Page 1

Binlerce kadın cinayetlere dur dedi

Gençler soruyor: “Neden İşsiziz?” “Tunus, Tahrir, Madrid, Şimdi İstanbul” diyerek Taksim Meydanı’na çıkan gençler, İstanbul’da gerçekleştirdikleri panelin ardından şimdi de Ankara ve Eskişehir’de genç işsizlik ile ilgili panel gerçekleştirecek.

>2

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Büyük Kadın Yürüyüşü’nü gerçekleştirdi. Taksim Tünel’de buluşan kadınlar “Hesap Soruyoruz” pankartı arkasında yürüyüşe başladılar, İstiklal Caddesi boyunca kadın katillerinden hesap soracaklarını dile getirdiler.

>8 Daima

Hakan Öztürk

Kriz Çıksın İster Misin? 9 Ağustos

Onlar kazanın doğurduğuna inanıyorlar ama kazanın ölebileceğine bir türlü... Sayfa 3

Kriz 19

Başbakan’ın “krizin teğet bile geçmeyeceği”ni söylemesinin ardından Merkez Bankası olağanüstü toplanarak radikal kararlar aldı.

03

Kriz bu kez teğet bile geçmeyecek!, Bir süredir hem dünyadan hem de hükümet yetkililerinden yapılan kriz açıklamalarına karşılık Başbakan Erdoğan, “Kriz bu kez teğet bile geçmeyecek” değerlendirmesi yaptı.

Dünya’da Türkiye’de

Kriz teğet bile geçmeyecek!

Bir süredir yapılan kriz açıklamalarına dair Başbakan Erdoğan “Kriz bu kez teğet bile geçmeyecek” değerlendirmesi yaptı. Ekonomik büyümeden ve krize karşı hazırlıktan bahseden Erdoğan bu gücün kamu harcamalarında yapılan kısıtlamalardan gerçekleştiğini söyledi. Oysa bildiğimiz gibi, geçtiğimiz sene içerisinde birçok AB ülkesi kamu kısıtlamalarına gitmeyi denemiş ancak güçlü protestolarla karşılaşmış ve genel grevler sonucu çıkmaza girmişti.

Merkez kriz sinyali verdi

04

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu olağanüstü toplanarak, dünya ölçeğinde ortaya çıkan kriz sinyallerini değerlendirdi. Başbakan Erdoğan’ın bu seferki “Teğet bile geçmeyecek” sözünden hemen sonra radikal kararlar alması dikkatleri buraya çekti.

Yeni komuta belirlendi, Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve üç kuvvet komutanının emekliliğini istemesinin ardından yapılan kritik Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında alınan kararlar belli oldu.

Dünya açlıkla karşı karşıya

Emekçilerin sabrı taştı

Isparta’da rekor iş başvurusu YÖK’ ün adı YÜKKUR olacak

06

“Açlık salgını” değil bu bir katliam, Afrika genelinde 12 milyon insan gıda yardımına muhtaç ve ölümler durmak bilmiyor.

Yunanistan’ın krize çözümü: “Uyuşturucu”

Yunanistan’da, ilk kez uyuşturucu kullanımının şartlı olarak serbest bırakılmasını öngören bir yasa Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanarak ilgili kurumlara sunuldu. >>6

Dünya’da panik havası

Finansal krizin kasıp kavurduğu, başta ABD olmak üzere, Dünya ülkeleri aynı zamanda borç krizinden kurtulmanın yollarını aramaya başladı.

Benzincide polis dayağı!

04

Adalet arayışı devam ediyor, Cumartesi Anneleri sessiz mücadelelerinin 332. haftasında bir kez daha Galatasaray Meydanı’ndaydı.

.

Polis istasyon görevlisini bayıltana kadar dövdü. >>8

Berlusconi piyasaları suçladı

Krizden en çok etkilenen İtalya’nın Başbakanı Berlusconi, piyasaları suçladı. >>6

Kıdem tazminatı sorunu

Disk’e bağlı Genel İş Sendikası’nda Eğitim Dairesi Müdürü olarak görev yapan Faruk Özdemir, Torba Yasa’nın ardından emekçileri yakından ilgilendiren kıdem tazminatları, esnek çalışma ve istihdam konularında ve aynı zamanda sendikaların bu konuyla ilgili faaliyetleri hususunda sorularımızı yanıtladı. >>5

Orman Bölge Müdürlüğü’nün açtığı 56 kişilik işçi kadrosuna 1271 kişi başvurdu. >>3 Yusuf Ziya Özcan’ın yükseköğretimin yapılandırılmasına ilişkin üniversitelerden istediği raporun ilki ODTÜ’den geldi. >>2

Başta Yunanistan ve İtalya’da olmak üzere Avrupa’yı kasıp kavuran borç krizi en son ABD’de de patlak verdi. Dünya ekonomisi krizin etkilerini finansal olarak hissederken, en büyük krizi Afrika açlıkla savaşarak yaşıyor. Ülkedeki iç savaşın halen sürmesi ve artan kuraklık ölümleri daha da hızlandırdı. >>3,6

Avrupa kanadından gelen açıklamalar ve teyakkuz havası piyasalardaki harareti bir miktar aldı. ABD borsaları ise, 2009 başında yaşanan finansal krizden bu yana görülen

Viladimir Iliç Lenin

Gülsüm Kav

Benzerlikler

Militarizm

>>2

>>4

en yoğun satışlarla önemli düşüş kaydetti. S&P 500 ve Dow endeksleri yüzde 4’ün üzerinde düşerken, Nasdaq’daki düşüş yüzde 5’i geçti. Kayıplarda ABD’ye ilişkin resesyon endişe-

İşsiz bırakılacak sayı

leriyle Avrupa’daki borç krizinin iki büyük ekonomiyi daha tehdit ettiğine dair kaygılar etkili oldu. ABD aynı zamanda dünyanın en borçlu ülkesi konumunda bulunuyor. IMF verilerine göre, ABD 15 trilyon 154 milyar dolarla dünyanın en borcuna sahipken, bu ülkeyi 13 trilyon 930 milyar dolarla Japonya, 2 trilyon 904 milyar dolarla Almanya, 2 trilyon 702 milyar dolarla İtalya ve 2 trilyon 483 milyar dolarla Fransa takip ediyor. >>6

61. Hükümet Programı’nda “işsizlikle mücadele” bölümünde fon ile ilgili şu ifadelere yer verilmektedir: “İşçilerimizin büyük çoğunluğunun alamadığı, işletmelerimizin üzerinde ödeme baskısı oluşturan, çalışma hayatının en önemli sorun alanlarının başında gelen kıdem tazminatı sorununu kazanılmış hakları koruyan ve bütün işçilerin kıdem tazminatlarını garanti altına alan bir fon teşkil etmek suretiyle, sosyal taraflarla istişare içinde çözeceğiz.” >>7

Yeni sömürü uygulamaları mı? Kıdem tazminatının kaldırılması ve torba yasa tartışmalarını emek dünyasından Disk- Genel İş üyesi ve Emekçi Hareket Partisi PM üyesi İbrahim Tuncer Arin’e sorduk. >>7

Kadına “yakın” koruma >>3

>>8


2

9 Ağustos 2011

Akıntıya Karsı . . Viladimir Iliç Lenin

Benzerlikler Rus devrimi tüm Asya’yı da harekete geçirdi. Türkiye, İran ve Çin devrimleri, görkemli 1905 ayaklanmasının derin izler bıraktığı ve yüzlerce ve yüzlerce milyon insanın yükselen hareketinde kendini gösteren etkisinin silinmez olduğunu gösteriyor. Rus devrimi dolaylı olarak Batı ülkelerinde de etkisini gösterdi. 30 Ekim 1905’te çarın anayasa bildirgesini haber veren telgraf Viyana’ya gelir gelmez, bu haberin Avusturya’da genel oyun kesin bir zafer kazanmasında kararlaştırıcı bir rol oynadığını unutmamak gerekiyor. Avusturya sosyalistlerinin kongresinde Ellenbogen yoldaş (o sırada Ellenbogen yoldaş henüz bir sosyal-yurtsever değildi, hala bir yoldaştı) siyasal grev konusundaki raporunu okurken, bu telgrafını önüne koydular. Tartışmalar hemen kesildi ve delegeler “yerimiz sokaktır!” diye haykırdı. Ve izleyen günlerde Viyana’da büyük sokak gösterileri yapıldı. Prag’da barikatlar kuruldu. Genel oy hakkının zaferi artık kazanılmıştı. Rus devriminden, sanki bu geri ülkelerdeki olaylar, ilişkiler ve savaşım araçları Batı Avrupa’dakilere pek benzemezmiş ve dolayısıyla az da olsa pratik bir önem taşımazlarmış gibi söz eden Batılılarla sık sık karşılaşılıyor. Bu kanıdan daha yanlış bir şey olmaz. Kuşkusuz yarının Avrupa devriminin gelecekteki savaşım biçim ve devindirici güçleri Rus devriminin biçimlerinden birçok bakımdan farklı olacaktır. Ama Rus devrimi gene de (daha önce belirttiğim özel anlamdaki proleter niteliğinin ta kendisi nedeniyle) yaklaşan Avrupa devriminin prelüdüdür. Hiç kuşku yok ki, yaklaşan Avrupa devrimi ancak bir işçi sınıfı devrimi olabilir. Yaklaşan bu devrim daha büyük bir yoğunlukla, bir yandan insanlığa sermaye boyunduruğundan ancak amansız savaşımların, yani iç savaşların kurtarabileceğini, öte yandan sömürülenlerin büyük çoğunluğunun önderi olarak ancak gelişmiş bir sınıf bilincine sahip emekçilerin etkinlik gösterdiğini ve göstereceklerini ortaya koyacaktır. Bugün Avrupa’da hüküm süren ölüm sessizliği biz yanıltmamalıdır. Avrupa bir devrime gebedir. Emperyalist savaşın korkunç canavarlıkları, hayat pahalılığının sıkıntıları her yerde devrimci bir ruh durumuna yol açıyor. Egemen sınıf burjuvazi ve egemen sınıfın uşakları olan hükümetler, gitgide çok büyük bunalımlar olmadan devam edemedikleri bir çıkmaza sürükleniyor. İşçi sınıfı tarafından yönlendirilen Rusya halkı, demokratik bir cumhuriyeti fethetmek için çarın hükümetine karşı 1905’te nasıl ayaklandıysa, bu soygunculuk savaşından sonra Avrupa halkları da, işçi sınıfının yönetiminde, mali sermayenin iktidarına karşı, büyük bankalara karşı, kapitalistlere karşı, gelecek yıllarda öyle ayaklanacaktır. Ve bu altüst oluşlar da, burjuvazinin mülksüzleştirilmesi ve sosyalizmin zaferinden başka türlü sonuçlanamayacaklardır. Biz yaşlılar, yaklaşan devrimin kararlaştırıcı savaşımlarını belki de göremeyeceğiz. Ama İsviçre ve tüm dünya sosyalist hareketinde öylesine hayran olunacak bir savaşım veren gençlerin, yalnız yarınki işçi sınıfı devriminde savaşmak mutluluğuna değil, onu zafere götürmek mutluluğuna da erişecekleri umudunu büyük bir güvenle dile getirebileceğime inanıyorum. Tarih: 1917 Viladimir İliç Lenin, Gençlik Üzerine, Sol Yayınları, Kasım 1993, Ankara, s. 102, 103, 104.

Gençler soruyor: “Neden İşsiziz ?”

“Tunus, Tahrir, Madrid, Şimdi İstanbul” diyerek Taksim Meydanı’na çıkan gençler, İstanbul’daki panelin ardından şimdi de Ankara ve Eskişehir’de genç işsizlik paneli gerçekleştirecek. Ankara ‘da gençleri “Neden İşsiziz? Genç İşsizleri Neler Bekliyor?” sorularını sormaya çağıran Gençler Meydana, bu soruları Daima Yazarı Hakan Öztürk, DİSK Eğitim Dairesi Başkanı Faruk Özdemir, Kesk Ar-Ge Uzmanı Remzi Altunpolat ve Gençler Meydana Ankara Sözcüsü Seçkin Erdoğan ile yanıtlayacak. Eskişehir’de ise Daima Yazarı Hakan Öztürk, Birleşik Metalİş Şube Başkanı Bayram Kavak ve Anadolu Üniversitesi Öğretim Görevlisi Metin Kayaoğlu ve Gençler Meydana Eskişehir Sözcüsü Can Ersoy kapitalizmi, genç işsizliği ve buna karşı mücadeleyi anlatacaklar.

Yeni üniversiteli Gençler Meydana! Bir yandan da yeni üniversiteli gençleri kayıt masalarında karşılamaya hazırlanan Gençler

15 üniversitede masa açmaya hazırlanan Gençler Meydana, çalışmalarını komiteler kurarak iletletiyor ve kayıtlarda çok sayıda üniversiteli gence ulaşmayı hedefliyor. İllerde gerçekleştirilecek panellerin yeri ve saati: Ankara 14 Ağustos Pazar saat 14.00’da Kocatepe Kültür Merkezi Adres: Mithatpaşa Cad. No: 76 Kocatepe Camii Otopark Girişi Eskişehir 12 Ağustos Cuma saat 14.00’da Taşbaşı Kültür Merkezi Kırmızı Salon

Meydana, yaygın propaganda çalışması ile kayıtlarda gençlere üniversiteli olmanın işsizlik ve YÖK’e karşı olmak olduğunu anlatacak.

Işıl Kurt

Liseliler de geleceksiz bırakılıyor

Liseli öğrencilerin sınavları kazanmak için saatlerce çalışması yetmiyor. Çalıştıkları bu sınavlar, öğrencilerin birbirleriyle rekabet etmelerine, emeklerinin çalınmasına, hatta intihar etmelerine neden oluyor. Eğitim görmeye başladığı ilk günden itibaren, öğrenciler bir maratondaymışçasına rekabet etmeye başlıyor. Egemenler, rekabetçi eğitim sistemiyle birlikte öğrenci gençliği kapitalist sistem içindeki rekabete hazırlamış oluyor. Liseli öğrencilerin birbiriyle rekabet edebilmek için saatlerce çalışması yetmiyor, aileler birçok fedakârlık yaparak çocuklarını dershanelere göndermek zorunda kalıyor. Hatta dershaneye gitmek bile yetmiyor, öğrencilerin geleceği şifrelenerek üniversite kapıları kapanmak isteniyor. Emekçi aileleriyse paralı, sınav odaklı rekabetçi eğitim sistemiyle yeteri kadar rekabet edemiyor, çocuklarına yeterli koşulları hiçbir şekilde yaratamıyorlar. Yani parası olan dershaneye

gidebiliyor, kopyalarla üniversiteye girebiliyor, ama emekçi çocuğu üniversite kapısına bile yaklaşamıyor. Aynı zamanda sınava girecek olan her öğrenci aylar boyunca büyük bir baskı altında sınava hazırlanıyor. Özellikle aileleri tarafından büyük baskı altındayken, bir de şifreli kopya veya yanlış hesaplama skandallarıyla karşılaşmaları öğrencilerin hayatlarını sonlandırmaları noktasına varmıştır. Sınav stresi, emeğinin çalınması ve annesinin dershane taksidini ödeyemediği için cezaevinde olması, öğrencilerin intihar etmesine neden oluyor. Ya da bir üniversite öğrencisi harç parasını ödemek için çalıştığı inşaatta yaşamını yitiriyor. Suç, asıl

YÖK’ ün adı YÜKKUR olacak

Yusuf Ziya Özcan’ın yükseköğretimin yapılandırılmasına ilişkin üniversitelerden istediği raporun ilki ODTÜ’den geldi.

YÖK’e yükseköğretimin yeniden yapılandırılmasına ilişkin ilk kapsamlı rapor Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ ın da bir dönem öğretim üyeliği yaptığı ODTÜ’ den geldi. 20 akademisyen hazırladıkları 28 sayfalık raporu, YÖK’ün gündemine sokmayı başardı. YÖK yetkilileri, ODTÜ’nün raporunun oldukça kapsamlı olduğunu ve yapılandırma sürecinde faydalanacaklarını dile getirdiler. Raporda, en çok dikkat çeken öneri daha öncede dile getirilen farklı alanlarda uzmanlaşmış üniversite modeli oldu. YÖK yerine YÜKKUR Devlet üniversitelerinin işleyişine getirilen dış müdahale ve bürokratik kısıtlamalardan vazgeçilerek, özerk yapının önünün açılması gerektiği vurgulanan raporda, YÖK’ün yerini de yeni kurulacak Yükseköğretim Koordinasyon Kurulu’nun (YÜKKUR) alması istendi. Özcan’ın

daha önce dile getirdiği, “YÖK çok yıpranmış bir kurum, ne yapsak adımızı temizleyemiyoruz” sözlerinin de yansıdığı raporda, YÜKKUR ile hem isim hem yapı anlamında bir değişimin önünün açılması istendi. Öneriye göre YÜKKUR’ un asli görevi ülkenin yükseköğretim gereksinimlerini planlamak olacak. Kurulun, sadece, program açma, kapama, kuruluş aşamasındaki üniversiteleri yönlendirme, her üniversitede oluşturulacak ‘üniversite konseyi’ ne üniversitelerin önereceği isimlerden görevlendirme yapma yetkileri olacak. Yaklaşık 330 üyesi bulunan Üniversiteler Arası Kurul’un da yeniden yapılandırılarak 40 üyeli ‘Üniversiteler Arası Konsey’e dönüştürülmesi ve rektör dahil tüm yöneticilerin seçimi ve atamasının üniversitelere bırakılması istendi. İstanbul Osman Erdem

olarak dershane taksidini ödeyemeyen annede ya da sınav stresinden dolayı intihar eden liseli öğrencide değil, öğrencileri dershaneye gitmek zorunda bırakan eğitim sistemindedir. Bu yüzden

öğrenciler intihar etmekte, rekabetçi paralı, eşitsiz ve elemeci sınav odaklı eğitim sistemi cinayet işlemektedir. Tüm bu sorunların yaşanmaması için sınav odaklı eğitim sistemi değişmelidir. Lise-

12 Kızgın Adam / 1957

Yönetmenliğini Sidney Lumet’in yaptığı film Porto Rikolu bir gencin davasındaki jüri üyelerinin karar aşamasına odaklanıyor. Filmdeki klasik sahnede genci savunan tek jüri olan 8 no’lu jürinin diğer jüri üyelerini ikna etmeye götüren süreci anlatıyor. Jüri 1: Tamam beyler, lütfen beni dinleyin. Olayı istediğiniz gibi ele alabilirsiniz. Ben, biliyorsunuz, hiçbir kural koymayacağım. Önce konuşup sonra oylayabiliriz. Elbette, bu yöntemlerden biri. Ya da hemen şimdi oylayabiliriz. İlk önce bir oylama yapmak gelenekseldir. Jüri 7: Evet, oylayalım. Kimbilir, belki de hemen bitirip gidebiliriz. Jüri 1: Öyleyse burada herkese birinci dereceden bir cinayetle uğraştığımızı hatırlatırım. Ve eğer oylamamız suçlu yönünde çıkarsa, bu çocuğu elektrikli sandalyeye göndeririz. Kurtuluşu olmaz. Jüri 4: Sanırım hepimiz bunun bilincindeyiz. Jüri 10: Tamam bakalım ne durumdayız. Jüri 1: Oylamaya karşı çıkan var mı? Jüri 6: Bence mahsuru yok. Jüri 1: Tamam öyleyse şunu unutmayın. Oylar mutlaka on ikiye karşı sıfır olmalı, suçlu ya da suçsuz. Kanun böyle söylüyor hazır mısınız? Suçlu

diyenler lütfen ellerinizi kaldırın. 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11. On bir kişi suçlu diyor. Suçsuz diyenler? Bir. (Jüri 8) Tamam on bir suçlu bir suçsuz. Ne durumda olduğumuzu gördük. Jüri 10: Aman be her zaman bir tane çıkar. Jüri 7: Öyleyse şimdi ne yapacağız? Jüri 8: Sanırım konuşmalıyız. Jüri 3: Gerçekten masum olduğunu mu düşünüyorsun? Jüri 8: Bilmiyorum. Jüri 3: Ama sende bizimle beraber mahkemedeydin. Bizim duyduklarımızı sen de duydun. Bu çocuk tehlikeli bir katil. Jüri 8: Daha 18 yaşında. Jüri 3: Katil olmak için yeterli bir yaş. Kendi babasını göğsünden bıçaklamış. Mahkemede bir sürü delil sundular. Sana hatırlatmamı ister misin? Jüri 8: Hayır. Jüri 10: O zaman ne istiyorsun? Jüri 8: Sadece konuşalım istiyorum. Jüri 7: Konuşulacak ne var ki? On birimiz onun suçlu olduğunu düşünüyoruz. Senden başka hiç kimsenin ikinci bir kez düşünmeye ihtiyacı yok. Jüri 10: Size bir şey sormak istiyorum. Onun hikayesine inandınız mı? Jüri 8: Bilmiyorum. Belki de inanmadım.

li Hareket, sınavların kalkması için verdiği mücadeleyi sonuna kadar sürdürecektir. Sınavlara Karşı Liseli Hareket!

Arınç Kılıç

Kritik Sahne

Jüri 7: O zaman neden suçsuz dedin. Jüri 8: Suçlu olduğunu söyleyen 11 kişi vardı. Elimi kaldırıp bir çocuğu ölüme göndermek benim için pek kolay değil. Jüri 7: Kolay olduğunu kim söyledi ki? Jüri 8: Hiç kimse söylemedi. Jüri 7: Ne yani sırf hızlı oy verdim diye mi? Bu çocuğun suçlu olduğuna gerçekten inanıyorum. Yüz yıl konuşsanda fikrimi değiştiremezsin. Jüri 8: Fikrinizi değiştirmeye çalışmıyorum. Sadece birinin hayatı söz konusu. Beş dakikada karar veremeyiz. Ya yanlış karar veriyorsak. Jüri 7: Ya yanlış karar veriyorsak? Ya bina tepemize yıkılsa? Her an her şey olabilir. Jüri 8: Haklısınız. Jüri 7: Ne kadar sürdüğünün ne önemi var ki? Ya beş dakikada doğru karar verdiysek. Jüri 8: Bir saat konuşalım. Nasıl olsa maç sekizde başlıyor.

Serkan Atak


3

9 Ağustos 2011

Kriz bu kez teğet bile geçmeyecek! Bir süredir hem dünyadan hem de hükümet yetkililerinden yapılan kriz açıklamalarına karşılık Başbakan Erdoğan, “Kriz bu kez teğet bile geçmeyecek” değerlendirmesi yaptı.

Dünya genelinde ekonomik krizin yeni dalgası beklenirken, krizin Türkiye’ye etkileri konusuna yönelik soruları yanıtlayan Başbakan Erdoğan, “Biz krizlere hazırlıklıyız. Yere sağlam basıyoruz. Daha önce teğet geçecek dedim. Bu sefer teğet geçeceğe de benzemiyor. Daha güçlüyüz.” dedi. Ekonomik büyümeden ve krize karşı hazırlıktan bahseden Erdoğan bu gücün kamu harcamalarında yapılan kısıtlamalardan gerçekleştiğini söyledi. Oysa bildiğimiz gibi, geçtiğimiz sene içerisinde

birçok AB ülkesi kamu kısıtlamalarına gitmeyi denemiş ancak güçlü protestolarla karşılaşmış ve genel grevler sonucu çıkmaza girmişti. Kriz bize değmeden geçebilir mi? 2008’de de dünya çapında ekonomik krizin ortaya çıktığı günlerde hükümet “krizin teğet geçeceğini” savunmuştu. Ancak o dönemde bile çok sayıda işyeri kapanmış, işsizlik resmi rakamlara göre %17’lere kadar çıkmıştı. Bu etkilerine karşın krizin Türkiye’yi daha az etkilemesinin nedeni, krizin odak noktası olan ABD ile doğrudan ve yük-

İşsiz bırakılacak sayı

Milli Eğitim Bakanlığı, bu ay 11 bin 54 öğretmen ataması yapılacağını açıkladı.

atama yapmayan devlet çözümü ücretli öğretmenlikte buluyor. Kimi zaman asgari ücretten bile düşük ücretle ve güvencesiz çalıştırmak demek olan ücretli öğretmenlikle devlet büyük kar ederken, işsiz bıraktığı öğretmenlerin ağızlarına da bir parmak bal çalıp onları bir sene daha beklemeye ikna ediyor. Yeni üniversiteler açıp üniversitelerin kontenjanlarını artırmakla övünen hükümet, üniversite mezunu olan milyonların nasıl iş bulacağı konusunda ise sessiz kalmayı tercih ediyor.

Isparta’da rekor iş başvurusu

Orman Bölge Müdürlüğü’nün açtığı 56 kişilik işçi kadrosuna 1271 kişi başvurdu. Orman Bölge Müdürlüğü’nün verdiği ilanda 15 kule işçisi, 31 arasöz, 6 dozer, 4 greyder operatörü alınacağı duyuruldu. İlanı gören 1271 kişi, mevsimlik işçi kadrosuna başvurmak için müdürlüğün önüne geldi. Noter huzurunda yapılan kura çekiminde belirlenen 56 kişi

iş sahibi oldu. Geriye kalan işsizler “umut kapısı”ndan eli boş döndü. Daha önce de Ziraat Bankası’nın açtığı 1545 kişilik kadroya 88 bin kişi, Mersin Akkuyu Nükleer Santrali’ndeki 50 kişilik ilana ise 9 bin kişi başvurmuştu.

İşsizlik maaşı artıyor

670 TL olan işsizlik maaşının yeni düzenlemeye göre 1256 TL olması bekleniyor. Ekonomik Koordinasyon Kurulu’nda görüşüldükten sonra son şeklini alacak olan Ulusal İstihdam Strateji Belgesi taslağına göre işsizlik maaşı miktarı ve alma şartlarında çeşitli değişikliklere gidilecek. İşsizlerin sadece %13’lük bölümünün işsizlik aylığı alabildiğine dikkat çekilen taslakta, yararlanma oranının düşük olmasının sebebi olarak

aylığa hak kazanma koşullarının ağır olması gösterildi. Aylık miktarında da değişikliğe gidiliyor. Şimdiye kadar asgari ücretin en fazla %80’i olan işsizlik maaşı, asgari ücretin 1.5 katı olan 1256 TL’ye kadar çıkabilecek. Bunun yanı sıra işsiz kalma süresi uzadıkça aylıkta belirli oranlarda k e s i n t i y e gidilecek.

Pınar Atalar

Hakan Öztürk

Kriz Çıksın İster Misin? Onlar kazanın doğurduğuna inanıyorlar ama

sek seviyelerde ticari ilişkilerin bulunmamasıydı. Ancak Türkiye’nin Avrupa ile olan ticari ilişkileri ithalat ve özellikle de ihracat bakımından çok

daha derin. Buna bağlı doğrudan etkilenerek saolarak, Avrupa’da derin- nayide küçülme ve işsizleşmekte olan krizin Tür- likte büyüme gibi sonuçkiye’deki üretime yönelik ların oluşacağı talebin azalmasına ne- ortadadır. den olacağı ve üretimin Sanem D. Kural

Krizle ilgili kim ne diyor? Maliye Bakanı Mehmet Şimşek

Bu sene KPSS’ye toplam 938 bin 74 aday girdi. Bu adayların 278 bin 47’si Eğitim Fakültesi mezunu. Eğitim Fakültesi mezunu olan ve bu yıl sınava giren 278 bin adaydan ancak 11 bin 544’ü istihdam edilecek. 268 bin aday ise umudunu bir sonraki seneye erteleyip bir yıl daha işsizler ordusundaki yerini alacak. Üstelik ataması yapılan 11 bin kişinin bir kısmı da kadrolu değil sözleşmeli çalıştırılacak. Üstüne üstlük okullardaki muazzam öğretmen açığına rağmen

Daima

Kriz teğet bile geçmeyecek!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan

Ekonomide ciddi bir soğuma bekliyoruz. Acil önlemler almalıyız.

Sıkıntı var ama kriz diyemeyiz.

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı

Cari açık artıyor, İSO başkanı kriz beklemiyor İSO Başkanı Tanıl Küçük “Kısa vadede kriz beklentim yok.” dedi.

Tanıl Küçük Türkiye’de dalgalı kur sebebiyle 2006 ve 2008 yılında Avrupa’daki krize bağlı olarak dalgalanmalar yaşandığını ama bunun bu sefer olmayacağını söyledi. Küçük, cari açık sorununa ilişkin de; “Cari açığa karşı bizim önerimiz şu olabilir: Dolaylı vergilerin payını azaltacak kapsayıcı vergi reformu hayata geçirilmeli. Faiz oranlarının düşüklüğü kalıcı olmalı.” dedi. Merkez Bankası’ndan ve TÜİK’ten gelen veriler ise İstanbul Sanayi Odası Başkanı Tanıl Küçük’ün bu açıklamalarının aksine krizin etkilerini ortaya koyuyor. Merkez Bankası’nın açıklamalarına göre cari açık 2011 yılı Ocak-

Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 20 milyar 435 milyon dolar artış gösterdi. TÜİK’in verilerine göre ise, Haziran ayında 9,5 milyar dolar olarak beklenen dış ticaret açığı 10,2 milyar

İşsiz işsize danışacak

dolar olarak açıklandı. Buna göre, dış ticaret açığı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 79,2 oranında artmış oldu.

Rıfat Çapar

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, üniversite mezunu işsizler arasından 2 bin kişiyi İŞ-KUR’da “iş ve meslek danışmanı” olarak istihdam edeceğini açıkladı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, dünyada son yüzyılın en büyük ekonomik krizi yaşanmasına karşın, hükümet tarafından başarıyla uygulanan güçlü ve istikrarlı mali ve ekonomik politikalarla bu krizin üstesinden gelinerek dünyaya örnek olunduğunu söyledi.

Türkiye’deki iş gücü dikkate alındığında bu eğitimi alan personel sayısı ile bu kadar önemli bir hizmetin belirlenen hedefler doğrultusunda yürütülmesinin zor olduğunu ifade eden Çelik, bu nedenle, 61. Hükümet Programında da yer aldığı üzere, İŞKUR’a kayıtlı her işsizin bir “iş ve

meslek danışmanı” olacağını ve işsizlere birebir hizmet verileceğini dile getirdi.

kazanın ölebileceğine bir türlü inanamıyorlar. Kimleri mi kastediyorum? Size çok üzülerek söylüyorum ki, solcu kardeşlerimizin kahir ekseriyeti. Bir türlü kapitalizmin ölebileceğine inanamıyorlar. Yani büyük bir krize girebileceğini kabul edemiyorlar. İstediği kadar Amerika’nın kredi notu düşsün, istediği kadar Yunanistan iflas etsin, İspanya isyan etsin. Yok, yok. Müthiş bir kaybetmiş olma psikolojisi. Diyorlar ki: - E kapitalizm krizlere girer hep. İyi de insanlarda hep hastalanır ama hep parkinson olmaz. Fazla parkinson olamazsınız. Parkinson bünyeyi kuvvetlendirmez. Parkinson işin biraz sonunu anlatır. Zaten insan hiç hasta olmasa bile yaşlanıp ölür. Fakat işte beni çıldırtan şey bu. Her konuda değişimden yana ve her şeyin değiştiğinden bahseden solcularımız için değişmeyen tek şey nedir biliyor musunuz? Değişmeyen tek şey kapitalizmdir. Peki, her şeyin değiştiğinden bahseden bu insanlar yığını için neden kapitalizm sabittir? Kanaatim odur ki, solcuların çoğu modern kapitalizmi beğeniyor. Kapitalizmle sınıfsal ya da kültürel bir gerilim hissetmiyorlar. Olayı anlatabilmek açısından söyle söyleyeyim: Bizim ülkemizde solcu olarak kayıtlarda duran şahsiyetlerin çoğu şu Çiçek Çocuklar kadar kapitalizm karşıtı değildirler. Onlar, birilerinin daha yüksek maaş almasını, bencilliği ya da güçlü olana yanaşmayı seviyorlar. Kapitalizmin hiçbir kritik kalıbıyla hiçbir sorunları yok. “Kapitalizm yıkılıyor” deseler “iyi de yerine ne gelecek” diye ilk bunlar kaygılanır. Kapitalizm bir sarsıntı yaşasın, kriz girsin istemezler. Kriz mıriz yoktur diyen solcu müsveddelerine şaşırtmacalı bir soru sorayım mı? Bakın bu soru,tam bir imzadan karakter tahlili. Solcuların asıl eğilimini kabak gibi ortaya çıkarıyor. Sorum şu sol geçinen kardeşlerimize: - Peki, kriz çıksın ister miydin? Bakın hepinizi temin ederim ki ve yemin ederim ki bu solcuları gerçek cevabı, “aman çıkmasın”dır. Yıllardır solcunun solculuk namına konuştuğu şey kültür ya da kimlik meseleleridir. Solcu şu tür kimlik konularıyla ilgilenir: En sevdiği kimlik konusu eski şucu ya da bucu olmaktır. Yenisini sevmez iyi kimlik eski kimliktir. Solcu kimlik dediğin eskide kalmış olmalıdır ki bugün yaşanması gerekmesin. Önemli olan hiçbir şey yapmamak kaydıyla eski şucu ya da bucu olmaktır. Eğer somut koşulların tahlilini yapıyorsan, mücadele ediyorsan, kitap okuyorsan, örgüt kuruyorsan yozlaşmışsın demektir. Esas konu ne yaptığın değil neci olduğundur. O hepimize yeter. Kimlikçinin tek bildiği şey hiçbir şey bilmediğidir o sebeple hep özüne döner. Bilmek ve akıl yoksa devreye “öz”ler girer her zaman. Solcular yenildikleri zaman hep özlerine kaçarlar. Çocukluklarına dönerler. Akıllarına, emeklerine ve kendilerine güvenemezler. Öz annelerinin kucağına koşarlar. Oysa hayat tam oradan uzağa doğru koşarken başlar. Bu sorun laik kimliğin peşine düştüğünüzde de çözülmez. Alevi kimliğinizin peşinde, soluğu Alevi derneklerinde aldığınız zaman da sorun devam ediyordur. Kadın olmanın özüne dönerek güya sadece kadınların kurtuluşu için çalışma yapmak da çözüm değildir. Sadece Kürt meselesiyle ilgilenmek de. - Marks, Yahudi derneklerine gitseydi olur muydu? - Olmazdı. Marks kütüphanelere, fabrikalara ve Uluslararası Emekçiler Derneği’ne gitmeliydi. Biz de öyle yapmalıyız.


4

9 Ağustos 2011

Kızıldeniz Gülsüm Kav

Militarizm Geçtiğimiz günlerde, 1997’de Çemişgezek’te tank

ateşiyle öldürülen, bedenleri tanınmaz hale gelen 18 genç insanın otopsi raporu yayınlandı.

Raporun nasıl bir vahşet ve insanlık suçu belgesi olduğunu, o genç insanlardan biri olan Ali Yıldız’ın ağabeyi Hüsnü Yıldız’ın, kardeşinin cenazesini alabilmek için 56 gündür süren açlığıyla ne anlatmak istediğini açıkça gördük. Bu vahşeti yaratan tankları, TSK yürüttü. 12 Eylül’de de, 28 Şubat ‘ta da böyle oldu. Türkiye’de TSK ve onun derin kolları, kerelerce halkların üzerine tank yürüttü, barut yürüttü. Maraş’ta da böyle oldu, 19 Aralık Katliamında da. Yerin altında karanlıkta, Yıllardır her Cumartesi, yeryüzünde aradığımız insancıklar, onların kemikleri var. Ayaklarımızın altındaki toplu mezarlarda parçalanmış genç bedenler, maden işçilerin hala gün yüzü görmemiş bedenleri yatıyor. Bugüne kadar, faşist cunta rejimleri, e- Muhtıralar, yargı darbeleri ve sonuçlandırılamamış girişimleriyle beraber onlarca kez darbe süreci yaşadık. Darbe tehdidinin her zaman duvarda asılı durduğu kaç “olağanüstü hal” dönemi gördük. TSK’nın, seçilmiş parlamento dahil kimseye hesap vermeden bunları yapma gücünü kendinde görmesinin tarihi uzun: Seçilmemiş olanların silah zoruyla yürütmeye ortak olması, 27 Mayıs 1960 darbesi ile kurumsallaştı; MGK doğdu. Bu hukuksal nitelik ile 12 Mart 1971 darbesi rahatlıkla yapılabilir oldu; topluma yeni bir hayat umudu veren Türkiye sosyalist hareketinin genç damarları kurşuna dizildi, darağacına gönderildi. Yenilgiden politik bir zaferle çıkmayı bilen devrimci hareket, yeniden toplumsallaştı. Toplumun umutları bu kez de 12 Eylül 1980 ile kökü kazınarak kurutulmak istendi. Kurumları ve yasalarıyla toplumda kalıcı izler yaratmış olan 12 Eylül rejimi devam ederken 28 Şubat 1997 ile bir kez daha meclisin iradesi hiçe sayıldı. Sincan’dan kalkan tanklar, sadece başörtüsünün değil, Yeni İş Yasası ile emekçilerin, 19 Aralık Katliamı ve F tiplerinin açılması ile devrimcilerin, Kürt hareketinin, toplumsal muhalefetin birleşik - çoğulcu örgütlerinin üzerine yürüdü. Yetmedi, 27 Nisan 2007’de gece yarısı muhtırasıyla, cumhurbaşkanlığı krizi yaratıldı ve darbe gölgesinde genel seçime gidilmek zorunda kalındı.

Yeni komuta belirlendi

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve üç kuvvet komutanının emekliliğini istemesinin ardından yapılan kritik Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında alınan kararlar belli oldu. YAŞ’a kısa bir süre kala devletin zirvesinde YAŞ kararları için uzlaşma arayışı yaşandı. Zirvede Balyoz soruşturmasından tutuklu Org. Bilgin Balanlı başta olmak üzere Balyoz davasının tutuklu sanıklarını emekliye sevk etme formülü tartışıldı. YAŞ toplantısında kriz çıkmaması için Başkent’te yaşanan kritik trafikte devletin zirvesinde toplantılar yapıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner ile ayrı ayrı görüştü. YAŞ’ın masaya yatırıldığı bu zirvelerde, Balyoz sanıklarının durumu ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın durumu ağırlıklı gündem maddesi oldu. Tutuklu paşalara emeklilik önerisi TSK’da çeşitli davalar kapsamında tutuklu ya da haklarında yakalama kararı bulunan 43 general ve amiralden 17’si terfi sırasında bulunuyor, bunlardan 3’ü henüz teslim olmadığı için 14 general ve amiral cezaevin-

de bulunuyordu. Hükümet’in TSK Personel Kanunu’na göre tutuklu oldukları için terfileri mümkün olmayan terfi sırasındaki bu 14 general ve amirali emekli etme formülü üzerinde durduğu, rütbe bekleme süresini henüz doldurmayanların ise pasif görevlere çekilmesini istediği belirtiliyordu. Zirvelerde Silvan soruşturmasının yargıya taşınmasının ardından bir durum değerlendirmesi yapıldı. Uzlaşma olmayınca paşalar istifa etti Yaşanan görüşmelerde bir uzlaşma çıkmaması üzerine Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Genelkurmay Karargahın’da yaptığı değerlendirme toplantısının ardından istifa kararı aldı. Orgeneral Koşaner’in ardından Kara Kuvvetleri Komutanı Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit ve Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Aksay’da istifa etti. İstifalar üzerine hükümet ve köşk arasında yapılan görüşmelerde

Şimdi, çok yeni bir şeyler oluyor gibi konuşmak yersizdir. Yerli yerinde konuşulması gereken şudur; AKP, başta Kürt halkının talepleri olmak üzere diğer önemli demokrasi sorunlarının hiç birinde bu demokratik adımın devamını getirmedi. Ve senelerdir bize “ben yapmak istiyorum da, ordu elimi tutuyor” u anlattı. İşte şimdi hiçbir gerekçesi kalmadı, ne kadar iyi. Bu yüzden liberaller bugün canhıraş onun tutarsızlıklarının da normalleşmesi için elinden geleni yapıyorlar. Şöyle söyleyelim; Mehmet Altan bile işçi haklarından söz ederken, örneğin Murat Belge AKP’nin ekonomik demokratik haklar konusunda zaten atamayacağı adımları hoş görmemiz için şimdiden yazıyor da yazıyor. Bize düşen, AKP’nin de, diğer bütün düzen partilerinin de hepsinin boyunun ölçüsünü almak için temiz bir zemine kavuşursak sevinmek ve demokratik mücadele taleplerini daha da yükseltmektir. Hadi bakalım; Ergenekon davasından, Mustafa Suphi’lere, Sabahattin Ali’ye kadar giden tarihte, 6-7 Eylül Katliamı, 68 Gençlik Mücadelesinin ilk şehitleri, Ziverbey İşkencehanesi, Kızıldere, 1 Mayıs, Beyazıt, Maraş, Çorum, Sivas, 19 Aralık ve diğer Cezaevi Katliamları, Mamak ve Diyarbakır Cezaevleri, Vedat Aydın, Musa Anter, Mehmet Sincer, Serdar Tanış, Ebu Bekir Deniz, Şemdinli, Hrant Dink, Mardin Bilge Köyü Katliamları, Cumartesi Annelerinin ve adını sayamadığımız binlerce kayıbımızın hesabını verin şimdi, elleriniz serbest. Hopa’da bile Ergenekon arayanlar, sizin bu kendinizi aklama maskeleriniz düşecek artık ne kadar iyi. Ve fakat militarizm, kapitalist toplumda sürecek. Çünkü o, Metin Lokumcu’nun değil, kar için HES isteyen burjuvazinin kalkanı. Dünyanın en parlamenter rejimlerinden biri ABD’dir değil mi? Peki dünya yüzünde onun nasıl bir militarist makine olduğunu bilmeyen var mı? Bundan böyle şu ya da bu burjuvazi fark etmez, yine sermayeyi temsil eden “sivil” düzen partilerinin militarizmine karşı da mücadeleye var mısınız?

ma Komutanı Oramiral Emin Murat Bilgel de Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu. Hava Kuvvetleri Komutanlığına Hava Lojistik Komutanı Korgeneral Mehmet Erten atandı. Jandarma Genel Komutanlığı’na Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral Bekir Kalyoncu atandı.. Balyoz davasından yargılanan 14 tutuklu subayın görev süresi 1 yıl uzatıldı.

İbrahim Keskin

Kürt sorununda nereye?

Seçimler öncesinde yaşanan veto krizinin ardından vekillerin anti-demokratik bir biçimde meclise gitmeleri engellendi.

Ve bu sefer işler her zaman olduğu gibi gitmedi. Birincisi; darbelerin bedelini her seferinde geniş halk kitlelerinin ödediğini bilen, bunu deneyimlemiş bir Türkiye toplumu vardı. Toplum 2007 seçimlerinde, gerçek seçim yapması istenen her durumda olduğu gibi, darbeden en uzak partiyi seçerek demokrasi talebiyle karşılık verdi; AKP %47 oy ile hükümeti kurdu. İkincisi AKP, bu arzuyu ve daha da önemlisi uluslararası kapitalizmin rasyonellerini okumayı ve uyum sağlamayı iyi bildi. Sadece kendi varlığını korumak için de olsa, toplumun taleplerinin önüne her seferinde silahla dikilen ordunun karşısında sessiz kalmadı. Ve bunu her ne için yapmış olursa olsun, bu tutumun objektif sonucu bir demokratikleşme adımı oldu. Dolayısıyla bugün gündemdeki YAŞ toplantıları ve “sivilleşme” konusu, esasında 2007’de başlayıp devam eden, referandum ve 2011 seçimlerinde tümüyle onaylanmış olan, burjuvazinin önemli bir kesimini de temsil eden düzen partisi AKP’nin zorunlu yoludur. Yani AKP bugün gündeme getirdiği Genelkurmayın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması, darbelere yasal zemin oluşturan 35. maddenin değişmesi gibi düzenlemeleri zaten yapmak zorundadır, toplumun değişik katmanları ona bunun için oy vermiştir. Nasıl yeni bir anayasa yapmak sorumluluğu var ise bu da onun içindedir.

Necdet Özel Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı. Yeni komuta belirlendi Yeni atalamardan sonra yapılan YAŞ toplantısında alınan karara göre, emekliliğini isteyen Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in yerine Necdet Özel asaleten atandı. Orgeneral Necdet Özel’in boşalttığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na 1’inci Ordu Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu getirildi. Donan-

Adalet arayışı devam ediyor

Cumartesi Anneleri 332. haftasında Şırnak Silopi’de jandarma tarafından kaybedilen Abdülvahap Timurtaş anıldı.

12 Haziran’da gerçekleşen genel seçimlerde Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu ciddi bir başarıya imza atarak 36 vekil çıkarmıştı. Seçimler öncesinde yaşanan veto krizi protestoların da etkisiyle aşılmış ancak bu sefer seçilmiş vekillerin antidemokratik bir biçimde meclise gitmeleri engellenmişti. Demokratik özerklik ilan edildi Bu konuyla ilgili tartışmalar sürerken Kürt Hareketi seçimlerde elde edilen zaferin gücüyle taleplerini bir yandan daha gür bir sesle dile getirirken bir yandan da özellikle Özerklik taleplerini fiili olarak hayata geçirmeye başladı ve Demokratik Toplum Kongresi geçtiğimiz günlerde özerklik ilan etti. Kürt siyasi hareketinin içinden bazı unsurların çekinceli yaklaştığı bu karar yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Bir yandan kamuoyunu ikna turları sürerken bir yandan da bu unsurları ikna çabasına girişildi ve büyük ölçüde başarı sağlandı. AKP diyalogtan kaçıyor Genel seçimler öncesinde yaşanan veto krizinde ise AKP Hükümeti kaçak

dövüşmeyi tercih etti. Takiyyecilik konusunda zaten usta olan Başbakan Erdoğan ve bakanları önlerine bu soru her geldiğinde sorunun adresi olarak YSK’yı gösterdiler. Seçimlerden sonra seçilmiş vekillerin meclise gitmesinin önüne koyulan engeller bu seferde yemin krizini doğurdu ve Blok vekilleri meclise gitmeyerek yemin etmediler. Tam bu aşamada AKP’nin dilinin altındaki bakla bizzat Başbakan Erdoğan tarafından çıkarıldı ve “meclise girmelerinin önünde yasal engeller olan kişilerin aday gösterilmesi kasıtlıdır, Türkiye’yi gerilme sokmak için yapılmıştır” şeklinde açıklamalar geldi. Bu süreç içinde yapılan diyalog çağrılarına kulağını kapatan AKP hükümeti sorunun tek çözümünün kendisi olduğunu tüm topluma dayatmaya başladı. Alevisiz Alevi’lerin sorununa, gençler olmadan gençlerin sorunlarına çare üreteceğini iddia eden AKP Kürt sorununda da benzer bir yaklaşımla ilerliyor. Silvan’da yaşananlar 14 Temmuz’da Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde TSK’nın bölgede operasyonlarını artırmasıyla bir-

likte artan çatışmalarda 14 askerin yaşamını kaybetmesiyle birlikte AKP söylemlerini daha da sertleştirdi ancak sonrasında bu olayla ilgili ciddi iddialar ortaya atıldı. Askerlerin yaşamını kaybetmelerinin nedeni olarak TSK’nın sorumsuz davrandığı, ölümlerin atılan bombaların çıkardığı yangınlarla gerçekleştiği yönündeki haberler ve BDP’den gelen açıklamalar bu olayı tartışmalı hale getirdi. Provokasyonlar devam ediyor Ancak yine de daha sonraki günlerde Kürt vatandaşların yaşadığı yerlerde saldırılar yaşandı. Zeytinburnu’nda, Eskişehir’de yaşanan saldırılarda ve linç girişimlerinde insanlar yaralandı. Ankara’da Kızılay’ın göbeğinde, önünde sürekli polis aracı beklediği halde BDP İl Binası yakılarak kullanılamaz hale getirildi. Yapılan saldırılarla yaratılmaya çalışılan Kürt Düşmanlığı şu an başarılabilmiş değil. Ancak önümüzdeki dönem sancılı bir sürecin bizleri beklediğini gösteriyor.

Halil Altunpolat

16 yıldır bu meydanlarda olanların ve bu haklı direnişin insanlarının dilinin ortak olduğu ve kaybedilenin aslen insanlık olduğu vurgusu yapıldı. Kayıp yakınları duygu ve düşüncelerini paylaşarak bu gidişatın adalet mekanizmasının uygulanmamasından kaynaklı olduğunu belirttiler. Kars’ta gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır “ Biz adaleti arıyoruz. Bizim talebimizi yerine getirecek olan-

ların vicdanlarına sesleniyoruz. Barışın tesisini kuralım. Devlet, yüzleşmeyle barışı getirebilir. Barış adına bir yol kat edilmedi” dedi. 1995’te gözaltında kaybedilen Abdurrahman Olcay’ın ablası Hatun Olcay kardeşini 16 yıldır her yerde aradıklarını fakat bulamadıklarını söyledi. “Faili meçhul değil; aslında faillerin belli olduğunu belirttiği açıklamasında kardeşinin elinde silah değil; kalem olduğunu” söyledi.

Sıra Kimde İnisiyatifi davaya çağrı yaptı 11 - 12 Ağustos’ ta görülecek ola dava öncesi, Sıra Kimde İnisiyatifi SDP ve TÖP yönetici ve üyelerinin serbest bırakılmalarını istedi. Yaklaşık bir yıldır tutuklu olan SDP ve TÖP yöneticileri 11 - 12 Ağustos’ ta tekrar hakim karşısına çıkacak. Galatasaray Meydanı’nda görülecek olan bu dava öncesi SDP, TÖP, Sosyalist Parti, ESP ve EHP gibi siyasi parti ve kurumların da olduğu Sıra Kimde İnisiyatifi adına EHP İstanbul İl Başkanı Serkan Atak gerçekleştirdiği açıklamada 21 Ağustos’ ta Devrimci Karargah örgütü soruşturması kapsamında gözaltına alınan SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan ve Toplumsal Özgürlük Platformu sözcüsü Oğuzhan Kayserilioğlu’ nun işkenceci polis şefi Hanefi Avcı ile ilişkilendi-

rilmeye çalışıldığını belirtti. Bu tasfiye hamlesine verilecek yanıt ise ‘’emekçilerin ve ezilenleri mücadelesini daha fazla sahiplenmekle mümkündür’’ dedi ve demokrasi, adalet ve özgürlüğü savunanların 11 - 12 Ağustos’ ta Beşiktaş Adliyesi önünde olmasını istedi. EHP Genel Başkan Yardımcısı Emre Öztürk yaptığı konuşmada AKP’ nin referandum döneminde ve seçim dönemindeki özgürlük ve demokrasi vaatlerinden hiçbirini tutmadığını ve bu tutumundan sorumlu olduğunu belirterek sözünü ‘’Biz Kazanacağız’’ diyerek bitirdi.


5

9 Ağustos 2011

Emekçilerin sabrı taştı

Faruk Özdemir Kimdir?

DİSK’e bağlı Genel İş Sendikası’nda Eğitim Dairesi Müdürü olarak görev yapan Faruk Özdemir, Torba Yasa’nın ardından emekçileri yakından ilgilendiren kıdem tazminatları, esnek çalışma ve istihdam konularında ve aynı zamanda sendikaların bu konuyla ilgili faaliyetleri hususunda sorularımızı yanıtladı. Ecem Yazıcı

Kapitalizm kendi açtığı ve derinleştirdiği krizi beraberinde emekçi kesimi de götürmeye çalışır. Kemer sıkma diyerek halkın elinde son kalan pirince bile uzanabilirler. Bu esnada halk şimdiye kadar ne yapmıştır, bundan sonra ne yapacaktır? Kapitalizm dönemsel krizleri yaşıyor ve bundan sonraki tarihsel her süreçte bu krizi yaşamaya devam edecektir. Bu krizi her zaman da emekçilere mal etmektedir,etmeye de devam edecektir. Bunun kapitalist sistem içindeki tek yolu, işçi sınıfı örgütlüyse, güçlüyse, bu maliyeti işverenlere mal edebilir. Hem ülkemizde hem dünyada işçi sınıfı zayıf olduğu için bu yükü sistem sahiplerine işverenlere yükleyemiyor. Dünyada ve kıta Avrupası denilen ülkelerde mevcut sendikaların 1950 sonrası Keynesyen politikaları, iç pazarını güçlü tutmaya dönük ve ülkemizde 1960 sonrası planlı ekonomik dönemde iç piyasada güçlü üretim üniteleri ve güçlü iç pazar gerektiği için o dönem yüksek ücret elde edilmesi sendikaların örgütlenmesini etkiledi. Güçlenmesini 1960’dan sonra yaşayan sendikalar, kapitalizmin sonuçlarına karşı topyekün halkı etkileyecek bir yapıya sahip değildir. Türk sendikaları için ifade ettiğimiz bir anlayış şudur: Devletle iyi geçinmek, çalışanlara birtakım haklar kazanmak; ama sistemi kökünden sarsmamak, çalışanların bir miktar kan kaybına uğramasına göz yummak üzerine kurulu. Dolayısıyla kapitalizmle uyum içinde yaşamak, belli bir sayıda işçinin sendikalı olması, toplu iş sözleşmesi hakkından yararlanması gibi yürüyüp giden bir yaşam. Kısa vadede Türkiye’de işçi sınıfının güçlü bir duruş sergileyeceğini düşünmüyorum. Orta vadede 10-15 yıl sonrası için daha militan ve mücadeleci bir sendikacılığın gelişeceğini düşünüyorum Günümüzde hem üretim ülkeleri çok parçalara bölündü hem de dışa açık ekonomi büyüdü. Uluslar arası rekabet gereği yerli firmalar yüksek ücretlere tolerans gösterecek durumda değil. Bu yüzden büyük bir savaş, çekişme olacak. İnsanlar somut yaşamda sömürüldüğünü daha iyi görecek. Burada Türk siyasal hareketleri çok önemli. İşyerleri ve atölyelerde çok militan, mücadeleci, örgütçü bir şekilde bilinçlendirme çabalarına girildiğinde tahminlerin ötesinde etnik kimlik farklılıklar bir kenara atılıp emek mücadelesi ile birleşecektir. AKP Hükümeti’nin işsizlikle mücadelede önüne koyduğu Ulusal İstihdam Stratejisi adını verdiği çözüm önerileri var. Eğitimden işgücünün esnekleştirilmesine, istihdamı artırmaya kadar çeşitli başlıklar var. Sizin değerlendirmeniz nasıl bu noktada? Türkiyede somut yaşamımızda görüyoruzki söylenenlerin üstünde olan işsizlik, açlık %10 gibi bir seviyede düşüyor gibi görünüyor. İşgücüne katılma oranıyla oynanıyor. 40-45 milyon işgücü var. AKP işgücüne katılma oranını daraltınca işsizlik oranı düşüyor. İşsizlik verileri doğal olarak güvenli değil. Mesela kırsal kesimde tüm ev hanımlarını çalışıyor gösteriyor, o da verilerin

doğru olmadığını biliyor. Yani verileri manipüle ediyor. Verileri doğru kabul edelim, Türkiye’de ekonominin %40’ı kayıt dışı. Bu 60-40 esasını aldığımız zaman işsizliğin devlet rakamına göre %18 olması gerekiyor. Türkiye’de geçen yıl ulusal istihdam stratejisi açıklanmadı; sadece ipuçları verildi. Ağustos

Dünyanın en büyük atölyesi Çin’dir. Bizim gibi ülkeler uluslararası piyasada rekabet ederken bir tercih yapmalıdır. Her şey birbiriyle çok bağlantılı. Doğaldır ki Türkiye emeğin yoğun olduğu ülkelerle rekabete girebilir. Zaten bunun içinde işgücü esnekliğiyle ilgili adımlar atılmaya başlandı.

Bugün işgücü piyasasının esneklik derecesini belirleyen kıdem tazminatı konusu asgari düzeyde gündemden düşse de önümüze yeniden gelecektir.

Güçlenmesini 1960’dan sonra yaşayan sendikalar, kapitalizmin sonuçlarına karşı topyekün halkı etkileyecek bir yapıya sahip değildir. 2010’da açık istihdam stratejisi işsizliği şöyle ortaya koydu: 2 türlü işsizlik, yapısal olarak krizle beraber ekonominin kötüleşmesi, konjonktürel olarak da iklim şartlarının etkileri. ABD’de çok kullanılan bir kavram enflasyonu arttırmaya etkilenen ülkelerin sosyo ekonomik yapılarından kaynaklanan yapısal sorunlarında Fridman’ın ‘doğal işsizlik’ diye bir tanımı var. Fridman, nasıl ekonomi, para politika maliye değerini söylüyorsa, ‘yapısal işsizliğin’ önüne geçilemez. Yapısal işsizlik Allahın emri. Öngörü %10, Allahın emri ve ben buna dokunmayacağım. %10 civarı işsizlik onlar için 0 demektir. Ulusal istihdam stratejisinde yapılan tespitteki tehlike buydu. Sorun temel ve ciddi bir sorundu. Sorunun yapısal kabul edilip çözüm düşünülmemesi. İstihdam stratejisi açıklanırken öneri şu oldu : 1-İşgücü piyasasının ihtiyacı olan mesleki-teknik eğitime sahip olması. 2-Esneklik, ekonomi piyasasının ihtiyacına göre yetenekte olması. İşe alırken de kolay, çıkartırken de kolay çıkartılması. Buna göre araçlarsa şöyle öngörüldü: Bugün işgücü piyasasının esneklik derecesini belirleyen kıdem tazminatı, sendikal örgütlülük ve toplu iş sözleşmeleri, katı emek piyasasının önündeki engellerin kalkması için esnekliği sağlayan öneriler sunuldu. Torba Yasa’nın ardından kıdem tazminatının kaldırılmasını emek piyasasının esnekleştirilmesine yönelik görmek lazım. 2005’te Türkiye’de şöyle bir tercih yapıldı: Dünyada 2 tür ülke var. Birincisi güçlü ekonomiyle tekniğini, teknolojisiyle fiyatı belirleyen ülkeler. Bu ülkelerin ürettiği malın fiyatı ülkeler tarafından belirlenir. İkincisi ağırlıklı olarak tekniği ve teknolojiyi kullanması.

olduğunu ortaya çıkardı. Türkiye’de yansıması sizce nasıl olacak? Sol oradan çok umutlu. Bu da doğal. Ama ben öyle bakmıyorum bu olayların BOP kapsamında o coğrafyayı liberal kapitalist dünyaya bağlamak için yapılan şeyler olduğunu düşünüyorum. Ve bunun da Türkiye ayağının Ergenekon

Fon’da 46.7 katrilyon para toplandı. %10 u dahi işçilere harcanmadı. İşsizlik sigorta fonu aç susuz kalan insanlar değil, başka şeyler için kullanılıyor Kıdem tazminatı konusu asgari düzeyde gündemden düşse de önümüze yeniden gelecektir. Kıdem tazminatıyla ilgili gençlerin çalıştırılmasına yönelik yasal düzen 16 yaşından 18 yaşına çekilmiştir. Sendikalar üzerinde ciddi baskılar oluşacağını, güçlerinin baskılanmaya çalışılacağını düzenle uygun çalışmak için zorlanacağını düşünüyorum. Geçici istihdam bürolarının işlerliği ne düzeyde şu anda? İstihdam büroları güvenceleri yıkıyor. Bizim hukukumuzda bir kişi çalışacağına dair beyanda bulunmuşsa 30 gün üzerinden primi yatırılmak zorunda. Aynı zamanda daha az çalıştırıldığını da kanıtlamalı. İstihdam büroları üzerinden işçilerin kiralanması birincisi işveren açısından şöyle bir kolaylık sağlıyor; kiralanan işçinin aylık-haftalık kaç saat çalışacağını belirleyebiliyor. İstihdam büroları üzerinden işçilerin aylık sigorta gibi çoğu hakkı tek bir yasayla kaldırılmış oluyor. İstihdam büroları işgücü piyasasında esnekliği tahminlerden fazla artıracak, yani bildiğimiz anlamda emek gücünü yerle bir edecek. Aynı zamanda sendikalar kanunu ve anayasada belirtilen toplu iş sözleşmesi hakkı gibi hakları ortadan kaldıracak. İstihdam büroları üzerinden işçi kiralanması işçiyi de yıpratıyor. Ben istihdam bürosundan işçi kiralayacak olsam, birçok alanda çalışmıştır işçi. Birleşik metal kolunda da, belediyede de çalışmıştır. Hangi niteliğiyle alacağım onu işe? Özetle benim nazarımda bu uygulama kölelik dönemine aittir. Ortadoğu’da halkın işsizlik, yoksulluk ve baskılara karşı verdiği mücadelede Ortadoğu’nun Dünya ekonomisi için ne kadar belirleyici

ile başlayan operasyonlardan oluştuğunu düşünüyorum. Yani bu olayların arkasında emperyalist finansmanlar var.

Yani bu olayları kapitalizmin kriz koşullarına bağlamıyorsunuz. Yani, toplumdaki huzursuzluğun nedeni kriz ve yaşamdaki bozukluklar tabi. Ama bu dönemde emekçi bir iktidarın geleceğini sanmıyorum. İnsan hep bir ütopyaya sahiptir, bunu da solcular sağlamıştır. Ama bir hareketin başarıya ulaşması için belli koşullar vardır. Her şeyden önemlisi halkın ‘daha iyisi mümkün’ diyebilmesidir. Ama oradaki bilinçsiz halk bunu diyemez, buna rağmen ayaklanmıştır. Bununsa siyasal anlamda öncüleri emperyalistlerdir. Gelecek iktidarda emperyalistlerden yana olacaktır.

Türkiye de yansıması ne olacak? Türkiye önemli bir devlet. Önümüzdeki dönemde Çin-Amerika savaşı çıkacak diyorum. Japonya son 10 yılda göreli olarak önemli seviyede gerilemiştir. ABD’nin baskısı sonucu Japonya ekonomisini geriletti. Bu ABD piyasasını da etkiledi. Japonya o parlak ekonomisini kaybetti. Bunu Çin’e yapamayan ABD Japonya’ya yapıyor. Ama ABD stratejik olarak Çin ile savaşı düşünüyor. Önümüzdeki dönem böyle bir şey bekliyorum. ABD Çin’i kontrol etmek için enerjiyi kontrol edebilmelidir. Önemli olan fiyat değil enerji temini. Türkiye de temin edebiliyor olması bakımından önemli bir ülke. Türkiye Berlin Duvarı yıkılınca ABD’nin boşladığı bir ülke oldu. O dönem Nato’ya Amerikancı güvenliği bırakıp ulusal güvenliğe geçti. ABD uzun vadede istediklerini yaptırabileceği aklı, Türkiye’de yaratmaya çalışıyor. Yani Türkiye’yi ABD’ye Avusturalya gibi yapışık bir devlet haline getirmek istiyor.

1962 yılında Kars’ta doğan Faruk Özdemir, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek Lisansını Hacettepe Üniv. İ.İ.B.F.’nde tamamlayan Özdemir İktisat Politikaları, Sosyal Güvenlik, İş Sağlığı Güvenliği, İş Kanunu ve İstihdam ve Ücret Politikaları konularında uzman. 1992-1998 yılları arasında Araştırma Uzmanı olarak görev yapan Faruk Özdemir, halen bu kuruluşta Eğitim Dairesi Müdürü olarak görevini sürdürüyor. Bu yılki seçimlerde CHP’den milletvekili adayı idi.

Torba yasa kazanılmış pekçok hakkı geri almaktadır. İşçilerin kıdem tazminatlarını dahi alamama durumu söz konusu iken sendikaların tutumu ne yönde olacak? Şimdi öncelikle konu dışı bir yerden başlayacağım. 2008’de yürürlüğe giren 5500 sayılı kanun, emekli yaşını yükseltti. Türkiye’de 9.5 milyon emekli var. Bu ülkede şöyle bir sistem vardı: çalışanlardan prim kesilirken bunlar artış oranına tabi tutulup değerlendirilir. Bu primlere bu yılki enflasyon ve büyüme oranları uygulanarak arttırılıyordu. Ayrıca,emekli ayrıldığı zaman o yılki oranlara göre maaşı artardı. Fakat bunlar Torba Yasa ile bunu kaldırdılar. Bu 65 yaşında daha önemliydi. Türkiye’nin en yoksulları emekliler olacak önümüzdeki dönemde. Niye yapıyorlar? Kamu harcamalarını vergilerden karşılar değil mi? Aynı hükümet şirketlerin vergilerini %15’e düşürdü. Sermayeden vergi almak yerine emeklilere harcayacak kaynakları kısarak kamu harcamalarını finanse edecek kaynağı garanti altına alıyor. Bu dönemde fazla tartışılmayan kötü bir sonuçtur bu. Torba Yasa’yı bu şekilde ele almak gereklidir bence. Devlet hem kaynak sorununa geçici bir çözüm buldu, hem de çalışanların güvencelerini azalttı. Memurların da kadro güvencesini zayıflattı. Önümüzdeki günlerde çok spekülatif tartışmalara giriyoruz. Adına sendika denen bazı yapılar hükümete kıdem tazminatının kaldırılması yönünde destek veriyorlar. Sendikaların bu konuda harekete geçmesi mümkündür, ama ben bu konuda umutsuzum. Sendika olarak herkesle toplantılar basın açıklamaları yaptık ve ciddi bir tepki ortaya koyduğumuzu düşünüyorum bu konuyla ilgili. Kıdem tazminatına milyonlarca kişinin ulaşamadığı, bunun kullanılabilir hale getirilmesi gerektiğini söylüyorlar. İşverenden %3 oranında bir primin fona yatırılması, emeklilik halinde fondan kıdem tazminatını alması şeklinde olacak. 1.si bugün işçi 30 günü doldurduğunda kıdem tazminatına hak kazanır. Ben 20 yıllık işçiysem 20 yıllık paramı alırım. Kıdem tazminatının tasfiyesi ve emeklilik yaşının arttırılması da 2006’da yapılan bir kredi anlaşmasında vardır. Kıdem tazminatından herkesin yararlanması gibi bir demagoji var. Ama buradaki maksat, kıdem tazminatının emek piyasasının yarattığı katılık, iş güvencesi fonksiyonunu bitirmek. Diğer sendikalarsa buna hiçbir tepki koymuyor. Bundan sonra %5’lik bir kayıp yaşanacak. Tasarruf teşvik fonu ve işsizlik sigorta fonunun da nasıl yönetildiğini biliyoruz. Fon’da 46.7 katrilyon para toplandı. %10 u dahi işçilere harcanmadı. İşsizlik sigorta fonu aç susuz kalan insanlar değil, başka şeyler için kullanılıyor. Bu fondaki para aynı şekilde kullanılacak bunu biliyoruz. Fon olduğu zaman, işçi işten atıldığında fondaki para işverenle işçinin alakası olmuyor. Yani gönül rahatlığıyla işten atılmalar olabilir.


6

9 Ağustos 2011

“Açlık salgını” değil bu bir katliam

Afrika’da açlık sayısız ölümleri beraberinde getiriyor. Afrika genelinde 12 milyon insan gıda yardımına muhtaç ve ölümler durmak bilmiyor. Dünya ise duruma seyirci kalmanın ötesine geçemiyor. Afrika’da 12 milyon insanın karşı karşıya kaldığı açlık, yalnızca Somali’de 3.7 milyonu aşmış durumda. Bunlardan 2.3 milyonu ise çocuk. İç savaşın 20 yıldır devam ettiği Somali’de 1992’deki açlık felaketinde 450 bin kişi öldü. Bugün de koşullar benzer şekilde ilerliyor. Kuraklık ve kıtlık gibi nedenlerin oluşturduğu açlık sebebiyle 90 gün içinde ölen 5 yaşından küçük çocuk sayısı 29 bini aşmış görünüyor. 2 milyondan fazla kişiye yardım dahi ulaşmıyor Birçok ülke ve Birleşmiş Milletler yardım programını önüne koysa da; ABD, BM’nin hedeflediği 2 milyar dolarlık yardımın yaklaşık dörtte birini veriyor. Ayrıca iç savaş koşullarından ötürü yardımların ulaştırılması

oldukça zor. Şuan 2 milyondan fazla Somaliliye yardım ulaştırılamıyor. ABD Dışişleri Bakanı ise bölgede hakim olan Şaman örgütünden yardımların ulaşması için yolları açmasını istedi.

Açlık sebebiyle Somali sürekli göç veriyor. Göç ettikleri yerlerin başlında Mogadişu var. Bölgelerde kurulan kamplarda kalanların sayısı 480 bini aşmışken, bugün yardımların dahi tamamı ulaştırılamıyor.

Kayıtlara geçen ölümler günde 100’ü geçiyor. Somali’de bulunan muhabirler ise en yaygın hastalıkların tifo, dizanteri, sıtma, difteri ve kolera olduğunu ifade ediyorlar.

Kullanmak için su olsa da içmek için temiz su bulmak çok zor. Hastane kaynakları ise Mogadişu’da günde 100 kişiden fazla kişi hayatını kaybettiğini açıklıyor. Ancak bunlar sayılabilenler.

‘Kriz kahini’ ABD için çok kötümser Kriz kahini Nouriel Roubini, ABD’de büyümenin durmaya yaklaştığı ve ülkede çift dip ihtimalinin yüzde 40’a yükseldiği konusunda uyardı. Nouriel Roubini ayrıca ABD’de işsizliğin artacağını da öngördü.

Kriz kahini ünlü ekonomist Nouriel Roubini, ABD’de büyümenin durmaya yaklaştığı ve bütçe planında öngörülen kemer sıkma tedbirlerinin ülkede çift dip ihtimalini yüzde 40’a yükselttiği konusunda uyardı. ABD ekonomisine dair büyüme tahminlerini 2011 için yüzde 1.7, 2012 için yüzde 2.3 olarak açıklayan Roubini, oranların bu seviyelerin altında kalabileceğine dikkat çekti. Roubini, bütçe planında 2011 için öngörülen 21 milyar dolarlık harcama kısıntısının ekonomiye diğer canlandırma programlarının da sonlanmasıyla 250 milyar dolara mal olacağını hesapladı.

Esat halkı katlediyor Suriye Devlet başkanı Beşar el-Esad, vatandaşların siyasi partiler kurmasına izin veren bir kararname yayınladı.

Esad’ın yayınladığı kararnamede, güvenlik güçlerinin hükümet karşıtı göstericilere karşı şiddeti arttırdığı ve ölü sayısının yükseldiği bir sırada açıklandı. SANA, başkanlık kararnamesinin vatandaşlara, koşulları yerine getirmeleri halinde siyasi partiler kurma ve bunlara katılma hakkı verdiğini bildirdi. Kararname partilerin anayasa ve yasal düzene bağlı olmalarını öngörürken din ya da aşiret esasına dayalı partiler kurulmasını yasaklıyor. Suriye’de çoğu Hama’da olmak üzere en az 150 kişi güvenlik kuvvetlerince öldürüldü. İnsan hakları örgütleri, Suriye’de Mart ayında gösteri ve ayaklanmaların başlamasından bu yana en az bin 700 kişinin öldüğünü bildiriyor. 12.600’den fazla kişinin tutuklandığı ülkede muhalifler 3 bin kişinin de kayıp olduğunu söylüyor.

Peyman Bashiri

Ülkede kişiler harcamalar Haziran’da Eylül 2009’dan bu yana ilk kez düşerek yüzde 0.2 azaldı. Kişisel harcamaların yüzde 0.2 arttığı tahmin ediliyordu. Kişisel harcamalar ikinci çeyrekte ise durgunluğun bitmesinden bu yana kaydedilen en düşük oranla sadece yüzde 0.1 arttı. Öte yandan ABD, borç limiti krizini şimdilik çözdü, ancak kredi notunun düşürülmesinden kurtulamadı. Ülkenin AAA olan kredi notu tarihinde ilk kez düşerek AA+ oldu. Kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poors, ABD’nin kredi notunu bir kademe azalttı.

Rıfat Çapar

Yunanistan’ın krize çözümü: “Uyuşturucu” Yunanistan’da, ilk kez uyuşturucu kullanımının şartlı olarak serbest bırakılmasını öngören bir yasa Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanarak ilgili kurumlara sunuldu. Yunanistan Adalet Bakanı, uyuşturucunun serbest bırakılması için, “uyuşturucu kullanımı, kullanıcının sadece kendisine zarar veren bir eylem olarak kabul edilerek, cezadan muaf tutulmasının öngörüldüğünü” duyurdu ve uyuşturucunun serbest bırakılması için ilgili kurulları harekete geçirdi. Ekonomik krizin etkilerinin en yüksek oranlarda görüldüğü Yunanistan, “uçan kuşa borcu olan

ülke” olarak, krizden çıkmanın yollarını arıyor. Üretimin durduğu, halkın sokaklarda krizin sorumlularından hesap sorduğu Yunanistan, tüketimin artması için uyuşturucu ticaretini artırmayı seçti. Daha önceki krizden kurtulma paketlerinde de emekli maaşlarının kesilmesi, işten atmalar, ücretsiz çalıştırmalar gibi bir çok hukuksuz uygulamayı dayatan Yunanistan, bu yöntemle özellikle genç kuşakların bağım-

lılık ile kullanımını artırmak, ticarete sürekli bir tüketim sağlamak amacıyla uyuşturucu kullanımını serbest bırakacak hadde gelmiş, krizden çıkmak uğruna uyuşturuyu yasallaştırma çabalarına girmiş bulunuyor. Yunanistan, açıkça görüldüğü gibi krizden çıkma saşkınlığından kurtulamıyor. Yunanistan kendisini bu derece krize sürükleyen kapitalizme direnemiyor. İstanbul Özge Akman

Japonya artık nükleer enerjiden vazgeçti

Japonya Başbakanı Naoto Kan, 11 Mart depremi ve tsunamisinden sonra iyice tehlikeli hale gelen nükleer enerji santrallerini bırakma kararı aldı. Japon Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Nato Kan, 2050’ye kadar nükleer enerji santrallerinin tamamen devreden çıkarılarak temiz enerji kaynaklarına, başta güneş ve rüzgar gibi doğaya dost enerji kaynaklarına yönelmeye ilişkin hükümet planını açıkladı. Japonya’da, 9 büyüklüğündeki 11 Mart depreminden sonra 54 nükleer elektrik santralinden 35’i çalışmayı durdurmuştu. Depremin vurduğu orta kesimdeki ana ada Honşu’nun doğusunda Büyük Okyanus’a yakın Fukuşima nükleer santrali büyük arıza ve sorun çıkarmıştı. Bölge halkı nükleer sızıntı tehlikesi nedeniyle tahliye edilmişti. İstanbul Rıfat Çapar

Somali’de açlık, ABD’de obezite. Her geçen gün açlıktan ölenlerin sayısı artmaya devam ederken, BM yardımlarını gönderen ABD’nin ise obezite ile mücadele etmeye çalışması düşündürücü. Afrika yardımlarla ayakta kalmaya çalışsa da, durum yalnız yardımlarla çözülecek aşamada değil. İç savaş koşulları devam ediyor ve bu durumu değiştirecek hiçbir siyasi irade yok. Ayrıca yardımlar ülkeye ulaşır ulaşmaz aç insanlarda yardımların daha güneye gitmesini engelliyor. Kıtlık ve kuraklık ile birlikte, yardımların yeterli olması imkansız, iç savaş koşulları sebebiylede zaten yardımlar ulaşmadığı için halkın ölümleri artarak devam ediyor.

Özge Akman

İsrail’de halk ayakta İsrail’de de halk sokaklara dökülerek artan hayat pahalılığını ve barınma sorununu protesto etti.

Önceki haftalarda kaldığı evden kirayı ödeyemediği için ayrılmak zorunda kalan Dafne Leef facebook üzerinden yaptığı çağrıyla Tel Aviv’in göbeğine kurulan çadır kent, kısa sürede bir toplumsal harekete dönüştü. Maaşlarının yarısından fazlasının kiraya gittiğini söyleyen eylemciler çoğunlukla genç mezunlardan oluşuyor. Büyük bir hızla yayılan eylem özellikle konut sektörünü tedirgin ediyor. Çünkü böyle giderse İsrail’i yeni bir Mortgage krizi bekliyor. Yoksulluk ve zamlara karşı ayaklanan halk hükümeti cevap vermeye çağırıyor. Akaryakıt başta olmak üzere, tüm temel ihtiyaçlara gelen zamlar insanların belini iyice bükmüş durumda. Kısa zamanda bir düzelme yaşanmazsa eylemler yurt geneline yayılacak. Bir aydır ise ABD başta olmak üzeri birçok devlet başkanı tekrar ve daha derin bir krizin gelebileceğinin sinyallerini veriyor. 2007’de ABD merkezli çıkan ve Türkiye dahil hızla dünya ülkelerine yayılan krizin etkileri düşünülürse, yakında dünya meydanları öfkeli insanlardan geçilmeyecek gibi gözüküyor.

Can Çoksöyler

Berlusconi piyasaları suçladı

Krizden en çok etkilenen İtalya’nın Başbakanı Berlusconi, piyasaları suçladı.

Berlusconi, İtalya’da yaşanan borç krizi ve düşük büyüme hızına ilişkin parlamentoda yaptığı konuşmada, ülkesinin güçlü siyasi bir yapısı olduğunu belirtti. Ayrıca, artan dış borç ve büyüme hızındaki düşme sorunu nedeniyle geçen ay senato ile parlamentodan geçen 80 milyar euro’luk tasarruf paketinin Avrupa Birliği’nden, uluslararası gözlemcilerden ve Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano’dan onay aldığını hatırlattı. Konuşması sırasında, iktidar ortağı Kuzey Birliği Partisi lideri Umberto Bossi’nin oturuma katılmaması dikkati çekti. Berlusconi’nin konuşmasını borsanın etkilenmemesi için kapanış saatine göre ayarladığı belirtildi. İzmir Sanem D.Kural


7

9 Ağustos 2011

Kıdem tazminatı sorunu 61. Hükümet Programı’nda “işsizlikle mücadele” bölümünde fon ile ilgili şu ifadelere yer verilmektedir: “İşçilerimizin büyük çoğunluğunun alamadığı, işletmelerimizin üzerinde ödeme baskısı oluşturan, çalışma hayatının en önemli sorun alanlarının başında gelen kıdem tazminatı sorununu kazanılmış hakları koruyan ve bütün işçilerin kıdem tazminatlarını garanti altına alan bir fon teşkil etmek suretiyle, sosyal taraflarla istişare içinde çözeceğiz.” 61.Hükümet Programı’nın okunmasının ardından basın, kıdem tazminatının kaldırılacağı ve hak kayıplarının yaşanacağı türünden yazılar ve haberler yazılmaya başlandı. Esnek ve güvencesiz çalışma biçimi emeğe yapılan saldırının temel başlığıdır. 61.Hükümet Programının “işsizlikle mücadele” bölümünü okumaya devam ettiğimizde burada temel sorunun “fon” olmadığını asıl sorunun “güvencesiz, esnek çalışma biçimi” olduğu görülmekte. Çünkü programda Ulusal İstihdam Stratejisi’nden bahsediliyor. Kapitalizmin yapısal bir sorunu olan finansal krizlere ve bunun sonucunda işsizliğe çözüm

Güncel haberleri, yorumları ve yazarları ile mücadelenin seyrini bizden takip edin.

www.ehp.org.tr

18SORU Semih Ataman

EHP Ankara Parti Dostu

1. En sevdiğiniz erdem? Dürüstlük 2. Başlıca özelliğiniz? Okumak

3. Mutluluk nedir? İnanmak ve mücadele etmek 4. Mutsuzluk nedir? Bilmemek

5. En kolay hoşgördüğünüz kötü huy? Yalnızlık

6. En nefret ettiğiniz kötü huy? Yalan söylemek 7. En sevmediğiniz şey? Baskı

8. En sevmediğiniz kişiler? Makam sahibi olmayı insan olmak zannedenler

Bu anket K. Marks’ın kızları Jenny ve Laura ile oynadığı bir oyundan alınmıştır.

9. En sevdiğiniz iş? Öğrenmek

10. En sevdiğiniz şair? Nazım Hikmet

11. En sevdiğiniz yazar? Yaşar Kemal 12. Kahramanınız? Muhammed ve Ali

13. Kadın kahramanınız? Annem, kız kardeşlerim ve olası eşim 14. En sevdiğiniz çiçek? Gül

15. En sevdiğiniz renk? Beyaz

16. En sevdiğiniz yemek? Makarna, Vejetaryen Pizza 17. En sevdiğiniz düstur? Kaybetmeyeceğim tek şey bilgidir

18. En sevdiğiniz söz? Biri yer, biri bakar kıyamet bundan kopar.

olarak programda şu ifadelere yer veriliyor: “Cumhuriyet tarihinde ilk defa hükümetimiz tarafından ilgili tüm tarafların katılımı ile ulusal istihdam stratejisini hazırladık. İşsizliği kalıcı bir şekilde çözmeyi amaçlayan, 22 adet somut hedef ile 102 politika ve tedbirden oluşan Ulusal İstihdam Stratejisini kararlılıkla uygulayacağız…” Burada medya ve yazılı basının görmezden geldiği asıl sorun Ulusal İstihdam Strateji Belgesi’dir. Hükümetin uygulamada kararlı olduğu Ulusal İstihdam Strateji Belgesi çalışmalarına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında 2009 yılının Ekim ayında başlanmıştır. Resmi bir açıklama olmamasına rağmen sendikaların elinde bulunan Ulusal İstihdam Strateji Belgesi ile hükümet programında yer alan ifadeler örtüşmektedir. Örneğin 61.Hükümet Programında:” Ulusal istihdam stratejisi, 2023 yılına kadar işgücü piyasasındaki yapısal sorunla-

rın çözülmesi ve işsizlik sorununa kalıcı çözüm bulunmasına yönelik uygulanacak strateji, politika ve tedbirleri içermektedir. Stratejiyi dört politika ekseni üzerine inşa ettik. Bu eksenleri, eğitim-istihdam ilişkisinin güçlendirilmesi; işgücü piyasasının esnekleştirilmesi; kadınlar, gençler ve dezavantajlı grupların istihdamının artırılması ve istihdam-sosyal koruma ilişkisinin güçlendirilmesi olarak belirledik.”denilmektedir. Programda bahsedilen dört politika ekseni elimizde bulunan Ulusal İstihdam Strateji Belgesinde yer almaktadır. “Ulusal İstihdam Stratejisi” adı verilen belge emeğin kazınılmış haklarını ortadan kaldıran ve çalışma yaşamını kökten değiştirerek esnek ve güvencesiz çalışmayı hedefleyen içeriğe sahip. Örneğin Ulusal İstihdam Stratejisinin “işgücü piyasasının esnekleştirilmesi başlığı altında şu ifadelere yer veriliyor: “1. Günümüzde, gelişmiş ve

“Kıdem tazminatı fonu” tartışması 61. Hükümet Programı’nın açıklanmasından sonra gündeme gelmişti.

gelişmekte olan ülkelerin gündeminde olan işgücü piyasalarının esnekleştirilmesine yönelik politikaların temelinde küresel ekonomideki yapısal dönüşüm yatmaktadır. 1970’li yıllara kadar standart malların kitlesel üretimini içeren, üretimin talebi yönlendirdiği, büyük ölçekli işletmelerin ağırlıkta olduğu, istikrarlı istihdam ilişkilerinin yer aldığı, homojen işgücünün teknik ve hiyerarşik kontrolünün sağlanabildiği, toplu pazarlığın esas olduğu, işçilerin basit ve monoton işler yaptığı Fordist Üretim Modeli, yerini PostFordist Üretim Modeline bırakmıştır. Fordist üretim tarzının daha fazla verimlilik artışı sağlayamaması, tüketici zevklerinin değişmesi ile beraber standart mallara olan talebin azalması, küresel rekabetin artması, güçlü sendikalar ve işçi sınıfının hem maliyetleri artırması hem de işletme yönetimini sınırlandırması ve bilgi teknolojilerinin gelişmesi bu üretim tarzının büyük ölçüde son bulmasında etkili

olmuştur. Çeşitli malların küçük ölçekli üretildiği, talebin üretimi yönlendirdiği, işletme ve fabrika ölçeğinin küçüldüğü, istihdamın daha esnek ve güvencesiz hale geldiği, çalışma ilişkilerinin çeşitlendiği, yerel ya da bireysel ücret pazarlığının ağırlık kazandığı, farklı işler yapan vasıflı ve heterojen işgücünün bulunduğu Post-Fordist üretim tarzı günümüzde ağırlığını artırmaktadır. 2. Bu kapsamda, küresel rekabetin artması, bilgi teknolojilerinin değişimi gibi her geçen gün değişen ekonomik şartlara ve çalışma koşullarına uyum sağlama amacının yanı sıra işletmelerin iç ve dış rekabet gücünü artırmak ve kronik hale gelmeye başlayan işsizlik sorunlarını çözmek amacıyla dünyanın birçok ülkesinde işgücü piyasalarının esnekleştirilmesi öncelikli politika haline gelmiştir.” Bu durum değerlendirmesi Ulusal İstihdam Stratejisinin temelini oluşturmaktadır. 61.hükümet programında yer alan ve özel olarak vurgulanan kıdem tazminatının fona dönüştürülmesi, Ulusal İstihdam Stratejisinin bir parçasıdır. Çünkü stratejide de programda bahsedildiği gibi kıdem tazminatının fona dönüştürülmesinden bahsedilmektedir. Kıdem tazminatının özel olarak vurgulanması stratejinin uygulanmasının ilk basamağı olarak öngörülebilir. Mevcut kıdem tazminatı yerine fonun kurulması ile programda ifade edildiği gibi kazanılmış haklara gerçekten dokunulmayacak mı? Strateji belgesinde görüldüğü gibi bir fonun kurulması, bu fonun işverenlerin yatırdığı primlerden oluşması ancak bu prim ödemelerinin mevcut kıdem tazminatı yükünden düşük tutulması, kıdem tazminatı alma hakkının asgari sınırının 10 yıla yükseltilmesi ve bir yıllık çalışma karşılığında verilen kıdem tazminatı miktarı OECD ortalamasına çekileceği söz

konusudur. Kıdem tazminatının fona dönüştürmesiyle emekçilerin karşısına şu sorunların çıkacağı aşikardır: - Şimdi 1 yılı doldurmak yeterliyken, 10 yıllık bir bekleme süresi var ve 10 yıl boyunca kendi adına prim yatırılanların hangi koşullar da tazminat alacakları belirsiz. -İşten çıkarmalar kolaylaşacak. Çünkü işveren işten çıkardığı işçiye bir şey ödemeyecek. - Kıdem tazminatının 20 yıllık çalışmaya karşılık mevcut uygulamadaki gibi 20 ay değil altı ay olarak uygulanması konusu, OECD ülkeleri dikkate alınarak ortaya konulmuş bir hedeftir. Her ülkenin kendine özgü koşulları,sosyal ve sendikal hakları göz önüne alınmamaktadır. -Küresel rekabetin yanı sıra bölgesel rekabet de canlandırılmaya çalışılmaktadır. Rekabet baskısı ile asgari ücretler daha da aşağıya çekilmeye neden olacaktır. -. Esnek çalışma ile emek sömürüsü ve güvencesiz çalışma daha da artacaktır. Esnek çalışma ile işsizliği önlemeye çalışılmaktadır. Bu ancak işsizliği değil resmi işsiz sayısını düşürmekten başka bir şeye yaramayacaktır. Yapılmak istenen de budur. Esneklik bu bütünlüklü saldırının üst başlığıdır. Kıdem tazminatının kaldırılması da, esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaştırılması, taşeron uygulamalarının kolaylaştırılması, bölgesel asgari ücret, özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurulması da bu başlığın altında yerini almaktadır. Anlaşılacağı üzere AKP iktidara yeniden gelir gelmez, dünyada yaşanan kapitalizmin yarattığı finansal krizden çıkışı emekçilerin haklarını ellerinden alarak bulmaya çalıyor. AKP iktidara yeniden gelmekle gücüne güç katmıştır fakat önümüzdeki günlerde direnişlerin de daha da güçleneceği aşikardır.

Selçuk Kaygısız

Yeni sömürü uygulamaları mı? Getirdiği Kıdem tazminatının kaldırılması ve torba yasa tartışmalarını emek dünyasından DiskGenel İş üyesi ve Emekçi Hareket Partisi PM üyesi İbrahim Tuncer Arin’e sorduk: 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren torba Yasa belediyelerde çalışan emekçileri nasıl etkiledi? Yeni çıkan yasa kamuda çalışan 55 bin kişiyi sendikasızlaştırma ve örgütlenme ağını bir şekilde sıfırlamıştır. Torba yasa esnek çalışmayı aynı zamanda evde çalışmayı getiren unsurlardır. Biraz açarsak; işveren isterse bir aylık çalışma sürecinde, işçiyi sadece 8 gün çalıştırabilir ve ücretinin 8 günlük kısmını ödeyebilir. En önemli yanı ise kamu çalışanlarının torba yasa ile gideceği milli eğitim ve emniyet müdürlüğüne yollanması ile ilgili arkadaşların en büyük sıkıntısı, daha önce kazanılmış olan sosyal haklarını ve özlük haklarını tamamen ortadan kaldırmış olup, ekonomik alanda çok büyük bir zorluğun içine çekilmiş olmalarıdır. 12 Haziran Genel Seçimi bu yasa sürecine nasıl yansıdı? Bu ülkede 9 milyon çalışan, emekçilerin bu yasaya bakış açısını anlamış değilim. 2 kişiden 1’i AKP hükümetine oy veriyorsa, herkes hayatından memnun demektir. Bu yasa hükümetin seçimlerde gördüğümüz gibi elini oldukça rahatlatmıştır. Bu süreç hükümetini önünü

açarak, sürecin daha rahat işlemesini sağlamıştır. Bunun bir sonucu daha kıdem tazminatlarının kaldırılması hakkında yasanın önünü de açmıştır. Bu süreçte sendikalar ve konfederasyonlar, gerekli desteği sağlamamıştır. Özellikle Türk-iş ve Hakİş eylemlere katılmamıştır. Seçimin hemen sonrasında “Kıdem Tazminatı” konusunda gündeme gelen gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Torba Yasa ile bağlantısı var mı? 2008 yılı 10.ayında Davos’ta yapılan toplantıda Türkiye’de yer almıştı. Hazine ve maliye bakanı, Dünya bankası ve IMF’nin ortaya koyduğu bir sözleşmeyi imzaladılar. Bu sözleşmenin karşılığında hükümet 6 milyar 200 milyon dolar para aldı. Bu para kıdem tazminatlarının kaldırılması ve genel sağlık sigortasının hayata geçirilmesi için alındı. Sendikaların karşı çıkmaları nedeniyle geri çekildi. Ancak seçimlerden sonra 2012 Ocak yılı itibariyle kıdem tazminatlarının kaldırılması ile ilgili düğmeye basılacaktır. Temennim, tüm konfederasyonlar, meslek odaları, sivil toplum örgütleri, özel sektörde çalışan emek dostlarının bu konuya aynı hassasiyeti ve du-

Günlerin Hazırlayan: Halil Altunpolat

6 Ağustos 1945 ABD Hiroşima’ya Atom Bombası Attı

İkinci Paylaşım Savaşı’nın son günlerinde ABD Japonya’nın Hiroşima kentine atom bombası ile bir saldırı gerçekleştirdi. Patlamada 100 bine yakın insan yaşamını kaybetti. Bu olay ilk nükleer saldırı olarak tarihe geçti

9 Ağustos 1945 ABD Nagazaki’ye Atom Bombası Attı

yarlılığı göstererek, eylem ve fikir birliğine varmasıdır. Bu kıdem tazminatları ve torba yasa Ocak ayından itibaren düğmeye basılarak meclisten geçirilecektir. Kıdem tazminatlarının kaldırılması genel greve yol açacak bir karardır. Dünyada devam eden Türkiye’de de üstü örtülmeye çalışılan kriz ve işsizlik boyutunun bu yasalarla nasıl bir bağlantısı var? Bu siyasetçilerin ve sermaye sınıfının dünyada ve Türkiye’de devam eden krizin emekçilerin üzerinden, siyaset yaparak kendilerini aklamalarıdır. AKP hükümeti ve

sermaye işçilerin kazanılmış haklarına asla dokunmayacağını söylerken, bir yandan da her iş kolunda sendikalar ve özel sektörde devamlı olarak iş hakkı feshi gerçekleştirmektedirler. Bu işsizlik sürecinde, emek dostları bir araya gelerek bu süreci bertaraf etmelidirler. Bu yasal, esnek çalışma şartlarını dayatarak, işsizliğin önünü açarak sermaye ve egemen sınıflarının ellerini güçlendirmektedir. Kıdem tazminatlarının kaldırılması ve işsizliğinin önünün iyice açılması tüm emekçi sınıf için genel grev kararıdır.

Ali Alper Alemdar

Hiroşima’ya atılan atom bombasının ardından ABD bu sefer Nagazaki’ye atom bombası ile saldırdı. Saldırı sonucunda şehirde yaşayanların üçte biri yani yaklaşık 74 bin kişi yaşamını kaybetti. Bu iki saldırıda ölenlerin sayısı daha sonraki yıllarda etkilenenlerle birlikte 2008 yılı itibarı ile 400 bini buldu.

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi

Merkez üssü Kocaeli-Gölcük olan 7.6 şiddetindeki Marmara depreminde 20 binden fazla insan hayatını kaybetti. Ölümlerin bu kadar fazla olmasının nedeni denetimsiz yapılan binaların çökmesi oldu. Sorumlular hiçbir zaman tam olarak yargılanmadı.

18 Ağustos 1920 Kadınlar Oy Haklarını Kazandı ABD’de kadınlar uzun yıllar süren mücadelelerinin ardından oy haklarını kazandılar. Bu mücadele “Demir Çeneli Melekler” adlı filme de konu oldu.


Emekçi Hareket 15 Günlük Gazete İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Fadik Temizyürek - Rumeli Cad. Matbaacı Osmanbey Sk. No: 67 D:4 Şişli/İstanbul Basıldığı Yer: Ezgi Matbaası - Sanayi Cad. Altay Sk. No:10 Yenibosna/ İstanbul Türü: Yaygın Süreli Yayın Genel Yayın Yönetmeni: Emre Öztürk, Görsel Tasarım: Gürkan Köse, Meltem Postacı, Pınar Atalar, Merve Demir, Ceren Ağtaş, Fotoğraf Editörü: Ece Biberoğlu, Haber Koordinatörü: Rıfat Çapar, Melike Çınar, Suzan Sarıgöz Dağıtım: Osman Erdem emekcihareket@ehp.org.tr

. . ISTE KRIZ ı

Binlerce kadın cinayetlere dur dedi

l

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Tünel’den Taksim’e büyük kadın yürüyüşünü gerçekleştirdi.

Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın

‘‘ erkek egemen kapitalist sisteme karşı kadınlar büyük bir yürek oldular. Kadınlar bu yolda kararlı bir şekilde devam edecekler. Bu kararlılık hesap vermeyen devlete, erkek egemen kapitalist sisteme karşı kadınların bu güçlü öfkesiyle peşinde olacak.” “Kadınları kandıramayacaksınız!” EHP Kadın Sorumlusu Ber-

Kadına “yakın” koruma

na Görgülü de kadın cinayetleri üzerine Görüşlerini Bildirdi: “Bu yürüyüşten sonra artık AKP hükümeti göz boyama hareketleriyle kadınları kandıramayacağını anladı. Şimdi kadından sorumlu bakanlığı kaldırıp aile bakanlığını kurdular. Bu hamlenin üzerine bir de elektronik kelepçeyi çıkardılar. Bugünkü yürüyüşümüz şunu göstermiş oldu:

Kadınlar artık bu göz boyama hareketlerine kanmıyorlar. Biz bugün öldürülen kadınların yakınlarıyla yürüdük ve bu çok önemliydi. Bütün illerden, her kesimden kadın yan yana gelip kadın cinayetlerine karşı olduklarını gösterdi. Artık biz de eylemlerimizi bu eylemden aldığımız güçle sürdüreceğiz.”

Ecem Yazıcı

İçişleri Bakanı, kadınların korunmasıyla ilgili çalışma başlattıklarını açıkladı.

Kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artarak devam etmesinin büyük eylemlerle protesto edildiği, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in kadın katliamlarının karşısında kayıtsız kalamadığı günlerde İçişleri Bakanlığı kadınların korunma talebini gündemine aldı. Bakanlık koruma yönetmeliğinde değişiklik yaparak şiddet gören ya da görme ihtimali olan kadınlara derhal korunma tahsis edilmesi kararlaştırdı. Fikriye Yılmaz İstanbul

Benzincide polis dayağı! Polis istasyon görevlisini bayıltana kadar dövdü. Antalya’da Cumhuriyet Mahallesi’ndeki bir akaryakıt istasyonuna gelen polis memuru C.A., kornaya basarak işlemin hızlanmasını istediğini gösteren hareketler yapınca pompacı, “Kornaya basmanıza gerek yok. “ dedi. Pompacının cevabına sinirlenen polis, kafa darbesiyle yere düşürdüğü Derviş Mehmet Alparslan’a tekme ve yumruk darbeleri ile saldırdı. C.A.’nın saldırı anı istasyonun güvenlik kameraları tarafından görüntülenirken, polis otomobiline binerek olay yerinden ayrıldı. Ali Alper Alemdar İstanbul

2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010

66 83 164 317 663 1011 806 953 226

Ayağınızı yorganınıza göre...

Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, “Bugünkü süreçte vatandaşların hiçbir zaman gelirlerinin üstünde bir borçlanma yolunu tercih etmemeleri lazım. Atalarımızın çok güzel dediği bir şey var; ‘ayağınızı yorganınıza göre uzatın.” dedi.

‘‘

Taksim Tünel’de buluşan kadınlar Büyük Kadın Yürüyüşü için bir araya geldiler. “Hesap Soruyoruz” pankartı arkasında yürüyüşe başlayan kadınlar, İstiklal Caddesi boyunca kadın katillerinden hesap soracaklarını dile getirdiler. Önde, geçtiğimiz gün aile meclisi kararıyla öldürülen Ceylan Soysal’ın fotoğrafının taşındığı tabut ve gelinlikle, öldürüldükleri aileleri koruyan devletten hesap soran kadınlar; öldürülmeden önce devlet tarafından korunmak istediklerini haykırdı. Kadınlar kararlı ve öfkeli Eylem sırasında EHP Genel Başkanı Sibel Uzun Görüşlerini Bildirdi: “Birleşik kadın mücadelesinin kadın cinayetlerinde geldiği aşama bu. Devlet hiçbir şekilde adım atmamazlık edemeyecek, etmeyecek. Kendi muhafazakâr ve kapitalist anlayışıyla kurmuş olduğunu ve aile bakanlığının kadınları katlettiğini tüm toplum görmüştür. Ceylan Soysal, Aile Bakanlığı kurulduktan sonra aile meclisi tarafından katledilmiştir. Bugün kadınlar söz haklarını daha fazla aldılar, meydanları doldurdular. Bizi aileye hapsetmek isteyen

“Devletten koruma talep ediyorum”

Kocaeli’de kendisini döven kocasından kaçarken balkondan düşen Gülten Coşkun daha hastaneden taburcu olmadan kocası serbest bırakıldı. Kocaeli’nin Çayırova ilçesinde 31 yaşındaki Gülten Coşkun kendisini döven ve ölümle tehdit eden eşi Mehmet Akif Coşkun’ dan kaçmak için beşinci kattaki evinin balkonundan yağmur suyu borusuna tutunarak kaçmak istedi. Dengesini kaybederek 8 metre yükseklikten ikinci katın balkonundan düştü. Kadın hastaneye kaldırılırken, evden kaçan kocası yakalanıp ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Daha hastaneden taburcu olmadan serbest bırakılan kocasından çok korktuğunu belirten Coşkun diğer kadınların koruma taleple-

rine cevap verilmediği ve sonunda kadınların öldürüldüğü haberlerini sıkça duyduğu için ‘’Kendime ve aileme ko-

Emekçi Hareket gazetemizi düzenli takip etmek için aşağıdaki formu doldurarak abone olabilirsiniz.

ruma talep ediyorum, lütfen beni duyun’’ diyerek kendisine sahip çıkılmasını istedi. İstanbul Çağla Eroğlu

Abone Formu

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Adresiniz:

Telefon Numaranız: Mesleğiniz:

1 yıllık abonelik için 0749 471420035001 Şükrü Oral adına Ziraat Bankası hesap numarasına 15 TL yatırarak formu Rumeli Cad. Matbaacı Osmanbey Sk. No: 67 D:4 Şişli / İstanbul adresine postalayınız.

Adana’da Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından başvuru önceliğine göre satışa çıkartılan konutlardan alabilmek için banka şubesi önünde vatandaşlar, Ramazan ayının ilk sahurunu yanlarında getirdikleri yiyeceklerle yaptı. Geceyi banka şubesi önüne serdikleri battaniyelerin üzerinde uyuyarak geçiren vatandaşlar, banka açıldığında görevlilerden “evler başka şubelerden satıldı” cevabını alınca şoke oldu.

Gözümüzden kaçmayanlar

ANKARA ÇANKAYA MAMAK

TELEFON

ADRES

0555 686 84 68 0536 882 31 04 0539 986 84 51 0543 958 58 53

Yükseltepe Mah. 1666. Cad. 1945. Sk. No: 1 Keçiören

ANTALYA

artvin@ehp.org.tr

AYDIN BOLU BURSA ÇANAKKALE ÇORUM ODUNPAZARI

MAIL

balikesir@ehp.org.tr 0555 552 78 65

corum@ehp.org.tr 0507 787 0554 838 97 44 75 90 0554 780 36 81 0554 660 69 74

HATAY 0506 976 61 44

KADIKÖY

0553 740 67 19 0507 371 02 12 0507 213 50 46

Yasa Cad. Yasa Han No: 24 Kat: 3 D:31

0555 839 86 52

Tepecik Mah. Çeltik Geçidi Sk. Seymen Apt. No: 2 D: 5

MALATYA

kayseri@ehp.org.tr manisa@ehp.org.tr

0507 707 20 03

rize@ehp.org.tr

SAMSUN TRABZON YALOVA ZONGULDAK DEVREK

yalova@ehp.org.tr zonguldak@ehp.org.tr 0531 687 10 71

w w w.ehp.org.tr adresinden gazetemize abone olabilirsiniz

Emekçi Hareket 19. Sayı  

Emekçi Hareket Gazetesi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you