Page 1

BULTÜRK’te “Dünden bügüne Balkanlar’da ve Bulgaristan’da, Gagauz Türkleri” Türk Dünyası ve Gagauz Türkleri

Siyasi ve Aktüel Gazete

Açılış: Bultürk Genel Sekreteri R.Oya CANBAZOĞLU Sayın Başkan, çok değerli üyelerimiz ve misafirlerimiz BULTÜRK Derneğimizin geleneksel olarak düzenlemiş olduğuğu etkinliklerden bu günkü konferansımız “Dünden bu güne Balkanlar’da ve Bulgaristan’da Gagauz Türkleri” konulu konferansımıza Hoşgeldiniz sefalar getirdiniz. Konferansımızın açılış konferansını yapmak üzere BULTÜRK Derneğimizin Genel Başkanı Rafet ULUTÜRK’ü kürsüye davet ediyorum, buyurunuz. Başkanımıza yapmış olduğu konuşmasından dolayı bizlere BULTÜRK’ün kuruluşundan günümüze

kadar bir gezi yaptırdı. Böylece derneğin diğer derneklerle farklılıklarını ortaya koymuş olduğu için teşekkür ederiz. Toplantımıza katılan: Aramızda bulunan önemli kişileri tanıtmak isterim; Türk Dünyası’ndan sorumlu MHP İstanbul İl Başk Yard. Sn. Bülent Maşaoğlu’na, Azerbaycan Türk Birliği Başk Sn.Agil Samedbeyli’ye, Esenyurt AK Parti Belediye Başkan A.Adayı Arif KALMAZ’a, İstanbul Üniv. Tarih Bölümü- Prof. Sn. Ali Fuat Hocamıza, BGSAM Başkanı Sn. Dr. Erdal Karabas’a,Tek Rumeli Tv Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Atilla Baykal’a, Hepiniz hoşgeldiniz bizi onurlandırdınız. Hepsi kısa bir selamlama konuşDevamı 7’de ması yaptılar.

Yıl - 15

Sayı: 137 Ekim - 2018 -

“Bilgi Ordusu Bizim Ordumuz, Bildiğimizi Ögretmek Bizim Görevimiz “

“Doğu Türkistan Kanayan Yaramız” Konferansı Ergenekon’dan Bayrampaşa’da

Doğu Türkistan Kanayan Yaramız adlı konferansımız 21.10.2018 tarihinde saat 14.00 da Bayrampaşa Belediyesi Kültür salonunda yapıldı. Konferansın sunucusu Oya CANBAZOĞLU yaptı. Sunucu: Oya CANBAZOĞLU BULTÜRK Genel Sekreterin konuşması; “Bir Zulme engel olamıyorsanız Onu herkese duyurun” demişti Hz Ali; Karahanlılar’ın, Uygurlar’ın, Göktürkler’in hüküm sürdüğü topraklar bugün zulüm altında. Bizler de, bugün burada BULTÜRK- Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği ve URAL- Eğitim Kültür ve Stratejik Araştırma Merkezi’nin duyarlılığıyla hazırlanan “Her bir anın bir asra bedel” olduğu yer “Doğu Türkistan Kanayan Yaramız“ temalı konferansımız içi toplanmış bulunuyoruz. Hepiniz hoş geldiniz sefalar getirdiniz. Devam 2’de

801. Eğitim Projesi Türk Dünyası Belgesel Film Festivalinde Tika’nın Balkanlar’dahediyesi olarak okul ve spor malze-

Türk sinemasının eşsiz çınarı Serdar Gökhan Bey’le birlikte

MHP’den BULTÜRK’e Teşekkür Ziyaretiİ

İstanbul MHP İl Başkanlığından gelen, Türk Dünyası’ndan Sorumlu MHP İl Başkan Yrd. Bülent MAŞAOĞLU ve ekibi tarafından Bayrampaşa’da bulunan BULTÜRK Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği Genel Merkezimizi ziyaret ettiler. Açılışı Genel Sekreter Oya CANBAZOĞLU yaptı. BULTÜRK Genel Sekreteri Oya CANBAZOĞLU DİRİER gelen misafirlere hoş geldiniz sözleri ile açılışı yaptı. İstanbul MHP İl yetkililerinin Derneğimizi ziyaret etmesinden dolayı BULTÜRK adına teşekkür etti ve memnuniyet duyduğunu belirtti. Devamı 4’te

Bulgaristan’da öğretim yılı başlangıcı vesilesiyle Razgrad’taki (Hezargrad) okullarda Sofya Büyükelçimiz Dr. Hasan Ulusoy ve TİKA Balkanlar ve Dogu Avrupa Daire Baskani Dr.Mahmut ÇEVIK ile birlikte öğrencilere Türkiye’deki arkadaşların

İstanbul’un Merkezi Fatih’e BULTÜRK Temsilcisi BULTÜRK – FATİH Temsilciliğini Sn.Murat KAYNAK Beyefendiye teslim etti. İstanbul’un adeta kalbi sayılan Fatih ilçesinde artık BULTÜRK de faaliyetlerine filen başladı. BULTÜRK FATİH Temsilcimiz Murat Kaynak’a Yeni görevinin hayırlı olmasını temenni eder, Fatih temsilciliğimizin hayırlı olmasını diler Murat Beye görevinde üstün başarılar dilerim. -Biz Güzel Bir AileyizOya CANBAZOĞLU

meleri dağıttı. Razgrad Valiliğinin işbirliğiyle yapılan etkinlikte Büyükelçi komşu ve müttefik Bulgaristan’da bu gibi dostluğu pekiştiren çalışmaları. Bulgaristan makamlarıyla yapmaktan büyük memnuniyet duyduğumuzu insani diplomasimize vurguyla aktardı. Dr. Mahmut CEVİK ise, Tika nin Balkanlarda bugüne kadar uyguladığı 801 eğitim projesini Razgrad ta uygulamaktan mutlu olduklarını belirtti. Dr. Mahmut CEVİK, öğrenci ve öğretmenlere de önerilerde bulunarak,

Devamı 5’te

Türk Dünyası STK’lar İstanbul’da

Kamu-Sen İstanbul temsilcisi Remzi Özmen Türk Dünyasının problemlerini iştişare etmek ve dayanışma için 13 Ekim 2018 Tarihinde Üsküdar Validebağ Korusunda bulunan tarihi Adile Sultan Öğretmenivinde saat 10.00 da kahvaltılı toplantı için İstanbuldaki Türk Dünyası ile ilgili sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirdi. Saat 10.00 da başlayan kahvaltının bitiminde ev sahipliğini yapan İstanbul Kamu-Sen il temsilcisi Remzi Özmen Bey açış konuşmasıyla toplantı başladı…Çeşitli STK başkan ve temsilcileri bir çok problemleri dile getirmişlerdir. Toplu bir şekilde hareket edilmesini istemişlerdir…. Türk Dünyasının çeşitli temsilcileri olan STK temsilcileri heyecanlı ve istekli bir şekilde daha aktif olunması ve taleplerin devlete ve devleti yönetenlere duyurulması kararı alınmıştır. Devamı 13’te


2 Sayı 137 - Ekim 2018 2

Bulgaristan Türklerinin Sesi AKTÜEL Etkinlikler

Oya CANBAZOĞLU Formatımız

“Doğu Türkistan Kanayan Yaramız” Konferansı Bayrampaşa’da

-4-

Tarih: 24 10 2018 Konu: Elimde değil susamıyorum. Kimliğimizin kendi kökleri vardır. Zaten başkasının köküyle yaşanmaz. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında kesin kalemlerimizden olan ve geleceği pahasına olduğu bilinciyle “İsim Değiştirme Aydınlar Deklarasyonu” imzalamayan şair Naci Ferhad’ın “Köklerini Kesme!” çağrısı kulaklarda çınlıyor. Aynı haykırış Osman Aziz’in “Gece Mektuplarında” da var. “Kala kala köklerimiz kaldı!” diyenlerimiz ile “başka neyimiz var?” sorusunu soranlarımız haklı. Ne yazık ki, beşikten beri ruhlarına Türk düşmanlığı akıtanlar ve bugün iktidarda olanların, nefret ve öfkelerinde bir gram azalma, niyetlerinde bir milim gerileme olmadığını her gün görüyoruz. Makedon çetecileri Sofya’da 125. Kuruluş yıldönümü kutluyor şu günlerde… O günden bu güne zehirli kin biriktiren VMRO Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı Krasimir Karakaçanov ile Türklere öfkesini “yurtseverlik” bohçasına saran “Bulgaristan’ı Kurtaralım Cephesi” delibaşı Valentin Stoyanov, Başbakan Borisov’un ülkede olmadığı günlerde memleketi idare ediyorlar. Bu acı gerçeği, ve onun hepimiz için taşıdığı büyük tehlikeyi duygularımızda daha net hissetmek için belki de her sabah çayımızı içerken ya da kahvemizi yudumlarken klasiklerin klasiği Büyümüzün Ömer Seyfettin’in hikâyesinden birkaç satırcık okumamız yeterli olabilir. Şu günlerde Türkiye’de “Öğrenci Andı” tartışması aldı yürüdü. İstanbul, Bursa, İzmir, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli il, ilçe ve köy okullarının her birinde “Beyaz Lâle” hikâyesi her sınıfta ve her yaşta çocuklara en az haftada bir defa okunmalı ve bu hikâyeyi ezberinde bilmeyen hiçbir Bulgaristanlı ve Batı Trakyalı göçmen çocuğuna LİSE DİPLOMASI asla ve katiyen verilmemelidir. Bu tabi ki, benim şahsi görüşüm. Kuşkusuz benim böyle bir şey istemeye hakkım yok, ama istememek elimde değil. Artık tespit yapma, susma, bekleme, sabretme ve umut etme zamanı doldu. On dokuzuncu yüzyıldan beri eziliyoruz. Buna karşın, ben ezilenden bir şey olmaz, ezilen ezildiğinle kalır saçmalıklarına inanmıyorum. Yani yeni ruhun ezilenlerin köklerinden fışkırdığına ve fışkıracağına inananlardanım. Her neslin kendi ezilmişliği vardır. Ömer Seyfettin’in internette tam metnini bulacağınız hikâyelerinin 2018 yılı gerçekliğini kanayan yalınlığıyla tam olarak yansıttığı görüşünde olmasam da, tuzlanmamış derinin hep aynı koktuğuna ve bugün de farklı biçimlerde aynı olayları azalmayan sertlikle yaşadığımıza inanıyorum. Yukarıda adı geçen 2 başbakan yardımcısının şu sözlerinin anlamına kulak verelim: Krasimir Karakaçanov (VMRO): “Ülkemizi yabancı unsurdan temizlemeliyiz. Bulgaristan’da nüfus sorununu çözmek için Ukrayna ve Besarabya’daki (Moldova) Bulgarları Bulgaristan’a getireceğiz.” (Tarih: 23 Ekim 2018, bTV “Dört Göz Arasında” programı.) Yabancı unsur dediği biz Bulgaristan’da 1350 yıllarından beri yaşayan yerli Türkleriz. Zaten 140 yıldan beri de kovuluyoruz. Valentin Simyonov “Yurtsever Cephe): “Bizde Bulgarlık Türklerin kapılarına domuz kanı atarak, kuyularına domuz kafası doldurarak, cami kapılarında domuz kellesi sallandırarak uyandı. Bulgar olmak budur. Türkleri rahatsız etmek başta gelir. Milli bilincimizin kaynağı Türk-İslam düşmanlığıdır” (Tarih: 2017 ve 2017 yıllarında basın ve elektronik yayınlarda defalarca vurgulanmıştır.) Bu küstahlıklara, “Yurtsever Cephe” ideoloğu geçinen “Ataka” Partisi Başkanı Volen Siderov’un Çingenelere “sizi gaz kamaralarında yakarak sabun yapacağız”, Valeri Simyonov’un Çingene kadınlar hakkında “Kösnük Domuzlar” sözlerini vb eklemek gerekir. “Beyaz Lâle” hikâyesinde Ömer Seyfettin, Bulgarların kötü ve insafsız milliyetçiliğini teşhir ederek istila koşullarında Türk milliyetçiliğini uyandırma amacı güder. 1912 Balkan Savaşı olaylarından bir sahne olan bu hikâyenin ardında, Bulgar Çarı Ferdinan’dın komutasında aynı askeri birliklerin Batı Rodoplar, Pirin Dağı, Karasu ırmağı boylarında aynı yıl Müslüman köylerine amansız saldırıları vardır. Devamı var

Doğu Türkistan’ın özgürlük mücadelesini başlatan Osman Batur’dan, İsa Yusuf Alptekin’den Abdulahat Barat Mahdum’a Muhammed Salih Domollam’a Prof.Dr. Halmurat Gafur’a ve Doğu Türkistan’ın bütün mazlum şehitlerimize Allah rahmet eylesin. Türk Dünyasının tüm şehitlerimizi anmak için sizi bir dakikalık saygı duruşuna davet etti. Ardından İstiklal Marşımız okundu. Ardından Konferansta konuşmacıları tek tek davet etti ve kürsüyü kendilerine bıraktı. Moderatörlüğü Doc.Dr.Ömer KUL Beyefendi yaptı; İsa Yusuf Alptekin Vakfı mütevelli üyesi Ferhat Kurban Tanrıdağlı “Doğu Türkistan’ın Dünü” kısaca Doğu Türkistan’ın tarihini anlattı. Doğu Türkistan Vakfı Başkanı Dr. Muhittin Canuygur, “Doğu Türkistan’ın Bugünü” Bu gün Doğu Türkistan’da yaşanan vahşetleri anlattı ve katılımcıların bir çoğu göz yaşlarını döktü. Isa Yusuf Alptekin Vakfı Başkanı Doç. Dr. Ömer Kul “Doğu Türkistan’ın Yarını” Ömer hocamız bu gün dünya gidişatını ve günümüzün güçlerini ve bu güçlere karşı neler yapabileceğimizi ve nelerin yapılması gerektiğini ayrıntıları ile anlattı. Ö.KUL Hoca şöyle devam etti. “Biz Doğu Türkistan’da yaşananlar sadece Doğu Türkistan ile sınırlı olmayacak kadar Doğu Türkistanı aşmış ve aslında global bir savaşın sadece bir aktör. Pekin’den başlayıp Londra’da bitecek olan bu güzergahın ABD ile İngilterenin arasında bir savaş olduğunu düşünenlerden birisiyim. İşin özü şu dostlar bölge kaynıyor. Burada fillerin altında benim Uygur kardeşlerim karınca gibi yok olmaktan kendini alamıyorlar. Ümit ederim ki bu süreç başta Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin lehine sonuçlanır. Onunla beraber merhum İSA YUSUF ALPTEKİN’in dedi gibi “Ümit ederim kurtuluş sırası Doğu Türkistan’da ve bu şeref Türkiye Cumhuriyet Devletinin olur” der. Hangi siyasi çıkar olursa olsun hepsi bir kenara bırakılmalı ve burada Türkiye Milli menfaatleri olarak inisiyatif almalıdır.” diye sözlerini bitirdi. Ardından Katılımcılara Bülent MAŞAOĞLU, Agil SAMETBEYLİ ve Rafet ULUTÜRK günün anısına her konuşmacıya ayrı ayrı birer plaket taktim ettiler

Konuşmların ardından soru cevap kısmına geçilerek, dinleyicilerin aklında kalanlara cevap bulunmaya çalışıldığı gibi, çeşitli üniversitelerde okuyan öğrencilerin de edindikleri bilgiler çerçevesinde Doğu Türkistan konusunda bilgilendiler. Özellikle gençlerin katılımı çok yüksek olması gözlerden kaçmadı. “Doğu Türkistan meselesi” hakkında Türk Dünyası sivil toplum kuruluşlarının Başkanları ve yöneticilerinin de bu toplantıda yoğun olduğu görüldü. Bir olma, iri olma, diri olma konusunda Allah birliğimizi daim etsin yar ve yardımcımız olsun. Böylece toplantının sonuna geldik. Son olarak tüm katılımcılar kürsüye davet edildi ve bu günün anısına birlikte fotoğraf çekerek bu günü ölümsüzleştirdiler. “KANAYAN YARAMIZ DOĞU TÜRKİSTAN” KONFERANSI Ural Eğitim ve Kültür Derneği ile Bulgaristan Türkleri Derneği Bultürk Genel Başkanlığı tarafından düzenlenen “Kanayan Yaramız Doğu Türkistan” Konferansın sonuna geldik. Katılanlar: TEK-Rumeli TV Sahibi Atila BAYKAL; MHP Bahçelievler YK Üyesi Ercan Bora TAŞ-; Osmanlı ve İslâm Eserleri Koruma Yaşatma Derneği Başkan Yardımcısı Sn. Furkan GÖK; Nogay Derneği Başkanı Veysel DEMİR; Tüm Azerbaycanlılar Derneği Başkanı Agil SAMETBEYLİ; Metin ÖZKAN Türk Dünyası Hizmet Vakfı Başkanı; Balkanlara Vefa Derneği Başkanı Şaban HOCAĞOLU; Serdar ŞAHİN Tek Bayrak Vakfı Başkanı; Bulgaristan Türkleri Stratejik Araştırma Merkezi Başkanı Dr. Erdal KARABAŞ; Oktay ACAR Maturidi Yesevi Vakfı Başkanı; Necmetin ERBAKAN Vakfından Yöneticileri; Murat ALTAN Kırım Türkleri Derneği; Tokat Dernekleri Federasyonu YK Üyesi Ahmet Selim ARSLAN; Abdullah Türer YENER Azerbaycan internet TV Türkiye temsilcisi; Saniye SÜTLÜ – Bulgaristan’dan Rusçuktan toplantımıza katılmıştır. Tüm katılımcılara teşekkür eder bir diğer toplantımıza kadar görüşmek dileği ile... Oya CANBAZOĞLU BULTÜRK Genel SEKRETER

Neriman E.KALYONCUOĞLU Ta r i h i m i z d e n Bilmemiz Gerekenler Konu: Osmanlıyı tanıyalım. Bulgaristan’a gidip geldikçe orda yaşayan gençlerimize Osmanlı devri ile ilgili birçok defa yanlış bilgi verildiğine inanıyorum. Okul ve kütüphanelerdeki kitaplarda çarpık ve kıt bilgiler yer alırken, demokrasi yıllarında da gerçekçi ve aydınlatıcı bilgi verilmiyor. 500 yıllık Osmanlı devri karanlıkta veya alaca-karanlıkta hatta birçok yanları Andora Kutusu içinde kapalı tutuldukça Bulgarlarla Türklerin ve diğer azınlıkların birbirini anlaması daha da zorlaşıyor. “Muhteşem Yüzyıl” serisinden “Kösem”, “Hürrem”, “Payitaht” gibi diziler bilgi yüklü olsa da, Bulgaristan’da sürüp giden tartışmalara sanki doyurucu yanıt getirmiyor. Yerli bilim insanlarından Ahmet Sadullov’un “Osmanlı İmparatorluğunun Tarihi”, Проф. Робер Мантран’in 13. Yüzyıl karanlığında oluşan ve 1922 yılında çöken “Osmanlı İmparatorluğu Tarihi” çeviri eserinde Balkanlar ayrıntılı bir bicimde anlatılmış olsa da 42 leva verip bu 1000 sayfalık kitabı alan ve Bulgarca okuyan kaç kişimiz var? Bernard Luis’in “Çağdaş Türkiye’nin Doğuşu”, “Bursalı Ahmet Paşa”, “Reformcu Mithat Paşa” vb birçok eser yayınlandı. Fakat Osmanlı gerçekliğini avucunun içi gibi bilen ve değerlerini savunan birilerine rastlamak oldukça zor. Gençler tarihe onarılmamış, eski tarih penceresinden bakmaya devam ediyor. Kısa bir popüler dizi olarak sunmayı düşündüğüm bu çalışmamda orada tartışılan ve birçok kez kaynak yetersizliğinden gerçeklere nokta atışı yapamayan can alıcı, açık sorulara değinmeyi amaçlıyorum. Osmanlı Devleti nasıl ve nerede doğmuştur? Osmanlı devleti bazı günümüz devletleri gibi bir anlaşma, bir parçalanma ya da birleşme ya da istila sonucu doğmamıştır. Osmanlılar devlet kurma işine, Anadolu Selçuk devletine tabi ve onun himayesinde, küçük bir “uç beyliği” olarak yani sınırda yerleşmiş ve oraları korumak, fırsat buldukça da komşu topraklara akınlar yapmak amacıyla başlamıştır. Selçukların (1308) devlet olarak tarihten silinmesinden sonra, kısa bir müddet merkezi Tebriz olan İlhanlılara (12561336) tabi olmuşlar, onların da yıkılmasıyla bağımsız ve serbest olarak kendi yollarını çizmişlerdir. Orta Asya kökenli, bu küçük topluluk, Oğuz boyunun Kayı aşiretinden olup, önceleri 50 bin kişi kadar Batı Türkistan ve Doğu Anadolu ile kuzey Suriye yörelerinde dolaştıktan sonra 400 aile ayrılarak Bizans (330-1453) topraklarıyla sınırdaş, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti topraklarındaki Bilecik yöresinde bulunan Söğüt bölgesine Selçukluların izniyle yerleşmişlerdir. Bizans’a komşu bu bölgeye gelişte topluluğun lideri Ertuğrul Bey’dir. 620 yıl yaşayacak olan ve dünya tarihinin en büyük imparatorluğunun temellerini (1299) atan ise, Söğütte doğan oğlu Osman Gazi’dir (1258 -1324). Osmanlı devletini 36 Padişah yönetmiştir. Osman Bey’i oğlu Orhan (1324-1362) takip etmiştir. 1336’da Bursa’yı almış ve Başkent ilan etmiştir. İlk başkent Bursa’dır. Onun ardından oğlu I. Murat devleti yönetirken Anadolu’daki beylikleri birleştirirken, yeni beylikler fethetti veya satın aldı. Balkan hakimiyetinin başlaması. O, Rumeli’ye bir Osmanlı Sultanı olarak geçti. 1360’ta Edirne’yi fethedip başkent yaptı. Balkanlarda 2 defa Haçlı Ordularıyla savaştı. Daha Edirne’ye yerleştiğinde Papa V. Urban’ın teşvikiyle Sırplar ve Bulgarlar başta olmak üzere Macar, Bosna ve Eflaklılar, büyük bir haçlı ordusu hazırlayarak Edirne üzerine harekete geçtiler, ama yenildiler. Sultanın haçlılarla ikinci yüzleşmesi Kosova Ovasında oldu. O, I. Kosova Zaferi diye tarihe geçen zaferle haçlı ordularını yendi ve 500 yıl kadar sürecek olan Balkan Hakimiyetini başlatmış oldu. Ancak bu güzellikler arasında, Miloş Obiliç adlı yaralı bir Sırp askeri tarafından hançerle vurulan Birinci Sultan şehid edildi (20.6.1389) ve Bursa’da kendi adına yaptırılan Cami haziresine gömüldü. Osmanlı Devleti Balkanlara hâkim olmuş, Bulgaristan tamamen Osmanlı’nın eline geçerken Sırbistan’ın da önemli bir kısmı feth edilmişti. 37 muharebeyi bizzat yöneten Sultân Murad, 27 yılda babasından aldığı mirası 5 kat artırarak 500.000 km2’lik bir büyük devleti Osmanlı milletine miras bıraktı. İslam’la yeni devlet düzeninin Balkanlara taşınması. Devamı gelecek sayıda


Bulgaristan Türklerinin Sesi Sayı 137 - Ekim 2018 Haberler Bulgaristan

Nevzat ÖZTÜRK İlahiyatçı, Eğitimci Yazar

DİN VE AHLAK

Din, genel anlamda, inanç, ibadet ve ahlak kurallarının bütünüdür. İslam bilginlerine göre ise din,” Kuralları Allah tarafından konulan, Peygamberler aracılığı ile insanlara bildirilen, akıl sahibi kimseleri iyi ve doğruya yönelterek dünya ve ahirette mutluluğa ulaştıran ilahi bir kanundur” şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre bütün dinlerin ortak özelliği; inanç, ibadet ve ahlak kurallarından müteşekkil olmasıdır. Din, insanı bir bütün olarak ele alan sistem kurar. Bu sistem, onu kabul eden birey ve toplumları derinden etkileyerek onların hayatına yön verir, bireyin davranışlarında ve ilişkilerinde belirleyici olur. Fıtraten(doğuştan) bir inanma ihtiyacı ile dünyaya gelen insanoğlu, ruhen itminane ulaşabilmesi için Yaratan(Tanrı, İlah,Allah) ve O’nun kurallarını koyduğu ilahi nizama gereksinim duyar. İnsan yeryüzünde, Allah için ne yapması gerektiği, neleri yapması neleri yapmaması gerektiğini ancak indirilen ilahi kitaplardan öğrenebilir. Bugün dünyada bir düzen, hakhukuk ve birbirine saygı temelli bir bakış açısı varsa bunun en önemli sebeplerinden biri ilahî kitapların ortaya koyduğu ilkelerin etkisidir. Genelde bütün ilahî kitaplar, özelde ise Kur’an-ı Kerim, bir yaşama kılavuzu olarak gönderilmiştir. Bütün insanlığın ve Müslümanların bu son ilahî mesajı iyi anlama ve yaşama yolunda gayret sarf etmeleri kendi yararlarınadır. Boyun eğme ve itaat merkezli bir anlam taşıyan İslâm, sadece hakka boyun eğişi ifade eder. İslâm kelimesi Allah’a yönelme ve O’na teslim olma bir kısmı da Allah’a içten gelen bir bağlanışı ifade eder. İnsanda var olan hakkı tanıma yatkınlığı ile onun bu özelliğine uygun dinin bir araya gelmesi, yeryüzünün hedeflenen barış ve güvenliğe teslim olmuş insanını ortaya çıkaracağı öngörüsü yapılır. İslâm kelimesinin kavram karşılığı çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Kelimenin kökünden hareketle yapılan tariflerde, Allah’a gerçek bir teslimiyet ile boyun eğmek ön plana çıkmaktadır. Yapısı itibariyle vahye dayanan İslâm, inanç, amel ve ahlâk ilkelerinden oluşur. Her biri yeni bir anlayışı veya ondan önce Allah’ın insanlara gönderip devamını istediği bir ilkeyi kapsar. Bu hükümlerin hepsinde esas olan samimiyet ve O’ndan gelene boyun eğmektir. Dinin temelini, inanç esasları oluşturur. İnan esasları, “usulu’d-din=Dinin asılları, Dinin ana esasları” olarak değerlendirilir. İbadet esasları ise, inancımızın pratiğe dökülmesi, Allah(c.c)’a karşı imanımızı, bağlılığımızı, teslimiyet ve samimiyetimizin çeşitli ve şekillerde ifade edilmesidir. Ahlak kurallarına gelince, iman ve ibadetle olgunlaşarak ortaya çıkan, davranışa dönüştürdüğümüz huyların bütünüdür. Dolayısıyla din, nihayetinde iyi insan, iyi vatandaş, mükemmel insanı (İnsan-ı Kamil, Kamil Mü’min) yetiştirmeyi gaye edinir. İman olmadan ibadetin anlamı olmadığı gibi ahlaki erdeme ulaştırmayan ibadet de kulu Rabbine yaklaştırmaz. Nefisleri ve toplumları huzura kavuşturamaz. Kâinatın sahibi olan Allah(c.c), “Rab” sıfatıyla, yaratılanları rızıklandırır, eğitir (Terbiye eder), büyütür ve zararsız(faydalı) bireyler olarak birlikte yaşayabilmelerini sağlayıcı kurallar koyar. Gönderdiği hayat kılavuzları ile yetinmez, bunları açıklayan, uygulayan model elçiler gönderir. İslâm ahlâkçılarının ortak tanımına göre ahlâk; “Nefiste yerleşmiş olan öyle bir melekedir ki bu meleke sayesinde davranışlarımız kolaylıkla ve uzun uzun düşünmeden ortaya çıkar.” (Kınalızade Ai Efendi) Bu tanıma göre ahlâk, insanda uzun süreli uygulama sonucunda alışkanlık haline gelmiş olan alışkanlık haline geldiği için de zorlanmadan davranışa dönüştürebileceğimiz huylar bütünüdür. İslam dininin gayesi, insan-ı kâmil yetiştirerek erdemli toplumu oluşturmak, iki cihanda da mutluluğa kavuşturmaktır. Bu gün İslam dünyasındaki manzara korkunçtur. İki cihanda mutluluğa kavuşturmayı vaat eden bir dini mensupları birçok bakımdan acınacak durumdadır. Asr-ı saadeti yaşatan kutlu nebinin ümmetinin hal-i pür melali, bir şeylerin yanlış gittiğini göstermesi bakımından önemlidir. Oysa kıyamete kadar evrenselliğini koruyacak olan son din mutluluk vaat ediyor. O zaman, dinin iman, ibadet ve ahlak boyutlarından ihmal edilen yönlerin olduğu gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. Devamı gelecek sayıda

Bulgaristan gazeteci Marinova için yasta

Bulgaristan, Avrupa Birliği fonlarıyla ilgili yolsuzluk iddialarını araştırırken öldürülen gazeteci Victoria Marinova için yas tutuyor. Ülkenin dört bir yanında anma etkinlikleri düzenlendi. Cinayetle ilgili soruşturmaysa genişliyor. Bulgaristan’da 30 yaşındaki araştırmacı gazeteci Viktoria Marinova’nın öldürülmesi tüm ülkeyi derinden sarstı. Bulgaristan>ın dört bir yanında gazeteci Marinova>yı anma etkinlikleri düzenlendi. Gazetecinin öldürüldüğü Ruse kentinde yüzlerce kişi bir araya geldi. Marinova için mumlar dikildi. Anma törenlerine katılan ve gözyaşlarına hakim olamayan bir kadın, «Umarım gerçekler bir an önce aydınlığa kavuşur. Saldırgan veya saldırganlar bulunur ve cezalandırılır» dedi. Anma etkinliklerinin bir başka adresi Başkent Sofya oldu. Sofya>daki protesto eylemine katılan bir kadın duygularını şu sözlerle dile getirdi: «Halkın yetkililere güveni yok. Kimse onlara inanmıyor. Soruşturma-

dan çıkan sonuca da kimse inanmayacak. İnsanlar kendilerini güvende hissetmiyor.» Gazeteci Viktoria Marinova, Ruse kentinde cinsel saldırıya uğradıktan sonra boğularak öldürülmüştü. “TV EN” adlı kanalda muhabirlik ve sunuculuk yapan gazeteci Marinova bir süredir Avrupa Birliği fonlarıyla ilgili yolsuzluk iddialarını araştırıyordu. Gazetecinin ölümüyle ilgili soruşturma genişletiliyor. Delil peşinde olan polis, ölümün gazetecinin yaptığı işlerle ilgili olduğuna dair henüz bir kanıta ulaşamadı.

BULTÜRK Başkanı Rafet ULUTÜRK’ün kendisinin kaleme aldığı “Bulgaristan Türkleri Kimlik Mücadelesi” kitabını taktim etti.

Bulgaristan Madan’da Kitap Tanıtımı

Madan’dan gelen davet üzerine İstanbul’dan yola çıkarak Filibe, Smolyan ve Madan’a ulaştık. Bizleri Madanın girişinde karşılayan dostlarımız bizi ilk önce otele yerleştirdiler. Sizler bir saat dinlenin ve ondan sonra bu bölgede köyleri gezelim dolaşalım dediler. Bizlerde hemen birer duş alarak yollara koyulduk. Tüm bölgeyi köyleri tek tek bizi gezdirdiler. Gittiğimiz her yerde çok sıcak karşılandık.

3

Rafet ULUTÜRK Bulgaristan’da Geçiş Dönemleri

Bursa Misyon Gazetesi Sahibi BULTÜRK’te

Bursa’da çıkan Misyon Gazetesi Sahibi Mümin TOPÇU BULTÜRK Bulgaristan Türklerinin Sesi Gazetesi imtiyaz sahibi. Rafet ULUTÜRK’ü Makamında ziyaret etti.

3

Herkes Türkiye ve Recep Tayyip ERDOĞAN sevdalısıydılar. Gittiğimiz yerlerde “Bulgaristan Türkleri Kimlik Mücadelesi” kitabını ve BULTÜRK Gazetesini dağıttık. Tüm bölge insanları bizi çok sıcak karşıladılar hepsine teşekkür ederiz. Madan’da Rufat FELETİ Beyefendiye bu organizasyonu yaparak bizlere bu fırsatı verdiklerinden dolayı kendisine çok teşekkür ederiz.

Konu: Geçmiş Asla Ölmez. Biz Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği kısa ismi BULTÜRK olarak kitlelerin ancak umutları uyandırıldığında harekete geçtiklerini biliyoruz. Bundan dolayı da bizler halkımızda umut uyandırmaya çalışıyoruz. Kısacası dünyanın gidişi, hele hele memleketimiz olan Bulgaristan gibi ülkelerin bunalımlar içinde sürekli çırpınması ve bir türlü bataklıktan çıkamaması, Bulgaristan’da yaşayan hiçbir kimsede umut bırakmadı. Osmanlı Balkanlara giriş yaptığında buralarda 80 millet topluluğu ve beylik varmış, o hepsi ile uzlaşma yolları bulmuştur. Onları getirdiği yeniliklerin etrafında hepsini toplayıp tamamını birleştirmiştir. Şimdi bu oluşumların sayısı 8-10’a düşmüş ama uzlaşma yolları kapalı. Bulgaristan içindeki 7-8 etnik toplulukla devlet arasındaki ilişkiler ise kokuşmuş durumdadır. Bulgar Komünist Devleti azınlık topluluklarının gelişerek yaşayan geleneklerine göz dikmiş ve durmadan budamaya çalışmış ve buna hala devam etmektedir. İşte şimdi de Diyanet ve ibadet hak ve özgürlüklerine yeni saldırısıyla Sofya Yüksek İslam Enstitüsünü kapatmayı amaçlıyor. Aslında sosyal-toplumsal ve kültürel hedefleri sahte ve kör olan bu devlet, Müslümanlara karşı amaca yönelik saldırılarını 140 yıldan beri şiddetlendirerek sürdürüyor. Bu yazımda, ilerlememizi kilitlemeleri nedenlerden biri olarak, GEÇİŞ DÖNEMLERİ tuzağını ve kör düşümlerini ele almak istiyorum. Bulgar ulus devletinin bir boşa kürek çekme olan yürütme siyasetini bilinçli olarak hep bir başkasına devretme taktiği üzerinde durmak istiyorum. 1879’da doğan Bulgar devleti hayata bir büyük devrim sonucu gelip şerefle katılmadığından dolayı, olayların başlangıç noktası hep çarpık olmuştur. Büyük Devrimlerin töreleri ve zihinleri değiştirmek için yapıldığını dikkate aldığımızda, Bulgar devletinin töreleri yaşatmak, geliştirerek güçlendirmek ve zihinlere de ancak ve yalnız Bulgar’a ait olanı doldurmak için kurulmuş olması dikkat çekicidir. Ta baştan işin içine bir çelişki yerleştirmiş, çatal başlık ve ikiyüzlülük tohumlarını toplumun içine saçılmıştır. Şöyle ki, 140 yıldan beri yalnız Osmanlı kalıntılarından arınarak kurtulmak kendiliğinden Bulgar’lığı güçlendirmez. Bu cümlede esas olan, Türk- İslam düşmanlığı körüklemek bir sonuç vermez işte bu özetidir. Burada devlet sadece düşmanlık üzerine çalıştılar. Bununla birlikte bir hükumetin, devletin, kurumların adının, bunlarda konuşulan dilin değiştirilmesi de halkın zihnini yenilemez. Şu da var, hiçbir biçimsel değişiklik, örneğin isim değişikliği bir halkın ruhunu etkilemez. Dere tepe, kurum, kural yasa isimleri biçimdir. Belirleyici olan insan ruhudur. Zihniyettir. Değişikliklerden sonra da insanlar eskisi gibi düşünüp bildikleri gibi davranmaya devam eder. Bunların ununda-mayasında bu popüler propagandada bir reform bir “devrim” diye tanıtılan olsa bile, yüzeysel değişikliklerin insanların ruhuna işlemediği açıktır. Bunun örneklerini Bulgaristan’da Türkler ve diğer azınlıklar da fazlasıyla yaşamışlardır. Değişik devrimler vardır. Bir sosyal varlık olan insan sürekli daha iyi olanı aramış, daha mutlu olmak istemiş ve daha kolay yaşamayı seçmiştir. Bu uzun yolun boyunda, feodalizmden (derebeylik düzeninden) özel sermayeye dayanan kapitalist toplumsal düzene geçiş olduğu gibi, serbest piyasa ekonomisinden devlet mülkiyetine dayanan sosyalist üretim biçimine geçiş de bir “devrimdir”, sosyalist üretim biçiminden kapitalist üretim biçimine geri dönüş ise bir “karşı devrim” olarak nitelenir. Binlerce kitap bu konuyu işlemiştir. 140 yıllık yeni Bulgar devlet tarihinde bizler adına yeniyi aramak diyeceğimiz bu denemeleri artık art arda 5 defa GEÇİŞ DÖNEMİ şeklinde yaşadık. Şöyle ki, bu GEÇİŞ DÖNEMLERİ sanki bir yüksek dağın etrafında dolaşan bir kanı arabasının geçtiği köprüleri anımsatır. Sonunda yol dönüp dolaşıp başlangıç noktasına geri gelir. Bu gerçek örneklenebilir: Dünyada, 7 milyar insan yaşarken, tarih boyu serbest güreş, yağlı güreş geleneksel müsabakalarda birinciler, şampiyonlar, meydan pehlivanları, cihan pehlivanları hep Deliorman Türklerinden, yani bizden çıkmıştır. Neden? Suyumuz mu ballı. Tuzumuz mu tatlı!


4 Sayı 137 - Ekim 2018 4

Bulgaristan Türklerinin Sesi BİLİM KÜLTÜR-SANAT

Onlar Bulgaristan’a “anavatan” diyor ve tek bir sözcüğe yurtseverlik Saros’ta yakalanan orkinosu Yunan ve Bulgarlar aldı Viktoriya Voytoviç “Bulgaristan’ın sesi” Edirne’nin Enez ilçesinde Saros Körfezi’nde balık-

müzik yarışmasında “Ah kıde e moyto libe” şarkısıyla jüriyi ağlattı. Viktoriya Moldova’da Bulgar sığınmacılarının yaşadığı Tarakliya şehrinden geliyor. Atalarının konuştuğu Bulgar dilini muhafaza ediyor ve 1768-1774 Osmnalı-Rus Harbinde kendi topraklarından kovulan atalarının hatırasını unutmuyor.

“Bulgar folklorunu çok seviyorum. Annem de halk şarkılarını güzel söyler ve ilk sevgi tohumunu o aşıladı bana. Halk şarkıları çok derin anlamlar taşıyor, vatan sevgisi, Bulgar halkının tarih bilgisi gibi unsurları şarkılarda bulmak mümkün. Halk şarkıları Bulgaristan’dan göç etmiş atalarımı hatırlatıyor bana”. Besarabyalı kız tarih bölümü mezunu. Kısa süreliğine Bulgaristan’da da okumuş, ancak gençlerle çalışmak, onlara sıla, kültür ve gelenek sevgisi aşılamak amacıyla tekrar Tarakliya’ya geri döner. Viktoriya “Oblıçe le byalo” şarkı yarışması ve bölgeden çocukların halk kostümleriyle gelip, Bulgar gelenekleri şarkı ve halk oyunlarını icra ettiği festivaller organize ediyor. Burada eski lehçe olsa da, herkes Bulgarca konuşuyor. Tarakliya, Moldova’daki çocuklar, Bulgar okulu ve üniversiteler sayesinde Bulgar kültürü merkezine dönüşmüş durumda. Ninelerimizden, dedelerimizden bize aktarılan bayramları yaşatıyoruz. Koleda, Velikden- Paskalya, 3 Mart günlerini kutluyoruz. Lazarovden gününde küçük kızlarımız “Lazarka” elbiseleri giyip, ev ev geziyor. Tarihimizi unutmuyoruz, geleneksel kostümlerimizi giyiyoruz.

küçük bir yer. İnsanların birçoğu köylerde yaşıyor. Orada bahçeleri var, kendi meyve sebzesini üretiyorlar. Ben de kısa süreliğine Bulgaristan’da çalıştım. Burada yapabileceğim o kadar yararlı işler varken, orada kalmadım, geri döndüm. Daha fazla yaşıtımın burada kalmasını arzu ederim, Moldova’nın gelişmesi için genç güce ihtiyacı var. Ne yazık ki gençlerin buraya dönmesini sağlayacak işletmelerimiz yok, altyapımız yok. Besarabya Bulgarları dünyanın her yerine yayıldı- Avrupa, Rusya, Amerika…İnsanlar Moldova’yı terk ediyor”. Viktoriya, yurt dışında yaşayan Bulgar toplulukların, ülke içinde yaşayanlara kıyasla kendini daha öz Bulgar hissettikleri savını ilk defa duymadığını söyledi. Kendine göre hazır cevabı da var genç kızın: Moldovalı Bulgarlar 200 yıl önce buraya göç edince küçük kasaba ve köylere yerleşmiş ve o zamandan beri hep beraber yaşam sürmüşler.

“Güneşi, gökyüzünü, ormanları, denizi, Bulgaristan’ın bütün güzelliklerini seviyoMoldova’da sayıları 65 bine yakın olan rum. Bu nimetleri her gün gören insanlar çok şanslı”. Bulgarlar nasıl yaşıyor? Viktoriya Voytoviç bir gün anavatanına “Her yerde olduğu gibi- çocuklar okula gidiyor, gençler yurtdışına çıkıyor. İş ol- katacağı değerler olduğunu hissederse ve madığı için herkes çareyi ülke dışında ça- eğer o kollarını kızına açarsa, Bulgaristan’a lışmakta buluyor. Şehrimiz 15 bin nüfuslu yeniden gelebileceğini belirtti.

çıların oltayla yakaladığı 1 metre 25 santim uzunluğunda, 75 kilo ağırlığındaki orkinos, balık pazarında satışa çıktı. Kilosu 50 kilodan satılan orkinosun 60 kilosunu, kente gelen Bulgar ve Yunan turistler aldı. Saros Körfezi açıklarında avlanan balıkçılar, oltayla 1 metre 25 santim uzunluğunda 75 kilo ağırlığında orkinos balığı yakaladı. Balıkçılar orkinosu, Edirne Balıkpazarı Caddesi’ndeki işyerlerinde satışa çıkardı. Vatandaşlar, ilgi gösterdiği balıkla bol bol hatıra fotoğrafı çekindi. Orkinosu tezgahında kilosunu 50 liradan satışa sunan Feridun Biztiren, “Bu yıl denizde yakaladığımız en büyük balık diyebiliriz. Balığın tamamını alan olmadığı için parça parça satıyoruz ve 15 kilosunu Türk müşterilerimize sattık. Balığın kalanını ise Yunan ve Bulgar müşterilerimiz aldı” dedi. Döviz kurundaki artışla birlikte Edirne’ye alışverişe gelen Yunan ve Bulgar turistlerin, kentte, balığı 4’te bir fiyatına daha ucuza aldığını belirtti.

Cam ustaları Veliko Tırnovo Üniversitesi atölyesinde buluşuyor

5 ile 7 Ekime tarihleri arasında Veliko Tırnovo “ Sveti sveti Kiril ve Metodiy” Üniversitesi Resim Sanatı Fakültesi’nde sıcak cam atölyesi düzenleniyor. Atölyede üniversite öğrencilerinin yanısıra meraklılar da katılabiliyor. Sıcak cam işçiliğinin inceliklerini Kudüs Sanat ve Tasarım Akademisi

öğretim görevlisi Boris Shaizman anlatacak. Vitray, 50 yıllık tarihe sahip Resim Sanatı Fakültesinin “Duvar resmi” bölümünün bir parçasıdır. Söz konusu fakülteden öğrencilerin Loveç’teki büyük katedralin vitray çalışmalarında yer alması, onların ustalığına verilen değerdir.

Plovdiv Etnografya Müzesinde kuyumcuların zanaatı sergileniyor

Uyanış döneminde girişimci ruhlu Bulgar kuyumcuları, Osmanlı İmparatorluğu’nun süslerini yapıyor, ticaretini genişletip, uzak topraklara taşıyor ve iyi bir yaşama sahip olmalarına rağmen, halkın özgürlüğünü kazanma gibi ana görevini unutmuyorlar. Bundan dolayı esnaf tabakası, vatanın kurtuluşuna doğru götüren önemli adımlar olan Bulgar okullarının ve kilise bağımsız- kuyumcuların ve dökmecilerin ürünlerini gözler önüne sermektedir. Kuyumcular Tanrı’nın lığı mücadelesine aktif olarak katıldılar. verdiği el hüneri ile altından süsler üretirken, Plovdiv şehrinde Etnografya müzesinde açı- ikinci grup pirinç ve bakır gibi madenlerden lan bir sergi topraklarımızda altın çağını yaşayan daha ucuz eşya yapımı ile uğraşır.

İ s t a n b u l M H P ’ d e n B U LT Ü R K ’ e T e ş e k k ü r Z i y a r e t i İ

ilk 10 girerek 50.000 civarında oyla 9.sırada yarışı tamamladık. Ayrıca Sofya’da Türk Dünyasından gelen 23 ülke Liderlerini bir araya getiren dernekte bizim derneğimizdir. Bulgaristan’da 8 bin Türkiye’de ise 5 bin kişi ile dev bir anket yaptık, İlk defa Sofya meclisinden bir parti hükümette olan bir parti bir derneği parlamentoya davet etti; Türkiye’de 3 uluslararası sempozyum yaptık vsy. dile getirdi. Türkiye’de bulunan dernek STK vsy bir tane gösterin Türkiye dışında Cumhurbaşkanı çıkarmayı düşünsün, işte bu nedenle biz diyoruz ki Türkiye’de derneklerde devrim ve yeni anlayış getirdik. Ayrıca bizler gelecek 2019’da Bulgaristan’da yapılacak yerel ve AB Parlamento seçimleri için şimdiden hazırlıklarımıza başlamış bulunmaktayız. Bu konuda yönetimimiz 3 kişiye görev verdi ve çalışmalar başladı. Bulgaristan’da önümüzde Kasım İstanbul MHP İl Başkanlığından gelen, Türk Dünyası’ndan So- ayında da erken genel seçim olabileceğini ve bu konuda çalışmarumlu MHP İl Başkan Yrd. Bülent MAŞAOĞLU ve ekibi tara- lara da şimdiden başladıklarını ve bir hafta önce Bulgaristan’a gifından Bayrampaşa’da bulunan BULTÜRK Bulgaristan Türkleri derek BSP Başkan Yrd. Zlateva ile bizzat görüştüm ve Eylül ayı içerisinde Genel Başkanları Ninova ve bir heyet ile Sofya’da bir Kültür ve Hizmet Derneği Genel Merkezimizi ziyaret ettiler. araya gelmemiz için tarih verilmesini bekliyoruz”. dedi. Açılışı Genel Sekreter Oya CANBAZOĞLU yaptı. ULUTÜRK sözlerine şöyle devam etti; “Bizim Bulgaristan’da BULTÜRK Genel Sekreteri Oya CANBAZOĞLU DİRİER gelen misafirlere hoş geldiniz sözleri ile açılışı yaptı. İstanbul tek amacımız var İnsanlarımıza öz güven aşılamak ve İnsanlarıMHP İl yetkililerinin Derneğimizi ziyaret etmesinden dolayı BUL- mızı birinci sınıf vatandaş yapmak, Türk-İslam eserlerimizi geri TÜRK adına teşekkür etti ve memnuniyet duyduğunu belirtti. almaları için vesile olmaktır”. BULTÜRK Genel Sekreteri Genel Başkan ULUTÜRK’e teşekkür ederek sözü misafirimizden Türk Devamı 4’te Dünyasından Sorumlu İstanbul MHP İl Bşk. Yrd. MAŞAOĞLU’nu Ardından Açılış konuşması için BULTÜRK Genel Başkanı Ra- kürsüye davet etti. Bülent MAŞAOĞLU; “Derneklerin toplumfet ULUTÜRK’ü kürsüye davet etti. ULUTÜRK; “Seçim son- sal hayatın gelişiminde çok önemli olduğunu vurgulayarak, sivil rası Partilileri pek görmeye alışık olmadığımız için kusura bak- toplum kuruluşlarının faaliyetlerini çok önemsediklerini kaydetti. mayın biraz şaşkınlık yaşadık. Partilerde bir ilki gerçekleştirdiniz. Ben öncelikle hepinize İl Başkanımızın Selamını getirdim. ÖnceMHP’yi seçim sonrası derneğimizde görmekten çok sevindiklerini likle şunu belirtmek isterim. Bizler İstanbul’da teşekkür için hiçve kendilerine ziyareti için teşekkür etti. Kısaca derneğin tarihçe- bir STK ya gitmedik, gitmeyeceğiz sadece BULTÜRK’e geldik. sini anlattı ve derneğin gelecek hedefleri hakkında katılımcılara Bunun tabi ki bir nedeni var. Bunun nedeni seçim öncesi BULbilgi verdi. Özellikle BULTÜRK’ün Türkiye’deki derneklerle aynı TÜRK Genel Başkanı çıkıp BU SEÇİMLERDE OYLARIMIZ görmemelerini çünkü BULTÜRK dernekler arasında bir devrim CUMHUR İTTİFAKINA, CUMHURBAŞKANINA VE MECyaptıklarını belirtti. Türkiye’de bulunan bir dernek gösterin Tür- LİSTE MHP ye veriniz demesi bizi buraya getiren neden olmuştur. kiye dışında bir devlette Cumhurbaşkanı adayı çıkartsın. İşte biz Seçim öncesi bizi herkes %5-6 oy alacaklar derken BULTÜRK Bulgaristan’da Türk Cumhurbaşkanı çıkartabildi ve 21 adaydan Başkanı, Biz Bulgaristan Türkleri ilk önce bu seçimlerde Cumhur-

başkanı yarışını ilk turda bitireceğiz, iki Mecliste MHP’ne barajı geçireceğiz demesi cesaret işidir. Her dernek başkanı bunu yapamaz yapamadı da. Burada oy geldi mi gelmedi mi o pek önemli değil burada önemli olan tarafını belli edebilmektir. İşte bu cesaretinden dolayı hepinizi özellikle de başınızda olan Başkanınız Rafet ULUTÜRK’ü kutluyor ve tekrar hepinizin huzurunuzda teşekkür ediyorum. “BULTÜRK “diğer Balkan derneklerin arasında en genç dernek, fakat kısa bir zamanda, uzun ama meşakkatli bir yolu başarı ile sonuçlandırıyorsunuz. Çalışmalarınız takdire şayandır. Derneğiniz ve yönetiminiz olarak çıkmış olduğunuz bu zorlu süreçte sizlere başarılarınızın devamını diliyoruz.” dedi. Herkese hak ettikleri kadar değer verileceğini vurgulayan MAŞAOĞLU; Bizler Liderimizin dediği gibi, ”Önce Ülkem ve Milletim sonra Partim ve ben.” İşte bizim sloganımız budur. Sizin sorunlarınız konusunda da bilgim var, seçim öncesi Başkandan bir rapor aldım ve raporu da inceleyerek Ankara’ya ilettim. Biz size bu konuda söz veriyoruz; sizin tüm problemlerinizi direk Genel Başkanımıza ve devlete ileteceğiz iletilecektir, bundan emin olabilirsiniz. Zaten Başkanınızın benden isteği de budu, BİZİM BULGARİSTAN KONUSUNDA DEVLETİMİZE YANLIŞ BİLGİLER GİDİYOR. GELİN BU KONUDA BİZE YARDIMCI OLUN VE DOĞURU BİLGİLERİ İLETELİM.dedi. Bende bu konuda kendisine söz verdim bundan sonra Türkiye Cumhuriyetine yanlış bilgi veren herkes bedelini çok ağır ödeyeceğini söyledim.

Ayrıca sizin Bulgaristan Türklerinin en acil konusu en önemli probleminiz emeklilerin sorunlarıdır.Bulgaristan’da çalışmış yıllarınızın 1991 yılı sonrasında gelenler için de uygulanmasını istediğinizi biliyoruz. Parlamento açılır açılmaz bu konuyu gündeme aldıracağız ve bu sorunun peşini bırakmayacağız. Diğer konuları da sırasıyla gücümüzün yettiği kadar ele alacağız. Bundan hiç şüpheniz olmasın. “Allah birliğimizi daim eylesin. Bizim ortak bir derdimiz bir kaygımız var. Bizim derdimiz vatan ve millettir. Türkiye’nin önü açılmıştır. Türkiye’nin geleceği aydınlanmıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sisteminin tüm kurum ve kurallarıyla yerleşmesi konusunda üstümüze düşen her görevi azimle yerine


Bulgaristan Türklerinin Sesi Sayı 137 - Ekim 2018

5

BULTÜRK Etkinlikleri

Tika’nın Balkanlar’da Bulgaristan ve S.Arabistan arasında Tarım Yatırımları imzalandı 801. Eğitim Projesi Tarım, Gıda ve Ormanlar Bakanı RuBalkanların barış kuşağı olacak gençlerin bölgede ortak geleceğimizi inşa edeceklerini o nedenle bu gençlere destek olacak öğretmenler ile ileriki süreçte de beraber proje uygulamak istediklerini ifade ederek,TIKA nin Bulgaristan da proje uygulamasına fırsat verdiklerinden dolayı Bulgar hükumetine ve Razgrad valisine teşekkürler etti.

men Porojanov’un Suudi mevkidaşı Abdurrahman El Fadli ile yaptığı görüşmede belirtildiği üzere Sudi Arabistan, Bulgaristan’dan kuzu eti ve gül ürünleri ithalatı ile veteriner tıp alanında işbirliği imkanları ile ilgileniyor. Görüşmede en yakın zamanda iki ülke arasında dirket uçak seferlerinin başlatılması imkanı üzerinde duruldu. Riyad’da Bakan Porojanov ve Suudi Arabistan Tarım ve Hayvancılık Yatırımları Şirketi Müdürü tıra imzaladı. Somut projelerden biri, Haled El Abudi, karma Bulgar-Suudi dev- Şumen’in yakınında yem fabrikasının let şirketinin kurulmasına ilişkin muh- kurulmasına ilişkindir.

2018 Yılının 13. Yönetim Kurulu Toplantısı Yapıldı

Ziyaret kapsamında ayrıca, bulgar, Türk, Roman, Pomak engelli gençlere TİKA tarafından hediye edilen akülü engelli araçları dağıtıldı.

Törenlede Bulgaristan’da 1540 öğrenciye dağbitilan hediyeler;

440 ögrenciye Okul egitim malzemeleri ve çanta, 600 ögrenciye aşofman takimi, 600 basket, futbol, voleybol topu; 40 başarili ogrenciye tablet; 200 sportif çocuklara bedminton seti; 5 engelli gence akülü araç; 300 ogrenciye kışlık mont dağıtılmıştır.

Bulgaristan’da Vakıf Eserleri

BULGARİSTAN’DA OSMANLI DÖNEMİ

Vakıf Eserleri Envanteri I. ve II. Cilt Yazarlar : Prof.Dr. Mehmet Zeki İBRAHİMGİL, Prof.Dr. Hamza KELEŞ Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanmış.

BULTÜRK yöneticileri, İstanbul Sultanahmet – Şerbathane’de Aydın FİDAN’ın iş yerinde bir araya geldiler. Toplantının açılışında kurulun gündemi hakkında bilgi veren BULTÜRK Genel Sekreteri Oya Canbazoğlu DİRİER, sözlerine kısaca geçen 1 yıl içerisinde yapılan faaliyetleri hatırlatarak başladı. Toplantıda Temmuz 2018 – Temmuz 2019 yılında gerçekleştirilmesi planlanan faaliyet ve projeler üzerinde değerlendirmeler yapıldı. Oya DİRİER; BULTÜRK’ün Nisan 2017- Haziran 2018 yılları arasında faaliyetlerini okudu; BULTÜRK yön veren toplumumuzu geliştirme hedefi ile yola çıktıkları platformun amaçları arasında Türkiye’de ve Bulgaristan’da etkin ve geniş temsil gücüne sahip sivil toplum kuruluşları arasındaki iletişimi ve işbirliğini arttırmak için çalışmalarımıza devam etmekteyiz. BULTÜRK gündeminde yer alan konular hakkında da bilgi veren Genel Sekreter, “Bugünkü toplantımızda 2018-2019 yılı faaliyetlerimizi kararlaştırmak. Bu değerlendirilmelerin yapılması ve bu başlıklar için ayrılan projelere dağıtılması ile ilgili görüşmeler yapılacaktır. İller arasında adaletli bir kalkınmanın sağlanması için derneğimiz ve yöneticilerimiz üzerine düşeni yapacaktır.” dedi. BULTÜRK Genel Başkanı’nın başkalığında yapılan toplantıda, gündem maddeleri

arz edildi. Yönetim kuruluna mevcut çalışmaları ve planlanan faaliyetleri hakkında bilgi verildi. Ardından katılımcılar söz aldılar. Bulgaristan Strateji Ararştırma Merkezi Başkanı Sn. Erdal Karabaş, Emperyalist stratejinin toplumumuz üzerindeki etkilerini anlattı ve “devlet sadık evlatlarının omuzu üzerindedir”sözleriyle konuşmasını bitirdi. BULTÜRK Aksakallılardan Zihni Karpat ise, engin tecrübeleri doğrultusunda, 2019 a ait stratejilerin geliştirilmesi yönünde görüşlerini paylaştı. Bu düzenlemelerden hareketle sözü edilen Yönetim Kurulu toplantısının sonuna gelindi. BULTÜRK Başkanımızın tüm gelenlere teşekkür etti ve kendisinin her daim “tarafsız gerçek duygulara dayanarak” çalışmalarına devam edeceğini ekledi. Genel Sekreter Oya Canbazoğlu DİRİER de katılan arkadaşlara teşekkür etti ve 14 Haziran Cuma günü, 2018-2019 döneminin 13. ve tatile çıkmadan son aylık toplantısı yöneticilerinin de katılımıyla gerçekleşmiştir. BULTÜRK yöneticileri, Sn. Aydın FİDAN’a iş yerinde kendilerini ağırladıklarından dolayı teşekkür eder ve buraya katılan tüm dostlarımıza ayrı ayrı teşekkür ederiz sözleriyle, toplantıyı kapattı. Dilek ve temennilerin iletilmesinin ardından toplantı sona erdi. Oya Canbazoğlu BULTÜRK Genel Sekreteri

5

Oya CANBAZOĞLU Milli Azınlık Olarak Tanınmalıyız Konu: Bulgaristan Türk azınlığı sorunlarının Türkiye ile olagelen bir sorun olarak gösterilmesi tamamen yanlıştır. Bulgaristan “milli azınlık” kategorisine kendi tanımını veremedi. Etnik, dil, din ve kültür azınlıklarını tanımamak hiçbir soruna asla çözüm olmadı. “Milli azınlık” çoğunluktan farklı olan bir halk topluluğudur. Milli azınlığın tanımı anadil, din ve kültürel gelenekler esas alınarak yapılabilir. Dilimiz Türkçe, dinimiz İslam, Kültürel geleneklerimiz Doğu ve Müslüman kökenli olduğu için, anadilimizde yaratılmış edebiyatımız olduğu için, belirli yerlerde beraberce ve kendi adet ve ahlak kurallarımıza göre yaşadığımız, yeni, demokratik ve modern olanı kendi duyumlarımızla algılamaya ve özümsemeye açık olduğumuz için farklı olanlar. Farklı vasıflarımız birçok özellikleriyle emsalsiz olup yüksek değerli niteliklerdir. Bunun için biz, çeşitlilik içinde birlik veya birlik içinde çeşitlilik sloganını yükselttik. Biz halkımızın bu şiarı bağrına basacağına inanıyoruz. 1989 Mayıs Ayaklanmasına bu şiarla gittik. Bulgaristan’ı parçalamak istemedik. Aramıza sınır çekmek istemedik. Çeşitlilik içinde birlik ve birlik içinde çeşitlilik hepimizin bütün yaralarımıza mehlem olacak, gözümüzü yeniden açacak, bize deniz feneri olacak bir ışıktık. Kardeşlerimiz, daha 1989’da hak ve özgürlükleri uğruna direnişe kalkarken memleket param-parçaydı, bize silah çekilmiş, yarımız hapiste, diğerlerimiz toplama kamplarında sürgündeydi. Fakat korkmadık, kötü olanın karşısına dikildik. Bizi birleştiren bugün de BİRLİK, bu vatan hepimizin bilinci ve anlayışıdır. Bulgar propaganda makinası, yıllar önce nalları diken, fikirsizlikten nefes alamayan Ahmet Doğan’ın Özgürlük, Sorumluluk ve Tolerans balonlara yazıp uçurtma gibi uçurmaya başladılar. Buna vesile olarak, Eylül 2018 sonunda, ABD Büyükelçisi Erik Rubin’in Hak ve Özgürlük Hareketi (DPS) Sofya Genel Merkezine yaptığı 2-saatlik ziyaret kullanılmaya başlandı. Bu görüşmede ele alınan politik sorunlar ile ilgili DPS partisi bir resmi açıklamada bulunmadı. Bu bakıma, şimdiye kadar BİRLİKTELİK olan DPS şiarının Özgürlük, Sorumluluk ve Tolerans şeklinde değiştirilmesi dikkati çekti. Aslında bu Avrupa Birliğinin sloganıdır. 17 Aralık 2015’te Doğan “Saray Konuşmasında” L. Mestan’ı partiden kovarken, liberal fikirlerden vaz geçtiğini açıklamıştı. Altında HÖH Partisinin “Ataka” partisinden Brüksel ve Sofya meclisi eski “faşist” milletvekilleri Slavi Binev ve Kamen Petkov’u HÖH listesinden milletvekili göstermişti. Bu, Bulgaristan Türklerine “siz benim kölemsiniz” istediğimi yaparım, demek oldu. Bu küstahlık devam ederken, isimlerimizin değiştirilmesinde olağanüstü büyük ve sonuç belirleyici rol oynayan General Semerciev ile BKP MK Politik Büro üyesi Penço Kubadinski’ye bronz anıt dikmekle yüzümüze tükürdü. Bu hain ne sorumlu, ne özgürlükçü ne de hoşgörülü biridir, sahibini ısıran bir köpektir. “Özgürlük” Türk partisinin – Hak ve Özgürlük Hareketi -isminde ve ilk sloganında vardı. Bulgaristan’daki Müslüman Türklerine özgürlük, ekmek gibi ekilip biçilen, buğdayla öğütülen, elenen, karılan, mayalanan, kabarınca pişirilen ve yenen bir şey olarak açıklandı. Ekmek hayatımızın olmazsa olmazıdır. Bize hayat gücü veren ve bizimle yaşayan, devamlı ihtiyaç duyduğumuz bir şeydir. Özgürlük nefes almak, öksürmek, kendi kültür denizinde yüzmemizdir. Birlikte olmamız, umut ve mutluluğumuzdur. Özgürlük bulutlara el atıp rahmet çağırabilmemiz kadar önemlidir. “Sorumluluk” DPS sloganına yeni işlenmiş. Bizden, 28 yıldan beri “gösterdiğimiz kişiye oy vermekten başka bir sorumluluk istenmedi ki”, oyumuzu onlara verdikçe özgürlük çemberimiz daraldı. Hem Doğan, hem de Mestan bizden kendi tarlamıza Bulgar kimlik tohumu ekmemiz istendi. Biz yok olma özgürlüğü istemiyoruz. İkisi de hep özgürdü. Sofya Müslüman Mezarlığı sorununu çözebilirlerdi, parmaklarını dahi kıpırdatmadılar. Türkçe TV programı açabilirlerdi, paraları barlarda harcadılar. vs. vs. vs.


6 Sayı 137 - Ekim 2018 6

Bulgaristan Türklerinin Sesi BGSAM

Şakir ARSL ANTAŞ Kültürel Anklav Konu: Memleketimizde olup bitenleri izleyip öğrenmek zorundayız. Aynı kaynaktan gelen sonra uzayıp giderken parçalanan ve ayrı denizlere dökülen nehir bilmiyorum. Sosyal ve politik olayların doğada olup bitenin ve süregidenin bir benzeyişi olduğunu düşündüğümde, Bulgaristan’daki son gelişmelere akıl erdirmek oldukça zor. Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) Başkanı Kurneliya Ninova GERB partisi Başkanı ve Başbakan Boyko Borisov’a dama açmış. Gerekçesi Başbakanın siyasi muhalefet lideri Bayan Ninova’ya “yalan makinesi” demiş olmasıdır. İstediği, “sözlü şiddet” için 30 bin leva (15 bin Euro). Başbakan Borisov da Bayan Ninova’nın “sen ikiyüzlü bir sahtekârsın” sözlerine karşı aynı mahkemede açtığı davada 26 bin leva tazminat talep etmiş. Mahkeme davaları birleştirmiş ve duruşmaya hazırlanıyor. Millet de dertlerini unutmuş mahkemeden karar bekliyor. Bu partilerin ikisinin de kaynağı Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) idi. Eskinin yükünü paylaşırken kavga ettiler, ayrıldılar, didişerek aynı sona doğru devam ediyorlar. Kişisel didişme ile devlet yürütmek ve yönetmek zor olsa gerek. Bugün (8 Emim 2018) Bakanlar Kurulu toplanamadı. Sözüm ona “Yurtsever Cephe” kılıflı hükümet ortaklarından Başbakan Yardımcısı ve s.o. “Bulgaristan’ı Kurtarmak İçin Milli Cephe” başkanı Valeri Simyonov ile Rusya sevdası iyice sırıtan “Ataka” lideri Volen Siderov arasında şimdilik temas kesmişler, konuşmuyorlarmış. İç İşleri Bakanlığı Baş Sekreteri görevini paylaşamıyorlar. Sahnede yeni perde oynanıyor. İki çıbanbaşı iyice toplamış. Birisi, Memleket elden gidiyor meselesidir ve Bulgaristan’daki Rus “turistler” ile ilgilidir. Başbakan Yardımcısı V. Simyonov’un siyasi etkinlik merkezi olan Burgaz ilinde Rusya vatandaşları tarafından satın alınan dairelerin sayısı 50 000 (elli bini) aştı. Bir dairede 4 kişi otursa, Burgaz ilinde ikamet eden Rusların sayısı 200 000 (iki yüz bin) kişi olmuş bulunuyor. Rusya bankaları Karadeniz kıyımızda daire satın almak isteyen Ruslara faizsiz kredi veriyor. Ülkedeki Rus şirketlerinin sayısı da 55 bin olmuş. Denizden çıkan yengeçler gibi kemire kemire ilerliyorlar. Bulgar aşırı milliyetçiliğinin sarıca arı yuvası, Türklere karşı hicran kusan “Skat” TV programının ideolojik merkezi olan Burgaz, “Bulgar kan saflığının korunması” gibi konularda çok hassas ve tepkili davranıyor. Dikkati çeken, Rusya’nın Putin takımı Bulgaristan’ı ezdikçe ve incittikçe, Türklere karşı saldırıların şiddeti hafifliyor. 140 yıl sonra Bulgarlar, Türklerin 1000 yıllık bir çıkar olduğunu ve gölgesinde herkese yer olduğunu anlamış gibi davranmaya başladılar. Yeni duyarlılık hele Rus etkisi konusunda o kadar ince ki, Rusya sevdalısı oluşuyla ünlü Cumhurbaşkanı Georgi Pırvanov’un (2002 – 2012) Rus tankerleriyle Burgaz koyuna taşınacak ham petrolü Dedeağaç (Aleksanndropolis) limanına boru hattıyla akıtma projesi Burgaz’da yapılan bir halk oylamasında % 98 olumsuz oyla sesiz sedasız ’le durdurulmuştu. Buna rağmen aynı yörede son 15 senede iki yüz bin kişilik Rus şehir diasporası kuruldu. Gerçekten 1877-78 Osmanlı Rusya Savaşından ve 1944 Sovyet işgalinden sonra Bulgaristan’da bir arada bu kadar kalabalık ve büyük bir Rus nüfus gözlenmemişti. “Kamçıya” ve “Güneşli Kamp” vb kapalı tamamen Rus usulü çalışan tesisler genelde gençlerin ve Moskovalı öğrencilerin kaldığı yerlerdir. Artık yalnız Rus ailelerin yaşadığı sokak, kavşak, kıyı yolu, semtler var, Batılı turistlerin “Rusische Anklave” dedikleri bu yeni yerleşim merkezlerinde yolda, markette, otobüste, birahane, bistro, lokanta, gece kulüpte ve kumsalda Rus Devamı G.Sayıda dilinde konuşuluyor.


Bulgaristan Türklerinin Sesi Sayı 137 - Ekim 2018

7

Balkanlar

BULTÜRK’te “Dünden bügüne Balkanlar’da ve Bulgaristan’da, Gagauz Türkleri”

Genel Sekreter R.Oya CANBAZOĞLU; Değerli konuşmacılarımıza teşekkür ederiz: Sevgili konuklar, Gördüğünüz gibi, BULTÜRK etkinlikleri sonu gelmez bir konu, BULTÜRK Derneğimizin bu artık bir derin bilgi ve deneyim hazinesi oldu. Bölgesel edebiyatta, Gagavuzlar, Batı Karadeniz kıyısına serilmiş inci taneleri olarak anlatılır. Benim soyum da Türkiye’ye Bulgaristan Karadeniz’in incisi Varna bölgesinden gelmiş olduğundan dolayı, ben de kendimde Gagavuzlarla ilgili işittiklerimden kısaca söz etmek istiyorum. Gagavuzlar paylaşılamayan bir millettir: YUNANLARA göre onlar:“Türkçe öğretilmiş Ortodoks Yunan’dır.” Bulgarlara göre onlar: “Türkçe öğretilmiş Ortodoks Bulgar’dır.” Romenlere göre onlar: “Türkçe öğretilmiş Ortodoks Romen’dir.” Türklere göre ise onlar:“Türkçe konuşan Ortodoksluğa Geçmiş Türklerdir.” Benim şahsi kanımca Gagavuz kimliği son iki asır içinde kendini inşa etme süreci geçiriyor. Ortodoks Hıristiyanlığı kendilerine yamamış olan Rumlar, Bulgarlar ve Romenler, Gagavuzlara kendi dillerini ve kültürlerini dayatmaya çalışırken, resmi dil ve ulusal kültür gerekçeleriyle Gagauz Türkçesini eritmeye ve Oğuzların ve Selçukluların adet ve geleneklerine dayanan Gagauz ahlakını yok etmeye çalışıyorlar. Evet şimdi geldik asıl konumuza ve bu konunun uzmanı sözün sahibi çok değerli hocamız Tarihçi, Etnolog, Yazar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Misafir Öğretim Görevlisi Sn. Doc. Dr. Olga RADOVA’yı alkışlarınızla kürsüye davet ediyorum. Evet Yunanistan’dan başlayarak Makedonya, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna’ya kadar Gagauz Türklerinin durumunu bizlere anlattı için kendisine teşekkür ederim. Şimdi de Genel Başkanımızı Kürsüye davet ediyorum; Konuşmacımız Sn. Doc. Dr. Olga RADOVA’ya bu günün anısına bir plaket taktim edildi. Ardından Modarötörlüğünü yapan BULTÜRK Derneğin Genel Sekreteri Oya CANBAZOĞLU’na da bu organizasyonu başarıyla yaptığı için bir plaket taktim edildi. Ardından BGSAM Başkanı Dr. Erdal KARABAŞ da Oya CANBAZOĞLU’na yazılarından ve bghaber internet sayfasını başarılı düzenlemesinden dolayı bir plaket de o verdi. Konferansın sonunda tüm katılımcılar kürsüye davet edildi ve birlikte resim çekilerek bu günü tarih sayfalarına kazımış olduk..

Bultürk Başkanı Ulutürk BSP Başkan Ya r d ı m c ı s ı Z l a t e v a i l e g ö r ü ş t ü

Bultürk Derneği Genel Başkanı Rafet Ulutürk BSP Genel Başkan Yardımcısı Denitsa Zlateva ile görüştü. Nahit DOĞU BSP’nin talebi üzerine gerçekleşen görüşmede, iki ülkedeki sivil toplum kuruluşları arasındaki ilişkiler, Türkiye’deki Bulgaristan vatandaşlarının durumu ve başka güncel gelişmeler ele alındı. Türkiye’nin stratejik ve güçlü bir komşu ülke olduğunu belirten Denitsa Zlateva, Bultürk yöneticileriyle görüş alış verişinde bulunmaktan son derece memnun olduğunu kaydetti. Tarihten gelen önyargıların altında ezilip kalmamış ve yeni Türkiye’nin gücünü anlayan herkesle işbirliği yapabileceklerini vurgulayan Rafet Ulutürk, BSP’de Görüşmeye, BSP’nin eski yürütme kuTürk üst düzey yönetici görmek istediklerini kaydetti. rulu üyesi Nazmi Mümin da katıldı.

Papa Francis: İğrenç çocuk tacizi suçu utancımız

Papa Francis, 39 yıl aradan sonra İrlanda’ya giden ilk Katolik ruhani lider olarak iki günlük gezisine başladı. Çocuklara kiliselerde din adamları tarafından yapılan cinsel taciz ve tecavüz saldırılarıyla ilgili konuşan Papa, “İğrenç çocuk tacizi suçlarıyla yeterince mücadele edememek Katolik toplumunun acı ve utanç kaynağıdır.”dedi.

Papa Francis İrlanda’da kimsesiz ve evsiz annelerle çocuklarının barındığı bir kilise yerleşkesinin bahçesinde bulunan yüzlerce çocuk mezarıyla ilgili de konuştu. Francis, “İrlanda’da Kilise üyelerinin eğitimlerinden ve korunmalarından sorumlu oldukları gençleri taciz etmeleriyle yaşanan mezar skandalını görmezden gelemem” dedi.

Bulgaristanlı iş adamlarımıza ziyaretler AKAD Construction sahibi Sayın Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet der-

Müh. İlhan KADIOĞLU’nu 50. yılında makamında ziyaret ettik. BULTÜRK üyelerimiz Bulgaristanlı İş adamları ziyaretlerimizden bu gün Şumnu’lu Sayın Müh. İlhan KADIOĞLU’u 50. yılında iş yerine giderek kendilerini makamında ziyaret ettik. “Yılların sormadığı, yolların yormadığı, dostların unutmadığı bir ömür için, bu doğum günün bir başlangıç olsun, Bütün hayalleriniz umutlarınız birlik olsun, dilekleriniz, dualarınız kabul ve doğum gününüz kutlu olsun”.

neğimize maddi ve manevi hizmetlerinden dolayı kendilerini ONUR Belgesi taktim ettik. “Bulgaristan Türkleri Kimlik Mücadelesi” kitabımızı da kendilerine verdik. Güzel bir sohbetten sonra kahvelerimizi de içtikten sonra kendisine mutlu, huzurlu günler ve bu güne kadar ki başarılarının devamını dileyerek ayrıldık. Kendileri de doğum günümde bizleri ziyaretiniz için teşekkür eder BULTÜRK Derneğinin de başarılarının devamını dilerim dedi. Bizlerde; Doğum günün kutlu olsun, yarın bugününden daha mutlu olsun. Bu güne kadar BULTÜRK’e hizmetleri için tüm Bulgaristan Türkleri adına teşekkür ediyoruz. Saygılarımızla. Oya CANBAZOĞLU

Avrupa’da kadınlar erkeklerden 59 gün fazla çalışarak

Avrupa’da bir kadının bir erkekle aynı parayı kazanabilmesi için 59 gün daha fazla çalışması gerekiyor. Yoksulluk ve haksızlıkla mücadele etmeyi amaçlayan yardım kuruluşu Oxfam’ın “Avrupa’da Kadın ve Emek Yoksulluğu” raporu Avrupa’daki iş piyasasında kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği ortaya çıkardı. Rapora göre kadınların erkeklere göre daha düşük maaş alma ihtimali çok yüksek. Rapora göre kadınların yüzde 21’ine karşı erkeklerin yalnızca yüzde 13’ü olması gerektiğinden düşük ücret alabilir. Rapor bu durumun sebebini kadınların toplumdaki rolüyle bağlantılandırıyor. Raporun hazırlanmasına katkı veren aktivist Ana Claver, kadınların çoğunun yarı zamanlı işlerde çalışmak durumunda kaldığına dikkat çekti ve bu durumun kadınların belli sektörlerde ve belli işlerde yoğunlaşmasına yol açtığını belirtti. Claver kadınların ev işlerini yaparken para kazanmadıklarına da vurgu yapıyor. Oxfam raporuna göre kadınlar genelikle hizmet sektöründe, restoranlarda ya da temizlik ve bakım gibi düşük ücretli işlerde çalışıyor.

7

Dominik Cumhuriyeti’nden gelerek İspanya’da temizlik sektöründe çalışan Rafaela Pimental ise en çok sosyal güvenlik boyutunda hak ihlali olduğuna, tatil ya da dinlenme zamanı olmadan çalışmanın zorluklarına dikkat çekiyor. Kadınlar arasında en çok göçmenler, gençler ve tek ebeveynli aileler zorluk çekiyor Rapor İspanya başta olmak üzere Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya’da kadınlarla gerçekleştirilen mülakatların değerlendirmesini sunuyor. Buna göre görüş verenlerin büyük çoğunluğu emek yoksulluğunun fiziksel ve psikolojik baskı yarattığını belirtiyor. Ev işleri ya da para kazandıkları işlerde sürekli stres ve endişe halinin ya da ay sonunu getirememenin fiziki, ruhsal ve duygusal yorgunluğunu taşıdıklarını ifade ediyor. Raporda ayrıca yaptıkları işlerin tehlikeleri, kişisel zamanın azlığı ve daha çok çalışma karşılığında daha az maaş almanın yarattığı moral bozukluğunun kadınları sosyal yalnızlığa ittiği ifade ediliyor. Rapor bu sorunların özellikle göçmenler, gençler ve tek ebeveynli ailelerde yoğunlaştığını ortaya koyuyor.

Nedim AKIN Davetsiz Misafirler Konu: Adaletsizliği, adaletle yıkmak gerekir. Devletin Üstünde Bir Güç Varsa, Orada Adalet Yoktur. Demirci mağazalarında balta, satır, dönerci bıçağı kalmadı. Odunculardan kimlik isteniyor. Sebep. Son zamanda satılanlar aşçı baltası değil, uzun saplı kütleli oduncu baltası. Bir baltaya sap olamayanlar, kapı ardında balta astılar. Rusçuk (Ruse) azınlık mahallelerini -“Selamet” ve “Traki” -korku bekliyor. Ev ve sokak dili Türkçe olan bu yerleşim yerlerinin – gettoların – nüfusu son 10 yılda Almanya/Hamburg iline taşındı. Genç aileler çocuklarını Almanya’da doğuruyor, çocuk parası alıyor, yaşlılar da orada çocuk bakıyor. Seyrelen mahalle mahalle nüfusundan sıla hasretine dayanamayanlar, vesveseye düşenler, pirelerini dökmek için sıkça “mahalleye” dönüyorlar. Geçen hafta – 6 Ekim 2018 – burada feci bir olay yaşandı. 21 yaşındaki, evli, Almanya’da çalışan “Selamet” mahalleli gençlerden biri olan Severin Krasimirov, bir dostunun doğum günü töreni için gelmişti. Gece boyu içki, uyuşturucu, alaca karanlıkta Tuna kıyı gezi yoluna çıktı. TV sözcüsü Bayan Viktoriya Marinova’ya işe gidiyordu. “Mangal çekil yolumdan!”, “Pis Çingene def ol başımdan!” gibi sözlerle kızışan kavgada yumruklar oynadı. Bayan Marinova kıyı yolu kenarındaki çalılıkta ölü bulundu. Severin 4 günden sonra Hamburg’ta tutuklandı. Son haftalarda gazete ve TV yayınlarında “Bulgaristan’da Sistem İnsanları Öldürüyor” yazılı tişörtü ile dikkati çeken Bayan sunucu birdenbire politikleşti. Trajik olay Bulgaristan’ı kaynarken uluslararası arenaya taştı. BMT Genel Sekreteri Antonio Guterres, Avrupa Birliği Başkanı Jean Cloude Juncker, birçok devlet adamı katilin tutuklamasında ve cezalandırılmasında ısrar ettiler. Bulgaristan’daki basın özgürlüğüne ilişkin “ağızına geleni” söyleyenler oldu. Çığ gibi büyüyen olayı ateşleyenlerin başını “Sınırsız Gazeteciler” örgütü çekerken, öldürülen Bayan gazetecinin Bulgaristan’da bir cepten öteki cebe geçen AB paralarını araştırdığını ve bunun için öldürüldüğünü, olanın bir cinayet değil, sipariş üzere işlenmiş bir katliam olduğu yayıldı. Konu derinleşirken, “Bulgaristan güven bunalımı yaşıyor” diyenler, devlet kurumlarının giderek söküldüğünü ve devletin bittiğini ifade ettiler. Muhalefet partisi “sağlık yolsuzlukları” konusunda gensoru açtı. Kanser hastalarına sahte ilaçlarlar verildiği, yeşil reçeteyle alınan ilaçların AB ülkelerine satıldığı vb açıklamalar yapıldı. Özürlü çocukların anneleri 28 ilden birer çadırla Bakanlar Kurulu’nu abluka altına aldılar. Başkent merkezinde siyah bayraklar dalgalandı. Baş savcılık, dalavereleriyle bilinen “Gi Pi Group”un 14 milyon levasına haciz koydu. Kazandığı AB finansmanlı – bölünmüş yol, köprü, tünel -ihaleler bozuldu. Muhalefetin iddialarına göre, benzer cinayet olayları dolandırıcılıkların – bölünmüş ana yol yapımı, sağlık sektörü vb işlerdeki rüşvet olaylarının – ört bas edilmesi için kullanılıyor. Ciddi açıklamalarda bulunan araştırmacı gazeteci/milletvekili Bayan Elena Yonçeva, sabah kesiminde en fazla seyredilen “bTV” programında Varna’da asfalt üzerinde 4 deliği yamamak için GERB hükümetinin 43 milyon leva ödeme yaptığını açıklarken, mikrofonu fırlattı. “Söylenen her şey yalan” deyip stüdyodan çıktı. Bir yandan “Selamet” mahallesi Çingeneleri “Ya öldüreceğiz, ya öleceğiz” şiarıyla yumruk sıkarken, medya “yalan” konusunu açtı. Adolf Hitlerin Propaganda şefi Joshep Geubbels, “bir yalan 40 defa tekrar edilince gerçek olur” derken, Çin lideri Mao Zedong’un “bir yalana inanılması için 6 ay boyunca bir kaynaktan ya da bütün kaynaklarca tekrar edilmesi gerekir” dediği hatırlatıldı, Bulgaristan’da herkesin inanmak istediği bir yalanın henüz uydurulamadığı, beklenti yaratılmaya çalışılıyor iddiasında bulunuldu. Severin ve Viyoleta olayı bu arayışa benzin döktü. Almanya’da tutuklanan Severin sorgulandı, mahkemeye çıkarıldı. “Ben şiddet kullanmadım, ırza geçmedim” dese de Bulgaristan’a gönderilmesine karar verildi. Cinayetle ilgili 2 kişi daha aranmaya başlandı. Fakat bu cinayeti bir Müslüman gencin işlemiş olmasını isteyenler, gerçeği bilmek istemediler. “Katilin bir Müslüman genç” olması yeterliydi. Olayın dumanı kalkmadan plakasız büyük motorlu ve Jeepli kalın enseli iri gençler “Selamet” gettosunu gece bastılar. Yakaladıkları gençlerin cep telefonlarını kırdılar. Gözlerine kestirdiklerine vurdular, saldırdılar. Birçok kişiyi hastanelik ettiler. Devam var


8 Sayı 137 - Ekim 2018 BULTÜRK ETKİNLİKLERİ

8

Gagauz Opera Sanatçısı Stepan KURUDİMOV

Bulgaristan Türklerinin Sesi

BULTÜRK Genel Sekreteri Oya Canbazoğlu ve Başkanı ULUTÜRK ile birlikte TÜRK DÜNYASI PARLAMENTERLER BİRLİĞİ Başkanı Sn. Nail Çelebi’yi makamında ziyaret ettiler.

BULTÜRK Genel Sekreteri Oya Canbazoğlu ve Genel Başkanımız Rafet ULUTÜRK ile birlikte Ankara’da bulunan TESUD –Em. Hv. Korgeneral Dr. Erdoğan Karakuş’a makamında ziyaret.

Bulgaristan Gazisi Sn. Sabri İSKENDER

BULTÜRK’ü Ziyareti esnasından

Uluslararası Anadolu Kültür ve Sanat Festivalinde Azerbeycan Evi— BULTÜRK Başkanı Rafet Ulutürk ve Genel Sekreter Oya CANBAZOĞLU ile birlikte, Etimesgut, Ankara’da.

BULTÜRK Genel Merkezde Toplantı esnasında

TÜRKSOY Bşk.Yrd. Sn. Sancar Mülazımoğlu’na kitabımı taktim ettim

Önceden T.C .Kültür Bakanliği Edirne Devlet Güzel Sanatlar Galerisi MÜDÜRÜ şimdi Edirnede çini üretiyor herşey el işçiliğini kendisi yapan Sn. Nadir ADLI Abime hediyesi için teşekkür ediyorum.

Türk Dünyası Basın Mensupları Yalova’da

BULTÜRK GENEL MERKEZ Edirne Trakya Unv. Edebiyat Fakultesi Dekan V. Prof. Dr. İlker ALP’e kitabımı taktim ettim

Büyük Birlik Partisi İstanbul İl Başkan Yrd. Mustafa AKDAĞI BULTÜRK’te


Bulgaristan Türklerinin Sesi Sayı 137 - Ekim 2018

9 9

BULTURK ETKİNLİKLERİ

Anadolu Federasyonunda Konferans

BULTÜRK Genel Sekreteri Sn. Oya CANBAZOĞLU’na Başarılı çalışmalarından dolayı PLAKET TAKTİMİ

TOPRAK Yapı Denetim LTD. ŞTİ. Sahibi Sn. Jale İYEM’e Kitabımızı taktim ettim.

Danışman Sn. Mustafa Ceylani ile birlikte İstanbul’da

Bayrampaşa İlçe Sağılık Müdürü Sn.Yusuf OĞUZ CANBULAT’a Kitabımızı taktim ettik.

Uluslararası Siber Güvenlik Federasyonu Genel Başkanı (ICSF) Fuarda ziyaret.

İçişleri Bakanı Süleyman SOYLU’ya Kitabımızı taktim ederken

İBB Başkanı Mevlüt UYSAL

Kazakistan Türkistan Şehrinde

Bayrampaşa Sağılık Grup Başkanı

Sn. Aydın KORKMAZ’a Kitabımızı taktim ettik.

Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa BOZBEY

GOPaşa Bld. Başkanı Hasan Tahsin USTA

Moldova Gagauzyerinde

Bayrampaşa Sağılık Grup Başkanlığı Organ bağışı, raporitirazları, tıbbi sekreteri Sn. Hanife ÇELİK’a

Kitabımızı taktim ettik.

Halit EREN Hocamızla Birlikte İyi Parti Genel Başkan Yrd. Musafat DERVİŞOĞLU’na Kitabımızı taktim ettik.

Ömer ÖZKAYA

Güneş Gazetesi Yazarı, Turque Diplomatique Yayın Yönetmeni, ASAM Genel Müdürü

Çok Değerli TÜRK Büyüğümüz CENGİZ AYMATOV ‘un oğlu ASKAR AYMATOV ile birlikte


10 Sayı 137 - Ekim 2018 10

Bulgaristan Türklerinin Sesi Ta n ı t ı m R e p o r t a j

Geleneksel halk kıyafetlerini restore ederek ilginç yaşam hikayelerine dokunmak Otantik Bulgar kostümleri restore eden

ressam Rositsa Radeva “her kıyafette gerçek bir hikayenin gizlendiğine” inanıyor. Kostümlere ilk ihtişamlarını geri kazandırırken her dikiş ve süslemeden kumaşa dokunmuş hislere de dokunuyor. Böylece bir gün Çepelare’den bir kadının olağanüstü yaşam hikayesiyle karşılaşıyor. Kadının “fıta” türünden önlüğü sayesinde trajik aşk dolu bir yaşantı ortaya çıkıyor.

Çepelare’li Zlata’nın hikayesi ressam Rositsa’ya Nikolay Kalayciev sayesinde ulaşıyor. Nikolay akrabası olan Zlata’nın “fıta” önlüğünü onarım için getiriyor. Ve böylece günümüze kadar gelen bir kıyafetin onarımı ile bizler bukadar çok yaşam hikayesi öğRessam Rositsa Radeva şunları paylaşırenmiş oluyoruz yor: “Kadının ismi Zlata ve 1914 yılında Ka“Bütün bunları bir zamanlar yapıldığı gibi laycievi ailesine gelin oluyor. Her genç kız gibi, o da kış gecelerinde başka işi olmadı- elde yapıyorum. Bu şekilde restorasyon biğında kendi gelinlik kıyafetini kendisi diki- liminin etik kuralına uymuş oluyorum. Onayor. Ancak evliliğinden sadece bir yıl sonra, rılan “bölge” bir gün daha güzel materyal eşi Makedonya’da bir şarapnelin ona denk bulunca değiştirilebilecek şekilde yapılıyor. gelmesiyle savaşta ölüyor. Zlata dul kalıyor. Restorasyonun ilkelerinden biri de tam buEşinin ailesinin yanında küçük oğullarını bü- dur. Bu ilke sayesinde yaptığım işi zanaatyütüyor. Bu çocuk ise bir gün Çepelare’de çılık seviyesinin üstüne çıkarmaya çalışıyohalk öğretmeni ve “100 kaba gayda” gru- rum” diye paylaşıyor. bunun kurucusu olacak.

Rositsa Radeva: “Bütün bunları bir zamanlar yapıldığı gibi elde yapıyorum. Bu şekilde restorasyon biliminin etik kuralına uymuş oluyorum. Onarılan “bölge” bir gün daha güzel materyal bulunca değiştirilebilecek şekilde yapılıyor. Restorasyonun ilkelerinden biri de tam budur. Bu ilke sayesinde yaptığım işi zanaatçılık seviyesinin üstüne çıkarmaya çalışıyorum” diye paylaşıyor. Rositsa’nın yeni hayat kazandırdığı en eski kadın kostümleri geçen yüzyılın başlarına ait. “Atölyeme hiçbir zaman tam takım kostüm getirilmiyor” diyor Rositsa Radeva. Neden erkek kostümleri yok sorusunun açıklaması da aile reislerinin kıyafetleri ile gömüldükleri gerçeğine bağlanıyor. Rositsa Radeva’ya göre, geçmişte veya günümüzde otantik halk kıyafetleri her zaman insanı onlara saygı ile yaklaşmaya teşvik etmiştir.

Bizi yok olmaktan O s m a n Osmanlı’nın l ı k uBulgarları rtard ı yok olmaktan kurtardığını belirten Bulgar tarihçi Stoyan Dinkov, AB’den sonra Asya Birliğinin kurulacağını ardından AB ile Asya Stoyan Dinkov Birliği’nin birleşerek Avrasya Birliği’nin ortaya çıkacağını savunuyor. ”Yeşil Bulgaristan” partisi lideri yazar Stoyan Dinkov, aynı zamanda ünlü Bulgar şair İvan Dinkov’un oğlu. Yeni çıkan ”Osmanlı – Roma imparatorluğu, Bulgarlar ve Türkler” adlı kitabında Atilla döneminden günümüze kadar genel Bulgaristan ve Türkiye tarihini ele alıyor. Kitabında genel kabul güren ”Türk köleliği” tezine ters düşüyor. Müellife güre Osmanlı İmparatorluğu Roma İmparatorluğunun devamı ve Bulgar halkı etnik kimliğini koruma konusunda zor bir süreçte olduğu halde Osmanlı sayesinde etnik varlığını koruyabilmiştir. Dinkov’a göre Osmanlı sultanları zamanın Avrupa idarecilerinden daha toleranslı bir idare sürmüştür. Dinkov Bulgaristanın Türki topluluklarla çok sağlam bir ilişki kurması gerektiğinin altını çiziyor. Ona göre dünyanın geleceği birleşmekte saklı. Avrupa Birliğinden sonra Asya Birliği’nin de kurulacağına ve sonrasında Avrasya birliğinin geleceğine inanıyor. Bulgar Gazeteci Dimitr Nikolov’un Stoyan Dinkov ile yaptığı röportajı Dünya Bülteni okurları için tercüme ettirdik… Dimitr Nikolov: Sayın Dinkov kitabınızda Bulgaristan’ın Osmanlı idaresi altına girmesinin Bulgar milletini kurtardığını öne sürüyorsunuz. Neden bu şekilde düşünüyorsunuz? Stoyan Dinkov: Şunu bilmemiz gerek, Bulgaristan büyük bir devletin parçasıydı. Dahası günümüzde var olan 52 devlet Osmanlı İmparatorluğunun idaresi altındaydı. Tüm bu devletler günümüzde bağımsız çağdaş birer devlettir. Bu devletler 400 ilâ 600 yıl arasında Osmanlının birer parçasıydılar ve aynı zamanda kendi inancını, yaşayış tarzını ve geleneklerini koruyabildiler. Osmanlı İmparatorluğu idaresi altında asimile edilen hiç bir millet yoktur. Osmanlı idaresi altına girip de Osmanlı devletinden dolayı etnik kökenini kaybeden millet yoktur. Bulgaristan’ın Osmanlı idaresi altına girmesi milletimizi korumuştur, çünkü bu sırada memleketimiz çok ağır bir haldeydi. 14. asırda çok küçük topraklara sahip, güçsüz ve üçe bölünmüş bir haldeydi. Vidin Bulgaristan’ı dediğimiz parçaya Macaristan göz dikmişti. Sırbistan ve Romanya’nın da Bulgaristan’da gözleri vardı. Eğer Osmanlılar gelmeseydi tüm zayıfların başına gelen Bulgaristan’ın da başına gelecekti.YunanistanTrakya topraklarını alacaktı. Sırbistan da bir pay alacaktı, çünkü o zamanlar onların dili bizim dilimize çok yakındı. Vidin Çarlığı da Macaristan’ın bir parçası olacaktı. Dobruca da Venediklerin idaresi altına girecekti, çünkü oranın yöneticisinin Venediklilerle çok iyi ilişkileri vardı. Bizden geriye ne kalacaktı? Hiçbir şey. Osmanlıların gelmesiyle etnik kimliğimiz tekrar sınırsız birliğine kavuştu, bu büyük Osmanlı topluluğundan bir parça olsa da. Dobruca, Tırnova ve Vidin tekrar bir bütün oldu. Bulgarların sayısı bir buçuk milyondu. 19. asrın 60lı yılarında Bulgarlar 7 milyon civarındaydı, bu sayıya Kuzey Yunanistan’daki ve Üsküp civarındaki Bulgarlar da dahildir. Osmanlı hakkında olumsuz algı olan kölelik tanımı nerden geliyor? Bu Rusya’nın emelleri sonucunda gerçekleşiyor. Ulu Ekaterina zamanında Panslavizm görüşü ortaya çıkıyor. Rusya dile dayalı, etnik kökene dayalı olmayan bir temelle Slav milletlerini birleştirmeye çalışıyor. Ruslar bizi Slav sayarak bir kültürel hücum başlatıyorlar. Ana gayeleri bu toprakları ele geçirip İstanbul’a kadar varmak. Kitlesel bir propaganda başlatılıyor, güya Bulgarlar Slav ve çok çile çekiyorlar. Fakat Bulgaristan’a Rusya’dan çok akıllı adamlar gelmiş, -onlardan biri de Dostoyevskidir– o kölelerin ne şekilde yaşadığını çok farklı bir şekilde anlatmış. Ve ben ona güveniyorum. Bulgar uyanışı bu propagandanın meyvesi mi? Evet, Bulgar uyanışı bu propagandanın ve Matsin ideolojisinin meyvesidir. Aslında bunda kötü bir şey yok, lakin bu ideolojilerin İtalya’da özel konumu vardı. Bu ideoloji bizde aynı işlevi görmedi. Matsin’in devrimci görüşleri Rusların Panslavizm görüşüyle birleşince küçük bir kaos meydana getirdi. Çoğu milliyetçi kişilerin Türkiye’ye karşı olan olumsuz tavrı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Devamı www.bghaber.org


Bulgaristan Türklerinin Sesi 11 Sayı 137 - Ekim 2018

Adanalıyık Allahın

adamıyıkın hikayesi

Stara Zagora’da çocukları Hastane’ye bağışta bulundu Stara Zagora “Prof. Dr. Stoyan Kirkoviç” hastanesi “Neonataloji” kliniğine iki adet yoğun bakım küvözü bağışlandı. Bağış “Jılti stotinki” (bozuk para) yardım kampanyası kapsamında çocuklar tarafından kuruş kuruş toplanan para sayesinde gerçekleşti. Geçen yıl kampanyadan toplanan para 53 191, 75 levaya( 27197.20 Euro) ulaştı ve onlarla Blagoevgrad, Karlovo, Smolyan ve Loveç devlet hastaneleri çocuk bölümleri için ekipman satın alındı.

Bulgaristanlı iş adamlarımıza ziyaretlerden BERK’te

Türk askeri Çanakkale’de dünya ecdadına diz çöktürürken tarihler 1915’i gösteriyordu. Adanalılar savaş esnasında bir bayırda konuşlanarak siperlerine küçük mavi bir plaket takmışlardı. Bu onların düşman askerleri karşısında birbirlerini tanıyıp kamufle olabilmeleri adına dahiyane bir sırdı. Adanalılar akıl almaz bir şekilde gizlenip, usul usul düşman askerlerini öldürüyor, sonrasın da öldürdükleri askerleri onlara nazire yaşarmışcasına düşman askerlerine doğru atıyorlardı. bir süre sonra, yüzlerce askerlerini esrarengiz bir şekilde kaybeden Anzak ve İngilizler, Adanalılar savaştığı bayır boyunca siperlerinde mavi plaketin bulunduğu bu askerlerin olağanüstü şekilde kendi askerlerini öldürerek kendilerine göz dağı verdiğini fark ederek şok oldular. hal böyleyken, sözüm ona Adanalı askerlerin bulunduğu sipere yaklaşmaya korkan düşman, ” o tarafa sakın gitmeyin, onlar Tanrı’nın adamları “ diyerek geri çekilmeye başladılar. o gün 900 küsür adanalı asker kahramanca şehit olmuş, bayırın adı ” adana bayırı “ olarak anılmış, bu efsane de yıllar boyunca dilden dile anlatılarak, ” tanrı’nın adamları “ sözü Türkçe’mizle ” adanalılar allah’ın adamları “ şeklinde uyarlanmıştır. “Adana bayırı “ Çanakkale dolaylarında il ismiyle anılan ilk ve tek yer olarak tarihe geçer. Çanakkale savaşının kazanılmasında Conk bayırı, arı burnu kadar Adana bayırı da hayati önem taşır. şimdilerde o efsanevi hikayeyi yamaçlarında gizleyen bu yer, unutulmaya yüz tutan ve zaman zaman ziyaretçilerinin kendisini hatırladığı köhne bir mekan. Siz de ecdadımızın kanlarıyla yeşermiş bu efsanevi bölgeyi unutturmayıp hafızalardan silmemek adına bu yazıyı paylaşarak daha çok insanın keşfetmesine vesile olun ki, ne şartlarda bu ülkenin kazanıldığı yeni nesillerce yad edilip, ” Çanakkale ve adana bayırı ruhu “ sonsuza dek soylu bir dille yaşatılsın. ‘’Adanalıyık Allah’ın Adamıyık ‘’ 900 Adanalı şehidin kanı ile yazılmış bir kahramanlık destandır.

BERK KARGO’nun sahibi BULTÜRK Başkan Yardımcısı Sayın Şakir ARSLANTAŞ’I makamında ziyaret ettik. Ayrıca Moskova Temsilcimiz İstanbul’a gelir gelmez birlikte BULTÜRK Başkan Yrd. Sn. Şakir ARSLANTAŞI iş yerine giderek kendilerini ziyaret ettik. Bulgaristan Türklerine maddi ve manevi hizmetlerinden dolayı kendilerini tebrik ettik. Bulgaristan Türkleri Kimlik Mücadelesi kitabımızı taktim ettik. Güzel bir sohbetten sonra kahvelerimizi içtikten sonra kendisine başarılarının devamını dileyerek ayrıldık. BULTÜRK’e hizmetleri için tüm Bulgaristan Türkleri adına teşekkür ediyoruz. Saygılarımızla.

Varna yakınlarında dünyanın en eski sağlam gemisini

lık geminin, dünyada bulunan en eski sağlam kalıntı olduğuna inanılmaktadır. Keşif, Bulgarİngiliz bilim ekibi tarafından yapıldı. “İki kilometrelik derinlikte antik ve bozulmamış bir gemiyi bulabileceğimizi asla tahmin edemezdiö,” diyor Southampton Üniversitesi Deniz Arkeolojisi Merkezi’nden Prof. John Adams. Ona göre, keşif, antik çağ ile ilgili gemi inşa ve navigasyon anlayışımızı değiştirecek. YAŞAM Black Sea Map (Karadeniz Haritası) seferi, üç yıldır Bulgar kıyıları boyunca 2000 km2 ‘den Bulgaristan Karadeniz sahilinin kıyısında, an- fazla bir alanın dibini araştırıyor. Araştırmalar, tik çağlardan kalma ve tamamen korunmuş bir sonar ve derin denizler için özel su kamerası Antik Yunan ticaret gemisi bulundu. 2400 yıl- ile yapılıyor.

Dünyanın ilk selfie müzesi açıldı ve dünyayı dolaşacak Amerika BirleşikDevletleri’nin Los Angeles şehrinde açılan selfie müzesi yoğun ilgi gördü. Hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelen cep telefonları ve onlarla çekilen selfie fotoğraflarına adanmış olan müze aynı zamanda interaktif bir modern sanat galerisi. Klasik heykellerden, film ve dizi setlerinde kullanılan eşyalara kadar birçok nesne ve tasarım ziyaretçilerin selfie çekmesi için ideal. İki aylığına açılan ve dünyanın çeşitli şehirlerini dolaşacak olan müzede selfie kültürü ve tarihçesi aktarılırken selfie çekimine ilişikin ilginç bilgiler ve istatistikler yer alıyor. Ör-

neğin müzede verilen bir bilgiye göre kadınlar erkeklerden çok daha fazla sayıda selfie çekiyor. Bu oran New York şehrinde yüzde 61 iken Moskova’da ise yüzde 82.

Siyasi ve Aktüel Gazete

BULTÜRK - Dünyada’ki Temsilcilerimiz www.bulturk.net /bilgi@bulturk.net- Tel:0212 511 63 47

İmtiyaz Sahibi Rafet ULUTÜRK Yazı İşleri Müdürü Alptekin CEVHERLİ

Yazı İşleri Müd.Yardımcısı Abidin KARASU

Genel Yayın Yönetmeni Oya CANBAZOĞLU Genel Yayın Müdürü Raziye ÇAKIR

Yayın Danışmanları:

Prof. Dr. Ahmet ÇOLAK Prof. Dr. Hayati DURMAZ Prof. Dr. Seçkin DİNDAR Prof.Dr.Ali FUAT ÖRENÇ Dr. Erdal KARABAŞ

Haber Sorumlusu: Hukuk Danışmanı: Ekonomi Müdürü: İstihbarat Müdürü: Dini Eğitim Sorumlusu Eğitim Sorumlusu: Kültür-Sanat: Spor Müdürü: İnternet Müdürü: Halkla İlişkiler: Reklam Müdürü:

D r. N e d i m B İ R İ N C İ Av. Hasan MOLLAOĞLU Z i h n i K A R PAT Hüseyin Y I L D I R I M Nevzat ÖZTÜRK Avşin B A L K A N İbrahim SOYTÜRK Serkan YILDIZ Muhammet ULUTÜRK N e r i m a n E . K A LY O N C U O Ğ L U Seydullah H A L A Ç

İrtibat Bürosu: Yıldırım Mh. Şehit Kamil Balkan cad. No: 114 / A (500 Evler) - Bayrampaşa / İST. Bayrampaşa - Adaparkın üstü - H.TÜRKOĞLU Spor Komp.Karşısı Tel: 0212- 5 11 6 3 4 7 - Fax: 0212 511 33 91 Reklam için İrtibat: 0212 526 51 98 Akademi Yayıncılık A.Ş.

Teknik Hazırlık: Murat ULUTÜRK

Bu gazete basın yayın ilkelerine uymayı taahhüt eder. Yazarlar yazılarından sorumludur.

w w w. b u l t u r k . n e t / w w w. b u l t u r k . o r g

Avusturya -Viena Almanya-Köln: Amerika-New York Belçika-Antwerpen İspanya-Madrid Kazakistan İsveç İngiltere London

: Osman BÜLBÜL : Ünal G A Z İ : Alaattin Gokay : Nevin BEYTULLAH : Hüseyin Hasan : Türkistan: Erkan : Seval ÖZTÜRK : Ridvan Akay Riko

B u l g a r i s t a n - Te m s i l c i l e r i Sofya:

Blagoevrad:

Hikmet EFENDİEV

Bülent MURADOV

Smolyan: Rufat FELETİ P a z a r c i k M e h m e t B AY R A M Kırcaali: Ardino:

Cebel:

Mehmet TEFİK Aziz ŞAKİR

Erdal H. AHMET İsak Yusuf KARAALİOĞLU Stara Zagora: Menderes KUNGÜN Plovdiv:

Loveç: Pleven: Şumen: Razgrad

Ruse

Emine BAYRAKTAROVA Rafet RODOPLU Sezgin YILMAZ Levent RASİM

Zeki

İsmail

S i l i s t r a : Nermin ÇAKIR Varna: Mustafa İSMAİL Dobriç: Sebahattin AYYILDIZ

T Ü R K İ Y E -Ankara: İsmail ÇİNGÖZ İst. Anadolu:Bölgesi İst. Trakya Bölgesi İst. Sultangazi: ist. G.O.Paşa: ist. Bayrampaşa: ist. Zeytinburnu: ist. Avcılar: ist. Başakşehir: ist. Kağıthane: İst.Fatih İst. Eyüp

Kocaeli:

Bursa-

- Bursa Yıldırım: - Bursa-Hürriyet: - Bursa-Yenibağlar: - Bursa-İnegöl İzmir- - İzm. Sarnıç: - İzm. Görece: - İzm. Buca: Edirne: Tekirdağ: Balıkesir-Bandırma: Eskişehir: Erzurum Mersin : Fethiye :

Nuh Mete DENİZ Nedim BİRİNCİ

Murat YILDIZ Seydullah HALAÇ Vildan ARDA Halil Zeytinburnu Ekrem SÜZEN Aydın FİDAN Nazım ÇAVUŞ Murat KAYNAK Sabri İSKENDER Alptekin CEVHERLİ Ayşe HOCAOĞLU Turhan YAMAÇ Üzeyir AKGÜN Cevat ÇALIŞKAN Bayram BAYRAM Kenan ÖZGÜR Durmuş HATİPOĞLU Mümin GÜNEY Şevket YILMAZ Nadir ADLI Ertaş ÇAKIR Güner BAŞARAN Sevgin GÖKÇE Berkay MUTLU Ferda ER Fatih AKSAK

11 Asala’nın Şehit Ettiği Türk Diplomat Anısına Anıt

Anıtın açılışı Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Faruk Kaymakçı’nın açıklaması Detaylar ASALA’nın şehit ettiği Türk diplomat anısına anıtBulgaristan’da Türkiye’nin Burgaz Başkonsolosluğunda, ASALA teröristlerinin kurbanı İdari Ateşe Bora Sülekan’ın anıtı açıldı Dışişleri Bakan… Anıtın açılışı: Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Faruk Kaymakçı‘nın açıklaması

Detaylar ASALA’nın şehit ettiği Türk diplomat anısına anıt

Bulgaristan‘da Türkiye‘nin Burgaz Başkonsolosluğunda, ASALA teröristlerinin kurbanı İdari Ateşe Bora Sülekan’ın anıtı açıldı Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Faruk Kaymakçı: Devamı 11’de “Türkiye hiçbir zaman şehitlerini unutmaz ve terörle mücadelesinde kararlıdır” BURGAZ (AA) – Bulgaristan’ın Karadeniz sahilindeki Burgaz şehrinde 1982’de ASALA terör örgütünün şehit ettiği Türk diplomat Bora Sülekan’ın Türkiye’nin Burgaz Başkonsolosluğunda kurulan anıtı törenle açıldı. İdari Ateşe olarak konsoloslukta görev yapmış olan Sülekan’ın anısına saygı duruşu ile başlayan tören, Türkiye ve Bulgaristan’ın ulusal marşları ile sürdü. Anıtın açılışını yapan Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Faruk Kaymakçı, ASALA gibi birçok terör örgütünün hedef aldığı 40’ı aşkın Türk diplomatın çeşitli suikastlarda yaşamlarını yitirdiklerini, Sülekan’ın katillerinin de maalesef hala yakalanmadıklarını anımsattı. Türkiye’nin Sofya Büyükelçisi Hasan Ulusoy da 36 yıl önce şehit edilen Bora Sülekan’ın ölümünün arifesinde, “İçimde bir sıkıntı var” dediğini, bir anlamda başına gelecek olayı önceden hissetmiş olduğunu kaydetti. Faruk Kaymakçı ve beraberindeki heyet, Sülekan’ın anıtına ve daha sonra şehidin, giriş kapısında öldürüldüğü evinin önüne çelenk koydu. “Türkiye hiçbir zaman şehitlerini unutmaz ve terörle mücadelesinde kararlıdır. Burgaz’daki şehidimiz Ermeni terör örgütünün eylemi sonucu yaşamını yitirdi. Ancak Türkiye bugün sadece DEAŞ, PKK, PYD, YPG veya sadece FETÖ ile değil, birçok terör örgütü il savaşan bir ülke.” Türkiye’nin terörle mücadele alanında “anahtar bir ülke olduğunu” aktaran Kaymakçı, “Türkiye bu terörle mücadele davasında giderek haklılığını dünyaya kabul ettirmeye başladı ve bütün ülkelerle, kurumlarla iş birliği giderek artıyor.” dedi. Anıttaki törene Türkiye’nin Burgaz Başkonsolosu Nuray İnöntepe, Filibe Başkonsolosu Hüseyin Ergani, Burgaz Belediye Başkan Yardımcısı Yordanka Ananieva, Azerbaycan‘ın Sofya Büyükelçiliği diplomatları ve Türkiye dostu çok sayıda Bulgaristan vatandaşı da katıldı. Türkiye’nin Burgaz Başkonsolosluğu İdari Ataşesi Bora Sülekan, kentteki evinin önünde pusu kuran ASALA teröristlerince 9 Eylül 1982’de öldürülmüştü. Katil, Sülekan’ın sırtından vurduktan sonra, olay yerine cinayette kullanılan tabancanın yanı sıra bir eldiven ve üzerinde terör örgütünün isminin yazılı olduğu bir not bırakmıştı. Şehit Sülekan’ın anıtını Türk kökenli heykeltıraş Yüksel Müvretov yaptı.


12 Sayı 137 - Ekim 2018 12

Bulgaristan Türklerinin Sesi Türk Dünya

Türkiye ile Bulgaristan Arasında Arkeologlar Ruse yakınlarında kilise keşfetti Kardeşlik Köprüsü kuruldu

Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği ile Osmanlı ve İslâm Eserleri Koruma Yaşatma Dernekleri arasında Dostluk Köprüsü kuruldu. Konuklar arasında Tarihçi Yazar Hasan Kamiloğlu ve birçok STK Yöneticileri dernek başkanları bulunuyordu. Kamiloğlu’nun Duasi ile İki Dernek arasında Dostluk, Kardeşlik adımları atılmış oldu. Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği Genel Başkanı Rafet Ulutürk, imza töreninde yaptığı konuşmasinda, ” Osmanlı eserleri demek Bulgaristan demek, çünkü en çok tarihi eser Bulgaristan’da var. Bulgaristan’daki Osmanlıya ait Türk-

İslam Tarihi Eserlerimizi Osmanlı ve İslam Eserleri Koruma Yaşatma Dernegi ile beraber koruma altına alacağız. Bununla birlikte çok daha güzel projelere imza atacağız. Hep birlikte bu tozlu raflardan bunları çıkartıp halkımıza sunacağız.”diye konuştu İmzaladığımız Kardeşlik Protokolü bizim ilk adımımız oldu. Bundan sonra çok daha büyük veses getirecek projelere yer vereceğiz. Kardeşlik protokolü her iki derneğimiz adına da olumlu olmuştur. Birlikten kuvvet doğar sözü kardeşlik projesi ile karşılık bulacaktır. Hayırlı uğurlu olsun.” dedi.

Ruse yakınlarındaki ortaçağ kalesi Çerven topraklarında keşfedilen kilisenin arkeolojik çalışması tamamlandı. Tapınak 6,70 ila 12,80 m boyutlarında olup. Yapı işlenmiş taş bloklardan yapıl-

mıştır ve tuğla kemer ile dekore edilmiştir. Gözlemlere göre tapınağın teknolojisinin 14. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Daha geçen yılki araştırmalar sonucu küçük korunmuş freskler bulunmuştu.

BULTÜRK ANKARA TEMSİLCİLİĞİNDEN TEMAD’A ZİYARET

Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği BULTÜRK Ankara Temsilcisi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M. Sc. İsmail CİNGÖZ ve BULTÜRK Ankara Temsilciliği’nden Fatma AKSOY, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneğini ziyaret etti. Sayın CİNGÖZ Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nin omurgasını oluşturan Astsubay sınıfının resmi temsilcisi olan TEMAD’da AR-GE Komisyon Başkanlığı görevine seçilmeye değer görülmesinden dolayı Sayın DÜRGEN’e teşekkür etti ve Camia’ya katkı sağlayabilmek

amacıyla komisyonu oluşturma çalışmalarına en kısa sürede başlayacağını belirterek, katma değer sağlayabilmek için ellerinden geleni yapmaya çalışacaklarını beyan etmiştir. TEMAD AR-GE Komisyon Başkanı İsmail CİNGÖZ de; “Bu eksende en kısa sürede çalışmalara başlanacağını, çalışmalarına destek olabilecek tüm arkadaş ve akademisyenlerin değerli bilgilerine ihtiyaç duyacaklarını, fikir ve önerilere açık olduklarını, teklif ve önerilerin değerlendirmelerde dikkate alınarak, komisyona aktarabileceklerini” ifade etti.

modern Bulgaristan’ın gerçek kurucuları Balkan göçmenleri, asırlık geleneği sürdürüyor Filmimizde “105 Dakikada Sofya – Şehrin Tarihi” belgeseli,

Kadir ÇELİK/İSLAHİYE (Gaziantep), (DHA)- GAZİANTEP’in İslahiye ilçesinde, Balkan göçmeni muhacirler tarafından üretilen uzun süre bayatlamayan ekmek geleneğini asırlardır sürdürülüyor. İlçe merkezine 3 kilometre uzaklıkta bulunan Kırıkçalı Mahallesi’ne Balkanlar’dan 1877’den sonra başlayan göçle Bulgaristan’da gelerek yerleşen muhacirlerin torunları, kendilerine özgü, 10 gün süreyle tazeliğini koruyan ekmeği, asırlık fırınlarda pişiriyor. Mine ve Ömer Emek çifti, evlerinin önünde kendilerine has yaptıkları asırlık fırında kendi ekmek ihtiyaçlarının yanında, günlük 150 ekmek üretip 2,5 liraya satarak geçimlerini sağlarken geleneklerini de yaşatıyorlar. Mine Emek, “Atalarımızdan günümüze kadar gelen ‘muhacir ekmeği’ geleneğini eşimle birlikte yaşatmaya çalışıyoruz. Buğ-

Azerbaycan Bakü’de

day unu, hazır un ve kepek katılarak kendi ekşi hamuruyla mayalıyoruz. Kesinlikle hiçbir katkı maddesi kullanmıyoruz. Hamurumuz yaklaşık 4 saat dinlendirdikten sonra 1 kilogram olarak hazırlayıp, odun ve bağ çubuğu ile yaktığımız biz muhacirlere özgü olan fırınımızda yaklaşık 25 dakika da pişiriyoruz. 10 gün tazeliğini koruyan ekmeği dolapta saklanması halinde 1 ay taze kalacağını belirterek, kendi ekmek ihtiyacımızın yanında günde 150 ekmek üreterek talepleri karşılıyoruz” dedi.

bugünkü başkentimizin sekiz bin yıllık tarihini belirleyen en önemli olayları anlatıyor. Bu zaman yolculuğunda arkeolojik keşifler, uygun kentsel gelişim kararları, mimari ve sanatsal başyapıtlar, bilimsel alanda üstün başarılar ve en nihayet bunların arkasında duran kişiler ön plana çıkmaktadır. Film, bundan yedi yıl önce antik kentin tarihi ve kültüründen kayda değer anlar, efsaneler ve eserler sunma fikriyle başlayan “5 dakika Sofya” belgesel dizisinin bölümlerinin bir geliştirilmiş versiyonudur. “Ve bu beş dakikalık film kareleri her bir detayın görüldüğü bir saat atölyesine benzerken, uzun metrajlı film genişçizgileriyle uydu görüntüsünü andırıyor” diyor yönetmen Kamen Vodeniçarov. Ekibi belgesel ve oyunculuk arasında sözüm ona “dokufiction”, yani animasyon, belgesel görüntüleri ve fotoğraflar kullanarak tarihsel figürleri canlı gibi gösteriyor. Başlangıçtaki görüntü, M.Ö. 6000 öncesi Slatina semtinden antik yerleşim yerine ait kalıntılardan, son kare ise günümüzdeki metro, sokaklar ve inşaatları gösteriyor. Filmde 77 aktör tarihsel figürleri canlandırıyor – Roma İmparatoriçesi ve Serdika’nın himayecisi Julia Domna, şehri Bulgaristan sınırları içine alan Han Krum, Birinci Bulgar Çarlığının ilk yapılarını inşa eden Han Omurtag, Rönesans öncesinden bize Boyana Kilisesi’ni miras bırakan Sevastokratör Kaloyan, özgürlüğüne yeni kavuşan devletin başkenti olarak Sofya’yı öneren ünlü tarihçi prof. Marin Drinov ve başkaları. Bunların arasında Özgürlük havarisi Vasil Levski de var. “Levski’nin imajını ekrana taşımak her zaman bir risktir. Yaşam yolculuğu Sofya’da sona eriyorDragalevski manastırında devrim komitesini kurduktan sonra, daha sonra konakta idam cezası alıyor,” diye anlatıyor yönetmen Kamen Vodeniçarov ve Levski’nin rolünde genç aktör Sevar İvanov’u göreceğimizi ve onun Levski’ye gerçekten çok benzediğini ekliyor. Vodeniçarov, ülkenin ulusal egemenliğini kazanmadığından önce dikkat çekici bir gerçeğini hatırlatıyor: “Filmimiz Sofya hakkında ve modern Bulgaristan’ın gerçek kurucuları ve yurtseverlerini gösteriyor. Bulgar Uyanış döneminde

ve kölelik şartlarında bizim ecdatlar eğitime büyük önem veriyormuş. İlk kız okulu Nedelya nine tarafından Sofya’da “Svetlina” okumaevinde açılmış. Günümüzde de kızların eşit eğitim hakları için mücadele eden halklar var olduğunu biliriz. Biz ise buna 1852 yılında ulaşmışız. Eğitime, Avrupa kültür değerlerine ulaşma hedefi kilise ve okullar sayesinde halka çok erken dönemde aşılanıp, bu bir çok insanın ortak eylemi olmuştur. ” Film aynı zamanda başkentin son tarihini de anlatıyor. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra adalet hayalleri ve aşırı beklentileri de… Ancak son zamanda gözlenenaşırı milliyetçilikten uzak olduğunu izah ediyor Vodeniçarov: “Her yerden taşan sözde vatanseverlik filmde kesinlikle yok. Tam tersine, modern Bulgaristan’ın gerçek vatanseverlerini göstermeye çalıştık. Bunlar, Avrupa ve Rusya’da eğitim gören, yeteneklerini şehrin gelişmesinde kullanan, İkinci Dünya Savaşı arifesinde Sofya’yı bir mimari harikaya dönüştüren, başkente “Küçük Viyana” denmesine katkıda bulunan insanlardır. Maalesef şehir hatalı bir karar sonucunda bombalanıyor ve yıkılıyor, ve sonra tamamen farklı bir yöne doğru gelişiyor ve korkunç bir kadere sahip oluyor. Ancak tarih böyle tekerrür eder– şehir sürekli yukarı ve aşağı doğru bir spiral içinde hareket eder ve ekonomi kalkınınca insanlar iyi yaşar, aniden de her şey yok olabilir. Ve unutmayın ki, bu iniş ve çıkış döngüleri şimdi de devam ediyor, bu yüzden sadece aşağıda ve çiğnendiğimizde değil, aynı zamanda oldukça iyi yaşadığımızda da güçlü olmalıyız ve saçmalıklara odaklanmamalıyız.”


Bulgaristan Türklerinin Sesi 13 Sayı 137 - Ekim 2018 Türk Dünyası

İsmail CİNGÖZ BULGARİSTAN TÜRKLERİ VE DEVAM EDEN SORUNLAR Türklerin Balkanlara gelmeleri M.Ö. II yüzyıllardan itibaren XI. yüzyıla kadar Karadeniz’in kuzeyinden akın akın gelmiş olsalar da XIII. Yüzyıldan itibaren Türk varlığının zirveye ulaşması Osmanlı Devleti döneminde gerçekleşmiştir. Zira fetihlerle birlikte Anadolu’dan getirilerek bu bölgeye planlı bir iskân politikası uygulanmak suretiyle Türklerin yerleştirilmesi ile gerçekleşmiştir. Bu iskanların etkisiyle artan Müslüman Türk nüfusu Balkanlarda hızla artmış ve özellikle Bulgaristan’da %80’lere varan oranlarda çoğalmış olduğu cizye defterlerindeki kayıtlardan bilinmektedir. Türk iskanları devam ederken bir taraftan da bölgede İslam dinine geçişler de yaşanmıştır. Çünkü Hıristiyan nüfus içerisinde yaşanan mezhepsel baskılara dayanamayan bazı yerli nüfustan İslam’ı tercih edenler görülmektedir, 1410 yılında Protestan Bosna Hersek Basele (Basel) Konsili bir taraftan Katolpak bir taraftan Rum kiliselerinin baskıları karşısında Türkleri ülkesine davet ederek İslam’ı seçtikleri örneğinde olduğu gibi. İslam’a geçmemiş olan yerli halk arasında ise din ve dillerini korumuş olsalar da etkileşimlerin de etkisiyle bir süre sonra yaşam tarzlarında Türk usulünü benimsemeler görülmeye başlanmıştır. Fakat unutulmamalıdır ki gayri Müslim halka Osmanlı idaresi asla İslam dinine girmeleri veya Türkleşmeleri için baskılar yapmamış, yönetim adil bir şekilde sürdürülmüştür. Fakat yüzyıllarca hoşgörüsüne karşılık Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesiyle birlikte yeni kurulan devletler Türklere bu kadar müsamahalı olmamışlardır. 1789’daki Fransa’da başlayan milliyetçilik akımlarının da etkisiyle, zayıflamaya başlayan Osmanlı Devleti’ne karşı peş peşe isyan hareketleri başlatan Balkan halkları bağımsızlıklarını elde ettiklerinde ilk olarak Müslüman Türk nüfusuna karşı saldırılar yapmışlardır. Bulgar Prensliği sınırları içerinde 1876 yılında 1.120.000 Türk nüfusa karşılık 1.130.000 Bulgar nüfusunun olduğu görülmektedir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Osmanlı Devleti’nin savaşı kaybetmesi adeta kırılma noktası olmuş, Tükler akın akın Anadolu’ya göç etmeye başlamışlardır. Göç olgusu ile tanışan Müslüman Türk varlığının göçleri adeta günümüze kadar devam etmiştir denilebilir. Fakat bu göçlerde her zaman kan, gözyaşı, baskı ve zulümler yaşanmıştır. Yaşanan göçlerde binlerce soydaşımız yollarda hayatlarını kaybetmiş, kalanlar ise azınlık durumuna düşmüştür. Katliam ve baskıların en fazla yaşandığı Balkanlar bölgesiyse Bulgaristan olmuştur. Oysa 19 Nisan 1909’da Bağımsız Bulgaristan prensliğini resmen tanıyan Osmanlı Devleti, ikili temaslarla Bulgaristan’da kalan Türk Müslüman nüfusuna Din konusunu resmi olarak protokole bağlamıştır. Bulgaristan-Türkiye arasında imzalanan bütün siyasi anlaşmalarda Türk Müslüman nüfusun sosyal ve kültürel hakları garanti altına alınmış olsa da Bulgaristan ısrarla bu maddeleri uygulamaktan imtina etmiştir. Bulgaristan Türklerinin Devam Eden Sorunları ve Çözüm Önerileri; 1. Milli Kimlik Sorunu: Bulgaristan Türkleri Bulgar yasalarına göre Komünist dönemde olduğu gibi “Dilleri Bulgarca Olmayan Vatandaşlar” olarak kabul edilmektedir. Yasalara “Bulgaristan Türkleri” olarak geçirilmelidirler. 2. Dini Eğitim: Günümüzde Bulgaristan Türkleri arasında yoğun bir şekilde istekle dini eğitim başlamıştır. Ancak alt yapı yetersizliğinden dolayı Bulgaristan din adamları eğitimlerini başta Suriye olmak üzere Arap ülkelerinde yapmaktadırlar. Hâlbuki bu eğitim Türkiye’de yüksekokullar düzeyinde milli benliklerle yapılabilmelidir. 3. Din Adamları Yetersizliği: Komünist dönemde din yok sayılmış ve camilerin çoğu da yıkılmıştı. Din adamları yetişmediği için günümüzdeki önemli sorunlardan biri de cami ve din görevlisi sorunu olmuştur. Bulgaristan’da son zamanda camilerin sayısı artmakta ama özellikle Suudi Arabisistan’ın da yardımlarıyla Türk kültürüne uzak mimari ile yapılmaktadır. 4. Eğitim Öğrenim Sorunu: Günümüzde Bulgaristan okullarında Türk Eğitiminin durumu vahim durumdadır. Türk öğretmenler de Türkçe Dersi de yok denecek kadar azdır. Esasında yok değil daha doğrusu aldatmacadan ibarettir.

Sof ya Ruhban Okulu 115 yaşında Sofya Ruhban Okulu açılışının 115. yıldönü-

münü kutluyor. 1903 yılında şehir idaresi tarafından verilen arazi üzerine inşa edilen Ruhban Okulu bir nevi Samokov Ruhban Okulu’nun misyonunu devralmıştır. Onlarca yıldan beri, ilahiyat eğitimi dışında öğrenciler farklı kilise sanatları dallarında da yetenek geliştiriyorlar. Bütün bu yıllar boyunca, savaşlar ve ateizm döneminde yaşanan zorluklara rağmen öğrencilerin öğrenim ve eğitimlerinde durmadan Ortodoks değerlerin özü ve gelenekleri izlenmektedir. Bulgaristan Komünist Partisinin iktidara gelmesinden birkaç yıl sonra, 1950’de Sofya Ruhban Okulu binaları “Pionerler Sarayı” olarak kullanılmaya başlanır. Ruhban okulu ise Çerepiş Manastırına (Çerepişki Manastir) taşınır ve 1990 yılına kadar orada hizmet verir. Ruhban Okulu Rektörü Arşimandrit Pahomiy şunları paylaşıyor: “Gerçekten de, bu okula giden herkes “Ruhban Okulu’ndan mezundur” damgası ile damgalanır. İktidar, çocukların ailelerini geçim kaynakları, işleri olmayacağına ve birçok kişi gibi zülüm göreceklerine dair tehdit ederek çocukları okuldan koparmaya çalışmıştır. Ancak bu okula gidenler içlerinde gerçek ve samimi bir şekilde bu yolda yürüme arzusunu taşır. Kilisenin kuruluşundan bugüne kadar, kötü güçlerin ne kadar da inanca karşı mücadele ettiyseler de, inananların sayısı o kadar çok artmıştır.” Uzun yıllar hüküm süren ateizm döneminden midir, yoksa değerler sistemini değiştiren insanın maddiyata yönelik arzularından mıdır, günümüzde manevi hayata yönelik eğilim azalmaktadır. Arşimandrit Pahomiy’ e göre: “Gençler için şu anda zor bir dönemdeyiz. Gerçeği ararken şaşırıp yolda kaybolmaları büyük olasılık. İnanç kişinin seçimidir, insan ve Tanrı arasında bir gizemdir. İnsanın kalbinde olan bir şeydir bu!” Zorluklara rağmen, Sofya Ruhban Okulu öğretim görevlileri, öğrencileri arasında inanca karşı ilgiyi uyandırmayı ve kalplerindeki maneviyat ateşini canlı tutmanın yolunu öğretmeyi başarırlar. İlahiyat okulu, yüz yıldan fazla öğrencilerin ahlaki ve manevi eğitimindeki gelenekleri korur. Sofya Ruhban okulu. Ruhban Okulunda şu anda 100 erkek öğrenci eğitim görmekte. Yeni eğitim yılında kayıt yap-

Her Adım Bir Zaferdir

Konu: Bulgaristan Türkleri 2018 Milli Anadil Paneli

tıran öğrencilerin sayısı ise sadece 15. “Önemli olan, onların zorlama hissetmeden, kişisel ve samimi istekleriyle yürümeleridir” diyor Arşimandrit Pahomiy ve devam ediyor: “Öğrenciler günün 24 saati, haftanın 7 günü okulda. Sadece öğrenimleri değil, ahlaki eğitimleri de öğretmenlerin görevidir.Bizler ebeveyn vazifesini de üstlenmiş durumdayız. İyi bir altyapımız, çocukların dinlenip doğa içinde ders yapabilecekleri parkımız var. Ücretsiz kitaplar, ücretsiz yemekhane ve pansiyon hizmetleri de sunuyoruz. Burada bizim sunduğumuz şartlar çok az okulunsunabileceği şartlardır. Tabi ki, yıllar boyunca iyi sonuçlar veren okulun kuralları da önemlidir. O nedenle, bizler de çocuklar için iyi ve yararlı olan bu geleneği koruyoruz.” Ruhban Okulunda öğrenci olan Anton ve Asen’ e göre okulun katı kuralları ve prensipleri insan ruhunu eğitiyor. “Öğretmenler tarafından baskı yok, herkes birbiriyle ilgileniyor. Büyük bir aile gibiyiz” diye paylaşıyor iki öğrenci ve yeterince boş zamanları olduğunu ekliyorlar. Derslerden sonra da futbol antremanlarına katılıyorlar, hatta sık sık evlerine bile gidebiliyorlar. Hocaları Meletiy şunları ekliyor: “Sürekli gençlerle ilgili dinlediğimiz bu problemlerin, madde bağımlılıkları v.s. ardında gençlerin bir varoluş nedenleri olmama sorunu yer almaktadır. İlahiyat okulunda, her şeyden önce öğrencinin hayatı ve yaşamın manası arasında bir bağ kurmaya çalışıyoruz. Yaşamın anlamı ise bizim için İsa’dır. Bu büyük umutlar veriyor.” İlahiyat Okulundan mezun olan öğrencilerin illa da din adamı olmaları gerektiği anlayışı yanlıştır. Öğrenciler laik eğitim alıyor. Rektör Arşimandrit Pahomiy’e göre bu okulda en önemlisi öğrencilerin iyi ve klasik bir ahlaki eğitim almalarıdır.

Türk Dünyası Dernekler Toplantısı

Bu sebeple oy birliğiği ile aşağıdaki taleplerin hükümete ve Türk Kamu oyuna duyurulmasına karar verilmiştir. TÜRK DÜNYASININ SORUNLARIYLA İLGİLİ HÜKÜMETTEN BEKLENTİLERİMİZ 13 Ekim Cumartesi günü saat 10.00 da Türkiye ve Türklük Dünyasına hizmet amaçlı kurulan biz aşağıda isimleri bulunan Sivil toplum örgütleri olarak Kamu Sen İstanbul İl Temsilciliğinin ev sahipliğinde bir araya ga eldik. Gaspıralı’nın dilde, işte, fikirde birlik anlayışını tezahürü olarak fikir birlikteliği içerisinde; Türk Dünyası ve misafir karındaşlarımızla ilgili sorunları görüştük ve acil olarak çözülmesi gereken sorunları şu şekilde tespit ettik. 1-Başta Doğu Türkistan, Erivan- Karabağ-Kırım-SuriyeIrak gibi bölgelerin halen var olan sorunlarının ilgili devletler nezdinde gerekli girişimlerin yapılmasını ve orada bulunan kardeşlerimizin can ve mal güvenliğinin sağlanması hususunda teminat istenmesi. 2-Bu ülkelerde tutunamayan göçüp ülkemize gelen kardeşlerimizin devlet hizmeti almalarının önündeki engeller bir an önce kaldırılmalıdır. 3-İlk-Orta ve Lise düzeyinde olan öğrenim çağındaki çocukların ülkelerinde okudukları okul denklikleri sağlanmalı diğer öğrencilerimiz için eğitim yuvaları şartsız ve koşulsuz açılmalıdır. 4-Ülkemize bulunan Türk kökenli kardeşlerimizin çeşitli art niyetli gurupların eline bırakılmamalı, merdiven altı eğitimlerin mutlaka önüne geçilmelidir. 5-Özellikle Doktora yapan öğrencilerden kefil talep edilmektedir. Dışarıdan gelen bir öğrencinin böyle bir kefalet bulması oldukça zordur. Bu konuda gerekli kolaylığın sağlanması gerekmektedir. 6-Türk Dünyası ve Ata yurdumuzla kültürel bağların kuvvetlendirilmesi için Belediyelerce Balkanlara yapılan kültürel gezi benzerleri Ata yurdumuza da yapılmalıdır. Bu ülkelere yapılacak olan gezilerde devletlimizin özellikle barınma ve beslenme konusunda bir takım teşvik edici tedbirler almalıdır. 7-Gaspıralı İsmail’in dilde, işte, fikirde birlik ülküsü çerçevesinde dil birliği, iş birliği ve fikir birliğinin sağlanması için gerekli adımlar atılmalıdır.

Dr. Nedim BİRİNCİ

8-Devlet okullarımızda Türk Dünyasını tanıtıcı konular anlatılmalı ve bu konular ders kitaplarında yer almalıdır. 9-Türk Dünyası koordinasyon merkezi kurulmalı ve büyük illerimizde mutlaka aktif hizmet veren birimler oluşturulmalıdır, problem çözme yetki ve yeterlilikle donatılmalıdır. 10-Kültür varlığımıza önemli hizmetleri bulunan ebediyete göçmüş olanların isimlerinin okul-kütüphane ve Üniversitelerde yaşatılması için gerekli adımların atılması bir vefa borcudur, gereği yapılmalıdır. Kamuoyuna Saygıyla duyurulur.

Toplantıya katılanlar:

Remzi ÖZMEN Türkiye Kamu Sen İstanbul İl Temsilcisi Erdoğan ASLI YÜCE Hoca Ahmet Yesevi Vakfı Rafet ULUTÜRK BULTÜRK – Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği Genel Başkanı Dr. Erdal KARABAŞ BGSAM Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi Başkanı İbrahim ÖZTEK Aydınlar Ocağı Avrupa Yakası Başkanı ve Genel Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Oktay ACAR Maturidi Yesevi Vakfı Başkanı Metin ÖZKAN Türk Dünyası Hizmet Vakfı Başkanı Bülent MAŞAOĞLU Türk Dünyası Siyasi Sorumlusu Serdar ŞAHİN Tek Bayrak Vakfı Başkanı Mehmet ASLAN Beykoz Türk Ocağı Başkanı Tarık Sülo CEVİZCİ Suriye Türkleri Eğitim Derneği Güngör YAVUZARSLAN Türkçe Konuşan Ülkeler Uluslar Arası Gazeteciler Derneği Murat ALTAN Kırım Türkleri Derneği Muhittin CANUYGUR Doğu Türkistan Derneği Vakfı İhtiyar ABDAL Azerbaycan Eğitim ve Kültür Derneği Ağıl SAMETBEYLİ Azerbaycan Muhalefet Lideri Hicabi MERAL Aydınlar Ocağı Başkan Yardımcısı Erol GÜLER Aydınlar Ocağı Yönetim Kurulu Üyesi

Taşırım dünyayı sırtımda her dil benim dilimdir, fakat ana dilim başta gelir. Anadilimiz Türkçemizin hayat aşkı Deliorman’ın başkenti Radgrat’ta 13 Ekim 2018 tarihinde bir panel (çalıştay) düzenlendi. Yazılı ve sözlü anadilimizin taşıyıcı kolları olan şair, yazar, bilim insanları, sivil toplum örgütü yöneticileri ve öğretmenlerin katıldığı panele köylerden ve komşu il ve belediyelerden Türk kanaat önderleri ile öğrenciler yoğun katılım sağladılar. “Cartoon” Hoteli salonunda yer alan ünlü yaratıcılarımızdan Naim Bakoğlu, Habil Kurt ve Niyazi Mamak katılımcılar tarafından selamlanırken, Hak ve Özgürlük Hareketi Genel Başkanı Mustafa Karadayı, Avrupa Liberalleri ALDE Başkan Yardımcısı İlhan Küçük, Bulgaristan Müslümanları Manevi Şura Başkanı Vedat Ahmet, Bulgaristan Diyaneti Başmüftülüğü Genel Sekreteri Celal Faik, milletvekilleri, Razgrat Valiliği ve Belediyesinden temsilcilerin katılımı olayın olağanüstü önemine ağırlık kazandırdı. Panele büyük sayıda kutlama mesajı geldi. Kıdemli öğretmen mesajında şu vurguyu yaptı. “Türk çocukların okul çantasında Bulgarcanın yanında Türkçe ders kitabı da taşımalıdır.” Anadil milli panelinde, Tarih Bilimleri Doktoru, doçent İbrahim Yalımov ana sunumu yaptı. Hazır bulunanlara, merkezi Sofya’da bulunan Kültürel Etkileşim Derneği tarafından 2018’de onaylanan BULGARİSTAN TÜRK TOPLULUĞU KİMLİĞİNİN KORUNMASI, DİRİLTİLMESİ VE GELİŞTİRİLMESİ PROGRAMINI (KONSEPTİNİ) açıkladı. 80 sayfalık bir TEMEL BELGE olarak geliştirilen bu programda – 11 bölüm halinde – a) Bulgaristan Türklerinin Etnik Kimliğinin diriltilmesi ve geliştirilmesi; b) Sivil Vatandaş Kimliği bilincinin güçlendirilmesi; c) Bulgaristan Türklerinde Avrupa Kimliği biçimlenmesi; d) Bulgaristan Eğitim Sisteminin inter-kültürel doktrin temelinde yeniden düzenlenmesi (reforme edilmesi);

5. e)Tarihsel-kültürel mirasımızın korunması; 6. f) Dinsel kimliğimize karşı hoşgörülü yaklaşımın pekiştirilmesi; 7. g) Kimliklerin çeşitliliği fikrinin yaygınlaştırılması; 8. i) Kimliği belirleyen hususlarla ilgili bilimsel araştırma çalışmalarının genişletilmesi ve kurumlaştırılması; Bulgaristan’da Türk Etnik Topluluğunun etnik, kültürel ve dinsel kimliğinin halka akıtılması (popülerize edilmesi); 9. k) ve yerel (bölgesel) Türk Etnik Toplulukların kimliğinin korunması, canlandırılması ve geliştirilmesi sürecini yönetecek organların oluşturulması gibi sorunlar işlenmiştir. Panele Demokrasi İçin Sorumluluk, Özgürlük ve Hoşgörü (DOST) ve Halkın Şeref ve Özgürlük Partisi (HŞÖP) yönetiminden temsilcilerin katılmayışı dikkati çekti. Anadilimiz konusunda da birbirimize düşmüşsek ve küslüğümüz devam ediyorsa, Bulgaristan’da kimlik bunalımımızın ne kadar derinlere battığını anlatmaya gerek yoktur. Anadilimiz bir kavga, kapışma, paylaşma diriliş verilecek bir nimet değildir, kutsalımızdır, yaşaması ve gelişmesi, nesilden nesle devredilmesi için kavga ve şehitler verdiğimiz asla unutulmamalıdır. Panelde Deliorman Sivil Toplum Örgütünden Emine Halil’in konuşması dikkati çekerken, “anadilimizin kökleri ruhumuzdadır, ailelerimizdedir, geleneklerimizdedir, evlat sevgimizdedir” vurgusu coşkulu alkış aldı. Şairler ve yazarlar diyarı Deliorman’da yeni kuşaktan çok başarılı Türk dili hocası olarak nam salan Bayan Habibe Rasim Türk dili öğretmeni, ders araçlarının yetersizliğinden söz ederken, yeni çıkan masal ve öykü eserlerine de değindi. Atasözlerimizin, masal, efsane ve manilerimizin yeniden basılmasını önerdi. Türk öğrencilerin yaz tatilinde Türkiye’de kamp yapmalarının yararlı olduğuna değindi. Devamı


14 Sayı 137 - Ekim 2018 14

Bulgaristan Türklerinin Sesi Gençlik Spor

İbrahim SOYTÜRK Paralel Olaylar

Gençler berberlik geleneğini canlandırıyor

(Sürü Suçları) Konu: Pastırma yazında hareketlenme

Türkiye’de güzün son güneşli günleri anlamındaki “Pastırma Yazı” Bulgaristan’da “Çingene Yazı” dır. Bu ay bizde Çingeneler bir yandan odun toplar, aynı zamanda yazdan kalma son şenlikleri düzenler, oynar, eylenirler. Eski Zara (Stara Zagora) ili Gılıbovo kasabasının Çingene gettosunda elektronik müzikli “çalga şenlikleri” Pazar akşam geç başladı (14 Ekim 2018) ve “Çingene Yazıyla vedalaşma” gece yarılarında devam etti. Nihavent ve Kürdili Hicazkâr alt dokulu ve Sırp müziği süslemeli yerli Çingenelerin 21. Yüzyıl gözdesi olan “Çalga Müziği” dinlenmesini önlemek için devlet –polis ve jandarma – güçleri özel önlemler almış olsa da, çalgısız düğün, bayram, Pazar, kutlama vb düşünülemez burada. Günümüzde yarı aç yarı tok, üstü başı ona göre, gününü gün ederek paralel bir dünyada yaşayan Bulgaristanlı Çingenelerin son kimlik kaleleri olan müziklerini dinletmemek, oyunlarını kesmek, yasaklamak ameliyat masasında canlı canlı kalplerini söküp almak gibi bir şeydir. Getto dolusu Çingenlerinin aylarca bekledikleri ılık Çingen Yazı gecesinde eller yukarı göbek sallarken polis tarafından basılması, müzik aletlerinin toplanması GETTO İSYANI patlattı. Polis araçları devrildi, satırlar, baltalar şakıdı, çapa, kürek, yabalar havaya kalktı. Polisler tartaklandı, kovuldu. Olay bununla da bitmedi. Gılıbovo İş İşleri Bakanlığı Belediye Polis Amirliği kuşatıldı. Binlerce “silahlı” Çingen “Nedir bizim sizden çektiğimiz!” sloganlarıyla şehri ayağa kaldırdı. Milli kitle haber araçları, polislerin Çingene kız ve kadınların ve gençlerin kafasına silah dayadığını bildiriyor. Eski Zara (Stara Zagora) ve Filibe (Plovdiv) Polis Amirliklerinden, Jandarmadan yardım istendi, sabaha kadar Galabovo’ya silahlı, motorize, maskeli güçler aktı. Şehir kuşatıldı. Giriş çıkış yasaklandı. Tutuklananlar oldu. Baltalar satırlar toplandı. Marketler açılmadı. Fırınlarda ekmek pişmedi. Gettonun dünya ile irtibatı kesildi. Bu haberi ilk veren BGNES ve News bg. Ayaklanmayı dünyaya duyurdu. Ardından resmi radyo ve TV programları “getto” olayının bastırıldığını bildirdiler. Polis Amirleri çıktı “polislerin başarılı eylemlerini” övdüler. Şehre giriş çıkış yasak. Bu sene bu olayların yorumlarında, Çingene nüfus “kişisel kimliksiz sürü” olarak gösteriliyor. Kişisel suç ile “sürü suçu” eşitleniyor. Vatandaşların toplu (ortak)-(Kolektif) haklarının tanınmadığı Bulgaristan’da, insanlar sözde birlikte işledikleri suçtan, beraberce “sürü olarak” cezalandırılmak isteniyor. Henüz böyle bir mahkeme kararı çıkmadı, fakat iktidar borazanı medya artık “idam cezası”, “kolektif suç”, “sürü içgüdüsü” demeye başladı. Bulgaristan’ın 1991 Anayasasında “idam cezası” yoktur. “Bulgaristan bir hukuk devletidir” denen bu ana yasanın 6. Maddesinde şöyle deniyor: “Yasalar önünde bütün vatandaşlar eşittir. Irk, milliyet, etnik aidiyet, cins, menşe, din, öğrenim, inanç, politik aidiyet, kişisel ve toplumsal mevki ve mal varlığına bakılarak hiçbir kimsenin hakları sınırlanamaz veya imtiyaz tanınamaz.”

Berberlik, Bulgaristan’da uzun geçmişi olan bir zanaattır, fakat geçen yüzyılın 90’lı yıllarından sonra piyasa genellikle kadınlara hizmet veren güzellik salonlarıyla dolunca berberlik mesleği kaybolmaya yüz tutuyor. Günümüzde de çoğu erkek tıraş olmayı ve sakalını şekillendirmeyi evde yapmayı tercih ediyor. “Tam da bunu değiştirmek istiyoruz! Erkeklerin de daha tarz ve daha erkeksi görünebileceklerini göstermek istiyoruz. Karşılığında daha iyi bir görünüş elde etmek için erkekler bazen de biraz para ve zaman ayırmaları gerekiyor” diye anlatıyor Sofya’da bir berber salonu sahibi ve yöneticisi olan Kiril Moskotov. Kiril Bulgaristan doğumlu, ancak uzun yıllar Ukrayna’da yaşamış. Pazarlama alanında meslek sahibi, IT uzmanı olarak çalışmış. Ve bir an geliyor, hobisini mesleği yapmaya karar veriyor. “Babam Besarabya bulgarıdır. Her zaman Sofya’ya veya Bulgaristan’ın başka bir büyük şehrine gelmek istemişimdir. 2015 yılında başkente geldiğimde burasının yaşamak istediğim yer olduğunu anladım. Buraya taşındığımda modern tıraş yaptırabileceğim bir berber salonu, berber ustası bulamadım. Piyasada böyle bir şey yoktu. Ve kendi kendime şu soruyu sordum: Sofya’daki erkeklerin tarzı, görünüşü için çalışacak kişi neden ben olmayayım?” Kiril Moskotov’un mekanı sadece tıraş olabileceğiniz bir berber salonu değil. Burda özel bir atmosfer hakim, erkeklerin tercih ettiği rok ve hip-hop müziği çalıyor ve sadece erkek kozmetik ürünleri sunuluyor. Kiril Moskotov anlatıyor: “Berber salonumuz bir erkeğin bir saat vakit geçirip pişman kalmayacağı bir yer olmasını istiyoruz. Ve buranın ziyaretçilerin ge-

lip sadece bir hizmet alacağı bir yer değil, rahatlayacakları bir yer de olmasını arzu ediyoruz. O yüzden her zaman ek hizmet olarak bir kader viski, bira veya kahve ikram ediyoruz. Masanın üstünde her zaman erkek dergileri bulunduruyoruz.” Berber ustaları müşterilere sadece kendileri için hangi tıraşın iyi olacağını değil, onların tüm tarzı hakkında bilgi de veriyor. Örneğin kişi sakal bırakırsa yakışır mı, uzun saç mı daha iyi olur ya da kafasını tamamen mi tıraş etmeli. Kiril Moskotov’a göre “Sakal bırakmak bir moda”. Onun öznel bakış açısına göre erkeklerin yüzde 80-90’ı sakal bırakınca daha iyi görünüyorlar. “Sakal sadece erkeğe özgü bir şey olmakla kalmıyor, onunla yüzünüzü de şekillendirebilirsiniz. Yüzünüz çok zayıfsa, sakal bırakarak yüzünüzün daha geniş, daha geometrik görünmesini sağlayabilirsiniz. Çoğu insan sakal bırakınca her sabah tıraş olmaları gerekmeyeceğinden dolayı zaman tasarrufu yapacaklarını düşünüyor. Bu oldukça yanlış bir düşünce, çünkü bakımlı ve güzel sakal için çok çaba ve çeşitli kozmetik ürünler gerekiyor. Ayda en az iki defa berbere gitmeniz lazım ya da evde 30 dakikanızı sakal bakımı için ayırmalısınız” diye anlatıyor Kiril Moskotov. Günümüzde berberlik sadece bir meslek değil, ayrı bir kültürdür. Berberliğe ilgi artmakta. Kuaförlük ve berberlik kursları aranmaya başlandı. Çok sayıda genç ise berber olmak istiyor. O sebeple de, Kiril Eylül ayında Berberlik Akademisi açmaya karar veriyor. “Elde edilen bilgiler daha önemli, fakat biz Akademi’ye katılan herkese profesyonel berberlik eğitimi aldığına dair belge de vereceğiz” diyor Kiril Moskotov.

60 000 çocuk birinci sınıfa başladı

Bugün- 2018/2019 öğretim yılının ilk ders gününde ülkede 2300 okulda ilk ders zili çaldı. Bu yıl ilk ders heyecanıyla 60 bin çocuk birinci sınıfa başladı. Nüfus erimesinden dolayı bu yıl birinci sınıf öğrencileri geçen ders yılına kıyasla 3 000 daha az. Eğitim ve Bilim Bakanlığı verilerine göre, okullarda öğrenci sayısı her yıl azalıyor. Trafik polisi ilk ders günü dolayısıyla her yerde çocukların güvenliği ve yollardaki durumu kontrol edecek ekipleri arttırdı. Eğitim Bakanlığı birinci sınıf ve ilk okul öğrencilerinin ağır sırt çantalarını taşımamaları için 100 000 yeni okul dolabı satın aldı. Ülkede 50 okulun tamiri ilk ders günü sonrası da devam edecek, ancak bu tamirat işleri eğitim sürecini engellemeyecek. Sofya’da Görme Engellilere özel “Louis Braille” okulu bu ders yılında on yepyeni Braille okuma makinesine kavuştu. Tırgovişte’de beş ilçedeki okullarda toplam öğrenci sayısı 10 615 olarak bildirildi. Vali Mitko Staykov, Meslek Lisesinde sistem yazılım, uygulamalı programcılık ve kuaförlük olmak üzere,üç yeni bölüm açıldığını duyurdu. Tırgovişte Valisi Staykov, “Entegre Eğitime Erişim” Programı dahilinde müfettişlerin 230 çocuğu okula götürmek için evlerinde arayacakla-

rını söyledi. Bunlar genelde Roman çocukları olduğunu söylemekte yarar var. Okula gelmeyen çocukları Eğitim Bakanlığı evlerinde aramak ve derse kazandırmakla yükümlü olacaklar. Vratsa’da da yeni öğretim yılında 600 öğrenciyle daha az başladı. Birinci sınıf öğrencisi çocukların sayısı da daha düşük. Bölgede 1300 sekizinci sınıf öğrencisinden 850’si meslek liselerini tercih etti. Özellikle bilişmim, hizmetler, inşaat ve restorancılık bölümleri revaçta. Razgrad’da ise “Ekzarh Yosif” Yabancı Diller Lisesinde Belediye Başkanı doktor Valentin Vasilev beden eğitimi spor salonun temel atma törenine katılacak. Yakınındaki “Nikola Vaptsarov” ortaokulundan çocuklar da bu spor salonunu kullanacak. Dobriç belediyesinde de öğrenci sayıları azalıyor. Belediye okullarında 629 birinci sınıf öğrencisi var. Meslek liselerinde öğrencilerde azalma var. Plovdiv’de okulun kapılarını ilk kez açan çocukların sayısı 5600. Dokuz okulda tadilatlar sürüyor. Lıki ve Karlovo okullarında tadilatlar hala bitmedi. Derleme: BNR Fotoğraflar: özel arşiv Çeviri: Sevda Dükkancı

Sevilcan YÜCE

Vatan Bizimle ve Bizde yaşayandır Konu: Bizim şiirimiz gerçek yaratıcılıktır. Bulgaristan’daki Müslüman Türklerin şiiri, genelde bütün yaratıcılığımız bir birlik ve bütünlük sergiler. Biz, çok uzaktan gelen bir bol sulu ırmağın, başka bir bol sulu ırmak olan Tuna’ya dayanan ucuyuz. Şiirimiz ve bütün yaratıcılığımız Türklüğümüzü, Türk kimliğimizi taşıyan, duyarlılıkla zenginleştiren veya içine kapayan bir algıdır. Turan’dan Küçük Asya’ya akmış, yolda Pers ve Arap maneviyatından seçtiğini almış, Rum Diyarını Türkiye yapmış, Osmanlı Türkleriyle Rumeli’ye taşmış, devrimci uyanışla Türk kimliğini ve Bulgaristan Müslüman Türkleri imgesini yaratmıştır. Biz, Asya şiirini bir yere kadar Balkanlara ve Avrupa’ya taşıyanlarız. Orta Asya’dan yola çıkan Atalarımızın ruhu savaşma gücü, aşk, çıkışma ve dördüncü bir unsur olan “şarapla” beslenmiştir. Geçmiş çağlar, kültürler ve evrensel şahsiyetler bu ruhsal güçte birbirini etkilemiştir. Yaratıcılığımız daha iyi anlaşılsın ve kucaklansın diye efsane, masal, hikâye, destan, kısa ve özlü sözler ve atasözleriyle dilden dile gelmiştir. Orta Çağda Batı Kültüründen yakın ve uzak kültürlerden çok daha ileri ve üstün olduğumuzu atalarımız iyi biliyordu. Bu kültürün Türk kimliğini belirlemesinde ünlü halk şair, ozan ve düşünürlerinden Ahmet Yasevi (1093 – 1166), Yunus Emre (1240), Hacı Bektaşi Veli (1209-1277), Pis Sultan Abdal (1480 -1550) Mevlana Celalettin Rumi (1207 – 1273) olağanüstü büyük rol oynamışlardır. Örneğin eski İran’da gizlenmeyen şeyler diyeceğimiz esin ve güç kaynaklarının – ateş, öksürük, sükûnet halindeki değişme, aşk ve şarap olarak görüyoruz. Ömer Hayyam (1048 – 1122) ve Hafız )1324 – 1391) vs ustalığı günümüzde hayranlarını şaşırtarak yaşıyor. Orta Çağlarda bu kültürü Batı’ya taşıyan ve Aydınlık çağını eken Henrich Friedrich Dietz (1751 – 1817), Joseph von Hammer Purgstall (1774-1856), Johann Wolgang von Goethe (1749 – 1832) vs oldu. Doğu-Batı Divanı böyle doğdu. Kadim zamanların Arapları, kabileler halinde kültür ve eğitimden uzak bir hayat sürdürürken savaş, intikam ve zafer özlemiyle tutuşuyorlardı. Bu durumda şairler de kabileleri hep yeni savaş şiirleriyle ateşlemişlerdi. Hatta kahraman savaşçıların birçoğu bizzat şairlerin kendileridir. Bu şairlerin esin aldığı unsurlarından, intikam, nefret ve düşmanlıktan parlayan alevler belirleyici olmuştur. Doğu şiiri ve edebiyat ırmağı bize bilim, din ve mistisizmin en güzel rüzgârlarınca kırbaçlanarak gelir. Ne ki asırlar süren bu yolculukta yukarıda sıraladığımız şiirsellik kamçılayan unsurların birçoğu yolda kaldı ve yenileri doğdu. Orta Asya Hikmeti’nden ve İran Divan şiirinden beslenerek biçimlenen Osmanlı Divanı Rumeli’ye de taşmış ve orada çok değerli temsilciler doğurmuştur. Bu yüce yaratıcılığın 19. Ve 20. Yüzyıldaki dev temsilcileri Namık Kemal (1840-1888), Mehmet Ersoy (1873 – 1936), Yahya Kemal Beyatlı (1884 – 1956) bugün de Bulgaristan üzerinde Çoban Yıldızı gibi parlıyorlar. Şairlerimizin yüreği Bulgaristan’da yeni bir ahenk için durulmuş ve vatan sevgisi, iyilik, hoşgörü, aşk, emeğe inanç kanat açarken, hiç biri kendini dini duygulardan sıyırmadan, Tanrıya açılan bir ruh penceresinin sürekli açık olduğuna hep inanmıştır. Yerleştiğimiz yeni diyarın kendi dünyamızı tamamlayacağı ve ebediyen bizim olacağı inancı böyle doğdu ve yaratıcılığımıza yansıdı. MEMLEKETİMİZ Karlar var dağlarında Bülbüller bağlarında Cesur eder dereler Yeller şarkı besteler Dağın taşın cevherdir Havan tatlı meltemdir Candan sevdik severiz Cennet memleketimiz.


Bulgaristan Türklerinin Sesi 15 Sayı 137 - Ekim 2018

Raziye ÇAKIR Bulgaristan’ın Geleceği Üstüne Uzlaşma Aranıyor

Cumhurbaşkanı Radev’in Kalem Odası Başkanı İvo Hristov’la söyleşi. Birleşme, Cumhurbaşkanı partisi projesi değildir. “En büyük ödev demokrasinin korunmasıdır. 30 yıl sonra başlangıç noktasındayız. Söz özgürlüğü, içi boş bir kavramdır. Yönetimin bölünmüşlüğü de boş laf. Devlette – bütçe, dış siyaset ve ekonomik – kararları başbakan tek başına alıyor. Politik sorumluluk yok. Kabul edilmeyen istifalar vatandaşlara sunulan sahne oyunudur. Bulgaristan demokratik edinimlerini yitiriyor ve onları yeniden yaratmak için iş başı yapmak zorundadır. Yürürlükteki Anayasa ve yasalara uymayan, şimdiki iktidar şeması gelişim için yeni bir derinlik sunmuyor.” Bu sözler, Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in Özel Kalem Odası Başkanı İvo Hristov’a aittir. O şunları da söyledi: “Başbakan’ın medyalar önündeki tebessümleri ve barışçı pozları ile gerçeklik arasında örtüşme noktası yoktur. Cumhurbaşkanlığına karşı saldırılar durmamıştır.” Cumhurbaşkanı Radev birleşme çağrısında bulundu. Odak noktasında olan bu mudur? Daha büyük önem arzeden başka sorunlar yok mu? Birinci soru, bizi kimin birleştirmek istediğidir. Tesadüf mü? Burada dünya gelmemizin talihsizliği mi? Uzlaşma zorunluğu mu? Yoksa dil, tarih, kültür, kaderde birlik olduğumuz mu? Birlikte kuracağımız gelecek de olabilir! Bulgaristan’ın stratejik ufka ihtiyacı var. Başarının ön şartı temel değerler üzerinde anlaşmaktır. Cumhurbaşkanı uzun vadeli değerleri biçimlendirmek zorundadır. Başkan Jelev demokrasi ve Avrupa yönelimine önem veriyordu. Başkan Stoyanov NATO ve Avrupa Birliği’ne (AB) üyeliğimiz için can adıyordu. Bu hedeflere sahte politik anlaşmayla ulaştık, toplumda sosyal parçalanma, felç edecek olan, feci bir adaletsizlik, yönetimin sezemediği derin ahlaksal bunalım baş gösteriyordu. Başkan Pırvanov kendini büyük “işlere” kaptırmıştı. O, ülkemizde uzlaşma olmayışından güçsüzleşti, daha sonra yaşanan ceo-politik yüzleşmede, milli çıkarlarımız kısa süreli politik kazanç elde etmeye kurban edildi. Başkan Plevneliev, kendini kurban ederek ulusal birleşme sağlayabilmişti. Bugün Bulgaristan’da yoksullar ve zenginler, görevlendirilenler ve vatandaşlar, başkent ve taşra, gençler ve yaşlılar arasında bunalım hendekleri var. Bulgaristan’ın geleceği konusunda uzlaşmak zorundayız. Gerçek durum bu iken medya sahipleri iktidara hizmet sunarken işlerin düğümünü “Batı Balkanlara” kilitliyorlar. Oysa bugün artık Sırplar ve Kosovalılar birbirlerine namlı ucundan bakıyor. Makedonlar halk oylamasını çöpe attı. Yenilgi yutuldu. Bu politik geri zekâlılıktır. Geçen ay Bulgaristan Birleşme Gününü kutladı, fakat Bulgaristan birleşme çağrısında bulunmak için 1918 Asker Ayaklanması törenleri törenlerini seçti. Neden acaba? Tarihi Akademisyen Georgi Markov önerdi. Ben de uygun buldum. Bulgar 1918 Asker Ayaklanması kardeşin kardeşe kıyımını başlatmıştı. Cumhurbaşkanımız olmasaydı, tarihimiz için anahtar olan bu trajedinin 100. Yıldönümü hiçbir politikacının aklına gelmeyecekti. Monarşistler ve Cumhuriyetçiler – şehirliler ve köylüler (Bulgaristan Halk Çiftçi Partililer), solcular ve sağcılar – arasındaki derin çelişkiler tam olarak Asker Ayaklanmasında ateşlendi. XIX asrın sonlarında oluşan genç Bulgar toplumu bu çelişkiler yabancıydı. Bulgaristan’da “Güçlü Bulgaristan Partisi” (DCB) gibi partiler XIX. Yüzyılın sonunda yaşamaya devam ederken, Bulgaristan artık XXI. Yüzyıla girdi. Bu çağrıyı “Birleşme” gününde yapmış olsaydı, parlayıp sönecekti. Bugün birleşmişiz deyip, yıllar sonra hadi bir daha birleşelim demek tuhaftır. Üzerinde düşünmek, değerlendirmek, seferber olmak, hatta problem haline getirilmek gerekiyor, başlangıç karmaşıktır.

Sofya’da Gençler Avrupa Judo Şampiyonasından

13-16 Eylül 2019 tarihlerinde Sofya’da düzenlenen Gençler Avrupa Judo Şampiyonasında Türkiye Judo Federasyonu adına ülkemizi temsil eden milli takım sporcularımızdan kadınlar 48 kg’da Tuğçe Beder ile erkekler 90 kg’da Mert Şişmanlar gümüş madalya; kadınlar 44 kg’da Gamze Sayma ve +78 kg’da

Kübranur Esir ile erkekler 55 kg’da Oğuzhan Özışık ve 60 kg’da Mihraç Akkuş bronz madalya kazanmışlardır. Madalya kazanan ve yarışmalara katılan tüm sporcularımızla gurur duyuyor; üstün başarılarından dolayı gençlerimizi tebrik ediyoruz.

Kırmızı Bülten’le aranan terörist Bulgaristan’da yakalandı

Türkiye’nin talebi üzerine İnterpol’un Kırmızı Bülten ile 9 yıldır aradığı PKK’lı terörist Mehmet Y. Bulgaristan’ın Varna kentinde gözaltına alındı. Varna Bölge Savcılığı, hakkında 6 yıl 3 ay hapis cezası bulunan 44 yaşındaki terör örgütü PKK üyesi Mehmet Y.’nin 2 Eylül’de Varna Havalimanı’nda yakalandığını açıkladı. Çıkarıldığı İl Mahkemesi, Mehmet Y.’nin 40 günlük denetimli serbestlik çerçevesinde bulunduğu otelde kalmasına karar verdi. Mehmet Y. 2005’te Adana Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından Kocatepe Üniversitesi’nde PKK terör örgütü lehine propaganda yaptığı gerekçesiyle gıyabında 6 Mehmed Y.’nin Türkiye’ye sınır dışı edilmesiyle yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. PKK mensubu ilgili başvuru gelmesi bekleniyor. için Kırmızı Bülten ile arama emri çıkarılmıştı.

Yeni Havalimanı Bulgaristan’ı yakınlaştıracak

İstanbul Yeni Havalimanı, Bulgaristan‘a 1 saat 20 dakika olan uçuş süresini 45 dakikaya indirecek. Sofya’ya haftada 18 sefer düzenleyen Türk Hava Yolları’nın Bulgaristan Ülke Müdürü Mehmet Gürkaynak, “İki ülkeyi birbirine daha da kaynaştırmak ve turizm potansiyelini artırmak için THY olarak taşıma ayağını gerçekleştiriyoruz. Sofya-İstanbul karşılıklı haftada 18 seferimiz var. Mart 2019 itibarıyla günde 3, haftada 21 sefer olacak. Varna-İstanbul arasında da 11 seferimiz var” diye konuştu.

araçla kısa sürede buraya ulaşmanın mümkün olduğunu da dile getirdi. Döviz kurlarındaki hareketlilik nedeniyle Avusturya veya İsviçre Alplerinde tatil planlarına alternatif olarak öne çıkan Bulgaristan’ın İstanbul Başkonsolosu Angel Angelov, geçen yıl Bansko’ya 30 bin civarında Türk turist geldiğini ifade etti. Bu yıl 30-50 bin KAYAK TURİZMİ ÖN PLANDA civarında Türk turist beklediklerini belirten Bulgaristan’da ön plana çıkan yerlerden Angelov, “Türk Lirası’ndaki değer kaybına birinin kayak turizmiyle ünlü Bansko oldu- rağmen yine de Türk kayakseverlerin sayığuna işaret eden Gürkaynak, Sofya üzerinden sında artış bekliyoruz” dedi.

Bulgaristan neden nüfusu en hızlı azalan ülke oldu?

1990’lardan beri nüfusunun beşte birini kay- yor. Grubuyla geleneksel müzik yapmanın yanı beden Bulgaristan’ın, nüfusu en hızlı azalan sıra müzik festivalleri düzenliyor. Amacı düğün ülke olması bekleniyor. Peki geride kalanlar müziğini ve köyü canlandırmak. için bunun nasıl etkileri var? Bulgaristan’ın batısındaki Pernik’in köylerinde eşine az rastlanır biriyle karşılaşıyorum: Stoyan Evtimov. Onu özel kılan geleneksel kıyafeti değil, 30’lu yaşlarında köyde yaşaması. “Birlikte büyüdüğüm arkadaşlarımın tümü çoktan buraları terk etti” diyor. Çoğu genç Bulgar gibi, onlar da çalışmak için kentlere ve kasabalara gitmişler. Stoyan ise köyde iş bulabildiği için kendini şanslı hissedi-

Türkiye- Bulgaristan- Rusya Hattında Gemi Seferleri Başlıyor

Rusya‘nın en turistik şehirlerinden Soçi‘de buluşan Karadeniz‘e kıyısı bulunan ülkelerin diplomat ve belediye başkanları, Türkiye-Bulgaristan-Rusya hattında gemi seferlerinin başlamasına karar verdi. Rusya’nın Soçi şehri Belediye Başkanı Anatoli Pahamov’un çağrısıyla Türkiye, Bulgaristan, Gürcistan gibi Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkelerin diplomat ve belediye başkanları Soçi’de bir araya geldi. Toplantıya katılan Türk heyetine, AK Parti Giresun Milletvekili, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Komisyonu Başkanı (KEİPA) Cemal Öztürk önderlik etti. Soçi Belediye Başkanı Anatoli Pahamov heyetlere Soçi’yi gezdirerek kendi turizm çalışmalarını anlattı. Ardından ise toplantıya geçildi.

Kruvaze seferleri başlıyor. Gerçekleşen toplantıda Karadeniz’e kıyısı bulunan şehirlerin aralarında turist akışını sağlamak için planlanan çalışmalar üzerinde tartışıldı. En somut alınan karar ise Türkiye – Bulgaristan ve Rusya arasında Kruvaze gemi seferlerinin başlatılması oldu. Buna göre İstanbul, Varna ve Soçi arasında gemi seferleri yapılacak. Bölgelerdeki turistler böylelikle tüm Karadeniz ülkelerini gezme şansına erişecek. Sözlü olarak mutabık kalınan karar doğrultusunda heyetler öncelikle komisyon kuracak.

Alptekin CEVHERLİ ÇAĞDAŞ TÜRK E D E B İ YAT I ’ N I N SORUNLARI Bugün sizlerle asırlık bir davamızı paylaşmak istiyorum… Sanmayın ki sıkıcı bir konuyu sizlerle hasbihal edeceğim. Yaklaşık 500 yıldır yaşadığımız sıkıntıların, ihanetlerin ve vurdumduymazlıkların hesabını bugün bizler veriyoruz. Böyle giderse çocuklarımız ve torunlarımız da dedelerimizin hatalarının bedellerini ödemeye devam edecek. Çünkü millet ömründe 100 yıl, bir gün gibidir… Şöyle ki; Türk dilinin en ünlü şairlerinden olan Fuzulî’nin günümüze kadar intikal edebilmiş eserlerinin yaklaşık 40 bin farklı kelime kullanılarak yazıldığını araştırmacılar tespit etmiş. Büyük üstadın günümüze ulaşamayan ve eserlerinde yer vermediği kendi dağarcığında bulunan kelimeleri de hesaplarsak yaklaşık 100 bin kelimenin üzerinde bir Türkçe hazinesi olduğunu tahmin edebiliyoruz. Bugün üniversite mezunu, yıllarca edebiyat dersi almış ortalama bir gencimizin iddia edildiği gibi 400 kelime ile konuştuğunu varsayarsak, yaklaşık 450 yılda millet olarak, çağdaş Türk edebiyatı olarak nereden nereye geldiğimizi varın siz hesap edin… Leylâ ile Mecnun’u kaleme almasına rağmen, “Âşık-ı sadık menem, Mecnun’un sade adı var” diyecek kadar tasavvufa düşkün olan Fuzulî ile günümüz Türkçesi’nin en popüler şairini kıyaslamak bile imkânsızdır değil mi? Ya da bundan 100 yıl kadar önce (22 Nisan 1883), yine Rus işgalindeki Kırım’da günlük olarak yayınladığı ve kullandığı dil sayesinde Balkanlar’dan Sibirya’ya, Anadolu’dan Türkistan’a kadar bütün Türk Dünyası’nda okunan Tercümân-ı Ahvâl-i Zaman gazetesini çıkaran Gaspıralı İsmail Bey, “Dilde, fikirde, işte birlik” derken; dilde birliğin İstanbul Türkçesi’nde gerçekleşmesini salık veriyordu. Son nefesini verdiğinde (1914) gazetesi Türkçe olarak neredeyse bütün dünyada okunurken; bugün İstanbul’da herhangi bir gencin 400 kelime kapasitesine sahip olduğunu bilse idi acaba ne derdi? Sevgili dostlarım, yaramız büyük, yaramız derin… Bugün Türkçe, toplam 1 milyon kelime sayısı ile dünyanın hâlâ en zengin 3’üncü dilidir. Balkanlardan Sibirya’ya kadar olan 20 milyon kilometrekarelik alanda ana dil olarak konuşulan Türkçelerin bütün kelimeleri toplandığında ortaya 1 milyon farklı kelime gibi müthiş bir ifade gücü çıkıyor. Ancak bizler, bu zengin mirasın müflis mirasyedileri olarak üzerinde oturduğumuz variyetin farkında bile değiliz… Sovyetler Birliği dağılarak Türk Dünyası üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan Rus hegemonyası kırıldıktan sonra dahi aradan 25 yıl geçmesine rağmen, günümüz Türk aydını, hâlâ İstanbul’da basılan bir gazeteyi Tuva’da okuyamıyor. Ya da Kaşgar’da bin bir güçlükle basılan bir matbu eseri Üsküp’te göremiyor bile… Bundan yaklaşık 100 yıl önce Gaspıralı İsmail Bey’in Rus işgali altındaki Kırım’da başardığını, bugün 8 bağımsız Türk Devleti’nin bulunduğu günümüz dünyasında, bunca teknolojik imkâna rağmen gerçekleştiremiyoruz. Devamı Gelecek Sayıda


Siyasi ve Aktüel Gazete

Köprü – Georgi KULOV

Gezateci-Yazar Georgi Kulov’un kaleme aldığı Köprü adlı kitabı Rodop Dağları’nda yaşayan Türkler ve Bulgarlar arasındaki iyi komşuluk ilişkileri ele almıştır. Buralarda Türk-Bulgar birlikte yaşamı geçmişten örneklerle bugüne taşıyan yazar, olumlu örneklerle vurguluyor. Bu kitabı Kırcaali iline bağılı Cebel ilçesinden Türk girişimci Sn. Sevahattin GÖKÇE’nin destkleri ile yayınlanmıştır. Tür Bulgaristanlı iş adamlarına örnek olsun. Sayın GÖKÇE’yi kutluyoruz. Tabi ki dostumuz Georgi KULOV’u da bu gayretli çalışmaları için tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyoruz. Kitabı almak isteyenler Kırcaalide Georgi KULOV’dan alabilirler. Ulaşım – https://www.facebook.com/geskul

Binlerce Bulgaristanlı Edirne’ye akın etti

Komşu ülke Bulgaristan’ın 22 Eylül tarihinde kutladığı ‘Bağımsızlık Günü’ ulusal bayramında, Edirne’de otel rezervasyonları kapandı. Bulgar vatandaşlar, döviz kurundaki artış ve levanın Türk Lirası karşısındaki değeri nedeniyle 3 günlük resmi tatillerini sınır şehri Edirne’de geçiriyor.

Komşu ülke Bulgaristan’ın 22 Eylül tarihinde kutladığı ‘Bağımsızlık Günü’ ulusal bayramında, Edirne’de Bulgar turist yoğunluğu yaşanıyor. Günler öncesinden otel rezervasyonları kapanan kentte, esnaf başını kaldıramıyor. Turistler, her şeyden koli koli alıyor.

Yüzlerce otobüsle geldiler Yüzlerce otobüs ve özel araçları ile adeta şehre akın eden Bulgarlar, hem güzel havanın tadını çıkarıyor hem de alışveriş çılgınlığı yaşıyor. Bulgarlar, levanın Türk Lirası karşısındaki değeri nedeniyle, hemen hemen her şeyden kolilerce alıyor.

BULTÜRK’ten Fatih Belediyesine Ziyaret

BULTÜRK’ten Bulgaristan Vatandaşı Olmak İsteyenlere Destek

göstermediğinden şikayet ettiler. Artık bizim insanlarımızın da tarih perdesinde olduğu gibi, günümüzde de bir yerlere gelmesi gerektiğini belirtip önümüzdeki yerel seçimlerde bunu görmek isteriz sloganında birleştiler. Toplantının sonuna doğru, Bulgaristan Türkleri’ni temsil ederken,kendi menfaatlerini ön planda tutarak bize büyük zarar veren hiçbir temsilciyi, kabul etmeyeceğimizi üstüne basarak belirttik.Neslimizin orada,bu tür menfaat gösterenler yüzünden yok olduğunu görüyoruz ve buna müsade etmeyeceğiz.Bunu herkes bilmelidir. BULTÜRK BULTÜRK ‘ün öncülüğünde Türkiye’de bulunan eski ‘de gerçekleştirdiğimiz bu toplantıya ilgi çok büyüktü ve göçmenlerin vatandaşlık,şirket kurma ve buna benzer bizlerde vatandaşlarımıza faydalı olduğumuz için mutkonularıyla alakalı olarak bir toplantı organize edildi. luyuz. Bu toplantıda özellikle BULTÜRK’ü temsilen Toplantı, BULTÜRK istanbul Genel Merkez’de yapıldı. Hüseyin Bey ve Sezgin YILMAZ olmak üzere iki kişi belirlendi. Bu konularda kendilerine müracaat edilmesi Eski göçmenlerden,atalarının geldiği yerlere gitmek gerektiği onaylandı. Problemler isteyen,toprakları olan ve çift vatandaşlık hakkı almak 1) Bulgaristan Vatandaşlık işleri isteyenler sorularına çözüm bulabilmek için derneğimiz2) Bulgaristanda ikamet deydi. Bulgaristan Plovdiv-Filibe’den gelen avukat Vasil 3) Bulgaristanda şirket kurulmasi Stoilov MİLANOV ve Katye Lyobomirova,vatandaşlarımızla 4) Bulgaristandaki üniversitelere öğrenci gönderilmesi tek tek ilgilendiler. Kimileri vatandaşlık hakları olmadı- ve Diploma Denklik işleri 5) Diğer geliştirilecek işler ğını öğrenince üzüldü,kimileri de hak sahibi olduğunu Derneğimiz vatandaşlarımıza yardımcı olabilöğrenince sevindi… Böyle faydalı bir toplantı organize ettiği için, Genel Başkan Rafet Ulutürk ve yönetim ku- mek için çalışmalarına devam etmektedir. Geruluna teşekkür ettiler. Eski göçmenlerden, 20-30 yıl bir- len tüm üyelerimize teşşekkür eder saygılar subirleri ile görüşmeyenler buluşma imkanı buldular. Bir- narız. Saygılarımızla, Genel Sekreter birleri ile buluşmaları görülmeye değerdi… Toplantının Oya Canbazoğlu devamında; Türkiye’de hiçbir partinin kendilerine ilgi

BULTÜRK Genel Başkanımız Rafet ULUTÜRK ile birlikte İstanbul’un Fatih ilçesinde Fatih Belediye Başkan Yrd. Sayın Necati SELVİ’yi makamında ziyaret ettik. Bulgaristan’da yaşayan Türklerin ve Türkiye’ye göç etmiş soydaşlarımızın durumları, sosyal ve kültürel sorunları ile çözüm önerileri görüşüldü. Derneğimizin kısaca tarihçesini bu güne kadar ki faaliyetlerini anlattık. Eylül-Ekim aylarında eskiden yaptığımız gibi birlikte uluslararası bir sempozyum yapabilirz bu konuda da bir proje sunacağımızı söyledik. Sayın Necati SELVİ Başkan da bu konuda projenizi oluşturun ve tekrar bir araya gelir ne yapılması gerekir onları konuşuruz. Biz bu konuda STK’lar ile çalışmak isteriz. Bu konuda bize ne düşerse yapmaya hazırız. Bu konularda değerlendirmelerde bulunuldu, birlikte belediye ve der-

nek el ele verip ne gibi projeler yapabiliriz konularda görüşmeler yapıldı. Birkaç proje üzerinde duruldu ve bu projeleri bir ay içerisinde somut hale getirerek tekrar bir görüşme yapılması kararlaştırıldı. Sn. Sayın Necati SELVİ Bey’e bizleri bu sıcak karşılamaları, nazik ve güzel sohbeti İçin Kendisine ayrıca Teşekkür ederiz. Ayrılmadan kendisine Genel Başkanımızın kendi yazmış olduğu “Bulgaristan Türkleri Kimlik Mücadelesi” kitabını taktim etti. Tekrar görüşmek üzere diyerek ayrıldık ve bir ay içerisinde projelerimizle birlikte görüşmek üzere… Saygılarımızla, Oya CANBAZOĞLU BULTÜRK Genel Sekreteri

BULTÜRK Eyüp Belediye Başkanlığını Ziyareti Pütürge Belediye Başkanı ile Birlikte

BULTÜRK Yönetimi olarak Eyüp Makamında Ziyaret etti. BULTÜRK’e Belediye Başkanı Sn. Remzi AYDIN’ı hizmetlerinden dolayı plaket taktim edildi.

Yenikapıda Malatya günlerinde dostlarım Bülent MAŞAOĞLU ve Agil SAMETBEYLİ birlikde Malatyalıları ziyaret etdik:

Sağıdan sola: B.Maşaoğlu, R.Ulutürk, Pötürge Belediye Başkanı Mehmet Polat, A.Sametbeyli, Malatya Platformu Genel Başkanı Muzaffer Tunç

Kitabı almak için aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz. idefix.com sitesinden almak için.. Kitapyurdu.com sitesinden almak için…

BULTÜRK Gazetesi 137.Sayı  
BULTÜRK Gazetesi 137.Sayı  
Advertisement