Issuu on Google+

Sayı 46 | Eylül 2012 | Ücretsiz Güney Bavyera

2012

DİTİB Aylık Dergi


İÇ İ N DE K İ L E R

03

BİZDEN 5 6 7 12

Önsöz Editörden Bizden makale ve haberler Bedirhan GÖKÇE: Araf’ta Bir Tarafta

DİN 13 15 17 19 23 29 31 33

Bir Konu Bir Ayet: Şeytanın Kardeşleri Kimlerdir? En Sevgili: Örnek Dede Hz. Peygamber Nakış Nakış Kainat: Direksiz Yükselmiş Gökyüzü Hac Hac Ahlakı Bilginin Değeri ve Kur’an Kadın ve Eğitim Kurban

MESNEVİ’DEN HİKAYELER 34

Avcının Hilesi

AİLE 35

Anneme Mektup

ATA’MIZA DAİR 37

Atatürk Kıyafet Balosunda

38

HİKMETLİ SÖZLER GÜNCEL

39

Cami Açık Kapı Günü ve Misyonu


Hukuk Gümrük Kontrollerinde Dikkat

43

SAĞLIK Sinüzit Nedir?

45

KİM KİMDİR Hammamizade İsmail Dede Efendi

49

İş Dünyası Compo Stella Röportajı

Cami Açık Kapı Günü Sayfa 39

51

KÜLTÜR Kaat’ı Sanatı

55

ÇOCUK

56

Kaat’ı Sanatı - Sayfa 55

BİLGİ KÜPÜ Türbülans nedir?

59

MİZAH

60

BULMACA Sudoku Çengel Bulmaca

61 62

MEVLANA MUTFAĞINDAN

64

Bedirhan Gökçe Araf’ta Bir Tarafta Sayfa 12

04


ÖNSÖZ

IMPRESSUM/KÜNYE Sevgili Mahya okurları umarız ki sevdiklerinizle birlikte güzel bir Ramazan bayramı ve keyifli bir tatil geçirmişsinizdir. Bizler sizlere dergimizin Eylül sayısını sunarken güzel bir haberle ‘‘Merhaba’’ demek istiyoruz. Allah’ın izniyle Güney Bavyera’dan sonra Nordrhein-Westfalen eyaletinde de dergimizi oradaki insanlarımızla buluşturmak için çalışmalarımıza hız verdik ve kasım ayını Nordrhein-Westfalen bölgesine hitap edecek derginin başlangıç tarihi olarak belirledik. Değerli okurlarımız, sizlerin dergiyi sahiplenip teveccüh göstermesi, derginin başarısı ve bizim motivasyonumuzdaki en önemli etkenin olduğunu da bu vesileyle belirtip tekrar sizlere teşekkür etmek isterim. Diğer bir güzel haberimiz de yine bu sene okul başlangıcında ‘‘Amin Alayı’’nın camimizde düzenlenecek olmasıdır. Bütün anne-baba ve öğrencilerimiz amin alayına davetlidir. Bu davete icap edip katılımlarınızı istirham ediyorum. Dergimizin eylül sayısıyla sizleri başbaşa bırakırken hepinizi Allah’a emanet ediyor ve bir sonraki sayımıza dek hayırlı, mutlu ve huzurlu günler geçirmenizi diliyorum.

DİTİB Nürnberg e.V. Kurfürstenstr. 16 90459 Nürnberg

YAYIN KURULU Serhat Önder Ramazan Kemal Gökhan Önder Harun Önder Koray Kuşkuş

GENEL YAYIN YÖNETMENİ KAPAK/GRAFİK TASARIM Serhat Önder +49 (0)179 6677888 serhat@mahya.de

REKLAM SORUMLUSU Oğuz Yurtalan +49 (0)179 6653603 +49 (0)911 4796346 yurtalan@mahya.de

DAĞITIM SORUMLUSU Serhat Önder +49 (0)179 6677888 info@mahya.de

Nordrhein-Westfalen Temsilcisi Orhan Arslanmirze +49 (0)157 74022158 orhan.a@mahya.de

Web Sayfası Sorumlusu Selam ve dua ile ... Ramazan KEMAL

Eyüp Erdem eyuep@mahya.de

KONTAKT/İLETİŞİM info@mahya.de www.mahya.de Mahya Dergisi basın ve meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. Yazı ve ilanlardan yazıların ve ilanların sahipleri sorumludur.

05


bizden

Yeni Köye Eski Adet Getirmek Serhat ÖNDER

Sevgili okurlar, unutulmaya yüz tutmuş geleneklerimiz o kadar çok ki. Eski güzel bir gelenekle tanıştığımızda ağzımız açık kalıp sanki yeni birşeyin icadına tanık olmuşuz gibi bakıyoruz. Mesela ‘‘Amin alayı’’; Eski adetlerdendir ama çoğumuz bundan bihaber. B ana göre bu geleneğin çocuklar üzerinde öyle büyük psikolojik bir etkisi var ki, gerçek anlamda bu gelenek uygulansa çocuklarımızın okula bakış açısı muhakkak olumlu yönde değişir. Sebebi hikmetine gelince bu gelenekle çocuklara özel bir kişi olduğunun hissini veriyorsunuz. Böylece okula başlayan çocuk okula başlamanın önemini kavramış ve çok önemli bir şey yaptığını düşünerek okula başlamış oluyor. Artık çocuk okula başladığı bu günü hiç unutmayacak, bu gün çocuğun zihnine nakşolacak. Aynı zamanda bu gelenek çocuğun okul hayatında anne-babayı da faal hale getirmiş oluyor. Bu gelenek tam anlamıyla günümüzde bizler tarafından uygulanmasa da Almanlar kendi-

lerince buna benzer bir geleneği okulun ilk günü zorunlu bir faaliyet olarak uygulamaktalar. Okulun ilk günü talebeleri yeni dönemin başarılı geçmesi için dua etmek üzere kiliselere götürmekteler. Bu vesileyle ilmin maneviyatla ayrılmaz bir ikili olduğunu dolaylı yönlerden çocukların aklına yerleştirmiş oluyorlar. Yeni köye eski adetleri getirmek için önce bu konuda toplum olarak bilinçlenmemiz daha sonra da bu adetlerin toplum üzerinde ne gibi olumlu etkilerinin olacağını da araştırmamız gerekiyor. Yani aslında bizim atalarımızın uyguladığı güzel gelenekleri biz unuturken başkaları bu geleneklerin ismini değiştirip kendi geleneklerinden olan birşeymiş gibi sahip çıkıp bize sunmaları maalesef bizim ayıbımız. Gelin sadece ‘‘Amin alayı’’ geleneğini değil, diğer güzel geleneklerimizi de araştırıp tekrar günlük hayatımızda uygulamaya koyalım. Ne dersiniz? Belki de o zaman ‘‘nerede o eski bayramlar’’ gibi şeyleri söylememize gerek kalmaz.

06


bizden

LÖSEMİLİ ÇOCUKLARIMIZ VE AİLELERİYLE GEÇİRDİĞİM BİR GÜN “SİZ DE KÖK HÜCRE BAĞIŞÇISI OLUN”“HER KAN BAĞIŞÇISI BİR KAHRAMANDIR” SÖZLERİNİ UYGULAYALIM ! (2. Bölüm) Dr. Kemal RAMOĞLU T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi Prof. Selim Çorbacıoğlu hocamız klinikteki odasında bizi ağırladıktan sonra bize klinikte yatan hasta çocuklarımızın odalarını, çocuk kliniğini gezdirdi, daha sonra çocuklarımızın anne-babalarının barındığı kliniğin hemen yanındaki evleri ve Türk hasta yakınlarını ziyaret ettirdi. Anne-babalarla barındıkları evin mutfak bölümünde buluştuk ve burada uzunca bir sohbet ettik, bu arada hastalarının vizite olayından dolayı Selim hocam bizlerden müsaade isteyerek, tekrar diğer hastalarının yanına döndü. Bizim için hastane ziyaretleri esasen tıpkı hapishane ziyaretleri gibi resmen önemli bir sosyal sorumluluktur. Ben mümkün mertebe hastane, hapishane ziyareti yapıyorum ve bu ziyaretlere büyük önem atfediyorum. Kaldı ki bu hasta çocuklarımızın Türkiye’den Regensburg’a kadar gelişleri, tedavilerine başlanması, her şeyden önemlisi eski sağlıklarına kavuşarak buradan ayrılmaları bizler için en büyük mutluluk kaynağı olduğunu belirtmeliyim... ...Tedavi gören ve ilik nakli için uygun donör bekleyen hasta çocuklarımıza ve ailelerine yapmış olduğumuz bu güzel ziyaretten büyük mutluluk duydum, hasta çocuklarımızın ebeveynleriyle bir arada olmaktan hep beraber duygulu anlar yaşamamıza ve birlikte gözlerimiz yaşarmış olmasına rağmen çok büyük keyif aldım, ayrıca eşim Belgin’de bu

07

hasta çocuklarımıza aldığı ayrı ayrı hediyeleri takdim ederken, çocuklarımızın belki bir nebze olsa da mutlu olmalarını sağlamış. Allah bu değerli ebeveynlerimize kolaylık ve sabır versin, hiç de kolay, basit ve ucuz bir hastalık değil. Allah bu anne-babalardan binlerce kez razı olsun, bu yavrularımızı asla yalnız bırakmadılar, kendilerine sonuna kadar refakat ettiler ve ediyorlar. Bir anne düşünün, çocuğunu dokuz ay karnında taşıyor, ne büyük zahmetlerle, özveriyle büyütüyor ve arkasından çocuğu hayatının baharında bu amansız “kan kanseri” illetine yakalanıyor. Bize sabır veren Yüce Allahım elbette biz insanları bu şekilde zorlu sınavlardan geçiriyor. Burada Regensburg’daki muhterem yürekleri şefkat ve bol sevgi dolu bu anne-babalara seslenmek istiyorum; Regensburg Çocuk Kliniği başkanı sevgili Prof. Selim Çorbacıoğlu’nun çocuklarımızı tedavi etmesinin çok büyük bir şans olduğu, hasta çocuklarımıza elinden gelen her türlü sağlık yardımlarını yaparak, kısa sürede sağlıklarına kavuşturması, sizler kadar inanın bizleri de oldukça mutlu etmektedir. 350-400 bin Avro gibi, oldukça pahalı bir tedavisi olan bu hastalarımızın hastane masraflarını devletimiz üstlenmiş. En azından bu bile büyük bir nimettir. Ülkemizdeki her kan kanseri hastamızın yurtdışında tedavi olma imkanının olamadığı, şartları yerine getiremediklerinden bahis-


le de, hastane, tedavi masraflarını SGK’nın üstlenmediği bilinmektedir. Burada sabırlı olmayı öğreneceğiz, çünkü başka elimizden bir şey gelmiyor.

Geçmiş Ramazan Bayramınızı kutlar, gelecek sayıda yine ilginç bir konuda buluşmak üzere esenlikler dilerim.

Hastalarımızla ilgili son duruma gelince, Selim hocam, Regensburg Üniversitesi Kliniğinde yatan Kaya Yılmaz (5,5 yaşında), Kadir Emre Yener (4,5 yaşında), Hande Özçubukcu (17 yaşında) ve Emre Yıldız’ın (19 yaşında) adlı hasta çocuklarımızın tedavilerinin halen devam ettiğini, şu anda herhangi bir komplike durumun sözkonusu olmadığını, Ayşe Buğdaycı gibi eski sağlığına kavuşan hastaların Türkiye’ye dönüp, normal yaşamlarını sürdürmeye başladıklarını bildirdi bana. Bu çok güzel bir haber oldu bizler için. Allah bu güzel hasta yavrularımızın şifasını versin, inşallah bu hasta çocuklarımız en kısa sürede eski sağlıklarına kavuşup, ülkemize geri dönerler.

Jahn-Rüdiger Albert Rechtsanwalt und Fachanwalt für Strafrecht Sevtap Oygün Rechtsanwältin und Fachanwältin für Familienrecht Beyhan Çalık Rechtsanwältin

Telefon: 0911 - 23 99 166 0 Telefax: 0911 - 23 99 166 6

Alexandra Tengel-Schlichting Rechtsanwältin

www.ra-aob.de


bizden

Bir Manevi İklimdi Ramazan Almanya’da Ramazan Bayram Namazı camilere akın ve izdiham yaşandı. Ramazan ayının sunduğu manevi bir mevsimden yeterince istifade etme çabası içinde artan kulluk bilinciyle Almanyalı Müslümanlar bayram namazı için camilere akın etti. Bayramın hafta sonuna denk gelmesinin de etkisi ile hemen hemen bütün camilerde yer sıkıntı yaşandı, cemaatin bir kısmı cami dışı mekanlarda namaz kılmak zorunda kaldı. Camilerde çocuk ve gençlerin çokluğu, pek çok camide farklı Müslüman coğrafya kökenli din kardeşlerinin bir araya gelmesi ile oluşan harmoni bayramın anlamını tamamlayan bir tablo mahiyetindeydi. Bayram namazında DİTİB Siegburg (Bonn) Camii’nde katılan DİTİB Genel Başkanı Prof. Dr. Ali Dere, bayram namazı öncesi yaptığı vaazda şu hususlar üzerinde durdu:

“Ramazan ayı, gerek birey, gerekse cemaat olarak yoğunlaşarak eda ettiğimiz ibadetleri bir araya gelerek geliştirdiğimiz sosyal dayanışmaları, maddi ve manevi paylaşma alışkanlığımızın beslediği kardeşlik duyguları ile, Rabbimize daha samimi yöneliş, isteyiş ve bekleyişimize sağlam bir zemin oluşturdu. Manevi dünyamızı beslemeye özen gösterdik; dini ve insani tutumlarımızı, ölçü ve prensiplerimizi, toplumsal sorumluluk ve ilişkilerimizi yeniden gözden geçirdik; diğer

09

taraftan iftar sofralarında sadece Müslüman olan değil, aynı zamanda gayri Müslim komşu ve arkadaşlarımızla bir araya gelerek tanışmalarımızı derinleştirdik, kendimizi anlatma ve anlama fırsatı yakaladık. Umarım bu anlama ve anlatma gayretlerimiz Alman toplumunda daha sağlıklı ve kapsamlı ilişkiler kurmamıza katkı sağlar. Zira anlamak, anlaşmak ve bunun üzerine iyi niyete dayalı bir güven tesis etmek bir dizi sorunların her kesimini memnun edecek tarzda çözüme kavuşturulmasının ana anahtarını oluşturuyor. Almanya’da Ramazan’ın anlamı ve önemi Bu gün Almanya’da İslam ve Müslüman varlığı gibi Ramazan ayının ve iftar programlarının da Almanya’nın toplumsal hayatının bir parçası olduğunu bir kez daha gördük. Bütün bunlar bize İslam’ın Almanya’da kurumsal ve sosyal gerçeklik olduğunu gösterirken, Müslüman birey ve toplumlara ayrı bir sorumluluğu hatırlatıyor, hatta talep ediyor. Bu da İslam’ın evrensel değerler dünyasının ve her davranışta kendisini gösteren olgun ahlâkının takınılması, taşınması ve sergilenmesi. İnanç, bilgi ve güzel davranışların bütününden oluşan İslam, bir yandan hayatın anlamını öğretmekte, diğer yandan da varılacak ebedi bir yurdun nasıl kazanılacağını göstermektedir. Biz Müslümanlar, “Peygamber sizi, Rabbinize iman etmeniz için davet edip dururken size ne oluyor da Allah’a iman etmiyorsunuz? Hâlbuki Allah (ezelde) sizden sağlam bir söz de almıştı. Eğer inanacak kimselerseniz, bu çağrıya uyun” (57/8) ayetine gönülden bağlanıyoruz.


Ne Rabbimize imanda tereddüt ediyor, ne de ondan gafil olup sadece dünyaya dalıp kayboluyoruz. Zira Mevlana’nın deyimi ile: Bu dünya zindandır, biz de zindandaki mahkumlarız. Zindanı del, kendini kurtar! Dünya nedir? Allah’tan gafil olmaktır. Kumaş, para, ölçüp tartacak ticaret yapmak ve kadın; dünya değildir. Bu bilinçle dünya hayatını ihmal etmeden, sorumluluklarımızın farkında olarak yaptığımız her işi daha güzel yaparak ibadet şuurumuzu, salih amel, iyilik ve ihsan kavramlarının kapsamında yer alacak alanlara teşmil ediyor, bir hayatın tümünü adeta ibadete dönüştürüyoruz.

ruz. Başkalarını eleştirmeden önce kendi gönlümüze, kalbimize ve vicdanımıza bakıyoruz. Biliyoruz ki, akıl gözünü kapasa da, vicdanın gözü açıktır.” İslam’ın iman, ibadet ve ahlak bütünlüğünü örneklerle ele alan Dere, vicdan eğitimi ve niyet güzelliği üzerinde durarak, bu çabaya rağmen yapılan hataları da Rabbimiz tarafından affedilmesine olan umudumuz artmaktadır, dedi. Namaz sonrası vatandaşlar bayramlaşmak için uzun kuyruk oluşturdu.

Dinimizin bizlerde sorumluluk bilinci ve duyarlı bir vicdanı hâkim kılmaya çalıştığının farkındayız. Duyarlıslığı, ilgisizliği, taştan daha fazla katılaşmış kalpere bağladığını Kur’an’da okuyoruz. Hissiz, katı, insafsız, taşlaşmış kalp ve vicdandan Allah’a sığınıyo-

Mahya Büyümeye Devam Ediyor Aralık 2008’de ilk sayısıyla okurlarının karşısına çıkan dergimiz, hızlı bir şekilde büyümeye devam etmekte ve Güney Bavyera baskısının ardından Kasım 2012 itibariyle Kuzey Ren Vestfalya eyaletine özel yapacağı baskıyla bu bölgedeki vatandaşlarımızın da evlerine girmeye hazırlanmakta. Mahya Dergisi Kuzey Ren

Vestfalya Bölge Temsilciliğine getirilen Orhan Arslanmirze yaptığı ilk görüşmelerde dergimize olan yoğun ilgiye ve bu bölgede yapılacak çalışmaların hızlandırılmasının önemine değindi. Dağıtım ağını Almanya geneline yaymaya planladığımız dergimizin üçüncü ayağı olarak seçtiğimiz Kuzey Ren Vestfalya bölgesi baskılarımızın reklam çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Reklamının dergimizin Kuzey Ren Vestfalya bölgesi baskısında yayınlanmasını isteyen işverenler, temsilcimiz Orhan Arslanmirze ile 0157 - 74022158 numaralı telefondan veya orhan.a@mahya.de mail adresinden irtibata geçebilirler.

10


bizden

DİTİB ERLANGEN SULTAN AHMET CAMİİNDE BELGE MERASİMİ

DİTİB Erlangen Merkez Camii Kur´an Kursuna devam ederek Kur´an-ı yüzünden okumasını ve ilmihal bilgilerini öğrenen yaklaşık 50 erkek ve kız öğrenci ile 10 yetişkin öğrenci için belge merasimi düzenlendi. İzin sezonuna girilmesi sebebiyle bazı öğrenciler merasimde bulunamadılar. Öğrencileri yetiştiren Din Görevlisi İsmail Ünal´ın açılıs konuşması ile başlayan merasime DİTİB Genel Başkanı Prof Dr. Ali Dere ve Nürnberg Din Hizmetleri Ataşesi Dr. Cafer Acar, veliler ve cemaatten büyük bir kesim katıldı. Din Görevlisi İsmail Ünal yaptığı konuşmada Efendimiz (sav)´in ( “Kalbinde Kur’an’dan bir bölüm olmayan kişi harap olmus ev gibidir” Tirmizi, Hadis 2914) hadisine vurgu yaparak bu çocukların ve velilerinin çok şanslı olduklarını ifade

11

etti ve bu çocukların zihinlerinde Kur´andan ayetlerin, sûrelerin olduğunu belirtti. Ardından çocuklara sureler ve dualar okutularak belgeleri takdim edildi. Dernek Başkanı Tuğrul Sönmez hedeflerinin insan yetiştirmek olduğunu belirtti. Din Görevlisine ve emeği geçenlere teşekkür ederek öğrencilere başarılar diledi. DİTİB Genel Başkanı Prof Dr. Ali Dere ise çocukların küçük yaşta bu dua ve sûreleri ezberlemelerinin büyük bir başarı oldugunu ifade ederek eğitim-öğretim sürecine ailelerinde katılmasının önemine değindi ve başta Din Görevlisi İsmail Ünal olmak üzere, dernek yetkililerine ve emeği geçen herkese teşekkür etti. Program Din Hizmetleri Ataşesi Dr. Cafer Acar´ın hatim duası ve fotoğraf çekimi ile sona erdi.


bizden

Araf’ta Bir Tarafta Bedirhan GÖKÇE

“YA Bİ TARAF OLURSUN YA DA BÎTARAF…” Ben tarafım! Seni sevmenin tarafında… Senin acını çeken, ıstırabını duyan tarafta. BELKİ DE HAYATIN EN AĞIR TARAFINDA Ben tarafım! Varlığını içimde çoğaltıp dışıma azaltma zorluğunda. İçimde fırtınalar koparken bunu maskeleyerek yürüme tarafında… Benim güzel ülkemde seni sevdiğimi alenen haykıramam! En sadeleştirilmiş ifadeyle mahalle baskısı falan filan… Çünkü ben tarafım ve artık ne tarafa dönsem hüsran! NE TARAFA DÖNSEM KAN! Ben tarafım! Düşünmek taraf olmaktır diyor, düşünmeseydim ve bertaraf (mı) olsaydım keşke? Herkesin olduğu tarafa geçip baştan hiç görünmese miydim? Bildik insanların bildik laflarını edip suya sabuna hiç dokunmasa mıydım keşke? KEŞKELERİN ANLAMI YOK, OLAN OLUYOR İŞTE… Ben tarafım! Olmamı istemedikleri yerde! Mesela vitrinde bir manken olsaydım, kolumu bacağımı çıkarıp sökseler ve ciğerime dokunamasalardı, başımı ne tarafa çevirirlerse orada kalsaydım öyle umarsız baksaydım ama beynimi okuyamasalar sesimi hiç duymasalardı.

Bir kelebek olsaydım mesela koca dünyayı iki günde renklerime boyayıp sonra kuruyup gitseydim bir karınca yuvasında ya da ne bileyim bir bardak su, bir içimlik cigara, bir sıkımlık kurşun, gözünden süzülen bir damla yaş mesela… ŞU AN Kİ HÂLİMİN DIŞINDA HERHANGİ BİR ŞEY İŞTE… Ama Ben tarafım! Seni sevmenin tarafında… Acıyı içine gömüp hiçbir şey yokmuş gibi yürümek tarafında. Kimselere bir şey hissettirmeden ıslıkla bir türkü tutturmak, yolda teneke kutularına tekme savurmak, herkese mavi boncuk dağıtıp rüzgâra göre yön almak, olmadık bir anda olmadık bir şeyi hatırlamak, İÇİMDEKİ GELGİTLERLE YAŞAMAK GİBİ… Ben tarafım! Seni sevmenin tarafında, Hayatın en ağır tarafında, Bir depremin enkaz yaptığı, Bir fırtınanın savurup attığı, Bir selin alıp götürdüğü, Bir afetin yıkıp geçtiği, İçin için yanan, dağılan, savrulan, parçalanan tarafta… Araf’ta bir tarafta yani… ARAF’TA BİR TARAFTA…

12


din

Şeytanın Kardeşleri Kimlerdir? Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı

“Şüphesiz saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.” (İsra, 17/27.)

G

arip bir dünyada yaşıyoruz. Çünkü bir kıtada insanlar çile ve ıstıraptan gözyaşı dökerken, diğer kıtadakiler şımarıkça eğlenmektedir. Bir tarafta insanlar açlık ve kuraklıktan ölürken, diğer tarafta tam bir israf ve tüketim çılgınlığı yaşanmaktadır. Dünya Gıda Örgütünün tespitlerine göre yılda yaklaşık 10 milyon insan açlık ve yetersiz beslenmeden ölüyor. 1 milyar insan ise açlık tehlikesi altında yaşam mücadelesi veriyor. Bununla beraber geçtiğimiz yıl dünyada 1 milyar 300 milyon ton yiyecek çöpe atıldı. Kalkınmış ülkelerde çöpe giden gıdalaın % 40’ı ise hâlâ yenilebilecek durumdadır. Görülüyor ki israf hastalığı, sadece Batı toplumlarının değil, Müslümanların da en önemli ahlaki problemlerinden biri hâline gelmiştir. Ne yazık ki, insanların alım gücü ve imkânları geliştikçe, israf hastalığı da artmaktadır. Artık biz Müslümanlar da, yemek masasında önümüze konan yemeklerin bir kısmını öylesine bırakıyor ve bunların çöpe atılmasından pek

13

rahatsızlık duymuyoruz. Oturduğumuz iftar masalarından tencereler dolusu yemek ve ekmek atıklarının çöp bidonlarına gitmesini normal karşılar olduk. Müslümanca bir hayat açısından bakıldığında, herhalde bundan daha büyük bir çelişki olamaz. İsrafın haram olduğuna dair ilahi uyarılar, nasıl da bu kadar kolay unutulabilmektedir? Modern dünya görüşü, aldığımız gıdaların “nimet” olma vasfını bizlere unutturmakta, onları sıradan nesneler olarak algılamamıza yol açmaktadır. Bundan 40-50 sene öncesine kadar, bir ekmek parçasının, insanın beslenme ihtiyacını karşılayacak bir madde olmanın ötesinde “nimet” olma değeri, kadir kıymeti vardı. Bir Kur’an sayfasına gösterilen hürmette olduğu gibi ekmek kırıntılarının ayaklar altında çiğnenmesine fırsat verilmezdi. Aksine bu, nimete karşı bir hürmetsizlik olarak değerlendirilirdi. Çünkü eskiler, şu nebevi uyarıyı iyi biliyorlardı: “Birinizin elindeki lokma yere düşerse ondaki toz toprağı gidersin ve onu yesin. Onu şeytana bırakmasın.” Oysa bugün? Çok eskiye gitmeye gerek yoktur. Baba ve dedelerimiz yoksulluğun, kıtlığın ne demek olduğunu çok acı tecrübelerini yaşamışlardı. Gün gelmiş, bir çanak çorbadan mahrum kalmışlar, gün gelmiş, bir


parça ekmeğin hasretini çekmişlerdi. Ancak şimdilerde nasıl olmuşsa bunlar, tarihte sanki hiç yaşanmamış gibi unutuldu. Sanki bizler, fakr-u zaruret içerisinde kıt kanaat geçinen o insanların torunları değildik. Onların başına gelen bu sıkıntı ve musibetin bir daha bu milletin başına gelmeyeceği konusunda adeta söz aldık. Dünyanın değişik yerlerinde yaşanan açlık ve kıtlığın bizim başımıza gelmeyeceğinden ne kadar da emindik. Hem geçen yüzyılda dedelerimizin maruz kaldıkları yoksulluğu unutmuş, hem de şu anda dünyanın değişik yerlerinde yaşanmakta olan çile ve dramı göremez olmuştuk. Dedelerimiz fakirlik ve kıtlıkla imtihan edilmişti; bizler ise bolluk ve varlıkla imtihan edilmekteydik. Günümüzde tüketim moda hâline gelmiştir. Son derece cazip reklamlarla ihtiyaç olmayan mal ve eşya ihtiyaçmış gibi pazarlanmaktadır. İnsanların tüketim arzuları sürekli kamçılanmakta, “Falanda var, bende neden yok?” kompleksine kapılarak hareket edilmekte. Ne yazık ki İslami hassasiyete sahip olması gereken bizler de bahsedilen bu tüketim ekonomisinin müşterisi hâline geldik. Gerek mutfaklarımızdan çöpe akan yemek ve ekmek atıkları, gerekse tam bir aymazlık içerisinde çığ gibi büyüyen harcama alışkanlıkları hiç de iyi bir durumda olmadığımızı göstermektedir. Konunun basite alındığı anlaşılmaktadır. Oysa ilgili ayet ve hadis-

ler, insanın eşya karşısındaki bu savurgan tutumunun hiç de öyle hafife alınacak bir durum olmadığını ortaya koymaktadır. Çünkü bu, doğrudan Allah Teala’nın kullarını sevip sevmemesi, onlardan hoşnut olup olmaması ile ilgili bir konudur. Nitekim bu bağlamda israf eden insanların O’nun sevgisinden mahrum kalacakları beyan edilmektedir. Yazının başında verdiğimiz ayette de görüldüğü gibi, israfa dalanların, şeytanların kardeşleri oldukları ifade edilmektedir. Bu da israfın, Allah Teala katında ne denli çirkin ve kabul edilemez bir fiil olduğunu ortaya koymak açısından oldukça dikkat çekicidir. Çünkü israf edenle şeytan arasında bir yakınlık kurulmaktadır. Hatta bu ikisinin “kardeş oldukları” ifade edilmektedir. Ayetin sonunda şeytanın nankörlüğünü ifade eden “kefur” kelimesi gelmektedir. Kelime, bir şeyi örtmek, onu gizlemek anlamına da gelir. Dolayısıyla konumuzla ilgili şu yorum da yapılabilir: İsraf eden insan, nimetin kıymetini ve israf edilen o nimette başkalarının hakkı olduğunu, tabiata karşı sorumluluğu bulunduğunu da görmemezlikten gelmekte, gizlemektedir. Bu da Allah’a karşı bir hürmetsizliktir. Sonuç olarak Allah’ın has kullarını tasvir eden şu ayetle konuyu bitirelim: “Onlar harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arasında dengeli bir harcamadır.” (Furkan, 25/67.)


en sevgili

Örnek Dede Hz. Peygamber Derleyen: Ramazan KEMAL Hz. Peygamber’in bütün çocuklara karşı gösterdiği emsalsiz sevgi, şefkat ve merhameti özellikle onun kendi torunları ile ilgili haber-lerde bulmamız mümkündür. Hz. Peygamber torunlarını evde bazen sırtına, bazen karnının üzerine alıp eğlendirdiği rivayet edilir. Hatta zaman zaman camide namaz kıldırırken bile çocuklar onun omzunda veya sırtında olurlardı. Mesela Hz. Zeyneb’den kız torunu Ümâme bu çocuklardan biridir. Hz. Peygamber onu namazda omzuna alır, rüküâ gittiğinde yere bırakır, kalktığında tekrar omzuna alırdı. Bazen Rasul-i Ekrem secdeye gidince Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin de gelip sırtına binerlerdi. Hz. Peygamber secdeden kalkarken onları yumuşak bir şekilde alıp yere bırakırdı. Secdeye gidince onlar yine sırtına binerlerdi, bu durum, namaz bitene kadar bu şekilde devam ederdi. Namaz bitince ise Rasulullah onları hiç kızmaksızın alıp dizlerine oturturdu. Rasul-i Ekrem torunlarına olan sevgisini, alâkasını her yerde, her fırsatta gösterirdi. Nitekim bir gün bir omzunda Hz. Hasan, diğerinde Hz. Hüseyin olduğu ve sı-

21

rasıyla onları öperken sahabenin yanına gelmiştir. Netice olarak şunu diyebiliriz Hz. Peygamber örnek bir dede olarak torunlarıyla çok yakından ilgilenmiş, onlara sevgi, anlayış ve sorumlulukla yaklaşmış, şefkatle muamele etmiştir. Onun münasebetlerindeki esas nokta sevgi ile ilgilenmektir. Böylece Rasul-i Ekrem babalığının yanı sıra dedelik hususlarında da ümmetine güzel bir nümûne-i imtisal olmuştur.


Avrupaʻnın her yerine

BAYİLİK verilecektir

Damak tadı... Sadi Gök Lebensmittel Schäftlarnstraße 10 81371 München Tel.: +49.89.72 06 98 24


din

NAKIŞ NAKIŞ KÂİNAT DİREKSİZ YÜKSELMİŞ GÖKYÜZÜ Derleyen: Ramazan KEMAL

Allah, şu gördüğünüz gökleri direksiz yükseltendir. (13:2)

17


K

uran’ın, Peygamberimiz dönemindeki bilgi seviyesiyle söylenmesi mümkün olmayan bilimsel gerçekleri söylemesi, mucizevi yönlerinden biridir. Peygamberimiz’in yaşadığı dönemde insanlar, yeryüzünün küre şeklinde olduğunu ve yeryüzünde her iki yöne gidilince, yine aynı noktaya gelinebileceğini bilmiyorlardı. Bu yüzden gökyüzünün direkler üzerinde yükseldiği veya yükselmediği iddiası Peygamberimiz’in içinde bulunduğu dönem için belirsiz, bilinemez, ispatlanamaz bir iddiadır. Kendi döneminde bilinmeyen ve şüpheli bir konuyu, doğru olarak açıklaması Kuran’ın bir mucizesidir. Binlerce yıllık Dünya tarihinde insanoğlu Atmosfer’in niteliğinden, faydalarından, yaşamımız için olmazsa olmaz şart olmasından habersiz yaşadı. Tüm tabakalarıyla Atmosfer denen gaz topluluğu nasıl olmuştur da bir araya gelmiştir? Nasıl oluyor da sabit kalıyor? Gökyüzünün koruyucu bir tavan olması, geri döndürücü özellikleri, ayrı tabakalardan oluşması ve her tabakanın kendi görevlerini yerine getirmesi gibi, gökyüzünün direksiz bir şekilde durması da Allah’ın muhteşem sanatın bir sonucudur. Gezegenin yüzeyinde, yakınlarında ortaya çıkan gaz molekülleri süratli bir şekilde hareket eder. Eğer gezegenin çekim gücü bu sürate üstün gelirse, gezegen gaz moleküllerini çeker ve gezegenin yüzeyi gaz moleküllerini emer. Eğer gaz molekülleri süratle hareket ederlerse ve gezegenin çekim alanından kurtulurlarsa, uzaydaki seyahatlerine devam ederler. Görüldüğü gibi Atmosfer ve buna bağlı oluşan dengeler, Dünya’nın oluşumundan sonraki bir aşamada meydana gelmiştir. Bu da Kuran’ın “Göğü yükseltti ve dengeyi koydu” (55-Rahman 7) ayetinde belirtilen, göğün sonradan oluşması ve dengenin kurulması ile ilgili ifadelerle mucizevi bir şekilde uyumludur. Gaz moleküllerinin Dün-

ya’mızın çevresinde olduğu gibi bir Atmosfer şeklinde oluşması ve durması çok düşük olasılıktaki bir dengenin sağlanmasıyla mümkündür. Bu denge, yerkürenin çekimiyle gaz moleküllerinin hızının tam bir dengede durması halidir. Allah gökyüzünü direksiz yükseltirken böyle hassas bir denge sağlamıştır. Fakat iş bununla bitmemektedir. Bu dengenin sağlanması kadar sürekli devam etmesi de gereklidir. Allah yeryüzünü ve Atmosfer’i yaratırken bunun devamı için gerekli tüm dengeleri de kurmuş ve bu dengenin devamını sağlamıştır. Bilimin ilerlemesiyle öğrendiğimiz bu dengenin sürekliliğinin önemine, Kuran şöyle işaret etmektedir: Allah gökleri ve yeri yok olmasınlar diye tutuyor… (35: 41) Bu denge için çok fazla verinin ayarlanması zorunludur. Örneğin yerkürenin Güneş’e göre konumunun ayarı önemlidir; çünkü bu ayar sayesinde yeryüzünün ısı dengesi sağlanacaktır ve de bu gaz moleküllerinin hareketini etkilemektedir. Yeryüzünün dönüş hızı da yine ısının homojenliği açısından önemlidir. Bu dönüş hızlanırsa Atmosfer dağılır, yavaşlarsa homojenlik bozulur, çünkü arka yüzdeki Atmosfer toprak tarafından emilir. Atmosfer’in devamı için ekvator ve kutup bölgeleri arasındaki ısı farkı da, bu ısı farkından ortaya çıkacak hava akımlarının korkunç sonuçlarını önleyen Himalayalar’daki, Toroslar’daki, Alpler’deki sıra dağlar da çok önemlidir. Sıradağlar yerküremizin yüzeyinde rüzgarları bloke ederek, soğuk havayı yüksek kesimlerde toplayarak dengenin korunmasına katkıda bulunurlar. Ayrıca Atmosfer’imizin bileşimindeki gazlar da Atmosfer’in devamı için önemlidir. Tüm bu yaratılışlar ve buraya sığdıramadığımız birçok ince oluşum sayesinde Atmosfer, Dünya’nın çekimiyle Dünya’ya yapışmadan, kendi hızına rağmen Uzay’a dağılmadan, tepemizde durmakta ve bize hizmet ettirilmektedir.

18


bizden

Hac...

Eda Şekİllerİ ve Yapılışı

H

ac, hicri takvime göre hac ayları denilen zaman dilimi içinde yapılan bir ibadettir. Hac ayları Şevval, Zilkade ayları ile Zilhicce aylarının ilk on günüdür. Hac, bu aylar içinde umre ile birlikte yada umresiz de yapılabilir. Haccın umresiz ya da umre ile birlikte yapılmasına haccın eda şekilleri denir. Haccın Eda Şekli Üçdür 1. İfrad Haccı İfrad haccı, umresiz yapılan hacdır. Aynı yılın hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmaksızın hac niyetiyle ihrama girilir ve yalnızca hac yapılırsa ifrad haccı yapılmış olur. 2. Temettu Haccı Temettu haccı, aynı yılın hac ayları içinde önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra yeniden hac için ihrama girerek yapılan hacdır.

de bulundurarak haccın yapılışını anlatırken, haccın eda şekillerinden “Temettu Haccı”nı esas alacağız. Temettu Haccı yapacak kişi öncelikle ihrama girecek. İhramdan önce; 1. Gerekiyorsa traş olmak (koltuk altı, kasık, tırnak) 2. Gusletme imkanı olmadığında abdest alınacak 3. Vücuttaki tüm kıyafetler çıkarılacak 4. Rida ve izar denilen iki parça giysi giyilecek (Bayanlar ihram için, ilgi odağı olmayacak şekilde sade ve tercihen renksiz normal giysilerini giyinirler) 5. 2 rekat ihram namazı kılınacak 6. Niyet edilecek: “Allah’ım senin rızan için umre yapmak istiyorum. Onu bana kolaylaştır ve benden kabul eyle.” 7. Telbiye getirilecek; Lebbeyk .....

Haccın Yapılışı

İhrama girmek haccın şartıdır. İhrama girmeden hac yapılamaz. İhrama “Niyet” ve “Telbiye” ile girilir. “Niyet” ve “Telbiye” ihramın rukünlarıdır. Bunlar olmadan ihrama girme gerçekleşmez. İhramdan sonra Kabe’ ye gelinceye kadar telbiye getirilmesi iyi karşılanmıştır. Kabe’ye gelince telbiyeye son verilir. Abdestli olarak Kabe’ye gelinir. Hacer-i Esved köşesinden veya hizasından tavafa başlanır.

Avrupa’dan ve Türkiye’den hacılar, değişik iklim şartlarında uzun süre ihramda kalmanın doğurduğu sıkıntı ve zorlukları dikkate alarak genellikle “Temettu Haccı” yapmayı tercih ederler. Biz de bu durumu göz önün-

Kabe sola alınarak tavafa başlanır. Tavafa başlarken ve her şavtın başında, Hacer-i Esved selamlanır ve akabinde dua edilerek şavta devam edilir. Tavafı, Hatim’in dışından yapılması gerekir. Tavafın ilk üç şavtında

3. Kıran Haccı Kıran haccı, aynı yılın hac ayları içinde umre ve hacca birlikte niyet ederek ikisini aynı ihramla yapmaktır.

19


mümkün olduğu sürecek erkekler “Remel” yaparlar. İsteyenler dua kitabında yer alan tavaf dualarını okuyabilirler, ancak herkesin kendi dilinde, içinden geldiği gibi dua etmesi daha güzeldir. Tavaf bitince Hacer-i Esved tekrar istilam edilir, iki rekat tavaf namazı kılınır ve sa’y yapmak üzere Safa tepesine gidilir. Orada; “Allah’ım! Senin rızan için umre sa’yını yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle.” diye niyet edildikten sonra Kabe’ye dönülerek tekbir, tehlil, salavat okunur ve içtenlikle dua edilir. Sonra Merve tepesine doğru yürünür. Sa’y esnasında herkes içinden geldiği şekilde dua eder. Yeşil ışıklı direklerin arasında, erkekler koşar adımlarla yürürler. Buna “Hervele” denir. Merve tepesine varılınca tekrar Safa’ya doğru yürünür. Safa’ya varınca ikinci şavt tamamlanmış olur. Diğer şavtlar da aynı şekilde yapılır. Yedi şavt tamamlandıktan sonra Merve’de Kâbe’ye karşı dönülerek dua edilir. Bundan sonra tıraş olup ihramdan çıkılır. Temettu haccına niyet edip de umresini yapmış ve böylece Mekke’de kalmakta olan hacı adayları hac için ihrama genellikle Zilhicce’nin sekizinci günü (Terviye günü) girmektedirler. Buna göre Zilhicce’nin sekizinci gününe gelindiğinde Mekke’deki evlerde, umre ihramında belirtildiği şekilde ön hazırlıklar yapılır. Kerahat vakti değilse, iki rekat ihram namazı kılınır. Sonra: “Allah’ım! Senin rızan için hac yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle.” diyerek niyet edilir. Arkasından telbiye getirilerek hac için ihrama girilir. Böylece tekrar ihram yasakları başlamış olur, ihrama girildikten ve arzu edildiği takdirde haccın sa’yi yapıldıktan sonra kafile ile birlikte Arafat’a hareket edilir. İntikal esnasında telbiye, tekbir, tehlil, salavat getirilir ve bol bol dua edilir. Arafat’a varıp çadırlara

yerleşilir. Hacı adayı bir süre istirahat ettikten sonra bütün varlığı ile Allah’a yönelip dua eder. Arafe günü zeval, yani öğle vaktine kadar böylece dua ve ibadete devam eder. Öğle ezanı okunduktan sonra öğle ve ikindi namazları birleştirilerek kılınır. Buna Cem-i takdim denir. Namazdan sonra Vakfe yapılır . “Vakfe”, durmak demektir. Arafat Vakfesi ise belirlenen zamanda hac için ihramlı olarak Arafat sınırları içinde bulunmaktır. Arafat vakfesi, haccın en önemli rüknüdür. Çünkü süresi içinde orada bulanamayanlar o sene hacca yetişememiş sayılırlar. Hz.Peygamber “Hac Arafattır” buyurmuştur. Arafe günü Arafat’ta Cem-i takdimden sonra ayağa kalkılarak kıbleye karşı dönülür. Telbiye, tekbir, tehlil ve salavat getirilir. Tevbe, istiğfar ve dua edilir. Bir süre bu şekilde vakfe yapılıp bol bol dua edildikten sonra hacılar Arafat’tan ininceye kadar kalan süreyi yine ibadet, dua ve zikirle değerlendirmeye çalışırlar. Güneş battıktan sonra Arafat’tan Müzdelife’ ye intikal başlayacağından, akşama yakın gerekli şahsi hazırlıklar yapılır. Güneşin batmasıyla birlikte Arafat’tan Müzdelife’ye doğru hareket başlar. Akşam namazı, Müzdelife’de yatsı vaktinde, yatsı namazıyla birleştirilerek Cem-i tehir ile kılınacağı için, kendi vaktinde kılınmaz. Yolda yine telbiye, tekbir, tehlil, salavat ve duaya devam edilir. Müzdelife’ye varınca yatsı vaktinde, akşam ve yatsı namazı birleştirilerek kılınır. Müzdelife’de vakfe yapmak haccın vaciplerindendir. Müzdelife vakfesi, bayram gecesi, gece yarısından itibaren güneşin doğuşuna kadarki süre içerisinde yapılır. Bu süre içinde her ne halde olursa olsun kısa bir an burada bulunan kimse vakfe görevini yerine getirmiş sayılır. Ancak sünnete uygun olan, Müzdelife vakfesinin sabah namazından sonra yapılmasıdır. Ancak izdiham sebebiyle belirtildiği gibi gece yarısından sonra vakfe ya-

20


din pıp ayrılmakta bir sakınca yoktur. Müzdelife vakfesinden sonra Mina’ya hareket edilir. Yol boyunca yine telbiye, tekbir ve tehlile devam edilerek Mina’da kalınacak çadırlara gelinir. İsteyenler burada bir müddet istirahat edip ihtiyaç giderirler. Daha sonra izdihamın olmadığı uygun bir zamanda büyük şeytanı (Akabe Cemresini) taşlamak üzere şeytan taşlama (cemarat) mahalline gidilir. Uygulamada Türk hacıları genellikle akşam namazından sonra taşlamaya götürülmektedir. Bayramın 1-2-3 ve 4 üncü günlerinde Mina’ da bulunan ve “büyük şeytan-akabe cemresi”, “orta şeytan-orta cemre” ve “küçük şeytan-küçük cemre” diye adlandırılan üç taş kümesine usûlüne uygun olarak taş atmak haccın vaciplerindendir. Bayramın birinci günü büyük şeytana 7, ikinci, üçüncü ve dördüncü günlerinde ise her üç şeytana yedişerden 21’ er taş atılır. Taşlama küçükten büyüğe doğru yapılır. Ancak, Mina’da kalınmadığı takdirde dördüncü günü taş atılması gerekmez. Uygulamada bayramın dördüncü günü Mina’da kalınmadığı için bu gün taş atılmamaktadır. (Şeytan taşlama; kötülükleri, haksızlıkları, zulmü ve zorbalığı bir protesto anlamı taşır. Şeytan taşlayan hacı, bu hareketiyle şeytana, şeytanın yoluna uyanlara ve bütün kötülüklere karşı çıkışını sergilemiş ve kendisinin de bundan böyle asla şeytana uymayacağını ortaya koymuş olmaktadır.) Temettu ve Kıran haccı yapanların, hac kurbanı (şükür hedyi) kesmeleri vaciptir. Her ne kadar sünnete uygun olan, hac kurbanının, büyük şeytana taş attıktan sonra kesilmesi ise de, taş atmadan önce de kesilmesi mümkündür. Hac kurbanı, Harem Bölgesi sınırları içerisinde, bayramın birinci günü tan yerinin ağarmaya başlamasından itibaren kesilir. Hac kurbanının etinden sahibi dahil herkes yiyebilir. Bayramın birinci günü Büyük şeytana taş

21

atılıp kurban kesildikten sonra tıraş olup ihramdan çıkılır. Her ne kadar sünnete uygun olan, önce Büyük Şeytana taş atmak, sonra kurban kesmek, daha sonra da tıraş olup ihramdan çıkmak ise de, taş atmadan, ya da kurban kesmeden önce de tıraş olup ihramdan çıkmak mümkündür. İhramdan çıkmak için erkekler saçlarını dipten tıraş eder veya kısaltırlar. Kadınlar ise saçlarının ucundan bir miktar keserler. Böylece hac ihramından çıkışın birinci aşaması gerçekleşmiş olur. Buna “ilk tehallül” denir. Bu aşamada eşiyle cinsel ilişki dışında bütün ihram yasakları kalkar. Cinsel ilişki konusundaki yasak ise, ancak ziyaret tavafından sonra kalkar. Ziyaret tavafı, haccın farzlarındandır. Haccın iki rüknünden birisidir. Buna “İfada tavafı” da denir. Ziyaret tavafının vakti, bayramın ilk günü gece yarısından itibaren başlar. Uygulamada ziyaret tavafı, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra yapılmaktadır. Ziyaret tavafı, bayramın ilk üç gününde yapılması usûle uygun ise de, daha sonraki günlerde de yapılabilir. Önce, “Allah’ım! Senin rızan için ziyaret tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diyerek niyet edilir. Daha sonra Hacer-i Esved hizasına gelerek “Tavafın Yapılışı” konusunda anlatıldığı gibi tavafa başlanır ve yedi şavtla tavaf tamamlanır. Tavaf tamamlandıktan sonra belirtildiği şekilde tavaf namazı kılınır. Böylece haccın ikinci rüknü de tamamlanmış olur. Ziyaret tavafının tamamlanmasıyla hac ihramından çıkışın ikinci aşaması da gerçekleşmiş olur. Buna “ikinci tehallül” denir. Böylece eşiyle cinsel ilişki yasağı da ortadan kalkmış olur. Ziyaret tavafının, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra yapılması sünnete daha uygundur. Özel hallerinde bulunan kadınlar, ziyaret tavafını bu halleri sona erinceye kadar erteler-


ler. Arafat’a çıkmadan önce haccın sa’yını yapmamış olanlar, ziyaret tavafından sonra bu sa’yı yaparlar. Haccın sa’yını yapmak, haccın vaciplerindendir. Arafat’a çıkmadan önce haccın sa’yını yapmamış olanlar ziyaret tavafının ardından, “Allah’ım, Senin rızan için hac sa’yını yapmak istiyorum, bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diye niyet ederek daha önce “Sa’y” konusunda belirtildiği şekilde hac sa’yını yaparlar.

kılındıktan sonra çokça dua edilir, af ve mağfiret dilenir, göz yaşı dökülür. Böylece hac farızası ifa edilmiş olur, ancak biz burada yerin kısıtlı olmasından dolayı bazı hususlara değinemedik. (ihram yasakları nelerdir, ne zaman başlar, ne zaman biter vs…) Bütün bunlar görevli olarak gidecek hocalarımızdan en kücük ayrıntısına kadar sorulup öğrenilebilinir. Rabbim hac ve umrelerimizi mebrur olan hac ve umrelerden eylesin.

Hac sa’yının, tıraş olup ihramdan çıktıktan sonra yapılması sünnete daha uygundur. Bundan sonra hacı, Mekke’de kaldığı süre içinde beş vakit namazı Harem-i Şerif’te kılmaya özen gösterir. Bol bol nafile tavaf yapar. Mekke’den ayrılacağı sırada da “Veda Tavafı” yapar. Hacca uzaklardan yani Mikat sınırları dışından gelmiş olanların (Afakilerin) Mekke’den ayrılmadan “Veda Tavafı” yapmaları vaciptir. Bu, hacıların hacla ilgili olarak yapacakları son görevdir. Tavaf yapılıp Tavafın arkasından, tavaf namazı da

22


din

Hac Ahlakı Dr. Ersan ÖZTEN - DİTİB Nürnberg Din Görevlisi

B

u yazımızdaki amacımız, Hacc’da yapılanları “menasik”i en ayrıntılı şekilde anlatma olmayıp; bilmekle yetinmeyip tanıma düzeyine erişen, hissetmekle yetinmeyip şuura eren, bakmakla yetinmeyip gören, işitmekle yetinmeyip kavrayan, hurafelerden arınmış ve haccın fonksiyonlarını en iyi şekilde kavrayan bir insan nasıl yetiştirilir, bunun ilkelerine temas etmektir. Haccı bütün ayrıntılarıyla anlatmaya çalışmak, denizi bir kaba dökmeye girişmek olur ki böyle bir çalışma, uzun bir çalışmayı gerektirir. Hacc sözlükte “kastetmek, yönelmek” anlamına gelen bir kelimedir. Fıkıh terimi olarak ise hacc “Mekke şehrindeki Kâbe’yi ve çevresindeki kutsal sayılan özel yerleri, özel vakit içinde, usulüne uygun olarak ziyaret etmek ve yapılması gereken diğer menasik’i yerine getirmek” demektir. Bilinç ve İbadet: Hacc menasiki yerine getirilirken, esas yapılması gerekenlerden ziyade hacc ibadeti ile ilgisi olmayana daha çok rağbet edildiği görülmekteir. Kişi önce “hacc ne demektir?” diye sormalı. Hacc, temelde kişinin Allah’a doğru yükselmesidir. Adem’in yaradılış felsefesinin sembolik bir göstergesidir. Biraz daha açıklayacak olursak, hacc ibadeti pek çok şeylerin aynı anda gösterilmesidir. Bir “yaratılış gösterisi”, bir “tarih gösterisi”, “birlik gösterisi” ve bir “ümmet gösterisi”. Hacc, tıpkı namaz gibi belli zamanlarda ve belli mekânlarda yapılan rükünleriyle zaman şuurunu ve mekân şuurunu kazandırır. Hacc, hem namaz ve oruç gibi bedeni, hem

23

zekat gibi mali bir ibadettir. Ve bu ayet Rabb’imizin Al-i İmran Suresi’nin 97. ayetiyle mü’minlere farz kıldığı bir ibadettir. Mevlâmız şöyle buyuruyor: “Orada apaçık nişaneler, (ayrıca) İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi hacc etmesi, Allah’ ın insanlar üzerinde bir hakkıdır...” Bu ayet Müslümanlara haccın farz olduğunun delilidir. “Yoluna gücü yetenler” hacca gitme imkânına kavuşanlar demektir ki, bu imkânın ölçüsünün ne olduğu hususunda mezhepler farklı görüştedirler. İmam Şafii’ ye göre bu imkân vasıta ve yol masraflarını karşılama kudreti, İmam Malike’e göre yürüme ve çalışıp kazanma iktidarı, İmam Ebu Hanife’ye göre ise bu söylenenlerin tamamıdır.

Kur’an diliyle hacc, “Allah’ın sembolleri” (şearillah)’dan oluşan bir ibadettir. Herkes bilir ki, her sembolün sembolize ettiği bir hakikat vardır. Taşıdığı hakikatleri bir yana itip sembollere sarılmak, önce insanı öldürüp sonra cesedine sarılmaya benzer. Bu bağlamda hac, gayesizliğin karşıtıdır. O


kötü güçlerin denetlediği lanetli bir kader anlayışına karşı ayaklanmadır. Haccın edası şaşkınların karmakarışık ağından kurtulmak imkânı verecektir. Bu hareket Allah’a giden sonsuzluğa doğru bir hicret yoludur ve berrak ufuklar açacaktır insanlığa. Bu nedenledir ki, Hz. Peygamber’in dilinden diğer hiçbir ibadet için verilmeyen müjdeler hacc için verilmiştir. Fakat bir tek şartla “mebrur olması” yani kabul görmüş olması şartıyla. Hz. Peygamber (s.a.v.), şöyle buyururlar: “Umre, gelecek umreye kadar ikisinin arasındaki (günah)ların keffaretidir. Mebrur haccın ise cennetden başka bir mükâfatı yoktur.” Bilebildiğimiz kadarıyla pratik ve kavram açısından ümmeti hareketlendirecek ve Müslümanları bilinçli, hür, şerefli ve sosyal sorumluluk sahibi yapacak İslam’ın en önemli rükünleri; Tevhid, cihad ve haccdır. Hacc ise (bugünkü uygulama biçimini göz önünde bulundurduğumuzda) Müslümanların her yıl yaptıkları en anlamsız ve mantıksız hareket olarak görülmektedir. Niyet: Çizdiğimiz bu olumsuz tablodan kurtulmak için her ibadette olduğu gibi hacc farizasına da başlarken, bu ibadeti yerine getirme gayemizi tesbit edip ona göre hacca niyet etmeliyiz. Niyet, yani “kasıt, karar, neyi niçin yapacağını bilmek”. Neyi niçin yaptığını bilmeyenlerin nasıl yaptığının hiçbir önemi yok. Bir eyleme anlam katan, onun bilinçli bir eylem olarak yapılmasıdır. Bilinç dışı eylemler, içgüdüsel, insiyaki ve gayr-i ihtiyaridir. Böyle bir eylemin şekli ibadete benzese de kendisi ibadet olmaz, çünkü ibadeti ibadet yapan niyettir. Büyük bir değişikliğin başlangıcı olan Mikata varmadan önce niyet edilmesi gerekir. Bu neyi içine alır? Bu kendi evinden insanların

evine; hayattan sevgiye; benlikten Allah’a; kölelikten hürriyete; ırk ayrımından eşitliğe; içtenlikten bağlılık ve sorumluluğa geçme niyetidir. Emaneti emanet etmeyi öğreneceksin. Allah’ın sana emanet ettiklerini senin Allah’a emanet etmekten kaçınman ne büyük talihsizlik. Çocuğunu, eşini, aşını, yoldaşını Allah’a emanet edeceksin. Tıpkı kalbin gibi zihnin ağırlıklarını da bırakmalısın. Oraya sen varmadan yüreğini yollamalısın. Görüldüğü gibi hacc süresince her hareket niyetine bağlıdır ve niyetle yapılır. Niyetsiz bir hareket kabul edilmez. Bu oruçta da böyledir, namazda da, cihadda da. Bu ve bunun gibi ibadetler ipuçlarıdır. “İşaret” ve “semboller”dir. Bir kişi secdenin anlamını kavramadıkça, alnını yere koymuş olur, o kadar! Haccın özünü anlamayan kimse hediye dolu bir bavul, boş bir zihinle ülkesine döner. Telbiye: Kâbe yollarında ağzımızdan çıkacak en güzel sözlerden biri de Peygamber Efendimizin uyguladığı “Telbiye” sünnetidir: “Davetine sözüm ve özümle geldim Allah’ım, emrin başüstüne. Davetine sözüm ve özümle geldim ey ortaksız olan Sen! Emrin başüstüne, hamd Senin, nimet Senin, mülk de Senin. Yoktur Senin ortağın.” Lebbeyk Allah’ım! Sırtıma kefenimi giydim, sevdiklerimi ve dünyamı arkamda bıraktım, “baş açık, ayak yalın” sana geldim, rahmet denizinde damla olmaya geldim. Lebbeyk Allah’ım! Heba olan geçmişim, pejmurde halim ve meçhul istikbalim için geldim, diyerek sana hayatını hatırlatan her şeyi unutmaya çalışarak beyaz güvercinler gibi barışı temsilen yürümelisin dünyanın merkezine, aşkın merkezine.

24


din Kâbe: Yoluculuk Kâbe’ye, yani Allah’ın evine. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadislerinde şöyle buyururlar: “Ancak üç mescid için yolculuk yapılır. Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa.” Kâbe’ye yaklaşıyorsun, yaklaştıkça heyecanın artıyor, kapatıldığın kafesten kurtulmaya çalışan, yırtıcı, vahşi bir hayvan gibi kalbin, göğsünün duvarına çarpıyor. Bedenin sanki sana çok dar geliyor.

yine de “boş durmadı”. Hemen kalktı, yapayalnız kuru bir dağdan diğerine su arayarak koşmaya başladı! Durup dinlenmeden arayarak, kımıldayarak ve mücadele ederek; kendi nefsine, ayaklarına, iradesine ve zekâsına güvenmekte kararlıydı. Hz. Hacer, sorumlu bir kadın, bir anneydi; seven, yapayalnız, seğirten, arayan, acı çeken, yıkılan, destekten yoksun, barınaksız, evsiz, toplumdan ayrı düşmüş, bütün bu engellere rağmen ümitliydi ve Allah’ın merhametiyle, “bir şırıltı” suyun sesi! Zemzem; taştan çıkan hayat kaynağı tatlı pınar! Bu ders, “aşkla” suyu bulmak, fakat çabayla değil; yine de çabadan sonra. Hz. Hacer örneğinde olduğu gibi bir sorumluluk duygusu seni bir serap içinde su aramaya iter. Zaten Safa ve Merve, Rabbimizin beyanıyla “Allah’ın sembolleridir.”

Vadiyi inerken yıkılacak gibi olursun. Fakat karşında işte Kâbe görünüyor. Müslümanların ibadetlerinde yöneldikleri Kâbe; varlığın, imanın, sevginin ve hayatın merkezidir. Acı içinde kıvranan hastaların yataklarının çevrildiği yöndür. Aynı zamanda ölülerin de gömüldüğü yön. “Şüphesiz alimlere bereket ve hidayet kaynağı olarak, insanlar için kurulan ilk ev (Mabet), Mekke’deki (Kâbe)dir.” (Al-i İmran 3/96) Şu anda Makam-ı İbrahim’desin! Bütün acı, işkence ve tehlikelerden sonra Hz. İbrahim bir ev yaptı -kendisi için değil, oğlu için değil- bir ev ki, insanlar için; bir barınak, evsizler için; bir sığınak, sürgünler için, yaralılar ve kaçanlar için; uzun ve karanlık bir gecenin ortasında yanan bir meşaledir bu ev. Hacer gibi olacaksın. Say yaparken Hacer’in rolünü oynayacaksın; bir kadın, bir yoksul, bir Habeşli cariye ve Sara’nın hizmetçisi Hz. Hacer kendini tamamen Allah’ın emri sevgisini buyruğudur. Ama teslimiyetin modeli

25

Arafat-Mina: Hacc yolculuğunun ilk günü olan terviye


günü, yani kameri aylardan Zilhicce’nin 8. günü mahşer Mina’da başlar. Rasulullah (s.a.v.)’in “Haccınızın menasikini benden alınız” dediği yerdir. Mina ilk duraktır, mahşer yolunda bir okuldur; hacc okulu. “Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın. Allah’tan mağfiret isteyin. Çünkü Allah affedici ve esirgeyicidir.” (Bakara 2/199). Karanlık duyu ve hisler toprağında (meş’ar) silah aramak ne kadar duygusal. Niye sabaha kadar beklensin? Kutsal savaş ne için? Meş’ar’da düşünmek, plan yapmak, ruhumuzu güçlendirmek, silah toplamak ve kendinizi savaş alanına hazırlamak için bulunuyorsunuz. Kutsal savaş geçici, Mina’yla yan yana gizli bir tuzak içerisinde ve gecenin karanlığında bütün bunlar yapılmalıdır. Şeytanları taşlayıp yendikten ve zafere ulaştıktan sonra bayramını kutlayabilirsin. Ve Ey İbrahim izleyicisi, Zilhiccenin 10. gününün Kurban Bayramı olup zafer bayramı olmadığını unutma. İsmail’in kurban edilmesi haccın başlangıcıdır, sonu değil. Çünkü şeytanın çok rengi ve çok oyunları vardır. Şeytan seni Hz. İsmail’in hayatıyla bir kez aldatmaya kalktı mı, işte bugün onu kurban etme gururuyla aldanabilirsin. Her zaman savaşa hazır ol. Bu dünyada herkes düşebilir. Yürümeyi yeni öğrenmiş bir çocuk gibi düşmemek için son derece dikkat etmelisin.

Çoluk çocuğumuz bile bizim için bir imtihandır. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyu-

rur: “Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah’ın katındadır.”. Oğluna olan sevgin bile, seni deneme yoludur. Hz. İsmail’in sevgisi Hz. İbrahim için bir imtihandı; şeytanla karşılaşmalarında onun tek zayıf yönü olmuştu bu. Hac Müslümanları Eğiten Bir Okul Niteliğindedir: Çok çeşitli ülkelerden gelen Müslümanları kendi toplumlarından kazandıkları güzel vasıfları burada birbirine tanıtma fırsatı bulurlar. Hacca giden kişi gerek hac yolculuğu esnasında ve gerekse hacc ibadetini yaparken çeşitli milletlerin adet, yaşayış, bilgi ve görgülerini müşahede ederek kendi hayat tecrübesini artıran yeni bilgiler sağlar. Buna paralel olarak din kardeşlerinin ihtiyaçları olduğu hususları öğrenir ve bonların bu ihtiyaçlarını karşılar. Böylece eğitilmiş hem de başkalarını eğitmiş olur. Hac, Sosyal Bütünleşmeyi Sağlar: Hac yapmak için mukaddes yerlere gelen mü’min daha önce nazari olarak bildiği İslam kardeşliğini burada canlı olarak yaşar. Yeryüzünün neresinden gelirse gelsin, rengi, ırkı ve dili ne olursa olsun, bütün mü’ minlerin kardeş olduğunu hisseder. “Mü’ minler ancak kardeştir” ayetinin tatbikatını görür. Dünyanın değişik bölgelerinden gelen din kardeşleriyle tanışır, dert ve sıkıntılarına ortak olur. Ayrıca Cenab-ı Allah’ın “Biz Kâbe’yi toplantı bölgesi ve emniyet bölgesi kıldık.” buyurması, burasının Müslümanlar için emniyet içinde bir toplantı yeri olduğunu göstermektedir. Başka yerlerde yapılması caiz olan bazı hareketler burada yapılmamaktadır. Hac Eşitliğin Sembolüdür: Hac, fakir, zengin, rütbeli, rütbesiz farkı gö-

26


din zetmeksizin Müslümanlar arasında gerçek eşitlik aynasıdır. Rengi, dili, makamı, ırkı, mal varlığı ne olursa olsun bütün hacılar tek model ve birbirinin benzeri olan beyaz kıyafetler içinde bulunurlar. Hiç kimse kendini diğerinden üstün görmez. Beyaz ihramlar içinde aynı duyguları paylaşırlar, dilleriyle aynı duaları okurlar. Bu halleriyle adeta dünyaya çıplak geldiklerini ve tekrar bir kefenle çıplak döneceklerini remzederler. Dünya hırslarından sıyrılmış olur, harama ve gayri meşru işlere sapmanın manasızlığını anlar, kötü duygu ve düşüncelerden arınırlar.

Hac Müslümanlarda Ortak Bir Tarih Şuuru Uyandırır: Hacca gelmiş olan Müslümanlar haccın her mekasikini yerine getirirkeen çok şerefli bir tarihi canlandırırlar ve bu mekâanlarda geçmiş olan tarihi olayları yeniden yaşama imkânına kavuşurlar. Kâbe’nin yapılışı, Hz. İbrahim’in oğlu İsmail ve eşi Hacer’le yaşadığı hayatı hatırlarlar. Onların susuz, ziraatsız ve sıcak bir bölgede çektikleri sıkıntıları hissederler. Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğduğu, yaşadığı, İslam’ı yaydığı, tebliğ ederken çektiği çilelerin sahne olduğu, Kur’an’ın nazil olduğu bu kutsal mekânlarda sanki o günleri yaşarmış gibi olurlar. Buradan aldıkları bu anlamlı, bilgi, manevi heyecan ve ortak duygularını kendi ülkelerine taşırlar. Hacc Müslümanlar Arasında Bir Bilgi ve

27

Kültür Alış-Verişi Sağlar: Dünyanın muhtelif yerlerinden gelen Müslümanlar, hacc menasikinin yapıldığı mekânlarda toplanırlar. Ayrı dillerden, ayrı renkten, ayrı milletlerden olan bu insanlar birbirlerinden keşfettikleri yeni şeyleri öğrenirler. Birbirlerine bakarak kendilerindeki noksanlıkları anlarlar ve giderirler. Çok çeşit diller konuşurlar. Anlaşabilecekleri müşterek insanları keşfetmeye çalışarak aralarında iletişim sağlamaya çalışırlar. Bu iletişimlerle kendi kültürlerinin yanında dünyanın dört yanından gelen muhtelif milletlere ait kültürle de tanışmış olurlar. Hac bir bilimsel kongredir. Fakat Müslümanlar bundan gereğince faydalanmamaktadırlar. Mutlak surette buraya gelen uzmanlar kendi bilim dallarında toplantılar tertip ederek bilgi alış-verişinde bulunmalıdırlar. Böylece haccın bu konudaki hikmetini de yaşamış olurlar. Nitekim Yüce Rabbimiz (c.c.): “(Hac mevsiminde) Rabbinizin lütuf ve keremini anlamanızda sizin için bir günah yoktur.” buyurmaktadır. Öyleyse ilk emri “Oku!” olan ve “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” diyen bir dinin mensupları hacdaki ilim ve irfan hikmetlerinden elbette yararlanmalıdırlar. Sonuç: Hac menasikinin her birinde önemli hikmetler vardır. Mukaddes yerler Müslümanların tevhid akidesinin, birliğinin, dirliğinin, kardeşliğinin, bütünleşmelerinin, yardımlaşmalarının, kültür ve manevi dayanışmalarının sembolleştiği ve doğruya ulaştırılabileceği mekânlardır. Yeter ki hac menasikini hakkıyla yapabilelim ve mansikteki hikmetleri görüp, kavrayıp yaşayabilelim. Sosyakültürel açıdan da bu hikmet ve faydaları haccın menasikinin her safhasında görüp müşahede etmeliyiz. Müslümanlar hacdan sonra buralarda kazandıkları güzellikleri memleketlerinde devam ettirmelidirler.


din

Bİlgİnİn Değerİ ve Kur’an Sümeyye BAŞPINAR - DİTİB Schweinfurt Bayan Din Görevlisi

D

ünyaya hiçbir şey bilmez halde gelen insan, yaratılıştan itibaren bilgi sahibi olabilecek şekilde var edilmiştir. Allah’ın insanoğluna varlık nimetinden hemen sonra ikinci olarak bilgiyi vermesi, üzerinde özellikle durulması gereken bir husustur. Kur’anı Kerim’de daha ziyade ilahi bilgi (vahiy) üzerinde durulmakla birlikte, dünyevi ilmi de ihtiva edecek şekilde, yedi yüzden fazla ayette, bilgi ve ona yakın anlamlı kelimeler bulunmaktadır. Bilgiye ait kelimelerin Kur’an’da bu kadar yoğun bir şekilde sunulması, bir tesadüf olarak değerlendirilemez. Bilgiye yönelme, onu araştırma, inceleme çabalarını ibadet olarak nitelendiren, gerek fert, gerekse toplum bazında mükellefiyetler yükleyen dinimiz; başta dini ilimlerin tahsili olmak üzere, hakka ve hayra hizmet edecek bütün ilimlerin öğrenilip öğretilmesini teşvik etmektedir. “Yaratan Rabbinin adıyla oku. O insanı aşılanmış bir yumurtadan yarattı. Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” (Alak, 1-5) Kur’an’ın ilk emri, ‘Oku!’. Mutlak bir emir bu. Cenab-ı Hak, peygamberimizin şahsında hepimizden okumamızı, öğrenmemizi istiyor. Peki, neyi ve nasıl okuyacağız? Oku. Her şeyi oku. Kur’an-ı Azimüşşan’ı oku. Kendini oku. Nefsini tanırsan, Rabbini tanır-

29

sın. Bir hikmet manzumesi olan şu kâinatı, kâinattaki olayları, eşyanın hakikatini tefekkür eyle, tezekkür eyle, ibret al. “Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır! Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir! Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir! Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!” (Ğaşiye, 17-20) Cenab-ı Mevla, düşünen, sorgulayan, neticeye varan bir insan tipi istemektedir. O yüzden insanlığa yönelik ilk emri, ilim çağını başlatan, ‘Oku’ emridir. Cahiliyye devrini kapatacak bu yeniçağ ile birlikte Rasulullah’ ın, vahyin ışığında getirdiği her yeni bilgi, insanları değiştirdi. İnsanların şahsında toplumlar değişti. İlim hareketi ile başlayan bu köklü değişim ile birlikte, cahiliyye devrinin insanları, asr-ı saadetin gıpta edilen isimleri oldu. Allah’ın birçok ismi ilim kökünden gelmektedir. Kur’an’da bilginin Allah’a nispet edilmesi, onu Allah’ın sıfatı olarak zikretmesi, bilgi için en önemli değer vesilesidir. Kur’an’a göre ilim yüce bir derecedir; sahibini yüceltir ve dolayısıyla Allah’ın insanlara bir lütfudur. “Allah içinizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” buyrulmaktadır. Kur’an’ın, bilen ve bilgiye dayalı bir tutum ve anlayış geliştiren bireye verdiği değeri apaçık bir şekilde gösteren bir diğer Ayet-i Kerimede şöyle buyurulur: “Hiç bilenle bil-


meyen bir olur mu?” (Zümer, 9). Bu ayette, Rabbim bilginin peşine düşmeyi, bilmediğini bir bilene sormayı ve bunun sahibi için bir fazilet, bir erdem olduğuna işaret etmektedir.

Sana sığınırım!” diyerek niyazda bulunmuştur. Fayda vermeyen bir ilim, kibre ve gurura sevk eden bir ilim, bir takım menfaatlere aracı kılınan bir ilim, sahibi için, israf ve vebal yükünden başka ne olabilir ki?

Kur’an-ı Kerim’de, ilim öğrenmek, cihad gibi farz olarak öngörülmektedir. Tevbe suresinin 122. ayeti kerimesinde, savaş zamanlarında bile ilmin ihmal edilmemesi, belli bir topluluğun ilimle meşgul olup savaşa gidenler döndüklerinde onları uyarmaları, iyiliği emredip kötülüğe karşı gelme faaliyetini sürdürmeleri istenmiştir.

Rabbimiz, Peygamberimize ve dolayısıyla bizlere öğrettiği şu duayı çok yapmalıyız: “Rabbim! İlmimi artır.” Efendimiz (s.a.v.)’ den dünyalık başka hiçbir şeyin artması için dua etmesi istenmediği halde, ilminin artması için dua etmesinin istenmesi son derece manidardır. İlim bitip tükenmeyen bir hazine olup yalnızca sahibine değil, ulaştığı herkese fayda verir.

İslam dini, temel olarak doğru bilginin peşindedir. Herhangi bir alanda akıl yürütecek, söz söylenecek ya da fiilde bulunulacaksa, bu bilgiye dayanan bir eylem olmalıdır: Bilginin kaynağına dikkat etmek gerekir. Ayet-i kerimede, “Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” buyrulur. Kişinin, hakkında yeterli bilgisinin olmadığı konularda ahkâm kesmesi, yeterince bilmediği ve tanımadığı kimseler hakkında ileri geri konuşması da yasaklanmıştır. “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra, 17/36)

Her şey taksimle azalırken, ilim paylaşıldıkça çoğalıyor. Eğer Peygamberimiz miras olarak geride mal mülk bırakmış olsaydı bugün bize zerresi dahi ulaşmazdı. Ama onun bize bıraktığı ilmi mirastan, şükürler olsun, hepimiz pay sahibiyiz. Öyleyse bilginin peşinden koşmayı bireysel ve toplumsal bir yükümlülük kılıp araştırmayı, incelemeyi, akletmeyi defalarca vurgulayan bu Yüce Kitab’ın muhatapları olarak bizler; dinimiz ve dünyamız için gerekli olan bilgileri öğrenmeli, bu konuda çocuklarımızı yetiştirmeli, harcadıkça artan, hem dünyevi hem uhrevi saadetin kapısını aralayan, hayırlı bir mirasın murisleri olalım İnşallah...

Yüce Kitabımıza göre bilgi, onu hayata aktarma noktasındaki gayrete bağlı olarak değer kazanır. İlmin hakikati, yaşanmasıyla ortaya çıkar. Ashab ile ilgili rivayetlerde, dikkatimizi çeken hususlardan biri, ezberledikleri ayetleri hayatlarında tatbik etmeden bir başka ayete geçmemeleridir. Yaşaynamayan ilim, ayet-i kerimede buyrulduğu üzere “kitap yüklü merkep” misali manasız bir hammallıktır. Allah Rasulü, Cenâb-ı Hak’tan ilim talep ederken daima: “Ya Rabbi! Senden faydalı ilim istiyorum. Faydasız ilimden

30


din

Kadın ve Eğİtİm Fatma BAYINDIR - DİTİB Hof Bayan Din Görevlisi

K

adın denince ilk akla gelen anneliktir. Anne denince de bütün bir toplum ve dünya. Toplumlardaki, hatta kâinattaki her şeyi Allah sanki anneleri aracı kılarak var etmiş. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde Allah, “Her şeyi çift yarattık” buyuruyor. Bu anlamda anneleri anlatırken babaların önemini göz ardı etmiyoruz elbette. Ama şu an konumuz anneler olduğu için anneleri anlatıyoruz. Yoksa çift yaratılanı ayırmak, kâinattaki dengeyi bozmak ve zulme fırsat vermek demek olur. Yani babalar da bir o kadar önemli çocuk eğitimin, hatta annenin dayandığı direk konumundalar. Meseleyi eğitim açısından ele alınca bunu en güzel ifade edecek söz, Hasan el-Benna’ ya ait: “Beşiği sallayan el dünyayı sallar.” Evet, merhum yazar ve İhvan-ı Müslimin’in lideri çok doğru söylemiş. Çocuklarımızın karakterini, beşiği sallayan eller belirliyor. Yanı anne ya da anne yerine (anne yoksa çocuğu büyüten kişi) geçen kişi. Elbette ki çocuğun eğitiminde genetiğin, toplumsal ve coğrafi çevrenin de önemi var, ama baskın olanı, anne ya da anne yerine kaim olanın çocuğa aktardıklarıdır. Bu gün bilinen gerçek şu ki, çocuğun karakterinin % 70’i beş yaşına kadar tamamlanıyor. Geri kalan % 30’u da 25 yaşına kadar (en fazla bu yaşa kadar gidebiliyor ki, bu Ebu Hanife’nin görüşüdür) bitmiş oluyor. Görünen o ki, çocuğun karakterinin üçte ikisi beş yaşına kadar şekilleniyor. Bu durumda çocuğun ve dolayısıyla toplumun ve dünyamızın geleceği annelerin ya da anne yerine geçen kişilerin elindedir dersek, çok

31

doğru söylemiş oluruz. Pedagoji alanında çok kullanılan bir cümle daha var: “Çocuğu eğitecek iseniz, işe büyük annesinden başlamak zorundasınız.” Bu cümle, çocuk terbiyesinde, çocuk eğitiminde hem genetiği hem de çevreyi de içine alan bir mesaj içeriyor. “Anasına bak kızını al.”... Atasözlerimiz, özdeyişlerimiz asırların tecrübesiyle oluşmuştur. Yabana atmamak lazım. Kaldı ki birçok atasözümüz aslında Hadis-i Şeriflerden alınmış. Hadisleri ve ve atasözlerini birlikte incelediğimizde bu çok net ortaya çıkıyor. Fakat bir atasözümüz daha var: “Alimden zalim, zalimden alim çıkabilir.” Evet, bunu hiç bir şekilde göz ardı etmemeliyiz. Hiç bir şey yüzde yüz olmaz. Kötü ortamlarda çok olumlu çocuklar da yetişebilir. Aksi takdirde duayı ve hatta Allah’ı devre dışı bırakmış oluruz. Böyle bir girişten sonra çocuk eğitiminde kadın, anne ne yapmalıya geçebiliriz. Bu konuda fazla düşünmeye gerek yok. Çocukta nelerin olmasını istiyorsak önce biz öyle olmalıyız... • Çocuğumuz yalan söylesin istemiyorsak, ailede bizde hiç yalan söylememeliyiz. • Çocuğumuz ikiyüzlü olan istemiyorsak, ailede ve dışarıda kimseye yüzüne başka arkasında başka davranmamalıyız. • Çocuğumuzun dayanıklı ve mücadeleci olmasını istiyorsak, biz de hiçbir olumsuz davranış ve olayda pes etmemeli, mücadele etmeliyiz. • Çocuğumuzun kötü yola düşmesini iste-


miyorsak her istediğini elimizde yoksa da bulup buluşturup yerine getirmemeliyiz. Çünkü büyüyünce her istediğini elde edemeyince gayrı meşru yollardan elde etmeye çalışır ise, suçlusu biziz demektir. Çünkü hiç mahrum kalmayı öğretmedik, istekleri için sabredip çalışıp elde etmeyi öğretmedik demektir bu. Şu da bilimsel bir gerçek ki, çocuklar kendilerine söyleneni değil, daha çok gördüklerini yapıyorlar. Fakat unutmamalıyız ki, çocuklarımızın bizim fotokopimiz değil, ayrı bir şahsiyet, ona göre davranmalı, kendi olmak isteyip olamadıklarımızı, yapmak isteyip yapamadığımızı onlara dayatmamalı. En önemsiz gördüğümüz işler için bile o işin uzmanı arayıp bulunurken çocuk yetiştirmede de kadınlarımız, bu işi uzmanından öğrenmeli, “doğduğu gibi büyür” dememeli. Çocuklar bizim geleceğimiz. Onları yetiştirmek, dünyanın en kutsal ve aynı zamanda en zor uzmanlık işi. Son olarak çocukların bize emanet olduğunu ve onları Allah, Kur’an ve Peygamber sevgisiyle, sevgimize

hava ve su kadar ihtiyaçları olduğu bilinciyle yetiştirmeliyiz. Bu konuda yazılacak çok şey var, ama bu bir dergideki yazıyı çok aşar. Bunu hayatımızın en kutsal işi olarak görürsek, meseleyi çözmeye başlamış sayılırız. Gerisi de dua. Dua ibadetin kendisidir buyuruyor en Sevgilimiz, Peygamberimiz. Birbirimize güzel dualarımız dilimizden hiç eksik olmasın. Birde hiç unutmamalıyız ki, bizler insanız, beşeriz, şaşarız. Çocuklarımızı çok mükemmel yetiştireceğiz, en iyisini yapacağız diye hayatı kendimize ve çocuklarımıza zindan etmemeliyiz. Unutmayalım ki, “en iyi, iyinin düşmanıdır”. Olabildiğimiz kadar, elimizden geleni esirgemeyelim bu yeter. Gerisi dua. Çünkü hayatımız, duadan, yani ibadetten ibaret. Bu bilinçle ve sevgiyle kalınız...


din

Vekaletle Kurban Muharrem ÖZTÜRK - DİTİB Schwabach Din Görevlisi

A

llahü Teâlâ inanan kullarına kulluk borcu olarak bedenî, lisânî, kalbî ve mâlî ibadet ve sorumluluklar yüklemiştir. Bunlardan biri olan kurban; Allah’ın rızasını kazanmaya, yardımına yakın olmaya ve ahiret hayatında sayısız nimetlere kavuşmamıza vesile olacak mâlî ibadetlerimizdendir.

Her ibadetin ayrı bir anlamı vardır. Namazın yerine oruç, orucun yerine kurban, kurbanın, haccın yerine öğrenciye burs, öğrenciye bursun yerine dua geçmeyeceği gibi kurban kesmekle yükümlü olanların kendileri veya vekalet verdiği kişilerin hayvanları mutlaka kesmesi ve ihtiyaç sahiplerine dağıtması gerekmektedir.

Kurban, akıllı, hür, mukim ve dini ölçülere göre zengin sayılan müminlerin sorumlu oldukları bir görevdir. Kişi Allah’ın rızasını kazanmak gayesiyle kurbanını kesmekle hem O’na yaklaşmış, hem de maddi durumları yetersiz olduğu için kurban kesemeyenlere yardımda bulunmuş olur. Bu maksatla Müslümanlar kurbanlarını asırlardır hem kesmişler, hem de çeşitli kişi veya kuruluşlara vekalet vererek kestirmişlerdir.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de, hem vekalet verenlerin hem de vekalet alanların ibadet maksadından başka bir niyet taşımamasıdır. Zira başka amaçla kesilen hayvanlar kurban ibadeti yerine geçmez. İbadetler hiçbir zaman dünyevi amaçlar için araç kılınmamalı ve ibadetler sadece Allah rızası için yapılmalıdır. Öte yandan ibadetlerde mümkün olduğu kadar şüpheden uzak durmalıyız. Özellikle vekaletle yaptırdığımız ibadetleri gönlümüzün huzur bulduğu güvenli kişi veya kuruluşlara yaptırmalıyız.

Hadis kitaplarında, Sevgili Peygamberimizin bir arkadaşından, kendisi için kurbanlık hayvanlar almasını istediği, O kişinin O‘nun adına aldığı kurbanlardan, bir kısmını kendi ve eşleri adına kestiği, bir kısmını da Hz. Ali’ ye havale ederek kestirttiğinden bahsedilmektedir. Peygamberimizin uygulamalarını referans alan fıkıh kitapları, kurbanı, kişinin kendisi kesebileceği gibi, vekalet yoluyla başkasına da kestirebileceğini yazmaktadır. Vekaletle kurban kesimini, mali imkanı olduğu halde zaman ve mekan açısından kurban kesme imkanı bulunmayanlara dinin sağladığı bir kolaylıktır. Vekaletle kurban kestiren kişi kendi bulunduğu yerdeki birisine bizzat vekalet verebileceği gibi, başka bir yerdeki kişi veya kuruma da sözlü veya yazılı olarak vekalet verebilir.

33

Türkiye Diyanet Vakfı her yıl olduğu gibi bu sene de büyük sorumluluk isteyen bu zor göreve talip olmuş ve “Vekalet Yoluyla Kurban Kesim Organizasyonu” adı altında 2012 yılı için kurban bedeli 160,- Euro olarak belirlenmiş olup, vekaleten kurban kestirmek isteyenler Türkiye’nin yanı sıra pek çok Asya, Balkan, Kafkas ve Orta Doğu ülkelerinde yapılacak vekalet yoluyla kurban kesim organizeleri ile bir ibadet yükümlüğünü uluslararası kardeşlik ve sorumluluk duyarlılığı ölçeğinde yerine getirmiş olacaklardır. Bu kampanyaya internetten katılalabileceğiniz gibi DITIB camilerindeki görevlilere de müracat edebilirsiniz.


mesneviden hikayeler

Avcının Hilesi Bir avcı kuşları kolayca yakalayabilmek için kendini ağaç dalları, otlar ve yapraklarla gizleyip çayırlığa oturdu. Önüne de bir tuzak kurup, tuzağın içerisine bir avuç buğday attı. Hiç hareket etmeden beklemeye başladığı sırada karnı iyice acıkmış bir kuş gelip yakınına kondu. Avcıyı böyle sessiz sedasız oturur görünce: “Sen ne yapıyorsun burada?” diye sordu. Avcı: “Dünyadan elini eteğini çekmiş bir zahidim ben.” diye cevap verdi. “Hiç kimsenin işine karışmıyor, burada kendi halimde yaşıyorum...” Kuş: “O buğdaylardan biraz yiyebilir miyim?” dedi. “Bilmem ki.” dedi avcı, “Bir yetimin emaneti bana... Ama karnın çok acıkmışsa gel ye.” Kuş, avcının gizli niyetlerinden habersiz, onu iyi yürekli ve dünya işlerinden uzaklaşmış bir zahid kimse olarak kabul edip buğdaylara saldırınca, hileci avcının ellerine düştü. Aldatıldığını anladığında ise iş işten geçmiş, tuzakta binlerce feryada başlamıştı... Avcı: “Görünüşe ve söylenen her söze inanırsan sonun böyle olur işte” diyordu. “Tuzağa yakalandıktan sonra feryadın ne faydası var?” ***** Velhâsıl-ı Kelâm... Uygunsuz hırs ve hevesler canların düşmanıdır. Önemli olan tehlike gelmeden önce uyanık ve tedbirli olmaktır. Felaket tufanından sonra ağlayıp sızlamışsın neye yarar?

34


aile

Anneme Mektup... Sevgili Anneciğim, Fedakârlığın, cömertliğin, karşılık beklemeden vermenin ve sevginin ne olduğunu senden öğrendim. Senden öğrendim temizliği, tertibi, büyüklerime ve küçüklerime nasıl davranmam gerektiğini. Benim canım annem, hayat öğretmenim, ilk öğretmenim. Anneciğim şimdi ben de anneyim, senin gibi benim de kızlarım var, oğlum var. Ben de senin gibi kızlarımı okula gönderirken saçlarını tarıyorum. Her tel saça bin öpücük kondurarak. Bazen kızlarım “anne çabuk ol, okula geç kalacağız” diyorlar. Onlar bilmiyorlar taramak bahane, ben saçlarını okşuyorum. Şimdilik bilmeyecekler de, birçok işte hızlı olan anneleri saç tararken neden bu kadar yavaş. Ama ben şimdi biliyorum, çocukken neden saçlarımın uzun uzun tarandığını. Çocuklarım kucağıma sokuldukça, çocukluğum geliyor aklıma. Üşüdüğümde en sıcak sobam kucağındı, nefesindi üşüyen ellerimi ısıtan meltem rüzgarları. Termometreye ne hacet, hastalandığımda ateşimi ölçen alnıma konan öpücüklerindi. Bazen “galiba ateşim var” diyerek yalan söylerdim, çünkü telaşla alnıma öpücük kondurman çok hoşuma giderdi. Hele ağrıyan yerimi öperek iyileştirmen var ya, işte hep o, beni yaramaz bir kız çocuğu yaptı. Ağaca tırman düş, annen öpsün iyileşsin, merdiveni üçer beşer atlarken düş, annen öpsün iyileşsin... Anneciğim, çocuklarım “anneciğim” deyip boynuma sarılınca yorgunluğum, gamım,

35

kederim gidiyor. Bana “ne çok konuşuyorsun” derdin, keşke o zaman daha çok konuşsaydım, günde üç-beş kez değil, binlerce kez sana “anneciğim, canım anneciğim” deseydim. Belki hiç yorulmadan, gamı kederi hissetmeden yaşlanırdın. Olsun, şimdi sesleniyorum sana; anneciğim, benim canım anneciğim... Dedim ya hayat öğretmenimsin diye. Anneciğim, senden öğrendiklerimi ben de çocuklarıma uygulamaya çalışıyorum. Bununla yaptığın her şey doğruydu demiyorum. Üzerimde olumlu etki bırakan tavırlarını, davranışlarını ben de aynen çocuklarıma uygulamaya çalışıyorum, olumsuz etki bırakanlardan, şimdi bana yanlış gelen davranışlarından da kaçınıyorum. Ama şunu iyi biliyorum, benim iyiliğime olsun diye yaptığın, ama şimdi benim yanlış yaptığını düşündüğüm davranışların bile bana nasıl davranmam gerektiğini öğretiyor. Yanlışı ile bile bana yol gösterici olan canım annem, bakma sen üniversiteler bitirdiğime, kızının senden, yani ilkokul mezunu bile olmayan annesinden hâlâ öğreneceği çok şey var, inan bana. Anneciğim, sen yetmişe değil, doksanına da gelsen benim annemsin, aramızdaki yaş farkı ben bir yaşındayken de aynıydı, şimdi de aynı. Onun için gözümde hiç yaşlanmıyorsun. Hani sen dersin ya “annelerin gözünde çocuklar hiç büyümez” diye, ben de sana “çocukların gözünde anneler hiç yaşlanmaz” diyorum. Bunu sadece ben sana demiyorum, benim çocuklarım da bana diyorlar. Onlar ilkokula giderken de ben onların


gözünde genç bir anneydim, şimdi oğlum üniversiteye başladı hâlâ bana “anne sen gençsin” diyor. Tıpkı benim ona “elinizi yıka, üstünü kalın giy, üşüme” dediğim gibi. Demek ki, annelerin gözünde çocuklar büyümez, çocukların gözünde de anneler yaşlanmaz. Boşuna dememişler, “kadınlar yaşlanır, anneler yaşlanmaz” diye... Benim her zaman genç, her zaman güzel annem. Çocuklarımın hoş olmadığını düşündüğüm davranışlarını düzeltmeye, asiliklerine de kısmen anlayış göstermeye çalışıyorum. Sabrıma şaştığında “anne, onlar ergen” diyorum, sen de “siz hiç ergen olmadınız mı” diyorsun. Olduk anne. Her ne kadar adı bugünkü kadar sık telaffuz edilmese de biz de ergen olduk. Biz de huysuzluklar, aksilikler, itaatsizlikler yaptık. Anneler unutur, sen unutmuşsun ben unutmadım anne. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde: “Allah size, annelerinize itaatsizliği Haram kıldı.” buyuruyor. Yaptığım itaatsizlikler, seni üzen davranışlarım için şimdi pişmanlık duyuyorum. Beni affet, anne. Umuyorum ki, sen affedersen Allah da affeder.

Anneciğim, çocukken ezberleyip, söylediğim bir şiir vardı: Anneciğim seni ben, Çiçeklerden yemişten, Sarı saçlı bebekten, Canımdan çok severim. Bu sözler hâlâ anlamlı benim için. Ancak bugün daha iyi anladım ki:

“Ana başa taç imiş. Her derde ilâç imiş. Bir evlât pîr olsa da, Anaya muhtaç imiş!” Ellerinden öperim anneciğim. Kızın...

36


atamıza dair

Atatürk Sofya’da Kıyafet Balosunda Derleyen: Ramazan KEMAL

Mustafa Kemal Sofya’dayken 1 Mart 1914’ te Yarbaylığa yükselmişti. Yaz başlangıcında (mali durumu düzeldiğinden) istediği gibi bir ev bulmuş ve oturmuştu. 1914’ün Mayıs ayı başında, Bulgarların 11 Mayıs 1914’deki ulusal gününde verilen bir baloya davet edilmişti. Mustafa Kemal bu baloda manevi bir üstünlük sağlamak istiyordu. Geniş ve bol ışıklı salonda devam eden muhteşem gecede, gösterişli bir yeniçeri kıyafetiyle içeri girdi... Mustafa Kemal’e çevrilen bütün gözler O’na hayranlıkla bakıyordu. Orada bulunan Bulgar Kralı Ferdinand, Mustafa Kemal’i yanına davet ederek iltifatlarda bulunmuş, kıyafetinden ve başarısından dolayı da tebrik etmişti. Bir gümüş tabakayı da kabul etmesi dileğiyle hediye etmişti... Mustafa Kemal o gece baloda giydiği yeniçeri kıyafetini, İstanbul Merkez Kumandan Muavini Kazım Bey’e mektup yazarak, müzeden alınıp yollanmasını istemişti. Sofya’dan trenle İstanbul’a giden bir arkadaşı dönüşünde kıyafeti aksesuarlarıyla birlikte kendisine getirmişti. Sabaha kadar devam eden balonun bitiminde, İspanya Maslahatgüzarı, Mustafa Kemal’i evine davet etmiş ve evinin şark köşesinde O’nun yeniçeri kıyafetiyle bu fotoğrafını çekmişti.

37


Göz le rde y aş yo k s a, r uh gök k uşağın a s ah ip o lam a z . (Kızılder il i ata sözü)

h as e n i e nd k n ki, i b r l ı a d r K i va r e l n an m a ne de z ç bi r i h l ı z. ak a m a a n l ay al) ( Bl a

sc i s e Pa

Bi r iy iliği ya pa n deği l, iy iliği göre n hatır lam alıdır. 39

(Cic ero)

H e r f e rdi, h at t a

t o p lu luğu, h oşla

n dığı

ye m ile av la r la

(H. R ahm i Gür pın

he r

r.

a r)

Bütün de vlet le r ha zımsız lık ta n ölür. (Na poleon )

Kula k, y g ide üreğe n c add bi r e di r. ( Vo l t ai r e )


g端ncel

39


CAMİ AÇIK KAPI GÜNÜ VE MİSYONU Dr. Cafer ACAR T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi

C

amiiler Müslüman kimliğinin önemli bir parçasıdır. Müminler için yeryüzünün mescid kılınması, mescidin hayatın merkezinde olması gerektiğini ifade eder. Bu nedenle olsa gerektir geçmişteki alimlerimiz, cemaatle namaz kılmayı kimi zaman farzı kifaye kimi zaman vacib kimi zaman da kuvvetli bir sünnet olarak değerlendirmişlerdir. Mescidin hayatın merkezinde olması toplumun sağlıklı iletişim içerisinde olmasının da garantisini teşkil eder. Müminlerin sürekli iletişim içinde olması, gözden ırak olan gönülden de ırak olur atasözümüzde de ifade edildiği gibi müminler arasında mesafelerin oluşmasını engeller. Birbirimize katlanabilme katsayımızı artırır. Bu bakış açısından müminlerin mescitlere olan ihtiyacı ve mescid-mümin ilişkisinin bir şekilde koparılmadan sürdürülmesi gerekli. Bu ilişkinin sürdürülmesi kişilerin kendi dünyalarına terkedilerek kendilerinin karar vermesini bekleyemeyeceğimiz kadar önemlidir. Mescid-mümin ilişkisinin oluşturulmasında ve sürdürülebilir hale getirilmesinde din görevlisi ve cemiyet yönetimlerine, gençlik kollarına ciddi sorumluluklar düşmektedir. Din görevlilerimiz, cemaatini iyi tanımalı, yeni cemaate katılan insanlarımıza özel ilgi göstermeli ve mescidin kuşatıcı huzurunu hissettirmelidir. Her insanın özel bir dünya

olduğunu fark ederek dantel dantel işlenen bir toplumun mimarları arasında hiç şüphe yok ki din görevlilerimiz de yer almalıdır. Bu bir fedakarlık sürecidir. Bir defalık veya kısa süreli heveslerle tatmin olunabilecek bir özelliği yoktur. Din görevlilerimiz büyük oranda bu hizmetleri görebilmektedir. Cemiyetlerimiz de mescid mümin buluşmasında önemli sorumlulardandır. Müminlerin mescidlerde rahat bir şekilde ibadet edebilmeleri ve manevi huzurlarının gerçekleşmesinde sorumluluk sahibi olmak durumundadırlar. Toplumun hiçbir ferdi mescid–mümin buluşmasında ihmal edilebilir değildir. Almanya’da mescid-toplum buluşmasının bir başka boyutunda Alman komşularımız, arkadaşlarımız vardır. Onların da mescidi ve müminleri tanımasında mescidler önemli fonksiyon görebilir. Bu durum günümüz dünyasında, islam ve Müslümanlar hakkında hayali, mevzi yorum ve düşüncelerin izalesinde de rol oynayabilir. Tarihen sabittir ki Müslümanlar ve islam hakkında gayri müslim dünyanın düşüncelerindeki şekillenmede iletişim büyük etki etmiştir. Hiçbir diyalogun ve iletişimin olmadığı dönemlerde en uç düşüncelerin dillendirildiği konuyla ilgili Avrupa müktesebatı incelendiğinde rahatlıkla görülebilmektedir. Ne zaman ki Müslümanlar ile dış dünya yakın iletişime geçmiş daha dengeli ve zaman zaman olumlu söylemlerin oluşması mümkün olmuştur.

40


Bu durum bize göstermektedir ki, Müslümanlar daha açık ve şeffaf bir şekilde dış dünya ile iletişime geçmeli ve modern dünyanın muhtaç olduğu hayat veren değerleri bu dünyaya tanıtmalıdır. Açık kapı günü de bu anlamda bizlere önemli bir fırsatı sunmaktadır. Cami ve mescidlerin kapılarının ardına kadar açıldığı bu günde camii tanıtımı ve islam hakkında kısa bilgiler sunulmaktadır. Bu zaman dilimleri özenli hazırlıklar yapılarak islamın ve Müslümanların itibarına uygun bir tarzda değerlendirilmelidir. Bilgi ve donanım sahibi din görevlilerimizin rehberliğinde bir organizasyon düşünülmelidir. İkramlarımız bu bilgi ve irfan sunumunun altında anlamlı ve değerlidir. Bilgiyi ve irfanı ikramlara kurban etmemek gerekir. Cemiyetlerimiz bünyesinde mescid ve camilerin tanıtımı İslam dininin tanıtımı temelinde gerçekleştirilmelidir. Mutlaka ayet ve hadislerin rehberliğinde icra edilmelidir. Ziyaret sonucunda her ziyaretçinin islam hakkında olumlu bir imaj kazanmış olması ümidimiz olmalıdır. Bu duygu ve düşüncelerle açık kapı gününün Almanyadaki insanların biribirlerine gönüllerini açmalarına vesile olmasını niyaz ederim.

41


DİTİB KÖLN

Almanyada’daki Türk İslam Toplumunun Onur Projesi Yapılacak olan bu Cami ve Kültür Merkezi, müslümanların bu toplumda kendilerini daha yerli hissetmelerini sağlayacak ve bu anlamda uyuma büyük ölçüde katkı sağlanmış olunacaktır. Cami, Dini Bilgiler Kursu, Eğitim Merkezi, Gençlik ve Spor Merkezi, Kadınlar Merkezi, Araştırma Merkezi, İlmi Kütüphane, Dinler Arası Diyalog Merkezi, Seminer Salonu, Konferans Salonu, Ticari Bürolar, Alışveriş Merkezi, Basın Merkezi, Kapalı Otopark, Çocuk Bakım Merkezi gibi sosyal ve kültürel birimlerini bünyesinde bulunduracak olan Merkez Camii, iki minare (55 metre) ve şeffaf parçalardan oluşan bir kubbeye (36,50 metre) sahiptir.

BU KALICI ESERDE SİZİN DE BİR KATKINIZ OLMASINI İSTİYORSANIZ 1. BANKA HAVALESİ YOLUYLA BAĞIŞ Empfänger: Türkisch-Islamische Union Kontonummer: 505566000 Bankleitzahl: 37040044 Commerzbank Köln Verwendungszweck: Merkez-Camii

2. TELEFON YOLUYLA BAĞIŞ

0 900 1070105 Sabit hattan bağışta bulunmak istiyorsanız (her aramada 5€)

12

MAHYA . EYLÜL 2010 20


hukuk

GÜMRÜK KONTROLLERİNDE DİKKAT! Av. Emre HIZLI

Sevgili Mahya Dergisi Okurları, Sizleri özellikle bu aylarda ülkeye giriş ve çıkış yaparken yaşanan gümrük problemleri konusunda aydınlatmak istiyoruz. Her ülkenin olduğu gibi, Almanya`nın da transit geçiş amacıyla dahi olsa, topraklarına sokulacak mal, eşya, tüketim malzemesi ve parayla ilgili özel kuralları bulunmaktadır. Gümrük formaliteleri genellikle ülkeye sokulması yasak yada miktar olarak sınırlı gümrüğe tabi düzenlemeleri belirler ve şahıslardan sözlü veya yazılı beyan talep eder. Bu beyan doğrultusunda gümrükten muaf olmayan mal veya eşyalar gümrük vergisine tabi tutulur. Konu çok kapsamlı olduğundan bu hususta vatandaşlarımızın canını acıtacak iki özel konuya değinmek istiyoruz. Almanya`nın gümrük kapsamından muaf ürünler için internete bakmanız ön bilgi için yeterli olacaktır. Bu kapsamda örnek olarak şunu belirtmek isteriz: Karayoluyla yolculukta yanınızda götüreceğiniz malların değeri 300 Euro’yu geçmemelidir. Hava veya deniz yolu ile yolculukta yanınızda götürebileceğiniz malların toplam değeri 430 Euro olarak belirlenmiştir. 15 yaşın altındakiler için seyahatte yanlarında bulunduracakları malların toplam değeri ise 175 Euro ile sınırlıdır. Özellikle değinmek istediğimiz ilk konu son

43

yıllarda Almanya`nın yurt dışına çıkarılacak veya ülkeye sokulmak istenen nakit para kontrollerini sıklaştırmış olması ve bu konuda talep edilenen büyük vergi cezaları: Avrupa Birliği yasaları çerçevesinde uygulamaya giren “kara parayla mücadele” kanunlarının eseri olan bu talimat Almanya’daki nakit para trafiği kontrolünü amaçlıyor. Yasaya göre Almanya`ya sokulmak istenen veya Almanya dışına çıkarılmak istenen nakit para 10.000 € `yu geçerse bununla ilgili bildirim şartı bulunuyor. Eğer bildirilmez ise, duruma göre bu paranın yüzde 50’si veya yüzde 75’ine kadar el konulabiliyor. Vergi cezalarının yanı sıra vergi kaçakçılığı çerçevesinde cezai sorgulama başlatılabiliniyor. Bu aşamada kesinlikle hukuksal danışmanlık almanızı öneririz. Öyle ki yaptırımlar miktarın büyüklüğüne göre çok yüksek meblağlara ve cezalara ulaşabiliyor. Örnek verecek olursak bu yasa çerçevesinde ülkeye giriş yapan ve nakit parasını beyan etmeyen bir vatandaşa verilen 60.000 € para cezasını, yoğun uğraşlar sonucunda 15.000 € `ya kadar indirme başarısına ulaştık. İkinci önemli konu ise hepimizi ilgilendiren ziynet eşyalarını kapsıyor. Türkiye dönüşü sınır kapılarında ve havaalanlarında çok sayıda vatandaşımız ziynet eşyaları yüzünden büyük sıkıntılar yaşıyor. Yurt dışından getir-


dikleri ziynet eşyaları için yakalandıklarında gümrük vergisi, katma değer vergisi ve çeşitli cezalara tabi tutuluyorlar. Gümrükten geçerken kolunuzda bulunan bilezik ve daha önce beyan edilmeden Türkiye’ye götürülen ziynet eşyaları da dönüşte gümrüğe tabi tutulabiliniyor. Bu iki önemli konuda, yasalar çerçevesinde haklarınızın da olduğunu unutmayın. Gümrük ve vergi gelirleri her ülkenin önemli bir gelir kaynağı olduğundan, resmi makamlar katı bir tutum sergileyebiliyorlar. Kimi zaman gerektiğinden yüksek cezai uygulamalar önümüze çıkabiliyor. Bu durumlarda öncelikle sakin kalınmalı. Gerektiğinde itiraz hakkınızı yasal yollardan kullanmalısınız. Konuyla ilgili bilgi almak isteyenler için: Anwaltskanzlei Emre Hızlı & Kollegent Königstorgraben 7 (Hauptbahnhof ) 90402 Nürnberg, Telefon: (0911) 27432-0 E-Posta: info@ra-hizli.de Internet: www.ra-hizli.de

44


sağlık

Sinüzit Nedir? Ali AYDIN

B

urun, alın, şakak ve göz çevresindeki içi hava dolu boşluklara, Sinüs denir. Bu sinüsler, kanallarla buruna açılırlar. Bu kanalların içinden burun mukozası geçer. Bu mukozanın ürettiği salgı burun içine gelir ve solunum yollarının ısıtılmasını ve nemli kalmasını sağlar. Bu mukoza iltihaplanırsa, sinüzit oluşur. Kronik ve akut olmak üzere iki tip sinüzit vardır.

nıklığı ya da görme bozukluğu gibi bulguların varlığını öğrenmek için burnunuzu, ağzınızı, boğazınızı ve kulağınızı muayene edecektir. Gerekirse sizden sinüslerinizi incelemek için röntgen filmi çekimi isteyebilir. Bunlar akut sinüzitin tanısında kullanılır. Kronik sinüzitte ise sinüsler için bilgisayarlı tomografi gerekebilir. Ayrıca endoskopi yardımıyla burnunuzu incelemesi gerekir.

SİNÜZİT KİMLERDE VE NASIL ORTAYA ÇIKAR? Sinüzit hastalığının oluşmasına neden olan en önemli faktör ise sinüs mukozası tarafından üretilen salgının (sümük/mukus) burna boşaltılamayarak sinüsler içinde birikmesidir. Bu durum üç şekilde ortaya çıkabilmektedir. • Üretilen salgının burna boşalma yolunun (sinüs boşalma kanalı) tıkanması, • Salgıyı sinüsler içinde sinüs boşalma kanallarına taşıyan sistemin (muko silier aktivite) işlevinin bozulması, • Salgının içeriğinin ya da kıvamının değişmesi.

SİNÜZİT TEDAVİSİ Tedavinin amacı; sinüslerin iltihaplardan temizlenmesi ve iltihaba neden olan bakterilerin yok edilmesidir. Akut sinüzit için genellikle antibiyotik tedavisi uygulanır. Yaklaşık 10 gün süren bir ilaç kullanımı gereklidir. Doktorunuz, gerekli görürse bu süreyi uzatabilir. Ayrıca burun açıcı bazı ilaçlar ve burun damlaları kullanılır. Akut sinüzitte, ilaç tedavisinden genelde olumlu sonuçlar alınır.

SİNÜZİT TANISI NASIL KONUR? Bunun için öncelikle, bir doktora ve Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmanız gereklidir. Yapılan muayene ve doktorunuzun size sorduğu sorular hastalığın tanısını koymaya neden olacaktır. Başınızın ne zaman ve ne kadar sıklıkla ağrıdığını, burun akıntınızın rengini öğrenmek isteyecektir. Burun tıka-

45

Kronik sinüzitte ise, öncelikle sinüzitin tam olarak nedeni bulunmalıdır. Genelde burun içindeki eğrilikleri ya da kırıkları düzeltmek için cerrahi müdahale gerekir. Kronik sinüzitte çözüm ameliyattır. Riskli bir ameliyat değildir ve yan etkisi çok azdır. Bu tedavilerin dışında, hastanın evde yapabileceği bazı şeyler vardır. Burnu, tuzlu su ya da buharla temizlemek, burun damlalarıyla burnun açık kalmasını sağlamak hastayı rahatlatacaktır ve tedaviye yardımcı olacaktır.


Ayrıca bol su içmek, mukus yapımını arttırır ve akışkan hale gelmesini sağlar. SİNÜZİTTEN KORUNMA YOLLARI NELERDİR? Sinüzitin en büyük sebeplerinden birisi soğuk algınlığıdır. Basit bir nezle bile sinüzite yol açabilir. Saçları ıslatıp soğuk havaya çıkmak, özellikle havanın rüzgarlı olmasıyla üst solunum yollarında enfeksiyon sonucu sinüzit gelişimine yol açar. Bu konuya özellikle gençlerimizin dikkat etmesi gerekir. Havanın kirli, dumanlı olması, klimalı ortamlarda uzun süre kalmak, özellikle sıcak havalarda

terledikten sonra serinlemek için vantilatörün önüne geçmek sinüzite davetiye çıkarmaktır. Çok kuru ortamda bulunmamaya özen gösterilmelidir. Gerekirse evin nemi olması gereken miktara ayarlanmalıdır. Kaloriferli evlerde bu rahatlıkla yapılabilir. Ayrıca uzun süren burun tıkanıklığı ve iltihabı, dişlerde meydana gelen bir iltihap sinüzitin oluşmasına yol açar. Sigara kullanmak, bir çok hastalıkta olduğu gibi sinüzitte de etken rol oynamaktadır. Bunun dışında solunum yolu alerjisi olan kişilerin, alerjen maddelerden uzak durması gerekir ve bu konuda doktora başvurmasında fayda vardır.

Alın boşluğu

46


O

Op. Doktor med. Bahadır Kandemir

Ortopedi ve travmatoloji uzmanı Op.tedavisi Doktor med. Bahadır Kandemir Bel fıtığı Ortopedi ve travmatoloji uzmanı Meniskus Ameliyatları fıtığı tedavisi Diz veBel Kalça protezi ameliyatı Meniskus Ameliyatları Ayak ve el cerrahisi Diz ve Kalça protezi ameliyatı Kiroterapi ve el cerrahisi KemikAyak olçümü DalgaKiroterapi tedavisi Kıkırdak destekleyici Kemik olçümü iğneler Op. Doktor med. Bahadır Kandemir

tedavisi Ortopedi ve travmatolojiDalga uzmanı Kıkırdak destekleyici iğneler Bel fıtığı tedavisi Meniskus Ameliyatları Diz ve Kalça protezi ameliyatı Op. Doktor Yavuz Durmaz Ayak ve el cerrahisi Uroloji Uzmanı Kiroterapi Prostat rahatsızlıkları Kemik olçümü Böbrek taşı kırma tedavisi Dalga tedavisi Fıtık ameliyatları Kıkırdak destekleyici SÜNNET iğneler

Erkeklerde iktidarsızlık tedavisi Böbrek, prostat, idrar kesesi ve testis kanseri tedavisi Günübirlik ameliyatlar Tam teşekküllü Klinikum Nürnberg Nord`da Ayşegül Kandemir yatılı ameliyatlar

O B M D A K K D K

O

U P B F S E B t G T y

A

İ K B Y H M K tP

İlk türk beslenme danışmanı Kişiye özel Beslenme Tavsiyeleri Ayşegül Kandemir BMI ölçümü (Body Mass Index) İlk türk beslenme uzmanı Yağ, kas oranıdanışmanı ve organ yağı ölçümleri KişiyeHaftada özel Beslenme Planı Kandemir iki defaTavsiyeleri olmak Ayşegül üzere, düzenli BMI ölçümü (Body Mass Index) İlk türk beslenme danışmanı kontroller Yağ,Allersberger kas oranı kan ve Strasse organ yağı Kişiye özel Beslenme Tavsiyeleri Mevcut sonuçlarına göre Nürnberg kişiye özel* Tele 85 *ölçümleri 90461 Haftada iki defa olmak üzere, düzenli kontroller BMI ölçümü (Body Mass Index) * tavsiyeler e-mail: info@norismed.com Mevcut kan sonuçlarına göre kişiye özel Kan tahlili sonuçlarına göre özel Diyet Yağ, kas oranı ve kişiye organ yağı ölçümleri tavsiyeler Programı Haftada iki defa olmak üzere, düzenli kontroller Mevcut kan sonuçlarına göre kişiye özel tavsiyeler

44

Allersberger Strasse 85 * 90461 Nürnberg * Telefon 0911 - 533305 * Telefax 0911 - 5393656 e-mail: info@norismed.com * web: www.norismed.com


AİLE DOKTORLARINIZ

Ali Aydın & Nurcan Demirci-Aydın

Spittlertorgraben 3 90429 Nürnberg

Tel: 0911 9287880 Fax: 0911 9287888

Açılış saatleri: Pazartesi - Cuma : 08.30 - 12.00 Pazartesi, Salı, Cuma : 14.30 - 17.00 Perşembe : 14.30 - 18.00


kim kimdir

Hamamizade İsmail Dede Efendi Derleyen: Gökhan ÖNDER

İsmail Efendi küçük yaşta Yenikapı Mevlevihanesi’ne kapılanarak müzik öğrenimine başladı. Yirmi iki yaşındayken 1001 gün süren Mevlevi çilesini tamamlayarak «dede» oldu. Burada değişik ustalarla klasik Türk müziği, din müziği çalıştı ve ney üflemeyi öğrendi. Daha 16-17 yaşlarındayken besteler yapmağa başladı ve büyük bir besteci olan Sultan Selim’in ilgisini çekti. Padişah onu kendisine musahip ve başmüezzin tayin etti. Dede Efendi, III. Selim’den sonra gelen II. Mahmut ve Abdülmecit zamanında da bu görevlerini sürdürdü. Hacca gittiği 1846 yılında koleraya tutularak Mekke’de vefat etti. Dede Efendi besteciliğinin yanı sıra neyzenliği ve ha-

49

nendeliği ile de ünlüdür. Halk zevkinden saray zevkine kadar her çeşit üslûpta eserler bestelemiştir. Yaşadığı sürece birçok öğrenci yetiştirmiş, ölümünden sonra da klasik Türk müziği ustalarını etkilemiştir. Öğrencileri arasında ünlü Dellâlzade İsmail Efendi, Mutafzade Ahmet Efendi, Haşim Bey, Mehmet Bey, Zekâi Dede, Arif Bey, Nikoğos Ağa sayılabilir. Dede Efendi klasik Türk müziğinde yeni birtakım makamlar da bulmuştur: Sultaniyegâh, Neveser, Saba Buselik, Hicâz Buselik, Araban Kürdi v.b. Yine bir gülnihal en tanınmış eserlerinden biridir.


kรถln

18


iş dünyası

Sevgili okurlarımız, bu sayımızda Nürnberg ve çevresindeki vatandaşlarımızın uzun zamandır tanıdığı bir iş adamıyla gerçekleştireceğiz söyleşimizi. Alman ve Türk basınında, gazetelerde yarım sayfalık haberlerle ve alışılagelmişin dışında Nürnberg´in en çok dinlenen radyosunda yapılan reklamlar ve kampanyalarıyla karşılaştık son zamanlarda… Sözü cesur bir adımla Mögeldorf semtinin göbeğinde bir dondurmacı açan, Nürnberg´in güzide iş adamlarından Ahmet Can´a bırakıyoruz. Ahmet Bey okurlarımıza kendinizi kısaca tanıtırmısınız? Yaşım 46, evliyim ve 1988 senesinin sonundan beri, yani 23 senedir Almanya´dayım.

63

CAN Süpermarketler zincirini kurduk, sonra halde yerimiz oldu. Muhtelif işlerle uğraştıktan sonra şu an Plärrer´de Mevlana Restaurant´ı işletmekteyim. Değişik işlerden sonra neden dondurmacılık? İleride Allah kısmet ederse Türkiye´ye dönünce orada yapmak istediğim birşey bu. Onun için hem güzel bir yerde güzel bir iş hanı daha kurmak, hem de tecrübe edinmek için bu branşı seçtim. Dondurmanın sevilerek tüketildiği gerçeği de beni bu alan için cesaretlendiren bir unsurdu. Peki Compo Stella´yı diğer dondurmacılardan ayıran fark nedir? Öncesinde görüştüğümüz dondurma top-


tancıları bize daha fazla kâr elde edebilmemiz için süt tozu kullanmamızı tavsiye ettiler ve bunun birçok dondurmacı tarafından böyle uygulandığını söylediler. Biz ama orijinallikten ve kaliteden ödün vermemek için süt tozu yerine süt kullanmayı tercih ettik ve daha güzel bir tat verdiği kanaatindeyiz. Favori dondurma tarzı diyebileceğiniz bir dondurma türü var mı, müşterileriniz en çok mesela neyi tercih ediyor? Dondurma tabakları müşterilerimiz tarafından baya bir beğeni topladı. Bundaki büyük etkenlerden birisi de güzel tadının yanısıra porsyonların büyük ve fiyatların uygun olması olabilir.

Ürün yelpazeniz baya geniş. Neler var mesela ürün yelpazenizde? Sütlü dondurmalar, Frozen Joghurt, Soft-Eis, Slash-Ice, Milkshake, soğuk ve sıcak içeceklerimiz mevcuttur.

Son olarak neler söylemek istersiniz? Sizin aracılığınızla bizlerden desteğini esirgemeyen Türk komşularımıza ve vatandaşlarımıza ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Ve ailece seve seve her sayısını takip ettiğimiz Mahya dergisine de bize bu imkanı tanıdıkları için teşekkür ediyor, başarılarınızın katlanarak devam etmesini diliyorum. Biz de Mahya ekibi olarak başından beri bizlerden desteğini esirgemeyen, Mevlana Restaurant ve Compo Stella arasında adeta mekik dokuyan Ahmet Bey´e bu hengame içerisinde bize ayırmış olduğu değerli vakti için teşekkür ediyor, Mevlana Restaurant´la yakaladığı başarının aynısını, hatta daha fazlasını yeni açtığı güzide mekanı Compo Stella´yla yakalaması için başarılar diliyoruz.

Bizlere biraz müşteri portfolyonuzdan bahseder misiniz? Her yaştan müşterilerimiz var. Türk, Alman ve diğer yabancı uyruklu müşterilerimiz çoğu zaman aileleriyle gelip burada oturuyorlar. Bunun yanısıra çevremizde bulunan işyerlerinin, mesela Allianz veya Nürnberger Versicherung ve diğer şirketlerin çalışanlarının çok kısa zaman geçmesine rağmen beğenilerini kazanmış olsak gerek ki, her gün sipariş alıyoruz onlardan.

52


EMRE HIZLI HUKUK BÜROSU`NDA YENİ AVUKAT Dinçer Bayraktutar 1980 İstanbul doğumlu olup, ilk ve orta okul tahsilini İstanbul`da yapıp, lise eğitimini Almanya`da bitirdikten sonra, Friedrich Alexander Erlangen-Nürnberg Üniversitesi`nin Hukuk Fakültesin`de yüksek eğitimimi tamamlayıp, 2009 yılından itibaren hukukcu olarak çalışmaya başlamıştır. Kendisinin meslek hayatını şekillendiren bir süreç olan Nürnberg Yüksek Mahkemesin`deki stajerlik döneminde sırasıyla Nürnberg Eyalet Mahkemesi, Nürnberg-Fürth Savcılığı ve Lauf Bölgesi Belediyesinde çeşitli hukuk dallarında tecrübe sahibi oldu. Dinçer Bayraktutar’ın bundan sonraki temel hedefinin saygın avukatlık mesleğini, mesle-

ğin onuruna ve etik değerlerine uygun şekilde icra etmek olduğunu belirtti. Şahsi felsefesini diyalog üzerine kuran avukat Dinçer Bayraktutar, komünikasyonun, iletişimin, karşılıklı etkileşimin ve bilgi alışverişin avukatlık mesleğinde çok önemli bir yeri olduğunu belirtiyor ve müvekkilleriyle sürekli iletişim halinde kalarak, sadece var olan gündemdeki sorunlara çözüm üretmek yerine, öngörülü ve hedef odaklı bir bakış açısıyla sorunları daha ortaya çıkmadan engellemeyi benimsediğini belirtiyor.. Ağırlıklı olarak Medeni Hukuk alanında çalışırken, aynı zamanda Ceza Hukuk alanında ki davalarla da ilgilenmekte olan genç avukat kısa bir süre sonra Trafik Hukuku alanında da uzmanlığımın ilk bölümünü tamamlayacak.


bizden

15


kültür

Kaat-i Sanati Derleyen: Harun ÖNDER

K

aat’ı, günümüzde unutulmaya yüz tutmuş, neredeyse adı bile bilinmeyen geleneksel tasvir sanatlarımızdan biri. Kâğıt oyma sanatı olarak da tanımlanan Kaat’ı, Sanat Ansiklopedisi adlı eserde, Celal Esad Arseven tarafından şöyle tanımlanıyor:

ayrı bir satha yapıştırılarak muhtelif iki levha vücuda getirilebilir. Deriden yapılan Kaat’ı işleri de vardır. Gerek deriden ve gerek kağıttan yapılan işlere mukatta denildiği gibi, bunları yapanlara katta (çoğulu kat’taan) denir.”

“Bir kağıt veya deri üzerindeki yazıyı, motifi, bir kalemtıraşla kesip çıkararak içi oyulmuş olan parçayı veya çıkan parçayı diğer bir kağıt, bir deri veya bir cam üzerine yapıştırmak suretiyle vücuda getirilen işler.

Kaat’ı sanatı, 16. Yüzyılın başlarından itibaren Osmanlılar tarafından yaygın bir şekilde kullanılmış ve Türk Kaat’ı eserleri eşsiz bir gelişim sergilemiştir. Özellikle I. Süleyman döneminde (1520 – 1566) neredeyse tezhip kadar yaygın bir şekilde kitap süslemeciliğinde kullanılır. Dolayısıyla tezhip sanatının motif zenginliği ve zaman içindeki evrimi Kaat’ı sanatına da yansımıştır.

Bu şekil kesilip çıkartıldığı vakit içleri boş kalan kağıt kısmına dişi, çıkan yazı ve şekle de erkek denir ki, bu erkek veya dişi şekiller ayrı

55


n yerini rt çubuğu ö d , e d il k are ve Bu şe ki 2 tane k n ri ti iş ğ e öyle d a çıksın. gen ortay ç ü e n ta dört

KIYAMET ALAMETİ Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: - Hocam, kıyametin alameti nedir? - Neme lazım, demiş Hoca. - Aman Hocam, demişler. Sen de “neme lazım” dersen kimden öğreneceğiz? - Neme lazım dedik ya, demiş Hoca. Herkes “neme lazım” derse işte bu kıyamet alametidir!

Evvel altı Elma yedi Sere sekiz Dere dokuz Ebe verdi iki koz Biri ala biri boz Haldır hudur Sen çık, Sen dur.

56


çocuk

Öyleyse Yetimi Ezme Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulları çokmuş. Hasedi bilmezler, yalanı sevmezlermiş. Dönmüş devran, geçmiş zaman... Az azalmış, çok çoğalmış. Koşan koşmuş, taşan taşmış, uçan uçmuş… Neyse, lafı bir tarafa atalım, söze bal katalım. Biz dönelim masalımıza… Yiğit ile Pırpır iyilik etmek için çıkmışlar yola selam verip sağa sola.. Yolları düşmüş bir köye. Köyde küçük bir eve, evin şirin bahçesine… Pırpır hemen uçmuş, etrafı kolaçan etmiş. Hüzünlü bir haber ile geri dönmüş. Küçük bir kız bahçede ağlıyormuş, kaderine üzülüp karalar bağlıyormuş. Derken evde iki çocuğunu okşayıp sevmekte olan güzel hanım kapıya çıkıp bağırmış. -Hey zavallı! Annen baban kazada öldü, sen de başımıza dert oldun. Satılmazsın, satamam. Kaynımın çocuğusun, sokağa atamam. Sonra el ne der? Bari yediğinin hakkını ver. Gel şu fasulyeyi ayıkla. Akşama yemekleri yetir. Şu testiyle de pınardan su getir. Yorgunluk filan anlamam. İş bitmezse bunu yanına komam! Tam o sırada bahçeye girmiş Yiğit. Pırpır hemen görünmez olmuş, gelip onun omzuna konmuş. Yiğit hanıma selam vermiş. Demiş ki: -Teyzeciğim, ben de yardım edeyim, pınardan suyu ben taşıyayım.

57


-Sen de nereden çıktın? Hem neden yardım etmek istiyorsun? Gülümsemiş Yiğit: -Allah Kur’an’da ne diyor? “Kuşluk vaktine ant olsun. Karanlığın çöktüğü vakit geceye ant olsun ki Rabbin seni terk etmedi, darılmadı da… Seni yetim bulup barındırmadı mı? Seni ihtiyaç içinde bulup da zengin etmedi mi? Öyleyse yetimi ezme!” Hanım çok şaşırmış: -Bunlar Kur’an-ı Kerim’de mi yazıyor? Sonra koşup içeri girmiş. Duvarda muhafaza içinde asılı olan Yüce Kitap’ı getirip Yiğit’e vermiş. Göstermesini istemiş. Yiğit hemen Duhâ Suresi’ni açmış, okumuş. Hanım öyle çok üzülmüş ki gözyaşlarına boğulmuş. -Bilmiyordum, ah bilmiyordum!.. Bir daha bu yetimi üzmeyeceğim, ona iyi bakacağım. Bana güç ver Rabbim, beni affet, beni affet!.. Sen iyi ki geldin çocuk. Allah seni korusun ve yüceltsin, demiş. Gidip yetim ve öksüz kızdan özür dilemiş, onu bağrına basmış. Bu güzel hâlden memnun olan Pırpır ile Yiğit, vazifelerini yapmanın mutluluğuyla tekrar düşmüşler yola.

68


bilgi küpü

TÜRBÜLANS NEDİR? Derleyen: Gökhan ÖNDER

T

ürbülans aniden olan hava hareketleridir. Uçaklar, sıcaklık ya da yükseklik değişimi gibi farklı nedenlerden olan bu hava hareketleri yüzünden sarsıntı geçiriyor. Uçakta hafif, orta veya yüksek şiddette sarsıntı olarak hissedilebileceği gibi kısa süreli ani irtifa alışverişi şeklinde de hissedilebilir. Türbülans esnasında uçaktan muhtelif sesler gelmesi de normaldir. Bu sesler uçağın aynı zamanda yeteri kadar esnek olduğunun da kanıtıdır. Uçaklarda türbülansın yerini ve şiddetini belli koşullarda gösteren cihazlar mevcuttur. Mümkün olduğu takdirde, türbülanstan kaçınmak için pilotlar zaten irtifa değişikliği veya istikamet (rota) değişikliğini hava trafik

59

kontrolörlerinden talep ederler. Herşeye rağmen yine de türbülanslı hava sahası içinden geçmek gerekebilir. Bu durumda; motorları türbülanstan en az etkileneceği devre ayarlamak, uçağın süratini türbülanstan en az etkileneceği sürate azaltmak, motorun durmasına karşı tedbir olarak ateşlemeyi devamlı hale getirecek anahtarları açmak gibi uçuş tekniği ve uçak sistem olarak gerekli tedbirler zaten pilotlar tarafından yapılır. Yine de bu tedbirler sarsıntının tamamen yok edileceği anlamına gelmez. Yolcular ve mürettebat emniyet kemerleri bağlı olarak seyahate devam etmeli kabin memurlarının ikazlarına dikkatle uyulmalıdır.


mizah


KOLAY

ORTA

ZOR


bulmaca


Teşekkür ederiz!

6

yıl na la ev M yeni

Yeni Dondurmacı-Café »Compo Stella « ya da bekleriz ;-) 6 yıl boyunca bizi tercih eden müşterilerimize canı gönülden teşekkür ederiz! Mübarek Ramazan ayında göstermiş olduğunuz yoğun ilgiye canı gönülden teşekkür ederiz!

Közde Mangal ve Odun Fırınından Farklı Lezzetler Gostenhofer Hauptstraße 18 Nürnberg Plärrer Meydanı

Tel. (0911) 27 444 11 Pazartesi–Perşembe: Saat 06:00–00:30 Cuma–Cumartesi: Saat 06:00–05:00 Pazar ve Tatil Günleri: Saat 06:00–01:00 Aileler ve şirketler için 55 kişilik özel bölüm

ÜCRETSİZ WLAN / WiFi

Ahmet Can

facebook.com/mevlana.restaurant

anoris.

www.mevlana-restaurant.de


mevlana mutfağından

Ahmet Can’ dan

Cerkez , Tavugu

,

Tava Türlü

Malzemeler: 500 gr taze fasulye 2 adetMalzeme patlıcan Listesi 2 adet kabak 2 adet çarliston biber - 300 gram haşlanmış tavuk eti 1 kg kuzu eti (kuşbaşı) -1200 gr ceviz içi tuz yemek kaşığı -13yemek dilim tost ekmeği kaşığı tatlı toz biber 1 çay kaşığı pul - 1 su bardağı süt biber 200 gr tereyağ - 2 diş sarımsak ve isteğe göre değişik baharatlar

Çerkez tavuğu nasıl yapılır?

Haşlanmış tavuk etini rondodan geçirin ve iyice kıyılmasını sağlayın.

Ceviz içini rondodan geçirin ve dövülmüş sarımsakla beraber teflon tavada yağsız 6-7 dakika kadar kavurun.

Tost ekmeklerini sütle ıslatın ve 10 dakika bekletin. Sütte bekletilmiş tost ekmeklerini de iyice parçalayın.

Tüm malzemeyi karıştırma kabına alın. Tuz, karabiber ve kırmızıbiberi ilave edip özleşmesi için iyice harmanlayın.

- 1 çay kaşığı kırmızı toz biber - 1 çay kaşığı karabiber - 1 tatlı kaşığı tuz Hazırlanışı:

n u s l o t e y i Af

Tavanın içine tereyağ sürülüp üstüne etler serilir ve daha sonra sebze çeşitleri baharatlanıp harmanlandıktan sonra etlerin üstü-100 • Çerkez tavuğunuz hazır. Kalan gram haşlanmış tavuk eti ve parça ceviz ne serpilir. ile berabaer servis edin.

Bu şekilde 15 dakika piştikten sonra hafif karıştırılır.

Önceden 250 derecede ıstılmış fırında 15 dakika daha pişirilir. Yemeğimiz servise hazır.

Tüm MAHYA okurlarına şimdiden afiyetler diliyoruz.

80



Mahya Dergisi Süd Bayern Eylül 2012