Page 1


.

T A S R I F BU ÇMAZ 499 KA

UÇAK İLE ULAŞIM, 5 GÜN 4 GECE KIBRIS GİRNE’DE VUNI PALACE HOTEL’DE KONAKLAMA

5 GÜN 4 GECE

ı “Sınırl

” Sayıda

YERİNİZİ GEÇ KALMADAN AYIRTMAK İÇİN BİZİ ARAYIN


İÇİNDEKİLER / CONTENTS

19.

Passatempo’dan / From Passatempo YÖNETİM / MANAGEMENT: CYXP Aviation Ltd. Genel Müdürü v e Pegasus Havayolları Kıbrıs Temsilcisi CYXP Aviation Ltd. General Manager and Pegasus Airlines Cyprus Representative M. Zeki Ziya z.ziya@cyprusxp.com

22. 30.

Portre / Portrait Gezi / Travel

Pegasus Havayolları Kıbrıs Merkez Ofisi Pegasus Airlines Cyprus Main Office Hasane Ilgaz Sokak, 11 B, Köşklüçiftlik, Lefkoşa Tel.: (+90) 392 228 73 11 Fax: (+90) 392 227 22 90 YAYIN YÖNETİM / PUBLICATION MANAGEMENT Genel Yayın Yönetmeni / Publishing Director Can Sarvan can.sarvan@isviciletisim.com

42. 46.

Kıbrıs Efsaneleri / Cyprus Myths Spor / Sport

İsviç İletişim Hizmetleri Ltd. Şht. M. Ruso Cad. Dinler Apt. No: 4, Küçük Kaymaklı, Lefkoşa Tel: (+90) 533 826 00 85 (+90) 533 880 00 09 www.isviciletisim.com info@isviciletisim.com YAPIM / PRODUCTION Yazı İşleri Müdürü / Managing Editor Gürkan Uluçhan gurkan.uluchan@isviciletisim.com Röportaj / Interview Filiz Uzun filiz.uzun@isviciletisim.com

52. 56. 60. 76.

Art Direktör / Art Director Halil Aktansoy halil.aktansoy@isviciletisim.com

Hayvanlar Alemi / Animal Life

Fotoğraf / Photography Harun Uçar

Doğa / Nature

Çeviri / Translation VIRTUOSO Çeviri virtuosoceviri@hotmail.com

Yol Notları / Road Notes

Kapak / Cover Hasan Vardar

Yaşam / Life

Muhasebe / Accounting Gökmen Kılıçoğlu gokmen.kilicoglu@isviciletisim.com 0533 880 00 09 Website www.passatempoXP.com REKLAM PAZARLAMA / ADVERTISING & MARKETING

82. 84.

98. 110. 18

Kıbrıs Mutfağı / Cyprus Cuisine Gündüz & Gece / Day & Night

Gurme / Gourmet Bulmaca / Puzzle

Halkla İlişkiler, Reklam ve Pazarlama Müdürü / PR, Advertising & Marketing Manager Münise Alibeyoğlu munise.alibeyoglu@isviciletisim.com reklam@isviciletisim.com BASKI-CİLT / PRINTING-BINDING Görsel Dizayn Ofset Matbaacılık Atatürk Bulvarı, Deposite İş Merkezi, A5 Blok Kat:4, No: 405 İkitelli OSB, Başakşehir, İstanbul Tel.: 0212 671 91 00 Fax: 0212 671 91 90 www.gdofset.com

Tüm hakları saklıdır. Yazılı izin olmadan içeriğin bir bölümünün ya da tümünün yeniden yayınlanması kesinlikle yasaktır. All right reserved. Reproduction in part or in whole without written permission is strictly prohibited.


PASSATEMPO’DAN / FROM PASSATEMPO

Sevgililer ayında Kıbrıs

The month of love in Cyprus Can Sarvan

Sevgiliniz var ya da yok, sevdiğiniz yanınızda veya değil, şubat ayında Kıbrıs’taysanız içiniz yine de sevgi doludur. Kıbrıs bahara hazırlanırken kalbiniz boş olmuş umrunuzda olmayacak çünkü Kıbrıs’a aşık olacaksınız. Eski, tarihi sokaklarından geçerken ya da denize nazır bir balık lokantasında ruhunuzu dinlendirirken iyi ki bu ülkeye gelmişim diyeceksiniz. Kıbrıs’a gelip de buradan ayağını kesebilen az insan vardır. En dertli zamanlarımızda yaşanılan sorunlara tanık olanlar dahi Kıbrıs’a yeniden dönmek ister. Bir tür gizemdir bu. Hatta Kıbrıslılar “Kıbrıs’ın suyundan içtin mi burada kalırsın” derler. Doğayı yüreklerinde hissedenlerin bir kısmı hayatlarının rotasını değiştirmek pahasına kaderlerini Kıbrıs’ta çizerler. Ve genellikle böylesi bir aşkın peşinden gittikleri için mutludurlar. Bu sebeplerle ülkemizin kıymetini daha fazla bilmemiz gerektiğinin farkındayızdır ama günlük gailelerle uğraşmaktan bazen Kıbrıs’a hak ettiği değeri vermezmişiz gibi davrandığımız olur. Oysa her insan kendi ülkesinin kültür ve doğa mirasına insanlık değerlerini korumak adına sahip çıkmalıdır. Bu değerlerin hangi ülkede olduğunun bir önemi yok.

Whether you have a partner or not, whether your beloved is close to you or not, if you are in Cyprus in February, your heart will most certainly be filled with love. As the island of Cyprus prepares herself for spring, you won’t mind having an empty heart as you will fall for Cyprus. As you pass through the old, ancient streets or as you rest your spirit at a fish restaurant on the coast, you will think to yourself that it is a blessing that you are here. Once anyone comes to Cyprus, it is difficult not to come again. Even those who experienced our most problematic periods want to come to Cyprus again. This is a kind of mystery. There is even a saying among people that goes “once you sip the water of Cyprus, you want to stay here”. Some of those who feel nature in their hearts decide to spend part of their lives in Cyprus even though this would mean changing the direction of their life. And generally, those who dare to do this are happy to have done so. For these reasons, we should be able to appreciate our country more than we do but daily life and all the chores we need to do, we act like we do not give Cyprus the value it deserves. Everyone should own her or his country’s cultural and natural heritage, to preserve their values. It doesn’t matter which country it is that beholds one’s values.

Dünyanın pek çok ülkesinde insanlığın ürettiği bir dizi kültürel ve doğal güzellik çağlar boyunca ayakta kalmayı başarabimiştir. Bu mirası korumak ve her nerede olurlarsa olsunlar ortak mirasımıza sahip çıkmak, tüm dünya yurttaşlarının sorumluluğundadır.

In many countries of the world, a series of cultural and natural beauties, created by the human race, survived for ages. It is the duty of every citizen of the world to preserve our common heritage wherever the heritage is.

Aşkla bağlı olduklarımıza saygı ve sevgimizi tüm bonkörlüğümüzle göstermekte tereddüt etmezken ülkelerimizde bulunan kültürel ve doğal mirası korumakta da insanlık adına cömert ve kararlı olabilmeyiz.

We, who are very generous to show all our respect and love to those we are committed by heart, must be at least as free-handed for humanity by protecting the cultural and natural heritage we have in our country.

19


PORTRE / PORTRAIT

Can Sarvan

Mustafa Gökçeoğlu 1942 yılında Lefkoşa kazasının Gönyeli köyünde doğan Mustafa Mustafa Gökçeoğlu was born in 1942 in the town of Gönyeli in Nicosia. Gökçeoğlu, Kıbrıs’ta ve Türkiye’de uzun yıllar fen ve matematik öğ- Ha worked as a science and maths teacher in Cyprus and inTurkey for long years. retmenliği yaptı. 1983 yılında Lefkoşa Belediyesi’nin düzenlediği “Öykü Yarışması” nda ikinci oldu. Öyküleri ve şiirleri yerel gazetelerde, dergilerde ve Türkiye’deVarlık Dergisi’nde yayımlandı. Şiirleri İtalyanca veYunancaya çevrildi ve İl Majakovskiy, Societa di pensieri ve Nea Ebohi adlı dergi ve kitaplarda yer aldığı gibi, Türk Dili Dergisi’nin 531. sayısında ve Kuzey Kıbrıs’ta hazırlanan Contemporary Turkish Cypriot Poetry ve Güney Kıbrıs’ta hazırlanan Yunanca antolojide yayımlandı. International Who’s Who of Authors and Writers’da ve International Biographical Centre’ın hazırladığı “Outstanding People of the 20th Century” adlı kitabın 2000 Outstanding Writers of 20th Century bölümünde biyografileri yer almıştır.

22

In 1983 he came second in the “StoryCompetition” organised byTurkish Municipality. His stories and poems were published in the local papers, magazines and the magazineVarlık inTurkey. His poems were translated into Italian and Greek and were published in books and magazines called İl Majakovskiy, Societa di Pensieri and Nea Ebohi and also took place in the 531st issue of Turkish Language Journal, Contemporary Turkish Cypriot Poetry Journal published in North Cyprus and the Greek Anthology published in South Cyprus. His biographies were published in International Who’s Who of Authors and Writers and the 2000 Outstanding Writers of 20th Century section of International Biographical Centre’s Outstanding People of the 20th Century.


Kıbrıs Türk Halk Kültürü ve Kıbrıs Türk Ağzı O’ndan Sorulur The Master of Turkish Cypriot Folkloric Culture and Dialect

M

ustafa Gökçeoğlu’nun kitapları hakkında Dünya Gazetesi’nin Kitap ekinde, Cumhuriyet Gazetesi’nin Kitap ekinde, Milliyet Sanat Dergisi’nde ve Sabah Gazetesi’nde yazılar yazıldı.

Gökçeoğlu ayrıca Karadeniz Teknik Üniversitesi veYakın Doğu Üniversitesi’nde Kıbrıs Türk Atasözleri ve Kıbrıs Türk Mizah’ında fıkraların yeri konularında konferanslar verdi. T.C. Kültür Bakanlığı’na bağlı Milletlerarası Türk Foklor Kongresi ile Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği kongrelerde bildiriler sunan Gökçeoğlu, Türkiye, Özbekistan, Kazakistan, Hırvatistan ve Kıbrıs’ta düzenlenen sempozyumlarda ve 1997 İstanbul Kitap Fuarı’nda panelist olarak “KıbrısTürklerinin Dil Özellikleri” konusunda bildiriler sundu. Çağdaş Yazarlar Birliği’nin kurucuları arasında bulunan Mustafa Gökçeoğlu, Birlik dağılana dek yönetim kurulu üyeliği yaptı. Birliğin dağılmasından sonra oluşan Sanatçı veYazarlar Birliği’nin kuruluş çalışmalarına katıldı. Birliğin bir dönem de başkanlığını yaptı. Emekliliği öncesinde Yakın Doğu Üniversitesi’nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim görevlisi olan Gökçeoğlu, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’na bağlı Kültür Dairesi bünyesinde oluşan Kültür Sanat Danışma Kurulu’nun atanmış üyesidir. Aynı zamanda Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne bağlı “Kıbrıs Araştırmaları Merkezi’nin ve 2001’den bu yana The American Biographical Institute’un danışmanlıklarını yapmaktadır. (Daha detaylı bilgi için bkz. www.mustafagokceoglu. com) Mustafa Gökçeoğlu ile Passatempo okurları için yaptığımız röportajdan arda kalanları keyifle okumanız dileğiyle…

T

here were articles on Mustafa Gökçeoğlu’s books in the ‘Book’ insert of Dünya Newspaper, the ‘Book’ insert of Cumhuriyet Newspaper, in Milliyet Arts Magazine and Sabah Newspaper.

Also, he spoke at KaradenizTechnical University and Near East University seminars on Turkish Cypriot Sayings and the role of anecdotes inTurkish Cypriot Literary Humour. Gökçeoğlu also presented at conferences organised by International Turkish Folklore Congress and Directorate of Research and Development of Folkloric Cultures, under the Ministry of Culture of the Republic ofTurkey. Besides, he made presentations on “The Linguistic Features of Turkish Cypriots” in various symposiums held in Turkey, Uzbekistan, Kazakhstan, Croatia and Cyprus and at Istanbul Book Fair in 1997. Mustafa Gökçeoğlu, who is among the founders of Contemporary Authors Association, was a member of the board of directors of the Association dissolved. He took part in the establishment of Artists and Writers Union, founded after the dissolution of the previous organisation. For a period, he served as the President of this Union. Before he retired he was teaching at the Department of Turkish Language and Literature at Near East University and he is a designated member of the Advisory Board of Arts and Culture, formed under the body of the Ministry of Education and Culture. At the same time, he has been serving as a consultant for the Centre for Cypriot Research, under Eastern Mediterranean University and The American Biographical Institute since 2001. (For further information please visit www.mustafagokceoglu.com) We hope you enjoy the rest of our interview with Mustafa Gökçeoğlu...

23


‘Türkçenin Dil Atlası çıkarılmalı. Kıbrıs Türk Agzı da bu atlas içinde yer almalı’

24

Yaptığınız çalışmalardan, kitaplarınızdan söz ederek başlayalım. Efsaneler üzerine bir kitabınız var. Efsaneler Kıbrıs Türk toplumunun tarihinde çok önemli bir yer teşkil ediyor ama yeni nesil tüm bunlardan tam olarak haberdar değil. Siz bu efsaneleri nasıl toparladınız? Eskiden, radyonun ve televizyonun, bilgisayarın olmadığı yıllarda insanlar birbirlerine komşuluklara giderlerdi, birbirlerine yarenlik ederlerdi. Meselâ Ağırdağ’dan bizim köye gelin gelen bir komşumuz vardı ki, o müthiş bir masal anlatıcısıydı. Baba tarafından bir akrabamızın eşi olduğu için biz ona “genabla” (yenge) derdik. Bir masala başladığı vakit 2-3 gece sürerdi. Halk arasında “lâfı süsleyerek anlatır” biçiminde tabir edilen, efsaneleri de içeren sanatsal bir anlatımı vardı.

Before we talk about the rest of your work, let’s start with your books. You have a book on myths. Myths have a very significant place in Turkish Cypriot community history but new generations aren’t exactly aware of them. How were you able to compile these myths? In the old times, when there were no radios, television and computers, people would visit their neighbours and accompany each other with chats. For instance we had a neighbour who was originally from Ağırdağ but moved to our village when she married someone from our village. She was a magnificent story teller. The man she married was related to my father, so we used to call her ‘genaba’ (aunt). When she started telling a story it would last for 2-3 nights. Her style is what’s described as “fancying up the words” among people; it was actually an artistic way of storytelling.

Mesel (masal) anlatıcıları para kazanırlar mıydı? Bu insanların hiçbir şekilde para kazanma kaygısı yoktu. Genelde konuşma olan yerlerde kültür üretilir, insanların ve bu tür ortamlarda birbirlerine üstünlük kurma kaygısı vardır. Diyelim ki, “ben hangi bilmeceyi sorayım da karşımdaki bilemesin” diye düşünerek hareket ederler.

Would story tellers earn money? The aim of these people was by no means to make money out of story telling. Generally in this kind of places, where culture is created by way of talking, people wanted to be superior over each other.They would say, for instance, “Which riddle should I ask, so she cannot know”, and they would act on this kind of thoughts.

Bunun yanında eskiden Lefkoşa kahvehanelerinde de “bilmece asma” yöntemi vardı. Yani bilmece, öykülü ve uyaklı bir şiir biçiminde bir kâğıda yazılır ve duvara asılırdı. Bilmeceyi hazırlayan ve kahvehanenin duvarına asan kişi, bilmecesinin yanıtı verilene kadar oraya uğramazmış.

Also, in the old days, in coffee shops in Nicosia, there was something called “hanging riddles” whereby riddles were written like a poem with a story and rhyming lines and were hung on the wall. The person who wrote and hanged the riddle wouldn’t come by until someone answered the riddle.

Şimdiki gibi bilgisayarın önünde 5-6 saat zaman geçiren insanların ilişkileriyle karşılaştırdığımız zaman, o zamanlarda insan ilişkilerinin en üst düzeyde olduğunu görüyoruz. Kültürün oluşması için karşılıklı konuşma gerektiğini biliyoruz. Kültür de ağızdan ağıza değişe, oluşa bir biçim alır ve gelişir. Yaşlı birisinden dinlediğiniz ve onun söz dağarı içinde biçimlenen masal, bir başkasına aktarıldığında bu kez aktaranın söz dağarı devreye girer. Bunun yanında aktaran da masalı karşısındakinin özelliklerine uyarlayarak dönüştürebiliyor.

If we are to compare the relations among people who sit in front of the computer for five, six hours, with people who lived during those times, we can say that relations were at utmost level then. As we know, reciprocal speaking is necessary for formation of culture. Culture is created and developed by changing from going to rounds. When a story is told by an elderly person, it is shaped by the vocabulary of that person; when the listener tells it to somebody else, the second person’s vocabulary is in effect. Nevertheless, the story teller may alter the story according to the characteristics of the listener as well.


Siz, kendi derlediğiniz masalları yayına hazırlarken ne yaptınız? Yaşlı kişilerle görüşerek mi oluşturdunuz tüm bunları? Hayır, ben ilk olarak arkadaşlarımın teşvikiyle Lefkoşa Türk Belediyesi tarafından düzenlenen bir öykü yarışmasına katılmıştım. Bu yarışmada 2.lik ödülü kazanan “Dulun Oğlu” adlı ilk öykü kitabımdaki öyküleri kaleme almadan önce, insanları konuşturdum. Bu konuşmalarda insanların hitap biçimlerini, abartılarını, anlatım özelliklerini dikkate aldım.

So what did you do when you were preparing the stories for publication? Did you compile them by way of talking to elderly people? No. Firstly with the encouragement and support of my friends, I participated in a story competition, organised by NicosiaTurkish Municipality. Before I wrote the stories in my book called Dulun Oğlu (The Widow’s Son), which came first in the competition, I listened to people. I observed their way of addressing, exaggerating and expressing.

Kıbrıs Türk insanı, diyelim ki “kolu kopmuş” derken kolunu göstererek “ölçüm olmasın buracıkdan koptu”, kötü bir hastalıktan söz ederken “üstümüzden ırak” ya da birisine aile bağlarını sorarken “sormak ayıp olmasın kimlerdensin” biçiminde ifadeler kullanır. Kıbrıs insanının bir özelliği de tanımadığı birisiyle diyaloğa girdiğinde onunla kan bağı varmış gibi “be gardaş” ifadesini kullanmasıdır.

WhenTurkish Cypriots say, for example, “her arm broke”, they would show where the arm broke and say “I hope it’s never seen on me-” “-it broke right here”. When they talk about fatal illnesses they say “I hope it never happens to any of us”. When they are asking about family roots they say “If you do not mind me asking, who are you descendant of?” Another characteristic ofTurkish Cypriots is addressing strangers with “be gardaş” (“brother”) as if they are blood related.

Öykülerimi oluştururken insanlarımızın bu ve benzer konuşma özelliklerini dikkate aldım ve onlara masallarını, anılarını anlattırdım; tekerlemeler, maniler, türküler söylettirdim. Tüm bunlar öykülerimdeki dil yapısının ve kültürel motiflerin ana taşlarını oluşturdu.

When creating my stories, observing all these language features and more, I asked Turkish Cypriots to tell me stories, memories; I asked them to tell me riddles, rhymes and folk songs. All these constituted the basis for language structure and cultural motifs in my stories.

Takma adlar ve unvanlar konulu çok özel bir sözlük çalışmanız var. Sizce toplumumuz takma ad oluşturmaya neden bu kadar meraklı ve gerek gündelik yaşamda, gerekse iş hayatında takma ad verme olgusu neden bu denli yaygınlaşmış? Biz kırk dervişiz, birbirimizi bilmişiz!... İnsan ilişkilerinin en yüksek düzeyde seyrettiği toplumlar, bizimki gibi küçük toplumlardır ve az önce de sözünü ettiğimiz gibi insanların birbirlerine üstünlük kurma çabası vardır. Bildiğiniz gibi fıkralarda da böylesi bir üstünlük kurma kaygısı olduğunu görüyoruz ve bu durum lâkaplar takılırken de öne çıkmaktadır.

You created a very special dictionary of nicknames and addresses. Why do you think our people are so keen on giving nicknames and why is this phenomenon so common both in daily life and in business life? We are forty dervishes, and we all know each other! ... (A saying that means in small communities, everyone knows each other). Communities where relations among people are at a high level, are small communities like ours and as I mentioned earlier people try to be superior over each other. As you know, in humorous short stories as well, this superiority is sought and is highlighted when giving nicknames.

‘A linguistic atlas for Turkish language should be created and Turkish Cypriot Dialect should be within that atlas’

25 25


Takma Adlar ve Unvanlar Sözlüğünüze baktığımız zaman mesela Sağır Ali, ya da işleriyle alâkalı olacak biçimde Kunduracı Ali, İpçi Süleyman ya da Deli Mehmet Konyalı gibi lâkaplarla karşılaşıyoruz. Bu insanlar böylesi takma adlarla anılmaktan alınmaz mı? Onlara girmeden önce insan adlarının anlamları üzerine düşünmek gerekir. Meselâ “Bikir” deve yavrusu, “Osman” yılan yavrusu, “Hacer” taş ya da “Afet” adamın başını belaya sokacak kadar güzel gibi anlamlar içermektedir. “Yavuz hırsız ev sahibini basar” atasözündeki gibi kötü anlam içeren “Yavuz”un da isim olarak günlük hayatta kullanıldığını görüyoruz.

26

In your ‘Dictionary of Nicknames and Addresses‘ there are nicks such as Deaf Ali, or related with their occupation, Shoemaker Ali, Threadman Süleyman or Loony Mehmet Konyalı. Wouldn’t these people get offended by these nicks? Before going into that, we should look at the meanings of first names. “Bikir” for instance means ‘baby camel’, “Osman” means ‘baby snake’, “Hacer” means ‘rock’, and “Afet” for example, means ‘dangerously beautiful’. As in the saying “Yavuz hırsız ev sahibini basar” (“Stern thief busts the homeowner”), the word ‘Yavuz’ (Stern) is used in a pejorative meaning, yet it is used as a first name.

Takma adlar ise kuşaktan kuşağa söylenerek artık yadırganmayan isimler olmuştur. Takma adların benimsenmesiyle birlikte belli bir dönem sonra soyad olarak alındığını da görüyoruz. Meselâ işinden dolayı “İpçi” lâkabı takılan kişinin “İpçioğlu” soyadını aldığını ya da Rumca’da nalbant anlamına gelen “Galliga”nın lâkap olmaktan çıkıp, kişinin soyadına dönüştüğünü ve “Nalbant” ya da “Nalbantoğlu” biçimini aldığını görüyoruz.

Nicknames on the other hand, are transferred from one generation to the next and they are not regarded odd anymore. And we know instances where nicknames are so well adopted that they are registered as surnames. For example, there are people who got the nickname “Threadman” due to their job and got the surname İpçioğlu (Gloss: “Son of theThreadman”). “Galliga” means blacksmith in Greek, but there are people who got “Nalbant” or “Nalbantoğlu” (“Blacksmith” “Son of the Blacksmith”) as surnames.

Ben takma adlarla ilgili sözlük çalışmasına başlamadan önce yüksek mahkeme yargıcı olan bir dostumdan rica ederek bütün seçmen listelerini elde ettim, ardından İngiliz dönemi nüfus kütüklerini, “criminal facebook” dedikleri suç dosyalarını, Vakıf defterlerini ve öğrenci dergilerini okudum.

Before I started working on a dictionary of nicknames, I asked for a friend of mine, who is a judge at the superior court, to provide me with all electorates’ lists, then, I got the logbook from the British period, I read criminal files called “criminal facebook”, Vakf records and student magazines.

Kıbrıslı Türkler arasındaki takma adları incelemeye başladığımda 18 dilden takma adlar olduğunu tespit ettim. Mesela İtalya’ya gidip esir düşmüş birine İtalyanca’da çocuk anlamına gelen “Bambino”, bir diğerine de İspanyolca’da yine aynı anlama gelen “Çiko” lâkapları verilmiş.

When I started studying the nicknames among Turkish Cypriots, I found out that there are nicknames from 18 different languages. For example, a person who was taken captured in Italy was called “Bambino”, which means ‘child’ in Italian. Another man was given the name “Çiko” which has the same meaning in Spanish.


Küçük toplumlardaki rekabet özelliğine bağladığınız takma adlardaki renkliliği halkın yaratıcılığıyla da bağlantılandıramaz mıyız? Tabii ki öyle, bununla ilgili bir örnek vereyim. Ben Kozan köyündeyken birisiyle ilgili bana “Popaz” demezsen kimse tanımaz denildi. Oğluna sorduğumda neden böyle diye, o da bir zamanlar köyde sadece papazın arabası olduğunu ve papazın arabasını babası aldıktan sonra, araba her geçtiğinde “aha popaz geçer” diye diye babasının lâkabının “Popaz” olduğunu anlatmıştı.

Can the diversity of nicknames you attributed to competition in small communities, be related with the creativity of the people too? Of course it can, let me give an example.When I was in the village Kozan, someone told me that if I don’t say “Popaz” nobody will know me.When I inquired about the reason, he told me that, once, only the priest (which is “popaz” inTurkish) had a car in the village and after his father bought the priest’s car, people started saying, “here comes the popaz”, thereby the nick got stuck with his father.

Kıbrıs Türk Ağzı ve Türkiye Türkçesi (standart Türkçe) üzerine ünlü bir tartışma var. Kıbrıs Türk Ağzı’nda kullanılan ve aslında Öz Türkçe olmasına rağmen Türkiye Türkçesi’nde unutulmuş bazı deyimler KıbrısTürk Ağzı’nda yaşayagelmiştir. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz? Atalarımızın geldiği bu topraklar otunu, toprağını, yaprağını ve hayvanını bilmediği topraklardı. Meselâ tarlalarda yetişen sarı papatyalara halk “gelin yemişi” demiş. Adını bilmediği bütün otları ve hayvanları kendi algısıyla deneyimlerine göre isimlendirmiş. Bunun yanı sıra gereksinimlere göre yeni sözcükler türetilmiş.Geldiği yerde pınarlar varken adada kuyudan su çekmek zorunda kalan insanlar, omzunda taşıdığı destiden taşan sudan ıslanmamak için muşambanın olmadığı devirlerde balmumuna batırılmış kumaşı omzuna asmış ve adına “omuzlak” demiş, bisikletin zinciri çeviren ayaklığıyla birlikte kumaş dokuma tezgâhındaki ayaklıklara da “ayakça” demiş. Bunların çoğu halk bilgeleri tarafından, Anadolu’dan yaşanan göçten sonra oluşmuş sözlerdir.

There is a widespread discussion regarding Turkish Cypriot Dialect and Standard Turkish (Turkish spoken in Turkey). There are some Ancient Turkish sayings still used in Turkish Cypriot Dialect, even though they died in StandardTurkish.What do you think about this matter? When our ancestors came here, this land was unfamiliar to them with their plants, soil, animals and all. For instance the yellow camomile that grows in fields was named “bride’s fruit” by people.When they came across plants and animals they were not familiar with, they named them according to their own perception and experience.Also, some new words were created according to needs. People who came from places with plenty of water, but had to pull it from a draw well now, used pieces of cloth dipped in wax to prevent water out of the pot on their shoulder from wetting them, and called this piece of cloth “omuzlak”, which means “for the shoulder”, ‘omuz’ being shoulder.The pedal of the bicycle and the pedal of the weaving machine were both called “ayakça” meaning, “where the foot is put”. Most of these words were created by wise men, after the migration from Anatolia.

Bildiğiniz gibi atalarımızın gelirken getirdikleri sözel kültür değerleri, adaların dış dünyayla olan bağlarının kıtalara göre daha az olmasından dolayı kendi içinde yaşayagelmiş ve bugüne kadar taşınmıştır. Ada insanları konuşma konusunda kendi kendine yeterli olmak durumunda olduğu için dilin sunduğu tüm olanakları kullanmak zorundaydı.

As you know, the verbal cultural items brought by our ancestors when they migrated here, survive until today as islands are less in contact with the rest of the world when compared to continents. Islanders had be self sufficient regarding speech, so they had to utilize all the possibilities offered by the language.

27


Ben bunları tespit edip yazarken Türkiye’dekilerle karşılaştırma yapmak durumundaydım. Meselâ Türkiye’de “Eti öldürene sürükletirler” denirken, Kıbrıs’ta abartı katılarak “Eşeği öldürene sürükletirler” biçiminde söylenmektedir.

While I was studying these items, I had to compare them with their equivalents inTurkey. For example, inTurkey, they say “He who kills the man, drags him”, but in Cyprus, they add bit of an exaggeration and say “He who kills the donkey, drags it”.

Dilimiz aslında zengin bir yapı sunuyor ama bölgeler arasındaki bu türden farklılıkları, ayrı ayrı bölgelerin ağızlarını bilemediğimizden dolayı kullanamıyoruz galiba...

Actually, our language is rich with regard to structure, but I guess, as we don’t know this kind of variations that exist in different regions, that is, as we do not know different dialects, naturally we are not able to use them...

Bir örnek vereyim. Yabancı diller okulunun dekanlığını yapan Kazakistanlı bir dostum var. Bildiğiniz gibi Türk Dil Kurumu’nun baskıda olan iki ciltlik bir sözlüğü var. Kazaklar, bütün eski kaynakları da tarayarak 13 ciltlik bir Kazakça Sözlük üzerinde çalışıyorlar. Kent kent, köy köy gezerek bütün bölgelerde sözcüklerin söylem biçimini araştırdılar. Sadece A harfi için kalın bir cilt gerekti. Sibir Lena nehrinin Kuzey Buz Denizi’ne döküldüğü yerde yaşayan Yakutlar’ın hazırladığı sözlük de 12 cilt olarak basılıyor. Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu, o zamanki adıyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin Cumhuriyet’in ilk yıllarında bütün yazılı eserler üzerinden yaptığı tarama ve derleme çalışmaları sonucunda da 8 ciltlik bir sözlük oluşturulmuştu. Son olarak 1959 yılında yapılan çalışmayla 13 ciltlik bir sözlük hazırlandığı halde tüm bunlar bir araya getirilerek bir “Dil Atlası” yapılamadı. Bu atlas çalışması Azerbaycan’da yapıldı. Türkiye’de böyle bir atlas çalışması yapılırsa, Kıbrıs Türk Ağzı da bu atlasın bir parçası mı olacak? Tabii ki Kıbrıs’ta da kendine özgü bir Türkçe’den söz edebileceğimiz gibi, burada yaşayan insanların özü ve mayası, “Tezler ve Sözler” adlı çalışmamda da vurguladığım gibi Anadolu insanıyla aynıdır. Ama farklı bir coğrafyada yaşadığımız için kendimize özgü çok sayıda sözcük türettik. Meselâ hırsız “kaçgın” oldu, patates haşlanmayıp kaynatılır oldu. Dilimizin sözcük türetme konusunda sunduğu çok fazla olanaklara rağmen yabancı sözcükleri kullanır olduk. Bu sorunu aşabilmek için çok büyük bir sözlüğe ihtiyaç vardır. Bunun içinde derleme sözlükleri, tarama sözlükleri yer almalıdır. Anadolu’da adam ilk kez taraktöre binmiş ve hayatında ilk kez gördüğü bu aracı durdurmak isterken, “bunun durdurdacı nerde” diye sormuş. Bundan daha iyi bir dil yaratıcılığı olabilir mi? Sözlü gelenekleri olan bir toplumuz ve bu türden örnekler uçup gitmeden mutlaka yazıya dökülmelidir.

28

Let me give an example. I have a Kazakh friend, who is the dean of the faculty of foreign languages. As you know Turkish Language Institute has a two-volume dictionary in publication now. Kazakhs are now working on a thirteen-volume Kazakh Dictionary, scanning all the available sources. They went to every city, every village and recorded the usage and pronunciation of each word. They needed a whole volume for the letter ‘A’ only. Yakuts, who live at the point where River Siberia Lena meets the Arctic Ocean, are preparing a dictionary that consists of 12 volumes.T When Ataturk first founded theTurkish Language Institute, then called Turkish Language Etude Association, scanned all written pieces during the first years of the Republic and as a result of compilation studies, they created an eight-volume dictionary. Even though in 1959, a thirteen-volume dictionary was prepared, all these couldn’t be brought together to form a “Linguistic Atlas”.This atlas study was carried on in Azerbaijan. If inTurkey, a linguistic atlas was to be formed, wouldTurkish Cypriot Dialect be a part of it? Of course, on the one hand we can say that a unique dialect ofTurkish is spoken in Cyprus, but on the other hand, as I emphasized in my work calledTheses and Sayings (Tezler ve Sözler), the origin and the characteristics of the people living here are the same as those of people from Anatolia. But, because we live on a different piece of land, we created many indigenous words. For example, “hırsız” (“thief”) became “kaçgın” (“on the run”). Even though our language offers many options for derivations, we use foreign words quite frequently. To overcome this problem, we need a very comprehensive dictionary. Within that dictionary there must be compilation and scanning dictionaries as well. In Anatolia, a man, who is said to have seen a tractor for the first time in his life, asked where the “stopper” is. Can a language be any more creative?We are a community with verbal traditions and they must all be recorded and written down before they disappear in time.


29


GEZ襤 / TRAVEL

kumarc覺lar

han覺

30


S. Mehmet

Gamblers’ Inn

B

aşkent Lefkoşa’nın bir dönem en önemli merkezlerinden biriydi… Aslında hala önemi çok fazla ama yıllardır atıl durumdaydı…

Resmi kaynaklara göre, Kıbrıs’taki Osmanlı - Türk devri eserlerinin önde gelen örneklerinden biri olan Kumarcılar Hanı, 17’nci yüzyılda yapıldı… Vakıf malıydı ancak İngiliz Sömürge Yönetimi döneminde özel mülk oldu, özel kişilerin eline geçti… Şimdiki beş yıldızlı otellerimizle kıyaslandığında elbette ki “konfor” farkı olacaktı ama Kumarcılar Hanı, 17 ve 18’inci yüzyılda, komşusu “Büyük Han” ile birlikte Kıbrıs’ın en önemli oteliydi… Lefkoşa’da Büyük Han’dan sonra önemli bir han olan Kumarcılar Hanı da, yıllarca atıl durumda, adeta bir çöplük gibi kapalı kaldı. Yıkılmak üzereydi… Bölgedeki esnaf ve örgütlü oldukları sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın baskısıyla devlet Kumarcılar Hanı’na sahip çıktı.

I

t was once one of the most important locations of the capital city Nicosia... In fact it is still very important but it has been standing idle for years...

Official records show that the Gamblers’ Inn, which is one of the most significant examples of the Ottoman – Turkish era in Cyprus, was built in the 17th century... It belonged to the Vaqf, but later, during the British Colonial Era, became private property... If compared with our five star hotels of the day, surely the concept of “comfort” would be different, but Gamblers’ Inn, together with its neighbour the Great Inn, was one of the most important hotels of the island during the 17th and the 18th centuries. Gamblers’ Inn, as was the Great Inn once, was left unused, closed and unmaintained for years. It was about to collapse... With the influence of the tradespeople and craftsmen in that area, the non profit organizations they belong to and the media, the government decided to make a move to protect Gambler’s Inn.

31


Şimdi restorasyon çalışmaları sürüyor. Aslına uygun şekle dönüştürülecek ama “odalar” otel hizmeti değil, minik iş yerleri olarak, tıpkı Büyük Han’da olduğu gibi kullanılacak. Yine resmi makamların açıkladığına göre, “Kumarcılar Hanı’nın kapsamlı bir restorasyon çalışması sonrasında orijinal fonksiyonuna uygun bir işlevle, Lefkoşa kentine kazandırılması ve Büyük Han gibi kullanılması hedefleniyor”. Kumarcılar Hanı, Turizm Çevre ve Kültür Bakanlığı ile mal sahipleri arasında imzalanan sözleşmeyle 12 yıllığına bakanlığa kiralandı. İngiliz döneminde Vakıf malından özel mülkiyete geçtiği bilinen Kumarcılar Hanı, 30 Haziran 2023 yılına kadar 12 yıllık süre için bakanlığa kiralandı. Restorasyon Türkiye Cumhuriyeti Yardım Heyeti tarafından finanse ediliyor. Yukarıda sık sık dile getirdiğimiz gibi; yıllarca atıl kalan bu tarihi değer, önümüzdeki günlerde turizmin hizmetine girecek. Lefkoşa’da “mutlaka görülmesi gereken” adreslerin de ilk sıralarına yerleşecek.

Büyük Han, Bedesten, Selimiye Camii gibi çok değerli tarihi eserlerle aynı bölgede bulunan ve “birinci sınıf Osmanlı eseri” olarak kabul gören Kumarcılar Hanı’nın KKTC turizmi ve ekonomisine kazandırılması sonrasında Lefkoşa’nın ikinci bir Büyük Han’a sahip olacağı kaydediliyor. KKTC Eski Eserler Dairesi yetkililerine göre, Kumarcılar Hanı; Osmanlı şehir içi hanlarının, Bedesten, Arasta, Çarşı gibi ticaret hayatının odaklaştığı mimari yapılardan biri… 1700’lü yıllarda Kıbrıs’a gelen yabancı tüccarlar ile yolcuların, alışveriş için günü birliğine kentlere gelen köylülerle kentlilerin uğrak yerlerinin en önemlilerinden biri olan Kumarcılar Hanı, 1878’de başlayan İngiliz döneminde yeni oteller inşa edilmesiyle, fonksiyonunu yitirmişti… Kumarcılar Hanı, Lefkoşa’nın Büyük Han’dan sonra gelen en eski ve büyük hanıdır. Asmaaltı Meydanı’nın kuzeyinde yer alan kesme sarı taştan inşa edilmiş yamuk planlı ve küçük ebatlı bir yapı olan Kumarcılar Hanı, uzmanlara göre, tipik Osmanlı şehir içi ticaret hanı özelliklerini taşıyor.

32


Currently, the building is being restored. It is going to be restored into its original structure but the “rooms” are not going to be used to serve as accommodation, but as small businesses, just like the ones in Great Inn. The officials state that “It is our aim that, after an exclusive restoration work similar to its genuine structure, Gambler’s Inn is going to be used like the Great Inn and become a value in the city of Nicosia again”. Gambler’s Inn has been rented to the Ministry of Tourism, Environment and Culture for twelve years, with an agreement signed between the Ministry and the owners. With this agreement, the Gamblers’ Inn, whose property rights are known to have privatised during the British reign, is going to be let to the Ministry for 12 years, until 30th June 2023. The restoration work is financed by Republic of Turkey, Aid Committee. As frequently stated above, this historical value that stood like a wreck for long years, is going to start serving tourism in Nicosia very soon. And it is to become one of the top items in the list of “the-must-sees in Nicosia”.

Gamblers’ Inn, that is located in the same area as some other very valuable historical buildings, namely, the Great Inn, Bedesten (Covered Bazaar) and Selimiye Mosque, is considered to be a “first class Ottoman mark” and it is stated that Nicosia is going to have a second Great Inn after the renovations are completed and the building starts serving TRNC tourism and economy. According to the officials in TRNC Antiquities Department, Gamblers’ Inn is one of the architectural values located at an area where trades was intense due to the existence of Ottoman inner city inns, the Covered Bazaar, Arasta and the like. During the 1700s, Gamblers’ Inn was frequented by foreign tradesmen and travellers that came to Cyprus and villagers and town dwellers that came to the city for the day. However, it started loosing its functional significance when, with the start of the British Era in 1878, new hotels were built. Gamblers’ Inn, is the second oldest and biggest inn of Nicosia after the Great Inn. It is located to the north of Asmaalti square, and it is built with cut yellow stones. It has a trapezoidal structure and it is not very big in size. According to the specialists on the issue, it possesses the characteristics of a typical Ottoman inner city trades inn. 33


Yapım tarihi kesin olarak bilinmiyor… Ancak, 17. yüzyılda Osmanlılar tarafından; 1571 öncesindeki Venedik Dönemi’ne ait bir yapının üzerine yapıldığı tahmin ediliyor. İki katlı, iç avlulu yapıya Asmaaltı Meydanı’na açılan kemerli bir kapıdan giriliyor. Girişten sonra yamuk planlı bir iç avlu karşınıza çıkıyor. İç avlunun çevresi, iki katlı revaklı galeriler ile bu galerilere açılan odalar çevreli. Hanın orijinal yapısında yaklaşık 52 oda vardı. Ancak günümüzde çoğu yıkıldı ve yok oldu. Geriye sadece 44 oda kaldı. Han, 1920’li yıllara kadar çalıştırıldı… İşletmecisinin, o yıllarda “Kahveci Tahsin Dayı” isimli biri olduğu da biliniyor. Kumarcılar Hanı’nda 1952 yılında tadilat yapıldığı da bilinenler arasında… Bu tadilatla hanın alt kat odalarının iç avluya açılan giriş kapıları kapatıldı ve bunların yerine yandaki sokağa açılan kapılar açıldı. 1952 yılındaki tadilat, orijinal yapıya ciddi zarar verdi. Ancak içinde olduğumuz günlerde hala devam eden restorasyon çalışmalarının, bu muhteşem değeri, orijinal haline dönüştürmesi bekleniyor.

The exact date on which it was built is not known... But it is believed that it was built by the Ottomans in the 17th century on top of a Venetian building, built before 1571. The entrance to the two-storey building with an inner court, is through an arched door that opens to Asmaalti Square. The inner court is surrounded by twostorey arcaded galleries, on the other side of which, are the rooms. The Inn originally had 52 rooms, but some of them collapsed and couldn’t make it to the day; now there are only 44 rooms. The Inn served until 1920s. It is also known that the manager was a man known by the name “Kahveci Tahsin Dayi” (“Coffee Man Uncle Tahsin”). It is also among the known facts that the Inn was repaired in 1952. In that touch up, the doors of the rooms that opened to the inner court were cancelled, and instead of those, doors that open to the street were placed. The construction in the year 1952 significantly damaged that original structure. But it is expected that the renovation work currently ongoing will return this spectacular value to its original state.

34 34


35


Halen devam eden restorasyon esnasında Venedik dönemine ait olduğu tahmin edilen yaklaşık 70 cm kalınlığında iki büyük kemer açıklığına sahip bir duvar ortaya çıkarıldı. Kemerlerle birlikte, çok miktarda su testisi, küp ve seramik parçaları da bulundu… Bulunan tüm bu tarihi eserler, özel bir bölümde, kemerlerle birlikte sergilenecek… Bu da, gezilmesi “kaçırılmaması gereken bir keyif” olan bu tarihi mekana, daha büyük bir değer katacak… Bu arada belirtmeden geçmeyelim; Kumarcılar Hanı’nın mal sahipleri tanınmış turizmci Aziz M. Kent ve A. Behzat Azizbeyli… During this renovation work, a 70 cm thick wall, with two large arcs, believed to belong to Venetian era was discovered. Together with the arcs, many earthenware water jugs, jars and ceramics were discovered. All of these antiquities will be displayed with the arcs, in a separate compartment. This will add value to the historical venue that is already an “a pleasure not to be missed.” By the way, we should state who the owners of Gamblers’ Inn are; famous businessman Aziz M. Kent and A. Behzat Azizbeyli…

36


37


KÜLTÜR / CULTURE

Kıbrıs’ın

Eski Kerpiç Evleri

Hakan Çakmak

Kıbrıs’ta geleneksel mimari ve yapı elemanları

38


Cyprus’ Old Mud Brick Houses

Traditional architectural and structural elements in Cyprus

A

D

Kolay ve ucuz bir malzeme olan kerpicin üretim teknolojisi de basit ve çabuktu. Sıhhi bir malzeme olan kerpiç, kışın soğuğuna, yazın yakıcı ve kuru sıcağına karşı doğal bir yalıtım işlevi de görmekteydi. Halk arasındaki yaygın inanışa göre, kerpiç evler yer sarsıntılarına dayanıklıdır.

Mud brick is an easy-and-cheap-to-obtain material and its production technology is simple and fast. Mud brick is a sanitary material and it acted as a natural insulation material against the winter cold and the dry heat of summer. The common belief among people is that mud brick homes are earthquake resistant as well.

da’nın, ekvatoral bölgeye yakınlığından dolayı genellikle sıcak iklim koşullarına sahip olması ve geçmişin sosyal ve ekonomik yetersizliklerinin dayatmasıyla, Kıbrıs’ın özellikle köy yaşantısına özgü geleneksel evleri; toprak, saman ve suyla elde edilen “kerpiç” adı verilen kalıba dökülmüş bloklardan yapılırdı.

Kerpiç, dört ölçü toprağa bir ölçü saman katılması suretiyle, balçık kıvamına getirilinceye kadar suyla yoğrularak elde edilen bir yapı malzemesidir. Geçmişte bu çamur bir gece bekletildikten sonra, 40x40 cm ebadında çifte çakılmış tahta kalıplar aracılığıyla tabakalar halinde düz bir zemine dökülür ve mevsim koşullarına göre 2-3 gün güneş altında kurumaya bırakılırdı. Temel çukurları yarma taşlarla doldurulan inşaatın yerden enaz 50-60 cm yüksekliğe kadar olan kısmı blok taşlarla örülür, bu taş bloklarının araları helik denilen küçük taş parçacıkları ve kerpiç çamuruyla doldurulurdu. Kerpiç blokları, kapı ve pencere boşlukları bırakılacak şekilde, yerden yükselen duvarın taşları üzerinden adeta bir LEGO’nun parçaları gibi, yaklaşık 3-4 metre yüksekliğe kadar örülürdü. Köy evlerinin geniş pencereleri, genellikle ortadaki kapının sağına ve soluna gelecek şekilde evin ön kısmında olur ve evin arka kısmında, tavan kısmına yakın yerlerde daha küçük pencere boşlukları bırakılırdı. Pencere boşluklarının üst kısmına kalaslar çakılarak, duvarlar yukarıya doğru yükseltilirdi.

ue to the proximity of the Island to the equatorial region, the general climate is warm. When the social and economic inadequacies of the past are added on top of the warm weather conditions, the traditional houses of Cyprus, especially those in villages were made of blocks called “mud bricks” made of soil, straws and water shaped in a mould.

Mud brick is a construction material obtained from the mixture of four measures of soil with one measure of straws and enough water to bring it to a slimy texture. In the past, they would leave this mixture over night, and then pour it on a flat stage divided by 40x40 cm wooden moulds and they would let it dry under the sun for 2-3 days depending on the weather conditions. The foundation holes of the construction were filled with cut rocks and at least 50-60 cm above ground were built with stone blocks; the gaps between the blocks were filled with pebble stones and brick mud. Mud blocks would be put on top of the stone wall, like LEGO pieces, up to a height of 3-4 metres, leaving out the spaces for windows and doors. The wide windows of village homes were generally built on the front, on each side of the door in the middle and on the wall on the back of the house, smaller window spaces were left closer to the roof. On top of the window spaces, timbers would be put and the walls would be raised. The back wall of the house would be built 5060 cm higher than the front wall, to let the ra

39


Evlerin arka duvarı, tavanda yağmur akışının sağlanabilmesi için ön duvardan 50-60 cm daha yüksek yapılırdı. İstenilen yüksekliğe getirilen duvarların üst kısmına, düzgün kalaslar çakılır ve bu kalasların üstüne 30 cm aralıklarla, eldeki malzemeye göre yuvarlak ya da dikdörtgen olarak kesilmiş mertekler çakılır ve bu merteklerin duvara temas eden kısımları kerpiç çamuruyla sabitlenecek biçimde sıvanarak sağlamlaştırılırdı. Her iki mertekten biri, evin ön kısmında saçak oluşturacak biçimde, diğer merteklerden daha uzun bırakılarak dışarıya sarkıtılırdı. Duvarları örülen ve mertekleri çakılan yapının üst kısmına genellikle hasır çakılır, hasır bulunmazsa kamışlar bağlanır ve bu kamışların üstüne kamış yaprağı, “gonica” denen bir çeşit çalı ya da denizden çıkarılan ve “fica” adı verilen bir çeşit yosun konurdu. Merteklerin üstü örtüldükten sonra da oluşan tavanın zeminine 15 cm kalınlığında kerpiç çamuru konur, onun üstüne ince bir tabaka toprak döküldükten sonra bir kat daha kerpiç çamuru dökülürdü. Bazı bölgelerde, damlarda ot bitmemesi için tuz dökülür ya da her sonbaharda damlar temizlenirdi. İsteğe ve ekonomik koşullara göre, damın üstü kiremitle örülür; duvarların iç ve dış yüzeyleri alçıyla sıvanırdı. Evler genellikle avlu içine yapılır ve evlerin kapı önlerinde, seki adı verilen 20-25 cm yüksekliğinde taş eşikler bulunurdu.

40 40

inwater flow down. When the walls were high enough, thick, straight timbers would be fixed and on top of these timbers, beams, cut round or square, depending on what is in hand, 30 cm apart from each other. The ends of these beams, where they meet the wall, would be fixed with the brick mud. Every other beam would be longer, like a roof tree on the front of the house. After the walls were built and beams were fixed, generally wickerwork mats would be laid on top. If there weren’t any wickerwork, reeds would be tied, on top of which reed leaves, a type of bush called “gonica” or a sea weed called “fica” would be placed. After the beams are covered, the ceiling would be covered with 15 cm thick brick mud. Later, a thin layer of soil would be put, followed by another layer of brick mud. In some areas, to prevent any plants growing on the roof, they would add some salt into the mixture or clean the roof each autumn. Depending on the home owners wish and economical conditions, the roof could be covered with bricks and the interior and exterior surfaces of the hose would be plastered. Houses would generally have gardens and in front of the door, there would be stone thresholds, called “seki” of 20-25 cm high.


Kaynak: Halkbilimi Dergisi (HAS-DER Yayınları, Nisan 1988 - Sayı: 9)

Resource: Folklore Magazine (HAS-DER Publications, April 1988 – Issue: 9)

41


Kıbrıs Efsaneleri / Myths of Cyprus

İlüstrasyon / Illustration: Sevcan Çerkez

KOZANKÖY’DEKI BUĞDAY TEPESI EFSANESI

THE MYTH OF THE WHEAT HILL

E

s the myth goes, in ancient times in Cyprus, there was drought for ten years in a row. The islanders were impoverished. Close to the village of Kozanköy of today, there lived a wealthy old woman.The crops of this old lady were not affected by the drought as she watered them with the stream that came from the mountain; the barley and the wheat in her fields rambled. The old lady, who harvested her crop as she did every year, made a pile of the harvest and sat on it and didn’t allow any of her neighbours to get any.

Dul bir kadının beş tane çocuğu varmış ve çocuklar günlerdir açmış. Dul kadın, tüm Ada’yı gezmiş dolaşmış ama çocuklarını yedirecek hiçbir şey bulamamış. Kadın, çaresiz bir biçimde yaşlı kadınagiderek bir avuç buğday istemiş. Cimri ve huysuz kadın, kadını bir güzel azarlamış;

There was a widow in the village who had five children, and the children were starving. The widow walked all around the island but couldn’t find a thing to feed her children. The woman, desperate as she is, went to the old lady and begged for a handful of wheat. The stingy, grumpy old lady scolded the woman;

“Benim buğdayım, muğdayım yoktur” demiş “Üzerinde oturduğun nedir?” diye sormuş kadın, “Taştır” diye yanıtlamış kocakarı.

“I have no wheat or anything”, she said “What is that you are sitting on?” the woman asked “Its stone” answered the mean old lady. The poor woman, helpless as she is, cursed “My dear God, I hope she turns into stone by the morning”.

Zavallı kadın, “İlahi Tanrım, sabaha kalmadan taş olsun” diyerek kocakarıya beddua etmiş. Sabaha varmadan kocakarı da buğday yığını da taşa dönüşmüş. O gün bu gündür Kozanköy’ün girişindeki tepeye ‘Kocakarının Tepesi’ veya “Buğday Tepesi” denmektedir.

42

A

fsaneye göre, çok eski zamanlarda Kıbrıs’ta üst üste on yıl kuraklık olmuş. Ada halkı, açlıktan kırılmış. Bugünkü Kozanköy yakınlarında ise zengin bir yaşlı kadın yaşarmış. Tarlasını dağdan gelen bir pınar sayesinde sulayan bu kadının ekinleri bu kıtlıktan etkilenmemiş, yaşlı kadının tarlasındaki arpa ve buğdaylar, insan boyu kadar uzamış. Her yıl olduğu gibi o yıl da ekinlerini biçen kadın, biçtiği buğdayın üzerine çıkıp oturmuş. Gelip geçen komşularına ise buğday vermemiş.

Before the sun rose the next day, the old lady and all her crops turned into stone. As of that day, the hill at the entrance of Kozanköy is named “The Hill of the Old Lady” or “Wheat Hill”.


43


Kıbrıs Ağzı / Cypriot Dialect

BEROVA

B ‘

erova’ kelimesi, özellikle Kıbrıs Türk efsanelerinde ve masallarında çokça geçen bir kelimedir. Anlamı ise; ‘kimsenin yaşamadığı, in ve cinin top oynadığı ıssız yer; uçsuz bucaksız geniş ova’ şeklindedir. Berova kelimesinin Farsça bir kelime olan ber (kucağında - üzerinde anlamlarını taşır) kelimesine ova kelimesinin eklenmesi suretiyle bu kelimenin çıktığı düşünülürse de bu kelimenin kökeni hakkında tam anlamıyla görüş birliği yoktur. Kökeni ne olursa olsun bu kendine has kelimenin dilimizi zenginleştirdiğini teslim etmek gerekir.

44

İlüstrasyon / Illustration: Sevcan Çerkez

T

he word ‘berova’ is especially commonly used in the myths and stories in Cypriot Turkish. It is used to mean ‘a wide, endless, deserted plain where nobody lives and there’s not a single soul around’. ‘Berova’ is a compound that is composed of Farsi word ‘ber’ – which means, in someone’s lap, or on something/someone – and the word ‘ova’ which means ‘plain’ in Turkish. So the origin of the word is not agreed upon. Whatever the origin is, the unique word doubtlessly, enriches our dialect.


45


SPOR / SPORT

Gürkan Uluçhan

MASA TENISI OYNAMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

46


THE IRRESISTABLE LIGHTNESS OF

TABLE TENNIS

S

T

İki veya dört kişi ile (tekli veya eşli) oynanan masa tenisinin tarihçesi de bu sporun kendisi gibi eğlenceli ve mücadele doludur. Masa tenisinin 16. yüzyılda İngiltere’de yemek masalarının üzerinde lastik bir topun, rakete bezeyen kasnaklar aracılığıyla fırlatılarak oynanması sonucu tesadüfen ortaya çıktığı görülmektedir.

Just like itself, the history of table tennis - which can be played with either two or four people (singles or doubles) - is fun and full of struggles. It can be said that table tennis was coincidentally discovered in the 16th century in England when a game was formed where a rubber ball was flung around the dinner table with rackets that looked like pulleys.

able tennis which is an extremely enjoyable on derece keyifli bir spor olan ve Kuzey sport and is very well liked in North Cyprus, is Kıbrıs’ta da oldukça sevilen masa tenisi, a sports branch in which two sportsmen with bir masanın iki tarafındaki sporcuların rackets in hand, one at each end of the table, ellerindeki raketler yardımıyla küçük try to get a small ball over the net that is bir topu, masanın ortasına gerilmiş ağ stretched at the centre of the table, on to the other side üzerinden karşı tarafa geçirmeye çalıştıkları spor of the table. dalıdır.

47


Bu sporun ‘salon tenisi’ adıyla bilinen en eski şekli 1880’ li yıllarda Hindistan ve Güney Afrika’daki İngiliz ordu subayları tarafından oynanırdı. Bu yaratıcı insanlar, o ülkelerde oldukça sıkılmış olacak ki, puro kutularının kapaklarını raket, yuvarlatılmış şarap şişesi mantarlarını top ve de kitapları file olarak kullanarak masa tenisinin ilkel şeklini oynarlardı.

This game which was known by its oldest name “salon tennis”, was played by British army officers in India and South Africa back in 1880. These creative people, who must have been so very bored in these countries, played the most primitive form of table tennis by forming rackets out of cigar cases, rounding wine bottle corks into balls and using books as nets.

1900 yılında Amerika’yı zayaret eden İngiliz James Gibb, dönerken yanında bazı içi boş selüloid toplardan getirdi ve arkadaşlarıyla salon tenisini bu topları kullanarak oynamaya başladı. Gibb, bu sporun adını koyarken, topun rakete ve masaya çarptığı zaman çıkardığı sesi temsil eden “ping pong” ismini kulanmaya başladı. Bir başka İngiliz olan E. C. Goode ise, tahta raketinin yüzeyini pürüzlü lastikle kaplayarak topa falso vermeyi başardı.

1900, brought home with him some hollow celluloid balls and started playing table tennis with his friends using these balls. When Gibb was naming this sport, he was inspired by the sound the ball made when rebounding of the racket or table, and started calling it “ping pong”. Another Englishman, E.. C. Goode, was able to put a spin on the ball by covering the wooden racket’s surface with rugged rubber.

1921 yılında İngiltere’de bir masa tenisi federasyonu kuruldu. Peşinden de 1926 yılında İngiltere, İsveç, Macaristan, Hindistan, Danimarka, Almanya, Çekoslovakya, Avusturya ve Galler’in Berlin’de yaptıkları toplantıda Fédération Internationale de Tennis de Table (International Table Tennis Federation – Uluslararası Masa Tenisi Federasyonu) kuruldu. İlk dünya şampiyonası 1927 yılında Londra’da yapıldı. Bu yıldan 2. Dünya Savaşı’na kadar tüm şampiyonalar Macaristan’ın egemenliği altında geçti.Bu zamanların en iyi oyuncuları bayanlarda yedi dünya şampiyonası kazanan Macar Maria Mednyanszky ve beş defa dünya şampiyonu olan yine Macar Viktor Barna’ydı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir süre daha Avrupalı oyuncuların egemenlikleri sürdü.

A table tennis federation was formed in England in 1921. Closely followed, in 1926, the UK, Sweden, Hungary, India, Denmark, Germany, Czechoslovakia, Austria and Wales came together in Berlin and the Fédération Internationale de Tennis de Table (International Table Tennis Federation) was formed. The first world championship was held in London in 1927. From this year onwards up until World War II all championships were dominated by Hungary. The best players of this era, in the women’s category was the seven time world champion, Hungarian Maria Mednyanszky, and in the men’s, was the five time world champion, Hungarian Viktor Barna. European dominance continued for a little while longer after the Second World War.

48


49


1953 yılından itibaren Asyalı oyuncuların egemenliği başladı. Asyalı oyuncular “Penholder tutuşu” adı verilen ve raket sapının başparmak ile işaret parmağı arasında tutulduğu bir tutuş şekli geliştirdiler. Bu tutuş bugün birçok üst seviye uluslararası oyuncu tarafından kullanılmaktadır.1988 yılında masa tenisi, erkek ve bayanlarda tekler ve çiftler müsabakalarını içeren olimpik bir spor haline gelmiştir.

50

From the start of 1953 the dominance of Asian players took over. Asian players developed a technique of holding the racket handle between their thumb and index finger called the “Penholder Hold”. This hold is used today by many top international players. In 1988 table tennis became an Olympic sport in which men and women participated in singles and doubles competitions.

Kıbrıs’ ta ise Kıbrıs Masa Tenisi Federasyonu, 12 Aralık 1971 yılında kurulmuştur ve o günden bu yana faaliyetlerine hızlı ve etkili bir biçimde devam etmektedir. Kıbrıs’ta 35 senedir masa tenisi oynayan ve 20 senedir hocalık yapan Metin Atan, masa tenisinin Çin’de zorunlu ders olduğunu hatırlatarak, masa tenisinin çeviklik, zeka ve konsantrasyon oyunu olduğunu vurguluyor.

In Cyprus, the Cyprus Table Tennis Federation, was established in December 12, 1971 and since then has continued its activities without pause and effectively. Metin Atan who has been playing table tennis for 35 years in Cyprus and who has been teaching the sport for 20 years, reminds us that table tennis is a compulsory class in China and stresses that table tennis is a game that requires agility, intelligence and concentration.

Masa tenisi, her yaşa hitap eden bir spor dalıdır. Keyifli zaman geçirmek için ev ortamında veya kış aylarında kapalı mekanlarda oynayabileceğiniz bu sporu denemenizi tavsiye ediyoruz.

It is a sport that can be played by all ages. We recommend that you try this sport which can be played at home, spending many enjoyable hours or indoors during the winter months.


51


HAYVANLAR ALEMİ / ANIMAL KINGDOM

The Bulky Habitants of

Cyprus’ Ponds

THE PELICAN Fotoğraflar / Photos by Barış Saydam

52


Kıbrıs göletlerinin

B

Gürkan Uluçhan

iri sakinleri

PELIKAN A

ol yağışlı ada yağmurlarının göletleri dols the frequent showers fill the ponds, durmasıyla birlikte bu göletlerde konakbird species that start to roost on thelamaya başlayan kuş çeşitleri, izleyenlere se ponds present the watchers with a ses ve görüntü cümbüşü yaşatmaktadır. sound and scene fest. If you ever go to Yolunuz Mağusa’ya düşerse buradaki göFamagusta, we suggest that you visit letleri ziyaret etmenizi tavsiye ediyoruz. Dergimizin the ponds there. In this issue we are hosting the bu sayısına, şu sıralarda Kıbrıs göletlerinde konakla- pelican; the bulky water bird, roosting on Cypyan iri su kuşlarından pelikanı konuk ettik. rus ponds nowadays.

Pelikan, pelikangiller (Pelecanidae) familyasını oluşturan iri su kuşlarının ortak adıdır. Pelikanların Avustralya pelikanı, Peru pelikanı, Amerika ak pelikanı, pembe sırtlı pelikan, benek gagalı pelikan, kahverengi pelikan, ak pelikan ve tepeli pelikan olmak üzere 8 türü bulunmaktadır, Adamızı ziyaret eden türleri ise genellikle ak pelikanla tepeli pelikandır.

Pelican is the common name of the large water birds that constitute the Pelecanidae family. There are eight different species of pelicans; the Brown Pelican, Peruvian Pelican, Spot Billed Pelican, Pink-Backed Pelican, American White Pelican, Great White Pelican and Dalmatian Pelican. The species that visit the island are generally the Great White and the Spot Billed.

Gagasının biçiminden ötürü bu kuşa halk arasında kaşıkçı kuşu da denilmektedir. Pelikan’ın gagası düz, uzun ve çok büyüktür ve bu gaganın ucunda tırnağa benzer bir çengel vardır. Alt gaganın iki kenarını birbirine birleştiren esnek ve sarkık bir deri vardır ve bu torbamsı derinin içinde yiyecek birikebilir. Pelikan,gagasının altındaki bu torbamsı kesede yakaladığı balıkları biriktirir ve acıktıkça bunları yutar.

Owing to the shape of its bill, pelicans are sometimes referred to as the spoonbill bird among islanders. The bill is straight, long and very large and at the tip of it there is a down-curved hook. Beneath the lower bill, there is a bagging and elastic skin in the form of a gular pouch and the bird can collect food there; it keeps the fish it catches and eats them as it gets hungry.

53


54 54

Kısa ve kuvvetli bacaklarında dört parmak ve parmaklarının arasında perdeler vardır. Pelikanların tüyleri, tepeli pelikanda grimsi beyaz, beyaz pelikanda pembemsi beyazdır, ancak beslendikleri yiyeceklere göre renk değiştirebildikleri gözlenmiştir. Oldukça iri bir kuş olan pelikanın gaga ucundan kuyruk ucuna kadar uzunluğu 1.80 metreyi, kanatlarının genişliği ise 3 metreyi bulabilir.

The pelican has short strong legs and fully webbed feet. The feathers of the spot billed pelican is greyish white and the great white pelican has pinkish white feathers. However, it has been observed that the colours of their feathers may change according to what they eat. The pelican is a very large bird; their length can be up to 1.80 meters and the wingspan can be up to 3 meters.

Pelikanlar, genellikle okyanusların ve tatlı su birikintilerinin kıyılarında sürüler halinde yaşarlar. İşbirliği ve koordinasyonları son derece gelişmiş olan bu kuşlar, avlanacakları zaman bir araya gelerek bir çember oluştururlar, kanat ve ayakları ile suya vurarak balıkları kıyıya veya çemberin ortasına sıkıştırırlar ve rahatça kepçelerine doldurup yutarlar.

Pelicans generally live by the oceans and sweet water bodies as flocks. They are very good at cooperation and coordination; they come together to form a circle, beat the water altogether, with their legs and wings and push the fish towards the shore or in the middle of the circle and easily scoop them with their pouch.

Saz ya da otlardan yapılmış yuvanın içine iki ya da üç yumurta bırakırlar.Yavrular yumurtadan çıktıklarında tüysüz ve zayıftırlar; bu nedenle çoğunlukla yarı sindirilmiş balıklarla beslenmeleri gerekir.

They lay two or three eggs in the nests made of straws and hay. When the babies hatch they are featherless and weak and they need to be fed with semi digested fish.

Pelikan hakkında ilginç bilgiler Pelikan, aç kaldığı zamanlarda kendinden küçük olan, ağzına girebilecek boyutlardaki diğer kuşları yemektedir.

Interesting facts about Pelicans When hungry, the Pelican feeds on smaller birds, which it can fit in its pouch.

Bir inanışa göre, annelik içgüdüleri son derece güçlü olan bu hayvanlar, yavrularının açlıktan ölmesine izin vermez; anne pelikan göğsünü gagalayarak kanatır ve yavrularını kanıyla besler.

There is a belief that pelicans’ motherly instincts are very strong; they would peck at their own chest, bleed it and feed their babies with their own blood, if the babies are under the risk of starvation.

Pelikanın uğur getirdiğine inanılmaktadır, hatta bu kuş günmüzde bir çok ticari kuruluşun simgesi haline gelmiştir.

Pelicans are believed to bring good luck. This is the reason why it is used as the symbol of many commercial institutions.


55


DOĞA / NATURE

Patatesin Kardeşi

Kolakas

56


Potato’s Sister

Dasheen

K

olakas, Kuzey Kıbrıs’ta özellikle Yeşilırmak civarında bolca yetişen ve Ada’da oldukça sevilerek tüketilen bir bitkidir. Kolakas (Colocasia esculenta), Yılanyastığıgiller (Araceae) familyasından bir bitki olup Türkiye’de ‘Gölevez’ veya ‘Taro’ olarak da bilinir. Adamızda ise, halk dilinde, ‘patatesin kardeşi’ olarak bilinmektedir. Kolakas; Asya, Afrika, Orta Amerika ve Pasifik adalarında yaşayan insanların temel gıda kaynağıdır. Yarı gölgeli veya güneşli yerlerde yetişen ve tropikal bir bitki olan kolakas, suyu çok sever. Hasadı kış boyunca devam eden kolakasın boyu 1.5 - 2 metreye kadar çıkabilir. Görsel olarak bakıldığında, yaprakları çok güzel olan kolakas, bazı ülkelerde süs bitkisi olarak da kullanılmaktadır. Kolakas yumrularının pişirilmeden önce kesinlikle yıkanmaması ve özel bir teknikle, bıçak yardımıyla parçalanması gerekir, eğer patates gibi doğranırsa pişerken bamyanın salgıladığı gibi musilaj bir madde salgılayacağı ve lezzetsiz olacağına inanılır. Yine kolakas pişerken içine mutlaka limon sıkılması tavsiye edilir. Dünya çapında çeşitli şekillerde tüketilen kolakas, Kuzey Kıbrıs’ta hem etli ve sulu tencere yemeği hem de kıymayla soslandırılarak musakka yapılarak tüketilir.

Kolakasla İlgili İlginç Bilgiler • Kolakas yumrularında veya yapraklarında oksalik asit bulunabilir. Bu yüzden bu bitki kesinlikle pişirilmeden yenilmemelidir. • Kolakasın patatesle birlikte insanlığın yetiştirdiği ilk bitki türlerinden olduğu iddia edilmektedir. • Japonya’da kutsal bir bitki olarak kabul edilmektedir.

57


D

asheen is a plant, widely grown in North Cyprus, especially around the Yesilirmak area and popularly eaten around the is land. Dasheen, which is also known as Colocasia esculenta, is a plant of the Araceae family and is known by the name ‘Gölevez’ or ‘Taro’ in Turkey. On the island, it is known as the sister of potato by people. Dasheen is among the primary food sources of people in Asia, Africa, Middle America and Pacific islands. Dasheen, also known as Taro, is a tropical plant that grows in sun drenched and semi-shaded places and loves water. Its harvest continues all throughout winter and it can grow up to 1.5, 2 meters tall. The leaves of the plant are very beautiful and it is used for decorative purposes in some countries. The corms of the plant should never be washed and they should be chopped with a special technique with the help of a knife. If you wash the corms before you cook them, they secrete a mucilage substance, similar to that secreted by okras, and looses its taste. It is strictly advised that you squeeze some lemon on the dasheen when cooking it. Although there are many different ways dasheen is consumed throughout the world, in North Cyprus is it either stewed with or without meat, or fried with oil, minced meat and tomato sauce.

Some interesting facts about Dasheen • Both in the corms and the leaves of the plant, there is oxalic acid and therefore it should never be consumed uncooked. • It is claimed that dasheen is among the first plant species, together with popato, to be cultivated by men. • It is considered a sacred plant in Japan.

58


ADVERTORIAL

Astute FMA are celebrating the company’s 6th Year in Business here in North Cyprus. Astute FMA Limited is a privately owned independent company based and registered in North Cyprus. Established in 2006, the company provides independent fınancial planning advice to expatriates and international investors in over thirty countries worldwide.

A

s Independent Financial Advisors we are not tied to any particular company and can therefore offer our clients unbiased Financial Planning Advice. Astute FMA and its people have helped redefine the meaning of financial services here in North Cyprus.

At Astute FMA we are always looking at products that are appropriate to the expat community living here in North Cyprus. We are working to ensure that we provide the very best level of service for our customers.

Scott Kennedy, Director of Astute FMA believes the company’s success is due to providing expert service with fully experienced staff. He comments: “Our success is down to enthusiastic, capable employees, some of whom have served with us since we started here 6 years ago.” At Astute FMA, despite what people say about Scott’s accent, we actually do speak your language!

Our staff has more than 100 years of combined experience within the financial services industry so you can be guaranteed we know what we are talking about when we provide you with advice. We know that without our valued customers we would never have come this far and we look forward to being of further assistance to them and new customers for many years to come. “The combination of friendly,

We are expert at “Expat” and we are here to provide you with complete piece of mind whether you are an investment client or a general insurance client.

expert service, competitive products and investment returns has made the past 6 years so rewarding, and it remains our intention to maintain the same values long into the future.”

Throughout life financial needs will change. Each stage will require a different set of solutions to help improve opportunities for accumulating wealth, and achieving financial security for the family.

Astute FMA aim is to advise clients on the most suitable strategy by assessing personal goals, views towards risk and reward, and the time frame over which planning takes place.

We have many exciting products available, which can be tailored to suit an individual’s needs and budget so feel free to email us or call the office for a no obligation appointment. We look forward to welcoming you at our offices in Girne. Astute FMA – “making your money work for you”

Astute Financial Management Associates LTD. Suite 6 - 8, 3rd Floor, Akin Nial Plaza, Girne , Mersin 10 Turkey.

Tel: +90 (392) 815 8275 +90 (392) 815 8276 Email: Scott@astutefma.com www.astutefma.com 59 69


YOL NOTLARI / ROAD NOTES

60


SONBAHAR YORGUNU BİR KIŞ GÜNÜNDE Yazı ve Fotoğraflar : Cem Sarvan Writing & Photography by Cem Sarvan

ABANT

cem.sarvan@gmail.com

ON AN AUTUMN WEARY WINTER DAY

W

ster Ankara’da olun ister İstanbul’da olun ister Kıbrıs’ta; bir solukta kendinizi atabileceğiniz bir hafta sonu dinlencesi arıyorsanız bu iki şehrin tam ortasında sizi bekleyen bir Abant vardır, sakın unutmayın.

I

hether you are in Ankara, Istanbul or if you are in Cyprus, if you are looking for a weekend getaway, never forget there is a place right in the centre of these two cities called Abant.

Her mevsim ayrı bir sürprizin sizleri beklediği bu küçük, şirin, renklerin üzerinde koşuşturduğu göl ve çevresinde sadece bir hafta sonunda kendinizi çok uzaklarda hissedebileceğiniz kadar zinde olursunuz.

This small, cute lake where rays of colour dance off its surface and where every season new surprises await you is a place in which, by spending just one weekend around there, you will feel as alive as if you had visited a place far away.

İşte öyle sıradan hafta sonlarından biri; sıradanlığı bozan tek şey Abant’ta olmanız. Sonbaharda gittiğinizde aklınızdan kış geçer, kışın gittiğinizde “acaba yapraklar nasıldı” diye düşünürsünüz. Ama bir de şanslıysanız, yani gittiğiniz gün sonbahar da, ertesi gün kışla uyanıyorsanız, o zaman keyfinizden geçilmez.

Here, on one of those said weekends, the only thing to dispel the ordinariness is the fact that you are in Abant. When you visit in autumn you’ll be thinking about the winter, whereas visiting in winter you’ll be thinking “I wonder how the leaves fell in autumn”. But if you are lucky, meaning that the day you visit is the last day of autumn and the next the first day of winter, then you have it made.

61


Bu krater gölü çevresinde yürüyüşümüze başlarken, sonbaharın alımlı renkleri hemen kendini gösteriyor. Yollara serpiştirilmiş rengarenk yapraklar, gölün kıyısında odun sarısı olmuş sazlar, ağaçların arasından süzülerek uçan kuşlar ve yüzünüze çarpan serin bir hava. Nefes almanın tadına varırsınız.

As we begin our journey around this crater lake, the wondrous colours of autumn immediately make themselves seen. Leaves of different colours scattered around the roads, rushes that have turned a wooden yellow colour at the bank of the lake, birds gliding through the trees and the cool breeze that caresses your face. You’ll come to realize what joy it is to just breathe.

Gölün rakımının yüksek oluşu hiç beklenmedik bir anda havanın değişimini de beraberinde getirir. Bu serin hava değişen iklim şartlarıyla birlikte bir gece içinde yerini soğuğa bırakırken, önce göl çevresi yaşlanır, sonra gölün üstü beyazlaşmaya başlar. Henüz bir gün geçmemiştir ve bir gün önceki sonbahardan eser kalmamıştır. Önceki gün yürürken karşılaştığınız yılanı düşünürsünüz, ani bastıran soğukta kış uykusunu kaçırmış gibi haliyle nereye sığınmıştır acaba?

The high altitude of where the lake resides, at unexpected moments, brings with it a sudden change in the weather. Along with the changing climate conditions, as the cool breeze leaves and makes way for the cold, firstly the lake surroundings age, then the surface of the lake begins to turn white. Not even a day has passed yet there is no trace left of the autumn that was, just a day ago. You’ll think about the snake you came across as you were taking a stroll the day before, as if not wanting to miss out on its winter sleep, where did it rush to take refuge when the sudden chill arrived?

62


Gölün üstünde ıslıklar çalarak esen rüzgar su yüzeyinde hızlı bir şekilde donma başlatır, sazlar aradan titreyerek bakmaktadır havaya. Ağaçlar sallanır, onlar sallandıkça bir taraftan son yapraklar kendilerini aşağıya bırakırken, öte yandan kuşlar sabırsız uçuşlarıyla kuytu köşeleri ararlar. Abant’a kış gelmiştir artık. Doğa dağlara, göle, yollara sessizlik bırakır. Yürürken kendi ayak sesinizin gürültüsü çok gelir. Sessizliğin sesiyle baş başasınızdır. Arada artan rüzgarla uçuşan karlar arasında yürürken ağaçların boynu bükük duruşlarına, yazdan kalma nilüferlerin saplarının gölün üstünde bir konukmuşçasına oturuşlarına, göl sakinlerinden faytoncunun atının zarif bakışına tanık olursunuz. The wind which whistles as it touches the lakes surface has speedily started a freeze, the rushes shiver as they throw glimpses at the sky. Trees sway and as they do the last of the leaves fall to the ground while the birds impatiently flutter about looking for a sheltered nook or cranny. Winter has arrived at Abant. Nature leaves the mountains, the lake and the roads in silence. The sound of your footsteps as you walk will seem too loud to your own ears. You are at one with the sound of silence. You will witness the trees bow down through the swirling snowflakes as the wind occasionally gains momentum, the water lilies left over from the summer as they sit like houses on the lake, the elegance glances of the folk that live by the lake to the coachman’s horse’s elegant looks.

63


64


65


7 km.’lik gölün çevresini yürürken sizden önce gidenlerin geride bıraktığı bir kardan adam karşılar sizi. Aylardır beklediği sevgilisine kavuşmanın mutluluğu içinde çevresindeki kırmızı kış çiçekleriyle fısıldaşmaktadır. Yaklaştığınızı görünce susarlar. Kardan adamın muzip suratına bakıp gülümsersiniz. Ne zaman eriyeceğini bilmeden hesapsız, sakin hayatı içinde kardan adam, kardan hiçbir zaman sıkılmayacak ender kişiliklerden biridir. Eşi benzeri yoktur bu dünyada, rakibi de... Güneşi sevmez ama dert etmez de... Bu masala dalıp da yürürken kendinizi gölün donmuş yüzeyinde bulursunuz, henüz sertleşmemiş yüzeyden gelen çıtırtılar sizi bir maceraya sürüklese de, yavaş ve ağır adımlarla geçilir göl.

66 66


As you walk around the 7 km lake, you’ll be greeted by a snowman made by the ones who visited before you. He’ll be whispering to the red winter flowers that surround him, infused in the happiness of meeting his lover after months of waiting. When they see you approach they will fall silent. You’ll look at the impish look on the face of the snowman and smile. The snowman in his calm life, never knowing when he may melt, is one of the very few characters that will never tire of the snow. There is nothing like the snowman, nor a contender... He doesn’t like the sun but won’t let that bother him... As you daydream about this fairytale you find yourself atop the frozen surface of the lake, even though the slight crackling of the not yet completely solid surface sweeps you towards an adventure, the lake is crossed with slow and heavy footsteps.

67


Abant gerçekten de masalsı güzelliğe sahip bir doğa harikası. Her ne kadar çevresine insanlar türlü türlü mekanlar yapsa da, o yürüyüş boyunca çok farklı zaman dilimlerinde, değişik coğrafyalarda ve en önemlisi de özlemle andığınız çocukluğunuzdan, ürkerek ama dinginlikle beklediğiniz yaşlılığınıza kadar çok geniş bir alanda kendinizi yeniden bulursunuz. O halde, yürümeye devam edelim Abant’ta.... Abant is truly a wonder of nature, home to storybook beauty. No matter how many different places are built around it by people, in this place, throughout different time lines along that long walk, various geographies and most importantly while visiting memories of the childhood we yearn for and while we wearily yet serenely wait for our old age one finds oneself again. So, if that is the case, let us continue to stroll along in Abant...

68


69


SANAT / ART

Alkan

Demet PİYANODAKİ James’in KELEBEK DOKUNUŞLARI

70


John Thomson’ın 130 yıllık fotoğrafları ve sanatçı bakışıyla Ada’nın uzak geçmişine nostaljik bir yolculuk

BUTTERFLY TOUCHES ON THE PIANO

D

Gürkan Uluçhan

D

emet Alkan James, 3.7.1969 tarihinde Mağusa’da doğdu. Ankara Gazi Üniversitesi Müzik Eğitimi Fakültesi Piyano Bölümü’nden mezun olan sanatçı, 1991 yılından bu yana Lefkoşa Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde piyano öğretmenliği yapmaktadır. Bugüne kadar çeşitli oda müziği ve resitaller gerçekleştiren değerli sanatçımız kendini adeta hayır konserlerine adamıştır.

emet Alkan James, was born on 03.07.19696 in Famagusta. The artist, who graduated with a Piano degree from the Ankara Gazi University Music Faculty, has been teaching music at the Nicosia Anatolian Fine Arts High School since 1991. This valuable artist of ours, who has performed various chamber music concerts and recitals up until today, seems to have dedicated herself to charity concerts.

Son 6 yıldır Bellapais Müzik Festivali’nde ve son 2 yıldır Kyrenia Animal Rescue yararına resitaller veren James, 2012 Şubat ayında Lefkoşa Belediye Orkestrası ile Johann Sebastian Bach’ın bir piyano konçertosunu Ortopedik Özürlüler Derneği yararına çalmıştır.

Performing in recitals at the Bellapais Music Festival for the last six years and for the Kyrenia Animal Rescue charity for the last two years, James, in February of 2012 played a Johann Sebastian Bach piano concerto alongside the Nicosia Municipality Orchestra in aid of the Orthopaedic Disability Association.

Toplum bilinci ile örnek olan bu sanatçımız, sohbetimiz esnasında dergimize, bundan sonraki bütün resitallerini de bu tür toplumsal yardımlar amacıyla gerçekleştireceğini belirtti. Sanatçının evinde, piyanoda çalınan ünlü besteler ve birbirinden sevimli kedileri eşliğinde sanatçıyla son derece güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Keyifle okumanızı dileriz.

During our conversation, our artist who is an example to us all with her sense of community, told us that henceforth all recitals she was to take place in were to be in aid of social assistance. We had an extremely pleasurable conversation with the artist at her house where we were accompanied by her cute cats, each more so than the other, and famous pieces played on the piano. We hope you enjoy the article.

71


Piyanoyla tanışmanız nasıl oldu? Annemin teşvikiyle oldu. 7 yaşımdayken Yılmaz Taner’den piyano dersleri almaya başladım. Daha sonra üniversite sınavlarında Hacettepe Matematik Bölümü’nü kazanmama rağmen piyano üzerine eğitim almayı tercih ettim. Sizin için özel anlamı olan, çaldığınız bir beste var mı? Bütün eserler, benim için şüphesiz çok değerlidir. Ancak Chopin’in Balad No.1 beni çok farklı etkiler. Özellikle de ‘Piyanist’ filmini izledikten sonra, bu bestenin benim için önemi daha da arttı. Sizi yakından tanıyan biri olarak yogayla da aranızın çok iyi olduğunu ve yoganın hayatınızda önemli bir yer kapladığını biliyorum. Yogayla tanışmanız nasıl oldu? Yogayla 10 yıl önce tanıştım ama son 2 yıldır kendime uygun yogayı buldum. Yoga artık benim için tıpkı piyano gibi, bir hayat biçimi haline geldi. Yogayla tanıştıktan sonra kendi içsel derinliğimde çok farklılıklar hissettim ve bu yenilikler yaşantıma çok pozitif olarak yansıdı. Son nefesime kadar yoga ve piyano bana eşlik edecektir diye düşünüyorum.

Demet Alkan, bir sanatsever olarak hangi solistleri dinler, hangi yazarları okur? Piyanist olarak Vladimir Horowitz en sevdiğim yorumcudur. Gülsün Onay’ı da çok beğenirim. Klasik müzik dışında rock müzik ve new age müzik severim. Okuduğum kitaplar ruh durumuma göre değişiklik göstermektedir. Başta kişisel gelişim ve polisiye olmak üzere her türlü kitabı okurum. Bir sanatçıda mutlaka bulunması gereken özellikler sizce nelerdir? İyi bir insan olmak, iyi bir sanatçı olma yolundaki en büyük adımdır. Sevgi ve tutku ise çok önemlidir. Tutkusuz sanatçı olmaz. Dünyadaki diğer ülkelerle karşılaştırdığımız zaman Kuzey Kıbrıs’ta klasik müzik nerede? Dünyayı baz aldığımda maalesef klasik müzik Kuzey Kıbrıs’ta pek de iyi bir noktada değildir. Toplumumuz klasik müziğe yabancıdır. Klasik müzik konserlerine gelenlerin çoğu da yabancıdır. Bunun sebebi şüphesiz aile içinde ve okuldaki yetersiz eğitimdir. Küçükken model aldığınız biri var mıydı? HocalarımYılmaz Taner ve Jale Derviş’i örnek alırdım. Hayatınızdaki en büyük idealiniz ne idi? Bunu gerçekleştirdiniz mi? Gerçekleştirmediyseniz ne kadar uzağındasınız ? En büyük idealim sanatçı olmaktı ve bunu gerçekleştirdiğime inanıyorum. 72


How were you introduced to the Piano? It was with the encouragement of my mother. When I was seven years old I started taking Piano lessons from Yılmaz Taner. Later on, even though I had won a place at Hacettepe’s Mathematics Faculty I decided to pursue an education in Piano instead. Is there a composition that you play that has special meaning for you? Without a doubt all compositions are extremely important. However, Chopin’s Ballade No.1 affects me differently. Especially after watching the film “The Pianist” this composition became more important for me. As somebody who knows you very well, I also know that you’re good at yoga and that yoga holds an important place in your life. How did you come across yoga? I discovered yoga 10 years ago but it was only two years ago that I found the type of yoga that suited me. Now, for me, yoga has become just like the piano, a way of life. After I discovered yoga I found that I noticed many changes in my inner depth and that these innovations reflected positively on my life style. I think that yoga and the piano will accompany me until my last breath.

As an arts lover which musicians does Demet Alkan listen to and which writers does she read? As a pianist Vladimir Horowitz is my most loved composer. I also like Gulsum Onay. Apart from classical music I also enjoy rock and new age music. The books I read vary in accordance with my mood. I read all kinds of books, particularly self development books and thrillers. What do you think the must have characteristics of an artist are? The greatest step along the road to becoming a great artist is to be a good person. As for love and passion, they are extremely important. An artist without passion cannot exist. In comparison to other countries in the world on which scale would you say classical music is in Cyprus? When I consider where classical music stands in the world, unfortunately it is not at such a good point in Cyprus. Our society is estranged to classical music. Most of the audiences that do come to a classical music concert are strangers.There is no doubt that this is due to the lack of education about it at home and in schools. Did you have a role model when you were young? I would hold my teachers Yilmaz Taner and Jale Dervis as examples for myself. What was your greatest ideal in life? Have you accomplished this? If you haven’t, how far are you from reaching your goal? My greatest ideal was to become an artist and I think that I have accomplished that. 73


Hayatınız film yapılsaydı, bu filme en uygun isim ne olurdu? ‘Kelebek’ olurdu. Çünkü uzun yıllardır beni yakından tanıyan herkes bana ‘kelebek’ diye hitap eder. Bunun yanında kendimi bir kelebek kadar özgür, zarif ve mutlu hissediyorum. Sanat veya siyaset alanında bir kişi ile tanışıp sohbet etme olanağınız olsaydı bu kim olurdu ve ondan neler öğrenmek isterdiniz ? Siyaseti sevmiyorum. Sanat alanında ise hayran olduğum piyanist Horowitz ile tanışıp onunla çalışmak isterdim. Bazen küçücük anlar, büyük mutluluklara gebedir derler. Sizin yaşadığınız, büyük mutlulukları müjdeleyen çok özel bir anınız oldu mu? Mutluluğun sırrının detaylarda olduğuna inanan birisiyim. Bence esas mutluluk küçük anlarda gizlidir. Özellikle, konserim esnasına piyano çaldığım anlar, benim en mutlu anlarımdır. Kuzey Kıbrıs’ta sanatın hemen her alanında eserler üreten ve sizi örnek alan gençler var. Bu gençlerimize ne gibi öğütler vermek istersiniz? Çok çalışmalarını ve çok iyi bir eğitim almalarını öneririm Ufukta neler var? Ekim 2013’te Bellapais’te yardım amaçlı bir konser olacak. O ilham verici ortamda insanlık yararına duygusal eserleri yorumlamak niyetindeyim.

74 74


If your life was made into a film, what would be the most appropriate name for it? It would be ‘Butterfly’. Just because everyone who is close to me, for many years, has called me ‘butterfly’. Alongside this I feel as free, elegant and happy as a butterfly. If you had the opportunity to meet someone from the arts or political industry, who would it be and what would you like to learn? I don’t like politics. In the arts world however, I would like to have met and worked with Horowitz, who I am in awe of. They say that sometimes, tiny moments are precursors for great happiness. Do you have any memories of tiny moments that were to bring you news of great joys? I am a person who believes that the secret to happiness lies within the details. In my opinion real happiness lies in the small moments. Especially the moments when I am playing the piano at my concerts are my happiest ones. There are youths who produce work in all fields of art in North Cyprus who follow your lead. What kind of advice would you like to give these young artists? I suggest they work extremely hard and get an exceptionally good education. What’s on the horizon for you? In October 2013 there is going to be a charity concert at Bellapais. I intend to interpret emotional compositions in that inspiring environment.

75


SAĞLIK / HEALTH

KOLAN HOSPITAL GROUP’TAN KOLAN BRITISH HOSPITAL, HOSPITAL,

KARDIYOLOJI VE KALP DAMAR CERRAHISI ALANINDA

TITIZLIKLE HIZMET VERIYOR

Op. Dr. Harun GÜLMEZ

Op. Dr. Çağrı SEMİRGİN

Kalbi durdurmadan bypass ameliyatı...

K

olan Group’un dokuzuncu hastanesi olarak Lefkoşa Gönyeli’de hizmet vermeye başlayan Kolan British Hospital, Kardiyoloji ve Kalpdamar Cerrahisi Departmanları, deneyimli kadrosu ile tüm kalp ve damar hastalıklarının tanı, tedavi ve takip hizmetlerini sağlıyor. Hastanede koroner arter hastalıkları, kalp kapak hastalıkları, konjenital kalp hastalıkları ve özellikle çalışan kalpte bypass ameliyatları tecrübeli doktorlar tarafından başarıyla uygulanmaktadır.

76 76

Beating heart bypass surgery operation...

A

s the ninth hospital of the Kolan Group, Kolan British Hospital, in Gönyeli, Nicosia, Departments of Cardiology and Cardiovascular Surgery provides services with its experienced staff and technological equipment, all diseases related to heart and vascular disease diagnosis, treatment and follow-up actions are carried out. Coronary artery diseases (bypass), heart valve diseases, congenital heart disease, especially the beating heart bypass surgery operations are conducted in specialized centers and vascular disease operations are successfully carried out in the department.


KOLAN HOSPITAL GROUP INTRODUCES KOLAN BRITISH HOSPITAL CARDIOLOGY AND CARDIOVASCULAR SURGERY NOW PROVIDING SPECIALIZED & METICULOUS SERVICE

KORONER ANJİYOGRAFİ VE STENT HAKKINDA Kalp damarları ile ilgili şüpheli bir durum var ise koroner anjiyografi yapılır. Koroner anjiyografi ile damarlardaki tıkanıklılığın lokalizasyonu ve ciddiyeti saptanır. İşlem esnasında sadece damara giriş yeri uyuşturulur, yani hasta genellikle uyanıktır. Koroner damarlar görüntülenir ve filme alınır, bu şekilde koroner damarlardaki darlık ve tıkanıklıklar saptanır.

CORONARY ANGIOGRAPHY AND STENTING Coronary angiography is a diagnostic procedure used to investigate whether there is a narrowing or blockage that prevents blood flow in the vessels that supplying the heart muscle. Coronary angiography performed any interference with the heart vessels and this method does not open the coronary arteries, however can be determined by the location and severity of coronary stenosis.

İşlem tamamlandıktan sonra damara girilen yere sıkı bandaj yapılır ve kanamayı engellemek için üzerine ağırlık konularak hastanın bir süre istirahati sağlanır. Bu süre damara girilen yere göre değişir, el bileği ve koldan yapılan anjiyolarda 2 saat yeterli olurken, kasıktan yapılan işlemlerde 6 saate kadar yatak istirahati gereklidir.

The patient is usually awake, local anesthesia is generally used during this prosedure. The coronary vessels are cine-recorded and narrowing or blockage in the vessel lumen are identified. After the transaction is completed, the puncture site of vessel lumen is pressurized with a heavy stuff (sandbag ext.) and expected closure between the hours of 2-6, depending on the place of entry.

KORONER STENT VE BYPASS OPERASYONU HAKKINDA Merkezde hastaların kardiyak riski değerlendirilir ve yapılan test sonuçlarına göre kişiye özel bir risk profili çıkartılıyor.

CORONARY STENTING AND BYPASS OPERATIONS Kolan British Hospital doctors assess your cardiovascular risk and develop a personalized risk assessment plan for you based on your test results.

Kalp damarlarındaki darlık veya tıkanıklık, kalp kasının yetersiz beslenmesine yol açar ve koroner kalp hastalığına neden olur. Balon-stent ve bypass operasyonları ile kalbin beslenmesi yeniden sağlanarak koroner kalp hastalığı tamamen düzeltilebilir. Eğer kalp damarlarında daralma veya tıkanma saptanırsa, koroner anjiyografi esnasında darlık bölgesine balon ve stent uygulanarak damar tekrar açılır. Saptanan darlıkların balon-stent tedavisine uygun olmadığı veya riskli olduğu durumlarda (birden fazla ana damar hastalığı, ince damarlar, aşırı kireçlenmiş darlıklar, açılı darlıklar ve benzeri) kalbin kan akımını tekrar sağlanması için ByPass operasyonu gerekli olabilir.

Coronary heart disease occurs due to inadequate nutrition and blood supply can be totally recovered by coronary stentıng or bypass operation. If narrowing or blockage in the coronary arteries are identified, then a catheter can be used to open up the narrowing by blowing up a balloon at the narrowing (known as angioplasty) and inserting a metal tube (stent) to keep the artery open. If an angiogram shows more severe furring, especially if both the right and the left coronary arteries are affected, then a bypass operation may be required to improve the blood supply to the heart.

Kolan British Hospital’de koroner anjiyografi ve stent işlemi, Dr. Çağrı Semirgin ve ekibi tarafından ve uygun hastalarda alternatif yollar kullanılarak (kasık arteri, el bileği ve ön kol arteri) yapılabilmektedir. Kalp ameliyatları ise Dr. Harun Gülmez ve ekibi tarafından yapılmaktadır. Koroner bypass ameliyatları çoğu hastada kalbi durdurmadan, “Beating Heart” tekniği kullanılarak gerçekleştirilmektedir. İşlem süresi, damar sayısına göre değişmekle birlikte yaklaşık 1-4 saat arasındadır, Beating Heart tekniği ile hasta kalp-akciğer makinesine girmediği için hastanın operasyon sonrası yoğun bakımda kalma süresi de yarı yarıya azalmaktadır. Operasyondan 24-36 saat sonra hastaların çoğu servise alınmakta ve takiplerinde stabil seyreden hastalar, 5-6 gün içinde taburcu edilebilmektedir. İlaç tedavisi ve diyeti ayarlanan hastaların daha sonraki takipleri KardiyolojiKalp Damar Cerrahisi Polikliniği tarafından yapılmaktadır.

The coronary angiography and stenting prosedures are performed by Dr. Çağrı SEMİRGİN and his team can be made via alternative approaches as radial and brachial way. Coronary bypass operations are performed by Dr. Harun GÜLMEZ and his team using the heart-lung pump machine and working-beating-heart in generally. Operation time approximately between hours of 1-4, depending of number of vessel. After the operations, the patients are followed by well-trained staff in cardiovascular intensive care unit. About one day after, upon the amelioration of vital functions, the patient is transfered from the intensive care unit to inpatient section. Discharge from the hospital of the patients are planned about days of 5-6, if the clinical condition is good. The patient that is planned medical treatment and dietary status, is called for outpatient clinic controls at regular intervals.

77


YAŞAM / LIFE

78


KARMI

Filiz Uzun

BİR MİNİK MASAL DİYARI; KARMİ KÖYÜ A PETIT STORY LAND; THE VILLAGE OF KARMI

K

armi, Beşparmak dağlarının eteklerinde, Girne’nin 8 km batısında, yemyeşil ve değişik renkler sunan bitki örtüsüyle süslü, İngiliz mimarisini yansıtan sanatçı ellerin değdiği evleriyle, mis kokulu çamların arasında küçük sevimli bir köydür. Girne bölgesindeki köylerin tümü, asırlar önce korsan saldırılarına karşı korunmak maksadıyla kıyıdan uzak yerlere kurulmuşlardı. Karmi köyü de, bu köyler gibi kıyı şeridinden yaklaşık 350 metre yükseklikte konumlanmış bir köydür. Ada’nın İngiliz Sömürge Yönetimi’ne bağlı olduğu 1878-1960 yılları arasında adayı ziyaret eden aristokrat İngilizler, hayallerindeki yer olarak tanımladıkları Girne’ye yerleşmeye karar vermişler. İngiliz nüfuzlu aileler ve sanatçılar, Akdeniz mimarisine uygun muhteşem köşk ve villalar yapmışlar. Palmiyelerin bulunduğu çiçek bahçeleri, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen birbirinden güzel objelerle süslenmiş bu saray gibi villalarda uzun yıllar bohem bir yaşam sürmüşlerdir. 1900’lü yıllarda Avrupa ve Amerika’dan gelen ünlü kişiler de uzun yıllar burada yaşamışlardır. Siyasi gerginliklerin artması ile bazıları adayı terk etmiş, bazıları ise anılarından vazgeçmeyip kalmak istemişler.

K

armi, is a small, lovely village, on the foot of Besparmak Mountains, 8 kilometres to the west of Kyrenia. It is covered in different shades of green and plants of different colours, its houses are artistically touched and they reflect characteristics of English architecture among the mesmerizing scent of pines. Centuries ago, all of the villages around Kyrenia were built away from the shore, so that they could be protected from pirate attacks. The village of Karmi, for the same purposes was built around 350 meters above the coastline. During the years between 1878 and 1960, when the island was a British colony, aristocrat British that came to visit the island, decided to move here as they thought Kyrenia was their dream land. English families and artists had magnificent mansions and villas built here. With gardens with palm trees, ornaments from all around the world, these palace-like mansions were homes to the blue blooded families of England who chose a bohemian life here in Cyprus for long years. In 1900s famous persons from Europe and America also lived here for long years. When political tension increased on the island, some left bur some others wanted to stay where their memories lived.

79


Savaş sonrasında KKTC Hükümeti, dağınık şekilde yaşayan yabancıları bir araya toplamış ve evlerin onarılması koşulu ile Kıbrıslı yabancıların, resmi kayıtlardaki adı Karaman olan bu köye yerleşmesi sağlanmıştır. Eşsiz bir manzaraya sahip köye yerleşen sakinler orijinaline sadık kalarak restore ettikleri 150 haneli bir Akdeniz ütopyası yaratmışlar. Karmi’de yaşayanların çoğu İngiliz olmakla birlikte; Almanlar, Fransızlar, İtalyanlar, Hollandalılar, İsviçreliler, Amerika ve Kanadalılardan oluşan yabancılar, atalarından kalan bohem hayatın izini sürmektedirler. Köy çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda Orta Tunç Çağı’na ait kalıntılar ve mezarlara rastlanmıştır. Bu kazılarda insan elinden çıkmış en eski figür olarak kabul edilen “Bereket Tanrıçası” figür ortaya çıkarılmıştır. Burada ayrıca ölülere armağan edilen mavi fayanstan boncuklar ve Girit’ten gelen Minos uygarlığına ait kaplara rastlanmıştır. Verilere göre, Lapithos’daki gemilerde çalışan gemicilere ait olduğu düşünülen bu nesneler, Tunç Çağı’nda çevre ülkelerle yapılan ticari ilişkileri ortaya çıkarmaktadır.

80


After the war, TRNC government gathered the Cypriot foreigners who lived scattered around the island and provided that they restore the houses, moved them to the village of Karmi, which is known by the name Karaman in official records. The residents who moved to this village with outstanding scenery, didn’t change the soul of the village but restored 150 houses and created a Mediterranean utopia here. Even though the majority of the population in Karmi is English, there are people of German, French, Italian, Dutch, Swiss, American and Canadian origins who pursue the bohemian life their ancestors lived here in Karmi. Archaeological excavations around the village revealed remains and tombs from Mid Bronze Age. In these excavations, the figure of “the God of Abundance�, which is believed to be the first hand made figure, was discovered. Also, small blue ceramic beads that were presented to the dead and books that belonged to Minos civilization of Crete were excavated here. It is believed that these artefacts belonged to the sailors that worked in the ships in Lapithos and they, in fact, reveal the commercial relations with surrounding countries during the Bronze Age.

81


Köyün tek bakkaliyesini, uzun yıllar köyde yaşayan Shelley Hufton çalıştırıyor. Köydeki restoranlar ve barlar da yine daha çok köy sakinleri tarafından kullanılmaktadır. 1979 yılına kadar İskan Bakanlığı’na bağlı olan Karmi, 1983’te Turizm Bakanlığı’na devredildi. Önceleri 15, sonraları 25 yıllığına kiralanan evler, 1990’dan beri 49 yıllığına kiralanıyor. Köyde devlete ait 136 kiralık ev, 7 işyeri, bir galeri ve 31 de özel mülk bulunmaktadır. Köyde ayrıca üç kilise bulunmaktadır. Bu kiliselerin en önemlisi, köy merkezinde yer alan Virgin Mary Kilisesi’dir. Rengarenk çiçek bahçelerinin çevrelediği köy meydanındaki beyaz badanalı küçük kilise, 1860 tarihlidir. Köyün muhtarlığını yapan 80 yaşındaki Nadia Brunton, yaşamını Karmi’nin güzelliğini korumaya adamış. Hayat dolu bakışlarla yaşama sarılan Bayan Brunton, köydeki bazı evlerin sezonluk olarak kiralanabildiğini anlatıyor. Yüksekte konuşlanan bu minik ve eşsiz Girne köyü, son zamanlarda fotoğraf meraklılarının da uğrak yeri olmuştur. Taş döşeli, dar ve çiçeklerle süslenmiş sokaklarında yürümek, yükseğe çıktıkça karşılaşılan manzara ve soluduğunuz mis gibi hava insanı fazlasıyla etkiliyor. Aşağıda görünen deniz ve doğa manzarası karşısında büyülenmemek elde değil. Karmi köyü şehrin gürültüsünden uzak, tertemiz havası ile görülmeye değer bir köyümüzdür.

82


The only convenience store in the village is run by Shelley Hufton, who has been living here for a long time. The restaurants and bars in the village are mostly visited by the dwellers. Karmi was within the jurisdiction of Ministry of Settlement until 1979, but in 1983 it was taken over by the Ministry of Tourism. The houses were first rented for 15 years, then, they changed to 25 years and since 1990, they are rented for 49 years. In the village, there are 136 rental houses, 7 workplaces, one gallery and 31 private properties. There are three churches in the village. The most important one is Church of Virgin Mary in the centre of the village. The small, white painted church in the town square surrounded by colourful flowers dates back to 1860. The mukhtar of the village, 80 year-old Nadia Brunton is committed to maintain the beauty of the village. Nadia Brunton, who embraces life joyfully explained that some houses in the village are rented seasonally. This small and unique Kyrenia village, located on high foots of the mountain is being frequented by photography lovers recently. Walking on narrow, stone pathways surrounded by flowers, the scenery that grows as you go higher and the fresh air undoubtedly impresses you. One cannot resist but is mesmerized by the view of the sea and the mountain nature. Karmi is worth visiting, with its solitariness, fresh air, uniqueness and quietness.

83


Çiçek lahanası Vejetaryenlerin ve diyettekilerin olmazsa olmazı Gürkan Uluçhan

Ç

içek lahanası, Kıbrıs’ta yetişen kış sebzelerinin başında gelir. Türkiye’de karnıbahar olarak bilinen bu lezzetli ve faydalı bitki haşlanarak, kızartılarak veya beşamel sosla fırınlanarak tüketilmektedir.

Kıbrıs’ta, çiçek lahanasının en yaygın tüketim şekli kıymalı ve/veya etli olabileceği gibi sade olarak da yapılan yahnidir. Daha hafif olduğu için ve vejetaryenleri de düşünerek çiçek lahanası yahnisinii sayfalarımıza sade haliyle aktarıyoruz. Aşağıda göreceğiniz üzere yapımı son derece kolay olan bu yemeği, Kıbrıs’a özgü süzme yoğurtla ve Kıbrıs köy ekmeği ile tüketmenizi tavsiye ederiz. Afiyet olsun.

Malzemeler 1 kilo çiçek lahanası 1 adet orta boy soğan 1 kahve fincanı domates salçası tuz- karabiber yarım bardak ayçiçek yağı yarım limon Hazırlanışı Çiçek lahanaları, iyice yıkandıktan sonra iri parçalar halinde kesilir ve sade suda yaklaşık beş dakika süreyle haşlanır. Bu sırada, 1 adet soğan doğranarak pembeleşinceye kadar tavada kızartılır ve salça ile tuz eklenir. Haşlanan çiçek lahanaları bir tabağa alınır. Bir tencereye yarım bardak kadar yağ konur ve çiçek lahanaları burada hafifçe kızartılır. Kızaran lahanaların üzerine soğan ve salçadan oluşan karışım dökülür ve yarım bardak kadar su ile yarım limonun suyu eklenerek yarım saat kadar kısık ateşte pişirilir. Afiyet olsun. Tarif: Reyhan Uluçhan

84


An indispensable dish for vegetarians and dieters

Cauliflower

C

auliflower, is one of the major winter vegetables grown in Cyprus. This delicious and nutritious plant, is consumed either steamed, fried or baked with béchamel cream.

The most commonly prepared cauliflower dish in Cyprus is stew with or without minced meat or chops. Considering that it is lighter, and for vegetarians to be able to enjoy it as well, here we are giving the recipe for plain stew. As you will see below, the preparation of this dish is quite simple and it is our suggestion that you eat it with Cyprus’ strained yoghurt and traditional Cyprus village bread. Bon Appetite!

Ingredients 1 kilogram cauliflower 1 medium sized onion 1 small cup of tomato paste Salt – Black pepper Half a glass of sunflower oil Half a lemon Preparation Cut the cauliflower into large chunks after you thoroughly wash it and boil them in plain water for about five minutes. Meanwhile cube the onion, fry it until golden in a separate pan and add the tomato paste and salt. Put the boiled cauliflower in a plate, pour the water away. Add half a glass of sunflower oil into the pan and slightly fry the cauliflower in this oil. Add the onion and tomato paste mixture, half a glass of water and the juice of half a lemon and stew for half an hour on low heat. Bon Appetite! Recipe By: Reyhan Uluçhan

85


GECE CYPRUSXP & GÜNDÜZ GROUP’TAN / DAY & /NIGHT FROM CYPRUSXP GROUP

CyprusXp Group’tan

Sıra dışı yılbaşı partisi

Bu sefer yöneticiler kebap yaptı, çalışanlar afiyetle yedi...

C

yprusXp Group Genel Müdürü Zeki Ziya’nın 80 kişilik çalışan grubuna verdiği yılbaşı partisinde Zeki Ziya ahçı kıyafeti giyerek, mangalın başına geçti. Grup çalışanlarının masalarda oturduğu, yöneticilerin çalıştığı günde CyprusXp Group yöneticileri tam 20 kilo kebap pişirdi. Ekip çalışmasının sıra dışı bir örneğinin sunulduğu yılbaşı partisinde tüm ekip doyasıya eğlendi ve 2013 için büyük bir motivasyon kazandı.

86 86

Passatempo’ya konuşan CyprusXp Group Genel Müdürü Zeki Ziya, 2013’te CyprusXp’nin ana hedefinin, cirosunu 2 katına çıkarmak olduğunu açıkladı. 2013’te ciroyu 2 katına çıkarırken CyprusXp Group’un işlerini çeşitlendirmeyi amaç edindiklerini belirten Zeki Ziya, kurumsallaşmaya çabalayan şirketlere çeşitli danışmanlık hizmetleri vermenin bu çeşitliliği sağlayacak projelerin başında geldiğini vurguladı.


An extraordinary new year’s party by Group

CyprusXp

Managers cooked for employees... General Manager of CyprusXp Group Zeki Ziya, threw a new year’s party for his team of eighty people, where he dressed up as a chef, got himself by the barbeque and cooked for his team. On this day, where team members sat and enjoyed their kebabs and managers cooked, twenty kilograms of meat were cooked. This New Year’s celebration, which was a unique example of teamwork, where the whole team had a lot of fun, was a great motivation for 2013.

As Passatempo, we spoke to Zeki Ziya, General Manager of CyprusXp Group, and he stated that, as CyprusXp, their main goal in 2013 is to double their turnover. Zeki Ziya also stated that, in 2013, during which they aim to double their profit, they are going to diversify their services; providing consultancy for companies that seek to be institutionalized is among other projects for the new year.

8787


GECE & GÜNDÜZ / DAY & NIGHT

Hamsi Festivali’nde

KültürelKaynaşma

CULTURAL FUSİON AT THE ANCHOVY FESTIVAL KKTC Karadeniz Kültür Derneği Geleneksel Hamsi Festivali, Karadeniz Kültür Derneği İskele Şubesi’nin açılışıyla birlikte Kıbrıs İskele ilçesinde düzenlendi.

I

skele ilçe merkezinde derneğin şube avlusunda düzenlenen Hamsi Festivali’ne, Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun yanı sıra Başbakan İrsen Küçük, 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral İsmail Serdar Savaş, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Baki Kavun, İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanı Nazım Çavuşoğlu, TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, İskele ve Gazimağusa milletvekilleri, İskele Kaymakamı Bünyamin Merkametsiz, Polis Genel Müdürü Ahmet Zaim, İskele Belediye Başkanı Halil Orun, Türkiye Büyükelçiliği temsilcileri ile belediye başkanları, siyasi parti başkanları/temsilcileri, çeşitli kurum ve kuruluş mensupları ile çeşitli dernek temsilcileri ve ülkenin her tarafından vatandaşlar katıldı. Karadeniz kültürünün KKTC’de yaşatılması ve farklı kültürlerin bir zenginlik olduğu bilinciyle kültürel kaynaşmanın gerekliliğine vurgu amacıyla düzenlenen Hamsi Festivali’nde bu yıl, Kıbrıs kültürünün önemli bir simgesini ifade eden şeftali kebabı da ikram edildi.

88


TRNC Black Sea Culture Association, Traditional Anchovy Festival was organised at Iskele district of Cyprus, together with the opening event of Black Sea Culture Foundation Iskele Branch.

B

esides President Dervis Eroglu, Vice President Irsen Kucuk, 2nd President Mehmet Ali Talat, Cyprus Turkish Peace Force Commander Lieutenant General Ismail Serdar Savas, Security Forces Commander Major General Baki Kavun, Minister of Home Affairs and Local Administrations Nazım Cavusoglu, Chairman of the political partyTDP, Mehmet Çakıcı, Parliament members of Famagusta and Iskele Districts, Iskele District Governor Bünyamin Merkametsiz, Director General of Police Headquarters Ahmet Zaim, Iskele Mayor Halil Orun, representatives from Turkish Republic Embassy, mayors, presidents/representatives of other political parties, members of various organisations and associations, and citizens from all parts of the country attended the festival and the opening ceremony of Iskele branch of the association. With a view to enjoy and spread the Black Sea culture in the TRNC and with the standpoint that cultural diversity is a value, the Anchovy Festival was organised to emphasize the need for cultural fusion; for this very purpose, Seftali kebab, which is a specialty of Cypriot cuisine and an important item of the Cypriot culture, was offered to the guests of the festival this year.

89


GECE & GÜNDÜZ / DAY & NIGHT

Arkın Palm Beach Hotel’de

Hadi Khalil

Rüzgarı Arap Gecesi’nde camiası coştu

Lübnan

L

übnan’ın sevilen ses sanatçısı Hadi Khalil’e yoğun ilgi vardı. Geceye, yapılan davul şovu damga vururken geceye özel olarak Lübnan’dan getirilen dansöz Arap müziği eşliğinde herkesi neşelendirdi. Gecenin sürprizi ise Arap sanatçıyı izlemeye gelen Alişan oldu...

A

large crowd came to see Lebanon’s famous and beloved Hadi Khalil. The drum show was a big hit of the night and the belly dancer, who came for this special event from Lebanon, entertained the guests in accompany of some great Arabic music. Alişan, who came to see the Arabic singer, was yet another surprise of the night.

90


Hadi Khalil stirred up Arkin Palm Beach Hotel Lebanese community was delighted at the Arabic Night

91


GECE & GÜNDÜZ / DAY & NIGHT

Prof. Dr. Tibet Erdoğru

Golden Tulip’te

Konferans Düzenledi

92 92


Prof. Dr. Tibet Erdoğru

Gave a Conference at Golden Tulip

P

P

rostat, mesane, böbrek ve testis kanserleri… Son yıllarda bu alandaki gelişmelerle ürolojik kanserlere yakalanan hastaların hayat kaliteleri artırılabiliyor. Yeni tedavi yöntemlerinden “da Vinci robotik cerrahi” ile prostat kanseri, erkeklerin korkulu rüyası olmaktan çıkarken; en ölümcül kanser türlerinden biri olan “mesane (idrar torbası) ve böbrek tümörleri” de hem robotik hem de laparoskopik yöntemlerle tedavi edilebiliyor.

rostate, bladder, kidney and testicle cancer... The developments in the recent years in the field, may increase the life qualities of people with urologic cancer types. With the “da Vinci robotic surgery” method, which is a new technique, prostate cancer is no longer a nightmare for males; and “bladder and kidney tumours”, which cause fatal cancers can now be treated by both robotic and laparoscopic methods.

Genç yaştaki erkeklerde en sık görülen kanser olan testis kanserinde, yayılım görülen lenf bezlerinin laparoskopik yöntemle çıkartılması ile yayılmış kansere rağmen en üst seviyede yaşam kalitesi genç erkeklere sunuluyor.

In cases of testicle cancer, which is the most commonly seen cancer type in young males, metastatic lymph glands can be removed using laparoscopy method and thus providing young males a quality life standard even though the cancer had spread.

Dünyaca ünlü profesör Prof. Dr. Tibet Erdoğru ürolojik kanserlerin tedavisindeki son gelişmeleri Golden Tulip Lefkoşa’da düzenlenen konferansta paylaştı.

World famous professor Prof. Dr. Tibet Erdoğru shared the most recent developments in the treatment of urologic cancer, at the conference organised at Golden Tulip Nicosia Hotel.

93 93


GECE & GÜNDÜZ / DAY & NIGHT

Bülent Ersoy’la

&

Salamis Hotel Casino’da Muhteşem Gece

Magnificent night at Salamis Hotel & Casino with Bülent Ersoy

Y

ılbaşı gecesi Salamis Hotel&Casino’da Türk Sanat Müziği’nin dev ismi Bülent Ersoy sahne aldı. Yılbaşı gecesinin bir sanat şölenine dönüştüğü gecede 650 kişi Bülent Ersoy’u dinleyerek yeni yıla girmek için Salamis Hotel&Casino’ya akın etti.

Ersoy’un öncesinde sahneye Lübnanlı oryantal Zeina çıktı. Kıvrak performansı ile beğeniyle izlenen Zeina’nın ardından Ersoy beyaz kuş tüyü bir kıyafet ile sahneye geldi. Kendisini büyük saygıyla dinleyen davetlilere hitap eden Bülent Ersoy Tıklım tıklım dolu mekanda Bülent Ersoy’un mikrofonsuz seslendirdiği ‘Kapın Her Çalındıkça” isimli şarkı hayranlıkla dinlendi. Yılbaşı menüsünün ve servisin davetliler tarafından beğenildiği gecede Bülent Ersoy’la fotoğraf çektirmek isteyenler adeta sıraya girdi. Ersoy’un dinleyicilerden oldukça hoşnut kaldığı gecede yeni yıla neşeyle girildi.

T

he queen of Turkish Classical Music Bülent Ersoy, was at Salamis Hotel & Casino on new year’s eve. 650 people rushed to Salamis Hotel & Casino, to enter the New Year listening to Bulent Erson, who really turned the night into an artistic and festive occasion.

Lebanese belly dancer Zeina took stage before Bulent Ersoy. After her energetic performance, greatly liked by the audience, Bulent Ersoy took stage with her white bird feather costume. Bulent Ersoy addressed the guests, who listened to her in a very earnest and graceful attitude. She sang the song called ‘Kapın Her Çalındıkça’ (‘Every time there’s a knock on your door’) without using a microphone and mesmerised every single person in the crowded venue. The service and the menu were liked by the guests who came for the NewsYear Celebration Party.Those who wanted a photo and autograph from Bulent Ersoy literally queued. Bulent Ersoy herself was also content with the audience and the crowed started the NewYear in joy. 94 94


Serkan Kaya’dan

& Türkü Şöleni

Salamis Hotel Casino’da

Folk music feast from Serkan Kaya at Salamis Hotel & Casino İbrahim Tatlıses’e benzeyen güçlü sesi ile dikkatleri üzerine toplayan Sivaslı türkücü hızla yükseliyor

I

brahim Tatlıses’e benzeyen güçlü sesi ile gitgide kendinden daha fazla söz ettiren türkücü ve besteci Serkan Kaya Salamis Hotel&Casino’da sahne performansı ile büyük beğeni topladı.

Besteleri birçok sanatçı tarafından alınan ve bestekarlığı ile de fark yaratan Serkan Kaya,Salamis Hotel&Casino’da pek çok türkü seslendirdi. Davetlilerin halay çektiği, bazılarının sahneye çıkarak Serkan Kaya ile dans ettiği gecede Serkan Kaya için defalarca şampanya patlatıldı. Serkan Kaya’nın İbrahim Tatlıses’i çağrıştıran sesi ve yorumu konukların büyük takdirini kazandı. Türkiye’nin en iyi türkücüleri arasında ismi hızla yükselen Serkan Kaya’nın önümüzdeki aylarda tekrar Salamis Hotel&Casino’da sahne alacağı öğrenildi.

Folk music singer Serkan Kaya, from Sivas, Turkey, is attracting the attention of many with his powerful voice that resembles that of İbrahim Tatlıses.

T

he singer and composer, is spoken of more and more, also due to the resemblence of his voice to famous singer Ibrahim Tatlises’. Serkan Kaya gave a concert at Salamis Hotel & Casino and his performance went down a bomb.

His tunes are sang by many artists and he is appreciated for his compositions also. He sang numerous songs at the concert, where the audience danced and came to the stage to accompany the artist, bottles of champaign were popped up throughout the night. The audience was impressed by Serkan Kaya’s performance and voice that echoes Ibrahim Tatlises’ voice. Serkan Kaya is climbing towards the top of the list of folk singers in Turkey and it was announced that he will be performing at Salamis Hotel & Casino in the near future.

Zeina

95


96


97


GURME / GOURMET

YELKEN Gurme Akdeniz Deniz Mahsulleri Restoranı

SINIRI YOK Ahmet Esenyel

O

kurlarımdan birçoğu, birçok kez bana İstanbul’da nerede güzel bir yemek yiyebileceklerini sormuşlardır. Aslına bakılacak olursak, konu seyahate gelince ziyaretçilerin listelerinde en çok konuşulan unsur yemek oluyor. İşte bu tür bir amaç içindir ki kendim için böyle bir rehber tasarladım ve Yelken restoran çok güzel ve unutulmaz bir yemek deneyimi yaşattığı için mutlak tavsiyelerim arasındadır. Yeni bir ay, yeni bir seyahat ve İstanbul Yeniköy’de bulunan, 2003’ten beri Gurme Akdeniz Mutfağının öncüsü olan Yelken Restoranı’nı ziyaret etmek için farklı bir imkan daha. Bu inanılmaz restoran etkileyici bir ambiyans ve butik albenisiyle, kaliteli malzemelerden oluşan doğal lezzetlerini modern Akdeniz deniz ürünleri yemeklerinde sunuyor. Bu restoran geniş, üç katlı, dışarıdan saraya benzeyen fakat içi,

98

dışarıda yemek yemenin sadece yiyip içmekle alakalı olmadığını, aynı zamanda, lounge, cafe ve restoranların teatral bir hale gelmesiyle hayat bulan tümden farklı bir deneyim olabileceğini gösteren, fazlasıyla samimi, huzurlu ve misafirperver bir yer. Merdivenleri çıkmaya başlamanızla Halkla İlişkiler temsilcileri sizi içten bir gülümsemeyle, rezervasyondaki ismi sorarak ve yerinize geçmeden yiyeceğiniz balığı seçebileceğiniz, süslenmiş, ahşap bir sundurmanın altında bulunan günlük balıkları size göstererek sizi karşılıyor. İçeriye doğru adımlarınızı atarken, ismine yakışır, tüm cam pencereleri saran, rengarenk orijinal yelken modellerini görebilirsiniz. Aşçıbaşı Erdoğan Cengar ve ekibi, onları görebileceğiniz şekilde, yarı açık mutfakta iş başındalar ve ardından, biri hemen sizi üzerinde menüler, su, ev yapımı leziz ekmek ve yeşil zeytinin beklediği masanıza götürüyor.


YELKEN Mediterranean Gourmet Seafood Restaurant

SKY IS THE LIMIT

M

any of my readers have asked me, quite a lot of times, where to have a decent meal when they are in Istanbul. In fact, food turns out to be one of the most discussed elements of visitors’ itineraries when it comes to travelling. It is with that purpose in mind that I have designed a guide for myself and Yelken would certainly be one of the most decent and unforgettable dining experiences that I would highly recommend. A new month, a new journey and a new privilege to visit İstanbul – Yeniköy, Yelken Restaurant which has been the leading name in Mediterranean Gourmet Cuisine since 2003. This remarkable restaurant strives to provide quality ingredient driven modern Mediterranean seafood cooking with natural flavours, an impressive ambiance and presentations of boutique charm.

This is an appealing three story, spacious restaurant that looks like a palace on the outside but is very cosy, peaceful and friendly on the inside, which makes you realize dining out is not just about eating and drinking but with lounges, cafés and restaurants turning their facilities into theatrical show concepts, is now a complete dining experience. As you climb the steps, the Public Relations team welcomes you with a sincere smile asking for your reservation name and showing you a big variety of daily fish and seafood on ice under a lovely wood decorated shelter where you can choose your fresh fish before you are seated. As you walk in, true to its name with such pretty ornaments, you may see original sail models in various colors all around the glass windows.

99


Üzerlerinde altın yelken logolarıyla süslenmiş, deri kaplama menüler basit fakat çok şık; bana sorarsanız son derece zarifler ve dışarındaki sarayımsı ahşap dekorla güzel bir uyum içindeler. Su cam şişelerde servis ediliyor ve böylesine şık, fine dining ve profesyonelce idare edilen bir kurumdan kesinlikle beklenen de bu. Aşçıbaşı Erdoğan Cengar yemeklerinde kullanılmak üzere, en yüksek kalitede taze malzemeler seçmekye büyük özen gösteriyor ve bu taze, günlük ve çiğ malzemeler yemeklerin hem daha lezzetli olmasına hem de daha lezzetli görünmesine sebep oluyor. Mutfağa bakan lounge bar alanı ahşap masa ve sandalyelerle, ahşap parke döşeme, loş bir ışık saçan duvar lambaları, tüm yabancı içkileri bünyesinde barındıran, kaliteli granit tezgahlı ahşap bir bar, tüm dünya şaraplarını bulunduran bir mahzen, özel üretim antik görünümlü merkez ısıtmalı radyatörler, sanatçılar tarafından yapılmış el yapımı resimler ve üyelerin veya daimi müşterilerin, diğer misafirleri rahatsız etmeden, yemek yiyip içebilecekleri, hafta sonu ya da Avrupa Ligi futbol maçlarını seyredebilecekleri büyük bir ekran ile dekore edilmiştir. Bu alan, mekanın, müşterilerinin, arkadaşlarının ve ailelerinin kendilerini evlerinde hissedebilecekleri çok samimi bir bölümü. Sigara içilebilen tek alan ise lounge’n yanında, yola bakan, şık beyaz renklerinden oluşan masa, sandalye ve masa örtüleri ve hafif bir cafe konseptini andıran bir şekilde dekore edilmiş. Yaz sezonunda bu alan Boğaz’ı gören açık hava bir teras iken, kış sezonunda üzeri kaliteli beyaz branda ile kaplı, tavandan ısıtmalı doğalgaz boruları ile ısıtılan, son derece dekoratif ve göz alıcı bir alan oluyor.

Garson ve komiler denizci üniformaları giyerken, baş garsonlar da altın kravatlarla beyaz gömlek ve ceketler, altına da siyah pantolon giyerek son derece zarif, temiz ve şık bir resim çiziyorlar. Her birinin yelken logosu taşıyan yaka kartları var, bu da müşterilerinin servis personeline isimleriyle hitap etmelerine izin veriyor ve böylelikle aile sıcaklığı taşıyan, dostça bir hava yaratıyor. İkinci kata çıktığınızda daha geniş, ahşap parke döşeme ile kaplı, on veya on iki kişilik grupların özel günler için yer ayırtabilecekleri yuvarlak, dikdörtgen ve köşe oturma alanlarından oluşan, restoran konseptine daha uygun bir oturma alanı görebilirsiniz. Odanın ayrı köşelerinde, sanatsal el yapımı resimlerin yanında duvar resimleri ve yelkenlerle ilgili görseller de görebilirsiniz. Mekan sahipleri merkezi ses sistemi için harcamadan kaçınmamış; her katta farklı müzik stillerini duyabilirsiniz ve müşteri profiline göre müzik seçenekleri genellikle Klasik, Chill Out, Lounge ve Enstrümantal Klasiklerden oluşuyor. En üst kat VIP toplantılar, doğum günleri, yıl dönümleri veya sürpriz partiler gibi tamamıyla özel davetler için tasarlanmış. Bu özel lounge’n kapasitesi yaklaşık otuz kişiye ev sahipliği yapabiliyor ve son derece çekici, rahat ve seçkin bir görünüm sağlayan, çoğunlukla siyah beyaz koltuklar ve sanatsal el yapımı resimlerle süslenmiş. Gelen müşterilerinin kendilerini rahat ve özel hissettikleri için bu katta her zaman önceden yapılmış rezervasyon talepleri mevcuttur.

100


Executive Chef Erdogan Cengar and his team are at work in the half open kitchen, which is reassuringly on view, then someone comes and takes you straight over to your table, where menus, water, delicious home baked breads and cracked green olives will quickly follow. The menus are very simple but in classy white leather with golden sail logos on the front, I think they look very elegant and in unison with the outside palace-like wood decor. Water comes in glass bottles and for such an elegant and professionally run establishment offering fine dining, this is definitely what is expected to be seen. The Executive Chef Erdogan Cengar is very keen on choosing top quality fresh ingredients as he believes that these daily and fresh raw materials will always help the food look and taste better. The Lounge bar area overlooking the kitchen is decorated with wooden tables and chairs, wood parquet flooring, dimly lit wall lanterns, a wooden bar with a quality granite worktop offering all types of international spirits, a wine cellar with wines all around the world, specially produced antique looking central

heating radiators, handmade paintings by artists and a big screen where members or repeat comers can watch weekend or European football matches while enjoying their food and beverages without disturbing any other sections. This is a very cosy lounge area of the establishment where customers, friends and family feel at home. Overlooking the road, the only smoking area is next door to the lounge area where tables, chairs and table linens decorated in classy white colours create a sense of a cafĂŠ. This area is an open terrace in the summer that overlooks the Bosporus Sea and is closed for the winter season in which it becomes a very decorative and attractive area that is covered with white quality canvas and is well heated with a natural gas ceiling pipe system installed above. The waiters and commis are in marine uniforms, while the Head Waiters are in white jackets with golden ties, white shirts and black trousers making them look very smart, clean and stylish. They all have name badges with sail logos on them; this helps customers to address the service personnel with their first names creating a friendly and family like environment. As you move on to the second floor, you may see a wider and more proper restaurant seating lounge with wood parquet flooring, a combination of round, rectangular and corner sitting areas where groups of tens and twelve can book for special occasions. You may see wall paintings and images of sails in different parts of the room as well as artistic hand painted pictures. The lighting is dim creating an ambiance of warmth and cosiness. The establishment has obviously spent some money on the centralized sound system enabling each floor to be able to play different music styles and the music choices are usually Classical, Chill Out, Lounge and Instrumental Classics depending on the customer profile. The top floor is designed purely for special occasions like VIP meetings, birthdays, anniversaries or surprise parties. The capacity of this special lounge is around 30 people which is decorated mostly in black and white sofas and artistic hand paintings which in turn looks very attractive, comfortable and seems to offer exclusivity. There are always advance bookings for this charming floor as customers feel very comfortable and are offered privacy in this section. As I walked out to the top terrace area, I was so impressed with the setting of this huge terrace, probably accommodating around 80-100 seats, with a glamorous view of Istanbul and of course the renowned famous Bosporus sea view where you may enjoy a snack or lunch watching as

101


Yaklaşık 80 ile 100 kişilik oturma alanı, büyüleyici İstanbul manzarası ve tabii ki de dünyaca ünlü Boğaz manzarası olan ve gündüzleri öğle yemeğinde veya bir şeyler atıştırırken seyredebileceğiniz yatlar, balıkçı tekneleri ve gemilerine nazaran akşamları da tam anlamıyla bir yemek deneyimi yaşayabileceğiniz, Boğaz’ın üzerinde ışıldayan muhteşem ışıkların görüldüğü bu terasa çıktığımda söylemeliyim ki gerçekten çok etkilendim. Yaz aylarında sevdikleriniz için bir sürpriz yapmak isterseniz eğer, işte o yer burası...romantik, panoramik, mükemmel servis ve yemek...daha ne isteyebilirsiniz ki? Yemek yeme deneyimini rahat ve pratik bir hale getiren, her katta bir bayan ve bir erkeği bulunan tuvaletler pırıl pırıl ve modern bir şekilde dekore edilmiş. Yemekler Bununla ilgili nereden başlayacağımı gerçekten bilemiyorum çünkü bu olağanüstü, gurme Akdeniz balık restoranında hayatımdaki en iyi yemek deneyimlerinden birini yaşadım. Bu Muhteşem Beyaz Saray’da istediğiniz herhangi bir yemeği tadabilirisiniz çünkü her şey çok lezzetli. Bu gurme restoran, Yelken’nin, Aşçıbaşı olan Erdoğan Cengar’ın kendine has özel bir pişirme, terbiye etme, ızgara yapma, soteleme, karıştırma...vs yöntemi var. Her bir malzeme bu usta şefin yeni bir keşifte bulunması ve misafirlerini şaşırtması için ayrı bir fırsat.

Yelken, balık ve korsan çorbası, Akdeniz, İnce Kıyılmış Roka, Fesleğen, Çoban salatası gibi yedi çeşit salatanın da dahil olduğu geniş bir menü sunuyor. İstemeyeceğiniz kadar soğuk mezelerden balık pastırması, midye dolma, balık yumurtası, levrek marine, somon rulo, kabak çiçeği dolması ve birçok çeşit daha... Sıcak mezelerden balık mantısı, istiridye graten, tereyağlı karides, levrek dolma ızgara, şarap soslu kalamar, mavi yengeç dolması, deniz mahsulleri krep ve daha fazlası seçenekler arasında... Ana yemeklerde mull marine, balık kavurma, kağıtta sebzeli balık, balık buğulama, ıstakoz rosting, pullu levrek, tuzda balık, deniz mahsullü paella, günlük mevsim balıkları ve dahası menüde mevcut... Tatlı menüsü ise moulex kaymaklı dondurma eşliğinde, tahinli profiterol, sakızlı muhallebi, pişmaniyeli cheesecake, ayva tatlısı ve daha birçok çeşitten oluşuyor... Sezonunda taze sebze, deniz mahsulleri, balık ve diğer gerekli malzemelere göre menü her sezon değişiyor. Devamlılığını, standardizasyonunu ve ismini korumak amacıyla Yelken restoran zengin tatlar üreterek, üstün sunumlar sunarak, kimlik oluşturarak ve inanılmaz bir ambiyans sağlayarak yıl boyunca çok çalışıyor. Aşçıbaşı Erdoğan’nın fantezi ve yeteneklerini keşfetmemize izin veren, birbirinden lezzetli başlangıçlardan, ince kıyılmış roka salatası, balık pastırması, patlıcan salatası, somon rulo, tereyağında karides, balık mantısı ve mavi yengeç dolmasını denedik. Balık pastırması, patlıcan salatası ve somon rulo aristokratik ve tam anlamıyla tadına doyulmayan lezzetler sundu. Aşçıbaşı Cengar’ın bir çok tadı, sebzeyi, deniz ürününü ve balığı birbiriyle karıştırmayı sevdiği için tüm menüyü tarif etmek çok uzun bir süre alabilir fakat bizim yediğimiz buğulama kırlangıç balığı ve ızgara kalkan’ın uğurunda ölünebilir. Bu gurme restoranın tatlılarına gelecek olursak, kesinlikle cennette yaratıldıklarını söyleyebiliriz. Mutlaka Deniz Mahsullü Paella ve Mull Marine’i deneyin. Büyülü lezzetler...

102


many yachts, fishing boats and ships pass by all day long and what becomes a true dining experience in the evenings with fantastic lights dancing all over the Bosporus. If you would ever like to surprise your loved ones in the summer, this is the spot...romantic, panoramic, superb service and food - what more could you expect? The toilets are spotless and modern in design where each floor has its own ladies and gents which makes the dining experience very comfortable and convenient. The Food I don’t really know where to start with as I have had one of the best culinary experiences in my entire life, in this totally wonderful Mediterranean gourmet seafood restaurant. You can try any course you wish as everything is delicious at this White Gorgeous Palace. Erdogan Cengar, the Executive Chef of this creative gourmet restaurant Yelken, has his own special way of cooking, dressing, grilling, sautéing, mixing and so on and so forth. Each ingredient is another opportunity for the Master Chef to create and to try and surprise his guests. Yelken offers a wide range in its menu including soups such as fish and fisherman`s soup, salads of seven different types, some being: Mediterranean, thinly sliced arugula, pesto, shepherd and much more… Cold starters, as many as you can choose from such as sun dried fish paste, stuffed mussels, fish roe, marinated sea bass, salmon roll, stuffed squash blossoms and many more… Hot starters, such as fish ravioli, oysters au gratin, shrimp in garlic butter sauce, grilled sea bass roll, squid in wine sauce, stuffed blue crab, seafood crepe and more and more are on the menu…The main courses are mules marine ire, broiled fish, roasted lobster, fish in milk sauce, steamed fish, flakes sea bass, salt baked fish, seafood paella, the daily catch and more…The desserts are moulex with ice cream, sesame seed paste profiterole, masting pudding, cotton candy cheesecake, quince dessert and many more … The menu changes seasonally according to seasonal fresh vegetables, seafood, fish and other necessary ingredients. In order to protect its consistency, standardization and reputation, Yelken restaurant works very hard throughout the year to create rich tastes, great presentations, an identity and a fabulous ambiance. We tried the thinly sliced arugula salad, sun dried fish paste, eggplant grilled salad, salmon roll, shrimp in garlic butter sauce, fish ravioli and stuffed blue crab as starters which were sumptuous and allowed us to discover Chef Erdogan Cengar’s fantastical side and talent. The dried fish pastrami, eggplant grilled salad and salmon rolls were very aristocratic and absolutely divine. It would be too long to describe the whole menu as Executive Chef Cengar likes to mix many different flavors, vegetables, seafood and fishes but our steamed red gurnard and grilled turbot were absolutely to die for. As for the desserts of this gourmet restaurant, they were most certainly made in heaven. Make sure you try the Seafood Paella and Mules Marine ire…They are enchanting... 103


Her şeyi inanılmaz lezzetli yapmakla kalmıyor, Şef Erdoğan Cengar aynı zamanda renklerle de harikalar yaratıyor ve her yemek gözler için bir zevk oluşturuyor. Garsonlar da çok misafirperverdi ve her yemeği anlatmak için zaman ayırdılar, öyle ki, bu, hoş ve bitmesini istemediğiniz bir deneyime dönüşüyor.

Everything is not only absolutely delicious but Erdogan Cengar is also particularly gifted with colors and each course is a pleasure for the eyes. The waiters were also very friendly and they took the time to explain the different courses to us, which was comforting and gave you the feeling that you never wanted it to stop.

Bazı referanslar:

Some of the references are:

Aralık 2012 Kobi Girişim Magazin “Bülent Ilgaz ve Enis Yuda Başarısı” Mart 2012 Milliyet Gazetesi “Günlük yeme ve içme rotası” Mayıs 2012 Where İstanbul Yemek Bölümü “en iyi balık restoranlarından biri” olarak seçildi Haziran 2012 Milliyet Gazetesi “Günün Mekanı” Aralık 2012 Akşam Gazetesi “Yeni Yıl için Öneriler” Şubat 2012 Alem Magazin “Sevgililer Günü Bilgisi” Temmuz 2012 Bar Magazin “ Hafta Sonu spesiyalleri; Deniz Ürünleri Paella, Mull Marine ve şaraplar” Şubat 2012 Ford İn Life “ Mükemmel Lezzetlerde Öncüler” Nisan 2012 Gastronomi Magazin “ Ünlü Hafta Sonu Lezzetleri” Şubat 2012 Haber Türk Gazetesi “ Daha fazla sebzesi olan balıkçı” Temmuz 2011 Hello Magazin “ Akdeniz Tatları” Temmuz 2012 Hürriyet Gazetesi “ Deneyin çünkü bütün tatlar burada” Sabah, Mother&Baby, Milliyet Cadde, İstanbul Life, Hürriyet Kelebek, Sofra, Star Pazar, Şamdan Plus, Time Out, Touch İstanbul, Food in Life.

December 2012 Kobi Girişim Magazine “The success of Bülent Ilgaz ve EnisYuda” March 2012 Milliyet Newspaper “Daily food and drink route” May 2012 Where İstanbul Dining Section “shown as one of the best seafood restaurant” June 2012 Milliyet Newspaper “The Venue of the day” December 2012 Akşam Gazetesi “The new year advice” February 2012 Alem Magazine “Valentine’s Day Info” July 2012 Bar Magazine “ Weekend Specialities Seafood Paella, Mules Marine ire and wines” February 2012 Food In Life “Yelken being a leader in great tastes” April 2012 Gastronomy Magazine “ Famous Weekend Tastes” February 2012 Haber Türk Newspaper “ Fishermen with more vegetables” July 2011 Hello Magazine “ Mediterranean Tastes” July 2012 Hürriyet Newspaper “ Taste it as all flavor is here” Sabah, MotherBaby, Milliyet Cadde, İstanbul Life, Hürriyet Kelebek, Sofra, Star Sunday, Şamdan Plus, Time Out, Touch İstanbul, Food in Life.

104


Kritik olarak değerlendirme yaparken, aslında menü, ortam, fiyat ve servise göre genelleme yaparak düşüncelerimizi yansıtıyoruz.

When rating as reviewers, we are actually reflecting the overview according to the menu, atmosphere, cost and service.

Sadece size bir fikir vermesi amacıyla, değerlendirmeler bir ile dört yıldız arasında sınıflandırılır; • Bir Yıldız (kötü); ortalamanın altında bir restoran • İki Yıldız (orta); sadece kabul edilebilir, geri gitmeye acele etmeyin • Üç Yıldız (çok iyi); üstün, unutulmaz • Dört Yıldız (olağanüstü); her şeyden üstün, eşsiz

Just to give you an overall idea, ratings vary from one star to four stars; • One star ( poor ); below average restaurant • Two star ( fair ); just ok, a place not worth rushing back • Three star ( excellent ); superior, memorable • Four star ( extraordinary ); transcendent, a one of a kind

Eleştirmenler olarak biz Yelken Akdeniz Balık Restoranı’nı dört yıldızlı bir mekan olarak değerlendirdik. Ambiyans, yemek ve misafirperverliliği her şeyden üstün ve benzersizdi. Bu eşsiz restoranı tüm arkadaş, aile veya yabancı misafirlere kesinlikle tavsiye ederim.

As reviewers, we considered Yelken Mediterranean Seafood Restaurant as a four star establishment. The ambiance, food and the hospitality were transcendent, one of a kind. I would definitely recommend this unique restaurant to any friend, relative or foreign visitor.

Tekrar, tekrar, ve tekrar geri gitmek isteyeceksiniz. Ortaklardan Ilgaz ve Yuda Bey’e misafirperverliklerinden, Aşçıbaşı Cengar Bey ve ekibine çok iyi yemekler ve diğer çalışanlara gecemizi çok özel bir gece kıldıkları için teşekkür etmek isteriz. Onlara iyi dileklerimi sunar, gelecek senelerde başarılarının devamını dilerim... İletişim detayları: Adres: Köybaşı Caddesi No:58 Yeniköy - İstanbul Telefon: 0 212 262 94 90 Fax: 0 212 299 79 85 Email yelken@yelkenrestaurant.com Web: www.yelkenrestaurant.com

You will want to go back again and again and again. We would like to thank the partners Mr Ilgaz and Yuda for their hospitality, Executive Chef Mr Cengar and his team for such great food and all the other staff for making our evening very special. I wish them all the best and more success through the years. Contact Information Address: Koybaşı Caddesi No:58 Yenikoy - Istanbul Telephone: 0 212 262 94 90 Fax: 0 212 299 79 85 Email: yelken@yelkenrestaurant.com Web: www.yelkenrestaurant.com

105


PASSATEMPO DVD Gürkan Uluçhan

Filmin Adı: Benimle Kal (Stand By Me)

Film Name: Stand by Me

Yönetmen: Rob Reiner

Director: Rob Reiner

Oyuncular: River Phoenix, Jerry O’Connell, Corey Feldman, Kiefer Sutherland, Will Wheaton

Cast: River Phoenix, Jerry O’Connell, Corey Feldman, Kiefer Sutherland, Will Wheaton

Yapım Yılı: 1986

Year of Production: 1986

Türü: Macera, Dram, Korku

Genre: Adventure, Drama,Thriller

Konu: 1950’lerde geçen film, ergenliğe yeni girmiş dört kafadar gencin Oregon ormanlığında kayıp bir çocuğun cesedini aramalarını konu ediniyor. Yol boyunca daha da yakınlaşan çocuklar, birbirleri hakkında pek çok şey keşfedeceklerdir. Ancak kasabanın serserileri de onların peşindedir.

Storyline: The movie takes place in the 1950s and it is about the search by four close teenager friends of the body of a lost boy in Oregon woodlands. Boys get closer along the ways and discover many things about each other. However, the bullies of the town are after them.

Bu filmi izlemeniz için 5 neden:

Five reasons to watch this movie:

1- Film, korku edebiyatı ustası Stephen King’in ‘Ceset’ adlı başarılı romanından uyarlandığı için. 2- Bu filmden sonra ünlenen erkek oyuncuların çocukluklarını izlemek için. 3- Filmdeki nostaljik lezzetler ve şarkılar için. 4- Etkileyici bir dostluk filmi izlemek için. 5- Usta yönetmen Rob Reiner için.

1- The movie is an adaptation from Stephen King’s successful horror story ‘the Body’. 2- To see the childhoods of the male actors who got famous after this movie. 3- For the nostalgic touches and songs in the movie. 4-To see an intense friendship movie. 5- For the successful director Rob Reiner.

106


PASSATEMPO VİZYON

Filmin Adı: Jack Reacher

Film Name: Jack Reacher

Yönetmen: Christopher McQuarrie

Director: Christopher McQuarrie

Oyuncular: Tom Cruise, Rosamund Pike, Richard Jenkins, Robert Duvall

Cast: Tom Cruise, Rosamund Pike, Richard Jenkins, Robert Duvall

Yapım Yılı: 2012

Year of Production: 2012

Türü: Aksiyon- Gerilim

Genre: Action – Thriller

Konu: Usta bir nişancı tarafından vuruldukları anlaşılan 5 cinayet kurbanını inceleyen polis, kısa süre içerisinde katili yakaladığına inanır ve hapse atar. Fakat sanık, masum olduğunu iddia eder. Uzman bir araştırmacı olan Jack Reacher, gerçeği ortaya çıkarmak için tehlikeli bir maceraya atılır.

Storyline: The police investigate a murder case where five victims were shot by a professional gunman. In a short while they arrest the man they think is the killer and put him in jail. However, the suspect claims that he is innocent. Investigator Jack Reacher finds himself in a dangerous adventure in search of the truth.

Bu filmi izlemeniz için 5 neden:

Five Reasons to watch this movie:

1- Aksiyon filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu Tom Cruise için. 2- Lee Child mahlasını kullanan İngiliz yazar Jim Grant’ın yarattığı efsanevi Jack Reacher karakterini sinemada izlemek için. 3- Filmin senarist ve yönetmeni Oscar’lı Christopher McQuarrie için. 4- Zekice kurgulanmış, iyi bir aksiyon- suç filmi izlemek için. 5- Ustalıkla kotarılmış yan karakterler için.

1- For the irreplaceable actor of action movies Tom Cruise. 2- To see Jack Reacher, a legendary character created by British author Jim Grant, who uses Lee Child as a pseudonym. 3- The Oscar award winner scriptwriter and director Christopher McQuarrie. 4- To see a cleverly designed, good action – crime movie. 5- For the successfully acted side characters. 107


?

AKIL SORULARI / MENTAL PUZZLES

MEGAMIND MANTIK SORULARI

Gürkan GürkanUluçhan Uluçhan

1- Bir antikacı, antika bir saati müzayededen 300.-TL’ye satın aldı. Bir süre sonra bunu 500.-TL’ye sattı. Daha sonra aynı saati 700.-TL’ye geri aldı, sonra da 1,000.-TL’ye sattı. Bu durumda antikacının karı ne kadardır?

2- 51 tenisçi eleme usulüyle, (bir kez yenilenin eleneceği şekilde) şampiyonun belirlendiği bir turnuvadaydı. Şampiyonun belirlenebilmesi için kaç karşılaşma yapılacaktır? 3- Bir damacana şarap (depozitolu) 300 TL, depozitosu ise 50 TL. 30 boş damacana ile kaç damacana şarap alınabilir? 4- “Hiç var olmadım, ama daima var olacağım, Beni asla hiç kimse görmedi ve göremeyecek. Yine de bu yer küresinde herkesin ümidi, Yaşayan ve nefes alan herkesin güvencesiyim. Ben neyim?”

1- Antikacının ödediği toplam para = 300 + 700 = 1,000.-TL Kazandığı toplam para = 500 + 1,000 = 1,500.-TL Bu durumda antikacının 500.-TL tutarında bir kazancı vardır. 2-Bu durumda, şampiyon dışındaki herkesin bir kez yenilmesi gerekeceğine göre 50 karşılaşma yapılacaktır. 3- 30 boş damacana 30X 50 = 1,500.-TL 1,500.-TL’ye 5 damacana şarap alınabilir. 4-Yarın. Cevaplar:

108


? MEGAMIND MENTAL PUZZLES 1- An antiquarian bought a clock for 300 TL from an auction. Later, he sold it for 500 TL. A while after, he bought the same clock for 700 TL and sold it for 1000 TL. How much did the antiquarian profit?

2- There were 51 tennis players at a tournament where those defeated only once would be eliminated, and the remaining player would be the champion. How many games should be played for the champion to be determined? 3- A carboy of wine, with deposit, is 300 TL and the deposit is 50 TL. With 30 empty carboys, how many carboys of wine can be bought?

4- “I have never been, yet I will always be, Nobody has ever seen me and nobody will. Still I am everybody’s hope on the globe, and the pledge for all living and breathing creatures. What am I?”

1- The total money paid by the antiquarian = 300 + 700 = 1,000 TL The money he earned = 500 + 1,000 = 1,500.-TL Therefore, the antiquarian profited 500.-TL. 2- Everyone except the champion should be defeated once, so there has to be 50 games. 3- 30 empty carboys 30x50 = 1,500.-TL 5 carboys of wine can be bought for 1,500.-TL. 4- Tomorrow. Answers:

109


7 8 1 5 9 3 4 6 2

3 5 6 1 7 9 2 8 4

8 1 7 4 5 2 6 3 9

4 9 2 3 8 6 1 7 5

2 7 8 6 1 5 9 4 3

6 3 5 9 2 4 7 1 8

1 4 9 7 3 8 5 2 6

2

4 2 5 1 8 6 7 3 9

1 7 9 2 4 3 6 8 5

8 3 6 9 5 7 2 4 1

6 1 2 8 9 5 3 7 4

7 9 4 3 6 2 1 5 8

5 8 3 7 1 4 9 2 6

2 6 8 5 3 9 4 1 7

3 4 1 6 7 8 5 9 2

9 5 7 4 2 1 8 6 3

3

7 2 4 6 9 1 8 5 3

5 9 1 4 8 3 6 7 2

6

6 3 8 7 2 5 9 1 4

4 1 3 9 5 6 2 8 7

8 5 2 3 1 7 4 6 9

9 7 6 2 4 8 5 3 1

3 4 7 5 6 2 1 9 8

1 6 9 8 3 4 7 2 5

2 8 5 1 7 9 3 4 6

4

9 7 4 1 2 6 5 8 3

4 1 2 6

5 8 7 9

2 7 2 8 8 9 9 7 2

1 2 8 4

6

5

8 3 7

2 1 8 7

2

1

5 2 4 8 6 1 3 9 7

7 6 3 5 8 4 6 3 4 5 1 8

1 8 3 4 9 7 3 2 5 8 1 4 5 2 8 7

1 3 5 4 8 7 9 2 6

6 2 8 5 9 3 4 7 1

4 6 2 8 7 9 1 3 5

3 1 7 6 5 2 8 9 4

5 8 9 3 4 1 7 6 2

8 9 3 2 1 5 6 4 7

8 9

2 4 1 7 6 8 3 5 9

7 5 6 9 3 4 2 1 8

8 3 2 9

9 6 3 2 4 7 8 5 1

110

1 6 8 3 5 2 4 7 8 9 7 1 3 2 4 6 8 5 5 7 9 2 4 2 7 9 6

3 7 2 9 3 5 9 2

5 3 7

6 3 8

4 7 1

8 2 1 9 3 4 8 1 9 7 5 8 6

1 9 6 2 8

4 5 1 2

SUDOKU BULMACA / PUZZLE


ACİL NUMARALAR / EMERGENCY NUMBERS

KKTC’yi ziyaret edenler için önemli numaralar

Important telephone numbers for visitors to the TRNC

KKTC Ekonomi Bakanlığı:

0392-22-86838

TRNC Ministry of Economy:

0392-22-83594

KKTC Tarım ve Orman Bakanlığı:

0392-22-83594

TRNC Ministry of Agriculture and Forestry:

0392-22-83594

KKTC Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı:

0392-61-12000

TRNC Ministry of the Environment and Natural Resources: 0392-61-12000

Lefkoşa - Turizm Bakanlığı Danışma Bürosu:

0392-22-89629

Nicosia – Ministry of Tourism Information Office:

0392-22-89629

Lefkoşa Türk Belediyesi:

0392-22-85221

Nicosia Municipality:

0392-22-85221

Lefkoşa Derviş Paşa Müzesi:

0392-22-73569

Nicosia Dervish Pasha Museum:

0392-22-73569

Lefkoşa Kütüphane ve Taş Eserleri Müzesi:

0392-22-84349

Nicosia Library and Lapidary Museum:

0392-22-84349

Lefkoşa Lüzinyan Evi:

0392-22-71285

Nicosia Lusignan House:

0392-22-71285

Lefkoşa Mevlevi Tekke Müzesi:

0392-22-71283

Nicosia Mevlevi Dervish Lodge:

0392-22-71283

Lefkoşa Polis:

0392-22-83311

Nicosia Police Station:

0392-22-83311

Lefkoşa Devlet Hastanesi:

0392-22-85441

Nicosia State Hospital:

0392-22-85441

Lefkoşa Yakın Doğu Ünv. Hastanesi Acil Servis

0392-153

Nicosia Near East Univ. Hospital Emergency Service

0392-153

Lefkoşa Elektrik Arıza:

0392-22-75557

Nicosia Electricity Repairs:

0392-22-75557

Lefkoşa Galeria Cinema:

0392-22-77030

Galleria Cinema:

0392-22-77030

Lefkoşa Mısırlızade Sineması:

0392-22-89698

Nicosia Mısırlızade Cinema:

0392-22-89698

Lefkoşa Lemar Cineplex:

0392-22-35395

Nicosia Lemar Cineplex:

0392-22-35395

Gazimağusa Turizm Danışma Bürosu:

0392-36-62864

Famagusta Tourism Information Office:

0392-36-62864

Gazimağusa Belediyesi:

0392-36-64556

Famagusta Municipality:

0392-36-64556

Gazimağusa Canbulat Müzesi:

0392-36-65498

Famagusta Canbulat Museum:

0392-36-65498

Gazimağusa St. Barnabas Müzesi:

0392-36-48331

Famagusta St. Barnabas Museum:

0392-36-48331

Gazimağusa Yeni İskele İkon Müzesi:

0392-37-12933

Famagusta-İskele Icon Museum:

0392-37-12933

Gazimağusa Devlet Hastanesi:

0392-36-48986

Famagusta State Hospital:

0392-36-48986

Gazimağusa Elektrik Arıza:

0392-36-65514

Famagusta Electricity Repairs:

0392-36-65514

Gazimağusa Galeria Sinema:

0392-36-51270

Famagusta Galleria Cinema:

0392-36-51270

Girne Belediyesi:

0392-81-51884

Kyrenia Municipality:

0392-81-51884

Girne Akçiçek Hastanesi:

0392-81-52266

Kyrenia Akçiçek State Hospital:

0392-81-52266

Girne Barış ve Özgürlük Müzesi:

0392-82-18616

Kyrenia Peace and Freedom Museum:

0392-82-18616

Girne Bellapais Manastırı:

0392-81-57540

Kyrenia Bellapais Abbey:

0392-81-57540

Girne Güzel Sanatlar Müzesi:

0392-81-52287

Kyrenia Fine Arts Museum:

0392-81-52287

Girne Kalesi ve Müzeleri:

0392-81-52142

Kyrenia Castle and Museum:

0392-81-52142

Girne Halk Sanatları Müzesi:

0392-81-57688

Kyrenia Folk Art Museum:

0392-81-57688

Girne Galleria Sinema:

0392-81-59433

Kyrenia Galleria Cinema:

0392-81-59433

Girne Lemar Cineplex:

0392-82-23399

Kyrenia Lemar Cineplex:

0392-82-23399

Güzelyurt Belediyesi:

0392-71-42018

Omorphou Municipality:

0392-71-42018

Güzelyurt Müzesi:

0392-71-42202

Omorphou Museum:

0392-71-42202

Sağlık Sorunları:

0392- 112

Health Problems:

0392-112

Yangın:

0392- 199

Fire:

0392-199

Orman Yangını:

0392- 177

Forest Fires:

0392-177

111


112


PassatempoXp 22  

Magazine of Cyprus

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you