ve hayvanat bahçesi de ilgi çekiyor.

ORTA CAMİİ: Türk yönetimi sırasında faal üç camii vardı Batum’da. Günümüze dek Orta Camii ulaşabildi. Halen aktif. Komünizm yıllarında ibadethaneler kapatılıp arşivleri yol edildiğinden, caminin tarihçesi hakkında ayrıntılı bilgilerden mahrumuz. Acara Beyi Aslan Beg’in inşa ettirdiğini biliyoruz ama. Motif, renk ve süslemeleriyle güzel bir mimari örnek. Acara Devlet Müzesi’nin koruma altına alında.

BATUM BOTANİK BAHÇESİ: Dünyanın ikinci büyük botanik parkıdır. 1880’de 112 hektar alana kuruldu. Sovyetler Birliği’nin (SSCB) en büyük bahçesi idi. 2000’i ağaç ve çalı, 1200’ü ise gül, 5000’i aşkın bitki çeşidi yaşıyor parkta. Binlerce ladin, okaliptüs, köknar ve çam… Pavlonya ve sakura gibi bitkiler de boy gösteriyor. Dünyanın dört bir yanından getirilen ağaç ve fidanlarla 9 bölge oluşturulmuş. Yaklaşık 120 botanikçiye emanet parkta özellikle manolya ağaçlarına bayılacaksınız.

ESKİ POSTANE BİNASI: 20’inci Yüzyıl’da yapılmasına karşın, Gürcü mimarisine haiz. Yörenin karakteristik binalarından. Batum’un iki merkez caddesi Baratashvili ve Abashidze’nin kesiştiği yerde.

ACARA DEVLET MÜZESİ: Acara’yla ilgili etnografik ve tarihi bilgilerle 62

VIRGIN MARY KİLİSESİ: Şehrin katedrali durumunda. En büyük ve en gösterişli kilise. 19. yüzyılda yapılmış, güzel bir yapı. Kilisenin büyük renkli vitray camlarında, pek çok dini sahne sergilenmiş.

Sayı 48 / Ekim 2013


BATUM LİMANI: Doğal bir liman. Kara­ deniz ticaretinde etkin rol oynuyor. Kentin turizm üssü aynı zamanda. Yıl boyu kahve tiryakileri, sokak müzisyenleri, şairler ve balıkçılarla şenleniyor. Rıhtımda, sokak aralarında ya da kentin herhangi bir köşesinde, kulaklarınıza mutlaka akerdeon tınısı çalınıyor. ALTIN POSTLU KOÇ HEYKELİ: Şehir merkezinde gökyüzüne yükseliyor. Hikayesi gerçekten enteresan: Kim bu altın postlu koçu yenerse dünyayı o yönetecekmiş. Gücü, sonsuzluğu, egemenliği ve dünya liderliğini sembolize ediyor heykel. Antik çağda bir grup Yunan postu aramak için Ege Denizi’nden bölgeye gelir ve Yason Burnu’nda bir kilise inşa eder. Bu kilise de epey ziyaretçi çekiyor. KABULETİ: Batum’a 25 kilometre mesafede. Karadeniz’e nazır. Yaz aylarının gözde dinlenme adreslerinden. Demiryolu istasyonu ve çay işleme atölyeleriyle de biliniyor. Deniz turizmi için bire bir. Uzun plajları harika ve suları yüzmeye gayet elverişli. Sayı 48 / Ekim 2013

Nüfus Cüzdanı Yeterli… Türkiye ile Gürcistan arasındaki vize kolaylığı anlaşmasına ilaveten imzalan protokol kapsamında, her iki ülkenin 18 yaşını aşmış vatandaşları birbirlerinin topraklarına sadece kimlikle yapabiliyor. Hemen belirtelim, kimliğin nüfus cüzdanı olması gerekiyor. Ehliyet bile geçerli değil. Ayrıca belgede TC kimlik numarası yazılması şart. Yıpranmış ya da yırtık cüzdanlar da kabul edilmiyor. 63


xen habere

AJANDA

Bi’ Dur Samsung! Samsung hız kesmiyor. Galaxy cep telefonlarının fırtınası yeni yeni dinmişken şimdi de Galaxy Gear ismindeki kol saati şeklindeki ürünüyle karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Sahip olduğu dâhili kamera ve hoparlör sistemiyle aynı adı taşıyan Galaxy telefonlarla uyumlu cihaz; 1.9 megapixel otomatik odaklama özellikli kamera ve 4 GB depolama alanına sahip. Apple’ın cevabını merak ediyorsanız için Exen+’a göz atın

Broadway Tadında sonbahar

Bu Ay Ne İzlesem? ALL IS LOST Vizyon Tarihi: 18 Ekim 2013 (106 dk.) Yönetmen: J.C. Chandor Oyuncular: Robert Redford Tür: Dram

Sonbaharın gelmesiyle Devlet Opera ve Baleleri de perdelerini açmaya başladı.

Hint Okyanusu’nda tek başına gezinti yapan bir adam, yatının bir gemi konteynırına çarpması üzerine bilincini kaybeder. Uyandığında telsiz, radyo ve navigasyon ekipmanını kaybetmiştir ve vahşi bir fırtınanın tam ortasında kalmıştır.

CAPTAIN PHILLIPS Kaptan Phillips

Vizyon Tarihi: 25 Ekim 2013 Yönetmen: Paul Greengrass Oyuncular: Tom Hanks, Catherine Keener, Corey Johnson, Tür: Dram, Aksiyon Hikayesini 2009 yılında yaşanan gerçek bir olaydan alan film, Maersk Alabama adlı yük gemisinin Somalili korsanlar tarafından rehin alınmasını anlatıyor. Tom Hanks’in başını çektiği oyuncu kadrosunun gerçek karakterlere kattığı tat göz alıcı.

Vahşi Okyanus Evinizde Vizyondaki iki açık deniz filmini beklemek istemeyenler ya da onları seyredip de daha fazlasını isteyenler için DVD önerileri. Dünyanin Uzak Ucu (The Far Side Of The World ) Başrollerini Russell Crowe ve Paul Bettany’nin paylaştığı Peter Weir imzalı filmde, İngiltere-Fransa arası çekişmenin okyanuslarda geçen parçası anlatılıyor. Patrick O’Brian’ın romanından uyarlanan film gerçekçi savaş sahneleriyle arşivinizde yer almalı. Das Boot Aynı temaya sahip bir çok film için temel oluşturan Wolfgang Peterson’ın “Das Boot”u tam bir başyapıt. İkinci dünya savaşı sırasında bir alman U-Botunun içerisindeki sürükleyici serüven sizi bekliyor. Klostrofobisi olanların uzak durması gereken bir film.

2012 – 2013 sanat sezonunda 34. 556 biletli seyirciyle açılışından bugüne en yüksek seyirci sayısına ulaşan Samsun Devlet Opera ve Balesi, yeni sanat sezonunun ilk prömiyerini Leonard Bernstein’in ünlü Batı Yakası Hikayesi müzikali ile 12 Ekim’de gerçekleştiriyor. Lale Balkan ve Toygarhan Atuner tarafından sahneye koyulan Batı Yakası Hikayesi’nin orkestra şefliğini Tolga Taviş ve Kıvanç Tepe, reji ve koreografisini ise Mehmet Balkan üstlenmiş. William Shakespeare’in Romeo ve Juliet eserinin modern uyarlaması olarak Arthur Laurets tarafından kaleme alınan sayısız ödüllü müzikal iki çete arası çekişmenin içinde yeşeren bir aşk öyküsünü, müzik ve dans dolu bir şölenle izleyiciye aktarıyor. Trabzon Devlet Tiyatrosu (TDT) ise 03 Ekim 2013 Perşembe günü saat 20.00’da “SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI” adlı oyun ile perdelerini açıyor. Düşle gerçek arası gidip gelen oyunun konusunu, sokağa çıkma yasağı sonucunda bir otelde bir araya gelen insanların, birbirleriyle ve kendileriyle olan iletişimsizlikleri, yalnızlıkları, tepkisizlikleri oluşturuyor. Dışarıdaki baskının ve sıkışıp kalma durumunu aynı zamanda insanın kendi içinde de yaşadığını ironik ve trajikomik bir biçimde izleyiciye yansıtan Sokağa Çıkma Yasağı’nda TDT sanatçılarından Yavuz Topçuoğlu, N. Mert Hürol, M. Ceyhun Gen, Uğur Keleş, F. Didem Özkavukçu, Fatma Kum rol alıyor

Bu Ay Ne Okusam? ÇOCUKLAR İÇİN

TÜRKİYE GÜNCEL SANATI

H. Altındere - S. Evren Yapı Kredi Yayınları

Çocuklar ve ebeveyn­ le­ri için günümüz sa natına açılan keyifli bir kapı; öğretmenler ve okullar için ideal bir yardımcı metin; herkes için neşeli bir kaynak. “Sen Olsan” kutucuklarıyla okuyucuyla ilişki kuran kitap, günümüz sanatını cazip temalarla sunarak merak uyandı­rıyor, anlama arzusunu harekete geçiriyor. Türkiyeli sanatçıların örnekleri üzerinden dünya sanatına dair ipuçları sunuyor.

66

AİLE ÇAY BAHÇESİ

AÇ GÖZLERİNİ

Can Yayınları

Alfa Yayınları

Yekta Kopan Yekta Kopan’ın yeni romanı Aile Çay Bah­ çesi’nin, çoğu kadının kendinden izler bulacağı unutulmaz bir kahramanı var: Müzeyyen... Aile yaşamının gizli şiddetine başkaldıran, kardeşinin doğumuyla kendi varlığının silinmeye başladığını hisseden bir kadın... Kopan’ın romanı, güçlü, okuru kıskaca alan bir anlatımla sarsıcı bir finale uzanıyor.

MASAL BİTTİ İkbal Bayrak

Çocukluğunda külkedisi masallarıy­la uykularına dalan masum kız çocukları ve kurtarıl­ ma­sı gereken prenses arayan hırçın erkek çocukları için gerçek hayatı bir roman havasıyla anlatıyor İkbal Bayrak. Kitap; kırık hayallerle, umutsuzluklarla baş başa kalacakken mücadele etmenin, cesurca var olabilmenin yolunu açıyor.

Sayı 48 / Ekim 2013


Haberexen #48 Ekim 2013  

Haberexen 48. Sayı Ekim 2013

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you