Page 1

A-PDF Merger DEMO : Purchase from www.A-PDF.com to remove the watermark

5 Aral›k 2013• 1,25 TL

Y›l 8 • Say› 197

AKP’yi de, cemaati de

Halk bitirecek! Katilleri peruk takarak koruyamazs›n›z

‹dare edemezsin Tayyip, halk hepinizin hesab›n› kesecek SF. 3

Cemaat ve AKP aras›ndaki gerilim aç›k bir kavgaya dönüfltü. Ama onlar iktidar paylafl›m›nda has›msa da gericilikte, piyasac›l›kta yani halka karfl› h›s›mlar

‹syan, iktidar içi kavgay› tetikledi. Onlar bu kavgada da halk düflmanl›¤›n› t›rmand›r›rken halk›n kendi haklar› için mücadele etmesinden korkuyorlar

Yerel seçimlere halk›n haklar›n› savunan müdahaleler, paras›z e¤itim mücadelesi, kad›nlar›n ve iflçilerin yükselen direnifli korkular›n› hakl› ç›karacak

‘Tonya’da patatesimiz ve onurumuzdan baflka bir fleyimiz yok’ Onurlu bir devrimciyi yitirdik. KTÜ Ö¤renci Kolektifi’nden Edebiyat “Yine görüflürüz Bölümü son s›n›f ö¤rencisi Ahmet dostlar›m benim Y›lmaz 24 Kas›m’da henüz 23 yafl›nda yine görüflürüz... kanser nedeniyle aram›zdan ayr›ld›. Beraber günefle güler, Yoldafllar› ve Tonya halk› Ahmet’i, tam onun istedi¤i gibi, sol yumruklar› beraber havada, mücadeleyi büyütmeye söz dövüflürüz...” vererek u¤urlad›.

Uluslararas› ‹flçi Filmleri Festivali “Gezi”sine devam ediyor

8. Uluslararas› Film Festivali direniflin coflkusu ile Antalya, Trabzon, Samsun, Antakya, Eskiflehir, Mersin ve K›br›s’ta. Antakya ‹FF bu y›l “Güney’in Üç Fidan›’ an›s›na yap›l›yor,

“Karadeniz kararmas›n” diyerek halk›n sa¤l›k hakk› için yola düflerken, paras›z e¤itim, demokratik üniversite mücadelesini yükseltirken, do¤a ve yaflam mücadelesinde Tonya’y› sermayeye dar ederken, KTÜ’de faflist sald›r›lara karfl› dimdik dururken ve elbette o büyük güzel güne yürürken Ahmet’in an›s› hep bizimle olacak.

aç›l›fl filmi ise Antakya direniflini anlatan “Direnen Sevgi” olacak. Direnifli öne ç›karacak 9. Uluslararas› ‹flçi Filmleri Festivali için baflvurular 15 fiubat’a kadar sürüyor.

AKP katletti¤i Gezi direniflçilerinin davalar›nda tetikçilerini korumak için elinden geleni yap›yor. Davalar› bölerek, halktan kaç›rarak suçu örtbas etmeye çal›flan AKP’nin, Ethem Sar›sülük’ün katili Ahmet fiahbaz’› neden mahkeme salonuna perukla soktu¤u, cinayet günü çekilen bir video ile a盤a ç›kt›. Güvenpark’ta polislerin aras›ndan çekilen ve Ethem’in ailesinin yayg›nlaflt›rd›¤› görüntüde kafas›n›n üst k›sm› görülen bir polisin “Çektim s›kt›m üç tane” dedi¤i di¤er bir polisin ise susmas› için onu uyard›¤› duyuluyor.

Art›k yeter! ‹stanbul bizim Geri dönüflü olmayan kentsel, do¤al ve insani y›k›ma karfl› parça parça yürütülen mücadeleleri birlefltirmek; kent ve kentli haklar› için, yaflam alanlar›n›n düzenlenmesinde söz ve karar sahibi olmak için ‹stanbullular 22 Aral›k’ta Kad›köy’de bulufluyor. Kent Hareketleri, Kuzey Ormanlar› Savunmas› ve Forumlar Aras› Kentsel Dönüflümle Mücadele Çal›flma Grubu’nun ça¤r›c›l›¤›nda ‹stanbul direnifl forumlar›n›n, do¤a ve kent mücadelesi inisiyatiflerinin, meslek odas›, DKÖ, siyasi parti gibi kurumlar›n içinde yer ald›¤›

100’e yak›n örgüt birleflti; “Bizim ‹stanbullumuzu birleflen ellerimizle yarataca¤›z” diyerek herkesi yaflam alanlar› üzerinde söz ve karar sahibi olmak için soka¤a ça¤›r›yor.

Ali Çerkezo¤lu / Sayfa 2

Sahi sa¤l›kta ne oluyor... Ferda Koç / Sayfa 4

Kürdistan’da önseçim Tufan Sertlek / Sayfa 8

Ekmek paras›! Özen Taçy›ld›z / Sayfa 6

AKP-CHP beton kardeflli¤i


2

EMEK 5 Aral›k 2013 / 18 Aral›k 2013

Halk›n Sesi

Emekçinin yumru¤u havada kalmayacak

‘Şartel inecek AKP gidecek’ Yatağan’da direnişlerini sürdüren enerji ve maden işçileri polis barikatlarını bir bir aşıp “Şalter inecek, AKP gidecek” derken sınıf kardeşleri de onlara Hacettepe direnişinden selam yolluyor ULAfi KORKUT

Y

atağan termik santralinin özelleştirme girişimlerine karşı enerji ve maden işçileri iki aydır direnişini sürdürüyor. İşçilerin 16 Eylül’de işletme önünde direniş çadırı kurarak başlattıkları mücadele saldırı ve yıldırma politikalarına rağmen kararlılıkla sürüyor. Daha önce Ankara’ya yürüyen işçiler eylemlerini Muğla’da sürdürüyor. İşçiler, Resmi Gazete’de Yatağan termik santrallerinin özelleştirilmesi ile ilgili ilan yayımlandıktan hemen sonra neredeyse her gün eylem yaparak işyerlerinin satılmasına karşı direniyorlar.

HERYER, HER GÜN EYLEM Direnişteki işçiler 25 Kasım gecesi AKP Muğla il binasına, 27 Kasım’da AKP Milas ilçe binasına yürüdüler. Polisin işçilerin eylemlerine defalarca saldırmasına rağmen işçiler direndi ve polis her defasında geri çekilmek zorunda kaldı. Yaşanan polis saldırılarında birçok işçi yaralanarak hastanelere kaldırıldı. İşçiler eylemlerde sık sık “Şalter inecek hükümet gidecek” sloganını attılar. Eyleme Muğla ve Yatağan belediye başkanlarının yanı sıra siyasi parti ve demokratik kitle örgütü yöneticileri de katıldı.

SIKIYÖNET‹ME RA⁄MEN TAYY‹P PROTESTODAN KAÇAMADI 30 Kasım’da Tayyip Erdoğan Muğla’ya gelmeden kentte adeta sıkıyönetim ilan edildi. Protesto korkusuyla insanlar sokaktan gözaltına alındı. Yatağan işçilerinin izinleri iptal edildi. Ankara, Erzurum, Kars, Ardahan, Balıkesir, Afyon, Kütahya ve Antalya’dan polisler getirildi. Direniş alanıyla Erdoğan’ın geçeceği yol arasına araçlarla ve polislerle duvar örüldü. Erdoğan’ın geçtiği yolla işçiler arasındaki bağlantı koparılmaya çalışıldı. Görüntüyü engellediler ancak Yatağan işçilerinin sesini kısamadılar. Her şeye rağmen işçilerin sloganları,

ıslıkları Erdoğan’a ulaştı. D‹SK YATA⁄AN ‹fiÇ‹LER‹N‹N YANINDA DİSK Genel Başkanı Kani Beko ve Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, Yatağan işçilerini ziyaret ederek DİSK’in yanlarında olduğunu söylediler. Aynı ziyarette KESK Genel Başkanı Lami Özgen de kamu emekçilerinin desteğini işçilere iletti. Hacettepe işçileri, Yatağan işçilerine destek eylemi yaparken Enerji-Sen üyeleri Galata Kulesi’nden pankart sallandırarak Yatağan işçilerini selamladılar. YATA⁄AN ‹fiÇ‹LER‹N‹N D‹REN‹fi TAKV‹M‹ Yatağan işçileri bir toplantı

yaparak direniş takvimini belirledi. Buna göre; I 9 Aralık günü 10’ar

kişilik ekipler halinde 2’şer gün direniş çadırında açlık grevi başlatılacak. I Açlık grevi ilk ihale için teklif verme süresi olan 24 Ocak’a kadar sürecek. I 29 Aralık günü Milas’ta miting düzenlenecek. I Bu süre içinde bir çözüm bulunmadığı takdirde 24 Ocak 2014 günü tüm işçi ve aileleri ile birlikte büyük Ankara yürüyüşü yapılacak. I Bu zaman aralığında iş yerlerini terk etmeme eylemleri de yapılacak.

Hacettepe direnişi sürüyor 11

Kasım’da Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yapılacak olan ihale Devrimci Sağlık-İş üyesi işçilerin iş bırakma eylemi ve direnişi sonucu iptal edilmişti. İptal edilen ihaleden sonra 46 işçi işten çıkarılınca Devrimci Sağlık-İş üyesi işçiler yeniden iş bırakarak hastane bahçesini direniş alanına çevirmişti. İşçiler bütün saldırılara rağmen işten atılan arkadaşları işe alınana kadar mücadelelerini sürdürmeye kararlı. İşçiler saldırıdan sonra çadırlarını tekrar

Ali Çerkezo¤lu ‹stanbul Tabip Odas› Genel Sekreteri

Sahi sa¤l›kta ne oluyor? Hani “Tam Gün” gelmifl, herkes sigortal› olmufl, sa¤l›kta devrim olmufltu!

Bir “tam gün” lafıdır gidiyor. Hastaları perişan eden “muayenehaneler”, bu iktidar döneminde belki onuncu kez sözde kapatılıyor. AKP hükümeti hastaları muayenehanelerden altı ayda bir kurtarıp, hiç para harcamadan en iyi sağlık hizmetine erişeceklerine, istedikleri zaman istedikleri profesöre parasız muayene olabileceklerine, zaten herkesi “Genel Sağlık Sigortası” kapsamına aldıkları için mükemmel sağlık hizmeti olan bir ülkede yaşadıklarına inandırmaya çalışıyor. Ancak yalancının mumunun yatsıya kadar bile yanamadığı zamanlardayız. Her alanda olduğu gibi sağlıkta da yalancının mumunu söndürecek sert rüzgarların estiğini hepimiz görüyoruz. Muayenehaneleri kapatmakla övünen AKP Meclis’e getirdiği yeni torba yasayla “yandaş hekimlere” üniversite ve araştırma hastanelerinden çıkıp özel ve vakıf hastanelerinde özel hasta bakma olanağını yasallaştırıyor. Kamu üniversite hastanelerdeki eğitimi de, sağlık hizmetini de çökertirken fiilen her yeri uluslararası sermayenin işlettiği “dev muayenehanelere” dönüştürüyor. Dünya Bankası ve IMF’nin programını esas alan ve bu sayede sonradan bizlerin cebinden çıkacak milyar dolarlık sıcak para girişlerini sağlayan, sağlığı hak olmaktan çıkarıp satılıp alınabilecek bir “mal” haline getiren AKP hükümeti; ateşli

bebekleri, kanser hastalarını bile müşteri haline getirmekten çekinmedi. Müşteri olarak “Ayağınız alışana kadar özel hastanelere gidişlerinizi kısa bir süre finanse ederim, hatta şimdilik çok az ücretle hizmet alacağınız aile hekimlerine sizleri bağlarım” anlayışı önce göze hoş göründü. Bu arada şehir merkezlerindeki kamu (devlet) hastanelerini bin bir bahaneyle şehirlerin uzağına taşıdı. Nüfusa göre yeni kamu hastaneleri açmayarak, olanlarda da yoğun bakım ve kanser başta olmak üzere birçok branşta yeterli yatırımı yapmayarak özel hastaneleri erişilebilecek tek yer olarak bıraktı. Ardından şimdi olduğu gibi hastanelere ayağımızı alıştırmak için kullanılan ve aylık primini ödemek zorunda bırakıldığımız Genel Sağlık Sigortası yetmez oldu. Sanki kar etmesi gerekiyormuş gibi, “SGK zarar ediyor” yalanları servis edildi. Özel hastaneye her gidişimizde yüzde 200’lük ilave ücretlere, SGK’ya ödediğimiz ve maaşlardan kesilen katılım paylarına, eczanelerde alınan ilaç katkı ve fark ücretlerine mecbur bırakıldık. Alınan hizmetin niteliğindeki azalma, güven kaybı, hiç kimseye güvenmeme ve inanmama üzerine kurulan bir hasta-hekim ilişkisi, “Ne kadar çok para harcarsam o kadar iyi sağlık hizmeti almış olurum” algısına doğru evrildi. Hepimize tanıdık gelmiyor mu? Ayakkabı alır gibi sağlıkta da niteliği fiya-

kurdu, 24 saat direniş çadırında kalıyor. Çalışan işçiler mesai bitimlerinde arkadaşlarının yanında olmayı sürdürüyor. Direnişteki işçilerin yemek ve diğer ihtiyaçları diğer işçiler tarafından karşılanıyor. ‘HASTALAR NEDEN MA⁄DUR OLSUN?’ İşçiler, hastane yöneticilerinin yıllardır siz sağlık işçisi değilsiniz sizsizde bu hastane döner dediğini ancak eylem yaptıklarında da hemen “hastalar mağdur oluyor” söylemini

tıyla değerlendiren bu yaklaşım… Oysa sağlık bir hak. Hepimizin yaşadığımız ülkede en nitelikli sağlık hizmetine, en kısa yoldan ve cebimizden farklı isimler altında para çıkmadan erişmemizi gerektiren bir hak. Yoğun bakım ihtiyacı yaşayan hasta yakınlarının yaşadıkları çaresizlik ve özel hastanelere değişik adlar altında servet ödemek zorunda kalmaları, bu durumun en çıplak göstergesi. Bunun algılanması için herkesin yoğun bakım gereksinimi olan bir hastalıkla karşılaşması gerekmiyor. Sağlıktaki bu oyunun, yine halk tarafından bozulması gerekiyor. Her yerde olduğu gibi, sağlıkta da öncelikli kuralın değişmeyeceğini hatırlatmakta yarar var. Yoksulların, emekçilerin kararlı talepleri ve bu talepleri gür sesle haykıran örgütleri, sendikaları, partileri, Halkevleri yoksa, bilinmelidir ki reform adı altında çıkan yasalar, getirilen düzenlemeler, çizilen pembe tabloların tamamı sermayenin çıkarınadır. Sus payı olarak sunulanlar, göz boyama için kullanılan geçici tavizler, sonunda döner dolaşır insanların cebine, parasına gözünü diker. Ulaşılabilir, eşit, nitelikli ve parasız sağlık hizmeti bizim hakkımız. Sadece özel muayenehanelere değil özel hastane adı altında hastalık ticareti yapan işletmelere de karşı olunması gerekiyor. Hekim, hemşire, sağlık

kullandıklarını söylüyor. İşçiler hastane yöneticilerine soruyor: “Madem biz sağlık işçisi değilsek neden hastalar mağdur oluyor, eğer sağlık işçisiysek -ki öyleyiz- bizim muhatabımız şirket değil hastane yönetimidir.” İşten atılan işçilerden Yusuf “ Bu günlerde taşeron yasası tartışılıyor bu yasayı tartışanlar ayda kaç lirayla geçiniyor merak ediyorum. Benim geçindiğim paranın 10-15 katı para kazanan insanlar benim kaderimi belirleyecek, olur mu böyle bir şey.

personelinin tamamını güvencesiz çalıştırmaya ve hastane adlı şirketlerinin maliyetini düşürmeye çalışan sağlık sermayesi, AKP hükümetine istediğini yaptırıyor. İlave ücret artsın talebi anında yüzde 200lere varan oranlarda karşılık buluyor. Milyonlarca yurttaşın ödemekte zorlandığı Genel Sağlık Sigortası primleri yetersiz görülüp, herkesin bunun üzerine “tamamlayıcı sigorta” yaptırmasını dayatan düzenlemeler gelebiliyor. Yani sağlıkta tıpkı otomobillerde olduğu gibi “zorunlu trafik sigortası” yetersiz görülüp herkesin ayrıca “kasko” yaptırması isteniyor. AKP ve destekçileri herkesi kendileri gibi dolar milyoneri zannediyor. Oysa tüm bunların, insanları daha da yoksullaştırmak, zaten yetersiz olan gelirinin önemli bir kısmına “sağlık üzerinden el koymak” için yapıldığının farkına varmakta fayda var… Sağlıkta uygulanan bu büyük yalanın farkında olmak, bu alanda çıkarılmaya çalışılan emekçi düşmanı yasa ve yönetmeliklere müdahil olmak, engellemek yaşamımıza sahip çıkmak demektir. Gezi sürecinde, Haziran direnişinde milyonlar “Kentimize, yaşamımıza, bedenimize, emeğimize karşı yapılan her şey için biz müdahiliz” dediler. Bu müdahilliğin, Gezi ruhunun, sağlıktaki soygun düzenine ve insanı yok sayan tüccar siyaset anlayışına da “dur” demesinin zamanıdır.

Bizim geleceğimizi tartışanlar buraya gelsin Hacettepe’nin bahçesinde çadırda bizle konuşsun taşeron yasasını” diyor. ANKARA MUHALEFET‹ ‹fiÇ‹LERLE İşçilerin direniş çadırına Ankara muhalefeti bileşenlerinin gün boyu destek ziyaretleri oluyor. Sendikalar, üniversite öğrencileri ve gençlik örgütleri, Kadın Emeği Platformu ve Halkevleri direnişteki işçilere destek ziyaretinde bulundular.

KADINLAR D‹REN‹fi‹N HER ANINDA Kadın Emeği Platformu 30 Kasım’da direnişteki işçileri ziyaret etti. DİSK Genel Sekreteri ve Devrimci Sağlık-İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun da katıldığı destek ziyaretinden sonra kadınlar yakılan ateş başında kısa bir forum gerçekleştirdi. 30 Kasım gecesi direniş çadırında sadece kadın işçiler kaldı. Hacettepe işçileri işlerine geri dönene kadar direnişlerini sürdüreceklerini söylüyorlar.

Emekliler güvenceli gelecek, güvenceli emeklilik istiyor H

alkevleri Emeklilik Hakkı ve Emekli Hakları Atölyesi 30 Kasım’da Feriköy’de bulunan Şişli Belediyesi Emekli Dinlenme Evi’nde “Güvencesiz çalıştırma ve bireysel emeklilik sigortası kıskacında emeklilik hakkı ve emekli hakları” başlıklı bir panel düzenledi. Panelde Emekli-Sen Genel Başkanı Veli Beysülen, Şişli Belediye Bşk. Yrd. Sosyal Hizmetler Uzmanı Kahraman Eroğlu, Kartal Hukukçular Demeği Başkanı Mehmet Ümit Erdem ve Halkevleri Emeklilik Hakkı ve Emekli Hakları Atölyesi’nden Abdullah Aydın konuşmalar yaptı. Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy da panele katılarak halkın hakları mücadelesi içerisinde emeklileri de omuz omuza görmekten büyük bir güç alacaklarını dile getirdi. Panelde yapılan konuşmalarda bireysel si-

gortanın sermayeye kaynak aktarma yöntemi olduğu belirtilerek güvenceli bir gelecek ve güvenceli emeklilik için örgütlenme çağrısı yapıldı. Halkevleri Emeklilik Hakkı ve Emekli Hakları Atölyesi’ni temsilen konuşan Abdullah Aydın emekliler olarak Gezi direnişinden güç aldıklarını söyleyerek emeklilerin öz güçlerine güvenerek örgütlenmesi gerektiğini ifade etti. Aydın, Emekli Hakları Meclisi’ni kurmayı ve bir Türkiye Emekli Hakları Forumu düzenlemeyi hedefledikleri duyurdu.


3

GÜNDEM 5 Aral›k 2013 / 18 Aral›k 2013

Halk›n Sesi

#DirenAnkara, yine Gökçek! B hattı belirli aralıklarla kesildi, sonra 132 numaralı ODTÜ-100. Yıl EGO seferleri kaldırıldı.

aşbakan Erdoğan 26 Kasım'da meclis grup toplantısında 10 kentteki belediye başkan adaylarını açıkladı. Açıklanan isimler içinde en dikkat çekicisi Ankara'nın adayı Melih Gökçek oldu. 1994'ten bu yana Büyükşehir Başkanı olan Gökçek, Ankaralılar için bir belediye başkanından çok daha fazlası. Son bir yıldan bazı örnekler dahi Gökçek'in halk düşmanlığını, kadın düşmanlığını, rant hırsını, şirket tipi belediyecilik anlayışını gözler önüne sermek için yeterli. ADAYLIK D‹REN‹fiTEK‹ TAVIRLA GELD‹ Melih Gökçek'in Tayyip Erdoğan tarafından yeniden aday olarak belirlenmesinde, Gökçek'in aday olamaması halinde kirli çamaşırları ortaya serebileceğine yönelik iddiaların payı var ama aslan payı Haziran İsyanı’ndaki tavrıydı. İlk günden itibaren direnişe katılanlara açıktan hakaretler yağdıran Gökçek, Erdoğan'ın polisler için sarf ettiği "kahramanlık destanı yazdılar" sözünü Ethem Sarısülük'ün katledildiği Güvenpark'a "polise teşekkür" pankartı astırarak destekledi. Erdoğan pervasızlığın son raddesine gelen bu tavırdan öylesine memnun

Rant hırsı, halk düşmanlığı, saldırganlığı ve aymazlığı ile AKP'nin şirket tipi belediyecilik anlayışının nadide örneklerinden Melih Gökçek Ankara'ya yine aday oldu kaldı ki, Gökçek'in kendisini yurtdışında karşılama organizasyonundaki başarısızlığını sineye çekti. KADIN DÜfiMANI, AHLAK BEKÇ‹S‹! Kadın düşmanlığı da Gökçek'in siyaset dilinin başlıca unsurlarından biri.. AKP'nin kürtaj hakkına yönelik düzenleme girişimlerine destek veren Gökçek, "Anası olacak kişinin hatasından dolayı çocuk niye suçu çekiyor, anası kendisini öldürsün" dedi. Gökçek, açıklamasına tepki gösteren

bir kadına da Twitter'da "Sen çok mu kürtaj yaptırdın?" diye sordu. Kadın düşmanlığını "ahlak" kavramı üzerinden de sıkça kuran Gökçek, metroda öpüşen çifte özel güvenlik müdahalesini de savunmuş ve metroda öpüşmeyi "ahlaksızlık" diye nitelendirmişti. RANT ‹Ç‹N NE GEREK‹YORSA Aynı saldırgan dili, ODTÜ ve 100. Yıl'dan geçirilmek istenen otoyol projesinde de kullandı. ODTÜ Ormanı'nda beş

bine yakın ağacı bir gece yarısı operasyonu ile budayan belediye, yüzden fazla iş makinesinin geceli-gündüzlü çalışmasıyla otoyol için gerekli düzenlemeleri yapmış oldu. Ormanına sahip çıkmak isteyenlerse polisin gaz bombalı ya da Gökçek'in paralı adamlarının sopalı saldırılarına uğradı. Tüm bunlara karşın Gökçek, ODTÜ bileşenleri ve 100. Yıl halkı için yalan ve iftira dolu ifadeleri hemen her gün yineledi. Hırsı bununla da kalmadı; önce çalışmalar gerekçesiyle bölgenin su

B‹R BECER‹KS‹ZL‹K ÖRNE⁄‹: METRO ODTÜ'de "kesintisiz hizmeti" ile göz yaşartan Melih Gökçek, aynı performansı metro inşaatında gösteremedi. 1994'te göreve gelmesi ile birlikte Sincan, Çayyolu ve Keçiören metroları için düğmeye basan "Melih Başgan", 20 yılda tek bir istasyonun açılışını yapamadı, aksine inşaatlarla metro güzergahlarını çekilmez kıldı. Dikimevi, Kolej gibi istasyonların ortalama yağmurda bilek boyunda su baskınlarına maruz kalmasına önlem alınamazken, 22 metro istasyonunun tümünde başlatılan çalışmada yürüyen merdivenler 6 ayda takılamadı. 2009 seçimlerini kazandıktan sonra Dikmen Vadisi Kentsel Dönüşüm Projesi'ni bitireceğini ilan eden Gökçek, çeşitli saldırı yöntemlerine karşın Vadi halkının mücadelesini kıramadı. 14 Mart’ta silahlarıyla halka saldıran Gökçek'in mafya tipi taşeron yıkım şirketi apar topar Vadi'den uzaklaştı, buna karşın Vadi halkından İbrahim Seven tutuklandı.

‘Başka bir Hopa mümkün’ Hopa'da demokratik ve halkç› bir belediye anlay›fl›n›n nas›l hayata geçirilece¤i üzerine çal›flmalar yürüten Hopa Demokratik Yerel Yönetim Meclisi, 26 Kas›m'da Metin Lokumcu Meydan›'nda bir bas›n aç›klamas› yapt›. "Üreten biziz, yöneten de biz olaca¤›z" sloganlar›n›n at›ld›¤› eylemde aç›klamay› meclis ad›na fiefik Kalkan okudu. AKP'nin belediyelerle ya¤may› sürdürdü¤ünü belirten Kalkan, AKP belediyecili¤ine kendisini alternatif gösteren CHP belediyecili¤inin pratiklerinin de farkl› olmad›¤›n› ifade etti. Hopa'daki CHP deneyiminin sorunlar› çözen

de¤il büyüten sonuçlar do¤urdu¤unu ifade eden Kalkan, "Statükocu, rantç›, bask›c› partiler karfl›s›nda Hopa'n›n mahallelerinde, çal›flma alanlar›nda meclisler oluflturarak de¤ifltiren ve demokratik bir yönetimi uygulayan; bütçesini halk›n belirledi¤i, rant›, h›rs›zl›¤› ve tafleronlaflt›rmay› önleyen; çocuklar›n, yafll›lar›n, engellilerin, gençlerin, kad›nlar›n kent yaflam›na daha rahat kat›lmas›n›n koflullar›n› sa¤layan; halk›n kültürel ve sanatsal ihtiyaçlar›n› planlayan bir yönetim için birlik olmaya ça¤›r›yoruz. Baflka bir Hopa, baflka bir belediye mümkün!" dedi.

Adana'da bir garip dava!

A

dana'da Halkevleri üyesi Orbay Gayret hakkında hukuki dayanaktan yoksun bir dava açıldı. İddianamede Halkevleri, "THKP/C Dev-Yol Devrimci Gençlik" örgütünün alt yapılanması olarak gösterilirken, bu iddia "Halkevleri Merkez Yönetim Kurulu üyesi 36 kişiden 10'unun doğrudan, ikisinin eşinin, birinin de babasının THKP/C Dev-Yol ile bağlantılı olduğu" iddiasına dayandırıldı. İddianameyi "bir hukuk kome-

disi" ve “Gezi’nin intikamı” olarak nitelendiren Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy, Merkez Yönetim Kurulu diye bir organları olmadığını, Genel Yürütme Kurulu'nun 36 değil, 30 kişiden oluştuğunu, iddiaların delillendirilemediğini söyledi. Halkevleri fezleke hazırlayan polisler ve iddianameyi hazırlayan savcı hakkında suç duyurusunda bulunacak. Orbay Gayret'in tek sanık olduğu davanın ikinci duruşması 26 Şubat'a ertelendi.

‹dare edemezsin Tayyip! Halk hepinizin hesab›n› kesecek! Yüzmüş yüzmüş kuyruğuna gelmişken AKP hükümeti ve Cemaat arasındaki bu “kardeş kavgası” da nereden çıktı? Peş peşe üç seçim kapıya dayanmış ve hükümet pek çok sorunla boğuşurken AKP’nin ve Cemaat’in birlikte nemalandıkları iktidarı riske atacak bir kavgaya girişmenin iki taraf açısından da akıl karı olmadığı bilinmiyor mu? Elbette biliniyor. Peki iktidar zaten riskteyse? İktidar içi gerilimler siyasal iktidarı yıkacak krizler doğurmaz. Aksine bu gerilimlerin taraflarının amacı mevcut krizler karşısında iktidarı sağlamlaştıracak bir yeniden yapılanma ve paylaşım süreci işletmektir. Hatta iktidar içi kavganın tarafları, yer yer muhalefetin söylemlerini de kullanarak halkı kendilerine yedeklemek, en azından beklenti içine sokarak pasifize etmek ister. AKP-Cemaat dalaşında yaşanan da budur. Halkın çıkarına dayalı bir siyaset ise iktidar içi kavgadan medet ummaz, iktidarın krizini derinleştirecek devrimci müdahalelerde bulunur. Hele de Haziran İsyanı’yla birlikte halk siyasetin seyircisi değil öznesi olmayı öğrenmişken, AKPCemaat dalaşının seyrine dalıp iktidarın kendi kendini bitireceği beklentisine kapılmak, iki tarafın da ayyuka çıkan halk düşmanı politikaları karşısında aktif bir mücadele yürütmemek kabul edilebilir değildir. ERDO⁄AN EFSANES‹N‹N SONU İktidara gelişinden bu yana sürekli iç ve dış kriz dinamiklerinin basıncı altında ilerleyen AKP, 10 yıllık süreçte bir hedef doğrultusunda hareket etti ve pek çok sorun biriktirdi. Kriz yönetiminde (idare-i maslahat) ustaydı. Ekonomik ve politik katılım mekanizmalarından dışlanan, baskı altında tutulan kitleler seslerini yükseltmedikçe bir sorun yoktu. Ne var ki bu “Gezi’den önce” idi. “Gezi’den önce” güçlü bir toplumsal desteğe sahip tek adam yönetimiyle sistemin krizine bir çözüm olarak iktidarını pekiştiren Erdoğan, “Gezi’den sonra” bizzat sistemin krizine dönüşerek artık idare edemez hale geldi. Tayyip Erdoğan “efsanesi” de böyle bitti. Kriz ertelemeye dayalı pragmatik siyaset dış politikada da, Kürt sorununda da, ekonomide de, iktidar içi dengelerde de sınıra dayandı. 11 yılın ardından ertelenemeyecek faturalar ve beklentiler

şimdi hep birlikte Erdoğan’ın kucağında. AKP dış politikada eski sayfaları silmek mümkünmüş gibi yepyeni bir sayfa açıldığını iddia ederken Türkiye’nin Mısır Büyükelçisi istenmeyen adam ilan edildi. Barzani’yle imzalanan gizli petrol anlaşmalarının ifşa edilmesinin ardından Bağdat ve ABD’den “bizden izinsiz yapamazsın” ayarı geldi. NATO üyesi ülkenin başbakanı Tayyip’in ikinci kez Rusya’ya “Bizi Şangay İşbirliği Örgütü’ne alın” demesi ciddiye alınmadı ama kenara not edildi. Bu esnada 37 yıl aradan sonra ilk kez bir CHP genel başkanı ABD’ye gitti, üst düzeyde ağırlandı ve ABD Kongresi, Yahudi Lobisi, Brookings Enstitüsü ve Gülen Hareketi temsilcileri ile görüştü. ABD, CHP’ye ne kadar güvenebileceğini sorarak aslında Erdoğan’ın güvenilmez tavırlarından duyduğu rahatsızlığı iletmiş oldu. Kürt hareketi ise bahara kadar “çözüm” yolunda adım atılmazsa savaşın başlayacağını söyleyerek, AKP’nin seçim öncesi elini rahatlatmaya yönelik oyalama siyasetine kanmayacaklarını gösterdi.

gerilimin kaçınılmaz olduğunu ilan etti. Erdoğan’ın “kum torbası”na çevirdiği Bülent Arınç, siyaset beni bıraktı deyip kenara çekildi. Sesi fazla çıkan AKP’li Kütahya Milletvekili İdris Bal, disipline sevk edildikten sonra hakkında verilecek kararı beklemeden istifa etti. Memleketinde binlerce kişi tarafından karşılandı. Belediye başkan adaylıkları açıklanırken dışarıda bırakılanlar Erdoğan’ın “görülecek hesabınızı 30 Mart akşamına bırakın” tavsiyesine uymadı. Bingöl’de Belediye Başkanı ve il yönetimi istifa etti. İstifa ve tasfiye Elazığ’ın ilçelerine de uzandı. Urfa’da 2009’da AKP’den aday gösterilmeyince bağımsız adaylığını koyup seçilen, sonra tekrar AKP’ye geçen Eşref Fakıbaba bu kez yine aday gösterilmeyince kendisi sustu ama taraftarları protesto eylemleri düzenledi. Rize’de il dışından Reşat Kasap’ın aday olarak belirlenmesi üzerine, Rizeli AKP’liler rahatsızlıklarını gizlemedi: “Teşkilat koyun olursa, Başkan Adayı kasap olur.” Adaylıklar açıklanmaya devam ettikçe, sineye çekilmeyen iç huzursuzluğun daha da büyümesi işten değil.

ERDO⁄AN’IN AKP’S‹ ERDO⁄AN’SIZ AKP’YE KARfiI AKP’nin dışından tırmanışa geçen basınçlar ve “dershanelerin kapatılması” tartışması üzerinden yürütülen AKP-Cemaat dalaşı, devletin bütün kurumlarını etkisi altına alan krizin ortasında gündeme geldi. Gezi’yle birlikte herkes açısından açık hale geldiği gibi, AKP yeni Anayasa yapamıyor, başkanlık sistemi gelemiyor ve böylece Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından yine Tayyip Erdoğan’ın asıl aktör olduğu bir iktidar içi güç dağılımı güvence altına alınamıyor. Hal böyle olunca egemenler açısından da Erdoğan’sız AKP seçenekleri de hesaba katılıyor. Üstelik bu planlar Erdoğan’ın mutlak belirleyiciliğindeki koltuk paylaşımının yarattığı gerilimlerle iç içe ilerliyor. Kendisini etkisizleştirmeye çalışanlara karşı iktidarın kaderini kendisine bağlayan Erdoğan, böylece krizin düğüm noktasına da dönüşüyor. Meclis Başkanı Cemil Çiçek bu Meclis’in Anayasa yapamayacağını söyleyip çekilerek yeni Anayasa çalışmalarını sonlandırdı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç “Kenan Evren’den farkları yok. Evlilik vaadiyle kandırılmış gibiyiz” gibi ilginç bir çıkış sergileyerek Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından Köşk ile Meclis arasında

BAVULLAR K‹M‹N ‹Ç‹N AÇILIYOR? Cemaat’in, dershanelerin kapatılmasını öngören yasa taslağını, AKP’nin iddiasına göre aslında gündemde değilken ifşa etmesinin ardından iki taraf arasında kavga artık açıktan yürütülüyor. Devlet iktidarını paylaşan iki düşman kardeş arasındaki gerilim artık açık bir kavga şeklinde ilerliyor ama mutlak bir kopuşa da evrilmiyor. Çünkü Cemaat ve AKP hem hasım hem hısım. İktidar paylaşımında yani birbirlerine karşı hasımlar; gericilikte, neoliberalizmde, işbirlikçilikte yani halka karşı hısımlar. Yine de kavga ederken toplumsal meşruiyet için yer yer muhalefetin diline başvuran taraflar yıllar süren ortaklıkları boyunca, iktidar içi hasımlarına ve muhalefete karşı kullandıkları taktikleri şimdi birbirlerine karşı kullanıyor. İki tarafın kirli çamaşırlarının yer aldığı bavullardan belgeler çıkarılarak adım adım ifşa ediliyor. Cemaat AKP’yi ve asıl olarak da Tayyip Erdoğan’ı otoriterleşmekle ve yolsuzluklarla suçlarken, AKP de Cemaat’i “paralel devlet” kurmaya çalışmakla, hatta kontrgerilla uzantısı olmakla suçluyor. İkisi de daha önce kol kola yürüttükleri saldırılarda diğer tarafın suçlu olduğunu savunuyor ve toplumsal

muhalefetin söylemlerini kullanarak kendini meşrulaştırmaya çalışıyor. Bir yandan da İslamcı tabana seslenerek karşı tarafın fitneci (bölücü) olduğunu, kendi taraflarının ise İslamcıların genel çıkarlarını koruduğunu savunuyorlar. MUHALEFETİ AYAĞA KALDIRACAK İFŞAATLAR Hal böyle olunca her biri toplumsal muhalefeti yüz kere ayağa kaldıracak pek çok gizli-açık bilgi de ortaya dökülüyor. Cemaat AKP’nin, MGK’nın fişleme siyasetini bugüne kadar kesintisiz sürdürdüğünü söylüyor, AKP’liler ise şöyle yanıtlıyor: “Cemaat üyelerinin listesi varsa bu ancak kayırma listesidir.” (Akif Beki) “Ne istediler de vermedik.” (Tayyip Erdoğan) “2004’ten bugüne valileri, bürokratları, bakanları, vekilleri, okulları, üniversiteleri, ekonomik kapasiteleri kat kat arttı.” (Abdülkadir Selvi) Üniversitelerin, etüt merkezlerinin, okulların, ihalelerin, koltukların herhangi bir hukuki dayanağı olmaksızın, karanlık hesaplar ve gizli pazarlıklarla Cemaat’e verildiği itiraf ediliyor. Üniversitelerin, gençlik hareketinin, velilerin AKP’yi alkışlayacak hali yok ama her iki tarafa da “Kimin malını kime verdiniz” diye soracaktır elbet. Sonra AKP’ye yakın bir İslamcı gazeteci Ergenekon, Balyoz ve Oda TV davalarında hükümeti zorda bırakmak için “masumların” da içeri alındığını iddia ederek Cemaat’i “Yeni Ergenekon ve onun yargıdaki uzantıları” olmakla suçluyor. Bugüne kadar KCK’den Hopa davasına, tutuklu gazetecilerden milletvekillerine adalet mücadelesi yürüten pek çok kesimin Cemaat’ten de, “istemem yan cebime koy” diyerek ona yol veren AKP’den de soracak hesabı vardır. Direnişçiler karşısında AKP’yle tek vücut olan Cemaat’in şimdi reklam afişlerine taşıdığı Gezi direnişçilerinin, ikiyüzlü muktedirlerin maskesini düşürecek hak, adalet, saygı, özgürlük ve demokrasi talebi hala sokaklardadır. Hala diri olan bu potansiyelin doğru zamanda doğru yerde harekete geçmesi ise devrimcilerin taktik becerisine ve ataklığına bağlıdır. Aksi takdirde sistem içi siyaset hesapları ile bu sistem karşıtı potansiyelin etkisizleştirilmesi de mümkündür. İKTİDAR DALAŞININ NESNESİ Mİ, MÜCADELENİN ÖZNESİ Mİ? Dershane kavgası, iktidar mücadelesinin bir yansıması

olmakla birlikte; öğrencisi, öğretmeni ve velisiyle halkın eğitim sistemine dair tepki ve beklentilerinin siyasi malzeme haline getirildiği bir dalaş biçiminde ilerlemektedir. Dershaneleri kapatıp özel okula dönüştürmek isteyen AKP haftasonları çalınıp yarış atına dönüştürülen öğrencileri, dershaneye para ödemek zorunda kalan velileri, güvencesiz koşullarda çalıştırılan öğretmenleri savunduğunu iddia etmektedir. “Dershaneler kapatılmasın” diyen Cemaat ise özel okulların daha da pahalı olduğunu, okulların yeterli eğitim veremediğini, dershane öğretmenlerinin işsiz kalacağını savunarak kendince öğretmen, veli ve öğrencilerden yana çıkmaktadır. Ne var ki halkın eğitim alanındaki sorunlarını çözmek gibi bir derdi olmayan iktidar bileşenleri bu kavgayı kendi aralarında sonuca bağlandıklarında eğitimdeki gericileşme ve paralılaşma uygulamalarının daha da ilerleyeceği ortadadır. Çünkü öğretmenlerin, öğrencilerin, velilerin değil dershanelerin, özel okulların, kendilerine biat eden kadro ve dindar nesil yetiştirme peşindeki Cemaat’in ve AKP’nin beklentileri karşılanacaktır. Öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin “ne dershane ne özel okul; eşit, parasız, bilimsel ve anadilde eğitim” ve “güvenceli iş” talepleri ise ancak bu mücadelenin asli örgütlerince yürütülebilir ve yürütülmelidir. Bu konuda ciddi bir birikim ve potansiyel vardır. Şimdilik temel eksik potansiyeli harekete geçirecek iradi müdahalelerdir. Halk güçlerinin “AKP’nin yalanına, talanına ve zorbalığına artık yeter” diyerek mücadele edeceği yerel seçim süreci de benzer bir müdahale imkanı ve gereksinimi sunmaktadır. AKP’nin hem oy oranı ve belediye başkanlıkları sayısıyla hem de politik çizgisiyle geriletilmesi küskün AKP’lilerle, sağa yanaşıp ABD’ye ve sermayeye güven vermeye çalışan bir CHP çizgisiyle mümkün değildir. Temelde sandık siyasetinin eleştirisi olan Haziran İsyanı’ndan sandığa siyasi rant devşirme çabaları da nafiledir. Yerel seçimler süreci, halkın yerel somut gündemleri üzerinden sürece daha dolaysız müdahale etme imkanları sunmaktadır. Koltuk kavgalarının ve siyasiekonomik rant hesaplarının egemenliğinde yürüyen sürece karşı, sokakta halkın yerel sorunlarını ve hak taleplerini öne çıkaran, yanlışı

teşhir, olumlu girişimleri de teşvik eden bir çizgi yalnızca seçime değil seçim sonrasına da kazanımlar devredecektir. AKP’nin Erdoğan’a biat eden, MİT onaylı, yerel AKP teşkilatlarıyla bile uyumsuz, ihaleci, gerici isimlerden oluşturduğu yerel seçim listesi oldukça elverişli bir hedeftir. Muhalefet belediyelerinin icraatlarını “biz yaptık” diye kendi reklamları için kullanan, İstanbul’daki raylı sistem projeleri gibi kendi icraatlarını yalanla büyütmeye çalışan, adayları kendi profillerine uydurmak için bile yalan söyleyen (çocuğu olmayan Samsun adayı 3 çocuk babası diye tanıtıldı) AKP’nin pespaye propagandaları teşhir edilerek tersine çevrilmelidir. Ankara’da Erdoğan AKP karşıtı muhalefetin karşısına en uygun hedef olarak Melih Gökçek kılığında kendi suretini çıkarmıştır. Üç evladını AKP’nin polis şiddetine kurban veren Hatay’da aday “Adalet” bakanı Sadullah Ergin’dir. Ankaralıların, Antakyalıların söyleyecek çok sözü, soracak çok hesabı var Ancak yalnızca onlar değil, AKP’ye karşı AKP’ye benzeyerek muhalefet etme “dehasını” sergileyen, Adana ve Hatay’da sol düşmanı, yolsuz, faşist adaylar çıkarmaya hazırlanan CHP de, Haziran İsyanı’nın ortak değerlerini kişisel, örgütsel çıkarları için kullanmak isteyen girişimler de sineye çekilemez. Ve kadınlar. Krizi derinleştikçe tabanını bir arada tutmak için gerici politikalarını tırmandıran AKP kadın düşmanlığında tam gaz ilerliyor. Kadınların 25 Kasım eylemlerinde sokağa çıkan öfkesi ise kadın hareketinin dinamizmini koruduğunu ortaya koyuyor. Yerel siyasette özellikle etkili bir özne olan kadınların, kadın düşmanlığına, gericiliğe ve yağma politikalarına karşı mücadelesi yerel seçim sürecinde de kritik bir yer tutacak. Haziran İsyanı’nın ardından iktidar içi dalaş ile iyiden iyiye açığa çıkan krizden halkın payına bir zafer çıkması, halkı siyasetin seyircisi değil oyuncusu kılan, AKP’nin neoliberal ve gerici politikalarını durduran çizginin sürdürülüp sürdürülmemesine bağlı. Başta dendiği gibi halkın çıkarına dayalı bir siyaset iktidar içi kavgadan medet ummaz, iktidarın krizini derinleştirecek devrimci müdahalelerde bulunur. Hele de Haziran İsyanı’yla birlikte halk siyasetin seyircisi değil öznesi olmayı öğrenmişken…


4

GÜNDEM 5 Aralık 2013 / 18 Aralık 2013

Halk›n Sesi

Kürdistan’da önseçim DP bir ilki gerçekleştirdi ve tüm belediye başB kan adaylarını ön seçimle belirledi. Gerçek bir ön seçim yaşandı; başka partilerde gördüğümüz gibi "delege ağalığıyla", "satın almayla" kirletilmesi zor bir ön seçim. Örneğin Diyarbakır'daki ön seçimin 12 bin delegesi vardı. Delegeler, demokratik Kürt hareketinin bütün sektörlerinden ve sürekli faaliyet içindeki unsurlardan saptanmıştı. En küçük beldede dahi çok sayıda aday adayı vardı. Ön seçimler yerel Kürt siyasetinde küçük çaplı fırtınalar kopardı. Birçok seçim çevresinde Kürt siyasi elitinin tanınmış simaları sandıktan çıkamadı. Ön seçim sandıklarını "şehit aileleri"nin iradesi belirledi. Delegelerin iradesini belirleyen, "bedel ödeme" ve "bağlılığa" ilişkin değerlendirmeleri oldu. Delegeler, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ve parmakla sayılabilecek birkaç belediye dışında, "siyasi temsil yeteneği"ni temel bir referans olarak kabul etmediler. Bireyler değil "değerler" öne çıktı. Kürt kentlerinin siyasi seçkinleri ön seçim sonuçlarını beğenmedi. Hoşnutsuzluğu ifade etmekte en çok başvurulan kavram da "manipülasyon" oldu. Önseçimlerde "manipülasyon" oldu mu, olmadı mı bilmiyorum. Ama iradesine müdahale edildiğini söyleyen bir delegeye de rastlamadım. Dolayısıyla, ön seçimlere müdahale eden bir siyasi irade var idiyse, bu iradenin delege çoğunluğunun duyarlılıklarıyla örtüşmeyi başardığını kabul etmek gerekir. Ön seçim sonuçlarından memnun olsun ya da olmasın Kürt siyasi kadrolarının, delege tabanının veya (hemen hemen aynı anlama gelmek üzere) "hareketin" Kürt siyasi seçkinlerine yönelik birikmiş tepkisini soğukkanlılık ve sağduyuyla değerlendirmesinde sonsuz yarar var. Kürt demokratik siyasi hareketi üç dönemdir bölgenin belli başlı yerel yönetimlerinde iktidarda; iki dönemdir de TBMM'de temsil ediliyor. Kürt siyasi hareketinin temsili ,belediyelerle ve TBMM ile de sınırlı değil; başta Demokratik Toplum Kongresi olmak üzere, hareket, demokratik toplumsal muhaFerda lefetin hemen bütün mecralarında, kamu çalışanları ve Koç işçi sendikalarında, insan ferdakoc@ hakları hareketinde, barolarhotmail.com da uzun bir süredir "temsilciler"e sahip. Hareketin tabanı için başlangıçta yalnızca "siyaseten temsil ediliyor olmak" önemliydi; temsil edenle temsil edilen arasındaki ilişkinin mahiyeti ikinci planda kalıyordu. Ancak 15 yıllık pratiğin sonrasında tabanda, temsil alanına ilişkin soru işaretleri çoğaldı. 2009'da başlatılan KCK operasyonlarının hareketin taban örgütlenmeleri olan Halk İnisiyatifleri"ni önemli ölçüde tasfiye etme"H siyle birlikte taban demokrasisinin ve denetiminin kanalları da zayıfladı. Temsilciler ile temsil edilenler arasındaki bağ tek taraflı hale gelmeye, seçilmişler arasında "seçkin" davranışları gözlenmeye, temsil alanında bir elit oluşmaya başladı. Milletvekilleri, belediye başkanları, parti yöneticileri kısacası "koltuk sahipleri" arasında ikbal peşinde oldukları izlenimini uyandıran kişilere yönelik bir hoşnutsuzluk alttan alta gelişti. Belediye yönetimleri bu hoşnutsuzluktan en büyük payı aldı. 15 yıllık yerel yönetim iktidarı boyunca neoliberal belediyecilik sınırlarının dışına çıkılamamasının, hareketin yoksul tabanının enerjisine dayanan halkçı, "komüncü" bir belediyecilik modelinin geliştirilememesinin sorumluluğu yerel yönetim kadrolarına fatura edildi. Ön seçimlerde "değer ailelerinin", yani şehit ve tutuklu yakınlarının kazandığı ağırlık, bu hoşnutsuzluğun ve temsilciler ile temsil edilenler arasındaki mesafe artışına karşı tepkinin dolaysız bir dışavurumu olarak kavranmalı. Kürt halkı ön seçimlerle, "seçkin" temsilcilerine sıkı bir ders verdi. Ancak yerel yönetim elitine yönelik tepkilerin önünün açılması, yerel yönetim alanında siyasi bir sıçramanın gerçekleştirilebilmesi, "demokratik özerklik" kavramına uygun yeni bir yerel yönetim modelinin ortaya çıkarılabilmesi için yeterli değil. Bununla birlikte, doğrudan demokrasiye dayanan, halkçı, devrimci bir yerel yönetim modelinin dayanakları da yok değil. Ön seçim sürecine damgalarını vuran Şehit Aileleri, Kadın Hareketi ve Gençlik Hareketi, Kürt halk hareketi içerisindeki "taban (halk) demokrasisinin" en güçlü kaleleri olarak öne çıktılar. Şehit aileleri, kadınlar ve gençler, Halk İnisiyatiflerinin tasfiye edilmesiyle ortaya çıkan boşluğu doldurmaya yöneldiler. Bu inisiyatif gruplarının Halk İnisiyatifleri'nin temsil ettiği taban örgütlenmelerini ikame edemeyeceği açık. Ancak yine de halk demokrasisinin bu etkili çekirdeklerinin yerel yönetim cihazının kolektif yönetim ve komünal yaşam ilkeleri etrafında yeniden şekillendirilmesinde de rol üstlenebilmesi mümkün. Ön seçimler önemli ölçüde geride kaldı. Halk adaylarını belirledi. Şimdi sıra halkla birlikte demokratik, halkçı ve komüncü bir yerel yönetim modelinin geliştirilmesinde. Halk hareketi, Rojava'da sürgün veren çiçeğini hayranlıkla seyretmeyi artık bırakmalı, çiçeği asıl toprağında da açabilmeli.

A KP V E CEM A AT BER A BER Y ÜRÜMÜŞT Ü BU YO LLA RDA

Halk düflmanlar› dalafl›nca kirli çamafl›rlar ortaya saç›ld› ÖZGE OZAN

A

KP ile Fethullah Gülen Hareketi arasındaki iplerin kopmasının ardından beklenen operasyonel haberler başladı. İki tarafın yıllar süren ortaklıkları boyunca, iktidar içi hasımlarına ve muhalefete karşı kullandıkları taktikler şimdi birbirlerine dönmüş durumda. Cemaat AKP’yi ve asıl olarak da Tayyip Erdoğan’ı otoriterleşmekle suçlarken, AKP de Cemaat’i “paralel devlet” kurmaya çalışmakla suçluyor. İkisi de daha önce kol kola yürüttükleri saldırılarda diğer tarafın suçlu olduğunu savunuyor ve toplumsal muhalefetin söylemlerini kullanarak kendini meşrulaştırmaya çalışıyor. Cemaate yakınlıklarıyla bilinen Taraf yazarları Emre Uslu ve Mehmet Baransu gibi daha önce AKP lehine askerin siyasi etkisinin bertaraf edilmesinde rol alan operasyonel kalemler şimdi maharetlerini AKP’ye karşı kullanıyor. Açılış niyetine Ağustos 2004 MGK belgesini yayımlayan Baransu, bunun daha başlangıç olduğunu ve devamının da geleceğini açıkladı. Balyoz belgeleri kendisine bavul ile teslim edildiği için “bavulcu” diye de anılan Baransu, Emre Uslu ile twitter üzerinden yaptığı sohbetinde “Daha evdeki bavulu açmadım. Bu klasörde olan belgeydi” diye yazdı. Öte yandan ABD Ulusal Güvenlik Dairesi’nin (NSA) özel görüşmelerini dosyaladığı isimler arasında Tayyip Erdoğan’ın da yer aldığı bilgisinin sızdırılması, bol ifşaatlı günlerin habercisi.

CEMAAT‹ B‹T‹RME PLANINDA ERDO⁄AN VE GÜL ‹MZASI Mehmet Baransu’nun gazete-

AKP-Cemaat geriliminde iplerin kopmas›yla operasyonel yay›nlar bafllad›. AKP karfl›t› ifflaatlar için özel bir site kurmaya haz›rlanan Mehmet Baransu’nun “Gülen’i bitirme karar› 2004’te MGK’da al›nd›” haberi tart›flmalar› tetikledi

nin 28 Kasım tarihli nüshasında sürmanşetten yayımlanan haberinde 2004 yılında Cemaate karşı bir eylem planı kararlaştırıldığı, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün yanı sıra 5 AKP’li bakanın da karara imza attığı açıklanarak söz konusu belge yayımlandı. Tayyip Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, “2004’teki MGK kararı hükümet tarafından yok hükmünde kabul edilmiş, hiçbir bakanlar kurulu kararı alınmamış, hiçbir işlem yapılmamıştır” dese de, Balyoz davasından hüküm giyenlerin uygulanmamış kararların altına imza attıkları suçlama-

sıyla ağır cezalara çarptırıldığı akıllara geldiğinde bu savunma pek de yeterli değildi.

F‹fi L‹STES‹ M‹, TORP‹L L‹STES‹ M‹? Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise kendisinin o dönem Meclis Başkanı olduğu için MGK toplantısında olmadığını hatırlatarak ”Böyle bir karar alınmış olsa bile bu sadece tavsiye niteliğinde olabilir. Hükümet kesinlikle bu yöndeki tavsiyelere uymamıştır” dedi ve Başbakan Erdoğan’ın bir açıklama yapabileceğini söyledi. Ancak Başbakan sessizliğini korudu. Baransu kanalıyla belge

ifşaatı da sürdü. AKP’nin 2004’ten bugüne kadar cemaatleri fişlediği ortaya çıktı. AKP cephesi fişleme iddialarının fiili bir karşılığı olmadığını, cemaatlerin fişlendiği iddia edilen dönemde aksine siyasi ve ekonomik etki alanlarının arttığını iddia etti. Hatta Başbakan Erdoğan’ın eski basın danışmanı Akif Beki “Bunlar fişleme listesi değil olsa olsa kayırma listesidir” dedi. Aslında hem Cemaat cephesi hem de AKP cephesi bir yönüyle doğru söylüyordu. Fethullah Gülen Hareketi dahil İslamcı çevreler, AKP döneminde hızla yükseldi. Diğer yandan Tayyip

Erdoğan, özellikle 2010 Anayasa değişikliği referandumu sonrasında hükümetin etkili makamlarında, bakanlıklarda, emniyette ve yargıda Milli Görüşçülerden oluşan eski dar çevresinin konumunu güçlendirirken Gülen Hareketi’nden Menzil grubuna kadar pek çok İslamcı çevreyi de etkili pozisyonlardan uzaklaştırdı.

CEMAAT ERDO⁄AN’SIZ AKP M‹ ‹ST‹YOR AKP cephesi Cemaat’i Tayyip Erdoğan’ı doğrudan hedef almakla suçluyor. Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, AKP ile Gülen Hareketi arasındaki dalaşın perde arkasında, Erdoğan’sız AKP yaratma planları olduğunu yazdı. Cemaat’in Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan dışında bir adayın kazanması için düğmeye bastığını savunan Selvi asıl amacın Erdoğan’sız bir AKP yaratmak olduğunu iddia etti. Selvi’nin asıl iddiası ise, dershaneleri kapatma planının aslında seçimler öncesinde hükümetin gündeminde bulunmadığı, Cemaat’in ilgili taslağı ifşa ederek Erdoğan’ı zor zamanda geri adım atmaya zorladığı ve Erdoğan’ın da bu zorlamaya karşı atakla yanıt verdiği şeklinde. Muhalefeti sindirme operasyonlarından halkın ortak zenginliklerinin dar çıkar çevreleri için yağmalandığı yolsuzluklara kadar pek çok alanda suç ortaklığı yapan iki taraf da gerçeklerle yalanları harmanlayarak bir iktidar dalaşına girişmiş durumda. İki taraf da toplumsal meşruiyet sağlayabilmek için halkın demokrasi, özgürlük ve adalet taleplerinden yana görünmeye çalışıyor. Halk, taleplerini her dillendirdiğinde ise dalaşan iki tarafın halk düşmanlığında birbirinden farksız olduğu ortaya çıkıyor.

Cemaate dava tehdidi

Adalet AKP için uykuda Ethem Sar›sülük Davas›'n›n üçüncü duruflmas›nda, Ethem'in a¤abeyi Mustafa Sar›sülük’ün tan›m›yla "ilahi komedya"n›n yeni bir perdesi oynand›. Adliye d›fl›nda ise yine direniflçiler vard›. Duruflma boyunca eylemleriyle Ethem’in katilinden ve ölümün siyasi sorumlular›ndan hesap sordular. 2 Aral›k'taki duruflmaya Urfa'dan telekonferansla kat›lan katil polis Ahmet fiahbaz yine gözlük ve takma

b›y›¤›yla “ekranda” görüldü. Sar›sülük'ün avukatlar›n›n itirazlar›na karfl›n mahkeme, kimlik tespitini reddetti savc›n›n "Ne gerek var, san›k orada iflte" sözünü esas ald›. Birçok davada tutuklama gerekçesi haline getirilen “sabit ikametgaha sahip olmama” katili koruma niyetindeki mahkemece bu defa önemsenmedi, fiahbaz ikametgah› sorulunca "Sa¤da solda kal›yorum" yan›t›n› verdi.

fiahbaz'a, "ölümden habersiz" ve "izinli" oldu¤unu söyledi¤i tarihte Sar›sülük'ün vurulmas›na iliflkin tutanakta imzas›n›n yer almas› soruldu. Katil polis, "Hat›rlam›yorum" ile sorular› geçifltirirken “Ethem’in ölümünden arkadafllar› sorumlu” dedi. fiahbaz'›n AKP Alt›nda¤ Belediye Baflkan Aday Aday› avukat› da Ethem’in ailesini kastederek "Katil ar›yorsan›z aynaya bak›n" sözlerini sarf etti. Duruflmaya

damgas›n› vuran ise hakim Cevdet Bak ile Cumhuriyet savc›s› Mustafa fiahin’in dakikalarca uyumas› oldu. Duruflma, 6. A¤›r Ceza Mahkemesi'nin tarafs›zl›¤a yönelik çok fazla elefltiri oldu¤unu söyleyerek davadan çekilmesiyle sonuçland›. Davan›n hangi mahkemede sürece¤i, 7. A¤›r Ceza Mahkemesi'nin tarafs›zl›¤›n zedelenip zedelenmedi¤ine yönelik karar›ndan sonra belli olacak.

AKP ve Cemaat aras›ndaki iktidar dalafl›nda, Mehmet Baransu’nun Taraf’tan yay›mlad›¤› AKP’yi zor durumda b›rakan belgelerle k›z›flan kavgada karfl› atak Yeni fiafak’tan geldi. Cem Küçük, pek çok tart›flmal› dava sürecinde as›l aktör oldu¤u öne sürülen Cemaat’i, AKP’nin “paralel devlet” iddialar›na paralel bir kontrgerilla yap›lanmas› olmakla itham etti. Yeni fiafak yazar› Cem Küçük, “Yeni Ergenekon ve yarg›daki uzant›lar›” bafll›kl› yaz›s›nda “askeri vesayetin bitirildi¤ini ancak hükümete karfl› ittifaklar›n yarg›da sürdü¤ünü” ileri sürdü. “KCK soruflturmalar›nda ve Hanefi Avc› davas›nda kafalar› kurcalayan çokça sorular oldu¤unu” söyleyen Küçük, Rag›p Zarakolu ve Büflra Ersanl› gibi pek çok ismin neden tutukland›¤›n› sorgularken Ahmet fi›k ve Nedim fiener için de “niçin tutukland›klar›n› hala anlayabilmifl de¤ilim” dedi. Cem Küçük, Balyoz ve Ergenekon davalar› için “Hakl› davalard›, fakat kurunun yan›nda yafl da yand›” ifadesini kullan›rken “Hükümetin kararlar›na itiraz edip operasyon yapanlar›n er ya da geç yarg› önüne ç›kacaklar›n›” ileri sürdü. Ayr›ca, Küçük, “Baz› güvenlik bürokratlar›n›n hükümete meydan okurken baz› yarg› mensuplar›ndan destek gördüklerini” savundu.

AKP direnişçiyi yargılıyor, katilleri koruyor Haziran İsyanı’nda öldürülen direnişçilerin katillerinin yargılandığı mahkemelerde suçları örtbas etmek için tezgah kurulurken, direnişçiler hakkında art arda davalar açılıyor. Her dava mücadele gündemi haline geliyor.

KAYSER‹’YE KAÇIRMAK YETMED‹ DAVAYI ÜÇE BÖLDÜLER Üniversiteli direnişçi Ali İsmail Korkmaz’ın katillerinin yargılandığı dava AKP talimatı ile Eskişehir’den Kayseri’ye kaçırıldıktan sonra bu defa da üçe parçalandı. Davanın taşındığı Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi 26 Kasım’da aldığı ara karar-

la davanın 25 tanığının ifadesinin 3 Şubat’taki duruşmadan bir ay önce 6 Ocak’ta Eskişehir’de alınmasına karar verdi. Aynı mahkeme müştekilerin dinlenmesi için de Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı gönderdi. Ali İsmail’in avukatları, sanıklara doğrudan soru sorulamamasının ve sanık ifadelerinin tanık ifadelerinden sonra alınmasının hukuka aykırı olduğunu söyleyip karara itiraz etti.

MEHMET AYVALITAfi’IN KAT‹L‹ HALA ARAMIZDA Mehmet Ayvalıtaş davasının ilk duruşması 21 Kasım’da Kartal Adliyesi’ndeydi.

Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla Adliye önünde toplananlara Ankara Dayanışması da katıldı. İlk duruşmada polis önce içeri giren Ayvalıtaş'ın ailesine, Ayvalıtaş'a aracıyla çarparak öldüren kişinin tutuksuz yargılanması kararının ardından Adliye önünde bekleyenlere saldırdı. Aynı akşam Kadıköy’de binler, kararı protesto etti.

ANTAKYA VE ‹ZM‹R’DE TAHL‹YE ANTALYA’DA YEN‹ DAVA MERS‹N’DE ERTELEME Antakya'da tutuklu 14 direnişçinin bulunduğu davanın ilk duruşması 19 Kasım’da Adana’da yapıldı. Antakya ve

Adana'dan direnişçiler dava bitene kadar Adliye önünde eylemdeydi. Duruşma sonunda 14 direnişçi de tahliye oldu. Antakya’da Ahmet Atakan’ın ölümü ile ilgili basına demeç veren Hatay Halkevi Başkanı Eylem Mansuroğlu, Atakan’ın otopsisine giren Hatay Tabip Odası Başkanı Selim Matkap ve Atakan’ın ölümünü haberleştiren Onuncu Köy Gazetesi hakkında soruşturma açıldı. Direnişin Antalya ayağında 170 kişi hakkında iddianame hazırlandı. Savcı iddianamede bir yandan 3 bin litrelik mazotu kamu zararı sayarak direnişçilere kesmeyi amaçladığı faturayı kabarttı diğer

yandan ise eylemde açılan dövizler ve atılan sloganlar hakkında ayrıntılı bilgi verirken “Tayyip” ismini sansürleyerek korkusunu iddianameye yansıttı. İzmir’de 3 Aralık’ta görülen 3 ayrı Gezi davasında hapishanede çıplak arama işkencesine direnen Elif Kaya’nın da aralarında olduğu 17 tutsak tahliye edildi. Mersin’de eylemlerde müzik yaparak “göstericileri dinamik tutmak”la suçlanan ve suçlamaya “Silaha karşı trampet kullandık” diyerek cevap veren Praksis üyelerinin de dahil olduğu 52 direnişçinin yargılandığı dava 26 Kasım’da görüldü. Dava 11 Şubat’a ertelendi.


5

DÜNYA 5 Aral›k 2013 / 18 Aral›k 2013

Halk›n Sesi

deflli i a l g n r Ba asga si n i r iflçile ücadele tm ücre

Ukrayna AB-Rusya aras›nda bölünüyor, eylemler büyüyor

U

İnsanca ve onurlu bir yaşam için direniş Bangladeş’te tekstil işçilerinin asgari ücreti insanca ve onurlu yaşayacak bir seviyeye yükseltmek için başlattıkları mücadelenin ilk aşaması asgari ücrete yüzde 76 oranında zam yapılmasıyla sonuçlandı SONER TORLAK

B

angladeşli işçiler, yüzlerce fabrika ve atölyede üretimi durdurarak, yol keserek, sokaklarda barikat kurarak, her türlü polis saldırısını dirençle püskürterek asgari ücret gibi kritik bir başlıkta militan işçi hareketinin nasıl sonuç alabileceğini gösterdi. Yüzde 76 oranında zam yapılan asgari ücret için verilen çetin mücadelede iki işçi polis tarafından

öldürüldü. Asgari ücrette yapılan bu artış bir yanıyla kazanım. Ancak elde edilen sonuç işçilerin taleplerinin çok gerisinde. Zam kararının açıklanmasının ardından işçilerin direnişe devam etmesi de bunun göstergesi. Ücret uzlaşması duyurulduktan sonra da büyük sanayi havzalarında binlerce işçi sokağa çıktı, polis ve paramiliter güçlerle çatıştı. İşçiler, özellikle işyerlerine geri dönmelerine yönelik çağrı yapan uzlaşmacı

Temiz Giysi Kampanyas› Bangladefl’te bir y›l içinde tekstil sektörü içinde 2 bine yak›n iflçinin hayat›n› kaybetmesi üzerine Uluslararas› ‹flçi Örgütü (ILO), Bangladeflli sendikalar ve Temiz Giysi Kampanyas›’n›n ortak karar›yla “Bangladefl Yang›n ve Bina Güvenli¤i Sözleflmesi” oluflturuldu. Bangladefl’te üretim yapan dünya çap›nda yüze yak›n firma, üretim yapt›¤› yerleri denetlemekle ve 5 y›l içinde çal›flma koflullar›n›n düzeltilmesi ile yükümlü k›l›nd›. Firmalar aksi takdirde ortaya ç›kacak risklerde pay sahibi olacaklar›n› kabul ettikleri bu sözleflmeye imza att›lar. Ancak flimdiye kadar Bangladefl’te üretim yapan yirmiden fazla Türkiyeli markadan sadece LCWaikiki sözleflmeyi imzalad›. Temiz Giysi Kampanyas›-Türkiye Mavi Jeans, Colins, DeFacto, Batik, Collezione, Sevenhill ve LittleBig (LTB)’in de sözleflmeyi imzalamas›n› istiyor. Kampanya sürüyor. http://www.temizgiysi.org/

sendikalardan bağımsız olarak kendi fiili örgütlenmeleri ile bu mücadeleyi yükseltti. ÖLÜM VE YAfiAMIN SINIRINDA ASGAR‹ ÜCRET Bangladeş’te asgari ücret yüzde 76 zamla birlikte 5.300 Taka (67 Dolar) oldu. Ancak bu ücret Bangladeşli işçilerin alt sınır olarak talep ettiği ve “yaşama sınırı” olarak tanımladığı 8.114 Taka’lık (103 Dolar) ücretin çok altında kalıyor. Üstelik belirlenen ücretin ek gelir olarak adlandırılan 2.300 Taka’lık kısmı uzlaşmada açıklanan yıllık yüzde 5’lik artıştan etkilenmiyor. Bu Bangladeşli işçilerin aldığı ücretlerin birkaç ay içinde enflasyon karşısında eriyecek olması anlamına geliyor. BANGLADEfi’‹N TEKST‹L SEKTÖRÜ VE MÜCADELE Bangladeş’in ihracat gelirinin yüzde 75’ini ve GSMH’nın yüzde 15’ini sağlayan tekstil sektörü, yüzde 85’i kadın olan tekstil işçilerinin hiçbir çalışma güvenliği

olmaksızın çok uzun çalışma saatleriyle ve sefalet ücretleriyle çalıştırılması yoluyla büyüyor. Sadece geçtiğimiz yıl yaşanan bir yangın ve bir çökme felaketinde binlerce işçi hayatını kaybetti, binlercesi de sakat kaldı. Bu nedenle Bangladeşli işçilerin asgari ücret mücadelesi insanca ve onurlu bir yaşam için mücadele. Birbirine çok yakın fabrikalarda benzer koşullarda çalıştırılan tekstil işçileri, mücadelelerini, sanayi havzasının ortak örgütlenme ve bir araya gelme pratiğini kolaylaştırmasıyla ve 30 yıllık militan bir dayanışma geleneğine yaslanarak sürdürüyor. Binlerce işçiyle tıka basa dolu, üst üste yığılmış yüzlerce fabrika, ufak rahatsızlıkların hızla bir işyerinden kitlesel dayanışma eylemlerine sıçramasına ve daha geniş protestoların uzun süreler devam etmesine olanak tanıyor. Yabancı alıcılar tarafından talep edilen sürede üretiminin aksaması ise, her gün milyonlarca doların kaybedilmesi ve sanayi havzasının kapısına kilit vurulması demek. Bu nedenle işçiler üretimi durdurma yöntemini sıklıkla kullanıyor.

ABD hegemonyas› çözülürken ‹ran, Suriye atakta ‹RAN İran’la yapılan süreli anlaşmayla ilerleyen görüşmelerin ne şekilde sonuçlanacağı meçhul. Ancak İran, anlaşmanın mevcut haliyle bile uluslararası alanda üzerindeki baskıları hafifleterek meşruiyet kazanmanın yanı sıra uranyum zenginleştirme hakkını fiilen elde etmiş durumda. İran’la BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi ve Almanya (5+1) arasındaki görüşmelerde varılan nükleer faaliyetleri sınırlandırma anlaşması zemininin geçtiğimiz mart ayından itibaren ABDİran arasında başlayan gizli görüşmelerle oluşturulduğu ortaya çıktı. O tarihte henüz Ruhani, İran Devlet başkanı seçilmemişti. Türkiye’nin her şey bittikten sonra bilgi sahibi olduğu bu görüşme trafiğini ABD’nin tarihi müttefiki İsrail de ancak eylül sonunda öğrenmiş. Yapılan 6 aylık anlaşma maddeleri arasında; uranyum zenginleştirme oranının yüzde 5’in üzerine çıkarılmaması, yüzde 20 düzeyinde zenginleştirilen uranyum rezervlerinin eritilmesi, 2 ana nükleer tesisin günlük denetime açılması, plütonyum üreten Arak Ağır Su Tesisi’nin çalışmalarının durdurulması var. Bu 6 aylık bir ön anlaşma. İran’ın verdiği tavizlerle anılan anlaşmada altı çizilmesi gereken nokta İran’ın uranyum zenginleştirme hakkının fiilen tanınmış olması. İran bunun psikolojik bir zafer olduğunu söylüyor. İran ilk 6 ay içinde öngörülen 15 milyar dolar petrol gelirinin en fazla 4,2 milyar dolarını alabilecek. İran’ın yurtdışındaki banka hesapları üzerindeki bloke kararı ise korunuyor. Bu anlaşmanın ortaya çıkardığı can alıcı soru ise ABD-İran arasında bu uzlaşma girişimi-

nin bölgeyi nasıl etkileyeceği. İran’ın Suriye’de kimyasal silahların imha edilmesi kararının alınmasında oynadığı rol ve siyasi çözüm süreci olarak tarif edilen Cenevre-2’de devreye girme girişimleri bu uzlaşmanın İran’ın etki gücünü arttıran sonuçları olacağını gösteriyor. İran aynı anda Körfez Ülkeleri ile de arayı düzeltme hamleleri yapıyor, bu hamlelerden en önemlisi ise İran’la uzlaşması ve Suriye’ye askeri müdahale seçeneğini dışlaması nedeniyle ABD ile ilişkileri gerilen Suudi Arabistan’la yapılacak olan görüşme. SUR‹YE Beşar Esad, Cenevre-2’ye giderken askeri üstünlüğünü pekiştiriyor. Ordu birlikleri Şam kırsalı ve Halep’te ilerlerken, Esad zafer aşamasına geldiklerini, çatışmaların son bulmasının Suudi Arabistan’ın silahlı gruplara desteği çekmesiyle mümkün olacağını söylüyor. Tarihi sürekli ertelenen ve en son ocak sonunda gerçekleşeceği duyurulan

Cenevre-2 Konferansı’nın programına ve katılımcılarına ilişkin görüşmeler sürüyor. Konferansa katılacaklarını açıklayan Beşşar Esad çeşitli Arap ülkelerinden temsilcileri kabulünde yaptığı konuşmada sanılanın aksine Cenevre-2’ye iktidarı teslim etmeye gitmediklerini söyledi. PYD Eş Başkanı Salih Müslim ise Cenevre-2 öncesi BM temsilcileri ile yaptığı görüşmelerin ardından PYD’nin etkin olduğu Kürt Yüksek Konseyi’nin Kürtlerin meşru temsilcisi olduğunu ancak Türkiye’nin Cenevre-2’ye Suriye Muhalifler ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’ndan (SMDK) bağımsız katılmalarını engellemeye çalıştığını ifade etti. SMDK ise muhaliflerin tamamınca meşru kabul edilmediği gibi Suriye Kürtlerinin talepleri ile mesafeli. MISIR Önce Mübarek’i deviren sonra da Mursi’nin koltuğunu sallayan Tahrir’in devrimci enerjisini, İslamcılara karşı bir darbeyle sisteme eklemleyen Mısır ordusu, anayasa

değişikliği gibi kurumsal adımlar atarken şimdi de ilerici güçleri hedef almaya başladı. Mısır’da anayasa taslağı hazırlık süreci sokak hareketlerinin gölgesinde devam ediyor. Müslüman Kardeşlerin oluşturduğu anayasayı değiştirmekle görevlendirilen komisyonun hazırladığı taslak, orduya savunma bakanı atama-azletme, orduya karşı hareket ettikleri gerekçesiyle sivilleri askeri mahkemelerde yargılama, kendi bütçesine hükmetme yetkisi tanıyor, dini partileri de yasaklıyor. Referanduma sunulacak olan taslağın görüşmeleri sürerken sokak eylemleri de devam ediyor. Darbe yönetimi Müslüman Kardeşler’le birlikte kendisine de muhalif olan laik-liberal çevrelere yönelik baskıları yoğunlaştırıyor. Bu gruplar arasında adını Mahalla tekstil işçilerinin büyük grev ve direniş gününden alan gençlik örgütü 6 Nisan Hareketi de var. Gösteri yasaklarını içeren ve sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasını öngören düzenlemelere karşı sokağa çıkan çok sayıda kişi için yakalama kararı çıkarıldı. Yasa çerçevesinde 10'dan fazla kişinin katıldığı her türlü eylem için 3 gün öncesinden ilgili makamlardan izin alınması şartı getiriliyor. Yasaya aykırı hareketler için hapis ve ağır para cezaları öngörülüyor. Mısır’da dengeler sokak hareketleri gölgesinde değişirken dış politika alanında da değişimler var. Türkiye büyükelçisi sınırdışı edilirken Mısır ziyaretinde Rusya yetkilileri, Mısır’a 2 milyar dolarlık hava savunma sistemi ve helikopter satmanın yanı sıra Dabaa’da ilk nükleer reaktörü yapmaya talip oldu.

krayna’da iktidarın ülkeye yoksulluk getireceği gerekçesi ile AB Ortaklık Antlaşması’na imza atmamasına tepki olarak 29 Kasım’da başkent Kiev’de başlayan AB yanlısı sokak protestoları sürüyor. Viktor Yanukoviç hükümetinin istifasını isteyen ve Bağımsızlık Meydanı’nda toplanan protestoculara 30 Kasım gecesi polis şiddetli biçimde saldırdı. 33 kişi gözaltına alındı, onlarca kişi yaralandı. Görevini kötüye kullanma suçlamasıyla cezaevinde olan eski başbakan Yulia Timoşenko’nun açlık grevine girerek destek verdiği protestocular, 1 Aralık Pazar günü 200 bin kişilik bir kitleyle Cumhurbaşkanlığı’na yürüdü, çıkan çatışmada onlarca protestocu ve polis yaralanırken, protestocuların iş makinelerine el koyarak polis kordonuna doğru sürdüğü de görüldü. AB yanlısı protestocular 2 Aralık itibariyle eylemleri süreklileştirmek için Bağımsızlık Meydanı’na kamp kurmaya başladı. Ana muhalefetin başını çektiği gösterilerin görünen yüzünde AB yanlılığı var. Mevcut iktidar Rusya etkisi altında olmakla suçlanıyor. AB ile Rusya’nın hegemonya savaşı etrafında şekillenen Ukrayna hakim sınıflarının iktidar mücadelesi sokağa da yansıyor. Ancak madalyonun diğer yüzünü ülkedeki mevcut güvencesizlik ve işsizlik sorunlarının çözümünü AB üyeliğinde gören ve muhalefetle birlikte sokağa çıkan gençler, yoksullar oluşturuyor. Ukrayna devlet başkanı Yanukoviç, 2004 yılında ABD emperyalizminin açıktan destek verdiği, Turuncu Devrim olarak adlandırılan protesto dalgasında devrilmiş, 2009’da yapılan seçimlerde ise yeniden devlet başkanı seçilmişti.

Tayland’da iktidar soka¤› susturmak için geri ad›m att›

T

ayland’ın başkenti Bangkok’ta parlementoya yolsuzluktan suçlu bulunan ve ülke dışına kaçan eski başkan Takşin Şinawatra’nın affedilerek ülkeye dönmesinin önünü açacak bir yasa tasarısı getirilmesine karşı başlayan protestolarda içişleri, maliye, turizm, ulaşım ve dışişleri bakanlıkları kuşatıldı. 24 Kasım günü başlayan kitlesel protestolar, polisin saldırısı üzerine büyüdü. İlk hafta yüz binlerin bakanlıkların ve genelkurmay karargahının etrafında toplandığı protestolara polis 30 Kasım’da sert şekilde saldırdı. 4 eylemci polis tarafından öldürüldü. Muhalefet direnişi sürdürdü. Muhalefetin sözcüsü durumundaki eski milletvekili Suthep Thaugsuban, hükümeti devirene kadar sokaklardan çekilmeyeceklerini söyledi. 3 Aralık’ta hükümet polise sokaktan çekilme emrini verdi. Bariyerlerin kaldırılması üzerine muhalefet resmi kurumların etrafını kuşattı. Tayland’ın devrik başbakanı Takşin Şinawatra’nın kardeşi Yingluck Şinawatra hükümeti 27 Kasım’da parlamentoda yapılan güven oylamasından başarıyla çıkarak, parlamenter krizi atlatmış ancak sokak protestolarının güçlenmesi karşısında zor duruma düşmüştü. Polisin geri çekilmesi emri, iktidarın sokak hareketinin hızını kesmek için hayata geçirdiği bir taktik olarak görülüyor. Protestocuların kurduğu Yurttaş Demokrasisi Hareketi hükümetin istifasını ve yerine bir Halk Konseyi’nin geçirilmesini talep ediyor.


KENT ÇEVRE

6

5 Aral›k 2013 / 18 Aral›k 2013

Halk›n Sesi

A LT YA P I D E⁄ ‹ L B ‹ N A , YA fi A N A B ‹ L ‹ R D E⁄ ‹ L PA Z A R L A N A B ‹ L ‹ R K E N T

AKP-CHP beton kardeşliği

A

ziz Kocaoğlu’nun 10 yıldır başında olduğu İzmir’i sular seller götürdü. Yerel seçimler yaklaşırken yeniden gördük ki muhafazakar da olsa sosyal demokrat da olsa belediyecilik aynı

K

‹zmir’de selde mahsur kalanlar› kurtarmak için beklenen AKS 110 Kurtarma’y› kim kurtaracak?

ÖZEN TAÇYILDIZ

25

Kasım günü, günün ilk saatlerinde İzmir’de başlayan yağmurla kenti sular seller götürdü. Bu durumla karşılaşan her yerel yöneticinin şaşmaz iki tepkisi var: Faturayı doğaya kesmek ve olay yerine yeni gelmiş gibi yapmak. İlk gerekçe için hadi kabul edelim ki doğal kaynakları talan eden, doğanın dengesini bozan neoliberal politikaların yarattığı küresel ısınma ile bundan sonra artık böyle. İzmir’de 24 saatlik dilimde metrekareye 83 kilogram yağış düştü, normalin neredeyse 10 katı. Lodosun etkisiyle deniz de 75 cm yükselip kıyıdan içeri taşınca İzmir’i sel aldı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, başkanlığının 10. yılında olduğuna göre yeni sayılmaz. Ancak belli ki İzmir, bu “doğal” durumlara göre planlanmamış yıllardır. SELE GÖMÜLÜ KURTARMA B‹R‹M‹ 25 Kasım’da yağmurla birlikte yollar ve caddeler göle

döndü, altgeçitler, evler sular altında kaldı. Yağmur sularının kent içinde toplandığı en büyük dere olan Meles’in Yeşildere bölümü taştı, üzerindeki köprü yıkıldı, kenarındaki Vezirağa Mahallesi sular altında kaldı. Meles’in suları, belediye itfaiye dairesinin Yenişehir’deki bahçesine kadar ilerledi. Kocaoğlu’nun tüm Türkiye’de sadece İzmir’de mevcut bir birim olmasıyla övündüğü, tam da bu durumda kurtarma, tahliye, acil sağlık müdahalesi gibi işlemler için kullanılması gereken AKS 110 birimi de bu bahçede. Haliyle araçlar yağmur sularına gömüldü kaldı. İtfaiye görevlileri araçlara ancak botlarla ulaşabildi. Yeşildere kenarında yaşayan Vezirağalılar, derenin taşmasıyla o günü sokakta geçirdi. 100’e yakın ev hasar gördü, eşyalar kullanılamaz hale geldi. Yardım alamadıklarını söyleyen mahalleliler isyan etti, havaalanına ulaşımı sağlayan, kentin büyük caddelerin Yeşildere’yi iki kez trafiğe kapattı. 1 Aralık’ta, selden neredeyse 1 hafta sonra hala yeterli yardım yapılmamıştı.

MUHAFAZAKARIN-SOSYAL DEMOKRATIN BETON SEVDASI “Gavur” İzmir sular altında kalınca Gökçek’e de gün doğdu. Neredeyse 20 yıldır idaresindeki Ankara’da, Haziran 2011’de yağış nedeniyle altgeçitte mahsur kalıp boğulma tehlikesi geçiren Ankaralıları unutmuş, CHP’li belediyeyle dalga geçiyordu. Kadir Topbaş, 2009’daki seli hatırlamış olacak ki, kendisini de aynı manzaranın beklediğini bilip “afet üzerinden siyaseti doğru bulmadı”, “Yardıma ihtiyacınız var mı?” diye sordu. Aslında hepsi aynı. Aynı belediyecilik anlayışı. Nedir? Altyapı yok, bina var. Sağlıklı, yaşanabilir bir kent yaratmak yok, allayıp pullayıp kenti “pazarlamak” var, “marka kent” var. Kimi yerde beton ve rant, muhafazakarlıkla buluşuyor, kimi yerde de muhafazakarı-sosyal-demokratı betonda, rantta buluşuyor, hepsi bu. Misal yine İzmir. İzmir’de iktidar-muhalefet EXPO 2020 adaylığında buluşmuştu. Belediyedeki icraatları nedeniyle hakkında 397 yıl hapis istenen Kocaoğlu ile “İzmir’de ezberi bozacağız, destan yazacağız” diyen Binali Yıldırım yan yanaydı bunun

imi yerde beton ve rant, muhafazakarlıkla buluşuyor, kimi yerde de muhafazakarı-sosyaldemokratı betonda, rantta buluşuyor. Gezi’den sonra da içine katılmış biraz yeşille birlikte.

Selden sonra yard›m alamayan Vezira¤a halk› Yeflildere yolunu trafi¤e kapatt›

için. Neydi bu EXPO’nun hikmeti? SA⁄LIK VAAD‹YLE S‹T ALANINA ‹NfiAAT EXPO, 5 yılda bir yapılan uluslararası bir organizasyon. Her ülke, küresel bir soruna yaklaşımını sergilerken uluslararası her organizasyonda olduğu gibi kentsel mekanları da yeniden tasarlıyor. Türkiye’nin EXPO vaadi “Daha iyi bir dünya için yeni yollar/Herkes için sağlık”tı. Model olarak da AKP’nin sağlık “reform”ları sunuldu. Temel sağlık hizmetlerinin dahi ödeme kapsamı dışına çıkarılmaya çalışıldığı bugünlerde “herkes”in “parası olan herkes”e tekabül edeceği açık da neyin sergileneceğine bir yana bırakıp nerede sergileneceğine bakalım. Herkese sağlık vaadiyle yola çıkan EXPO için İzmir’in kent merkezine en yakın korunmuş yeşil alanı, doğal sit alanı İnciraltı seçilmişti. 80 bin çeşit ağaç ve bitkiden oluşan bir kent ormanı, tarım alanı, kuşların üreme ve yumurtlama alanı. İnsanların dinlence yeri, doğayla denizin buluştuğu, kent kültürü içinde yer etmiş bir alan. İnciraltı, çeşitli planlarla zaman zaman gündeme geli-

yordu ancak yürürlükteki yasalarla imara açılması mümkün değildi. Haziran 2012’de, yani daha adayken, EXPO’ya yer belirlemek, belirlenen yeri ve “yakın çevresi”ni planlamak, imar uygulamalarını belirlemek üzere özel bir yasa çıkarıldı. Bu “yakın çevresi” ibaresi işin rengini veriyor zaten: “EXPO alanı dışında kalan kısımları sağlık, turizm ve nitelikli konut amaçlı planlanır.” Böylece İnciraltı’nı imara açan yola EXPO bahanesi ile girilir. Bakan Binali Yıldırım başta olmak üzere bakanlar ve hatta Cumhurbaşkanı Gül, EXPO’nun Türkiye’ye getirilmesi için çalıştı. Fakat 27 Kasım’da yapılan oylamada Dubai kazandı. Bir başka inşaat ülkesi. Şimdi ne olacak? Kocaoğlu ısrarlı. “Hükümetle el

ele verelim, yine İnciraltı’nda 4 bin dönümlük kampüste inşaat yapalım” diyor. “YAfiAMLARIMIZ ÇÖP ‹LE GASP ED‹LD‹” Peki 10 yıldır iktidarda olan Kocaoğlu’na sorulmaz mı kentte sağlık durumu ne? İzmir’i basan sularla gördük ki sağlıklı bir kentte yaşamak bir yana kimi zaman yaşamak bile risk altında. Kimi zaman sağlıklı yaşam hakkını savunmak bile. Aynı günlerde sağlıklı bir çevrede yaşama haklarını savunan Harmandalı halkı mahkemelikti. Çiğli Harmandalı, 21 yıldır İzmir’in çöp alanı, evsel, endüstriyel ve tıbbi atık deposu. Çöp kokusu, suları altında, yarattığı hastalıklarla, patlama ihtimaliyle yaşıyorlar.

Yaşamlarının çöp ile gasp edildiğini söylüyorlar. Yıllardır çöplüğün kaldırılması için seslerini yükseltiyor, eylem yapıyorlar. Belediye ise çöplüğün ömrünü sürekli uzatıyor. Son olarak da bölge halkından 7 kişiye dava açıldı. Kocaoğlu, alanın rehabilitasyon projesini hazırladıklarını, 2014 başında alanın üçte ikisi için ihale yapacaklarını ve Harmandalı’nda kent ormanı kuracaklarını duyurdu. Memleketçe yerel seçim sathı mahaline girmiş durumdayız. Mevzu yerel seçimyerel yönetim olunca bizlere vaat edilen “yaşanabilir kent”lerin ardından yükseliveren yine inşaat-beton oluyor. Gezi’den sonra, göz boyamak için, içine katılmış biraz yeşille birlikte...

‹zmir Harmandal› halk› 21 y›ld›r flehrin günlük 4 bin ton çöpünün yan›bafl›nda yafl›yor. Mahallelinin 3 A¤ustos’ta yapt›¤› yol kesme eylemi nedeniyle 7 kifli hakk›nda dava aç›ld›. 26 Kas›m’da görülen dava ocak ay›na ertelendi. Çöplü¤ü y›llard›r kald›rmayan belediye flimdi alana kent orman› kuraca¤›n› iddia ediyor.

‘Belgrad ormand›r, sermayenin oyun alan› de¤il!’ Kuzey Ormanları Savunması, 1 Aralık’ta eylemdeydi. Ormanların fısıltıları, yaşam alanı yok edildiği için Boğaz’dan yüzerek geçen domuzun demeci vardı

Berkin kendine yaraşır bir parkta ‹zmir Çi¤li’de Güzeltepe-fiirintepe Halk Forumu’nun ald›¤› ilk karar uygulamaya geçti, Berkin Elvan Çocuk Park› aç›ld›. Çi¤li Belediye Baflkan› ve belediye çal›flanlar›, fiirintepe muhtar›, Praksis müzik grubu, Halkevi Çocuk Korosu’nun yer ald›¤› aç›l›flta yap›lan konuflmada, Gezi’den do¤an forumun mücadeleyle bir park kazand›¤› ve kazan›lan bu park›n tam da Gezi eylemlerinin bafllang›ç amac›na uygun oldu¤u ifade edildi. Parka ismini veren Berkin, aç›l›flta konuflulan temel konuydu. Ekmek almaya giden çocu¤un bile hayat›na kaste-

den AKP sald›rganl›¤›n›n t›rmand›¤› boyuta dikkat çekildi. Park›n isminin resmi olarak da Berkin Elvan Çocuk Park› olmas›n› belediye meclisinden geçirece¤ini söyleyen Çi¤li Belediye Baflkan› Metin Solak, park›n eksiklerinin en geç 1 hafta içinde tamamlanaca¤›n› da belirtti. Park›n fidanlar›n›n dikimi, çiçeklerin ekimi, duvarlar›n boyanmas›nda çocuklar aktif bir biçimde rol ald›. Kad›nlar da a¤açlar› “kad›na yönelik artan fliddete karfl›” diktiklerini belirtti. Park›n aç›l›fl›ndan sonra ‹zmir Çocuk Atölyesi’nin kat›l›m› ile duvarlar boyand›.

K

uzey Ormanları Savunması, 3. Köprü inşaatı nedeniyle yapılan ağaç katliamını protesto etmek ve Belgrad Ormanları’na yönelik tehditlere dikkat çekmek için 1 Aralık’ta eylemdeydi. Belgrad Ormanı Neşet Suyu mevkiinde bir araya gelen kitle, çok sayıda bisikletlinin de katılımı ile Ayazma Yangın Kulesi mevkisinden Şahin Tepesi yönünde bisiklet sürdü, doğa yürüyüşü yaptı. Bisikletlilerle buluşan yürüyüşçülere, havadan destek paramotorculardan geldi.

22 Aral›k’ta ‹stanbul aya¤a kalk›yor

İ

stanbul halkı, şehrin asıl sahipleri ayağa kalkıyor! Taksim’den Kartal’a, Gülsuyu’ndan Kuşdili Çayırı’na, Alemdağ’dan Ümraniye’ye, FenerBalat’tan Okmeydanı’na, Sarıyer’den Kanarya’ya, Gümüşdere’den Beykoz köylerine, Gaziosmanpaşa’dan Güzeltepe’ye, şehrin yaşayanları

Paramotorcular, üzerine “Orman katliamını durdurun” yazdıkları pankartlarla kesim alanına iniş yaptılar. Belgrad ve 3. köprünün yapılacağı güzergâhlarda yürüyüş yapan kitle, daha sonra Maslak’taki Orman ve Su İşleri Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü önüne yürüdü. “Gereksiz proje değil, ormanımızı istiyoruz”, “Belgrad Ormanı sermayenin oyun parkı değil”, pankartları açan kitle, Müdürlük önüne “Ormanıma, suyuma, İstanbuluma dokunma”, “Köprü değil, toplu ulaşım”, “Orman-

birleşiyor. Kentsel, doğal ve insani yıkıma karşı yıllardır parça parça yürüttükleri mücadeleleri birleştirmek, örgütlenmek ve “İstanbul bizimdir” demek için 22 Aralık’ta Kadıköy’de buluşuyor. 22 ARALIK’TA KADIKÖY’E “Kendi çıkar ve hırsları

lar halkındır, satılamaz” sloganlarıyla geldi. Burada grup adına yapılan açıklamada, AKP iktidarının ve sermayenin doyumsuz rant hırsına, betonlaştırmaya karşı Kuzey Ormanları’nda aylardır katliam yaşandığını anımsatıldı. 3. köprü inşaatına son verilmesi, Belgrad Ormanlarını Tabiat Parkı statüsünden çıkartılıp, yeniden muhafaza ormanı haline getirilmesi talep edildi. Açıklamada 22 Aralık’ta Kadıköy’de yapılacak kent-çevre mücadelelerini birleştiren İstanbul mitingine katılım çağrısı da yapıldı.

yüzünden İstanbul şehrini bütün değerleriyle sindirmek ve köleleştirmek isteyenlere karşı Gezi İsyanımızla başlattığımız uyanışımıza, yürüyüşümüze devam ediyoruz. Gezi Parkı’nı direnerek kazandık; şimdi İstanbul’a sahip çıkmak için onurla, isyanla, düşle, yürekle yürüyoruz” diyen imzacı kurumlar,

şehrin yoksul mahallelerinden, forumlardan, Haydarpaşa’dan, Cevizli’den, Haliç’ten, Ataköy’den yükselen seslerini birleştiriyor. İnsanla, doğayla barışık, yaşam alanları ve gelecekleri hakkında söz ve karar sahibi oldukları demokratik bir kentte ve ülkede eşit biçimde yaşama taleplerini yükseltiyor.


7

EĞİTİM 5 Aral›k 2013 / 18 Aral›k 2013

Halk›n Sesi

Ne dershane ne özel okul eğitim hakkı için kavgaya ‘Dershaneler kapanmasın’ diyen Cemaat de, ‘özel okula dönüşün’ diyen iAKP de özel okul ve dershane patronları da eğitimin piyasalaşması ve eğitim emekçilerinin güvencesizleştirilmesinde hem fikir

Bunca gürültü ortasında halkın haklarını savunan tek ses sokaktan yükseldi: “Parasız, kamusal, bilimsel, anadilinde eğitim, güvenceli iş için kavgaya’ nasıl denetleneceği sorularının cevabı yok.

MURAT DURAL

C

emaat ve AKP arasındaki çıkar kavgaları ve dershane patronlarıyla yapılan pazarlıkların üzerine 2 Aralık’ta toplanan Bakanlar Kurulu sonrasında “dönüşümün” son hali açıklandı. Son durumu Bakanlar Kurulu sonrasında Nabi Avcı’nın dershane patronlarıyla yaptığı toplantıdan sonra konuşan Öz-De-Bir Başkanı Faruk Köprülü özetledi: “Sektörün hiçbir kesimi mağdur edilmeden süreç tamamlanacak.” İktidar içi çatışmanın seyri ne olur bilinmez ama eğitimde “uzlaşacakları tek nokta” açık yeni bir piyasalaştırma ve güvencesizleştirme saldırısı. Açıklanan karara göre iktidarın önümüzdeki sene yapmayı planladığı dönüşüm 2 sene sonraya ertelendi. 2 yıllık süre içinde dershanelerin özel okula dönüşümü için öğrenci başı 4 bin 500 lira teşvik, bedava arsa, inşaat desteği, vergi kolaylıkları sunulacak. Bu dönüşümün maliyeti ise “pazarlıklar”la ilişkisi olmayan halka yıkılmak isteniyor. Dershanelerin özel okullar olarak hizmet vermesi, AKP’nin eğitimi piyasalaştırma saldırısında bir eşiği temsil ediyor.

DEVLET EL‹YLE ÖZEL OKULA TEfiV‹K 4+4+4 ile beraber yüksek puan alamayan öğrencileri meslek liselerine ve imam hatip liselerine mahkûm eden AKP, özel okulların eğitimdeki payını artırmak istiyor. Her fırsatta

eğitimin devlete bir yük olduğunu söyleyen AKP’nin Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı “Özel okulların Avrupa ülkelerine göre azlığı”ndan yakınıyor. Devlet okullarının en temel ihtiyaçlarını karşılamayan AKP, pazarlıklar sonucu ilk tartışmalarda 1500 lira olacağını söylediği teşviği 3 kat artırdı. “Özel teşvikler” sonucu 2 seneye kadar kurulan özel okulların öğrenci talebini Milli Eğitim Bakanlığı kendi sağlayacak. MEB, okullara “burslu” girmeye “hak kazanacak” öğrencileri başarı ve gelir durumuna göre eleyecek, seçecek, yerleştirecek. AKP, öğrencileri üniversitelere gidebilmek için özel okul kapılarına yığmak istiyor, fiyatları şu anda 33 bin liraya kadar varan özel okullara talep yaratmaya, özel okul “piya-

sasını” hareketlendirmeye çalışıyor. DERSHANE PATRONLARINA ARA FORMÜL: AKADEM‹K L‹SELER İlk kez 1992 yılında açılan açık liseler, lise eğitimini bir şekilde tamamlayamamış kişilerin sınavlara girerek diploma aldığı bir kurumdu. “Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarıyoruz” adı altında kesintili eğitimi oturtan 4+4+4 ile beraber açık liseler, meslek lisesiimam hatip-özel okul kıskacında kalan, erken yaşta evlendirilen ve çalıştırılan lise çağındaki gençlerin tercih etmek zorunda olduğu bir kurum oldu. Talep yoğunlaştı. 2012-2013 eğitim yılında açık öğretim liseye kayıt yapan öğrenci sayısı bir önceki seneye göre 150 bin artarak 383 bine ulaştı.

Dershane patronlarına bir ara çözüm olarak gösterilen akademik liseler, mevcut açık liselerin dershane eğitimiyle birleştirilerek sınav kazanmak isteyenler için cazip hale getirilmesi demek. AKP, 4+4+4 eğitim sistemiyle örgün öğretimden koparılan gençler için bir seçenek olan açık liseleri “akademik lise” adlandırmasıyla adres gösteriyor. Akademik liseler paralı eğitim kurumları olarak planlanıyor. Dershane patronlarının açıklamaları akademik liselerin “hemen hemen dershane fiyatı”nda olacağı şeklinde. Bu liseler için yaratılan formül 20 saat yüz yüze 20 saat uzaktan eğitimi olması. Akademik liseler patronlar için birçok avantaj getiriyor. Liselerin yaklaşık 40 saat verdiği yüz yüze

eğitimi 20 saate indiren akademik liseler, “Az kaynakla çok para kazanan okullar” olarak planlanıyor. Akademik liseler patronlar için, bir okulda olması gereken bahçe, laboratuvar, resim odası, spor salonu vb. koşulları sağlamasına gerek olmadığı için daha sınırlı bir sermaye ve gider anlamına geliyor. İktidarın açık liseyi öne sürmesi sağlık alanının piyasalaştırılması sürecinde hızla mahallelere kadar yayılan özel poliklinik ve küçük hastaneleri hatırlatıyor. Öğrencilerin karma-örgün öğretimden kopması anlamına gelen ve bir ticarethane olarak işlevlenecek açık liselerde eğitimin bilimsel niteliğinin nasıl olacağı, bu kurumların öğrencinin gelişimi ve sosyalleşmesi bakımından uygun olup olmadığı ve

Ö⁄RETMENLER YOK SAYILDI Bakanlar Kurulu sonrasında öğretmenlerin durumuna dair bir açıklama yapılmadı. “Kapatma tartışmaları” sırasında da Tayyip Erdoğan dershane öğretmenlerine yönelik 50 bin öğretmen atama sözü vermiş, Maliye Bakanı Şimşek ise bunu “yapamayacaklarını” açıklamıştı. Bu durumda dershane öğretmenlerinin önüne iki seçenek konuyor. Dershaneler dönüştükten sonra özel okullarda, özel akademik liselerde güvencesiz çalışmaya devam etmek ya da kamuda yine güvencesiz ücretli öğretmen sistemine dahil olmak. Bu süreçte dershane öğretmenleri olarak sokağa çıkan Özel Eğitim Kurumları Çalışanları Derneği’nin talepleri ise güvencesiz çalışma koşullarına karşı insanca yaşam ve eğitimin kamusal, parasız, ve bilimsel olması. SINAV ODAKLI PARALI E⁄‹T‹ME KARfiI MÜCADELE Bir iktidar içi kavga görüntüsünün altında eğitimi özelleştirme planında uzlaşacak olanlar karşısında bu sürecin güvencesizleştirdiği öğretmenler, çocuğuna üniversite kazandırmak için özel okullara, açık liselere para vermeye zorlanacak veliler ve sınav rekabeti içinde eğitim görecek öğrenciler için eğitim hakkı mücadelesi daha da önemli hale geliyor.

E¤itim hakk›n› savunanlar›n yan›t› Dershane-özel okul tart›flmalar›na halk›n yan›t›n› vermek için Halkevleri E¤itim Hakk› Meclisi, ‹stanbul Milli E¤itim Müdürlü¤ü önünde eylemdeydi. Eylem s›ras›nda bir lise ö¤rencisi, s›nav odakl› e¤itimden dolay› yaflad›klar› sorunlar› anlat›rken as›l muhatap olan ö¤rencilere hiç dan›fl›lmad›¤›n› söyledi ve ö¤rencileri paras›z e¤itim için mücadeleye ça¤›rd›. Eylem s›ras›nda sözü alan ö¤retmen Yakup Kaya ise AKP’nin derdinin paras›z e¤itim olmad›¤›n›, kendi ç›karlar› için toplumu taraf etti¤ini, güvencesiz çal›flan ö¤retmenleri yine ayn› koflullarda çal›flt›rmak istedi¤ini vurgulad›. Halkevleri E¤itim Hakk› Meclisi ad›na söz alan Nuri Günay ise AKP’nin bu dönüflümle 1.5 milyon ö¤renciyi özel okullara mahkum etmeye çal›flt›¤›n› ve e¤itimdeki ticarileflmeyi özel okullar› palazland›rarak yapmak istedi¤ini söyledi. Dershanelerin de s›nav odakl› paral› e¤itim veren kurumlar oldu¤una dikkat çeken Günay, dershanelerin yoksullar› gözeten kurumlar olarak gösterme çabas›n›n yalan oldu¤unu ifade etti. Günay, “Yoksullar›n biraz daha ucuza dershaneye gidebilmesinin tek koflulu cemaat iliflkileri içerisine girmesine ba¤l›d›r” dedi. Günay konuflmas›n›n sonunda E¤itim Hakk› Meclisi’nin mücadelesine de¤inerek bu tart›flmalara e¤itim hakk›n› savunanlar›n yan›t› verdi: “Çokça tekrar etti¤imiz gibi biz anaokulundan yüksekö¤retime eflit, paras›z, s›navs›z, bilimsel, anadilde e¤itim istiyoruz. Bizim kavgam›z bunun kavgas›d›r.”

‘Tüm ö¤retmenleri kapsayacak bir öz örgütlenme’ metalaşmasının bir parçası olduğunu ve AKP’nin özel in eğitim içinde sı kavga t r-ran iktida ’la, Yalçın rhan Timu meni öğret Dershane kurumlardaki güvencesiz öğretmenin koşullarını devlette de tartışılan dershanelerin dönüşümünü, çalışma koşullarını ve nlaştırmak istediğini ifade etti. Yalçın, ‘ataması yapılmayan, mücadelelerini konuştuk. Özel Öğretim Kurumları Çalışanları Derneği yaygı özelde ve kamuda çalışan tüm öğretmenler birleşmeli’ dedi Y.K Başkanı Yalçın, dershanelerin özel okullara dönüşümünün, Dershaneler ö¤renci-veli için ne anlam ifade ediyor? Türkiye’de e¤itimin s›nav odakl› olmas›, niteli¤i belirleyen bir unsurdur. Bu durumun dershanecili¤i gölge e¤itim olmaktan ç›kar›p sistemin asli bir unsuru haline getirdi¤ini düflünüyorum. Bu durum özellikle 7, 8, 11 ve 12’inci s›n›flar için çok yüksek oranlarda dershaneleri do¤allaflt›ran bir sonuç do¤urmufltur. Bugün Türkiye’de 3 bin ile 20 bin lira aras› de¤iflen fiyatlarda ö¤renci alan dershaneler mevcuttur. ‹nsanlar maddi durumu iyi oldu¤undan de¤il bir “zorunluluk”tan kaynakl› birçok ihtiyac›n› öteleyip bu kurumlara çocuklar›n› gönderiyor. Velilerde çocu¤unun kesin kazanaca¤› beklentisi olufluyor. Bu nedenle veli, dershane k›yas›n› maalesef çocu¤a verilen ders saatinin ne kadar çok oldu¤una bakarak yap›yor. Çal›flma koflullar›n›z nas›ld›? Dönüflümden sonra ö¤retmenleri nas›l bir tablo bekliyor? Bu alanda, k›dem tazminatlar›, çal›flma sürelerinin esnekli¤i, sigorta, istifa mektuplar›n›n önceden al›nmas›, senet imzalatma gibi onlarca sorun var. Dershanecili¤in çal›flma koflullar› ö¤retmenleri iflçilefltirdi¤i için dershanelerin kald›r›lmas› bir e¤itimci gibi tart›fl›lamad›. Bizim aç›m›zdan dershanlerin dönüfltürülmesi tart›flmas›, e¤itimin olmas› gereken kamusal niteli¤ini kazand›rmaya yönelik de¤il. Devlet e¤itimi tamamen sermaye eliyle ama kendi kontrolünde

ticarilefltirme yöneliminde. Bu, ‘80’lerde bafllayan e¤itimin metalaflma sürecinin devam›d›r. Dershanelerde çal›flan insanlar›n devlete al›naca¤› söylemi ise tam bir kand›rmaca. Bahsettikleri fley belli ki ücretli ö¤retmenlik modeli. Burada önemli nokta, dershanelerin yerine aç›lacak liselerde e¤itimin nas›l verilece¤ine dair söylenenlerin esnek tutulmas›. Diploma verece¤i söylenen bu liselerde patronlara “sen yine istedi¤in gibi ders ver” deniyor.

Dolay›s›yla buralarda istihdam edilecek olan ö¤retmenler aç›s›ndan sömürünün de¤iflmeyece¤ini söyleyebiliriz. Türkiye’de özel okullar›n ço¤unda ö¤retmenlerin ücretsiz derslere girdi¤i ve 6 tam gün mesai yapt›¤› biliniyor. Devlet y›llard›r güvencesiz çal›flma koflullar›n› “en iyi” uygulayan dershanelerdeki çal›flma biçimini tüm ö¤retmenlere uygulaman›n altyap›s›n› oluflturuyor. Çünkü sesini ç›karmadan çal›flan 70 bin ö¤retmeni

düflündü¤ümüz zaman bu devlet için bir deneyim olarak ele al›nacakt›r. 4-5 sene sonra bütün ö¤retmenlerin güvencesiz çal›flma koflullar›nda birlefltirilece¤ini düflünüyorum. E¤itimde “f›rsat eflitli¤i” tart›flmalar›n› nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Ben e¤itimin tamamen politik bir infla süreci oldu¤unu düflünüyorum. Dolay›s›yla bu alanda kullan›lan bütün kavramlar ya da talepler ideolojik içerikten ba¤›ms›z ele al›namaz. Özellikle “e¤itim alan›n›n siyaset

üstü” oldu¤u düflüncesinin de çok tehlikeli bir ideolojik yan›lsama oldu¤unu belirtmek isterim. Bu nedenle dershane tart›flmalar›nda ortaya ç›kan “f›rsat eflitli¤i” kavram›n› benimsemiyorum. F›rsat eflitli¤i kavram› bana flunu anlat›r: Sunulan hizmetin kendisi sanki idealmifl ya da do¤all›¤›nda böyle bir e¤itim olana¤› varm›fl da, buna ulaflmada toplumsal kesimlere eflit yar›flma olanaklar›n› sunmak gerekirmifl… Bu benim kabul edebilece¤im bir durum de¤il. Bu nedenle e¤itimi bir hak olarak okumak daha do¤ru geliyor. Hak kavram›n› liberal ve hümanist bir temelden alm›yorum. Politik bir talep oldu¤unu düflünüyorum. Bu nedenle devlet ya da sermaye ile girilen mücadelede flunu çok net söylemek gerekiyor: Bu hak hiçbir biçimde al›n›p sat›lacak, ticarilefltirilecek bir fley de¤ildir. Aksi durumda teknik bir tart›flman›n içine çekiliyorsunuz. Bundan sonraki süreçte ö¤retmenler olarak ne yapacaks›n›z? Biz ö¤retmenlerin bugünden itibaren mücadele hatt›n›n örgütlenme oldu¤u aç›kt›r. Bu örgütlenmenin iflsizlik ve güvencesizlikle mücadele biçiminde olaca¤›n› söylemek gerekir. Bunun temel arac›n›n devletteki ö¤retmeni, ücretli ö¤retmeni, atamas› yap›lmayan ö¤retmeni ve özel ö¤retim kurumlar›nda çal›flan ö¤retmeni kapsayacak bir öz örgütlenme olaca¤›n› belirtmek isterim.


8

EMEK 5 Aral›k 2013 / 18 Aral›k 2013

Halk›n Sesi

Ekmek paras›! atağan’da özelleştirmeye karşı direnen işçiler kararlı bir mücadele sergiliyorlar. Daha önce Tekel işçileri çok daha kapsamlı ve doğrudan siyasal iktidarı (hükümeti) hedef alan bir mücadele süreci başlatmışlardı. Bunun yanında daha lokal, kimi kez Urfalı taşeron işçileri gibi kendi şehirleriyle sınırlı kimi kez Hacettepe direnişçileri gibi kendi işyerlerini veya çeperlerini etkileyen bir eylemlilikle emek mücadelesine katılıyorlar. Polisin acımasız saldırısı karşısında Yatağanlı bir işçi bağırıyor: “Biz ekmeğimiz için buradayız…” “Ekmek parası” aynı zamanda taşeron işçinin kadro mücadelesi, kamu çalışanlarının grevli-toplu sözleşmeli sendika talebi. “Ekmek parası” sözcüğü işçi mücadelesinin sihirli sözcüğü gibidir. Kutsal bir içeriğe sahip olduğu sanılır! Dava “ekmek parası” oldu mu işçilerin kayıtsız şartsız bu mücadelenin içerisine ölümüne dalacağına inanılır. Daha meşru ne olabilir? Kuşkusuz son derece haklı ve güçlü bir argüman işçi mücadelesi için. Ancak bir o kadar da tehlikeli ve zayıf! Tehlikeli; çünkü mücadeleyi ekmek parası olarak tarif ettiğimizde meseleyi biraz daha fazla ücretle sınırlamış oluyorsunuz. Zayıf; çünkü “ekmek parası” mücadelesinin toplumsal algısı sadece mücadeleyi verenlerle sınırlı kalmaya mahkumdur. Oysa bir mücadelenin yaygınlaşmasının temel koşulu içerdiği toplumsal hegemonyadır. Yani Karl Marks’ın ifadesiyle “kendi çıkarını toplumun çıkarı olarak sunabilmesi” kabiliyetidir. Burjuvazi üretim araçlarının özel mülkiyetinin gerekliliğini toplumsal hayatın devamlılığının sağlanması için gerekli malların ve hizmetlerin üretilebilmesine bağlar… İşçi mücadelesinin bir sınıf mücadelesi niteliğinde sürdüğü 19. yüzyılın ikinci Tufan yarısı ve 20. yüzyıl boyunca Sertlek emek mücadelesi de tam anlamıyla bir “karşı hegeDev Sa¤l›k-‹fl Yönetim Kurulu monya” taşıyordu. İşçi sınıfı, mücadelesinin başarıya ulaşmasıyla birlikte, kendisiyle birlikte tüm sınıfların ortadan kalkacağı, eşitlik ve özgürlük toplumu olan komünizmin önünün açılacağını ileri sürüyordu. “Ekmek parası kavgası” bu ideolojik bütünlüğün içerisinde hep önemli bir taşıyıcı, güçlendirici bir unsur olarak yerini aldı. Günümüzde, böylesi bir ideolojik bütünlüğün olmadığı konjonktürde “ekmek parası” emekçi kesimleri birbirinden ayıran bir unsur haline gelebilme potansiyeli taşıyor. Zira işçi sınıfı, her zaman olduğu gibi, homojen bir kitle değil. Sizin “ekmek parası” mücadeleniz aynı zamanda bütün işçilerin ekmek parası talebi haline gelmiyor, en fazla sempati ve destekle sınırlı bir ilgiyi hak edebiliyorsunuz. Bu anlamıyla “ekmek parası” için kıyasıya mücadele eden Yatağan işçisinin mücadelesinin toplumsallaşmasının imkanları son derece sınırlı. Tıpkı kendisinden önce bunu deneyen SEKA işçilerinin, TEKEL işçilerinin mücadelesinde olduğu gibi. Mücadelesini “kadro” talebiyle sınırlayan taşeron işçilerin mücadelesi de aynı duvarlara çarpmaya mahkum görünüyor. Kuşkusuz “ekmek parası” sembolik bir kavramı ifade ediyor. Mücadelesini sadece kendi özlük haklarıyla sınırlayan kamu çalışanları mücadelesi de aynı sıkıntıyı taşıyor. İşçi ve kamu emekçilerinin örgütlerine yaptığı “sendikalar sadece işçilerin haklarıyla ilgilensin, siyasetle uğraşmasın” baskısı karşısında çözüm üretmekte zorlanan sınıf örgütleri bir o yana bir bu yana savrularak güç kaybediyor. İşçi sınıfının sermaye sınıfına karşı verdiği mücadelede güncelleştirilmiş bir “toplumsal hegemonya” stratejisi geliştirmek olmazsa olmazdır. Emeğin mücadelesi, kendi mücadelesini diğer emekçi kesimlerin ve toplumun (sermaye sınıfı haricindeki) geri kalanlarının çıkarlarıyla bağını kurarak toplumsal bir dava haline gelebilir. Bu, her bir grev, her bir eylem veya mücadele süreci için ayrı ayrı geçerlidir ve daha baştan emek örgütleri tarafından böyle kurgulanmalıdır.

20 y›ll›k hemflire lastik iflçisi!

Y

AKP’nin yeni sendikalar yasası 20 yıllık hemşireyi lastik işçisi yaptı. Yasa, taşeron sistemiyle birlikte, taşerondaki işçilerin sendika hakkını e-devlet marifetiyle yok sayıyor ULAfi KORKUT

YED‹ SEND‹KA YÖNET‹C‹S‹NDEN BEfi‹ BAfiKA ‹fiKOLUNDA Devrimci Sağlık-İş Yönetim Kurulu üyesi Funda Keleş’de 20 yıldır hemşire olarak çalışıyor ancak e-devlet sisteminde petrokimya işkolunda çalışıyor

görünüyor. Funda, Çapul Tv’de katıldığı programda bu durumunu ve yeni yasanın getirdiklerini anlattı. Funda karşılaştığı durumu “Ben 20 yıldır hemşire olarak çalışıyorum ama e-devlet sistemine göre sağlık işçisi değilim. Sisteme üyeliğimi yapmak için tekrar girdiğimde sağlık işkolunda değil petro-kimya işkolunda çalışıyor göründüğümü öğrendim. Dolayısıyla Devrimci Sağlık-İş sendikasına üye olamayacağımı öğrendim. Çünkü bağlı bulunduğum taşeron firma 8’inci aydan itibaren bir petro-kimya şirketinden sigortamı

‘ASLOLAN F‹‹L‹ MÜCADELED‹R’ “Peki şimdi ne olacak, ne yapacaksınız?” sorusuna Funda, hukuki mücadelenin önemli olduğunu ancak fiili mücadele olmadan hukuki mücadelenin tek başına bir anlam taşımadığını belirterek şunu söylüyor: “Şimdi bir dava daha açtık. Temmuz istatistiklerine bizim davamız yetişmediği için bir dava daha açtık. Ocakta açıklanacak istatistiklere yetişeceğini umuyoruz. Ama sonuç ne olursa olsun bugüne kadar kazandığımız bütün haklarımızı fiili mücadeleyle kazandık, bundan sonrada bizim için asıl önemli olan fiili mücadeledir” diyor.

yatırmaya başlamış ve ben de bu alandaki bir sendikaya üye olabiliyorum” sözleriyle anlatıyor. Devrimci Sağlık-İş’in yönetim kurulunun yedi üyesinin beşi Funda’yla aynı durumda. Eski yasada sendika üyeliği, işçi noterden sendikaya üyeliğini yaptıktanve sendika bu üyeliği onayladıktan sonra gerçekleşiyordu. Sendikaların yaptığı üyeliklere “güvenmeyen” AKP, “gerçek üye sayılarını bulacağız” iddiasıyla yasa değişikliği yaptı. Ancak değişiklikten sonra gerçek ortaya çıktı. Artık tamamen işverenin keyfi durumuna kalan bir işkolu belirleme sitemi var.

GEDAŞ’ta hiçbir şey eskisi gibi olmayacak İ

zmir’deki Gediz EDAŞ’ta çalışan Enerji Sen üyesi işçiler şirketi 19 Kasım’da bir yürüyüş gerçekleştirererek uyardı. GEDAŞ’ta örgütlü Enerji-Sen üyesi işçiler, yürüyüş ve uyarı eylemi sonrasında şirketin “taşeron çalışanların iş akitleri ve çalışma koşulları gibi konularda herhangi bir mağduriyet yok” açıklamalarına karşı

bir toplantı yaparak Gediz EDAŞ’ı işten çıkarma ve hak gaspları konusunda uyardı. İzmir Gediz EDAŞ’ta örgütlü EnerjiSen üyesi işçiler toplantı öncesinde DİSK Genel Başkanı Kani Beko, DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu’nun da katılımıyla Gediz EDAŞ’ta bir basın açıklaması gerçekleştirdi. İşçiler, Enerji Sen üyesi olmayan bölgelerdeki işten

çıkarmalara, sürgünlere, arıza-bakım-onarım servislerinde çalışanların sayısının azaltılmak istendiğine, işçilerin sendika seçme özgürlüğüne baskı ve tehditle müdahale edildiğine dikkat çekti. GEDAŞ’taki işçiler Dersim ve BEDAŞ’ta kazanımla sonuçlanan direnişleri görerek Enerji-Sen’e toplu bir şekilde üye olmuşlardı.

ENERJ‹ ‹fiÇ‹LER‹N‹N TALEPLER‹

 ‘Tafleron flirketin enerji iflçilerine yönelik bask›lar› bir an önce son bulmal›d›r  ‹flten ç›kartmalar bir an önce durdurulmal›d›r  Ücretler insanca yaflanacak bir düzeyde yeniden belirlenmelidir  Tüm çal›flanlar için iflçi sa¤l›¤› ve güvenli¤i önlemlerinin en üst düzeyde al›nmal›d›r’

Ö¤retmen sokakta: ‘Paras›z e¤itim, güvenceli ifl’ İktidar içi çatışmanın gölgesindeki piyasalaştırma kavgasına eğitim emekçileri sokaktan müdahale etti. Ataması yapılmayan öğretmenler, dershane öğretmenleri, kadrolu eğitim emekçileri sokağa çıktı, parasız eğitim ve güvenceli iş istedi E⁄‹T‹M EMEKÇ‹LER‹ SOKAKTA D‹REN‹YOR Eğitimde dershane kapatma tartışmasının örttüğü piyasalaştırma ve güvencesizleştirme saldırısı ve eğitimin gericileştirilmesine karşı eğitim emekçileri sokağa çıktı. Eğitim-Sen’in “Meslek onurumuza, geleceğimize ve haklarımıza sahip çıkmak için” diyerek çağrıcılığını yaptığı miting için binlerce eğitim emekçisi Ankara’da bir araya geldi. Eğitim-Sen’in görüşme taleplerini kabul etmeyen Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) cevap olarak eğitim emekçileri 23 Kasım’da Bakanlık önüne randevu verdi. Eğitim emekçilerinin hak taleplerine karşılık yine polis saldırısı oldu. MEB’e yürümek isteyen emekçilere polis gaz bombalarıyla saldırdı. Eğitim emekçileri polisin TOMA’lı, gaz bombalı saldırısına uzun süre direndi.

“Neden sağlıktan kâr etmedin” cezası Sağlık Bakanlığı, kamu hastanelerinin kâr etmediği halde döner sermaye dağıttığı gerekçesiyle mevcut döner sermayeleri kesti. Sağlıkçılar iş bıraktı. Devletin sağlıkta kâr edilmemesine dair uyguladığı cezaya sağlıkçılar iş bırakarak tepki gösterdi. İstanbul Cerrahpaşa hastanesi’nde ve Çapa’da 27 Kasım günü sağlıkçılar eylem yaparken aynı günü Dersim’de de iş bırakma eylemi vardı. 2829 Kasım günlerinde de

TEM‹ZL‹K ‹fiÇ‹S‹ ‹NfiAAT ‹fiÇ‹S‹ GÖRÜNÜYOR İşverenin tamamen keyfine bırakılan işkolu belirlenmesini Funda şu örnekle anlatıyor: “Mesela bir şirket bir hastanede açılmış temizlik ihalesine giriyor. Şirket, o ihaleye girebilmek için bir de temizlik şirketi kuruyor. İhaleyi kazanıyor ve SGK’ye bildirimini yaptığı zaman ‘temizlik işi yapacağım’ diyor. İşçileri de genel hizmetler işkoluna kaydediyorlar. Kimse onlara ‘Sen bu temizlik işini nereden aldın diye?’ sormuyor. Hastanede yapılan temizlik işini alan şirkete bağlı çalışan taşeron sağlık işçisi, sağlık alanında değil genel hizmetler işkolunda çalışıyor görünüyor ve bu işkolundaki bir sendikayı bulabilirse üye olabiliyor.” Eski yasada taşeron şirket herhangi bir şekilde ihale aldığında, bölge çalışma müdürlüklerinden SGK bildirimlerini yapıyorlardı. Bölge çalışma müfettişleri de firmanın hangi işkolundan bildirim yapılacağına karar veriyorlardı.

B

inlerce işçinin sendika üyeliği, AKP’nin yeni sendikalar yasası nedeniyle sayılmıyor. Devrimci Sağlık-İş sendikasının 7 yöneticisinden sadece ikisi çalıştıkları sağlık işkolunda görünüyor. AKP’nin çıkardığı 6356 Sayılı Yeni Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nda işçinin hangi işkolunda çalıştığını işveren belirliyor. İşveren işçinin sigorta girişini hangi işkolundan yaparsa işçi o işkolunda çalışıyor görünüyor. Böyle olunca özellikle taşeron şirketler işçileri farklı işkollarında gösterebiliyor. Taşeron şirketlerin isimlerinin arkasından gelen “Taahhüt, İnşaat, Gıda, Petrol, Enerji, Temizlik, Tic. San. LTD. Şti.” unvanları sayesinde o şirket, aldığı bir hastane temizliği işinde çalıştırdığı işçileri petrokimya işkolundan gösterebiliyor. Bu durumda işçi çalıştığı alanda örgütlü sendikalara üye olamıyorlar. Eski yasada sendika üyeliği için “noter şartı” bulunuyordu. Bu yasa 12 Eylül darbesinden sonra sendika üyeliğini zorlaştırmak için konulan bir şarttı. Noter şartının kaldırılması “kolaylık” olarak sunulsa da taşeron sistemi varken işçi farklı işkolunda gösterilerek örgütlenme hakkı, buna dayanarak özlük hakları ve iş güvencesi gasp ediliyor.

İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki sağlıkçılar iş bıraktı.

ENCEL‹ ‹fi ‹ST‹YOR DERSHANE Ö⁄ETMENLER‹ GÜV

ra’daki Güvencesiz çal›flt›r›lan dershane ö¤retmenleri Anka hane gerilibas›n aç›klamas›nda AKP-Cemaat aras›ndaki ders nceli ifl mine tepki gösterdi, paras›z-kamusal e¤itim ve güve haklar› için sessiz kalmayacaklar›n› ilan etti.

ATAMASI YAPILMAYAN Ö⁄RETMENLER SOKAKTA Ataması Yapılmayan Öğretmenler Platformu (AYÖP), 24 Kasım’da ücretli öğretmenliğin kaldırılması ve nitelikli eğitim için kadro talepleriyle Ankara Güvenpark’ta bir günlük oturma eylemi gerçekleştirdi. Hem Milli Eğitim Bakanlığı’nın hem de dershanelerin öğretmenleri sömürülecek köle olarak gördüğünü söyleyen öğretmenler koşulsuz atama istediler.

Bu taslağı çöpe atmakla müklellefiz AKP’nin kıdem tazminatı hakkını fona devrederek iş güvencesini gasp etme planına karşı başlatılan #Direnİşçi eylemleri sürüyor. “Kıdem tazminatı işçinin ödenmemiş ücreti, iş güvencesidir” diyerek tavrını net bir biçimde ortaya koyan DİSK, Ankara, İstanbul, Kartal, Gebze,

Kocaeli, Kayseri, Konya, Diyarbakır, Antalya, Eskişehir, Adana, Bursa, Bilecik ve Çanakkale ve İzmir’de sokağa çıktı. İzmir’de DİSK Genel Başkanı Kani Beko “Ucuz ve güvencesiz çalışacak iş gücü yaratmak, bizi köleleştirmek istiyorlar. Biz DİSK olarak bu taslakları çöpe atmakla mükellefiz” dedi.

Mühendis asgari ücreti ve kıdem tazminatı çalıştayı Politeknik 'Mühendis Asgari Ücreti ve Kıdem Tazminatı Çalıştayı' düzenliyor. Çalıştaya Makina Mühendisi Ertuğrul Bilir, iktisatçı-yazar Mustafa Sönmez, DİSK Basın Yayın uzmanı Umar Karatepe ve Avukat Mehmet Ümit Erdem katılacak. Ücretli mühendis, mimar ve şehir plancılarının biraraya geleceği çalıştayda insanca yaşayacak ücret ve kıdem tazminatı hakkı ele alınacak. Çalıştay 8 Aralık Pazar MSGSÜ Gü-

zel Sanatlar Fakültesi Konferans Salonu'nda düzenlenecek.


9

SERMAYE 5 Aral›k 2013 / 18 Aral›k 2013

Halk›n Sesi

‹slamc› bankalara devlet ve Diyanet güvencesi yolda Türkiye'de 1980'lerden bugüne "katılım bankacılığı" üzerinden büyüyen İslamcı sermaye kesimleri bankacılık sektöründen daha çok pay almak istiyor. Katılım bankalarının daha çok büyümesi için devletin ve Diyanet'in güvencesine ihtiyacı var MEHTAP MET‹NO⁄LU

T

ürkiye'de yaklaşık 30 yıldır faaliyet gösteren katılım bankalarının, 1.65 trilyon liralık aktif büyüklüğe ulaşan bankacılık sektöründeki payı yüzde 5,5 gibi düşük görülen bir seviyede. Önümüzdeki 10 yıllık hedefleri ise bu payı yüzde 10’a çıkarmak. "Faizsiz bankacılık" söylemi üzerine kurulan katılım bankacılığı, dahil olduğu ticari ve üretim faaliyetleri neticesinde oluşan kar veya zararı, müşterileri ile paylaşan bir bankacılık modeli olarak tanımlanıyor. 1963 yılında Mısır’da kurulan ilk katılım bankasından bugüne kadar geçen 50 yılda İslami bankalar dünyada toplam 1,5 trilyon dolarlık bir büyüklüğe ulaştı. Türkiye'de katılım bankacılığının serüveni 1984'te Albaraka Türk'ün kurulmasıyla başladı. Bugün faaliyet gösteren dört katılım bankası bulunuyor: Albaraka Türk, Kuveyt Türk, Bank Asya ve Türkiye Finans. Türkiye’de faaliyet gösteren dört katılım bankasının toplam aktifleri 2005 yılından bu yana yıllık ortalama yüzde 32 oranında artarak 70 milyar TL’ye ulaştı. Aynı dönemde bankacılık sektörünün toplam aktif büyümesi ise yüzde 19’larda kal-

dı. Bu rakamlara göre, son yedi yılda (yani AKP iktidarında) katılım bankaları, bankacılık sektörüne göre yüzde 50’yi aşan oranda daha hızlı büyüdü. Ancak katılım bankacılığının toplam bankacılık içindeki payı yine de çok düşük seviyelerde. Körfez sermayesi, AKP'nin neoliberal politikaları, tekelci sermayeyle işbirliği sonucunda belli bir büyüklüğe ulaşan katılım bankacılığıyla büyüyen İslamcı sermaye kesimleri bankacılık sektöründen daha çok pay almak ve daha çok büyümek istiyor. Katılım bankalarının daha çok büyümesi için ise ilk olarak devlet güvencesine sonra da Diyanet'in güvencesine ihtiyacı var. DEVLET KATILIM BANKACILI⁄INA G‹R‹YOR Katılım bankacılığının aradığı destek AKP'den geldi. Devletin katılım bankacılığı alanına girmesi, sektörün aradığı güvenceyi sağlayacak. Dünya gazetesinin 2 Aralık tarihli haberine göre BDDK, 20-22 Aralık’ta Kızılcahamam’da bir çalıştay organize ediyor. 2 gün sürecek çalıştayda, katılım bankacılığının nasıl büyütüleceği tartışılacak ve görüşler bildirilecek. Çalıştaya akademisyenler, katılım bankası temsilcileri, Türkiye Katılım Bankaları Birliği

(TKBB), BDDK, Hazine, Merkez Bankası ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) uzmanları davet edildi. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, devletin katılım bankacılığı alanına gireceğini belirterek, Ziraat Bankası, Halkbank ve Vakıfbank'ın birer katılım bankası kurmak için çalışma başlattıklarını duyurmuştu. Katılım bankacılığı kurmak için çalışmaları hızlandıran kamu bankaları arasında ilk olarak Ziraat’in faaliyete geçmesi bekleniyor. 1 Haziran 2014 tarihinde Hazine’nin sermaye koyması ile Ziraat katılım bankasının faaliyete başlayacağı ifade ediliyor. Ziraat’in ardından Halkbank ve Vakıfbank’ın da sırayla katılım bankası kurması bekleniyor. Ayrıca önümüzdeki günlerde 1 milyar dolar sermayeli Mega İslam Bank’ın kurulması için hükümet düğmeye bastı. ‹SLAMCI KES‹MLER KATILIM BANKASIYLA ÇALIfiMIYOR Sakarya Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi ve PESA Araştırmacısı Doç. Dr. Mehmet Saraç, kasım ayında Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON), Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Türkiye İş

Adamları ve Sanayicileri Konfederasyonu (TUSKON) ile Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği’ne (TÜMSİAD) üye bin 100 iş adamıyla anket yaptıklarını açıkladı. Ankete göre kendilerini muhafazakar olarak tanımlayan iş adamları, katılım bankalarından daha çok, faizle iş yapan ticari bankaları tercih ediyor. Sadece geleneksel bankaları kullanan muhafazakar iş adamlarının oranı yüzde 45, sadece katılım bankalarını kullananların oranı ise yüzde 25. Bank Asya Genel Müdürü Abdullah Çelik ise 2012'nin haziran ayında yaptığı açıklamada müşterilerinin sadece yüzde 25’inin “muhafazakar” diye nitelendirilen kesimden olduğunu söyledi. Bu veriler İslamcı kesimlerin çoğunun katılım bankaları ile çalışmadığını ortaya koyuyor. Katılım bankalarının ilk hedefleri arasında bu kesimleri kapsamak bulunuyor. D‹YANET FETVASI: BANKALARA GÜVEN‹N Türkiye Katılım Bankaları Birliği'nin broşüründe katılım bankalarının kuruluş amacı şöyle tanımlanıyor: "Türkiye’de ve dünyada halkın bir kesimi, faiz gelirinden uzak

durmaktadır. Bu nedenle klasik bankalara gitmeyen fonlar atıl kalmaktadır. Katılım bankaları, mali sektörde bir yenilik olarak, faiz hassasiyeti nedeniyle klasik bankalara gitmeyen fonları ekonomiye kazandırmak ve tasarruf sahiplerinin fonlarını güvenle saklamalarına ve değerlendirmelerine yardımcı olmak amacıyla kurulmuştur." Faiz İslama göre yasak, katılım bankaları da “helal” bankacılık yaptıklarını ileri

sürerek İslami usullere uygun olduklarını iddia ediyorlar. Bugüne kadar piyasanın kapsayamadığı İslamcı kesimlerin sistemle entegrasyonu “faizsiz” sözü üzerinden büyük oranda sağlandı. Ancak hala sürece katılmayan unsurlar var. Bu noktada devreye Diyanet'in girmesi bekleniyor. Diyanet, belli kesimlerin katılım bankalarına güven duymasını sağlayacak fetva yetkisine sahip. Yeni Şafak’ın 17 Kasım

tarihli haberinde Diyanet’in yeni dönemde bankacılık sektörü ile doğrudan çalışarak "daha etkin" fetvalar vermeye hazırlandığı iddia edildi. Yeni Şafak haberinde, katılım bankalarının pazar payının düşük olmasının nedenini şu cümle ile açıklıyor: "Vatandaşın zihnine yerleşmiş olan, 'faizsiz banka ile faizli banka arasında hiçbir fark yok' şeklindeki algı." Yeni Şafak'a göre, burada algı kırıcı görevi Diyanet İşleri'ne düşüyor.

Atlantik Konseyi sömürü ve talan için toplandı Abdullah Gül, ÖSO Komutanı ve ABD Enerji Bakanı gibi katılımcıların olduğu Atlantik Enerji Zirvesi'nde dünyadaki enerji kaynaklarının kontrolü, paylaşımı ve sömürüsü üzerine konuşuldu

5.

Enerji işçileri, enerji baronlarının yakasında Atlantik Konseyi Enerji ve Ekonomi Zirvesi'nde AKP’li bakanlar Türkiye’deki enerji politikalar›n› anlat›rken "iç ve uluslararas› oyuncular›n" eline b›rak›lan enerji iflkolunda çal›flan Enerji-Sen üyesi iflçiler, zirvenin yap›ld›¤› otel önünde eylemdeydi. 22 Kas›m'da zirvenin yap›ld›¤› otele pankartla giren iflçiler güvenliklerin sald›r›s›na u¤rad›.

‹flçiler güvenliklerin sald›r›s›na karfl› direndi ve enerji baronlar›n›n yakas›n› b›rakmayacaklar›n›, daima pefllerinde olacaklar›n› söylediler. Otel içinde yaflanan arbededen sonra Enerji-Sen’li iflçiler, otelin d›fl›na ç›kt›. Enerji-Sen üyesi iflçiler The Grand Tarabya Otel’in önündeki yolda oturma eylemi bafllatarak

Halk›n Sesi Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü Ali Ergin Demirhan Telefon / Faks 0212 245 90 37 Adres Ergenekon Mahallesi Cumhuriyet Caddesi No: 175/2 fi‹fiL‹/‹STANBUL Bas›ld›¤› Yer ART Matbaac›l›k, Türker Saltabafl, ‹stasyon Mah. 242 Sk, No:32 Kartepe / Kocaeli (0262 373 45 03) editor.halkinsesi@gmail.com 15 günlük Yayg›n, Süreli, Türkçe yay›nd›r.

Geleneksel Atlantik Konseyi Enerji ve Ekonomi Zirvesi 21-22 Kasım'da İstanbul'da yapıldı. Zirvenin katılımcıları arasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, ABD Enerji Bakanı Ernest Moniz, Özgür Suriye Ordusu Komutanı Salim İdris, ABD eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, Litvanya, Yunanistan, Arnavutluk, Ermenistan, Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Afganistan’dan bakanların ve BP, Chevron, Eni, Cez gibi uluslararası enerji şirketleri yöneticileri ile Halkbank, TPAO, BOTAŞ gibi yerli şirket başkanları da bulundu. Merkezi Washington’da bulunan İstanbul ve Varşova’da temsilcilikleri olan Atlantik Konseyi, 1961 yılından beri her yıl toplanıyor. 2012'den önce bölgesel bir forum şeklinde yapılan toplantı-

nın adı “Atlantik Konseyi Enerji ve Ekonomi Zirvesi” olarak değiştirildi ve zirvenin her yıl İstanbul'da yapılması kararlaştırıldı. Türkiye direktörü Orhan Taner'e göre, zirvenin merkez üssünün İstanbul olarak belirlenmesinin nedeni Atlantik Konseyi'nin İstanbul’u bölgenin enerji merkezi olarak görmesi. Zirvenin toplanma amacı ise enerji kaynaklarının kontrolü, paylaşımı ve sömürüsü. KR‹Z VE SAVAfiIN YIKIMI ENERJ‹ BARONLARINI DURDURMUYOR Zirvede, “Irak’taki engellerin üstesinden gelmek”, “Daha sürdürülebilir enerji geleceği için yeni ortaklıklar”, “Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki olanaklar”, “Küresel dönüm noktasında Avrupa”, “Afganistan’ın geleceği ve bölgeye ve dünyaya dair öneriler”, “Suriye’deki kargaşa: Atlantik ötesin-

yolu trafi¤e kapad›. “BEDAfi’tan at›lan iflçiler geri al›ns›n” yaz›l› pankart› açan iflçiler eylemlerini bir süre daha sürdürdükten sonra otel önünden ayr›ld›. ‹flçiler, BEDAfi Genel Müdürlü¤ü önündeki direnifl alanlar›na döndü. Zirvenin örgütleyicisi Elder’in (Elektrik Da¤›t›m Hizmetleri Derne¤i)

deki çıkarlar ve stratejiler” ve “ABD’nin çekilme süreci, ekonomik yavaşlama, yükselen çatışmalar ve bölge açısından en kötü senaryoları neler?” başlıklı oturumlar gerçekleşti. Oturum başlıklarına göre, savaşın ve yıkımlarının sürdüğü Ortadoğu ülkelerindeki enerji kaynaklarını etkin kullanabilmenin yolları ve krizle boğuşan ABD, Avrupa ülkelerindeki tıkanmanın aşılabilmesi konuşuldu. “Suriye’deki kargaşa: Atlantik ötesin-

baflkan› ayn› zamanda BEDAfi’›n iflletmesini alan Cengiz-Kolin-Limak konsorsiyumundan Limak’›n Yönetim Kurulu Baflkan› Nihat Özdemir. Enerji-Sen üyesi iflçiler BEDAfi, Cengiz-Kolin-

Limak ortakl›¤›na geçtikten sonra sendikal› olduklar› için iflten ç›kar›lm›flt›.

D

Koç'tan sonra sıra Boydak'ta

POL‹T‹K-MAL‹YE OPERASYONLARINDA ‹K‹NC‹ PERDE Haziran İsyanı ve ekonomik krizin yıkıcı sonuçları AKP'nin yönetememe kri-

zini ortaya çıkarmış ve AKP düzen dışı hareketleri bastırmaya çalışırken, egemenler arası çelişkilerin derinleştiği düzen içine de çeki düzen vermek için sermaye operasyonlarına girişmişti. Maliye Bakanlığı, Koç’a ait enerji şirketleri Tüpraş, Opet, Aygaz ve küçük ortak olduğu Shell'e 24 Temmuz'da mahkeme kararıyla baskın yapmıştı. Koç'a yapılan operasyona ilişkin ilk açıklama Kayseri Sanayi Odası Başkanı ve Boydak Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mustafa Boydak'tan geldi. Boydak, isim vermeden Koç’a destek

ershaneler üzerinden süren Gülen Cemaati ve AKP arasındaki iktidar için çıkar çatışmalarından sermaye kanadı da nasibini aldı. Gülen Cemaati'ne yakınlığıyla bilinen Boydaklar'ın üç şirketine Maliye inceleme başlattı. Boydak Holding Başkanvekili Mustafa Boydak, “Üç şirketimizin şu anda Maliye Bakanlığı birimleri tarafından denetlendiği doğrudur” diye konuştu. Grup şirketlerinin önceki yıllarda da denetlendiğini belirten Boydak, “Bence rutin dışı bir denetim değil” dedi.

deki çıkarlar ve stratejiler” başlıklı oturuma Albright Stonebidge Group yöneticisi Samuel Berger, RiceHedleyGates Limited Şirketi’nin müdürü Stephen Hadley’in yanı sıra Özgür Suriye Ordusu Komutanı Salim İdris katıldı. Oturumda, "Suriye’deki iç savaş sürecinde Suriye bölgeden, Avrupa’dan ve ABD’den nasıl görülüyor? ABD ile Atlantik ötesi stratejileri neler olacak?" soruları konuşuldu.

verdi. (Boydak Holding'in Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO'su Memduh Boydak, TÜSİAD'ın 43. Genel Kurulu'nda Yönetim Kurulu'na seçilmişti) Boydak, "Yeter ki kendi içimizde bölünmeyelim, kendi içimizde problemler yaratmayalım" diyerek AKP ile tekelci sermaye arasındaki gerilimi düşürme çağrısında bulundu. Geleneksel tekelci sermaye ile tekelleşen İslamcı sermayenin ortak çıkarlarını korumaya çalışan Boydak, AKP'ye "Bize güven" derken ekonomiyle ilgili sorunların aşılabileceğini belirtti.

BOYDAKLARIN SEÇ‹M MESAJI Boydakların cesur çıkışları sadece Koç'a destekle kalmadı, AKP'ye seçim mesajı da yolladı. KAYSO'nun temmuz ayı olağan meclis toplantısında konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Boydak, kendileri için en önemli konunun ekonominin istikrarlı biçimde yoluna devam etmesinin sağlanması ve ülkenin dış etkenlerden en az düzeyde etkilenmesi olduğunu anlattı. Ardından yaklaşan seçimler için mesaj veren Boydak, "Beklentimiz istikrarlı büyüme. Elbette memlekette seçimler olur. Cumhurbaşkanlığı, yerel ve genel seçimler yapılır ama, ülkeyi taşıyan iş dünyasıdır. İş dünyamızın temel ihtiyacı da ekonomik parametre" dedi.


10

YÜZ YÜZE 5 Aral›k 2013 / 18 Aral›k 2013

Halk›n Sesi

Prof. Dr. Korkut Boratav ile Haziran İsyanı üzerine

Haziran İsyanı sürerken hocaların hocası Prof Dr. Korkut Boratav Sendika.Org’a verdiği röportajda “Bu bir olgunlaşmış sınıfsal başkaldırı” demişti. Aynı dönemde liberaller başta olmak üzere birçok isim ise direnişi değerlendirirken ortada bir “sınıf” olmadığını iddia ediyordu. Korkut Boratav TMMOB’nin “Yaşanabilir bir İstanbul” başlığı ile düzenlediği Kent Sempozyumu için 24 Kasım’da İstanbul’a geldi. Direnişin medyası Çapul.TV’ye konuk oldu. Korkut Hoca’yla Gezi direnişini, Türkiye devrimci sürecini konuştuk. Mahir Çayan’lı

mülkiye yılları anıları arasında, konuşmasını hep geleceğe bakarak sürdüren hocamız hepimizin umudunu tazeledi. Gezi’yi bir emekçi hareketi olarak değerlendiren, Türkiye devrimci süreci için “Evet devrim göz kırptı, unutulanlar, çapaklar bu göz kırpması ile temizlendi” diyen Boratav aynı zamanda dünya çapındaki isyan dalgasının yeni bir enternasyonel oluşturduğunu anlattı. 78 yaşındaki hocamız söyleşimizi şu sözlerle bitirdi: “Güzel günler göreceğiz çocuklar diyorum. Sizler kesinlikle, ben bile büyük ihtimalle”.

‘Güzel günler göreceğiz çocuklar; sizler kesinlikle, ben bile...’ K G apitalizm her unsuruyla çürüyor, çözülüyor. Bu çürüme neye dönecek, iyi mi olacak kötü mü olacak... Bunu sol belirleyecek, ezilen halkların mücadelesi belirleyecek

ezi direnişi sınıflı toplumların binlerce yıllık tarihinde insanların aradığı sınırsız, doğrudan demokrasi ve sömürüsüz bir toplum arayışının ifadelerini taşıyordu

bir şey değil, siz söylediniz o büyük dalganın, o örgütsüz olarak gelen dalganın sahipsiz gençleri şimdi baskı, zulüm, işkence deneyiminden geçiyorlar. Onun için göz kırptı devrim. Göz kırptı ama ne zaman gerçekleşir o ayrı bir mesele onu öngöremem ben de. Bizim yaşımıza hürmeten saygı gösteriyorsunuz sağ olun ama şahsen ben o bilgelik aşamasına ulaşmış ermişlerden biri değilim. Sadece şunu söyleyebilirim; devrim göz kırpmıştır. Unutulmuştu, göz çapaklanmıştı şimdi temizlendi, temizlenmenin ilk işareti de göz kırpma oldu.

AL‹ ERG‹N DEM‹RHAN Sizin Gezi isyanı başlamadan önce de duyduğumuz bir tespitiniz vardı: Tarihin sarkacı sola doğru salınıyor. Haziran İsyanı’nı hep birlikte yaşadık. Sizi bu tespitte bulunmaya iten şey neydi? Neden tarihin sarkacı sola salınıyor? O tespiti yaptığımızda Türkiye'de henüz dünyada gözlediğim o sola salınma olgusunu doğrulayan bir şey yoktu. Ama aşağı yukarı iki veya üç yıl boyunca dünyanın çeşitli coğrafyalarında, başlangıç noktasında birbiriyle habersiz olmakla beraber genel çizgisi aynı olan, hatta bu aynılığın farkında da olan hatırlayın Wallstreet'ı işgal edenler Tahrir'deki isyancılardan birilerini çağırmışlardıdalga dalga isyan hareketleri vardı. Adeta şöyle söyleyelim, ismi konmamış bir enternasyonel oluşuyor gibiydi. Avrupa'nın çeşitli coğrafyalarında İspanya'da, Portekiz'de, Yunanistan'da, İtalya'da ve Fransa’da bu kalkışmalar yaşandı. Tunus ve Mısır aynı hareketin, sola salınma hareketinin göstergesiydi. Amerika'da Wall Street'ı işgal ve onun parçaları olan çeşitli işgal eylemleri de o dalganın parçalarıydı. Yani şunu demeye geliyordu dünyanın halkları; "Yeter artık". Neye yeter? Sermayenin sınırsız tahakkümüne ilişkin bir tespit yaptılar. Her tespit ülkenin özeliyle ilgili.Yani Tunus'ta kendini yakan pazarcı genç sermayenin tahakkümünü Tunus'a taşıyan rejimin yerel yönetimlerde kendisine uyguladığı zulmü protesto ediyordu. Ama bireysel bir protesto niçin bir yangın gibi tüm Tunus'u sardı hallaç pamuğu gibi attı ve Tunus'un emperyalizmin uşağı olan yöneticileri Binali, karısı ve şürekası, ailesi kaçıp gitti-

Korkut Boratav ler. Bu tepki sınıfsal ve sola salınma tepkisi olduğu için. Aynı şey Mısır'da da oldu. Hüsnü Mübarek sermayenin tahakkümünün Mısır'daki temsilcisiydi. En utanmaz, en hain temsilcilerinden birisiydi. Aynı şekilde gittiler, bu dalgalanmanın yerel kalması mümkün değildi. Bütün bunlar bizim sola salınmanın başladığı tespitimize yol açtı. Türkiye'de de aynı şeyi gördük. Gezi direnişine ilişkin daha önce Sendika.Org’de yayımlanan söyleşinizde "olgunlaşmış bir sınıfsal başkaldırı” dediniz. Oysa kimileri sadece orta sınıftan bahsediyor, kimileri ise burada sınıf yok diyordu. Bu bir solcu akademisyenin naifliği miydi? Herhalde öyledir ama açayım sözümü. Bizim arkadaşlarımız, ismen de bilirsiniz; Ahmet Haşim Köse, Serdar Bahçe. Yaptıkları bir çalışmada Türkiye'nin sınıf yapısını gelir

Direnişin eksiği hedefe götürecek örgütlenmeydi, toplumumuz halkımız bu sorunun cevabını da bulacaktır ögeleriyle birleştirerek çıkarıyorlar. Sınıftan kastım gelir grupları değil sosyal sınıflar. Yani sınıf karşıtlığını temsil eden kategoriler; sermaye sınıfı, toprak ağalığı, küçük burjuvazi, işçiler ve emekçiler. Ve istatistiğin verilerini işleyerek yaptıkları çalışmadan şunu

Peki ya direnişe yoğun olarak katılan öğrenciler? Ee buyurun. İşte bu çocuklar yarının işçi sınıfı. Kaliteli işçi sınıfı olmaya çalışıyorlar. Diplomalarıyla isimleri işçi olmayacak, mühendis olacaklar, doktor olacaklar, avukat olacaklar, muhasebeci olacaklar yahut iletişimci olacaklar vs. Beklentileri o. Ama biliyorlar ki kendilerini aynı zamanda işsizlik bekliyor. Hepsi yedek emek ordusunun o büyük emekçi kitlesinin ve emeğini satarak yaşayan kitlenin adayları. İşsizlik bekliyorlar, kapitalizm onlara işsizlik vaat etmiş. Dolayısıyla biliyorlar ki aslında işçi olacaklar ve büyük bir olasılıkla da işsizlikle başlayacaklar, giderek uzayan bir işsizlik. Bugün, Avrupa'nın güneyinde insanları ayaklandıran ögelerden biri o, kronik ve giderek artan genç işsizliği. O gençler de biliyor, Türkiye kapitalizmi yarın bunları vaat ediyor kendilerine gelecek olarak. Ben şunu söylüyorum, hepimiz emekçiyiz ve büyük çoğunluğumuz da işçiyiz durum budur. Onun için Gezi hareketi de Türkiye'nin emekçi insanlarının önemli bir

bölümünün ve Türkiye işçi sınıfının önemli bir bölümünün oluşturduğu bir harekettir. O ismi versek de vermesek de nitelik budur.

tespit ediyoruz ki Türkiye’de 2000-2010 arasında emeği ile geçinen insanların oranı yüzde doksanı aşmıştır. Peki, bu emekçiler, emeği ile geçinenler öyle. İkinci kategori, işçiler kimdir? İşgücünü satarak geçinen insana da işçi dersek bunun oranı üçte ikidir. Yüzde altmıştan üçte ikiye yaklaşmıştır on yıl içinde. Buradan da sözü Gezi'ye getireyim. O bir emekçi hareketiydi ve büyük ölçüde de işçi hareketiydi. Fakat gelen işçiyim nitelemesini yapmıyor. Dünyanın egemen sınıfları da insanları işçilik bilincinden koparmak için yeni terminoloji yaratıyorlar. Mesela tezgahtarın adı satış danışmanı oluyor, bekçinin adı güvenlik elemanı oluyor. Dolayısıyla herkes kendine bir sıfat buluyor ama başkasının emeği ile yaşayan insanlar değildi oradakiler. Haziran İsyanı sırasında "Devrim göz kırptı" gibi yazılar yazıldı. Hakikaten devrim göz kırptı mı? Kırptı, göz kırptı. Ama göz kırpmasıyla devrime gidiş arasında ne kadar zaman aralığı var onu bilmem. Ama şöyle söyleyeyim, bellekler kaybolmuyor, halkın belleğinin gizli köşelerinde kalan imgeler var. Bazen isimlerle, bazen cisimlerle yani slogan ve bir yıldızla, bazen kişilerle devrim şehitleriyle, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi kişilerin anılarıyla, bazen daha da eskiye giderek insanlık tarihinin eski sosyal mücadeleler tarihinin kurbanları hatırlanarak yeniden oluşuyor. Bu zaman alıyor ama insanlar arayış halinde. Türkiye ölü toprağı serpilmiş bir coğrafya ve ülke değildir bunu gösterdi. Şunu söyleyeyim tamamen yenik düşmedi, başarısı var en azından Taksim projesini durdurdu. İkincisi yenildi de, şu anlamda yenildi çünkü sınıf çatışmasının en insafsız yöntemini uygulamaya karar verdi egemen güçler; baskı, işkence, cinayet, hapis. Bu tabii kolay

Türkiye’ye yönelik değerlendirmelerde özellikle Latin Amerika hareketlendiği dönemde “Burda böyle şeyler olmaz” deniyordu, raporlar hazırlanıyordu. Şimdi durum nedir? Gezi olaylarından sonra dış dünyaya gidip deneyim gözlemim olmadı ama doğru aktarılmışsa yani olduğu gibi aktarılmışsa Gezi, dünyanın devrimci hareketlerine yeni bir ışık ve pırıltı getirecek unsurlar taşıyor. Gezi'den çok şey öğrenilir demiyorum ama Gezi hareketinin olgunluğu, oluşturduğu programın ögeleri bize dışarıda pek çok hareketin henüz ulaşamadığı hedeflerin kendiliğinden oluşuverdiğini gösteriyor. Yeni bir enternasyonalin filizlenmeleridir bunlar. Neydi birinci enternasyonal; bütün dünyanın işçileri birleşiniz, zincirlerinizden başka kaybedecek bir şeyiniz yoktur, onun ilk belgelerinden biri manifesto. Şimdi de bütün dünyanın mazlumları haline gelmiştir sermayenin ezdiği halklar o birleşmeyi yeni iletişim, sizlerin de ögesi olduğu iletişim imkanlarıyla, birbirlerine aktarıyorlar ve o büyük ivmeyi bir kar topu gibi büyütmeye başladılar. Ama zamanını bilemem. Ünlü bir Amerikalı tarihçi kapitalizme yirmi yıllık ömür biçiyor, Wallerstein. Ama diyor ki: "Sonunun ne olacağını öngöremiyorum". "Çok kötü de olabilir" diyor. Evet, sonu kötü de olabilir. İyilik olacaksa sola bağlıdır. Bu yirmi yıl içinde dünya solunun çalışma ve örgütlenme biçimleri solun iyi olmasını mümkün kılabilir, garanti yok. Çünkü bu sistem çürümektedir, çözülmektedir her unsuruyla; siyasetiyle, bölüşümüyle, ekonomisiyle, uluslararası ilişkileriyle, emperyalizmin yeni boyutlarıyla çürüme halindedir. Bu çürüme neye dönüşecek onu biraz halkların mücadelesi belirleyecek. Sürprizler her zaman mümkündür. Peki, Hocam son söz söylemek gerekirse ne diyelim? Güzel günler göreceğiz çocuklar diyorum. Sizler kesinlikle, ben bile büyük ihtimalle.

Direnişin özlemi “Kamuculuk, komüncülük, doğrudan demokrasi” Gezi’ye Arjantin'den eski bir gerilla örgütünden iki kifli gelmiflti bir araflt›rma yapmaya. Burada çok büyük bir örgüt olsa gerek ki böyle büyük bir ortak ak›lla isyan› yönetiyor diye düflündüler. Hani kent meydanlar› zapt edilmifl. Her fleyini kurmufl; iletiflimini, revirini, hukuk birimini vs... Gezi’de birçok örgütün yan›nda herhangi bir komünist partisiyle iliflkisi olmadan komünden söz eden, oraya geldi¤i halde politik ve ekonomik mücadele örgütleriyle iliflkisi olmayan binlerce insan da vard›. Bunu nas›l de¤erlendirelim? Bir kere flu var Gezi olay›, kat›lan 5 buçuk milyon insandan söz ediliyor, kat›lan insanlar›n ortak özlemlerinin, dünyaya bak›fllar›n›n kamucu oldu¤unu gösterdi. Yani Taksim olay›ndan hareket edelim, bir de Taksim olay› Taksim'i görmemifl insanlarda bile ayn› tepkiyi yaratt›. "Her yer Taksim, her yer direnifl" diyorlar. Taksim'in ne anlama geldi¤ini de alg›layarak. Diyorlar ki "Taksim'i birileri yemek istiyor" kimin yemek istedi¤i de ortada, siyasi iktidar ve onun kapkaçç›s› olan sermaye, birincisi bu. Demek ki özlem olarak kamuculuk var. ‹kincisi, söylediniz; özlem olarak komünizm de var, komüncülük. Paylafl›yorlar ve ayr›ca daha da önemlisi temsili demokrasi sahtekarl›¤›n› görmüfller. Temsili demokrasinin Türkiye'ye ‹slamc› faflizm getirdi¤ini de görmüfller, kendi demokrasilerini oluflturuveriyorlar. Örgüt olmadan, forumlar örgüt eseri de¤il. Taksim içindeki, Taksim Dayan›flmas›'n›n yaratt›¤› ilham bir yana Taksim içinde de kendili¤inden örgütlenmeler oluflmad› m›. Bu iflte do¤rudan demokrasidir, yani komüncülü¤ün iktidara yans›m›fl biçimidir. fiunu söyleyerek ba¤layal›m istiyorsan; hareketi somut hedeflere götürecek bir örgütlülük yok fakat hareketin kendili¤inden özlem ve hedefleri yüce hedefler. Yani insanl›¤›n yüzlerce y›ll›k, s›n›fl› toplumlar›n binlerce y›ll›k tarihinde insanlar›n arad›¤› s›n›rs›z demokrasi, do¤rudan demokrasi ve sömürüsüz bir toplum aray›fl›n›n çeflitli ifadelerini tafl›yor. Eksi¤i nedir, hedefe götürecek örgütlenme eksi¤i vard›r. ‹flte her kad› k›z›n›n bir kusuru olur bu kusur da bizim kusurumuz. Herhalde toplumumuz, halk›m›z bunun da cevab›n› el yordam›yla bulacak ve verecektir.


KÜLTÜR SANAT / MEDYA

11

5 Aral›k 2013 / 18 Aral›k 2013

Halk›n Sesi

Antakya’daki ‹flçi Filmleri Festivali “Güney’in 3 fidan› an›s›na” yap›lacak. Aç›l›fl filmi “Direnen Sevgi” belgeseli olacak.

Sınırsız, sınıfsız bir dünya için festival 8. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali il il gezmeye devam ediyor. Gittiği her ilde festival, “sınırda yaşamak” temasına bir anlam daha katıyor. İFF şimdi de Antalya, Trabzon, Samsun, Antakya, Eskişehir ve Kıbrıs’ta

H

er yıl 1 Mayıs’ta Uluslararası İşçi Filmleri Festivali (İFF) açılışı yapılır. Bir dahaki 1 Mayıs’a kadar, pek çok kenti dolaşarak binlerce kişiye ulaşır. Bu yıl da bir yandan 9’uncusunun filmleri için hazırlıklar başlarken, 8. İFF Antalya, Trabzon, Samsun, Bursa, Mersin, Eskişehir ve Kıbrıs’ta coşkusundan bir şey kaybetmedi. “Sınırda Yaşamak” temasıyla 15 ülkeden 54 filmin gösterildiği festival 17-22 Aralık’ta Antalya’da izleyicilerle buluşacak. Festivalin Antalya Komitesi KESK Şubeler Platformu, DİSK Akdeniz Bölge Temsilciliği, Antalya Halkevleri ve Antalya Büyükşehir Belediyesinden oluşuyor. Açılış töreni AKM Aspendos’ta 17 Aralık saat 19.00’da yapılacak. Film gösteriminin ardından kokteyl gerçekleştirilecek. Festival kapsamında 21 Aralık’ta 14.00’da AKMPerge salonunda gerçekleştirilecek olan “Gezi Direnişi sonrasında Türkiye ekono-

misi ve Emek hareketinin geleceği” konulu panelin konuşmacıları iktisatçı Mustafa Sönmez ve DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu. Antakya’da festival, isyanda hayatını kaybeden Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz ve Ahmet Atakan’a, “Güneyin Üç Fidanı’na” adanıyor. Antakya Direnişi’ni anlatan ve Ahmet Atakan’ın konuşmasının da olduğu “Direnen Sevgi” belgeseli de açılış filmi. Açılış gecesinde Mustafa Alabora, Ceren Moray, Barış Atay, Rıza Sönmez, Cihan Ercan Antakyalılarla olacak. Festival dahilinde Bandista, Çekmece’de konser verecek. Antalya ve Antakya hazırlık aşamasındayken Mersin perdelerini açtı. 29 Kasım’da Yenişehir Belediyesi Konferans Salonu’nda başlayan festival bu yıl, hayatını kaybeden festival emekçisi ve aynı zamanda bir sinema emekçisi olan Erhan Sönmez’e adandı. Kapanışta Metin Kahraman ve Serdar Keskin’in katıldığı müzik dinletisi

ile kokteyl gerçekleştirildi. Festivalin diğer durağı Samsun. 29 Kasım’da Atakum Eğitim ve Eğlence Merkezi’nde yapılan açılış etkinliğiyle başladı. 29 Kasım 18.00’da kokteyl ile başlayan program açılış konuşmalarıyla devam etti. Gecenin vurgusu, festivalin temasına uygun bir noktaydı: “Sınırsız, sınıfsız bir dünya dileğiyle.” Festivalin Trabzon gösterimleri 29 Kasım Trabzon Sanatevi Garaj Salonu’nda yapılan galayla başladı. Öncesinde de Merkez Postane önünde buluşan festival düzenleyicileri Trabzon Halkevi, KESK, Belediye-İş, KTÜ Öğrenci Kolektifi ve tüm gönüllüler bir yürüyüş gerçekleştirdi. Eskişehir’in hazırlıkları da sürüyor. 7-13 Aralık arası düzenlenecek festival Kanatlı AVM önünden başlayacak festival yürüyüşüyle açılacak. Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde yapılacak etkinlikte Cezmi Baskın, Salih Kalyon ve Kadir Özdal yer alacak. Praksis Grubu da sahne alacak.

Eskişehir İFF kapsamında geçen yıllarda Bilecik’teki Demisaş fabrikasında işçilere özel gösterimler yapılıyordu. Bu sene ise Eskişehir’deki Doruk Ev Gereçleri Fabrikası ve Bilecik’teki Demisaş ile Tekersan Jant Sanayi’de film gösterimleri olacak. Kıbrıs’ta 9-19 Aralık’ta gerçekleşecek film gösterimlerine Gönyeli Belediyesi ve Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ev sahipliği yapacak. Kıbrıs’ta 6’ncısı düzenlenecek olan İşçi Filmleri Festivali’nin komitesi “Sınırda yaşamak” temasının kendi ülkelerindeki anlamını şöyle açıklıyor: “Yıllardır sınırlarla bölünmüş bir adada yaşayan ve bu bölünmüşlüğün zorluklarını derinden yaşayanlar olarak, isyan ediyoruz. Egemenlerin hayatımıza koyduğu tüm sınırları reddediyouz. Yaşam hakkına sınır getirmeye çalışanları, bu kez de film festivaliyle protesto ediyoruz.”

9. İFF filmlerinizi bekliyor 9. Uluslararas› ‹flçi Filmleri Festiva li sizin filmlerinizle gerçeklefltirilebilir. “Di renifl” temas›yla gerçeklefltirilecek festival e k›sa ve uzun metrajl› filmlerinizle kat›lm ak isterseniz, elinizi çabuk tutman›z gerekiyor. 15 fiubat’a kadar baflvurular›n tamamlanma s› gerekiyor. Filmleriniz için www.iff.org.tr adr esindeki baflvuru formunu doldurup, film e dair bilgiler, yönetmen bilgileri ile yüksek çöz ünürlüklü ve en az iki görselle birlikte festival @sendika.org adresine gönderebilirsiniz. Filmleriniz ya da bekledi¤iniz film ler ilk olarak 1-7 May›s tarihleri aras›nd a ‹stanbul, Ankara, ‹zmir ve Diyarbak›r’da gös terilecek. Ard›ndan festival, yine y›l içinde Anadolu’da tura ç›kacak.

Gezi halk forumlar›yla sürüyor: ‹zmir ForumFest İzmir’de Halk Forumları, Gezi direnişinin buluşma noktasında bu kez ForumFest’te bir araya geldi

RedHack operasyonu: Bir tutuklu 22 Kasım’da RedHack üyesi oldukları “şüphesiyle” 7 ilden 14 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan biri oyuncu Barış Atay’dı. RedHack “Biz buradayız” diyerek gözaltıların serbest bırakılmasını istedi. Oyuncular Barış Atay’a destek için “özgürlük” yazılı dövizlerle fotoğraf yayımlama eylemi yaparken, gözaltına alınanlar Ankara’ya getirildi. Kaçma süphesi olduğu gerekçesiyle kelepçelenen gözaltılar önce Bilişim Savcılığı’nda iken, Özel Yetkili Savcılık görevi devraldı. Barış Atay’la birlikte 9 kişi savcılıkta serbest bırakıldı, 5 kişi tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevkedildi. Mahkeme, 5 kişiyi serbest bıraktıysa da savcılık daha sonra “Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması ge-

reken belgeleri açıklamak, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmek” suçlarını işledikleri iddiasıyla karara itiraz etti. Sonucunda Taylan Kulçaoğlu isimli genç tutuklandı. RedHack bunun üzerine AKP Ordu’nun sitesini hackledi. Yeniden “Biz buradayız” diyerek Kulçaoğlu’nun serbest bırakılmasını istedi. Kulçaoğlu’nun tutuklanmasının nedeni ise polis ifadesine göre şöyle: “Manyak isimli RedHack üyesinin kayıtlarda Fransa’da yaşadığı ve dedesinin öldüğü yönünde bir bilgi vardı. Bu bilgiye uygun 6 binden fazla kişiye ulaşıldı. Ve içlerinden en iyi bilgisayar kullanan Kulçaoğlu’ydu. Oysa Kulçaoğlu ne yakın zamanda dedesini kaybetti ne de Fransa’da yaşıyor.

‹zmir Halk Forumlar› 23-24 Kas›m tarihinde ‹zmir Forum Fest’i düzenledi. Pankartlar› ile sahneye ç›kanlarla, gösteriler, sergiler ve panellerle ‹zmirliler Gezi direniflinin sürdü¤ünü gösterdi. Festival, eylemlerin buluflma noktas› Alsancak Sevinç Pastanesi önünde bafllayan ve Dominik Caddesi boyunca aç›lan standlar›n kurulmas›yla bafllad›. Aç›lan standlarda Gezi direniflinin özneleri pankartlar›yla boy gösterdi. Kad›nlar, gençler, hayvan haklar› savunucular›, forumlar, sanatç›lar… Yap›lan atölyelerde forumlar›n yapt›¤› çal›flmalar anlat›ld›. Moraçalar kad›n flark›lar› söylerken, Duvara Karfl› bir ti-

yatro gösterisi gerçeklefltirdi. Güzeyal› Halk forumu foto¤raf sergisi gösterirken, Kazova iflçileri kendi ürettikleri kazaklar› sergiledi. Ethem Sar›sülük Halk Forumu stand›nda Buca’da yap›lan çal›flmalar aktar›ld›, Güzeltepe-fiirintepe Halk Forumu,1 Aral›k’ta yapmak istedi¤i park için “Kazman›, küre¤ini, fidan›n› al da gel” ça¤r›s› yapt›. Harmandal› Halk Forumu “Baflka bir mahalle mümkün” diyerek çöp sorunu ve çöp toplama tesisinin tafl›nmas› için verilen mücadeleyi aktard›. Halkevi Çocuk Korosu’nun flark›lar›n› söyledi¤i ForumFest’te Ali ‹smail Korkmaz’›n ye¤eni ‹smail Korkmaz ve abisi Gürkan Korkmaz, Berkin Elvan’›n babas› Sami Elvan birer

konuflma yapt›. Ahmet Atakan’›n babas› Ali Atakan ve Mehmet Ayval›tafl’›n babas› Ali Ayval›tafl Forumfest’e telefonla ba¤land›. Praksis, Eme¤e Ezgi, Sokak Orkestras›, Bando Sol’un sahne ald›¤› etkinlik Gezi direniflinin ve oradaki dayan›flma ortam›n›n sürdü¤ünü gösterdi.

Hadi ateistler bunu da açıklayın Ç apul TV’de programlar artıyor, bakış açısı çeşitleniyor. Son olarak “Hadi ateistler bunu da açıklayın” ismiyle bir bilim programına başlayan Çapul TV’de, Doç. Dr. Kerem Cankoçak sunum yapıyor. Yayına Gezi Parkı’nda başlayan Hadi Ateistler Bunu da Açıklayın bilime yönelik dinci, siyasi baskıları anlattı. Skeçlerle, sokak röportajları ile renklendirilen bölümde canlı evriminden bahsetmek için öncelikle maddenin evrimine giriş ya-

pıldı. İkinci bölümse “Tanrı zar atar mı?” sorusuna yanıt arayarak gerçekleştirildi. İTÜ’deki fizik laboratuvarlarından birinde çekilen videoda, teknolojinin nasıl geliştiğine iyi bir örnek olan katot tüpünün, teknolojinin bilimsel meraktan çıkan çalışmalar sonucu gelişmesine örnek olduğu söylendi. ¨ bilim@capul.tv mail adresine sorularınızı gönderebilir, programdan beklentilerinizi ifade edebilirsiniz.

ÇapulTV Adana’da sahra stüdyosunda Ç apul TV direniş neredeyse orada olmaya devam ediyor. Adana’da görülen Antakya Gezi tutsakları davasının duruşması sürerken Çapul TV gönüllüleri, Adliye önüne sahra stüdyosunu kurdu, tutsakların aileleri, Ahmet Atakan’ın babası Ali Atakan, Abdullah Cömert’in ağabeyi Zafer Cömert’le söyleşiler yaptı. Tahliye haberini ilk Çapul TV duyurdu. Hapisane çıkışında Çapul TV Gezi

tutsaklarını karşıladı. Çapul TV, direniş alanlarını sahra stüdyosuna çevirmek için herkesi gönüllü olmaya çağırıyor. Bir iphone ya da ipad, bir mikrofon yetiyor.


SOKAĞIN SESİ KİBELE

12

ÜRET EN B‹Z‹Z YÖNET EN DE B‹Z O LACA⁄IZ

5 Aral›k 2013 / 18 Aral›k 2013

Halk›n Sesi

‹stanbul

Ankara

‘Bir kere gittik Gezi’ye, dönmeyiz evimize’ 25 Kasım’da tüm ülkede kadınlar yine sokaktaydı. Haziran İsyanı’ndan beri sokakları terk etmeyen kadınlar evlerinden, mahallelerinden, forumlarından çıkıp meydanları işgal ettiler TU⁄ÇE ÖZÇEL‹K

25

Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü’nde kadınlar tüm ülkede kadın düşmanlığına, şiddete, AKP’ye karşı sokağa çıktı. Haziran İsyanı boyunca sokaklarda olan kadınların 25 Kasım’da da sloganları “Bir kere gittik Gezi’ye, dönmeyiz evimize” oldu. Kadınların hemen hemen hepsinin sokağa çıkma nedenleri AKP’nin kadın düşmanlığını körükleyen politikaları. Kimisi yatak odasına girilmesine, nasıl doğuracağına, kaç çocuk yapacağına karışılmasına, kimisi gerici, cinsiyetçi söylemlerle eşitsizliğin daha da derinleştirilmesine, kimisi eğitim politikalarıyla geleceğin karartılmasına, çocuk gelinlerin önünü açmasına, kantinlerin ayrılmasına, kimisi nasıl yaşayacağına karışılmasına öfkeliydi. Kadınlar lezbiyen, biseksüel ve trans bireylerin iktidarın söylemleriyle nefret cinayetlerinin hedefi haline

getirilmesine de öfkeliydi. AKP’nin “genel ahlak” anlayışına “genel ahlak, kimin ahlakı” diyerek karşı çıktılar. Bu sene kadınlar elbette yine şiddete karşı sokağa çıktı. Fakat geçmiş yıllardan farklı olarak şiddetin başka bir biçimine karşı mücadele sloganlarda daha fazla öne çıkıyordu: “Devlet şiddeti”. Haziran İsyanı’nda sokağa çıkan milyonların karşı karşıya kaldığı, 7 kişinin ölümüne yol açan devlet şiddeti ve en önemlisi gözaltında tacize uğrayan kadınlar bu sene sokağa çıkan kadınların devlet şiddetine karşı mücadeleyi öne çıkarmasında önemli bir etken oldu. Kadınlar ülkenin meydanlarında, yanı başımızda bir devrimin tohumlarını atan Rojavalı kadınların mücadelesine de sık sık selam gönderdi. ‘GEZ‹ HAYATIMDA ÇOK fiEY‹ DE⁄‹fiT‹RD‹’ Birçok kentte isyandan doğan park forumlarıyla sokağa çıkan kadınların çoğu ilk defa 25 Ka-

sım’a katılıyordu. Sebebini soranlara da “Gezi benim hayatımda birçok şeyi değiştirdi” diyordu. İsyan boyunca şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadınlar buna karşı mücadeledeki kararlılıklarını kanıtlarcasına, İstiklal Caddesi’ndeki 25 Kasım gece yürüyüşünde de polis barikatının üzerine tereddütsüz yürüdü. Ankara’da tacizi teşhir etmekten korkmayıp, tacizcilerin yüzlerine ayna tuttular. ‘‹NADINA SOKAK’ Kadın eylemlerinin en güzel yanı bedenlerine ve yaşamlarına yönelik saldırıyı göğüslerken kullandıkları araçlarıydı. İstanbul’da 24 Kasım’da forumların gerçekleştirdiği eylemde, AKP’nin saldırılarına karşı sloganlarını astıkları şemsiyeyi, neredeyse alandaki tüm kadınlar elden ele dolaştırdı. Mor taşlarla ince ince yazdıkları “İnadına sokak” dövizi ise kadınlara biçilen rollerin aksine “evlere hapsolmayacağız, sokaktan vazgeçmeyeceğiz” diyordu. Dövizle-

rine çizdikleri kırmızılı kadının yüzü yoktu, çünkü sokağa çıkan tüm kadınlar kırmızılı, siyahlı, sapanlı kadındı. Tayyip Erdoğan’ın “kızlı erkekli evler” açıklamasıyla gericiliğin hedefi haline getirilen kadınlar “İster kızlı kızlı istersek de kızlı erkekli yaşarız” dediler. Eylemler İstanbul ve Ankara’da iki güne yayılırken diğer kentlerde de kadınlar 25 Kasım günü sokağı boş bırakmadı. Antalya’da tutuklanan kadın direnişçi için boyunlarına kırmızı fular takan kadınlar, İzmir’de devlet şiddetine karşı #direnkadın pankartıyla yürüdü. Kocaeli’nde çocuk gelinlere ve kadın cinayetlerine dikkat çekmek için temsili kıyafetlerle yürüyen kadınların arkasında ellerinde meşaleleriyle yürüyen kadınlar eşlik ediyordu. Bu 25 Kasım’da kadınlar, “Biz buradayız” diyerek, Gezi direnişinin en aktif öznelerinden biri olduklarını ve direnişi kendilerine özgü gündemleriyle büyütmekte kararlı olduklarını gösterdi.

‹zmir

Kocaeli

‹stanbul

‘Tacizci müdür cezas›n› çekene kadar peflini b›rakmayaca¤›z’ İstanbul, Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürü birlikte çalıştığı 2 kadına ‘taciz’ ve ‘cinsel istismar’ suçundan ceza aldı. 50 bin lira kefaletle serbest kaldı. Tacizci müdür görevine devam etmeyi umarken emekliliğini istemek zorunda kaldı

F

atih İlçe Milli Eğitim Müdürü Şeref Çalışır beraber çalıştığı 4 kadını taciz etti. Kadın çalışanlardan ikisi Çalışır’dan şikâyetçi oldu. Çağlayan Adliyesi’nde görülen davada hakim, Şeref Çalışır’ı “taciz” ve “cinsel istismar” suçundan 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırdı. Uzun zamandır tecavüzcülerden yana sonuçlanan taciz ve tecavüz davalarından sonra kadınların lehine bir kazanım olan bu kararda ayrıca Çalışır memurluktan doğan tüm haklarını kaybetmiş ve görevden alınmıştı. Ancak karar Yargıtay’da onanana kadar Çalışır

Kad›nlar 25 Kas›m’da ‹stanbul, Ankara, ‹zmir gibi büyük kentlerin yan› s›ra Diyarbak›r, Antalya, Kocaeli, Samsun, Bursa, Eskiflehir, Çanakkale, Adana ve Mersin’de de sokaktayd›. Devlet fliddetine karfl› mücadele kad›nlar›n öne ç›kan taleplerinden biriydi.

aynı gün 50 bin lira olan kefaleti ödeyerek serbest kaldı ve kararın aksine ertesi gün görevinin başına geçti. Davanın başından beri takipçisi olan kadınlar, Şeref Çalışır’ın görevine dönmesi üzerine 25 Kasım’da tacizci müdürü görevden almayan İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün kapısına dayandı. “Bu dava sadece 4 kadının davası değil, tüm kadınların, velilerin ve öğrencilerin davasıdır” diyen kadınlar İl Milli Eğitim Müdürü’nü, Şeref Çalışır’ı görevden almaya çağırdı. Eylemin ardından İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevinden alınarak öğretmenliğe atanan Çalışır, emekliliğini isteyerek görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

Rojava’da kad›n devrimi Suriye Kürdistanı’nda yaşanan halk devrimi kadınlar açısından bir devrim olarak nitelendiriliyor; çünkü Rojavalı kadınlar devrim ile birlikte özgürleşiyor

R

ojava’da savaşın ortasında kadınlar bir devrimi gerçekleştiriyor, büyütüyor. Rojava devrimine öncülük edenlerin yüzde 80’i kadın ve cihatçı çeteler “Kürt kadınları helaldir” diyerek vaaz verdiklerinde kadın savaşçılar çetelerin tanklarının üzerine giderek cevabı kendileri veriyor. Bu sadece savaşta değil, yaşamın bütün alanlarında böyle. Özerklik yasalarıyla çocuk evlilikleri, çok eşlilik, başlık parası ve berdel gibi uygulamalar yasaklandı. Kadına yönelik şiddetle mücadele için Kadınevleri kuruldu. Şu anda Suriye’de 17 ayrı kadın evi var. Sığınma evi gibi çalışıyor ancak onlar adına sığınma evi demiyor. Rojavalı kadınlar buraları özgür evler olarak görüyor ve öyle tanımlıyorlar. Kadınevleri aile içi sorunlar, boşanmalar, kadına karşı şiddetle ilgileniyor ve eğitim çalışmaları yürütüyor. Bir sorun olduğunda mahkeme, asayiş ve kadın kurumuna gidiyor. Kadın evlerinin yanı sıra Afrin, Kobanê ve Qamişlo’da kadınlar için eğitsel çalışmalar yürüten 3

Kadın Akademisi var. Kadınevleri, akademiler ve mahkemeler birbiriyle paralel çalışıyor. Kadınların davalarına kadın hakimler bakıyor. Boşanmalara, çocukların yetiştirilmesine ve mirasın paylaşmasına kadar yaşanan anti demokratik ve erkeği koruyan yasaların lağvedilmesiyle mahkemeler kadınlar için güvenilir yerler haline getirilmesiyle artık kadınlar mahkemelere rahatlıkla başvurabiliyor. Rojava Devrimi’nde kadınlar, mahallelere kadar komün sistemiyle örgütleniyor. Ayrıca kadınların yönetime katıldığı Kadın Meclisleri ve kendi ekonomilerini kurdukları ve yaşamlarını idame edebilecekleri kadın kooperatifleri var. Şu anda Rojava’nın Kobanê, Qamişlo ve Afrin’de kooperatifler kurulmuş durumda. Buralarda yüz-

lerce kadın çalışıyor, kendi ekonomilerini oluşturuyorlar. Bunlar dışında birçok merkezde atölyeler var. Serêkaniyê’de kadınlar fırın çalıştırıyor. Buradaki savaşta birçok yer kapandı ama onlar çalışmaya devam ederek kentin ekmek ihtiyacını karşılıyor. Rojavalı kadınlar bir devrimi yapıyor ve yaşıyorlar. Kadınların özgürlük mücadelesinde bunların sadece bir adım olduğunu söyleyen kadınlar ekliyor: “Gücümüz ve örgütlülüğümüze güveniyoruz. Rojava’da hayatın her alanında mücadele yürütüyoruz”.

197'nci sayı  

Halkın Sesi Gazetesi 197'nci sayısı çıktı