Popüler Sağlık Dergisi Sayı 60

Page 1

Sağlıklı yaşam dergisi

Yıl: 11 Sayı: 60 Mart - Nisan 2016 / Fiyat: 15 TL

Akciğer Kanseriyle Mücadelede Yol Haritası: Tanı ve Tedavide Gelişmeler Doğumsal Kalp Hastalıkları: Çocuklarımızın Kalbini Koruyalım Geriatri: Sağlıklı Yaşlanmıyoruz! Mutlu Yaşlılık İçin Vücudunuza Kulak Verin... Girişimsel Radyoloji: Teknolojik Gelişmelerle Tedavi Alanları Genişledi TÜRKÖK Projesinde Hedef 250 Bin! Sosyal Sorumluluk Projesi: Sağlık İçin... Destek İçin... Hareket Edin...

TÜM SAĞLIK ÇALIŞANLARININ 14 MART TIP BAYRAMI’NI KUTLARIZ




KÜNYE Arma Tanıtım Yayıncılık Bilişim Teknolojileri Danışmanlık San. ve Tic. Ltd.Şti

BİLİMSEL EDİTÖR

Yayın Sahibi Temsilcisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Cemil DİRİM

Ege Üniversitesi Tıp Fak. KBB ABD

Genel Yayın Yönetmeni Zeynep ÇETİNKAYA

Opr. Dr. Muzaffer YURTTAŞ

YAYIN DANIŞMA KURULU Prof. Dr. Fazıl Apaydın Prof. Dr. Mete Akısü

Ege Üniversitesi Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD

Prof. Dr. Galip Akhan

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Rektörü

Prof. Dr. Okhan Akhan

Bilimsel Editör Op.Dr.Muzaffer YURTTAŞ

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji ABD

Prof. Dr. Mustafa Cankurtaran

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fak. İç Hastalıkları ABD Geriatri Ünitesi

Grafik Tasarım ARMA TANITIM

Prof. Dr. Tuğrul Dereli

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dermatoloji Bölümü

Katkıda Bulunanlar Şebnem CİRİT Betül ÇUHADAROĞLU Evrim KAYA

Prof. Dr. Özlem Er

Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü

Prof. Dr. İhsan Ertenli

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı

Hukuk Danışmanı Av. Birol KESKIN

Av. Ümit Erdem

İLETİŞİM

Prof. Dr. Necmi Gökay

Yönetim Merkez / İZMIR 1720 Sok. N:26 D:5 Karşıyaka-İZMIR Tel: 0232 465 32 32 -0232 422 08 38 Fax: 0232 465 30 94 info@populersaglikdergisi.com

Doç. Dr. Murat Gültekin

Haber ve İletişim Merkezi / (İSTANBUL) Zeynep ÇETINKAYA Atatürk Cad Halk Sok Lale Apt 44/2 Sahrayıcedit-Kadıköy ISTANBUL Tel: 216 3550259 Gsm: 532 4700025

Spor Hekimi

HAYAD- Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği İzmir Diş Hastanesi Başhekimi

zeynep@populersaglikdergisi.com populersaglikdergisi@gmail.com Arma Tanıtım Yayıncılık Bilişim Teknolojileri Danışmanlık San. ve Tic. Ltd.Şti 1720 Sok. N:26 D:5 Karşıyaka-İZMİR Tel : 0232 465 32 32 Fax: 0232 465 30 94 info@populersaglikdergisi.com

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Daire Başkanı

Prof. Dr. Oğuz Kılınç

Dokuz Eylül Üniversitesi Göğüs Hastalıkları ABD

Doç. Dr. Levent Köstem Prof. Dr. Nil Molinas Mandel

VKV Amerikan Hastanesi Onkoloji Bölümü

Prof. Dr. Erdem Özkara

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp ABD

Prof. Dr. Semih Ötleş

Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı

Prof. Dr. Muhit Özcan

AÜ. Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Hematoloji ABD

Ecz. Tuncay Sayılkan

İzmir Eczacı Odası Başkanı

Prof. Dr. Fehmi Tabak

İ.Ü Cerrahpaşa Tıp Fak Enfeksiyon Hast. ve Klinik Mikrobiyoloji ABD

Prof. Dr. Erol Tavmergen

Ege Üniversitesi Aile Planlaması ve Kısırlık Arş. ve Uyg. Merk.

Prof. Dr. Hasan Tekgül

Ege Üniversitesi Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD

Ecz. Doç. Dr. Levent Tuğrul

Yayın Kurulu Op. Dr. Deniz Arslan Uz. Dr. Fatih Sürenkök Op. Dr.Emin Yılmaz Op. Dr. Tülin Eroğlu Kaynak Op. Dr. Ata Bozoklar Uz. Dr. Didem Dereli Uz. Dr. Arif Baysan Dr. Alpay Gökmen

Prof. Dr. Serhat Ünal Op. Dr. Mustafa Erşin Dr. Sevgi Postoğlu Op. Dr.Hilmi Güngör Uz. Dr.Ayşegül Barış Uz. Dr.Erdal Duman Uz. Dr. Aylin Çeçen Aksu Ecz.Vildan Semet Uz. Dr. Mehmet Özgür Niflioğlu

İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji ABD

Doç. Dr. Işın Yaprak

İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Opr.Dr Cem Yılmaz Özel Ataköy Hastanesi

Prof.Dr.Arzu Yorgancıoğlu

Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ABD *İsimler soyadı sırasındadır.

Popüler Sağlık Dergisi Arma Tanıtım Yayıncılık Bilişim Teknolojileri Danışmanlık San ve Tic. Ltd.Şti tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayımlanmaktadır. Yayımcının izni olmadan hiçbir yazı ve görsel alıntı yapılamaz. Popüler Sağlık Dergisi’nde yayınlanan makalelerin sorumluluğu yazarlarına, reklam ve ilan sorumluluğu reklam verene aittir. Yönetim Yeri: İzmir Tel: 0 232 465 32 32 (pbx) Faks: 0232 465 30 94 İstanbul İletişim Ofis: 0216 3550259 info@populersaglikdergisi.com info@populersaglikdergisi.com www.populersaglikdergisi.com Yayın Türü: Yaygın / 2 Aylık Renk Ayrım / Baskı / Cilt: Güneş Ofset / Baskı Tarihi: 01.04.2016 Yıl:11 Sayı: 60 Mart - Nisan 2016

2

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016


Dr. Paul Janssen

Kurucumuz Dr. Paul Janssen yetenekli bir bilim adamı ve hastalarına yardım etmek isteyen tutkulu bir eczacı idi. 1958 yılında keşfettiği ilk nöroleptik olan Haloperidol günümüz şizofreni farmakolojik tedavisinin temelini oluşturdu.

PHTKPSY0316001

Haloperidol’den başlayarak Risperidon, Paliperidon ve Uzun Salınımlı formulasyonlarımız ile devam eden farmakolojik tedavi seçeneklerimizin yanı sıra sunduğumuz sağlık çözümleri ile de hayata dokunuyoruz.

Psikiyatri Johnson and Johnson Sıhhi Malzeme San. ve Tic. Ltd. Şti.


İ Ç İ N D E K İ L E R 06 EDİTÖRDEN… 12 Akciğer Kanseriyle Mücadelede Yol Haritası 15 Akciğer Kanserinde Türkiye’ye Özgü Sorunlar; Tanı ve Tedavide Gelişmeler 16 Akciğer Kanserinde Amaç Sağkalımı Uzatmak ve Hayat Kalitesini Artırmak 17 Akciğer Kanserinde İmmünoOnkolojik Tedavi Yaklaşımlar 18 “Klinik Çalışmalar Ülkemizde Yetersiz” 19 Adım Atın ‘KOAH’ınızı Rahatlatın! 20 Engellilere Yönelik Ayrımcılığı Önleme Projesi: “Okulda Biriz” 21 Prof. Dr. Murat Tuzcu: “Kalp hastalığından korunma anne karnında başlıyor’’ 22 Doğumsal Kalp Hastalıkları: Çocuklarımızın Kalbini Koruyalım 24 Sosyal Sorumluluk Projesi: Dans Terapisi 26 Dosya: Geriatri 27 Sağlıklı ve Aktif Yaşlanamıyoruz! 29 Yaş Arttıkça Uykumuz da Değişiyor! 30 Mutlu Yaşlılık İçin Vücudunuza Kulak Verin... 31 Bağımsız Yaşamaları İçin Yaşlılara İyileştirici Yöntemler Şart! 32 Yaşlı ve Hasta Bakımı Ancak Sevgiyle ve Şefkatle Başarılır 34 Dosya : Girişimsel Radyoloji 35 Girişimsel Radyoloji Kongresi ardından… 36 “Girişimsel Radyoloji Bağımsız Ayrı Bir Bilim Dalı Olmalıdır” 37 Kanser Tedavisinde Perkütan Tümör Ablasyonu 38 İnme’de İlk 3-4 Saat Hayatınızı Kurtarabilir! 40 Teknolojik Gelişmelerle Tedavi Alanları Genişledi 41 Varis’e Modern Çözümler… 42 Sinsi Gelişen ve Geç Tanı Aldığında Ölüme Sebep Olan Baloncuk: Anevrizma 45 Beyin Ameliyatları Artık Korkutmuyor 47 Hayatı Karartan Hastalık: GLOKOM 48 Sektör: Ayın Konuğu-Janssen İlaç Dr Nilüfer Çetin 52 Doktorlar Emeğe Saygı İstiyor-Hastalar Tedaviyle İlgi Bilgi Bekliyor 54 İlk Yardım İle Hayat Kurtarabilirsiniz 56 Mutfağımızın Olmazsa Olmazı Yumurta Hakkında Ezbere Bildiklerimiz Ne Kadar Doğru? 59 Çocuklarınızın Böbrek Sağlığına Dikkat! 60 Türk Hematoloji Derneği, Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri “Türkiye’de Kök Hücre Tedavisi Dünya Standartlarında’’ 61 TÜRKKÖK Projesinde Hedef 250 Bin! 62 Kök Hücre Nakli ve Hücresel Tedavilerde Çığır Açan Gelişmeler 64 Çocuklarda Kemik İliği Nakillerinde Daha Şanslıyız 65 TİROİD: Bu Belirtileri Hafife Almayın! 66 Böbrek Kanserinin Kontrolü Artık Mümkün 67 Prostat Kanseri Tedavisinde Füzyon Biyopsi Uygulaması 68 Kadınlar Jinekolojik Muayeneden Korkuyor! 69 Çocuk Sahibi Olamama Sorunlar, Çözümler… 70 Doğru Beslenme Bebeğin Gelişimini Etkiliyor 71 Hamilelikte Spor Hem Bedeni Hem Ruhu Rahatlatıyor 72 Pharma Sektör Atamalar 73 AİFD’nin Yeni Yönetim Kurulu Belirlendi 74 Çok Özel Bir Proje: Gündüz Atlası 76 Kitap Köşesi 77 Kültür & Sanat 78 Kongre Takvimi

22

26 34

60



Merhaba Değerli okuyucularımız Yeni bir sayının heyecanı ile yeni konular, yeni dosyalar ile sizlerin huzuruna çıkıyoruz. Masanızın bir kenarında tutacağınız ve fırsat buldukça beğenerek okuyacağınız bir dergi hazırladığımızı umut ediyoruz. Bu sayımızda da her zaman olduğu gibi sağlığı ve yaşamı ilgilendiren güncel birçok konuya değinmeye çalıştık. Yeni doğanlarda artış gözlemlenen doğumsal kalp hastalıklarında “Çocuklarımızın kalplerini koruyalım” mesajını verdik. Son yıllarda ülkemizde de başarı ile uygulanan Girişimsel Radyolojik işlemler dosya konularımızdan biri. Girişimsel radyolojinin tanıtedavi alanlarını ve en yeni gelişmeleri aktardık. Sinsi ilerleyen beyin anevrizmalarına dikkat çektik.‘ “İlk Yardım İle Hayat Kurtarabilirsiniz” dedik ancak, bu uygulamaları başarılı bir şekilde gerçekleştirmeniz için ilk yardım eğitimi alınması gerektiğini de hatırlattık. Kök hücre ile tedavilerindeki başarılı sonuçlar, geleceği dair umutlarımız arttırıyor. Türk Hematoloji Derneği önemli bir kongre gerçekleştirdi. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri kongresinde ele alınan konuları, güncel gelişmeleri ve TÜRKÖK projesinin öneminden bahsettik. Geçtiğimiz ay 4 uzmanlık derneğinin ortak çalışması olan “Akciğer Kanseriyle Mücadelenin Yol Haritası" açıklandı. Onkoloji sayfalarımızda yol haritası ile birlikte Akciğer Kanseri’nin önemine ve akciğer kanserinden korunmadan tedaviye yeni gelişmeleri aktardık. Her yıl milyonlarca insanın ölümüne neden olan kanserlerin başında hala akciğer kanseri gelmektedir. Yapılan çalışmalar ve tıp alanındaki gelişmeler erken tanıyı kolaylaştırmaktadır. Sigara ile mücadele bu konuda önemli bir önleme çalışması olarak görünüyor. Toplumsal bilinci artırmak için yapılan girişimlerin hedef kitlede ne derece etki gösterdiği henüz net ortaya konamasa da yapılanların hiç biri boşuna değildir. Kansere karşı artık her zamankinden daha uyumlu ve koordineli bir mücadeleye ihtiyaç vardır. Üniversitelerimiz, ilgili bakanlıklarımız, aile hekimlerimiz, eğitimcilerimiz el ele vererek sağlıklı beslenme ve kanserden korunma konusunda daha büyük bir duyarlılık oluşturmalıyız. Bizler hizmet ederken insanların rengine, diline, inancına, mezhebine, cinsiyetine ve kimliğine bakmadan hizmet eden kutsal bir mesleğin temsilcileriyiz. Gece gündüz, bayram seyran demeden fedakarca çalışarak hizmet ediyoruz. Ve bunun karşılığında emeğimize ve mesleğimize saygı bekliyoruz. “Bugün tekrar dünyaya gelsen ne olurdunuz?” diye sorsalar hiç tereddüt etmeden “doktor” derdim. Hiç pişmanlık duymadım doktor olduğum için. Hep saygı ve sevgi buldum. Mesleğin saygınlığını yüceltmek için gayret ettim. Bana danışanlara hep doktor olmalarını tavsiye ettim. Her mesleğin zorlukları vardır ancak dünyada yaşayan melekler varsa eminim ki onlar doktorlardır, beyaz meleklerdir. Tüm meslektaşlarımın Tıp Bayramını kutluyorum. Ülkemizde her yıl 18–24 Mart tarihleri arası “Yaşlılar Haftası” olarak kutlanmaktadır. Bu sayımızda önemli bir konu da sağlıklı yaşlanma ve yaşlı bakımı. Yaşlanmak demek hayattan kopmak, ölümü beklemek demek değildir. İnsan ömründe her yaşın kendine göre bir güzelliği vardır. Yaşlılarımızdan genç nesillerimizin elbette öğreneceği çok şeyler vardır. Onların hayat tecrübelerine paha biçilemez. Bir toplumda gençlerle yaşlılar arasındaki iletişim ve gönül köprüsü ne kadar sağlam olursa o toplumun geleceği de o kadar aydınlık ve güzel olur diye düşünüyorum. En önemlisi hayatın bu evresinde sağlıklı kalabilmek ve yaşlılığın getirdiği problemlerle akılcı ve bilimsel bir şekilde baş edebilmektir. Çabamız; yaşlılığı bir çile ve sıkıntı dönemi olmaktan çıkarılıp, gerçekten herkes için bir ikinci bahar olması. Yaşlısıyla, genciyle, erkeğiyle, kadınıyla huzur içinde yaşayan, saygılı ve hoşgörülü bir toplum oluşturmaktır. Sizlere huzur içinde, ailelerinizle birlikte sağlıklı ve mutlu ömürler diliyorum. Opr. Dr. Muzaffer Yurttaş Genel Cerrahi Uzmanı 6 POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016



KISA KISA... ODTÜ TEKNOKENT FİRMASININ KANSERLE MÜCADELESİNE GİRİŞİM SERMAYESİ YATIRIMI GELDİ ODTÜ öğretim üyelerinden Prof. Dr. Haluk Külah ve Prof. Dr. Tayfun Akın’ın girişimiyle, ODTÜ TEKNOKENT’te kurulan ve ODTÜ MEMS Merkezi spin-off’u olan Mikro Biyosistemler A.Ş., Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali Yardım Programı kapsamında Avrupa Yatırım Fonu

ile Türkiye’nin önde gelen üniversite ve teknokentlerinin yatırımcı olması ile kurulan Türkiye’nin ilk teknoloji transfer ve risk sermayesi fonu DCP’den yatırım aldı. Söz konusu yatırım ile, kanser araştırmalarında çığır açacak iki buluşun ticarileşmesi hedefleniyor. Kemoterapinin yan etkileri azaltılabilir Mikro Biyosistemler A.Ş. kanser teşhis ve tedavisine yeni yaklaşımlar getirme potansiyeli olan yenilikçi çip-üstü laboratuvar sistemleri üzerinde çalışıyor.

Mikro Biyosistemler A.Ş. tarafından geliştirilece çip-üstü-laboratuvar sistemlerinden ilki kanserde ilaç dirençliliğinin erken safhada teşhisini sağlayarak kemoterapi sürecinin daha kısa ve etkin olmasını hedefliyor. Mikro Biyosistemler tarafından geliştirilecek Kemoterapi Yönlendirme Sistemlerinin 2017 yılında, kanda dolaşan tümör hücrelerinin (Circulating Tumor Cells) tespitine yönelik Çip-Üstü Laboratuvar Sistemleri’nin ise 2018’de pazara sunulması planlanıyor.

ONKO KOÇSEL İLAÇLARI’NDAN KÜRESEL GİRİŞİM ATAĞI Onko Koçsel İlaçları, Türkiye’de onkoloji ilaçları üretiminde GMP onaylı tek AR-GE laboratuvarını da içeren üretim tesisini hayata geçirmenin ardından, küresel düzeyde önemli atılımlar gerçekleştiriyor. 2016 ile birlikte ABD’de ofislerini açtıklarını belirten Onko Koçsel İlaçları Genel Müdürü Tuğçe Koç, gelişmekte olan pazarlarda ilk etapta Güneydoğu Asya ülkelerini hedefleyerek Malezya ve Pakistan’da önemli işbirlikleri gerçekleştirdiklerini ifade ediyor. Koç, AB pazarına girmek için ise ilk olarak Bulgaristan’daki ofisi 2016’nın ilk çeyreğinde açmış olacaklarını kaydediyor.

HEALTH SUMEX 28-30 EYLÜL’DE ANKARA’DA... Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB)’nin stratejik partnerliğinde Ankara Sanayici İş Adamları Derneği (ASİAD 1989) himayelerinde HHB Expo Fuar Şirketi tarafından düzenlenecek olan; “Global Sağlık Turizmi Zirvesi ve Fuarı (Health Sumex)” 28-29-30 Eylül 2016 tarihlerinde Congresium Ankara’da gerçekleştirilecek. “Global Sağlık Turizmi Zirvesi ve Fuarı”sektör için önemli fuarların başında geliyor. http://www.healthsumex.com/hakkinda.html

Bursa Tabip Odası 2016 Çevre Ödülü, kömürlü termik santrallerin zararlarıyla ilgili farkındalık yaratması, toplumu bilinçlendirmesi ve Bursa’nın kent merkezinde DOSAB’da kurulması planlanan kömürlü termik santrala karşı yürütülen mücadeleye hukuksal olarak katkı sunması nedeniyle Türk Toraks Derneği’ne verildi. 14 Mart Tıp Bayramı sebebiyle Bursa Akademik Odalar Yerleşkesi Oditoryumu’nda yapılan toplantıda verilen ödül, Türk Toraks Derneği adına 2. Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Fuat Kalyoncu’ya takdim edildi. Türk Toraks Derneği MYK adına açıklama yapan Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, Derneğin ‘Hava Kirliliği’ konusunda sağlıklı çevre hakkının

temel bir insanlık hakkı ve anayasal bir hak olduğu bilinci ve toplumsal, bilimsel sorumlukla üyelerinin de içtenlikle katıldığı pek çok etkinliği gerçekleştirdiğini ifade etti. Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu; “Bursa Tabip Odası’na teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu ödül sorumluluklarımız doğrultusunda çalışma şevkimizi artıracaktır. Hava Kirliliği Görev Grubumuz başta olmak üzere bu gaye ile özveri ile emek veren tüm üyelerimizi kutluyor, geleceğimize, doğaya sahip çıkmanın görev bilinci ve kıvancıyla, Türk Toraks Derneği ailesi olarak mululuğumuzu paylaşıyoruz”dedi.

ACADEMIC HOSPITAL BÜYÜYOR Türkiye’de yepyeni bir model ile kurulan Academic Hospital, mevcut kapasitesini %45 büyütme kararı aldı.. 15 milyon TL’lik bir yatırımla kapasitesini arttıran Academic Hospital’ın ayda 7 bin hastaya hizmet vermesi hedefleniyor. Büyüyen ve güçlenen akademik kadrosu ve yenilenen yüzüyle de dikkat çeken hastanenin 87 yatak kapasitesi ile Kadın Hastalıkları ve Doğum, Genel Cerrahi, Ortopedi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Göz Hastalıkları ve Üroloji, bölümleri başta olmak üzere 50 farklı branşta hizmet verecek ve 300’ün üzerinde sağlık profesyoneline de istihdam olanağı sağlayacak. Harvard Tıp Fakültesi ile işbirliği anlaşması imzalayan ve Türkiye’deki hastalara ABD’de tedavi imkanı sunan hastanenin nisanda hizmete girmesi planlanıyor.

8 POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016



KISA KISA... “MY BODY VÜCUT BAKIM SERİSİ” İLE YAZ HAZIRLIĞININ TAM ZAMANI! Yaz aylarına hazırlık yapmaya başladığınız bugünlerde vücut bakımınızı atlamayın. Sıkı bir vücuda sahip olmanız ve yaz aylarına daha motive girmeniz için Atelier Rebul 4 adımlı vücut bakımını destekleyici ürünlerini öneriyor. Atelier Rebul; Vücut Sıkılaştırıcı, Selülit Giderici Duş Jeli, Göğüs Dikleştirici Krem ve Kol Sıkılaştırıcı Krem ile karın, bel, basen ve dirsekten omuza kadar olan bölgelerde yağların yakılmasına, selülitlerin giderilmesine ve cildin sıkılaşmasına yardımcı oluyor.

BİOBABY’DEN ATOPİK CİLTLER İÇİN ÖZEL BAKIM B’iota Laboratuvarları ArGe’sinde geliştirilen ve Almanya’nın önde gelen laboratuvarlarından Dermatest’te klinik testleri yapılarak piyasaya sunulan Biobaby Atopik Ciltler için Özel Bakım ürünleri, bebeğinizin cildinde oluşan kızarık ve tahrişi iyileştirecek, ihtiyacı olan neme kavuşmasını sağlayacak. Biobaby Kuru ve Atopik Ciltler için Şampuan; tekrarlayan kaşıntı, kızarıklık ve kuruluk şeklinde kendini gösteren cilt problemleri için geliştirilmiştir. İçeriğindeki papatya ekstresi ile cildi rahatlatır, kaşıntıyı ve tahrişi azaltır. Cildi nemlendirerek kuruluğu giderir. İçeriğinde bulunan Omega -7 kaynağı kır iğdesi yağı cildi destekler ve derideki kızarıklık ile çatlamaların iyileşmesinde yardımcı olur.

10 POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

Hazımsızlık problemlerinde tedaviye yardımcı:

ANASON YAĞI ECZANELERDE Elde edilmesi zor olan Anason Yağı, Zade Vital® ve Ege Üniversitesi İlaç Geliştirme ve Farmakokinetik Araştırma Uygulama Merkezi ARGEFAR işbirliği içinde, doktor ve eczacı danışmanlığında sunulmak üzere, eczanelerde yerini aldı. Cold Press yöntemiyle üretilen Zade Vital® Anason Yağı, Zade Vital® Tesisleri’nde GMP (Good Manufacturing Practices / İyi Üretim Uygulamaları) standartlarında üretildi.

hazımsızlık problemlerinde tedaviye yardımcı olarak kullanılabileceği bildirilen Anason Yağı’nın, değişmiş intestinal flora ve intestinal geçişlerdeki yavaşlamadan dolayı oluşan şişkinlik ve gaz şikayetlerinde ve aynı zamanda soğuk algınlığı ile ilintili öksürük şikayetlerinde ekspektoran (balgam söktürücü) olarak da etkilerinin olabileceği belirtildi.

“Hazımsızlık problemlerinde tedaviye yardımcı “ Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından farklı sebeplerden ileri gelen

FRESH’N SOFT İNTİM MENDİLLER İLE HİJYEN HER AN YANINIZDA… Genital bölgenin hassasiyetine uygun pH değeri ve %100 pamuk dokusuyla etkin bir temizlik sağlayan Fresh’n Soft Intim Dış Genital Temizleme Mendili, duş almanın mümkün olmadığı her an, gittiğiniz her yere hijyeni götürmenize imkân veriyor. 20 mendilden oluşan seyahat paketi ve 10 sachet mendil içeren paketiyle satışa sunulan Fresh’n Soft Intim Dış Genital Temizleme Mendili, aynı ürünle farklı ihtiyaçları karşılıyor. Genital bölgeye özel hijyenik çözüm İçeriğinde bulunan laktik asit ile yararlı mikroorganizmaları korurken zararlı mikroorganizmaların oluşumunu engellemeye yardımcı olan Fresh’n Soft Intim Dış Genital Temizleme Mendili, genital bölge hassasiyetine uygun Non-Allergen kokuya sahip olmasıyla da benzerlerinden ayrılıyor.

MAMAJOO EMZİRME ÜRÜNLERİ İLE RAHATLIĞI KEŞFEDİN! Mamajoo annelerin bebeklerini sağlıklı ve mutlu bir şekilde emzirmesi için ürettiği Mamajoo Göğüs Ucu Koruyucları ve Mamajoo Elegant Ultra Göğüs Pedi ile bebekler kadar annelerin de sağlığı ve mutluluğunu düşünüyor. İnce, şeffaf, yumuşak, kokusuz ve tatsız yüksek kalite silikondan üretilmiş olan ve BPA içermeyen, bebeğin, anne göğsü ile tenini ve kokusunu daha fazla hissetmesi için özel şekillendirilmiş

olan Mamajoo Göğüs Ucu Koruyucusu bebeğe daha da fazla anne göğsündeymiş hissi verebilmek için dudak etrafına gelecek alanda pütürcükler ile tasarlanmıştır. Mamajoo Elegant Ultra Göğüs Pedi ise göğüsten sızan süt nedeni ile kıyafetlerin ıslanmasını ve lekelenmesini önlerken hassas anne göğsünün de hijyenik kalmasını sağlar.


İLE YEPYENİ TATLAR, LEZİZ LOKMALAR... İki asırlık tarihi olan tofuyu hepimiz az çok biliriz ama neden yapıldığını ve nasıl kullanabileceğimizi pek bilmeyiz. Tofu, dünyanın, bitkisel protein açısından en zengin gıdaları arasında yer alıyor. Vücudumuzun üretmediği, yiyeceklerden almamız gereken tüm temel aminoasitleri barındıran bir bitkisel protein kaynağı. İşte tam da bu nedenle bugün artık Amerika ve Avrupa’da, hemen hemen tüm marketlerde çeşit çeşit tofu bulabilmek mümkün. Günümüzde tofu ile neler hazırlandığına bakarak söyleyebiliriz ki, neredeyse çıktığı toprakları unutturacak kadar modern yemek kültürüne entegre olmuş. NEDEN ®VEGGY TOFU? ®Veggy Tofu’yu özenle kendi mutfağımızda hazırlar gibi üretiyoruz. GDO’suz, katkısız ve koruyucu kullanmıyoruz. Sadece topraktan gelenler bizim malzememiz olabiliyor. Diyette Tofu: ®Veggy Tofu, aynı protein değerine sahip olan hayvansal gıdaların aksine, düşük kolesterollü. Ayrıca yüksek protein oranı ve içerdiği mineraller ve vitaminler sayesinde gerçek bir besin deposu. Tofuyu kolayca ızgara yaparak salataya garnitür yapmak size doyurucu ve düşük kalorili bir öğün yaratabilir. Yemekte Tofu ®Veggy Tofu başka hiç bir yiyecek maddesinde olmayan kendine has yumuşak ve emici bir yapıya sahip. Bu yapı sayesinde istenilen tadı tamamen emerek yemeklerle mükemmel uyum sağlıyor. Burgerden salataya, çorbadan tatlıya, ızgaradan fırın yemeklerine kadar zengin bir kullanım alanı yaratıp mutfakları tek düzelikten kurtarıyor, menülerde fark yaratıyor.

TOFU SCRAMBLE (ÇIRPILMIŞ TOFU) MALZEMELER: 300 gr ®Veggy Tofu 1 çorba kaşığı zeytinyağı 1/2 küçük soğan 1 küçük köy biberi 1/2 kırmızı biber 1/2 çay kaşığı toz kişniş 1/2 çay kaşığı kimyon 1 çay kaşığı toz zerdeçal 200 g konserve siyah fasülye 1 çorba kaşığı doğranmış kişniş Karabiber Tuz HAZIRLANIŞI: 1. Paketten çıkardığınız tofuyu süzün ve çatal yardımıyla ufalayın. 2. Yapışmaz bir tavada orta ateşte yağı ısıtın, soğanları ve biberleri 3-4 dakika pişirin. 3. Toz kişniş ve kimyonu tavaya ekleyin ve 1 dakika aromasının çıkmasını bekleyin. 4. Ardından tofu ve zerdeçalı ekleyip 1-2 dakika karıştırarak pişirin.

Bitkisel Beslenmede Tofu: ®Veggy Tofu, sadece toprağın ve güneşin bize sunduğu zenginlikleri alıyor ve ondan harikalar yaratmanız için size fırsatlar sunuyor.

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 11


ONKOLOJİ

AKCİĞER KANSERİYLE MÜCADELENİN YOL HARİTASI AÇIKLANDI

Ü

lkemizde her yıl 30,000 yeni akciğer kanseri tanısı konuluyor!

12

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016


AKCİĞER KANSERİ YOL HARİTASINDA YER ALAN ÖNERİLER AKCİĞER KANSERİNİN DÜNYADA VE TÜRKİYE’DEKİ DURUMU

1.

Türkiye’de bölgesel yapılmış çalışmalara ek olarak, Türkiye genelini kapsayacak geniş ölçekli moleküler epidemiyolojik çalışmaların yapılması.

2.

Akciğer kanserinin sosyal yükü ve hastaya bakanların (caregiver) sosyal yükü ile ilgili çalışmalar planlanmalı ve bu konudaki maliyetlerin hesaplanarak yayınlanması.

3.

Akciğer kanseri ve alt tiplerine ilişkin SGK hastalık ve maliyet rakamlarının, akademik çalışmalar için kullanıma açılması. AKCİĞER KANSERİ ETİYOLOJİSİ VE RİSK FAKTÖRLERİ

4.

Tütün ve tütün ürünleri ile mücadele yıllar içerisinde etkisini göstermeye başlamıştır. Tütün ve tütün ürünleri ile mücadelenin devam ettirilmesi, toplum ve sağlık çalışanlarının farkındalığının artırılması.

Bakanlığı arasında mutabakat sağlanması.

11

. Tanı araçlarının ülke genelinde daha homojen olarak mevcudiyetinin ve kullanımının sağlanması konusunda ilgili uzmanlık derneklerince kamu kurumlarına müracatlar yapılması. AKCİĞER KANSERİNDE TEDAVİ YAKLAŞIMLARI

5.

12

6.

13

Tütün ve tütün ürünleri ile mücadele psikolojik danışmanlık hizmeti ile de desteklenmesi. Etkili ve toplumda davranış değişikliği sağlayacak kamu spotlarının kullanımına devam edilmesi.

. Ülkemizde de Akciğer kanseri tedavisinde uluslararası kılavuzlara uyumun sağlanması.

AKCİĞER KANSERİ İÇİN TARAMA PROGRAMLARI

. Dünyada ruhsatlı yeni tedavi seçeneklerinin hastalarımız kullanımına daha hızlı sürülebilmesi için SGK ve Sağlık Bakanlığı tarafından erken erişimin sağlanması.

7.

14

8.

15

Türkiye’de Akciğer kanseri konusunda yüksek risk grubunun tanımlanması,

Yüksek risk grubu için tarama programı başlatılması konusunda ilgili uzmanlık dernekleri ve kamu kurumları arasında mutabakat sağlanması. AKCİĞER KANSERİNDE TANI

9.

Multidisipliner yaklaşımın öneminin ilgili bütün kongre, çalıştay ve toplantılarda ifade edilmesi.

10

. Multidisipliner yaklaşımın ülke geneline yaygınlaştırılması için ilgili uzmanlık dernekleri ve Sağlık

. Tedavi öncesinde immünohistokimya ve moleküler analizlere yetecek kadar doku alınmasının sağlanması. . Tedavinin son döneminde hem hastalar hem de hasta yakınlarının yaşam kalitesinde artış sağlanması için Palyatif bakım birimlerinin yaygınlaştırılması.

uygulanması

17

. Özellikle sağlık personeli ve birinci basamak sağlık hizmeti uygulayıcılarına yönelik Farkındalık .Çalışmaları yapılması, bu basamağın eğitici materyaller ile desteklenmesi.

18

. Göğüs hastalıkları uzmanları ve onkologların dışında diğer branş hekimlerinin de konuya ilgisinin artırılması. KLİNİK ÇALIŞMALAR VE İLACA ERKEN ERİŞİM PROGRAMLARI

19

. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun katkıları ile onkolojik alanda özellikle akciğer kanseri alanında yeni ilaçların erken erişim programlarına dahil olması sayesinde hastalar yeni tedavilere daha erken dönemde erişebilecek ayrıca hekimlerin ilaçları erken dönemde kullanmalarına olanak sağlanabilecektir.

20

. Akciğer kanseri ile ilgili yapılan klinik çalışmaların onay süreçlerinin, hem etik kurul hem de Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu düzeyinde önceliklendirilmesi.

AKCİĞER KANSERİNDEN KORUNMA AMACIYLA FARKINDALIĞIN ARTIRILMASI

16

. Akciğer Kanseri İşbirliği Platformu, benzeri platformlar ve ilgili uzmanlık derneklerince tüm paydaşlara yönelik farkındalık kampanyalarının POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 13


Akciğer kanserinin her yönüyle ele alındığı, korunma yolları ve görülme sıklığını azaltmak için tanı ve tedavi ile ilgili önerilerin yer aldığı Akciğer Kanseri Yol Haritası düzenlenen ortak basın toplantısı ile kamuoyu ile paylaşıldı. İmmüno-Onkoloji Derneği, Türk Akciğer Kanseri Derneği, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Toraks Derneğinin katılımı ile kurulan Akciğer Kanseri İşbirliği Platformu, sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ve Bristol–Myers Squibb ilaçlarının koşulsuz destek sağladığı raporla, akciğer kanserinin dünyada ve ülkemizde mevcut durumu gözden geçirilerek korunma, erken tanı ve etkili tedavi için yapılabilecekleri belirlendi. Bu yol haritasında yer alan tespit ve önerilerle akciğer kanserine karşı yürütülen mücadeleye bir katkı sağlanması hedeflenmektedir. Türk Akciğer Kanseri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Rıza Çetingöz, İmmüno-Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Başak Oyan Uluç ve Türk Toraks Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sedat Altın, “Akciğer Kanseri Yol Haritası” hakkında bilgiler verdi, akciğer kanserinde korunmadan tedaviye güncel gelişmeleri aktardı. ÖLÜM NEDENLERİ ARASINDA İLK SIRADA Akciğer kanseri tüm dünyada en sık görülen ve kansere bağlı ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kanser türüdür. Akciğer kanseri ülkemizde de en sık görülen ve ölüme neden olan

14

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

kanserler arasındadır. Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanlığı’nın 2012 yılı verilerine göre erkeklerde en sık; kadınlarda ise beşinci sıklıkta görülen kanser türüdür ve her yıl yaklaşık 30,000 yeni akciğer kanseri tanısı konduğu tahmin edilmektedir. Erkeklerde tüm kanserlerin %21.8’ini, kadınlarda ise %4.9’unu oluşturmaktadır. Türkiye’de akciğer kanserine bağlı mortalite verileri değerlendirildiğinde, kanser, kardiyovasküler sistem hastalıklarının ardından en sık ikinci ölüm nedenini oluşturmaktadır. EN SIK ERKEKLERDE GÖRÜLÜYOR Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) akciğer kanserinin 2012 yılında toplam 1.8 milyon yeni olgu ile tüm kanserlerin %12.9’unu meydana getirdiğini bildirmiştir. Akciğer kanseri tüm dünyada, yıllık 1.2 milyon yeni olgu, tüm kanserler içinde %16.7 oranıyla erkeklerde en sık rastlanan kanser olma özelliği taşımaktadır. Kadınlarda beklenen insidans hızları genellikle daha düşüktür, yıllık 583,000 yeni olgu, tüm kanserler içinde %8 oranında görülmektedir. Akciğer kanseri sadece yaygın olarak görülen bir kanser olması yönüyle değil, neden olduğu mortalite yükü nedeniyle de oldukça önemli bir halk sağlığı sorunudur. SİGARA VE DİĞER TÜTÜN ÜRÜNLERİ AKCİĞER KANSERİNİN EN ÖNEMLİ NEDENLERİNDEN BİRİ Akciğer kanserli hastaların %10’dan azı hiç sigara içmemiştir. Küresel Yetişkin Tütün Araştırması (KYTA) sonuçlarına göre, tütün kullanımında 2008 (%31.2;

16 milyon) ile 2012 (%27.1; 14.8 milyon) yılları arasında anlamlı azalma olmuştur. Aynı dönemde nargile kullanımında da önemli azalma olmuştur (%2.3’den %0.8’e). Sigara ve tütün ürünleriyle mücadele aksatılmadan sürdürülmeli ve daha kesin önlemler almaktan kaçınılmamalıdır. Bu mücadele ciddi bir şekilde devam edecek olursa, ülkemizde sigaraya bağlı hastalıkların ve akciğer kanserinin azaldığını görmek gelecekte mümkün olacaktır. Elektronik sigaranın, sigaradan kurtulmada etkili olamayacağı ve kanserojen maddeler içerdiği bilinmelidir. ÇEVRESEL- MESLEKİ RİSKLER İLE GENETİK FAKTÖRLERE DİKKAT Sigara dumanından pasif etkilenim (SDPE) ile akciğer kanseri riski erkeklerde %37, kadınlarda %22 artış göstermektedir. Radon gazı, akciğer kanser riskini %8-11 oranlarında artırmaktadır. Ev içi radon kaynağının önemli bir kısmı (%90) binanın temelindeki toprak ve kayalardır. Türkiye’de çoğunlukla kırsal alanda teması görülen Asbest maruziyeti de akciğer kanser riskini 1.5-5.4 kat artırmaktadır. Taşocağı veya yeraltında çalışanların maruz kaldığı silika, zararlılara karşı kullanılan kimyasallar olan pestisid, ağır metaller (nikel, kadmiyum, krom), polisiklikaromatik hidrokarbonlar ve klorometil eterler bilinen diğer kanserojen maddelerdir. Ayrıca; ailesinde akciğer kanseri veya genç yaşta akciğer kanseri gelişme öyküsü olan kişilerde akciğer kanser gelişme riskinde 2 kat artış vardır. Birinci derece yakınlarında akciğer kanseri bulunan hiç sigara içmemiş kişilerde, akciğer kanseri gelişme riski 2.7 kat fazladır.


Türkiye’de bölgelere göre akciğer kanseri sıklığı (100.000’de) E: 66.6 K: 5.3 E: 64.7 K: 6.2 İSTA

E: 59.3 K: 11.4

NBU

L

TRABZON ERZURUM

BURSA

ANKARA

SİVAS

İZMİR

E: 93.9 K: 11.9

E: 54.9 K: 7.9

DİYARBAKIR

ANTALYA

E: 57.4 K: 8.7

AKCİĞER KANSERİNDE TÜRKİYE’YE ÖZGÜ SORUNLAR; TANI VE TEDAVİDE GELİŞMELER “TÜTÜNLE MÜCADELE TÜTÜN KULLANIMINI YÜZDE 13 AZALTTI” Prof. Dr. Sedat Altın Türk Toraks Derneği Yönetim Kurulu Üyesi “Akciğer kanseri kanserler içinde en fazla öldürücü olması ile önem taşıyor. Ülkemizde kanserden özellikle de erkeklerde daha sık görülüyor. Her yıl sigaraya bağlı 30bin civarında yeni vaka olarak karşımıza çıkıyor. Tütünle mücadele kanunları sonucunda ülkemizde tütün kullanımının %13 oranında azaldığını görüyoruz. Bu önlemler devam ederse gelecekte akciğer kanserinde azalma umudumuzu arttırıyor. Akciğer Kanseri sadece sigara değil, hava kirliliği, pasif maruziyet dediğimiz sigara dumanına maruz kalma, radon gazı iş yeri ortamındaki bazı kimyasalların özellikle de hava kirliliğinin sigara kadar etkili olduğun biliyoruz.” ERKEN TANI HAYAT KURTARICI “Bizler uzmanlık dernekleri olarak bilimsel ve farklı ortamlarda halkımızı bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Her hastalıkta olduğu gibi akciğer kanserinde de erken tanı hayat kurtarıcı. Çünkü hastalığa maalesef %70-80 geç evrede teşhis koyabiliyoruz. Bunların yanı sıra özellikle korunmada son zamanlarda gözlemlediğimiz kapalı alanlarda sigara denetimdeki azalmanın daha da sıkılaştırılarak

devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Akciğer kanserinde erken evrede tespit edilenlerin beş yıl sağkalım olasılığı %70’ler civarındadır. Bu nedenle, akciğer kanserinin, henüz şikayete sebep olmadığı, kişinin doktora başvurma ihtiyacı duymadığı “çok erken” dönemde yakalanabilmesi için bilim dünyası ciddi çaba sarf etmektedir. Yılda bir tekrarlanan akciğer grafisi ve/veya balgam tahlillerinin, akciğer kanserinden ölümleri engellemede veya azaltmada ya da geç dönemde yakalanmasını azaltmada bir rolünün olmadığı bilinmektedir.” RİSK GRUBUNDA TARAMA PROGRAMLARINA DAHİL EDİLEBİLİR “Sigarayı bırakma programları ile birlikte uygulanacak erken evrede yakalama amaçlı tarama programlarının daha iyi sonuç vermesi beklenmektedir. Düşük doz bilgisayarlı tomografi ile akciğer kanseri taraması sadece ABD’de ve Kanada’da yüksek riskli sağlıklı kişiler için tarama programları içine alınmıştır. Türkiye’de ise tarama programları içinde akciğer kanseri yer almamakta ve bu konuda risk grubunun belirlenmesi ve maliyet-etkililik çalışmalarının yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.”

Prof. Dr. Sedat Altın Türk Toraks Der. Yönetim Kurulu Üyesi

duğu gibi ülkemizde tedavisi yapılmaktadır. Ancak bunu bilimsel yöntemlerle yapmak lazım. Sağlık suistimale açık bir hale geldi. Sosyal medya ve zaman zaman basında bu konuyla ilgili bilim dışına çıkan haberlerle görüyoruz. Bilim dışına çıkarsak hastalarımızın güvenirliğini kaybederiz. Biz uzmanlık dernekleri olarak halkın doğru bilgiye doğru kişilerden ulaşmalarının önemli olduğuna dikkat çekmek istiyoruz.” FARKINDALIK YETERLİ DEĞİL, KORUNMA ÖNEMLİ “En önemlisi hastalıktan korunmaktır. Bunun sağlanması için toplumda hastalık farkındalığının arttırılması ,akciğer kanserinin oluşmasında rol oynayan risk faktörlerinin iyi tanımlanması ve mümkün olanların önlenmesini gerektirir. Sigara bıraktırma konusundaki desteklerin ve yasaklama konusundaki önlemlerin artırılarak sürdürülmesi, mesleki ve çevresel maruziyetlerin ortadan kaldırılması hastalıktan korunmada esastır. Bu amaçla öncelikle risk altındaki popülasyon olmak üzere tüm toplumun akciğer kanseri hakkındaki farkındalığını artırmak ve sağlık çalışanlarının konuya ilgisini çekmek büyük önem taşımaktadır”

TEDAVİ BİLİMSEL YÖNTEMLERLE YAPILMALI “Akciğer kanseri dünya ülkelerinde olPOPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 15


AMAÇ SAĞKALIMI UZATMAK VE HAYAT KALİTESİNİ ARTIRMAK

Prof. Dr. Rıza Çetingöz Türk Akciğer Kanseri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

“UYGUN HASTALARDA EN UYGUN TEDAVİ SEÇENEĞİ CERRAHİDİR” Prof. Dr. Rıza Çetingöz Türk Akciğer Kanseri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Akciğer kanseri ile mücadelede multidisipliner yaklaşım bugün dünyada kabul görmüş olan en etkili yöntemdir. Bu yaklaşımın ülkemizde de yaygınlaştırılması sağkalımın uzatılması ve kaliteli yaşam için bir önkoşuldur. Akciğer kanseri tedavisinde ülkemizde de, uluslararası tedavi kılavuzları ile paralelliğin sağlanması, tedavi uygulamalarında bu kılavuzlara uyum ve adaptasyonun arttırılması son derece önemlidir. Akciğer kanserleri genellikle Küçük Hücreli olan ve küçük hücreli olmayan olarak ikiye ayrılıyor. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tedavisi hastalığın evresine göre değişim göstermektedir. Evre I ve Evre II’de ana tedavi yöntemi

16

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

cerrahidir. Bu evrede cerrahiye uygun bulunmayan hastalar radyoterapi ile tedavi edilmektedir. Lokal ileri evre olarak adlandırılan evre III hastalıkta ise, ana tedavi yöntemi eşzamanlı kemoradyoterapi verilmesidir. Seçilmiş evre III hastalarda tedaviye cerrahi eklenebilir. Evre IV hastalıkta ana tedavi yöntemi sistemik tedavidir ve tedavi seçimi histolojik alt tip ve tümörde saptanan mutasyonlara göre kişiselleştirilir. Seçilmiş Evre IV vakalarda sistemik tedavi ile birlikte gerektiğinde palyatif amaçlı da olsa radyoterapi ya da cerrahi tedavi uygulanabilir. TEMEL AMAÇ SAĞKALIMI UZATMAK VE HAYAT KALİTESİNİ ARTIRMAK İleri evre KHDAK'nde başlangıç tedavi seçeneğini etkileyen başlıca faktörler; hastaların genel durumu ve performansı, eşlik eden hastalıkları, hastalığın lokalizasyonu, yaygınlığı, metastaza ait semptomların varlığı, skuamöz veya non-skuamöz histoloji, hedeflenebilir mutasyonunun varlığıdır (EGFR, ALK, ROS1 vs.). “Kişiye özel tedavi” yapılabilmesinin önündeki en önemli engel yeterli kalitede doku örneği alınmamasıdır. Tedavi öncesinde immünohistokimya ve moleküler incelemelere yetecek kadar doku alınmalıdır. Küçük hücreli akciğer kanseri genellikle metastatik hastalık olarak tanı al-

maktadır. Çok erken evre hastalık ve tanı dışında, KHDAK tedavisinden farklı olarak, tedavide cerrahinin yeri yoktur. Ana tedavi yöntemi evre I-III hastalıkta kemoterapi ve radyoterapidir; evre IV’te ise sistemik kemoterapi ve gerektiğinde radyoterapidir. Radyoterapide (ışın tedavisi) bilişim teknolojisindeki gelişmelerle birlikte son yıllarda iki boyutlu tedavilerden, 3 ve 4 boyutlu tedavilere geçilmiştir. Radyolojik görüntülemelerde, hasta sabitleme aparatlarında, tedavi planlama sistemleri ve tedavi aygıtlarındaki gelişmelerle beraber tümöre daha iyi odaklanmayı sağlayan büyük yenilikler yaşanmaktadır. Görüntü kılavuzluğunda yapılan tedavilerle; tümöre daha iyi odaklanabilme, tümöre daha yüksek dozlar verilirken sağlam dokuları daha iyi koruyabilme, çok daha hızlı tedavi aygıtlarıyla tedavileri kısa sürede bitirebilmek olası hale gelmiştir. Bu tür yöntemlerle sağlam dokular daha az ışın aldığından, çok daha az yan etkiyle daha başarılı tedaviler yapmak söz konusu olabilmektedir. Özellikle akciğer kanserlerinin tedavisinde, SBRT adı verilen yöntemle, hızlı aygıtlarla, tümör hareketlerini izleyerek ve 3-5 seans gibi kısa sürede tedavileri bitirerek erken evre tümörlerde, çok başarılı sonuçlar elde edilmeye başlanmıştır.


İMMÜNO-ONKOLOJİK TEDAVİ YAKLAŞIMLARI Prof. Dr. Başak Oyan Uluç Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Akciğer kanseri sıklıkla ileri evrede karşımıza geliyor. %80’i metastaz yapmış veya bulunduğu bölgede yayılmış ameliyat noktasını açmış evrede geliyor. Bu hastalarda tüm hücrelerde etkili sistemik ilaçlar kullanıyoruz. Önceleri tedavi çok kısıtlıydı ve tanı almış hastaların hepsine aynı tedaviyi uyguluyorduk. Son 7-8 yılda akciğer kanserinin gelişim mekanizmalarını ve DNA’daki hasar mekanizmalarını daha iyi anlamamızla, artık kişiye özgü tedaviler vermeye başladık. Bu kişiye özgü tedavileri verebilmemiz için en önemli nokta hastadan alınan biyopsi materyalinin yeterli olması. Çünkü bu göğüs materyalinde o hastalığın hangi DNA değişikliğine bağlı olduğunu görmemiz mümkün oluyor ve hangi değişiklik varsa direkt onu hedefleyen akıllı moleküllerle hastaları tedavi edebiliyoruz. Bir hasta ileri evrede karşımıza geldiğinde mutlaka akciğer hangi tip akciğer kanseri olduğuna bakmaya çalışıyoruz. Hangi DNS değişikliğine sahip olduğunu görüyoruz ve hedefleyebileceğimiz yani ilaçla hedefleyebileceğimiz bir DNA değişikliği mutasyonu varsa ona özgü ilaçlar veriyoruz. HEDEFE YÖNELİK... Akciğer kanserinin geçim mekanizmaları ile ilgili bilgilerimiz de artıyor. Mutasyona uğrayan hastalarımıza ve günümüzdeki standart mutasyonlara baktığımızda EGFR ve ALK dediğimiz DNA değişiklikleri, mutasyonları saptadığımızda bu hastalara kemoterapi vermek yerine direkt hedefe yönelik haplı tedavi uyguluyoruz. Üstünlükleri olan bu tedavide, daha az yan etkili. Hastanın yaşam kalitesi artıyor. İşlerine devam edebiliyor. Hastalar için daha konforlu. Organ hasarı daha az. İlaçlarla tedavi edebiliyoruz. Kemoterapide sağladığımız etkilerden daha fazla etki sağlıyoruz. Kemoterapide %30 etki ederken bunlarda %70-80 tedavi oranlarımız

var. Hala günümüzde mutasyon saptayamadığımız hastalar çoğunlukta. Bu hastalarda da standart kemoterapi kullanmaya devam ediyoruz. Yan etki %5 hayatı civarında görülebilir. Tehdit edecek ciddi yan etki %1-2 ki çok az hastada bu yan etkiler görülebilir. İLAÇLARIN ETKİSİ-YAN ETKİSİ Bu ilaçların yan etki sebebi şu; biz inaktif olan immün sistemi yeniden aktif haline getirdiğimizde; bu sadece tümöre saldırmıyor normal dokuları da yabancı görüp çok sık olmasa da saldırabiliyor. Biz bu durumda yan etki görüyoruz. Cilde saldırıyorsa ciltte döküntü görüyoruz. Sindirim siteminde barsağa saldırırsa ishal, karaciğere saldırırsa sarılık gibi yan etki görebiliyoruz. Ama genelde tümöre saldırıyor. Yan etkileri olabiliyor ama çok az.

Prof. Dr. Başak Oyan Uluç Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

Bir insan kanser oluyorsa mutasyon geçirmiş olması gerekiyor ve bu mutasyonun vücutta tamir edilememesi ile kanser hücresi ortaya çıkıyor. Kanser hücresi ortaya çıkınca vücudun bir savunma mekanizması daha var. Bu tür hücreler bağışıklık sistemi tarafından tespit edilebilirse de yok edilebiliyor. Son yıllarda fark ettik ki, immün hücrelerinin tümör hücreleri tarafından baskılanıyor. Tümör hücreleri salgıladıkları bazı maddelerle bağışıklık sisteminin kendilerini tanımalarını engelliyor. Bu sistemi tespit ettikten sonra da buna uygun immünokolojik tedavileri uygun olan hastalarda kullanmaya başladık. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 17


KLİNİK ÇALIŞMALAR ÜLKEMİZDE YETERSİZ yok etmek için kullanabiliyoruz. Ancak ikinci nesil tümör hücresi akıllı, hücre bilgilerinize sahip T hücresini yok etmeye çalışan ajanlar. Kanser bir gün kronik bir hastalık haline gelebilir. İlaçlar şu an Türkiye’de ruhsatlı değil ve oldukça pahalı ilaçlar. Akciğer kanserinde Hasta seçiminde immünoonkolojik ilaçlarda hangi hastaların bundan daha iyi sonuç alacağı üzerinde henüz çalışmalar devam ediyor. İmmün sistemin yükseltilmesi ile bağışıklık sisteminin çok çalışmasına bağlı bazı hastalıkları tetiklese de hasta kaybetmiyoruz. HER GEÇEN GÜN İLAÇLARINI SAYISI ARTIYOR İmmünoonkoloji tedavilere her geçen gün yeni ajanlar katılıyor. Ülkemizde erken erişim programlarında, bazı merkezlerde olsa da henüz Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlanmış ve geri ödemeye alınmış hiçbir yeni ajan yok. Ruhsatlanmasını beklediğimiz en yakın ajan melanom tedavisinde olabilir. Amerika’da onay alan ve reçetelendirilen bir tedavi. Şu an yurt dışında mevcut 6 ajan var. Üçü melanomda, ikisi akciğer ve dönemsel kanserde kullanılıyor. Bizler hekim olarak bunları hastalarımıza sunmak istiyoruz. Erken erişim için klinik araştırmalara katılım önemli buluyoruz. Prof. Dr. İsmail Çelik İmmüno-Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

DÜNYADA VE TÜRKİYE’DEKİ KLİNİK ÇALIŞMALARIN DURUMU Prof. Dr. İsmail Çelik İmmüno-Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dünyada akciğer kanseri üzerine yapılan klinik çalışmaların çoğu tedavide kullanılan ilaçları değerlendirmeye yöneliktir. Klinik çalışmalar tedavilerin etkilerini ve güvenliliğini değerlendirmede kullanılacak gerçek dünya verileri sağlamakta veya yeni ilaçların eskilerle kıyaslanmasına ilişkin bilgiler sağlayarak hekimlere yardımcı olmaktadır. Haziran 2014’te gerçekleştirilen TÜBA ulusal

18

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

kanser politikaları çalıştayında ülkemizde onkoloji alanındaki araştırmaların yetersiz olduğu www.clinicaltrials.gov‘da kayıtlı çalışmaların yok denecek kadar az olduğu bildirilmiştir. Dünyada gerçekleştirilen klinik araştırmalarda Türkiye’nin payı %0.95 iken İsrail için bu oran %2.7 olarak bildirilmektedir. Bu sayılar klinik çalışmaların ülkemizde yetersiz olduğunu, konuya finansal ve insan gücü açısından kaynak ayırmanın gerekli olduğunu göstermektedir. İMMÜNO-ONKOLOJİ KANSER HÜCRESİNİ İYİ TANIYOR “İmmüno Onkoloji" denilen yöntem, hiçbir alarm vermeden geçen kanser hücresini daha iyi tanıyabilen, ortaya çıkaran bir yöntem. İki nesil ajan var. Birinci nesil ilk çıkan ajanı melanomda interferonla erken evrede en başından

İnsani Amaçlı İlaca Erken Erişim Programları ve Ruhsat Öncesi İlaca Erişim Klinik araştırmalarda insani amaçlı ilaca erken erişim (compassionate use) terimi, ciddi hastalıklarda ruhsatlı ilaçlarla tedavi edilemeyen hastaların deneme aşamasındaki ruhsatsız ilaçlara erişimini sağlamak anlamında kullanılmaktadır. Bu amaçla Avrupa Birliği ülkelerinde, Kuzey Amerika ve Avustralya’da çeşitli programlar uygulanmaktadır. Şu an tüm ülkede klinik çalışmalar açık. Halkımızın kendilerini kobay olarak görmemeleri gerekir. Bu ilaçlar zaten bir gün kullanıma girecek. Erken erişim programı ile erken tedavi şansına sahip olabilirler.


AKCİĞER SAĞLIĞI

Rahat Bir Nefes İçin Harekete Geçin: ADIM

KOAH’INIZI RAHATLATIN

T.C Sağlık Bakanlığı, Türk Toraks Derneği ve Türkiye GARD Pulmoner Rehabilitasyonun önemine dikkat çekiyor ve kronik akciğer hastalarının pulmoner rehabilitasyon programlarından yararlanması öneriyor. Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu Pulmoner Rehabilitasyon programı hakkında sorularımızı yanıtladı. PS: Pulmoner Rehabilitasyon programı nedir? Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu: Günümüzde kronik solunum hastalıklarının tıbbi tedavisinin standart bir bileşeni olarak kabul edilen Pulmoner Rehabilitasyon, kronik solunum hastalarının fiziksel ve psikolojik durumlarını düzeltmeyi ve sağlığı iyileştirmeyi hedefleyen, hasta değerlendirmesini takiben bireysel olarak belirlenen egzersiz eğitimi, davranış değişikliği ve hasta eğitimi gibi yaklaşımları içeren kapsamlı uygulamalar bütünüdür. PS: Pulmoner Rehabilitasyonun amaçları nelerdir? Prof. Dr. Arzu Yogancıoğlu: 1. Hastalığa bağlı gelişen nefes darlığı ve fonksiyonel yetersizliği ortadan kaldırması, 2. Hastalığın ilerlemesini önlenme, 3. Egzersiz toleransının artırılması, 4 . Sağlık durumunun iyileştirilmesi, 5. Komplikasyonların önlenmesi tedavi, 6 . Hastalık atak sayısının azaltılması ve atak şiddetinin hafifletilmesi, 6. Yaşam kalitesinin iyileştirilmesi, 8. Hastaneye başvuru sıklığı ve yatış süresinin azaltılması sonucunda sağlıkla ilişkili harcamaların azaltılması, 9. Sağ kalımda artış sağlamasıdır. PS: Pulmoner Rehabilitasyon kimlere uygulanır? Prof. Dr. Arzu Yogancıoğlu:Nefes darlığı, günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlanma, yaşam kalitesinde azalma ve/veya egzersiz kapasitesinde kısıtlılığı olan tüm solunum hastalarına pulmoner rehabilitasyon uygulanabilmektedir. Pulmoner rehabilitasyon, her yaştaki solunum hastalarına rehabilitasyon ünitelerinin özelliklerine bağlı olarak hastanede, ayaktan ya da evde uygulanabilmektedir. KOAH (Kronik obstrüktif akciğer hastalığı) başta olmak üzere astım, bronşektazi, interstisyel akciğer hastalıkları, kistik fibrozis, göğüs

ATIN

duvarı hastalıkları, nöromusküler hastalıklar, akciğer nakli öncesi ve sonrası, akciğer kanseri, obezite ilişkili tüm akciğer hastalıklarında pulmoner rehabilitasyon programı başarı ile uygulanabilmektedir. PS: Pulmoner rehabilitasyonun içeriği nelerdir? Prof. Dr. Arzu Yogancıoğlu: Pulmoner rehabilitasyonun en önemli ve temel bileşeni, egzersiz eğitimidir. Kişiye özel egzersiz programı ile hasta ve ailesine eğitim verilmesi, psikososyal destek, nefes darlığı ile baş edebilme yöntemleri, iş-uğraşı tedavisi, enerji koruma yöntemleri ve gerektiğinde belenme programı desteği pulmoner rehabilitasyon programlarında yer almaktadır. PS: Pulmoner rehabilitaston programına nasıl ulaşılabilir? Merkeze ulaşama imkanı olmayanlar ne yapabilir?

Prof.Dr.Arzu Yorgancıoğlu Türk Toraks Derneği Başkanı

• Bir anda aşırı egzersize kalkışılmamalı, tempo yavaş yavaş arttırılmalıdır. PS: Nefes darlığı olan kronik solunum sorunlu hasta egzersiz yapabilir mi? Solunum hastalıklarında egzersiz neden gereklidir?

Prof. Dr. Arzu Yogancıoğlu: İlk adım en yakın pulmoner rehabilitasyon program uygulayan merkeze ulaşmaktır. Bunun için aile hekimi veya sağlık kuruluşundan pulmoner rehabilitasyon programı olan merkezler öğrenilebilir. Merkeze ulaşamayan hastalar göğüs hastalıkları uzmanına danışarak yapabilecekleri hakkında bilgi edinebilirler. Öncelikle sigarayı bırakarak, ilaçlarını doğru kullanarak ve düzenli egzersiz yaparak, yaşam kalitelerini arttırabilirler. Her gün en az 20 dakika düzenli yürüyüş, en basit ve en önemli egzersiz programı olarak uygulanmaya başlanabilir.

Prof. Dr. Arzu Yogancıoğlu: Kesinlikle EVET. Kronik akciğer hastalarında nefes darlığı ve/veya yorgunluğun neden olduğu günlük yaşamdaki hareketsizlik kemik erimesi ve kas kuvvetinde azalma ile sonuçlanır. Ayrıca kalp ve akciğer fonksiyonları gittikçe azalır. Egzersiz ile kas kuvveti ve dayanıklılık arttırılarak daha uzun mesafeler yürünebilir. Kas ve eklemlerin hareket kapasitesi artar, kalbin çalışması iyileşir ve nefes darlığı şikayeti azalır.

YÜRÜYÜŞLERDE YAPILMASI GEREKENLER

Prof. Dr. Arzu Yogancıoğlu: Pulmoner Rehabilitasyon programı en az 8 hafta (toplam 24 seans) süre ile uygulanmalıdır. Egzersiz eğitimi bırakıldığında kazanımlar kaybedildiği için egzersiz alışkanlığının devam ettirilmesi gerekmektedir.

• Düz bir zemin üzerinde yürünmelidir. • Hastanın kısa etkili nefes açıcı ilacı her zaman yanında olmalıdır. • Mümkünse sürekli olarak çok uzun süreli duraklamalarda yürünmelidir. • Yürüme zamanı yavaş yavaş arttırılmalıdır. • Eğer hasta oksijen kullanıyorsa oksijenle birlikte yürümelidir, oksijen kullanımı, kullanılacak oksijen kaynağının seçimi için Göğüs Hastalıkları Uzmanına başvurulmalıdır.

PS: Pulmoner rehabilitasyon ne kadar süre ile uygulanır?

“Kronik akciğer hastalığından dolayı nefes darlığı, çabuk yorulma ve güçsüzlük hissediyorsanız, günlük aktivitelerinizi yapmakta güçlük çekiyorsanız Pulmoner Rehabilitasyon programlarından yararlanmalısınız.’’

YÜRÜYÜŞLERDE YAPILMAMASI GEREKENLER • Fazla miktarda yemek yedikten sonra yürünmemelidir. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 19


HABER

Engellilere Yönelik Ayrımcılığı Önleme Projesi

T

ürkiye Spastik Çocuklar Vakfı’nın (TSÇV) engellilere yönelik ayrımcılıkla mücadeleye katkı sağlamak amacıyla yürüttüğü ve müfredata yönelik öneriler getiren “Okulda Biriz” projesi tamamlandı. Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve eğitim alanında çalışmalar yürüten sivil toplum örgütü CESIE ile işbirliğiyle yürütülen projenin 17 ay boyunca yapılan çalışmaları ve sonuçları düzenlenen kapanış toplantısında değerlendirildi. TSÇV İcra Kurulu Başkanı Altan Edis’in ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya Avrupa Birliği Bakanlığı Proje Uygulama Başkanı Bülent Özcan ve Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürü Ertuğrul Bilican katıldı. TSÇV Mütevelliler Kurulu Başkanı Dilek Sabancı’nın katılamadığı toplantıya gönderdiği mesajını, TSÇV İcra Kurulu Başkanı Altan Edis katılımcılarla paylaştı. Dilek Sabancı mesajında engellilere yönelik ayrımcılığın önlenmesinde bakış açılarındaki problemlere dikkat çekerken, engelli bireylerin yardıma muhtaç bir kişi olarak görülmemesi gerektiğini, bu yaklaşımın engelli bireyleri içine kapanmak zorunda bıraktığın belirtiti. “ENGELLİLER İLE BİR OLMAK ZORUNDAYIZ ” “Engelli ayrımcılığı ile mücadele etme konusunda, sivil toplum kuruluşlarına

20 POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

önemli görevler düşüyor. Her şeyden önce engelli bireyler ile engelli olmayan bireyler arasında, tüm iletişim kanallarını gerçek anlamda açmamız gerekiyor. Yıllar boyu oluşmuş olan önyargıları ve yabancılaşmayı, yıkmalıyız. Sadece tekerlekli iskemle veya benzer tıbbi cihazların sayısını artırarak sorunların üstesinden gelemeyiz. Engellilik kavramını içselleştirerek, toplumda engelliye dönük empati duygusunu geliştirerek, ayrımcılığa çözüm arayabiliriz. Bunun için çok geniş bir bilgilendirme ve bilinçlendirme hareketine ihtiyacımız var. Bu nedenle sivil toplum kuruluşları olarak, engelliler adına yardım toplamak yerine, onların günlük yaşama kaynaşmalarını sağlamalıyız. Toplumun her kesimine, engelliliği doğru şekilde anlatmalı, engelli hakları konusunda çevremizi bilgilendirmeliyiz. Mimari ve fiziksel engelleri kaldırmadan, engellinin sosyal haklara erişimini beklemek hayal olur.” “KAYNAŞTIRMA NİTELİKLİ EĞİTİME İHTİYACIMIZ VAR” “Engelliler bireysel yeteneklerini ancak güçlü bir eğitimle ortaya çıkartabilirler. Eğer engelli birey, diğer akranlarıyla birlikte aynı sıraları paylaşabiliyorsa, aynı öğretmenin eğitiminden yararlanabiliyorsa, o takdirde ayrımcılığın üstesinden gelinmiş olur. Bu nedenle kaynaştırma nitelikli eğitim sistemine ihtiyacımız var.” 15 BİN ÇOCUĞA AYRIMCILIKLA MÜCADELE EĞİTİMİ Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği tarafından ortak finanse edilen, Sivil Toplum Diyaloğu Programı çerçevesinde gerçekleştirilen ”Engellilere Yönelik Ayrımcılığı Önleme” projesinin ilk etabında Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı, CESIE ile birlikte İtalya, Türkiye, İngiltere

ve Fransa ulusal ilköğretim müfredatlarını inceleyerek karşılaştırma niteliğinde bir rapor hazırladı. Raporda Türkiye’ye göre diğer üç ülkede müfredatın sadece bir çerçeve fonksiyonu olduğu ve öğretmenlere ders programını ve saatlerini belirlemede daha fazla inisiyatif verildiği ortaya çıktı. Ayrıca Türkiye’deki 26 dersin 12’sinin engellilere yönelik ayırımcılıkla mücadele konusu ile ilişkilendirildiğini, engellilere yönelik ayrımcılığın önlenmesi sürecinde sosyal ve teknik içerikli derslerde daha az sayıda kazanımın olması dikkat çekti. 22 kişiden oluşan proje ekibi Ataşehir ilçesinde bulunan 21 ilkokulun 2, 3 ve 4. sınıflarında, öğrencilerle engelli farkındalığı oluşturmak amacıyla bir dersi birlikte geçirerek 15.280 çocuğa ulaştı. AİLELERİN ÖNYARGILARI... Projenin 2. etabının ardından hazırlanan karşılaştırma raporu ise engelli çocukların doğal gelişim gösteren akranları ile birlikte eğitim almalarının toplumda engellilere yönelik farkındalığın yaygınlaştırılması konusunda en etkili yöntemlerden birisi olduğunu ortaya koydu. Rapor Türkiye’de hem özel gereksinimli olarak tanımlanan öğrenci sayısının, hem de kaynaştırma eğitimine devam eden öğrenci sayısı giderek arttığını gösterdi. Ayrıca kaynaştırma uygulamasının yaygınlaşması için okullardaki fiziksel olanakların engelli kullanımına dönük olarak iyileştirilmesinin yanı sıra ailelerin mevcut önyargılarının kırılmasının da gerektiğini gösterdi. Rapor, Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı’nın, saha çalışmalarından sonra hazırladığı Ölçme ve Değerlendirme Raporu sonuçları ile birlikte T.C Milli Eğitim Bakanlığı’na sunuldu.


HABER AmCham Türkiye/ABFT ve üyesi Cleveland Clinic İstanbul “İyi ve Sağlıklı Yaşam: Temel İlkeler, Pratik Öneriler” konu başlıklı konferansı Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilara Koçak tarafından hazırlanan özel menü eşliğinde Amerikan Ticaret Odasına bağlı üye firmaların üst düzey yöneticilerinin katılımı ile gerçekleştirdi. Bireyler ve şirket çalışanlarına yönelik iyi yaşam kavramı ve temel ilkeleri, sağlıklı beslenme biçimleri ve alışkanlıkları, kalp sağlığı önemi ve koruma yöntemleri ve günlük hayata uygun pratik önerilerinin ele alındığı konferansa Cleveland Clinic Abu Dhabi Akademik Yöneticisi ve Kalp-Damar Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Murat Tuzcu, Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzm. Dyt. Dilara Koçak ve Cleveland Clinic Türkiye Bölge Direktörü Dr. Aylin Özdemir Lorenz konuşmacı olarak yer aldı. “KALP HASTALIĞINDAN KORUNMA ANNE KARNINDA BAŞLIYOR” Prof. Dr. E. Murat Tuzcu ön adım olarak özellikle ‘Kalp Krizinden Korunmaya Çocuklukta Başlamalı’ sloganıyla kalp damar hastalıklarının bir çoğumuzda halk tarafından bilindiğinin aksine, çocuklukta başladığının altını çizdi. Prof. Dr. E. Murat Tuzcu; “Koroner Damar sertliğine bağlı kalp damar hastalığının yaş, cinsiyet ve genetikten oluşan değiştirilemez risk faktörlerinin yanı sıra kan yağları, tüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara, fazla kilo ve atıl yaşam gibi değiştirilebilir yani kader olmayan risk faktörleri vardır. Kalp hastalığından korunma anne karnında başlıyor. Damar sertliğinin temellerinin ilk çocukluk yıllarında hatta anne karnında başlıyor. Çocuklarımıza sağlıklı bir yaşam tarzını benimsetmek zorundayız. Çocuklarda kötü beslenme, az hareketli olmanın ve fazla kiloların yanı sıra maruz kaldıkları sigara dumanı, damar duvarlarında hasara yol açarak plak oluşumunun ilk adımlarını atmaktadır. Damarlar olumsuz sağlık koşullarına ne kadar uzun süre maruz kalırlarsa yıllar sonra kalp krizi oluşma riski o kadar yüksek. 15 yaşında yapılan hatalar 4050 yaş arası etkilerini göstermektedir. Sağlıklı beslenme ve hareketli bir yaşam sürmek ömrü uzatıyor. Her gün yapılacak kısa yürüyüşler bile yararlı. 60 yaş üstü 120 bin kişide 10 yıl takip edilerek yapılan çalışmalarda görüldü ki 15 dakikalık yürüyüş bile beden sağlığında fark yaratmaktadır’’ dedi.

5

“TÜRKİYE’DE HER ÇOCUKTAN 1’İ OBEZ! " Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilara Koçak; “En önemli yatırım, düzenli egzersiz ve dengeli beslenmedir. Keyif bedel

Salih Yıldırım-Dr. Aylin Özdemir Lorenz-Prof. Dr. Murat Tuzcu-Dilara Koçak

HEDEF: DAHA SAĞLIKLI YAŞAMI ÖNCELİKLİ HALE GETİRMEK dengesini kurmak gerekir ve kilo vermek için öncelikle davranış değişikliği yaratılmalı, doğru uzmana başvurulmalıdır. Türkiye’de her 5 çocuktan 1’i obez. Çocuklarımıza yapacağımız en büyük yatırım ne ev-araba, ne eğitim ne de banka cüzdanlarıdır. En büyük eğitim sağlığa yapacağınız yatırımdır. ‘Bodybank ‘a yatırım yaparak çocuk yaşta düzenli egzersiz ve dengeli beslenme ile ilerde oluşabilecek pek çok sağlık sorununun önüne geçebilir" dedi. Koçak; “ Amerikan Geriatri Birliği dergisinde yayınlanan bir araştırmada takip edilen 2910 kadın ve erkekte 50 yaşından sonra kilo alanların ilerleyen yaşlarda kendi kendilerine yetmeme riski altında olduklarını saptanmıştır. Obezite hayat kalitesini düşürmekte ve günlük hayatta üzerini giyinme, duş alma, ufak ev işleri gibi rutin işleri yapmak için başkasının yardımına ihtiyaç duyanlar genellikle obez hastalardır. Sadece vücut ağırlığının %10 unu kaybettiğimizde obezite ve kanser riskimiz %40 azalmaktadır’’ diyerek uyardı. Cleveland Clinic Türkiye Bölge Direktörü, Dr. Aylin Özdemir Lorenz, sağlık sigorta primlerini düşürmek için adım ölçerlerin çalışanlara verilerek egzersiz yapmaya teşvik edilmelerinin yanı sıra, sağlıklı beslenmenin bir alışkanlık haline

gelmesi için Cleveland Clinic kampüslerinde şekerli içeceklerin satılmadığını söyledi. Dr. Aylin Özdemir Lorenz; “Cleveland Clinic sağlıklı yaşam kültürünü oluşturma programının amacı, çalışanların daha sağlıklı yaşamaları için gerekli programlar ile sağlık maliyetlerini düşürmektir. Psikolojik yardım sağlanabilen çalışanlar hem aldıkları bilgiler, hem doğru yönlendirme, hem de gerektiğinde kilo ve sigara konusunda aldıkları psikolojik yardım ile işlerine bağlılıkları artmış, yaşam kaliteleri yükselmiştir. Aynı zamanda yıllık sağlık prim masrafı %50 düşmüştür. Cleveland Clinic önderliğinde ‘Corporate wellness’ uygulanan dünya çapında bilinir pek çok firma sağlık giderlerinde gözle görülür tasarruflar sağlamıştır ”dedi. Dr. Aylin Özdemir Lorenz Cleveland Clinic hakkında da şu bilgileri verdi: “Cleveland Clinic dünya çapında 43.000 çalışanı, yılda 6.1 milyondan fazla hastası, 3900 hekim ve bilim adamı ile sürdürülebilir bir dizi sağlık girişimi gerçekleştirmekte, firma ve kuruluşlara önderlik etmektedir. Hedef, tıpta ve toplumda sağlık sorunlarını önlemek ve daha sağlıklı yaşamı öncelikli hale getirmektir.” POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 21


DOĞUMSAL KALP HASTALIKLARI

12.000

“Türkiye’de her yıl doğuştan kalp hastası dünyaya geliyor”

ÇOCUKLARIMIZIN KALBİNİ KAZANALIM Türk Pediatrik Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisi Derneği toplumu ve aileleri doğumsal kalp hastalıkları hakkında bilinçlenmeye davet ediyor. Doğumsal kalp hastalığı ve sonuçları hakkında farkındalık yaratmak, toplumsal bilinci artırmak ve çocuklarımızın kalplerinin sağlığına kavuşmasına destek olmak amacıyla “7-14 Şubat Dünya Doğumsal Kalp Hastalıkları Farkındalık Haftası” kapsamında Türk Pediatrik Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisi Derneği’nin öncülüğü ile bir basın toplantısı düzenlendi. Ankara’da gerçekleşen toplantıda Türk Pediatrik Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Nazan Özbarlas, Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu ve Prof. Dr. Hakan Ceyran doğuştan kalp hastalığı, belirtileri, tedavisi, sonuçları,

22

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

erken teşhis için doğum öncesi ve sonrası kontrollerin önemi konularında aileleri ve toplumu daha fazla bilinçlenmeye davet etti. “TÜM DOĞUMSAL HASTALIKLAR ARASINDA EN SIK GÖRÜLENİ KALBİN YAPISAL BOZUKLUKLARIDIR” Prof. Dr. Nazan Özbarlas, Türk Pediatrik Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisi Derneği Başkanı Doğumsal kalp hastalığı görülme sıklığının yaklaşık %1 olduğu göz önüne alındığında ülkemizde her yıl yaklaşık 12.000 yeni doğuştan kalp hastası dünyaya gelmektedir. Doğumsal kalp hastalıkları değişik şiddette ve şekilde olabilir ve %40’ı hayatlarının bir döneminde anjiyo ya da ameliyat yolu ile tedavi gerektirir. Tedavi ihtiyacı olanların

1/3’ üne her yönden çok özel bir dönem olan bebeklik döneminde bu işlemlerin yapılması hayat kurtarıcı olmaktadır. Günümüzde doğmadan önce tanı koyulabilmesi ile tedavi şansı yakalayabilecek bebek sayısı giderek artmaktadır. Doğumsal kalp hastalıklarının daha az ciddi olanları ise çocukluk yıllarında ya da yetişkinlikte bile teşhis edilebilmektedir. Ancak erken müdahale gerektiren bazı tiplerinin teşhisinin gecikmesi tedaviyi olanaksız hale getirebilmektedir. “EN YAYGIN GÖRÜLEN DOĞUMSAL KALP HASTALIĞI KALPTEKİ DELİKLERDİR” Kalbinde küçük bir delikle doğan bebeklerin bir kısmında bu delik kendiliğinden 2-3 yaşına dek kapanabilmektedir, kapanmasa da küçük bir delik ya da hafif kapak darlıklarında tedavi gerekmeden normal yaşantılarını sürdürebil-


mektedirler. Kalbinde orta ya da geniş büyüklükte delik olan bebekler daha hızlı nefes alır, yemek yerken ya da uyurken terlerler, kilo almaları zordur, sık alt solunum yolu enfeksiyonu geçirirler. Doktor muayenesi sırasında kalplerinde üfürüm denilen sesler duyulur. Şayet erken teşhis edilmez ve zamanında tedavi edilmez ise kalp yetersizliği, pulmoner hipertansiyon, büyüme ve gelişme geriliği, sık tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ile böyle çocukların sağlığı ve tüm ailenin yaşam kalitesi bozulmaktadır. Diğer bir önemli doğumsal kalp hastalığı grubu morarma ile seyredenlerdir ki bu tip hastalığı olan çocuklar çok daha erken dönemde tedavi ve ameliyat gerektirirler. Doğumsal kalp hastalıklı bebek ve çocuklarımız kateter yolu ile tedavi edilebilmekte ya da ameliyat sonrasında normal veya normale yakın bir hayat kalitesine ve yaşam beklentisine sahip olabilmektedir. Hepimizin bildiği gibi, ülkemizdeki çocuk kalp sağlığı hizmetleri son yıllarda önemli ilerlemeler göstermiştir ve ne mutlu ki giderek daha erken dönemlerde hatta anne karnında teşhis konulabilmekte ve birçok merkezde, çocuk kalp ameliyatları ve girişimleri, büyük bir başarı ile yapılmaktadır.” ENFEKSİYONLARA DİKKAT! Doğumsal kalp hastası olan bir bebeğin tıbbi ve cerrahi tedavisi planlanırken bu arada gelişebilecek problemler konusunda hekimlere ve ailelere önemli sorumluluklar düşüyor. Doğumsal kalp kusuru olan bebekler için en önemli konulardan biri de bu bebeklerin enfeksiyonlara daha açık olup, Respiratuar Sinsityal Virüs (RSV), influenza A, B, adenovirus gibi solunum yolu enfeksiyonlarına daha kolay yakalanabilmeleridir.4 RSV, bebeklikte ve erken çocuklukta çok sık görülen bir virüstür. Bebeklerin hayatının birinci yılında görülen bronşiyolit ve pnömoninin en yaygın nedenidir ve doğumsal kalp kusuru olan bebeklerin bu virüsü kapma olasılığı diğer bebeklere oranla daha yüksektir. RSV ile oluşan alt solunum yolu enfeksiyonu bu bebeklerde maalesef daha şiddetli seyretmekte, uzun sürmekte ve planlanan anjiyo veya ameliyatın gecikmesine neden olmaktadır. KALP RAHATSIZLIĞI OLAN BEBEK VE ÇOCUKLARIN SAĞLIKLI BİR KALBE KAVUŞABİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKENLER Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu Anne ve babaların bu zor süreçte sabırlı olup çocuklarının takip ve tedavilerini

Prof. Dr. Rukiye Eker Ömeroğlu, Prof. Dr. Hakan Ceyran, Prof. Dr. Nazan Özbarlas

kesinlikle aksatmamaları çok önemli. Çünkü doğumsal kalp kusuru ile dünyaya gelen bir bebeğin iyi beslenmesi, büyüme ve gelişmesinin yakından takip edilmesi gerekiyor. Özellikle kış aylarında enfeksiyon hastalıklarından korunmaya da çok dikkat edilmeli. Bu tür hastalıklar genellikle solunum ve direk temas yolu ile bulaşır. Dolayısıyla hasta insanlarla aynı ortamda uzun süre kalmak, el sıkışmak, öpüşmek ve benzeri şekillerde temastan kaçınmak, bebeğe temas öncesi elleri bol sabun ve suyla yıkamak gibi basit yöntemler bu yüksek riskli bebekler için hayat kurtarıcı olabilir. Ayrıca bu anne ve babalar çocuklarının sigara dumanına maruz kalmasına kesinlikle izin vermemeli gerekirse evlerinde sigara içilmesini yasaklamalılar.

doğumun hemen akabinde cerrahi müdahaleler gerçekleştirilmektedir. Dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri de bu ameliyatların her zaman tek aşamada tamamlanamaması ve birkaç ameliyata daha ihtiyaç duyulabilmesidir. İlk ameliyat sonrası iyiliği sağlanan çocuklarımızın daha sonraki ameliyat zamanlamaları için kontrollerini aksatmamaları çok önemlidir. Bu süreç sabır ve özveri isteyen bir süreçtir. Bunu sağlayabilen aileler ileride çok güzel sağlıklı günleri yakalayabilirler.

“KONTROLLER AKSATILMAMALI” Prof.Dr.Hakan Ceyran Ülkemizde çocuk kalp ameliyatları, yetkin merkezler tarafından artık her boyutu ile yapılabilmektedir. Anne karnında dahi tespit edilebilen bu hastalıklara, POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 23


Fotoğraflar:Kutay Derin Kugay

SOSYAL SORUMLULUK

“DESTEK İÇİN ... HAREKET EDİN...” şan 300 kişi ‘Sağlık için... Destek için... Hareket edin...’ mesajı verecek. Koreografisi Tork Dance kurucusu Tan Temel tarafından hazırlanan performans öncesi etkinlik koordinatörü Neolife Tıp Merkezi Psiko-Onkoloğu Elçin Biçer ile dans terapisi ve projeyi konuştuk... Uzm. Psiko-Onkolog Elçin Biçer Neolife Tıp Merkezi

Neolife Tıp Merkezi, Kanserle Dans Derneği, Siemens Sağlık ve Varinak Onkoloji; Kanser Haftası/Sağlık Haftası’nda alışılagelmişin dışında bir etkinliğe imza atıyor. ‘Kanserli Hastaya Nasıl Destek Olurum’ Sosyal Sorumluluk Projesi kapsamında aralarında dans terapisi almış kanserli hastaların da bulunduğu 300 kişi, 9 Nisan’da İstinye Park AVM’de bir dans performansı sergileyecek. Dünyada çok sayıda örneği olan söz konusu flashmob, alışveriş merkezinde bulunanlara sürpriz bir deneyim yaşatacak. Temel amacın kanser konusunda oluşturulan ‘farkındalığı’ bir üst boyuta taşıyarak kanserli hastaya destek konusunda çözümler sunmak olduğu etkinlikte destekçi kurum/ kuruluşların personel ve üyeleri, hasta yakınları, kanserli hastalar ve profesyonel dansçılardan olu-

24

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

PS: Dans Terapisi nedir? Elçin Biçer: Bir psikoterapi türüdür. Hem sözel hem de sözel olmayan ile çalışır. Beden-zihin ilişkisine ait teorilere, spontanlığa ve yaratıcılığa dayanır. Gelişimsel olarak mantığımızın oluşumundan önceki döneme ait bizi biz yapan, davranış örüntülerimizi, alışkanlıklarımızı, bakış açılarımızı meydana getiren "kod"larımıza götürebilen ve araç olarak "hareket"i kullanan bir psikoterapi türüdür. Zihin(düşünceler, mantık, zeka, vb), ruhsallık ve bedenin üçüne birden hitap eden keyifli ve etkili bir yöntemdir. PS: Dans Terapinin kanser üzerinde kanıtlanmış olumlu bir etkisi var mı? Elçin Biçer: Dans terapinin onkoloji alanında yaşam kalitesini arttırdığına ve halsizliği azalttığına dair bulgular var. Bunun dışında genel olarak destekleyici sanat terapileri yöntemlerinin yaşamın

anlamı, beden bütünlüğü, duygu durumda olumlu yönde değişimler, kaygı ve çökkünlükte azalma, daha güçlü baş etme becerileri geliştirmesi ve kendi duygularını ifade etme gibi faydaları olduğu bilinmekte. Dans terapi eğitmenimiz Dr. Ilene Serlin, San Francisco'da California Medical Center 's Institue of Health and Healing'te bu konuda araştırmalar yapmış ve yapmaktadır. PS: Terapiler kaç kişi ile ve ne kadar bir süre ile yapılıyor? Elçin Biçer: 10 haftalık bir destekleyici grup terapisi şeklinde uyguladığımız için programın başında grup oluşturuluyor ve aynı grup programı tamamlıyor. Bir grupta en fazla 12 kişi olması uygun. Haftada 1 gün 60-70 dakika süren oturumlarla gerçekleştiriyoruz. PS: Yaş sınırlaması var mı? Elçin Biçer: Yetişkinlerden oluşmak şartıyla bir yaş sınırımız yok. (Çocuklarla bir çocuk grubu oluşturulması daha uygundur). Dansı bilmesi ya da fiziksel olarak çok aktif olması gibi beklentilerimiz de yok. Tam aksine her bir katılımcının kendi bedeniyle içinden geldiği şekilde ve miktarda hareket etmesi amacımız. Bu


bazen sadece göz kırpmak da olabilir, tüm seans boyunca sandalyede oturarak el hareketleriyle katılmak da olabilir, zıplamak da... Seans içerisinde kimse belirli bir hareketi yapmaya zorlanmaz. Başka birinden komut almadığı, özgürce ve eleştirilmeden hareket edebildiği bir ortamı vardır.

ETKİNLİK KÜNYESİ: ‘Kanserli Hastaya Nasıl Destek Olunur?’/ 300 Kişilik Dans Performansı

PS: 9 Nisan’da bir etkinlik gerçekleştireceksiniz. Biraz bahseder misiniz? Fikir- hazırlık süreci, çalışmalar? Elçin Biçer: Yola çıkarken insanlara dans terapi diye bir yöntemin olduğunu anlatmak istiyorduk. Dans terapiye katılan katılımcılarımız da aynı ihtiyacı duyuyor. Bu çok güzel ve etkili bir yöntem, bu hastalığı deneyimleyen diğer kişiler de bilse gelse diyorlar. Hem bu yöntemi duyurmak hem kanser deneyimi yaşayan kişilere ücretsiz olarak bu desteği sunabilmek hem de her yıl olduğu gibi toplumu bilinçlendirme amacıyla tümünü kapsayan bir sosyal sorumluluk projesi geliştirdik. Kanserle Dans Derneği, Siemens Sağlık ve Varinak Onkoloji ile birlikte 11 kişi ücretsiz olarak terapi programımıza katıldı. Proje kapsamında toplumu bilinçlendirme amacıyla 9 Nisan'daki etkinliğimiz ortaya çıktı. Kitlesel hareketi/dansı bir araç olarak kullanacağız ve "kanserli bir kişiye nasıl destek olmak gerekir?" sorusuna dair çözümler sunmaya çalışacağız. ‘SEN GÜÇLÜSÜN’ DEMEMEK GEREKİYOR Yıllardır yapılan farkındalık çalışmaları, tv programları, gazete ve dergiler aracılığıyla artık herkesin kanser diye bir hastalığı bildiğini varsayıyoruz. Bu deneyimi yaşayan kişilerle yaptığımız görüşmelerde, yakınların nasıl destek olacağı konusunda bilgiye ihtiyaç duyduğunu fark ettik. Bu meşakkatli yolda birlikte yürümek dışında psikolojik destek için cevaplar çok tanıdık : Hastalığa rağmen kişinin hala sevilesi ve değerli olduğunu hissettirmek (buna duygusal destek diyoruz), ve kişinin duygularını ifade etmesine izin verirken onun duygudurumuna eşlik etmek. Bu yüzden, "dans et benimle benim havamda" dedik. Artık kanserli bir kişiye "sen güçlüsün" dememek gerektiğini (çünkü yorgunluğunu ve desteğe ihtiyacı olduğunu görmezden gelmek gibi duyuluyor); "moral önemli" gibi bir klişeden kaçınmak gerektiğini (çünkü moralini düzeltmek senin elinde haydi yap gibi duyuluyor. Yada moralin kötüyse senin yüzünden gibi duyuluyor); "ağlamak yok" dememek gerektiğini (kişinini duygularını ifade etmesine izin vermenin, onunla

Koreografi: Tork Dance Yer...: İstinye Park AVM Tarih.: 9 Nisan 2016 Saat..: 15:00

bu anı ve duyguyu paylaşmanın daha yararlı olduğunu), aslında kişinin kendi yakınından garantili cevaplar vermesi yerine onu dinlemesine ve anlamasına ihtiyaç duyduğunu anlatmak isityoruz. Kanser deneyimi de, yaşamın kendisi gibi bir dans ise, onun dansına eşlik etmek yapılacak en güzel destek.. PS: Dans terapiye katılmak için bir hastalıkla baş ediyor olmak şart mı? Elçin Biçer: Kesinlikle gerekmiyor. Diğer psikoterapi türleri gibi, kişi kendini keşfetmek ve kendi kişisel dönüşümüne katkı sağlaması için dans terapiyi seçebilir. Kanser, otizm, şizofreni, alzheimer gibi popülasyonlarda çok etkili olan dans/hareket terapisi, her yaştan insan için uygun bir psikoterapi türüdür. Stresli ve yoğun şehir yaşantısında koştururken çoğumuz baş ağrısı, sırt ağrısı, barsak düzeninde bozulmalar, halsizlik, mide reaksiyonları vb. bedensel reaksiyonlar veriyoruz. Bedenimiz bize konuşuyor ama ne kadar duyuyoruz ya da ne kadar dinliyoruz? Sadece ağrı üzerinden mi ilişki kuruyoruz bedenimizle? Düşüncelerimiz, duygularımız ile bedenimiz arasındaki karşılıklı etkileşimi anlamak; kendi içsel gücümüzü yeniden fark etmek için dans terapi herkese açık... PS: Son üç yıldır tiyatro etkinliği ile bir bilinç yarattınız. Bu etkinlikte temel amaç nedir? Elçin Biçer: Tiyatro etkinliği ile sanatın, konuşulması zor hatta sözlerin kifayetsiz kaldığı durumlarda ne kadar iyileştirici olduğunu hem biz her defasında yeniden deneyimleyerek anlamış olduk hem de başkalarına da bu bilgiyi ve ruhu aktarmaya çalıştık. Bu sene,

dans etkinliğimizde interaktif şekilde izleyenlerin de bize katılabileceği hep birlikte deneyimleyerek hissedeceğimiz bir çalışma olacak. Gelişmiş ülkelerde kanser merkezlerinde sanat atölyeleri, sanat terapileri sıklıkla kullanılıyor. Hatta Eisenberg, Amerika'da 3 kişiden 1'inin alternatif tedavi yöntemlerini tercih ettiğini bulgulamış. Bunun dışında, çeşitli yakınmalarla doktora başvuran insanların %50-75ˆ'inde bu yakınmaların başlaması ya da artmasında psikolojik faktörlerin etkili olduğu bulgulanmış. Bu sebeple, tamamlayıcı destekleyici sanatsal dışavurumcu yöntemlere yatırım yapmanın daha düşük maliyetli ve etkin olduğu fark edilmiş. Sigorta şirketleri, destekleyici terapileri de kapsamaya, hastaneler de tamamlayıcı tedavi yöntemleri sunmaya başlamış. Türkiye'de hastaya, hastalığa ve sağlığa bu açıdan bakarak çözümler sunan nadir ve öncü kurumlardan biri olduğumuzu söylemeliyim. 5 yıldır yaptığımız çalışmalarla bahsettiğiniz gibi bir bilinç yaratılmasına katkıda bulunduysak, çalışmaları anlatacak ortam sunmanız bakımından size de teşekkür etmek isteriz. PS: Son olarak söylemek istediğiniz bir mesajınız var mı? Elçin Biçer: Dans terapiyi deneyimlemek yada daha detaylı bilgi almak isteyen herkes bize yazabilir. Projenin İstanbul 'da ve diğer şehirlerde devam edebilmesi ve daha fazla sayıda kanser deneyimi yaşayan insanın bu programdan faydalanmasına destek olmak isteyenler de bize ulaşabilirler. Bazı alanlarda, küçük dokunuşlar insan hayatında çok büyük güzel etkiler sağlayabiliyor. Röportaj: Zeynep Çetinkaya

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 25


DOSYA

MUTLU VE SAĞLIKLI BİR YAŞLILIK HAYAL DEĞİL... 26

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016


HABER

SAĞLIKLI VE AKTİF YAŞLANAMIYORUZ!

S

ağlık Bakanlığı Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü ve Ankara Üniversitesi Yaşlılık Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi işbirliğinde “Aktif ve Sağlıklı Yaşlanma” konusunda farkındalık oluşturmak üzere Türkiye’de ilk kez “Türkiye Aktif ve Sağlıklı Yaşlanma Zirvesi” gerçekleştirildi.

3)

Araştırma kapsamına alınan 65+ yaş grubundaki bireylerin sosyal yardımdan yararlanma oranı, 40-64 yaş aralığındaki bireylerden daha fazladır.

9)

Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen “Aktif ve Sağlıklı Yaşlanma Araştırması” raporuna göre yaşanan her yılın, geçen her günün sağlıklı ve aktif yaşlanma açısından olumlu gelişmeler sağlamadığını ortaya koymaktadır.

4)

10)

TÜRKİYE “AKTİF VE SAĞLIKLI YAŞLANMA” ARAŞTIRMASI SONUÇLARI

5)

1)

40-64 yaş grubundaki katılımcıların büyük çoğunluğu evli iken, yaklaşık dörtte birinin bekar, boşanmış ya da eşini kaybetmiş oldukları; 65 ve daha büyük yaş grubunda evli olanların oranının azaldığı, eşini kaybetmiş olanların oranının yükseldiği belirlenmiştir.

2)

40-64 yaş grubundaki bireylerin üçte birinin lise mezunu oldukları, yaklaşık dörtte birinin de üniversite mezunu oldukları belirlenmiştir. 40-64 yaş grubunda okur-yazar olanların oranı %2.36, iken okur-yazar olmayanlar da bulunmaktadır (%1.64). 40-64 yaş grubundaki katılımcıların öğrenim düzeyleri açısından 65+ yaş grubundaki katılımcılara göre daha iyi bir tablo ortaya çıksa da cinsiyete ilişkin farklılıklar dikkati çekmektedir. Lise ve üniversite öğreniminde kadınların oranının erkeklere göre daha az olduğu görülmektedir.

40-64 yaş grubundaki bireylerin yaklaşık üçte birinin, 65+yaş grubundakilerin ise dörtte birinin evde sağlık hizmeti konusunda bilgisi ve fikri yoktur. 40-64 yaş grubundaki ve 65+ yaş grubundaki bazı bireyler ihtiyacı olduğu halde evde bakım hizmeti almamaktadır.

40-64 yaş grubundaki bireylerin %5.36’sı, 65+ yaş grubundakilerin ise %15.05’i acil durumlarda ambulans çağırmak için telefon numarasını bilmemektedirler.

6)

Araştırma kapsamına alınan bireylerde çoğunlukla diyabet ve artrit-eklem hastalıkları görüldüğü, yaklaşık beşte birinin görme kaybı sorunu yaşadıkları belirlenmiştir.

7)

40-64 yaş grubundaki bireylerin 65+ yaş grubundakilere kıyasla daha sağlıklı oldukları; erkeklerin durumlarının kadınlara göre daha iyi olduğu; öğrenim yükseldikçe hastalıkları olanların arttığı belirlenmiştir. 65+ yaş grubundaki kadınların ve erkeklerin yaklaşık yarısı diyabet hastasıdır.

8)

Kadınların yaşam aktivitelerindeki bağımlılık düzeyi ve bir başkasının yardımına ihtiyaç duyma durumu erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur.

Bireylerin %38.6’sının sigara kullandıkları, %13.9’unun alkol kullandıkları, yaklaşık dörtte birinin (%25.8) hipertansiyon hastası oldukları belirlenmiştir. 56-64 yaş grubunda olanların, 40-55 yaş grubundakilere göre daha yüksek oranda hipertansiyon teşhisine sahip oldukları görülmüştür. Öğrenim düzeyi düştükçe hipertansiyon riskinin yükseldiği saptanmıştır.

11)

Araştırmada öncelikle bireylerin beyanına dayalı olarak obezite oranı belirlenmiştir. Buna göre obezite oranı %5.2 olarak bulunmuştur. Daha sonra kilo boy oranına göre bireylerin Beden Kitle İndeksi hesaplanmıştır. Bu hesaplama sonucunda araştırma kapsamına alınan bireylerin yaklaşık yarısının (%47.4) hafif derecede obez, %10.7’sinin ise I.derece obez oldukları belirlenmiştir. Obezite açısından bireylerin beyanları ile gerçek arasındaki fark, bireylerin beden algısının gerçeklerden farklı olduğunu ya da bireylerin kilo almayı bir sorun olarak görmediklerini ortaya koymaktadır.

12)

Bireylerin fiziksel fonksiyonu sürdürebilme kapasitesinin yüksek olduğu, ancak yaş ilerledikçe bu kapasitenin hızlı bir şekilde azaldığı, 40 yaşından sonra her 10 yılın fiziksel kapasitenin azalması için önemli görüldüğü, 55 yaşın fiziksel kapasitenin azalması için önemli bir yaş olduğu belirlenmiştir. Kadınların fiziksel fonksiyonu sürdürebilme kapasitesinin erkeklere göre daha az olduğu tespit edilmiştir. 65+ yaş grubundaki biPOPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 27


24)

Bireylerin %36.83’ünün çalıştıkları, %39.64’ ünün emekli oldukları, yaklaşık dörtte birinin (%23.53) ise çalışma yaşında oldukları halde çalışmadıkları belirlenmiştir. Kadınların erkeklere kıyasla daha az çalışma yaşamında oldukları, çoğunlukla ev hanımı olarak yaşamlarını sürdürdükleri belirlenmiştir. Bu araştırma bireyler için yaşanan her yılın, geçen her günün sağlıklı ve aktif yaşlanma açısından olumlu gelişmeler sağlamadığını ortaya koymaktadır. GERÇEK BİR ÇABA GÖSTERMİYORUZ

reylerde, 40-64 yaş grubuna göre ciddi bir azalma olduğu hemen dikkati çekmektedir.

13)

Fiziksel egzersiz ve spor yapma sıklığı oldukça azdır. Kadınların erkeklere kıyasla daha az spor ya da egzersiz yaptıkları bulunmuştur. Öğrenim düzeyi yükseldikçe egzersiz ve spor yapma sıklığı artmaktadır. Yaş ilerledikçe fiziksel egzersiz ve spor yapma sıklığı azalmaktadır.

14)

Araştırma kapsamına alınan bireylerin çoğunluğunun sağlık hizmetlerine kolay erişebildikleri; kadınların erkeklere kıyasla sağlık hizmetlerine daha kolay erişim sağladıkları; yaş ilerledikçe erişimin zorlaştığı, sağlık hizmetlerinden genellikle memnun oldukları anlaşılmaktadır.

15)

Katılımcıların yaklaşık olarak yarısından fazlasının sağlık durumlarının bir yıl önce ile karşılaştırıldığında aynı olduğu, yaklaşık üçte birinin ise bir yıl önce ile karşılaştırıldığında sağlık durumlarının kötü olduğu belirlenmiştir.

16)

Tüm yaş gruplarındaki kadınların ve erkeklerin yaklaşık yarısının biraz stresli oldukları, yaşlı kadınların stres düzeyinin erkeklere kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur.

17)

Bireyler daha sağlıklı olmak için doktora düzenli gitmek, egzersize başlamak ya da egzersizi artırmak, sigarayı bırakmak, kilo vermek, yeme alışkanlıklarını değiştirmek gibi konuları önemli görmektedirler. Bireyler, aile so-

28

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

rumlulukları nedeniyle, özdisiplini zayıf olduğu için, işinin yoğunluğu nedeniyle, ekonomik yetersizlikler ve harcamalarının çok olması nedeniyle daha sağlıklı olmak için yapmak istediklerini yapamadıklarını belirtmişlerdir.

18)

Katılımcıların %68.3’ü sağlıklı ve güvenli gıdalar ile beslendiklerini söylerken, %31.7’si sağlıklı ve güvenli beslenemediklerini belirtmişlerdir. Alınan gıdaların güvenliği ile ilgili endişelerin olduğu anlaşılmaktadır.

19) 20)

Katılımcıların günde 7.30 bardak su içtikleri belirlenmiştir.

Katılımcıların yaklaşık dörtte üçü yaşadıkları çevreyi güvenli bulmaktadırlar.

21)

Gönüllü aktivitelere katılma oranı çok düşüktür. Özellikle 65 yaşından bu oran düşmektedir. Kurs seminer vb. etkinlere katılmama oranı yüksektir. Genellikle bireyler fikirleri olmadığı için katılmadıklarını belirtmişlerdir.

22)

Genellikle bireyler yaşlılığın ortalama olarak 59 yaşında başladığını düşünmektedirler.

23)

65 ve daha büyük yaş grubundaki bireylerin yaşamdan duydukları memnuniyetinin 40-64 yaş grubundaki bireylere göre daha az olduğu bulunmuştur. Erkeklerin kadınlara göre yaşamlarından daha çok memnun oldukları belirlenmiştir. Öğrenim düzeyi yükseldikçe yaşamdan duyulan memnuniyet de yükselmektedir.

Bu araştırmaya göre Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenmiş olan 65 yaşına gelmeden yaşlanmaya ilişkin tüm olguların ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Henüz 50’li yaşlarda obezite, hipertansiyon, artrit ve eklem hastalıkları, diyabet gibi hastalıkların ortaya çıktığı, her geçen yıl fiziksel fonksiyon kapasitesinin azaldığı, hem temel hem de araç yaşam aktivitelerinde başkasının desteğine ve bakıma duyulan ihtiyacın arttığı ortaya çıkmıştır. Tüm bunlar öncelikle sağlık hizmetlerinin yaş gruplarının ihtiyaçlarına göre yeniden gözden geçirilmesini gerektirirken, konunun sosyal, psikolojik ve ekonomi boyutlarının da dikkate alınmasını beraberinde getirmektedir. Bu araştırmada bireylerin sağlıklı olmak, sağlıklı ve aktif yaşlanmak için gerçek bir çabasının olmadığı görülmektedir. Düzenli spor ya da egzersiz yapmadıkları, obeziteyi bir risk olarak algılamadıkları, genellikle sigara kullandıkları, yeme alışkanlıklarını değiştirmedikleri belirlenmiştir. Gönüllü aktivitelere katılmadıkları, çocuk/torun bakımına yeterli katkı sağlamadıkları, sinema ve tiyatroya gitme sıklığının az olduğu, kurs, seminer gibi yaşam boyu öğrenme faaliyetlerine katılmadıkları ortaya çıkmıştır. Yaş ilerledikçe yaşamdan duyulan memnuniyetin azalması ortaya çıkan önemli bir sonuçtur. Öğrenim düzeyi arttıkça belirtilen hususlar çerçevesinde olumlu durumların ortaya çıktığı dikkati çekmektedir. Fiziksel fonksiyon kapasitesinin azalması, temel yaşam aktivitelerinde başkalarına bağımlılık, yaşam memnuniyetinin azalması, fiziksel egzersiz yapma gibi araştırmada sağlıklı ve aktif yaşlanma çerçevesinde ele alınan birçok konuda kadınlar dezavantajlı durumdadır. Her şeyden önce kadınların hem 40-64 yaş grubunda hem 65+ yaş grubunda öğrenim düzeyi düşüktür, çalışma yaşamına katılma oranı azdır, yalnızdır, gelirlerini yeterli bulmamaktadır.


NÖROLOJİ

YAŞ ARTTIKÇA UYKUMUZ DA DEĞİŞİYOR!

Ç

oğu erişkin tam anlamıyla dinç olmak için yaklaşık 8 saatlik bir uykuya ihtiyaç duyar. Bu çoğu 65 yaş ve üzeri erişkin için de geçerlidir. Fakat yaş ilerledikçe uyku problemleri yaşama ihtimali artar. Pek çok faktör tam dinlenmeyi sağlayacak iyi bir uykunun önünde engel oluşturur. Yaşlı erişkinlerin akşamları daha erken saatlerde uykuları gelir veya yatağa gittiklerinde uykuya dalmakta sorun yaşayabilirler. Bütün gece boyunca uykuda kalamayabilirler. Sabah erken saatlerde uyanabilir ve uykuya geri dönmekte sorun yaşayabilirler. Bu problemler yaşlı erişkinleri gün boyu uykusuz bırakabilir. UYKU DÖNGÜSÜ ESKİDEN OLDUĞU GİBİ ÇALIŞMAYABİLİR Pek çok şey uyku problemlerine neden olabilir. Bir erişkin 65 yaşına geldiğinde onun uyku/uyanıklık döngüsü eskiden olduğu gibi çalışmaya devam etmeyebilir. Tütün, alkollü veya kafeinli içki gibi bazı alışkanlıklar uyku problemlerine neden olabilir. Başka bir hastalık nedeniyle veya var olan bir ağrının kişiyi uykudan alıkoyması nedeniyle olabilir. İlaçlar (tansiyon ilaçları, kolesterolü kontrol eden ilaçlar vb.) da kişiyi uyanık tutabilir. Ayrıca uyku apnesi, huzursuz bacak sendromu veya periyodik bacak hareket bozukluğu gibi uyku bozuklukları olabilir. YÜZLERCE KEZ TEKRARLANABİLİR Uyku apnesi olan kişilerde solunum uyku sırasında 10-30 saniye kadar durur. Sonra bir iç çekme ile tekrar solumaya başlarlar. Bu durum bir gecede yüzlerce kez tekrarlanabilir. Uyku apnesi olan kişiler

genellikle yüksek sesle horlarlar. Uyku apnesi gündüz saatlerinde uykusuzluk belirtilerine neden olur. Ayrıca hipertansiyon ve kalp hastalarının durumunu ağırlaştırabilir. KİLO VERMENİZ UYKU APNENİZİ HAFİFLETEBİLİR Uyku apneniz varsa ve fazla kiloluysanız, kilo vermeniz uyku apnenizi hafifletebilir. Yan tarafa yatmak, alkol tüketmemek veya uyku ilaçları kullanmamak da yardımcı olabilir. Uyku apnesi olanların çoğu geceleri hava yollarını açık tutmak üzere özel bir solunum maskesi kullanmak ihtiyacındadır. Uyku apnesi olan bazı kişilerde cerrahi yöntemler yardımcı olabilir. BACAKLARINIZ HUZURSUZ MU? Huzursuz bacak sendromu, bacaklardaki zonklama, çekilme, ürperme ve benzeri rahatsızlık verici hisler ve dizginlenemeyen ve bazen de çok güçlü bacaklarını

Dr. Esra Mıhçıoğlu Nöroloji Uzmanı Acıbadem Ankara Hastanesi

oynatma dürtüsü ile karakterize nörolojik bir hastalıktır. Belirtiler öncelikle kişinin gevşediği veya dinlendiği gece saatlerinde ortaya çıkar ve şiddeti gece boyunca artar. Bacakları hareket ettirmek rahatsızlığı geçirir. Huzursuz bacak sendromu varsa bacaklara sıcak veya soğuk ped uygulamaları, sıcak veya soğuk banyo yardımcı olabilir. Rahatlama amaçlı egzersiz ve esneme hareketlerinin iyi geldiği bilinmektedir. Yatmadan önce ayak parmakları, ayaklar ve bacakları ovalamak faydalı olabilir. Huzursuz bacak sendromu ve periyodik bacak hareketi sendromu beraber görülebilir.

Her gün aynı saatte yatın ve kalkın. 20 dakikayı aşan şekerlemeler yapmayın. Öğle yemeğinden sonra kafeinli içecek tüketmeyin. Akşamları alkol tüketmeyin. Uykuya dalmak üzere uzun süre yatakta kalmayın. 30 dakika içinde uykuya dalamamışsanız kalkın ve sessizce okumak veya hafif bir müzik dinlemek gibi başka bir şey yapın. Sonra tekrar uyumayı deneyin. Kullandığınız ilaçların sizi uyanık tutup tutamayacağını doktorunuza sorun. Doktorunuza ağrınız veya başka bir rahatsızlığınızın uyku problemi yaratıp yaratamayacağını sorun. Her gün egzersiz yapmaya çalışın. Egzersiz yaşlı erişkinlerin daha iyi uyumasını sağlayabilir.

KALİTELİ BİR UYKU İÇİN

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 29


KARDİYOLOJİ

MUTLU YAŞLILIK İÇİN VÜCUDUNUZA KULAK VERİN...

ERKEN TEŞHİS İÇİN NELER YAPABİLİRİZ? Bedenimiz aslında bizimle sürekli kendi dilinde konuşur. Bize bir şeylerin eskisi gibi gitmediğinin sinyallerini verir. İç sesinizi çok önemseyin. Eskiye oranla daha çabuk yorulmak, güç ve enerji hissetmemek. Çabuk nefes nefese kalmak. Yürürken göğsünüzde bir dolgunluk, tıkanıklık veya yanma hissetmek; hatta bu sebeple durup soluklanmak ihtiyacı duymak. Uykudan kalktığınız halde oldukça yorgun ve enerjisiz hissetmek. Sık baş ağrısı, kulak çınlaması, bulanık görme, burun kanaması atakları, düzensiz kalp ritmi, çarpıntı olması dikkatimizi çekmesi gereken hallerdir. Ayda bir tansiyonumuzu doğru ölçüm tekniğiyle ve güvenilir bir cihazla ölçerken tansiyonumuzun rakamsal olarak değerinin farkında olmak önemlidir. Sıklıkla 140/90 civarında tansiyona sahip birçok kişi yukarda yazılan bulguların çok azını hisseder. Bu durumu hareketsizlik, alınan kiloya yorumlar ve tansiyon yüksekliğinin olabileceğini hiç aklına getirmez.

anlamayabiliriz. Ancak davet eden ve onlara kapıyı açık tutan unsurları biliyorsak, varlıklarını hissettiren ip uçlarını tanıyorsak gereken önlemleri alarak onları hayatımızdan uzak tutabiliriz.

• Doç. Dr. Zeynep Tartan Kardiyoloji Uzmanı Kadıköy Şifa Ataşehir Hastanesi

D

ünyada özellikle enfeksiyon hastalıklarının daha iyi kontrol edilebilir olması, acil tıp girişimlerinin, hastalıkların teşhis ve tedavi metotlarının oldukça gelişmiş yöntemlerle daha hızlı yapılabiliyor olması insan ömrünü uzattı. Ancak ömrün uzaması sağlıklı bir yaşlanmayı bize vaat etmiyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Tartan kronik hastalıkların başında kalp ve damar hastalıklarının geldiğini belirtiyor. “Kalp ve damar hastalıklarını bir ailenin fertleri gibi düşünmek gerekir. Bu ailenin bir ferdi ile tanıştığınızda eğer aranıza sınır çekmezseniz, maalesef zararlı olan diğer fertlerle de tanışmanız kaçınılmazdır. Kalp ve damar hastalıkları çok yavaş hayatımıza girerler ve aslında bizimle yaşarken hayatımızda var olduklarını pek

30

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

Hipertansiyon; yaşlanma ile görülme sıklığı artan bir hastalıktır. Ailenin en sık belki de ilk tanışılan üyesidir. Toplum da her 3 kişiden biri hipertansiyonla tanışır. Ani ve çok yüksek değerlere çıkmadıkça çoğu zaman hissedemeyiz. Hipertansiyona davetiye çıkartıyor muyuz yoksa o sessizce zaten hayatımıza girmiş mi anlamak için nasıl yaşadığımızı gözden geçirmek yeterlidir.

• •

Çok fazla unlu, şekerli gıdalar tüketiyor muyuz?

Fazla ekmek yiyor muyuz? Bunun esmer çok tahıllı vs olması daha yararlı anlamına gelmiyor. Çok fazla meyve, meyve suyu, meşrubat, alkol tüketiyor muyuz?

Çok fazla hazır yiyecek veya paketli yiyecekler, atıştırmalıklar, katı yağlar ve çok yağlı hayvansal gıdalar yiyor muyuz?

Hareketsiz bir yaşantımız var mı? Kilo fazlamız var mı?

Bunlar kalp ve damar hastalıkları ve hipertansiyon için açık davetiye verdiğimiz en kusurlu yaşam alışkanlıklarımız.

Normalde her yaş için tansiyonumuz ideal olarak 130/85 mmHg in altında olmalıdır. Ancak gün içinde tansiyonumuz iniş çıkışlar gösterir. Bu nedenle bu rakamların üzerinde bir seyir varsa 1 hafta 10 gün gibi sabah akşam takip edilerek hangi aralıkta seyrettiğinin farkına varılması gerekir. Yılda en az bir defa rutin kan testleri ile, açlık kan şekeri, kan yağları, karaciğer ve böbrek fonksiyonları ve buna ek olarak hekimin riskinize ait öngördüğü diğer testler yapılmalıdır. RİSK FAKTÖRLERİNE DİKKAT! Unutmayalım ki; Kalp ve damar hastalıkları risk faktörleri ailesi birbirine bağlıdır ve mutlaka birinin varlığı neticesinde diğerleri de bir süre sonra hayatınıza girecektir. Bu risk faktörleri erken dönemde teşhis edilmezlerse ilerleyen yaşımızda kalp yetmezliği, damar tıkanıklığı ve neticesinde kalp krizine sebebiyet verecektir. Bununla birlikte ritim bozukluğu, ana atar damarda tıkanma genişleme, felç, erken bunama, beyin kanaması, böbrek yetmezliği, körlük gibi çok ciddi hastalıklara dönüşerek yıllar önce bizim hayatımıza girdiklerini bize hatırlatacaklardır. Sağlıklı ve mutlu bir yaşlılık geçirebilmek için bunun yatırımını da erken yapmak gerekir. Sağlıklı olmak; doğru beslenmek, egzersiz yapmak, sosyal çevreyle ve iç dünyanızda iyi ilişkiler kurmak, kendinizi geliştirmek gibi bütünsel bir yaşam biçimini içeriyor. Vücudunuza kulak verin, düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırın.”


PSİKİYATRİ

BAĞIMSIZ YAŞAMALARI İÇİN YAŞLILARA İYİLEŞTİRİCİ YÖNTEMLER ŞART!

D

ünyada ve ülkemizde yaşlı nüfusun artması; sağlıktan beslenmeye, ulaşım araçlarından konutların tasarımına, umumi tuvaletlerden ilaç prospektüslerinin, broşürlerin, gazetelerin punto büyüklüklerine, elektronik cihazların tuş sayılarına, alarmların ses tonlarına, otomatik kapıların kapanma hızlarına kadar akla gelebilecek hemen her yerde bazı değişiklikler yapılmasını zorunlu kılıyor. Her türlü önlem ve iyileştirici hizmet, yaşlıların yaşam kalitesini artırırken bağımsız yaşamalarına da o derece olanak tanıyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar, yaşlanan nüfus artışının yeni ihtiyaçları doğurduğuna dikkat çekti. YAŞLILAR İÇİN İYİLEŞTİRİCİ YÖNTEMLER TASARLANMALI Günlük hayatta sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşmaları için hastanede bekleme sıralarını azaltmak yetmeyecektir. Evde kullandıkları aletlere web temelli sağlık hizmeti-danışmanlığı alabilecekleri yazılımların eklenmesi, örneğin kan basıncı-kan şekeri ölçümü sonuçlarında aşırı değerler varsa hemşiresine otomatik olarak bildirilmesini sağlamak gerekecektir. Düşmeye bağlı kırıkların önlenmesi için evde ve dışında pratik asansörlerin tasarlanması, belki yatak yanı banyo, merdiven eşiği gibi düşme riski yüksek alanlarda düşme halinde otomatik açılacak hava yastıkları tasarlanması gerekecektir.

EVDE BAKIM HİZMETİ VERENLER DE SORUN YAŞIYOR İyileştirici önlemler almak gereken bir diğer alan ise bakım verenlerdir. Evdeki yaşlıya bakım veren aile bireyi, arkadaş ya da bakıcı günlük yaşamının kısıtlanması, bakım verilen kişi ile çatışma, tıbbi sorunlarla ilgili kaygı gibi birçok nedenle yoğun stres yaşayabilmektedir. Yaşlılar çok haklı olarak evlerinden ayrılmak istememekte ancak, tıbbi durumları bedensel ve zihinsel olarak bağımsız bir yaşam sürmelerine engel olmaktadır. Bu durumda evde bakılması ya da profesyonel bakım alabilecekleri bir bakımevine yerleştirilmeleri gerekir. Fakat genellikle yaşlı kişi bu iki çözümü de istemez ve evinde bağımsız yaşayabilmeye çalışır. Bu durumda sorunlar daha büyüyebilir. PROFESYONEL BAKIM EVLERİ YAŞAM KALİTESİNİ ARTTIRIYOR Yaşlı bireyin bakımla ilgili bu gibi alternatiflere kapalı olması bakım verecek ya da bakım hizmetini planlamakla sorumlu hisseden kişinin yükünü bir kat daha artırır. Yaşlı birey bağımsızlığının kısıtlanması ve otonomisinin sarsılması, çocuklarına-akrabalarına yük olma ve elbette yaşadığı fiziksel hastalıkların sıkıntısını yaşarken diğer cephede aile bireyleri ise bakımın maddi maliyeti, yaşlının yaşadığı sıkıntı ve hastalığa üzülme, yaşamını kısıtlama zorunluluğunu yaşarlar. Bu çerçeveden

Doç. Dr. Gökben Hızlı Sayar Psikiyatri Uzmanı Üsküdar Üniv. NPİSTANBUL Hastanesi

baktığımızda yaşlının yaşam kalitesini artıracak her tür önlem, aynı zamanda bakım verenlerin yükünü de azaltacaktır. Toplumda halen profesyonel bakım hizmeti almayı yaşlıyı “huzurevine bırakmak“ yani terk etmek olarak algılayan bir anlayış izlenmektedir. Oysa bakımevleri yaşlıların daha iyi tıbbi bakım alacakları, sürekli kontrol altında olacakları, yaşlarına ve ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş, akranları ile bir arada olup sosyalleşebilecekleri ortamlardır ya da öyle olmalıdır. Tıbbi müdahalelerde bir müdahale ya da hizmetin etkinliği; o müdahalenin faydası ile kullanımının çarpımsal değeri ile saptanır. Bakımevi çok üst düzey ve kaliteli hizmet sunsa dahi bilinirliği ya da tercih edilirliği sağlanmadıkça, yani kullanılmadıkça, etkin bir çözüm olamamaktadır. Yaşlılarla ilgili bireysel çözümler üretmenin yanısıra kamu yoluyla da bakımevlerinin geliştirilmesi, iyileştirmesi ve bilinirliğinin sağlanması, üzerindeki olumsuz imajın kaldırılıp kullanımının güçlendirmesi gerekir. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 31


YAŞLI SAĞLIĞI

YAŞLI VE HASTA BAKIMI ANCAK SEVGİYLE VE ŞEFKATLE BAŞARILIR Vildan Kandemir Bütün Meva Bakımevi Danışmanı

D

ünya Sağlık Örgütü yaşam süresinin arttığını, 60 yaşın üzerindeki nüfusun 2050 yılına kadar 2 milyarı bulmasını beklediğini ancak yaşlanmanın artık sağlıklı olmadığını açıkladı. Nüfusun yaşlanması ile yaşlı bakım hizmetlerinde önümüzde yıllarda neler yapılması, hizmet kalitesinin yükseltilmesi ve sorunların acil çözüme ulaşması gerekliliğini de getirdi., YAŞLI VE HASTA BAKIMI PLANLAMA GEREKTİRİR Evde yaşlı ya da hastaya bakım verebilmek için, bakım alan veya alacak kişinin hastalığına, bakımında özellik gerektiren durumlarına göre çok farklı bilgi birikimlerinin olması gerekmektedir. Bu nedenle öncelikle bakım alacak kişinin ihtiyaçlarını iyi belirleyip bakım

32

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

ve tıbbi tedavinin devamı için bir plan oluşturulmalıdır. Bakıma muhtaç kişinin sürekli ve düzenli olarak gözetim altında kesintisiz bir bakıma, tıbbi desteğe, muayeneye, tahlillere ve sağlık profesyonellerinden oluşan bir ekibe ihtiyacı vardır. Bakım alacak kişinin fiziki ortamı mutlaka ona uygun olmalıdır. Tıbbi Bakım ve Tıbbi tedavinin devamı esas alınacağı durumlarda uygun ve hareketli hastane yatakları olmak üzere, sarf malzemeler, medikal aletler, örneğin solunum cihazları, aspiratörler, oksijen sistemleri, monitör gibi tıbbi donanım, çeşitli ilaçlar, pansuman malzemeleri her zaman gerekli olacaktır. Bakımevleri çeşitli hastalıklar sonucu evde bakılan bir yaşlının ya da hastanın maliyetlerini azaltarak güvenli ve donanımlı bir ortamı 24 saat bu kişilerin bakılması için açılan kuruluşlardır. Ülke-

mizde son yıllarda profesyonelleşmeye başlayan tıbbi bakım ve tıbbi tedavinin devamlılığı, çok defa hastane ya da evlerde çeşitli şekilde yapılmaya çalışılsa da “Bakımevi”, “Yaşlı Bakım Merkezi” gibi isimler altında 10-15 yıldır yapılanmaya çalışılmaktadır. SAĞLIKSIZ YAŞLILARIMIZ ARTIYOR! Sağlıksız yaşlanma deyince herkesin aklına ilk gelen, çağın vebası diye adlandırılan Demans, Alzheimer ve kronik hastalıklardır. Yaşamın uzaması ile birlikte yaşlılarda ortopedik açıdan çeşitli kırıklar, yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı oluşan hastalıklar, sindirim, dolaşım, kalp, boşaltım ve solunum sisteminin artık görevlerini yeterince yerine getirememesi sonucu oluşan hastalıklar artmakta ve bazen aniden ortaya çıkmaktadır. Bu hastalıklar olmaksızın


bazen kendi kendine yetebilen yaşlı birey, tansiyon hastalığının ya da diyabet hastalığının takibi gibi basit bir takibi bile onu sağlıksız yaşlı kılar. PROFESYONEL BAKIM BİR EKİP İŞİDİR VE ASLA TEK BİR BİREYE BAĞLI DÜŞÜNÜLEMEZ Yaşlı birey sağlığına kavuşup profesyonel bakım ihtiyacı bittiğinde tek bir kişi ancak yaşlı bireye yaşamında refakat eden günlük basit ilaçlarını takip eden, eğitimli bir refakatçi olabilir. Bu hastalıkların çoğu beraberinde yaşlının birilerine veya bir kuruma bağımlı bir şekilde yaşamını devam ettirmesini gündeme getirir. Bu nedenle, yaşlı bireylerin mevcut sağlığını korumak ve yaşlı bireyin hastanede başlanan tedavisini taburcu olduktan sonra da sürdürmek amacıyla profesyonel bir bakım şarttır. BAKIMEVİ HERHANGİ BİR BAKIMIN YA DA TEDAVİNİN ALTERNATİFİ DEĞİLDİR! Yaşlı ve hasta bireyin tıbbi bakım ve tedavisinin devamında, mobil veya inmobil hasta bakım hizmetlerinde, kronik bir hastalık sonucu yaşamın son evresindeki palyatif bakımda, kısa ya da sürekli fizik tedavi hizmeti gerektiren durumlarda, psikiyatrik ve nörolojik hastalığın takibi, iyileşme dönemi ve yoğun tıbbi bakımında, yalnızlık ve temel bakımla yalnız yaşlı bireylerin, hastanelerin, hekimlerin ve evde bakımın yetersizliği durumlarında çözüm ortağınız olmalıdır. MEVA Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi olarak hizmetlerimiz sadece Alzheimer, Demans, Parkinson, Multple Skeleroz gibi hastalıklarla, huzurevi ve standart bakım hizmetleri ile sınırlı değildir. Aynı zamanda Trakeostomili hastalar, NGS ve PEG’li hasta bakımları, Akut Paralizi sonrası evde bakıma hazırlık dönemine destek hizmeti, yatarak fizyoterapi hizmeti, onkoloji hastaları nekahat dönemi bakımı hizmeti, ,ameliyatlar

sonrası gözetimli konaklama, hemşirelik bakımı ve destek hizmetleri, kemoterapi ve radyoterapi sonrası bakım hizmeti, psikolojik destek hizmeti, terminal dönem hemşire bakım hizmeti gibi özel hastalara da yüksek standartlarda hizmet vermekteyiz. YAŞLI TURİZMİNDE DE ÖNCÜ MERKEZLERİNDEN BİRİYİZ Yaşlı turizmi sebebiyle ülkemizin de yaşlı ve yaşlı bakımında favori ülkeler arasında yer alması, çeşitli bakanlıklarca, kalite denetlemeleriyle sektörde A plus hizmeti tescillenmiş kurum olan MEVA’nın sorumluluğunu daha da arttırmıştır. Kurumumuz ileri yaşlılık ve hastalık dönemlerindeki bakım ve bakımın finansman sorununu çözmek adına çeşitli kongre, sempozyum ve toplantılarda çözüm önerileri sunmaktadır, bildiriler yayınlamaktadır.

Yaşlı ve hastanın tedavisi bittikten sonra bakım alacağı, tedavi ve tıbbi takibinin yapılacağı merkezlerin yeterliliklerinde örnek oluşturmuş, bir adım daha ileri giderek personel, işleyiş, dökümantasyon ve eğitim alanlarında, dünyada kabul gören bakımdaki son teknoloji ve bilgileri takip etmektedir. EN KIYMETLİNİZİ EMANET ETTİĞİNİZ GÜVEN VEREN BİR KURUM SEÇİLMELİ ! MEVA Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde 7/24 kişiye özel kameradan yaşlınızı izleme sizin için bir konfor, bizim için bir özdenetimdir. İstediğiniz zaman yaşlınızı ziyaret edebilmeniz her an eşit ve sürekli bir bakımın devam ettiğinin bir göstergesidir. Kurumsal bakımdan Türkiye’de sektöre öncülük eden ve toplumda “Yaşlı Bakımı, Bakımevi, “Hasta Bakım & Rehabilitasyon” kavramlarında algı yaratan profesyonel kuruluştur. Türkiye'de bakımevi olarak planlanmış ve inşa edilmiş ilk ve tek büyük komplekstir. MEVA her ne şekilde ya da standartta olursa olsun yaşlı ve hasta bakımının ancak sevgiyle ve şefkatle başarılı olacağına inanan; toplum kültürü ve değerlere saygıyı misyonunda barındıran A plus anlayışla hizmet veren bir kuruluştur.

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 33


DOSYA: GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ

DOSYA:

GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ TIBBIN LOKOMOTİFİDİR “BAĞIMSIZ AYRI BİR BİLİM DALI OLMALIDIR” KANSER TEDAVİSİNDE PERKÜTAN TÜMÖR ABLASYONU ‘İNME’DE İLK 3-4 SAAT HAYATINIZI KURTARABİLİR! KANAMALAR

DOSYA KAPAK ILLUSTRASYON: FRAME

VARİSE MODERN ÇÖZÜMLER

34

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016


T

emelleri 60’lı yıllara dayanan Girişimsel Radyolojik Tedavilerde, işlemlerin çeşitliliği, karmaşıklığı ve derinliği son zamanlarda çok artmış, yöntem ve teknikler geliştikçe daha kritik ve dokunulamaz hastaların girişimsel tedavileri yapılabilir hale gelmiştir. Türk Girişimsel Radyoloji Derneği (TGRD) tarafından düzenlenen “11. Girişimsel Radyoloji Yıllık Toplantısı”, 10-13 Mart 2016 tarihleri arasında Belek-Antalya’da gerçekleştirildi. Girişimsel radyolojideki bilimsel gelişmelerin ve güncel uygulamaların sunulduğu, karşılaşılan sorunlara çözümler üretildiği ve 500’ü aşkın katılımcının takip ettiği toplantıda, alanlarında uzman ulusal-uluslararası bilim insanlarının katılımıyla tartışıldı. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısına katılan TGRD Yönetim Kurulu adına Başkan Prof. Dr. Mehmet Halil Öztürk, TGRD Genel Sekreteri Prof. Dr. Devrim Akıncı, TGRD Eğitim Birimi Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Erol Akgül ve TGRD Yıllık Toplantı Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. A. Yiğit Göktay, Girişimsel işlemler, Girişimsel Radyoloji ile inme tedavisi, prostat arter embolizasyonu, kanser tedavilerinde girişimsel radyoloji, tanı ve tedavide gelişmeler hakkında bilgiler verdiler, ülkemize özel sorunları aktardılar.

“GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ TIBBIN LOKOMOTİFİDİR” Prof. Dr. M. Halil Öztürk TGRD Yönetim Kurulu Başkanı Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı

G

irişimsel Radyoloji, klasik radyoloji ihtisasının özelleşmiş bir dalıdır. Klasik radyolojiden farkı tanısal radyolojide değişik görüntüleme cihazlarını kullanarak, hastalıklara tanı koyarlar. Girişimsel radyologlar bu cihazların bir veya birkaçını kılavuz olarak kullanarak hastalıklara müdahale ederler. Bir diğer ifade ile, girişimsel radyoloji görüntüleme ile tanı koyan radyoloji uzmanlarının görüntüleme kılavuzluğunda tedavi yapmalarıdır. Girişimsel Radyoloji’de yaptığımız işlemleri “Damar (vasküler) tedavileri” ve “Damar dışı (nonvasküler) tedaviler” olarak iki büyük gruba ayırmaktayız. Anjiyografi ile koroner damarlar hariç vücuttaki tüm damarlara ait hastalık ve sorunları damar içerisinden tedavi edebiliyoruz. GİRİŞİMSEL İŞLEMLER Girişimsel radyologlar önceden elde edilmiş görüntüler üzerinde gerçekleştireceği işlemi planlar. Daha sonra ciltte yapılan çok küçük bir kesiden vücut içine gönderilen incecik iğne veya katater ki bunlar birkaç milimetre kalınlığındaki plastik tüplerdir, damarlardan veya perkütan olarak görüntüleme kılavuzlu-

ğunda (Dijital Substraksiyon Anjiografi, Floroskopi, Ultrason, Bilgisayarlı Tomografi) yönlendirirler. Bu sırada görüntüleme cihazları ile nereye gidildiği sürekli kontrol edilir. Bu şekilde ameliyatla vücudun herhangi bir yerini açılmadan hastanın içini görerek dışarıdan ince iğne veya katater ile müdahaleler yapılır. Bu müdahaleler çok geniş bir yelpazedeki hastalıklara hitap etmektedir. EN İLERİ TEKNOLOJİK CİHAZLAR KULLANIYORUZ Girişimsel radyolojideki gelişmeler bu işlemlerdeki teknikleri de geliştirmektedir. Damar tedavileri çoğunlukla anjiyografi cihazları kullanılarak yapılmakla birlikte, artık ultrason cihazları da zaman zaman damar müdahaleleri için kullanılmaktadır. Damar girişimleri için ultrasonun dahil edilmesi işlem başarısını belirgin şekilde artırmaktadır. GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ’NİN YAYGINLAŞMASI HASTALARIN YARARINA Bu işlemler, hastalar için cerrahiye göre daha kolaydır. Ameliyat kesileri ve ameliyata ait birçok sorun yoktur veya çok azdır. Diğer yandan işlemler genellikle lokal anestezi ve sedasyon ile gerçekleştirilir. Bazı durumlarda genel anesteziye ihtiyaç olsa da bunun sayısı çok azdır. İşlem sonrası iyileşme ve hastanın normal yaşama ya da işine dönme süresi daha kısadır. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 35


DOSYA: GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ

“GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ BAĞIMSIZ AYRI BİR BİLİM DALI OLMALIDIR”

RESMİ OLARAK TANINMALIYIZ

Prof. Dr. M. Halil Öztürk TGRD Yönetim Kurulu Başkanı Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fak.Radyoloji Anabilim Dalı

GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ’NİN RESMİ DURUMUNDA BELİRSİZLİK DEVAM EDİYOR

G

irişimsel Radyoloji, dünyadaki gelişmelerin aksine, ülkemizde hala resmi olarak ayrı bir bilim dalı olamamıştır. Bu defalarca dile getirdiğimiz bir sorundur. Gelişmiş ülkelere baktığımızda, temelleri 50 yıl öncelere dayanan girişimsel radyolojik tedavilerde, işlemlerin çeşitliliği, karmaşıklığı ve derinliği son zamanlarda çok artmıştır. Bu gelişmelere paralel olarak Girişimsel Radyoloji, Avrupa’da birçok ülkede ve ABD’de ayrı bir eğitim programına sahip bağımsız bir dal olmuştur. Avrupa’da Union of European Medical Specialists (UEMS) 2009’da Girişimsel Radyoloji’yi, Radyoloji’nin altında ayrı bir dal olarak kabul etmiş iken, ABD’de ise Girişimsel Radyoloji çok daha önceden beri, yaklaşık 30 yıldır ayrı bir daldır. Ülkemizde ise halen belirsizlik mevcuttur.

36

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

Girişimsel Radyoloji, 2002’de YÖK tarafından Radyoloji AD bünyesinde bir Bilim Dalı olarak kabul edilmiş olup, buna istinaden birçok tıp fakültesinde Girişimsel Radyoloji Bilim Dalları kurulmuştur. Ancak buna rağmen Sağlık Bakanlığı tarafından yan dal olarak kabul edilmemiştir. Bu nedenle, ülkemizde akademik olarak var olan girişimsel radyologlar resmi olarak tanınmamakta ve Girişimsel Radyoloji eğitiminin kurumsallaşmasında sorunlar yaşanmaktadır. Bütün bunlara rağmen ülkemizde Girişimsel Radyoloji, yurtdışındaki ileri merkezlerle aynı kalitede ve yaklaşık olarak aynı süredir başarı ile uygulanmaktadır. HASTALARIMIZ DA MAĞDUR! Girişimsel radyolojinin resmi olarak ayrı bir dal kabul edilmemesi, hastalarımızı da mağdur etmektedir. Bu sorun nedeniyle hastalarımızın bizlere doğrudan ulaşabilmesi birçok merkezde olanaklı değildir. Yani hastalarımız bize ancak diğer klinik branş hekimleri tarafından yönlendirildiğinde ulaşabilmektedir. Resmi makamlar, bazı merkezlerde bu soruna geçici tedbirlerle çözüm getirse de birçok yerde ve durumda bu çözümler yeterli olmamaktadır. İkinci ana mağduriyet durumu ise resmi olarak yan dal olmamamız girişimsel radyolojinin yaygınlaşması ve daha fazla vatandaşımıza hizmet sunabilmesini güçleştirmektedir. “TÜRK GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ DİPLOMASI” CIRSE TARAFINDAN TANINMIŞTIR Girişimsel Radyoloji’de, yeni nesillerin uygulamaları hem teknik hem de klinik yönüyle öğrenmesi için düzenli ve kapsamlı eğitim programlarına ihtiyaç vardır.

Bu gerekçeyle Türk Girişimsel Radyoloji Derneği olarak, uluslararası ölçekte sahip olduğumuz bilgi birikiminin yeni nesillere en iyi şekilde öğretilmesi için düzenli eğitim programları oluşturmak ve bu işlemlerde deneyimli olan radyoloji uzmanlarını belgelemek adına çalışmalar başlatılmıştır. Bu amaçla derneğimizce Girişimsel Radyoloji alanında yeterliliği gösteren “Türk Girişimsel Radyoloji Diploması” projesi hayata geçirilmiş ve düzenli eğitim programları sonunda sınavlar yapılmıştır. Diğer yandan faaliyetlerimiz, belgeleriyle Avrupa Girişimsel Radyoloji Derneği olan CIRSE’ye anlatılmış ve derneğimizin verdiği bu diplomayı tanımaları istenmiştir. Uluslararası Girişimsel Radyoloji Liderler Toplantısı ardından gerçekleşen müzakereler sonucunda imzalanan mutabakatla, derneğimizin “Türk Girişimsel Radyoloji Diploması” CIRSE tarafından tanınmıştır. KAPSAMLI EĞİTİM PROGRAMLARINA İHTİYAÇ VAR Girişimsel işlemler eğitiminin çok iyi düşünülerek planlanması lazım. Sadece anjiyo yöntemlerini kullanıyor olmak işlemleri gerçekleştirmek için yetmiyor, diğer yöntemleri de kullanabilmek gerekiyor. Girişimsel bir işlem yapmışsanız, işlem hazırlığında, işlem aşamasında ve yaptığınız işlemin takibi açısından da BT, MR kullanmanız gerekiyor. O yüzden bu işlemlerin eğitimini almış kişiler tarafından yapılmasını önemli buluyoruz. Ayrıca bu eğitimin iyi tanımlanması süresinin, müfredatının konunun uzmanları tarafından yapılması lazım. On beş günlük, üç aylık eğitim ile olmaz. En az iki yıl, tercihen üç yıl olmalı. Günlerle haftalarla yapılan bir eğitim, eğitim değildir. Yaptığımız iş ‘teli gönderiyorsun damar içinde ilerliyor’ gibi basit bir işlem değildir. Her ne kadar dernek olarak yoğun bir şekilde eğitim faaliyetleri düzenlesek de, resmi olarak yan dal kabul edilmemiz halinde konuya ilgi duyan hekimler daha kolay ve çok sayıda yetişebilecektir. Bu konuda her türlü desteğe hazırız. SANAYİ GİRİŞİMSEL RADYOLOJİYİ DESTEKLİYOR Bizim alanımızda sürekli bir gelişme olacak ve bunun ardı arkası gelmeyecek. Ülkemizde girişimsel radyologlar da sürekli bilimsel çabaları ve kendilerine ait buluşları ile sanayiye katkıda bulunuyorlar. Yeni tedavi yöntemlerinin bulunulması kaçınılmaz. Tıp ve teknoloji vücudun bütün sorunlarına, bütün hastalıklarına çareler bulmak üzere bir gelişme gösterecek. Umarız girişimsel radyolojideki sorunlarımıza en kısa sürede çözüm bulunur, hastalarımızın mağduriyeti giderilir ve tüm yeni tedavilerle onlara ulaşırız.


KANSER TEDAVİSİNDE PERKÜTAN TÜMÖR ABLASYONU

“Tümör Ablasyonu’’ tümöre US,BT,MR görüntüleme klavuzluğunda özel iğneler ile girilerek, tümörün yakılarak tahrip edilmesidir. Son yıllarda yaygın olarak kullanılan bu yöntem için kullanılan teknikler sürekli olarak gelişme göstermektedir. En sık kullanılan Radyofrekans Ablasyon ve Mikrodalga Ablasyondur. EN SIK KARACİĞER KANSERLERİNDE UYGULANIYOR En sık karaciğerde, karaciğerin kendi kanseri olan hepatoselüler kanser ve kalın bağırsak, meme, mide vb. kanserlerin metastazlarında uygulanmaktadır. Cerrahi tedavi bu hastaların yaklaşık % 20’sine uygulanabildiğinden, cerrahi uygulanamayan hastalar için ablasyon yöntemleri ciddi bir alternatif oluşturmaktadır. Karaciğer kanserinde, özellikle 2 cm’den küçük tümörlerde uluslararası algoritmada da ilk tercih edilen yöntemdir. Tümör çapı büyüdükçe bu yakma yönteminin etkisi de azalıyor. Kanser ölüm sıralamasında ilk beşte bulunan kalın bağırsak kanserinin diğer metastazlarında ciddi bir rol oynuyor. Ancak bu hastalarda tek başına ve ilk seçenek olarak kullanmıyoruz. Geleneksel olarak da ilk tercih edilmesi gereken; mümkün olduğu zaman altın standart dediğimiz cerrahi yöntemdir. CERRAHİYLE UYGUN OLMAYAN HASTALARDA AVANTAJLI Bazı hastaların cerrahi tedaviye uygun olamamalarının değişik sebepleri var.

Tümör ameliyatla çıkarılamayacak bir yerde yerleşmiş olabilir. Tümörün boyutu, yaygınlığı cerrahiye izin vermeyebilir veya tümöre ait faktörler cerrahiye izin verse dahi hastanın genel itibarla durumu ameliyata uygun olmayabilir. Yandaş hastalıkları nedeniyle ameliyatı kaldıramayacak bir hasta olabilir. Bu durumda olan hastalarda girişimsel radyolojik işlemler ve lokal ablasyon yöntemi önemli bir avantaj diyebiliriz. Hastalarda sadece iğne deliği ile girilerek dokulara zarar vermeden ve genel anestezi gerektirmeden hastaya en az zarar vererek bu işlemleri gerçekleştiriyoruz. AKCİĞER KANSERİ VE DİĞER ORGAN TÜMÖRLERİNDE ETKİN KULLANILIYOR Akciğer kanserlerinde veya akciğere metastaz yapmış tümörlerde benzer gerekçelerle lokal ablasyon yöntemleri etkin bir biçimde kullanılıyor. Ameliyat olması gereken hastalar ameliyat olabiliyorsa ilk tercih yine cerrahi tedavi olmalı. Farklı sebeplerle cerrahi yapılamayan hastalara ablasyon yöntemleri yine BT kılavuzluğunda tümör görülerek çevre dokulara zarar vermeyecek şekilde uygulanır. Özel iğneler bu tümörün içine yerleştirilerek lezyonun boyutuna göre 3-8 dakika değişen işlem süreleri ile işlem gerçekleştirilir. Böbrek fonksiyonları sınırda olup ameliyat için uygun olmayan hastaların, tek böbrekli olan hastaların böbrek-böbrek üstü tümörlerinde, kemik tümörlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu kadar

Prof. Dr. Devrim Akıncı TGRD Genel Sekreteri Hacettepe Üniv. Tıp Fak. Radyoloji AD

yaygın olmasa da özel seçilmiş, ameliyata uygun olmayan meme ve prostat kanserlerinde de uygulanmaya başlanmıştır. Bu tedavi yöntemi diğer tedavi yöntemlerinden kemoterapiye, cerrahiye ve ışın tedavisine engel değildir. Hatta bazı durumlarda ameliyatın yerine geçebileceği gibi, bazı durumlarda birlikte kullanılması bu tip işlemlerin tedavi yöntemlerinin etkinliğini arttırmaktadır. Girişimsel radyologlar olarak multidisipliner bir yaklaşımla hastanın tedavisini üstlenen uzmanlarla birlikte karar verip, hangi tedavi uygunsa farklı zamanlarda birlikte veya eş zamanlı olarak kullanırız. ABLASYON’UN AVANTAJLARI Uygun hastalarda cerrahi tedaviye göre avantajları genel anestezi gerektirmemesi, iğne deliğinden yapılabilmesi, hastanın aynı gün veya ertesi gün evine gidebilmesi ve normal hayatına dönebilmesidir. Birden fazla kez tekrarlanabilir ve komplikasyon oranları daha düşüktür. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 37


DOSYA: GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ

‘İNME’DE İLK 3-4 SAAT HAYATINIZI KURTARABİLİR! İNME, SAKATLIĞA YOL AÇAN HASTALIKLARIN İLK SIRALARINDA

Prof. Dr. Erol Akgül TGRD Eğitim Birimi Komİisyonu Bşk. Çukurova Üniv. Tıp Fak. Radyoloji AD

İ

nme halk arasında felç olarak da bilinir. Özellikle ileri yaşlarda pıhtı ile beyin damarlarının aniden tıkanması ve bu nedenle beynin fonksiyonlarının bir kısmını kaybedilmesidir. Etkilenen kişilerde sıklıkla ölüme veya daha sonraki yaşamlarında bağımlı yaşamalarına neden olmaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük bir toplumsal sorun olan bu hastaların erken tedavisi, bu nedenle ölümleri ve bağımlı yaşamayı önlemek açısından oldukça önemlidir.

38

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

İnme gelişen hastalarda damar tıkanıklığına yol açan pıhtı %60-70 oranında kalpteki problemlerden kaynaklanırken, % 20-30 hastada ise boyundaki damar sertliği ve darlık gelişmiş damarlardan kaynaklanmaktadır. Tıp alanında son yıllarda yaşanan baş döndürücü gelişmelere rağmen inmeye bağlı ölümler, birçok ülkede 3. bazı ülkelerde ise 2. sırada yer almaktadır. Diğer taraftan sakatlığa yol açan hastalıklar açısından ilk sırada olması dikkat çekicidir. Felç sonucu kişisel mağduriyetler, aile dramları yaşanmakta ve büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu hastaların tedavi olabilmesi için bu

işlemi yapacak bir merkeze en kısa sürede ulaştırılması ve 6-8 saat içerisinde pıhtılaşmış damar içine girilerek pıhtının çıkarılma veya eritilme işleminin yapılması gerekmektedir. Çünkü bu süreyi geçirdiğiniz zaman beyindeki doku hasarı kalıcı olmakta ve sizin yaptığınız işlemin hastaya herhangi bir faydası olmayacaktır. Ayrıca süre geçtiği zaman yaptığınız işlemin beyin dokusunda kanama gibi komplikasyonlara yol açmaktadır. Bu da hastanın yaptığınız işlem nedeniyle ölümüne, daha ağır felçli olarak yaşamasına sebep olacaktır. Bu nedenle tedavinin en erken dönemde yapılması gerekmektedir. SAĞKALIM ZİNCİRİNİN İLK BASAMAĞI 112 İnme vakalarında, hastane dışında büyük vakit kaybedilmektedir. Bu kaybın


en büyük kısmını belirtilerin ortaya çıkışı ile tıbbi yardım çağrısında bulunma arasında geçen süre oluşturmaktadır ve bunun da en büyük sebepleri inme belirtileri ve inme hakkında bilgi eksikliğidir. Bize geç gelen hastaları sorguladığımız zaman genellikle bilgisizliklerinden dolayı etkili olmayan tedavi yöntemleri uygulandığı, dolayısıyla hastanın geciktiği, zamanın boşa harcandığı ve herhangi bir tedavinin yapılamayacağı bir duruma geldiğine şahit oluyoruz. . Bu hastalar genellikle bilinç kaybı, aniden hafif konuşma bozukluğu veya hiç konuşamama yaşayabilir. Hastanın sağında ve ya solunda aniden felçlikler gelişebilir. İnsanların bunun farkında olması gerekir Herkesin inmenin ne olduğu konusunda az çok bir fikir sahibi olması gerekiyor ve acilen 112’yi araması, hastanın hastaneye ulaştırılması gerekiyor. KALICI NÖROLOJİK HASARLAR ÖNLENEBİLİR Yapılan araştırmalar, inme gelişen ve hastaneye ilk 3-4 saatte gelebilen hastalarda ve ilk 6-8 saat içinde atardamar içine girilerek pıhtının mekanik olarak çıkarılmasının, emilmesinin ve pıhtı eritici ilaçlarla temizlenmesinin, sadece toplardamar veya ağız yoluyla verilen ilaçlarla yapılan tedaviye göre oldukça daha iyi olduğunu göstermiştir. Atardamara girilerek yapılan tedavi ile hasta ölümleri ve yaşayan hastaların bağımlı olarak yaşama riskleri anlamlı derecede azalmaktadır. TOPLUMUN BU HASTALIĞI İYİ TANIMASI GEREKİR İnme tedavi yöntemlerinin hastalarda mümkün olduğunca erken uygulanabilmesi hayati önem taşır. Bu nedenle toplumun bu hastalığı iyi tanımaları ve erken reaksiyon göstermeleri gerekmektedir. Bunun için bizlere, yazılı ve görsel medyaya büyük görev düşmektedir. Toplumun bilinçlendirilmesi dışında belli coğrafik alanlarda insanların hızlı bir şekilde ulaşabileceği ve bu işlemin yapılabildiği merkezlerin oluşturulması gerekmektedir. Birçok üniversitede bu amaçla bir organizasyon mevcut olup Bakanlığımı-

zın da bu amaçla bir çalışma içinde olduğunu biliyoruz ancak önümüzde kat edeceğimiz uzun bir yol bulunmaktadır. NÖRORADYOLOJİK YÖNTEMLERLE İNME TEDAVİSİ Bu hastalar başlangıçta sadece ilaç ile tedavi edilirken 2014 ve 2015 yılında yapılan çalışmaların sonuçlarının yayınlanmasıyla girişimsel radyolojik yöntemlerin bu hastalığın tedavisinde etkin olduğu görülmüştür. Bu yöntemler, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Birçok araştırmada, bu hastaların sadece toplardamar yoluyla veya ilaç tedavisiyle yapıldığında aslında bunların direkt pıhtının olduğu damara girilerek bu pıhtının çeşitli cihazlarla direkt çıkarılması veya çeşitli cihazlarla emilmesi veya o toplardamardan verilen pıhtı eritici ilacın direkt pıhtının içine, pıhtının oluştuğu damarın içine verilmesiyle daha güvenli ve etkin bir şekilde tedavi edildiği yayınlarla ortaya çıktı. Bunlar yayınlandıktan sonra artık inmeyi sadece medikal veya

damar yoluyla tedavi etmiyoruz, direkt hastayı anjiyografiye alıp pıhtının olduğu damar içinde işlem yaparak tedavi ediyoruz. İNME TEDAVİSİ UZMANLIK ALANIDIR İnmenin her merkezde nöroradyolojik yöntemlerle tedavi edilmesi henüz çok mümkün değil. Bu işlemi yapacak kişinin belli bir tecrübeye sahip olması gerekiyor. Uzman olmayan kişiler tarafından yapıldığında o damara girerken, damar içinde işlem yaparken bile o damarı tıkayabilirsiniz, yırtabilirsiniz. Kullanacağınız malzemeler size yarardan çok zarar verir. Bu nedenle bu işlemi Türkiye’de yaygın olarak girişimsel nöroradyologlar tarafından yapılmaktadır. Türk Girişimsel Radyoloji Derneği olarak, akut inme ile gelen hastaların tedavisini yapabilmeleri için tüm Türkiye'de girişimsel radyologlara yönelik bu konuda ileri düzey teorik ve uygulamalı kurslar düzenlemekteyiz. Vatandaşların tamamının ulaşılabilir merkezlerde yapılabilmesini, fayda görmesini ve bu hizmetten yararlanmasına sağlamayı amaçlıyoruz. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 39


DOSYA: GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ

Prof. Dr. A. Yiğit Göktay TGRD Bilimsel Kurul Başkanı İzmir Özel Kent Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü

G

irişimsel Radyologların en deneyimli oldukları alanlardan biri vücuttaki istenmeyen kanamaların durdurulması ya da istenmeyen dokuların beslenmelerinin ortadan kaldırılmasıdır. Bazı tıbbi rahatsızlık ve hastalıkların tedavisinde damarı tıkama yanı embolizasyon hastanın hayatını kurtarabilir, tedavisini kolaylaştırabilir ve tamamen iyileşmesini sağlayabilir.Damarın içinden tıkanması (embolizasyon) anjiyo ile birlikte yapılabilen bir işlem ve çok ince bir teknikle özel malzemelerin kullanılmasını gerektiriyor. Bu özel yönteme en basit örnekler vücuttaki kanamaların durdurulması olarak verilebilir. ANİ GELİŞEN KANAMALAR Mide-barsak kanamalarında, durdurulamayan burun kanamalarında ya da çeşitli hastalıklarda ortaya çıkan akciğer, böbrek kanamalarında girişimsel radyolog kanayan damarı anjiyo ile bulur, en ucuna kadar özel cihazlar ile ilerler ve organa hiç zarar vermeden kanamayı damar içerisinden tıkama yöntemi ile durdurur. Yine trafik kazaları sonrası vücudun farklı yerlerinde ortaya çıkan kanamaların da cerrahi olarak tedavisi hasta için risk taşıyorsa bu yöntem ideal çözüm olarak kullanılabilir.

TEKNOLOJİK GELİŞMELERLE TEDAVİ ALANLARIMIZ GENİŞLEDİ ani kanama ve ölümlere neden olabileceği için saptanmaları halinde gecikmeden girişimsel olarak tıkanır, embolize edilir. Beyinde saptanan anevrizma ve damar yumaklarının tıkanması da bu temele dayanır. Bazı durumlarda ise hastalıklı bir doku ya da organı iyileştirmek için damar içinden tıkama yapılabilir.

rilebilen hastalıklar arasına son yıllarda prostat rahatsızlıkları da katılmıştır. Ameliyat olması risk taşıyan ya da hasta tercihi olarak ameliyatı istemeyen prostat hastalarında ileri teknoloji ürünü çok özel cihazlar ile prostata yönelik embolizasyon, tıkama işlemi yapılarak tedavide büyük bir başarı sağlanmıştır.

Miyomlar

Hemoroid

Rahimde oluşmuş miyomların ameliyatsız olarak tedavisinde kullanılan miyom embolizasyonu tekniği böyle bir yöntemdir ve batıda uzun süredir yaygın olarak kullanılmaktadır. Sosyokültürel durumla bağlantılı olarak yurdumuzda da son zamanlarda girişimsel radyoloji merkezlerinde miyom embolizasyonu ile tedavi giderek artmaktadır, başarılı sonuçlar ve hasta memnuniyeti yöntemin yaygınlaşmasını sağlamaktadır.

Yenilik olarak ortaya çıkan bir başka uygulama hemoroid hastalarında bu yöntemin kullanılmasıdır, yine özel bir teknikle aşırı kanamalı ve ameliyat için uygun olmayan hemoroid hastalarında yapılan girişimsel hemoroid embolizasyonu tedavileri etkin başarı sağlamış ve bu alanda çalışan hekimler arasında heyecan uyandırmıştır.

Tümör Embolizasyonu

Son dönemde popülarite kazanan bir başka uygulama ise aşırı şişmanlık, morbid obezite nedeniyle yaşam kalitesi düşen hastalarda midenin acıkma merkezini besleyen damarların özel bir embolizasyon yöntemi ile tıkanması prensibine dayanan bariatrik embolizasyondur. Hasta konforunu ön planda tutan bu yöntemde ameliyata gerek kalmadan sadece anjiyografi uygulanarak yapılan embolizasyon sonrası başarılı sonuçlar elde edilmiş ve özellikle batıda obezite tedavisinde bu farklı alternatif tedavi yönteminin kullanımına dair çalışmalar yüz güldürücü sonuçları ile kabul görmeye başlamıştır.

EMBOLİZASYONA AİT UYGULAMALAR VÜCUDUN TÜM ORGAN VE BÖLGELERİ İÇİN UYGULANABİLİR

Vücudun herhangi bir yerindeki oluşmuş tümörlerin beslenmesinin ortadan kaldırılması için de embolizasyon yapılabilir ya da tümör için ameliyata girecek hastalarda ameliyat sırasında kanama olmaması ve cerrahın operasyonda rahat çalışarak tam tedaviyi gerçekleştirmesi için hazırlık olarak işlem öncesi girişimsel embolizasyon sık kullanılan bir tekniktir.

Anevrizma ve Damar Yumakları

Prostat

Doğuştan gelen damar rahatsızlıkları

Damarın içinden tıkanması ile iyileşti-

40

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

Morbid Obezite


Prof. Dr. A. Yiğit Göktay TGRD Bilimsel Kurul Başkanı Özel Kent Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü

VARİS’E MODERN ÇÖZÜM

Ç

ağdaş yaşam tarzı hayatımızı belli alanlarda kolaylaştırırken aynı zamanda birçok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Günümüz çalışma ortamlarında insanların masa başı ya da bilgisayar önünde sabit kalıp, bacaklarını sarkıtarak oturması ya da farklı mesleklerde uzun süre ayakta durması gerekebiliyor. Uzamış çalışma saatleri, fazla kilolar ve az fiziksel aktivite ile birlikte bu yaşam tarzı aslında modern insanın sağlığını birçok yönden olumsuz etkiliyor. Bunlar içerisinde en sık görülenlerden biri ise varis. Hareketsiz yaşam, fazla kilo ve bacak kaslarının yetersiz çalışması bacak sağlığını bozuyor ve “varis” en yaygın rahatsızlıklardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Genel isimlendirmesi ile varis olarak bilinen bu sağlık sorunu tıbben toplardamar yetmezliğinin karşılığı. Bacaklarımızda varis sıklıkla görsel olarak rahatsız edici genişlemiş kalın kıvrıntılı damarlar, mavi-mor yumak yapmış düzensiz damarsal yapılar ve ince kırmızı kılcal görüntüler ile kendini belli ediyor. Ancak toplardamar yetmezliği sadece varise neden olmuyor, eşlik eden bacak ve ayaklarda dolgunluk, yanma hissi, gerginlik, ağrı, kramp, kronik bacak yorgunluğu, şişlik ve ciltte kaşıntı gibi yakınmalarla ciddi bir sağlık sorunu olarak da karşımıza gelebiliyor. Varisler nadiren huzursuz bacak benzeri bulgulara da yol açabiliyor ya da ilerlemiş varis hastalarında belirgin cilt değişiklikleri, renkte koyulaşma, iyileşmeyen ya da çok zor iyileşen bacak yaraları, kanama ya da varis damarında pıhtılaşma gibi daha büyük sorunlar ortaya çıkabiliyor. Varis gelişmiş toplumlarda son derece sık görülen bir rahatsızlık ve bazı batı ülkelerinde erişkin nüfusun %15’inden fazlasında tedavi gerektiren toplardamar yetmezliği bulunmaktadır. Toplumda böylesine yaygın olarak görülen bu modern zaman hastalığına çare ise yine modern bilimin eseri gelişmiş tıbbi yöntemlerin kullanımı ile geliyor. Günümüzde tıbbın her alanında sürekli olarak hasta açısından daha konforlu ve başarılı tedavi seçenekleri geliştiriliyor. Bu konuda ön plana çıkan bilim dallarından biri ise araştırma ve buluşlar sonucu yüksek teknoloji ürünü ileri teknik ve tıbbi cihazları kullanan Girişimsel Radyoloji. Girişimsel ameliyatsız yöntemlerle varis tedavisi birçok hasta için en uygun ve konforlu tedavi seçeneği olarak giderek yaygınlaşırken, aynı zamanda kısa süren iyileşme dönemi ile çalışma hayatı ve toplumsal yaşama da katkıda bulunuyor.

MODERN VARİS TEDAVİSİNDE AMELİYATSIZ YÖNTEMLERLER Damar içinden yapılan Lazer, Radyofrekans (RF) ya da özel mekanik ve kimyasal malzemeler ile uygulanan teknolojik girişimler ön plana çıkıyor. Bu tedavilerin sonuca ulaşması için en önemli nokta tedavi öncesi iyi planlama gerekliliği. Varislerin başarıyla tedavi edilmesi için konuya hakim radyoloji hekimi tarafından ayrıntılı bir Doppler ultrasonografi incelemesi ile bacak toplardamarlarındaki tüm sorunların ortaya konulması gerekiyor. Yüzeysel damarlara doğru olan kaçaklar, ana dallardaki geriye kaçışlar belirlenip ve dereceleri saptanıyor. Tedavi planı ve kullanılacak yöntem de aynı inceleme sırasında belirleniyor. GİRİŞİMSEL VARİS TEDAVİSİNİN AVANTAJLARI Ameliyatsız damar-içi (endovenöz) yöntemler ile toplar-damar yetmezliği tedavisi, klasik cerrahi varis ameliyatına göre

çeşitli avantajlara sahip. Ameliyatsız varis tedavisinde ana yaklaşım radyolojik görüntüleme eşliğinde herhangi bir kesi gerektirmeden ve genel anestezi uygulanmadan varislerin ve buna bağlı oluşmuş şikayetlerin modern teknoloji ürünü cihazlar ile ortadan kaldırılması, hastanın aynı gün normal günlük yaşamına dönebilecek performansa kavuşması. Sonrasında belirgin ağrı olmaz, çoğunlukla ağrı kesici kullanılması gerekmez. Damar-içi işlem lokal anestezi ve sedasyon ile yapılır, hasta ince bir iğne hissi dışında ağrı duymaz. Tekniğe hakim, cihazları ve görüntülemeyi bilen hekimlerin başarılı sonuçları ile bu tedaviler yaygınlık kazanıyor. Girişim Doppler ultrason ile birebir görerek yapıldığı için ehil ellerde hasta güvenliği ve işlem başarısı yüksektir. Damar-içi yöntem ile temel toplardamar sorunu ortadan kaldırıldıktan sonra aynı seansta hastaya özel tedavi seçenekleri kullanılarak daha ayrıntılı ve kozmetik tedaviler de yapılabiliyor. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 41


NÖRORADYOLOJİ

Prof. Dr. Özenç Minareci Nöroradyoloji Uzmanı Liv Hospital

Anevrizma atardamarın zayıf bir noktasının genişleyerek balonlaşmasıdır. Beyin damarlarında görülen ve anevrizma adı verilen bu baloncuklar kanama yaptığı takdirde yüksek oranda ölüm ve sakatlık riski taşır. Bu yüzden anevrizma saptanması halinde mutlaka tedavi edilmelidir. Günümüzün gelişen tıp teknolojisi sayesinde anevrizma tedavisi çoğu kez açık ameliyata gerek kalmadan, neşter kullanılmadan, kasıktan bir kateterle girilerek tedavi edilebiliyor. Liv Hospital Nöroradyoloji Uzmanı Prof. Dr. Özenç Minareci beyin anevrizmalarında tanı, tedavi ve güncel tedavi yöntemler hakkında sorularımızı yanıtladı. PS: Anevrizma nasıl oluşur? Doğuştan veya genetik özellik taşır mı? Prof. Dr. Özenç Minareci: Anevrizmalar genellikle doğuştan değildir. Çoğu kez 40 yaşından sonra ortaya çıkar. Ancak 20’li yaşlardan itibaren de görülebilir.

42

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

SİNSİ GELİŞEN VE GEÇ TANI ALDIĞINDA ÖLÜME SEBEP OLAN BALONCUK: ANEVRİZMA Birinci dereceden akrabasında 2’ den fazla sayıda anevrizma olanlarda anevrizma görülme olasılığı normal toplumun 5 katı fazladır. Anevrizmalar genellikle damarların çatallanma bölgelerinde oluşur ve bu bölgelerin devamlı olarak basınç altında kalmasına bağlı olarak geliştikleri düşünülür. Yavaş büyürler, büyüdükçe de duvarları zayıflaşır. Bazı damar hastalıklarında daha sık görülürler. Bazı anevrizmaların gelişmesinde enfeksiyon, ilaç kullanımı (Amfetamin gibi) veya kokain gibi uyuşturucu kullanımının rolü vardır. PS: Beyin de gelişen bu anevrizmaların farklı özellikleri var mı? Prof. Dr. Özenç Minareci: Anevrizmalar boyut, şekil ve yerleşimine göre farklılıklar gösterir. Boyutuna göre; Küçük anevrizmalar 5mm’ den küçük, Orta boy anevrizmalar 6 – 15 mm boyutlu, Büyük boy

anevrizmalar 16-25 mm boyutlu, Dev anevrizmalar 25 mm’ den büyük boyutlu olanlardır. Şekline göre; Sakküler anevrizmalar boyutuna göre dar boyunlu balon şeklinde, Geniş boyunlu anevrizmalar boyutuna göre geniş boyunlu balon şeklinde, Fuziform anevrizmalar damarın bir segmentinin tüm cidarlarında genişlemesidir. Yerine göre ise; genellikle beyin dokusunun yakın komşuluğundaki ana atardamarlarda görülür. Düz bir damarın yan duvarından kaynaklanması halinde “Yan duvar anevrizması “, damarın çatallanma bölgesinde olması halinde “Bifurkasyon anevrizması” gibi isimler alırlar. Beynin ön tarafındaki damarlardan kaynaklanan anevrizmalara “ön dolaşım anevrizması”, beynin arka tarafındaki damarlardan kaynaklanan anevrizmalar ise “arka dolaşım anevrizması” adını alırlar.


PS: Anevrizma tanısında ve tedavi planlamasında hangi görüntüleme teknikleri kullanılıyor? Prof. Dr. Özenç Minareci: Anevrizma tanısı bazı özel görüntüleme yöntemleri ile konulabilir. Genel tarama amaçlı kullanılan başlıca yöntemler Bilgisayarlı Tomografi veya Manyetik Rezonans Görüntüleme ile elde edilen damar görüntüleme yöntemleridir. BTA ve MRA olarak adlandırılan bu yöntemler damar yapısı hakkında genel bir fikir vermektedir. Bu yöntemlerde kol toplardamarından ilaç verilerek elde edilen bilgisayaralı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleri özel bir programla damar görüntüsüne dönüştürülerek elde edilir. Bu yöntemlerle, 3 mm’ den daha küçük anevrizmaların görüntülenebilmesi ve tanı konulabilmesi mümkün olmayabilir. Damar görüntülemesinde kullanılan en gelişmiş ve detaylı bilgi veren yöntem kateter anjiografidir. Günümüz teknolojisinde DSA (Digital subtraction angiography ) olarak adlandırılan bu yöntemde kasık damarından kateter adı verilen ince bir tüple girilerek beyne giden ana damarlara kadar ulaşılır ve bir çeşit boya verilerek damar görüntüsü elde edilir. Değişik pozisyonlarda elde edilen ve hatta 3 boyutlu damar görüntüsüne dönüştürülebilen bu görüntülerde beyin damarlarının tüm özellikleri detaylı olarak incelenebilir. Damarlarla ilgili bir tedavi planlamadan önce tanısal beyin anjiografisi yapılarak damardaki sorunlar tüm detaylarıyla incelenmelidir. PS: Anevrizması olan hastada anevrizma tekrarlar mı ve başka bir bölge de anevrizma olma olasılığı nedir? Prof. Dr. Özenç Minareci: Bir anevrizması olan hastada başka bir anevrizma daha olma olasılığı yüzde 15-20 arasındadır. PS: Kanamamış anevrizma hangi bulgularla ortaya çıkar? Prof. Dr. Özenç Minareci: Kanamamış anevrizmalar genellikle bir bulguya neden olmaz. Çoğu kez, başka bir nedenle yapılan beyin görüntülemesinde tesadüfen saptanır. Bazı anevrizmalar ise sessiz bir şekilde büyüyerek etrafındaki sinirleri veya başka oluşumları sıkıştırır ve

onun fonksiyonunun aksamasına neden olduğu için tanı konulabilir. Daha nadir olarak da, büyük veya dev anevrizmaların içerisinde kısmen pıhtı oluşması ve bu pıhtının bir parçasının koparak bir damarı tıkaması sonucunda bazı bulgulara neden oldukları için tanı alırlar. PS: Teşhis konulan kanamamış bir anevrizma ile yaşanabilir mi? Kanama olasılığı nedir? Prof. Dr. Özenç Minareci: Bir anevrizmanın da ne zaman ve hangi şiddette patlayacağını bilmek mümkün değildir. Anevrizmanın bazı özellikleri kanama riskinin yüksekliği hakkında bize fikir verebilir. Boyut, şekil ve yerleşim yeri gibi özelliklerine bakılarak anevrizmanın kanama olasılığı hakkında kabaca fikir sahibi olabiliriz ama bu kesin değildir. Bir anevrizmanın kanaması halinde, kısa bir süre içerisinde yeniden kanama olasılığı çok yüksektir. Bu nedenle, mümkün olan en kısa zamanda tedavi edilmelidir. PS: Kanamasına yol açan ya da arttıran risk faktörleri nelerdir? Prof. Dr. Özenç Minareci: Anevrizmanın kanamasına hangi etkenin rol oynadığı veya bir anevrizmanın ne zaman kanayacağını tam olarak bilemeyiz. Ancak, kanama olasılığını arttıran nedenler belirlidir. Kan basıncı (tansiyon) yüksekliği kanama riskini arttırır. Ağır kaldırmak veya ıkınmak beyin damarındaki basıncı arttırarak anevrizmanın kanamasına neden olabilir. Kan basıncının yükselmesine neden olan şiddetli duygusal fırtınalar (Üzüntü, öfke gibi) kanama riskini arttırır. Bazı ilaçlar (efedrin, amfetamin,

diyet ilaçları) ve kokain gibi maddelerin kullanımı anevrizmanın kanama riskini arttırır. Sigara içilmesi kanama riskini arttırır. “KANAYAN HASTALARIN YAKLAŞIK YÜZDE 20’SİNDE ANİ ÖLÜM OLUR’’ PS: Anevrizmaya bağlı bir kanama nasıl gelişiyor? Bazen tanı ve tedaviye ulaşımda gecikme olduğunda yaşam kaybı kaçınılmaz olabiliyor. Size ulaşabilen hastalarınız bu kanamayı nasıl hissediyor ve ne şekilde ifade ediyor? Prof. Dr. Özenç Minareci: Kafatası içerisinde beynimiz ve besleyen damarlar bir sıvı (beyin - omurilik sıvısı) içerisinde yüzer ve bu sıvıyı çevreleyen bir zar vardır. Anevrizmaya bağlı beyin kanaması, bu sıvı içerisindeki damarın patlaması sonucunda sıvıya kan karışmasıdır (Subaraknoid kanama). Beyin-omurilik sıvısına kanama olması halinde beynimizin buna cevabı farklı şekillerde olabilir. Kanayan hastaların yaklaşık yüzde 20’sinde ani ölüm olur. Birkaç saat veya gün süren çok şiddetli baş ağrısı olur. Hastalar bu ağrıyı genellikle “Hayatımın en şiddetli baş ağrısı” diye tarif eder. Bulantı, kusma görülebilir. Boyun hareketleri ve ensede şiddetli ağrı olur, hareketleri kısıtlanır. Uykuya eğilim veya koma gelişebilir. Kanamanın kısmen beyin dokusu içerisine de olması halinde kol ve/veya bacakta kuvvet kaybı, konuşma veya söyleneni anlamada bozulma, görme kaybı veya nöbet görülebilir. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 43


PS: Anevrizmada tedavi seçenekleri nelerdir? Son dönemlerde sıklıkla uygulanan kapalı yöntemle tedavisi nasıl yapılır? Avantajları nelerdir? Prof. Dr. Özenç Minareci: Anevrizma tedavisi ilaçla olmaz. Mutlaka bir girişim gerekir. Başlıca iki yöntem vardır; açık cerrahi ile kliplenmesi veya endovasküler yolla tedavisi (kafatasını açmadan damarın içerisinden tedavi ) yapılması gerekir. Son zamanlarda tıptaki gelişmeler sonucunda açık ameliyata gerek kalmadan endovasküler yolla kasıktan bir kateterle girilerek damar içinden tedavisi kolaylıkla mümkün olabiliyor. Yaklaşık 0.5-0.7 mm çaplı katater adı verilen ince tüplerle beyin damarı içerisindeki hasta bölgeye ulaşılarak gerekli tedavi yapılmaktadır. Anevrizma içerisine veya boynuna özel cihazlar uygulanarak kan girmesi engellenmektedir. Zaten, tedavinin ana amacı anevrizma denilen baloncuk içerisine kan girişinin engellenmesidir. Açık ameliyata göre çok daha kısa sürede yapılan bu tedavi sonrasında kişi birkaç gün içinde tamamen normal olarak günlük yaşamına dönebiliyor. PS: Her iki yöntemi hasta açısından değerlendirirseniz anevrizma tedavisi sonrasında iyileşme süreci nasıl gelişir? Komplikasyonlar görülebilir mi? Prof. Dr. Özenç Minareci: Kanamamış anevrizmalarda açık cerrahi uygulanan hastalar genellikle 1 hafta içerisinde taburcu olur. Tam olarak iyileşmeleri birkaç hafta ile birkaç ay sürebilir. Endovasküler tedavi uygulanan hastalar genellikle 1-2 gün içerisinde taburcu olur. Maksimum 1 hafta içerisinde de tamamen normal yaşama döner. Kanamış anevrizmalarda hangi yöntemle tedavi edilmiş olursa olsun, tedavinin son derece başarılı geçmesi halinde bile riskli süreç bir süre daha devam eder. Kanamanın oluşturduğu etkiye bağlı olarak gelişebilecek komplikasyonlar kanamayı izleyen yaklaşık 3 hafta süresince etkili olabilir ve yaşamı riske ederler. Bu sürecin de hasarsız atlatılması halinde bile hastanın tam olarak iyileşmesi aylar alabilir. PS: Anevrizma tedavisi için hangi yöntemin daha uygun oluğuna nasıl karar veriyorsunuz? Tedavi seçiminde en önemli kriterleriniz nelerdir?

44

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

Prof. Dr. Özenç Minareci: Beyin anevrizmalarının tedavisi için uygulanan açık cerrahi klipleme operasyonu da, endovasküler tedavi olarak adlandırılan kapalı tedavi yöntemlerinin her ikisi de etkinliği kanıtlanmış ve uzun dönem sonuçları güvenilir olan yöntemlerdir. Bu seçimde önemli olan nokta, hastanın ve anevrizmanın hangi yönteme daha uygun olduğunun doğru belirlenmesidir. Anevrizmanın yeri, boyutu, komşu damarlarla ilişkisi, komşu beyin dokularıyla ilişkisi, damarın bu bölümündeki akım özellikleri, hastanın genel durumu, hastanın başka hastalıklarının olup olmaması gibi özelliklere göre karar verilmelidir. PS: Son dönem kalp damar hastalıkları dışında özellikle damar hastalıklarının tedavileri, konusunda uzman radyologlar tarafından yapılıyor. Kapalı yöntem diğer branşlarda nasıl yol alacak? Prof. Dr. Özenç Minareci: Çoğu vakada endovasküler ( kapalı ) yöntemle tedavi mümkün olmaktadır. Günümüzde gelişen yaygın uygulama, özelikle anevrizma tedavisinde eğer kapalı tedavi mümkünse bu yolun seçilmesidir. Embolizasyon adı verilen bu tedavi

yöntemi ileri teknoloji ürünü görüntüleme cihazları ve çok özel malzemelerle gerçekleştirilir. Bu tedavinin başarılı bir şekilde yapılabilmesi için hekimin özel eğitim yani girişimsel nöroradyoloji görmesi ve deneyimli olması gerekir. Beyin anevrizmalarının kapalı yöntemle tedavisi uzun yıllardır nöroradyoloji uzmanları tarafından son derece başarılı bir şekilde yapılıyor. Endovasküler tedavi olanağının bulunmadığı durumlarda ise açık cerrahi klipleme ameliyatı uygulanır. Bu gelişimin sonucu olarak artık beyin cerrahisi camiasında da kapalı yöntemle tedavi yapmak üzere girişimler son zamanlarda başlamıştır.

ŞİDDETLİ BAŞ AĞRISINI DİKKATE ALIN! Uzmanlar çok şiddetli baş ağrılarının anevrizma patlamasına işaret edebileceği uyarısında bulunuyor. Beyin kanamasının belirtilerini iyi bilmek ve acil olarak bir sağlık kuruluşuna başvurmak, kişinin hayatta kalma şansını büyük ölçüde arttırıyor.


BEYİN VE SİNİR CERRAHİ

BEYİN AMELİYATLARI ARTIK KORKUTMUYOR Beyin tümörleri yeni doğandan başlayarak her yaşta görülebiliyor. Ancak en sık erişkin yaş grubunda rastlanıyor. Her yıl 100 bin kişiden beş ila yedisinde beyin tümörü görülüyor. Çocuklarda ise beyin tümörleri lösemiden sonra ikinci sırada geliyor. Doç. Dr. Mustafa Kemal Hamamcıoğlu beyin tümörleri belirtileri, erken teşhisin önemini ve tedavide yeni gelişmeleri anlattı. ÇOK AZ TÜMÖRÜN OLUŞUM SEBEBİ BİLİNİYOR Beyin tümörlerinin neden oluştuğu konusunda yoğun araştırmalar yapılıyor. Günümüzde bir hücrenin tümör oluşturacak şekilde kontrolden çıkması ve aşırı çoğalması ile tümör haline gelmesine neden olan en önemli unsurun genetik faktörler olduğu kabul ediliyor. Bunun dışında radyasyon, kanserojen kimyasal maddeler ve virüsler de suçlanıyor. Bazı beyin tümörleri kalıtsal olabiliyor. Bir tümör ne kadar erken tanı alırsa tedavi şansı daha çoktur. Pek çok kötü huylu tümör daha küçük boyutta iken ameliyat edilebilirse diğer tedavilere verdiği yanıt da o derece iyidir. BAŞ AĞRISI TÜMÖRÜN BELİRTİSİ OLABİLİR Ani, şiddetli ve kolay geçmeyen, patlayıcı tarzdaki baş ağrıları çok önemlidir ve kafa içinde ani kanamaların belirtisi olabilir. Hemen tetkik edilmelidirler. Bazı ağrılar da şiddetli olmamasına rağmen uzun süreli ve sıkıcı tarzda olurlar ki kafa içindeki bir tümör oluşumunu düşündürebilir. Baş ağrılarının büyük kısmı migren, tansiyon yüksekliği veya stres kaynaklıdır. Beyin tümörleri kafatasında yer kaplar ve basınç artışına neden olur. Bu durumda oluşan baş ağrıları daha sıkıcı, şiddetli, zor geçen ve diğer bazı belirtilerle (kusma, görme ve işitme bozuklukları, kol ve bacaklarda güçsüzlükler, dengesizlik gibi) beraber seyreden ağrılardır. Ancak her baş ağrısı beyin tümörü demek değildir. Günümüzde ciddi baş ağrısı olan her hastanın ayrıntılı muayene ve uygun yöntemlerle (BT ve/veya MR gibi) tetkik edilmesi benimsenmiştir. Bazı beyin tümörleri uzun süre belirti vermez veya çok az yakınmaya neden olur. Özellikle iyi huylu yavaş büyüyen kitleler ve doğumsal tümörlerde tanı konulması yıllarca gecikebilir, bazen de tesadüfen bulunur. Beyin tümörle-

rinde genel belirtiler iyi tanımlanmıştır. Baş ağrısı, kusma, görme azalması, çift görme, epilepsi nöbeti geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük ve uyuşma, unutkanlık, konuşma bozuklukları, dengesizlik ve yürüme bozukluğu, hormonal dengesizlikler gibi… 30’DAN FAZLA TÜR VAR Beyin tümörleri çok çeşitlidir. WHO (Dünya Sağlık Örgütü)’nün sinir sistemi tümörleri sınıflandırmasına göre, insan sinir sisteminde 7 ana grup altında 30’dan fazla farklı türde tümör görülebiliyor… Genel olarak kafatası içindeki tümörlerin hepsi beyin ve sinirle ilişkili dokulardan kaynaklanmaz. Bazıları beyin zarlarından, kan damarları ve diğer hücrelerden oluşabilir ya da vücuttaki başka kanserler kafatası içine yayılım yapabilirler. Bir beyin tümörünün büyük olması tehlikeli veya kötü huylu olması anlamına gelmez. Bazı iyi huylu tümörler belirti

Doç. Dr. Mustafa Kemal Hamamcıoğlu Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Liv Hospital

vermeden çok büyük boyuta ulaşabilir. Bazen de çok küçük bir tümör beynin çok tehlikeli bir yerinde olabilir.Bazı doğumsal tümörler ve iyi huylu kitleler aralıklı tetkikler ile takip edilebilirler. Mutlaka ameliyat edilmeleri gerekmez. Günümüzde ileri MR incelemeleri ile iyi huylu/kötü huylu tümörler çok yüksek bir doğrulukla ayırt edilebilir. Bunun yanı sıra PET CT/MR gibi yardımcı yöntemler de kullanılabilir. Ancak bir tümörün cinsi ancak dokusunun patolojik olarak incelenmesi ile net olarak isimlendirilebilir. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 45


RİSKLER Beyin dokusundan kaynaklanan tümörlerle ilgili en önemli sorun, bu tümörlerin ameliyat sırasında normal beyin dokusundan ayırt edilememesi ve tümör sınırlarının tam olarak anlaşılamaması olabiliyor. Diğer cerrahi branşlardan farklı olarak beyin cerrahisinde, tümörün etrafından geniş bir sağlam doku ile çıkartılması mümkün değil, çünkü beyinde milimetrik düzeyde bile olsa normal doku kaybı hastanın konuşma, hareket ve diğer birçok fonksiyonunda kayba yol açabiliyor. Ancak her beyin tümörünün ameliyatı ve beklenen komplikasyonlar aynı değil. SİNİR SİSTEMİNE YILDA BİR KEZ NÖRO CHECK UP Ayrıntılı muayene ve tetkikler ile erken safhada bazı sinir sistemi hastalıkları, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıkları teşhis edilebilir. Bedenin diğer kısımları gibi sinir sistemi de yaşlanma ile bazı fonksiyonları yerine getirmekte zorlanır. Bazı nörolojik hastalıkların tanısı ise ancak hastalık ilerlediğinde yapılabilir. Nöro Check –Up’ın amacı sinir sistemindeki olası aksaklıkları erken tanımak ve önlem/tedavi seçeneklerini belirlemektir. Bazı beyin tümörleri erken safhada ve küçükken tanınabilir. Aynı şekilde doğumsal ve sonradan gelişen damarsal problemler görülebilir. Yaşlanma ve dokuların bozulması ile seyreden nörolojik hastalıklar teşhis edilebilir. KİMLER İÇİN UYGUNDUR? Sinir sistemi ile ilgili bir hastalığı olsun olmasın 50 yaş altı ve üstündeki bireylerin ayrıntılı nörolojik/ nöroradyolojik ve nöroşirürjikal değerlendirilmesi için

46

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

dizayn edilmiştir. Nöro check-up öncesi kardiyoloji check-up'ının yapılması önerilir. Nöro check-up ayrıntılı nörolojik ve sistemik muayene, rutin ve sinir sistemine özgü bazı parametrelerin bakıldığı ayrıntılı biyokimyasal testler, akciğer grafisi ve beyin MR incelemesi, kısa nöropsikometri testi ve gereken hastalara EEG, EMG ve diğer MR incelemeleri. Kardiyolojik check up yapılmadıysa EKG, EKO kardiyografi incelemeleri de istenir. BEYİN TÜMÖRLERİNDE NOKTA ATIŞI: NÖRONAVİGASYON Beyin ameliyatlarında en önemli amaç normal beyin dokusunu koruyarak tümörün mümkün olduğunca fazla veya tam olarak çıkartılmasıdır. Bu sebeple uzun süredir nöronavigasyon adı verilen yöntemi kullanıyoruz. Bu yöntemde, hastanın ameliyat öncesi çekilen nöroradyolojik görüntüleri özel bir cihaza yüklenerek, kafatasının gerçek anatomik yapısı ile MR görüntülemede elde edilen sanal anatomik yapıların birbiri ile çakıştırılması yardımıyla ameliyat esnasında beynin içinde hangi alanlarda olduğumuzu görebiliyoruz. Ancak kafatası açıldıktan sonra dokularda belli bir oranda yer değişimi oluyor ve nöronavigasyonun doğruluğu etkilenebiliyor. Bunu engellemek için intraoperatif MR, intraoperatif BT veya intraoperatif ultrason gibi yöntemler eklenerek gerçek zamanlı görüntüler elde etmek mümkün. Bu yöntemler arasında intraoperatif ultrason en pratik kullanımı olan yöntem, hastanın ameliyat sırasında MR veya BT cihazına transferi gerekmiyor, kolaylıkla uygulanıyor. Son dönemde nöronavigasyon ile intraoperatif ultrasonu kombine ederek kullanıyoruz ve tümör çıkartılmasında ciddi yararlarını gördük.

FLORESAN GUİDED AMELİYATA REHBERLİK EDİYOR Ameliyat başında verilen özel floresan ilaç ve özel mikroskop filtreleri yardımıyla tümörün farklı renklerde görünmesi, bu sayede normal dokunun korunarak tümörün tamamıyla çıkartılması mümkün. Türkiye’de şu anda sadece Liv Hospital’da ve Avrupa’da birkaç sayılı merkezde uygulanan bu yöntemde özellikle beynin primer ve metastatik tümörlerinde çok daha etkin tümör çıkartılması mümkün oluyor. Bu yöntem için dünyadaki en son teknoloji ameliyat mikroskobu Liv Hospital’da kullanılmaya başlandı. Tümörün tam olarak çıkartılması da bu hastalarda sağ kalım süresini en olumlu etkileyen parametre. Diğer iki yöntem ile floresan kılavuzluğu birleştiğinde; beynin teknik olarak tümör çıkartılması çok zor olan bölgelerinde bile, herhangi bir komplikasyona yol açmadan başarılı ameliyatlar gerçekleştirebiliyoruz.

BELİRTİLER!! Baş ağrısı Kusma Bulantı Görme bozukluğu Bilinç bozulması Havale geçirme Kol ve bacaklarda güçsüzlük Sinirlilik İştahsızlık İşitmede azalma Unutkanlık Konuşma ve anlamada yetersizlik Yazamama Dengesizlik


GÖZ SAĞLIĞI

HAYATI KARARTAN HASTALIK: GLOKOM Dünyada 2020 yılında 80 milyon kişide glokom hastalığının görülmesi ve yine 2020 yılında 11.1 milyon kişinin glokomdan dolayı her iki gözde tamamen görme kaybına uğraması bekleniyor. Türkiye’de yaklaşık 1.5 milyon glokom hastası bulunuyor. Ancak Türkiye’de 700 bin kişi görme engelli adayı olarak, hastalığının farkında olmadan yaşıyor. Tüm dünyada en sık kalıcı görme kaybına neden olan ve halk arasında Göz Tansiyonu ya da Karasu olarak da bilinen Glokom, kırk yaşın üzerindeki her 40 kişiden 1’inde görülebiliyor ve hastalığın ortaya çıktığı 10 kişiden 1’inde total körlüğe neden olabiliyor. 6 - 12 Mart Dünya Glokom Haftası olarak kabul ediliyor. Kalıcı görme kaybına sebep olan glokom hastalığının önemine dikkat çekmeyi ve belirti vermeden ortaya çıkan, görme kaybına neden olan hastalıktan korunabilmek için yapılması gerekenleri vurgulamayı amaçlayan Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birim Başkanı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Belgin İzgi ve Türk Oftalmoloji Derneği Glokom Birimi Yönetim Kurulu Üyesi İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik hayatı karartan hastalıkla ilgili bilgiler verdi. AİLEDE GLOKOM VARSA RİSK KAT ARTIYOR

8

Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik; “40 yaşın üzerinde olanlar, ailesinde Glokom bulunan kişiler, şeker hastalığı, hipertansiyonu, hipotansiyonu, yüksek derecede miyopisi ve damar hastalığı bulunanlar ve uzun süreli kortizon kullananlar glokomun daha sık görüldüğü grupta yer alırlar. Özellikle, glokom hastalığının ailesel geçişi önemli ve ailesinde göz tansiyonu bulunan kişileri bu hastalığın görülmesi açısından normale göre 8 kata kadar daha fazla risk altındadır” uyarısında bulundu. BELİRTİLERİ ÖNEMSEYİN Glokom’un en önemli özelliği sinsi seyirli olması ve genellikle hiçbir belirti vermeden yavaş yavaş çevreden merkeze doğru görme kaybı yaratabilmesidir. Bazı hastalarda baş ağrısı, çevrede bazı bölgeleri görememe ve göz önünde renkli ışık haleleri görme gibi bazı belirtilerin erken dönemde fark edilebilmesine karşın çoğu hastada belirgin görme kaybı yaratıncaya kadar hastalığın varlığı anlaşılamıyor.

TEDAVİDE İLK 2 YIL ÖNEMLİ! Glokom istatistiklerine bakarsanız körlük görülme oranları endişe verici olabilir. Fakat doğru biçimde uygulanan erken tedavi ile herhangi bir görme kaybı olmadan önce körlük önlenebilir. Bunun için de glokom tedavisinde ilk 2 yılın son derece kritik önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Belgin İzgi; “İlk 2 yıl yakın takip ve tercih edilecek tedaviler hastanın ileriki dönemde görme fonksiyonlarını korumak için son derece önemlidir. Glokom’da ilk 2 yılda tercih edilecek tedavi ile hastalığın ilerlemesinin değerlendirilmesi daha sonraki yıllarda uygulanacak tedavilerin başarısını da arttırır” dedi. AMAÇ SADECE TANSİYONU KONTROL ALTINA ALMAK DEĞİL Glokom’da yakın geçmişe kadar tedavide tek hedefin göz içi basıncını düşürmekti. Oysa artık en az göz içi basıncını düşürmek kadar önemli bir hedefimiz daha var; Nöroproteksiyon. Yani görme sinirlerinin korunması, en azından oluşabilecek hasarın geciktirilmesi veya mümkünse önlenmesi. Birçok hastada göz içi basıncını düşürmemize rağmen hastalığın ilerlediğinin görülmesi bizi bu tedaviye yönlendirmiştir. Şu anda nöroproteksiyon sağlayabilen yani görme sinirlerini koruyabilen ve hücrelerin sağ kalmasını sağlayan elimizde çok fazla seçenek yok. Bu ilaçların sayısının artmasını umut ediyoruz. Bu tedavilere ek olarak özellikle İlerlemiş glokomlu

hastalarda antioksidan özelliği olan ilaçları da destekleyici tedavi olarak öneriyoruz” dedi. EN AZ 2 YILDA BİR KONTROL ŞART Bugün için önerilen, herkesin 40 yaşına kadar en az 3 yılda bir, 40 yaşından sonra ise en az 2 yılda bir Glokom yönünden kontrolden geçmesidir. Ailesinde göz tansiyonu bulunan ve bu nedenle hastalığın daha sık görüldüğü grupta olan kişiler ile şeker hastalığı, hipertansiyonu, hipotansiyonu, yüksek miyopisi ve damar hastalığı bulunanların ise yılda bir kez düzenli olarak kontrolden geçmesi önerilir. BEBEĞİNİZ ÇOK İRİ GÖZLÜ DOĞDUYSA DİKKAT! Sinsice ilerleyen ve yenidoğan bebekleri de tehdit eden glokomdaki tehlikeye değinen Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik, her yaşta başlayabilen bir hastalık olan glokomun doğuştan da görülebildiğini söyledi. “Bebeğiniz gözlerini ışıkta açamıyorsa dikkat!” uyarısında bulunan Tamçelik, “Glokom, doğuştan ya da doğuştan bir süre sonra başlıyor. Bundan da önemlisi Türkiye’de özellikle doğumsal glokom, akraba evliliği nedeniyle dünya ortalamasının üstünde. Yenidoğan bebeklerde 10 bin canlı doğumdan birinde görülüyor. İri gözlü olan bu bebeklerin gözlerinin saydam tabakaları bulanık veya gri olabiliyor. Bu bebekler ışıktan rahatsız oluyor, sulanma yaşıyor ve gözlerini açamıyorlar” dedi. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 47


PHARMA SEKTÖR

AMACIMIZ; HAYATA DEĞER KATMAK

J

anssen Türkiye olarak daha sağlıklı bir Türkiye için yenilikçi çözümleri geliştiriyoruz ve bu vizyon etrafında birleşerek bütün faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Andımız bizim yol göstericimizdir.

48

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016


J

ohnson & Johnson’ın ilaç grubu Janssen, dünyanın önde gelen yenilikçi ve AR-GE odaklı sağlık şirketlerinden biri. Merkezi Belçika’da bulunan Janssen, insan sağlığının iyileştirilmesi için birçok alanda AR-GE, pazarlama ve satış faaliyetleri gerçekleştirmekte, hayata dokunan projelerde sorumluluk almaktadır.

Pharma Sektör sayfamızda Janssen Türkiye Medikal Direktörü Dr. Nilüfer Çetin ile Janssen’i, AR-GE çalışmalarını, kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerini ve hayata dokunuş felsefelerini konuştuk. PS: Janssen ismini kurucunuz Dr. Paul Janssen’den alan psikiyatri temeli güçlü olan bir şirketsiniz. Geçmişten günümüze yolculuğunuzdan’dan biraz bahseder misiniz? Dr. Nilüfer Çetin: Janssen Türkiye’de ilk olarak psikiyatri alanındaki ürünleri ve tedavi çözümleri ile bilinirlik kazanıyor. Geçmişten günümüze bu yolculuk Paul Janssen‘in 60 yıl önce haloperidol isimli molekülü geliştirmesiyle başlıyor. Psikiyatri alanındaki yolculuğumuzun o günlere dayandığını söyleyebiliriz. Aslında Janssen sadece psikiyatri alanında değil, onkoloji, algoloji, enfeksiyon hastalıkları, iç hastalıkları, nöroloji, dermatoloji, diyabet ve immünoloji gibi çok farklı terapötik alanlarda da mevcut molekülleri ve farklı kültürü ile çözüm üreten öncü firmalardan biri. PS: Janssen’i farklı kılan kültüründen bahsettiniz. Sizi farklı kılan özelliğiniz nedir? Dr. Nilüfer Çetin: Johnson & Johnson halka arz edilmeden önce kurucusu Robert Wood Johnson 1943 yılında kendi kaleme aldığı Credo yani andımızı yayınlıyor. Kültürümüzü oluşturan Credo’muzda hastalarımıza, çalışanlarımıza ve paydaşlarımıza olan sorumluluğumuz net bir şekilde ifade ediliyor. Günlük iş yapış şeklimizde, düşünce yapımızda her zaman dikkat ettiğimiz de Andımız’da yer alan önceliklerimizdir. Bu değerlerin ve önceliklerin bizi rekabette daha farklı bir noktada konumlandırdığını düşünüyoruz. Hastalarımıza, paydaşlarımıza sorumluluğumuzun bilincinde hareket etmek ve hastalarımızın hayatlarında kalıcı bir şeyler bırakabilmek. Biz o günlerden bugüne bu andın etrafında oluşturduğumuz kültürle yürümeye çalışıyoruz. Janssen Türkiye de global vizyona uygun hareket ederek aynı kültürle devam ediyor. PS: Janssen çalışanı olarak bu kültürü siz nasıl yorumlarsınız?

Dr. Nilüfer Çetin: İlki yenilikçi moleküller geliştirmektir. İnsan hayatında fark yaratan molekülleri topluma sunabiliyor olmamız sektördeki önemimizi ve rekabetçiliğimizi artıran bir özelliğimizdir. Diğeri de Janssen’nin değerlerini yaşatması, hasta odaklı vizyonu ve topluma karşı sorumluluğudur. Günümüzde bütün şirketlerde şu söylem var; rekabetçi olmalıyız, farklılaşmalıyız, öne çıkmalıyız lider olmalıyız. Biz Janssen’de bu konuları tartışırken şunu soruyoruz “Günün

sonunda hastanın hayatına ne kadar değer katacağız?” PS: Sektörün değişen dinamiklerinde sizi rekabetçi olarak öne geçiren stratejileriniz ve tedavi alanında rekabetçi kılan özellikleriniz nelerdir? Dr. Nilüfer Çetin: Janssen’i rekabetçi kılan özelliklerin başında karşılanmamış ihtiyaçlara yönelik fark yaratan molekülleri kullanıma sunuyor olması geliyor. Psikiyatri alanından bir örnek verirsem POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 49


şizofreni alanında çok yakında çığır açacak üç aylık enjeksiyon şeklinde tedaviye sunulacak olan molekülümüz var. Psikiyatri alanı dışında hematoloji, immunoloji, infeksiyon gibi farklı alanlarda da yüksek etkinlikleri, uygun yan etki profili ve tedavi uyumunu artıran özellikleri ile mevcut tedavilerin önüne geçecek yeni moleküller yakın gelecekte kullanıma sunulacak. Yeni alternatifler ile hastalar daha yüksek bir yaşam kalitesine ulaşabilecekler.

Sağlıklı Yaşam Rehberi psikoeğitim modüllerini hayata geçirdik. A.B.D ve İngiltere’de kullanıma sunulmuş ve etkinliği kanıtlanmış eğitim modüllerini ülkemizin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde hekimlerimiz uyarladı ve yakın zamanda lansmanı yapılarak kullanıma sunuldu. Amacımız şizofreni tanısı ile yaşayan kişilerin ve yakınlarının kapsamlı ve etkin şekilde eğitim almaları.

Özetle Janssen’i farklı kılan; yenilikçi tedavileri, bilimsel gücü ve molekülleri ve bunların yanı sıra hastalara ve hekimlere ulaştırdığı ilacın ötesinde değer yaratan çözümleri diyebilirim.

Dr. Nilüfer Çetin: Sigarayı bırakmaktan sağlıklı yaşamaya ve beslenmeye, atak geldiğinde yakınlarının ne yapması gerektiği gibi farklı başlıklar var. Amacımız bu kişilerin tedaviye daha yüksek uyum göstermeleri, yaşam kalitelerini arttırmaları ve sonuç olarak hak ettikleri şekilde üretken olarak yaşamaları. Bu proje Janssen’nin hayata geçirdiği önemli çözüm araçlarından biri. Sadece şizofreni tanısı alan kişilerin değil hekimlerin de karşılanmamış ihtiyaçları olabilir. Geçtiğimiz yıllarda beceri eğitimleri, motivasyon, etkin iletişim teknikleri gibi hekimin danışanları ile iletişimine olumlu etki sağlayan çok sayıda eğitim toplantıları gerçekleştirdik.

PS: Janssen’in psikiyatri kökenli bir firma olduğundan söz ettiniz. Bugüne kadar ne gibi projeler gerçekleştirdiniz? Dr. Nilüfer Çetin: Öncelikli olarak Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri (TRSM) ile birlikte hayata geçirdiğimiz projemizi paylaşmak istiyorum. Bu merkezler şizofreni ve bipolar tanısı alan kişilerin gündüz aktivitelerini sürdürdükleri Sağlık Bakanlığı’na bağlı merkezler. Burada kişiler sosyal adaptasyonlarını artırıyorlar ve gündüz aktiviteleri ile becerilerini geliştiriyorlar. PS: Toplum Ruh Sağlık merkezlerinde nasıl bir çalışma yapıyorsunuz? Dr. Nilüfer Çetin: Janssen olarak TRSM’nin bilinirliğini arttırmaya çalışıyoruz. Şizofreni tanısı ile yaşayan kişilerin yaşamlarını bu merkezlerde sosyal hayatın içinde geçirmelerini hedefliyoruz. Bu merkezlerde kişilerin işlevselliklerini artırmaya destek olacak yönde çözümler sunmaya çalışıyoruz ve sunmaya devam edeceğiz. Çok yakın bir zamanda

50

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

PS: Hangi konularda eğitim veriliyor?

Psikiyatri alanındaki projelerimizin yanı sıra onkoloji takımı prostat kanserinde paydaşları ile hayata ortak geçirdiği çok önemli projeler ile hastaların hayatlarına dokunmaya devam ediyor. Bu çerçevede prostat kanserinde tedavi algoritması yol haritası oluşturuldu. Üç farklı dernekle bir araya gelinen bu projede hastaların prostat kanserinde ideal sürede tanı almaları ve doğru tedavi rejimleri ile yaşam kalitelerinin artırılması amaç edinildi. PS: Biraz da AR-GE çalışmalarınızdan bahseder misiniz? AR-GE ve bilimsel

gelişime büyük önem veren bir şirketin Türkiye için vizyonu nedir? Dr. Nilüfer Çetin: AR-GE Johnson & Johnson’ın en çok odaklandığı konulardan biri. 2014 yılında 8.5milyar dolar bütçe ile en fazla yatırım yapan ilk üç ilaç şirketinden biri oldu. 2009 yılından bugüne Janssen Türkiye olarak klinik çalışmalara 25 milyon TL’nin üzerinde yatırımda bulunduk. Bu sayede de çalıştığımız 5 tedavi alanındaki klinik çalışmalarımızla 1.500 hastanın hayatına dokunduk. Şu anda devam eden onkoloji ve hematoloji alanında13 klinik çalışmamız var. Janssen psikiyatri alanındaki yenilikçi tedavi seçeneklerinin yanı sıra, Ar&Ge çalışmalarını hemataloji ve onkoloji alanlarına yöneltmektedir. Multipl Miyelom, Kronik Lenfositik Lösemi (KLL), Akut Miyeloblastik Lösemi (AML) gibi alanlarda geliştirilen farklı moleküller ülkemizde yakın zamanda hastaların erişimine sunulacaktır. PS: Türkiye’de ruhsat aşamasında bekleyen ilaçlar var mı? Dr. Nilüfer Çetin: Evet ruhsat aşamasında ilerleyen ilaçlarımız var. Kronik Lenfositik Lösemi (KLL) de örneğin. Avrupa ve A.B.D’ de çığır açan tedavi olarak onaylanmış Ibrutinib etken maddeli ilacımız ; KLL, MCL ( Mantle Cell Lenfoma ) gibi farklı endikasyonlarda ülkemizde de yakın zamanda var olan medikal ihtiyacı karşılayacaktır. Psikiyatride ise şizofrenide tek aylık enjeksiyon olarak kullanılan paliperidon palmitat molekülü kişilerin yüksek uyum ile tedaviye devam etmelerine yardım-


cı oluyor ve bu sayede relaps sayısını azaltıyor. Ancak Janssen olarak her zaman bir adım ötesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yakın bir zamanda şizofreni tanısı alan kişiler için oldukça avantajlı olan 3 aylık kullanım mümkün olacak. Majör depresyonda etkin tedavi arayışı karşılanmamış diğer bir ihtiyaç. Çoklu antidepresan kullanan ve direnç gelişmiş hastalar var. Esketamin nazal sprey şeklinde kullanılan ve çığır açacak bir ilaç. Fark yaratan etkinliği birçok bilimsel platformda konuşulmaktadır. İmmünoloji alanında sedef hastalığında kullanılan özellikli bir tedaviyi kullanıma sunduk. Bugüne kadar var olan ajanlar tek bir etki mekanizması üzerinde hareket ediyordu. Ustekinumab molekülünün özelliği farklı bir yolaktan etki mekanizmasını gösteriyor olmasıdır. Bundan sonra da ustekinumabın endikasyonları genişleyecek. Şu anda sedefin yanı sıra psoriatik artritte de endikasyonu var. Uzun süreli planlamaya bakıldığında dirençli Crohn hastalığında karşılanmamış ihtiyaca cevap veriyor olacak. İmmünoloji alanında romatoid artritte ve yine sedefte kullanıma sunulacak olan farklı moleküller ile ilgili çalışmalar yoğun bir şekilde devam etmektedir.

Hedefimiz; Dünyanın her yerindeki insanların yeni bir umutla dolmasını sağlamak... Yenilikçi tedavilere ve kaliteli sağlık hizmetlerine erişmek... Misyonumuz; İnsanların yaşantılarını değiştirmek, bilimi hastaların yararına ilerletmek...

PS: Janssen Türkiye sağlık çözümleri biriminiz var. Biraz da bundan bahseder misiniz? Dr. Nilüfer Çetin: Janssen’i farklı kılan özelliklerden biri de organizasyonunda çok farklı fonksiyonlara yer veriyor olmasıdır. Bunlardan biri sağlık çözümleri uzmanları/müdürleri diğeri ise tedavi alanı çözüm müdürü. Sahada hekimler ve kurumlar ile iletişime geçerek, o bölgedeki karşılanmamış ihtiyaçları ortaya çıkarıyorlar. Sağlık çözüm uzmanlarımız sahada hekimlere ürün tanıtımında bulunmuyor. Amacımız hasta yolculuğu haritasını çıkarmak. Hastanın semptomlarının başlaması ve sonrasında hangi kuruma, hangi uzmana gittiği ve tedavi rejiminde hangi basamakta bulunduğu, bütün bu basamakları yaşarken hangi noktalarda o hastanın optimal bir tedavi veya hizmete ulaşması gerektiği ile ilgili hasta yolculuğunu çıkarmış oluyoruz. Bu da bize beraberinde çözüm önerilerini getirmiş oluyor. PS: Birçoğu toplum ruh sağlığına hizmet edecek, ses getiren sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorsunuz. Bir kaç örnek verebilir misiniz? Dr. Nilüfer Çetin: Sinemental film projemiz örneğin halka açık bir projeydi. Film gösterimlerinden sonra yapılan panelde halkla beraber sinemacılar, psikologlar, sosyologlarla yapılan söyleşide filmin

kahramanının hayatı gözden geçirildi ve bir empati kuruldu. Ruhsal hastalık tanısı alan kişileri ne kadar izole edersek içinde yaşadığımız topluma o kadar kötülük yaparız. Bir şekilde onların bir birey olduğunu anlayarak hak ettikleri yaşamı sunmak için sorumluluklarımızı yerine getiriyor olmamız lazım. Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri ile yaptığımız çalışmalar dışında hatırlatıcı telefon portalları kuruyoruz. Hastaların tedavilerini kesintisiz devam ettirmeleri açısından kurulan bu sistemler oldukça faydalı. Portallar aynı zamanda psikoeğitim grup toplantılarını kişilere ve yakınlarına hatırlatarak kişileri hayatta tutmayı hedef alıyor. Sedef hastalığı farkındalık etkinliklerinde yine hekimlerimizin ve hastalarının yanında olmaya devam ediyoruz. Hastaların yaşam kalitesinin ne derece düşük olduğu ve onları nasıl etkilediği tam olarak bilinmiyor. Sedef hastalığı toplumda soyutlanmanın en fazla görüldüğü hastalık gruplarından biri. Etiketlememeli, görmezden gelinmemeli. Bu hastalıklara sahip insanları topluma kazandırmak bizim de sorumluluğumuz. PS: Son olarak vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Dr. Nilüfer Çetin: Şirketleri farklılaştıran ne olur, bunun üzerinde biraz durmak isterim. İhtiyaca seslenen projelere odaklanırsanız, kalıcı ve toplumun güvendiği bir firma olursunuz. Psikiyatride bu kadar başarılı olma sebebimiz projelerle güvenilir ve uzun süreli olarak paydaşlarımızın yanlarında olmamız. Ticari gücümüzün ötesinde, kaç hastaya ulaştığımız ve onlar için ne yaptığımız ve ne bıraktığımız önemli. Janssen yıllardır hayata dokunan kalıcı projelerle hasta ve yakınlarının yanlarında oldu, öyle de olacak. Janssen Avrupa, Ortadoğu ve Afrika (EMEA) Şirket Grup Başkanı Jane Griffiths’in dediği gibi “Bugün kaç kişinin hayatın dokundun ve nasıl bir anlam kattın?’’ Anlam bizim için çok önemli. Kişisel olarak benim için de öyle. Çünkü yaşam için sizi besleyen bir neden olmalı. Bu aynı zamanda çok insancıl ve gerekli bir şey. Hayatta amacımız anlam yaratmak, dokunmak, bir ürün bırakmak olmalı ve bunda devamlılık olmalı. Şirketleri farklılaştıran da bu olmalı. Janssen Türkiye olarak her yeni günü yaşama eklemek için çalışmaya devam edeceğiz. Röportaj: Zeynep Çetinkaya POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 51


ARAŞTIRMA

DOKTORLAR EMEĞE SAYGI İSTİYOR

T

ürkiye’nin en büyük sağlık platformu Doktorsitesi.com, Tıp Bayramı kapsamında 29 Şubat- 8 Mart tarihleri arasında site üyeleri içerisinden 445 hekim ve 2.850 kullanıcının katılımıyla gerçekleştirdiği online araştırmayla sağlık sektörüne ışık tuttu. Doktorsitesi.com, yaptığı bu çalışmayla hekimlerin mesleklerine yönelik görüş ve beklentilerini ortaya çıkarırken kullanıcı üyelerinin sağlıkları ile ilgili durum ve düşüncelerini tespit etti. HEKİM OLMAYI NEDEN TERCİH ETTİLER? Hekimlerle yapılan araştırma sonuçlarına göre, “topluma faydalı olmak”, hekim olmayı istemekte %61 ile en önemli etmen olurken, araştırmaya katılan her 2 hekimden 1’i “iyi bir kariyer /statü sahibi olmak” için bu mesleği seçtiğini belirtiyor. Erkek hekimlerin meslek seçiminde kariyer ve geliri daha çok önemsemesi dikkat çekiyor. Hekimlerde mesleki memnuniyet %65 Hekimlerin %65’i mesleğinden “çok memnun /memnun” olduğunu belirtirken her 4 hekimden 1’i “çok memnun” olduğunu dile getiriyor. “Manevi tatminin yüksek olması” (%71) ve “saygın bir

52

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

meslek olması (%55) ve “çaresiz insanlara umut vermek” (%46) en çok belirtilen yanıtlar arasında yer alıyor. Öte yandan “sağlık politikaları” (%75) hekimlerdeki mesleki memnuniyetsizlikte en çok öne çıkan konu olarak dikkat çekiyor. “Stres”(%66), “yıpratıcılık”(%61), “hak edilen kazancın alınamaması” (%60) da memnuniyetsizlik sebepleri arasında ilk sıralarda yerini alıyor. Her 2 hekimden 1’i özel hayata zaman ayıramadığı” ve “iş yükünün çok olması” ndan memnuniyetsizlik duyuyor. Kadın hekimlerde, “iş yükünün çok olması” ve “yıpratıcılık” memnuniyetsizlikte daha büyük rol oynuyor. %34’lük bir kesim de şiddeti memnuniyetsizlik duyduğu konular arasında sayıyor. HASTADAN EMEĞE SAYGI VE KARŞILIKLI GÜVEN BEKLİYOR Hekimler hastalarından en çok “emeğe saygı duymalarını” (%74) ve “karşılıklı güven” (%73) bekliyor. “Anlayış ve işbirliği” (%67), ”her olumsuz durumda hekimi suçlamama” (%63), “kulaktan dolma bilgilere itaat etmeme” (%60) en çok öne çıkan beklentiler arasında yer alıyor. Kadın hekimlerin “anlayış ve işbirliği” ile

“emeğe saygı” konusunda beklentileri ise erkek hekimlere göre daha yüksek. Hekimlerin ilaç firmalarından beklentileri incelendiğinde ise “ürünlerin bulunurluğu” ve “uygun fiyat”, öne çıkıyor. KADINLAR, ÖZEL HASTANE VE MUAYENEHANELERİ, DAHA ÇOK TERCİH EDİYOR Katılımcıların %5’i araştırmaya katıldıkları gün doktora gittiğini belirtirken her iki kişiden biri son 1 ay içerisinde doktora gittiğini ifade ediyor. Son 1 yıl içerisinde doktora gitme oranı ise %92. En son muayeneye gidilen yer incelendiğinde ilk sırada “devlet hastanesi / sağlık ocağı / aile hekimliği” (%52) gelirken ardından sırasıyla “özel hastane” (%29), “üniversite hastanesi”(%14) ve” özel muayenehane” (%5) geliyor. Kadınlar erkeklere göre özel hastane ve muayenehaneleri, erkekler ise kadınlara göre devlet hastanelerini daha yüksek oranda tercih ediyor. İNTERNET, KADINLARIN SAĞLIK KONUSUNDA EN ÇOK BAŞVURDUĞU BİLGİ KAYNAĞI Sağlıkla ilgili herhangi bir konuda bilgiye


HASTALAR TEDAVİYLE İLGİ-BİLGİ BEKLİYOR ihtiyaç duyulduğunda katılımcılar en çok “direkt hastaneye / muayeneye gittiklerini” (%59) ve “internette arama motorlarında araştırma yaptıklarını” (%56) belirtiyor. Arama motorları özellikle kadınlar (%61) tarafından erkeklere (%52) göre daha çok tercih ediliyor ve başvurulan kaynaklar arasında ilk sırada yerini alıyor. Her 3 kişiden biri internetteki forumlara, bloglara, soru-cevaplara baktığını ifade ederken %19’luk kesim ise doktorlara internetten soru sormayı tercih ediyor. Aile, eş, dost, arkadaş (%19) da sağlıkla ilgili başvurulan bilgi kaynakları arasında yer alıyor.

ise kadınlarda tedavi, test sonuçları, rahatsızlığın seyri ve ilaçların kullanımıyla ilgili bilgi beklentisi erkeklere göre daha yüksekken, erkeklerde kadınlara göre hekimden samimi davranış ve kişisel ilgi beklentisi daha yüksek seyrediyor. ÇOĞUNLUK KENDİNİ SAĞLIKLI BULUYOR VE GEÇEN SENEYE GÖRE BİR DEĞİŞİM HİSSETMİYOR Her 2 katılımcıdan 1’i genel sağlık durumunu “iyi” olarak nitelendirirken %7 sağlığını “mükemmel” buluyor. Sağlığını “kötü” bulanların oranı ise %5.

Her 2 kişiden biri hastane ve doktor seçiminde interneti dikkate alıyor Katılımcıların %56’sı hastane ve doktor seçiminde internetin etkili veya çok etkili olduğunu belirtiyor.

Bir yıl öncesiyle karşılaştırıldığında katılımcıların yarıdan fazlası genel sağlık durumlarını “hemen hemen aynı” olarak değerlendirirken %23 sağlığını “çok daha iyi / biraz daha iyi”, %21 ise “çok daha kötü / biraz daha kötü” buluyor.

KADINLAR: DAHA ÇOK BİLGİ, ERKEKLER: DAHA ÇOK İLGİ

SAĞLIK İÇİN İLK ŞART YENİLENİÇİLENLERE DİKKAT ETMEK

Doktordan beklentilerde %75 ile “tedavimin tam olarak açıklanması” ilk sırada yer alıyor. Kadınlarda ikincil olarak “yapılan test sonuçlarıyla ile ilgili bilgi” isterken erkekler “samimi davranış” bekliyor. Genel olarak karşılaştırıldığında

Sağlıklı olmak için yapılan şeyler arasında ilk sırada “yenilen / içilenlere dikkat etmek” (%69) geliyor. “Kişisel bakım / temizlik” (%60) ikinci sırada yer alıyor ve kadınların (%65) erkeklere (%54) göre daha yüksek oranda dikkat ettiği görü-

lüyor. Sağlıklı hissetme düzeyine göre sağlıklı olmak için yapılanlar incelendiğinde ise sağlığını mükemmel veya iyi hissedenlerde “yediklerime/ içtiklerime dikkat ederim”, “yürüyüş/spor yaparım”, “kişisel bakıma dikkat ederim” diyenlerin oranının sağlığını orta veya kötü hissedenlere göre daha yüksek olduğu gözlemleniyor. Geçen seneye göre kendini çok daha iyi hissedenler daha çok yürüyüş / spor yaptığını belirtirken, kendini çok daha kötü hissedenlerde ise bitkisel kür kullanımı daha yüksek. ARAŞTIRMA KÜNYESİ Araştırma Doktorsitesi.com’a üye hekim ve kullanıcılarla online araştırma yöntemiyle 29 Şubat- 8 Mart tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmaya 445 hekim ile 2.850 kullanıcı katılmıştır. DOKTORSİTESİ.COM HAKKINDA 2008’de kurulan Doktorsitesi.com, Türkiye’nin en büyük sağlık platformu olarak hekim, hasta ve sağlık çalışanlarını bir araya getiren sosyal bir platformdur. Veri tabanında 18.000’den fazla kayıtlı hekim ve 2,5 milyondan fazla kayıtlı kullanıcı üyesi bulunmaktadır. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 53


İLK YARDIM

“İLK YARDIM” İLE HAYAT KURTARABİLİRSİNİZ!..

54

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016


H

ayatı tehlikeye düşüren durumlarda, profesyonel yardım ve sağlık çalışanları gelene kadar geçen sürede ne yapmanı gerektiğini biliyor musunuz? Zamanla yarışılan o an da uygulayabileceğiniz ilk yardım uygulamaları ile hayat kurtarabilir, durumun kötüye gitmesini engelleyebilir ve iyileşme sürecini hızlandırabilirsiniz. Fakat bu uygulamaları başarılı bir şekilde gerçekleştirmeniz için İlk Yardım Eğitimi almanız gerekiyor. Herkesin bilmesi gereken bu teknikleri, temel adımları Medical Park Gaziosmanpaşa Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Dr. Oya Güven ile sizler için derledik. Bu kısa bilgiler belki de bir hayatı kurtarmanızı sağlayacak. İLK YARDIM Herhangi bir kaza ya da hayati tehlike anında sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar ilaçsız olarak yapılan uygulamalara “ilk yardım” denir. Öncelikli amaç hayat kurtarmak, vakanın durumunu stabil tutmak ve iyileşmeyi desteklemektir. PANİĞE KAPILMAYIN ilk yardım herhangi bir durumda, herhangi bir kişi tarafından başlatılabilir.Ancak ilk yardımın ilk kuralı sakin olmak.Bu kişinin sakin ve kontrolü ele alan, olayı yönetebilecek nitelikte olması, çevredeki kişileri; sağlık kuruluşları, itfaiye ve güvenliğe haber vermeleri için organize edebilecek kadar paniğe kapılmaması gerekiyor. HANGİ DURUMDA NE YAPMALI? Trafik kazası, yeni başlayan göğüs, karın ağrısı, fazla ilaç alımı, bilinç bozukluğu, bayılma ve çarpıntı. BAYILMA Bayılan bir kişi gördüğünüzde hafifçe omzuna dokunup uyanmasını sağlayın. Muhtemelen ya tansiyonu düşmüştür ya da şekeri. Tansiyonun düzelmesi için ayaklarını havaya kaldırın, başını yükseltmeyin. Şeker düşüklüğü olan hastalar genellikle soğuk soğuk terler ardından da bilinç kaybı yaşarlar. Şekerli içecekler içirmeye çalışın ama suyun ciğerlerine kaçmamasına dikkat edin. GÖĞÜS AĞRISI Eğer göğüs ağrısı olan bir yakınınız varsa aklınıza önce kalp krizi ihtimali gelmeli. Kalp krizi geçirenler sağ elini yumruk yapıp kalbin üstünde tutarlar ve terlerler. Elinizin altında aspirin varsa hemen 300 mg çiğnetin. YANIKLAR Ev ve iş kazalarından en çok görüleni yanık vakalarıdır. Böyle bir durumda yanık bölgesini soğuk suyla ıslatılmış temiz bir

bezle kapatmak gerekir. Yanık yarasına salça, diş macunu gibi bir şey kesinlikle sürülmemelidir. ELEKTRİK ÇARPMASI Elektrik çarpmalarında öncelikle kuru tahta parçası ve lastik gibi elektrik geçirmeyen maddelerle hasta akımdan uzaklaştırılmalı, hareket ettirilmeden düz bir zemine yatırılmalıdır. KANAMALAR Çoğu travma çok kanamalıdır ve kendiliğinden durmaz. Bu nedenle kanayan yere baskı uygulamak gerekir. Bunu temiz bir bezle yapmaya çalışın. Turnike yapmak kanamalı dokunun yapısını bozabileceğinden, kanamayı durduramadığınız durumlarda turnikeyi son çare olarak düşünebilirsiniz. Kanayan yeri bir parmak yukarısından bir eşarp ya da bezle sıkarak turnike yapabilirsiniz. TRAFİK KAZASI Trafik kazası ve yüksekten düşme vakalarında boyun, bel ve kalçayı sabitlemek için hastanın sert bir zemine yatırılması gerekir. Bu sabitlemeyi tahtayı hastanın kalçasından ve omuz altından sürerek yapabilirsiniz. Bu işlemi yaparken başka bir kişi de hastanın baş tarafına geçip, iki koluyla omuzlarını alttan tutup başını sabitlemelidir. Sonrasında kollar ya da bacaklarda şekil bozukluğu fark ederseniz onları da hareketsiz hale getirmek gerekir. Yine ince bir tahta parçası ya da sert bir kartonla bunu yapabilirsiniz. Eğer kırık kemik deriyi geçip gözle görülür hale geldiyse o parçalara dokunmamak, üzerini temiz bir bezle kapatmak lazım. TRAVMALAR Kafa travmalı hastalarda da boynu sabit tutmak ve düz bir zemine hastayı yatırmak önemlidir. Kanayan bölgeye temiz bir bezle baskı uygulanmalı. Hastayı konuşturup bilincini açık tutmaya çalışmak yalnızca bilinç takibi yapmanızı sağlar, hastaya bir katkısı yoktur. İlk 24 saat beyin içi hadiseler için kritik zamandır, bu

Dr. Oya Güven Acil Tıp Uzmanı Medical Park Gaziosmanpaşa Has.

sürede konuşması bozulan, kasılması gelişen, kusması olan hastayı hastaneye götürmek gerekir. 2 yaş altı ve 65 yaş üstü hastalar da mutlaka doktor kontrolünde olmalı. Eğer bu şikayetler olmazsa evde de takip edebilirsiniz. Bebekleri uykusuz bırakmak onların konforunu bozar, uyku saati geldiğinde uyuyan bebeği 3-4 saat arayla uyandırmak, göz teması kurup kurmadığını gözlemlemek gerekir. SARA HASTALIĞI Kollarında ve bacaklarında kasılması olan birini görürseniz muhtemelen sara hastalığı vardır ve nöbet geçiriyordur. Size düşen görev kuru bir bezle dilini ağzından dışarıya çekmek olacak. Çünkü böyle hastalar nöbet geçirdikleri için değil dilleri geriye kaçtığı için hayatlarını kaybedebilirler. 112’Yİ DOĞRU BİLGİLENDİRİN Acil bir durum olduğunu düşünen hasta ya da yardım eden kişiler hemen 112’yi arayıp hastanın durumu, olayın nasıl olduğu hakkında bilgi verip o an ne yapması gerektiği konusunda bilgi almalıdır. Kısacası ambulans gelene kadar acil servise hastayı ulaştırana kadar, travması varsa pozisyonunu koruması, kusma şikayeti varsa başını sağ tarafa çevirerek mide içeriğinin akciğere kaçmasının engellenmesi, solunum zorluğu varsa sağ kolun üstüne yatırılması sağlanmalıdır. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 55


GIDA GÜVENLİĞİ

MUTFAĞIMIZIN OLMAZSA OLMAZI YUMURTA HAKKINDA EZBERE BİLDİKLERİMİZ NE KADAR DOĞRU?

56 POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016


A

nne sütünden sonra insanın ihtiyacı olan pekçok besin öğesini bulunduran yumurta, içerdiği A, D, E ve B grubu vitaminlerinin yanı sıra yine içinde bulundurduğu kolin sayesinde de çeşitli vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesinde önemli rol oynuyor. Temel besin kaynaklarımızla karşılaştırıldığında yumurta, protein içeriği yüksek gıdalar sınıfında ilk sıralarda yer alıyor. Bir öğünde alınması gereken enerji ve vitamin ihtiyacının büyük bir kısmını tek başına karşılayan, kendi küçük, faydası büyük yumurtayı satın alırken, saklarken ve tüketirken dikkat edilmesi gerekenleri Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner anlattı. SATIN ALIRKEN… Yayınlanan yeni mevzuatla birlikte 20 Aralık 2015 tarihi itibariyle kümes ve işletme numarası ile yumurtlama tarihi üzerinde damgalı bir şekilde olmayan yumurtaların toptan veya perakende olarak satışı yasaklanmıştır. Bu bilgiler bize nerede, kimin tarafından, hangi kümeste, hangi tarihte üretildiği ile ilgili izlenebilirlik ve raf ömrü açısından önemli bilgiler vermektedir. Dolayısıyla öncelikle bu bilgilerin yumurta kabuğu üzerinde olup olmadığına dikkat edilmelidir. Aynı şekilde yumurtanın hijyenik olmayan yaprak, saman vb. malzemeler içinde satışı da yasal değildir, bu tür malzemeler içinde satışa sunulan ürünlere itibar edilmemelidir. Yumurta satın alınırken marketlerde serin ortamlarda saklanıyor olmasına dikkat edilmelidir. Yumurtanın kabuğu temiz, düzgün görünüşlü ve az pürüzlü olmalıdır. Çatlak ve kırık yumurtalar satın alınmamalıdır. Çünkü bu durum mikroorganizmaların üremesi için uygun bir ortam oluşturur. Organik yumurta satın alırken, organik tavuklardan elde edilmiş, organik ürün logosu taşıyan sertifikalı ürün olup olmadığı kontrol edilmelidir. SAKLARKEN… Yumurta, ev koşullarında muhafaza edilecek ise buzdolabında 0-5 derece arasında saklanmalıdır. Çabuk bozulmasını engellemek için satın alınan orjinal karton kutusu içerisinde muhafaza edilmeli ve kesinlikle yıkanmamalıdır. Karton kutu, yumurtanın ışık almasını önlediği gibi, güçlü kokulu gıdaların kokularının yumurtaya geçmesini de engeller. Eğer kutusundan çıkararak saklamayı tercih ediyorsanız dolabın kapak kısmındaki yumurta rafına sivri kısımları aşağı gelecek şekilde yerleştirerek saklamalısınız. Gıda güvenliği açısından çok önemli bir diğer konu da yumurta ile temas ettikten sonra kabuğundan dışkı kaynaklı hastalık bulaşma riski olabileceğinden eller iyice yıkanmalıdır.

Yumurtanın son tüketim tarihi, yumurtlama tarihinden itibaren 28 gündür, bu süreden sonra ürün güvenilirliğini kaybettiğinden tüketilmemelidir. PİŞİRİRKEN… Yumurta pişirilerken iyi bir şekilde pişirilmelidirir özellikle şeffaf kısmının beyazlayana kadar pişirilmesi Salmonella bakterisinin bertaraf edilmesi açısından önemlidir. Yumurta kabuklu olarak pişirildiğinde 4 dakikada beyazı, 12 dakikada ise tamamı katılaşır. Yumurta çiğ olarak tüketilmemelidir.

Samim Saner Gıda Güvenliği Derneği Başkanı

FAYDALARI

rdır. larda kabartıcı etkisi va Özellikle kek ve pasta ır. nıl tırıcı olarak da kulla Koyulaştırıcı, kıvam art e parlaklık verir. Girdiği yemeğin rengin zet katar. lez Yemeklerinize için tutan bir besin olduğu tok ve proteinli . ilir ed Düşük kalorili, yüksek cih ter r tarafından da sıkça yumurta, diyet yapanla r. ıdı ağ yn ka 3 a eg Önemli ölçüde om yum ihtiyacının len se k nlü gü n du cu yumurta, vü Her gün tüketilen bir . yüzde yirmisini karşılar idan etki gösterir ks tio an de sayesin la İçeriğindeki E vitamini zı kırmızı etten daha faz göre yumurtanın beya Yapılan araştırmalara protein içermektedir. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 57


ÖNEMLİ BİLGİ 1. Yumurtanın besin madde değerleri ne kadar yüksektir? Bir yumurta kaç kaloridir? Yumurta, sağlıklı yaşam için, gerekli olan

6 temel besin grubunun (protein, yağ, karbonhidrat, vitamin, mineral ve su) tümünü içerir. Bir yumurta, birçok besin maddesi (protein, n-3 yağ asitleri, vitamin A, K, D, E, B2, B12, niyasin, biyotin, pantotenik asit ve birçok mineral) için önerilen günlük dozların %9’dan fazlasını karşılamaktadır. Yüksek besin maddesi içeriğine rağmen yumurtanın enerji içeriği çok yüksek değildir. Orta boy bir yumurtanın (60 gr) enerji içeriği ortalama 80 Kcal’dir. 2. Çiğ yumurta yemek zararlı mıdır?

Çiğ yumurtada Salmonella bakterisi bulunma olasılığı olduğundan ve bu bakterinin de ancak pişirmeyle etkisiz hale gelmesinden dolayı sağlık açısından çiğ olarak tüketilmemelidir. Salmonella bakterisinin birçok tipi vardır ve bazıları gıdalarda yüksek oranda bulunduklarında zehirlenmeye yol açabilir. Dolayısıyla iyi pişirme bakterinin yok olması açısından önemlidir. 3. Sarısı daha koyu olan yumurta daha lezzetli ve besleyici midir?

Sarı rengi yumurtanın besin değerini etkilemez. Yumurta sarısına renk veren madde ksantofil pigmentleridir. Bu pigmentleri tavuk üretemez, tükettiği yemlerle alması gerekir. Yumurta sarısına rengini veren lutein ve zeaksantin pigmentleri aynı zamanda önemli antioksidanlardır. Bu pigmentler tat oluşturmaz. Bu nedenle açık ve koyu sarılı yumurtaların besin değerleri ve lezzetleri arasında bir fark yoktur. 4. Kahverengi kabuklu yumurtalar beyaz kabuklu yumurtalara göre daha besleyici midir?

Kabuk rengi kalıtsal bir özelliktir. Genelde kahverengi tüylü ve kırmızı kulakçık rengine sahip tavuklar kahverengi kabuklu yumurta yumurtlar. Beyaz tüylü ve beyaz kulakçık rengine sahip tavuklar beyaz kabuklu yumurta yumurtlar. Kahverengi kabuklu yumurtalar biraz daha iridir ve kabuk kırılma mukavemeti daha yüksektir. Fakat kahverengi ve beyaz kabuklu yumurtaların besin değerleri arasında fark yoktur.

YUMURTA KABUĞU ÜZERİNDE ZORUNLU BİLGİLER İşletme ve kümes numarası ile yumurtlama tarihinin okunaklı olacak şekilde yumurta kabuğu üzerine damgalanması zorunludur. İŞLETME NUMARASI: Kanatlı işletmelerinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı il / ilçe müdürlükleri tarafından verilen iki haneli ülke kodu ve iki haneli il trafik koduyla birlikte işletmeye özgü numaradır.

ÜLKE KODU

KÜMES NUMARASI:

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı il/ilçe müdürlükleri tarafından kanatlı işletmelerinde bulunan her bir kümesteki sürülere verilen 1, 2, 3, ...g ibi sıra numarasıdır.

İL TRAFİK KODU

YUMURTLAMA TARİHİ Gün, ay, yıl olarak damgalanır. Yumurtanın son tüketim tarihi yumurtlamadan itibaren 28 gündür.

Yumurta üzerinde bulunan numaralar temsilidir.

58

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

5. Tavuk günde 1 yumurtadan daha fazla yumurta yumurtlayabilir mi?

yindeki halka şeklindeki kan lekesi, yumurtanın döllü olduğunun, embriyo gelişiminin kanıtı olabilir. Marketlerden alınan karton viyol içerisindeki yumurtalarda kabuğa yakın yerde veya ak üzerinde görülen kırmızı lekeler tavuğun karaciğerinde ya da yumurtalığında oluşmuş kan lekeleridir. Bu lekeler döllülük ya da embriyonik gelişim değildir.

6. Yumurtanın kollajen içeriği yüksek midir?

11. Yumurtanın kolesterolü yüksek midir? Kolesterolsüz yumurta üretilebilir mi?

Yumurta verimi yüksek olan tavuklar en fazla günde bir kez yumurtlar. Çünkü bir yumurtanın oluşumu için 24 – 26 saat gerekir. Bazı fizyolojik nedenlerden ( örneğin erken ovulasyon) bazı tavukların günde 2 kez yumurtladığı görülebilir. Fakat bu tavuklar ertesi gün yumurta yumurtlamaz.

Yumurta kabuk altı zarlarının yapısında yüksek miktarda kollajen bulunur. Kabuk altındaki zarların esnek olduğu kadar stabil durmasını sağlayan kollajenler aynı etkiyi insanlarda da gösterdiğinden tüketimi oldukça yararlıdır. Birçok ünlü kozmetik firmasının da kullandığı yumurta kabuk altı zarları dünyanın en ucuz kollajen kaynağı olarak gösterilmektedir. Yumurta kabuk altı zarları, haşlanmış yumurtanın üstünde (zarı soymadan) tüketilebilir. Cilt esnekliğini ve kırışıklık azaltıcı etkisini gözle görülür şekilde düzenleyecektir. 7. Yumurta yıkanır mı?

Yumurta yıkanmaz. Yıkama, yumurta kabuğundaki koruyucu tabakaya (kütikül) zarar verir. Özellikle soğuk suda yıkanan yumurtalarda kabuk yüzeyinde bulunan mikroorganizmalar yumurta üzerindeki mikroskobik gözenekler aracılığıyla yumurta içine çekilir. Bu nedenle yıkanan yumurtalarda enfeksiyon riski artar. Ayrıca elde yıkanan yumurtalara el ile temas yoluyla birçok patojen bulaşabilir. 8. Uzun süre haşlanan yumurtada sarının etrafında oluşan yeşil - gri renkli tabaka zararlı mıdır?

Uzun süre yüksek sıcaklıkta haşlanmış veya haşlandıktan sonra uzun süre soğutulmadan kalmış yumurtalarda sarının etrafında yeşil – gri renkli halka oluşur. Bu yumurtalarda belirgin bir kükürt kokusu hissedilir. Yumurtadaki demir ve kükürtün sarı yüzeyinde etkileşimi sonucu bu renk değişimi oluşur. Bu yumurtanın tüketimi sağlığa zararlı değildir. 9. Bazı yumurtaların kabuğu neden daha kolay soyulur?

Taze yumurtalar haşlandığı zaman daha zor soyulur. Çünkü kabuk ile kabuk altı zarları ve yumurta akı daha sıkı bağlanmıştır. Yumurta bekletilince su kaybı olur, küt uçta dış ve iç kabuk altı zarları birbirinden ayrılarak hava hücresi oluşur. Bu yumurtalarda kabuk daha kolay soyulur. Kısaca zor soyulan yumurta daha tazedir. 10. Yumurtanın döllü olup olmadığı nasıl anlaşılır? Kan lekesi yumurtanın döllü olduğunun kanıtı mıdır?

Ticari yumurta üretiminde sürüde horoz bulunmadığı için üretilen yumurtaların tümü dölsüzdür. Ancak köy yumurtası alınırsa ve sürüde horoz varsa sarının yüze-

Orta büyüklükte bir yumurta 210 mg kadar kolesterol içerir. Bu kolesterolün hemen hemen tamamı yumurta sarısında bulunur. Yüksek kolesterol sorunu yaşayan insanların günde bir yumurta sarısından fazla tüketmesi önerilmez. Yumurta akında kolesterol yoktur. Bu nedenle yüksek kolesterol sorunu olan insanların yumurta akı tüketmesinin bir sakıncası yoktur. Kolesterolsüz yumurta üretmek mümkün değildir. Ancak; genetik ıslah, rasyon içeriğinin değiştirilmesi, bazı yem katkıları veya bazı kimyasallarla yumurta kolesterolünü bir miktar azaltmak (%10 – 50) mümkündür. 12. Fonksiyonel yumurtalar güvenilir midir?

Fonksiyonel yumurtalar son yıllarda yaygınlaşan yumurta çeşitleridir. Yumurtanın sahip olduğu besin değerinin yem içeriği değiştirilerek artırılması ya da azaltılmasıyla oluşturulur. Selenyumlu, omegalı, vitaminli, mineralli yumurtalar fonksiyonel yumurtalara örnektir. Fonksiyonel yumurtanın diğer fonksiyonel gıdalara göre en önemli avantajı, aşırı dozun hemen hemen imkansız olmasıdır. Çünkü tavuk yumurtayı neslinin devamı için üretir ve hiçbir besin maddesini embriyoya zararlı olacak dozda yumurtaya aktarmaz. Bu nedenle bu yumurtaların tüketimi güvenilirdir. 13. Tavuklara verilen antibiyotikler yumurtaya geçer mi?

Antibiyotik kalıntıları yumurtaya geçebilir. Avrupa Birliğinde 2006’dan itibaren antibiyotik kullanımı yasaklanmıştır. Bazı ülkelerde yumurta sektöründe veteriner denetiminde ve hastalık tedavisi amacıyla bazı antibiyotiklerin kullanımına izin verilmektedir. Arınma süresi tamamlanmadan üretilen yumurtaların satışı yasaklanmıştır. Ülkemizde de AB uyum sürecinde antibiyotik kullanımı yasaklanmıştır. Ancak üreticisinin belli olmadığı açıkta satılan yumurtalarda antibiyotik riski söz konusu olabilir. 14. Yumurtanın protein içeriği nedir?

Bir orta boy yumurta ortalama 8 gram (%13) protein içerir. XL boy yumurtalarda bu miktar 13 grama kadar çıkmaktadır. Temel besin kaynaklarımızla karşılaştırıldığında yumurta, protein içeriği yüksek gıdalar sınıfında ilk sıralarda yer almaktadır. Ayrıca yumurta proteini, diğer protein içeren gıdalara kıyasla daha yarayışlıdır.


HABER

ÇOCULARINIZIN BÖBREK SAĞLIĞINA DİKKAT! Uluslararası Nefroloji Birliği ISN ve Uluslararası Böbrek Vakıfları Federasyonu IFKF’in ortaklaşa düzenlediği ve böbrek sağlığına dair dünyanın en geniş kapsamlı organizasyonu olan Dünya Böbrek Günü, bu yıl 11. kez kutlandı. Bu sene seçilen “Böbrek Hastalıkları ve Çocuklar” teması, böbreklerin erken yaşlardan itibaren önemsenmesi gerektiğini ve pek çok yetişkinde ortaya çıkan böbrek hastalıklarının çocukluk çağından kaynaklandığını hatırlatıyor. TÜRK BÖBREK VAKFI DÜNYA BÖBREK GÜNÜ’NDE ÇOCUKLARDA BÖBREK SAĞLIĞINA DİKKAT ÇEKİYOR…

Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Lale Sever, Türk Böbrek Vakfı Mütevelli Heyet Üyesi İpek Tanrıyar ve Türk Böbrek Vakfı Destekçisi Hasan Yalnızoğlu, çocuklarla bir araya gelerek böbrek sağlığı için sıvı alımı, tuvalet eğitimi, sağlıklı beslenme ve spor konularının önemine değindiler. İlkokul öğrencilerinin katılımı ile gerçekleştirilen etkinlikte, böbrek sağlığının önemi ve bu konuda alınması gereken önlemler anlatıldı. TUZA VE GLİSEMİK İNDEKSİ YÜKSEK GIDALARA DİKKAT!

Timur Erk Türk Böbrek Vakfı Başkanı “Dünya Sağlık Örgütü ve diğer kuruluşlar tarafından küresel bir sağlık sorunu olarak kabul edilen kronik böbrek hastalığı dünya nüfusunun %10’unu etkiliyor ve bu durum önümüzdeki 10 yıl içinde %17 oranında artacağı öngörülüyor. Türk Böbrek Vakfı olarak sağlıklı nesiller için sadece Dünya Böbrek Günü’nde de-

ğil, her zaman bol su içmenin önemini ve idrar tutmanın zararını vurguluyoruz. Türk Böbrek Vakfı olarak yaklaşık 5 sene önce, bugün 11.’sini idrak ettiğimiz Dünya Böbrek Günü’nün 2016 ana teması seçilen “böbrek hastalıkları ve çocuklar” konusunda adım atarak çok önemli gördüğümüz çocuk eğitimi projesini başlattık. Eğitim projemize başlarken toplumsal ölçekte kronik böbrek hastalığı konusundaki bilinç düzeyi son derece azdı. Bugün, çocuk merkezli olarak sürdürdüğümüz genele yönelik eğitimlerde, ülke genelinde 67 okulda 15.000’den fazla öğrenciye ulaşmış, onların ve ailelerinin beslenme ve egzersiz alanında alışkanlıklarını olumlu yönde değiştirmiş bulunuyoruz. Yapılan son çalışmaların ortaya koyduğu üzere, kişi başı günde 6 gram olması gerekirken ne yazık ki ülkemizde 18 grama ulaşan tuz tüketim alışkanlığımızın 3 gram düşüşle 15 grama gerilediğini görüyoruz. Bu sonucun da yaygın saha eğitimleri sayesinde elde edilen toplumsal bilinçlenmenin sonucu olduğunu memnuniyetle gözlemliyoruz. Sadece tuz ve tuzlu gıdaların değil, özellikle glisemik indeksi yüksek mısır nişastası şurubu ile imal edilmiş içecekler ve yiyeceklerin de, çocuklarda obeziteyi ve şeker hastalığı riskini arttırarak kronik böbrek hastalığına yol açan ve toplumsal olarak 7’den 70’e her yaştan bireyin bilinçlenmesini sağlamamız gereken gıdalar olduğunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz. ” ÇOCUKLARA “TUT ÇİŞİNİ, EVDE YAPARSIN” DENMEMELİ!

Prof. Dr. Lale Sever

yonu geliyor. Bu hastalıktan korunmak için bol su içmek ve idrarı tutmamak önemlidir. Çocuğunuzun yeterli su içip içmediğinin en iyi ölçüsü idrar rengi ve miktarıdır. İdrar renginin açık sarı ve günlük idrar miktarının da “30 X çocuğunuzun tartısı” kadar olması gerekiyor. Bu 20 kg bir çocuk için 30x20 = 600 mL yeterli sıvı aldığının işaretidir. İdrarın uzun süre boşaltılmaması mikropların üremesi için uygun bir ortam yaratır, ayrıca böbreklerde basıncı artırabilir. Bu nedenle idrar kesesinin sık olarak boşaltılması günde 5-7 defa gerekir. Okul çocuklarının her iki ders arasından birinde “çiş yapma alışkanlığı” kazanması uygundur. Tuvaletlerin kirli olduğu düşüncesi ile çocuklara, ev dışında tuvalete gitmemelerinin tembihlenmesi yanlıştır. Kirli tuvaletten idrar yollarına mikrop bulaşmaz. İdrar yoluna bulaşan mikroplar çoğunlukla dışkı içinde ürerler. Kabızlık, barsaklarda dışkının uzun süre beklemesine yol açarak çok sayıda mikrop birikimine neden olur ve idrar yolu enfeksiyonunu kolaylaştırır. Bu nedenle kabızlığın önlenmesi de böbrek sağlının korunması için önemlidir”

“Çocuklarda böbreklere zarar verebilen hastalıkların başında idrar yolu enfeksiPOPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 59


HEMATOLOJİ

TÜRKİYE’DE KÖK HÜCRE TEDAVİSİ DÜNYA STANDARTLARINDA Prof. Dr. Güner Hayri Özsan Türk Hematoloji Der. Genel Sekreteri Dokuz Eylül Üni. Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ABD Hematoloji BD

Türk Hematoloji Derneği tarafından düzenlenen Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi’nin dokuzuncusu Antalya’da gerçekleştirildi. İki yılda bir yapılan Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi kapsamında düzenlenen basın toplantısında tanı ve tedavide güncel gelişmelerle birlikte nakillerde karşılaşılan sorunlar, Türkök Projesi hakkında son bilgiler paylaşıldı. Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Güner Hayri Özsan, hematopoietik kök hücre tedavisine ilişkin Türkiye’de de dünya standartlarının yakalandığını söyledi. Türkiye’de 75 aşkın merkezin olduğuna değinen Prof. Özsan, başarılı sonuçların alındığını belirtti. Türkiye’de önemli sorunlardan birinin akraba dışı verici bulunması olduğunu

60

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

ifade eden Prof. Dr. Özsan, “Ülkemizdeki önemli sorunlardan biri akraba donörü olmayan allojeneik nakil adaylarına akraba dışı verici bulunmasıdır. Sağlık Bakanlığı nezdinde geliştirilen TÜRKÖK Projesi akraba dışı gönüllü donör havuzunun oluşturulmasında önemli katkılar sağlamış ve hastaların bir kısmı bu sayede donör bulabilmiştir” dedi. Kongrede ele alınan önemli konulara da değinen Prof. Dr. Özsan şu bilgileri verdi:’’ 400’e yakın katılımcının bulunduğu 103 bildirinin gönderildiği kongremizde, 101 oturum başkanı ve konuşmacı ile 19 oturum ve 6 uydu sempozyumu gerçekleştirdik.. Programda bu yıl JACIE (Joint Accreditation Committee in EBMT) Transplant Merkezleri Akreditasyon Hazırlık Kursu’nun üçüncüsü yapıldı. Ayrıca European Society for Blood and Marrow Transplantation (EBMT) ile ortak olarak yapılan Hemotopoietik Kök Hücre Transplantasyonu Hemşireliği Kursu eşzamanlı olarak düzenlendi. Uluslararası oturumumuzda yurtdışında görev yapan iki değerli bilim insanımız bizlerle

ve uluslararası davetlilerimiz hematopoietik kök hücre naklindeki yenilikleri aktardılar. Pediatrik transplantasyon grubunun verileri başarıyla toplanmış, aplastik anemide geniş bir serinin sonucunu kongremizde sunulmuştur. Transplantasyonda önemli bir sorun olan graft versus host hastalığına yönelik mezenkimal kök hücre uygulama çalışmaları ve bu hastalığın önlenmesine yönelik, kök hücre ürün içeriğindeki hücrelerin manevraları gibi birçok yöntem tartışılma olanağını bulmuştur.”

K

ök hücre nakli yaşamı tehdit eden hematolojik hastalıklar başta olmak üzere bir çok hastalıkta kür sağlayabilen bir tedavi yöntemi. Ülkemizde son dönemde yeni merkezlerin açılması, laboratuvarların etkin bir şekilde kullanılması ve donör bağışının da artması ile kök hücre nakilleri hızla gerçekleşmeye başladı.


TÜRKÖK PROJESİNDE HEDEF 250

BİN

TÜRKÖK, T.C. Sağlık Bakanlığı’nın, Hematopoietik kök hücre nakli tedavisi olması gereken hastalar için oluşturduğu Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi’nin adıdır. TÜRKÖK Projesi’nin amacı, Türkiye’de Hematopoietik kök hücre nakli tedavisi olması gereken hastalar için bir “Kemik İliği Bankası” oluşturulması ve bu bankaya gönüllü olarak kemik iliği veya periferik kök hücre bağışlamak isteyen bağışçı adaylarının bulunmasıdır. Ülkemizdeki önemli sorunlardan biri de akraba donörü olmayan allojeneik nakil adaylarına akraba dışı verici bulunmasıdır. Sağlık Bakanlığı nezdinde geliştirilen Türkök projesi akraba dışı gönüllü donör havuzunun oluşturulmasında önemli katkılar sağlamış ve hastaların bir kısmı bu sayede donör bulabilmiştir. TÜRKİYE’DE KEMİK İLİĞİ BANKACILIĞI Ülkemizde Kemik İliğİ Bankacılığı 2006 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi ve 1999 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’ne bağlı olarak kurulan TRAN ve TRİS adı altında iki banka aracılığı ile yürütülmektedir. Bu bankalar, büyük gayret ve çabalarına rağmen ancak 60bin gönüllü verici sayısına ulaşabilmişlerdir. Gönüllü verici havuzu ne kadar geniş olursa bekleyen hastaların nakil olabilme şansı o kadar artacaktır. Bu nedenle hem gönüllü verici sayısını artırabilmek hem de sistemin daha etkin ve verimli çalışabilmesini sağlamak amacı ile Türkök projesi; kemik iliği nakli için bekleyen hastalar ve çok sayıda gönüllü vericiye ait doku grubu antijen bilgilerinin depolandığı Kemik İliği Bankasının (KİB) kurulması, kemik iliği nakli ile ilgili merkezler arasında koordinasyonun sağlanması amacı ile Sağlık Bakanlığı tarafından 1 Nisan 2015 tarihinde faaliyete geçirilmiştir.Günümüz itibariyle 100bin’e yaklaşmış gönüllü verici kaydımız var. Hedef beş yıl içerisinde 250bin vericiye ulaşmak. KEMİK İLİĞİ NAKLİ VERİLERİ Geçtiğimiz yıl içerisinde toplam 53 erişkin, 24 pediatrik merkez 3594 nakil gerçekleştirimiştir. Bu nakillerin 2809 erişkin, 785 çocuk nakillerdir. Bu nakillerden 1893’ü otolog, 1701’i allojeneiktir. Allojeneik nakillerden 1096’sı akraba donörlerden, 391’i akraba dışı ve 214’ü de haploidentik nakildir. Ülkemizde varolan 77 merkezin yaklaşık

üçte biri pediatrik KİT merkezi olup, ülkemizde yapılan nakillerinin toplamının yüzde 28’i de yapılan nakillerin çocuklarda yapıldığı, çocukluk çağında yapılan allojeneik nakillerin önemli bir kısmının talasemi olduğu, otolog nakillerde sinir kökenli bir tümör olan norablastlarda yapıldığı anlaşılmaktadır. Erişkinlere oranla selim hematolojik hastalıklar; bunların arasında bağışıklık sisteminin yetmezliği ve kemik iliği yetmezliği, bu nakillerin ana nedenini oluşturmaktadır. Erişkinlerde ise otolog nakillerin büyük bir kısmının multipl miyelom hastalığını oluşturduğu, ardından da lenfomalarda gerçekleştirildiği, allojeneik nakillerde ise hastaların büyük bir çoğunluğunu akut lösemilerin oluşturduğu görülmektedir. Türkök verilerine baktığımız zaman 18-35 yaş arasındaki vericiler şu anda nerdeyse %70 kadarını oluşturmakta. Gönüllü verici olunduktan sonra mutlaka kemik iliği vermek ya da kök hücre vermek zorunluluğu yok ancak hedef vermek olmalı. Çünkü gönüllü verici olup doku bankasına kaydedildikten sonra şayet bu uygulamadan vazgeçilirse, hastanın umutlarının yıkılmasına ve hayatına mal olabilir. Gönüllü verici olurken kişiler mutlaka çok iyi bilinçlendirilmeli ve vazgeçmemeleri sağlanmalı. THD; TÜRKİYE’DEKİ KİT MERKEZLERİNİN AKREDİTESİ İÇİN DESTEK VERİYOR Türkiye'de bulunan hematopoietik kök hücre nakli merkezleri bilgi birikimi,

Doç. Dr. Meltem Kurt Yüksel THD Yönetim Kurulu Üyesi Ankara Üni. Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ABD Hematoloji BD

deneyim ve transplant aktivitesi yönünden Avrupa'daki merkezler ile rekabet edebilecek düzeydedir. Bu ilerlemenin sürdürülebilmesi için uluslararası standartlara uyum sağlamanın önemi açıktır. Nakil Merkezlerinin akreditasyonu değerlendiren The Joint Accreditation Committee-ISCT (Europe) & EBMT (JACIE) kuruluşu THD ile uzun zamandır ortak çalışmakta ve merkezlerin akredite olması için eğitim kursları düzenlemektedir. Çalışma, akredite olmak isteyen merkezlerin başvuru hazırlıklarının süratle tamamlamasını sağlamak amacıyla oluşturulan Ulusal bir işbirliği projesi niteliğindedir. Bu projenin sonunda akredite olan merkez sayımızın artışı öngörülmektedir. Akredite olan merkez sayımızın artması hastaya sunulan hizmet kalitesinin artması yanında, kemik iliği nakli konusunda yurt dışından hasta akışının daha kolaylaşacağı ve bu konudaki sağlık turizmine katkısı olacağını düşünmekteyiz. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 61


KÖK HÜCRE NAKLİ VE HÜCRESEL TEDAVİLER İLE İLGİLİ ÇIĞIR AÇAN GELİŞMELER

Kan ve lenf bezi kanserleri ve ayrıca ileri yaşlarda görülen kemik iliği yetmezliğinde Amerika Birleşik Devletlerinde son 10 yılda arka arkaya çok sayıda ilaç onaylanmış ve günlük kullanıma girmiştir. Bu ilaçlar kronik kan kanserlerinde, multiple miyelom dediğimiz plazma hücresi kanserlerinde ve kemik iliği yetmezliğine yol açan, dolayısıyla hastaları dışarıdan sürekli kan almaya zorunlu bırakan miyelodisplastik sendrom (MDS) hastalığında kullanılmaktadır. Bu ilaçlar kaliteli yaşamı çok bariz yan etkiler oluşturmadan uzatmalarına karşılık ,henüz hastalıkları tamamen kür etme özelliğine sahip değildir.Bu ilaçların çoğu henüz yeni onay aldıkları için yönetmelikler gereği fiyatlandırmaları tamamen o ilaçları üreten şirketlerce düzenlenmekte, bu da fiyatlarının astronomik düzeylerde yüksek olması ile sonuçlanmaktadır. Amerika dışında özellikle gelişmekte olan ülkelere pazarlanması da söz konusu olup o ülkelerin ilgili yasal birimlerine oldukça önemli sorumluluklar yüklemektedir. Bu ilaçlara onay verirken yaşam süresi ve kalitesi üzerine ne ölçüde katkıda bulunduğu göz önünde bulundurulmalıdır. KÖK HÜCRE NAKLİ EN ETKİLİ TEDAVİ ÖZELLİĞİNİ SÜRDÜRÜYOR Kök hücre nakli ve hücresel tedavi yöntemlerindeki gelişmeler ölümcül bazı kanser hastalıklarında en etkili tedavi yöntemi olma özelliğini korumaktadır. Özellikle sağlıklı kök hücre vericilerinden alınarak yapılan nakillerin sayısında dünya bazındaki rakamlarda yıllık % 9 oranında bir artış bildirilmiştir. Hastanın kendi kök hücreleri toplandıktan sonra gerçekleştirlen otolog nakillerde bu artış %6’dır. Kök hücre nakillerinin başarı ile kullanıldığı ve hastaların en azından yarısının tamamen tedavi edilebildiği hastalıklar arasında multipl miyelom, akut ve kronik kan kanseri (lösemi), Hodgkin ve Non-Hodgkin lenfomaları, aplastik anemi ve myelodysplastik sendrom gibi kemik iliği yetmezliğine yol açan hastalıklar, testis kanseri gibi bazı solid organ kanserleri, bazı otoimmün hastalıklar, miyelofibroz, orak hücreli anemi, talasemi gibi doğuştan gelen hastalıklar sayılabilir. Kök hücre nakli düşük yoğunluklu yeni hazırlayıcı tedavi rejimleri ile ileri yaştaki hastalara da yeri geldiğinde uygulanmaya başlamıştır. Nakil sonrası ortaya çıkabilen komplikasyonların önlenmesi ve tedavisinde sağlanan başarılar, en-

62

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016


feksiyonlarla daha etkin mücadele, destek tedavilerindeki gelişmeler, nakilden yarar görebilecek uygun hasta seçimi, doku tiplendirmesindeki titiz çalışmalar neticesinde en uygun uyumlu vericilerin aile içinden veya dışından temin edilebilmesi gibi faktörler, nakile bağlı ölümlerde son 20 yılda önemli oranda azalmaya yol açmıştır. Hastaların nakil sonrası yaşam süresindeki iyileşmeye paralel olarak, kök hücre vericilerinin sayısını artırmak ve dolayısı ile daha çok hastaya tedavi imkanı sunabilmek için tam uyumlu olmayan vericiler de kullanılmaya başlanmıştır.Önceleri gözlenen başarısız uygulamalar son yıllarda geliştirilen Türkiye’de de uygulanan yöntemlerle , özellikle GVHD dediğimiz ve hayatı tehdit eden donör hasta reaksiyonu ve buna bağlı ölümler önemli ölçüde azalmıştır. Şu anda tam uyumlu verici bulunmasa da kök hücre naklinden yarar görecek dikkatle seçilmiş hastalarda, her hangi bir aile ferdinden nakil yapmak mümkündür. Bu konuda ülkelere göre farklı uygulamalar olsa da, tedavi sonuçları benzerlik göstermektedir. Bu tür nakiller sonrası hastalığın bir süre sonra geri gelme riski bulunduğundan, bu durumu azaltacak nüksü önleyecek metodlar üzerinde halen çalışmalar bilimsel düzeyde devam etmektedir. ALTERNATİF KÖK HÜCRE KAYNAĞI: KORDON KANI Yeni doğanın kordon kanında oldukça fazla sayıda kök hücre bulunmaktadır. Bu kordon kanı da özellikle çocuk hastalarda lternative bir kök hücre kaynağı olarak kullanılmaktadır. Tam uyumlu olmasa da hastanın kilosuna uygun olarak yeterince kök hücre ihtiva ettiğinde olumlu neticeler doğrulabilmektedir. Bu bağlamda Ankara Üniversitesi Tıp fakültesi bünyesinde uluslararası akreditasyonu olan bir kordon kanı bankası yapılandırılmıştır. Bu önemli bir hizmet olup bundan bir çok çocuk ve erişkin hastanın yararlanması mümkün kılınmıştır. T HÜCRE ÇALIŞMALARINDA SONUÇLAR YÜZ GÜLDÜRÜCÜ Sonunda tümör hücrelerini tanıyarak onlara yapışan ve onları ortadan kaldıran, normalde hepimizde bulunan T lenfosit hücrelerinin genetik yapılarına bir virüs gen taşıyıcısı ile, istediğimiz bir geni ilave ederek, bu etkin T hücrelerini bidiğimiz bir kanser türüne karşı prog-

ramlamamız mümkün olmuştur. University of Pennsylvania dan Carl June isimli bir araştırmacı, hastanın kendisinden toplanan bu T hücrelerini ilk olarak kronik lenfositler lösemi hücresinin yüzeyinde konuşlanmış CD19 hedef antijenini bulup yapışması ve hemen akabinde de bu lösemi hücresini ortadan kaldırmaya yönelik programlamayı CD19 geni ilavesi ile basarmistir. Bu yöntemi klinisyenlerle birlikte bütün bilinen tedavilere artık cevap vermeyen bir hastada denemiş ve çok başarılı bir sonuç elde etmiştir. Genetiği modifiye edilmiş T hücre tedavisi daha sonra 11 kronik lenfositik lösemi hastasında uygulanmış ve hepsinde pozitif yanıt alınmış, hiç bir hastada nüks görülmemiştir. Daha sonra aynı yöntemle çocuklardaki akut lenfoblastik lösemi (CD19 antijenine karşı) de başarılı sonuçlar alınmıştır. Problem bu hastaların bir kısmında löseminin nüks etmesi olarak karşımıza çıkmıştır. Bunu azaltmaya yönelik çalışmalar devam etmektedir. Son olarak sınırlı sayıda multipl miyelom hastalarında bu yöntem başarılı olmuştur. Genetiği değiştirilmiş hücre tedavisi halen deneysel aşamada olmasına rağmen umut vaad etmektedir. Pennsylva-

Prof. Dr. Görgün Akpek THD Üyesi Rush University, Chicago, Ilinois, ABD Kemik İliği/Kök Hücre Nakli Hücresel Tedavi Bölümü Direktörü

nia Üniversitesi dışında Amerika Birleşik Devletletinde bu yöntem bilimsel çalışma bazında ulusal kanser enstitüsü, New York Memorial Sloan Kettering ve Seattle Fred Hutchinson kanser merkezlerinde devam etmektedir. Özetle hem ilaç sektöründe hem de kök hücre nakli ve hücresel tedavi yöntemlerinde oldukça önemli gelişmeler olmakta, bağışıklık sistemini kanser hücrelerini yok etmeye yönelik her yerde uygulanabilecek yöntemler üzerinde çalışmalar hızla devam etmektedir. Önümüzdeki yıllarda bu tedavi yöntemleri muhtemelen bir çok farklı kanser türlerinde uygulanacaktır. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 63


ÇOCUKLARDA KEMİK İLİĞİ NAKİLLERİNDE DAHA ŞANSLIYIZ Prof. Dr. Tülin Tiraje Celkan THD 2.Başkanı İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağ. ve Hastalıkları Çocuk Hematoloji Onkoloji BD

Günümüzde hematolojik malinite, immün yetmezlik, hemoglobin bozuklukları, kemik iliği yetersizlikleri, doğuştan metabolik bozukluklar gibi çocukluk çağında rastlanan pek çok hastalığın tedavisinde kemik iliği nakli önemli bir yer almaktadır. Bu hastalıkların kimisinde tedavi protokollerinin bir parçası, bazılarında ise tek başına tedavi seçeneği olarak yer almaktadır.Hematopoetik kök hücre nakli yapılacak hastanın ve vericisinin iyi seçilmesi, hazırlama tedavi rejiminin uygun olması ve nakil sonrası takibinin iyi yapılması başarılı sonuç için gereklidir. Çocuklar büyüklerin küçükleri değil o yüzden uygulama farklılık gösteriyor. İki farklı kemik iliği nakli yapıyoruz. Bunlardan biri kendi sinir hücrelerinin verilmesi ki bu genellikle solid tümör dediğimiz tümörlerde ,örneğin hastanın bir böbrek tümörü varsa bir beyin tümörü varsa bunlarda kullanmaya çalışıyoruz. Kemik iliğini sadece akut lösemi gibi habis hastalıklarda değil, metabolizmaya

64

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

bağlı çocukluk çağı hastalıklarında da kullanıyoruz.

ların kilosu düşük olduğundan içinden çıkan hücre sayısı yeterli oluyor.

Kök hücreler kemik iliğinde bulunan ve kan hücrelerini üreten ana hücrelerdir. Allojeneik (dokuları uyan akrabadan) ve otolog (kendi kendinden) nakil olmak üzere başlıca iki çeşit kök hücre nakli vardır. Dokuları uyan akraba dışı kişilerden ve plasenta (eş) kanından kök hücre nakli yöntemleri de son yıllarda uygulanmaya başlanmıştır.

24 çocuk merkezinde kemik iliği nakli gerçekleştiriyoruz. Bu çok iyi bir sayı.Eskiden çocuklar ilik nakli için beklerdi ve bekleme süresi uzadıkça kayıplar daha fazla olurdu.Şimdi artık çocuklarda çok hızlı bir şekilde ilik nakli yapabiliyoruz. Artık dünyadaki bilimsel verilere rahat ulaşıyoruz. Aynı nitelikte kemik iliği nakilleri Türkiye’de yapılıyor.Başarılarımız dünya standartlarına ulaşmış durumda ve her geçen gün daha iyi yerlere gelmeye çalışıyoruz.

Geçen sene verilerine baktığımız vakit 700 çocuğumuza ilk nakli yapılmıştır. Allojenik Kök Hücre Nakli ile gerçekleşenlerin %20’sini lösemililer oluşturuyor. %20’sini de ailevi Akdeniz Anemisi olarak bilinen Talasemi gurubu hastalıklar oluşturuyor. Ayrıca çocukluk çağında konjenital yetersizliklerde olabiliyor. Sık hastalanan çocuklarda, kemik iliği yetersizliği ve diğer kalıtımsal metabolik hastalıklar gibi hastalıkların tedavisinde kemik iliği nakli kullanılıyor. Uygun verici bulma olasılığımız %30. Bazen kardeşi olsa da bazu durumlarda nakil için uygun olmayabiliyor. Çocuklarda bu konuda şanslıyız. Kordon kanını da kullanabiliyoruz ve kordon kanını kullandığımızda, çocuk-

NAKİL SONRASI KORUNMA ÇOK ÖNEMLİ Türkiye şartlarında en korkulan durum transplantasyon sonrası korunma. Çünkü tedavide kötü hücreler ölürken enfeksiyonlara karşı koruyan iyi hücreler de ölüyor. Korunmasız bırakıyor. Bu çocukların enfeksiyondan korunması çok önemli. Maske bu sebeple korunma amaçlı kullanılıyor. Başarı şansımız enfeksiyonların azalmasıyla birlikte çok daha fazla artıyor. Türkiye şartlarında iyi yerlere gelmek her geçen gün bizi daha mutlu ediyor özellikle hematologlar olarak bunu sağlamış olmak çok sevindirici.


METABOLİZMA HASTALIKLARI

BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN! Tiroid bezi hastalığında her yaş grubunun risk altında olduğunu belirten Bayındır İçerenköy Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Emin Önde, ihmalin kansere yol açabileceği konusunda uyarıyor ve 6 ayda bir kontrolün önemini vurguluyor. Günümüzde TSH hormonu ölçümü ve tiroid ultrasonunun sağlık ocaklarında bile kolaylıkla uygulanabildiğini hatırlatan Prof. Dr.Önde, tiroid bezi hastalığın teşhisindeki önemli 10 maddeyi sıraladı:

1İyot, tiroid bezinin hormon üretmek için .Troid’de ultrasonografi ile nodül var mı? \ İyot alımınız mı az?

kullandığı hammadde olduğundan, normal bir tiroid hormonu için vücuda yeterli iyot alımı sağlanmalı. Ancak, iyotun azlığı da aşırı alımı da tiroid ve vücudumuz açısından zararlı sonuçlar doğurabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre günde 150 mikrogram iyot alınmalı. İyot bakımından zengin ürünleri şöyle sıralayabiliriz: Badem, deniz ürünleri, et, karaciğer, tavuk, hindi, fındık, ay çekirdeği, süt, yumurta.

2 Ailede tiroid problemi öyküsü varsa, sizde de olma ihtimali çok yüksek. Ge.Ailenizde tiroid hastalığı var mı?

netik bir problem olan tiroid, aşırı iyotlu ya da iyotsuz bir beslenme ile tetiklenerek ortaya çıkabiliyor. Önde, özellikle ailede tiroid sorunuyla karşılaşanları tetikte olması konusunda uyarıyor.

3 Sigara içiyorsanız tiroid bezi hastalığıyla karşılaşma riskiniz artıyor. Sigara.Sigara içiyor musunuz?

nın içindeki siyonür, tiroidin çalışmasına

engel oluyor. Bu da TSH hormon seviyesinin yükselmesinden kaynaklı tiroid hastalığını beraberinde getiriyor. Tiroid bezi hastalığına, sigara içenlerde içmeyenlere göre iki kat daha fazla rastlandığı yapılan araştırmalarda görülmüş.

4

.Boynun ön kısmında şişlik mi hissediyorsunuz?

Boğazınızda şişlik hissediyorsanız dikkat! Boğazda meydana gelen şişlik tiroid bozukluğunun habercisi olabiliyor. Önde, erken teşhisin önemini vurgulayarak şişliğin tiroid kanserine kadar gidebileceği hususunda hastaları uyarıyor.

5

.Gün içinde enerji düşüklüğü mü yaşıyorsunuz?

Sürekli uyumak istiyor ya da normalden fazla uyuyorsanız ama yine de yorgun, bitkin ve enerjiniz yok gibi hissediyorsanız dikkat! Bu belirtiler tiroid bezi hastalığı habercisi olabilir.

6

.Son zamanlarda kilo probleminiz mi var?

Son dönemde hızlı kilo veriyor ya da kilo vermek isteyip veremiyorsanız bu tiroid bezi hastalığının habercisi olabilir. Tiroid hormonunun yavaş çalışması ve TSH hormonu değerlerinin yükselmesi ile zayıflamak imkansız hale gelebiliyor. Eğer tiroid bezi vücudun ihtiyacı olan hormon seviyesinin üzerinde ise bu da ani kilo kaybı yaşamanıza sebep oluyor.

7

.Ses kısıklığı, ses kalınlığı ya da yutmada güçlük mü yaşıyorsunuz?

Önde, ses kısıklığı, ses kalınlığı veya yut-

Prof. Dr. Mehmet Emin Önde Bayındır İçerenköy Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölüm Başkanı

ma gibi belirtiler yaşayanların tiroid bezi hastalığı riski taşıdığını belirterek, zamanında müdahalenin önemini vurguluyor.

8 Radyasyona maruz kalmış kişilerde tiroid nodülüne rastlanıyor. Çernobil ve .Radyasyona maruz kaldınız mı ?

Japonya’da yaşanan nükleer felaketlere maruz kalan kişilerde radyasyon etkisi ile ciddi oranda tiroid bezi hastalığına rastlanmış. 2031’de Çernobil etkisi ile kanser oranında ciddi artışlar bekleniyor.

9 Kadınlarda 65 yaş üstünde olan tiroidin .Kadın ve 65 yaş üzerinde misiniz?

nodülleşme riski yüksek. Özellikle 65 yaş üstü kadınların risk altında olduğundan düzenli kontrole gitmeleri gerekiyor.

10

.Daha önce TSH hormonu düzeyinize bakıldı mı?

Tiroid uyarıcı hormon ya da TSH düzeyleri, tiroid sorunlarını teşhis etmeye yardımcı oluyor. Eğer yukarıdaki belirtilerden şikayet ediyorsanız acilen bir uzmana başvurmalısınız. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 65


ÜROONKOLOJİ

BÖBREK KANSERİNİN KONTROLÜ ARTIK MÜMKÜN!

Prof. Dr. Talha Müezzinoğlu Celal Bayar Üniv. Tıp Fak, Üroloji Anabilim Dalı Başkanı

B

öbrek kanseri erken tanı konulduğunda tedavisi mümkün olan ancak geç kalındığında saldırgan yapısı ve diğer organlara hızla atlaması nedeniyle hastaların ölümüne yol açmaktadır. Avrupa’da her yıl yaklaşık 90 bin yeni böbrek kanser tanısı konulmaktadır ve yaklaşık 35 bin kişi bu hastalıktan ölmektedir. Erken ve küçük boyutta yakalandığında hastaların %90’ından fazlasında 10 yıla varan hastalıksız sağkalım sağlanabilmektedir. Kanser türlerini iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki gruba ayırırız. Böbrekte en sık görülen iyi huylu kitle basit böbrek kistleridir. Böbrek kistleri kanserden tamamen farklıdır ancak bunların içerisinde de ayrıca kanser gelişebilmektedir. Çoğu zaman raslantısal olarak ortaya çıkan böbrek kistleri insan yaşamını hiçbir zaman tehdit etmez. Böbrek kisti saptanan hastalar gereksiz yere paniğe kapılırlar ve tedavi arayışı içine girerler. Gerçekte böbrek kistleri çoğu zaman tedaviyi bile gerektirmezler, yalnızca izlemek daima yeterli olur. Böbrek kanseri ise kötü huylu bir kitle olup, böbrek kistlerinin aksine insan yaşamı için tehdit oluşturabilmektedir. Böbrek hücreli kanser, böbrekte kanı süzen ve idrar oluşturan dokulardan köken alır. Tüm kanserler içerisindeki oranı %2-3 tür. Böbrek kanseri büyüdükçe etrafında yer alan lenf bezleri, karaciğer, kalın barsak ve pankreasa yayılabilir. Bunun yanında, ana tümörden kopan tümör parçaları vücudun diğer uzak taraflarına giderek metastaz yapabilir. BÖBREK KANSERİNİN SEBEPLERİ Böbrek kanserlerinin çoğu 60 yaş civarında görülmektedir. Sigara böbrek kanserlerinin üçte birine yol açmaktadır. Sigara içerisindeki kimyasallar böbreklerde idrarla atılır ve bu sırada böbrek hücrelerine

66 POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

etki ederek kanser gelişmesine yol açar. Kimyasallar da böbrek kanseri gelişimi riski artmaktadır. Obezite kanıtlanmış bir risk faktörüdür. Uzun süre diyaliz alan hastalarımızda da böbrek kanser riski artmaktadır. Yüksek tansiyon hastalarının böbrek kanser riski arttığı için kontrol önerilmektedir. Kalıtsal olarak böbrek hastalığı olan kişilerde ve bazı ağrı kesicilerin gereksiz olarak uzun süreli ve fazla miktarda kullanımları da böbrek kanseri gelişim riskini arttırmaktadır. BÖBREK KANSERİNE AİT ŞİKAYETLER Böbrek kanseri erken evrelerde nadiren şikayetlere neden olmaktadır. Böbrek kanserlerinin çoğunluğu başka nedenlerle yapılan rutin değerlendirmeler sırasında tesadüfen tanı almaktadır. Böbrek kanseri varlığında ortaya çıkabilecek şikayetler; İdrarda kan görülmesi, karın bölgesinde hissedilen kitle, tek taraflı yan ağrısı açıklanamayan kilo kaybı; kansızlık, yorgunluk, açıklanamayan ateş, bacaklarda ve ayak bileklerinde şişme. Bu şikayetler çoğunlukla kanser anlamına gelmemektedir. Böbreğe ve idrar yollarına ait başka selim hastalıklarda da bu şikayetler ortaya çıkmaktadır. İdrarınızda kan görürseniz ya da karın bölgenizde ağrı ya da kitle hissederseniz bir doktora başvurmanız gerekmektedir. BÖBREK KANSERİ TEDAVİSİ Böbrek kanserinin tedavisi, tümörün böbreğe sınırlı olması ya da çevreye yayılımının olmasına göre değişmektedir. Hastanın genel sağlık durumu da tedavi seçiminde rol oynamaktadır. Cerrahi Uygulamalar: Tümörün böbreğe sınırlı olduğu hastalarda, ameliyat ile böbrek ve ilgili lenf düğümleri çıkartılmaktadır. Tümörün boyutuna göre böbreğin bir kısmının çıkartılması da bir seçenektir. Eskiden sadece açık cerrahi ile yapılan bu ameliyatlar, son yıllarda gelişen teknolojik ilerlemeler sonucunda artık sıklıkla laparoskopik ya da robotik cerrahi ile yapılmaktadır. Vurgulanması gereken diğer bir nokta ise küçük böbrek kanserlerinde tümörü alırken organı (böbreği) korumak ana hedeflerden biridir. Radyoterapi Ve Kemoterapi: Böbrek kanserinin tedavisinde radyoterapi sınırlı uygulamaya sahiptir ve genel-

likle böbrek kanserinin metastazlarının tedavisinde kullanılmaktadır. Yine benzer şekilde böbrek kanserleri geleneksel kemoterapi ilaçlarına genellikle dirençli tümörlerdir. TEDAVİDE GÜNCEL GELİŞMELER Son yıllarda hedefe yönelik tedaviler olarak adlandırılan ve kanser hücrelerinin büyümesini moleküler düzeyde etkilemeyi amaçlayan tedaviler heyecan uyandırmaktadır. Bu tedaviler ile tümör hücrelerinin büyümesi ve çoğalması engellenmekte ya da tümör içindeki yeni kan damarlarının gelişimi engellenerek beslenmesi bozulmaktadır. Tüm bu hedefe yönelik tedaviler, tümör hücrelerinin beslenmesini ve büyümesini etkileyerek kanserin küçülmesine ya da büyümesinin yavaşlamasına neden olmakta ve metastatik böbrek kanserli olgularda dahi hastalığın kontrolünü sağlamak mümkün olabilmektedir. BÖBREK FONKSİYONLARININ KORUNMASI ÇOK ÖNEMLİ Böbrek fonksiyonlarının korunması böbrek kanserli hastaların cerrahi sonrası yaşam kaliteleri ve süresi için oldukça önemlidir. Kanserli böbreğinin tamamı çıkarılan hastaların kanserleri nüks etmese bile sadece kitlesi çıkarılanlardan daha kısa yaşadığı gösterilmiştir. Bunun nedeni tek böbrekli kalan hastaların kronik böbrek hastalığı gibi hayatı tehdit eden durumlara yatkınlıklarının daha fazla olmasıdır. Bu nedenle küçük böbrek kitlelerinde korunabilecek her böbrek hücresinin önemli olduğu bilinmelidir. Küçük böbrek kanserlerinin cerrahi tedavisinde altın standart yöntem Parsiyel Nefrektomi’dir. Günümüz ürolojisinde böbrek kanseri tedavi yaklaşımları teknolojik gelişmelerin de yardımıyla Minimal İnvaziv Ürolojik Cerrahi yöntemlere doğru kaymıştır. Laparoskopinin uygun olmadığı yaşlı ve anestezi almasına engeli olan küçük böbrek kanserli hastalarda Radyofrekans Ablasyon (RF) ve Kriyoterapi gibi iki laparoskopiye ve açık cerrahiye göre daha az girişimsel yöntemler kullanılmaktadır.


ÜROONKOLOJİ Antalya’da düzenlenen 4’üncü Minimal İnvaziv Ürolojik Cerrahi Kongresi’nde konuşan Gazi Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Sinan Sözen prostat kanserinin erken evrede yakalandığında ve doğru tedavi ile başarı oranının yüzde 90’ların üzerine çıktığını, ölüm oranının ise yüzde 30 oranında azaldığını söyledi. Prof. Sinan Sözen prostat kanserinin tanı ve tedavisindeki güncel gelişmeleri aktardı.

PROSTAT KANSERİ TEDAVİSİNDE FÜZYON BİYOPSİ UYGULAMASI

PROSTAT MR İLE US FÜZYONU Magnetik rezonans (MR) teknolojisindeki gelişmeler ve yenilikler, özellikle 3 Tesla denilen yüksek çözünürlükteki cihazların gelişmesiyle birlikte prostatın daha iyi değerlendirilebilmesi artık mümkün. MR ile elde edilen görüntülerde özellikle saldırgan kanser odakları yüksek oranda tespit edilebilmektedir. Biyopside kullanılan iğnenin sapma olmadan kanserli bölgeye yüksek doğrulukta ulaşması sağlıyor. Navigasyon özelliği kanserli bölgenin yerini gösteriyor. Bu teknoloji sayesinde doğru yerden parça alınması mümkün oluyor. Teknik, MR çekimiyle elde edilen bilgilerin özel bir cihaz yardımıyla parça alma işleminde kullanılan ultrason cihazının ortaya koyduğu görüntüyle üç boyutlu olarak birleştirilmesi esasına dayanıyor. MR kesitlerin gerçek zamanlı canlı ultrason görüntüleri ile örtüştürülebilmesi için geliştirilen yeni yazılımla; hastaya önce MR çekiliyor, radyolog bu görüntüler üzerinden şüpheli alanları işaretliyor. Daha sonra rektal ultrason probu ile prostat taranırken, füzyon yazılımı yüklenmiş MR görüntüleri ultrason kesitleri ile örtüşecek şekilde kaydırılıyor. Böylece detaylı 3 boyutlu ultrason / MR görüntüsü ortaya çıkıyor. Elde edilen bu görüntü yardımı ile biyopsi iğnesi eski yöntemdeki gibi prostatın herhangi bir yerinden değil, tam da MR'da teşhis edilen şüpheli olan lezyondan geçiyor. Bu yöntem de kusursuz değildir. Ancak tedavi edilmesi gereken tümörleri yakalamada çok daha üstün bir yöntemdir. Tekniğin diğer önemli bir avantajı ise; MR çekimi ve sonrasındaki parça alma işlemi ile hastaya zarar vermeyeceği düşünülen tipte kanser saptanmasına bağlı olarak, takibe alınan hastaların takiplerinde, kanserin davranış değiştirip değiştirmediğinin doğru olarak belirlenmesini sağlamasıdır. Ayrıca biyopsi tekrarlarının da önü alınacaktır. PROSTAT KANSERİ TEDAVİSİNDE ABLASYON Bu tedavide, prostatın içine yönlendirilen farklı enerji çeşitlerinin etkisi sonucunda oluşan ısı, prostat kanseri için ölümcül düzeyde sıcaklıklara ulaşır. Bu minimal

invaziv ve kesisiz prosedür,hastaneye yatılmadan veya tek gecelik hastane yatışıyla gerçekleştirilir. Hastalar birkaç gün içinde iyileşir ve ameliyat sonrası etkiler genellikle asgari düzeydedir. Bu tedavi üç yolla kullanılabilir: •Prostat kanseri ilk teşhis edildiğinde prostatın tamamının tedavisi için •Radyoterapi veya brakiterapi (çekirdekler) gibi bir ilk tedavinin ardından prostatta nükseden kanserde ‘kurtarma’ tedavisi için • Prostatın sadece hastalıktan etkilenen bölümünün tedavisine yönelik ‘fokal terapi’ için. Fokal terapi sadece, kanserleri daha az yaygın bir ablasyon işlemiyle kontrol edilebilecek küçüklükte olduğunda kullanılabilir. Ablasyon ise; genellikle ultrason kılavuzluğunda ciltten geçerek prostatın içine yerleştirilmiş olan, 3 mm veya daha küçük çaplı iğneler kullanır. Hedef dokuda tümörün yıkımına yol açar. RİSKLER VE AVANTAJLAR Tüm prostat kanseri tedavilerinde olduğu gibi, ablasyon yan etkilere veya bitişik organlarda hasara yol açabilir. Üretraya verilen hasar, odacıkları içinden sıcak sıvı dolaştıran bir üretra ısıtma kateterinin kullanımıyla en aza indirilir. Hasar ayrıca, vital alanların yakınına yerleştirilen sondalar üzerinden sıcaklığın hassas izlenmesiyle de en aza indirilir. Cerrahi sonrasında erkeklerin çoğu 24 saat içinde, genellikle prosedürün yapıldığı günde evlerine geri dönebilir. 7 ila 10 gün boyunca bir kateter yerinde bırakılabilir. Erkeklerin en az %80’inde pros-

Prof. Dr. Sinan Sözen Gazi Üniv. Tıp Fak. Üroloji ABD

tatın içinde çeşitli alanlarda çok sayıda «uydu» tümörler bulunduğundan, prostat kanserinin geleneksel tedavisinde bezin tamamı hedef alınır. Baskın veya tek bir tümörün tespit edildiği bazı hastalarda ise, ablasyonda sadece bu alanla sınırlanabilir. Fokal terapi en yaygın olarak, impotans olasılığını en aza indirmek isteyen erkeklerde kullanılmaktadır. KİMLERE ABLASYON UYGULANABİLİR? Ablasyon en önemli koşulu, kanserin prostatla veya hemen yakınıyla sınırlı olmasıdır. Diğer lokal tedavilerde olduğu gibi, ablasyon da sadece eğer kanser hedeflenen alan içinde tutulabilirse işe yarar. Ultrasonda 50-75 gramdan fazla görülen büyük prostatlarda tedaviden önce bezi küçültmek için hormon tedavisi uygulanması gerekebilir. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 67


KADIN SAĞLIĞI

KADINLAR JİNEKOLOJİK MUAYENEDEN KORKUYOR!

Op. Dr. Erhan Karaalp Kadın ve Doğum Hast. Uzmanı Medical Park Göztepe Hastanesi

Türkiye’de yılda ortalama 2 bin kadına yumurtalık kanseri teşhisi konuluyor. Bu kanser çoğunlukla 3. evrede, yani birçok organa yayıldığı dönemde keşfediliyor. Teşhisteki bu ciddi gecikmenin en önemli sebebi ise Türk kadınının jinekolojik muayeneden korkması. Op. Dr. Erhan Karaalp ; “Yılda 1 kez yaptıracağı 5 dakikalık muayeneyle jinekolojik kanserler henüz başlamadan ya da çok erken dönemde fark edilebilir. Hiçbir şikâyet olmasa bile bu muayenenin yaptırılması hayati önem taşır” uyarısında bulundu. KÖTÜ HABER: “YUMURTALIK KANSERİSİNİZ!”

YUMURTALIK VE RAHİM AĞZI KANSERİ SİNSİ

gelecek. Ve operasyon her şeyin bitişi demek olmayacak; ne tahliller bitecek ne de kemoterapi süreci! Ya yaşayacağınız üzüntü? Öfke? Acı? Korku? Sevdiklerinizin o zamanki halini hayal ettiniz mi hiç? Bu senaryoyu gerçekten yaşamamak için yılda bir kez jinekolojik kontrol yaptırmaya değmez mi?

Diğer jinekolojik kanserler; rahim ağzı, yumurtalık ve tüp kanserleri ise ne yazık ki kendini belli etmeyen, sinsi kanserlerdir. Tüp kanserleri oldukça nadir görülürler; rahim ağzı kanserleri ise daha kanser olmadan yıllık smear takibiyle çok erken yakalanabilir. Bu üçünün içinde tanısı ve tedavisi her şeyiyle en zor olan tür yumurtalık kanserleridir. Yumurtalık kanserleri, dünyada tüm kanserler arasında 4. sıklıktadır ve jinekolojik kanserler içinde ise ölüm oranı en yüksek olanıdır.

TÜRKİYE’DE KADINLARIN YÜZDE 30’U HİÇ JİNEKOLOĞA GİTMEMİŞ!

HER YIL 2 BİN KADIN YUMURTALIK KANSERİ OLUYOR

Türk toplumu, Japonlar ve Almanlardan sonra dünyada en sık doktora giden 3. toplum olmasına rağmen aynı duyarlılığı jinekolog kontrolü sırasında göstermiyor. 2012 yılında 12 farklı ilde yapılan bir araştırmada kadınların yüzde 30'unun hiç jinekoloğa gitmediği üzücü bir şekilde ortaya konmuştur. Maalesef ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerin hemen hepsinde kadınların hasta olmadan sadece kontrol amaçlı jinekoloğa gitme alışkanlıkları çok düşüktür.

Dünyada her yıl ortalama 250 bin kişiye, Türkiye' de ise yılda yaklaşık 2 bin kişiye yumurtalık kanseri teşhisi konulmaktadır. Patogenezinde (hastalığın esas ve gelişimi) hem genetik hem çevresel birçok faktörün rol oynadığı yumurtalık kanserlerinin önemi, geç fark edilmesinden kaynaklanmaktadır. Hastalar en sık 3. evrede yakalanırlar; yani kanser birçok organa artık yayılmıştır bile!

KIRSAL KESİMDE TABLO VAHİM Kentsel kesimde jinekoloğa gitme oranı istediğimiz seviyede değilken, kırsal kesime doğru gidildikçe daha da vahim tablolar karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde doğumu bile ebe eşliğinde yapan, hayatında bir kez bile jinekolog muayenesinden geçmemiş kadın sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. İhmal ve jinekolojik muayene korkusu, hatta en önemlisi bu konunun önemi hakkındaki bilinçsizlik; tarifi imkansız pişmanlıklar ve çaresizlikler doğurmaktadır. MUAYENE 15 YAŞINDA BAŞLAMALI

Şimdi hayal edin; yıllarca jinekolojik kontrole gitmediniz. Karın şişliğinizi ya da kabızlığınızı, yani vücudunuzun size verdiği çok basit bir sinyali aylarca önemsemediniz. Bir gün geldi; jinekoloğun kapısından girdiniz. Ve kötü haberle çıktınız: Yumurtalık kanserisiniz!

Kadınlarda jinekolojik kontrollere şikayet olsun olmasın, ilk kez 15-16’lı yaşlarda başlanmalıdır. Bakirelerde sadece karından yapılan ultrason yeterliyken, cinsel yönden aktif kadınlarda genital muayene-smear ve jinekolojik ultrason her yıl atlanmadan eksiksiz tekrarlanmalıdır.

5 dakika önce hayatla ilgili bambaşka hayalleriniz vardı. Şimdi yaptırmanız gereken birçok tahlil, ultrason ve MR’lar var. Üstelik geçirmeniz gereken yaklaşık 3 saatlik bir operasyon sizi bekliyor. ‘Patoloji sonucum nasıl’ diye endişeleneceğiniz, geçmek bilmek bilmeyen günler

KENDİNİ BELLİ EDİYOR

68 POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

kalanma ihtimalleri ve kür sağlama şansı yüksektir. Bu hastaların tanısı her ne kadar ''kanser'' olsa da, bu hastalar basit bir myom (ur) alınıyormuşcasına genişletilmemiş bir operasyonla tamamen sağlığına kavuşturulabilirler.

Yılda bir kez jinekolojik muayene, hayati derecede önemlidir. Çünkü jinekolojik kanserler içerisinde sadece rahim kanserleri kendini vajinal kanama ile erken belli ederler. Bu yüzden erken evrede ya-

KARIN İÇİNDE ÖLÜ BOŞLUK TEHLİKESİ! Yumurtalık kanseri, takipsiz kadınlarda ‘karın içerisinde ölü boşluk’ diye tabir ettiğimiz bağırsaklar arası boş alanlarda rahatça büyüyebilir; belirti vermeden diğer organlara yayılıp evre atlayabilir. Bu konuda zayıf hastalar göreceli olarak biraz daha şanslıdır. Çünkü zayıf hastalarda kitleler yaklaşık 10-15 cm iken karın şişliği şeklinde kendini belli ederken; obez hastalar 20-30 cm’ lere ulaşana dek bu kitlelerin farkına varmayabilirler. 20-30 cm kitleleri olan hastalar, bu halleriyle operasyon olsalar bile, 5 yıllık yaşam şansları yüzde 35-40’lara kadar düşmektedir. OYSA YILDA 5 DAKİKALIK MUAYENE HAYAT KURTARIYOR Sağlık durumunun iyilik halini gösteren check-up’ ların kadınlarda bir parçası olan jinekolojik muayenelerin hiçbir şikayet olmasa bile her yıl yaptırılması, kadın sağlığı açısından büyük önem taşır. Zamanınızdan yılda ayıracağınız sadece 5 dakikalık bir muayeneyle jinekolojik kanserler henüz başlamadan fark edilebilir ya da çok erken dönemde tanı konularak tamamen vücuttan temizlenebilirler.


ÜREME SAĞLIĞI

ÇOCUK SAHİBİ OLAMAMA SORUNLAR VE ÇÖZÜMLER… Anatolia Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Direktörü Prof. Dr. Hakan Yaralı, kadın yaşı 35’in altında ve öyküde gebelik oluşumunu etkiyebilecek herhangi bir problem yoksa 1 yıl, yaş 35’nin üzerinde veya geçmişte gebelik oluşumunu etkiyebilecek bir problem varsa 6 ay sonra inceleme ve tedavi başlanması gerektiğini belirtiyor. Prof. Hakan Yaralı sorun yaşayan çiftlerin ilk olarak yapması gerekenleri ve çözümleri anlattı. GEBELİK OLUŞUMUNU ETKİLEYEBİLECEK FAKTÖRLER Yumurtlama Bozuklukları Yumurtlama bozukluklarını 3 grup ta inceleyebiliriz;

1.

Hipogonadotropik Hipogonadizm adı verilen ve beyinden salgılanıp yumurtalıkları idare eden hormonların yetersiz olmasından kaynaklanan bir durumdur. Hipergonadotropik Hipogonadizm (erken menopoz) olarak adlandırılan ve yumurtalık içindeki yumurtaların erken tükenmesine bağlı olan durumdur. Polikistikover Sendromu (PCOS) Kadınlarda en sık rastlanan hormon bozukluğudur. Esasında sadece kadın hastalıkları kapsamında değil, vücuttaki tüm organ sistemleri kapsamında en sık görülen hormon bozukluğudur. Nedeni tam olarak bilinmeyen bir teoriler hastalığıdır. Polikistikover sendromunda yumurtlamanın seyrek veya hiç olmamasına bağlı gebe kalamama (kısırlık) olmaktadır.

2. 3.

Tüp Tıkanıklığı Kadınlarda bir diğer gebe kalamama nedeni tüp tıkanıklıklarıdır. Tüpler genellikle enfeksiyonlara bağlı olarak tıkanır. Bu enfeksiyonların neredeyse tamamı cinsel yolla bulaşan mikroplar ile olur. Türkiye’de diğer bir önemli etken ise tüberkülozdur (verem hastalığı). Tüberküloz mikrobu solunum yolu ile alındıktan sonra akciğerlere yerleşir ve buradan kan yolu ile tüplere gelerek tüpleri tahrip eder. Bunların dışında geçirilmiş cerrahi müdahaleler myom veya kist alınması veya endometriozis cerrahisi sonucunda da tüpler tıkanabilir veya tüp-yumurtalık ilişkisi bozulabilir. Çocuk sahibi olan kadınların aile planlaması yöntemi olarak tüp bağlanmasını seçtiği durumlarda da tüpler tıkalıdır. Endometriozis Rahim içini döşeyen endometrial hücrelerin rahim dışında yerleşerek üremesidir.

Genellikle 35 yaşın üzerindeki kadınlarda görülür, nedeni tam olarak belli değildir. Endometrizsis hastalığı en çok karın zarını ve yumurtalıkları tutar. Bunun dışında rahim ve kalın bağırsağın son bölümü olan rektum arasına yerleşerek rektovajinalseptum endometriosisini oluşturur. Bu durumların dışında kısırlık ile ilişkilendirilen ancak kesin olarak kısırlık nedeni sayılmayan hastalıklar vardır. Bunlardan en önemlileri rahimin doğuştan olan anormallikleri ve miyomlardır. ERKEĞE AİT KISIRLIK NEDENLERİ Erkeğe ait kısırlık nedenleri arasında en önemli üç nedeni hareketlilik ve yapısal bozukluklar, testislerden kirli kanı taşıyan damarların yetmezliği (varikosel) ve menide hiç sperm olmamasıdır (azospermi). Bu durumların varlığında ilaç tedavisi ya da herhangi bir operasyon yapılmasının gebe kalınabilirlik üzerine olumlu bir etkisi olmamaktadır. YAPILMASI GEREKENLER İlk yapılması gereken test semen analizidir ve 2 ay aralıklarla en az iki defa tekrarlanmalıdır. Semen analizi ile eş zamanlı olarak kadının yumurtlayıp yumurtlamadığına bakılmalıdır. Bu amaçla, bayanlarda, adetin 21-24. günleri arasında basit bir hormon tahlili (kanda progesteron) yapılır. Düzenli adet gören kadınların %95’i düzenli olarak yumurtlarlar. Kadında en önemli testlerden biri yumurtalık kapasitesinin (yumurtalık rezervi) saptanmasıdır. Bunun için adet döneminde vajinal yolla bir ultrason yapılarak yumurtalıklar içindeki antral foliküller (içinde yumurta barındıran minik kistler) sayılır. İki yumurtalıkta toplam 6’dan az antral folikül varsa yumurtalık kapasitesi azalmış demektir. Kadınlar da yumurtalık kapasitesi 37 yaşından itibaren azalmaya başlar ve 44 yaşından sonra kadının çocuk sahibi olabilmesi çok zorlaşır. Bazen yumurtalık kapasitesi daha erken azalır. Özellikle ailesinde erken menopoz olan kadınlarda, daha önce yumurtalıklarından kist aldırmış olan kadınlarda, tek yumurtalığı alınmış olan kadınlarda, endometriozis öyküsü olan kadınlarda ve ağır sigara içen (günde 10’dan fazla) bayanlarda yumurtalık kapasitesinin çok dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gerekir. Öyküsünde ve fizik muayenesinde herhangi bir bulgusu olmayan kadınlarda karın içinin bir teleskop yardımı ile gözlenmesine olanak tanıyan laparoskopi

Prof. Dr. Hakan Yaralı Anatolia Kadın Sağlığı Merkezi

adı verilen bir işlem yapılabilir. Laparoskopi eskiden çok sık kullanılan bir teknik olmasına karşın bugün özellikle tanısal anlamda kullanımı oldukça kısıtlanmıştır. Günümüzde laparoskopi ancak tedavi edici anlamda önerilmektedir. Erkeklerde semen analizi, yumurtlaması ve yumurtalık kapasitesi normal olan çiftlerde kadının tüplerinin açık olup olmadığı araştırılır. Bunun için rahim tüp filmi (HSG-histerosalpingografi) çekilmesi gerekir. HSG basit ve çoğu zaman ağrısız bir işlem olmasına rağmen teknik olarak ilacın hızlı ve basınçlı verilmesine bağlı rahimde kramplar yapabilir. HSG ile rahim iç boşluğu ve tüpler değerlendirilir. Tüplerin açık olup olmadığı ve kapalı ise hangi seviyede kapalı oldukları anlaşılabilir. HSG ile karın içindeki yapışıklıkları ve bunların şiddetini anlama olasılığı azdır. HSG tüplerin açık olup olmadıkları hakkında bilgi verdiği halde tüplerin işlevi hakkında bilgi vermez. HANGİ DURUMDA TÜP BEBEK UYGULAMASI KARARI VERİLMELİ Örneğin ciddi sperm sayı ve hareketlilik sorunu olan çiftlerde, tüplerde kalıcı hasar gelişmiş ya da daha önce geçirilen rahatsızlıklar nedeniyle tüpler alınmış ise, çikolata kisti varlığı nedeniyle batın içinde ciddi yapışıklık gelişmiş ya da yumurtalık rezervi olumsuz etkilenmiş ise, hiç bir risk faktörü olmadığı halde yumurtalık rezervi çok azalmış ve artık gebelik elde edilmesi için zaman çok önemli hale gelmiş ise çiftler direk tüp bebek tedavisine yönlendirilmelidir. Artık günümüz şartlarında, evlilik ve çocuk sahibi olma yaşının daha ileri yaşlara kaydığı da düşünüldüğünde, özellikle 40 yaş sonrası yapılan evliliklerde vakit kaybetmeden tüp bebek tedavisine yönelmek gebelik şansını arttıracaktır. Eğer kadın düzenli adet görüyor ise, 45 yaşına kadar tüp bebek tedavisi uygulanabilmektedir. Ancak 46 yaşından sonra gebe kalma ihtimali kalmamaktadır. Ayrıca, erken yumurtalık rezerv tüketimi olmuş ve ilaçsız adet görmeme tablosu da eklenmişse, bu durumda çiftlerin dürüstçe bilgilendirilmesi ve tedavi önerilmemesi yerinde olacaktır. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 69


GEBELİK

HAMİLELİKTE SPOR HEM BEDENİ HEM RUHU RAHATLATIYOR YÜZME BEBEKTE ANİ ISI DEĞİŞİMLERİNİ ENGELLER Hamileliğin 3-6 aylık döneminde yürüyüş, pilates ve yoga egzersizlerine devam edilebilir. Bunun yanı sıra bu dönemde vücut ağırlığının en çok hissedildiği egzersizlerden biri olan yüzme tercih edilmelidir. Su içinde yapılan tüm egzersizler anne adaylarına önerilmektedir. Suyun kaldırma kuvveti anne adayının artan vücut ağırlığını dengelemekte ve su içinde yaralanma, kaza risklerini de minimuma düşürmektedir. Karada yapılan egzersizlere göre anne adayının vücut ısısı daha eşit olarak dağılmakta ve buna bağlı olarak bebeğin de vücut ısısında ani ve hızlı ısı değişimi olmamaktadır. Ancak havuzun hijyenik olmasına, ıslak alanlarda düşme ve kayma risklerine karşı dikkatli olunmalıdır. OTURMAYA YÖNELİK EGZERSİZLERİ TERCİH EDİN

spor yaparken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. İLK 3 AY TEMPOLU YÜRÜYÜŞLER ÇOK ÖNEMLİ

Op. Dr. Serap Mollaoğlu Memorial Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü

Birçok anne adayı bebeğine zarar vereceği düşüncesi ile hamilelik döneminde spor yapmıyor hatta mümkün olduğunca az hareket ediyor. Ancak kontrollü bir şekilde yapılan spor, bu düşüncenin aksine anne adayına doğum ve sonrasında birçok fayda sağlıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Serap Mollaoğlu hamilelikte

70

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

Hamileliğin ilk 3 ayında, hafif tempolu yürüyüşlerle egzersizlere başlanabilir. Omurgayı güçlendirecek sırt egzersizleri düzenli olarak yapılabilir. Hamilelik yogası ve pilates de hamileliğin ilk haftalarından itibaren önerilmektedir. Haftada 3-5 gün yapılan 30 dakikalık tempolu yürüyüşler hamilelik süreci için oldukça faydalıdır. Anne adayı, yürüyüş temposunu kendisini yormayacak şekilde ayarlamalıdır. PİLATES VE YOGA İLE SIRT-BEL AĞRILARINI ÖNLEYİN Hamilelik dönemi için uyarlanmış yoga ve pilates, son yıllarda anne adaylarının en çok tercih ettikleri egzersizlerdir. Vücudu rahatlattığı gibi ruhu da arındıran, sırt ve bel ağrılarını önleyen, anne adayının bedenini keşfetmesini sağlayan yoga ve pilates için bu konuda uzman kişilerle çalışmak önemlidir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken hamilelik sürecine uygun yoga ve pilates hareketlerinin yapılmasıdır.

Hamilelik sürecinin 6-9 aylık dönemi, karın bölgesinin oldukça büyüdüğü bir dönemdir. Bunun için bu süreçte oturma pozisyonlarındaki egzersizleri yapmak daha uygun olacaktır. Anne adayının erken doğum gibi bir riski yoksa en uygun görülen egzersiz hafif tempoda 30 dakikalık yürüyüşler yapmaktır. Yine 6-9 ay dönemi için uygun hareketlerin olduğu pilates egzersizleri de yapılabilir. DÜZENLİ YAPILAN EGZERSİZİN ANNE ADAYINA 10 FAYDASI 1. Ağırlık kontrolü sağlamaya yardımcıdır 2. Metabolizma hızını arttırır 3. Dayanıklılığı ve kuvveti arttırır 4. Sırt ve bel ağrılarını minimuma indirir 5. Doğumda gerekli kasları çalıştırır 6. Sindirimi düzenler, kabızlığı önler 7. Gebelik diyabet riskini önler 8. Uyku düzeni sağlar 9. Daha az ödem oluşur 10. Annenin psikolojisini olumlu etkiler UZMAN KONTROLÜ... Hamilelik döneminde bazı durumlar sporu riskli hale getirebilir. Anne adayında kalp-damar tıkanıklığı, solunum, tiroit, böbrek, diyabet, yüksek tansiyon ve kansızlıkla ilgili hastalıklar varsa, daha önce düşük yapılmışsa veya düşük ya da erken doğum tehdidi varsa spor tehlikeli olabilir. Bu gibi durumlarda doktor kontrolünde egzersiz programı yapılır.


GEBELİK

DOĞRU BESLENME BEBEĞİN GELİŞİMİNİ DE ETKİLİYOR Gebelik asla sınırsız yemek değildir, kaliteli ve dengeli beslenme hem rahat bir gebelik süreci hem de sağlıklı bir doğum sağlar. İlk üç ay sık ama az miktarlarda beslenin İlk 3 ayda, anne sık aralıkla az miktarlarda beslenmelidir. Yağsız, kokusuz, baharatsız ve tuzlu yiyecekler ile kraker, beyaz leblebi gibi atıştırmalıklar bulantının bastırılmasında faydalı olacaktır. Anne; balık, yumurta, süt- süt ürünleri ve et ürünleri tüketebilir ancak bunlara karsı bulantı veya isteksizlik varsa yeme için kendini zorlamamalıdır. Raf ömrü uzun olan, katkı maddesi içeren gıdalar (sosis, salam, hazır meyve suyu vs.) tüketiminden kaçınılmalıdır. 3. AYDAN SONRAKİ BESLENME CİDDİ BİR DİSİPLİN İSTER Gebeliğin 3. ayından sonra hormonların daha sabit seyretmesi nedeniyle, anne hem fiziksel hem de psikolojik açıdan rahatlamış olacaktır. 3. aydan doğuma kadar ki süreçte beslenme, hem anne hem de bebek açısından, çok önemlidir ve ilk 3 ayın tersine çok sıkı bir disiplin gerektirir. SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ BOLCA TÜKETİLMELİDİR Gebeliğin bu periyodunda, günlük 1600 kcal olan enerji tüketimi 2200 kcal düzeylerine çıkmaktadır. Dolayısı ile alım arttırılmalı, 3 ana öğün yanında mutlaka 3 ara öğün eklenmelidir. Ara öğünlerde sandviç, meyve, süt, yoğurt tüketilebilir. Günlük diyette mutlaka süt ve süt ürünleri (günde en az 1 bardak süt, bir kâse yoğurt, peynir) olmalıdır ve her gün düzenli olarak tüketilmelidir. Süt ve ürünleri, protein ve kalsiyum kaynağı olduğu için bolca tüketilmelidir. HAFTADA EN AZ İKİ ÖĞÜN KIRMIZI ET MENÜDE OLMALI Özellikle et ve et ürünlerinin iyi pişmiş olmasına dikkat edilmeli, raf ömrü uzun olan katkı maddeleri içeren gıdaların tüketilmemesine özen gösterilmelidir. HAFTADA EN AZ 3 GÜN YUMURTA ŞART Yumurta çok kaliteli protein içerir ve hatta mümkünse daha sık tüketilmelidir.

HAFTADA BİR ÖĞÜN BALIĞI SOFRANIZDAN EKSİK ETMEYİN Ancak midye, istiridye, kılıçbalığı, köpek balığı ve kral uskumru türü balıklar yüksek düzeyde cıva içerebileceğinden, bu balıkların tüketimi sakıncalıdır. Bununla beraber dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da haftada 350 gramdan fazla balık tüketilmemesi ve çiğ balık içeren yemeklerinden uzak durulmasıdır. AKŞAM YEMEĞİNDE AKDENİZ MUTFAĞINI TERCİH EDİN Akşam yemeklerinde bol zeytinyağlı yeşil salata tüketimi hem vitamin kaynağı açısından hem de bağırsaklar açısından sağlıklıdır. CEVİZ, BADEM, KURU İNCİR Günlük olarak da, omega yağ asitlerinden zengin olan, ceviz, badem, kuru incir, kuru kayısı gibi gıdaların tüketimi (birkaç adet olmak üzere) önemlidir. Tatlı, pasta, hamur işi, çikolata gibi gıdalar çok fazla tüketilmemelidir. GÜNDE 3 LİTRE SIVI TÜKETMEYE ÖNEM VERİN Soda ve maden suyu yoğun mineral içerir ve tüketilmesi faydalı içecekler arasındadır. Asitli ve gazlı içecekler midede rahatsızlık yaratabileceği için sık

Doç. Dr. Faruk Abike, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı İstanbul Florence Nightingale Has.

olarak tüketilmemelidir ancak haftada 1-2 kez tüketilebilir. Günde 3-4 açık çay, 1 fincan kahve (tercihen filtre kahve) tüketilmesinde sakınca yoktur. DENGELİ KİLO ALIMI Gebelikte 3. aydan itibaren bu beslenme disiplinine uyulması hem annenin sağlıklı bir gebelik geçirmesi hem de sağlıklı bebek gelişimi açısından son derece önemlidir. Gebeliğe başlangıç kilosuna göre değişmekle beraber, tüm gebelikte ortalama 11-14 kg kilo alımı gerçekleşmelidir. Gebeliğin ilk 6 ayında ayda bir kilogram, 6. aydan itibaren ayda iki kilogram alınması dengelidir. EGZERSİZ PROGRAMI Gebeliğin üçüncü ayından itibaren, egzersiz programı eklenmelidir. Haftada en az iki gün birer saat yürüme, yüzme, gebeliğe özel yoga, pilates yapılabilir. Ancak tehlikeli sporlar, ağırlık içeren egzersizler, bisiklet, paten gibi aktivitelerden kaçınılmalıdır. POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 71


KISA KISA... GSK TÜRKİYE PAZARA ERİŞİM VE RESMİ İLİŞKİLER DİREKTÖRÜ GÜLİZ KARCEBAŞ OLDU Güliz Karcebaş GlaxoSmithKline (GSK) ‘nın önemli paydaşları arasında yer alan karar vericiler ve kamu kurumları ile yürütülen stratejik işbirliklerinin yönetiminden sorumlu olacak. ve GSK Türkiye Pazara Erişim ve Resmi İlişkiler ekibine liderlik yapacak. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden 1996, AÜ. Yönetim ve Organizasyon Bölümü’nden ise 2003’te mezun olan Güliz Karcebaş, 2012 yılında Koç Üniversitesi Executive MBA programını tamamladı. Kariyerine 1997 yılında Roche’da İlaç Ruhsatlandırma Sorumlusu olarak başlayan, 2003 yılı itibariyle şirketin genel merkezi F. Hoffman – La Roche İsviçre’ye Uluslararası İlaç Ruhsatlandırma Müdürü olarak terfien atanan Güliz Karcebaş, Global Ruhsatlandırma Lideri görevini yürüttüğü. Actelion’da 2013 yılına kadar Ruhsatlandırma ve Pazara Erişim Direktörü olarak hizmet verdi. 2013 yılından sonra Merck İlaç’ta Sağlık Politikaları ve Pazara Erişim Direktörü olarak çalışmaktaydı.

LİLLY’NİN BİOMEDİCİNE AMERİKA, KANADA, AVRUPA VE JAPONYA PAZARLARINA TÜRK LİDER Lilly’nin Ortadoğu Bölgesi’nden Sorumlu Genel Müdürü Huzur Devletşah, Amerika, Kanada, Avrupa ve Japonya’dan sorumlu Strateji, Operasyon ve Altı Sigma Biomedicine Kıdemli Direktörü oldu. Devletşah, yeni görevinde Strateji, Operasyon ve Altı Sigma’dan sorumlu Kıdemli Direktör olarak Lilly’nin Biomedicine ekibine liderlik edecek. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü’nden 1992’de mezun olan ve 1993’te Marmara Üniversitesi İşletme Programı’nı tamamlayan Devletşah Lilly Türkiye’ye 1998 yılında Satış Enformasyon ve Stratejik Planlama Müdürü olarak katıldı. 1999-2011 arasında satış ve pazarlama alanında farklı pozisyonların sorumluluğunu üstlenmiş ve Lilly Türkiye Kurumsal İlişkiler Direktörü olarak görev yaptı. Devletşah, Şubat 2011’den bu yana Ortadoğu Bölgesi’nden sorumlu Genel Müdür olarak organizasyona liderlik ediyordu.

EBRU YAVUZ TAKEDA PAZAR ERİŞİM -RUHSATLANDIRMA- KAMU İLİŞKİLERİ DİREKTÖRÜ OLARAK ATANDI. 22 Şubat 2016 tarihi itibariyle görevine başlayan Ebru Yavuz, Takeda için çok önemli odak alanlarından biri olan “Pazar Erişim & Ruhsatlandırma & Kamu İlişkileri” konusuna daha güçlü bir konsantrasyon sağlamak üzere çalışacak. Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden 1998 yılında mezun olan Ebru Yavuz, 2009 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA eğitimini tamamladı. İlaç sektörüne 1998 yılında giriş yaparak 1998-2003 yılları arasında Bilim İlaç’ta çalıştı. 2003 yılından itibaren Novo Nordisk’te çalışmaya başlayan Yavuz ruhsatlandırma, fiyatlandırma, geri ödeme, kurumsal ilişkiler ve iletişim olmak üzere bir çok farklı sorumluluk üstlenmiş ve şubat 2016’da Takeda Türkiye’ye katılmadan önce son olarak Pazar Erişim ve Resmi İlişkiler Direktörü olarak görev almıştı.

BOEHRİNGER INGELHEİM ONKOLOJİ BİRİM MÜDÜRLÜĞÜ’NE NİLÜFER DAYANGAÇ ATANDI İlaç sektöründe 13 yılı aşkın tecrübeye sahip olan Nilüfer Dayangaç, Boehringer Ingelheim ailesine katıldı. 11.02.2016 Alman ilaç şirketi Boehringer Ingelheim Onkoloji Birim Müdürlüğü’ne atanan Nilüfer Dayangaç, META Onkoloji Birim Müdürü Sherif Khattab’a bağlı olarak çalışacak. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitiren Nilüfer

72

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

Dayangaç yine aynı üniversitede Parazitoloji alanında ihtisas yaptı. Ocak 2001’de Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Araştırma Laboratuar Şefi olarak başlayan Nilüfer Dayangaç, sırasıyla Bilim İlaç ve Novartis İlaç’ta iş geliştirme müdürlüğünden kıdemli ürün müdürlüğüne kadar pek çok pozisyonda görev aldı.


SEKTÖR

ARAŞTIRMACI İLAÇ FİRMALARI DERNEĞİ YENİ YÖNETİM KURULU’NU BELİRLEDİ

Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AİFD) 13. Olağan Genel Kurul toplantısı 12 Şubat 2016 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Genel Kurul’da AİFD’nin yeni dönem Yönetim ve Denetim Kurulu asil ve yedek üyeleri belirlendi. AbbVie Türkiye Genel Müdürü Dr. Mete Hüsemoğlu AİFD Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçildi. Yeni Yönetim Kurulu üyeleri ilk toplantısında yaptığı görev dağılımı sonucunda Yönetim Kurulu Başkanlığı’na Dr.Mete Hüsemoğlu, Başkanvekilliği’ne GSK Türkiye Başkan Yardımcısı ve Türkiye Genel Müdürü Dr. Emin Fadıllıoğlu, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılıklarına ise Elif Aral (Pfizer Türkiye Genel Müdürü), Dr. Peter Desmond Catalino (Novartis Türkiye Ülke Başkanı), Şebnem Girgin (Lundbeck Genel Müdürü) ve Asgar Rangoonwala (Janssen Türkiye Genel Müdürü) getirildi. Dr. Pelin Eriştiren İncesu (AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı ) ise yeni Yönetim Kurulu’nda Sayman üye görevni yapacak. Derneğin 2016 yılı öncelikleri, stratejileri ile faaliyet programı ve projelerinin de görüşülüp karara bağlandığı Genel Kurul sonrasında yaptığı açıklamada ilaç endüstrisi açısından 2015 yılını değerlendiren Dr. Mete Hüsemoğlu, hastalar, toplum ve ülke ekonomisi için yenilikçi çözüm önerileri geliştirerek tüm paydaşlar için değer yaratmak misyonuyla yola çıktıklarının altını çizerken, ilaç değer zincirinin tüm aktörlerinin bir araya gelerek, ortak sorunlara ortak çözümler araması gerektiğini belirtti. “Araştırmacı ilaç endüstrisi olarak ilk hedefimiz, bilim ve teknolojinin tüm olanaklarını kullanarak, yıllarca süren araştırma ve geliştirme süreçleri sonucunda ortaya çıkan, hayat kurtaran yenilikçi ilaç ve tedavileri Türkiye’de hastalarımızın kullanımına tüm dünya ile eşzamanlı sunmak” ifadelerini kullanan Dr. Hüsemoğlu, kurulduğu 2003 yılından bu yana faaliyetlerini “Türk tıbbında ‘yenilikçi’ ürünlere, teknoloji ve bilgiye erişimi artırmak, sağlık alanında ‘etik ve şeffaf’ bir ortam oluşturulması için çalışarak ülkemiz sağlık sektörüne katkıda bulunmak” misyonuyla sürdüren AİFD’nin çalışmalarına 2016’da da aynı heyecan ile devam edeceğini belirtti.

2015’TE AR-GE’YE 141 MİLYAR DOLAR KAYNAK AYRILDI Yenilikçi ilaç endüstrisinin hastalıklara çözüm bulmak ve insanlığa fayda sağlamak amacıyla global anlamda yaptığı araştırma ve geliştirme faaliyetlerine dikkat çeken Dr. Hüsemoğlu, endüstrinin 2015 yılında global anlamda 141 milyar dolarlık bir kaynağı, araştırma ve geliştirmeye ayırdığını, onlarca yıl süren ve bilim ve teknolojinin en ileri imkanlarının kullanıldığı ilaç geliştirilme süreçleri sonucunda ortaya çıkan moleküllerin, hastaların hizmetine sunulduğunu anımsattı. Dünyada başka hiçbir endüstrinin, araştırma ve geliştirme faaliyetlerine, yenilikçiliğe bu kadar yatırım yapmadığını ifade eden Dr. Mete Hüsemoğlu, ilaç endüstrisinin kaliteli insan kaynağı, yüksek teknolojili üretim ve geliştirme altyapısı ve kapasitesi sayesinde savunma, uzay ve bilgi iletişim endüstrileri dahil olmak üzere, tüm diğer endüstrilerden daha fazla kaynağı ve bilgiyi, insan hayatı kurtarmak ve hayata değer katmak üzere yatırıma dönüştürdüğünü ifade etti. Sağlık sistemiyle ilgili güçlükler karşısında dünyada yepyeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğunu düşündüğünü belirten Dr. Hüsemoğlu, sürdürülebilir sağlık tartışmalarında yer almanın hem hastalar, hem toplum, hem de bir bütün olarak sisteme yenilikçi çözümler sunmak için oldukça önemli olduğuna inandıklarını belirten AİFD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mete Hüsemoğlu, “AİFD olarak yenilikçilik, ileri teknoloji ve yoğun AR-GE’ye dayanan araştırmacı ilaç endüstrisinin Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme ve kalkınmasında önemli bir rol oynayacağına inanıyoruz. İlaçta yenilikçiliği ve AR-GE ile üretim yatırımlarını destekleyerek Türk toplumunu sağlıklı yaşlandırmak, ekonomik büyümeye katkı sağlamak ve dünya ile rekabet edebilecek küresel bir güç olmak için üzerimize düşen görevi yapmaya hazırız.” dedi. Büyük bir potansiyeli olmasına rağmen Türkiye’de ilaç sektörünün henüz dünya ile rekabet edebilen, tüm paydaşlar için optimum kazanımlar ve değer tesis eden bir konuma ulaşmadığını vurgulayan Dr. Hüsemoğlu, “Türkiye’nin makro anlamda yakaladığı büyüme hızı ve başarılara

Dr. Mete Hüsemoğlu AİFD Yönetim Kurulu Başkanı

yakışır şekilde, hastaların en gelişmiş tedavilere dünyanın gelişmiş ülkelerinin hastalarıyla eş zamanlı erişebileceği, ilaç sektörünün de öngörülebilir, sürdürülebilir bir ortamda, yatırımlarına devam ettirebileceği bir geleceğin bizi beklediğine ilişkin inancımızı koruyoruz.” dedi. AİFD çatısı altında çok değerli bir bilgi birikimini ve uluslararası deneyimi biraraya getirdiklerini ifade eden Dr. Hüsemoğlu, AİFD’nin, hastaların yenilikçi ilaçlara erişiminin güçlenmesi ve Türkiye ilaç sektörünün sürdürülebilir bir yatırım ortamına kavuşması, sektörün küresel rekabet gücünü artırılması için paydaşlarıyla işbirliği ile çalışmaya devam edeceğini belirtti. AİFD HAKKINDA Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD), Türk insanının yeni ve orijinal ilaçlara erişimini sağlamaya ve ülkemizde sağlık sorunlarına etkin çözümler bulunmasına katkıda bulunmak amacıyla, Türkiye’de faaliyet gösteren araştırmacı ilaç firmaları tarafından 2003 yılında kurulmuştur. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin 40 biyoteknoloji ve AR-GE ağırlıklı üyesi bulunmaktadır.

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 73


HABER

ÇOK ÖZEL BİR PROJE

:

A

tlas Dergisi’nin Mart sayısı ile birlikte okurlara sunulan Gündüz Atlası Dergisi, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi (BRSHH) bünyesinde faaliyet gösteren Gündüz Hastanesi’nin üyeleri tarafından hazırlandı. Proje kapsamında öncelikle Gündüz Hastanesi’nde Atlas Yazı İşleri ekibi tarafından eğitim toplantıları düzenlendi. Ekip BRSHH Gündüz Hastanesi’nde tedavi gören şizofreni hastalarına haber yazma, röportaj yapma, fotoğraf çekimi gibi konularda eğitimler verdi. Ardından eğitimlere katılan hastalardan Gündüz Atlası yazı işleri ekibi oluşturuldu. Bu ekip derginin başlıklarını belirledi, araştırmalar yaptı, yazılar hazırladı. Merkezin üyeleri “Gündüz Atlası Dergisi” ile yeteneklerini bir kez daha ortaya koydu. Üyeler “Gündüz Atlası” için kendi ürettiği başlık ve yazılarla doğaya farklı bir pencere açtı, doğanın zenginliğini ve insanın doğayla ilişkisini inceledi; “Doğa ve İnsan”, “Doğa ve Müzik”, “Doğa ve Şiir” temalarıyla süsledikleri dergilerinde Sapanca, Taraklı gibi gezi yazıları ve fotoğrafları ile özel bir yayın hazırladı. Proje sürecinde Atlas’ın ofisini de ziyaret eden Gündüz Atlası Ekibi bir derginin baskıya geçirdiği tüm hazırlık aşamalarını tanıma olanağı buldu. Artı Değer Stratejik İletişim Danışmanlığının organizasyonu ile düzenlenen proje tanıtım toplantısına, katılan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Erhan Kurt, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Mehtap Arslan Delice, Atlas Dergisi Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Mustafa Türker Erşen, Gündüz Hastanesi Üyesi Gözde Ünlü ve Janssen Türkiye Medikal Direktörü Dr. Nilüfer Çetin, proje hakkında bilgiler verdi, şizofreni hastalığı ve tedavisinde güncel gelişmeleri aktardı. “HEDEFİMİZ, RUHSAL HASTALIĞI OLAN BİREYLERE KARŞI VAR OLAN ÖTEKİLEŞTİRMEYİ ÖNLEMEK.” Doç. Dr. Erhan Kurt Gündüz Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Bu proje basit bir amaçla başladı, hala aynı basit amacı taşıyor; hastalarımızın herkes gibi olduğunu, onlardan farklı olmadığını göstermek. Bizim hastaları-

74

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

mız da herkes gibi duygulanır, sanatla uğraşır, şiir yazar, yazı yazar, fotoğraf çeker. Hedefimiz, ruhsal hastalığı olan bireylere karşı var olan ötekileştirmeyi önlemeye katkı sağlamaktır. Toplumumuzda ruhsal hastalığı ve özellikle şizofreni hastalığı olan bireylere karşı bir önyargı vardır, “deli” der geçeriz. Oysa bu tamamen haksız bir damgalamadır. İşte biz bu damgalamayı hafifletmek amacıyla böyle bir sosyal sorumluluk projesi yapmak istedik. Artı Değer’in fikir babalığı ve organizasyonu, Atlas ekibinin katkıları, Janssen’in desteğiyle hayata geçirdik. Hastalarımızın yeteneklerini ve yaratıcılıklarını göstermek, ruh derinliklerini bir sanatçı duyarlılığı ve arkeolog titizliğiyle ortaya çıkarmak için canla başla çalışan ve bunun için “ya bir yol buluruz, ya bir yol yaparız” şiarıyla hareket eden Gündüz Hastanesi ekibini kutluyorum. Dr. Mehtap Arslan Delice Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekim Yardımcısı

“TOPLUMDAKİ YANLIŞ ALGI NEDENİ İLE ŞİZOFRENİ HASTALARINDAN KORKULUYOR, UZAK DURULUYOR” Şizofreni hastalığı neden korkulan, uzak durulan, görmezden gelinen bir hastalık? Diğer hastalıklara benzemiyor. Zekayla ilgili bir problem değil, görünen fiziksel bir araz yok. Özellikle hastalık yeni başladığında hasta yakınları sıklıkla şunu söyler: Hocam aklında bir şey yok, her şeyi anlıyor, kafası çalışıyor, sapasağlam ama bizimle konuşmuyor, kendi kendine konuşuyor, hiçbir şey yapmıyor, kendine bile bakmıyor. Hastalık tıp açısından da karmaşık bir hastalık. Gerek oluş sebepleri, gerek beynin işleyişindeki bozukluğun heterojen olması, klinik görünümlerin başka başka olması gibi pek çok faktör hastalığı karmaşık hale getiriyor. Ama şunu biliyoruz bu durum kesin olarak bir HASTALIK, başka bir şey değil. Konuyla ilgili binlerce çalışma ve bunlardan elde edilen bilimsel veriler hastalığın pek çok yönünü aydınlatmış durumda.


Hayat bir sınavdır tüm insanlar için. Her insan başka bir şeyle sınanır. Kimi yoksullukla, kimi zenginlikle, kimi mesleğiyle, kimi evladıyla… En zor sınavlardan biridir belki de ruhsal bir hastalığının olması. Zira Hastalığın doğasından kaynaklanan zorlukların yanı sıra bir de toplumun bu hastalık grubuna ilişkin önyargıları ve tutumlarıyla sınanmaktadır bu insanlar… Oysa kulak verildiğinde duyulacak olan yine bir insan sesidir, diğerlerinden farkları yalnızca sınavın farklılığındandır. Bu proje Gündüze devam eden bir grup “ağır ruhsal hastalığı olan” insanın zorlu bir sınav olan hastalıkla mücadele ederken ortaya çıkardıkları eserleri gözler önüne sermektedir. Olanak tanındığında, hastalığa rağmen neler yapabildiklerini, hastalıkla örtülse de özde “insan oluşa” ait tüm ihtişamın saklı olduğunu haykıran bir sesleniştir bu proje. “OLANAK BULDUĞU TAKTİRDE HERKES KENDİNİ İFADE EDEBİLİR” Mustafa Türker Erşen Atlas Dergisi Yazı İşleri Müdür Yrd. Atlas her zaman doğa ve kültür varlıklarını belgeleme, korunmaları için duyarlılık oluşturma amacıyla hareket etti. Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi (BRSHH) ortak projesi Gündüz Atlası’nda da aynı amacı taşıdık. Gündüz Atlası dergisi, BRSHH bünyesinde faaliyet gösteren Gündüz Hastanesi üyeleri tarafından hazırlandı. İçerik onlar tarafından belirlendi, tüm yazılar onlar tarafından kaleme alındı. Atlas projenin başında gerekli eğitimleri verdi; yazı, haber, röportaj atölyeleri yaptı. Ardından editöryel takibi yaptı ve koordinasyonu sağladı ama sonuçta Gündüz Atlası, Gündüz Hastanesi üyelerinin eseridir. Proje çerçevesinde yaklaşık üç ay boyunca Gündüz Hastanesi’ne konuk oldum. Bizler, yani Gündüz Atlası ekibi, birlikte uzun saatler geçirdik, bir işin etrafında toplandık, çalıştık, iyi bir dergi yapmanın yollarını araştırdık. Orada tekrar gördüm ki olanak bulduğu takdirde herkes kendini ifade edebilir, bir iş üretebilir, dünyaya katkıda bulunabilir. İnsanı insan yapan cevherler ve onların peşinden gitme azmi herkesin, hepimizin ortak özelliği. “GÜNDÜZ ATLAS BİZİM DAMGALANMAYA KARŞI GÖSTERDİĞİMİZ BAŞARIDIR.” Gözde Ünlü Gündüz Hastanesi Üyesi Paranoid Şizofreni tanısı ile Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavim sırasında Gündüz Hastanesi ve

Bakırköy Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde psiko-eğitim gruplarına katıldım. Yaklaşık 3 ay kadar önce Atlas Dergisi projesine katılmam teklif edildi. Bu projede sadece eğitim alacağımı düşünüyordum. Çok fazla bir beklentim yoktu ama beklediğimden fazlasını gerçekleştirdik. Atlas süreci benim için iyi bir tecrübe ve iyi bir rehabilitasyon oldu. Bu eğitim sayesinde yeteneklerimi geliştireceğimi ve yazı yazabileceğimi gördüm. Çalışarak insanların başarılı olabileceğini anladım. Amatör yazarlık deneyimi benim için başarılı ve keyifli bir çalışma oldu. Tabi ki keyifli olduğu kadar çalışma sürecinde zorlandığım noktalar da oldu. Bu zorluklar duygularımı ve düşüncelerimi yazıya dökmekti. Bizler için yazılarımıza yer verilmesi, bizi seçmeleri, bize değer vermeleri çok anlamlıydı. Benim için ise Atlas Dergisi’nde yazımın çıkması onur verici ve bütün Türkiye’de yayınlanması beni çok heyecanlandırıyor, bu sebeple çok mutluyum. Duygularımı ifade etmekte zorlanıyorum. Bu çalışma bizim damgalanmaya karşı gösterdiğimiz bir başarıdır. Dr. Nilüfer Çetin Janssen Türkiye Medikal Direktörü “HAYATA BİR ŞEY KATTIĞIMIZDA MUTLU OLUYORUZ”

ların kurulması, hekim-hasta iletişimini arttırıcı eğitim modülleri gibi ihtiyaca yönelik projelere özen gösteriyoruz. Gündüz Atlası’nın ortaya çıkmasında da paydaşlarımız Atlas Dergisi ve Bakırköy Toplum Ruh Sağlığı Merkezi ile çalışarak şizofreni tanısı almış kişilerin ortaya çıkardığı eserleri tüm ülkeye dağıtılacak bir dergide paylaşmak istedik. Bu projenin basım ve dağıtım sponsorluğunu üstlenerek hastaların ürettikleri çalışmaları toplumla paylaşmalarına aracı olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bu proje ile Atlas’ın bir parçası olmaktan büyük gurur duyuyoruz. Hayata bir şey kattığımızda mutlu oluyoruz. Biz dal uzatmaya hazır bir firmayız. Daha çok proje ortaya çıkarmamız lazım. Umarım Atlas, onların hayatlarına ışık tutar ve bundan sonra farklı projelerin ortaya çıkmasına vesile olur. Gündüz Hastanesi, BRSHH bünyesinde, şizofreni tanılı hastaların devam ettiği özel bir rehabilitasyon merkezi. Ağır ruhsal hastalığı olan kişilere yönelik olarak 2006 yılında kurulan merkezde hem medikal tedavi yapılıyor hem de üyeler kendi seçtikleri sanat dallarında kurslara, çeşitli faaliyetlere katılıyor. Gündüz Hastanesi, uyguladığı çağdaş rehabilitasyon yöntemleriyle çok olumlu sonuçlar almayı başarıyor.

Gönül işi olmadan, hayatımıza bir anlam olmadan yürümek zor. Bu yolculukta hep birlikte olduğumuzu düşünüyoruz. Janssen Türkiye ekibi olarak özellikle duyarlı olmaya çalışıyoruz, hasta yerine şizofreni tanısı almış kişiler ifadesini tercih ediyoruz ve yanlarında olmak istiyoruz. Yaptığımız tüm projelerde onlara uzanan projeler olmasına özen gösteriyoruz. Tedavi uyumunu arttırıcı portalPOPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 75


KİTAP KÖŞESİ 38 Bilim insanından başucu kitabı… “KANSERDEN KORUNMADA GIDALAR VE BESLENME” SİDAS YAYINCILIK

Kitap, insanların kanserden korunmak, karşı durmak için neler yapabileceğini göstermek üzere, bilimsel bir formatta, ancak her seviyede kişinin rahatlıkla okuyabileceği bir anlatıma sahip. Kitap; kanserden korunmada gıdaların bilmeyen yönlerini ortaya koymayı, kanserin özellikle oluşum aşamasında yapısındaki etken maddelerin etki etme mekanizmalarını göstermeyi, bu etken maddelerin neler olduğunu vurgulamayı ve kanser oluşumundan önce ve sonrasında beslenmede dikkat edilecek hususları anlatmayı hedefliyor. Prof. Dr. Semih Ötleş “Kitabın çalışmalarında farklı kurum ve meslek gurubundan kendi dallarında uzman 38 farklı araştırıcı görev aldı.

E

ge Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semih Ötleş ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı’ndan emekli Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Eren Akçiçek’in editörlüğünü yaptığı “Kanserden Korunmada Gıdalar ve Beslenme” kitabı raflarda yerini aldı.

11 farklı ana bölüm içinde 33 değişik konu hazırlandı. Japonya ve Güney Kore’den kanser konusunda önemli merkezlerin üst düzey 3 yöneticisinin de yazdığı bölümler bulunuyor. ‘Kanser’ başlıklı ilk ana bölümde, kanser koruma kontrol programı ve Japonya’da kanser vakaları üzerine iki bölüm bulunuyor. ‘Kanserde Moleküler Yaklaşım’ ana bölümü ise karsinogenesis ve spesifik nutrientlerin bu konudaki öneminin yer aldığı iki bölümden oluştu. ‘Diyet ve Kanser’ ana bölümünde ise Asya ve Türkiye’de kanser vakaları ele

alındı. ‘Fonksiyonel Gıdalar ve Kanser’ ana bölümünde ise fonksiyonel gıdalar, besin destekleri ve kanser ilişkisi üzerinde duruldu. ‘Probiyotikler, Prebiyotikler ve Kanser’ ana bölümünde probiyotikler, kefir, posa ve lignanlar ele alındı. ‘Tıbbi Bitkiler ve Kanser’ başlığı altında ısırgan otu, soya, ginseng, mantar ve denizel ürünler irdelendi. ‘Meyve ile Sebzeler ve Kanser’ de ise izotiyosiyanatlar, soğan, sarımsak, likopen, karotenler, resveratrolün kanser üzerine etkileri anlatıldı. Zeytinyağı, beta glukanlar, balık yağı ve çeşitli yiyeceklerin kanser üzerine etkileri ‘Nutrasötikler ve Kanser’ ana bölümünde ortaya kondu. Kakao ve çay polifenolleri, C vitamini ve diğer vitaminler, çinko ve selenyumun kanser üzerine etkileri ise ‘Antioksidanlar ve Kanser’ ana bölümü altında irdelendi. Kanser oluşumunda amino asitler ise ayrıca incelendi. Son ana bölüm ‘Kanserin Önlenmesinde Yaşam Biçimi ve Kanser’ de ise Akdeniz, Batı ve Asya beslenme tarzları karşılaştırıldı.Dansın kanser önlemedeki önemi vurgulanarak sonuçlandırıldı. 6 yıllık büyük bir emek, özveri ve bilgi birikimiyle hazırlanan bu kitabın toplumumuza faydalı olacağını umut ediyoruz”

KEDRA Yazar: Mehlika Dülger AREL KİTAP

K

endi hayatında aradığı bir cevap ile KEDRA’yı yazmaya karar veren ve psikolojideki “gölge” kavramından yola çıkan Psikolog Mehlika Dülger, kitabın felsefesini “Gölgedeki karanlığınla buluşmazsan, yaşam her daima içinde yarım kalır” olarak tanımlıyor. Mehlika Dülger, kitabı ile ilgili; “okuyucunun aynadaki karanlık görüntüsüyle barış yapma yolculuğunda KEDRA okura bir terapist olarak eşlik edecek” diyor. Yazar, çağımızın en büyük problemi olan, hiçbir şeyle dolmayan insanların içindeki “boşluk” duygusunu ele alan KEDRA’da, psikoloji ve spritüel bilgilerin bir roman örgüsünde verilmiş olmasına dikkat çekiyor. Psikolog Mehlika Dülger bir içsel yolculuk romanı olan KEDRA için, “kitabı okuyan herkes, farklı bakış açıları edinecek ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyor.

76

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016

KEDRA’da yazar, yaşadığı kaybın ağırlığıyla, acısıyla baş edebilmek için, o güne kadar hiç farkına varmadığı, kendi kaynaklarından güç alarak yeniden doğan, zihninin duvarlarını yıkıp aynadaki çıplak suretiyle, gölgesiyle barışan, Eve adlı bir kadının hikâyesini anlatıyor. “Yaratıcı bütünlüğün zıtlıklar üzerine kurulu olduğu düşünüldüğünde, insan içindeki karanlık ve aydınlığı bütün olarak sarmalamayı öğrenmedikçe, hayatını bir patinaja alarak, çocukken yazdığı senaryoya bağlı kalır. Dışarıda kendi gölgeleriyle savaşır, o zamanki güçsüzlüğünü alt etmek için ve aynı şeyleri tekrar tekrar yaşar. Kendini “an” da güçsüz düşürür. Bu sarmalamayı yapan ancak yaradılışını ortaya koyabilir. Bunu yapan insan, topluma da kendi sınırları dahilinde sevgi yolunda dokunabilir.” Kedra’da tüm bunları roman formatında anlatarak, okura da anahtarı veriyor. Psikolog Mehlika Dülger “Kendini de-

ğiştimek” kavramının içini doldurarak, karanlıkların yaşandığı bu süreçlerde Kedra’nın okura güç, sevgi tohumları ekeceğine inanıyor.


KÜLTÜR-SANAT

EĞER MÜZİK AŞKIN GIDASIYSA: İ

stanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl ilk kez E.C.A. Presdöküm Sanayii AŞ sponsorluğunda düzenlenecek 44. İstanbul Müzik Festivali, 1-24 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Festival, Shakespeare’in “Eğer Müzik Aşkın Gıdasıysa, Durmadan Çalınız” dizelerinden esinlenen temasıyla etkileyici bir program sunacak. 44. İstanbul Müzik Festivali aralarında, İdil Biret, Murray Perahia, Gautier Capuçon, Angel Blue, Gérard Caussé, Herbert Schuch, Patricia Petibon, Alice Sara Ott, Maria João Pires, Antonio Meneses, Maxim Vengerov, Richard Galliano, Sylvain Luc gibi isimlerle dünyanın önde gelen topluluklarından Viyana Senfoni Orkestrası, Venedik Barok Orkestrası, Orchestra of the Swan, Artemis Quartet, Academy of St Martin in the Fields’i ve festivalin bu yılki yerleşik konuk orkestrası Varşova Filarmoni’nin

de bulunduğu 600'e yakın yerli ve yabancı sanatçıyı İstanbul’da ağırlayacak. FESTİVALİN TEMASI: “EĞER MÜZİK AŞKIN GIDASIYSA, DURMADAN ÇALINIZ” 2011’den bu yana programlarını farklı temalar üzerine kurgulayan festival, bu yıl Shakespeare’in “Eğer Müzik Aşkın Gıdasıysa, Durmadan Çalınız” dizelerinden ilham alıyor. Festival, ölümünün 400. yılında büyük yazarı özel konserlerle anıyor. Festivalin temasından esinlenen bir diğer konser, temayla aynı adı taşıyor. Ünlü piyanist Alexei Volodin’in güçlü tekniği ve hassas yorumu ile Mert Fırat ve Tilbe Saran’ın güçlü oyunculuğunu müzikseverlerle buluşturacak konser, 10 Haziran’da Sent Antuan Alt Kilisesi’nde gerçekleştirilecek. Gecede, yine yazarın Mendelssohn tarafından müziğe uyarlanmış Bir Yaz Gecesi Rüyası ve Medtner’in Kral Lear’dan esinlenerek bestelediği masalı, Saran ile Fırat Shakespeare’in oyunlarından canlandıracakları sahnelerle suncak.

20. İSTANBUL TİYATRO FESTİVALİ . İstanbul Tiyatro Festivali, 3-28 Mayıs 2016 arasında Türkiye’den ve yurtdışından çeşitli oyun, dans, performans ve yan etkinliklerden oluşan zengin bir programla tiyatroseverlerle buluşacak.

Festivali bu yıl yurtdışından 9, Türkiye’den 23 oyun, dans ve performanstan oluşan 32 gösteriyi ve zengin içerikli 18 yan etkinliği 25 farklı mekânda sanatseverlerle buluşturacak. Festival programında yer alan 21 yerli yapımın Türkiye prömiyeri, uluslararası bir yapımın ise dünya prömiyeri gerçekleştirilecek. Festivalde yer alan yerli projelerin 9’u, uluslararası projelerin ise 4’ü İstanbul Tiyatro Festivali’nin ortak yapımcılığında sahnelenecek.

Festival, 20’nci yıl nedeniyle özel bir yayın hazırlıyor. 1989 yılından bu yana gerçekleştirilen 20 festivalde sahnelenen yerli ve yabancı oyunlarla ilgili ayrıntılı bilgi içeren bu katalog kitap mayısta izleyicilere sunulacak. 20. YILDA YENİ BİR PROJE 20. İstanbul Tiyatro Festivali’nde Dans Platformu başlığı altında yeni bir proje başlatılıyor. Dans Platformu kapsamında profesyonel dansçılar kısa sunumlarla projelerini sahneleyecekler. ULUSLARARASI YAPIMLAR... 20. İstanbul Tiyatro Festivali programında Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İngiltere, İsviçre, İran, Kanada ve Portekiz’den 9 uluslararası yapım yer alıyor.

İDİL BİRET İLE PİYANO MARATONU Festival, bu yıl 75. yaşını kutlayan çağımızın büyük virtüözü İdil Biret ile piyano maratonunu müzikseverlere sunacak. 2 Haziran’da Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’da, 5 Haziran’da Süreyya Operası’nda ve 8 Haziran’da Aya İrini Müzesi’nde yapılacak konserlerde, İdil Biret, sanatseverlerin karşısında olacak. YAŞAR KEMAL’DEN BİR UYARLAMMA 44. İstanbul Müzik Festivali, usta yazar Yaşar Kemal’in 1978 tarihli romanından Michael Ellison’ın uyarladığı müzik tiyatrosu Deniz Küstü’nün dünya prömiyerine ev sahipliği yapacak. ÇOCUKLARA MÜZİKAL: CADI İLE MAESTRO

20

ÖZEL BİR YAYIN: 20. FESTİVAL KİTABI

DURMADAN ÇALINIZ

Ünlü yönetmen Guy Cassiers ve dramaturg Erwin Jans tarafından Jonathan Littell’in aynı adlı kitabından tiyatroya uyarlanan Merhametliler (The Kindly Ones), II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan soykırımı, bir SS subayı olan Max Aue’nin gözünden anlatıyor. Merhametliler (The Kindly Ones), Toneelgroep Amsterdam tarafından 6, 7 ve 8 Mayıs tarihlerinde ve İranlı kadınlardan çarpıcı bir oyun: Her Gün Biraz Daha Yazar Mahin Sadri ve yönetmen Afsaneh Mahian, İran ve Fransa’da büyük beğeni toplayan, En İyi Özgün Metin, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yönetmen ödüllerini kucaklayan, Her Gün Biraz Daha (Ham Havayi), 17 ve 18 Mayıs’ta Uniq İstanbul işbirliğiyle Uniq Hall, Uniq İstanbul’da sahnelenecek. Detaylı bilgiler ve ayrıntılı program için:

44. İstanbul Müzik Festivali, bu yıl programında çocuklara özel bir projeye yer veriyor. Cadı ile Maestro masalında klasik müzik eğlenceli bir dille çocukların karşısında olacak. İki dünya prömiyeri ile bir Türkiye prömiyerine ev sahipliği yapacak olan festivalde 26 konser yer alıyor. 17 FARKLI MEKÂN Festivalin bu yılki yeniliklerinden Müzik Rotası festival takipçilerini, ilk kez konser mekânı olarak kullanılacak Meryem Ana (Panayia İsodion) Kilisesi, Üç Horan Kilisesi, Sent Antuan Alt Kilisesi ile Hollanda Konsolosluğu Şapeli ve Kırım Anglikan Kilisesi’nde ağırlayacak. Festivalin artık gelenekselleşen ücretsiz Haftasonu Klasikleri bu yıl da devam edecek. Program detayları için:

muzik.iksv.org

tiyatro.iksv.org POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 77


KONGRE TAKVİMİ

MART 2016

NİSAN 2016

1. Psikiyatri Zirvesi 8. Ulusal Anksiyete Kongresi 2-6 Mart 2016 Cornelia Diamond Otel Belek / Antalya Düzenleyen: Psikiyatri Bilimleri ve Araştırmaları Derneği Organizasyon: SERENAS Turizm

Türk Toraks Derneği 19. Yıllık Kongresi 6 – 10 Nisan 2016 Sueno Deluxe Belek / ANTALYA Düzenleyen: Türk Toraks Derneği Organizasyon: SERENAS

9. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu Kök Hücre Tedavileri Kongresi 3 - 5 Mart 2016 Xanadu Otel Belek / Antalya Düzenleyen: Türk Hematoloji Derneği Organizasyon: SERENAS

9. Türk Omuz ve Dirsek Cerrahisi Kongresi 23-26 Mart Sheraton Otel / Adana Düzenleyen: Omuz ve Dirsek Cerrahisi Derneği Organizasyon: SERENAS 6. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi 23-27 Mart 2016 Titanic Hotel Belek / ANTALYA Düzenleyen: Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Organizasyon: DMR 7.Ulusal Çocuk Solunum Yolu Hastalıkları Kistik Fibrozis Kongresi 30 Mart-2 Nisan 2016 Rixos DownTown Antalya Düzenleyen: Çocuk Solunum Yolu Hastalıkları ve Kistik Fibrozis Derneği Organizasyon : JollyMICE Hastane İnfeksiyonları Kongresi 2016 30 Mart-3 Nisan 2016 Titanic Deluxe Otel, Antalya Düzenleyen: HİDER Organizasyon: SERENAS

4. Ulusal Minimal İnvaziv Ürolojik Cerrahi Kongresi 3 - 6 Mart 2016 Titanic Deluxe Otel Belek / Antalya Düzenleyen: Minimal İnvaziv Üroloji Der. Organizasyon: SERENAS Palandöken Kadın Doğum Kış Kongresi 3 - 6 Mart 2016 Polat Renaissance Hotel Erzurum Düzenleyen: AÜ Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ABD Organizasyon: SERENAS

5. PUADER Kongresi 10 – 14 Nisan 2016 Sheraton Otel Çeşme / İZMİR Düzenleyen: Pediatri Uzmanlık Akademisi Derneği Organizasyon: SERENAS

Nefroloji Kış Okulu 2016 31 Mart– 3 Nisan 2016 Hilton Bodrum Türkbükü Hotel Bodrum Düzenleyen: TND- Akdeniz Üniversitesi Organizasyon: SERENAS TUSAF 12. Uluslararası Kongre ve Sergisi 31 Mart- 3 Nisan 2016 Sueno Deluxe Otel, Belek-Antalya Düzenleyen: TUSAF Organizasyon: SERENAS

12. Uluslararası Kardiyoloji Kardiyovasküler Cerrahide Yenilikler Kongresi 10-13 Mart 2016 Sueno Belek Kongre Merkezi Belek / Antalya Düzenleyen: Türkiye Kalp ve Sağlık Vakfı Organizasyon: Interium Turizm

20. Ulusal Cerrahi Kongresi 13-17 Nisan 2016 Titanic Deluxe Otel ve Kongre Merkezi Antalya Düzenleyen: Türk Cerrahi Derneği Organizasyon: Global Turizm

11.Girişimsel Radyoloji Derneği Yıllık Toplantısı 10 - 13 Mart 2016 Titanic Deluxe Otel Belek / Antalya Düzenleyen: Türk Girişimsel Radyoloji Derneği Organizasyon: SERENAS

15. Ulusal Pediatrik Kardiyoloji ve Kalp Cerrahisi Kongresi 13 - 16 Nisan 2016 Titanic Lara Otel, Antalya Düzenleyen: Türk Pediatrik Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi Derneği Organizasyon: SERENAS

78

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016


OHSAD Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantıları-7 13-17 Nisan 2016 Sueno Hotels Deluxe Belek / Antalya Düzenleyen: OHSAD Organizasyon: Ajans FA

12. Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongresi 21 – 24 Nisan 2016 Titanic Deluxe Otel, Antalya Düzenleyen: Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Organizasyon: SERENAS

Romatolojide Son 2 Yıl Sempozyumu 14-17 Nisan 2016 Sheraton Hotel İZMİR Düzenleyen: 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji İmmünoloji BD Organizasyon: DMR

11. Ulusal Çocuk Alerji ve Astım Kongresi 24- 27 Nisan 2016 Grand Yazıcı Turban Otel Marmaris Düzenleyen: Çocuk Alerji ve Astım Akd. Organizasyon: SERENAS

9. Akademik Geriatri Kongresi 13 – 17 Nisan 2016 Xanadu Otel ANTALYA Düzenleyen: Akademik Geriatri Derneği Organizasyon: SERENAS

13. Ulusal Hepato Gastroenteroloji Kongresi 27 Nisan - 1 Mayıs 2016 Gloria Hotel Antalya Düzenleyen: Hepato Bilio Pankreatoloji Derneği Organizasyon: FTS Turizm Kongre Organizasyon

Hedef Kanser 2016 14-17 Nisan 2016 Acapulco Otel KIBRIS Düzenleyen: Akademik Onkoloji Derneği-Ege Üniversitesi Organizasyon: SERENAS

18. Ulusal Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Kongresi 11-15 Mayıs 2016 Elexus Otel Girne / KKTC Düzenleyen: Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği Organizasyon: GENX Kongre 11. Türk-Alman Jinekoloji Kongresi 11-15 Mayıs 2016 Sueno Deluxe Hotel Belek ANTALYA Düzenleyen: Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı Organizasyon: FİGÜR KONGRE

The Mediterranean Society of Otology and Audiology (MSOA 2016) 28 - 30 Nisan 2016 Perissia Otel Kapadokya / Nevşehir Düzenleyen: MSOA Organizasyon: SERENAS 8. Çapa Nefroloji Günleri 28 Nisan - 1 Mayıs 2016 NG Sapanca Otel Düzenleyen: İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Organizasyon: SERENAS

MAYIS 2016

38. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi 11-15 Mayıs 2016 Cornelia Diamond Otel Antalya Düzenleyen: TEMD Organizasyon: DMR

XIX. Tpog Türk Pediatrik Kanser Kongresi 4-8 Mayıs 2016 Sheraton Hotel Çeşme Düzenleyen: TPOG-SIOP Organizasyon: DMR

Updates in WHO Lymphoma Classification: 2008-2016 Interactive Lymphoma Course Organized by EAHP & Turkish Division of the IAP 16 - 17 Nisan 2016 WOW Hotel İSTANBUL Düzenleyen: Patoloji Dernekleri Federasyonu-EAHP-IAP Organizasyon: SERENAS 52. Ulusal Diyabet Kongresi 20 - 24 Nisan 2016 Rixos Sungate Hotel Beldibi ANTALYA Düzenleyen: Türk Diyabet Cemiyeti-Türk Diyabet Vakfı Organizasyon: Consensus Kongre 12. Türk Rinoloji & 4. Ulusal Otoloji ve Nörootoloji Kongresi 21 – 24 Nisan 2016 Sueno Deluxe Belek ANTALYA Düzenleyen: Türk Rinoloji Derneği Organizasyon: SERENAS

9. Anadolu Romatoloji Günleri 11-15 Mayıs 2016 Hilton Bodrum Türkbükü Hotel Bodrum MUĞLA Düzenleyen: TRD-HÜ.Tıp Fakültesi Romatoloji BD Organizasyon : SERENAS 6. Türkiye EKMUD Kongresi 11 - 15 Mayıs 2016 Kaya Palazzo Kongre Merkezi, Belek, Antalya Düzenleyen: EKMUD Organizasyon: Humanitas MICE

5. Pediatrik Hematoloji Sempozyumu 12-14 Mayıs 2016 Richmond Pamukkale Thermal DENİZLİ Düzenleyen: Türk Pediatrik Hematoloji Derneği Organizasyon : SERENAS İlaç ve Tedavi Kongresi 2016 25 - 29 Mayıs 2016 Susesi Otel Antalya Düzenleyen: İlaç ve Tedavi Derneği, Organizasyon : DMR POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016 79


Popüler Sağlık Dergisi’ne abone olmak isterseniz; abone@populersaglikdergisi.com veya info@populersaglikdergisi.com adreslerine iletişim bilgilerinizi yazarak talebinizi lütfen iletiniz. Talebinizin ardından formun tarafımıza ulaşmasıyla aboneliğiniz başlayacaktır.

Yönetim Merkezi (İZMİR) : 0 232 465 32 32 (pbx) 0232 422 08 38 Faks: 0232 465 30 94 İstanbul Haber Merkezi...: 355465 02 32 59 32 GSM: 0 532 470 0008 2538 Faks: 0232 465 30 94 Yönetim Merkezi (İZMİR)0 :216 0 232 (pbx) 0232 422 info@populersaglikdergisi.com İstanbul Haber Merkezi...: 0 www.populersaglikdergisi.com 216 355 02 59 GSM: 0 532 470 00 25 info@populersaglikdergisi.com info@populersaglik.com www.populersaglikdergisi.com www.populersaglik.com

80

POPÜLER SAĞLIK MART - NİSAN 2016


“Çocuğum büyüyünce bana anne diyebilsin yeter...” Otizmli çocuk annesi Feriha Birdal

Feriha Hanım gibi annelerin hayalleri, birçok çocuk için küçük ama otizmli çocuklar için büyük hayaller. Fakat erken tanı ve eğitimle ulaşılamayacak hayaller değil.

Destek verseniz yeter.

TOHUM YAZIN

www.tohumotizm.org.tr - 0 212 244 75 00 Tüm operatörlerin faturalı hatları için geçerlidir. SMS başına Türk Telekom 2 SMS, Vodafone 1 SMS bedeli ayrıca ücretlendirmekte, Turkcell ücretlendirmemektedir.



Millions discover their favorite reads on issuu every month.

Give your content the digital home it deserves. Get it to any device in seconds.