Issuu on Google+

A-PDF Merger DEMO : Purchase from www.A-PDF.com to remove the watermark

2 Haziran 2014 • 1,25 TL

Y›l 9 • Say› 209

Haziran vuruyor direniş kuşatıyor





‹syan›n y›ldönümünde Taksim’den K›z›lay’a, Antalya’dan Samsun’a halk yine “Hükümet ‹stifa” sloganlar›yla sokaktayd›

Soma Katliam› ile öfkesi bilenen iflçi s›n›f›n›n taflerona karfl› ilerleyen direniflleri art›k do¤rudan Ankara’y› hedef al›yor



1 Haziran seçimlerinde yenilgiyi tadan AKP, bir yandan da “çözüm” masallar›yla oyalad›¤› Kürt halk›n›n öfkesiyle yüz yüze

AKP'den taflerona makyaj AKP, Soma Katliamı’na tepkileri azaltmak için, Taşeron Yasa Taslağı içine maden işçilerinin çalışma koşullarını iyileştireceğini iddia ettiği düzenlemeler de ekledi. AKP böylelikle emek örgütlerini taşerona sınırsız yetki vereceği bu yasaya razı etmeye çalışıyor. Sf. 10

Maden iflçisi baflkald›rd› Somalı işçiler, özelleştirmeyle taşeronlaştırma, siyasi baskının tırmanışı ve katliam arasındaki bağı iyi biliyor. AKP’den, Türk-İş Madenİş’ten hayır gelmeyeceğini biliyor, bu siyasi kuşatma ve sarı sendikacılık karşısında işçiler, “Bizi savunsa savunsa DİSK savunur” diyor. Sf. 9

Erdo¤an’dan ‘vur’ emri

Elif Çermik ölümsüzdür

Soma Katliamı'nın ardından AKP'ye karşı tepkileri yönetemeyen iktidar, gericiliği ve kara propagandayı yükseltti. Tepkileri şiddetle bastırmaya çalışan polisin Okmeydanı'nda iki kişiyi katletmesi ise iktidarın Alevi düşmanlığını yükseltmesi için fırsat aralığı yarattı. Sf. 5

22 Aralık’taki İstanbul Kent Mitingi’nde polis gaz bombalı saldırısında 64 yaşındaki Elif Çermik kalp krizi geçirmişti. O günden beri yoğun bakımda yatan Çermik, 30 Mayıs'ta yaşamını kaybetti. Sarıyer'in Dağevleri mahallesinde yaşayan Çermik, mitinge Sarıyer Halkevleri ile katılmıştı. Miting sırasında Çapul TV'ye konuşan Çermik, "İyi bir mahallede yaşamak, güzel bir ülke istiyorum" sözleriyle ne için mücadale ettiğini anlatmıştı. Çermik için 31 Mayıs günü Nurtepe Cemevi’nde tören yapıldı. Direnişçiler Elif ablalarını yalnız bırakmadı.

Haziran bafllad›! Hesab› sorulacak çok fley var

Ferda Koç

sf

4

Sf. 3

Ölmek de bir eylemdir

sf

Halkevleri Yaz Okulları’na, geçtiğimiz yıl Haziran İsyanı damgasını vurmuş, direnişçiler yaz okulları için gönüllü olmuştu. Bu yıl Halkevleri, yaz okullarının yaygınlığını arttırırken, dayanışmayı Soma’ya taşıyor. Katliamda babalarını, yakınlarını kaybeden işçi çocukları için Soma ve Kınık’ta yaz okulu yapılması planlanıyor. 7 yıl önce üniversite öğrencilerinin “Okumuş insan halkın yanındadır” diyerek başlattığı yaz okulları çalışması, bugün yüze yakın ayrı noktada binlerce gönüllünün katkısı ile çocuklarla buluşmaya devam ediyor. Sf. 15

Ve bizim haziranımız, bir yıl yetecektir dünyaya

AKP Kürt iç savafl›na m› oynuyor? Tufan Sertlek

Fidanlar özgürce ağaç olabilsin diye…

11


2

KİBELE 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

TARİH, “MERAK ETMEYİN BEN BARİKATIN EN ÖNÜNDEYİM” DİYEN KADINLARI YAZACAK

‘Gezi’yi kadınlar getirecek

H

aziran İsyanı’nın kadınları isyanın yıldönümünden önce sokağa çıktı ve isyanın yıldönümünde sokağa çıkmaya çağırdı. Kırmızılı kadına ithafen Bursa ve Mersin’de kırmızı kıyafetleriyle sokağa çıkan kadınlar isyanın yeni yılında direnişe devam etmeye hazır

ZEHRA DEĞİRMENCİ TUĞÇE ÖZÇELİK

G

ezi Parkı’na dozerlerin girmesiyle başlayan direnişin ilk günlerinde yakın mesafeden biber gazı sıkılırken kırmızı elbisesiyle polisin önünde duran kadının fotoğrafı direnişin unutulmayan karelerinden biri oldu. Haziran İsyanı'nın birinci yılı geride kalırken, 31 Mayıs 2014 günü sokağa çıkan kadınların öfkesi de gösterdi ki isyanın yeni yılına da kadınlar damgasını vuracak.

Türkiye'nin bir çok ilinde gerçekleşen yıldönümü eylemlerinde AKP'nin polislerine, polisin şiddetli saldırısına karşı kadınlar barikatın en önünde durdular. İsyanın yıldönümüne doğru gidilirken, Soma Katliamı'nın yaşanmasının ardından Somalı kızkardeşleri için Türkiye'nin birçok ilinde eş zamanlı olarak sokağa çıkan kadınlar, kırmızılı kadının parkta biber gazına maruz kaldığı günde de Bursa ve Mersin'de kırmızı kıyafetleriyle sokağa çıktı. Kadınlar yaptıkları eylemlerde

“Sokaklara Gezi’yi kadınlar getirecek” dedi. Bursa’da Bursa Kadın Platformu’nun, Mersin’de ise Halkevci Kadınlar’ın çağrısıyla biraraya gelen kadınlar kent meydanlarına yürüdü. Mersin’de Forum AVM önünde bir araya gelen kadınlar kırmızılı ve siyahlı kadınlara ithafen kırmızı ve siyah giyinerek Barış Meydanı’na yürüdü. Tencere ve tavalarla coşkulu bir yürüyüş yapan kadınlara çevreden de alkışlarla destek geldi. Barış Meydanı’nda Halkevci Kadınlar adına açıklamayı

okuyan Sabahat Soyer, Haziran İsyanı’ndan bir yıl sonra direnişçi kadınlar olarak sokakta olmayı sürdürdüklerini, Haziran İsyanı’nın kadınlar için de bir meydan okuma olduğunu belirtti. Soyer, “Çünkü kadınların biriktirdiği öfkeleri vardı. Simgeleriyle, sloganlarıyla, öğrettikleriyle, tüm deneyimleriyle kadınların direnişi olan Haziran İsyanı tarihte yerini alacak. Ve tarih bu sefer ilk kadınları yazacak, barikatın önünde, TOMA’nın üstünde, kırmızılı, siyahlı, sapanlı, çocuklarına

merak etmeyin ben barikatın önündeyim diyen anneleri yazacak” sözleriyle açıklamasını bitirirken, eylem de halaylarla son buldu. Bursa Kadın Platformu ve Nilüfer Kent Konseyi’nin çağrısıyla Bursalı kadınlar, Kent Konseyi önünden 3 Fidan Parkı’na yürüdüler. Tahta bacaklarla yürüyen Nilüfer Kent Konseyi Gençlik Meclisi Gösteri Kumpanyası’na bağlı tiyatrocuların kırmızılı kadına yapılan saldırıyı sergiledikleri oyunun ardından 3 Fidan Parkı’na

giren kadınlar, “Direniş Kadın Mıdır? “adlı foruma katıldılar. Sosyalist Feminist Kolektif adına konuşan Mehtap Doğan, “Gezi’deki kadınların mücadelesi yalnızca kırmızılı kadından ibaret değildi. Toplumun her kesiminden kadının katıldığı ve direnişe destek olduğu bir mücadeleydi. Ayrıca bahsedildiği gibi parkta taciz olayları meydana gelmezken, cinsiyetçi küfürler de zamanla, kadınların mücadelesi sonucu azaldı” dedi. Kadınların bu

direnişte yer alma nedeninin doğaya sahip çıkmak ve başbakanın 3 çocuk ısrarı, kürtaj yasağı, LGBTİ bireylerin görmezden gelinmesi ve güvencesiz çalıştırılma olduğu belirtildi. Mor Çatı Kadın Sığınma Evi’nden Av. Esra Baş Erbaş ve Esen Özdemir, tahrik indirimleri ve kadınların kadınlıklarını yapamadıkları gibi bahanelerle kadına yönelik şiddette karşı yargı yollarının tıkandığını belirttiler. “ANNE/MOM” belgeseli gösteriminin ardından etkinlik sona erdi.

Kad›n düflman› Dilipak’a inat k›pk›rm›z› hayat Abdurrahman Dilipak kat›ld›¤› bir konferansta teknolojinin insan yaflam›na yapt›¤› etkileri anlat›rken, kad›nlar› da unutmad›. Gerici, muhafazakar politikalar›n› giderek derinlefltiren AKP ve kalemflörlerinin hedefinde k›rm›z› araba kullanan kad›nlar vard›. Cinsiyetçi, muhafazakar diliyle konferansa kat›lanlara k›rm›z› kullanan kad›nlar›n aile kuramayan, kavgac› ve CHP’li kad›nlar olarak ideal efl, ideal anne mitine uyamayacaklar›n› ifade etti. K›rm›z› araba

kullanan kad›nlar›n genellikle üniversiteli kad›nlar oldu¤unu sert sigara ve içki kulland›klar›n› söyleyen Dilipak, bu kad›nlar›n ya evlenemedi¤ini ya da evliliklerini yürütemediklerini vurgulamadan edemedi. Dilipak’›n k›rm›z›l› kad›nlar› huzursuz ve mutsuz kad›nlar olarak fiflleyen bu fetvas›na inat bizler onlar›n ideal kad›n mitini reddediyoruz. K›rm›z› arabam›zla ol(a)masa bile k›rm›z› elbiselerimizle, rujlar›m›zla sokaklarda olmaya devam edece¤iz.

Halkevci Kad›nlar, Türkiye’nin dört bir yan›ndan Somal› kad›nlara k›zkardefllik köprüsü kurdu

Cinsel istismarda, ceza artırımı adı altında ceza indirimi Meclis’ten geçen TCK’da düzenlemeler getiren torba yasanın içinde çocukların cinsel istismarıyla ilgili maddeler de var. Tasarının en fazla dikkat çeken kısmı ise ceza arttırımı adı altında cinsel istismar suçunun cezasını azaltması

Ç

ocuk ölümleri, küçük yaşta zorla evlendirmeler ve çocuklara yönelik cinsel suç davalarının, istismarcıların lehine sonuçlandığı son dönemde “Türk Ceza Kanunu ve Başka Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair” 12 Mayıs arihli yasa tasarısı Meclis’ten geçti. Çocukların cinsel istismarı ile ilgili düzenlemeler içeren yasa, suç tanımlarını ve öngörülen cezaları çocuk istismarcıları lehine değiştiriyor. Av. Seda Akcol’un Bianet’teki değerlendirmesine göre mevcut yasada çocukların cinsel istismarı suçu, çocuklara karşı her türlü cinsel davranışı kapsarken yeni düzenlemeyle birçok çocuk istismarı biçimini istismar suçu kapsamı dışına çıkarıyor. Fiziksel temasın olmadığı haller, ensestin yaşının 15'te tutulması gibi durumlar buna örnek teşkil ediyor.

CİNSEL İSTİSMARA GİZLİ CEZA İNDİRİMİ TCK 103. maddesinin çocuk yararını öngören; çocuğa yönelik her türlü cinsel davranışı, çocuğun cinsel yönden istismarı olarak kabul eden yaklaşımı istismarcı lehine değiştiriliyor. Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi yürürlükteki kanuna göre 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası ile yargılanırken bu ceza 8 yıldan 15 yıla çıkarılıyor, ancak hemen arkasından eylemi “ani hareket ile yapan” kişi diye daha önce olmayan bir istisna getirilerek cezanın alt sınırı 4, üst sınırı 8 yıla indiriliyor. Ani hareket gerekçesi ise açıklanmamış. ‘FİZİKSEL TEMAS OLMAZSA CİNSEL İSTİSMAR OLMAZ’ Vücut bütünlüğüne dokunmadan gerçekleşen cinsel istismar davranışları da cinsel istismar tanımı dışına çıkarılarak

cinsel taciz diye niteleniyor ve failin 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istemi ile yargılanmasını öngörüyor. Bu maddeye göre vücut dokunulmazlığının ihlal edildiğine dair fiziksel bulguların tespit edilmediği veya suçun çocuğa dokunmadan işlendiği hallerde failler herhangi bir ciddi ceza tehdidi ile karşılaşmayacaklar. 15 yaşından küçük çocuklar bakımından vücuda organ ve cisim sokulması suretiyle suçun işlenmesi halinde 2005 yılına ait kanun 8 yıldan 15 yıla kadar ceza uygulanmasını öngörürken, yeni düzenlemeyle 16 yıldan az olmamasını öngörüyor. Bu madde, düzenlemede cezaların ağırlaştırıldığı tek hal. Ensest ve çocuk üzerindeki nüfusun kullanılması halleri gibi suçun nitelikli halleri 18 yaşına kadar geçerli olması gerekirken 15 yaşından küçükler bakımından çocuğun cinsel istismarı suçlaması kapsamında yer alı-

yor. Bu durumda 14 yaşındaki kızını istismar eden baba 12 yıldan 22,5 yıla kadar cezalandırılma talebi ile yargılanırken, çocuk 16 yaşında ise baba 6 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istemi ile yargılanacak. RUH SAĞLIĞI RAPORU DİKKATE ALINMAYABİLİR Yürürlükteki ceza kanununa göre ruh sağlığı bozulması halindeki ağırlaştırıcı koşul uygulandığında verilecek ceza 15 yıldan az olmazken, tasarıya göre 8 yıl olabilecek. Cinsel istismar davalarında en önemli delilleri ruh sağlığı raporları oluşturuken ruh sağlığının bozulmasını ağırlaştırıcı sebep sayan düzenlemenin kalkmasıyla, fiziksel bulgular dışındaki bulgular ve ruh sağlığı ile ilgili raporlar mahkemelerce dikkate alınmayabilecek. Bu da delilsizlik nedeniyle cezasızlığa neden olacaktır.


3

GÜNDEM 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

AKP kaybetmeye doymadı AKP Ağrı, Yalova ve Güroymak’ta tekrarlana seçimlerde yine yenildi. Her tür hile ve baskı yöntemini kullandığı 30 Mart seçimlerinde kazanamadığı belediyelerde sonuçlara itiraz eden iktidar partisi Cumhurbaşkanlığı Seçimleri öncesi yenilgiyi tattı ¤r›, Yalova ve Bitlis’in Güroymak ilçesinde AKP’nin itirazlar› sonucu iptal edilen seçimler 1 Haziran’da tekrarland›. AKP’li vekillerin ve belediye baflkanlar›n›n seçim öncesi ç›kartma yapt›¤›, kazanmak için devletin bütün olanaklar›n› kulland›¤› ve Cumhurbaflkanl›¤› Seçimlerine giderken ölçü olarak ele ald›¤› her üç seçimde de AKP kaybetti. Haziran ‹syan›’ndan beri “soka¤a de¤il sand›¤a bak” diyen ve sürdürdü¤ü bask› ve talan politikas›n› 30 Mart’ta ald›¤› sonuçlara dayand›ran AKP tam da isyan›n y›ldönümünde tüm ülkede sokaklar dire-

A

niflçilerle dolarken sand›kta da yenildi. Yalova’da CHP, A¤r› ve Güroymak’ta BDP kazand›. A¤r› ve Güroymak’ta halk kutlama yapt›. AKP toplam 14 yerel yönetimde tekrarlanan seçimlerin yaln›zca 5’ini kazanabildi.

ne ç›kard›. 1 Haziran seçimleri öncesi ilçeye giden Bülent Ar›nç, BDP için “Bu tabelas› kalan partinin belediye baflkan› burada seçilirse, tabelaya muhaf›zl›k m› yapacak?” demiflti. AKP A⁄RI’DA KAYBETT‹

BDP FARK ATTI

Erdo¤an’›n “Buralar› istiyorum” diyerek tüm devlet imkanlar›n› kulland›¤› ve polis ordusuyla kuflatt›¤› A¤r› ve Güroymak’ta halk AKP’ye ders verdi. BDP, 30 Mart seçimlerine göre oy oran›n› art›rd›. BDP Güroymak’ta 30 Mart’ta 32 oy farkla kazan›rken 1 Haziran’da oy fark›n› binin üzeri-

30 Mart’ta ald›¤› yenilginin ard›ndan AKP’nin seçimlere itiraz etti¤i A¤r›’da oylar 15 kez say›ld›ktan sonra, her seferinde BDP galip gelmifl bunun üzerine seçimler iptal edilmiflti. 1 Haziran öncesinde ise AKP tüm gücüyle A¤r›’da seçim çal›flmalar›na yüklendi. Tayyip Erdo¤an A¤r›’ya giderek miting yapt›. Onlarca

AKP’li milletvekili ve Belediye Baflkan› A¤r›’da kamp kurarak seçim çal›flmalar›n› yürüttü. Seçmenlere oy karfl›l›¤› alt›n da¤›t›lan A¤r›’da seçim günü ise oy kullan›lan okullar polis ablukas›na al›nd›. AKP milletvekilleri müflahitlere sald›rd›. AKP Genel Baflkan yard›mc›s› Süleyman Soylu seçmen üzerinde kurulan bask› politikas›n› bizzat yönetti. Propaganda yasaklar›n›n ard›ndan AKP, AK AGRI ismiyle seçmenlerin cep telefonlar›na “A¤r›l›lara özel elektrik ve su borçlar› affedilecek, do¤algaz en k›sa zamanda döflenilecek”, “A¤r›l› anneler evlatlar›n› ar›yor. Çocuklar› da¤a

kaç›r›lan anneler gazete ve TV’lere konuflarak çocu¤umuzu istiyoruz dediler. Ayr›nt›lar haber7.com’da” fleklinde mesajlar att›. Tüm bunlara ra¤men A¤r›’da seçimi BDP kazand›, üstelik oylar›n› yüzde 45.55’ten yüzde 50.97’ye ç›kard›. CUMHURBAfiKANLI⁄I SEÇ‹M‹ ÖNCES‹ YEN‹LG‹

AKP Genel Baflkan Yard›mc›s› A¤r›’da seçim çal›flmas›n› bizzat yönetmifl 7 May›s’ta A¤r›’da yapt›¤› konuflmada ise “Kim gelirse gelsin bize v›z gelir t›r›s gider” dedikten sonra Cumhurbaflkanl›¤› seçimlerine de de¤inerek A¤r›'daki seçimi, “son halk oylama-

s›” olarak nitelendirmiflti. Soylu, “10 A¤ustos akflam› sand›klar aç›lmaya bafllad›¤›nda Türkiye'de bir dönem kapanacak, yepyeni bir dönem aç›lacak. Bu güçlü ad›ma en büyük katk›y› A¤r›'dan hep birlikte bekliyoruz” demiflti. Soylu’nun “hesab›na göre” A¤r› halk› Erdo¤an’›n cumhurbaflkanl›¤›n› onaylamad›. YALOVA’DA Y‹NE ‹T‹RAZ

30 Mart seçimleri sonras›nda oy say›mlar› özellikle Yalova’da tart›flmalara neden olmufltu. Yalova’da seçimi ilk olarak 1 oy farkla AKP’nin aday› Yakup Koçal’›n kazand›¤› aç›klanm›flt›. CHP

sand›k ve oy say›mlar›na müdahale edildi¤ini öne sürmüfl önce CHP’nin itiraz› üzerine oylar yeniden say›lm›fl ve bu kez CHP’nin 6 oy farkla kazand›¤› duyurulmufltu. CHP’nin aday› Vefa Salman yaklafl›k 20 gün belediye baflkanl›¤› koltu¤unda oturduktan sonra AKP’lilerin YSK’ya itirazlar› üzerine 6 Nisan’da seçimlerin tekrarlanmas› karar› al›nm›flt›. Yalova’da seçim çal›flmalar› için seferber olan AKP 31 May›s’ta da onlarca milletvekili ve belediye baflkan› ile Yalova’ya ç›kartma yapm›flt›. 1 Haziran’da 200 oy farkla CHP kazand›. AKP ise yine itirazlar› oldu¤unu söyledi.

Binler Kızılay’da Ethem oldu Gezi Park› eylemlerinin Haziran ‹syan›’na döndü¤ü 31 May›s’›n y›ldönümünde sokakta olan Ankaral›lar, Ethem Sar›sülük’ün katledildi¤i isyan›n en sert günü 1 Haziran’›n y›ldönümünde de yine K›z›lay’› adres gösterdi. Ankara Dayan›flmas›’n›n ça¤r›s›yla Ziya Gökalp Caddesi ve GMK Bulvar› üzerinden Ethem’in vuruldu¤u yere yürünece¤i duyuruldu. Ancak günün ilk saatlerinden itibaren K›z›lay’› abluka alt›na alan binlerce polis ve 11 TOMA, buluflmalara bile izin vermedi. Ziya Gökalp

Caddesi’ndeki buluflmaya tazyikli sularla, gaz bombalar›yla ve plastik mermilerle bir anda çok sert gerçekleflen sald›r›, direniflçiler tamamen da¤›t›lana kadar ayn› sertlikte sürdü. Direniflçiler Kurtulufl’a kadar sald›r›ya u¤rarken, sokaklar saatlerce gaz bulutlar› alt›nda kald›. K›z›lay esnaf› da polis sald›r›s›ndan nasibini ald›. Sald›r›lar sonucunda aralar›nda TTB ve TMMOB yöneticilerinin de bulundu¤u 41 kifli gözalt›na al›nd›. Sar›sülük ailesi ve Ankara Dayan›flmas› temsilci-

leri ise Ethem’in vuruldu¤u yerde polis barikatlar› içinde k›sa bir anma ve aç›klama gerçeklefltirebildi. Anmada Ethem’in annesi Sayf› Sar›sülük Tayyip Erdo¤an’a seslendi: “O¤lum gelecek diye bekledim. Y›l› da geldi, o¤lum gelmedi. Kalabal›kta bulurum, sesini duyar›m diye bak›yorum. Kokusunu, tenini özledim yavrumun. Ben o¤lumu son gördü¤ümde tan›yamad›m, Tayyip Erdo¤an da kendi o¤lunu tan›yamaz hale gelsin!”

Haziran bafllad›! Hesab› sorulacak çok fley var Haziran başladı! “Bir daha olmaz, aynı biçimiyle hiç olmaz, bitti” diyenler vardı. “Artık sadece anması yapılır, hatıralarda yer alır” diye düşünenler vardı. “Sadece sol örgütlere daralır” diye iddia edenler vardı. Ancak öyle olmadı. Üstelik bunu en iyi bilen, en iyi tahmin eden Tayyip Erdoğan oldu. Bir yıldır azdırarak sürdürdüğü polis terörüne, her seferinde yenilediği sokak önlemlerine, şehirleri ulaşılmaz kılan yol kapatmalarına rağmen yine binlerce insan, bir kez başladıktan sonra hiç bitmeyen bu mücadelede, “nerede kaldıysa” oradan “devam etme” kararlılığını gösterdi. Tıpkı bir yıl boyunca sokakları boş bırakmadıkları gibi. Peki ya bu kadar “önlem” olmasaydı? Haziran İsyanı’nın hiçbir gerekçesi siyasi iktidar tarafından ortadan kaldırılabilmiş ya da gereği yerine getirilmiş değil. Tayyip Erdoğan’ın kendine biat etmeyene karşı sürdürdüğü nefret dili, saygısızlığı sürüyor. Berkin Elvan için “öldü geçti” diyen Erdoğan, cem evi bahçesinde polis kurşunu ile vurulan Uğur Kurt’un ardından “Ali’siz Aleviler” demeye, ülkenin gözü Soma katliamında iktidarın rolüne çevrilmişken Alevi düşmanlığını yeniden devreye sokmaya devam etti. AKP’nin, adaletsizliği ve hukuksuzluğu bu bir yıl içinde azalmak bir yana, ne kadar yozlaştığının “nadide” örnekleriyle doldu taştı. Katiller hala iktidarın koruması altında, keza hırsızlık iktidarın “fıtratı”. Yağma ve talan çarklarının nasıl işlediği ve işlemeye de devam ettiği artık AKP’ye oy verenlerin de üstünü demagojik söylemlerle bile örtemeyeceği bir gerçek haline geldi. Soma katliamı ise AKP iktidarının köle düzeninin üzerine oturduğunun en yalın ifadesi oldu. Özgürlüğün sınırı ise Tayyip Erdoğan’ın tokadıyla ölçülür oldu. Bunların hiçbiri değişmeden Haziran İsyanı da bitmez. Polis terörü sadece bu isyanı bir süreliğine, belirli zaman dilimleri için ancak baskılayabilir. Devrimciler bu isyanın içinde oldukları sürece, bu isyana yol göstericilik yaptıkları sürece de her an yeni “patlamalar” gerçekleşecektir. Üstelik isyanın içinde oluşan kitlesel hareket, doğrudan eylem biçimleri, isyanın açığa çıkardığı örgütlenmeler, iktidarın karşısına dikilmede bireysel ve kolektif cüret

ve dayanışma eğilimleri kendini göstermeye devam ediyor. Soma işçilerinin “kamulaştırma” talepli eylemleri, holding merkezi önüne yürüyenler, iş cinayetinin yaşandığı inşaatlarda şirket yetkililerini kovalayan işçiler, Okmeydanı için sokağa çıkanlar, Almanya’da Erdoğan’ı madenci baretleri ile karşılayan on binler, Harvard’da Gül’ün karşısına dikilen bilim insanı…Haziran’ın etkisi sürüyor. Haziran isyancılarının öfkesi bu bir yıl içinde daha da büyüdü. Tayyip Erdoğan her geçen gün bu kitlenin gözünde daha da katlanılmaz bir şahsiyet haline geldi. Ve onunla birlikte suç ortakları da. Abdullah Gül’den Bülent Arınç’a, Süleyman Soylu’dan Numan Kurtulmuş’a kadar bu bir yıl içinde Tayyip Erdoğan’dan kaderini ayırmayan ne kadar şahsiyet varsa direnişçilerin gözünde, halka karşı izlenen suçlarda taammüden ortaktırlar. Kuşkusuz en büyük suç ortakları da herkesin gördüğü Soma’da Tayyip’in tokat atma görüntülerine rağmen yemin billah ederek “atmadı” diyen Bülent Arınç ile iktidar hesapları yaparak geleceğini Tayyip Erdoğan’a sattığı aşikar olan Abdullah Gül’dür? AKP’de herkes cumhurbaşkanlığına odaklanmış durumda. “Tayyip Erdoğan adaylığını açıklasa da rahatlasak” halindeler. Ama Erdoğan hala hesaplarını bitirebilmiş değil. Bir taraftan gelecek planlarını netleştirmeye çalışırken diğer taraftan kendisine karşı olanların hamlelerini bertaraf edecek taktikler kurmak zorunda. Gelecek planlaması içinde; Abdullah Gül’ün konumu, üç dönem sınırlamasından ötürü deneyimli siyasetçiler kuşağının neredeyse tümünün geri çekilecek olmasından dolayı yerlerine kimlerin yerleştirileceği, olası hoşnutsuzların nasıl hoşnut edileceği gibi “sıkıntılar” mevcut. Diğer yandan kendisine karşı olanlara da dikkat etmeli; olası cumhurbaşkanı adaylarını, daha en baştan itibarsızlaştırmak zorunda. Haşim Kılıç’ın ismi geçer geçmez hedefe oturtulması bunun bir örneği idi. TBB Başkanı Metin Feyzioğlu’na gösterdiği tepkinin de günlük hayatındaki normal tarzı olduğu (bakan fırçalamaktan, bürokrat tokatlamaya kadar) zaten herkes tarafından biliniyordu. Burada ilginç

olan tek şey, bu tavrı kameralar önünde gösterecek kadar kontrolünü kaybetmesiydi. Haşim Kılıç’a yapamadığını Feyzioğlu’na yaptı. Elde ettiği sonucun kendi kitlesi için olumsuz olduğu söylenemez, üstelik bu sonuç başbakanı ortalık yerde eleştirecek olanlar için gözdağı bile oldu. Erdoğan’ın asıl kaygısı ise yine Cemaat. Yerel seçim sonuçlarının ve Cemaatçi kadroların yerlerini değiştirmenin, Cemaat’i tamamen teslim almaya yetmeyeceğini biliyor. Temkini elden bırakmadan, şimdilik tehditler savurmakla yetiniyordu; “Moleküllerine kadar tespit yoluyla sterilize edeceğiz” ve “Cadı avıysa, evet, biz bu cadı avını yapacağız” şeklindeki sözleri en nadide örnekler. Artık gözdağı niteliğinde memuriyetten ihraçlar da başladı. Ancak bırakın devletin her kademesini, polis teşkilatına bile tamamen egemen değil. Elindeki en büyük güç Çevik Kuvvet/Güven Timleri. En sağcı, en yoksul ve en faşizan AKP’lilerden oluşturduğu bu “ordu” Tayyip Erdoğan’ın en güvendiği birlik. Her şeye rağmen inisiyatifi şimdilik elinde tutuyormuş gibi görünse de Tayyip Erdoğan için her şey pamuk ipliğine bağlı; bir tarafta diktatör cumhurbaşkanı olmak diğer tarafta tarihin çöplüğüne gömülmek. Artık arada bir yer kalmadı! Bu korkuyla diktatör tüm enerjisini ayakta kalmaya harcıyor. Ama dikiş tutmuyor. En son tüm devlet olanaklarını seferber ettiği, parti yöneticilerini, milletvekili ve belediye başkanlarını yığdığı 1 Haziran Ağrı, Güroymak ve Yalova seçimlerinde (üstelik özellikle Ağrı ve Güroymak’ta polis terörü ve doğrudan AKP’li vekillerin müdahalelerine rağmen) aldığı yenilgi de bunun bir göstergesi. Haziran İsyanı’ndan beri “sokak değil sandık” diye bas bas bağıran Erdoğan ne acı tesadüf ki ülkenin dört bir yanında direnişçilerin sokakta olduğu günlerde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden öncesi “son sandık”ta da yenilgiyi tattı. Yalan ve demagojide “usta” Erdoğan’ın bu yenilgiye kılıf hazırlayacağı bellidir ancak kendisinin yenilgiye katkısı görmezden gelinemez. Toplumun neredeyse tamamen kutuplaştığı böylesi bir dönemde,

halkın diğer yarısını ve özellikle de ezilenlerin büyük çoğunluğunu arkasına alması gereken CHP’nin, değil böylesi bir pozisyonu, ana muhalefet partisi olma konumu bile tartışmalı hale geldi. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi MHP’nin “çatı adayı” önerisi muhalefetin başat tartışma konusu. CHP ise toplumun dinamik, genç ve üretken kesimlerinin belirleyici olduğu bir parti yapısı yerine, yine aynı statik ve bürokrat kadrolarına yaslanmayı sürdürüyor ve açık ki cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde izleyeceği taktik, yerel seçimlerdekinin bir benzeri olan; sağ ile birlikte davranma olacak. CHP merkezindeki değişim ve hazırlık, sağa (tekelci sermayeye ve muhafazakar kitlelere) daha fazla yanaşmak ve neoliberal politikaları daha fazla sahiplenmek yönünde. Kürt siyasi hareketinde de radikal olmasa da, kendi içerisinde var olan bazı eğilimlerin güçlü bir biçimde örgütlendiği görülebilir. Batıda HDP, doğuda BDP şeklinde formüle edilen parti örgütlenmesi modeli değiştirildi. BDP, ideolojik parti olacakken (ne anlama geldiği herhalde uygulanırken görülecek), HDP tek kitle partisi biçimine dönüşecek. Bu durumun en belirgin karşılığı; Kürt hareketi Batı’daki toplumsal muhalefeti de örgütlemek için Kürt siyasetini merkeze alan bir tercihi, üstü örtülü olmaktan çıkarmış durumda. Böylesi bir değişimin başarılı olmasının -ki burada başarı kriteri; Kürt siyasi hareketinin batıdaki tüm toplumsal sorunlara taraf ve çözüm üreten bir pozisyon almasıyla birlikte tüm dinamikleri de örgütleme potansiyeli taşıyabilir hale gelmesidir- en ufak bir olasılığı bulunmamaktadır. Bunun en başta gelen nedenleri; hareketin Kürdistan’da izlediği siyasetin nesnel olarak batıyla aradaki açıyı büyütmesi ve ayrıca bu siyasetin gereklerine göre şekillenmiş kadro profilinin batının gerektirdiği kapsayıcılıktan uzak olmasıdır. Kürt hareketinin bu süreçte izleyeceği çizgi elbette Kürt sorunu bağlamında tüm toplumu da ilgilendiriyor. Kürt sorunu AKP iktidarının temel kriz dinamiklerinden biri olmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminin yaklaşması ile süreç karşılıklı gerilimin arttırılması

ve görüşme trafiğinin de bu gerilimler üzerinden şekillendirilmesi biçiminde gelişiyor. AKP’nin karakol-kalekol ve operasyon teknikleri, gerilla ailelerini içine alan psikolojik savaş yöntemleri, Rojava’da katliamcı IŞİD çetelerine desteğinin sürmesi karşısında Kürt illerine yayılan direnişle gerilimin yükseldiği bir anda İmralı’dan gelen “umudu koruyalım, provokasyona dikkat” sözleri ve Beşir Atalay’ın yol haritası çizeceklerine ilişkin açıklamaları bu sürecin doğasına uygun. AKP 2015 seçimlerine kadar bu süreci yürütüyormuş gibi görünmeyi, Kürt seçmenine temas yüzeyini arttırmayı, Kürt hareketi ise öncelikli olarak bölgede iktidarını arttırmayı deneyecek. Toplumsal muhalefete yön vermeye çalışan siyasi yapılarda da içinde bulunduğumuz sürecin bir sonucu ve önümüzdeki dönemin (el yordamıyla hissedilen) ihtiyaçları üzerinden birtakım değişim kıpırtılarının olduğunu da belirtmek gerek. Bu durum bazı yapılarda, başarısızlık sonucu gelişen özeleştiri, kamplaşma ve geri çekilmeler biçiminde yaşanırken, bazı yapılarda da eskiyi yeniden üreten (ama özeleştiri gerektirmeyen) sözde radikal yeni arayışlar getiriyor. Her ne kadar “treni sallayarak, içeridekilere trenin ilerlediği hissi” veriliyor olsa da değişim ihtiyacına yanıt aranması olumlu bir gelişmedir. Haziran İsyanı doğrudan ya da dolaylı olarak, bu sürece yanıt veremeyenler için de yıkıcı olacağını her geçen gün daha belirgin biçimde göstermektedir. Haziran İsyanı’nın yıldönümünün öngünlerinde umutla, geçen yıl yaşananların tekrar edeceğini bekleyenlerin yanında, bu durum toplumsal muhalefet içinde yuvalanan reformistler için de önüne geçilmesi gereken bir gelişmeydi. Tarihin aynen tekrar etmesini beklemek, Haziran İsyanı’nın birebir aynısının yaşanacağını varsaymak elbette yanlış. Ancak geçtiğimiz yılı Türkiye tarihinin bir anomalisi olarak kabul etmek, nostaljik bir hatıraya dönüştürmek de devrimin sürekliliğine ilişkin inançsızlıktır. Devrimcilerin işi fal açmak değildir. Kendi idealleri, kendi ideolojileri doğrultusunda geleceği değiştirmeye çalışmaktır. Ve her şeyden önce devrimciler kendilerinden

bekleneni karşılamak zorundadır. Haziran ayında sokakların ısınacağı şimdiden belli. Direnişin İsyan’a dönüştüğü 31 Mayıs’ın yıldönümünde polis terörüne rağmen sokaklara çıkan binlerce insan Haziran’da kaybettiklerimizi iktidara tekrar hatırlatacak. ‘Ölüp geçmediklerini” bilen, onların sokağa çıktıkları değerler için mücadele ederek onları yaşatan direnişçiler iktidarın peşini bırakmayacak. Çalışma Bakanlığı’nın hazırladığı “Taşeron Yasası” ise Meclis gündemine sokuldu ve Meclis tatile girmeden de AKP tarafından yasalaştırılmaya çalışılacak. AKP tarafından çıkarılacak bir yasanın, en başından söylemek gerekirse işçi sınıfı için “hayırlı” olmayacağı zaten aşikar. Tıpkı depremden sonra, depremi fırsata dönüştürerek çıkardıkları yirmiye yakın “talan yasası” gibi, şimdi de Soma Katliamı’nı “fırsat”a dönüştürme hesapları yapıyorlar. Bu yasa ile AKP, taşeron sistemini mutlaklaştırırken, aynı zamanda taşeron uygulamaları olabilecek en yaygın sınırına genişletmeyi amaçlıyor. Kamu ihalelerini yeniden düzenleyecek olan yasa, kamu işlerini bir bütün olarak taşerona devredebilecek. Ancak işi düşündüğü kadar kolay değil. Taşeron işçilerle birlikte Soma’da ve ülkenin dört yanında acı ve öfkeyle ayağa kalkanlar işçi sınıfının iç çelişkilerinden ve geleneksel emek hareketinin krizinden beslenen sıkıntıları da aşmanın yolunu gösterecek bir mücadele süreciyle bu AKP fırsatçılığını engelleyebilir. Erdoğan diktatörlüğüne, AKP faşizmine karşı direniş eğilimleri sürüyor. Bu iktidar karşısında direnmenin anlamı yaşamı, özgürlüğü, adaleti, emeği savunmak. İsyanın özneleri kadınlar, Aleviler, güvencesiz ücretliler, üniversiteliler, gelişen militan lise hareketi, üniversiteliler yanlarına ‘taşerona, güvencesizliğe son’ diyenleri, iktidarın karşısında haklarını talep edenleri, öfkesini sokağa dökenleri katıyor. Taleplerini güncelliyor. Erdoğan’dan hesap sormak için çok nedenimiz var. Yalnızca diktatörün baskı ve yağma düzeninden kurtulmak değil, bu düzeni yıkıp yerine eşit, özgür, insan onuruna yaraşır bir toplumsal düzen kurmak gibi bir hedefimiz var.


4

GÜNDEM 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

AKP Kürt iç savafl›na m› oynuyor? Lice'de Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi'nin yeni karakol yapımlarına karşı başlattığı yol kesme eylemi kısa bir süre içinde orta çaplı bir krize dönüştü. Yol kesme eylemleri yaygınlaştı, olay askeri kontrol noktalarına ateş açılmasına kadar geldi. Aynı günlerde Türkiye destekli olduğu bilinen IŞİD çeteleri Serekaniye'yede çoğu kadın ve çocuk en az 15 sivili öldürdü. Olayların gelişme çizgisi birçok kişiye “Hükümet ile PKK arasındaki ipler koptu mu?” sorusunu sordururken, Beşir Atalay, “Çözüm sürecinde tıkanmanın olmadığını; 19 Mayıs'ta yapılan hükümet zirvesinde “Daha somut, yeni bir yol haritasının üzerinde çalışılması, sonuca doğru daha hızlı adımlar atılmasının kararlaştırıldığını”, bu adımlara ilişkin olarak Kürt hareketinin “siyaset kesimiyle”, yani BDP ile görüştüklerini, sürece ilişkin olarak “karşılıklı iradede bir zayıflama görmediklerini” açıkladı. Atalay'ın bu açıklamayı yaptığı gün İmralı'dan dönen BDP heyeti, Abdullah Öcalan'ın “Sürecin yeni bir aşamaya geldiğini” söylediğini ve “tarafları süreci provoke edecek tutumlardan kaçınmaya, dikkatli ve duyarlı davranmaya” çağırdığını aktardı. Böylece taraflar, Mayıs ayı itibariyle “diyalog aşaması”nın tamamlandığını, “müzakere aşaması”na geçildiğini ima ederek, yakalanan bu noktanın kaybedilmemesi gerektiğini ve buna yol açacak girişimleri “provokasyon” olarak kabul edeceklerini açıklamış oldular. Beşir Atalay, aynı görüşme içerisinde Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması halinde Abdullah Gül'ün partinin başına ve başbakanlığa getirilmesi ve AKP'nin “reformcu ve demokrat” kimliğinin zedelenmemesi gerektiğini söyledi ve “Anayasa ve diğer değişiklikler” için 2015 seçimi sonrasını işaret etti. Ferda Anlaşılan o ki, Öcalan Koç “bitti” demeden çözüm ferdakoc@ süreci bitmeyecek ve AKP hotmail.com hükümeti bu süreci en azından 2015 genel seçimlerine kadar yürütecek ya da yürütüyormuş gibi görünecek. Bu süre içerisinde her iki taraf da stratejik konumunu güçlendirmeye çalışacak. Yani, Kürt Siyasi Hareketi kontrollü bir gerilim politikasıyla bölgedeki iktidarının gücünü ve tanınırlığını artırmaya çalışacak; AKP ise, Ergenekon-Balyoz'la başlayıp, Cemaat tasfiyesiyle devam eden devlet iktidarını ele geçirme hareketini, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı, Gül'ün Başbakanlığı'yla konsolide edecek. AKP bu stratejik hedeflerine ilerlerken, Kürtler içindeki siyasi desteğini korumayı ve geliştirmeyi hedefleyen bir başka “kontrollü gerilim” politikasını uygulayacak. AKP'nin izleyeceği bu politikanın bazı önemli bileşenlerini iki örnekte izleyebiliyoruz. Birinci örnek, Diyarbakır'da gerillaya katılan iki gencin ailesinin yaptığı “oturma eylemi”. AKP bu eylemi “devlet imkanlarıyla” körükleyerek genişletti. Böylece, PKK'nin “sivil alandaki” hegemonyasını zayıflatmayı ve Kürt seçmenine nüfuz olanaklarını genişletmeyi açık bir politik taktik haline getirdi. Bu taktiği daha önce Barzani-Şıwan gösterisinde de izlemiştik. İkinci örnek ise Serekaniye katliamını yapan IŞİD çeteleri. Bu çetelere Türkiye'den katılan (maaşlarını dolar olarak alan) “gönüllüler”in önemli bir bölümünün Hizbullah ve bölgedeki diğer ultra-gerici Kürt gruplarından geldiği ve bu militan trafiğinin MİT'in denetimi altında sistemli bir biçimde sürdürüldüğü bölgede yaşayan herkes tarafından biliniyor. Yani AKP, Rojawa'daki kontra savaşını bir “Kürt iç savaşı” olarak örgütlemeye çalışıyor. İki tarafın uyguladığı bu “kontrollü gerilim” taktiklerinden iki tarafın birden kazançlı çıkması ise kolay değil. Bütün şartların aynı kalması ve 2015 genel seçimlerine kadar “süreç”in bugüne dek yaşadığımız biçimiyle sürmesi halinde, AKP'nin bu taktiğiyle 2015 genel seçimlerinde bölgedeki ve Kürtler arasındaki desteğini artırması, BDP/HDP'nin ise güç kaybetmesi galip olasılıktır. Bu olasılığın gerçekleşmesi halinde ise AKP'nin kartını Kürt sorununun çözümüne mi yoksa bir Kürt iç savaşına mı oynayacağı kestirilemez. Kürt halkı barış beklerken, birden bire kendisini iç savaşın kaynayan kazanında bulabilir!

‘Tek adamın krizi’ MENDERES TUTUfi

E

rdoğan’ın uzun zamandır cumhurbaşkanlığı hesapları yaptığı herkesçe bilinen bir gerçek. 3 Mayıs’ta AKP MKYK toplantısından tüzükteki 3 dönem kuralının korunması kararının çıkması, Erdoğan’ın adaylığına neredeyse yarı-resmi bir nitelik kazandırmıştı. Zira Erdoğan ve kurmaylarının çoğu 2015 genel seçiminde tüzüğe göre aday olamıyor. Kaldı ki 2015 genel seçiminde kendisine başbakanlık kapısını kapatan Erdoğan’ın, cumhurbaşkanlığı kapısını da kapatması kimse tarafından beklenmeyen bir durum. Mayıs süresince parti örgütleri, delegeler, bakanlar ve başbakan yardımcılarıyla yapılan toplantılarda, Erdoğan istediği takdirde adaylığına kuvvetli bir itirazın yükselmeyeceği anlaşılmış oldu. Hatta bırakın “kuvvetli itirazı”, partililerin onu cumhurbaşkanlığına gönderme noktasında epey hevesli davrandıkları bile söylenebilir. AKP içinde, Erdoğan’ı Köşk’e gönderme telaşı bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor. Herkesin kendince planları var. Kiminin gözü koltuğunda; kimi

Cumhurbaflkan› seçimine k›sa bir süre kalmas›na karfl›n, Tayyip Erdo¤an, beklenen adayl›k aç›klamas›n› hâlâ yapm›fl de¤il. Bu karars›zl›k, ‘tek adam’ otoritesine dayanan ‘lider partisi’nin krizini gösteriyor gönderip kurtulma hesabında. Kimisi de Erdoğan’dan sonra iktidar partisinin çözülmesine ayarlamış saatini.

‘TÜRK‹YE'YE BAfiKANLIK S‹STEM‹N‹ GET‹RECE⁄‹Z’ Ama kimse, Mehmet Ali Şahin kadar özlü anlatamaz bu durumu. Adı “vekâleten liderlik” listesinin üst sıralarında yer alan Şahin, bir kurmay başkanı havalarında AKP’nin stratejik planlarını ifşa ediyor: “Yok öyle yağma! Tayyip Erdoğan bu millete hizmete devam edecek. Hem de cumhurbaşkanı olarak devam edecek. 2015 seçimlerinde AK Parti'yi parlamentoya daha güçlü şekilde sokarak, anayasayı değiştirip, Türkiye'ye başkanlık sistemini getireceğiz.” Ne var ki stratejik planın hamasetle sarmalanmış dış

kabuğu döküldüğünde, altından AKP kurmaylarının korku ve tedirginlikleri gösteriyor kendini: Örneğin Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilememe korkusu. 2015’te milletvekilliği ve başbakanlığı da kaçırma korkusu. Parlamentoda anayasa yapma çoğunluğunu elde edememe korkusu. Cumhurbaşkanı seçilse bile, eriyen bir parti yapısı ve seçmen kitlesiyle bırakın başkanlığı iktidar temeli zayıf, krizli bir cumhurbaşkanlığı korkusu… Herkes biliyor ki militan halk direnişlerinin yükselişe geçtiği devrimci kriz konjonktüründe, Erdoğan bütün enerjisini iktidarını ayakta tutmaya harcıyor.

CUMHURBAfiKANI ADAYI BELL‹ DE ASIL SORUN BAfiBAKAN K‹M OLACAK? Rejim ve devlet krizi, AKP’de “tek adam iktidarı”nın

krizi olarak yaşanıyor. Erdoğan’ın adaylığını açıklamada işi ağırdan alması, giderek derinleşen ciddi bir krizin göstergesi. Kriz kendini, Erdoğan’a yakın çevrelerin şu sözlerinde gösteriyor: “AK Parti’nin cumhurbaşkanı adayının kim olduğunu biliyoruz; tartıştığımız başbakanın kim olacağı”. Erdoğan’ın danışmanları, sağ parti geleneğinin liderlik kriziyle ünlü derslerinde arıyorlar sorunun yanıtlarını.

TAR‹H‹ DERSLERLE DOLU; AMA SORULAR ÇALIfiTI⁄INIZ YERDEN ÇIKMAYAB‹L‹R Konuyla ilgili tarih çalışanların ilk baktığı yer genellikle Turgut Özal sonrası Yıldırım Akbulut ve Süleyman Demirel sonrası Tansu Çiller dönemi “iktidar partisinin çözülme süreci” oluyor. Benzer

şekilde, Erdoğan sonrası AKP’nin de gerileme devrine girmesi endişesinin parti kademelerinde giderek yayılması, Erdoğan’da kararsızlığa yol açıyor.

ERDO⁄AN’IN AÇMAZLARI Karizmatik liderinin otoritesini yitiren iktidar partisinin çözülmesinin önüne nasıl geçilecek? Parti bu haliyle, 2015 genel seçiminde zaten fiili yarıbaşkan görünümündeki Erdoğan’ı “anayasal başkan”a dönüştürecek parlamenter çoğunluğu nasıl elde edecek? AKP iktidarının yükselme döneminde bizzat Erdoğan’ın liderliği altında sağlanamayan anayasal çoğunluk, gerileme dönemine girdiği devrimci kriz konjonktüründe nasıl sağlanacak? Üstelik Erdoğan’ın etkin teşkilatçılığı olmadan. Bu durumda seçmen desteği ve parti etkinliğinden oluşan en kuvvetli iki kozunu da yitirme “tehlikesi”yle karşı karşıya kalan Erdoğan’ın, rejim krizinden başkanlık sistemiyle çıkma planları da zora giriyor. Altyapısı hazırlanmadan mevcut rejimin tepesine çakılan “halkın seçtiği cumhurbaşkanının” yaratacağı olası rejim krizleri de cabası.

Barış dağların ardında AKP bir yandan savafl haz›rl›¤› yaparken, bir yandan da “çözüm” masallar›yla Kürt sorununda oyalama stratejisini sürdürüyor. Savafl haz›rl›klar›na karfl› pek çok noktada düzenlenen yol kesme eylemlerinde ç›kan çat›flmalar, bölgedeki hoflnutsuzlu¤un boyutunu ortaya koydu. Öcalan ise son görüflmesinde “umut korunarak gelifltirilmeli” dedi ÖZGE OZAN

A

KP’nin “müzakere” sürecinde Kürt hareketinin sürece yasallık kazandırmaya yönelik taleplerini yanıtsız bırakarak oyalama stratejisine devam etmesi, Kürt illerine yönelik saldırılar ve Rojava’da AKP iktidarı desteğindeki IŞİD’in Serekaniye’de yaptığı katliam bölgede gerilimi arttırdı. Uzun süredir karakol-kalekol yapımına karşı mücadele eden Lice halkına yönelik 29 Mayıs’taki saldırının ardından ise direniş yayıldı. AKP’nin Diyarbakır’da çocukları gerillaya katıldığı için eylem başlatan aileleri Kürt hareketine karşı psikolojik savaş unsuru haline getirme çabası karşısında BDP Erdoğan’a “Dağdan indirme görevi senindir” diye seslenirken uzun süreden sonra İmralı’ya giden HDP heyeti Öcalan’ın “Gelinen noktada ciddi bir başlangıç için önemli bir umut vardı ve bu umut korunarak geliştirilmelidir” mesajını iletti.

L‹CE’DEN YAYILAN D‹REN‹fi Ankara’dan Diyarbakır’a gönderilen özel birlikler, 29 Mayıs’ta karakol-kalekol yapımına ve askeri operasyonlara karşı hendek kazarak kapattıkları DiyarbakırLice yolunda bir haftadır nöbet tutan halka saldırdı. Direnişin sürdüğü alanda halkı çembere alan asker, TOMA, zırhlı araçlar, plastik mermiler ve gaz bombalarıyla saldırıya geçti. Askerler saldırı sonrası daha önce bölge halkı tarafından kazılan çok sayıda hendeği kapattı. Ancak eylemler durmadı. 30 Mayıs’ta gün boyu çatışmaların devam ettiği Çellik bölgesinde direnişi kıramayan asker geri çekilmek zorunda kaldı. Karakollara karşı başlatılan direniş eylemleri Lice’den Varto,

Karlıova, Kulp’a kadar birçok noktaya yayıldı. Muş Varto’da da 29 Mayıs’ta başlayan yol kesme eylemi 3 gün boyunca çatışmalarla devam etti, asker geri çekildi. Bingöl'ün Karlıova ilçesinde Lice direnişine destek amacıyla Muş-Erzurum karayolu trafiğe kapatıldı. Çatışmalar Silopi’ye de yayıldı. 1 Haziran’da Lice’ye bağlı Birlik Köyü’nde bir araya gelen halkın, Diyarbakır-Bingöl karayoluna barikat kurması üzerine askerler gerçek mermi ile saldırdı. Saldırı sonucu yaşanan çatışmalarda biri çocuk iki kişi yaralandı.

‘DA⁄DAN ‹ND‹RMEK ‹KT‹DARIN GÖREV‹’ AKP, Diyarbakır’da çocuklarının gerillaya katılmasından BDP’yi sorumlu tutarak çocuklarının geri gelmesi için 19 Mayıs’ta oturma eylemi başlatan aileleri psikolojik savaş unsuru olarak kullanmaya çalıştı. Özgür Gündem’in habarine göre birkaç kişiyle başlayan eyleme katılım MİT’in devreye girmesi ile arttı.

BDP’li Hatip Dicle’nin gasp edilen milletvekili koltuğunda oturan seçilmemiş AKP’li “vekil” Oya Eronat da bu sürecin örgütlenmesinde rol aldı. Tayyip Erdoğan 27 Mayıs günü grup toplantısında doğrudan HDP-BDP’yi hedef aldı ve "Çocuklar serbest bırakılmazsa B ve C planlarını devreye sokacağız" tehdidinde bulundu. Erdoğan’a cevap ise ailelerle görüşme yapan Selahattin Demirtaş’tan geldi. Demirtaş “Geri dönüş yasasını çıkarmayan Erdoğan anaları kışkırtıyor. Dağdan indirme görevi anaların değil senin birinci görevindir. Dağa çıkaran da analar değil indirecek olan da” dedi. Demirtaş’la görüşen aileler ise yaptıkları açıklamada Erdoğan’a “A-B-C planı değil çözüm planı yap, tüm çocuklarımız gelsin” dedi. PKK’nin çocukları alıkoyduğu iddialarına sert yanıt veren ve bunun kirli savaş yöntemi olduğunu söyleyen KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı ise Kürt sorununu çözmeyen AKP hükümetinin Kürt

özgürlük hareketini ve gerillayı çözmeyi hedeflediğine dikkat çekti. Açıklamada “Çatışmasızlığın sürdüğü ortamda böyle bir psikolojik harekatın başlatılması, AKP hükümetinin bir çözüm politikası olmadığını göstermektedir. Bu da savaşın sürdürülmesinden başka bir anlam taşımamaktadır. Zaten ‘B ve C planımız var’ demesi savaşı ve siyasi soykırım operasyonlarını planladıklarını ortaya koymaktadır. Çünkü Türk devletinin bunlar dışında bir planı yoktur. Bu durum karşısında demokrasi güçleri ile tüm Kürt halkı harekete geçerek demokrasi ve özgürlük mücadelesini yükseltmelidirler. AKP'nin gündem saptırmasına fırsat vermemeli, mücadeleyi yükselterek gündemi kendileri belirlemelidirler” denildi.

HEYET GÖRÜfiMES‹ HDP heyeti uzun bir aranın ardından 1 Haziran’da Abdullah Öcalan ile görüştü. Bölgede gerilimin artması ile birlikte İmralı’ya gitmeden önce, HDP heyeti ilk kez Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, İçişleri Bakanı Efkan Ala ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile bir görüşme gerçekleştirmişti. İmralı’dan dönüşte açıklama yapan heyet, Öcalan’ın mesajını iletti: “Gelinen noktada ciddi bir başlangıç için önemli bir umut vardı ve bu umut korunarak geliştirilmelidir.” Öcalan görüşmede tarafları süreci provoke edecek tutumlardan alabildiğine kaçınmaya, dikkatli ve duyarlı davranmaya çağırdı. Aynı gün Beşir Atalay da “Süreç için yeni bir ivme kazandırılması yönünde kararlılık oluşturuldu ve yeni kararlar alındı. Daha somut, yeni bir yol haritasının üzerinde çalışılması, sonuca doğru daha hızlı adımlar atılması konusunda anlaşıldı” açıklamasında bulundu.

Erdo¤an deli¤in k›y›s›nda - Ali Ergin Demirhan 2012’den bu yana emperyalist merkezlerin desteğini yitirdiği ve hatta cihatçılarla içli dışlı ilerlettiği mezhepçi siyaseti nedeniyle sert eleştirilere hedef olduğu gözlenen AKP üzerindeki dış baskı bir süredir hafifledi. Daha doğrusu biçim değiştirdi. Suriye konusundaki eleştiriler geri çekilirken, demokrasi konusundaki eleştiriler öne çıkıyor. Kısmen rahatlayan AKP, somut karşılığı olmayan İsrail karşıtlığı mizansenlerini yeniden sahneye koyuyor. Kürt petrollerini Bağdat’tan bağımsız pazarlama planları ise ABD’den onay alabilmiş değil. Uluslararası dengelerin sarsıntısı içinde yaşanan politika değişiklikleri nedeniyle hareket alanında kısmi bir rahatlama yaşayan AKP, yeniden eski güzel günlerine dönmüş değil. Vaktiyle Başbakan’ın danışmanı Cüneyt Zapsu’nun tavsiye ettiği

gibi “deliğe süpürülmüyor” ama deliğin kıyısında bekliyor.

ABD’N‹N SUR‹YE S‹YASET‹ DE⁄‹fi‹NCE Mayıs 2013’te ABD ziyaretinde, Barack Obama’nın “Radikallerle Suriye’de ne işler karıştırdığınızı biliyoruz��� sözlerine maruz kalan Tayyip Erdoğan, aynı işleri karıştırıyor olmasına rağmen ABD’den bu konuda gelen eleştiriler kesildi. Ne zaman? Obama’nın Mayıs 2014’te açıklanan yeni terörle mücadele konsepti kapsamında, Suriyeli “ılımlı” muhaliflerin Türkiye’de eğitilmesinin de planlandığı tartışılırken. Hürriyet’ten Tolga Tanış “ABD’nin ikiyüzlülüğü” başlıklı yazısında, geçen yıl Suriye konusunda sert eleştirilerde bulunan ABD’li yetkililerin bu yıl Türkiye’yi Suriye

konusunda eleştirmek bir yana sınır kontrollerindeki “özeni” nedeniyle takdirlerini ifade ettiklerini söyledi. Aynı günlerde Türkiye sınırından MİT’in kontrolünde Suriye’ye geçişine müsaade edilen gruplar Kürt, Hıristiyan ve Alevi yerleşimlerinde katliam ve insan kaçırma eylemlerine girişiyordu. ABD’nin 2013’te sakıncalı ilan ettiği “radikaller” ile 2014’te destek kararı aldığı “ılımlılar” aslında aynı aktörler. Değişen ne muhalifler ne de AKP’nin politikası. Asıl olarak ABD ile Rusya arasındaki dengede Suriye’nin ardından Ukrayna’da da Rusya’nın öne çıkması üzerine, ABD Suriye’de dengeleyici bir hamle yapıyor. Rusya’nın müttefiki Esad rejimine karşı cihatçılara yeniden destek sunacağını açıklayan ABD’nin, Ukrayna’da bir denge oluşmasının ardından bu desteği çekmesi

de mümkün. Çünkü ABD, El Kaide’yi kendi elleriyle büyütmek istemiyor. Yani AKP açısından kalıcı bir rahatlamadan söz etmek için henüz çok erken.

fiOVA DEVAM Bu arada İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, dört yıl önce Mavi Marmara gemisine düzenlenen baskınla ilgili davada üst düzey dört İsrailli komutan hakkında kırmızı bülten çıkarılmasını istedi. Bu talebin İsrail üzerinde herhangi bir yaptırımı yok. Yalnızca AKP’nin iç politikada ve bölge halklarına yönelik göz boyama hamlelerinden biriyle daha karşı karşıyayız. KÜRT PETROLÜ ABD YOLUNDAN GER‹ DÖNDÜ! İç gündemin gürültüsüne getirilen

önemli bir gelişme ise AKP’nin Kürt petrolünü Bağdat’tan bağımsız pazarlama planlarıyla ilgili olarak yaşandı. ABD’nin resmi açıklamalarında karşı çıktığı bu plan, batıda yine de pazar bularak fiilen ilerletilmeye çalışılıyordu. Ne var ki dış pazara ilk sevkiyatı Mayıs sonunda Ceyhan'dan yapılan Kürt petrolü, teslim edilemedi. Amerika istikametinde olan tanker geri döndürüldü. Bu AKP’nin bölgedeki tek müttefiki Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile ittifakının temel dayanağı “Kürt petrolü rüyası”ndan uyanmak anlamına geliyor. Sıkışan ABD siyasetindeki değişiklikler nedeniyle kısmi bir rahatlama yaşayan AKP, bölgesinde yalnız, ABD ile ilişkilerinde ise deliğin kıyısında bekliyor.


5

GÜNDEM 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

Erdoğan’dan Okmeydanı'nda polise vur emri Soma Katliamı'nın ardından AKP'ye karşı tepkileri yönetemeyen iktidar, gericiliği ve kara propagandayı yükselterek durumu kurtarma çabasına girişti. Tepkileri şiddetle bastırmaya çalışan polisin Okmeydanı'nda iki kişiyi katletmesi ise iktidarın Alevi düşmanlığını yükseltmesi için fırsat aralığı yarattı MEHTAP MET‹NO⁄LU

S

oma Katliamı'nın ardından onlarca kent merkezinde eylemler yapılırken birçoğuna polis saldırdı. İstanbul Okmeydanı ve Gazi Mahallesi gibi Alevilerin yoğunlukta olduğu, devrimcilerin yıllardır örgütlü bulunduğu mahallelerde polis her protestoyu şiddetle bastırmaya çalıştı. Okmeydanı İTO Lisesi öğrencilerinin 22 Mayıs'ta Soma Katliamı'nı protesto etmek için dersleri boykot etmesine saldıran polis, zırhlı araçtan gerçek mermilerle etrafa ateş etmesi sonucunda Okmeydanı Cemevi’nin bahçesinde cenazeye gelen 30 yaşındaki belediye işçisi Uğur Kurt boynundan vuruldu. Kurt'un vurulmasının ardından Cemevi çevresinde 'terör' estirmeye devam eden polis, Kurt'un yaralı olarak yattığı bahçeye gaz bombası attı. Bir süre sonra Okmeydanı Hastanesi’ne kaldırılan Uğur Kurt hayatını kaybetti. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ise polis saldırısını çarpıtmaya çalışarak "çıkan çatışma" yalanını ortaya attı. KAT‹L POL‹S MAHALLEDEN DEFOL Siyasi partiler ve demokratik kitle örgütlerinin çağrısı ile 22 Mayıs akşamı Cemevi önünde buluşan Okmeydanı halkı "Katil, hırsız AKP", "Katil polis mahalleden defol" sloganları ile mahallede yürüdü. Mahallelilerin eylemine Mithatpaşa Caddesi’nde polis saldırdı. Okmeydanı çevresini kuşatan polis saldırısına karşı mahalleliler saatlerce direndi. Polisin yoğun saldırısı sırasında Ayhan

İstanbul’da Kadıköy, Sarıgazi, Gazi ve 1 Mayıs mahalleleriyle Ankara'dan İzmir'e Mersin'den Samsun'a kadar birçok ilde Uğur Kurt için "Polis terörüne hayır" denilerek eylemler yapıldı. Ayrıca Alevi örgütleri, İstanbul Okmeydanı’nda taziye için Cemevi'nde beklerken vurulup öldürülen Uğur Kurt için ve “hükümetin mezhepçi söylemine karşı” sokağa çıkma çağrısı yaptı. Alevi örgütlerinin çağrısıyla 25 Mayıs'ta İstanbul, Bursa, İzmir, Diyarbakır, Antalya, Maraş, Adana, Kayseri ve Ankara Güvenpark’ta da eylemler düzenledi.

Yılmaz adındaki mahalleli yaralandı ve uzun süre polisin yanı başında herhangi bir tıbbi müdahale yapılmadan yerde yığılı kaldı. Bir süre sonra hastaneye kaldırılan Yılmaz, hayatını kaybetti. Uğur Kurt’un ardından gerçekleşen bu ikinci ölümle ilgili olarak polis ve polis açıklamalarını esas alan medya, polis saldırısına direnen Okmeydanı halkını sorumlu göstermeye çalıştı. Bu açıklamalara göre polis yaşananların mağduru, fail de Okmeydanı halkıydı.

EYLEMLER‹ BASTIR, POL‹S‹ KOLLA Okmeydanı halkı, polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt’u uğurlamak için 23 Mayıs günü Cemevi'nin önünde toplandı. Polis mahalle çevresinde yığınak yaparken polis cinayetini örtbas etmeye çalışarak ölümlerden eylemcileri sorumlu tutan İstanbul Emniyeti, “hukuksuz hiçbir eyleme müsaade edilmeyecektir” diyerek Kurt'un cenaze törenine saldırabileceğinin işaretini verdi. Kurt'un vurulmasının

üzerinden 27 saat geçtikten sonra Cemevi'ne giden Savcı, "Hükümet istifa" sloganlarıyla karşılandı. Cemevi önünde toplanan binlerce kişi, Uğur Kurt’un cenazesini omuzlarda taşıyarak Sivas'a uğurladı. Kurt'un cenazesi, memleketi Sivas’ın Hafik İlçesi Üzeyir Köyü’nde düzenlenen törenle 24 Mayıs'ta toprağa verildi. 'MASKEL‹ EYLEMC‹' ÇARPITMASI Haziran İsyanı'ndaki polis şiddetini, Soma'daki katliamı ve son olarak Okmeydanı'ndaki polis cinayetini örtbas etmek için hem AKP'lilerin ağzından hem de iktidar medyası tarafından "maskeli, molotoflu eylemci" söylemi öne çıkarıldı. Yeniakit gibi iktidar medyasının organları, katil polisleri korurken eylemcilerin daha ağır hukuki

yaptırımlara maruz kalması gerektiğini ilan etti. Özellikle Alevilerin ve devrimci örgütlerin yoğun olduğu mahalleleri hedef gösteren iktidar ve medyası çarpıtılmış haberlerle polis cinayetini ve polisin bu mahalleler üzerindeki baskısını aklamaya çalıştı. Tayyip Erdoğan Okmeydanı'ndaki eylemler için "Bu bir hak arama olayı değil. Bu bir terör olayı ve biz de bu tür terör olaylarına müsaade etmeyeceğiz" diyerek molotofun ateşli silah sayılarak cezasının artırılacağını, gerekli talimatları verdiğini söyledi. Molotofun dışında maske ve baret takmanın da cezasının artırılacağı söylendi. Okmeydanı'na yönelik operasyon ise gecikmedi. 26 Mayıs sabahı mahalleyi abluka altına alan polis, Cemevi

çevresindeki bazı adreslere baskın düzenleyerek çok sayıda kişiyi gözaltına aldı. Gençlik Federasyonu dernek binasına pencereden giren polis, Küçük Armutlu, Yeni Bosna ve İkitelli’de de ev ve dernek baskınları düzenledi. ALEV‹ DÜfiMANLI⁄ININ AZMETT‹R‹C‹S‹ ERDO⁄AN AKP Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan Erdoğan, katillerini korumaya devam ederken mezhepçi ve kutuplaştırıcı dilini kullanmayı sürdürdü. Erdoğan, Berkin Elvan için “İşi gücü bırakıp tören mi düzenleyeceğiz, ölmüştür geçmiştir” derken Uğur Kurt’un polis tarafından vurulmasına ise “Ne yani polis eli kolu bağlı mı duracak. Nasıl sabrediyorlar

anlamıyorum” dedi. Ayrıca AKP grup toplantısında ülkenin temel gündemi haline gelen "ölümler" hakkında konuşan Erdoğan, "Uğur, GBT’sinde de en ufak bir olumsuz yanı da yok. Sadece kendisi Cemevi'ne gidiyor, orada maalesef böyle müessif olayla karşı karşıya kalıyor" diyerek Uğur Kurt'un GBT'sine dikkat çekti. U⁄UR KURT'U VURAN POL‹S BULUNDU Uğur Kurt’un öldürülmesine ilişkin soruşturmada, o sırada mahallede olan 14 polisin silahına el konuldu. Yapılan incelemenin ardından silahın polislere ait olan 14 silahtan biri olduğu belirlendi. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde görevli bir polisin tanık sıfatıyla ifadesi alındı.

Erdoğan'ın borazanlarından hedef gösterme Erdo¤an'›n Okmeydan›'ndaki can kay›plar› ile sonuçlanan polis terörüne arka ç›kmas›ndan "cesaret alan" iktidar yanl›lar› "ölüm" ça¤r›lar› bafllatt›. AKP’li ‹zmit Belediye Baflkan Yard›mc›s› ‹brahim Bulut, “Ülkemizin huzuru için yüzünde maske ve elinde silah olan› öldürmek, polisin

yetkisi ve görevi olmal›.” Kanal 7 muhabiri Umut Erol, “Dün Okmeydan›’nda yaflananlara flöyle bir bak›yorum da, bu yarat›klara karfl› plastik de¤il gerçek mermi kullan›lmal›. Temizlensin ortal›k.” Eski Ulaflt›rma Bakan› Binali Y›ld›r›m’›n Türki-

ye K›z›lay Derne¤i ‹stanbul fiube Baflkan› olan kardefli ‹lhami Y›ld›r›m, "E¤er arpan›z fazla geldiyse o arpay› önünüzden almay› da biliriz! Arpa tafl›yanlar› da biliriz. Ya bu ülkede eflek gibi sessizce yaflayacaks›n›z ya da defolup gideceksiniz!" dedi.

AKP'den krizini fırsata çevirme atağı: Alevileri hedef göster Alevi düşmanlığını körükleyerek Soma Katliamı'nın sorumluluğundan sıyrılmaya çalışan AKP, muhtemel iş cinayetlerine karşı işçi sınıfının Sünni kesimlerinin tepkisinin yayılması tehlikesini bastırmak için Alevilere karşı nefret söylemini yükseltip, Alevi mahallelerini hedef gösteriyor Soma Katliamı'nın ardından halkın AKP'ye karşı tepkilerini mezhep çatışmasına kanalize etmeye çalışan iktidar, hemen Alevileri hedef gösterme yöntemine başvurdu. Alevi karşıtı devlet söylemini her devlet

katliamı sonrasında ya da toplumsal muhalefetin yükselişinde devreye sokan AKP, mezhep çatışması yaratarak toplumsal uyanışın önünü kesme hesabı yapıyor. Nitekim bu nefret söylemini "dış mihraklara" verdiği "sert" yanıtların malzemesi olarak kullanıyor. Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck'un Erdoğan'ı eleştirmesi üzerine, “Almanya'da Ali'siz Alevilik denen bir olay var. Türkiye’de böyle bir Alevi yok dedik" sözleriyle Erdoğan, Alevileri düşmanlaştırma politikasını sürdürmüştü. Soma Katliamı

öncesinde "Ali'siz Alevilik" kavramıyla nefret söylemi lügatını genişleten Erdoğan, katliam sonrasında da ayrımcı tavrına ve hedef gösterme yöntemine devam etti. Hayatını kaybeden Alevi madencilerin ailelerine ne AKP'li belediyelerden ne de "devlet erkanından" taziye ziyareti yapıldı. ERDO⁄AN'IN KURMACA KINIK Z‹YARET‹ İzmir'in Kınık ilçesine 29 Mayıs'ta "sürpriz" bir ziyaret gerçekleştiren Tayyip Erdoğan, iktidar medyasının haberlerine göre "sevgiyle" karşılandı. Medyanın haberlerine göre, Soma Katliamı'nda hayatını kaybeden "bazı" işçilerin aileleriyle görüşen Erdoğan'ın Kınık'ta Alevi ailelerle konuştuğu izlenimi oluştu. Ancak gerçek bu değildi, çünkü Kınık ilçesi AKP'li belediyenin elinde ve Erdoğan belediye binasından Kınık ilçesi halkına seslendi. Oysa ilçenin birçok Alevi köyü var. Erdoğan'ın Alevi ailelerine taziyeye gitmesi için önce o köyleri ziyaret etmesi gerekiyordu. Erdoğan'ın Kınık ziyareti tam anlamıyla kurmaca ve aldatmaya uygun bir biçimde kurgulanmıştı.

SOMA'NIN ÖFKES‹N‹ OKMEYDANI'NA YÖNLEND‹R Erdoğan, AKP grup toplantısında Okmeydanı'ndan bahsederken Soma'ya ilişkin, "Alevi vatandaşlarımızı sağdan soldan toparlayıp Soma’ya getiriyorlar. Niye? Bu defa da Soma’yı karıştıracaklar" diyerek aynı hedef gösterme yöntemine başvurdu. Çünkü işçi sınıfının Sünni kesimlerinin Soma Katliamı'nın baş sorumlusu olarak AKP'yi görmesi ve muhtemel iş cinayetlerine karşı tepkinin yayılması AKP açısından en büyük tehlike. Bu tehlikeyi bastırmanın en sağlam yöntemi de Alevi düşmanlığını körüklemek. Polisin Alevi mahallelerine yönelik sistematik saldırısı, devletin Alevi politikasından aldığı güçle gerçekleşiyor. Soma'nın ardından iktidar, asıl hedefini ve neyi hedef gösterdiğini Okmeydanı Cemevi'ne saldırılması, iki mahallelinin polis saldırısında öldürülmesi, Okmeydanı'nın günlerce abluka altına alınması ve operasyon yapılmasıyla gözler önüne serdi. Soma Katliamı'nda afallayan AKP, bölge halkının öfkesini yönetmeyi beceremezken hatasının yaygın işçi kitlelerinde tepkilere neden olmasının önüne geçmek için de hedef şaşırtarak Okmeydanı saldırısını fırsata çevirmeye çalıştı.

Okmeydan›’nda U¤ur Kurt’un ve Ayhan Y›ld›z'›n katledilmesi, halka yönelik sald›r›lar›n ise durmaks›z›n sürmesi üzerine Alevi örgütleri harekete geçerken, Almanya’daki Alevi örgütleri de 24 May›s’ta Köln’e giden Tayyip Erdo¤an’› protestolarla karfl›lad›. Almanya’daki Alevi örgütlerinin ça¤r›s›yla, Alevi dernekleri, taraftar gruplar›, iflçiler ve demokratik toplum örgütleri Köln flehrinin en önemli

caddesi olan Ebertplatz’da Erdo¤an’› protesto etmek için bir araya geldi. On binlerin kat›ld›¤› Büyük Demokrasi Yürüyüflü'nde tafl›nan pankart ve dövizlerin gündemini, Berkin Elvan, Soma Katliam›, Haziran ‹syan›’nda hayat›n› kaybeden direniflçiler, Okmeydan›’nda Cemevi bahçesinde polis kurflunu ile katledilen U¤ur Kurt oluflturdu. Tayyip Erdo¤an’a olan öfke de dövizlere yans›d›.


6

DÜNYA 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

AKP destekli çetelerden Kürt, Alevi ve Hristiyanlara katliam bu yana özellikle Kobanê bölgesine yönelik yeni saldırılar başlatmıştı.

VEC‹H CUZDAN

S

uriye’de devam eden iç savaşta AKP destekli cihatçı çeteler halkları katletmeye devam ediyor. AKP hükümetinin savaş politikalarının en aktif uygulayıcısı konumundaki çeteler, Türkiye sınırlarından ellerini kollarını sallayarak Suriye’ye girerken, her türlü lojistik ve sağlık desteğini de sınırın Türkiye tarafından rahatlıkla temin ediyorlar. Bu çetelerden Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), 28 Mayıs günü Rojava’da yer alan Serêkaniye (Resulayn) bölgesine iki koldan saldırı başlattı. Ezidi köyü Tililiyê, Temadê ve Ovencakê köylerinde katliam yaptı. IŞİD çeteleri Tililiyê’de 7’si çocuk en az 15 sivili kurşuna dizerek katletti. IŞİD’in aynı bölgede bulunan Nugra köyüne de saldırdığı ve burada iki sivili katlettiği belirtildi. Diğer köylerde katledilenlerin sayısı hakkında ise net bilgiye ulaşılamadı. Katliam hakkında açıklamalarda bulunan PYD Eş Genel Başkanı Salih Müslim şunları söyledi: “Serekaniye’nin 15 km batısında Tililiyê köyü IŞİD’in saldırısına uğradı. Köy halkı silahla taranmış. Bizimkiler de silah sesleri üzerine bölgeye gelince çatışma başlamış. Cenazesi kaldırılan 15 kişi var. Ama kesin ölü sayısı henüz belli değil. Sayı artabilir. Şimdi YPG ile IŞİD arasında çatışmalar sürüyor. Bu köyler Ezidi köyleri olarak bilinir. Ama çatışmalar nedeniyle boşalmıştı. YPG de buraları IŞİD’in elinden almıştı. Ardından Halep’ten kaçan Araplar gelip buraya yerleşmişti. Bunlar�� Ezidi zannetmiş olmalılar.” Ayrıca Müslim, Türkiye’nin sınır politikasını da eleştirerek “IŞİD’in katliamı sürüyor. Türk hükümeti bunları desteklemediklerini söylüyor. Bunu biliyoruz. Ama sınırlar da kontrol altına alınmalı. IŞİD’in sitesinde daha yeni 200 kişinin Türkiye sınırından geçerek kendilerine katıldığı yazıldı. IŞİD nasıl bu kadar rahat geçiyor sınırdan? Buna son verilmeli” dedi. Amed Dicle ANF’de yayınlanan yazısında çetelerin, Ceylanpınar-Akçakale arasındaki Zenginova, Akçaköy ve Kepezli köylerinden rahatça geçiş yapabildiğini, yaralı cihatçıların genelde buralardan sınırın Türkiye tarafındaki hastanelere taşındığını belir-

300 KÜRT KAÇIRILDI YPG ile sıcak çatışmalar sürerken IŞİD çeteleri başka bölgelerde de sivil halkı hedef almaya devam ediyor. Halep’te bulunan Bab kasabasına bağlı Kabbasin, Tılbettal ve Sabasıra isimli Kürt köyleri 29 Mayıs gecesi cihatçı çeteler tarafından basıldı. El Cezire muhabiri, yaşları 17 ile 70 yaş arasında değişen 300 Kürdün IŞİD tarafından kaçırıldığını belirtti.

Suriye’de Rojava, Halep ve Humus’ta Kürt, Alevi ve Hristiyan köylerine yönelik saldırılar başlatan AKP destekli cihatçı çeteler, aralarında kadın ve çocukların bulunduğu onlarca sivili katletti, yüzlerce sivili ise kaçırdı tiyor. Dicle, daha önce cihatçı çetelerle olan ilişkisi teşhir edilen Urfa’nın AKP’li Ceylanpınar Belediye Başkanı’nın, Rojava halkına yönelik katliamların sorumlularından biri olduğunu vurguluyor. Saldırılar üzerine bölgede operasyon başlatan YPG güçleri ile IŞİD çeteleri arasında yaşanan çatışmalarda 30 Mayıs itibariyle 84 IŞİD üyesinin öldürüldüğü, 16 YPG savaşçısının

ise hayatını kaybettiği açıklandı. Özgür Gündem gazetesi 30 Mayıs’ta Halep’in Rîa kasabasında da IŞİD çetelerinin aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 16 Kürt sivili katlettiğini açıkladı. YPG OPERASYON BAfiLATTI Katliamın ardından YPG ile IŞİD çetesi arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı ve

onlarca çetecinin öldürüldüğü öğrenildi. Öte yandan YPG kaynakları, önceki gün El Rawiya ve El Dehmaa köylerinde bulunan IŞİD çetesine karşı operasyon düzenlediklerini, bu operasyonun ardından çetenin sivillere yöneldiğini ve katliam yaptığını belirttiler. Türkiye ile özellikle Til Ebyad ve Cerablus taraflarında yakın ilişkiler içerisinde olan IŞİD çeteleri, Mart ayından

“NUSAYR‹ KÖYÜ ‹fiGAL‹” IŞİD çeteleri, Rojava’nın Serêkaniye bölgesinden sonra Humus’a bağlı Suha ve Znuba adlı Alevi köylerini bastığını duyurdu. Humus’un doğu kırsalında konumlanan IŞİD çetelerine çok yakın olan bu iki köy, resmi olarak Hama’ya bağlı. El Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi ve İslami Cephe bileşenlerinden Ahrar’uş Şam gibi cihatçı çetelerin Suriye ordusu ile yaptıkları anlaşmadan sonra Humus’tan çekilmesi sonrası IŞİD, Humus’a operasyonlarını yoğunlaştırdı. Suha ve Znuba köylerini basan IŞİD, bu operasyona “Nusayri Köyü İşgali” adını verdi. Köylerin işgal haberi, IŞİD’in ‘Vilayet-i Humus’ adlı Twitter hesabından duyuruldu. Çetelerin bu hesapta paylaştıkları fotoğraflarda 30 Mayıs gecesi basılan köylerde Alevi halkın ‘uykudayken’ katledildiği, kaçmaya çalışanların acımasızca infaz edildiği ve sivillere ait evlerin ateşe verildiği görüldü. Ayrıca IŞİD, köylülerin araçlarını da ganimetten sayarak gasp etti ve “Allah’a and olsun ki azabın tüm renklerini size tattıracağız ey Nusayriler, daha kötüsünü de göreceksiniz” sözleriyle yeni katliamların sinyalini verdi. HR‹ST‹YAN KÖYÜNE ‹NT‹HAR SALDIRISI Eski Humus bölgesinden çekilmelerine rağmen Humus’un kuzeyinde saldırılarına devam eden El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi ve Ahrar’uş Şam çeteleri, İmŞerşuh adlı Rum Ortodoksların yaşadığı ve tarihi bir kilisenin bulunduğu köye 9 intihar saldırısı gerçekleştirdiklerini ve ardından köyü ele geçirdiklerini duyurdular.

Barcelona’da solun ‘Can Vies’ isyanı İspanya’da son yıllarda ekonomik kriz, yüksek işsizlik oranı, yolsuzluklar ve kemer sıkma politikaları sonucunda sokaklara taşan öfke, bugün hala devletin kent-konut-barınma hakkına saldırıları karşısında sürüyor. Barselona’da 17 yıldır sol grupların ‘işgali’ ile yaşatılan bir kamu binasının belediye kararıyla tahliye edilmesine karşı yapılan protestolara polisin saldırması sonucu mahalle mahalle barikatlar kuruldu, çatışmalar yaşandı

Yükselen sa¤ de¤il, sistemin krizi Avrupa’y› saran ekonomik durgunluk, yüksek iflsizlik oran›, yoksullaflma ve kemer sekme politikalar› 22-25 May›s tarihinde düzenlenen Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerine yans›d›. Pek çok ülkede Avrupa Birli¤i (AB) karfl›t› bir konum benimseyen sa¤ ve sol aktörler öne ç›kt›. Bu hem göçmen karfl›t› ve ›rkç› afl›r› sa¤ partilerin yükselifli hem de Yunanistan, ‹spanya ve Portekiz’deki gibi toplumsal huzursuzlu¤un baflkald›r›ya dönüflmesinde rol oynayan sol muhalefetin oluflturdu¤u koalisyonlar›n baflar›s› fleklinde yafland›. Yani AB’nin ekonomik alanda yaflad›¤› kriz toplumsal-siyasi karfl›l›klar›n› buldu. Neoliberalizmin krizinin ayn› zamanda burjuva demokrasisinin krizi olarak da yaflanmas›, geleneksel merkez partilerinin sa¤a ve sola do¤ru çözülmesine yol aç›yor. Egemen medyada kopar›lan “Avrupa’da ›rkç›l›k yükseliflte” yaygaras›na ra¤men, sol da hem parlamenter düzlemde hem de afl›r› sa¤a karfl› sokakta daha etkin bir varl›k göstermeye bafllad›. SA⁄ ‹TT‹FAK PEfi‹NDE

Tek bafl›na ülke partilerine göre de¤il, mensup olunan (Avrupa çap›nda) siyasi bir gruba göre iflleyen AP içerisinde bugüne kadar siyasi grup kuramayan afl›r› sa¤ partiler,

parlamentoda etkili olabilmek ad›na ittifak aray›fl›na bafllad›lar. Seçim sonuçlar› sonras› ulusal egemenlikçi, AB karfl›t› ve sa¤ partilerin yükselifle geçti¤i baflta Fransa, ‹ngiltere, Avusturya, Danimarka, Yunanistan, Polonya ve Macaristan için bu durum geçerli. Fransa’da seçimlerin galibi, göçmen karfl›tl›¤›n› ön plana ç›karan afl›r› sa¤ parti Ulusal Cephe ile ‹ngiltere’de seçimleri kazanan, yabanc› düflmanl›¤› üzerinden siyaset yapmayan ama AB’den ç›k›lmas›n› öneren sa¤c› parti UK‹P aras›nda ‘sa¤ grup kurma’ rekabeti olacak. Çünkü AP içerisinde en az yedi ayr› ülkeden gelen 25 üyeyle grup kurulabiliyor.

İspanya’nın doğusundaki Barcelona kentinin Sants Mahallesi’nde, Belediyenin toplu taşıma şirketine ait olan ‘Can Vies’ binası, 1997’den beri solcu grupların ‘işgali’ altındaydı. Ancak bina Barcelona Belediyesi’nin kararı ile 26 Mayıs’ta polis tarafından boşaltıldı. Binada konserler, atölye çalışmaları ve topluluk aktiviteleri düzenleyen gençler, binanın kendilerinde kalması amacıyla Barcelona’nın birçok mahallesinde Can Vies’e destek için barışçıl eylemler yaptı. Ancak bu eylemler polis saldırısı sonucu çatışmaya dö-

nüştü. 28 Mayıs gecesi yaklaşık 2 bin eylemci polis saldırılarına şişe ve taş fırlatarak karşılık verdi. Ayrıca çöp bidonları ateşe verildi, barikatlar kuruldu. İçişleri Bakanlığı tarafından Madrid, Valladolid ve Zaragoza kentlerinden yaklaşık 200 özel polis bölgeye gönderildi. Ayrıca İspanyol polisinin, Katalan bölgesinde tazyikli su ve plastik mermi kullanması yasak olması nedeniyle eylemlerde ilk

kez yüksek frekanslı ses çıkararak eylemcileri dağıtan aletlerle donatılmış TOMA’lar kullanıldı. Saldırıda en az 30 kişi gözaltına alınırken 14 kişi de yaralandı. ‘MÜCADELEC‹ B‹R MAHALLE’ ‘Pau Guerra’ takma isimli Can Vies’teki grupların temsilcisi, “Bu mahalle ve şehir yaşamına alternatif olan bir modele saldırıdır” dedi. Guerra, son olayların “biriken öfke-

nin patlaması” olduğunu söyledi ve Can Vies’i “mücadeleci bir mahalle” olarak tanımladı. Çatışmaların yaşandığı gece, polisle çatışan eylemcilere mahalle sakinleri pencerelerinden sarkıp “tencere tava çalarak” destek verdi. 45 yaşındaki mahalle sakini Olca Alcaraz mahalledeki yoğun polis varlığından şikayet edip “Bu tip bir konuşlanma, durumdan zaten mutsuz olan yerli halk arasında öfkeyi artırıyor” dedi. Bölge yönetimi sözcüsü Francesco Homs ise polis saldırılarını savunup “Bunun gibi şiddet patlamaları olduğunda, katı olmalıyız” diye konuştu. “Halk Birliği Üyeliği” milletvekili David Ramos Fernandez, Can Vies gibi ‘işgal’ binalarının çoğalacağını belirterek, “Bir inşa gücü Can Vies enkazlarından tekrar doğacak, şimdiden insanlar inşaatlardan malzeme taşımaya başladılar. Günler geçtikçe bu yapılar büyüyecek ve yeni Can Vies’lar örgütlü yaşamın okulları olacak” dedi.

SYRIZA, PODEMOS VE SOSYAL‹ST PART‹…

Yunanistan’da seçimlerin galibi olan Radikal Sol Koalisyon Syriza, ‹spanya’da 4 ay önce kurulmas›na karfl›n seçimleri yüzde 8 ile üçüncü tamamlayan; ekonomik krize, yüksek iflsizlik oran›na, yolsuzlu¤a karfl› baflkald›r› olarak bafllayan ‘Öfkeliler’ (‹ndignados) hareketinden do¤an Podemos ve Portekiz’de iktidardaki merkez sa¤ koalisyonun kemer s›kma politikas›na karfl› tepkinin öznesi olup bu kez seçimleri kazanan Sosyalist Parti (PS) AP’de solun ç›k›fl yapan örnekleri oldular.

Fransa’da öğrenciler ırkçılığa karşı yürüdü F ransa’da binlerce öğrenci, Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde birinci parti olarak çıkan aşırı sağcı Ulusal Cephe’yi (FN) 29 Mayıs’ta protesto etti. Marine Le Pen’in lideri olduğu FN’ye karşı ‘Fransa’yı uyandırmak için’ adı altında 10 şehirde eylemler düzenlendi. Başkent Paris’teki Bastille Meydanı’nda toplanan binlerce öğrenci, ‘Önce insanlık’, ‘Le Pen defol’, ‘Sınırların kapatılmasına hayır, Ulusal Cephe’nin kapatılmasına evet’ ve ‘Sevgili Avrupa, özür dileriz’ pankartları ile Cumhuriyet Meydanı’na yürüdü.

Ülkede okulların tatil olması nedeniyle Fransa Ulusal Öğrenci Birliği, Ulusal Liseli Birliği, sosyalist, komünist ve çevreci gençlik dernekleri birlikte hareket ederken yürüyüş sırasında ‘Kahrolsun Ulusal Cephe’, ‘Birinci, ikinci, üçüncü hepimiz göçmen çocuklarıyız’ sloganları atıldı. Göstericilerden Kevin Motillon, “Ulusal Cephe’nin AB karşıtı söyleminin arkasında yabancı düşmanlığı ve başkalarını reddetme var. Bugünün dünyasına kesinlikle uymayan bir söylem” dedi. Öğrenciler, Ulusal Cephe Partisi’ne karşı

Strasbourg, Lyon, Toulouse, Marsilya, Nantes, Bordeaux, Nancy, Amiens, Rouen şehirlerinde de protesto gösterileri düzenledi. Göçmen karşıtı bir politika izleyen FN, geçen haftaki AP seçimlerinde oyların yüzde 25’ini alarak sandıktan birinci parti çıkarken, parlamentoda 24 sandalye kazanmıştı. Ulusal Cephe’nin bu “başarısı” siyasi sonuçlarını vermeye başladı. Fransa hükümeti, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin vatandaşı olmayan göçmenlere yerel seçimlerde oy verme hakkı tanınmasına yönelik yasa değişikliği planını rafa kaldırdı.


KENT ÇEVRE

7

2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

Soma’nın eski çiftçi-yeni madencileri ÖZEN TAÇYILDIZ

“Topraklarımızdan verim alamıyoruz. Yerin altında ömrümüzü çürütüyoruz.” “Soma’da duruyorsan madenci oluyorsun. Başka alternatifin yok.” “Bu ovada bundan 10 sene evvel pancarı vardı. Pamuğu vardı. Tütünü vardı. Bu madende ölen gençler 3 ay pamuk topluyordu. Pancar söküyordu. Gariban takımı karnını doyuruyordu. Ne zaman ki bunlar bitti gariban takımı madene hücum etti. Başka çare yok” “Ekmek için tarla, sürmek için traktör kalmayınca insanlar madenlere gitti.” “Tütünü öldürdüler. Mecbur herkes madene gidecek.” Bunlar, Soma katliamı sonrası madencilerin ve ailelerinin sözleri. Ege’nin verimli topraklarının üstü dururken onları o toprakların altına mecbur eden ne? Bu eski çiftçi-yeni madencilerin hikayesi, Türkiye’de köylülüğün ve tarımın geldiği durumla ilgili bize ne anlatıyor? Türkiye tarımı, hızlı bir çözülme sürecinde. 98 ayrı ülkeden tarım

ürünü ithal eder durumdayız. Daha bu yıl bakanlık 4 milyon ton buğday ithal etme kararı aldı, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 1 milyon ton arpa, 500 bin ton mısır ve 200 bin ton pirinç ithalatı yapabilmesi için tarife kontenjanı açıldı. Tarımdaki bu dönüşümü anlatan şey “risk”. Tarımsal faaliyette bulunmak, artık risk almak demek. Mazot, gübre, ilaç gibi girdiler nerdeyse dünyanın en pahalısı, tohumda çok uluslu şirketlere bağımlılık söz konusu. Köylü, bu yüksek girdi maliyetlerine karşılık pazarda belirsizlikle karşı karşıya, risk alıp ürettiğinde küresel ölçekte belirlenen fiyatlar karşısında korumasız kalıyor. Çünkü devletin korumacı bir politikası yok, alım da yapmıyor. MÜLKSÜZLEfiEN KÖYLÜ ARTIK ‹fiÇ‹ Topraktan para kazanamayan köylü borçlanıyor. Bankalara kredi borçları, kredi kartı borçları birikince de toprağını satıyor. Köyden kopmayan ama mülksüzleşen köylünün yapabileceği şey, düşük de olsa düzenli bir gelir ve sigorta

için işçi olarak çalışmak. Soma’da toprağını işlemeyi önemli ölçüde bırakan köylü için geçim kapısı maden. Tüm bir hanenin toprakla uğraştığı bölgede şimdi aynı evin yetişkin erkekleri madenlerde işçi. Üstelik ekip biçmeyi bıraktıkları topraklarını da yeni ocaklar açılmak üzere maden şirketlerine satıyor, sonra da o madende işçi oluyor. Tarımdan madene geçen genciyle-yaşlısıyla bir ucuz emek ordusu. “TARIM B‹TT‹, GAR‹BAN TAKIMI MADENE HÜCUM ETT‹” Soma’da madende ölenlerin büyük kısmı bir zamanların önemli tütün üretim merkezleri olan Soma, Kınık, Savaştepe, Kırkağaç ve İvrindi ilçeleri ve köylerinde yaşayan insanlardı. 15 yıl öncesine kadar Soma, Akhisar, Kırkağaç tütünle geçinirdi. Ancak şimdi buralarda tütün üretimi 11 bin tondan 4 bin 700 tona, tütün üreticisi sayısı da 17 bin 400’den 5 bin 300’e gerilemiş durumda. Bugün sadece ek gelir sağlıyor. Tütünü tüm Türkiye’de gelir

24

Mayıs’ta Ege Denizi’nde gerçekleşen deprem İstanbul, İzmir, Çanakkale’de hissedildi. O sırada Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, Esenler’de kentsel dönüşüm temel atma törenindeydi. “Deprem oluyor unutuyoruz şimdi böyle bir hatırlatma oldu. Hızla kentsel dönüşüm olmalı ki siz buradan kurtulasınız diye öyle bir şey oldu gibi düşünüyorum” dedi. Depremi yine kentsel dönüşüm fırsatçılığına, bina dikmeye bağlayan bakana biz de hatırlatmada bulunalım. 17 Ağustos depremi sonrasında afet toplanma alanı olarak belirlenen 480 boş alan, 2009’da 280’e, 2010’da 240’a kadar geriledi. Bu alanlarda AKP’nin peşkeş çektiği şirketlerin betonları yükseliyor: Anthill, Starcity Outlet Center, Zaman Gazetesi, Ağaoğlu MyCity, Meydan AVM, Sahilpark Veliefendi, Onaltı Dokuz, Ora AVM, Forum İstanbul, Kiptaş Ünalan Evleri, Kiptaş Tuzla 2-3 Etap Konutları, DAP Royal Center, TOKİ Avrupa Konutları, Kemalpark evleri, Çınar Olimpia Park Sitesi, Ataköy Konakları, Capacity AVM, Selenium Plaza, Ortaköy Ermeni Vakfı Arazisi, Ring İs-

tanbul Konut ve AVM, Pragon Residence, Kiptaş Evleri... Gezi Parkı da bu alanlardan biriydi. Tayyip Erdoğan’ın Topçu Kışlası yaptırmak istediği parkta buna karşı verilen mücadelenin nedenlerinden biri de bu parkın afet toplanma alanı olmasıydı. AC‹L DURUM YOLUNA ‹BB’DEN OTOPARK AKP’nin icraatları bununla sınırlı değil. 1999 depreminde kapanan yollar, emniyet şeridini işgal eden araçlar, emniyet şeridine park edilip bırakılan otomobiller yüzünden depremzedelere yardım ulaştırılamayınca İstanbul’da bazı yollar 1. Derece Afet-Acil Ulaşım Yolu ilan edildi. Ulaşım Koordinasyon Merkezi İstanbul’da toplam 562 caddeyi parklanmaya tamamen kapattı. Bu yollar olası bir afet durumunda, kurtarma ekipleri tarafından kullanılacak, her türlü yardım malzemesi ya da kurtarma ekipleri bu yollardan taşınacaktı. Ancak İBB şirketlerinden İSPARK yolların bir kısmını otoparka çevirdi. Zamanla 1. Derece Afet-Acil Ulaşım Yolu tabelaları da yok oldu.

PAMUKTA DRAMAT‹K DÜfiÜfi Bölgede yetiştirilen diğer ürünler açısından da durum benzer. İncir, üzüm, pancar, pamuk, zeytin yetiştirilen topraklar şimdi köylüyü besleyemez durumda. Üretim yapılan araziler ciddi oranda azalmış durumda. Dünyanın en iyi

pamuğunun yetiştiği, 450 bin dönümde pamuk ekilen Manisa’da artık pamuk ekilen alan 6 bin dekar etmiyor. 850 bin tonluk üretim 550 bin tona düşmüş. En büyük 7 pamuk üreticisinden biri olan Türkiye şimdi Çin’den sonra en büyük ithalatçı, son on yılda pamuk ve pamuk ipliği ithalatı için 22 milyar dolar ödenmiş. Zeytinde 10 yıl içinde giderler katlanarak artarken fiyatlar aynı. Madenlerle delik deşik olan bölgede otlak da kalmamış hayvancılık da. Soma’da hayvan sayısı ise büyük ve küçükbaş olarak sadece 16 bin. “KÖY” D‹YE B‹R fiEY KALMADI Köylünün ve özelde de Soma’nın durumu bununla sınırlı değil. 30 Mart’ta yürürlüğe giren bütünşehir yasasıyla aralarında Manisa’nın da olduğu, bütünşehir olan toplam 30 ilde köyler mahalle statüsüne geçti. Çünkü artık “köy” gibi bir tanım yok bunun anlamı da köylünün sahip olduğu kimi ayrıcalıkların sonunun gelmesi demek. Muaf olduğu vergileri ödeyecek, parasız kullandığı suya parayla

ulaşacak, kuyulara, köy çeşmesine sayaç gelecek. Mahalle olunca gelecek ahır-kümes yasağı ile hayvancılık zora girecek. Köyün orta malı niteliğindeki çayır ve meralar köylüden alınarak özel mülk haline gelebilecek. Maden-jeotermal kaynaklar-doğal minarelli sular ruhsatını bütünşehirlerde valilik vereceği için doğal varlıklar ve çevre üzerindeki baskı artacak. KENTTE AYNI SERMAYEN‹N ‹NfiAATINDA ‹fiÇ‹ Köylüyü içine alan kıskaç daralıyor. Herhangi bir mesleki eğitim almadan madenlere iniyorlar. Soma’da ölen 14 işçinin o gün iş güvenliği eğitiminde olması gerekiyordu örneğin. Kırdan kopup kent geldiklerinde de çalıştıkları sektör belli, aynı sermayenin inşa ettiği residence, gökdelen… Kentlerde de, yargı kararlarına rağmen dur durmak bilmeden devam eden inşaatlardaki “iş kaza”larında ölmemeleri için kırıkenti, çevre-emek mücadelesini birleştiren ortak hattı kurma zorunluluğu bu defa Soma katliamı ile karşımızda duruyor.

Kad›nla r HES t o plan t ›s›n› bas t ›

KISA KISA...

‘Su bizim, toprak bizim’

I Uluslararas› finans kurumlar›ndan kredi bulabilmek için haz›rlanan 3. köprü ve güzergâh› ÇED raporunda yer verilen arkeolojik buluntulardan proje uzamas›n diye ne ‹stanbul Arkeoloji Müzesi’ne ne de koruma kurullar›na haber verildi¤i ortaya ç›kt›. Güzergâh flimdi arkeologlarca denetlenecek. Elde edilecek bulgulara göre belli noktalarda güzergâh de¤iflikli¤i olabilir. I K›r›kkale’de Karakeçili ve Çelebi ilçesinden geçen K›z›l›rmak Nehri üzerine yap›lacak HES için 28 May›s’ta ifl makineleri çal›flmaya bafllay›nca köylüler eyleme geçti. Makineleri engellemek isteyen köylüler ile jandarma aras›nda arbede ç›kt›. Köylüler, jandarman›n oluflturdu¤u güvenlik koridorunu geçerek çal›flmalar› durdurdu. I ‹zmir-Karaburun Kösedere Köyü Kapusça Mevkii’nde, zeytin ve meyve a¤açlar›n›n bulundu¤u bölgeye kurulmak istenen mermer, tafl ve m›c›r oca¤›n›n ruhsat› iptal edildi. ‹zmir 4. ‹dare Mahkemesi’nin ocak ruhsat›n› iptal eden karar› Dan›fltay 8. Dairesi’nce onand›. I 8 May›s’ta Resmi Gazete’de yay›mlanan Özellefltirme Yüksek Kurulu Karar›’na göre ‹stanbul’da 71 tafl›nmaz için özellefltirme karar› al›nd›. Özellefltirilen tafl›nmazlar aras›nda yap›laflma yasa¤› olan dere yataklar› ile yol, dini tesis, belediye hizmet alan› gibi parseller var. Bu alanlara gelecek imar izniyle toplamda 2 bin dönüm arazi imara aç›lacak. I Baflbakan Erdo¤an’a ait oldu¤u öne sürülen Urla’daki villalar›n›n bulundu¤u arsay› S‹T alan› olmaktan ç›karan 3 kiflilik bilirkifli heyeti bu sefer de bir y›lda haz›rlanmas› gereken raporu 43 günde haz›rlayarak Tarabya’daki 23 bin metrekarelik arsay› S‹T alan› olmaktan ç›kard›. ‹ller Bankas›’n›n sat›n ald›¤› arazi bu yolla imara aç›labilecek.

R Toplanma alan›na inflaat, acil durum yoluna otopark

getiren bir ürün olmaktan çıkaran politikalar, 80’lerden bu yana yıllara yayılan bir süreç. Ancak özellikle 2002’de çıkan Tütün Yasası, bu sürecin şahikası oldu. Tütün Yasası’nın çıkmasıyla birlikte tütün ekimine destek kalktı, tütün alım ve satımı sözleşme ve açık artırma sistemiyle yapılmaya başlandı, TEKEL’in özelleştirilmesinin önü açıldı. TEKEL piyasadan çekilirken tütüncülük, küresel dev sigara şirketlerine ve tütün kartellerine teslim edildi. TEKEL’in alım garantisinin olmadığı bu sistemde de sözleşmeli üreticilik dönemi başladı. Uluslararası şirketlerin girdiği topraklarda sözleşmeli çiftçilik yapılıyor. Köylünün kendi toprağında şirket için yaptığı üretim de elbette şirketin belirlediği koşullarda gerçekleşiyor.

eis Enerji tarafından başlatılan Çayaltı 1 ve 2 HES’leri için 25 Mayıs’ta Zonguldak-Devrek Erenler Köyü’nde yapılacak toplantı köylü kadınlarca engellendi.

“DS‹ YETK‹L‹LER‹ K‹M‹N AVUKATI?”

Katılan az sayıda insana şirket yetkililerince bilgi verildiği sırada, ellerinde “HES’e hayır”, “Su hayattır”, “Su bizim, toprak bizim”, “HES’çi şirketi istemiyoruz”, “Elini, gözünü, şirketlerini doğamdan çek” yazılı dövizler bulunan köylü kadınlar, şirket ve DSİ

Zonguldak Devrek’te yapımı süren HES için düzenlenen “bilgilendirme toplantısı”nı köylü kadınlar bastı. Kadınlar “Deremizden elinizi çekin!” dedi

yetkililerinin bulunduğu masanın önünde toplanarak konuşmalarını engelledi. Toplantıyı düzenleyenleri dinlemeyi reddeden kadınlar, “Deremizden elinizi çekin, köprünün ayaklarının altını kazdınız, artık can güvenliğimiz yok” dedi. DSİ yetkililerinin köylüleri ikna etmek için şirket yetkililerinden fazla çaba harcamasına tepki gösteren köylüler, yetkililere ne zamandan beri şirketlerin avukatlığını üstlendiklerini sordu. Yetkililer tek tek ikna yoluna gitseler de başarılı olamadılar. ÖDÜLE LAYIK PROJE… Reis Enerji’den Muammer Bayır yaptığı açıklamada, HES’lerin enerji üretimi açısından dünyada yenilenebilir enerji olarak en çevreci, çevreye en az zararı olan bir enerji kaynağı olduğunu iddia etti. Bayır’a göre, yapacakları HES bölgeye katkı sağlayacak, pro-

jeleri de HES’ler konusunda örnek, Türkiye çapında ödüle layık, hatta halkın desteklediği bir proje. Oysa bölge köyleri temsilcilerinden bir platform kurma kararı alan köylüler, proje iptal edilinceye kadar mücadele etme kararı aldı. HALK ENGEL‹ Bölgede 18 Mayıs’ta HES’lerle ilgili yapılan bir toplantıda Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Beyza Üstün, HES’lere ilişkin bilgi vermiş, “Engel olmazsak Devrek ile Çaydeğirmeni arasında en az 4,5 kilometre uzunluğundaki bu dere onların olacak ve sizler suya ulaşamayacaksınız. Zamanla tarım bile yapamayacak konuma geleceksiniz” diyerek halkı uyarmıştı. Saldırının önündeki tek engelin halk olduğuna dikkat çeken Beyza “Bu yaptıkları meşru değil meşru olan halkın mücadelesidir” demişti.

Termik santraller çevre yatırımı yapacak! 30

Mart 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasası Kanunu’nun bazı maddelerinin iptali istemiyle CHP’nin açtığı dava, Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) görüldü. Mahkeme, termik santrallerdeki özelleştirmeleri kolaylaştıran maddeleri iptal etti, pek çok termik santralin 2021’e kadar çevre mevzuatlarından muaf sayılması engellendi. Yasanın geçici 8. maddesine göre, devletin olan, özelleştirme sürecindeki ve özelleşen santraller çevre mevzuatlarına tabi olmayacak, mevzuatın

getirdiği “bacalarına filtre takmak”, “arıtma” gibi yeni çevresel yatırımlar yapmak zorunda kalmayacaktı. Ayrıca, çevresel izin ve denetimlerden de muaf olacaktı. Bu değişiklik 2018’e kadar geçerli olup, Bakanlar Kurulu kararıyla 2021’e kadar uzatılabilecekti. Çevresel yatırımlardan muaf olacak bu santraller hakkında yargı yollarına başvurulamayacak ve idari para cezası da uygulanamayacaktı. ADRESE TESL‹M KANUN Özelleşen Zonguldak-Çates, Muğ-

la-Yeniköy ve Kemerköy, ÇanakkaleÇan, Sivas-Kangal ve Konya-Ilgın termik santralleri bu madde çerçevesinde çevresel yatırıma ihtiyaç duymayacaktı. Ancak AYM’nin iptal kararı ile çevre mevzuatları kapsamında yeni yatırımları tamamlamak zorundalar. Ayrıca diğer izin ve denetim süreçlerine de tabi olacaklar. Geçici 14. madde de yatırıma başlamış ancak sonrasında lisansı iptal edilmiş elektrik santrallerini kapsıyordu. Bu durumda Samsun’da bir doğalgaz çevrim santralı bulunuyor.


8

SOMA KATLİAMI 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

A K P D U AY L A , T E L K ‹ N L E B A fi L A D I ; T E K M E T O K A T D E V A M E T T ‹

İşçiler ‘AK organizasyon’u bozdu ve kendi medyasının olanaklarını seferber ederek kurdu.

ÇA⁄LAR ÖZB‹LG‹N

S

oma Katliamı, AKP’nin ve sermayenin kamusal alanların özelleştirilmesi, üretimin taşeronlaştırılması ve emeğin güvencesizleştirilmesi eksenli neoliberal politikalarının en ağır sonucu ve Türkiye tarihinin en büyük iş cinayeti oldu. Resmi açıklamalar 301 işçinin öldüğünü söylese de Soma’daki işçi yakınlarına, köylülere, muhtarlara, dayanışma ve izlenim için bölgeye gidenlere göre sayı çok daha fazla olabilir. Pamukova, Van, Reyhanlı gibi katliamlarda iktidarının sorumluluğunu “kader” söylemi ile örten AKP, Soma’da da bu söylemi devlet kurumlarının, polisin, teşkilatının, cemaat ve tarikatların

“EMR‹ B‹L MARUF HOCALAR” Katliam sonrası ortaya çıkan halk öfkesini dini söylemlerle bastırma görevi cemaat ve tarikatlara verildi. Soma’ya 50 civarında “emri bil maruf (iyiliği emreden) hoca” gönderdiğini açıklayan İsmailağa Cemaati, bakan Taner Yıldız ile görüştükten sonra hocalarını maden ocağından cenaze evlerine, hastanelerden kahvehanelere yerleştirdi. Diyanet İşleri Başkanlığı müftüleri de cenaze törenlerinde “ölümleri sorgulamanın cennete girmeye engel olduğu” vaazını verdi. Camilerde okunan salalar, Kuran kurslarında indirilen ha-

timler eşliğinde iktidar “Ölümlere razı gelin, bu işi fazla kurcalamayın” mesajı verdi. YARDIMLARLA DO⁄AL AFET HAVASI AKP’nin Soma halkının tepkisini dindirmek üzere giriştiği hamlelerden birisi de işçi aileleri için yapılacağı açıklanan yardımlar ve verilecek tazminatlar oldu. Tayyip Erdoğan, tüm yardımların AFAD üzerinden yapılması çağrısı yaparak parayı tek elde toplama planları yaparken, holdingden tazminat alınması, şehit statüsü ile tazminat gibi somut bir güvence ifade etmeyen söylemler üretildi. Soma halkına katliam sonrası sunulan desteklere dinsel içerik verme siyasetine çarpıcı bir örnek de Urfa Müftüsü İhsan

Açık’tan geldi. Açık, “Çizmemi çıkarayım mı?” diyen işçiyi umreye göndereceklerini açıkladı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam da iktidarın madenci ailelerine maaş bağlama ve konut yapma planlarından söz etti. 217 madenci ailesine maaş bağlanacağını ve konut projesine “301 evler” adı verilebileceğini söyleyen İslam’ın 301 ölümü “marka”ya dönüştürme kıvraklığı tartışma yarattı. Öte yandan İslam rahattı, çünkü halkın yaşananlara kader dediğini, isyan etmediğini sanıyor ya da herkesin öyle sanmasını istiyordu: “Olağanüstü bir asaleti var halkımızın. Her türlü takdirin üzerinde. Başa geleni bir kader olarak kabullenmekte bir sıkıntı göstermiyorlar. Bu konuda bir isyanları yok”

Erdoğan’ın baretli kazmalı kabusu Tayyip Erdo¤an, Abdullah Gül, bakanlar ve milletvekillerinin Soma’ya mavi bereliler, özel tim, çevik kuvvet ve sivil polisler ile yapt›¤› ç›karmalarla yaratmaya çal›flt›¤› “her fley kontrol alt›nda” alg›s›, ilçe merkezinde beklenen sonucu vermedi. Maden oca¤› çevresinde oluflturulan yapay sükunetin büyüsüne kap›lan Erdo¤an ayn› beklentiyle solu¤u ilçe merkezinde ald› ancak Soma halk› Erdo¤an’›n solu¤unu bir süreli¤ine kesti. Binlerce kiflinin istifa sloganlar›, yuhalamalar› ve tepkileri aras›nda bir markete kaçmak zorunda kalan baflba-

Bakanlar katliamı önceden biliyordu A KP, Soma Katliamı’ndaki sorumluluğu şirkete atarak en az zararla işin içinden sıyrılmak istedi fakat işçilerin çalışma koşulları ve iş güvenliği konularındaki açıklamaları, ilgili bakanlıklar arasındaki yazışmalar, hizmet sözleşmesi ve Sayıştay raporları Soma Katliamı’nda AKP sorumluluğunun payını gözler önüne serdi. ‹fiÇ‹LERE ÖLÜM MASKES‹ İş güvenliğinin sıfır seviyesinde olduğu çalışma koşullarının en çarpıcı örneği, işçilere verilen gaz maskelerinin ortaya çıkması oldu. 21 yıllık maskelerin son kullanma tarihinin geçtiği ve küflendiği görüldü. Maden işçisi Barış Kılıç’ın “9 yıldır bu şirkette çalışıyorum. Bana bu maskeyi verdiler. Sonra ne kullanmayı öğrettiler ne bakım yaptılar. Hatta kapağı açıldığı için o zamanki maaşımın yarısı olan 350 liralık ceza kestiler” sözleri, hayat kurtarması olanaksız maskelerin bile bir sömürü aracına dönüştürüldüğünü gösterdi. AKP-TK‹-fi‹RKET KATL‹AM Z‹NC‹R‹ Katliamdan sonra AKP, TKİ ve Soma Kömür İşletmeleri A.Ş’nin iç içe girmiş ilişkileri de bir bir ortaya çıktı. TKİ ile şirket arasında yapılan hizmet sözleşmesinin Kamu İhale Kanunu ve İş Kanunu çiğnenerek, hileli bir biçimde imzalandığı açığa çıktı. Taşeron sistemini fiilen kuran sözleşme madende çalışan bir işçi tarafından şöyle anlatılıyor: “Taşeron olmadığını söylüyorlar. Bunlar yalan. Benim

bildiğim 5-6 taşeron vardı. Kendi şirketi içinde taşeronların taşeronu da vardı” TKİ’de çalışan ve katliamdan önce madeni denetleyen İş Başmüfettişi Emin Gümüş’ün şirketin Projelendirme Etüt Müdürü Hayri Kebapçılar’ın eniştesi olduğunu, maden işçilerinin primlerinin TKİ’nin masabaşı kadrolarına verildiğini yazan Sayıştay raporlarının mecliste görüşülmesi ise AKP tarafından engellendi.

BAKANLAR KATL‹AMI B‹L‹YORDU Enerji Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı arasındaki yazışmalar da katliamın yaşandığı madendeki tehlikenin bilindiğini ortaya koydu. Yazışmalara göre madendeki aşırı gaz seviyesi yıllardır biliniyordu ve hatta bu seviye risk sınırını aştığı için üretim birkaç kez durdurulmuştu. ‘DENET‹M F‹YASKO’ Katliamdan sonra bölgedeki madenlerde çalışan işçilerin açıklamaları, denetimlerin ne kadar göstermelik olduğunun kanıtı niteliğindeydi: “Denetimler fiyasko. Ankara’dan gelmeden önce heyet haber gönderiyor, ‘Şu tarihte ocağı denetlemeye geliyoruz’ diye. Bir hafta önce üretimi yavaşlatıyorlar, temizlik yapıyorlar. Her yer on numara beş yıldız. Adam geliyor ana yolları, galerileri geziyor, on numara beş yıldız. ‘Aa çok güzel’ diyor, ‘olur’ raporu verip gidiyor. İşte sonucu bu facia. Kaza olsa işçiyi çıkaracak yolları yok.”

Bakanla ceset sayan sendikacılık!

S

kan, öfkesini koruma ordusu aras›nda tehditler ve hakaretler ya¤d›rarak ve son olarak bir genci yumruklayarak ç›karmaya çal›flt›. Erdo¤an’›n müflaviri Yusuf Yerkel bir madenciyi tekmeledi, 15 May›s’ta Soma’ya giden Abdullah Gül de protestolardan nasibini ald›. Erdo¤an’›n yumru¤u ile bafllayan sald›r›lar›n dozu her geçen gün artt›. Valilik her türlü eylemi yasaklad›, polisler sorumlular›n cezaland›r›lmas› için yürüyen halka TOMA’lar›yla ve gaz bombalar›yla sald›rd›, avukatlar ve e¤itim emekçileri gözalt›na al›nd›.

Şirketin kaderi, AKP’nin kısmeti Görüşmelere 539 milletvekilinden sadece 78’inin katılması ise TBMM’nin konunun üzerine ne kadar gideceğinin göstergesi niteliğindeydi.

T

ayyip Erdoğan, katliamın ardından refleks olarak “fıtrat”, “kader” deyiverdi fakat “sorumluluk” konusunda da evdeki hesabı çarşıya uymadı. Maden ocağındaki çalışma koşulları ortalığa saçıldıkça, işçilerin öfkesi ve ülkenin dört bir yanındaki eylemler süreklilik kazandıkça AKP’lilerin ağzından “sorumluluk” sözleri daha sık dökülür oldu. Nihayetinde hükümetin ve bakanların “paçasını kurtarmak için” ilk günlerde üzerine pek de gidilmeyen Soma Holding’e fatura kesildi.

FATURA fi‹RKETE Akhisar Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada ilk olarak mühendis ve teknisyenler tutuklandı ancak bu AKP’yi kurtarmak için yetmedi. Şirketin kurban seçilmesinden sonra Soma Kömürleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan, Genel Müdür Ramazan Doğru, İşletme Müdürü Akın Çelik de tutuklandı ve toplam tutuklu sayısı 8’e yükseldi. Tutuklamalar ile eş zamanlı olarak yaptırımlar da devreye girdi. Soma Kömürleri A.Ş’nin Atabacası ve Işıklar maden ocakları kapatıldı.

oma’da sorumluluğu olanlar arasında yer alan Türk-İş’e bağlı Türkiye Maden-İş Sendikası, katliam sonrasında da işçinin değil, işverenin ve hükümetin örgütü gibi hareket etmekten çekinmedi. Maden-İş temsilcileri şirketi ve hükümeti eleştirmekten kaçınırken eylem yapan işçilerin yanına yaklaşamadı. Soma’da işçilerle bir dizi çalışma yürü-

ÖNCE ÖLDÜR, SONRA ARAfiTIR Katliamdan 15 gün önce CHP’nin Soma ve madenler için verdiği araştırma önergesini reddeden AKP, katliamdan sonra bu defa

kendisi önerge verdi. AKP Manisa Milletvekili Recai Berber’in “madencilik sektörünün bütün sorunları değil, sadece Soma araştırılmasın” dediği görüşmelerin sonunda komisyon kurulmasına karar verildi.

‘TANER, FARUK, B‹R FARK YOK’ AKP, sorumlu arayışının ucunun kabineye dokunmasını da engelleyemedi. Katliamdan sonra 4 gün ortalarda gözükmeyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, çalışma yaşamı, taşeronlaştırma ve denetim konularındaki sorumluluğunu bir kenara iterek Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ı suçladı. Çelik, Bugün gazetesine verdiği demeçte “Sorumluluk sizde mi?” sorusuna “Bende ne olacak, hükümette” yanıtı verdi. Tayyip Erdoğan’ın “Allah ondan razı olsun” dediği, AKP medyasının iki gün üst üste aynı gömleği giydiği için “adamlığın zirvesi” ilan ettiği Yıldız ise her iki bakanlığın da sorumluluğunun bulunduğunu söyledi. Yıldız, Faruk Çelik ile ilgili sorulara ise “Taner kim, Faruk kim? Bir farkımız yok. Biz hükümeti temsilen oradayız” dedi.

İTÜ Maden işgalle kazandı Soma Katliam›’n›n ard›ndan ‹TÜ ö¤rencileri Maden Fakültesi’nde baflar›l› bir iflgal eylemi gerçeklefltirdi. ‹flgal eylemi 16 May›s akflam›, Soma Holding yöneticileri Alp Gürkan ve ‹smet Kasapo¤lu’nun akademik dan›flma kurulundan ç›kar›lmas›, Orhan Kural’›n özür dilemesi, Rektörlü¤ün Soma’n›n ifl cinayeti oldu¤una dair aç›klama yapmas›, ‹TÜ’de tafleron çal›flt›rman›n sonlanaca¤›n› aç›klamas› ve iflgale

ten DİSK Dev Maden-Sen, T. Maden-İş Genel Başkanı Nurettin Akçul’un katliamın yaşandığı Eynez ocağının eski sahibine ait Park Teknik’te çalıştığı, hatta patron adına işçileriyle toplu iş sözleşmesi masasına oturduğunu belgeledi. Belgede Akçul’un adı şirket adına TİS görüşmelerine katılacaklar arasında yer aldı.

‘ALLAH BAKANIMIZDAN RAZI OLSUN’ T.Maden-İş’in Soma şubesinden genel merkezine ve Türk-İş yönetimine kadar uzanan sarı sendikacılık gerçeğinin bir ilanı da Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’dan geldi. Katliamdan sonra ilk açıklamasını 10 gün sonra yapma ‘zahmetinde’ bulunan Atalay, 28 Mayıs’taki

kat›lanlara soruflturma aç›lmamas› talepleriyle bafllad›. Yönetim tafleron çal›flt›rma ve ifl cinayeti aç›klamas› ile ilgili komisyonlar kurulmas›na ve di¤er talepleri de yerine getirmeye söz verdi. Bunun üzerine ‹TÜ ö¤rencileri, iflgal eylemini 19 May›s’ta kendi iradeleriyle sonland›rd›. Üniversiteliler aç›klamalar›nda “Sözlü vaatlere, yönetimin iradesine de¤il iflgalde ortaya ç›kan mücadele iradesine, örgütlülü¤ümüze güveniyoruz” dedi.

basın toplantısında işçilerle işvereni bir araya getirecek bir toplantı planladıklarını ilan etti. Atalay, açıklamasında AKP’yi aklamayı da ihmal etmedi ve Taner Yıldız’a teşekkür etti: “Allah ondan razı olsun. O da bizimle birlikte orada sabırla bekledi. Biz bakanımızla orada affedersiniz ceset saydık, ölü saydık.”


9

SOMA KATLİAMI 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

S A

Halk›n Sesi

A

omalı işçiler, özelleştirmeyle taşeronlaştırma, ücretlerdeki düşüş, çalışma koşullarındaki kötüleşme, siyasi baskının tırmanışı ve katliam arasındaki bağı iyi biliyor

KP istediği kadar kan parasına, mezhepçiliğe ve din istismarına başvursun; Soma halkı katliamda asli sorumluluğun hükümette olduğunu gayet iyi biliyor. Soma’da madeni işleten özel şirketin de, sarı sendika Türkiye Maden-İş’in de AKP kontrolünde olduğu, katliama giden yolun AKP’nin tavizsiz savunduğu özelleştirme ve taşeronlaştırma siyaseti ile açıldığı gerçeği, 301 cana mal olan acı bir tecrübeyle sabit. Katliamdan bir hafta sonra, 20 Mayıs’ta iş ve can güvenlikleriyle insanca çalışma koşullarının somut güvenceye kavuşturulması için üç günlük bir oturma eylemine başlayan işçilerin talepleri gayet açıktı: Madenlerin kamulaştırılması, işten çıkarma ve hak gasplarının engellenmesi, taşeron sisteminin iptal edilmesi, ücretlerin ve sosyal hakların iyileştirilmesi, sendikal örgütlenme özgürlüğü.

İşçiler arasından bir heyet bu talepleri Enerji Bakanı Taner Yıldız’a da iletti. Ancak Yıldız’ın, işçileri Ankara’ya ayağına çağırarak düzenlediği görüşmeden göz boyamaya yönelik bir hükümet şovunun ve güvenceye bağlanmamış sözlerin ötesinde bir şey çıkmadı. Heyetin AKP’li Salih Kapusuz ile Soma’ya gelip hükümetin sükunet telkinlerini tekrarlaması işçilerin tepkisini artırdı. SARI SEND‹KAYA ‹SYAN İşçiler “Maden-İş Sendikası Soma Şubesi yönetiminin seçimlerde şirket patronlarıyla anlaşarak tüm işçilere aynı listeyi sandığa attırdığının kamuoyunda bilinmesi” talebini de özellikle dillendirdi. Çünkü, Maden-İş’in yönetim listesi AKP yöneticileri ve işveren eliyle belirlenmiş, işçilere zorla seçtirilmişti. Sağ geleneğin hakim olduğu ilçede, işçilere “Türk-İş sendikası gitsin, DİSK

sendikası gelsin” dedirten de bu. “Patronların sendikasını istemiyoruz, işçi yanlısı sendika istiyoruz” yazılı dövizlerle üç gün oturma eylemi yapan işçilerin açık çağrısına kayıtsız kalmayan DİSK bir heyet oluşturarak ilçeye gönderdi. Dev Maden Sen Başkanı Tayfun Görgün’le birlikte heyette yer alan Enerji Sen Başkanı Ali Duman’la Soma’daki tepkiyi ve örgütlenme çalışmalarını konuştuk. ‹fiÇ‹ KAMUYU ‹Y‹ B‹L‹YOR Katliamın ardından zamanının çoğunu Soma’da geçirdiğini belirten Duman, işçilerin tepkilerini bugüne kadar kendiliğinden eylemlerle yansıttığını ve temel talebin iş güvencesi olduğunu vurguluyor: “İşçileri harekete geçiren temel talep, iş güvencesi. Madenlerin devlet tarafından işletildiği dönemi de görmüşler, özelleştirme sonrasını da. Taşeronlaşma-

yı, ücretlerdeki düşüşü, çalışma koşullarındaki kötüleşmeyi, siyasi baskının tırmanışını, ölümlü kazalardaki artışı ve en son da katliamı görmüşler. En önde gelen talep, madenlerin kamulaştırılması, böylece taşerona da son verilmesi… İşçiler bunu yaşam ve iş güvencesinin şartı olarak görüyor. İlk toplu eylem kaymakamlık önündeki üç günlük oturma eylemiydi. Eylemdeki işçilerin ‘Türk-İş gitsin, DİSK gelsin’ mesajı vermesi dikkat çekiciydi. Tamamen kendiliğinden ortaya koydukları bir talep. Aslında daha çok Türk-İş Maden-İş’e tepki olarak gelişiyor bu durum. Maden-İş Ege Şube Yönetimi için bir ay önce yapılan bir seçimde bir liste oluşturuluyor. 5 kişiden 4’ünü AKP belirliyor. AKP ilçe binasında doğrudan işveren 4 kişi öneriyor ve böyle alınıyor karar. Normalde bu tarz sendikalar her yöreden 1’er kişi alır. Ne kadar antidemokratik de olsa işçilerin memleketlerine göre bir

KP’den, Türk-İş Maden-İş’ten hayır gelmeyeceğini biliyor, bu siyasi kuşatma ve sarı sendikacılık karşısında “Bizi savunsa savunsa DİSK savunur” diyorlar

denge gözetilir. Geleneksel sendikaların böyle bir teamülü var. Bu kez ona bile uymuyorlar.” “B‹Z‹ D‹SK SAVUNUR” “Bu seçimde kapalı zarflar içinde pusula veriyorlar. Alternatif liste pusulası yok. Yönetime itiraz eden, aday olmak isteyen işten atılıyor, sürülüyor.” Duman, sendikanın da madendeki “dayıbaşı” adlı alt-taşeronlar gibi işçiler üzerinden bir baskı ve denetim mekanizması olarak kullanıldığını ve işçi açısından AKP’nin, işverenin, dayıbaşının, Maden-İş’in aynı şeyi temsil ettiğini vurguluyor: “İşçiler dayıbaşılık sistemine zaten tepkili. Sendikacılık sistemi de dayıbaşılık sistemiyle aynı. Maden-İş taşeron işçilerin yönetime nüfuz etmesine de izin vermiyor. İşçiler işveren sendikasından bıkmışlar. AKP’den, Maden-İş’ten hayır gelmeyeceğini biliyorlar. ‘Bizi savunsa savunsa DİSK savunur’ diyorlar.”

‘Türk-İş gitsin DİSK gelsin’ S

oma’da maden işçileri 26 Mayıs’ta Türk-İş Maden-İş’e yürüdü, hükümeti ve işvereni savunmakla suçladıkları sendika yönetimini istifaya çağırdı. Bir ay önce doğrudan işveren ve AKP tarafından belirlenen yönetim, itiraz eden işçilerin işten atılmakla ya da sürülmekle tehdit edildiği bir seçim süreciyle belirlenmişti. Katliamla öfkesi kabaran işçiler yürüyüşün ardından sendika binasına girmeye çalıştı. İstifa çağrıları sonucu önce Ege Bölge Temsilcisi Tamer Küçükgencay, ardından tüm bölge yönetimi istifa etmek zorunda kaldı. Günlerdir “Türk-İş sendikası gitsin, DİSK sendikası gelsin” talebini dile getiren işçiler bir yandan da kahve ve park toplantıları yapa-

rak Soma’ya gelen DİSK heyeti ile görüşmeye başladı. DİSK Dev Maden Sen Başkanı Tayfun Görgün ve Enerji-Sen Başkanı Ali Duman’ın yer aldığı heyet; Soma, Savaştepe ve Kınık’ta köy ve kasabalarda bilgilendirme toplantıları yapıp işçilere DİSK’i anlattı. Heyet, köy kahvelerinde ve işçilerin bir araya geldiği diğer alanlarda işçilerle konuştuklarını, işçilerin katliamın ardından mevcut sendikaya tepkili olduklarını belirtti. İşçiler, Maden-İş’i mafya gibi davranarak üyelerin sırtından para kazanmakla suçluyor. ÜYEL‹KLER BAfiLADI, TEMS‹LC‹L‹K AÇILDI 27 Mayıs’ta DİSK üyelikleri baş-

ladı. İşçiler üyelik stantlarına yoğun ilgi gösterirken, PTT’de üyelik işlemleri için gerekli olan e-devlet şifreleri bitti. Bu durum bir yandan DİSK’e yönelik yoğun ilginin, bir yandan da sendikalaşmayı engelleme çabasının bir işareti olarak yorumlandı. 29 Mayıs’ta Dev Maden Sen Soma Temsilciliği açıldı. Örgütlenme faaliyetleri artık bu temsilcilik aracılığıyla yürütülecek. DİSK’li sendikacıların çok sınırlı olanaklarla başlattığı Soma örgütlenmesinde, sınıf mücadelesinin yakıcılığı ve işçilerin direngenliği dışında bir dayanak yok. AKP ve Türk-İş ise bu örgütlenme girişiminin ciddi bir kırılmaya yol açmaması için karşı harekete geçmiş durumda.

Okumufl insanlar Soma yolcusu M

anisa’nın Soma ilçesindeki maden katliamını anma ve protesto eylemleriyle ayağa kalkan ülkede bir yandan da güçlü toplumsal dayanışma eğilimleri ortaya çıktı. Üniversite öğrencileri, psikologlar, gazeteciler, mühendisler, avukatlar, sendikacılar ve sanatçılar bölgeye akın etti. Maddi yardımların, devlet ve iktidar güdümlü dini örgütlenmelerin kontro-

lünde ulaştırılması ciddi bir sorun yarattığı gibi daha önceki maddi yardım kampanyalarında açığa çıkan suiistimaller nedeniyle halk doğrudan, kendi emeğiyle katkı sunmanın yollarını arıyor. Toplumsal dayanışmanın örgütlenebilmesi adına eksikliği hissedilen bir dizi kurumsal adım atılıyor. Soma’da Halkevleri’nin de aralarında bulunduğu

demokratik kitle örgütleri ve sol partiler Soma Yerel İnisiyatifini kurdu. Halkevleri ve Öğrenci Kolektifleri “Okumuş insan halkın yanındadır” sloganıyla her yıl düzenlenen yaz okullarını bu yıl Manisa Soma ve İzmir Kınık’ta da gerçekleştirme kararı aldı. Ayrıca bir “madenci evi” açılması yönünde girişimler de başlatıldı.

İşçiden kaymakama kamu dersi S

omalı maden işçileri 26 Mayıs’ta Maden-İş’e yürüyüp Ege bölge yönetiminin istifasını sağladıktan sonra “Ankara istifa edecek” sloganlarıyla Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) önüne gittiler. İşçiler burada madenlerin kamulaştırılması talebini dile getirdiler. Maden işçilerinin gelmesinin ardından çevik kuvvet daha sonra da işçileri yatıştırmak üzere Soma Kaymakamı Bahattin Atçı olay yerine geldi. İşçiler TKİ müdürüyle görüşmek istedi. TKİ müdürüyle işçilerden temsilcileri görüştürmek isteyen Atçı, “Onlar gelsin” diyen işçiler tarafından reddedildi. İşçiler daha sonra hayatını kaybeden maden işçilerinin defnedildiği mezarlığa doğru yürüyüşe geçti. “Ölmek var dönmek yok. Daha diğer vardiyalardan arkadaşlarımız gelecek” diye yürüyen işçilerin sayısı giderek arttı ve binleri aştı. “Ölmek madencinin fıtratında yok”, “Taşeron gidecek kamu gelecek” sloganlarıyla yürüyen işçiler mezarlık önünde yaşamını yitiren madencilerin aileleri tarafından karşılandı. İşçiler hayatını kaybeden madenciler için saygı duruşunda bulundu. Mezarlıktan çıkan binlerce işçi “Emekçiler burada, katiller nerede” sloganlarıyla Soma’ya ulaşınca, Kaymakam Atçı bir kez daha işçilerin karşısına çıkıp açıklama yapmak zorunda kaldı. İşçilerin kamulaştırma talebi karşısında Atçı, “İyi koşullarda çalışmanız için illa kamulaştırma gerekmez” deyince, işçilerden “300 kişi daha mı ölsün” yanıtını aldı. “Kamulaştırma yapılmadan biz bu işin peşini bırakmayız.” diyen işçileri, Atçı “Buranın kamulaşması bütün madenlerin kamulaşması demek. Olmaz!” diye yanıtladı. İşçilerin “Her yer kamulaşsın” talebi karşısındaysa Atçı daha fazla direnemedi ve şunları söyledi: “Vallahi ne diyeyim, madem sizin için iyi olacak, ben de kamulaştırma istiyorum.” İşçilerin “gelin aramıza katılın” davetine kaçamak yanıtlar veren Atçı, ay sonuna kadar kimsenin madene inmeyeceğini ve ücret kesintisi yaşanmayacağını açıklamak zorunda kaldı.

Halk›n Sesi Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü Ali Ergin Demirhan Telefon / Faks 0212 245 90 37 Adres Ergenekon Mahallesi Cumhuriyet Caddesi No: 175/2 fi‹fiL‹/‹STANBUL Bas›ld›¤› Yer ART Matbaac›l›k, Türker Saltabafl, ‹stasyon Mah. 242 Sk, No:32 Kartepe / Kocaeli (0262 373 45 03) editor.halkinsesi@gmail.com 15 günlük Yayg›n, Süreli, Türkçe yay›nd›r.


10

EMEK 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

S O M A ’ Y I F I R S ATA Ç E V ‹ R ‹ P K A D R O Y U U N U T T U R M A K ‹ S T ‹ Y O R

AKP’den taşerona makyaj ZAR‹FE AKBULUT

A

KP iktidarı tarafından çalışma yaşamında inşa edilen özelleştirme, güvencesizleştirme ve taşeronlaştırmaya dayalı yeni emek rejimi, Soma Katliamı’nda somut olarak gün yüzüne çıktı. Somalı işçilerin de “kaldırılsın” dediği taşeronlaştırma, en düşük maliyetle en fazla işi yaptırma amacıyla güvencesizleştirme sürecinin koçbaşı olarak öne çıkıyor. TAfiERON YASASINI, EN BÜYÜK TAfiERON PATRONU YAPIYOR Kamuda yaklaşık 750 bin taşeron işçi çalıştıran devlet en büyük taşeron patronu durumunda. Taşeron çalıştırma düşük maliyetli çalışma düzeni olsa da, kamu kurumlarında çalışan taşeron işçilerin yasal boşluklardan yararlanarak açtığı davalar hükümetin sırtında büyük bir yük oldu. Çalışma Bakanı Faruk Çelik de “Astarı yüzünden pahalıya geldi” sözleriyle itirafta bulunurken, bu yükü hafifletmek ve taşeron çalışmayı iktidar açısından disiplin altında tutmak için üç bakanlık kolları sıvadı. Taşeron çalıştırmanın yaygınlaşması ve emek alanından taşerona

karşı tepkilerin giderek artması nedeniyle uzun süredir gündemde olan Taşeron Yasa Taslağı, 30 Mayıs’ta Meclis’e gönderildi. Tasarı Maliye, Ekonomi ve Çalışma bakanlıklarının üzerinde çalıştığı “İş Kanunu ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Torba Yasa Tasarısı” içerisinde yer alıyor. Hükümet, Soma katliamı karşısındaki tepkileri azaltmak için, bu kanun tasarısının içine maden işçilerinin çalışma koşullarını iyileştireceğini iddia ettiği düzenlemeler de ekledi. AKP böylelikle emek örgütlerini taşerona sınırsız yetki vereceği bu yasaya razı etmeye çalışıyor. Taslakta, kadro beklentisi ise karşılıksız bırakılıyor.

Tasar› ne getiriyor?

TAfiERON CUMHUR‹YET‹’NDE KADRO YOK Kamuda çalışan yaklaşık 750 bin, özel sektörde de 450 bin taşeron işçinin kadro beklentisi yeniden hükümetin ‘Taşeron Cumhuriyeti’ programına takıldı. Üç bakanlığın üzerinde çalıştığı taşeron yasa taslağında kadro yok. Tasarı ile ücret, kıdem ve yıllık izinde yeni düzenlemeler yapılırken, kurnazca iliştirilmiş maddelerle kamu ve özel tüm işyerlerinde asıl işlerde de “taşeron” işçi çalıştırmanın önü açılıyor.

‹fl hukuku uzman› Murat Özveri, Evrensel’deki köflesinde tasar›n›n ne getirdi¤ini yazd›:

‘Taşeronla madenci korunmaz’ A

KP yeni taşeron yasası ile madencilerin sorunlarına çözüm bulacağını söylüyor. Ancak bir yandan taşeron çalışmayı yasalarla temel çalışma biçimi haline getirirken diğer yandan yalnızca madenciler için özel yasa çıkarmak AKP iktidarının ‘fıtratına’ ters. İş hukuk uzmanı Murat Özveri, bu gerçeği Evrensel Gazetesi’ndeki köşesinde “Taşeronla madenci korunmaz” başlıklı yazısında özetledi: “Maden yasası olarak adlandırılan torba yasa tasarısıyla madencilere verilen hakların kağıt üzerinde kalmasını engelle-

yecek tek yol güvencesizliğin ortadan kaldırılmasıdır. Taşeron sistemi kontrol altına alınmadığı sürece madencilere verilen tüm haklar kağıt üzerinde kalacaktır. Radyasyona maruz kalanların günlük çalışma süresi beş saattir. Taşeronda çalışan hiçbir röntgen teknisyeni beş saatlik sürem doldu diye işi bırakamaz. Beş saatlik iş günü birçok kişinin aklına dahi getirmediği, belki de bilmediği mevzuatta olan yaşamın içerisinde olmayan bir düzenlemeye dönüşmüştür. Taşeron sistemi kurum-

sallaştırılarak madencilere kâğıt üzerinde kalacak yasal haklar vermekle, madenciye hak veriyormuş gibi yapıp, madenci dâhil tüm işçilerden taşeron sistemine razı olmalarını istiyor. 301 madencinin toplu cinayetinden hesap vermesi gerekenlerin çubuğu arsızca tersine büküp, taşeron sistemini kalıcılaştırarak, madenci ölümlerinden yararlanmaları, referansı ne olursa olsun sermayenin çıkarlarını korumak için siyasi iktidarların, bugün ise AKP’nin hiçbir kural ya da değer tanımayacağının somut görünümüdür.”

1- “Tasar›n›n tafleron sistemini ortadan kald›raca¤›”, “engelleyece¤i” iddias›n› do¤rulayacak hükümler tasar›da yer almam›flt›r. 2- Torba yasa tasar›s› bu haliyle tafleronu engellemekten çok uzakt›r. Aksine, torba yasa tasar›s›, tafleron uygulamas›n›n yaratt›¤› sorunlar› yok saymakta, muvazaal› (hileli) tafleron sistemini kal›c›laflt›rmaktad›r. 3- Tafleron sistemi iflçi istismar› üzerinden kamuda kaynak aktarman›n bir yoludur. Tasar› kamuda tafleron sisteminde ›srar etmektedir. 4- Tasar›da iflçilerin dava yoluyla hak talep etmelerinin de önü kesiliyor. Kamuda çal›flan iflçiler dava açmadan önce SGK’ya baflvuracak, SGK dava aç›lmas› veya aç›lmamas› yönünde görüfl bildirecek. 5- Tasar› kamuda çal›flan tafleron iflçilerinin k›dem tazminatlar›n›n, de¤iflik kamu kurulufllar›nda geçen hizmetlerinin birlefltirilerek ödenmesini öngörmekte, emsal ücreti, k›dem tazminat›n›n tamam›n› ödeyen kamunun neden bu iflçileri kendi iflçisi olarak çal›flt›rmad›¤› sorusunu yan›ts›z b›rakmakta, bu yaklafl›m›yla, tafleron sistemi üzerinden

kaynak aktarmaktan vazgeçmeyece¤inin alt›n› bir kez daha çizmektedir. 6- Tasar› kamuda tafleron çal›flt›rmay› s›n›rland›rmamaktad›r. 7- Yasaya ayk›r› veya muvazaal› as›l iflveren tafleron iliflkisi emsal iflçinin ücreti ödendi¤i sürece uygulanabilecek bir istihdam biçimine dönüfltürülmüfltür. 8- Özellefltirme kapsam›ndaki iflyerlerinde özellefltirmeye haz›rlama gerekçesiyle iflçilerin iflten ç›kar›l›p ifllerin tamam›n›n taflerona verilebilmesine olanak sa¤lanmakta bu durumun as›l iflveren-tafleron iliflkisi olarak nitelendirilmeyece¤i hüküm alt›na al›nmaktad›r. 9- Torba yasa tasar›s›nda uzun süredir sa¤l›k iflçilerinin de gündeminde olan sendika hakk›na dair düzenleme yer alm›yor. Tafleron flirketlerin SGK bildirimlerini yap›lan iflle ilgisi olmayan iflkollar› üzerinden tescil ettirebilmeleri fiili olarak iflçilerin sendika hakk›n› engelliyor. 10- Taslak ile özel sektörde çal›flan tafleron iflçilerin koflullar›n› iyilefltirecek bir düzenleme yoktur. Örne¤in Kamu ‹hale Kanunu’na tabi hizmet al›mlar›nda ihale süresi üç y›la ç›kart›l›rken özel sektörde bu yönde bir düzenleme yoktur. (4. ve 9. maddeler Özveri’nin yaz›s›na katk› olarak eklenmifltir.)

Soma için yüz binler ifl b›rakt›: ‘Tafleron ölüm demektir, yasaklans›n’ S

oma’da yaşanan işçi katliamı nedeniyle DİSK, KESK, TMMOB ve TTB ülke genelinde 15 Mayıs’ta bir günlük iş bırakma eylemi düzenledi. İşçiler aynı gün İl Çalışma Müdürlüklerine yürüdü. İlk başta eyleme katılmayacağını açıklayan Türk İş de daha sonra karar değiştirerek eyleme katıldı. Öğrenciler de okul boykotları ve üniversite işgalleriyle eyleme destek verdi. Türkiye genelinde 40’a yakın

ilde yüz binlerce emekçi üretimden gelen gücünü kullanarak iş bırakıp sokağa çıkarken, polis İstanbul’da yürüyüş güzergahına barikat kurdu, İzmir’de binlerce emekçiye yürüyüş esnasında saldırdı. Kürt illerinin neredeyse tamamında greve çıkılırken, belediye ve kamu çalışanlarının etkin katılımı dikkat çekti. Kocaeli’nde ise 100’ün üzerinde fabrikada ve işyerinde iş bırakma eylemi gerçekleşti.

İş bırakma eylemine Zonguldak’taki maden ocaklarından da yoğun katılım oldu. Konya’da stat inşaatında çalışan işçiler stadyumun ortasında toplanıp yan yana durarak Soma yazdı.

D‹SK, KESK, Türk-‹fl ve TMMOB’nin ça¤r›s›yla ‹stanbul, ‹zmir ve Bursa’da binlerce iflçi 25 May›s’ta kent merkezlerine yürüdü. Eylemlerde, katliam›n nedeninin tafleron sistemi oldu¤u vurguland› ve yeni tafleron yasas›n›n yeni Soma katliamlar› anlam›na geldi¤i ifade edildi. Eylemde flu talepler öne ç›kt›: Tafleron yasaklans›n, iflçi katilleri istifa etsin, denetim emek ve mes-

lek örgütlerine devredilsin ve madenler yeniden kamulaflt›r›ls›n. ‹zmir’de yap›lan miting, toplumsal muhalefetin ilk günden itibaren Soma ile ba¤ kurmas› nedeniyle kitlesel ve coflkulu oldu, ‹stanbul’da yap›lan eylem ise geleneksel s›n›f örgütlerinin ça¤r› araçlar› olarak zay›flad›¤› ve iflçi s›n›f›n› reflekslerinin ötesinde do¤rudan etkilemedi¤ini gösteren zay›f bir eylem oldu.

Hem örgütlenirim, hem direnirim Ü

lke genelinde işçi sınıfının hak talepli eylemleri yükselirken, son haftalarda işten çıkarmalara karşı Antalya, İstanbul, Ankara, İzmir’de 17 farklı işyerinde işgal, çadır direnişi ve hukuksal mücadele şeklinde direnişler sürüyor. Sendikalı oldukları ya da alacaklarını talep ettikleri için işten çıkarılan işçiler vazgeçmiyor, direnişi seçiyor. İşçi sınıfının örgütsüzlüğü ve geleneksel sendikal hareketin yetersizliğine yönelik bütün haklı eleştirilere rağmen, içten içe kaynayan bir işçi sınıfı tablosu var. Soma Katliamı’nda hayatlarını kaybeden sınıf kardeşleri için sokağa çıkan, iş bırakan, iş başında saygı duruşu eylemi yapan yani olduğu yerde kendi eylemini örgütlü veya bireysel gerçekleştiren, dayanışma ve direnme refleksi gösteren bir işçi sınıfı var. Bu refleksler Haziran İsyanı’ndan izler taşıyor. SOMA ‹Ç‹N ‹fi BIRAKTILAR, ‹fiTEN ATILDILAR, D‹REN‹fiTELER İstanbul’da Soma Katliamı’nda 301 maden işçisinin hayatını kay-

betmesinin ardından, DİSK ‘in çağrısı ile iş bırakma eylemine katılan Okmeydanı Hastanesi taşeron sağlık işçileri, 22 Mayıs’ta işten çıkarıldı. İşten çıkarılan 8 işçi de Devrimci Sağlık-İş işyeri temsilcisi. Hastane içerisinden de katılımlarla direnişe geçen işçiler mesai giriş çıkışları ve öğlen aralarında toplu eylemlerle hastane yönetimini hukuksuz ve gayri vicdani uygulamadan vazgeçmeye çağırıyor. ‘YATA⁄AN SOMA OLMAYACAK’ Yatağan maden ve enerji işçileri, Soma’daki katliamın sorumlularının yargılanması, işçi cinayetlerinin son bulması ve Yatağan ile Milas özelleştirmelerinin durdurulması talepleriyle 30 Mayıs’ta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde zincirli eylem yaptı. Bazı işçiler, işçi cinayetlerinde hayatını kaybeden işçileri temsil etmek için yere yattı. Açıklamanın ardından kendilerini bakanlık girişindeki parmaklıklara zincirleyen işçilere polis biber gazı ile saldırdı ve 15 işçiyi gözaltına

aldı. Ancak bu saldırılar direnişin sürmesini engelleyemedi. SEND‹KA HAKKI ‹Ç‹N D‹REN‹YORLAR Birleşik Metal-İş Sendikası'na üye oldukları için Gebze Çayırova ve Düzce'de kurulu MT Reklam A.Ş.’de 13 Mayıs’ta işten atılan 45 işçi direnişlerini sürdürüyor. İzmir Kemalpaşa’da Kurulu Ege Doğaltaş ve Traverten Sanayi AŞ’de Genel Maden İşçileri Sendikası'nda

örgütlendikleri için işten atılan işçilerin eylemi sürüyor. İşçiler, 24 Nisan'dan fabrika girişine kurdukları çadırda işe iade mücadelesi veriyor. Sendika hakkının tanınmasını isteyen 48 işçiyi eşleri, çocukları ve emek dostları yalnız bırakmıyor. L‹MAN ÖZELLEfiT‹RMES‹NE KARfiI D‹REN‹fi Derince Limanı’nın özelleştirilmesine ve denizin dolgu ile doldurulmasına karşı çıkan işçiler önce li-

man işletmesi önüne çadır kurdu, ardından açlık grevine başladı. Derince Limanı'nın 39 yıl süreyle işletme hakkının özel sektöre devredilmesine tepki gösteren Liman İş sendikası üyesi Binali Demir ve Ali Erdoğan adlı işçiler açlık grevine başladı. TÜPRAfi’TA NÖBET Tüpraş’ta taşeron olarak Tekfen’e bağlı Bafor adlı müteahhit firması, ödenmeyen alacakları için 26

Mayıs’ta 1 günlük iş bırakma eylemi yapan 150 işçinin 50’sini işten çıkardı. İşten çıkarılan işçiler Tüpraş D giriş kapısı önünde nöbete başladı. AYRIMCILI⁄A KARfiI D‹REN‹fi Yerel seçimlerde İzmir Aliağa Belediyesi’nin yönetimini alan MHP, çoğunluğu Alevi ya da Kürt olan 104 işçinin işine son verdi. Taşeron bünyesinde çalışan işçilerin işe dönme talebiyle başlattıkları direniş üçüncü haftasını geride bırakıyor. Belediye işçileri ilk elden kurdukları komiteleriyle bir eylem programı çıkardılar. Belediye önünde kurulan çadır ve imza kampanyası üzerinden başlatılan direniş süreci, işçi ailelerinin kimi zaman yol kesme eylemleriyle daha direngen biçimler üzerinden de sürüyor. KARfiI D‹REN‹fi‹ KAZANILDI Haber verilmeden gazetenin kapatılmasının ardından direnişe geçen Karşı gazetesi çalışanları alacaklarını aldı ve direnişlerini 30 Mayıs günü sonlandırdı.


11

EMEK 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

A KP’N‹N BAfiA RISI: ‹fiÇ‹ K AT L‹NDE AV RUPA B‹R‹NC‹S‹, DÜN YA ÜÇÜNCÜSÜ

‹flçi katletmeyi baflkas›ndan ö¤renecek de¤il! GÜNEfi TOKGÖZ

R

esmi açıklamaya göre 13 Mayıs’ta Soma’da 301 işçinin yaşamını kaybettiği katliamın ardından, başta Erdoğan olmak üzere AKP sözcüleri yaşananları “kaza, kader, fıtrat” sözleri ile açıklayıp sorumluluktan kaçmaya çalışırken, ülkenin dört bir yanında sokağa çıkan yüz binler tek bir ağızdan haykırıyordu: “Kaza değil, cinayet! Kader değil katliam” Yapılan incelemeler AKP’nin ve Soma Holding patronlarının el ele 301 işçiyi ölüme gönderdiğini gösteriyordu, üstelik yaşamını kaybeden 15 işçinin o sırada “eğitimde” olması gerekirken yerlerine imza attırılarak madene indirildikleri ortaya çıkmıştı. Ama bu ne ilk ne de sondu. Daha fazla kar isteyen sermaye işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini “maliyet unsuru” olarak görüyor, siyasi iktidar işçilerin canını değil sermayenin çıkarlarını koruyordu. AKP iktidarı döneminde tırmanan taşeron ile işin parçalanması, güvencesizlik, sendikal örgütlenmenin engellenmesi ya da Soma’da bir örne-

ğini gördüğümüz gibi sarı sendikaların işveren eliyle örgütlenmesi, eğitim ve donanımdan yoksun bırakma işçi ölümlerinin temel nedenleri haline dönüştü. Soma’nın ardından iş cinayetleri sürdü. ‹fiÇ‹ KATL‹NDE AVRUPA B‹R‹NC‹S‹, DÜNYA ÜÇÜNCÜSÜ Türkiye iş cinayetlerinde Avrupa birincisi, dünyada ise üçüncü. Sadece 2013 yılında iş kazalarında yaşamını yitiren işçilerin sayısı en az bin 235. SGK istatistiklerine göre sadece 2012 yılında yaşanan “iş kazası” sayısı 74 bin 871. TÜİK verilerine göre ise 2013 yılında bu rakam 76 bin. AKP döneminde resmi ra-

GÖSTERMEL‹K YASALAR, GERÇEK ÖLÜMLER İstanbul tersanelerinde arka arkaya yaşanan ölümlerin ardından yapılan eylemler iş

cinayetlerini ülke gündemine taşımış; 2010, 2011, 2012 yıllarında yaşanan iş kazalarındaki toplu ölümlerin (Esenyurt yangınında 11 kişi, Adana Baraj Kapağı patlamasında 10 kişi, Elbistan Kömür Madeni göçüğünde 10 kişi, OSTİM patlamalarında 20 kişi, Zonguldak Karadon madeninde 32 işçi, Balıkesir Dursunbey Odaköy madeninde 16 işçi) ardından tepkilerin büyümesi ile AKP 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasası çıkartmıştı. Emek-meslek örgütlerinin “İş kazaları ve meslek hastalıklarının bu yasa ile önlenemeyeceği”ne yönelik ifadelerine iktidar kulaklarını kapadı. Bu yasa ve iş güvenliği uzmanlığı, hekimliği ve diğer sağlık personeline ilişkin yönetmelikler defalarca değiştirildi, işçi ölümleri ise durmadı. Bu düzenlemelerle AKP, denetleme görevini patronlara, sorumlu-

Soma’n›n ac›s›n› yaflarken bir ölüm haberi de Ankara’dan geldi. Babas›n›n sara hastas› olmas› nedeniyle üniversitede okuyan ablas›na bakmak için liseyi b›rakarak Eryaman’da bir inflatta çal›flan 16 yafl›ndaki Y›lmaz ‹dareci, çal›flt›¤› inflaatta 8. kattan düflerek hayat›n› kaybetti. Y›lmaz gibi birçok çocuk ifl kazalar›nda hayat›n› kaybediyor. 2013 y›l› içerisinde 55 çocuk iflçi yaflam›n› yitirdi. 8 milyon çocu¤un çal›flt›r›ld›¤› Türkiye’de çocuk istihdam›nda kay›t d›fl›l›k yüzde 83 seviyesinde. Çocuk iflçilikte kay›t d›fl› istihdam nedeniyle ölüm ve sakatlanmaya yol açan pek çok ifl kazas› resmî kay›tlara girmiyor.

Y›lmaz ‹dareci

Olağanüstü dönemde ‘olağan’ TMMOB T ürk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) 43. Olağan Genel Kurulu 29 Mayıs-1 Haziran 2014 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. TMMOB’de beş dönemdir “etkisiz, yetersiz ve sönük çalışmalara” başkanlık etmekle eleştirilen Mehmet Soğancı çizgisi bir kez daha kazandı. Soğancı’nın temsil ettiği geleneksel çizgiyi, mühendis, mimar ve şehir plancılarının güncel gerçekliğini kavrayamamak ve etkili bir mücadele yürütmemekle eleştiren TMMOB delegasyonu ikinci bir liste çıkardı. Politeknik üyelerinin etkin bir bileşeni olduğu muhalif grup, kürsüden TMMOB’nin iktidar karşısında mücadelesinin yetersiz kaldığını, ücretli mühendislere hitap etmediğini, olağanüstü bir yılın ar-

kamlara göre 11 bin 282 işçi iş cinayetlerinde yaşamını kaybetti. Ancak kayıtdışı “kazalar” dikkate alındığında sayı çok daha fazla. İş kazalarına yol açan insanlık dışı çalışma koşulları açısından da Türkiye oldukça kötü bir tablo çiziyor. TÜİK’e göre çalışanların yüzde 80’i fiziksel sağlığını, yüzde 9’u ruh sağlığını olumsuz etkileyecek etmenlerle birlikte çalışıyor. İşçilerin yüzde 19’u kaza riski ile çalışırken, yüzde 14’ü kimyasal madde, toz duman veya zararlı gazlara, yüzde 15’i zor duruş şekline veya harekete maruz kalıyor. Her yüz çalışandan 7’si zaman baskısı ve aşırı çalışma yükünün basıncı altında ruhsal sorunlar yaşıyor.

luğu ise uzmana, hekime yükledi. Bu personelin işyerlerinde vermesi gereken asgari hizmet süresi ise sürekli olarak azaltıldı. ‹fiÇ‹ SA⁄LI⁄I “P‹YASAYA EMANET” AKP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in Soma’dan sonra bile yüzü kızarmadan savunduğu bu yasa ile işyeri hekimi, mühendis, teknik eleman ve diğer sağlık personeline verilecek eğitim hizmetleri, dışarıdan satın alma yoluyla ticari danışmanlık hizmetlerine dönüştürüldü. Kısaca alan piyasaya devredildi. Denetimi yapanın işverenden para aldığı bir sistem kuruldu. Bir uzmanın birden çok işyerinde danışmanlık hizmeti vermesi yoluyla "tam zamanlı iş güvenliği mühendisliği" yok edildi. İşçinin sağlığı ve güvenliğini korumakla yükümlü uzmanlar yanlarında ücretli olarak çalıştıkları patronlara bağımlı kılındılar. Üstelik 2012‘de iş kazalarının yüzde 49,5‘i işyerlerinin yüzde 61,7‘sini oluşturan ve 1-49 arası çalışanı olduğu için işyeri sağlık ve güvenlik birimi ile işyeri hekimi, iş güvenliği mühendisi, işyeri hemşiresi veya sağlık memuru istihdam zorunluluğu bulunmayan işyerlerinde yaşanmıştı. Diğer işyerlerinde ise yetersiz olan bu yasanın hükümleri bile uygulanmıyordu çünkü Soma’da da acı bir biçimde görüldüğü gibi patronların üzerinde baskı kuracak bir kamusal denetim yoktu. Oysa işçilere mezar olan maden Enerji Bakanı tarafından örnek ocak olarak gösterilmişti.

dından hala “olağan” yönetim alışkanlıkları ve işleyişle devam etmenin örgüte zarar vereceğini dile getirdi. TMMOB’yi “değişim, yenilenme ve mücadele”nin örgütüne dönüştürme yönünde bir çaba ve bunun adayları var diyen alternatif liste TMMOB delegasyonunun desteğini istedi. Bu çağrı delegasyondan kayda değer bir destek görse de 10 kişilik listenin ancak 3’ü yönetime girebildi. 1014 delegenin üçte birlik kesiminin desteğini alabilen muhalefet grubu karşısında, 590 oyla 13. sıradan yönetime giren Mehmet Soğancı ise ciddi bir yıpranmayla karşı karşıya olsa da yeni yönetimin belirleyici gücü olmayı başardı. Öte yandan, yönetim içinde kazandığı mevzi muhalefete eskisine göre daha etkili olma şansı tanıyor.

İşçi kanıyla yükselen inşaatlar

A

KP iktidarının sürekliliğini inşaat sermayesine bağlarken, şantiyeler de işçi katliamı merkezleri haline geldi. Kentsel dönüşüm projeleri hayata geçirilip her alana bina dikilir AVM’ler, rezidanslar ve villalar bir biri ardına yükselirken artan taşeronlaştırma, kuralsızlık ve denetimsizlik nedeniyle inşaat sektörü iş cinayetlerinde birinci sıradaki yerini koruyor. İnşaatlarda hergün iş cinayetleri yaşanıyor. Ağaoğlu’na Danıştay 6. Dairenin verdiği yürütmeyi durdurma kararına rağmen sürdürülen Maslak 1453 inşaatında 26 yaşında iki çocuk babası Hakan Tek adlı işçi üzerine çelik profilin düşmesi sonucu öldü. Şantiyedeki işçiler, iş cinayetini protesto etti, yetkilileri kovdu. BAfiBAKANLIK OF‹S‹N‹N M‹MARININ fiANT‹YES‹NDE 3 ‹fiÇ‹ ÖLDÜ İstanbul Kartal’daki Hürriyet Mahallesi’nde Satoğlu ailesine ait Metsan Nexus inşaatında çöken iskeleden düşen 3 işçi yaşamını yitirdi. İş cinayetinin ardından konuşan işçilerin, kazanın hiçbir güvenlik önleminin alınmamış olması nedeniyle olduğunu belirtmesi üzerine soruşturma başlatıldığı öğrenildi. İnşaatın sahibi olan Satoğlu ailesi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de akrabası. Metsan İcra Kurulu Üyesi ve ortağı Mimar Cemalettin Satoğlu aynı zamanda Erdoğan’ın Dolmabahçe Sarayı’ndaki Başbakanlık Çalışma Ofisi’nin de mimarı. ZORLU’DAN ÖZÜR, ‹fiÇ‹Y‹ ÖLDÜRDÜ Yolsuzluk tapelerinde adı geçen ve projede verilen imar sınırlarını kat be kat aşan Zorlu Center hakkında Mayıs 2012’de “Güvenlik yetersiz, inşaat dursun” raporu veren müfettişlerin görevden alındığı ortaya çıktı. Raporun yazılmasından iki gün sonra bir işçi yaşamını yitirdi. İnşaatın durdurulmasını isteyen müfettişlerin raporu henüz işleme konulmadan, iki müfettiş de görevden alınmış, Teftiş Kurulu yönetimi müfettişler adına firmadan özür dilemişti.

Haziran ruhu, geleneksel sendikac›l›k anlay›fl›n› de¤ifltiremedi

KESK genel kurulları eskisi gibi Kurul tartışmalarında “Gezi’nin yenilikçi ruhundan ders çıkartıp” sendikaya yansıtma “gerekliliği” çokça tartışılsa da; görüş ayrılıkları nedeniyle tüzük değişikliklerinde bu etki ve halkın hizmet satın almak zorunda kaldığı görülemedi. İlk gününde tüzük değişikliklerinin yapıldığı genel kurulda, örgütlenmenin önündeki engellerden biri olarak görülen “güvencesiz çalışanların örgütlenmesi” konusunda da değişiklik yapıldı. 657 sayılı kanuna bağlı olmadan çalışan büro emekçilerinin de örgütlenmesinin önündeki engel kaldırıldı.

K

ESK’e bağlı birçok kamu emekçileri sendikası, genel kurullarını tamamladı. Geleneksel sendikacılık anlayışının, Haziran İsyanı’ndan sonra etkisini artıran “yenilenme gerekliliği” ile çarpıştığı genel kurullarda, kadın mücadelesi ön plana alınırken, gelecek dönem için örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmaya başladı. E⁄‹T‹M SEN GENEL KURULU’NDA KADIN VURGUSU Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim Sen) 9’uncu Olağan Genel Kurulu, 19-24 Mayıs tarihleri arasında “Özgürleşme yolunda eğitim” sloganıyla gerçekleştirildi. İlk iki günü Tüzük Kurultayı olarak gerçekleşen genel kurulda yapılan tartışmalar sonucu kadın meclislerinin kurulması, disiplin denetleme gibi üst kurullarda ve yürütme kurullarında yüzde 40 kadın kotası konulması, beş kişilik Disiplin Kurulu’nun üç kadın, iki erkekten oluşması gibi kadın mücadelesini öne çıkaran kararlar alındı. Genel kurulun, geçmiş döneme ait değerlendirmelerin ve gelecek dönem tartışmalarının yapıldığı

üçüncü ve dördüncü gününde ise zaman zaman sertleşen tartışmalar yaşandı. Tartışmalarda, eğitim hakkı mücadelesi ile güvencesizliğe ve gericiliğe karşı mücadele üzerine olan değerlendirmelerin yetersiz ve sınırlı kaldığı görüldü. Haziran İsyanı’nın “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sloganını yaratan, “geleneksel olanı kırmaya yönelik zorlayıcı etkisinin” ise karşılık bulmadığı genel kurulda bazı delegeler, “Herkes, her şey kaldığı yer-

den devam ediyor gibi davranıyor. Haziran İsyanı bu salona hiç uğramamış” gibi cümlelerle genel kuruldaki geleneksel sendikacılık anlayışını eleştirdi. BÜRO EMEKÇ‹LER‹ ENGELLER‹ KALDIRIYOR 7. Olağan Genel Kurulu’nu tamamlayan Büro Emekçileri Sendikası’nda ise Haziran İsyanı’nın etkisi en azından tartışmaların içeriğini belirledi. Genel

SES’TE KADIN SEKRETERL‹⁄‹ Sağlık ve Sosyal Hizmet Sendikası (SES) Genel Kurulu’nda iki gün süren tartışmalarda, diğer kamu emekçileri sendikaları gibi, sendikal anlayışta yenilenme bir ihtiyaç olarak görüldü ama yenilikçi bir iddia açığa çıkamadı. Sağlığın piyasalaştığı ülkemizde, Genel Sağlık Sigortası ile emekçilerin ikinci kez vergilendirildiğinin konuşulduğu genel kurulda; SES’in AKP’nin buna neden olan yasalarına karşı mücadeleyi ön planda tutacağı belirtildi.

Ölmek de bir eylemdir - Tufan Sertlek Haziran İsyanı’ndan sonra toplumsal muhalefetin eski haline dönmesi karşısında hepimizin yaşadığı hayal kırıklığını anlamak mümkün. 30 Mart seçimlerinin ardından öyle anlaşılıyor ki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve artık açıklamaktan çekinmedikleri “başkan Tayyip” modeli… Bu süreç teorik olarak mümkün. Neredeyse hepimizin 1990’lı yılların başından beri konuştuğu, Özal’ın aklından geçirdiği ama yapamadığı neoliberalizm ancak bir diktatörlük sistemi ile yürütülebilir tartışmasını doğrulayan bir “başkanlık sistemi”… Sermaye sınıfının gökte ararken yerde bulduğu bir yönetim anlayışıdır bu. Ancak yeşil sermaye-beyaz sermaye meselelerinden sonra eski zenginlerimiz ve emperyalist efen-

diler bu otoriter yönetimin Tayyip eliyle yürürlüğe konmasından ne kadar memnun olurlar ve desteklerler, onu göreceğiz. Kuşkusuz bu süreçte muhtemel yol kazalarını da unutmamak lazım, burası Türkiye, Ortadoğu, Ön Asya ve şimdi de Ukrayna, yani emperyalistlerin güç gösterilerinin kalbi, burada kimseye huzur yok, bunu en çok AKP ve Tayyip biliyor. Emek, demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesinin tarafında saf tutanlar ise hayatın nabzının attığı yerleri iyi tanımak zorunda. Zira devrimciler yoktan var edemezler, yani olmayan bir çelişkiyi yaratamazlar. Hayatın (kapitalist düzenin) çelişkilerini eşitlik ve özgürlük için örgütlemeye çalışırlar, emekçile-

rin daha iyi yaşama arayışlarına bir yön vermeye çalışır. Onların varoluş anlamları budur. Ve Türkiye ne kadar zengindir bunu yapmak isteyenler için. Yeter ki yapmak isteyelim, yapmak istemek yetmez, nerede-nasıl, ne yapacağımızı bilelim ve irade gösterelim. “Miting yapıyoruz gelmiyorlar, ha bire gidip AKP’ye oy veriyorlar” diye söylenmenin manası yok. Körün değneği bellediği gibi aynı bildiri, aynı afiş, söylem, eylem biçimi, örgütlenme biçimiyle bu kadar dinamik toplumsal yapıya sahip bir ülkenin ezilen sınıflarıyla ilişki kurmaya çalışmak mümkün mü? Oysa ezilen sınıflar hayatın nabzının nerelerde attığını göstermeye devam ediyor, görmemek için kör olmak gerek. Ve belki de kör olanların

gözüne sokmak için Somalı madenciler bu kadar yıkıcı, kahredici biçimde ölmeyi “tercih ettiler”. Ancak sadece ölmekle yetinmiyor ezilen sınıflar bunu da görmeyi ihmal etmeyelim. Hayatın içinde olanlar HES direnişleriyle, inşaat rantı için doğanın yok edilmesine karşı çıkan halk kitleleriyle, ücreti ödenmeyen işçilerle, örgütlenmek isteyen güvencesizlerle, kadın cinayetlerine artık sessiz kalmak istemeyen kadınlarla birlikte olabiliyor, mücadeleyi örgütleme imkanı yakalıyor. Halen geleneksel sendikalar, meslek kuruluşları, partiler, örgütlerle eşitlik ve adalet mücadelesini örgütlemeyi düşünenler hayal kırıklığı yaşamaya devam edecekler, çare yok. Biteni değil başlayanı gören ve anlayan-

lar bu mücadele denizinde yüzebilecekler. Ve tabii ki bu zorlu sürecin ardından “kara göründü” diye bağırabilmenin en önemli koşulu karada bizi neyin beklediği konusunda kendilerinin bir fikri olanlar ve bu fikir konusunda toplumda genel bir kabul sağlamış olanlar… Evet bugün “daha çok ölerek” emekçiler kendilerinden söz ettiriyor. Ancak öldüğümüzde bir toplumsal değerimiz oluyor. Ölmek varlığımızı ispat etmenin en kesin yolu gibi görünüyor bize. Belki de Somalı madenciler umutsuzluk içinde uykuya dalmak isteyenlere şiddetli bir tokat atmak için üzerlerine kilitlediler maden ocağını… Öyle ya, ölmek de bir eylemdir. Zira ölüm hayatın devam ettiğine dair en güçlü delildir.


12

DÜNYA KUPASI 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

İşçi kanı üzerine yükselen stadyumlarda gole sevinmek ne mümkün Brezilya’da Dünya kupası hazırlıkları işçilerin hayatlarına mal olacak şekilde sürdürülüyor. FİFA’nın 8 yeni stadyumu kupa için yeterli görmesine rağmen 12 stadyum inşa edilen Brezilya’da, Dünya Kupası hazırlıklarında toplam 8 işçi haya-

tını kaybetti. Bu iş cinayetlerinden üçü açılış maçına ev sahipliği yapacak Corinthias Arena Stadı’nın inşaat çalışmalarında meydana geldi. Geçtiğimiz ay Corinthias Arena’nın inşaatında bir işçinin hayatını kaybetmesinin ardından

ününü futbola borçlu olan Brezilyalı eski futbolcu Pele konuşmuş ve “Ne yapalım olur böyle şeyler, bir kaza oldu, bunu hayatın bir cilvesi olarak kabul edelim” açıklamasını yapmıştı. Yaz aylarında uluşım zamlarına karşı sokağa çıkan insanlara da

eve dönüp futbola odaklanma çağrısı yapan Pele ayrıca “Beni endişelendiren işçilerin ölümünden çok havaalanlarının alt yapısının zamanında yetiştirilemeyecek olması” şeklindeki açıklamasıyla sokaktaki muhalefetin öfkesini artırmıştı.

Dünya Kupası kimin için? UTKU OĞUL

2

014 Dünya Kupası Finalleri, 12 Haziran 13 Temmuz tarihleri arasında Brezilya’da gerçekleştirilecek. Açılış maçında ev sahibi Brezilya ile Hırvatistan’ın karşılaşmaya hazırlandığı kupada; A Grubu’nda Brezilya, Hırvatistan, Meksika, Kamerun; B Grubu’nda İspanya, Hollanda, Şili, Avustralya; C Grubu’nda Kolombiya, Yunanistan, Fildişi Sahili, Japonya; D Grubu’nda Uruguay, Kosta Rika, İngiltere, İtalya; E Grubu’nda İsviçre, Ekvador, Fransa, Honduras; F Grubu’nda Arjantin, Bosna Hersek, İran, Nijerya; G Grubu’nda Almanya, Portekiz, Gana, ABD; H Grubu’nda Belçika, Cezayir, Rusya ve Kore Cumhuriyeti yer alıyor. Bir taraftan takımlar son hazırlıklarını yaparken, bir taraftan da Brezilya’da aylardır süren sokak eylemleri devam ediyor. Eylemciler arasında Evsizler Hareketi, Kentli Hakları Topluluğu, evsiz yerli toplulukları ve grevlerle eylemlere katılan öğretmenler, polisler, çeşitli işçi ve memur kesimleri bulunuyor. Eylemciler, Dünya Kupası için harcanan 11 milyar doların gereksiz olduğu-

nu ve bu kaynakların barınma, ulaşım, sağlık ve eğitim harcamaları için kullanılması gerektiğini belirtiyor. 2006’da eski Devlet Başkanı Lula’nın belirttiği stadyum yapımı giderleri 910 milyon Euro iken; stadyumlara harcanan para, bu rakamın şimdiden üç katına çıktı. Manaus kentinde yapılan stad ise halkın tepkisinin doğruluğunu gösterir nitelikte. Şehirdeki eski stadın yıkılmasının ardından yerine yapılan yeni stadın maliyeti 250 milyon Euro. Kentin 1. Lig’de bir takımı dahi olmaması, Brezilya’nın en yoksul kentlerinden olan Manaus halkının ciddi tepkisini çekiyor. Pernambuco’da da durum farklı değil. Dünya Kupası için yapılan kentsel dönüşümle birçok insanın tazminat dahi alamadan evinden olduğu kentte, stada giden karayolu üzerindeki küçük esnaf da tezgahlarından ve dükkanlarından olmuş durumda. Bunlarla beraber Brezilya, stadlar dışında alt yapı çalışmalarının yalnızca yüzde 30’unu tamamlayabildi. EVSİZ KALAN HALK, STADIN YANINA ÇADıR KAMPI KURDU Brezilya’da eskiden gerilla hareketi içinde de bulunmuş, İşçi Partisi üyesi Devlet Baş-

Romario halkla ayn› tak›mda olmay› seçti

kanı Dilma Roussef, güvenlik önlemlerini artırırken sağ parti de Ekim ayında yapılacak seçim için Dünya Kupası eylemlerini kullanmaya çalışıyor. Brezilya’da Dünya Kupası’nda 170 bin polis, her maç için stadyumlarda 1800 özel güvenlik, 700 federal ajan görev alacak. Hükümet eylemlere karşı şiddetin dozunu artırmayı planlarken, yerli topluluklarından 3000 kadar kişi açılış maçının oynanacağı Brasilia’daki stadın yakınlarına çadır kampı kurdu. Ayrıca eylemler belli periyotlarla sürerken, son eylem 28 Mayıs’ta başkent Brasilia’da gerçekleşti. ‘Dünya Kupası kimin için?’ sloganıyla düzenlenen eyleme polis plastik mermilerle saldırırken süvari polis birlikleri de saldırıya katıldı. Ayrıca ülkenin farklı kentlerinde de polis sendikaları, otobüs şoförleri ve öğretmenlerin düzenlediği grevler hükümeti sıkıştırıyor. Geçtiğimiz yaz ulaşım zammına karşı yüz binlerce Brezilyalı sokağa çıkmış ve Türkiye’deki Haziran İsyanı’nı selamlamıştı. Ulaşım hakkı mücadelesinin de sürdüğü ülkede neredeyse düzenlenen tüm eylemlerde parasız ulaşım hakkını kullanan halk turnikelerden atlıyor.

BREZİLYA 2014

Dünya kupas› tarihinden k›sa k›sa… 1938 Dünya Kupas›’n› kazanan ‹talya’n›n teknik direktörü Ottorino Ba-

rassi, kupay› 2. Dünya Savafl› s›ras›nda zarar görmemesi için savafl bitene kadar yata¤›n›n alt›nda bir ayakkab› kutusunda saklad›. 1942 Dünya Kupas› 2. Dünya Savafl› nedeniyle oynanmad›. 1946 Dünya Kupas› ise, savafl›n süren etkileri nedeniyle gerçeklefltirilemedi. 1950 Türkiye ve Hindistan finallere kat›lma hakk› kazanmas›na ra¤men yüksek seyahat giderleri nedeniyle turnuvaya kat›lamad›. Hindistan F‹FA’ya ç›plak ayakla oynamalar›na izin verilirse kat›labileceklerini belirtse de F‹FA bu talebi

kabul etmedi. 1954 Dünya Kupas›’nda futbolcular ilk kez numaral› formalarla sahaya ç›kt›. 1966 Dünya Kupas›’na Apertheid rejimiyle yönetildi¤i için Güney Afrika kabul edilmedi. 1970 Dünya Kupas› elemelerinde Honduras ile El Salvador karfl›lafl›rken maç sonunda ç›kan olaylar büyüdü iki ülke aras›nda üç gün süren bir savafl ç›kt›. Ard›ndan bar›fl anlaflmas› imzaland› ve El Salvador Dünya Kupas›’na kat›lma hakk›n› elde etti. 1986 Dünya Kupas›’nda ev sahibi Meksika taraftarlar›, futbol literatürüne ‘Meksika Dalgas›’n› hediye etti.

1 9 7 4 B AT I A L M A N YA :

Dünya Kupas› de¤il Dünya Savafl› 1974 Dünya Kupası Finalleri 2. Dünya Savaşı’nın ardından ikiye ayrılan Almanya’nın Batı Almanya kısmında oynandı ve Soğuk Savaş döneminin birçok özelliğini, yükselen devrimci hareketlerin baskısını, endüstriyel futbolun kritik dönemeçlerini içinde barındıran önemli bir tarih oldu

Pele, Dünya Kupas› politikalar›n›n ve F‹FA’n›n sözcülü¤üne soyunurken; 1994 Dünya Kupas›’n› kazanan Brezilya’da kupan›n mimarlar›ndan olan efsanevi futbolcu Romario, soka¤›n sesine kulak verenlerden. 48 yafl›ndaki Romario, ülkesinde düzenlenecek turnuvay› “Biz zaten kaybetmifl durumday›z” sözleriyle de¤erlendirdi. Romario haz›rl›klar için harcanan 11 milyar dolar›n halk›n e¤itim, sa¤l›k, ulafl›m gibi haklar›n›n karfl›lanmas›nda kullan›lmas› gerekti¤ini vurgularken Aral›k ay›nda yapt›¤› aç›klamada yap›lan bembeyaz stadyumlar›n sosyal bir faydas› olmayaca¤›n› belirtip “Bu Brezilya tarihinin en büyük soygunudur” demiflti. F‹FA Baflkan› Blatter’i de sert bir dille ‘h›rs›z’ diyerek elefltiren Romario, F‹FA’n›n 1 kurufl dahi harcamadan turnuvadan 1,7 milyar dolar para kazanaca¤›n› söyledi. Sadece Pele de¤il, eski tak›m arkadafllar› Bebeto ve Ronaldo da bu tutumundan dolay› Romario’ya karfl› cephe al›rken soka¤a dökülen halk› karfl›s›na al›yor.

Kupalar›n ak›beti... 1970’e kadar Dünya Kupas›, Jules Rimet Kupas› ad›yla oynan›yordu. Kupay› kazanan tak›m kupaya 4 y›ll›¤›na eriflirken, bir dahaki turnavan›n kazanan›na kupay› teslim ediyordu. Ancak 3 kez mutlu sona ulaflan tak›m kupay› tamamen kazanacakt›. 1970’te Brezilya Julet Rimes Kupas›’n› üçüncü kez kazand› ve kupaya sahip oldu. Ancak bu kupa iki kez çal›nd› ve bir daha bulunamad›. Kupan›n eritilerek alt›n›n sat›ld›¤› söyleniyor. 1974’ten itibaren turnuva Dünya Kupas› Finalleri ad›yla oynan›yor. Ve kupa kazanan›n 4 y›l müzesinde kal›rken, 4 y›l sonra yeni flampiyona teslim ediliyor ve eski flampiyona müzesinde saklamas› için kupan›n bir maketi veriliyor.

1

974 Dünya Kupası Finalleri 2. Dünya Savaşı’nın ardından ikiye ayrılan Almanya’nın Batı Almanya kısmında oynandı ve Soğuk Savaş döneminin birçok özelliğini, yükselen devrimci hareketlerin baskısını, endüstriyel futbolun kritik dönemeçlerini içinde barındıran önemli bir tarih oldu.

FİFA-PİNOCHET İTTİFAKI SOVYETLER’İN KARŞISINDA 1974 Dünya Kupası’nda gerilim ilk olarak elemelerde başladı. Avrupa’da 8 eleme grubunun lideri finallere katılmaya hak kazanırken, 9. Grup lideri Sovyetler Birliği’ne bu hak tanınmadı ve Sovyetler Birliği Şili’yle son bir eleme turu oynamak zorunda kaldı. Şili’de ABD destekli Pinochet’nin darbeyle başa geldiği dönemde iki ekibin Moskova’daki karşılaşması golsüz berabere bitti. Ancak Şili’deki maçı Pinochet, komünist tutsakların işkenceden geçirildiği ve Şilili sanatçı Victor Jara’nın da öldürüldüğü Santiago Ulusal Stadı’na aldı. FİFA da bu durumu onayladı. Ardından Sovyetler Birliği maçı başka bir yerde oynamak için FİFA’ya başvurdu ama başvuru kabul edilmedi. Sovyetler Birliği’nin Şili’ye gelmemesiyle sahaya sadece Şili çıktı ve Şilili oyuncular santra yapıp boş kaleye attıkları golle maçı kazandı. O santrada Şilili futbolcular topa koşarken birisi duruyordu. O da sonradan bu günü “Yaptığımızın hala yanlış olduğunu düşünüyorum. Sahaya çıkmasam başıma her şey gelebilirdi. Sahaya çıktığımda ise gözyaşlarımı içime akıtmıştım” diyen Carlos Caszely’di. Ayrıca Dünya Kupası tarihinde ilk kez kırmızı kart uygulaması 1974 finallerinde başlarken turnuvada ilk kırmızı kart tarihin cilvesi;

Doğan Babacan tarafından Şilili Carlos Caszely’ye çıkarıldı. 1974 FİNALLERİ ‘ENDÜSTRİYEL FUTBOL’ İÇİN EŞİK OLDU 1974’te Dünya Kupası Finalleri hazırlıklarıysa bir başka yapılıyordu. Endüstriyel futbol’un köşetaşlarından olan birçok uygulama bu finallerde kurumsal bir şekilde uygulandı. Stadyum reklamı, yayın haklarının satışı ile diğer ülkelere yayıncı kuruluş tarafından kiralanması, sponsorluk anlaşmaları ve ilk kez bu kupada uygulanan şans oyunları ile büyük bir havuz, bir futbol pazarı oluşturuldu ve sermayeyle futbol daha fazla iç içe geçmeye başladı. BATI ALMANYA EV SAHİPLİĞİNDEN SIKIYÖNETİM ANLAYINCA Kupa hazırlıkları devam ederken Batı Almanya Devleti’nde korku vardı. 1972 Münih Olimpiyat Oyunları’nda FHKC’nin yaptığı İsrailli sporcuları rehin

alma eylemine, sporcuları da öldürerek karşılık veren Batı Almanya 1974’te ise kupa boyunca olağanüstü hal ilan etti ve bu durum futbolcuların “Otellerimiz tel örgülerle çevrili, dışarıya çıkamıyoruz ve kapımızda polis barikatı var” şeklinde veryansın etmelerine neden oldu. İskoçya’nın finallere katılacak olması olası bir İRA eylemi beklentisi yaratırken, RAF da turnuva süresince bir eylem yapabileceğini belirtiyordu. Bu baskıyla Batı Almanya 1974 Dünya Kupası’nda bir futbol turnuvasına değil, darbe koşullarına ev sahipliği yapıyormuş gibi davrandı. O dönem koşullarında bir stadyum için çok ciddi rakamlar olan 900 güvenlikçi, 600 polis görev aldı. Sonuçta 40 seyirciye 1 polisin düştüğü bir tablo ortaya çıktı. Ayrıca ilk kez stat girişlerinde taraftarların üzeri aranmaya başlandı. Bu turnuvanın en büyük rengi ise tarihinde ilk kez bir dünya kupasına katılan Doğu Almanya’ydı. Batı Almanya ile aynı grupta yer alan Doğu Almanya’ya karşı ilk andan itibaren psikolojik baskı uygula-

nırken ulaşımı üstlenen ve her ülke takımına o ülkenin renkleriyle boyalı birer otobüs tahsis eden Mercedes Benz firması, Doğu Almanya’nın otobüsüne orak çekiç koymayınca Doğu Almanya bu durumu kabul etmedi. Uzun süren girişimlerin sonucunda orak-çekiç otobüse çizildi. ‘PİNOCHET CUNTASI’ EYLEMLERİN HEDEFİNDE Turnuvada Doğu ve Batı Almanya’nın tarihindeki tek karşılaşması olan ve Doğu Almanya’nın 1-0 kazandığı maç oldukça konuşulurken, bu maçtan sonra hiç yenilmeyen Batı Almanya kupaya uzandı. Doğu Almanya ise bir daha Dünya Kupası Finalleri’ne katılmayı başaramadı. Şili ile Batı Almanya arasında oynanan karşılaşmayaysa Şili’deki darbeye yönelik protesto damgasını vurdu ve karşılaşmanın başlangıcı oldukça sarktı. O dönem dünyanın dört bir yanında kurulan “Şili’yle dayanışma komitelerinden” biri de Almanya’da kurulmuştu. Bu karşılaşma için 1500 bilet alan eylemciler sahaya girmeyi düşünmüş ancak sahanın kenarlarına kazılan hendekler ve olağanüstü güvenlik önlemleri nedeniyle bundan vazgeçmişlerdi. Ancak maçtan önce Şili milli marşı okunurken “Şili’de Cunta’ya Hayır” sloganları duyuldu ve arama noktalarından geçirilebilen pankart ve bayraklar açıldı. Polisler coplarla saldırarak eylemi bastırdı. Doğu Almanya- Şili maçında da benzer protestolar düzenlendi. Şili’nin gruptaki son maçı Avustralya karşısındaydı. Bu maçta da bir eylem düzenlendi ve tribünlerde ‘Sosyalist Şili’ yazılı bir pankart açılınca hakem karşılaşmayı durdurdu. Polis tribünlere saldırdı ve çok sayıda insanı gözaltına aldı.


‘‘ 13

SÖYLEŞİ 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

‘‘

Haziran İsyanı’nın yıldönümünde sokaklar yeniden direnişçilerle doldu. Direniş yıl boyunca sokak hareketleri ile sürerken İsyan da her boyutuyla tartışılmaya devam ediyor. Halkin Sesi’nin geçtiğimiz sayısında yayımlamaya başladığımız İsyan’ın yıldönümü söyleşilerini bu sayımızda Sosyolog Cihan Tuğal’la sürdürüyor, toplumsal muhalefet açısından kritik önem taşıyan sorulara yanıt arıyoruz. “Gücün kori-

HAZ‹RAN

BAfiKALDIRININ ÖNÜNDEK‹ BAR‹YER:

‹SYANI’NIN YILDÖNÜMÜ ÖZGE OZAN

Haziran İsyanı’nın üzerinden bir yıl geçti. Sizce geçtiğimiz bir yıl içinde yaşananlar üzerinde, özellikle 17 Aralık ve 30 Mart seçimleri sürecinde İsyan’ın nasıl bir etkisi vardı? Cihan Tuğal: Özellikle 17 Aralık süreciyle çetrefilli bir etkileşim oldu. Cemaat ve Erdoğan arasında zaten bir savaş yaşanıyordu. Ancak Cemaat 17 Aralık’ta, tam da Gezi’nin hedef gösterdiği yerlere vurdu. Yolsuzlukların özellikle kent, çevre ve tarih talanıyla iç içe geçmiş olanlarını öne çıkardı. Sokak siyasetinin en üst düzeydeki kurumsal siyaseti belirlediği nadir tarihsel anlardan biriydi bu. Cemaat’in mahkeme ve gözaltı hamleleri, Gezi’nin bileşenlerine açıkça “Buyurun, istediğiniz ayaklanma fırsatı işte burada” diyerek yapılan bir çağrıydı. Bu süreçte “Geziciler” başkasının oyununda figüran olmayacaklarını ispatladılar. Ancak süreç, Gezi’nin kendi oyununu kuracak güçte olmadığını da gösterdi. Sizce toplumsal muhalefet

açısından 31 Mayıs 2013’te başlayan süreç kapanmış mıdır? CT: İş sadece Türkiye’nin kendi dinamiklerine kalacak olsa, bir sönümlenmeden bahsedebilirdik. Ancak dünya (ve bölge) öyle belirsiz bir yere gidiyor ki acil durum tespitlerinin çok anlamı yok. Bu küresel konjonktürde, “31 Mayıs 2013’te başlayan süreç”e kapsamlı, stratejik ve kuramsal bir yaklaşım geliştirmek lazım. Geniş bir çerçeveden bakılınca, süreç bitmediği gibi yeni başlamakta. Hem Gezi, hem dünyadaki 20092013 dalgası, daha önce çok kafa yorulmayan dinamikleri ön plana çıkardı. Muhalefetin bu dinamikler üzerinden yeni kanallar inşa etmesi gerekiyor. Örneğin bugüne kadar, kapitalizmin en çok zarar veren sektörlerinde (emlak, finans, vb.) çalışan profesyonellerin, kuvvetli bir anti-neoliberal damarı olan bir isyana bu kadar geniş kitleler halinde katılacağını düşünmezdik. Asıl meselelerden biri, anti-proleter konuma ve eğilimlere sahip, fakat aynı zamanda anti-neoliberal (hatta anti-kapitalist) eğilimler de taşıyan

dorlarında hala korku hakim” diyen Cihan Tuğal, Soma’da Gezi ölçeğinde bir isyan açığa çıkmasa da tepkinin Sünni işçi sınıfına yayılabileceğinin görüldüğünü ve hükümetin bu nedenle Okmeydanı vesilesiyle mezhep siyasetini yeniden öne çıkardığını vurguluyor. Söyleşilerin tamamına Sendika.Org İsyan’ın Yıldönümü dosyasından ulaşılabilir

Alevi düflmanl›¤› bu yeni kitlelerin nasıl örgütleneceği. Sizce sosyalist hareket ve emekmeslek örgütleri açığa çıkan dinamiklerle ilişki kurmada ne ölçüde başarılı oldu? Neler yapılabilirdi, bundan sonra neler yapılmalı? CT: Sosyalist hareket, tüm handikaplarına rağmen, alnının akıyla çıktı Haziran’dan. İki konuda: Birincisi, isyanın mecrasında çıkmasına izin verilmedi. Daha ilk günlerden itibaren ulusalcı, elitist, vb. bir isyan gömleği giydirilmeye çalışıldı Gezi’ye. İsyan bu rotaya tamamen girmediyse, bunda sosyalistlerin payı büyüktür. İkincisi, özellikle Taksim Dayanışması’nda yoğunlaşan çabalar sayesinde, bu kadar çok bileşeni olan bir isyanın dört-beş temel talep ve iki-üç ana eksen (metalaşma, zorbalık ve ayrımcılık/ötekileştirme karşıtlığı) etrafında birleşmesiydi. Asıl görev bundan sonra başlıyor. Solun kendisini, Kürt illerinde Soma için yürüyen gençlerden anti-kapitalist Müslümanlara, yeni orta sınıflardan Alevi mahallelere,

“Ve bizim bir haziranımız Bir yıl kadar yetecektir dünyaya Çünkü yoğun ve ateşle yaşanmış Çünkü ellerimiz, başımız ve kanımız Hayasız pençelerini kokuyla gizleyen Bir olgu olmayacaktır sana Ölülerimiz toplanacaktır doldurulan bir kıyı gibi.”

LGBT’den madencilere uzanan bir hatta yeniden kurması; bunları birleştirirken, kapitalizm sonrası topluma giden yolu sürekli yeniden tanımlayacak olgunluğa, profesyonelliğe ve esnekliğe ulaşması yıllar alacaktır. Haziran’a giderken önce Soma ardından da Okmeydanı’nda yaşanan gelişmeler karşısında hükümetin tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Hükümet neden Alevi karşıtı söylemi bu ölçüde öne çıkarıyor? CT: Hükümetin yaptığı hesaplardan biri, mezhep çatışması yaratarak toplumsal uyanışın önünü kesmek. Başkaldırının önündeki en sağlam bariyeri, dindar Sünni kesimdeki Alevi düşmanlığı olarak görüyor yönetenler. Zaten kendilerinin de oldukça mezhepçi bir dünya kurgusu var. Dolayısıyla araçsal rasyonalite ile ideolojik itkiler örtüşüyor ve Aleviler, özellikle de 2010 Referandum sürecinden beri, hedef gösteriliyor. Referandum zaferinden sonra iyice alenileşen Alevi karşıtı devlet söyleminin boş bir hedef gösterme-

den ibaret olmadığı, Gezi sırasında Alevilerin hedef alınmasından anlaşıldı. Soma faciası hükümette öyle bir panik yaratmış olmalı ki, aynı hedef göstermeye hemen yine başvuruldu. Soma katliamına (ve bundan sonra yaşanacak iş “kaza”larına) tepki, Gezi’deki tepkiden çok daha güdük kalabilir, ancak tam tersine Sünni işçi sınıfına yayılabilir. Okmeydanı saldırısı, bunun önünü alma çabasıdır. Hem Alevilere karşı verdikleri “yeni ve tek taraflı düşük yoğunluklu savaş”ta kulak topluyorlar; hem de Soma işçilerine ve benzerlerine hatırlatmada bulunuyorlar: “Sizin asıl aidiyetiniz Sünni Müslümanlık, işçilik değil” Soma olayında onlarca canını veren Alevi köyüne resmi ziyaret yapılmaması da aynı hatırlatmanın parçası. Rejim, Soma katliamının ilk günlerinde bir an kendini kaybederek bütün işçi sınıfına saldırı olarak görülebilecek davranışlarda bulundu (sokakta madenci tekmeleme, süpermarkette tokatlama, vb.). Okmeydanı kendini toparladığının göstergesidir.

Cihan Tuğal kimdir? Kaliforniya Üniversitesi Berkeley’de Sosyoloji bölümünde ders vermekte olan Cihan Tu¤al, Ortado¤u ve ‹slam özelinde dinin siyasal alandaki rolü üzerine çal›fl›yor. Tu¤al’›n AKP’nin iktidara gelifl sürecinde ‹slamc› hareketin geçirdi¤i dönüflümü ele ald›¤› “Pasif Devrim: ‹slami Muhalefetin Düzenle Bütünleflmesi” adl› kitab›n›n yan› s›ra Türkiye, M›s›r ve ‹ran’da ‹slamc› hareketler, sosyal politika rejimleri ve neoliberal dönüflüm üzerine bir dizi makalesi bulunuyor.

‘Ve bizim haziranımız, bir yıl yetecektir dünyaya’

Turgut Uyar

Elif Çermik Güzel bir ülke kurma mücadelesinde yaflayacak 22 Aral›k 2013’te ‹stanbul Forumlar›, Kent Hareketleri ve Kuzey Ormanlar› Savunmas›’n›n ça¤r›s›yla Kad›köy’de on binlerce insan›n kat›ld›¤› ‹stanbul Kent Mitingi’nde polis gaz bombalar› ile sald›rm›fl 64 yafl›ndaki Elif Çermik kalp krizi geçirerek hastaneye kald›r›lm›flt›. O günden beri Siyami Ersek E¤itim ve Araflt›rma Hastanesi’nde yo¤un bak›mda yatan Çermik 30 May›s Cuma günü yaflam›n› kaybetti. ‹stanbul’un kentsel ya¤man›n hedefindeki Sar›yer ilçesinin Da¤evleri mahallesinde yaflayan Çermik mitinge Sar›yer Halkevleri ile kat›lm›flt›. Miting s›ras›nda Çapul TV ye verdi¤i röportajda yolsuzluk operasyonlar›na at›f yaparak “Erdo¤an’›n ayakkab›lar›n› götürmek için” mitinge kat›ld›¤›n› belirtiyor ve ne için müca-

dele etti¤ini flu sözlerle anlat›yordu: “‹yi bir mahallede yaflamak, güzel bir ülke istiyorum” Çermik’in yaflam›n› yitirmesinin ard›ndan Halkevleri Genel Baflkan› Oya Ersoy sorumlunun AKP oldu¤unu vurgulayan bir aç›klama yay›mlayarak “Biber gaz› derhal yasaklanmal›d›r. Milyonlarca insana meydanlarda yap›lan iflkencelere son verilmelidir. Bu sald›r›lar›n sorumlular›, insanlar›m›z› katledenler cezaland›r›lmal›d›r” dedi. Aç›klama, “O’nun istedi¤i güzel ülkeyi kurmak için daha çok çal›flacak, daha çok mücadele edece¤iz” sözleri ile bitirildi. Taksim Dayan›flmas›, Biber Gaz› Yasaklans›n ‹nisiyatifi, ‹stanbul Kent Savunmas› da aç›klamalar yay›mlad›. Elif Çermik için 31 May›s’ta saat 12’de Nurtepe Cemevi’nde tören yap›ld›. Direniflçiler Elif ablalar›n› yaln›z b›rakmad›.

Halkın onur, özgürlük ve adalet için ayağa kalktığı Haziran İsyanı bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı bir zaman, bir ülke yarattı. 2013 Haziran’ında ülkenin dört bir yanında AKP faşizmine karşı isyanı örgütlemenin onurunu yaşayanlar yan yana mücadele ettikleri direnişçileri yitirdiler. Haziran ayında polis şiddetiyle yaşamlarını kaybeden direnişçilerin isimleri, hayalleri bugün bitmeyen direnişin bayrağında, duvarlarda, parklarda, mahallelerde, kent meydanlarında yaşıyor. Onların katillerinden hesap sorma isteği artık bu isyanın temellerinden biri ETHEM SARISÜLÜK 1 Haziran’da Ankara Kızılay’da polis kurşunu ile başından vuruldu. 14 Haziran’da yaşamını yitirdi. Katili Ahmet Şahbaz tutuksuz yargılanıyor. MEHMET AYVALITAfi 2 Haziran’da İstanbul 1 Mayıs mahallesinde eylem için yol kestiği sırada bir aracın çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Mehmet’e araçla çarpan kişi tutuksuz yargılanıyor. AL‹ ‹SMA‹L KORKMAZ Haziran’da Eskişehir’de polislerin ve

onların yönlendirdiği sivillerin tekmeli sopalı saldırısına uğradı. 10 Temmuz’da yaşamını kaybetti. Davası Kayseri’ye kaçırıldı. ABDULLAH CÖMERT 3 Haziran’da Antakya sokaklarında polis saldırısında başından gaz fişeği ile vurularak öldürüldü. Katilleri hala serbest. BERK‹N ELVAN 16 Haziran sabahı 14 yaşındaki Berkin Elvan, evinin bulunduğu Okmeydanı'nda polis tarafından gaz fişeği ile başından vuruldu. Berkin 11 Mart’ta yaşamını kaybet-

ti. Katilleri serbest. MEDEN‹ YILDIRIM 28 Haziran 2013’te Lice’deki karakol protestosunda asker kurşunu ile katledildi. Katilleri serbest.

Mehmet Ayval›tafl’›n ölüm y›ldönümünde 1 May›s Mahallesi halk› evinin önüne yürüdü.


SOKAĞIN SESİ

14

2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

Anadolu, isyanın yıl dönümünde “mücadeleye devam” dedi

Adana'daki polis sald›r›s› s›ras›nda TOMA'n›n üzerine ç›kan bir direniflçi, TOMA'n›n "f›flkiyesini" polislere do¤rulttu. Direniflçinin bu eylemi karfl›s›nda afallayan polisler, bir süre sonra di¤er TOMA'dan direniflçiye su s›k›p düflürmeye çal›flt›. Eylemci ise tazyikli su sald›r›s›na karfl› direnirken TOMA'n›n f›flkiyesini sald›r›ya ra¤men b›rakmad›.

Haziran İsyanı'nın birinci yıl dönümü için 40'ı aşkın kent merkezinde eylem çağrıları yapıldı. Ülke çapında milyonların sokaklara döküldüğü kentlerde direnişçiler yeniden meydanlardaydı. Onlarca kentteki eylemlerde çadırlar kuruldu, forumlar düzenlendi, polis saldırısına karşı barikatlar yükseltildi, AKP binalarına yüründü MEHTAP MET‹NO⁄LU

H ‹zmir

Bursa

Mersin

Antalya

aziran İsyanı'nın birinci yıl dönümünde direnişçiler ülkenin dört bir yanında sokaktaydı. İstanbul ve Ankara ile birlikte İzmir, Adana, Samsun, Mersin, Eskişehir, Antakya, Bursa, Çanakkale, Kocaeli, Zonguldak ve Sivas başta olmak üzere pek çok kentte sokağa çıkıldı. "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" diyen milyonların sokaklara döküldüğü 31 Mayıs 2013'ten bugüne direnişle gelişen forumların ve dayanışmaların çağrısıyla halk isyanda zapt ettiği kent merkezlerinde buluştu. Kitlesel ve renkli yürüyüşlerin yanı sıra forumlar düzenlendi, çadırlar kuruldu. İzmir, Adana ve Antakya’da ise polis saldırısına karşı direniş vardı. D‹REN‹fiÇ‹LER POL‹S‹N "YASA⁄INI" D‹NLEMED‹ Antakya, İzmir ve Adana'da polis saldırısına karşı direniş vardı. Uğur Mumcu Meydanı'nda buluşan Antakya halkı, Armutlu BP önüne yürüdü. Binlerin, Ahmet Atakan Sokağı'nda yapılan anmanın ardından Sevgi Direniş Parkı'na yürümesi üzerine polis saldırıya geçti. Polis saldırısına karşı Armutlu BP, Semt Pazarı ve Gazi Mahallesi'nde barikatlar kuruldu. Haziran İsyanı'nın yıl dönümünde Armutlu sokaklarını havai fişekler aydınlattı. Atılan gaz bombaları polise iade edildi. Antakyalı kadınlar ise yine barikatın en önündeydi. Ahmet, Abdullah, Ali ve Berkin için yapılan turuncu kalkanlar da polisin plastik mermisine geçit vermedi. Adana'da yaklaşık bin kişi Atatürk Parkı’nda bir araya geldi. Parkta yapılan açıklamanın ardından direnişçiler, Sular Meydanı’na yürümek için harekete geçenlere poli-

sin saldırması üzerine ellerine ne geçerse polise atarak direndi. Polis SYKP, SDP ve Eğitim Sen binalarının olduğu iki sokağa saldırırken yüzden fazla direnişçiyi de gözaltına aldı. İzmir Halk Forumları'nın çağrısıyla Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde isyanın yıl dönümü etkinlikleri yapıldı. Etkinliğin ardından binlerce kişi Basmane Meydanı'nda bir araya gelerek Gündoğdu Meydanı'na, direnişin bir yıl önce İzmir'de başladığı yere yürüdü. Gündoğdu Meydanı'nda müzik dinletisi yapıldı, tiyatro oyunu sergilendi. Taksim ve Kızılay'daki polis saldırıları üzerine yasaklı Konak Meydanı'na yapılan yürüyüşe polis tazyikli su ve gaz bombasıyla saldırdı. Polis saldırısı sonucu pek çok direnişçi yaralanırken 50 kişi gözaltına alındı. Dersim’de toplanan direnişçiler de polis saldırısına karşı saatlerce direndi. ÇADIRLI D‹REN‹fiLER YEN‹DEN CANLANDI Mersin, Antalya ve Zonguldak halkı meydanlara çadır kurdu. Mersin ve Antalya'da kitlesel katılım olurken isyanda hayatını kaybeden direnişçilerle Metin Lokumcu'nun resimleri dövizlerde taşındı. Mersin'de binlerce kişi GMK Bulvarı’nı kapatarak Barış Meydanı'na, Antalya'da da Cumhuriyet Meydanı'na yürüdü. Gündüz saatlerinde Cumhuriyet Meydanı'na çadırlarını kuran Antalya halkı, ertesi akşam 8'e kadar çadırlarda kaldı. Antalya'da Üniversiteli Kadın Kolektifi’nin “tencere-tava bandosu”, Beşiktaş Çarşı Grubu’nun coşkusu ve alana girerken yaptıkları meşale gösterisi yürüyüşe renk kattı. Zonguldak’ta valiliğin yanındaki İsmet İnönü Parkı’nda çadırlar kurulurken geç saatlere kadar forum ya-

Antakya pıldı. HALK AKP B‹NALARINA YÜRÜDÜ Samsun, Eskişehir, Kocaeli, Bursa ve Çanakkale halkı, isyanın yıl dönümünde bir yıldır terk etmedikleri sokaklardaydı. Yüzlerce Samsunlunun yürüdüğü eylemde Metin Lokumcu'nun, Soma Katliamı'nın ve isyanda hayatını kaybeden direnişçilerin hesabının sorulacağı söylendi. Bursa halkı bir yıl önce 31 Mayıs'ta kazandığı yasaklı Heykel Meydanı’na yürüdü. Binlerce kişinin katıldığı eylemde 1 Mayıs'ta tamamen özgürleştirilen Heykel Meydanı'nda açıklama yapıldı. Ali İsmail Korkmaz Parkı'nda buluşan Eskişehirliler, eylemde Ali İsmail'in hesabını sorma sözünü verdi. Binlerce kişi "Bu daha başlangıç mücadeleye devam" yazılı pankartın arkasında yürüdü. Yürüyüşün sonunda Espark önünde forum yapıldı. Çanakkale ve Kocaeli'nde sokağa çıkan direnişçiler, AKP binalarına yürüdü. Haziran İsyanı boyunca ısrar ve inatla sokakta olan Çanakkale halkı, İskele Meydanı'nda toplandı. Direnişçiler, 22 Aralık İstanbul Kent Mitingi’nde polisin attığı gaz bombalarından etkilenerek hastaneye kaldırılan ve 30 Mayıs'ta 159 gündür verdiği yaşam mücadelesini kaybeden

'Eflk›yalar' Metin Lokumcu için sokakta

Samsun

Metin Lokumcu’nun katledilmesinin üçüncü y›l dönümünde Hopa’da anma gerçeklefltirildi. Hopal›lar ayn› zamanda Gezi Direnifli’nin y›l dönümü olan 31 May›s'ta “Hopa’dan Gezi’ye diktatöre meydan okuyoruz” slogan› ile soka¤a ç›kt›. Kemalpafla kent merkezinde toplanan Hopa halk›, Metin Lokumcu’nun mezar› bafl›nda bir anma gerçeklefltirdi. Mezar

anmas›ndan sonra Hopa Park›’nda buluflan yüzlerce Hopal›, kent merkezinde eylem yapt›. Eylem, Metin Lokumcu Direnifl Meydan›’nda, Lokumcu’nun katledildi¤i yere karanfiller b›rak›lmas› ile sona ererken 31 May›s 2011’den bu yana Metin hocan›n mücadelesini yükseltenler, bugün de bu mücadeleyi büyütme sözü verdi.

Elif Çermik için yapılan basın açıklamasının ardından AKP il binasına yürüdü. Cumhuriyet Parkı'nda toplanan Kocaeli halkı, AKP binasına yürüdü. Polis, AKP binası önüne barikat kurarken Kocaeli halkı barikatın önünde oturma eylemi yaptı. Sinop halkı, İskele Caddesi’nden yolu trafiğe kapatarak AKP il binasına yürüdü. AKP il binası önünde eylemciler “İşte burası katil yuvası” sloganları attı. Konya Kültür Park'ta toplanan Konyalılar, oturma eylemi yaptıktan sonra Gedavet Parkı'na yürüdü. Yürüyüş sırasında gerçekleşen faşist saldırıyı püskürten eylemciler Gedavet Parkı'nda basın açıklaması yaptı. KENT MERKEZLER‹ EYLEM ALANI OLDU Kayseri'de yüzlerce kişi isyanda kaybettiğimiz direnişçilerin fotoğraflarıyla yürüdü. Kars’ta Eğitim Sen ve BDP'nin çağrısıyla yapılan eylemde At Heykeli önünde saygı duruşunun ardından oturma eylemi gerçekleştirildi. TÜİK Meydanı’nda toplanan Balıkesir halkının eyleminin ardından İDA Esintisi Tiyatro Grubu bir gösteri sergiledi. Çorum halkı, Pir Baba Çamlığı’nda

Çanakkale buluşarak Saat Kulesi’ne yürüdü. Saat Kulesi’ndeki eylemin ardından Pir Baba Çamlığı’na dönenler, oturma eylemi yaptı. Sivas Eğitim Sen binası önünde toplananlar, kent meydanına yürüyerek madenci ve direniş şarkıları söyledi, oturma eylemi yaptı. Zübeyde Hanım Parkı’nda toplanan Edirneliler, “Ali: Düşlerinde Özgür Dünya” belgeselini izledi. Ordu’da KESK önünde toplanan eylemciler Fidangör Caddesi üzerinden Tahıl Pazarı’na yürüdü. Antep'te oturma eylemi yapılırken, Uşak'ta belediye önünde toplanan eylemciler Ata Park'a yürüdü. Giresun'da KESK Giresun Şubeler Platformu'nun çağrısıyla yürüyüş ve basın açıklaması yapıldı. Malatya'da Öğretmenevi önünde toplananlar, Soykan Meydanı'na yürüdü. Diyarbakır'da Amed Demokratik Emek Platformu Bileşenleri ve HDP-HDK Diyarbakır İl Meclisi Lice’de yaşananlar ile birlikte Haziran İsyanı'nın yıl dönümüne ilişkin basın açıklaması yaptı. AZC Plaza önünde gerçekleştirilen eylemde "Bu daha başlangıç mücadele devam" denildi. Tekirdağ, Kırklareli, Denizli gibi birçok kentte eylemler ve çeşitli etkinlikler düzenlendi.


15

YAZ OKULU 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

Fidanlar özgürce ağaç olabilsin diye… Halkevleri Yaz Okullar›, özgür bir gelecek düflü kuranlara çocuklar›m›z ve gelece¤imiz için umut olma ça¤r›s›. U¤runa direnilen bir a¤ac›n gölgesinde çocuklar›m›z özgürce oynayabilsin diye dayan›flma ça¤r›s›... Halkevleri Yaz Okullar›’na geçti¤imiz y›l Haziran ‹syan› damgas›n› vurmufl, direniflçiler yaz okullar› için gönüllü olmufltu. Bu y›l Halkevleri, yaz okullar›n›n yayg›nl›¤›n› artt›r›rken, dayan›flmay› Soma’ya tafl›yor. Katliamda

NEDEN HALKEV‹ YAZ OKULU? Halkevleri Yaz Okulu sağlıklı, barış içinde, özgürce yaşayabilme hakları elinden alınan çocuklarımıza, eleştirel, özgür düşünmenin kapılarını açabilme çabasının ürünü. Her geçen gün gericileştirilen, bilimsellikten uzaklaştırılan eğitim sisteminin çocuklara yeteneklerini geliştirme olanağı tanımadığı, hatta körelttiğini söylemek zor değil. Yaz Okulları'nda çocuklar bilimle, sorgulama ve eleştirel düşünme yöntemleriyle buluşuyor. Birçok sanat dalıyla tanışıyor. Baskıcı, otoriter bir “eğitim” biçimi yerine, birlikte üretilen, birlikte öğrenilen eşitlikçi bir eğitimin, aynı zamanda eğlenerek öğrenmenin mümkün olduğunu deneyimliyor. Halkevleri Yaz Okulları'nda Kürt, Türk, Çerkez, Laz, Arap, Alevi ya da Sünnî farklı mezheplerden, etnik kökenlerden çocuklar yan yana geliyor. Hiçbir ayrımcılığın olmadığı bir ortamda kardeşliği ve eşitliği öğreniyor. Çocuklar farklı-

lıkların zenginlik olduğunu, farklı dillerde şarkılar öğrenerek, farklı kültürleri tanıyarak algılıyor. Cinsiyet ayrımcılığının aşılandığı klasik eğitim sisteminin tersine çocuklar yaz okullarında cinsiyet ayrımcı dil ve anlayışı sorguluyor. Her şeyin para haline getirildiği sistemde, paranın tek geçer akçe olmadığı el ele vererek çok şeyin başarılabileceği her yıl çocuklar ve aileleriyle birlikte yaz okullarında kanıtlanıyor. Ve yaz okullarından yalnız çocuklar öğrenmez. Annelere, babalara, gönüllü eğitmenlere, destek verenlere de çok şey öğretir yaz okulları. Bir dayanışmanın parçası olmanın yanında anne-babalara yönelik eğitimler ve çalışmalar da yaz okullarının bir parçasıdır. Anne-babalar çocuk aile ilişkilerinden, çocuk-kadın sağlığı seminerlerine, sağlık taramalarından, eğitim hakkı toplantılarına birçok etkinliğe katılırlar.

YAZ OKULLARI'NDA NELER VAR? Her yaz okulu programı gönüllü eğitmenlerin ve üniversitelilerin ortak toplantıları ve dayanışma ile sağlanan olanaklarla belirleniyor. Bugüne kadar çocuklar onlarca eğlenceli ders ve atölye içeriği ile buluştu. Tiyatro, yaratıcı drama, felsefe treni, evrim, koro, origami, fotoğraf, eğlenceli bilim, karikatür, satranç, doğa, ekoloji, çocuk hakları gibi birçok atölye kuruldu. Politeknik'ten mimar ve mühendislerin de içerik oluşumuna katkı sağladığı ve bulundukları illerde çalışmalara da katıldıkları “eğlenceli bilim” atölyeleri gerçekleştirildi. Bir ay süren yaz okulu boyunca çeşitli geziler de düzenleniyor. Bilim, oyuncak, uçurtma, su altı ve doğa müzeleri geziliyor. Piknikler, doğa kampları, doğa yürüyüşleri, belediye olanakları yaratılabildiğinde yüzme ve spor dersleri de yaz okullarının bir parçası oluyor.

babalar›n›, yak›nlar›n› kaybeden iflçi çocuklar› için Soma ve K›n›k’ta yaz okulu yap›lmas› planlan›yor. Gericili¤in, piyasalaflt›rma sald›r›s›n›n ve yoksullu¤un tüm yaflam alanlar›n› kuflatt›¤›, iktidar›n kin ve nefret politikas›n›n kardeflli¤imize sald›rd›¤›, bask›n›n ve fliddetin giderek artt›¤› bir ülkede 7 y›l önce üniversite ö¤rencilerinin “Okumufl insan halk›n yan›ndad›r” diyerek bafllatt›¤› yaz okullar› çal›flmas›, bugün yüze yak›n ayr› noktada binlerce gönüllünün katk›s› ile ço-

cuklarla buluflmaya devam ediyor. Her y›l binlerce çocuk Halkevleri flubelerinde; flubelerin olmad›¤› yerlerde ise parklarda, mahalle derneklerinde, kültür merkezlerinde gönüllü e¤itmenleriyle bulufluyor. Yaz okullar› çocuklar için alternatif, bilimsel ve e¤lenceli bir e¤itim süreci ve ayn› zamanda özgür, yarat›c› ve üretken yaflam deneyimleri ortaya ç›kar›yor. Çocuklar Halkevleri Yaz Okullar›'nda paylaflmay›, dayan›flmay›, kardeflli¤i ve haklar›n› savunmay› ö¤reniyor.

YAPILACAK ÇOK fiEY VAR! Herkes Halkevleri Yaz Okulları için gönüllü olabilir. Yaz okullarında gönüllü eğitmenlik yapabilir, ders ya da atölye çalışmasını yürütmese bile çocuklarla ilgilenmek için yaz okuluna katılabilir, olanaklar yaratabilir. Halkevleri Yaz Okulları’nın programı önerilerle, katkılarla ve katılımlarla gelişiyor. Üniversiteliler, mühendisler, mimarlar, doktorlar, öğretmenler, felsefeciler, ressamlar, müzisyenler, gazeteciler, öğrenciler ve çeşitli alanlardan bilim insanları, sanatçılar yaz okullarına eğitmen olarak katıldılar. Birçok mahallede, mimar ve mühendis gönüllülerle mahalle halkını yan yana getirerek çocuk parkları kuruldu. Geçtiğimiz yılki çocuk korosu çalışmalarının bir ürünü olarak İzmir Müzisyenler Derneği'nin çalışmasıyla “Bilmiş Çocuğun Şarkıları” isimli bir çocuk şarkıları albümü çıkarıldı.

‹N! GÖNÜLLÜ OLAB‹L‹RS enleniyor. nsorsuz, dayan›flma ile düz Halkevleri Yaz Okullar› spo ler var. Herkesin yapabilece¤i bir fley el ilan› ve urulmas› için gereken afifl, duy n ›’n› llar -Halkevleri Yaz Oku leri bast›rabilirsiniz. duyuru pankart› gibi malzeme t›rabilir, yaz okulu görsellerini web yap -‹nternet sitelerinden duyuru iz. banner olarak ekleyebilirsin zda r›n› fala say de niz leri site nize kampanleri üye tüm niz slek odas› ise -Bir sendika, DKÖ ya da me abilir, meslek ebilir, gönüllülük ça¤r›s› yap yay› tan›tan materyaller ilet iniz. lirs abi uklarla çal›flmalar yap alan›n›zla ilgili konularda çoc çocuklar›n r, bili eye enl ar için geziler düz -Yaz Okullar› boyunca çocukl lirsiniz. ulafl›m› için araç ayarlayabi bulabilirsiniz. için gönüllü olabilir, gönüllü rler ine sem ük - Ailelere dön tesis için si uklar›n spor yapabilme - Yaz Okullar›’na kat›lan çoc ecek katk›s› ayarlayabilirsiniz. i besini almas› için yiyecek-iç -Çocuklar›n gün içinde gerekl i, fotokopi sunabilirsiniz. ye malzemeleri, müzik aletler - Atölye ve dersler için k›rtasi ihtiyaçlar› bulabilirsiniz. nik makinas›, sinevizyon gibi tek sunabilirsiniz erin düzenlenmesine katk› likl flen a und - Yaz Okullar› son ne). (Ses sistemi, mikrofon ve sah

BERK‹N ELVAN D‹REN‹fi‹N ÇOCU⁄U

Haziran ‹syan›'n›n yaratt›¤› forumlar›n yap›ld›¤› parklar geçti¤imiz yaz, Yaz Okullar›n›n da adresi oldu. ‹stanbul'da Abbasa¤a ve Yo¤urtçu forumlar›ndan gönüllülerin de kat›l›m› ile çocuklar isyan›n mekanlar›nda bulufltu.

Halkevi Yaz Okulu’nda çal›flmalara kat›lan çocuklar birçok flenlik ve festivalde sahneye ç›kt›. Geçti¤imiz y›l Çanakkale Bayramiç ilçesindeki her y›l yap›lan 20. ‹da (Kazda¤›) Kültür ve Sanat Festivali ve 23. Umurbey Kültür ve Sanat Festivali bunlardan ikisi.

Halkevleri fiubesi'nin bulunmad›¤› Artvin Ardanuç'ta geçti¤imiz y›l yaz okulu çal›flmas› Halkevleri, Ö¤renci Kolektifleri ve Ardanuç Belediyesi taraf›ndan ortaklafla düzenlendi.

'Bilmifl Çocu¤un fiark›lar›', Halkevleri'nin yoksul mahallelerde yürüttü¤ü Yaz Okulu çal›flmalar›nda kullan›lmak üzere 20 flark›l›k bir repertuvar olarak haz›rland›. ‹zmir Müzisyenler Derne¤i'nin 23 Nisan'› savafl, sömürü ve istismar nedeniyle kutlayamayan çocuklara ithafen tüm dünya çocuklar›na arma¤an›. fiark›lar 1 y›lda okullarda, mahallelerde, cemevlerinde ve derneklerde çocuklarla yap›lan çal›flmalarda ö¤retildi. Çocuklar taraf›ndan seçildi ve yeniden düzenlendi. Buca Halkevi Çocuk Korosu'nun seslendirdi¤i, müzik gruplar› Praksis ve MelodiKA'n›n katk›lar›yla yap›lan albümdeki flark›lara ulaflmak için www.bilmiscocuk.org

O çocuklar büyüyecek O çocuklar büyüyecek O çocuklar... 16 Haziran'da yaflad›¤› Okmeydan›'nda gaz fifle¤i ile bafl›ndan vurulan Berkin Elvan 11 Mart'ta yaflam›n› kaybetti. Berkin Elvan 2009 y›l›nda Halkevleri Yaz Okulu’na kat›lm›flt›. Yaz okulunun sonunda düzenlenen flenlikte “Hiroflima”y› söylemifl, “Çocuklar öldürülmesin” demiflti. Berkin Elvan'›n ismi yaz okullar›nda yaflayacak. Halkevleri “Fidanlar özgürce a¤aç olabilsin diye..” yaz okullar›n› büyütmeye ça¤›r›yor!


SOKAĞIN SESİ 2 Haziran 2014 / 15 Haziran 2014

Halk›n Sesi

31 May›s 2013; Taksim Gezi Park›'nda bafllayan direniflin, milyonlar› harekete geçiren ve tüm ülkeye yay›lan bir halk isyan›na dönüfltü¤ü gündü. Haziran ‹syan›'nda yaflamlar› ve ülkeleri üzerinde söz ve karar hakk›, özgürlük, adalet ve onur için soka¤a

UTKU O⁄UL

H

aziran İsyanı'nın sembollerinden Taksim Dayanışması katliamlara, yolsuzluklara, kent ve doğa yağmasına, güvencesiz, sendikasız, taşeron çalıştırmaya, iktidarın yaptıklarının üzerini örten medyaya, adaletsiz yargıya, halkın mücadelesinden korkarak meydanların kapatılmasına karşı "Bizler ürettiklerimizle, mahalle evlerimiz, fabrikalarımız, bostanlarımız, forumlarımızla, yarattığımız yeni renklerimizle, sizin yok ettiklerinize karşı var ettiklerimizle, adaletimizle meydandayız!" dedi ve 31 Mayıs'ta saat 19.00'da Taksim ve diğer tüm meydanlarda buluşma çağrısı yaptı. 22 Aralık Kent Mitingi'nde polisin gaz bombalı saldırısı nedeniyle kalp krizi geçiren ve 159 gün boyunca direnen Elif Çermik, 30 Mayıs'ta yaşamını kaybetti. 31 Mayıs eylemlerinde Soma'nın hesabının sorulması talebi ile birlikte Elif Çermik'in ölümüne neden olan polis terörünün durdurulması ve biber gazı kullanımının yasaklanması direnişçilerin temel gündemiydi. 31 Mayıs'ta Taksim başta olmak üzere ülkenin tüm meydanlarında süren direnişlerde isyanda yitirdiğimiz Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Medeni Yıldırım, Berkin Elvan, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik, Mehmet İstif’in isimleri yan-

16

ÜRET EN B‹Z‹Z YÖNET EN DE B‹Z O LACA⁄IZ

kılandı. Taksim Meydanı'nda polis barikatı üzerinde havalanan balonların, direnişçilerin giydikleri tişörtlerin üzerinde, pankart ve dövizlerde, elbette sloganlarda yitirdiklerimiz direnişin içindeydiler. A'DAN Z'YE FAfi‹ZM Yıl boyunca isyan korkusuyla "Gezi"yi dilinden düşüremeyen Tayyip Erdoğan 31 Mayıs’ın erken saatlerinde “Eğer buraya gelme gibi bir durumun içine girerseniz, hiç kusura bakmayın güvenlik güçlerimiz kesin talimat almışlardır. Gereği neyse A’dan Z’ye bu yapılacaktır” diyerek polise emir vermiş, direnişçileri tehdit etmişti. ‘Bu talimat’ doğrultusunda Taksim, Şişli ve Beşiktaş, Okmeydanı, Gazi Mahallesi, Dolapdere ve Sancaktepe, Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri’nde 25 bin polis, 50 TOMA ‘görevlendirildi’. Sabah saatlerinden itibaren Taksim Meydanı ve Gezi Parkı kapatıldı. Öğle saatlerinde ise Yenikapı-Taksim-Hacıosman metro hattı, füniküler ve vapur seferleri iptal edildi. Beşiktaş, Taksim ve Şişli başta olmak üzere eylem adresi olabilecek tüm alanlar polis ablukasına alındı.Tüm ara sokaklar tutuldu. ‘UZUN COP ELIMIZDE, ÇANTALAR BELIMIZDE’ AKP'nin 1 Mayıs'ta da devreye soktuğu çantalı, coplu sivil polis timleri 31 Mayıs’ta da iş başındaydı.

Binlerce sivil polis uzun coplarla Taksim ve çevresine dağılarak gözdağı vermeye çalıştı. Ancak tüm polis terörüne, Erdoğan'ın "tehditlerine" rağmen direnişçiler yine sokaktaydı. Binler Taksim’de polis şiddetine direndi, direnişin sürdüğünü gösterdi. Saat 19.00 olmadan eylemler başladı. İlk olarak bir grup genç Gezi Parkı merdivenlerinin karşısında kitap okuma eylemi başlattı. Polis eylemcileri dağıtıyor, ancak bir anda başka bir noktada eylem Gezici kütüphaneyle, Taksim Meydanı'ndan sallandırılan bir pankartla, parka çiçek bırakanlarla, polis barikatının önünde "duran insan" eylemi yapanlarla sürüyordu. Polis gazetecilere de saldırırken, CNN International muhabiri Ivan Watson ve ekibi canlı yayın esnasında gözaltına alındı. 'GEZ‹: 2. SEZON 1. BÖLÜM' İstiklal Caddesi ve çevresindeki ara sokaklarda toparlanmaya başlayanlara ilk saldırı saat 17.00 sularında yaşandı. Sivil polisler gözaltı yapmaya başladı. İstiklal Caddesi, giriş çıkışlara kapatıldı. Makina Mühendisleri Odası'nda buluşan Taksim Dayanışması temsilcileri meydana doğru yürüyüşe geçtiklerinde ise önleri polis barikatı ile kesildi. Ve gaz bombalarıyla süren saldırının altında yaklaşık üç saat sürecek oturma eylemi başlatıldı. Taksim Dayanışması "Basın açıkla-

ç›kanlar iktidar› sarst›lar, art›k hiçbir fleyin eskisi gibi olmad›¤› bir ülke yaratt›lar. Direnifli y›l boyunca Lice'den yolsuzluklara, kent ya¤mas›ndan Soma iflçi katliam›na, lise mücadelesinden polis fliddeti ile yaflam›n› yitiren direniflçilerin mahkemelerine tafl›d›lar.

ması yapıp dağılın" diyen polise, “polis terörü sürdükçe ve meydan halka açılmadıkça” açıklamayı yapmayacaklarını söyleyerek yanıt verdi. Direniş İstiklal Caddesi üzerinde ve ara sokaklarda saatlerce sürdü. Direnişçiler Elif Çermik'in fotoğraflarını taşıdılar. 31 Mayıs 2011’de Hopa’da polis saldırısı sonucu hayatını kaybeden öğretmen Metin Lokumcu'yu unutmadılar. Direnişin medyası Çapul TV yine direnişin içinden canlı yayındaydı. Direnişçiler kendi cep telefonları ile polis terörünü belgelediler. Cihangir’de yaklaşık on polisin, gözaltına alınmamak için direnen eylemciyi linç etmeye çalıştığı anlar bir kişi tarafından telefonla kaydedildi. ‘Gezi zekası’ da yine sahnedeydi. Taksim’de polislerin içerisine giren bir eylemci çektiği Vine’larla (kısa videolarla) polislerle dalga geçti. Polis Taksim’de bulunan TMMOB Makine Mühendisleri Odası binasına zorla girdi ve kendisine engel olmaya çalışan bir kişiyi darp etti. İsyanın sembolü yazılamalar yine yerleri ve duvarları süsledi. 30 Mayıs gecesi polis ablukası altındaki Gezi Parkı'na "Geri geldik" yazılaması yapan direnişçiler ertesi gün İstiklal Caddesi'ndeki kepenklere "Gezi Sezon 2 Bölüm 1" yazacak ve direnişin süreceğini ilan edecekti. . BEfi‹KTAfi VE KADIKÖY'DE D‹REN‹fiÇ‹LER SOKAKTA

31 May›s 2014 geldi¤inde ise "Taleplerimizin arkas›nday›z, kazan›mlar›m›z› koruyoruz, Taksim’de ve tüm meydanlarday›z" diyerek tüm polis terörüne karfl›n soka¤a ç›kt›lar. Direniflin sürdü¤ünü, diktatöre meydan okumaya devam ettiklerini gösterdiler

Beşiktaş yine direnişin merkezle- ler ve direniş yaşandı. Sarıgazi halkı rinden biri oldu. Beşiktaş'ta toplaVatan İ.Ö.O önünde buluşup Denan binlerce kişi "İsyan, devrim, öz- mokrasi Caddesi’nde yürürken pogürlük" sloganları ile Taksim'e doğ- lis saldırdı. Gazi’de de yolu kapatan ru yürüyüşe geçti. Nişantaşı’ndan direnişçiler kurdukları barikatı ateTaksim’e çıkmaya çalışan direnişçişe verdi. Okmeydanı’nda Şark Kahler Teşvikiye'de ilk polis barikatını vesi önünde buluşan kitleye polis, aştı, ancak polis Osmanbey'e ulaşakrep ve TOMA’larla saldırdı kitle tıklarında saldırıya geçti. Nişantapolise havai fişek ve molotofla karşı’nda halk direnişçilere saldıran şılık verdi. polise pencerelerinden yumurta Taksim Dayanışması’nın çağrıatarak tepki gösterdi. Direniş Kursıyla saat 21.00'da ise kentin dört tuluş’ta, Fulya’da ve Beşiktaş’ta de- bir yanında isyanın sesini yükselten vam etti. Fulya’da ve Beşiktaş’ta di- tencere-tavalar halkın elindeydi. renişçiler polis saldırısına havai fişekle karşılık verdi. Taksim buluşmasını engellemek için Valiliğin vapur seferlerini durdurduğu Anadolu Yakası’nda binlerce kişi 20.00’a doğru yapılan forumda Boğaziçi Köprüsü’ne doğru harekete geçme kararı aldı. Kitle Acıbadem Dörtyol’da polis saldırısına uğradı. Yeldeğirmeni’ne kadar direnişçilerin peşinden giden polis, çok yoğun gaz kullandı. Polis saldırısına karşı direniş bir süre daha devam etti. Polisin özel önlem aldığı Okmeydanı, Gazi, Sarıgazi gibi Alevi nüfusun yoğun yaşadığı ‹STANBUL BEfi‹KTAfi D‹REN‹fi‹NDEN mahallelerde de eylem-

Ankara direnişi: İradesi canlı, adresi Kızılay Ankara halkının AKP faşizmine meydan okumaya dönüştürdüğü 31 Mayıs-1 Haziran’ın yıldönümü, Kızılay sokaklarında yine direnişe sahne oldu ÇA⁄LAR ÖZB‹LG‹N

31

ANKARA KIZILAY D‹REN‹fi‹NDEN

Mayıs’ta Ankara Dayanışması’nın “19.00 Kızılay Meydanı çağrısı”ndan saatler öncesinde Ethem Sarısülük’ün katledildiği noktada ve Güvenpark merdivenlerinde bir araya gelişler başladı. Yarım saat içerisinde onlar yüzlere, yüzler binlere ulaşırken; eyleme katılanların büyük çoğunluğunu isyan günlerinde özneleşen direnişçiler oluşturdu. Haziran İsyanı’nın kazanımı olan Güvenpark’ı insansızlaştırmayı başaramayan Ankara polisi, direnişçilerin Güvenpark’tan taşarak meydanı zapt etmesiyle saldırıya geçti ve direniş başladı. Bir süre meydanın dört köşesi ile Sıhhiye ve Kolej yönlerinde bölünen direnişçiler, ilerleyen dakikalarda Ziya Gökalp Caddesi üzerinde birleşti. Polisin direnişçi olan-olmayan ayrımı yapmaksızın gaz bombası, plastik mermi ve

tazyikli suyla yaptığı saldırılara karşın, ara sokakların kontrolünü iyi sağlayabilen direnişçiler uzun süre dağılmadı. Bir ara yegane araçları havai fişekler, taşlar ve kalkanlarla hareketlenen direnişçiler polisi Kızılay girişine kadar geri çekilmek zorunda bıraktı. Olumlu yanlarına karşın direniş, 1 Mart Yolsuzluk Eylemi ve 1 Mayıs’taki kadar uzun sürmedi. Direnişçilerin dağılmaya başlamasıyla ara sokaklara yayılan polis, 6’sı çocuk 3’ü avukat 71 kişiyi gözaltına aldı. AKP iktidarının bir yılının yalın ama anlamlı özeti “Hırsız katil AKP” sloganının binlerce kişi tarafından haykırıldığı 31 Mayıs-1 Haziran eylemleri, sadece tarihsel-simgesel anlamı daha da derinleşen Kızılay Meydanı’nın Ankara direnişi için başlıca adres olduğunu göstermekle kalmadı, Haziran İsyanı’ndaki direnme iradesinin canlılığını koruduğunu da kanıtladı.


209 sayı