Page 1

Türk Film Festivali 1 - 7 Mayıs 2014

AYRINTILAR SAYFA 3’TE

www.zamaniskandinavya.dk

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN • YIL : 6 • SAYI : 259 • DANİMARKA 25 DKK • İSVEÇ 30 SEK • NORVEÇ 35 NKR • FİNLANDİYA 3,5 EURO

Amerika, Türkiye’yi güvenmediği için dinliyor

Edward Snowden’in sızdırdığı belgeler üzerinde dedektif titizliğiyle çalışarak “Der NSA Komplex” adlı kitaba imza atan Der Spiegel muhabiri Holger Stark’a göre, “Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı’nın en yoğun istihbarat faaliyeti yürüttüğü ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor.” HASAN CÜCÜK KOPENHAG

Düğün hazırlıkları yapıyordu, vuruldu

1(NSA) en çok dinlediği kişiler listesinde ilk sıra-

Türk siyasiler, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın

larda yer alıyor.” Bu bilgi, Almanya’nın ünlü haber dergisi Der Spiegel’in muhabirleri Marcel Rosenbach ve Holger Stark tarafından geçen günlerde kaleme alınan “Der NSA Komplex” (NSA Kompleksi) adlı kitapta yer aldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, birkaç aydır Türkiye’nin gündeminde olan ‘dinlemeleri’ somut hiçbir delil olmamasına rağmen Hizmet Hareketi’nin üzerine yıkmasına karşılık, iki Alman gazeteci kitapta dinlemelerin adresinin NSA olduğuna işaret ediyor. Sorularımızı cevaplandıran Holger Stark, kitaba, eski NSA çalışanı Edward Snowden’in sızdırdığı belgelerin kaynaklık ettiğini, yer verdikleri bilgileri birçok kaynağa doğrulattıklarını söylüyor. Stark ve Rosenbach, Snowden’in sızdırdığı belgeler üzerinde bir ‘dedektif’ titizliğiyle çalışarak “Der NSA Komplex” adlı kitabı yazmış. Sızan belgelere göre, NSA’nın istihbarat faaliyetleri yürüttüğü ülkeler arasında Türkiye ile İsrail “en yüksek ikinci düzeyde” bulunuyor. En yüksek ikinci düzeyde yapılan dinlemeler, NSA belgelerinde “Amerikan başkanının çok yüksek istihbarat öncelikleri” olarak nitelendiriliyor. Bu istihbarat bilgileri Beyaz Saray’a sunuluyor. Snowden’in sızdırdığı belgeler arasında bulunan “Ulusal İstihbarat Öncelikleri Çerçevesi” adlı 9 Nisan 2013 tarihli belgeye göre NSA, yürüttüğü dinleme faaliyetlerinde 32 farklı alana yoğunlaşıyor. Bu alanlar arasında “liderlerin niyetleri”, “dış politika hedefleri”, “uluslararası ticaret”, “ekonomik istikrar”, “askerî ve sivil altyapı”, “terörizm” gibi başlıklar bulunuyor.

Danimarka’da uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Ozan Özcan’ın düğün hazırlığı yaptığı öğrenildi. 1 HABERİ 14'DE

NORVEÇLİ ÇOCUKLAR:

Karşımda sarhoş bir anne görmek istemiyorum Norveç’te yapılan bir araştırmada “Bazı zamanlar, anne-babanın ‘az alkol’ tüketmesini istiyor musun?” şeklindeki soruya, 76 bin çocuğun “Evet” şeklinde cevap verdiği aktarıldı. 1 HABERİ 8'DE

1 DEVAMI 4'DE Rızkın bollaşma sı için okunacak dua

Özal’ın son yolculuğu Türk okulları içindi Cumhurbaşkanıyken Orta Asya ve Balkanlar’daki Türk okullarının önündeki engelleri kaldırmak için seferber oldu. Vefatından önceki son iki gezisinin tek gündemi bu okullardı. İşte Turgut Özal’ın Hizmet Hareketi’ne ve Fethullah Gülen Hocaefendi’ye bakışı. • 32'de

41

NİMETİN BEREKETİ

EKREM DUMANLI

KAMİL SUBAŞI

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

AHMET TURAN ALKAN

Zikirmatikli analar, gözü yaşlı babalar

O râzı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok

Demek iktidar, böyle bir şey imiş...

Kitap okumuyorsun; bari abdest tazele

6

39

39


2 İSKANDİNAVYA İSVEÇ HABER TURU

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

İsveç’te internete yasak isteği kabul görmedi

Danimarka’nın Arhus Üniversitesi, bir tiroid hastasına ait 6 milyon kanser hücresini Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) gönderecek.

Kanserin çaresi uzayda mı?

Danimarkalı araştırmacılar kanserin çaresinin uzayda olup olmadığını anlamaya çalışacak. ZAMAN KOPENHAG

1pan araştırmacılar yaptıkları bir araştırma kapDanimarka’nın Arhus Üniversitesi’nde görev ya-

samında kanserli hücreleri uzaya göndermeye hazırlanıyor. Araştırmacıların hedefi kanserli hücrelerin uzay ortamındaki tepkilerinin belirlenmesi. Umut edilen sonuçların elde edilmesi halinde kanser ile mücadelede yeni bir dönem başlayabilir. Günümüzde insan sağlığını tehdit eden hastalıkların başında gelen kanser, bilim adamlarını radikal adımlar atmaya yöneltiyor. Bugüne kadar yapılan sayısız araştırma sayesinde kanserle mücadelede önemli bir mesafe alınmış olsa da henüz tedavinin tam anlamıyla bulunduğunu söylemek mümkün değil. Öte yandan bilhassa son yıllarda elde edilen bilgiler bilim adamlarının ümitlenmesine neden oluyor. Bu kapsamda Danimarka’da da önemli bir araştırma devam ediyor. Daha önce yapılan araştırmalarda kanser hücrelerinin yer çekimsiz ortamlarda, yer çekiminin olduğu ortama nazaran yüzde 30 daha fazla öldüğü keşfedilmişti. Bu yüzden uzayın kanserle mücadelede son derece farklı bir ufuk

sağlayabileceği söyleniyor. Danimarkalı araştırmacılar bunu ıspat etmek için kolları sıvadı. Önümüzdeki günlerde kanserli bazı hücreler deney amaçlı olarak uzaya gönderilecek. Bir süre uzayda kalacak olan hücreler daha sonra dünyaya geri getirilecek ve sonuçlar analiz edilecek. Yer çekimsiz ortamda kanserli hücrelerin ölümüne neden olan mekanizmayı çözerek bu yönde ilaçlar üretmeyi amaçlayan Danimarka’nın Arhus Üniversitesi, bir tiroid hastasına ait 6 milyon kanser hücresini Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) gönderecek. Konuyla ilgili olarak Danimarka medyasına açıklamada bulunan Arhus Üniversitesi proje yetkilileri, “Yer çekimsiz ortamdaki kanserli hücre ölümlerinin proteinler tarafından tetiklendiğini biliyoruz ancak detaylı bilgiye sahip değiliz. Bu sorunun cevabını bulabilirsek kanser tedavisinde yeni ilaçlar geliştirebiliriz.” dedi. Bu arada söz konusu kanserli hücrelerin 3 gün süren bir yolculuğun akabinde uzay istasyonuna varacağı ve 1 ay boyunca uzayda kalacağı öğrenildi. Daha sonra dünyaya getirilecek hücreler incelenecek ve kanserle mücadelede yeni bir dönemin başlayıp başlamadığı netlik kazanacak.

Donör sayısı rekor derecede düşük ZAMAN KOPENHAG

1organ bağışı konusunda ciddi bir zorlukla karşı

Parlamentodaki birçok siyasetçiye göre Danimarka

karşıya. Danimarka’da organlarını bağışlayanların insanların sayısı 2013 yılının en düşük seviyesinde. Liberal sağlık sözcüsü Sophie Löhde, ”Ben gerçekten bu durumun çok üzücü olduğunu ve büyük bir sorun olduğunu düşünüyorum. Çok uzun bekleme listelerimiz var ve bu mantıken şu sonucu doğuruyor; kurtarılabilecek bazı insanlar hayatını kaybediyor çünkü çok az sayıda organ bağışçımız var” dedi. Sosyal Demokratlar sağlık sözcüsü

Flemming Moeller Mortensen’de bu rakamlar konusundaki endişelerini dile getirerek, ’ Çalışma grubunun Danimarka’da donör sayısının düşük olması gerçeğini değiştirmek için neler yapılabileceğini araştırmasından ötürü çok mutluyum. Çünkü bu ülkemiz için bir sorun ve aynı zamanda siyasi bir problem. Çalışma grubu Kalp Böbrek Vakfıyla birlikte çalışmaktadır. Vakfın birkaç önerisi bulunuyor. Hem Liberaller hem de Demokratlar politik inisiyatifler alarak yardımcı olabileceklerini umuyorlar.Ayrıca birçok akademik girişim başlatıldı. Sağlık çalışanları, beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın yakınlarıyla gerçekleştirecekleri zorlu konuşmayla ilgili olarak eğitilebilir.’ diye konuştu.

İsveç Yeşiller Partisi’nin arkasında kimin olduğu belli olmayan internet siteleri ile sahte blog sayfalarının kapatılmasını isteği tepkiler üzerine geri çekildi. Yeşiller Eş Başkanı Åsa Romson, arkasında kimin olduğu belli olmayan İnternet siteleri ve blog sayfalarında, kin, nefret ve hakaret içeren mesajlar yayınladığına dikkat çekerek İsveç Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun bu tür sayfaların erişimine yasak getirmesi gerektiğini kaydetti. İnternet yasalarını değiştirmeye hazır olduklarını kaydeden Romson, bu şekilde ırkçı söylemlerin ve nefretin önüne geçmek istediklerini ifade etti. Yeşiller Partisi’nin bu teklifi, sosyal medyada tepkilere neden oldu. Parti, ifade özgürlüğüne engel olmaya çalıştığı suçlamalarının artması üzerine, önerinin askıya alındığı duyuruldu.

“İsveç ve Finlandiya artık NATO’ya katılmalı” Haziran ayında istifa edeceğini belirten Finlandiya Başbakanı Jyrki Katainen, ülkesini, İsveç ile birlikte artık NATO üyeliğini düşünmesi gerektiğini söyledi. Devlet televizyonuna açıklama yapan Başbakan Jyrki Katainen, “Finlandiya artık uluslararası alanda diğer ülkelerle birleşmeli ve doğru zamanda İsveç ile birlikte NATO’ya katılması gerekiyor.” diye konuştu. Ülkenin dış politikasından dolayı parlamentonun kendisi gibi düşünmediğini dile getiren Başbakan Katainen, “Artık NATO’ya katılmalıyız çünkü bu Finlandiya’nın durumunu güçlendirecektir. Bu konuda yalnız olmadığımı da biliyorum.”dedi.

İbrahimoviç’ten Müslüman kardeşine son görev Geçtiğimiz günlerde, kan kanseri hastalığına karşı uzun süre verdiği mücadelesini kaybederek vefat eden Zlatan İbrahimovic’in kardeşinin cenaze töreni İslami usullere göre gerçekleştirildi. Kardeşi Sapko İbrahimovic’in Müslüman olması sebebiyle cenaze namazını Bosnalı İslam topluluğunun lideri kıldırırken, topluluğun üyeleri de cenaze namazında yerini aldı. Dün Malmö’de düzenlenen cenaze töreninde Zlatan İbrahimovic de, baba tarafından kardeşi olan Sapko için son görevini yerine getirdi. Eşi ve çocuklarıyla İsveç’te bulunan futbolcu, cenazenin ardından taziyeleri kabul etti. Golcü futbolcunun oldukça bitkin olduğu da gözlerden kaçmadı. Daha önce verdiği bir röportaj da hiçbir dine inanmadığını söyleyen İbrahimovic’in cenazedeki fotoğrafı sosyal medyada herkesi şaşırttı.

Pilot sarhoş çıkınca uçuş gerçekleşmedi Stockholm Skavsta Havaalanı’nda bir uçuş pilot alkol testinde pozitif çıkınca gerçekleşmedi. Skavsta Havaalanı’nda polise uçuş için bekleyen bir uçağın pilotunun sarhoş olduğu yönünde bir ihbar ulaştı. Hemen harekete geçen polis söz konusu pilota alkol testi yaptı ve sonuç pozitif çıktı. Daha güvenli bir tespit için pilottan kan örnekleri de alınırken polis uçağın kalkışına izin vermedi. Pilotun sarhoş olduğunun kesinleşmesi halinde söz konusu pilot hakkında davası açılacağı belirtiliyor.


Türk Film Festivali 2014 Türk sineması Danimarka’ya geliyor! KOPENHAG | AARHUS | ODENSE

1 7 Mayıs 2014 Festival programını www.danimarkahaber.dk ve www.opinionen.dk sitelerinden ve Facebook sayfalarından takip edebilirsiniz. /danimarkahaber

/opinionen

SPONSOR:

ORGANİZATÖR:

- MAGASINET MED TVÆRKULTUREL KANT

Ballerup Centret

...KATKILARIYLA.


4 İSKANDİNAVYA

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

BİRİNCİ SAYFADAN DEVAM Der Spiegel’in Washington muhabiri Holger Stark, ABD’nin Türkiye’ye güvenmediği için gizli şekilde dinleme yaptığını iddia ediyor. -ABD, neden müttefiklerinin de içinde bulunduğu onlarca ülkeyi dinleme gereği duyuyor? Elbette, güç ve hegemonyasını devam ettirmek için. NSA’nın eski başkanı Kenneth Minihan, 1996’da tüm çalışanlarına gönderdiği bir mesajda, internetin keşfini atom bombasına benzeterek şunları yazmıştı: “21. yüzyılda gücü elinde bulundurmanın anahtarı, bilgi ve iletişim teknolojisini kontrol altında tutmaya bağlıdır. NSA olarak bu konuda en önemli görev bize düşüyor. Öncü görevi üstlenen bir kurum olarak hedefimiz, Amerika’nın bilgi üstünlüğünü sağlamaktır.” NSA, ABD’nin bu hedefe ulaşmasında en önemli araçtır. NSA’nın gizli belgelerini incelerken 122 devlet başkanının NSA tarafından izlenip dinlendiğini keşfettik. Bu, tüm dünyadaki ülkelerin yarısından fazlasının dinlendiği anlamına geliyor. Snowden’in sızdırdığı belgelerden öğrendiğimiz bir diğer göz ardı edilmemesi gereken gerçek ise ABD’nin devletler bazında ‘gerçek dostunun’ olmamasıdır. -Bu dinlemeler ortaya çıktığında müttefikleriyle arası bozulmaz mı? Ortaya çıkan skandalın faturalarını zaten görmeye başladık bile. Brezilya Devlet Başkanı Dilma Roussef, geçen yıl New York’taki BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasının önemli bir bölümünü ABD’nin dinlemelerinden duyduğu rahatsızlığa ayırarak şikâyetçi olmuştu. Adı dinlenenler listesinde olduğu için Washington’a yapacağı ziyareti iptal etmişti. Berlin’deki başbakanlık koridorlarında da ‘güvenimiz tamamen kayboldu’ konuşmaları yapılıyor. Ünlü Almanya-ABD tarihi uzmanı Fritz Stern, dinleme skandalını, iki ülke ilişkilerinde 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan en büyük ayrışma olarak değerlendirdi. Bu çok ciddi güven bunalımı demektir. Birçok ülke, ABD ile yakın ve iyi ilişkiler kurduğuna inanıyordu. Oysa bu yakınlığın ABD tarafında hiçbir anlamı olmadığını çirkin dinlemelerle öğrendiler. 2 Mayıs’ta Almanya Başbakanı Angela Merkel, Washington’u ziyaret edecek ve NSA’nın çalışma metotları üzerine konuşacak. Doğrusu bu görüşmenin nasıl geçeceğini ve Merkel’in masaya hangi belgeleri koyacağını merakla bekliyorum. -Kitabınıza konu olan dinlemeler çok ciddi ve ülkeler arasında ciddi krize sebebiyet verecek nitelikte. Bu bilgilerin doğru olduğunu nasıl teyit ettiniz ve kaynaklarınız ne derece güvenli? Kitabımızın kaynağı Edward Snowden. Bu isim NSA’da çalışmış, içeriden biri. Snowden, sadece dinleme ve izlemelerin nasıl yapıldığını açıklamakla kalmadı, bu konuda kafalarda soru işaretlerini ortadan kaldıran bilgi ve belgeleri ortaya koydu. Snowden’in dışarı sızdırdığı bu bilgiler buzdağının sadece görünen yüzü ve ancak yüzde 10’luk bir bilgi sahibi olmamızı sağladı. Snowden, sızdırdığı belgeleri birçok gazeteciye verdi. Açıkçası belgelerde çok zengin bilgi ve detaylar var. Belgeler sayesinde NSA hakkında, çalışma metotları konusunda bilgi sahibi olduk. Tabii elimize geçen bu bilgileri çeşitli kaynaklardan doğrulattık. Eski NSA çalışanlarıyla konuştuk, üst düzey bürokratların kapısını çaldık, Beyaz Saray’dan isimlere bilgileri doğrulattık, internet uzmanlarıyla güvenirliğini kontrol ettik ve en önemlisi NSA ile görüştük. Tüm bu görüşmelerin sonunda Snowden’in sızdırdığı tüm bilgi ve belgelerin doğru olduğunu gördük. Yani bilgilerin güvenilirliği konusunda hiç şüphemiz kalmadı. -Günümüz teknolojisinde dinlemelere karşı önlem alınması bu kadar zor mu? Rusya, Türkiye ve diğer ülkelerde ortaya çıkan kayıtlar, özel görüşmelerin çok kolay bir şekilde dinlendiğini gösterdi. İnsanlar kesinlikle şunu bilmeli ki herhangi bir koruma tedbiri alınmadan yapılan her türlü

MERKEL-OBAMA GÖRÜŞMESİNİN 1 NUMARALI GÜNDEMİ DİNLEME

ABD, Türkiye’yi güvenmediği için dinliyor

Edward Snowden’in sızdırdığı belgeler üzerinde dedektif titizliğiyle çalışarak “Der NSA Komplex” adlı kitaba imza atan Der Spiegel muhabiri Holger Stark’a göre, “Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı’nın en yoğun istihbarat faaliyeti yürüttüğü ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor.”

DİNLEMEYE EN BÜYÜK TEPKİ BREZİLYA’DAN GELMİŞTİ 2 Eylül 2013’te Brezilya’nın en büyük kanalı Globo’da en çok izlenen televizyon programı Fantastico’da yayımlanan ifşaat ülkeyi sarstı. Eski NSA çalışanı Edward Snowden, programda, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) Brezilya Devlet Başkanı Dilma Roussef’in kişisel konuşmalarını, e-postalarını ve tüm internet trafiğini izlediğini açıkladı. Snowden, ajansın ayrıca Brezilya devletinin petrol şirketi Petrobras’ın tüm iletişimini gözetlendiğini ifade etti. Ajansın casusluk yaptığı belgeler arasında Brezilya’nın yakında ihaleye açacağı 1,3 trilyon dolar değerindeki petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu Libra sahasıyla ilgili dokümanlar da bulunuyordu. Ortaya çıkan skandala en büyük tepkiyi Devlet Başkanı Dilma Roussef verdi. ABD’nin başkenti Washington’a 23 Ekim’de yapacağı ziyareti iptal ettiğini açıklayan Roussef’i telefonla arayan ABD Başkanı Barack Obama, kararından vazgeçirmeye çalıştı ancak başarılı olamadı. Roussef, Obama’dan kamuoyunun önünde özür dilemesini isterken, ABD Başkanı bunu reddetti. Roussef, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmanın önemli bir bölümünü NSA’nın dinlemelerine ayırarak ABD yönetimini sert bir dille eleştirmişti.

konuşma birçok teknik ve teknoloji ile rahatlıkla dinlenir. Sadece telefon görüşmeleri değil, e-postalara da kolayca ulaşılıyor. Kesinlikle sistemin çok sağlam şifrelenmesi gerekiyor. Snowden’in ortaya çıkardığı gerçeklerden kazandığımız en önemli tecrübe; insanlar ister özel ister resmî olsun tüm görüşmelerini çok ciddi teknolojik koruma altında yapmalıdır. Yoksa tüm bilgi ve belgeler rahatlıkla ele geçirilir. Zaten son olaylar bunun böyle olduğunu hepimize gösterdi. -Kitabınızda ABD’nin en çok Türk siyasileri dinlediğini yazıyorsunuz. Bunun sizce gerekçesi nedir? Başbakan Erdoğan’ın, NSA için istihbari bir hedef olduğunu ve olmaya devam ettiğini tahmin ediyorum. İlginç olan ise bir taraftan Türkiye ve istihbaratı hem CIA hem de NSA için yakın işbirliği yaptığı bir partner olurken, diğer taraftan Türkiye liderlik hedefi olan bir ülke konumunda bulunuyor. Türkiye, çok nadir ülkeye nasip olan çok önemli bir coğrafi konumda. İran’a yönelik çok özel bir konumu var, İsrail ile kötü ve çatışan ilişkiler

2 Mayıs’ta ABD’ye resmî bir ziyaret yapacak olan Almanya Başbakanı Angela Merkel’in masaya koyacağı dosyalar arasında NSA’nın dinlemeleri önemli yer tutuyor. İki ülke arasında güven bunalımına yol açan dinlemelerle ilgili Merkel, Başkan Obama’dan izahat isteyecek. Dinleme skandalı patlak verdiğinde ABD Başkanı Barack Obama, kendi telefonlarının bile dinlendiği bilgisine ulaştığını söyleyen Almanya Başbakanı Angela Merkel’e “Seni dinlemiyoruz.” demek zorunda kalmıştı. Merkel’in ofisi, ABD istihbaratının Almanya Başbakanı’nın cep telefonunu dinlemiş olabileceği yönünde bilgi edindiklerini duyururken, Angela Merkel, kendi telefonlarının da NSA tarafından dinlendiği iddiasıyla Obama’yı aradı. Merkel’in açıklama istediği Obama, “Seni dinlemedik.” dedi. Sonra da “İstesek dinleriz” anlamı çıkabilecek şekilde “Bundan sonra da dinlemeyeceğiz.” demişti. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre Obama, Merkel’in dinlenmediğinin ve ileride de dinlenmeyeceğinin garantisini verdi. Görüşmenin ardından bir açıklama yapan Merkel’in sözcüsü ise “Almanya’nın açıklamadan tatmin olmadığını ve ABD’nin izleme faaliyetleriyle ilgili acil ve kapsamlı bir bilgi talep ettiklerini” söylemişti. ABD’nin Merkel’i nasıl dinlediğinin ayrıntılarına Der Spiegel dergisi ulaşmıştı. Der Spiegel’e göre dinlemeler asıl olarak ABD’nin Berlin Büyükelçiliği ve Frankfurt Konsolosluğu çatısına yerleştirilen özel antenler sayesinde yapıldı. Merkel, 2002’den beri dinleniyordu. Bush’tan sonra Obama’nın da dinlemeden haberdar olduğu ortaya çıktı. Der Spiegel, kapaktan verdiği haberde, Berlin’de bütün bakanlıklar ve Başbakanlık Dairesi’nin bulunduğu Brandenburg Kapısı’na çok yakın olan Paris Meydanı’nda yeni inşa edilen ABD Büyükelçiliği’nin çatısına NSA ve CIA tarafından kurulan özel bir birim tarafından dinleme sisteminin kurulduğunu yazdı. Derginin kapağında, büyükelçiliğin üzerindeki dinleme sisteminin resmi yer aldı. Dergide yer alan habere göre Merkel, zaman zaman dinlendiğine dair kuşkuların dolaştığını, daha çok Rusya ve Çin’den şüphelendiğini söylemiş, “Dost ve müttefik” ABD’nin Merkel’i dinleyebileceğine ise pek ihtimal verilmemiş. Derginin kaynak gösterdiği NSA’nın “Çok Gizli” ibareli belgesine göre, 2010 yılında NSA ve CIA tarafından görevlendirilen ve özel yetiştirilmiş “Special Collection Service (SCS)” timi, Berlin’deki ABD Büyükelçiliği’nin çatısına dinlemelerin çok daha kolay ve yaygın yapılabilmesi için özel bir anten yerleştirdi. var, Suriye’deki savaştaki zor rolünden dolayı NSA için ister istemez ilgi duyulan bir ülke konumuna geliyor. ABD, Türkiye ile istihbarat konusunda yakın işbirliği yaptığı gibi, ilginç bir şekilde ‘gizli’ şekilde bilgiye ulaşmayı da tercih ediyor. Şunu da net olarak belirtmekte fayda var: ABD, Türkiye’ye yukarıda saydığım ülkelerle olan coğrafi ve siyasi ilişkilerinden dolayı güvenmediği için dinleme yoluyla bilgiye ulaşıyor. -Türkiye’de şu an dinlemeler çok gündemde. Ortaya hükümet mensuplarıyla ilgili çok sayıda ses kaydı çıktı. Bu dinlemelerin ardında ABD’nin olabileceği iddiaları var. Sizce bu iddialar doğru olabilir mi? Bu konuda spekülasyonlara yol açacak herhangi bir açıklama yapmak istemiyorum.


6 İSKANDİNAVYA O râzı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok Bir süredir Türkiye’de gündemde tutulan “Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir nefret söylemleri ve hakaretlerin neticesinde haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, oluşan gergin atmosferin yansımaları olarak doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, Danimarka’da da bulunduğum farklı ortamlarda, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptıgerek gazetemiz, gazetemizin yayın politikası ğınıza pişman olursunuz.” gerekse Hizmet Hareketi ile alakalı sorulara maruz Bir diğer önemli husus ta hafta sonu Danikalıyorum. Sorulan sorulardan edindiğim izlenim marka Türk Diyanet Vakfı tarafından düzenlenen şu: Birincisi, soruların hepsi havuz medyası kay- ‘Peygamberimiz, din ve samimiyet’ temalı Kutlu naklı, yani hergün yayınlanan iftira haberlerine Doğum Programı’nda işlendi aslında. Diyanet dayanıyor. İkincisi, sorulan soruların cevaplarının İşleri Başkanlığı’nın Kutlu Doğum Haftası vehepsi aslında gerek bizim gazetemizde ve web silesi ile bu yılki teması: ‘Din samimiyettir.’ Din sayfamızda yayınlanan samimiyet ve ihlastan ibaret haberlerde ve yorum yaise –ki öyle- o zaman ortaya saçılan, tapeler, iftiralar ve zılarında gerekse Türkiye Sayın Başbakan Erdoğan’ın son nefret söylemleri karşısında Zaman’ın gazete sayfalameseleleri az önce bahsi rında ve web sayfasında zamanlarda sık sık sözlerine geçen ayet eksenli değeryayınlanan haberlerde ve atıfta bulunduğu Bediüzzaman yorum yazılarında mevcut. lendirip, ‘din samiyettir’ Said Nursi, Lem’alar eserinde Geçen haftalarda hususunu da göz önünde 21. Lem’a’yı ihlasa ayırmış. İhlas ‘Danimarkalı uzmandan bulundurarak sorgulamamız hakkında olan 21. Lem’a’nın seçim analizi’ yazımda da gerekmez mi? Acaba bizler değinmiştim. Türk medne kadar meselelerimizde, başında şunu yazmış: "Bu Lem’a dinimiz, değerlerimiz adına yasının politize olması, lâakal her onbeş günde bir defa samimi ve ihlaslı olabildik? çıkarılan internet yasası, okunmalı." Olabildik mi, yoksa kıskançTwitter ve Youtube’nin kapatılması, Sabah lık, korkaklık ve rekabet hisGazetesi gibi Başbakan leriyle ihlasımızı kaybedip, Erdoğan tarafından satın aldırıldığı iddia edilen kardeşlerimizi, dostlarımızı karalama yolunu mu gazete ve televizyonlar -bunlar havuz medyası tercih ettik, onlara düşmanlık mı besledik? diye adlandırılıyor… Toplumun büyük kısmının Sayın Başbakan Erdoğan’ın son zamanlarda haberleri, politik süzgeçten geçirilmiş bu kanal- sık sık sözlerine atıfta bulunduğu Bediüzzaman lardan alması ki; AKP’ye oy verenlerin yaklaşık Said Nursi, Lem’alar eserinde 21. Lem’a’yı ihlasa yüzde 80’nini oluşturan bir kitle, ‘haber internet ayırmış. İhlas hakkında olan 21. Lem’a’nın basiteleri’ni takip etmeyip sadece hükümet yanlısı şında şunu yazmış: “Bu Lem’a lâakal her onbeş gazete ve televizyonlardaki politik süzgece tabi günde bir defa okunmalı.” Ve devamında şöyle tutulmuş bu haberleri okuyor, dinliyor veya izliyor. der: “Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u Dolayısıyla, ister istemez ya bunlara inanıyor ya da hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o zihinleri bulanıyor. hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu mânilere Son 4-5 ayda havuz medyası tarafından ya- ve bu şeytanlara karşı, ihlâs kuvvetine dayanmak yınlanan yalan haberlerin sayısı yüzlerce. Adeta gerektir. İhlası kıracak esbabdan; yılandan, akrepbirbirleriyle yarışıyorlar, bazen de birbirerini tekzip ten çekindiğiniz gibi çekininiz… İhlası kazanmak ediyorlar, hatta kendi kendilerini bile yalanlayan ve muhafaza etmek ve mânileri defetmek için, haberlere imza atıyorlar. Arşivlerde, yayınlanan gelecek düsturlar rehberiniz olsun.” benzer içerikli haberlere bakılınca 180 derecelik Ben burada sadece birinci düstura değinerek bir ‘eksen kayması’ görülüyor haberlerde. Za- yazımı bitirmek istiyorum ki; benim için bir yol man gazetesi her hafta bir çok yalan haberi –ki rehberi, derdime derman, sorularıma cevap, belirtmekte fayda var, hepsine yetişmenin imkanı öfkeme sakinleştirici hükmündedir: “Amelinizde yok- yalan haber dosyasına ekliyor. Biz de geçen Rızâ-yı İlâhî olmalı. Eğer O râzı olsa, bütün dünya haftalarda yalan haber dosyası yapıp yayınlamıştık küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün gazetemizde. Ama, hepsine yetişmenin imkanı halk reddetse te’siri yok. O razı olduktan ve kabul yok. Bu gidişle ileride malesef ciltler dolusu yalan ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, haber kitapları yayınlanacak gibi… Fakat şurası sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halkbir gerçek ki, yalan haber de olsa toplum üzerinde lara da kabûl ettirir, onları da razı eder. Onun için, belirli seviyede bir algı oluşturuyor. Tüm iftiralara bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı ve hakaretlere yapılan yalan haberlere cevap Hakk’ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.” vermenin imkanı yok. Ben burada sadece Hucurat k.subasi@zamaniskandinavya.dk Suresi 6.ayeti tekrar hatırlatmakla yetineceğim: Twitter: @kamilsubasi

NORVEÇ HABER TURU

Kamil Subaşı

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Başbakan Solberg sessizliğini bozdu Başbakan Erna Solberg, Ukrayna-Rusya gerginliğine ilişkin sessizliğini bozdu. Başbakan, her iki tarafa da sukunet çağrısında bulundu. Solberg, birçok ülkenin, insan haklarının ihlalinin kabullenemez bir şey olduğunu düşündüğünü, ülke olarak kendilerinde aynı çizgide durduklarını söyledi. İnsan hakları ihlalinin tıpkı Kırım’da yaşandığı gibi, Ukrayna’da da yaşanabileceğini açıkladı. Erna Solberg, Ukrayna’da olup biteni yakından takip eden Rusya’nın, ülkeye baskı için 40 bin askerini yine Ukrayna sınırına koğuşlandırdığını, Rusya’nın Ukrayna meselesinde daha ihtiyatlı hareket etmesi ve sakinleşmesi gerektiğini vurguladı.

Sünnet, devlet kontrolünde yapılacak Hükümet, sünnet operasyonu sırasındaki muhtemel hataların önüne geçmek için bir yasa tasarısı hazırladı. Kamu Sağlığı Bakanlığı tarafından hazırlanan tasarıda, ülke genelinde ‘sünnet’, hükümetin yetki verdiği devlet ve özel hastanelerde çalışan uzmanlar tarafından yapılacak. Bakanlık yetkilileri, amaçlarının sünnet esnasında olması muhtemel kazaların önüne geçmek olduğunu açıkladı. Bakanlığın internet sitesinde yayınladığı açıklamaya göre, ülke genelinde her yıl 200 bin kişinin sünnet olduğu kaydedildi. Sünnet operasyonununu gerek Müslüman gerekse Yahudilerin uyguladığı önemli bir dini uygulama olduğu kaydedildi.

Hastaneden ilaç çalan hemşireye hapis cezası Başkent Oslo Hastanesi’nde eşi az rastlanır bir olay yaşandı. Hastanenin çocuk hastalıkları bölümünde çalışan Romanyalı 40 yaşında bir hemşirenin ilaç çalma suçundan 60 gün hapis ve 30 bin Norveç Kronu para cezasına çarptırıldığı açıklandı. Mesai arkadaşlarının şikayetleri üzere bölümün ilaç deposu 3 haftada bir iki defa sayıldı.Yapılan incelemeler sonunda, sistemde sadece Romanyalı hemşirenin otomatik giriş kartıyla bu zaman zarfında ilaç deposuna 10 defa girip-çıktığı kaydedildi. Oslo Adalet Sarayı’nda yargılanan hemşirenin daha önce Romanya’da sahte fatura ve hap ithalindeden de hüküm giydiği açıklandı.

Üç ay içerisinde 2 bine yakın kişi sınırdışı edildi Yeni yılın ilk 3 ayında ülke genelinde sınırdışı edilenlerin sayısında yüzde 37 artış yaşandığı kaydedildi. 2014 Nisan ayına kadar ülke genelinde toplam bin 705 kişinin oturum izninine sahip olmadığı gerekçesiyle polis tarafından yurt dışı edildiği açıklandı. Sadece mart ayında 534 kişinin sınır dışı edildiği bildirildi. 2013 yılındaysa bu sayının bin 248 olduğu belirtildi. Genel itibariyle yurtdışı edilenlerin daha çok Nijarya, Afganistan ve Romanya vatandaşlığına sahip olduğuna işaret edildi. Öte yandan 2014 yılında sınırdışı edilenler arasında yer alan 36 kişinin herhangi bir ülke vatandaşlığına sahip olmadığı ifade edildi.

Özel okulların sayısı artışta Ülke genelinde açılan özel okulların oranının yüzde 40’a yükseldiği açıklandı. Eğitim-Öğretim Direktörlüğü’nün yaptığı açıklamaya göre, 2014 yılında 26 adet özel okul açıldığı, açılan bu okulların 9’unun dini okullar olduğu belirtildi. Son 10 yıl içersindeyse açılan devlet okulların oranındaysa düşüş yaşandığı, açılan kamu okullarının sayısının 430, özel okullarınsa toplam 268 olduğu vurgulandı. Ayrıca daha çok kamu okullarını destekleyen anamuhalefet İşçi Partisi (Ap) yetkilileri, özel okullarının artışının endişe verici olduğunu açıkladı.


7 İSKANDİNAVYA Çevreci genç kız, bir yıldır mağarada yaşıyor

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Norveçli 19 yaşındaki Ida Beate Løken isimli bir lise öğrencisi, yaklaşık bir yıldır 1,2 metre yüksekliğinde mağarada yaşıyor.

ENGİN TENEKECİ OSLO

1isimli bir lise öğrencisi, yaklaşık bir Norveçli 19 yaşındaki Ida Beate Løken

yıldır Aurland bölgesinde 1,2 metre yüksekliğinde mağarada yaşıyor. Ülke gazetelerinden FIRDA’nın internet sitesinde yer alan haber tıklanma rekorları kırıyor. Haberde, susuzluğunu yağmur ve dağ suyuyla gideren genç öğrencinin, çevrede yetişen bazı bitkilerden de istafede ettiği aktarılıyor. Çevreci olduğunu dile getiren Løken, masraflarını en aza indermek için bu türlü yönteme başvurduğunu söylüyor. Mağarada kullandığı eşyalar daha çok koyun yününden yapılmış bir yatak, gaz lambası, sandalye ve uyku tulumundan oluşuyor. Norveçli genç, sabahları mağrada kuş sesleriyle ve taze havayla uyanmanın kendisi için oldukça sağlıklı ve heyecan verici olduğunu açıklıyor. Normal bir ev yatağında bir insanın sabahları yataktan kalkmakta zorlandığını hatta uyanmak istemediğini vurguluyor. ‘’Mağarada yaşamayı seviyorum.’’ diyen genç öğrenci, Norveçlilerin kaçınılmaz bir materyalist hayatta yaşam sürdüklerini, insanların nereden geldiklerini unuttuklarını açıklıyor. Løken, zaman zaman lise arkadaşlarının kendisini ziyaret ettiklerini de kaydediyor.

Yaklaşık bir yıldır mağarada yaşayan 19 yaşındaki Ida Beate Løken’in FIRDA’nın internet sitesinde yer alan haberi tıklanma rekorları kırıyor. FOTO: Bent Are Iversen,Firda/ANB

İşyerlerine, düğünlere, doğum günlerine ve her türlü özel günlere... 1250 m2’lik modern ve hijyenik mutfağımızla, 25.000 paket üretim kapasitemizle, ve 28 tecrübeli personelimizle... Anadolu’muzun, sıcak ve soğuk yemeklerini servis yapmaktan mutluluk duyarız. Eksotiske Delikatesser A/S • Industrigrenen 21, 2635 Ishøj • Tlf. +45 7023 2808 www.delikate.dk • delikate@delikate.dk • Açılış saatleri: Pazartesi-Cuma 8-17 • Cumartesi 8-13


8 İSKANDİNAVYA DANİMARKA HABER TURU

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Halk Sağlık Enstitüsü’nün açıkladığı verilere göre, Norveç genelinde 90 bin çocuğun anne-babasının alkol sorunu yaşadığı belirtildi. FOTO: ZAMAN, ENGİN TENEKECİ

NORVEÇLİ ÇOCUKLAR:

Karşımda sarhoş bir anne görmek istemiyorum

Norveç’te yapılan bir araştırmada “Bazı zamanlar, anne-babanın ‘az alkol’ tüketmesini istiyor musun?” şeklindeki soruya, 76 bin çocuğun “Evet” şeklinde cevap verdiği aktarıldı. ENGİN TENEKECİ OSLO

1tüketimine ilişkin bir araştırmaya imza atıldı. AraşNorveç tarihinde ilk defa anne-babalarıın alkol

tırmada 8 ila 19 yaş arası çocuklara ebeveynlerin alkol tüketimi hakkında bazı sorular soruldu. Av-og-til isimli bir araştırma şirketi tarafında yapılan araştırmada on binlerce çocuğa sorulan, “Bazı zamanlar, anne-babanın ‘az alkol’ tüketmesini istiyor musun?” şeklindeki soruya, 76 bin çocuğun “Evet” şeklinde cevap verdiği aktarıldı. Ayrıca, Halk Sağlık Enstitüsü’nün açıkladığı verilere göre, ülke genelinde 90 bin çocuğun anne-babasının alkol sorunu yaşadığı belirtildi. Bununla birlikte araştırma esnasında bazı çocukların, ‘’Annemin karşımda sarhoş olmasını istemiyorum.’’ temennisinde de bulunduğu vurgulandı. Araştırma yetkilileri, araştırma sonucunun, ülke genelinde binlerce çocuğun anne-babasının alkol tüketimini aza indirmesini istediği gerçeğini gözler önüne serdiğini kaydetti. Ebeveynlerin alkol tüketimini azaltması gerektiğini savunan başkentli çocukların yüzde 21’lik bir oranla diğer şehirlerdeki çocukların oranının önünde olduğu, bu tip çocukların yaş gruplarınınsa 16 ila 19 olduğu bildirildi. Daha önce kouyla ilgili Zaman’a konuşan Norveçli psikolog-yazar Vigdis Bunkholdt, anne-babanın alkol tüketiminin çocuğun üzerinde ruhsal ve fiziksel bozukluklar meydana getirdiğinin altını çizmişti. Ona göre bir annenin hamilelik döneminde fazla alkol tüketmesi, ceninde alkol sendromuna yol açabiliyor: ‘’Bu organik bir zarar olup, çocuğun dış görümününde farklılıklara, doğduğu zaman kilosunun az ve kasların esnek olmasına neden oluyor. Ayrıca çoğu zaman bu çocuklar, geç gelişebiliyorlar ve psikolojik gelişimlerinde sıkıntılar olma ihtimali artıyor.’’ Ayrıca Psikolog Bunkholdt, alkol bağımlısı annelerin doğurduğu çocukların kaslarında heyecan meydana getiren çok acı verici bir rahatsızlığın meydana geldiğini

ve bunun da kramplara yol açtığına işaret etmişti. ‘’Çocuklarda duyusal etkiler (ses, ışık gibi) çok hassastır.’’ Diyen Bunkholdt, alkolik annelerden dünyaya gelen çocukların, okul hayatında sorunlar yaşadığını, konsantrasyon eksikliği çektiğini ve sosyal hayat içerisinde farklı durumlarda nasıl davranılacağını öğrenme konusunda problerler yaşadıklarını aktarıyor. Bu tür hastalıklara maruz kalan çocukların ise, kendilerini yetiştirenlere de zorluklar yaşattığına parmak basmıştı. Bazı psikologlarlarsa, alkol alanların kişiliğinin ve davranışlarının değişliğe uğradığını, bu olumsuz durumunsa çocuklarda güvensizliğe yol açtığına işaret ediyor. Böyle bir ortamda yetişen çocukların, kendi anne-babalarına ebeveynlik yapma zorunda kaldıklarını ve bu durumun, çocukları çok erken yaşta, hazır olmadıkları yükümlülüklerin altına soktuğunu hatırlatıyor. Diğer taraftan psikologlar, ebeveyndeki alkol bağımlılığının çocukların gelecekteki yaşantılarına sebebiyet verdiği sorunları ise şu şekilde özetliyor: ‘’Psikolojik bozukluk, şiddete ve tacize maruz kalma ve hayatını erken kaybetme riskinin iki katına çıkması.’’

Alkol tüketiminin devlete verdiği zarar yılda 22 milyar kron Alkol tüketiminin devlet kasasını da zarara uğratıyor. Oslo ekonomi araştırma şirketinin, alkol kullananların devlete verdiği maddi zararlara ilişkin hazırladığı rapor sonucunda, ülkede alkol kullananların devlet kasasını her yıl 22 milyar kron zarara uğrattığı belirtiliyor. Diğer taraftan raporda, en az her 10 yetişkin Norveçliden 1’inin alkolden dolayı bazı rahatsızlıklar geçirdiği aktarılıyor. Aile doktorlarını ise günde en az 2 alkol problemli hastaları tedavi ettiği bildiriliyor. Üllke genelinde ilaç tedavisi görenlerin sayısını daha çok, alkol problemli olanlar oluşturduğu ifade ediliyor. Norveçli uzamanlar, alkolün, birey ve toplumun üzerinde ki olumsuz etkisinin kırıldığı taktirde, ülkenin toplumsal ve ailesel hayatına büyük katkılar sağlayacağına parmak basıyor.

Sigara, yağ ve alkol öldürüyor Yaşam tarzımız hayatımıza mal oluyor. Kardiyovasküler hastalık grubundaki en kötü hastalıklardan biri iskemik kalp rahatsızlığıdır. 2012 yılında, bu hastalık 4 bin 370 Danimarkalının hayatına mal oldu. Bu rakam, tüm ölüm vakalarının yüzde sekizine denk geliyor. Yeme, içme ve sigara kullanma durumuna bağlı olan KOAH, akciğer hastalıklarının başında geliyor. Fazla miktarda yağlı yiyecek tüketen kişilerde kalp arter damarlarının tıkanmasına bağlı olarak iskemik kalp rahatsızlıkları oluşuyor. Akciğer kanseri ve KOAH daha çok sigara ile ilişkilendirilmektedir. Ölümle sonuçlanan hastalıklar listesinin ilk sıralarında çok büyük değişiklikler olmasa da, bir hastalık, özellikle son 10 yıldaki artışı ile dikkat çekiyor. Bunama hastalığı olan Alzheimer sebebiyle ölen kişilerin sayısı 2002’dekinin iki katından daha fazla. 2012 yılında ise bu hastalık 870 Danimarkalının hayatına mal oldu. Birçok uzmana göre ameliyat düşünüldüğü kadar riskli değil. Ulusal Demens Araştırma Merkezi Nöropsikoloji doktoru Kasper Jörgensen, “Alzheimer tanısı konan hastalarda ufak bir artış olsa da bunun ameliyatla bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum.” dedi. Kendisi, hem doktorların hem de genel olarak toplumun 10 yıl önceye göre bu hastalığa daha fazla odaklandığını, dolayısıyla artışın da bu şekilde gerçekleştiğini düşünüyor. Kasper Jörgensen, “Alzheimer’dan daha çok kişi ölmüyor, ancak hastalık daha çok sebep olarak gösteriliyor,” dedi. Alzheimer hastalığının sebep gösterildiği ölümler ciddi şekilde artış gösterirken, iskemik kalp hastalıklarında bu durumun tam tersi geçerli. Bu hastalıktan ölen kişilerin sayısı 10 yıl içinde yarıya düştü. Kanser ve kalp rahatsızlıkları gibi hastalıkları bir grup olarak ele alırsak, birinci sırayı kesinlikle kanser alacaktır.

Uyuşturucu kılavuzu yayınlanıyor ’Üç ya da dört haftalık bir ara verin. Uyuşturucu kullanımından sonra araba kullanmayın. Uyuşturucu aletlerinizi temizleyin.‘ Danimarkalı esrar kullanıcıları ile birlikte hazırlanan yeni bir uluslararası kılavuzda nasıl daha iyi ve güvenli bir şekilde marihuana kullanılacağı açıklandı. Doç Dr Jakob Demant, birkaç uluslararası araştırmacı ile birlikte daha uygun bir şekilde nasıl uyuşturucu kullanılabileceği konusunda bir kılavuz hazırladı. Bilim insanları, marihuana, kokain, ekstazi, mantar ve LSD kullanımı üzerine de bir kılavuz hazırlamıştı. Jakob Demant, ”Bu insanların daha uygun bir şekilde uyuşturucu kullanmalarına yönelik bir adım. Sağlık Kurulu’nun içki kullanımı konusunda tavsiyelerine benzer bir çalışma” dedi. Düzenli olarak uyuşturucu kullanan 78 bin 820 kişi, uyuşturucu kullanımlarına ilişkin alışkanlıklarla ilgili sorulara yanıt verdi. Jakob Demant, ”Kullanıcılar, uyuşturucu kullanımlarının doğurduğu sonuçlara ilişkin sorulara cevap verdiler ve biz de bu şekilde bir kılavuz hazırladık,” dedi. Araştırma raporun, birçok uyuşturucu kullanıcısının, esrar içerken akciğerlerini korumak için buharlaştırıcı bir aygıt kullandığını ortaya koydu.

36 belediyede tatil günleri sayısı arttı Hükümetin tatil günlerini azaltma isteğine rağmen, ülkedeki 36 belediyedeki tatil günleri sayısı arttı. Sosyal İşler Müdürlüğü’nden alınan rakamlar da bu sonucu destekliyor. Ülke çapında, 2011 yılında ortalama 10 olan tatil günü sayısı, 2013 yılında 7,7 güne düştü ancak Kopenhag’da tatil günleri gözle görülür bir biçimde arttı. Birlik Listesi politika sözcüsü Johanne Schmidt -Nielsen, “Hükümette bir sorun var. 36 belediyede tatil günü sayısı arttı. Bu çok fazla ve aynı zamanda Hükümet’in de memnun olduğunu sanmıyorum. Çözülmemiş bir sorununuz olduğunu düşünüyorum” dedi. Odense, Holstebro, Hedensted ve Morso 2013 yılında en fazla tatil gününe sahip olan belediyeler iken, Slagelse, Lolland ve Faaborg- Midtfyn ise 2013 yılında hiç tatil gününe sahip olmadı. Hedensted gibi bazı belediyelerde ise 2014 yılında daha az tatil günü olacak.


9 İSKANDİNAVYA İsveç Başbakanı Reinfeldt de hesap verdi

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

İsveç enerji devi Vattenfall’in 2009 yılında satın aldığı Hollandalı enerji şirketi Nuon’un değeri milyarlarca kron düştü. Nuon’u satın alarak devlete ait bir iktisadi teşekkül olan Vattenfall’ı zarara uğratan sorumlular ise henüz tespit edilemedi. İBRAHİM KAYA STOCKHOLM

1lında Hollandalı enerji şirketi Nuon’u İsveç enerji devi Vattenfall’ın 2009 yı-

satın alması tam bir fiyaskoya dönüştü. Devlete ait bir iktisadi teşekkül olan Vattenfall, satın alma sonrası Nuon’un değerinin milyarlarca kron düşmesiyle çok büyük zarara uğradı. Söz konusu alış verisin sorumlularının peşine düşen Meclis Anayasa Komisyonu, Başbakan Fredrik Reinfeldt ve Maliye Bakanı Anders Borg’u komisyona çağırarak bilgilerine başvurdu. Komisyona konuşan Maliye Bakanı Borg, Nuon’un satın alınmasından medya yoluyla haberdar olduğunu belirtirken, Başbakan Reinfeldt de televizyonda canlı yayınlanan görüşmede komisyon üyelerine, satış gerçekleştikten sonra anlaşmanın detaylarından haberi olduğunu söyledi. Komisyona çağrılanlardan dönemin Sanayi Bakanı ve aynı zamanda Merkez Parti Başkanı olan Maud Olofsson ise artık bakan olmadığı için komisyonun sorularını cevaplandırmayacağını açıklarken söz ko-

nusu kararı Başbakan Reinfeldt ile istişare ederek aldığını sözlerine ekledi. Başbakan Reinfeldt ise Oloffson’u yalanlarken kararı tamamen Olofsson’un ve ilgili bürokratların aldığını savundu. Farklı anlatımlar sonrası Anayasa Komisyonu üyeleri bu konuda birinin yalan söylediği sonucuna varırken kimin yalan söylediğini tespit gibi bir görevleri olmadığını belirtiyorlar. Bilindiği gibi İsveç’in en büyük enerji tekeli Vattenfall, 2009 yılında Hollanda enerji firması Nuon’u 100 milyar krona satın almıştı. Ancak daha sonra Noun’un değerinin 60 milyar kron civarında olduğu ortaya çıktı. Vattenfall’ı 30 ila 40 milyar kron arası zarara uğrattığı iddia edilen söz konusu satın alma işleminin şirket tarihinde imzalanmış en kötü anlaşma olduğunun altı çiziliyor. Bu nedenle de Meclis Anayasa Komisyonu vergi mükelleflerini bu kadar büyük bir zarara uğratan anlaşmanın nasıl ve kimin emriyle gerçekleştiğini, bir ihmalin söz konusu olup olmadığını araştırıyor. Muhalefet partileri Yeşiller ile Sol Parti de zamanında Vattenfall’ın Nuon’u satın almasına karşı çıkmıştı.

İsveç Parlamentosu’nda Doğu Türkistan konulu konferans ATİLA ALTUNTAŞ STOCKHOLM

1Abdusselam Abdulgani Alim, Yeşiller Avustralya Uygur Federasyonu Başkanı

ve Çevre Partisi’nin Grup Başkanı, Milletvekili Mehmet Kaplan’ın daveti üzerine, İsveç Parlamentosu’nda bir konferans verdi. İskân politikasıyla, Çinli göçmenler eski Uygur medeniyetinin yeşerdiği alanlara yerleştirilerek Doğu Türkistan’ın Çinlileştirildiğini söyleyen Abdulgani Alim, “Çin işgali ve istilası altında bulunan Doğu Türkistan’da Müslüman Türklere yönelik açıkça etnik bir soy-

kırım uygulanmaktadır.” şeklinde konuştu. İsveç Parlamentosu’nda gerçekleşen konferansa, Sağ Liberal Parti (Moderat) Milletvekili Sedat Doğru, İsveç İslam Gençlik Başkanı Yasri Khan, İsveç Uygur Maarif Derneği Yöneticileri ve Uygurlu vatandaşlar katıldı. Konferansın açılış konuşmasını yapan İsveç Uygur Maarif Derneği Başkanı Nijat Turghun, Doğu Türkistan davasını İsveç Parlamentosu’na taşıdığı için Yeşiller Partisi Milletvekili Mehmet Kaplan’a teşekkür etti. Ayrıca İsveç Devleti’nin ülkede yaşayan Uygur Türklerine gösterdiği kolaylıktan dolayı memnuniyetlerini dile getirdi.


10 İSKANDİNAVYA

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

YORUM

Çocuğum eskiden bize takılırdı; şimdi başına buyruk yönden zarar vermemesi için, odasında ders çalışma ve zaruri ihtiyaçlarının yerine getirilmesi noktasında müsaade edilmeli, Her bir yaşın farklı davranış şekilleri diğer zamanlarda aile fertlerinin beraber vardır. Bunlardan biri de ergenlik dö- bulunduğu salonda olması sağlanmalıdır. Çocuk ergenlik döneminde anne-baneminde “Yalnız kalmak, bağımsız hareket ve hür olma düşüncesidir.” Bu dönemde bayı adeta terk ederek arkadaş çevresine ergen “Yalnızlık psikolojisi” içerisine gi- yönelir ve özgün bir birey olma yoluna girer. rerek anne-babasından ayrı hareket eder; Çocukluk döneminde model aldığı ailesi çevreye açılarak arkadaş gruplarına dahil yerine arkadaşlarını model alır ve onlarla olur ve bu yalnızlığını onlarla gidermeye gününü geçirmeye çalışır; arkadaşlarının çalışır. Bu davranış şekli, bir ergen için her kendisini daha fazla anladığını, onlar tarane kadar fıtri olsada, bazen fından kendisine daha çok ailenin tutum ve davranışönem verildiğini, onların yanında daha özgür ve sosları, çevrenin etkisi ergeni böyle davranmaya sevk yal olduğunu, onlar tarafıneder. Aslında ergenin bu dan daha çok benimsenip davranışı anne-babaya bir sevildiğini düşünür. Böyle başkaldırışın ifadesi değil, o düşünen ergen, kendisini yaşın fıtri bir tezahürüdür. arkadaşlarının yanında Anne-baba çocuğunun bu ailesinin yanından daha davranışlarının normal olrahat hisseder. Bu şekilde düşünen bir ergene “Neduğunu hesaba katarak, bu dönemde onunla iletişimini den böyle davranıyorsun? güçlü tutmalı ve anlayış ve Neden bizler yerine arkasabırını bir kez daha kontrol daşlarını tercih ediyorsun? ederek, ergenlik dönemi en Gibi yaklaşımlarda bulunaz hasarla atlatmaya çalışmamak gerekir. Aksi halde kendisinin baskı altına malıdır. alınıp yargılandığını düşünür. “Eskiden nereye gitsek Ergenlik döneminde Bu da aileden uzaklaşmaya peşimize takılır, hatta gitmesebebiyet verir. mesini istediğimizde niza yaanne-baba ile ergen Ergenlik döneminde par mutlaka bize takılır, bizde arasındaki iletişim anne-baba ile ergen araonu bir çanta gibi yanımızda farklılaşır. Anne-babanın sındaki iletişim farklılaşır. taşımaya çalışırdık. Şimdi ise içine düştüğü en çocuğuma bir garip haller Anne-babanın içine düştüğü büyük yanlış, ergene en büyük yanlış, ergene oldu; artık bize takılmıyor, yalnız hareket etmeyi yeğliçocukluk dönemindeki çocukluk dönemindeki gibi davranılmasıdır. Oysa ergen yor.” diyen anne-baba, bazen gibi davranılmasıdır. endişeye kapılarak “Çocu- Oysa ergen artık küçük artık küçük bir çocuk değildir; o büyümüştür, kendisine ğum beni dinlemiyor, bana bir çocuk değildir; o çocukça muamele yapılmakarşı geliyor, inadına kendi büyümüştür, kendisine sını istemez, kendi kimliğini dediğini yapmaya çalışıyor.” çocukça muamele der ve telaşa düşer. Aslında ortaya koyar. Kimliğini ortaya ergenin böyle bir davranış koymasına fırsat vermeli ve yapılmasını istemez, sergilemesi gayet normaldir. kendi kimliğini ortaya özel yaşamına saygı gösteErgen bedenen belli bir gücü rilmelidir. İşlerini kendisinin koyar. elde etmenin, duygu ve yapmasına, kendi başına düşünce itibarıyla da farklı kararlar alıp uygulamasına bir yoğunluğa ermenin verdiği bir hava müsaade edilmeli ve bu konuda da anlayışlı ile bağımsızlık arayışı içerisine girer; “Ben olunmalıdır. Kendisini ifade etmesine fırsat sizden farklıyım, sizin beni korumanıza verilmeli, fırsat verilmediği zaman ailede ihtiyacım kalmadı, ayrı bir fert olduğumun kabul görmediğini düşünür ve daha çok bilinmesini istiyorum, küçüklüğümden kendi kabuğuna çekilir. Ergen bazen yalnız beri sizin bana yaptıklarınızı şimdi ben tek kalmak, ferdi takılmak, her şeye kayıtsız başıma yapmak istiyorum.” demek ister. kalmak gibi bir vurdumduymazlık içerisine Ergenin bu bağımsızlık bildirgesi aile için girebilir. Bu durumda irtibatı tamamen çok rahatsız edici bir gelişmedir ve aile kesmeden onun yanında olmaya çalışmak bunu bir tehdit olarak algılar. Aslında bu gerekir. Duygularını paylaşmak istemediği bir başkaldırışın ifadesi değil, hayata adım zaman fazla ısrarcı olmadan zamana bıatmanın bir nişanesidir. rakarak; “Pekiyi, o halde müsait olduğun Ergen adeta kendisini toplumdan soyut- bir zamanda görüşürüz.” taktiğini uygulalar. Evde aile fertleri ile etkinliğe katılmak mak daha uygun olur. Ergen, evde kendi istemez. Yer yer odasına çekilerek yalnız dünyasında hayatını monoton bir şekilde kalmayı tercih eder. Odasına çekilen ve yaşamayı tercih edebilir. Böyle bir durumda yalnız kalmak istediğini söyleyen bir erge- evi, neşe verici bir mekân haline getirmek nin ciddi bir sorununun olduğunu düşünüp çok önemlidir. Bunun için de ailece bir kaygılanmamak gerekir. Bu davranışının arada yenen yemekler, içilen çaylar, yapılan normal olduğunu ve fazla büyütülmemesi sohbetler, aile toplantıları gibi beraberlikler gerektiğini hesaba katmak gerekir. Ergen ergeni duygusal olarak diğer aile fertlerine yer yer kendisi ile baş başa kalıp yaşadık- yaklaştırır. Netice itibariyle ergenle olumlu larının muhasebesini yapma ve kendisini iletişim kurmada her şeyden önce daima tanıma ihtiyacı hissedebilir. Bu isteğini sabırlı olmak, soğukkanlılığı ve sükûneti anlayışla karşılamak gerekir. Ancak yalnız kaybetmemek gerekir. kaldığında kendisine duygusal ve ahlaki

MEHMET TOY AİLE DANIŞMANI

1

O GALİZ TA B İ R L E

ZAMAN'A ABONE OLDUNUZ MU?

ŞİMDİ O K ONUŞUY OR R İ E H Lİ KÜFÜR

BİLE KU LLAN

MADI

Her dönemd mü’minler e Allah’a, peygam berl benim gibi bir kıtmire ere, veli kullara yakı bunu yapmış şıks . ‘Çok mu? ız ifadeler olmuştu ’ diyor ve tese r. Bir lli oluyorum kısım .

26 MART -

1 NİSAN 2014

ZAMAN • YIL :6•

SAYI : 255 •

DANİMARKA 25 DKK

• İSVEÇ 30

SEK • NORV EÇ 35 NKR

• FİNLANDİYA

3,5 www.zamani skandinavya .dk

Maliyeye atamadı çalım

Vergi kaçır manı olduğu Avrup n çok büyük suç Münih Başka a’da son kurban Bayer n nı hapse mahk Uli Hoeness oldu. 3,5 um olan ünlü yıl ‘Hayatımın hatası. Herke futbol adamı, diliyorum.’ sten özür dedi. 1

CUMHUR

T

BAŞKAN

I GÜL:

İktidara geldiklerinden itibaren çok çalıştıklarını söyleyen Başbakan Solberg, yaptıkları çalışmaların meyvelerinin önümüzdeki yıllarda görüleceğini belirtti. FOTO: ZAMAN, ENGİN TENEKECİ

BAŞBAKAN SOLBERG:

Çalışmalarımız uzun vadede kendini gösterecektir

Yoğun gündemden uzaklaşıp, dinlenmek için Paskalya tatilini fırsat bilen Solberg, doğduğu ve aday olduğu Bergen’de altı aydır sürdürdüğü Başbakanlık görevini değerlendirdi. YASİR ÖZKAN OSLO

1duğu sehir Bergen’de geçiren BaşbaPaskalya tatilini doğduğu ve aday ol-

kan ve Sağ Parti (H) Başkanı Erna Solberg, katıldığı Devlet Radyosu’na (NRK) geçirdiği yarım yıllık başkanlık görev süresini değerlendirdi. Paskalya tatilini dinlenerek ve kitap okuyarak geçirdiğini söyleyen Solberg, yaptıkları çalışmalarda özellikle üç ana konu üzerinde durduklarını belirtti: Daha fazla yol yapımı, büyükşehirlerdeki toplu taşıma olanaklarının geliştirilmesi ve hastanelerdeki bekleme süresinin kısalması. İktidara geldiklerinden itibaren çok çalıştıklarını söyleyen Solberg, yaptıkları çalışmaların kısa vadede gözle görülür sonuçlar veremeyeceğini, bu tür faaliyetlerin meyveleri önümüzdeki yıllarda görüleceğinin altını çizdi. Daha hızlı ve daha iyi yol yapımı için bazı şirketler kurulması gerektiğini, bu türlü reformların zamana bağlı olduğunu açıklayan Solberg, yine bu tür büyük reformların, hükümet içerisinde üzerinde çok çalışılan, ancak dışardan bakıldığında çok görülmeyen çalışmalar olduğunu belirterek şöyle devam etti: “Şimdiye kadar iyi çalıştığımızı düşünüyorum. Bunu halka da göstermemiz gerekiyor. Uzun vadeli düşünüyoruz. Yaptığımız çalışmaların sonuçlarını bir sonraki genel seçimlerden önce görülebileceğiz.’’ Başbakan, ülkede en çok tartışılan toplu

taşıma projeleri arasında yer alan, Bergen’deki ‘Bybane’ tramvay hattının inşaası konusunda da bazı açıklamalarda bulundu. Solberg, tramvay projesinin geliştirilmesi durumunda, masrafların yarısının devlet tarafından karşılanacağı vaadinde bulundu. Tramvay hattı için hangi seçeneğin gelecekte daha işlevsel olduğuna dikkat edeceklerini aktaran Solberg, “Masrafların yarısını karşılamamız, en pahalı alternatifi seçebilme özgürlüğü anlamına gelmiyor.’’ vurgusunda bulundu. Büyükşehirlerde daha işlevsel, fonksiyonel ve kaliteli bir toplu taşıma hizmeti sunmak istediklerini söyleyen Başbakan, hükümet olarak masrafların yarsını karşılayabileceklerini açıkladı. Büyükşehirlerdeki büyümenin yalnızca yeni yollar inşaa etmekle çözülecek bir problem olmadığına işaret eden Solberg, ülkenin kaliteli bir toplu taşıma sistemine de ihtiyacı olduğuna atıfta bulundu. Paskalya tatilinin ardından başkent Oslo’ya geri dönen Başbakan Solberg, Norveç’in milli bayramı 17 Mayıs kutlamaları için Bergen’e tekrar gelerek burada 17 Mayıs yürüşüne katılacak ve ardından halka seslenecek. Bergen’in en büyük futbol takımı Brann’a ait olan stadyumu da ziyaret edecek. Fanatik bir Brann hayranı olan Başbakan, Brann Futbol Kulübü hakkında da, “Umarım bundan sonra daha iyi oynarlar. Bu, Bergenlilerin psikolojileri için çok önemli.’’ ifadelerini kullandı.


11 İSKANDİNAVYA

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

D O Ç . D R . A H M E T O N AY:

‘Samimiyet dinimizin herşeyidir’

Danimarka Türk Diyanet Vakfı tarafından geçtiğimiz hafta sonu Albertslund Tiyatro Salonu’nda düzenlenen ‘Peygamberimiz, din ve samimiyet’ temalı Kutlu Doğum Programı’na yoğun ilgi vardı. ZAMAN KOPENHAG

1rafından geçtiğimiz hafta sonu AlDanimarka Türk Diyanet Vakfı ta-

bertslund Tiyatro Salonu’nda düzenlenen ‘Peygamberimiz, din ve samimiyet’ temalı Kutlu Doğum Programı’na yoğun ilgi vardı. Yaklaşık bin kişinin katıldığı programda, Türkiye’nin Kopenhag Büyükelçisi Mehmet Dönmez, T. C. Kopenhag Büyükelçiliği Din İşleri Müşaviri ve Danimarka Türk Diyanet Vakfı Başkanı Doç. Dr. Ahmet Onay, T.C. Kopenhag Büyükelçiliği Emniyet Müşaviri Cuma Ali Aydın, T.C. Kopenhag Büyükelçiliği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Müşaviri Ali Rıza Önay, Kutlu Doğum Paltformu üyeleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Danimarka’nın farklı belediyelerinde görevli Türkiye kökenli belediye encümenleri ve Türk basını da hazır bulundu. Kur’an-ı Kerim ziyafeti ile başlayan programda, daha sonra ‘Peygamberimiz, din ve samimiyet’ temalı film izletildi. Çocukların okuduğu ilahi ve naatların duygu dolu anlar yaşattığı programda, manevi atmosfer oldukça yüksekti. ‘Kırk Hadis Kırk Çocuk’ grubunun, Arapça, Türkçe ve Danca olarak okuduğu hadis ve ayet mealleri büyük beğeni topladı.

Etkinliğe Türkiye'nin Kopenhag Büyükelçisi Mhemet Dönmez ve çok sayıda davetli katıldı.

“Herkesin programdan feyz almasını diliyorum” Programda, Türkiye’nin Kopenhag Büyükelçisi Mehmet Dönmez de bir konuşma yaptı. Konuşmasına halkı selamlayarak ve programı düzenleyenlere teşekkür ederek başlayan Dönmez, daha önce de benzer programlara katıldığını belirtti. “Kendi değerlerimizi ve kültürümüzü gençlerimize aktarabilme adına bu tür programlar önem arz ediyor.” diyen Dönmez, “Peygamberimiz’in samimiyeti ve kardeşliği ön planda tutan yaşantısını kendimize rehber edinmeliyiz. Bu, Danimarka’da yaşayan siz vatandaşlarımız için daha bir önem arz etmekte.” dedi. Programda emeği geçen herkesi kutlayan

Büyükelçi Mehmet Dönmez, “Herkesin programdan feyz almasını diliyorum.” diyerek sözlerini bitirdi. Daimarka Türk Diyanet Vakfı Başkanı Doç. Dr. Ahmet Onay ise yaptığı konuş-

mada, camilerin önemine değindi. Efendimiz’in (sav) hanımlarının da o dönemde mescitte 5 vakit namazı kıldıklarına değinen Onay, camilerimizde kadınlar için, yaşlılar, engelliler ve çocuklar için de yer olması

gerektiğini belirtti. Daha sonra son dört yıl içerisinde Danimarka’da satın alınan, inşaatı başlayacak olan, tamir edilerek yenilenen ve yeni projelendirilen camilerin sayıları ve yatırım malieyetleri hakkında bilgi veren Doç. Dr. Ahmet Onay, Danimarka geneli cemaat sayısının Doç. Dr. Ahmet Onay 21 bine ulaştığını ve Kur’an kurslarına gelen öğrenci sayısının ise 2 bin 5 yüz olduğunu söyledi. Danca Kur’an mealinden de bahseden Onay, “3 yıllık bir çalışmanın ürünü olan Danca mealin satış gelirlerinden alınacak olan telif hakkını Vakfımıza bağışlıyoruz. İlk olarak 10 bin baskı düşünüyoruz ve elde edilecek olan toplamda 225 bin kronluk telif geliri tamamen Vakfımız’a bağışlanacak.” dedi. Sözlerini samimiyet ve ihlas ile bitiren Ahmet Onay, “Samimiyet ihlastan gelir. İnsan öncelikle kendine karşı samimi olmalı, Rabb’ine, eşine, işine karşı ve sözünde samimi olmalı. Samimiyet dinimizin herşeyidir.” dedi. Danimarka Türk Diyanet Vakfı Çocuk İlahi Grubu ve Danimarka’daki TürkDiyanet Vakfı’na bağlı camilerde vazifeli din adamlarının oluşturduğu koroların okuduğu ilahiler büyük beğeni topladı. Programda, Türkiye’de Uluslararası İlahiyat Öğrencisi Raziye Yılmaz da ‘ilahiyatta öğrenci olmak’ ile ilgili yazısını okudu. Program esnasında yapılan kermeste, geliri camiler yararına olan kitaplar, Anadou mutfağına ait yemek ve tatlılar da satıldı. Program, Peygamberimiz’i (sav) anlatan özlü konuşmalar ve okunan kaside ve ilahilerle son buldu.


12 İSKANDİNAVYA

FİNLANDİYA HABER TURU

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Oslo-Akershus Üniversite Koleji’nde görev yapan Rusyalı araştırmacı Elena Tkachenko, herhangi farklı bir dilin yine farklı kültürler arasında bir köprü olduğuna işaret etti.

DILBILIMCISI TKACHENKO:

Kreşlerdeki çok dillilik yeterince değerlendirilmiyor

Yapılan bilimsel araştırmalar, çok-dilliliğin çocuk eğitimine olumlu etkileri olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, çok dilliliğin bir kaynak olduğu, daha iyi değerlendirilmesi gerektiği belirtiyor. YASİR ÖZKAN OSLO

1Rusyalı araştırmacı Elena Tkachenko, göçmen kö-

Oslo-Akershus Üniversite Koleji’nde görev yapan

kenli kreş çalışanları üzerinde yaptığı çalışmalar hakkında bazı değerlendirmelerde bulundu. Araştırmacı Tkachenko, göçmen asıllı kreş çalışanlarının dil becerilerinin, kreşlerdeki çocuklar üzerinde olumlu yönde kullanılabileceğini aktardı. Tkachenko, konuyla ilgili yaptığı bilimsel bir araştırma kapsamında göçmen kökenli kreş çalışanlarıyla görüşmüş. Araştırma neticesinde ilgniç sonuçlar elde ettiğini aktaran Tkachenko, “Göçmen kökenli bir kreş personeli, anadili Norveççe olmayan çocukları, Norveçli çalışanlardan daha iyi anlıyor.’’dedi. Ayrıca Elena Tkachenko, araştıma sonuçlarında göçmen asıllı kreş çalışanlarının, çocuklarını kreşe gönderen göçmen asıllı ailelerle de çok iyi iletişim kurabildiğine dikkat çekti. Göçmen asıllı kreş çalışanlarının dil becerilerini bir kaynak olarak nitelendiren Tkachenko, bu kaynakların yeterince iyi değerlendirilmediğine işaret etti. Göçmen asıllı çalışanlarda bulunan dil kaynaklarının, kreş yönetimi tarafından göz ardı edildiğini vurgulayan Thackenko, bu kaynakların daha büyük oranda değerlendirilmesi tavsiyesinde bulundu. Tkachenko, sözlerini söyle sürdürdü: “Yaptığım araştırmada kreş çalışanlarının yanısıra, kreşlerdeki eğitim yöneticileriyle de görüştüm. Bu liderler, kendi çalışanlarının dil becerilerinin farkında değillerdi. Örneğin bazıları, kendi çalışanlarının hangi dillere hakim olduklarını dahi bilmiyorlardı. Sadece hangi ülkelerden geldikleri konusunda bir bilgiye sahiptiler.’’ Çocukların farklı dillere ilgi duyduğunu vurgulayan Tkachenko, “Kreşlerde göçmen asıllı çalışanlarla aynı dili konuşan bir çocuk olmasa bile, örneğin beden dilini kullanarak çocuklara farklı dillerde hikayeler anlatilabilir. Böylece çocuklar hikaye’nin anlatıldığı dili bilmese bile, hikayeyi anlayabilirler.’’ifadelerini kullandı. Tkachenko, çocukların bu şekilde ülkedeki dillerin çeşitliliğiyle tanışabileceğini belirtti. Tkachenko, ayrıca kreşlerde farklı dillerin kullanıldığı takdirde, anadili Norveççe olmayan çocukların kendi anadiliyle gurur duyacağı, diğer çocuklarla da daha iyi kaynaşacağı görüşünde. Tkachenko, göçmen çocuklar için Norveççe öğrenme-

nin daha cazip olduğunu, çocukların kendi anadillerini öğrenmek için motivasyonları olmadığına işrete etti. Göçmen asıllı kreş çalışanlarının kreşlerde kendi dillerini kullanması, göçmen çocuklarının kendi anadillerini öğrenmesi için motivasyon kaynağı olacağını açıkladı. Tkachenko, ayrıca kreşlerde farklı dillerin kullanılmasının, çocuklarda diğer kültürlere karşı oluşabilecek önyargıları engelleyeceğini savundu. Bu görüşünüyse, “Diller, kültürlerden izole edilmez. Yeni bir dil öğrendiğinizde, onunla beraber bir kültürüde öğreniyorsunuz. Farklı kültürlerden gelen insanların, farklı şekilde düşünebileceğini öğreniyorsunuz. Böylelikle, birden fazla dil konuştuğunuzda, olaylara farklı açılardan bakabiliyorsunuz.’’ ifadeleriye açıklayan Tkachenko, dilin farklı kültürler arasında bir köprü olduğna işaret etti. Tkachenko, çocukların birden fazla dili aynı anda öğrenmesinin gelişimlerini olumsuz yönde etkileyip-etkilemiyeceği sorusuna ise, “Bu soru çok-dillilik ile alakalı bir ‘efsane’. Çocukların aynı anda iki dili öğrenmelerinde hiçbir sakınca yok. Bugün, insanların çoğu çok-dilli ve bu dilleri çocukluk yaşlarında aynı anda öğrenmişlerdir.’’ sözleriye cevap verdi. Tkachenko tam aksine, bir dili iyi bilen çocuğun, diğer bir dili rahatlıkla öğrenebileceğini aktardı . Buna göre, anadilini iyi konuşan çocuklar, ikinci bir dilide iyi konuşuyor. Tkachenko, bu bağlantıyı söyle açıklıyor: “İnsanların bütünsel bir zihni vardır. Eğer anadilinizi biliyorsanız, neyin ne olduğunu zaten biliyorsunuzdur. Yeni bir dil öğrendiğizde, halıhazırda zihninizde bulunan, örneğin bir nesne için sadece yeni bir kavram öğrenmeniz gerekiyor. Yani, siz anadilinizde bir kitapın ne olduğunu biliyorsanız, yeni bir dil öğrendiğinizde bir kitapın ne olduğunu tekrar öğrenmenize gerek yok. Sadece o nesne için yeni bir kelime öğrenmeniz gerekiyor.’’ Dilbilimleri üzerine üniversite eğitimini Rusya’nın St. Petersburg şehrindeki Devlet Üniversitesi’de eğitimini tamamlayan Elena Tkachenko, doktora çalışması için 2004 yılında Rusya’dan Norveç’e yerleşmiş. Oslo Üniversitesi’nde doktora tezini tamamladıktan sonra bir süre öğretim üyesi olarak görev alan Tkachenko, bugün Oslo-Akershus Üniversite Koleji’nde Okul Öncesi Öğretmenlik bölümünde araştırmacı olarak çalışıyor. Bugüne kadar yaptığı araştırmalarda, göçmenler ve dil öğrenimi gibi konularda birçok soruya cevap aramış.

Finlandiya, Afrika’ya yaptığı yıllık yardım maliyetini düşürüyor Finlandiya hükümeti Afrika’daki insanlara yardım edilebilmesi için Sosyal Yardımlaşma kuruluşlarına verdiği yıllık 440 milyon avro paranın kullanılmadığını belirterek sosyal yardımlarını azaltacak. Afrika’daki insanlara yardım edilebilmesi için yardım kuruluşlarına yıllık 440 milyon avro bütçe ayıran Finlandiya devleti, bu bütçenin kullanılmadığı için kesintiye gidecek. Finlandiya her sene yüz milyonlarca avro parayı Afrika’ya ulaştırılabilmesi için sosyal yardımlaşma derneklerine veriyordu. Özellikle son iki yılda verilen paraların yardım dernekleri tarafından kullanılmadığı ortaya çıktı. Geçen seneden kalan 80 milyon avro yardım parasının ise devlet kasasında beklediği ancak kimse tarafından da kullanılmadığı ifade edildi. Finlandiya’nın Afrika’ya yardım edebilmesi için zaten milyonlarca avro borç para aldığını vurgulayan Maliye Bakanlığı yetkilisi Berndt Lindman, “Devlet zaten borç alarak bu yardımları gerçekleştiriyordu. Artık yardımlarda kısıtlamaya gidilecek. Bunun asıl sorumlusu Dışişleri Bakanlığıdır. Çünkü bütçenin gerçek giderlerle örtüşmesi lazımdı. Yurtdışı yardım planlamasında bariz hatalar yapıldı. Yardım kuruluşlarına verilen yıllık 440 milyon avro para 100 milyon avroya indirildi.” diye konuştu. Yardım paralarının düşürülmesine tepki gösteren Geliştirme Politikası ve Planlayıcı Büro Şefi Timo Olkkonen, “Yardım paraları ihtiyaç oldukça kullanılıyordu bu yüzden paraların kesintiye uğramasını çok gereksiz bir fikir olarak değerlendiriyorum.”dedi.

Finlandiya’da uçak düştü 8 paraşütçü öldü Finlandiya’nın güneyinde paraşüt sporcularını taşıyan bir uçak dün yere çakılarak alev aldı. Ülkenin güneyindeki Satakunta bölgesinde düşmeye başlayan uçaktaki 3 paraşütçü, yere çakılmadan önce atlamayı başararak kurtuldu. 8 paraşütçü ise hayatını kaybetti. Yetkililer kazanın nedenini araştırırken polis, son anda uçaktan atlayarak kurtulan paraşütçülerin üzerindeki kameraların kayıtlarını inceliyor. Kazadan hafif yaralı kurtulan üç paraşütçünün tedavisi ise sürüyor. Satakunta bölgesi amatör paraşütçüler için vazgeçilmez yerlerden bir olarak biliniyor. Paskalya tatili sebebiyle Finlandiya’nın farklı bölgelerinden gelen yüzlerce paraşütçü her yıl burda buluşuyor.

Paskalya tatilinde, yolculuklar yüzde 25 arttı Paskalya tatilinden dolayı havaalanları ve limanlar yolcularla doldu taştı. İnsanlar trafikte en yoğun zamanını yaşadı. Paskalya tatilinde yaşanan yoğunluğun normal günlere oranla yüzde 25 daha fazla olduğu açıklandı. Paskalya tatili için 50 bin yolcu tren ile Helsinki’den Finlandiya’nın farklı bölgelerine gittiği aktarıldı. Ayrıca, havaalanından ülkenin kuzey tarafına gidecek olanlar için biletlerin erkenden tükendiği açıklandı.

Finli işadamı vergilerin yüksekliğinden dolayı İsveç’e yerleşti Finlandiya’nın en zengin işadamları arasında gösterilen Blön Wahlroos vergilerin çok olmasından dolayı İsveç’e taşındı. Sampo ve Mandatum Bankalarının sahibi Blön Wahlroos Finlandiya’daki vergi politikasının yüksek olduğunu belirterek İsveç’e yerleşti. Wahlroos, aynı zamanda miras vergisinin de çok yüksek olduğunu söyledi. 2010 yılında İsveç medyasına verdiği bir röportajda zengin ailelerin İsveç’e taşınmasının faydalı olacağını ifade etmişti. İşadamı Blön Wahlroos, “Finlandiya’ya çok vergi veriyorum ve yaşlı olarak en çok vergi verenlerden biriyim. Vatan sevgisi Finlandiya’da oturmak demek değildir. Köle toplumu da demek değildir. Zaten dünyanın başka yerlerine gitmek bir işadamı için daha önemli çünkü dünyanın her yerinde olması lazımdır ve asıl vatan sevgisi budur.”dedi. Çocukları hala Finlandiya’da yaşayan işadamı Blön Wahlroos, artık İsveç’te oy kullanabilecek ve sağlık sigortasından da yararlanabilecek.


13 İSKANDİNAVYA

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Stockholm’de 23 Nisan kutlamasına büyük ilgi

Stockholm’de 23 Nisan Çocuk ve Egemenlik Bayramı büyük bir coşku ile kutlandı. ATİLA ALTUNTAS STOCKHOLM

güzel etkinliği armağan ettiğini belirterek, çocuklardan eğitimlerine özen göstermelerini istedi. Uppsala Üniversitesi ile Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesinin ortaklaşa düzenlediği İsveç’te Türkçe Bayramı ve Resim Yarışması konulu etkinliğe Uppsala, Jönköping ve İsveç’in diğer illerinden kazanan çocuklar ödüllerini Büyükelçi Türkmen’in elinden aldı. Hollanda halk oyunları birincisi Tuğra Halk Oyunları grubu da, çektikleri halaylarla 23 Nisan kutlamasına renk kattı. İsveç’te genel seçimlerin yakınlaşması dolayısıyla 4 partide alanda stant açtı. 4 parti temsilcilerine birer konuşma hakkı da

1cuk Bayramı, İsveç’in başkenti Sto-

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Ço-

ckholm’de coşkuyla kutlandı. Stockholm’ün en tanınmış meydanı Kungsträdgården’de İsveç Türk Gençlik Federasyonu’nun (TUF) düzenlediği kutlamaya yaklaşık 10 bin kişi katıldı. Türkiye’nin Stockholm Büyükelçisi Ömer Kaya Türkmen etkinliğe gösterilen ilgiden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, organizasyonda emeği geçenlere teşekkür etti. Türkmen, Atatürk’ün geleceğin çocukların elinde olduğu bilinciyle kendilerine bu

Avrupa, deney hayvanları için çözüm arıyor YAVUZ ŞAHİN HELSİNKİ

1kimyasal madde ve hap deneylerinde

Gelişen teknolojiye rağmen Avrupa’da

hayvanların deney olarak kullanılmasının önüne geçilemiyor. Avrupa Birliği yasalarına göre hayvanların deney olarak kullanılması yasak. Ancak, buna rağmen Avrupa’daki bazı firmalar hayvanları deney olarak kullanmaya devam ediyor. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin bitmesi beklenirken bazı deneylerde hayvanların kullanıldığı ortaya çıktı. Kozmetik alanında hayvanların deney olarak kullanılmasının önüne geçildiği belirtilirken, kimyasal madde ve hap deneyle-

rinde hayvanların kullanılması hala devam ediyor. Avrupa Birliği açıklamalarına göre, bu deneyleri gerçekleştirenler ile her ülke kendi içerisinde mücadele etmeli ve bu deneylerin yerini alabilecek yeni metotlar oluşturulmalıdır. İnsanlar için hayvanların deney olarak kullanılmasının doğru bir metot olmadığını vurgulayan Finlandiya Hayvan Deneylerine Alternatif Metotlar Birliği üyesi Tuula Heinonen, “Zaten hayvanlar üzerinde denenen hapların yüzde 92’si insanlar üzerinde olumlu cevap vermiyor. Avrupa’da etik problemlerin yanı sıra bilgisel problemlerde yaşanıyor. Biz deneylere bilimsel alanda cevap bulabilmek için çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.

Nokia’dan ilginç hata YAVUZ ŞAHİN HELSİNKİ

1tablet olma

Nokia tarafından üretilen ilk

ünvanını taşıyan ve Kasım ayında piyasaya sürülen Lumia 2520’lerde hata olduğu ortaya çıktı. Lumia 2520 tablet bilgisayarlarında kullanılan AC 300 şarj aletlerinde kalite problemi ortaya çıktı. Nokia

yetkilileri Lumia 2520 kullanıcılarını tabletin şarj aletini kullanmamalarını tavsiye etti. Şarj aletindeki plastik kapağın çıkabileceğini ve elektriğin insanları çarpabileceğini açıklayan şirket yetkilileri, Nokia kalite kontrol sırasında fark edilen hatadan dolayı müşterilerini şarj aletini kullanmamaları konusunda uyardı ve dikkatli olmalarını belirtti. Şirket yetkilileri şuana kadar herhangi bir sorun ile karşılaşmadıklarını ancak ihtimallerin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.

verildi. Vatandaşların sorunlarını yanıtlayanlar arasında bulunan Sosyal Demokrat Parti milletvekili adayı Sultan Kayhan ve Yeşiller Partisi milletvekili adayı Derya Uzel, vatandaşlardan destek istedi. 23 Nisan kutlamasında, çocukların ve gençlerinin birbirinden güzel sergilediği halk oyunları dansları ise izleyenler tarafından bol bol alkış aldı. İsveçlilerin de yoğun ilgi gösterdiği kutlamada, Sivil Toplum Örgütleri de açtıkları çeşitli stantlar ile faaliyetlerini tanıttılar. Kurulan diğer stantlarda ise Türk kültürüne ait eserler sergilendi. Türk yemeklerinin satıldığı stantlara büyük ilgi olduğu gözlendi.

TAZİYE Değerli arkadaşlarımız Musa Kekeç’in annesi

DÖNE KEKEÇ ve Tuncay Yılmaz’ın amcası

BİLAL YILMAZ’ın vefatını teessürle öğrenmiş bulunmaktayız.

Merhume Döne Kekeç ve merhum Bilal Yılmaz’a Yüce Allah’tan rahmet dileriz. Başta değerli arkadaşlarımız olmak üzere tüm yakınlarına başsağlığı ve sabr-ı cemil dileriz.

ORTAK AKIL PLATFORMU


14 İSKANDİNAVYA

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Düğün hazırlıkları yapıyordu, vuruldu

Danimarka’da uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Ozan Özcan’ın düğün hazırlığı yaptığı öğrenildi. ZAMAN KOPENHAG

1sonucu hayatını kaybeden Ozan Öz-

Danimarka’da uğradığı silahlı saldırı

Konya’dan Danimarka’ya göç eden bir ailenin çocuğu olan Ozan Özcan, son yıllarda Danimarka’da vurularak öldürülen tek Türkiye kökenli genç değil.

can’ın düğün hazırlığı yaptığı öğrenildi. Henüz 21 yaşında olan Ozan’ın babası Fevzi Yılan, oğlunun öldürüldüğü günün sabahı düğün salonundan gün aldığını söyledi. Acılı baba, “Oğlumun hayalleri, geleceğe dair planları vardı ama nasip olmadı.” dedi. Geçtiğimiz hafta içerisinde Kopenhag yakınlarındaki Herlev semtinde aracına binmek üzereyken kimliği belirsiz kişiler tarafından başından tek kurşunla vurularak öldürülen genç Ozan, başta Danimarka’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler olmak üzere toplumun farklı kesimlerini üzüntüye boğdu. Ozan’ın vurulduktan sonra olay yerinde bulunan 2 arkadaşı tarafından hızla hastaneye götürüldüğü ancak başından aldığı yara nedeniyle yolda hayatını kaybettiği

öğrenildi. Danimarka polisi konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Ozan’ın göçmenler tarafından oluşturulan bir çeteye üye olduğunu belirtti ancak baba Fevzi Yılan, oğlunun özellikle son yıllarda oldukça sakin bir hayat yaşadığını ve herhangi bir suça bulaşmadığını belirtti. Danimarka polisinin göçmenlere yönelik tavrını eleştiren acılı baba, “Polisin yaklaşımını doğru bulmuyorum.” dedi. Konya’dan Danimarka’ya göç eden bir ailenin çocuğu olan Ozan Özcan, son yıllarda Danimarka’da vurularak öldürülen tek Türkiye kökenli genç değil. 2 yıl önce 21 yaşındaki Cem Aydın isimli bir genç Kopenhag’ın merkezindeki evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Katilleri hala bulunamadı. 2008 yılında ise gazete dağıtan 17 yaşındaki Özgür Deniz Uzun sokak ortasında 3 kişi tarafından dövülerek öldürülmüştü.

Eğlence dozu yüksek programa çok sayıda İsveçlinin de ilgi göstermesi dikkatlerden kaçmadı

Malmö Türk Kültür Festivali renkli geçti Malmölüler geçtiğimiz hafta sonu şehrin ünlü parklarından FolketsPark’ta gerçekleştirilen Türk Kültür Festivali ile eğlenceli bir hafta sonu gerçekleştirdi. ZAMAN MALMÖ

1hafta sonu gerçekleştirilen Türk Kül-

İsveç’in Malmö şehrinde geçtiğimiz

tür Festivali ve 23 Nisan kutlaması büyük ilgi gördü. Şehrin değişik bölgelerinde yaşayan yüzlerce kişi programın gerçekleştirildiği FolketsPark’a akın etti. Eğlence dozu yüksek programa çok sayıda İsveçlinin de ilgi göstermesi dikkatlerden kaçmadı. Etkinlik Cumartesi ve Pazar olmak üzere iki gün boyunca devam etti. Malmö ve çevresinde faaliyet gösteren MUST Derneği tarafından organize edilen programda Malmölüler bir taraftan Türk mutfağının birbirinden ünlü lezzetlerini tatma fırsatı bulurken diğer yandan konser veren müzisyenlerin şarkılarıyla stres attı. Festivalde Türkiye’den Zeynep ve Emre Kaya gibi tanınmış müzisyenlerin yanı-

sıra İsveç ve Danimarka’da yaşayan Gökhan Koç, Behrang Miri, Muhittin Kaplan, Isac Halldin, Alexander Beyer, DJ Adem, DJ Ramos gibi isimler sahne aldı. 23 Nisan kutlamalarının da yapıldığı programda çocuklar da unutulmadı. Sahneye çıkan şarkı söyleyen ve şiirler okuyan çocukların sevinci görülmeye değerdi. Ayrıca Festival boyunca sergiledikleri performans ile Rhythm Of Turkey isimli dans grubu büyük alkış aldı. Bu arada programda Türkiye kökenli göçmenler tarafından kurulan Malmö’de faaliyet gösteren çok sayıda dernek ve vakıf da kurdukları stantlarla yaptıkları çalışmalar hakkında kamuoyunu bilgilendirme fırsatı buldu.


15 İSKANDİNAVYA 23 Nisan’a 15 ülke çocukları renk kattı

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

ZAMAN KOPENHAG

1cuk Bayramı, Anadolu Kültür Günleri 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Ço-

(AKG) ve Turkish – Danish Network’un (TDN) organizesiyle coşkulu bir şekilde kutlandı. Danimarka’da Türkiye kökenli müteşebbisler tarafından açılan HAY Skolen, Salix Skolen, Österbro İnternational School, Höje Tastrup Privat Skolen, Furesö Privat Skolen, Falster Efterskole ve Özel Kopenhag Lisesi öğrencileri okudukları şiir, türkü ve halk oyunlarıyla törene renk kattı. Kutlamalara katılan Kopenhag Büyükelçisi Mehmet Dönmez, yurtdışında yapılan milli bayram kutlamalarının genç kuşaklara ulus bilincinin oluşması için çok önemli olduğunu söyledi. Albertslund Konser salonunun ev sahipliği yaptığı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Atatürk ve tüm şehitler için yapılan bir dakikalık saygı duruşu ve ardından okunan İstiklal Marşı ile başladı. Kopenhag Büyükelçisi Mehmet Dönmez konuşmasına çocukların bayramını kutlayarak başladı. 23 Nisan’ın tarihimizin en önemli temel taşlarından biri olduğunu belirten Büyükelçi Dönmez, 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde başlayan Kurtuluş mücadelesinin 23 Nisan 1920’de Meclis’in açılmasıyla farklı bir boyuta ulaştığına dikkat çekerek, Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla bitiren bir ulus olduğumuzu söyledi. Büyükelçi Dönmez, yurtdışında yapılan milli bayram kutlamalarının genç kuşaklara ulus bilincinin oluşması için çok önemli olduğunu işaret ederek şunları söyledi, ’23 Nisan’ı, 19 Mayıs’ı ve 29 Ekim’i daha coşkulu bir şekilde kutlayacağız. Atatürk, Cumhuriyeti genç nesillere emanet etmiştir.’ dedi. Organizasyon heyeti adına konuşan AKG Koordinatörü Nail Ad ise şunları söyledi; ‘Bizler anavatandan binlerce kilometre uzakta yaşayan ilk yılların ‘gurbetçisi’, şimdinin ise Avrupalı Türkleri olduk. Kendi milli ve kültürel değerlerimizi buralarda yaşatmak çok önemlidir. Kendi değer ve kültüründen uzaklaşmış nesillerin asimile olması kaçınılmazdır.   Anadolu Kültür Merkezi olarak, kendi değerlerimizin Danimarka’da yaşatılması için çalışıyoruz. Bu konuda bize yardımcı olan başta Büyükelçimiz ve elçilik mensupları olmak tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Atalarımız ‘Bir elin nesi var, iki elin sesi var’ demişlerdir. Nice aşılmaz engeller birlikte

Falster Okulu Folklor ekibi izleyenleri büyüledi.

23 Nisan'a 15 ülke çocukları renk kattı

aşılır, devasa sorunlar el ele verince çözüme kavuşur. Danimarka’da yaşayan 65 bin Türkiye kökenli olarak farklılıklarımızı zenginlik sayıp, ırk, mezhep ve dünya görüşünü kavga sebebi olarak değil, zenginlik görüp birlik ve

baraberlik içinde kültürel ve milli değerlerimizi burada yaşatmalıyız.’ Kutlamalara 15 ülkeden çocuklar katıldı. Österbro İnternational School okuyan 15 ülkenin çocukları ülkelerinin bayraklarıyla

Büyükelçi Mehmet Dönmez

törene katılanları selamladı. Özel Kopenhag Lisesi öğrencisi Mehmet Ali Kızılkaya’nın bağlamasıyla söylediği Çanakkale türküsüne salondakiler coşkulu bir şekilde eşlik etti. 23 Nisan temalı resim yarışmasının birincisi HAY Skolen öğrencisi olan Pakistanlı Nayeb olurken, ödülünü Büyükelçi Mehmet Dönmez verdi. Slagelse’den törene katılan 2. sınıf öğrencisi Zehra Mutlu İstiklal Marşı’nın 10 kıtasını ezbere okudu. Mutlu, profesyonel sanatçıları aratmayan bir performans sergilerken, ayakta alkışlandı. Özel Falster Yatılı Okulu’nun falklor grubu Anadolu’nun değişik yörelerine ait oyunlardan bir resital sunarken, salonun coskuşu görülmeye değerdi. Özel Furesö Skolen, Özel Salix Skolen ve Özel Höje Taastrup Skolen öğrencileri okudukları şiir ve şarkılarla törene katılanlara keyifli dakikalar yaşattı.


16 İSKANDİNAVYA

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

İstanbul’da süren tedavisini tamamlayıp Danimarka’ya dönen Erdem Elgin’i çok sayıda dostu ve arkadaşı havaalanında karşıladı.

‘Vefa insanı’ Danimarka’ya döndü ZAMAN KOPENHAG

1markalının çekiçli saldırısına maruz

Geçtiğimiz ay 16 yaşındaki bir Dani-

kalıp sol gözünden ciddi şekilde yaralanan Aktif İşadamları Derneği Başkan Yardımcısı ve eğitim gönüllüsü Erdem Elgin İstanbul’da süren tedavisini tamamlayıp Danimarka’ya

döndü. Çok sayıda dostu ve arkadaşı Erdem Elgin’in döneceğini haber alınca havaalına gitti. Erdem Elgin, dostlarıyla hasret giderdi. Aldığı darbeden dolayı sol gözü ciddi hasar

gören Erdem Elgin’in yüzünde de kırıklar vardı.

Erdem meleğine saldırdılar* ABDULLAH AYMAZ Konuşurken incitirim diye itina ile kelimeleri seçen Erdal Elgin Bey’e saldırdılar. Saldırgan 16 yaşında Magnus isimli bir Danimarkalı. Daha önceden sabıkası var. Yaşı küçük olduğu için cezası ertelenmiş. Babası motosiklet çeteleri olarak bilinen uyuşturucu ve silah işleriyle uğraşan Hells Angels (Cehennem Melekleri) adlı bir grubun üst düzey bir elemanı. Saldırganı polis 6 saat sonra yakaladı. Şu anda ıslahevinde kalıyor. Maksimum alacağı ceza, yaşından dolayı 3 ay. Eski sabıkasından dolayı 3 ay daha ceza alır toplam 6 ay. Çete içinde yükselmek için bunu yaptığı tahmin ediliyor. Olay, Erdal Bey’in eşi Dr. Naciye Ha-

nım’ın kliniğinin parkında oluyor. Naciye Hanım, arabayı park ediyor. Magnus, ‘Oraya ben park edecektim, benim yerime park ettin.’ deyip, biraz da edep dışı konuşuyor. Erdal Bey’in, arabadan inip “Neden böyle konuşuyorsun?” demesiyle Magnus çekici alıp üzerine yürüyor. Erdal Bey, vurmasına ihtimal vermediği için kendini savunma gereği bile duymuyor. Son anda hafifçe kafasını geriye doğru atıyor. Darbe ile yere düşünce saldırgan bırakıp kaçıyor. Doktorlar 2 cm yukarı darbe alması durumunda hayatta kalmasının zor olacağını ifade ettiler. İlk ameliyat sonrası sol gözün büyük oranda, yüzde bir şansla görme özelliğini kaybettiğini, gayelerinin görmese bile gözü yerinde tutmak olduğunu söylediler. Türkiye’de

tedavisi devam ediyor. Ancak gözü için hâlâ ümitli değiller. Darbeden dolayı yüzünde çok sayıda kırık da var. Erdal Bey, Aktif İşadamları Derneği Başkan Yardımcısı. Ancak anaokullarının açılması konusunda eğitim gönüllüsü olarak çalışıyor. Danimarka’da narkozun tesiri geçince telefonla ilk olarak görüşmek istediği kimse Müdür Bey idi. Ona “Efendim, anaokullarının açılışı biraz gecikecek ama, inşallah telafi ederiz.” dedi… Danimarka basını, saldırıya geniş yer verdi. Ekstra Bladet gazetesi, Erdal Bey ile Türkiye’ye gitmeden önce röportaj yaptı. Erdal Bey’in “Polisle konuştum, beni yaralayan gençle konuşmak istediğimi söyledim. Görüştüğümüzde önce bana verdiği

zararı görsün ki, benim gibi başkalarına zarar vermesin. Ben ona kızgın değilim.” sözleri çok geniş yankı buldu. Yine “Eğer çocuklarımıza gerekli terbiyeyi vermezsek hepimizin çocuğu toplum için zararlı olabilir. Çocuklarımıza sahip çıkalım.” sözleri de takdirle karşılandı. Erdal Bey’in metanetli tavrı ve intikamdan uzak sözlerinin Ekstra Bladet gazetesinde yayımlanmasından sonra TV2 Televizyonu İstanbul’a bir ekip göndererek çekim yaptı. Benzer sözleri de TV2’de söyledi. Bütün dualarımız Erdal Bey’le olsun, şifalar bulsun inşallah… *Abdullah Aymaz’ın 14 Nisan Pazartesi Zaman’da yayınlanan yazısı.

SİZDEN GELENLER Daha başlarken sattık Havanda dövüldük Yer yer sürüldük Biz bu uğurda Zaten yollara döküldük Ne sizin dövmenizle Ne de sövmenizle Asla çözülmedik Alınlarımız nuru pak Yolumuz ise Dosdoğru hak İlişemez semtimize Asla nifak

Şiarımızdır Şereflice yürümek Bize asla yakışmaz Kul kapısında Eğilip, bükülmek Her dönem İtildik kakıldık Sandılar Biz Araf’ta kaldık Bilmezler ki, Biz Hakk’a Sımsıkı sarıldık

Gülen dergahında Yoğrulduk Bir bir yana Savrulduk Hepimiz bu yolda asker Çatlasın dönekler Biz ne yorulduk Ne de yolda kaldık Bismillah dedik Daha yeni başladık Gidenler erdi, Kalanlar sadık

Sanmayın ki, Biz yalnız kaldık Biz bu ışığı Hakk’tan aldık Ne yolu şaşırdık Ne de Aceme satıldık Biz bu canı Bu tenden Daha başlarken sattık… İBRAHİM KILIÇ, Danimarka


17 İSKANDİNAVYA

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN


18 GÜNDEM

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

HAŞİM SÖYLEMEZ

1sonuçla doğru yolda olduğuna kaKCK, 30 Mart seçimlerinde aldığı

rar verdi. Seçim kampanyasında ‘özerklik’ vurgusu yapan BDP de bu durumu seçim beyannamesine koyarak netleştirdi. “Öz yönetimle özgür kimliğe” sloganını kullanan parti, pilot bölgeler seçerek uygulamaya geçeceğini duyurdu. Kandil’e göre 30 Mart seçimlerinin sonucu ‘özerkliğin’ tescili anlamına geliyor. Ancak parti ve Kandil, özerkliği net bir şekilde tarif ederken kafalardaki ‘Bu nasıl olacak?’ sorusunun cevabı hâlâ belirsiz. KCK Yürütme Konseyi üyesi Rıza Altun, seçimlerden hemen önce, Rojava’daki yönetim biçiminin Türkiye’deki Kürt hareketi için model olduğunu söyleyip kantonlarla özerk yapının inşa edileceğini açıklamıştı. Yani her kazanılan belediye kendine uygun olan yönetim biçimini benimseyecek ancak kantonlar özerk yapı içinde değerlendirilecek. Önceki hafta ise BDP’den gelen açıklamalar bu konuyu pekiştirdi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gülten Kışanak, ildeki petrol gelirlerinden pay istediklerini resmen açıkladı. Ardından BDP’nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı ve Muş Milletvekili Demir Çelik, bölgede başta petrol ve enerji olmak üzere yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarından belediyeler için yüzde 20 oranında pay istediklerini söyledi. Çelik, Hakkâri ve Şırnak’ın özerklik uygulamasında pilot iller olarak seçildiğini, eğitim, sağlık ve tarım alanlarında çalışma başlatıldığını açıkladı: “Hakkâri ve Şırnak’ta değişik alanlarda başlatılan özerklik uygulamaları diğer illere de taşındı. Özellikle köylerde başarıyla uygulanıyor. Kooperatifçilik bunlardan biridir.”

KANTON KANTON ÖZERKLİK

BDP ‘özerklik’ uygulaması için fitili ateşledi. Belediyeler fiilî ‘kanton’ sistemini devreye sokup özerkliği hayata geçirecek. Ortak yönetim biçimine göre KCK’nın etkili olduğu yerlerde paylaşım yüzdesine göre yönetimler uygulanacak. KCK’nın ilan ettiği ‘Dördüncü Stratejik Dönem’e bakmakta fayda var. Hedeflenen plana göre, özerklikle birlikte tam bağımsızlık yerine devletle ortak ama eşit olmayan bir sistem hâkim kılınacak. Mesela, hukuk tamamen KCK denetimine geçerken; eğitimde illerin durumuna göre yönetimdeki etkinlik yüzde şeklinde veriliyor. Bu duruma göre devlet bazı yerlerde eğitime yüzde 40 hâkim olurken; KCK yüzde 60 veya daha fazla etkili olmayı hedefliyor. Bu oranın Hakkâri ve Şırnak gibi yerlerde yüzde 90’a 10 gibi olması planlanıyor. Alınan bilgilere göre, hem BDP tabanı hem de Türkiye kamuoyunun kafasını karıştıran ‘özerklik’ modeli Kandil’in daha önceden hazırladığı taslağa göre olacak. Kandil bu konuda net ve kararlı. Bunun için, Duran Kalkan tarafından yazılan ve örgütün resmî ideolojisine dönüştürülen metin çarpıcı bilgilerle dolu. Kalkan, metni hazırlarken şöyle diyor: “Savaş, bir siyasi programa bağlı olmalı; tarihî, ideolojik, siyasi görevlerin başarılması için yapılmalıdır. Eğer savaş siyasi bir programa bağlı değilse, istediği kadar askerî başarı elde edilsin, o savaş yanlış bir savaştır. Biz ‘Üçüncü Stratejik Dönem’de Kürt sorununun siyasi çözümü için daha çok demokratik siyasi mücadele stratejisini ve onun örgütlenme biçimi olarak demokratik özerkliği öngördük. Siyasi çözümü devletle müzakere ederek bir hukuk sistemi ortaya çıkardık. KCK, sisteminin diğer alanlarını (ekonomi, eğitim, sağlık, sosyal alan, spor, kültür, dil, diplomasi ve öz savunma) bu siyasi kararlara, çözüme dayalı olarak örgütleyecek ve sorunu çözecektir. Öcalan, ‘Siyasi çözümün sonuç vermesi hâlinde KCK sistemi devreye girer.’ diyor.” Kalkan,

metinde Öcalan’a atıfta bulanarak onun bu savaşı 7 temele dayandırdığını aktarıyor. Bunlar, KCK sisteminin esaslarını içeriyor. Ekonomik-ekolojik boyut: Toplumun ekonomik yaşamıdır. Aslında ekonomi tümüyle toplumun işidir, devlet işi değildir. Tekelci ekonomiye karşı, demokratik konfederalizmin ekonomik sistemlerini geliştirmemiz gerekecek. Demek ki etkinlik kurduğumuz her alanda ekonomik örgütlülüğü, ekonomik toplumu inşa edeceğiz. Kooperatifler ve yerel kaynaklar önemlidir. Sosyal boyut: Sosyal boyut içinde öne çıkan temel görevler eğitim, sağlık, spor gibi alanlardır. Savaşla birlikte etkili olduğumuz yerde mevcut eğitimi durduracağız, kendi eğitimimizi kuracağız. Yani artık “Devlet bize ana dilinde eğitim hakkı versin” demeyeceğiz. Biz gücümüzün yettiği yerde

AKTİFLEŞEN BİRİMLER Kent konseyleri Köy konseyleri KCK mahkemeleri: Kato Dağı’ında dava gören KCK artık şehir merkezlerinde de sorun çözüyor! Bunun için yeni 5 bölge mahkemesi daha kuruldu. Artık KCK mahkemeleri İstanbul, İzmir, Mersin, Adana gibi yerlerde de davalara bakıyor. Asayiş birimleri: Hakkâri, Şırnak ve Diyarbakır Lice’de asayiş taburları kuruldu. Bunlar bir nevi KCK’nın polis güçlerini temsil ediyor. Köy kooperatifleri Milis güçler: Hâlihazırda 30 bin silahlı milisin aktif olma ihtimali bulunuyor. Din Komisyonu: KCK’ya bağlı imamlar bölgede aktif olarak görev yapıyor Eğitim Komisyonu: Kürtçe eğitimi öngören ve yeni bir eğitim modelini benimseyen sistem için harekete geçildi.

devletin eğitimini durduracağız. Devletin sağlık sistemini işletmeyeceğiz. Hukuk boyutu: Kendi hukuk ve yargı sistemimizi geliştireceğiz. Mevcut devletin yargı sistemini durduracağız. Onun yerine KCK’nın yargı sistemini örgütleyeceğiz. Diplomatik boyut: Kendi diplomatik alanımızı örgütleyeceğiz. İç ittifaklardan dış ittifaklara kadar Kürt demokratik örgütlenmesine güç sağlayacak, hizmet edecek, onu temsil edecek bir ilişki-ittifak sistemi geliştireceğiz. Dil ve kültür boyutu: Bu konuda Kürt kültürünün önündeki bütün engelleri, yasakları kaldıracağız. Tarih, kültür ve dil çalışmalarını, toplumun kendi kültürel gerçeğini yaşamasını sağlatacağız. Onun kurumlaşmasını, örgütlülüğünü geliştireceğiz. Öz savunma boyutu: Savunma güçlerini örgütleyeceğiz. Yani demokratik toplumu, onun örgütlülüğünü, KCK örgütlülüğünü savunan, bütün saldırılara karşı koruyan bir güvenlik sistemi ortaya çıkartacağız. Siyasi boyut: Devlet, KCK’yı terör örgütü saydığı, reddettiği için KCK da Devrimci Halk Savaşı’yla kendi toplumsal örgütlülüğünü oluşturacak, devleti etkisizleştirmeyi, sınırlamayı ve onun yerine kendi sistemini örgütlemeyi öngörecektir. Devlet hiç kabul etmez ve sonuna kadar reddederse bu savaş sonuna kadar sürer. Devleti tümden yok eden bir sistem ortaya çıkar, devletsiz bir demokrasi oluşur. Hedefler neler? Yatılı Bölge Okulları; asimile olmuş, kimliğini, kültürünü değiştirmiş, farklı bir kimlik kazanmış insan yetiştirme yerleridir. Bunları engellemeyi hedefleyeceğiz. Mevcut hukuk ve yargı sistemini işletmeyeceğiz.

Mevcut mahkemeler soykırım mahkemeleridir. Biz o hukuk kurumunu, sistemini, yargısını kabul edemeyiz, işlemez kılacağız. Ankara’daki Meclis Kürt gerçeğini kabul edip Kürt halkının demokratik haklarını öngörmediği müddetçe devleti temsil eden valilikleri, kaymakamlıkları, muhtarlıkları işletmeyeceğiz. Kürt halkının varlığını reddeden, haklarını tanımayan, özgürlük ve demokrasi mücadelesini terörizm sayan düşüncelerin, siyasi partilerin örgütlenmesine izin vermeyeceğiz. Bunları işbirlikçilik, ihanet, ajanlık sayacağız. Bir ayaklanma girişiminin ne ile karşılaşacağı ve ne kadar savunulabileceği belirsizdir. Başarı kazanılsa bile bedeli çok ağır olacaktır. Bu bakımdan bu ihtimal biraz aşırı riskli görünüyor. Kürdistan koşullarına çok uygun düşmüyor. Kırda ve şehirde dengeli bir biçimde yürütülecek bir savaş düşünülebilir. Dağ, bize stratejik duruş, yenilmezlik ve her türlü katliama karşı savunma gücü verecektir. Şehir savaşı ise hedeflerimizi yok etme, amacımızı gerçekleştirme, demokratik toplum örgütlülüğünü ve yönetimini oluşturma imkânı verecektir. Bu zeminlerde savaş yürüten kuvvetlerden biri kır gerillasıdır. Bu gerillalar önemini, varlığını koruyacak, rolünü daha büyümüş olarak oynayacaktır. Zayıflatılması değil, aksine güçlendirilmesi, büyütülmesi gerekmektedir. Savaşı yürütecek yeni bir gerilla türü geliştirmemiz gerekmektedir. Buna ‘Öz Savunma’ da dedik. HPG konferansı bunları “HPG Yerel Birlikleri” diye tanımladı. Dağa, kıra göre eğitilmiş savaşçıyla şehirde savaş yürütülmez. Şehrin koşullarına göre insan seçmek, ona göre eğitmek, ona göre örgütlemek, ona göre savaş tarzı geliştirmek ve savaştırmak lazım.


Rızkın bollaşması için okunacak dua

NİMETİN BEREKETİ


23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

ZEYNEP KILIÇ

1bitmeyen ihtiyaç listeleri, bir sonraki Geçim derdi, gece gündüz çalışsak da

aya ertelenen faturalar… Uzayıp giden bu şikâyetler dünyanın neresine gidersek gidelim değişmeyecek. Yaptığımız hesaplara göre ay sonunda artması gereken kazancımız, ne hikmetse bir şekilde tükeniveriyor. “İyi kazanıyorum, fazla bir giderim de yok, ancak para biriktirmek bir yana, borçtan kurtulamıyorum.” cümlelerine o kadar aşinayız ki. Biz bu meselelere kafa yorarken ‘bereket’ kavramı hayatımızdan sessizce çıkıp gidiyor. Klasik iktisat tanımında yeri olmayan bereket ve rızık kavramı; Allah tarafından ihsan edilen bolluk, çokluk, feyiz gibi manalar içeriyor. Yazar Sami Uslu, ‘İktisat Risalesi Üzerine Güncel Bir Yorum’ adlı kitabında bereketi, ‘az maldan veya paradan çok faydalanmak’ şeklinde tanımlıyor. Bunun düz mantıkla ve matematikle açıklanamayacağını ifade eden Uslu, bereketi sayıların ötesinde niteliksel bir olgu olarak ele alıyor. Bu durumda parada çokluk değil, bereket istenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Hiçbir formül ya da teoriyle açıklanamayacak bu anahtar kavramın temelinde her şeyi Allah’ın bize ihsanı olarak görmek yatıyor. Beraberinde şükretmeyi ve Allah yolunda harcamayı getiren bu inanış, malın miktarı az olsa bile bolluğa vesile oluyor. Bireyi ve toplumu bereket gibi kavramlardan uzaklaştıran faktörlerin başında daha fazla kazanma hırsı geliyor. Bu ihtiras da daha fazla tüketime ve zamanla tükettiğini yarıştırmaya yol açıyor. Kârın bir sınırının olmaması ve nasıl olursa olsun kazanç sağlamanın ana hedefe koyulması, bizleri bereketsizliğe sürüklüyor. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de ‘Mektubat’ adlı eserinde de bu duruma vurgu yapıyor: “Evet, hırs, şükürsüzlük olduğu gibi, hem sebeb-i mahrumiyettir. Şükrün mikyâsı (ölçü) kanaattir, iktisattır, rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir.” Öyleyse, maddî problemlerimizin bitmemesini sadece hayat pahalılığı, enflasyon gibi sebeplere bağlamak çok da doğru bir yol değil.

Berekete anahtar, istiğfar Bereket, kanaat ve helâl dairede rızık ile çok yakından ilişkili. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konudaki ifadelerinden birinde bize, “İnsan mal ve yaratılış bakımından daha üstün birine baktığında hemen kendisinden mal ve yaratılış bakımından daha altta olana baksın ki Allah’ın kendine verdiği nimetleri küçümsemesin.” uyarısını yapıyor. Sakarya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Seyyar’a göre ise, kazanç helâl oldukça bereket de buna bağlı olarak artıyor. Ayrıca her gün işe yeni bir istiğfarla başlamak, hayatın bereketli olmasını sağlıyor. Hadis-i şerifte de “Kim Allahü Teâlâ’ya 100 defa istiğfar ederse, o kimse ölmeden bu istiğfarların bereketini mutlaka serveti üzerinde görür.” buyuruluyor. Bereket kapısının açılmasını sağlayan daha birçok etken var. Bunları hadis-i şeriflerde ve büyük zatların hayatlarında görmek mümkün: Cömert davranmak: Kardeşleri, Hz. Kays bin Sehl el-Ensarî’yi malını israf ettiği gerekçesiyle Peygamberimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) şikayet ediyor. Hz. Kays ise malını nasıl kullandığını Resûlullah’a anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü! Ben hurmalıktan olan payımı alıyorum. Hakkım olanı da Allah yolunda ve arkadaşlarım için sarf ediyorum.” Bunun üzerine Peygamberimiz, elini sahabinin göğsüne koyar ve üç defa tekrarlamak suretiyle, “Bu şekilde harcamaya devam et! Allah da sana verecektir.” buyuruyor.

Nimetin

bereketi nerede?

Kardeşleriyle birlikte Allah yolunda seferlere çıkan Hz. Kays, bundan sonraki durumunu şöyle ifade ediyor: “Seferlere çıktığımda benim her zaman bineğim olduğu gibi, kardeşlerime nispetle param da daha çoktu.” Sabah erken kalkmak: Bir hadis-i şerifte “Allah’ım ümmetime turfanda meyvelerinde bereket ihsan eyle. Sabah erken yola koyulmakla, işe erken başlamakla ümmetime bereket ihsan eyle.” buyuruluyor. Rivayet olunur ki ticaretle meşgul olan Sahr el-Gamidi (ra), bu duanın içeriğine uygun olarak hayatını idame ediyor ve bu sayede servet sahibi olup malı çoğalıyor. Yemekleri birlikte yemek: “Yemeği toplu olarak yemekte bereket vardır.” diyor Efendimiz. Ayrıca misafir kabul etmek, özellikle fakir ve muhtaçlara destek olmak, onları evine alarak bir yudum su da olsa ikramda bulunmak bereketi artırıyor. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ayrıca “Hayır, içerisinde yemek yenen eve, bıçağın deve hörgücüne ulaşmasından daha hızlı ulaşır.”

buyuruyor. İktisatlı davranmak: ‘İktisat Risalesi’nde Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, iktisatsızlık ve israfın dehşetli zararlarını geniş bir dairede müşahede ediyor: “Ben, dokuz sene evvel mübarek bir şehre geldim. Kış münasebetiyle o şehrin menabi-i servetini göremedim. Allah rahmet etsin, oranın müftüsü birkaç defa bana dedi: ‘Ahalimiz fakirdir.’ Bu söz benim rikkatime dokundu. Beş-altı sene sonraya kadar, daima o şehir ahalisine acıyordum. Sekiz sene sonra, yazın yine o şehre geldim. Bağlarına baktım. Merhum müftünün sözü hatırıma geldi. ‘Fesübhanallah’ dedim. ‘Bu bağların mahsulatı, şehrin hacetinin pek fevkindedir. Bu şehir ahalisi pek çok zengin olmak lazım gelir.’ Hayret ettim. Beni aldatmayan ve hakikatlerin derkinde bir rehberim olan ve bir hatıra-i hakikatle anladım: İktisatsızlık ve israf yüzünden bereket kalkmış ki, o kadar menabi-i servetle beraber, o merhum müftü ‘Ahalimiz fakirdir.’ diyordu. Evet, zekât

vermek ve iktisat etmek, malda bittecrübe sebeb-i bereket olduğu gibi, israf etmek ile zekat vermemek, sebeb-i ref’-i bereket olduğuna hadsiz vakıat vardır.” Bismillah demek: Bir gün Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), sahabe efendilerimizle yemek yiyordu. Fakat tabaktaki yemek eksilmiyordu. Yedikleri kadar sanki kudret eliyle tabağa konuyordu. Az sonra bir misafir çıka geldi. Sofraya davet ettiler. Misafir, oturdu, yemeğe başladı. Başlamasıyla tabaktaki yemeğin hızla azalması bir oldu. Sahabeler bu duruma şaşırdı: “Ya Resûlâllah yemeğin başında bereket vardı. Sonra birdenbire kayboldu. Yemek hızla azaldı ve bitti. Sebebi nedir?” Hazreti Peygamber, durumu şöyle izah etti: “Hepimiz yemeğe başlarken ‘Bismillah’ dedik. Bu yüzden yemeğimiz bereketlendi. Sonra bir misafir geldi. Yemeğe oturdu. Fakat Besmele çekmedi. Bunun için yemeğin bereketi kalmadı ve kısa zamanda bitti.”


23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Rızkın bollaşması için okunacak dua

“Yâ Allahu, yâ Rabbi, yâ Hayyu, yâ Kayyûm, yâ Ze’l-Celâli ve’l-İkrâm. Es’elüke bismikel azîmil-a’zami, en terzukanî halâlen tayyiben. Allahümme in kâne rızkunâ fissemâi enzilhu ve in kâne fil ardi ezhirhu ve in kane baîden karribhu ve in kâne kâriben yessirhu ve in kâne kalîlen kessirhu ve in kâne kesîren ihfazhu bilbereketi.” Anlamı: “Ya Allah, ya Rab, ya Hayy, ya Kayyûm, ya Ze’l-Celali ve’l-İkram! Yüceler yücesi olan isminin hakkı için Senden isterim. Bana helâl rızık ver. Allah’ım! Eğer rızkımız semada ise onu indir. Eğer yerde ise onu çıkar. Uzakta ise onu yaklaştır. Yakın ise kolaylaştır. Az ise çoğalt. Çok ise onu bereketlendir.”

Hadis-i şeriflerde bereket vesileleri... Sizden biriniz bir yolculuğa çıkacağı zaman mutlaka arkadaşlarıyla vedalaşsın (ve onların dualarını alsın). Çünkü Cenab-ı Allah onların dualarına bereket koymuştur. Bir toplumda birisi söylerken diğerleri susmazsa, orası bereketsiz olur. Yola çıkarken arkadaşları ile vedalaşan, onların duaları ile berekete kavuşur. Yenilecek yemeği soğutunuz. Zira çok sıcak –yakanyemekte bereket yoktur. Sizden biriniz lokmasını elinden yere düşürdüğünde, hemen o lokmaya yapışın, toz ve toprak gibi insana eza ve zarar verecek şeyleri temizleyin. Sonra da o lokmayı yiyin. Ticarette bereket vardır, ticarete yalan, hıyanet karı-

KOPENHAG

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

23.04.2014 24.04.2014 25.04.2014 26.04.2014 27.04.2014 28.04.2014 29.04.2014

04:11 05:41 13:15 17:10 04:09 05:39 13:15 17:11 04:07 05:37 13:15 17:12 04:04 05:34 13:15 17:13 04:02 05:32 13:14 17:14 04:00 05:30 13:14 17:14 03:57 05:27 13:14 17:15

ODENSE

İmsak Gün. Öğl.

23.04.2014 24.04.2014 25.04.2014 26.04.2014 27.04.2014 28.04.2014 29.04.2014

şınca bereket gider. Bereket, büyüklerinizle beraber olmaktadır. Dua, ömrün bereketini artırır. Evinden erken çıkanın işi bereketli olur. Sabahın sünnetini evde kılmak, rızkın bereketine sebep olur. Evde çöp bulunması bereketsizliğe sebeptir. Vadeli alışverişte, ödünç vermekte ve arpa kırılmış ekmekte bereket vardır. Sen evine, aile halkına geldiğin vakitte selam ver. Senin bu selamın hem sana hem ev halkına bereket olur. Kur’ân-ı Kerîm okunan eve bereket gelir. Melekler oraya toplanır. Şeytanlar oradan kaçar. Rızkına razı olanın bereketi artar, razı olmayanınki

bereketsiz olur. Rızkınızın bollaşması için sadaka verin. Kim ki Vakıa Sûresi’ni her gece okursa ona ebediyen sefalet isabet etmez, kim ki bu sûreyi her sabah okursa ona ebediyen fakirlik yaklaşmaz. Alışverişte çok yemin etmek, malın bereketini giderir. Ana-babasına hizmet edenin ömrü bereketli, onlara karşı geleninki bereketsiz olur. Günah işlemek, rızıktan mahrum kalmaya sebep olur. Yalan söylemek, rızkı azaltır. Tarlayı abdestsiz sürmek bereketsizliğe sebeptir. “Ömrüm uzun, rızkım bol olsun.” diyen, akrabasını ziyaret etsin, görüp gözetsin.

GÖTEBORG

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

OSLO

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

23.04.2014 24.04.2014 25.04.2014 26.04.2014 27.04.2014 28.04.2014 29.04.2014

04:07 05:37 13:17 04:04 05:34 13:17 04:02 05:32 13:17 03:59 05:29 13:17 03:57 05:27 13:17 03:54 05:24 13:17 03:52 05:22 13:16

17:13 17:14 17:15 17:16 17:17 17:18 17:19

23.04.2014 24.04.2014 25.04.2014 26.04.2014 27.04.2014 28.04.2014 29.04.2014

04:04 05:34 13:22 04:01 05:31 13:22 03:58 05:28 13:22 03:55 05:25 13:22 03:52 05:22 13:22 03:49 05:19 13:22 03:47 05:17 13:21

17:19 17:20 17:22 17:23 17:24 17:25 17:26

İkindi Akşam Yatsı

STOCKHOLM

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

HELSİNKİ

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

04:21 05:51 13:24 04:19 05:49 13:24 04:16 05:46 13:24 04:14 05:44 13:23 04:12 05:42 13:23 04:09 05:39 13:23 04:07 05:37 13:23

17:19 17:19 17:20 17:21 17:22 17:23 17:24

23.04.2014 24.04.2014 25.04.2014 26.04.2014 27.04.2014 28.04.2014 29.04.2014

03:37 05:07 12:53 03:34 05:04 12:53 03:31 05:01 12:53 03:28 04:58 12:53 03:26 04:56 12:53 03:23 04:53 12:52 03:20 04:50 12:52

16:50 16:51 16:52 16:53 16:54 16:55 16:56

23.04.2014 24.04.2014 25.04.2014 26.04.2014 27.04.2014 28.04.2014 29.04.2014

04:06 05:36 13:26 04:03 05:33 13:25 04:00 05:30 13:25 03:57 05:27 13:25 03:54 05:24 13:25 03:52 05:22 13:25 03:49 05:19 13:25

17:23 17:24 17:25 17:26 17:27 17:28 17:29

AARHUS

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

DRAMMEN

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

TAMPERE

İmsak Gün. Öğl.

İkindi Akşam Yatsı

23.04.2014 24.04.2014 25.04.2014 26.04.2014 27.04.2014 28.04.2014 29.04.2014

04:20 05:50 13:25 04:17 05:47 13:25 04:15 05:45 13:24 04:12 05:42 13:24 04:10 05:40 13:24 04:08 05:38 13:24 04:05 05:35 13:24

17:20 17:21 17:22 17:23 17:24 17:24 17:25

23.04.2014 24.04.2014 25.04.2014 26.04.2014 27.04.2014 28.04.2014 29.04.2014

04:06 05:36 13:25 04:04 05:34 13:24 04:01 05:31 13:24 03:58 05:28 13:24 03:55 05:25 13:24 03:52 05:22 13:24 03:50 05:20 13:24

17:21 17:23 17:24 17:25 17:26 17:27 17:28

23.04.2014 24.04.2014 25.04.2014 26.04.2014 27.04.2014 28.04.2014 29.04.2014

04:02 05:35 13:30 03:59 05:32 13:30 03:57 05:29 13:30 03:55 05:25 13:30 03:53 05:22 13:30 03:49 05:19 13:30 03:46 05:16 13:29

17:28 17:29 17:31 17:32 17:33 17:34 17:35

20:37 21:57 20:39 21:59 20:41 22:01 20:43 22:03 20:45 22:05 20:47 22:07 20:49 22:09

20:45 22:05 20:47 22:07 20:49 22:09 20:51 22:11 20:53 22:13 20:54 22:14 20:56 22:16

20:48 22:08 20:50 22:10 20:52 22:12 20:54 22:14 20:56 22:16 20:58 22:18 21:00 22:20

20:46 22:06 20:48 22:08 20:50 22:10 20:52 22:12 20:55 22:15 20:57 22:17 20:59 22:19

20:28 21:48 20:30 21:50 20:32 21:52 20:35 21:55 20:37 21:57 20:40 22:00 20:42 22:02

21:01 21:03 21:06 21:08 21:10 21:13 21:15

22:21 22:23 22:26 22:28 22:30 22:33 22:35

20:59 21:01 21:04 21:06 21:09 21:11 21:14

21:03 21:06 21:08 21:11 21:13 21:16 21:18

21:14 21:17 21:19 21:22 21:25 21:27 21:30

22:19 22:21 22:24 22:26 22:29 22:31 22:34

22:23 22:26 22:28 22:31 22:33 22:36 22:38

22:34 22:37 22:39 22:42 22:45 22:47 22:50


23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Adını daha önce, muhtemelen duymamış olabileceğimiz ‘distimi’, sinsi bir şekilde psikolojimizi ele geçiren bir depresyon türü. Hafif şiddette gösterdiği belirtilerle bu rahatsızlık çoğu zaman uzmanlar tarafından bile fark edilemeyebiliyor.

G.Afrika lideri: Ülkemde istediğiniz kadar kalabilirsiniz AK Parti hükümetinin hedefindeki Türk okulları ve Hizmet gönüllülerine Güney Afrika Devlet Başkanı Jacob Zuma sahip çıktı. Ülkesinde faaliyet gösteren Uluslararası Star Kolejleri Yönetim Kurulu üyelerini resmî konutunda kabul eden Zuma, “Çalışmalarınıza devam edin, ülkemde istediğiniz kadar kalabilirsiniz, arkanızdayım.” dedi.

Zuma, 2012’de açılışını yaptığı başkent Johannesburg’da içinde büyük bir cami, okul ve klinik barındıran Nizamiye Külliyesi’nin banisi işadamı Ali Katırcıoğlu ve Ufuk Eğitim Vakfı yöneticilerini sıcak bir şekilde ağırladı. Güney Afrika’da ilki 15 yıl önce açılan Türk okulları, şu an yedi şubesi ile 3 bin öğrenciye hizmet veriyor.

Kimse Yok mu’dan Zimbabve’ye yardım eli Kimse Yok mu Derneği, Zimbabve’nin Mozambik sınırında yaşanan sel felaketinden etkilenen 20 bin afetzedeye 50 tonluk insanî yardım malzemesi ulaştırdı. Masvingo’da meydana gelen selin ardından evlerini kaybeden aileler, çadırkente yerleştirildi. Kalıcı konut ve okula ihtiyaç duyan afetzedeler için Kimse Yok mu, 50 bin dolarlık yardımda bulundu.

ZEYNEP KIRŞAN

1hareketler, sürekli yemek yiyen veya hiç yemek yemeyen bünyeler, uyumakla

Depresyon günümüzde oldukça tanıdık bir hastalık. Kederli yüzler, bitkin

geçen zamanlar ya da uykusuzlukla boğuşulan geceler… Klasik depresyonun en bariz göstergeleri bu saydıklarımız. Bir de etrafımızda kendini ‘sürekli’ mutsuz hisseden birileri var, kim bilir belki de bu kişi biziz. Tadımız bozuk, neşemiz kaçık olsa da, bunalımda olduğumuza pek ihtimal vermeyebiliyoruz. Klasik depresyon belirtilerine göre şikâyetlerimizi düşündüğümüzde rahatsızlığımızın şiddeti devede kulak kalıyor çünkü. Kendimizi bildik bileli de böyleysek, psikolojik bir sebep hiç aklımıza gelmiyor. Yapımız gereği kendimizi böyle sanıyoruz haliyle. Adını daha önce muhtemelen duymamış olabileceğimiz ‘distimi’ (kronik depresyon), diğer depresyon türlerinden çok daha hafif, uzun süreli seyreden bir hastalık. Aynı zamanda sinsi bir şekilde kişinin ruh haline yerleştiğinden, çoğu zaman kişinin kendi karakter özelliği zannedilebiliyor. Bu sebeple, uzmanlar tanı koymada güçlük çekiyor, bu da tedavinin geç kalmasına yol açıyor. Distimi rahatsızlığı olan hasta ise farkında olmadığı bir depresyonun içerisinde bocalıyor. Genellikle çocukluk çağında ortaya çıkan distimi, çocukluğa ait normal sorunlardan ayırt edilemediğinden gözden kaçıyor. 19 yaşındaki Dilara K. ve ailesinin yaşadıkları ise hastalığın hemen fark edilemeyen yönünü gözler önüne seriyor.

‘10 yıldır depresyondaymışım!’ Dilara K. “Mutsuz bir çocuktum!” diye tanımlıyor kendini. ‘Sürekli ağlayan kız’ imajına(!) sahip çevresinin nazarında. Girdiği her ortama yabancılık çekmesi, diğer çocuklar tarafından kabul görmediğini düşünmesine yol açmış çoğu zaman. Oyuncaklarıyla oynarken de yalnızlık hissine kapıldığından bahsediyor Dilara. Ergenlik döneminde ise bu duygular yerini, ‘kendisini yetersiz bulma, çirkin görme ve okulda başarısız olacağından korkma’ gibi güvensizliklere bırakmış. Okulda oldukça başarılı olan Dilara, üniversite sınavında yüksek bir puan almasına rağmen, “Başaramam!” düşüncesiyle diş hekimliği fakültesini yazmakta direnir. Yaşanan bu son olay bardağı taşıran damla olur adeta ailesi için. Randevular, tahliller, psikolog seansları derken, biraz geç kalınmış olsa da distimi (kronik depresyon) teşhisi konur genç kıza. Biri Dilara’dan büyük 2 çocuğu daha olan Emine K.’nin aklına, kızını ‘memnun etmesi zor’ bir çocuk olarak gördüğü için, depresyon hiç gelmez. Dilara’nın karamsarlığı, sinirliliği ve duyarlılığı kişiliğinin bir parçası olarak görüldüğünden, yaşananlara Dilara’nın her zamanki hali olarak bakar anne-babası. Emine K., kızından bahsederken, “Dilara, hep bir güvenceye ihtiyaç duyan bir çocuktu, biz de her zaman destek olmaya çalıştık. Bazen pohpohlama derecesine bile vardı bu.” diyor. Bu zamana kadar anlam veremediği bir dizi sıkıntılar yaşadıklarını anlatan anne, evladına depresif hastalığı teşhisi konmasıyla Dilara’da çözemedikleri sorunların (yetersizlik duygusu, genel bir ilgi kaybı, hiçbir şeyden zevk alamama, toplumdan uzaklaşma, suçluluk duygusu, sürekli geçmişle ilgili düşüncelere dalma, yaşam etkinliklerinde ve üretkenliğinde azalma) nedeninin anlaşıldığını söylüyor.

Atlatılamayan travmalar distimiye yol açıyor! Psikolog Zeynep Arasan, kişinin benliğinin alışılagelmiş bir parçası olarak yaşanan, uzun süreli, düşük şiddetteki depresyon hali olarak izah ediyor distimiyi. Bu teşhisi koyabilmek için en az 2 sene devam eden, dirençli ve aralıklı bir depresyon halinin yaşanması gerektiğini belirtiyor. Arada mutluymuş gibi hissedilen dönemler olsa bile bunlar iki aydan fazla sürmüyor. Sonra tekrar uzun süreli depresif sürece geçiliyor. Semptomlar hafif şiddette ve kronik olduğundan, hasta bunları kendi kişilik özelliği zannedebiliyor. Bu da tedavi için bir uzmana başvurmakta gecikmeye yol açabiliyor. Tedavi edilmeyen kronik depresyonun en çok fiziksel olarak ağrı, bitkinlik ve herhangi bir iç hastalık şeklinde dışa vurulduğuna dikkat çekiyor psikolog Arasan. Bu rahatsızlığın kolaylıkla gözden kaçmasının nedenini ise kişinin davranışları karşısında, “Kişiliği böyle.” diye düşünülmesine bağlıyor. Distimi hastalığına, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde daha sık rastlanıyor. İleri yaşlarda (21 yaşından sonra) bu rahatsızlığın görülmesi seyrekleşiyor. Psikolog Arasan, çocukların da depresyon geçirebileceğine dikkat çekerek, stresli bir çevrede büyüyen ya da genetik yatkınlığı bulunan bir çocukta distiminin tetiklenebileceğini söylüyor. Rahatsızlığın belirtileri, klasik çocuk sorunlarıyla ayırt edilemediğinden teşhis edilmesi daha da zorlaşıyor. Çocuğun kardeşinin olması, okula başlaması, boşanma, taşınma, aile içi tartışmaların akabinde küçük birey, duygudurum bozukluğu yaşıyor. Çocuğun böyle durumlar karşısında travma yaşaması normalken, bunu atlatamaması distimiye yol açabiliyor. Kaynakça: Distimi, Prof. Dr. Olcay Yazıcı; Kronik Depresyon, Doç. Dr. Rüstem Aşkın; Distimik Bozukluk, Dr. Aslı Sarandöl.


23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Tedavisi zaman alıyor Distimiden kurtulmak için terapi ve ilaç kullanımı bir arada yürütülmeli. Bu tedavi yöntemlerinden sadece birinin uygulanması, iyileşme süresinin uzamasına veya hastalığın ileri bir dönemde tekrar ortaya çıkışına neden olabiliyor. Bir psikiyatr kontrolünde, uygun ilaçların alımı ve terapi desteğinin paralel bir şekilde gitmesi, iyileşme süresi için önem arz ediyor. Hastanın terapiye devamlılığı ve sabrı, ilaçları uygun dozlarda ve düzgün kullanmaya özen göstermesi, iyileşme sürecini hızlandırıyor. Tedavi sonrasında bu sinsi depresyonun üstesinden gelenler, yaşamdan yeteri kadar zevk alıp hayatın iyi ve kötü yönleriyle yüzleşebilecek dirence çok büyük oranda ulaşabiliyor.


kur­su@za­man.com.tr

BU SAY­FA, M. FET­HUL­LAH GÜ­LEN HO­CA­EFEN­DI’NIN SOH­BET VE YA­ZI­LA­RI ESAS ALI­NA­RAK HAZIRLANMAKTADIR.

Fânî bir misafirsin şu dünyada Râbıta; iki şey arasındaki bağ, bağlılık, irtibat, alâka ve münasebet manalarına gelmektedir. Mevt ise, ölüm demektir. Öyleyse, “râbıta-i mevt” tabiri, ölümü sürekli hatırda tutmayı, bir ayağı öbür âleme atmışçasına ötelerle irtibat halinde bulunmayı, bu dünyanın bir misafirhane olduğunu düşünerek ebedî saadeti kazanma gayretiyle yaşamayı ve tûl-i emelden kurtularak büyük bir alâka ile ahiretin yamaçlarına yönelmeyi ifade etmektedir. Kur’an-ı Kerim hemen her münasebetle ölümü ve ölüm ötesini hatırlatmakta; “Her nefis ölümü tadıcıdır” (Âl-i İmrân, 3/185); “Senden önce hiçbir insana dünyada ebedî hayat nasip etmedik. Sanki Sen ölsen, onlar ebedî mi kalacaklar! Hayır, her nefis bilerek veya bilmeyerek ölümü tadıp-durmaktadır. Biz, sizi bazen şerle, bazen de hayırla imtihan ederiz. Sonunda Bizim huzurumuza getirilirsiniz.” (Enbiyâ, 21/34); “Yeryüzünde bulunan her varlık fânîdir” (Rahmân, 55/26). “Hiç şüphe yok ki Sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Sonra da büyük duruşmanın olacağı kıyamet gününde Rabb’inizin huzurunda birbirinizle davalaşacaksınız.” (Zümer, 39/30) gibi ayet-i kerimelerle dünyanın geçiciliğini, büyük bir mahkemenin insanları beklediğini ve ahiret hayatının ebedî oluşunu vurgulamaktadır. Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) da “Ölümü ve öldükten sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlayın. Ahiret hayatını isteyen dünya hayatının süsünü terk eder.” buyurmuş; “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok anın.” diyerek râbıta-i mevt tavsiyesinde bulunmuştur. Hak dostları, Cenâb-ı Hakk’a vâsıl olmak ve dünyanın manevî tehlikelerinden kurtularak ebedî saadeti temin etmek için, bir taraftan çilelerle ve riyazetlerle nefs-i emmârenin öldürülmesine çalışmışlar; diğer taraftan da, bu dünyada fâni birer misafir olduklarını düşünerek ahiret azığı edinmeye gayret göstermişlerdir. Her zaman insanlara ölüm hakikatini hatırlatmış ve sürekli râbıta-i mevt dersi vermişlerdir. Öyle ki, kısa bir süreliğine de olsa onlarla oturup kalkan herkesin gönlüne ötelerin buğusu düşmüş; onları dinleyenler sık sık, “Bindirirler cansız ata, indirirler zulmete; Ne ana var, ne ata, örtüp pinhân ederler. Ne kavim var, ne kardeş, ne eşin var, ne yoldaş, Mezarına bir çift taş, diker nişan ederler.” Şeklinde Yunusça sözler duymuşlardır. O atmosferde hep berzah, haşir, mahşer ve mizan manzaraları dinlemiş; bazen rahmet-i ilahiyeye iltica duygusuyla, bazen de Cehennemin önüne kollarını gerip “Burası çıkmaz sokak”

diyerek ümmetine el uzatan Resul-i Ekrem’in şefaatine mazhar olma recasıyla soluklansalar bile, çok defa ötelerin endişe ve korkularıyla ürpermiş ve o meclise rahat rahat yürüyerek girseler de oradan ayrılırken ayaklarının titrediğini hissetmişlerdir. Evet, bazı sofiler, râbıta-i mevti, yürüdükleri yolun önemli bir rüknü kabul etmiş; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti (hiç ölmeyecekmiş gibi yaşama ve dünya hayatının sürüp gideceğine inanma kuruntusunu) o rabıta ile izale etmeye çalışmışlardır. Üstad’ın ifadesiyle, onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül etmiş; yıkanıyor ve kabre konuyor olduklarını farz etmiş; düşüne düşüne, nefs-i emmârenin o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olacağına ve uzun emellerinden bir derece vazgeçeceğine inanmış ve râbıta-ı mevti bu şekliyle uygulamışlardır. Bu türlü bir uygulamada, âkıbeti düşünmek suretiyle hayalen gelecek zamanı hâle taşımak ve istikbalde vuku bulacak hadiselerin o anda cereyan ettiğini farz etmek esastır. Ölüm düşüncesinde yoğunlaşmak ve bu sayede nefsi öleceğine ikna etmek, bunu sık sık tekrar ederek onu ölüm fikrine iyice alıştırarak tûl-i emelin önünü almak hedeflenmektedir.

Bediüzzaman’a Göre Râbıta-i Mevt Râbıta-i mevti kendine yoldaş ettiğini söyleyen Bediüzzaman hazretleri, onu kısmen de olsa bir kısım sofilerden farklı anlamış ve farklı uygulamıştır. Ona göre, bu râbıta, farazî ve hayalî bir surette, âkıbeti düşünerek geleceği şimdiki zamana taşıma şeklinde yapılmamalı; belki ölüm hakikati iyi kavranarak içinde bulunulan andan fikren gelecek zamana yürümek suretinde olmalıdır. Çünkü sofilerin uygulamasında, “Gelecekte vukuu muhakkak olan hadiselere olmuş gibi bakılır” esprisi vardır. Dolayısıyla, onlar bir gün mutlaka öleceklerini düşünüp ilerideki o ölümü olmadan önce olmuş gibi tahayyül ederek zaman-ı hâzıra taşımaktadırlar. Ne var ki, insan bir gün öleceğine inansa bile, nefis o ölüm gününü kendisine çok uzak görebilir. İnsan, hayalen geleceği hâzır zamana taşıyıp kendi ölümünü düşünse de, nefis daha ilk fırsatta “Kim bilir daha kaç sene yaşayacağım” diyerek gaflete düşebilir. Hastalar Risalesi’nde de dendiği gibi, gençlik ve sıhhat gaflet verir, dünyayı hoş gösterir ve âhireti unutturur. Bundan dolayı, hayalî ve farazî bir suretteki râbıta-i mevt, geçici olarak nazarları ahirete çevirse de öteler mülahazasını sürekli canlı tutamaz; çünkü gençlik, sıhhat, imkânların genişliği ve içtimaî hayata karışma gibi sebeplerle o hayal çabucak delinir ve kalıcı bir tesir icra edemez.


HAFTANIN DUASI

SÖZÜN ÖZÜ

Sadırlarımıza, sînelerimize inşirah sal... Sen Settâru’l-uyûbsun; hata, kusur, günah ve isyan olarak bizden ne sâdır olmuşsa Sen onları da setreyle... Aczimizi, fakrımızı şefaatçi yapıp yüce dergâhına iltica ediyoruz; ne olur, merhamet et ve işlerimizi kolay hale getir... Kabirlerimizi Cennet bahçeleri gibi pür-nur eyle… Ve bütün ümmet-i Muhammed’in günahlarını bağışla!

Günler su gibi akıp giderken, insan her geçen gün bir adım daha ahiret yurduna doğru yaklaşmaktadır. Bu sebeple de insan, hayatının her karesini ibadet felsefesi ve kulluk şuuruyla örgülemeli… Örgülemeli ve bu cebrî çekiş ve tabîî itişi, hayatı tatlı yaşama mevzuunda kendi terakkisi için bir güç kaynağı olarak kabul etmeli ve değerlendirmelidir.

Abdullah Aymaz

Kestane Kampı’mız

Kabir ziyareti ve katı kalpler Kabristanı ziyaret etmek ve oraya bir ibret mahalli olarak bakmak râbıta-i mevt düşüncesi açısından bizim için faydalı olabilir. Ne var ki, günümüzde hayat tutkusu ve günlük meşgaleler insanları öylesine kuşatmıştır ki, mezarlardan ibret alan kimselere rastlamak pek zordur. Hazreti Osman, mezarlığa uğradığı zaman nefes alamayacak hale gelinceye kadar hıçkıra hıçkıra ağlarmış. Üzerimizde kalın bir gaflet perdesi var; o perde o esnada bizim de devrilebileceğimizi ve bir çukur da bizim için kazılabileceğini içimizde derince duymamıza mani oluyor. Bundan dolayı, hayatın kadr u kıymetinin bilinmesi, bu dünyanın ölümlü olduğunun vicdanda duyulması ve insanların kabre doğru yol aldıklarının daha açık görülmesi açısından, herkes zaman zaman bir hastaneye gitmeli, hasta ziyaretinde bulunmalı, imkânı varsa onlara yardım etmeli; bir makineye bağlı kalan insanların haline ibret nazarıyla bakmalı, inleyen insanları dinlemeli, onların inlemelerinde ve ahiret

endişelerinde ölümü duymaya çalışmalı... Ve bu sayede kendi içinde de o râbıta-i mevt mülahazasını geliştirmeli. Bediüzzaman hazretlerinin ifadesiyle, ehl-i iman için ölüm, rahmet kapısıdır, vazife-i hayat külfetinden bir terhistir; öteki âleme gitmiş yüzde doksan dokuz ahbap ve akrabaya kavuşmak için bir vesile ve ebedî saadete girmeye bir vasıtadır. O, ehl-i dalâlet için ise zulümat-ı ebediye kuyusudur. Bundan dolayı, ölüm ve ötesi bütün enginliğiyle anlatılmalı, ölümden sonra başlayan hayatın ebedi saadete dönüşmesi için -fırsat varken- her mesele getirilip ölüme dayandırılmalı ve insanlar ona hazırlıklı hale getirilmeli; hatta ahiret semereleri nazara verilerek herkesin gönlünde ötelere karşı bir iştiyak ve vuslat arzusu hâsıl edilmeli. Sohbetler hep bu türlü mülahazalar etrafında cereyan etmeli ve herkes “Ölümlüyüz; biz de öleceğiz; bu akşam son akşamımız, bu gece son gecemiz olabilir” mülahazalarıyla nefes alıp vermeli.

1966 yılında Hizmet, İzmir’de ilk defa tarihî Kestanepazarı Camii’nde M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin vaizliği ve Kestanepazarı Yurdu’nda yurt müdürlüğü ile başladığı gibi, 1993 yılında da Amerika’da Pensilvanya’da Kestane bölgesi, Kestane Tepesi civarındaki Kestane Kampı’nda da bir nevi başlamış oldu. Bunu, o seneki yaz kampını Cumhuriyet Gazetesi haber yapmakla dünyaya duyurdu. Burası 104 dönüm, üzerinde dokuz bina bulunan her biri iki çocuklu bir Amerikan ailesinin yazın kalabileceği evlerden ibaretti. Belediyede görevli olan arazi sahibi, burasını uzun çalışmalarla kampa çevirmiş. Ama vefat edince, bakan eden olmamış ve 230 bin dolara satılığa çıkarılmış. Biz kiralık bir yer ararken burasını ucuz bulduğumuz için talip olduk. Her şeyi elden geçirip adam edinceye kadar aylarca çalıştık. 1993 Mayıs ayındaki Türk Yürüyüşü’nde New York’ta binlerce reklam kâğıdı dağıttık. Haziranda beş kişilik bir Türk grubuyla açılış yaptık. Türk-Amerikan Derneği’nde sosyal Komite Başkanı Dr. Necdet Çamlı Bey Yedi çocuğu gibi belli başlı insanlarımız da katıldı. vardı. Yaşı tutan Haftalık bir saat yayın yaptığımız Türk radyosunda da ilan ettik. Yani böyle gizüç-dört çocuğunu li-saklı ve ormanlar içerisinde esrarengiz okulumuza verdi. değildi… Hanımı Müslüman bir şey Çocuklarımızın ve gençlerimizin olmuş, tesettürlü kendi kültürümüzü, inancımızı alıp 2-2,5 bir İtalyan’dı. ay birlikte yaşamaları çok güzel neticeler Hanımefendi, bizim verdi. Hiç unutmam, ilk gün bir çocuğa okulun muhasebesini “İsminiz ne?” diye sormuştum. Bana “Armut!” demişti. Ama aynı evladımıtutuyordu. zın, bir hafta sonra saygılı-efendi bir hal kazandığına şâhit olmuştum. Sonradan isminin Erol olduğunu öğrendiğim bu çocuğumuzdaki müsbet gelişmeyi anne-baba ve yakın çevre de görüyordu. Onun için insanlarımız bir okul almamızı da istediler. Ama henüz imkânlar, insanlarımızın Hizmet’i tanımasıyla yeni yeni oluşuyordu. Sonra New Jersey’de satılık bir okul bulduk. Artık Türklerden başka Pakistanlı ve diğer Müslüman milletlerden ailelerden de çocuklarını vermek isteyenler çıktı. Onların camilerinde de himmet yapıldı. Türkiye gezileriyle ülkemizdeki eğitim hizmetleri tanıtıldı ve ciddi destek oldu. Pakistanlı eğitimci ve camilerde de vaaz-nasihat eden Prof. Dr. Mecid Mâcid Han’ı Türkiye’ye götürmüştük, gözyaşları ile hayranlığını dile getirip, bu eğitim hizmetlerini ve fedakârlıklarını herkese anlatmamız gerektiğini söylemişti. Dönüşte, bir camide bayramın ne gün olacağına dair münakaşa çıkmış. Mesela, imam salı günü diyor, cemaat pazartesi, diye tutturuyor. İmama “Öyleyse oylayalım.” diyorlar, oylama yapıyorlar. Bu profesör kalkıp diyor ki: “Ya Müslümanlar bu nasıl iş? Başımızda bilgili bir imamımız var. Onu dinlemiyorsunuz, oylama ile bayram gününü tespit ediyorsunuz? Gidin de bir Türkiye’deki güzelliği ve disiplini görün!..” Sonra da camiyi terk ediyor. “Bu kafa ile bir yere varılmaz. Bana söyleyin ne yapmamız lazım?” diye bizim yanımıza geldi. Kendisi makine mühendisi idi. Yüksek maaşla bir şirketin idarecisi idi ama eğitim üzerine de doktorası vardı. Bir de İngilizce Tecvid kitabı yazmıştı… İşte okulumuz bu sıralarda açılmıştı. Lübnanlı bir emlâkçı ile tanıştık. Yedi çocuğu vardı. Yaşı tutan üç-dört çocuğunu okulumuza verdi. Hanımı Müslüman olmuş, tesettürlü bir İtalyan’dı. Hanımefendi, bizim okulun muhasebesini tutuyordu. Lübnanlı bu emlakçı (Muhyiddin Bey) eğitim hizmetlerini tanıyınca işe dört elle sarıldı. Bizleri başkalarıyla tanıştırdı. Daha sonra asıllarının Türkiye’den Mekke’ye, oradan da Lübnan’a gittiğini, oradan Amerika’ya geldiklerini öğrendim. Bir gün dedi ki: “Yarın akşam bizim evde bir sohbet olacak, Mısırlı doktorlar gelecek, Ürdünlü bir Çerkes hoca yemekten sonra konuşma yapacak. Ondan sonra siz onlara bu eğitim hizmetlerinizi anlatın. Bunlar çok mühim insanlar, mutlaka sizleri tanımaları lazım.” Biz de matematikçimiz Hasan Bey’le bu davete katıldık…


23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

40

BULMACA BU Hazrlayan: Ali Topdağ a.topdag@zaman.com.tr

18

23

29

12

21

12

29

12

20

12

10

21

23

3

7

29

7

29

23

5

11

18

7

10

17

10

26

8

1

16

10

21

23

21

23

27

7

6

11

18

19

29

7

13

24

12

10

23

26

8

1

18

23

29

12

20

8

18

18

23

29

26

12

28

12

13

19

14

13

19

29

19

13

12

15

24

23

18

23

29

12

10

12

20

18

23

29

12

10

21

23

21

23

3

7

27

7

5

27

11

13

5

19

29

13

14

16

17

18 L

19

20 Ç

21 D

22

23 E

24

25

26

27

28

29

15

T K A A A R A V M A M L

R U H B F A E V U R İ Ş

R A S

M

E

R T

Ü A

B T

D

S

A D

D

L

Ü

17 I

12

T

16 Ü

11 O

A

2 T

10

H

1 S

9

H

T Ş

8 Ö

K A

7

D

K I

Y

6

K

R

A

H

5

U

D

M

E

4

A

A

A

U

H

N

3

E

P M

A

K I

2

B

A Y

Ö Ü N Ü L U S A R H A L L

Ü

A

D

1

A

H E U T R N İ İ N İ

İ N

PARAGRAF TAMAMLAMA 29 O

12

28

5

27

18

26 D

12

25 Ç

10

24 Y

12

23 V

10

22

17

21 Ö

13

20 N

6

19 İ

7

18 L

10

15 E

7

14 U

18

13 Ş

11

12 M

17

11 A

6

10 K

29

9 R

7

8

13

7 H

7

6 C

10

5

11

4 B

7

RÛH-I PÂK-İ RESÛL’E VER SALAVAT

3 G

15

S

M

7

L

18

Ç

4

A

7

L

10

O

12

Y

20

N

12

İ

3

Ç

7

İ

18

K

18

E

7

ŞİFRE:

M

Kutulardaki her say bir harfin karşlğdr. Verilen ipuçlarn kullanarak diğer kutular doldurun ve hayatmza yön verecek prlanta tavsiyeyi tamamlayn.

R

PARAGRAF TAMAMLAMA A

K

S I

A H İ D S İ R A C R E

ŞİFRE:

U

C

I

E

S

F

T

İ

B

L

R

A

I

H

E

I

A

M

S

U

E

C

İ

İ

A

Z

M

E

L

N

E

E

U

İ

Y

K

M

R

F

R

A

İ

R

S

I

A

A

Z

H

E

M

K

A

A

K

T

L

D

A

A

R

N

M

T

A

D

A

A

L

İ

M

İ

A

Ş

O

A

T

T

U

D

I

Ş

T

B

S

O

N

İ

I

V

O

N

T

A

A

F

U

G

H

L

Y

A

Y

H

M

Y

M

M

Z

E

K

I

Y

Ğ

M

A

N

K

H

D

F

E

H

A

A

A

D

Z

L

A

A

U

L

E

S

A

A

H

N

İ

E

R

E

R

V

N

N

H

Ş

I

Ü

T

İ

T

N

Ü

Ü

L

M

A

L

B

R

B

İ

A

U

L

S

U

G

M

K

A

M

A

E

U

H

R

Y

D

M

A

D

L

M

M

E

İ

E

Y

Y

D

M

E

İ

L

Ü

L

A

R

M

İ

İ

Ş

H

R

Z

L

E

S

E

A

R

Z

İ

L

A

M

İ

E

Ş

İ

A

U

İ

L

L

U

L

A

İ

Ö

S

Y

İ

E

I

S

KELİME AVI

Ş

H

S

Ş

A

H

U

O

H

T

M

E

L

K

A

N

U

K

M

A

A

H

B

V

T

M

S

E

A

B

Ü

F

Y

E

M

T

N

T

O

A

N

H

A

T

M

F

Ş

U

Ü

V

D

V

E

A

C

S

İ

A

Ş

T

N

ARAFAT, BEŞARET, CENNET, DOĞRULUK, EHL-İ BEYT, FETTAH, HALİFE, IZDIRAR, İTAAT, KALU BELA, KUR’AN, LEM’A, MAŞAALLAH, MUCİZE, NİYAZ, RIDVAN, RUH, SAMİMİYET, ŞEHADET, TASAVVUF, ÜMMET, VALLAHİ, ZEKAT

N

Aşağda verilen kelimeleri diyagramda sekiz yönü kullanarak bulun. Kullanlmayan harfler srayla yazldğnda şifre cümleyi bulacaksnz.

GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMLERİ

A

KELİME AVI

Allah Rasûlü’nü öldürmek için yola çkan nice düşman, O’nun müsamahas ile hayat bulmuş, İslâm’a girmiş ve Allah Rasûlü’nün en sadk dostu olarak hayatn tamamlamştr.


22 NİSAN 2014 SALI

Yeni Bahar Çocuk

08-09 Bulmacalar

22 NİSAN 2014 SALI

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

ÇÖZMECE


26 MARTYeni - 1Bahar NİSAN 2014 Çocuk 15 Faaliyet

Ahmet Şahin

KÂĞIT HELVA

2

1

Malzemeler: 1 2

3

İşte size musibetleri karşılamada inanç ve edebimiz! Denilebilir ki, dünyada sıkıntısız, üzüntüsüz, dolayısıyla imtihansız yaşayan insan yoktur. Öyle olunca, kaçınılması imkânsız bu sıkıntı ve musibet imtihanlarını nasıl karşılamalı, nasıl bir inanç ve edep anlayışı içinde yorumlayarak hakkımızda hayra çevirmeli, yani imtihanı kazanmalıyız? Konuya ait Hocaefendi’nin (Kalb İbresi) kitabından fevkalade faydalı olduğu kadar da ikaz edici ölçüler arz etmek istiyorum bugün sizlere. Sözü daha fazla uzatmadan birlikte okuyoruz Kalb İbresi’ndeki sıkıntı imtihanlarımızı şuurla karşılama inanç ve edebimizi. **** -Musibet karşısındaki temel disiplin, onun Cenab-ı Hakk’ın emirber bir neferi olduğunu düşünmek ve şikâyet ifade eden sözlerden kesinlikle kaçınmaktır!. Hususiyle musibetin gelip çarptığı ilk anlarda sızlanmaların şikâyete dönüşmemesi için sükutu tercih etmek lazımdır. - Resulü Ekrem Efendimiz’in (sas) “Sükutu tefekkür, bakışı ibret ve konuşması da hikmet olan kurtulmuştur!” beyanı istikametinde, inanan bir insan, eşya ve hadiseleri ibret nazarlarıyla süzmeli, konuşmadan önce bir tefekkür etmeli ve dile geldiği zaman da hep hikmet incileri dile getirmelidir. Zaten hikmet, tefekkürün bağrında gelişir, tefekkür de sükut serasında olgunlaşır, dolayısıyla bir bela ve musibet isabet edince yapılması gereken, iradi olarak susmak, hadiselerin çehresindeki kaderî yazıları okumaya çalışmak, düşünmek, ondan mesajlar çıkarmak, sonra kulluk adabına uygun şekilde konuşmak, ama mutlaka sabırlı ve teslimiyetli davranmaktır!. -Her insan hemen her an türlü türlü musibetlerle karşı karşıyadır. Bilhassa iman dairesinde iç içe ızdıraplar ve küme küme mahrumiyetler saklıdır... Aslında insanların ebedi nimetlerden nasipleri, Hak yolunda çektikleri meşakkat ve çile nispetinde olacaktır; ahiretteki mükâfatın büyüklüğü ölçüsünde burada bir kısım zorlukların yaşanması normaldir. “Belanın en şiddetlisi peygamberlere, sonra Hakk’ın makbulü velilerine ve derecesine göre diğer mü’minlere gelir” hadis-i şerifi de bu hakikati hatırlamaktadır.. - Zaten Allah Teala, her bela ve musibeti, neticesi itibarıyla mü’min kulları için bir rahmet vesilesi ve arınma vasıtası kılmıştır. Elverir ki insan, zahiren çirkin yüzlü hadiseler karşısında kadere taş atmasın ve Cenab-ı Hak’tan şikâyetçi olmasın.. -Her türlü olumsuzluğu, ister sebepler açısından, isterse de Allah ile münasebetlerimiz zaviyesinden kendi hatalarımıza bağlamamız ve kendi kusurlarımıza vermemiz lazımdır!. Zira, bu mülahaza, kadere taş atmamıza mani olur, üslup itibarıyla -haşa ve kella- Allah’a suç isnat etmemizin ve dışta suçlu aramamızın da önüne geçer!. - Her musibet karşısında bu duygu ve düşünceyi esas almamız bizi birer tedbir ve dikkat insanı haline getirir. Aksi halde -hafizanallah- “Falan şunu yaptı, filan şöyle davrandı..” diyerek sürekli suçlu aramaktan kurtulamayız. Ya da “Biz ne yaptık da bunlar başımıza geldi?” demek suretiyle İlahi icraatı ve kaderi tenkit etme küstahlığına düşmekten kendimizi koruyamayız!.. -Aslında “Bizim suçumuz ne, biz ne yaptık ki?” demek, en büyük bir suçtur!. İçinde yaşadığımız zaman ve şartlarda hemen her insan tepeden tırnağa bir kusur abidesi olmuş gibidir. Herkes başına taşların yağması için mevcudiyetinin dahi yeterli olduğunu düşünmelidir!. -Evet, Hak karşısındaki konumunun farkında olan bir insan, gökten bir meteor gelip çarparak kendisini yerin dibine batırsa, o zaman bile “Öyle günahkârım ki, bilmem bu taş günahlarımın hangi birine kefaret oldu; hamd olsun ki, Cenab-ı Hak daha dünyadayken başıma taş yağdırdı da günahlarımın vebalini cehenneme bırakmadı..” demeli, bu edeb içinde kulluğunu sürdürmeli, bu örneği vermelidir!” İşte bizim musibetleri karşılamada temel inanç ve sarsılmaz edebimiz! Bu fevkalade önemli hatırlatma, levha yapılıp duvarlara asılmalı, gelip geçtikçe de okunarak hafızalara nakşedilmeli, hayatımız bu inanç ve edeb içinde değerini bulup hedefine varmalıdır.

3 4

4

5

5

Kâğıttan zürafa yapalım

6

Suluboya Sarı oval fon kâğıdı 3 adet ahşap mandal Pelüş şönil Sarı ponpon Yapıştırıcı

6

C

anım arkadaşlarım, geçen gün arkadaşım Yasemin, sınıfa kardeşi Emir Eymen’i getirdi. Kardeşi henüz 3,5 yaşında ve resim yapmayı çok seviyor. Resim dersinde ona kâğıt ve kalem verdik. İlk başlarda biraz çekindi ama sonra sınıfa iyice alıştı, hatta bir ara Bedia’nın masasına otururup kalkmak istemedi. Okulumuzu çok sevmiş, Yasemin okula gelirken o da arka-sından ağlayıp gelmek istiyormuş, umarım büyüdüğü zaman da aynı şeyi düşünür. Eğerr öğretmenimiz izinn verirse arada bir kardeşinii okuluoşçakalın. muza getirecek, hoşçakalın.

Sarı fon kâğıdının üzerine kahverengi suluboya ile lekeler yapın. Mandalları önce sarıya boyayın ardından kahverengi suluboya ile üzerine lekeler yapın, iki mandalın uç kısmını siyah boya ile boyayarak ayaklarını belirginleştirin.

HAZIRLAYAN: SEÇİL İLGÜN GÜN ANGÜN s.angun@zaman.com.tr tr

Mandalları sırasıyla alta ve üst kısma tutturun. Üst kısımdaki mandala şönili şekildeki gibi yapıştırın. Sarı ponponu da şekildeki gibi üst kısıma geçirin, kolay gelsin.

22 NİSAN 2014 SALI

Efendimiz’i sesli kitaptan dinledi, sabrına hayran kaldı EMEL TEMİZAY, HÜLYA AKSU İSTANBUL

1fından Peygamber Efendimiz’i

Peygamber Yolu Derneği tara-

(sas) tanıtmak amacıyla düzenlenen ‘Herkes O’nu Okuyor’ yarışmasında dereceye girenler, ödüllerini almaya devam ediyor. Bunlardan biri de gözleri görmediği için kitabı dinleyerek sınava hazırlanan Gizem Varol. 14 yaşındaki Gizem, dayısının kendisine sesli kitap bulduğunu söyleyerek, “Bu dinleme sürecinde O’nu ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha anladım.” diyor. Efendimiz’in en çok sabrını sevdiğini söyleyen Varol, özellikle kitabın son bölümü olan veda zamanında çok ağladığını belirtiyor. Küçük kız, “Benim için okumak daha zor, diğerleri için daha kolay. Kaybedeni olmayan bir yarışmaydı. Yarışmaya katılan da katılmayan da mutlaka okumalı.”

diye konuşuyor. İlkokul 7. sınıf öğrencisi Dilan Çiçek ise programda Efendimiz için yazdığı mektubu okudu. Çiçek, “Hz. Muhammed’in kitabını okumadan önce hakkında çok fazla bilgim yoktu. Kitabı okuyunca O’nun hakkında çok şey öğrendim ve benim için çok farklı bir deneyimdi.” diyor.


23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Çocuğum kime emanet

MELİKE BAHÇEVAN YILMAZ

1bulma süreci çocukla ilgili en kritik

Annenin de çalıştığı bir ailede bakıcı

aşamalardan biridir. Eğer bebeğin ‘güvenle’ bırakılabileceği bir eş, dost ya da akraba varsa ne âlâ. Ancak yoksa aile için zorlu bir süreç başlar. Zira ‘emaneti başkasına emanet etmek’ başlı başına zor bir durumken, bir de çocuk bakmada ehil kişi bulma süreci ebeveynler için kâbusa dönüşebiliyor. ‘Bulduğumuz kişi, acaba çocuğumuza iyi bakabilir mi?’, ‘Kötü davranır mı?’, ‘Doğru örnek olur mu?’, ‘Çocuğumuzu sevebilir mi?’ ya da ‘Çocuğumuz onu sever mi?’ kaygıları bu sürece eşlik eder. Her ne kadar bu durum ‘mükemmeliyetçi ebeveyn yaklaşımı’ gibi görünse de uzmanlar açısından da asgari düzeyde bu sorulara olumlu cevap verebilecek kişinin bakıcı olarak seçilmesi gerekiyor. Pedagog Ayla Aktürk Çetin, bakıcı seçiminin doğru yapılmasının çocuğun güvenli bağlanabilmesi için hayati önem taşıdığını söylüyor. Çünkü güvenli bağlanmanın sağlıklı gelişmediği çocuklarda ‘çocuk depresyonu’, davranış bozukluğu ve güven sorunu gibi problemler yaşanıyor. Peki, çocuğu bakıcıya emanet etmek için en uygun zaman dilimi hangisi? Bakıcı ararken nelere dikkat etmeli? Bakıcı, çocuğa kötü muamelede bulunuyorsa bu nasıl anlaşılır? Bir Müslüman’ın her konuda olduğu gibi bu konuda da Allah’a tevekkül etmesi gerekir. Ancak tedbir almak da tevekkül etmenin ön

kaidesidir. Bu nedenle yukarıdaki sorulara cevap bulmak oldukça önemli.

Ne zaman bakıcıya bırakmak gerekir? Çocuk gelişiminde ilk üç yaş en önemli zaman dilimidir. Altıncı aydan itibaren yabancıları ayırt edebilen bebek için artık ‘ayrılık kaygısı’ başlar. Bu süreçte annesiyle uzun süreli ayrılık yaşayan bebeğin, anneye karşı hissettiği ‘güvenli bağlanma’ duygusu zedelenir. Güvenli bağlanmanın sağlıklı gelişmediği çocuklar saldırgan, hırçın, istekleri bitmeyen ve kendisine verilen hiçbir şeyden tatmin olmayan özellikler sergileyebilir. İlk üç yaşa kadar bunun gibi pek çok kritik süreç bulunduğunu söyleyen Pedagog Ayla Aktürk Çetin, annenin bu süreçte çalışması gerekmiyorsa çocuğunun yanında olmasının önemine değiniyor. Çetin, “Eğer anne ilk üç yıldan önce işe başlamak zorunda ise en azından ilk bir yıl bebeğiyle birlikte geçirmeli.” diyor. Emanetin konusu çocuk olduğunda endişelere söz geçirmek kolay olmaz. Özellikle de etrafımızdan duyduğumuz olumsuz bakıcı olayları zihnimizde yankılanırken… Ama olumlu örnekler de yok değil. Ümitvar olmak adına ‘ailenin bir parçası’ haline gelen bakıcıları da unutmamak gerekir. Örneğin elli bir yaşındaki Nezaket Hanım. On altı yılda sekiz çocuğa bakmış Nezaket teyze. Onları kendi çocukları gibi gördüğünü ‘Benim üç değil, on bir çocuğum var.’ sözleriyle ifade eden Nezaket Hanım, hepsiyle halen görüşüyor-

muş. Baktığı çocukların aileleriyle akraba gibi olmuşlar. Neredeyse her Anneler Günü’nde hemen hepsi onun da Anneler Günü’nü kutlarlarmış. Nezaket Hanım ise baktığı sekiz çocuğun başarı haberlerini öğrendiğinde gururlandığını ifade ediyor. Her birimizin çocuğumuza bakacak kişiye ilişkin beklentileri farklı olabilir. Bununla birlikte ‘çocuk bakmak’ sorumluluğu üstlenecek kişide aranması gereken standart özellikler de söz konusu. Pedagog Ayla Aktürk Çetin, çocuğumuza bakacak kişinin şefkatli, sabırlı, dürüst, çocukları seven, ahlaklı olması gerektiğini savunuyor. Bununla birlikte çocuğa gereken titizlikle davranması adına yaşının, deneyiminin, aile yapısının, sağlık ve eğitim durumunun da dikkate alınmasını vurguluyor. Çelik’e göre sürekli bakıcı değişikliği iyi değil. Çocuğun her bir bakıcının tarzına alışmaya çalışması zor olacağı gibi alıştıktan sonra bakıcıyla ayrılması güven duygusu da yıpratıyor. Bu nedenle aranan özelliklere en yakın kişiyi bulmak zaman alsa da acele karar vermemek gerekir. Bunun için de işe dönmeden bir iki ay öncesinde aramalara başlamak daha doğru olur. Bulunan adayların güvenilir olup olmadığını anlamak için ise referansı olmasına dikkat etmekte fayda var. Ayrıca bakıcı adayının ailesiyle tanışmak, yaşadığı yeri ve şartlarını görmek de izlenim edinmeyi sağlar. Bulduktan sonra ise bakıcının iki-üç hafta kadar bebeğin bakım sürecine anneyle beraber katılması iyi olabilir. Böylece bebek

ile bakıcının birbirine alışması kolaylaşır. Ayrıca çocuğun uyku, beslenme saatleri ve dikkat etmesi istenen konuları anlatmanın yanı sıra yazılı olarak vermek iki taraf açısından da kolaylıklar sunar.

Bakıcının çocuğa iyi baktığından nasıl emin olunur? Bakıcı seçimi kadar sonraki süreç de oldukça önemli. Çünkü bazen çocuğun bakımında dikkat edilmesini istediğiniz hususlar ilerleyen zamanlarda göz ardı edilebiliyor. Örneğin çocuğunuza yalnızca belirli bir süre televizyon izletebileceğini ya da hiç izletemeyeceğini söylemenize rağmen, zamanla bu kural çiğnenebiliyor. Bu nedenle bakıcının tutumunun yansımalarını çocuk üzerinden gözlemlemekte fayda var. Devamlı televizyon karşısında bırakılan, şiddet gören veya kendisiyle hiç oynanmayan çocuklarda davranış sorunları, dil gelişiminde gecikme gibi anormallikler baş gösterir. Çocuğunuzun bakıcıya yaklaşımına bakarak da bakıcıyla ilgili bir problem olup olmadığı anlaşılabilir. Çocuk, anne-babası yanındayken bakıcıya tepkili davranabilir. Ancak bakıcıyla yalnız kaldıklarında da tepkili ise bir problem olabilir. Bunu gözlemlemek için ise eve kamera takılabilir. Bu sayede hem çocuğun gün içinde nasıl vakit geçirdiği gözlemlenmiş olur hem de bakıcının çocuğa davranışlarının ‘her zaman’ özenli olması sağlanır. Ancak etik davranmak adına evde kamera olduğunu bakıcının bilmesi daha isabetli olur.


23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

İslâm ordusu Uhud yolunda AHMET DOĞRU

1Bedir yenilgisine uğrayan, yakınlarını

Hicret-i Nebeviyye’nin üçüncü yılıydı.

kaybeden müşrikler, 3000 kişilik bir ordu hazırlayıp Medine üzerine hareket etti. Orduda 700 zırhlı, 200 atlı asker ve 3000 deve vardı. Medine yakınında Ayneyn Dağı yanına kondular. Müşriklerin Medine önüne geldikleri gece ashab sabaha kadar nöbet tuttu. O gece cuma gecesiydi. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) rüyasında kendisinin sağlam bir kale içinde olduğunu, kılıcının ağzına bir gedik açıldığını, sahip olduğu bir öküzün boğazlandığını ve bir koç gördü. Sabah rüyasını ashabına anlattı. Giydiği zırhı Medine’ye, öküzün boğazlanmasını ashabından bazı zatların öldürülmelerine, kılıcının ağzında gedik açılışını ise ehl-i beytinden bir zatın öldürülmesine yordu. Medine’de kalıp müdafaa harbi yapmanın münasip olacağını beyan buyurdu. Ashabının bu husustaki görüşlerini sordu. Bilhassa Bedir’de bulunamayan genç sahabelerden bazıları düşman karşısına çıkmak taraftarıydı. Sultan-ı Enbiya (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) Efendimiz, Medine dışına çıkmak için ısrar edenleri görünce hane-i saadetlerini teşrif buyurdu, zırhını giydi, kılıcını kuşandı, kalkanını sırtına yerleştirdi. Bu sırada sahabe de yaptıkları teklifin yanlış olduğunu, Allah Resûlü’nün (aleyhisselâm) sözünü dinlemeleri gerektiğini konuşuyorlardı. Sa’d b. Muaz ve Useyd b Hudayr, insanların Hazreti Peygamber’in çıkması için bekleştiklerini görünce Resûlullah’a (aleyhisselâm) karşı ısrar etmelerinin doğru olmayacağını, emirlerin ona gökten indiğini, Kur’an-ı Kerim’de, “O kendiliğinden bir şey söylemez.” buyurulduğunu, yaptıklarının yanlış olduğunu söylemişlerdi. Ashab-ı kirâm, Peygamber-i Zîşân (sallallahu aleyhi ve sellem) yanlarına geldiğinde O’ndan özür diledi, ne emir buyurursa teslim olacaklarını söyledi. Bunun üzerine Peygamber Aleyhisselâm, “Bir peygamber zırhını giydikten sonra Allah onunla düşmanları arasında hüküm verinceye kadar çıkarmaz.

Eğer sabreder ve görevinizi yaparsanız Allah zaferi size ihsan edecektir.” buyurdu. Âmâ olan Abdullah b. Ümmü Mektûm, namazları kıldırması için Medine’de vekil olarak bırakıldı. Peygamber ordusu, bin kişi olarak Uhud’a doğru hareket etti. Asker içinde zırhlıların sayısı 200 kadardı. Biri Resûl-i Ekrem’in bindiği olmak üzere iki at vardı. İkisi Ensar’dan Evs ve Hazreçlilere, biri de Muhacirlere ait üç sancak çekilmişti. İslâm askeri, Nebiler Sultanı’nın (salât ve selâm üzerine olsun) etrafında yürümekteydi. Tarihler bu sırada Şevval ayının 6’sını, diğer bir hesapla 22 Mart 625 Cuma gününü göstermekteydi.

Şeyhayn hisarlarında mola Sahabe ordusu Uhud’un güneybatısında ‘Şeyhayn’ denilen ikiz hisarların bulunduğu mahalde toplandı. Peygamber Aleyhisselâm, burada ordusunu gözden geçirdi. Yaşı küçük olup savaşa elverişli olmayan gençler geri gönderildi. Geri dönenler arasında Üsâme b. Zeyd, Abdullah b. Ömer, Zeyd b. Sâbit, Ebû Said el-Hudrî gibi zevat da vardı. Ebû Said

el-Hudrî, o sırada 13 yaşındaydı. Esasen yaşı küçük diye ordudan ayrılan genç sahabeler, Medine’de kalan kadın ve çocukları kollamak gibi mühim bir vazifeyi de üstlenmiş oluyorlardı. Cuma namazını Medine’de kılıp yola çıkan Allah Resûlü, ikindi, akşam ve yatsıyı Şeyhayn’da kıldırdı. Hazreti Bilal ezan okudu. Gece de burada geçirildi. Muhammed b. Mesleme kumandasındaki 50 kişilik muhafız birliği, ordu etrafında nöbet tuttu. Zekvân b. Kays da Peygamber Aleyhisselâm’ın gece kendilerini kimin bekleyeceğini sorması üzerine gönüllü oldu ve Resûlullah’ın etrafında nöbet bekledi. Allah Resûlü, onun hakkında, “Yarın sabahleyin cennetin yeşilliklerine ayak basacak bir kimseye bakmak isteyen buna baksın.” buyurdu. Gece Şeyhayn’da konaklayan İslâm askeri, sabah namazını da burada kıldıktan sonra Uhud’a yöneldi. Münafıkların başı Abdullah b. Übey, kendisine bağlı 300 civarında kişiyle yolda ayrılıp Medine’ye döndüğü için İslâm ordusu 700 kişi olarak yola devam etmek-

teydi. Münafıklar ayrıldıktan sonra Ensar, civardaki Yahudi müttefiklerinden yardım istemelerinin münasip olup olmayacağını sordu. Server-i Kâinât (aleyhisselâm), onlara ihtiyaçları olmayacağını beyan buyurdu. Bu husus, Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde anlatılır: “İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindi. Onlara (münafıklara), ‘Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunmaya geçin.’ denildi de onlar, ‘Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan gelirdik.’ dediler. Onlar o gün, imandan çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir.” (Âl-i İmran, 166-167) Peygamber ordusunun Uhud Savaşı öncesi konakladığı Şeyhayn mevkiinde günümüzde ‘Şeyhayn Mescidi’ bulunuyor. Mescide Allah Resûlü (aleyhisselâm) savaş sırasında üzerinde bulunan ikinci kat zırhını burada giydiği rivayet edildiğinden ‘Zırh Mescidi’ adı da veriliyor. Mescidin bir diğer adı ‘Mescid-i Bedâi’. Evliya Çelebi, Zırh Mescidi’ni ‘Hazreti Resûl Mastabası’ adıyla anlatıyor. “Hazreti Peygamber buraya gelip Uhud gazasına giderken burada mübarek bedenine Davudî zırhını giyip mübarek beline kılıcını bağlayıp bizzat kendileri Çehar Yar-ı Güzîn’e kılıç kuşattı ve gülbang-i Muhammedî çekildi. Hazreti Hamza’yı kılıç kuşatmaya aradılar bulamadılar. Bu mahalden gücü yeten ta Hazreti Hamza’ya kadar yaya giderse cihad sevabı eder.” diyor. Zırh Mescidi’nin 300 metre gerisinde ise ‘Mustarah (Benî Harise) Mescidi’ bulunuyor. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Hazreti Hamza’yı (ra) ve diğer Uhud şehidlerini ziyarete giderken Harise oğullarının evlerinin bulunduğu mahaldeki Benî Harise Mescidi’nde dinlenir, namaz kılardı. Uhud Harbi dönüşü de burada istirahat buyurdukları söyleniyor. Mustarah ismi, Hazreti Resûl Aleyhisselâm’ın istirahat etmesinden geliyor.


31 GÜNDEM Haşhaşı fazla kaçıran Avrupalılar 17 Aralık’ta başlar başlamaz iktidarca boğulan yolsuzluk operasyonunun hemen ardından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Hizmet’i suçlayarak, ‘çok saf’ olduklarını ‘itiraf’ etti. 12 yıllık iktidarın ‘çok safmışız’ sloganı partinin ileri gelenlerince o kadar fazla tekrar edildi ki, AK Parti’nin adının SAF Parti’ye çevrilmesi yönünde müstehzi teklifler gündeme geldi. İktidar, ‘darbeye’ maruz kaldığını, ihanete uğradığını ve bünyeyi saran uru yolsuzluk operasyonu sabahına kadar keşfedememesini ‘çok saf’ olmasına bağlıyordu. ‘Çok saf’ olduğunu ispatlama mücadelesine giren iktidar, işi Seymour Hersh ve Robert Fisk gibi muteber gazetecilerin, Anayasa Mahkemesi’nin ve hatta AB’nin bile paralel olabileceğini ima eden noktalara kadar taşıdı. 21 Ocak’ta bizzat Başbakan sonrasında birçok bakanı Brüksel’i ziyaret edip Avrupa Birliği’ni ‘paralel yapıya’ ikna etmek için çalmadık kapı, anlatılmadık hikâye bırakmadı. 17 Aralık’tan bu yana hâlâ tek bir Avrupalı yetkili, paralel tezine ikna olduğunu ibra eden bir kelime etmiş değil. ‘Paralel varsa üzerine hukuk içinde gidilsin’ diyor Avrupalılar. Paralel tezinin Brüksel ve Avrupa’da pek tutmadığını gören iktidar, bu defa ‘paralelleri’ işaret etmeye başladı. Erdoğan’ın geçen haftaki konuşmalarına inanacak olursak Türkiye’yi ‘hemen hiç tanımayan’ ve ‘hep aynı kaynaklardan’ beslenen Avrupalılar bulunup konuşturuluyor, ülke karalanıyor ve hain haşhaşilerle fazla haşır neşir olan bu zatlar, haşhaşı fazla kaçırıp kara propagandaya alet oluyor. Erdoğan’ın bu iddialarına en güzel cevabı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Danimarka ziyareti sırasında vermişti: ‘10 yıldır bizi övmüş, yaptığımız işleri göklere çıkarmış, takdir etmiş çevreler şimdi bizi eleştiriyorsa niçin şimdi konu ediliyor. Bu tür söylemler üçüncü dünya ülkelerine yakışacak türden söylemlerdir.’ Gül, isim vermeden Erdoğan’ın yaklaşımının ‘komplo teorilerinden’ başka bir şey olmadığının altını da çizmişti. Avrupalılar kara propaganda ile bu kadar kolay kontrol altına alınabiliyorsa iktidar bu ‘tezvirata’ ak propaganda ile mukabele etsin. Devleti temellük eden iktidarın sınırsız imkânları var, ‘paraleller vizeleri engelliyor’ derekesine de düşmezler herhalde. Türkiye’yi fazla tanımayan Avrupalılar meselesine gelince; geçen haftalarda Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’yi 1990’lı yıllardan bu yana takip eden çok tecrübeli iki üyesiyle mülakat yaptık. Sosyalist Grup’un lideri Hannes Swoboda, Avrupa Parlamentosu’nun eski Türkiye raportörlerinden. Kızıl Dany lakaplı Yeşiller Eşbaşkanı Daniel Cohn-Bendit de 1990’ların sonunda Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu eşbaşkanlığı yapmış bir siyasetçi. Swoboda, geçtiğimiz günlerde kardeş partisi CHP ile kavgayı göze alarak 12 Eylül 2010’daki referandumu desteklediğini, 17 Aralık’tan sonra AK Parti’nin referandum paketinin en mühim kalemi olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu değiştirmesi üzerine kendisini iktidarca ‘aldatılmış’ hissettiğini açıkladı. Kemalist oligarşik ve darbeci kliğe karşı yıllarca Erdoğan’ı desteklemiş Cohn-Bendit ise daha ağır konuştu. Türkiye için yeni bir demokratik kriter ürettiğini ve Erdoğan tarafından hain ilan edilmeyen hiç kimseyi artık demokrat olarak görmediğini söyledi. Şu sözler Cohn-Bendit’e ait: Erdoğan’ı hep destekledik. Yıllardır insanlar bana gelip, Erdoğan’ın gizli İslamî gündemi olduğunu ya da iktidarını tahkim ettiğini anlatıp durdu. Bunlara inanmadım. Hep müdafaa ettim. Şimdi itiraf etmeliyim ki, 3-4 sene önce yapması imkânsız dediğimiz şeyleri bugün icraata koyuyor.’ 68’in öğrenci lideri, siyaseti bıraktığı bugünlerde kendisini en çok üzen olayın Erdoğan’ın Türkiye’yi AB’den uzaklaştırması olduğunu söylüyor. Darbeci generallere karşı mücadele eden, reformcu, Kürtlerin hakkını savunan, pusulası Avrupa standartlarında temel hak ve hürriyetler olan Erdoğan’ı ayakta alkışlayan bu Avrupalı siyasetçilere karşı Başbakan’ın iki seçeneği var. Ya Gül çizgisini benimseyecek ya da ‘haşhaşı fazla kaçırmış Avrupalılar’ yaftasını yapıştırıp yoluna devam edecek. Maalesef cevabı hepimiz biliyoruz sanki.

PKK’ya hoşgörünüzün onda birini Camia’ya gösterin KOREY TEKİN ANKARA

1lekete kan kusturan, binlerce Mehmetçiğin kanını BBP Genel Başkanı Destici, iktidara “30 yıldır mem-

elinde bulunduranlara gösterdiğiniz hoşgörünün, onda birini düne kadar ‘din kar-deşim’ dediklerinize de göstermenizi bekliyoruz.” diye seslendi. BBP lideri Mustafa Destici, parti genel merkezinde düzenlenen il başkanları toplantısı öncesinde açıklamalarda bulundu. İktidarın ‘dar bölge seçim sistemi’ teklifini değerlendirdi. Seçim sisteminin demokratikleşmesi için hiçbir adım atılmadığını anlattı. İktidarın tek amacının oy oranlarını ve vekil sayısını artırmak olduğunu söyledi. AKP’nin Türkiye’yi demokratikleştirme gibi bir çabasının da amacının da olmadığını kaydetti. Destici, “Bir komisyon kurmuşlar, gece gündüz, ‘hangi sistem olursa biz daha fazla milletvekili çıkartabiliriz’ onun hesabını yapıyorlar. Onu da Meclis’e getirip, milletin önüne koyacaklar. Yasal çoğunlukları da olduğu için bunu yapabilecekler. Fakat her zaman evdeki hesap çarşıya uymaz. Şimdi teklif ettikleri ve getirmeye çalıştıkları sistem ‘barajsız dar bölge sistemi’, BBP açısından baktığımız zaman bizim için mevcut sistemden daha iyi bir sistemdir. Ama biz hiçbir zaman kendimize göre değerlendirmedik. Biz gerçekten ‘bu demokratik midir, milletin ve ülkenin hayrına mıdır, faydasına mıdır’ buna bakıyoruz ve böyle bakmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu. İktidar partisinin yetkililerinin kullandığı kutuplaştırıcı dil de, Mustafa Destici’nin gündemindeydi. Sorumluluk makamında olanların milleti birbirinden ayıran, ötekileştiren dilden uzak durması gerektiğini belirtti. Devlet kadroları içerisinde yanlış yapan varsa, hukukun dışına çıkan varsa, bunlarla mücadelenin de hukuk içinde yapılması gerektiği üzerinde durdu. Destici, “Yanlış yapan memur varsa, amir varsa, adlî ve idarî olarak gerekeni yaparsın. Ama hukuk içinde kalarak… Bütün yetki sende. Yani bir de üstüne çıkıp da milleti ayrıştırmanın, vyok. Onun için herkesin bu dili bırakması lazım. Türkiye’nin barışa, huzura, kardeşliğe ihtiyacı var. 30 yıldır memlekete kan kusturan, binlerce Mehmetçiğin, askerin, polisin kanını, kundaktaki bebeğin kanını elinde bulunduran, özerklik taleplerini yüksek sesle

KÜNYE

Selçuk Gültaşlı

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

dillendiren, devletin milletin yer altı yer üstü kaynaklarından pay isteme pervasızlığını yüksek sesle dillendirenlere gösterdiğiniz hoşgörünün, sevginin, merhametin en azından onda birini düne kadar ‘din kardeşim’ dediklerinize de göstermenizi bekliyoruz.” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanlığı seçimine tarafsız kalmayacağız Mustafa Destici, cumhurbaşkanı seçimleri ile ilgili de açıklamalarda bulundu: “Herkesin bilmesi gereken bir şey var; devlet başkanı seçmiyoruz. Parlamenter sistem içerisinde bugün hangi yetkilere sahipse, halk seçtiğinde de aynı yetkilere sahip olacak, bütün partilere karşı seçildikten sonra tarafsız bir cumhurbaşkanı seçilecek. Mevcut hali ile adaylar çıkmadan adaylar belirlenmeden yorum yapmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Biz BBP olarak adaylar ortaya çıktıktan sonra tabii ki parti kurullarımızla oturup değerlendireceğiz ve bir karar vereceğiz. Tabii bu süreçte tarafsız olmamızı kimse beklemesin. Elbette ki bir kararımız olacaktır. Bunu da biz, adaylar ortaya çıktıktan sonra kurullarımızla oturup istişare edip, değerlendirip ondan sonra kararımızı açıklarız.”

Sahibi/Publisher: Moving Media ApS Yönetim Kurulu Başkanı/Chief Executive Officer Vedat Oğuz Genel Yayın Müdürü Editor-in-Chief Kamil Subaşı k.subasi@zamaniskandinavya.dk

Haber Merkezi Redaktion Center Hasan Cücük, Emre Oğuz, Menaf Alıcı, İbrahim Kaya, Engin Tenekeci, Yavuz Şahin haber@zamaniskandinavya.dk

Banka bilgileri: Danske Bank: Reg nr. 3129 Kontonr. 16922552 IBAN: DK57 30000016922552 • SWIFT-BIC: DABADKKK

Grafik Tasarım Sebahattin Çelebi Reklam / Advertising +45 71 51 43 85 reklam@zamaniskandinavya.dk

CVR-nr. 25065557

ÜLKE VE BÖLGE TEMSİLCİLİKLERİ • İsveç: İbrahim Kaya .......................................................................................... + 46 76 160 46 03 • Norveç: Ömer Fevzi İpek ................................................................................... + 47 47 23 03 91 • Finlandiya: Fahrettin Çalışkan .......................................................................... + 358 46 63 44 686 • Grönland, İzlanda: Mehmet Bayhan.................................................................. + 0045 27222296 • Aarhus: Rasim Atakan ....................................................................................... + 45 42 20 66 16 • İstanbul: Salih Beşir........................................................................................... + 90 5332 83 89 86

Reklam .....................reklam@zamaniskandinavya.dk ................................ +45715 14 385 Haber: ........................ haber@zamaniskandinavya.dk Okur Hattı: ...........okurhatti@zamaniskandinavya.dk Abone: .......................abone@zamaniskandinavya.dk............................ +4570206970 Gazetemizde yayınlanan yazı ve haberlerin yayın hakları Moving Media ApS’ye aittir. Yazı ve haberler referans gösterilerek kullanılabilir. Yayınlanan reklamların içeriğinden gazetemiz sorumlu değildir.

Moving Media ApS • Holsbjergvej 41 B • 2620 Albertslund • Tlf: + 45 70 20 69 70 İnternet: www.zamaniskandinavya.dk • Baskı: OTM AVISTRYK IKAST | ISSN: 1903 6892


32 GÜNDEM

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Özal’ın son yolculuğu Türk okulları içindi

Cumhurbaşkanıyken Orta Asya ve Balkanlar’daki Türk okullarının önündeki engelleri kaldırmak için seferber oldu. Vefatından önceki son iki gezisinin tek gündemi bu okullardı. İşte Turgut Özal’ın Hizmet Hareketi’ne ve Fethullah Gülen Hocaefendi’ye bakışı. İDRİS GÜRSOY

1için gidiyorum. Gitmiyorsanız, ben de ‘Arkadaş, ben sizin için, bu okullar

gitmiyorum!’ 8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal, 1993’ün ilkbaharında önce Balkanlar, ardından Orta Asya gezisine çıkmıştı. Orta Asya seyahatine gitmek istemeyen bir kişiyi bizzat telefonla aramış ve sitem dolu bu sözleri söylemişti. Özal, Balkanlar’daki ilk Türk okulu olan Mehmet Akif Ersoy Koleji’ni (Arnavutluk) açmış ve müthiş heyecanlanmıştı. Doktorlarının ve yakın çevresinin uyarılarına rağmen, 3 Nisan’da da Türk cumhuriyetleri gezisine çıktı. Beraberinde kalabalık bir heyet vardı. Bu, Özal’ın son gezisi olacaktı. 15 Nisan’da yurda döndü. 17 Nisan 1993 Cumartesi günü hayata veda etti. Peki, Özal bu yorucu yolculuğa neden çıkmıştı? Başbakan Erdoğan’ın “Haşhaşi”, “ur”, “örgüt”, “virüs” diyerek bitirmeye çalıştığı Hizmet Hareketi’ne ve Türk okullarına nasıl bakıyordu? Hizmet Hareketi, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin teşviki ile, 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanmış Türk cumhuriyetlerinde okullar açmak üzere seferber olmuştu. Özal da Soğuk Savaş’ın bitmesi ile başlayan yeni süreci, Türkiye’nin önüne yüz yılda bir gelecek fırsat olarak görüyordu. Balkanlar’dan Çin Seddi’ne kadar Türkçe konuşulacağını söylüyordu. Türk okullarının açılması için referans mektupları göndermişti. Ama birtakım

engeller aşılamıyordu. Özellikle Türkiye’den bazı olumsuz raporlar ülke yöneticilerine ulaştırılıyor, okulların önü kesilmeye çalışılıyordu. Özal, Türk okullarına kendi okulları gibi sahip çıktı. Türkiye’nin geleceği açısından hayati önemde gördüğü girişimlerle ilgili süratli şekilde bir şeyler yapmak istiyordu. Devlet başkanları ile görüşerek tıkanıklıkların açılmasına çalışıyordu.

“İşte bu bizim esas hasletimiz” Turgut Özal, uzun Balkanlar ve Orta Asya gezilerinde gittiği her ülkede temel atma törenlerine katıldı. Okul açılışları yaptı. Bazı okulların temeline harcı kendi elleriyle koydu. Heyet üyeleri yorgunluktan bitap düştüler. Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Halit Esendir, iki geziyi de adım adım takip etmişti. Peki, neler yaşandı bu ziyaretlerde? 22 Şubat’ta başlayan Balkanlar gezisinde ilk ziyaret yeri Bulgaristan’dı. Cumhurbaşkanı Jivkov, Sofya’da basılan Bulgaristan Zaman gazetesini kendisine gösterince Özal çok memnun oldu. Jivkov’a “Zaman Grubu yaptığı Bulgarca ve Türkçe yayınlarla iki ülke arasında dostluğa vesile olacaktır.” dedi. İkinci durak Makedonya’ydı. Üsküp’teki resmî görüşmelerden sonra Ohri şehrindeki tarihî yerler Özal’a gezdirilirken programa iki tane de kilise ziyareti konulmuştu. Oysa Üsküp’te tarihî camiler ve Yahya Kemal Bayatlı’nın doğduğu yer vardı. Benzer değişiklik Arnavutluk’ta da yapılmıştı. Tiran programındaki cuma namazı ve Türk okulu ziyareti

güvenlik gerekçesiyle iptal edilmişti. Hâlbuki 3-4 günlük Balkan gezisinde en büyük arzu, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Tiran’da yeni açılan Mehmet Akif Ersoy Koleji’ni ziyaret etmesiydi. Dışişleri devreye girmiş ve programı değiştirmişti. Koruma Müdürü Musa Öztürk sayesinde akşam saat 10’da Özal’ın kapısı çalındı. Süit dairede, lacivert renkli, beyaz çizgili pijamaları ile koltuğa oturmuş vaziyette misafirlerini kabul etti. “Siz onlara bakmayın, ben cumaya da gideceğim, okula da geleceğim.” dedi. Arnavut yetkililer, eski programda olduğu için okulu kontrol edip güvenlik tedbirlerini almışlardı. Dışişleri ve büyükelçiye rağmen konvoy 5 dakika içinde okula ulaştı. Öğrenciler, öğretmenler, veliler bahçede bekliyordu. Okul, birkaç ay önce ancak açılabilmişti. Özal ve beraberindeki yetkililer bahçeye gelince öğrenciler Türk ve Arnavut millî marşlarını okudular. İstiklal Marşı okununca herkes çok duygulandı. 4 katlı okulun ön yüzünde Özal’ın büyük resmi, her iki yanında ise Türk ve Arnavut bayrakları asılıydı. Özal, okulu ve sınıfları dolaştı, 3. katta yemekhaneyi gördü. Son katta olan yurda çıkmadı. Yemekhanede aşçı önlüğü giymiş başörtülü bir bayan “Cumhurbaşkanım hoş geldiniz!” deyince Özal şaşırdı. “Siz kimsiniz? Türkçeyi çok iyi konuşuyorsunuz.” dedi. Bayan, “Ben okul müdürü Mehmet Bey’in eşiyim.” diye cevap verince Özal bu sefer daha çok şaşırdı: “Peki, mutfakta ne yapıyorsun?” Bayan, “Efendim, yurt kısmı bu ay açıldı. Aşçı bulamayınca bu çocuklara

ben yemek yapıyorum.” cevabını verdi. Özal yanındakilere dönerek “Bakın işte fedakârlık bu! İşte bu bizim esas hasletimiz.” dedi. Bu fedakârlığı oradaki Arnavut yetkililere tercüme etmelerini söyledi, onlar da hayret ettiler. Bu, Özal’ın yurtdışındaki Türk okullarına yaptığı ilk ziyaretti. Herkes çok memnun olmuştu. Özal, Balkanlar’dan sonra nisanda 13 günlük Orta Asya gezisine kalabalık işadamı ve gazeteci heyetiyle gitti. Önce Kırgızistan’ı ziyaret etti. Bişkek Erkek Lisesi öğrencileri Özal’ı Türk ve Kırgız bayraklarıyla, çiçeklerle karşıladı. Özal, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Askar Akayev’e “Bunlar iyi insanlardır. Gençlerinizi iyi yetiştirirler.” dedi. Daha sonra Kazakistan’da Nursultan Nazabayav’e okulları sitayişle anlattı. Cuma namazında Kazak halkının büyük ilgisine mazhar oldu. Gittiği her ülkede yayımlanan Zaman gazetesini de inceliyor ve çok memnun oluyordu. Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te, Özbek-Türk Erkek Lisesi’ni İslam Kerimov’la birlikte ziyaret etti. Test cevap kâğıtlarının optik okuyucu ile değerlendirilmesini Kerimov’a büyük iftiharla anlattı. Bilgisayar laboratuvarlarını ve sınıfları birlikte gezdiler. Sınıflarda öğrencilerle görüştü. Türkçe ve İngilizce sorular sordu. Öğretmenlerin vize ve resmî oturum gibi problemleri vardı. Özal, bunları Kerimov’dan çözmesini rica etti. Kerimov, “Memnuniyetle yapacağını, hemen kol koyacağını (imzalayacağını)” ifade etti. Bu sefer Kerimov, Özal’dan bu okulda okuyan çocukları Türkiye’de üniversitelerde


33 GÜNDEM okutmasını istedi. Özal, “Bak sen kol koyup karar alıyorsun ama biz Türkiye’de hemen her şeyi yapamayız. Benim için bu sözü vermek zor.” dedi. Bunun üzerine Silm A.Ş. yetkilisi, “Sayın Cumhurbaşkanım biz bu çocukları ister Türkiye’de ister Amerika ve Avrupa’da okutacağız. Bizim adımıza söz verebilirsiniz.” dedi. Bunun üzerine Özal, Kerimov’a dönerek “Bak ben devlet olarak bu sözü veremiyorum ama bunlar ‘Biz yaparız’ diyorlar. Özel oldukları için bunu yapabilirler, ayrıca ben onlara güveniyorum, sözlerini yerine getirirler. Bunlar Türkiye’nin eğitimi en iyi bilen grubudur.” dedi. Kerimov gülerek “Tamam o zaman, anlaştık.” dedi. Semerkant ve Buhara’da Özal’ı Türk okulu öğrencileri Özbek ve Türk bayraklarıyla karşıladı. Öğrencilerle konuştu, öğretmenleri tebrik etti. Sonra Türkmenistan’a geçti. Aşkabat’ta kendi isminin verildiği Turgut Özal Türk-Türkmen Lisesi’ni ziyaret etti. Bütün sınıfları gezdi. Memnuniyetlerini ifade etti. Saparmurat Türkmenbaşı’na da okulları övücü sözler sarf etti. Ertesi gün Selçuklu sultanlarının kabirlerinin bulunduğu Merv şehrine gitti. Burada Sultan Sencer ve Tuğrul Bey’lerin kabirlerini ziyaret etti. Merv’de bulunan Türk-Türkmen Okulu’nun öğrencilerinden bir grup, Özal’ı Merv Havaalanı’nda bayraklarla ve çiçeklerle karşıladı. Özal her gittiği yerde Türk okullarını görmekten çok memnun oluyordu. Gezinin son durağı Azerbaycan’da, merhum Azeri Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey tarafından onuruna verilen yemekte Özal’ın ilk gündemi yine okullardı: “Azerbaycan’da açılan Türk okullarına ben kefilim, bu okulların fikir mimarı Fethullah Gülen Hocaefendi, Türkiye’nin yaşayan Mevlana’sıdır.” dedi. Bu ifadeler bazı Dışişleri mensuplarının tepkisini çekse de o sözlerine devam etti: “Gençlerinizi vatanınıza, milletinize bağlı, imanlı ve bilimle donanımlı olarak ancak onlar yetiştirebilirler, geleceğinizi onlar kurabilirler.” Özal, gezi boyunca tarihî camileri ve türbeleri de ihmal etmiyordu. Buhara’da Şah-ı Nakşibendi Hazretleri’nin kabrini ziyaret etti. Burada mescitte 2 rekât namaz kıldı. Gazeteci Servet Kabaklı, Nakşibendi Hazretleri’nin kabrinden biraz toprak aldı. Bunu gören Özal, “Al, al, bakarsın lazım olur!” dedi. Gerçekten Özal, 10 gün sonra ölünce kabrine Nakşibendi Hazretleri’nin toprağı kondu.

“Bu insanlara laf anlatamadım” Türkmenistan’daki Ahmet Yesevi Haz-retleri’nin türbesinde ise duygusal anlar yaşandı. Namaz kılarken secdede uzun süre durdu, kalktığı zaman gözlerinden yaş akıyordu. Halil Şıvgın, yanına yaklaşıp koluna girdi. Şıvgın, o anları şöyle anlatıyor: “Türbeye Turgut Bey’le beraber girdik, bir veya iki basamaktı türbe. Çıkarken zorlanmasın diye ben namazımı erken bitirdim ve basamağın başında beklemeye başladım. Turgut Bey son derece inanmış ve bu inancını kimseye hissettirmeyen bir insandı. Orada namaz kıldı, büyük bir duada bulundu, gözleri yaşlıydı. Öyle bir feyz içindeydi ki gözleri doluydu. Bir damar sorunu vardı ve yürümekte zorluk çekiyordu. Bu zorluğundan dolayı da ben sanki onunla konuşuyormuş gibi yapıp koluna girerek zorlanmasını önlemeye çalışıyordum.” Özal, Türk cumhuriyetlerinden çok yorgun ama memnun döndü. Türk okulları onu çok heyecanlandırmıştı. Heyette bulunan Prof. Şerif Ali Tekalan’a “Ben çok güzellikler gördüm. Döner dönmez Hocaefendi ile bir görüşelim.” dedi. Tekalan, hemen Hocaefendi’yi aradı. Ancak Özal’ın ömrü bu buluşmaya vefa etmedi. 13 günlük Orta Asya gezisinden sonra 17 Nisan 1993 Cumartesi günü Çankaya Köşkü’nde aniden rahatsızlandı. Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Fakat tüm müdahalelere rağmen kurtulamayarak vefat etti. Ölümü ile ilgili şüpheler dava konusu oldu. Vasiyeti üzerine Bakanlar Kurulu, Özal’ın İstanbul’da toprağa verilmesini

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Turgut Özal, gittiği Orta Asya ülkelerinin liderlerine Türk okulları ile ilgili hep şunları söyledi: “Bunlar iyi insanlardır. Gençlerinizi iyi yetiştirirler. Onlara güvenin ve yardımcı olun.”

Özal, Makedonya’da Hayati Baba Tekkesi’ni de ziyaret etmişti. kararlaştırdı. Vefatından dört gün sonra Ankara’dan İstanbul’a getirilen Özal’ın naaşı 22 Nisan 1993 Perşembe günü Fatih Camii’nde kılınan öğle namazından sonra Topkapı Mezarlığı’nda Adnan Menderes Anıtı’nın yanında hazırlanan mezarda toprağa verildi. Burası daha sonra Anıtmezar hâline getirildi. Naaşı Fatih Camii’nden Topkapı’ya ancak 3 saatte taşınabildi. Köylüsü, kentlisi; askeri, sivili; memuru, öğrencisi; kadını, erkeği bütün halk büyük bir izdihamla ona eşlik etti. O gün Fatih Camii tarihî günlerinden birini yaşadı. Fethullah Gülen Hocaefendi de cenaze namazındaydı. Özal’ın vefatı sonrasında Hocaefendi şu değerlendirmede bulundu: “Engin bir imanı vardı Turgut Bey’in. Yaptığı her şeyi şuurlu yapardı, manevi değerlere sonuna kadar bağlıydı ve bizleri çok severdi. Son gezisinde hele, içi içine sığmıyordu. Orta Asya’da okulları da ziyaret ettiği geziden döndükten sonra kardeşi Korkut Bey’e okulları kastederek ‘Bu müthiş bir hadise Korkut!’ demiş. Gördüklerini ve memnuniyetini anlatmış. Düşünün ki Turgut Bey geziden döndükten bir-iki gün sonra vefat etti. İşte bu kısacık zaman diliminde memnuniyetini hemencecik ifade etmiş. Gittiği her yerde ‘Bu okulların kefili benim’ demiş.” Peki, Özal’la Hocaefendi daha önce hiç görüştü mü? Fethullah Gülen Hocaefendi’yi müsteşarlık günlerinden tanıyor ve hizmetlerini destekliyordu. 24 Nisan 1992’de 11 günlük bir gezi için Amerika’ya giden Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Houston’da yapılan sağlık kontrolünde prostat kanseri olduğu anlaşıldı. 2 Mayıs 1992’de Dallas Methodist Hastanesi’nde ameliyat oldu.

Hocaefendi, Özal’a, 5 Mayıs 1992’de yattığı hastanede ‘geçmiş olsun’ ziyaretinde bulundu. Özal, o ziyarette, devlet içindeki bazı bürokratik kadroların okulların önemini anlamamasından yakındı. Nuriye Akman’a verdiği mülakatta Gülen o görüşmeyi şöyle anlatıyor: “Turgut Bey ameliyat olmadan önce ben zaten oraya (ABD) gitmiştim. O sıralarda dediler ki ‘Turgut Bey, prostattan ameliyat oldu, kanser olma ihtimali de var.’ Eski hukukumuz da var. Orada ilk defa tanıştığımız özel doktoru Cengiz Arslan Bey, çok sıcak bir alaka gösterdi. Özal yatakta yatıyordu. O da benim gibi onca zaman görüşmediğimiz için çok duygulandı. Bir-iki saat oturduk orada. O hasta hâliyle Asya’ya açılımı dile getirdi. ‘Ben hariciyeye çok söyledim, bu arkadaşların çalışmalarını engellemeyin. Eğer Türkiye eğitim adına Asya’ya açılmak istiyorsa destek olun, Türkiye’nin büyümesi bundan geçer ama bu insanlara laf anlatamadım.’ dedi. Onu takdirle yâd etmek isterim. Allah’ım onun üzerine rahmetler yağdırsın.”

“Özal’ın yardımını unutamam” Özal, 12 Eylül 1980 öncesi, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı olduğu dönemlerde de Bornova Camii’ne giden ve Hocaefendi’yle görüşen bürokratlardan biriydi. 1979’un yaz günlerinde seçim atmosferi estiriliyordu. Başbakanlık Müsteşarı olan Turgut Özal İzmir’e gelerek bir fırsatını buldu ve Hocaefendi’yi ziyaret etti. Fethullah Gülen Hocaefendi 5 Eylül 1980 Cuma günü Bornova’da son vaazına çıktı. Vaazdan sonra Özal’la camide imam odasında görüştü. Ülke adım adım darbeye gidiyordu. Hocaefendi,

20 günlük rapor aldı. Sıkıyönetim dolayısıyla vaazlarına son verdi. 12 Eylül’den sonra Gülen, hakkında arama olduğu gerekçesiyle 12 Ocak 1986’da Burdur’da yakalandı. Uzun bir sorgulamadan sonra İzmir’e getirildi. Arama emrinin İzmir’le bir alâkası olmadığı anlaşılınca serbest bırakıldı. Özal devreye girmişti. Hocaefendi, Merhum Özal’ın nasıl yardıma koştuğunu, bir sohbetinde şöyle anlatıyordu: “Bazen bir yerde bir saat kalma imkânını bile elde edemedim ben. Hep dolaştım durdum. Sefilleri televizyonda vermişlerdi, seyretmiş olanlar bilgilerini tazelemişlerdir. Sizi böyle bir cendereden kurtarmanın ne demek olduğunu unutamazsınız. Burdur’da derdest ettiler, Turgut Bey’e haber gidince -o zaman başbakan- gece bakanlarını çağırıyor ve problemi çözmek için devreye giriyor. Şimdi ben Turgut Bey’in o iyiliğini unutamam. Gece ikide mi, bir de mi kendisine haber verilince hemen kabineyi çağırıyor, bakanlara ‘Arkadaşlar, bugün ruznamemizin tek maddesi var, o da Fethullah Hoca tutuklanmış, bu meseleyi çözmemiz lazım.’ diyor. Ben o sırada yirmi dört saat hep ‘lan’ dinledim. ‘Lan yalan söylüyorsun, komünistlerden daha kötüsün...’ Böyle bir tazyik içinde yüzünüze tükürüyorlar, ‘Ulan seni konuştururuz!’ diyorlar, ‘Öldürmesini de biliriz!’ diyorlar. Orada yakalanan bir arkadaşımıza da demişler zaten tokatlarken; ‘Onu gebertecektik fakat kalabalıktı, onun için başımıza iş açarız diye gebertmedik.’ Böyle bir durumda ben Turgut Bey’in o günkü o centilmenliğini unutamam. Adamlar şaşırdılar, elleri ayakları dolaşmaya başladı. İfade alırken birisi içeriye girdi, ‘Bırakın yahu, başımıza dert alacağız.’ dedi. Daha sonra İzmir’e getirdiler, İzmir emniyeti ‘Biz kabul etmiyoruz, biz aramıyoruz bunu.’ dedi. Yahu ne oldu, hani arıyordunuz, altı senedir arıyordunuz? Her tarafa resmen resmimi astınız. Şimdi de ‘Aramıyoruz’ diyorlar. Burdur ‘Biz bu olaya sahip çıkmıyoruz’ diyor İzmir’e. Formül bulamıyorlar. Nihayet İzmir’de bir formül buldular. Bizim avukat Özkan Bey durumu anlattı. Bir kâğıt imzalattılar ve bizi İzmir’den serbest bıraktılar. Beni emniyet arabalarıyla dışarıya çıkardılar. O gün o yolda İstanbul’a doğru geliyoruz taksiyle, inşirahımın sınırını anlayamazsınız. Şimdi bunların hepsini bir kenara atıp Özal’ın iyiliğini orada unutmamız mümkün değildir.”


34GÜNDEM MİTLİ İRADE

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Telefonlarınız sınırsız dinlenebilir, ev ve arabanız rahatlıkla aranabilir. Banka, hastane bilgileriniz sır olmaktan çıkabilir. Hakkınızda operasyon yapılabilir. Yeni MİT Yasası’yla artık tüm bunlar serbest hâle geliyor. “Millî irade”li günlerden “MİT’li irade”li günlere geçiliyor. NURSEL DİLEK MANAVBAŞI Bir ülke düşünün ki parlamentosunda görüşülen bir kanunla ilgili görüş almak istediğiniz insanlar ya konuşmuyor ya da isminin yazılmasını istemiyor. Bu ülke maalesef Türkiye ve kanun da MİT’in yetkilerine getirilen yeni düzenleme. Yerel seçimlerden önce tartışmalara sebep olması dolayısıyla hükümet tarafından askıya alınan Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Yasası, geçen hafta Meclis Genel Kurulu’ndan geçti. Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması beklenen yasa, daha önceki hâli rötuşlanarak Meclis Genel Kurulu’na gelmişti. Bir kısmı revize edilen teklif bu hâliyle de ciddi sıkıntılara gebe. Kamuoyunda MİT Yasa Teklifi olarak bilinen “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Kanunu’nda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi” günlerdir tartışmaların odağında. Muhaberat devletine kapı aralayan, MİT’i olağanüstü yetkilerle donatan yasayla fişleme, izleme, psikolojik istihbarat, operasyon serbest hâle geliyor. Hatta işkence bile yapılabilir diyenler azımsanmayacak miktarda. Ayrıca yeni düzenlemeyle Abdullah Öcalan’la yapılan İmralı görüşmeleri ‘resmiyet’ kazanarak suç kapsamından çıkıyor. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın verdiği önergeyle de TBMM bünyesinde ilk kez Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu kurulacak. 1 Ocak 1984’te çıkan MİT Yasası’nda 30 yıl sonra ilk defa değişikliğe gidiliyor. Değişikliğin sebebi aslında 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı’nın savcılık tarafından çağrılmasıyla başlayan süreç. Şiddete ve suça bulaşmış bazı KCK militanlarının MİT mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma akim kalmıştı. Ardından 17 Aralık 2013’te yine savcılık tarafından başlatılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ve Adana’da ihbar üzerine durdurulan tırların MİT’e ait çıkması iktidar kanadını harekete geçirmişti. MİT’in görev alanını genişletip yetkilerini artıran bu değişiklik sınırsız bir gücü beraberinde getiriyor. Teklif, Meclis’te Anayasa, Adalet, Millî Savunma, Plan Bütçe Komisyonu gibi uzman komisyonlarda tartışılmadı. Hazırlıktaki eksiklik yasama sürecinde de devam etti. İçişleri Komisyonu’nda görüşülen teklif için iktidar partisi milletvekilleri çok sayıda önerge vererek düzeltmeler yapmak zorunda kaldı. Hükümet ve kontrolündeki medya, yasayı, ‘MİT’i dünya standartlarına yükseltecek’ ambalajıyla sunuyor. Ancak içerik hiç de öyle değil. Teklif, toplumun tamamını ilgilendiriyor. Yasalaştığında haberleşme hürriyetinden, yargı bağımsızlığından, hâkim-savcı teminatından, özel hayatın gizliliğinden, ticari sırlardan bahsetmek mümkün olmayacak! Kanun, hem kişi hak, özgürlük ve güvenceleri açısından çok sayıda sakıncalı hükmü içeriyor hem de MİT’i denetimden uzak sınırsız bir güç hâline getiriyor.

Geçmiş de temize çıkarılacak Ayrıca yasanın geçmişe dönük maddeleri de dikkat çekici. Şöyle ki; yasa geçtikten sonra KCK, 7 Şubat, Uludere, Rıza Sarraf ve benzeri dava konuları yargı konusu olmaktan çıkacak. MİT bir bakıma geçmişini de bu yasayla temizlemiş olacak. Üstelik basın, konuyla ilgili tek satır yazamayacak. 15 maddelik teklifin en dikkat çekici noktası, sınırsız operasyon yetkisi. MİT daha önce sahip olmadığı kolluk kuvveti kullanma yetkisine dayanarak telefon dinleme, arama

yapma, gözaltına alıp sorgulama hakkına sahip olacak. Bir bakıma kontrolsüz, sınırsız bir ‘polis gücü’ MİT mensuplarına verilmek istenen. Üstelik jandarma veya polisten destek almadan kendi içerisinde oluşturduğu ekiple de bunu yapabilecek. MİT mensuplarına verilen ‘koruma kalkanı’ onları her türlü suçtan muaf tutuyor. Vatandaş olarak MİT’le ne ilgim olabilir diye düşünmeyin. MİT, dünden farklı olarak yeni elde edeceği yetkilerle her yerde karşınıza çıkabilir. Nasıl mı? Olayı daha anlaşılır bir dille anlatmak gerekirse… Hakkınızda herhangi bir soruşturma yok ancak MİT sizi ‘sakıncalı’ kapsamına aldığında mahkeme kararı olmadan tüm kişisel verilerinize ulaşabilecek. Telefonlarınızı süresiz dinleyebilir, Facebook ve Twitter hesabınızı denetleyebilir, ortam dinlemesi yaparak her sözünüzü kayda alabilir. Gittiğiniz hastaneden kan testi sonuçlarınızı, psikoloğunuzdan ruh hâlinizle ilgili bilgileri edinme hakkı var. Ayrıca banka kayıtlarınız, kredi kartı harcamalarınız her şey takip altında. Üstelik bununla da sınırlı değil. Kolluk kuvveti olarak evinize baskın düzenleyebilir, arama yapabilir, eşyalarınıza el koyabilir. Ayrıca ‘diğer ülkelerde uygulanan usuller uygulanabilir’ maddesine dayanarak sizi sorguya çekmek, konuşturmak için ilginç yöntemler geliştirebilir. Yalan makinesi, işkence yöntemlerini kullanabilir. Anlayacağınız yeni yasayla her yol MİT için mübah.

Anayasa maddelerine aykırı Peki, bir hukuk devletinde tüm bu uygulamalar ne kadar hukuki? Ya da böyle bir uygulama esnasında kendinizi koruyabilmek için

ne tür hukuki haklara sahipsiniz? Değişen maddelerle MİT’e olağanüstü yetkiler veriliyor ancak bu, Anayasa’nın birçok maddesine aykırı. Anayasa’nın 9. Maddesi’ndeki yargı yetkisine, 10. Maddesi’ndeki eşitlik ilkesine, 20. Maddesi’ndeki özel hayatın gizliliği ilkesine, 22. Maddesi’ndeki haberleşme hürriyetine, 28. Maddesi’ndeki basın hürriyetine, 36. Maddesi’ndeki hak arama ilkesine, 37. Maddesi’ndeki hâkim güvencesi ilkesine ve daha birçok maddesine aykırı. Ancak tüm bunlara karşı herhangi bir hukuki güvenceniz yok. İnsan haklarına aykırı bir muameleye tabi tutulup şikâyetçi olsanız bile MİT mensubu yaptığı eylemlerin “görev dahilinde” olduğunu beyan ederse yargılamadan muaf tutulacak. Yasayla MİT mensuplarına verilen koruma kalkanı burada devreye girecek. Peki, MİT mensupları ve MİT Müsteşarı’nı nasıl bir koruma zırhı bekliyor? Yargılamaları kim tarafından yapılacak? Meclis’teki MİT Yasası görüşmelerinde en fazla tartışılan maddelerden biri de 7. Madde, yani MİT mensuplarının yargılanmasıyla ilgili maddeydi. 7 Şubat 2012’de MİT müsteşarının soruşturulması konusu krize sebep ol-

muş, sonrasında bu başbakanın iznine bağlanmıştı. Mevcut yasayla MİT personeli soruşturma izninin yanı sıra yargılama konularını da kapsayan bir zırha büründürülüyor. Yasaya göre, cumhuriyet savcıları, MİT görev ve faaliyetleri ile mensuplarına ilişkin herhangi bir ihbar ve şikâyet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde konuyu MİT Müsteşarlığı’na bildirecekler. MİT Müsteşarlığı’nın, konunun görev ve faaliyetlerine ilişkin olduğunu belirlemesi veya belgelendirmesi hâlinde adli yönden başka bir işlem yapılmayacak ve herhangi bir koruma tedbiri uygulanmayacak. Ancak ilgili fıkra hükümlerine göre işlem yapılabilecek. MİT müsteşarı hakkındaki soruşturmalarda, Askerî Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun “Yüce Divan’da Yargılanacak Asker Kişilerle İlgili Soruşturma Usulü” maddesinin bazı hükümleri uygulanacak. Buna göre, soruşturma izni verilmiş bulunanlar, izin vermeye yetkili merci tarafından soruşturmanın emniyeti ve sıhhati için geçici süre ile görevden uzaklaştırılabilecek. Alınan kararlara karşı ilgililer, 10 gün içinde Cumhurbaşkanlığı’na itiraz edebilecek. Cumhurbaşkanının verdiği karar kesin olacak. Soruşturma izni verildiğinde de iş bitmiyor. İzni veren merci denetim elemanlarından üç kişilik bir kurul teşkil edecek. Kurul savcı gibi çalışacak ve kararına ihtiyaç duyduğu hâllerde mahkemelere müracaat edecek. Raporunu izin merciine sunacak. Kabul edilirse ancak kovuşturma aşamasına geçilebilecek. Koruma kalkanı sade MİT müsteşarı için değil. Yeni yasa MİT mensupları ile ailelerini de kapsıyor. MİT mensupları ve istihbarat hizmetlerine yardımları teşvik edilenler ve bunların eş, çocuk, ana, baba ve kardeşleri MİT müsteşarının onayıyla Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan koruma tedbirlerinden yararlandırılacak. MİT mensuplarının görevlerini yerine getirirken, görevin niteliği gereği veya görevin ifası nedeniyle diğer kişilere verdiği zararlar, idare tarafından tazmin edilecek. Tazmin, zararın göreve ilişkin bir husustan doğması ve ilgili personelin kasıt veya ağır kusurunun bulunmaması hâlinde, rücu işlemine konu edilmeyecek. MİT Yasası’nın dikkat çeken başlıklarından biri de İmralı’yla görüşmelerin yasayla ‘resmiyet’ kazanması. Şöyle ki MİT’in gizli yönetmeliğinde bulunan, ‘Terör örgütü liderleriyle irtibat kurulabilir, görüşmeler yapılabilir’ ifadesi, yasaya taşındı. MİT, yerli, yabancı her türlü kurum, kuruluş, örgüt, oluşum ve kişilerle doğrudan ilişki kurabilecek, uygun koordinasyon yöntemlerini


35 GÜNDEM

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

uygulayabilecek. Ayrıca ‘Başkalarına da görüşme yaptırılabilir’ hükmü de metne kondu. Bu hüküm, BDP’lilerin ve MİT dışındaki görevlilerin cezaevinde Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeleri suç olmaktan çıkaracak. Yani Oslo benzeri görüşmeler ile İmralı’da Abdullah Öcalan’ın basın mensuplarıyla, siyasi ve sivil yeni heyetlerle olası görüşmeleri yasal dayanağa kavuşacak.

Topluma karşı açık bir tehdit MHP’nin hukukçu milletvekili Faruk Bal, hukuk devletinin yasama, yürütme ve yargı organlarıyla dengelenmiş mekanizmasının üzerine yeni bir güç inşa edildiğini, Türkiye’nin yepyeni bir bilinmeze doğru sürüklendiğini ileri sürüyor. Yasayla MİT’in iç, dış operasyon yapabilir hâle geldiğini anlatan Bal, “Yargılama yok. Bu MİT’in görevi dediğiniz zaman akan sular durur. Bu kabul edilecek bir şey değil.” diyor. Hükümetin MİT Yasası’nı Yüce Divan’dan kurtulmak için çıkardığını belirten Bal, operasyonlarda ortaya çıkan yolsuzlukları, kara para aklamalarını, altın kaçakçılıklarını örtbas edebilmek; onun delillerini yok edebilmek ve delilleri bulan polisleri, savcıları çete şekline dönüştürerek MİT’e de bir misyon vermek için bu yasanın çıkarıldığını dile getiriyor. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da MİT Yasası için ‘dehşet verici, toplumu tehdit edici’ ifadelerini kullanıyor. Feyzioğlu’na göre yasa hukuk devletinin temel kurallarına aykırı. Özellikle istediği kişileri, herhangi bir mahkeme kararı olmadan gözaltına alma yetkisini ‘denetimsiz operasyon’ olarak yorumluyor: “Türkiye’de topluma karşı açık bir tehdittir. Sınır ötesinde

Meclis’ten geçen yasayla MİT’in görevleri yeniden belirlendi. Kanuna göre, MİT, dış güvenlik, terörle mücadele ve millî güvenliğe ilişkin konularda Bakanlar Kurulu’nca verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü olacak. Terör örgütleriyle görüşme serbest: İmralı’yla görüşmeleri MİT mensupları ve onların belirlediği kişiler yapabilecek. İstediği belgeye ulaşacak: Kamu kurumlarından veya bankalardan istediği belgeyi alabilecek. Vermeyenler cezalandırılacak. Kurumlar kendi mevzuatlarındaki hükümleri gerekçe bile gösteremeyecek. Basına ceza: MİT’le ilgili belgeleri yayımlayan muhabir, yazar, sorumlu yöneticiler ve yayın organlarının patronları hakkında 3 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası hükmedilecek. Gizli kimlik: MİT, istihbarat faaliyetleri için görevlendirilenlerin kimliklerini değiştirebilecek, kimliğin gizlenmesi için her türlü önlemi alabilecek, tüzel kişilikler kurabilecek. Yalan makinesi: MİT’te görev alan veya alacak kişiler, güvenilirliklerini ve uygunluklarını belirlemek için yalan makinesine bağlanabilecek, bu kişilere işkence dahi uygulanabilecek. Üstün hizmete madalya: Yurtiçinde veya yurtdışında yaptığı çalışmalar sonucunda üstün başarı ve yararlılık gösteren MİT personeline madalya verilebilecek. MİT belgesi çalana 10 yıl hapis: MİT’in görev ve faaliyetlerine ilişkin belgeleri yetkisiz alan, çalan, sahte olarak üreten kişilere 4-10 yıl hapis cezası getiriyor. Ankesörlü telefonlar dinlenecek: istihbarat elde etmek amacıyla MİT müsteşarı veya yardımcısının

de Türkiye’nin başını beklenmedik belalara sokabilir.” Barolar Birliği Başkanı’na göre istediği bilgileri toplama yetkisi, yasal izin olmadan MİT’e verilemez. Ona göre bu durum Türkiye’deki tüm insanların bireysel bilgilerini güvensizliğe ve tehdit altına sürükleyebilir. Tüm operasyon ve eylemler için hukuk dışı bir zırh verildiğine dikkat çeken Feyzioğlu, “Âdeta her türlü eylemde kanunsuz, denetimsiz ve sorumsuz olma hakkı tanıyor. Bu MİT’i hukuksuz bir örgüt yapar.” diyor. Ankara Barolar Birliği Başkanı Sema

onayı ile yurtdışında veya yabancılar tarafından gerçekleştirilen iletişim ile ankesörlü telefonlarla gerçekleştirilen iletişim ve MİT mensuplarının, MİT’te görev almış olanların veya görev almak üzere başvuranların iletişimi tespit edilebilecek, dinlenebilecek, sinyal bilgileri kayda alınabilecek. Hâkim kararı aranmayacak. Meclis’te güvenlik komisyonu: TBMM bünyesinde Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu kurulacak. Yurtdışına operasyon: Yasa’nın Köşk tarafından onaylanmasının ardından MİT, yurtdışında operasyon yapma yetkisine de kavuşacak. Tutuklu ve hükümlüleri takas edebilecek: Türk vatandaşları hariç olmak üzere, tutuklu veya hükümlü bulunanlar, millî güvenliğin veya ülke menfaatlerinin gerektirdiği hâllerde dışişleri bakanının talebi üzerine, adalet bakanının teklifi ve başbakanın onayı ile başka bir ülkeye iade edilebilecek veya başka bir ülkede tutuklu ve hükümlü bulunanlar ile takas edilebilecek. Silah taşıma: MİT mensupları ve emeklileri, demirbaş ve zati silahlarını müsteşarlık kayıtlarına geçirilmek, müsteşarlıkça verilen belgelere işlenmek kaydıyla, meskûn mahaller dâhil her yerde taşıyabilecek. Siber güvenlikle ilgili verileri toplayabilecek: Yabancıların ülkeye giriş çıkışları, vize almaları, ikametleri, çalışma izinleri gibi konularda, ilgili kurum ve kuruluşlardan talepte bulunabilecek. Telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabilecek.

YENİ MİT YASASI NELER GETİRİYOR?

Aksoy da MİT’e sınırsız yetki veren yasanın kabul edilemez olduğu görüşünde. MİT’in millî istihbarat olmaktan çıkarılıp siyasi iktidarın istihbaratı hâline getirildiğini belirten Aksoy, bu yasanın Türkiye’yi yargılamaya kadar götürebileceğine dikkat çekiyor: “Terör örgütleri ile görüşme imkânı tanınması esasen uluslararası hukuk ve Uluslararası Ceza Muhakemesi (UCM) içtihatları doğrultusunda yapılmaması gereken bir düzenleme. Bunun yapılması hâlinde bu tür görüşmeler iç hukuk yolunda bir sorun oluşturmayacak olsa da uluslararası

hukuk ve UCM karşısında yapılan eylemi suç olmaktan çıkarmayacak ve yargılanmayı önleyemeyecektir.” Aksoy, MİT’e operasyon yetkisi verilerek sorumsuz bir kolluk kuvveti oluşturulduğu görüşünü de onaylıyor. MİT’in yaptığı operasyonun sorgulanamaz olmasının hesap vermemezliği ve şüpheyi artıracağına işaret ediyor: “Yapılan faaliyet her zaman gizli kalacak. Her kurum ve kuruluşun faaliyet sınırlarının her zaman anayasa, kanunlar ve evrensel hukuk ilkeleri ile sınırlı olması esas. Burada MİT’e tanınan operasyon yetkisi, özel sırlara, şirket sırlarına, ticari sırlara ulaşma yetkisi kabul edilemez. Basına getirilen cezalar, yazarların, sivil toplum örgütlerinin iç işleyişi ve tüm belgelerine ulaşabilme imkânı verilmesi, muhalefeti veyahut da kendisi dışındaki tüm unsurları tahakküm altına alma, baskı unsuru oluşturma amacında MİT iktidarın aracı hâline geliyor.” MİT Yasası’nın getirdiği olumsuzluklardan biri de kişilerin psikolojisiyle ilgili. Uzmanlar, yasayla sürekli takip edilen, gözetlenen, denetlenen bir toplum oluşturulmak istendiğine, bunun da ciddi sıkıntılara sebep olacağına dikkat çekiyor. Hatta haberle ilgili konuştuğumuz birçok kişi isminin açıklanmasını istemiyor. Yani yasa çıkmadan dahi insanlar bilgi paylaşımından korkuyor. İsminin yazılmasını istemeyen sosyoloji profesörü, yasayla ‘kişilerin birbirinden şüphe eder hâle geleceğini belirterek “Sürekli denetlenen, gözetlenen bir toplum kendine yabancılaşır. Paranoyak hâle geliriz ve herkesten şüphe etmeye başlarız. Yasanın sınırsız bir denetime sahip olması kabul edilemez.” diyor.

İçişleri Komisyonu’ndaki görüşmeler zaman zaman sert geçti.

TANIKLIK YAPAMAYACAKLAR MİT mensupları ile MİT’te görev yapmış olanlar, MİT’in görev ve faaliyetlerine ilişkin hususlarda tanıklık yapamayacak. Ancak devletin çıkarlarının zorunlu kıldığı hâllerde MİT mensuplarının tanıklığı MİT müsteşarının, MİT müsteşarının tanıklığı ise başbakanın iznine bağlı olacak.


36DÜNYA İran, Zencani davasını Demokles’in kılıcına dönüştürdü

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

İran kara para trafiğine bulaşanların gözü kulağı, Tahran’daki tarihî yolsuzluk davasında tutuklu sorgulanan Babek Zencani’de. Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, “Rejim, çözülmeye başlayan Besic üyesi Zencani’yi üçüncü ülkelere karşı koz olarak kullanabilir.” diyor. MESUT ÇEVIKALP

1vet skandalıyla yüzleşiyor. Tespit İran, tarihinin en büyük yolsuzluk-rüş-

edebilen zarar dudak uçuklatıcı. Tahran Savcılığı’na göre rakam 2,6 milyar Euro’yu (3,5 milyar dolar) aşıyor! Arsa-ihale türü dolaylı soygun da değil yaşanan. Direkt devletin malı-mülkü çalındığı iddia ediliyor. ABD-AB ambargosu döneminde İran petrollerini üçüncü ülkelerde kayıt dışı satıp, üzerinden devasa komisyon alan bir yapı var orada. Ülkenin önde gelen siyasetçilerine, işadamlarına ve bürokratlarına uzanan derin bir yapı… İran petrollerini değerinin altında satıp, elde edilen para-altını rüşvet-şantajla ülkeye geri sokuyorlar. Süreç zarfında sınırları aşan kara petrol-kara para temas ettiği üçüncü ülkeleri de kirletmiş hâliyle! Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin talimatıyla aralık sonunda başlayan operasyon çerçevesinde bir ‘ünlü işadamı, ondan fazla üst düzey kamu yöneticisi ‘yolsuzluk’, ‘rüşvet’ ve ‘evrakta sahtecilik’ suçlamalarıyla gözaltına alındı. Tutukluluk süreleri uzatılan zanlıların sorguları sürüyor. Yargı ile Meclis çatısı altında kurulan ayrı komisyonlar şebekenin derinliğini, devleti uğrattığı zararı, üçüncü ülkelere kaçırılan İran parasını tespit etmeye çalışıyor. Yargı İstihbaratı’nın da rol aldığı yargı süreci ağır ama sıkı yürüyor. Sürecin baş takipçisi çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı Ruhani. Devasa boyuttaki yolsuzluğun hesabını sorabilmek için halk, yargı, Meclis ve Hükümet’e el ele verme çağrısında bulundu. Bir yardımcısını sırf bu işle görevlendirdi. İstihbarat servislerini makamında bir araya getirip meselenin üzerine gitmelerini istedi. Kararlı tavrını halk önünde birkaç kez ikrar etti. Meseleyi İranlılar için kutsal ‘İran Devrimi’nin sene-i devriyesi kutlamasına bile taşıdı: “Neden bu kadar yüklü miktarda petrol ve para bir kişiye verildi. Anlamakta zorluk çekiyorum. Rakam çok büyük. Yaklaşık ülkenin bir aylık tüm geliriyle eşittir. Bu kişi, paraların, bu bankada şu bankada olduğunu söylüyordu. Yaptığımız detaylı araştırmada tümden yalan söylediğini anladık. Olayın doğru olmadığı anlaşılınca birinci yardımcımdan yolsuzluk meselelerini üzerine gidilmesini istedim… Bir kişinin milletinin bu kadar parasını götürmesine katlanamayız. Paralar nereye götürülmüş! Kimler buna müsaade etmiş! Beytülmalin korunması, halkın çalınmış mal ve hukukunun geri getirilmesi için İstihbarat Teşkilatı’ndan yolsuzlukla mücadele alanında ciddi rol almasını istiyorum. Yolsuzluklara karşı direnmeliyiz…” Dava baş zanlısı, ticarete 20 yıl önce koyun postu tüccarlığıyla atılan 39 yaşındaki İranlı multi milyarder işadamı Babek Zencani. 30 Aralık’tan bu yana tutuklu. ‘Sattığı petrol karşılığı İran devletine olan borcunu ödememekten, ödendiğine dair sahte belgeler düzenlemekten’ suçlanıyor. Mahkeme iddia edilen 13,5 milyar dolarlık servete nasıl ulaştığını araştırıyor. Borcu karşılığında İran’daki mal varlığına, yatırımlarına el konuldu. Ancak haciz borcu karşılamadı. Servetinin büyük kısmı yurtdışında. Sahibi olduğu 18 milyar dolar cirolu Sorinet Group Holding’in bünyesinde 65 şirket bulunduğu, Türkiye, İran, Dubai, Endonezya, Malezya ve Tacikistan’da faaliyet gösterdiği netleşti.

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, İran rejiminin Zencani davasına çıkarına göre yön vereceğini söylüyor.

Meclis Komisyonu Zencani’nin yargıyla işbirliğine gittiğini, “Türkiye, Malezya ve Tacikistan’daki bağlantılarını”, faaliyetlerini ve destek aldığı yapıyı açıkladığını duyurdu. Harici ve dâhili bazı iş birlikçilerinin isimlerine ulaşılsa da yargı sürecini etkilememek için kamuoyuyla paylaşılmıyor. Zencani tutuklanmasından hemen önce kendi Facebook sayfasından yaptığı açıklamada Türkiye’deki faaliyetlilerini kabul etmiş, yatırımlarını sürdüreceğini belirtmişti: “Türk liderliğine olan güvenim nedeniyle Türkiye’de yatırım yaptım. Türkiye’de yatırım yapmaya da devam edeceğim… Uçakla altın

ticareti tamamen yasal zeminde gerçekleşmiştir. Konu Türk makamları tarafından bütün yönleriyle ve defalarca incelenmiş, hakkımda bir suçlama yapılmamıştır.” ‘Zencani’ figürünü, İran’da yürüyen yargı sürecini, bu çerçevede rejimin iç ve dış konjonktürde takınacağı tavrı Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur ile konuştuk. Ortadoğu uzmanı Okur, rejimin Zencani davasını üçüncü ülkelerle pazarlıklarında koza dönüştürdüğünü düşünüyor: “Zencani ile ilişkiye girerek para trafiğinin parçasına dönüşenler, ortaya saçılabilecek belgelerin/bilgilerin sarsıcı sonuçları

olabileceğini düşünerek İran’la ilişkilerini bozmamak için azami gayret sarf ediyor.” - Babek Zencani’nin müesses İran rejimindeki yeri nedir? Zencani, verdiği röportajlarda kendisini “ekonomik Besic”, yani rejimin ekonomik alandaki milisi ve “yaptırım delici” olarak niteliyor. 10 milyar doların üzerinde olduğu tahmin edilen servetiyle İran’ın en zenginleri arasında sayılıyor. Servetinin arkasında İran devleti içindeki güçlü kesimlerle bağlantılı yürüttüğü faaliyetlerin olduğu anlaşılıyor. Yaptırımlar sebebiyle satılamayan İran petrolünü değişik yollarla pazarladığını, elde ettiği parayı dünyanın farklı yerlerindeki şirketleri aracılığıyla sisteme sokarak İran’a getirmeye çalıştığını yine kendisi anlatıyor. Bu kayıt dışı faaliyetleri sebebiyle ABD ve AB tarafından kara listeye alınmış bir isim. - Rejime bu denli yakınsa neden mal varlığını el kondu? Neden tutuklandı? Mahmud Ahmedinejad döneminde (2005-2013), İran devletinin Zencani’yi ekonomik yaptırımları delmek için görevlendirdiği anlaşılıyor. Ancak elde edilen paranın önemli bir kısmının İran’a dönmediği, ayrıca Zencani’nin Ahmedinejad’ın çevresindeki başka isimlerle birlikte özelleştirmelerle ilgili yolsuzluklara bulaştığı ileri sürüyor. İran’daki iktidar değişimi ile birlikte bu iddialar gündeme geldi. Hasan Ruhani’nin talimatıyla yolsuzlukların üzerine gidildi. İran petrolünün satışından elde edilen yaklaşık 2 milyar Euro’yu hazineye, devlete ödemediği için faaliyetleri durdurulan Zencani’nin mal varlığına el konuldu, kendisi de tutuklandı. Soruşturmaların derinleşip, diğer alanlardaki yolsuzluk iddialarına kadar uzanması da bekleniyor. Kendisine yöneltilen suçlama listesinin tamamı halen bilinmiyor. - Babek Zencani nerede tutuluyor? Kim sorguluyor? Zencani Evin Cezaevi’nde tutuluyor. Özel bir soruşturma komitesi, hakkındaki iddiaları inceliyor. Mal varlığı, bağlantıları, şirketleri araştırılıyor. Yurtdışı bağlantılarını ortaya çıkarmak üzere üçüncü ülkelere yargı heyeti gönderildi. - Hangi ülkelere gitti o heyet? Tacikistan, Malezya ve Türkiye’ye gittiler. - Ne tür bilgiler talep edildi? Zencani’nin mal varlığını tespit etmek, İran’a olan borcunu tahsil etmek istiyorlar. Heyet, Zencani’nin birlikte iş yaptığı isimlere, sahip olduğu mal varlığına erişmeye çalışıyor. - Zencani davası yavaş ve sessiz yürütülüyor… İpler kimin elinde? Zencani’nin tutuklanması sürecinin başında, yolsuzlukların soruşturulmasını talep eden Dini lider Ali Hamaney’in iradesi var. İranlı yetkililer, medyayı dava hakkında haber yapmamaları hususunda en üst perdeden uyardı. Bir taraftan Zencani’den devletin parasını geri almak, sistemi temizlemek istiyorlar diğer yandan da İran’ın sırlarının orta saçılmasını istemiyorlar. Bu bakımdan gizliliğe çok önem veriyorlar. - Cumhurbaşkanı Ruhani Zencani davasını neden sıkı tutuyor? Bu soruya, nükleer müzakereleri hesaba katarak cevap vermek lazım. Devrim Muhafızları gibi unsurların müzakerelere bakışları ile Reformcuların/Pragmatistlerin yaklaşımları arasında İran iç siyasetindeki konumlarından kaynaklanan farklılıklar var.


37 DÜNYA

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Joost Lagendijk

En iyi dosttan en kötü düşmana

Ticarete 20 yıl önce koyun postu tüccarlığıyla giren Besic üyesi Babek Zencani’nin bugünkü servetinin 13,5 milyar doları aştığı iddia ediliyor.

Reformcular vizyonlarını hayata geçirebilmek için gerekmekteydi. Ekonomik yaptırımların yükünden İran’ın Batı ile münasebetlerini arttırmaları gerek- kurtulmadan bunu başarabilmek ise imkânsızdı. tiğini biliyor. Açıklama ve davranışlarından, devrim Daha önce Muhammed Hatemi ve Mahmud muhafızlarının da aralarında yer aldığı rejimin Ahmedinejad’a karşı seferber edilen kesimlerin muhafazakâr çekirdeğindeki askerî, siyasî ve eko- gittikçe artan ağırlıklarının da tehdit teşkil etmeden nomik elitlerin manzarayı daha farklı yorumladıkları evvel dengelenmesi gerekmekteydi. Ayrıca, Barack Obama yönetiminin Ortadoanlaşılıyor. Pragmatik ilişkinin sağlayacağı ğu’daki angajmanını azaltma faydaların farkında isteği, pazarlık zeminini de geolmakla birlikte, artan nişletmekteydi. Irak’tan çekilen temasların ortaya çıkaABD’nin İran’da rejim değişikliği peşinde koşmaktansa pragmatik racağı yeni denklemde işbirliğine geçmişe göre daha ayrıcalıklı konumlarını yatkın olacağı beklentisini de koruyabileceklerinden unutmamak gerekiyor. Rejimin şüphe ediyorlar. çekirdeğinden gelmekle birlikte - Bunu biraz açsanız? pragmatizmi ile tanınan Hasan Örneğin, Rafsancani Ruhani’nin cumhurbaşkanlığı, döneminden itibaren söz konusu ihtiyaç ve beklentiekonomik hayatın içine ciddi biçimde giren İran leri cevaplayacak bir çıkış fırsatı Devrim Muhafızları, sunmuş bulunuyor. hem büyük bütçeli - Yani Ruhani Zencani davası üzemüteahhitlik ve enerji rinden eski, müesses rejimi tasfiye projelerini hem de ediyor… önemli miktarda rant Siyasi rekabetin yoğun dağıtan işleri imtiyazlı olduğu tüm ülkelerde benzer konumlarının katkısıyla İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, tarihi davanın tabloları görmek mümkün. yürütüyor. Ekonomik baş takipçisi. - Peki, Zencani davası rejimin bekası yaptırımların meydana için örtülebilir mi? getirdiği olağanüstü şartDava, sistem içindeki temel larda girişilen bazı faaliyetlerin ürettiği rantı da bu dengeleri sarsacak noktaya gelirse Ali Hamaney tabloya eklemek lazım. İran’daki büyük vakıfların süreci durdurabilir. Henüz ufukta bu durum göekonomi içindeki ağırlıkları da dikkate alındığında, zükmüyor. Ancak asla da gerçekleşmez diyemeyiz! nükleer müzakerelerin arka fonunda temel eko - İran Zencani davasını, davada adı geçen ülkelere politik dengelerin bulunduğunu söylemek mümbaskı aracı olarak kullanıyor mu? kün. Ruhani’nin Devrim Muhafızları’na ilk önemli Kullanacağını, kullandığını açıktan ifade etmese hitabında artık büyük ekonomik projelerde yer de davanın açılmış olması, Zencani’nin dünyanın almamalarını isteyişi, reform programının sütunları dört bir tarafındaki bağlantılarının peşine düşülhakkında fikir veriyor. İran’da sivil alanın genişle- mesi söz konusu ülke yönetimleri üzerinde etki mesini destekleyecek en köklü değişim ekonominin oluşturacaktır. Zencani ile ilişkiye girerek para iktidar piramidindeki yerleşik aktörlerin dışına trafiğinin parçasına dönüşenler, ortaya saçılabilecek belgelerin/bilgilerin sarsıcı sonuçları olabileceğini açılması olacak. - Devrim Muhafızları’nın eko politik zayıflatılmasından düşünerek İran’la ilişkilerini bozmamak için azami gayret sarf edeceklerdir. murat ne? Söz konusu dönüşüm, İran’ı dünyaya bağ- Türkiye’ye nasıl yansır? layacak yabancı sermaye yatırımları bakımından Rıza Sarraf’ın ortağı olduğu iddiası ciddi bida gerekli. Bu yüzden, ekonomik alanın yeniden çimde gündeme geldi. Türkiye’nin İran’ı hedef alan şekillenişi ile nükleer müzakereler arasındaki yaptırımları delip delmediği sorusu bir kez daha bağlantı göründüğünden çok güçlü. Müzakere- tartışılmaya başlandı. Zencani davasının Türkilerin başarılı olmasını isteyenler, sistemden daha ye’deki hukukî/siyasî süreçleri etkileyecek sonuçlar fazla pay almak arzusundaki kesimler. Çıkarları doğurabileceği beklentisi ortaya çıktı. ile masada müzakere ettikleri uluslararası aktörler - Zencani süreci Ankara’nın Suriye, İran duruşunu, dış arasında ortaklıklar bulunuyor. Bu denklemin sipolitika kapasitesini zayıflattı mı? metrik karşısında ise, müesses nizamın çıkarları ve Türkiye, Suriye’deki vb. faaliyetlerine rağmen müzakerelerin sonuçsuz kalması doğrultusundaki İran’ı karşısına almamak için ciddi çaba sarf beklentiler yer alıyor. ettiği her halinden belli olan bir ülke. Elimizde -Dini lider konumunu konsolide eden Devrim Muha- Ankara’nın bu tutumunda Zencani davasının etkili olup olmadığını gösteren somut veri bulunmuyor. fızları gücünü feda eder mi? İran sisteminin en güçlü ismi Ali Hamaney. Ancak, İran’ın davayı Türkiye’yi etkileyebilecek Kuvvetler terazisinin merkezinde duruyor. Yüz biçimde yönlendirme ihtimalini de yok saymak yüze olduğu iç ve dış dinamikler, nükleer mü- mümkün değil. zakereleri niçin desteklediği sorusunun cevabını - Rejim bu davayı dış ve iç politik menfaatlerine göre veriyor. İçerden başlanırsa; 2009’daki hadiselerle ilerletecek o zaman. birlikte rejime yabancılaşma süreci hızlanan geniş Zaten İran rejiminin menfaati için açılmış bir kitleler tarafından biriktirilen muhalif enerjinin dava. Aynı şekilde de sonlandırmak isteyeceklerdir. yıkıcı bir noktaya gelmeden önce dönüştürülmesi

Geçen hafta Hollanda-Türkiye Dostluk Vakfı’nın Amsterdam’da düzenlediği bir toplantıda Türkiye’deki siyaset üzerine bir konferans verdim. Yaptığım konuşmada AKP’nin, geçen yıl yüz yüze kaldığı kitlesel protestolara ve daha yakın dönemdeki ciddi yolsuzluk iddialarına rağmen, 2002’den bu yana elinde tuttuğu hakimiyeti sürdürmesinin nasıl açıklanabileceği sorusuna odaklandım. AKP’nin Türkiye’deki seçmenlerin yaklaşık yüzde 50’si nezdinde süregiden popülerliğini izah etmek için Türkiye’nin modern tarihinin bazı kilit özelliklerinin altını çizdim: Kemalist müesses nizamın on yıllar süren hakimiyeti ve bunun sonucunda dindar Müslümanların ve Kürtlerin maruz kaldığı ayrımcılık, Turgut Özal’ın 1980’ler ve 1990’larda hayata geçirdiği dönüm noktası niteliğindeki liberalleştirme politikaları ve bunun sonucunda Türk toplumundaki yeni toplulukların güçlenmesi, 1997’deki postmodern darbe ve eski tarz İslamcı politikalardan kopmak yönünde açık bir çaba mahiyetinde AKP’nin kuruluşu. Yanı sıra Türk toplumunun tüm tabakalarından Başbakan Erdoğan’a ve partisine verilen sıkı desteğe de değindim. Bu tarihsel ve sosyolojik açıklamaların üzerine, iktidar partisinin ekonomik büyüme ve istikrardan kamu hizmetlerinin iyileştirilmesine, oradan ordunun siyasetteki rolünün geriletilmesine kadar uzanan başarılarını sıraladım. Buna bir de gerçekçi siyasi alternatiflerin yokluğu eklendiğinde, AKP’nin son yerel seçimlerden niye önde çıktığı anlaşılabilirdi. Konuşmamın o aşamasına kadar, dinleyicilerin çoğunluğu, bazıları AKP hakimiyetine tanıklık etmekten açıkça memnun olmamasına rağmen, yaptığım açıklamaya katılıyor gibi görünüyordu. Son 12 ayı, medya üzerindeki kabul edilemez hükümet baskısı, yolsuzluk skandalını örtbas etme çabaları ve iktidar partisine karşı çıkacak kadar cesur olabilen herkese her gün yapılan saldırıları örnekleyerek, bir artan otoriterlik ve derinleşen kutuplaşma dönemi olarak özetlediğimde ise bu durum tümüyle değişti. Bu noktada bazı dinleyiciler sinirlendi ve paralel devlet, ülke içindeki hainler ve uluslararası destekli darbe teşebbüslerine dair resmi AKP çizgisini yansıtan yorumlarla müdahale etmeye başladı. Bu insanları tanıyordum, çünkü Hollanda’daki Türk toplumuna mensup olan, yıllarca birlikte çalıştığım eski dostlarımdı. Çok geçmeden ortak mazimizin artık pek de önemi kalmadığını anladım. Onlara göre bu gazetede maaşımı ödeyen Gülenci efendilerim tarafından beynim yıkanmıştı. Arada bir hararetli noktalara varan tartışmaların ardından, düzenleyicileri ve beni Türkiye düşmanlarının kuklaları olmakla suçlayıp toplantıyı terk ettiler. Bu atışma tümden beklenmedik olmasa bile, bazılarının gözünde bir insanın Türkiye’nin iyi dostu olmaktan en kötü düşmana dönüşebilmesinin hızı karşısında hâlâ şaşkındım. Sırf o insan, yıllarca verdiği eleştirel desteğin ardından, geçmişte ileriye doğru yürünen güzergahtan en aleni bazı sapmaları eleştirmeye cüret etti diye… Bir gün sonra hükümet yanlısı Daily Sabah’ta İbrahim Kalın’ın bir yazısını okudum. Daha önce yıllarca Today’s Zaman’da köşeyazarlığı yapan Kalın, Başbakan’ın en saygın danışmanlarından biriydi. Ne yazık ki, Sabah’taki en son yazısında, Amsterdam’daki tartışmada eski Türk dostlarımın yaptığı türden bir U-dönüşü yapıyor. Erdoğan’ı otoriter diye niteleyen herkese verip veriştiriyor ve onları Oryantalizm’le suçluyor. Kalın’ın militan laikçilere, ulusalcı-solculara ve güvenilmez Amerikalı neo-muhafazakarlara atıfta bulunması şaşırtıcı değil. Ancak böyle zeki bir insanın aynı düşman listesine “beyaz entelektüeller”, “bilgisiz Avrupalı siyasetçiler” ve elbette, Gülenciler gibi grupları niye dahil ettiğini anlamakta zorlanıyorum. Diğer bir deyişle, Kalın için, birinin iktidar partisi ve liderinden her daim nefret edip etmediği ya da AKP’nin birçok politikasını geçmişte destekleyip bugünkü politikalarına karşı çıkmak için geçerli sebepleri olup olmadığı artık hiçbir önem taşımıyor. Açık ki, birçok AKP destekçisi açısından birinin fikrini değiştirmesinin mümkün olduğunu kabul etmek son derece zor. Görünüşe göre Kalın ve eski Hollandalı dostlarım, bir partiye ve liderliğine, mevcut politikaları ne olursa olsun, bir tür kayıtsız şartsız, müebbet bağlılık bekliyorlar. Onlara söyleyebileceğim tek şey şu: uyanın ve hayal görmeyi bırakın.


38 EKONOMÝ KÜLTÜR Osmanlı’nın unutulan aydınları TUĞBA ÖCEK

Ankara kırsalının ıssız bir köşesinde öldürüldüğünde ise henüz 33 yaşındadır. Dr. Dikran Allahverdi: İhtisasını Berlin ve Viyana’da yapmış ve tifo hastalığı konusunda önemli tezlerin sahibi. Bandırma ve Edincik’te çıkan kolera salgını için görevlendirilen Allahverdi, aldığı önlemlerle kısa bir zamanda salgının önünü keser. İttihat ve Terakki’nin aktif bir taraftarı. İttihatçıların kurduğu Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin Pangaltı Şubesi’nin başkanı. Pangaltı, Ermenilerin yoğun bir şekilde ikamet ettiği İstanbul’un bir mahallesidir. Ermenilerin çekindiği ve uzak durdukları bu Cemiyete, toplam 3 bin lira gibi oldukça yüksek bir bağışta bulunmasıyla, hakkında Türkçe basında övgü dolu yazılar çıkar. İşte, İttihatçıların bu has adamı, 24 Nisan 1915’te tutuklanır ve ağır suçlu sayılarak Ayaş’a gönderilir. Serbest bırakılsa da çok büyük bir hayal kırıklığı ile içine kapanır. Yine de ülkesini terk etmeyen Allahverdi 1930 yılında İstanbul’da vefat eder. Arisdekes Kasparyan: Adana doğumlu hukukçu. Bugünkü İstanbul Galata’da Bankalar Caddesi’nde bulunan Voyvoda Han’da mütevazı bir avukatlık bürosu bulunan Kasparyan, hukuk alanında yazdığı eserleriyle tanınır. 1894’te 650 sayfalık Mecma-i Lahika-i Kavanin, 1895’te 1200 sayfalık Cüzdan-ı Kavanin-i Osmaniye, 1897 yılında 408 sayfalık Hukuk Müşaviri, 1898 yılında İlamat Torbası yahud Tefsir-i Usul-i Muhakeme-i isimli kitapları yazan Kasparyan Efendi, Ermeni toplumu içindeki millici akımlara karşıtlığı ile tanınır. Onun da yolu Ayaş’tan geçer. Ankara civarında toplu olarak öldürülen Ermeni aydınları arasında 54 yaşındaki Arisdakes Kasbaryan Efendi de bulunuyor.

1bildiğimiz Osmanlı aydınları... Peki ya Genç Osmanlılar ve Jön Türkler bizim

bunların arasında ya da dışında olup da esamesi bile zikredilmeyenler olduğunu biliyor musunuz? İşte bir türlü kabul edilmeyen Osmanlı Ermeni aydınları... Osmanlı aydınları dendiğinde ilk önce Genç Osmanlılar ve Jön Türkler akla gelir. Namık Kemal, İbrahim Şinasi, Ziya Paşa ve Abdullah Cevdet en bilinen isimlerdir. Aşina olduğumuz bu isimler dışında bir de unutulanlar, belki de unutturulmak istenenler var: Osmanlı Ermeni aydınları… Bunlar arasında Kur’an-ı Kerim’i ve siyer-i nebiyi Ermeniceye tercüme etmeye çalışan da var, Batılı anlamda müzik okulu açmaya çalışan da. Kimisi Meclis-i Mebusan’da milletvekili, kimisi İttihatçı. Ama hepsi de Osmanlı. Ve ne yazık ki hepsinin yolu tehcirden bir ay önce meydana gelen 24 Nisan tutuklamaları sırasında Çankırı ve Ayaş’a düştü. İşte reddedilen aydınların hikâyesi… 24 Nisan 1915: Aydınlar tutuklanıyor 1915 kimine göre katliam, (soy)kırım, tehcir, trajedi, kıyım, yönetim boşluğu, savaş zamanı… Hrant Dink’e göre ise yaşananlar tam bir yıkım. Hem Türkler hem de Ermeniler için. İki toplumun da yaklaşık yüzyıldır üzerinden atamadığı, kabullenme ve adlandırmada zorlandığı yıkıcı olaylar meydana geldi bu tarihte. Tehcir Kanunu resmi adıyla Sevk ve İskân Kanunu 27 Mayıs 1915’te çıkarılır. 1 Haziran 1915’te yürürlüğe giren kanun, Osmanlı’nın Ermeni tebaası için uygulamaya konur ve binlerce Ermeni’nin sürgünü başlar. Tehcir Kanunu 27 Mayıs’ta çıkarılsa da 24 Nisan dünyada Ermeni Soykırımını Anma Günü olarak kabul ediliyor. Çünkü Dâhiliye Nazırı Talat Paşa, Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, elebaşlarının tutuklanması ile ilgili karar alıyor ve 24 Nisan 1915 sabahı özellikle İstanbul’daki Ermeni aydınları, yazarlar, sanatçılar, öğretmenler, avukatlar, doktorlar, mebuslar teker teker evlerinden alınıp götürülüyor. Birkaç gün içinde bu tutuklamalar tüm vilayetlere yayılıyor. ‘24 Nisan 1915 İstanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara’ kitabının yazarı Nesim Ovadya İzrail’e göre, ilk başta 197 aydın tutuklanıyor. Daha sonra sayı 250’ye ulaşıyor. Ağır suçlu olarak mütalaa edilen 92 kişi Ayaş’ta hapishaneye gönderiliyor. Geri kalan 158’i ise hafif suçlu oldukları ve kaçmalarına imkân olmadığı düşünülerek Çankırı’ya götürülüyor ve kasabanın dışına çıkmamaları kaydıyla serbest bırakılıyor. Ermeniler kiraladıkları evlerde konaklıyor. Bunlar arasında doktor, diş hekimi, eczacı, hukukçu-avukat, mimar ve mühendis, bilim adamı, din adamı, tiyatro sanatçısı ve eğitimciler gibi farklı meslek gruplarından Ermeniler bulunuyor. Yazar İzrail, “Avukat, doktor, din adamı gibi meslek mensupları gazetecilik ve yazarlık yapıyordu. Aralarında matbaacı, dizgici, ciltçi, kitapçı ve yayıncı da vardı. Genel tabloya bakıldığında, eğitim seviyesi yüksek olan bu gruba, elit aydın ve entelektüel denmesinin nedenleri kolaylıkla anlaşılabilir.” diyor. Tutuklananlar arasında Tütün Rejisi, Osmanlı Bankası gibi kurumlarda görevlilerin yanı sıra, siyasetçi, yerel yönetici, belediye başkanı da yer alıyor. İzrail, yaklaşık dört ay sonunda tutuklanan Ermeni aydınlardan 174’ünün hiçbir yargılama olmadan öldürüldüğünü ifade ediyor. Geri kalan 76 kişi ise merkezi hükümetin emri ile serbest bırakılıyor. İzrail, “O günlerde, elinde serbest bırakıldığına dair resmi belgesi olmayan bir Ermeni’nin, Çankırı veya Ayaş’tan yola çıkıp ülkenin herhangi bir yerine gitmesi mümkün değildi. Hatta bu belgeye sahip olmasına rağmen, yine de sağ kurtulamayan, yollarda telef olan pek çok isim vardı.” diyor.

EKİM 2010 MAN 23 -6–12 29 NİSAN 2014 ZA­ ZAMAN

Ermeni aydınları, Türk uluslaşmasına sıcak bakıyordu

1911 yılında basılan Ermenice Kur’an meali

Ermeni aydınlardan bazıları

Zabel Yesayan: Aynı coğrafyada, belki de aynı semtte yaşadığımız bir Osmanlı Ermeni aydını. 1878’de Üsküdar’ın Silahtarbahçe semtinde doğar. Çocukluk anılarını anlattığı Silahtarın Bahçeleri (Silihdari Bardezneri) adlı eserinde dönemin Üsküdar’ına gitmek, dahası 1880’lerin İstanbul’unun zihniyet dünyasına tanık olmak mümkün. Sorbonne’da edebiyat ve felsefe okuyarak üniversiteye giden ilk Ermeni kadın olur. 1909’da Adana katliamına tanıklık eder. Buradaki izlenimlerini Türkçeye çevrilen Averagnerun Meç’te (Yıkıntılar Arasında) toplar. Henüz Türkçeye çevrilmemiş ünlü romanı Isbasman Sırahin Meç (Bekleme Odası) kadınlara hitap ettiği yazılarının çoğunu içerir. Ermeni aydınlarını hicvettiği Geğdz Hancarner (Sahte Dahiler) adlı romanı Ermeni erkek aydınlarının baskısıyla yarım kalır. Sosyalist ve anti militaristtir. Osmanlı halkını barışa davet eder. Asla milliyetçi propaganda yapmayacak, okurdan yazılarını okurken milliyetinin, dininin unutulmasını isteyecektir. Buna rağmen adı 24 Nisan listesinde geçer. Listedeki tek kadın olan Yesayan, Bulgaristan’a kaçar. İttihat ve Terakki’den kaçsa da 1937’de Stalin kovuşturmalarından kaçamaz. Sovyet karşıtı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklanıp Sibirya’ya sürgüne gönderilir. Nerede ve ne zaman öldüğü ise tam olarak bilinmez. Gomidas Vartabed: Bu toprakların yetiştirdiği Kütahyalı bir müzik adamı. Uluslararası Müzik Topluluğu’na kabul edilen müzisyenler arasındaki ilk Avrupalı olmayan isim. Daha küçük yaşlarda Anadolu’nun değişik yörelerinden gelen okul

arkadaşlarından dinlediği şarkıları, türküleri derlemeye başlar. 1896 yılında Berlin’e giderek müzikoloji okur. Berlin’den dönünce Anadolu’nun değişik kentlerine yönelik derleme çalışmalarını sürdürür. Ermeni, Türk, Kürt halk şarkılarını ve danslarını notalara döker. İstanbul’da konserler verir, müzisyenler yetiştirir, elindeki derlemeleri kayda geçirir. O dönemin Osmanlı aydınları içinde yetenekleri ve müzik bilgisiyle özel bir yere sahiptir. Batılı anlamda bir müzik akademisi kurmaya hazırlanır. Ancak sürgüne gönderilir. Osmanlı aydınlarının özellikle de Halide Edip’in Gomidas’ın serbest bırakılması için çalıştığı söylenir. İzrail, “Pek çok bilgi ve işaret, Halide Edip’in Gomidas’ın serbest bırakılması yönünde çabaları olduğunu göstermektedir.” diyerek Edip’in bu konuda çevre ve imkânlarını seferber ettiğini düşünüyor. Bir süre sonra İstanbul’a döner ancak arkadaşlarının çoğu öldürülmüştür. Derin bir psikolojik bunalıma girer ve bir daha kendine gelemez. İzrail, bu durum için de “Almanlar dünya çapında değeri olan Beethoven ile onurlanırken, Türkiye de Gomidas ile anılabilirdi. Ama ne yazık ki bugün, Türkiye adı yok edilen, aklını yitiren Gomidas ile anılmaktadır.” diyor. Levon Larents: 1875’te Samatya’da doğar. Robert Kolej mezunu. Hareketli ve kısa yaşamı; gazeteci, yazar ve tercüman olarak geçer. Heyecanlı gençlik günlerinde Hınçak Partisi taraftarı olsa da daha sonra mükemmel İngilizce ve Fransızcası ile çeviriler yaparak gazetecilik mesleğinde karar kılar. 1911 yılında Hazreti Muhammed’in biyografisini ve Kur’an-ı Kerim’i Ermeniceye tercüme eder. Mesnevi’yi tercüme ederken de tutuklanır. Ayaş’tan sonra götürüldüğü

Osmanlı Ermeni aydınları o dönemki Türk ulusalcılığına destek veriyordu. Yazar Nesim Ovadya İzrail, “Günümüzde bile Türk milliyetçiliğini savunan Ermeni aydınlarının varlığı bilindiğine göre, 1915 Ermeni kıyımı olmasaydı, elbette Türkçü uluslaşma yanlısı çok sayıda Ermeni aydını olacaktı.” diyor. Bunlar arasında Gomidas Vartabed ve Diran Kelekyan gibi isimler bulunuyor. Gomidas, 1912’de İstanbul’daki Harp Okulu’nda, Trablusşam’daki yaralı ve hasta askerler yararına konser verir. Türkçe basında hakkında övgü dolu yazılar yazılır. Ardından Türk Ocağı’nda düzenlenen davete katılan Gomidas, Türk ulusçuluğunun sembol aydınları Hamdullah Suphi Tanrıöver, Mehmet Emin Yurdakul, Halide Edip Adıvar gibi daha birçok ismin önünde, aynı çatı altında yaşayan ve ortak kültürü paylaşan halklar arasında mevcut olan sarsılmaz dostluk ve kardeşliği vurgulayan konuşma yapar. Dinleyenlerin duygulandıkları, bazılarının gözyaşlarını tutamadıkları, gazete sayfalarında yer alır. Yakın dostu Mehmet Emin Bey’in ricası üzerine, şiirlerinden beste yapan da Gomidas’tır. Pangaltı’daki evi Türk aydınlarının uğrak yeridir. Bir başka örnek, Türkçe yayınlanan Sabah Gazetesi’nin başyazarı, Balkan Savaşı gündeme geldiğinde, Sultanahmet Meydanı’nda İttihatçıların düzenlediği mitingin konuşmacılarından biri Diran Kelekyan’dır. İzrail, “Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi için en heyecanlı konuşmalardan birini yapan ve daha sonra aylarca gazetedeki köşesinde, Osmanlıcı ve savaş yoluyla Balkanlar’da kaybedilen toprakların geri alınmasını savunan makaleleri yazan Diran Kelekyan idi ve tarih farklı yazılsaydı, bugün uluslaşmacı bir aydın olarak anılabilirdi.” diyor. İstanbul Üniversitesi’nde siyasi tarih dersi veren Kelekyan, 24 Nisan’da tutuklananlar arasındadır ve Sivas’ta öldürülür.


39YORUM

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Ahmet Turan Alkan

Mustafa Ünal

Özal’ı hatırlamak

Kitap okumuyorsun; bari abdest tazele!

Tam da Turgut Özal’ın hatırlanması benimsediği cumhurbaşkanı olmayı bagereken günler. Dün ölüm yıldönümüydü. şardı. Demokrasinin standartlarını yükseltti. 21 yıl olmuş. Çığır açan siyaset ve devlet Her türlü hak ve hürriyeti genişletti. 141 ve adamıydı. Örnek mi? 163 gibi düşünce özgürlüğünün önündeki Cumhurbaşkanlığı sözgelimi. Yerleşik engelleri kaldırdı. Yağmurlu bir cumartesi geleneği tersyüz etti. Ona kadar cumhur- günü ansızın aramızdan ayrıldığında bübaşkanı olacak kişide aranan yegâne vasıf yük bir boşluk bıraktı. Sadece sevenlerine asker olmasıydı. İstisnası yok. Siyaset, en değil, en katı muhaliflerine de “Meğer çok fazla komutanlar arasında seçim yapardı. alışmışız...” dedirtti. 1973’te Faruk Gürler’in yerine Fahri KoHer açıdan Turgut Özal’ı hatırlamamız gereken günlerdeyiz. rutürk’ü tercih etmesi gibi. Cumhurbaşkanlığı önemli Özal, baskıya ve parti içinden Turgut Özal, dünyayı en bir boyutu. Eğer bugün yükselen itirazlara rağmen ‘hayır’ deme cesaretini iyi kavrayan liderdi. Bu kimsenin aklına bir genegösterdi. Bunun büyük bir toprakların değerleriyle rali cumhurbaşkanı adayı devrim olduğu, bugünün barışık olduğunu hatırlatmaya yapmak gelmiyorsa Özal şartları içinde değil o günün sayesindedir. Sivillerin yüsiyasî iklimi dikkate alındı- gerek yok sanırım. Bir siyaset rüdüğü Çankaya yolunun adamının devri-i iktidarında taşlarını o döşedi. ‘Dindar, ğında daha iyi anlaşılır. Sivil cumhurbaşkanlığı- söylenenler, şakşakçıların demokrat ve sivil’ cumnın kapısını o açtı. Sonradan övgüleri ve alkışları değil, hurbaşkanı olarak tarihe gelenler onun izinden yü- tarihe nasıl geçtiği, yarın adını yazdırdı. Bir siyasetçi ne ister? Hayırla yâd rüdü. Bir ara Özal’ın cumhurarkasından nasıl konuşulacağı, daha edilmekten başka. Özal’ın başkanlığına adaylığını nasıl açıkladığını araştırmıştım. nasıl hatırlanacağı önemli. son icraatı ‘Haşim Kılıç’ idi. Sert itirazlara rağmen Grup toplantısında tarihî bir konuşmanın sonunda ‘adayım’ demiş. Er- Kılıç’ı Anayasa Mahkemesi’ne üye atadı. doğan’ın Gül’ü açıkladığı gibi. Özal da mil- Vefatından bir gün önce yemin törenine letvekillerine sormuş “Cumhurbaşkanlığına katıldı. O son program oldu. Ne kadar aday olayım mı?” diye. Çoğunluk, olmasını isabetli seçim yaptığı ilerleyen yıllarda göistemiş. ‘Beyaz saçlılar’ diye adlandırılan rüldü. Kılıç, en zor zamanlarda bile Özal’ın 15-20 kişilik grup itiraz etmiş. Sürenin demokrat ve özgürlükçü yüzünü yansıttı. dolmasına iki gün kala adaylığını ilan ettiği Yakından tanığıyız, Özal’ın misyonunu o tarihî konuşmasından bir-iki cümle ak- Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Turgut Özal, dünyayı en iyi kavrayan tarmak isterim. Doğrudan mevzuya girmiş, geçmişteki cumhurbaşkanlığı seçimlerini liderdi. Bu toprakların değerleriyle barışık hatırlattıktan sonra şunları söylemiş: “Böyle olduğunu hatırlatmaya gerek yok sanırım. demokrasi olmaz. Yapılan yanlışlıklar Bir siyaset adamının devri-i iktidarında söyburadadır. Başka bir yerden, dışarıdan lenenler, şakşakçıların övgüleri ve alkışları eskiden olduğu gibi bir adayın getirilmesini değil, tarihe nasıl geçtiği, yarın arkasından kabul etmeyiz.” Ve final cümlesi: “Neticede nasıl konuşulacağı, nasıl hatırlanacağı adaylığımı koymama karar verdim. Bundan önemli. Gerisi teferruat. Tarihi, iktidarın sonra ben grubumuza, size emanetim. gölgesinde sefa süren şakşakçılar ve goyVazifenizi yapın...” Milletvekilleri vazifesini goycular yazmaz. Onların söyledikleri kalıcı yaptı, her türlü baskı ve tehdide rağmen değildir, iktidarla birlikte uçar gider. Bu Turgut Özal’ı Çankaya Köşkü’ne uğurladı. topraklarda iyi başlayan, kötü bitiren nice Bu, Türkiye için yeni bir durumdu. Hazme- siyasetçiler var. 1960’larda baraj projeleriyle demeyenler çıktı. Bir asker ‘Alışamadım’ anılan Süleyman Demirel, finali 28 Şubat’la diye mektup yazdı. Engin hoşgörüsü ve üst yaptı. Turgut Özal’ı yıllar sonra hatırlıyor, düzey performansıyla kısa sürede herkesin hayırla yâd ediyoruz.

MİT Kanunu’yla ilgili değişiklikler “vınn” hızıyla Meclis’ten geçti. Vatana, millete ve hükûmete hayırlı olsun. Vatanı milleti bilemem lakin bundan böyle iktidarların çok işine yarayacağı, vatandaşı ise bu derece güçlü yetkilerle donanmış operasyonel bir istihbarat teşkilatı karşısında korunmasız bırakacağı muhakkaktır. Ne demeye getiriyorum? Bu cümleyi anlamazlıktan gelen çoğunluk vekilleri, günün birinde aynı yetkileri bir başka iktidarın, kendilerine karşı kullanmaya başladığını farz ederek yaptıkları işin önemini kavrayabilirler; velev ki günün birinde muhalefettesiniz ve bu kanunla tahkim ettiğiniz MİT, bir başka iktidarın, bir başka başbakanın yönetiminde!.. Anlıyorsunuz değil mi? Değişikliğin olumlu tarafı, bundan böyle MİT’in, devletin derinliklerinden ziyade hükûmete bağlı çalışacağıdır. Askerî darbeleri bile hükûmetinden gizleyen ve özellikle son dönemde siyasileri pek zor durumlarda bırakan bazı çalışmalarıyla bilinen bu teşkilâta çekidüzen verilmesi tabiidir. Tabii olmayan yeni değişikliklerle MİT’in bürokrasi içindeki özerkliğinin artık yargı, muhalefet ve basın tarafından denetlenemeyeceği, buna mukabil bugünlerde görüldüğü gibi MİT-hükûmet arasındaki yüksek uyum halinin kısa sürede mutlak bir istihbarat devletine yol açma endişesidir. Yeni MİT Kanunu’yla kişinin devlet karşısında hemen hemen hiçbir korunağının kalmayacağını, yeni düzen içinde tutunmak ve hayatta kalabilmek için hükümet partisine sığınmaktan başka çaresi olmayacağını henüz duymayanlara hatırlatmak gerekir; halbuki kişinin sığınağı iktidarlar değil bağımsız ve tarafsız yargı diye bilirdik düne kadar. Kötü niyetlilerin elinde değişikliklerin getirdiği yeni ve lâyüsel yetkiler bezdirici, hatta ölümcül baskı uygulamalarına yol açacak gibi görünüyor. “Eski kanunun ne eksiği vardı ki yenisine hâcet duyuldu?” sorusunu geçiyorum; eski kanun zamanında bile aydınlatılamayan ve askerî savcılığın aldığı bir kararla üstü küllenen Uludere skandalının gerçek

Demek iktidar böyle bir şey imiş... MÜMTAZ"ER TÜRKÖNE Önde yalın-kılıç Başbakan parmağı ile hedefi gösterince Partizan Medya seri saldırılara geçiyor. Ancak bir sorun var; Başbakan’ın parmağı ile gösterdiği hedefi herkes kendi meşrebine göre anlıyor. 1993’te devlet, rutin dışına çıkınca, bir tane devleti kurtarmak için öldürenler dokuz tane de kendi hesaplarından düştüler. Aynısı hukuk dışında hükümet edenler ve onların saray muhafızları ve dahi mersiye yazarları için de geçerli. Sabah gazetesinde cuma günü “Paralel Yapı’nın akademik üssü” başlıklı manşet, 17 Aralık’tan beri artık kanıksadığımız, “en iyi savunma saldırıdır” prensibine dayanan yalan haberlerden biri. Ayıp, özürlü, sahte bir haber. Tıpkı 28 Şubat sürecinde, generallerin riyaset ettiği toplantılarla merkez medyada üretilen haberler gibi. Eksiği yok fazlası var. Manşetlik haber: “Dicle Üniversitesi, paralel yapıya kadro yetiştirme üssü gibi çalışıyor” diye başlıyor ve “Başbakanlığa gönderilen bir rapora göre...” diye devam ediyor. Gazeteci-

liğin temel rükünleri haline gelen Kipling’in meşhur 5N1K’sındaki sorulardan hiçbiri bu manşetlik haberin içinde yok. Haberin dayanağı olan raporu kim yazmış? Nerede yazılmış? Ne için yazılmış? Hangi usullere göre nasıl yazılmış? Bu raporun dayanağı ne imiş? Mübarek sanki Etyen Mahçupyan’ın “kerameti kendinden menkul” köşe yazılarından biri. Paralellik manidar. “Paralel” lafına hakkını vermek için kısa bir parantez açalım: Hani Etyen, yazıya herkesin ittifak ettiğini varsaymamız gereken keskin bir hükümle başlar ya. Meselâ son yazısının tamamını dayandırdığı, baştaki “AKP yetkilileri sıklıkla kendi partilerini toplumun geneliyle özdeşleştiren cümleler kurabiliyorlar” hükmünü, keramet gibi kabul etmek, bunun tam tersine “toplumun yarısını dışlayıp, ötekileştiriyorlar” gözlemini “düşman yaratarak siyaset yapıyorlar” iddiasını unutmak zorundasınız. İstisna değil değişmez bir kural: Bir önceki yazısı da bugüne kadar kimsenin aklına gelmemiş “siyaset bir şeyleri değiştirmektir” aforizması ile başlıyor, 2010’dan beri “bir şeyleri değiştirmeme” tav-

rını safkan muhafazakâr siyaset şeklinde ısrarla uygulayan AK Parti’ye hayatta atamayacağı taklaları attırıyor. Sabah ile paralellik ise iktidar mevzilerine yakın durmaktan geliyor olsa gerek. Demek ki gücün-iktidarın yanına yerleştiğiniz zaman muhakemeye, mantığa, gerçekliğe borcunuz kalmıyor. Sabah’ın haberi içinde hiçbir zaman değişmeyen iktidar borusunun şablonu şu cümlede saklı: “Paralel örgüt içinde olmayı reddeden sol görüşlü, liberal veya laik Atatürkçü kimliğe sahip öğretim üyeleri tasfiye ediliyor, onların yerine yine kendilerine yakın kadrolar yerleştiriyor.” Yeteri kadar açık mı? 28 Şubat metinleri ile aynı kalemden çıkan bir metinle karşı karşıyasınız. Tuhaflık şurada: Bu cümle 28 Şubat döneminde Çevik Bir’in talimatıyla çıkan bir andıçta değil, Başbakan’ın büyük fedakârlıklarla finanse ettiği, uğrunda yolsuzluk suçlamalarına maruz kaldığı, ölümüne savaşlara girdiği anlı-şanlı havuz medyasında yayımlanıyor. Tasfiye

faillerini bir türlü öğrenememiştik. Yeni düzenlemenin eskisinden farkı şudur: Artık, “Uludere’de ne olmuştu?” sorusunu sormak bile netâmeli ve belâlı bir fikir haline gelmiştir, zira kanun MİT’in görev ve faaliyetleri hakkındaki bilgi ve belgeleri temin edenleri 4-10, yayınlamaya kalkışanları ise 3-12 yıl arasında hapisle tehdid ediyor. Gazeteciysen susacaksın demektir bu; sıradan vatandaşlara düşen ise, “doktora ayıp olmaz” hükmünde olduğu gibi, “Canımın içi devletimden gizleyecek bir şeyim yoktur” diyerek hakkındaki her türlü bilgi, belge, kayıt ve verileri hükûmete fedâ etmek olacaktır; zira MİT görev esnasında gizli çalışma usul, prensip ve tekniklerini kullanır ve hikmeti kendinden menkul bir teşkilat olarak ülke menfaatinin gerektirdiği hallerde yerli-yabancı her türlü örgütle doğrudan ilişki kurarken fiilen sadece başbakana karşı sorumlu olacak, velev ki suç işlenmesi halinde bile ancak başbakanın izniyle yargı karşısına çıkacaktır. Yerim yok, uzatmayacağım. Ötekilerde olduğu gibi kanun ışık hızıyla Cumhurbaşkanı tarafından onaylanırsa, üç aydan beri yaşadığımız sürek avının çok daha beterini göreceğiz. İşadamından gazetecisine, sendikacısından bürokratına, ülkede yaşayan yabancı uyruklulardan sade vatandaşa kadar herkesin iktidarla iyi geçinmekten, yaranmaktan ve tabasbus göstermekten başka yolu kalmayacak. Bugünleri katbekat aşan bir biat ve sadakat gösterilerine şahit olacağız. Sosyal medya ve basın hürriyetine buradan veda makamında el sallayalım. HSYK teklifi geçirilirken uyanmadık, internet kanunu kezâ, şimdi de MİT Kanunu. Okumayı sevmeyenlere müjde: Artık 30’lu yıllarda otoriter partilerin kurumları suistimal ede ede demokrasinin boğazına nasıl kelepçe geçirdiğini öğrenmek için kitap okumak zorunda değilsiniz; olup biteni dikkatle seyretmeniz kâfi gelecektir. Otoyoldan önceki son benzinlik sapağını geçtik ey aziz milletim; şimdi buyrunuz bir abdest tazeleyelim! edilenler kimlermiş: Sol görüşlüler, liberaller veya laik Atatürkçü kimliğe sahip öğretim üyeleri. Burası neresi? Diyarbakır’daki Dicle Üniversitesi. Sol görüşlüler, liberaller, laik-Atatürkçüler bu iddiayı üzerlerine alınmasınlar. Burada maksat bağcıyı dövmek. 17 Aralık’tan bu yana her gün havuz medyasında benzer haberler üretildi. Bu tek örnek bize Türkiye’deki görünen siyasî rekabetin gerisinde olup-bitenler hakkında fikir vermek için yeterli olmalı. Bu tür haberlerin değirmenini döndürebilmek için kaç kamu ihalesinin, ne miktar kent rantının bu gazetelerin kâğıtlarına, matbaalarına ve kadrolarına aktığını hesaplamaya kalkmayın. Bu sistem yürümüyor. Bu sistemin içine girenler kendi çıkarlarının hesabına düşüyor; çünkü bu sisteme aynı gerekçe ile giriyorlar. Uzun akademik tecrübem, Diyarbakır’daki gerçek hadise hakkında bir fikir veriyor. Dicle Üniversitesi’ne oldu? Rektör hanımefendi başını örttü? Hesaplar alt-üst oldu. Sonrasında neler olmuş olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Başörtüsü, muhafazakâr değerler, inançlar ve ideolojiler konunun dışında; saf, katıksız, çıplak bir güç ve çıkar savaşı bu. Gerisi teferruat.


40YORUM

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Bediüzzaman’ı anlamak ZEKI SARITOPRAK

1yirminci asra damgasını vuran bir şahBediüzzaman Said Nursi Hazretleri,

siyettir. Asrın en etkili İslam âlimlerinden olduğunda şüphe yoktur. 23 Mart 1960, hicri 25 Ramazan 1379 tarihinde ebediyet âlemine irtihal eder. Vefat ettiği gece hem Ramazan'ın son on günü içindeydi hem de tekli geceydi. Hadislerde ifade edilen mübarek bir gece. Ramazan'ın 25. gecesi sabaha doğru dünyaya gözlerini kapar, ahiret âlemine Habib-i Ekrem Aleyhissalatu vesselam'a kavuşur. Onun ifadesiyle ‘yüzde doksan dokuz ahbabın bulunduğu yer'e gider. Bu vesileyle Bediüzzaman'ı bir kez daha hatırlamak gerekir. Bu samimi insanın hayatı boyunca dünya adına hiçbir şeyi olmamıştır. Evlenmemiş, mal mülk sahibi olmamış, kendini büyük gayeye, Kur'an davasına adamıştır. O, mahkemeden mahkemeye sürüklenmiş, ama asla küsmemiştir. Hapishaneye atmışlar, oraya Hz. Yusuf'un medresesi demiştir. Sürekli pozitif enerji vermiş, mücadelesinden asla vazgeçmemiştir. Dönemin bazı yöneticileri onu hep rakip görmüş, siyasetle ve gizli cemiyet kurmakla itham etmiştir. Kendisi ‘Mektubat' adlı eserinde bu hususu mükemmel bir şekilde ifade eder: “Şu nefiy (sürgün) zamanında görüyorum ki, hodfuruş (kendini beğendirmeye çalışan) ve siyaset bataklığına düşmüş bazı insanlar, bana tarafgirâne, rakibâne bir nazarla bakıyorlar. Güya (sanki) ben de onlar gibi dünya cereyanlarıyla alâkadarım! Hey efendiler! Ben imanın cereyanındayım. Karşımda imansızlık cereyanı var. Başka cereyanlarla alâkam yok… Yalnız, bütün vaktimi ve hayatımı hakaik-i imaniye ve Kur'âniyeye haşr ve vakfetmişim. Madem böyledir; bana eziyet verip rakibâne ilişen adam düşünsün ki, o muamelesi zındıka ve imansızlık namına imana ilişmek hükmüne geçer.” (Mektubat, s. 73) Bugünlerde Bediüzzaman'ın kahraman bir sevdalısına aynı ithamlar yapılmakta, tarih adeta tekerrür etmektedir. Her tavrı samimiyet dolu bu insan en büyük hileyi hilesizlikte bilir. Kendisine “En çok bize ne lazım?” diye sorduklarında “sıdk” yani doğruluk diye cevap verir. Muhatapları “Sonra ne gelir?” deyince Bediüzzaman bundan ötesi yoktur dercesine “Yalan söylememektir.” der. Reaksiyon adamı değil, sükûnet insanıdır. Proaktif insandır. Şiddet kullanmaktan şiddetle kaçar, çünkü şiddette masumların hakkı çiğnenir. Ona zulüm edenlere, cani muamelesi yapanlara ‘hakkımı helal ediyorum' diyecek kadar civanmert olan bu zat insanlıkla barışık olarak ahirete göç eder. Asla genelleme yapmaz. Ona zulmeden dönemin CHP'si için yine prensibini muhafaza eder, o zulmü işleyenlerin yüzde beş olduğunu, yüzde doksanının masum olduğunu belirtir, “birisinin hatasıyla başkası mesul olmaz” (6: 164) diyen Kur'an'ın adalet anlayışına sımsıkı sarılarak şöyle der: "Birisinin hatâsı ile başkası, partisi, akrabası mes'ul olmaz, olamaz"(Emirdağ Lahikası, 451). Hele aradan elli sene geçmiş, bugünkü insanları o dönemin insanlarının çocuklarıdır diye itham etmek, yapılan zulümlerden onları sorumlu tutmak Bediüzzaman'ın Kur'an'dan aldığı bu prensibiyle bağdaşmaz. Bediüzzaman, hiçbir zaman ‘ben' merkezli olmamıştır. Sözleri tesirli olmuş, milyonları etkilemiştir. Eserleri bugün de elimizde, birçok dünya diline çevrilmiş, görüşleri az çok dünya gündeminde. Hiç unutmuyorum, Amerika'daki bir üniversite rektörü, Bediüzzaman'ın hayatını okuduktan sonra, bana “Bu adam Hz. İsa gibi bir adam” diye duygularını ifade etmişti. Öyle inanıyorum ki, Bediüzzaman'ı doğru okuya-

bilsek, gerek İslam âlemiyle ve gerekse Batı dünyasıyla çok daha dengeli ve basiretli bir ilişki ağını kurabileceğiz. Bediüzzaman'ın birinci gayesi İslam dinine ve dolayısıyla insanlığın imanına hizmet etmekti. Onun için kendisini adadığı hizmete “iman ve Kur'an hizmeti” der. “Batıl bir vesileyle İslam'a hizmet olmaz” meselesi onun ana prensiplerindendir. Onun için ta hayatının ilk döneminde sürgünden önce ona gelip “biz şeriat getireceğiz” diyen aşiret reisine “Sen buraya gelinceye kaç şeriat prensibini çiğnedin” diyerek azarlamış ve dahili problemlerde kılıcın, şiddetin kullanılamayacağını belirtmiştir. Kardeş kardeşine karşı kılıç çekemez. Kardeş kardeşe kırdırılmaz, kırdırılamaz diye haykırmıştır. Bütün meseleleri sulh yoluyla, barış yoluyla çözmeyi önermiş. Hapse atılmış, caniler arasına konulmuş, fakat orada “Ey hapis arkadaşlarım” diyerek onları arkadaş kabul etmiş ve barışa davet etmiştir. “Evet, hakikat ve maslahat sulhtur.” der. Kendi hapishane arkadaşlarına bu telkinde bulunduğu gibi, bütün insanlığa aynı mesajı verir. İslam ve Hıristiyanlık âleminin ittifakını ister ve bunun dünya barışına vesile olacağını düşünür. Amerika'da yaşayan biri olarak bugün onun söylediğinin emarelerini görüyorum. Bu iki dinin mensuplarının toplam nüfusu dünya nüfusunun yarısından fazla ediyor. Bugün milyonlarca Batı insanı İslam'ı öğrenmek istiyor. Vefatından birkaç sene önce, Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a ve Başbakan Adnan Menderes'e Bağdat Paktı ile ilgili mektup gönderir. Türkiye, Irak, İngiltere, İran ve Pakistan arasında kurulan Ortak Savunma ve Bölgesel İşbirliği Teşkilatı olan Bağdat Paktı'nın dünya barışına çok muhtaç olan Müslümanların, Hıristiyanların ve diğer din mensuplarının huzur ve saadetine vesile olacağına ümitle bakar ve bunun yeryüzünde umumi barışa bir başlangıç olacağını düşünür. Dünyadaki değişik din mensuplarının Türkiye'ye ve Türkiye insanına dostluklarını kazandıracağını ifade eder: “Kabir kapısında ve seksen küsur yaşında, birkaç hastalıkla hasta bulunan ve ölüme kendini yakın gören bir biçare garip ihtiyar der ki:” diye başlayan mektubunda şöyle der: “Sizin bu defaki Irak ve Pakistan'la pek kıymettar ittifakınız, inşaallah bu tehlikeli ırkçılığın zararını def edecek ve dört beş milyon ırkçıların yerine, 400 milyon kardeş Müslümanları ve 800 milyon sulh ve müsalemet-i umumiyeye şiddetle muhtaç Hıristiyan ve sair dinler sahiplerinin dostluklarını bu vatan milletine kazandırmaya tam bir vesile olacağına ruhuma kanaat geldiğinden, size beyan ediyorum." (Emirdağ Lahikasi, 438). Evet o, köşesine çekilip cereyan eden gelişmelerden el etek çekmez, bilakis yerine göre idarecileri

ikaz, yerine göre de tebrik eder. Onun için bu siyasetle ilgilenmek değil, Türkiye'nin ve insanlığın geleceğiyle ilgilenmektir. Batı dünyası ile münasebetlerinde de bunu görüyoruz. Bediüzzaman'a göre maddi kılıç, kınına girmiştir ve bir daha çıkarılmamalıdır. Onu bu sözünü nükleer silahların tehdidi altında olan bir dünyayı düşününce çok daha iyi anlıyoruz. ‘Medenilere galebe ikna iledir.' diyor. Ona göre artık maddi top ve tüfekle değil, Kur'an'ın ‘elmas kılıcı'yla hizmet olacaktır. Kur'an'ın insanlığı aydınlatan ışığının cazibesi top ve tüfek dumanlarının kapladığı sis bulutunda kaybolmamalıdır. Savaş tarrakalarında hakikatler duyulmaz. Onun felsefesinde bir insan bir kainattır ve bir insanın Kur'an nuruyla aydınlatılması bir kâinatın kurtuluşu demektir. Kur'an'a lafta değil, gerçekte müthiş bir güveni ve bağlılığı vardır. Onun için insanlığın onunla tanışmasını bütün ruhuyla arzu eder: “Kur'an'ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem, orası da bana zindan olur.” sözü onundur. Fırsatlar eşit olursa, insanlar yeryüzünün gürültüsünden biraz sıyrılıp Kur'an'ı anlamaya yönelirse, bu ilahi kaynak kendini insanlığa kabul ettirecek. Bu düşüncesini ta Şam'da verdiği ve Hutbe-i Şamiye adıyla tanınan meşhur hutbesinde yaklaşık bir asır önce dile getirir. Bu hutbenin yüzüncü yılı münasebetiyle Amerika'da ve daha başka yerlerde konferanslar tertiplendi, uluslararası çapta Bediüzzaman'ın görüşleri tartışıldı. Gerek bu hutbesi ve gerekse diğer eserleri dikkatle okunsa anlaşılır ki, particilik manasındaki siyasetten uzak duruşunun sebebi de aynı prensip, yani siyasete girmesinin dini hizmetini zedeleyeceği endişesini taşır. Bununla siyasetteki manevi riske dikkat çeker. Bediüzzaman'a göre siyaset ve takvayı bir arada götürmek çok az kimseye nasip olmuştur. Dolayısıyla onun iki büyük endişesi var. Biri kişinin iç dünyasıyla ve dolayısıyla toplumla alakalı, yani tarafgirlik hastalığı, insanın imanını ve İslam'ını alıp götürebilen bir hastalık. Bu hastalığın sonucunda kişi şöyle inanır: Filanca benim partimde ise melek, muhalefet partisinde ise şeytandır. Siyasetin bu insafsız ve adaletsiz yönünü görünce Şeytan'ın şerrinden Allah'a sığındığı gibi, siyasetin şerrinden de Allah'a sığınmıştır. Siyaset ile ilgili ikinci endişesi ise dış dünya ile alakalı. Yani karşı tarafın sizin hakkınızdaki algısı ile ilgili. Bediüzzaman, burada harika bir metafor kullanıyor: Nur ve topuz. “Elimizde nur var, siyaset topuzu yok.” der. Bunu daha da açar. Ona göre, eğer elinizde hem nur hem topuz olsa, dışarıdan bakan insan elinizdeki nura, diğer bir ifadeyle İslam hakikatine hayran olacak, fakat acaba bu insan bu nurun çekiciliğiyle beni aldatıp yanına çekip topuzla vuracak mı diye endişe edecek, sizin elinizdeki o hakikatten mahrum kalacaktır. Hiç kimsenin o güzellikten, yani İslam'ın nurundan mahrum olmaması için siyasi güç manasındaki topuza iltifat etmediği gibi ondan kaçar. Yine Mektubat'ta şöyle bir soru-cevap var: Bediüzzaman'a sorarlar: Dünyanın siyasetine karşı niçin bu kadar lâkaytsın? Bu kadar safahât-ı âleme karşı tavrını hiç bozmuyorsun. Bu safahâtı hoş mu görüyorsun? Veyahut korkuyor musun ki sükût ediyorsun (susuyorsun)? Buna cevabı şöyle: “Kur'ân-ı Hakîm'in hizmeti, beni şiddetli bir surette siyaset âleminden men etti (alıkoydu). Hattâ düşünmesini de bana unutturdu. Yoksa, bütün sergüzeşt-i hayatım (hayatımın serüveni) şahittir ki, hak gördüğüm meslekte gitmeye karşı korku elimi tutup men edememiş ve edemiyor. Hem neden korkum olacak? Dünya ile ecelimden başka bir alâkam yok. Çoluk çocuğumu düşüneceğim yok. Malımı düşüneceğim yok. Hanedanımın şerefini düşüneceğim yok” (Mektubat, s. 52)

Kur'an'ın nuruyla bazı gerçekleri gördüğünü ve ona göre bu yol haritasını çizdiğini belirtir. Öyle anlaşılıyor ki, o sadece Türk insanını değil, hatta sadece Müslümanları da değil, bütün insanlığı kuşatacak bir hizmet projesinin peşinde. Bediüzzaman'ın bu düşüncesi İslam'a hizmet etmek isteyenler için mühim bir anahtar ve önemli bir pusula. Şöyle der: “Hayat-ı beşeriye (insanlığın hayat serüveni) bir yolculuktur. Şu zamanda, Kur'ân'ın nuruyla gördüm ki, o yol bir bataklığa girdi. Mülevves ve ufûnetli bir çamur içinde, kafile-i beşer (insanlık kervanı) düşe kalka gidiyor. Bir kısmı selâmetli bir yolda gider. Bir kısmı mümkün olduğu kadar çamurdan, bataklıktan kurtulmak için bazı vasıtaları bulmuş. Bir kısm-ı ekseri (çoğunluğu oluşturan kesim), o ufûnetli, pis, çamurlu bataklık içinde, karanlıkta gidiyor. Yüzde yirmisi, sarhoşluk sebebiyle, o pis çamuru misk u amber zannederek yüzüne gözüne bulaştırıyor; düşerek, kalkarak gider, tâ boğulur. Yüzde sekseni ise, bataklığı anlar, ufûnetli, pis olduğunu hisseder; fakat mütehayyirdirler (zihinleri karışıktır), selâmetli yolu göremiyorlar. … Gösterilse de, bir elinde hem sopa, hem nur olduğu için, emniyetsiz oluyor (güven vermiyor). Mütehayyir adam, ‘Acaba nurla beni celb edip topuzla dövmek mi istiyor?' diye telâş eder.” (Mektubat, s. 52-53). Bediüzzaman, insanlığın İslamiyet'le tanışması zeminini oluşturmak ister. Hedefi büyük. Onun ifadesiyle ‘topuz' iyi niyetle bile olsa korkutur. Korku ortamı insanların İslamiyet'le tanışmaya engeldir. Batı'nın hâlâ İslam dünyasındaki bazı yöneticilere ısınmamasının temelinde bu korku ve güvensizlik yatar. “Korksunlar, gebersinler” diyenler ne Bediüzzaman'ı anlamıştır ne de Müslümanlığı. Bu aynı zamanda potansiyel Müslümanları da ürkütür ve hayal kırıklığına uğratır. Bediüzzaman'ın Avrupa ikidir ayırımı yapması rastgele söylenmiş bir fikir değildir. Batı dünyasıyla İslam âlemi ilişkileri açısından can damarı teşkil eder. 1911'de Şam'daki hutbesinde Hıristiyanlık âleminin gittikçe taassubtan kurtulduğunu müjdeleyerek, onlarla ‘ittifak'tan bahsettiği zaman, Winston Churchill'in sınıf arkadaşı olan ve sonradan İslam'a hayranlık duyarak Müslüman olan İngiliz yazar Muhammad Marmaduke Picthall (1875-1936) (veya orijinal ismiyle Marmaduke William Pickthall) gibi gelecekteki binlerce hatta milyonlarca hakkı arayan insanları görür ve dostluk elini uzatır. İskoçyalı tarihçi yazar Thomas Carlyle (1795-1881) ve Alman devlet adamı Otto von Bismarck (1815-1898) gibi İslam hayranı dâhileri örnek vererek Avrupa ve Amerika'nın entelektüel tarlasının daha birçok İslam aşığı dâhilere beşiklik edeceğini söyler. Müslümanların laftan çok ahlak ve davranışlarla İslam'ı doğru temsil etme meselesine dikkati çeker. Evet, Amerika'da yaşayan birisi olarak gördüklerime dayanarak diyebilirim ki Avrupa'da ve Amerika'da binlerce Thomas Carlyle'lar var. Belki milyonlarca potansiyel Muhammad Marmaduke Picthall'lar var. Şiddet söylemi, siyasi hırs bütün bu insanların önünü kapatır ve onların İslamiyet'le tanışma ışığını ebediyen söndürür. Onun için bugün yeryüzü Bediüzzaman'ın hizmetine her zamandan daha çok muhtaçtır. Ey Hz. Üstad, sen nurlar içinde yat. Ve son olarak Allah bütün Nur talebelerinden, yaptıkları hizmetlerden dolayı razı olsun. Özellikle Fethullah Gülen Hocaefendi'den ebeden razı olsun ki, Bediüzzaman'ın bu mefkuresini evrensel hale getirdi. JOHN CARROLL ÜNIVERSITESI ÖĞRETIM ÜYESI, BEDIÜZZAMAN SAID NURSI İSLAM ARAŞTIRMALARI KÜRSÜSÜ BAŞKANI


41 YORUM

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

Ekrem Dumanlı

20YORUM Zikirmatikli analar gözü yaşlı babalar

ZİKİRMATİKLİ ANALAR GÖZÜ YAŞLI BABALAR

21 NİSAN 2014 PA

Bu kadar d olunmaz k

Onca gürültü patırtının arkasından Antepli anne, kapıya yönelen müfettişe diyecek. Oysa hukuk öyle keyfî kana- açıyor. En tabii, hukukî ve demokratik aklımızda kalan sadece fettan çarpıtma- öyle hukukî sorular yöneltiyordu ki o atlerle işlemiyor. İşleyemez de! Zulüm hakkını kullanıyor. Bu edepsizlerin lar ve dessas iftiralar değil. Hatta devam çetin suallere müfettiş beylerin cevap olur. Serbest bırakan hâkime en ağır seviyesine inemeyeceğini ve bunlar da eden bu çapsız haberciliği külliyen vermesi imkânsızdı. Aslında müfettişler hakaretler ediliyor, hatta yaftalamalar bu çapsızlığa devam edeceğine göre dava mı? Fethullah Gülen Hoc görmezden gelmek, hesabı öbür âleme değil, Ankara’nın göbeğinden o saçma yapılıyor, tehditler savruluyor. Adalet açmaktan başka çare var Aylardr Ağzından çıkanı kulağı duymayanlar, havale etmek tarafındayım. Benzerine emri verenler, darbecilerin baskıcı ru- böyle mi tahakkuk edecek? ediyor birileri. Utanmadan, ar yapyorlar. birden Yalann, erdemliiftirann, h Türkiye, “demokrasi mi, diktatorya haklarında dava açılınca rastlanmayacak derecede saldırgan ve hunu hortlatanlar utanmalıydı. yok. Bile bile yalan yazyorlar. sızlanmaya şımarıklık üzerine kurulu o sırıtkan Konu sadece eğitim yuvalarına mı?” sorusuna hukuk üzerinden ce- bir insan pozuna girerek maruz kalan bir kişi n tane dava açılyayıncılığa etik kurallardan bahsetme- yapılan baskınlar ve o hukuksuzluk vap arıyor. Anayasa Mahkemesi’nin başlıyor. Bilmem kaç saldrya hukuka başvurur, tekzip, tavz (AYM) Twitter başta mış da, o davalar nedeniyle nin faydası da yok zaten. mağdur lanr. Ne var ki “havuz”un yü verdiğiEhaklarn kullanlmasn olmak üzere verdiği olmuşlar da falan filan. Karamsarlığa gerek yok; tarih kardeşim ki kanun nizam tanmyor, ha özgürlükçü karar madem dava açılmasını boyunca kibrin sonu neyse, istemiyorsun, yorlar. Hal böyle olunca Hoca karşısında iktidar meramını dürüstlük içinde tekebbürün akıbeti neyse, ifade etseydava açyor. En tabii, hukukî v kizbin neticesi neyse, kezzadin, gazetecilik sınırları kullanyor. Bu edepsizlerin sev içinde kalsaydın, bın encamı neyse bugün de o ve bunlar daaslı bu faslı çapszlğa dev dava açmaktansakız başka çare var olmayan yalanları olacak ve saldırgan üslup bir Ağzndan çkan gibi çiğnemeseydin. Ga-kulağ du gün gürül gürül yıkılacak… da dava açlnca birden erdem Aslında geleceğe yönelik zetecilikgirerek mesleğinin enbaşlyor. B szlanmaya Dumanl umut Ekrem vaat eden ışık dolu temel ilkelerini açlmş da, oayaklar davalar nedeniyl da falan lan.savurE kardeşim mad tablolara bakmak gerekiyor. altına alıp hakaret Verilecek n istemiyorsun, meramn dü Şimdilik bir hukuk nüve mücadelesi gibi duran mayı, iftira kampanyası etseydin, gazetecilik snrlar iç bu ülkenin gireceği yörüngeyi bazı tavırlar, geleceğe umutla yapmayı biliyorsun fasl olmayan yalanlar sakz g belirleyecek. Esbap plannda bakmamız için gelişme önemlivar.bir da; mağdur insanların Gazetecilik mesleğinin en tem iki umut verici alp hakaret savurmay, işarette Mesela hukukaltna yoluyla hak Biribulunuyor. AYM gibi kurumlarn yapmay biliyorsun en tabiiayakta haklarını müdafaa arayacaklarını bilmiyorda; mağdu kalma çabas; arayacaklarn bilm eden;diğeri bunuzikirmatikli yaparkenanalarn, evrensel musun?yoluyla Hemhak söveceksöveceksin hem dava açlmas gözü yaşl babalarn hak hukukun kendisine tanıdığı sin hemvardava açılmasın m böyle bir adaletsizlik? arama iradesi. G.ANTEP diye vızırdayacaksın; sınırları nezaket ve nezaheEttiği hakaretivar unutup dibe SİVAS kendileri mağdurmuş gibi szl mı böyle bir adaletsizlik? tiyle kullanan kişilerin varlığı, Hocaefendi kendi fotoğra Ettiği hakaretiileunuhukuksuzluk cenderesine “dava adam” diye başlk atyo Onca gürültü patrtnn arkasndan aklmzsıkıştırılmak istenen Türkiye tup dibeutann! çakılanlar, sankigerçekten Hocaefendi da kalan sadece fettan çarptmalar ve dessas için yeni birHatta umuttur. devletimize kendileri daha mağdurmuş ananzn karnna düşme iftiralar değil. devam“Allah eden bu çapsz haberdava çilesi çekmişti; zeval vermesin” diye gece gündüz gibi sızlanıyor şimdi.hâlâ da çe ciliği külliyen görmezden gelmek, hesabdua öbür sizi dava âleme havale tarafndaym. rasteden sade etmek Anadolu insanı,Benzerine haksızlığa Üstelikedilmeniz Hocaefendi ileadam yap ki dava adamlar ile heva adam lanmayacak derecede saldrgan ve şmarklk üzeusulünce itiraz ediyor, devlet gücünün kendi fotoğraflarını yan yanaarasndak yeryüzü ile gökyüzü rine kurulu o srtkan yaynclğa etik kurallardan yanlı/yanlış kullanımına karşıKaramsarlğa çıkıyorsa basarak “dava Hem adamı” diye burada a unutmayn bahsetmenin faydas da yok zaten. not düşmekten öte büyük bir Türkiye’deki kötü gidişat elbette başlık atıyorlar. Utanın biraz gerek yok; tarih boyunca kibrin sonu neyse,sona tekeböbür tarafta açlacak davadr; z ADANA bürün akbeti neyse, kizbin neticesi neyse, kezzaerecektir. utanın! Hocaefendi gerçekten gybeti, iftiray, hakareti vs. m bn encam neyse bugünasla de o çıkmayacak olacak ve saldrgan İşte hafızalardan bir bir dava adamıdır. Siz daha saygszlğ/sevgisizliği kapata üslup bir gün gürül gürül yklacak… tablo: Milligeleceğe Eğitim,yönelik darbeumut dönemlerinde ananızın karnına düşmemişken mayacaksnz ve kendinize ya Aslnda vaat eden şk bile sergilenmeyen bir hoyratlık ve yandaşlarının takındığı Hocaefendi dava çilesi çekmişti; hâlâ da dolu tablolara bakmak gerekiyor. Şimdilik içinde bir nüve ADANA gibi duran bazkurumuna tavrlar, geleceğe umutla bakmamz bir eğitim müfettiş baskını tavır ürpertici bir manzarayı çekmektedir. Sizin dava edilmeniz sizi için önemli birkarşısında işarette bulunuyor. en tabii yaptığında SivaslıMesela bir anneyi çıkarıyor karşımıza. AYM dava adamı yapmaz. Çile tarihi HAFTALIKşahittir ORTALAMAki GAZETE SATIÞL haklarn müdafaa eden; bunu yaparken evrensel buldu. Devletin müfettişine “Nasıl olur Başkanı Haşim Kılıç adeta dava adamları ile heva adamları arasınhukukun kendisine tandğ snrlar nezaket ve nezahetiyle kullanan netenler, insanlar meydanlarda suçluyor, yarglyor; hatta mahkûm Gazete Fiyatý Haftalýk da senvarlğ, 14 yaşındaki çocuğumu linçhiçbir ediliyor. Daha düne karşısında ortaya konulan demokratik daki fark, yeryüzü ile gökyüzü arasındaki kişilerin hukuksuzluk cenderesine sorgu skştrlmak istenen Türediyor. Tabii hepsi kafada(n). Hukukî dayanağ da yok, kuv-kadar verdiği ZAMAN 0,60 TL 1.017.41 kiye için yeni bir umuttur. “Allah devletimize zeval vermesin” diye vetler ayrlğ ilkesine yan da. Yukardan hedef göstermeler odasına alırsın, ona siyaset sorarsın?” kararlar nedeniyle AYM’yi yere göğe mesafe kadardır... sivil ve hukukî tepkilerle sınırlı uyan değil. POSTA 0,50 TL 404.43 0,60 TL 393.69 gece gündüz eden sade Anadolu insan, hakszlğaYeni usulünce olur da tetikçiler boş durur mu? Hemen “suç belgesi” üretmek diye feryat dua ediyordu o anne. Belli ki elinsığdıramayanlar, ağza amaalınmadık laflar bir itiraz durumla karşı karşıyayız. Ülkeyi Hem unutmayın buradaHÜRRİYET açılan davaSÖZCÜ 0,50 TL 364.24 ediyor, devlet gücünün yanl/yanlş kullanmna karş çkyorsa Türki- cyla haberler yaplyor. O kupürler bir savc için ihbar kabul ediliyor, sarf ediyor; tıpkı daha önce başkalarına emaneten yönetenler, insanları meydandeki zikirmatikle gelmişti müfettişlerin nın tarihe not düşmekten öte büyük bir SABAH 0,50 TL 316.01 ye’deki kötü gidişat elbette sona erecektir. davalar açlyor, gözaltlar yaplyor, gözaltna alnan kişilerin itibar HABER TÜRK 0,50 TL 198.59 yapıldığı gibi... karşısına. Duasına, önemi yok. Aslolan öbür tarafta açılacak suçluyor, mahkûm İşte hafzalardan aslaevradına, çkmayacak ezkârına bir tablo: Millilarda Eğitim, darbe yargılıyor; ayaklar altnahatta alnyor. Tam dört dörtlük bir zulüm! PAS FOTOMAÇ 0,50 TL 196.75 dönemlerinde bile sergilenmeyen bir hukukhoyratlk içinde bir eğitim Ve kafada(n). karşmzda yine bir Anadolu insan. Gazete Tam 11 gün önce (10 Nisan) Gerçek şu kupürleriyle ki Türkiye tuyeni bir dönüm ara vermiş, devlet imkânlarının davadır; zira orada yalanı, gıybeti, iftirayı, ediyor. Tabii hepsi Hukukî TÜRKİYE 0,50 TL 174.88 FANATİK 0,50 TL 169.95 kurumuna müfettiş baskn yaptğnda karşsnda Sivasl bir dayanağı anneyi tuklanan polis şenin annesi, “Ben oğluma haram lokma hukuk yedir- mücadelesi Akşam Genel Yayn vs. Yönetmeni noktasında. Verilecek hakareti mazur gösterecek ve saygıhiçbir da yok,bir kuvvetler ayrılığı suz kullanımına dur diyordu. Başındaki BUGÜN 0,50 TL 168.51 buldu. Devletin müfettişine “Nasl olur da sen 14 yaşndaki çocuğu- medim!” derken can u gönülden dua ettiği devletin bir zulüm aracMehmet Ocaktan’a şöyle bir örtüsüyle, konuşmasındaki aksanıyla ilkesine uyan yanı da. Yukarıdan hedef bu ülkenin gireceği yörüngeyi belirleyesızlığı/sevgisizliği kapatacakMİLLİYET bir mazeret 0,50 TL 160.49 mu sorgu odasna alrsn, ona siyaset sorarsn?” diye feryat ediyor- na dönüşmesine isyan ediyor. Gözyaşyla isyan. Ve bir baba çkyor çağrda bulunmuştum: “Ey AkSTAR 0,50 TL 130.82 göstermeler da tetikçiler boştakkesi, durursade cek. Anadolu’nun dolu olduğunu; bulamayacaksınız ve kendinize yazık vesakalyla. kibirli yaklaşımlar amadu o anne. Belli kianalarla elindeki zikirmatikle gelmişti müfettişlerin kar- olur karşmza. Başndaki giyimiŞımarık ve sünnet Anaşam Gazetesi! Bu kadar yalan YENİ ŞAFAK 0,50 TL 128.33 Hemen dolu “suçinsannn belgesi” üretmek baskıcı hiçbir uygulamaya boyun eğme-devletmu? olacaksınız… cına ulaşırsaileTürkiye’de adaletin ikame şsna. Duasna, evradna, ezkârna ara vermiş, imkânlarnn nuraniliğe bürünmüş bir “baba”s karş karşya olve iftirayetmiş uydurduğuna göre TAKVİM 0,40 TL 109.47 VATAN 0,50 TL 102.29 hukuksuz haykırıyordu kullanmna durbu diyordu. konuşduğumuzu fark ediyoruz. Tayyip Erdoğan’a çok dua ettiğini; sende ne şeref kalmş ne ahlak. amacıyla haberler yapılıyor. O kupürler edilmesivaktiyle çok zor artık. Esbap planında yeceğini tablo. Başndaki örtüsüyle, AKŞAM 0,50 TL 102.13 İftira var özür yok masndaki aksanyla Anadolu’nun analarla dolu olduğunu; baskc ancak oğluna yaplan hakszlk ve zulmün kendisini dağidâr ettiğini kabul ediliyor, davalar iki umut verici gelişme var. Biri AYM Mehmet gibi Ocaktan, adamsan Sadece Sivas’ta yaşansaydı, bu man- bir savcı için ihbar GÜNEŞ 0,40 TL 100.87 hiçbir uygulamaya boyun eğmeyeceğini haykryordu bu tablo. anlatyor. Yüreğiniz burkuluyor, gözleriniz yaşaryor. çk özür dile! Zerre kadar TARAF 0,50 TL 70.40 yapılıyor, gözaltına alı-sonrakurumların hâlâ ayakta kalma çabasıonurun ve varsa Tam zaraya ‘tekil bir hadise’ deyip gün önce (10 Nisan) Akşam Sadece Sivas’ta yaşansayd, bugeçilebilirdi. manzaraya ‘tekil açılıyor, bir hadise’gözaltılar deNe var ki Başbakan 6 gün serbest braklan 6 polis için hükbugün11 Zaman’a YENİ AKİT 0,60 TL 62.87 asaleti; diğeri zikirmatikli anaların, gözü Öyle olmadı. Öyle Devlet zırhına bürünmüş Yayınet.Yönetmeni Mehmet Ocaknanzulüm kişilerin ayaklar DÜNYA 2,25 TL 58.31 yip geçilebilirdi. olmad. Devlet zrhna bürünmüş her itibarı münü çoktanaltına vermiş.alınıyor. Nerdeyse “idam edin!” diyecek. Oysa hukuk yaptğnzGenel iftiray kabul YENİ ASYA 1,00 TL 52.72 nerede icra analarn göğü inleten feryadTam duyuldu. öylebir keyfî kanaatlerle işlemiyor. İşleyemez Zulüm olur. Serbest b- iradesi.Suçüstü çünkü…” yaşlı de! babaların hak arama Bu yakalandnz zulüm heredilse nerede icrayeriedilse anaların dörtSadörtlük zulüm! tan’a şöyle bir çağrıda bulunmuştum: YENİÇAĞ 0,50 TL 50.29 dece “Hizmet okullar”feryadı diye yaftalanan kurumlarda bu rakan hâkime en ağr hakaretler ediliyor, hatta yaftalamalar yaplyor,için; çünkü Hiçbir seda Akşam gelmeyinceGazetesi! Bu ŞOK 0,50 TL 50.12 bile yetiyor umutlanmak o ses“Ey yeri göğü inleten duyuldu. Sa- yaşanmad Ve karşımızda yine bir Anadolu kadar yalan ölçülü ve asil duruş. Bir okulun bütün velileri “Siz ne hakla çocukla- tehditler savruluyor. Adalet böyle mi tahakkuk edecek? tekrar çağr yapmş, yaz da AYDINLIK 0,50 TL 49.82 analar/babalar tâ kendisidiryazmştm; ve velâkin insanı. Gazete kupürleriyle tutuklanan iftirayı uydurduğuna göre sende ne dece okulları” diye yaftalanan rmza“Hizmet ‘Atatürk’ü mü yoksa Erdoğan’ m seviyorsun?’ şeklinde bir Türkiye, “demokrasi mi, diktatorya m?” sorusuna milletin hukuk üzerinher gün iftira CUMHURİYET 1,00 TL 49.75 YENİ MESAJ Ocak0,25 TL 46.84 o hak(AYM) aramaTwitter şuurbaşta ve erdemi “Ben oğluma şeref yayn kalmış ne ahlak. Mehmet kurumlarda yaşanmadı bu ölçülü ve asil bir polis şefinin soru yöneltirsiniz?” diyerek isyan etti adeta. denannesi, cevap aryor. Anayasa Mahkemesi’nin olmak bu milletin dolu haberlerle hayat0,25 TL 37.16 Gaziantep’te bir başka annevelileri yine çkverdi karşsna. üzere verdiği özgürlükçü iktidar ve yandaşlarnn tana devamtan, edenadamsan Akşam’dançık özür dile!AMK çıkış yoludur… lokma yedirmedim!” derkenkarar can karşsnda duruş. Bir okulun bütün “Siz müfettişlerin ne haram Zerre kadar MİLAT 0,60 TL 30.06 Tpk diğer şehirlerde olduğu gibi teftiş heyeti ply prty oku-duakndğ ürpertici manzaray çkaryor karşmza. AYM Başkan tk yok. Üstelik Ergenekon RADİKAL 0,75 TL 23.33 u toplayp gönülden ettiğitavr devletin birbirzulüm hakla çocuklarımıza ‘Atatürk’ü mü yoksa onurun varsa bugün Zaman’a yaptığınız Bukadar kadarverdiği da arsız olunmaz ki! sanklarnaiftirayı lu terk etmek zorunda kalmşt. Görünen o ki annedeki nezaket dolu Haşim Klç adeta linç ediliyor. Daha düne kararlar neyaslanarak iftiralar MİLLİ GAZETE 0,70 TL 23.24 aracına dönüşmesine isyan ediyor. Erdoğan’ı mı seviyorsun?’ birsanyorum hak arama, müfettişleri de mahcupşeklinde etmişti. Öyle ki bütün deniyle AYM’yi yere göğe sğdramayanlar, ağza alnmadk laar sarf peş peşe sralamayakabul devamet. Suçüstü yakalandınız BİRGÜN 1,00 TL 18.81 ZAMAN 1,50 TL 11.49 Gözyaşıyla Vetpk birdaha baba soru yöneltirsiniz?” diyerek ettibiliyor, Hiçbir ses seda TODAY’S gelmeyince Aylardır müfettişler, yaplan işin hukuka aykrisyan olduğunu üzülüyordu; isyan. ediyor; önce çıkıyor başkalarna yapldğ gibi... Fethullah Gülen Hocaefenediyorlar.çünkü…” “İspatla; yoksa...” 1,00 TL 10.28 ancak despotça yaplan uygulamaya engel olacak gücü kendilerinde Gerçek şu ki Türkiye yeni bir dönüm Verilecek hukuk Utanmadan, şeklinde sorduğumuz karşımıza. Başındaki takkesi, sade giyimi adeta. tekrar çağrısomut yapmış, yazı daKARŞI yazmıştım; di’yenoktasnda. hakaret ediyor birileri. GÜNLÜK EVRENSEL 0,45 TL 7.37 bulamyordu. Antepli anne, kapya yönelen hukukî somücadelesi bu ülkenin gireceği yörüngeyi belirleyecek. Şmark veyapıyorlar. kisorulara hâlâ cevap ORTADOĞU 0,50 TL 6.39 ve sünnet sakalıyla. Anadolu insanının Gaziantep’te bir başka anne müfettişe yine öyle lâkin herveremiyorgün iftira dolu haberlerle yayın arlanmadan, edepsizce Yalarular yöneltiyordu ki o çetin suallere müfettiş beylerin cevap vermesi birli yaklaşmlar amacna ulaşrsa Türkiye’de adaletin ikame edilmesi lar. Bu nasl yaynclk, bu nasl HÜRRİYET DAILY NEWS 2,00 TL 5.44 nuraniliğe bir Esbap “baba”sı ileiki umut çıkıverdi müfettişlerin Tıpkıgöbeğinden devam eden Akşam’dan tık nın, verici iftiranın, hakaretin haddi hesabı yok. HÜRSES 0,25 TL 1.18 imkânszd. Aslnda müfettişlerkarşısına. değil, Ankara’nn o saçmabürünmüş çok zor artk. plannda gelişme var. Biri AYM “şeref ve hayatına onur” yoksunluğu! 4.904.90 karşı karşıya olduğumuzu fark diğer şehirlerde olduğu gibiruhunu teftiş hortlatanlar heyeti utanmalyd. yok. Ergenekon TOPLAM sanıklarına Bile bile yalandiğeri yazıyorlar. Böyle seviyesiz emri verenler, darbecilerin baskc gibi kurumlarn hâlâediyoruz. ayakta kalma çabas ve asaleti; zikirmatikli Utanmadan hâlâÜstelik görevine deKonu sadecetoplayıp eğitim yuvalarna basknlar ve o hukuksuzanalarn, gözü yaşl babalarn hak arama iradesi. Bumaruz bile yetiyor umutve her gün yeni bir peş peşe sıralamaya Tayyip Erdoğan’a vaktiyle çok dua pılıyı pırtıyı okulu yaplan terk etmek yaslanarak iftiraları bir saldırıya kalan bir kişi nevam ya-ediyor luk karşsnda ortaya Görünen konulan demokratik sivil ve hukukî tepkilerle çünkü haksızlık o analar/babalar milletinElbette tâ kendisidir ve obaşvurur, hak yalanla gazetecilik yaptğnz “İspatla; yoksa...” ettiğini; ancak lanmak oğlunaiçin; yapılan zorunda kalmıştı. o ki annedeki devam ediyorlar. pabilir? hukuka tekzip, AKSÝYON(30 şekMART-5 NİSAN 20 snrl değil. Yeni bir durumla karş karşyayz. Ülkeyi emaneten yöarama şuur ve erdemi bu milletin çkş yoludur… e.dumanli@zaman.com.tr sanyorsunuz. Yazklar olsun! nezaket dolu hak arama, müfettişleri ve zulmün kendisini dağidâr ettiğini an- tavzih, tashih hakkını kullanır. Ne var linde sorduğumuz somut sorulara hâlâ de mahcup etmişti. Öyle sanıyorum ki latıyor. Yüreğiniz burkuluyor, gözleriniz ki “havuz”un yüzsüzleri kanunun size cevap veremiyorlar. Bu nasıl yayıncılık, bütün müfettişler, yapılan işin hukuka yaşarıyor. verdiği hakların kullanılmasına da karşı. bu nasıl “şeref ve onur” yoksunluğu! NİSAN 2014 PAZARTESİ SAYI: 17741 ve Soytar aykırı olduğunu biliyor,21üzülüyordu; anNe var Kral ki Başbakan 6 gün sonra Görünen o ki kanun nizam tanımıyor, Utanmadan hâlâ görevine devam ediyor d.cetinkaya@zam serbest bırakılan 6 polis için hükmünü hakarete devam ediyorlar. Hal böyle ve her gün yeni bir yalanla gazetecilik cak despotça yapılan uygulamaya İMTİYAZ SAHİBİ: FEZA GAZETECİLİKengel A.Ş. olacak gücü GENEL kendilerinde bulamıyordu. çoktan vermiş. Nerdeyse “idam edin!” olunca Hocaefendi’nin avukatları dava yaptığınızı sanıyorsunuz. Yazıklar olsun! YAYIN MÜDÜRÜ: EKREM DUMANLI

-

İftira var özür yok

Yayn Satş ve Dağtm Genel Müdür Yardmcs

FARUK KARDIÇ

Sorumlu Müdür ve Yayn

Genel Yayn Müdür Yardmcs

MEHMET KAMIŞ

Genel Yayn Editörleri

ALİ AKKUŞ, VEYSEL AYHAN


23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

42BULMACA

8

9

7

1

2

6

Bir bitki ve dokumas Şart eki

3

1

5

7

9

2

1

2

6

Kulağn duyduğu Bir soru

2 5 6 3 8 9 7 4 1

8

5

9

Soru eki Sürülmeden braklmş tarla

9

6

7

Elçilik görevlisi

Masallarn iri kahraman

1

2

3

5

4

8

Birine uzun yllar iyilikte bulunan kimse

6

4

3

Madeni iplik Bir nota

Tablodaki tramlý kalýn çizgilerle belirlenmiþ 3’e 3’lük karelere, 1’den 9’a kadar rakamlarý birer kez kul la na rak yer leþ ti rin. Öyle yerleþtirme yapmalýsýnýz ki, bütün 3 lükleri doldurduðunuzda tablonun bütün kutularý yukarýdan aþaðýya ve soldan sa ða 1’den 9’a ka dar rakamlardan birer kez kullanýlmýþ olsun. 1 9 3 6 4 2 8 5 7 4 5 6 7 9 8 3 2 1 8 7 2 5 3 1 4 9 6 3 6 7 9 2 4 5 1 8 2 1 9 8 7 5 6 3 4 5 4 8 1 6 3 9 7 2

İlk harf

7 2 4 3 8 9 1 6 5 9 8 1 2 5 6 7 4 3 6 3 5 4 1 7 2 8 9

Kabiliyet

Tantaln remzi

6

Satan, satc

Bağlardaki su kanal Bir harfin okunuşu

Bir alim (Molla...) Bir tür toprak

Bir Osmanl komutan Boyun eğme

Şanlurfa ilçesi Bir et yemeği

Ksaca kükürt Bir mastar eki

Ksa bir tür bçak Bir oyuncu (... Alşk)

Başkalar, herkes Bir Japon şehri

1

Maksim Gorki’nin bir eseri

Ksaca fosfor Kur’an’ okuma

Ksaca kiloamper Üstü kapal araç

Kalay, kurşun alaşm Mal varlğ

4

Caminin ezan okunan yeri

Tekin olmayan Yabani hayvan ölüsü

Anlam Radyumun remzi

Namaz kldran kimse Büyük odun gemisi

Atn ayağna çaklr

Müsaade Asya’da bir başkent

Aşikar, açk

3

Erzurum’un bir ilçesi

İspanya’nn trafik remzi

2

Kasa hecesi

Bir hayvan

Burma’da Müslüman katliam yaplan yer

1

Ege yiğidi

Kadns davranşlar olan

Þ ÝF RE K E LÝ ME:

Bir soru Çanakkale ilçesi 5

SUDOKU BULMACA

7

19 BULMACA

Gybet, çekiştirme

6

Geniş başl bir tür küçükçivi

Bir tür içecek

Hazýrlayan: YALÇIN SABRÝOÐLU

Bir deyim

Bir gda maddesi Erkek ad

Bir hayvani gda Büyük, koca

Bir seslenme nidas Oyunda cezal çocuk

Güney Amerika’da bir sradağ

Vasf, keyfiyet

3 Yasaklama Hoyrat Bir işin sonu, sonuç Duay tamamlar

Evcil bir hayvan

Yazt Eski dilde ayak

Safrann yokluğu Kuvvetsizlik Soluk Yaşar Kemal’in ünlü bir eseri

Stma ilaca

Sodyumun remzi Maçlar yöneten

4

Eski dilde su

An

Neonun sembolü

5

İbadette içtenlik Bir Türk destan

3

Kimyada molibdenin sembolü

Tamirat

Güven

Asma kütüğü

Çok ksa zaman

Bir ac nidas

Tunceli’nin bir ilçesi

6

Küçük ispirto ocağ

Yüksek s, soğuk karşt

Bir harfin ince okunuşu Silahl köy delikanls

Boyun eğme

Gelecek

Bir süt hayvan

Müzik yazs

İlave

Dost

7

Saylar ilmi, riyaziye

Mevlana’nn şehri

y.sab rioglu@za man.com.tr

Başarsz olmuş kimse

2

BULMACALARIN CEVAPLARI 43’NCÜ SAYFADA


M K

JN

E

D

OE

A

BM VR S O İK B Rİ V

SC

T

NG

F

M Ü J AE N RK M CA A

JU

Ü

ZA U GH Z

UP

G

K

HÝ Ü ÝL H

ÜM

Z

D

DR

R

U

B

V

Ö

KK K EU K

KC J

AS K

ÞR

B

Þ

PA LE FT ÝE A B RT P OR L TÇ F

ÝE Ý

JG KCI AÖV V

TN OG E D Kİ T GF O

ET

N

DB ARE TÝ L FÝ İ ÜÜMKB EDZ K

T

G

A

A

G

N

T

N Ý

M

O

P L P A OA D ED MM A NN S YY ÜI I FA A Ý Ý Ý G K Gİ C İ S LÜ S ÜÝ Ü

S

R B

E

Ü

R R R U TU Y İ Y I I N UU Ö GG NR R UA A Ý H HL S L L Ý L V NR V UB R

O

M J

Þ

B

E O E R OR Z VZ DD L RR E GG LT T EE E RB BR E RE L E Þ ÐR Þ GJ R

R

C V

E

B

Y F Y Ü ÞÜ E ZE OO M AA U F F VO O ÞB B EE E Ý N Ý M O MA Ý O A BV O

S

R A

A

O

D Y D Ý LÝ F EF NN K RR Ç RR DÇ Ç RH H YV V R Y RN E NS Ý B S KA B

N

N Þ

C

B

D E D J Ý J A GA L L A T T F J J EJ J ÜA A ER R T A T N G NO HK O AÞ K

O

O R

A

T

A V A Þ GÞ K YK G G H E E O A A VL L NB B ME E Ý U Ý Ö R ÖD UÞ D TR Þ

Y

K Ý

L

A

Y U Y T ET Ç SÇ E E A T T M R R RA A EH H KŞ Ş A V A A D A R MO R CÝ O

S

T M

E

J

A B

E B L T E M L NMÝ R O MR C L L A V A O OT H A T T S EK K K O CC Ý C P Ý E A E OS K D O RA E G R T T RA Z T M EMÝ A L

Ý

M

Z

Z O Ü

H

H B B H V L A V B O G B A N N N T J J M S G G O R L L P A B B S HV A V H M T H Þ E MÞ N L T U N B N O U

T

Ü

E Ç S

Y

Þ C Þ R İ R Ü RÜ C C A H H N T T Ý Ü Ü L E E C U U K Z K Y T Y U MZ U Z Ç Z

Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz?

Aþaðýdaki kelimeleri tablonun içine serpiþtirdik. Bunlarý bulabilir misiniz? içineBserpiþtirdik. misiniz? R AKBABA, L Aþaðýdaki OBURGAZ, Ükelimeleri B tablonun BÇAYELÝ,ODEVREK, T FİLHAKİKA, ABunlarý J bulabilir Z HAVANA, H Y CENEVRE, EKSEN, GABON, AKSARAY, BORÇKA CÜBBE, ÇUMRA, DÜZCE, EVREŞE, FORS, GÜNDÜZ, HAYDAR, ÝYONİK, ÝMAMEVÝ, KÝBRÝT, LEYLEK, MENFUR, NOKTA, OTURUM, ÖZÜR, PÝSLÝK, RAHMET, KALORÝ,JETON, KONTRA, LOKAL, MELİHA, NOBRAN, ORTAM, ÖKKEÞ, POSTA, ROSTO, SÜMELA, ÞERBET, TORBA, UYKU, ÜFTADE, VOLTAJ, YONGA, ZARGANA. SAUNA, TÜRKÜ, URGAN, ÜRGÜP, VEZNE, YOÐUN, ZORBA. K N M E Þ E A C A L E M Ü S

K

L

F N

R

E M

O

H Þ H N CN B ZB HH J NN J OO CH H PR R UZ Z E E EH Z HC ZO C LN O

Ö Z Ö J NJ H AH NN T YY T AA MR R ÞA A TS SK R KA Ö AJ RN J ÜM N

K

KU OR T R S N OE RMS N NNO ÜY DS Þ T RÝ RÜ N C G B E B N E Ý A N G Ý O F

UR R A R İ N R E R MC N G N Ý Ü K D G Þ E R R R O N T Y A A Z V Ý L S E N A J N E

TA KO J M RZ T AA K

TE

T

G

N

Kemal’in ünlü bir eseri

7

6

5

8 8

7

6

58 4

47 3

36 2

25 1

14

3 1

2

1

1

3

4

1

5

2

3

4

2

3

� � � İ � � � � � �

� ��� ��� ��İ � � � � � � �� �� İ� �� �� Ş�

��

��

�� ��� �� � ��� �� İ ��� �� � �� � ��� ��� ���

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��

��

��

���� �� ���� �� ���� �� �� �� �� �� �� � �� ���� �� ���� �� � �� �� �� �� �� ���� �� ���� �� ��� ��

��

���� �� ���� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� ���� �� �� �� ���� �� �� ����� �� ���� �� ���� ��

��

���� �� ���� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� ���� �� ���� �

��

���� �� ���� �� ���� ���� �� �� �� �� �� �� ���� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� ���� �� ���� ��

��

���� � ���� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� ���� �� �� �� �� �� �� ��� ���� �� ���� �� ���� ��

��

���� �� ���� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� ���� �� �� ��� �� �� �� �� ���� �� ���� �� ���� ��

�� ��

��

��

�� ��

���� ���� ���� ���� �� �� ���� �� � �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� ��� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� ��� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� � �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ��� ���� �� �� ���� �� �� �� � �� �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� � ��� �� �� �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ��� ���� ���� ���� �� �� �� �� � �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� �� �� � �� �� �

��

��

��

��

��

�� ��

��

�� �

�

� ��

��

��

�� ��

��

��

�� ��

��

��

��

��

��

�� ��

��

�� ��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

�

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

��

�� �

�� �� �� �� �� �� ��

��

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��

�� �� �� �� �� �� �� ��

����������������������������

�� ������������������������������������������������������������������������������ �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���������������������������������������������������������������������������� ������������������������������������������������������������������������������������������ ������������������������������������������������������������������������������������������ ��������������������������������������������������������������������������������������� �� �� ��������������������������������������������������������������������������������������� �� � ������������������������ �� �� �� �� �� �� �� �� ��

��

���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� � ��

��

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� ���� ���� �� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� ���� � ��

���� ���� ������ ���� �� �� �� �� ���� �� ���� �� ���� �� ���� �� �� �� �� ���� �� ���� �� ����� ���� �� ����

�� �� �� �� �� �� �� ��� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ���� �� �� �� �� �� �� ���� ���� � �� ���� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� � �� �� �� �� �� � �� �� �� ��

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��

�� �� �

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� ��� �� ��

�� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �� �

Dünkübulmacalarn bulmacalarnçözümleri çözümleri Dünkü

Dünkü bulmacalarn çözümleri

2 Bulmaca 3 4 5

Bulmaca

2

1

yaplan ayak atşlarnn her biri. 2) Boya ğunca ve iki yannda borda kaplama4 5 6 7 katlmş şeker pekmezine batrlarak larnn en dar yüzünü yerleştirmek 2 6 7 8 9 10 11 12 şekerlenen ve çubuğa taklarak satlan için açlan keskin, sivri köşeli yuva.– elma. 3) Milimetrenin ksa yazlş.– At, Mum, balmumu. 6) Peygamber çiçeği, SOLDAN SAĞA 1) Ölüm sebebini belirNikelin sembolü. 3) Telli balkçl.– Bir tür eşek vb. hayvanlarn semerini veya mavi kantaron. 7) Samsun’da antik lemek amacyla bir cesedi inceleme yere çok yaklaşmş bulut. 4) Kimyasal Refik Aydýn r.aydin@zaman.com.tr eyerini bağlamak için göğsünden bir kale. 8) İnleme, inilti.– Galyumun işi, ölü açm.– Osmanl padişahenerjiyi elektrik enerjisine çeviren aşrlarak sklan yass kemer.– Birlesembolü. 9) Utanma, larna verilen unvan. 2) Barbunyaya araç, batarya.– Suyu haya.– alnmşİçinde her tür şikgillerden, benzeyen balkmaddesinin saklanan, denizden benzeyen birkasmpatya balk.– Resmî kuruluş-belir- diri yiyecek artğ. 5)ayrlmş StronSOLDAN SAĞA 1) Ölüm sebebini Nikelin sembolü. 3) Telli balkçl.– Bir tür bir çiçek. 4) Güney Kafkasyal birgetir 10) sembolü.– Oyuk veya Bir çukur bir şeyin en lemek amacyla bir cesedi inceleme havuz. yere çok yaklaşmş bulut. 4)asl Kimyasal larda, iş yerlerinde, temizlik ve siyumun görevde, 6 Refik 7 8Aydýn9 10r.aydin@za 11 man.com.tr 12 halk veya bu halktan olan kimse.– alt bölümü.– Kabyla birlikte tartlan bir işi, ölü açm.– Osmanl padişahenerjiyi elektrik enerjisine çeviren götür işlerine bakan görevli, hizmetli, görevlinin yerine bakan kimse. 6) larna verilen unvan. Barbunyaya nesnenin batarya.– Suyu alnmş her tür Hor görülen, aşağ tutulan, aşağağrlğ. 11)toplu İstanbul’un müstahdem. 3) Değerli bir2)mineral, Davularaç, vekabnn zurna eşliğinde olarak benzeyen bir balk.– Resmî kuruluş- bir ilçesi. yiyecek maddesinin artğ. 5) Stronlanan.– Bir nota. 5) Bir şeyin özünü 12) Motorlu taştlarla donatlmş panzehir taş.– Bir cismintemizlik durumunun bir halk oyunu. 7)BirGerçek. 8) asl larda, iş yerlerinde, ve getir oynanan siyumun sembolü.– görevde, 5 6 7 8 9 10 11 12 oluşturan ana öge, temel.– Manal, (kta veya birlik). ve yerinin değişmesi, devinim, Musa aleyhisselamn kardeşi.– Bir tür götür işlerine bakan görevli, hizmetli, görevlinin yerine bakan kimse. 6) anlaml. 6)4)Sert, gönül krc.– aksiyon. Emir,krc, bey, kumandan.– 9) İlkveinsan, ilkeşliğinde peygamber.– müstahdem. 3) Değerli bir mineral, cetvel. Davul zurna topluEti olarak 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 Bir ilde devleti temsil eden en yetkili panzehir Bir cismin durumunun için avlanan, oynananormanlarda bir halk oyunu. 7) Gerçek. 8) Havasz boşluk,taş.– boşluk.– Uzaklk yaşayan bir 1 O T O P S İ H A K A N ve 5) yerinin değişmesi, Musa aleyhisselamn kardeşi.– Bir tür yönetim görevlisi. 7) İstanbul’da bir işareti. Müstahkem yer.–devinim, Yapraklatavuğu. 10) Bir tür tatl çörek.– kuş, dağ 2 T E K İ R H AilkDpeygamber.– E M E 4) Emir, bey, kumandan.– cetvel. 9) İlk insan, Eti semt.– Birine duyulan öççok alma rndaaksiyon. ve ötekikarş bölümlerinde ac, Bedenî hastalğn son 3 O için Pveya A Lruhî bir Hormanlarda A R E K yaşayan E T Havasz boşluk, boşluk.– Uzaklk avlanan, bir isteği, kin. Ziraat.– Zimbabve’nin kokulu bir 8)madde bulunan, hekim4 M kuş, İ hastalktan Rdağ tavuğu. V A kurtulma, K 10) U Bir M türonma. Ttatl A çörek.– işareti. 5) Müstahkem yer.– Yaprakla- bulmas, likte rnda kullanlan çok yllk ve otsu element. 12)Ş Gizli başkenti. YUKARIDAN AŞAĞIYA 1) Birbir 5 Metal O Bedenî R olmayan Pveya E ruhî L İ bir N hastalğn A Mbir ve öteki bölümlerinde çok ac, 11) son bir madde bulunan, hekimkurtulma, 6 T bulmas, bitki.–kokulu Suriye’nin başkenti. 6) Binalar tehlikesi olduğu tekin S O hastalktan Ksanlan, A K Ç İolmayan. L E onma. devletin egemenliği altnda bulunan likte kullanlan çok yllk ve otsu 7 İ 11) N Metal İ S olmayan İ Y A element. T İ F 12)L Gizli bir arasndaki yol.– Zahmet, 7) Birbir topraklarn bütünü, ülke. 2)sknt. Mücevher 2 3 4 olduğu 5 6 sanlan, 7 8 9 10 12 bitki.– Suriye’nin başkenti. 6) Binalar 8 V1tehlikesi İ S A L T E L Atekin F11 İolmayan. şeyi kendinin önce yapmadeğerli gücü. 8) olarak kullanlan, saydam, arasndaki yol.– Zahmet, sknt. 7) Bir 1 E N C Ü M E N B A F A 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 vuslat.– Kötü etkiyigücü. veya8) Kavuşma, şeyi kendinin önce bir yapma 2 F E R M A N K A L A S 1 E N C Ü M E N B A F A sonucu başka bir etki ile yok etme, Kavuşma, vuslat.– Kötü bir etkiyi veya 3 S 2R N Nİ H KA AY LE A S F Eİ RL MA A karşlama, sonucuyerine başkakoyma. bir etkiYUKARIDAN ile yok etme, 4 A 3G Sİ RT İY LA AL NA K İ H AT Y E YUKARIDAN karşlama, yerine AŞAĞIYA 1) Motorlu taştkoyma. yapmyla T 5 N 4İ AF G İK Tİ Z Yİ AR L AL Kİ AŞAĞIYA 1) Motorlu yapmyla KA İM Zİ R İ R 6 E 5S NA İS Fİ uğraşan endüstri kolu. 2)taşt Tahl saman A L L İ uğraşan endüstri kolu. 2) Tahl saman 7 V 6 ED SE AM Sİ Nİ A M İ R A L Y E L E ve kavuzlardan ayrmaya yarayan, 7 V D E M İ N Y E L E ve kavuzlardan ayrmaya yarayan, 8 İ L E T İ M B E BY EA N kldankldan veya veya kamştan yaplmş elek.– 8 İ L E T İ M Y A N kamştan yaplmş elek.–

Þ ÝF RE K E LÝ ME:

43BULMACA 23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN


44 SPOR

HAYRİ BEŞLER 13 Nisan Pazar günü 6 ayrı yerde, 6 ayrı müsabakada boy gösterdi F.Bahçeli sporcular. Türkiye’de bugüne kadar görülmemiş bir olaydı bu. Futbol takımı şampiyonluk yolunda Antalyaspor’u ağırlıyordu evinde. Bayan basketbol takımı Avrupa’nın en prestijli kupası Eurolig finalinde G.Saray ile Rusya’da kozlarını paylaşıyordu. Masa tenisi takımı Şampiyonlar Ligi finali için Alman rakibini Ülker Arena’da misafir ediyordu. Erkek basketbol takımı İzmir’de Pınar Karşıyaka ile karşılaşacaktı. Erkek ve bayan voleybol takımları da yine İzmir’de Halkbank ve Vakıfbank’ın karşısına çıkıyorlardı. Âdeta o gün ‘biz bir spor kulübüyüz’ diye haykırıyordu yurdun ve dünyanın çeşitli yerlerindeki Sarı-Lacivertliler. Gerçekten de öyleydiler. 1998 yılının son günlerinde Aziz Yıldırım’ın 1 oyla başkanlığa seçilmesinden sonra başladı her şey. Efsane başkan sadece futbol takımı etrafında cereyan eden başarıları her branşa yaymayı hedefledi ve bunu da büyük ölçüde başardı. F.Bahçe adına uzun yıllar yurtiçinde özlenen amatör branşlardaki başarılar bir bir gelmeye başladı. Değişim önce basketbolda kendisini gösterdi. Ülker

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

TÜM BRANŞLARDA FENER ALAYI basketbol takımının F.Bahçe ile birleşmesiyle şampiyonluklar peşi sıra geldi. Ardından Acıbadem’in sponsorluğundaki bayan voleybol takımı boy gösterdi. Türkiye’de kazanılan kupaların yanına Avrupa ve dünyada elde edilen şampiyonluklar eklendi. F.Bahçe; futbol, basketbol, voleybol, atletizm, yelken, yüzme, boks, kürek ve

masa tenisi branşlarında boy gösteriyor. Her branşta şampiyonluğu hedef gösteren Aziz Yıldırım’ın, F.Bahçe’ye, daha genelde ise Türk sporuna kattığı değer takım sporlarıyla sınırlı kalmadı. Boks, atletizm gibi ferdî branşlarda da F.Bahçeli sporcular yüzlerce kupa kazandı. Sarı-Lacivertliler bir anlamda Türk sporunun lokomotifi oldu.

F.Bahçe kulübünün kurumsal anlamda iyi yönetiliyor olması, arkasına aldığı medya ve taraftar desteği sponsorların bu kulübe ilgi göstermesine sebep oldu. Kulüp özellikle amatör branşlarda sponsorların büyük katkısını gördü. Bu durumdan sadece sporcular kazançlı çıkmadı. Sarı-Lacivertli kulüp hem stadyumunu kulübün kasasından bir kuruş ödemeden yaptırmayı başardı hem de Ülker’le anlaşarak basketbol takımlarına dev bir tesis kazandırdı. 13 bin 800 kişilik Ülker Sports Arena rakiplerini kıskandıracak kalitede ve devlet desteğinden yoksun inşa edildi. 2013-14 ise F.Bahçe’nin neredeyse tüm branşlarda başarıdan başarıya koştuğu sezon oldu. Futbol takımı belki de siz bu satırları okurken şampiyonluk turu atıyor olacak. Atmasa bile ligin bitmesine haftalar kala şampiyonluğunu yüzde 99 garantilemiş durumda. Bu yıl F.Bahçeli sporcular Türk sporunda sıra dışı bir sonuca da imza attı. Türk spor tarihine geçen olay 29 Mart 2014 günü yaşandı. Sarı-Lacivertlilerin hem erkek hem de bayan voleybol takımları o gün aynı salonda Avrupa şampiyonluğuna uzandı. Fenerbahçe Grundig Erkek Voleybol Takımı, ilk maçta


45 SPOR

FOTOĞRAFLAR: DHA

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

3-2 kaybettiği İtalyan Andreoli Latina’yı 3-0 yenerek CEV Challenge Kupası’nı, Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı da ilk maçta 3-2 yendiği Rus Uralochka-NTMK’yı rövanşta 3-0 yenerek CEV Kupası’nı kazandı. İki takım da kupayı Burhan Felek Spor Salonu’nda havaya kaldırdı. Belki de dünya spor tarihinde yaşanan bir ilkti bu. Son yıllarda Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımı’nın başarıları hepimizin malumuydu. 2011’de Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen Dünya Kulüplerarası Kadınlar Voleybol Şampiyonası finalinde Brezilya ekibi Sollys Osasco takımını 3-0 yenerek dünya şampiyonu oldular. Bu bir Türk takımının elde ettiği en büyük başarıydı. 2011 Avrupa Indesit Şampiyonlar Ligi’nin final four organizasyonunu İstanbul’da düzenleyen Fenerbahçe, Avrupa 3.sü olmayı başardı. 2011-12 Avrupa Indesit Şampiyonlar Ligi’nde ise Fenerbahçe, Avrupa şampiyonluğuna ulaştı. Erkeklerde Fenerbahçe Grundig Voleybol Takımı elde ettiği başarıyla voleybol tarihimizde bir Avrupa kupası mücadelesinde şampiyon olan 3. Türk ekipti. Daha önce Arkas 2009’da Challenge Kupası’nı, Halkbank da 2013’te CEV Kupası’nı müzesine götürmüştü. F.Bahçe Erkek Voleybol Takımı bu sezon ve 2009-10 sezonunda olmak üzere iki kez de Balkan Kupası’nı kazandı. Sarı-Lacivertlilerin erkek takımı tarihindeki ilk Türkiye Ligi şampiyonluklarını da Aziz Yıldırım döneminde tattı. Bayan Voleybol Takımı da 2008-09, 2009-10, 2011-12 sezonlarında özellikle Acıbadem ile olan sponsorluğun da etkisiyle ligde üst üste üç defa şampiyonluğa ulaştı. Bayan takımı da tarihinde ilk defa Aziz Yıldırım döneminde bu başarıları yakaladı. Geçen hafta Türk basketbol tarihine altın harflerle geçen bir olayın da başrolünde yine F.Bahçe vardı. Kadın basketbolunun kulüpler bazında Avrupa’daki bir numaralı organizasyonu FIBA Avrupa Ligi’nde finale yükselen Fenerbahçe’nin rakibi bir başka Türk temsilcisi G.Saray Odeabank’tı. Rusya’nın Ekaterinburg şehrindeki DIVS Sports Hall’de karşı karşıya gelen iki takımın mücadelesinden, Galatasaray Odeabank 58-69 galip ayrılarak Avrupa şampiyonu oldu. Fenerbahçe bu sezon Eurolague’deki ilk mağlubiyetine bu final maçında uğradı. F.Bahçe Bayan Takımı da Aziz Yıldırım’ın başkan olmasından sonra Türkiye’de ve Avrupa’da başarıdan başarıya koştu. Ligde son 8 sezondur üst üste şampiyon olan takım Aziz Yıldırım’ın başkanlığında 11 kez mutlu sona ulaştı. 9 Cumhurbaşkanlığı, 9 kez de Türkiye Kupası’nı müzesine götürdü. EuroLig’de 2012-13 sezonunda UMMC Ekaterinburg’a finalde kaybederek Avrupa ikincisi olan Sarı-Lacivertliler, 2011-12 se-

zonunda final-four oynama başarısı gösterdi. F.Bahçe 2004-05 sezonunda ise EuroCup Kadınlar Turnuvası’nda ikincilik elde etti. F.Bahçe Erkek Basketbol Takımı’nın da uzun yıllar liglerde esamisi okunmuyordu. En son şampiyonluğunu 1990-91’de yaşayan takım Aziz Yıldırım döneminde Ülker Basketbol Takımı ile birleştikten sonra 4 şampiyonluk gördü. Bu birleşme sonrası 3 kez Türkiye, 2 kez de Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı müzesine taşımayı başardılar. Aziz Yıldırım’ın en büyük hedefi ise takımı Avrupa’da başarılı kılmaktı. Bu hedef doğrultusunda sezon başında efsanevi coach Zeljko Obradovic’e emanet edilen ekip, Avrupa’da bu sezon istenen başarıdan uzak bir performans çizdi. Basketbol takımını diğerlerinden ayıran en önemli özellik ise bu branşta altyapıya verilen önem. F.Bahçe, 2007’de gençlerde, 2008, 2009, 2011 ve 2012’de yıldızlarda Türkiye şampiyonu oldu. Altyapısından yetişen Semih Erden, Ömer Aşık, Enes Kanter gibi değerler NBA’nin yolunu tuttu. F.Bahçe’nin bir başka spor branşı da masa tenisi. Masa tenisinde son iki yıldır (2012-2013) üst üste Avrupa Masa Tenisi Birliği Kupası’nı (ETTU CUP) kazanan Fenerbahçe, bu sezon ise Şampiyonlar Ligi finalinde Alman rakibi Berlin Eastside’ye

kaybetti ve Avrupa ikincisi oldu. Bu büyük bir başarıydı zira Türkiye’de ilk kez bir takım böylesine bir derece elde ediyordu. Melek Hu, Viktoria Pavlovich ve Ching Cheng’den oluşan Sarı-Lacivertli takım, Alman ekibine ilk maçta 3-2, İstanbul’da ise 3-0 yenildi. Türkiye’de kulüp yöneticilerinin futbol takımlarına daha çok değer verdiği bir gerçek. F.Bahçe ise tüm branşlara önem verdiğini masa tenisi takımının mücadelesinde bir kez daha herkese gösterdi. Kulüp Başkan Vekili Abdullah Kiğılı ile yönetim kurulu üyeleri Metin Doğan, Ünal Uzun, Yalçın Haker, Mustafa Serdar Erkan ve Mehmet Selim Kosif az önce anlattığımız müsabakayı bizzat salonda izlediler. F.Bahçe tarihinde kürek, yüzme, yelken gibi sporlar büyük yer tutuyor. Buralarda da uluslararası başarılar hedefleniyor. Atletizm, boks, cirit gibi bireysel branşlarda ise son yıllarda gerek Türkiye’de gerekse uluslararası yarışmalarda büyük başarılara imza atan sporcularımızın çoğu F.Bahçeliydi. 2008 Pekin Olimpiyatları’nda ülkemizi temsil eden 68 sporcunun 17’si, yine 2012 Londra Olimpiyatları’nda ise 16 branştan 114 sporcunun 17’si Sarı-Lacivertli takıma mensuptu. Mersin’deki 2013 Akdeniz Oyunları’nda ise 430 sporcudan 51’i F.Bahçeliydi. Atletizmde Fatih Avan, Hüseyin Atıcı, Gamze Bulut,

Nevin Yanıt, Halil Akkaş; boksta Ferhat Pehlivan, Yakup Şener ve Adem Kılıççı; masa tenisinde Melek Hu; yelkende Nazlı Çağla Dönertaş ve Alican Kaynar gibi başarılı sporcuların hepsi F.Bahçe’nin bünyesinde spor yaşamlarını sürdürüyor. Nevin Yanıt 2010’da 100 metre engellide ülkemize ilk Avrupa birinciliğini getiren sporcumuzdu. Gamze Bulut ise 2012 Londra Olimpiyatları’nda 1500 metrede gümüş madalyaya uzanarak ülkemizi sevince boğmuştu. Önceki yıllarda başarılı olan sporcularımızdan çekiç atmada Eşref Apak, bayan boksörlerimizden Gülsüm Tatar da F.Bahçe’nin sporcularıydı. Aziz Yıldırım, amatör şubelere önem verirken başarı odaklı strateji izledi. Boks, atletizm gibi bireysel sporlarda sıyrılan sporcuları hemen kulüp bünyesine kattı. Takım sporlarını da yönetim kurulundaki isimlerin yanında profesyonel kadrolara emanet etti. Başarı için Avrupa’nın ve dünyanın saygı duyduğu antrenörlerle çalışmaktan çekinmedi. Bu yıl Erkek Basketbol takımını çalıştıran Obrodoviç buna en iyi örnek. Bunun yanında 2010-2011 sezonunda Voleybol Bayan Takımının başına dünyanın en iyi antrenörü olarak kabul edilen Brezilyalı ünlü hoca Ze Roberto getirildi. Bununla beraber hem basket hem de voleybol takımlarının başarısı için dünyaca ünlü sporcular transfer edildi. F.Bahçe’nin amatör şubelere yaptığı yatırım rakiplerini de bu alanlara çekti. G.Saray ve Beşiktaş da futbol takımı dışındaki branşlara ilgi gösterdi. Onlar daha çok basketbola kilitlendi. Trabzonspor da 3 büyüklere ayak uydurdu, basketbol şubesini hayata geçirdi. Yaklaşık 2 bin 500 lisanslı sporcusu ve profesyoneliyle rakiplerine örnek olan F.Bahçe, bundan sonra alt yapıya önem vererek de onlara yol gösterici olmayı hedeflemeli. Futbol takımı alt yapısı bu anlamda bir türlü işlevsel olamadı. Bu haber hazırlanırken Şike Davası sebebiyle aldığı cezaya yaptığı itiraz Yargıtay’ca red edilen ve 2 yıl 2 ay daha ceza evine girecek Aziz Yıldırım’ın başkanlığı döneminde başaramadığı en önemli olay buydu. Bunun yanında futbolda hedeflenen Avrupa’daki kupalar da bir türlü gelmedi. 2013 yılında UEFA Avrupa Ligi’ndeki yarı finalin Yıldırım’ı çok mennun ettiği söylenemez. Bu sezon F.Bahçe’nin bayan-erkek, basket ve voleybol takımları Türkiye liglerinde ilk 2’de yer aldı. Hepsi de Play-Off oynuyor. Futbol takımı şampiyonluğa ulaştı, ulaşacak. Bütün branşlarda ligler bittiği zaman F.Bahçe tarihinin sayılı yıllarından birine şahit olacağız. Böylesine bir başarıya imza atan ve sadece futbol takımına yoğunlaşmayan Aziz Yıldırım ve tüm yönetim kurullarını Türk sporu adına tebrik ediyoruz.


46 SPOR

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

DERBİDEN ERTELEME ÇIKTI!

Süper Lig’in zirvesini yakından ilgilendiren Beşiktaş-Fenerbahçe derbisi 1-1 sona erdi. Olimpiyat Stadı’nda kazanması halinde şampiyonluk turu atacak olan Sarı-Lacivertliler, kutlamaları erteledi. Kalan 4 haftada alacağı bir puan Kanarya’ya yetecek. İkincilik mücadelesi veren Siyah-Beyazlılar ise 9 kişi kalmasına rağmen ikincilik şansını korudu. MEHMET TUFAN İSTANBUL

MAÇIN öZETi

Olimpiyat Stadı’ndaki Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinde gülen yoktu: 1-1. Sow ile üstünlüğü yakalayan Kanarya’ya Motta cevap verdi. Kartal’ın hocası Slaven Bilic, henüz 7. dakikada, zorlu Sivasspor deplasmanı öncesi Jones’i kaybetti. ABD’li, kaptırdığı topun ardından Mehmet Topal’a sert bir faul yapınca sarardı. 10’da Almeida net bir fırsattan yararlanamadı. Rakip savunmanın arkasına koşan Portekizli, Volkan Demirel ile birebirde çerçeveyi tutturamadı. Emre Belözoğlu, 16’da Jones ile aynı akıbete uğradı. Bu bölümlerde etkili olan, misafir takımdı. İlerleyen zaman diliminde mücadele tempo kazandı. 23’te, İkitelli’ye gelen taraftarlar hüzünlendi. Kuyt’ın mükemmel ara pasında, sol çaprazdan hareketlenen Musa Sow, ceza alanına girdi. Senegalli forvet, açısı dar olmasına rağmen Tolga’yı mağlup etti. 30’da Motta, 58’deki kırmızı kartın zeminini, Mehmet Topal’a müdahalesiyle hazırladı. Brezilyalı, 32’de kafalardan seken topa vurdu; ama az farkla neticeye ulaşamadı. Ev sahibinin baskısını artırdığı anlarda Sarı-Lacivertli savunma dikkatliydi. 44’te tribünler ayaklandı. Veli’nin uzaktan şutu sol direkte patladı. Dönen meşin yuvarlakta Motta, Volkan’ı üzdü. İkinci yarıya Beşiktaş etkili girdi. 48’de Oğuzhan’ın harika servisinde ceza sahasına sarkan Olcay, kaleyi düşündüğü anda ayaklarını karıştırdı. 54’teki konuk serbest atışında Mehmet Topal, müsait

durumu değerlendiremedi. 58’de Emenike’yi arkasından çeken Motta, oyundan ihraç edildi. 67’de Almeida’nın şık gördüğü Oğuzhan,

kafasını çevirip bir başka arkadaşını arayınca Gökhan Gönül araya girdi. Gökhan Töre’nin yerine, Motta’nın atıldığı sol beke İsmail’i çeken

Bilic, aksayan Olcay’ı da Mustafa Pektemek ile değiştirdi; ama İsmail’in duraklamalardaki ikinci sarısına kadar iki taraf da vasatı aşamadı.


47 SPOR Onu siz mi Hakan Şükür yaptınız?

23 - 29 NİSAN 2014 ZAMAN

1fazlasının olabileceğini Hakan Şükür

Aslına bakarsanız bunların ve çok daha

herkesten iyi biliyordu. AK Parti’den istifa ederken yaptığı açıklamada, hakkında bir karalama kampanyası başlatılmasını bile beklediğini bildirmişti. Galiba henüz ona sıra gelmedi ya da bunu göze alabilmek pek kolay değil... Statlardan onun adının silinmesi elbette ki üzücü ve utandırıcı bir uygulama. Böyle durumlar yaşandığında gözler haliyle yukarılara dönüyor. Ne yazık ki oralardan da iyi işaretler gelmiyor. O zaman kraldan çok kralcılık kaçınılmaz hale geliyor. Şükür’ün ayrılışı sırasında “Dürüstse milletvekilliğinden de istifa etsin” şeklindeki bir beyan inanılacak gibi değildi ama sonrasında çok daha kötülerini işittiğimiz için artık yadırgamıyoruz. Şunu çevremdeki insanlara defalarca

Ahmet Çakar

söyledim ama yazma fırsatım olmadı: En yukarıdaki kişi ben olsam -o tür dertlerim hiç olmadı, sadece anlatabilmek için söylüyorum- Hakan Şükür’le ilgili olarak şu talimatı verirdim: AK Parti milletvekili iken neyse yine aynı şekilde davranacaksınız. Hiçbir şekilde hakkında yorum yapmayacak, üzülmesine yol açabilecek birşeyler de yapmayacaksınız.

Hakan Şükür Türkiye’dir! Niye böyle yapardım, doğrusunun bu olduğuna inandığım için. Belli bir dönem yol arkadaşlığı yaptığım insanlarla ilgili, doğru ve tutarlı davranışın bu olduğuna inandığım için... Fakat galiba ben bu konuda biraz Fransızım! Bunlar pek bizim memleket gerçekleriyle, demokrasi geleneğimizle filan örtüşmüyor... Fransızım diye sözgelimi demedim. Buna benzer bir durum geçmişte orada da yaşandı. Çeşitli biçimlerde aktarılır ama işin esası ünlü düşünür-yazar Jean Paul Sartre’ın efsane devlet adamı De Gualle’e dönük eleştirilerinin haliyle o çevrelerde rahatsızlığa yol açmasıyla ilgilidir. Bunun için bir önlem

alınması gerektiğini söyleyenlere De Gualle’ün yanıtı tarihe geçecektir: ”Hayır, asla böyle bir şeye gerek yok çünkü Bay Sartre de Fransa’dır.” Sizin gibi düşünmeyen herkesin vatan hainliğiyle suçlanabildiği bir ortamda, bunların anlaşılabilmesi kolay değil, kabul ediyorum. Üstelik biz böylesi bir demokrasi anlayışından değil asıp-kesmeli bir gelenekten besleniyoruz. Nitekim aylardır sanal sehpalar kuruluyor ve uygulamalar yapılıyor. Elde olsa sahicisi de yapılacak ama bu kadarına zaman elvermiyor. Bugün siz kendinizi Türkiye sanıyorsunuz ama yarın öyle olmadığını göreceksiniz. Hakan Şükür, Türkiye’dir ve hep öyle kalacaktır. Çünkü asla tartışılmaz biçimde her zaman ülkesine onur ve gurur kazandırmıştır. Yaptıklarıyla adını tarihe altın harflerle yazdırmıştır. Bunu değiştirmeye kimsenin gücü yetmez!

Adı daha büyük eserlere verilecek O, AK Parti Milletvekili seçildi diye Hakan Şükür olmadı. Vekiller dahil olmak üzere milyonlarca insanın rüyasında bile göremeyeceği bir kariyeri, partinin hizmetine

vermiş oldu. Türk futbol tarihinin neredeyse bütün rekorlarını kırmış, uzun yıllar unutulmayacak bütün başarıların içinde yer almış, dünya futbolunun da en tanınmış kişileri arasına adını yazdırmış birinin kimsenin inayetine ihtiyacı yok. Yarın öbür gün sizlerin kim olduğunuzu, geçmişte neler yaptığınızı pek hatırlayan çıkmayacak ama Hakan Şükür bu memlekette futbol oynandıkça hep hatırlanacak. Aslında Hakan Şükür adının çok daha büyük statlara verilmesi gerekir ve gelecekte öyle de olacak. Bir semt stadından onun adının silinmiş olması da ‘ne yapalım, o zamanlar öyleydi’ diye kırık dökük açıklamalarla geçiştirilmeye çalışılacak. Bu satırları yazarken açık olan televizyonda Galatasaray’ın 2005’te Fenerbahçe’yi 5-1 yenerek Türkiye Kupası’nı son kez kazanışı hatırlatılıyor. O takımın kaptanı ve o gün 3 gol atarak kupanın kazanılmasında başrol oynayan kimdi biliyor musunuz? Bu, sonsuza kadar hatırlanacak. Peki, ya sizin yaptıklarınız, söyledikleriniz? Onların da sonsuza kadar hatırlanmasını ister misiniz?


Zamandk259  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you