Issuu on Google+

C

M

Y

CM

MY

CY

CMY

K


Yirmibir Mimarlık, Tasarım, Mekân Depo Yayıncılık adına sahibi ve yayın yönetmeni Kuyaş Örs yazı işleri müdürü (sorumlu) Hülya Ertaş Ürer endüstriyel tasarım editörü Elif Esmez peyzaj ve blog yuvası editörü Enise B. Karaçizmeli yardımcı editör Bihter Çelik

DEĞİŞİMİ VE Dinamizmi tasarlamak

satış ve pazarlama koordinatörü Eda Ünsalan reklam müdürü Burcu Hinginar Akıncı okuyucu ilişkileri sorumlusu Biriçim Kalender grafik tasarım Aslıhan Özgen sayfa tasarım ve uygulama Sibel Gündoğdu grafik asistanı Doğukan Bilgin kapak tasarımı Emre Çıkınoğlu, BEK web tasarımı Ufuk Demirgüç Anıl Dönmez Turgay Tuğsuz kapak fotoğrafı Borusan Müzik Evi, İstanbul, 2010 © Ahmet Ertuğ basım yeri Ofset Yapımevi Yahya Kemal Mahallesi Şair Sokak No: 4 Kağıthane, İstanbul yönetim yeri Depo Yayıncılık Hacı İzzet Paşa Sokak Rota 1 Apartmanı 12/2 34427 Gümüşsuyu İstanbul 0212 251 1811 xxi@depo.com.tr genel dağıtım DPP Yerel süreli yayın Dergide yer alan yazı ve fotoğrafların tamamı ya da bir bölümü, Depo Yayıncılık’ın yazılı izni olmadan kullanılamaz.

XXI'in bu ayki projelerinden ilki SLA'nın Kopenhag kentinin kenar mahallerinden biri için tasarladığı bir kamusal alan. Mahallenin sosyal ve toplumsal dönüşümünün baş aktörü olması planlanan park, artık kullanılmayan bir otobüs garajının olduğu alanda yer alıyor. Boş kalan arazi için önerilenin büyük gelir getirecek bir projedense (İstanbul Levent İETT garajı arazisi için konuşulanları hatırlarsak) bölgenin kalkınmasını sağlayacak bir projenin tercih edilmesi önemli. En az onun kadar önemli olan bir başka konuysa parkın tasarım süreci boyunca mahallelilerle yürütülen işbirliği. SLA'nın tasarım yöntemi, en nihayetinde parkı kullanacak olanlara projenin başından itibaren bir aidiyet hissi aşılanmasını ve parkın kent yönetiminin dikte ettiği bir alandan ziyade onların arzularıyla biçimlenen bir yer olmasını hedefliyor. Aonni Maden Suyu Fabrikası ise, çevreye verdiği zararı en aza indirmek için su kaynağına yakın bir noktada konumlanıyor. Üzerinde bulunduğu bölgenin verilerinin işlenmesiyle topoğrafyasıyla uyum içinde tasarlanan bina, ana konsepti olan suyun donmuş halinde aldığı kristal yapının yorumlanışıyla hayata geçirilmiş. Binanın mimarı Bebin & Saxton Architects doğal oluşumların enerjisini projelerine yansıtarak, diğer yandan da maden suyu üretim döngüsünün gerekliliklerini yerine getirerek bu yapıyı, peyzaj içinde yeni bir katman olarak tasarlamış.

Su üzerine kurulu bir diğer proje, üç genç mimarlık ofisinin (Zero Plus, Stave ve Studio KC) birlikte tasarladıkları Yeosu kentindeki Expo 2012 tematik pavyonu BIO(da)TA, yarışmadan ödülle dönmemiş olsa da ilgi çekici ve zihin açıcı bir proje. BIO(da)TA okyanus hareketleriyle sürekli devinim halinde ve programıyla da üzerinde bulunduğu okyanusa dair araştırma ve sergilere odaklanıyor. Kıyıdaki mafsallı kolları sayesinde sürekli hareket halinde olan pavyon, canlı bir organizma olarak ele alınıp tasarlanmış. Canlı bir mekan oluşturma çabasındaki bir diğer proje de Borusan Müzik Evi. GAD tasarımı bina, içinde üretilen müziği renge dönüştürerek Türkiye'nin en canlı caddesi olan İstiklal Caddesi'ndeki cephesine yansıtıyor. Eski bir bina içindeki hacmin değerlendirilmesiyle gerçekleştirilmiş olan Borusan Müzik Evi, müzisyenlere istedikleri alanlarda çalışma olanağı sunan esnek kurgusuyla sürekli değişim halinde olacağını öngörüyor. Değişimi ve dinamizmi öncelikli tasarım ölçütlerinden biri olarak ele alan tüm bu projeler, ancak kullanıcılarının katılımlarıyla sürdürüleceklerinin farkında.

XXI


köşe yazarı Otto von Busch Delegasyon ve tasarım sürecini moda sistemi içerisinde yeniden tartışan bir moda firarisi ve marangozluk laf ebesidir. 2008 yılında Gothenburg Üniversitesi Uygulamalı Güzel Sanatlar ve Sahne Sanatları Fakültesi'nde doktorasını tamamladı.

katkıda bulunanlar

şubat 2010 - XXI 2

katkıcılar

Alİ Taptık İTÜ Mimarlık Bölümü'nden mezun oldu. Lise yıllarından beri fotoğraf alanında kendisini geliştiren Taptık, 2004 yılında İsveç Enstitüsü bursuyla Stockholm Nordens Fotoskola’da Halil Koyutürk'ün yönetiminde belgesel fotoğraf konusunda eğitim aldı. Serileri Türkiye ve Avrupa'da birçok kişisel ve grup sergisinde gösterildi. Uğur Tanyeli'nin "Türkiye'nin Görsellik Tarihine Giriş" kitabıyla birlikte yayınlanan "İstanbul'u resmetmek" izlendi. Halen "Şaşılacak bir şey yok" projesi üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.

Yelta Köm 1986 yılında doğdu. 2005 senesinde Yıldız Teknik Üniversitesi'nde başladığı mimarlık eğitimine devam etmekte. 2007 yılından itibaren EASA (Avrupa Mimarlık Öğrencileri Buluşması) Türkiye Temsilciliği görevini sürdürüyor. Üç yıldır YTÜ Mimarlık Fakültesi bünyesinde disiplinlerarası bir haftalık “kayıtdışı” adındaki tasarım haftasının organizatörleri arasında yer alıyor. Bugüne kadar birçok farklı disiplinde tasarım projelerine dahil oldu. nosyopsis adlı blogunda kent, mimarlık, politika ve güncel sanat üzerine yazılar yazıyor.


güncel 10 çağdAŞ ARKEOLOJİ

22 İTALYAN İŞİ LOGOLAR

Kentsel kalıntıların fotoğraflarını çeken Yves Marchand ve Romain Meffre ikilisi, işlerinde eğildikleri konular ve fotoğrafa yaklaşımları hakkında Ali Taptık'ın yönelttiği soruları yanıtladılar.

Geçtiğimiz Aralık ayında gerçekleştirilen İtalya'nın Logoları Mükemmellik Sanatının Öyküleri adlı sergiyi, serginin küratörü Cornelia Bujin ile görüştük.

proje 14 Talep ve hesaplama

24 Perİ Masalı

Kopenhag'ın suç oranı yüksek olan bir mahallesinde yeni bir park, sosyal dönüşümü de beraberinde getirdi. Sorunlu bölgeye tıpkı bir peri masalı gibi sihirli bir dokunuşla çözüm getirmeyi amaçlayan kamusal alanda çocukların park için yazdığı şiirler ve Samanyolu metaforu dikkat çekici.

İçİndekİler

Uluslararası Avrupa Bilgisayar Destekli Mimari Tasarımda Eğitim ve Araştırma Konferansları (Education and Research in Computer Aided Architectural Design in Europe - eCAADe) serisinin 2009 ayağı Bilgisayar: Mimari Tasarımın Yeni Alanı (Computation: The New Realm of Architectural Design) teması çerçevesinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Bu vesileyle İstanbul'a gelen sürdürülebilir bina tasarımı konusunda uzman Spyros Stravoravdis ile sürdürülebilir mimarlık üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

şubat 2010 - XXI 4

16 KÜÇÜK MÜDAHALELER / OTTO VON BUSCH

Karşılıklı Bağımlılık için Tasarlamak

18 VAR OLANA DOKUNMAK

Doğu'da hızını kesmeden devam eden mimari üretim Batı'nın merceği altında! Avrupa'da Çin'in kültürel üretimini işleyen sergilerin geçtiğimiz yıllardaki artışı gözlemleniyor. Yelta Köm güncel Çin mimarlığına yerel perspektiften bakan DAZ'deki sergiyi değerlendirdi.

28 Müzİk kutusu

İstiklal Caddesi üzerindeki Borusan Müzik Evi, bir müzik kutusu gibi tasarlanmış ve içindeki sesi, cephesine renkli ışıklar olarak yansıtıyor. Yapının mimarı Gökhan Avcıoğlu ile Müzik Evi'nin içinde konumlandığı eski binanın hacmini nasıl değerlendirdiğini konuştuk.


34 doğal güçlerİn etkİleşİmİ

46 BİRLEŞTİR VE OTUR

Şili'nin güneyindeki maden suyu tesisi, içinde yer aldığı bölgenin doğal özelliklerinden esinlenerek yaratılmış. Endüstriyel bir yapı olmasına rağmen içinde bulunduğu peyzaja zarar vermemek için tasarımı ince elenip sık dokunmuş. Yapıyla ilgili Daniel Bebin sorularımızı yanıtladı.

38 OKYANUSLA YAŞAYAN

şubat 2010 - XXI 6

İçİndekİler

Güney Kore'nin Yeosu kentinde düzenlenecek Expo 2012 için açılan Tematik Pavyon Tasarımı Yarışması'nın amacı insanların çevresel değerlere ve okyanuslarda yaşanan önemli sorunlara karşı farkındalıklarının artırılması ve gelecek nesiller için yeni bir okyanus imgesi önermekti. Zero Plus, Stave ve Studio KC ofislerinin birlikte tasarladıkları BIO(da)TA, yarışmadan ödülsüz dönmesine rağmen ilgi çekiyor.

Philippe Nigro'nun Ligne Roset firması için tasarladığı Confluence (Birleşme), alışılagelmişin dışındaki oturma senaryosuyla kullanıcıya yeni bir deneyim sunuyor.

ürün 50 ürün haberlerİ 58 Yeşİl Rölyef

Son yıllarda örneklerini sıkça görmeye başladığımız yeşil duvarlara Türkiye'de de rastlanmaya başlandı. Botanic Garden'dan Elif Tekeli Bonelli bize yeşil duvarları ve Gizia Moda için yaptıkları uygulamayı anlattı.

42 ÇOCUK ÖLÇEğİNDE SANAT

104 Cent Quatre içerisinde konumlanan La Maison des Petits (Küçükler Evi), 0-5 yaş arası çocukların aileleriyle gelip sanat etkinlikleri gerçekleştirebilecekleri bir yer.

62 KAPI VE PENCERE DOSYAsı

66 ajanda

Çuhadaroğlu Dortek Edoor Egepen Deceuninck Häfele Indoor Life Nees Rehau Saray Alüminyum Variodor Winsa Velux


SÖYLEŞİ -fotoğraf şubat 2010 - XXI 10

fotoğraflar: Marchand & Meffre Photography

çaĞDAŞ ARKEOLOJİ Kentsel kalıntıların fotoğraflarını çeken Yves Marchand ve Romain Meffre ikilisi, işlerinde eğildikleri konular ve fotoğrafa yaklaşımları hakkında Ali Taptık'ın yönelttiği soruları yanıtladılar. Ali Taptık

Marchand & Meffre'nin öyküsünü anlatabilir misiniz? Ne zaman birlikte çalışmaya başladınız ve sizce kariyerinizin mihenk taşı neydi? 2002'de tanıştık ama resmi anlamda ilk ortak çalışmamız 2005'te Detroit üzerine başladığımız bir projeyle oldu. Bu da kesinlikle yeni başlayan kariyerimizin mihenk taşıydı. İşlerinizin Fransa'dansa Amerika ve Almanya üzerine yoğunlaşıyor olmasının özel bir nedeni var mı? Amerika ve Doğu Almanya'da kalıntılar bu kentlerin mantıksal peyzajının bir parçası ve onların yakın tarihinin simgeleri. Fransa'daysa zaten çok

az olan kalıntıların çoğunlukla anlatımsal, güncel ve küresel bağlamla ilişkilendirilmesi çok güç. Fransa'da dikkate değer kalıntılar vardı ancak birçoğu ya yıkıldı ya da son birkaç onyıl içinde renove edildi. Örneğin Orsay Müzesi 60'lardan 80'lerin ortalarına dek Paris'in ortasında terk edilmiş bir tren istasyonu olarak kaldı. Paris ya da Londra gibi kentler çok büyük oranda soylulaştırıldı ve böylelikle sterilize edildi. O kentlerde bugünün kaza eseri anıtları için hiç yer yok. Fotoğraf çok yalnız bir iletişim aracı olarak bilinir. Bir fotoğraf makinesinin ardında iki kişi olmak nasıl bir his? Macaristanlı fotoğraf ikilisi Technica Schweiz, kimin fotoğraf makinesinin ardında olduğunun bir önemi olmadığını, önemli olanın fikrin bir işbirliğiyle işlenmesi olduğunu belirtiyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?

4x5 inçlik fotoğraf makinesiyle ekipmanınızı yerleştirmeden önce bakış açınızı seçmeniz gerekir. Technica Schweiz'ın dedikleri doğru. Fotoğrafı kimin çektiğindense konu ve fikir çok daha önemli. İkili olarak çalışmak aslında daha kolay çünkü fikirlerinizi paylaşabiliyorsunuz ve en iyi kompozisyonu seçtiğinizden emin olabiliyorsunuz. Kendinizle ya da kendi şüphelerinizle baş başa değilsiniz. Kendini çok fazla konseptin, öznelliğin ya da demotivasyonun içinde kaybetmeksizin sürekli olarak düz bir yolda ilerlemeni sağlıyor. Ayrıca büyük format bir fotoğraf makinesiyle çalışan fotoğrafçıların çoğu, asistana gereksinim duyuyor. Fotoğrafları ikili olarak çekmek büyük ihtimalle izleyebileceğimiz en adil yol. Mimari fotoğraf ya da daha genel olarak mimarlığın fotoğrafları mimarinin kendi


SÖYLEŞİ -fotoğraf 11 XXI - şubat 2010

estetiğine bağlı. Fotoğrafçıların belirli bir bakış açısı sergilemesi için bazı prensipler gerektiren bir tür diyebiliriz. Perspektifin düzeltilmesi, aşırı geniş açı kullanılması işin olmazsa olmazları, bu da halihazırda var olan bir görsel dilin takip edilmesi anlamına geliyor. Bir bina ya da sizin işlerinizde bir kalıntı görüntüsü aslında fotoğrafçıya kendi kişisel hareket alanını tarifliyor, bir konunun seçilmesi ya da bir dizi üretilirken izlenen metodoloji gibi. Bu açıdan kendi kişisel hareket alanınızı tarifler misiniz? Bu doğru. Az önce de belirttiğimiz gibi fikirler ve konuyu bir bütün olarak ele almak en önemli noktalar. Bina ya da kalıntı fotoğrafları sınırları belli konular gibi görünüyor. Özel bir konsept bulmak için harcayacağımız enerjiyi konunun yani yerlerin araştırılmasına harcıyoruz. Diğer yandan örneğin tiyatro serisinde fotoğraf çekmeye

ayırdığımızdan daha fazla zamanı araştırmaya ayırdık. Bizim için olduğu haliyle dünyanın bize sunacağı çok fazla şey var ve bunlar herhangi bir kişisel ifade ya da fikirden daha anlamlı. Sinema salonu sizin izlediğiniz tür içinde yeni bir konu. Candida Höfer'in ve diğer birçok fotoğrafçının benzer serileri var. Diğer fotoğrafçılardan farklı olarak sizin bu konuyla kurduğunuz ilişkiyi anlatabilir misiniz? Ve de bugünlerde sinema salonunun bir konu olarak bu kadar sık neden seçildiğini düşünüyorsunuz? Bizim için yerin durumunun kendisi en az özgün işlevi ve biçimi kadar önemli. Genellikle yerin durumu fotoğrafları belirliyor. Tüm bu etkenler arasında iyi bir denge yakalamak zorundayız. Detroit üzerine çalışırken Amerika'da 20. yüzyılın başlarında inşa edilmiş binlerce sinema olduğunu fark ettik. Neredeyse seri üretim gibi birkaç

yıl içinde Amerika'daki sinemalar Avrupa'daki katedrallerden daha fazla sayıya ulaşmış. Bugün neredeyse hiçbiri artık film göstermiyor, birçoğu yeniden kullanılıyor; depo olarak ya da mağazanın asma tavanının ardına gizli olarak uyku halinde duruyor ve kimse bunu fark etmiyor. Bu hoş salonların birçoğu 20-30 yıl boyunca işletildi ve en az 50 yıldır terk edilmiş haldeler. Büyük ölçüde, endüstriyel dönemin karmaşık olmayan, içten ve megaloman mimarisi insanların kendilerini yansıtmalarının çok gösterişli bir simgesi. Yaratıcı zenginlikleri, aşırılıkları ve narin alçı dekorlarıyla sinema salonları, büyük olasılıkla hayalimizdeki umutlar ve fantezilerin aşırı ifadesi. Detroit'te boş ve dökülen binaları fotoğrafladık; bunlar kalıntının özgün anlamına daha yakın. Sinema salonları

serimizdeyse çürüyen binaların, ama aynı zamanda güncel bağlamın bu fantazmagorik (sürekli değişen görüntülere sahne olan) mekanlara karışarak ironik ve absürd kontrastlar yaratmasına neden olan kısmi kullanımların fotoğraflarını çektik. İşlerinizi arkeolojiyle nasıl ilişkilendiriyorsunuz? İşlerinize ilişkin yapılan eleştiri yazılarından birinde* Bernard Berenson'un 1948 tarihli Aesthetics and History in the Visual Arts (Görsel Sanatlarda Estetik ve Tarih) kitabından bir alıntı yapılmış: “İnsanlığın kaderi üzerine, kalıntıların görünüşünden daha ironik ve daha huzur verici bir yorum yoktur.” bu bağlamda sizce fotoğraf bir arkeoloğun yaptığı kazılarla karşılaştırılabilir mi? Bazı açılardan yaklaşımımız arkeolojiyle karşılaştırılabilir. Biz de araştırma ve “keşif” yapıyoruz; yürürlükten kalkmış


önceki sayfada solda üstte: Eriyen Saat solda altta: William Livingstone Evi sağda: Detroit Kent Merkezi

şubat 2010 - XXI 12

SÖYLEŞİ -fotoğraf

bu sayfada altta: Fisher Body 21 Fabrikası sağda: United Artists Sineması sağda altta: Lee Plaza Oteli Balo Salonu

bir medeniyeti andıran “tapınaklar” ve artifaktlar buluyoruz. Kalıntı halinin kendisi dahi, az önce de belirttiğimiz üzere, toplumumuzdan kayboluyor. Bu açıdan ilgi çekici ama bunu yaparak biz hiçbir şeyi tamir etmiyoruz, yalnızca imaj kaydediyoruz. Böylesi mekanlardan geriye kalacak olanın yalnızca bu imajlar olacağını düşünerek kendimizi rahatlatıyoruz. İşlerinizin bellekle ilişkisini nasıl kuruyorsunuz? İşlerimizin bir nevi bellek olarak algılanmasını umuyoruz, kısmen de olsa. Belirli bir açıdan, fotoğraf bir çeşit mutlak bellek. Bir bakımdan insan belleği yalnızca rastgele ve esnek bir idea ve çok özel bir bakış açısıyla çektiğiniz fotoğraf ve zaman sabit. Kim Times Meydanı'nın temizlenmeden önceki halini hatırlıyor, ya da dünyanın

en zengin ülkesinin bir kentinde yer alan bir semttense daha çok Beyrut'a benzeyen Bronx'u hatırlıyor? Fotoğraflar çok minimal bir gerçeklik sunuyor ama yine de eksik ya da manipüle bellekten daha anlamlı. Şüphesiz ki Düsseldorf Ekolü'nün çağdaş fotoğraf üzerinde büyük bir etkisi var. Sizce bunun ardında yatan nedenler neler ve kendi işlerinizin bu ekolle bağlantılı olduğunu düşünüyor musunuz? Kendimizi hiçbir akıma bağlı görmüyoruz. En çok saygı duyduğumuz fotoğrafçılar Becher ikilisi. Fotoğrafta izlenmesi gereken hiçbir dogmanın olmadığı bir dönemde çok narin ve kayboluveren nesnelerle uğraşarak işe koyulma biçimlerini kendimize çok yakın buluyoruz. Onlar kendi yollarını kendileri çizdiler ama bu kariyerlerinin 50 yılını aldı; bizse hala genciz.

Bize göre, gerçek anlamda nesnel olmak, sadece bir fikir. Fotoğrafçıların yaptıkları, bir konuya yönelik kendi nesnelliklerini geliştirmek. Büyük olasılıkla bir akıma dahil olmak değerli ve güven verici ama aslında hiçbir zaman kendi fikirlerinden başka bir şeyi fotoğraflamıyorsun. İşlerinizi nasıl sergiliyorsunuz? Bir sergi oluştururken nelere önem veriyorsunuz? Sergi salonlarında her zaman bir uyum ve anlatım oluşturmaya çalışıyoruz. Ana sorun sergileyeceğiniz fotoğraf sayısının sınırlı olması, bu her zaman incelikli seçimler yapmanızı zorunlu kılıyor. Tabi ki sergilerin en büyük avantajı imajları istediğimiz kadar büyük sergileyebiliyor olmamız. Büyük boyutlu baskılar her zaman anıtsallığı vurguluyor. Gelecekte konularımızla ilişkili mekanlarda sergiler yapmak istiyoruz, eski bir sinema salonunda, fabrikada ya da herhangi bir

kalıntıda. Yine de tüm eserlerimizin bir arada toplanması için bir kitabın uygun olduğunu, o kitap kapsamında serileri geliştirebileceğimizi düşünüyoruz. Gelecekteki projeleriniz neler? Eşzamanlı olarak birçok proje üzerinde çalışıyoruz. Olabildiğince hızlı çalışmak zorunda kalıyoruz çünkü kalıntılar doğaları gereği oldukça geçici. Uzun süredir endüstriyel enkazlar üzerinde çalışıyoruz, sinema salonları da böyle uzun soluklu bir proje ama daha geniş kapsamlı olarak her zaman için değişken beşeri peyzajla ilgilendik. Bu çok geniş ve yaygın başvurulan bir konu olsa da bu konuya hala örneğin kalıntılar gibi birçok farklı yaklaşım getirilebileceğini düşünüyoruz. *

William Meyers, Beauty Among the Ruins, New

York Sun gazetesi, 26 Haziran 2008, www.nysun. com/arts/beauty-among-the-ruins/80683/


SÖYLEŞİ - SÜRDÜRÜLEBİLİR MİMARLIK şubat 2010 - XXI 14

sağda: Fiziksel çevre analizi; Kazakistan Okulu, HOK Architects altta: Fiziksel çevre analizi; Rogerstone Okulu, İngiltere, DRU Architects altta sağda: Fiziksel çevre analizi; FIFA İdare Merkezi, İsviçre, Tilla Theus Architekten

Talep ve hesaplama Uluslararası Avrupa Bilgisayar Destekli Mimari Tasarımda Eğitim ve Araştırma Konferansları (Education and Research in Computer Aided Architectural Design in Europe - eCAADe) serisinin 2009 ayağı Bilgisayar: Mimari Tasarımın Yeni Alanı (Computation: The New Realm of Architectural Design) teması çerçevesinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Bu vesileyle İstanbul'a gelen sürdürülebilir bina tasarımı konusunda uzman Spyros Stravoravdis ile sürdürülebilir mimarlık üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Enise Burcu Karaçizmeli

ebk: Son yıllarda sürdürülebilirliği esas alan mimari projelerde bir patlama var. Bu projelerin kimisi gerçek anlamda sürdürülebilir özellikler taşırken bir kısmı var ki bunu açıkça bir pazarlama stratejisi olarak kullanıyor. Bu yönelimi nasıl değerlendiriyorsunuz ve bugünün sürdürülebilir mimarlığını nerede görüyorsunuz?

Spyros Stravoravdıs: Bugünlerde sürdürülebilirlik kavramında bir enflasyon olduğu doğru. Bazı projelerde düzgün sürdürülebilir uygulamalara rastlıyoruz. Öte yandan başka projelerde kavramın pazarlama amacına hizmet ettiği görülüyor. Sürdürülebilirliği yalnızca bir tarafıyla ele alan geri kalan kısmını ise ihmal eden projelerin sürdürülebilir olarak pazarlandığını görmek çok rastlanan bir durum. Bence sürdürülebilir bir projeye ulaşmak için en önemli şey, tasarım firması ve müşterinin kararlılığı. Pek çok durumda müşteri sürdürülebilirliği yönetmek ve gerçekleştirmek için gerekli olan maliyete yanaşmıyor. Geliştiriciler için yönetmelik ve teşvikler, daha fazla projenin arzu

edilen standartlarda tasarlanmasını ve böylece daha fazla sürdürülebilir çözüm üretilmesini sağlayabilir. Eğitimin ve kamusal farkındalığın sürdürülebilirliği ilgilendiren konulardaki önemini görmezden gelemeyiz elbette. Bence sürdürülebilir mimarlık daha büyük ölçeklerde olanaklı ve biz daha bu işin başındayız. Son zamanlarda buna dair iyi ve kötü örnekler gördük ancak bu, yeni bir şey başladığında her zaman karşılaşılan durumdur. Bu projelerdeki hatalardan ve eksiklerden ders almamız ve gerçekten sürdürülebilir bir mimariye doğru ilerlememiz gerekiyor. ebk: Isıtma, havalandırma ve soğutma sistemleri etkinliği, alternatif enerji kullanımı, su ve atık yönetimleri, sürdürülebilir mimarlığın ölçütleri arasında yer alıyor. Buna ek olarak bir


SÖYLEŞİ - SÜRDÜRÜLEBİLİR MİMARLIK

solda ve en alt sırada: FIFA İdare Merkezi'nden görsel ve fotoğraflar altta: Fiziksel çevre analizleri; Wrexham Kütüphanesi, İngiltere, Grontmij Group

15 XXI - şubat 2010

yapının sürdürülebilirliği bağlamında malzeme performansıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? ss: Sistem yeterliliklerine bakmadan önce ilk yapmamız gereken konuyla yakından ilgilenmek. Öncelikle düzenlenmiş enerji, kaynak kullanımı ve idaresi ve benzeri konulara, bina tasarımında kullanmaya niyet ettiğimiz malzemelere ve aynı zamanda bunların binanın genel performansını nasıl etkileyeceğine bakmamız gerekiyor. Seçilen malzemeler binanın zaman geçtikçe optimum performans sağlamasına olanak tanıyor mu? Başka malzemeler seçerek binanın enerji talebini düşürmeyi başarabilir miyiz? Birçok durumda her zaman beklenmeyen sonuçları beraberinde getiren durumları dengelemek zor. Bu yüzden kumaş malzemelerin seçimini

binanın enerji sarfiyatını azaltmadaki önemlerinden dolayı önemsiyorum. Bu elbette tasarımla, biçimle binanın kendisinin kullanımıyla doğrudan ilişkili. Malzemeler bu yüzden, sürdürülebilirliği sağlamada birçok farklı düzeyde önemli bir role sahip. ebk: Siz aynı zamanda projelere sürdürülebilirlik ve bilgisayar kullanımı performansıyla ilgili danışmanlık hizmeti vermektesiniz. Sürdürülebilir bina tasarımında bilgisayar programı olan Ecotect konusunda da uzmansınız. Bize sürdürülebilirlik performansını ölçümde bilgisayar programlarının nasıl kullanıldığından ve yararlarından bahseder misiniz? ss: Bilgisayar programları bu iş için büyük önem taşıyor. Bize sürdürülebilirliğin yaklaşımlarını

hesaplayabilmemiz için olanak tanıyorlar. Aksi takdirde bu hesabı yapmak oldukça zor. Ne yazık ki her şeyi hesaplayabileceğiniz basit bir araç yok, ben de bu yüzden her biri farklı olanaklara sahip bir dizi araç kullanıyorum. Ancak bundan kaynaklanan başka problemler oluyor. Kendinizi her biri farklı bilgi gerektiren ve kurmak, sonuca ulaşmak için önemli bir zaman isteyen farklı bilgisayar araçlarını yönetmeye çalışırken bulabiliyorsunuz. Bunun da ötesinde bir tasarım ya da şema değişirse (ve bu çok rastlanan bir durum, özellikle de projenin başlangıç aşamasında) o zaman tüm bilgisayar modellerinin bu değişimi yakalaması için güncellenmesi gerekiyor. Bu da fazlasıyla zaman alabiliyor, bilgisayar modelinin projedeki değişiklikleri yakalamakta çok geç kaldığı bir noktaya gelinebiliyor.

Benim bunun için ürettiğim çözüm öncelikle eldeki problemi çok iyi tanımlamak ve daha sonra hangi araçların kullanılmasının daha uygun olduğuna karar vermek. Genellikle (eğer mümkünse) tüm geometrinin ve temel bilgilerin içinde olduğu tek bir araç kullanmaya çalışıyorum. Ve bundan sonra da daha özelleşmiş araçlardan yararlanıyorum. Bu yüzden de her bir araçta ek kurulum azalıyor, dahası ben projede ne gibi değişiklikler oluşabileceğini öngörmeye çalışıyorum. Sonuçların test edilerek tasarım ekibine verileceği bir dizi hassaslık analizi gerçekleştiriyoruz. Bu bilgisayar araçlarının sizin avantajınıza çalıştığı durum çünkü bu tür bir çalışma yeni fikirlerin üretimine öncü olabiliyor ve bu yüzden bilgisayar araçlarıyla performansa dayalı bir tasarım yönetilebiliyor.


Karşılıklı bağımlılık için tasarlamak Tasarım dünyası, modern toplumda “Akıllı Tasarım”ın en sağlam kalelerinden biri olsa gerek. Başka hiçbir alanda tasarımcının dehasına, dünyayı değiştirme konusundaki iyi niyetine, büyük yeteneğine ve her şeye kadir gücüne olan inanç o kadar kuvvetli değil. Eğer tasarımcılardan son sandalye tasarımlarını dinlersek sanki bu sandalye ince havadan yaratılmış, bazı büyü ritüelleriyle maddeleştirilmiş gibidir; sanki ondan önce hiç sandalye yokmuş ve sandalye aleminde fikirler evrilmemiş gibi gelir bize. Herkes için daha iyi bir yaşam özgün tasarımcının zihninden yayılır. Tasarımcılar tek seferde yalnızca bir kişiyi düşünebiliyorlarmış gibi görünüyor; ya kendilerini ya da müşterilerini. Eğer tasarım evrimden bir şeyler kapmışsa bu ancak sözde Darwinci bir yaklaşımla “en iyinin hayatta kalması” olabilir. İyi bir tasarımcı müşterilerinin hayatın acı gerçekleri karşısında hayatta kalabilmek için daha antrenmanlı olmalarını sağlar. Tasarımın gözlerinden insanlar, sokaklarda av için gezen yalnız ve bağımsız yırtıcılardır.

KÜÇÜK MÜDAHALELER

Biz bağımsızlık için tasarlarız. Otomatik kapılar ve çekçekli bavullar tasarlarız. Ana fikir kimseden yardım istememek için tasarlamaktır. Ayrıca mükemmel hava durumu tahminleri ve etkileşimli haritalar tasarlarız ki kimsenin önerisine ya da yönlendirmesine gereksinim duymayalım. İnsanın dünyayla kendi başına başa çıkabilmesi bizim bakış açımıza göre başarının en somut kanıtı ve esasen daha iyi bir dünyanın kapıları. Kapalı konut yerleşimleri ve güvenlik için silahlanma yarışı, bugünün tasarım paradigmasındaki değişimin mantığına işaret ediyor.

yastıkları ve çelik iskeletlerle arabalar hiç olmadıkları kadar güvenliler. Peki ya sivil toplum perspektifinden bakacak olursak? Güvenli sürücüler güvenli araba kullanıyorlar mı? Üç noktadan sabit emniyet kemeri aslında sürücüye güvenlik sunuyor. Ama ağır metal arabanın çarptığı kurbanın güvenliğini sağlamıyor. Tasarım ve onu izleyen güvenlik konusundaki silahlanma yarışı her ne pahasına olursa olsun sürücüyü kurtarmak amacı üzerine kurulu. Emniyet kemeri yalnız yırtıcı için, azami bağımsızlık için çabalayan insan için tasarlanmıştır. Öyleyse, karşılıklı bağımlılık perspektifinden bakarak araba güvenliği tasarlayabilir miyiz? Belki de sürücünün güvenli bir balon içerisine kilitli olmadığı, bunun yerine onu dikkatli ve özenli bir sürücüye dönüştürecek bir şey tasarlayabiliriz. Sürücünün etrafındaki dünyanın kırılganlığını, ağır bir metal makineyi yumuşak organik bedenler arasında sürmenin büyük risk taşıyan bir eylem olduğunu fark etmesini sağlayacak bir öneri üretilebilir. Bir “emniyet-mızrağı” -direksiyondan çıkan ve sürücünün göğsüne uzanan keskin bir mızrakhayal edebilir miyiz? Eğer yol üzerinde herhangi bir şeye çarparsa sürücünün kendisi de mutlaka yaralanır. Eğer böyle bir şey olsaydı zalim sürücülerle sorunlar yaşar mıydık? Öncelikle kendi hayatlarını riske attıklarını bile bile insanlar yine de sarhoş araba kullanırlar mıydı? Bunlar tabi ki böylesi bir aygıtın etik sorunları, dahası ceza üzerine kurulu bir tasarım kimsenin arzulayacağı bir şey değil. Ama biz tasarımcılar ilgimizi nasıl kaydırabiliriz de bağımsızlıktan ziyade karşılıklı bağımlılık için tasarlayabiliriz?

şubat 2010 - XXI 16

Muhteşem bir tasarıma biraz daha yakından bakalım, dünyayı çok büyük oranda etkileyen ve insanların daha güvende olmalarını sağlayan bir tasarıma: arabalardaki emniyet kemeri. Üç noktası sabit dahiyane emniyet kemeri, Volvo laboratuarlarında 1950'lerin sonlarında mühendis Nils Bohlin tarafından, Volvo'nun arabaları daha güvenli ve daha iyi hale getirmek ve kendisini pazarda “güvenli araç” üreticisi olarak konumlandırmasını sağlayacak bir pazarlama kampanyasının parçası olarak icat edildi. Ya da en azından efsane böyle. Bolin, gerçekten de Volvo emniyet kemerini yarattı ama yenilik çalışmaları ve farkındalığı artırma süreci on yıllar öncesinde sivil enstitüler tarafından başlatılmıştı. İşçi sendikaları, iş kazalarının çoğunun trafik kazaları olduğunu fark etmiş, hastaneler birçok ağır yaralı hastayı tedavi ettiklerini görüp kentliler için yeni güvenlik önlemleri talep etmiş. Emniyet kemeri yalnız bir dahinin kendi laboratuarında icat ettiği bir şeyden çok, risk yönetiminin sosyal yorumuna son bir dokunuş.

OTTO VON BUSCH TASARIMCI

Şimdi bu buluşa ikinci kez bakalım. Tüm iyi niyetleri ve başarılı tasarımıyla sokakları daha güvenli yerler haline getirdi mi? Evet, tabi ki. Hele şimdi yeni hava

Bu durumu açığa kavuşturmak için mahkumun ikilemine (iki tarafın ortak ya da bireysel çıkarları doğrultusunda hareket etmelerinin onlara ne kadar


yapmamız istendiğinde bu sefer arabuluculuğa, karşılıklı fedakarlığa ve uzlaşmaya dayalı bir tasarım yapmayı göz önünde bulundurabilir miyiz? Tıpkı birçok diğer tasarım ikilemi gibi tek bir hazır ya da doğrudan yanıt yok, bunun yerine sorun kendini daha çok Zen-Budistlerin çelişkili önermeleri, rasyonel olmayan soruları ya da beyanları gibi ortaya koyuyor: - Eğer bu bir felaketse? - Aynı zamanda o da.

Tıpkı emniyet kemerleri gibi başka gözetleme ve güvenlik araçları da tasarlıyoruz, her bir vatandaşın potansiyel hırsız ya da cani olduğunu ima eden araçlar. Tüm mağazalarda kameralar bizi gözetliyor, sanki her birimizin içinde ortaya çıkmak için doğru zamanı bekleyen küçük suçlular varmış gibi. Eğer çalma arzumuzu bastırmazsak hepimiz hırsızlık yapabiliriz, değil mi? Hiç kimseye güvenemezsin! Ama tüm bunların nedeni güvenimizi gösterebileceğimiz tüm olasılıkları tasarımla silip atmış olmamız değil mi? Biz tasarımcılar bugünün parçalı ve izole toplumunun yaratılmasında merkezi bir rol üstlendik. Öyleyse şimdi tüm bu akıllı elektronik sistemlerle toplum içinde ne türden etkileşimler tasarlanabileceğini yeniden düşünemez miyiz? Çalışmaları için işbirliği gerektiren ya da güvensizliktense güven ve sorumluluk işaretleri veren nesneler yaratabiliriz. Bugünün elektronik kilitleriyle her zaman için açık duran ve ancak istenmeyen bir misafir yaklaştığında kapanan kapılar yapabilir miyiz? İşlemesi için iki kişinin gerektiği nesneler hayal edebiliriz. Arkamda bir sepet gibi taşıdığım bir sırt çantası ve içinde tüm kişisel e��yalarım olsa ve başkalarının yardımı olmaksızın eşyalarıma ulaşamasam. Telefonum çaldığında birine yaklaşıp “Telefonumu almama yardım edebilir misiniz?” diye sormak zorunda olsam. Bunlar tabi ki her zaman işlemeyecek ütopik fikirler. Ama tasarımlarıyla güveni vurgulayabilir ve ölümlü insanlar arasında sorumlu davranışı önerebilirler. Güveni ödüllendiren etkileşimler tasarlayabilir miyiz? Tasarım biz insanların, yalnız kurtlardansa sosyal varlıklar ve işbirlikçi hayvanlar olduğumuzu açık bir şekilde ortaya koyabilir. Suçu önlemek için tasarım

17 XXI - şubat 2010

Daha fazla insanın otobüse binmesi ve böylelikle yollar üzerindeki baskının azaltılması için nasıl bir tasarım yapmalıyız? İkilemi çaprazlamasına kat edelim. Bir yöntem, yolun boyutlarını sınırlandırmak ve ayrıcalığa sahip bir otobüs yolu eklemek. Bir diğer yöntemse insanların evlerinden çalışmalarına olanak sağlayacak iletişim araçları yaratmak. İkilemin kendisinin koyduğu “kurallar”la belirlenen paradigmanın dışına çıkarak düşünmeliyiz.

KÜÇÜK MÜDAHALELER

kaybettireceği ya da kazandıracağının belirsizliği üzerine kurulu açmaz, bir oyun teorisi) hızlıca bir göz atabiliriz. Trafik keşmekeşini ele alalım örneğin. Birçok insan işe arabayla gidip geliyor. Bazıları toplu taşımayı kullanıyor. Hepimiz trafikte sıkışıp kalıyoruz. Ama otobüsler duraklarda durmak zorunda olduğundan arabalar her zaman daha hızlı. Ama eğer herkes arabayla gidip gelse herkes trafikte daha fazla sıkışıp kalır. Otomotiv endüstrisinin bakış açısıyla hava filtreleri ve DVD çalarları olan daha konforlu arabalar yaratmalıyız ki trafikteki bekleme zamanlarına katlanabilelim. Arabaları ne kadar iyi yaparsak o kadar fazla insan konforlu arabalarına binip işe gider ve daha uzun bekleme sürelerinde arabalarında oturur.

karşı sayfada Üç noktası sabit emniyet kemerinin mucidi Nils Bohlin bu sayfada Güvenlik kameraları


SERGİ - MİMARLIK - BERLİN şubat 2010 - XXI 18

fotoğraflar: DAZ

VAR OLANA DOKUNMAK Doğu'da hızını kesmeden devam eden mimari üretim Batı'nın merceği altında! Avrupa'da Çin'in kültürel üretimini işleyen sergilerin geçtiğimiz yıllardaki artışı gözlemleniyor. Yelta Köm güncel Çin mimarlığına yerel perspektiften bakan DAZ'deki sergiyi değerlendirdi. Yelta Köm

“Kırılmamak için bükül, Düz olmak için eğril, Dolmak için boşal, Parçalan ki yenilen...” Tao Te Ching 22* Berlin'de bulunan DAZ (Alman Mimarlık Merkezi) yeni bir sergiye ev sahipliği yapmakta; M8 in China (Çin'de M8). Alman Mimarlık Müzesi koordinatörünün küratörlüğünde açılmış olan sergide, günümüz Çin

mimarlığından sekiz ofisin çalışmaları bulunuyor. Sergi için seçilmiş ofisler küçük ölçekli, bağımsız ofisler. Çoğu yurtdışında, özellikle ABD'de eğitim görmüş mimarlardan oluşuyor. El işçiliği ile yerel malzemenin güncel tasarımda harmanlandığı bu projelerin geneli küçük ölçekli kamusal nitelikteki çalışmalar. Aslında sergi projelerin kendilerinden ve hatta sahiplerinden çok düşündürdükleriyle dikkat çekiyor. Bir yanda modern mimaride hayli yol katetmiş, deneyimli Almanya; diğer yanda özel mimarlık ofislerinin ancak 1994'de açılmasına izin verilmiş, mahmurluğunu üzerinden atmaya çalışan Çin. Bu iki mimarlık pratiğinin

ortak buluşma noktasını oluşturan bu sergide Çin'de bir modernizm inşasından çok modernizm harmanının daha etkin olduğunu görüyoruz. Bu aslında Çin toplumunun kökenlerine dayanan bir durum; bir dünya yaratmaktan değil, var olan bir dünyayı düzenlemekten bahsedilir eski Çin metinlerinde. Sergideki projeler de bunu doğrular nitelikte. Çin'in 1980'de küresel ekonomiye açılmasıyla beraber mimarlık pazarında yükselen değeri halen dünya mimarlık ortamındaki yerini koruyor. 1980 sonrası yönetimin girişimleriyle kurulan 10.000'in üzerinde tasarım enstitüsü, 1.500 civarında çalışanıyla ülkenin


SERGİ - MİMARLIK - BERLİN 19 XXI - şubat 2010

tüm mimari üretimini üstlenmiş durumdaydı. 1994'te, özel mimarlık ofislerinin açılmasına verilen izinle yeni bir döneme girildi. Bireysel tasarımların, kısmen de olsa önü açıldı ve böylece genç ofisler büyümeye başladı. Tasarım enstitülerinin baskın rolleri dönüştü ve onlar daha çok, projelerin uygulama aşamasında devreye giren kurumlar haline geldi. Bugün hala projeleri mimarlar tasarlıyor, enstitüler uyguluyor. Çin'in hızla değişen sosyoekonomik yapısı ve aşırı nüfusundan dolayı, projelerin inşaları da hızlı bir şekilde ilerliyor. Sergide işleri yer alan sekiz ofisin ortak özelliği, geleneğin üzerine inşa ettikler

mimari stilleri. Her birinde oldukça samimi bir deneyim birikiminin varlığı hissediliyor. Bunun izlerini, mekansal yaklaşımlarında ya da kullandıkları malzemede görebiliyoruz. Örneğin Amateur Architecture Studio'nun, Ningbo Tarih Müzesi bunu doğrular nitelikteki projelerden. Binanın cephesinde yıkılmış hissi uyandıran kolajvari görünüm, gerçekten yıkılmış binalardan toplanan farklı tuğlalardan oluşturulmuş. Bu "kalıntı cephe" seçimi -kalıntılarla oluşturulmuş cephe ve malzemeyi geri dönüştürme fikri-, binaya tarihsel bir patina katma düşüncesinden hareketle bir anlamda da yıkımın eleştirisini yapmakta. 1998 yılında kurulan Amateur Architecture Studio; Wang Shu ve Lu Wenyu'dan

oluşmakta; eğitimlerini Çin'de tamamlamış olan mimarlar 2006 yılında Venedik Bienali için binlerce çatı parçasından yaptıkları yerleştirmeyle biliniyorlar. Yaptıkları işler ne kadar naif dursa da, çıkış noktaları ve sonuç ürünleri bu tavrın naiflikten çok, bilinçli olarak yapılan eğreltilemelerden meydana geldiğini gösteriyor. Jiakun Architects de Amateur Architecture Studio gibi Çin'de eğitim görmüş, sergideki diğer ofislere göre daha deneyimli sayılabilecek bir ofis. Liu Jaikun, mimarlık okuduktan sonra edebiyata yönelip daha sonra 1993 yılında tekrar mimarlığa dönen bir isim. Projelerinde yerel malzemenin ve basit formların

etkisi yoğun olarak görülüyor. 2008 Venedik Bienali'nde yaptıkları Rebirth Brick (Tuğlanın Yeniden Doğuşu) adlı, depremde yıkılan evlerin tuğlaları ile inşa edilmiş pavyonları basit geometrisi ve sadeliği ile öne çıkıyor. Çin'de eğitim görmüşlerin yanında öne çıkan diğer ofislerden biri ise Standart Architecture. Eğitimlerini ABD'de almış genç bir ekipten oluşan ofisin kurulduğu yer de aslen New York. Daha sonrasında Çin'de yarışmalar kazanmaya başlıyorlar ve Pekin'e taşınıyorlar. Projelerinin çoğunda içeride ve dışarıda kullandıkları doğal taş, ahşap ve bambu öne çıkıyor. Sergide yer alan projelerinde de dış mekana verdikleri önem göze çarpıyor,


şubat 2010 - XXI 20

SERGİ - MİMARLIK - BERLİN

giriş sayfasında Ningbo History Museum, Amateur Architecture Studio; fotoğraflar: LV Hengzhong önceki sayfada: Lu-ye-yuan Stone Sculpture Art Museum, Jiakun Architects; fotoğraf: Jiakun Archtects & Associates

bu sayfada altta: Songzhuang Artists’ Residence, DnA_ Design and Architecture; fotoğraf: Savoye/ZHOU Ruogu en altta: Jade Village, MADA s.p.a.m.; fotoğraf: MADA s.p.a.m. sağda: Suquan Yuan Tea house, TM Studio; fotoğraf: LV Hengzhong sağda altta: Yaluntzangpu Boat Terminal, standardarchitecture; fotoğraf: Chen Su

kentsel bağlamla beraber ele aldıkları dış mekan tasarımları projelerinde önemli bir yere sahip. Özellikle Tibet'te Yaluntzagpu Nehri'nin kenarındaki gemi terminali ve Namchabawa projelerinde bu önem okunabiliyor. Tibet'in yeni master planının ilk ayağı olan projede, bölgede bulunan doğal taşlar kullanılmış ve geleneksel detaylara önem verilmiş. Böylece Tibet'te yaşayan geleneksel yapı ustaları da projeye dahil olmuş ve sonuç olarak doğal topoğrafyanın içinde heykelimsi bir yapı ortaya çıkmış. Standart Architecture gibi genç bir ofis de DnA Architecture. 2004 yılında XU Tiantian tarafından kurulmuş. Sergideki tek kadın

mimar olan XU Tiantian Harvard'da eğitim görmüş, daha sonra bir süre Rotterdam'da OMA'da çalışmış. Ardından 2004 yılında Çin'e gelip kendi ofisini kurmuş. İlk projesi mimarlık camiasının yakından tanıdığı Ordos projesinin bir parçası; bir anlamda başlangıcı. Çin'in İç Moğolistan bölgesi Ordos kentinde Jiang Yuan Su Mühendisliği'nin sıfırdan kurmak istediği, dünya çapından 100 mimarlık ofisine 100 ev yaptırdığı projenin, kültür ve sanat merkezi DnA Architecture tarafından tasarlandı. Hiçbir şey olmayan bir yere proje yapmanın zorluğu söz konusuyken, XU Tiantian yapısını topoğrafyayı çevreleyen, içerisinde bulunduğu doğaya eriyen bir strüktürle

kurmuş. Ofisin bir başka projesi ise Songzhuan Sanatçı Konutları. Özel olarak sanatçıların çalışma mekanlarının tasarlandığı proje, karmaşık bir strüktüre sahip, farklı kotlarda kullanıcıların birbiriyle iletişim kurmasını sağlayan mekanlar ortaya çıkmış. Sergideki diğer ofisler ise Atelier Z+, MADA s.p.a.m., Studio Pei-Zhu ve TM Studio. Tüm sergiyi gezdikten sonra, başka olasılıkların da mümkün olduğu görülüyor. Hala Batı'nın bakışından izlesek de Çin farklı dinamiklerinin farklı şekilde işleyebildiğini gösteriyor. Kimi zaman basit geometriler kullanan, kimi zaman cesurca yeni hareketler arayan heyecanlı

bir mimarlık dili. Çin mimarlığının modernistten çok moderne doğru yol alması, ne olması gerektiğine dair bir inancı olmaması, denemesi; önyargıdan çok, "ne olabilirim"e doğru yapılan bir yönlenme. Çin aynı biçimde yeni bir dünya kurmak yerine var olanın potansiyellerini ve onu dönüştürmenin yollarını arıyor. Bunlardan sonra ne kadar ortak bir tipoloji beklense de, Çin mimarlığı evrensel ya da yerel kaygısı olmadan ilerliyor. Dünyanın dinamiklerini değiştiren bu ülkenin mimarlığı, üzerindeki mahmurluğu atarken gayet takip edilesi duruyor. * Tao Te Ching 22; Waley, The Way and Its Power, s.171


SERGİ - GRAFİK TASARIMI - İSTANBUL şubat 2010 - XXI 22

İTALYAN İŞİ LOGOLAR Geçtiğimiz Aralık ayında gerçekleştirilen İtalya'nın Logoları Mükemmellik Sanatının Öyküleri adlı sergiyi, serginin küratörü Cornelia Bujin ile görüştük. Elif Esmez

ee: İtalyan logolarıyla ilgili bir sergi yapma fikri nasıl ortaya çıktı? Cornelıa Bujın: Biz Innovarte olarak İtalyan kültürünün yayılması için özel kurumlar adına projeler gerçekleştiren bir firmayız. Sergi fikrini geliştirmeye yaklaşık üç yıl önce başladık. Çünkü bu konu üzerine bu zamana kadar bu kadar ayrıntılı bir şekilde yapılmış bir sergi yoktu. Kültürel dünya ile İtalyan üreticilerinin dünyası arasında bir ilişki yaratmayı amaçlayan bu işbirliğiyle

ekonomik ve kültürel alanda gelişimi sağlamak istedik. Bunun yanı sıra sürekli pazarlama, reklam ve satış açısından başarılı olan firmaları, İtalyan yaratıcılığını ve DNA'sını dışa açarak bu gelişmenin altını çizmeyi amaçladık. ee: Serginin editoryal seçkisinde köklü ve farklı sektörlerdeki bilinen firmalar yer aldı. Bu seçimi neye göre gerçekleştirdiniz. Bu seçki doğrultusunda yeni firmaların sergide yer almamasının nedeni neydi? cb: Temel olarak bilimsel ve kültürel bir kriterimiz vardı. Seçkide firmaların bilinirliği ve sektördeki köklü geçmişleri önemli bir rol oynadı. Bu sergideki seçim,

hafızalarımızdaki firmalardan yapıldı. Bu doğrultuda hikayesi olan firmalar seçildi. Aslında sergiyi devamlı olarak geliştirmeyi planlıyoruz; belki gelecekte başka firmaları da dahil edebiliriz. Bu serginin bir önceki durağı olan Roma'daki sergide de seçilen logolar aynı şekilde hafızalarımıza kazınmış, tanıdık firmalardandı. Kronolojik bir kriterimiz olmadı. Aslında yeni üreticiler gelecekteki İtalyan endüstrisini inşa eden firmalar olsa da buradaki bir diğer seçim kriterimiz ise ülkenin yurtdışında tanıtımına yönelik oldu. Çünkü İtalyan logoları diye adlandırdığımız ve dünyayı gezecek bir sergide yer alan firmaların bir bilinirliğinin olması gerekiyordu.


karşı sayfada Sergi afişi

SERGİ - GRAFİK TASARIMI - İSTANBUL

bu sayfada solda: Safilo firmasının ürünleri en solda: Gattinoni firmasına ait elbise solda ortada: Sergiden genel görünüm solda en altta: Danese firmasına ayrılan kısım altta: Sergiden görünüm en altta: Brionvega firmasına ayrılan kısım

23 XXI - şubat 2010

İstanbul için bir seçki gerçekleştirdik. Serginin sadece küçük bir kısmı sergilendi. Bu seçimde moda ve tasarım alanlarındaki firmalar yer aldı. Bu seçimi buradaki var olan potansiyeller doğrultusunda seçtik. Serginin tamamı daha içerikli, moda ve tasarım alanlarının yanı sıra inovasyon, teknoloji ve sanat gibi başka başlıklarımız da var. Sergi İstanbul'un ardından da Paris'e gidecek. Şanghay’da Expo 2010'da yer alacak daha sonra iki yıl boyunca dolaşacak. ee: Sizce logo, firmanın ve ürünlerinin pazarlanmasında ne kadar etkin bir rol oynuyor?

cb: Logo firmanın kurumsal kimliğini ve firma felsefesini yansıtan, duyusal olarak işlev gören ve markanın bizim tarafımızdan bilinirliğini sağlayan bir iletişim aracı aslında. Daha sonrasında bir ikona dönüşerek ürün olmaksızın tek başına bile kullanılabiliyor. Logo kuşkusuz ürünü ve firmayı daha bilinir kılıyor. Markanın tüketiciyle arasında görsel bir ilişki yaratıyor. Bu görsel ilişki tüketiciyle marka arasında bir çeşit uygarlaştırma yaratıyor. Logo bir bakıma tüketiciye o ürünün kaliteli olduğunun garantisini veriyor. Bu durum da tabi ki firmaların bu etkiyi yaratabilmesi için kendi tarihini de yansıtan logolar yaratmasına neden oluyor. Herkes

tarafından bilinen Barilla firmasının bugünkü logo tasarımını yapan Erberto Carboni'nin tasarladığı mavi kutulu ambalajları bugün yine aynı şekliyle süpermarketlerde bulabiliyoruz. Logo markanın devamlılığının, kalitesinin ve yaratıcılığının garantisi oluyor. ee: “Made in Italy” (İtalyan Yapımı) kavramından bahsedecek olursak, sizce bugün bu kavram değişiyor mu? cb: Bu belki özellikle yurtdışında daha güçlü bir algıya sahip. İtalya hem kaliteli üretim hem de yaratıcılık açısından sahip olduğu mimari, tarihi ve sanatsal miraslarla bu tarihsel yükü taşıyarak tüketicilerle yerleşen bu algıyı sürdürüyor.

Kuşkusuz ki ürünün üzerindeki bu kelimeler tüketici için de bir garanti oluyor. Bu algının yaratılmasındaki bir diğer unsur ise bilinirlik oluyor. Bu bilinirlik de marka üzerinde ya da ülke üzerinde bir değer yaratıyor. Kuşkusuz şu anki teknoloji eskiye oranla daha ilerde ve yeni gelen güçlü nesil de birbirleriyle yarış halinde ilerliyor. Belki daha özgürce deneysel çalışmalar yapabiliyorlar ve bu konuda daha cesur olabiliyorlar. Bu durum belki bir üstünlük getiriyor. Şu an için Made in Italy kavramının devam ettiğini düşünüyorum ancak bir on yıl sonra belki başka bir nesil gelecek; şimdiden bu durumu tahmin etmek güç, yaşayarak göreceğiz.


PEYZAJ MİMARLIĞI - PARK - KOPENHAG şubat 2010 - XXI 24

görseller: © SLA

Perİ Masalı Kopenhag'ın suç oranı yüksek olan bir mahallesinde yeni bir park, sosyal dönüşümü de beraberinde getirdi. Sorunlu bölgeye tıpkı bir peri masalı gibi sihirli bir dokunuşla çözüm getirmeyi amaçlayan kamusal alanda çocukların park için yazdığı şiirler ve Samanyolu metaforu dikkat çekici. SLA

SLA

kuzeybatı mahalle parkı

Kopenhag'da projenin yer aldığı mahalle, nüfusun çoğunun dar gelirli, çalışan kesim olduğu ve pek çok "Yeni Danimarkalı"nın (sonradan Danimarka vatandaşı olan göçmenler için kullanılan bir terim) yaşadığı bir bölge. Eskiden kamusal hayatı ve kamusal alanı çok kısıtlı olan ve çok fazla çatışma potansiyelinin olduğu bilinen gri bir alandı. Var olan tek yeşil alan, kullanılması ve keyif alınması açısından pek çok insana uzak kalan parklardı. Kuzeybatı biraz daha fazla maceracı ve daha fazla ışık ve renk alan, aynı zamanda görme ve deneyimleme imkanı kısmen daha fazla olan bir alan olabilirdi. Burada eskiden alanın çok fazla kirlenmesine sebep olan bir otobüs garajı yer alıyordu. Garajın taşınmasıyla geniş boş bir alan geriye kaldı. Bunun üzerine Kopenhag Belediyesi buranın yeni bir parkla yeniden tanımlanması için bir tasarım yarışması açtı. Böylece hayallerin gerçekleştirilebileceği bir mekan doğmuş oldu.

Yarışmayı kazanan grup olarak bizim ana fikrimiz bu geçiş alanını farklı grupların buluşabildiği bir alana dönüştürmek oldu; Kopenhag'ın yeni integrasyon planına bir yorum. Mahallenin problemlerine doğru yanıt olarak bir peri masalı parkı fikri ortaya atıldı. Bu fikirle, mahalleye ışık ve rengin sihirli bir karışımı, büyük bir ağaç demeti, yeni maceralar ve hikayelerin olacağı bir kamusal mekan yaratılması hedeflendi. Mahalle sakinlerinin hoşlandıkları şeyleri yapmak için, tüm farklılıkları ve renkleriyle kendilerini açmak ve geliştirmek için mekanlar bulabilecekleri bir alan. Parkın tamamı, basit ama güçlü üç ana unsurdan oluşuyor: Ağaçlar, ışık ve koni biçimli tepe. Parkın dikkat çekici özellikleri olan tüm bu unsurlar görünmez bir grid üzerinde konumlandırıldı. Bu grid parkın farklı kısımları arasında bir düzen ve ahenk oluşturuyor. Bu düzende oluşturulan basit ama çeşitli derleme, mekanların ve köşelerin farklı atmosferler ve duygularla sürekli değişimine fırsat tanıyor. Bu durum da parkı, alanın gri ve parçalanmış çevresinden ayrıştırıyor. Aydınlatma direklerinde beş farklı renk kullanıldı; parkın kuzeyinde sıcak turuncudan güneye doğru


PEYZAJ MİMARLIĞI - PARK - KOPENHAG şubat 2010 - XXI 26

daha soğuk olan maviye doğru değişen bir renk konsepti geliştirildi. Yerel ve egzotik ağaçlar aynı dokuyu izleyerek aydınlatma direkleriyle bir uyum içinde düzenlendi. Müdahale edilen alanın kuzeyinde yer alan endemik bitkiler oldukları gibi bırakıldı; eskiden çocuk bahçesinin etrafında yer alan küçük parktan geriye kalmalarından dolayı. Her bir ağaç, tıpkı insan gibi kendi bağlamını geliştiren ve etkileyen bireyler olarak görüldü. Beton yıldızlar, yere gömülü duruyor ya da kendi kalınlıklarıyla tekil olarak ağaçların etrafında konumlanıyor. Üzerlerinde oturulup uzanılabilen yıldızlar Samanyolu'ndan düşmüş gibi parka dağılmış halde. Parkın başka bir unsuru, 10 metre yüksekliğindeki konik, tepe Babil Kulesi'nin bir metaforu gibi görülebilir. Aynı zamanda canlı kent hayatında görülebilen bir simgeye dönüşüyor. Yerel bir yazar, alanı öncesinde nasıl gördükleri ve sonrasında nasıl görmek istediklerini anlattıkları şiirler yazmaları için çevredeki okullardan öğrencileri davet etti. Bu şiirler şimdi çocukların orijinal el yazılarıyla asfalt yolda görülebiliyor. Parktaki Samanyolu böylece şekillendi. Siyah üzerinde beyaz

işlenmiş şiirler Star Wars filmlerinin başında anlatılan hikayelerin akan görüntüsü gibi görünüyorlar, peyzaja yayılmış yıldızlarla çevrili şiirlerin perspektifini kovalıyormuş gibi. İnsan kendini tam olarak başka bir evrende esir alınmış gibi hissediyor. Geniş yürüme yolu parkın yalnızca ışık saçan omurgasını değil, insan akışının da odak noktasını oluşturuyor. Çim alanlar insanları oturmaya, uzanmaya ya da onu kendi kendilerine keşfetmeye davet ederken yürüme yolu başkalarıyla buluşabilecekleri ya da oturup kalabalığı izleyebilecekleri bir yer sunuyor. Önceleri park ayyaşların ve uyuşturucu satıcılarının meskeni olarak biliniyordu. Yepyeni bir aydınlatma sistemi kullanılarak akşam saatlerinde daha fazla aydınlatılmış mekanlarla park tamamıyla yeni bir atmosfere büründü. Çocuklarla gençlere tehdit oluşturan bu problemler sonlandırılmalıydı. Ağaç tepeleri belirli yerlerde farklı renklerle aydınlatılıyor. Kırmızı, yeşil, ve mavi alanlar olduğu gibi yıldızların yere yansıdığı özel spot noktaları da var. Bazı ek aydınlatmalar yoldan geçen oldukça

devreye giriyor. Hulgards Meydanı'nın parlak ve renkli ağaçlarının birlikteliği geniş ve yoğun yollar boyunca devam eden canlı kente bir giriş tanımlıyor. Parkın etkinlikleri aynı zamanda bu noktada, yarı açık kentsel mekanda sonlanıyor. Burası parkın kendini kente tanıttığı yer; ziyaretçiyi bir an önce sessiz, doğal çevresine çekiyor. Öğrenme başka bir kilit nokta. Yalnızca çocukların değil meraklı yetişkinlerin de yeni bilgiler edinebileceği bir öğrenme. 70 civarı farklı ağaç türünün altında, köken ve özellikler hakkında bilgi veren levhalar bulunuyor. Dahası, biri Kutup Yıldızı'na diğeriyse Kuğu Takımyıldızı'na bakan iki teleskop insanları gökyüzünü gözlemlemeye davet ediyor. Açıklayıcı işaretler insanların yıldızlar ve görünüşleri hakkında bilgilenmelerini sağlıyor. Bu proje, bir kentsel mekanın sihirli ve macera dolu mekanlarla insanları birleştirmek için nasıl bir araca dönüşebileceğini gösteriyor. Proje aynı zamanda kenar mahallelerdeki güvenlik problemlerine suç oranını düşürmek ve bu alanlara canlılık getirmek açısından üretilebilecek basit ve sürdürülebilir çözümler sunuyor.


giriş sayfasında Parktan genel görünüşün canlandırması karşı sayfada üstte: Parktaki aydınlatma, ağaçlar ve insan ilişkilerini gösteren panoromik görüntü altta: Çocukların yazdığı şiirler ve asfalta işlenmiş hali, tepe ve yıldızlar; fotoğraf: Torben Petersen bu sayfada Parktan girişe doğru detay görünüş; fotoğraf: Torben Petersen

işveren: Kopenhag Belediyesi peyzaj mimarlığı: SLA baş tasarımcı: Stig L. Andersson tasarım tarihi: 2006 uygulama: 2007 - 2010 proje alanı: 3,5 hektar proje ortakları: Lemming&Eriksson, yazar Jan Sonnergaard, 2+1 Idebureau

vaziyet planı stıg l. andersson 1957'de doğan Stig Andersson 1986'da Konpenhag Royal Academy'den mezun oldu. Ardından bursla Japonya'ya gitti. Japon kültüründeki mekansal ilişkileri ve değişebilirliği 1994'den beri sürdürdüğü pratiğiyle birleştiriyor. Andersson'un peyzaj mimarlığı ofisi olarak kurduğu SLA 2004'den beri SLA A/S olarak kentsel mekan ve analiz, planlama ve sanatı da içine alan disiplinlerarası bir organizasyona dönüştü. SLA'nın kurucusu olarak Andersson ofisin profesyonel gelişimi ve eğitiminden, projelerde konsept oluşturmasından ve projelerin sonuçlandırılmasından sorumlu.


YENİLEME - MÜZİK EVİ - İSTANBUL şubat 2010 - XXI 28

fotoğraflar: Özlem Avcıoğlu ve Borusan

Müzİk kutusu İstiklal Caddesi üzerindeki Borusan Müzik Evi, bir müzik kutusu gibi tasarlanmış ve içindeki sesi, cephesine renkli ışıklar olarak yansıtıyor. Yapının mimarı Gökhan Avcıoğlu ile Müzik Evi'nin içinde konumlandığı eski binanın hacmini nasıl değerlendirdiğini konuştuk. Hülya Ertaş

Borusan müzİk eVİ

gad

he: Borusan Müzik Evi içinde konumlandığı kabukla nasıl ilişkileniyor? Gökhan Avcıoğlu: Elimizde mevcut bir yapı potansiyelinin değerlendirilmesi işi vardı. Bunun restitüsyon, klasik restorasyon kavramlarını bir kenara bırakıp bu yapının potansiyelini daha anlamlı kullanmaya odaklandık. Bu anlamda yapının her noktasını kullanma olasılıklarının bir araştırması oldu Borusan Müzik Evi. Sonuç olarak binada alan kaybı neredeyse sıfır ve kullanılmayan hiçbir nokta yok diyebilirim. "Eskiden kullanılmayan alanlar dahil katları yeniden nasıl kullanabiliriz?" sorusu üzerinden hareket etmek -yasalar, başka engeller ya da yapım zorlukları olsa dahi- yine ve yararlı sonuçlar verebiliyor.

Sanatçılarla birlikte binanın rengi, kokusu, sesi üzerine çalıştık. “Bina müzikle beraber nasıl tınır, renkle nasıl ışır?” sorularını araştırdık da diyebiliriz. Vitruvius'un geliştirdiği mimari kavramlara (Utilitas, Venustas, Firmitas) Cathrine Slessor bir yenisini daha ekledi: restitutas yani restorasyon. Restorasyon modernizmle birlikte başladı, modernist ve çağdaş bir düşüncenin ürünü. 21. yüzyıla başladığımız bu zamanda “recycling” anlamını da dahil edersek restitutasa başvurulmasının iki ana nedeni var. Bunlardan biri restorasyonun bir kültürün ve kentin devamlılığını sağlaması, ikincisi de artık bugün doğanın daha az tahrip olması için mevcutlardan hareket etmekte yarar görülmesi. Borusan Müzik Evi tam anlamıyla deneysel bir restorasyon. Bunu yaparken mimar olarak tecrübelerimizle hareket edip korunması gerekeni koruduk. Binanın yan cephesindeki dekoratif öğelerin bir kısmı böylesi bir taş binada ahşaptan yapılmış ve boyanmış, bir kısmı ise mermerden yapılmış. Onları olduğu gibi bıraktık,


YENİLEME - MÜZİK EVİ - İSTANBUL

29 XXI - şubat 2010


giriş sayfasında Konser salonu önceki sayfada üstte: Giriş holü altta solda: Merdiven kovası altta ortada ve altta sağda: Borusan Müzik Evi'nin sesle değişen ışık sistemi bu sayfada Konser salonundan görüntüler

şubat 2010 - XXI 30

YENİLEME - MÜZİK EVİ - İSTANBUL

karşı sayfada solda ve sağda altta: Terastaki restoran için yapılmış düzenleme sağda üstte: Eski yapının tuğlaları ve V kolonlar arasındaki koridordan cam asansöre bakış

onları yargılamak bizim işimiz değil. Öyleydiler ve öyle kalacaklar. he: Zaten restorasyonun ana problemlerinden biri binanın hangi haline döndürülmesi gerektiğinin belirsizliği. Bu açıdan binanın içine bir kutu yerleştirilmesi, içinde girişilecek herhangi bir rekonstrüksiyondan daha anlamlı. ga: Biz zaten binanın içini boş bulduk. Dolayısıyla aynı mekanı yeniden inşa etmeyi üstlenilmesi gereken önemli bir misyon olarak görmedik. Aynısını yapsak dahi yapının da eskisi gibi olamayacağını, içinin aynen tekrar inşa edilmesinin 100 yıllık bir yapı için çok önemli bir ayrıntı olmayacağını düşündük. Başka bir amaç için kullanılacak bu yapının farklı potansiyellerini göstermek istedik: hacim ve yapıyı meydana getiren unsurlar açığa çıktıklarında onların kazandıkları uyum, armoni. Müziğin emrinde bir yapıya dönüştü, müzik onu nasıl kullanırsa o şekilde cevap verecek, hareket edecek, onun emrinde yol alacak bir yapıya.

he: Bu kabuk içine yerleşilirken bazı tanımsız boşluklarla karşılaşıyoruz, cam asansörün önündeki cumbalar gibi. Bu alanlar için nasıl bir kullanım öngörüldü? ga: Borusan'ın Filarmoni Orkestrası, Yaylı Çalgılar Dörtlüsü ve Oda Orkestrası var. Bu bina da uzun zamandır müzikle ve diğer sanatlarla ilgili faaliyet gösteren bir vakfın binası. Zaten karşıda bir binaları var, yeni bir bina daha alıp biraz daha kaynaşmak istiyorlardı. Bu binayı değerlendirirken onun müziğin emrinde olmasına özen gösterdik. Bütün boşluğun tersine çalışıp akustik problem yaratıp yaratmayacağını test ettik. Kadromuzda müzisyenler olduğu için onlarla birlikte akustiği kontrol ettik. Bir yandan ustalar çalışıyorken diğer yandan keman sesleri geliyordu; keman ve çekiç sesleri birbirine karıştı. Yapım aşamasında o çalışma yürütüldü. Yapı müzik için inşa edildi, var olan kabuğun içinde bir müzik kutusu olarak düşünüldü. O kutunun içerisine bir filarmoni orkestrasının nasıl sığdırılabileceğini araştırdık, onun için o cumbanın

içinde yarın bir kontrbas, başka bir köşede bir timpani görebilirsin. Bir de müzisyenlerin üst katta kendilerini iyice ayrıştırıp, karantinaya alıp çalışabilecekleri odalar yerleştirdik. Müzik Evi herkesin her an binanın her köşesinde çalışabileceği bir kurguya sahip, dolayısıyla altı ay sonra bambaşka bulabilirsin oradaki düzeni. he: Yapı üzerinde konumlandığı İstiklal Caddesi'yle nasıl ilişkileniyor? ga: Çalışırken binaya dahil olarak düşündüğüm bir sistem vardı, sanatçı Leo Villareal'in öndeki taşıyıcı V kolonlara uyguladığı bir aydınlatma sistemi var. Bu sistem müziği senkronize bir şekilde ışığa dönüştürüyor, içerideki sesleri sürekli olarak dışarıya çıkarıp müziği renge dönüştürüyor. İstiklal Caddesi çok hareketli bir cadde; o caddenin gürültüsünü içeriye almamak ama içerideki müziği dışarıya vermek gibi bir derdi var binanın. Borusan'dakiler müziği ışık olarak da ses olarak da dışarıya çıkarmayı planlıyorlar, dışarıda, kapının önünde konser yapacaklar. Müzisyenler için bu kavuşma çok önemli.


YENİLEME - MÜZİK EVİ - İSTANBUL 31 XXI - şubat 2010

Böylesi hareketleri olanaklı kılmak için bina içinde bir asansör var, döşeme içlerindeki kapakların açılmasıyla büyük müzik aletleri bu asansör yardımıyla katlar arasında kolaylıkla dolaşabiliyor. Müzisyenler konser öncesinde provalarda çaldıkları aletleri konsere götürüp getirmek ya da alışmış oldukları aletleri çalmak istiyorlar, bu asansör bunlara da imkan sağlıyor. he: Müzisyenlerin yapıya tepkisi ne oldu? ga: Yapıya gelen sanatçılar arasında Fazıl Say, Kerem Görsev, Güher-Süher Pekinel vardı, onlar akustik ve mekan olarak çok esin verici buldular yapıyı. Salzburg'a ya da Viyana'ya gidildiğinde hep birbirinin tekrarı olan ve hiç dokunulmayan klasik, dondurulmuş bir müzik var. Burası ise müzisyenlerin akıllarında olup da fırsat bulamadıkları şeyleri gerçekleştirebilecekleri bir yer çünkü burası müzikle tiyatronun, performansın, resmin, ışığın birleşebileceği başka imkanlar da sunuyor. Yapının kendisi birdenbire açık zihinli bir üretimin önünü açıyor.

he: Ana cephenin kesiti kritik geldi. Yapı içerisindeyken ana cepheye sırtınızı dönüp baktığınızda yeni bir mekan görürken ana cepheye doğru baktığınızda yapının katmanlarını okuyabiliyorsunuz. ga: Her dönemin belli tasarım çalışma yöntemleri var. Örneğin Rönesans öncesi perspektif bilinmiyor ve ondan önceki binaların nasıl tahayyül edildiklerini insan kestiremiyor. Minyatür biliyor ama perspektif bilmiyorlar, kalfalıkla yapıyor, binayı bir silsile halinde düşünüyorlar. Rönesans'la birlikte perspektif gelişti, uzaklık ve yakınlık kavramları ile ölçek kavramı, meydan kavramı, meydanla yolun, yolla binanın ilişkisi kavramları gelişti. Günümüzde de bilgisayar teknolojileriyle beraber gelişmiş bir yöntem var ve böyle bir durumda bugün tasarlarken kesitlerle düşünmüyorsun, projeyi bir bütün olarak görüyorsun. Bu çok entegre bir bina olduğu için bir makine gibi tasarlandı. Klasik bir mimari proje düzeninden çok farklı bir süreç yaşandı. Her şey birbirine süperpoze

edilmiş halde çizildi ve çözüldü. Normalde mimari proje çizim süreçlerinde son ana bırakılan çözümler vardır, burada tüm çözümler sürecin en başında üretildi. Dolayısıyla hem tasarım hem de yapım süreci boyunca yapının hakim olmadığımız herhangi bir noktası olmadı. Bu sayede işverenin projeye güvenmesi ve inanması da sağlanmış oldu. he: Bina tamamen çelik bir strüktüre mi sahip? ga: Binanın ana taşıyıcısı çelik, yığma cephesini de arkadan destekleyerek taşıyor bu çelik taşıyıcı. Bina içindeki dolaşımın çözülmesi ve kalabalığın yönetilmesi önemli olduğundan geçiş alanlarındaki V kolonların bazılarını eksilttik, bazılarını tek kollu olarak tasarladık, dolayısıyla modernist bir üslubu yok binanın. Merdivenler bu yapı için özel olarak döküldü; alüminyumdan ve cam kabaraları var. Alüminyum hem hafiflik hem dayanıklılık veriyor. Cam onun içinde bir çıkıntı olarak var ve duvarlardaki yuvarlak deliklerle ilişki kuruyor.


çatı terası çizimi

şubat 2010 - XXI 32

YENİLEME - MÜZİK EVİ - İSTANBUL

bina katmanları diyagramı

a-a kesiti

proje adı: Borusan Kültür Merkezi proje yeri: Beyoğlu, İstanbul, Türkiye mimari proje: GAD + Gökhan Avcıoğlu proje mimarı: Gökhan Avcıoğlu mimari proje ekibi: Ozan Ertuğ, Barış Uçar, Ayhan Ürgüplü, Arzu Meyvacı, Yeliz Özsoy yüklenici: Askon proje denetim ve yönetim: Dikmen Tayfur uygulama desteği: Askon 3d görselleştirme: Ozan Ertuğ, Ayhan Ürgüplü maket: GAD proje tarihi: 2007

zemin katı planı

yapım tarihi: 2007 - 2009 işveren: Borusan statik projesi: Statikbüro elektrik projesi: Latek mekanik projesi: Elmak aydınlatma projesi: Lumina akustik proje: STD iç mimari: GAD yapım türü: Çelik arsa alanı: 230 m2 toplam inşaat alanı: 1.900 m2 proje maliyeti: 1.900.000 Dolar

2. kat planı

gökhan avcıoğlu Ankara'da doğan Gökhan Avcıoğlu, mimarlık öğrenimini Selçuk Üniversitesi'nde tamamladı. Özlem Ercil Avcıoğlu ile birlikte 1994'te kurdukları GAD (Global Architectural Development) mimarlık bürosunda, değişik işlevlerde yapılar tasarlayıp inşa ediyor. 2000-2007 yılları arasında İstanbul'da Yıldız Teknik ve İstanbul Teknik Üniversiteleri'nde öğretim üyeliği yaptı. 2007 yılından bu yana Paris'te bulunan Ecole Speciale D'Architecture'da öğretim üyeliği yapmakta. Gökhan Avcıoğlu, 2002'den beri İstanbul ve New York'ta çalışıyor ve yaşıyor.


YAPI - SANAYİ TESİSİ - PUNTA ARENAS şubat 2010 - XXI 34

fotoğraflar: Franklin Pardon, Daniel Bebin

doğal güçlerİn etkİleşİmİ Şili'nin güneyindeki maden suyu tesisi, içinde yer aldığı bölgenin doğal özelliklerinden esinlenerek yaratılmış. Endüstriyel bir yapı olmasına rağmen içinde bulunduğu peyzaja zarar vermemek için tasarımı ince elenip sık dokunmuş. Yapıyla ilgili Daniel Bebin sorularımızı yanıtladı. Enise Burcu Karaçizmeli

Bebin & Saxton Architects

aonnı maden suyu fabrikası

ebk: Binanın işleviyle ilgili bir soru yöneltmek istiyorum. Size gelen proje tanımı neydi? Danıel Bebın: Bize gelen proje tanımı projenin işlevsel yönüne odaklanıyordu. İşverenin temel beklentisi, fabrikanın dağıtım hattını ve toplama alanlarını hesaplayarak büyüklüğünü tanımlamamızdı. Yalnızca her iki alan için de ihtiyaç duyulan mekanları değil aynı zamanda faaliyetlerin bir dinamik sistem gibi dağıtımını ve etkileşimini de optimize etmemiz bekleniyordu. ebk: Proje doğadaki maddelerin ayrışmasından esinlenerek tasarlanmış, her ayrışmanın yeni bir maddeyi ve biçimi getirdiği bir süreçten yola çıkılmış. Bu kavramsal yaklaşımı binanın gereksinimleri dahilinde nasıl işlediniz? db: Binanın gereksinimleri dediğim gibi tüm etapları ve büyük bir toplanma mekanını içeren bir üretim bandıydı.

Tasarımcılar olarak bizim için, tasarım konseptinde en önemli rolü projenin yer aldığı alan oynadı. Proje bulunduğu yerin bağlamını tanımlıyor; doğal unsurların yaşam enerjisi olarak kullanılmasını sağlıyor ve bu sayede alanın belirli özelliklerini dışa vuruyor. Suyun farklı fazlarındaki biçimi üzerine çalıştık: Donmuş su bu özel konumda görülen özgün bir strüktür üretiyor. Bu biçimler pencerelerin geniş cam yüzeylerinde ve katların biçimlenişlerinde somutlaştırıldı. ebk: Tasarım sürecinde hem konsept hem de teknik anlamda ne gibi analizler ve araştırmalar yaptınız? db: Kullandığımız yöntem, projenin konumlandığı bağlamı derin olarak kavrayışımızla belirlendi. Bu bağlam esin kaynağımız oldu. Dahası proje farklı ölçeklerde çevresiyle etkileşim halinde; yalnızca ortamıyla bir diyalog kurmak için değil, aynı zamanda iç mekanların kalitesini de arttırmak için böyle bir ilişki kurguladık. Yaptığımız araştırmaların sonucu Patagonya'nın özelliklerini ortaya koydu. Esin kaynağı olarak gördüğümüz bu alan, daha önceki ilişkilerin başkalaşımlarını ifade ediyordu. Bu başkalaşım,


YAPI - SANAYİ TESİSİ - PUNTA ARENAS 35 XXI - şubat 2010

karşı sayfada Tasarımcılar projeyi fiziksel çevreden esinlenerek tasarlamışlar. bu sayfada Fabrikanın farklı açılardan görünüşleri arka sayfada üstte: Şantiyeye kuş bakışı görünüş altta solda: Yapı 15 prefabrike modülden oluşuyor. altta sağda: Bu modüllerin arasında fabrikayı ziyarete gelen turistleri ağırlamak için de bir alan ayrılmış.


YAPI - SANAYİ TESİSİ - PUNTA ARENAS şubat 2010 - XXI 36

çatlakları, ayrışmaları, bükülmeleri ve yeni gerilimleri beraberinde getirmiş. Dev buz kütlelerinden kopan buzullar, rüzgarla eğilen ağaçlar, etrafı suyla kaplı kara parçalarından ayrı duran adalar ve erozyon sonucu biçimlenmiş bir coğrafya. Bu yüzden bu proje maddelerin ayrışmasını açığa vurarak doğal çevredeki güçlerin etkileşiminden meydana geldi. ebk: Yapının birimleri ve iç mekan programı nasıldı? İçerideki üretim döngüsünün nasıl işlediğinden bahseder misiniz? db: Tüm yapı bir bütünün parçası olan 15 prefabrike modülden oluşuyor. Daha küçük olan iki modülde makine dairesi var ve bir de izole edilmiş atık modülü bulunuyor. Depolama alanı, üretim alanı, soyunma odaları, tuvaletler, bitkileri görmek için ziyarete gelen turistleri ağırlamak için bir kamusal alan programı oluşturuyor. Üretim döngüsüyse üç ana alanı kapsıyor: boş şişelerin olduğu alan, üretim bandının olduğu alan ve dolu şişelerin olduğu alan. Yapının birimleri, gerekli mekanı optimize edebilmek için paletlerin ölçülerine göre tasarlandı.

ebk: Atık yönetimini nasıl çözdüğünüzü ve çevre kirliliğini en aza indirgemeyi nasıl sağladığınızı anlatabilir misiniz? Binayı çevreleyen muhteşem bir peyzaj varken sürdürülebilirlik önemli bir kavram olarak ele alınmış olsa gerek. db: Çevresel etkileri bakımından ilk gereklilik, fabrikayı maden suyu kaynaklarına uygun olarak konumlandırmaktı. Bu, çevreye en az zarar verilerek suyun toplanabilmesi açısından çok önemliydi. İlk modül, endüstriyel süreç boyunca üretilen atığı toplama işlevini görüyor. Bu modülde üç ana madde toplanıyor: plastik, karton ve cam. Atıklar daha sonra geri dönüştürülmek üzere kente götürülüyor. ebk: Yerel malzemelerin rolü neydi? Kullanılan malzemelerin Patagonya'nın modern tarihinin bir parçası olduğunu vurguluyorsunuz. db: Kullanılan tüm malzemeler yerel malzemeler. Projenin konumlandığı alan, Şili'nin en güneyinde yer alıyor ki bu bölgede çok fazla ve çeşitli kaynak bulmak zor. Bölgede yapı endüstrisinde en çok kullanılan malzeme oluklu sac demir. Bu, dayanıklı, esnek, ekonomik ve düşük maliyetli bir malzeme, aynı zamanda aşırı iklim koşullarına uygun.

ebk: Tasarım ve uygulama aşamasında ne gibi zorluklarla karşılaştınız? db: Projenin kavramsal altyapısını tanımlamak karşılaştığımız ilk zorluktu. Var olduğu bölgenin bir parçası olma amacı güttüğü için projenin özel bağlamının iklim, coğrafya ve sosyal gelişim dinamiklerini anlamamız önemliydi. Binanın özgün bir form olarak çok çeşitli gerilimlerde kendini belli eden şeklinin peyzajın yeni bir katmanı olarak ortaya koyulması zorlu bir meseleydi. Başka bir mesele de elverişsiz arsa yönelimine rağmen binaya doğal ışık almaktı. ebk: Bina kullanılmaya başlayalı bir yılı aşkın bir süre geçti. Ne gibi geri bildirimler alıyorsunuz? db: Binanın inşaatı Aralık 2008'de tamamlandı ve o günden bugüne bir yıl geçmiş. Kullanıcılardan gün ışığı, mekan ve alanların yaşanabilirliği anlamında çok olumlu geri bildirimler alıyoruz. Ayrıca tesisi ziyarete gelen turistler de çok olumlu fikirlerle ayrıldıklarını belirtiyorlar.


donmuş suyun yapısı kuzey görünüşü

37 XXI - şubat 2010

şantiyeden görünüş

kesitler

vaziyet planı bebın & saxton archıtects Daniel Bebin Subercaseaux 1975'de İspanya Madrid'de doğdu. Tomas Saxton Barrios ise 1976'da Şili'de doğdu. Her ikisi de 2003'te Şili Üniversitesi'nden mimar olarak mezun oldular. 2005 yılında Bebin & Saxton Architects mimarlık ofisini kurdular. Projeleri çoğunlukla Şili Santiago'da yer alıyor. Yurtdışında da bazı projeler yapmış olan firma, konut, ticari ve endüstriyel yapı alanlarında çalıştı. Halen Sidney'de yaşıyor ve Sidney Üniversitesi'nde sürdürülebilir tasarım üzerine yüksek lisans çalışmalarına devam ediyorlar.

YAPI - SANAYİ TESİSİ - PUNTA ARENAS

mimari tasarım: Daniel Bebin, Tomas Saxton proje yeri: Punta Arenas, XII Bölge, Şili strüktürel mühendislik: Samuel Marin konsept danışmanı: Pablo Prieto işveren: Patagonia Mineral S.A. malzemeler: Demir, cam, oluklu sac, ahşap proje alanı: 5.000 m2 yüzey alanı: 640 m2 proje tasarım: 2007 - 2008 inşaat: 2008

1. kat planı


YARIŞMA - MİMARLIK - YEOSU şubat 2010 - XXI 38

OKYANUSLA YAŞAYAN Güney Kore'nin Yeosu kentinde düzenlenecek Expo 2012 için açılan Tematik Pavyon Tasarımı Yarışması'nın amacı insanların çevresel değerlere ve okyanuslarda yaşanan önemli sorunlara karşı farkındalıklarının artırılması ve gelecek nesiller için yeni bir okyanus imgesi önermekti. Zero Plus, Stave ve Studio KC ofislerinin birlikte tasarladıkları BIO(da)TA, yarışmadan ödülsüz dönmesine rağmen ilgi çekiyor. Zero Plus + Stave + Studio KC

2012 expo yeosu tematİk pavyonu

zero plus + stave + studıo kc

BIO(da)TA, Yeosu Expo 2012 için tasarlanmış kendiliğinden oluşan, sarmalayan ve çevreyle bütünleşen tematik bir pavyon. Okyanus kıyısında yaklaşık 6.000 m2'lik bir alanda yer alıyor. Önerimizde, ziyaretçilerin ve araştırmacıların okyanusla ve kıyı ekolojisiyle doğrudan etkileşime geçebilecekleri dağınık bir mimari sistem tasarlayarak pavyondaki deneyimi daha güçlü hale getirdik. Proje, günlük gelgitlerle değişen su seviyesine göre hareket eden, yaşayan bir yapı.

BIO(da)TA deneyimin, sergilerin, araştırmaların, biyolojik iyileştirme çalışmalarının ve ekonomik gelişimin bir arada deneyimleneceği bütünsel ve sistematik bir yaklaşım izliyor. Yaşayan bina, kaynakların girdileri ve çıktıları ile çevre arasında denge kuruyor. Son teknolojilerin kullanıldığı tasarı; güneş ,rüzgar, yağmur, su sıcaklığı öğelerini ve gelgit hareketlerini mühendislik sistemleriyle bütünleştiriyor. Bina bir canlı organizma halini alıyor ve bileşenleri de bu yaşam formunun parçalarını meydana getiriyor. 2012'den sonraki yaşama uygun olarak tasarlanmış proje, geniş kapsamlı okyanus bilimi araştırma etkinliklerinin yanı sıra sempozyumların yapılacağı, rekreasyon amaçlı kullanılabilecek ve denizcilikteki ekonomik gelişim için pilot araştırmaların yapılabileceği bir alana dönüşecek.


bu sayfada solda: Sualtı kutularında tematik sergi alanı altta: Sualtı araştırma alanı ve dolaşım bağlantısı en altta: Çevre etkileriyle pavyonun dönüşümü

karşı sayfada Pavyon üzerindeki dolaşımı gösteren görseller

YARIŞMA - MİMARLIK - YEOSU 39 XXI - şubat 2010

Bu proje, okyanusun, akıntıların, jeolojik katmanların ve atmosferin koşullarından yola çıkılarak tasarlandı. Pavyon, dalga kıranın yakınlarında bir noktada kısmen sabitlendi ve o noktadan çıkan kollarıyla gelgit hareketlerine göre içe ve dışa doğru hareket ediyor. Pavyonun çevresini sarmalaması; okyanusun duyumsal ve içsel olarak kavranabilmesini sağlıyor, diğer yandan da veri ve fiziksel örnek toplama, test yapma araştırma değerlendirmelerinin yapılabilmesine olanak tanıyor. BIO(da)TA canlı bir yapı sistemi sunuyor, su üzerinde çevresiyle etkileşiyor ve ona uyum sağlıyor. Deneysel ve çevresine duyarlı bir laboratuvar. Proje, dalgakıranın bitişiğinde; eğimli, taştan istinat duvarının hemen yanındaki taşıyıcı kazıklar üzerinde konumlanıyor. Yürüyüş yolları, hem sabit hem de

yüzen beton düğüm noktalarından dağılıyor ve yatay ya da düşeyde yeniden konumlandırılabiliyorlar. Su kutularıysa, daha tanımlı ve kapalı iç mekan sergi alanlarıyla pavyon boyunca sürdürülen yürüyüşün kesintisiz olmasına olanak tanıyor. Böylelikle pavyon tekil bir nesne olarak değil de görüş açılarını ve deneyimi çoğaltan bütüncül bir sistem olarak algılanıyor. Kendiliğinden oluşan bilimsel paradigmadan veriye doğrudan erişimi ve bu bilgiyi kapsamlı bir yetiyle yaratıcı ve yenilikçi yönlerde kullanabilmeyi anlıyoruz. Projenin teknolojik altyapısıyla, ziyaretçilerine Expo öncesi ve sonrasında sergilere ve araştırma sonuçlarına elektronik giriş sağlayacağını, ziyaretçilerin demografik bilgilerine canlı erişimin olacağını ve bu sayede

ziyaretçilerin çevresel gözlemleme ve araştırma süreçlerine katılımlarının teşvik edileceğini öngörüyoruz. Canlı bir yapı sistemi sunan bu projenin her kısmında yapıyla bütünleşik fotovoltaik paneller, rüzgar tribünleri ve enerji tasarrufu çözümleri yer alıyor. Isıtma ve soğutma sistemleri, bir kısmı su kutularına daldırılmış hidrotermal bir döngüyle çalışıyor. Yağmur suları su kutularının çatı yüzeylerindeki rezervuarlarda toplanıp filtrelendikten sonra tesisin kullanımı için kuyularda muhafaza ediliyor. Yapı iç mekan düzenlemesi ise gelecekte doğabilecek gereksinimlere uyum sağlayabilmesi amacıyla aynı esnada kongrelerin ve laboratuvar araştırmalarının sürdürülebileceği şekilde esnek olarak tasarlandı.


proje adı: BIO(da)TA tasarım ekibi: Zero Plus, Stave tasarımcılar: Joshua Brevoort, Zero Plus; Ian Campbell, Zero Plus; Kai Chiu, Studio KC, Exhibits; Lisa Chun, Zero Plus; Cameron Hall, STAVE; Dan Lenander, Metastudio mühendislik ekibi lideri: Cormac Deavy, Arup Seattle makine mühendisliği: Peter Alspach, Arup strüktür mühendisliği: Hans Erik Blomgren, Brian Glover, Arup katkıcı: Charles Simenstad, Washington Üniversitesi Su Bilimleri ve Su Ürünleri Profesörü danışmanlar: Wyn Bielaska, John Grade, Annie Han, Rob Hutchison, Daniel Mihalyo, Ana Pinto da Silva

Stave Studio; kuruculuğunu Cameron Hall'ün yaptığı disiplinlerarası tasarımlar yapan Seattlelı mimarlık ve kentsel tasarım ofisi. Sivil katılımlı, çevreye duyarlı ve ölçümlenebilir ekolojik çözümler geliştiriyorlar. Studio KC özellikle kültür, tarih, bilim ve teknoloji müzeleri ve ziyaretçi merkezleri konularında uzmanlaşan Seattle'lı bir ofis. Ekip sergi alanı tasarımları danışmanlığı yapmakta.

program diyagramı

şubat 2010 - XXI 40

YARIŞMA - MİMARLIK - YEOSU

zero plus + stave + studıo kc Zero Plus Architects 1999'da Joshua Brevoort ve Lisa Chun tarafından kurulan mimarlık ve tasarım ofisi. Arayışları, tutkuyla savundukları “tasarımın önemini” eşsiz ürünlerde olduğu kadar gündelik çözümlemelerde de yenilikçi ve yerine özel tasarımlarla vurgulamak.

1 kablo ağlarla sabitlenmiş ETFE yastık 2 hidrolik ETFE bölmeleri 3 su kutusu 4 geniş açıklıklı çelik kapılar 5 biyolojik çeşitliliğe ortam sağlayan doğal ekosistem panelleri 6 beton başlıklı çelik kazıklar 7 camdan sualtı bölümler 8 betonarme giriş rampası 9 güneşe yönelimli fotovoltaik panel sistemi 10 genel merkezi eksen 11 raylı teçhizat 12 paslanmaz çelik vals rayları 13 galvanize çelik ızgara 14 betonarme duba 15 çelik küpeşteli korkuluk 16 sualtı bölümleri perdahlanmış betonarme su kutusu 17 hidrolik kol 18 paslanmaz çelik kablo 19 çelik ızgara sisteme gömülmüş LED paneller

perspektif

vaziyet planı

kesit


İÇ MEKAN - SANAT MERKEZİ - PARİS şubat 2010 - XXI 42

fotoğraflar: Jérôme Spriet

ÇOCUK ÖLÇEĞİNDE SANAT 104 Cent Quatre içerisinde konumlanan La Maison des Petits (Küçükler Evi), 0-5 yaş arası çocukların aileleriyle gelip sanat etkinlikleri gerçekleştirebilecekleri bir yer. Matali Crasset

La Maison des Petits

matalı crasset productıons

La Maison des Petits, Paris'te sanatsal yaratıcılığın ve üretimin merkezi olan 104 Cent Quatre‘de konumlanıyor. Bu mekan o çevredeki 0-5 yaş arasındaki çocukların onlara eşlik eden ebeveynleriyle birlikte katılabilecekleri dışarıya açık bir yer. Mekan, sanatla ilgilenmek isteyen kişiler için bir toplantı ve buluşma noktası (buraya gelen sanatçılar çocuklara kullanmaları için araçlar sunuyor); ayrıca keşfetme, karşılaşma ve dinletilere katılmaya olanak tanıyan bir alan. Sürprizler ve keşiflerle boş zamanların yaratıcı bir şekilde değerlendirilmesine yönelik yeni bir deneyim sunan bu alan, kişisel estetiğin yaratılabileceği davetkar ve cömert kullanımlara sahip bir senaryo etrafında düzenlendi. Mekan içerisinde çocukların yaşlarına ve yaşlarına bağlı olarak bağımsız çalışma yapmalarına uygun

çeşitli bölümler yer alıyor. Mekan, kabuğunun açık mavi rengi sayesinde aydınlık ve ferah, aynı zamanda da parlak renklerin gölgeleri sayesinde dinamik. Bu kabuk içinde oluşturulan yapay bahçe, mekanın endüstriyel karakterine karşılık veriyor. İçerisindeki çeşitli boyutlarda mantarlar, çocukların ölçeklerine uygun alt alanlar yaratıyor ve farklı etkinliklerin gerçekleştirilebilmesini destekliyor. Daha büyük yaştaki çocukların bağımsız olarak sanatı keşfetmeleri için yaratılan alanın, bir tarafında bir sanatçının bu mekan için tasarladığı müdahale platformu, diğer tarafındaysa günlük alışkanlıklar için bir araya gelinen mekan yer alıyor. Bu günlük alışkanlıklar için mekanın arka kısmında dinlenme alanı var; bunun dışında Montessori eğitim metodunun (İtalyan Doktor Maria Montessori tarafından geliştirilen çocukların duyuları yoluyla öğrenmesini esas alan alternatif eğitim metodu) ekipmanları kullanılarak çocuklara ve onların boyuna göre uyarlanabilen bir su alanı ve de içinde birçok çalışmanın yer aldığı bir kütüphane yer alıyor. Ebeveynler masanın etrafına oturabiliyorlar ve bir


bu sayfada solda: Arka kısımda yer alan devasa mantar, ön kısımda bir tarafı ebeveynlere diğer tarafı çocuklara göre tasarlanmış masa altta solda: Mekanın orta kısmında yer alan yuvarlak birim. altta sağda: Mekan bir cephesinden aldığı ışık ve açık mavi rengi sayesinde çocuklara ferah ve aydınlık bir alan sunuyor.

yandan çocuklarına göz kulak olurken diğer yandan bir şeyler okuyabiliyor ya da sohbet edebiliyorlar. Çok küçük yaştaki çocuklar ve ebeveynleri için mekanın ortasında yer alan daire şeklindeki birimin iç kısmında bütün iç çeperi saran yumuşak malzemeyle kaplı bir koruma yer alıyor. Bu birim, zaman zaman daha büyük yaştaki çocuklar için büyük bir masaya dönüşebiliyor ve geniş alçak masanın etrafındaki oturma grubu sayesinde her yaştan katılımcıya uygun bir tartışma/paylaşma platformu oluşturabiliyor. Ebeveynler de sürekli kendi çocuklarıyla beraber olduklarından bu yuvarlak masa çevresinde konumlandırılmış puflara oturarak çocuklarıyla aynı seviyede olabiliyor. Bu birimin hemen üzerinde havada asılı duran, şapkaya benzer aydınlatma elemanının aşırı büyük ve eğrisel şekli sayesinde bebeklerin ihtiyacına yönelik, özel bir açıyla yumuşak ve renkli bir aydınlatma sağlanıyor.

Bu birimin hemen arkasında yer alan devasa mantarın sapında servis alanları yer alıyor. İki girişi olan bu alanın sağında çocukların lavabo ve tuvalet gibi gereksinimlerini karşılayan alan, sol tarafındaysa sadece büyükler için, bebek bezi değiştirme alanı, duş, lavabo ve küçük bir mutfak yer alıyor. Bu alanın hemen önünde iki ayrı yükseklikte, bir tarafı çocukların oturmasına yönelik diğer tarafıysa ebeveynlere göre tasarlanmış bir masa bulunuyor. Bu mantarın şapkasındaki platform, ışığı, akustik panelleri ve sanatsal ekipmanları asmak için gereken aparatları barındırıyor. Yine bu alanın önünde küçük ve büyük yaştaki çocuklara yönelik "etkinlik mantarları" yer alıyor. Kendi etraflarında dönen bu hareketli mantarlar, günlük eylemlere uygun olarak gerektiğinde masaya, araç-gereç deposuna ya da esnek bir bölücüye dönüşebiliyor. Duvarlar, bir kısmı birbirine eklemlenebilen hareketli panellerden oluşuyor ve üç farklı seviyede üç farklı

kullanım sunuyor. En alttaki bölüm, çocukların kullanımına ayrılmış hareketli panellerden oluşuyor. Buradaki birimler çocukların rahatlıkla hikaye dinlemeleri ve dinlenmeleri için birer oturma elemanı haline gelebiliyor. Buradaki dolaplar içerisine çocuklar oyuncaklarını, kutu oyunlarını yerleştirebiliyorlar. Yine bu bölüm sesin ve ışığın mekan içerisinde yayılmasına yardımcı oluyor. Ayrıca paneller istendiğinde ufak bir basamağa da dönüşebiliyor. Ortadaki bölümde sadece yetişkinler tarafından ortalığa çeki düzen vermek için kullanılan kapaklı dolaplar bulunuyor. En üstteki bölümdeyse yine aynı renkten fakat üzerinde delikler açılmış içe doğru eğik akustik paneller yer alıyor. Mekanın dört köşesinde yarı açık alanlar oluşturuldu. Bu alanlar, küçük bir oturma odasına da sahip sarı renkli küçük bir ofis, gelen sanatçıların sunum yaptıkları bir bölüm, ek mobilyalar için depolama alanı ve de gizli dolapların olduğu alandan oluşuyor.

43 XXI - şubat 2010

arka sayfada üst sırada: Mekanda yer alan dolaplar ortada: Mekanın üç boyutlu çizimi alt sırada: Ortadaki yuvarlak şeklindeki birim istenildiğinde kapakları sayesinde kapatılıp açılarak farklı yaş grubundaki çocuklara bir alan yaratıyor.

İÇ MEKAN - SANAT MERKEZİ - PARİS

karşı sayfada Mekanda yer alan etkinlik mantarları


matalı crasset Les Ateliers Tasarım Enstitüsü'nden mezun olduktan sonra 2000 yılının başında ilk olarak Denis Santachiara ile İtalya'da daha sonra da Philippe Starck ile Fransa'da çalışma fırsatı yakaladı. Ardından Paris'te Matali Crasset Productions adındaki ofisi kurdu. Sürekli yeni şeyler keşfetmek için araştırmalar yapıyor. Zanaattan elektronik müziğe, tekstil endüstrisinden fuarlara kadar çeşitli sektörlerden kurumlarla birlikte çalışıyor ve mobilya tasarımı, mimari projeler, grafik tasarımı üzerine projeler gerçekleştiriyor. Görsel: Justin Morin; fotoğraf: Patrick Gries (Justin Morin'in izniyle)

şubat 2010 - XXI 44

İÇ MEKAN - SANAT MERKEZİ - PARİS

proje adı: La Maison des Petits projelendirme süresi: Aralık 2008 - Haziran 2009 proje tasarımı başlangıç tarihi: Şubat 2008 işveren: Centquatre, Paris, Fransa mimari proje: Matali Crasset, Matali Crasset Productions, Paris, Fransa proje asistanları: Marco Salgado, Francis Fichot

proje uygulama: Tomorrow Architects taban alanı: 138,7 m2 İklimlendirme: Gilles Pasquier, GCTRI Akustik: Habib Namaoui, Point d’Orgue duvar: Bati-Matos zemin: Eurosyntec aydınlatma: Morand mobilya: Bonnardel


ÜRÜN TASARIMI - OTURMA BİRİMİ şubat 2010 - XXI 46

fotoğraflar: : Ligne Roset

BİRLEŞTİR VE OTUR Philippe Nigro'nun Ligne Roset firması için tasarladığı Confluence (Birleşme), alışılagelmişin dışındaki oturma senaryosuyla kullanıcıya yeni bir deneyim sunuyor. Elif Esmez

Confluence

phılıppe nıgro

ee: Tasarım sürecinden bahsedecek olursak, Confluence hangi fikirden ortaya çıktı? Phılıppe Nıgro: Bir koltuk ailesi olan Confluence, algı yanılması yaratmak fikrinden yola çıktı. Bu yanılsamayla amaçlanan iç içe geçen formların bir araya gelerek yeni şekiller ve renkler yaratmasıydı. Confluence aynı zamanda kullanıcıların ihtiyaçlarına ve isteklerine göre de şekillendi. Bilindiği gibi her insan aynı boyutlarda değil ve Confluence gerek oturma yerinin derinliği gerekse yaslanma kısmının yüksekliği gibi farklı kullanıcı ihtiyaçlarına cevap veriyor. Farklı biçim bilgilerinden/morfolojilerden esinlenilen ve simetrik bir koltuk olmaması ve alışılagelmiş formlara sahip bir koltuk anlayışı sunmaması bir fikrinden yola çıktım. ee: Confluence kaç parçadan meydana geliyor? pn: Koleksiyon toplam sekiz parçadan meydana geliyor. Tekli, ikili, üçlü, dörtlü, uzanma koltuğu ve puf gibi alternatifleri bulunuyor.

ee: Confluence kullanıcıya nasıl bir oturma deneyimi sunuyor? pn: Bunu aslında kullanıcıya da sormak gerekir. Ama benim için rahatlık, bu projenin gelişmesinde dikkat ettiğim ve önemsediğim tek önceliğim oldu. Bunu da farklı koltuk süngerleri ve malzemeleri kullanarak gerçekleştirmeye çalıştım. Koltukların alışılagelmişin dışındaki formu, kullanıcıya farklı biçimlerde rahat bir oturma ve karşılıklı oturma gibi yeni deneyimler sunuyor. Bunun yanı sıra birimlerin mekan içerisinde nasıl bir araya geleceği yine konsepte uygun olarak evdeki alanlara göre şekilleniyor. Yine bu birimlerle yapılan ufak kompozisyonlar da daha büyük kompozisyonlar gibi mekan içerisinde güçlü bir şekilde tek başlarına durabiliyor. Confluence herhangi bir modern ya da klasik mekan içerisinde rahatlıkla konumlanabiliyor. Renkleri açısından da kolaylıkla mekana uyum sağlayabiliyor. Otel, otel lobisi, bekleme alanları ve karşılama alanlarında iyi bir şekilde konumlanarak bu mekanlar için iyi bir alternatif oluşturabiliyor.


ÜRÜN TASARIMI - OTURMA BİRİMİ 47 XXI - şubat 2010

ee: Birimlerin kullanım senaryosundan bahsedecek olursak parçaları istediğimiz gibi bir araya getirebiliyor muyuz, yoksa öngördüğünüz bir kompozisyon var mı? pn: Confluence'in tasarlanan bir kompozisyonu var. Parçaları birbirinden ayırarak başka kompozisyonlar yaratılmıyor, kullanıcıya hazır tasarlanmış bir kompozisyon sunuluyor. Kullanıcı mağazadan ya da katalogdan kendi mekanının ihtiyacına göre bu kompozisyonu genişletebiliyor ya da daraltabiliyor. Ligne Roset ile gerçekleştirdiğimiz bu projede olasılıklara en iyi şekilde cevap verebilmek için kullanıcı farklı boyutlar içerisinden seçimini gerçekleştirebiliyor. Aynı seçim özgürlüğünü renkler için de gerçekleştirdik, yine kullanıcı yaklaşık 27 çeşit gibi geniş bir renk seçeneği arasından ihtiyacına yönelik seçim yapabiliyor. Bu renkler mavi, yeşil, kırmızı ve sarının farklı tonları arasındaki renk nüanslarından oluşuyor. Malzeme olarak farklı alternatifler sunabilmek ve zaman içerisinde bile kalitesini koruyan malzemeler kullanmak için de yün, koton, Alcantara kumaş ve deriyi tercih ettik.

pn: Renk seçimini Ligne Roset ile birlikte gerçekleştirdik. Kişisel bir estetik kaygısıyla ama projenin konseptine de bağlı kalarak farklı kumaş ve renk seçenekleriyle oynayarak renk seçimine karar verdik. Yaratmak istediğimiz etki, renklerin kontrastlarını vurgulamaktan çok, özellikle de seçilen renklerin çeşitli tonlarıyla oynayıp bir nüans, degrade ve canlı renklerin uyumunu yakalamaya çalışmaktı. Ligne Roset firmasının bu konuda hem kendi kullanıcısının ne istediğini bilmesinden dolayı edindiği deneyim hem de firmanın kendi estetik kaygısı sayesinde bu renk seçkisi ortaya çıktı. Farklı kullanıcı ihtiyaçlarına ve isteklerine cevap verebilecek bir seçim olduğunu düşünüyorum. Kırmızı, mavi, yeşil, sarı ve tonlarında koltuk fikrine sıcak bakmayan ya da kamusal alanlarda daha düz renklere ihtiyaç duyacak yerler için de siyah, beyaz ve kahverengi tonlarını alternatifler arasına yerleştirdik. Ama bu alternatifler de kullanıcıya yine yola çıkılan fikre zarar vermeden estetik ve ergonomik bir deneyim sunuyor.

ee: Renk seçimi neye göre gerçekleştirildi? Renklerin konseptle olan ilişkisini anlatabilir misiniz?

Renklerin bu birimler üzerinde daha çok oynamaya imkan sağladığını söyleyebiliriz. Çok çeşitli renk

seçeneği olduğu gibi aynı zamanda birimler, tek renkle de döşenmeye uygun; böylelikle birimlerde asıl yaratılmak istenilen birbirine geçme etkisi daha çok vurgulanmış olurken renklerle birbirinden ayrışmamış bu birimleri de bu şekilde birbirinden ayıran konsept de ortaya çıkmış oluyor. ee: Ligne Roset ile gerçekleştirdiğiniz bu proje sizin için nasıl bir deneyim oldu? pn: Confluence benim Ligne Roset firmasıyla olan ilk işbirliğimin sonucu. Ligne Roset her ne kadar yurtiçinde ve dışında tanınmış bir firma olmuş olsa da benim onlarla birlikte çalışma sebebim bu bilinirlikten çok, onların işlerindeki çalışma tutkuları oldu. Bu tutkunun sadece firma sahiplerinde değil aynı zamanda prototipleştirme ve üretim aşamalarında çalışan kişilerde de olduğunu çok net bir şekilde gözlemledim. Amaçlanan ve istenilen yaratıcılığa ve denemelere ulaşmak için kendini adamış insanlarla birlikte çalışma fırsatı yakaladım ve belki de birçok tasarımcının yakalayamayacağı bir fırsat elde ettim. Umuyorum bu işbirliği ve aramızdaki bu diyalog uzun soluklu olur.


giriş sayfasında Confluence koltuk ailesiyle ikili, üçlü ve dörtlü kompozisyonlar yaratılabiliyor. önceki sayfada Birim kullanıcıya farklı renk seçenekleri ve farklı oturma deneyimleri sunuyor. bu sayfada Tasarım sürecinden eskizler

şubat 2010 - XXI 48

ÜRÜN TASARIMI - OTURMA BİRİMİ

proje adı: Confluence proje tanımı: Oturma Birimi tasarım: Philippe Nigro üretici firma: Ligne Roset malzeme: Alcantara kumaş, yün, koton ve deri

phılıppe nıgro Fransa'da doğdu. 1997 yılında Paris Ecole Boulle DSAA Ürün ve Mobilya Tasarımı'ndan mezun oldu. 1999 yılından beri serbest tasarımcı olarak çalışıyor ve düzenli olarak Michele de Lucchi'nin stüdyosuyla birlikte çok sayıda tasarım ve iç mekan projeleri gerçekleştiriyor. İtalya'da ve Fransa'da Skitsch, Sintesi, Ligne Roset gibi firmalar için tasarımlar yapıyor. Güncel olarak gerçekleştirdiği projeleri VIA (mobilya sektöründe yeniliklerin değerlendirilmesini amaçlayan kurum) sayesinde hayata geçiriyor.


www.blogyuvasi.net pelin tan 13 Ocak

atölye @ kayıtdışı: LIGHT BLIND Deneyimi, üzerinde konuşulması güç bu alanı kendimize çalışma sınırı olarak belirliyoruz. Yani mantıksal kavrayışın ötesinde hissederek algıladığımız, mekanın neredeyse sinir sistemimizin uzantısı olduğu bir deneyim tasarlamak atölyenin temel amacı olacaktır. Deneyimle bağlantılı bu araştırmanın sonucunda mimarlığın çalışma alanını tasvir edilebilenin ötesine genişletmenin mümkün kılınabileceğini umuyoruz.

İki Yönlü Arzu: sanat - aktivizm Brian Holmes ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide; sanat ve aktivizm arasındaki ince çizgi, geçişler ve birbirine evrilmeye çalışan bu iki eylemin "arzusu"; günümüz neo-liberalizmin tahakkümü altındaki özgürleşme biçimleri, kaçışlar, sanatın ürettiği artık değerin dağılımı ve otonomluk sıkıntılarını sanat pratiklerini örnekleyerek tartıştık.

Atölye sonunda ortaya konacak ürün; formun yanı sıra ışık, tekstil, sis, ses gibi birçok duyuya hitap eden elementleri içerecek 1/1 ölçek enstalasyondur. Bununla birlikte atölyenin modelleme programlarında ileri teknikler, rapid prototyping teknikleri gibi birçok pratik yararı olacaktır katılımcılara. (...) olabilirlik üzerine Mimarlık Üzerine Deneme Yazıları 18 Ocak deneme notları XII: mazi... Sedad Hakkı Eldem ile Abdülhak Hisar arasında geçmiş üzerinden üretilen eleştirinin karşıtlığı söz konusudur. Bu karşıtlık dönemin ilişkiler ağının yoğunlaştığı yerlerdeki pozisyonları ile değerlendirilebilir. Eldem ile Hisar’ın “hakikat” arayışları birbirinden farklıdır. Hisar hikayesi geçici, tekrarlanamaz, tekrarlanması da beklenmeyen bir deneyimin anlatısıdır. Eldem kendi deneyimini (dahil olduğu sınıfın zeminini ve statüsünü de) daraltır. Estetize edemediği deneyim, Hisar’ın anlattığı mutlu geçmiş/cennet, Eldem için, hem aşılması gereken an hem de dönülmesi gereken yerdir. Bu ikili yapısı Eldem metinlerinin karakterini oluşturur. Geçmişe geri dönülmesi gerekir çünkü; modernin bozucu etkisine maruz kalmış milli cevherin saf kaynakları oradadır. Ama aynı zamanda aşılması da gerekir çünkü; yazının başında da belirtildiği gibi, Eldem “Eski Türk Evlerine” modern mimarlığa yol göstermesi için bir araç olarak kullandığını her seferinde hatırlatır. (...)

P.Tan:Araştırmalarınızda özellikle otonomluk sorusunu sıklıkla gündeme getirip müşterek üretilen, etik-estetik, kolektif sanat pratiklerine odaklanıyorsunuz. Bu tür projelerden, pratiklerden ve uğraşılardan örnekler vererek bu meseleyi biraz açar mısınız? (...) tasarım İTÜ İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü 10 Ocak İTÜ EÜTB - Ece Ajandası İşbirliği: Ajanda Projeleri Sergisi İstanbul Teknik Üniversitesi, Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü 3. Sınıf öğrencileri, 2009-2010 Güz dönemi ilk projesinde ajanda konusunu ele aldı. Ece Ajandası ile işbirliği içinde yürütülen proje kapsamında "Ajanda Kavramını Yeniden Düşünmek" konsepti çerçevesinde öncelikle ajanda kullanmak, not tutmak gibi alışkanlıkların günümüzde nasıl sürdüğü irdelendi ve bu konuda piyasaya sürülen farklı marka ve tarzda ürünler üzerinden kullanıcı ve pazar araştırması yapıldı. Proje kapsamında ajanda kavramı günümüzde nasıl değişiyor ve insanların hayatında nasıl yer buluyor gibi sorular tartışıldı ve Ece Ajandası için yeni ürün fikirlerinin yanı sıra, ürün sunum ve satış fikirleri geliştirildi. Projeyi İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü'nden Prof.Dr. Özlem Er, Öğr.Gör. Mehmet Erkök ve Araştırma Görevlileri Koray Gelmez ve Elif Küçüksayraç yürüttü. (...) Çalışma sonucunda geliştirilen projeler, 20 Ocak - 20 Şubat 2010 tarihleri arasında Ece Ajandası’nın tarihi mekanı Asmalı Meydan, Ankara cad. No: 111, Eminönü, İstanbul adresinde gerçekleşecek sergide izlenebilir.

49 XXI - ŞUBAT 2010

salon202 20 Ocak

XXI Blog Yuvası

Mimarlık, ürün tasarımı, kentsel tasarım, fotoğraf, peyzaj mimarlığı, moda tasarımı alanlarında Türkiye'deki bloglara "editoryal bir çatı" sunan Blog Yuvası, bugün 80'i aşkın bloga ev sahipliği yapıyor. Geçtiğimiz ayki postlardan bir seçki sunuyoruz.


Setu Berlinli Studio 7.5 ile Herman Miller, çalışılan ve yaşanılan her mekanda kullanılabilecek Setu’yu yarattı. Çok amaçlı koltuklar, kısa zamanlı oturulan ve insanların sıkça hareket ettiği, konferans odalarında ve ortak çalışma noktalarında kullanılıyor. Setu, zarif ve organik olduğu kadar basit ve kullanımı kolay. Bunu, tasarımının içine gömülmüş akıllı detaylarıyla sağlıyor. Bir çalışma koltuğu rahatlığındaki Setu’ya bu özelliğini profilindeki mafsallar veriyor; masraflı tilt mekanizması yerine geçen bu mafsal ile aynı işlev ve konfor

şubat 2010 - XXI 50

YENİ - ÜRÜN

Monolithic Design Monolithic Design konsepti, ağ hizmetleri ve 3D görüntüleme özellikleri ile Sony ev eğlencesi kavramına bakışı değiştiriyor. Monolithic Design konsepti estetik görünümü, güzel, yalın ve minimalist bir stille birleştirirken, Bravia Internet Video ile internetten yayın hizmetlerine erişimi kolaylaştırıyor. 6° eğimli Monolithic TV ve hoparlörlerin alçak mobilyalar üzerinde ideal bir izleme ortamı yaratması gibi detaylar dikkatlice düşünüldü. Sony'nin yeni ev eğlencesi ürün yelpazesi, sayısı gittikçe artan çeşitli online içerik ve dijital servislere erişimi kolaylaştırıyor. Bravia Internet

sağlanabiliyor. Setu, MBDC McDonough Braungart Design Chemistry (McDonough Braungart Tasarım Kimyası) Cradle to Cradle (Beşikten Beşiğe) Protokolü’ne bağlı. Sandalye, % 48 geri dönüştürülmüş malzemeden oluşuyor, % 92’si geri dönüşebiliyor ve hiç PVC içermiyor. Setu, MBDC Gold sertifikasıyla GREENGUARD sertifikasına sahip ve Herman Miller’ın 12 yıl boyunca 24 saat üzerinden kullanım garantisini taşıyor. Şubat ayından itibaren Setu çalışma, bekleme, toplantı ve dinlenme koltukları BMS’de satışa sunuluyor. www.bms-tr.com

Video ile ücretsiz videolar dünyası ve Dailymotion™ gibi pek çok paylaşımlı internet sitesi kullanılabiliyor. Diğer online servisler arasında ekranda hazır olan, Twitter™, Flickr™, Facebook™ gibi internet sitelerinden gerçek zamanlı güncellemeleri yüklemeye yarayan araçlar yer alıyor. Full HD 3D’nin çıkışıyla birlikte ev eğlencesi yepyeni bir boyuta taşınıyor. Sony’nin yarattığı 3D dünyası gelişmiş yeni bir resim teknolojisi kullanıyor. Yüksek teknolojili Active Shutter gözlükler, surround ses sistemi ve gerçek yaşama benzeyen Full HD 3D aksiyonu sunuyor. www.sony.com.tr

HP Z İş İstasyonları Olağanüstü bir bilgi işlem gücü sunmak amacı ile tüm sistem bileşenlerinin birbiriyle en uyumlu şekilde çalışmak üzere tasarlandığı HP Z İş İstasyonları, Nehalem mikro mimarisinde yer alan en yeni Intel® Xeon® işlemcilerini içeren gelişmiş teknolojisi sayesinde daha az sürede daha çok iş yapabilme olanağı sunarken

böylece verimlilikte de büyük bir artış sağlıyor. IDC Global İş İstasyonu Takip Programı Kasım 2009 verilerine göre, HP masaüstü iş istasyonu kategorisi pazar payında 2009 yılının üçüncü çeyreğini lider tamamladı. HP’nin pazar payı son üç aylık dönemlerde büyümesini artırarak dünya çapında yüzde 44,1’lik bir değere ulaştı. www.hp.com


Türkiye’de mimari çeşitlilik mi, o da ne? Uğur Tanyeli

Fener Balat için farklı bir senaryo olabilir mi? Çiğdem Şahin

"Türkiye’de çeşitlilik" şeklinde bir ifade düpedüz bir oksimoron. Çelimsiz bir oğlana Gürbüz, aptal bir kıza Zekiye diye ad koymak gibi bir şey. Türkiye’de toplumun çok geniş bir kesiminin çeşitlilikle ve çeşitlenmeyle ciddi bir sorunu var. Entelektüel enerjisini çeşitlilik üretmek bir yana, mevcut farklılıkları tasfiyeye, ortamdaki çeşitliliği gidermeye yönelten, fikir birliğini idealize eden, kutsayan bir anadamar var burada. Çeşitlilik üretmek için, önce farklı düşünme, hissetme ve yapma yollarını, hem bireysel tercihler, hem de grup davranışı bazında meşru sayan bir toplumsal ruh hali yaratmak gerekiyor. O ruh halini yaratmak içinse, farklılık ürete ürete ortamı farklılığa alıştırmak... Ama, tek bir doğruluk rejimi tesis edip herkesi ona itaat ettirmeye çalışmanın egemen tavır olduğu bir yerde çeşitlilik kolay kolay üretilemiyor. Daha doğrusu, sürekli olarak ve ister istemez farklılıklar üreten, çoğullaştıran bir dünyada böyle bir türdeşleştirme iradesi bitimsiz bir meşruiyet bunalımına yol açıyor. Sadece bazı davranışların doğru ve geçerli, çok önemli kesimininse sapma sayıldığı verimsiz bir çatışma ortamı inşa ediyor. Böyle bir yerde, düşünsel çabaların ana hedefi, sapkınları yola getirmek ve ortama tekil bir “doğru”yu empoze etmeye uğraşmak olacaktır.

Sulukule ve Tarlabaşı'nın ardından şimdi de Fener-Balat-Ayvansaray'da da halk kentsel dönüşüm tehlikesiyle karşı karşıya. Fener-BalatAyvansaray Mülk Sahiplerinin ve Kiracıların Haklarını Koruma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği genel sekreteri ve basın sözcüsü Çiğdem Şahin, Almanya Dortmund’da kentsel dönüşüm projelerinin, belediyeleri ve halkı karşı karşıya getirmeden, halkın çıkarlarına göre gerçekleşmesinde aracılık yapan Planerladen Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve aynı zamanda BASTA Mimarlık ve Şehir Geliştirme Bürosu'nun yöneticisi olan Tülin Kabis-Staubach ve yine BASTA'nın kurucularından ve hala Yönetim Kurulunda yer alan eşi Prof. Dr. Reiner Staubach’la Türkiye’deki kentsel dönüşümü ve özellikle de Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projesi'nin sorunlu yönlerini konuştu. (...)

Mimarlık bu ortamda varlık kazandığına göre, onun da aynı tekilleştirici, türdeşleştirici iradeye boyun eğmesi olağan. İki biçimde boyun eğiyor: Birincisi, mimarlık düşüncesi bağlamında farklı düşüncelerin iştahla üretilip tartışılması engelleniyor. İkincisi, mimari tasarımda morfolojik çeşitlenme şansı ve farklı beklentileri anlama ve sorunsallaştırma imkanı azalıyor. (...) Yıllar önce askerliğimi yaparken, aykırı bir hareket yapanı “Çeşit misin sen?” sorusuyla azarlayan bir çavuş hatırlıyorum. Türkiye’de çeşitliliğin anlamı konusunda konuşmak isteyenler önce o ifadedeki vahameti farketmelidir. (...)

Fener-Balat-Ayvansaray Projesi'ni incelediğiniz kadarıyla, bölgenin tarihi ve mimari dokusuyla ilgili sakıncaları nelerdir? Projeye mimarlık/şehircilik anlayışından ziyade müteahhit anlayışı hakim görünüyor. Doğal konumu itibariyle İstanbul'un en güzel mekanlarından birinde bulunan bugüne kadar ihmal edilmiş bu mahallelerin değeri şimdi keşfedilmiş. Belediyenin yenileme ve güzelleştirme girişimleri prensipte doğru atılımlar. Ama yegane kaygı mümkün olduğunca fazla kar elde edebilmek olursa, mimari açıdan bakılınca “yenileme, güzelleştirme”den ziyade “bozma, yok etme” tehlikesi ortaya çıkıyor. Üstelik “kar edecekler”in burada yaşayanlar olmadığı aşikar. Haliç’i temizleme, kıyı şeridindeki fabrika ve depoları başka yere taşıyarak sahili yeşil alan olarak halka açma çok cesur ve doğru girişimlerdi kanımızca. Şimdi kıyı şeridini oteller, restoranlarla yeniden yapılaştırmak geri adım atmak olacak. Oysa bizim kanımızca böyle bir yapılaştırma yerine birkaç restoran açılması, bu restoranların mahallede oturan restoran sahipleri tarafından işletilmesinin desteklenmesi yolu seçilecek olsa, bir yandan mahallenin değer kazanması gerçekleşirken diğer yandan da orada yasayanların bu artı değerden faydalanması sağlanabilir. (...)

51 XXI - ŞUBAT 2010

www.yenimimar.com

yenİ MİMAR

Yeni Mimar Kent ve Mimarlık Gazetesi, Türkiye'deki kent ve mimarlık alanlarında gündemi belirleyen konulara yorum yazılarıyla yer veriyor. Türkiye'deki tüm mimarlık ve şehircilik bölümlerinde bedelsiz dağıtılmaya başlanan Yeni Mimar'ın Ocak sayısındaki yorumlardan birkaçını paylaşıyoruz.


Varenna İtalyan Poliform firmasının mutfak markası Varenna, Türkiye pazarına Italdeko ile girdi. Carlo Colombo, Paolo Piva ve Marcel Wanders gibi dünyaca ünlü İtalyan tasarımcı ve mimarların tasarladıkları Poliform Varenna mutfaklar Twelve, Matrix, Alea gibi farklı tasarım seçenekleri sunuyor. Yaratılan modern mutfaklarda nitelikli çözümler, malzeme, cila ve renklerle farklı stilleri yorumlayarak estetik bir görünüm kazanıyor. Geniş ve farklı alternatifler bulunan mutfak koleksiyonunda İtalyan lake, doğal ahşap, cam ve parlak laminat kullanılıyor. www.italdeko.com

şubat 2010 - XXI 52

YENİ - ÜRÜN

wolf Türkiye’de Enkay Group’un distribütörlüğünü yürüttüğü yüksek kaliteli yemek pişirme cihazlarının lider üreticilerinden Wolf, yenilenmiş indüksiyonlu ankastre ocaklarını piyasaya sundu. Wolf indüksiyon ankastre ocakların 38 cm (iki gözlü), 76 cm (dört gözlü) ve 91 cm (beş gözlü) olmak üzere üç farklı seçeneği bulunuyor ve ocak gözünün çapına bağlı olarak gözlerin güçleri 1200W ile 4000W’lık çarpıcı azami çıkış arasında değişiyor. Siyah seramik yüzey üzerinde ocak gözlerinin göstergeleri ve ocağı mutfak tezgahına entegre eden klasik paslanmaz çelik çerçeveleri var. İndüksiyon ocakların tezgah üstüne

entegre edilmesine olanak sağlayan, paslanmaz çelik çerçevesi olmayan ve onu tezgah yüzeyine sıfır monte edebilen, çerçevesiz 76 ya da 91 cm’lik modelleri de bulunuyor. Yeni ocaklar, temizlik ve güvenlik için, ocak gözlerinin ortasında bir kilit modu ve bir sıcak yüzey göstergesi barındırıyor. Isıyı doğrudan tencerenin tabanına ileten seramik yüzeyin altındaki manyetik teknoloji sayesinde Wolf'un indüksiyon ocakları son derece hızlı ve enerji tasarrufu sağlıyor. Isı, pişirme yüzeyinde değil, sadece ısıtılan kapta oluşturuluyor. Tüm enerji tencereye yönlendirildiğinden, mutfakta sıcaklık derecesi de düşük oluyor. www.enplus.com.tr

BOW V. Cornetti ile V12 Design tasarımı ve Aureliano Toso üretimi Bow, sarkıt ile ayaklı lambanın bir karışımı. Bow duvara yay şeklinde monte ediliyor ve difüzerinin yüksekliği duvardaki iki çengelden geçen gergi teliyle ayarlanabiliyor. Geleneksel yarı küre şekli, tasarım ve high-tech malzeme ile birleşince dekorasyonda öne çıkan etkileyici bu ürün ortaya çıkmış. Tamamı alüminyum olan 60 cm çaplı siyah yarı kürenin içi beyaz, beyaz yarı kürenin içi ise kırmızı. Lambaderin yüksekliği 2,22,8 m arası ayarlanabilirken, duvardan uzaklığı da 1,6-2,3 m arası değişebiliyor. www.tepta.com


Rüyadan Uyanmak

Sırada Ticari Gayrimenkuller mi Var?

Büyük oranda yabancı finansman desteğiyle yapılan insan yapımı adalar gibi dev projelere imza atılan Dubai'de, küresel ekonomik krizle birlikte gayrimenkul sektörü büyük darbe aldı ve geriye milyarlarca dolarlık borç yükü kaldı.

ABD'de son altı çeyrekte kira getirileri negatif olan ticari gayrimenkullerde "daha öne görülmemiş boyutlarda" bir krizin yaklaşmakta olduğu öne sürülüyor.

Son on yılda gerçekleşen olağanüstü hızlı kalkınmanın ardından Dubai ekonomisi 2008 yılının ikinci yarısından itibaren daralmaya, gayrimenkul fiyatları da hızla düşmeye başlamıştı. Küresel piyasalar yükselme eğilimleri gösterirken, Dubai'nin iki şirketinin borçlarının ertelenmesini istemesi ise moralleri iyiden iyiye bozdu. Sorunun başka ülkelere yayılarak ikinci bir kriz dalgası yaratmasından duyulan endişe piyasalara da yansıdı. Dubai'nin hızlı kalkınmasında önemli bir rol oynayan Dubai World ile bu şirkete bağlı Nakheel şirketi, Kasım 2009'da yeniden yapılanmanın ilk adımı olarak borcunun ertelenmesini isteyeceğini açıkladı. Dubai World'ün, Ağustos ayı itibariyle 59 milyar Dolar borcu bulunuyor ve şirket bu borcun ödemelerinin gelecek yıl Mayıs ayına kadar ertelenmesi talebinde bulundu. Dubai'nin toplam borcu ise 80 milyar Dolar civarında.

Küresel krizle birlikte ticari gayrimenkul yatırımlarında ve satın alma işlemlerinde ciddi düşüşler yaşandı. Daha önce kullanılan finansman kaynaklarının geri dönüşüne ilişkin riskler sürüyor. Özellikle Amerika ticari gayrimenkul piyasası değeri, 2009'un yılın ilk yarısında geçen yılın tamamında kaydedilen düşüşün de üzerine çıkarak yüzde 17 oranında küçüldü. ABD ticari gayrimenkul değerlerinde kaydedilen bu düşüş, İngiltere'de görülen düşüşten çok daha sert oldu. 2009 yılının üçüncü çeyreğinde de düşüşler devam etti. GYODER tarafından 2009 yılının üçüncü çeyreğine ilişkin hazırlanan Türkiye ve Dünya Gayrimenkul Sektörü raporuna göre, ticari gayrimenkul fiyatlarında dip seviyeler 2010 yılında görülecek ve fiyatlar yeniden artış sürecine girecek.

Küresel finansal krizden ve ekonomik durgunluktan ciddi oranda etkilenen Dubai'deki finans ve inşaat şirketlerinin hisseleri yüzde 10 civarında değer kaybederken, Dubai World'ün değer kaybı yüzde 15'i buldu. El Fecr yatırım şirketinden Hamam eş Şamaa, bu durumun beklenmedik olmadığı söylüyor ve "Piyasalar batı medyasındaki abartılı yorumlar nedeniyle paniğe kapıldı" diyor.

Rapora göre, ABD ticari gayrimenkul sektöründe 2007 yılı dördüncü çeyreğinden başlayan fiyatlardaki gerileme 2009 yılının ilk üç çeyreğinde de devam etti. Ticari gayrimenkul fiyatları 2008 yılında yüzde 18, 2009 yılı üçüncü çeyreği sonunda ise yüzde 28.7 oranında geriledi. Varlık fiyatlarındaki gerileme ve ortalama yüzde 20'lere yaklaşan boşluk oranları ile yatırımcıların zayıf kalmaya devam ediyor. Potansiyel kredi kayıpları riski ile birlikte ABD'de ticari gayrimenkul sektörü genelinde zayıflama üçüncü çeyrekte de sürerken binaların değerinde görülen ilk artış dip noktası için işaret olacak.

Dubai’nin borç erteleme talebini açıklaması özellikle Asya borsalarında ciddi kayıplara yol açtı. Tokyo borsası yüzde 3.2, Hong Kong borsası yüzde 4.8, Güney Kore borsası ise yüzde 4.7 değer kaybetti. Avrupa borsaları ise Dubai krizi nedeniyle yaşanan endişeleri fazla bularak ucuz hisselere yönelen yatırımcıların yardımıyla toparlandı. (...)

2009’un üçüncü çeyreğinde, sorunlu ticari gayrimenkul satışlarının dünya genelinde arttığı daha önce RICS (The Royal Institution of Chartered Surveyors) tarafından hazırlanan raporda da vurgulanmıştı. Rapora göre, üçüncü çeyrekte en fazla sorunlu varlık satışının gerçekleştiği ülkeler ise Amerika, Portekiz ve Fransa. (...)

53 XXI - ŞUBAT 2010

www.gmtr.com.tr

GMTR

Gayrimenkul Türkiye Dergisi, Türkiye'deki gayrimenkul profesyonelleri için farklı, yenilikçi ve çok boyutlu bir bilgi platformu sunuyor. Türkiye ve dünya gayrimenkul gündemine ilişkin araştırma raporlarına ve uzman yorumlarına yer veren dergiye web sitesi üzerinden ulaşılabiliyor. Ocak-Şubat sayısından bir seçki sunuyoruz.


Highend Dekoratif görünümü ve metalik dokusu ile Highend serisi gri ve kahve renk seçeneklerinden oluşuyor. 60x60 boyutlarındaki seri; ev, otel, ofis, kafe, restoran, iş ve alışveriş merkezi gibi farklı birçok mekanda dayanıklılık özelliğiyle ön plana çıkıyor. Karolarda düzensiz devam eden desenler farklı kombinasyonlarda döşenebilme olanağı sağlayarak kullanıldığı mekana asimetrik bir görünüm kazandırıyor. Highend ışıltılı görünümü ve yaratıcılığa olanak veren deseni sayesinde mekanlarda farklı efektler yakalanmasını sağlıyor. www.e-kale.com.tr

downtown

şubat 2010 - XXI 54

YENİ - ÜRÜN

Villeroy & Boch, doğal taş görünümünü metalin ışıltılı efektleriyle birleştirdiği Downtown serisiyle özgün mekanlar yaratıyor. Vilbostone üretim tekniğinin kullanıldığı Downtown, hem özel hem

de kamusal alanlarda sıra dışı mekanlar yaratmak için uygun. 30x60, 60x60 ve 45x90 cm’lik büyük boyutları bulunan seri, bu sayede özgün kullanımlara olanak sağlıyor. Metropoliten yaşam tarzının temsilcisi olan Downtown, 45x90 cm boyut seçeneğiyle modern

paıova Duravit, Paiova küvet serisine tek kişilik versiyonu da ekledi. İkizkenar yamuk şeklinde, baş kısmı geniş, ayak ucu kısmı dar olan 170x100 cm boyutundaki Paiovo küvet küçük banyolarda da konforu yüksek tutuyor. Yüksek teknolojik özelliklerle donatılmış Paiova, hava ve jet sistemleri ile dar banyolarda wellness deneyimi yaşatırken, küvet

kenarlarındaki beş farklı renkteki ışık kaynağıyla da banyo atmosferine lüks bir hava katıyor. Küvetin ahşap panellerinde zeytin, Amerikan cevizi ve koyu kahverengi Macassar dekor alternatifleri bulunuyor. Paiova’nın geniş banyolar içinse 130x170 cm ve 140x180 cm boyutlarında iki farklı seçeneği bulunuyor. www.duravit.com.tr

dekorasyon ve mobilyalarla uyumlu bir görünüm sunuyor. Zeminlerin yanı sıra duvarlarda da kullanılabilen serinin 30x60 cm boyutundaki seçeneği, banyolar için tasarlanmış. Downtown, rektifiye kenarları ile dar derz boşluklarına sahip olarak döşeniyor.

Downtown, gri ve antrasit renklerde sunuluyor ve bu renklerle kontrast ve ışık algısını yeniden tanımlıyor. Yaratılan uyum, 7.5x60 cm boyutundaki metal bordürlerle tamamlanıyor. www.intema.com.tr


Burj Dubai, Jotun Boya ile korunuyor Nihai yüksekliği biteceği güne kadar sır gibi saklanan Burj Dubai, 4 Ocak'ta gerçekleştirilen bir törenle açıldı. 818 metre ile dünyanın en yüksek binası olan Burj Dubai için yaklaşık 487.000 litre boya kullanıldı. Burj Dubai, projede kullanılan dekoratif, endüstri ve toz boyalar ile Jotun'un "Komple Çözüm" konseptinin son örneğini oluşturuyor. Jotun, Burj Dubai’nin iç cepheleri için 26 renk içeren özel bir

renk kartelası oluşturdu. 700.000 m2'lik alan Fenomastic iç cephe serisi ile boyandı. Burj Dubai'nin dış cephesinde bulunan 28.261 adet kaplama panelinde uzun vadeli bir çözüm için mat metalik özellikte 122.000 kg toz boya kullanıldı. Corro-Coat PE-F Façade Iris ve Oyster Bond bonded metalik boya, projenin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak Jotun Toz Boya tarafından Burj Dubai için özel olarak formüle edildi. www.jotun.com.tr

Dev Ulaşım Projesine SchIndler İmzası

şubat 2010 - XXI 56

FİRMA HABERLERİ

Schindler, Anadolu yakasının dev metro hattı KadıköyKartal projesine 67 asansör ve 272 yürüyen merdiven kuruyor. 2011 yılında faaliyete geçmesi planlanan projenin önemli bir bölümü asansör ve yürüyen merdivenlerin kurulumunu içeriyor. Schindler Türkiye Genel Müdürü Mete Zadil yapılan anlaşma ve projeye dair

şunları söyledi: “Kadıköy-Kartal metro hattı projesi dev bir ulaşım projesidir. Asya Yakası’nın ulaşımını büyük ölçüde rahatlatacak bu büyük projede yer almak bizi çok mutlu ediyor. Her türlü koşulda dayanıklı ve ağır yük tipi ürünlerimizle bu projeye büyük katkı sağlayacağımızı düşünüyoruz. Bu projede Avrasya Metro Grubu ile çalışmaktan gurur duyuyoruz.” www.schindler.com.tr

OYAK ÇİMENTO GRUBU MARMARA’DA Adana Çimento, Mardin Çimento, Bolu Çimento ve Ünye Çimento ile faaliyetlerini altı coğrafi bölgede sürdüren Oyak Çimento Grubu, 30 Aralık 2009’da bünyesine Lafarge Marmara Grubu’nu 130,3 milyon Avro bedelle kattı. Bu satın almayla birlikte Lafarge Marmara Grubu’na ait bir entegre çimento fabrikası, dokuz hazır beton tesisi, üç agrega ocağı Oyak Çimento Grubu’na dahil oldu. Oyak Otomotiv ve Çimento Grubu Yönetim Kurulu

Başkanı Celal Çağlar'ın görüşleri şöyle: "Her ne kadar 2009 yılında küçülmüş olsa da Marmara Bölgesi, Türkiye’nin %30’unu temsil etmekte, gelecekte en fazla büyüyecek bölge olma özelliliğini korumaktadır. Böyle bir bölgenin en güzel yerinde yer alan Aslan Çimento’yu devralmaktan son derece memnunuz. Türkiye’nin ilk çimento fabrikası Aslan Çimento’yu, çimentoda dünya devi Lafarge Grubu’ndan satın alarak grubumuza kattığımız için mutluyum." www.oyakbeton.com.tr

VaIllant, enerji tasarrufu dersi veriyor Vaillant Türkiye’nin de sponsoru olduğu EnerTeach projesinin bugüne kadarki aşamalarını duyurmak ve hayata geçişini sağlamak amacıyla 23 Kasım 2009’da Ankara Büyükhanlı Otel’de Ankara il Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinin, Vaillant Genel Müdürü Levent Taşkın'ın, sponsor firma yetkililerinin ve çok sayıda davetlinin katıldığı bir paylaşım toplantısı

gerçekleştirildi. Enerji öğretimi anlamına gelen EnerTeach adlı projenin hedefi, binalarda enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı alanında Türkiye’de ilk kez nitelikli ara eleman yetiştirilmesi. Proje bu bakımdan, geleceğin sıfır enerjili binalarının yapımı konusunda sektörü bilgilendirmeyi ve bilinçlendirmeyi amaçlıyor. www.vaillant.com.tr

VIessmann Alman Sürdürülebilirlik Ödülü'nü Aldı

Viessmann fabrikaları "Almanya'nın en sürdürülebilir üretim tesisi 2009" kategorisinde Alman Sürdürülebilirlik Ödülü'ne layık görüldü. Alman Sürdürülebilirlik Ödülü, ekonomik başarıyı sosyal sorumluluk ve çevre koruma çalışmaları ile örnek şekilde birleştiren şirketlere veriliyor. Viessmann, Allendorf fabrikalarında Effizienz Plus projesi ile iklimi koruma, kaynakları verimli kullanma ve üretim yerinin

devamlılığı gibi konuları kapsayan entegre bir konsepti uygulamaya geçirmişti. Bu şekilde hem üretim tarafında hammadde ve işçilik verimliliği artırılmış hem de enerji üretimi ve tüketimi taraflarında da verimlilik artırıcı önlemler alınmıştı. %40 fosil enerji tasarrufu yapılarak ve CO2 emisyonları üçte bir oranında azaltılarak Avrupa Birliği'nin 2020 yılına dair iklim politikası hedeflerinin bugünden ulaşılabilir olduğu gösterilmişti. www.viessmann.com.tr

YENİ Havalimanının Seramikleri Çanakkale’den

Doğan Tekeli Sisa Mimarlık Ofisi tarafından uluslararası normlarda, modern mimarinin tasarım anlayışıyla planlanan Sabiha Gökçen Havalimanı'nın yeni binasında Çanakkale Seramik & Kalebodur ürünleri seçildi. Havalimanında zengin renk seçeneği, farklı

boyut-yüzey yapısı, kolay temizlenebilir oluşu, antibakteriyel seçeneği ve modüler özelliği ile Çanakkale Seramik & Kalebodur'un yeni ürün serisi Rainbow Plus System tercih edilirken sirkülasyonun yoğun olduğu alanlarda ise rahatlıkla kullanılabilecek Enigma ve Luxury Cement ürünleri tercih edildi. www.e-kale.com.tr

İZODER, ilk e-eğitim projesini anlattı Yalıtım sektörünün çatı kuruluşu İZODER, proje ortaklarıyla birlikte mesleki eğitimi elektronik ortama taşıyacak önemli bir AB projesine imza attı. Proje kapsamında İZODER, ortak ülkeler ile birlikte Avrupa İnşaat Sektöründe REFORM.e Eğitim Ağı projesinin devamlılığını sağlayacak uzaktan eğitim platformunu yapı profesyonellerinin de katıldığı bir basın toplantısıyla açıkladı. Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği'nin (İZODER) Başkanı Sedat

Arıman toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Avrupa İnşaat Sektöründe REFORM.e Eğitim Ağı projesinin Avrupa Birliği tarafından desteklendiğini ve mesleki eğitimi elektronik ortama taşıması bakımından ayrı bir önem arz ettiğini açıkladı ve şunları söyledi: "Proje ortaklarımızla birlikte AB’den bu konuda tam destek aldık. REFORM.e ağındaki bilgilerin transferi sayesinde yapı profesyonelleri aradıkları bilgilere anında ulaşabilecekler." www.izoder.org.tr

Koleksiyon Ankara, müşterilerini yeni yüzüyle ağırlıyor Ankara Ümitköy’de 2006 yılından beri hizmet veren Koleksiyon Mobilya Ankara mağazası artık yenilenen yüzüyle misafirlerini ağırlıyor. Koleksiyon Mobilya seçkisinde bulunan yerli ve ithal tasarımların satışa sunulduğu 1.200 m2’lik mağazaya 600 m2 genişliğinde halı ve aydınlatma ürünlerinin sergilendiği yeni bir kat eklendi. Yeni hizmete giren halı ve

aydınlatma katı sayesinde müşterilerin seçmiş oldukları mobilyaları gerek tarz gerekse tasarım olarak tamamlayabilecekleri aksesuarları da sunma şansı oluştu. İki katlı showroom’da modern tasarımlar, müşterilerin ürünleri mekansal olarak gözlerinde canlandırmalarına yardımcı olabilecek senaryolar halinde düzenlendi. koleksiyon.com.tr


UYGULAMA - YEŞİL DUVAR - İSTANBUL şubat 2010 - XXI 58

fotoğraflar: Elif Tekeli Bonelli

Yeşİl Rölyef Son yıllarda örneklerini sıkça görmeye başladığımız yeşil duvarlara Türkiye'de de rastlanmaya başlandı. Botanic Garden'dan Elif Tekeli Bonelli bize yeşil duvarları ve Gizia Moda için yaptıkları uygulamayı anlattı. Enise Burcu Karaçizmeli

ebk: Önce projenin size nasıl geldiğinden bahsedebiliriz. İşveren size yeşil duvar beklentisiyle mi geldi yoksa mevcut alana siz mi yeşil duvar önerdiniz? Elif Tekeli Bonelli: Teklif Gizia Moda'dan geldi. Yeşil duvar fikriyse binanın mimarı olan Arif Özden'in yönlendirmesiyle ortaya çıktı diye düşünüyorum. Binada siyah bir dış cephe kaplaması vardı. Arif Bey de bu kaplamanın üstünde yeşil bir doku

göstermek, düşeyde bir şey çalışmak istiyordu. Proje süreci boyunca beraber çalıştık. Binanın iç ve dış mekanı yapıldıktan sonra yeşil duvara başladık. ebk: Nasıl bir süreç izlediniz? etb: İki farklı tasarım gerçekleştirdik. Mimari ekibin, rölyef gibi, bakıldığında farklı kademeler görme beklentisi vardı ve katmanlaşmayı görmek istiyorlardı. Tasarımda daha çok çizgisel olarak ne görünüyor olduğuyla ilgilendiler ve daha geometrik hatlara sahip olan alternatife karar verildi. Aslında çalışılacak alan daha geniş; birbirine bakan iki duvardan oluşuyordu. Daha sonra birini iptal ettik.

Tasarım Haziran ayında bitti. Uygulaması da Eylül ayında tamamlandı. O dönemde havalar çok sıcaktı ve bu yüzden bitkileri topraktan ayırımak zor olacağından ve zayiat olmasın diye 3 ay beklendi. Proje bu yüzden biraz sarkmış oldu. ebk: Birçok farklı yeşil duvar uygulaması var. Bunlardan bahseder misiniz, siz hangi yöntemleri kullandınız? etb: Düşeyde bitki yetiştirmek için birçok yöntem var. Aşağıdan saksı koyup yukarı sarılmasını sağlamak bir yöntem. Bu da bir yeşil doku oluşturabilirdi. Ama bizim yaptığımız topraksız tarım gibi bir yöntem. Toprak kullanılmadan yapılan bir uygulama ve bitkilerin toprak yerine keçe kullanılarak yetiştirildiği


yenimimar.com YENİDEN

Yeni Mimar, yorumlara ve yorumculara odaklanan yeni içeriğinin internet yansımasını ziyaretçilere açtı. “Çetrefil sorulara, gözü pek yanıtlar” mottosuyla yola çıkan internet sitesi, her gün bir soru soruyor ve uzmanlardan cevap alıyor. Ziyaretçilerin katılımına açık olan ve katılımla nitelikli bir tartışma platformu oluşturmayı hedefleyen Yeni Mimar’ın sitesi yenimimar.com yayında.


işveren: Gizia Moda yeşil duvar tasarım ve uygulama: Botanic Garden, İstanbul www.botanicgarden.com.tr, 0216 474 44 22 uygulama yüzey alanı: 20 m2 mimari tasarım: Arif Özden Mimarlık renderlar: Türker Tükenmez

öneri 1

öneri 2

kesitler

şubat 2010 - XXI 60

UYGULAMA - YEŞİL DUVAR - İSTANBUL

bitkiler

bu uygulamanın telif hakkı Patrick Blanc'e ait. Biz de buna benzer bir yöntem kullandık. En basit ve en hesaplı yöntemin bu olduğu söyleniyor. Bir de fabrikasyon üretime girmiş plakalarla yapılan uygulamalar var. Onları düşeyde yerleştirip bitkiyi içine dikebiliyorsunuz. Ama % 90'ı topraklı uygulamalar. Bizim yaptığımıza ise hidrofonik deniliyor. ebk: Keçeli yöntemde her bitki yetişebiliyor mu? Karşılaşılan sorunlar neler? etb: Benim bildiğim kadarıyla ortanca bile dikilebiliyor. Zaten ana fikri de yerde yetişeni duvarda yetiştirmek olduğundan

sadece oraya özel bitkiler değil her yere bitkiyi yetiştirebilme durumu var. Bu tarz uygulamaların en büyük handikapı düşeyde durduğu için bitkilerin sürekli kuruması. Örneğin şu zamanda bile sulamayı kapatmadık. Sulama halen devam ediyor çünkü hava ne kadar soğuk da olsa hava rüzgarda bir şekilde kuruyor. Bence bu dikkat edilmesi gereken en önemli nokta. ebk: Sulama nasıl çözüldü? etb: Yukarıdan damlama sulama yapılıyor. Aşağı süzülerek inen su kapalı devre dolaşıyor. Aradan bir hat daha var ancak oradan su geçmiyor. Boru aradan geçiyor ama normalde yukarıda tek bir hat bulunuyor.

ebk: Yeşil duvarın bakım zorluklarını düşünürsek kullanıcıya da sorumluluk düşüyor olmalı. etb: Şu anda biz süreci takip ediyoruz. Birebir gidip kontrol etmeyi tercih ediyorum. Yosun oluşumu çok önemli. Bu ne zaman olur bilmiyorum. Belki bir yıl sonra birine bırakılabilir. Düşey bahçedeki en önemli başka bir nokta ise bitkiye topraktan alamadığı besini solüsyon olarak verme zorunluluğu. Onu da çok iyi takip etmek gerekiyor. Gizia'daki örnek için şu an kullanılan solüsyonunun 96 gün idare edeceği gibi bir hesap yaptık. Karışımın olduğu bir hazne var ve sıvı oradan dolaşımla bitkiye veriliyor. Bitmesi durumunda bitki besin alamayacağı ve kuruyabileceği

için iyi takip edilmesi gerekiyor. Bakımı çok da zor değil aslında. Sadece koşullara dikkat edilmesi yeterli olacaktır diye düşünüyorum. ebk: Sizce yeşil duvar uygulamaları Türkiye'de neden yaygın değil? etb: Biz de iş verene şimdiye kadar çok fazla önermiyorduk. Bakımı da çok zor değil dediğim gibi. Belki solüsyon yani kimyasal kullanıldığı için doğaya zarar vereceği düşünülebilir sulamada. Ama dönüşüm halinde, tekrar kullanılacak şekilde düzenlenirse çevreye kimyasal verilmemiş oluyor; yurtdışındaki uygulamalarda böyle. Ayrıca bu tip duvarların bina yalıtımına katkısı da söz konusu.


ÇUHADAROĞLU Çuhadaroğlu’nun son yıllarda üretim tesislerine yaptığı yatırımlar sayesinde son teknolojiyi kullanılarak ürettiği Eco 60, özellikle binaların ve mağazaların girişlerinde, vitrinlerde ısı yalıtımına ihtiyaç duyulmayan bölmelerin oluşturulmasında, ofislerde ve benzeri alanların şekillendirilmesinde büyük avantajlar sağlıyor. Güvenlik unsurları, estetik görünüm ve en önemlisi mevcut alüminyum sistemlere göre daha ekonomik olması ürünün sağlayacağı avantajların başında geliyor. Eco 60, uygulamacı ve kullanıcıların yakından tanıdığı C60 sistemiyle aynı montaj

şubat 2010 - XXI 62

DOSYA - KAPI VE PENCERE

DORTEK Kapıyı tasarlarken sadece mekanları ayıran bir öğe olarak değil aynı zamanda bir dekorasyon unsuru ve mobilya malzemesi olarak ele alan Dortek, tek gövde-dolu teknolojisi sayesinde üstün nitelikli ağaç lifleriyle kalınlığı gerektiğinde 70 mm’ye ulaşan tek parça halinde kapı üretimi gerçekleştirebiliyor. Bu sayede,

darbelere dayanıklı, ısı ve ses yalıtımı yüksek, isteğe bağlı olarak yangına ve suya dayanıklı, geri dönüşümlü malzemeden, çevre dostu kapı üretimi yapabiliyor. Bu teknolojiyle, istenilen herhangi bir desen ya da logo tek gövde kapı kanadına, üç boyutlu konkav/konveks bir rölyef olarak işlenebiliyor. Dortek, amaçlarına uygun olarak farklı renklerle ve tasarımlarla bütünleştirdiği 11 ayrı iç kapı serisinin

yanı sıra, Avrupa Birliği Hırsızlığa Karşı Güvenlik Sertifikası'na sahip çelik kapılar, dış kapı kavramına getirdiği yeni bir yorumla Imperium Plus serisi dış kapılar üretiyor. Yangın kaçış noktaları için kullanılan yangın kapıları, dar mekanlar için tasarlanan duvar içi sürgü sistemleri ve bütün bu serileri tamamlayan kapı aksesuarlarıyla hizmet veriyor. Standart ürün gamında bulunan lake boya ve ahşap desenli

EDOOR Zengin model ve renk seçeneklerine sahip olan Edoor, kullanıcılara 25 farklı ahşap kapı seçeneği sunuyor. Meşe, sapelli, ceviz, venge, dişbudak, kayın ve anigra kaplamalı ahşap kapılarda yedi tip cila alternatifi sunan firma, kapıya getirdiği yenilikçi yorumlarla yaşam alanlarına doğallık ve sıcaklık katıyor. Estetik ve kalitenin yanı sıra yangına dayanıklı kapı sertifikası bulunan Edoor, rustik, klasik, modern ve yeni modern tasarımlarıyla konut, okul, hastane ve otel gibi tüm projeler için gereken kapı

kolaylığına, aynı uygulama ve tip ölçülerine, daha düşük stok maliyetlerine, yüksek emniyet değerlerine, silindir tip ve kolay ayarlanabilir menteşe seçeneğine ve en önemlisi profil bazında yüzde 25-35, doğrama bazında ise teknik ihtiyaçlara cevap verecek şekilde yüzde 20-25 daha az alüminyum tüketimi sağlayan yeni bir doğrama sistemi olması nedeniyle de tercih ediliyor. İçe ve dışa açılır kapı, normal açılım, çift kanat, topal pencere, vitrin ve çarpma açılım tiplerine sahip olan ürünün, naturel eleksol ve beyaz renk seçenekleri bulunuyor. www.cuhadaroglu.com.tr

PVC uygulamalı, endüstriyel ahşap ve doğal ahşap kaplamalı olmak üzere yaklaşık 1500 farklı iç kapı modelinin yanı sıra butik ürün serisi de geliştiriyor. Panjurlu, jaluzili, deri kaplamalı alternatifleriyle kapıya dair butik yaklaşımını, ürün gamına yeni eklediği kristal uygulamalı ürün serisiyle devam ettiriyor. www.dortek.com.tr

ve aksesuar çözümlerini sunuyor. Edoor’un Elit serisinde bulunan Vien kapı, yalın görselliğiyle dikkat çekiyor. Kaplamaların yatay ve dikey birleşimi estetik ve yalın bir etki yaratıyor. Kanatgöbek kısmında; en üst, orta ve alt bölümünde bulunan parçalar için köknar ya da ladin ağacından iskelet oluşturulurken, göbeği MDF üzeri doğal ahşap kaplamayla tasarlanan Vien kapı, camlı ve camsız modeliyle modern ofis, villa ve konutların ihtiyaçları düşünülerek geliştirilmiş bir tasarım. www.edoor.com.tr


Egepen Deceuninck

DOSYA - KAPI VE PENCERE

Egepen Deceuninck ürün yelpazesi içinde bulunan katlanır kapılar, bahçe havuz ve teras çıkışları gibi geniş ve yüksek boşlukların tamamıyla açılmasına olanak sağlıyor. Böylece, manzaranızı daha geniş bir görüş açısı ile görebilirsiniz. Kanatlar tek ya da her iki tarafa da katlanma ve sürme fonksiyonlarının birleşimi şeklinde hareket ediyor ve doğrama, hiçbir sabit bölüm kalmayacak şekilde açık konuma geliyor. Tamamıyla açık konumda, yanda sadece katlanmış kanatlar kalıyor. Günlük kullanım için, kanatlardan sadece biri "geçiş kapısı" olarak kullanılabiliyor. Geçiş kapısı, tek kanadın olduğu kapıdır. Geçiş kapısı olmayan katlanır kapılarda, iç içe açılan ilk kapıdan geçilir. www.egepen.com

63 XXI - şubat 2010

HÄFELE

INDOOR LIFE

Jado markası üretimi cam kapı kilitleri, menteşeler ve kapı kolları, saydam mekanlarda, cam kapıların işlevselliğine ve estetik görünümüne katkıda bulunuyor. UV kilitlemesiz, CB Oda tipi ve PC Barelli gibi farklı model seçenekleriyle sunulan cam kapı kilit setlerini, kilit ve menteşe kanat parçasıyla set olarak ya da seti oluşturan ürünlerin hepsini ayrı olarak tedarik etmek mümkün. Ağırlıklı olarak cam banyo kapılarında tercih edilen ve değişik renk alternatiflerine sahip olan Häfele’nin cam menteşeleri, yüksek taşıma kapasitesine sahip olduğu için cam kapıların daha sık açılıp kapandığı projelerde de rahatlıkla kullanılabiliyor.

Indoor Life ürünleri, beş ana koleksiyon altında birleşerek, farklı tarzları yansıtan her ürün grubunda yer alan kapı modelleriyle tasarımları ana başlıklar altında topluyor. Armonia serisindeki klasik kapıların detaylı işçiliği göze çarparken, özel tasarım kapı modelleri ise Silvia ve Milano koleksiyonlarında bir araya getirilerek kullanıcılara sunuluyor. Sadeliği ve düz çizgileri olan Verona serisinde işlevselliği ön plana çıkaran tasarımlar yer alıyor ve mekanların yenilenmesi konusunda alternatifler yaratıyor. Indoor Life ürün kaplamalarındaki özel seçimi,

Häfele’nin kapı kapatıcı özellikli cam kapı menteşesi, normal menteşelerden farklı olarak valfleri sayesinde ayar imkanı sağlayarak bir kapı kapatıcı gibi kapıyı istenen hızda kapatma olanağı sağlıyor. Tek ve çift kanatlı cam kapıların her iki yöne açılmasını ve kontrollü bir şekilde kapanmasını sağlayan Visur pivot sisteminde kapı kapatıcı tavanda gizleniyor. Cam kapıyı çalıştıran diğer mekanizmalar da tamamen kapıyı çevreleyen yapıya gizleniyor ve böylece kapı üzerinde hiçbir metal aksam ya da bağlantı elemanı görünmüyor. www.hafele.com.tr

modellerindeki naif dokuları, detaylı işçiliği ve sağlam sonuçları ile modern ve klasik tasarımları büyük bir titizlikle bir araya getiriyor. Indoor Life, kapıda seçkinliğe önem veren kullanıcılara kaliteli ve zengin çeşitliliğe sahip ürünler sunuyor. Üretimdeki kalitesi ve kullanılan ithal ürünlerin sağlamlığıyla kapıların dayanıklılığını artırarak estetik çözümlerle mimarların tercih ettiği marka haline geliyor. Kullanıcıların istekleriyle de şekillenebilen kapı modellerinde 40 ayrı modelle 25 farklı kaplama ile renk çeşitleri kombine edildiğinde bin adet ürün seçeneğine ulaşılıyor. www.indoorlife.com.tr


NEES Panjur sistemleri, gelişen teknolojinin getirdiği yenilikler sayesinde, ek işlevlere ve farklı görünümlere ulaşarak geçmişteki kullanım alanlarına yenilerini ekliyor. Türkiye’de ilk olarak Nees tarafından uygulanan ve Avrupa'daki tüketicilerin ilk tercihleri arasında yer alan D Kutu Sistemi, estetik olarak diğer kutu sistemlerine oranla daha zarif ve modern bir çizgiye sahip. Mimarların ve kullanıcıların görünmesini istemediği ancak sistemin en önemli noktalarından olan lamellerin sarımının yapıldığı kutu estetik görünecek şekilde yeniden tasarlandı. Farklı boyutlardaki kutu çeşitleri ve farklı renk seçenekleriyle kullanıcılara sunuluyor.

şubat 2010 - XXI 64

DOSYA - KAPI VE PENCERE

REHAU Rehau’nun yeni pencere profili Geneo, üstün teknoloji hammaddesi RauFipro® sayesinde pencerenin dayanıklılığını artırarak destek sacları gereksiz hale getiriyor. Böylelikle profil, alışılageldiği gibi dayanıklı oluyor ancak çok daha hafif olduğundan pencerenin nakliyatını, montajını ve kullanımını kolaylaştırıyor. Geneo, 0,8 W/m2K’ya kadar olan U-değeriyle sınıfının enerji konusunda en verimlisi ve uygun camların kullanımıyla da sıfır enerji tüketimi ev için uyumlu. Geneo ile inşaat sahiplerinin standart çözümlere karar vermeleri gerekmiyor.

Panjur sistemlerinin en önemli bileşenlerinden biri olan ve Nees tarafından "roll-forming" tekniğiyle üretilen alüminyum panjur lamelleri, içinde kullanılan poliüretan köpük dolgusu sayesinde önemli ölçüde ısı ve ses yalıtımı sağlıyor. Nees’in A-39 ve A-55 serisinde, çeşitli mimari çözümler için ürettiği alüminyum panjur lamellerine yeni eklediği A-56 ECO+ serisiyle daha estetik ve ekonomik bir çözüm sunuluyor. 0,30 mm'lik alüminyumdan üretilen lameller, daha küçük sarım kutularında toplanırken mimarideki estetik beklentileri yüksek oranda karşılıyor. Zarif olmasının yanında ekonomik bir alternatif olarak da kullanıcıların beğenisine sunuluyor. www.nees.com.tr

Bükümlü elemanlar Rau-Fipro® malzemesinin iyi şekillendirilebilirliği sayesinde dayanıklı uygulamaları kolaylıkla gerçekleştiriyor. Bunun için çok farklı çeşitlerden renk seçilebiliyor. Folyo kaplama, boya ya da alüminyum kapaklı olan tüm seçenekler hava etkilerine dayanıklı, çevre etkilerine karşı dirençli, güneşten solmuyor ve bakımı kolaylıkla yapılabiliyor. Gemeo’nun yeni conta sisteminde elemanların açılması ve kapatılması için bugüne kadar gerekli olandan belirgin şekilde daha az güç gerekiyor. Destek sacsız pencere profilleri davetsiz misafirlere karşı koruma sunabilecek kadar güçlü. www.rehau.com.tr

SARAY ALÜMİNYUM Saray'ın ısı yalıtımı için özel olarak tasarlanmış yüksek ısı yalıtım performansa sahip geliştirdiği EW 69 ürünü 34 mm boyutunda ısı bariyeri ve orta bölümde bulunan “double touch”conta tasarımı sayesinde sistemin ısı iletme performansını daha da artırıyor. Bunun yanı sıra sistemde profil genişlikleri en az düzeye indirilerek, sistemin binaya en

yüksek düzeyde ışık alması sağlanıyor. Ayrıca sistem düz, oval ve gizli kanat tasarımı sayesinde de farklı bir estetik görünüm kazanıyor. Sistem ısı iletme performansı 1.97 w/m2k, pencere ısı iletme performansı 1.65 w/m2k olan ürünün, akustik performansı Rw (C, Ctr)≤39 (-1;-3)db olup cam kalınlığına göre farklılık gösterebiliyor. www.saraygrup.com


VARIODOR Variodor özgün ve estetik tasarım, geniş ölçü, renk ve model seçeneklerinin yanı sıra, güneş ışınlarına, yangına, darbelere ve rutubete dayanıklılık, yüksek ses, ısı ve

koku yalıtımı avantajlarıyla yıllarca sürecek rahat ve sorunsuz bir kullanım olanağı sağlıyor. Uluslararası standartlarda üretilen Variodor, ev ve ofislerin yanı sıra oteller, hastaneler, iş merkezleri ve toplu konutlar gibi büyük projeler için de çözümler üretiyor. MDF

teknolojisinin sağlamlığı ve modern tasarımın birleşmesinden oluşan kapıların üstün özelliklerine günümüz estetik çizgileri ekleniyor ve dayanıklı, sağlıklı, uzun ömürlü yeni nesil kapılar ortaya çıkıyor. Kaliteyi ve sağlamlığı standart olarak kabul eden Variodor,

MDF ile dolu içi çevreye duyarlı oluşu, kolay temizlenmesi, ısıya ve sese karşı dayanıklı oluşu, zengin renk ve desen seçenekleriyle bireysel ve kurumsal tüm mekanlarındaki yerini alıyor. www.variodor.com

DOSYA - KAPI VE PENCERE 65 XXI - şubat 2010

WINSA Dorado serisindeki tüm profiller, Avrupa standartlarında, çevreye zarar vermeyen, geri dönüşümlü çevre dostu kalsiyum-çinko stabilizan içeriyor. Profil hammaddesi, UV ışınlarına daha uzun süreli dayanıklılık sağlıyor. Ana profil genişliği 70 mm olan profiller beş odacıklı yapı özellikleriyle her türlü iklim koşulunda yüksek yalıtım sağlıyor. Beyaz profil TPE gri conta, lamine profil ve lamine rengine uygun olarak TPE siyah ya da gri contalı olan profillerin yalıtımı, içten ve dıştan iki conta ile sağlanıyor. Düz ya da dekoratif görünümde olan cam çıtaları tek tırnaklı, çıta contaları ise beyaz profilde kendinden PCE gri contalı, lamine profillerde lamine

VELUX Velux çatı pencereleri, gün ışığı ve doğal havalandırmadan en üst düzeyde fayda sağlamayı hedefleyen çözümleriyle mekanlara farklı ve yaratıcı alternatifler sunuyor. Velux’ün ana ürünü olan çatı pencereleri, pivot açılım ve çift açılım olmak üzere iki ayrı açılım özelliği ve farklı boyut çeşitleri olan tüm Velux çatı pencereleri, üstte bulunan açma-kapama barı sayesinde

pencerenin altını rahatça kullanabilme olanağı sağlıyor. Ek olarak kolay kilitleme özelliğine sahip bu bara entegre havalandırma kapağıyla çatı penceresini açmadan her türlü hava koşulunda odayı havalandırmak mümkün. 180 derece döndürülerek kolayca temizlenebilen pencereye sonradan uzaktan kumandalı kullanım opsiyonu eklenebiliyor. www.velux.com.tr

rengine uygun olarak kendinden PCE gri veya PCE siyah contalı olarak bulunuyor. Kullanılacak cam kalınlığı 4 mm, 20 mm, 24 mm ve 30 mm olan ve ayrıca isteğe bağlı olarak 10 mm, 26 mm, 36 mm, 39 mm, 44 mm cam kullanımına olanak sağlıyor. Dorado serisi, çift kanat çift açılım özelliğiyle, geniş pencere ve kapı açıklıkları için çözümler sunuyor. İçe ve dışa açılan, eşikli eşiksiz kapı uygulamalarıyla kendinden damlalıklı kanat profili ve gerek kapı gerekse pencerelerde kaynaksız, yekpare kemer seçeneğiyle benzerlerinden ayrılıyor. Özel olarak tasarlanmış PVC ve alüminyum sineklik seçenekleri uygulanabiliyor. www.winsa.com.tr


ŞUBAT ajandasI ... - 20 Şubat

Ajanda Projeleri sergisi

Ece Ajanda'nın işbirliğiyle İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü 3. Sınıf

Asmalı Meydan, Eminönü, İstanbul

www.tasarim.itu.edu.tr

Goethe Enstitüsü, Bakanlıklar, Ankara

www.goethe.de/ankara

DAM, Frankfurt, Almanya

www.dam-online.de

CNR Expo Fuar Merkezi, Yeşilköy, İstanbul

www.omsiad.org.tr

Salamis Bay Hotel, Gazi Mağusa, Kıbrıs

organic.emccinstitute.org

CCA, Montreal, Kanada

www.cca.qc.ca

Ankara Mimarlar Odası, Kızılay, Ankara

www.mo.org.tr

İTÜ Taşkışla, Elmadağ, İstanbul

imkanmekan.org

Yıldız Teknik Üniversitesi, Yıldız, İstanbul

www.kayitdisi.org

Bahçeşehir Üniversitesi, Beşiktaş, İstanbul

www.arkitera.com

Stadtmuseum, Graz, Avusturya

www.stadtmuseumgraz.at

İnci Deri , Esenyurt, İstanbul

www.incideri.com

Mimarlar Odası İstanbul Şubesi, Yıldız, İstanbul

www.mimarist.org

öğrencilerinin projeleri sergileniyor.

... - 20 Şubat

... - 14 Mart

Bir Başkentin Oluşumu: Avusturya, Alman ve İsviçreli Mimarların İzleri

Fotoğraf sanatçısı Çetin Ergand,

Architectural Worlds sergisi

Sergei Tchoban'ın mimari çizim

panoramik fotoğraflarıyla Ankara'yı anlatıyor.

derlemesi olan sergideki koleksiyon, Barok dönemden günümüze geniş bir seçki sunuyor.

2 - 6 Şubat

Officexpo Fuarı

Tasarım yarışması ve panellerin düzenleneceği fuarda öğrenci tasarımlarına da yer veriliyor. Fuarın konsept danışmanlığını Adnan Serbest üstleniyor.

3 - 7 Şubat

Uluslararası, Çevre Sorunları Kapsamında Organik Tarım Konferansı

Birçok ülkeden sivil inisiyatiflerin ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşecek konferans, günümüz organik tarımsal faaliyetleri ve çevresel etkilerini tartışıyor.

4 Şubat - 31 Mayıs

Take Note sergisi

Ünlü mimarlık ofislerinden örneklerle mimarlık ve yazı arasındaki ilişki sergileniyor.

5 - 6 Şubat

1. Ulusal Mimari Koruma Proje ve Uygulamaları Sempozyumu

Sempozyumda, özgün işlevi devam eden ya da yeniden işlevlendirilmiş koruma projeleriyle bu projelere dayalı

ŞUBAT 2010 - XXI 66

ajanda

uygulamalar tartışılıyor.

6 Şubat

Apart-man Atölyesi

Amacı kentte ikametin en yaygın biçimi olan apartmanın olanaklarını kamusal mekan perspektifinde tekrar düşünmek olan atölyede, tasarımların kamuoyuna açık sunumları gerçekleştiriliyor.

8 - 13 Şubat

Kayıtdışı_03 doku[n

Kayıtdışı, bu yıl takipçilerini dokunma temasıyla düşünmeye, tartışmaya, tasarlamaya ve üretmeye davet ediyor.

9 Şubat

Arkimeet: Sasa Begovic

3LHD adlı mimarlık ofisinin kurucularından Hırvat mimarın konuşması 19:30'da başlıyor.

21 Şubat

Modern Türkiye Fotoğraf sergisi

Belge fotoğrafçılığının ülkemizdeki ilk ve en önemli temsilcilerinden biri olan Othmar Pferschy’nin fotoğrafları doğduğu kent Graz'da sergileniyor.

8 Mart (son başvuru)

24 Mart (teslim)

İnci Ayakkabı Ulusal Vitrin Tasarım Yarışması

Tasarım öğrencilerine açık olan

Mimar Sinan Araştırma Merkezi ve Müzesi Ulusal Öğrenci Mimari Fikir Projesi Yarışması

Yarışmaya Mimarlar Odası öğrenci üye

yarışmanın teması “iz” olarak belirlendi.

kaydı yaptıran tüm mimarlık lisans öğrencileri katılabiliyor.



xxi_subat_2010