Page 1

Sayı 55| Haziran 2013 | Ücretsiz NRW1

2013

DİTİB Aylık Dergi


İÇ İ N DE K İ L E R

03

BİZDEN 5 6 7 19

Önsöz Editörden Bizden makale ve haberler Bedirhan GÖKÇE: Gençler Düşünebilseydi, İhtiyarlar Yapabilseydi

DİN 21 23 25 29 31 35

Bir Konu Bir Ayet: İnternet ve Manevi Hayatımız En Sevgili: Allah Rasulü’nden Bilgeliğe Giden 40 Anahtar (8. Bölüm) Nakış Nakış Kainat: Gözeneklerin Altındaki Şaşırtıcı Dünya: Deri Esma-ül Hüsna Bilginin Değeri ve Kur’an Şehri Ramazan

MESNEVİ’DEN HİKAYELER 39

Kesilesi Kuşlar

AİLE 41

Çocuğunuz İçin Zamanınız Var Mı?

ATA’MIZA DAİR 43

Atatürk’ün İlk Çanakkale’ye Gelişi

45

HİKMETLİ SÖZLER


Güncel NSU ve Kurumların İflası

49

SAĞLIK Diş Eti Hastalıkları

53

_HUKUK Aşırı Borçlanma ve Çıkış Yolu (1. Bölüm) SSK’dan Borçlanma Yoluyla Emeklilik

57

NSU ve Kurumların İflası Sayfa 49

59

ABİDE ŞAHSİYETLER Yavuz Sultan Selim

61

İş Dünyası Av. Filiz Eydemir-Braun Röportajı

63

Sır Kâtipleri - Sayfa 65

KÜLTÜR Sır Kâtipleri

65

ÇOCUK

67

BULMACA Kare Bulmaca Sudoku Çengel Bulmaca

73 75 77

Yemek Tarifi

80

Bedirhan Gökçe Gençler Düşünebilseydi, İhtiyarlar Yapabilseydi Sayfa 19

04


önsöz Çokkıymetli kıymetli,Mahya sağduyulu Mahya okurları, Çok dostları, bu ayki kapak konumuz geçen ayın konusunu tamamlayan, biraz dahaSultan detayına inen bir dünyamızın fatihler Fatih’i II. Mehkonu: 1960´lı yıllarda anasından babasından, med’in teşrifiyle şereflendiği Mart ayında da yarinden çocuklarından Almanya´ya sizlerle buluşmayı nasip kopup eden yüce Allah’a gelen Anadolu’nun delikanlılarının (c.c.) sonsuz şükürleryağız olsun. Eski adıyla 5000 sene düşünseyani aklına gelmeyecek, geleKonstantiniyye’yi, İstanbul’u fetheden, meyecek birçağ insanlık daha 50 yıl bile çağ kapatıp açan,suçuna, ilime, bilime sonsuz geçmeden işlenen önem veren,maruz farklı kaldıkları kültürlerialçakca huzur ve barış cinayetlerin bazı bilinmeyen yönlerini sizleriçerisinde yanyana yaşatan Fatih’in torunlapaylaşmak istedik. NSU hücresinin oluşurı,leşimdinin Almanya’sınday çifte vatandaşmundan kimler haberdardı, kimler bildiği lık sıkıntısıyla karşı karşıya bırakılmak istenhalde sustu üzücü olayların yaşanmamektedir. Hervenebukadar burada doğan çocuksına vesile oldu?! Dileriz ki en dipdekinden larımızın doğuştan Alman vatandaşlığı da en tepedekine kadar suçluların, iholsa, ismimiz Türk ismibütün olduğu müddetçe malkârların, gözve yumanların hakettikburada yabancı maalesef hepsi vatanımızda da leri cezayı olarak bulurlar. “Almancı” yaşamaya devam etmekteBir Alman sene öncesinden hazırlıklarına başladığıyiz. Parlamentosu’nda hangi yönde mız 2013 DİTİB Nürnberg Kültür Şöleni´ni karar çıkarsa çıksın, ister çifte vatandaşlığa geride bıraktık.isterse Bu güzel büyüketsin, organibalta vurulsun, deve devam bizim zasyonu sizlere sunabilmemiz için elini taşın için öncelikli olan konu, benliğimizi, kimliğialtınatarihimizi, koyan kıymetli Anasponsorlarımız: mizi, kültürümüzü, örfümüzü, adeCOMPO STELLA,gelip ZA-RA MARKT, TURKCELL timizi, nereden nereye gitmek istediğiEUROPE ve KKH –bulunduğumuz Kaufmännische topluma Krankenmizi unutmadan kasse´ye,olup, ulaşım sponsorumuz ANKARA entegre dilini, dinini, yaşam tarzını taIMPRESSUM/KÜNYE DİTİB Nürnberg e.V. Kurfürstenstr. 16 90459 Nürnberg GENEL YAYIN YÖNETMENİ Serhat Önder +49 (0)179 6677888 serhat.oender@mahya.de GENEL KOORDİNATÖR Oğuz Yurtalan +49 (0)179 6653603 oguz.yurtalan@mahya.de KAPAK/GRAFİK TASARIM ve BASKI AddGraphic info@addgraphic.de WEB SORUMLUSU Eyüp Erdem eyuep.erdem@mahya.de

05

REISEN´e ve bunların yanındabenimseyerek Co-Sponsornıyarak (yanlış anlaşılmasın, larımız ZSU GMBH, MEDICON bu APOTHEKE, ve uygulayarak demiyorum) toplumun MEVLANA HOME, bir parçasıRESTAURANT, olmak. ÇünküASPIRA insan bilmediğinin MERCEDES – AUTOHAUS LÖHLEIN, düşmanıdır.BENZ Almanya’nın ve buradaki topluÖZTAT DÖNER, VSN – LEVENT AY, İSTİKBAL, mun bizim vazgeçemeyeceğimiz değil, bizHAUSÄRZTL. GEMEINSCHAFTSPRAXIS den vazgeçemeyecek bir unsur haline gelALİ AYDIN & NURCANyaşam DEMİRCİ-AYDIN´a mesini sağlamalıyız tarzımızla, adalehuzurlarınızda bir kereBiz daha teşekkür ediyotimizle, vicdanımızla. hem kendimizin, ruz. ve yabancı misafi rlerimize 4 gün hemBizlere de yavrularımızın eğitimini sağlam teboyunca Türk mutfağının enolduğumuzu, leziz örneklerini meller üzerine kurarsak, ne kim sunan Kadınlaröğrenir Kolu´muza ve adlarınıçifte birervaolduğumuzu ve öğretirsek, birer sayamayacağımız 300 civarındaki tandaşlık konusunda çocuklarımız bir göseçim nüllü yardım eden gizli kahramanlarımızın yapma zorunda kaldığında hangi tercihi kulhepsine ayrı ayrı şükranlarımızı sunuyoruz. lanırsa kullansın, merhum Mehmet Akif ErVe tabiikaleme ki bizlerialıp dört günbu boyunca soy’un yine Mart ayıyanlız içerisinbırakmayan ziyaretçilerimize teşekkür ederde TBMM tarafından onaylanan İstiklal Marken seneye de 29buyurduğu Mayıs – 01 Haziran 2014geşı’mızın başında “Korkma!” tarihlerinde aynı yerde sizlerle randevuliyor aklıma.yine Eğitimimiz sağlam olursa, her laşma talebimizi kabul etmenizi diliyoruz. ne olursa olsun,siz de korkmayın. Mart sayımızla sizi başbaşa bırakırken bir Ramazan gireceğimizevinize, birdahaki ayın dahaki ayayına yine görüşmek, işyerinize, sayısında tekrar sizlerle buluşmayı dua ve minerede iseniz oraya dergimiz vasıtasıyla ümit ediyoruz. ve özleneninveenBeksafiriniz olmakÖzleyenin ümidiyle. Bekleyenin güzeline emanet olun. lenenin en güzeline emanet olun. Gökhan Önder Gökhan ÖNDER

YAYIN KURULU Bülent Bayraktar buelent.bayraktar@mahya.de Av. Ender Sürekli ender.suerekli@mahya.de Eyüp Erdem eyuep.erdem@mahya.de Gökhan Önder goekhan.oender@mahya.de Harun Önder harun.oender@mahya.de Koray Kuşkuş koray.kuskus@mahya.de Serhat Önder serhat.oender@mahya.de Talha Nami Yıldız talha.yildiz@mahya.de Yunus Emre Turan emre.turan@mahya.de

NRW TEMSİLCİSİ Orhan Arslanmirze +49 (0)157 74022158 176 84679965 orhan.a@mahya.de BADEN-WÜRTTEMBERG TEMSİLCİSİ Harun Önder +49 (0)176 84747088 harun.oender@mahya.de DAĞITIM SORUMLUSU Serhat Önder +49 (0)179 6677888 serhat.oender@mahya.de Mahya Dergisi basın ve meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. Yazı ve ilanlardan yazıların ve ilanların sahipleri sorumludur.


editörden

Uyu Memik Oğlan Serhat ÖNDER

Değerli okurlar, çok üzülerek ifade etmeliyim ki burada yaşayan Türk vatandaşları olarak bizi doğrudan ilgilendiren bir konuda duyarsız, pasif ve umarsız kalıyoruz.

muydunuz? Yavaş yavaş tehlikelerin etrafınızı nasıl çevrelediğini fark ediyor musunuz?

NSU davasının görüldüğü mahkemede neler olup bitiyor takip edeniniz var mı? Nürnberg’de NSU kurbanları için yapılan anıtın hemen aşırı sağcılar tarafından Nazi parolalı stikerlerle kirletildiğinden haberiniz oldu mu? Düren’deki bir DİTİB camiinin girişine NSU bitmedi, sıra sizde diye tehdit parolası yazılmasından haberiniz var mı? Irkçı saldırı veya tacizlerin tesbiti ve istatistik raporların belge haline gelmesi için bir veritabanın şart olduğunu, bunu Köln DİTİB Merkez’in başlattığını biliyor musunuz?

UYU MEMİK OĞLAN UYU ÖTE GECELERDE BÜYÜ

Peki kaç kişinin zahmet gösterip uğradığı tacizi buraya bildireceğini tahmin ediyorsunuz? Geçenlerde Alman medyasında gün ışığına çıkan gizli bir belgeyle aslında kurumların NSU’dan 2000 yılından beri yani ilk cinayetten önce haberlerinin olduğunu biliyor

06


bizden

Fransa İslam Konseyi (CFCM) Kararı Fransa İslam Konseyi (CFCM), Kameri Ayların Tespitinde 1978 Yılında Düzenlenen “Ruyet-i Hilal Konferansındaki Esasları” Temel Olarak Kabul Etti Fransa İslam Konseyi (CFCM), İslam Hukuk amaç ve ilkeleri doğrultusunda, hesap ve astronomik verilere dayalı bir kameri takvim hazırlamak ve bu konudaki farklılıklara bir çözüm getirmek için 9 Mayıs 2013 tarihinde bir araya gelmiştir. Yapılan bu toplantıda, ay takvimi ve kullanımı konusunda farklı temel metinler, Müslüman alimlerin konu ile alakalı farklı görüşleri ve modern astronomik hesaplama kriterleri masaya yatırılmıştır. Toplantı sonucunda ise, 1978 yılında İstanbul’da düzenlenen Ru’yet-i Hilal Konferansında konu ile ilgili olarak alınmış olan kararların esas alınması oy birliği ile kabul edilmiştir. Ilgili karara göre, “dünyanın herhangi bir yerinden yeni ayın görülmesi halinde kameri ayın bütün dünyada başlaması gerektiği” belirtilmektedir. Buna göre hilalin görülebilmesi için “Güneş battıktan sonra ayın ufkun 5° üzerinde olması ve içtimadan ( kavuşum, yani güneşle ayın aynı hizaya gelmesi) sonra güneş ile ay arasında 8° mesafe bulunması” gerekmektedir.

07

Bu yaklaşıma göre, hicri 1 Ramazan 1434 günü, miladi 9 Temmuz 2013 gününe, hicri 1 Şevval 1434 günü yani Ramazan Bayramının ilk günü ise, miladi 8 Ağustos 2013 gününe denk gelmektedir. İlgili karar gereği, Fransa genelinde tüm camilerde bu günler esas alınarak ibadetler gerçekleştirilecektir. Konseyin bu kararı almasındaki temel amaç ise, Fransa genelinde yaşayan Müslümanların, dini günlerin tespitinde ortaya çıkan farklı uygulamalardan dolayı iş ve okul hayatlarında karşılaşılan sorunların giderilmesi olarak ifade edilmektedir. Fransa İslam Konseyi (CFCM), gerçekleştirmiş olduğu toplantıda, her hicri yılın başında (1 Muharrem), o yılın Ramazan ayı başlangıcını ve bitişini, bütün dini bayramlar ve dini günleri içeren bir takvim yayınlama kararı da almıştır.


DİTİB KÖLN

Almanyada’daki Türk İslam Toplumunun Onur Projesi Yapılacak olan bu Cami ve Kültür Merkezi, müslümanların bu toplumda kendilerini daha yerli hissetmelerini sağlayacak ve bu anlamda uyuma büyük ölçüde katkı sağlanmış olunacaktır. Cami, Dini Bilgiler Kursu, Eğitim Merkezi, Gençlik ve Spor Merkezi, Kadınlar Merkezi, Araştırma Merkezi, İlmi Kütüphane, Dinler Arası Diyalog Merkezi, Seminer Salonu, Konferans Salonu, Ticari Bürolar, Alışveriş Merkezi, Basın Merkezi, Kapalı Otopark, Çocuk Bakım Merkezi gibi sosyal ve kültürel birimlerini bünyesinde bulunduracak olan Merkez Camii, iki minare (55 metre) ve şeffaf parçalardan oluşan bir kubbeye (36,50 metre) sahiptir.

BU KALICI ESERDE SİZİN DE BİR KATKINIZ OLMASINI İSTİYORSANIZ 1. BANKA HAVALESİ YOLUYLA BAĞIŞ Empfänger: Türkisch-Islamische Union Kontonummer: 505566000 Bankleitzahl: 37040044 Commerzbank Köln Verwendungszweck: Merkez-Camii

2. TELEFON YOLUYLA BAĞIŞ

0 900 1070105 Sabit hattan bağışta bulunmak istiyorsanız (her aramada 5€)

12

MAHYA . EYLÜL 2010 20


bizden

DİTİB Lalezar Anaokulu 16 Eylül’de Mannheim’da açılıyor Baden-Württemberg eyaletinde DİTİB’e bağlı ilk Müslüman Anaokulu Mannheim’da hizmete girecektir. DİTİB-Anaokulu Derneği tarafından eğitime hazırlanan Lalezar isimli Müslüman Anaokulu Projesi Mannheim Belediye Başkanı ve Meclisi tarafından da desteklenmektedir. Müslüman aileler, Mannheim Belediyesi’nin anaokulu kayıt sistemi üzerinden 3-6 yaş arasındaki çocuklarını anaokuluna kaydettirerek, çocuklarının okul öncesi kendi manevi değerlerine göre yetiştirilmesi imkânına kavuşmuş olacaklardır. Mannheim Belediyesi ile ortaklaşa yürütülen Mannheim DİTİB Anaokulu Projesi, tam gün esasına dayalı olarak, kırk çocuğa öğle uykusu ve öğle yemeği içinde olacak şekilde eğitim verecektir. Ön kayıt işlemleri Mannheim DİTİB Yavuz Sultan Selim Camii Derneği ve Belediye

09

Gençlik Dairesi MEKI Birimi’nde (Meldesystem Kindergarten) yapılacak olan DİTİB Anaokuluna, müracat esnasında seçenekler arasında yer alan DİTİB Anaokulunu tercih eden ailelerin çocukları, müracaat sırası esas alınarak yönlendirileceklerdir. Anaokuluna gösterilen ilginin büyük, kapasitesin ise sınırlı olması sebebiyle, ilgi duyan Müslüman ailelerin kayıt işlemlerinde hızlı davranmaları gerekmektedir. İlgi duyanlar info@kiga.ditib-ma.de adresinden ayrıntılı bilgi alabileceklerdir.


bizden

Üzerinden tam 20 yıl geçti. Solingen saldırısında hayatlarını kaybedenleri anıyoruz. Susmak unutmak değildir, bilakis hatırlamaktır! Saime Genç 4 yaşında, Hülya Genç 9 yaşında, Gülüstan Öztürk 12 yaşında, Hatice Genç 18 yaşında, Gürsün İnce 27 yaşında... Bunların hepsi 29 Mayıs 1993 tarihinde Solingen’de kundaklanan evlerinde hayatlarını kaybettiler, katledildiler… 20 yıl sonra tek tek adlarının başta zikredilmesi gerekiyordu.... Kurbanları saygıyla anıyor, anılarını yadediyoruz… Onları tanımayanlar için bu pek kolay olmayabilir… Yakınları ve geride kalanları için ise çok daha zor… Solingen’de yaşanan olayın, 20 yıllık zaman zarfı içerisinde insanlık düşmanlığının ve ırkçılığın simgesi haline gelmesi de zor… Bugün kurbanları, anma töreninde böyle bir simge olarak değil, onları kendi yaşadıklarıyla görmemiz gerekmez mi? Bizim onlara karşı vazifemiz, insanı ya da insanları olduğu gibi görmek, olayları değil… Zaten Solingen olayını, sırf taşıdığı boyut nedeniyle olaya, dolayısıyla da olayın cezasını çoktan çekmiş ve tekrar serbest kalmış faillerine gereksiz önem yüklediğinden ötürü de hain olay türleri arasında zikretmek mümkün. Oysa ön planda olması gerekenler ise kurbanlar, kurban yakınları ve anma töreninin ta kendisi… Anmanın en iyi yoluysa susmaktır. Bunu, „susmayı“ ifade ederken dilimizin bile bizi sınırladığını, „susmaya“ zorladığını görürüz, zira „susmayı“ ifade eden bir başka kelime de yok… Anma niyetiyle susmak ise, çok onurlu bir susmaktır, zira meşgul eden düşünceleri devre dışı bırakıp tamamiyle anılanlara odaklar insanı: Saime, Gülüstan, Hatice, Gürsun! Ne kadar da güzel isimler… Dualarla onların ruhlarını yad ediyoruz…

11

Anılarını taze tuttukça, olayın vahameti daha da anlaşılacaktır. Yaşanan kaybın boyutunu, her bir kurbanı bilinmezlikten kurtarıp anılarını taze tutmakla ancak kavramak mümkün olacaktır. Bugün, cinayetin yaşandığı yerde, bir zamanlar bir ailenin evinin bulunduğu yerde dikilmiş olan ağaçlar ve yerleştirilmiş olan anı levhası, bu olayı ve bu olaydaki kaybın boyutunu en uygun bir şekilde sembolize etmektedir. Olaylar karşısında susmamak lazım! Susmak bizim dilimizde çoğu zaman yadırganmıştır. Zira susmak, kötü şeyleri de onaylamak demektir. Susmak, unutmak demektir. Ancak burada „susmak“ deyince, kurbanların anısına susmayı kastetmiyoruz. Burada olaylar ve failler karşısında susmayı kastediyoruz. Aslında bunun için başka bir kelime bulmak gerekiyor. Konuşmamak mı desek? Tepki göstermemek mi? Haykırmamak mı? Zira bu kabil olaylar karşısında gösterdiğimiz tepkiler ne kadar sesli olsa yeridir, zira ses getirmelidir! Böyle durumlar karşısında susmak kadar yanlış bir şey olamaz! Beş insanın kurban gittiği bu cinayetin 20. yıl dönümünü idrak ettiğimiz bu günlerde, bir 20 yıl daha bu olayı konuşacak, haykıracak durumda olmalıyız. Zira bu olaya yol açan insanlık düşmanlığı, ırkçılık ve kışkırtmalar halen devam etmektedir. Aslında kurbanlar insan oldukları gibi, böyle olaylara zemin hazırlayanlar da insandır. Onlar bilinmeyen, meçhul bir şey değil, bizatihi sorumluk taşıyan varlıklardır. Irkçılık, aşırılık ve dışlamaya karşı mücadelenin toplumun tümü üzerine düşen bir vazife


olduğu genelde söylenmektedir. Bu da çok doğru bir söylemdir. Ancak burada bir noktaya dikkat çekmekte fayda var. „Toplumun tümü“ ya da „tüm toplum“ kavramı bizi yanıltmasın, gaflete düşürüp bizleri, kendimizi bu „tüm toplum“ içerisinde anonim ve bu cümleden kayıtsız kalabileceğimiz düşüncesine sürüklemesin. „Tüm toplum” dediğimiz oluşum sadece benden oluşmuyor ki! Ve bu “tüm toplum” dediğimiz birşeyler yapıyorsa, benim yaptığımın/yapacağımın burada zaten çok da fazla bir önemi yok, ben birşey yapmasam da olur düşüncesi asla kabul edilir bir tutum değildir. ‚Tüm toplum‘ gibi iddiali bir ifadeyi kullanan, grupları, görevleri, meslekleri, gerektiğinde isimleri bir bir saymalı. Sözü geçen, nüfuz sahibi, birşeyler yapabilecek durumda olup, vazifelerini yapmayanları saymalı... Bugün geride bıraktığımız 20 yıla bakıyoruz. Hatta Mölln kurbanlarını da sayarsak, daha da geriye gitmemiz gerekiyor. Ve görüyoruz ki, zulüm ve acımasızlık bitmemiş! Bitmemiş NSU terörü! Bitmemiş sokaklarda nazi çizmeleriyle cirit atanlar! Bulvarlarda ve internette gezen provokatörler bitmemiş! Toplumun ortasına sinsice yerleşen ayrımcılık ve insan düşmanlığı bitmemiş! Toplumumuzda insanı hiçe sayan zihniyet, yıldan yıla, adım adım yayılmakta. Önceden mülteciler ülkeyi istila ediyordu, Almanya git gide yabancılaşıyordu. Günümüzde ise kavram, yer ve metodlar değiştiği gibi, buna bir de İslam ve Müslüman düşmanlığı eklendi. Gözümüzün önünde olup bittiği halde fark edilemeyen olaylara örnek olarak, insanı hiçe sayan NSU terörünü gösterebiliriz. Bu olaylar gerçekten yaşandı. Günümüzde yine hepimizin gözü önünde ama fark edilmeden zihinlere ayrımcı zihniyet sirayet etmekte. „Kendinizi kullandırmayın!“, diğer taraftan „Irkçılık ve ayrımcılık karşısında da suskun kalmayın!“ diye haykırası geliyor insanın… Ancak bugün, olaydan 20 yıl sonra şöyle

birşey de diyesi geliyor insanın: „Sessiz olun! Bir an için bile olsa biraz susun! Saime için, Hülya için, Gülüstan için, Hatice ve Gürsün için!“ Ruhları şad olsun. Solingen’de hayatlarını kaybedenleri ve geride bıraktıkları yakınlarını saygıyla anıyoruz! DİTİB Irkçılık ve Ayrımcılıkla Mücadele Bürosu – Ayrımcılığı/Şiddeti Bildir - websitesi artık online hizmete girmiştir. Birşeyler yapmalıyız. Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), 20 yıl önce Solingen saldırısında hayatlarını kaybedenlerin anısına, ayrımcılık ve şiddete maruz kalanlara, başlarına gelenleri bizlere bildirip, böylelikle hiç değilse olayın unutulmamasına karşı birşeyler yapabilecekleri bir imkan sunmak için bir internet sitesi hazırladı. Irkçılık ya da şiddet olaylarına maruz kalan herkes, başından geçen olayı bu site üzerinden bizlere bildirebilir. Hiçbir mağdur unutulmamalı. Günlük hayatımızda yaşadığımız ayrımcılık ve hakaretler de yaralıyor insanı ve iç dünyamızda açılan yaralar en az dıştaki yaralar kadar ağır olabiliyor. Her olay kaydetmeye değer, zira her olayın arkasında bir kurban yani bir insan var! http://www.ditib-antidiskriminierungsstelle.de/


bizden

DİTİB NÜRNBERG

Kültür Şölenİ DİTİB Nürnberg olarak düzenlediğimiz, dört gün süren, dört gün boyunca Türkiye’nin Nürnberg’de yaşandığı, geleneksel hale gelen, Kuzey Bavyera’nın en büyük Kültür Şöleni geçtiğimiz günlerde gerçekleşti. Türklerin yanısıra yoğun bir şekilde Almanların ve diğer milletlerden de insanların ilgi gösterdiği bu etkinlikte 35.000’i aşkın insanımız bir araya geldi. Hazırlıkların aylar öncesinden başlayan Kültür Şöleninde gelen ziyaretçiler gerek Türk Mutfağının eşsiz lezzetlerini tatmanın, gerek sahnede sunulan gösterileri izlemenin, gerek kurulan çocuk parkında çocukların eğlenmesinin, gerek ana çadırın içerisinde kurulan standlardan alış-veriş yapabilmenin ve gerek ilk olarak 2012 yılında kurduğumuz kültür çadırımızda bu yıl da Türk kültürünü daha yakından tanıma imkanı buldu ve kurulan şark köşesi ile çay bahçesinde kömürlü semaverlerde çaylarını, köpüklü Türk kahvelerini içip eş-dostla doya doya muhabbet edebilmenin zevkine eriştiler. Kadınlar Kolumuz aylar öncesinden başladı hazırlıklara... Mantıları büktüler, içli köfteleri hazırladılar, sarmaları sardılar... Onunla da bitmedi, dört gün boyunca o sacların sıcağının karşısında en leziz gözlemeleri, katmerleri hazırlayıp bizlere sundular. Geçtiğimiz senelerde olduğu gibi bu sene de Kültür Şölenimizin en fazla ilgi gören bölümlerinden biri yine çocuk parkıydı. Cemiyetimiz spor kulübü SV Eyüp Sultan’ın altya-

13

pısındaki gençlerle birlikte dört gün boyunca çocukların gönüllerince eğlenebilmeleri, ebeveynlerin de daha rahat hareket edebilmeleri için ellerinden geldiğince uğraş gösterdiler ve şölenimizin minik ziyaretçilerine unutamayacakları, eğlenceli anlar yaşattılar. Alman ziyaretçilerinin ise en fazla rağbet gösterdiği, ilgisini çektiği bölümlerden biri cami ziyaretlerinin yanısıra kültür çadırımızdaki kültürel sergilerdi. Gerek Türkiye’den gelen, her biri dalında uzman olan sanatkârlarımızın ve gerek Eğitim Merkezimiz bünyesinde faaliyet gösteren Ebru Kursunun eğitmenlerinin ve öğrencilerinin sergilediği, tanıttığı kültürel miraslarımız büyük ilgi gördü. Bu vesileyle Kültür Şölenimizin hazırlanıp sizlere sunulmasında, hazırlık aşamasından sonundaki toplama kısmına varana kadar az-çok, maddi-manevi-bedeni desteğini esirgemeyen, dört gün boyunca bizi yalnız bırakmayıp uzaktan-yakından şölenimize teşrif eden herkese bir kez daha teşekkür ederiz. Bu tür bir şöleni sunmak elbette sponsorsuz olmaz. Bu bağlamda da ana sponsorlarımız ZA-RA Markt’a, Turkcell Europe GmbH’ya, Compo-Stella’ya ve KKH Kaufmännische Krankenkasse’ye de desteklerinden ötürü şükranlarımızı sunar, çalışmalarında başarılarının devamını dileriz. Seneye, 29 Mayıs - 2 Haziran tarihleri arasında tekrar görüşmek dileğiyle diyor, sizleri şölenimizden karelerle baş başa bırakıyoruz...


bizden

15


bizden

17


Gelsenkirchen Mimar Sinan Camiinde başarılı bir kermes

Önceden Gemeindefest adı altında organize edilen kermes bu sene daha kucaklayıcı bir faaliyet olması açısından başlığı Nach barschaftsfest diye degiştiren DİTİB Gelsenkirchen Mimar Sinan Camii Yönetim Kurulu başarılı bir kermes faaliyetinin altına imza atmıştır. Tüm faaliyetin gençlerle düzenlenmesi gençleri teşvik etmek açısından da başarılı olmuştur. Programa siyasi ve kurumsal yetkililerin yanında esnaf, doktor ve avukatlar da teşrif

ettiler. Joachim Poß’un Facebook sayfasında yazdığı yazı organizasyonun ne denli başarılı olduğunun bir göstergesi olmuştur: ‘‘Vorhin mit Sonnenschein beim Nachbarschaftsfest der Mimar- Sinan Moschee in Gelsenkirchen-Bismarck, Wenn ihr gute Intergrationsarbeit, tolle Aufführungen und auch leckere türkische Küche erleben möchtet, könnt ihr das Fest bis einschließlich morgen noch besuchen.’’


bizden

Gençler Düşünebilseydi, İhtiyarlar Yapabilseydi Bedirhan GÖKÇE

Ne kadar yabancıyız birbirimize, Anlamıyor anlaşılamıyoruz Herkesin kendi doğrusu var Herkes iman ediyor kendi düşündüğüne ve baskın karakter haykırıyor “bu böyle olacak gerisi uymaz töremize” O töre ki çoğu zaman sizin yerinize düşünür, hatta sizi sizden daha çok düşünür. Hiç risk aldırmaz size… Size bir eş bulur en uygunundan fikriniz bile sorulmaz size, hatta acıdır törenin kanunları çoğu zaman ağır basar ilahi emirlere bile… Babanız uygun görür anneniz beğenir hayatın geri kalanını paylaşacağınız insanı sizin yerinize.. AĞALAR KARAR VERİR MARABALAR ÜLKESİNDE yavrum senin yüreğinde kimse var mı sorulmaz, sorulsa da “biz böyle münasip gördük” lafı odadan çıkarken atılır üstünüze “sen yine de bir düşün” gayrısı zaten mümkün olmaz karar verilmişde yürek soğutuyor yarın ben sana sormadım mı diyecek cepte bir “bonus” olsun diye öyle ya zaten “davul bile dengi dengine” Hepimiz kendi penceremizden baktığımız için ve “hepimiz iyi niyetli olduğumuz için ” ben böyle istiyorum ama diyerek bir parağraf bile açmıyoruz onun düşüncesine… doğru doğrudur ama doğru duyguyla kavuştuğu zaman anlamlı olur demiyoruz nedense…

19

HA SİLOPİ, HA MANİSA HA ANKARA AYNI İŞTE biz MANTIK lamı yürüyoruz yoksa KALPlemi… İkisinin doğrusu nerde kavuşur birbirine… Köyde AĞA, kasaba da BABA şehirde BÜYÜKLER düşünüyor yerimize.. Hem de “sus senin aklın basmaz” nezaketi ve inceliğiyle. Köşe yazarlarına yorumculara kalsak sürünüyoruz farkında değiliz, oysa onun yazdığı gibi olsa her şey, onun istediği partiye oy versek, onun ön gördüğü yerlere gitsek o kitapları okuyup o filimleri izlesek belediye başkanımızı onun istediği isimlerden seçmiş olsak “her şey düzelecek” işte… Ama cehalet yürek ister, o da çok bizde. En çok babalardır rizikosuz yaşamayı seven, itidalli bir akıldır hep duygulardan arınmış, vakur bir hayattır hep düşünülen. İstediği ile evlensin hemen bir torun olsun, çocuk değil “torun” diyorum, sonra da güzel güzel geçinsinler ölene kadar öyle. Mehmet’in oğlu İbrahim, eşinden ayrılamaz, bunu yapamaz, bakın ibrahim’e yakışmaz değil “mehmet’in oğlu ibrahime yakışmaz” bizim töremizde böyle şey olmaz, sebep? Sebep yok, ben aleme ne derim, alem ne der ardımızdan bize… Anne diyor ki ayrılırlarsa ben torunumdan ayrı kalmaya dayanamam…iki gün görmesem ölüyorum,


İbrahim bu kızı bir bırak vururum seni, dikkat edin “torunumu göremezsem” vururum seni… Yani o oğlunu öldürecek göremezse torununu, ölen de onun oğlu olacak sadece o çok torununun babası değil… HER NESİL DÜŞMANDIR BİRBİRİNE Asla ve asla art niyetleri olmasa da “ben merkezcil” oluyor bizim büyükler, en büyük keyifleri de onlar evden çıkınca ardından ağlayan torunlarının yürek dağlayan “nolur gitmeeeee” çığlıkları, Torununun onu çok sevdiğinin seslendirilmiş hali, üzülmüş olsa da keyifle dönerler evlerine… Her nesil düşmandır birbirine bu yüzden, anlaşamaz baba-oğul, ana-kız. Bu mantıkla severdi torununu bizim Azmi Baba, Düşmanımın düşmanı derdi Alican’a, düşmanımın düşmanı…

‘S

emin olun Emin’lerde sevinecek Emine’lerde… “ALLAH VAR GAM YOK diyecek herkes birbirine ve, Nurdan damlalar düşecek, sorunlar çözüldükçe Ayşelerin, Fatmaların kararmış yüreklerine…

ILLMOB R IL G

K ELE Ş

CH

Düğün, kına, nişan, sünnet ve tüm özel günleriniz için sipariş alınır. Daha fazla bilgi için bizi arayın.

Söz manidar “düşmanımın düşmanı dostumdur” diyenlere… Keşke gençler düşünebilseydi, ihtiyarlar yapabilseydi ama olmuyor işte… Ne kadar haklı olursak olalım mantık ne kadar doğruyu derse desin siz siz olun o mantığıda duygunuzla süsleyin, “yav bu oğlanın yaptığı bize uymaz ama nasıl bir şey etsek dese Mehmetler, Yav ben böyle istiyorum ama ben kaçarken çevremdeki herkesi de yakmak doğru mu acaba dese İbrahimler,

İrtibat: 0172 2850044 01577 9698463 44653 Herne

16


din

İnternet ve Manevi Hayatımız Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlarla taşlar olan o müthiş ateşten koruyun.” (Tahrim, 66/6.)

İ

nternet, günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Eğitimden ticarete, haberleşmeden eğlenceye kadar her alana girmiştir. Bu aygıttan insanlık çeşitli yönleriyle istifa etmektedir. Dünya artık internet sayesinde bilginin serbestçe paylaşımı en üst düzeye ulaşmıştır.

İnternetin oluşturduğu sanal alem, uluslararası bir pazar, sınırsız bir dünyadır. Orada bütün dünya milletleri, iyi, kötü kendi kültür ve hayat tarzlarını pazarlamaktadır. Nitekim internet ortamında art niyetli insanlar, kendi kimliklerini gizleyebilmekte, her türlü hile ve oyuna başvurabilmektedirler. Yine ne yazık ki bu yolla her türlü hayat tarzı evlerimize kadar girmiştir. Geleneksel aile hayatımız, iffet, namus ve haya anlayışımız, evet bunlar tedavisi zor, ciddi yaralar açmaktadır. Toplum, ifade yerinde ise, sosyal ve kültürel bir travma yaşamaktadır. Örf ve adetler değişmekte, ahlaki değer ve hassasiyetler günbegün yok olmaktadır. Günümüzde insan ilişkileri gittikçe bozulmaktadır. Akrabalık bağları kopmakta, alkol, uyuşturucu, internet vb. ba-

21

ğımlılıklar artmaktadır. İnternetin yaygınlaşması aile üzerinde de etkisini göstermektedir. Nitekim halkımız arasında internet evliliklerinden bahsedilmektedir. İnternet üzerinden tanışanlar, ardından birbirini doğru dürüst tanımadan gelen evlilikler. Veya ailenin haberi olmadan kızın, erkeğin peşine gitmesi, her iki aileyi şok eden gelişmeler, oluşan problemli aile yapıları, neticede yıllarca süren küskünlükler. Bugün internet ortamında birçok hak, hukuk ihlalleri olabilmektedir. Örneğin başkasının kredi kartının numarasını alıp onunla alışveriş yapmak, virüs gönderip bilgisayar çökertmek, kendi kimliğini gizleyerek başkalarının onur ve şerefi ile oynamak ve çok daha fazlası. Ne yazık ki bunlar, günümüzde yaşanan olaylardır. Oysa özel hayatın ifşa edilmesi, İslami edep ve adap açısından yasak fiillerindendir. Müstehcen mesaj ve görüntüleri yaymak da bir diğer ahlaki problemi oluşturmaktadır. İnternette gezinirken çocuğun ansızın pornografik, müstehcenlik, uyuşturucu, alkol kullanımı, çeşitli silahlar, kalpazanlık, hırsızlık yolları içeren sitelerle karşılaşması olağan bir durumdur. Ne yazık ki, gençlerimizin gönülle-


ri ve dimağları kirletilmekte, gelecekleri karartılmaktadır. Erken yaşlarda iç dünyalarındaki saffeti ve temizliği kaybetmektedirler. En iğrenç tablolar, en çirkin görüntüler ve en onursuz manzaralar internet ortamında sergilenebilmektedir. Bunlar çocuklarımızın, imani ve ahlaki hayatlarına öldürücü darbeler vurmakta, onların haya perdesinin yırtılmasına, iç dünyalarında maneviyata açılan kapıların bir bir kapanmasına sebep olmaktadır. Ölçüsüz internet kullanımı, çocukları ve gençleri sosyal hayattan uzaklaştırmaktadır. Psikiyatride yeni bir bağımlılıktan, internet bağımlılığından bahsetmektedir. Bu, sadece çocuklara da mahsus değildir. Yetişkin insanlar da bu bağımlılığın kıskacında. İdeal bir dini yaşam, fertlerin ruh sağlıkları ve sosyal becerileri ile yakından ilgilidir. Ancak aşırı internet kullanımı, asosyal fertlerin yetişmesine sebep olmaktadır. Kişi kendi dünyasına çekilmekte, çevresiyle iletişimini kesmektedir. İnsanlarla ülfete, sevgiye ve muhabbete dayalı ilişkiler kuramamaktadır. Aksine onlardan ürkmekte ve kaçmaktadır. Bilindiği gibi “insan” kelimesi, hem cinsleriyle “ünsiyet” kurabilen manasına içermektedir. İslami eğitimin hedeflerinden biri de insandaki bu fıtri eğilimi geliştirmektedir. Diğer bir ifadeyle seven ve sevilen insanların, sağlıklı iletişim kurabilen fertlerin yetişmesidir. Oysa internet bağımlılığı, kişiyi internet merkezli bir dünya kurmaya götürmektedir. Bu tür insanlar da doğal

olarak hem cinslerine karşı yabancılaşmaktadır. Zamanın çoğunu bilgisayarın karşısında geçirenler, sosyal iletişim becerisi kazanamamaktadır. Zamanla asosyal ve problemli bireyler haline gelmektedirler. Bilindiği gibi dinin hedeflerinden biri, şiddet değil, merhamet; bencillik değil, dayanışma ruhuna sahip insanlar yetiştirmektir. Ne yazık ki bazı bilgisayar oyunları bu anlamda olumsuz bir işlev görmektedir. Bunlar, çoğunlukla bencilliğe, adam öldürmeye, şiddete, nefrete teşvik etmektedir. Savaş oyunlarında çocuk öldürdüğü adam sayısınca puan almakta, dolayısıyla çocuğun insan zihninde insan öldürme normal bir davranış gibi algılanmaya başlamaktadır. Bugün televizyon ve internet sayesinde her türlü bilgiye ulaşılmaktadır. Ancak bir bilgikirliliğinden de bahsedilmektedir. İnternette hedefsiz gezintiler, her türlü bilgi ve görüntüler, bilgilenmek şöyle dursun, insanın zihninin daha da karışmasına sebep olmaktadır. İslam geleneğinde ilim sahibi olmak en yüksek mertebedir. Ancak hangi ilim ve bilgi insana değer kazandırmaktadır? Nitekim bize öğrettiği bir duada Hz. Peygamber faydasız ilimden Allah’a sığınmaktadır. Öyle ise faydalı bilgi nedir? Kısaca ifade etmek gerekirse bu, dini ve manevi hayatımıza katkı sağlayan bilgidir. Bu, bizi meslek sahibi yapan bilgidir. Bu, ümmetin ve insanlığın geleceğine katkı sağlayan bilgidir.

22


en sevgili

Allah Rasulü’nden Bilgeliğe Giden Kırk Anahtar (8. Bölüm) Derleyen: Serhat ÖNDER

Biriniz insanlara namaz kıldırdığı zaman hafif utsun; zira içlerinde zayıf, hasta ve yaşlı olanlar vardır. Tek başına kıldığı zaman istediği kadar uzatsın. (Buhârî, Salatü’l –Cemaah, 2/168)

Kıyamet gününde bir kul şu sorulara muhatap olmadıkça yerinden ayrılamaz: “Ömrünü nerede ve nasıl geçirdi? Öğrendiği bilgiyle ne yaptı? Malını nereden kazandı ve nereye harcadı? Vücudunu nerede yıprattı?”

(Tirmizi, Sıfatu’l-Kıyame, 1)

Kim gücü yettiği halde Allah için tevazu göstermek üzere gösterişli elbiseyi terk ederse, Allah onu kıyamet gününde halkın gözü önünde çağırır ve onu, istediği iman hullelerinden giymekte serbest bırakır.

(Tirmizi, Sıfatü’l –Kıyame)

Biriniz hoşuna giden bir rüya gördüğü zaman, bilsin ki o, Allah Teâlâ’dandır; ondan dolayı Allah’a hamd etsin ve onu anlatsın. Başka bir rüya görürse bilsin ki o şeytandandır; Onun şerrinden Allah’a sığınsın ve onu kimseye anlatmasın.

(Buhari, Ta’bir, 12/327)

23


din

39


din

Gözeneklerin Altındaki Şaşırtıcı Dünya: Deri Derleyen: Serhat Önder

Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah ne Yücedir. (Mümin Suresi, 64)

D

erinizin hemen altında neler olduğunu hiç düşündünüz mü? Kalın bir yağ dokusu, kan, damar ve sinirler... Ancak deri bu yapıları gizleyerek vücuda estetik bir görünüm sağlıyor. Bunun yanında vücudu mikroplardan ve diğer dış tehlikelerden koruyor. Deri üç katmandan oluşuyor. Bunların her biri farklı bir yapıya sahip. Yüzeyden en alt ta-

25

bakaya doğru bu katmanları şöyle sıralayabiliriz: Derinin en dış tabakası: Üst deri (Epidermis). Bu tabaka “keratinosit” olarak adlandırılan hücrelerden meydana gelir. Üst derinin kalınlığı vücudun bölümüne, yaşa ve cinsiyete bağlı olarak değişir. Keratinositler en alt tabakada oluştuktan sonra yaklaşık 21-25 günlük bir süreç içinde yapılarını değiştirerek üst tabakalara doğru yol alırlar. Bir başka deyişle deri, 21-25 gün içinde yenilenir. Üst derideki hücrelerde “keratin” maddesi bulunmaktadır. Keratin, bakteri ve mantarların aşmakta zorlandıkları bir engel oluşturur. Deri üzerine gelen yabancı canlılar da bu sağlam duvara takılır içeri giremezler. Üst deri ayrıca sürekli dökülmekte, böylece burada bir şekilde barınmayı başarmış olan yabancı unsurlar derinin bu yenilenme hareketi sayesinde ölü deri ile birlikte vücuttan uzaklaştırılmaktadırlar.


Elastikiyeti sağlayan katman: Alt deri (Dermis) Alt deri lifli bir dokudur. Damarları ve sinirleri içerir. Ayrıca hissetmemizi sağlayan serbest sinir uçları ile dokunma ve basınç algılayıcıları gibi yapılar da bu tabakada bulunmaktadır. Alt deri aynı zamanda deriye elastik olma özelliğini veren tabakadır. Deri altı (Subcutis) Deri altı tabakası kas tabakasının etrafını saran kılıfa kadar uzanır. Derinin alt kısmında yağdan oluşan bir katman vardır. Bu yağ katmanı ısıya karşı yalıtım görevi görür. Bu tabakanın üstünde deriye esneklik özelliğini veren başka bir bölüm daha vardır. Derinin önemli işlevlerinden bazıları: • Deri, vücudun sıvı dengesini korur: Üst derinin iki tarafı da su geçirmez bir yapıya sahiptir. Derinin bu özelliği dışarıdan vücuda ve vücuttan da dışarıya su geçmesini engeller. Böylece vücuttaki sıvı oranı sabit kalır. Derinin böyle bir özelliği olmasaydı, dışarıdan gelen sıvı vücudun su miktarını artıracaktı. Bu da vücudun sıvı dengesinin bozulmasına yol açacaktı. • Kendi kendini yenileyerek vücudun sağlıklı kalmasını sağlar: Üst deri sürekli dökülür. Üst derinin en alt tabakasında durmaksızın yeni hücre üretilir. Böylece deri sürekli olarak kendi kendini yeniler. • Vücudu zararlı ışınlardan korur: Üst derinin en alt tabakasında yaşayan “melanin” hücresi deriye rengini vermekle beraber, deriyi güneşten gelen ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerinden korur. • Vücudun dış dünyayla bağlantısını sağlar: Deri, olmaması durumunda yaşamın mümkün olamayacağı bir organdır. Nitekim kulak, burun ya da göz olmadan yaşamak mümkündür, ama deri olmadan insanın hayatını sürdürebilmesi imkansızdır. İnsan vücudu için çok önemli olan su, deri olmadan vücutta tutulamaz. Oldukça düşük bir miktardaki su kaybı dahi anında ölümle sonuçlanır. • Vücut ısısını dengeler: Deri aynı zamanda vücut ısısının sabit kalmasını sağlar. Soğuk havalarda vücut sıcaklığını korur. Ter bezleri soğuk havada çalışmalarını yavaşlatır ve kan damarları daralır. Bu, kan dolaşımının deri al-

tında azalmasına yol açar. Böylece vücut ısısının dışarı çıkması olabildiğince engellenmiş olur. Deri ayrıca sıcak havada vücudun serinlemesini sağlar. Sıcak havanın etkisiyle terleyen insanın derisi kanla dolar. Derinin sahip olduğu bu mekanizma vücudun serinlemesine yol açmaktadır. • Vücudu darbe gibi olumsuz etkilerden korur: Üst deri yüzeyindeki hücrelerin büyük bölümü ölü hücrelerdir. Canlı hücreler ise kan damarlarına yakın tabakalardadır. Buradaki canlı hücreler bölünerek çoğalırlar. Ortaya çıkan yeni hücreler eski hücreleri yukarı iterler. Bunlar deforme olarak hücre niteliklerini kaybeder ve keratin denilen sert maddeye dönüşürler. Keratin, ölü hücrelerden oldukça sağlam ve koruyucu bir duvar meydana getirir. Bunların dışında derinin sayabileceğimiz daha pek çok özelliği mevcuttur. Tüm bunlar göstermektedir ki, deri, sahip olduğu özellikleriyle birlikte hayatı kolaylaştırmak için Rabbimiz tarafından özel olarak yaratılmıştır. Her biri son derece önem arz eden özellikler bu esnek ve aynı zamanda estetik olan organda özel olarak toplanmıştır. Bu özelliklerden bir tanesinin bile eksikliğinde hayatımızı şimdiki kadar kolay bir şekilde sürdürmemiz imkansız olabilirdi. Örneğin şu an sahip olduğumuz deri yerine çok daha sert bir derimiz olsaydı, hareket etmemiz imkansız olurdu. Ya da esnekliği olmayan, kilo değişikliklerinde sönüp büzülecek veya çatlayacak olan bir derimiz de olabilirdi. Dahası, alt derideki yağları, sinirleri, kan ve damarları olduğu gibi gösteren şeffaf bir derimiz olabilirdi. Ama her şeyi hikmetle yaratan Allah (cc) derimizi de en güzel şekilde yaratmış, verdiği pek çok üstün özellikle onu insanlara büyük bir nimet olarak takdir etmiştir. Rabbimiz Kuran-ı Kerim’de şu şekilde buyurmaktadır: Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah ne Yücedir. (Mümin

Suresi, 64)

26


din

Derleyen: Harun ÖNDER Dua: Dr. Senai DEMİRCİ el-Kuddüs... Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan. O, yarattığı her şeye temizliği sevgiyle öğretendir. Toprak ve suya temizleme gücü veren O‘dur. Kalpleri tevbe ile temizleyen de O‘dur. Gönlümüzü de, sevdiklerimizi de arındıran O‘ nun ismidir. Her türlü eksiklikten ve noksanlıktan münezzeh olan O, kâinata düzen verendir. O, her türlü kemâl sahibidir. O, el-Kuddüs‘tür... Allah, insanların kemâl olarak bildikleri her şeyden de münezzehtir. Çünkü insanın bildiği kemaller kusurdan ve eksiklikten uzak değildir. El-Kuddüs güzel ismi hem Allah‘ı yüceltme ve övmeyi, hem de dolaylı bir yoldan da olsa kulun ahlâkını güzelleştirmeyi hedeflemektedir. Şöyle ki, kul tövbe yolu ile manevi kirlerden, günahlardan arınabilir, Allah‘ı kusur ve eksiklerden tenzih etme, övme ve yüceltme sayesinde de çeşitli erdemlere kavuşabilir. Dikkat edilirse su, toprak ve ateş bu dünyada da temizlik malzemeleridir. Elimiz hafif kirlendiğinde suyla temizleyebiliriz. Biraz daha ağır kirlenirse, mesela yağlanırsa, eskiden sabun olmadığı için toprakla temizlenirdi. Mikroplar ise bilindiği gibi ateşle temizlenir. Yüz derecede mikrop yaşamaz. Yemeklerimiz ise bu sayede temizlenmektedir.

29

El-Kuddüs isminin bir parçası insan için bu dünyada abdest ve gusül suyunda tecelli etmektedir. Abdest ve gusül suları günahlarından tövbe ederek ilahi emirleri yerine getirmek için bunlara yöneldiüinde Allah‘ın izni ile günahlarından temizlenir. Onlarca Hadis-i Şerif buna işaret etmektedir. Bu sayede insan, Allah‘a ibadet edecek bir paklığa erişir. İnsan öçünce bu tecelli toprağa geçmektedir. O zaman toprak kabir azabı ile kişinin günahlarını temizleyecektir. El-Kuddüs güzel isminin diğer bir parçası insan için bu ilahi emir ve yasaklarla tecelli etmektedir. İnsan, abdest ve gusülle tövbe edip günahlardan arınırken, yasaklardan uzak durarak ve ibadetlerle de kemâl sfıatlarını kazanmaktadır, olgunlaşmaktadır, Allah‘ın rızasını elde etmektedir.

Sensin Kuddüs, Kutsiyet sendendir, Bundan öte laf olmaz. Sen dilemezsen hiç bir şey pak sayılmaz. Gönlüm Sana yönelmedikçe saf olmaz. Kanımı her nefeste temizlediğin gibi Nefsimi arındır, pak eyle. Temizlenenlere muhabbet edersin, Gönlümü muhabbetinle temizle. -Âmin-


din

TORBASIZ HEPAFİLTRELİ

TÜRKİYE‘NİN EN ÇOK SATAN SU FİLTRELİ ELEKTRİKLİ SÜPÜRGESİ İÇİN, ALMANYA ÇAPINDA BAYİLİKLER VERİLECEKTİR. AYRINTILI BİLGİ VE BAȘVURU İÇİN: TELEFON 0170 5867732 VEYA E-MAIL birol@senur-europe.de

43


din

31


32


din

Derleyen: Talh N. YILDIZ

“Resûlüm! Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak olan namaz, elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı bilir.”

lendiririz. Şüphesiz namaz, yakarışın, sığınışın, ilahî huzura kabulün en güzel biçimidir.

Dinimizin direği olan namaz, İslam’ın beş temel esasından biri olup günah ve kusurlarla kirlenen gönüllerimizin aydınlanmasına katkı sağlayan bir ibadettir. Onunla gönül sarayımız Yüce Yaratana yaraşır hale gelir.

İnsan zaman zaman dünyanın aldatıcı lezzet ve meşgaleleri ile kulluk bilincinden uzaklaşabilir. Her şeyin hesabını Allah’a vereceğini, ölümü, cennet ve cehennemin varlığını unutabilir. İşte ruh ve beden bütünlüğü içinde kılınan beş vakit namaz da, bu gafleti yok ederek mü’minin bilinç ve iradesini canlı tutar. Bu itibarla namaz, Allah ile olan bağımızın sürekliliğini sağlar, insana daima Allah’ı hatırlatarak kalplere sorumluluk duygusunun yerleşmesine vesile olur.

Namazla özümüze, kimliğimize döneriz. Yüce Mevla’ya sığınmanın haz ve lezzetini, var oluş sebep ve hikmetini, düşüncelerin enginliğini, kulluğun zirvesini onunla yakalarız. Onunla; hayatımızı düzene sokar, vakitlerimizi kıymet-

İbadet, ilahî huzura kulluğun arzı, Rabbin bize sunduğu sayısız nimetlerin şükrüdür. İbadet imanın alameti, kalbin nuru, ruhun kuvveti, malın ve bedenin temizliğidir. Mü’min bu sayede yüce Allah’ın manevî huzuruna yükselir.

(Ankebût, 29/45)

33


Şehr-i Ramazan din

Cenab-ı Hak, mekânları farklı yarattığı gibi, zamanları da farklı olarak halk etmiştir. Yeryüzünde en kutsal mekân Kabe’dir. Ayların en kıymetlisi de Ramazan ayı´dır. Çünkü; Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim bu ayda inmeye başlamıştır, Oruç ibadeti bu aya mahsus bir ibadettir, teravih namazı bu ayın sünnetlerindendir, “bin aydan daha hayırlı” olduğu Kur’an-ı Kerim’de bildirilen “Kadir Gecesi” bu ayın içindedir, sadaka-i fıtır, yani fitre, fakirlere bu ayda verilmektedir, hayır duyguları bu ayda doruk noktaya ulaşır. İftar sofraları bu ayda kurulur, yoksullar – kimsesizler daha çok bu ayda yedirilir, içirilir, sevindirilir. Allah´u Teala bu ayın faziletini şöyle açıklamaktadır: “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an-ın indirildiği aydır. Öyleyse sizden Ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.” Peygamber Efendimiz de: “Ramazan ayının evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur” buyurmaktadır. Ramazan ayı, Allah’ın görünmez semalarından gelip, ümmet bahçelerine, feyiz ve bereketlerle dökülen rahmet ve saadet bulutudur. Ramazan ayı, hasta gönüllere şifa veren, kurumuş vicdanlara hayat iksiri bahşeden, pörsümüş kalplere canlılık kazandıran mübarek bir aydır. Ramazan ayı, zenginle fakirin kaynaştığı, dargın ve kırgınların kucaklaştığı, küslerin barıştığı, hayırseverlerin yarıştığı, diğergamlığın zirveye ulaştığı sosyal boyutlu bir

35

aydır. Sevgili Peygamberimiz : “Recep Allah’ın, Şaban benim, Ramazan ise ümmetimin ayıdır” buyuruyor. Bu nedenle bu ayı müminlerin çok iyi değerlendirmesi gerekmektedir. O halde Ramazan nasıl değerlendirilmeli? Ramazan’da bu aya özel bir vecibe olan oruçlar ihmal edilmemelidir. Çünkü oruç, ibadetlerin en önemlilerinden birisidir. Maddi ve manevi birçok faydaları vardır. Sevabı pek çoktur. Bir Hadis-i kutside yüce Rabbimiz şöyle buyurur : “Oruç benim içindir. Onun sevabını da ancak ben veririm.” Sevgili Peygamberimiz de: “Bir kimse inanarak, sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmişte işlediği günahları bağışlanır” buyurarak bizleri oruç tutmaya teşvik etmektedir. Bu ayda inmeye başlayan Kur’an-ı Kerim çokça okunmalıdır. Meal ve tefsirlerini incelenerek anlamaya çalışılmalıdır, uygulamaya çaba gösterilmelidir. Kur’an okumak sevaptır. Anlamak ve uygulamak ise daha çok sevaptır. Çünkü Kur’an-ı Kerim anlaşılıp tatbik edilmek üzere gönderilmiştir. Onu anlamak hayatımıza ışık tutacak ve yön verecektir. Ramazan ayında fakirler doyurulmalı, yoksullar giydirilmeli, kimsesizler sevindirilmeli, zekat ve fitreler ihmal edilmemeli, büyükler ziyaret edilmeli, sıla-ı rahimde bulunulmalıdır. Birlik ve beraberlik içinde olunmalı, iftar sofralarında ve iftar saatlerinde dualar edilmelidir.


Duaların kabul, tövbelerin makbul olduğu bu ayda hatalar ve isyanlar hatırlanarak affı için Allah’a yalvarılmalıdır. Yine sevgili Peygamberimiz: “Sahur yapınız, çünkü sahurda bereket vardır.” buyurduğuna göre sahura kalkılmalıdır. Sahur seher vaktidir. Bu vakit Allah’ın kullarına rahmetiyle tecelli ettiği zamandır. Hâsılı, baştanbaşa rahmet, mağfiret ve kurtuluş ayı olan Ramazan ayı iyi değerlendirilmelidir. Bir gün Peygamberimiz, hutbe okumak için mimbere çıkarken, 1. 2. ve 3. basamakların her birinde arka arkaya “Amin” demişlerdir. Ashab-ı Kiram sebebini sormuşlar, o da şöyle cevaplandırmıştır: “Mimbere çıkarken Cebrail bana geldi birinci basamakta: “Ya Muhammed! Ana – Babasının sağlığında onlara yetişip te onları memnun edemeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün”

dedi. Ben de : “Amin” dedim. İkinci basamakta: “Ya Muhammed! Yanında senin ismin anıldığı halde selatu selam getirmeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün” dedi. Ben de: “Amin” dedim. Üçüncü basamakta: “Ramazan ayına yetişip de, onu ihya edemeyip, mağfirete nail olmayan kimsenin burnu yerlerde sürünsün” dedi. Ben de . “Amin” dedim” buyurmuşlardır. Bunun için: Ramazan’dan azami ölçüde yararlanmaya çalışalım. Huzur içinde geçireceğimiz, ibadetle değerlendireceğimiz, maddi – manevi dayanışma ile sosyal hayatımızı düzenleyeceğimiz bu ay hepimize mübarek olsun. Kalplerimiz nurla dolsun. Gönüllerimiz şifa bulsun. Oruçlarımız manevi hastalıklarımıza deva olsun. Bu ayın sonunda elde edeceğimiz tüm kazanımlarımızla birlikte bayramı ihya edebilmeyi Allah cümlemize nasip eylesin inşallah.

36


Bären Apotheke Eczaci Hýdir Ateþ Bahnhofstr. 75 45879 Gelsenkirchen Her zaman hizmetinizde!

Sizin dilinizi konuþan Sizi Eczane! Tel: 0209 27 10 90 Fax: 0209 27 12 02 Hafta içi: 8:30-18:30 Cumartesi: 9:00-16:00

www.eczanemiz.de info@eczanemiz.de


Yaz ahar/ iştir! b lk İ 2013 rımız gelm iyonla koleks

ETEK BLUZ TAKIM ELBİSE MANTO KABAN www.elit-damenmode.de elit-damenmode@hotmail.de

Şube: Venloer Straße 367 50823 Köln Tel.: 0221 - 57165247

Merkez Toptan Satış Pettenkoferstraße 7 | 68189 Mannheim Tel.: 0621- 12250321 Tel.: 0179 - 7864322 Fax: 0621 - 12250316

Şube: Am Plärrer 4 (İşbank yanı) 90429 Nürnberg 0911 - 99933599


Kesilesi Kuşlar

mesneviden öğütler

Ey idraki güneşe benzeyen, sen vaktin Halil’isin. Bu yol kesen dört kuşu öldür! Çünkü bunların her biri de karga gibi akıllıların akıl gözlerini oyar, çıkarır. Tene ait dört huy, Halil’in kuşlarına benzer. Onları kesmek cana yol açar. Ey Halil iyiden kötüden kurtulmak için kes onların başlarını da ayaklar setten kurtulsun. Kül, sensin, hepsi de senin cüzilerindir. Çöz ayaklarını, onların ayakları senin ayakların demektir. Alem, senin yüzünden ruhların uçtuğu, toplandığı bir yer haline gelir; bir atlı, yüzlerce orduya dayanç olur. Çünkü bu ten dört huyun durağıdır, o huyların adları dört fitneci kuştur. Halkın ebedi olarak diriliğini istersen bu dört şom ve kötü kuşun başlarını kes. Sonra da onları bir başka çeşit dirilt de artık onlardan bir zarar gelmesin. Dört yol kesen manevi kuş, halkın gönlünü yurt edinmiştir. Bütün gönüllere emir olursan, ey kişi, bu zamanda Allah halifesi sensin. Bu dört diri kuşun kes başlarını da ebedi olmayan halkı ebedileştir! Bu kuşlar, kaz, tavus, kuzgun ve horozdur. Bunların içlerdeki benzerleri de dört huydur. Kaz hırstır, horoz şehvet. Makam tavusa benzer, kuzgun dileğe. Kuzgunun dileği, ebedi olmak, yahut uzun bir ömre kavuşmaktır, bunu umar durur. Hırs kazı, kuru yaş ne bulursa yere gömer. Bir an bile kursağı durmaz Allah buyruğundan yalnız “Yiyin” hükmünü duymuştur. Yağmacıya benzer, evini kazar, çabuk çabuk dağarcığını doldurmaya bakar. Iyi kötü ne olursa dağarcığına tıkar. Inci tanelerini de oraya tıkıştırır, nohut tanelerini de. Başka bir düşman gelip de çuvalına kuru yaş, ne bulursa doldurmasın der. Vakit dardır, fırsat geçmekte. O da bundan korkarak durmaksızın eline ne geçerse çabucak koltuklar. Başka bir düşman getirmez diye efendisine güveni yoktur. Fakat iman sahibi o yaşayışa güvenir, bu yüzden de yavaş yavaş, durup dinlenerek yağma eder. Padişahın düşmanı nasıl kahrettiğini bilir. Bu yüzden fırsatı kaçırmayacağına da emindir, düşmanın gelmeyeceğine de inanmıştır. Başka kapı yoldaşlarının ona çullanmayacağını, onun derip devşirdiğini kapışmayacaklarını bilir, emindir. Padişahın adaletini bilir, kulların nasıl zaptettiğini , kimsenin kimseye nasıl sitemde bulunmadığını görmüştür. Hasılı acele etmez, sakindir, nasibini kaçırmayacağına emindir. Bu yüzden sabreder gözü toktur, eline geçeni başkalına ihsan eder, yeni yakası temizdir. Çünkü yavaşlık Allah ışığıdır. O çabukluksa şeytanın dürtmesinden meydana gelir. Zira Şeytan onu yoksulluklarla korkutur, sabır beygirini sinirlenip öldürür. Kur’an dan duy, Şeytan, seni şiddetli yoksullukla tehdit eder ürkütür. Bu suretle sende ona uyar, aceleyle pis şeyleri yer, pis yerleri elde edersin. Ne adamlığın kalır, ne sabrın, ne sevap düşüncen! Hasılı kafir yedi karınla yemek yer, dini ve gönlü arıktır ama karnı büyük!

39


A VR A S JA

GAST R O G R O S S & E I N Z E L H A NDEL

Tel.: 02064 / 399 10 55 • Fax: 02064 / 399 10 57 • Mobil: 0171 / 7462604 Krusenstr. 19‐21 • 46539 Dinslaken • avras‐ja@t‐online.de

25 WEIZ kg ENME HL Type 405

1 2 3

35


aile

-

.

Çocugumuz Için Zamanımız Var mı? Sevgi her şeydir. Eğer bir şeyi seviyorsak o bizim için değerlidir. Bir şey bizim için değerliyse ona vakit harcarız.

İ

nsan yetiştirmek önemli bir iştir. Çünkü her iş sonraya bırakılabilse de bu iş zamanı geçtiğinde asla ayniyle telafi edilemez. O halde, nasıl bir yol izleyelim ki, bu önemli işte hatayı en aza indirelim? Öncelikle evladını seven her ebeveynin bu sevgiyi çocuğun anladığı dilden ona hissettirmesi gerekmektedir. Bu sevgiyi ifade etmenin yolu asla her dediğini yapmak ya da pahalı eşyalar almak değildir. Onlara ne kadar önemli olduklarını hissettirmek önemli olduğu kadar da zor bir iştir. Yetiştirmeye çalıştığımız bu çocukların hem maddi hem manevi ihtiyaçlarını ana babalar olarak en mükemmel şekilde gidermeye çalışırız. Maddi ihtiyaçlarını da genellikle mükemmel gideririz. Bizim yiyemediklerimizi onlara yedirir, giyemediklerimizi giydirmek isteriz. Fakat manevi ihtiyaçlarına maddi ihtiyaçları kadar özen göstermeyiz maalesef. “Zamanım yok” mazeretinin ardına sakla-

41

nan zamanımızın ebeveynlerine Allah Rasulü’nün cemaate namaz kıldırırken, önemli heyetlerle resmi görüşmeler yaparken, önemli işlerde bile ailesine zaman ayırdığını hatırlatmak gerekir. Hz. Peygamber’in kızı Fatıma ile olan ilişkisi ya da torunları ile şakalaşmaları hepimizin çok iyi bildiği örneklerdir. Peygamberimiz’in, kendi çocuklarından başka yanında yetişen diğer çocuklara da güzel muamele ettiğini, ünlü sahabi Enes bin Malik’e karşı davranışlarında görüyoruz. On yaşındna itibaren Peygamberimizin evinde kalmaya başlayan Enes’e Peygamberimiz, her zaman çok iyi davranmıştır. Aynı şekilde diğer aile bireylerinin de ona iyi davranmalarını istemiştir. Çocuklarımızdan istediğimiz ve beklediğimiz her şey öncelikle bizim vazifelerimizdir. Maalesef birtakım vazifeleri biz hayatımızda uygulamadığımız halde çocuklarımızdan beklemekteyiz. Bu durumu M. Scott Peck


şöyle ifade ediyor: “Disipline girmemiş çocukların evlerinde de ana-babanın bir şekilde disiplin uyguladığı kesindir. Bu evlerde hiç disiplin olmadığı düşünülmemelidir. Çoğu kez bu çocuklar çocuklukları süresince küçücük suçlar için dahi ana babaları tarafından tokatlanarak, çimdiklenerek, dövülerek sık sık ve şiddetle cezalandırılırlar. Ama bu şekilde disiplin anlamsızdır. Çünkü bu, disiplinsiz bir disiplindir. Bunun anlamsız olmasının bir nedeni ana-babasının kendilerinin disiplinsiz olmaları ve dolayısıyla çocukları için bir disiplinsizlik örneği oluşturmalarıdır. Onlar ‘benim dediğimi yap ama yaptığımı yapma’ türü ana-babalardır.”

sarılmaktır. “Ve onlar ki: ‘Ey Rabbimiz! Bize gözümüzü gönlümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetiler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl’ derler.” (Furkan suresi, 25/74.)

Bizden sonra amel defterimizin açık kalmasını sağlayacak olan evlat yetiştirmek elbette ki kolay bir iş değildir. Bu konuda en güzel neticeyi almak için en azından biz yetişkinleri gayret etmeliyiz. Çocuğumuza değerli olduğunu hissettirmek ve bundan dolayı din eğitimine önem verdiğimizi göstermek, kabiliyetine göre bir eğitim şekli belirlemek, gelişimini bizimle paylaşmasını sağlamak, gerektiğinde bizi beğenmeyip eleştirmesine sabır göstermek ve de en önemlisi Kur’an-ı Kerim’de hatırlatıldığı üzere duaya

- Ömer Muhtar -

Çocuklarınızla sütle birlikte Kur’an’dan öğütler verin. Boyları büyürken, kalpleri ve bakış açıları da büyüsün. Yüce Rabbimizden insan yetiştirmek gibi zor bir işte bizi yardımsız bırakmamasını ve bize hayırlı bir nesil bağışlamasını niyaz ediyoruz.

42


atamıza dair

ATATÜRK’ÜN ÇANAKKALE’YE İLK GELİŞİ Derleyen: Koray KUŞKUŞ

Atatürk’ün Çanakkale’ye ilk gelişi, bilindiği gibi, Kurtuluş Savaşından öncedir. 20 Ocak 1915’te, Tekirdağ Bölgesi’nde yeni kurulmakta olan 19. Tümen Komutanlığı’na tayin edildi. Atatürk, kısa sürede bu tümeni kurmuş, 25 Şubat 1915’te, savaşlara katılmak üzere Eceabat’a gelmiş, burada ikmal yaptıktan sonra 18 Nisan 1915’te Bigalı Köyü’ne gelerek bir köy evini karargah yapmıştı. Bir hafta sonra savaş başlamış, Atatürk,Conkbayırı ve Arıburnu’nda üstün düşman kuvvet lerine karşı, taarruz ve savunma savaşları yaparak, kahramanlığı, cesareti ve kazandığı zaferlerle bütün dünyanın dikkatlerini üzerine toplamış, 1 Haziran 1915’te albaylığa yükseltilmişti.

8 Ağustos 1915’te Anafartalar Grubu Komutanlığı’na getirildikten hemen sonra Conkbayırı’nda düşmanı denize dökmüş, Çanakkale’yi bir kere daha kurtarmıştı. Çanakkale Zaferi’nden sonra, bir kahraman olarak 10 Aralık 1915’te İstanbul’a döndü. ”Siz vatanı için, milleti için, namusu için canını ortaya koyan böyle insanları bu kadar mı tanıyor sunuz? Eğer siz onları tanımazsanız; Geleceğinizi göremezsiniz, Hedeflerinizi bilemezsiniz” M. Kemal ATATÜRK


Dah a iy i o lm ay a ça lışm ay a n iy i o la ra k t a k a lam a z .

K a l bi n i öğüt le y aşat, h i k me t le aydın l at. (Hz . Ali ra )

(Oliver Crom wel l)

am k i t in k i l t i Y iğ a k deği l , a lm mmül t ah a t i r. k are) e m t e (Shake spe

İy iliği ya lnız iy ile r an la r, kötülüğü he rk es . (Ce nap Şeh abe ttin )

De v le

So rum lu luğun u taşıy ac ağın fikr in ad amı ol . (A.H amdi Tanpına r)

h at

gur u

a nın

r un

(Yav

t le r

uz S

i yık

a l tın

g afle

ul t a

an t

da n

t i ya

n Se

lim)

üm

ic e

t a r.


iş dünyası

61


g端ncel

47


Kurumların İflası ve NSU Serhat ÖNDER

Alman Parlamentosu NSU Araştırma Komisyonu Başkanı SPD’li Sebastian Edathy güvenlik görevlileriyle ilgili çarpıcı bir sonuç açıkladı. Buna göre güvenlik görevlileri eşi benzeri olmayan ve utanç verici bir başarısızlığa imza atmış bulunuyorlar. Komisyon yaklaşık bir sene önce araştırmalarına başlamıştı. Edathy’ye göre kurumların kendi arasında tamamen yetersiz şekilde birbiriyle çalışmış ve eksik bilgiler aktarmış bulunmakta. Ayrıca Edathy cinayetleri araştıranları aşırı sağdan doğan tehlikeyi küçümseyip hedef odaklı çalışmamakla suçlamakta.

Komisyonun tanıklarla yaptığı soruşturma sonucunda NSU ile ilgili dosyaların Anayasayı Koruma Dairesinin imjha etmesi birşeyleri gizlemek için mi yoksa tamamen geri zekalılıktan mı yapıldığı kafalarda bir soru işareti olarak kalacağını belirtti. Edathy ayrıca Emniyetin ve Anayasayı Koruma Dairesinin tamamen iflas ettiğini ve utanç verici bir başarısızlığa imza attıklarını belirtti. Sebastian Edathy yaşanan olaylardan ders çıkarılması için Alman resmi kurumlarının farklı kültürlerden insanlara açılması gerektiğini söyledi. Edathy, “Şundan eminim ki bu cinayetleri araştırmak için bir Türk kökenli polis memuru görevlendirilmiş olsaydı bu cinayetlerin arkasına ırkçı motifler olabileceği ihtimalinin gündeme gelmesi için aradan altı sene geçmesi gerekmezdi. Daha değişmesi gereken çok şey var.” şeklinde konuştu. Edathy yaşanan olaylardan memurların meslek içi eğitimi için de dersler çıkarılması gerektiğini kaydetti. Edathy ayrıca gelecekte suç kurbanlarının göçmen kökenli olması halinde siyasi motif olabileceği ihtimalinin de göz önünde tutulması gerektiğini söyledi.

48


güncel Edathy her ne kadar cinayetlerde komplo yok, sadece aptallık ve tesadüf var dese de alman haber kanalına geçilen gizli br belge bunun tam aksini belirtmekte. Alman ARD televizyon kanalında yayımlanan haber aynen şu şekilde: Das sächsische Landesamt für Verfassungsschutz hat das untergetauchte Nazi-Trio Uwe Böhnhardt, Uwe Mundlos und Beate Zschäpe schon im April 2000 als eine terroristische Gruppe eingestuft. Das berichtet die ARD-Sendung “Report Mainz” unter Berufung auf ein Geheimdokument vom 28. April 2000. In dem Papier heißt es demnach, Zweck der Gruppe sei es, “schwere Straftaten gegen die freiheitlich demokratische Grundordnung zu begehen”. Zudem sei bei dem Trio “eine deutliche Steigerung der Intensität bis hin zu schwersten Straftaten feststellbar”. Das Vorgehen ähnele “der Strategie terroristischer Gruppen, die durch Arbeitsteilung einen gemeinsamen Zweck verfolgen”. Im September 2000 mordete der NSU nach derzeitigem Stand der Ermittlungen zum ersten Mal. Das Dokument war dem Bericht zufolge an den damaligen sächsischen Innenminister Klaus Hardraht (CDU) sowie mehrere Verantwortliche seines Hauses adressiert und nur in sogenannten parlamentarischen Geheimschutzstellen einzusehen. Laut Kerstin Köditz, Obfrau der Linken-Fraktion im sächsischen Untersuchungsausschuss, ist die Brisanz des Dokuments seit längerem bekannt. Sie liege vielmehr im Verhalten des Geheimdienstes. Der von “Report Mainz” genannte Antrag liege dem Untersuchungsausschuss seit langer Zeit vor. “Bei mehreren Zeugenvernehmungen gab er Anlass für detaillierte Nachfragen”, teilte sie mit.

49

Yani bundan anlaşılan NSU’nun cinayetleri işlemeden önce terör grubu olarak nitelendirilmesi ama ciddiye alınmaması. Cinayetler işlendikten sonra da 6 sene boyunca araştırmaların yanlış yönde yapılması akıllarda soru işartelerinin oluşmasına neden oluyor. Eski Alman Gizli Servis çalışanlarından Winfried Ridder ise bu belgenin bir skandalı daha ortaya çıkarttığını söyledi. Ridder, o dönem yetkililerin bu neonazı hücreye yönelik önlemler alınmış olsa cinayetlerin önlenebileceğini savundu. NSU terör hücresi ilk cinayetini Nürnberg’de Eylül 2000’de işlemişti. Ortaya çıkan belge bu üçlünün işlediği ilk cinayetten önceki Nisan ayına ait olduğunu göstermekte. Almanya’da yaşayan Türk toplumu olarak bu olayları bir oldu bittiye getirilmesine kesinlikle izin vermeyip hem mahkemedeki davayı yakından takip etmek hem de Meclis NSU Araştırma Komiyonu’nun açıklayacağı raporu titizlikle inceleyip gereken makamlara ve kurumlara tepkimizi medeni bir şekilde koymamız gerekir. Vurdumduymaz tavır takınmamız halindeyse olayların üzerine sünger çekileceği aşikardır. Ancak Solingen’de olduğu gibi on ya da yirmi yılda bir anma törenlerinde cinayetler aklımıza gelecektir. Burada Türk asıllı siyasetçilerimize, sivil toplum kuruluşlarına kısacası hepimizin üstüne önemli görevler düşmektedir.


Dr. Selahattin G체nay Facharzt f체r Innere- und Allgemeinmedizin

Akupunktur Chirotherapie Ern채hrungsmedizin Haus채rtzliche Diabetologie Bismarckstr. 107 45881 Gelsenkirchen

Tel: 0209 819375 Fax: 0209 3611853


sağlık

Diş Eti Hastalığı ve Korunma Dr. Cevdet DEMİR Plak: Diş, dil ve yanaklarda tükürüğün etkisi ile bakterilerin birikip organize olması sonucu meydana gelir. İçinde milyonlarca bakteri barındırır. Tüketilen gıdaların etkisiyle daha sağlam ve gelişen bir yapıya dönüşür. Plağın yapısına zamanla daha farklı bakteri türleri eklenir. Plaktaki bakterilerin sindirim ürünü asitler diş çürüklerine de yol açar. Günde iki defa diş fırçalama ve bir defa diş ipi kullanma sayesinde plak oluşumu ve sürekliliği önlenir. Diş Taşı Bakteri plağı düzenli olarak diş fırçalama ve diş ipi kullanımı ile uzaklaştırılmazsa zamanla tükürükteki kalsiyumun üzerine çökelip birikmesiyle diş taşına dönüşür. Diş taşı bakterileri barındıran bir yuva gibidir. Bu yüzden diş eti hastalıklarının oluşumuna etkisi vardır. Diş eti sınırı altında kalan diş taşına subgingival diş taşı denir. Gözle görülmez. Daha sağlam sıkı yapışıktır. Ağız ve dişlerin bakımında ilk akla gelen sağlıklı diş ve diş etlerine sahip olmaktır. Sağlıklı diş ve diş etlerine sahip olabilmek için de dişler günde en az iki defa doğru fırçalama tekniği ile fırçalanmalıdır. Piyasada pek çok ağız bakım ürünleri bulunmaktadır. Ancak ağız bakım ürün tercihi yaparken mutlaka onaylı ve diş hekimlerinin önerdiği ürünler satın alınmalıdır. Doğru diş macununu ve doğru diş fırçasını

51

seçmek tek başına yeterli değildir. Diş fırçalamak için diş fırçalama işleminin tekniklerini de doğru bir şekilde uygulamak gereklidir. Ortalama bir diş fırçalama işlemi üç ila dört dakika sürmelidir. Diş fırçalarken aşındırma riski olduğundan aşırı kuvvet uygulanmamalıdır. Diş Eti Hastalıkları Diş eti yani periodontal hastalıklar bakteriyel kaynaklı enfeksiyonlardır. Dişi çevreleyen dokularda ilerleyen bir yıkım oluştururlar. Diş eti sağlığı bozuldu mu ortaya çıkan bu kayıp ilerlediğinde çürümemiş bir dişin bile sallanarak kaybına neden olabilir. Bir ya da daha çok dişi etkileyebilir. Mikrobiyal dental plak diş etinde enflamasyon oluşturur. Diş etindeki iltihap ilerleyerek dişi kemiğe bağlayan dokuya ve kemiğe yayılır. Gingivitiste diş etinde meydana gelen enfeksiyonu tanımlayan bir terimdir. Aşağıdaki belirtiler gingivitis `e işaret eder; - Diş etleri ödemli, parlak ve kırmızıdır. - Diş fırçalama esnasında kanama vardır. - Diş etinin formu ve görüntüsü bozulmuştur. - Ağrısızdır. Gingivitiste yukarıdaki belirtilerin ardından ilerleyerek sert dokulara da yayılır ve periodontitise dönüşür. Oluşan periodontal cep temizliği daha da imkansız kılar ve hastalığın ilerlemesini kolaylaştırır. Periodontitis’in Belirtileri Nelerdir; Periodontitiste’nin söz konusu olduğu du-


rumlarda diş etlerine bir temas yokken bile diş etleri kanar. - Dişlerde çapraşıklık, diş diziliminde bozukluk meydana gelir. - Dişlerde sallanma olabilir. - Diş etleri çekilir. - Koku ve kötü tat olur. - Diş eti çekilmesine bağlı kök yüzeyleri açığa çıktığından ağrı-hassasiyet olabilir. - Durum ilerledikçe dişlerin kaybına vara bilir. Diş Eti Hastalıklarının Tedavisi Gingivitis aşamasında diş taşı temizliği ve oral hijyene dikkat edilmesiyle diş etleri sağlığına kavuşur. Periodontitiste periodontal cep formasyonunun ortadan kaldırılarak o bölgenin temizlenebilir hale getirilmesi sağlanmalıdır. Periodontal tedavilerde amaç enfeksiyon kaynağı bakterileri barındıran plak ve diş taşlarının temizlenip ortamın hijyeninin ve bu hijyenin devamlılığının sağlanmasıdır. Tedavinin devamında hasta ağız hijyenine çok özen göstermeli ve bu iyi durumun devamlılığını sağlamalıdır.

Bakteri Plağı Oluşumuna Etken Nedenler: - Ağız hijyeninin sağlanmaması - Yetersiz ve yanlış diş fırçalama - Diş ipi kullanmama - Düzenli ağız içi kontrollerinin yapılmaması Diş eti hastalıklarına neden olan diğer etken faktörler şunlardır: Genetik faktörler, ilaçlar, dengesiz ve yetersiz beslenme, hamilelik, sigara, stres, sistemik faktörler (vücudun savunma sistemini etkileyen hastalıklar). Diş eti hastalıklarından korunmak mümkün mü? Kişinin dişlerinin temizliğine özen göstermesi ve diş hekimine 6 aylik düzenli kontrollere gitmesi ile hem ağız sağlığımızı korur hem de Bonus`a sahip oluruz. Bonus: Protez ve diş yapıldığı zaman sigortanın katkı payının artması yani cebinizden daha az para çıkması demektir.

Diş Eti Hastalıklarının Nedenleri Diş eti hastalıklarının temel etkeni bakteri plağıdır. Plak formasyonunu takiben (eğer uzaklaştırılmazsa) üzerine tükürükteki kalsiyumun birikmesiyle diş taşı oluşumu başlar. Bunu tekrar plak birikimi ve tekrar diş taşı oluşumu izler. Bakteri plağı önce yumuşak dokuları (diş eti) etkiler. Oradan ligamente devamında kemiğe yayılır. Harabiyete neden olur.

52


hukuk

TRAFİK KAZASI

Aşırı Borçlanma ve Çıkış Yolu?

Av. Ender Sürekli

Kişisel iflasda (Verbraucherinsolvenz) dikkat edilecek hususlar (2. Bölüm)

Bu çalışmada emeği geçen meslektaşım ve sevgili dostum, Türk huk Av.yürekten Ender SÜREKLİ Avukat Yaşar Saldıray’a teşekkür ediyorum.

Verbraucherinsolvenzverfahren nasıl ciddi bir çaba içinde olduğunuzu kanıtlar, oluyor? kasıt ve ihmalkârlık suçlamasını en azından Dava dört adımdan oluşmaktadır: bertaraf etmiş olursunuz. 1. Tüm alıcılarla uzlaşmayı deneme 2. Mahkeme tarafından desteklenen borç Borçlar miras kalır mı? temizleme planı sadecekaybı mal varlıklarının miras Bir trafik kazası sonrası delil tespiti içinEvet. ka- Genelde - Kazanç 3. Adli ifl as davası kaldığı izlenimi yaygındır, ama unutulmamazanın olduşu ve hazarın boyutunun tespiti - Finansal kayıb 4. Kalan borçtan muaf tutulma aşaması lıdırki borçlar da miras kalır. Miras kabul edivazgeçilmezdir. Kaza yerinin ve araçlarının - Ölüm lirse, borçlar da aynıyardımı zamanda üstlenilmiş fotoğrafl arının çekilmesi tavsiye edilir; böyleDul aylığı Üçüncü ve dördüncü adımlar birlikte 6 yıl olunur. Duruma göre mirastan vazgeçilme sürmektedir. başarılı birdaha sonra yoluna yani mirasın reddine gidilebilinir. olayın oluşuDördüncü fotoğrafladımın ar üzerinden - Tamirin finansı için alınan kredinin şekilde tamamlanması ile birlikte kalan borçyeniden tespit edilebilir. derleri lardan muafiyet hakkını kazanıyorsunuz. Almanya’da terk edilirse, iflas halen müm- Sigorta aidatlarının yükselmesi Böylelikle söz konusu tarihe kadar ödeyeme- kün müdür? Çoğuborçlarınız zaman kazaya olay - Giderler diğiniz kaldırılır.neden olan sürücüAlmanya’dan göç etmepaketi durumunda da kişiyerinde suçunu itiraf etse bile sonra arkadaşTamir sel iflas mümkün olmaktadır. Belli koşullar Alacaklılardan birini unutmuşsam ne olur? ülkeye taşındığınız ları veya avukat tavsiyesi üzerine değişik içinde açık- başka - Bilirkişi masraflarıhalde borçBütün alacaklıların kanun gereğince İflas larınızın Alman hukuğu içinde silinme ihtilamalar ile suçluluk oranını değiştirme çabası- Değer düşüklüğü Mahkemesine bildirilmesi gerekir. mali böylece mevcuttur. nı başarı ile sonuçlandırabilir. Bunları önle- Hurda maliyeti Unutulmuş bir alacaklı ciddi sıkıntılara yol mek için kazadan hemen sonra uygun belge- Kiralık araç mı? maliyetleri açabilir. Kanun gereğince borçlardan muaf Çocuk parası gelir sayılır ler toplanmalıdır. eğer herhangi - Kirli tutulma, iflas sürecineMümkünse katılmayan alacaklıÇocuk parası gelir giysiler olarak göz önünde bulunların taleplerini de etkilemekte, ancak kasıtediyor durulmaz. bir kağıt üzerine eğer suçunu kabul ise - Temizleme maliyeti ve büyük bir ihmalkârlık iflas yazılmalıdır; zira sözsözkonusuysa uçar, yazı kalır. - Çocuk bakımı masrafları davanız başarısızlıkla sonuçlanabilir. Böylece İflas iş yerine olumsuz yansır mı? - vs. en ufak hata yıllar sonra bile kalan borcun Kişisel iflas açıldıktan sonra, sizin için mahDaha sonra en kısa süre içinde kendi mali silinmesinin iptaline yol açma ihtimalini keme tarafından atanılmış olan iflas yönetimesuliyet sigortası ile irtibata geçerek bilgi Avukat ücretleri geneldeEğer kusurlu kiş taşımaktadır. cisivetarafından iş vereniniz bilgilendirilir. Alacaklılara bütün bilgileri SCHUFA’dan, aylığınız belirli bir miktarı geçer ödenir. ise fazlalık rilmelidir.ait Aynı zamanda trafik hukukunda gortası tarafından oturduğunuz yerin borçlarla ilgili dokümaniflas yöneticisine gönderilir. Bu fazlalıkla da deneyimli bir avukat ile tazminat işlemleri larını yapan sulh mahkemesinden ve ilgili borçlar orantılı olarak ödenir. başlatılmalıdır. Ayrıca kendi seçtiğiniz bağımsız bili mali kuruluşlardan edinebilirsiniz. Bununla İş yeriniz bu durumdan rahatsız olabilir. Bu hasarın tespiti, değer kaybı ve beraber, alacaklılar listesini oluşturmak için tamamı ilerafından iş vereninize bağlı. Ama bugüne

55

Trafik kazasında tazminat hakları şöyle sıralandırmak mümkün:

rım masraflarının tespiti için talimat v siniz. Bu raporun maliyeti kusurlu kiş za sigortası tarafından karşılanır. Eğer


kadar problem yaşayan bir müvekkil görmedim ve duymadım. Kira yan giderlerinin iadesi durumunda para kime kalır? Vergi iadelerinde olduğu gibi kira yan giderlerinin nasıl işlem göreceği de, iadenin zamanına bağlıdır. Adli iflas davası halen sonuçlanmamışsa iflas yöneticisi paraya el koyabilir. İflas üsreci dışında, iadeler borçuluya kalır. Pfändungsschutzkonto 1 Temmuz 2010’dan itibaren „P-KONTO“ (Pfändungsschutzkonto) adı verilen konto mümkün olmaktadır. Her kişi normal cirokontosunu haciz kontosuna dönüştürme hakkına sahiptir. Sözkonusu konto hacizlere karşı temel giderlerin korunması için bir garantidir ve ücretsizdir. Haciz durumunda, gelirinizin 1028,89 Euro’

ya kadar olan kısmı haciz durumunda ilk elde hesap sahibinin hakkı sayılıyor. Evlilik ve çocuklarınızın sayısına göre bu meblağ artmaktadır. Kişisel iflas toplam 6 yıl sürer ve belirli aşamalardan oluşur. Bazı durumlarda bu süre daha uzun da sürebilir. Eğer yükümlülüklerinizi yerine getirmezseniz, sizin iflasınızın iptali için kendi iflas yöneticiniz mahkemeye başvurabilir. İflas sürecinin rahat geçip geçmemesi birazda iflas yöneticisine bağlıdır. Kişisel iflasın avantajlarından birisi de icraların ve icra memurunun sizi ikide bir rahatsız etmemeleridir. „Kişisel İflas“ süresinde yeniden kendi işinizi kurabilir veya başka bir işte de çalışabilirsiniz. Ancak gelirinizin veya kazancınızın belirli bir kısmına borçlulra dağıtılmak için el konulur.


hukuk

SSK’dan Borçlanma Yoluyla Emeklilik Av. Filiz EYDEMİR-BRAUN

• • • • •

EV KADINLARI İÇİN İSTENEN BELGELER Kimliğin iki taraflı fotokopisi İkâmetgah belgesi, tercümeli ve onaylı Pasaportların kimlik yazılı kısımları ve giriş çıkış yazılı sayfaların onaylı fotokopileri Emniyet müdürlüğünden alınan yurda giriş çıkış kaydı Borçlanmaya başvuru form dilekçesi ERKEKLER İÇİN İSTENEN BELGELER

• •

Çalışma belgeleri Nüfus cüzdanının tasdikli fotokopisi BORÇLANANLARIN SİGORTA BAŞLANGICI

06.11.2008 de çıkarılan yurtdışında geçen sürelerin borçlandırılması ve değerlendirilmesine ilişkin yönetmeliğe göre; borçlanmanız geldikten sonra borç tutarını ödediğiniz tarihden geriye doğru gidilerek hesaplanır. Her 360 gün için bir yıl geri gidilir. Her 30 gün için bir ay geriye gidilir. Her gün için ise bir gün geriye gidilir. Örnek olarak 15 Mayıs 2012 de borçlanma başvurusu yaptık. Cevap 20 Kasım 2012 de elimize geldi. 3600 gün borçlanma bedelini 25 Aralık 2012 de ödedik. İşe başlangıç tarihi 25 Aralik 2002 tarihi olur. SGK yurtdışı ise başlangıcını kabul etmiyor. Bu nedenle yurtdışı borçlanması yapanlar çok para ödemek zorunda kalıyorlar. Fazla para ödemek istemiyor iseniz dava açmak gerekiyor. Ayrica

57

yurtdışı borçlanması yapanlar çok gün satın alınca daha çok aylık alabileceğini sanıyor. Bu her zaman doğru olmaz. Birçok durumda daha çok ödeme yaptıkça daha az aylık alınıyor. Her kişinin çalışma süreleri farklı olduğundan uzman bir kişi ile bunlar tespit edilmelidir. Yurtdışı borçlanması yapanların gerçek uzmanlarla borçlanma yapması kendi mefaatleri için daha uygundur. MAVİ KARTLILAR Mavi kartlılar için aslında sosyal güvenlik haklarını kullanmak yasaklanmamış, hatta korunmak istenmiştir. Ancak 2008 yılında çıkarılan bir kanunla borçlanma tarihinde Türk olma ve borçlanma süresinde Türk olma şartları getirilmiştir. Ancak yargytay ve iş mahkemeleri aldığı kararlarda bu hükmün Mavi Kart hakkı olmayanlar için geçerli olduğunu Mavi Kart’lıların ise borçlanmasının geçerli olduğuna karar vermektedir. Mavi Kart’lılar yeterli süreleri var ise usulüne uygun bir dava ile haklarını talep edebilirler. Yargıtay bu yöndeki kararlara devam ettiği müddetçe Mavi Kart’lılar da borçlanabilirler.


abide şahsiyetler

Yavuz Sultan Selim Derleyen: Gökhan ÖNDER Yavuz Sultan Selim 10 Ekim 1470 günü doğdu. Babası Sultan İkinci Bayezid, annesi Gülbahar Hatun’dur. Gülbahar Hatun Dulkadiroğulları beyliğindendir. Yavuz Sultan Selim, uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, omuzlarının arası geniş, yuvarlak başlı, kırmızı yüzlü, uzun bıyıklı ve yiğit bir padişahtı. Sert tabiatlı ve cesurdu. Kuvvetli bir ilim tahsili yapmıştı.

Gösterişten hoşlanmaz, devlet malını israf etmezdi. Babasından devraldığı tatminkâr hazineyi ağzına kadar doldurdu. Hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etti: “Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazine-i Humayun benim mührümle mühürlensin.”

Babası Sultan İkinci Bayezid padişah olduktan sonra, askeri sevk ve devlet idareciliğini öğrenmesi için, Şehzade Selim’i Trabzon Sancağı’na tayin etti.

Bu vasiyet tutuldu. O tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı daima Yavuz’un mührüyle mühürlendi.

Şehzade Selim, Trabzon’da devlet işlerinin yanında ilimle uğraşır ve büyük alim Mevlana Abdülhalim Efendi’nin derslerini takip ederdi. Trabzon’u çok güzel idare eden Şehzade Selim’in bu arada komşu devletlerle de ilişkisi oldu.

Yavuz Sultan Selim, ataları hep sakal uzattıkları halde sakalını keserdi. Bunun sebebini soranlara “Sakalımı ele vermemek için kesiyorum” dediği rivayet edilir. Bir kulağına da küpe takardı. 22 Eylül 1520’de “Aslan Pençesi” denilen bir çıban yüzünden henüz 50 yaşında iken vefat etti.

Valiliği sırasında Trabzon halkını rahat bırakmayan Gürcüler üzerine üç sefer yaptı. En önemlisi olan Kütayis seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeri ile birçok yeri fethederek Osmanlı topraklarına kattı (1508). Buralarda yaşayan Gürcülerin hepsi müslüman oldular. Çok güzel ata biniyor, devrin en meşhur silahşörlerini alt edecek kadar iyi kılıç kullanıyordu. Güreşmekte, ok ve yay yapmada üstüne yoktu. Harpten hoşlanmakla beraber çok ince bir ruha da sahipti. Mütevazi bir kişiliğe sahip olan Yavuz Sultan Selim, her öğün yemekte tek çeşit yemek yerdi ve ağaçtan tabaklar kullanırdı.

59

Hayatının son dakikalarında Yasin-i Şerif okuyordu. Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Camii’nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camii avlusundaki türbeye defnettirdi. Tarihçiler, Yavuz Sultan Selim’i sekiz yıla seksen yıllık iş sığdırmış büyük bir padişah olarak değerlendirdiler.


iş dünyası

Avukat Filiz Eydemir Braun ile samimi bir söyleşi Röportaj: Orhan ARSLANMİRZE Filiz Hanım, bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? 1972 doğumlu 2 çocuk annesiyim. 2000’li yılların başında Türkiye’mizin incisi İzmir’den eğitim amaçlı geldim. Essen Türk Konsolosluğu bitişiğinde vatandaşlarımıza hizmet vermekteyim. Avukatlık mesleğini seçmenizdeki en önemli etken neydi? İzmir 60. yıl Anadolu lisesinde okurken son sınıftaki felsefe öğretmenimin avukatlık mesleğine uygun olduğumu önermesiyle bu mesleği seçerek Hukuk Fakültesine gittim.Mesleğimi şu an severek yapıyorum. Uzmanlık alanınız hangisidir ve müş terilerinize hangi hizmetleri sunuyorsunuz? Uzmanlık alanım

61

Türk Hukuku üzerine. Almanya’da yaşayan vatandaşlarımıza Türkiye’ deki hukuki sorunlarına cevap bulmaktayız. Türkiye’deki boşanma davaları, miras davaları, tanıma tenfiz davaları ve ticari davalar ana uzmanlık alanımızdır. Bunun yanısıra yurtdışı borçlanma yolu ile SSK, BAĞKUR-emekli sandıığından vatandaşlarımızın emeklilik haklarını koruyoruz. Bize müracaat eden müvekkillerin durumlarını


inceleyerek gerek dava yolu ile gerekse idari yoldan menfaatlerine en uygun şekilde emekli olmalarıni sağlıyoruz. Gençlere avukatlık mesleğiyle ilgili ne önerirsiniz? Bu mesleği seçecek olan kişilerin sosyal ve duygusal zekâlarının yüksek olması gerekiyor. Benim avukatlık mesleğinde en sevdiğim konuyu “Molierac“ şöyle özetlemiştir. -Görevimizi yaparken “kimseye, ne müvekkile, ne hakime, hele ne iktidara tabiyiz. Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiç bir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. En kıdemsizin, en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar esir kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı”. Bu sözler avukatlık mesleğinin bağımsız bir meslek olduğunu avukatın kendisine özgüven verdiğinin açıkca ifadesidir. Müvekkillerin avukat seçiminde neye dikkat etmesi gerekiyor? Dikkat edilmesi gereken en önemli şey, kişinin kendi sorununu çok iyi bilmesi ve tespit etmesi gerekiyor. Daha sonrasında ise bu alandaki uzman avukatlara yönelmesi gerekiyor. Vekâletname verip davasını teslim ettiği avukatla-müvekkil arasında gerekli ilişkinin kurulması gerekir.

peşinden gitmemeleri gerekiyor. İyi araştırılıp Rechtsanwaltkammer’e kayıtlı olup olmadığına bakılması lazım. Mahya dergisi hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz? Mahya dergisi her geçen gün büyüyüp ilerlemektedir. Halkımızın ihtiyacı olan konuları gündeme getirmektesiniz. Bğylesine faydalı bir derginin daha geniş kitlelere yayılması için tüm vatandaşlarımızın ve iş adamlarımızın destek vermesini temmeni ediyorum. Biz de Filiz Hanıma bize kıymetli vaktini ayırıp sorularımızı içtenlikle cevapladığı için teşekkür ediyor iş ve aile yaşantısında başarılar diliyoruz.

Türkiye’den emeklilik adı altında piyasada dolaşan ve kendini uzman ya da avukat olarak tanımlayıp maalesef vatandaşlarımızı dolandıran insanlar var. Vatandaşlarımız dolandırılmamaları için neye dikkat etmelidirler? Vatandaşlarımızın kesinlikle avukatlar odasında kayıtlı uzman bürolara gitmesi gerekir. Onun dışında dışarıda duydukları her ismin

62


Am Zeehnthof 47 45307 Essen Tel: 0170 282 75 05 www.securoderm.com


kültür

Sir Katipleri Derleyen: Harun ÖNDER

Günlük rutinlerden devlet işlerine kadar her konuda kayıt tutan, padişahların kişisel asistanı gibiydi onlar. Padişahın halkla buluştuğu, gücünü, askerlerini, görevlilerinin çokluğunu, zenginliğini ve ihtişamını sergilediği Cuma Selamlıkları ve Binişlerde; debdebeli kıyafetleri ve güzel fizikleriyle dikkat çeken has oda ağaları içinden şal kuşağının içine soktuğu altın divitiyle ayırt edilir ‘sır kâtibi’. Sır Kâtipliğinin Başlangıcı Hz. Peygamber, Kur’an-ı Kerim’i yazan vahiy kâtipleri dışında, hükümdar ve emirlerle yaptığı yazışmalarda da kâtipler görevlendirmiştir. Hülefa-i Raşidin döneminde de halifelerin özel kâtipleri olduğu bilinir. Emevilerle birlikte devletin resmi yazışmalarını yürüten ilk kurum olarak Divan’ur Resail kurulur. Doğrudan halifeye bağlı olan müessese Abbasiler döneminde de devam etmiştir.

65

Osmanlı Devleti’nde Sır Kâtipliği Osmanlı Devleti’nde Sultan II. Bayezid devrinde (1481-1512) Kâtib Şemseddin Kasım ile başlayan sır kâtipliği vazifesi, Sultan II. Mahmud döneminde artan bürokrasiyle birlikte, mahiyeti biraz değişerek Mabeyn Başkitabeti’ne dönüştürülünceye dek devam etmiştir. Sır Katiblerinin kaleme aldığı ruznamelerde, tarih kitaplarında yer almayan gizli buluşmalar, padişahın tebdil-i kıyafetle yaptığı geziler, merasimler, sadrazamla yapılan olağan ve olağanüstü görüşmeler, saray içinden bakan bir gözle kaleme alınmıştır. Ruznamelerde, Padişahın özel zevkleri, ibadet alışkanlıkları, dinlediği müzikler, izlediği spor faaliyetleri kaydedilirken, satır aralarında kişiliğine dair bilgiler de verilmiştir.


รงocuk

67


68


รงocuk

69


Zahnärztin

Melikşah AYDOĞDU

Modern donanımlı muayenehanemizde ağız ve diş sağlığı ile ilgili her türlü tedaviyi hizmetinize sunuyoruz. Koruyucu ve estetik diş hekimliği yanısıra implant üstü protezler, kanal tedavileri, dolgular, diş eti sağlığı, çocuklar için diş bakımı ve tüm acil diş sorunlarınız için muayenehanemize başvurabilirsiniz.

Bickernstr. 76 ∙ 45889 Gelsenkirchen ∙ Tel.: 0209 87 77 87 ∙ Fax: 0209 800 82 58 E-Mail: zahnarztpraxis-aydogdu@gmx.de


mizah

71


to mbi yol arkadaäim

L

LA

HE

L

LA

HA

Mini Salami Äxmdx seqkxn Marketlerde a nk bik ka m to

k

bi

m

to

TAMTÜRK, Arnold-Dehnen-Str. 39* 47138 Duisburg Tel.: 0203 / 417 98 30 * Fax.: 0203 / 417 98 47


64


KOLAY

ORTA

ZOR


Susamli Semizotu Salatasi Malzeme Listesi

1 demet temizlenmiş ayıklanmış semizotu, 1 adet orta boy domates, 1 adet salatalık, 5 – 6 dal taze soğan, 150 gr koyun peyniri, 50 gr kavrulmuş susam, Zeytinyağı, limon ve tuz

Afiyet olsun!

?

sı Nasıl Yapılır

otu Salata Susamlı Semiz •

tu Zey ti ny ağ, . ın y h a zır la

z ve li m o n

la so s

lık, te s, sa lata n mış do m a ra u ile oğ ot d iz k m çü ü se K • la n mış ık y a e v n . a n layın ta ze soğa ız so su h a rm h a zır ladığın p ey n ir i n mış b ey a z ra oğ d p ü k ek se rv is Üzer in e • sa mı se rp er su ş u lm ru v ve k a edin . ekşisi de latay a n a r sa u b n ir i re gö k oy u n p ey A rz u y a . Biz E z in e iz n u si b ir e il d e eb ekley ey n ir le rl siz başk a p k u ll a n dık, si n iz ir il b zır lay a sa latayı h a

80


Mahya Dergisi NRW1 Haziran 2013  
Advertisement