Issuu on Google+

Devletin keyfi uygulamaları bitmiyor

Her hafta onlarca kadının öldürülmesine göz yuman devlet, şiddete maruz kalan kadınlara koruma sağlamadığı gibi, keyfi uygulamalarıyla da karşımıza çıkıyor.

>8

19 Haziran’da Gençler Meydana! Taksim’de yaptıkları üç günlük oturma eylemi ile gündemde geniş yer alan Gençler Meydana, İspanya, Almanya, Fransa gibi birçok Avrupa ülkesinin de eylem yapacağı tarih olan 19 Haziran’da gençleri Taksim’e çağırıyor.

>3 Daima

Hakan Öztürk

Makarna Analizlerinin Sonu Araştırma şirketi yöneticisi Hakan Bayrakçı’ya seçim sonuçlarından sonra soruyorlar.

17 Haziran

17

Sayfa 3

Seçim bitti, işsizlik sürüyor Düzen partilerinin seçim vaatleri çoktu ancak işsizlik diyen yoktu. İşsiz sayısında esasen bir değişiklik olmadı

Seçim ne gösteriyor?

02

04

Erdoğan, balkon konuşmasında diğer siyasilerden “helallik” isteyerek anayasa değişikliğinde anlaşma zemini yaratılması gerektiğini ifade etti. Kılıçdaroğlu cephesi ise sonuçları her ne kadar beğenmese de CHP açısından oy oranlarını artırmış olmalarını başarı olarak değerlendirdi. Kaset skandalı nedeniyle barajı aşamaz denilen MHP ise 53 vekille meclisteki yerini alacak.

Sosyalistler Meclis’te

Gençler geleceği için meydanda, İnternet üzerinden çağrı ile çeşitli illerden İstanbul’a gelen üniversiteli onlarca genç, işsizlik ve YÖK’e karşı, geleceği için Taksim Meydanı’nda üç günlük oturma eylemi yaptı.

Veysel Güney’in de mezarı yok, Galatasaray Meydanı bu hafta 12 Eylül darbesi tarafından katledilen ve mezarı ortaya çıkarılmayan devrimcilerden Veysel Güney’in dosyasına tanıklık edecek.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu 36 bağımsız milletvekilini meclise göndererek önemli bir başarıya imza attı. Önceki seçimlere göre bağımsızlardan daha fazla vekilin meclise giriyor olması bu ülkenin halklarına ve emekçilerine büyük imkânlar açacaktır.

Genç işsizlik artıyor

Kriz teğet geçti: İstihdamdaki büyüme binde iki

07

.

Viladimir Iliç Lenin

Gençliğin ve Geleceğin Partisi >>2

Genel Seçimlerde % 6,6 oy oranını elde eden ve Meclis’e 36 milletvekili sokmayı başaran Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu içinden çıkan bağımsız milletvekili Levent Tüzel’le genel seçimleri değerlendirdik. >>5

Meclisin 23. Dönemindeki son Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2011 bütçe sunuş konuşmasında çarpıcı gerçekler açıkladı. >>2

Şafak Bay hayatını kaybetti

Siyanürün kurbanları 7’ye yükseldi,Kütahya’da içtikleri şebeke suyundan dolayı hastaneye kaldırılması üzerine siyanürden zehirlenenlerin sayısı 7’ye yükseldi.

Seçimleri “halkın mücadelesi” kazandı

AYÖP’ün kurucularından Şafak Bay 2005 yılında yakalandığı kemik kanserine tedavisinin sürdürüldüğü GATA’da yenik düştü.. >>3

Kapitalizm, kriz ve isyanlar… Geçtiğimiz Mayıs ayında yüz binlerce genç Madrid’in Sol Meydanı’nda oturma eylemi yaptı. Gençleri Tunus’ta, Tahrir’de Paris’te, Yunanistan’da ve şimdi de Taksim’de meydanlara dolduran bir gerçeklik var: İşsizlik. Bu ülkelerin birçoğu 2008 yılına kadar dünyanın en zengin

Suriyeliler Türkiye’ye sığındı

Suriye ordusunun operasyonları genişletmesi endişesiyle bölge sakinlerinin Türkiye sınırına kaçışı sürüyor. >>4

Gülsüm Kav

Doğmamış Bebeği Borçlandıran Kapitalizm

>>4

ülkeleri değil miydi?

Ne oldu da işsizlik

Tunus, Tahrir, Madrid derken krizin etkileriyle başlayan direnişlere her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Son dönemde İspanya, ardından yeniden Yunanistan’da yoğunlaşan ve gençliğin öncülüğündeki direnişlerde temel slogan dikkat çekiyor: Gençliğe iş bulun! TUİK’in Mart ayı verileri isşiz sayısının 622bin kişi azaldığı yönünde. Sokağa çıkanlar ise İşsizlik derdemez işsizler ortaya çıkıyor. Kadınların %70’i “ev hanımı” olduğu gerekçesiyle işgücüne dahil edilmiyor dolayısıyla işsiz olarak da kabul görmüyor. Mevsimlik işçiler iş sahibi kabul ediliyor. İşsiz bırakılan öğretmenler işsiz sayılmıyor. İşsiz rakamları bu tabloya göre elbette düşük oluyor. >>2, 6

15-16 Haziran’da işçiler kazandı

70’li yıllar siyasi ve ekonomik belirsizliklerin yaşandığı yıllardı. Dönemin hükümeti, uygulamaya koyacağı ekonomik önlemlerin faturasını işçi ve emekçilere yüklemek niyetindeydi ve karşısında muhalif güçler istemiyordu. Tasarı, 13 Haziran’da TBMM oturumunda görüşülmeye başlandı.

15-16 Haziran, işçi ve emekçinin bilinçli bir tepkisi olarak DİSK’in kapatılmasına karşı Türkiye işçi sınıfının yanıtıydı. >>3

patlak verdi? Peki, çözüm ne?

Bu soruların cevabı-

nı, Meryem Koray’ın

2011 yılında ayrıntı yayınlarından çıkan

“Kapitalizm Küreselleşirken Dünya Ah-

vali” adlı kitabında

aramak istedik.. >>3

İktidar güç kazanmıştır, direniş de öyle

>>6

Türkiye sendikal hak ihlallerinde en kötü 44 ülke arasında

>>7


2

17 Haziran 2011

Akıntıya Karsı . . Viladimir Iliç Lenin

Gençler geleceği için meydanda

Gençliğin ve Geleceğin Partisi

Neden işsizlik ve YÖK?

Larin, bir aygıt olarak düşünülen parti ile öncü arasında; polise karşı savaşan bir parti ile bir bilinçli siyasal militanlar partisi arasında bir karşıtlık kuruyor. Bu ayrım zekice ve salt proleter anlayışta bir ayrım gibi görünüyor. Gerçekte, tıpkı 1899-1901 arasında bir zamanlar Raboçaya Mıyslcılar ve Akimov grubunun yaptıklarına benzer bir ayrım gibi, aydın oportünizmine bağlı bir ayrım. Bir yandan, koşullar yığınların doğrudan doğruya devrimci bir saldırısına nesnel olarak uygun olduğu zaman, Parti’nin en yüksek siyasal görevi hareket halindeki kendiliğinden güçlere hizmet etmektir. Bu tür bir devrimci çalışmayı “siyaset”e karşı çıkarmak demek, siyaseti politikacıların entrikalarına indirgemek demektir. Dumada yapılan parlamenter mücadeleyi, yığınların ekimde ve kasımda ortaya çıkan siyasetinin üstünde görerek göklere çıkarmak demektir. Bir başka deyişle, proleter devrimci düzeyden aydın oportünizmi düzeyine düşmek demektir. Her savaşım biçimi, uygun bir teknik ve uygun bir aygıt gerektirir. Nesnel koşullar sonucu temel mücadele biçimi parlamenter mücadele olduğu zaman, Parti’de parlamenter mücadele-

İnternet üzerinden çağrı ile çeşitli illerden İstanbul’a gelen üniversiteli onlarca genç, işsizlik ve YÖK’e karşı, geleceği için Taksim Meydanı’nda üç günlük oturma eylemi yaptı. Taksim Meydanı’nda toplanan gençler öncelikle işsiz sayılmak istiyorlar. Türkiye’de işsizlik rakamları hesaplanırken bir çok kategori gibi gençler de işsiz sayılmıyor. Devlet, birçok sorunda uyguladığı görmezden gelme taktiğini işsizlik sorununda da uyguluyor. Her 5 gençten 1’inin işsiz olduğu ve ataması yapılmayan 350.000 öğretmenin bulunduğu bir düzende yok olup gitmemek için Taksim Meydanı’nda seslerini yükselttiler.

Sınavlar kalksın istiyorlar KPSS, LYS, SBS, YGS gibi sınavlar gençlerin geleceğini çalmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Gençler de artık şifre, kopya gibi skandallarla dolu bu sınav sistemini istemiyor. Sınavsız ve rekabetsiz bir eğitim sisteminin getirilmesini talep ediyorlar. Aynı zamanda gençlerin talepleri arasında son dönemde bir çok haksızlığa imza atan Ali Demir’in istifası da yer alıyor.

YÖK düzeni son bulana dek! Gençler müşteri olmadıklarını ve üniversitelerin de şirket olmadığını duyurmak için Taksim Meydanı’ndaydılar. 12 Eylül darbesiyle birlikte kurulan ve üniversitelerde bilimi ve sanatı baskısı altına alan YÖK’ün kaldırılmasını isteyen gençler, üniversitelerinde kendilerine ve tüm çalışanlara söz, yetki ve karar hakkı istiyorlar. Üniversite kapılarını emekçi çocuklarına kapatan zihniyete karşı parasız

İşsiz gençler ve öğrenciler, genel seçim öncesi, işsizliği ve hükümetin yükseköğretim politikalarını protesto etmek için 8-9-10 Haziran’da Taksim Meydanı’nda oturma eylemi gerçekleştirdi. Genç işsizliğin %21,6 olduğu ve üniversitelerde uygulanan yeni-liberal politikalarla birlikte üniversitelerin sadece diplomalı işsizler yarattığı bir ortamda rekabetçi eğitim sistemine maruz kalan gençler, işsizliğe ve YÖK’e karşı güçlü bir muhalefet oluştururken, her gün yaptıkları toplantılarda bu gündemlerin yanı sıra diğer gündemlere de gençlerin sözünü dile getirmek için Taksim Meydanı’na buluştular.

eğitim taleplerini duyurmak en temel kaygılarıydı. Her haklarını aradıklarında ya da fikirlerini söylediklerinde copla, gazla karşılaşmamak istiyorlar. Her ile bir üniversite şeklinde uygulanan politikalarla eğitimin niteliği düşürülmüş ve sadece kalifiyeli köle yetiştiren üniversite anlayışına karşı oturuyorlar.

Can Ersoy

ye uygun bir örgütlenmenin yoğunluk kazanması kaçınılmaz birşeydir. Buna karşı nesnel koşullar yığınların siyasal grevler ve yığın ayaklanmalarıyla mücadeleye girişmesini gerektirdiği zaman, proletarya partisi tam da bu mücadeleye hizmet etmek için gerekli aygıtlara sahip olmak zorundadır. Ve kuşkusuz bu aygıtların da parlamenter hiçbir yanı olmayacak. Koşulların halk ayaklanmalarına uygun olduğunu kabul etmekle birlikte, bu ayaklanmalara yardım etmek için uygun aygıta sahip olmayı kendine dert etmeyen örgütlü proletarya partisi, geveze bir aydınlar partisinden başka bir şey olamaz. İşçiler anarşizme ya da burjuva devrimbazlığına geçerek onu yüzüstü bırakır. Öte yandan, siyasette yönetici bir öncünün bileşimi, her sınıf için olduğu gibi proletarya için de, hem ilgili sınıfın durumuna ve hem de özellikle kullandığı mücadele biçimine bağlıdır. Örneğin Larin, bizim partimizde işçi gençliğin ağır bastığından, ailesinden sorumlu az işçimiz olduğundan ve bunların da genellikle bizi bırakıp gittiklerinden yakınıyor. Bir Rus oportünistin bu yakınmaları bana Engels’in bir parçasını anımsattı (sanırım Konut Sorunu’ndaki bir parçası). Burjuva bir profesörün, bir Alman kadetinin yavanlıklarını yanıtlayan Engels, aşağı yukarı şöyle yazıyordu: “Bizim devrim partimizde ağır basanın gençlik olması çok doğal değil mi? Biz geleceğin partisiyiz ve gelecek de gençliğindir. Biz bir yenilikçiler partisiyiz ve gençlik her zaman yenilikçileri izler. Biz çürümüş bir eski rejime karşı özveriyle savaşıyoruz. Kendinden fedakarlıkta bulunmanın gerektiği bir mücadele için yürüyenlerin başında her zaman gençlik olacaktır. Hiç kuşku yok, yorgun ve otuzunu aşkın savaşçıları, yola gelmiş devrimcileri ve sosyalizmin döneklerini üye toplamak zevkini seve seve kadetlere bırakacağız. Öncü sınıfımızın içinde biz her zaman gençliğin partisi olacağız.” 1906 (s. 75, 76, 77) V. İ.Lenin, Gençlik Üzerine, Sol Yayınları, Kasım 1993, Ankara

Kriz teğet geçti: İstihdamdaki büyüme binde iki

Meclisin 23. Dönemindeki son Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2011 bütçe sunuş konuşmasında çarpıcı gerçekler açıkladı. Mehmet Şimşek’in yaptığı açıklamalara göre son 7 yılda Türkiye’de ekonomide yıllık ortalama büyüme oranı %4,6 iken, istihdamdaki büyüme sadece %0,2 yani binde 2 olarak kaldı. Dünya çapında yaşanan ekonomik krizin Türkiye’yi ekonomideki küçülmeden ziyade, işsizliğin artması sonucuyla ağır biçimde etkilediği gerçeği, bu açıklamayla bir kez daha doğrulanmış oldu. Açıkla-

masında işsizlik oranlarında da düşüş olduğunu iddia eden Mehmet Şimşek, yine de işsizlik oranlarının kriz öncesi döneme dönmesinin zor olduğunu itiraf etmek durumunda kaldı. Mehmet Şimşek açıklamasında, istihdamdaki binde 2’lik büyüme oranının ve işsizlik oranlarının kriz öncesine dönemiyor olmasının temel sebebini her yıl iş gücüne 500 bin gencin katılması olarak gösterdi. Bu açıklamayla, hükümete göre işsizliği artıran sorunun gençlerin iş aramaya başlaması olduğu ortaya çıkmış oldu.

Almanya

Almanya’da da gençler meydanda

Almanya’da üniversite bütçelerinde yapılan kesintiye karşı üniversite öğrencileri ve öğretim üyeleri kitlesel eylemler gerçekleştirdiler. Tunus, Tahrir, Madrid ve İstanbul’un ardından Almanya’nın Berlin ve Hamburg kentlerinde de ekonomik kriz nedeniyle gençler meydanları doldurdu. Berlin’de Eğitim ve Bilim Sendikası (GEW) ile Öğrenci İnisiyatifleri tarafından düzenlenen yürüyüşte Berlin öğrenci temsilcilerinden Rene Kiesel bir açıklama yaparak üniversitelere daha

fazla bütçe istediklerini bildirdi. Hamburg’da ise 15 bin gencin katılımıyla gerçekleştirilen yürüyüşe katılan Hamburg Sanat Akademisi Müdürü öğrencileri desteklediğini açıkladı. Eylemler boyunca gençlerin topladığı 16 bin imza Hamburg Sol Parti Fraksiyon başkanı Dora Heyenn tarafından Eyalet Meclisine sunuldu. Almanya’da hükümetin 2011’den 2014’e kadar açıkladığı kesinti planı uygulanmaya devam ettiği sürece, eylemler de artarak sürecek gibi görünüyor.

Fransa Türkiye Portekiz

Krize karşı; gerçek demokrasi

Tunus, Tahrir, Madrid, Atina derken krizin etkileri sonucunda başlayan direnişlere her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Son dönemde İspanya, ardından yeniden Yunanistan’da yoğunlaşan ve gençliğin öncülüğünde başlayan direnişlerde aynı temel slogan dikkat çekiyor: Gerçek Demokrasi. Gençler, işsiz ve yoksul halk kendi geleceklerinin ancak; söz, yetki, karar ve geleceğini tayin hakkının halkta olduğu gerçek demokrasiyle belirlenebileceğini haykırarak meydanları dolduruyor. %21’le Avrupa’nın en yüksek işsizlik oranına sahip ülkesi haline gelen İspanya’da, genç işsizliğin %42’ye dayanması Mısır’daki Tahrir Meydanı’ndan esinlenerek başlayan işgal ve direnişleri yarattı. 15 Mayıs’tan itibaren kapitalist sisteme

karşı olduklarını ifade ederek başta Madrid’deki Sol Meydanı olmak üzere pek çok kentte kamp kuran binlerce genç, polis saldırılarına ve göz altılara rağmen haftalardır direnişlerini sürdürüyor. Avrupa’nın ilk çöküşünü yaşayan ülkelerden olan Yunanistan ise AB’den aldığı yardım paketleriyle krizin etkilerini ertelemeye çalıştı; ancak şimdi de borç krizi yaşayarak dış borçları ödeyeme sorunuyla pençeleşiyor. %16’yı bulan işsizlik, düşük maaşlar, bütçe kesintileri, yapılan yeni zamlar, vergide yolsuzluklar nedenleriyle başlayan direnişler artarak sürüyor. Gençler tüm Yunan halkını Atina’nın Sintagma Meydanı’na çağırıyor.

Sanem D. Kural


3

17 Haziran 2011

19 Haziran’da Gençler Meydana!

Taksim’de yaptıkları üç günlük oturma eylemi ile gündemde geniş yer alan Gençler Meydana, İspanya, Almanya, Fransa gibi birçok Avrupa ülkesinin de eylem yapacağı tarih olan 19 Haziran’da gençleri Taksim’e çağırıyor. 3 günlük oturma eylemi esnasında İspanya’da gerçekleştirilen direnişle de irtibata geçen gençler, Madrid, Berlin, Paris gibi birçok şehirde gerçekleştirilecek olan eylemi İstanbul’da da gerçekleştirecekler. Eylem İşsizliğe ve YÖK’e karşı olacak İşsizliğe ve YÖK’e karşı sadece güz dönemi değil, yaz aylarında da sürekli mücadeleye devam edeceklerini açıklayan gençler meydana, bundan sonra da

benzer eylemler gerçekleştirmeye devam edeceklerini ifade ediyorlar. 13 ülke eylemde olacak Enternasyonalizme de vurgu yapan gençler, tüm dünya halkları gibi Taksim’i direnişin odağı haline getirmek ve toplumun tüm ezilen kesimlerini bir arada buluşturmak hedefinde olduklarını, ilk etapta bu eylemleri gençler olarak yapacaklarını fakat ardından tüm kategoriteleri kapsayacak taleplerle yollarına de-

İşsizliğe ve YÖK’e karşı GENÇLER MEYDANA! Tunus, Tahrir, Madrid, şimdi istanbul... “Tunus’ta, Tahrir’de Madrid’de gençler kendilerini kandıran hükümeti de muhalefeti de dize getirdiler. Şimdi sıra bizde, ne duruyoruz? “ dedik ve 3 gün boyunca meydandaydık. Gençler olarak taleplerimiz kabul edilene kadar, sağır olmuş kulaklar bizi duyana kadar meydanlarda olmaya çok kararlıyız. Çünkü meydanda geçirdiğimiz 3 gün bize gösterdi ki her hanede bir genç işsiz var. Gençler önlerindeki 3 yılı kestiremiyorlar, gelecekleri güvence altına alınmış değil. Gördük ki YÖK’e inat bilimsel eğitim almak istiyorlar, YÖK’e inat üniversitelerde söz hakkı istiyorlar.

Gördük ki gençler geleceğini kazanmak istiyor. Ve gençler yarınlarını şifreleyenlere karşı geleceğini kazanmanın yolunu meydanda buluyor. O yüzden şimdi de İspanya ile, Avusturya ile, Fransa ile, Yunanistan ile ve birçok ülke ile aynı anda meydanda olacağız. 19 Haziran Pazar günü saat 18.00’da, tüm dünya gençleri ile aynı gün Galatasaray Meydanı’nda buluşuyoruz, Taksim Tramvay Durağı’na, gençlerin direniş alanına yürüyoruz. Tüm gençleri ve gençlerin taleplerinin yanında olan herkesi yürüyüşümüze çağırıyoruz. GENÇLER MEYDANA!

vam edeceklerini dile getiriyorlar.

Oturma eyleminin ardından eylem insiyatifini geliştirerek yoluna devam eden Gençler Meydana, 19 Haziran’da daha kitlesel bir eylem ortaya koymaya hazırlanıyor. Eylem ile ilgili bilgileri www.genclermeydana.net adresinden de takip etmek mümkün.

Şafak Bay hayatını kaybetti

AYÖP’ün kurucularından Şafak Bay 2005 yılında yakalandığı kemik kanserine tedavisinin sürdürüldüğü GATA’da yenik düştü.

nunun intiharına sebep len törenin ardından Merolmuş işsiz öğretmenler sin Afetler Mezarlığı’nda problemi ile mücadelenin toprağa verildi. simgesi olan Şafak Bay’ın cenazesi, Mersin’de Cemevi’nde gerçekleştiri- Selçuk Kaygısız

15-16 Haziran’da işçiler kazandı Kadın Bakanlığı kaldırılıyor

15-16 Haziran, işçi ve emekçinin bilinçli bir tepkisi olarak DİSK’in kapatılmasına karşı Türkiye işçi sınıfının yanıtıydı.

Son yasa tasarısı değişikliği sürecinde kadın örgütlerinin talepleri doğrultusunda kurulan Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı kaldırıldı. Bakanlık; aile içi şiddeti önlemek ve kadını aileden korumak amacıyla kurulmuştu. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı bünyesindeki Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü de;

Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü ile birlikte Aile ve Sosyal Politikalar bünyesinde konuşlandırılacak. Kadının toplumda bir birey olarak var olmasının önüne geçilen bu uygulamayla kadın; aile

kurumu içerisinde konumlandırılıyor ve kadına yönelik aile içi şiddetin koşulları sağlamlaştırılıyor. Var olan bakanlığın işleyişindeki aksaklıkları gidermek yerine bakanlığı tümden kaldıran bu uygulama hükümetin kadına bakış açısını da yansıtmış oldu.

Çiler Kayabaşı

Ceylan, Cannes’tan eli boş dönmedi Nuri Bilge Ceylan daha önce “Uzak” filmiyle kazandığı Jüri Büyük Ödülü’nü bu kez yeni filmi “Bir Zamanlar Anadolu’da” ile tekrar havaya kaldırdı. 70’li yıllar siyasi ve ekonomik belirsizliklerin yaşandığı yıllardı. Dönemin hükümeti, uygulamaya koyacağı ekonomik önlemlerin faturasını işçi ve emekçilere yüklemek niyetindeydi ve karşısında muhalif güçler istemiyordu. Tasarı, 13 Haziran’da TBMM oturumunda görüşülmeye başlandı. Hedef DİSK’i kapatmaktı Tasarı, sendikaların ülke çapında faaliyet gösterebilmesi için iş kolunda sigortalı çalışan işçilerin en az üçte birini örgütlemesi barajı getiriliyordu. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler; “Değişiklik, DİSK’i kapatmayı hedeflemektedir. Tasarı Anayasa’ya aykırıdır, işçi sınıfımız, DİSK’in kapatılmasına izin vermeyecektir” dedi. 15 Haziran Pazartesi sabahı sabah 9-10 sularında, Gebze-İstanbul arasında kritik önem taşıyan bütün işletmelerde hayat durdu. DİSK’in örgütlü olduğu

birçok fabrika işçisinin ve Türkİş’e bağlı işçilerin de direnişe destek vermesiyle birlikte, İşçiler; İzmit’te iki ve İstanbul’da dört ayrı koldan yürüyüşe geçti. Türkiye’nin iki büyük kentinde yaşam durdu. 16 Haziran’da direniş büyüdü Yüz binlerin sokakları doldurması ve kararlılığı karşısında saldırıya geçen hükümet, İstanbul ve Kocaeli illerinde sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan etti. Altı binin üzerinde insan işten atıldı. Üç işçi hayatını kaybetti. Özellikle DİSK’ in örgütlü olduğu fabrikalarda grev ve iş yavaşlatma eylemleri tüm kararlılığıyla devam etti. Bu iradeye daha fazla karşı konamadı ve işçileri sendikasızlaştıran bu yasa “ Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle” iptal edildi.

İrfan Çolak

Basın toplantısında “Nazi sempatizanı” konuşmasıyla dikkatleri üzerine çeken Lars Von Trier festivalden ihraç edilmiş ancak filmi yarışma dışı kalmamıştı. Festivalin ilk haftasında bu konu sıkça konuşulurken son haftasına da filmlere verilen ödüller konuşuldu. Jüri başkanlığını Rober De Niro’nun yaptığı 64. Cannes Film Fetivali’nde Jüri Büyük Ödülü Nuri Bilge Ceylan’a verildi. Altın Palmiye ödülünden sonra festivalin en önemli ödülü olarak kabul edilen Jüri Büyük Ödülünü ikinci defa alan Ceylan daha önce en iyi yönetmen ödülünü de “Üç Maymun” filmiyle almıştı. Çehov’un bir hikesinden esinlenerek yapılan “Bir

Zamanlar Anadolu’da” filmi bir doktor ile bir savcının 12 saatlik gerilimli hikayesini anlatıyor. İlk filmlerinden itibaren minimalist bir anlatımı benimseyen Nuri Bilge Ceylan özellikle son filmiyle hikaye anlatımına daha çok önem verdiği söyleniyor. Lars Von Trier’in tartışma yaratan filmi “Melancholia” ile en iyi kadın oyuncu ödülünü Kirsten Dunst alırken Altın Palmiye ödülünü de “İnce Kırmızı Hat” filminin yönetmeni Terence Malick

Hakan Öztürk

Makarna Analizlerinin Sonu Araştırma şirketi yöneticisi Hakan

Işıl Kurt

350 bin işsiz öğretmenden biri ve Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu’nun kurucularından olan Şafak Bay, öğretmenlerin işsizlik sorununa dikkat çekmek için arkadaşlarıyla Abdi İpekçi Parkı’nda yaptığı üç günlük açlık greviyle gündeme gelmişti. 2006 yılında Fırat Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünden mezun olan Bay, hastalığının ilerlemesinde en büyük etkenin KPSS nedeniyle baş başa kaldığı işsizlik olduğunu söylüyordu. Şafak Öğretmen son nefesine kadar işsiz öğretmenler sorunu ile mücadele etti. Türkiye’de büyük bir sorun haline gelen, onlarca eğitim fakültesi mezu-

Daima

“The Tree Of Life” filmiyle aldı. Son 5 yılda Altın Palmiye ödülünü alan filmler ve yönetmenleri: Özgürlük Rüzgarı (Ken Loach – 2006) 4 ay, 3 hafta, 2 gün (Cristian Mungiu – 2007) Sınıf (Laurent Cantet – 2008) Beyaz Bant (Michael Haneke – 2009) Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor (Apichatpong Weeras et h akul – 2010)

Serkan Atak

Bayrakçı’ya seçim sonuçlarından sonra soruyorlar. “AKP yine makarna ve kömür vererek mi bu sonuçları aldı?” diyorlar. Bu sefer Hakan Bey şiddetle reddediyor. “Bu iş makarna ve kömürle olmaz” diyor. CHP’li gibi düşünenler için büyük bir fikri ve yöntemsel sıçrama bu. CHP güya Türkiye’de aydınlanmacı geleneğin devamcısıdır. Yani gerçek dünyayı esas alması, olguları incelemesi gerekir ama nerde. CHP insanların oy verme konusundaki yönelişlerini ya bir yanılsama ya da kandırılmışlık olarak görüyor. O nedenle de seçimlerle ilgili hiçbir gerçekçi değerlendirme yapamıyor. Hadi CHP’yi boşverelim. O düzen partisidir. Peki sosyalistleri ne yapacağız. Eğer Marks’ın felsefesine dair en basit el kitabını okumaya başlayacak olursanız görürsünüz ki döne döne anlattığı şudur: Maddi dünya, gerçek dünya esastır. İnsan bilincilini belirleyen olgulardır. Onun dışındaki evrendir. Yani oy kullanacak insanların bilincini ancak maddi koşullar-gerçek koşullar belirleyebilir. AKP’ye oy verenler kadar insanların bilinci ancak gerçeklerden yola çıkılarak oluşur. Yaşanan bir kandırılmışlık değildir. Sorun yanlış bilinç değil, gerçek olayların gelişme seyridir. AKP’nin insanları kandırdığı söylenerek radikal AKP karşıtı olunamaz. Ancak radikal CHP’li olunabilir. Zaten sadece AKP karşıtı olan çizgi oylarını ve mücadele etme imkanlarını CHP’ye hediye etmiş durumdadır. Sadece AKP karşıtlığının sonu CHP’ciliktir. AKP’nin “insanları kandırışı” sona erse Türkiye güllük gülüstanlık olmayacaktır. İdealimiz AKP’nin olmadığı ama geri kalan herşeyin yerli yerinde kaldığı bir ülke değildir. AKP’nin hükümet ettiği dönemde ekonomi diğer dönemlere oranla iyi gitmiştir. Bu AKP’nin oy almasının en büyük zeminidir. Enflasyon düşük olması, büyüme ve büyümenin olumlu sonuçlarının herkese yansıyacağı ihtimali toplumu etkilemektedir. Dünya ile kıyaslandığında Türkiye’nin milli gelir düzeyi açısından 790 milyar dolarla 16. Sırada yer alacağı öngörülüyor. Bu maddi-ekonomik koşullar AKP’nin yüksek oy almasına neden oluyor. Bu kadar açık. “Ama efendim, bu AKP’nin niteliği değil Türkiye kapitalizminin bir niteliği ve seviyesidir.” Yahu kardeşim AKP’de o kapitalizmin hükümeti işte. De ki bu dönemle hiç alakası yok, sadece bu döneme denk geldi, hiçbir şey fark etmez ki. AKP’nin Türkiye’deki mevcut kapitalizmle hiçbir çelişkisi yoktur. Bilakis tam bir tekabül etme hali söz konusudur. Türkiye’deki kapitalizmin yapıcısı değildir diye AKP’yi aşağılamaya çalışmanın bir alemi yoktur. Halihazırdaki kapitalizmin iyiliğinden de kötülüğünden de AKP sorumlu tutularak değerlendirme yapılabilir. Şu anki ekonomi iyiyse de AKP’ye yazar, kötüyse de AKP’ye yazar. AKP ayrı Türkiye ekonomisi ayrı diye bir laf olmaz. Sadece AKP karşıtı olarak, rejim ve sistem karşıtı olmazsınız. CHP’nin AKP karşıtlığı şarkıdaki gibi “banane banane beni al onu alma” çizgisidir zaten onu geçiniz. AKP’yi değil CHP’yi almakla hayat gerçekten değişmez. AKP’yi değil CHP’yi alma isteğiyle AKP yıpratılamaz. Yeni-liberalizmi uygulamaksa AKP o işin şahı, işine geldiği kadar demokrasi vermek ise AKP o işin de şahı. AKP büyüme yaratabilir ama işsizliği yeterli ölçüde azaltamaz. Çünkü kapitalizmin işleyişi ile istihdam yaratma etkisi arasındaki ilişki gitgide bozulmaktadır. Bunu ABD’de çözemez, Tunus da, İspanya da, Yunanistan da. Bu dünya kapitalist sistemin ve doğal olarak Türkiye’nin de sorunudur. Türkiye G20 ülkesidir ama Türkiye G20 ülkesi olarak kalabilmek için dünya çapında rekabet etmeye mecburdur. Dünya çapında rekabette başarılı olmak için Tayyip Erdoğan daha Fukuşima’daki nükleer santrallerin dumanı tüterken Türkiye’de yapılacak olan nükleer santralerin altına imzayı basmıştır. Çernobil’in Türkiyeye etkilerini gördük. Japonyanın dünyaya etkilerini gördük. Nükleer santraller bir sistem sorunudur. Kara dayalı rekabeti ortadan kaldırmazsanız nükleer santaralleri ortadan kaldıramazsınız. Kapitalizm doğayı hiçe sayarak kar elde etmeye çalışıyor. Karı için Karadeniz’in derelerini kurutuyor. Metin Lokumcu’yu bu mücadelede kaybedişimiz tesadüf değildir. AKP’ye karşı çıkılacak yer Metin Lokumcu’nun karşı çıktığı yerdir.


4

17 Haziran 2011

Kızıldeniz Gülsüm Kav

Doğmamış Bebeği Borçlandıran Kapitalizm Yunanistan, şu ya da bu şirket değil bir

ülke olarak Yunanistan iflas edecek mi?

Başta bu durumdan doğrudan etkilenecek AB ülkeleri olmak üzere, dünya bir süredir bunu konuşuyor. Nasıl olup da, bir ülkenin iflası böyle normal normal konuşuluyor peki? Yunanistan sokakları pek normal değil biliyorsunuz. Olamaz da. Çünkü bir bebek, hem de hiçbir biçimde kendi seçme şansı olmayan bir biçimde, eğer Yunanistan topraklarında dünyaya gelmiş ise, otomatikman 50 bin Euro borçla doğuyor. Nereye? İMF’ye. Hani bizde bir söz vardır; “Doğmamış çocuğa don biçilmez” denir. Haklı bir sözdür bu; gelişmelere bakalım anlamı taşır. Ama Yunanistan’da mantıken bile kabul edilemeyecek biçimde bunun tam tersi oluyor ve ayrıca; Bu bebeğin bu ekonomi politikalarıyla bir alakası var mı? Yok. Bu bebeğin annesinin var mı? Yok. Bebeğin annesinin de, hükümetin borç ödetmek için kemer sıkmasını istediği emekçilerden olması büyük olasılık. Belki bu anne, bebeği, kendisi ve toplumu hakkında, şimdi itiraz ettiği kararları alan hükümete oy vermiş de olabilir. Ama işte buraya kadar. Alınan oyların gelip dayandığı bazı nesnel ve tarihsel sınırlar vardır işte. Kapitalizmin krizinin teğet geçemeyeceği gelişmişlikte bir ekonomiye sahipseniz bu kriz ekonominizi etkiler, ekonomiyi yaşatmak için alacağınız önlemler giderek vahşileşir.

Veysel Güney’in de mezarı yok

Her hafta kayıp yakınlarını ağırlayan Galatasaray Meydanı bu hafta 12 Eylül tarafından katledilen ve mezarı ortaya çıkarılmayan devrimcilerden Veysel Güney’in dosyasına tanıklık edecek.

Veysel Güney 12 Eylül darbesinin kaybettiği ve halen mezarının bile bulunamadığı bir Devrimci Yolcu’dur. Darbeden sonra Gaziantep’e geçen Güney burada kaldığı evde polis baskınına uğramış ve yaralı olarak yakalanmıştır. Çatışma sırasında ölen Teğmen Şahin Akkaya’nın faili olarak suçlanan Güney’in avukat tutmasına dahi izin verilmemiştir ve TCK’nın 450/9 maddesinin ihlalinden idam cezası almıştır. Cezaevinde kaldığı beş aylık sürede hücrede tutulmuştur. Veysel Güney 10 Haziran 1981’de Gaziantep E tipi Cezaevi’nde infaz edilmiştir. Mektup alıp vermek bile yasaktı ona Veysel Güney, THKP/C ‘nin devrimci mirası ile ilk kez İzmir’ de tanışmıştır. 1957 Malatya Hekimhan doğumlu Güney, İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nda çalışmaya

başlamış ve demir-çelik işçilerinin örgütlenmesinde aktif görevler almıştır. Daha sonra Devrimci Yol’un İskenderun sorumlusu olmuş ve gözaltına alınmıştır. Türkiye tarihinde devrimcilerin infazını bir an önce gerçekleştirebilmek için büyük çaba harcanmıştır. Alelacele mahkemeler kurulup olur olmaz sebeplerle yargılamalar baş göstermiştir. Veysel Güney’in davasında da aynen bu sistem işletilmiş olup idamdan önce yazdığı mektuplar ailesine dahi verilmemiştir. Cenazesi ise yine ailesine teslim edilmemiş aradan yıllar geçmesine rağmen bulunamamıştır. Adaleti sağlamakla görevli olan insanların bir an önce gerçek adaleti oluşturmaları, gözaltında kaybedilenlerin faillerinin yargılanması ve mezarlarının bir an önce bulunması gerekmektedir. Cumartesi Anneleri de kayıplarını aramayı sürdürüyor. Galatasaray

Suriye ordusunun operasyonları genişletmesi endişesiyle bölge sakinlerinin Türkiye sınırına kaçışı sürüyor.

Çok normal olarak doğmamış çocuğu borçlandıran bu sisteme itiraz ediyor. Toplam 5 milyon emekçinin yarısı ile beraber “kendinizi de borçlarınızı da alıp gidin” diyor. Bunu ülkedeki toplam emekçilerin %50 si olarak diyor ve belki daha önce oy verdiği hükümeti değiştiriyor gözlerimizin önünde. Bazı bakanlar istifa ediyor, hükümet kabinesini yeniden kurmaya çalışıyor, muhalefet partisine koalisyon teklif ediyor.

Çünkü ne Yunanistan’da hükümet değişince, ne de Türkiye’de değişse idi, kapitalizm sürdüğü sürece durum değişmeyecektir. Bu sistemin bunalımıdır ve hem evrensel hem AB çapında bulaşıcıdır. Bunun için hasta Yunanistan’ı kurtarmaya çalışıyor AB ülkeleri. Yoksa Fransa çok kötü hastalanacak, sırada Portekiz var, İspanya zaten ayakta. Bu arada belirtmek gerekir ki, Yunanistan’ı bitiren, bizim bir dönemler sol içerisinde de bolca tartıştığımız, saflaşmalar yaratan AB’nin Maastricht yüzüdür. Yunanistan’ın, AB’nin emperyalist kapitalist bir birlik olduğunun en önemli belgesi olan Maastricht kriterlerini yerine getirmesi için, büyüme hızını yüzde 2 ye ayarlayıp, bunu da en az 45 yıl sürdürmesi gerekiyormuş ve durumu konuşan analizciler bunun imkansız olduğunu söylüyor. İlginç olan şudur; Yunanistan iflas etti bile diye konuşan çok. AB’nin para politikasını yönetemediğini ve kötüye gittiğini konuşan çok. Bütün bunların merkezindeki esas çark olan kapitalizmin iflas edebileceğini düşünen az. Ama düşünce ölmedi. Ve düşünce kurşun geçirmiyor.

öldürmedim suçsuzum. Mahkeme sonuçlanmadan karar verildi. Onlara göre suçlu olabilirim, çünkü onlar ülkeyi yabancılara peşkeş çekerken, bir avuç azınlıkla iş birliği yapmaktadır. Halkıma zan, işkence ve ölüm reva görülmektedir. Ama boşuna, çünkü insanın kafasındaki dü-

şünceyi yok etmedikten sonra işkence ve idamla bir yere varamayacakları açık. Babacığım ben ölüme seve seve gidiyorum, onun için üzülmeniz gerekmez, benim binlerce anam babam olduğu gibi, sizlerin de binlerce oğlunuz var.

Gamze Abay

Suriyeliler Türkiye’ye sığındı Katil Ayhan Çarkın tutuklandı

Yeniliberal saldırı dediğimiz budur; elinde sadece emek gücü olan en büyük çoğunlukların cebinden, elinde üretim araçları olan en küçük azınlıkların lehine para çalmaya başlarsınız. Bunun için “hırsızlar, hainler” diye bağırıyor Yunan halkı parlamentere.

Yani böyle %50’ler de doğar. Türkiye’de AKP’nin aldığı her bir oy nasıl ekonomik istikrara verildiyse, o istikrarın bozulduğu her durumda da böyle % 50ler doğar. Doğacaktır.

Meydanı bu hafta Veysel Güney’in dosyasına tanıklık edecek. Güney’in babasına yazdığı mektup: Değerli babacığım ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın kurtuluşu için doğru bildiğim yolda inanarak mücadele ettim. Kalbim insan sevgisi ile doludur, kimseyi

Suriye askerleri Cizr el-Şuhur kasabasında denetimi ele almış görünürken, operasyonun genişlemesi endişesiyle yöreden Türkiye sınırına kaçış sürüyor. Son açıklanan sayılara göre Hatay’da oluşturulan dört çadırkente yerleştirilenlerin sayısı 9000’i aştı. Bölgedeki gerilim geçen hafta Suriye yetkililerinin, yöredeki silahlı kişilerin 120 polisi öldürdüğünü duyurmasının ardından tırmandı. Suriye ordusu, Pazar günü girdiği kasabayı çevreleyen tepelerde kalan isyancı grupların peşinde olduklarını belirtiyor. Suriyeli askeri kaynaklar, ordunun yakındaki Maarat elNuman kasabasına yönelmeye hazırlandığını söyledi. Suriye’deki muhalefetin “barışçı şekilde hareket edildiği” konusun-

da Cizr el-Şuhur ayaklanmasının ardında, silahlanan isyancıların mı, silahlı kuvvetlerden firar edenlerin mi, yoksa her ikisinin birden mi bulunduğu henüz belli değil. Yöredeki oluşumun niteliği ne olursa olsun, son eylemlerin baskıcı bir yönetime karşı girişilmiş, yüksek sesli bir meydan okuma olduğunu ve yönetimin de beklendiği gibi bu isyanı bastırmak için bölgeye çok büyük bir güç gönderdiğini kaydediyor. Suriye tarafında daha binlerce kişinin beklediğini, birçoklarının otomobillerinde uyuduğunu; bazılarının hayvanlarını da yanlarında getirdiğini ve Suriye ordusu ilerlediği takdirde sınırı geçmek üzere bekledikleri anlatılıyor .

Peyman Bashiri

NATO Trablusgarp’ı bombaladı

NATO’nun Ortadoğu’yu işgal politikaları çerçevesinde uzun zamandır sürdürdüğü Libya’ya yönelik saldırları bitmiyor. NATO , muhaliflere destek için iki aydır Trablus`a başlattığı hava saldırılarının en büyüğünü düzenledi. Libya’ya genellikle gece saldıran NATO güçleri bu kez gündüz saldırdı. Sabah saatlerinde alaçak uçuş gerçekleştiren NATO uçaklarının saldırısının ardından

Libya Lideri Muammer Kaddafi’nin Bab’ul Aziziye Karargahı’ndan dumanların yükseldiği bildirildi. Kaddafi`nin 40 yıllık iktidarını bitirmek isteyen muhalifler, halen ülkenin doğusunu kontrolleri altında bulunduruyor. Ankara Yaşar Türk

Avukat Yusuf Ekinci’nin 1994’te öldürülmesine ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan Ayhan Çarkın 5 Haziran günü tutuklandı. Avukat Yusuf Ekinci’nin eşi Avukat Ülkü Ekinci ve oğlu Avukat Sertaç Kamil Ekinci, 25 Şubat 2011’de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına faili meçhul cinayetin işlendiği tarihte görev yapan yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. “Çok cinayet işledik” 22 Şubat günü Çarkın basına, “Çok cinayet işledik, vicdan azabı duyuyorum. Meclis’te bir komisyon kurulursa her şeyi anlatırım” demişti. Çarkın’ın bu sözlerinin ardından faili meçhul cinayet mağduru 60’ı aşkın aile suç duyurusunda bulunmuştu.

Çarkın’ın itiraflarının ardından 13 Haziran günü , dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz tarafından görevlendirilen “Susurluk” raporunu hazırlayan Kutlu Savaş da faili meçhuller hakkında savcıya bilgi verdi.

Selçuk Kaygısız

Tüm darbeciler yargılansın!

12 Eylül darbesinin sorumlularından sadece Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın yargılanmasını protesto edildi. Ankara ve İstanbul’da yapılan eylemlerde yargılananların sadece Evren ve Şahinkaya değil darbede parmağı olan herkesin Sıkıyönetim Komutanları-

nın, MİT sorumlularının, işkenceci Emniyet Müdürlerinin, işkenceci polislerin, cezaevi doktorlarının, Askeri Yargıtay üyelerinin, “şimdiye kadar hep işçiler güldü, şimdi biz güleceğiz” diyen dönemin TİSK başkanı Halit Narin’lerin yargılanması istendi. Ankara Yaşar Türk

Zorla idam infazı seyrettiriyorlar

Tahran Kızılhisar Hapishanesi’nde kalan mahkumlar, idam infazlarını seyretmeleri için zorlanıyor. Tahran’da Kızıl Hisar Cezaevi’nin sorumluları idam hükümlü mahkumları idam edecekleri zaman, diğer mahkumları nasıl idam ettiklerini göstermek için hepsini cezaevinin bahçesine toplayıp idamı seyretmeye zorluyorlar. Mahkumların çoğu bir insanın öldürülmesini seyretmek istemiyorlar; ancak seyretmedik-

leri zaman gardiyanlar coplarla çenelerini kaldırarak seyretmeye zorluyorlar. Çeşitli suçlardan tutukluların bulunduğu Kızıl Hisar Cezaevi’nde neredeyse her gün birkaç mahkum infaz ediliyor. Eskişehir Shaghayegh (Gaye) Başiri


5

17 Haziran 2011

Seçim “halkın mücadelesi” kazandı

Abdullah Levent Tüzel Kimdir?

Genel Seçimlerde % 6,6 oy oranını elde eden ve Meclis’e 36 milletvekili sokmayı başaran Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu içinden çıkan bağımsız milletvekili Levent Tüzel’le genel seçimleri değerlendirdik.

Sosyalist bir partinin Genel Başkanı olarak Blok’tan meclise girdiniz. Nasıl bir çalışma planlıyorsunuz? Öncelikle bu süreçte çalışmalarıyla Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’na katkı sunan herkese teşekkür ediyorum. Hem ülkemizde, hem dünyada sermayenin işçi sınıfına yönelik saldırılar artarak devam ediyor. “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” diyen, sermayenin en has partisi olan AKP; işsizlik, yoksulluk, kayıt dışı çalışma, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma vb alanlarda saldırılarına devam edecek. Bundan sonra yeni ekonomik, sosyal ve siyasal hak gaspları ve saldırıların gündeme geleceği görülüyor. Yine Kürt sorunu yakıcı bir sorun olarak varlığını sürdürüyor; savaş politikaları devam ediyor. KCK tutuklamaları, askeri operasyonlar sürüyor. Anadil sorunu gibi temel sorunlar yine varlığını koruyor. Başbakan’ın tekçi, milliyetçi ve şoven yaklaşımları sürüyor. Bu tablo karşısında yapacaklarımızı, yapmamız gerekenleri tahmin etmek zor değil. Esas olarak akan kanı durdurmayı önümüze koyuyoruz. Kürt sorununu Türk işçi ve emekçilerine anlatmak, Kürt sorununun eşit haklar temelinde anayasal güvence altına almak için çalışacağız. İşçilerin en acil talepler ve sorunlarının çözümü için uğraş vereceğiz. Bütün bunları parlamentoda bulunan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nun 36 milletvekili olarak, yerellerde ise emek, barış ve demokrasiden yana herkesle birlikte yapacağız. Kürt ulusal hareketinin temel dinamikleri, sendikalarımız, aydınlarımız, yazarlarımız, farklı inanç sahipleri, kadınlarımız ile birlikte bir bütün olarak birlikte mücadele edeceğiz. Halkın büyük kesimi seçimini AKP’den yana yaptı ve AKP, üçüncü kez iktidara yerleşti. Sizce bu durum nasıl okunmalı? Evet, seçimde AKP yeniden hükümet olacak sayıyı yakaladı. Yüzde olarak seçmenlerin yarısına yakınının oyunu almış durumda. AKP halkı bir kez daha aldattı. Antidemokratik seçim yasaları ve ayrıcalıklar AKP’nin kazancına dönüştü. CHP ve MHP gibi partilerin bir halk seçeneği haline gelmesi zaten mümkün değildi. Eşit olmayan ve anti demokratik seçim yasalarının ve barajın olduğu bir seçim sistemi var. İkti-

dar olma ve devletin tüm kurumlarının elinde bulunduran AKP tehdit, şantaj ve her türden hilelerle seçime girdi. Yandaş medyasıyla, 81 ildeki valileri, kaymakamlar, hâkimleri savcıları, milli eğitim müdürleri ve ellinde bulunan yerel yönetimleri kullanarak seçime girdi. Bir kez daha sermayenin gücünü arkasına alan, ABD ve AB gibi emperyalist devlet ve birliklerin tam desteğini sağlayan bir AKP ile karşı karşıyayız. Başbakan bir saat içinde 160 ulusal radyodan seslenme imkânı buldu. Bunun yanı sıra ana muhalefet partisinin etki-

değerlendiriyorsunuz, nasıl tepkiler aldınız? Blok büyük bir başarı gösterdi. Bütün seçim hilelerine karşın, Blok güçleri yüzde 10 seçim barajına karşı mücadele etti ve önemli bir başarıyla çıktı. 36 halk temsilcisi seçildi. Kürt ve Türk halkının, işçi ve emekçilerin gerçek temsilciler olarak parlamentoda yer alacağız. Seçim öncesinde ve sonrasında hep olumlu tepkiler aldık. Kürt ve Türk halkının kardeşleşmesi ve eşit haklar temelinde bir arada yaşaması konusunda çok olumlu bir süreçten geçiyoruz. Burası çok önemli, Kürt halkı barış elini

Başta Kürt sorunu olmak üzere, demokrasi ve özgürlük talepleri ve emek sorunları karşısında yapmamız gerekenler öne çıktı.

Bütün seçim hilelerine karşın, Blok güçleri yüzde 10 seçim barajına karşı mücadele etti ve önemli bir başarıyla çıktı. 36 halk temsilcisi seçildi. siz politikalarının AKP’ye açtığı alanlar da bunda etkili oldu. Evet, AKP bir kez daha hükümet olmuştur. Ama ülkenin sorunlarını çözecek bir durumda değildir ve olmayacaktır. Esas olan Blok’un ve halkın mücadelesi olacaktır. Seçimde etkili olan şey neydi? Birçok faktörden söz etmek mümkün. Ancak esası AKP’nin karayı ak gösterme, tozpembe tablolar çizme becerisi karşısında bizim yetersiz kalmamız. Diğer düzen partilerinin ise güven vermemesidir. AKP açısından kullandığı slogan etkili oldu; “İstikrar sürsün Türkiye Büyüsün”. Seçim sonuçlarını sizin de adayı olduğunuz blok açısından nasıl

Blok şimdiden Türk ve Kürt halkının güvenini kazanmıştır. Oy veren ve vermeyen tüm işçi ve emekçilerin ortak mücadelesinin merkezi olacağız. uzattı. Türk halkı bunu tutmalı ve barışı egemenlere karşı sağlamalıdır. AKP yine bildik politikaları sürdürecek. CHP parlamentoda muhalefet olarak pek varlık gösteremeyecek MHP yine bildik şeyler, bunların hepsi aynı, yok farkları. Blok tek dikkat ve umut merkezi olarak dikkatleri üzerine çekiyor. Meclis’te ana muhalefet görevi bizden bekleniyor. Sokakla ve mücadele içinde olan, Kürt halkı, işçiler, çevreciler, Alevi yurttaşlarımız, bilimden yana olanlar, parasız sağlık ve eğitim isteyenlerle mücadelesini birleştirecek tek devrimci güç biziz. Emeğin haklarının, Kürt halkının temel taleplerinin savu-

Türkiye seçimini yaptı

12 Haziran’da gerçekleşen genel seçimler Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte göz önüne alındığında %88’i bulan rekor bir katılımla gerçekleşti. Öncelikle bu açıdan bakıldığında önceki yıllara oranla halkın oy vermeyi önemsediği gözlemlenebiliyor. Ancak şunun da altını çizmek gerekir ki %10’luk seçim barajının varlığı bile seçimlerin ne kadar demokratik bir ortamda olduğunun göstergesi. Zira bu nedenle birçok kişi kendi siyasal fikrinin temsil edilemeyeceğini düşünerek AKP-CHP arasında seçim yapmak zorunda bıra-

kılıyor. MHP ve BDP ise zaten bu iki kesimle pek yana yana gelme olasılığı olmadığından kendi tabanlarından aldıkları oylarla mecliste kendilerine yer bulabiliyorlar. AKP % 49.91 ile seçimin birinci partisi olurken, CHP oyların %25,92’sini alarak ikinci parti oldu. MHP ise baraj tartışmaları arasında girdiği seçimde %12,98 oy alarak üçüncü parti oldu. Emek, Demokrasi ve Özgülük Bloğu’nun desteklediği bağımsız adaylarsa oyların % 6,65’ni aldı ve böylece 36 vekille meclise girildi.

nucusu olacak ve Kürt halkıyla alanlarda olacağız. Seçim çalışmasında en çok neyi ön plana koyarak oy istediniz? Başta Kürt sorunu olmak üzere, her milliyetten halkının tam hak eşitliği içinde bir arada yaşama isteğine ön planda tuttuk. Demokrasi ve özgürlük talepleri ve emek sorunları karşısında yapmamız gerekenler öne çıktı. İmha ve inkâr politikalarını teşhir ettik. Her sabah erken saatte işçi servislerinde işçilerle buluşup konuştuk, tartıştık. Bildirilerimizi ulaştırdık. Fabrika ve işletmelerde işçi toplantıları yaptık. İşçi

AKP 4 yıl daha iktidarda AKP iki dönemdir tek başına oturduğu iktidar koltuğunda bir önceki döneme oranla oylarını %3,32 artırarak oturmaya devam edecek. Ancak oylarını artırmasına rağmen hedeflediği 330 milletvekilini çıkaramayarak 326 millletvekilinde kaldı ve bir önceki döneme oranla milletvekili sayısı azaldı. İşsizliğin, yoksulluğun, güvencesiz çalıştırılmanın arttığı, YGS’de çıkan şifre iddalarıyla sınav sisteminin neredeyse çökme noktasına geldiği bir sürecin ardından AKP’nin iktidarını perçinleyerek devam ettirmesi başta

ve emekçiler yaşadığı işsizlik yoksulluk politikalarını ön plana çıkardık. Sendika ve sigorta hakkı için çağrılar yaptık. Eğitim ve sağlık sorunlarını halka anlattık. Bu talepler etrafında oy istedik, sadece oy istemedik birlikte mücadeleye çağırdık. AKP’nin yeni dönemde önüne koyacağı ilk iş Anayasa değişikliği olacak gibi. Bu konuda sizin fikriniz nedir? Türkiye hala askeri darbe anayasası ile yönetiliyor. Yapılan yamalar ise sermayenin ve AKP’nin elini güçlendirmeye yöneliktir. İşçilerin, emekçilerin tüm halkımızın demokratik bir Anayasa talebi var. Başta Kürt halkı olmak üzere,

bakıldığında saşkınlık yaratsa da muhalefetin (CHP ve MHP) AKP ile baş etme noktasında oldukça geride kaldığı bir süreçten kaynaklanıyor. Ayrıca bir önceki seçimlerde diğer sağ ve muhafazakar partilerin oylarını da kendi bünyesinde topladığını görmek gerekiyor. DP, SP gibi partiler tabela partisi olma yoluna girmişlerken Has Parti ise % 1 bile oy alamadı ve sağ seçmenin alternatifi olamadı. CHP umduğunu bulamadı %25,92 oy alan CHP ise oylarını %5 artırıp milletvekili saysını da artırmış olsa da umduğunu bulamadı. Vekil sayısını 135’e çıkaran CHP için bir açıdan bakıldığında bu artış olumlu gibi görünse de %30’u aşamadı. CHP’nin başarısızlığının nedenlerinden birisi de

Abdullah Levent Tüzel, 1961 yılında Giresun’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde Hukuk eğitimi aldı. 1985’te mezun olan Tüzel, serbest avukat olarak çalıştı. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde Yönetim kurulu üyeliği, Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi Başkanlığı yaptı. 1996’da kurulan Emek Partisi’nin günümüze kadarki Genel Başkanı’dır. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun ortak adayı olarak İstanbul 3. Bölge bağımsız milletvekili olarak seçilmiştir.

Melike Çınar her milliyetten ve her inançtan Türkiye halkının gerçekten tam demokratik bir anayasaya ihtiyaçları var. Kürt halkının ve Türk halkının tam hak eşitliğini sağlayacak, Alevileri ve farklı inanç mensuplarını eşit yurttaş statüsünde değerlendiren, kadının eşitlik haklarını, emeğin haklarını güvence altına alan, demokratik bir anayasaya ihtiyaç var. İşçi sınıfının ve emekçilerin özgürce örgütlenmelerini güvence altına alacak bir anayasa gerekli. Bilimin, düşüncenin ve basın özgürlüğünün güvence altına alındığı bir anayasa gerekiyor. Yargının bağımsız ve siyasal erkin güdümünde olmadığı, darbecilerin ve teşebbüs edenlerin bir daha dokunamayacakları halkın güvenini kazanan bir anayasa olmalı. Bizler siyasi düşüncelerin suç olmaktan çıktığı, barışı tesis edecek bir anayasa için mücadele edeceğiz. AKP sadece kendi iktidarını, kendi sultasını devam ettirecek bir anayasaya asla evet demeyiz. Daha temiz bir çevre ve doğaya ihtiyaç var. 12 Eylül’de yapılan değişiklik AKP’nin nasıl baktığını göstermektedir. Bu aldatmacayı asla kabul etmeyeceğiz. Bunun için tüm işçi ve emekçilerin, halk güçlerinin temsili yetine dayanan bir Kurucu Meclis işi daha da kolaylaştıracaktır. Peki, Blok olarak önünüze koyduğunuz çalışmalar neler olacak? Blok şimdiden Türk ve Kürt halkının güvenini kazanmıştır. Oy veren ve vermeyen tüm işçi ve emekçilerin ortak mücadelesinin merkezi olacağız. Bunun sorumluluğu altındayız. Kürt halkının demokratik özerklik ve demokratik cumhuriyet mücadelesinin merkezi olacağız. Tam bağımsız Türkiye’nin mücadele merkezi olacağız. Bu nedenle işimiz yeni başlıyor ve üzerimizdeki yük artmış durumda. Tabi Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nun bir merkezi örgütlenme olarak işlev görmesi çok önemli. Blok grubu olarak mecliste temsiliyet için hızla hareket etmeliyiz. En acil sorunlarımızdan ve taleplerimizden başlayarak sokaktaki mücadeleyle birleştirerek yolumuza devam edeceğiz.

içinde kamuoyunun yakından tanıdığı Ergenekon’dan yargılanan kişilerinde olduğu bir aday listesi olması, ki bu seçmenler açısından bir problem olarak görüldü. MHP Düşüşte MHP seçimler öncesinde yaşadığı kaset skandalının da etkisiyle oy kaybetti. Barajı aşıp aşamayacağının tartışıldığı bir ortamda seçimlere giren MHP, kendi tabanının dışında oy alamadı; ancak yine de barajı aşarak kendisini mecliste 53 vekille temsil etme olanağı yakaladı. Seçimin kazananı EDÖB Kürt hareketi ve içinde EHP’nin de bulunduğu sosyalist haraketin bazı örgütleriyle kurulan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu

ise seçimlerin kazananı oldu. Daha önce mecliste 20 sandalyesi bulunan BDP’nin yeni dönemde mecliste 36 vekili olacak. Daha önce vekil çıkardığı illerde vekil sayısının artıran BDP; ayrıca Adana, Mersin, Kars, Bitlis, Ağrı ve Bingöl gibi daha önce vekil çıkaramadığı illerde de vekil çıkarmayı başardı. Bloğun başarısının ardında ise “demokratik açılım” ve “ileri demokrasi” söylemleriyle halkın gözünü boyayan AKP iktidarının bu süreç içinde yaklaşık 3000 Kürt siyasetçiyi tutuklayarak söylemlerinin boşa çıkması ve geçen döneme nazaran daha sıkı bir çalışma yürütülmesi bulunuyor.

Halil Altunpolat


6

17 Haziran 2011

İktidar güç kazanmıştır, direniş de öyle AKP, %49,95’lik bir oy oranıyla 12 Haziran 2011 seçimlerinden birinci parti olarak çıktı. Bu seçimlerde AKP’nin milletvekili sayısı düşmesine rağmen oy oranında bir artış gözlendi. CHP’de de oy oranında bir artış var. Meclise giren 4 partinin dışında kalan partilerin hemen hemen hepsi %1’lik oranın altında kaldı. Bu da bize oy dağılımlarının genel anlamda AKP ve CHP’ye doğru kaydığını gösteriyor. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’da 36 milletvekilini meclise göndererek önemli bir başarıya imza attı. Önceki seçimlere göre daha fazla vekilin meclise giriyor olması bu ülkenin halklarına ve emekçilerine büyük imkânlar açacaktır. AKP’nin ülkede yaratmış olduğu adaletsizliğin, YGS ile birlikte ortaya çıkan yolsuzluğun, AKP’nin kadrolaşma sürecini tamamlamış olmasının, dünya ölçeğinde yaşanan ekonomik krizin Türkiye’de yaratmış olduğu önemli orandaki işsizliğin ve yoksulluğun ortaya çıkaracağı doğal sonucun AKP’yi gerileteceğini düşünüyorduk. Bu durum gerçekleşmedi. AKP’nin zafer naraları hüsrana dönüşecek Recep Tayyip Erdoğan, “zafer” konuşmasında “yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” diyerek halk düşmanı tutumunu ifade ediyor aslında. AKP’nin yaptıklarını da biliyoruz yapacaklarını da tahmin ediyoruz. AKP sistemin sorununu çözme eğilimi içinde olacaktır ancak kapitalizmin yapısal sorunlarına çözüm bulunamaz. Bu yapısal sorunlar devam ettikçe sosyalistler olarak bunun üzerine daha çok gideceğiz. Daha fazla yıkımın gerçekleştirileceği bir döneme giriyoruz. Bizler üzerine yenilerini ekleyerek yaptıklarımızı yapmaya devam edeceğiz. Toplumun %50’lik bir kesiminin AKP ile yola devam derken hangi beklentilerin ortaya çıktığını iyi okumak gerekir. Bu beklentilerin AKP tarafından karşılanmayacağı ise alenen ortadadır. Kürt halkının yaşadığı illerde barışa ve demokrasiye duyulan özlem bloğun vekil sayısının artmasına ne-

den oldu. Kürt hareketinin büyük bedeller ödeyerek yürüttüğü mücadelenin nitelikli bir sonucu olarak 36 milletvekili meclise gönderildi. Kürt halkının iradesini kendi vekillerine veriyor olması AKP’nin kimi yerlerde ciddi oranlarda güç kaybetmesine sebebiyet verdi. Ancak emekten yana kesimlerin ve özellikle sosyalist hareketin bu güne kadar ki yaptığı analizleri sabit tutmakla beraber çıkış yollarını da yeniden yaratma sürecine girmesi gerekmektedir. Kürt illerinde yaratılmış olan güçlü bir halk hareketini tüm kesimler nezdinde daha meşru ve desteklenebilir bir aşamaya taşımanın yegâne yöntemi güçlü bir sosyalizm mücadelesinden geçmektedir. Kendi gücüne güvenen bir sosyalist hareketin kısa bir zamanda yol açması kaçınılmaz olacaktır. AKP’nin makyajlı demokrasisi AKP ülkede bir adaletsizlik yaratmışken ve birçok kesim tarafından eleştirilirken bir kez daha görüldü ki halkın önemli bir kesimini de kendi lehine etkileyebilme özelliğine hala daha sahip. Beldelere kadar inen bir çalışma anlayışının ve birebir yürüttükleri diyaloğun payı bu oy oranının artmasın da önemli bir etken gibi gözüküyor. Güçlü bir mali destek ile yürüttükleri çalışma elbette ki onların tüm kesimlere daha kolay ulaşmasını sağlıyor. Seçimlere giren partiler arasındaki eşitsizlik AKP’nin işine yarıyor. AKP’nin anayasa değişikliği sinyalleri, 4B’li çalışanların 4A’ya geçirilmesi, bakanlıklarda yaptığı değişiklikler oy oranının artmasında etkili oldu. Tabi ki hemen seçim öncesinde ortaya serdiği Kürt düşmanlığı da milliyetçi, muhafazakâr kesimlerin oylarının da kendisine gelmesine neden oldu. Ayrıca darbecilerle gerçekten hesaplaşabilecek sosyalist hareketin dışında, AKP bu kesimlerle hesaplaştığı imajını çizdi. Gösterdiği adaylar içinde

8 yıllık AKP İktidarı döneminde neler yaşandı?

> Türkiye’de yapılan özelleştirmeler arttı ve bu özelleştirmeler sonucu birçok fabrika kapandı. > Atama bekleyen öğretmenlerin sayısı 350 binin üzerine çıktı. > Tüm üniversitelerde özel güvenlik sayısı arttırıldı, bazı üniversitelerin “güvenliği” sivil polisin iradesine bırakıldı. > YGS’ deki şifre skandalı ve KPSS, AÖF gibi sınavlarda yaşanan kopya skandallarından sonra sınav sisteminin adil olmadığı ayyuka çıktı. > 8 yılda akaryakıta yapılan zam %400 civarında. > Ülke genelinde işlenen Kadın Cinayetleri AKP döneminde %1400 arttı. > Siyasi Parti Başkanları, yöneticileri tutuklandı; savunma hakları ellerinden alındı > Gazeteciler tutuklandı ve ba-

sılmamış kitaplar dahi toplatıldı. > Kürt Halkının seçilmiş yöneticileri tutuklandı ve savunma hakları ellerinden alındı. > 8 yılda 67 bin kişi tutuklanarak, cezaevlerindeki tutsak sayısı 122 bin’e çıktı. > SSGSS ve Performans yasası gibi sağlıkta uygulanan değişikliklerle halkın sağlık hakkı tamamen elinden alındı. > Askeri harcamalara her yıl 15 milyar dolar civarında bütçe ayrıldı. > Eğitim’e ayrılan bütçe ise askeri harcamaların 10’da 1’inden daha az. > Genç İşsizlik oranı %25’in üzerine çıktı. > Ülkede işsiz sayısı 10 milyonu geçti.

Gökhan Asan

darbecilerle bağlantılı kişilerin olmamasına dikkat kesildi. CHP ise bunun tam tersine darbecilerle alenen ilişkili kişileri meclise sokmayı önüne koydu. Bu ortaya çıkan ikilem halkın AKP’den yana bir tercihi ortaya koymasında etkendir. Sosyalist hareket darbecilerle hesaplaşmayı daha güçlü bir şekilde ortaya koyduğunda ise AKP’nin sahte demokratlığı gün yüzüne çıkacak ve darbecilerin yeni dönem ilişki biçimi devrimciler tarafında afişe edilecektir. Darbecilere karşı yürütülen mücadelede toplumun ve devrimcilerin yan yana mücadelesi gerçek bir hesaplaşmayı yaratacaktır. Halk seçimini yaptı Türkiye sosyalist hareketi bu seçimleri analiz ederken bir numaralı kurala uyarak bir değerlendirme yapmalı. Halk tercihini yaptı. Ayrıca bu tercih sadece kandırılan bir toplamın tercihi olarak da ortaya konulamaz. Biz de başka bir ülkeden halk getirip devrim yapmayacağımıza göre, halkın gözünde umut olabilmenin yöntemleri derhal geliştirilmelidir. Yerel seçimlere kadar az da sayılmayacak bir zamanımız var. Yaygınlaştırılmış bir sosyalizm mücadelesini tüm emekçilere anlatabilmek için bu günden kolları sıvamak gerekmektedir. Sosyalistlerin istediği oy oranlarını yakalayamamış olması bize daha organik bir çalışmanın gerekliliğini göstermektedir. Krizin yaratmış olduğu sonuçlar üzerinden hareketle, emekçi kesimlere yönelik saldırıların artacağı görülmektedir. Bu saldırılara karşı geliştirilecek olan stratejik hat önemle detaylandırılmalıdır. Sosyalist hareket tüm alan örgütlenmelerini önüne koyarak bir yol izlediği takdirde kitlesel bir devrimci muhalefet yaratılabilecektir. Bu politik hat örgütlenmemizin önündeki engelleri aşmamıza yol açacaktır.

Alanları örgütlemeye devam edeceğiz Sosyalist hareket yaptığı değerlendirmeler ışığında enternasyonalizm bayrağını da elinde tutarak emekçiler cephesinde güçlü bir hareket olanağını yaratmalıdır. Fikirlerimizin doğruluğu tartışmasızdır. Bu bağlamda kitle çizgisinden uzak eylemler kurgulamak yerine, halkın gözünde meşru olabilecek bir eylem tarzı bizi sonuca götürecektir. Kürt hareketi ile geliştirilen ittifak güçlendirilmeye çalışılırken, diğer yanda duran ve önemli olan sınıf hareketi yaratma çabası güçlendirilmelidir. Sınıf hareketinin güçlenmesine yardımcı olacak bir demokratik gençlik mücadelesi de yeni imkânlar yaratmayı önüne koymalıdır. Kadın cinayetlerine karşı yürütülen mücadele kazanımlarla ilerlerken mücadelenin bütününe bir yol göstermektedir. Aynı şekilde darbecilerin ve katillerin yakasından bırakmayan Cumartesi Anneleri iktidarı itiraf etmeye zorluyor. Gerçekleştirilen işçi direnişleri, güçlü örgütlenen bir sınıf hareketinin halkın bütün kesimlerinde gözle görülür bir hareketlilik sağlıyor. Görüldüğü üzere devrimciler halk ile platonik değil organik bir ilişki geliştirir. Bunun dışında pratiğe yansımayan tüm politik görüşler kitabi metinler olmanın dışına çıkamaz. Sosyalist hareketin tüm alan çalışmalarında yan yana gelmeyi sağlayamaması kazanım elde etmemizin önünde bir engeldir. Alan çalışmalarında yan yana durmadan girilen bir seçim çalışması ayrı kulvarlarda yürürken güç kaybetmemize neden olacaktır. Sosyalist hareket, birbiriyle ilişki geliştirmesi gereken çalışma alanlarını bir kenara koyarak birlik zeminini zedeleyen davranış biçimini geliştirmemelidir. Seçim çalışmalarında karşımıza çıkan sorun tam olarak budur. Alan çalışmalarında yan yana gelinememesi tüm birlik girişimlerinin sonuçsuz kalmasına neden olmuştur.

Devrimci örgüt özgücüne güvenir Bu seçimlere kadar çizdiğimiz politik hattın doğru olması bir yana bu hattı emekçi kesimlerle buluşturabilme yöntemlerimizdeki eksiklik açığa çıktı. “Başkasının” başarısından medet ummadan kendi başarısını yaratma iddiasına sahip olmamak genel bir eksikliktir ve hatadır. Sosyalist hareket içerisinde kendi gücüne güvenen devrimci özne mevcuttur. Özgücü ile hareket ederken ittifak ilişkilerini de geliştirerek toplumsal hareket yaratma iddiası taşımak önemli bir şekilde önümüzde durmaktadır. Sosyalizm mücadelesine ihanet eden bireyci çizgiden uzak durup örgütlü bir mücadeleyi esas almak gerekir. Bu toplumu etkileyecek şey ön plana çıkmış bireyler değil örgütlü bir harekettir. Örgütlü hareket mevzilerini ilerlettikçe halkımızın umudu açığa çıkacaktır ve kitlelerle buluşulmuş olacaktır. Tabi bu anlatıldığı gibi de kolay olmayacaktır. Toplumun sorunlarına gerçekten ışık tutan sosyalizm mücadelesi kitlesel bir hareket haline dönüşecektir. 2011 genel seçimlerinin ortaya çıkardığı sonuçlar yılgınlığa ve yorgunluğa neden olmayacaktır. Tam aksine sosyalist hareket tarihinde de olduğu gibi gerçek bir özeleştiri ile yoluna devam edecektir. Yaratmış olduğumuz ve üzerine gittiğimiz politik gelişmelerin emekçi kesimlere iletilmesi ve anlatılması noktasında bir yol bizi bekliyor. Bu yükü omuzlayacağız. AKP rahat bir nefes aldığını düşüne dursun; sosyalistler umudu büyütmeye devam ediyor. Yolumuz açık olsun. Emekçi Hareket Partisi Genel Sekreteri Gün Çağ Aydın

İbrahim Keskin’e tahliye kararı

11 Nisan’da Samsun’da BAT fabrikası çalışanlarının direnişinde gözaltına alınan ve tutuklanan

Emekçi Hareket Partisi üyesi İbrahim Keskin’in davası, 1 Haziran’da Samsun 19 Mayıs İlçe Adliyesi’ nde görüldü.

İbrahim Keskin duruşma51 gün tutuklu yargıda Tekel direnişine destek lanan İbrahim Keskin tuamacıyla Samsun’da bulun- tuksuz yargılanmak üzeduğunu ve iddianamede ge- re tahliye edilirken ikinci çen suçlamaları kabul etme- duruşma 27 Temmuz’da diğini ifade etti. Yoğun gaz yine Samsun’da görülecek. bombasının etkisiyle önünü Emekçi Hareket Partisi görmekte zorluk çeken Kes- Genel Başkanı Sibel Uzun’un kin, darp edilerek göz altı- da izlediği davaya EHP üyena alınmış ve tutuklanarak leri Eskişehir, Ankara, İstancezaevine gönderilmişti. bul gibi illerden buluşarak 6 sanığın yargılandığı geldi. İçeride dava sürerken davada sanıklardan Ebu- Halkevleri, Özgürlük ve Dabekir Arslan, Orhan Yıl- yanışma Partisi, Samsun 78’ maz, Mahmut Çelik ve Emin liler Derneği, Sosyalist Parti, Okyay da hazır bulundu- Toplumsal Özgürlük Platlar. Tüm işçilerin ifadesi formu ve Türkiye Komünist haklarını savunmak üzere Partisi’nin de örorada bulundukları ve po- gütlediği eylem lisin attığı yoğun gazdan gerçekleştirildi. etkilendikleri yönündeydi. Mehtap Akpınar

TÜİK’e göre işsiz sayısı 622 bin kişi azaldı Mart ayı verilerine göre işsizlik rakamları 2,9 puan azalarak işsiz sayısı 622 bin kişi azaldı. Tarım dışı işsizlik %13,4 olurken, genç işsizlik %24,6’dan %19,3 olarak düştüğü kaydedildi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Hanehalkı İşgücü Araştırması, “2011 Mart Dönemi Sonuçlarına (Şubat, Mart, Nisan 2011)” göre, 2010 yılı Mart ayında 3 milyon 438 bin kişi olan işsiz sayısı, bu yıl söz konusu dönemde 2 milyon 816 bin kişi

oldu. İstihdam ise 21 milyon 741 binden, 23 milyon 286 bin kişiye çıktı. Türkiye genelinde işgücüne katılım oranı geçen yıla göre 0,8 puan artarak %49’a çıktı. Mart ayında istihdam edilenlerin %70,3’ü erkek olurken, %59,3’ü lise altı eğitimliler, %61,2’si ücretli, maaşlı ve yevmiyeli, %25,6’sı kendi hesabına çalıaşn veya işveren, %13,2’si ücretsiz aile işçisi olarak açıklandı. İşsizlik gerekçelerine bakıldığında da işsizlerin %32,7’sini ça-

lıştığı iş geçici olup işi sona erenler, %15,3’ünü işten çıkarılanlar, 515,9’unu kendi isteğiyle işten ayrılanlar, % 8,1’ini işyerini kapatan/iflas edenler, %8,5’ini ev işleriyle meşgul olanlar, %8,6’sını öğrenimine devam eden veya yeni mezun olanlar, 10,8’ini ise diğer nedenler oluşturdu.

Melike Çınar


7

17 Haziran 2011

Hopa’da sıkıyönetim uygulaması AKP’nin Hopa mitinginde yaşanan olaylarda 12 kişi tutuklandı, onlarca insan gözaltına alındı, bir kişi hayatını kaybetti ve birçok kişi cop, biber gazı ve tazyikli su ile sert müdahaleye maruz kaldı. İleri demokrasinin dillere pelesenk olduğu, ülke ekonomisinin giderek büyüdüğü safsatalarının ortaya atıldığı bir dönemde, bir yandan işsizlik ve yoksulluk, bir yandan da baskılar ve tutuklamalar artarak devam ediyor. AKP’nin Hopa’da düzenlediği miting öncesi, HES’leri ve AKP hükümetinin politikalarını protesto etmek isteyen gruba çok sert bir şekilde müdahale edilmesiyle başlayan süreç, gece yarısı düzenlenen operasyonlarla devam etti. Yaratılan korku ortamında birçok kişi şehri terk etti veya şehir merkezinden uzak kırsal kesimlere kaçmak zorunda kaldı. Gözaltına alınanların gördükleri işkence ve hakaretler,

Başbakan’ın, Ankara’da yapılan protesto eyleminde polisin sert müdahalesiyle yaralanan ve hastanede tedavi gören Dilşat Aktaş’a yönelik kullandığı erkek egemen ifadeler, Hopa’daki protestolara katılanlara dair “eşkıya” yakıştırması ve hayatını kaybeden Metin Lokumcu hakkındaki sözleri AKP’nin demokrasi ve adalet anlayışının gerçek yüzünü göstermiş oldu. Birçok ilde düzenlenen protesto gösterilerine de aynı tahammülsüzlükle saldıran AKP hükümeti, iktidar olduğu günden bu yana devrimcilere olan baskısında hız kesmedi.

1957 yılında Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Kemalpaşa beldesinin Dereiçi köyünde doğdu. İlkokulu köyde, ortaokulu beldede okuyan Lokumcu, liseyi Batman’da okudu. Babası maden ocağında çalışan Lokumcu, maddi sıkıntılar nedeniyle Zongul-

dak Maden Teknik Okulu’ndaki eğitimini yarıda bırakarak Rize Öğretmen Okuluna kaydoldu. Bir yandan çalışıp bir yandan okuyan Lokumcu’nun ilk görev yeri Konya idi. 1980 darbesinde devrimci olması nedeniyle tutuklandı. Çıktıktan sonra Sivas’a sürgün

Ölüm bile başbakanı sarsamaz Hopa’da saldırıların ardından Metin Lokumcu’nun ölümü üzerine Başbakan’ın kullanacağı sözler merak konusuydu.

Metin Lokumcu kimdir?

edildi. Öğretmenlik hayatı boyunca birçok soruşturma geçiren Metin Hoca, tamamında aklandı. 31 Mayıs 2011’de AKP Hopa mitinginde“Su Haktır Satılamaz” dediği için, polisin aşırı gaz ve şiddet kullanması nedeniyle kalp krizi geçirerek hayatını kaybet-

ti. Naaşı Devrimci Yol bayrağına sarılı olarak konvoylar eşliğinde Kemalpaşa ilçesine getirildi. 1500 kişinin katıldığı törende Lokumcu sloganlarla son yolculuğuna uğurlandı.

İbrahim Keskin

Kendine muhalif her eylemi, sözü, hareketi “illegal” ilan eden başbakan yasal bir dernek ve parti olan Halkevleri ve ÖDP’yi de illegal ilan ediverdi. Olayların ardından yaptığı ilk açıklamada Lokumcu’nun adını dahi anmayan başbakan daha sonra seçim vesilesiyle katıldığı bir televizyon programında bu konu tekrar önüne getirilince, canı hayli sıkılmış olarak, Hopa’daki olayların eşkıyalık olduğunu yineledi. Metin Lokumcu adına bir taziye bile iletmeye gerek duymadan, hareket halindeki aracın üzerinden düşüp yaralanan polis memurunun hesabını sormaya kalktı. “Analar ağlamasın” demagojisiyle dağda ölen Kürtleri sahiplenir görünen başbakanın timsah gözyaşları bu olayla bir kez daha ortaya çıktı. Polis şiddeti yüzünden hayatını kaybeden Lokumcu’nun yoldaşları ise onun katillerinden hesap sormakta kararlılar.

Pınar Atalar

18SORU Nermin Kaya

EHP Eskişehir Parti Dostu

1. En sevdiğiniz erdem? Hoşgörü 2. Başlıca özelliğiniz? Doğruluk

3. Mutluluk nedir? Sevmek ve sevilmek

4. Mutsuzluk nedir? Çok değer verdiğin şeyleri kaybetmek

5. En kolay hoşgördüğünüz kötü huy? Patavatsızlık

6. En nefret ettiğiniz kötü huy? Kendini kandırmak 7. En sevmediğiniz şey? İhanet

Bu anket K. Marks’ın kızları Jenny ve Laura ile oynadığı bir oyundan alınmıştır.

8. En sevmediğiniz kişiler? Amaçsız, gereksiz insanlar 9. En sevdiğiniz iş? Siyaset

10. En sevdiğiniz şair? Yunus Emre

11. En sevdiğiniz yazar? Hacı Bektaş Veli 12. Kahramanınız? Babam

13. Kadın kahramanınız? Banu Avar 14. En sevdiğiniz çiçek? Lale

15. En sevdiğiniz renk? Mor

16. En sevdiğiniz yemek? Tepsi Kebabı

17. En sevdiğiniz düstur? En güzel günlerimiz, henüz yaşamadıklarımız

18. En sevdiğiniz söz? Mazlumun dostu, zalimlerin düşmanı olunuz.

Siyanürün kurbanları 7’ye yükseldi

Kütahya’da 3 kişinin de içtikleri şebeke suyundan dolayı rahatsızlanarak hastaneye kaldırılması üzerine siyanürden zehirlenenlerin sayısı 7’ye yükseldi. Zehirlenmelerin sebebi geçen ay atık barajındaki setlerden biri yıkılan Eti Gümüş A.Ş’den köyün içme suyuna siyanür sızması olarak belirtiliyor. Ayrıca köyde şebeke suyundan içen 18 hayvanın öldüğü tespit edildi. Köy muhtarı yaptığı açıklamada şunları söyledi: ‘’Köyümüzden 4 kişi zehirlendi. Şu anda hastanede gözlem altında tutuluyorlar. İl Tarım Müdürlüğü’nden gelen görevliler, içme suyundan numune aldı. Köyümüzün içme suyu ile tesiste kulla-

nılan içme suyu aynı kaynaktan çıkıyor. Köyümüzde 55 kişi yaşıyor. Şu anda şebeke suyumuzu önlem amacıyla kapattık. Tavşanlı Belediyesi köyümüze tankerle içme suyu gönderdi.’’ “Bizimle ilgisi yok” İçme suyuna karışan siyanürle halkın hayatını tehlikeye atan Eti Gümüş Fabrikası yönetimi ise olay hakkında sabotaj yapıldığını “Dün (önceki gün) öğleden sonra nasıl olmuşsa biri gitmiş, fabrikanın özelleştirilmesinden bu yana gerektiğinde Dulka-

dir Köyü’ne su verilen ve ke suyu var. Orada dağdan iki aydır kapalı olan hattın gelen arsenik sorunu var, vanasını açmış. O hatta bi- bizimle ilgisi yok” diyerek zim içme suyu hattımızın ifade etti. dışında, özelleştirmeden önce devletin yaptığı şebe- Bilge Su Erdoğan

alınması ve tutuklanmasına ilişkin sorularına “Onlar sendikal faaliyetlerinden dolayı değil terörist oldukları için tutuklandı” yanıtını verdiler. Ardından sıra bize geldi. Bizim hükümet temsilcilerimize de ILO komitesi neden gözaltına aldınız, tutukladınız diye sorduklarında yanıt aynıydı; “Onlar sendikal değil terörist faaliyetten tutuklandı” dedi. İmza altına alınan 87 ve

98 numaralı sözleşmelere uymayan Türkiye’de sendikalı olan her 5 metal işçisinden 3’ü işten atılıyor. Sendikalılar sendikal faaliyet yürütmekten dolayı gözaltına alınabiliyor ve sendikaların eylemlerinde polis, orantısız güç kullanıyor ve sekiz yıldır Sendikalar Yasası’nın Meclisten geçirilmesi bekleniyor.

Hazal Akyel

KCK davasında 11 kişiye rekor ceza: Toplam 90 yıl Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen “Ağrı KCK davası”nın karar duruşmasında rekor hapis cezası çıktı. 4 kişinin tutuklu yargılandığı davada, 11 kişiye toplam 90 yıl 7 ay hapis cezası verildi. Ağrı’nın Patnos, Doğubayazıt ve Diyadin ilçeleri ile Van ve Muş’ta 13 Şubat 2010 tarihinde düzenlenen operasyonda tutuklanan ve aralarında BDP Genel Merkez çalışanlarının da bulunduğu 18

kişi hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla açılan davanın karar duruşması Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada söz verilen tutuklu olarak yargılanan 4 kişinin Kürtçe savunma

Hazırlayan: Halil Altunpolat

15-16 Haziran İşçi Direnişleri

ILO (Uluslararsı Çalışma Örgütü)’nun bu yıl 100.’sü düzenlenen ve 17 Haziran’a kadar sürecek olan Uluslararası Çalışma Konferansı’nda Türkiye “kara liste”ye alındı. ların %66’sının Türkiye’de gerçekleştiğini söyledi. Komitede Türkiye’nin durumu görüşülürken hükümet yetkililerinin Afrika’daki temsilcilerle aynı cevabı vermelerine dikkat çeken Eliaçık, komite önceki gece Türkiye’nin durumunu da görüştü. Türkiye’den önce görüşülen Swaziland’ın hükümet temsilcileri ILO komitesinin sendikacıların gözaltına

Getirdiği 15-16 Haziran 1970

Türkiye sendikal hak ihlallerinde en kötü 44 ülke arasında Cenevre’de yapılan konferansa Türkiye’den sendikaları temsilen DİSK Uluslarası İlişkiler Daire Müdürü Kıvanç Eliaçık, hükümeti temsilen ise de Doç. Dr. Zeki Parlak ve Çalışma Genel Müdürü Ali Kemal Sayın katıldı. Eliaçık, Türkiye’nin imzalamış olduğu ILO’nun 87 ve 98 numaralı sözleşmelerine uygun davranmadığını ve Avrupa’da sendikal faaliyetlerden dolayı işten atılma-

Günlerin

talebini kabul etmeyen mahkeme heyeti, tutanaklara da “Bilinmeyen dilden konuştu” şeklinde geçirdi. Sanık ve avukatların beyanlarından sonra, mahkeme heyeti tutuklu yargılanan 11 kişiye

toplam 90 yıl 7 ay hapis cezası verdi. Karara tepki gösteren avukatlar, alınan karara itiraz edeceklerini söyledi.

Rıfat Çapar

AP-CHP hükümeti tarafından hazırlanan yasayla sendikalar kanunda değişiklik yapılarak işçilerin sendikalarını seçme özgürlüğü kısıtlandı. Bu girişim 15 Haziran da Gebze’den İstanbul’a doğru yürüyüşe başlayan işçilere yolda binlerce işçinin katılımıyla protesto edildi.

18 Haziran 1936

Sosyalist Yazar Maksim Gorki Yaşamını Kaybetti Özellikle “Ana” adlı romanıyla bilinen, sosyalist gerçekçi edebiyatın kurucusu olan Maksim Gorki yaşamını kaybetti.

24 Haziran 1967 6. Filo Protestoları

İstanbul’da üniversite öğrencileri ABD donanmasına bağlı 6. Filo’nun Türkiye’ye gelişini protesto ettiler.

27 Haziran 1905

Birinci Rus Devriminin İlk Ayaklanması Kurtlu yemeğe karşı gelen tayfaların öldürülmesini engelemek isteyen savaş gemisi Potemkin’in mürettebatı gemiyi Odessa’ya götürdü. Bu olay 1905 Devrimi’nin ilk ayaklanması olarak tarihe geçerken bu olayı anlatan “Potemkin Zırhlısı” adlıo bir film de çekildi.


Emekçi Hareket 15 Günlük Gazete İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Fadik Temizyürek - Bozkurt Mah. Türkbeyi Sk. No:79-81 Şişli/İstanbul Basıldığı Yer: Ezgi Matbaası - Sanayi Cad. Altay Sk. No:10 Yenibosna/İstanbul Türü: Yaygın Süreli Yayın Genel Yayın Yönetmeni: Emre Öztürk, Görsel Tasarım: Gürkan Köse, Pınar Atalar, Merve Demir, Fotoğraf Editörü: Osman Erdem, Ece Biberoğlu, Haber Koordinatörü: Rıfat Çapar, Melike Çınar, Suzan Sarıgöz Dağıtım: Sanem Deniz Kural emekcihareket@ehp.org.tr

. . ISTE KRIZ ı

Devletin keyfi uygulamaları bitmiyor

l

Her hafta onlarca kadının öldürülmesine göz yuman devlet, şiddete maruz kalan kadınlara koruma sağlamadığı gibi, keyfi uygulamalarıyla da karşımıza çıkıyor.

nayetten sonra silahını “yanlışlıkla” ateşlediği gerekçesiyle üç ay tutuklu yargılandı. Daha sonra serbest bırakıldı

Tam da bu örnekte olduğu gibi bugünün kadın katillerinin birçoğu daha öncesinde kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz

Ağır cezadan kurtulamadı İstanbul’da kendi kızını katletmiş bir katil serbest kalırken Adana’da Tuğçe Anlaş’ı katletmeden önce “Seni Adana’nın Münevver’i yapacağım” mesajları atarak tehdit eden Malik En ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı. Bu karar tüm kadınların yüzünü güldürüyor. Ancak devletin bir ilde başka, diğer ilde başka bir karar aldırtıyor olması keyfi uygulamaların olduğunu gün yüzüne çıkarıyor. Bu durumda şu açıkça görülüyor, devlet kadınları korumaya gücü olduğu halde korumuyor ve katillere ortak oluyor.

girişiminde bulunmuş, birçoğu da bununla kalmayıp başka kadın cinayetleri işlemiş kişiler olarak ortada duruyor. Bu kişiler bu suçları işlediğinde gerektiği cezaları almadıkları için sonrasında başka kadınların da canına kıyma hakkını devlet onlara elleriyle veriyor.

İlke Acar

Devlet katillere göz yumuyor İşçi ölümleri devam ediyor Bursa’nın Nilüfer ilçesinde bir dere yatağında cesedi parçalara ayrılmış olarak bulunan Uludağ Üniversitesi öğrencisi Sema Karakoca’nın zanlıları 10 Haziran 2011 günü serbest bırakıldı. Kadın cinayetlerinin artmaya devam ettiği bugünlerde devletin kurumlarının verdiği kararlar herkesi şaşırtmaya devam ediyor. Son 7 yılda %1400 artan kadın cinayetlerine karşı önerilen tüm çözümlere sırtını dönen devlet, bununla kalmaya-

rak zanlıları da serbest bırakıyor.

Henüz üniversitede okuyan ve vahşice katledilen Sema Karakoca’nın okuduğu üniversite olan Uludağ Üniversitesi’nde ise alınan karara tepki büyük gözüküyor. Sema’yı vahşice katledenler bugün toplumun arasında dolaşırken devlet bu durumun yaratacağı başka kadın cinayetlerinin sorumluluğunu aldığı bu kararla kabul etmiş oluyor. İstanbul İlke Acar

Süleymaniye Mahallesi Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bir sunta fabrikasında meydana gelen olayda, bir süre önce sunta fabrikasında çalışmaya başlayan Şentürk Taşçı (31), MDF bölümünde pres makinesinin sunta kesme testeresini değiştirmek istedi. Makinenin testere bölümünde yüz ve baş kısmı kesilen Şentürk Taşçı, hastaneye kaldırılmak istenirken hayatını kaybetti.

İşçiler çalıştıkları fabrikalarda birer birer ölüyorlar. Bu ülkede saat sekizde başlayıp belirsiz saatlere kadar çalışan işçiler bırakın çocuklarına bir sıcak palto almayı yaşamla ölüm arasında ince bir çizgideler. Ama borsada oynayanlar, faizde parası olanlar, hükümete yakın olanlar her zaman kazanıyorlar.

Kübra Usta

Kadın cinayetlerinde Haziran ayında da “istikrar” sürüyor

Mayıs ayını geride bırakırken Haziran ayının ilk haftasında birçok ilde onlarca kadın daha katledildi. Bir hafta içinde İstanbul’da 3 kadın öldürülürken Diyarbakır ve Isparta’da da kadınlar öldürüldü. Fas asıllı Leyla İstanbul’daki evinde ölü bulundu. Diyarbakır’da hamile olan Halime Taşkıran kocası tarafından öl-

dürüldü ve kocası psikolojik tedavi gördüğünü söyledi. Isparta’da ise Asuman Şahin eski kocası tarafından öldürüldü. Devlet keyfi uygulamaları ile bir yerde koruma sağlarken bir yandan katilleri serbest bırakıyor. Ankara’da bir

kadın kocası tarafından mahkemede tehdit edilince, kendi talebi olmamasına rağmen hakim koruma sağlarken, Bursa’da Sema Karakoca’nın katilleri tahliye ediliyor.

Ezgi Ceren Ağtaş

Kapitalizm, kriz ve isyanlar… malardan, çevre sorunundan, küreselleşme karşında Avrupalılaşmadan, Avrupa Toplum Modeli’nden, emeğin küresel hallerinden, küresel gelir bölüşümü ve ekonomik adalet tartışmalarından, emek hallerine ilişkin tartışmalar gibi birçok konu ele alınmış. Konu üzerindeki savlarını rakamlarla ve istatistik verilerle ifade ederek somutlaştırmaya çalışmış. Konular ağır gibi görünse de Meryem Koray’ın okunası bir dille yazma kaygısı olduğunu belirtmek isterim. Meryem Koray bu kitabı yazmadaki amacının Dünya Ahvalini tartışmaya açmak olduğun söylüyor. Ve bu doğrultuda her bir konuda birçok batılı düşünürden yararlanmaya çalışmış ve ele alınan konularda bol bol tartışmalar görülmekte. Marks’ın hayaleti dolaşıyor Kitabın önsözünde Meryem Koray şöyle diyor: Bu kitabın yazılmasında en büyük etken 2008 sonbaharında gündeme gelen finansal-ekonomik krizdir... Üstelik bu

‘‘

2013’te küresel kriz kaçınılmaz

Kriz kahini Nouriel Roubini, ABD’nin mali durumu, Çin ekonomisinin yavaşlaması, AB’nin borç sorunu ve Japon ekonomisinin adeta durmasının 2013’te küresel krize dönüşebileceğini söyledi.

Dilovası araştırma raporu açıklandı

Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Kocaeli’nin Dilovası ve Kandıra ilçelerinde hava kirliliği ve biyolojik materyallerle ilgili ölçüm sonuçlarının tümünü düzenlediği basın toplantısıyla açıkladı. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Dilovası ve Kandıra’da annelerin ilk sütünde ve bebeklerin ilk kakasında ağır metal ölçümlerinin yapıldığını anlatan Hamzaoğlu, 56 gebe ve 49 bebekten oluşan 105 kişiden alınan örnekler üzerinde testlerin gerçekleştirildiğini bildirdi. Bebeklerin en az 6 ay boyunca sadece anne sütüyle beslenmesinin, bebeğin sağlığı ve gelişimi açısından bir gereklilik olduğunun her zaman söylendiğini be-

lirten Hamzaoğlu, “Bu altı ay boyunca ortalama 150 litre anne sütü demektir. Dilovası’nda ortalama bu miktarda süt emerek beslenen bir bebeğin, annesinden 51 mg aliminyum, 6592 mg çinko alma riski vardır” dedi.

Emekçi Hareket gazetemizi düzenli takip etmek için aşağıdaki formu doldurarak abone olabilirsiniz.

Hamzaoğlu, Sağlık Bakanlığı’nın konuya yaklaşımıyla ilgili sorular üzerine, kamuoyunun Sağlık Bakanlığı tarafından ciddi şekilde yanıltıldığını da sözlerine ekledi.

Rıfat Çapar

Abone Formu

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Adresiniz:

Telefon Numaranız: Mesleğiniz:

1 yıllık abonelik için 0749 471420035001 Şükrü Oral adına Ziraat Bankası hesap numarasına 15 TL yatırarak formu Feridiye Cad. No 41 Taksim / İstanbul adresine postalayınız.

Kapitalizm Küreselleşirken Dünya Ahvali’, küreselleşen kapitalizmin şekillendirdiği dünya ahvalini gözler önüne seriyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında yüz binlerce genç Madrid’in Sol Meydanı’nda oturma eylemi yaptı. Gençleri Tunus’ta, Tahrir’de Paris’te, Yunanistan’da ve şimdi de Taksim’de meydanlara dolduran bir gerçeklik var: İşsizlik. Bu ülkelerin birçoğu 2008 yılına kadar dünyanın en zengin ülkeleri değil miydi? Ne oldu da işsizlik patlak verdi? Peki, çözüm ne? Bu soruların cevabını, Meryem Koray’ın 2011 yılında ayrıntı yayınlarından çıkan “Kapitalizm Küreselleşirken Dünya Ahvali” adlı kitabında aramak istedik. Kapitalizm küreselleşiyor, Dünya değişiyor Küreselleşen Kapitalizmin Küresel-Sosyal Gerçekliği ana başlığı altında birçok konuya değinilmiş. Küreselleşme kavramı üzerindeki tartışmalardan, krizlerden, işsizlikten, serbest piyasadan, insanların siyasete uzaklaşmasından, kapitalizm ve postmodernizm arasındaki ilişkilerden, siyaset, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde yapılan tartış-

İMF Danışmanı Nouirel Roubini

‘‘

Kadın cinayetleri gün geçtikçe artarken devletin resmi kurumları kadınlar için keyfi kararlar vermeye devam ediyor. İstanbul’da son bir haftada üç kadın öldürüldü ve bu kadınların hepsi çeşitli sebeplerle korunma talep etmiş ya da devletin kendilerini korumayacağını bilerek çevresindeki insanlara başvurmuşlar. Mehmet Yılmaz kendi kızının katili Geçtiğimiz hafta İstanbul Sultanbeyli’de katledilen 38 yaşındaki Fatma Yüksel’in ve 14 yaşındaki Elif Yüksel’in katili Mehmet Yılmaz’ın 30 Ocak 2010’da kızı Dilek Kırmızı’ya da öldürdüğü öğrenildi. Bu ci-

ADIYAMAN AFYON ANKARA ÇANKAYA MAMAK

TELEFON

ADRES

0555 686 84 68 0536 882 31 04 0539 986 84 51 0543 958 58 53 0506 828 78 66

Yükseltepe Mah. 1666. Cad. 1945. Sk. No: 1 Keçiören

ANTALYA

artvin@ehp.org.tr

AYDIN

ekonomik sistemin Kâbesi Wall Street’te deprem oluyor; yapılan iş bir anlamda dolandırıcılıkken, zehirli varlıklar gibi açıklamalar yeterli oluyor ve saadet zinciri benzeri bu dolandırıcılığa karşı açlıkla, aşırı yoksullukla mücadele için bulunamayan paralar bankalara, şirketlere aktarılıyordu. Bunları görünce, “Durun, konuşulacak şey bunlar değil; asıl krizler başka yerlerde, yanlışlıklar da yönetimde değil sistemde, sistemin mantığında” demek elzem oldu.” Meryem Koray’a göre “ideolojik-siyasal senteze” ihtiyaç var ve bunun içinde

batılı düşünürlerden ve tartışmalardan yararlandığını söylüyor. Aslında Marksizm’i yetersiz bulduğunun işaretini kitabın başlığında “küreselleşme” kelimesini kullanarak belirtmiyor mu? Asıl kritik olan, Marks’ın da dediği gibi “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmek değil midir?” Meryem Koray’la, “Dünya Ahvali” ne bakış açıları olan batılı düşünürlerle ve sunulan önerilerle tartışmak için kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Selçuk Kaygısız

BARTIN BOLU BURSA ÇANAKKALE ODUNPAZARI

MAIL

balikesir@ehp.org.tr

0555 552 78 65 0507 787 97 75 0554 780 36 81 0554 660 69 74

HATAY 0506 976 61 44 0553 740 67 19

KÜÇÜKÇEKMECE KADIKÖY

0507 959 34 59 0507 371 02 12 0507 213 50 46

Yasa Cad. Yasa Han No: 24 Kat: 3 D:31

0555 839 86 52

Tepecik Mah. Çeltik Geçidi Sk. Seymen Apt. No: 2 D: 5

kayseri@ehp.org.tr

MALATYA

manisa@ehp.org.tr 0507 707 20 03

SAMSUN TRABZON YALOVA ZONGULDAK DEVREK

rize@ehp.org.tr

yalova@ehp.org.tr zonguldak@ehp.org.tr 0531 687 10 71

Çay Mah. Çay 2 Sokak No:27/A Devrek

w w w.ehp.org.tr adresinden gazetemize abone olabilirsiniz


Emekçi Hareket 17. Sayı