Page 1

G Ü N C E L BİYOLOJİ D E R G İ S İ YIL 3 HAZİRAN 2014

20

KOMODO EJDERİ

ROBERT HOOKE

CAMDAN PALAJ

GERİARTİ


Editörden Değerli Kapsul Plus Okuyucuları; Yenilenmiş formatımızın istikrarı olarak gördüğümüz bir sayı daha sizlerle

Bir ağaç, herhangi bir prensten daha soyludur. (Alexander Pope)

buluştu. Konularımızın kalitesi olsun okuyucu kitlemiz olsun bunu doğrular nitelikte. Siz değerli okurlarımızın görüşleriyle yeniliğimizi sürdüreceğimizden emin olabilirsiniz. İçeriğe bakacak olursak, 'Bir yandan Sevinelim, Bir Yandan Düşünelim' yazımızla Amerika'da yaşayan ve ilk kadın Profesör olan Hayat Anyüksel'in araştırması yer alıyor. Kanserli hücre üzerine çalışmalarını beyin göçü üzerinden anlatan bir keşfediş bilim öyküsü araştırmanın temel konusu. Daha sonra ‘Kanser immünolojisine Moleküler Biyolojik Yaklaşım’ yazısıyla Uzman Dr. Aysel Yurtsever'in bilimsel makalesi yer almaktadır. Sayfayı çevirmeye devam ettiğinizde Kalifornia eyaletinde dikkatinizi ve beğeninizi çekeceğine inandığımız,göz zevkinizi dolduran, camdan ve herkesin görmesi gerekli büyüleyici bir plaj sayfalarımız arasında gizli tutulmaktadır.Canlılar dünyasından bu ay Komodo Ejderini işledik,dünyanın en büyük kertenkele çeşidi olmasıyla dikkat çeken,50 yıl kadar yaşayabilen ve ilginç beslenme şekilleriyle diğer hemcinslerinden ayrılan bir canlı Komodo ejderi. Bitkiler dünyasından Lotus çiçeği okuyucuların zevkine sunulan bitkimiz olup,mühendislikte bile kullanım alanı gösteren özellikleri sınırsız bir bitki. Hayatı incelenmeyi hak kazanmış bir bilim adamı olan Robert Hooke , bir fizikçi olmasına rağmen hücreyi ilk defa incelemiş bir bilim insanı. Belirli günler ve haftalar köşemizde içinde yaşadığımız ve günden güne kirlilikle mücadele eden Çevre Haftasının önemini vurguladık. Tanıtılmasını gerekli bulduğumuz ne meslekler varmış diyeceğiniz Geriatri bir yaşlılık hekimliliğidir ve dikkate şayan bir konusu vardır. Güncel haberleri takip etmek ise sadece iki parmağınızı yoracak uzaklıktadır. İlgilenenlerin, bu sayıyı da keyifle okuyayım da neler öğreneceğim bakalım diyenlerin dikkatine! Keyifli yolculuklar…

Kapsül Plus Ailesi


DANIŞMAN Doç.Dr.Fulya Dilek Gökalp MURANLI fulyadilek@trakya.edu.tr

GENEL YAYIN YÖNETMENİ

dkmn.aslihan@gmail.com Özge BİÇEROĞLU ozge_mgmgma@hotmail.com

GRAFİK TASARIM/BASKI

mos.com.tr 0212 274 8948

İLETİŞİM BİLGİLERİ kapsulplus2013@gmail.com kapsulplus2013@outlook.com.tr https://www.facebook.com/KapsulPlus2013 https://twitter.com/kapsulplus http://issuu.com/kapsulplus2013 http://kapsulplus.blogspot.com/

CAMDAN PLAJ

ÇEVRE KORUMA HAFTASI

GERİATRİ

HABERLER

içindekiler

Aslıhan DİKMEN

23

EDİTÖRLER

20>22

emcey_16@gmail.com

12

13>19

Emine Ceyda SÖZÜER

KANSER İMMÜNOLOİSİNE MOLEKÜLER YAKLAŞIM

KOMODO EJDERİ

26>27

tayfungozler@yandex.com

CANLILAR DÜNYASI

24>25

Tayfun GÖZLER

ROBERT HOOKE

10>11

GENEL YAYIN KOORDİNATÖRLERİ

BİRAZ SEVİNELİM BİRAZ DÜŞÜNELİM

8>9

metearslankonak@gmail.com

4>7

Mete Arslan KONAK


BİR YANDAN SEVİNELİM BİR YANDAN DÜŞÜNELİM Amerika'da yaşayan Türk bilim insanı kanserde çığır açacak bir çalışmaya imza attı. Dünyanın en iyi eczacılık fakültelerinden biri sayılan ABD'deki Illinois Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nin ilk kadın profesörü Hayat Önyüksel, kanserli hücreleri tamamen yok eden bir ilaç geliştirdi

rof. Dr. Hayat Önyüksel, 20 yıllık

çalışma sonucunda kanserli hücreleri tamamen yok eden bir ilaç geliştirdi.Sadece kanserli bölgeyi hedef alan ve hiçbir yan etkisi olmayan ilaç hayvanlar üzerinde çok başarılı sonuçlar verdi DİREKT HÜCREYİ BULUYOR 2003'te Illinois Üniversitesi tarafından kanser ilaçları alanında yaptığı buluşlar ve araştırmalar nedeniyle "Yılın Mucidi" ve ayrıca aynı yıl "Yılın Kadını" seçilen Prof. Önyüksel BUGÜN'e konuştu. Bu ödülleri aldığı sırada henüz çalışmalarına yeni başlayan Önyüksel, çalışmalarında geldiği son noktayı aktardı: Kanser hücrelerinin çeperinde çeşitli uyarıları alabilen bir protein (reseptör) saptadık. Laboratuvarımda geliştirdiğimiz hedeflendirilmiş kanser nano ilaçlarını yani 'Nanomedicines'i, kana enjekte ediyoruz. Kana giren 'Nanomedicines, reseptör aracılığı ile önce hücreyi buluyor. Ardından kanserli hücreye girip tamamen hücreyi yok ediyor. Bunu hem laboratuvar deneylerimizde hem hayvanlar üzerindeki gösterdik. HİÇBİR YAN ETKİSİ YOK Geliştirdiğimiz ilaçların en büyük avantajı sadece hasta bölgeye hedeflenmesi ve sağlıklı bölgeye hiçbir zarar vermemesi. Böylece yan etkileri söz konusu değil. İlacı verirken direkt kansere enjekte etmiyoruz. İlacı kana veriyoruz. Nanomedicine kanda dolaşıp kanserli dokuyu kendi başına buluyor. Sadece bilinen bir kanseri değil başka yere sıçramış (metastaz) bir kanseri de bulup yok edebilir. 5 YIL SONRA PİYASADA Bu gelişmeler çok heyecan verici. Şayet bu hedefli tedavi hastaların kullanabilecek haline geliştirilebilirse kanser ve romatizma gibi bir takım hastalıklar için en etkin tedavi yöntemi olacak. Bu şekilde hastaların

tamamen iyileştirilmesi mümkün olacak. Ancak bunun için para ve zamana ihtiyaç var. Ne yazık ki ekonomik nedenlerden dolayı bugün insanlar böylesi yatırımlara girmiyor. Parası olanlar kısa zamanda geri dönüşü olan işlere yatırım yapıyor. Eğer gerekli yatırım yapılırsa önümüzdeki 5 yıl içinde insanlar üzerinde de deneyip piyasaya sürebileceğiz. Yeni hedefimiz kanserli kök hücre Yeni araştırmalarında 'Kanserli hücreyi öldürürken acaba kanserli kök hücreyi de mi öldürüyoruz' sorusuna cevap aradıklarını söyleyen Prof. Dr. Hayat Önyüksel, "Bir kanser dokusu düşünün, ilacı bu dokuya uyguladığınızda kanser hücrelerini öldürüyor. Kanser büyükken gözle görülemeyecek kadar küçücük oluyor ve kanserin öldüğü düşünülüyor. Başta 'tamamen bitti' dediğimiz kanser 5 sene sonra kanser kök hücrelerinin etkinliğinden tekrar ortaya çıkabiliyor. Bu kök hücreler çok tehlikeli. Tedavide yani kemoterapide bu kök hücrelerin de öldürülmesi gerekiyor. Biz aynı reseptörlerin kök hücrelerin üzerinde de etkili olduğunu kanıtladık. Bu nedenden ilacın kanserli kök hücreyi de öldürebileceğini düşünüyoruz. Zira laboratuvar deneylerimizde bunu kanıtladık. Sıra hayvanlar üzerinde denenmesine geldi. Eğer hayvanlar üzerinde yaptığımız deneylerde aynı sonucu alırsak o zaman ilacımız kanserli kök hücreyi de öldürüyor diyebileceğiz" diye konuştu. Türkiye'den mecburen ayrıldım Türkiye'den hiç istemeyerek, mecbur kaldığı için ayrıldığını söyleyen Prof. Dr. Hayat Önyüksel, "Ama Amerika'da yaptıklarımdan çok mutlu oldum. Bundan sonra Türkiye'ye gelmeyi düşünsem bile bu pek mümkün değil. Orada kurulu bir düzenim var. Buraya dönmek her şeyi sıfırdan başlamak gibi olur benim için. Türkiye daha işin başında ve kuruluş safhasında. Ancak ileride daha güzel çalışmalar çıkacaktır. Türkiye'ye benim gibi belli seviyeye gelmiş kişilerden ziyade yeni yetişmiş enerji ve fikirlerle dolu kişileri bulup iyi olanaklar verilmeli. Bu şekilde başarı elde edilmesi mümkün" dedi Prof. Dr. Hayat Önyüksel'in ortaya koyduğu bilimsel veriler tüm kanserli hastaların umutla beklediği ilaç olabilir mi? Bunu sonraki çalışmalar ve zaman gösterecek. Ancak şu açıktır ki yıllardır söylenen ancak önüne geçilemeyen gerçek ile bir kez daha yüzleştik; BEYİN GÖÇÜ! Bizim insanımızın başarısı, bizim ülkemizim başarısı olabilirdi. Yani “Sevinelim ve Düşünelim” Hala istenilen seviyede olamamamızın sebebi bilime destek için çok geç kalmamız. Bir telgraf Prof.Dr. Sadi Irmak'ın bir bilim adamı olarak yetişmesine ve ülkesine hizmet etmesine sebep olmuş.

4>5

P


Prof.Dr.Sadi Irmak'ın kaleminden öğrencilik yıllarında gelen telgraf: “İstanbul Üniversitesi'nde öğrenci olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm:“Avrupa'ya talebe yollanacaktır. “ Allah Allah, dedim! Ülke yıkık dökük, her yer virane, Lozan yeni imzalanmış, bu durumda Avrupa'ya talebe… Lüks gibi gelen bir şey… Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına Atatürk, “Berlin Üniversitesi'ne gitsin.” diye yazmış. Vakit geldi, Sirkeci Garı 'ndayım; ama kafam çok karışık. Gitsem mi, kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı? Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir post müvezzi ismimi çağırdı.“Mahmut Sadi! Mahmut Sadi! Bir telgrafın var.” “Benim” dedim. Telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu: “Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.” İmza Mustafa Kemal Okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım. “Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme” dedim.” “Düşünün 1923 te o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerde, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi?” Çok başarılı oldum. Ülkeme alev olarak döndüm. Önce Istanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü'nü kurdum. Kürsü başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım. Ben kim miyim? Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamı Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak'ım.”

Mustafa Kemal Atatürk' ten beri her bir olumsuzlukta her bir kötü şartta hep bir kurtarıcı bekledik. Bir şeyler yapmak yerine ezelden beri bu kötü mirası kalıtsal hastalık taşıyan bir gen gibi nesillerce aktardık. Artık bir kurtarıcı bekleyemeyeceğimizi ve yol haritamızın ne olduğunu onun sözüyle anlatarak bitirmek istiyorum. ' Şayet bir gün, çaresiz kalırsanız bir kurtarıcı beklemeyin, kurtarıcı kendiniz olun ' Umarım bu sözler bu vatanın bilim çitasını çağdaş uygarlıklar düzeyinin üzerine çıkarmak isteyenler için bir ilham kaynağı olacaktır. . .

Kaynaklar: http://saglik.bugun.com.tr/turk-profesor-kanseri-yendi-haberi/204588 http://yeniyasamokulu.com/iki-satirlik-telgraf-ve-ataturk.html

ZAFER ŞAKACI /TRAKYA ÜNİVERSİTESİ BİYOLOJİ BÖLÜMÜ

zafer54gs@gmail.com

6>7

Yeni araştırmalarında 'Kanserli hücreyi öldürürken acaba kanserli kök hücreyi de mi öldürüyoruz' sorusuna cevap aradıklarını söyleyen Prof. Dr. Hayat Önyüksel, "Bir kanser dokusu düşünün, ilacı bu dokuya uyguladığınızda kanser hücrelerini öldürüyor. Kanser büyükken gözle görülemeyecek kadar küçücük oluyor ve kanserin öldüğü düşünülüyor. Başta 'tamamen bitti' dediğimiz kanser 5 sene sonra kanser kök hücrelerinin etkinliğinden tekrar ortaya çıkabiliyor. Bu kök hücreler çok tehlikeli.’’ dedi.


aa

Bir şişe mantarından incecik bir parça kesip onu mikroskop altında incelediğinde, bu kesitin gözenekli bir yapıda olduğunu gördü. Manastırlarda rahiplerin kaldığı hücrelere benzedikleri için, bu gözeneklere “hücre” adını verdi.

Kaynaklar

http://tr.wikipedia.org/wiki/Robert_Hooke http://www.hayatimizfen.com/?pnum=154&pt=Robert+Hooke http://www.kimdirnedir.com/robert-hooke-kimdir.html

8>9

ROBERT HOOKE

Robert Hooke, (d. 18 Temmuz 1635 – ö. 3 Mart 1703) hem teorik hem de pratik açıdan yaptığı çalışmalarla bilimsel rönesansta büyük rol oynamış doğa felsefecisi , mimar , mühendis , filozof ve bilimadamıdır.'' Robert Hooke, bilim dallarından özellikle biyolojiye daha küçükken ilgi duymuştur. Daha sonra kilisede çalışan üç abisi gibi onun da iyi bir eğitim alıp kiliseye katılacağı düşünülüyordu. Ancak, ailesi, Hooke'un çalışırken kronik baş ağrılarından dolayı çok yaşamayacağından korkup okuldan almışlardır. Wight Adası'ndaki Freshwater'da doğan Hooke, ilköğretim eğitimini Isle of Wight'ta aldıktan sonra, 13 yaşında, Dr. Busby'nin altında Westminster Okulu'nda almıştır. 1653'te, Hooke, Oxford'daki İsa Kilisesi'nde koroculuk yerini aldı. Burada, Robert Boyle'la tanışıp onun asistanlığını yaptı. Boyle, bir matematikçi olmadığından, ideal gaz yasasının bir parçası olan Boyle yasasını, formülize edenin Hooke olma ihtimali yüksektir. Hücre ilk defa 1665 yılında bir ingiliz bilim adamı olan Robert Hooke tarafından ölü mantar dokusunda boş odacıklar şeklinde keşfedildi. Robert Hooke incelemeleri sırasında gördüğü bu odacıklara hücre (cellula) adını verdi. İleriki yıllarda bu odacıkların boş olmadığı içinde canlıların yaşamsal olaylarını gerçekleştiren en küçük organizmalar olduğu anlaşıldı. Hooke yasası olarak bilinen ( σ = E.Ԑ Gerilme = ELastisite Modülü*Birim uzama ) in mucididir. Hooke Yasası elastik deformasyon durumunda mühendislerin kullandığı başlıca kanunlardan biridir. En başarılı yapıtı, 1665'te yayınlanan Microsgraphia'dır. Bu, içinde çok güzel resimler bulunan ünlü bir mikroskobik araştırma kitabıdır. Kitapta, ilk kez bir at sineğinin, bir pirenin ayrıntılı yapıları gösterilmekte ve bir sineğin bileşik gözü incelenmekteydi. 3 Mart 1703 'te 68 yaşında Londra'da öldü.


CANLILAR DÜNYASI

Lotus

(Nelumbo)

Bilinen bazı kültür çeşitleri: N. aureavallis N. lutea Willd N. nucifera Kaynaklar http://www.bilgiustam.com/lotus-bitkisi-ve-inanilmaz-ozellikleri/ http://www.pfaf.org/user/Plant.aspx?LatinName=Nelumbo+nucifera http://en.wikipedia.org/wiki/Nelumbo_lutea

10-11

Lotus ya da diğer adıyla su nilüferi, genellikle çamurlu nehir yatağında ya da durgun sularda yetişen geniş yapraklı, kokulu ve parlak çiçek açan bir Nymphaea bitkisidir. Yaprakları ve çiçekleri içerisinde hava bulunduran uzun sapları sayesinde suda yüzer. Büyük çekici çiçekleri birbiri üzerine simetrik şekiller oluşturacak şekilde yatan taç yapraklarına sahiptir. Kök işlevleri yelpaze şeklinde yatay olarak suyun altındaki çamur boyunca uzanan kök saplarıyla sağlanır. Lotus Çiçeği mikrop öldürücüdür. Havuzlarda süs bitkisi olarakta kullanılabilir. Lotus bitkisi, ” gerçek nazik çiçekler” olarak bilinmektedir. Lotus bitkisi çamurlu ve kirli ortamlarda yaşamaktadır. Lotus bitkisinin muhteşem özelliği ise bu kadar kirli ve çamurlu bir ortamda yetişmesine rağmen yapraklarının tertemiz olmasıdır. Bu olayın gerçekleşme şeklini inceleyecek olursak; Lotus bitkisi üzerine en ufak toz parçası geldiğinde hemen yapraklarını sallar ve tozu belli bölgeye doğru iter. Ve yağmur yağmaya başladığında ise yağmur damlalarını aktif bir biçimde kullanarak temizlenir. Yaprağının üzerine düşen yağmur damlalarının üzerindeki kirli bölgelere aktarmaktadır. Lotus çiçeği genel olarak Nelumbo diye tabir edilen yağmur ormanlarında yetişmektedir. Lotus bitkisinin bu özelliği mimari alanda bir çok projeye örnek olmuştur. Binaların dış kaplaması lotus bitkisinin yapraklarına benzetilmektedir. Böylece yağmur yağdığında bina yüzeyi daha çok temizlenmektedir. Daha iyi bir temizlenme sağlanması için benzer özelliklere sahip boyalar üretilmiştir. Lotus çiçeği çeşitli mit ve efsanelere konu olmuştur. Budizm ve Hinduizm'de mükemmelliğin sembolüdür. Mısır kültüründe güneşi ve yeniden doğuşu simgelemektedir. Hint lotusu Hindistan ve Vietnam'ın ulusal çiçeğidir. En eski Budist sutralardan birinde, lotus yapraklarının üstündeki çiğ damlacıkları ve lotus tohumları arzuyla kirlenmemiş hayatı ifade eder. Lotus tohumunun içindeki besleyici beyaz özsuyu, "insanların Budist doğasına" benzetilir. Küçük lotus çanağı ve tohumular, insanın iç dünyası gibi geniş ve sınırsız kabul edilmiştir. Tohumları taşıyan çanak insan ruhuna açılan kapı gibidir.


(Varanus komodoensis)

Komodo ejderi (Varanus komodoensis) , dünyanın en büyük kertenkele çeşididir. Komodo ejderi 3 m. boyunda uzunluğunda ve 140 kilo civarındadırlar. Adına ejder denilmesine karşın aslında bir varan çeşididirler. Endonezya'ya bağlı Komodo, Rintja ve Flores adalarında bulunurlar. Otlak alanları tercih ederler. Komodo ejderleri iyi yüzer ve tırmanırlar ve gün boyunca aktiftirler. Yılanlarda olduğu gibi, uzun, çatallı dillerini kullanarak yiyecekleri bulurlar. Başlıca besinleri hayvan leşleridir. Aynı zamanda geyik ve yaban domuzu da avlarlar. Komodo ejderleri manda kadar iri hayvanları bile öldürebilirler. Salyasında çoğu tehlikeli 50'den fazla çeşit bakteri bulunur. Yemeklerinden geriye hiçbir şey bırakmazlar. Dişileri her yıl on beş civarında yumurta yaparlar. Onları yere gömüp, kuluçkaya yatarlar. Komodo ejderleri 1912 yılında Komodo adasındaki araştırmalara kadar doğal çevreleri dışında bilinmiyordu. Uzunluklarının 7 metrenin üzerine çıktığı iddia ediliyordu, fakat bilinen en büyük örnek, 3,50 metre boyunda ve 166 kg. ağırlığındadır.

KANSER İMMUNOLOJİSİNE MOLEKÜLER BİYOLOJİK YAKLAŞIM

‘’İmmun sistemi etkileyen bazı genetik ve edinsel hastalıklar sonucu maligniteye eğilim artarken tumör, immun servayansdan kaçıp kurtulur. Immun düzenleme geçiren tümöre muamele etmek daha zordur.’’ Kanser immunolojisi 3 başlık altında incelenmektedir. Birincisi, tumor antijenleri, ikincisi effektör mekanizmalar, üçüncüsü ise kanserin immuniteden kaçış mekanizmalarıdır. Tümor antijenleri, organizmada immun yanıtı uyaran tümore ait antijenik yapıların tümünü, effektör mekanizmalar, tumore ait antijenik yapıya karşı yanıt veren hücresel ve humoral immun mekanizmaları, kanserin immuniteden kaçış mekanizmaları ise immun yanıtın kanser

Kaynaklar: http://tr.wikipedia.org/wiki/Komodo_ejderi http://www.discoveranimal.com/surungenler/kertenkeleler/komodo-ejderi.html http://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/canlilar/animalia/omurgali/reptilia/kertenkeleler.htm

üzerinde etkili ve geriletici olmasını önleyen mekanizmaları irdeler (1).

12-13

CANLILAR DÜNYASI Komodo Ejderi

Komodo Ejderi'nin ısırığında yılana benzer bir zehir bulunur. Bu zehir kurbanlarını şoka sokar, kanın pıhtılaşmasını engeller, kan akışının hızlanmasına, böylelikle kan basıncının düşmesine ve bilincinin kapanmasına neden olur. Ayrıca Komodo Ejderi avını ısırdıktan sonra hemen yemeyebilir, avı zaten girdiği şok sonucu öleceğinden daha sonra geri dönüp beslenebilir. Yavru komodolar böcekler, kertenkeleler, kemiriciler, yere yuva yapan kuşlar ve onların yumurtalarıyla beslenirler.Büyükler leş yerken eti pençe ve dişleriyle parçalar.İri et parçalarını olduğu gibi yutarlar.Bir komodonun bir geyiğin bütün arka kısmını, bir başkasının bir maymunu olduğu gibi yuttuğu görülmüştür. Aynı zamanda dişi komodo ejderlerinin içinde erkek üreme hücresi oluşturacak bir kısım bulunur ve bu kısım zor durumlarda kullanılarak dişinin kendi kendine üremesini sağlar. Yeni doğan komodo ejderleri kendi başlarının çaresine bakmak zorundadırlar ve pek çoğu savunmasızdır. Bu yüzden çoğu yavru ilk yıllarında pek çok yırtıcıya, yamyam yetişkinler dahil, yem olurlar. Yavrular yetişkinliğe kadar olan sürelerini daha güvenli ve potansiyel av olan böceklerle dolu ağaçlarda geçirirler. Yavruların yetişkinliğe ulaşması 1-2 yıl sürer ve yetişkinliğe ulaştıktan sonra genellikle 50 yıl yaşarlar. Yamyamlık, hemen herşeyi yiyebilme ve yüzme yeteneği komodo ejderlerine adada hayatta kalma şansı sağlar; fakat aslında bu tür şu anda adada soyu tükenmiş bir pigme fil türünü avlamak üzere evrimleşmişlerdir. Komodo ejderlerinin soyu insan baskısı yüzünden tehlike altındadır. Kolayca yayılabilmelerine rağmen insanların onların adalarına yerleşmesi, komodo ejderlerini ve onların avlarını avlamaları türü soy tükenmesiyle karşı karşıya getirmiştir. Ortalama bir sürüngene göre oldukça zekilerdir. Yalnızca birkaç hayvanat bahçesinde ve doğal parklarda görülürler. Türü ehlilleştirmek imkansız ve tehlikelidir.


E n fe k s iy o n e tk e n le r i

İ lg ili K a n s e r

oluşturabilen maddedir. Antijenler

İn s a n p a p illo m a v ir u s u

genellikle protein ve polisakkarit

H e p a tit B / C v iru s u

S e rv ik a l k a n s e r V u lv a , v a g in a , p e n is , a n u s , o ra l k a v ite , o ro fa rin k s k a n s e rle ri H e p a to s e lü le r k a rs in o m a

1.

Tümör antijenleri

Antijen, vücuda girdiğinde antikor

yapısında canlı organizma kısımları ya da ürünleridir. Antijen, vücudumuzda H e lik o b a k te r P ilo ri

hümoral ve hücresel immun yanıtı uyarır. Tumorle İlişkili Antijenler (Tumor Assosiye Antijenler TAA), kanser hücrelerinde olduğu gibi normal doku hücrelerinde bulunur. Tumor Spesifik antijenler ise sadece tumor hücresine

G a s trik k a rs in o m a G a s trik le n fo m a B u rk it le n fo m a s ı, n o n h o d g k in le n fo m a , S in o n a s a l a n g io s e n trik T h ü c r e li le n fo m a ,

E p s te in B a rr v iru s u

H o d g k in le n fo m a , N a s o fa rin g e a l k a rs in o m a

H İV

k a p o s i s a rk o m u , n o n h o d g k in le n fo m a

Tablo 2: Kanser oluşumuyla ilişkili enfeksiyon etkenleri

özgü antijenler olup normal hücrelerde Kaynaklar: Antijen Meme kanseriyle ilgisi Bilim ve Teknik Ağustos,2012 http://bilimdunyasi.net/index.php?option=com_content&view=article&id=801:canllarn-vuecutlarnda-uerettikleri-ik-biyoluminesans-&catid=9:tarh-poltka-stratej HER-2 / neu http://en.wikipedia.org/wiki/Bioluminescence

bulunmazlar.

Meme kanserli hastalar˜n % 20-40 sinde, kötü prognoz ile ilgili

Tumorle İlişkili Antijenler (TAA)

Antijene spesifik antikorlar, hedeflenmiş hücrelerdeki spesifik antijenleri tanırlar ve bağlanırlar, sonra NK hücreleri, makrofajlar, ve aktive monositler tarafından bu antikor kaplı kanser hücreleri tanınır ve öldürülürler (6). Bu işleme antikora-bağımlı hücresel sitotoksisite denir (ADCC). Halen,

MUC- 1 CEA ( Karsinoembriyonik Antijen)

% 70 kanserle ilićkili Kolon, rektum, meme, akciŞer, pankreas, gastro intestinal sistem kanserlerinde ekspre edilir

Embriyojenik gelişme sırasında ortaya

hTERT

Yaklaşık bütün kanser hücrelerinden ekspre edilir

çıkan erişkin dönemde baskılanan

P53

Meme kanserlerinin % 20 sinde mutasyona uŞram˜ć

Organizmanın tumöre karşı gösterdiği bağışıklık yanıtında effektör mekanizmalar çok önemli rol

onkofetal antijenler bu gruptadır.

Mamoglobin A

Primer ve metastatik meme kanserlerinin % 80 ninde ekspre edilir

oynamaktadır.

Ekspresyon

Kanser testis antijenleri

Meme kanserli hastalarda mRNA ekspresyonlar˜ yüzdeleri

Effektör mekanizmalar, immun sistemin humoral ve hücresel yanıtı ile antikora bağımlı sitotoksitedir.

NY-eso-1

% 24

MAGE

%8

a.Hümoral yanıt

BAGE

%2

Humoral yanıtta, B hücreleri doğal halinde yabancı antijen ile etkileşerek, yardımcı T hücrelerinin ek

meme kanser hücrelerinde ya aşırı

GAGE

%8

sinyalleriyle, B hücrelerinin, ya antijene karşı özgün antikorlar salgılayan plazma hücrelerine veya

eksprese veya mutasyona uğramış

Tablo 1: Meme kanserlerine karşı aşı üretiminde hedefe yönelik antijenler

hücrelerine özgün değildirler. Normal hücrelerden de eksprese edilirler.

fetal

gelişme

CEA

(karsinoembriojenik antijen) veya kök hücreler (hTERT) ile sınırlı olsa da,

proflaktik aşıların çoğu bu tür bir yanıta dayanır. Örnekler, HBV (FDA tarafından 1981'de onaylandı), ve HPV (FDA tarafından 2006'da onaylandı) aşılarıdır. İkisi de insanlarda kanser oluşturan viruslardır (7). 2.Effektör mekanizmalar

aynı antijen ile tekrar karşılaşmalarda hızlı yanıt verebilen ve uzun ömürlü olan bellek hücrelerine

olabilir. Mamoglobin A durumunda,

HER2 reseptörü, embriyonik gelişim sürecinde normal olarak

farklılaşmasına yol açar.

hem normal hem neoplastik dokudaki

bulunan, ve erişkin hayatta malign hücreler tarafından aşırı eksprese

Opsonizasyon ve Fagositoz:

ekspresyon meme epitelyumu ile

edilen bir tümör spesifik antijendir. Belirli bir biçimde, invaziv meme

Opsonizasyon, antijenlerin makrofaj ve nötrofiller tarafından fagasitozunu kolaylaştırmak için

sınırlıdır. Kanser-testis antijenleri,

kanserlerinin %15'i, kolorektal kanserlerin %54-100'ü, over

antikor veya kompleman gibi opsonin denilen maddelerle bağlanması, bir organizmanın yüzeyine

New York özefageal antijen-1 (Nyeso-

kanserlerinin %25'i, pankreatik kanserlerin %17-82'i, ve prostat

antikor veya komplemanın C3b komponentinin yapışmasıyla fagositozun kolaylaşmasıdır. Tumor

1) dahil, ve melanoma antijenleri

kanserlerinin %34'ü HER2'i aşırı eksprese ederler ve bu özellik yüksek

antijenlerine karşı oluşan

MAGE, BAGE, ve GAGE tipik olarak

tümör agresifliği, yüksek rekürens riski ve kötü prognoz ile ilişkilidir

artırırlar.

testis ve embrionik over normal germ

(5). Endosomal mekanizmalar,

hücrelerinde eksprese olurlar, belli bir kanser yüzdesiyle birliktelik gösterirler. Aşırı düzeydeki doku özgüllüğü ve yüksek immünojenitesi nedeniyle ilgi çekerler. Tablo 1 (2,3,4).

antikorlar ve kompleman tumor hücrelerine yapışarak fagositozu

fagosite edilmiş antijenlere karşı aktive olur. Sitoplasmic granüller

Tumor Spesifik antijenler (TSA)

phagocytome doğru hareket etmeye başlar. Sitoplasmic granüller fagositom ile temas ettiği zaman,

Tumor Spesifik antijenler, tumor hücresine özgün olup normal

hücrenin içinde fagositoma alınmış madde ya da yabancı hücre yok edilmeye başlanır. Bu durumda,

hücrede bulunmazlar. Belli bir virüsle ortaya çıkan tumörlerde viruse

komplemen aktivasyonu aktif bir rol alır. Ayrıca Kaspaz proteaz kaskatı art arda, hücre tipine göre

spesifik antijen bulunur. Virus orijinli olmayanlar da ise tumöre özgün

devreye girer. Yabancı hücrelerin transmembran kanalları açılır.

antijenler bulunur Tablo 2 ( 2).

14-15

Tumor Assosiye Antijenler kanser


Tumor hücrelerine karşı savaşta bağışıklık sistemi fagositoz ve endositoz ile yanıt verir. Ayrıca fas aracılı yolakla programlanmış

hücre ölümü (Apoptoz)

Makrofajlar ve dentritik hücreler

olur. NK hücreleri

kendisinin dışında yabancı hücreyi Kaspaz proteaz kaskatı aktivasyonu ile nukleer DNA

Makrofajlar ve dendritik hücreler

fragmanlarına

Klas I MHC proteinlere ek olarak, Klas II MHC proteinleri de içermektedir. APC'ler özellikle

ayırır.

Kanser kök hücresi artığında ortamda NK hücreleri de artar,

kandaki profesyonel antijen sunucu hücrelerdir (APC'ler).

dentritikler içinde granulite de artar. m DC granülitesi hücre içi aktivasyonla yabancı

fagositozda etkindir,

antijenleri parçalar, pDC granulitesi NK cell gibi hücre dışında ölüme neden olur. (7).

üretirler.İnterleukin 1 salgılarlar. Tipik olarak, bu hücrelerden biri, partikül veya mikrobu içine

Kompleman ile lisis:

çekip yutarak proteinleri ayırır, ve Klas II MHC bağlamında hücre yüzeyindeki parçalıkları açığa

22 mart

DÜNYA

Kompleman sistemi, plasmada bulunan enzim sistemlerinden biridir. Bir canlıdan antijenlerin temizlenmesine yardım eden, biyokimyasal bir kaskadtır. Yirminin üzerinde farklı protein ve protein parçalarından oluşan kompleman sistemi bir uyaran karşısında aktive

T hücreleri aktive etmek üzere gerekli olan kostimülatör molekülleri

çıkartır. APC'ler ekstrasellüler proteinlerle yüklü şekilde yardımcı T lenfositlerini (CD4+ lenfositleri olarak da bilinir) stimüle ederler, istilacıya karşı (örn. İnflamasyon) spesifik olmayan yanıt oluşturabilir, veya antikor üretimini balatmak üzere B hücreleri aktive edebilirler (7).

olarak kompleman kaskatıdını başlatır. Bu kaskatta her reaksiyon ürünü bir sonraki

Günümüzde kanseri, immün hücrelerin tümör büyümesini inhibe etmekten ziyade aslında

reaksiyonun enzimatik katalizatörü olarak görev yapar ( 7 ). Bir canlının doğuştan gelen

artırabildiği,

bağışıklık sistemine ait geniş kısımlarıdır. Bununla beraber edinilmiş bağışıklık sistemiyle

enflamatuar durumunu tersine çevirebilsek ve bunun yerine doku reddine neden olan tipte bir

birlikte işleme konulup, eyleme geçirilebilir. Tümör hücresindeki antijenlerin antikorla

enflamasyon oluşturabilseydik, belki de tümörler immün efektör hücreler tarafından eradike

birleşmesi sonucu kompleman sistemi aktive olur.

edilebilirdi (7).

kronik

enflamatuar bir

NK (Naturel Killer) hücreler:

Hücre adezyonunun kaybı: Antikorların, hücre yüzeyindeki antijenlere bağlanması tümör hücresinin adhezyon kaybı ile sonuçlanabilir. Bu metastaz

hastalık

olarak

görüyoruz. Eğer kanserin

kronik

Sitotoksik etki gösteren hücrelerdir. Sitoplazmalarında büyük

granüller bulunur. LAK hücreleri: İnterleukin 2 adlı lenfokinle aktive edeilen lenfositler, tümor hücrelerini lizise uğratabilme yeteneğini kazanırlar. Bunlara Lymphokine activated killer cells ( LAK) denir. c. Antikora bağımlı hücresel sitotoksisite:

oluşumunda önemlidir. Metastatik tümörler ve dendritik hücre disfonksiyonları ile de ilişkilendirilmiştir.

IgG molekülleriyle kaplanan tümor hedef hücreleri antikorların Fc parçalarına uyan reseptörleri taşıyan hücrelerle etkileşerek 4-6 saat içinde hasara uğratabilirler (7).

3-Kanserin immun sistemden kaçış mekanizmaları

b. Hücresel yanıt:

Tümörlerin gelişmesini ve büyümesini

Hücresel yanıt, T hücreleri ve doku uygunluk kompleksi (MHC) tarafından diğer hücrelerin

engelleyen ve yok eden süreç immün

yüzeyinde tanıtılan yabancı proteinin işlenmiş (yani doğal olmayan) parçaları arasındaki bir

surveyans olarak bilinir.

etkileşmeyi kapsar.

tanımlanan tümörün kaçış (escape)

Sitotoksik T lenfositler (CTL): İlk adım hedef hücredeki tümör antijeninin kendisine özgün CTL

kavramı

resöptörü tarafından tanınmasıdır. Tanınmanın gerçekleşmesi ve sitolitik etkinin ortaya

(immunoediting) olarak isimlendirilir

çıkabilmesi için tümor hücresinin 1. Klas major histo kompatibilite (MHC) antijeni ile algılanması

(8,9,10,11).

gerekmektedir.

düzenlemesinin tanımlanan 3 aşaması:

2 tip MHC proteini vardır. Vücuttaki hemen her çekirdekli hücrede, Klas I MHC proteinleri

eliminasyon, denge, ve kaçıştır. B- ve T-

bulunurlar, ve endojen olarak üretilen (yani, hücrenin sitozolünde) protein parçacıklarıyla

lenfositleri, NK hücreleri, dendritik hücreler

yüklüdür. Bir virus nükleik asidini hücreye enjekte edersek daha sonra, doğrudan viral protein

(DC), makrofajlar, ve polimorfonükleer

üretimini yönlendirecektir. Bu proteinlerden bir kısmı , klas I MHC proteinleriyle kompleks

lökositler de dahil çeşitli immun sistem

oluşturan küçük peptidlere parçalanır, hücrenin yüzeyine taşınır, ve peptid/MHC kompleksini

hücreleri

tanıyan sitotoksik T hücrelere (CD8+ lenfositler olarak da bilinir) sinyal oluşturur. Sitotoksik T

görevlendirilmiştir (9).

hücreleri, infekte hücrelerde apoptosisi tetikleyen, ve klonal ekspansiyona uğrayan, diğer

tümör immun surveyanstan kaçıp

infekte hücreleri tanıyıp yok edebilen kız (daughter) hücreleri oluşturan maddeler salgılar (7).

kurtulabilir (10,11).

immun

İlk kez 2001'de düzenleme

Kanser

tümörle

immun

mücadelede Ancak, yine de

16-17

periferal kan lenfositlerinin sayıca azalması


Eliminasyon fazı, tümör saptandığında ve IFN- , IFN- / , perforin, NKG2D ve TRAIL salgılanması gibi doğal ve adaptif immuniteyle eradike edildiğinde gerçekleşen tümör immun surveyans sürecidir. Eliminasyon işlemi tamamlandığında, tümör hücreleri temizlenmiş olur. Tamamen temizlenmemiş ise, sağlam kalan tümör hücreleri denge fazına girerler (10,11). Denge fazında, tümör hücreleri, yeni populasyonlar oluşturmak üzere, genetik instabilite ve/veya immun seleksiyon ile kronik veya immunolojik olarak şekillendirilmeye başlar. Bu yeni populasyonlar immun sistemden birden çok mekanizma ile kaçabilir (10,11). Kaçış fazı, bunlar arasında MHC-I kaybı, adezyon moleküllerinin kaybı, regülatör T (Treg)-lenfositlerinin oluşturulması, Myeloid türevi supresör hücrelerin (CD11b+ Gr-1+hücrelerin, MDSC'lerin) genişlemesi, immunsupresyon, NKG2D-bazlı aktivasyonun blokajı, ve anti-tümör efektör hücrelerin apoptosis ile indüksiyonu sayılabilir (12). Ayrıca, tümör hücresi membranındaki antijenik değişimleri tümör hücresi antijenleri immun sistemi uyaracak miktarda sentez edemez. Dolaşımdaki antijen antikor kompleksleri immun yanıtın ortaya çıkmasını, bazı tumörler salgıladıkları prostoglandinler aracılığıyla immun yanıtı baskılayabilirler. Sonuç Tümör immunoterapisindeki karşılaştığımız sorunlarla başa çıkmak açısından, nanotıp çok sayıda fırsata olanak vermektedir. Günümüzde, kanser nanodiagnostik uygulamalarında, kanser hücrelerinde veya onların mikro çevrelerinde genomik ve proteomik kullanılarak özgün “moleküler imzalar” aranmaktadır. Tumor Spesifik antijenler, nanobiofarmasötikler, nanoteknoloji tabanlı terapötik ajanlar Literatür

peptidler, proteinler ve küçük moleküller, nanotaşıyıcılar

1.

Feyza Erkan, Tümor immunolojisi Endoskopi dergisi sayı 4 yıl 1991 sayfa 54-56

şeklinde formüle edildiklerinde, kanser tedavisinde

2.

Elizabeth A. Mittendorf, George E. Peoples, S. Eva Singletary Breast Cancer Vaccines Promise for the Future or Pipe Dream?American Cancer Society,2007

Tümör hücreleriyle karşılaştıklarında, tümör spesifik immun

3.

yanıtlar aktive adaptif immun sistemlere odaklanır. Kanser

4.

tedavisinde bu strateji, immun sistem hücrelerine spesifik

5.

Slamon DJ, Godolphin W, Jones LA, et al. Studies of the HER2/neu proto-oncogene in human breast and ovarian cancer. Science. 1989;244:707–712. Sahin U, Tureci O, Chen YU, et al. Expression of multiple cancer/testis (CT) antigens in breast cancer and melanoma: basis for polyvalent CT vaccine strategies. Int J Cancer. 1998;78:387–389. Maha Zohra Ladjemi,Wiliam Jacot,Thierry Chardes,Andre Pelegrin, Isabelle Navaro-Teulon; Anti –HER 2 vaccins:new prospects for breast cancer therapy, Cancer Immunol Immunother (2010); 59:1295-1312 Munn DH, Cheung NK. Antibody-dependent antitumor cytotoxicity by human monocytes cultured with recombinant macrophage colony-stimulating factor. Induction of efficient antibody-mediated antitumor cytotoxicity not detected by isotope release assays. J Exp Med. 1989;170:511–26. Yurtsever A. Haydaroğlu A. Meme kanseri gelişiminde immunolojik mekanizmalarve immünoterapilerde stratejik yaklaşımlar s. 131-72. Meme kanserine moleküler ve genetik yaklaşım Editör: prof.Dr.Ayfer Haydaroğlu E.Ü.T.F. yayını. ISBN 978-975-483-928-9, 2011 Shankaran V, Ikeda H, Bruce AT, White JM, Swanson PE, Old LJ, et al. IFNgamma and lymphocytes prevent primary tumour development and shape tumour immunogenicity. Nature. 2001;410:1107–11. Whiteside TL, Miescher S, MacDonald HR, Von Fliedner V.Separation of tumor-infiltrating lymphocytes from tumor cells inhuman solid tumors. A comparison between velocity sedimentation and discontinuous density gradients. J Immunol Methods.1986;90:221–33. Dunn GP, Old LJ, Schreiber RD. The three Es of cancer immunoediting. Annu Rev Immunol. 2004; 22: 329–60. Dunn GP, Old LJ, Schreiber RD. The immunobiology of cancer immunosurveillance and immunoediting. Immunity. 2004;21:137–48. Ugel S, Delpozzo F, Desantis G, Papalini F, Simonato F, Sonda N, et al. Therapeutic targeting of myeloid-derived suppressor cells. Curr Opin Pharmacol. 2009;9:470–81

kullanılabilecek yeni yapılar ortaya çıkmaktadır.

olarak tümör hücrelerini tanımalarını öğretir.

6.

İmmun sistemi etkileyen bazı genetik ve edinsel hastalıklar sonucu maligniteye eğilim artarken tumör, immun

7.

servayansdan kaçıp kurtulur. Immun düzenleme geçiren tümöre muamele etmek daha zordur.

Tümörün zayıf

8.

immunojen olması ve kanserin immune sistemden kaçısı

9.

nedeniyle bağışıklık sistemi tek başına kanserle savaşmakta başarılı olamamaktadır. Moleküler İmmunobiyolojik gelişmelerin nanoteknolojik hedefsel tedavilerle buluşması kanser tedavilerinde yeni olanakların ortaya çıkmasında umut vaat etmektedir.

10. 11. 12.

18>19

ve ilaç taşıyıcılarıyla ilgili çalışmaların alanıdır. DNA, RNA,


CAMDAN PLAJ

C

amdan Plajı ilgi çekici yapan, herhangi bir sahil ya da plajda karşılaşmayı beklediğiniz, kum, çakıl ya da insanoğlu icadı çimen ve betondan ziyade camlardır. Bu camların oluşumu da tıpkı çakıl taşlarının oluşumuna benzer. Yıllarca dalga, yağmur ve rüzgar gibi bir çok çevresel faktörün etkisi ile aşınan, zamanla elipsoit ya da yuvarlağımsı şekiller alan çakıl taşları.. Aynı kaderi camlar da paylaşmış. Kaliforniya’da bulunan Fort Bragg sahili 1949 lu yıllarda, insanların kontrolsüzce tüm çöplerini atabaliceği bir at-kurtul alanıydı. 18 yıl gibi uzun bir süre de bu şekilde kaldı. Daha sonra bir takım girişimler ile birlikte, toksik etki gösterebilecek madde yoğunluklarına ulaşıldığı tespit edilerek bölge koruma alanı olarak ilan edildi. Günümüzde bu ekosistemin kendini onarması ve okyanusun sahip olduğu çöpü geri iade etmesi, zamanla yağmur, dalga ve rüzgar etkisi ile temizlenmesi gibi nedenler artık Doğal Koruma Parkı haline sokmuş sahili. Ve doğrusu beklenmedik bir şekilde harikulade bir manzara oluşmuş, tabii ki sadece görsel olarak. Günümüzde böyle çöplük niyetine kullanılacak sahiller çok kolay bulunmuyor. Artık ekosistemin ne denli önemli olduğu ve yüksek üretim kapasiteli verimli kıyı sularının kirletilmesinin en başta biz olmak üzere, milyonlarca canlının yaşamını olumsuz etkilediği ve kimi ekosistemleri ise tamamen yok ettiği bilinmekte. Hepsinden öte bu durumları kısıtlayan yasalarda mevcut zaten. Okyanus sularının sahili temizlemesinden sonra, zaman içerisinde bölge ziyaretçi akınına uğradı. İnsanların burada oluşan parlatılmış cam taşları toplamaya başlamaları bir süre sonra hükümeti harekete geçirmiş ve Doğal Park (MacKerricher State Park) olarak ilan edilmiştir. Günümüzde artık bölgeden cam taş toplamak yasak olsa da, ziyarete halen açıktır. Gidip görülebilir. Fort Bragg sahilinde görülebilecek, eski çöplük yığınları arasında oluşmuş irili ufaklı su birikintileri de bulunmaktadır. Bu su birikintileri bir çok sucul canlıya ev sahipliği yapmaktadır. Kimi molluskları, yengeçleri ve bir çok su bitkisini bölgede incelemek mümkündür. Bu tür aktiviteler düşünüldüğünde, tüm bir günü rahatlıkla bölgede geçirebileceğinizin ve yeni keşiflerde bulunabileceğinizin garantisini verebilirim. Çünkü orada herşey bir başka. Sahilin kumları bile camdan.

FORT BRAGG BEACH

KALİFORNİYA

Aslına bakarsanız yukarıda da bahsettiğimiz gibi cam çakılları toplamak yasak! Park görevlisi olarak bölgede kontrolü sağlayan korucular, mümkün olduğunca işi kontrol altında tutmaya çalışarak alınan taşları tekrar sahile iade ediyor. Ancak üstünüzde taş ile yakalanmanız durumunda size karşı herhangi bir ceza uygulanmıyor. Toplanmasının yasaklanmasının ana nedeni ise, sahildeki camların yıllar boyunca bir takım ekonomik kazançlar elde edilmek maksadı ile toplanması ve takı, kolye gibi bir takım aksesuarlarda ham madde haline gelmiş olmasıdır. Korucunun da belirttiği gibi, toplayanlara para cezasının da verileceği günlerin geleceğine eminim, ne de olsa sınırlı bir kaynaktan bahsediyoruz. Ve sırf bu yüzden bu cam parçacıklarının oldukça değerli olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

20>21

Cam toplanabilir mi ?


Bölgede halen cam bulunuyor mu?

ÇEVRE KORUMA HAFTASI (HAZİRAN AYININ 2. HAFTASI

Evet, doğrusunu söylemek gerekirse hem de binlerce, resimlerden de anlaşılabileceği gibi güneş ışığının etkisi ile gökkuşağı oluşturucak kadar cam var. Renk renk, ışıl ışıl. Cam örneklerini nerede görebilirim? Sea Glass Museum (Deniz Camı Müzesi) adında ziyarete açık ve ziyaret dolayısı ile ücret talep edilmeyen müzede görebilmek mümkündür. Müzede özel kutularda her renkten ve her tipten cam sergileniyor. Müze ise gene Fort Bragg’in güneyinde otoyol üzerinde bulunmaktadır.

Çevre; dünya üzerinde yaşamını sürdüren canlılarının hayatları boyunca ilişkilerini sürdürdüğü dış ortamdır. Diğer bir deyişle "ekosistem" olarak tanımlanabilir. Çevre kirliliği, çevrenin doğal olmayan bir şekilde insan eliyle bozulmasıdır. Bu ekosistemi bozma eylemleri; kirlenme şeklinde tabir edilir. Sanayileşme ve kentlerdeki nüfus yoğunlukları, çevre sorunlarının artmasına sebep olmuştur. Bütün ülkelerin ortak sorunu haline gelen çevre kirlenmesi, günümüzde insan sağlığını tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Ölümlere neden olan solunum yolu hastalıklarının çoğu hava kirliliği sonucunda olmaktadır. Balıklar, çevre kirlenmesinden en çok zarar gören canlıların başında gelir.

Glass Beach End of West Elm Streeet at Old Haul Road; Park at end of Elm and walk to beach Fort Bragg, CA 95437

1972 yılında İsveç'in Stockholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında alınan bir kararla, 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak kabul edildi.

Kaynaklar

Kaynak http://akuaturk.com/2012/04/camdan-plaj-fort-bragg-beach-california/

http://www.belirligunlervehaftalar.com/Belirli_Gunler/Dunya_Cevre_Gunu

M. Doğan ÖZDEMİR

http://www.ogretmenlersitesi.com/bilgibankasi/belirli_gun_ve_haftalar/belge/150

22>23

‘Glass Beach’ Cam Sahili nerede?

Bu kirlenmeler sonucunda canlı türleri tükeniyor, ormanlar azalıyor, denizler ve akarsular kirleniyor. Çevre kirlenmesini, insanın doğaya verdiği zarar olarak da tanımlayabiliriz. Cam şişenin doğada 4000 yıl,Plastiğin 1000 yıl,kola kutusunun 20-100 yıl, Sigara filtresinin 5 yıl kaldığı çevreciler tarafından tespit edilmiştir. İnsanlar bu durumda tedirgin olmaya başladılar. Doğanın korunması zorunludur. İşte bu sebeplerle Çevre Koruma Haftası ile çevre bilinci aşılanıyor ve çevreyi koruma adına bir şeyler yapanın zamanı geldiği anlaşılıyor.


GERİATRİ Geriatri; 65 yaş ve üstü kişilerin koruyucu hekimlik uygulamalarıyla sağlıklı yaşlanmalarını hedefleyen; ayrıca bu yaş grubunun sağlık sorunları, akut ve kronik hastalıklarının tanı, tedavi ve takibini yapan; sosyal ve fonksiyonel yaşamları, yaşam kaliteleri ilgilenen bir bilim dalıdır. İç hastalıkları uzmanı olan hekimler geriatri yan dalı yapıp geriatri uzmanı olurlar. Kaynaklar http://www.isvemeslekdanismani.net/meslekler/u-u-v-y-z-ile-baslayanlar/yasli-hizmetleri-bakimi-meslek-elemani/#ixzz30hX98vH1 http://tr.wikipedia.org/wiki/Ya%C5%9Fl%C4%B1l%C4%B1k_hekimli%C4%9Fi http://www.florence.com.tr/tibbi-birimler/geriatri.html http://www.hastane.hacettepe.edu.tr/Bolum/171

Yaşamın bu döneminde hastalıkların yoğunlaşmasıyla birlikte koruyucu hekimlik de ön plana çıkar. Bu hasta popülasyonunda strese karşı rezerv düşük olduğu için koruyucu hekimlik uygulamalarında gereksiz tahlil ve tetkiklerden kaçınarak mümkün olan en iyi koruyucu hekimlik hizmetini sunmak da geriatri uzmanlarının sorumluluklarındandır. Kronik hastalıkların tedavisindeki gelişmeler ve buna paralel ortalama yaşam beklentisinin uzaması ile, İç Hastalıkları disiplininin bu dalı gelişmekte olan ülkelerde önem kazanmaktadır. Vücutta yaşlılıkla birlikte meydana gelen değişiklikler nedeniyle (metabolizmanın yavaşlaması, strese karşı direncin azalması gibi) hastalıkların tedavileri ve hastaya yaklaşımda da nüanslar ortaya çıkmaktadır.Geriatri, genel İç hastalıkları konularının yanı sıra Alzheimer Hastalığı başta olmak üzere sık görülen kognitif problemler ve bunların tıbbi ve davranışsal tedavileri ile de ilgilenmektedir.

MESLEĞİN GEREKTİRDİĞİ ÖZELLİKLER - Yaşlı insanlara hizmet etmeyi seven ve onlarla birlikte olmaktan hoşlanan, - İnsan sağlığı ve biyolojiye ilgili, - Yaşlı ve yakınlarıyla empati kurabilen ve onların duygu ve düşüncelerini anlayabilen, - Sevecen, hoşgörülü, sabırlı, güler yüzlü, - Bir işi planlayabilen ve uygulamaya koyabilen, - Coşkulu, dikkatli ve işine özen gösteren, - Sorumluluk sahibi, işbirliğine ve kişisel gelişime açık, - Ruhsal ve fiziksel rahatsızlığı olmayan, kimseler olmaları gerekmektedir. ÇALIŞMA ORTAMI VE KOŞULLARI Çalışma ortamları temiz ve oldukça hareketlidir.Gece ve/veya gündüz nöbet şeklinde çalışma olabileceğinden, görev süreçlerinde yoğun stres ve fiziksel yorgunluk olabilir. Her zaman dikkatli olmak zorundadırlar. Çalışırken yaşlıların yakınları, sağlık personeli ve meslektaşlarıyla iletişim halindedirler.

24>25

Türkiye'de 2009 yılı itibarıyla doğuştan itibaren beklenen yaşam süresi 73,4 yıl olup bu değer erkekler için 71,5 ve kadınlar için 76,1'dir. Nüfus oranlarının dışında hastane hizmetlerinin ve akut hospitalizasyonların % 36'sını ve sağlık harcamalarının %50'lere yaklaşan kısmını 65 yaş üstü hastalar kullanmaktadır.

GÖREVLER - Yaşlı bireylere beslenme, genel vücut temizliği, hareket, uygun yatak pozisyonu vb. temel gereksinimlerini karşılayacak bakım hizmeti verir, - Yaşlının hekim tarafından planlanan tedavisinin uygulanmasını sağlamak için enjeksiyon, pansuman, yara bakımı, sonda bakımı vb. tıbbi girişimleri yapar, ilaç tedavilerini uygular, - Yaşlının tansiyon, ateş, nabız, solunum gibi günlük sağlık göstergelerinin kontrolünü yapar, - Yaşlı bireylere acil durumlarda ilkyardım kurallarını uygular. - Yaşlı bireylerin sosyal yönden desteklenmeleri ve özgüvenlerini kazanmaları için uğraş terapi programları planlar, uygular ve katılımı sağlar,, - Sosyal ve fiziksel rehabilitasyona gereksinimi olan yaşlılara planlanan programların uygulanmasında yardımcı olur, - Yaşlı bireylerin birbirleriyle ve toplumla olan iletişimlerinin artırılmasına yardımcı olur, - Sosyal ve ekonomik yoksunluk içinde bulunan yaşlılara yol gösterici olur, - Yetişkin pedagojisi konusunda kendini yetiştirir.


HABERLER Görme Engelliler İçin Telefon İngiltere'de kullanıcılara kendi cep telefonlarını tasarlama imkânı sunan bir firma, seçenekleri arasına Braille alfabesini de ekledi. Firma daha önce başka şirketlerin Braille alfabeli telefon tasarladığını ancak ilk defa kendilerinin satışa sunduğunu belirtti.

Nectarivorous Kuşu Dünyanın En Eski Fosili ve Kuşlarla Çiçekler Arasındaki Asırlık İlişkiyi Ortaya Koydu Bilim adamları pollinating (polen yaymak/tozlaşmak) özelliğinde ki bir kuşun fosilini inceledi. İyi korunmuş mide içeriği çeşitli bitki polenleri içeriyor. Bu da kuşlar ve çiçekler arasında ki ilişkinin en az 47 milyon yıl öncesine uzandığını gösteriyor.

Haberin devamı ; http://www.ntvmsnbc.com/id/25516822/

Haberin devamı ; http://www.sciencedaily.com/releases/2014/05/14 0527214938.htm

Vücut Kendi Dokularına Saldırıyor

Hoş Kokular Yüz Cazibesini Artırıyor Kadınların yüzleri yeni bir araştırmaya göre, hoş kokuların varlığında daha cazip olarak görülüyor. Buna karşılık, kokunun hoşluğu yaş değerlendirilmesi üzerinde daha az etkilidir. Bulgular parfüm ve kokulu ürünlerinin, bir ölçüde, insanların birbirlerine karşı algılarını değiştirebileceği yönünde oldu.

Haberin devamı ; http://www.sciencedaily.com/release4/05/1405291816s/2 0152.htm

Bağışıklık sisteminin, beyin, omurilik ve göz sinirlerini çevreleyen dokulara saldırmasıyla ortaya çıkan Multipl Skleroz hastalığı (MS), beyin ve omurilikteki sinirlerin miyelin kılıfını etkiliyor ve ilerleyici bir seyir gösteriyor. 29 Mayıs Dünya MS Günü nedeniyle hastalığa dikkat çeken Hisar Intercontinental Hospital Nöroloji Bölümü Uzmanı Doç. Dr. Göksel Somay, İskoçya, İskandinavya ve Kuzey Avrupa ülkelerinde daha yaygın görülen hastalığın dünyada yaklaşık 1 milyon kişiyi etkilediğini söyledi.

Haberin devamı ; http://www.ntvmsnbc.com/id/25518263/

Mühendisler Laboratuvarda İnsan Kıkırdağı Büyüttü

Hidroelektrik barajlar binlerce kişiye elektrik sağlayacak büyük çağdaş harikaları olabilir. Ama dev susamuru için, o kadar basit değildir. Dev nehir su samuru, Güney Amerika'nın en büyük etoburu ve tehlike altındadır çünkü habitat kaybında düşüş meydana gelmiştir. Yeni bir çalışmayla bilim adamları, sadece su ve kıyı ekleyerek su samuru sayısında büyük bir artış garanti etmeyeceğini söyledi.

Haberin devamı ; https://www.sciencenews.org/blog/wild-things/ottersprovide-lesson-about-effects-dams

Mühendisler başarılı bir şekilde ilk defa kemik iliği dokusundan üretilmiş insan kök hücrelerden in vitro olarak işlevsel bir insan kıkırdağı üretti. Mühendislerin çalışmaları daha iyi doku gelişimini, yenilenmeyi ve hastalığın muazzam karmaşıklığını taklit etmek için yeni yollar gösterdi.Resim : Kıkırdak ile kemik doku yapısının tam bir kesitidir. Mavi lekeler işaretli proteoglikan, kırmızı lekeler hücrelerin çekirdekleri.

Haberin devamı; http://www.sciencedaily.com/releases/2014/04/140430142820.h tm

26-27

Susamuruna Barajların Etkileri?


Bu dergi Trakya Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm öğrencileri tarafından aylık olarak hazırlanmaktadır.

Haziran 2014  

Kapsul Plus

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you