Page 1

xxi.com.tr

XXI < MİMARLIK TASARIM MEKAN < SAYI 109 < MAYIS 2012 < 3XN < CİNDORUK < FORES MİMARLIK < HEMMERLING < I-AM ISTANBUL < VEN MİMARLIK < VIÑOLY < YENİKAPI YARIŞMASI < KADIN MİMAR OLMAK

Yİ R M İ B İ R M İM A R L IK TASA R IM M E KA N SAY I 10 9 M AYI S 2 0 12 1 1 ( KIB R IS 1 2 )

Oyununkuralları değişirmi? KADIN MİMAR OLMAK ÜZERİNE ASLI ŞENER, AYDAN VOLKAN, BRIGITTE WEBER VE EVREN AYSEV İLE KONUŞTUK. LEVENT ŞENTÜRK VE ÖZLEM ERKARSLAN DA YAZILARIYLA KATKIDA BULUNDU.

YENİKAPI YARIŞMASI FİNALİSTLERİ

Keyport VEN MİMARLIK RAFAEL VIÑOLY ARCHITECTS

Beşibiryerde ELA CİNDORUK 3XN

I-AM İSTANBUL

YAZILARIYLA GÜ LSÜM BAY DA R KOR HA N G ÜM ÜŞ

MARCO HEMMERLING

FORES MİMARLIK


Yirmibir Mimarlık, Tasarım, Mekan Depo Yayıncılık adına sahibi ve yayın yönetmeni Kuyaş Örs yazı işleri müdürü (sorumlu) Hülya Ertaş hulya@depo.com.tr

MESLEĞİN CİNSİYETİ DEĞİL, TARİHİN CİNSİYETİ

editörler Özge Gürbüz ozge@depo.com.tr Beste Sabır beste@depo.com.tr sektör editörü Tuğba Demirci tugba@depo.com.tr reklam müdürü Burcu Hinginar Akıncı burcu@depo.com.tr okuyucu ilişkileri sorumlusu Manolya Nurgün kurumsal iletişim yönetmeni Mürüvvet Can kapak tasarımı Emre Çıkınoğlu sayfa tasarım ve uygulama Doğukan Bilgin grafik asistanı Ali Çelik web tasarımı Anıl Dönmez Turgay Tuğsuz basım yeri Ofset Yapımevi Yahya Kemal Mahallesi Şair Sokak No: 4 Kağıthane, İstanbul yönetim yeri Depo Yayıncılık Hacı İzzet Paşa Sokak Rota 1 Apartmanı 12/2 34427 Gümüşsuyu İstanbul 0212 251 1811 xxi@depo.com.tr genel dağıtım DPP Yerel süreli yayın. Dergide yer alan yazı ve fotoğrafların tamamı ya da bir bölümü, Depo Yayıncılık’ın yazılı izni olmadan kullanılamaz.

facebook.com/xxidergisi twitter.com/xxi_dergisi

XXI’de bu sayıda kadınların mimarlık mesleği içindeki konumlarına odaklanıyoruz. Bütün toplumsal rollerin erkek egemen söylem üzerinden üretildiği bir düzende kadının konumu her alan için olduğu kadar sorunlu mimarlık alanında da. Tek bir farkla: Mimarlık fakültelerinde eğitim gören kadınların toplama oranı %60 civarındayken Mimarlar Odası’na kayıtlı kadınların oranı %40 civarında. Açık bir şekilde mezun olur olmaz ortadan kaybolan bir %20 var. Tabi ki odaya kayıt olmamanın tam da meslek içinde faaliyet göstermiyor olmaya eşit olduğunu, dahası odaya kayıtlı tüm kadınların mesleğini icra ediyor olduğunu iddia etmek de doğru olmaz. Ama en azından bu %20 ’lik oranın proje müellifi olarak projelere imza atmıyor olduğunu söyleyebiliriz. Bu oranların ve sayıların ötesinde gözlemlere başvurduğumuzda kadın mimarların yönetici pozisyonlarında görünür olmadıklarını, ikili ortaklıklarda eğer diğer ortak erkekse genellikle geri planda durduklarını fark ediyoruz. Peki, tüm bunlar neyi işaret ediyor?

Kadınların iş hayatındaki serüvenleri tabi ki çok eskilere dayanmıyor ve bugüne gelinene dek verdikleri mücadeleler büyük öneme sahip. Diğer tüm ötekileştirilmiş kesimlerde olduğu gibi bu mücadele de ne yazık ki uzun soluklu ve sürekli olmak zorunda çünkü aslında toptan bir anlayış değişikliğine işaret ediyor. Kadın mimarların bu noktada nasıl bir tavır almaları gerektiğiyse tek başına bir konu. Belki de bir o kadar önemli konulardan biri tarih yazımının kendisi. Erilliği yücelten ve bu yolla görünürlük, bilinirlik kıstasları üzerinden başarıyı tarifleyen tarih yazımının kadınları bir kenara itmiş olması şaşırtıcı değil. Yine de suçu şu ya da bu alana atarak pek ilerleme kaydetmemiz de olası değil. Kadınların eşit haklarla mimarlık ortamında var olabilmesi belli ki sadece mimarlığın içinden çözülebilecek bir şey değil. XXI


güncel

DOSYA

6 güncel

32 oyunun kuralları değişir mi?

Kadın mimarların meslek içindeki konumlarını Aslı Şener, Aydan Volkan, Brigitte Weber ve Evren Aysev ile konuştuk. Levent Şentürk ve Özlem Erkarslan da yazılarıyla tartışmaya katkıda bulundular.

proje 42 kesişen kanatlar

MAYIS 2012 - XXI 2

İçİndekİler

Rafael Viñoly Architects’in yeni yapısı, beşeri bilimler ile malzeme bilimleri bölümlerini bir araya getiren bir araştırma merkezi. Disiplinler arası çalışmanın önemine vurgu yapan yapı, L formuyla bu iki bölümü hem ayırıyor hem birleştiriyor.

50 katılımcı mekan

12 eşik cinleri / gülsüm baydar

Çizgilerin Dili: Sözler, Bedenler, Mekanlar

26 soru işareti / korhan gümüş

Zenginleşme ve Zehirlenme Halleri

Nieuwegein kentinin yeni belediye binası, yönetimin hedeflerinin mekanda karşılık bulması fikriyle tasarlanarak kamunun kullanımını kolaylaştırıyor.


56 açık alana açık strüktür

74 modern meyhane deneyimi

VEN mimarlık tasarımı Keyport, brüt beton ile saydam yüzeylerin bir aradalığıyla öne çıkıyor. Değişken kullanıcılar göz önünde bulundurularak tasarlanan yapının strüktürü görünür kılınmış.

Meyhane kültürünü yeniden yorumlayarak modern meyhanenin ilk örneğini tasarlayan 'i-am' İstanbul ekibinden Iraz Polat ile mimari, grafik tasarım ve kurumsal kimliklendirme süreciyle ilgili görüştük.

62 arkeoloji karesi

80 gelenekten bugüne

Doğunun Cennet Bahçesi ile batının Kadril dansından yola çıkılarak tasarlanan proje, dört kareli plan düzeninin kaydırılmasıyla hem kendi içinde hem de İstanbul ile bağlantı kuruyor.

Beşibiryerdeyi yeniden yorumlayarak Red Dot Design 2012 Ödülü’nü kazanan Ela Cindoruk'la görüştük. Ödül kazanan eserler, Temmuz'dan itibaren Essen'de, Red Dot Tasarım Müzesi'nde sergileniyor olacak.

SEKTÖR 84 ürün harberleri 92 çin’de sanayiyle gelişen tasarım

MAYIS 2012 - XXI 4

İçİndekİler

27-30 Mart tarihleri arasında Çin’in Guangzhou kentinde düzenlenen CIFF’in (Çin Uluslararası Mobilya Fuarı) ofis mobilyaları, Çin’in durmaksızın büyüyen endüstrisini nasıl yönlendirdiğini ortaya koydu.

94 yenilikçi banyo çözümleri

Geleceğin banyoları için kişisel çözümler sunan Duravit, çok işlevli ürünleriyle banyoları yaşam alanlarına dönüştürüyor.

66 tarihi yarımada’yı sürdürmek

98 referans proje - zemin ve duvar

Tarihi Yarımada’daki anıtsal yapıların ölçek anlayışını sürdüren proje, rekreasyon alanlarına atfedilmiş çeşitli işlevlerle kentle ilişkileniyor.

70 karaya oturmuş gemi

Proje, arkeolojik alanda en risksiz noktada konumlandırılan tek bir yapıyı işaret ediyor. Bir gemiyi andıran yapı, yolcuları şehir arşivi ve arkeolojik parka yönlendirmeyi hedefliyor.

114 ajanda

AE Yapı Sanayi Artstone Deka Işıklar Tuğla Kibrid Koramic Yapı Kimyasalları KYK Yapı Kimyasalları Trimline


Ağaç Dostu Bir Fuar Alanı TEAM FORES MUĞLA'DA KENT PLATFORMU VE FUAR MERKEZİ'Nİ HAYATA GEÇİRECEK. PROJENİN EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ AĞAÇ DOKUSUNU KORUYARAK İNŞA EDİLECEK OLMASI. Aydın yönünden gelindiğinde Muğla girişinde ve Akçaova’nın hemen bitiminde yer alacak olan “Muğla Kent Platformu ve Fuar Merkezi” kente dört km uzaklıkta bulunuyor. 82.000m2’lik alana sahip eğimli arazinin en alt ve en üst noktaları arasındaki kot farkı ise 42 metre. Tüm vadi ve Akçaova, arazinin tepe noktasından seyir keyfi sunarken bu yönden gelen araçlar Muğla’ya girmeden önce son olarak bu tepe noktası tarafından karşılanıyor.

mayıs 2012 - XXI 6

güncel

Doğal denge ve bodur çam ağaçlarının sürekliliği göz önünde bulundurularak hazırlanan projenin

konumu sebebiyle burada nirengi yaratmak, Türkiye’deki vandalist konuşlanmaya karşı protest bir kişilik oluşturmak ve sessizce kente yaklaşan herkese kucak açmak tasarımın amaçları arasında. Projenin en önemli noktası arsada bulunan yaklaşık 10.000 ağaca herhangi bir zarar verilmeden sürdürülecek olması. Proje sadece fuar alanını içermeyecek ve çok amaçlı rekreasyon alanlarına da yer verilecek. Fuar düzenlenmediği zamanlarda kentsel meydan ve kent salonu kimliğiyle de çalışmalarını yürütecek.

kesit perspektif

kesit perspektif


Hem Oyuncak Hem Sandalye MİLANO TASARIM HAFTASI'NDA ZONA TORTONA'DA SERGİLENEN FLIP, ÇOCUKLAR İÇİN TASARLANMIŞ, İSTEĞE GÖRE DEĞİŞEBİLEN, ÖZGÜN BİR ÜRÜN. TASARIMCISI MARCO HEMMERLING İLE GÖRÜŞTÜK. beste sabır: Tasarımın çıkış noktası nedir? marco hemmerlıng: Çıkış noktamız, farklı oturma ve kullanım türlerine olanak sağlayacak bir "esneklik" arayışı oldu. Ürünün bu özelliğini devam eden, akışkan, kıvrımlı çizgilerle entegre ettik. Hafif bir sandalye olarak kullanılabilen ürün, kendi etrafında çevrilerek farklı görünüm ve kimliklerde, altı farklı kullanım seçeneği sunuyor ve çocuklar için hem bir oyuncak hem de bir sandalye işlevi görüyor.

mayıs 2012 - XXI 8

güncel

bs: Tasarım ve üretim sürecinden bahsedebilir misiniz? mh: Ürünün tasarım aşaması bilgisayar

destekli tasarım yöntemleri ve dijital fabrikasyon araçlarıyla geliştirildi. Projenin zor olan yanı, farklı ama kullanılabilir ve rahat oturuş pozisyonlarını, etkileyici bir formla bütünleştirebilmek oldu. bs: Farklı formları nasıl bir süreçle elde ettiniz? mh: Tasarım aslında benim yıllar önce tasarladığım bir sandalyeden (the TriWing chair) esinlenilerek ortaya çıktı. Tasarım sürecinde dört farklı oturma şeklinin dengesine ve bu farklı kullanım türlerinin, tek bir formda toplanmasına odaklandık. Dijital form araştırma çalışmalarının yanında,

birçok farklı prototip üretip, ürünün ergonomik ihtiyaçları karşılamasını sağladık.

hafifliğini ve kolayca kavranmasını sağlarken, hem iç hem de dış mekanda kullanımına imkan veriyor.

bs: Flip farklı mekanlarda ve farklı şekillerde kullanılabiliyor. Bu esnekliği malzeme seçimine nasıl yansıttınız? Malzeme-form-kullanış arasındaki ilişkiden bahsedebilir misiniz? mh: Çocuklar için tasarlanan ve kendi etrafında döndürülerek farklı şekillerde kullanılabilecek bir ürün olduğu için hafif, dengeli ve rahat olması gerekiyordu. Doğru malzemeyi bulmamız oldukça zaman aldı. Seçtiğimiz malzeme (rahat ve dayanıklı, özel bir köpük) ürünün

bs: Ürünü çocukların kullanımına sunarken dikkat ettiğiniz önemli noktalar nelerdi? mh: Ürünün oyuncu karakteri, çocukların mobilyaya verdiği tepkiyi ve onu kullanışlarını da etkiliyor, gerçekleştirdiğimiz ilk prototip çalışmalarından sonra bundan kesinlikle emin olduk. Onların hayal gücü bizim başlangıç kararlarımızın da ötesine geçti. Bu anlamda Flip çocukların hayal gücünü de geliştirme imkanı sağlıyor.


Oris Günleri

Tekstil Atölyesi

HIRVAT MİMARLIK VE KÜLTÜR DERGİSİ ORİS ÖNCÜLÜĞÜNDE DÜZENLENEN ORİS GÜNLERi ADLI ETKİNLİĞİN 12.’SİNE BU YIL TOBB EKONOMİ VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ MİMARLIK BÖLÜMÜ EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR.

MANİTOBA ÜNİVERSİTESİ C.A.S.T. ARAŞTIRMA MERKEZİ KURUCUSU MARK WEST KOORDİNATÖRLÜĞÜNDE GERÇEKLEŞECEK OLAN “FABRIC FORM” ATÖLYE ÇALIŞMASI, 18-21 MAYIS TARİHLERİ ARASINDA ODTÜ MİMARLIK FAKÜLTESİ’NDE GERÇEKLEŞECEK.

21 Mayıs'ta yapılacak olan ve dört farklı ülkeden yedi mimarın eserlerini anlatıp, deneyimlerini dinleyicilerle paylaşacağı Oris Günleri Ankara 2012’ye Pritzker ödüllü Glenn Murcutt, Idis Turato, Kerem Yazgan, Toma Plejic, Brigitte Weber, Francisco Mangado ve Han Tümertekin katılıyor.

Etkinlik çerçevesinde düzenlenen ‘Modernin Sürekliği’ temalı ve günümüz Hırvat mimarlılığını tanıtan sergi de TOBB ETÜ sosyal tesislerinde 21-26 Mayıs tarihleri arasında gezilebilir. Bilgi için: www.mimarlik.etu.edu.tr/oris

mayıs 2012 - XXI 10

güncel

Sanat Kütüphanesi VAKKO MODA MERKEZİ KREATİF ENDÜSTRİLER KÜTÜPHANESİ NAKKAŞTEPE'DEKİ VAKKO MODA MERKEZİ'NİN İÇİNDE YER ALIYOR. Vitali Hakko öncülüğünde hazırlanan kütüphane mimarlık, tasarım, moda, heykel, dans, fotoğraf, seramik, antika, müzik ve daha birçok sanat dalı konularında yaklaşık 30.000 adet kitabı bünyesinde bulunduruyor. Sanata ilgi duyan herkese açık olan kütüphane aynı zamanda oditoryumuyla da etkinliklere ev sahipliği yapacak. Öncü yayıncılar ve kitaplıklardan derlenen kütüphane hafta içi her gün 10:00-17:00 saatleri arasında randevu alarak ziyaret edilebiliyor. Bilgi için: kutuphane.vakko.com.tr

Manitoba Üniversitesi, ODTÜ, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi işbirliği ile organize edilen “Fabric Form” atölye çalışmasında 30 öğrenciden oluşacak olan atölye grubu, tekstil kalıp ile form üretimini uygulamalı olarak çalışacak. Mark West atölye çalışmaları kapsamında

tekstil kalıp form üretimi üzerine Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nde sunum yapacak. Ayşen Savaş, Ayşegül Akçay ve Türkan Nihan Hacıömeroğlu tarafından düzenlenen çalışmanın destekleyicileri Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Mesa İmalat ve ODTÜ Mimarlık Bölümü. Başvuru için: www.fabricform.org


Çizgilerin Dili: Sözler, Bedenler, Mekanlar 2010 yılı yazına kadar Radikal gazetesinin karikatür köşesinde Cathy Guisewite’ın Cathy’si ile Ramize Erer’in Tehlikeli İlişkiler ve Kötü Kız başlıklı karikatürleri yan yana konumlanıyorlardı. Her ikisinin de ortak yanı başrollerine kentli kadın figürlerini almalarıydı. Üzerlerinde fazla düşünmeden ilkini biraz alışkanlıkla, ikincisini merakla izlediğimi anımsıyorum. Bu karikatürlere yeniden bakmama yakınlarda dinlediğim ve kadın çizerlerin egemen düzene karşı konumlarını tartışan bir konuşma neden oldu. Konuşma konuya daha çok sosyal bilimler açısından yaklaşsa da beni düşündüren karikatürün temsiliyet alanında yer alan söz, beden, mekan ilişkisi oldu. Gerek Guisewite’ın gerek Erer’in karikatürlerinin taşıdığı eleştirel boyutlar alabildiğine güçlü. Her ikisi de bunu sözsel, bedensel ve mekansal temsiliyet araçlarını ustaca kullanarak gerçekleştiriyorlar. Stillerinin farkının, konu seçimleri ve yaklaşım biçimlerinin farkıyla örtüşmesinin mekan ve beden ilişkileri bağlamında hem düşündürücü, hem esinlendirici olduğunu düşünüyorum.

mayıs 2012 - XXI 12

Eşİk cİnlerİ

Mekanın söylemsel ve görsel temsiliyet araçları edebiyattan sinemaya, resim sanatından mimari çizimlere kadar uzana geniş bir alanı kapsıyor. Hemen her alanda, var olan egemen mekansal anlayışlarını sürdüren ya da eleştiren temsiliyet örneklerini bulmak mümkün. Karikatür bu anlamda pek ele alınmayan ama güçlü bir temsiliyet aracı. Özellikle ana kahramanları kadın olduğu zaman, tarihsel olarak kadının evle özdeşleştirilmesinden olsa gerek, mekan olgusu ilginç biçimlerde gündeme geliyor. Gerçekten de bu özdeşlik antik Yunan döneminden beri süregeliyor. Richard Sennett Ten ve Taş kitabında antik dönemde toplumsal düzenin, bedeni cinsiyetleri gereği soğuk olan kadınların örtünme ve ev’de barınma; sıcak bedenli erkeklerin ise politika alanı olan kentte konumlanmaları gereği temelinde kurulduğunu anlatıyor. Böyle bir düzenin ataerkil toplumlarda bugüne kadar güncelliğini koruduğunu anımsatmaya gerek yok. Çalışan kadının bile asıl yerinin ev olduğu inancı yaygınlığını sürdürmekte. Bu düzende ev, evcilleştirmenin alanı. Mahremiyetin alanı olan yatak odaları ve banyonun girişe en uzak yerde konumlandığı,

antre, salon, mutfak, oturma odası gibi bilinirliği sorgulanmayan işlevlere adanmış bir mekanlar dizisinden söz ediyoruz ev deyince. Kiralık ve satılık ilanları da 2+1, 4+2 gibi kodlarıyla bu indirgemenin en gözle görülür örneklerini oluşturuyorlar. Ataerkil düzenin uzantısı olan bu tekdüze evlerde kadın erkeğin yuvasını yapan dişi kuş rolünde. Onun rolü evi bezemek ve aile yuvasına dönüştürmek. Bu yuvanın kurucu öğeleri de belirlenmiş: Anne yemekleriyle donatılmış sofra, ütülü çamaşırlar, düzen, temizlik ve rahatlık. Temizlik işçileri, ender olarak eş ve çocuklar, kadının olsa olsa yardımcıları konumunda. Bu düzeni eleştiren toplumsal cinsiyet kuramları ev olgusunu mercek altına aldıklarında genellikle kadının evden kurtulması gereğine odaklanıyorlar. Cathy tam da bu kurtulmuşluğun sahteliğini resmetmesi açısından önemli. Guisewite’ın Cathy’si günümüzün çalışan kentli kadını. Onun varoluş mekanları çoğunlukla evinin dışında: İşyeri, alışveriş merkezleri, kafeler. Ve referansları hep işe dair. Yemek yerken önünde açık duran bilgisayarı, kafede sıra beklerken sabahın sekizini gösteren duvar saati, tatile çıktığında onu rahat bırakmayan telefon ve e-posta mesajları. Cathy pek çok karede tek başına çıkıyor karşımıza. Arkadaşlarıyla konuştuğu yerler de kafeler ve işyerinin dışına taşamıyor. Konuşmaları ya aynı yöne bakan çalışma masalarında ya barların gerisinde konumlanıyor Ne bakışları, ne bedenleri buluşturan mekanlar bunlar. Guisewite’ın karakterleri yüzleri hep okurlarına dönük, cinsiyetleri ancak saç boyları ve giysileriyle ayrıştırılabilen bedensiz bedenlerin taşıyıcıları. Cathy’nin gerek arkadaşları, gerek annesi ve eşiyle sohbetleri hep tüketime dair: Yemek, mağaza indirimleri, esiri olunan iletişim teknolojileri. Dünya ile ilişkisi hep üçüncü bir öğeyi, bir tüketim nesnesini ya da durumunu -çoğu kez de sanal ortamdabarındırma zorunda. Örneğin Cathy’nin tatil fotoğrafları tatilinin kendisinden daha önemli oluyor; kilo verme konusundaki sohbetine diyet endüstrilerinin reklamları eşlik ediyor, çalışma saatlerinin dışında bile işyeri tarafından elektronik postalarla taciz ediliyor. Cathy’nin evi de bir mahremiyet alanı değil. Koltuklar birkaç istisna dışında tek kişilik resmediliyor. Yatak odaları hiç görünmüyor. Cinselliğe, arzuya, ve tutkuya dair hiç bir öğe yok Cathy’nin mekanlarında. Guisewite’in tutumu alabildiğine eleştirel. Tüketim toplumunun açmazlarını gündelik hayat üzerinden ve bir kadın kahraman aracılığıyla aktarıyor izleyicisine: Bir türlü bir kişiye ulaşılamayan çağrı merkezleri, en

gülsüm baydar gulsum.baydar@ieu.edu.tr

resim 1


resim 2

resim 4

resim 5

Resimler Resim 1 http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=CizgilerGaleri&

resim 6

kritik zamanda pili tükenen telefonlar, internet üzerinde dakika farkıyla faturası yükselen uçak biletleri, her yiyecek paketinin üzerinde belirtilen kalori miktarına rağmen verilemeyen kilolar... Guisewite bu açmazları sözleri kadar, karakterlerinin mekan içinde konumlanış biçimleri ve neredeyse bir bilgisayar ekranı, bir masa ve tek kişilik bir sandalyeye indirgenen mekansal öğeler aracılığıyla başarıyla iletiyor. Onun Cathy’si bu açmazların farkında ve sıkışmışlığını yaşıyor ama verili arzu nesneleri dışında kendi tutkularının neler olduğuna dair en ufak bir ipucu vermiyor. Erer’in konumu ise oldukça farklı. Guisewite’ın tersine onun alanı ağırlıkla ev mekanları: Yatak odaları, oturma odaları ve mutfaklar. Bunlar sıradan sedirleri, puf

resim 7

yastıkları, saksıları, dağınık yatakları ile tanıdığımız, bildiğimiz evlerin içleri. Kötü kız Berna, çizeri onun part-time işlerde çalıştığını söylese de genellikle evde, ama hemen hiç bir karede yanlız değil.1 Yanıbaşında ya kadın arkadaşları ya sevgilileri oluyor. Cathy’nin tersine, fazla kilolarını dert etmeyen, bedeniyle rahat, içinden geçeni hemen söze dökebilen birisi Berna. Erer’in karakterleri cinselliklerini örtmeyen, tersine alabildiğine ortaya çıkaran bedenlerle hayat buluyorlar. Bunlar kendi evlerinde, kendilerini kendi evlerinde hisseden kadınlar. Burada ev evcilleştirmenin değil, evcilleştirilmeye meydan okumanın mekanı.

CaricatureID=9&PAGE=33 Resim 2 http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=CizgilerGaleri& CaricatureID=9&PAGE=94 Resim 3 http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=CizgilerGaleri& CaricatureID=9&PAGE=93 Resim 4 http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=CizgilerGaleri& CaricatureID=8&PAGE=49 Resim 5 http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=CizgilerGaleri& CaricatureID=8&PAGE=4 Resim 6 http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=CizgilerGaleri& CaricatureID=8&PAGE=153 Resim 7 http://mithatsarcan.blogspot.com/2010/08/ramize-erer-evlilik. html, resim 0023 1

Kötü Kız ve Tehlikeli İlişkiler bazan bir kafede ya da parkta da konumlanabiliyor. Ancak ilginç olan,

http://www.kadinlaricin.net/kadinlar-hakkinda/kotu-kiz.htm

13 XXI - mayıs 2012

resim 3

Gerek Guisewite, gerek Erer mekan kavramının beden ve söylemle hayat bulduğunu, hiçbir zaman sadece maddesel bileşenlere indirgenemeyeceklerini karikatür ortamında iletiyorlar. Tekrar antik Yunan söylemine referans vermek gerekirse, Guisewite’ın bedenleri kadın da erkek de olsalar, evde de kamusal alanda da konumlansalar soğuk (ya da soğutulmuş) bedenler. Guisewite’ın kareleri bedenlerini ve mekanlarını çerçevelerken Erer’in karakterleri karelerine sığamayan, onların dışına taşan bedenlerin ve söylemlerin sahipleri. Onun kaleminden çıkan bedenler her durumda ve ortamda alabildiğine sıcaklar. Mekan onlar için bir örtü değil; kendilerinin yarattıkları, her an patlamaya hazır ve ancak onlarla birlikte var olan bir öğe. Her iki karikatüristin de egemen söylemlere ve toplumsal cinsiyet konumlarına dair eleştirel bir tutum aldıklarını unutmamak gerek. Ancak birisi eleştirinin, diğeri yeni olanakların ve alternatif açılımların dilini kullanıyor. Guisewite var olan düzendeki yersizliğimizi ve sıkışmışlığımızı vurgularken Erer bu sıkışmışlığı cesurca aşmanın yollarını açıyor. Guisewite ve Erer’in karikatürleri, yüzümüze kondurdukları gülümsemenin yanısıra, mekansal temsiliyetin bedenler ve söylemlerle hayat bulması; eleştirel boyutun mekan, beden, söylem üçlemesini kapsaması gerekmesi ve bu bağlamda toplumsal cinsiyet olgusunun önemini hatırlatmaları açısından önemli, değerli ve esinlendirici.

Eşİk cİnlerİ

kamusal alan da ev de olsa kullanılan mekan bir mahremiyet mekanına dönüşüveriyor. Erer’in sere serpe bedenleri Guisewite’ınkilerin tersine birbirlerine yönelik konumlanıyor ve çoğu kez birbirlerine değiyorlar da. İletişim konusunda bilgisayar ya da cep telefonu gibi aracıları yok. Sohbet konuları doğrudan kendilerine, kadınlığa, erkekliğe ve cinselliğe dair. Ancak bunlar Guisewite’ın karikatürlerindeki söylemler gibi ezberlerimizi açığa çıkarmakla yetinmeyip alabildiğine ezber bozan sohbetler. Verili kadınlık, erkeklik ve “iyi hal” durumlarının ikiyüzlülüğünü, iyi hallerin nelerin üzerini örtüverdiğini cesurca ortaya çıkaran çizgiler Erer’in çizgileri. Çoğu kez acımasız, bazen meydan okuyan ama her zaman kendimizi ve konumumuzu sorgulatan söylemleri, onları dile getiren bedenlerden ve konumlandıkları yerlerden ayrı düşünmek olanaksız.


Mozaik ve Doku JENS PRAET STÜDYO TARAFINDAN TASARLANAN SÜREÇ MASA, İZNİK MOZAİKLERİNİ AHŞAPLA BİRLEŞTİRİRKEN AYNI ZAMANDA ÜRETİM SÜRECİNİ DE YANSITIYOR. İlk bakışta endüstriyel bir ürün olarak anlaşılabilen Süreç Masa (Processus Table) 721 adet el yapımı kuvarz mozaikten oluşuyor. Çerçeve olarak Avrupa cevizi tercih edilmiş, boyutları ise 780 x 2115 x 900 mm.

mayıs 2012 - XXI 14

güncel

Ürünün en önemli özelliği, geleneksel el sanatı İznik moziklerinin, “form işlevi izler” prensibini vurgulayan grafik estetiği içinde eritilmesi fikri. Mozaiklerin dış katmanında yeni bir doku tasarımı ortaya çıkarmaktansa, masanın üretim sürecinin işlenmesinin daha tutarlı bir sonuç

vereceği düşünülmüş. Merkezindeki genişleyebilir petek biçimli mukavva çekirdek, aliminyum ve ahşap çerçeve ile aynı zamanda bir dekoratif unsur olarak çerçevelenmiş. Her mozaik parça el üretimi olup, kusurları aslında projeye gerçek güzelliğini katıyor. Süreçle bağlantılı bir ürün olmasına rağmen, projenin en ilgi çekici özelliği incelikli, ustaca yapılmış ve doğuya özgü balpeteği dokusunun, ana odak noktası olarak masa üzerine işlenmiş olması.


Türk Tasarımı Helsinki'de İTÜ ENDÜSTRİ ÜRÜNLERİ TASARIMI BÖLÜMÜ, T.C. TURİZM VE KÜLTÜR BAKANLIĞI TARAFINDAN ORGANİZE EDİLEN “TURKEY MEETS FINLAND” PROGRAMI DAHİLİNDE İLK ETKİNLİKLERİ GERÇEKLEŞTİRİYOR. İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü'nün, T.C. Turizm ve Kültür Bakanlığı ve CAISA Galeri (Helsinki) işbirliği ile Dünya Tasarım Başkenti Helsinki 2012 (World Design Capital Helsinki - WDC 2012) programında yer alan etkinlikleri tasarım sergisi ve seminerden oluşuyor. “İstanbul as a Design City” başlıklı seminer, 13 Nisan'da CAISA Culture Center'da gerçekleşti. Masaüstü sofra eşyaları sektörü, son on yıldır Türk tasarımının yenilikçi örneklerinin sıkça görüldüğü Türk endüstrisinin tasarıma dayalı inovasyon konusunda tecrübe kazandığı deneysel bir alan haline geldi. Bu paralelde, 25 Türk tasarımcı tarafından tasarlanmış 58 masaüstü sofra ürün ve aksesuarından oluşan bir seçki, “Table of Contents: Contemporary Tableware Design from Istanbul” adı altında 12 Nisan - 12 Haziran tarihleri arasında Helsinki CAISA Galeri’de sergileniyor.

mayıs 2012 - XXI 16

güncel

Serginin seçki, düzenleme ve organizasyonu İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü öğretim elemanları Humanur Bağlı, Alpay Er, Koray Gelmez, Çiğdem Kaya, Şebnem Timur Ögüt ve

Gülname Turan tarafından gerçekleştirildi. Ürünleriyle yer alan tasarımcılar: Oya Akman, Ümit Altun Design-um Tasarım Ekibi, Ali Bakova, Demet Bilici, Ela Cindoruk, Minas Çolakyan, Alev Ebuzziya, Gamze Güven, Semiha Kan, Umut Sinan Karaca, Kerim Korkmaz, Defne Koz, Faruk Malhan, İnci Mutlu, Tamer Nakışçı, Hasan Demir Obuz, Sema Obuz, Burcu Akbulut Onur, Kunter Şekercioğlu, Adlıhan Tartan, Özlem Tuna, Funda Ünal, Ertunç Vatanperver, Can Yalman ve Seza Yeğin. Ayrıca İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Lisansüstü Programı'nda gerçekleştirilen projelerden bir seçki de, “Timetable: Snapshots of the Turkısh Food Culture” adı altında sergilenecek. Şebnem Timur Öğüt ve Hümanur Bağlı tarafından yürütülen proje, geçmiş ve günümüz Türk Yemek Kültürü üzerinden, geleceğe yönelik öngörüleri içeriyor. Sergi kapsamında N. İlknur Sevinç, Nehir Taştan, Melike Mühür, Canan Kurtuluş, Fabio Aloisi, Valentina Passato, Neslihan Tepehan’ın araştırma bulguları ve projeleri yer alıyor.


Grafist 16 Başlıyor GRAFİST 16 ETKİNLİĞİ KAPSAMINDA YER ALAN SERGİLER MAYIS'IN SONUNA KADAR İZLEYİCİLERİNİ BEKLİYOR.

mayıs 2012 - XXI 18

güncel

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Grafik Tasarım Bölümü tarafından düzenlenen Grafist 16: 16. Uluslararası İstanbul Grafik Tasarım Günleri, 7-12 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşiyor. Sergi, seminer ve atölye çalışmalarından oluşan etkinliğe bu yıl Hollanda’dan Max Kisman, Avusturya’dan Elisabeth Kopf, Romanya’dan Andrea Dezsö, İngiltere’den Rick Poynor, Türkiye’den Nermin Er ve Turgut Akaçık konuk oluyor.

bu sayfada üstte: Andrea Dezsö, “Lidérc”, Blab!' yayını için illüstrasyon, 2005 üstte sağda: Andrea Dezsö, “İçeriden Görünüşlü Otoportre”, Tünel Kitap, 2008 (Fotoğraf: Péter Hapák) sağda: Max Kisman, Amsterdam Grafik Stüdyo'da gerçekleşen bir konuşma için duyuru afişi, 2011 en sağda: Max Kisman, Kanser tedavisini destekleme grubu No Guts No Glory için logo ve amblem, 2011 sonraki sayfada üstte ve altta sağda: Nermin Er’in bir karakter tasarımı ortada solda ve sağda: Turgut Akaçık’ın bir karakter tasarımı altta solda: Elisabeth Kopf, Viyana Sanat Orkestrası: “Üçüncü Rüya” müzik CD'si için ambalaj tasarımı, 2009


Grafist Sergileri

Yurdaer Altıntaş: sessizler ve sesliler

Elisabeth Kopf / Max Kisman

7-30 Mayıs 2012 Feyziye Mektepleri Vakfı Galeri Işık Teşvikiye Pazar hariç 10:00-20:00

7-27 Mayıs 2012 Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimar Sinan Salonu, Fındıklı 09:00-17:00 her gün “Rhizome: Ortak Üretim Alanları Yaratmak Üzerine Ortak Çalışma Önerisi”

7-27 Mayıs 2012 Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Mimar Sinan Salonu, Fındıklı 09:00-17:00 her gün Andrea Dezsö

7-30 Mayıs 2012 Ark Kültür Pazar hariç 11:00-19:00 Nermin Er / Turgut Akaçık

mayıs 2012 - XXI 20

güncel

7-30 Mayıs 2012 Galeri Espas Pazar hariç 11:00-19:00

Uluslararası Grafik Tasarım Semineri

12 Mayıs 2012, 09:30 Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryumu, Fındıklı Konuşmacılar: Andrea Dezsö, Elisabeth Kopf, Max Kisman, Nermin Er, Rick Poynor, Turgut Akaçık Atölye Çalışmaları Sunumu

12 Mayıs 2012, 14:30 Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryumu, Fındıklı Atölye Yöneticileri: Andrea Dezsö, Elisabeth Kopf, Max Kisman, Nermin Er, Turgut Akaçık


Teknolojik Deneyim TURKCELL'E İÇ MİMARİ HİZMETİ VEREN VE GEÇTİĞİMİZ YIL BEŞ KATLI TURKCELL KARŞIYAKA TİM MAĞAZASI İLE AMPD TARAFINDAN “YILIN YARATICI PERAKENDE KONSEPTİ” ÖDÜLÜNÜ ALAN AKIL İŞLERİ, YENİ BİR TURKCELL MAĞAZASI DAHA TASARLADI. Turkcell'in yeni flagship mağaza konsepti için Akıl İşleri'nin tasarladığı Kanyon Flagship mağazası Microsoft, LG, RIM, Nokia, NTT Docomo, Qualcomm, Motorola ve T-Mobile gibi yurtdışındaki teknoloji şirketleri tarafından da ilgiyle karşılandı.

mayıs 2012 - XXI 22

güncel

Ziyaretçilerinin hayatlarını kolaylaştırmak adına tüm detayların düşünüldüğü mağaza, Türkiye'deki teknoloji markalarına öncülük edebilecek bir teknoloji deneyim merkezi olma özelliğini taşıyor. Teknolojik ve sade konseptiyle dikkat çeken mağazanın girişinde yer alan

interaktif ekrana, ziyaretçiler telefonlarını tutarak uygun aksesuarları görebiliyor. Yeni bir hizmet olan Techdesk köşesinde, müşteriler teknolojiye dair tüm soruların yanıtını uzmanlarından öğreniyor. Akıllı telefonlar ve tabletlere ayrılan bölümlerde ise ürünlerin her biri ayrı mercek altına alınabiliyor. Mağzada mevcut müşteri hizmetleri bölümüne ek olarak, müşteri hizmetlerine telefonla ulaşılabilen self servis bölümü de yer alıyor. Ayrıca Türkiye'de ilk defa bir mağazada kullanılan şeffaf led ekranlarla telefonlar tanıtılıyor.


Canlı ve İşlevsel ID DESIGN'IN BROTEX OFİS TASARIMI, MEVCUT İHTİYAÇLARIN YANI SIRA YENİ MEKANLAR KURGULAMAYI DA HEDEFLEYEN RENKLİ BİR KİMLİĞE SAHİP.

mayıs 2012 - XXI 24

güncel

Ahu Altan Çamlıca'da bulunan Brotex Ofis, tamamlanmış bir binanın genç ve dinamik bir kimliğe sahip tekstil ofisine dönüştürülme projesi. Üç kattan oluşan toplam 700 m2 alan içerisinde mevcut mimari izleri koruyarak yeniden düzenleme ve yerleştirilme hedeflendi. Zemin katta karşılama alanı ile beraber iki adet toplantı odası, çalışanlar için dinlenme ve yemek alanları yerleştirildi. Toplantı odaları dinamik renkleri ve zemin kaplaması ile genel mekandan farklılaştırılarak, giriş alanından algılanan zeminden kopuk dikdörtgenler prizması şeklinde yer alıyor. Birinci katta kare planın her köşesi şeffaf bölmelerle çalışma

alanları olarak yeniden düzenlenirken mekanın merkezine showroom yerleştirildi. İkinci katta ana showroom yer alıyor. Mekanda dış duvarların sergileme yüzeyleri olarak kullanılmasının yanı sıra sarı strüktür üzerinde de sergileme askılıkları yerleştirilerek kullanım alanı da artırıldı. Duvarlarda canlı renkler, mekana özel tasarlanan posterler kullanılırken zemin ve diğer yüzeylerin nötr kalması amaçlanarak zemin kaplaması olarak gri epoksi kaplama tercih edildi. Malzemelerin oluşturulan tasarım kimliğini yansıtmasının yanı sıra uzun ömürlü ve ekonomik olmasına önem verildi.

proje adı: Broteks Ofis proje yeri: Çamlıca/İstanbul tasarım ekibi: id design / Ahu Altan proje ekibi: Ahu Altan, Hande Ünlü Aksoy, Aida Zhuanysheva proje alanı: 700 m2 tasarım tarihi: 2011 fotoğraflar: Ali Bekman


Zenginleşme ve Zehirlenme Halleri

mayıs 2012 - XXI 26

SORU İŞARETİ

"Topçu Kışlası'nda yarışmalık bir şey yok. Zaten kışla belli, yapacaksın. Bu işin yarışması olmaz ki. Taksim Meydanı'yla ilgili Dalan bir yarışma yapmıştı. Sayın Başbakanımızın Büyükşehir Belediye Başkanlığı zamanında ise bir proje ihalesi yapıldı. Bugün de daha önceki fikirler değerlendirilerek, onlardaki öneriler dikkate alınarak bugünkü şartlarda hangisi olabilire gidildi." İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş’ın sözleri aşağı yukarı bu minvalde. Devamı ise şöyle: "Kışlanın yapısının ihyasına karşı çıkanlar, rökonstrüksiyon bilim dalını inkar ediyorlar demektir. O zaman böyle bir bilim dalı niye var? Şehirde kaybolmuş yapıları tekrar yerine koyamayacak mıyız? Böyle şey olur mu? Dünyanın her yerinde ihya var. Karşı çıkanların 'O zaman ahırları da yapın' demesi, işin demagojik tarafı. Kışla projesinde, yeşil korunuyor. Şu an herkes oradan gelip geçiyor, ama orası yaşamıyor. Bizim kışla planlarımızda iddia edildiği gibi AVM, cami falan yok..."

KORHAN GÜMÜŞ

Topbaş Taksim'deki kışlanın taklidinin inşa edilmesine itiraz edenlere "bir bilim dalı olarak rökonstrüksiyonu inkar mı ediyorsunuz" diyerek tepki gösteriyor. Ona göre rökonstrüksiyon bir bilim dalı olarak uygulama konusu olmalı, düşünsel bir uğraş olarak görülmemeli. Bir yapının eski orijinal halini araştırmak, üzerindeki değişik dönemlerde yapılmış olan katmanları okumak, bugün var olmayan yapılar hakkında bilgileri araştırmak, vesaire. Bunların bilim içinde yeri yok. Oysa yıkılan kışlayı hatırlatmak için geceleri ışıkla geçici bir enstalasyon yapılabilir örneğin. Tıpkı “Hayalet Yapılar Sergisi”nde olduğu gibi. Ama bu uğraşın “bilim” olması için bir temsil değil, Topbaş'a göre inşa eylemi ile ilişkili olması zorunlu. Ona göre "bilim" bir sorgulama, anlama yöntemi değil, mimara söylenecek (tebliğ edilecek) bir reçete. Nitekim Taksim'deki kışlanın İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından ihale edildiğini söylüyor. Bu ihale kışla yapılması koşuluyla. Bu ihaleyi de (mecburen) Tarihi Çevre Koruma Müdürlüğü ile içli dışlı çalışan ve Büyükşehir Belediyesi tarafından atanan bir mimar alıyor. Yönetim işe başka mimarları katmaya falan da çalışıyor. Ama mızrak bir türlü çuvala sığmıyor. Bu mimar yeniden inşa edilmesi planlanan yapı için "Şehir Müzesi olacak..." diyor, yapı "aslına uygun korunacak" gibi bir dolu abuk lafın yanında. Bu konuda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin hata yapmak üzere olduğunun belki birçok kişi farkında. Ancak bundan yalnızca kent yönetimi ya da bu mimar mı sorumlu olacak? Kent yönetiminin yeni bir deneyim üretmesini talep etmeyen, yönteme dair öneriler getirmeyen meslek çevreler hatayı paylaşmış olmayacak mı? Şehir Müzesi'nin programı nedir, kimler yönetecek? Bunun için en uygun yer Taksim midir? Kafeler, galeriler olacak deniyor. Bir kamusal alanın işlevi böyle mi

belirlenir? Şehir Müzesi böyle bir şey midir? Bu müze "önce inşaat yapalım sonra nasıl olacağını düşünürüz" mantığı ile yapılırsa Maksem'deki, Sütlüce'deki ucubeler gibi olmaz mı? Aynı hatalar tekrarlanmaz mı? Bu konu yeterince tartışıldı mı, müzakere edildi mi? Yenikapı'daki şehir müzesi ne olacak? Topkapı'daki nasıl geliştirilecek? Tıpkı mimari konu gibi, böyle bir kurumun işleyişinin de katılıma açılması gerekmez mi? Bu konuda İBB bir program hazırlığına girişmiş mi? Şehir Müzesi örneğin bu konuda deneyimi olan kuruluşlarla işbirliği yapılarak mı geliştirilmiş? Hep merak ediyorum: Neden bu yapılanları eleştirenler kentin ranta açıldığını söylemekten başka bir şey dile getirmiyor? Neden eskiyi tekrarlamak yerine yeni bir deneyim üretilmesi istenmiyor? Başka bir örnek: Zamanında pek tartışma yaratmadı ama Başbakan Erdoğan’ın baba ocağı Rize’yi ziyaret ettiğinde yaptığı mimarlık eleştirisi benim kafamda hep bir soru işareti olarak kaldı. Basında yer aldığına göre Erdoğan bu ziyaretinde kendi memleketinde inşa edilen yeni binaları görünce kızmış ve tepki göstermişti. Konuşmasında eski binaları göstermiş ve yenilerin de onlar gibi yapılmasını istemişti. Bu eleştiriden sonra basındaki haberlerde TOKİ’nin bu sorunu çözmek için görev aldığı görülüyor. Erdoğan’ın yeni yapılan binalara getirdiği bu eleştiri ile birlikte bu kuruluşun bölgede eski evlerin taklitlerinin yapması gündeme gelmiş. Elbette ki Erdoğan’ın bu konuyu bir uzman gibi yorumlaması beklenmemeli. Ancak burada sorulması gereken soru şu: Nasıl oluyor da tarih yaşanan anın içindeki şiddete karşı koymak, örtüyü kaldırmak için güçlü bir sorgulama alanıyken, bu vasfını kaybedip zehirleyici, felç edici bir alana dönüşüyor? Bu belki bir soru değil, bir şaşkınlık ifadesi de olabilir. Muhafazakarların, adı üstünde muhafaza etmesi, değiştirmemeye çalışması gerekirken neden Türkiye’de tersi oluyor? Bu durumu dışarıdan bir bakışla bir paradoks (çelişki) olarak okumaktan çok, kendi mantığı içinde anlamaya çalışmaktan yanayım. Türkiye’de muhafazakar kesim modernist milli iktidar alanının çevresinde yer alan (statükocu olmayan) alt sınıftan dinamik bir topluluğu temsil ediyor. Milliyetçilik, muhafazakarlık gibi modernist hareketlerin karşılaştıkları sorunlara kendi fantezi dünyaları içinde çözümler arayan ve direnişleri mas etmeye çalışan düşünce sistemleri olduklarını söyleyebiliriz. Ona göre nasıl İnönü iktidarı 1940’larda faşist Mussolini rejimiyle ilişki kurduysa, Taksim’deki Osmanlı kışlasını da bir çok eser gibi yıktırmış ve oraya kendi adını taşıyan bir park yaptırmış. Üstelik yıktırdığı kışlanının yerine bir de heykelini koydurmaya çalışmış, (neyse ki) iktidarın değişmesi ile bu girişimi engellenmiş. Bugün bu kışlanının yeniden inşası, bir bakıma geçmişte yapılan bu antidemokratik uygulamanın geri alınması, izlerinin yok edilmesi. Sonuç olarak şu soruyu soralım: Muhafazakarlık Türkiye’yi zenginleştirecek mi, yoksa zehirleyecek mi? Zenginleştirmeyi maddi imkanlar kazanmak >>


mayıs 2012 - XXI 28

SORU İŞARETİ

>>

olarak anlarsak, evet. Hiç şüphesiz, siyasal planda bir ulus devlet ideolojisi olarak muhafazakarlık bir elite simgesel bir şiddet tekeli sağlayarak bir zenginleşme yaratıyor. Eğer zenginleşmeyi başka türlü anlıyorsak, o zaman bu tür muhafazakarlığın bir direniş, bir dinamizm yaratma potansiyelinin olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü koruma fikri tarihi merkezin kentselleştirilmesine hizmet etmiyor. Bugün kentin tarihsel dokusu, periferisinde gelişen yeni yerleşim alanlarından farklı bir görüntü sunuyor. Ancak bu aldatıcı. Bu görüntünün arkasında yeni kentleşen bölgelerin dinamiklerine benzer gelişmeler gizleniyor. Ekonomik yapının aktörlerinin değişmeye başlaması ile örüntü değişiyor. Kentin tarihi merkezi (sanki tarihi olmayan yer varmış gibi) yeniden inşa edilmeyi bekleyen bir boşluk halini alıyor. Bugün buradaki tarihi yapılar piyasa güçleri, rezidanslar, oteller, alışveriş merkezleri tarafından istila edilmeyi beklemekte. Çünkü yalnızca yapılar değil, buradaki küçük üretim de, küresel sermayenin kentteki imar operasyonlarından nasibini almaya başlıyor ve direnme gücü yok ediliyor. Tarihi kent merkezi boşluğa asılı kalmış gibi ve dinamizmini kaybediyor. İstanbul bütün tarihsel birikimine, kalıntılarına rağmen ana fikri olmayan bir boşluk halini alıyor ve istila ediliyor. Yöneticiler de “kamu alanlarını zaten yönetemiyorum, özelleştiririm 'mis gibi olur', niye masraf yapayım” diye düşünüyor. Peki ticari olmayan kullanımlar nasıl kamu tarafından teşvik edilecek? Kamu alanları yalnızca eski ayrıcalıklarını korumak isteyen eski devlet sınıfı tarafından mı sahiplenilecek? Yoksa biz de bunu

mu savunuyoruz? Dünya bu meseleyle baş etmek için kafa yoruyor. Eskiden kalmış miras ve tarihsel biçimler çoğu zaman bunların içindeki boşluğu gizliyor. Ancak istila başladığında durumun farkında oluyoruz; tıpkı Kültür Vadisi'nin Kongre Vadisi'ne dönüşmesinde, Demirören'de, AKM'de, Emek Sineması'nda olduğu gibi. Bugünkü itirazlar yeterli değil. Daha fazlasını yapmak lazım. Çünkü istila olmadan, başlamadan da sorunu görmek ve tedbirler geliştirmek mümkün. Oysa statükoyu korumak isteyen taraflar, bu meseleyi yalnızca siyasetçilerin kötü niyetine bağlayarak, bu işgali meşrulaştırıyorlar.


60'lardan Bugüne SALT’IN, TÜRKiYE’NİN MODERNLEŞME SÜRECİNİ FARKLI YÖNLERİYLE ELE ALAN MODERN DENEMELER SERİSiNİN DÖRDÜNCÜ SERGİSİ SALON, 13 NiSAN - 17 HAZİRAN TARİHLERi ARASINDA GÖRÜLEBİLİR. Salon, nesneye ve nesnenin ortamına dair bir program. Tarih yazımında önceliği Cumhuriyet’in ilk yıllarına kaptırmış 1960’lar Ankara’sından, özene ve yalınlığa tercüman üç boyutlu bir an kesit sunuyor.

mayıs 2012 - XXI 30

güncel

Salon'da Bediz ve Azmi Koz’un 1958 yılında Ankara’da açtığı Butik-A tasarımı orijinal mobilyalar sergileniyor. Büfe, yemek masası, sandalyeler, kanepeler, koltuklar, sehpalar, yazı masası ve servis masasından oluşan takım; bu sergi için bir araya getirilmiş bir seçki olmaktan ziyade, gerçek bir salonun eşyaları. Besteci Ulvi Cemal Erkin ve piyanist Ferhunde Erkin çiftinin evinden ödünç alınmış olan mobilyalar, dönemin mobilya tasarımı ve üretimindeki gösterişsiz duyarlılığa işaret ediyor. Sergide kurulan iki boyutlu mimari yapı, eşyanın

gerçekliğini, ait olduğu esas mekana bağlayan unsur. Zemine işlenen duvar, kapı ve pencere izdüşümleri, salonun evin içi ve dışıyla kurduğu ilişkilerin adım adım takibine olanak tanıyor. 1956 yılında, şehrin etekleri varsayılan Emek’te, Yeşiltepe Kooperatifi tarafından yapımına başlanan apartman bloklarının mimari projesi, Bediz-Kamçıl Bürosu’na ait. Ulvi Cemal Erkin ve Ahmed Adnan Saygun bestelerinin icra edileceği Borusan Quartet konseri ve dönemin tasarımcıları ve üretimleri üzerinden değerlendirileceği konuşmalar programın diğer bileşenlerini oluşturuyor. Salt’ın davetiyle düzenlenecek Mimar Oluyorum atölyelerinde ise, lise öğrencileri eşyanın gündelik hayattaki algısını irdeleyen çalışmalar yapacaklar.

Ferhunde ve Ulvi Cemal Erkin’in evindeki Butik-A tasarımı mobilyalar (1962) fotoğraflar: Metehan Özcan (2012)


Oyunun Kuralları Değişir Mi?

mayıs 2012 - XXI 32

kadın mİMAR OLMAK

Fotoğraflar: Yunus Argan

Kadın mimarlar neden daha az görünür? Neden hiç büyük kadın mimar yok? Kadın mimarların eşleriyle kurdukları ortaklıklarda neden hep kadın geri planda? Mimarlık mesleğinin kendisi mi kadınları geri çekilmeye zorluyor? Yoksa bu, eşyanın tabiatı mı? Bunlar ve bunlara benzer birçok sorunun sadece ilk aklımıza gelen yanıtı değil, aynı zamanda soruyu sorma biçimlerimiz de oldukça sorunsal. Sorular toplumsal kodların erkek egemenliği işaret ettiği bir düzenin içinden soruldukça yanıtların da ondan bağımsız olması beklenemiyor. Sadece soruların kendilerini sorunsallaştırmak bile oldukça emek gerektiriyor. İşte biz de ağırlıklı olarak bunu yaptık. Her biri kendi ofisini yöneten Aslı Şener, Aydan Volkan, Brigitte Weber ve Evren Aysev ile bir araya gelip kadınların mimarlık mesleği içindeki konumlarını konuştuk. Levent Şentürk ve Özlem Erkarslan da bu tartışmaya yazılarıyla katkıda bulundular. Sonuçta ortaya belki yanıtlar değil ama sorunsallaştırılması gereken yeni sorular çıktı. Hazırlayanlar: Hülya Ertaş, Özge Gürbüz

aslı şener

aydan volkan

brıgıtte weber

evren aysev


Hülya Ertaş: Bu belli ki sadece mimarlık için geçerli değil fakat ilk olarak “Neden büyük kadın mimar yok?” sorusunu tartışabiliriz. Ağırlığı olan kadınlar tabii ki var ama geriye dönüp baktığınız zaman -bu tarih yazımından da kaynaklı olabilir- kuvvetli kadın figürler görmüyoruz. Yönetici pozisyonlarının özellikle erkeklerin egemenliğinde olması ve kadın mimarın erkeğe oranla daha az görünür olması neden kaynaklanıyor olabilir?

Aslı Şener: Kadınlar bunu tercih mi ediyor acaba? Çok sayıda erkek ve kadından oluşan ikili ortaklık var. Kadın bunun içinde hep geride kalıyor. Denise Scott Brown'ın bu konuda şikayet ettiği, kendisinin işin müellifi olarak anılmadığından bahsettiği bir yazısını hatırlıyorum. Brıgıtte Weber: Kendi ofisini açabilirdi, belki de Robert Venturi'nin arkasına saklanmayı istedi, güvenli bir yer aradı. Bence çoğu kadında bu problem var. Erkeksiz cesaret bulamıyorlar. Ben bunu çok gözlemliyorum. Türkiye’de çok yaygın olan erkek erkeğe sosyal ortamlarda samimiyet kurarak iş almak bizim için söz konusu değil, bize yakışan bir şey değil. Farklı davranmamız gerekiyor. Ancak profesyonel ortamlarda bu görüşmeler gerçekleşiyor. Aydan Volkan: Ama o da öğretilmiş bir kod değil mi? Brıgıtte Weber: Ama her şey öğretilmiş. Kadınların gücü o kadar çok ki, dünyayı yönetebilirler. Çocukları kadınlar doğuruyor, biz büyütüyoruz. Dolaysıyla büyüttüğümüz erkeklere eğitim verebiliriz. Demek ki kadınlar erkek çocuklara doğru eğitim vermiyorlar. Bence kadınlar tarihte de hiçbir zaman kendi güçlerini kullanmadılar. Kullansaydılar bugün belki de bambaşka bir yerde olabilirdik. Aslı Şener: Bence kadının doğasından da kaynaklanan bir şey var. Genellemek doğru değil belki ama, bence erkekler daha egosantrik varlıklar, egoları çok daha yüksek. Kadın bir yerde kendini geri çekmeyi ve arka planda kalmayı dert etmiyor. Erkekler içinse bu daha önemli. Öyle olduğu için de ön planda olan hep erkekler oluyor, kadınlar da arka planı dolduran varlıklar olarak kalıyor. Brıgıtte Weber: Ama bu, bence biyolojik bir şey. Erkek dışarı çıkar, avlanır. Kadın evde ya da çadırda çocuklara bakar. Kadın ailesini korumak amacıyla güvenli bir ortamda kalmak istedi. Diğer yandan da kadınlar daha uzun vadeli düşünüyorlar. Vücut yapıları da bunu destekliyor. Erkekler kısa vadede büyük performans sergilerken kadınlar bunun tersini yapıyor: Erkekler sprint koşucusuyken kadınlar maraton koşucusu diyebiliriz.

Hülya Ertaş: Çünkü aslında bu söylemi sürekli doğruluyor bütün o biyolojik kodlar. Oysa biyolojik evrim içinde çok fazla şey değişikliğe uğramış olabilir ama erkeğin avlanması ve kadının eve ait olması fikri sabit. Aydan Volkan: Mesela 2003'te RIBA Westengland Üniversitesi organizasyonu ile İngiltere'de bir araştırma yaptırmış. Araştırma gündem sorusu “Neden her geçen gün mimarlık ortamında kadın mimar sayısı azalıyor?” Bu soruyla yola çıkılmış ve 170 kadınla görüşme yapılmış. Bunun sebepleri arasında evlilik, çocuk sahibi olmak var; kadının biyolojik özelliklerinden kaynaklanan daha fazla risk almaya yatkınlık, erkeğe oranla daha temkinli davranarak adımlarını emin bir şekilde teker teker atıyor olması da var. Sonuç çok enteresan çünkü kadınlar bile erkeklerin daha güçlü olduğunu ve işlerini daha rahat yapabileceklerini söylüyorlar. Bu, bize tüm hayatımız boyunca öğretilen bir şey. Daha genel baktığımızda bu öğretiler aynı zamanda kapitalizmin de kodları. Ankete katılanların ortak mutabakata vardıkları cümle şu: “Sistem, iş bağımlısı erkekler için kurulmuş, sadece erkekler gibi davranan kadınların biraz yükselme şansı var.” Ben -izm'lere inancı olmayan bir birey olarak feminizm sloganlarını referans almıyorum.Ancak ilkel dönem insan yaşantılarına dönüp bakarsak erkek yuvadan çıkıp beslenmek için hayvan avlıyordu ama aynı o saldırgan hayvanlar yuvayı da basabilirdi. Kadın da o yuvayı koruyordu neticede. Kadınla erkek arasında fark var ama bu fark, ayrımcılığı getirmemeli. Ben erkekten farklı olabilirim, ben zaten benimle aynı düşünmeyenden de farklıyım. Bütün bu ayrımcılıklardan kurtulup nasıl dengeli bir insan olacağımızı araştırmamız gerekir diye düşünüyorum. Neden büyük kadın mimar yok sorusu kendi içinde cevabını barındıran hatta bir bakış açısıyla da küstah bir soru. Şu demek: Evet zaten büyük kadın mimar yoktur, bunun nedenini bir sorgulayalım. Peki ya büyüklük nedir? Görünen, dergilerde çıkan mı büyüktür? Yapısı büyük olan mı büyüktür? Hülya Ertaş: Tabi ki bunlar önemli sorular. Buradaki büyüklüğü görünürlükle, ünle özdeşleştirdiğimizi düşünebiliriz. Bu görünür olma arzusunun kendisi zaten çok eril bir arzu mu? Evren Aysev: Erkekler ve kadınların kendilerini hayatta var etme, tanımlama biçimleri de farklı bence. Erkekler iş hayatındaki başarıları, görünürlükleri, kazandıkları para üzerinden kendilerini var ederken kadınlar bir noktadan sonra hayat deneyiminin kendisini öne çıkararak, sosyal hayatlarından ya da aile yaşamlarından, yetiştirdiği çocuklardan, yaptığı işten keyif alarak kendini var ediyor gibi geliyor bana. Çünkü toplumsal kodlar bir noktada erkeğin başarısını doğrudan maddiyata şartlıyor. Kadının toplumsal anlamda onay gördüğü alanlar ise daha farklı. Kadınla erkeğin ayrıştığı bir başka mesele de risk alabilme eğilimi. Ofis sahibi bir kadın olarak iş hayatında daha temkinli ilerlemek ve daha dengeli büyümekten memnunum mesela. Benim ortağım da bir kadın ve biz bazı muadillerimizden daha dengeli ve sağlamcı büyüdük, onların arada batıp çıktıklarını, krizler yaşadıklarını görerek devam ettik ve bugünlere geldik.

33 XXI - mayıs 2012

Evren Aysev: Büyük mimarın ne demek olduğunu düşünerek bu soruya yaklaşalım. Buradaki büyük mimar sözünün işaret ettiği iyi tasarımcı mı, yoksa şan şöhret sahibi, görünür olan kişi mi? Günümüzü düşündüğümde çok iyi kadın tasarımcılar aklıma geliyor. Ama onların görünürlüklerinde problem var. Geriye dönük olarak, tarih yazımına baktığımızda hakikaten kadına mimarlık literatüründe pek de yer verilmediğini görüyoruz. Farklı açılardan yaklaşılabilir bu konuya. Öncelikle toplumsal kodlar, yani kadın ve erkeğin hayatta sahip olması gerektiği düşünülen öncelikleri, kadınların iş hayatında özne olmalarını destekler yapıda değil. Bu çerçevede erkeklerin hayatta kendilerini tanımlarken daha iş odaklı düşünmeleri, kadınların ise bir noktadan sonra hayatın getirdiği başka şeyler yüzünden iş yaşamında hız kesmek durumunda kalmaları, yaşanan genel durum. Belki de kadınlar için ofis sahibi olmak; ki bu maddi ve manevi anlamda risk almak demek; bir noktadan sonra daha zor çünkü kendilerine daha güvenli bir iş alanı belirlemek isteyebiliyorlar. Öte yandan mimari ofislerde aktif olarak çalışan, çok ciddi sorumluluk alan çok sayıda kadın mimar var ancak müellif olma / star mimar olma anlamında yeterince görünür değiller.

Evren Aysev: Toplumsal ve biyolojik kodlar birbirine karışıp birbirini bir sarmal gibi besliyor aslında. Bir noktada neyin toplum tarafından empoze edildiğini, neyin ise insanın doğasından kaynaklandığını söylemek zor.

kadın mİMAR OLMAK

Aydan Volkan: Genel dünya tarihi, sanat tarihi, mimarlık tarihi vb bugüne kadar yazılmış tüm geçmişe referans olacak yazımlar eril hatta beyaz erkek imajı üzerinden yazılmış. Bu belirleyici imaj dışındaki her şey marjinalleşmiş. Kadınlar, homoseksüller, yaşlılar, çocuklar, zenciler vs. Kazanılan büyük başarılar, büyük savaşlar hep erkeklere mal edilmiştir.

“Kadınla erkek arasında fark var ama bu fark, ayrımcılığı getirmemeli. Ben erkekten farklı olabilirim, ben zaten benimle aynı düşünmeyenden de farklıyım.” aydan volkan


TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA KADIN MİMARLAR

ait veriler yayımlanmadı. Avrupa’da 2004 yılı itibari ile meslek birliklerine

bürolarını açabildiği, dolayısıyla mimarlık okullarından mezun olan

Özlem Erkarslan

üyelik açısından oransal farklılıklar aşağıdaki tabloda belirgin biçimde

kadın mimarların yaklaşık sadece yarısının kendi bürolarına sahip

okunmakta. Görüldüğü gibi, Türkiye’nin durumu ilk bakışta oldukça

olabildiği açıkça görülmekte. Bu durumda sisteme dahil olan kadınların

olumlu olarak gözlemlenmekte.

kendi bürolarını açmak yerine ücretli çalışmaya yönelerek erkeklerden

Son beş altı yıldır artık daha sık vurgulanan sorun alanlarından

belirgin oranda daha az kazanıyor oldukları anlaşılmakta. Ülkemizde

biri de kadınların mimarlık

Mimarlar Odası sistemi kamuda çalışan mimarların sayısı ile ilgili kesin

okullarına olan büyük ilgisine

istatistik tutmadığından rakamsal olarak bu sektördeki cinsiyete bağlı

rağmen, mesleki kariyerde

mimarların dağılımını vermek çok zor. Ancak hem odaya üye olup hem

daha çok erkeklerin başarılı

de kamuda çalışan mimarların oranına bakıldığında burada kadın ve

olduğuna dair yargılar. Burada

erkek oranlarının yaklaşık eşit olduğu görülmekte, ancak odaya kayıtlı

konuyu iki yönden ele almaya

olmayan kamu çalışanları için aynı genellemeyi yapacak bilgi elimizde bulunmamaktadır.

çalışacağım: Birincisi, ölçülebilir değerler ve istatistikler açısından ülkemizde kadın mimarların konumunu açıklayacağım, ikincisi de

Ancak, Neslihan Dostoğlu ile beraber 2004-2008 yıllarını kapsayan

“başarı” terimine hepimizin neleri atfettiği konusunu biraz açacak ve

ve Dosya Dergisi’nde yayımlanan çalışmamızda da görüleceği gibi

Dolayısı ile, sadece Mimarlar Odası aktif üye istatistiğine bakarak

başarı/başarısızlık göstergelerinin ölçülemez yönlerine değineceğim.

özellikle sanayiye dayalı kentleşmenin olduğu kentlerimizdeki mimarlık

Türkiye’nin çok olumlu- hatta kimilerinin iddia ettiği gibi dünyada en

okullarından mezun kadın öğrencilerin ortalama %57-62 civarında

olumlu ülke olduğunu söylemek doğru değil. Hatta bizim sistemdeki

Türkiye’deki Mimarlar Odası kadın ve erkek üye temsiliyetinin %60.66

olduğu görüldü. Yani eğitim ile oda üyeliği arasında ters bir oran

oda üyeliğini başka ülkelerle karşılaştırmak zaten çok büyük bir hata

ve %39.46 olduğu ortaya çıkmakta. Bu oran gerçekten de hem Avrupa

gözümüze çarpmakta ki; bu da ilk bakışta kavradığımız manzaranın

olur. Zira, Avrupa ve ABD’de mesleki birliklere üyelik çok aşamalı. Bunlar

hem de ABD, Kanada örnekleri içerisinde bile oldukça memnuniyet verici

hiç de o kadar pembe olmadığı yönündeki ilk kanıt olarak karşımıza

içerisinde belli bir süre uygulamada bizzat çalışmak ya da belli sayıda

bir oran.

çıkmakta. Aslında dünya genelinde kadınların giderek daha fazla

projenin ekibinde görev almış olmak igibi oldukça zorlu koşullar da

mimarlık eğitimine yönlendiği ve meslek birliğine üyelik konusunda da

mevcut. Bilindiği gibi, ülkemizde diploma sahibi olmak Mimarlar Odası

Bununla beraber, oda üyelik oranlarının doğal olarak okullardan mezun

giderek kadın temsiliyetinin arttığı gözlemlenmekte. Ancak eğitimde

üyeliği için yeterli olmakta. Pek çok karşılaştırma şekli ile Türkiye’deki

olanlar itibaryle de yakın olması beklenirken, şaşırtıcı biçimde eğitimde

kadınların bu kadar belirgin biçimde mimarlık eğitimine yönlendiği başka

kadın mimarlar da dünyadaki diğer kadın mimarlar kadar dezavantajlı

kadınların erkeklerden daha büyük bir dilimi kapladığı görülmekte.

bir ülke yoktur. Örneğin ABD’de 1950’lerde %5 oranında iken 2004’te

konumda.

Gerçekten de ülkemizde çok sayıda mimar yetiştiren yükseköğrenim

bu oran %43’e kadar yükselmiştir. Dolayısıyla oda üyeliği ile mezun

kurumu bulunmakta ve bunlardan mezun olanların çoğunu da kadınlar

arasındaki oranı karşılaştırdığımızda mesleğin uygulama koşullarında

teşkil etmekte. 2011 yılı rakamlarına göre Türkiye, KKTC, Azarbeycan,

kadınların çeşitli aşamalarda takıldığı ve devam edemediği anlaşılmakta.

mayıs 2012 - XXI 34

kadın mİMAR OLMAK

Saraybosna ve Nahcivan’da bulunan eğitim kurumlarında mimarlık bölümlerine ayrılan toplam kontenjan 4098’dir. 31.12.2010 itibariyle

Ayrıca, kadınların ofis sahipliliği açısından da ülkemizde erkeklerden

Mimarlar Odası üye sayısı 22.921 erkek ve 14.909 kadın üye ile toplam

daha geride olduğu bilinmekte. 1 Mart 2012 tarihli büro tescil kayıtlarına

37.791’dir. Bu en güncel rakamların henüz cinsiyete göre dağılımlarına

göre kadınların %30,4 oranında, erkeklerin ise %69,6 oranında kendi

Aslı Şener: Katılıyorum; neyi dert ettiğin, ne olmak istediğin, hayatta ne yapmak istediğinle ilişkili bir tarafı da var. Kadın ve erkekte hedefler, belli bir yaştan sonra özellikle hayatla ilişkili istekler ve arzular da farklılaşıyor sahiden. Mutlu olmak ya da keyifle iş yapmak, büyük iş yapmaktan daha önemli bir hal alıyor ve bunu kadınlar daha çok hissediyorlar. Aydan Volkan: Dediğiniz şeyler sadece kadına özgü olabilir mi? Bunlar insani özellikler... Evren Aysev: Kapitalist düzenin uygulayıcısı olarak “beyaz erkek”ten bahsettik ya biraz önce, “büyüklüğü” bu çerçevede tanımlamaya başladığımızda, mimarlığın bu “büyüklüğü” tesis etmeye endeksli “iş” kısmının tasarımla çok da ilgisi olmayan ciddi bir mücadele gerektirdiğini ve kimi zaman yıpratıcı olabildiğini söylemek mümkün. Yoksa tasarım noktasında kadınla erkek arasında çok fark yok. Tasarım içsel bir yolculuk. Tasarımın cinsiyeti yok. Oysa iş yapma biçimleri, “büyüklüğün tesis edilmesi noktasında” kadınla erkek arasında fark edebiliyor. Brıgıtte Weber: Ben büyük mimar olmakla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Büyük olmak iyi bir mimar olmak demek değil bence, ama maalesef büyük proje yapmak bazı avantajlar da getiriyor. Yöneticisi kadın olan kaç ofis var? Onların piyasadaki değeri ne kadar? Bunları tartışmak lazım çünkü şu bir gerçek ki belirli bir noktaya tüm kadınlar gelebilir. Aydan Volkan: Evet, belki de bizler bir yerlere geldik ama bu masada oturanların hepsi crème de la crème, yani elit tabakadan mimarlar. Diğer taraftansa kadınlar ve çocukların yok sayıldığı, eğitim verilmediği, öldürüldüğü, namus cinayetlerinin yaşandığı bir dünya var. Oturduğumuz bu masadan tüm kadınların isterse belirli bir noktaya gelebileceğini söylemek romantik bir söylem olur.

Brıgıtte Weber: Bir kadın belli bir noktaya kadar gelebilir, istiyorsa, performans ve süreklilik sağlıyorsa. Kadınların problemi bunu sağlayamayışları. Kadınların özel hayatları giriyor devreye, erkeklerde bu yok. Mesela ben genç yaşta bir karar verdim ve mimarlığı meslekten ziyade bir tutku olarak gördüğüm için onu her şeyin önüne koyacağımı kendi kendime söyledim. Kendi gerçeğimi ben yaratıyorum. Bence kadınlar bunu öğrenmek zorundalar. Enerjimizi doğru kullanabiliriz. Bir müşterimin anlattığı bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Kurbağalar çok yüksek bir binaya çıkmak için yarışacaklar. Bazıları daha baştan biz çıkmıyoruz diyerek, denememişler bile, cesur olmamışlar. Diğerleri çıkmaya başlamışlar; ama yorulduklarından ya da düştüklerinden bırakmak zorunda kalmışlar çünkü aşağıda kalanlar onlara sürekli "yapamazsınız" diye seslenmişler. Sadece tek bir kurbağa yukarıya çıkabilmiş. Ve bakmışlar ki o yukarı çıkan kurbağa sağır. Tüm bu lafları duymamış, sadece kendi enerjisi ve gücüyle bunu başarmış. Biz de sağır olalım ve tüm bunları duymayalım. Diyelim bir erkek mimar aldı işi, ben alamadım. Ben o işi erkek olduğu için aldığını düşünmek yerine daha iyi mimar olmayı hedeflemeliyim. Özge Gürbüz: Ancak öncesinde kadınlığımızdan dolayı üstesinden gelmemiz gereken durumlar var. Ayrıca bu lüks her mimar için de geçerli değil. İsmini bilmediğiniz birçok mimar kadın olabilir bir yerlerde, hem mimar hem de kadın olarak var olabilmek için savaşan. Brıgıtte Weber: Mimar olmak için ayrıcalıklı bir yerden gelmeniz gerekiyor. Anadolu'daki bir kadını Türkiye henüz o seviyeye getiremiyor. Ama bir yandan da, ben mesela eğitimde eşitsizliğin olmadığı bir ülke olan Avusturya'dan geliyorum, orada da yine aynı problem var. Özge Gürbüz: Kadının ikincilliğini kabul edip, bunu aşmak için sebep sadece kendi yetersizliğiymiş gibi kadına yeni -ve hatta toplumsal örüntüde riskli sayılabilecek- bir rol yüklenmesini çok doğru bulmuyorum. Sizin anlattığınız bir


kadın mİMAR OLMAK

başarı öyküsü olarak kabul edilebilir, teşvik edebilir fakat bir kadının başka bir kadına böylesi bir rol yüklemesini pek kabullenemiyorum. Brıgıtte Weber: Biz kadın olarak eksik bir şey mi yapıyoruz diye düşünüyorum. Benim ofisimde çalışanların neredeyse tamamı kadın. Ben de erkek çalışan istiyorum fakat kadın yöneticinin olduğu bir ofiste erkek çalışmak istemiyor. Kadın tarafından görevlendirilmek istemiyorlar, ben de daha farklı davranıyorum onlara, bu kez de kadınlardan tepki alıyorum. Bu, benim için büyük bir süreklilik problemi yaratıyor. Mimarlıkta başarı için süreklilik şart. Kadınlarda bu problem var. Meslek hayatım boyunca birçok yeni mezun mimarı yanıma alıp eğittim. Sonra bir gün gelip evleniyor ve hamileyim diye ayrılmak istediğini belirtiyor. Doğumdan sonra çalışacağını söyleyenlerin çoğundan da bir daha ses çıkmıyor. Çocuk büyüdükten sonra iş hayatına geri dönmek istediklerindeyse o kaçırdıkları sürede başkaları yetişmiş oluyor. Aydan Volkan: Bu konuda Brigitte’ye hak veriyorum. Sadece mimarlıkta değil, her sektörde bu durum ile karşılaşılıyor. Benim çocuğum yok, tercih etmedim. Erkek iktidarı üzerine kurulmuş dünya tarihi içinde ben bir erkekle aynı kulvarda koşabilecek güce sahibim, çünkü benim önümü kesecek bir çocuk-anne ilişkisi yok. Ancak Brigitte'nin söylediğinden şu çıkıyor: Mimarın başarılı olması ve süreklilik arz edebilmesi için çocuk doğurmaması gerekiyor. Kadınlar böyle bir seçim ile karşı karşıya kalmamalı. Kadın çocuk sahibi olmak istiyorsa doğurmalı ve doğurduktan sonra mesleğe tekrar başlayabilmesi için gerekli sosyal ve maddi olanaklar sağlanmalı. Aksi bir durumda hep şu soru ile karşılaşılıyor: “Kariyer mi? Çocuk mu?” Brıgıtte Weber: Sen mesela yarışma projesi yapıyorsun ve teslim zamanı çocuğun hasta. Bu durumda tabii ki önceliğin çocuk olacak, bu da doğal. Evren Aysev: Çalışan kadının bir noktadan sonra hayatının erkekten çok daha zor olduğu, özel yaşamındaki sorumluluklarının daha ağır olduğu gerçek bir durum, bir tespit. Peki ne yapacağız bu tespitle? Öncelikle özel hayatları ve iş hayatları arasındaki dengeyi oturtabilmek için kadınların organizasyon yeteneği çok daha gelişmiş olmak zorunda. Zaten zor olan iş hayatının üzerine çok yapısal başka sorumluluklar biniyor; bu durumda kadın, tüm alanlardaki

varlığını sürdürebilmek adına kolaylaştırıcı çözümler üretebilmeli. Ben hem mimarlık yapmak hem de çocuğumu yetiştirebilmek istiyorsam bunlar arasında bir seçim yapmak zorunda olmamalıyım. Mimar da anne de olabilmeliyim. İkisini de kendimi tüketmeden yapabilecek yollar bulmalıyım. Brıgıtte Weber: O zaman bir erkeğin geldiği yere gelmek çok zor. Çünkü enerjini bölüştürmüş oluyorsun ya da çok güçlü olman gerekiyor. Aydan Volkan: “Başarı”, “hayatta bir yere gelme” ve “büyüklük” o kadar sorgulanabilir kavramlar ki. Aslı Şener: Herkesin kendi hayat tercihleri var. Bu tercihler sizin başarı kavramınıza göre değişiyor. Ünlü olmayabilirim ama kendi içimde çok mutlu ve başarılı olabilirim. Görünür ya da ünlü olmak daha eril değerler olabilir mi acaba? Kadının doğasında o denli yer tutmadığına ben yine de inanıyorum. Kadının başarı tanımı illa ki büyüklüğü ya da ünü kapsamıyor. Hülya Ertaş: Mimarlığın ontolojik durumuna bakalım. Mimarlığın kendi varlığından (sermayeyle olan ilişkisi, iktidar üzerinden kendi kendini var eden o dahi mimar fikri ya da egosantrik oluşu vb) kaynaklanan nedenlerle kadınlar meslek içinde daha pasif konumda olabilir mi? Evren Aysev: Tasarım ne kadar cinsiyetsiz bir şeyse, bu ataerkil düzen içinde var olan, onu olumlayan, meşrulaştıran, iktidar sahibi tüm pozisyonlar gibi “star mimar” pozisyonunun da eril bir varoluşa işaret ettiği söylenebilir belki de. Aydan Volkan: Bizim ofiste kadın erkek oranı neredeyse eşit, yönetici pozisyonlarında da öyle. İlginç olan erkek çalışanların benimle çalışmaktan, kadın çalışanlarınsa Selim'le çalışmaktan daha memnun olması. Mimarlıkta kadın akademisyen sayısı erkeklerden fazlayken ofis sahipliğinde bunun tam tersi olması da ilginç bir durum. Aslı Şener: Biz okurken öğrenciler arasında kadın erkek oranı yarı yarıyaydı ama gittikçe kadınların oranı artıyor. Bunu şu soru takip ediyor: Çoğunluk olan kız öğrencilerin ne kadarı iş hayatına aktif olarak dahil olacak, ne kadarı eğitim alıp ev hayatını tercih edecek? Brıgıtte Weber: Türkiye'yi bence hala Avrupa'dan ayırmak zorundayız. Avrupa'da her kadın çalışmak zorunda. Türkiye'de eğitim alıp da çalışmayan çok kadın var. Avrupalılar çocuklarını eğitimlerini tamamladıktan sonra tek başına bırakmakla eleştiriliyor ama ben bunu doğru buluyorum. Burada çocuk daima destekleniyor. Benim yanımda çalışan bir kadın bir süre sonra ayrılmak istediğini söyledi, babası diyormuş ki “Sen mimar oldun, bu para için çalışma. Ben sana her ay bu parayı veririm, yeter ki sen kendini ezdirme.”

35 XXI - mayıs 2012

“Bir kadın belli bir noktaya kadar gelebilir, istiyorsa, performans ve süreklilik sağlıyorsa. Kadınların problemi bunu sağlayamayışları.” brıgıtte weber


“Neden Hiç Büyük Kadın Mimar Yok?”

hiç büyük kadın mimar olmadığının küçümsenemeyecek derecede

eğitiminden kasıt anlamlı simgeler, işaretler, kodlarla çevrili

Levent Şentürk

sorumlusu, bu yazının alışkanlıkları, gelenekleridir. Neden hiç büyük

dünyamıza adım attığımız andan itibaren yaşadığımız her şeydir.8

kadın mimar yok diye sorulur sorulmaz, feministlerin ilk tepkisi, yemi “‘Neden hiç büyük

olduğu gibi yutmak ve bu soruyu sorulduğu biçimiyle yanıtlamaya

Dahası mimarlık tarihinin bireye tapan, onu mitleştirerek yeniden

kadın sanatçı yok?’ gibi

çalışmaktır.3 Normalleştirilen, olağan kabul edilen şey, birdenbire

üreten, monografiler yoluyla romantik ve elitist bir yaklaşımı

basit bir soruyu layıkıyla

bütün zihinsel alanları kuşatarak geçerliğini arttırma eğilimindedir.

özendirip norm haline getiren piyasasından söz edilebilir.9

yanıtlarsak, zincirleme bir

Bu sorunun soruluşunda aynı kanıksanmış küstahlığı görüyoruz.

tepkime yaratarak kabul

Cevabını kendi içinde veren bu türden bir soruya her yanıt denemesi,

Mimarlık tarihinin büyük adını hak ettiği düşünülen, tümü de

edilegelmiş varsayımların

sorunun tuzaklarının gücünü daha da pekiştirecektir.4

eril figürlerinin başlangıç hikayelerinin en azından birinin Yoksul

ötesine geçmekle kalmaz, tarihi, sosyal bilimleri,

Çoban’dan Harika Çocuk’a evrilişi şeklinde olduğu, bu evrilmenin Mimarlık açısından belli konuların kadınlara, belli konuların da

daha yaşlı bir mimar tarafından keşfedilmekle şekillendiği, bilinen

hatta psikolojiyi ve edebiyatı da kucaklayabilir; yalnız zahmetsizce

erkeklere özgü kabul edilmesi de benzer şekilde apolojik bir durum

hikayedir.10 Bu genç mimarın dehası, başkalarının güdülemesi

yanıt bulunabilecek ya da birbirini doğuran sorulardan ziyade,

yaratır. Çünkü konular, ister bir cinsiyet, ister diğeri tarafından

olmadan da bir tür elektrik boşalması gibi, an geldiğinde kendini belli

zamanımıza ilişkin önemli sorularla başa çıkabilmek için entelektüel

seçilmiş olsun, belli bir mimarlık dilinin, hele hele özünde kadınsı

edecek çok özel bir yetenek türüdür.11 Tabii örneğin Le Corbusier

araştırmalardaki geleneksel ayrımların hala yeterli olduğu görüşüne

olarak nitelendirilebilecek bir mimari dilin göstergesi sayılamaz.5

dünyaya kız olarak gelseydi yine aynı Voyage d’Orient’i yapar mıydı,

meydan okuyabiliriz.”1

Parthenon’un önünde huşu içinde yine desenler çizip, sonradan Mimarlığın bireysel, mekansal deneyimlerin doğrudan, kişisel

kocasının ona adanmışlığının bir meyvesi olacak kariyerini birbiri

“İşte, Zaha Hadid var ya, daha ne istiyorsun?” diye yanıtlanabilir

bir ifadesi, kişisel yaşamın üçüncü boyutta ifade edilmesi olduğu

ardına kitaplarla ve yapılarla taçlandırır mıydı bilinmez.12 Mimarların

kuşkusuz başlıktaki soru ve bu andan itibaren de yazının yazılma

şeklinde saf bir görüş taşımamak gerek. Mimari tasarım üretimi,

azizler gibi görülmesinin nedenlerinden biri de, mimarın maddi dünya

gerekçesi ortadan kalktı kalkacak bir durum çıkar ortaya. Başlığı,

zaman içinde tanımlanmış belirli uzlaşımlara, şemalara ya da kod

üzerinde büyük güç sahibi olanların tarafında olması, onların güçlerini

Linda Nochlin’in polemik yaratan ünlü makalesinden esinlenip onu

sistemlerine az çok dayanan ya da bunlardan bağımsız olan, kendi

mimarlığın diline aktarmasıdır. Yirminci yüzyılda, kimi mimarların

biraz değiştirerek mimarlığa uyarlamayı denedim ve Nochlin’in sanat

içinde tutarlı bir biçim dilini gerektirir ve bunların ya eğitimle, atölye

alternatif bir dinin kurucusu gibi muamele gördükleri bir gerçektir.13

tarihi için yaptığı eleştirinin benzerini -elbette çok daha sınırlısını-

eğitimiyle ya da uzun süren bireysel tasarım deneyleriyle öğrenilmiş

mimarlık için yapmaya çalıştım.

ya da edinilmiş olması gerekir.6

Başlarken, mimarlık tarihi yazınının, kavramsal açıdan nasıl bir

Büyük mimarlık sıfatını, akademik monografilerle tescilleyerek

kibir ve tarihüstü naiflik taşıdığını söyleyerek, ilk terbiyesizliğimizi

bahşeden ve unvan olarak öncelikle erkeklere veren, aynı mimarlık

yapalım.2 Bütün bütüne eril, beyaz bir normativizmi temel alan

tarihi geleneğidir.7 Kurumsallaşan mimarlık pratiği kadar, mimarlık

“ ...[Erkek] çıplak modelden çalışmak, ...sanatın en yüksek kategorisi

bir tarih yazımının bu sözün hedefi olduğu aşikar. Çünkü neden

eğitimcileri de burada sorunlu bir hali yansıtmaktadır. Mimarlık

olarak nitelendirilen tarih resminin özünü oluşturan anıtsal yapıtlar

Resim alanında on altıncı yüzyıldan başlayarak on dokuzuncu yüzyıla

mayıs 2012 - XXI 36

kadın mİMAR OLMAK

kadar süregelen sistematik bir dışlama, Nochlin’in genişlettiği

Aslı Şener: Ben üç yıl kadar Hollanda'da çalıştım. Şu bir gerçek ki orada da durum çok farklı değildi. Kadınlar çalışıyorlar ama iş hayatında yükselen kadın sayısı çok azdı. Onların da çoğu belli bir yaşa geldiklerinde anne olmayı tercih ediyor. O durumda da bazı kriterler devreye giriyor. Gördüğüm kadarıyla Avrupa'da da çok farklı bir durum yok bence. Aydan Volkan: Sistem zaten belli bir noktadan sonra insanların kendi düzenlerini kurmasına göre kurgulanmış. İster Avrupa'da ister Amerika’da olsun, dünyanın genelinde şu var; kriz olduğunda ilk işten çıkarılanlar kadınlar oluyor. Problemin temeline inmek için feminist söylemlere sahip olmak zorunda da değiliz. Brıgıtte Weber: Zaten büyüklüğünün kişisel bir şey olduğunu söyledik. Yine de büyük kadın mimar dendiğinde aklımıza ilk gelen Zaha Hadid örneğini ele alalım. Sahip olduğu ün kadar özel hayatındaki başarısını ve mutluluğunu bilemediğimizi söylüyoruz. Ama şunu biliyoruz ki Zaha Hadid’in içinde bir güç var, sürekli onu bu yolda iten ve motive eden. Aslı Şener: Bu güç o zaman erkeklerde daha mı çok var diye sormak lazım. Ya da neden kadınlarda az diye. Brıgıtte Weber: Kadınların seçme şansı var, çalışmayabilir ama erkek için bu geçerli değil. Erkek çalışmıyorsa ve başarısızsa toplumda kabul görmüyor. Çalışmak istemeyen, başarısız, kaybeden birini kim ister? Abartılı ifadeler kullanıyorum burada tabii. Bir erkek bir şey yapmak zorunda, yoksa hayatta kalamaz.

tartışmalardan biri. Şöyle diyor Nochlin:

çıkarılanlar oluyor. Asıl para kazanması ve aileyi geçindirmesi gereken erkek olarak kodlandığı için kadının çalışması fazladan bir seçim gibi algılanıyor. Brıgıtte Weber: Bence şirket yöneticilerinin tek bir hedefleri var: şirketi başarılı yönetmek, bu hedefte cinsiyetin bir önemi yok. Sanmıyorum ki işten çıkaracakları içinde kadınların oranını daha fazla tutmak için hesap yaptıklarını. Kötü giden bir şirket, verimsiz, önemli olmayan veya masrafı fazla olan elemanı çıkarır. Krizdeyse aksine ucuz elemanı çıkarmıyorlar bazen. Son yaşadığımız krizde bankalarda tüm üst düzey yöneticiler işten çıkarılarak daha alt pozisyondakiler terfi ettirildi. Aydan Volkan: Sana katılıyorum ama şu ana kadar konuştuğumuz her şey dün de, bugün de olan; hatta yakın yarınlarda da devam edecek şeyler. Benim merak ettiğim, belki de bu toplantıdan kişisel beklentim yeni bir tarih yazılacaksa onun nasıl olabileceğini araştırmak. Bizim kadın olarak kafamızın içinde yer eden ve bizce böyle olmalı dediğimiz şeylerde bile yazılı tarihten etkilendiğimizi ve bütün eğitim öğretim hayatımızın bize bunu aşıladığını görüyoruz. Bizim üniversite dönemimizde "kız projesi" diye bir şey vardı. Birisi vaziyet planını ağaçlarla çiçeklerle doldurduğunda, paftaları özenli olduğunda onun yaptığının adı kız projesi olurdu. Sadece erkekler değil, biz bile öyle derdik. Benim de kadın çalışanlarım var ve biliyorum ki yakın zamanda hamile kalmayı düşünen, isteyenler var aralarında. Gidecek, daha sonra geri dönmeyi isterlerse her zaman bizim ofiste yerleri var ama dönmezlerse de yapabileceğim bir şey yok. Süreklilik onun kişisel sürekliliği.

Aydan Volkan: O zaman kadın için pozitif bir durumdan bahsediyorsun. Seçenek sahibi olmak iyi bir şeydir hayatta.

Evren Aysev: Büyüklüğü ve başarıyı salt niceliksel değerler üzerinden okuyan, “öteki” konumundakilere görünürlük ve var olma hakkı tanımayan bu vahşi kapitalist düzeni devam ettirmek zorunda mıyız? Biz bu sürecin içinde var olmak istiyor muyuz? Yoksa kadın dahil, tüm “öteki”lere de var olma alanı tanıyan alternatif bir yaşama, çalışma, üretme kurgusu mümkün olabilir mi?

Hülya Ertaş: Ama bunun olumsuz bir yanı da var. Kadınlar çalışmayı seçen ve çalışmak zorunda olmayan insanlar oldukları için de kriz olduğunda ilk işten

Hülya Ertaş: Tüm bu tarih yazımının tersi olsa, kadın egemen bir toplumda bir kadın mimar olarak çalışmak nasıl olurdu?


üretmekte çok gerekli olduğu için her genç sanatçının eğitiminde

karşılığı olarak kadın öğrencilerin aşağılanması için gayet araçsal

görüş taşıyorlar. ...Sanat üretimi, zaman içinde tanımlanmış belirli uzlaşımlara,

olmazsa olmaz bir koşuldu, ...kadın sanatçılar için erkek ya da

bir yaftalamaydı.16 Eğitim süreci sona erse de kadın mimarın

şemalara ya da kod sistemlerine az çok dayanan ya da bunlardan bağımsız olan,

kadın çıplak modelden çalışmanın tümüyle olanaksız olmasıydı

amatörlüğü bir şekilde devam ettirilir: Kendine kılavuzu erkek mimarı

kendi içinde tutarlı bir biçim dilini gerektirir ve bunların ya eğitimle, çıraklıkla ya

[temel sorun]. 1893 yılına gelindiğinde bile ‘hanım’ öğrenciler

eş ve iş ortağı seçen kadın mimar, ikincil ve hizmet veren rolünü

da uzun süren bireysel deneylerle öğrenilmiş ya da edinilmiş olması gerekir.”

Londra’daki Kraliyet Akademisi’nin model sınıfına sokulmuyordu,

sevgiyle benimseyerek ciddi ve önemli işler yapması için erkeğini

7 A.e., s. 129. “Büyük sıfatı ...akademik monografilerle tescillenen onursal bir

bu tarihten sonra izin verildiğinde ise modelin ‘kısmen örtülü’

destekleyici rolünü sürdürür. Gerçek işlerin adamı erkek mimar da

unvandır.”

olması gerekmekteydi. ...[Bu,] ...hem bu ayrımcılığın evrenselliğini

bu sayede, karısının mimarlık alanında heteronormatif bağlamdaki

8 A.e., s. 126.

ve doğurduğu sonuçları, hem de ...yeterli beceriyi edinebilmek

ciddiyetsizliğine dil uzatma hakkını saklı tutar.17

9 A.e., s. 130, “Sanat tarihinin temelde bireye tapan ve monografiler üreten

için gereken hazırlıkların bireysel değil, kurumsal doğasını göstermek[tedir].”14

romantik, elitist yaklaşımı...” 10 A.e., s. 130, “Genellikle yoksul çoban olarak kişileştirilen Harika Çocuk’un

ayrı tuzakların bulunduğu bir soru gibi görünüyor.

daha yaşlı bir sanatçı tarafından keşfedilişini anlatan peri masalı...” 11 A.e., s. 131.

Nochlin yazınsal alanda kadınların başarısını bir tür kısa devre olarak değerlendiriyor ve yazma ediminin doğasından kaynaklanan

Not:

12 A.e., s. 132, “Ya Picasso dünyaya kız olarak gelseydi?”

kimi olanakların bu sanat alanında kadınların da birer birey haline

Dozerin Rüyaları (2010, 6.45 Yayınları, İstanbul, ss.99-101). Yazı kitaba girmeden

13 A.e., s. 132, “19. yüzyılda sanat tarihçilerinin, eleştirmenlerin, hatta bazı

gelebilmelerini olanaklı kıldığını gösteriyor. Kanımca yazınsal etkinliği

önce arkitera.com adresinde ve kitaplaştıktan sonra da kaosgl.org adresinde

sanatçıların materyalist bir dünyada daha yüksek değerlerin son kalesi olarak

bir tür iç dünyayla yakından bağlantılı hale getiren bu değerlendirme

yayınlanmıştır. LŞ.

sanatsal üretimi alternatif bir din, sanatçıların rolünü de azizlik mertebesinde

yine de sorunludur. Bununla beraber resim, heykel gibi alanlarla

görme eğiliminde olduğu yarı-dinsel bir kavrayış söz konusudur.” 1 Nochlin, L., (2008), “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?”, Sanat/Cinsiyet,

14 A.e., s. 136, 137, 141.

bir sürede, ev dışındaki kurumsal bir yapı içinde özel birtakım

Sanat Tarihi ve Feminist Eleştiri, Der. Antmen, A., Çev. Soğancılar, E., Antmen,

15 A.e., s. 142.

tekniklerin ve becerilerin öğrenilmesini, belli bir ikonografik dağarcık

A., İletişim Yayınları, Sanat Hayat dizisi, s. 121, İstanbul.

16 A.e., s. 143, “...‘hanım ressam’ imgesi, ...hem geçmişte hem de bugün,

ve motif bilgisi edinilmesini gerektir”iyor olması.15

2 A.e., s. 120, “Sanat tarihinin kavramsal açıdan nasıl bir kibir ve tarihüstü naiflik

alçakgönüllü, iddiasız, kendini küçük gören bir amatörlük[tür].”

taşıdığı ...”

17 A.e., s. 145, “19. yüzyılda olduğu gibi bugün de kadınların sanatsal ‘hobi’leri

Bunun da ötesinde, cinsiyet rolleri bakımından “kadın mimar” denen

3 A.e., s. 122.

açısından gerçek bir adanmışlık yerine amatörlük, gösteriş budalalığı ve özenti

bir imgenin varlığı yadsınamaz. Mimarlık eğitiminde “kız projesi”

4 A.e., s. 123.

içinde olmaları, karısının sanatsal uğraşısındaki ciddiyetsizliğe dil uzatan,

denilen ve geçtiğimiz on yılda rahatça ve sıkça dile getirildiğine tanık

5 A.e., s. 124. “...belli konuları seçmek ya da belli konuları seçmemiş olmak belli

‘gerçek’ bir işle meşgul, başarılı ve kendini işine adamış erkeğin horgörüsünü

olduğumuz bir genelleme var. Bu niteleme özellikle de iç mekanın

bir üslubun, hele hele özünde kadınsı olarak nitelendirilebilecek bir üslubun

beslemeye devam ediyor.”

tefrişatında kendini gösteren ve Beatriz Colomina’nın “Dış erildir”

göstergesi sayılamaz.”

diye özetlediği tasavvurun karşı kutbuna yerleştirilen tablodur. Bu

6 A.e., s. 125. “Sanatın bireysel, duygusal deneyimlerin doğrudan, kişisel bir

bir tür iddiasızlık, kendini küçük gören bir amatörlüğün mimarlıktaki

ifadesi, kişisel yaşamın görsel yollarla ifade edilmesi olduğu şeklinde saf bir

Brıgıtte Weber: Bunu canlandırmak benim için çok zor bir şey. Kendi adıma kadın egemen bir toplumun şimdikinden daha iyi olacağına dair şüphelerim var. Genellemek kötü bir şey, yapmak istemiyorum ama bazen gerekli. Kadınlar arası rekabet, erkekler arası rekabetten çok daha tehlikeli geliyor. Bunu ben defalarca yaşadım. Evren Aysev: Bence “ataerkil bir dünyadan anaerkil bir dünyaya geçsek nasıl olurdu?” gibi ütopik bir izlek üzerinden değil de, şu an işlemeyen düzen üzerinden meseleyi tartışmak daha mantıklı. Mevcut düzendeki aksayan noktaları deşifre etmek adına kapitalist sistemi sorgulamak daha yerinde olur. Brıgıtte Weber: Kapitalizmden önce kadınlar daha kötü durumdaydı. Özge Gürbüz: Kapitalist düzenin bu sürecin tek sorumlusu olduğunu ben de düşünmüyorum. Bazen feministler bunun tersini de söyleyebiliyor. Heidi Hartmann bir konferansta kapitalizmin kadınlara daha fazla çalışma imkanı tanıdığını ve dolayısıyla kadını özgürleştirmiş olabileceğini söylemişti mesela.

Aydan Volkan: İş, ev, sokak neresi olursa olsun. İnsan hakları nerelerde kapsayıcıysa orada eşitlik olmak zorunda. Bir gün belki de “Erkekler Günü” kutlanmaya başlandığında ya da “Kadınlar Günü” kutlanmasına gerek kalmadığında kadın ve erkek eşit olacak. Brıgıtte Weber: Bu haklarla birlikte sorumluluk da geliyor. Bir şey alıyorsan karşılığını da vermek zorundasın. Burada mimarlıktan konuşuyoruz. Şimdi bir proje var, bir müşteri var. O projeyi yatırımcı güven duyduğu insana veriyor, cinsiyetine bakmıyor ki. Haksızlık yatırımcılarda başlamıyor, diğer mimarlarda başlıyor. Haksızlık iş hayatında yükselirken başlıyor. Özge Gürbüz: Yatırımcı sizinle sadece iş ilişkisi kuruyor ve bu durumda cinsiyetinizi görmezden gelebilir belki. Görmezden gelmek deyimi bile durumu ele veriyor aslında. O yatırımcı erkek için özel hayatında da kadın aynı pozisyona mı sahip? Bizde kutsal kabul edilen değerler var çünkü annelik, aile, hatta din üzerinden tanımlanan; sadece iş hayatı üzerinden buna yaklaşırsak sağlıklı bir saptama yapamayız. Aydan Volkan: Bize gelen yatırımcılara baktığımızda aralarında kadın yok gibi.

Aslı Şener: Kadınların haklarını kazanmaları, sosyal hayatta söz sahibi olmaları önemli şeyler. Fakat kadın ve erkek aynı varlıklar değil. O noktada eşitliği sorgulamak gerek belki. Daha doğrusu eşitliği nasıl tanımlamalı? Aynı pozisyonlara gelmek mi eşitlik? Aydan Volkan: İkisinin de eşit olduğu şey insan olmaları. İnsan hakları çerçevesinden baktığımızda eşit olmak zorundalar.

Brıgıtte Weber: Ama karşınızda bir kadın oturursa işiniz çok zor olur. Kadınlar kadınlara düzgün davranmıyorsa erkeklerin davranışlarını hiç kestiremeyiz. Çoğu şirketlerde kadınlar birbirini yiyerek iş yapıyor, kadınlar arasında ciddi derecede kıskançlık var. Önce kadınlar aralarındaki saygı sorununu çözmeli ki erkeklerden saygı bekleyebilsinler. Önce bizim kendi aramızda barışmamız gerekli.

Aslı Şener: Kesinlikle, ama iş hayatındaki rollerinden bahsediyorum. İş hayatında illa ki yönetici pozisyonuna geldiğinde mi kadınla erkek eşit olur?

Hülya Ertaş: Erkek egemen kodlar içinde kadınlar mimarlık pratiğini nasıl icra ediyor? Erkek gibi davranarak mı?

Brıgıtte Weber: İyi ama kadın oraya gelmeden mutlu oluyorsa zaten bu konuşma gereksiz.

Evren Aysev: Erkek gibi ya da kadın gibi davranmanın ne demek olduğunu çözebilmiş değilim. Az önceki Brigitte’nin söyleminde de bu yaklaşım var. Diyor

37 XXI - mayıs 2012

mimarlığın üretim koşullarının ortak sayılabilecek bir özelliği, “belli

kadın mİMAR OLMAK

“Neden hiç büyük kadın mimar yok?” sorusu, içindeki her kelimede


kadın mİMAR OLMAK mayıs 2012 - XXI 38

ki “Biz kadınlar aramızda halledelim, sonra erkeklerden saygı bekleyelim”. Oysa iş hayatında da, özel hayatında da öncelikle bir cinsiyetin mensubu olarak değil, birey olarak faaliyet gösteriyorsun. Nasıl kadın gibi davranılacağını ya da kadınlarla nasıl ittifak kurulabileceğini bilemiyorum, böyle bir ittifaka gerek de görmüyorum.

detaycı olamaz ya da bir kadın sürekli detaylara takılır diyemeyiz. Yere ve duruma göre değişebilen pozisyonlar.

Aydan Volkan: Kadınlar da erkekler de birbiriyle ittifak kurmak zorunda değil. Ben şantiyeye gittiğim zamandan örnek vermek istiyorum. Kadın temelinde zarif bir varlık. Kadının ve erkeğin vücut diline baktığımızda da aynı değil. Ama şantiyede ben daha sert, daha eril bir pozisyonda olduğumu görüyorum. Koşullar da bunu getiriyor. Bir yerlere çıkıyorsun, ayağında çizmelerle çamura dalıyorsun.

Evren Aysev: Örneğin bir projede kadın bir şantiye şefimiz vardı, onunla gayet iyi çalıştık çünkü son derece titiz ve detaycı olmanın yanı sıra şantiye disiplinini sağlayabilen ve iyi organize olan bir mimardı. Şantiyenin geri kalanı ise tamamen erkekti. Proje süresince hiçbir zafiyet yaşanmadı ve çok başarılı ilerledi. Belli pozisyonların belli cinsiyetler tarafından daha iyi yürütüleceği önyargısına çok iyi bir örnek bu bence.

Aslı Şener: Biz mesleğe sadece tasarımcı ve ofis yöneticisi olarak bakıyoruz. Oysa mimarlık mesleğini şantiyede yürüten kadınlar da var. Onların beden dillerine baktığımız zaman ister istemez o koşullarla baş etmek için biraz daha maskülen bir duruma büründüklerini görüyoruz.

Brıgıtte Weber: Yurtdışından yayınlar benimle bazen röportaj yapıyor ve sürekli "Türkiye'de erkeklerle şantiyede çalışmak nasıl bir şey?" diye soruyorlar. Benden "Orada herkes maço" dememi bekliyorlar çünkü Türk erkeğini öyle tanıyorlar yurtdışında. Ben 10 sene şantiyede çalıştım. Marangoz olsun, şap yapan usta olsun, boyacı olsun, sıvacı olsun, tesisatçı olsun her tür meslekten insanla çalıştım. Alçıpanlar üzerime yapışmış vaziyetteyken yemeğe de gittim onlarla. Ama hiçbir zaman ben şantiyede bir Türk erkeğinden saygısızlık görmedim. Benim bilgime, eğitim seviyeme, tecrübeme saygı gösterdiler hep.

Evren Aysev: Bence, illa kadın ve erkek davranış biçimlerini deşifre etmek gerekiyorsa, farklı çalışma koşulları altındaki davranış biçimlerini belli bir cinse atfetmekten ziyade, farklı cinsiyetlerin durumları algılama ve ele alma biçimleri üzerinden gitmek daha anlamlı olabilir. Kadın ve erkek mimarlar arasında ne gibi farklılıklar var diye soracak olursak kadınlar daha titiz, detaycı ve daha iyi organize olabiliyorlar. Erkeklerse daha optimum, biraz daha hırslı ve sonuca yönelikler. Brıgıtte Weber: Erkekler çok daha yukarıdan büyük resmi görebiliyorlar ve detaylara takılmıyorlar. Bu bir genelleme ve herkes için geçerli değil. Neden erkekler daha üst pozisyonlardalar? Bence bu beyinle ilgili bir şey çünkü erkekler çok yukarıdan bakıyorlar. Ama her zaman en göz önünde olan pozisyon en önemli pozisyon olmayabilir. Bazen de en önemli işleri tam tersi detaycı bakabildikleri için kadınlar başarıyorlar. Kadın ve erkek bir arada birbirini bütünleyen bir durum yaratabilmeli. Evren Aysev: İki algılama biçiminin de çok önemli avantajları var. İkisi de farklı anlarda işe yarayan pozisyonlar. Bunu söyledikten sonra bir erkek

Brıgıtte Weber: Ama sen onu o bilinç içinde fark etmek zorundasın. Bende detay problemi var diyebilmelisin.

Evren Aysev: Şantiye dışındaki ortamlarda, mesela iş almaya çalışırken ya da işin yürümesiyle ilgili bir toplantıdayken mühendisler, işverenler içinde tek bir kadın olarak kaldığınız durumda tuhaf hissettiğiniz oluyor mu? Aydan Volkan: Benim tam tersini düşündüğüm, yani çoğunluğun içinde tek olmanın avantajını kullanabildiğim zamanlar olmuştur. Mimar kimliğinizle oradasınız, tasarımcısınız ve tek kadınsınız. Bir keresinde 20 kişilik bir toplantıda masanın başına beni oturttular. Neden yemeğe başlamadıklarını düşünürken fark ettim ki benim başlamamı bekliyorlarmış. Kadın olmanın getirdiği avantajlar da olabilir. Ama bütün bu avantaj ve dezavantajları belki birey kendisi yaratıyor. Bunu böyle okumaya başlarsak bence Brigitte'nin söylediği gibi birbirimizle uzlaşmamızın yollarını aramaktansa kadın olmakla ilgili birtakım ortak noktalar bulabilir, o ortak noktalarda mutabık kalabiliriz. Bilmiyorum sizler katılıyor musunuz ama kadın gözünden baktığımda tasarım


“Bu ataerkil düzen içinde var olan, onu olumlayan, meşrulaştıran, iktidar sahibi tüm pozisyonlar gibi 'star mimar' pozisyonunun da eril bir varoluşa işaret ettiği söylenebilir belki de.” evren aysev

Aydan Volkan: Seninle tamamen aynı fikirdeyim, sürekliliğin yani bir şeyi başından sonuna kadar getirmenin dişiliğe ait bir şey olduğunu düşünüyorum. Mimarlıktan üzerinden okuyacak olursak, bir projenin, ilk tasarımından onun realize olma sürecinde en ince detay anına kadar birlikte olmak sürekliliktir. Bence kadınları maraton koşucusu olarak düşünebiliriz. Bu, detaycılık değil çünkü küçük bir detaydan değil, kocaman bir binanın büyük ölçekli tasarlanmasından bahsediyoruz. Evren Aysev: Bu, farklı tarafları bir araya getirebilmekle ilgili. Kullanıcısı, işvereni, mühendisiyle bütün projelendirme sürecini koordine eden mimardır. Bence koordinasyon projenin sağlıklı bir biçimde ilerlemesi adına çok önemli bir görev, işin doğru düzgün bitmesi için yapılması mecburi. Çok yönlü, uzlaşmacı, aynı anda farklı düzlemlerde pek çok işi kotarabilen bir konumlanmayı gerektiriyor. Bu noktada ben kadın mimarların daha güçlü bir yerde durduğunu düşünüyorum. Aslı Şener: Yapı tamamlandıktan sonra, kullanıldığı dönem de çok önemli. Çünkü tasarlanan şey bir resim ya da bir obje değil. Mimarlık çok daha fazlasını içeren bir meslek. Tasarlanan mekan içindeki yaşamın nasıl var olduğunu da çok önemli buluyorum. Bu nedenle de hoş görüntüler yaratan bir dahi olmaktansa insanları mutlu eden ortamlar sağlayan bir moderatör olmak bana daha iyi geliyor mimar olarak. Evren Aysev: Bu pozisyon tam da büyük, deha, star mimar pozisyonuyla çelişen bir durum. Aydan Volkan: Ben onun 20. yüzyılda bittiğini düşünüyorum. Ben 21. yüzyıldan büyük monografiler, büyük adamlar, büyük sonuçlar beklemiyorum. Yeni yüzyılda daha uzlaşmacı bir yöntemin; azaltmanın, yavaşlamanın, hatta zaman zaman durup hiçbir şey yapmamanın kıymetli ve iyi bir şey olduğunu fark edeceğiz. Zaten 19. ve 20. yüzyıldaki hızın ve karmaşanın neye karşılık geldiğini gördük. Şu anda yalnızca mimarlıkta değil bütün kavramlarda müthiş bir kırılma noktası yaşanıyor. Bundan sonra ister kadın, ister erkek ya da hangi marjinaliteden olursak olalım tüm bu kavramlara daha farklı bakacağız.

Aydan Volkan: Nasıl bir mimar olduğunuz, tasarımı nasıl tanımladığınızla çok alakalı. Biz okuldayken hocalarımız bize yaptıklarımızın "mimari eser" olduğunu söylerlerdi. "Eser" kelimesi çok ciddi bir kavram ve biz mimarlık eserleri tasarlamak üzere eğitildik. Okuldan çıktığımızda kendimize göre hepimiz birer star mimardık, birer Zaha Hadid'dik. Böyle hayata başlamak çok can sıkıcı ve mutsuzluk verici. Hep şunu düşündüm: mimar, biraz önce Aslı’nın tariflediği gibi giriş-gelişme-sonuç kapsamında kullanıcısına bir "mimari ürün" tasarlar. Kullanılabilir bir üründür bu. O ürün işvereniyle, kullanıcısıyla birlikte eser haline dönüşür. Mimarın tek başına eser etmesi fikri ve ona bağlı bir önceki yüzyılın kavramları bana çok sert geliyor. Dünya genelinde de bütün bu sertlikler erkeğe yüklenmiş bir tavırdır. Belki bundan sonra, yeni yüzyıl bize daha eril bir dünyadan daha dişil bir dünyaya geçişi olanaklı kılar. Buradaki dişilliği uzlaşmacılık, nezaket, organizasyon yeteneği ya da birlikte hareket etmek olarak düşünebiliriz. Mimarlık bir ekip işi. Kreatif Mimarlık bir şeyler yapıyorsa bu sadece benimle olmuyor. Hep beraber yapıyoruz. Birlikte üretmek de çok daha dişil bir kavram. Evren Aysev: Bir şey üretirken farklı disiplinlerden yardım almak, beraber çalışmak ve kolektif bir iş yapmak gittikçe değer kazanıyor. Her şeyin birbiriyle iletişim halinde gerçekleştiği enteresan bir dünyada yaşıyoruz aslında. Bu aynı zamanda bütün o eski dünyaya ait kodların da kırıldığı bir dünya. Mesela bizim iki kadın tarafından kurulmuş olan ofisimizin adı "AçıkOfis". Bu ismi özellikle koyduğumuzu fark ediyorum. Çok farklı disiplinlerden insanlarla beraber çalışabilmek, farklı varoluşlara açık olmak, yani sürekli bir alan açmak üzerinden düşündük bu adı, dolayısıyla mesleki pratiğimizi de bu izlek üzerinden kurguluyoruz. Aslı Şener: Daha açık ve işbirlikçi bir dünyaya doğru gerçekten gidiyoruz. Bizden daha küçük kuşak bunu yapıyor da yavaş yavaş. Büyük mimarlık ofisleri

39 XXI - mayıs 2012

Aslı Şener: Dehaların peşinde koşmayan, daha arabulucu bir mimarlık ortamına doğru evriliyoruz. Mimarı da bir dahi, insanüstü bir şahsiyet gibi değil de müşteriyle, kullanıcıyla ortaklaşa çalışarak bir şeyi oluşturmanın aracılığını yapan kişi olarak konumlandırdığımızda o kavramların da değiştiğini görürüz. Benim kadın olarak mimarlık yaparken, erkeklerden biraz daha farklı gördüğüm özellik bu. Erkeklerin böylesi arabulucu bir yöntemle çalışmadıklarını söyleyerek bir genelleme yapmak istemem ama benim için o işin sahibinin de kullanıcısının da o işin içine dahil olması, projeyi birlikte gerçekleştirmek ve sonucu birlikte görmek çok önemli. Mesela bunun daha dişil bir seçim olduğunu zannediyorum.

Mimarlığı bugün anladığımız şekilde anlamamalıyız belki. Mimarlığı tamamen ürün odaklı bir uğraş değil de çok farklı süreçleri de içerebilen bir meslek olarak görmeliyiz. Öyle bakıldığı zaman işbirliklerinin önemi anlaşılacak ve kadının rolü artacaktır diye düşünüyorum. Çünkü kadın işbirliği ortamında çalışmaya daha muktedir. İçinde yaşadığımız kapitalist düzen yavaş yavaş başkalaşmak zorunda kalıp, farklı kapılar açıldığında belki mimarlık mesleğinin kendi yolları da değişecek. O zaman kadının rolü belki de kendiliğinden artmış olacak.

kadın mİMAR OLMAK

ve mimarlıkta büyük kelimesinin anlamı olmadığını düşünüyorum. Kadın, yeri gelir tasarladığı küçücük bir şeyle çok fazla şey söyleyebilir ki ben zaten mimari tasarımın küçük ölçeklerde gizli olduğuna inanırım. Ölçek büyüdüğü zaman iş mimarın kontrolünden çıkıyor. Zaha Hadid önemli bir tasarımcıdır ama niye ben ona büyük mimar diyeyim ki? 20. yüzyılın dehaları, büyük adamları vs bugün artık bu kavramların sıkıcı bir hale dönüştüğünü düşünüyorum. Üstüne üstlük o kavramı taşımasını istediğimiz insanlar için de onun çok bir şey ifade etmediğini düşünüyorum.

Aslı Şener: Gelecekte her türlü işbirliği değerli olacak diye düşünüyorum. Bizim üç kadından oluşan bir tasarım ofisimiz var. İsim ararken çok kafa yorduk ve sonunda ismini "Anonim" koymaya karar verdik. Çünkü aslında isimlerimiz önemli değil. Yaptığımız şey, yaptığımız şeyin sonunda ortaya çıkan ürün de o denli önemli olmayabilir yeri geldiğinde. Yani benim için sonucun iyi olması çok önemli ama bazen süreçler de bir o kadar önemli olabiliyor.


kadın mİMAR OLMAK mayıs 2012 - XXI 40

“Dehaların peşinde koşmayan, daha arabulucu bir mimarlık ortamına doğru evriliyoruz.” aslı şener

“Geleceğin dünyasının daha dişil bir dünya olacağını düşünüyorum yani geleceğe baktığım zaman umutluyum.” aydan volkan

hayatına devam ediyor belki ama alttan çok daha çeşitli işbirliklerine açık yeni bir kuşak geliyor.

Hülya Ertaş: Peki, bugünden geleceğe baktığınızda nasıl bir projeksiyon tahayyül ediyorsunuz?

Hülya Ertaş: Peki bu durumun yaygınlaşması için ya da kadınların iş hayatında daha etkin olmaları için ne gibi yöntemler üretilebilir?

Brıgıtte Weber: Bence bir sonraki nesille tecrübelerimizi paylaşmak zorundayız ve onlar bizim üstümüzde devam etmek zorunda. Her nesil baştan başlamasın. Benim ofisimde özellikle kadınlarla yaşadığım en büyük tartışma benim tecrübemi vermeme ve bundan mutluluk duymama karşın bunu alanın çok az olması. Yeni nesil problemleri daha iyi çözeceğini düşünüyor ancak taş üstünde taş koyulmadığında problem aynı kalıyor ve hatta geri dönüşleri ağır oluyor.

Brıgıtte Weber: Avrupa'da bunu kotayla çözmeye çalışıyorlar. Ve bu artık büyük bir probleme dönüşmüş halde. Kaç sene önce bu tartışmanın başladığını bilmiyorum ama sanırım 60’lı yıllardan itibaren problemler yaşanıyor. Örneğin Almanya'da çok sayıda kadın politikacı var, bunların çoğu kotadan dolayı o pozisyonda. Kotadan dolayı mimarlık jürilerinde ya da belediyenin mimarlara verdiği projelerde belirli sayıda kadın olması gerekiyor. Bu, geri tepiyor. Herkes "Bu kadın nasıl profesörlük yapıyor orada?" diye sormaya başladı. Kotadan dolayı girmiş oluyor çoğunlukla, yoksa o pozisyonu hak etmiş değil. Kadınlar kendi aralarında bu problemi çözmüyorlarsa bir gün devlet bunu ele alıyor ve o zaman iyice kötü oluyor. Çünkü her başarılı kadın haklı olarak doldurduğu pozisyonda da kota problemiyle savaşıyor. Mesela bir pozisyon için beş kişi alınacak, başvuranların çoğu erkek ama o pozisyona alınacakların üçü kadın olmak zorunda olduğundan uygun olmasa da kadın adaylardan seçmek zorunda kalıyorlar. Ve belki o koltuğu hak eden adam oraya girmiyor. Aydan Volkan: Ama 20 asırdır zaten bu erkekler için yapıldı. Önümüzdeki iki asır da böyle bir şey kadınlar için yapılsın. Tabii ki böyle bir kota sistemi kendi içinde birtakım doğrular ve yanlışlar üretecektir. Hak etmediği halde bir kadın profesör olacaktır, ama zaten hep bu var, kadın için de erkek için de. Evren Aysev: Sonuçta kişinin bilgi birikimi ve donanımı o önyargının üstesinden gelir. Yani sen o koltuğu doldurursan, kota yüzünden orada olduğuna dair düşünce de değişir, herkes senin niye oraya geldiğini anlar. Ayrımcılığa uğramış bir insan grubu varsa, kota tabi ki olmalı. Türkiye'de meclisteki kadın oranı diyelim ki %10, kadın kotası tabi ki olmalı ve kadının sesi daha çok duyulmalı, çünkü bu politik çarklar içinde kadın asla sesini duyuracak noktaya gelemiyor.

Hülya Ertaş: Bunu bu tartışmaya uyarlarsak, ofisteki kadın çalışanlara kendi ofislerini açma konusunda cesaret vermekten mi söz ediyorsunuz? Brıgıtte Weber: Evet ama tabi ki belli bir tecrübeden sonra. Çünkü son derece rahatsız oluyorum, iki sene bir yerde çalışan mimarlar gidip ofis açıyorlar. Ben kadınların kesinlikle cesur olmasını istiyorum. Ama bunun için de tecrübe edinmeleri, belli bir bilgiyi toplamaları lazım. Aydan Volkan: Geleceğin dünyasının daha dişil bir dünya olacağını düşünüyorum yani geleceğe baktığım zaman umutluyum. Geçmişten bugüne her meslek grubu için çok beyaz erkek bir dünya kuruldu. Bir gün zenci bir mimara Pritzker Ödülü verilip verilmeyeceğini merak ediyorum. Kadına yapılan bir ayrımcılık var, sadece Zaha Hadid üzerinden okursak kendimize haksızlık etmiş olabiliriz. O, dünyadaki tüm kadın mimarları değil, sadece kendini temsil ediyor. Ve Pritzker Ödülü’nü alırken de kendini temsil ederek alıyor. Bu starların da bizim gibi küçük yıldızların da bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Tahayyül ettiğim bu yeni dişil dünyada birey olarak -kadın ya da erkek fark etmeksizinbaşka bir şey yaratmamız gerektiğini görüyorum. Yani 2000'den bugüne, son 12 yıldır bir şeylerin değişmeye başladığını fazlasıyla hissediyorum çünkü geçmişten gelen bilgilerin gelecekte çok iyi işler çıkarmayacağını görüyorum. Ben kenti çok dişil, kırsalı çok daha eril bulurum. İstanbul gibi bir kentin ne kadar vahşet içinde olduğunu gördükçe uzlaşmacı yeteneği olan kadının daha fazla rol üstlenmek zorunda olduğunu düşünüyorum. Elden giden muhteşem


kadın mİMAR OLMAK

“Kadınların kesinlikle cesur olmasını istiyorum. Ama bunun için de tecrübe edinmeleri lazım.” brıgıtte weber

bir kent var ve kadın mimarlar olarak keşke bir şeyler yapabilsek. Ancak o zaman bir şeyler değişecek.

büyük ölçekli müdahaleler yapılıyor tüm şehirlere. O noktada da bu küçük ölçekli, iyi niyetli taktiklerin mevcudu nasıl etkileyebileceği bir soru işareti.

Aslı Şener: Ben bir evrime, zaman içinde her şeyin kendi yolunu bulduğuna inanıyorum. Kadın nasıl bir hayat sürmek isterse istesin, yine de mimarlık mesleğiyse söz konusu olan, mesleğini de istediği ve kendi tarif ettiği başarı sınırları içinde yapabilir. Ama bunun yollarını araştırmak ve bugüne kadar süregelen biçimlerden farklı şekiller aramak zorunda. Biz bunu deniyoruz ve devam edeceğiz, bizden sonrakiler de ister istemez denemeye devam edecekler çünkü başka yolları yok. Bu denemeler esnasında birtakım yolları bulacağız. Kadınlar açısından geleceğe oldukça umutlu bakıyorum.

Hülya Ertaş: Mimarlığın kendi yapma biçimleri içinde yakında çok daha sıkı olacağı düşünülen o uzlaşma daha üst ölçeğe ya da karar verme mekanizmalarına da sirayet edebilir mi?

Evren Aysev: Bu konuyu, Hülya’nın mimarlıkta teknolojinin gelişimi üzerinden sorduğu bir soruyla bağlantılı olarak düşünürsek, mimarlıkta yapma biçimleri çok hızlı bir şekilde değişiyor. En basitinden son 20 yıldır bilgisayar ve internetle üretmeye başladık. Üretim biçimleri o kadar hızlı değişiyor ki çok daha butik ve farklı çalışan, esnek yapılanmaya sahip, belirli bir mekanı paylaşmasına bile gerek olmayan ofisler türeyebiliyor. Daha esnek yapılanmalarla iş yapmak mümkün hale geliyor, zaman mekan sınırlarını kaldıran bir üretim biçiminden de söz edebiliyoruz. Bu noktada mimari pratik içinde kadının yeri düşünüldüğünde; hem mimar olmak hem de dengeli bir özel hayatı kurgulamak için mekanı ve zamanı ayarlayabilmek, daha organize ve verimli olmak, engelleri aşmak için iyi fırsatlar var. Yani yeni yapma biçimlerinin ortaya çıkması ile bir kadın kendini çeşitli kulvarlarda var etmek istiyorsa çeşitli yollar bulabilir, çözümler üretebilir. Bu düşünceyi kent ölçeğine taşıdığımızda, günümüz kentlerinin de bu tip esnek fikir hareketlerine, gerilla taktikleriyle üretmeye oldukça ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bunu söylemekle birlikte, İstanbul’a bakıp kent yönetimi tarafından yapılanları gördüğümde umutsuzluğa kapılıyorum. Çünkü bu yeni, esnek, katılımcı yapma etme biçimlerinin karşısında o kadar vahşi, erkek egemen ve yok edici bir durum var ki onunla nasıl baş edilebileceğini, varolan sisteme nasıl olumlu bir katkı sağlanabileceğini kestiremiyorum. Aslında biraz da karamsarlığa kapılıyor insan çünkü çok tek elden, çok yapısal,

Aydan Volkan: İstanbul için mimar ve kadın bir belediye başkanı dilerim. Onun bugün Evren'in söylediği büyük dönüşüm projeleri içinde daha sağduyulu bir çözüm getirebileceğine inanıyorum. Erkek olsaydı yapmaz mıydı? Epey bir zamandır İstanbul'un belediye başkanları erkek, belki bir kadın gelse başka tarafından bakar ve belki de bu kentin artık başka düşünme biçimlerine ihtiyacı vardır. Brıgıtte Weber: Ama her kadın o açıdan bakmıyor olabilir, herhangi bir kadın olmaması lazım. Daha doğrusu kadın erkek önemli değil, iyi birinin o konumda olması önemli. Aslı Şener: Bu illa ki bir kadın belediye başkanı olmak zorunda değil. Ancak mimar kadınların şehir ölçeğinde de faal olmaları, en azından olabildikleri kadar dahil olmaya çalışmaları gerekiyor. Belki sivil toplum örgütleri içinde ya da belediyelerde şehre dair proje üretim süreçlerine katılmaları ve şehirsel ölçekte birtakım değişiklikler gerçekleştirebilmek için en azından denemeleri gerekiyor. Aydan Volkan: Evet şu anda Türkiye'de mimarlık mesleğinin bunu yapması gerekli çünkü bugüne kadar kabul etmemiz gerekir ki bir mimar dostumun tanımladığı gibi bu bir “örgütlü suç ortaklığı”. Tüm olumsuzladığımız süreçler ile ilgili bilerek ya da bilmeyerek katkımız var. Yani şarkıdaki gibi hiçbirimiz masum değiliz. Bugüne kadar Türkiye'de çoğunlukla mimarlar sadece tekil yapı tasarlayarak bir ego tatmini üzerine gittiler, bu nedenle de bugün karşımıza çıkan problemlerle nasıl başa çıkacağımızı bilemiyoruz. Oysa ben kentli olmaktan bahsediyorum. Kentli olma kavramı içinde benim mimar olarak avantajım var.

41 XXI - mayıs 2012

“Yeni yapma biçimlerinin ortaya çıkmasıyla kadın kendini çeşitli kulvarlarda var etmenin çeşitli yollarını bulabilir.” evren aysev


yapı – bİlİm kompleksİ – pensİlvanya mayıs 2012 - XXI 42

fotoğraflar: Jeremy Bitterman, Rafael Viñoly Architects izniyle

Kesişen Kanatlar RAFAEL VIÑOLY ARCHITECTS’İN YENİ YAPISI, BEŞERİ BİLİMLER İLE MALZEME BİLİMLERİ BÖLÜMLERİNİ BİR ARAYA GETİREN BİR ARAŞTIRMA MERKEZİ. DİSİPLİNLER ARASI ÇALIŞMANIN ÖNEMİNE VURGU YAPAN YAPI, L FORMUYLA BU İKİ BÖLÜMÜ HEM AYIRIYOR HEM BİRLEŞTİRİYOR. Yeni teknolojiler ve bilimsel gelişmelerin disiplinler arası araştırmalarla meydana geldiği fikrinden hareketle Pensilvanya Devlet Üniversitesi ile Rafael Viñoly Architects, üniversitenin Beşeri Bilimler ile Malzeme Bilimleri bölümlerini tek bir yapıda birleştirmeye karar verdi.

pensilvanya devlet üniversitesi milenyum bilim kompleksi

rafael vıñoly archıtects

L biçimindeki yapıda, Beşeri Bilimler batı kanadında, Malzeme Bilimleri ise kuzey kanadında olmak üzere bu iki bölüm birbirini dik kesen kollarda konumlanıyor. Arsanın kuzeybatı köşesinde birbirlerini kestikleri noktada yapı, zemin kotundan koparılarak 45,7 metrelik bir konsolla kanatların üst katlarını birbirine bağlıyor ve altındaki kamusal meydan için bir

örtü görevi üstleniyor. Her bir kolda ikişer tane olmak üzere dört çelik kiriş, strüktürel çekirdekleri birbirine bağlayarak konsolu destekliyor. Bu anıtsal açıklık, önemli yolların kesişiminden görünebilir olduğu ve altından yaya geçişine olanak tanıdığı için üniversitenin doğu kampüsündeki Araştırma Aksı’na giden yolu imliyor. Yapının altı boşaltılarak oluşturulan meydan, peyzaj düzenlemesi yapılmış bezemeli bir bahçe. Burası hem bir kamusal alan hem de öğrenciler, akademisyenler, kampüs çalışanları ve ziyaretçilerin birbirleriyle etkileşimini sağlayan bir yer. Dahası, yapı konsolu bodrumdaki aşırı hassas laboratuvar işlevi için titreşimi önleyici bir görev üstleniyor. Arsanın trafikten en uzak köşesinde, yani tam konsolun ve de meydanın altında konumlanan son teknolojiyle donatılmış sessiz, nanomekanik laboratuvarların ses ve titreşimden yalıtılmaları gerekiyordu. Her biri "oda içinde oda" olarak tasarlanan bu laboratuvarlar


yapı – bİlİm kompleksİ – pensİlvanya 43 XXI - mayıs 2012

karşı sayfada Bilim kompleksinin teraslı kütlesi bu sayfada Konsolun altında kalan meydan


yapı – bİlİm kompleksİ – pensİlvanya mayıs 2012 - XXI 44

strüktürel olarak da diğerlerinden yalıtıldı ve yaklaşık 60 cm’lik beton döşemeler üzerine yerleştirildi; tüm tavanlar, bölücüler ve servisler ekipmanlardan ve ana strüktürden bağımsız yapısal elemanlara monte edildi. Bunlar üzerinde konumlanan 45,7 metrelik konsol da laboratuvar alanlarına inen strüktürel öğeler olmaksızın bu hassas alanların üzerinde konumlandırılarak ek bir mekan oluşturuldu. Beşeri Bilimler’in konumlandığı batı kanadıyla Malzeme Bilimleri’nin konumlandığı kuzey kanadı zemin katta ve birinci katta birbirinden ayrışarak her ikisinin de kendi girişi ve küçük bir lobisi olmasına olanak sağlıyor. İki kanattaki araştırma ve destek mekanları, günışığı gereksinimlerindeki programdan kaynaklanan farklılıklardan ötürü ayrı plan şemalarına sahip. Beşeri Bilimler kanadındaki açık planlı, esnek laboratuvarlar, bol günışığı almaları için yapı çeperi boyunca yerleştirilirken Malzeme Bilimleri laboratuvarları çevresel kontrolün daha sıkı

sağlanabilmesi için yapının ortasında konumlandırıldı ve çeperlere akademisyen ofisleri ya da dolaşım koridorları konuldu. Bu sayede Beşeri Bilimler kanadında dolaşım koridorları laboratuvarların içinden geçtiği için daha etkin bir mekan kullanımı sağlanıyorken diğer kanatta koridorlar, ofislerle laboratuvarları ayrıştırıyor. Bu iki kanat ikinci, üçüncü ve dördüncü katlarda birbirine bağlanıyor. Kanatların birleşim noktasında ortak koridorlar, ikinci kattaki konferans odaları, seminer odaları, ortak mekanlar, mutfaklar, üçüncü kattaki teras yer alıyor. Bu ortak alanlar bu iki bölüm arasındaki etkileşimi ve işbirliğini teşvik etmek için tasarlandı. Strüktürel olarak yapı, iki ana merkezi çekirdek etrafında organize edildi. Mekanik ekipmanın titreşimini emmek için yapısal çelik ve betonarme olarak inşa edilen bu çekirdekler asansörleri,

merdivenleri, mekanik servisler için düşey sirkülasyonu içinde barındırıyor. Konsol kirişleri de bu çekirdeklere bağlanıyor. 6,7 metrelik kare bir gride oturan yapısal çelik kafes (her bir kanat beş grid biriminden meydana gelerek toplamda 33,5 metre genişliğe sahip) ikinci, üçüncü ve dördüncü katlardaki metal levha üzeri beton döşemeyi, zemin kat ve birinci kattaki yerinde dökme beton döşemeleri taşıyor. Yapı kabuğuysa prekast beton, tuğla levha, cam, metal panel ve alüminyum güneş kırıcılardan meydana geliyor. Teraslı kütleler, Milenyum Bilim Kompleksi’nin dört kat yüksekliğinin yaya ölçekli sokak dokusundan daha iyi algılanmasını sağlıyor. Bu terasların yeşil çatılarla bütünleştirilmesiyle sürdürülebilir bir yalıtım ve peyzaj sağlanarak kampüs çevresi zenginleştirildi. LEED sertifikası alması planlanan yapı, üniversitenin kampüsteki sürdürülebilirlik hedeflerine uyum sağlıyor. Bu çevresel performansın büyük kısmı terasları örten yeşil çatılar gibi enerji etkin yöntemlerle elde ediliyor.


mayıs 2012 - XXI 46

yapı – bİlİm kompleksİ – pensİlvanya

proje adı: Pensilvanya Devlet Üniversitesi Milenyum Bilim Kompleksi mimari proje: Rafael Viñoly Architects yerel mimari ofis: Perfido Weiskopf Wagstaff + Goettel işveren: Pensilvanya Devlet Üniversitesi strüktür mühendisliği: Thornton Tomasetti makine ve elektrik mühendisliği: Flack & Kurtz inşaat mühendisliği: Sweetland Engineering & Associates akustik danışman: The Papadimos Group hukuk danışmanı: Hughes Associates maliyet tahmini: Faithful + Gould elektromanyetik çakışma danışmanı: VitaTech Engineering laboratuvar danışmanı: Steven Rosenstein Associates peyzaj mimarı: Dewberry leed danışmanı: RMI/Ensar Built Environment aydınlatma danışmanı: Brandston Partnership iletişim danışmanı: Shen Milsom Wilke düşey sirkülasyon danışmanı: Van Deusen & Associates rüzgar yönelimi danışmanı: Rowan Williams Davies & Irwin yapım yönetimi: The Whiting-Turner Contracting Company

önceki sayfada üstte: Eskiz altta solda: İki kanadın bağlandığı köşedeki konsol altta sağda: Teraslamanın verdiği ölçek bu sayfada sağda üstte: Yapının kuşbakışı görünümü sağda ve alt sırada: Laboratuvarlar


yapı – bİlİm kompleksİ – pensilvanya mayıs 2012 - XXI 48

zemin kat planı

tip kat planı

eskiz

kesitler

rafael vıñoly Uruguay’da doğan ve Arjantin’de büyüyen Rafael Viñoly, 45 yıldır mimarlık mesleğinin içinde. 1983’te New York’ta kurduğu Rafael Viñoly Architects ile Birleşik Devletler, Avrupa, Latin Amerika ve Asya’da birçok önemli yapıya imza attı. Özellikle kamusal binalardaki tecrübesiyle bilinen Viñoly’nin çalışmaları çok sayıda uluslararası yayında yer aldı. Uzun yıllardır dersler veren mimar, kendi ofisi içinde de bir eğitim ve araştırma programı kurdu.

vaziyet planı


proje – beledİye bİnası – nieuwegein mayıs 2012 - XXI 50

fotoğraflar: Adam Mørk

Katılımcı Mekan NIEUWEGEIN KENTİNİN YENİ BELEDİYE BİNASI, YÖNETİMİN HEDEFLERİNİN MEKANDA KARŞILIK BULMASI FİKRİYLE TASARLANARAK KAMUNUN KULLANIMINI KOLAYLAŞTIRIYOR. 3XN

Modern katılımcı demokrasi, vatandaş ve otorite arasındaki karşılaşmalarda şeffaflığı ve iletişimi gerektiriyor. Bu unsurlar Danimarkalı 3XN'in tasarımının çekirdeğini oluşturuyor. Önemli olanın otorite kuran bir ifadesi olmayan, tersine karşılayan bir bina yaratmak olduğu hedefiyle tasarlandı. Nieuwegein, Utrecht'in beş kilometre güneyinde yer alıyor ve 1970'te 8.000 olan nüfus 2012 yılında 62.000'e ulaşmış. Popülasyondaki bu güçlü büyüme kentin sosyal ve kültürel anlamda gelişmesi için talebi de artırıyor.

stadshuıs nıeuwegeın

3xn

Mimari açıdan, bina, hareket noktasını heykelsi merdiven basamaklarının binaya doğru yükselip farklı servislerle birleştiği, merkezi ve parlak bir avludan alıyor. Aslında bu servisler belediye binasında bulunmuyor. Kütüphane, yerel hizmet

merkezi, kafe, kültür merkezi ve ticari birimlerin binada bir araya gelmesiyle bina günlük aktivitelerle birleşiyor. Bu da, binanın içinde tüm gün boyunca canlı bir hayatı mümkün kılıyor ve binanın etrafını çevreleyen konut ve ticari alanın binayla bağlantısını kuvvetlendiriyor. Binanın beş katı bir havalandırma gibi yayılarak avluya doğru açılıyor ve bu şekilde ziyaretçi ve çalışanların diğer katlarla görsel bağlantısı sağlanıyor. Gün ışığına ve ondan yararlanma yöntemlerine önem vererek pencere kullanışlarına dikkat edilmiş. Dördüncü kattaki büyük pencere yoluyla binaya gün ışığının büyük oranda girişi sağlanıyor. Bina çift cidarlı bir cepheye sahip. İçteki, beton ve camdan oluşan geleneksel bir cephe; dıştaki ise cam ipek baskı dokulu, binanın etrafında kıvrılan ama onu tamamen kapatmayan bir yapıda. Bu durum, direkt gün ışığının çalışma mekanlarına girmesini engelliyor, diğer yandan lobi ve restoran gibi mekanlar da en yüksek seviyede doğal ışığı alıyor. Camın mavi ve yeşil geometrik dokusu cepheye üç boyutlu bir ifade kazandırıyor ve çeşitliliğin binaya ve Nieuwegein'e yansımasını sağlıyor.


proje – beledİye bİnası – nieuwegein

mimar: 3XN lokal mimar: ABT iç mekan tasarımı: Fokkema mühendislik: Zonneveld Ingenieur & Nelissen Ingenieursbureau müşteri: Gemeente Nieuwegein, Projectbureau Binnenstad proje alanı: 27.000 m2 yapım tarihi: 2008-2011 açılış: Mart 2012 maliyet: 49 milyon Euro

51 XXI - mayıs 2012


proje – beledİye bİnası – nieuwegein mayıs 2012 - XXI 52

giriş sayfasında Binanın bütünüyle dış mekandan görünümü

sağda üstte: Çift cidarlı cephe detayı sağda altta: Kat bağlantıları ve görünümleri

önceki sayfada solda üstte: Binanın giriş merdivenleri ve ulaşılan avlu solda altta: İç mekandan dışarıya doğru geçirgen cephenin vurgusu, dördüncü kattaki büyük pencere

bu sayfada altta: Kata ulaşım noktası ve aydınlık kullanımı vurgusu sağda: Katlar arası bağlatıyı sağlayan ana merdiven odağında iç mekana bakış en altta: Toplantı salonu


doğu cephesi görünümü

zemin kat planı

kesit 2. kat planı

mayıs 2012 - XXI 54

proje – beledİye bİnası – nieuwegein

kesit

3xn 1986 yılında kurulan 3XN yaklaşık 10 yıl sonra şirkete dönüşerek 2005 yılında şimdiki adını aldı. Kim Herforth Nielsen, Bo Boje Larsen ve Jan Ammundsen ortaklığında birçok projeye imza atan şirket Danimarka Mimarlık Firmaları Birliği üyesi.

4. kat planı

vaziyet planı


yapı – tİcaret merkezİ – ankara mayıs 2012 - XXI 56

fotoğraflar: Fikret Kaplan

Açık Alana Açık Strüktür VEN MİMARLIK TASARIMI KEYPORT, BRÜT BETON İLE SAYDAM YÜZEYLERİN BİR ARADALIĞIYLA ÖNE ÇIKIYOR. DEĞİŞKEN KULLANICILAR GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULARAK TASARLANAN YAPININ STRÜKTÜRÜ GÖRÜNÜR KILINMIŞ.

keyport

ven mimarlık

Ankara’nın hızlı gelişen ve yeni merkezi olmaya aday Ümitköy semtinden Alacaatlı'ya uzanan bulvar üzerinde konumlanan yapı, biri çizgisel diğeri kare formlu iki ayrı parsel üzerinde projelendirildi. Tasarımda iki parselin bir bütün olarak algılanması önemsendi, böylelikle bulvar cephesinde yatırımın görsel devamlılığı sağlandı. Yapı, yatayda konumlanmış ve açık alanda alışverişi hedefleyen bir ticari merkezdir. Yatırımın yer aldığı Alacaatlı Bulvarı’nın iki yanında yer alan arsalar, konut olarak planlanmasına rağmen, tümüyle ticari parseller olarak gelişmiş. Bu bölgede projelendirilen konutlar daha ilk kullanıcılarında ticari alana dönüştürülmüş. Bu

alan da ne yazık ki konut parseli. Bir konut parselinde ticari kullanımlı bir proje yapmak, uygun olmayan tasarım kriterleriyle alanı şekillendirmek büyük güçlükler getirdi. Yapılarımızın kullanıcıları bizim için çok önemli. Bu yapıda kullanıcıların çok değişken olacağını ve sürekli değişebileceğini biliyorduk. Detayların her kullanıcıyla değişmesini istemedik. Sonunda kendi içinde daha jenerik, bütün olarak ise karakteristik bir dile sahip tasarım ortaya çıktı. Yatırımcının isteği, ticari değeri artan bu ikincil merkezde, farklı kullanıcıları barındırabilecek, farklı işlevleri içeren, yüksek kalitede bir ticari merkez oluşturmaktı. Bu durumda hem yeni kullanıcılara hitap edecek hem de yatırımcıyı pazarlama sırasında sıkıntıya düşürmeyecek bir tasarım düşünülmeliydi.


bu sayfada solda ve solda altta: Kolonadlı yürüyüş aksı altta: Saçak detayı en altta: Brüt beton ağırlıklı yapı kütlesi

yapı – tİcaret merkezİ – ankara

karşı sayfada Cepheyi kavrayan yarı açık alan

57 XXI - mayıs 2012

Bina strüktür dilini ön plana çıkarırken sade yapısı ile öne çıkıyor. Yapıda bağımsız 50 ticari birim bulunuyor. Ticari birimlere açık alandan doğrudan ulaşılabiliyor. Böylelikle yapı adalarını çevreleyen sokaklar yaşarken, sokak alışverişi destekleniyor ve ticari birimlerle çevrelenen avlulunun yaya için daha çekici hale gelmesi sağlanıyor. Her iki parselde de ofis birimleri simetrik iki kütlede yer alıyor, ofisler iki ayrı uçta zemin kullanımın üzerine getirilen ilave iki katta konumlandırılıyor. Ofis hacimleriyse asma katlarla zenginleştiriliyor. Cepheler brüt beton. Birçok ticari aktiviteye ev sahipliği yapacak yapının cephelerinde geniş şeffaflıklar ön plandayken yol cephelerinde brüt beton ve çelikle kolonadlı alanlar oluşturuldu.


mayıs 2012 - XXI 58

yapı – tİcaret merkezİ – ankara

sağda, altta ve en altta: Avludan görünüm altta sağda: Giriş kapısı


a-a kesiti

proje adı: Keyport Ticaret Merkezi proje yeri: Çayyolu, Ankara işveren: Kaanhan Eyüboğlu mimari ofis: VEN Mimarlık mimari ekip: Gül Güven, Özdihan Gökçe statik proje: Kınacı Mühendislik mekanik proje: Aykal Mühendislik elektrik projesi: Özay Mühendislik peyzaj: Promim Proje (Selami Demiralp) tasarım süresi: 2008 inşaat süresi: 2009-2011 arsa alanı: 17.300 m2 kapalı alan: 21.300 m2 yapım türü: Betonarme-çelik

b-b kesiti

zemin kat planı

1. kat planı

görünüş

mayıs 2012 - XXI 60

yapı – tİcaret merkezİ – ankara

görünüş

ofis kat planı

gül güven İTÜ Mimarlık Fakültesi’nden 1988’de mezun olduktan sonra ODTÜ’de yüksek lisans eğitimini 1993'te Restorasyon Anabilim dalında tamamladı.1991’de Ankara'da VEN Mimarlık firmasını kurdu. Halen Ankara ofisinde, uluslararası ve ulusal birçok projeyle mimarlık serüvenini sürdürüyor. 2003'ten bu yana sırasıyla Hacettepe Üniversitesi ve Çankaya Üniversitesi’nde dersler verdi, birçok mimari seminer, panel ve kongreye katıldı, yarışmalarda jüri üyeliği görevinde bulundu.

ven mimarlık VEN Mimarlık 1991 yılında Ankara'da kuruldu. 2012 yılında ise İstanbul ofisi faaliyete geçti. Çalışmaları büyük ölçekli binalardan, iç mimarlık ve restorasyon projelerine kadar çeşitli yapıları kapsıyor. Genç bir firma olarak VEN, geleneksel bilgelik ile çağdaş vizyon arasındaki dengeyi kurmayı hedefliyor. Projeleri birçok yayın ve sergide yer alan VEN, yüksek kalite hizmet, uzman meslek servisi ve gelişmiş teknoloji takibiyle müşterilerinin hak ettikleri hizmeti almalarını amaçlıyor. Birçok ulusal ve uluslararası ödüle layık görülen VEN, sürekli başarı ve yaşam kalitesini artırmak için çözümsel tasarıma önem veriyor.

vaziyet planı


doğunun cennet bahçesi ile batının kadril dansından yola çıkılarak tasarlanan proje, dört kareli plan düzeninin kaydırılmasıyla hem kendi içinde hem de istanbul ile bağlantı kuruyor.

mayıs 2012 - XXI 62

yarışma – İstanbul

Arkeoloji Karesi

YENİKAPI TRANSFER NOKTASI VE ARKEO-PARK ALANI ULUSLARARASI MİMARİ AVAN PROJESİ

eısenman archıtects + aytaç mimarlık

Uzun, zengin ve kültürel çeşitliliğe sahip tarihi ve yerleşimin sürekliliğiyle İstanbul, üzerine sürekli yeniden yazılan bir parşömen gibi kendi tarihinin evrilişinin fiziksel kaydını tutuyor. Belki diğer tüm kentlerden daha fazla zaman, mekan ve organizasyonun çarpışmasını yansıtıyor. Bu nedenle de 20. yüzyıldaki büyük kentsel müdahalelerdeki belirleyici rolü üstlenen üç fikir -grid, kolaj ve bağlamsal diyagram- İstanbul’a, hele de alan Yenikapı projesindeki gibi büyük olduğunda uymuyor. Gridin tabula rasa gücü paha biçilmez bir rasyonelleştirme ve organizasyonel denklik sunabilir ama bunlar tam da en değerli kentsel varlıkları mekansal, organizasyonel ve mimari çeşitliliğinde gizli bir kentin ihtiyaç duymadığı şeyler. Benzer nedenlerle becerisi çeşitliliği artırmak olan kolajın böylesi karmaşık bir yer için önerilmesi saçma ve etkisiz bir kentsel strateji olacaktı. Bağlamsal diyagram tekniğiyse mimari plancıya belirli bir alandaki örtük kentsel tipolojileri okuma ve bunları açıkça gösterme yetisi sunar. Ama İstanbul zaten zengin

kentsel tipolojilerini ortaya koymaktan çekinmiyor, bu da bağlamsal diyagram stratejisini gereksiz kılıyor. Kısacası bu üç strateji de Yenikapı vakasında başarısız olacaktır çünkü ya kent katmanlarının paha biçilmez niteliklerini ortadan kaldırıyor ya da zaten mevcut olan özelliklerini yeniden tarifliyor. Bu nedenlerle projemizin amacı kente mevcut alanın birbiriyle uyumsuz özelliklerini de bir dizi farklı kentsel matrisle bir araya getiren yeni bir organizasyonel güç kazandırmaktı. Bu alandan çıkan bir enerji üreten, bu yolla da bir bütün olarak tarihi, arkeolojisi, organizasyonel ve tarz farklılıklarıyla kent parşömeninin ana öğelerinin yeniden canlandırılması hedefleniyor. Kent vizyonu Projemiz üç farklı ölçekte anlaşılabilir: en geniş kapsamlısı kentsel vizyonumuzun ölçeği, ikincisi kentsel tasarım ölçeğimiz ve üçüncüsü de arşiv binaları, tren istasyonları ve arkeo-parkla ilişkilenen mimari tasarım ölçeğimiz. Kentsel vizyonumuz açık, anlaşılır, net ve şematik; geleceğe yönelik çoklu tasarıma, algılamaya ve müdahaleye imkan tanıyor. Kuzeydeki en yoğun


Kentsel tasarım Yenikapı mevcut doğu-batı hattındaki anayol, eski duvar kalıntıları ve geleceğe dair önerilmiş güçlü kuzey-güney yaya aksı tarafından ikiye bölünmüş durumda. Bu potansiyeller farklı radikal kullanım çeyrekleri ve kültürel değerleri işaret ediyor. Bu örtük çeyrekleri projemiz için birer ipucu olarak ele alıp Yenikapı’yı organize etmek için gerekli biçimsel

stratejimizi oluşturduk. Bu paralelde Yenikapı iki ilişkili yöntemi sentezliyordu: Her ikisi de dört parçadan meydana gelen Doğu mimarlığındaki Cennet Bahçesi ile Batı dansından gelen Kadril. Mimarlıkta dört karenin matrisi, potansiyel olarak dokuz karenin matrisinden daha az stabildir. Bunun iki sebebi var: Dokuz karenin aksine merkez boş olduğundan yerle ilişkilendirmek ve dört çeyreği kendi ekseninde eksende tamamlamak imkansız. Kartezyen gridin tersine dört çeyrekteki denkliklerin sayısı tekrarla sabitleştirilmeleri için yetersiz. Dört kareli düzenlemelerin iyi örneklerinden biri Cennet Bahçesi’dir. Bu, duvarlarla çevrili, dört parçadan oluşan ve antik Pers cennet bahçelerinden yola çıkılarak geliştirilmiş bir bahçe. Cennet Bahçesi’ndeki dört nehri simgeleyen su öğeleri katılarak daha statik bir varlık olarak yaklaşılan geleneksel Pers bahçeleri dönüştürülmüştür. Kendi içinde ve kendinden ötürü dört-kare her bir çeyrek arasında herhangi bir iç iletişimi ya da hareketi teşvik etmeye gerek duymaz. Buna karşın böylesi bir statik düzenlemeyi bozan uzun bir mimarlık geleneği de vardır, Palladio’nun Villa Rotunda’sından, Mies van der Rohe’nin Tuğla Kır Evi’ne dek. Mies vakasında evin planında Theo van

Doesburg’un Rus Dansçı adlı tablosu doğrudan bir esinlenme aracıydı. Burada da dört kare organizasyonunu Kadril dansı fikriyle çoğalttık. 17. yüzyıldaki süvarilerin at üstünde kare formlu serilerle başlattıkları dans, 18. yüzyılda sürekli eş değiştirilerek yapılan bir dansa dönüştü. Kadril dansı Yenikapı için Cennet Bahçesi’nin canlandırılması için gerekli hareket girdaplarını ve iletişimi çözüyor ve dört çeyrekte hareketlilik ve karşılıklı iletişim için analog yollar öneriyor. Batı taraftaki iki çeyrek dönerek merkez çizgilerini tren hatlarının açısına uyduruyor, doğudaki iki çeyrekse aşağı doğru kayarak üst çeyreğin transit alanının kuzey ucuyla ilişkilenmesini sağlıyor. Birbirini izleyen kareler hareket ederken her bir kare bağımsız ikonik bir öğe halinde bitişik olduğu bağlamı ve tüm kareleri İstanbul ve ötesiyle ilişkilendiriyor. Transfer Noktası Marmaray istasyonunu sirkülasyon ve ulaşım açısından bir girdi olarak ele alıp, iki üst çeyrekten oluşan üç parçalı bir organizasyon tasarladık. İstasyonun kapladığı dikdörtgen alan iki parçaya kırılarak birbirinden ayrıldı ve arşiv/transit bina bloğu kuzey

63 XXI - mayıs 2012

alandan, kentsel sınırı belirleyen düşük yoğunluklu alana ve güneydeki sahil parkına doğru birçok farklı katmandan oluşuyor. Bu katmanlar hem sürekliliğin gösterilmesini ve tarihin korunmasını hem de gelecekteki gelişimleri olanaklı kılıyor. Bu vizyonun önemli bir yönü, batı sınırında bulunan üniversite kampüsünün gelecekte doğuya doğru gelişme potansiyeli sağlaması. Bu da arkeo-park ve mevcut kent dokusu arasında orta yoğunlukta bir katman yaratıyor. Bu fikrin önemi gözden kaçırılmamalı çünkü geleceğe yönelik ekonomik büyüme özellikle araştırma ve bilim alanında olmak üzere eğitimle yakından ilişkili. Arkeo-park ve arşiv/müze birimlerine bitişik bir üniversite araştırma merkezinin genişleyerek bütünleştirici kültürel kaynaklara katılması ve ana transit merkezle tüm aktivitelere bağlanması mümkün.

yarışma – İstanbul

mimari proje: Eisenman Architects (Peter Eisenman, Sandra Hemingway, Richard Rosson, Matthew Roman, Pablo Costa, Ivan Adelson, Jessica Angel, Ariane Merle D’aubigné , Cynthia Davidson, Fernando Fisbein, David Huber, Adil Mansure, Alexander Maymind, Pola Noury, Oscar Obando; Aytaç Mimarlık (Alper Aytaç, Hakan Aytaç, Erol Ayvacıklı, Çağlar Yazıcı, Zeynal Yeter, Fabio Rosa, Sebla Arslan, Dinemis Kuşuluoğlu, Didem Bal, Ozan Çarga, Anastasya Sariyeva) şehir planlama ve peyzaj: Çevsa Peyzaj (Ahmet C. Yıldızcı, Gülşen Aytaç, Gözde Sengü, İzgi Uygur) şehir planlama: Jencks2 (Charles Jencks, Lily Jencks) mühendislik: Arup (Hüsamettin Alper, Ercan Ağar, Salih Toytan, Koray Etöz, Andrew Jenkins) çevre danışmanlığı: Transsolar (Thomas Auer, Erik Olsen) ulaştırma danışmanı: Mustafa Ilıcalı arkeoloji danışmanı: Mehmet Özdoğan koruma danışmanı: Nur Akın sanat tarihi danışmanı: Ayla Ödekan ekonomi danışmanı: Mesut Pektaş jeoteknik mühendisliği: Mahir Vardar inşaat mühendisliği: Niyazi Parlar animasyon: Moka Studio model: Küçük Atölye


giriş sayfasında Projenin kuşbakışı görünümü önceki sayfada üstte solda: Arkeo-park ile arşiv/müze birimlerinin oluşturduğu rekreasyon alanları üstte sağda: Marmaray, metro ve tramvay ağlarını bağlayan ulaşım yapısı altta: Alanın havadan görünümü

program dağılım şeması

maket

yarışma – İstanbul

kesit

mayıs 2012 - XXI 64

doğrultusunda oluştu. Bu kırma, ortaya onların arasında bir arkeolojik katman çıkarıyor ve bu katman, üç istasyon ve arşiv tarafından kullanılan ortak bir alan. Doğu-batı ve kuzey-güney hattında diğer alt bölgelere hizmet veriyor ve ortaya merkezde yer alan arkeolojik sergilerin olacağı bir çarşı çıkarıyor. İstasyonlarla ilişkili üç önemli kot var: meydan kotu, toplanma mekanı ve platformlar. Meydan kotu Marmaray istasyonunun tam üstünde bulunuyor. Şu an üstü örtülü açık alan şeklinde meydan için önerilen tüm meydan kotundaki öğeleri ve Marmaray istasyonunu birbirine bağlıyor. Meydan kotu aynı zamanda arkeolojik nesneleri içeren ikinci bir çarşı olarak ele alındı. Buradan toplanma alanına köprülerle ve oradan da arşiv/transit binasına ulaşmak mümkün. Arşiv binası Arşiv binası merkezi yaya aksı tarafından ikiye bölünüyor. Arşive ana giriş meydan kotundaki ana yaya omurgasından. Arşivin bu bölümü çoğunlukla kamusal programları içeriyor: kitapçı, kafe, oditoryum gibi. Üst katta ise idari birimler, toplanma kotundaysa kamusal sergi mekanları bulunuyor. Yolculuk edenler dört kareli planın konsept çizimleri

de arşiv/transit binadan geçerek kentin kuzey kısmına ulaşabiliyor. Arşiv/Müze yapısının batıdaki bölümü, yaya aksından da girişi olan iki katlı kanat şeklinde. Bu meydan kotu araştırma laboratuvarlarının ve ofislerin bulunduğu kata açılıyor, bu bölümler ise kesintisiz olarak kuzeydeki arkeolojik alana ulaşıyor. Arşiv/Müze yapısının ve bahçenin sınırları kuzeyde Theodosus kent surlarının kalıntılarıyla, güneydeyse alanda yer alan bir dağ sırtı hattıyla belirleniyor. Yapının kendisi alanın arkeolojisine benzer şekilde bir dizi katmandan oluşuyor. Yenikapi Giriş kapısı Yeninin macerası -hem bir pasaj, hem de bir cazibe merkezi olarak yeni bir kentsel bölge- onun İstanbul’un mevcut dokusundan farklılığında ortaya çıkıyor. Bunun için tasarlanmış sembolik bir giriş kapısı kenti yeniden canlandırabilir. Bu hem geçmişin çöküşünü, hem de gelişmemiş kentsel hayatın karmaşıklığını gelecek tehlikelerin eklenebileceği gevşek bir dokuyla yansıtıyor. Önerilen dört kareli planda biraz cennet, biraz dans biraz da 21. yüzyıl İstanbul'unun ve dünyasının gerçek potansiyeli var.


TARİHİ YARIMADA’DAKİ ANITSAL YAPILARIN ÖLÇEK ANLAYIŞINI SÜRDÜREN PROJE, REKREASYON ALANLARINA ATFEDİLMİŞ ÇEŞİTLİ İŞLEVLERLE KENTLE İLİŞKİLENİYOR. Yenikapı Bölgesi tarih boyu çok çeşitli şekil ve ölçekteki insan ve yük taşımacılığına ev sahipliği yapmış olmasına karşın, bu özelliğini son yüzyılda kaybetmiş. Bugün, Marmaray projesinin Tarihi Yarımada’daki en önemli transfer istasyonunun bu bölgede planlanıp inşa edilmesi ile tarihi Theodosius Limanı, tekrar önemli bir ulaşım merkezini barındırmaya başlayacak - hem de daha önce burada görülmemiş boyutlarda.

mayıs 2012 - XXI 66

yarışma – İstanbul

Tarihi Yarımada’yı Sürdürmek

Modern çağa ait yoğun trafik ve hareketlilik, kendini antik dönemlerin farkındalığı içinde bulurken, her gün bu kilit noktadan geçmesi hesaplanan 1,7 milyon yolcu, arkeo-park bölgesindeki tarihi mirası birinci elden yaşayacak.

YENİKAPI TRANSFER NOKTASI VE ARKEO-PARK ALANI ULUSLARARASI MİMARİ AVAN PROJESİ

cafer bozkurt mimarlık + mecanoo archıtecten

Tarihi Liman Tarihi Bizans limanını çevreleyen ve restorasyonu önerilen sur kalıntıları, aynı zamanda transfer noktasındaki ‘gateway’ binası ve ‘şehir arşivi’

binasının da içinde bulunduğu arkeo-parkın sınırlarını belirliyor. Büyük bir park alanı içerisinde yer alan anıtsal ölçekteki bu yapılar, Tarihi Yarımada’daki geniş kamusal alanlarla çevrili diğer anıtsal yapıların (tarihi saray kompleksleri ve cami külliyelerinin) tipolojisiyle örtüşerek şehir dokusuna bağlanıyor. Yerinde Koruma (In-sıtu Rehabilitasyon) Yaptığımız kentsel tasarımda eski dokuya hiç müdahale etmeden ve yeni yapılar önermeden yalnız programda istenen iki işlev yapısı projelendirilip; mevcut Marmaray, metro ve LRT sistemlerine müdahale etmeden tamamlayıcı bir çözüm arandı. Özellikle UNESCO koruması altında da bulunan Tarihi Yarımada’nın bu büyük kamusal alanının bilinçli olarak "imara açılmış arsa" gibi değerlendirilmemesi, projemizin ana şehircilik kararlarından biri oldu. Zaman içerisinde belirsizlikler ve işgaller dolayısıyla unutulmuş ya da yok olmuş, Langa Bostanı gibi kamusal alanlar ve Yalı Mahallesi gibi yerleşim bölgeleri ile çevrili Yenikapı’da, olanı yerinde ve sağlıklı bir şekilde koruyup yaşatmak, ön planda tutuldu.


karşı sayfada Projenin iki kütlesinin görünümü bu sayfada solda: Projenin kuş bakışı görünüşü solda altta ve altta: Gateway binası

yarışma – İstanbul

mimari proje: Cafer Bozkurt Mimarlık (Cafer Bozkurt, Hasan Yirmibeşoğlu, Defne Bozkurt, Sibel Özkars, Emre Aysu, Şevket Dönmez, Feridun Özgümüş, Celal Uygur); Mecanoo Architecten (Francine Houben, Magnus Weightman, Kerem Masaraci, Nuno Gonçalvez Fontarra, Anne-Marie Van Der Weide, Luuk Van Den Berg, LaertisAntonios Vassiliou, J. Marcos Rodríguez Diaz, Eduardo Garcia Diaz) inşaat mühendisliği ve ulaşım: Arup (Laurens Tait, Sean Mcginn, Sander Hoffman, Peter Mensinga, Kathy Gibbs, Joey Schaasberg) maket: Mavi Işık, Mecanoo Architecten üç boyutlu çizimler ve film: Mvize Studio (Pavel Matyska)

67 XXI - mayıs 2012

Yeşil Alanlar Kentsel vizyon kapsamındaki tüm alan muhtes yapılardan ve yoğun trafik yollarından arındırılıp İstanbullulara ulaşım kolaylığının yanı sıra kültürel ve rekreatif bir alan sağlamaya çalışıldı. Bu açık alanlar, tarihi şehir dokusuna uyumlu ve çeşitli kullanıcılara hitap edecek şekilde, farklı ölçek ve karakterde tasarlandı: Sahil Parkı: Doğu-Batı yönündeki trafik arterlerinin güneyinde kalan kıyı bandı Marmara kıyısı boyunca uzanan yeşil promenad aksına bağlanarak, tüm İstanbul halkı için aktif bir yeşil alan olarak geliştirildi. Langa Bostanı: Yakın çevre için rekreatif alan olup kısmen meyve bahçeleri, kısmen eski nostaljik bostanlar içindeki tarihi bostan kuyuları ile yakın çevre için bir nefes alma alanı sunuyor. Arkeo-park: Eski liman surları içinde su göletleri ile çevrili bu alanın ortasında şehir arşivi binası yer alıyor; hem yapının içinde hem de dışarıda park içinde arkeolojik kalıntılar korunarak teşhir ediliyor. Bu çerçevede Arkeo-park burada günlük hayatını yaşayan İstanbul halkı ile birlikte ulusal ve uluslararası ölçekte

tüm insanlığa açık bir müze-kültür alanı olarak planlandı. Aksaray Meydanı: Kent Meydanı. Aksaray meydanındaki mevcut üç katlı yol sistemi yerine tüm ağır transit trafiğin yeraltına alınması, yerüstünde kalan hafif trafiğin güneyden hafif raylı sistem paralelinde geçirilmesi ve meydana bir tramvay durağı konulması önerilerek, kente önemli bir meydan geri kazandırılıyor. Aksaray Meydanı, Mustafa Kemal ve Namık Kemal Bulvarları ana bağlantıları dışında, ortadaki Valide Cami Sokak başta olmak üzere kuzey-güney aksında kılcal yollarla Yenikapı Transfer Noktasına bağlanıyor. Ulaşım Sistemi Aksaray Meydanı ve sahil yolu için önerilmiş olan mevcut kavşak ve yol projeleri sadeleştirilerek üst ölçekte alınan kentsel tasarım kararları çerçevesinde yeniden düzenlendi. Yoğun ve hızlı ekspres trafik gerekli yerlerde yeraltına alınırken, doğal zeminde sadece yerel ve hafif trafik bırakıldı. Bu çerçevede Mustafa Kemal Bulvarı, Atatürk Bulvarı devamında yeraltına alınarak Kennedy Caddesine bağlandı. Üst

kotta kalan hafif trafik ve buna dik olarak geçen birbirine paralel ikincil yollar, Cerrahpaşa - Aksaray Laleli arasındaki kaybolmuş olan doğu-batı yönündeki kentsel süreklilik yeniden sağlandı. Böylece hem bölgenin ticari karakterine hitap eden yerel servis ihtiyacı karşılanmış oldu hem de öncesinde yoğun arterler, yükseltilmiş kavşak ve U-dönüşleri nedeni ile birbirinden kopmuş olan mahalleler, fiziksel ve algısal olarak tekrar bütünleşti. Araç Trafiğinin Azaltılması Sahilde bulunan İDO bünyesindeki deniz otobüsü iskelesi transfer noktası ile doğrudan bir yaya aksı ile bağlandı. Aynı yerden araçlar için düzenlenen feribot seferlerinin ise Kazlıçeşme’de yeni planlanan Cruvasier Port yanına gitmesi önerildi. Bu işlevin batıya Tarihi Yarımada dışına ötelenmesi, Avrasya tünelinin kullanıma açılması ile zaten aşırı yoğunlaşacak sahil yolu araç trafiğinin ve Yenikapı hattının biraz daha rahatlamasını sağlayacak. Nostaljik Tramvay Eski demiryolu sistemi içinde olup kaldırılacağı bilinen Sirkeci - Yenikapı - Yedikule hattı yerine aynı güzergah kullanılarak hafif tramvay sistemi önerildi. Fakat kıyı


gateway binası kesiti

mayıs 2012 - XXI 68

yarışma – İstanbul

şehir arşivi

gateway binası işlev diyagramı şehir arşivi kesiti

ile içteki yerleşme arasındaki bağlantıyı kesen eski demiryolunun yerine hemzemin hale getirilecek olan bu daha yavaş ve yaya dostu raylı sistemle, SirkeciGülhane-Cankurtaran-Kumkapı-Yenikapı-CerrahpaşaSamatya-Yedikule arasında eskiden olduğu gibi ulaşım sağlandı. Bu ulaşım hem yakınındaki mahallelere servis verecek, hem de Tarihi Yarımada’nın güney kıyı bandı boyunca yer alan eşsiz yeşil rekreatif alanlara özel araçsız ulaşımı kolaylaştıracak. Geleceğe Yönelik Metropolitan ölçekte İstanbul kent hayatına büyük etkide bulunacak ve alışkanlıklarımızı değiştirecek Yenikapı Transfer Noktası ve Arkeo-park Projesi için tasarladığımız önerinin, özellikle tahribattan korunması gereken Tarihi Yarımada’da kentsel hafızayı devam ettirmeye dikkat etmesi önemlidir. Çok farklı ölçekleri kapsayan bu şehircilik ve mimarlık projesinin, çeşitli uzmanlık alanlarından meslek insanlarının katılımı ve verimli bir tartışma ortamı içinde şeffaf bir süreçle gerçekleştirilmesi, bundan sonra İstanbul ölçeğindeki diğer projeler için de örnek teşkil edecek.

kesitler

yaya bağlantıları

arkeoloji ve açık alan tanımı

altyapı

arkeo-park

tek park, iki bina

arkeolojik sunum

kentsel tasarım şemaları


PROJE, ARKEOLOJİK ALANDA EN RİSKSİZ NOKTADA KONUMLANDIRILAN TEK BİR YAPIYI İŞARET EDİYOR. BİR GEMİYİ ANDIRAN YAPI, YOLCULARI ŞEHİR ARŞİVİ VE ARKEOLOJİK PARKA YÖNLENDİRMEYİ HEDEFLİYOR.

mayıs 2012 - XXI 70

yarışma – İstanbul

Karaya Oturmuş Gemi

YENİKAPI TRANSFER NOKTASI VE ARKEO-PARK ALANI ULUSLARARASI MİMARİ AVAN PROJESİ

atelye 70 + francesco cellını + ınsula archıtettura e ıngegnerıa

atılması için şehir bu bölgede daha geniş perspektif ile yeniden organizasyonu geçerli kılıyorlar.

Yenikapı, tarihi perspektif içinde bir liman: ticaret ve takas yeri. Theodosius Antik Limanı’nı içine alan bölge, İstanbul metropolünün gelişiminde temel bir rol üstleniyor.

Şehir Ölçeği Yenikapı bölgesinin yenileme çalışmaları, bölgenin rejenerasyonu sürecinde bir ateşleyici işlevine sahip. Bazı sınırlı kamu müdahalelerini öngören bu aşamalı değişim, bölgede ekonomik mekanizmaları harekete geçirecek.

Aktüel durum Bugün Yenikapı - Aksaray bölgesine müdahale etmek, İstanbul’un güncel ve en karışık şehirleşme problemleriyle yüzleşmek demek: Taşıma, sürdürebilirlik, kültürel mirasın korunması ve değerlendirme problemleri, eş zamanlı olarak Marmaray demiryolu hattı, M2 ve M1 metro hatları (bölgeyi havalimanına ve kuzeye bağlayacak) ve buna bağlı olarak Boğaz altında B1 otoban tüneli, ayrıca beklenmedik şekilde ortaya çıkan muhteşem ve eşsiz tarihi - arkeolojik yerleşkenin bulunması, bütün metropol bölgesinin acil ve uzun vadeli hedefleri doğrultusunda gelişim temellerinin

Projenin öncelikli hedefi; farklı özelliklerdeki kentsel dokuyla, esasen 1950’lerden itibaren büyük ölçüde kamu desteğiyle hayata geçirilmiş ve gelişme sürecinde olan, altyapı ve ulaşım ağının yeniden örülerek bağlanması. Projenin temeli ve hareket noktası, öngörülen metro hatlarının ve Marmaray demiryolu hattının inşası. Dolayısıyla proje, şehirleşme ve arkeoloji olarak iki düzeyde çalışıyor. Şehirleşme açısından proje, bölgenin doğru çalışmasına negatif etki yaratan altyapı ve karayolu örgüsünü organize ediyor. Özellikle Aksaray Meydanı ve Kennedy Caddesi arasındaki yol eksenleri bağlantısının Mustafa Kemal Caddesi’nde


bu sayfada solda: Master plan solda altta: Kesit perspektif

yeraltına alınmasını öngörüyor. Alt geçitlerin üstünde, daha işlevsel ve kaliteli ticari bölge ve kamusal alanların da oluşturulacağı yerel trafiğin hizmetinde olmak üzere yüzeyde tali yollar ağının gerçekleştirilmesini öneriyor. Örnek olarak Aksaray Meydanı bölgesinde yüksek kalitede bir şehir meydanı yaratılması düşünülüyor. Yeni merkez, toplam 6.000 m2 ticaret, kültür, sosyal alanlar ve 300 araçlık otoparkı olan ve üstünde Divan Yolu yönüne gidecek tramvayın geçeceği yükseltilmiş bir meydan bulunduran, iki katlı bir sistem olacak. Arkeolojik Ölçek Transfer Merkezi Transfer Merkezi (M1 ve M2) metro hatları, Marmaray demiryolu hattı, LRT ve IDO iskelesi (yürüyen merdivenle bağlı) hafif tramvay ve Aksaray Meydanı'ndan gelen ya da giden yolcuların uğrak noktası olacak çok işlevli bir yapı. Proje, metro ve Marmaray demiryolu hattının inşa edilmiş olan kısımlarını değiştirmeden, transfer merkezi ve çevresinin şehir ile kolaylıkla ve doğrudan

ilişkilenmesine yol açacak. Proje bunun yanında gün boyunca binlerce insanın kullanacağı ticari, kültürel ve sosyal bir alan öngörmektedir. Bu yapının en ilginç özelliği park ve şehir arşiviyle olan sıkı ilişkisi; transfer merkeziyle yakın temasta olan kültürel alan nedeniyle trenden metroya geçen yolcular ve burayı kullananlar, şehrin en eski arkeolojik öğelerini koruyan bu alanlarla görsel bir bağa sahip olacak. İstanbul Şehir Arşivi (Kültürel Laboratuvar) Transfer merkeziyle bir bütün olan mekan, metaforik olarak bir gemi şeklinde ve içinde şehrin bütün tarihi dönemlerine ait ögeleri barındırıyor. Binanın arkeolojik açıdan tamamen analizden geçmiş ve iyi çalışılmış bir alan üzerine inşa edilmesi öngörüldü. Kültürel laboratuvar olarak ortaya çıkan mekanda, bilimsel araştırma ve çalışmalar ile özel ve günlük işlevler birlikte yer alıyor. Bina arkeolojik alanın korunması amacıyla yere değmeyecek şekilde yükseltildi, böylelikle arkeolojik

serginin aktif bir parçası haline geldi. Büyük kolonlar üstünde yükselen mekan transfer merkezinin üstünde düşünülen geniş bir meydana açılıyor, bütün binayı delip geçen açıklıklar arkeolojik alanı görünür kılıyor ve binayı doğal ışıkla aydınlatıyor. Program, sürekli ya da süreli sergi alanları, konferans ve toplantı salonları, kütüphane, restorasyon laboratuvarları ve yönetim ofislerinden oluşuyor. Mekan arkeoloji parkı ile de yakın ilişki içerisinde olduğundan, araştırmacılara servis alanı olma özelliğiyle birlikte öğretim ve yönetim birimlerine yönelik gereksinimlere hizmet ediyor. Arkeoloji Parkı Yenikapı bölgesindeki arkeolojik araştırma kent arşivinin oluşmasıyla son bulmayacak, kademeli olarak henüz araştırma yapılmamış alanlara da genişleyecek. Uygun olmayan bütün yapılardan arındırılan alan, park şeklinde organize edilip, arkeoloji kazılarında yapılan tipik ızgara sistemiyle (5x5 m) araştırmacılara bırakılıyor. Bu da ziyaretçilerin ve yolcuların, yeni arkeolojik buluntulara katılımının sağlandığı bir kültür laboratuvarı olarak, parkın sürekli

71 XXI - mayıs 2012

mimari, peyzaj and kentsel tasarım: Francesco Cellini; Insula Architettura E Ingegneria (Eugenio Cipollone, Paolo Orsini, Roberto Lorenzotti, Paolo Diglio); Atelye 70 (Hüseyin Kaptan, Doğu Kaptan, Marco Lombardini) arkeoloji: Francesco D’andria, Grazia Semeraro müzeloji: Giovanni Longobardi mimarlık tarihi ve restorasyon: Maria Margarita Segarra Lagunes, Ali Emrah Ünlü agronomi - peyzaj: Luca Catalano mühendislik: Bollinger + Grohmann Consulting (Klaus Bollinger, Manfred Grohmann) strüktür ve deprem mühendisliği: Simon Ruppert (Bolliger+Grohmann Consulting) sürdürebilirlik ve yapı performans mühendisliği: Lamia Messari-Becker (Bolliger+Grohmann Consulting) cephe planlama: Daniel Pfanner (Bolliger+Grohmann Consulting) trafik ve ulaşım planlama: Hüseyin Murat Çelik kültür yönetimi: Monica Angela Grazia Scanu mimari geliştirme: Giulia Ravagliol, Giuseppe Colucci, Gabriella Colacicco yardımcılar: Nicoletta Marzetti, Andrea Giuffrida, Murat Er maket: 4 Boyut, Modelab videolar: Andrea Cerini, Duccio Servi

yarışma – İstanbul

karşı sayfada Yapının ve ulaşım sisteminin kesit perspektifi


konsept eskizi

mayıs 2012 - XXI 72

yarışma – İstanbul

yapının gündüz ve gece görünüşleri

yapının iç mekan görünüşleri

gelişim içerisinde bir alan olarak algılanmasını sağlıyor. Kültür Parkı Yenikapı’nın kuzey tarafında çok geniş bir alan bugün otobüs parkı olarak kullanılıyor. Bu bölge, yeni oluşan merkeze hizmet verecek ticaret, kültür ve sosyal alanlara dönüştürülecek. Kıyı Parkı Proje kapsamında günümüzde Asya ile deniz bağlantısını sağlayan limanın hemen yanı başında 378.000 m2 gibi büyük bir alanda kıyı şekillerini tamamen biçimlendirebilecek bir düzenleme öneriliyor. Bu nedenle özellikle Yenikapı liman yapılarının (İDO İskelesi) yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Denizden kazanılan arazinin merkez bölgesi kendi coğrafyası içinde yeniden yapılandırılarak, bir taraftan güncel kıyı şeridi korunuyor ve böylece yarımadanın tarihi dokusunun zarar görmesi önleniyor ve diğer taraftan da kıyı parkının genişletilmesiyle turistik teknelerin konaklayacakları bir marina ve gerekli hizmet binaları hayata geçiriliyor.

maket


İç mekan – restoran - İstanbul mayıs 2012 - XXI 74

fotoğraflar: Savaş Keskiner

Modern Meyhane Deneyimi MEYHANE KÜLTÜRÜNÜ YENİDEN YORUMLAYARAK MODERN MEYHANENİN İLK ÖRNEĞİNİ TASARLAYAN 'ı-am' İSTANBUL EKİBİNDEN IRAZ POLAT İLE MİMARİ, GRAFİK TASARIM VE KURUMSAL KİMLİKLENDİRME SÜRECİYLE İLGİLİ GÖRÜŞTÜK. Beste Sabır

Safi Meyhane 'ı-am'

istanbul

bs: Proje TURAD'ın öncülüğünde, Yeni Rakı sponsorluğunda başladı. Size nasıl bir proje tanımıyla geldiler ve öncelikli istekleri nelerdi? ıraz polat: Meyhanelerde şu an sağlanan servis ve yeme içme hizmeti düşüş içerisindeydi, bunun güçlendirilmesi ve meyhane kültürünün değerini tekrar kazanması için mekanları bilinçlendirmek istiyorlardı. Bize “meyhane modeli projesi” adı altında, mevcut ve yeni açılacak mekanlar için iyileştirmesi gereken noktaların talebiyle geldiler. Bundan sonraki süreçte, meyhanelerin geleceğe düzgün bir şekilde taşınabilmesi için yapılan bir kültür projesi de diyebiliriz buna. Proje, meyhanelerin kimliğinin yeniden ele alınması ve belki de yozlaşmakta olan o kültür geleceğe nasıl daha iyi taşınabileceğinin bir çalışması oldu.

bs: Projeye yaklaşım yönteminiz burada sistematik olarak ikiye ayrılıyor sanırım, geleneksel ve modern meyhaneler olarak. ıp: Yeni Rakı'yla birlikte aldığımız ana karar, yeni açılacak meyhanelerin kılavuzluğunu yapabilmek ve mevcut olanları da belli ilkeler doğrultusunda, özünü de koruyarak iyileştirmek oldu. Öncelikle bir format çalışması yaptık, hedef kitleyi, lokasyonları, yeni açılacak ve mevcuttaki meyhanelerin ihtiyaçlarını düşünerek, meyhaneleri geleneksel ve modern meyhaneler olarak ikiye ayırdık. Safi Meyhane, modern meyhanenin ilk örneği. bs: Mekansal tasarımın yanında grafik tasarım, kurumsal kimliklendirme, stratejik planlama gibi aşamaları da ‘i-am’ İstanbul olarak üstlendiniz. Proje geliştirme ve kimliklendirme süreci nasıl başladı ve ilerledi? ıp: Projeye, marka anahtarı-kimlik çalışması ve müşteri yolculuğu çalışmasıyla başladık. Marka anahtarı dediğimiz çalışmada, yaratacağımız deneyimin konumlandırılması nasıl olmalı, kimliğini neye göre kurgulamalıyız, rekabet faktörü, hedef kitle gibi noktaları tanımlayıp, geliştirilmesi gerekenler, sunmamız gereken


işlevselsel ve duygusal faydalar gibi noktalara odaklandık. Her ne kadar meyhanelere kılavuzluk yapacak olsak da, sağlanması gereken en önemli özellik, her birinin ayrı bir kimliğinin olabilmesiydi. Buna “kişiselleştirmeye imkan tanıyan standartlaştırma (standardization with giving a room for custimization)” diyoruz. Böylece birbirinden farklı etkili ama temelde bazı özellikleri aynı olan meyhaneler yaratmak mümkün oldu. Ana desenimizdeki her yuvarlak halka, bir paylaşım kümesini çağrıştırıyor, bu bir masa olabilir ya da meyhanenin kendisi. Desenler yan yana gelince meyhaneler zincirinin oluşması gibi, desen aracılığıyla farklı kimlikler oluşturup renkler ve mobilyaların değişkenliği gibi konularda herbirinin farklılaşmasını sağladık. Mesela bundan sonra açılacak meyhaneler, Safi Meyhane'den farklı olacak, belli bir kılavuz doğrultusunda kendi kişiliklerini, özelliklerini ortaya koyacaklar, ana konsept duracak ama kişiselleştirilme imkanı da olacak. Paylaşmanın ne kadarını kişiselleştirebiliriz ne kadarını standartlaştırabiliriz diye düşündük, bu bağlamda kimlik paylaşımı, mobilyalar kişiselleşir, ama mesela girişe belli standartların olduğunu gösteren ve tüketicinin kendisini güvende hissetmesini sağlayacak bir M harfi uygulandı,

bunun gibi noktalar, hepsinde aynı olması gereken standartlar. bs: Ana konseptiniz ne oldu? ıp: Meyhanenin en çok öne çıkan özelliği aslında rakımeze paylaşmanın ötesinde, insanların duygularını orada paylaşması, bu sadece güzel bir yemek yemek değil aynı zamanda birbirine ortak olabilmek. Mesela meze hiçbir zaman bireysel servis edilmemesi gereken bir yemek, modern meyhanede bile tek başına servis edilmemeli, paylaşılmalı, çünkü bu kültürün özünde paylaşmak var. Meyhanede masa, mezeler, rakı paylaşılıyor, ortak yenilip içiliyor. Bu paralelde bizim çıkış noktamız, yani yaratıcı çalışmalardaki ana tema “paylaşmak” oldu. bs: Ana konseptle iç mekan tasarımının ve yerleşim kurgusunun bağlantısı nedir? Rakı ve meyhane kültürünün mekansal kurguya yansıması nasıl oldu? ıp: Meyhane özünde çok büyük bir mekan değil, o yüzden mekan içinde minimumda neler yapabilirizi sorguladık. Klasik gelenekselliği koruyup çağdaş bir şekilde yorumlamaya çalıştık. Mekan kurgusunu girişten

başlayarak, genç kitlelere hitap eden ve daha hızlı tüketime olanak sağlayan rakı bar ve bistro oturma düzeniyle ele alıp, arka kısma doğru klasik meyhane formatında tasarladık. Böylece mekanda paylaşmak temasını yansıtan farklı deneyim türlerini biraraya getirdik. Mekanı olabildiğince basit ve oyunsuz şekilde oluşturmaya gayret ettik. Farklı masa formatlarını, bu dört duvar içinde anlık deneyim ihtiyaçlarına göre farklılaşan, birleşen, çoğalabilen şekilde ele alarak tasarladık. Aslında ilk çıkış noktamız, mekanı dört duvardan oluşan bir kutu ve içinde tek büyük bir masa varmış gibi düşünerek başladı, daha sonra özelleşen ihtiyaçlarına göre şekillendi. Meyhane çok çeşitli insan profillerine hitap eden bir yer, bu sebeple farklı yerler, farklı deneyimler oluşturmak gerekiyor. Meze dolabının mekan kurgusundaki yeri çok önemli; meyhane kültürünün köklerine indiğimizde farkettik ki meyhaneler aslında insanların rakı içip meze yedikleri, çok basit bir kurguya sahip yerler. Bu yüzden biz de mezeyi ve mimari tasarım ögesi olarak meze dolabını barla bütünleşik halde, alanın odak noktası haline getirdik. Mekanın sürekliliğini bozmamak için açık hava ve iç mekanı şeffaf kapılarla birbirinden ayırdık. Barın yanında, rakı

75 XXI - mayıs 2012

bu sayfada üstte: Bar ve meze dolabı birlikteliği solda altta: Meyhane girişi, M harfi uygulaması sağda altta: Üst kat

İç mekan – restoran - İstanbul

önceki sayfada Meze dolabı, bar, bistro bölümü ve arkada üst katta daha uzun süreli kullanım mekanı


bu sayfada üstte sağda: İç mekan ortada solda: Mekanın sürekliliğini bozmamak adına açık hava ve iç mekan ayrımı şeffaf kapılarla sağlanmış, üzerindeki yazılar da yaşanmışlık hissi veriyor. Mekanla grafik tasarım elemanları ilişkisi görülüyor ortada sağda: Meze dolabı barla bütünleşik olarak ele alınmış. altta: Rakının tarihçesini anlatan bölüm

mayıs 2012 - XXI 76

İç mekan – restoran - İstanbul

arka sayfada üstte: Mekanın üç boyutlu çalışması ortada solda: Ana desendeki paylaşmak teması, her yuvarlak halka bir paylaşım kümesini temsil ediyor. ortada sağda: Paket servis ambalajları altta solda ve altta sağda: Amerikan servisler

kültürünü öne çıkaran bir duvar oluşturduk. Eski ve yeni şişeler, eski kadehler, rakı ansiklopedisi gibi öğelerle rakı kültürüne ait objelerin teşhir edildiği dikkat çekici bir alan yarattık. bs: Grafik tasarımı mekanla ilişkilendirme süreci nasıl şekillendi? ıp: Mekanda kullanılan tüm grafikleri, yaratılan kimlik üzerinden, geometrik klasik Türk desenlerinden yola çıkarak ve anason çiçeğini stilize ederek tasarladık, kullanılan fotoğrafları da yine buna paralel olarak ele aldık. Eski rakı şişeleri, etiketleri, rakı markaları ve bu markaların logolarından etkinlendik ve bunları görsellere taşıdık. Paylaşmak teması en ince detaylara kadar yansıtıldı, girişteki şeffaf kapının üzerine yazılan yazılar, menü, paket servis, Amerikan servisi gibi tüm detaylar modern meyhaneye dinamizm katmak adına tasarlandı. Rakı bardağına, tabaklara, Amerikan servislerine kadar detaylı bir ölçekte paylaşmak temasını vurguladık. bs: Meyhanelerin tarihine yönelik birçok araştırma yaptınız. Sizi etkileyip tasarımı şekillendiren şeyler oldu mu?

ıp: İncelemeye 1900'lerin başındaki Ermeni Meyhaneleri'nden başladık ve birçok kaynağa başvurduk; rakı ansiklopedisi, eski ve yeni İstanbul meyhaneleri kitapları gibi. Bu kültürü daha iyi özümsemek adına sıklıkla yaptığımız meyhane ziyaretleri oldu, meyhane otantikliğini yakalamayı ve yeniden yorumlanacak meyhane deneyiminde bunu korumayı amaçladık. Bu paralelde mottomuz olarak; "deneyim herşeydir (experience is everything)" dedik ve bununla bağlantılı olarak, bu işin detaylarını merak edenler için mekana bir rakı üretim maketi yerleştirdik. bs: Bunun devamında bu kültürün ve deneyimin paylaşılması adına başka proje ve aktiviteleriniz var mı? ıp: Meyhane konseptini ve rakı kültürünü paylaşmak, ilgi duyanları, tasarım meraklılarını, Galata çevresinde oturanları bu konuda bilgilendirmek adına, özellikle bu proje için ortaya iş çıkarmış grafikerlerimizle birlikte tasarım sohbetlerinin yapılacağı, interaktif bir workshop düzenlemeyi düşünüyoruz. İlgilenenler info@i-amistanbul.com.tr ile iletişime geçebilir.


emre kuzlu 2001 yılında ODTÜ Mimarlık Bölümü'nden ve 2004 yılında ODTÜ Mimari Tasarım Yüksek Lisans Programı'ndan mezun oldu. Aynı okulda doktora çalışmalarına devam ediyor. 2007 yılında Ertuğrul Yurdakul ile 'i-am' Associates İstanbul'u kurdu. Karabük Belediyesi Hizmet Binasi, Yeşilyurt Spor Kompleksi, 50. Yıl Şehitler Anıtı ve Parkı gibi çeşitli yarışmalardan ödülleri bulunuyor.

mayıs 2012 - XXI 78

İç mekan – restoran - İstanbul

emin ertuğrul yurdakul 2001 yılında ODTÜ Mimarlık Bölümü'nden ve 2004 yılında ise ODTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü'nden mezun oldu. Karabük Belediyesi Hizmet Binasi, Yeşilyurt Spor Kompleksi, 50. Yıl Şehitler Anıtı ve Parkı, USKON Uzay Kafes Sistemleri gibi çeşitli yarışmalardan ödülleri bulunuyor. 2007 yılında Ertuğrul Yurdakul ile 'i-am' Associates İstanbul'u kurdu. stratejik planlama: Jon Blakeney, Iraz Polat kimlik tasarımı: Emin Ertuğrul Yurdakul, Philipp Louven, Gümrah Şengün proje yeri : Şişhane proje Alanı: 200 m2 işveren : TURAD & Mey İçki mimari tasarım :Emre Kuzlu, Meral Göktekin, Emir Arkayın, Sinem Arık, mimari projelendirme: Kenan Gemici, İlknur Demirlenk, Merve Köklü, Deniz Özgör aydınlatma : Yenigün Aydınlatma hareketli mobilyalar: CF Mimarlık ahşap İşleri: CF Mimarlık


ürün tasarımı - takı mayıs 2012 - XXI 80

fotoğraflar: Bülent Özgören

Gelenekten Bugüne BEŞİBİRYERDEYİ YENİDEN YORUMLAYARAK RED DOT DESIGN 2012 ÖDÜLÜNÜ KAZANAN ELA CİNDORUK'LA GÖRÜŞTÜK. ÖDÜL KAZANAN ESERLER, TEMMUZ'DAN İTİBAREN ESSEN'DE, RED DOT TASARIM MÜZESİ'NDE SERGİLENİYOR OLACAK. Beste Sabır

Beşibiryerde

ela cindoruk

bs: Beşibiryerde çoğunlukla kırsal bölgelerde kullanılan geleneksel bir takı aslında. Bunu yeniden yorumlama fikri nasıl oluştu ? ec: Evet, aslında bu daha çok kırsalda uygulanan bir gelenek bizim toplumumuzda, ama şehirlerde de hala kullanılır durumda. Aslında beşibiryerde bir takı ama bir yandan da bir çeşit hediye, para hediye etmenin biraz daha kibarcası, aynı zamanda gelecek için de bir yatırım aracı. 2010 İstanbul AKB Ajansı tarafından desteklenen ve İstanbul’u başka türlü anlatmak fikrinden yola çıkarak hazırlanan, benim de yer aldığım “İstanbul Otherwise” projesi paralelinde, hepimize kültürel sürdürülebilirlik kavramı paralelinde yeniden yorumlamamız için İstanbul’un belleğinde yer etmiş birer geleneksel obje verdiler. Bana da, mücevher yapıyor olduğum için beşibiryerde verildi. Başta debelendim, çünkü aslında o kadar bitmiş ve bütün bir şey ki. Sonunda onu, Ayşe'nin

de (Birsel) Deconstruction/Reconstruction yönteminde bahsettiği gibi, parçalara ayırıp yeniden birleştirdim. bs: Ürünü yeniden yorumladığınız bu süreçte çıkış noktanız ne oldu? ec: Çıkış noktam, ister dağınık ister bütün, beşibiryerdenin her iki biçimde de kullanılmasına olanak sağlayan bir obje tasarlamak oldu. Aslında bu nedir? Beş paranın biraraya gelmesinden oluşan bir para. Ben o parayı parçalayarak satıp, zamana da bölünebilir hale getirerek daha uzun vadede, nasıl daha kullanışlı bir hale getirebilirim diye düşündüğümde, ortaya böyle bir sonuç çıktı. Ürün hem güncel bir mücevher, hem de 24 karat (995 ayar), 32 gram has altından üretildiği için, her zaman her yerde geçerli bir çeşit para olarak kullanılabiliyor. Satmak ya da hediye etmek amacıyla bir parçasını koparabileceğiniz ve kalanları taşımaya, saklamaya devam edebileceğiniz yeni bir beşibiryerde. bs: Peki tasarım süreci ve form arayışınız nasıl gelişti? ec: Uzun bir zaman altın üzerine araştırma yaptım, beşibiryerde o kadar klasikleşmiş bir form ve kavram ki, ona ancak parçalarına ayırıp para olarak baktığımda bir


yola girebildim. O zaman işte bunu has altın yapayım, parçalanabilir olsun, kullanıcı istediği kadarını satsın düşüncesi çıktı. Çalışmaya altını ve altın sembollerini araştırarak başladım. Bu süreçte tarih öncesinden beri altın ve güneşi sembolize etmiş olan, iç içe halkalarla karşılaştım. Dairesel forma ulaşmam bu şekilde oldu. Bunun öncesinde farklı form arayışları ve maketler de yaptık. En son, eşit bölümlere de ayrılsın düşüncesi ile birlikte, pentagon form ortaya çıktı.

bs: Bu süreçte eskiz çalışmalarınız oldu mu yoksa tasarım süreci maket çalışmalarıyla mı ilerledi?

bs: Aslında takıda bir taraftan da basitliğe, sadeliğe dönüş var takip ettiğim kadarıyla. Plaka yüzeyler, basit ve yalın formlar, hafiflik gibi. ec: Çünkü teknolojiyle birlikte evriliyor, yani lazer ve CNC kesim gibi gelişmeler bu durumu etkiliyor ve tabi üretimi hem çok hızlı hem de kolay hale getiriyor, dolayısıyla cazip bir tarafı var. Bir yandan çok gösterişli şeyler de var, farklı yötemlerle yapılan. Ama bu bahsettiğimiz, tamamıyla lazer kesimin getirdiği bir şey, pleksiden, ahşaptan da yapılıyor ve benim de hoşuma gidiyor. bs: Kullanıcının da tasarlayıp zamanla kişiselleştirmesine izin veriyor aslında ürün. ec: Bu başlangıçta koyduğum bir tasarım kriteri değil ama evet, zamanla şekillenip farklı kullanımlara da izin veriyor.

önceki sayfada solda: Eşit parçalara bölünebilen pentagram formlu beşibiryerde sağda: Daire formlu beşibiryerde bu sayfada üstte solda ve ortada: Gümüşten altın kaplama olarak yapılmış ilk maketler üstte sağda: Parçalı olarak da kullanılabilecek daire formu altta solda ve sağda: Simyacıların kullandığı altın ve güneş sembolleri

ela cindoruk 1963’te Ankara’da doğdu. 1984’te ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu. 1988’de New York Parsons School of Design’da metal biçimlendirme ve takı tasarımı eğitimini tamamladı. 1999-2005 arasında İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1988-1989 yıllarında İstanbul’da Urart için mücevher tasarımcısı olarak çalıştı. 1989’da kendi atölyesinde takı tasarlamaya ve üretmeye başladı. 1993’te Nazan Pak ile birlikte İstanbul’da ‘elacindoruknazanpak’ takı atölyesi ve galerisini kurdu. 2000 yılından bu yana İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde tasarım kültürü ve yönetimi konularında ders veriyor. Birçok karma ve kişisel sergide tasarımları yer aldı.

81 XXI - mayıs 2012

bs: Form arayışından öte kullanılabilirlik, kullanıcı teması gibi işlevsel amaçlar için yapılan denemeler gibi görünüyor. ec: Evet, çoğunlukla ürünün üretilebilirliği üzerine düşündüm. Aslında makette ürettik ama 24 ayardan 32 gramlık bir şey yapmak bir yatırım. Dolayısıyla hiçbir zaman gerçek altınla maketin denemesini

bs: Detaylar ve malzemenin formla kurulan ilişkisi nasıldı? Sağladığı kolaylıklar oldu mu? ec: Has altının yumuşaklık özelliği burada işe yarıyor, rahatlıkla kopartılmaya imkan tanıyor. Lazer kesimle yaptık Beşibiryerde'yi, yani aslında endüstriyel bir ürün. Yeni bir teknoloji ile eski bir kavram bir araya geldi. Fakat tabi gerçek altın çok yumuşak, altının o formunun bozulması da bence buna başka türlü bir şey katacak, zamanla belli kısımları ezilecek, yaşanmışlık hissi ve görüntüsünü verecek. Ama yine de altın ağırlığını koruyor, seninle beraber yaşıyor ve eskiyor olması hoşuma gidiyor.

ec: Bilgisayarda Feehand'de çalıştım ama hiç eskiz yapmadım. Çünkü ürün bir çıkış fikri istiyordu. Bu fikir aklına gelince bitmiştir, basit bir şey, bu basitlik benim de hoşuma gidiyor. Eskizle bir form araması yapmadım, çoğunlukla maketle çalıştım. Güneşi ve altın sembolünü araştırırken, form oradan çıkıp geldi ve oluştu. Fikir bir kere aklına geldikten sonra, zaten gerisi geliyor.

ürün tasarımı - takı

bs: Maket ve üretim süreci aşamalarında hangi malzemelerle çalıştınız? ec: Öncelikle 24 ayarı lazer keser mi, nasıl yaparızdan başladım. Sonra gümüşü altın kaplayarak onunla çeşitli denemeler yaptık. Nasıl kırılıyor, nasıl kopuyor gibi kullanışa yönelik çeşitli araştırmalar yaptık.

yapamadık, ancak birisi sipariş edince, üretim aşaması başladı. 32 gramı birçok kez kestik, o altınlar eridi, tekrar denendi ve şimdi artık formülü bulduk. 32 ya da 16, kaç gram istiyorsak onu üretebiliyoruz. Ama orjinalini üretme kısmı uzun sürdü. Şimdi bir de küçüğünü çıkarttık, Cumhuriyet altını ağırlığında, üç halkalı bir formda, bir diğeri ise aynı görüntüde ama bunun yarı ağırlığında, 16 gramlık. Ürünün böyle ilerleyebilecek bir açılımı da var.


Donanımlı ve teknolojik altyapısıyla yurt genelinde eğitim hizmeti vermek için tasarlanan Tanıtım Tırı, sektöründe ilk ve tek olma özelliğini taşıyor.

mayıs 2012 - XXI 82

ADVERTORYAL

KYK Yapı Kimyasalları'nın Eğitim Seferberliği Tanıtım Tırı ile Devam Ediyor

KYK YAPI KİMYASALLARI

organize sanayi bölgesi 5. cadde no: 2 eskişehir t 0222 236 16 36 www.kyk.com.tr

KYK Yapı Kimyasalları 2001 yılında Eskişehir Fabrikası'nda başlattığı üretimini, bugün bir yapının üretiminde ihtiyaç duyulabilecek hemen tüm yapı kimyasallarını ürün portföyünde bulunduran, dört üretim tesisiyle pazara hizmet veren bir büyüklüğe ulaştırdı. Yıllar içerisinde büyüyen ürün gamıyla birlikte pazardan aldığı pay da hızla arttı ve Türkiye’nin önde gelen yapı kimyasalı üreticisi haline geldi. Eskişehir Fabrikası'nda başlayan üretimi şu an Samsun, Adana ve Diyarbakır Fabrikaları ile sürüyor, yeni yatırım kararlarıyla da hızla büyümeye devam ediyor. KYK Yapı Kimyasalları üretim ve yeni yatırımlarla büyürken, faaliyetlerinin

her aşamasında sürdürülebilir mükemmelliği yakalamak adına EFQM Mükemmellik Modeli'ni bir yönetim anlayışı olarak benimseyerek çalışmalarını da bu doğrultuda yürütüyor. Yönetim felsefesi olarak belirlediği sürdürülebilir mükemmelliğin peşinden koşup, paydaş memnuniyetini maksimum seviyede tutmayı hedefleyerek bu yolda “EFQM Mükemmellikte Yetkinlik 4 Yıldız” belgesini alan ilk yapı kimyasalları firması oldu.

bilinçlenmeyi hedefleyen uygulamacı eğitim seferberliğini de bir adım öteye taşıdı. 2009 yılından bu yana Tanıtım Otobüsü ile Türkiye’nin dört bir tarafında en kılcal noktalara kadar eğitim hizmeti götürülürken, bu projeye dahil olan KYK Tanıtım Tırı ile konforlu ve teknolojik donanıma sahip konferans salonunda eğitimler sürdürülüyor. Tanıtım Tırı sektörde ilk ve tek olma özelliğini taşıyor.

Diğer taraftan sektördeki gelişmeleri ve ihtiyaçları yakından izleyerek hızlı bir şekilde yanıt vermek için Ar-Ge departmanına büyük bütçeler ayrılıyor, Ar-Ge mühendisleri ve ürün sorumluları üründe inovasyonu sağlayacak çalışmalara imza atıyorlar.

Yurt dışında üretimi gerçekleşen Tanıtım Tırı'nın taşıdığı teknolojik özellikler ve üretim kalitesi düşünüldüğünde, bir eşini daha bulmak mümkün değil. 50 kişilik gruba aynı anda seminer vermeye imkan sağlayan donanımı ve teknolojik altyapısıyla sektöründe çığır açacak bir eğitim inovasyonu.

Tüm bunlarla birlikte yürüttüğü sosyal sorumluluk projesi olan ve sektörel

KYK Tanıtım Tırı'nın öncelikli hedefi; yapılan toplantılarda paylaşılan


ADVERTORYAL 83 XXI - mayıs 2012

yapısal çözümler ve sektördeki yeniliklerle inşaat sektöründe faaliyet gösteren uygulamacıların ve sektör profesyonellerinin mesleki yaşantılarına katkıda bulunmak. Aynı şekilde Türkiye çapında üniversitelere de misafir olunarak, teknik detay içerikli seminerlerle geleceğin sektör profesyonellerinin mesleki bilgilerine katkıda bulunulması amaçlanıyor. Şimdiye kadar Adana Çukurova Üniversitesi, Mersin Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Kayseri Erciyes Üniversitesi ve ODTÜ'de gerçekleştirilen seminerlerle mimarlık ve mühendislik öğrencileri ile buluşuldu. Bundan sonraki süreçte de KYK Yapı Kimyasalları, Türkiye'nin önde gelen diğer üniversitelerinde seminerlere devam ederek sektörel bilinçlenmeye katkılarını sürdürmeyi hedefliyor.


WOOLER Eryap, ürettiği yüksek teknoloji ürünü, doğa dostu Wooler marka taş yününü kullanıcılarının beğenisine sundu. Lifli yapısının tüm katmanlarına uygulanan özel işlemler sonucu elde edilen doymuş yapıya sahip taş yünü, iyi bir su itici olarak davranış gösterirken sahip olduğu buhar geçirgenliği sayesinde nemin bina içerisinde tutunmasını engelliyor. Wooler, kullanım yeri ve amacına göre farklı boyut ve teknik özelliklerde, değişik kaplama

ÇİM SPOTLAR K2 Plus çim spotlar, peyzaj aydınlatmasına çözüm sunmak için tasarlandı. Hava koşullarına dayanıklı ve paslanmaz olan ürünlerin tümü şebeke gerilimiyle çalışmaya uygun. İki metre H05RN-F 3X0, 75 mm2 standart kablolu, alüminyum gövde ve elektrostatik toz boyalı çim spotların içerisinde kademeli temperli cam ve Cree Power LED bulunuyor. Ürünler, saplama aparatı veya rozansı ile monte edilebiliyor. Çim spotların montajında kullanılabilen, toprak içine gömmeye uygun IP68 bağlantı kutusu ve konnektörler ürünün uzun yıllar sağlıklı bir şekilde çalışmasını garanti altına alıyor. Ürünler, suya ve toza dayanıklılık açısından IP65-IP67 koruma sınıflarına sahip.

malzemeleri ile şilte, levha, boru ve dökme şeklinde üretiliyor. Uzun lif yapısıyla bünyesinde hapsettiği havanın dağılımı ve dış koşullardan ayrımını daha iyi sağlayarak ısı yalıtımı sunuyor. 1000 derecenin üzerindeki sıcaklıklara dayanıklılığı ile TS EN 13501-1 standardına göre A sınıfı yanmaz malzeme olarak yapılarda tam yangın güvenliği sağlıyor. www.er-yap.com.tr

mayıs 2012 - XXI 84

YENİ - ÜRÜN

www.k2plus.com.tr

EMPIRE COLLECTION Çebi Tasarım Ekibi'nin klasik formları günümüzün mobilya ve mekan trendlerine uyarlayarak yorumladığı Empire Collection'ın ilk serisi Osmanlı döneminin ruhunu taşıyan form ve desenleriyle dikkat çekiyor. Koleksiyonun ilk serisinde bulunan motifler, Osmanlı'nın sıklıkla kullandığı desenlerin orijinallerine

LUMIA sadık kalınarak hazırlandı. Osmanlı'nın simgesi olan lale, koleksiyonda hem desen hem figür olarak ortaya çıkıyor. Zamak malzemeden hazırlanan modeller, pek çok farklı kaplama ve renk seçeneğiyle kullanıcıların beğenisine sunuluyor. www.cebidesign.com

"Yeni bir dünyanın anahtarı" sloganıyla yola çıkan Makel, Lumia serisiyle metal, ahşap, corian ve cam çerçeve seçenekleriyle mekanlara yeni bir soluk getirmeyi hedefliyor. Lumia serisindeki ürünler, birbirinden farklı renk ve malzeme seçeneklerine sahip. Mermer görünümündeki corian serisi, dusk, aurora, sandstone ve blackquartz

renkleriyle iç mekanlara doğanın dokunuşunu taşıyor. Makel Lumia cam serisi, siyah, beyaz, mavi ve yeşil renkleriyle cam malzeme ve aksesuarlarla uyum sağlıyor. Lumia metal serisi, siyah saten ve gümüş renk seçeneklerine sahipken, Lumia wood serisi dekorasyonu tamamlayacak doğallığı iç mekanlara taşıyor. www.makel.com.tr


NEXUS Versatile Koleksiyonu'nun tasarımcısı Yiğit Özer tarafından Kütahya Seramik için tasarlanan Nexus, "seramiğin geleceği" olarak tanımlanıyor. Penta ve Hexa olmak üzere iki ayrı formdan oluşan Nexus, iç içe geçmiş petek dokusu algısı oluşturuyor. Karolar yan yana geldiklerinde devamlılığı olan

OF COURSE

www.kutahyaseramik.com.tr

duyarlılık testlerinden geçmiş tescilli bir ürün. Çalışma konumunda 0, 11, 22 ve 32 derece eğime kadar esneyerek kullanıcıyla birlikte hareket ederken, sağa, sola ve aşağıya uzanıldığında sırt desteği sağlıyor, istenilen konumda sabitleniyor ve ağırlığa göre sırt esnekliği ayarlanabiliyor. www.diyalogofis.com

mayıs 2012 - XXI 86

YENİ - ÜRÜN

Diyalog Ofis'in temsilciliğini yaptığı Sedus'un ürettiği Of course üst yönetici koltuğu olarak tasarlandı. Ürün, değişik malzeme seçenekleriyle, çalışma, toplantı ve misafir koltuğu olarak farklı ihtiyaçlara cevap veriyor. Ergonomik açıdan test edilen Of course, tasarım ödüllü, tüm güvenlik ve çevreye

altıgen dokular yaratıyor. Hem yatay hem dikey dizilebilme özelliğiyle dikkat çeken seri, her iki kullanımda da yeni formlar oluşturarak devamlılık sağlıyor. Penta ve Hexa beraber kullanıldığında sekizgen formlar oluşturuyor. Nexus, 46,5 cm ve 36,5 cm ölçülerine sahip.

ENDERUN SERİSİ Çanakkale Seramik, ismini Osmanlı sarayının iç kısmında bulunan, padişahın elçileri ve vezirleri kabul ettiği arz odasından, renklerini ise zümrüt, safir ve yakuttan alan Enderun Serisi'ni kullanıcıların beğenisine sundu. Seramik yüzeylerindeki desenleri, kaftan motifleri, lale ve çintemani figürleriyle bütünleşen seri, gösterişli mücevherler ve tekstil

dokularından ilham alıyor. Osmanlı saraylarında sıkça rastlanan zencirek deseniyle bezenmiş, 20x60 cm boyutlarında kalıplı duvar karolarından oluşan Enderun Serisi’nin yine Osmanlı'nın simgesi haline gelen lale ve çintemaninin altın yorumuyla birleştiren dekorları bulunuyor. Kaftan deseninin şık yorumu ve altın bordürler de seriyi tamamlıyor. www.kale.com.tr

POLIFORM Temsilciliğini İtaldeko'nun yaptığı gardıroplar ve açık giyinme odalarında deri, parlak lake, cam ve gerçek ahşap kaplamalar kullanılıyor. Kişiye özel tasarlanan modellerin çekmecelerinde deri, altın ve bronz kulplar, raflarında ise isteğe göre lake, deri ve ahşap malzemeler uygulanıyor. Gardırop ve

açık giyinme odalarında istenilen her aksesuar en yüksek teknolojiyle üretilerek kullanıcılarına uzun yıllar boyunca hizmet sunuyor. Mayıs ayında Poliform modellerini Etiler'deki yeni showroomuna taşıyacak olan İtaldeko'da tüm modelleri görmek mümkün. www.italdeko.com


BTM Optigreen BTM Optigreen Yeşil Çatı Sistemi sayesinde binalar suyun yıpratıcı etkilerinden korunuyor, çatı ve yalıtım katmanlarına ulaşan sular güvenle uzaklaştırılıyor. Çatı yeşillendirmesinde kullanılan bitki örtüsü etkin drenaj sayesinde, su azlığı veya aşırı su birikmesinden dolayı zarar görmüyor. Ekonomik çatı çözümü ve eğimli çatı çözümü olmak üzere BTM Optigreen Yeşil Çatı Sistemi iki tip çözüm sunuyor.

mayıs 2012 - XXI 88

YENİ - ÜRÜN

BTM Optigreen Ekonomik Yeşil Çatı Çözümü, düz ve 5°’ye kadar eğimli çatılarda kullanılarak olumsuz tabiat şartlarına karşı etkin bir koruma

sunarken, yerel iklim koşullarının iyileştirilmesine de katkı sağlıyor. Drenaj performansı sayesinde kanalizasyon sistem yükünü azaltıyor. BTM Optigreen Eğimli Çatı Çözümü, eğimli ve dik bahçe çatıları için kesin çözümler sunuyor. Ekonomik ve güvenli kaydırmazlık sistemine sahip olan sistem, yüksek sıcaklık ve soğuğa karşı etkin koruma sağlıyor. UV ışınlarını ve olası zararları engellerken hava kaynaklı zararlı maddeleri de filtreliyor. Yoğun yağışlarda yapıları koruyor ve su kirliliğini engelliyor. www.btmpolpan.com.tr


BAUMİT RENK SİSTEMİ Baumit'in sunduğu dış cepheler için en geniş renk sistemi olan Life, 888 farklı renk seçeneğine sahip. 94 ana renk temel alınarak ve her rengin sekiz farklı tonu geliştirilerek oluşturulan renk sisteminde altı farklı beyaz tonu, yedi kaplama dokusu ve 36 mozaik kaplama seçeneği bulunuyor. Life renk sistemi için hazırlanan dört farklı renk kartelasından Big Life; alüminyum

İTÜ'DE OTOMASYON LABORATUVARI KURUluYOR dış yüzeyi, kartela açıldığında yanan ışığı ve tüm bilgisayar programları için oluşturulmuş renk kütüphanelerini içeren dahili USB'siyle profesyonellerin kullanımına sunuluyor. Easy Life renk kartelası, tüm renkleri ve mozaik kaplamaları gösteriyor ve kolay taşınabiliyor. Taste of Life kartelası ise 88 rengi 20 farklı kombinasyon önerisiyle son kullanıcıların seçimlerini yapabilmelerini sağlıyor. www.baumit.com

VİTRA ÇAĞDAŞ MİMARLIK DİZİSİ DEVAM EDİYOR

mayıs 2012 - XXI 90

FİRMA HABERLERİ

Vitra ve Türk Serbest Mimarlar Derneği’nin çağdaş mimarlıkta bellek oluşturulmasına katkıda bulunmak amacıyla başlattığı Vitra Çağdaş Mimarlık Dizisi projesinin ikinci kitabında turizm ve rekreasyon yapıları ele alınıyor. 2000 yılından bu yana hayata geçirilen turizme yönelik yapılardan bir seçki sunacak

kitapta yer almak isteyenler 17 Mayıs 2012 tarihine kadar iletisim@ vitracagdasmimarlikdizisi.com adresine başvuruda bulunabiliyor. Vitra Çağdaş Mimarlık Dizisi, çağdaş mimarlığı gündeme taşıyarak farkındalık yaratmayı ve tüm paydaşları mimari tüketim hakkında düşünmeye teşvik etmeyi amaçlıyor. Proje, kitabın yanı sıra sergi ve panellerle zenginleştiriliyor. www.vitracagdasmimarlikdizisi.com

GAMZE SARAÇOĞLU RASCH İÇİN TASARLADI

Hanna Home'un temsilciliğini yaptığı Rasch markasının Gamze Saraçoğlu ile hazırladığı yeni koleksiyon, Türkiye'den bir moda tasarımcısı imzasını taşıması ve tamamen Türkiye'ye özel hazırlanması açısından bir ilk olma niteliği taşıyor. Sekiz farklı temadan oluşan koleksiyonun

tasarımcısı Gamze Saraçoğlu, "Bir moda tasarımcısı olarak şimdiye kadar tasarımlarımla siluetlere dokunabilirken, bu özel koleksiyonla birlikte insanların yaşam alanlarında hayatlarına dokunabilecek olmak benim için farklı bir heyecan. Rasch gibi alanında öncü bir marka ile böyle bir projeye imza attığım için çok mutluyum." şeklinde konuştu. www.hannahome.com.tr

KILIÇOĞLU 85. YILINI KUTLUYOR

Kılıçoğlu, Türkiye çatı sektöründe ilklere öncülük etmiş, kil kiremit çatı kültürünü sürdürmeyi amaç edinmiş, "kalite bilincini yapılara taşımak" misyonuyla çatıyla ilgili her türlü çözümü sunan köklü bir marka. Kılıçoğlu, sürekli araştırma ve geliştirme çalışmaları sonucunda ürün ve hizmetlerinde

Türkiye'de 1997 yılında kurulan ABD'nin otomasyon konusunda lider şirketi Rockwell Automation, dünyada 80'den fazla ülkede faaliyet gösteriyor. Komple bir tesis otomasyonundan yönetim bilgi sistemlerine kadar geniş bir yelpazeye sahip olan sistem ve çözümleri sunan firma, tüketici ürünleri imalatı ve ağır sanayi alanlarında

hemen her tür endüstriye çözüm üretiyor. Türkiye'de yaptığı yatırımlar ve özel projelerle adından söz ettiren Rockwell Automation, 600 bin Dolarlık bir yatırımla İstanbul Teknik Üniversitesi'nde otomasyon laboratuvarı kuruyor. Mayıs ayında hayata geçirilecek proje yatırımıyla üniversite öğrencileri, uygulamalı olarak otomasyon sistemlerinin işleyiş şekillerini öğrenebilecek. tr.rockwellautomation.com

ULUSLARARASI ÇEVRECİ ŞEHİRLER YARIŞMASI İKİNCİ TURDA

Schneider Electric'in dokuz ülkedeki (Brezilya, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, ABD, Rusya, Türkiye ve Polonya) öğrencilere açık olan Uluslararası Çevreci Şehirler Yarışması'nın ikinci turuna geçmeye hak kazanan ilk 100 ekip belirlendi. 85 üniversiteden 200 katılımcı ikinci turda

Schneider Electric'ten bir danışmanla birlikte fikirlerini geliştirecekler. Yarışmada ekiplerden konut, üniversite, perakende, su ve hastane sektörlerine yönelik uygulanabilir enerji yönetimi çözümleri tasarlamaları isteniyor. Üç yıldır düzenlenen yarışma, genç nesilleri şehirlerde enerji yönetimi için yeni fikir yaratma sürecine dahil etmeyi amaçlıyor. www.schneider-electric.com

SERANİT, MARKALARINI TANITMAYA DEVAM EDİYOR

2-5 Nisan 2012 tarihlerinde Rusya'nın en büyük inşaat sektörü fuarı olarak bilinen ve Moskova'da düzenlenen Mosbuild Fuarı'na katılan Seranit, yeni markası Serra'nın yanı sıra grubun diğer markalarını da sergiledi. Seranit Yapı Grubu, 20-24 Mayıs

2012 tarihleri arasında ise Libya Fuarı'na katılacak. Seranit olarak en yüksek teknolojiyle en yüksek kaliteyi sunduklarını belirten Seranit Yapı Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Altunalan, "Fuarları da kendimizi tanıtmak için önemli bir platform olarak görüyoruz." diye konuştu. www.seranit.com.tr

MARSHALL'DAN iPHONE UYGULAMASI çeşitlilik sağlayarak yapı sektörünün önde gelen isimleri arasında yer aldı. Eskişehir'de bulunan üretim tesisinde yıllık 60 milyon adet kiremit üretimi yapıyor, yeni yatırımlarla ürün kalitesini her geçen gün bir adım daha ileriye taşıyor. Firma, üretimde kullandığı araçların yanında kalite kontrol ile üretim süreçlerinde de dünya standartlarını takip ediyor. www.kilicoglu.com.tr

Akzo Nobel markaları tarafından sadece tüm dünyadaki dekoratif boya markalarına özel olarak geliştirilen bir yazılım olan Marshall iPhone uygulaması, renklerle dekorasyonunu yenilemek isteyen tüketiciler için süreci kolaylaştıran ve hızlandıran bir çözüm sunuyor.

Uygulama sayesinde tüketiciler kendi renk kombinasyonlarını oluşturabiliyor. Seçilen görsellerdeki renge en uygun renk kombinasyonları, Marshall uzmanları tarafından sağlanıyor. 1200'den fazla renk seçeneği arasından istenilene en yakın renk elde edilebiliyor. Kullanıcılar, uygulama ile belirlenen rengin hangi ürünlerden elde edileceği ve ürünler hakkında bilgiye ulaşabiliyor. www.marshallboya.com


mayıs 2012 - XXI 92

fuar - ofİs mobİlyası - guangzhou

sağda: Fuardaki Aurora standı altta: Sunon firmasına ait yüksekliği ayarlanabilir masa en altta: Ofis ortamı pavyonu en altta sağda: Açık ofis sistemi

Çin’de Sanayiyle Gelişen Tasarım 27-30 MART TARİHLERİ ARASINDA ÇİN’İN GUANGZHOU KENTİNDE DÜZENLENEN CIFF’İN (ÇİN ULUSLARARASI MOBİLYA FUARI) OFİS MOBİLYALARI, ÇİN’İN DURMAKSIZIN BÜYÜYEN ENDÜSTRİSİNİ NASIL YÖNLENDİRDİĞİNİ ORTAYA KOYDU. Hülya Ertaş

Nüfusla oranlı olarak her şeyin büyük olduğu Çin’deki ofis mobilyaları fuarı da bu duruma yaraşır bir şekilde oldukça büyüktü. 200 bin metrekarelik bir alan üzerinde konumlanan fuarın, ofis ve otel mobilyaları ile kamusal mobilyalara ayrılmış kısmında çoğu Çin’den olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinden 790 stant yer alıyordu. İlk bakışta bu büyüklük ve çokluk tasarımdan ziyade sanayinin büyüklüğünden kaynaklanıyor izlenimi veriyor. Çünkü o kadar çok sayıda stant arasında gezinirken bir noktadan sonra tüm ürünlerin aynı olduğu izlenimine kapılıyorsunuz. Ancak tam da böyle değil. Bir yandan doğal olarak dünya

üzerindeki her şeyle birlikte tasarımın da küreselleşmiş olması nedeniyle Çin’de bulunan bir fuarı gezdiğinizi size hatırlatan sadece bazı anlar oluyor. Diğer yandan bu küreselleşme durumu içinde Çin’in nasıl kendini konumlandırdığını izlemek biraz da Türkiye’ye dışarıdan bakmak gibi. Çünkü yerel ile küresel, diğer bir deyişle doğu ile batı arasındaki gerilimi yaratıcı bir motife çevirmeye girişenlerin sayısı bunu başarabilenlerden çok daha fazla, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi. Bu yıl fuarın en öne çıkan ürünü büyük firmaların bir kısmının stantlarında karşımıza çıkan ve ziyaretçilerin de büyük ilgi gösterdiği yüksekliği ayarlanabilir ofis masalarıydı. Dijital bir kumandayla ayarlanabilen masa yüksekliğinin iki faydası var gibi: İlki herkesin bedeni farklı ölçülerde, dolayısıyla kendisine uygun çalışma ortamı da farklı (burada sandalyenin boyunun ayarlanmasıyla bu konunun çözüleceğini iddia edebiliriz);

ikincisiyse sadece oturarak çalışmadan, ayakta ya da bar masası yüksekliğinde de çalışmaya doğru bir geçiş olacağı öngörüsü. Her iki durumda da kullanıcılara seçenek sunan bir sistem olarak yüksekliği ayarlanabilir masalar fuarın gözdesiydi. Çin deyince aklımıza ilk gelen taklit ürünlerden fuarda tabi ki vardı. Ancak bunun genel geçer olduğunu söylemek her şeyden önce haksızlık olur. Tasarımla ön plana çıkmayı hedefleyen ve bunu başararak büyük stant alanlarıyla fuarda boy gösteren firmalar da vardı. Görünen o ki Çin, tasarımın sanayiye katma değer olarak eklenmesi mecburiyetini kavramış ve bu yönde ilerlemeye devam edecek. Şu anda dünya üzerindeki birçok ürün için işçilik kalitesini belirleyebilecek kadar güçlü bir sanayiye sahip Çin, üretimdeki gücünü tasarıma da yöneltmeye başlamış, bu serüvenin nasıl ilerleyeceğini ilerleyen yıllarda göreceğiz.


yeni ürün - banyo serİsİ mayıs 2012 - XXI 94

Yenilikçi Banyo Çözümleri Geleceğin banyoları için kişisel çözümler sunan Duravit, çok işlevli ürünleriyle banyoları yaşam alanlarına dönüştürüyor. Modern banyo tasarımı bireysel objelerin toplamından daha fazlasını ifade ediyor. Aynı zamanda odaların yapılanmasına, kuru ve ıslak alanların tanımlanmasına yönelik bireysel çözümlerin aranmasını da teşvik ediyor. Duravit ve Sieger Design tarafından geliştirilen 2nd floor banyo serisinde bu mimari kalite ortaya konuyor. Seride, banyo alanında duvar boyunca alışıldık yapılara sadık kalınmasına gerek duyulmuyor. Önde dört çekmece ve arkada ışıklı bir raf içeren, bir oda bölücü olarak tasarlanmış banyo alanı hem bol miktarda saklama alanı sunuyor hem de banyo tasarımında yepyeni olasılıkların önünü açıyor. Duvara 90° açıyla konumlanmış bağımsız

bir unsur olarak odanın içine doğru serbestçe uzanıyor. Buna eşlik eden, aynaların tavana asılı olduğu bir ayna çözümü ise maksimum esneklik sağlıyor. Sürgülü aynalı kapıları ve iç aydınlatması olan 100 cm genişliğindeki boy dolabı da alışılmış yapıları bozmaya ve bu yaşam alanının kalitesini artırmaya yönelik diğer bir çözüm. Bunu belirleyen en önemli etkenlerden biri de kullanılan malzemeler ve yüzey cilaları.

bir metrekare yer kaplıyor. Sadece bir düğmeye basılarak kullanıcılara günlük kullanım için tam donanımlı bir duş konforu sunuyor.

Bireysel zindelik konusunda kazanılan bilincin bir ifadesi olarak, banyo aktif bir sağlık bakımı yeri haline geliyor. Bir EOOS tasarımı olan Inipi, 120x120 cm’lik minimal boyutlarıyla bir kişiye bolca yer sunan modern tasarımlı bir sauna.

Birkaç işlevi yerine getiren yenilikçi ürünler modern banyo kullanıcılarının karmaşık ihtiyaçlarını aynı anda karşılıyor. Örneğin, kullanıcı tek bir ürünle buhar banyosu yapabiliyor veya duş alabiliyor. Duravit’te buna çok sayıda yenilikçi örnek bulunuyor. EOOS tarafından tasarlanan Nahho yüzme küvetinde ağırlıktan kurtulmanın verdiği gevşeme hissi müzikle ve hafif ışıkla bir arada yaşanıyor.

Düşük sıcaklıkları ve havada %100’e varan nem oranıyla bir Philippe Starck tasarımı olan St. Trop buhar duşu,

Duravit’in sunduğu banyolarda ve havuzlarda farklı masaj sistemleri, kas gevşetmeden canlandırıcı banyoya kadar uzanan ve istendiğinde renkli ışıklarla ve müzikle zenginleştirilebilen çok çeşitli su masajı etkileri bulunuyor.


giriş sayfasında solda: OpenSpace sağda: St. Trop

mayıs 2012 - XXI 96

yeni ürün - banyo serİsİ

bu sayfada altta: Nahho solda: 2nd floor solda altta: Inipi en altta: Sundeck

OpenSpace duş bölmesi kullanım sonrasında geriye doğru katlanıp duvara dayanan bir panel görevi görüyor; yüzme küveti ve duşla beraber, 210x100 cm’lik alanda bir bileşim oluşturuyor. İstendiğinde, OpenSpace’in yanlarına ayna koyularak faydaları çoğaltılabiliyor. Yine bir EOOS tasarımı olup deri kaplı güvertesi bulunan Sundeck banyolar ve havuzlar kolayca geniş güneşlenme alanlarına dönüştürülebiliyor. Philippe Starck tasarımı olan SensoWash elektronik klozet kapağı teknolojisiyle öncü konumda bulunuyor. Paslanmaz çelikten yapılmış, üç tip duş özelliği olan bir sprey kolu bide işlevi görüyor. Su sıcaklığı, su hacmi ve nozül konumu ayrı ayrı ayarlanabiliyor. Temizlik ve ferahlık hissinin ardından, sıcak ve kurutucu hava geliyor.


AE YAPI SANAYİ "Bir buluşa doğru yolculuk yapabilmek için yeni manzaralara değil, yeni gözlere gereksinim vardır." (Marcel Proust)

mayıs 2012 - XXI 98

REFERANS PROJE - ZemİN VE DUVAR

AE, yapı sistemleri sektöründe, farklı ürünlerle, vizyoner, estetik, yüksek standartlara sahip proje ve uygulamaları ile 15 yıldır var oldu. Modüler bölme duvar sistemlerinde çalıştığı, Strahle, Nusing, Trimline gibi dünya standardına sahip markalarla, çözüm ortağı olarak yer aldığı tüm prestijli kurumsal projelerde, hizmetinde de bu standardı gözetti. AE, seçtiği kaliteli markalarla, özellikle modüler bölme duvar sistemlerinde, vizyoner, mimari estetik anlayışı ve tecrübeli detay bilgisi ile bu alanda kendi proje çözümlerini üreterek mevcut mimariye esnek ve çağdaş değerlerle katkıda bulundu. Hizmet perspektifinde ürün kalitesi, doğru projelendirme ve uygulama kalitesi AE’nin saygın mevcudiyetinin temelini oluşturdu. Çünkü AE, kullanılan yapı sistemleri ile yaşayan ve değer yaratan mekanların farkındalığı ile her mimari projeye yeniden çözümler sundu. AE, gerek hizmet kalitesinin sürekliliği, gerek her projenin perspektifine göre seçilen farklı ürün seçenekleriyle gelişen teknolojiye uygun yaratıcı mimari ürünlerin uygulamalarını sürekli yenileyerek, sektöründeki saygın faaliyetlerine devam ediyor.

koza ipek genel müdürlüğü

sarkuysan idari binası

zen grup merkez binası

www.aemimarlik.com • Alka Metal Sanayi Yönetim Binası, Gebze • Bosphorusgaz Corporation Genel Yönetim Ofisi İstinye, İstanbul • Clariant Boya ve Kimya. Mad. Yönetim Binası, GOSB/İzmit • Crea Bilgisayar/Kont Bilişim Genel Müdürlük, Kurtköy • Festo Sanayi Fabrika İdari Binası, Tuzla • Kayalar Kimya Fabrika İdari Binası/ Çelik Yapı, Tuzla • Koza/İpek Holding Genel Yönetim Binası, Ankara • Nova Reklamcılık, Gebze • Saray Halı A.Ş. Genel Yönetim Binası Ataşehir, İstanbul • Sarkuysan Elektrolitik Genel Müdürlük Binası, Bayramoğlu • Vakko Moda Merkezi Nakkaştepe, İstanbul • BSH Çerkezköy Tesisleri/Tek Yapı/ Çerkezköy Üretim Binası • Finansbank Özel Bankacılık Şubeleri • İş Bankası/İş Bankası Kuleler Baskı Merkezi 26. Kat

vakko moda merkezi


mayıs 2012 - XXI 100

REFERANS PROJE - ZemİN VE DUVAR

ARTSTONE Dekoratif duvar panellerinin Türkiye'deki öncü ismi ve yaratıcı markası olan Artstone, dekorasyon anlayışını ve vizyonunu farklı bir alana taşıyarak tüm mekanlarda doğadan ilham alan yaratıcı çözümler sunmaya devam ediyor. Sunduğu tasarım ve mimari hizmet anlayışıyla öncelikle mimarların daha sonra da mekanlarında ilham arayan herkesin çözüm ortağı olmayı başaran marka, modern anlayışıyla panellerinin kullanım özelliklerinin de görülebileceği şekilde tasarlanan showroomunda müşterilerini ağırlıyor. Addressistanbul'daki showroomuna yakın bir konumda "3A" adı altında yeni bir konsept oluşum daha sunan Artstone, satış hizmetini ürün ve montaj eğitimleriyle tamamlıyor. Yurtiçi ve yurtdışında 2500'ü aşkın projeye çözüm ortaklığı sağlayan Artstone, ISO 9001 kalite yönetim sistemiyle çalışan ve ISO 14001/01 çevre sertifikasının sahibi bir marka olarak sektöründeki farkının altını çiziyor. Artstone, tasarım ve estetiğin buluşmasının en iddialı ürünleri olan tuğla oksit ve ahşap görünümlü panel modelleriyle dikkat çekiyor.

koray inşaat

Taş, arduvaz, beton, kiremit, ahşap ve daha bir çok model seçeneğine sahip olan marka “dressyourwall” sloganıyla sunduğu ürünler serisine üç yeni üye daha ekledi. Markanın yeni serilerinden biri olan “Ladrillo Loft” tuğla dokusunun sıcaklığını yaşatıyor. Oksit görünümlü duvarların estetiğini Tornillo Ôxido ve Hormigon Plus Ôxido modelleri ile yaratan Artstone, duvarları Wood Barbados serisi ile buluştururken, markalarının sahip olduğu dinamizmin sırrını “tasarım ve yeniliğe olan düşkünlük” olarak açıklıyor.

poınt hotel

lacoste

www.artstone.com.tr • Efes Pilsen, İstanbul, 2012 • Google, İstanbul, 2012 • Midpoint, İstanbul, 2012 • Vakko, İstanbul, 2012 • Arçelik, İstanbul, 2011 • Arzum, İstanbul, 2011 • Filli Boya, İstanbul, 2011 • Lacoste, İstanbul, 2011 • Starbucks, İstanbul, 2011 • Torunlar GYO, İstanbul, 2011 • Turkcell, İstanbul, 2011 • Point Hotel, İstanbul, 2010 • TAV Havalimaları, 2010 • Koray İnşaat, İstanbul, 2009 • Sinpaş GYO, İstanbul, 2009

mıdpoınt

arzum


DEKA Deka, Espero Hareketli Bölme Duvar Sistemleri'nin 12 yıldır Türkiye temsilciliğini başarıyla sürdürüyor. Espero, akustik, estetik, kullanım kolaylığı ve işlevsellik gibi her türlü ihtiyaca cevap verebiliyor. Otellerde, okullarda, ofislerde, tiyatrolarda, konferans merkezlerinde ve hükümet binalarında estetik ve ekonomik değerleriyle ön plana çıkıyor.

mayıs 2012 - XXI 102

REFERANS PROJE - ZemİN VE DUVAR

Sonico ise Espero ürünlerinin en üst modeli. Bu bölmeler bileşik panellerin tavan raylarına asılarak kademeli tekerlek düzeneğiyle döşemeden ray kullanmaksızın çalışmasını sağlıyor. Panellere, iç dekorasyonda kullanılan yüksek kalitede ağaç kaplama, laminat, halı, beyaz levha, duvar kağıdı, PVC ve dekoratif boyalar dahil olmak üzere her türlü yüzey kaplaması uygulanabiliyor. Tüm Sonico sistemleri (Kominikasyon paneli hariç) tavan rayına asılarak kademeli tekerlek düzeneğiyle çalışıyor. Projeye göre belirlenecek bir noktadan askılı veya iki noktadan askılı sistem olmak üzere iki ayrı sistem bulunuyor. Bir noktadan askı sistemi; panelin üst noktasında bulunan iki adet taşıma tekerleğinin ray içine dikey olarak yerleştirilerek tek noktadan asılmasıyla oluşturuluyor. Tekerlekler alüminyum ray içinde hareket ediyor ve paneller sadece kendi aksında sağ ve sol kenarda depolanabiliyor. İki noktadan askı sistemi ise; iki adet yatay olarak hareket eden iki set tekerlek sisteminden oluşuyor.

logı center

crowne plaza

limak kavacık hotel

www.dekaas.com.tr • Divan Hotel, İstanbul, 2012 • Milli Arşiv Binası, İstanbul, 2012 • Bilkent Üniversitesi, Ankara, 2011 • Colosse Hotel, Denizli, 2011 • Gama Holding, Ankara, 2011 • Hilton, Ankara, 2011 • Hilton, Bakü/Azerbaycan, 2011 • Limak Kavacık Hotel, İstanbul, 2011 • Limak Arcadia Hotel, Antalya, 2010 • Pine Beach Hotel, Aydın, 2010 • Susesi Hotel, Antalya, 2010 • Crowne Plaza, Ankara, 2009 • Metak, Afganistan, 2009 • YDA-Yüksel, Türkmenistan, 2009 • Rixos Premium Hotel, Antalya, 2008

hıllesum college


IŞIKLAR TUĞLA 1974 yılında Bartın'da kurulan Işıklar Tuğla, kil hammaddesinin yüksek ısılarda pişirilmesiyle elde edilen klinker tuğlalar üretiyor. Cephe kaplama ve zemin döşeme malzemesi olarak kullanılan klinker tuğla ürünlerinin Türkiye'de ilk üreticisi olan firma, dekoratif yapı ürünleri sektörüne yeni malzemeler katılmasına öncülük ederek geniş ürün yelpazesi sayesinde yapıların ve mekanların tasarlanmasında ihtiyaç duyulan hemen her türlü detayın çözümüne olanak tanıyor.

mayıs 2012 - XXI 104

REFERANS PROJE - ZemİN VE DUVAR

Üstün teknolojik tesislerde el değmeden üretim metodunu kullanan firma, ürün geliştirmeye büyük önem veriyor. İhtiyaç durumunda projeye özel tasarımlar geliştiren firma, proje tasarım, uygulama konularında da kullanıcılarına destek veriyor. Firmanın ürün grupları arasında; klinker kaplama tuğlaları, pres tuğlalar, taban tuğlaları, terra cotta cephe kaplama ürünleri, ısı yalıtımlı tuğla sistemleri ve kiremit yer alıyor.

club konaklı otel

divan pub elmadağ

Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında 20'yi aşkın ülkede pek çok projede tercih edilen Işıklar Tuğla ürünleri, yapılara çatıdan cepheye ve yer döşemesine kadar her kademede çözüm üretebiliyor. www.isiklartugla.com.tr • Büyükhanlı İnşaat/Dilman Park Konutları Erenköy, İstanbul • Cevahir Otel Şişli, İstanbul • Club Konaklı Otel, Antalya • Çınaraltı Üst Geçidi, İzmir • Divan Pub Elmadağ, İstanbul • Elit Life Sitesi, İstanbul • Fenerbahçe Ordu Evi, İstanbul • Margi AVM, İstanbul • Maritina Pine Beach, Antalya • Marriott Hotel Ataşehir, İstanbul • Ortaköy Meydan Projesi, İstanbul • Swissotel, İzmir • Venosa Beach Didim, Aydın

marıtına pıne beach

swıssotel

venosa beach didim


mayıs 2012 - XXI 106

REFERANS PROJE - ZemİN VE DUVAR

KİBRİD Kibrid, zoraki nesnel yaşam alanlarında, tipikleşmiş mekan ve tasarım anlayışına karşı çıkmak, içten ve kişiye entegre olmuş çevreler yaratmak için var oldu. Diyalektiğini, insanı anlamak ve onu yaşadığı mekanlarda tasvir etmek üzerine kurdu. Kibrid, üst üste yığılmış şehirlerde, kendini keşfetmek, sosyal çevresine öznellik katmak isteyenlere, tasarım ve danışmanlık hizmetleri veriyor. Kibrid'de maddenin yapaylığı bireyin doğallığıyla şekilleniyor, insan çevresiyle sentezleniyor. Kibrid, satış temsilciliğini yaptığı Apavisa, Mosa, Wovin gibi, dünyaca ünlü pek çok tasarım markasıyla çalışmakta olup, bu güne kadar birçok önemli ve özel projenin içinde yer almayı başardı. Temsil ettiği markalarda önce estetik ve kaliteyi hedefleyen Kibrid hem iç hem de dış mekanda her alanda kullanılabilecek birçok farklı ürüne sahip. Sonsuz kullanım alanı olan dekoratif paneller, Wovin, 3DWalldecor ve Lithos Design markalarının üç boyutlu duvar ve tavan kaplamaları, Apavisa ve Royal Mosa zemin, duvar ve cephe porselen ve seramikleri, Extratapete özel tasarım duvar kağıtları, Steinberg banyo-mutfak armatür ve aksesuarları gibi çok çeşitli ürünler sunan Kibrid’in referansları arasında otelden hastaneye, alışveriş merkezinden ofise, özel villadan üniversiteye, restorandan mağazaya kadar birçok farklı mekan bulunuyor. Kibrid, katıldığı uluslararası fuarlar, internet ve diğer medya kaynakları vasıtasıyla yenilikleri yakından takip ediyor ve vitrinini sürekli yeniliyor. Kibrid Shop'u ziyaret ederek vasati 40 talepte bulunmak mümkün.

apavısa xtreme

apavısa archconcept

apavısa ınox

lıthos desıgn luxury 2

www.kibrid.com • Le Meridien Hotel, İstanbul, 2012 • Nu Textile Shop Akbatı AVYM, İstanbul, 2012 • Abbott Ofis, İstanbul, 2011 • Apple Store, Adana, 2011 • Armaggan Store Nuruosmaniye, İstanbul, 2011 • Atakule GYO Ofis, Ankara, 2011 • Çubuklu Vadi Konutları, İstanbul, 2011 • Eureko Sigorta Ofis Binası, İstanbul, 2011 • İstanbul Akvaryum, İstanbul, 2011 • İstinye Park AVM, İstanbul, 2011 • Nokia Evo Store Palladium, İstanbul, 2011 • Plot 4 Otel, Moskova/Rusya, 2011 • Varyap Meridien, İstanbul, 2011 • Mont Blanc Shop, Ankara, 2010 • Swarovski Shop Bağdat Caddesi, İstanbul, 2010

lıthos desıgn gıza

wovın wall

3d walldecor moonscape


ortaklar cad. ünsal sok. saruhan apt. no:1/b mecidiyeköy / istanbul t 0212 347 25 05 www.kibrid.com www.mosa.nl

107 XXI - MAYIS 2012

kibrID'den Royal Mosa – Terra Tones Serisi Çevreci Zemin ve Duvar Karoları Mosa, ünlü Terra Maestricht® karolarından yola çıkarak, kendi alanında eşsiz, yenilikçi, ödüllü bir konsept geliştirdi: Terra Tones. Klasik anlayışta bir karo olmaktan çıkan bu koleksiyon çok hafif ton farklarına sahip. Sonuçta yaşayan cepheler, zeminler ve duvarlar için mükemmel doğal görüntü ortaya çıkıyor.

bitişleri olan, rektifiyeli Terra Tones karoları çok ince derzlere olanak veren son derece hassas bir ölçü sabitliğine sahip. Koleksiyon aynı zamanda “Cradle to Cradle® Silver” sertifikası aldı.

Renkler ve Tonlar Terra Tones her bir renk grubunda 3 farklı ton barındıran setlerden oluşuyor. Bu renk grupları; orta gri (206), antrasit (216) ve serin siyah (203). Her sette bir açık ton (X), bir orta ton (Y) ve bir koyu ton (Z) bulunurken, metrajları eşit olarak dağılıyor. Tonların karışımı sayesinde olağanüstü yüzeyler elde ediliyor.

Cradle to Cradle® Silver Sertifikası Sürdürülebilirlik Mosa’nın en temel değerlerinden biri. Mosa sadece yenilikçi bir karo üreticisi değil, aynı zamanda Hollanda Yeşil Bina Konseyi'nin bir üyesi. Terra Tones, sürdürülebilir üretimin belirgin bir örneği. “Cradle to Cradle® Silver” sertifikalı tüm program, sürdürülebilir yapı için şimdiki ve gelecekteki gereksinimlerini karşılıyor. Karolar kısmen geri dönüştürülmüş malzemelerden yapılıyor, çevreye zarar veren hiçbir hammadde kullanılmıyor ve yeniden kullanım için uygun. Hidroelektrik santrallerden elde edilen "yeşil" elektrik üretimde özel olarak kullanılıyor. Terra Tones karoları aynı zamanda dayanıklı ve iç mekan iklimine de katkı sağlıyor.

Özellikler ve Kullanım Alanları Bu sırsız karolar, aşınmaya, donmaya, hava şartlarına karşı dirençli ve güçlü olması sayesinde her türlü iç ve dış mekanda kullanılabiliyor. Standart olarak bulunan 60x60 ve 60x120 ölçülerinin yanında 5x60, 10x60, 15x60 ve 30x60 gibi enlemeler de mevcut. Proje bazlı olarak isteğe bağlı özel ölçü de üretilebiliyor. Mükemmel köşe

ADVERTORYAL

kibrID design consultancy

206XV

206YV

206ZV

216XV

216YV

216ZV

203XV

203YV

203ZV


KORAMIC YAPI KİMYASALLARI

REFERANS PROJE - ZemİN VE DUVAR

Türk yapı kimyasalları sektörüne farklı ürünlerle adım atan Avrupa’nın en güçlü markalarından biri olan Cermix, yaşam alanlarında kaliteyi artırıyor. Sektörde yeni ürünlerin geliştirilmesi ve üretilmesine öncü olan Koramic Yapı Kimyasalları, ürün kalitesinin artırılması konusunda çalışmalarını sürdürüyor. Koramic Yapı Kimyasalları’nın geçtiğimiz yıl piyasaya sürdüğü yeni markası Cermix; yapıştırma harçları, derz dolgu malzemeleri, performans artırıcı astarları, tamir harçları ve yüzey temizliğine yönelik ürünleriyle sektör profesyonellerine mükemmel çözümler sunarak farklılığını ortaya koyuyor.

cermıtherm

Toplam 58 adet ürüne sahip olan Cermix; yüksek yapışma mukavemeti ve esnekliğe sahip yapıştırma harçları, kolay ve hızlı uygulama imkanı sağlayan, hijyenik, kir tutmayan derz dolgu ürünleri, sentetik reçine esaslı yüzeyde emiciliği dengeleyen astarların yanı sıra yeni ürünü Cermitherm Dış Cephe Isı Yalıtım Sistemlerini de 35. Yapı Fuarı'nda sektör profesyonelleriyle buluşturuyor. Farklı sıcaklıktaki iki ortam arasında ısı transferini azaltan, dış ortam sıcaklığını içeriye sokmadan, içerideki sıcaklığı en iyi şekilde koruyan; tüm yalıtım aşamalarını kapsayan, uzun ömürlü, ekonomik, dekoratif ve son derece güvenli ısı yalıtım sistemi olan Cermitherm Dış Cephe Isı Yalıtım uygulamaları sonucu enerji tüketiminin azaltılması hedefleniyor.

cermıcol

mayıs 2012 - XXI 108

www.cermix.com.tr

cermıjoınt extra


mayıs 2012 - XXI 110

REFERANS PROJE - ZemİN VE DUVAR

KYK YAPI KİMYASALLARI Merkezi Eskişehir'de olan Türkiye'nin lider yapı kimyasalları şirketlerinden KYK Yapı Kimyasalları, 2001 yılında kuruldu. Bugün Türkiye'de dört üretim tesisine sahip olan firma 220 çalışanı ile sektöre hizmet veriyor. Portföyündeki seramik yapıştırıcıları, derz dolguları, teknik yapıştırıcılar, su izolasyon ürünleri, ısı izolasyon ürünleri, astarlar, beton ve harç katkıları, yüzey temizleyiciler ve koruyucular, tamir harçları vb ürünleriyle bugün 20 ülkeye ihracat yapan ve Türkiye'nin tamamında ürünleri bulunan en büyük üreticilerden biri. Bu yapısı ile Türkiye'de özel ve kamu kesiminde inşaat sektöründe güçlü bir tedarikçi olarak çalışmalarına ve büyümesine devam ediyor. KYK Yapı Kimyasalları 2003 yılından itibaren levha yapıştırıcısı ve levha sıvası ile içerisinde yer aldığı ısı yalıtım sektöründe, 2009 yılında pazara sunduğu Mantotherm Dış Cephe Isı Yalıtım Sistemleri ile daha da güç kazandı. Mantotherm Dış Cephe Isı Yalıtım Sistemleri, farklı levha ve kaplama seçenekleri ile müşterilerinin talep ve ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde oluşturuldu. Mantotherm Dış Cephe Isı Yalıtım Sistemleri %50’ye varan enerji tasarrufu sağlayan ekonomik bir ürün. Yoğuşma ve küflenmenin önüne geçen, sağlıklı ve konforlu olan ürün, enerji tasarrufuna bağlı olarak CO2 emisyonunu yarı yarıya azaltıyor ve doğa dostu.

izmir sports ınternatıonal

www.kyk.com.tr • Elit Life, İstanbul • Eston Deniz, İstanbul • Eston Şehir, İstanbul • Gold Tower, İstanbul • Güral Afyon Hotel, Afyon • Güral Sapanca Wellness Spa Hotel, Sapanca • Libadiye Konakları, İstanbul • Yeni Şehir, İstanbul • TOSB Genel Merkez Binası

barışıklar sitesi

batu kent sitesi

teksarkent sitesi


XXI, referans rehberleri hazırlamaya devam ediyor. Yeşil Binalar Referans Rehberi'nden sonra, projelere hizmet ve ürünleriyle katkıda bulunan firmalar Konut Referans Rehberi'nde bir araya geliyor. Konut Referans Rehberi'nde son yılların markalı konut projeleri yer alıyor. Siz de bu rehberde yerinizi alın, firmanızı ve referanslarınızı mimarlara ve gayrimenkul profesyonellerine ulaştırın.


mayıs 2012 - XXI 112

REFERANS PROJE - ZemİN VE DUVAR

TRIMLINE 1997 yılında mimarlık hizmetleri amacıyla kurulan ve TRIMline markası altında modüler bölme duvar sistemleri üretimine odaklanan şirket, ürün geliştirme, tasarım, üretim ve montaj ile hizmet vermeye başladı. Bugün gelinen noktada, ahşap üretim tesisi yatırımıyla beraber özel kurumsal projeler, akustik malzeme çözümleri ve butik ofis mobilyaları konusunda sektördeki lider kuruluşlar arasında yerini aldı. Tüm bina projelerinde, tasarımcılar artık bölme duvar ve asma tavan sistemlerini, üç boyutlu bir kavram olarak tasarımlarının vazgeçilmez bir parçası kabul ediyor. Firmanın sunduğu sistemler; basit ve hızlı montaj - demontaj kolaylığıyla limitsiz tasarımların önünü açıyor. Kullanıcılara sunulan TRIMline Omega, TRIMline Snap, Straehle 2000 / 2300, 3400, TRIMline Akustik, TRIMline Kapı ve Nüsing Hareketli Bölme Duvar Sistemleri ile oluşturulan klasik ve ekonomik bölme duvarlar, derzli ve klipsli bölme duvarlar, strüktürel yapışma camlı bölme sistemleri, düşey profilsiz tek camlı bölme duvarlar, akustik ahşap asma tavan sistemleri duvar kaplamaları ve hareketli kayar katlanır bölme duvar sistemleriyle mekanlarda sonsuz tasarım seçenekleri oluşturulabiliyor. www.trimline.com.tr • Balıkesir Sanayi Odası, Balıkesir, 2011 • Borusan Enerji, İstanbul, 2011 • Ecole Des Etoiles, Brüksel, 2011 • General Electric Health Care, İstanbul, 2011 • Gürcistan Adalet Sarayı, Batum, 2011 • Nycomed İlaç, İstanbul, 2011 • OMV HQ, Erbil, 2011 • Özyeğin Üniversitesi, İstanbul, 2011 • Price Waterhouse Coopers HQ, Astana, 2011 • Schneider Electric, İstanbul, 2011 • TEB Genel Müdürlüğü, İstanbul, 2011 • Ucell HQ, Taşkent, 2011 • Yurtbay Seramik, İstanbul, 2011 • Akbank Operasyon Merkezi, Kocaeli, 2010 • Media Center, Abu Dhabi, 2010


Mayıs Ajandası ... - 6 Mayıs

İleri Seviye Permakültür Çalıştayı

Penny Livingston-Stark ile toprak, su, bitkiler ve topluluk çalışmaları konularının uygulamalarla destekleneceği bir atölye

Muratlar Köyü, Bayramiç, Çanakkale

www.bayramicyenikoy.com/etkinlik. asp?id=22

çalışması.

2 - 6 Mayıs

7 - 11 Mayıs

35. Yapı FuarıTurkeybuild İstanbul

Türk yapı sektörünün uluslararası buluşma noktası olan fuar,

Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi, Büyükçekmece, İstanbul

www.yapifuari.com.tr

yapı dünyasını pek çok yenilikle bir araya getiriyor.

Taşkışla Şenlik 18

Mimarlığın yaratıcı ruhunu eğlenceyle harmanlayan festivalde,

İTÜ Taşkışla, İstanbul

www.taskislasenlik.com

Amsterdam, Hollanda

www.whatdesigncando.nl

Bin Sim Der, İstanbul

www.binsimder.org.tr

Swissotel, İstanbul

www.turnerconstruction.com/bimconference-istanbul

Akaretler, Beşiktaş, İstanbul

www.akaretler.com.tr/akaretler-art-anddesign-day.html

Muratlar Köyü, Bayramiç, Çanakkale

www.bayramicyenikoy.com/etkinlik. asp?id=21

MSGSÜ, Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu, İstanbul

www.msgsu.edu.tr

Uludağ Üniversitesi, Bursa

mimarliktasayisaltasarim2012. blogspot.com

Yaşar Üniversitesi Büyük Konferans Salonu, İzmir

conference5t.yasar.edu.tr

convention.aia.org/event/conventionhome.aspx

kurulduğu sorgulanıyor.

Walter E. Washington Convention Center, Washington D.C

Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Bölümü Bahar Seminerleri 2012: Mekan Deneyimleri

Seminerin amacı katılımcıları hem bu disiplinlerin bazılarından

Artuklu Üniversitesi, Mardin

www.artuklu.edu.tr/duyurular/pagemekan-deneyimleri-seminerleri.aspx

Moskova Mimarlık Bienali (Moscow Arch Biennale)

Bienalin teması “kimlik” geçmişte yapılan çalışmalara tekrar

Moskova, Rusya

moscowarchbiennale.ru/1361

birbirinden güzel ve yaratıcı workshopların yanında, ünlü isimlerin katılacağı söyleşiler ve müzik grupları yer alacak.

10 - 11 Mayıs

What Design Can Do

Etkinlikte tasarım, değişim ve yenilemede bir katalizör olarak ele alınarak, günümüzdeki sosyal sorulara çok disiplinli şekilde çözüm önerileri aranıyor.

10 - 12 Mayıs

Bin Sim Der Eğitim ve Çalıştayı

LEED ve BREEAM için modelleme yöntemleri, bina performans simülasyonları ve energy plus temel eğitimi programı 10 - 12 Mayıs tarihleri arasında düzenleniyor.

11 - 12 Mayıs

Building Information Modelling Conference

Turner Construction ve Proge'nin düzenlediği konferans serileri, yeni işbirlikleri kurmayı ve işlerini gerliştirmeyi hedefleyen yapı profesyonellerini bir araya getiriyor.

12 Mayıs

Akaretler Art&Design Day 3

Etkinlik, bir çok sanat galerisi ve tasarım mağazalarını birleştiren mekanda, ziyaretçileri sergiler ve özel etkinliklerle buluşturuyor.

12 - 19 Mayıs

Ekolojik Mimari ve Doğal Yapı Atölyesi

Etkinliğin amacı: Tüm dünyada kullanılan bazı temel tekniklerin paylaşılması; Türkiye’de pratik ve uygulamalı, işbirliği ve imeceye dayanan bir ekolojik mimari hareketinin ve topluluğunun temellerinin atılması.

ajanda

15 Mayıs

Yunus Aran Birlikteliği Konferansları 45: Alvaro Siza

Mimar Yunus Aran'ın (1976-2000) anısını yaşatmak için 2001 yılından beri düzenlenen konferansın bu yılki konuğu Pritzker Ödülü sahibi Alvaro Siza.

16 - 17 Mayıs

Mimarlıkta Sayısal Tasarım 2012 Ulusan Sempozyumu

Sempozyum sanal tasarım yaklaşımları, üretken tasarım yöntemleri, tasarım için araç geliştirme, sayısal üretim

mayıs 2012 - XXI 114

teknikleri, mimarlıkta sayısal tasarım eğitimi, sayısal ortamda simülasyon, modelleme ve değerlendirme gibi konulara odaklanıyor.

17 - 18 Mayıs

17 - 19 Mayıs

...- 23 Mayıs

23 Mayıs-7 Haziran

5T Konferansı: "Yeni Bir İlişki: Tasarım Tarihi ve Sanal Tasarım Müzesi"

Yedincisi düzenlenecek olan Türkiye Tasarım Tarihi Topluluğu

AIA 2012 National Convention and Design Exposition

Serginin bu yılki teması paralelinde, mimarlık pratiğinin sınırsız

toplantılarının konusu; Türkiye özelinde tasarım tarihi ve tasarım müzeleri ilişkisi.

potansiyeli ve bu anlamda başkalarıyla ve toplumla nasıl bağ

haberdar etmek, hem de kitap ve dergilerde görülen tartışılmaz ikon mimar-yapı paradigmasına eleştirel farkındalık sağlamak.

bakmayı, onları birbiriyle karşılaştırmayı ve diğer ülkelerin ve dönemlerin bakış açılarından öğrenecek şeylerin olup olmadığını sorgulamayı amaçlıyor.


xxi mayis 2012  

xxi mimarlik tasarim ve mekan dergisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you