Page 1

XXI < MİMARLIK TASARIM MEKAN < SAYI 127 < MART 2014 < BÜLEND ÖZDEN DESIGN < DERİN SARIYER < DS MİMARLIK < MARIO BOTTA < NOOKA < TEĞET MİMARLIK < ZEM DÜŞLEMEKAN MİMARLIK

Yİ R M İ B İ R M İM A R L IK TASA R IM M E KA N SAY I 12 7 M A RT 2 0 14 1 1 ( KIB R IS 1 2 )

Tersaneye Öykünen Müze Binası Teğet Mimarlık tasarımı İstanbul Deniz Müzesi

Twelve at Hengshan

Avea Merkez Ofisleri

MARIO BOTTA

BÜLEND ÖZDEN DESIGN

DERİN SARIYER

DS MİMARLIK

NOOKA

STOCKHOLM TASARIM HAFTASI

YAZILARIYLA

GÜLSÜM BAYDAR KORHAN GÜMÜŞ LEVENT ŞENTÜRK

ZEM DÜŞLEMEKAN MİMARLIK


Yirmibir Mimarlık, Tasarım, Mekan Puna Yayın adına sahibi ve genel yayın yönetmeni yazı işleri müdürü (sorumlu) Hülya Ertaş hulya@xxi.com.tr

SÜREÇLERI OKUNAKLI KILAN MEKANSAL DENEYIMLER

editör Beste Sabır beste@xxi.com.tr yardımcı editörler Şule Kurşuncu sektör editörü & reklam sorumlusu Tuğba Demirci tugba@xxi.com.tr okuyucu ilişkileri Duygu Erdem duygu@xxi.com.tr kapak tasarımı Emre Çıkınoğlu kapak fotoğrafı İstanbul Deniz Müzesi © Alican Aktürk

sayfa tasarım ve uygulama Doğukan Bilgin web tasarımı Anıl Dönmez Turgay Tuğsuz basım yeri Ofset Yapımevi Yahya Kemal Mahallesi Şair Sokak No: 4 Kağıthane, İstanbul yönetim yeri Puna Yayın Serencebey Yokuşu 16/4 Beşiktaş, İstanbul 34349 0212 227 1317 bilgi@xxi.com.tr genel dağıtım DPP Yerel süreli yayın. Dergide yer alan yazı ve fotoğrafların tamamı ya da bir bölümü, Puna Yayıncılık’ın yazılı izni olmadan kullanılamaz.

facebook.com/xxidergisi twitter.com/xxi_dergisi

XXI Mart sayısında İstanbul Deniz Müzesi’ni kapağına taşıyor. 2005’te açılan ulusal mimari proje yarışmasını kazanan Teğet Mimarlık’ın tasarımı, aradan uzun yıllar geçmiş olsa da tamamlandı. Bu durum hem sürecin kendisi hem de sonuç açısından önemli. Demokratik bir proje elde etme yöntemi olan yarışmayla elde edilmiş bir yapı, hem de müze gibi çok sayıda kullanıcıya hitap eden kamusal bir yapı kente eklemlenmiş oldu böylelikle. İstanbul Deniz Müzesi, Boğaz’a bakan Beşiktaş’taki özel konumuyla bir müze deneyiminin yapının formuna çok net şekilde yansıtılmasıyla hayat bulmuş. Müzeye girdiğiniz an karşınıza çıkan antik kayık, hemen ardında bakış açınız boyunca uzanan Boğaz ile birlikte algılanıyor. Müze boyunca edindiğiniz mekansal deneyim sürekli suyu hatırlatarak kayıkların asıl yuvası olan denizi yapının içine davet ediyor.

dünyanın kapılarını aralıyor dahi grafik tasarımcı Sagmeister. Yapmanın ve bu yolla üretmenin verdiği mutluluğu izleyicilere aktarma fikri üzerine olan sergi, didaktik bir anlatımdan ziyade deneyimsel bir paylaşımı öne çıkarıyor. Mekanın deneyimlenmesinde farklı bir yaklaşım da Galeri Mana’da yer alan B.i.M.A.B.K.R sergisi. Deniz Gül’ün yaklaşık iki ay boyunca galeri mekanında konumlanan yerleştirmesi bu süreç boyunca üç kez değişime uğradı. Galeri, sanat, mekan üçlemesinde alışılmadık bir öneri sunan değişken yerleştirme, yalnızca aynı mekanın farklı işlerle yeniden düzenlenmesini sağlamakla kalmayarak zaman boyutunu da devreye sokarak çoklu okumalara olanak sunuyor. Deneyimin kendisinin süreçleri de okunabilir kılan doğasının 21. yüzyılın mekan anlayışında kendi konumunu gittikçe sağlamlaştırdığını söylemek şimdiden mümkün.

Mekansal deneyimi merkezine alan bir diğer konuysa Stefan Sagmeister’in Paris’teki Gaite Lyrique’te gerçekleştirdiği Happy sergisi, mutluluğun formülünü arıyor. Bilgisayar ekranlarına hapsolmuş bir yaşamdansa yaparak tecrübe ettiğin bir

XXI


GÜNCEL 6 GÜNCEL

PROJE 28 BOZOVA İÇIN YENI SENARYOLAR

Şanlıurfa’nın Bozova ilçesi için geliştirilen fikir projesi, mevcut kullanımların izini sürerek alanın kentin sosyal yaşamına daha yoğun olarak katılımını güçlendirmeyi amaçlıyor.

32 TERSANEYE ÖYKÜNEN MÜZE BINASI 2005 yılında İstanbul Deniz Müzesi için açılan mimari proje yarışmasını kazanan Teğet Mimarlık’ın önerisi geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Mehmet Kütükçüoğlu ile yapının ana konseptini ve yarışmadan uygulamaya dek geçirdikleri süreçleri konuştuk.

İÇİNDEKİLER

MART 2014 - XXI 2

38 KIRSALA TAŞAN KONUT

8 EŞIK CINLERI / GÜLSÜM BAYDAR, AHENK YILMAZ, GİZEM ÖZMEN, ÖZGECAN ZAFER

Sınırlara Dokunmak: Üniversite, Kent ve Gündelik Yaşam

18 SORU IŞARETI / KORHAN GÜMÜŞ

Taksim: Yeni Şehir Panoptikonu

24 DÖNME DOLAP / LEVENT ŞENTÜRK

Roskilde’de: Saydam Çocukluk

DS Mimarlık tasarımı Solmazer Evi, yapım esnasında karşılaşılan zorlukların aşılması için farklı bir mimar işveren ilişkisinin geliştirildiği sıradışı bir süreçle hayata geçirilmiş.


44 KENTE BAKAN ANITSAL ARAYÜZ

20-21 Şubat'ta İstanbul'da gerçekleştirilen All Design'a katılan Mario Botta tarafından tasarlanan Twelve at Hengshan Oteli, anıtsal görünümüyle Şanghay'ın kentsel dokusuna ekleniyor.

SEKTÖR 56 SEKTÖR HABERLERI 60 YAPAY VADI

Rusya’nın St. Petersburg kentinde yer alan Pulkovo Havaalanı’nda Aspen’in yenilikçi sistemleri tercih edildi.

48 ÜÇ MERKEZ

Bülend Özden tarafından tasarlanan İstanbul; Maçka, Güneşli ve Ankara Ahlatlıbel’de konumlanan Avea Merkez Ofisleri sade ve yalın bir anlayışın izini sürüyor.

62 YÜKSEK DAYANIM Mitsubishi Plastics’in sunduğu Alpolic kompozit levhalar ofis, rezidans ve alışveriş merkezini içinde bulunduran Next Level projesinde uygulandı.

MART 2014 - XXI 4

İÇİNDEKİLER

52 ZAMANIN ETKILEŞIMI

Nooka’nın kurucusu Matthew Waldman ile saat tasarımı ve bu sürecin teknolojiyle kurduğu ilişki paralelinde konuştuk.

64 REFERANS PROJE - BANYO, MUTFAK VE SERAMİK DOSYASI

78 AJANDA

Aco Duravit Geberit Kalebodur Koramic Yapı Kimyasalları Seranit Grup Villeroy & Boch


Mutluluk mu?

MART 2014 - XXI 6

GÜNCEL

GRAFIK TASARIMCI STEFAN SAGMEISTER’IN PARİS GAITE LYRIQUE’DEKİ HAPPY SERGİSİNI ONUR SAĞKAN, MIMAR GÖZÜYLE DEĞERLENDIRDI.

Onur Sağkan Sagmeister, çoğunlukla bilgisayar ekranlarının arkasında saklanan ve çok da rockstar yetiştirmeyen, grafik tasarım dünyasının son dönemlerdeki önemli isimlerinden biri. Paris Gaité Lyrique’de sergilenen çalışması ise, naif dili ama bir o kadar da güçlü duruşu ile günümüz mimarlarının birçoğuna ders olacak nitelikte. Günümüz sonsuz teknolojisiyle hazırlanan; pornografik, ruhsuz ve yaşadığımız dünyaya kendimizi empoze etme tatmininin doruk noktası olan sunumlara bir tokat gibi çarpıyor bu sergi. Hem de bunu en basit iletişim

aracı olan sıradan bir el yazısının baskın olarak kullaww nıldığı bir sunumla yapıyor. Sergi, “evrim mutluluğa ulaşmama izin vermiyor” sözüyle başlıyor. Bu sözle “mutluluk” isimli bir serginin hemen girişinde, sanatçının kendi kendine mat ettiğini düşünmek anlamsız. İzleyici üzerinde travmatik bir etki yaratan bu söz, elbette ki 20. yy. düşüncesinin her karşılaştığı varlığı ya da her düşünceyi, modern dünyanın kararlı bir parçası yapan “mutsuzlaştıran” baskısına karşı bir eleştiri olarak da algılanabilir. Sanatçı, kararsız bir dünyadaki

mutluluğun anlamını ararken; komplekssiz, kendi geçmişine ve birikimine atıflarda bulunan ve adeta çocukluğundan bugüne, zaman zaman kendi kendine sorduğu “mutlu olmanın bir reçetesi var mı?” sorusunun cevabına ulaşan yolun, insanın önce kendisini tanımasından geçtiğini hissettiriyor... Bu öneri ise, belki de bugünün sorunları karşısında mutlu kalabilmenin tek reçetesi olarak düşünülebilir.

hale getiriyor. Elbette ki serginin içeriği bununla sınırlı değil. Yoğun ve yorucu bir çalışma ürünü olduğu anlaşılan çalışma, konu üzerinde senelerce çalışmış teorisyenlerin ulaştıkları sonuçları da gündelik hayat diline indirerek modern dönemin bilimsel elitizminin dayattığı teorik baskıyı tamamen ortadan kaldırıp “mutlu iletişim nasıl sağlanır”ı anlatıyor. Sergiyi dolaşırken adeta hafifliyorsunuz...

Konusu zaten herkes için ilgi çekici olan serginin, gündelik hayatın ufak anektotları üzerine kurulu anlatıları, her sosyal gruptan insanı konuyla alakalı

Serginin diğer bir ilgi çekici özelliği ise formunun ne kadar güçlü tasarlanmış oluşu. Sergiyi gezenleri, bir yorumlar, analizler denizinin ortasında bırakan


fotoğraflar: Vinciane Verguethen

GÜNCEL 7 XXI - MART 2014

Sagmeister, aynı zamanda onları mutluluk deneyiminin bir parçası yapan çeşitli aktivitelerle zenginleştirmiş sergisini. Sanatçı, size kimi zaman mutluluğu hatırlatan bir hayvanın resmini yaptırıyor, kimi zaman ise en sevdiği şekerlerden tatmaya davet ediyor. İzleyicinin sergiye, serginin ise izleyiciye dönüşmesi Sagmeister’in yarattığı dünyanın en güçlü bileşenlerinden biri. Öte yandan bu durum Sagmeister’in 90’lardan beri yaptığı çalışmaların ortak özelliklerinden biri. Beden ve düşünce dikotomisinden uzak, Avusturya asıllı olmasına rağmen Viyana çıkışlı “aksiyonist” hareketine ucundan bile değmeyen yaşadığı dünyanın çok

katmanlı gerçekleriyle barışık bir tavrı var sanatçının. “Yapmak için öğrenmek, öğrenmek için yapmak” ya da “yapmak için önce düşünmek, düşünebilmek için yapmak” gibi iki metottan hangisinin diğerinden üstün olduğunu düşünmenin hiçbir anlamı yok Sagmeister’ın çalışmalarında. Sadece yaşanan anın yarattığı enerji ve onun ağızda bıraktığı tat önem kazanıyor. Senografi olarak bakıldığında ise, genel bir düzenleme ve disiplinli bir anlatı sırasından çok, parça parça ve farklı tekniklerle paylaşılan birbirinden çok farklı deneyimleri anlatan mutluluğa neden olabilecek durum analizleri ve

deneyim önerileri var ortaya koyulan. Düzenleme, üstümüze çöken bizi olmadık her noktada bilinci yok edilmiş tüketiciler olmaya iten ve yalnızlaştıran günümüz modern dünyasının bir izdüşümü adeta. Öte yandan söz konusu olan “mutluluk”. Elbette ki her izleyici bu karşılaşma esnasında bir çaba sarf etmek ve mutluluğun reçetesini anlamak için kişisel algı röperlerini yeniden inşa etme çabasına giriyor ve sergi sonunda ister istemez yüzünde küçük bir gülümsemeyle ayrılıyor Gaité Lyrique’den. Serginin tümünü anlamaya ve anlatmaya çalışmak mı? İnanın buna hiç gerek yok. Bırakın dağınık kalsın, böyle daha

mutluyum...


Sınırlara Dokunmak: Üniversite, Kent ve Gündelik Yaşam

denli yalıtılmış olduğunda her iki taraf için de üretken iletişim fırsatları yitirilmiş olmaz mı? Sınır kavramı ayırıcı çizgilerden ziyade görünen veya görünmeyen, çoğu zaman sosyal olarak inşa edilmiş, zihinsel bariyerler olarak düşünülemez mi? Kampüsün var olan sınırları küçük müdahalelerle de olsa eritilemez mi? Bu sorular ve olası yanıtlar, geçtiğimiz dönemde, Mimarlık Bölümü yüksek lisans programının “Mekan ve [Dijital] Kültür” dalının proje konusunu oluşturdu. Yazının bundan sonrası bu bağlamda üretilen tartışmaları ve önerilen müdahaleleri içeriyor. Öncelikle kampüsü çevreleyen sınırları çözümleyebilmek ve müdahalelerde bulunulabilecek noktaları tespit edebilmek için, mevcut sınırları haritalamak ve onlar ile farklı biçimlerde ilişkilenenlerin deneyimlerini anlamak önemli. Yapılan araştırma, kampüs çevresinde her kesimden insanın gün içerisinde çoğunlukla öğrenciler ile iletişim kurduğunu ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla öğrenciler kampüs sınırlarını bulanıklaştırmanın ve bireyler arasındaki etkileşimi arttırmanın neredeyse doğal araçları haline geliyorlar.

bu sayfada en üstte: Yaşar Üniversitesi Selçuk Yaşar Yerleşkesinin kent içindeki konumu üstte: Yeşil Ağ sistemi, plan karşı sayfada solda üstte: Modüler ünite sistemi bileşim örneği sağda üstte: Korunmuş bellek izleri haritası sağda altta: Silinmiş bellek izlerine mekansal müdahale örnekleri

MART 2014 - XXI 8

EŞİK CİNLERİ

Kent içinde konumlanmış üniversite yerleşkelerinin hemen tümü duvarlar, parmaklıklar, kartlı geçiş sistemleri ve güvenlik kulübeleri ile çevrelenmiş, kentlinin gündelik yaşamını dışlayan alanlar. Bu açıdan ayrıcalıklı konut sitelerinden ve hatta alış-veriş merkezlerinden çok da farklı değiller. Bunların tümü kent yaşamından arıtılmış, kendi içlerine kapalı steril adacıklar.

GÜLSÜM BAYDAR, AHENK YILMAZ, GIZEM ÖZMEN, ÖZGECAN ZAFER

Yaşar Üniversitesi Selçuk Yaşar Kampüsü’nün durumu da farklı değil. Benzerleri gibi duvarlar, güvenlik kulübeleri ve kartlı geçiş sistemleriyle kuşatılmış olan kampüs, Bornova’da, İzmir şehrinin dışa olduğu kadar içe doğru büyümesi sürecinde eski kentsel odaklar arasında kalmış olan alanlardan birisinde, işlevini yitirmiş sanayi yapılarının dönüştürülmesi ile oluşturulmuş. Sosyal ve fiziksel olarak hızla değişen bir alanda yer alan kurum, Ege Üniversitesi Kampüsü, Bornova’nın en büyük konut alanlarından birisi olan Özkanlar ve yeni yapılan büyük ölçekli kapalı konut siteleri nedeniyle gittikçe değer kazanan Kazım Dirik Mahalleleri ile komşu. Ancak, kendi fiziksel sınırlarının yanı sıra, geniş bir alana yayılan taşıt yolları ve otoyol bağlantıları ile kuşatılmış olması kampüsün bu alanlar ile olan etkileşimini azaltıyor. Kampüs ana girişinin İzmir Metrosu’nun duraklarından birini karşılıyor olması bir yandan sahip olduğu geniş ölçekli kentsel bağlantıların gücünü arttırırken, diğer yandan aşılması zor fiziksel sınırlar yaratarak yakın çevre ile kurduğu ilişkileri zayıflatıyor. Üniversitenin Özkanlar Mahallesi ile olan tek bağının metroya ulaşım için kullanılan dar bir üst geçit olması da bu etkileşimsizliğin somut bir örneği. Öğrencilerin çevrede yaşayanlarla iletişim içine girdikleri yegâne yerler kampüsün güney çıkışı etrafında kümelenmiş kafeler. Oysa üniversite gibi kamusal bir bilgi üretim merkezinin, hele de tasarım fakülteleri bağlamında düşünüldüğünde, yakın çevresiyle karşılıklı birbirini beslemesi beklenmez mi? Bir kent üniversitesi yerleşkesi çevresinden bu

Bu bağlamda proje kapsamında iki farklı ama birbirini tamamlayan müdahale düşünüldü. Öğrencileri merkeze alan bu müdahalelerden birincisi Yaşar Üniversitesi ve çevresini merkez alıp, başlangıç noktası olarak mevcut yeşil ve erişilebilirliği düşük alanları kapsayan, ancak giderek yeni rotaların ve alanların eklemlendiği bir yeşil ağdan oluşuyor. Kendi kendine büyüyüp saçaklanabilen bu ağ sistemi hem yaşayanların bir araya gelerek etkileşime girme olasılıklarını arttırıyor hem de kendisi kayda değer bir yeşil alan olan Yaşar Üniversitesi kampüsünü kentlilerin gündelik izlerinin bir parçası haline getiriyor. İkinci müdahale ise; bu ağın taradığı alanda bulunan ve hızlı kentleşme sürecinde mekansal ilişkileri kopmuş ya da tümüyle unutulmuş yerel öykülere odaklanıyor. Bu ilişkileri yeniden kurarak yaşayanlarla çevreleri arasında oluşmuş olan zihinsel sınırları bulanıklaştırmayı amaçlıyor. MÜDAHALE I: FIZIKSEL SINIRLAR

Yaklaşık 30 sene öncesine kadar verimli tarım arazileri ile örtülü bir yerleşim olduğu bilinen Bornova, özellikle 1990’lı yıllardan sonra tarım arazilerinin büyük çoğunluğunun yerini sanayi yapılarının ve apartmanların almasına neden olan hızlı bir yapılaşma süreci geçirmiş. Tarihinde çok geniş yeşil alanlara sahip olduğu bilinen bölge, tüm yapılaşma baskılarına rağmen günümüzde İzmir’in yeşil kimliğini koruyabilmiş ender yerlerinden. Bu da bölgeyi bir bisiklet ve yaya sistemi oluşturmak için uygun bir alan haline getiriyor. Mevcut yerin koşullarına uygun olarak değişen kesit çözümleriyle farklı işlevleri barındırabilecek bu sistem, kampüsün özellikle Ege Üniversitesi, Özkanlar mahallesi ve Bornova merkez ile olan etkileşimini artırmayı hedefliyor. Bu müdahale kapsamında, bölgede kalan az sayıda yapılaşmamış alan, mahallelere “kent bahçeleri” olarak kazandırılıyor. Bornova’da tarım arazileri ile birlikte yok olan, yöreye özgü Bornova bamyası ve Misket üzümünün günümüzde yeniden üretilmeye başlanması için hali hazırda belediyenin girişimleri bulunuyor. Kent


EŞİK CİNLERİ

Öneri kapsamında öğrencilerin rolü ise mahsullerin yetiştirilmesi ve toplanması sürecinde gönüllü yardımcılar olarak yer almaları. Üniversitenin tüm öğrencileri için zorunlu olan Sosyal Sorumluluk Projesi dersi bağlamında organize edilecek olan bu sistem, aynı zamanda öğrencilerin çevre bilincini de arttırmalarına olanak sağlıyor. Böylelikle, bölgenin kaybolmaya yüz tutmuş tarım karakterine referans veren bu bahçeler, hem mahallelilerin kendi aralarında hem de öğrenciler ile daha fazla etkileşimde bulunabilecekleri mekanlar olma işlevini de üstleniyorlar. Sistemin görsel dilinin temelini, farklı biçimlerde bir araya gelme potansiyeli taşıyan modüler bir ünite oluşturuyor. Basit bir askı sistemi ile farklı işlevler üstlenebilen ünite, kimi zaman bir donatı elemanı olarak sistemde yer buluyor, kimi zaman ise eklemlenerek de kullanılabilen, tek başına bir eleman olarak yeşil ağın sürekliliğinin bir parçası oluyor. Bu ağ ile önerilen izlere bağımlı olmayan sistem, evlerin balkonlarında veya bina cephelerinde de kendine yer bulabiliyor. MÜDAHALE II: ZIHINSEL SINIRLAR

Müdahalelerin ikinci önemli ekseni ise yerin belleği ile kurulan ilişki. Yerin belleği, mekansal olarak varlığını sürdüren ya da yok olmuş, silinmiş anılar üzerinden okunuyor. Bornova’nın geçmişini hatırlatan, günümüze kadar korunabilmiş, dolayısıyla varlığını sürdüren tarihsel dokusunun çoğunluğunu, Levanten köşkleri, onların geniş bahçeleri, kiliseler ve mezarlıklar oluşturuyor. Ancak bu mekanlar ile ilişkili az sayıda yazılı ve sözlü kaynaklardan ulaşılabilen pek çok hikaye, yaşayanların çoğunluğunun göç etmiş olması yada yapıların yıkılıp sadece isimlerinin ya da kentsel dokudaki belli belirsiz izlerinin kalmış olması nedeniyle unutulmaya ve silinmeye aday durumda. Halen varlığını sürdüren izler, bir kuyu veya bir ağaçtan, artık denize kıyısı bile olmayan Bornova’nın iskelesine veya Levantenler tarafından

9 XXI - MART 2014

bahçeleri, kalıplaşmış kentsel yeşil alan kullanımlarını sorgulayarak, kaybolmaya yüz tutmuş yöresel ürünlerin yaygınlaşması ve Bornovalıların yaşadıkları yer ile ilişkilerini arttırmaları için bir potansiyel oluşturuyor.

sıkça kullanılmış olan bir yüzme havuzuna kadar geniş bir yelpazede çeşitleniyor. Bunlar, projenin önerdiği müdahalelerin gerçekleştirileceği noktaları oluşturuyor. Öneriye göre her bir noktada o nokta ile ilişkili hikayeye referans veren, ortak bir mimari dile sahip farklı işlevlere evirilebilen üniteler yer alıyor. Böylelikle bu bölgelerden geçmekte olan kişiler de bu işlevler aracılığıyla hem bir araya gelebiliyor, hem de o yerin geçmişi ile ilişkilenebiliyor. Örneğin, eski üzüm bağlarının üzerine inşa edilmiş olan Forum Bornova alış-veriş merkezindeki ünitenin Bornova misket üzümünden yapılan şarapların tadım noktası olarak işlev görmesi öneriliyor. Bornova’nın en önemli toplanma alanlarından birisi olan ve Gezi olayları sırasında burada kurulan Forum ile gündeme gelen Büyük Park’ta düşünülen ünite ise insanların bir araya gelmesini ve düşüncelerini paylaşmalarını sağlayacak bir mekân olarak tasarlanıyor. Ünitelerin yüzeyleri, bulundukları noktanın sahip olduğu hikayeye kullanıcının kendi hikayesini de eklemesini sağlayacak bir araç. Bu yüzeyler, bilgiyi dijital olarak derleyen ve kaydeden bir altyapıya sahip. Böylelikle sadece uzak geçmişin değil, bölgede yaşayanların deneyimlerinin de kayıt edilebildiği ve her gün yenilenen bir kentsel günlük olarak bugünün belleğini de koruyorlar. Her ünitede bir bisiklet kiralama bölümü bulunması, bu sistemin yeşil ağ ile ilişkisini sağlıyor. Önerilen sistemin yönetimsel merkezi ve odak noktası, eskiden bisiklet ve boya imalatı fonksiyonlarını barındıran Yaşar Üniversitesi

kampüsü. Yaşar Üniversitesi öğrencileri ise yine Sosyal Sorumluluk Projesi dersi kapsamında bisiklet kiralama merkezinde çalışarak ve ünitelerin yazılım ve donanım gibi ihtiyaçları ile ara yüz tasarımlarını ve bakımlarını yaparak bu süreçte yer alıyorlar. BULANIKLAŞAN SINIRLAR

Yeşil Ağ ve Yerin Belleği kentin üniversite kampüsü ile kurduğu ayırıcı sınırları sorgulayarak bulanıklaştırmayı amaçlayan müdahaleler. İlkinde sınır kavramı daha çok fiziksel boyutta ele alınarak Yaşar Üniversitesi kampüsü çevresine yayılan bir yeşil ağın parçası haline getiriliyor. İkincisinde ise üniversite ile çevresi kentsel belleğin bütünleştirici dinamiği harekete geçirilerek ilişkilendiriliyor; zihinsel sınırlar bulanıklaştırılıyor. Her iki müdahalenin ortak yanı zaten var olan ama çoğu kar amaçlı kentsel dinamiklerin silip yok ettiği verilerden yola çıkmaları. Hızlı yapılaşmanın yok ettiği yeşil alanlar, göçlerin de neden olduğu bellek silinmeleri geçmişte olduğu gibi bugün de özellikle Bornova’daki sanayi bölgesinin soylulaştırılma sürecinde süregelen sorunlar. Bu yazının konu ettiği projeler, bu ve benzeri sorunları açığa çıkarmanın, araştırma tabanlı ve çözüme yönelik müdahaleler üretmenin üniversite gibi bir bilgi üretimi kurumunun en temel sorumluluklarından olduğu inancıyla üretildi. Bu yazının konusu olan kentsel müdahale projeleri Yaşar Üniversitesi Mimarlık Bölümü yüksek lisans programının “Mekan ve [Dijital] Kültür” dalında Ahenk Yılmaz ve Gülsüm Baydar’ın yürüttükleri dersler bağlamında Gizem Özmen ve Özgecan Zafer tarafından üretildi. Daha ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.norego.com/arch501


Üretken Kent İstanbul 2013

GÜNCEL

SAYASAYA TARAFINDAN ITÜ TAŞKIŞLA'DA GERÇEKLEŞTIRILEN YAZ OKULUNUN ANA EKSENINDE HER ÖLÇEKTEKI HABITATLARA ILIŞKIN ARAŞTIRMALAR YATIYOR.

MART 2014 - XXI 10

Nilüfer Kozikoğlu / Sayasaya MIMARLIK EĞITIMINDE KÜRESEL STRATEJILER

Her geçen gün özgün uluslararası eğitim kurumlarının dünya çapında şubeleştiklerine, yaz okulu, atölye gibi araçlarla farklı ülkelerde etkinlik gösterdiklerine tanık oluyoruz. 1990’ların küreselleşme hareketinin bir uzantısı olan bu durum mimarlık eğitiminin de gelişen iletişim teknolojileriyle, rekabete dayalı bir ortamda sürdürülebilir marka yaratma çabasının bir yansıması. Katalunya İleri Mimarlık Enstitüsü (Institute for Advanced Architecture of Catalonia - IACC) güncel mimari tasarım ve üretim teknolojileri üzerine Barselona’da eğitim veren bir kurum. Öğrencilerinin tamamı uluslararası olan enstitünün iki yüksek lisans

programı var. Yarışmalar ve birebir prototipleme atölyeleriyle beslediği araştırma ve eğitim programlarıyla mimarlık sahnesinde özel eğitim kuruluşları arasında özgün yerini almış; Actar Yayıncılık’la birlikte 2004’ten beri mimarlık ve kentleşme üzerine yayınlar yapıyor. IAAC’ın küresel yazokulunu (IGSS) benzerlerinden ayıran özellikler şunlar: Birincisi, yeni kentleşme ölçütleri üzerine güncel tartışma alanlarına ve güncel tasarım teknolojileri ve araştırma başlıklarına her kentten kendine özgü yanıt getirmesini hedefliyor. İkincisi, farklı kentlerde eşzamanlı düzenleniyor. Geçtiğimiz yaz Barselona ve İstanbul’un yanı sıra Mumbai, New York, Mexico, Tahran’da gerçekleştirildi. Eşzamanlı yürütülmesinde amaç çevrimiçi

paylaşım sağlanabilmesi… Yazokulu boyunca internet konferans sistemiyle sürekli bağlantı sağlanıyor; seminerler, eğitimler ve proje sunumları paylaşılıyor. İstanbul stüdyosunda canlı Webex bağlantısı ile Barselona’dan yayınlanan eğitimler izlendi, proje oturumları yayınlandı. IGSS programı küresel merkezlerdeki ortak başlıkları araştırarak dağıtık kolektif bilgi ve hareket ağı oluşturmayı hedefliyor. Bu benzer gündemlere farklı konumlardan gelen senkronize ve asenkronize araştırmaların genel çerçevesi şöyle: kentlerde teknolojik, ekonomik, sosyal değişikliklere bina ve vücutlarımızda dramatik değişiklikler eklendiğinde “yaşam alanları nasıl şekillenecek?” sorusuna yeni üretim olanakları,

kentlerde yeşil gündem, enerji üretim fırsatları ve bilgi teknolojilerindeki gelişmeleri değerlendirerek yanıt aramak. İLK İSTANBUL AYAĞI

Bu yıl İstanbul da IAAC Küresel Yazokulu konumlarına eklendi. Yazokulunun İstanbul seansları sayısal ve materyal ağ ve dinamik sistem düzenleri üzerine bir araştırma girişimi olan SayaSaya tarafından İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde gerçekleştirildi. IAAC yazokullarının ana ekseninde her ölçekteki habitatlara ilişkin araştırmalar yatıyor. Her yıl yeni bir temayla yola çıkılıyor. Farklı konumlardan bu temaya kendi yanıtlarını vermeleri kendi gündemlerini oluşturmaları bekleniyor. 2013’te küresel tema


ACT+IN

düğümleri de canlandırmak hedeflendi. Kentte

gibi olanaklar sunmanın yanı sıra eylem halinde

ve kütüphane gibi gün boyu kesintisiz dolaşım

GAMZE GÜNDÜZ, DENIZ TÜMERDEM

fiziksel üstyapının yanında dijital ağların, insanlar

olmaya, Act+in kalitesiyle yeni işlevlere de açıktır.

hattına eklemlenecek bir merkez. Dahası, ısıtma

“Ağaç/lar” insanların birçok sebeple (politik,

için yeni sosyalleşme alanları olmasından yola

romantik, rekreasyonel, dinlenme, kutlama vb.)

çıkılarak “buluşma” kavramı güncel haliyle

Merkezlerin her birinin güncel pozisyonunun

kullanıcı sıklığı ve sayısına göre biçimlenen bir bisiklet

toplandığı kesişim noktalarını oluşturur. Proje, ağaç

yorumlandı.

bir diğerinin davranışını etkilemesiyle oluşan

istasyonu da bütünün parçası. Bu merkezlerin yüzleri

analojisinde organik (canlı) çevresiyle etkileşimli bir

Projenin amacı, kullanıcılara esnek bir mekan

fiziksel etkileşimi, dijital etkileşimi sağlayan bir

entegre dijital algılayıcılarla yağmur, güneş ve rüzgar

buluşma(lar) noktası anlatıyor. Gezi Parkı hareketi,

tanımıyla farklı işlev olasılıkları tanımlarken, “ağın”

aplikasyon önerisi tamamlıyor. Aplikasyonun amacı

gibi çevresel etkenlerle hareketlenen mekanik arayüz

bir alanın farklı işlevlere göre yeniden tasarlanma

bir düğüm noktası olarak tasarlanan birimlerinin,

kullanıcıların mekana sanal olarak da katılabilmesine

düzenleriyle “akıllı” yüzeyler.

olasılıklarını göstermesiyle tasarım sürecini

birbiri ile iletişimi ile bilgi paylaşımına ve etkileşime

ve deneyimlerini sosyal ağlarda paylaşabilmesine

etkileyen bir ilham kaynağıdır. Act+in modelinde,

olanak vermesidir.

olanak vererek yerleşkede sosyal canlılığa katkıda

Proje grubu örgü gibi temel kurma yöntemlerinin

bulunmak. Uygulama hem bir oyun hem de bir

potansiyellerini dijital olanaklarla geliştirmeye

mekana dayatılmış bir takım işlevlerin yerini,

merkezine yakın ve fakültelerden birine hitap eden

kullanıcının özgürce mekanla kurduğu ilişkiye bağlı

Üretken kentler başlığı altında, İTÜ Ayazağa

izleme alanı; kullanıcı merkezlerin kendi arayüzleriyle

yönelik yüzey sisteminin farklı koşullara cevap

olarak yükleyebileceği işlevlere ve gereksinimlere

yerleşkesi bir kent örneklemi olarak ele alındı.

doğrudan “temasta” bulunabiliyor ve orda fiziksel ve

verebilmesini sağlayacak esnek örgü modellerini

göre gelişmeye açık bir yaklaşım alıyor.

Proje yerleşkenin farklı özelliklere sahip

sanal olarak bir buluşma gerçekleşiyor.

etüt etti ve sistemin, farklı davranışlarını içerisinde barındıran bir organizma gibi çalışması amaçladı.

noktalarında konumlandırılacak “merkezler” ile Act+in ağının konuşlanma noktaları mekan sentaksı

merkezli bir ağ modeli benimsendi ve düğüm

tanımlanmış bu merkezler kullanıcılara, bisiklet

ve altyapı/kullanıcı verilerinin haritalanmasıyla

Proje Grubu: Melih Gençer, Kumar Pallavi, Bülent

noktaları arasındaki etkileşim artırılırken, zayıf

istasyonları, bekleme, yeme, içme, okuma vb.

belirlendi. Yerleşkenin link servisi üzerinde, kafeterya

Onur Turan

Üretken Kentler’di. Özet çağrısında akıllı kentler, bilgi değiş-tokuşu, kentsel tarım, yosun tarlaları, üretken cephe sistemleri, sayısal üretim, çoklu ölçeklilik anahtar kelimeleriyle anons edildi.

çok alanlı bir yaklaşımla araştırmaya açılmasıydı.

öncüller. Proje ölçeği altyapı ağı olarak tanımlanarak mikro ölçekte yerel veriye tepkimeli zaman/mekan etkileşimi içeren yerleştirmeler serisinin bölge boyunca farklı halleri ile çoğaltılmasıyla makro ölçekte kentsel “akıllılık” örgütlenir.

Deniz Tümerdem ve Metin Şahin tarafından üç günlük yoğun Rhinoceros, Grasshopper ve eklentilerinin kursu verildi.

11 XXI - MART 2014

tüm alanı etkileyecek bir ağ yapı. Esnek işlevler ile

GÜNCEL

Act+in’de, kent içindeki ağ yapı benzeri, çok

Üretken kent ile “kendi kendine yeten” habitatların oluşumu için temel olan enerji, yiyecek ve nesnelerin, özetle ana ihtiyaçların üretimidir. Dünya nüfusu giderek kentlerde yaşıyor, yani bu temel ihtiyaçların tipik olarak üretildiği merkezlerden uzakta. Yazokulu bu kopukluğa dikkat çekip kentte bu üretimler için olabilecek fırsatları tartışmaya yönelikti. Her yazokulunda olduğu gibi bu kez de ortak gündemin her farklı yereldeki özgün ekonomik, biyolojik ve sosyal faktörleri ile evrildiğini çok ölçekli ve

Sayasaya İstanbul kendi gündeminin ana fikrini Altyapı - Ağyapı eksenine oturttu. Bu, çevresel/bölgesel ölçekte ağlar ve sistemik düşünce üzerine, tektonik ölçekteyse endüstrileşmiş malzeme ve kentsel ekin ile örgün materyal sistemleri üzerine yoğunlaşıyor. İstanbul gibi devinimi yüksek, hızlı büyüyen kentlerde üretkenlik, tüketim ürünlerinin verimli imalatını ya da mahsul verimliliğini düşündürdüğü gibi bir yandan da bilgi üretkenliğini çağrıştırıyor. Akıllı kent önermesinde bilginin üretimi, dolaşımı ve paylaşımı önem kazanıyor. Tüketim ürünlerinin dağıtımı makro ölçekte bir altyapısal düzen gerektirirken, ekin düzenleri bölgesel altyapı gereklerini

Bu çerçevede projelerin veriye hassasiyetinin tanımlanması, altyapının dışlaştırılarak mekansal kurguyu düzenleyen bileşene dönüşmesi, kullanıcı ve çevreyle etkileşimin arayüzlerinin tasarlanması gibi başlıklara yanıt vermesi planlandı. Yazokulu hazırlıkları için Ayazağa yerleşkesinde Arduino alıcıları yerleştirilip mikro-iklim verisi toplandı, bu verilerin görselleştirilmesi ve veriyle tasarım üzerine çalıştaylar düzenlendi, yazokulu öncesinde Gamze Gündüz,

Yazokulu sırasında bir yandan Barselona ile kurulan çevrimiçi bağlantıyla benzeri kursların yayını yapıldı, bir yandan da günlük seminerlerde Ahmet Kutsi Nircan’dan çizge teorisi ve ağ hesaplamaları üzerine, Pelin Dursun’dan mekan sentaksı, Burcu Biçer’den ponik sistemler, Tomek Jaskiewicz’den sistemik tasarım üzerine bilgiler alındı. Alternatif ekin sitemlerinden yosun tarlaları üzerine bir mini deney gerçekleştirildi, Arduino düzeneklerle ses ve ışığa hassas pistonla hareketlendirilen hortum örgüler denendi.


MUTUASUPRA

alanlardaki mekansal potansiyeller harcanıyor.

yayılmış örülü hortum sistemleri yerleştirildi.

miktarını azaltırken, alg sistemine de yaşam

CEMAL KORAY BINGÖL

Paylaşımlı bisiklet düzeniyle ulaşılabilirlik

Bisiklet paylaşım noktaları olarak kurgulanan

desteği sağlıyor.

Mutua-Supra projesi ismini, altyapıyı üstyapıya

artırılabilirken, araç trafiğinde azalma ve

bu sistemi oluşturan dört adet altyapı sistemi

taşıyarak karşılıklı ilişki kurmaktan alıyor; İTÜ

kullanıcıların çevrelerine yönelik duyarlılıklarını da

örümle bütünleştirildi: elektrik, su, karbondioksit

Bisiklet kullanımıyla oluşacak yeni rotalar üzerine ve

Ayazağa yerleşkesinde atıl ya da mekansal

arttırma sağlanabilir. İnternet arayüzü ile bisiklet

ve biyoluminesan alg. Sistem, yapı stokuna

atıl mekanlara yerleştirilecek alg sisteminin üzerinde

potansiyelini kullanılamayan alanları, yerleşke

kullanıcılarının etkileşiminin sağlanması ve bir

bağlanarak havalandırma sistemlerinin atığı

yer alan piston kolları ile alg sisteminin örümü,

içi bisiklet kullanımı ve çevresel duyarlılığı

sosyal ağa dönüşmesi mümkün. Bu uygulama,

olan karbondioksiti ve suyu, özel aydınlatma

kullanıcılar tarafından değiştirilebiliyor ve kentsel

artıracak yeşil bir üstyapı sistemiyle aktive etmeyi,

bisikletin üzerinde yer alan güneş pillerinde enerji

yapabilecek biyoluminesan algleri beslemede

mobilya haline getirilebiliyor. Gün batımından sonra

sosyalleşme alanlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

toplanmasını takip ediyor ve kullanıcının sanal

kullanıyor. Elektrik hattına bağlanarak da akıllı

titreşim ile canlanan biyoluminesan algin ışığı ile

profilinde puana dönüştürüyor.

telefon uygulamasında kazanılan enerji, sisteme

ortam aydınlatılabiliyor ve bu sayede kampüs içinde

geri besleniyor ve hortumlardaki su, karbondioksit

yeni sosyal mekanlar oluşabiliyor.

MART 2014 - XXI 12

GÜNCEL

200 hektara yakın yerleşkede iç ulaşım servisle sağlanıyor, servisle ulaşılabilen noktalar daha da

Yerleşkenin kendi kendine yeterliliğini örgütlemek

ve alglerin devinimini sağlıyor. Böylelikle bisiklet

yoğunlaşabiliyor ancak bu rotaların dışında kalan

için alg tarlaları tasarlandı. Yerleşkenin tamamına

kullanıcıları, yerleşke içindeki karbon salım

Proje Grubu: Irmak Kalkan, Sharon Josceline

parçalardan oluşan bütününün tasarımıdır. Kentin kaordik yapısına bağlanıp onunla sistemik bir tınlaşım içinde olan bu yapı, altyapısal birçokluktur. Hem “jenerik” hem de biricikleşme potansiyelleri barındırır. Aynı anda hem makrodur hem de bütünden kopuk davranabilir. Bu bir “ağyapı” modelidir.

konumda belirme ve yok olma şartlarının tayini ile başlayan birer tasarım düzeni.

dönüştüren metotlar geliştirdi. Bu güç birliği “özdeksel sistem” ibaresi ile ifade edilebilir. Kentsel alanın kendine özgü işlenmiş ve üretilmiş materyalleri de benzer bir sistematik deney sürecine gebe. Dahası gömülü teknolojiler ile bir seviye daha sistemik çevre kurabilmek sözkonusu. Algılayıcılar ve dinamik bileşenler ile performansı artırılan altyapı hem strüktürün hem de mekanın sentetik parçası haline gelir. Mekanik, elektronik ve organik “canlılık” tektoniğin inorganik materyaline bileşik hale gelmiştir. Servo ve benzeri motorlar, tetikleyiciler ve bitkiler yapısal kurgunun ayrılmaz parçaları artık. Böyleyken amaç endüstriyel/ bitkisel/teknoloji gömülü materyallerle yapısal başta olmak üzere davranış deneyleri yapmak ve mekan/zaman fırsatlarını araştırmak.

eğitmenler: Nilufer Kozikoglu, Kutsi Nircan, Doçent Pelin Dursun, Burcu Biçer, Gamze Gündüz, Deniz Tümerdem davetli eğitmen: Osman Koç, Tomasz Jaskiewicz katkıda bulunanlar: Cemal Koray Bingöl, Menelaos Kokkinos, Metin Şahin katılımcılar: Melih Gençer, Irmak Kalkan, Kumar Pallavi, Sharon Joscelin, Onur Bülent Turan grafik: Emrah Kavlak organizasyon ve sponsorlar: Sayasaya, RhinoTürkiye, İTÜ Mimarlık Fakültesi Arduino algılayıcıları yerleştirmesi, Amberplatform’un Hyrbri-city projesi ile birlikte art-üretim ekibi: Nilufer Kozikoglu, Gamze Gündüz, Deniz Tümerdem, Osman Koç, Burcu Biçer, Cemal Koray Bingöl, Metin Şahin

Yazokulu ürünü olarak ağyapı-altyapı temasını irdeleyen iki proje Act-in ve Mutua-supra ile İTÜ Ayazağa kampüsü için bisiklet güzergahına eklemlenen ağyapı yerleştirmeleri tasarlandı. Yazokulu deneylerinin ardından araştırma kadrosu, fiziksel etütleri sürdürdü. Bu deneyler Art-üretimler adıyla 2013 Uluslararası Mimarlık Bienali kapsamında Antalya Mimarlar Odası’nda sergilendi. Yerleştirmeler bugünün kentsel mimari dilini oluşturan ve endüstrileşmiş altyapı ya da üretim süreci ürünleriyle pistonları, elektronik devreleri, bitki ve kimyasalları yapısal bileşenler olarak ele alan deneylerdi. ALTYAPI - AĞYAPI: YENI MIMARI ÖLÇEK

Araştırmanın çerçevesi, üniversitenin kentteki yerleşkeler ağı gibi aynı anda farklı noktalarda varolan ilişkili

Projeler tek bir işleve bağlı değilse de bisiklet istasyonlarından buluşma noktalarına dönüşebilen, birbiriyle ilintisinin tasarımı kendisinin tasarımına eşdeğer birimlerden oluşuyor. Tektonik varlığı kadar sosyal etkisinin de irdeleneceği davranışlara sahip birçok noktada belirecek istasyonlardan meydana geliyor. Bir tarladır, bir enerji merkezidir, bir saçaktır. Hepsi de mekansal potansiyeli, iletişim potansiyelleri,

Ayazağa yerleşkesi boyutu, kapsamlı ve çeşitli kullanımları ile “akıllı yerleşke” kıstaslarına yönelik kentsel girişim için fırsatlara sahip. Amaç dağıtık mekan/ zaman yerleştirmeleri ile bisiklet paylaşımı gibi doğrudan işlevsel amaçların yanı sıra farklı bölümlerden öğrenci, akademisyen ve kentlinin etkileşimi ve komşularla ve kentin kalanı ile bütünleşme, sürdürülebilir enerji kullanımı ve büyüme-çevre etkisi gibi başlıklara yönelik olasılıkların açığa çıkarılmasıdır. İnsanoğlu doğada bulduğu özdeğin içsel özelliklerini örme/desteleme gibi deneysel operasyonlarla mevcut kalitelerinden daha aşkın davranışlara


Mekan, Metin, Obje İlişkileri Üzerine

MART 2014 - XXI 14

GÜNCEL

DENIZ GÜL’ÜN B.İ.M.A.B.K.R. BAŞLIKLI MEKANSAL YERLEŞTIRMESI 28 KASIM 2013 – 25 OCAK 2014 TARIHLERI ARASINDA GALERI MANÂ’DAYDI. AÇIK OLDUĞU DÖNEM BOYUNCA ÜÇ KEZ DÖNÜŞEN SERGI HAKKINDA MERVE ÜNSAL BIR YAZI KALEME ALDI.

fotoğraflar: Korhan Karaoysal

Merve Ünsal Arter’de 2011’deki 5 Kişilik Bufet adlı ilk tek kişilik sergisinde, kurum-mekan-obje-metin ilişkilerini mercek altına alan Deniz Gül’ün, Galeri Manâ’daki B.i.M.A.B.K.R. sergisi, sergi süresince üç kez değişen yerleştirmesi, sanatçı kitabı olarak var olan metin ile mekandaki objelerin ilişkisi, işin ne olduğunun tanımlanamazlığı ile, sanat objesi, mekansal deneyim ve okuma arasında gidip gelen bir durumu iş olarak tanımlama denemesi. Gül’ün sergisi, mekana özgü tanımına, metine ve objeye özgülüğü de ekleyerek, özgü olmanın sınırlarını

zorluyor. İki ay gibi aslında kısıtlı bir süre içerisinde yapılan değişiklikler, obje ile metin arasındaki gerginliği işliyor. Mekandaki işler ve hikayeler, sanatçının yazdığı bir metinle ilişkilenerek, mekanda farklı hikaye ve durumların gelişmesine sebep oluyor. Sanatçının obje üretimini metin üretimiyle desteklemesi, daha doğrusu birleştirmesi, sergi tecrübesinin iki safhalı olmasına neden oluyor: metni okuduktan önce ve sonra. Tecrübenin bir metni okumanın "özel" tecrübesiyle nispeten açık bir alandaki sergi izleme arasında bölünmesi, işlerin algısının da tamamlanmamışlık üzerine kurulmasına neden oluyor. Diğer bir

deyişle, hem sergiyi izlemek hem de kitabı okumak eksiklik üzerinden tanımlanıyorlar. Bu tecrübeye bir de zamandaki bölünmüşlüğü eklemek gerekiyor. Serginin üç halini de görmek isteyen izleyicinin mekana geri gelmesinin talep edilmesi, aslında sergideki objelerin bir ritüelin parçası olduğu izlenimini veriyor. Bir hali görenin başka bir hali de görerek ancak sergi tecrübesini tamamlayacağı düşüncesi, işin zamana yayılması ve her aşamanın ancak fotoğraflarla belgelenerek kaydediliyor olması, bir filmin sahne sahne çözümlenmesini anımsatıyor.

Zamanın film ile ilişkisini objeler ve sergi üzerinden kurgulayan Gül, bir bakımdan teatralliği de dondurarak durağan ile değişken arasındaki gerginliği kullanıyor. Michael Fried minimalizme karşı yazdığı, sanatın objeliğini irdelediği metinde, minimal heykellerin izleyici olmadan var olmadığını ve bu yüzden de modernist ideallerin aksine, işlerin bu "bağımlı" halini görsel sanatlardan çok tiyatro ile ilişkilendirdiğini söylüyordu. Sanat ile tiyatro arasında çizilen bu çizgi, Gül’ün işlerinin mekan ve izleyici ile ilişkisi üzerine düşünürken de oldukça açıklayıcı olabilir. Tiyatroda olan biteni


önceki sayfada üstte: Apartman, 2013, Altın yaldızlı cam yazısı altta: B.i.M.A.B.K.R., Sergi görünümü (Beyaz ilmekli Manyel) sağda: JiTEM, 2013, Jilet, lastik ip

MART 2014 - XXI 16

GÜNCEL

bu sayfada solda: Sızı, 2013, Alçı, ahşap, tekerlekler altta: B.i.M.A.B.K.R., Sergi görünümü (Albay Bicol) solda ortada: B.i.M.A.B.K.R., Sergi görünümü (Beyaz Ilmekli Manyel) solda altta: Mühimmat, 2013, 2 adet kapı sürgüsü, lastik ip, kum en altta: B.i.M.A.B.K.R., Sergi görünümü (Kornatlı Raziye)

destekleyen, anlatımı (olduğu zaman) kuvvetlendiren, araçsallaştırılmış obje ile Gül’ün metinle ilişkilendirilmiş objeleri arasında ilişki kurulabilir. Serginin neyle ilişkili olduğunu ya da Gül’ün işlerini bilmeden mekana girseydim’i düşünürken aslında sanki sergiye "bırakılmış" izlenimi veren objelerin olaylara gebe hali sinematik dille bire bir ilişkili. Anların ve objelerin kopukluğu işin bağımsızlığını ve tekilliğini sorgularken zaman, hikaye, karakter gibi unsurları da mekanın dışındaki okuma tecrübesiyle ilişkilendirerek "bütün"lemenin sergi aracılığıyla olmayabileceğine işaret ediyor.

Mekansal tecrübe ile sanat arasındaki ilişki, özellikle de beyaz küpe hızlıca dönüşmüş olan sanat mekanlarında, bazen sokakla, bazen de mekanın tarihiyle olan ilişki üzerinden gündeme geliyor. Yakın zamanda Galata Rum Okulu’nda bienal sırasında gösterilen, merdiven boşluklarına asılmış okul ve eğitimle ilişkili fotoğraflar, Aslı Çavuşoğlu’nun yakın zamanda kapanan Taşlar Konuşuyor sergisi sırasında Arter’in giriş katının dükkanlığının arkeolojideki "tümleme" ve hikayelendirme fikrini temsil eden, sanatçı tarafından "tümlenmiş" objeler, Ayşe Erkmen’in yine Arter’deki giriş mekanını zamanında binanın dükkan

olarak işlevselliği olduğunu hatırlatan şapkaları, Deniz Gül’ün mekan ve kavramsal çerçevenin arasındaki gerginliği işleyen çalışmaları ile ilişkilendirilebilir. Sanat mekanına girdiğimizde sanatın mekansal hafızayla olan ilişkisini görmemiz sanatçıların girişimiyle olduğu gibi, Gül’ün sergisini de "okumak" yine izleyicinin inisiyatifine kalıyor. Ağır kavramsal çerçeveleri taşımakta zorlanan işler, sözlü dil ile görsel dil arasındaki gerginliği, fikrin vücut bulmadığı halleri gösteriyor. Deniz Gül’ün Arter’deki 5 Kişilik Bufet sergisi ile başlayan metin ve obje

arasındaki ilişkiyi, kurgusal metinler aracılığı ile gösterirken, görünülürlük, okunulurluk, mekansal tecrübenin dışında bir yerde olduğundan, mekan ve obje, tek başlarına bir şey ifade etmenin ötesinde, daha geniş bir bütünün parçası olarak çalışıyor. Diğer bir deyişle, eğer mekandaki deneyim zaten kavramlarla destekleniyorsa, bunu işin merkezine oturtmak belki de metin-obje-mekan ilişkisindeki tek mantıklı sonuç. Gül’ün mekansal önerilerini de aslında bu bağlamda daha geniş bir çerçevede, sanattaki metin tutkusunu metni işleştirerek göstermek olarak okumak mümkün.


Taksim: Yeni Şehir Panoptikonu

edilmeden, tartışılmadan verilmiş olabilir. Günümüzde bu kararları böylesine tepeden inme biçimde almak, uygulamak her şeyden önce bir “demokrasi ayıbı” oluşturur. Topbaş’ın neden böyle hareket ettiğini, neden bu önemli kararı kapalı bir şekilde aldığını, düzenlemeyi bu şekilde bir “güzelleştirme” operasyonu gibi göstermeye çalıştığını bir düşünelim. Taksim yalnızca bir meydan değil, aynı zamanda şehrin en önemli “hafıza mekanı”. Meydanın işlevini değiştirerek, şehirlilerin hafızasından kazımaya çalışmak, her şeyden önce çatışmacı bir dünya görüşünün, siyaset anlayışının bir göstergesi. Bu açıdan bakıldığında tıpkı tünelleri yapmaya, Taksim’i otoyol kavşağına çevirmeye çalışırken “bu kararın tartışılacak nesi var, tamamen ulaşımla ilgili teknik bir konu” diyen uzmanlar gibi sinsi bir dayatma içeriyor. Burada dikilen ağaçlarla güya bir taraftan “çevreci” bir düzenleme yapılırken, siyasetçi kurnazlığı ile meydanı fiziki engeller yaratarak gösteri, konser gibi etkinliklere kapatmak gibi bir amaç gözetiliyor. Alanın bu projeyle, ortaya yapılan kümbetlerle toplu gösteriye kapatılması söz konusu. Tıpkı araçlar park etmesin diye konan beton çiçeklikler, babalar gibi meydanın ortasına çeşitli beton kümbetler serpiştirilmiş.

SORU İŞARETİ

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Taksim Meydanı için hazırlanan kentsel tasarım projesini açıkladı. Proje seçimlerden önce ihale edilecekmiş. Proje tünelin inşaatından sonra ortaya çıkan beton alanı ve meydanı yeniden düzenlemeyi amaçlıyor. Örneğin Taksim Meydanı’nın ortasında, AKM’nin önünden başlayarak platformların inşa edilmesinin ve yer yer ağaçlandırma yapılmasının amaçlandığı görülüyor.

MART 2014 - XXI 18

Aynı şekilde araç tünelinin üzerinde oluşan devasa beton yüzeyde de benzer ağaçlandırma platformları yer alıyor. Topbaş bu düzenlemenin tamamen bir “peyzaj düzenlemesi” olduğunu, bu nedenle koruma kurulu ve plan kararlarına ihtiyaç bulunmadığını söylüyor.

Peki, diyeceksiniz, Topbaş meydanın 1 Mayıs'larda, bayramlarda toplu gösterilere kapatılacağını nereden biliyor? Taksim'de bir daha konser, gösteri falan olmayacağına nasıl karar veriyor? Gezi direnişinden sonra “bir durağın bile yerini değiştirirken halka soracağım” diyen Topbaş bir kamu yöneticisi olarak bu önemli sorumluluğunu nasıl unutuyor? Bunun önemli bir nedeni var. Merkeziyetçi siyaset rejimi içinde şehirle ilgili kararların yukarıdan alınması. Başbakan Erdoğan yakınlarda Taksim’de gösteri yapılmayacağını açıkladı. Gösteri yapmak isteyenler, bundan böyle kendilerine gösterilen alanları, Yenikapı’yı kullanacaklarmış. Artık biliyorsunuz, Tarihi Yarımada’nın tarihsel topografyasını değiştiren, uzaydan bile gözüken bir dolgu alanı inşa edildi. Kentsel dönüşüm projeleri, ayrıcalıklı şirketlere verilen imar izinleri, özelleştirilen kamu alanlarına inşa edilen dev kulelerin hafriyat toprağı ile, gece gündüz çalışılarak, kararlar kamuoyundan gizlenerek, bir gösteri alanı inşa edildi. Taksim’deki bu “kentsel tasarım projesi”ni aynı zamanda inşa edilmek istenen otoriter bir toplum düzeninin bir parçası olarak da okumak mümkün.

Ben aynı kanıda değilim. Böylesine önemli bir kamusal alanda, hiçbir fiziki değişiklik yapılmasa dahi, şehrin en önemli meydanını parka dönüştürmeyi amaçlayan bu işlev değişikliği kararı, öncelikle bir “peyzaj düzenlemesi” değil, şehirle ilgili verilecek belki de en önemli planlama kararıdır. Topbaş ya bu kararın ne anlama geldiğini bilmiyor, ya da bilerek gizliyor.

KORHAN GÜMÜŞ

Bu tür kararların paldır küldür verilmemesi gerekir. Geçmişte bu alanla ilgili kararlar belki müzakere

Adı üstünde: Gösteri, göstermek için yapılır. Bu yeni otoriter şehir düzeni içinde diyelim ki “genetiği ile oynanmış” ürünlerle ilgili bir gösteri yapacak ve kamuoyunda duyarlılık yaratmayı amaçlayacaksınız. Bunun için Yenikapı’da, sizi kimsenin görmediği, tecrit edilmiş “gösteri alanı”na gitmek zorundasınız. Ancak bu da kolay değil. Önceden alanda yer ayırtacaksınız, yöneticiler size uygun tarihi belirleyecekler, sözleşme yapacaksınız, sorumluları göstereceksiniz, kira ödeyeceksiniz, ve bunların


SORU İŞARETİ 19 XXI - MART 2014

Taksim Meydan düzenlemesi için Kadir Topbaş'ın paylaştığı son proje

sonucunda, en iyi ihtimalle de bu kimsenin görmediği alanda, belli bir tarihte size bir yer tahsis edilecek. Siz de gidip burada, kimsenin görmediği alanda gösterinizi yapacaksınız. Bu arada belki iktidarın, ayrıcalıklı çıkar gruplarının, sermayenin yönlendirmediği medya kaldıysa, gelip sizi haber yapacak. Bu yolla kamuoyu oluşturacaksınız. Taksim meydanı için yapılan “kentsel tasarım projesi” bu nedenle basit bir mimari düzenleme, meydanı parka çevirme projesi değil. İktidarın nasıl bir toplum düzeni, nasıl bir yönetim hayal ettiğinin ipuçlarını, şehir halkını disipline etme arayışını ele veriyor. Şehir halkının kendi arasındaki iletişimi, dolaysız yollarla kendisini ifade etme özgürlüğünü yok etmeyi amaçlıyor. Bu açıdan bir bakıma da erken modernleşme dönemindeki hapishane tasarımlarındaki “panoptikon”u andırıyor. Bu nedenle Gezi’ye AVM ya da kışla benzeri bir inşaat yapmaktan, ağaçları kesmekten çok daha vahim bir sorunu, otoriter bir toplum düzeni tahayyülünü simgeliyor. Akla elbette ki bir dolu soru geliyor: İstiklal'i bir türlü yaptıramayan Sayın Topbaş, bu işin üstesinden nasıl gelecek? Meydanın her tarafı İstiklal'deki gibi granit karolarla kaplanmış. Bu taşların yerinde durması için üzerinden toma, çöp kamyonu, polis aracı falan geçtiği takdirde

hepsi yerinden oynayacak. Ayrıca parkı rekreasyon alanı ile birleştiren ve keyfi bir kararla bir gecede yıkılan yaya köprüsünün yapılması, kültür mirası olan Prost düzenlemesinin onarımı da elbette ki önemli konular. Projede bu konuda hiç bir bilgi yok. Gezi'ye gene araç girecek mi? Otopark kullanılmaya devam edecek mi? Ağaçlar betonunun üzerinde nasıl olacak? Ayakta durabilmeleri, kökleri için bir metrelik kümbetler mi yapılacak? Yoksa beton üstü vantuzlu plastik ağaçlar mı konacak? Ayrıca Gezi'yi diğer rekreasyon alanlarından koparan, bu alanı yayalara kapatan Park ve Bahçeler Şefliği'nin son olarak jiletli dikenli telle kapattığı bölümün de ne olduğunu da elbette ki merak ediyorum. Ama bunların şehirlilere dayatılan yeni otoriter düzen içinde ne önemi var?


Yenilikçi Süreklilik 3-9 ŞUBAT TARIHLERI ARASINDA GERÇEKLEŞTIRILEN STOCKHOLM TASARIM HAFTASI, TÜM KENTE YAYILMIŞ TASARIM KÜLTÜRÜ VE DISIPLINLERARASI IŞBIRLIKLERIYLE ORTAYA ÇIKAN IŞLERLE ILHAM VERICI BIR HAFTAYDI.

daha geniş bir perspektifte tasarıma verilen değer. Herkesin az çok ilgisini çeken bir konu olarak tasarım, gündelik hayatın birçok noktasına kolaylıkla nüfuz etmiş halde. Kentte gezerken en işlek caddelerde sadece küresel çapta ünlü moda markalarını değil yerel ölçekte tasarımlar yapan mobilya üreticilerini ya da küçük tasarım ürünler satan dükkanları da görebiliyor olmanız tesadüf olmasa gerek.

zamanda tasarım kültürünün nasıl tüm halka nüfuz ettiğini anlamamız için de birer anahtar, çünkü tasarımı aşırı şık ve erişilmesi pek de kolay olmayan bir şey olarak değil, aksine herkesin kolaylıkla erişebileceği, basit ve işlevsellikleriyle hayatı kolaylaştıran bir konsept olarak sunmanın fark yarattığı ortada. Öte yandan tüm bunlar tabi ki ülkenin her alanda kendini hissettiren demokrasi kavrayışı olmaksızın da gerçekleşemezdi.

İsveç Tasarımcılar Birliği’nden Daniel Byström, İsveç tasarımının tanımını birkaç sıfatla yaptı: basit, işlevsel, enformel, zarif, malzemelere ve kaynaklara saygılı. İskandinav tasarımını da az çok imleyen bu sıfatlar, gerçekten de genel çerçeveyi kavramak için epey yardımcı oldu. Bu nitelikler aynı

Stockholm’de farklı disiplinlerin işbirliğiyle gerçekleştirilen projelerin kıymeti epeyce fark edilmiş olsa gerek ki her köşeden bir birlikte çalışma hikayesi çıkıyordu. Biri ahşap (Fredrik Paulsen), biri seramik (Gustav Nordenskiöld) diğeriyse cam (Asa Jungnelius) ile çalışan üç tasarımcının bir araya gelerek

MART 2014 - XXI 20

GÜNCEL

Hülya Ertaş Stockholm Tasarım Haftası, İskandinav tasarımının en geniş kapsamlı etkinliği olarak Şubat başında gerçekleşti. Ürün tanıtımlarından yeni mağaza açılışlarına, yerleştirmelerden pop-up dükkanlara dek çeşitlenerek kente yayılan irili ufaklı etkinliklerin yanı sıra Stockholm Mobilya ve Aydınlatma Fuarı tasarım haftasının ana bileşenleriydi. Önceden belirtmek gerek ki fuar ile tasarımcıların düzenledikleri etkinlikler arasındaki yumuşak geçiş, yani tasarım dünyasıyla mobilya ve aydınlatma sektörünün gerçekliklerinin neredeyse tamamen birbiriyle örtüşüyor olması muhteşemdi, bir kez daha gerçek anlamda tasarım kültürünün ne olduğunu hatırlamak da öyle. İskandinav tasarımını olanaklı kılan çok

en üstte ve üstte ortada: Erika Janunger ile Oskar Frisk’in çektikleri kısa film için Farg & Blanche tasarımı mobilyalar üstte ve sağda: Koreograf Alexander Ekman'ın Bolon firması için çektiği kısa filmden kareler en üstte sağda: Last tasarımcılarından Fredrik Paulsen atölyesinde çalışırken

yeni oluşturdukları Last markası, bir sofrada olabilecek şeyler için sezonluk parçalar üretiyor ve kentin çeşitli noktalarındaki pop up dükkanlarda satışa sunuyor, benim ziyaret ettiğim ufacık bir ekşi mayalı pizza restoranıydı mesela. Bir diğer heyecan verici işbirliği Bolon firmasının Stockholm Tasarım Haftası için gerçekleştirdiği yerleştirmeydi. Aslen örme vinil zemin kaplamaları yapan bir aile firması olan Bolon, 2003’te üçüncü kuşağın işin başına geçmesiyle tasarıma verdiği ağırlığı artırmış. Yeni koleksiyonları Silence için koreograf Alexander Ekman ile işbirliği yaparak bir kısa film çekmiş ve bunu Beckmans College of Design’da okuyan bir grup öğrenciyle birlikte üçüncü boyuta taşıyarak bir yerleştirme gerçekleştirmişler. Açıkçası bir zemin


kaplamasının böylesi açılımlara olanak sağlayabileceğini düşünmek de bunu hayal edebilen zihinlerin varlığını hatırlamak kadar ilham vericiydi. Bir diğer film işbirliği mimar Erika Janunger ile koreograf Oskar Frisk’in çektikleri kısa film için genç ürün tasarımı ofisi Farg & Blanche’e başvurmasıyla hayata geçmiş. Filmde görünecek mobilyaları tasarlamaları istenen Fredrik Färg ve Emma Marga Blanche, filmin uçmak ve hafiflik etrafında dönen konseptine uygun mobilyalar tasarlayıp üretmiş. Yaratıcı işbirliklerinin ve çok aktörlü proje süreçlerinin nihayetinde varabildiği noktayı görmek oldukça zihin açıcıydı.

MART 2014 - XXI 22

GÜNCEL

Tasarım haftasının daha genel anlamda üretimi de içine alarak genişleyen kısmı Stockholm Mobilya ve Aydınlatma

üst sırada: Fuardan genel görünümler sağda: Fuarın Greenhouse bölümünden bir kare

Fuarı’na gelecek olursak çok ağırlıklı olarak İskandinav firmalarının maharetlerini İskandinav tasarımının ruhuna uygun şekilde şaşaadan uzak, sakince ama kendinden emin bir şekilde sunuşları fuara ana karakterini veren özellikti. Mobilya tasarımlarıyla aydınlatma elemanlarının bir arada sunularak serpiştirildiği fuarda bu yılın ana konsepti Bolon’un da benimsediği gibi sessizlikti. Sessizlik teması kumaştan yüksek bölücülerin yanı sıra, ofis çalışma alanlarında mahremiyeti sağlayan yüksek sırtlı toplantı koltukları ve tercih edilen sakin tonlardaki renklerde yoğun bir şekilde hissediliyordu. Stantlarda sergilenen neredeyse her ürünün sağında solunda bir yerlerde tasarımcısının adının yazıldığı fuarda etkileyici olan bir diğer

unsur süreklilikti. 100 yıldan uzun süredir faaliyet gösteren birtakım şirketlerin sadece tek bir türden ürünü yapmaya devam ettiğini görmek, sadece askılık ya da sadece plastik enjeksiyon sandalye üreterek ama bunu daha iyi yapmak için çaba göstererek çok uzun yıllar sektörde yer etmiş firmaların varlığını görmek bir görünüp bir kaybolan kimliksiz markalarla dolu bir ülkeden gelen biri için oldukça hayret verici ve güzeldi. Fuarın tabi ki en heyecan verici kısmı Greenhouse’du. Bu bölüm tasarım ve mimarlık okullarından öğrencilerin işlerini sergilemeleri için ayrılmış geniş bir holdü. Orta alanındaki toplanma alanı İsveç’in ünlü tasarım ofisi Note Design Studio tarafından bir çadırı

andıracak şekilde tasarlanan hol, genç zihinlerin sınırsız yaratıcı kabiliyetlerini sergiliyordu. Lund Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü öğrencilerinin Carve or Scarve adlı stantlarında sergiledikleri işler, tarımsal faaliyetleri ahşap ürünlerle yeniden hatırlatan yalın ama etkileyici bir işti. Henüz seri üretimin sınırları zorlayıcı dünyasıyla tanışmamış, önlerinde açılan geniş yaratıcılık denizinin nimetlerinden en üst düzeyde faydalanan işlerin en önemli özelliği çok iyi işçiliklerle ve tasarlanmış ortamlarda sunulmalarıydı. İçerik olarak amatör ruhu üzerinde taşıyan ama sunumda bir profesyonel kadar titiz olan tasarım öğrencileri, sektörle bu ilk buluşmalarının öneminin farkındaydılar kesinlikle.


Roskilde’de: Saydam Çocukluk -İlknur Kökçü içinVordingborg, Danimarka’nın güney ucundaki taşra kentlerinden biri. Buradan kilometreler ötede, kuş uçmaz kervan geçmez Holberggard’da, çiftlik evinden dönüşmüş bir otele yerleşmiştik. Burası, yazmak için insanın hayal edebileceği en düşsel yerlerden biriydi. Bu kadar “taşrada” olup, bu kadar eksiksiz hizmet sunulması, Türkiye’de yaşayanların “taşra” kavrayışıyla resmen dalga geçiyordu. Arkadaşlarımla Vordingborg’a Erasmus’la, eğitim fakültesine gelmiştik. Bir gün, okulun steyşın Toyota’sıyla København’a daha yakın ve Vordingborg’dan daha büyük bir kent olan Roskilde’ye gittik. Roskilde’nin eğitim fakültesi, kentin biraz dışında. Yeni inşa edilmiş yurt ve okul bloklarından oluşuyor. Burası anaokulu öğretmenleri yetiştiren bir kurum. Yapı güncel teknolojinin bütün olanaklarıyla teçhiz edilmiş; bir anlamda Avrupa’da “üniversitenin geleceğini” temsil ettiği söylenebilir.

MART 2014 - XXI 24

DÖNME DOLAP

Yapının zemin katı tümüyle ortak mekanlardan oluşuyor. Ayrıca, çeşitli etkinlikler için tasarlanmış başka salonlara ve atölyelere buradan geçiliyor. Üst platolara ulaşmayı sağlayan ana merdiven, yapı hacminin tamamına görsel ve işlevsel bakımdan hakim olup okulu karakterize eden bir imgesellik kazanıyor. Üst kotlardaki sınıfların, seminer salonlarının ve ofislerin kapılarından elektronik kartlarla geçilebiliyor sadece. Koridorların her yanındaki elektronik panel-ekranlardan da, anlık derslik ve başka üniversiter bilgilere erişiliyor. Merdivenin atriumda açıldığı ilk yer, okulun kitaplığı: Birleşip ayrılabilen duvar parçaları biçiminde tasarlanmış kitaplıkların bulunduğu bir plato. Son derece güçlü ve aynı zamanda enformel bir mekansallık yaratıyor.

LEVENT ŞENTÜRK

Zemin kotundaki kantin, öğrenciler tarafından kart sistemiyle kullanılıyor. Kasa veya kasiyer yok; herkes önce alacağını alıyor, kartına yüklü bulunan kartı okutuyor ve aldıklarını, karttaki miktardan düşürüyor. Böylece ödeme sistemi doğrudan kişilere bırakılıyor. Ama daha önemlisi, okulun orta yerinde büyük bir silindirik bar var. Bu barın arkasında birçok dolap mevcut. Öğrenciler dışarıdan yemeklerini, hazırladıkları yiyecekleri getirip burada saklıyor; dilediklerinde ısıtabiliyor veya küçük hazırlıklarla yemekler hazırlıyor. Sadece bu iki mekan kullanma stratejisi üzerinden bile Türkiye’deki üniversiter müşterekleri hemen masaya yatırmak mümkün olabilir. Öğrenci kantinleri, konvansiyonel modelde çoğunlukla ucuzdur; buna karşın yine de alışveriş satış görevlisinin denetimine tabidir. Burada öğrencileri doğrudan kontrol eden biri yok gibi görünüyor. Danimarka’daki metro sistemi benzer bir sorumluluk / özgürlük ikilemine göre işliyor; bilet basılan yerlerde turnikeler değil, başında hiçbir görevlinin beklemediği dijital bilet okuyucular var. Okulun hemen girişinde yer alan bu iki birim, kantin ve açık mutfak, üniversitede aidiyet oluşturamamaktan sürekli yakındığımız göz önüne alındığında, bunun nedenini hemen açıklar nitelikte. Türkiye’de mimarlık okullarında veya başka yerlerde neden öğrenciler bir aidiyet oluşturamıyor? Aidiyet üretme kapasiteleri olmadığı için mi? Elbette hayır: Okul öğrencilere ait olmadığı için! Üniversite Türkiye’de her şeyden evvel YÖK’ün, sonra rektörün, sonra da dekanın malıdır bizde; bu mülki bekçiliği özel güvenlikçiler yapar. Aidiyet, bunların parsellediği devasa alandan geriye kalan kırıntılarla elbette kurulamaz; nitekim kurulmuyor da. “Egemenlik, kayıtsız şartsız öğrencilerindir!” diyebilecek bir ütopyayı değil, sistemi bile hayal edebilmek yetebilecektir. Okuldaki gezimizin ardından, anaokulu öğretmeni adaylarının müzik dersine katıldık. Ellilerindeki piyanist eğitmen hanım, bongo’ların etrafına Vietnamlı, Yunan, İsveçli ve Danimarkalı genç kadınları toplamıştı; onlara kolektif şekilde tempo tutmayı gösteriyordu. Derken, çocuk şarkılarının


DÖNME DOLAP 25 XXI - MART 2014

anlatısal yapısının kısa bir çözümlemesini yapmak üzere yazı tahtasının başına geçip biraz teorik bilgi verdi; on-on beş dakika sonra, piyanosunun başına uçarcasına geçip, büyük bir enerjiyle çalmaya başladı. Bu sırada, hem öğrencilerine hem de orada kazık gibi dikilmekte olan bizlere birer fotokopi dağıtıldı ve kâğıdın üzerindeki sözleri ezberleyip şarkıya eşlik etmemiz istendi: “Come and see the little shiny circus! Yeh yeh yeh! Come and see the little circus, yeh! We have this, we have that, We have clowns and men with hat. Come and see the little shiny circus!” Bu bölümden sonra öğretmen çocuklara dönüp, “Sirkte başka hangi hayvan var?” diye soracak; çocuklardan birisi sözgelimi “Fil!” dediğinde, bu kez piyanonun etrafında fil taklidi yaparak komik komik koşturacaklar. Bu durumda çocuk rolünü öğretmen adayları oynadı ve dört yaşındaki çocuklar gibi çığırlarından çıktılar. Eğitmen bu kez şarkıyı piyanoda bir filin hantal hantal yürüyüşüne öykünerek yorumladı ve her hayvanla birlikte, ardı ardına, ortaya enfes çeşitlemeler koydu. Bir grup yabancının varlığı, öğretmen adaylarının şebeklik yapmalarına zerrece mani olmadı. Dahası her nakaratın ardından, hanımlar sırayla birer hayvan oldu ve gülmekten yerlere yattılar. Piyanist eğitmenin bir saatlik kişisel performansı, enerjisi, görülmeye değerdi. Neşe, herkesin üzerine sinmişti dersten çıktığımızda. Bu içtenlik ve yakınlık tam manasıyla çarpmış, allak bullak etmişti. Hayatımda böyle müzik dersi görmemiştim. Performans salonunun cam duvarı, bir metre alt kottaki spor salonunu doğrudan görmemizi sağlıyordu. Burada da bir ders devam ediyordu ve oradakiler de bizi rahatça görebiliyorlardı. Performans salonunun üst katındaki bir stüdyonun duvarı da camdandı ve yukarıdan piyanonun çevresindeki bütün zevzeklikler rahatça izlenebilirdi. Okulun bütün kamusal mekan bölüntülemesi cam duvarlarla yapılmış; okulun yatay mekan kurgusu, duvar

fotoğraflar: Levent Şentürk

yerine cam kullanılmasına dayanıyor. “Üniversitenin geleceği” efektini yaratan, büyük ölçüde bu yapısal tercih. Giderek bakış bütün mekanlara hakim oluyor. Okulun herhangi bir noktasından, herhangi biri, bütün manzaraya hakim olabilir: Kitaplık veya zemin kottaki ortak mekanlar, derslikler veya işlikler, ofisler veya seminer salonları, fark etmiyor. Herkes her yeri rahatça görebiliyor. Herkes birbirini görüyor ve izliyor ama gerçekte kimse gördüklerinin tam olarak ne olduğunu bilebilecek durumda değil. Dolayısıyla görünürlük ya da duvarsızlık, duvarların yerini almaya başlıyor. Şeffaflığın bilinçli biçimde yeniden üretilişinde kuşkusuz güçlü bir panoptik vurgu da var. Adeta “görülebildiğiniz, izlenebildiğiniz ölçüde özgürsünüz” veya “özgürlüğünüz görülebilirliğinize veya izlenebilirliğinize / dikizlenebilirliğinize bağlı” diyen bir mimari bu. Açıklığı, özgürlüğü, yaratıcılığı, meslek etiğini ve bütün üniversiter değerleri cama yüklemek, bu mimarlığın topu taca attığı, riyakarca davrandığı eşiği temsil ediyor. Diğer yandan, şeffaflaştırmanın, mimarlığın etkisini nötralize etme ve üniversite eğitiminde karşı

karşıya gelmeyi, yani dolaysızca ilişkilenmeyi teşvik etme niyetiyle denendiğini de düşünebiliriz. Ancak dijital kartlara dayalı aşırı güvenlikli erişim, bu tür bir müştereklik niyetini tuzla buz eden sert, hapishane benzeri protokoller yaratıyor. Açık kapalılık, görülebilir erişilmezlik, erişilir görünmezlik gibi durumların üniversite gerçekliği ve mekansallığı açısından anlamı nedir bilinmez ama, AVM türü bir atmosfere yol açtığı aşikar: Zemin kottaki kantinden bir kahvenin eksik ödendiği, güvenlik kameralarında anında görülebiliyor ve her yandaki ekranlarda paylaşılabiliyorsa, bundan, aşırmanın otosansürle bertaraf edildiği anlamı çıkar; ki bu da, üniversitede panoptikon’un ikinci ve esas önemli işlevi olan “içselleştirme”nin hüküm sürdüğü anlamına da gelebilir belki: “Gelin ve görün küçük, ışıltılı sirki! Vay vay vay! Küçük sirki görün! Neler var burada, neler... Palyaçolar ve şapkalı adamlar. Gelin ve görün küçük, ışıltılı sirki!...”


chamfer

alıen

asıde fıt star

lınk ally

MART 2014 - XXI 26

GÜNCEL

block two

Estetik, Evrimsel ve Heykelsi NET HATLARIN, SADELİK VE IŞLEVSELLIĞIN ÖN PLANDA OLDUĞU DERİN DESIGN 2014 KOLEKSİYONUNDA; MEKAN VE KULLANICI İLE EVRİMLEŞEN, ÇOK İŞLEVLİ 27 YENİ TASARIM BULUNUYOR. Beste Sabır: Yaşadığımız dönemi anlatan mobilyalarla yeni deneyimler sunduğunuz 2014 koleksiyonundan bahsedebilir misiniz? Tasarım ve geliştirme süreci nasıl ilerledi? Derin Sarıyer: Bu kataloğumuzu son iki senede biriktirdiğimiz işlerle oluşturduk. Düşüncelerimizi, yeni fikirlerimizi netleştirdik, gelişebilecekleri bir biçimde masamızda dinlendirdik, nadasa bıraktık ve geçtiğimiz dört ay boyunca da ayağa kaldırdık. Verimli bir hasat olması adına hassas ve dengeli seçimlerde bulunduk. Önce genel sonra da detay analizleri yaptık. Rasyonel tavrımızın, hayallerimizin hayata geçmesine engel olmayacak formatta tuttuk. Çalışma etiğimizin belirli bir tutarlılığı vardır. İçimizden

gelenleri dizginlemeden, cetvelle çizilmiş çerçevelere hapsetmeden, kendi dilimizin evrilmesine izin verecek bir üslupla geliştiriyoruz tasarımlarımızı. bs: Koleksiyonda Pentagon Design gibi farklı tasarım şirketlerinin ürünleri de bulunuyor. Bu koleksiyonda işbirliği yaptığınız tasarımcılardan ve süreçten, kriterlerden ve ortak zemininizden bahsedebilir misiniz? ds: Sofistike sadelik duygusunun merkezde olduğu bir yaklaşımla ortaya çıkarıyoruz çalışmalarımızı. Fazlalıktan arınmış, dekoratif eklemeler ve kozmetik bakış açılarıyla uygulanmış süslemelerden uzak duruyoruz. 2014 koleksiyonumuzda da birbirinden farklı

tasarımcıların özgün çalışmaları yer alıyor. Her biri farklı sinyaller içeren bu ürünlerin temelde aynı ruhu taşımalarına özen gösteriyoruz. Devamlılık barındıran bir perspektifle ele aldığımız yeniliklerimizin kişilikli, canlı ve zamana dayanan yapılarla vücuda gelmelerine dair kaygılarımız olduğunu hissettirmek arzusuyla çalışmalarımıza yoğunlaşıyoruz. Pentagon Design Finlandiyalı bir tasarım ofisi. Birbirimizi iyi anlıyoruz. Aynı tasarım dilini konuşuyoruz ve bu yakınlık hızlı kararlar almamıza yol açıyor. Kendilerinin 2014 koleksiyonumuzda üç adet tasarımı var. Derin Design’a yeni bir soluk getiren bu ürünleri markamızın içeriğine dahil etmek bizleri heyecanlandırıyor.

bs: Koleksiyonun değindiği konular ve ana motto kısaca nedir? ds: Mobilya tasarımlarımızla bugünün ihtiyaçlarına cevap verirken kendimizi ifade edebilmeyi arzuluyoruz. Sadece işlerini yerine getiren mobilyalar üretmek değil, hayal etmek, tutku duymak, güzellik ve aşk için tasarlıyoruz. Tasarımın öznesinin insan olduğunun bilinciyle ve duyularla temas halinde olmamız gerektiğinin farkındalığıyla hazırlıyoruz ürünlerimizi. Uzun zamanlar için tedavülde kalabilecek hislerle ilgileniyoruz. Geniş bir zaman perspektifinden yaklaşıyoruz mesleğimize. Sadece fiziksel açılardan değil psikolojik yönden de insanlara iyi gelmelidir diye düşünerek yaratıyoruz her yeni koleksiyonumuzu. Bunu


ramp play

GÜNCEL 27 XXI - MART 2014

warm two

prop table

nım

plump

başarabildiğimizde kendimizi iyi hissediyoruz. bs: Önceki koleksiyonlarınız ve ürünleriniz paralelinde aldığınız geribildirimler yeni koleksiyonunuza ne gibi girdiler sağladı ve nasıl şekillendirdi? ds: Teknik anlamda kullanıcıların düşüncelerini değerlendiriyoruz. Ürünlerimizi projelerinde kullanan mimar, iç mimar ve tasarımcılarla sürekli bağlantıda olduğumuzdan dolayı yaratıcı ofislerin yenilik odaklı işleriyle iç içeyiz. Projeleri için bizden geliştirmemizi bekledikleri ürünleri bazen yeni koleksiyonlarımızda değerlendirdiğimiz de oluyor. Bu işbirliklerimiz bize sürekli formda

revolve

kalma, aktif ve doğal bir AR-GE yöntemi sağlıyor. Yeni koleksiyonu çıkarmadan önceki son aşamalarda ise alışageldiğimiz kapalı devre çalışma biçimimize dönüyor ve odaklanıyoruz. İçgüdülerimizle baş başa kalıp ilerlemeyi doğru buluyoruz. bs: Konforla nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? ds: Rahatlık anlamındaki konfor tanımlamasının ürünlerin kullanıldığı noktadaki işlev kriterinin sonucu olduğunu söyleyebilirim. Bir iş merkezinin ortak alan bekleme ünitesindeki konfor ile evde kitabınızı okuduğunuz koltuğun konforu farklı ergonomik parametrelerle ele alınır. Bu nüansların farkında olmak ve teknik

bilgilerle psikolojik analizleri harmanlayabilmek önemlidir. bs: Malzeme seçimleri nasıl gerçekleşti? Nasıl bir AR-GE süreci yaşadınız? Form - malzeme ilişkisinden bahsedebilir misiniz? ds: Malzeme fetişizmine düşmeden, deneysel zorlamaların şehvetine kapılmadan dingin bir tavırla seçeriz malzemelerimizi. Teknolojik yenilikleri sindirerek, hakkını vererek ve göze sokan bir tavırdan uzak bir biçimde kullanırız. Hedeflerimizi anlaşılabilir bağlamlarda belirliyoruz. Hedefleri yüksek koymak geniş vizyonla eşanlamlı değildir. Belirsizlikle kuşatıldığımız bu dönemlerde sürekliliğimizi koruyabilmenin bir anlamı olduğu fikrindeyiz.

stool chaır

full three


Bozova İçin Yeni Senaryolar ŞANLIURFA’NIN BOZOVA ILÇESI IÇIN GELIŞTIRILEN FIKIR PROJESI, MEVCUT KULLANIMLARIN IZINI SÜREREK ALANIN KENTIN SOSYAL YAŞAMINA DAHA YOĞUN OLARAK KATILIMINI GÜÇLENDIRMEYI AMAÇLIYOR.

MART 2014 - XXI 28

PEYZAJ - PARK - ŞANLIURFA

fotoğraflar: Kenan Özcan

BOZOVA SU VE TABIAT PARKI

zem düşlemekan mimarlık

Bozova, Şanlıurfa’nın 57 bin nüfuslu bir ilçesi. Atatürk Baraj Gölü’ne kıyısı olması sayesinde doğu yerleşimleri arasında öne çıkar. Bozova’nın Baraj Gölü kenarındaki beldelerinden Çatak’ta yer alan mesire alanı ise 1990‘ların sonunda bölge için önemli bir çekim noktası olmayı başardı; barındırdığı su sporları, yeme içme mekanları, botanik park gibi programlarıyla uzun bir süre hizmet verdi. Ancak 15 senelik geçmişindeki organizasyon yapısını sürdürememesi ve zaman içerisinde meydana gelen yönetim değişiklikleri nedeniyle maddi, manevi olanakların alana yöneltilememesi sonucu Çatak Mesire Alanı bugün etkin şekilde kullanılamıyor. Alana yeni bir yüz kazandırmak ve programlarla canlandırmak için hazırladığımız fikir projesi kapsamında yeniden adlandırılan haliyle “Bozova Su ve Tabiat Parkı” yerin mevcut koşullarını ve geçmişte başarılı olmuş programlarını inceleyerek yeni

katmanlar eklenmesini, güncel bir organizasyon şemasıyla öneriyor. Bu yeni senaryoda alanın ihtiyaç ve beklentilerini iyi araştırmayı; bu ihtiyaçlara cevap vermeye çalışırken doğal ve ekolojik değerlerin korunmasının ve ekolojik çeşitliliğinin zenginleştirilmesinin yollarını öne çıkarmayı amaçladık. Bu esnada yerel halkın alanı yeniden sahiplenmesini sağlamak ve oluşturulan senaryoda onları çalışmaya dahil etmek önem taşıdı. Bu prensiplerle proje programını yeni yüz hattı, etkinlik burnu, piknik alanı, spor alanı, sanat kordonu ve botanik parktan oluşan altı ana başlıkta detaylandırdık. Yeni katmanların geliştirilmesinden önce çalışmanın altlığını oluşturacak, alanın farklı gün ve saatlerde mevcut yapısının ve koşullarının ortaya konulması adına çalışmalar (anket, röportaj, teknik gezi) yürütüldü. SWOT analiziyle, Bozova’nın sorunları, potansiyellerini belirledik; tarihi ve coğrafi yapısını inceledik, sosyo-ekonomik durumunu analizi ettik. Alanda bulunan iyi durumdaki yapılar, kent mobilyaları vb onarıldı ve düzenlemesi yapılıp korundu; kötü durumda olan birimler alandan


PEYZAJ - PARK - ŞANLIURFA

karşı sayfada Kıyı ile kurulan ilişki

arka sayfada Alandaki platform kullanımı ve sirkülasyon

kaldırıldı; belli bölgelere hafif strüktürlü protezlerle destek verildi ve yeni birim önerileri getirildi. Bozova Su ve Tabiat Parkı olarak yeni "yüz hattı" çizildikten sonra, çevresine uygulanan hafif çelik strüktürlü kıyı yolunu, kimi zaman kıyıda doğal kaya zeminle birleşip kaybolan sonra başka bir noktadan tekrar su üstüne çıkacak şekilde tasarladık. Bu şekilde gölle ilişkisi güçlü bir yürüme hattı oluşturan yeni kıyı yolu, spor alanından başlayıp, konaklamanın olduğu girintide son buluyor. Konaklama alanını, piknik ve spor alanlarından daha uzak bir bölgede planladık. Farklı yaşam biçimleri gözetilerek moto-karavan, çekme-karavan ya da damkaravanlarda konaklama, ayrıca çadır kurma seçeneklerine yer verdik. "Etkinlik burnu" Bozova’nın yüzen sahnesiyle etkinlikler ve toplanmalarla sosyal bir alan olarak Baraj Gölü’ne açıldığı ve suyun yükselmesi/alçalması durumlarında bile sahnenin konumunun değişmediği bir yer olarak düşünüldü. Geçmiş yıllarda amfi-tiyatro

yapmak amacıyla beton platformlar oluşturulmuş olan burunda, bu beton platformların ahşap platformlara dönüştürülmesi, bu alanın toplanma ve etkinlik alanı olarak kullanılmasına imkan yaratıyor. "Piknik alanı", "yüz hattı"nın T bölgesini yani ana aksı oluşturuyor ve alanın her bölgesini birbirine bağlıyor. Mevcut beton platformlar temizlenip, yer yer yeşil zemin, yer yer de ahşap platformlarla maske uygulamaları yapılarak, yeşille daha fazla bağ kurulması ve cildin nefes alması sağlandı, yüzün doğru beslenmesine imkan tanıyan esnek bir düzenleme getirildi. "Spor alanı"nda, doğa ve su sporları için keyifli rotalar ve dinlenme alanları yaratabilmek adına zenginleştirilmiş peyzaj öğelerinin kullanılmasını önerdik. Geçmiş yıllarda spor yapılan bölgenin yeni öneride de spor alanı olarak kullanılması amaçlanıyor. Alanda bulunan voleybol sahasının, suyun yükseldiği zamanlarda kullanılamamasından ötürü iskele olarak düzenlenmesini, mevcutta bulunan yüzen iskelenin bu alana taşınmasını, eski voleybol sahası beton platformu

üzerinde bir çelik platform oluşturularak burada alana hakim portatif bir cankurtaran biriminin oluşturulmasını önerdik. Spor alanı olarak isimlendirilmiş alanda, ileride yapılacak aktiviteler düşünüldüğünde boş tampon alanlar bırakılması ihtiyacı doğdu. Alanda düzleştirilmiş toprak zemin, yer yer yürüyüş yolları için emprenye ahşap, kıyıya dik inen yürüyüş yollarında ise Cor-ten çelik strüktür önerildi. Bununla yoğun hafriyat çalışmasının önüne geçilmesi amaçlandı. "Sanat kordonu"nda, sanatsal-kültürel etkinliklerin gelişmesi için sanatçıların atölye çalışmaları yapmaları, sergi, etkinlik düzenlemeleri, eğitimler verebilmeleri hatta yaptıkları çalışmalardan gelir elde etmeleri hedeflendi. Bozova Su ve Tabiat Parkı’nın düşünsel ve ruhsal olarak beslenmesini, özellikle çocuk ve gençlerle bir araya gelmelerin sağladığı düşünülüyor. Uzun vadede ise, ulusal ve uluslararası bağlantıların kurulduğu, başka platform ve alanlarla ortak işler/etkinliklerin oluşturulduğu ortamların yaratılması öngörülüyor. Mevcut Botanik Park, alanın sahip olduğu en güçlü özelliklerinden biri. Mevcut halinde yer alan 38 bitki

29 XXI - MART 2014

bu sayfada Karavan mekanları ve konaklama alanlarından kareler


PEYZAJ - PARK - ŞANLIURFA MART 2014 - XXI 30

peyzaj karakterleri

yoğunluk şeması

kullanım şeması

vaziyet planı

türüne aromatik bitkiler bahçesi, su bitkileri bahçesi ve kaya bahçesi bölümlerinin eklenmesini önerdik. Botanik park ve sanat kordonu arasında esneklik payı olarak bir genişleme alanı bıraktık. Uzun vadede programın ihtiyaçlarına göre hangi bölgenin genişleyeceğine Bozova Su ve Tabiat Parkı kullanıcılarının karar vermesi bekleniyor. Su ve su ürünlerine dair geçmiş arşivlerin toparlanması, şimdi ve sonrasının akademik çalışmalarının yapılması, desteklemesi ve sürekli hale gelmesi için, Harran Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’ne geçmiş yıllarda tahsis edilen alanın, yeniden üniversiteye ya da Bozova’da Su Ürünleri üzerine çalışan, yol gösterici olabilecek kooperatif ya da inisiyatiflere ayrılmasını önerdik. Baraj Gölü’nün doğru kullanımı, içme suyu özelliğinin rakamsal verilerle incelenmesi, balık çeşitliliğinin korunması, Rafetus (Fırat kaplumbağası) gibi koruma altındaki canlılara yönelik çalışmaların yürütülmesi, diğer yandan su ürünlerinden yerel halkın ekonomik anlamda gelir sağlaması adına çalışmaların yapılması amaçlanıyor.


kentsel mobilyalar

vaziyet planı

31 XXI - MART 2014

mimarlık ofisi: Zem Düşlemekan Mimarlık, Zemzem Taşgüzen proje ekibi: Hande Cedimoğlu, Elif Simge Fettahoğlu, Serkan Kemeç, Enise Burcu Karaçizmeli, Merve Parmaksız işveren: Bozova Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği (Proje, Karacadağ Kalkınma Ajansı’nın Doğrudan Destek Programı kapsamında finanse edilmiştir.) proje süreci: Ekim - Aralık 2013 proje arsa alanı: 585.000 m2

PEYZAJ - PARK - ŞANLIURFA

zemzem taşgüzen Lisans Eğitimini Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde tamamladıktan sonra, İTÜ Kentsel Tasarım Yüksek Lisans Programı’ndan 2010 yılında mezun oldu. 2007-2012 yılları arasında İstanbul’da çeşitli ofislerle çalıştı. 2012 yılında memleketi Urfa’ya gelerek kurucuları arasında olduğu Düşhane kent inisiyatifiyle çalışmalar yürütmeye başladı. 2013 Mayıs’ında, Zem Mimarlık & Düşlemekan ismiyle kurduğu kendi ofisinde çalışmalarına devam etmekte, Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Tarihi ve Kuramı Programı’nda doktora çalışmasını ve Düşhane ile kent araştırmalarını sürdürmekte.


YAPI - MÜZE - İSTANBUL MART 2014 - XXI 32

fotoğraflar: Alican Aktürk

Tersaneye Öykünen Müze Binası 2005 YILINDA İSTANBUL DENIZ MÜZESI IÇIN AÇILAN MIMARI PROJE YARIŞMASINI KAZANAN TEĞET MIMARLIK’IN ÖNERISI GEÇTIĞIMIZ GÜNLERDE TAMAMLANDI. MEHMET KÜTÜKÇÜOĞLU ILE YAPININ ANA KONSEPTINI VE YARIŞMADAN UYGULAMAYA DEK GEÇIRDIKLERI SÜREÇLERI KONUŞTUK. Hülya Ertaş

İSTANBUL DENIZ MÜZESI

teğet mimarlık

he: İstanbul’un müzeleri genelde eski yapıların içine yerleşmiştir. Deniz Müzesi ise müze olarak kullanılmak üzere yapılan yeni bir yapı, bir yandan da eski yapıya bir ek. Bu durum yarışma sürecinde sizi nasıl motive etti? Mehmet Kütükçüoğlu: Müze, şehir içinde kentsel durumların fiziki olarak hala var olduğu bir yerde konumlanıyor. Gerçi etrafı biraz yıpranmış, Beşiktaş’taki meydanın nitelikleri bozulmuş olsa da bildiğimiz kentsel durumlar hala okunaklı. Diğer taraftan denize baktığı yönde, saraylar siluetinin içinde yer alıyor. Yeni bir bina olmasına rağmen tanımsız bir ortama değil, kuralları aşağı yukarı oturmuş bulvar, meydan, Boğaz gibi tanımlı alanlar içine yerleştiği için iyi bir deneyimdi. Çünkü bu deneyim çok az, kentsel kalitenin hala var olduğu bir yerin içinde çağdaş bir bina yapmak pek sık karşılaşılan bir şey değil. O açıdan

bence çok motive ediciydi. Yarışma sürecinde ve sonrasında Boğaz siluetinin tasarımı, bulvar tarafından girişin tasarımı, yapının yan taraftaki meydana nasıl açıldığı gibi tüm hamleleri epeyce düşündük. he: Yapı, Boğaz öngörünümüne dahil miydi? mk: Hayır, o yüzden de önemli bir yarışmaydı. Boğaziçi imarın sınırı burayı kapsamadığı için Boğaz’a yapıp yapabileceğin yegane çağdaş bina. Öngörünüm kuralları burada geçerli değil, zaten o kurallarda Boğaz’a yeni bir bina yapmak yasak, sadece eskiden var olduğunu ispat edip replika yapabilirsin ya da kaçak bina yapabilirsin. Boğaz’a bakarsak, Boğaz Köprüsü dışında 20. yüzyılda yapılmış çağdaş yapı pek yok. Bu yarışmayla ilk defa öyle bir olasılık sunuldu. Öte yandan tüm Boğaz’ı homojenmiş gibi de algılamamak lazım. Boğaz deyince insanın aklına İstanbul’a has bir kentsel durum geliyor: su kıyısına dizilmiş bir dizi köy. Kentin nispeten merkezinde olmasına karşın, değişik bir kentsel durumu var, kır da değil, kent de. Bu ikisini birleştiren bir hissiyat hakim Boğaz’a. Beşiktaş öyle bir yer değil, öteki köy peyzajlarına benzemediği için farklı bir durumu var,


YAPI - MÜZE - İSTANBUL 33 XXI - MART 2014


YAPI - MÜZE - İSTANBUL MART 2014 - XXI 34

he: Yapının denizden nasıl algılanmasını hayal ettiniz? mk: En önemlisi Deniz Müzesi’nin Dolmabahçe, Çırağan vs saray siluetlerinin bir parçası olmasıydı. Onun içinde sağlam ve iyi bir şekilde durabiliyor olması önemliydi. Müzenin Boğaz tarafı siluetini kayık galerisi oluşturuyor ve onun dünya kültürüne bağlanan bir tarafı da var. Deniz kıyısındaki tersaneleri, dok yapılarını düşündük tasarlarken. Gemilerin denizden binanın içine doka girdikleri tipolojiyi anımsatmasını istedik.

he: Bakırın tercih edilme nedeni neydi? mk: Bizim yarışmada çizdiğimiz malzeme, ahşaptı aslında. Ancak bakımı açısından ahşap, askeriyenin aklına çok yatmadı. Biz de renk olarak hafif ahşabı anımsatıyor diye bakıra yöneldik. Bizim için önemli olan onun içeride de devamlılığıydı, içeride de bakır, aydınlatmalarda, yer döşemelerinde, tavanda süreklilik gösteriyor. Doğal bir malzeme olduğu için kendi kendine patinesi olabiliyor. Biz çok da fazla yeşermeyecek bir bakır tipi seçip ona göre detaylarını oluşturduk. Çok yeşermemesini istememizin nedeni de iç ile dış arasındaki o malzeme sürekliliğinin devam etmesiydi. Ancak onu uygulamadılar, şimdi bu seçilen bakır nedeniyle cephedeki daha hızlı yeşerirken içerideki daha yavaş yeşerecek. O malzeme sürekliliği o kadar net anlaşılamayacak.

böyle bir binaya bulvardan girilir çünkü esas kentsel mekan orası, deniz kıyısı değil. Çarşının karşısındaki bu bulvardan girilmeli ve Boğaz’a açılmalıydı. Zaten şu anda da bulvardan geçerken bakarsan binanın içinden Boğaz görünüyor. Girişten kayık galerisine geçişte üç-dört metrelik kot farkı var, geniş basamaklı merdivenlerden kayık galerisine geçilirken Boğaz sürekli olarak karşınızda kalıyor. Bu yönlenmeleri temel alarak tasarıma başladık. Bulvar tarafı insanların toplanıp müzeye girdiği yer ama sırf bunun için oluşturulmuş bir mekan da değil. Barbaros Hayrettin Paşa heykelinin olduğu meydan kentsel niteliklerini çokça yitirmiş olduğu için müzenin giriş mekanı aynı zamanda insanlar için alternatif bir buluşma yeri , tıpkı AKM’nin önü gibi. Tabi Deniz Müzesi’nin parçası olacak, köşedeki o tescilli bina ve onunla ilişkileri önemli.

Kayık ölçeği, kızak gibi iç mekan organizasyonundan gelen durumlar cephedeki açık-kapalı düzeni belirledi. Onu okutacak iki malzeme seçtik, bir beyaz yüzey, bir de bakır. O malzemelerin ritmi, aynı zamanda kayıkların da ritmi. Bir deniz kıyısı yapısı hissiyatı vermek istedik.

he: Yapının Beşiktaş ölçeğiyle nasıl ilişkilendiğini anlatabilir misin? Çünkü aslında farklı kamusal yüzeyleri olan kilit bir noktada konumlanıyor, bir tarafı vapur iskelesine, bir tarafı çarşıya, bir tarafı da meydana bakıyor. mk: En temel karar yapıya nereden girileceğiydi. Bence

Deniz Müzesi iki katlı cüssesiyle tescilli binayla hiçbir şekilde birleşmiyor. Bulvar tarafında tek kata düşüyor ve hafifçe arka fonda birleşiyor, tescilli bina öne çıkıyor. Barbaros heykeli tarafındaysa üstten bir köprüyle birleşiyor. Eski ve yeni yapının ikisi arasında oluşan avlular hem bulvara hem meydana açılabiliyor

büyük ihtimalle de o yüzden Boğaziçi öngörünüm kuralları burada geçerli değil. Bu yapıdakine benzer bir fırsatın ikinci kez oluşma olasılığı olduğunu sanmıyorum o nedenle de.


giriş sayfasında Deniz Müzesi'nin giriş meydanı sonraki sayfada Sergileme mekanlarından kareler önceki sayfada üstte solda: Müzenin denize bakan cephesi üstte sağda ve altta: Yapısal çelik kolonların sergilenen kayıklarla ilişkisi bu sayfada Müze gezme deneyiminin Boğaz'a açılışı

YAPI - MÜZE - İSTANBUL 35 XXI - MART 2014

ve iki tarafa da referans veriyor, belli şeyleri çerçeveliyor. Avlu Barbaros heykelini çerçevelerken girişteki bembeyaz sarkan duvar, çarşıyı karşılıyor. he: Henüz eski yapının restorasyonu tamamlanmadı ama ikisini bir bütün olarak kurguladınız. Müzede nasıl bir dolaşım öngördünüz? mk: Bu binanın dolaşım şeması çok net. Çarşının karşısındaki giriş çok belli. Oradan girince manzara seni Boğaz’a doğru çekiyor, sonra kayık galerisini geziyorsun ve büyük bir rampa seni üst kata çıkarıyor. Gezerken değişik kotlar ve açılardan baktığın şeylere bir daha bakıyorsun. Zeminden baktığın kayıklara bu kez tepeden bakıyorsun, bir taraftan da üst kattakileri görüyorsun. O katı dolaşıp sonuna kadar gidince karşına çıkan köprüden geçip tescilli binanın üst katına gelmiş oluyorsun. Onun içinde de kıyafetler, maketler, kitaplar gibi çok sayıda küçük obje olacak. Oradan bir merdivenle alt kata inince bulvar tarafındaki geçişten başladığın yere geri dönüyorsun. Üç boyutlu spirali andıran, kapalı devre bir dolaşımı var aslında. Eski yapı tamamlanmadığı için şu anki dolaşım, tamamlanmamış halde. Öte yandan da içerik

olarak sırf kayık görüyorsun, halbuki öbür türlü küçük objelerin de eklenmesiyle o deneyim tamamlanacak. Kayık galerisinin girişinde dalıp çıkılan bir mekan var bir de, aslında o yarışmada yoktu. Jüri bize o mekanın değerli olduğunu söylemiş ve sergi için kullanmayı önermişti. Bu dolaşım şeması içinde arıza bir durum yaratıyor, o spiralin dışında bir yere girip tekrar çıkman gerekiyor. Aslen su seviyesinin altına iniyorsun, dolayısıyla orada denizin altıyla ilgili birtakım objeler koymuştuk, sualtında karanlık bir oda hayal etmiştik. O arızayı da öyle anlamlandırmak istemiştik ama bizim önerdiğimiz gibi yapmadılar iç düzenini. Yine de bu yapının tamamlanmış olması bizim için önemli. Bir diğer önemli nokta da müzenin cephesine hiçbir çit ya da duvar olmaksızın ulaşılabiliyor olması. Çit yaptırmamak için her gelen komutana sıfırdan başlayarak derdimizi anlatmaya çalıştık ve zor bir şeyi başardık. Yarışmadan müzenin inşasına dek geçen süreçte yanına otel yapıldı. Onlara müzenin önündeki meydanı otelin önündeki yerle birleştirmeyi önerdiysek de başaramadık. Bir duvar çektiler araya, arkasına da

tesisatlarını koydular. Oysa bir bütünlük arz etseydi ilginç olacaktı, otel için de avantajlı bir kullanım çıkacaktı ortaya. he: Müzede sergilenecek olan içerik, yapının tasarımında ne kadar belirleyici oldu? mk: Deniz Müzesi, çok belirli bir müze çünkü koleksiyonu sabitlenmiş halde. Dolayısıyla bu koleksiyona eldiven gibi geçen bir müze yapma şansımız vardı. Biz de o şansımızı kullandık, sonrasındaysa onun içinde ince düzenlemeler yaptık. Yapının strüktür sistemi kayıkların hem bir arada hem de kendi özel mekanlarında durmasına olanak tanıyor. 50 metre uzunluğundan 25 metreye kadar değişken uzunlukta köprülerden oluşan bir mekan içinde kayıklar eskiden yeniye doğru kronolojik olarak diziliyor. he: Mekanın daralması yapının içinde gezerken hiç hissedilmiyor. mk: Çünkü mekan daralan bir hangar gibi değil, bant bant okunuyor. Zaten yapım sistemi de öyle. Bir köprü ve yanında bir boşluk, sonra yine bir köprü ve bir boşluk şeklinde inşa edildi. Cephedeki yarıklar


proje adı: İstanbul Deniz Müzesi mimari proje müellifleri: Mehmet Kütükçüoğlu, Ertuğ Uçar mimari proje grubu: Alev Dağlı, Saro Dionyan, Hande Köksal, Mert Üçer, Senem Akçay rölöve - restorasyon grubu:Atölye MimarlıkSinan Omacan, Rıdvan Övünç inşaat mühendisliği grubu: Tem Mühendislik makine müh. grubu: Okutan Mühendislik elektrik müh. grubu: Yurdakul Mühendislik harita müh. grubu: İmge Harita Mühendislik peyzaj tasarım grubu: Arzu Nuhoğlu-Aygen Kancı Peyzaj Tasarım yangın danışmanı: Alara Mühendislik aydınlatma danışmanı: Kroma Aydınlatma yeni bina: 15.000 m2 tescilli bina: 2600 m2 geçici bina: 1650 m2

kesit

kesit perspektif

MART 2014 - XXI 36

YAPI - MÜZE - İSTANBUL

müzenin saray silüetleri içerisindeki görünümü

yapının strüktürel aşamaları

tavana da geçiyor. Dolayısıyla bir tane kutu yapıyoruz, onu da yalıtıyoruz gibi bir şey değil. O yüzden o daralmayı hissetmiyorsun. Yapı çelikten inşa edildi, önce araları boşluk bırakılarak köprüler yapıldı, sonra onların arası birleştirildi. Yapımından kaplamasına ve mekan kurgusuna kadar tek bir düşünce etrafında şekillendi yapı. Bunu da hissediyorsun ve anlıyorsun. Üst katta bir açıdan bakınca orman gibi, her bir kayığın önüne gelip dönünce de sadece onun mekanını oluşturuyor gibi görünüyor V kolonlar. Alt kattaysa mekanın ortasında hiç kolon yok. Altla üst kat arasında da müthiş bir kontrast var o yüzden. Alt katta V kolonlar yok, onların yerine bant hissini kuvvetlendirmek için yer döşemesinde de bantlar yaptık. Bunlar üst katta yok çünkü o bant hissini zaten köprünün makasları veriyor. he: Yarışmada öngördüklerinizin ne kadarı gerçekleştirildi? mk: Prensip olarak yarışmada öngördüğümüzü aşağı yukarı yaptık. Hatta belki biraz daha gelişmiş hali olabilir çünkü giriş merdivenlerini yarışmadan sonraki

süreçte geliştirdik. Ama dikkatli bakınca detaylar, içinin dekorasyonu gibi konularda bürokrasiden, müteahhitten ve işverenden kaynaklanan birçok hata var. Bunların en başında da bina kütlesinin öngördüğümüzden 1,5 metre yukarda olması geliyor. Bu da tabi ki tescilli binayla yeni olanın birleşim noktalarında bir sürü soruna yol açtı. Ama genel olarak bakarsak tipolojik yaklaşım hemen hemen yerli yerinde. he: Yapıyla ilgili ne gibi geribildirimler aldınız? mk: Müzeden çok sağlıklı bir geribildirim aldığımızı düşünmüyorum aslında. Normalde tüm müşterilerimize proje tamamlandıktan sonra yorumlarını yazmaları için bir form yolluyoruz ama burada kime yollayacağımız bile tam olarak belli değil. Mimar Sinan Üniversitesi’nden birisi orada askerliğini yaparken güneş ölçüm aletleriyle ölçümler yapıyor. Ondan sonra “gün ışığının sergideki envantere olumsuz etkileri” üzerine bir makale yazıp kayıkların burnuna gelen gün ışığından söz etmiş ve Mimarlar Odası’nın dergisine göndermiş. Biz de bizimle

görüşmesini önerdik, çünkü makale o haliyle pseudobilimseldi; yanında ışık grafikleri vs ile bilimsel görünümlü bir makaleydi. Geliştirmesi için yazarıyla görüşmek istedik ama olmadı. Sonra bir gün Mimarlar Odası’nın başka bir dergisinde makaleyi görünce ben de kısa bir metin yazdım, başlığını da “Deniz Müzesi Envanterleri Üzerinde Güneş Işığının Olumlu Etkileri” koydum. Belki bize gelip konuşsaydı, fikirlerimizi söyleyip süreci anlatsaydık, ona daha iyi çizimler verseydik daha iyi bir yazı yazılabilirdi, savunduğu eleştiri daha kuvvetli de olabilirdi o zaman. Çünkü esasında binanın kütlesini gün ışığına göre yönlendirdik, o bir koruma sağlıyor; çatısında da korumaları var ama cephesi için önerdiğimiz sensörlü güneş kırıcıları yapmadılar, cam için uygun gördüğümüz UV değerlerini uygulamadılar. Öte yandan kayık galerisinin bir tasarım fikri var. Çatıda da devam eden yarıkları var, kayıkların gün ışığı altında görünmesi önemliydi bizim için. Diğer yandan da yapının içiyle dışı sadece malzeme olarak değil, ışık kaliteleri olarak da birbirine benzeşsin istemiştik. Tüm bu konseptleri ve alınan önlemleri bilmeksizin kayığın burnuna düşen gün ışığını ölçüp yazılmış bu makale.


YAPI - MÜZE - İSTANBUL

mehmet kütükçüoğlu 1967 yılında Zürih’de doğdu. ODTÜ’den mezuniyetinden sonra Los Angeles SCI-ARC mimarlık okulunda yüksek lisansını bitirdi. SCI-ARC, ODTÜ, YTÜ ve İTÜ’de ders verdi. Bilgi Üniversitesi Mimarlık Yüksek Lisans programında Yönetim Kurulu Üyesi ve 2006-2013 yılları arasında atölye lideri oldu. Teğet ortaklarından biri olarak profesyonel yaşamını sürdürmektedir.

ertuğ uçar Lisans ve yüksek lisans eğitimlerini ODTÜ’de tamamladı. 2005-2007 arası YTÜ’de ders verdi. 2007’den itibaren İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde proje dersi vermekte; mezuniyet jürilerinde görev almaktadır. Kent, mimarlık konularında dergi, kitap ve gazete gibi çeşitli ortamlarda yayınlanmış bir çok yazısı bulunmaktadır. Teğet Mimarlık kurucu ortaklarındandır.

37 XXI - MART 2014

-3.00 kotu planı

7.50 kotu planı

± 0.00 kotu planı

4.00 kotu planı

vaziyet planı


Kırsala Taşan Konut DS MİMARLIK TASARIMI SOLMAZER EVİ, YAPIM ESNASINDA KARŞILAŞILAN ZORLUKLARIN AŞILMASI İÇİN FARKLI BİR MİMAR İŞVEREN İLİŞKİSİNİN GELİŞTİRİLDİĞİ SIRADIŞI BİR SÜREÇLE HAYATA GEÇİRİLMİŞ.

MART 2014 - XXI 38

YAPI - KONUT - İSTANBUL

fotoğraflar: Gürkan Akay

Deprem sonrası işlerimizden Solmazer Evi’ni her şeyden önce bir tarım alanı olarak tasarladık. Çatalca’da yer alan kırsal arazi içerisinde yıllara yayılan bir plantasyon kurgusu oluşturduk. Peyzajın şekillenmesi akabinde önce müştemilat daha sonra da tek katlı bir konut yapısı imal edildi. Konut yapısını derin kırsal peyzaja hakim olacak şekilde konumlandırdık.

SOLMAZER EVI

ds mimarlık

Arazi genelinde bitkilendirme, yapılardan önce uygulandı. Zamanla, adapte olamayan bitkileri gözden geçirdik ve etkin kar peyzajını da plantasyon kurgusunda göz önünde bulundurduk. Proje başlangıçta işveren isteğiyle betonarme ve iki katlı olarak tariflendiyse de tek katlı, yayvan ve tümüyle lamine ahşap konstrüksiyon ile tasarımı sürdürme isteğimiz işverence de olumlu bulundu ve proje bu yönde şekillendi. Araya giren ekonomik kriz dolayısıyla öngördüğümüz bütçenin sahada beklediğimizin çok üstüne çıkması, işin tüm bileşenlerini bölüp farklı

uygulamacılarla yola devam etmemiz; imalatın hem ekonomisini hem de süresini olumsuz yönde etkilerken, işin istendiği zaman durdurulup, istendiğinde yeniden başlamasına da olanak sağladı. Projenin temel özelliklerine geçmeden önce işverenden bu kadar fazla bahsetmemizin temel sebebine değinmemiz gerek çünkü tüm iş hayatımız boyunca bu kadar üst düzeyde mimar işveren ilişkisi yaşama şansımız olmuyor. Bu nedenle Sayın Solmazer’in proje üzerindeki olumlu katkılarının ne kadar değerli olduğunun altını çizmek ve doğru yönlendirmelerinin bizce önemini belirtmek aynı zamanda bir teşekkür görevini de yerine getirmek kanımızca çok önemli. Projenin genel kurgusuna gelince, araziye bir yeşil duvardan içeri giriliyor, eve yönelirken arazinin iki yanında yer alan servi çiti, tarım arazisini koruyan bir rüzgar perdesi görevi görüyor. Çatalca’nın İstanbul’a yakınlığına rağmen Trakya’nın etkin kuzey rüzgarlarına olabildiğince açık, şiddetli lodostan oldukça etkilenen bir konumda olduğunu belirtmek gerek. Doğa şartlarının bu etkinliği çok iyi bildiğimizi zannettiğimiz


bitki örtüsünün de optimum koşullar sağlanmadan oluşturulamayacağını bize öğretti.

Giriş cephesi (kuzey cephesi) tümüyle düşey ve yatay hatıllarla desteklenmiş yığma bir yapı. Evin ana

Üst bahçenin önemli unsuru olan havuzu, hem biyolojik hem de yüzülebilir ufki bir su yüzeyi olarak ele alıp, özellikle sıcak yaz aylarının serinletici elemanı olarak değerlendirdik. Arazinin alt kotundaki dereye yaklaştıkça zemin suyunun neredeyse 20 cm’lere kadar çıkması su kenarı bitkilerini, özellikle saz türlerini kullanmamıza ve küçük bir kavaklık oluşturmamıza olanak sağladı. Binanın kenetli metal çatı örtüsüyle ilgili yaşadığımız sorunlardan bahsetmek de çok önemli. Tümüyle kuru

39 XXI - MART 2014

Bitki dokusunu oluştururken yanılgılarımıza rağmen, sonunda bu coğrafi konuma uyum sağlayan bir iskelet kurmayı başardık. Aradan geçen sürede meyvelik ve bizim yarı kırsal karakterlerimiz yerine oturdu, idame edilir bir ölçek elde edildi. Bu arada artık öngördüğümüz bağ, bostan işlevlerini de yerine getirir olduk. Bu doğaya tutunma deneyimi, Solmazer Ailesi için tasarladığımız ev için de birçok ipucu verdi. Ev basit bir “L” plandan ibaret. “L” planın uzun kolu salon-mutfak, yatak odalarından, diğer kolu da misafirlerin konaklamalarına imkan veren odalardan oluşuyor. Tüm odalar doğrudan dış mekana açıldıklarından her odaya evin içinden ve dışından ulaşma olanağı var.

Uzun kolun ana mekanı, girişi takiben mutfak ve yaşamın iç içe geçtiği iki kat yüksekliğinde ortak yaşam birimi. Tüm güney cephesi bahçedeki havuzla birlikte doğal peyzaja hakim olma ve yeterince ışığı kullanma isteğimiz doğrultusunda şeffaf olarak tasarlandı. İç mekandaki metal sanayi tipi mutfak, ahşap sistem tarafından pek de yadırganmadı, tüm bu temel malzemeler hemhal oldular. Güney cephe boyunca oluşturulan veranda bir pergola tarafından özellikle sert yaz güneşine karşı evi koruyor, kullanışlı kesintisiz bir açık alan yaşantısı sunuyor. “L” yapının bahçedeki iç köşesinde yer alan ıhlamur, zaman içinde istediğimiz gölgelemeyi daha da olumlu olarak sağlayacağı ve rüzgarla kokuyu iç mekanlara kadar taşıyacağı öngörüsüyle dikildi.

YAPI - KONUT - İSTANBUL

Ana giriş ve ev arası meyvelik-bostanlık alan bir kavak dizisi ile bölünüyor. Bu kuşakla giriş arasındaki tüm bahçenin bakımını üstlenen ailenin kaldığı müştemilat yer alıyor. Bu bina, arazide ürettiğimiz ilk yapı. Zaman içinde bu yapı ve çevresi küçük ve büyük baş hayvanlarıyla, tavuklarıyla bir mini çiftlik hüviyetini aldı. Bizim için de özellikle sebzeciliğe dair birçok pratik bilgiyi deneyimleme olanağı sundu. Aslında tarımın ne kadar emek-yoğun bir süreç olduğunu ve doğa-insan ilişkisinin de bir o kadar keskin olduğunu birebir yaşayarak öğrendik.

strüktürü tümüyle lamine ahşap çerçeveler ve metal gergilerden ibaret. Giriş cephesi üzerindeki az sayıda ışık bantları koridoru aydınlatıyor. İçten baktığımızdaysa tümüyle ahşap ve gazbeton yüzey, metal kenetlerle birbirlerine bağlanıyor. Bunun dışındaki tüm sistem lamine ahşap, metal, cam ve kontrplaktan ibaret.


YAPI - KONUT - İSTANBUL MART 2014 - XXI 40

montaja dayalı yapım sistemi, çatıya gelince hiç ummadığımız sorunlarla bizi karşı karşıya bıraktı. Özellikle imalatçı firmanın özensiz bitişleri, hiç beklemediğimiz izolasyon sorunlarını da beraberinde getirdi. Sayın Solmazer’in çatıyla ilgili tüm kuşkuları, büyüyen bir sorun yumağına dönüştü, imalat sonrası alınamayan servis bizi yerinde çözümlere götürdü. Ancak bir dolu yağışı sonrası metal çatı yüzeyinin dövme bakır görünümüne dönmesi hiç de öngördüğümüz bir durum değildi! Mimari hayal ve gerçeklerin bazen beraber olamadığının bir göstergesi oldu tüm proje ekibi için. Yine de rengi, yeni tekstürü ile oralı olmayı başardı diye düşünüyoruz. Bu çelişki de güzel bir anı bizler için. Bazen yanılarak, çoğu zaman hatalarımızdan ders alarak, hem kırsal hem de olağan bir konut kurgusunu hayata geçirmemize olanak tanıyan, mimari hayatımızda bize çok yol gösteren bu süreci Solmazer Ailesi ile birlikte yaşadık. Tüm bu süreç Sayın Solmazer’in projeden ümidini kesmemesi, son derece akılcı yönetimi, son derece yerinde ve doğru sorularla projenin geliştirilmesine sağladığı fırsatlar sayesinde biraz geç de olsa son bir senedir kullanılabilir olarak yapının tamamlanmasına olanak sağladı.


giriş sayfasında L planlı, tüm odaları dış mekana açılan evden bir kare

karşı sayfada üstte: Ekim alanları ve yapının cephesi ortada ve altta: Peyzaj ve yapı bu sayfada en solda: İç mekandan bir kare solda: Taşıyıcı sistem ve malzeme çeşitliliği altta: Dışarı ile iletişim kuran mekanlar en altta: Doğal ile tasarlanmış peyzajın bir aradalığı

YAPI - KONUT - İSTANBUL

sonraki sayfada Yapının çevredeki arazi ile ilişkisi

41 XXI - MART 2014


deniz aslan İstanbul 1964 doğumlu Deniz Aslan lisans derecesini İstanbul Teknik Üniversitesi, mimarlık bölümünden aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Planlama Programında yüksek lisansını tamamladı. 2000 Yılında İ.T.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Mimari Tasarım üzerine Doktora derecesini aldı. Ulusal yarışmalarda birçok ödüle hak kazandı. Makale ve projeleri ulusal ve uluslararası medyada yer aldı. Aynı zamanda birçok sergide katkısı, atölye yürütücülüğü ve jüri üyeliği bulunmakta. İTÜ Mimarlık fakültesinde Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nün kurulmasında önemli rol üstlendi. Akademik kariyerini halen aynı üniversitede mimarlık fakültesinde devam ettirmekte. Trafo Mimarlık Şirketinin kurucu üyelerinden biri ve DS Mimarlık kurucu ortağı.

proje adı: Solmazer Evi konum: Çatalca, İstanbul mimari tasarım: DS Mimarlık peyzaj tasarımı: DS Mimarlık işveren: Murat Solmazer tasarım Yılı: 2005 yapım yılı: 2011 proje alanı: 1.938 m2 peyzaj alanı: 28.500 m2 arazi alanı: 29.000 m2

YAPI - KONUT - İSTANBUL

elif çelik 2001 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu, 2004 yılında aynı üniversitede Mimari Tasarım yüksek lisansını tamamladı. 2001-2003 yılları arası Mardin ve Adıyaman’da katılımcı kentsel sağlıklaştırma projelerinde yer aldı. Çeşitli uluslararası atölyelere katıldı. Yüksek Lisans tez konusunu da oluşturan yeşil bina sertifika sistemleri ile ilgili eğitimlere katıldı. Çalışmalarına 2003 yılından itibaren DS Mimarlık’ta devam etmekte. DS Mimarlık bünyesinde kentsel tasarım-peyzaj mimarlığımimarlık arayüzünde yapılan çalışmalarda proje yürütücülüğü yapmakta.

MART 2014 - XXI 42

görünüşler

vaziyet planı

plan


YAPI - OTEL - ŞANGHAY MART 2014 - XXI 44

Kente Bakan Anıtsal Arayüz 20-21 ŞUBAT'TA ISTANBUL'DA GERÇEKLEŞTIRILEN ALL DESIGN'A KATILAN MARIO BOTTA TARAFINDAN TASARLANAN TWELVE AT HENGSHAN OTELİ, ANITSAL GÖRÜNÜMÜYLE ŞANGHAY'IN KENTSEL DOKUSUNA EKLENİYOR. Hülya Ertaş

TWELVE AT HENGSHAN OTELI

marıo botta

he: Twelve at Hengshan, Şanghay’da konumlanıyor. Şanghay’ın kendine has kentsel dokusu tasarımınızı nasıl etkiledi? Marıo Botta: Bina, Şanghay’da eskiden villaların ve Art Nouveau stilinde evlerin bulunduğu Fransız mahallesindeki ağaçlı bir cadde olan Hengshan Yolu üzerinde konumlanıyor. Tarihi bir mahalle olmasından dolayı yükseklik sınırları, doğal malzemelerin kullanılması, çevresindeki alanlar ile ilişkiler gibi şehrin kurallarıyla kısıtlanmış bir karaktere sahip. Bütün bunlar tasarımımızı etkiledi ve pek çok konuda yönlendirdi. Örneğin; terracotta paneller gibi doğal malzemelerin kullanılması ve iç kısımda eliptik büyük bir bahçenin oluşturması gibi kararların ardında bunlar yatmakta. he: Masif cephesiyle yapının kente bakan yüzü anıtsal bir görünüşe sahip. Diğer taraftan, avlu cephesi ise

daha parçalı ve samimi bir karakterde. Bu ikilemin arkasında yatan sebep nedir? mb: Binanın tiyatro sahnesine çıktığı cadde ve kent tarafında lobi, restoranlar, toplantı odaları vs gibi tüm ortak alanlar bulunuyor. Odalar ve suitler ise iç avlunun bahçesine bakıyor. Cephelerin tasarımı da bu işlev şemasından etkilenilerek düzenlendi. he: Twelve an Hengshan Luxury Collection oteller zincirine ait. Bunun tasarım özetini ve tasarımınızda nasıl yorumladığınızı anlatabilir misiniz ? mb: Planlamanın başında sadece lüks bir otel olacağını biliyordum, Starwood Hotels zincirine ait olacağı daha sonra belli oldu. O sırada projenin detaylandırılması şantiye aşamasına gelmişti ve Starwood sadece iç dekorasyonla ilgili projeye dahil oldu. he: Otele Çin’e ait özellikler dahil ettiniz mi? Bunları biraz açabilir misiniz? mb: Tabii ki evet! Ama bunu kelimelerle anlatmam mümkün değil. Bir bina her zaman şehre, onun


karşı sayfada Yapının sokak ile etkileşime giren cephesi

arka sayfada solda üstte ve altta: Yapının içinden kareler sağda: Kamusal alanlar ve yapı ilişkisi

bu sayfada solda: Avlu - cephe ilişkisi altta: Şangay’ın silueti altta ortada: Binanın dairesel formu en altta: Tesas, yaşam alanları ve çevre binaların ilişkisi aynı karede

YAPI - OTEL - ŞANGHAY 45 XXI - MART 2014

toprağına ve aynı zamanda da kültürüne aittir. Bugünün tüm diğer otelleri gibi uluslararası karaktere sahip bir bina olsa da, büyük Çin kültüründen esinlenmiş bir proje olduğunu, alanları, ışığı ve yeşilliğiyle bu kültüre çağrışımlar yaptığını düşünüyorum. he: Twelve at Hengshan projesi sırasında Çin’de çalışırken ne tür zorluklarla karşılaştınız? mb: Şehrin kamusal ve özel alanları arasındaki ilişki çerçevesinde yerin yorumlanması mimari seçimi oluşturan unsurlardan biri. Buna şunları ekleyebilirim: geçmişte de hali hazırda kullanılmış olan malzemelerin seçimi, mütevazi miktarlar, büyük çınar ağaçlarını mahallenin baş aktörleri olarak bırakmak. proje adı: Twelve at Hengshan Oteli proje yeri: Şanghay, Çin Halk Cumhuriyeti mimari tasarım: Mario Botta ortak mimar: Li Yao işveren: Shangai Land Group proje tarihi: 2006 inşaat bitiş tarihi: 2012 proje alanı: 51.094 m2


giriş kat planı

marıo botta 1943 yılında İsviçre’de doğan ünlü mimar Mario Botta, Milano Liceo Artistico ve Venedik IUAV’de eğitim gördü. Venedik’te bulunduğu süre içinde tanışma ve beraber çalışma fırsatı bulduğu Le Corbusier, Carlo Scarpa ve Louis Kahn’dan etkilendi. 1970 yılında Lugano’da kendi stüdyosunu açtı. 16 yaşında bina tasarımları yapmaya başlayan Botta, Yunanistan Ulusal Bankı, San Francisco Modern Sanatlar Müzesi, Samsung Sanat Müzesi ve Bechtler Modern Sanatlar Müzesi mimarı olarak ün salar.

MART 2014 - XXI 46

YAPI - OTEL - ŞANGHAY

1. kat planı

kesit


İÇ MEKAN - OFİS - İSTANBUL MART 2014 - XXI 48

fotoğraflar: Bülend Özden

Üç Merkez BÜLEND ÖZDEN TARAFINDAN TASARLANAN İSTANBUL; MAÇKA, GÜNEŞLİ VE ANKARA AHLATLIBEL’DE KONUMLANAN AVEA MERKEZ OFİSLERİ SADE VE YALIN BİR ANLAYIŞIN İZİNİ SÜRÜYOR. Ofislerin tasarımında, bir iletişim firmasına uygun olan teknolojik bir dil kullanıldı ve bu teknolojik dil, firmanın dinamik yapısı ile birleştirildi. Avea logosunda bulunan ve vurgulanması istenen çok renklilik tasarımda da kendini gösteriyor.

AVEA MERKEZ OFISLERI

bülend özden desıgn

Maçka binasındaki toplantı odalarında yer alan renkli bölme duvarlar bu çeşitliliği yansıtıyor. Bodrum katta konumlanan ve modern geometrik çizgilerden esinlenilen kafe bölümü, güneş ışığı almamasına rağmen geniş beyaz yüzeyler ve renkli mobilyalardan dolayı mekanda ferahlığı sağlıyor. Mekanlarda kullanılan ana renkler dengeli bir şekilde ofis

katlarına da dağılıyor. Bu sayede ofisin her bölümünde canlı ve dinamik bir yapı oluşuyor. Ahlatlıbel merkez binasındaki orta avlu tasarımı, bütün katlara sıcak ve sükunet dolu bir atmosfer sağlıyor. Havuzdaki suyun akışı ve sedirli oturma alanları personelin çalışma stresini azaltmasına imkan veriyor. Orta avludaki bitkilendirme ve kademeli ahşap malzemeden yapılmış zemin dış mekan hissini uyandırıyor. Güneşli merkez binasındaki hobi odası, personelin çalışma saatleri içerisinde rahatlamasını amaçlayan bir mekan. Bu alan personelin iş stresini atabileceği, çeşitli oyunlarla vakit geçirebileceği bir oda olarak tasarlandı. Zeminde kullanılan renkli karo halılar ise, firmanın logosundaki renkleri hatırlatıyor. Tasarımın ana kriterlerini; parlak lake renkli yüzeyler, alçıpan malzemeden yapılan geometrik formlar ve mekanda yer yer ahşabın kullanımı oluşturuyor.


karşı sayfada Maçka merkez ofisinin kafe bölümünden bir kare

arka sayfada üstte: Maçka kafeterya bölümü ortada: Maçka ofis katları altta: Maçka giriş bölümü

İÇ MEKAN - OFİS - İSTANBUL

bu sayfada en solda: Maçka küçük toplantı odası solda: Güneşli merkezindeki çalışma odalarından biri altta solda: Maçka merkez toplantı odası altta ortada: Maçka küçük toplantı odası altta: Güneşli bekleme bölümü en altta: Ahlatlıbel merkezindeki atrium bölümü

49 XXI - MART 2014


proje adı: Avea Merkez Ofisleri iç mimari tasarım: Bülend Özden işveren: Avea İletişim Hizmetleri konum: Maçka, Güneşli; İstanbul, Ahlatlıbel; Ankara proje tarihi: 2013 proje alanı: 5.400 m2

bülend özden 1971’de doğdu. 1993 yılında Marmara Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünden mezun oldu. Mobilya 96 tasarım yarışmasında tasarım ödülü kazandı. 1996 - 99 yılları arasında Floransa’da mimar Claudio Nardi’nin ofisinde tasarımcı olarak çalıştı. Uluslararası çeşitli iç mimari ve mobilya projeleri yaparak profesyonel meslek hayatını sürdürüyor. Tasarımlarını gerçekleştirdiği markalar arasında; Dolce Gabbana, Gian Franco Ferre, Valentino’nun mağazalarının yanı sıra ofis ve ev projeleri bulunuyor.

maçka ofis katı planı

MART 2014 - XXI 50

İÇ MEKAN - OFİS - İSTANBUL

güneşli ceo kat planı

maçka kafe kat planı

ahlatlıbel kesit


ÜRÜN TASARIMI - SAAT MART 2014 - XXI 52

Zamanın Etkileşimi NOOKA’NIN KURUCUSU MATTHEW WALDMAN İLE SAAT TASARIMI VE BU SÜRECİN TEKNOLOJİYLE KURDUĞU İLİŞKİ PARALELİNDE KONUŞTUK. Beste Sabır

SAAT

nooka

bs: İnsanların zaman algılarına değen fikirler ve ürünler tasarlıyorsunuz, etkileşim tasarımcıları, mühendisler vb. gibi birçok disiplinle birlikte çalışıyorsunuz. Bu işbirliğinden ve saat tasarım sürecinden bahsedebilir misiniz? Matthew Waldman: Etkileşim tasarımı, ara yüz tasarımıyla birlikte ele aldığımız bir süreç. Ama sonrasında ürünü belirli bir müşteri grubuna hitaben ilgi çekici bir hale sokuyoruz. Böylelikle bir ürün tasarımcısı hatta modacı, aksesuar tasarımcısı gibi çalışıyoruz, mühendisler de sürecin belirli kısımlarına dahil oluyorlar. Her projede tasarımcı kombinasyonları ile birlikte çalışıyoruz, etkileşim tasarımı kısmı yapıldıktan sonra, temel olarak programa bir mühendis alıyoruz. Bu süreç tabi sadece ön üretim aşaması. bs: Prototip süreciniz nasıl ilerliyor? Ne gibi malzemelerden yardım alıyorsunuz?

mw: Saat küçük bir obje, kolayca prototipini yapabilirsiniz. Aslında kağıt maketler yapmayı seviyorum. Bu maketler mukavvadan, deriden hatta el kesimi poliüretan parçalardan olabiliyor. Prototipini geleneksel olarak kolayca yapabilmenizin yanı sıra üç boyutlu baskı yapıp yeniden şekillendirebiliyorsunuz. Pek çok kez bilgisayar üzerinde eskiz olarak tasarım yaparken doğru boyutlarda tasarladığınızı düşünürsünüz fakat ürünü elde ettiğinizde bunun tamamen yanlış olduğunu fark edersiniz. Her halükarda çok küçük ya da çok büyük olur. Bu yüzden kağıttan maket yapmak iyidir. Çünkü bir ağırlığı olmadan ergonomik olup olmadığını bilmek, çalışıp çalışmayacağını görmek çok zordur. Ama biz sadece saat yapan ve bu konuda deneyimi olan fabrikalarla çalışıyoruz. bs: Aynı zamanda üretim metotlarını da tasarlıyor musunuz? Üretim aşamasında hiç yeni üretim metotlarına ihtiyaç duydunuz mu? Demek istediğim her bir saat fabrikada aynı üretim sistemine mi sahip? mw: Evet, genellikle aynı fakat kullanılan malzemeye göre farklılıklar gösterebiliyor. Eğer daha düşük fiyatlı tamamıyla poliüretan veya tamamıyla silikon malzeme


kullanıyorsanız, fabrikayla anlaşıyorsunuz ve sonra sadece montajı izliyorsunuz. Bazıları montajı yapar bazıları parçaları yapar. Bu bir çeşit araba gibi, arabanın bütün parçalarını tek bir fabrikada yapmıyorlar artık. Bazıları tekerleği üretir bazıları diğer parçaları. Biz de bu paralelde farklı parçalar için farklı malzemeler kullanıyoruz.

bs: Tasarımlarınızı gelecekçi (fütüristik) olarak adlandırıyorsunuz peki ürünleriniz paralelinde fütürizmi nasıl tanımlıyorsunuz? mw: Gelecekçiliğin de ötesinde tekno-progresivizm (techno-progressivism) ile sizi daha ileriye taşıyan teknolojik bir ilerlemeden bahsediliyor. Yani bana göre değişim ve yenilik her zaman iyidir. Bir deyişte söylendiği gibi: Eğer bir limanda geminiz varsa güvende olacaktır ama hareket etmiyorsa er ya da geç çürür, hareket etmek ve ilerlemek zorundadır. Benim felsefeme paralel olarak değişimi, adaptasyonu korumalısınız ve tasarımın hep yeni bir yönü olmalı. Bu yenilik sizi ileri götüren, hareket katan şeydir ve değişim her zaman iyidir.

matthew waldman New Yorklu tasarımcı Waldman Tokyo’da reklam ve marka tasarımı üzerine 20 yıl çalıştı. 1997 - 2002 yılları arasında dünyanın ilk çevrimiçi etkileşimli stüdyolarından biri olan New York Zoom’da creative director olarak çalıştı. Küresel bir tasarım kültürü paralelinde 2004 yılında Nooka’yı kurdu. 2011 yılında Zoo ve Zot tasarımları Japon Endüstriyel Tasarımcılar Kurumu tarafından ödüllendirildi, 2012’de ise Nooka; Dieline tarafından verilen Kitap, Oyuncak ve Moda kategorisinde birincilik ödülünü kazandı.

53 XXI - MART 2014

bs: Tasarımlarınız ergonominin yanı sıra hangi ana kriterler etrafında şekilleniyor genellikle? mw: Bizim için ergonomi çok önemli. Bence saatlerimiz fazlasıyla ergonomik ve iyi tasarlanmış ana sanıyorum en önemli unsur tasarım. Ne giymek istersiniz? İnsanın ne giydiği aslında nasıl hissettiği ile ilişkilidir. Pek çok tasarımcı bir “etki”

tasarlamaya çalışır. Ben basit olup gelecekçi, seksi veya provokatif olduğunuzu hissedebileceğiniz bir şeyler tasarlamak istiyorum. Pek çok lüks marka kullanıcıları zengin, sportif ya da maskülen hissettirmek ister. Saatler ise bundan daha fazlası, tamamen duyguları satmakla ilgili hatta sadece duyguları değil hisleri de.

ÜRÜN TASARIMI - SAAT

bs: Takip ettiğim kadarıyla üretimin bu esnekliği doğrultusunda kullanıcılarınıza DIY (Do It Yourself Kendin Yap) akımı paralelinde tasarımı kendilerinin belirleyebileceği ürünler sunmayı planlıyorsunuz. mw: Bu konuda çok heyecanlıyız. Üç boyutlu baskı tecrübe edinmemizde ilk adım olacak. Şu an hala saat kısmını bizden satın almak zorundasınız. Eğer tasarımlarımızdan birini şekillendirmek isterlerse, ürünü yükleyerek kendi istedikleri doğrultuda düzenlemelerini amaçlıyoruz. Bu noktada altyapının hazır olması en önemli nokta. Bir diğer yandan saat gibi ürünleri pek çok moda tüketicisi bir marka paralelinde sahiplenmek istiyor. Kullanıcılar bir marka altında başkaları tarafından tasarlanmış ürünleri almayı tercih ediyor. Bunun ne zaman değişeceğinden emin değilim ve bu bir ana akım olacak mı hiç bir fikrim yok.

bs: Saatlerinizde üç boyutlu baskı denemesi yaptınız mı? mw: Evet, bu ilk denememiz, malzeme bilimi henüz buna hazır değil. Naylon gibi yumuşak malzemeler kullanıyoruz baskıda ama renkleri iyi durmuyor, bu yüzden boyamak zorunda kalıyoruz ama boya giyildiği zaman cilt için gerçekten iyi değil. Sanıyorum bu yüzden daha fazla şeyler yapabilmemiz için bir kaç yıl daha var önümüzde. Şu anda Lazer Sintering (LS) veya naylon baskı ile çalışıyoruz. Çünkü naylon hipo-alerjenik, giymek için güvenli ama yumuşak değil. Bu yüzden tasarım daha esnek olabiliyor ama malzeme uygun olamıyor. Diğer yandan üç boyutlu baskı ile her daim geliştirilebilen yeni malzemeler var ve bundan sonra ne yapabileceğimiz konusunda heyecanlıyız.


SWING Tuna Girsberger tarafından sunulan Swing, ofislerde verimli kullanımın yanı sıra kalite, ergonomi ve estetiği de yakalamak isteyenler için yeni bir seçenek sunuyor. Ürün, çalışma konforunu modern çizgileri ve zarif tasarımıyla harmanlıyor. Kullanıcı ergonomisine uyum sağlamak için tasarlanmış daayanıklı ve yüksek performanslı Swing, Türkiye pazarının ihtiyaçları göz önüne alınarak tasarlandı. Tuna Girsberger’in

ergonomi ve kalite anlayışından ödün vermeden iş ortamında daha sağlıklı oturma olanağı sağlamak için ürettiği Swing’in sırt malzemesi fileden oluşuyor. Alüminyum ve polipropilen olmak üzere iki ayrı ayak seçeneği ile sunulan ürünün siyah, gri ve bej olmak üzere üç farklı renkte file sırt seçeneği bulunurken, bel destek özelliği standart olarak sunuluyor. www.tunaofis.com

MART 2014 - XXI 56

SEKTÖR HABERLERİ

PHILIPS BR-1X Philips BR-1X, sahip olduğu ayarlar sayesinde hem iç hem de dış mekanlarda kaliteli ses çıkışından hiçbir şey kaybetmiyor. Dış mekan modu yüksek ses sağlarken iç mekan modu daha derin bas ve yüksek kaliteli ses çıkışı sağlıyor. Sağlam tasarımı sayesinde rahatça taşınabilirken sahip olduğu askısı ile hareket halindeyken de kullanılabiliyor. Tüm Bluetooth özellikli cihazlarla çalışan Philips BR-1X, şarj

edilebilir pilleriyle de daha portatif bir kullanım sunuyor. Dahili mikrofonu ile eller serbest telefon görüşmeleri yapabildiğiniz ürün, daha büyük müzik sistemlerine de bağlanabilme özelliğine sahip. Adını tuğladan alan Philips BR-1X’ler birbirlerine de bağlanarak daha yüksek sese ulaşılmasına imkan sağlıyor.

Akustik Alçıpan®’ın içerdiği zeolit sayesinde ortamdaki kötü kokular temizlenerek temiz hava ortama geri veriliyor. Cleaneo Akustik Alçıpan® ile tasarlanan tavanlar kararma ve sararma yapmıyor. Standart, dağınık, şaşırtmalı delikli, kare delikli, “Slotline” çizgisel delikli, blok halinde delikli olmak üzere çok sayıda farklı ve modern yüzey tasarımlarına sahip

ürün, sinema/konser salonu, tiyatro/ opera salonu, sergi/fuar alanı, havaalanı, okul, otel, müze, alışveriş merkezi gibi pek çok alanda kullanılabiliyor. Ayrıca, Cleaneo Akustik Alçıpan®, yeşil bina sertifikalama sistemi olan LEED Deklarasyonu ile doğaya değer veriyor.

www.philips.com.tr

CLEANEO AKUSTİK ALÇIPAN® Knauf’un Yılın Ses Yalıtım Ürünü Ödülü’ne ve Gümüş Çekül Yapı Ürün Ödülü’ne sahip ürünü Cleaneo Akustik Alçıpan® ile mekanlardaki gürültü kirliliği son buluyor. Yüksek ses yutum değerleri sayesinde mimari akustik talepleri yerine getirmek amacı ile tasarlanan ürün, temizleme özelliği ile de kapalı mekanlardaki havanın kalitesini iyileştiriyor. Kapalı

mekanların konfor seviyesini etkileyen iki önemli etmen mekanın akustiği ve mekandaki hava kalitesidir. Cleaneo Akustik Alçıpan®, farklı perforasyon seçenekleriyle yüksek derecede akustik performans sunarak mekanların verimliliğini artırıyor. Mekandaki hava kalitesini artırmak için ise önceleri havalandırma sistemini iyileştirme gibi çözümler aranırken Knauf Cleaneo

www.knauf.com.tr


BUDERUS U072 KOMBİ

hazırlamak ve LEED AP sınavına girenleri desteklemek amacıyla, Amerikan Yeşil Binalar Konseyi (USGBC)’nin Türkiye temsilcisi Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK) tarafından düzenlendi. Tamamen ücretsiz olarak deneyimli LEED uzmanları tarafından Türkçe olarak gerçekleşen eğitim ile katılımcılar, değerlendirme sistemi hakkında kapsamlı bilgi alırken, LEED Green Associate sınavına yönelik sorular üzerinde de çalışma fırsatı buldular.

Enerjiyi verimli kullanma özelliğiyle dikkat çeken Buderus kombiler, üstün teknolojik donanımıyla hassas oda sıcaklığı kontrolü yapıyor. Gaz basıncı ve voltaj düşse bile sorunsuz olarak çalışmaya devam eden Buderus U072 kombiler, en zorlu kış şartlarında kesintisiz müşteri memnuniyeti sağlıyor. Bir kütüphanede hedeflenen ses seviyesinin altında olan 38 db (A) ses seviyesi ile sürekli konforu garantileyen kombiler, modülasyonlu fanı sayesinde yüksek yanma verimi sağlıyor. Buderus U072 kombiler, Buderus’a özel pompa sıkışmasını önleyen anti-blokaj sistemi ve soğuk kış aylarında cihazı koruyan donma koruma teknolojisine sahip. Plakalı eşanjör sayesinde yüksek kullanım suyu konforu sunan U072, farklı kapasitelerdeki ihtiyaçlara cevap verebiliyor.

www.ytong.com.tr

www.buderus-tr.com

YTONG’DAN ENERJİ VE ÇEVRE DOSTU TASARIM EĞİTİMİNE DESTEK

Yapı sektöründe çevre dostu yeşil bina tasarımı ve inşaatıyla ilgilenen profesyonelleri buluşturan LEED Green Associate (Enerji ve Çevre Dostu Tasarımda Liderlik) eğitimi, Türk Ytong’un ana sponsorluğunda İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde gerçekleştirildi. Eğitim, LEED değerlendirme sistemine dair detaylı bilgi paylaşmak, katılımcıları LEED Green Associate sınavına

MART 2014 - XXI 58

SEKTÖR HABERLERİ

SİMON 630 DOT Simon’un profesyonel aydınlatma ihtiyaçlarını karşılamak üzere ürettiği 630 DOT projektör serisi, LED teknolojisinin maksimum verimliliği ile beraber montaj, oryantasyon, yoğunluk, aydınlatma ve ışık rengiyle kullanıcılara çok sayıda seçenek sunuyor. Seri, özel tasarımı ile en son nesil LED’in kapasitesini artırırken minimum enerji tüketimi de sağlıyor. Aydınlatma kapasitesi 75 lm/W’dan yüksek, kullanım ömrü 60.000 saat (L70) olan 630 DOT projektörde, 9’lu, 18’li ve 21’li LED’ler

kare ya da dikdörtgen olarak birleştirilebiliyor; tekli, ikili veya dörtlü modül olarak kullanılabiliyor. Bu sayede tek bir elektrik bağlantısı ile farklı alanları kontrol etmek mümkün oluyor. 630 DOT ürün ailesi sağ üst optik ve oval optik ile büyüyor. Optik seçenekleri, LED sayıları, renk seçeneklerine göre kombinlenebilen 630 DOT ailesi ürünleri siyah, beyaz ve alüminyum kaplama seçeneklerine sahip. www.simonled.com.tr

PAKDOOR Avrupa’nın en genç teknolojilerinden birine sahip olan Pakpen’in markalarından PakDoor PVC Kompozit İç Kapı Sistemleri, 11 farklı modeli ve sekiz ayrı renk seçeneğiyle kullanıcıların beğenisine sunuluyor. Günün trendlerine göre yenilenen kompozit iç kapı sistemleri, su ve neme karşı dayanıklılık, ses ve ısı yalıtım özelliği, doğayı ve çevreyi koruma adına kullanılan hammadde ve yardımcı malzemeler, darbeye, çizilmeye, kırılmaya karşı dayanıklılık gibi özellikleriyle fark yaratıyor. Sade, yalın ve minimalist

yapısıyla dikkat çeken PakDoor, her türlü ıslak zeminde zarar görmeden uzun yıllar boyunca kullanılabiliyor. Türkiye’de ilk kez üretiminde EPS yalıtım malzemesi kullanılan PakDoor kapılarının kalitesine 25 yıl güvence veriliyor. Pakpen markasıyla üretilen PVC kapı, pencere, panjur ve kepenk sistemlerinden Optimal, Rival, Global, Oval, Sürme, Royal ve İdeal serileriyle her mevsime ve iklim koşuluna uygun pencere seçenekleri sunuluyor. www.pakpen.com.tr


UYGULAMA – ASMA TAVAN – ST. PETERSBURG MART 2014 - XXI 60

Yapay Vadi RUSYA’NIN ST. PETERSBURG KENTİNDE YER ALAN PULKOVO HAVAALANI’NDA ASPEN’İN YENİLİKÇİ SİSTEMLERİ TERCİH EDİLDİ.

Kilisesi’nin üçgen tasarımından yola çıkılarak geliştirilen tavan sistemleriyle, hem kentin geleneksel dokusu korundu, hem de proje modern bir görünüme kavuştu.

Yıllık 11 milyon kişi kapasiteli Pulkovo Havaalanı, hem Rusya’nın hem de dünyanın en modern terminallerinden biri olarak işaret ediliyor. Aspen, özellikle Pulkovo Havaalanı’nın ana terminal binasının sıra dışı geometriye sahip ve binanın önemli öğelerinden olan giriş ve bagaj holü ile çatı altı asma tavanlarında başarılı bir çalışma ortaya koydu.

St.Petersburg halen Rusya’nın kültür başkenti olma özelliğini sürdürüyor. Öte yandan, günden güne ekonomik olarak gelişen St. Petersburg’un bu gelişme kapsamında ulaşım ihtiyaçları da artıyor. Şehrin birikimini yansıtan bir havaalanına duyulan ihtiyaç kapsamında oluşturulan proje, kente gelen ziyaretçilerin ilk ve son izlenimleri açısından önem taşıyor.

Dinamik ve modern bir tasarımla hayata geçen Pulkovo Havalimanı, Aspen’in kaliteli ve yenilikçi ürünleriyle hem estetik olarak hem de güvenlik açısından yeni bir yapı ve çehre kazandı. St. Petersburg içinden geçen Neva Nehri, köprüler ve Isakieyvski

Proje kapsamında mevcut yapılarda yenileme yapılırken diğer yandan havaalanının kapasite artırımı için modern yapı ve alanlar inşa ediliyor. Ana terminal binası, bu ana merkeze bağlanan ve karşılama binasının yapımı ile bir mimari anıt olan ve

mevcut durumda kullanılan Pulkovo-1 terminalinin rekonstrüksiyonu yer alıyor. Ayrıca kara sahasında dört yıldızlı otel, bir iş merkezi ve çok katlı otopark ile hava sahasında yer alan servis binaları bulunuyor. Apron ve altyapıların yeniden tasarlanması ve inşası da proje kapsamında bulunuyor. Projede pek çok güncel sistem ve malzeme kullanıldı. “Günün son teknolojilerini kullanan bir havaalanı yaratmak” düşüncesi ilk günden itibaren projenin temel hedeflerinden biri olarak işaret ediliyordu. Özellikle işlevsel teknolojiler; bagaj sisteminden bina işletme sistemine, apronda yer alan fuel-hydrant ile visual docking guiding sistemi, Rusya’da daha önce uygulanmamış 400 Hz enerjinin park pozisyonlarında uçaklara sağlanmasına kadar pek çok ileri havacılık teknolojisi projeye yansıtıldı. Yapısal elemanlar


UYGULAMA - OFİS MOBİLYASI - BURSA 61 XXI - MART 2014

açısından ise; zor geometriye sahip çelik konstrüksiyonlar, geometrik olarak binayla bütünlük gösteren cepheler, tavanlar, ileri teknoloji ürünü çatı malzemeleri, yenilikçi öğeler dikkat çekiyor. Özellikle tüm ana terminali kaplayan mega strüktürün tavanı, geometrik anlamda bir ilk olarak tanımlanabilir. Üçgen panellerden oluşan zor geometriye sahip anıtsal yapısı, bina görselliğine etkisi ile önemli ve yenilikçi bir tasarım olma özelliğini taşıyor. Havaalanının çatı altı tavanlarında, Aspen’in sökülüp takılabilen üçgen metal plaka taşıyıcı sistemleri Integra Triangular Specials Systems kullanılırken, diğer kısımlarında Integra Heavy Duty Clip-In System, Neva Nehri dalgalarını yansıtan Integra Hook-On System, Grida T24 Taşıyıcı Sistem ile Armstrong Dune Supreme Board panelleri kullanıldı.

Havaalanı kompleksi projesi, İçtaş İnşaat ve Astaldi firmalarının oluşturduğu bir konsorsiyumun ana müteahhitliğinde yürütülüyor. 11 milyon yolcu kapasitesine sahip olan Pulkovo, projenin tamamlanmasından sonra toplam 104.000 m2 yeni, rekonstrüksiyonu planlanan 38.000 m2’lik bir kapalı alan kapasitesiyle, yeni terminal kompleksi odağında senelik 17 milyon yolcuya hizmet verecek. Uluslararası bir mimari yarışmayla seçilen ve ünlü İngiliz mimar Richard Grimshaw tarafından tasarlanan Pulkovo Havaalanı konsept projesinin uygulaması yine bir İngiliz firması olan Ramboll tarafından yürütüldü. İnşaat sürecinin başlamasının ardından, İCA konsorsiyumu, proje partneri olarak, havaalanları ve Rusya konusunda ciddi bir tecrübeye sahip SFMM (Şahinbaş Fikirlier Mimarlık Müşavirlik) ile çalışmayı tercih etti.


MART 2014 - XXI 62

UYGULAMA – CEPHE – ANKARA

Next Level'ın farklı cephelerinden görünümler

Yüksek Dayanım MITSUBISHI PLASTICS’İN SUNDUĞU ALPOLIC KOMPOZIT LEVHALAR OFİS, REZİDANS VE ALIŞVERİŞ MERKEZİNİ İÇİNDE BULUNDURAN NEXT LEVEL PROJESİNDE UYGULANDI. Mitsubishi Plastics’in, yüksek teknolojisiyle ürettiği alev almayan özel mineral dolgulu ALPOLIC kompozit levhalar, yıllardır dünyada ve Türkiye'de yapıların çağdaş yüzü olmayı sürdürüyor. ALPOLIC'in zengin kartelasında bulunan Solid, Metalik, Simli ve Prizmatik renk serilerinin yanı sıra Naturart serilerindeki Taş, Ahşap, Metal ve Soyut serilerinin de A2 sınıfı yangın yalıtımına sahip olarak üretiliyor olması, proje sahiplerine ayrı bir avantaj sağlıyor. Sektöre sunulmasından bu yana markalaşmış pek çok yapının cephesini saran

ALPOLIC A2 alüminyum kompozit levhalar, son olarak Ankara’nın ofis, rezidans ve alışveriş merkezi özelliklerine sahip ilk karma kullanım projesi Next Level'ın cephesinde kendini gösteriyor. Next Level projesinde, zorlu koşullar için tasarlanan yapılar ve en yüksek dayanımın beklendiği cepheler için üretilen ALPOLIC SCM paslanmaz çelik kompozit paneller kullanıldı. Projede 15.000 m2'lik alanda kullanılan paslanmaz çelik paneller, tüm ALPOLIC kompozit panellerde bulunan yangın güvenliğine ek olarak, çeliğe özgü sağlamlık ve zorlu dış etkenlere dayanım avantajlarını getiriyor. Projede ayrıca ALPOLIC A2 ACM serisinden 20.500 m2 manganese metallic ve milk white rengi kullanıldı.

ALPOLIC A2 paneller, özel mineral dolgulu yapısıyla yüksek yangın dayanımı; gelişmiş kaplama teknolojisiyle pürüzsüz bir yüzey sağlıyor. Sertlik ve sağlamlık özellikleri ile esneklik ve işlenebilirlik avantajını bir arada sunarak sıra dışı tasarımlara olanak tanıyor. ALPOLIC A2, diğer ALPOLIC ürün gruplarında bulunan tüm standart özelliklere sahip. Üretiminde endüstriyel boyama teknolojisinin öncüsü LUMIFLON'un florokarbon boya teknolojisi kullanıldığından tüm ALPOLIC serileri, renk ve parlaklığını en uzun süre koruyan cepheleri garanti ediyor. Bu zengin kartelanın yanı sıra istenilen herhangi bir renk ve doku, projeye özel olarak üretilebiliyor.


ACO

MART 2014 - XXI 64

REFERANS PROJE - BANYO, MUTFAK VE SERAMİK

Kalitesinden ödün vermeden müşterilerine yenilikçi çözümler sunan ACO’nun uzmanlık alanı su yönetimi vu bu alanda dünya pazar lideridir. Bugün dört kıtada 40 ülkede 3800’den fazla çalışanı ve bağımsız firmaları bulunan ACO’nun 12 farklı ülkede 31 üretim tesisi bulunuyor. ACO banyolarda tasarımı ve işlevselliği bir arada sunuyor. Izgaraları üstün lazer teknolojisiyle imal edilen duş kanalları, bu sayede pürüzsüz bir üst yüzeye sahip. Ayrıca paslanmaz çelikten olan ve kolay çıkartılabilen koku tutucu kilidi, rahat temizlik imkanı sağlıyor ve olası koku rahatsızlığını önler. ACO’nun ıslak zeminler için özel olarak geliştirdiği ACO Easy Flow yer süzgeçleri, neredeyse görünmez drenaj kanalı ile banyolarda fark yaratan S serisi duş kanalları, farklı dizayn arayanlar için E serisi ışıklı drenaj sistemleri bunlardan bazıları. www.acoturkiye.com • Ankara Hilton, Ankara, 2013 • Ankara Lösev Hastanesi, Ankara, 2013 • Bodrum Acıbadem Hastane ve Otel, Bodrum, 2013 • Boyalık Beach, Çeşme, 2013 • Conrad Hotel, Beşiktaş, 2013 • Hampton by Hilton, Gaziantep, 2013 • Hyatt Otel, Bakırköy, 2013 • İzmir Ramada, İzmir, 2013 • Piriştina Havaalanı, Kosova, 2013 • Grand Trabya Oteli, 2012 • İzmit Optimum Alışveriş Merkezi, 2012 • Mac Fit Marmara Forum, 2011 • JW Marriot, 2010 • Sapphire, İstanbul, 2010 • The Marmara, Şişli, 2007


DURAVIT Yaşayan banyolar sloganıyla Duravit, 200 yıla yakın tecrübesiyle banyo alanında tasarım ürünleriyle standartları belirleyen bir marka olma özelliğini sürdürüyor. Vitrifiye, küvet, wellness, banyo mobilyaları, elektronik klozet kapağı ve aksesuar ürünlerinden oluşan geniş ürün yelpazesi ve Philippe Starck, Matteo Thun gibi dünyaca ünlü tasarımcılarla yaptığı işbirliği ile işlevsel, sürdürülebilir, teknolojik ve tasarım banyolar için ideal çözümler sunuyor. www.duravit.com.tr

happy d2

durastyle

MART 2014 - XXI 66

REFERANS PROJE - BANYO, MUTFAK VE SERAMİK

• Başakşehir Stadyumu • Hilton Kozyatağı • Maçka Otel • Maslak 42 • NispetiyeON • Referans Bakırköy • Sultan Makamı • Sur Yapı Exen

happy d2


GEBERIT Dünyada 6100 çalışanı ile 100 ülkede hizmet veren İsviçreli tesisat devi Geberit’in temeli 1874 yılında atıldı. Geberit tesisat teknolojisinde sekiz farklı ülkede iki ana ürün grubu üretimi ile Avrupa sıhhi tesisat sektörünün lideri konumunda. Dünyada ve Türkiye’de sıhhi tesisat ve borulama sistemleri alanlarında yeni trendleri belirleyen ve yaratıcı çözümler sunan Geberit; kaliteli, uzun ömürlü ve kolay kuruluma sahip tesisat malzemeleri üretiyor.

MART 2014 - XXI 68

REFERANS PROJE - BANYO, MUTFAK VE SERAMİK

Geberit’in ürün grupları; gömme rezervuar, rezervuar iç takımları, süzgeçler, otomatik taharet sistemli klozet kapakları, genel mekanlar için fotoselli bataryalar ve deşarj sistemleri, sifonlar, sifonik çatı drenaj sistemleri, temiz su sistemleri (mepla/mapress), atık sular için HDPE boruları ve bağlantı parçalarından oluşuyor. www.geberit.com.tr • Adnan Menderes Havalimanı, İzmir, 2013 • Aselsan Binası, Ankara, 2013 • Başbakanlık Binası, Ankara, 2013 • Hilton Bomonti, İstanbul, 2013 • Koru Florya, İstanbul, 2013 • Maritim Pine Beach Resort Hotel, Antalya, 2013 • Rönesans Tower, İstanbul, 2013 • Spine Tower, İstanbul, 2013 • Vialand AVM, İstanbul, 2013 • Next Level, Ankara, 2012 • Zorlu Center, İstanbul, 2012


MART 2014 - XXI 70

REFERANS PROJE - BANYO, MUTFAK VE SERAMİK

KALEBODUR Sektöre inovatif ürünler sunmanın yanında tasarımın da çok değerli bir kavram olduğu bilinciyle genç tasarımcılardan Tamer Nakışçı, uluslararası tasarımcılardan Isao Hosoe gibi isimlerle çalışan Kalebodur, Türkiye’nin ilk mimarlık dijital arşivi olan Arkiv’in onbir yılı aşkın bir süredir sponsorluğunu sürdürüyor. Dünya Mimarlık Kongresi’ne İstanbul’da ana sponsor olarak ev sahipliği yapan Kalebodur, toplumu ve mimarlığı ilgilendiren değerlere sahip çıkma misyonuyla "Kalebodur'la Mimarlar Konuşuyor" isimli toplantı dizisi düzenliyor. Mimar, sosyolog, yazar, gazeteci ve düşünürler gibi alanlarında uzman isimleri bir araya getirerek, toplumu yakından ilgilendiren konularda, tartışma platformu oluşturmayı hedefleyen “Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor” toplantıları üç bölümden meydana geliyor. Dizinin birinci ayağı Prof. Dr. Abdi Güzer tarafından yürütülen röportajlardan oluşuyor. Abdi Güzer mimarlık gündemini yakından takip ederek, mimarlarla bir araya geliyor. Mimarların projelerinden, mimarlık tarihine kadar çok geniş bir çerçevede sohbetler gerçekleştiriyor. Dizinin ikinci ayağı çok katılımlı bir panel şeklinde mimarların gündemdeki sorunlarının konuşulduğu bir platform olarak organize ediliyor. Dizinin üçüncü ayağı da mimarlık ofislerinin öğrencilerle buluşması ile hayat buluyor.

istanbul kongre merkezi

marmara forum avm

zorlu center avm

kemer xxı konutları

Programların tüm prodüksiyonu Kalebodur tarafından hazırlanıp, çoklu katılımlıları online olarak Facebook/ Kalebodur ile Dipnot.com.tr adresinden, offline olarak da Youtube/KalebodurTR adresinden ve Dipnot Tablet’ten izlenebiliyor. www.kale.com.tr • Arketip Evleri, İstanbul • Astana Medya Center, Kazakistan • Brandium AVM, İstanbul • Cumhurbaşkanlığı Konutu, Ankara • İstanbul Kongre Merkezi, İstanbul • Kemer XXI Konutları, İstanbul • Marmara Forum AVM, İstanbul • Özdilek AVM, İstanbul • Raif Dinçkök Kültür Merkezi, Bursa • Rixos Tekirova, Antalya, • Rixos Premium, Bodrum/Muğla • Şişli Bel. Ek Hizmet Binası, İstanbul • Türk Telekom G. M. Binası, Ankara • Zafer Koleji, Ankara • Zorlu Center AVM & PSM, İstanbul

zorlu center psm

arketip evleri


MART 2014 - XXI 72

REFERANS PROJE - BANYO, MUTFAK VE SERAMİK

KORAMIC YAPI KİMYASALLARI Sektörde yeni ürünlerin geliştirilmesi ve üretilmesine öncü olan Koramic Yapı Kimyasalları, ürün kalitesinin artırılması konusunda çalışmalarını sürdürüyor. Yaşam alanlarında sunduğu sistematik çözümlerle hayatı kolaylaştıran Koramic Yapı Kimyasalları; Cermix markası ile tüm yapıların iç ve dış yüzeyleri ile zeminlerinde çeşitli boyutlardaki karo seramiklerin uygulanmasında farklı ihtiyaçlara göre sunduğu çözümler ile fark yaratıyor. Dış mekanlarda ani ısı değişiklikleri, yağmur, don ve yüksek sıcaklık gibi iklimsel değişiklikler nedeniyle oluşacak genleşme ve büzülmelere karşı kullanılan Cermix dış cephe uygulamaları, teraslarda ve geniş alanlarda, yüksek performanslı ürünleri sayesinde en zor yüzeylerde bile büyük ebatlı karo uygulamaları için sorunsuz çözümler sunuyor. Ayrıca yoğun yaya trafiğine maruz kalan balkon, kameriye, kaldırım, meydan kaplamaları ve teras gibi geniş alanlarda, dekoratif kaplama ya da pres tuğlaları ve terracotta uygulamaları için de en uygun ürün portföyüne sahip olan Cermix mükemmel bir performans gösteriyor. Cermix; iç mekanlarda, ev, apartman, büro gibi özel kullanım alanlarında, banyo, duş, mutfak, sauna gibi ıslak mekanlarda, endüstriyel zemin ve alışveriş merkezleri gibi yoğun yaya trafiğine maruz alanlarda da farklı özellikli ürün çeşitleriyle sorunsuz karo seramik uygulamaları için profesyonel çözümler yaratıyor. www.cermix.com.tr • Aksu Evleri, Bursa • Atasayanlar İnşaat, Ankara • Dünya Gazetesi Yeni Merkez Binası, İkitelli/İstanbul • Elmaslar İnşaat, Ankara • Erkan İnşaat, Çamlıca/İstanbul • Gelibolu Konutları, Bursa • İpek Park Evleri, Şanlıurfa • Lidya Yapı Aktansu Evleri, Kemerburgaz/İstanbul • Merinos Pazar Yeri Projesi, Osmangazi/ Bursa • Novada AVM ve Nikah Salonu, Ataşehir/İstanbul • Orion AVM, Çorlu • Olea 43, Bursa • Sinan İnşaat Liparis Suncity, Mersin • TBMM Renovasyon Çalışmaları, Ankara • Zen Otel Harbiye, Antakya


SERANİT GRUP

Zengin renk, efekt ve ebat seçeneklerine sahip Seranit markasıyla geniş bir ürün gamında porselen karo üreten Grup, kendi alanında uzman Türk, İtalyan ve İspanyol tasarımcılarla çalıştığı seramik karo markası Serra ile her zevke uygun ürünler sunuyor. Seranit Yapı Gereçleri markasıyla insan sağlığına zararsız ve doğa dostu ürünler üretirken Vanucci markasıyla ise banyo ve mutfaklara fonksiyonel mobilyalar üretiyor.

suryapı exen kule

www.seranit.com.tr • Suryapı Corridor • Suryapı Exen Kule • Suryapı Metrogarden AVM • Viaport Venezia

vıaport venezıa

suryapı corrıdor

MART 2014 - XXI 74

REFERANS PROJE - BANYO, MUTFAK VE SERAMİK

Türkiye’nin ilk teknik porselen karo üreticisi Seranit Grup; trend belirleyen tasarımlarıyla 20 yıldır yapı sektörüne katma değer sağlıyor. 18 milyon 500 bin metrekarelik üretim kapasitesine sahip Grup, granit seramikte Türkiye’deki toplam üretimin %5’ini tek başına gerçekleştirirken üstün tasarım ve üretim teknolojileri ile dünyanın önde gelen granit seramik üreticisi ülkelerini de geride bırakıyor. Ar-Ge ve Ür-Ge’ye büyük önem veren Seranit Grup, bu kapsamda Yıldız Teknik Üniversitesi işbirliğiyle yürüttüğü ürün geliştirme çalışmalarıyla birçok inovatif ve ekolojik ürünü sektöre kazandırıyor. Doğaya ve insan sağlığına duyduğu titizlikle çalışmalarını yürüten Seranit Grup, dünyanın dört bir yanındaki 65 farkı ülkeye ihracat yapıyor.

suryapı metrogarden avm


VILLEROY & BOCH

REFERANS PROJE - BANYO, MUTFAK VE SERAMİK

Villeroy&Boch 2014 yılı için kamu ve özel kurum iç mekanlarına yönelik tasarladığı sofistike karo koleksiyonuyla dikkat çekiyor. Uluslararası mevcut eğilimleri dikkate alan Villeroy&Boch, yüksek kaliteli karoları yenilikçi teknolojiyi kullanarak yorumladı ve dört sürdürülebilir tema geliştirdi. Bu temalardan "Kentsel Yapı" sadeliğin estetiğini sunarken "Kentsel Doğa", doğa ile uyumlu şehir yaşamını anlatıyor. "Kentsel Karışım" ise bireysel ve olumlu deneysel bir yaşam tarzını temsil ederken, "Kentsel Kültür" ülkelerin, dönemlerin ve kültürlerin çeşitli unsurlarını birleştiriyor. Sonuç, benzersiz malzeme efektleri ile zamansız tasarımların kullanılmasından ortaya çıkan, duygusal ürün kombinasyonu ve bireysel yaşam alanlarının oluşturulmasını kolaylaştıran tasarımlar.

oregon

Villeroy&Boch, Lodge ile ahşap zemin görünümüne sahip yeni porselen seramik zemin konseptiyle dikkat çekiyor. Parkeden ilham alan Lodge, doğal ahşap görünüm, damarlı yüzey, renk çeşitliliği ve otantik renklerle uyumlu olarak geliştirildi. Villeroy&Boch'un farklı taş görünümlerinin karışımından oluşan yeni zemin konsepti Oregon, farklı motif çeşitliliği ile ayrı ayrı desenler oluşturarak canlı bir yüzey etkisi yaratıyor. Karolara derinliğini veren parlak renkler ve ihtiyatlı kabartmalar ise Oregon'un doğal cazibesini vurguluyor.

avalon

my earth

MART 2014 - XXI 76

www.villeroy-boch.com

lodge


MART AJANDASI 1-15 Mart

1 - 29 Mart

TAÇ Konferans Dizisi “Osmanlı’dan Günümüze Lale”

TAÇ Vakfı tarafından düzenlenen konferans dizisinde

Her Cumartesi Bir FilmTAK serisi

Her Cumartesi Bir FilmTAK programı kapsamında sırasıyla

"Osmanlı’dan Günümüze Lale" başlıklı konusu ile Prof. Dr. Gül İrepoğlu konuşma yapıyor.

“Urbanized”, “Gattaca”, “Sketches of Frank Gehry”, “Sleuth” ve

TAÇ Turizm Değerlerini Koruma Vakfı, Eminönü, İstanbul

www.tacvakfi.org.tr

Tasarım Atölyesi Kadıköy, İstanbul

www.kadikoytasarim.org

Kare Sanat Galerisi, Nişantaşı, İstanbul

www.kareartgallery.com

Tasarım Atölyesi Kadıköy, İstanbul

www.kadikoytasarim.org

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Karaköy, İstanbul

www.mimarlarodasi.org.tr

İTÜ Mimarlık Fakültesi, Taşkışla, İstanbul

www.yapifizigidernegi.org

İstanbul Modern Sanat Müzesi, İstanbul

www.vitracagdasmimarlikdizisi.com

Yapı-Endüstri Merkezi, İstanbul

www.prosteel.org

Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul

www.catider.org.tr

Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi, Bursa

www.bursamimar.org.tr

Yapı - Endüstri Merkezi, İstanbul

www.yalitimyarismasi.com

İstanbul Kültür Üniversitesi, Bakırköy, İstanbul

www.mimarlikyarismasi.iku.edu.tr

“The Socialist the Architect and the Twisted Tower” filmleri gösteriliyor.

4 - 29 Mart

“İmkansız Yapılar” Sergisi

Kare Sanat Galerisi, "İmkansız Yapılar" isimli sergiye ev sahipliği yapıyor.

6 Mart - 5 Haziran

Mimarlarla KonTAK Konferansları

TAK hazirana kadar sürecek olan “Mimarlarla KonTAK Konferansları” programı kapsamında mart ayı boyunca her perşembe sırasıyla Nevzat Sayın, Ahmet Alataş, Can Çinici ve Kerem Erginoğlu’nu ağırlıyor.

7 Mart

13-14 Mart

“Baysal-Birsel Rasyonalizmi: 20. Yüzyılın İkinci Yarısında Mimarlık Pratiği” Anma Sempozyumu

Mimarlar Odası, düzenlediği anma programı kapsamında

1. Ulusal Yapı Fiziği ve Çevre Kontrolü Kongresi

1. Ulusal Yapı Fiziği ve Çevre Kontrolü Kongresi sektör

Haluk Baysal ve Melih Birsel’i konu ediniyor.

temsilcileri ve akademisyenleri bir araya getirerek karşılıklı bilgi ve deneyim aktarımı sağlıyor.

14 Mart - 1 Haziran

28 Mart (Son Başvuru)

Vitra Çağdaş Mimarlık Dizisi “Hayallerden Gerçekler” Sergisi

VitrA ve Türk Serbest Mimarlar Derneği’nin birlikte

PROSteel 2014 Çelik Yapı Tasarımı Öğrenci Yarışması

Türk Yapısal Çelik Derneği ve Borusan Mannesmann tarafından

gerçekleştirdiği VitrA Çağdaş Mimarlık Dizisi’nin üçüncü sergisi; “Hayallerden Gerçekler” eğitim yapılarına odaklanıyor.

düzenlenen Prosteel 2014 Çelik Yapı Tasarımı Öğrenci

AJANDA

Yarışması’nın bu yılki konusu; “Afet Konutları Çelik Sistem Tasarımı.”

3 - 4 Nisan

Ulusal Çatı ve Cephe Sempozyumu

Ulusal Çatı ve Cephe Sempozyumu Türkiye’de çatı ve cephe sistemleriyle ilgili süreçlerde yer alan tasarımcıları, malzeme üretici ve dağıtıcılarını, uygulamacıları, araştırmacıları ve ilgili

MART 2014 - XXI 78

diğer meslek gruplarını bir araya getiriyor.

26. Uluslararası Yapı ve Yaşam Kongresi

Uluslararası Yapı - Yaşam Kongresi “Kent Merkezini Yeniden

7 Nisan (son başvuru)

İzocam Yalıtım Yarışması

14.’sü düzenlenen İzocam Yalıtım Yarışması’nın konusu

15 Nisan (son başvuru)

“Yeniden Kent" Temalı Lisans Öğrencileri Ulusal Mimari Proje Yarışması

3 - 5 Nisan

Keşfetmek” teması üzerinde yoğunlaşıyor.

Gaziantep’te bir ilkokul tasarımı. İstanbul Kültür Üniversitesi 2. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında lisans öğrencileri için ulusal bir mimari proje yarışması düzenliyor.


XXI Mart 14  

XXI Mimarlık Tasarım ve Mekan Dergisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you