Issuu on Google+

A-PDF Merger DEMO : Purchase from www.A-PDF.com to remove the watermark

2013: Bu daha bafllang›ç, 2014: Mücadeleye devam 2013 isyan›n y›l›yd›. 2014 isyan›n büyüdü¤ü y›l olacak.

zamlar›yla iktidardayd›. 2014’te pisli¤inde bo¤ulacak.

2013’ün Haziran’› onurumuz oldu. 2014 tümden Haziran olacak.

Yeni bir y›lda, savafls›z, sömürüsüz, eflit, özgür bir ülkeye daha da yak›n›z. Gelece¤e dair umudumuzu 2013’te direniflle birlikte büyüttük. Gelece¤i de biz kuraca¤›z.

2013’ün k›fl›nda bile “sokaklar ›s›nd›”. 2014’te alev alacak. 2013’te katledilen Mehmet, Ali ‹smail, Abdullah, Ethem, Medeni, Ahmet, Hasan Ferit; ac›dan kalbi duran Fadime ve Miran 2014’te milyonlar olup, yeniden do¤acak. 2013’te AKP, katliamlar›, h›rs›zl›klar›, yolsuzluklar›, bask›s›, zulmü,

Halk›n Sesi, 2014’te de insanca yaflanacak günlerin haberini vermeye devam edecek. Bu daha bafllang›ç, mücadeleye devam...

31 Aral›k 2013• 1,25 TL

Y›l 8 • Say› 199

Beraber yürüdünüz bu yollarda fiimdi birbirlerini h›rs›zl›kla, adaletsizlikle, demokrasi düflmanl›¤›yla suçlayan ikili 11 y›l boyunca tüm bu dediklerini beraberce yapt›. Beraber yürüdü, beraber öldürdü, beraber

sömürdü, beraber semirdi. Biri poliste di¤eri M‹T’te, biri ticarette di¤eri madencilikte, biri e¤itimde di¤eri sa¤l›kta… Gözü dönmüfl bir talan, kadrolaflma ve hak hukuk tan›mazl›kla ilerlediler

Beraber hesap vereceksiniz Halk iktidar dalaşına ne seyirci kaldı ne de tarafların birbirlerini suçlayarak kendini temize çekme taktiğine prim verdi. Halk hesap soruyor. 11 yıldır beraberce yürüyen AKP ve Cemaat, yaptıklarının hesabını da beraber vermeli

AKP ve Cemaat paylafl›m kavgas›ndayken, birlikte katlettikleri 7 direniflçinin gülen yüzleri ikisinin de korkusu olmaya devam ediyor. Ali ‹smail, Ahmet, Abdullah, Medeni, Ethem, Mehmet ve Hasan Ferit yeniden sokaktayd›. Direniflçiler mücadelede yitirdiklerimize bir kez daha söz verdi: “Bu daha bafllang›ç, mücadeleye devam!”

Berkin Elvan 15 Haziran’dan beri hastanede uyuyor. Ülkenin bütün sokaklar›nda, duvarlara “Uyan Berkin” diye yaz›l›rken, direniflçiler y›lbafl›nda birçok yerde “Uyan Berkin sokaklarda seni bekliyoruz” diye dilek fenerleri uçuracak. Berkin’in do¤um günü olan 5 Ocak’ta ise tedavi gördü¤ü hastaneye ziyaretler düzenlenecek.

... alternatifi gösterme günü

n, Ya¤malamaya ›n lk a h , çalmayan n a ç›karlar›nd ar› ayr›flm›fl ç›karl ›z ln a y olmayanlar, . devrimcilerdir SF. 3

‘Mücadeleye devam’ demifltik

Halk olaya el koyuyor

Ya¤man›n, talan›n hesab›n› sormak için 27 Aral›k’ta ülkenin pek çok kentinde yine on binlerce direniflçi meydanlara ç›kt›. Taksim çevresi Haziran günlerini hat›rlatan kitlesel militan eylemlere sahne oldu

Ya¤ma düzeninin her arac›; turnikeler, akbiller, faturalar, flantiye korumalar› hükmünü yitirdi. Halk “Gün, do¤rudan eylemlerle hak mücadelelerini yükseltmenin, olaya el koyman›n günü” diyor, sessiz kalm›yor

Ankara’da ba¤›ms›z sol aday giriflimi CHP’nin Gökçek’e karşı MHP kökenli Yavaş’ı aday gösterdiği Ankara’da, sosyalistler bağımsız aday çıkarmaya hazırlanıyor Halkevleri’nin solun yerel seçimlerde ortak bir tutum alması için HDP, TKP ve ÖDP ile başlattığı görüşmelerin sonucunda Halkevleri, TKP ve ÖDP

‹flbirlikçinin miad› dolunca... AKP’nin önünün kesilmesi için beddua eden Fethullah Gülen’in ne orijinal ne yeni ama meflhur bir sözü var: “Amerika ile iyi geçinmezseniz iflinizi bozarlar.” AKP’ye yönelik “Cemaat” operasyonunun uluslararas› bir boyutunun oldu¤u s›r de¤il.  S. 7

bağımsız ortak aday konusunda anlaştı. HDP ise kendi adayını gösterecek. Yavaş’ın adaylığı ise sol kesimde tepki çekmeye devam ediyor.

En büyük h›rs›zl›k:

ASGARI UCRET Milyonlarca liralık yolsuzlukların açığa çıktığı bir dönemde, AKP yine açlık ve yoksulluk sınırlarının altında bir asgari ücret belirleme çabasında. Daha önce hükümet, yüzde 3+3’lük zam teklifini duyurmuştu. “En büyük hırsızlık asgari ücret” diyen DİSK ise Asgari Ücret Komisyonu’nun anti demokratik yapısını protesto etmek ve lağvedilmesini talep etmek için, görüşmeler yapılırken yine bakanlık kapısındaydı. DİSK’li işçiler yolsuzluk operasyonunu kastederek “AKP’nin bir ayakkabı kutusu 10 bin asgari ücret alıyor” dedi.  S. 2

“Katili biliyoruz” Roboski’de katledilen gençlerin annelerinden Kadriye Encü: “Tayyip Erdo¤an, bizim can›m›z› vermemifl. Can›m›z› ald› ama bu da onun yan›na kalmaz. Bir gün mutlaka ama mutlaka herkes ö¤renecek ki bizim çocuklar›m›z› Baflbakan öldürmüfl. Biz zaten biliyoruz kimin öldürdü¤ünü. Biz katili tan›yoruz. Ama bütün dünya duyacak. Biz ancak o zaman rahatlar›z.”  S. 4

Veysel Dere / Sayfa 4

Yarg› krizi de¤il iktidar bozgunu Çat›flan güçlere, ayn› zamanda, rejimin alternatif üretme kapasitesini de çökertecek flekilde müdahale edilmesi bir iktidar/rejim bozgununu da birlikte getirecektir “Hiçbir fley eskisi gibi olmayacak!” sloganlar› eflli¤inde, direnifl bayra¤›, Haziran Barikatlar›’na dikildi¤inde, halk›n devrimci at›l›m›n›n y›k›c› kapasitesi demek hiç anlafl›lmam›fl. Kendini savunma refleksiyle k›r›lan dökülen birkaç polis tomas›na, barikat iflçilerinin hünerli ellerinde tersyüz edilen çevik otolar›na bak›p, bunlar, devrimci y›k›c›l›k zannedilmifl. Halk›n devrimci at›l›m› politik bir toplumsal güç olarak bir kez tarihsel sahneye ç›kt›ktan sonra, belirleyici olan, yaln›zca onun sokakta yükselen devrimci atefli de¤il, ayn› zamanda, iktidar saflar›nda yaratt›¤› bozgunun fliddetidir.  S. 4


2

SOKAK 31 Aral›k 2013 / 13 Ocak 2013

Halk›n Sesi

‘Yaşamak için rüşvet mi gerek’ AKP, kadınların emeklerini ucuzlaştırıp, onları güvencesizleştirerek çaldıklarını ayakkabı kutularında saklıyor. Ayakkabı kutularını yitirilen kadınların fotoğraflarıyla dolduran, kadınlar çalınan emeklerinin hesabını soruyor TU⁄ÇE ÖZÇEL‹K

A

KP’nin yolsuzluklarının ortaya saçılmasıyla kadınlar da sokakları boş bırakmıyor. Sokağa çıkan kadınlar AKP iktidarının ve erkek şiddetinin öldürdüğü kızkardeşlerinin ve emeklerinin, bedenlerinin bugüne kadar gerici, piyasacı uygulamaların hedefi haline getirilmesine isyan ediyor. AKP iktidarında yüzde 1400 artan kadın cinayetlerine dikkat çekmek isteyen kadınların sloganı “Yaşamak için rüşvet mi gerek” oldu. Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından yapılan eylemlerin simgesi olan kutulara öldürülen kızkardeşlerinin resmini koyan kadınlar, şemsiyeleri, balonlarıyla öfkelerini AKP binalarının önlerine taşıyor. ‘KADIN DAYANIfiMASIYLA BU P‹SL‹⁄‹ TEM‹ZLEYECE⁄‹Z’ İstanbul Kadın Dayanışması’nın çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, AKP Şişli İlçe binasının önünde basın açıklaması yaptı. Üzerine AKP’nin kadın düşmanı politikalarını yazdıkları şemsiyeleriyle yürüyen kadınlar bir başka şemsiyenin üzerine de taleplerini yazdı. Kadınları aileye hapsetmek isteyen AKP iktidarına ve onun yağmacı, talancı politikalarına karşı sokağa çıkmaya devam edeceklerini belirten kadınlar “Kadın dayanışmasıyla bu

pisliği temizleyeceğiz. Ortalığa saçılan bu pislikleri teşhir ediyoruz, meydan okuyoruz, hesap soruyoruz!” diyerek basın açıklamasını sonlandırdı. Yanlarında getirdikleri, içerisinde faturalar, patates, soğan olan kutuları AKP ilçe binasını koruyan polis barikatının önüne koyan kadınlar, polislere bozuk para attılar. Fadime Ayvalıtaş ve Miran Encü’nün fotoğraflarını taşıdılar. AKP’N‹N YALAN BALONU PATLADI Çanakkale’de sokağa çıkan kadınlar yanlarında getirdikleri AKP’yi temsil eden balonları “Hırsızlığa, tacize, şiddete, AKP’ye artık yeter” diyerek patlattılar. Halk Bankası şubesi önünde eylem yapan Mamaklı kadınlar da yalancı, talancı, soyguncu ve kadın düşmanlarından hesap sormak için sokağa çıktı. Banka önünde basın açıklaması yapan kadınlar yanlarında getirdikleri kutuları kapıya bırakırken, bankanın camlarına “Kadınlar hesap soracak” yazdı. AKP’nin 11 yıldır çalmaktan, yalandan, talandan, yağmadan ve zorbadan başka bir şey bilmediğini ve pisliklerinin ortaya saçıldığını belirten kadınlar AKP’nin kadın emeği ve bedeni üzerinden politikalarına sessiz kalmadıklarını ifade etti. Açıklamadan sonra ayakkabı kutuları açıldı ve içindeki mor kartlar okundu.

Eylemler sürecek Mersin: 3 Ocak 12.30 ASPB ‹l Md. önü ‹zmir: 4 Ocak Konak Kemeralt› Adana: 4 Ocak 16.00 Gençlik Meydan› Kocaeli - 4 Ocak 15.00 Belediye ‹fl Han› önü Ankara - 5 Ocak Yüksel Caddesi Eskiflehir - 5 Ocak 15.00 Adalar Migros

‘H›rs›zlardan hesap soraca¤›z’ AKP’lilerin dolarlarını doldurdukları ayakkabı kutuları, 19 Aralık’ta kamu emekçilerinin ellerinde döviz oldu. Devrimci sağlık işçilerinin ayakkabı kutularına faturalarını ve taleplerini koydu

B

ütçe görüşmeleri sırasında iş bırakan emekçiler, yolsuzluk ve rüşvet eylemlerinin simgesi olan boş ayakkabı kutularıyla sokağa çıktı. AKP kapısına dayanan ve Halk Bankası önlerine ayakkabı kutusu bırakan emekçilerin tüm yurtta sloganları ‘Hırsızlardan hesabı emekçiler soracak’ oldu. AKP’nin yolsuzluk ve rüşvet skandalının ardından KESK’in 19 Aralık’taki greviyle sokağa çıkan emekçiler ilk tepkilerini gösterdi. “Eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin, bağımsızlığın, savaşsız ve sömürüsüz bir yaşamın savunucuları milyonlar olarak” iş bırakıyoruz diyen kamu emekçileri tüm yurttaki yoğun katılımlı eylemlere boş ayakkabı kutularıyla geldiler. Yanlarında getirdikleri boş kutuları Halk Bankası’ın önüne bırakarak “Hırsız var” sloganları attı.

Milas özellefltirmeye karfl› yürüyor Yata¤an Termik Santrali’nin özellefltirilmesine karfl› enerji ve maden iflçilerinin bafllatt›¤› direnifl Emek ve Ba¤›ms›zl›k Mitingi’nde binlerce Milasl›’y› 29 Aral›k’ta özellefltirmelere, taflerona, yolsuzlu¤a ve talana karfl› bir araya getirdi. Yürüyüfle ge-

çen halk s›k s›k “Hükümet istifa” ve “H›rs›z var” sloganlar›n› att›. Yolsuzluklar›n, talan ve soygunlar›n hesab›n› emekçiler soracak diyen direniflçiler dönüflümlü açl›k grevine 29 Aral›k itibariyle son verdiklerini 24 Ocak’ta Ankara’ya yürüyeceklerini aç›klad›.

‘EMEKÇ‹N‹N PARASINI EMEKÇ‹YE VER‹N’ Tüm ülkede greve çıkan emekçiler operasyonun, yıllardır sokaklarda söyledikleri sözün sağlaması olduğunu belirtti. Bülent Arınç’ın şafak operasyonu “sitemini” de hedef alan emekçiler Arınç’a KESK üyelerine yapılan baskınları hatırlattı ve zamanında ne-

Asgari ücret belirlenirken bir iflçinin dahi olmad›¤› Tespit Komisyonu’nun la¤vedilmesini isteyen iflçilerin talepleri:

den sessiz kaldıklarını sordu. Bütçeden haklarını isteyen emekçiler, “Emeğin, halkın olmayan bu bütçeyi derhal geri çekin. Emekçinin parasını emekçiye verin” diyerek hükümeti uyardı. “B‹R BAKAN MAAfiI: 17 ASGAR‹ ÜCRET, AMA ONLAR HALA AÇ!” Kamu emekçileriyle birlikte bütçe görüşmelerine müdahil olmak için sokağa çıkan işçiler, 2014 asgari ücretinin belirleneceği Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun toplantısını protesto etti. Hükümetin, milyonlarca liralık yolsuzlukların açığa çıktığı bir dönemde yine açlık ve yoksulluk sınırlarının altında bir asgari ücret belirleneceğinin işaretini verdiğini belirten işçiler, hiç bir asgari ücretlinin olmadığı komisyonun lağvedilmesini istedi. 17 Aralık Ope-

rasyonu’yla bakanların gizlenemez hale gelen yolsuzluklarına değinen işçiler “800 TL ile bal gibi geçinilir” diyen bakanın asgari ücretin 17 katı maaş aldığını fakat bakanların açlıklarının bitmediğini sözlerine ekledi. “B‹R AYAKKABI KUTUSU 10 B‹N ASGAR‹ ÜCRET” Hastanelerde ve İstanbul’da AKP önünde eylem yapan Devrimci Sağlık İş üyeleri eylem-

Hırsızlar mecliste, gençlik sokakta H

er zaman renkli ve yaratıcı eylemler yapan üniversiteliler, Öğrenci Kolektifleri’nin çağrısıyla yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından ülkenin

dört bir yanında AKP’yi ve Cemaat’i sokağa çıkarak teşhir etti. Birçok üniversiteyle anlaşması olan Halk Bankası’nı kampuslarına sokmayan üniversitelilerin

yumurtalarından Halk Bankası şubeleri de nasibini aldı. Hacettepe Üniversitesi’ne açılması planlanan Halk Bankası şubesini engelleyen üniversiteliler, mobil bankayı da üniversitelerinden kovdu. Yazdıkları tiyatro oyunları, yaptıkları uyarlama yarışmalarıyla AKP’nin de Cemaat’in de kutularını açtılar, üniversitelilerin açtıkları kutuların içinden dershaneler, 4,5 trilyon, büyük operasyon ve yolsuzlukları çıktı. Kütahya’da “Yeteneksizsiniz Türkiye” yarışmasını canlandıran üniversiteliler Barış Güler’in kutusundan çıkan milyon dolarları izleyenlere dağıttılar. Üniversitelilerin oynadıkları oyunda ayakkabı kutuların-

dan “yemekhane zamları, yurt ve ulaşım masrafları, baskılar, soruşturmalar, biber gazı çıkarken kadınların kutusundan ise taciz, tecavüz, şiddet ve cinayet” çıktı. Halk Bankası önüne kurdukları Fethullah Gülen ve Tayyip Erdoğan’ın fotoğraflarından oluşan hedef tahtalarında yumurtalarla dart oynadılar. MASKEYLE DOLAfiMAK YASAK Çukurova Üniversitesi’nde operasyonda adı geçen bakanların maskelerini takan ve yüzlerindeki maskeleriyle Tayyip - Fethullah düellosu yapan üniversitelileri engellemek isteyen özel güvenlikler üniversitede yüzünü kapatarak do-

laşmanın yasak olduğunu iddia ettiler. Maskeyle dolaşmanın yasak olduğu bahanesine üniversitelilerin cevabı “Biz yüzümüzü kapatmıyoruz, AKP’nin yüzsüzlüğünü sergiliyoruz” oldu. ÜN‹VERS‹TEL‹LER‹N KUTULARINDAN DAYANIfiMA ÇIKTI Anadolu, Osmangazi ve Samsun’da ayakkabı kutularıyla okula gelen üniversiteliler, ayakkabı kutularından birlik, beraberlik ve dayanışma çıkarttılar. Vanlı depremzedelerle dayanışma için kampanya başlatan üniversitelilerin ayakkabı kutularından Van'daki çocuklara gönderilmek üzere çeşitli oyuncaklar çıktı.

I Asgari ücret, iflçinin ailesi ile birlikte tüm zorunlu ihtiyaçlar›n› karfl›layacak biçimde, insan onuruna yak›flan bir düzeyde ve demokratik yöntemlerle tespit edilmelidir. I Asgari Ücret Tespit Komisyonu la¤vedilmeli, asgari ücretin belirlenmesi süreci bir toplu pazarl›k süreci olarak ele al›nmal›d›r. I Görüflmeler kamuoyuna aç›k hale getirilmeli,

lerde yanlarından eksik etmedikleri kutularını Halk Bankası önlerine bırakırken bakanların parayla doldurdukları kutuları kimi zaman simitle kimi zaman da ekmek ve suyla doldurdu. Kutu-

anlaflmazl›k durumunda iflçilerin üretimden gelen güçlerini kullanabilecekleri yasal zeminler oluflturulmal›d›r. I Asgari ücretle çal›flanlar için elektrik, su, do¤algaz kullan›m› asgari ihtiyaç s›n›r›na kadar ücretsiz olmal›d›r. Sabah 6.00-9.00 ile akflam 18.00-21.00 saatleri aras›nda ulafl›m paras›z olmal›d›r. I E¤itimde hiçbir ad alt›nda para al›nmamal›, e¤itimin okul d›fl› giderleri devlet taraf›ndan karfl›lanmal›, sa¤l›k tümüyle paras›z olmal›d›r. I Asgari ücretliden vergi al›nmamal›d›r.

ların içinden çıkan paranın 10 bin işçinin asgari ücretine denk geldiğini hesaplayan işçiler, simitle de kutu hesabı yaptı. İşçiler, boş ayakkabı kutusuna doldurdukları simitleri eylem sonunda hep birlikte yedi.

11 OCAK’TA ANKARA’YA D‹SK, KESK, TTB ve TMMOB “Bozuk düzende sa¤lam çark olmaz” diyerek 11 Ocak’ta Özgürlük, Bar›fl, Demokrasi, Adalet ve Emek Mitingi’ne Ankara’ya ça¤›rd›

‘Savunma yarg›lanamaz!’ ÇHD’li avukatların yargılandığı dava 24, 25, 26 Aralık’ta Silivri’de görüldü. Bir yıldır tutuklu bulunan avukatlardan Güçlü Sevimli, Naciye Demir, Betül Vangölü Kozağaçlı, Şükriye Erden tahliye edildiği davanın bir sonraki duruşması 15, 16, 17 Nisan’da görülecek. Davanın ilk duruşmasına tarihi savunmalar damgasını vurdu. Ortak savunma yapan avukatlar adına ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı söz alarak yapacakları siyasi savunmanın bir buçuk işgünü süreceğini belirtti. Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir davanın altında 3 bin avukatın vekaletinin olduğu davanın duruşmasında da bine yakın

avukat hazır bulundu. Mahkeme, salonda görüntü almak isteyenleri tutuklamakla tehdit etti. Güler Zere ve Engin Ceber gibi birçok devrimcinin avukatlığını yapmanın suç olarak yer aldığı iddianamede, avukatların “savundukları sanıklara savunma malzemesi sağlamaları” da suç olarak görüldü. İddianamede suç olarak görülen diğer iddialar arasında ÇHD seçimine katılmak, basın açıklaması yapmak, müvekkillerine susma hakkı kullandırmak, cenazeye katılmak da var. 23 Aralık’ta “Savunma yargılanamaz” pankartıyla Taksim Meydanı’na yürümek isteyen avukatları polis engeliyle karşılaşmıştı.


3

GÜNDEM 31 Aral›k 2013 / 13 Ocak 2014

Halk›n Sesi

Sokaktan ürkenlerin kara propagandası Cemaat’in paras› Gezi Direnişi sırasında direnişi bölmek için bin bir yalan uyduran dezenformasyon odakları, Halkevleri’ne!

sokaktan bir direniş yükselmesini önlemeyi hedefleyen bir kara propaganda yürütüyor

Y

olsuzluk ve rüşvet iddialarının ortaya saçılmasıyla, AKP ve Cemaat’in iktidar oyunlarına seyirci kalmak istemeyen toplumsal muhalefetin sokağa inip inisiyatif alması iktidarın her iki cephesinde de tedirginlik yarattı. Gezi Direnişi sırasında da direnişi bölmek için bin bir yalan uyduran dezenformasyon odakları, şimdi de Taksim Dayanışması’nı ve sokak eylemlerini karalamayı ve karşı karşıya getirmeyi hedefleyen bir kara propaganda yürütüyor. Taksim Dayanışması’nın yolsuzluklarla ilgili Taksim’de bir basın açıklaması yapma kararı aldığı 27 Aralık günü, bir yandan Taksim’e giden binlerce İstanbullu polis şiddetine maruz kalırken bir yandan da “Taksim Dayanışması’nın alanı terk ettiği” şeklinde yalan haberler yayıldı.

KARA PROPAGANDA ZAMAN’I Yolsuzlukların, yağmanın ve talanın hesabını sormak için sokağa çıkan ve polis şiddetine maruz kalan dire-

nişçileri yolsuzlukları “gölgeleyen bir şiddet” uygulamakla suçlayan bir kara propaganda başladı. Kara propagandanın adresi Zaman Gazetesi daha da ileri giderek bu yalanını Taksim Dayanış-

ması bileşenlerinden Tayfun Kahraman’ın görüşüymüş gibi manşetine taşıdı. Gazetenin 29 Aralık tarihli nüshasında kapaktan “Şiddet eylemleri yolsuzlukları gölgeler” başlığıyla veri-

len haber, internet sitesinde de manşetten verildi. Kahraman ise, Zaman’ın söz konusu haberinin ne kendi görüşlerini ne de gerçeği yansıttığını belirtti. Kahraman şunları söyledi: “Burada yolsuzluklar konusunda ciddi iddialar ve kanıtlar var. İnsanlar da haklı olarak sokağa çıkma ve ifade özgürlüğünü kullanmak istedi. Bir şiddet var ama olumsuzluğu yaratan taraf polistir. Düşünün. Aynı anda havalimanında bir gösteri var. Hiçbir sorun yok ve insanlar oraya metroyla taşınıyor. Bir yandan da haklarını kullanmak isteyen insanlar böylesi bir polis şiddetine maruz kalıyor.” Sözlerini çarpıtıldığını belirten Kahraman, eylemlerin haklı olduğunu, kimsenin bu nedenle suçlanamayacağını, kendilerinin de Zaman’ın iddia ettiği gibi bir tavrı ve görüşü olmadığını vurguladı.

Sokak eylemlerine yönelik kara propagandan›n di¤er adresi de AKP medyas›yd›. Takvim gazetesinin internet sitesinde 29 Aral›k tarihinde Mevlüt Yüksel imzas›yla yay›mlanan “Gezi Hizmeti” bafll›kl› haberde, AKP’ye karfl› operasyon yürüten Cemaat’in Gezi eylemlerine kat›lan sol örgütlere yeniden soka¤a ç›kmalar› için para verdi¤i iddia edildi. Ad› geçen örgütlerden Halkevleri’nin Genel Sayman› Serhad Savafl, yapt›¤› aç›klamada Cemaat’ten bir kez para ald›klar›n›, ayn› flekilde Takvim gazetesi’nden de alacaklar›n› aç›klad›. Savafl flunlar› söyledi: “Hal-

kevleri, neoliberal ya¤mac›, talanc›, zorba ve yolsuz AKP iktidar›na karfl› mücadeleyi bafl›ndan beri sürdüren bir örgüttür. Bu mücadeleyi yürütürken flimdiye kadar halktan baflka hiçbir güce dayanmam›fl bundan sonra da dayanmayacakt›r. Cemaatten ald›¤›m›z para meselesine gelince; ald›¤›m›z tek para 13.05.2010 tarihinde Zaman gazetesinden ald›¤›m›z 2.865.79 TL’dir. Bu da Zaman’›n t›pk› Takvim gazetesi gibi hakk›m›zda yalan haber yapmas›ndan dolay› kazand›¤›m›z tazminatt›r. Takvim gazetesine de dava aç›p para alaca¤›m›zdan kimsenin kuflkusu olmas›n. Kamuoyuna sayg›yla duyurulur.”

Elif Çermik: ‘Güzel bir ülke istiyorum’ 22

Aralık Pazar günü mahallelerini, doğayı yaşadıkları kenti savunmak, kenti yağmalayanlardan, rüşvet ve yolsuzlukları ortaya dökülenlerden hesap sormak için Kadıköy’de toplanan on binlerce insandan biriydi Elif Çermik. Sarıyer’in Dağevleri gecekondu mahallesinden Halkevleri ile kent mitingine katılan Elif Çermik 64 yaşındaydı. Çocuklar, engelliler ve yaşlı insanların bulunduğu büyük bir insan kalabalığının hayatını

tehlikeye atacak biçimde yoğun biber gazı, plastik mermi ve tazyikli su kullanılarak yapılan polis saldırısı sırasında kalbi durdu. Kaldırıldığı hastanede kalbi çalıştı ancak bilinci kapalı bir biçimde yoğun bakımda tutulmaya devam ediyor. Hayati tehlikesi sürüyor. Mitingin hemen öncesinde Çapul.Tv muhabiri tarafından kendisiyle yapılan röportajda “İyi bir mahallede yaşamak istiyorum, güzel bir ülke istiyorum” diyen Elif

Çermik’i İstanbul Kent Mitingi sekretaryası, İstanbul Tabip Odası ve Halkevleri Dağevleri halkı ve forumlar yalnız bırakmadı. Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy yaptığı açıklamada “Elif Çermik’in yaşam savaşı vermesinin sorumlusu Yaşanan onca acıya rağmen halkın tepkisini gaz bombaları ile durdurmaya çalışan AKP iktidarıdır” dedi. Elif Çermik ve ailesine yapılan destek ziyaretleriyle birlikte Kent Mitingi sekretaryası

da yaptıkları açıklamada “Dayanışmamız bundan sonra da güçlenerek sürecek kentini, mahallesini, yaşamı savunan İstanbullular, ölümcül bir silah olduğu bugüne kadar defalarca acı biçimde kanıtlanmasına karşın on binlerce insanın bulunduğu bir ortamda polis tarafından yoğun biçimde kullanılan biber gazına maruz kalarak yaşama savaşı veren Elif Çermik’e sahip çıkmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.

Gün, düzenden hesap sorma alternetifi gösterme günü eraber yürümüşlerdi bu yollarda, çok uzun yıllar; demokrasiye karşı, Kemalistlere karşı, Alevilere karşı, kadınlara karşı. Ve elbette sola, sosyalistlere karşı. Fethullah Gülen, 12 Eylül faşist darbesinden sonra generallere övgüler diziyordu; “Allah 12 Eylül’ü yapanlardan razı olsun”. Bu sabırlı, sinsi yürüyüşleri sonunda başarılı da oldu. 11 yıl önce AKP koalisyonunu kurup iktidara yerleştiler. AKP iktidarının ilk iki dönemi oldukça da verimli geçti. Tayyip Erdoğan’ın en ön safta yer alarak, kitleleri maniple etme gücünü sergilemesi çok işe yaradı. Ortak düşmanlarına karşı başarılı operasyonlar yaptılar, her türlü yolu mubah sayarak. Sermaye grupların “desteğinin” ne kadar önemli olduğunun farkındaydılar, işi riske atmadılar, kendi gruplarını palazlandırdılar. Devlet olanaklarını, sadece yedirmek için değil aynı zamanda karşı sermaye gruplarını yıldırmak için de kullandılar. Kamusal hakları gaspettiler, kamusal malları, varlıkları yağmaladılar, yağmalattılar. Bu yağma sadece kendi ceplerini (kutularını) doldurmakla kalmadı, aynı zamanda bir suç ortaklığı ağı da yarattı. Zaten asıl olarak da iktidarlarını, bu suç ortaklığının gücü pekiştirdi. Tayyip Erdoğan’ın “ustalık dönemi” diye adlandırdığı üçüncü dönem ise bir taraftan sorunların biriktiği diğer taraftan ise yanlış tercihlerin sonuçlarının ağırlaştığı bir dönem olarak yaşanmaya başladı. Bugün Erdoğan-Cemaat kapışması olarak yaşanan süreç, kişisel iktidarların çatışması olduğu kadar asıl olarak bu 11 yıllık süreçte biriken sorunların ve yanlış icraatların sonucudur. AKP iktidarı, Özal döneminde yarım kalan neoliberal programı ilerletmekte sermaye lehine çok önemli adımlar atmış olmasına, eski rejimin çürümüş direngen kadrolarını tasfiye etmiş olmasına rağmen bu programın nihai hedeflerine ulaşmasını sağlayamamış/sağlamamıştır. Yeni Anayasa yapılamamış, sermaye lehine yeniden düzenlenen emek rejimi (taşeron sistemi, kıdem tazminatı v.s) ve uluslararası ticaret hukuku yasal güvencelere kavuşamamış, liyakat esasına dayalı bir devlet

B

kadrolaşması oluşturulmamıştır. (Sermaye çevrelerinden uzunca bir süredir gelen “Erdoğan misyonunu yerine getirdi, yeni dönemin adamı değil” eleştirileri bu nedenledir). Bunlarla birlikte ekonomide ve Kürt sorununda kalıcı, yapısal bir düzen inşa edilememiştir. Dış politika ise sürekli sorun üreten kangrenli bir uzva dönüşmüş, emperyalist merkezlerle yaşanan gerilimler (ABD, AB, İsrail) kalıcı hale gelmiştir. Dolayısıyla bugün yaşananlar bir “siyasi iktidar krizi”dir. Bu iktidar krizinin aynı zamanda önümüzdeki dönemin iktidarının belirleneceği zaman aralığında yaşanıyor oluşu da kaçınılmazdır. Yerel yönetimler, cumhurbaşkanlığı ve meclis (aynı zamanda hükümet) en önemli iktidar merkezleridir. Bu üç merkezin nasıl dizayn edileceği hem emperyalist merkezler hem uluslararası ve yerel tekelci sermaye hem de kişisel çıkar grupları için “yaşamsal” öneme sahiptir. Yeni iktidar(lar)ın paylaşım savaşı, “şimdilik” çıkar ve pozisyon koruma biçimde başladı. Bunun en önemli nedeni sürecin tetikçiliğini Gülen Cemaati’nin yapıyor oluşudur. (Bu noktada belirtmek gerekir ki bu paylaşım savaşı başka bir gerekçeyle de tetiklenebilirdi, örneğin Suriye üzerinden ya da 2001’dekine benzer bir ekonomik kriz üzerinden). Siyasi yönelim farklılıkları yeni iktidar(lar) oluştuktan sonra daha belirgin görülecektir. Gülen Cemaati’nin, bu sürecin tetikçiliğini yapmasının kuşkusuz nesnel nedenleri mevcut. Cemaatin yüzde 3 ile yüzde 5 arasında bir oy potansiyeli olduğu iddia ediliyor. Güçlü ideolojik (siyasi ve dini) bağları olan bir hareket değil. Daha çok güçlü sosyal bağlara sahip çıkar ilişkilerine yaslanıyor. Camiler, tarikat ilişkileri üzerinden örgütlenmemek elbette özel bir örgütlenme tercihi. Gücünü kitleler üzerinden değil kadro ağından sağlıyor. AKP iktidarından önceki dönemin devlet kadrolarının tasfiye edilmesi ısrarı ve canhıraşlığı tam da bu yüzden; Yetiştirdiği kadrolara yer bulma ve zamanı iyi kullanma zorunluluğu. Yargı, İçişleri (özellikle polis teşkilatı), ordu, maliye, futbol, medya ve dışişleri özel tercihleri arasında (AB ile ilişkiler, ekonomi bakanlıkları, aile ve

kadın, teknoloji, orman ve su işleri v.s ilgi alanlarına girmiyor şimdilik). Parlak kadro profili 45-55 yaş arasında, yani 12 Eylül darbesinin çocukları. Cemaat ve elbette bütün gericiler 12 Eylül generallerine çok şey borçlu. Bu arada tarihin ilginç karşılaşmaları da yaşanıyor. Cemaatin has adamlarından Zekeriya Öz 1991 İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Tayyip Erdoğan’ın onun karşısına atadığı yeni İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok ise 1988 İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler mezunu. İkisi de 80 sonrasında gericilerin devlet kadrosu yetiştirme taktiğinin özel yönlendirme ürünleri. (O dönemki gençlik mücadelesinin en yoğun yaşandığı ve sadece solcuların etkinlik yapabildiği Merkez Binadaki forum alanına bakan iki karşı binada okumuşlar. Ama sola sempati duymak biryana hınçlarını bilemişler, solcularla, sol düşünceyle etkileşmemek için özel fanuslarda yeşertilmişler.) Kısacası, iktidarın yeniden paylaşılması konusunda “arıza”yı cemaatin çıkarması, hatta çıkartmaya zorlanması hem nesnel bir zorunluluk hem de öznel bir tercih. Tayyip Erdoğan’ın artık gelinen noktada varını yoğunu ortaya koymaktan başka bir tercihi ise kalmadı. Belki diğerlerine göre (yani doğrudan ABD’yi ya da Esad’ı tercih etmekten) daha kolay bir düşman seçtiği ileri sürülebilir. Doğrudan ABD ile Kürt hareketi ile ya da faiz lobisi ile kapışmak daha zorlu olurdu, hele hele Haziran İsyanı’nı gördükten sonra toplumun diğer yüzde 50’si ile kapışmak en son tercihi olurdu. Cemaat ile kavgaya giren Erdoğan, bütün yolları kapattığını düşünüyordu. Üst kadroların hepsini kendi atamış/kendine bağlamıştı, bütün siyasi oluşumları (HAS Parti, Demokrat Parti, BBP) iç etmişti, ortak düşmanı yani CHP’yi her gün yeniden ve yeniden hatırlatıyordu. Bir tek oğulcuklar dışarıda kalmıştı, ona yapacak bir şey yoktu çünkü talan ve yolsuzluk AKP kadrolarının genlerine yaratılmadan önce yerleştirilmişti bir kere. Artık Tayyip Erdoğan’ın yapabileceği tek bir şey kaldı; yerel seçimlere kadar durumu götürebilmek (Bilal’e de artık “seçime kadar evden çıkma” demiştir bile).

Eğer pozisyonunu seçime kadar koruyabilirse sandıkta hala şansının olduğunun farkında. Çünkü ülkedeki siyasi temsiliyetin “merkez sağ” diye tabir edilen kısmının yani yüzde 60’lık kısmının (+yüzde 10 MHP) sandıktaki adresi hala AKP. İşte tam da bu noktada Tayyip Erdoğan’ın çok kaygılandığı “siyasi mühendislik” projesi (bu tespitte çok haklı) devreye giriyor. Projenin aktörü olmasa da figüranı CHP. Bugünden bakılınca anlaşılmaktadır ki CHP üst kadrolarının bir kısmı birkaç aydır AKP’ye yapılacak operasyonun bilgisine haizdirler. Bağdat’a gitmeler, ABD’ye yapılan ziyaretler, Sarıgül ile yapılan anlaşma, Kürtlerle yerel seçim ittifakı yapılacak oyalaması ve MHP’li Mansur Yavaş ve AKP’li hoşnutsuz belediye başkanlarının transferi. CHP’ye vaat edilen nedir? Oy oranını artırmak için AKP’den oy çalmak ve bu oyları çalarak İstanbul ve Ankara (ve Hatay) belediye başkanlıklarını ele geçirmek. AKP’den alınan belediye CHP’nin belediyesi mi olacak? Bu operasyonu yürüten kim? CHP Genel Başkanı’nın biri Demirelci biri faşist iki danışmanı, kılavuzu karga olanın…(Bu arada CHP’nin diğer belediye başkan adayları kusursuz mu? Bu soruya bütünü için yanıt verilemez ancak başka bir sorunun yanıtı aranabilir: CHP’li müteahhitler neden belediye başkanı olmak ister?) İşler farklılaştığında -ki büyük ölçüde yerel seçimlerden sonra yeni “siyasi mühendislik” projeleri yapılmak zorunda kalacak- bu kez operasyon konusunun CHP olacağından kimsenin kuşkusu yok. Çünkü projeyi yapanlar başarılı olursa merkez sağın tek temsilcisi AKP olmayacak, yeni temsiliyetlere ihtiyaç duyulacak. Ve bunun için başvurulacak yerlerin (yani transferler için) başında zaten borçlanmış olan CHP gelecek. CHP, sağ bir koalisyonun çatı partisi olabilir mi? Böyle bir koalisyonun sürükleyici halkası Kılıçdaroğlu olabilir mi? Kısacası CHP yönetimi tam bir gaflet ve dalalet içinde. Üstelik kendisi açısından tarihsel fırsatı yakalamışken. Kendisine mahkum, hoşnutsuz, parçalı bir egemenler topluluğu varken. AKP’den umudunu kesmiş, kaderini ortaklaştırmayı arayan bir Kürt halkı varken. Daha da

önemlisi Haziran’da ayağa kalkmış milyonlarca insanın talepleri ve dinamizmi hala canlıyken. CHP; Tuzluçayır’ın, Dikmen’in barikatlarını temsil etmesi için bir MHP’liye, Hatay-Armutlunun kaybettiği yiğit çocuklarını temsil etmesi için de bir AKP’liye mi oy isteyecek? Ülkemizde şu an yaşanan çatışmanın tarafları, iç dinamikleri değerlendirildiğinde bu sürecin kendi içinden bir ilerici iktidar alternatifinin çıkabilmesi olası değil. Üstelik süreç bu aktörlere bırakıldığında daha da gerici ve saldırgan bir neoliberal programın uygulayıcılarının öne çıkacağı daha büyük bir olasılık. Siyasi iktidar krizinin açık çatışma biçiminde ortalıkta yaşandığı böylesi dönemlerde, güçlü bir devrimci hareketin eksikliği çok çarpıcı bir biçimde hissediliyor. Sosyalistlerden Kürt Siyasi Hareketine, sosyal demokratlardan Alevi topluluğuna, kadın hareketinden doğa ve kent hakkı mücadelesi veren gruplara kadar çok geniş bir halk hareketini ortak bir programda, ortak bir eylem hattında ve ortak bir siyasi temsiliyette birleştirebilecek bir devrimci hareket, ülke siyasetinin tüm rotasını değiştirebilecek bir etkiye sahip olabilir. Neoliberalizme ve gericiliğe karşı sokağa çıkmış olan halk, bugün için siyasi bir temsiliyette birleşemiyor olsa da yaşanan “it dalaşına” kendi bağımsız hareket noktalarından ve bağımsız çıkarları doğrultusunda müdahale edebilir, etmelidir de. Haziran ayında sokağa çıkan milyonlarca insan (sokağa çıkmayan diğer milyonlar da), bugün ortalığa dökülmüş kepazeliği zaten biliyor, sonuçlarını yaşıyordu. Bugün görülenler, bilinen gerçeğin fotoğraflanmış hali. Buna rağmen halk tepkisinin henüz sarsıcı bir biçimde sokağa yansımaması, CHP ve BDP çevrelerince de propaganda edilen “yesinler birbirlerini, biz taraflardan biri olarak gözükmeyelim” tavrından kaynaklanmakla birlikte asıl olarak bu sürece nasıl ve neresinden müdahale edileceğinin bilinmemesinin sonucudur. Sistemin bu krizine devrimci müdahalenin yolu elbette yine sokaktan geçmektedir ancak müdahalenin hedefi tek başına “Gezi”nin tekrarlanması ile sınırlı olmamalıdır. Gezi, başlangıcı itibariyle bir da-

yatmaya karşı gelişen engelleme hareketiydi. Bu krizde ise, bir iktidarın hırsızlıklarının, yağma ve talanının ortaya saçılması söz konusu. Bu sürece, halkın iktidardan hesap sorma, gasp edilen ortak zenginliklerini geri almak ve yağmanın devamını engellemek için sürece el koyma hareketi ile müdahale edilebilir. Bu da basit protestoculuğu ve sistem içi hesaplaşma düzlemini aşan, halkın bağımsız örgütlenmelerinin kendini doğrudan yetkili kıldığı doğrudan eylemlerle mümkündür. “Kaynak yokluğu”, “ülke ekonomisi için ortak fayda üretme” bahanesiyle ve “kalkınma, büyüme” söylemleriyle eğitim, sağlık, ulaşım gibi temel hizmetleri paralılaştıran ya da fahiş fiyatlarla satan; halkın evine, parkına, ormanına, deresine, kamusal alanlara el koyan; kentleri koca bir şantiyeye çevirenlerin, emekçiden kepçeyle alıp iş asgari ücrete, güvenceye gelince para yok diyenlerin bahaneleri, “ayakkabı kutusu”nun ardından halk gözünde geçerliliğini yitirmiştir. Her biri yağma düzeninin bir parçası olan engeller; turnikeler, Akbiller, faturalar, inşaat projeleri, şantiye korumaları hükmünü yitirmiştir. Gün, doğrudan eylemlerle hak mücadelelerini yükseltmenin, olaya el koymanın günüdür. AKP, Haziran ayında sokakta yaşadığı meşruiyet kaybını hiçbir zaman telafi edemeyecek. AKP’lilerin tüm savunmaları, “yemeyen mi var, yediler ama çalıştılar”a indirgenmiş durumda. Bütün burjuva siyasetçilerinin ortak noktası ikiyüzlülükleridir. Bunların gayrimeşruluğunu büyütmek yerlerine gelecek olanları meşru kılmaz. Devrimcilere düşen bunların yerine geçmeye çabalayanlar için de şimdiden “çalışmaktır”. Bunun gereği de egemenlerin iktidarı çatladıkça, bu çatlakların doldurulmasına izin vermemektir. Çürümüş düzeniçi bütün aktörlerden hesap sormak ve bir bütün olarak sistemi sorgulatmaktır. Ancak böylesi bir mücadelenin içinde düzendışı bir sol alternatifi yaratmak mümkündür. Yağmalamayan, çalmayan, halkın çıkarlarından ayrışmış çıkarları olmayanlar, yalnız devrimcilerdir. Yağmanın, talanın, zorbalığın olmadığı tek düzen sosyalizmdir.


4

GÜNDEM 31 Aralık 2013 / 13 Ocak 2014

Halk›n Sesi

Yarg› krizi de¤il iktidar bozgunu! VEYSEL DERE

Çat›flan güçlere, ayn› zamanda, rejimin alternatif üretme kapasitesini de çökertecek flekilde müdahale edilmesi bir iktidar/rejim bozgununu da birlikte getirecektir içbir şey eskisi gibi olmayacak!” sloganları eşliğinde, direniş bayrağı, Haziran Barikatları’na dikildiğinde, halkın devrimci atılımının yıkıcı kapasitesi demek hiç anlaşılmamış. Kendini savunma refleksiyle kırılan dökülen birkaç polis tomasına, barikat işçilerinin hünerli ellerinde tersyüz edilen çevik otolarına bakıp, bunlar, devrimci yıkıcılık zannedilmiş. Halkın devrimci atılımı politik bir toplumsal güç olarak bir kez tarihsel sahneye çıktıktan sonra, belirleyici olan, yalnızca onun sokakta yükselen devrimci ateşi değil, aynı zamanda, iktidar saflarında yarattığı bozgunun şiddetidir. Bu bakımdan, AKP/Erdoğan-Cemaat çatışması değerlendirilirken izlenmesi gereken devrimci çizgi, birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışan iktidar güçlerinin, sokağı bastırarak rejimi yeniden yapılandırabilecek yetenekleri ortaya çıkarıp çıkaramayacağı olacaktır. Görünen o ki AKP faşizminin şiddet aygıtını etkisizleştirip, hegemonya/inandırıcılık gücünü zayıflatan Haziran İsyanı’ndan sonra, iktidar savaşımları da en nihayetinde halkın devrimci atılımının belirleyici olduğu yeni bir çatışma düzleminde seyrediyor. İktidar cephesindeki kırılganlıklar ve kendini kurtarma çabaları artıyor. AKP/Erdoğan-Fethullah Gülen cemaati arasındaki gerilimler tırmanarak açık çatışmaya dönüştü. Devlet iktidarına yerleşme, mevzi kazanma ve konumunu pekiştirme eksenli gerilimler, yerini karşılıklı tasfiye hamlelerine bıraktı. Cemaat, Erdoğan’ın temsil ettiği iktidar merkezini “yolsuzluk ve rüşvet” operasyonuyla en zayıf noktasından vurdu. Eski rejimin yolsuzlukları karşısında geniş kitlelerin desteğini alan AKP’nin en güçlü noktası en zayıf noktasına dönüştü. Operasyonlar ve operasyon girişimleri doğrudan Erdoğan ve yakın çevresine genişleme işaretleri veriyor. Cemaat, yargıdaki yerleşik gücünü kullanarak, bir yandan, Erdoğan’ı sürekli yıpratma ve baskı altında tutma taktikleri izlerken; öte yandan, başka iktidar seçeneklerinin de ortaya çıkabileceği politik konjonktürün olgunlaşmasına hizmet ediyor. Buna karşı Erdoğan ise uluslararası komplonun yerli taşeronu olduğunu ileri sürdüğü “polis-istihbarat-savcı-yargıç çetesini” hedefleyen kapsamlı hamlelerin peşinde. Operasyonları “yargı darbesi” olarak suçlayan Erdoğan, kendisini destekleyen kitleleri “yargı vesayeti”ne karşı saflaştırma girişimlerini artırdı. Cemaati yalnızlaştırıp etkisizleştirme planları yapıyor. AKP-Cemaat çelişkili ittifakını temsil eden rejimin kurucu unsurlarındaki bu çatlaklar, giderek bir yarılma ve kamplaşma biçimine bürünüyor. İlk bakışta, “hükümet-yargı krizi” ya da “yargı-devlet içinde bir kriz” olarak görünen iktidar savaşımlarının, polis-yargı-medya gibi rejimin kurucu çekirdeğinde kamplaşmalara yol açması, rejimin yenilenme, alternatif iktidar üretme, kısacası rejimin kendini sürdürme kapasitesini ciddi oranda tahrip ediyor. MİT, bakanlıklar, belediyeler, polis, yargı, yüksek yargı bürokrasisi, HSYK, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, savcılar, yargıçlar ve medyaya dek uzanan çözülme ve kamplaşmalar, rejimin meşruiyetinde, ezilenleri düzene eklemleme kapasitesinde (hegemonya) ciddi daralmalar yarattığı gibi, iktidar güçlerinin, devletin şiddet aygıtı üzerindeki kontrolünü de giderek zorlaştırıyor. Düzen kurucu iktidar güçleri açısından, çatışmaların kontrol dışına çıkma eğilimleri bir hayli güçlü. Bu noktada, çatışan güçlere, aynı zamanda rejimin alternatif üretme kapasitesini de çökertecek şekilde müdahale edilmesi bir iktidar/rejim bozgununu da birlikte getirecektir. Elbette bu kendiliğinden olmayacak. Kendiliğindenliğe bırakıldığında çatışan iktidar güçlerinden herhangi birinin diğeri üzerinden üstünlük kurup farklı bileşenleri ve koalisyonları da harekete geçirerek sistemsel mantık içinde vaziyeti toparlamaya girişecekler. Ancak artık onlar için çok geç. Anlaşılan vaziyetin toparlanabileceğine inanlar, AKP faşizminin polis barikatlarına ölümüne yüklenen halkın “Bu daha başlangıç; mücadele sürüyor!” sloganındaki kararlılığı (“özeleştirel coşkuyu”), daha örgütlü, planlı ve birleşik güçler olarak düzen kuvvetlerinin karşısına çıkma “vaadi”ni de anlamamışlar. Anlamaları uzak değil.

“H

Halk›n Sesi Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü Ali Ergin Demirhan Telefon / Faks 0212 245 90 37 Adres Ergenekon Mahallesi Cumhuriyet Caddesi No: 175/2 fi‹fiL‹/‹STANBUL Bas›ld›¤› Yer ART Matbaac›l›k, Türker Saltabafl, ‹stasyon Mah. 242 Sk, No:32 Kartepe / Kocaeli (0262 373 45 03) editor.halkinsesi@gmail.com 15 günlük Yayg›n, Süreli, Türkçe yay›nd›r.

TABANINI SAĞLAMA ALMAK İSTEYEN ERDOĞAN İL İL, İLÇE İLÇE GEZİYOR

Yavuz hırsız meydanlarda Erdoğan halkın hesap sormak için sokağa çıktığı, AKP teşkilatının ise seçim çalışması yapmak için sokağa çıkacak meşruiyetinin kalmadığı koşullarda il il, ilçe ilçe gezerek yerel seçim çalışmasını kendisi yürütüyor ALİ ERGİN DEMİRHAN

Y

erel seçime üç ay kala başlayan “yolsuzluk ve rüşvet” operasyonları ile doğrudan kendisinin ve yakın çevresinin hedeflendiğini gören Tayyip Erdoğan saldırıyı göğüslemek için ezberine sarılıyor. Uluslararası komployu bozma çağrısından “tek bayrak, tek millet” söylemine kadar tabanını kendi etrafında saflaştırma stratejisi ile yol alıyor. Gezi Direnişi’nde devreye soktuğu “faiz lobisi” söyleminin yanına, “terör lobisi”ni, “kaos lobisi”ni ekliyor. Erdoğan halkın hesap sormak için sokağa çıktığı, AKP teşkilatının ise seçim çalışması yapmak için sokağa çıkacak meşruiyetinin kalmadığı koşullarda il il, ilçe ilçe gezerek yerel seçim çalışmalarını bizzat kendisi yürütüyor. Tıpkı Gezi Direnişi sırasında olduğu gibi taşıma kitlelerle havalimanlarında mitingler organize ediyor. Ancak inandırıcılığı zayıf, tehdit ve şantaja sarılan, yolsuzluk iddialarında savunmaya çekilen Erdoğan’ın argümanları çaresizliğini gösteriyor.

SÖZÜ TÜKEND‹, TEHD‹T, fiANTAJ HAVADA UÇUfiUYOR 17 Aralık operasyonunun hemen ardından Karadeniz gezisi ile başladığı “konuşma” trafiğine aynı sözleri tekrarlayarak ara vermeksizin devam eden Erdoğan yolsuzluk ve rüşvet iddialarına ilişkin halkı ikna edebilecek tek bir açıklama yapabilmiş değil. Saldırıyı en az hasarla atlatmaya çalışıyor. Operasyonun hemen ardından “İnlerine kadar

gideceğiz, didik didik edeceğiz” sözleri ile Gülen Cemaati’ne yönelik tehditlerine başlayan Erdoğan büyükelçileri, medyayı, polisi, çeşitli sermaye gruplarını, soruşturma savcılarını, HSYK’yı hedef gösterip bir düşman cephesi tanımlamaya ve tehditler savurdu. Operasyonları iç ve dış mihrakların iktidara yönelik uluslararası komplosu olarak tanımlayan Erdoğan, önce ABD’nin Türkiye büyükelçisi Francis Riccardione’yi kastederek “Sizi ülkemizde tutmak zorunda değiliz” dedi. Sonra ABD’den gelen uyarı ile diline bir ayar verdi ama 17 Aralık operasyonunun arkasında “başka çevrelere ajanlık yapan devlet içinde çöreklenmiş bir

örgüt” olduğu iddiasını sürdürdü. İktidarının ilk döneminde liberaller dahil arkasındaki bloğu saflaştırmak için o dönem orduyu kastettiği “vesayete karşı mücadele” söylemini yeniden dolaşıma soktu. Bu defa Erdoğan’a gör “vesayeti” kurmaya çalışan devlet içi çete/paralel devlet olarak tanımladığı Cemaat’ti. Erdoğan yağma ve talan üzerine kurulan iktidarının pislikleri ortaya saçılırken bu süreci “Yeni bir İstiklal mücadelesi” olarak tanımlamaktan çekinmedi. Yargıyı itirafı da içeren “Siz de temiz değilsiniz, bizim de bildiklerimiz var” söylemi ile tehdit eden Erdoğan ikinci dalga soruşturmayı yürütmesinin engellendiğini

açıklayan savcı Muammer Akkaş’ı “bildiri dağıtan aşırı örgüt militanı”na benzeterek her konuşmasında hedef gösterdi. Adli kolluk yönetmeliği ile ilgili açıklama yayımlayan HSYK’yı suç işlemekle suçladı, “Bunları kim yargılayacak, yetkim olsa ben yargılarım, millet yargılayacak” diyerek seslendi. Erdoğan “AK Parti'ye gönül verenler, 'bana devlet okulları yeter' desin” diyerek Cemaat dershanelerini boykot çağrısı yaparken, CHP’yi de “Yeni klasörler açığa çıkabilir, sorarlar adama sen Şişli’de ne yaptın” diyerek Sarıgül üzerinden tehdit etti.

“fiIF fiIF fiIF KARA TREN” “Oğlum üzerinden bana

AKP içi ittifakta çözülme AKP-Cemaat kavgası 17 Aralık operasyonunun ardından geri dönüşsüz bir ayrışmaya dönüştü. Ancak yalnızca Cemaat değil Milli Görüş kökenli çekirdek ile bugüne kadar birlikte hareket eden diğer kesimler de AKP’den uzaklaşmaya başladı

C

emaat kadroları, sosyal demokrat ve merkez sağ kökenliler giderek Milli Görüş çekirdeğine daralan AKP’den uzaklaşıyor. Bu yalnızca siyasi temsil alanında değil sermaye çevrelerinde de karşılığını buluyor. AKP’de ilk ayrılık, ihraç talebiyle disipline sevk edilen Cemaat kökenli Kütahya Milletvekili İdris Bal’ın 30 Kasım’da istifa etmesiyle gündeme gelmişti. Bal’ın beklenen istifasının ardından, 16 Aralık’ta yani operasyondan hemen önce yine Cemaat’e yakınlığıyla bilinen Hakan Şükür sert bir AKP eleştirisi ve Cemaat övgüsüyle istifa etti. Operasyon ise yeni çalkantıları tetikledi. Tayyip Erdoğan’ın yerel seçimler öncesinde, bazı bakanların aday olması nedeniyle zaten öngördüğü kabine değişikliği, hiç hesaplamadığı bir boyut kazandı. Yolsuzluk operasyonunda adı geçen bakanlar istifaya zorlanırken, parti içinde kenara itilen sosyal demokrat kökenli Ertuğrul Günay gibi kimi isimler de

yolsuzluklar karşısında hükümetin tavrını gerekçe göstererek seslerini yükseltti. Bakan istifaları, kabine değişikliği ve milletvekili istifaları üst üste geldi. Muammer Güler ve Zafer Çağlayan Tayyip Erdoğan’ın beklentileri doğrultusunda bakanlık görevlerinden sessiz sedasız istifa etti. Ancak Erdoğan Bayraktar şaşırtıcı bir çıkış yapıp “dosyada geçen bütün imar planlarının

altında Başbakan’ın imzası var, onun da istifa etmesi gerekir” diyerek hem bakanlıktan hem de milletvekilliğinden istifa ettiğini açıkladı. 25 Aralık’ta AKP bir sürpriz daha yaşadı ve parti çekirdeğindeki küskünlerden eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, parti yönetiminin bir oligarşinin elinde olduğunu söyleyerek partiden istifasını açıkladı.

SAVAfi KAB‹NES‹ Başbakan Erdoğan 26 Aralık gecesi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşerek yeni kabineyi açıkladı. Yeni kabinede belediye başkan adayı olan isimlerin yanı sıra Cemaat’e yakın diye bilinen ve yolsuzluk iddialarına konu olan AKP’liler yer bulamadı. Ekonomi Bakanlığı’na getirileceği iddia edilen ancak “kaset” iddiaları ile hedef alınan Numan Kurtulmuş’a da kabinede yer verilmedi. 10 değişikliğin yapıldığı Kabine’de Adalet Bakanlığı’na ve İçişleri Bakanlığı’na operasyonel ve güvenilir iki ismi getiren Erdoğan-Gül ikilisi, diğer bakanlıklara ise düşük profilli ancak “temiz” isimleri taşıdı. Adalet Bakanlığı’na yolsuzluk soruşturmalarını engellemek üzere partinin en sıkı ve militan kadrolarından Bekir Bozdağ getirilirken, İçişleri Bakanlığı’na da göreve gelir gelmez emniyet içinde büyük operasyon sinyali veren eski Diyarbakır Valisi Efkan Ala getirildi.

gelmek istiyorlar” diyen Erdoğan çareyi yolsuzluk iddialarına adı karışanların arkasında durmakta buldu. Bakan istifalarına kadar “Benim bakanlarımı lekeleyenlerin tuzağını bozacağız” diye konuşan Erdoğan evinden kutu kutu para çıkan Halk Bankası müdürü için “Dürüstlüğünden en ufak bir şüphem yok” sözleri ile sahip çıktı. Rüşvet ağının odağındaki Rıza Sarraf’ı ülke ekonomisine katkısı olan, hayırsever iş adamı ilan etti. Kendi iradesi dışındaki beyanlarla istifa eden Bakanlar için ise “onları kapının önüne koyduk” diyerek içeriye mesaj vermeyi ihmal etmedi. Erdoğan, kendi “2023 vizyonu”nu oluşturan ve bizzat kendisinin ihale ve rant dağıtımı sürecini yönettiği 3. havaalanı, 3. Köprü, hızlı tren projelerinin bahsinin soruşturmalarda geçmesi üzerine ihaleyi alan firmalara karşı bu soruşturmanın yürütülmesini “vatana ihanet” olarak tanımladı. Gezi Direnişi’ni unutamayan Erdoğan Gezi olaylarında başaramadılar şimdi de bu komployu kurdular diyerek bu komplonun dev yatırımlardan rahatsız olanlarca yapıldığını söyledi. İddialar karşısında savunma pozisyonuna çekilen Erdoğan her konuşmasında AKP dönemi yatırımları sıralayarak “yolsuzluk içinde olan bu kadar yol yapabilir mi” diye sordu. Erdoğan’ın karşı argüman olarak kullandığı sözlerin komikliği çaresizliğini de gösteriyordu: “Bu yapılan yüksek hızlı trene bunlar tahammül edemiyor. Hala he diyorlar biliyor musunuz, ‘Şıf şıf şıf… Kara trenle gideceğiz.”

‘Rüyadan uyanma vakti’ AKP iktidar› etraf›ndaki birlik esas olarak bir sermaye ittifak› üzerinde yükselmiflti. Bu sermaye ittifak›, ‹slamc› burjuvazinin farkl› renklerini de geleneksel tekelci burjuvaziyi de kaps›yordu. fiimdilerde ise hem geleneksel hem ‹slamc› burjuvazinin AKP’li y›llarda yükselen kesimlerinden kopufl sinyalleri geliyor. Tayyip Erdo¤an’la son y›llarda giderek ›s›nan yak›n iliflkisi nedeniyle “Ferit kardefl” diye an›lan Do¤ufl Grubu patronu Ferit fiahenk, NTV çal›flanlar›na yollad›¤› y›lbafl› tebrik mesaj›nda, AKP’ye angaje çizgiden ayr›l›k sinyalleri verdi. “Baz› y›llar vard›r bir dönemi kapat›p yeni bir döneme geçifle sebebiyet verirler” diyen fiahenk “Ben yap›yorum anlafl›ls›n” devrinin kapand›¤›n› söyledi. “2013 Dünya ve Türkiye için ilginç ama bir o kadar da fark›ndal›k aç›s›ndan yo¤un ve zengin bir seneydi. Ben, ‘O oldu, flu olmasayd›’ hesab›na girmek istemiyorum” diyerek örtülü bir özelefltiri de veren fiahenk, art›k rüyadan uyanma vaktinin geldi¤ini söyledi: “Arkadafllar hayaller gerçek olmak için kurulur. Ancak bunun için de önce rüyadan uyanmak laz›m gelir.” Öte yandan sürpriz bir ç›k›fl da AKP döneminin yükselen müteahhitlerinden Taflyap›’n›n patronu Emrullah Turanl›’dan geldi. Turanl›, yolsuzluk soruflturmas›nda hedef al›nsa da soruflturmay› destekledi¤ini aç›klad› ve “operasyon sonunda güller açacak” diye imal› bir beyanda bulundu.


5

GÜNDEM 31 Aral›k 2013 / 13 Ocak 2014

Halk›n Sesi

Operasyondan tarihe notlar AKP-Cemaat arasındaki gerilim, 17 Aralık operasyonuyla çatışmaya dönüştü. Cemaatin operasyonuyla AKP büyük darbe aldı. Halk düşmanlığı ortaklığıyla iktidar olan bu koalisyon, pisliğini ortaya saçtı. Satırbaşlarıyla gün gün operasyon

MURAT DURAL

17 ARALIK: OPERASYON BAfiLADI İçişleri Bakanı Muammer Güler’in, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın ve Çevre Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğullarının, Ali Ağaoğlu ve birçok inşaat patronunun, Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın ve bakanlara rüşvet vererek İran-Türkiye arasında altın ticareti yürüten Rıza Sarraf’ın bulunduğu 94 kişi gözaltına alındı. Operasyon, içişleri bakanı ve başbakan da dâhil hiçbir AKP’linin haberi olmadan yürütüldü. Soruşturmayı “Ergenekon savcısı” olarak bilinen Başsavcıvekili Zekeriya Öz’ün koordine ettiği öğrenildi. Tayyip Erdoğan Konya’da açılış töreninde yaptığı konuşmada Gülen cemaati kadroları için “çete” tanımını kullandı. Kılıçdaroğlu operasyon için kriz masası oluşturduklarını belirtti. Kriz masası başındaki CHP milletvekili Aykut Erdoğdu, operasyonlar sonucu ekonomik kriz yaşanmaması için AKP’ye destek vermeye hazır olduklarını söyledi. Operasyonda adı geçen bakanlar programlarını iptal etti. Zaman gazetesi yazarı ve Cemaat’in önemli ismi Hüseyin Gülerce, önceki günkü Hakan Şükür’ün istifasının hükümete son uyarı olarak algılanması gerektiğini kaydetti. 18 ARALIK: AYAKKABI KUTUSUNDA M‹LYONLAR Radikal’in haberine göre, üç ayaklı operasyonun ilk ayağında bakanlar ve rüşvet ilişkileri, ikinci ayağında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı merkezli kentsel yağma politikaları, üçüncü ayağında İstanbul’a bağlı Fatih ilçesi sınırlarındaki rant paylaşımının yer aldığı

ortaya çıktı. AKP karşı operasyonuna başladı. Sabah saatlerinde 5, akşam saatlerinde 6 emniyet şube müdürü görevden alındı. Operasyonun yürütücülüğünü üstlenen İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Celal Kara’nın yanına iki savcı atandı. Muammer Güler’in oğlu Barış Güler’in Rıza Sarraf ile para transferi yaparken görüntüleri çıktı. Barış Güler’in evindeki aramaların görüntülerinde de çok sayıda kasa ve yüklü miktarda para ortaya çıktı. Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan'ın evindeki ayakkabı kutuları içerisinde 4,5 milyon dolar bulundu. Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç akşam saatlerinde yaptığı açıklamada “Artık her şey bitti, savaşacağız. Herkes için kötü olacak” ve “Bazılarının bu kadar alçalabileceğini düşünmemiştik” ifadelerini kullandı. Ankara Halkevleri ve Öğrenci Kolektifleri tüm Ankaralıları meclise yürümeye çağırdı. İstanbul Halkevleri de AKP’ye yürüdü. Tayyip Erdoğan’ı eleştiren ve bakanları istifaya çağıran Nazlı Ilıcak, Sabah gazetesinden kovuldu. 19 ARALIK: HÜSEY‹N ÇAPKIN GÖREVDEN ALINDI Sabah saatlerinde İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın görevden alındı. Yerine Aksaray Valisi Selami Altınok getirildi. Operasyona AKP tarafından iki savcı atanmasının ardından savcıların karar verebilmesi için “iki imza şartı” getirildi. Bu, konunun başsavcıya gitmesi için üç savcıdan ikisinin mutabakat sağlamak zorunda olması anlamına geliyordu.

“Ferit kardeş” Erdoğan’ı bırakıyor mu? Son iki yıldır NTV’yi iktidar çizgisine çeken Doğuş grubu patronu Ferit Şahenk, operasyonlar sonrasında ayrılık sinyali verdi. Şahenk’in NTV çalışanlarına yolladığı yılbaşı mesajında “Bazı yıllar vardır bir dönemi kapatıp yeni bir döneme geçişe sebebiyet verirler” ifadeleri yer aldı. Şahenk, mesajında 2014’ün kendisi için bir yenilenme, grubun içindeki tutuk ve tıkanık noktaları açma yılı olduğunu belirtti.

Gülen, Tayyip Erdoğan için “Haddini bilmek önemlidir” açıklaması yaptı. Egemen Bağış’ın başında olduğu AB Bakanlığı’nın ofisine ve Bağış’ın evine teslimat yaptığı görüntüler ortaya çıktı. AKP grubunun önerisiyle meclisin 7 Ocak’a kadar tatile girmesi kararlaştırıldı. Başbakanlık tarafından Tayyip Erdoğan’ın 22-24 Aralık tarihleri arasında Pakistan’da olacağı açıklandı. Cemaatçi Akın İpek’in sahip olduğu Bugün gazetesinden operasyonların cemaate zarar getireceğini söyleyen Ahmet Taşgetiren kovuldu.

“ininize gireceğiz” diye seslendi. Tüm Türkiye’de ayakkabı kutularıyla sokaklara çıkıldı. Çarşı, Recep Tayyip Erdoğan Stadyumu’nu “Neyleyim kutudaki milyon doları” sloganlarıyla inletti. 25 şube ve ilçe emniyet müdürünün görev yeri değişti. Basına emniyete girme yasağı getirildi. 23 ARALIK: ANKARA’DA fiÜPHEL‹ ÖLÜM Gülen, Erdoğan’a cevap verdi: “İnde ayı olur. Seviyesiz.” Taraf’ın haberine göre, Ağaoğlu’nun Bakırköy 46

Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürü de değişti. Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce AKP ile Cemaat arasında devam eden savaşın sona ermesi için ittifak şartlarını açıkladı: “1.)Yolsuzlukların üstü örtülmemeli 2.) Bürokrasi, paralel devlet kuramaz, sivil vesayet kurulamaz. 3.) Bizden, bizden olmayan ayrımı yapılmamalı. Hukukun üstünlüğü esas alınmalı.” 25 ARALIK: ‘BAfiBAKAN DA ‹ST‹FA ETMEL‹’ Rüşvet soruşturmasında adı geçen bakanların Pakistan’dan gelen Erdo-

Kutudan imam hatip çıktı Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın ayakkabı kutusundan çıkan 4 buçuk milyon doları meşrulaştırmak için devreye yine “imam hatip” girdi. Aslan, bu paranın Osmancık’ta İmam Hatip Lisesi yapımı için kullanılacağını iddia etti. Aslan’a Osmancık Belediye Başkanı’ndan taslak proje resimleriyle destek gelirken ertesi gün AKP medyası bu açıklamayı haberleştirdi. Erdoğan da bu iddiayı desteklerken Süleyman Aslan’ın çok dürüst biri olduğunu, saflığının kurbanı olduğunu ekledi. 20 ARALIK: AKP’N‹N OPERASYONU SÜRÜYOR 8 kişi tutuklandı. Bu kişiler arasında Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in kardeşi de bulunuyordu. Görevden alınan emniyet personeli sayısı 100'e yaklaştı. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) Başkan Yardımcısı Faruk Elieyioğlu ile TRT Haber Dairesi Koordinatörü Ahmet Böken ve yardımcısı Ahmet Çavuşoğlu görevden alındı. Forumlar eylemlere başladı. Abbasağa ve Yoğurtçu Parkı forumları İstanbul’da sokağa çıktı. 21-22 ARALIK: BEDDUA VE TEHD‹TLER Bakan çocukları Barış Güler ve Salih Kaan Çağlayan, sermayedar Rıza Sarraf ve Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan da tutuklandı. Toplam tutuklu sayısı 24 oldu. Bayraktar’ın oğlu, Ağaoğlu ve Fatih Belediye Başkanı’nın da aralarında olduğu birçok zanlı serbest kaldı. Adli kolluk yönetmeliğinde değişik yapılarak emniyet ve jandarma görevlilerinin, adli olaylarda amirlerine bilgi verme zorunluluğu getirildi. Gülen “Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın” diye başlayan beddualı konuşmasını yaptı. AKP medyası, Gülen’in “İcabında hâkim kiralayacaksınız” dediği kaseti arşivden çıkardı. Erdoğan, Karadeniz gezisinin Samsun durağında ABD Türkiye Büyükelçisi Ricciardione’ye “gözdağı” verdi. Erdoğan, Ordu’da Cemaat’e

projesine Belediye Meclisi’nden onay çıkmayınca devreye başbakanı soktuğu öğrenildi. Yine Taraf’ın haberine göre, operasyonda gözaltına alınıp serbest bırakılan Yorum İnşaat’ın sahibi Osman Ağca, İstanbul’da 200 metrekarelik tarihî alanı imara açmak için yetkili kurumlara camide rüşvet teslimi yapmıştı Rıza Sarraf’ın kuryesi Ahmet Murat Öziş’in Erdoğan’ın çocuklarının ve yakın çevresinin vakfı TÜRGEV’e para götürürken görüntülendiği ortaya çıktı. İstanbul İstihbarat Şube Müdürü, soruşturmayı deşifre ettiği, şüphelilere sızdırdığı iddiasıyla savcılıkça ifadeye çağrıldı. Emniyet ifadeye izin vermedi. Ankara Emniyet Müdürlüğünde iki müdür yardımcısının görev yeri değiştirildi. Gün içinde Ankara’da bir emniyet amiri aracında ölü bulundu. Ailesi ölümün intihar olmadığını söyledi. Türkiye Barolar Birliği, adli kolluk yönetmeliğinin iptali için Danıştay’a başvurdu. 24 ARALIK: GÜL’DEN ‹LK AÇIKLAMA. Erdoğan, uçakta bir gazetecinin sorularını cevaplarken Gülen’in bedduaları için "Sıkıysa kime ettiğini de söylesin. İsim versin" dedi. Abdullah Gül, yolsuzluk varsa üstünün kapanmayacağını ve herkesin rahat olması gerektiğini söyledi. Ankara Emniyet

ğan’ın yanında gülerek poz verdiği gün İç İşleri Bakanı Muammer Güler ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan bakanlıktan istifa etti. Ardından öğle saatlerinde Erdoğan Bayraktar NTV’de bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğini açıkladı. Bayraktar, her şeyin başbakanın talimatıyla yapıldığını ve başbakanın da istifa etmesi gerektiğini söylerken NTV açıklamayı sansürledi. Tayyip Erdoğan’ın AKP il başkanlar toplantısında konuştuğu dakikalarda yeni bir operasyon için düğmeye basıldı. TMK Savcısı Muammer Akkaş’ın yürüttüğü yolsuzluk soruşturmasında 42 kişilik gözaltı listesi olduğu ve Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan için bir ifade davetiyesi olduğu belirlendi. Polisler gözaltı emrine uymadı. Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin de akşam saatlerinde istifasını açıklarken “bürokratik ve politik dar bir oligarşik kadro”dan bahsederek AKP’yi eleştirdi. Gece saatlerinde Abdullah Gül-Tayyip Erdoğan görüşmesi sonucunda 10 kişilik yeni kabine açıklandı. Kabine, öncesinde Yeni Şafak’a sızdırılan listeden Efkan Ala hariç tamamen farklıydı. Listeler arasındaki bu uyumsuzluk, Gül’ün Erdoğan’ın listesine müdahale etmesi şeklinde yorumlandı. Taksim Dayanışması’nın toplantısından “27 Aralık’ta Taksim” çağrısı çıktı. 26 ARALIK: B‹LAL NEREDE?

Yürütülemeyen operasyonun savcısı Muammer Akkaş'ın elinden soruşturma dosyasının alındığı açıklandı. HSYK adli kolluk yönetmeliğinin anayasaya aykırı olduğunu açıkladı. Nerede olduğu bilinmeyen Bilal Erdoğan’ın ifadeye çağrılması engellendi. Gece saatlerinde AKP Milletvekilleri Ertuğrul Günay, Erdal Kalkan, Haluk Özdalga disipline sevk edildi. Erdal Kalkan Twitter üzerinden ayrılık mesajı yazarak istifasını ilk açıklayan milletvekili oldu. 27 ARALIK: ‘BU B‹R REJ‹M KR‹Z‹D‹R’ Sabah gazetesi Cemaat’in polis imamı olduğu bilinen Osman Hilmi Özdil’i deşifre etti. Haluk Özdalga ve Ertuğrul Günay Meclis’te düzenledikleri basın toplantısıyla AKP’den istifa etti. Özdalga “Bu bir rejim krizidir”, Günay “Başbakanın savunma yapmasını anlamıyorum” açıklamalarında bulundu. Borsa son 17 ayın en düşük seviyesine geldi. Dolar 2.20, Euro 3 liraya yaklaştı. İkinci operasyon başka savcılara devredildi. Danıştay 10. Dairesi, Adli Kolluk Yönetmeliği’nin yürütmesini durdurdu. İkinci dalga operasyonda polis harekete geçmeyince jandarmaya talimat verildiği, jandarmanın da emre uymadığı ortaya çıktı. TSK “Türk Silahlı Kuvvetleri, hiçbir şekilde siyasi tartışmaların içerisinde yer almak istememektedir” şeklinde bir açıklama yaptı. Erdoğan, Sakarya mitingi dönüşünde kendisini karşılayanlara “Dershaneleri boykot edin” çağrısı yaptı. İkinci soruşturma dalgası çerçevesinde 7 sermayedarın mallarına tedbir konma kararı verildi. O isimlerden Orhan Cemal Kalyoncu ve Ömer Faruk Kalyoncu yakın dönemde

Sabah ve ATV'yi satın almıştı. Kalyon İnşaat, Taksim Yayalaştırma Projesi’nin de sahibiydi. Hırsızlık ve rüşvete karşı Taksim ve Ankara’da sokağa çıkanlara polis saldırdı. 28 ARALIK: ‘ERGENEKON VE BALYOZ TAKT‹⁄‹’ İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü görevden alındı. Cumhuriyet’in haberine göre, Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evinden çıkan ayakkabı kutuları için sahte makbuz düzenlendi. Genelkurmay Başkanı Özel, bakan çocuklarının evine para sayma makinesi getirenlerin, Ergenekon ve Balyoz'da da aynı taktiği kullandığını s��yledi. 29 ARALIK: ‘GEL HOCAM’ Hüseyin Gülerce, Türkiye gazetesine verdiği röportajda “Bu iş tehlikeli bir yere gidiyor”, “Bu gemi batarsa hepimiz boğuluruz” açıklamaları yaptı. İngiltere'de yayımlanan Sunday Telegraph gazetesinde “çevik kuvvet cuma günü sokaklarda ‘Hırsız var’ diye bağıran protestocularla karşı karşıya gelirken Erdoğan'ın tedirgin olduğuna şüphe yok" ifadesi yer aldı. Erdoğan, Manisa’daki konuşmasında ikinci operasyonun yürütücüsü Savcı Muammer Akkaş'a seslenerek "Seninle daha işimiz bitmedi" dedi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, fitneyi önlemede Fethullah Gülen’e görevler düştüğünü belirterek "Hocam artık Türkiye’ye dönün lütfen" dedi. Şahin aynı konuşmasında, Yargıtay’da bir yargıcın bir holding patronuyla ilgili ceza dosyası hakkında nasıl karar vermesi gerektiğini Pensilvanya’ya (Gülen’e) sorduğunu açıkladı.

‘Birliklerini bozsun’ Gülen’in bedduası sosyal medyada yaratıcı mizaha malzeme yapılırken AKP ve cemaat medyasında caizlik tartışması yarattı. Cemaat yanlısı medya Diyanet’in Alo Fetva hattını arayanlara verdiği “Zulme uğrayanların bedduası caizdir” cevabını, AKP medyası ise Diyanet’in “Beddua dinimizde kötü görülen bir davranıştır” açıklamasını öne çıkardı.


6

GÜNDEM 31 Aral›k 2013 / 13 Ocak 2014

Halk›n Sesi

BER A BER Y ÜRÜDÜNÜZ, BER A BER SÖMÜRDÜNÜZ, BER A BER ÖLDÜRDÜNÜZ

Halka hesap vereceksiniz! ÖZGE OZAN

AKP’yle Cemaat aras›ndaki gerilimler, “yolsuzluk ve rüflvet” operasyonuyla (17 Aral›k) aç›k-fliddetli iktidar çat›flmas›na dönüfltü. “Erdo¤an iktidar›n›” hedefleyen soruflturmalarda ortaya saç›lanlar, flimdilik, pisli¤in yaln›zca “görünmesine izin verilen” k›sm›n› oluflturuyor. Ortaya saç›lanlardan elbette düzeni “halk yarar›na” deflifre eden ve sarsan sonuçlar beklene-

mez. ‹ktidar güçlerinin kendi kontrollerinde yürütmeye çal›flt›klar› bu çat›flmadan, kendili¤inden halk›n demokrasi, özgürlük, adalet beklentilerini karfl›layan sonuçlar ç›kmayaca¤› kesin. Her fleyden önce, 11 y›ll›k iktidar döneminde neoliberal programa ve ‹slamc› gericili¤e dayal› talan ve ya¤ma düzeninin inflas›nda (ABD’nin deste¤iyle) AKP ve Cemaat birlikte kurucu aktörler oldular. Emek düfl-

Beraber yürüdünüz AKP’nin iktidara geliflinde ve iktidar›n› sürdürüflünde Gülen cemaatinin aç›k deste¤ini ald›. AKP’yi kuran Nakfli-Milli Görüfl kökenli kadrolarla, “Cebrail parti kursa peflinden gitmem” diyen Nurcu Gülen Cemaati gerici bir iktidar bloku oluflturdular. ABD güdümünde uluslararas› bir a¤ kuran Cemaat, “Il›ml› ‹slam” projesi çerçevesinde tekelci sermaye ve ABD emperyalizminin deste¤ini alan AKP ile birlikte hareket etti. Rakiplerini etkisizlefltirerek tüm parti, tarikat ve cemaat yap›lar›yla geleneksel sa¤› AKP çat›s› alt›nda saflaflt›rd›lar. Neoliberal yenisömürge rejiminin kurucu güç merkezini oluflturdular. Gülen Cemaat’i, Ergenekon davalar›yla TSK merkezli iktidar güçlerinin tasfiye edilmesinde etkili oldu¤u gibi, devlet içindeki belirleyici mevzileri de yerleflti. Askerlerin tasfiyesinin politik sorumlulu¤unu do¤rudan üstlenen Erdo¤an, Cemaat’e kol kanat gerdi.

‘Mezardakiler bile kalksın!’ "De¤il sadece kad›n› erke¤iyle, çolu¤u çocu¤uyla ve dünyan›n dört bir yan›na da¤›lm›fl›yla hayatta olan insanlar›, imkan olsa mezardakileri bile kald›rarak o referandumda 'evet' oyu kulland›rmak laz›m. Mezardakiler bile kalks›n…" Fethullah Gülen 12 Eylül Referandumu'ndan birkaç hafta önce, bugünlerde beddua videolar›n› yay›mlad›¤› internet sitesinde ilk defa sand›¤a bu kadar aç›k bir ça¤r› yapt›. "Milletin istikbali için önemli faydalar"dan söz ederken asl›nda devlet içinde kazanaca¤› mevzileri kast etmiflti. Cemaat kadrolar› 2010 yaz›nda hummal› bir çal›flmaya giriflti. Gazetelerinden televizyonlar›na, yazarlar›ndan sanatç›lar›na, sendikalar›ndan sivil toplum kurulufllar›na, bürokrasiden evlere kadar tüm kadrolar› "evet" için seferber oldu. Valisi, kaymakam› "Evet yoksa hizmet de yok" tehditleri savurdu. Polis teflkilat› devreye sokuldu. "Hay›r" ça¤r›s› yapanlar sald›r›ya u¤rad›, iflkenceden geçirildi. Sand›k sand›k dolafl›p oy kullanan polisler de görüldü, evet oyu için para da¤›tanlar› da...

Beraber kirlendiniz AKP iktidar› boyunca iktidar ve cemaat taraf›ndan “ortak düflmanlara” karfl› operasyonel olarak kullan›lan kasetler, soruflturmalar›n bas›na s›zd›r›lmas›, polisin haz›rlay›p yay›mlatt›¤› haberler, dinleme ve izleme, gizli dosyalarla flantaj ve tehdit yöntemlerini taraflar birbirine karfl› kullanmaya bafllad›. AKP de Cemaat de kontrgerilla (“asimetrik savafl”) yöntemlerini siyaseti flekillendirmek ve iktidar› süreklilefltirmek için kulland›lar. Seçim meydanlar›nda “Baykal kasetini” propaganda malzemesi yapan Erdo¤an, bugün Cemaat’in kaset iddialar›na karfl›, “En sert cevab› vermezsek bu komplolar›n benzerleri yap›lacakt›r” diyerek sald›r›lar› savuflturmaya çal›fl›yor. Yine 2011 seçimlerinde iktidar›n MHP’yi etkisizlefltirme hamlesi 10 üst düzey MHP yöneticisinin kasetleri üzerine kurulmufltu. Ergenekon, Balyoz, KCK, Devrimci Karargah, Odatv davalar›nda sahte delil üretimi, delil yerlefltirme, kiflilerin yaflamlar›na iliflkin bilgi ve görüflmelerin deflifre edilmesi ya da san›klar›n lehine delillerin karart›lmas› taktikleri kullan›ld›. Gizli tan›k ifadelerine, polis fezlekelerine yaslanan iddianameler haz›rland›. M‹T-PKK Oslo görüflmelerinin ses band›n›n s›zd›r›lmas› bu tip operasyonlar›n iktidar kavgas›nda kullan›lmas›n›n örneklerinden biriydi.

manl›¤›nda, kad›n düflmanl›¤›nda, Kürt düflmanl›¤›nda, sol düflmanl›¤›nda birlefltiler. Katliamlara birlikte imza att›lar. ‹kisi de emperyalizm iflbirlikçisi, gerici, floven ve cinsiyetçiydi. Halka bask›y› temel alan bir iktidar yap›s›n› ortaklafla oluflturdular. Yarg›y›, polisi, kirli kontrgerilla taktiklerini halk muhalefetini bast›rmak için kulland›lar. Halk›n ortak zenginliklerinin sermayeye aktar›lmas›, kamusal hizmetlerin

piyasalaflt›r›lmas›, kentlerin-do¤an›n talan› ve emek sömürüsüne dayal› birikim rejiminde tekelci sermayenin ç›karlar›n› temsil ettikleri gibi iliflkili olduklar› sermaye gruplar›n› beslediler, büyüttüler, onlarla birlikte büyüdüler. AKP iktidar›na halk deste¤inin sa¤lanmas› için sadakadilencilefltirme a¤lar›n› birlikte kurdular, cemaat iliflkilerini bu yönde seferber ettiler.

Beraber sömürdünüz beraber büyüdünüz E

rdoğan, Cemaat’le dershaneler üzerinden tırmanan gerilim sırasında “Bizden ne istediler de vermedik?” diyor, Yeni Şafak yazarı Abdülkadir Selvi ise “Erdoğan, Cemaat’i bitirdi mi büyüttü mü?” başlıklı yazısında sorusuna kendisi cevap veriyordu: Cemaat en az 15 kat büyüdü.

YARGI, ‹Ç‹fiLER‹ CEMAAT’E, MAL‹YE, M‹T, DIfi‹fiLER‹ AKP’YE AKP-Cemaat birlikteliği iktidar olanaklarının paylaşımı etrafında şekillendi. Devlet aygıtının neoliberal rejimin gereklerine göre dönüşümü sürekli bir iktidar mücadelesi temelinde ilerledi. Dershaneler ve okul ağları ile uzun yıllar boyunca kadro yetiştirmeye yatırım yapan Gülen, nitelikli kadro bakımından AKP’den avantajlıydı, bu avantajını iyi kullandı. Yıllarca kamu yönetimi ve polis okullarında örgütlenen Cemaat, AKP’nin iktidara gelmesiyle yargı, içişleri ve polisteki varlığını pekiştirdi. İstihbarat ile kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele şubelerine özel yığınak yaptı. Özellikle Referandum döneminde yüksek yargının yeniden şekillendirilmesi ile dönüşüm büyük ölçüde tamamlandı. Ergenekon-KCK operasyonları bu dönüşümü ve ittifakı kurumlaştırdı. AKP iktidarı döneminde polisin giderek rejimin kurucu aygıtına dönüşmesi, bu aygıtın kontrolü sorununun çatışma

konusu haline getirdi. Örneğin Beşir Atalay’ın İçişleri Bakanlığı döneminde Cemaat’in önünün kesilmeye çalışılması, bakanı Cemaat’in hedefi haline getirdi. Bakan Deniz Feneri yolsuzluk operasyonunda bilgi sızdırmakla suçlandı. Yine bölgede Kürt hareketini kendi gelişimine engel gören Cemaat, Erdoğan-PKK görüşmelerinden sorumlu tuttuğun MİT başkanı Hakan Fidan’ı da hedef tahtasına koydu. ‹TT‹FAKIN KARAPROPAGANDA AYGITI MEDYA AKP döneminde el koyma kararları ile medya gruplarının el değiştirmesi, işten attırmalarla gazeteciler ara-

sında yapılan “temizlikler”, polisiye operasyonlarla ilerleyen tasfiyelerle medya rejimin en temel vurucu güçlerinden biri haline getirildi. Şimdi ise ittifak güçlerinin çıkar çatışması karapropaganda aygıtı medyada da kendini gösteriyor. Oysa daha düne kadar iktidar, İslamcı sermayenin medya alanında önünü açarken, cemaatçi kadrolar da halk üzerinde piyasacı, gerici hegemonyanın tesisinde önemli rol oynamıştı. Doğrudan AKP hizmetindeki Star, Sabah, Yeni Şafak yanında Zaman, Bugün gibi cemaate bağlı gazeteler dışında diğer medya gruplarına “sızılmıştı”, Radikal Eyüp Can örneğinde olduğu gibi Cemaat referanslı genel yayın yönetmenleri türemişti. Yargı, polis ve istihbaratla kirli ilişkiler sürdürülmüştü. Bugün AKP aleyhine yayınlar yapan Taraf gazetesi, ittifakın medyadaki operasyon merkezi haline gelmişti. SERMAYEY‹ BESLED‹LER, BESLENEREK GÜÇLEND‹LER Başta Erdoğan olmak üzere

AKP’nin kurucu kadroları, RP’den beri, kentsel rantı sermayenin hizmetine sunma ve kendi sermaye gruplarını yaratma konusunda ciddi deneyim kazanmışlardı. Bunun için belediyeler etkin kullanılmıştı. AKP iktidarında ise AKP-Cemaat ittifakı, İslamcı sermaye gruplarının siyasi temsilciliğini de yaptı. Sendikasız, güvencesiz işçi çalıştırarak emek sömürüsüyle ihracatta avantaj sağladılar. KOBİ’leri teşvik ettiler. TOKİ projeleri ve belediyekamu ihaleleriyle kendilerine yakın grupları, taşeronları desteklediler. Doğayı katleden madencilik ve HES şirketlerini önünü açtılar. Elbette en büyük payı da tekelci sermaye verme mecburiyetinden de kurtulamadılar. Diğer yandan ise kendi sermaye gruplarını da büyüttüler. AKP döneminde Çalık, Albayrak, Ülker gibi gruplar hızla büyürken, Cemaat sermayesi de atılım yaptı. Gülen cemaatine dahil sermayedarlar 2005 yılında TUSKON’u kurdu. TUSKON, MÜSİAD’la birlikte Erdoğan ve Gül’ün dış gezilerinin baş konuğu idi. Erdoğan’ın 17 Aralık operasyonundan sonra Karadeniz gezisinde hedef aldığı cemaate yakın Koza grubu da bu gruplardan biriydi. Erdoğan’ın “Bunların maden ruhsatları alınınca bas bas bağırıyorlar, altın ağalığı yaparken iyiydi” dediği Koza’nın 2003’deki piyasa değeri 20 milyon dolarken 2010’da 500 milyon dolara çıktı. AKP iktidarı döneminde devlet olanaklarını da kullanarak hızla yayılan Gülen okulları, birçok kirli istihbarat oyunlarının yanında sermayenin uluslararası ticari ilişki ağlarını da oluşturdu. Son günlerde Zaman ve Bugün gazetelerinin alımını durduran THY, bu sermaye grupları için AKP ve Cemaat’in “iyi günlerinde” zararına seferler koymuştu. Gülen’in kontrolündeki Bank Asya’nın belirleyici olduğu katılım bankalarının toplam aktifleri 2005’den beri yıllık ortalama yüzde 32 oranında artarak 70 milyar TL’ye ulaştı.

Beraber öldürdünüz: Gezi, Roboski, Hrant Bugün karşılıklı yargı bağımsızlığını, demokratik siyaset savunuculuğu üstlenen Gülen ve Erdoğan yıllarca halkı baskılama siyasetine katliamlara, suikastlara birlikte imza attı

G

ezi direnişinde 6 direnişçinin katledilmesinin ve binlerce insanın yaralanmasının sorumlusu emri vereniyle, uygulayanıyla AKP ve Cemaat ittifakı idi. Bugün Gezi direnişçilerini reklam kampanyalarında kullanan Zaman gazetesi direniş sırasında “Çevre duyarlılığı yakıp yıkmaya dönüştü” manşeti ile çıkıyor, “marjinal sol örgütler” liselileri öne sürüyor haberleri yapıyordu.

ROBOSK‹’DE SUÇ ORTA⁄IYDILAR 28 Aralık 2011’de Roboski’de çoğu çocuk 34 köylü bombalarla

öldürüldü. Erdoğan Genelkurmay’a teşekkür etti. Aileleri “para” ile susturmaya çalıştı. Soruşturmanın sağlıklı biçimde yürümesine izin vermedi. Sorumluluğu olanlar hesap vermedi. Cemaat’in etkili olduğu yargı, suçun örtülmesinde önemli rol oynadı. Katliam emrini verenler ve uygulayanlar değil katliamın hesabını soran Roboskili aileler yargılandı. Gülen Roboski katliamından iki ay önce Kürt hareketine karşı beddua çağrısı yapıyordu “Allahım… onların da altlarını üstlerine getir, birliklerini boz, evlerine ateş sal, köklerini kurut ve işlerini bitir.” (Her-

kül.Org 24.10.2011) Roboski katliamının ardından 30 Aralık tarihli Zaman gazetesi ise ‘PKK elebaşlarının toparlandığı yönünde yanıltıcı bilgi sonucu’ bombalamanın olduğunu yazmış ve ‘Ölümcül istihbarat’ manşetini atmıştı. Kürt düşmanlığında birinciliği Erdoğan’a bırakmayan Gülen, Erdoğan’la birlikte emniyetteki ve yargıdaki kadrolarıyla Kürtlere karşı on bine yakın insanı hapishanelere yollayan KCK operasyonlarını yürüttü. HRANT’I ÖLDÜRDÜLER, KAT‹LLER‹ KORUDULAR Hrant Dink 19 Ocak 2007’de

AKP-Cemaat’in dahil olduğu bir kontrgerilla suikastı ile öldürüldü. Son yolsuzluk operasyonunda istifa etmek zorunda kalan İçişleri Bakanı Muammer Güler’in suikast sırasında İstanbul valisiydi. İstanbul MİT, emniyet istihbarat, Trabzon jandarma ve bizzat Muammer Güler suikast konusunda defalarca bilgilendirilmişti. Gereğini yapılması bir yana bunlar Hrant Dink’e gözdağı vermeyi tercih ettiler. Yargılama yıllar sürdü, katiller korundu, işbirlikçileri ve azmettiricileri gizlendi. Şüpheli polisler terfi etti. Polis muhbiri

Erhan Tuncel, “Dink cinayeti Ramazan Akyürek çetesi ve Trabzon jandarmasının yaptığı bir operasyondur” diyerek kendisini muhbirleştiren dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Cemaatçi Akyürek’i ele verdi. Ne var ki yolsuzluk operasyonu sonrası Teftiş Kurulu Başkanlığı’ndan alınan Akyürek’in gidişi Hrant Dink cinayetinden değil, Cemaat-AKP kapışmasından oldu. Ayrıca bugün AKP’ye yönelik yolsuzluk soruşturmalarında önü kesilen Muammer Akkaş, bir karartma davası olan Hrant davasının da savcısıydı.


7

DÜNYA 31 Aral›k 2013 / 13 Ocak 2014

Halk›n Sesi

İşbirlikçinin miadı dolunca VEC‹H CUZDAN

AKP’nin önünün kesilmesi için beddua eden Fethullah Gülen’in meşhur bir sözü var: “Amerika ile iyi geçinmezseniz işinizi bozarlar.” Şu aralar ABD ile iyi geçinmekte zorlanan AKP’ye yönelik “Cemaat” operasyonunun uluslararası bir boyutunun olduğu sır değil. Ortadoğu’yu emperyalist sistemle yeniden bütünleştirme yolunda uzun süre işlevli bir araç olarak kullanılan AKP, ABD açısından artık tahammül sınırlarını zorluyor. Çünkü bir dönem işe yarayan Sünni mezhepçi, savaş heveslisi, El Kaide bağlantılı ve şekli bağımsızlık iddiasındaki iktidar, şimdi işe yaramadığı gibi sorunun kendisine dönüşmüş durumda

İ

ktidarı boyunca dört farklı Dışişleri Bakanı ile çalışan AKP, 2009’da Ahmet Davutoğlu’nun bu makama gelmesiyle daha aktif ve iddialı bir çizgi izlemeye başladı. Davutoğlu’yla özdeşleşen dış politika çizgisi, ABD emperyalizminin kriz yaşadığı

alanlarda Türkiye’nin “stratejik derinliğini” yani tarihi, kültürel ve coğrafi bağlarını kullanıp “çözüm için ben varım ataklığında” davranarak inisiyatif alması üzerine kuruluydu. ABD tarafından doğrudan görevlendirilmeyi beklemeden emperyalist çıkarlar doğrultusunda durumdan vazife çıkaran bu işbirlikçi çizgi sol muhalefet tarafından da “aktif taşeronluk” olarak tanımlanmıştı. Ortadoğu bir yandan ABDİsrail karşıtı ulusal direnişlerle bir yandan da 2011 itibariyle yerleşik iktidarları yerinden eden halk ayaklanmalarıyla çalkalanırken, Irak ve Afganistan’da aldığı darbelerin ardından yeni askeri maceralara girişmek istemeyen ABD’nin bölgeye müdahale ihtiyacı ile, AKP’nin “aktif taşeron” çizgisi arasında bir çakışma yaşandı. ABD’nin ihtiyacı, “Şii ekseni” diye bilinen ABD-İsrail karşıtı direniş ekseninin zayıflatılması, değişim sürecinin Ortadoğu’nun emperyalist sistemle yeniden bütünleştirilmesi çerçevesinde gerçekleşmesiy-

di. NATO üyesi Türkiye’nin neoliberal, Sünni mezhepçi, cihatçı bağlantılı ve savaş heveslisi iktidarı olarak AKP hükümetinin alacağı inisiyatif ABD’nin ihtiyacını da karşılayabilirdi. Körfez monarşileri de benzer bir işlev görebilirdi. Tunus ve Mısır’da halk ayaklanmalarının ardından iktidara gelen İslamcılara rota tayin edilmesi, Bahreyn’de ABD işbirlikçisi kralın halk isyanından korunması ve ABD-İsrail karşıtı direniş ekseninin zayıf halkası Suriye’de güdümlü bir iç savaş başlatılması noktasında AKP, Katar ve Suudi Arabistan ile birlikte inisiyatif aldı. AKP, Mısır ve Tunus’ta Müslüman Kardeşler iktidarlarını, Suriye’de de Beşar Esad rejimine karşı savaşan cihatçıları ve iktidar alternatifi olma iddiasındaki muhalefeti destekledi. Ne var ki Müslüman Kardeşler iktidarları sistem karşıtı toplumsal enerjiyi sisteme eklemleyecek istikrarlı bir yönetim oluşturamadığı gibi daha büyük halk hareketlerini tetikledi. Suriye’de de AKP’nin Katar’la birlikte desteklediği “muhalefet” gerçek bir iktidar alternatifi haline gelemezken, Beşar Esad’ı koltuğundan etmeyi başaramayan El Kaide bağlantılı cihatçıların etkinliği arttı. Hem ABD-İsrail karşıtı “Şii” direniş ekseni ve onu destekleyen Rusya bölgede etkinliğini artırıyor hem de cihatçılar başta Irak olmak üzere Ortadoğu’nun geri kalanında da mezhep savaşını körüklüyor, ABD çıkarlarını tehdit eden bir çatışma ortamı yaratıyordu. Obama’nın Erdoğan’la telefonla görüşürken elde beyzbol sopası tuttuğunu gösteren fotoğraf bu koşullarda, 2012 yazında yayımlandı. Bu, AKP’ye açık bir ihtardı. ABD zorunlu olarak strateji

değiştirerek bölgedeki çıkarlarını koruyabilmek için “Şii ekseni”ni diplomasiyle kontrol altına almaya, Müslüman Kardeşler’e tanıdığı krediyi kapatmaya ve artık yüksek bir tehdit haline gelen El Kaide’yi engellemeye yöneldi. Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarına karşı yapılan darbeye destek, İran’la uzlaşma, Suriye’de siyasi çözüm, El Kaide’ye karşı savaşında Irak’a askeri destek derken ABD’nin değişen tercihlerine AKP’nin uyum sağlaması kendi özünü inkar etmesi derecesinde imkansızlaştı. Erdoğan Mayıs 2013’teki ABD ziyaretinde Obama’dan bu zorlu ev ödevlerini aldıysa da gereğini yerine getiremedi. Mezhepçi, saldırgan, Müslüman Kardeşler ve El Kaide müttefiki siyasi çizginin tasfiyesi gerekiyordu ve bu tasfiye operasyonunda “Amerika ile iyi geçinmek gerektiğini” bilenlerin inisiyatif alması şaşırtıcı olmayacaktı. AKP kendi kendini tasfiye etme derecesinde zorlu olan bu politika değişikliğini gerçekleştiremediği gibi, maruz kaldığı zorlama karşısında bir NATO üyesi olarak Çin’den füze sistemi alma girişimi ya da Rusya’dan Şangay İşbirliği Örgütü’ne kabul edilme talebi gibi kimsenin ciddiye almadığı karşı blöflere girişti. Bu, AKP’nin köklü bir dış politika hamlesi yapmasının değil, ABD’nin beklentileri karşısında çaresizce çırpınmasının ifadesiydi. Bu koşullarda, ABD’nin daha önce ihtar niyetine dillendirdiği AKP’yi zayıflatma operasyonlarına yol verildi. El Kaide’nin Türkiye faaliyetlerini ve AKP’yi zayıflatacak yolsuzluk dosyalarını açığa çıkaran polis operasyonları, AKP’nin inisiyatifi dışında, Cemaat’in görünür rolü ve CIA’in örtülü istihbarat desteği ile başladı.

Seninle çalışmak güzeldi AKP ilk olarak 1990’ların başında Turgut Özal döneminde gündeme gelen Yeni Osmanlıcılık kavramı AKP’yle birlikte daha belirleyici bir politikaya dönüştü. AKP, Osmanlı İmparatorluğu’nun eski nüfuz alanında yeniden etkin olmak ve bunu da ABD işbirlikçisi Sünni mezhepçi bir çizgiyle yerine getirmek için çabaladı.

A

KP, iktidara ilk geldiği günden itibaren farklı biçimlerde dış politika tercihleri geliştirse de ABD emperyalizminin genel çıkarları ile uyum içinde oldu. Bu aynı zamanda AKP ve Cemaat’in buluşma noktalarının başında geliyordu. İkilinin ayrıştığı noktalar, AKP’nin ABD’nin beklentileri ile ters düşme olasılığının belirdiği, örneğin İsrail ile kriz yaratan çıkışların gerçekleştiği anlardı. Cemaat bu durumda AKP’yi gereksiz maceracılıkla suçluyor, ABD ise Ortadoğu’nun geri kalanında sempati yaratan bu tarz şovlara, AKP’yi işlevsel bir işbirlikçi yaptığı için göz yumuyordu. Ortadoğu’nun emperyalizmle yeniden bütünleştirilmesinde AKP hem askeri hem de ekonomik olarak taşeronluk yaptı. AKP Irak’tan Lübnan’a, Afganistan’dan Somali’ye askeri operasyonlarda NATO ve ABD istekleri doğrultusunda rol aldı. Afganistan’da NATO işgaline sürekli asker desteği, Irak işgali için lojistik destek, Lübnan’a “barış gücü”, Somali kıyılarındaki askeri operasyonlara donanma desteği sundu. Libya’daki NATO saldırısına donanma ve eğitim amaçlı özel harekat personeli ile katıldı. AKP, bölgenin neoliberal dönüşümünde de uluslararası sermayenin projelerine eklemlenen Türkiyeli şirketlere özel teşvikler sağladı. Cemaat’e yakın şirketlerin oluşturduğu TUSKON, bölgedeki yatırımları teşvik edilen sermaye gruplarının başında geliyordu. IRAK’IN ‹fiGAL‹ VE AKP ABD, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında “terörle savaş” konseptiyle 21. yüzyıla sert saldırılarla başladı. Bu saldırıların ilk ayağı Afganistan, ardından da Saddam rejiminin egemenliğindeki Irak’taydı. AKP Kasım 2002 sonunda iktidara gelir gelmez kendini patlamanın eşiğindeki bir savaşla yüz yüze buldu. Ancak AKP, ABD’nin Irak işgâli projesine entegre olma konusunda hiç zorluk çekmedi. AKP, ABD emperyalizmi

ABD emperyalizminin genel çıkarları ile uyum içinde ilerlemek, AKP ve Cemaat’in buluşma noktalarının başında geliyordu için 2003 yılında meclise üç tezkere sundu. ABD askerlerinin Türkiye toprakları üzerinden Irak’a geçişini öngören 1 Mart tarihli ikinci tezkere tasarısı salt çoğunluk sağlanamadığı için Meclis’ten geçemedi. Savaş karşıtı toplumsal muhalefetin bu kararda önemli etkisi olmuştu. Ancak 6 Şubat ve 20 Mart 2003’te, Türkiye liman ve havaalanlarının ABD asker ve teçhizatını alabilecek biçimde modernize edilmesine izin veren birinci tezkere ile TSK’nin Irak’a gönderilmesine ve yabancı hava kuvvetlerinin Türk hava sahasını kullan-

Petrol hayalinde boğulmak

P

masına altı ay süreyle izin veren üçüncü tezkere Meclis’ten geçti. Üçüncü tezkereyle aynı gün, Irak’a ABD saldırısı başladı. AKP dış politikasındaki taşları Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı görevine getirilmesiyle yerine oturtmaya çalıştı. Altı temel prensip üzerinde duran Davutoğlu; güvenlik ile özgürlük arasında bir denge, komşularla sıfır sorun, çok boyutlu bir dış politika, proaktif bir bölgesel dış politika, yeni bir diplomatik tarz ve uyumlu diplomasi gibi kavramları öne çıkardı. Ayrıca

etrol rüyasından uyanma zamanı. ABD’nin ve Irak’ın itirazına rağmen Kuzey Irak petrolünden gizlice nasiplenebileceğini sanan AKP, gerçeklerle yüzleşiyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile gizlice yaptığı petrol anlaşmaları ifşa edilen AKP’nin, KBY’nin petrol paralarını Halk Bankası’nda tutma planı da suya düştü. Yolsuzluk operasyonunun ardından Bağdat yönetimi ve KBY petrol ticareti konusunda uzlaştı. Ondan sonra da KBY’nin petrol gelirlerinin Halk Bankası yerine Ame-

rika'daki bir bankaya yatırılması noktasında uzlaşmaya varıldığı açıklandı. 27 Aralık’ta KBY Başbakanı Neçirvan Barzani ile Irak Başbakanı Nuri el-Maliki arasında petrol sevkiyatı konusunda anlaşma sağlandı. Petrol parasının Türk bankalarında değil de ABD bankalarında tutulacağı bilgisi de 3 gün sonra geldi. AKP, henüz net bir durum olmadığını ve gelişmelerin yolsuzluk operasyonuyla ilgisi olmadığını iddia etse de petrol rüyasının ABD tarafından sonlandırıldığı ortada.

‘ARAP BAHARI’ VE AKP 2010’dan itibaren Arap ülkelerinde büyük çaplı halk ayaklanmaları ve iç çatışmalar gündeme geldi. Tunus, Mısır ve Bahreyn’de toplumsal tabanın ilerici güçlerinin de dahil olduğu geniş çaplı halk ayaklanmaları yaşanırken, Libya’da emperyalizmin güdümünde bir iç savaş örgütlendi. Körfez monarşileri ise emperyalizmin çıkarları doğrultusunda korunarak mevcut rejimlere destek olundu. Halk ayaklanmaları zor kullanılarak sindirildi. AKP hükümeti özellikle Tunus, Mısır, Cezayir ve Suriye’ye ‘model ülke’ olma adına buralardaki siyasal İslamcı unsurlar ile ilişkilerini sıklaştırdı ve Tunus’ta El Nahda’ya, Mısır’da Müslüman Kardeşler’e ABD ile uyumlu bir İslamcı iktidar olmaları için yön göstermeye çalıştı. Erdoğan’ın bütün çelişkili açıklamalarına karşın Libya’ya yönelik NATO operasyonuna asker gönderildi. SUR‹YE VE AKP Suriye’de Mart 2011 itibariyle, Libya’daki gibi iç savaşın Esad rejimini yıkması ve işbirlikçi unsurlardan bir geçiş hükümeti oluşturulması öngörüldü. Silahlı Suriye muhalefeti ABD’nin beklentileri doğrultusunda Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerince imal edildi. Ne var ki plan başarısız oldu ve bu başarısızlık AKP’ye pahalıya patladı. Artık işe yaramadığı noktada ABD’yi de karşısında bularak işbirlikçiliğin bedelini ağır bir şekilde ödeyen AKP, bu maceraya ABD’nin çıkar ve beklentileri doğrultusunda atılmıştı.

El Kaide kaideyi bozar! S

uriye’de Türkiye, Katar ve S.Arabistan’ın mobilize ettiği cihatçı gruplar diğer grupları egale ederek etkinliklerini artırdı. ‘Ilımlı’ grupları desteklediğini savunan AKP ise kabul etmese de El Kaide’nin önünü açtı. Bugün çok sayıda militanı sınırlarımız dahilinde olan El Kaide Türkiye için önemli tehdit teşkil ediyor. Ülke tarihinin en kanlı eylemleri olan Reyhanlı, Gaziantep ve Cilvegözü saldırıları bu gruplarla anılıyor. AKP’nin uzun süre yok saydığı bu tehdit, bugün artık Türkiye’de düzenlenen El Kaide operasyonları ile müspet. Ayrıca bu operasyonların AKP inisiyatifi dışında gerçekleştiği yönünde ciddi göstergeler var. 7 Kasım’da “uyuşturucu ihbarı” sonucu Adana’da yakalanan bir TIR’da Konya ve Adana’da üretilip, Hatay üzerinden Suriye’ye çıkartılmaya çalışılan 933 roket başlığı ele geçirildi. TIR şoförü daha önce de çok sayıda nakliyat yaptığını ve jandarma korumasındaki bir bölgeye mal teslim ettiğini açıkladı. Belli ki ihbarı yapanlar, polis ve jandarmayı “uyuşturucu” ihbarıyla yanıltmış ve istemeden bu bombaları yakalamalarını sağlamıştı. Aynı şey Ege’de Türkiye’den hareket eden silah yüklü bir geminin yakalanması olayında da tekrarlandı. Mayıs ayında da Adana’da düzenlenen operasyonda Nusra üyeleri sarin gazı ile yakalanmıştı. 27 Eylül-6 Aralık arasında peş peşe düzenlenen 6 operasyon sonucunda El Nusra Cephesi’ne çalıntı araç taşıyan bir şebeke çökertildi. 9 Aralık’ta Konya’da bir ihbar üzerine harekete geçen ve önceden belirlenen adreslere baskın düzenleyen polis, 250 kilo kimyasal madde eşliğinde El Kaide bağlantılı bir grubu yakaladı. Artık BM belgelerine de yansıyan Türkiye-El Kaide silah trafiğini doğrulayan ve polisin muhtemel CIA desteğiyle yürüttüğü bu operasyonlar, AKP yöneticilerinin ilerde savaş suçları mahkemesinde yargılanmasına olanak tanıyacak deliller biriktiriyor.

Eceli gelen NATO’cu Şangay kapısında ricada bulunması şaka ya da cahillik değilse asım’daki Rusya ziyaretinde, Rusya lideri ancak içinde bulunduğu çaresizliğin ve tükenK Vladimir Putin’e “Bizi Şangay İşbirliği mişliğin göstergesi olabilirdi. Örgütü’ne alın. Bizi bu sıkıntıdan (AB) kurtarın” diyen Tayyip Erdoğan’ı elbette ne Rusya ne AB ne de ABD ciddiye aldı. NATO üyesi bir ülkenin başbakanının NATO’ya karşı kurulan bir örgütün kurucu liderinden böyle bir

Bu tavır, Erdoğan’ı yeniden güven vermeye çağıran ABD ve AB açısından ise yeterli bir yanıttı. Erdoğan’ın Şangay şakası, iktidardan düşüşünün tarihi yazıldığında “hoş” bir anekdot olarak not edilecek.


8

GÜNDEM 31 Aralık 2013 / 13 Ocak 2014

Halk›n Sesi

Kürtler ortak katliamlar› da yolsuzluklar› da unutmad› ULAŞ KORKUT

Y

olsuzluk operasyonundan sonra ortaya çıkan önemli gelişmelerden biri de AKP’nin Kürt sorununda attığı adımlara karşı Cemaatin kendilerinden hesap sorduğu savunmasıydı. Tayyip Erdoğan operasyondan sonra yaptığı konuşmalarda sıkça “Diyarbakır’ın, Oslo’nun çözüm sürecinin intikamını almak istiyorlar” dedi. Çözüm süreci olarak adlandırılan süreçte her ne kadar bugüne kadar bir çözüm görülmemiş olsa da cemaat çevresinin bu konuda AKP ile hemfikir olmadığı başından beri görülüyordu. AKP ve Tayyip Erdoğan, bugün Kürt sorununda yeni bir taktik hamle yapıyor. KCK operasyonları ile en çatışmalı dönemlerde bile olmadığı kadar Kürt cezaevine atılmışken, tutuklu milletvekilleri hala cezaevindeyken, Roboski katliamının faillerini ortaya çıkartmak için herhangi bir çaba yokken iktidarda olan AKP bugün yaşanan paylaşım kavgasında Kürt sorununu bir koz olarak kullanmaya çalışıyor. Ama Kürtler yıllardır devletin oynadı-

ğı oyunlara karşı deneyimli ve artık bunlara inanmıyor. KÜRTLERE KARŞI BİRLİKTE SAVAŞTILAR BDP genel başkanı Selahattin Demirtaş, Roboski katliamı’nın yıldönümünde, “üç tane bakanın oğlunu gözaltına aldılar. Trilyonlarla birlikte götürüp içeri attılar. Şu ana kadar 800 kişi bizzat Başbakan'ın emriyle görevden alındı. Bu anaların 34 kuzusunu bu tepelerde parçaladılar, tek bir onbaşı bile görevden alınmadı" diyerek AKP’nin ikiyüzlülüğüne işaret etti. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, “Fethullahçıların merkezinde olduğu paralel devlet AKP ile birlikte Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı savaş yürütmüşlerdir. AKP de kendini iktidarda tutmak için Kürt Özgürlük Hareketi'ni en iyi ben tasfiye ederim diyerek kendini kullandırıp iktidarda kalmıştır” dedi. Yine KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, “AKP ile cemaat 12 yıldır ortak davrandılar. KCK operasyonları denen saldırılarla binlerce siyasetçiyi zindanlara attılar. Kürtlere

yönelik tüm cinayetlerin ve Roboskî’nin üstünü birlikte örttüler” diyerek yaşanan tartışmalarda Kürtlerin adının geçmesinin tek nedenin birbirlerine karşı üstünlük kurma çabası olduğuna dikkat çekti. ŞANTAJLA OY ALMA GAYRETİ Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP içinden “Yapılan operasyonların hedefi Oslo ve Çözüm Sürecidir” diyerek Kürtlere seçim mesajları verilmeye çalışılıyor. AKP, eğer Kürtler bize oy vermezlerse o zaman Çözüm Süreci geliştirilemez fikrini Kürtlere kabul ettirmeye çalışıyor. KCK’den yapılan diğer açıklamalarda da son operasyonlardan sonra yaşanan tartışmalarda Kürtlerin çıkarına hiçbir sonuç beklenmemesi aksine Kürtlere karşı savaşta bugüne kadar birlikte olanların bundan sonra da birlikte olacağı uyarısı yapılıyor. Kandil’den yapılan açıklamalarda, bir tarafın temiz diğer tarafın kirli olduğu sonucuna varılmaması, Kürtlere karşı savaşta ortaklıklarının yakın geçmişteki katliamlardan hatırlanması gerektiği çağrıları yapıldı.

Kürtler AKP’yi Roboski Katliam›, U¤ur Kaymaz, Ceylan Önkol ve nicelerinden bilir; Fethullah Gülen’i de Oslo sürecinde beddular›ndan, katliamlar› sessizce onaylamas›ndan bilir.

‘ H e m Kü r d ü z h e m y o k s u l u z h e m d e k a ç a kç ı y ı z ’

‘Yani ölümü haketmişiz!’ Yolsuzluk operasyonunda milyar dolar rakamları konuşulurken, haftada 100 Lira için “kaçağa” giden 34 yoksul Kürt iki yıl önce uçaklarla bombalanarak katledildi. Katliam faili olarak yargılanan kimse yok.

Kalp krizi geçiren Roboskili anne yaflam›n› yitirdi

Roboski katliam›n›n y›ldönümünde düzenlenen anmada kalp krizi geçirerek hastaneye kald›r›lan Miran Encü (42) yaflam›n› yitirdi. Roboski Katliam›’n›n 2. y›ldönümünde Roboski’de düzenlenen anma etkinli¤i s›ras›nda kalp krizi geçirin Miran Encü, Uludere Devlet Hastanesi’ne kald›r›ld›. Encü, tüm müdahalelere ra¤men kurtar›lamayarak yaflam›n› yitirdi.

Ü

zerinden tam iki yıl geçti. 28 Aralık 2011’de Roboski’de 19’u çocuk 34 Kürt yurttaş TSK uçaklarından atılan bombalarla katledildi. Bugün iktidar dalaşında birbirine giren AKP ile Cemaat, bu dalaşın yansımalarını yaşayarak bölünen emniyet, yargı ve TSK Roboski katliamında suç ortaklığı yaptılar, Kürt düşmanlığında birleştiler. Erdoğan halkın üzerine bombalar yağdıran Genelkurmay’a teşekkür etti. Aileleri “para” ile susturmaya çalıştı. Soruşturmanın sağlıklı biçimde yürümesine izin vermedi. Sorumluluğu olanlar hesap vermedi. Yargı suçun örtülmesinde önemli rol oynadı. Katliam emrini verenler ve uygulayanlar değil katliamın hesabını soran Roboskili aileler yargılandı.

Katliamın ertesinde köye gelen kaymakama tepki gösteren katledilenlerin yakınları tutuklandı. 16 Ocak’ta katliamda sağ kurtulanlardan Davut, Servet ve Hacı Encü, “Pasaport kanununa muhalefet”, “Sınırı yasadışı yollarla ihlal etme” ve “Ülkeye sınırdan kaçak mal sokma” iddiasıyla Gülyazı Alay Komutanlığı’na ifade vermeye çağırıldı. Aynı gün toplanan Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerine tazminat verileceğini, ayrıca ailelerin AİHM’e başvurarak ayrıca tazminat kazanabileceklerini söyledi. Özcan Uysal’ın annesi Türkan Uysal, katliamın ikinci yıldönümünde “Bizim suçumuz Kürt olmaktır. Ateş yağdırdılar üstümüze. Ahımız yerde

kalmaz” diyerek AKP ile hesaplarının kapanmadığını söylüyordu. KATLİAM ANMALARINA POLİS SALDIRDI Roboski katliamının ikinci yıldönümünde ülke genelinde protesto eylemleri yapıldı. Yolsuzluk operasyonunda hareket etmeyen direnen polis anmalarda saldırmaktan geri durmadı. İstanbul ve İzmir’de yapılan anmalara katılan insanlar polis saldırısına maruz kaldı. Yaşanan polis saldırısından birçok insan yaralanarak hastaneye kaldırılırken çok sayıda insanda gözaltına alındı. İstanbul Sarıgazi ve Gazi mahallerinde polis saldırısı ve halkın saldırıya karşı direnişi gece geç saatlere kadar sürdü.

Ahmet Atakan ve Ali ‹smail’in ailelerinden Roboskili ailelere: ‘Ac›n›z ac›m›zd›r’ Ahmet Atakan ve Ali ‹smail Korkmaz’›n aileleri Çapul TV arac›l›¤› ile Roboskili ailelere bir video mesaj gönderdi. Sözlerine taziye mesaj›yla bafllayan aileler, Roboskili ailelerin yan›nda olmak istediklerini ancak hava koflullar›

ve Antakya’da direniflin devam etmesi nedeniyle gelemediklerini belirtti. Roboskili ailelere “Ac›n›z bizim de ac›m›zd›r” diyen aileler, Roboski’deki katliam›n da Gezi Direnifli’nde öldürülenlerin de sorumlusunun AKP hükümeti oldu-

¤unu çünkü Tayyip Erdo¤an’›n “Emri ben verdim” diyerek bunu itiraf etti¤ini hat›rlatt›lar. Reyhanl› katliam›n› da an›msatan aileler AKP hükümetinden önce Antakya’da kardeflçe yaflad›klar›n› söyledi.

Ankara’da bağımsız sol aday için girişim A

nkara’da solun ortak bağımsız adayını çıkartmak için çalışmalar başladı. Halkevleri ortak bir tutum için HDK, TKP, ÖDP ile görüştü. Halkevleri Genel Başkan Yardımcısı Samut Karabulut yapılacak toplantılarla konunun tartışılıp ortak sol aday çıkartılmasının olanaklarına dair görüş alışverişinde bulunacaklarını belirtti. Ankara’da CHP’nin, MHP’li Mansur Yavaş’ı Büyükşehir’e aday göstermesi üzerine pek çok kesimden tepkiler yükseliyor. Sol örgütler, emek örgütleri, Alevi örgütleri ve CHP’nin yerel örgütlerinden çok sayıda insan 40 yıllık bir MHP’li olan hala da MHP’li kimliğini ve çizgisini savunan Mansur Yavaş’ın sol seçmene dayatılmasına itirazlarını dile getiriyor. Yıllardır AKP’li Melih Gökçek’in belediyeciliğinde kent yağmasının, kamusal hizmetlerin piyasalaştırılmasının, gericişoven siyasetin, yolsuzlukların sonuçlarını yaşayan Ankara halkının Gökçek ya da Yavaş seçeneklerine mahkum edilemeyeceğini söyleyenler bağımsız bir sol aday için girişimlerine başladı. AÇIK TAVIR ALMAK SORUMLULUKTUR Halkevleri Genel Başkan Yardımcısı Samut Karabulut,

“Perde arkalarında tezgâhlanan, çürümüş siyasetçilerin başka hesaplara dayalı taktiklerine sol tabanın mecbur bırakılmasına seyirci kalınamaz. Sağ adayların dayatıldığı yerlerde, sol adayların çıkartılması bir zorunluluk haline gelmiştir. Ankara’da sağ adaya karşı sol bir adayın çıkartılmasının bir ortak sorumluluktur” dedi. CHP’nin sol siyaset yerine, sağ adaylara ve sağ siyasete yönünü çevirdiğini belirten Karabulut “MHP’li biriyle sosyal demokrat belediyecilik yapmayı planlamadıklarına göre ortada başka bir hesap var” diyerek MHP’nin katliamlarını yok sayan; Maraş Katliamı’nı, Balgat Katliamı’nı, Piyangotepe Katliamı’nı, kurşunlanan grevleri, taranan üniversiteleri unutturmaya çalışan bu davranışa karşı açık tavır alınmasının bir sorumluluk olduğunu ifade etti. “AKP’de somutlaşan neoliberal, sağ politikaların CHP’liler tarafından uygulanmasını hedefleyen projelere solun, sosyalistlerin ve sosyal demokratların itiraz etmesi kaçınılmazdır” diyen Karabulut, “Sağ ve sol kavramları güncel siyasal ve sosyal karşılıkları olan duruşlardır. Hem eğitimin, sağlığın, ulaşımın piyasalaştırılmasını savunup hem de sol olunamaz. Hem kadınlara dönük ayrımcılık savunulup hem sol oluna-

maz. Kürtlerin, Alevilerin eşit yurttaşlık haklarına itiraz ederek; işçilerin çalışma ve örgütlenme hakları tanımayarak; sosyal yaşamı din esaslı düzenlemeye çalışarak sol olunmaz. Bütün siyasi ve idari pratiği aksi yönde olan adaylarla da sol bir programın temel alması beklenemez” dedi. MHP’Lİ ADAY TEZGAHINA GELMEYECEKLER “Katliamlar ve faşist saldırılar ayıklandığında geriye bir şey kalmayan Ülkücü Hareketin geçmişine sahip çıktığını açıkça ifade eden, bu şahsın ağzından ne bir pişmanlık ne de katliamlara dair bir kınama sözcüğü çıkmıştır. Haziran İsyanı ile ipliği pazara çıkmış ve bir daha dikiş tutması kolay görünmeyen AKP’ye ve Melih Gökçek’e karşı ancak bu adayla kazanılabileceği iddiası politik kimlikten, yoksun acınası ve komik bir bahanedir. Bu zihniyetin varacağı yer ABD’den demokrasi, Cemaat’ten laiklik, MHP’lilerden özgürlük beklemektir ki buna kimseyi inandıramazlar. CHP, Dimyat’a pirince giderken evdeki darıdan olacağını anladığında vakit epey geç olacaktır. Sol kitleler CHP’nin tapulu malı değildir ve tezgâha gelmeyecektir. Buna inanıyoruz. İlerici, devrimci, demokrat, sosyal demokrat, antifaşist, özgürlükçü, sol, sosyalist kesimler başta olmak üzere Alevileri, Kürtleri, laikleri, kadınları, gençleri, ‘onur ve saygı’ talebiyle sokakları dolduran Gezi İsyancılarını Bağımsız Sol Aday için birleşmeye çağırıyoruz.”

Sebahat Tuncel’in cezas› onand› Yargıtay 9. Ceza Dairesi, HDP Eş Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’e “PKK üyeliğinden” verilen 8 yıl 9 aylık hapis cezasını oybirliğiyle onadı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Tuncel, bu davada tutuklu yargılanırken 2007 yılında milletvekili seçilmiş ve tahliye edilmişti. Tuncel hakkında mahkeme tarafından verilen 8 yıl 9 ay hapis cezası Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onandı. Kararın Meclis’e gönderilerek Genel Kurul’da okunması durumunda Tuncel’in milletvekilliği düşecek. Tuncel’in cezaevine girmesi de gündeme gelebilir. Sebahat Tuncel 1 yıldan fazla ceza aldığı için milletvekili de olamayacak.

Sol yolsuzlu¤un hesab›n› sokakta soruyor

T

ürkiye solu, yolsuzluk operasyonlarından sonra halkı sokağa hesap sormaya çağırdı. Liberaller ve sağ cenahta kafa karışıklığı ve duruma göre pozisyon alma hali hakimken sol ortalığa saçılan pisliği temizleyecek tek gücün halk olduğunu vurgulayarak Haziran İsyanı’nın yarattığı birlik ruhuyla mücadele çağrısı yaptı. Yapılan açıklamalarda ana vurgu yaşanan kavganın rant paylaşımı kavgası olduğu ve ortalığa saçılan pisliğin yolsuzluk düzeninin paydaşlarınca değil ancak halk tarafından temizlenebileceğiydi. Türkiye solunun büyük bir bölümü düzen içinde yaşanan bu çözülmenin ve AKP’nin yaşadığı yönetim krizinin, Haziran İsyanı’nın sonuçlarından biri olduğu ortak görüşünü dile getirildi.

YALANA, TALANA, AKP’YE ARTIK YETER Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy yaptığı açıklamada halkı omuz omuza hesap sormaya çağırdı. Ersoy, “Yalana, talana, zorbalığa artık yeter! Hüküm halkındır. ABD ve sermayenin desteğiyle yıllardır bu ülkeye kan kusturan AKP de Cemaat de

halka karşıdır! Halkevleri olarak ‘Eşitlik, özgürlük, adalet için tek yol halkın iktidarı!’ diyecek, hesap sormak için Haziran İsyanı’nda omuz omuza verdiğimiz bütün halk güçleriyle sokakta olacağız” dedi. ESP, TKP, EMEP ve SDP de halkı sokakta hesap sormaya çağırırken ÖDP, “Yasakların ve barajların kaldırıldığı, seçim sisteminin demokratikleştirildiği bir düzenleme ile erken seçime gidilmelidir” diyerek, HDP’de “Bütün kabinenin değişmesi hiçbir şeyi değiştirmez. Bu yolsuzlukların ortaya çıkartılmasını istiyoruz. Erken seçim istiyoruz” açıklamasıyla erken seçim çağrısı yaptı.


9

CHP 31 Aral›k 2013 / 13 Ocak 2014

Halk›n Sesi

CHP sa¤a k›rd›: ‘Beni kullan’ CHP sağı kurtarmaya yelteniyor. Yerel seçimlere ABD’den, cemaatten ve sermayeden ‘beni kullan’ diye yedek rol dilenerek hazırlanan CHP, operasyonlardan da faydalanmak niyetinde. Sağcı adaylarla şansını deneyen parti, Gezi’den ders çıkarmadan Alevileri ve sol seçmeni çantada keklik olarak görüyor TUBA GÜNEfi

Y

erel seçimler yaklaşıyor. Operasyonlar gündemde. AKP’nin ve suç ortağı olması sebebiyle cemaatin pislikleri saçılıyor. Üstelik Gezi’nin hemen ertesi. Halk, Gezi’yi yeniden sokaklara taşıyor. Konjonktür böyleyken, bir sol muhalefet partisinin yapmaması gereken ne varsa, CHP onu deniyor. CHP, sağın son yıllardaki en zayıf olduğu anlarda, neredeyse sağı kurtarma telaşı içine giriyor. Türkiye toplumsal muhalefeti CHP’nin “politik” olarak sol ile tutarlı bir çizgi ortaya koymayacağını iyi biliyordu. Ancak CHP, konu yalnızca sandıkta kazanmak olsaydı bile buna uygun davranmıyor. Neoliberal, faşist, cinsiyetçi AKP çizgisini geriletmeyi değil, sandıktan kopardıklarıyla oyuna katılmayı hedefleyen CHP sağcı adaylar göstererek ve operasyonlarda aldığı konumla yerel seçimlerde fark etmeden büyük risk alıyor. Operasyonların yerel seçimler öncesi

patlak vermesini fırsata dönüştürmek isteyen CHP, AKP’den dökülenleri, partisine devşirerek, ancak cemaati de asla karşısına almayarak, merkez sağdaki çözülmeden faydalanmaya çalışıyor. SA⁄ ADAYLAR YEN‹ F‹K‹R DE⁄‹L Elbette operasyonlar CHP’nin sağa kırabilmesinde elini kolaylaştırdı ancak niyet 17 Aralık’ta oluşmadı. Kılıçdaroğlu’nun Aralık başındaki ABD ziyaretleri, sağcı adayları önceden aklama çalışmalarına girişilmesi ve merkez sağın kurucu kadroları ile yürütülen mesai CHP’nin nasıl bir yol tutacağına işaret ediyordu. Ancak bu çabaların “iktidara oynayan” bir parti için gerçek proje olduğu söylenemez. Çünkü CHP’nin niyeti de hareketi de proje yaratmak değil, projelere dahil olmak ve yedeklenmek üzerine kurulu. Zira, Kılıçdaroğlu’nun cemaatin Washington’daki çatı örgütlerinden Türk Amerikan Birliği temsilcileri ile yaptığı görüşmeler, neye hazırlanıldığına işaret etmişti.

‘BURADA MEYDAN BOfiTU’ Görüşmeler basına açık yapılmadı ama sonrasında Kılıçdaroğlu kendisini eleştirenlere “Dünya görüşü farklı olan yurttaşlara, siz bize sakın oy vermeyin, diyebilir miyiz? Siyasette öyle bir şey var mı? Herkesin oyunu istiyoruz” diye yanıt verdi. Kılıçdaroğlu’nun dediğine göre Washington’da oldukça da iyi karşılanmıştı: “İyi ki geldiniz, sözüyle karşılandık. Hatta, geç bile kaldınız, diyenler bile çıktı. Burada meydan boştu. AKP dolduruyordu. Sizin gelmeniz çok iyi oldu. Daha sık gelin, çağrısı yaptılar.” Görüşmelerden sonra CHP Dış İlişkiler ve Yurt Dışı Örgütlenmelerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Osman Lağoğlu’nun yaptığı açıklamalar da CHP’nin Cemaat’ten medet umar tavrı olduğunu doğruluyor. Lağoğlu da “Yeni CHP” diye tarif ettiği partinin bu ziyarette “Türkiye’nin AKP’den ibaret olmadığı, ABD’nin sadece AKP’nin faaliyet gösterdiği bir alan olmadığını” anlatabildiğini

söyledi. Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi olmasına yani AKP’nin doldurduğu boşluğu bu kez CHP’nin doldurmasına imkan yok. Cemaat, AKP ile yakalayabildiği mutsuz ama güçlü birlikteliği CHP ile kurmayacak ancak mesajı epey açık. AKP’ye “Sana muhtaç değiliz” diyor. CHP ise bunu kendisi

için fırsat sanıp, dağılan ittifaktan fayda yaratmaya çalışırken kendisini nesneleştiriyor. CHP, AKP karşısında Haziran İsyanı’nda doruğa çıkarak ülkeyi sarsan halk tepkisine değil, egemenlere; sermayenin, ABD’nin, cemaatin rahatsızlıklarına kulak veriyor. CHP, ABD ve cemaatin projelerine eklemlenerek “beni kullanın” diyor.

Sağdan dökülenlere CHP kucağı HOCA EFEND‹ O⁄LU G‹B‹ SEVER MHP ve AKP’li adaylara geçmeden Sarıgül’den söz etmek gerek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Adayı olarak gösterilen Mustafa Sarıgül’ün cemaatle ilişkilerini artık duymayan kalmadı. Hal böyle olunca Sarıgül “Musevi okullarına nasıl yardım yapıyorsam cemaat okullarına da yapıyorum, başka bağım yok” diyerek gizlediği bağını konuşur hale geldi. “Gülen beni oğlu gibi sever” dediği iddia edilen Sarıgül’ün, cemaatin desteğini aldığını, tabanının da “CHP’ye değil, Sarıgül’e oy vermeye” ikna edileceğini belirttiği söyleniyor. GEZ‹’DEN ÇIKARDI⁄I DERS: SOSYAL MEDYA CHP’nin boncuk dağıttığı yerler cemaat ve sağ seçmen. Gezicilere, Alevilere, sol tabana çantada keklik muamelesi yapıyor. Ancak “Ne AKP ne cemaat” diyemeyen CHP, tabanının beklentilerine ters düştüğünden eldeki oyları da kaybedebilir. Nitekim, Kılıçdaroğlu’nun Gezi’den çıkardığı ders kendi ifadeleri ile ola ola “sosyal medya birimi kurmak” oldu. Gezi’den çıkardığı dersi 18 kişiyi sosyal medyada görevlendirdiklerini anlatarak özetleyen kılıçdaroğlu, sokaktaki harekete, halkın beklentilerine, sosyal medyada kendisini ifade eden gençlerin, kendisini özgürce ifade etme taleplerine değil, kullandıkları araçlarına bakmakla yetiniyor. CHP YAVAfi’A HAZIRDI CHP’nin handikaplarından biri de sağcı adaylar. Sağcı politikacıların devşirilmesi ile AKP’yi sandıkta geriletmeyi deneyen CHP, Ankara’da Muharrem İnce ve Aylin Nazlıaka’nın adaylıklarını tartışmayı bile düşünmeden, Yavaş’ı aday gösterdi. Beypazarı Belediye Başkanlığı yapan Yavaş, geçtiğimiz seçimlerde MHP’nin Ankara adayı olmuştu. CHP’nin Ankara adayı operasyonlardan çok önce konuşulmaya başlanmış, Yavaş’ın adı, Alevi olduğu söylentileri yayılarak “temizlenmeye” çalışılmıştı. Yavaş bu anlamda, çok önceden CHP’nin sağ rotasının habercisi olmuştu. Yavaş’ın adaylığı, parti içinde de tartışmalara neden oldu. Muharrem İnce’nin, Yavaş’ın adaylığına “CHP kendi çocuklarından aday çıkartamıyorsa Sakarya’da da Hakan Şükür’ü aday gösterelim” diye tepki gösterdiği yazıldı. MHP’li Yavaş’ın adaylığının açıklandığı haftanın Maraş katliamının yıldönümüne gelmesi trajik bir tesadüf. Alevi örgütlerinin ortak tepkisi de dikkate sunulmaya değer: “Aydınlığın anahtarı demokratik, sol, halkçı bir siyasal anlayışı yerel yönetimlerde hakim kılmaktır. Zalim ve vicdansız iktidarın karanlığından kurtuluşun yolu asla sağcı, geçmiş ve şimdiki siyasal kimliği ile Alevilerin yarasını kanatacak olan adaylarla seçimlere gitmek olamaz. Tek seçenek yüzünü halka dönmektir.”

Sar›gül Cemaatin Türkçe olimpiyatlar›nda...

Sol adaylar şart CHP, AKP’den ve MHP’den dökülenleri aday gösteriyor. AKP’nin 3 fidanını öldürdüğü Antakya’ya AKP’li aday, Ankara’ya Alevileri hiçe sayarak MHP’li aday... ANTAKYA’DA KAT‹LLER‹N TEMS‹LC‹S‹, CHP’N‹N ADAYI Diğer sağcı aday Lütfü Savaş çok konuşulmaya devam edecek. AKP’li Antakya Belediye Başkanı Savaş’ın son fiyaskosu Gezi eylemlerine katılanlar için kullandığı “marjinal” sözü. Ama bu kadar değil. CHP, isyanda üç direnişçisini kaybeden Antakya’da ölümlerin sorumlusu AKP’nin temsilcisi olarak görev başında olan Savaş’ı aday göstermekte beis görmüyor. Bu da yetmezse diye bir hatırlatma daha… Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Savaş öğrencilerini sağcı, solcu, Nusayri, Alevi diye fişlemişti. Mezhepçilik Savaş’ın izlediği siyasetin en önde gelen niteliklerinden biri. Savaş’ın belediye başkanlığında kentin Alevi-Sünni mahallelerinin ayrışması da yeter veri değil. Onun döneminde mezhepçilik öyle bir noktaya ulaştı ki Savaş’ın belediyesinin aldığı kararla hayvan pazarı Suriyeli muhaliflerin yoğun olarak bulunduğu yere taşınınca, can güvenliği tehlikeye giren Alevilerin pazarları Sünnilerinkiyle ayrışmak zorunda kaldı. Bunlarla birlikte Savaş’ın belediyeciliği Antakya TOKİ konutları ve alışveriş merkezleri ile donatılmış bir kent merkezi yarattı. Belediyede de 300 personelin yeri değiştirildi. Ve her nasılsa, yerleri değiştirilenlerin hepsi Alevi idi. 2B’C‹LER ONA D‹REN‹YOR, CHP ADAY GÖSTER‹YOR Bir başka isim Antalya Kepez’in adayı AKP’nin kurucu üyelerinden Kepez Belediye Başkanı Erdal Öner. Öner ikinci aday adaylığında AKP’nin tercihi olmamış, başka partilere çalıştığı iddiasıyla partiden ihraç edilmişti. CHP ise İlahiyat mezunu ve

MÜSİAD Antalya Şubesi’nin kurucusu olan Öner’e seçimlerden çok önce de göz kırpmıştı. CHP Kepez İlçe Başkanı “Öner, Kepez’e hizmet etmiş bir belediye başkanımızdır” demişti. Peki “Kepez’e hizmet etmiş belediye başkanı” koltuktayken neler oldu? Kepez halkı, Aksu halkıyla bir olmuş 2B arazileri için çevre yolunu trafiğe kapattığında, polis ve jandarma saldırısına uğradı. Son olarak, Kepezlilerin 2B’ye ilişkin taleplerine kulak tıkayan Öner’in adaylığına Kepez teşkilatından da tepki geldi. 5 CHP’li açlık grevine başladı. HER DEVR‹N YOLSUZU Ve Adana adaylığı için kuvvetle ismi geçen Aytaç Durak… Hiçbir partide tutunamayan Durak, İçişleri Bakanlığı’nca Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılmıştı. Şimdi CHP adayı olduğu yönünde iddialar konuşuluyor. Durak’ın adaylığı pek çok partiliyi rahatsız ediyor. CHP Adana Milletvekili Ümit Özgümüş, Durak’ın adaylığı durumunda istifa edeceğini söylüyor. Tartışmalı diğer isim Uşak'ta

bir süre önce MHP'den istifa Ali Erdoğan. İsmi henüz bir söylenti. Yolsuzluk dosyalarında adı geçen ve yeşil alanı imara açtığı için CHP’lilerce hakkında suç duyurusunda bulunulan Erdoğan’ın olası adaylığına, pek çok partili tepkili. ‘AYVALI⁄I SERMAYE’YE BIRAKMAYACA⁄IZ’ Ve CHP Ayvalık Belediye Başkan adaylığına Ticaret Odası eski Başkanı Rahmi Gençer’in gösterilmesi… CHP’nin bu seçimi Balıkesir’in Ayvalık Belediye Başkanı CHP'li Hasan Bülent Türközen ve Küçükköy Belediye Başkanı CHP'li Mesut Ergin’le 300 üyenin daha istifasına neden oldu. Türközen, “Ayvalığı sermayeye ve ranta teslim etmeyeceğiz. Yeniden halkın yönetimini kuracağız” diyerek CHP’deki 41 yıllık aktif siyasi hayatına son verdi. Bursa için de sağdan bir isim olan daha önce DYP’de siyaset yapan Necati Şahin’in adı geçerken, muhafazakarların yoğun olarak yaşadığı Sakarya ve Konya, Urfa gibi illerde gösterilecek adaylar için anketler bekleniyor. Kimileri de olan biteni iyi niyet-

li okumaya çalışıyor. Adaylıklar "kurucu iradenin kucaklayıcı iradeye dönüşmesi'' diye niteleniyor. Ancak, “kucaklayıcı irade” nedeniyle Nazilli’de 44, Balıkesir’de 300 kişi, Eskişehir’de il başkanı istifa etti. Sağ adaylar gösterildikçe istifaların artması bekleniyor. DAHA SA⁄DAN S‹YASET CHP Milletvekili Sabahat Akkiraz’ın twitter hesabından yaptığı açıklama bu beklentiyi güçlendiriyor. “Zannımca partimizde artık aday olmak için ilk kıstas sağcı olmak. Düne kadar bize küfredenler için oy istediğimiz tabanımız ne der acep?” diye soran Akkiraz, “Aylar önce Alevilerin çekincelerini genel başkanımıza ilettim. Listelerin adil olmaması halinde şoklara hazır olunmalı. Asıl olan sol ve halkçı politikalardır. Siyasi kimliksizlik ile kazanılacak seçim; sadece kimliksizlerin iktidarı ve yandaşlığı sonucu halktan uzaklaşmaktır” diye devam etti. Unutmamak lazım: Sağ adaylar CHP’nin bundan sonra milliyetçilik, ırkçılık, cinsiyetçilik, mezhepçilik, Amerikancılık, cinsiyetçilik ile sınanacağının habercisi.

CHP’nin sa¤ adaylar› üzerine Sendika.Org, Halkevleri Genel Baflkan Yard›mc›s› Samut Karabulut’la röportaj yapt›. CHP belediyecili¤ini de¤erlendiren Karabulut, “AKP’de somutlaflan neoliberal, sa¤ politikalar›n CHP’liler taraf›ndan uygulanmas›n› hedefleyen projelere solun, sosyalistlerin ve sosyal demokratlar›n itiraz etmesi kaç›n›lmazd›r” diye konufltu E¤itimin, sa¤l›¤›n, ulafl›m›n piyasalaflt›r›lmas›n›, kad›nlara dönük ayr›mc›l›¤› savunup, Kürtlerin, Alevilerin eflit yurttafll›k haklar›na itiraz ederek; iflçilerin çal›flma ve örgütlenme haklar› tan›mayarak; sosyal yaflam› din esasl› düzenlemeye çal›flarak sol olunmayaca¤›n› söyleyen Karabulut, CHP’yi kastederek “Bütün siyasi ve idari prati¤i aksi yönde olan adaylarla da sol bir program›n temel almas› beklenemez” dedi. Karabulut, perde arkalar›nda tezgahlanan çürümüfl siyasetçilerin baflka hesaplara dayal› taktiklerine sol taban›n mecbur b›rak›lmas›na seyirci kal›namayaca¤›n› söylerek “Sa¤ adaylar›n dayat›ld›¤› yerlerde, sol adaylar›n ç›kart›lmas› bir zorunluluk haline gelmifltir” vurgusu yap-

Alternatif belediyecilik sunam›yor K›l›çdaro¤lu ‹zmir’de Aziz Kocao¤lu, Eskiflehir’de Y›lmaz Büyükerflen, Mersin’de Macit Özcan ile yoluna devam ediyor. Ancak bu isimler de solcu, halkç› veya alternatif belediyecilik umutlar› beslemeye yetmiyor. Misal, Kocao¤lu bugün ‹zmir’de ulafl›m hakk›n›n önüne koydu¤u engeller, belediyedeki tafleron iflçilerin haklar›n› gasp edifli ile hat›rlan›yor. Bugüne kadar yerel yönetimlerde Dikili Belediyesi

Baflkan› Osman Özgüven haricinde fark yaratmam›fl CHP, neoliberalizme s›rt›n› çevirmeden, daha sa¤dan ya da daha soldan hangi isimle devam etse AKP’ninkinden farkl› bir belediyecilik sergileyemeyecek. ‹stanbul için aday gösterdi¤i Sar›gül’ün fiiflli’sinde kent talan› sürer, AVM’lerden geçilmez, Gezi’nin 10 kat› kadar a¤aç bulundurulan fiiflli Endüstri Meslek Lisesi’nin arazisi operasyonlarda öne ç›kan Tafl Yap›’ya b›rak›l›rken hele, umut vermesi mümkün de¤il.


10

SERMAYE 31 Aral›k 2013 / 13 Ocak 2014

Halk›n Sesi

AKP’nin ‘ustal›k’ eseri: Kara para, rüflvet, yolsuzluk 17 Aralık operasyonu ile birlikte AKP iktidarının pekiştirdiği neoliberal düzenin çürümüşlüğü ve krizi apaçık ortaya serildi. AKP'nin ekonomi politikalarının kirli ilişki ağları üzerinden yükselmesi, krizinin de bu ağ üzerinden çıkmasına zemin hazırladı MEHTAP MET‹NO⁄LU

17

Aralık operasyonunun ardından 10 buçuk yıllık AKP iktidarının kirli ilişkilerinin bir kısmı ortaya saçıldı. Egemenler arası iktidar dalaşının ortaya saçtığı yolsuzluk ve rüşvet zinciri, AKP iktidarının neoliberal politikalarının çürümüşlüğünü ve çöküş sinyali verdiğini gösterdi. AKP'nin ekonomi politikalarının dar çıkar çevrelerinin hizmetine göre düzenlendiği ortaya çıktı. İnşaat sektörüne, kamusal varlıkların satışına ve altın ticaretine bel bağlayan Türkiye ekonomisinin kırılgan ve kirli yapısının arka planında kara para aklama, kayıt dışı paralar, arsa-imar yolsuzlukları bulunuyordu. Bu "kirli" organizasyon şebekesinin tepesinde ise doğrudan AKP'li bakanlar, belediye başkanları, kamu banka-

sı olan Halk Bankası'nın Genel Müdürü ve bürokratları, iş adamları, bakanların oğulları yer aldı. Aslında medyasıyla, istihbaratıyla toptan rejimin tüm unsurları bu "kirli" organizasyon şebekesinin ağlarını oluşturdu. Oysa AKP iktidara gelirken haktan, hukuktan, demokrasiden söz ediyor, geçmiş iktidarların yolsuzluklarını temizleyeceğini söylüyordu. Neoliberalizmin kurucu rolünü üstlenen AKP, şeffaflık-denetlenebilirlik gibi ilkeler sayesinde yolsuzlukların önüne geçeceğini iddia ediyordu. Ancak yolsuzluk halkın temel hizmetlerinin piyasalaştırıldığı neoliberal sistemin ayrılmaz unsuruydu. 162 M‹LYAR DOLAR AKP'N‹N EL‹NDE ABD ve cemaat merkezli operasyonun ana halkalarından birini "altın" oluşturdu. İran'a

altın transferi yapılması, transferi gerçekleştiren isimlerin dağıttığı rüşvetler, bu rüşvetleri alan Bakan çocukları, Türkiye bankalarında açılan altın hesapları, bu hesaplar sayesinde aklanan kara paralar bu olayların hepsi AKP iktidarının yarattığı sistemin çürümüşlüğünün bir göstergesi niteliğinde. AKP iktidarı, son 10 yıldır 162 milyar dolarlık bir paraya hükmediyor ki bu miktarın içinde devletin 3 milyon memuruna ve işçisine ödediği ücret yok. Devlet 162 milyar dolarla her yıl mal alıyor, hizmet alıyor, yatırım yapıyor, para harcıyor. Bu para rejimin inşası ve devamlılığı için de kullanılıyor. Kendi sermayedarını oluşturuyor, medya ordusunu kuruyor, kendi cebine koyuyor, destekçilerine dağıtıyor. Bu kadar büyük bir paranın dağıtım mekanizması yolsuzluk

olgusundan bağımsız işleyemiyor. Egemenler arası çıkar çatışmalarının galibi olansa bu ağı yeniden kuruyor. TAYY‹P'‹N "FA‹Z LOB‹S‹" Y‹NE ‹fi BAfiINDA Erdoğan'ın Gezi direnişi sırasında da ağzından düşürmediği faiz lobisi, yine "iş" başındaydı. "Faiz lobilerinin oyununa gelmeyin, tefecilerin oyununa gelmeyin" diyen Erdoğan, operasyonu "uluslararası komplo" olarak açıkladı. ABD'nin yüksek faiz ve daha pahalı dolar dönemine geçmesinin ardından "sıcak para" Türkiye'den çekildi. Bu duruma karşı AKP tarafından "faiz lobisi" gibi komplo teorileri ortaya atıldı. Erdoğan'ın her sıkıştığında bu söyleme sarılması, göz göre göre gelen kriz karşısındaki telaşını betimliyor.

Operasyonun altın halkası A

Tayyip'in yalanları ve gerçekler Tayyip Erdo¤an, her bafl› s›k›flt›¤›nda "ekonomi yalanlar›na" baflvuruyor. Gezi direnifli s›ras›ndaki seferberli¤inde de iktidar›na yönelik operasyonda da her gitti¤i yerde ayn› yalanlar› söyledi. ‹flte Tayyip Erdo¤an'›n yalanlar› ve gerçekler:  Yolsuzluklar›n oldu¤u bir hükümet olsa bu hükümet, milli gelir 230 milyar dolardan, 800 milyar dolara ç›kar m›yd›? TÜ‹K 2007 y›l›nda dolar ile yap›lan hesaplamalarda geriye dönük olarak milli gelir rakamlar›n› de¤ifltirdi. ‹leriye dönük olarak milli gelir rakamlar›n› büyüttü. Dolar ile yepyeni bir milli gelir serisi ortaya ç›kt›. Dolar›n de¤er kazanmas› ve kaybetmesiyle milli gelir hesab› flafl›yordu. Hesab›n Türk Liras› ve ya dolar üzerinden yap›lmas› aras›nda de¤iflkenlik yaratt›.  Türkiye genç ve yetiflmifl iflgücü s›k› mali disiplini, rekabetçi yat›r›mc›lar› ve güçlenen altyap›s›yla Avrupa'n›n 6'nc›, dünyan›n 17'nci büyük ekonomisi durumundad›r. Türkiye, 1993 y›l›nda da toplam milli gelire göre dünyan›n en büyük 17'nci ekonomisiydi. 20 y›l sonra da büyüklük s›ras› de¤iflmedi.  Küresel ekonomik krize ra¤men Türk ekonomisi yüksek performans›n› ve istikrar›n› sürdürüyor. 2013 y›l›n›n ilk üç çeyre¤inde yüzde 4 düzeyinde bir büyüme oran›na ulaflarak bu durumu bir kez daha teyit ettik. Milliyet'ten Güngör Uras köflesinde büyümeyi flöyle de¤erlendiriyor: Ekonominin büyümesi, göreceli olarak yüksek. Yüzde 4’ler dolay›nda. Fakat büyümede yavafllama ihtimali çok yüksek. Büyümenin lokomotifi üretim de¤il. Büyüme d›fl kaynaklara (ithalata) dayal› tüketimden kaynaklan›yor. Bu da krizin habercisi.

 IMF'ye olan borcu ödeye ödeye s›f›rlad›k ve 5 milyar dolar borç verecek hale geldik. IMF borcu geri ödenirken, al›nan d›fl borçlar 2013 Nisan sonu itibariyle 340 milyar dolara yaklaflt›. Yani AKP döneminde 210 milyar dolar yeni borç al›nd›, d›fl borçlar yüzde 162 artt›. IMF boyunduru¤u gitti, daha a¤›r›, k›sa vadeli ve toleranss›z banka kredileri olarak geldi. Türkiye, hiçbir dönemde bu kadar çok d›fl borç yükü alt›na girmemifltir. IMF’ye olan borçlar, vadeleri geldi¤inde yabanc› bankalardan al›nan yeni döviz borçlar›yla kapat›ld›.  Geldi¤imizde Merkez Bankas›'n›n rezervi 27.5 milyar dolard›, 136 milyar dolara ç›kt›. Merkez Bankas›, alt›n mevduat› uygulamas› sayesinde döviz rezervlerini Tayyip Erdo¤an'›n övünece¤i kadar yükseltti. 135 milyar dolar olarak gösterilen rezervlerin %25'ine yak›n›n› alt›n rezervi oluflturuyor. Bu da kara paralar›n aklanmas›ndan elde edilmifl rezervlerden olufluyor.  Faiz may›s ay›nda Cumhuriyet tarihinin en düflük seviyesi olan yüzde 4,6'ya düfltü. Türkiye'deki faiz oran› dünyada uygulanan faiz oranlar›n›n en yükseklerinden biri. 10 y›ll›k devlet tahvili faizinde Türkiye Brezilya’n›n arkas›ndan dünya flampiyonu.  Bak›n 11 gün içinde bu ülkenin zarar› 120 milyar dolar. Kim verecek bunun hesab›n›. Ülkenin de¤il de piyasalar›n kayb› 120 milyar dolara yak›n. Operasyondan sonraki süreçte Borsa ‹stanbul’da ifllem gören flirketlerin piyasa de¤eri erirken borsada kay›plar yafland›. Görüntüde para kayn› yaflayan halk de¤il, sermaye çevreleriydi.

KP iktidarına yönelik rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ana ayaklarından birini de altın ticareti yapan ya da aracılık eden kurumlar ve kişiler oluşturdu. İranlı işadamı Rıza Sarraf suç işlemek amacıyla örgüt kurmaktan ve rüşvet vermekten, evindeki ayakkabı kutusunda 4.5 milyon dolar bulunan Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan rüşvet almaktan tutuklandı. Operasyon kapsamında haberlere konu olan Halk Bankası-altın-İran üçgeninde gelişen olayların temeli neydi? ‹RAN'A PARA TRANSFER‹N‹N H‹LES‹ Türkiye doğalgazın büyük kısmını İran'dan alıyor. Ama İran'ın parasını döviz olarak İran'a ödeyemiyor. Çünkü ABD ambargosu var. ABD, İran'la para işlemi yapan bankaların kara listesine gireceğini söyleyerek tehdit ediyor. Türkiye ise İran'dan yılda ortalama 10 milyar dolarlık doğalgaz alıyor ancak (ABD ambargosu nedeniyle) para transferi yapamıyor. Bu durumda Türkiye alternatif bulma operasyonlarına başladı. Halk Bankası'nda İran adına bir hesap açılarak; doğalgaz ve petrol ithalatı karşılığında İran’a ödenecek olan paralar bu hesapta tutulmaya başlandı. TRANSFER‹ K‹M, NASIL GERÇEKLEfiT‹R‹YOR? İran devleti Halk Bankası'ndaki doğalgaz paralarını transfer etmek için Rıza Sarraf gibi işadamlarını görevlendirdi. Bu işadamları Halk Bankası'nda toplanan Türk liralarını külçe altına çeviriyor, sonra onu ya kuryeyle ya da uçakla İran'a transfer etme işini üstleniyorlardı. Transfer güzergahı ister doğrudan İran'a ister Dubai üzerinden şekillendiriyordu. Böylece külçe altınlar ihraç malı gibi gösterilip İran'ın doğalgaz karşılığı ödenmiş oluyordu. AL GÜLÜM VER GÜLÜM Söz konusu transfer, gerçekleştirenlerin gözünde riskli ve zor iş. Çünkü ABD ambargosuna rağmen hileli biçimde para transferi yapılıyor. Transferi gerçekleştiren Rıza Sarraf gibi iş adamlarına, icraatlarının karşılığı olarak bir takım "kolaylıklar" sağlanıyor. Doğrudan ilgili bakanlıklarca tanınan "kolaylıkların" bazıları şöyle: Vatandaşlık verme, Türkiye'de şirket

Operasyon kapsamında Halk Bankası-altın-İran üçgeninde gelişen olayların temeli neydi? Altın ticareti ve transferi nasıl yapılıyordu? kurmasını sağlama, mali polisten koruma, olası tüm bürokratik engelden koruma. "Al gülüm ver gülüm" deyimindeki "karşılıklılık ilkesi" ise rüşvet mekanizması ekseninde devam ediyor. MERKEZ BANKASI DA ‹fi‹N ‹Ç‹NDE Türkiye’deki bankalarda altın hesabı açılması uygulaması yoktu. Merkez Bankası, “altın” üzerinden kanuni karşılık kabul etmeye başladı ve bankalarda altın hesabı açılmasını özendirdi. Ekonomide, altın sirkülasyonu gittikçe arttı. Bankalar sadece altın hesabı açmakla kalmadılar, “hurda altın” (bilezik, yüzük, takı v.s.) ve her ağırlıkta “külçe altın” da kabul etmeye başladılar. MERKEZ BANKASI'NIN KAZANCI NEYD‹? Merkez Bankası bankaları altın mevduatına şöyle teşvik etti: Bankaların Merkez Bankası'na topladıkları mevduatın bir kısmını karşılık olarak yatırma yükümlülükleri var. Merkez, bankalara bu yükümlülüklerinin yüzde 30'unu

Sermaye örgütleri ne diyor?

P

isliklerin ortaya saçıldığı operasyona dair sermaye örgütleri çeşitli açıklamalar yaptı. MÜSİAD, açıklamasının satır aralarında AKP'ye sadakatini belirtirken, TUSKON cemaat safında olduğunu gösterdi. TUSKON'un tavrı, başkanının Tayyip Erdoğan'ın Pakistan gezisine davetli olmasına rağmen katılmamasından da anlaşılıyordu. Tekelci sermayenin üst örgütü TÜSİAD, açıklamasında yürütmenin yargıyı kuşatmasından duyduğu endişesini dile getirdi. AKP’nin

altınla yapabilme imkanı sağladı. Böylece bankalar ne kadar altın toplarsa o kadar menfaatlerine olacaktı. Merkez de bu sayede "yastık altındaki altının bankalara gelmesini" karşılık göstererek bu meblağı döviz rezervlerinin içinde gösterdi. Döviz rezervlerini Tayyip Erdoğan'ın övüneceği kadar yükseltti. 135 milyar dolar olarak gösterilen rezervlerin %25'ine yakınını altın rezervi oluşturuyor. KARA PARACILARA GÜN DO⁄DU Altın mevduatı uygulamasının en önemli özelliği bankalara getirilen altının kaynağının sorulmamasıydı. Piyasadan, bankalardan (Halk Bankası dahil) ya da Altın Borsası’ndan alınan altın rahatlıkla bankacılık sistemine sokulabilir hale geldi. Bu mekanizma sayesinde kara para sahiplerine gün doğdu. Kara paranın aklanması, paranın bankacılık sistemine sokulması ve buradan dolar, euro gibi güçlü dövizlere ya da altına çevrilerek ödemede kullanılması ile gerçekleşti. Kara para sahipleri piyasadan kuruluşunda önemli payı olan ve 2001’den beri Rifat Hisarcıklıoğlu tarafından yönetilen TOBB, operasyonla ilgili bir açıklama yapmadı. Sermayenin çatı örgütü olması ve birçok İslamcı sermaye çevresiyle işbirliği içinde olması nedeniyle TOBB'un kutuplaşmadan taraf olması yararına olmazdı. Bu nedenle TOBB sessiz kalmayı tercih etti. Kutuplaşmalara rağmen sermaye gruplurının hepsi endişeli çünkü kırılgan ekonomi ve istikrarsızlık ortak problemleri.

aldıkları altını Türk bankalarının altın mevduatına yatırdı ve külçe altın olarak geri aldı. Böylece Türkiye, külçe altın ithal ve ihraç etmenin kolay olduğu bir ülke haline geldi. Bu durumdan haberdar olan İran, Rusya, Azerbaycan gibi ülkelerden işadamları da Türkiye'de kara paralarını aklamak istedi. Böylece Rıza Sarraf gibi aracılar Türkiye platformunu kullanarak külçe altını ithal edip sonra talipler için külçe altını ihraç etti. Türkiye, altın ticaretinin bir platformu haline geldi ve pasta giderek büyüdü. Ülke fiilen kara para aklamanın üssü haline getirildi. ABD DEVREYE G‹RD‹ ABD, kara para aklama işine aracı olan Halk Bankası'nı ve bu işe bulaştığını düşündüğü birkaç bankayı daha sorguya çekiyor. ABD Hazine Müsteşarı David Cohen, operasyon günlerinde İstanbul’da bankalarla toplantı yaptı, toplantı başlıklarından biri de Halk Bankası idi. Zaten kara paracı ülkeler sıralamasında gri listede olan Türkiye’nin “kara liste”ye alınması ise an meselesi.


11

KENT 31 Aral›k 2013 / 13 Ocak 2014

Halk›n Sesi

Kent Hareketleri, Kuzey Ormanlar› Savunmas› ve Forumlar Aras› Kentsel Dönüflümle Mücadele Çal›flma Grubu’nun ilk ça¤r›c›s› oldu¤u ‹stanbul Kent Mitingi’ne forumlar, mahalleliler, ö¤renciler, emek ve meslek örgütlerini içeren pek çok grup kat›ld›. Miting için Haydarpafla Numune ve Sö¤ütlüçeflme’de buluflan eylemciler iki koldan yürüyerek Kad›köy Meydan›’na ulaflt›. Evime, kentime, mahalleme, park›ma ve orman›ma dokunma", "Afet de¤il talan yasas›", "Sermaye defol, ‹stanbul bizim" yaz›l› pankart ve dövizlerin tafl›nd›¤› yürüyüfl boyunca kente dair talepler hayk›r›ld›. Yolsuzlu¤a karfl› "Hükümet istifa", "Birlikte yapt›n›z birlikte hesap vereceksiniz" sloganlar› at›ld›. Yürüyüflte Kad›köy Halk Bankas› yolsuzluk yaz›lamalar›yla donat›l›rken Halkevleri korteji Halk Bankas›’n› yumurta ya¤muruna tuttu. Alana giriflte polis gaz bombalar›yla sald›rd›. Sald›r› s›ras›nda Elif Çermik’in kalbi durdu, Çermik hala yo¤un bak›mda.

‹stanbul halk›, ya¤malanan flehrinin, mahallesinin, do¤as›n›n, kamusal kaynaklar›n›n hesab›n› sormak için 22 Aral›k günü Kad›köy Meydan›’nda ‹stanbul Kent Mitingi’ndeydi. Y›llard›r kente iliflkin farkl› alanlarda mücadele yürütenler ilk defa bu denli genifl bir kat›l›mla bir kent mitinginde bir araya geldi. “fiehrimizle birlikte yaflam›m›z›n her alan›na, kazan›lm›fl haklar›m›za ve insanca yaflama olanaklar›m›za karfl› y›llard›r sürdürülen sald›r›lar karfl›s›nda ‹stanbul halk›na sayg› gösterilmesini isteyerek aya¤a kalk›yoruz” dediler. Kent mücadelesi ekseninde dile getirdikleri itirazlar, inflaat firmalar›-TOK‹-belediye-koruma kurullar› ekseninde rüflvetle döndürülen sistem, mitingin hemen öncesine denk gelen operasyonla iffla olmufltu. Eylemciler de mitingde sadece itirazlar›n›, taleplerini hayk›rmad›, rüflvet, yolsuzluk iliflkileriyle iffla olan kent talan›n›n, ya¤man›n da hesab›n› sordu.

‘Büyük patron’ istedi Bayraktar halletti İktidarı boyunca memleketi dev bir şantiye sahasına çeviren, betondan beslenen AKP’nin inşaat çarkının pisliği dökülmeye başladı. Bakan Bayraktar’dan belediyelere, koruma kurullarına, müteahhitlere yayılan ağın en başında da “büyük patron” Erdoğan var ÖZEN TAÇYILDIZ

Ç

evre ve Şehircilik Bakanlığı, 2011 yılında, AKP’nin “ustalık” dönemi ihtiyaçlarına göre kuruldu. Her tür imar yetkisi, kentsel dönüşüm projelerini yapma hakkı yani tüm ülkenin “tapusu” bakanlığın eline verildi. Başına da kentsel dönüşüm iştahını “Şu anda İstanbul'da yıkmaktan daha güzel bir şey yok” diyen TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar getirildi. Bayraktar kentsel dönüşüm projelerinin 36 milyon doları bulacağını açıkladı. Böyle bir yetkiyle, böyle paraların döndüğü bakanlığın başındaki Bayraktar, Başbakan Erdoğan tarafından istifaya zorlanınca da döküldü. Soruşturma dosyasındaki imar planlarının başbakanın talimatıyla yapıldığını söyleyiverdi. Nasıl ki memleketin tüm imar işleri bürokratlarbelediye başkanları-inşaat şirketleri eliyle kendi bilgisinde dönüyorsa o da başbakandan talimat alıyordu. Başbakan onun istifasını istiyorsa kendisi de istifa etmeliydi. Mevzu ne olursa olsun, Erdoğan’ın bilgisi, inisiyatifi olmadan partisinde adım atmanın mümkün olmadığı zaten açık. Bir başbakan olarak yapılan/yapılacak her inşaatla bizzat ilgilendiğini de biliyorduk. Törenle AVM açan bir başbakan nihayetinde. Ama bu basitçe bir “kontrol sevdası” değil. Erdoğan, yarattığı ekonomik büyümeyle iktidarını döndüren inşaat sektörünü başıboş bırakamazdı. 11 yıldır yaslandığı kent-doğa rantı ekonomiyi büyütüp istihdam yaratırken iktidarını da sürekli kıldı. Memleketi saran imar rantıyla müteahhitler, Erdoğan ve şürekası kazanırken bize düşense daha çok beton, daha yüksek beton, yeşiliyle, doğasıyla, silüetiyle bozulan kentler oldu. 2013’te sadece “riskli alan” uygulamasıyla 35 ilde 200’den fazla mahalle talana açıldı. Buna bir de kentsel dönüşümü yaratan diğer yasaları ekleyin. Tek tek barındığımız evlerin yanı sıra kamusal alanlar imara açıldı. Kırlarda üzerinde HES planlanmayan dere, maden ruhsatı verilmeyen orman kalmadı.

NEYM‹fi, ‹MAR DE⁄‹fi‹KL‹⁄‹ ‹STEM‹fi! En tepesinde Tayyip Erdoğan’ın oturduğu bu inşaat çarkının pisliği dökülmeye başladı. İş bitirmek isteyen soluğu Erdoğan’ın yanında almış, “özel proje” ilanıyla, imar değişikliğiyle inşaatını yükseltmiş, genişletmiş, bu kıyakların “bedeli” de ödenmiş. Bunun bir biçimi, Erdoğanların ve gözaltına alınıp bırakılan Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in yönetiminde olduğu

TÜRGEV’e “bağış”. Ama vakfa kaynak sadece müteahhitlerden değil, bizzat Demir’den de. Demir, Sulukule’de, Fener, Balat, Ayvansaray’da kentsel dönüşüm projeleri, acele kamulaştırma kararlarıyla insanları mahallelerinden sürerken belediye bütçesiyle yapılan yurdu 25 yıllığına vakfa parasız tahsis etmiş. Vakıftaki icraatlar bununla da sınırlı değil. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Eminönü’nde, Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nün de Urfa’da vakfa parasız arsa tahsis ettiği, hatta vakfa 3 milyon TL aktarıldığı iddialar arasında. Doğru mu değil mi? Erdoğan’ın, vakfı ve de oğlunu savunurken söylediği “Neymiş, vakıfla ilgili bir imar değişikliği için talepte bulunmuş. Vakıfla ilgili imar değişikliği için belediyeye gitmek suç mu?” itirafı ortada dururken neden olmasın? “BAfiBAKAN’A YAPTIRDIM” İmar değişikliği için talepte bulunmak normal ya, buyrun Ali Ağaoğlu’na. Ağaoğlu, Zeytinburnu Veliefendi Hipodromu’nun karşısında, 30 dönümüne inşaat izni verilen 70 dönümlük araziyi 2011 yılında satın

aldı. İnşaat izninin 45 dönüme, yapının bina boyunun da 63 metreden 70 metreye çıkarılmasını istedi. İBB meclisi projeyi reddedince de Erdoğan’a gitti. Erdoğan’ın Bayraktar’ı devreye sokmasıyla bölge “özel proje alanı” ilan edildi. Ses kayıtlarının dökümünde Ağaoğlu bunu İBB İmar Komisyonu başvekiline açıkça ifade ediyor: “Başbakan’a yaptırdım. Yani yapmadınız yapmadınız… Ben de gittim sayın patrona söyledim. Büyük patrona, o da direkt bakana talimat verdi, ‘Halledin burayı’ dedi” Hakikaten haledildi, Ağaoğlu fazladan yapacağı inşaatla milyonlar sahibi oldu. Erdoğan’ın hamlesiyle aradan çıkarılan Topbaş da Gezi’den sonra o bölgenin yanıbaşını Central Park gibi yeşil alan yapacağını ilan etti. “Büyük patron”un bakanıyla bizden çaldığı yeşil alanı beldiye başkanı bize lütuf gibi sundu. Ağaoğlu ne sundu peki başbakana? Ses kayıtlarında o da var, “kesilen ceza”,

TÜRGEV’e 200 milyon değerinde 20 dönüm arazi. AKP’nin memlekette yarattığı kent rantının öyküsü bu kadar basit işte. Aynı sistem her yerde işlemiş. İşte, eski karayolları arazisi üzerine yapılan Zorlu Center. Kamusal bir alan olan araziye ayrıcalıklı projelerle izin verildi, verilen yapılaşma izni dahi bölgenin trafiğini, hava akımını bozacak bir durumdayken üstüne bir de üç katı bulan plan aşımı yapıldı. Zorlu, bu kaçak yapılaşma ile de gündeme gelmiş, hatta Erdoğan’ın buna kızarak açılışa gitmediği konuşulmuştu. Meğer bizzat Erdoğan başkanlığında yapılan bir gizli toplantıda iş halledilmiş. Erdoğan, Bayraktar’a “Artık olmuş, bu haliyle halledin” deyince bakanlığın projeyi olumsuz değerlendiren raporu yerine yeni bir rapor hazırlanmış. Şimdi bunun karşılığının AVM’de Bilal Erdoğan’a ait olan iki dükkan olmadığını kim söyleyebilir? Rüşvetle iş gördürdüğünü söyleyenlerden biri de yine gözaltına alınıp bırakılan Taşyapı Holding sahibi Emrullah Turanlı. Şişli’de Vakıflar Genel Müdürlüğü, şu anda üzerinde Şişli Endüstri Meslek Lisesi ile Bahçeşehir Üniversitesi’nin olduğu arsayı 2012’de Bulgar Vakfı’na iade etti. İadenin ardından Taşyapı vakıfla anlaştı, bakanlık, Şişli Belediyesi ile İBB’yi devre dışı bırakarak ve okulun öğrencilerini yok sayarak bölgeyi “özel proje alanı” olarak ilan etti. Kat yüksekliğini, inşaat emsalini arttırdı, yükseklik serbest bırakıldı. İstenirse 100 katlı gökdelen kondurulabilecek alanın rantı 2 milyar dolar civarında. Bu yaratılan ranttan “büyük patron”un haberinin olmaması, bundan nemalanmaması mümkün mü? Ya da şöyle soralım, bu kadar betondan, asfalttan “yol” çıkar mı? Tüm sistem bunun üzerine kuruluyken bu ifşa olanlar basitçe “yolsuzluk” olur mu?

AKP’nin inşaat şirketlerini döndüren çark Rüflvet a¤›yla ortaya saç›lan inflaat dosyalar›nda müteahhitlerin yürüttü¤ü projelerin bedeli 30 milyar TL’nin üstünde. AKP’nin 11 y›ll›k iktidar›nda özel sektörde gerçekleflen inflaat yat›r›m›n›n y›ll›k ortalamas› ise 35 milyar dolar. Ne rüflvetler, ne bedeller dönüyor kim bilir? Bir yandan da cevaplanmay› bekleyen iddialar var. Erdo¤an’›n ‹zmir Urla’da kullanaca¤› villalar›n bulundu¤u araziye 1. derece S‹T alan›ndan 3. derece S‹T alan›na dönüfltürülmesi için Bayraktar’a talimat verdi¤i, Etiler Polis Okulu arazisinin Bilal Erdo¤an’›n ortaklar› aras›nda oldu¤u Bosphorus flirketine ihalesiz ve de¤erinin yar›s›na verildi¤i, normal flartlar alt›nda maden iflletme izni verilmeyen ‹stanbul Sultanbeyli Paflaköy orman sahas›ndaki bir maden arazisine ayn› flirket için 1 ay gibi k›sa sürede iflletme lisans› verildi¤i iddialar› bugünlerde konuflulanlar sadece. Peki AKP’nin çok daha büyük çaptaki “ç›lg›n projeleri”, 2023 hedefleri? ‹stanbul’un kuzey ormanlar›n› hedef alan 3. köprü ve havaalan› projeleri misal. Gerçekleflemeyen gözalt› listesinde ad› geçenler, mallar›na tedbir karar› konulanlarla bu projeleri yapacak kifliler/flirketler çak›fl›yor. 3. havaalan› ihalesini alan Limak-Kolin-Cengiz-Mapa-Kalyon Ortak Giriflim Grubu flirketlerinin yöneticilerinden Limak ‹nflaat Yönetimi Kurulu Baflkan› Nihat Özdemir, Özdemir’in orta¤› Sezai Bacaks›z, Kolin ‹nflaat CEO’su Celal Kolo¤lu, Kalyon ‹nflaat Yönetim Kurulu Baflkan› Cemal Kalyoncu, Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Faruk Kalyoncu ve Genel Müdür Yard›mc›s› Kenan Avis, Cengiz Holding Yönetim Kurulu Baflkan› Mehmet Cengiz'in gözalt›na al›nmas› istendi. 3. köprüyü yapacak olan ‹çtafl’›n patronu ‹brahim Çeçen de listede ad› geçenlerden. Bu isimlerin ilk ve tek projeleri bunlar de¤il elbette. Limak-Cengiz-Kolin Ortak Giriflimi, Yusufeli Baraj› ve HES ihalesini kazanan ortakl›k. Limak, TOK‹ iflbirli¤iyle Mersin’de Akdeniz Oyunlar› için yap›lmak üzere 25 bin kiflilik stad ihalesini ald›. Cengiz ‹nflaat Baflkan› Mehmet Cengiz, Karadeniz Otoban› müteahhidi. Kalyon ‹nflaat, ‹stanbul için önemli projeler olan metrobüs, Bak›rköy Adliye Saray›, Taksim Yayalaflt›rma Projesi gibi inflaat ihalelerini ald›. ‹çtafl, Ankara-‹stanbul h›zl› tren projesini yap›yor. Memleketin dört bir yan›na saç›lm›fl toplam› 500 bin konutu geçen TOK‹ projelerinde durum farkl› olabilir mi? Üstelik ihalelerinin yüzde 90’›ndan fazlas› y›llarca AKP’ye yak›nl›¤›yla bilinen MÜS‹AD, ASKON ve TUSKON’a verilmifl, Galip Ensario¤lu gibi milletvekilleri dahi TOK‹’den ihaleler alm›flken. AKP iktidar›n›n çok övündü¤ü projelerinin asl› bu iflte; ya¤mayla, talanla, rüflvetle dönen bir inflaat çark›.


SOKAĞIN SESİ

12

ÜRET EN B‹Z‹Z YÖNET EN DE B‹Z O LACA⁄IZ

31 Aral›k 2013 / 13 Ocak 2014

Halk›n Sesi

‘‹stifa yetmez halka hesap vereceksiniz’ Sokaklar, Haziran isyanc›lar›n›n meydanlar› zapt etti¤i günlerin s›cakl›¤›n› yeniden hissetmeye bafllad›. Gülen Cemaati'nin, CIA ve sermaye deste¤iyle, polis ve yarg› mevzilerinden AKP'ye sald›rmas› ve iktidar›n karfl› ataklar› ile iki taraf›n da pislikleri ortaya döküldü, iktidar içi kavga fliddetlendi. Haziran ‹syan›’nda siyasetin seyircisi de¤il öznesi olan halk bu iktidar dalafl›n› seyretmedi. Cemaat’in ve AKP’nin birlikte kurdu¤u ya¤ma ve talan düzenine karfl› soka¤a ç›kt›. ‹ki taraftan da hesap sordu. Operasyonun ilk günü Halkevleri’nin bafllatt›¤› sokak eylemlerinde dillendirilen "Beraber yürüdü-

nüz, beraber öldürdünüz, beraber sald›rd›n›z, beraber sömürdünüz, beraber semirdiniz. Art›k yeter! Hüküm halk›nd›r" sözü mücadele hatt›n›n iflaret fifle¤i oldu. Haziran ‹syan›’n›n ard›ndan halk›n direnifli yönlendirdi¤i forumlar hemen tüm illerde eylemlerin ça¤r› merkezi oldu, süreklili¤i sa¤lad›, eylemler h›zla yayg›nlaflt›. Bu defa iktidar›n da Cemaat’in de, bu krizden gerici-iflbirlikçi-sa¤ alternatifler ç›karmaya çal›flan di¤er tüm aktörlerin de karfl›s›nda bir isyan› birlikte örgütlemifl; kendi iletiflim a¤lar›n› oluflturmufl; kara propaganday›

bofla ç›karmay›, birlikte barikat kurup dövüflmeyi, direnifli mahalle mahalle örgütlemeyi, meydanlar› ele geçirmeyi bilen bir halk var. Direniflçiler Haziran'dan sonra çekildikleri ara sokaktan ç›kt› art›k. Meydanlarda "Üç bakan yetmez, hükümet istifa", “‹stifa da yetmez hesap ver” sloganlar› atanlar, mahalle içlerinde tencere tavalar›yla "H›rs›z vaaaarr" diye hayk›ranlar, Halk Bankas› flubelerini seyyar kundurac›ya çevirenler, duvarlara yeniden hayat verenler egemenlere “Halk isyan›ndan kurtulamayacaks›n›z” mesaj›n› verdi.

Ankara

Antalya

‹stanbul DO⁄AN GÜNEfi TOKSÖZ / ÇA⁄LAR ÖZB‹LG‹N

R

üşvet ve yolsuzluk operasyonunun hemen arkasından başlayan eylemler on günlük zaman diliminde kent meydanlarından mahalle aralarına, üniversitelerden işyerlerine, devlet dairelerinden banka şubelerine yayıldı.

VE D‹REN‹fiÇ‹LER TAKS‹M'E DÖNDÜ "Yağmaya, soyguna, talana, şiddete karşı dayanışmaya devam" diyen Taksim Dayanışması, aylar sonra ilk defa halka yasaklanan Taksim'e çağrı yaptı. Çağrı, sadece hırsızlardan hesap sormak isteyen İstanbullulara değil, Haziran İsyanı'ndaki inisiyatifi ile adres haline gelen Dayanışma'ya kulak kabartmış tüm ülkedeki direnişçilereydi. En büyük korkuları halkın bağımsız bir güç olarak sokaklara çıkması olan AKP’nin de Cemaat kadro-

larının da dezenformasyon girişimleri sökmedi. 27 Aralık akşamı henüz basın açıklamasına saatler varken Taksim ve Taksim'e çıkan yollar polis ablukasına alınmıştı. Ancak bu binlerce direnişçinin buluşmasını engellemedi. Geziciler kadını, erkeği, yaşlısı genci, LGBTİ bireyi ile yine birlikte direndi. Yaklaşık 5 saat boyunca İstiklal, Sıraselviler ve Cihangir başta olmak üzere sokaklar barikatlarla doldu. Gaz bombaları ve plastik mermilere havai fişeklerle verilen yanıt, "direnişçilerin yeni yıl kutlaması" görüntülerini oluşturdu. Gece sonunda 37 kişi gözaltına alındı fakat Taksim aylar sonra yine "Her yer direniş, hükümet istifa" sloganlarıyla inledi. DÖRT YANDA TEK SLOGAN: 'HÜKÜMET ‹ST‹FA' AKP'li üç bakanın istifası halk öfkesini dindirmedi. "Üç bakan yetmez hükümet istifa" sloganı öne çıktı. İstanbul ve Ankara’da eylemler forumların da çağrıcılığı ile mahallelere yayıldı. İstanbul’da Okmeydanı, Sarıgazi, Gazi polis saldırısına karşı direniş alanlarına dönüştü.

‹zmir

Hiçbir şey eskisi gibi değil!

Ankara'da merkezi eylemlerin adresi Güvenpark oldu. 27 Aralık’ta Taksim ile eş zamanlı Kızılay'da AKP'ye yürümek isteyen direnişçilere polis saldırdı. Kennedy direnişçileri kendilerini şöyle bir gösterirken, Tuzluçayır eylül sonundan bu yana en kitlesel direnişe imza attı. Hesap sorma eylemleri 40'ı aşkın kente yayıldı, 150'den fazla eylem gerçekleşti. Şarkıların yazıldığı, skeçlerin sergilendiği eylemlerde en öne çıkan vurgu “Bu pisliği halk temizler“ oldu. Halk Bankası şubeleri dört bir yanda eylem noktasına dönüştü, kimi zaman yumurtalandı, kimi zaman önü ayakkabı kutularıyla doldu. Özellikle Haziran İsyanı’nın ardından bazı Anadolu kentlerinde kamu emekçilerinin grevi ve yerel hak mücadelesi pratikleriyle sınırlı kalan sokak hareketi hızla kitleselleşti. Trabzon Dayanışma Platformu çağrısı ile binler sokağa çıktı. Kocaeli’de eylemler mahallelere yayıldı. 27 Aralık eyleminde eylem dönüşü Halkevcilere polis gözetiminde faşistlerin saldırması üzerine Kocaeli halkı ertesi gün daha güçlü biçimde sokağa çıktı. Samsun halkı Samsun merkezde gerçekleşen kit-

Kocaeli

Haziran ‹syan› ile ilgili de¤erlendirmelerin birço¤unda dile getirilen "Art›k hiçbir fley eskisi gibi olmayacak" sözü, rüflvet ve yolsuzluklara karfl› yap›lan eylemlerde bir kez daha teyit edildi. Ülkenin dört bir yan›na yay›lan eylemlerde isyan›n ruhu kol gezdi. ÖZGÜRLEfiEN ALANLARA!

‹lk dikkat çeken; Haziran ‹syan› ile birlikte halk taraf›ndan özgürlefltirilen alanlar›n adres gösterilmesi oldu. Taksim'in yan› s›ra Ankara Güvenpark, ‹zmir Konak, Antakya U¤ur Mumcu, Antalya Cumhuriyet, Bursa Heykel meydanlar›, Kocaeli Cumhuriyet Park›, Ça-

lesel eylemin ardından Atakum’da “Hükümet istifa, halk iktidara” sloganıyla AKP’ye yürüdü. Çanakkale’de AKP binalarına yönelen sokak eylemlerinin yanı sıra kentin birçok yerinde evlerin balkonlarına ayakkabı kutuları asıldı. Yine çok sayıda kentte eylemlerin sürükleyici gücü lise ve üniversite öğrencileriydi. Eskişehir'de binlerce kişinin sokağa çıktığı eylemlerde gençliğin kitleselliği ve dinamizmi öne çıktı. Diren Bursa “Artık yeter, hükümet istifa” sloganıyla sokağa çıktı. Mersin eylemlerinde halk kürsüsü kuruldu. Hopa halkı Hopa Halkçı Demokratik Yerel Yönetim Meclisi çağrısı ile sokağa çıktı, AKP ilçe binasına yürüdü. Adana halkının Gezi direnişinin buluşma noktası Atatürk Parkı’na yürüyüşüne polis saldırdı. Polis saldırılarına karşı eylemler sürdü. İzmir sokakları kitlesel yürüyüşlere sahne oldu. Halk forumlarının çağrısı ile yapılan kitlesel eylemlerle halk gün aşırı sokağa çıkarken 28 Aralık'taki yürüyüşe polis saldırdı, İzmir sokakları saatler boyu direniş alanı haline geldi. Direnişin yaşandığı bir diğer nokta da Antakya'ydı. Armutlu direnişçileri "Sakın unutmayın, biz buradayız" dedi.

Çanakkale

Mersin

Eskiflehir

nakkale Kordon "H›rs›z vaaaar" diye hayk›ranlar› a¤›rlad›. BAR‹KAT TECRÜBES‹ KONUfiUYOR

Eylemlere yönelik polis sald›r›lar›nda birkaç ay önce h›zla gelifltirilerek kitlelere yay›lan barikat savafl› teknikleri devreye girdi. Gaz maskeleri ve baretler tak›ld›; havai fiflek, sapan, eldiven, sa¤l›k, bas›n ekipleri koordineli hareket etti; kent merkezlerinde esnaf›n, mahallelerde bölge halk›n›n yard›m-

lar› eksik olmad›; avukatlar gözalt›lara, sa¤l›k emekçileri yaral›lara kofltu; sosyal medyada alana dair bilgiler paylafl›ld›, Çapul.TV birçok ilden canl› yay›ndayd›.

'KIfi GÜNÜ SU MU SIKILIR ‹MANSIZ!'

Haziran ‹syan›'n›n bir "mizah devrimi" olarak nitelendirilmesinde büyük yer tutan yaz›lamalar da yolsuzluk eylemleriyle geri döndü. "Bilal elimizde, ayakkab› kutunu al gel", "fiimdi ald›klar›n› yavaflça yere b›rak", "Sana dediydik Tayyip", "Sand›k sokakta" gibi yaz›lamalar duvarlar› süsledi. Berkin Elvan'a da "Berkin uyan, Tayyi-

be güle güle diyoz" diye seslenilirken, kuflkusuz en hisli yaz›lama Kad›köy'deydi: "K›fl günü su s›k›l›r m› imans›z!" 'HER YER RÜfiVET, HER YER YOLSUZLUK'

Sezonu Taksim sloganlar›yla açan tribünler de rüflvet skandal›na tepkisiz kalmad›. Çarfl›'n›n bafllatt›¤› "Her yer rüflvet, her yer yolsuzluk" slogan› Galatasaray, Fenerbahçe ve Gençlerbirli¤i tribünlerine s›çrad›. Ankara'da 20 bin kiflinin tek slogan att›¤› Gençlerbirli¤iBefliktafl maç›n›n ç›k›fl›nda polis KaraK›z›l taraftarlar›na biber gaz›yla sald›rd›.


199'uncu Sayı