Page 1

A-PDF Merger DEMO : Purchase from www.A-PDF.com to remove the watermark

7 Kas›m 2013• 1,25 TL

Y›l 8 • Say› 195

Çırpınma boşuna sokak peşinde Tayyip paniklemekte hakl›: Emri veren, hesab›n› da verecek SF. 3

Kriz içinde debelenen Tayyip görüntüyü kurtarma telafl›nda. Marmaray tamamlanmadan aç›ld›, ODTÜ yol inflaat› bir gecede polis ordusu eflli¤inde bafllat›ld›. Biri bozuldu, biri çöktü. Projeleri de AKP’yi kurtaram›yor

Çaresizlefltikçe gerici kutuplaflmadan medet umuyor. 11 y›l bekletilip flimdi alelacele devreye sokulan ‘Meclis’te türban’ kozunun ard›ndan, AKP’lilerin bile savunamad›¤› ö¤renci evlerine denetim talimat›n› veriyor

Ne yaparsa yaps›n nafile. Halk AKP’den hesap soruyor. K›dem tazminat›n› savunan iflçiler, gericili¤e, fliddete direnen kad›nlar, katillerin peflini b›rakmayan direniflçiler, üniversiteliler meydan› bofl b›rakm›yor

Ali ‹smail yafl›yor, üniversite direniyor Ülkenin dört bir yan›nda binlerce üniversiteli Haziran ‹syan›’n›n coflkusunu 6 Kas›m eylemlerine tafl›d›. “AKP’siz 1 hafta” etkinliklerinde üniversiteleri polislere, rektörlere, AKP’ye dar eden üniversiteliler “Ali ‹smail Korkmaz yafl›yor, üniversite AKP’ye direniyor”  S.12 diyerek soka¤a ç›kt›lar

AKP Haziran’da katledilen direniflçilerin katillerini koruyor, soruflturmalar›n üzerini örtmeye, davalar› halktan kaç›rmaya çal›fl›yor. Ama direniflçiler

katillerin peflini b›rakm›yor. Hesap sormak için 20 Kas›m’da Ali ‹smail Korkmaz’›n, 21 Kas›m’da Mehmet Ayval›tafl’›n davalar›nda bulufluyor.

Binlerce #Diren‹flçi sokakta AKP’nin k›dem tazminat› hakk›n› gasp etme plan›na karfl› “#Diren‹flçi” diyen D‹SK üyeleri soka¤a ç›kt›. Dev Sa¤l›k-‹fl üyesi iflçiler Ankara Hacettepe’de ifl b›rakt› ve tafleron ihalesini  S.8 iptal ettirdi.

Evde, iflte, sokakta, karakolda kad›nlar›n karfl› karfl›ya kald›¤› her türlü fliddete, gericili¤e ve

AKP’ye karfl› “Art›k yeter” diyen kad›nlar 25 Kas›m’da sokaklarda olacak  S.10

Ferda Koç / Sayfa 4

Haziran sand›¤a girmez Immanuel Wallerstein / Sayfa 5

ABD’nin gerilemesinin sonuçlar› Nuri Günay / Sayfa 7

Baflbakan›n zulas›nda daha neler var Tuba Günefl / Sayfa 10

Muhafazakar yap›m›z: Bunlar hep seks


2

SOKAĞIN SESİ 7 Kas›m 2013 / 20 Kas›m 2013

Halk›n Sesi

Aleviler hayk›rd›: AKP’nin defterini dürelim On binlerce Alevi Kadıköy’deydi. AKP güdümünde hareket eden Cem Vakfı dışındaki tüm Alevi dernekleri alandaki yerini aldı. Haziran İsyanı’nın ruhuyla sokağa çıkan Aleviler AKP’den hesap sorma çağrısı yaptılar ULAfi KORKUT

A

leviler, AKP’nin asimilasyonu, inkar ve baskı politikalarına karşı 3 Kasım’da, İstanbul Kadıköy’de bir araya geldi. Kürsüden yapılan konuşmalarda Haziran İsyanı’na atıflarda bulunuldu. Alanda ve kürsüde Haziran İsyanı’nda katledilenlerin hesabının AKP’den sorulacağı vurgusu öne çıkarken, Ankara Tuzluçayır’daki İzzettin Doğan ve Fethullah Gülen’in işbirliği ve AKP’nin desteğiyle yapılan cami-cemevi projesine öfke vardı. Tuzluçayır halkının projeye karşı direnişi sık sık se-

ALEV‹LER‹N TALE PL AKP’nin “Aleviler kendi ara ER‹ lar ›nda ne istedikleri konusunda anlafl am›yor” iddias›na Alevi örgütleri bütün Ale vileri ya koyduklar› talepleri tek n y›llard›r ortarar verdiler. Alevilerin talepler layarak yan›t i flunlar: Cami-cemevi projesi iptal edilmeli , zorunlu din dersi ve Diyanet ‹flleri kald›r›lm al›; inanç merkezlerinin el ko Alevilere ait nulan tafl›nmazlar› ve di¤er varl›klar› geri ve rilm amlar› ayd›nlat›lmal›, ka eli; Alevi katlimu ve özel sektörde Aleviler hakk›nda uygulan an d›fllay›c› uygulamalara ve cemaat tekeli ne son verilmeli; örgütlenme özgürlü¤ü, top lu gösteri ve ifade özgürlü¤ü önündeki tüm engeller kald›r›lmal›; 40 bin Alevi’nin öldürü lmesinden sorumlu olan Yavuz Sultan Selim ’in ism alanda kullan›lmamal›; ikt i kamusal ida zim ad›m›za karar verem r ve devlet biez cemevlerinin Alevilerin ibadet yeri oldu¤u konusunda yasal düzenleme yap›lmal›.

lamlandı. Mitingde Haziran İsyanı sürecinde AKP’nin katlettiği direnişçilerin fotoğrafları taşındı. Haziran İsyanı’nda kimlikleriyle yer almasalar da Alevilerin çok yoğun katılımı isyanın diğer özneleri Alevilerin taleplerine sahip çıkmasıyla karşılık buldu. Mitinge, forumlar da Alevilerin taleplerini sahiplenerek kendi pankartlarıyla katılırken, taraftar grupları da pankart ve flamalarıyla miting alanındaydılar. ‘YEREL SEÇ‹MLERDE AKP’N‹N DEFTER‹N‹ DÜREL‹M’ Yapılan konuşmalarda, AKP’nin Alevilerin taleplerinin “Demokratikleşme paketi’nde” yer almamasının gerekçesi olarak söylediği “Aleviler kendi aralarında talepleri konusunda anlaşamıyorlar” açıklamasına büyük bir tepki vardı. AKP’nin bu söylemine karşı “Aleviler burada ve hep birlikte taleplerini haykırıyorlar” denilerek cevap verildi. Haziran İsyanı’na atfen AKP’ye karşı devrimcilerle, Kürtlerle birlik olma gerekliliği vurgulandı. Yerel seçimin yaklaştığı hatırlatılarak “Bunların defterini dürelim” sözleriyle seçimlerde AKP’den hesap sorma çağrısı yapıldı. GEZ‹ TUTSAKLARI BURADA Gezi tutuklusu Hasan Tunç’un annesi Leyla Tunç Gezi Direnişi tutukluları Aileleri Platformu adına konuşma yaptı. Gezi Direnişi’nde öldürülenlerin katillerinin bulunmadığına işaret ederek “Onların da adil yargılanmasını istiyoruz” dedi. Mehmet Ayvalıtaş’ın annesi herkesi 21 Kasım’da Mehmet Ayvalıtaş’ın davasına katılmaya çağırdı.

ALEV‹LER 3 KASIM’DA KADIKÖY’DEYD‹

2009’da eflit yurttafll›k talebiyle soka¤a ç›kan Aleviler 3 Kas›m’da on binlerle yine alanlardayd›lar. 2009’dan farkl› olarak Aleviler deha öfkeli ve Gezi Direnifli’nin etkisi ile daha kararl›yd›lar.

Katilleri ağırlayanlar Alevileri temsil edemez F

ethullah Gülen’len birlikte ‘cami-cemevi’ projesini üstlenen ve Aleviler arasında ‘İzzettullah’ olarak adlandırılan İzzettin Doğan’nın Cem Vakfı, 6. Uluslararası Anadolu İnanç Önderleri Toplantısı’nı İstanbul valisi Hüseyin Avni Mutlu ve Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın katılımıyla gerçekleştirdi. AKP, iktidarı süresince Alevilere dönük çeşitli biçimlerde manipülasyonlar yapmaya çalıştı. Alevi çalıştaylarıyla ‘AKP’nin Alevisi’ni’ yaratma çabaları olarak adlandırılan çalışmalar Alevi toplumunda karşılık bulmadı. Haziran İsyanı Alevi toplumunda ve Alevi mahallerinde büyürken, AKP ve Fethullah Gülen İzzettin Doğan’ı yanlarına alarak Alevilere dönük yeni bir hamle yaptı. Ankara Tuzluçayır’da ‘cami-

cemevi’ projesi Haziran İsyanı’na yoğun katılım gösteren Aleviler bölme çabası olarak ortaya çıktı. İzzettin Doğan yıllardır sağ iktidarların yanında olma alışkanlığını sürdürdü ve bu projede Alevi toplumunun içindeki ‘truva atı’ olma rolünü yeniden oynadı. Ancak iktidarın ve İzzettullah’ın hesabı Tuzluçayır’dan döndü. Tuzluçayır halkı AKP, Fethullah Gülen ve İzzettin Doğan üçlüsünün hesabını direnişle bozdu. Ancak İzzettin Doğan ve onun Cem Vakfı tarihsel rolünü tereddütsüz oynamayı sürdürüyor. “Anadolu İnanç Önderleri” adıyla yaptıkları toplantıların 6’ncısını gerçekleştirdiler. Yıllardır bu toplantılara katılan “inanç önderlerinin” kim ya da kimler olduğu Aleviler tarafından sorgulanıyordu. Ancak bu kez İzzettin Doğan safını belli

etme konusunda hiç tereddüt yaşamadı. Gezi direnişinde vahşice saldıran polisin amiri konumundaki İstanbul valisi Hüseyin Avni Mutlu konuşmacı olarak toplantıdaydı. Haziran İsyanı’ında katledilenlerin hepsi Alevi iken İzzettin Doğan’ın toplantıya valiyi konuşmacı olarak çağırması Aleviler arsında İzzettin Doğan’ın tarafı konusunda yıllardır süregelen tartışmaların da bitmesini sağladı.

AKP’den hesap sormayı tercih ederken, İzzettin Doğan mitingden bir gün önce salonda devlet temsilcilerinin katılımıyla toplantı yapma-

yı tercih etti. Ancak İzzettin Doğan kendi toplantısında bile protesto edildi. Salonda bulunan bir kişi, "Fethullah Gülen ile işbirliği yapan kişi Ale-

vileri temsil edemez" diye bağırdı. Bu protestoya destek verenler Cem Vakfı’nın AKP yandaşı üyelerince saldırıya uğradı. “AKP’nin Alevisi olmayacağız” diyenler Cem Vakfı görevlilerince yaka paça dışarı atılırken İzzettin Doğan’ın büyük bir medya desteğiyle gerçekleştirdiği toplantının gerçek amacı teşhir edildi.

"FETHULLAH GÜLEN ‹LE ‹fiB‹RL‹⁄‹ YAPAN ALEV‹LER‹ TEMS‹L EDEMEZ" Kadıköy’deki mitinge katılan Aleviler sokakta olmayı ve

AKP davaları örtme, katilleri kurtarma telaşında H

aziran İsyanı’ında katledilenlerin davaları, senaryosu önceden yazılmış bir tiyatro oyunu biçiminde sürüyor. AKP’nin katilleri kaçırma çabasına karşılık halk, davalarını takip etmeye ve hesap sormaya devam ediyor. Ethem’in katili polis Ahmet Şahbaz’ın yargılandığı davada iki duruşma yapıldı. 23 Eylül’de ilk duruşmada yaşanan peruklu saklama girişiminin ardından 28 Ekim’de bu kez AKP’nin polisinin gazlı, tazyikli sulu saldırısı vardı. Halkın hesap sormasından korkan AKP, davaların yerlerini değiştirerek halkın öfkesinden kaçırıyor. 20 Kasım’da Ali İsmail Korkmaz’ın davası var. Davanın başında olmayan görüntüler, kapatılmak istenilen polis cinayeti Eskişehir halkının direnişi ile katillerin ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştı. Hesap vermekten korkan AKP Ali İsmail Korkmaz davasının üstünü örtemeyince mahkeme davayı arkadaşlarından ve halktan uzaklaştırmak için Eskişehir dışında yapacak. Mehmet Ayvalıtaş’ın davası 21 Kasım’da, 16 Kasım’da saat 14.00’da Berkin Elvan için Taksim Dayanışmasının çağrısıyla Çağlayan Adliyesi’nde suç duyurusu yapılacak. Abdullah Cömert’in başından gaz kapsülüyle vurularak öldürüldüğünün kesinleşmesinin ardından soruşturma, bölgede gaz kullanan polislerin üç maymun tavrıyla sürüyor. Ahmet Atakan ile ilgili ilerleyen bir soruşturma yok. KAT‹L KORUNDU, KAT‹L‹N ARKADAfiLARI SALDIRDI Ethem Sarısülük’ün katili polis Ahmet Şahbaz’ın yargılandığı davanın ikinci duruşması 28 Ekim’de görüldü. İçeride mahkeme heyetinin katil polis Ahmet Şahbaz’ı kurtarma çabaları dışarıda ise AKP’den, onun mahkemelerinden ve katil polisinden hesap sormak için toplanan halk vardı. İçeride katilin tutuklanma talebi redde-

dilirken dışarıda polis saldırısı vardı. 23 Eylül gerçekleştirilemeyen ilk duruşmaya perukla katılan katil polis Ahmet Şahbaz bu kez duruşmaya katılmadı. Duruşma öncesi bomba ihbarı gerekçe gösterilerek salona köpek sokularak arama yapıldı. Arama sırasında katil polis Ahmet Şahbaz’ın avukatları içeri alınırken, Sarısülük ailesi ve avukatları bekletildi. Urfa’ya tayin edilen Ahmet Şahbaz duruşmaya getirilmedi. Mahkeme heyeti sanığın yakalanması talebini savcıya yöneltince uyuklayan savcı yerinden doğruldu ve “İddianame mi okunacak” diye sordu. Salonda gülüşmeler olurken, “Günaydın” sesleri de geldi. Konuyu anlayan savcı, tutuklamanın reddini, Urfa’da dinlemenin ise kabulünü istedi. Dava 2 Aralık’a ertelendi. ‹ÇERDE T‹YATRO DIfiARDA SALDIRI Binlerce kişi Ankara Adliyesi önünde AKP’den ve katil polisten hesap sormak için buluştu. Dava öncesinde AKP’nin korkusu Adliyenin ön ve yan kapılarına yerleştirilen TOMA’lar, akrepler ve çevik kuvvet birliklerinde görülüyordu. Katil polis Ahmet Şahbaz’ ın tutuklama talebinin reddedildiği haberi gelince, bekleyen kitle Adliye kapısına yüklenerek hesap sormak istedi. Polis kimyasallı tazyikli su ve gaz bombalarıyla kitleye saldırdı. Polis saldırısı sırasında çok sayıda kişi yaralandı. Biri ağır 10 kişi yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Hastaneye kaldırılanlar arasında gazdan etkilenen Ethem’in annesi Sayfı Sarısülük ve tekerlekli sandalyeli engelli vatandaş da vardı. Numune Hastanesi’ne gaz bombası atıldı. Polis saldırıları sonucunda 19 kişi gözaltına alındı. Saldırının ardından dağılan eylemciler Güvenpark’ta tekrar bir araya gelerek hesap sormaktan vazgeçmeyeceklerini duyurdular.

MEHMET AYVALITAfi DAVASI 21 KASIM’DA Mehmet Ayvalıtaş’ın ölümüne ilişkin davanın ilk duruşması 21 Kasım’da İstanbul Anadolu Adliyesi 8. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülecek. Mehmet Ayvalıtaş 2 Haziran’da polis saldırısından kaçarken üzerine sürülen aracın çarpması sonucu hayatını kaybetmişti. Ayvalıtaş ailesinin avukatı Ayla Öztabak savcı tarafından hazırlanan soruşturma dosyasında ciddi eksiklikler olduğunu söylüyor. Tanıkların “Biz emniyete değil savcıya ifade vereceğiz” demeleri nedeniyle hazırlanan soruşturma dosyasına ifadeleri girmedi. Olay yerinde polisin yaptığı keşif dışında keşif yapmaya gerek görmeyen savcı, sanık Mehmet Görkem Demirbaş’ın ifadesini de almadı. Mehmet’in öldüğü yerin yakınında bulunan MOBESE kameralarının bozuk olduğu belirtilirken görüntülere ilişkin bilirkişi incelemesi yapılmadı. AL‹ ‹SMA‹L KORKMAZ DAVASI 20 KASIM’DA Ali İsmail Korkmaz’ın dövülerek katledilmesine ilişkin dava 20 Kasım tarihinde görülecek. Dava öncesinde Eskişehir Valiliği ve Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı davanın Eskişehir dışında bir ilde görülmesini istedi. Ali İsmail katledildikten hemen sonra Eskişehir Valisi Azim Tuna “Kendi arkadaşları tarafından dövülerek öldürülmüş olabilir” demişti. Soruşturma boyunca Ali İsmail’in katledildiği bölgedeki çalışmadığı iddia edilen kameraların görüntülerinin silinmiş olduğu ortaya çıkmıştı. Ali İsmail Korkmaz cinayetinin dava dosyasına göre, saldırıya uğradığı

gün 16 işyeri ve 7 MOBESE kamerasında ‘kayıt yok’. AKP Haziran İsyanı boyunca manipülasyon, karalama ve yalan söyleme ile direnişi itibarsızlaştırmaya, polis şiddetini meşrulaştırmaya çalıştı. Bu manipülasyon çalışmaları en açık ve fütürsuzca Ali İsmail’in davasında yapılmaya çalışıldı. Eskişehir halkı ve Ali İsmail’in arkadaşları üniversite öğrencilerinin direnişi birçok yalanın ve karatmanın ortaya çıkmasını sağladı. Üniversiteliler davanın peşini bırakmama ve Ali İsmail’in katillerini üniversitelere sokmama konusunda kararlı. ABDULLAH CÖMERT DAVASINDA ÜÇ MAYMUN Antakya’da Haziran İsyanı sürerken katledilen Abdullah Cömert soruşturmasında, daha önce Abdullah’ın öldürüldüğü yerde gaz atmakla görevli polisler tanık olarak dinlenmişti. Abdullah’ın gaz fişeğiyle vurulması sonucu öldüğünün kesinleşmesinden sonra, tanık olarak dinlenen polislerin bu kez sanık olarak ifadeleri alındı. Üç polis de attıkları gaz fişeklerinin kimseye değip değmediğini görmediklerini, gaz fişeklerinin öldürücü olabileceğini bilmediklerini söylediler. Soruşturmada duymadım, bilmiyorum, görmedim oyunu devam ediyor.


3

GÜNDEM 7 Kas›m 2013 / 20 Kas›m 2013

Halk›n Sesi

‘Propaganda yapamazs›n›z, hesap vermeyeceksiniz’ AKP seçim çalışması için çıktığı sokaklarda karşısına Gezi Direnişi’nde katlettiği gençlerin fotoğraflarıyla direnişçiler çıkıyor. Direnişçiler AKP’den hesap soruyor

İ

stanbul’un Küçükçekmece ilçesi İkitelli bölgesinde 31 Ekim günü seçim çalışması için stant açan AKP’lilerin karşısına çıkan Halkevciler, Gezi’de polis şiddetiyle öldürülenlerin hesabını vermeden seçim çalışması yürütemeyeceklerini söyledi. Halkevciler, ellerinde Gezi direnişinde kaybettiklerimizin fotoğraflarıyla birlikte AKP’lilerin yanına giderek fotoğraftaki gençleri tanıyıp tanımadıklarını sordu. AKP’liler alaycı bir ifadeyle “tanıyoruz” dedikten sonra Halkevciler ellerindeki fotoğrafları standa bırakmak istedi ve Gezi’de polis şiddetiyle öldürülenlerin hesabını vermeden AKP’nin seçim çalışmasını yürütemeyeceğini söyledi. Bu sırada AKP’nin seçim arabasına “Katil AKP” yazılarak Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafının üstü çizildi. Polisin olay yerine gelmesiyle arbede yaşanırken İkitelli halkı alkışlarla eylemi destekledi ve “Katil AKP hesap verecek”, “Hepimiz Ali’yiz öldürmekle bitmeyiz” sloganları atıldı. AKP’YE SARIYER’DE YER YOK İkitelli’nin ardından 3 Kasım günü Sarıyer’de direnişçiler AKP’nin seçim yürüyüşünü protesto etti. AKP’lileri korumaya gelen çevik kuvvet ekiplerini mahalleden kovan Sarıyerliler “Adaleti sağlayana kadar sokaklarda AKP’ye yer yok” dedi. Büyükdere’de AKP’nin yürüyüş güzergahı üzerine Haziran İsyanında ölenlerin resimlerinin olduğu bir stant kuran forum bileşenleri, Büyükdere halkına AKP’nin bu gençlerin katili olduğunu ve seçim dönemi hiç bir şey olmamış gibi mahallelerimize gelip demokrasicilik oynayamayacaklarını anlattı. Açılan stant kısa sürede Büyükdere halkı tarafından sahiplenildi. Standın etrafında biriken halk ölen

gençlerin resimleriyle AKP arabalarının önünü kesip, arabaların üzerindeki Tayyip Erdoğan resimlerini yırttı. Yoldan geçen AKP’lilere “Başbakan hesap vermeden AKP’ye bu sokaklar kapalı” diye seslendi. Polisin eylemi engellemeye çalışması üzerine eyleme destek büyüdü. Bu sırada AKP’lilerin yürüyüşünün başladığını duyan gençler AKP’lileri yumurtalayarak, mahallelerini terk etmelerini söyledi. Çevik sayısının artmasıyla birlikte Büyükdere’de bekleyenlere desteğe gelenlerin sayısı da arttı. Ardından çevik kuvvet sloganlarla mahalleden kovalandı. Büyükdere forumu polisin çekilmesinin ardından “Adaleti sağlayana kadar bu sokaklarda AKP’ye yer yok” diyerek eylemlerini sonlandırdı. Çevik kuvvet korumasında yürüyüşüne devam eden AKP’lileri Sarıyer Merkez mahallesi halkı da protesto etti. AKP’nin yürüyüşü için Sarıyer’in tüm sokaklarını çevik kuvvet ekipleriyle ablukaya alınmasıyla mahallede zaten yoğun olan trafik felç oldu. Trafikte sıkışan ve çevik kuvvet ablukası nedeniyle mağdur olan esnaf ve merkez mahallesi halkı AKP’lilerin araçlarını yumruklayarak tepkisini gösterdi. TOPBAfi CEMEV‹NDEN KOVULDU 5 Kasım’da İstanbul Sarıgazi’deki cemevine gelen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve AKP’li Sancaktepe Belediye Başkanı İsmail Erdem, halk tarafından protesto edildi. Belediye başkanlarını cemevinde gören Sarıgazililer “Katil AKP Sarıgazi’den defol”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Katil devlet hesap verecek” sloganları attı. Tepkinin artmasıyla birlikte iki başkan da cemevini terk etti.

‘AKP’yi sokakta yendik! Sand›kta geriletebiliriz’ Erdoğan sandıkta rövanş çağrıları yapmaya devam ederken, sokaktakiler mücadelenin ne sandığa sıkışacağını ne de sandığı pas geçeceğini söylüyor Haziran İsyanı’nın yarattığı yeni düzlemde yerel seçimler yaklaşırken, tüm siyasi özneler gibi sosyalistler de seçim tavırlarını açıklıyor. Sokaktaki halk hareketini alt edemeyen Erdoğan sandıkta rövanş çağrıları yapmaya devam ederken, sokaktakiler ise mücadelenin ne sandığa sıkışacağını ne de sandığı pas geçeceğini söylüyor. Sosyalist hareket içinde parlamentarizme karşı sokağı işaret ederek AKP karşısında etkin ve özgün bir muhalefet çizgisi oluşturan Halkevleri de yerel seçimlerle ilgili bir açıklama yayımladı. Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy, Haziran İsyanı’nın sandığa sıkıştırılamayacağını, direniş eğilimlerinin sandık sonuçlarıyla sınanamayacağını vurguladı ve AKP’nin sandıkta geriletilmesi doğrultusunda ortak

çaba gösterilmesi gerektiğini belirtti. Haziran İsyanı’nın ardından gelen 2014 yerel seçimlerinin hem iktidar hem de muhalefet açısından döneme özgü kritik özellikler barındırdığını söyleyen Ersoy, AKP’nin seçimleri hegemonyasını yeniden tesis etmek ve iktidarını korumak için kullanacağına dikkat çekti. Ersoy, “seçimler toplumsal muhalefet güçleri açısından ise neoliberalizme, AKP gericiliğine-faşizmine karşı kitleselleşmiş mücadelenin sürdürülmesinin, ilerletilmesinin bir adımı haline dönüştürülebilmesi yönüyle kritik hale gelmektedir” dedi. “AKP iktidarının sokakta geriletileceğini gösteren Haziran İsyanı sandığa sıkışmayacak, direniş eğilimleri sandık sonuçlarıyla sınanamayacaktır. Ancak yerel seçimlere gidilen bu süreçte tüm siyasal ak-

törler aynı zamanda sandığı Haziran İsyanı’nın dinamiklerini, toplumsal bileşenlerini, taleplerini ve özlemlerini gözeten bir tutumla değerlendirmek durumundadır” diyen Ersoy, AKP’nin sandıkta da geriletilmesi doğrultusunda ortaklaşmak üzere çaba gösterilmesinin gerekli olduğuna inandıklarını belirtti. Haziran İsyanı’na katılan 128 örgütün ortak hareket platformu Taksim Dayanışması’nın sözcülerinden Mücella Yapıcı da, kendisinin yerel seçimlerde aday olup olmayacağı yönündeki soruları Çapul TV kanalıyla açıkladı. Yağıcı herkesin sokağa çıkarak tek tek birer siyasal özne olduğu bu mücadelenin hiçbir sandığa sıkıştırılamayacağını ve kişiler üzerinden tartışılamayacağını söyledi.

Tayyip paniklemekte hakl›: Emri veren, hesab›n› da verecek Tayyip Erdoğan panikte… Zor zamanlar için elde tuttuğu büyük kozlarını aceleyle devreye sokuyor. Ancak zorda kaldıkça sarılacağı “muhafazakar-demokrat” dallara tutunuyor. Kendi as kadrosunu terse yatırmak pahasına provokatif çıkışlar yapıyor. Gezi’den beri izlediği kutuplaştırma siyasetini bir an olsun terk etmiyor. Dışta ve içte düşmanlarla kuşatıldığı hissiyatıyla davranan, daha doğrusu artık “dışarı”nın işine yaramadığı gibi içerde de sarsıcı bir toplumsal itirazla ve sorgulamayla karşı karşıya olan Tayyip Erdoğan’ın iktidarını korumak için sergilediği atakları izliyoruz. Ancak bu çizgi savunduğu iktidarı kırılganlaştırıyor da. Marmaray, Cumhuriyet’in kuruluşunun 90. yıldönümünde büyük bir AKP kutlaması olarak tasarlanan tören eşliğinde açıldı. Tayyip’in emrini yerine getiren Ulaştırma Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Metin Tahan, derin bir nefes aldı. Zira, parmağını kesip kanıyla imza atmıştı, proje 29 Ekim’e yetişmeseydi ekip olarak köprüden atlayacaklardı. Ama Marmaray daha ilk günden teklemeye başladı. Seferler aksadı, trenler durdu, duraklar ve kapılar açılmadı, merdivenler yürümedi, yolcular deniz altında yürüyüş yaptı. Marmaray’ın gerekli testler yapılmadan erken açıldığını ve felakete davetiye çıkarıldığını söyleyen mühendisler ve mühendis odaları haklı çıkmıştı. Sorumluluğunu gizlemeye çalışan AKP ise TCDD yöneticileri medyanın trajikomik çabaları eşliğinde yolcuları, sosyal medyayı ve elbette “Gezicileri” suçladı. Marmaray vakası, kendi eliyle kendi sonunu hazırlayan güçlü tek adam yönetimlerinin ölümcül zaafının iyi bir yansıması. İktidarın bütün unsurları emri altında oldukları tek adamı memnun etmek, onun emirlerini yerine getirmek için seferber oluyor. “Beyefendi”nin emri karşısında aklın, bilimin, kamusal faydanın bir hükmü olmuyor. Marmaray ilk günden rezalete dönüşmüş, Pamukova’da 41 kişinin yaşamını yitirdiği hızlı tren kazasını akıllara getirerek yeni facialara kapı aralanmış… Önemi yok, Erdoğan’ın emri yerine getirildi, Tahan huzurlu. Ancak yerel seçimlere beş ay kala, hele de İstanbul halkının trafik ve ulaşım konusundaki hoşnutsuzluğu tırmanırken böylesi iddialı bir projeyi bu kadar kusurlu bir şekilde başlatmak o kadar da önemsiz olmasa gerek. Marmaray açılışından iki gün sonra, 31 Ekim’de Meclis’e türbanla giriş hamlesi yapıldı. “Kapanan” kadın vekillerin bahanesi hacca gitmiş olma-

ları, Erdoğan’ın açıklaması ise türbanın “dinin emri” olmasıydı. Oysa kadın vekiller daha önce de hacca gitmiş, “dinin emri” yine Erdoğan’ın inancına göre Ekim 2013’te değil 1400 yıl kadar önce gelmişti. Gerçekte olan, AKP 11 yıldır hem iktidar dengeleri açısından elverişli hem de büyük bir iç tahkimat ve saflaştırma ihtiyacının hasıl olacağı koşullar için beklettiği önemli bir kozun nihayet kullanılmasıydı. Meclis dışında da başı açık olan kadın vekillerin bu kararındaki esas belirleyici emir, Tayyip Erdoğan’dandı. MHP’nin koltuk değnekliği, BDP’nin özellikle kadın özgürlük mücadelesi açısından endişe verici desteği ve CHP’nin ricat taktiği ile “türban” meselesi de hallolundu. BDP ve HDP’yi temsilen Buldan ve Tuncel’in 4 kadın vekilin türban takmasını kadın “özgürlük” mücadelesinin kazanımı olarak tanımlaması ise en hafif deyimiyle talihsizliktir. Dinci gericilikle beslenen ataerkinin sembollerinden biri ve siyasal bir simge olarak türbanın kadın özgürlüğü ile nasıl bir ilişkisi olabilir. Buldan ve Tuncel’in tutumu AKP’nin gerici kuşatmasını yaşamlarının her anında hisseden, Tuncel ve Buldan’la birlikte sokakta mücadele eden kadınları değil sadece AKP’yi memnun etti. CHP’nin ricat taktiği ise AKP’ye muhalefeti sıkıştıracak bir saflaşma şansı tanımamış olmakla birlikte, dinci gericiliğin daha ileri adımlar için cesaret kazandığı bir mevzi kazanması da CHP tarafından kabullenilmiştir. Birileri türbanın bir “kadın özgürlüğü” meselesi olduğu masallarını sayıklayadursun, AKP bunu topluma yönelik gerici dayatmalarını ilerletmede bir dayanak olarak değerlendirmekte, “dinin emri”ni devlet yönetiminde bir kriter olarak kullanmaktadır. Bir sonraki adım bir hafta geçmeden, Tayyip Erdoğan’ın öğrenci evlerinin kızlı-erkekli kullanımının denetlenmesi için valiliklere ve emniyet müdürlüklerine talimat vermesiyle gelmiştir. Halk AKP’yi durdurmadıkça bu emirlerin devamı gelecektir… Kürt sorununda sürecin sonuna gelen ve sürekli Kandil’in sert eleştiri ve çatışmayı yeniden başlatma tehditleriyle karşı karşıya olan Erdoğan, 25 Ekim’de Hüda Par yöneticileriyle bir araya geldi. 1990’ların kirli savaş döneminde kontrgerillanın Kürt hareketine karşı kullandığı Hizbullah (Hizbulkontra) tarafından kurulan Hüda Par, İslami eksenli siyaset yürüttüğü Kürt illerinde AKP ile fiili işbirliği içinde. 25 Ekim görüşmesinin üzerinden henüz bir hafta geçmişken Batman’da Hüda Parlıların BDP’li bir

genci öldürmesi, gizlenmeyen AKPHizbullah işbirliğinin hedef, kapsam ve sonuçlarına ilişkin önemli bir uyarı oldu. Son bir yılda üniversitelerde Hizbullah saldırılarına maruz kalan, Rojava’da AKP-Hizbulkontra bağlantılı cihatçıların saldırılarıyla karşı karşıya olan Kürt hareketi de görüşme ile cinayet arasında bir bağ olduğuna işaret etti. Erdoğan Kürt illerinde Hizbullah’a, Ankara’da da Gökçek’e sarılıyor. Bir önceki seçimde sonuncu kez diye aday olan Melih Gökçek, en kirli ve saldırgan siyaseti kendisinin izleyeceğini ispat ederek yerel seçimlerde Ankara Büyükşehir Belediyesi adaylığında Erdoğan’ın desteğini şimdilik garantilemiş görünüyor. Gezi’de Erdoğan’ın ve polisin en sıkı savunucusu olarak sergilediği saldırgan tavrı, Erdoğan’a övgüler dizdiği “usta” belgeselleri, ODTÜ baskını ile büyük performans sergileyen Gökçek, AKP içindeki mızırdanmalara karşın sıkı sıkıya sahipleniliyor. Büyük tepki çeken ODTÜ baskınının ardından, “Gökçek ilelebet kalıcı değil” diyen Hüseyin Çelik’in bir gün sonra “u dönüşü” yaparak Gökçek’i çok başarılı bulduğunu ve onunla birlikte çalışmaktan mutluluk duyduğunu ifade etmek zorunda kalması bu duruma işaret. Ne var ki AKP’nin bu zor zamanda vazgeçemediği Gökçek, Çelik şahsında AKP’yi pişman edecek büyük bir potansiyel barındırıyor. Çelik’in övgülerinden iki gün sonra üzerindeki bir öğrenciyle birlikte çöken ODTÜ yolu, Gökçek’in başarısı… Ama asıl “başarı” ODTÜ yolunda henüz son sözünü söylememiş olan üniversitelilerin ve Ankaralıların devam eden isyanıyla açığa çıkacak. İktidarı Marmaray’la türban gibi büyük kozlarını aceleyle oynamaya, El Kaide’den Hizbullah ve Gökçek’e uzanan müttefikleri ile saf tutmaya, gericiliği ve toplumsal saflaşmayı tırmandırmaya iten şey artık toplumsal meşruiyetini ve egemen güçler açısından işlevselliğini yitirmiş olmasıdır. Dış politikadaki iflas, Kürt sorunundaki tıkanma ve kırılgan bir ekonomiyle ülkeyi idare etmeye çalışırken Gezi’nin yarattığı yeni toplumsal-politik düzlem hem iktidara hem egemenlere hem sistem içi muhalefete hem de sistem karşıtı muhalefete bir mesaj verdi. Özel olarak Tayyip Erdoğan büyük bir meşruiyet yitimi yaşıyor ve halk sokakta AKP’nin dayatmalarına meydan okuyor. Egemenlerin bir bölümü yeni bir düzen içi alternatif arıyor, iktidar blokunun diğer unsurları ve düzen içi muhalefet alternatif olmaya çalışıyor.

Mayıs ayındaki üst düzey ziyaretinde Tayyip Erdoğan’ı Türkiye’ye eli boş ve dış politikasını düzeltme ödeviyle gönderen ABD, bu arada hükümetin El Kaide ilişkisinin sürdüğünü, Gezi İsyanı’nın patlak verdiğini, Kürt sorununda sürecin tıkandığını gördü ve ekimde AKP’nin El Kaide ile iç içe mevcut dış politikası ve Erdoğan’ın mezhepçi otoriter yönelimi nedeniyle umutsuz bir vakaya dönüşmekte olduğunu, ABD’nin Türkiye ile ilişkilerini yeniden düzenlemesi gerektiğini vurgulayan “Türkiye ile ilişkileri yeniden düzenlemek” başlıklı Abramowitz-Edelman raporunu yayımladı. Raporun önemini ABD’nin siyasi tercihleri konusunda şaşmaz bir “öngörüsü” olan Cengiz Çandar açıklıyor: “Eğer, AKP, ‘Washington’ın bana bakış açısı beni ırgalamaz. Ben, bu dünyada istediğim şekilde cirit atarım’ diye bir düşünceye kapılmamışsa, iktidara gelmelerinde ve iktidarlarını sürdürmelerinde ABD’nin Türkiye politikasının bayağı esaslı bir payı olduğu kanısındaysalar; söz konusu raporu ciddiye almak durumunda. Eğer, iktidara gelmelerini ve iktidarlarını sürdürmelerini sadece Türkiye’deki ‘sandık’ zannediyorlar ve Washington’daki ‘Beyaz Saray unsuru’nu dışlıyorlarsa somut ve kronolojik olarak kendilerine hatırlatacağımız şeyler olur.” Aynı dönemde Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD Büyükelçiliğine özel olarak davet edilip, CHP’ye bir ABD ziyareti ayarlanması dikkat çekti. Bu hamleler CHP’den egemenler için bir alternatif, değilse bile daha güçlü bir muhalefet yaratmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirilebilir. Hatta Mustafa Sarıgül’ün parti içinden gelen tüm itirazlara karşın CHP’ye dönüşü ve İstanbul adaylığı da egemen sınıf tercihlerine uygun ve AKP’yi sıkıştırabilecek bir CHP yaratma beklentileriyle örtüşmektedir. Diğer yandan son olarak Guardian’da Cumhurbaşkanlığı’na yine aday olmasının ihtimal dahilinde olduğunu söyleyen Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan’ı dengeleyecek bir figür olarak öne çıkartılmak istenmektedir. Tayyip Erdoğan ise hem AKP’nin hem de sermayenin kaderini kendi kaderine bağlayarak iktidarını sağlama almaya çalışıyor. İşçilerin kıdem tazminatının gaspını öngören düzenleme tam da bu koşullarda sermayeye bir mesaj niteliği taşıyor. Ancak bu mesaj bir yandan da emek hareketinden ciddi bir itiraz görmüş durumda. “#direnişçi” diyerek, kıdem tazminatını kırmızı çizgi ilan eden DİSK işçi havzalarında binlerce işçinin katıl-

dığı yürüyüşler düzenliyor ve etkin bir kampanya yürütüyor. DİSK ayrıca emekçi kadınların güvencelerini tehdit eden kadın istihdam paketine karşı da bütün kadın örgütlerini (TMMOB ve TKP hariç) bir araya getiren Kadın Emeği Platformu’nun kuruluşuna öncülük etti ve Platform ilk etkinlik olarak “AKP’nin Kadın İstihdam Paketi Kime Müjde?” başlıklı ses getiren bir forum düzenledi. Bu, AKP’nin saldırıları karşısında geleneksel örgütlü güçlerin de doğru bir çizgi izlemeleri halinde güçlü bir yanıt alabildiklerini ortaya koyan önemli, umut veren bir deneyim olmuştur. Burada bu mücadelenin dışında kalanların da bir özeleştiri yapması gerekmektedir. Özellikle de kadın mühendisleri özel olarak ilgilendiren bir düzenleme karşısında TMMOB’yi bu ortak mücadelenin dışında tutma tercihini kullananların. (Bu tercih Mehmet Soğancı’nın olmasın!) Üniversiteleri AKP’ye ve polisine dar eden gençlik hareketi de ODTÜ direnişi, “AKP’siz bir hafta” etkinlikleri ve kitlesel 6 Kasım çıkışları ile direnişin en dinamik ve umut veren odağı olmayı sürdürüyor. Ve Gezi… Ne yapsa olmuyor, her yerde karşısına çıkıyor, dilinden düşürmüyor. Bir yandan Gezi İsyanı’nın gerçek içeriğini, etkisini karartmaya ve unutturmaya çalışırken, bir yandan da “Geziciler” diye bütün kötülükleri kapsayan bir düşman imgesi üzerine kurduğu söylemle saflaştırma siyasetini sürdürüyor. Ama her gittiği yerde karşısında direnişçileri bulduğu için, bir yandan kendi tabanını tahkim eden kutuplaştırıcı “Gezi” antipropagandası yaparken bir yandan da yenemediği karşıtını sürekli sayıkladığı bir çaresizlik hali yaratıyor. Gezi’de 6 ölüm 10 binin üzerinde yaralanmaya yol açan polis şiddeti için “emri ben verdim” diyen Erdoğan, tetikçilerine sahip çıkıyor. Katil polisler korunuyor, mahkemeler usulen bile yargılama yapmıyor, halkın tepkisi nedeniyle davalar farklı kentlere kaçırılıyor. Sokaklar Haziran İsyanı’nın yarattığı yeni toplumsal-politik düzlemin belirleyiciliğinde mücadeleye devam ederken, toplumsal muhalefet bileşenleri bu yeni düzlemeye ayak uydurup uyduramama testinden geçiyor. Haziran İsyanı’nda halk AKP iktidarına karşı sokakta militan ve yüzü ileriye dönük bir mücadelede birleşti ve sokakta etkin bir siyasal özne haline gelebildiğini gördü. Şimdi de AKP’nin saldırılarının karşısında dikiliyor ve hesap soruyor. Bu isyanın açığa çıkardığı siyasi düzlem bütün top-

lumsal muhalefet gündemlerini etkisi altına aldığı gibi doğası gereği sandık siyasetiyle kavranamıyor, bir dönemin Cumhuriyet mitinglerinde zirve yapan ulusalcı eğilimleri beslemiyor. İsyan’a mesafeli tutumu Kandil tarafından bile eleştirilen HDP’nin kendini Gezi’nin partisi ilan etmesi yakışıksız, TKP’nin Kadıköy’de düzenlediği 29 Ekim mitingi kendi siyasi geleceği açısından vahim olduğu kadar iddiasına kıyasla başarısız kalıyor. Parlamentarizmi, ulusalcılığı ve pasifizmi aşmakta olan yeni şarkıya eski ayak uymuyor. Kadıköy’deki Alevi mitingi de muhalefetin yeni gelişim seyri açısından önemli veriler açığa çıkardı. 2009’daki büyük çıkışın ardından, bu kez daha geniş bir örgütsel bir araya geliş yakalayan Alevi hareketi, taleplerinde ve AKP karşıtı muhalefette ısrarını sürdürürken “Gezi ruhu” ile bütünleşme çabasını da sergiliyordu. Miting AKP güdümündeki Cem Vakfı dışındaki bütün Alevi örgütlerini bir araya getirdi. Yine de bu kez 2009’daki gibi bir sıçramanın yaşanmadığını söylemek gerekiyor. Haziran İsyanı yer yer dinme ve sönümlenme izlenimi verse de kimse rehavete kapılmamalı. ODTÜ-100. Yıl direnişi, Kadıköy’de İstanbul forumlarını örgütlediği kitlesel ODTÜ ile dayanışma eylemi hareketin en dingin anda yeniden kitlesel militan çıkışlar yapabileceğini ortaya koydu. Forumlar muhalefetin diğer gündemleri ile bütünleşme yeteneğini geliştirirken, emek hareketindeki, gençlik hareketindeki çıkışlar hareketin ilerletilmesi açısından önemli olanaklar sunuyor. Sokaklar boş kalmıyor, kalmayacak. Sandığa sıkıştırılamayacak olan bu mücadele iktidarından muhalefetine sandığı da etkisi altına alacak. Çünkü bu iktidardan sorulacak hesabımız var. Gezi’deki katliamlarının, Uludere’nin, Reyhanlı’nın, Sivas’ın, kadın düşmanlığının, yağmanın, yalanın, gaspın, işbirlikçiliğin, mezhepçiliğin, savaş kışkırtıcılığının hesabı “emri ben verdim” diyen başta olmak üzere bütün AKP iktidarından sorulacak. İkitelli ve Sarıyer’de seçim çalışması yapmaya çalışan AKP’lilerin karşısında yitirdiklerimizin resimleriyle dikilip, hiçbir şey olmamış gibi seçim çalışması yapamazsınız diye hesap soran forumlar / direnişçiler örnek alınacak önemli bir deneyim ortaya koydular. Yerel seçim yaklaşırken sokağı bırakın sandığa gelin diyen AKP de bu gerçekle yüzleşecek. Sokak, AKP’nin peşini bırakmayacak!


4

GÜNDEM 7 Kas›m 2013 / 20 Kas›m 2013

Halk›n Sesi

Haziran sand›¤a girmez ürkiye solu yerel seçimlere göre hiza almaya başladı. HDK'nin seçim partisi HDP kongresini yaptı, Sarıgül CHP'ye yeniden katıldı, TKP Cumhuriyet Bayramı kutladı. Doğal olarak Gezi Direnişi ve Haziran İsyanı solun seçim politikaları için referans oluşturuyor. HDP'nin 1. Olağan Kongresi'nin sloganı “Bu Daha Başlangıç” olarak belirlendi ve kuruluş sırasında nar olan amblemi, “Gezi ağacı” ile değiştirildi. CHP içinde Sarıgül tartışmaları, “Sarıgül'ün Gezi ruhuna uygun bir aday olup olmadığı” üzerinden yürütülüyor. Sarıgül Gezi Direnişi ile uyumunu, Şişli Belediyesi'nin Gezi Direnişi'ne sunduğu hizmetlerle kanıtlamaya çalışıyor; karşıtları da Gezi Direnişi'nin ilk günlerinde sırra kadem basıp, kamuoyu önüne ilk kez Türkçe Olimpiyatları’nda çıkmış olmasını dile getiriyorlar. Herhalde TKP de Haziran İsyanı'nın cumhuriyetçi muhalefet'i sola doğru yöneltmiş olmasından hareketle, Gezi sembolizmini öne çıkardığı bir Cumhuriyet Bayramı kutlaması düzenledi. Haziran İsyanı'nı oya tahvil etmek siyaset kurmaylarının iştahını kabartıyor. Haziran İsyanı'nın rüzgarını arkasına alanın sandıkta avantaj sağlayacağını düşünüyor olmalılar. Ancak A&G araştırma şirketi patronu Adil Gür'ün son anketler üzerinden Yeni Şafak'a verdiği röportaj, bu varsayımın bir ölçüde sorgulanmasını gerektiriyor. Gür, yaptıkları anketlerde, seçmen davranışı üzerindeki “Gezi Etkisi”nin bir oy blokundan diğer oy blokuna bir kayma şeklinde olmadığını, Ferda kararsızların netleşmesine yol açtığını ve bu eğiKoç lime bağlı olarak Gezi'nin ferdakoc@ AKP ile CHP'ye birlikte hotmail.com oy kazandırdığını söylüyor. Gür'ün verdiği bilgilere göre, sokakta AKP iktidarına kök söktüren “Gezi”, sandıkta AKP'yi güçlendiriyor. Haziran İsyanı sandıkta sağı ve solu kutuplaştırıyor ve AKP bu kutuplaşma eğiliminden yarar sağlıyor. Muhtemelen buna benzer verilerden hareket eden Erdoğan Gezi'nin kutuplaştırıcı etkisinden yararlanmak için olsa gerek “muhafazakarlık” gazına yüklenmeye başladı. Erdoğan, Meclis'teki türban çıkarmasının ardından, “kızlı-erkekli öğrenci evleri” tezviratına girişti. Batı'da kutuplaştırarak seçmen desteğini konsolide etmeyi hedefleyen Erdoğan, Doğu'da Hizbullah çetelerini BDP'nin üzerine salarak BDP'yi yıpratmanın ve marjinalize etmenin peşinde.* Bu durumda sol partilerdeki “Geziciliğin”, AKP iktidarının kitle tabanını daraltmaktan çok, sol içi bir “seçim rekabeti” unsuru olacağını kestirmek güç değil. Haziran İsyanı'nın AKP'nin seçmen desteğini azaltmaması yadırgatıcı görünebilir. Öyle ya isyan, AKP iktidarının "demokratik meşruiyeti"ni önemli ölçüde zedeledi. Bunun sandığa bir yansımasının olması gerektiğini düşünmek de normal. Ancak, AKP bir sağ parti ve sağ kitle tabanı için "demokratik meşruiyet"in büyük bir önemi yok. Bu noktada Haziran İsyanı'nın AKP'de daraltabileceği tek seçmen tabanı, siyasal liberalizmden hareketle AKP'yi destekleyenler. Dolayısıyla isyan, AKP tabanındaki "liberal"lerin ne kadar bir yekün tuttuğunu anlamamızı sağlayacak. Haziran İsyanı’nın sol seçmen tabanını kısa vadede genişletmemesini hayal kırıklığıyla karşılayacak geniş bir kesimin olacağı da açık. Oysa Haziran İsyanı’nın sol seçmen tabanı açısından asıl etkisi, niceliksel alanda değil, niteliksel alanda yaşanıyor. İsyan solun geniş kitlesinin son 20 yılda (Solcu, Kürt ve Alevi düşmanlığı üzerine kurulu Garaj Operasyonu'ndan bu yana) yaşadığı sağa savrulmayı durdurdu ve bu kitlenin sosyal muhalefet sahnesine sol politikalarla dahil olmasının önünü açtı. Sol vasatın sağa doğru hareketinin durdurulması tek başına solun niceliksel genişlemesini sağlamaz. Böyle bir genişleme, sol vasatın sola doğru gelişmesi ve somut sol politikaların solun geniş kitlesine malolması ile mümkün olma yoluna girecektir. Bu ise sadece isyanın empoze ettiği sol söylemin sol partilerin söylemine yansıtılması ile sağlanamaz. Sağın kitle temelinin daraltılması ve sol kitlenin genişletilmesi için AKP'nin egemen olduğu kurumsal siyaset düzlemini krize sokacak yeni bir siyaset düzleminin üretilmesi zorunludur. Bu ise AKP'nin islamoneoliberalizminin sokakta başgösteren hegemonya krizinin derinleştirilmesi; süregiden isyan ortamı ile sinerjistik ilişki kuran militan halk muhalefeti hareketlerinin güçlendirilmesine bağlıdır. İsyanı sandığa sokmak ne doğru ne de geçerli yöntemdir.

AKP Kürtleri çat›flmaya zorluyor

T

* Hüda Par'ın kuruluş sürecinde, bu partinin AKP tarafından alana çıkarıldığı uyarıları karşısında, Hüda Par'ın İslamcı-Kürt partisi olarak AKP'nin oylarını böleceğini iddia eden arkadaşlar, Dicle Üniversitesi ve Batman saldırılarının sonrasında hala aynı konumlarını sürdürüyorlar mı doğrusu merak ediyorum. Kürt aydınları içinde Türk sağının liberalizmi ve dindarlığının devletçi-Kürt düşmanı içeriğini görmezden gelmeye yönelik inadın neden bu kadar güçlü olduğunu da anlamak kolay değil.

AL‹ ERG‹N DEM‹RHAN

A

bdullah Öcalan’ın “Hükümetten benimle süreci görüşmeye gelen olmadı” mesajını ilettiği 5 Kasım günü, İsveç gazeteleri Cemil Bayık’ın “Barış süreci öldü ama biz ona yeniden can vermek istiyoruz” dediği söyleşiyi yayımlıyordu. Ancak durum, Bayık’ın ifade ettiğinden de vahim. TSK ve PKK arasındaki çatışmasızlık sürse de bu çatışmanın yeni araçlar eşliğinde giderek tırmanmasına engel değil. AKP Suriye’de Kürtleri hedef alan El Kaide bağlantılı grupları desteklemeyi sürdürüyor. Kürtlerin El Kaide’yi alt ettiği yerlerde sınıra duvar örüyor. Hizbulkontra diye de bilinen Kürt Hizbullah’ıyla kontrgerilla faaliyetlerini de kapsayan yeni bir işbirliğine gidiyor. AKP üzerinde giderek tırmanan dış basınca karşın, El Kaide’nin bölgedeki uzantıları olan IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) ve Nusra Cephesi hala Türkiye üzerinden lojistik destek alıyor. Öte yandan Suriye Kürtlerinin öz savunma güçleri (PYD) cihatçıları püskürttü ve Türkiye-Suriye sınırındaki kimi bölgelerin denetimini ele geçirdi. Bunun üzerine, ağırlığı Kürtlerden oluşan bir halkı yapay bir çizgiyle bölen Nusaybin-Kamışlı sınırında duvar inşa edilmeye başlandı. AKP’nin gerekçesi “mayınları koruma” olsa da herkes bunun PYD’yi tecrit etme ve iki yakadaki Kürtleri birbirinden ayırma çabası olduğunu biliyor.

“O DUVAR YIKILACAK” Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, Nusaybin-Kamışlı arasına örülen duvarı protesto etmek için tel örgüyle kaplı sınırdaki mayınlı arazide 30

Sürecin fiilen sonland›¤› bir noktada s›n›ra örülen duvar ve s›n›r›n iki yan›nda da yürütülen kontrgerilla operasyonlar›, Kürtlere aç›k bir çat›flma daveti

Ekim’de ölüm orucu eylemine başladı. AKP’nin bu eylem karşısındaki yanıtı ise zırhlı araçlarla kuşanan polis birliklerinin Gökkan’ın üstüne salmak oldu. Bu arada BDP’li diğer belediye başkanları da açlık grevine başladı. Sonuna kadar mücadele edeceğini söyleyen Gökkan’ın sağlığı eylemin 7. gününde tehlike sinyalleri vermeye başlarken, Demokratik Toplum Kongresi de 7 Kasım günü sınıra yürüme çağrısı yaptı.

H‹ZBULKONTRA SAHNEDE Kürt hareketinin, oyalama taktiklerinin ötesinde adım atmayan AKP’ye karşı eleştirilerini sertleştirdiği bir dönemde, BDP’li bir genç Hizbullah’ın yasal partisi Hüda Par üyelerince düzenlenen saldırıda öldürüldü. 1990’lı yıllarda Hizbullah’ın tetikçilik yaptığı kontrgerilla cinayetlerinin odak noktası olan Batman’da 2 Kasım günü gerçekleşen olaydan

yalnızca bir hafta önce Tayyip Erdoğan, Hizbullah’ın yasal partisi Hüda Par Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu ile görüşmüştü. KCK ve BDP cinayetin bu görüşmenin ardından gerçekleşmesinin tesadüf olarak değerlendirilemeyeceğini, gerek Suriye’de gerek Türkiye’de Kürtlere karşı işlenen cinayet ve katliamların AKP kontrgerillası tarafından yönlendirildiğini vurguladı. KCK bu tür saldırılar karşısında öz savunma örgütlenmelerinin

HDP’de çelişkili başlangıç K

ürt hareketinin çatı partisi projesinde yan yana geldiği bir dizi sosyalist ve liberal sol örgüt ile birlikte Ekim 2012’de kurduğu Halkların Demokratik Partisi (HDP), 26-27 Ekim’de düzenlenen Olağanüstü Genel Kurul ile yeni yönetimini belirledi. BDP’den istifa ederek HDP’ye geçen Ertuğrul Kürkçü ve Sebahat Tuncel’in eşbaşkan seçildiği kongrede, bir yandan partinin fikir babası Öcalan’a bir yandan da Gezi direnişine bol bol referans verildi. HDP, bizzat Kürt hareketinin liderleri tarafından Gezi’ye mesafeli durmakla eleştirilmişti. Kürt hareketi, Fırat’ın batısında seçimlere HDP ile, Fırat’ın doğusunda ise BDP ile katılacak. Kürt hareketinin yerel seçimlere giderken sosyalistlerle ittifakı temel alan bir çizgi izlemesi, hareketin liberalmilliyetçi kanadından ve

rtık resmi kutlamaların rafa kaldırıldığı “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı” bu yıl da geçen yıl olduğu gibi eylemlerle kutlandı. Ne var ki geçen yıl İşçi Partisi (İP) ve CHP’nin çağrısıyla Ankara’da polis barikatlarını yıkan kitle artık Gezi’nin prizmasından kırılarak geçmiş, cumhuriyetçi kitlelere öncülük etme iddiasındaki örgütlere yenileri eklenmişti. Bu yıl biri ilk kez 29 Ekim eylemi yapan TKP’nin Kadıköy mitingi, diğeri İP’in Şişhane mitingi olmak üzere iki eylem dikkat çekiciydi. TKP’nin “Yeni bir cumhuriyet, Sosyalist Cumhuriyet” sloganıyla düzenlediği miting, hem TKP mitinglerine

AKP’nin seçim stratejisi netleflti: Gericilik Türban karar› bekledi¤i etkiyi yaratmayan Erdo¤an yerel seçim öncesi gericili¤i t›rmand›rarak taban›n› saflaflt›rma siyasetine yeni bir malzeme buldu: “K›zl› erkekli evler”

Altan Tan gibi İslamcı müttefiklerinden yüksek sesle itiraz görse de sonuç değişmedi. Ama hareket, İslamcıları kapsama yönündeki basınca da olumlu yanıt vermeye çalışıyor. Öte yandan sosyalist hareketin yalnızca sınırlı bir bölümü yine sınırlı bir belirleyicilikle HDP içinde yer al-

dı. Türban tartışmaları ise daha ilk haftadan iç çelişkileri ortaya seren bir krize yol açtı. EMEP’li HDP milletvekili Levent Tüzel, türbanı özgürlük olarak savunmadığını belirten açıklamaları nedeniyle eleştirilirken, Sebahat Tuncel vekillerin türban takmasını

savunarak, Tüzel’in sözlerinin partiyi bağlamadığını söyledi. Bu da parti içinde rahatsızlık yarattı. Fiziken sosyalistlerle birlikte ama ideolojik olarak liberallere yakın ve de ulusal hareketin belirleyiciliği altında bir parti olarak HDP’yi zorlu bir süreç bekliyor.

Nerede o eski 29 Ekim’ler A

kurulup harekete geçmesi çağrısı yaptı. Sürecin fiilen sonlandığı bir noktada sınıra örülen duvar ve sınırın iki yanında da yürütülen kontrgerilla operasyonları, Kürtlere açık bir çatışma daveti. Şu an için mesele lafta “çözüm süreci”ne aynen devam eden AKP’nin taşeronlar eliyle sürdürdüğü çatışmada, kitle eylemleri ve öz savunma güçleri ile yanıt vereceklerini açıklayan Kürtler harekete geçtiğinde nelerin yaşanacağı.

hem de cumhuriyet mitinglerine kıyasla coşkusuz ve düşük katılımlıydı. Anlaşılan kitlelerin komünistlerden cumhuriyeti, 1923’ü, Türk bayrağını savunma mücadelesinde öncülük yapması yönünde bir beklentisi yoktu. İstanbul’da kitleler büyük ölçüde Taksim’e gitmişti. Cumhuriyet sloganlarının Gezi sloganlarıyla harmanlandığı Taksim, Gezi Parkı ve İstiklal Caddesi yine polis ablukası altına alındı. Kitleler polis ablukasına karşı Gezi sloganlarıyla direnirken, İP’in gençlik örgütü TGB polis araçlarından anons yaparak kitleleri bölgenin çukuru konumundaki Şişhane’ye çağırdı. Anlaşılan Lice için yürüdüklerinde İP

lideri Perinçek tarafından topa tutulan “cumhuriyetçi” kitlelerin yeni hareket tarzı İP’in teorisi ve pratiği ile sanıldığı gibi örtüşmüyordu. Mücadele içinde dönü-

şüm geçirmekte olan “cumhuriyetçi” kitlelere eski referanslarla kanca atmaya çalışan bazı siyaset kurnazları vardı o kadar. Yoksa, nerede o eski 29 Ekim’ler.

AKP s›k›flm›fll›¤›n› gericili¤e sar›larak aflmaya çal›fl›rken elinde ne varsa ortaya seriyor. 11 y›ld›r her seçim döneminde meydanlarda dile getirip ad›m atmad›¤›, taban›n› beklentiyle kendine ba¤lad›¤› türban “demokratikleflme paketi” ile önce kamuda serbest b›rak›ld› ard›ndan Meclis’e girdi. 31 Ekim’de AKP’li 4 kad›n milletvekili Sevde Bayaz›t Kaçar, Gönül Bekin fiahkulubey, Nurcan Dalbudak ve Gülay Samanc› Erdo¤an’›n talimat› ile TBMM Genel Kurulu’na türbanla kat›ld›. Kürsüde, kapanarak Meclis’e giren kad›n vekiller söz almad›. Kad›nlar türban tart›flmas›n›n öznesi de¤il, AKP’nin dinin gereklerine göre örgütlenmifl bir toplumsal yaflam tahayyülünün, dinci gericili¤in kad›n bedeni üzerindeki tahakkümünün Meclis’teki simgesi haline getirildiler. CHP, “AKP’nin seçim sürecinde ma¤duru oynamas›na izin vermeyece¤iz,” diyerek tepkiyi kürsü konuflmalar›yla s›n›rl› tuttu. CHP ad›na söz alan Muharrem ‹nce “türban dinin emri” diyen Erdo¤an’a “Dinin di¤er emirlerini de yerine getirecek misiniz? Örne¤in kad›nlar›n mirastan yar›m pay almas›na tamam diyor musunuz?” diye seslendi. fiafak Pavery ise yapt›¤› konuflmada türbanla Meclis’e giren kad›n vekillerin baflkalar›n›n özgürlü¤ü için tek kelime etmedi¤ini vurgularken, inanç özgürlü¤ünün tek gerçek garantisinin de kusursuz bir sekülarizm oldu¤unu söyledi, “bir daha kirlenmeyece¤im” diyen kad›n vekile “Bafl›n› örtmeyen kad›nlar kirli mi?” diye sordu. BDP ve HDP ad›na konuflan Pervin Buldan ve Sebahat Tuncel ise kad›n vekillerin bafllar›n› kapatarak Meclis’e girmesini “memnuniyetle” karfl›lad›, bunu kad›n mücadelesinin zaferi olarak sundu. Kürt hareketi temsilcileri böylece AKP’nin Siyasal ‹slam’›n simgesi olan türban› özgürlük olarak sunma çabas›n› destekler bir tutum alm›fl oldular. Her ne kadar CHP’nin sald›rgan bir tutum almamas› ile AKP’nin kendi taban›n› saflaflt›rma siyaseti içinde Meclis’e türbanla girme flovunu istedi¤i gibi kullanamasa da “türban” ad›m› ayn› zamanda örtünme propagandas›na dönüfltü. AKP milletvekillerinin türbanl› kad›nlar› tebrik s›ras›n›, bafl›n› kapatan vekillerin “ar›nd›klar›na, formatland›klar›na” iliflkin aç›klamalar› izledi. Meclis’e türbanla giren 4 kad›n vekilin ard›ndan AKP’li Bursa Milletvekili Canan Candemir Çelik de türban takmaya bafllad›. Fatma fiahin ise “Ben kendimi ne zaman haz›r hissedersem o zaman olur” diyerek mesaj›n› verdi. “KIZLI ERKEKL‹ EVLER‹ DENETLEYECE⁄‹Z” Meclis’te türban karar› CHP’nin pasif tutumu nedeni ile bekledi¤i etkiyi yaratmayan Erdo¤an yerel seçim öncesi gericili¤i t›rmand›rarak taban›n› saflaflt›rma siyasetine yeni bir malzeme buldu: “K›zl› erkekli evler”. Erdo¤an K›z›lcahamam toplant›s›ndan s›zan “K›z, erkek ayn› evde kal›yorlar denetleyece¤iz” sözünün arkas›nda durdu. Baflbakan sözlerini “›l›ml›laflt›rmaya çal›flan” Yalç›n Akdo¤an ve Bülent Ar›nç’› ters köfleye yat›rarak “Muhafazakar demokrat bir parti olarak gelen flikayetleri de¤erlendirece¤iz, valilerin zaten yetkisi var, daha fazla inisiyatif kullanmalar›n› istiyoruz gerekirse yasal düzenleme yapar›z ‹hbarlar› de¤erlendirece¤iz, emniyet teflkilat›m›z bunlar›n üzerine gider” dedi.


5

DÜNYA 7 Kas›m 2013 / 20 Kas›m 2013

Halk›n Sesi

ABD’nin gerilemesinin sonuçları zun zamandır ABD’nin bir hegemonik güç olarak gerilemesinin kabaca 1970’te başladığını ve yavaş bir gerilemenin George W. Bush’un başkanlığı süresince hızlandığını savunuyorum. 1980’lerde bu argüman absürt bulunarak reddediliyordu. 1990’larda ise ABD’nin tek kutuplu hakimiyetinin tepe noktasına ulaştığına yaygın biçimde inanılır olmuştu. Ancak 2008 balonunun patlamasının ardından, siyasetçilerin, uzmanların ve kamuoyunun fikri değişmeye başladı. Bugün insanların büyük bir kısmı, ABD gücünün, prestijinin ve nüfuzunun en azından görece gerilemesi gerçeğini kabul ediyor. Gerçek soru ise bu gerilemenin sonuçlarının neler olduğudur. İlk sonuç, ABD’nin dünyanın durumunu kontrol etme kabiliyetindeki aleni azalma ve özellikle vaktiyle en yakın müttefiklerindeki Birleşik Devletler’in davranışlarına dönük güven kaybıdır. Geçtiğimiz ay, Edward Snowden tarafından ortaya serilen kanıtlar nedeniyle, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA), diğer ülkelerin yanı sıra Almanya, Fransa, Meksika ve Brezilya’nın en üst düzey siyasi liderliğini doğrudan izlediği bilgisi de kamuya mal oldu. Birleşik Devletler’in benzer faaliyetlere 1950 yılında bulaştığına eminim. Ancak 1950’de bu ülkelerin hiçbiri öfkelerini kamusal bir skandal haline getirmeye ve Birleşik Devletler’den buna son vermesini talep etmeye cüret edememişti. Bugün bunu yapıyorlarsa, Immanuel bunun nedeni Birleşik Devletler’in bu ülkelere, bu Wallerstein ülkelerin Birleşik Devletler’e olduğundan daha fazla ihtiyaç duymasındandır. Mevzubahis dört ülkenin liderlerinin hepsi, ABD’nin alenen burnunu sürtmeleriyle, kendi iç konumlarının zayıflamak bir yana güçleneceğini bilmektedir. Medyanın ABD’nin gerilemesine dair tartışmasında en büyük dikkat, potansiyel bir varis hegemon olarak Çin’e yöneltilmiş durumda. Bu da bir noktayı gözden kaçırıyor. Çin tartışmasız jeopolitik güç açısından büyüyen bir ülke. Ancak hegemonik güç rolüne erişmek uzun ve çetin bir süreçtir. Herhangi bir ülkenin hegemonik gücü uygulayabileceği bir konuma yerleşmesi normal olarak en azından yarım yüzyıl alır. İlk başta, ortada rol için hazır bir varis yoktur. Bunun yerine, sabık hegemonik gücün azalan gücünün diğer ülkeler tarafından açıkça görülmesi durumunda olan şey, dünya-sistem dahilindeki göreli düzenin yerine, çeşitli güç kutupları arasında, hiçbirinin durumun kontrolüne sahip olmadığı kaotik bir mücadelenin geçmesidir. Birleşik Devletler bir dev olmayı sürdürür ancak çamura saplanmış bir dev olmayı. O an için en güçlü askeri güce sahip olmaya devam eder fakat kendisini bu gücü yeterince kullanamaz durumda bulur. Birleşik Devletler risklerini uzaktan hava saldırılarıyla asgariye indirmeyi denedi. Eski Savunma Bakanı Robert Gates bu eğilimi gerçek dışı olarak niteleyerek savaşın ancak kara savaşıyla kazanılacağını hatırlattı. ABD Başkanı ise halihazırda hem politikacılar hem de kamuoyu tarafından kara kuvvetlerini kullanmamak konusunda muazzam bir baskı altında. Jeopolitik bir kaos durumunda herkesin sorunu, yarattığı sinir bozukluğu ve hakim olmak adına yıkıcı bir çılgınlığa dönük önerdiği fırsatlardır. Örneğin ABD bundan böyle savaş kazanamayabilir ancak basiretsiz hareketler marifetiyle kendisine ve diğerlerine muazzam bir tahribata da yol açabilir. ABD Orta Doğu’da neyi denerse denesin, kaybedecek. Mevcut durumda Orta Doğu’daki güçlü aktörlerden hiçbiri (bakın hiçbiri diyorum) bundan böyle ABD’nin ipiyle kuyuya inmez. Buna Mısır, İsrail, Türkiye, Suriye, Suudi Arabistan, Irak, İran ve Pakistan dâhildir (Rusya ve Çin’den bahsetmiyorum). Bu durumun ABD’de yol açtığı politika çıkmazları, New York Times’da ayrıntısıyla kayıtlıdır. Obama yönetimindeki iç tartışmanın sonucu, Başkan Obama’nın kuvvetli olmak yerine bocalar göründüğü aşırı muğlak bir uzlaşmadır. Nihayet gelmekte olan on yıla dahil kesinlikle emin olabileceğimiz iki gerçek sonuç mevcuttur. İlki, ABD Doları’nın en geçerli para birimi olmasının sona ereceğidir. Bu gerçekleştiğinde, Birleşik Devletler ulusal bütçesinin ve ekonomik faaliyetlerinin bedelinin büyük bir koruma mekanizmasını kaybedecektir. İkincisi de ABD vatandaşlarının ve yerleşimcilerinin göreli yaşam standartlarında bir düşüş ve muhtemelen ciddi bir düşüştür. Bu gelişmenin siyasal sonuçlarını tahmin etmek güçtür ancak hafif yaşanmayacağı ortadadır.

U

ABD hasmıyla uzlaşırken hısımlarını sıkı tutuyor ABD genel hakimiyet krizinin bir parçası olarak işbirlikçileri ile gerilimler yaşıyor. ‘Ana aktör’ görüntüsünü korumak için ise ilişkilere çeki düzen vermek zorunda ÖZGE OZAN

A

BD, Rusya’nın bölgede inisiyatifi arttırmasıyla birlikte kendi eksenindeki güçlere çeki düzen vermek ve gücünü tahkim etmek için adımları hızlandırdı. Suriye konusunda diplomasi girişiminin ABD’nin mevcut hakimiyet krizini derinleştirmeden ilerlemesinin tek yolu işbirlikçilerinin kendi stratejisi etrafında seferber edilebilmesinden geçiyor. Bunun için ise müttefikleri Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail’le büyüyen gerilimleri çözmesi gerekiyor. ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin Mısır’la başlayan Suudi Arabistan, İsrail, Ürdün ve Fas’la devam eden bölge turu ABD’nin ek mesaiye başladığını gösteriyor. ABD- İran arası yakınlaşma, Suudi Arabistan’la ilişkilerin bu yakınlaşma ve Suriye’de siyasi çözüm girişimleri nedeniyle gerilmesi, Mısır’da Amerika’ya yönelik tepkilerin büyümesi ve Rusya’nın bölgede etkili bir güç

Esad avantajını kullanıyor

haline gelmesi ABD’yi “ana aktör” görüntüsü ile oyunu yeniden kurmak için harekete geçmeye yöneltiyor. ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin yurtdışı ziyaret turunda ilk durağı Mısır oldu, üstelik ziyaret Mursi’nin yargılandığı davanın hemen öncesine geldi. Darbeciler ABD’yi desteğinin sınırlı olması, müslüman Kardeşler ise kendilerini satmakla suçluyor. Kerry Mısırla ilişkilerin darbeden sonra kestikleri yardımlarla değerlendirilmemesini istedi ve geçici yönetimle işbirliğinin süreceğini ilan etti. Kerry’nin Mısır’dan sonraki ziyareti ise ABD-İran yakınlaşması ve Suriye politikasındaki değişim nedeniyle ilişkilerin gerildiği Suudi Arabistan’a oldu. S.Arabistan uzun süredir talep ettiği BM’ye iki yıllık geçici üyeliği konumunu bu gerilim nedeniyle reddetmiş, ABD ile ilişkilerini sınırlayacağını açıklamıştı. SUUD‹ ARAB‹STAN’IN ‹RAN GER‹L‹M‹ SÜRÜYOR Ortadoğu’daki mezhep geri-

limlerinin ve cihatçı Selefilerin beslendiği ana kaynaklarından olan bu ülke ABD’nin Şii rejimlerle yakınlaşmasını ve özellikle de İran’ın bölgede Suriye üzerinden inisiyatifini geliştirmesini ciddi bir tehdit olarak görüyor. Esad lehine bir denge oluşmasını önlemek için ve İran’ı safdışı bırakmak için elinden geleni yapıyor. Rusya ve Hizbullah ise Suudi Arabistan’ı Suriye’de siyasi çözümün tartışılacağı Cenevre 2 Konferansı’nı engellemekle suçluyor. Kerry ile Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Suud el-Faysal’ın katıldığı görüşmenin sonunda Faysal’ın yaptığı açıklama gerilimin sinir uçlarını yeniden gözler önüne serdi. Faysal kameraların karşısında “İran iyi niyet adımları atacaksa önce kendi askerlerini ve Hizbullah’ı Suriye’den çeksin” dedikten sonra “uluslararası toplum”u Suriye’ye müdahale etmemekle suçladı. Kendisinin etkin olduğu Suriye Ulusal Koalisyonu olmaksızın Cenevre 2’nin düzenlenmesinin mümkün olma-

Suriye içinde eli güçlü olan taraf Esad. Rejime karfl› savaflan El-Kaide uzant›l› gruplar›n Suudi Arabistan d›fl›nda sürece müdahale eden di¤er güçler taraf›ndan da yüksek sesle “ortak tehdit” olarak kabul edilmesi, cihatç›lara deste¤i süren Türkiye’nin yaln›zlaflmas›, muhaliflerin belirli kesimlerinin ve YPG’nin bu gruplarla çat›flmalar›n›n t›rmanmas› Esad’›n pozisyonunu destekliyor. Daha cesaretli ad›mlar atmas›n› sa¤l›yor. Esad

dığını açıkladı.Ulusal Koalisyon daha önce Esad’ın yönetimi bırakması için bir takvim belirlenmediği sürece konferansa katılmayacağını açıklamıştı. R‹YAD: ABD ‹LE TAKT‹KTE ANLAfiAMIYORUZ Faysal; ABD ile sorunlarının “hedefe” değil “taktiğe” ilişkin olduğunu söylerken Suriye’nin geleceğinde “Esad’a rol verilmemesi” konusunda ABD ile anlaştıklarını iddia etti. ARAP B‹RL‹⁄‹ DEVREDE Kerry’nin bölge ziyareti ile aynı günlerde Kahire’de düzenlenen Arap Birliği Konferansı’ndan Ulusal Koalisyon’a “Cenevre’ye katıl” çağrısı çıktı. Koalisyon Başkanı Ahmet Cabra ise İran’ın işgalci devlet, Hizbullah’ın ise terör örgütü olarak ilan edilmesini ve İran’ın konferansa katılımının engellenmesini, muhalefetin silahlandırılmaya devam etmesini istedi.

genel af ilan etmekten çekinmiyor. Kürtlerle iflbirli¤i için görüflmeler yap›yor. Bir yandan da muhalif kanattan yönetime ald›¤› kendi etki alan› d›fl›nda hareket etmeye giriflen ve ba¤›ms›z biçimde Amerikan ve Rus yetkililerle görüflen Baflbakan Yard›mc›s› Kadri Cemili görevinden al›yor. Esad elini kuvvetlendirerek “geçici yönetim oluflturulmas›” zorlamas›n› bertaraf etmeye çal›fl›yor.

Maliki ‘ortak düşmana’ karşı ABD kapısında Irak’ta son bir y›lda büyük bölümü fiii merkezlerine yönelik sald›r›lar olmak üzere Irak fiam ‹slam Devleti örgütünün bafl› çekti¤i sald›r›larda 6 bine yak›n insan yaflam›n› kaybetti. Merkezi yönetim ABD’ye “ortak düflman El-Kaide” ye karfl› ortak güvenlik stratejisi oluflturma talebinde bulundu. Irak Baflbakan› Maliki Obama ile görüfltü. Irak ve Suriye’nin El-Kaide için operasyon üssü haline gelmesinin ABD’nin de ifline gelmeyece¤ini söyleyen Maliki ABD’yi Apachi, Firehell ve insans›z uçak satmaya raz› etmeye çal›flt›. ABD resmi makamlar› El-Kaide’nin güçlenmesinde Maliki’nin Sünnileri d›fllamas›n›n etkisinden bahsediyor.Irak’ta binlerce insan›n yaflam›n› yitirdi¤i mezhep çat›flmalar›n›n ABD emperyalizminin Irak iflgali sonras›nda t›rmand›¤› ve as›l sorumlunun ABD oldu¤unu ise hiçkimse hat›rlatm›yor. Maliki’nin Obama’y› ziyareti ile ayn› zaman diliminde Irak Kürdistan Bölge Yönetimi Baflbakan› Neçirvan Barzani de Erdo¤an ile görüflüyordu. Geçti¤imiz hafta ise Ankara’n›n konu¤u Irak D›fliflleri Bakan› Hoflyar Zebari idi. Suriye politikas›nda yaln›zlaflan AKP, Irak merkezi yönetimiyle iliflkilerini düzeltmesi ve Kürdistan yönetimi ile petrol üzerinden ba¤›ms›z iliflkiler kurmamas› üzerine ABD’den gelen uyar›lar üzerine ad›m atmaya çal›fl›yor. Suriye’de Esad’›n kal›c›l›¤›, cihatç› çetelere destek iliflkisini bitirmesine yönelik bas›nc›n artmas›, Rojava’da PYD’nin güçlenmesi ve ‹ran’›n ABD ile iliflkileri yumuflatmas› AKP’yi panikletti. Irak ile iliflkilerini Kürdistan yönetimi ile ‘stratejik’ ba¤lar› gevfletmeden düzeltmesi gerekiyor.

Halk uyuşturucu çetelerine karşı öz savunma birlikleri kuruyor Meksika’da halk devletle işbirliği halindeki uyuşturucu çetelerine karşı silahlı milislerle mahallelerini koruyor

M

eksika’da halk başta uyuşturucu kartellerinin güçlü olduğu Pasifik sahilindeki Guerrero ve Michoacán eyaletleri olmak üzere uyuşturucu çetelerine karşı silahlı öz savunma birlikleri kurmaya başladı. Polisin ve ordunun uyuşturucu çetelerinin faaliyetlerine karışmadığını belirten Meksikalılar, “Ne zaman ki silahlanıp savunmaya geçtik, o zaman çeteler mahallelerimize gelememeye başladı” diyor. Silahlı çetelere göz yuman hükümet, mahalle milislerine ise silahlarını teslim etme çağrısında bulundu. “ADI KONULMAMIfi ‹Ç SAVAfi” Kasım ayının ilk haftası çeteler ile halk milisleri arasında gerilimin arttığı bir hafta oldu. Halk milislerinin Apartzingán’da bir protesto yürüyüşü yapması sonrasında uyuşturucu çeteleri bölgenin elektrik santraline ve şebekesine bombalı saldırı düzenledi. Saldırının ardından federal polisle de çatışan çeteler, bölgenin tamamını elektriksiz bıraktı. Bu sırada milislerin başkente silahlarıyla girmesine izin verilmedi.

Bölgenin çok okunan yayınlarından Sin Embergo’nun editör yazısında Meksika’nın “adı konulmamış bir iç savaşta olduğu” yazılırken, hükümet ise uyuşturucu kartellerine karşı büyük bir operasyon düzenlenmesine ilişkin talepleri görmezden geliyor. Olayların yaşandığı Tierra Calinte eyaletini başkenti Apartzingán’ın büyük kısmının uyuşturucu baronlarının denetiminde olduğu iddia ediliyor. DEVLETLE UYUfiTURUCU ÇETELER‹ OMUZ OMUZA Guerrero eyaletinin başkenti yakınındaki Tixtla’da da benzer bir durum yaşanıyor. “Kızıllar” olarak bilinen uyuşturucu karteli bölgedeki aileleri göçe zorluyor ancak ne polis ne de ordu herhangi bir müdahalede bulunuyor. Bu bölgede örgütlenen halk milisleri “Yapmaya mecbur olduğumuz şeyi yapıyoruz. Sürekli silahlı devriye geziyoruz. Ordu ise bize ‘silahlarınızı teslim edin’ diyor. Etmiyoruz çünkü güvende ve özgür olmak istiyoruz” açıklamasını yapıyor. Milislerin kadın lideri Nestora Salga-

Bulgaristan’da öğrenci baharı Bulgaristan’da Sofya Üniversitesi’nde başlayarak 30 üniversiteye yayılan işgal ve protesto eylemleri sürüyor. Hükümetin özelleştirme ve piyasalaştırma politikalarından geri adım atmasını isteyen üniversiteliler, forumlar düzenleyerek okulların girişine pankartlar astı.

do, milis örgütlenmesinin nasıl başladığını “Mahallemizden bir taksici arkadaşımızın kaçırıldığını duyduğumuzda, bu bardağı taşıran damlaydı. Karakolu basıp, polislerin silahlarına el koyduk. Mahallemize barikatlar kurup nöbet tutmaya başladık. Bunu hemen takiben, 21 Ağustos’ta ise polis ve ordu bize ortak operasyon düzenledi. Uyuşturucu çetelerine değil, bize. Ve beni adam kaçırmaktan tutukladılar” diye anlatıyor.

Almanya ve Brezilya yasadışı dinlemelere karşı BM’de ABD’nin istihbarat örgütü NSA’nın devlet başkanlarının cep telefonları da dahil olmak üzere 80 ülkede yasadışı dinleme yaptığının ortaya çıkmasının ardından Almanya ve Brezilya devlet başkanları konuyu Birleşmiş Milletler’e taşıdı. Merkel ve Rousseff, istihbarat faaliyetlerinin düzenlenmesi ve dinleme faaliyetlerinin yasal prosedürlere bağlanmasını içeren yeni bir uluslararası anlaşma taslağı hazırlamayı teklif ederken, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry “İstihbaratımız biraz ileri gitti” dedi.

“ÖZSAVUNMA B‹R ‹NSAN HAKKI” Meksikalı insan hakları savunucusu avukat Vidulfo Rosales “Hükümet halkın gerillaya dönüşmesinden korkuyor ve çeteler yerine halkın üzerine gidiyor. Bir devlet halkının güvenliğini sağlayamıyorsa, halk kendi güvenliğini sağlar. Öz savunma bir insan hakkıdır” derken, Tixtla milisleri “Ordu bizi silahsızlandırmak istiyor. Burası bizim toprağımız. Eğer ordu uyuşturucu çeteleri yerine bize saldırmayı denerse, biz de karşılık vereceğiz” diyor.

Kaynak: http://www.sendika.org

İşkenceye 40 yıl sonra tazminat

Altın Şafak’a saldırı: 2 ölü

Şili’de 11 Eylül 1973’te Marksist Allende hükümetine karşı gerçekleştirilen faşist darbeyi takip eden diktatörlük döneminde işkence gören Leopoldo Garcia Lucero, 40 yıl sonra tazminat hakkı kazandı. 1975’te İngiltere’ye kaçan Lucero, böylece, Pinochet dönemini işkenceden mahkum ettiren ilk “yaşayan kişi” oldu. Lucero’nun avukatı, Amerikalararası İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı kararın emsal niteliğinde olduğunu açıkladı.

Yunanistan’da düzenlenen silahlı saldırıda faşist Altın Şafak Partisi’nin iki üyesi öldü. Altın Şafak, son olarak bir üyesinin solcu bir müzisyeni öldürmesi nedeniyle tepki çekiyordu. Altın Şafak, mecliste Nazi selamı vermekten canlı yayında solcu politikacılara saldırmaya kadar pek çok olayla birlikte anılıyor.


KENT ÇEVRE

6

7 Kas›m 2013 / 20 Kas›m 2013

Halk›n Sesi

t›rma in fl a l U KP’n A de¤il projesi flov

Marmaray iki kıta arasında mahsur

ÖZEN TAÇYILDIZ

M

armaray, 29 Ekim’de açıldı. Günler öncesinden İstanbul’u dört bir yandan kuşatan dev afişler, billboard reklamları “mühim” bir şeyler olacağını söylüyordu. Açılış günü devlet erkanının şişirme coşkusuyla geçen törenin ardından ilk seferlerle birlikte aksaklıklar da başladı. Arızalar baş gösterince “yüzyıllık rüya”dan uyandık: Marmaray nihayetinde bir ulaşım projesiydi ve AKP iktidarının bir tezahürü olarak problemliydi. PARÇALI PROJE PARÇALI ULAfiIM Marmaray, İstanbul’un bir yakasından diğerine uzanan, toplamda 76 kilometrelik bir raylı sistem. Avrupa’da Halkalı ile Asya’da Gebze banliyö istasyonları arasındaki yolculuk, bir demiryolu sistemiyle bağlanacak ve İstanbul’un oldukça eskimiş durumdaki banliyö hattını iyileştirilecekti. 29 Ekim’de can havliyle, banliyö hatları tamamlanmadan projenin bir kısmı açıldı; iki yaka arasında, Boğaz’da, denizin altından geçen tüp geçit bölümü. “Kıtaları birbirine bağlayan insanlık projesi” olarak parlatılan kısmı da bu. İktidar, “Londra’yı Pekin’e demiryollarıyla kesintisiz bağlama projesi” dedikçe akbille Londra’dan Pekin’e kesintisiz gidilebilir sanıyorsunuz oysa Kartal’dan Zeytinburnu’na dahi aktarma yapmadan gitmek mümkün değil. Projenin tamamı ancak 2015’te bitecek çünkü daha banliyö hatlarının iyileştirilmesi, elektrik sistemi ve demiryolu araç yapımı işi var.

Marmaray, AKP iktidarının ulaşım ve kentleşme politikalarının bir özeti. Denetimsiz, eksik hizmete açılıyor, geçtiği bölgeleri kent rantı için elverişli hale getiriyor NE B‹L‹M‹ D‹NL‹YOR NE B‹L‹MSEL KONUfiUYOR Hergün binlerce insanı taşımaya talip böyle bir projede, kendi çığırtkanlığını yapma derdine düşen AKP, bilim insanlarına kulak tıkadı. Parçalanan proje meslek odalarının, bilim insanlarının, projede bizzat çalışmış mühendislerin uyarılarına rağmen açıldı da ne oldu peki? Elektrikler kesilip de seferler durunca, elektriğin şehir şebekesinden alındığı ortaya çıktı. Sinyalizasyon sorunu ve kapı arızaları nedeniyle trenler çalışmayınca insanlar vagonlarda dakikalarca bekledi, vagonlardan çıkıp yüksek gerilim hattının kıyısında yürüdü, çalışmayan yürüyen merdivenleri tırmanmak zorunda kaldı. Sirkeci’de inmek isteyen yolcu, tren durmayınca kendisini Üsküdar’da buldu. Böylece “iki kıta arası 4 dakika” oldu 20 dakika. Sorumlusu ise, “olağan” karşılanan elektrik kesintisi, “hevesli ve meraklı yolcular” ve en son da “yolcular arasına sızarak imdat frenini çeken Geziciler” oldu. Her imdat freni başına bir güvenlik görevlisi dikildi. Seferler boyunca şimdilik bir can kaybı yok ama uzmanlar, bilim insanları endişeli. Proje ve uygulama süreçlerini yürüten firma, denetimini de kendisi yaptı. Ne ciddi bir kamu denetimi, ne de açılış öncesi gereken testler yapıldı. Üstelik Boğaz tabanındaki tünel hattı, deprem

anında yüksek derecede sıvılaşma riski taşıyan balçık bir zemine oturtulmuş durumda ve Kuzey Anadolu fayına16 kilometre uzaklıkta. Acil bir durumda kullanılacak kurtarma lokomotifi yok, Avrupa yakası hat boyunda ise bunu bekletecek bir istasyon dahi yok. Kontrol merkezleri tamamlanmadan açılan dolayısıyla izlenemeyen tüpün deneme seferleri, 15 gün bedava taşınan yolcularla yapılıyor bu durumda. “HER KAZADA BAKAN MI G‹DER?” AKP’nin yine böyle alelacele açtığı hızlı tren, faciayla hafızlarda yer etmişken bunca aksaklığın, eksikliğin ortasında Marmaray ne kadar güvenilir olabilir? Sakarya Pamukova kazası da böyle gelmiş, rayları uygun hale getirilmeyen hızlı tren kazasında 41 kişi ölmüştü. O dönem de Başbakan yine Erdoğan, Ulaştırma Bakanı yine Yıldırım, TCDD Müdürü yine Karaman’dı. “Bakan istifa edecek mi?” diye soran gazeteciyi Erdoğan “Her kazada bakan mı gider? Haddinizi bilin!” diye azarlamıştı. Projeye ilişkin uyarıların en dikkat çekici olanı projede çalışmış mühendis Rıza Behçet Akcan’dan geldi. Akcan, Marmaray’ın eksiklikleriyle açılacak olmasının bir felakete neden olabileceğini, bu nedenle 2008’de projeden ayrıldığını söyledi, “Ben olsam binmem” dedi.

YEN‹ ‹NfiAAT MÜJDELER‹! Öte yandan proje, tek başına bir ulaşım projesi de değil. Haydarpaşa Dayanışması, projenin seferleri durdurulan Haydarpaşa Garı’nın dönüşüm projesine alet edileceğine, gar ve çevresini atıl hale getirmek ve Haydarpaşaport projesi ile ranta açılmak istenildiğine ilişkin uyarıları var. Hatırda tutmamız gereken bir şey daha var. Önemli kültür varlıkları, Anadolu-Bağdat demiryollarının binaları, proje bahane edilerek yok edildi. Proje inşaat kazılarında Yenikapı’da bulunan 8 bin yıllık kalıntılar ise yok sayılmak istendi, arkeologlara baskı yapıldı. Başbakan Erdoğan “Üç beş çanak çömlek ile bizi engelliyorlar”, “Bizi içerden vurdular. Marmaray’ı bitiremedik” açıklamaları yaptı. Açılış gününde de ise sergilenen bu eserleri inceledi. Marmaray, AKP’nin on bir yıllık iktidarının daha özelde de ulaşım ve kentleşme politikalarının bir özeti aslında. İktidarca yapılması gereken ulaşım yatırımları, eksikgedik, denetimsiz, hizmete açılıyor, proje geçtiği bölgeleri kentsel dönüşüm için elverişli hale getiriyor. Açılış bir şov haline getirilirken her defasında yeni projelerin müjdesi veriliyor. Japonya ile Sinop’ta nükleer santral projesi, 2015’te de Boğaz’da içinden otomobillerin geçeceği tüp geçit!

Haydarpafla Dayan›flmas›’n›n, Marmaray’a ve AKP’nin “otoriter ve ya¤mac›” anlay›fl›na iliflkin uyar›lar› var: “Marmaray ranta, seçime propagandas›na ve Haydarpafla Gar› dönüflüm projesine alet edilmesin.”

Ankara’nın yolları AVM’ye çıkar Dicle Nehri’ne HES, Vadisi’ne inşaat Diyarbak›r’da yap›m› süren Kulp ve Silvan HES inflaatlar›na tepkiler sürerken Bakanl›k, 3 yeni HES projesi daha bafllatt›. Yeniflehir ilçesine ba¤l› Sar›l› Köyü yak›n›nda yap›lmas› planlanan birinci baraj›n ÇED raporu kabul edildi. Di¤er 2 baraj için de ÇED raporlar›n›n kabulünün ard›ndan, barajlar›n 2 y›l içinde bitirilmesi planlan›yor. Kent merkezine yap›lmas› planlanan bu 3 baraj›n tamamlanmas›n›n ard›ndan, Diyarbak›r’› saran Dicle Nehri’nin, ‹lbafl köyünden Ambar köyüne kadar olan alan› barajlarla kapat›lm›fl olacak. Dicle üzerine yap›lmas›

planlanan HES’lerin yan› s›ra Dicle Vadisi de yap›laflmaya aç›lmak isteniyor. Çevre ve fiehircilik Bakanl›¤› Silvan Köprüsü ile Diyarbak›r’›n tarihi On Gözlü Köprü aras›ndaki Dicle Vadisi’ni yap› rezerv alan› olarak ilan etti. Dicle Üniversitesi ile Kent merkezi aras›nda kalan ve geçmiflte Diyarbak›r’›n sebze ihtiyac›n› karfl›layan, 100’ün üzerinde kufl çeflidinin yaflad›¤› Hevsel Bahçeleri’ni de içine alan bu alan›n yap›laflmaya aç›lmas›yla bu yeflil havza ortadan kalkacak. fiark›lar fliirlere de konu olmufl önemli bir kültürel miras yok olacak.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in “Trafik yükünü azaltacak” iddiasıyla yaptığı yollar AVM’lere çıkıyor, trafik yükü artıyor

A

nkara Atatürk Orman Çiftliği arazisinden koparılarak inşa edilen ve Eskişehir Yolu üzerinde 2007’den bu yana atıl kalan Söğütözü Kültür ve Kongre Merkezi (Demir Kafes) yerine yeni bir işyeri inşaatı ihalesi geçen yıl yapıldı. Eskişehir Yolu mevcut trafiği kaldıramazken Demir Kafes yerine yapılacak 200 bin metrekarelik işyerinde binlerce kullanıcının yükü düşünülmedi. Aynı dönemde uçuş güvenliği hattı belediye meclisi

Çevre Bakanl›¤›’ndan AB de endifleli

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, AB 2013 İlerleme Raporu’ndan iktidarın çevre politikalarına ve bakanlığa övgü çıkardı. Bakanlığın haberine göre raporda Türkiye’nin yürütmüş olduğu su kalitesi, gürültü kirliliği ile mücadele, atık yönetimi ve hava kalitesi

kararı ile kaldırıldı ve bölgede gökdelenlerin önü açıldı. Mimarlar Odası Genel Sekreteri Tezcan Karakuş Candan, bu durumun, Gökçek'in, ODTÜ arazisinden yol geçirme planlarına zemin hazırlayacağını belirtmişti. Gökçek, geceyarısı operasyonuyla iş makinaları, kamyonlarıyla ODTÜ’ye saldırdı. Ancak, trafiği hafifleteceği iddiasıyla ODTÜ’nün içinden geçirmek istediği yolla, bağlantı kurmaya

çalışmalarından övgüyle bahsedildi. Halbuki rapora göre, çevre ve iklim değişikliği alanlarında “sınırlı”, su kalitesi konusunda “bazı” ilerlemeler kaydedilmişti. Ancak asıl nokta, Bakanlığın haberinde görmediği, “ÇED’e ilişkin mevzuatta yapılan değişiklikler endişeye yol

çalıştığı Eskişehir Yolu’nun çevresini inşaatla doldurmanın derdinde. Eskişehir-Konya Yolu’nun kesişme noktasındaki Next Level’ı, 24 Ekim’de Başbakan açtı. 19 bin 590 metrekarelik arsa alanı ve 190 bin metrekarelik inşaat alanına sahip. Açılacak ODTÜ yolunun bittiği noktada ise 29 Ekim’de açılışı yapılan Taurus AVM var. Gökçek’in ODTÜ’den ağaçları keserek açmaya çalıştığı yol, AVM’lere çıkıyor.

açmaktadır” açıklamasıydı. Raporda Türkiye’nin Nisan ayında, ÇED’e ilave muafiyetler getirerek mevzuatı, ÇED Direktifi’nin gereklilikleriyle tutarlı olmayan bir şekilde değiştirdiği söyleniyor. Yani yeni mevzuat, çevre ile ilgili projelerin maddi varlıklar

ve kültürel miras üzerindeki etkilerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi kriterleriyle çelişiyor. Büyük çaplı birçok altyapı projesinin, nükleer santraller, HES’ler, 3. köprü ve havaalanının da bu yolla, ÇED’in kapsamı dışında tutulduğu raporda özel olarak belirtilmiş.


EĞİTİM SAĞLIK

7

7 Kas›m 2013 / 20 Kas›m 2013

Halk›n Sesi

Okuma yazma öğretemiyorlar başörtüsü dayatıyorlar Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi, 4+4+4’ün ikinci senesinin ilk aylarını bir raporla değerlendirdi. Sonuç: Zorla okula başlatılan çocuklar okuma yazma öğrenemedi, türban bir baskı aracına dönüştü kıyafet yönetmeliğine aykırı davrandığı gerekçesiyle öğretmenlere soruşturma açıldı. Gezi eylemlerine katılan öğrenciler ve öğretmenler fişlenmeye devam ediyor. Ankara’da yürütülen Gezi soruşturmaları sonucunda 111 okulda öğretmen ve öğrencilere ceza verildi ve 2 okul müdürü görevden alındı. Liselerde Gezi direnişine katılan yöneticiler ve öğretmenler sürgün ediliyor. Eskişehir’de Eğitim-Sen Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı Gezi eylemlerine katıldığı için Konya Meram İmam Hatip Lisesi’ne sürüldü. Öğretmenlere ayrıca direnişe katılan öğrencilere ceza vermeleri için baskı yapılıyor.

MURAT DURAL

H

alkevleri Eğitim Hakkı Meclisi’nin 7. Eğitim Hakkı Raporu, 4+4+4’ün ilkokul, ortaokul ve liselerde yarattığı tahribatı ortaya koyuyor. Geçen sene bütün itirazlara rağmen zorla okula başlatılan ve bu sene 2. sınıf olan 72 ay öncesi çocukların çoğunluğu okuma-yazmayı tam olarak öğrenemedi. Milli Eğitim Bakanlığı durumu “Her yıl okuma yazma öğrenemeyen, okula alışamayan çocuklar oluyordu zaten” şeklinde açıkladı. Aynı bakanlık sıkıntıyı çözemeyince geri adım atmak zorunda kaldı, 72 ay öncesi çocukların okula başlamaması için doktor raporu yerine dilekçeyi yeterli buldu. Sadece İstanbul’da yaklaşık 13.500 veli 66-72 ay arası çocuklarının kaydını bu sene yaptırmadı. Ö⁄RETMENLERE AYRIMCILIK, YASAK, SÜRGÜN AKP’nin serbest kıyafet değişikliği de ortaokul ve ilkokullarda yüzde 100’e varan oranlarda veliler tarafından istenmediği için uygulanamadı. Liselilerin yüzde 94’ü düzenleme olsa da olmasa da kılık kıyafet konusunda baskı olduğunu belirtti. Geçen yıl seçmeli din dersleri gerekçe gösterilerek fiili olarak okullara sokulan türban bu sene yönetmelikteki değişiklikle statü kazandı. Ortaokulların

yüzde 91’inde, liselerin yüzde 73’ünde bazı öğretmenler türbanla okula gelirken öğrencilerin de türbanla geldiği okullar mevcut. Türbanın adım adım okula girmesinin ardından öğretmenlerin öğrenciyle, meslektaşlarıyla, yönetimle ilişkilerinde gerici baskılar ortaya çıktı. Bazı okullarda öğrenciler öğretmenlerine “Siz ne

zaman başınızı örteceksiniz?” diye sordu. Öğrencileri başı açık öğretmenin sınıfından alıp türbanlı öğretmenin sınıfına vermek için dilekçe veren veliler oldu. Yönetmelikte türbanı yasaklayan madde değiştirilirken dizüstü, yırtmaç, pantolon, kolsuz ve çok açık yakalı gömlek yasakları devam etti. Türban düzenlemesinin ardından birçok okulda kılık

MESLEK L‹SES‹ ZORUNLU TERC‹H Düz liselerin kapatılmasıyla birlikte bu eğitim-öğretim yılında en ciddi yıkım liselerde yaşandı. Seviye Belirleme Sınavı’na girip açıkta kalan 620 bin öğrencinin kaçının hangi okula yerleştirildiği açıklanmıyor. Anadolu liselerinde ise 50 bin kontenjan boş. Meslek lisesinde okuyan öğrencilerin yüzde 73’ü meslek lisesine kendi tercihiyle gelmediğini, Anadolu ya da düz lisede okumak istediğini ifade ediyor. Meslek lisesi öğrencilerinin yüzde 100’ü üniversitede okumak istediklerini ifade ediyor.

‘Okulumuzu zorla imam hatip yapt›lar’ Veliler önce okullarının açılması sonra da imam hatip olmaması için mücadele etti. Zorla imam hatip yapılan okul, öğrenci bulmakta zorluk çekti MERT ÖZSEPET

İ

Gericiliğe karşı ‘kızlı erkekli’ direniş İstanbul Ticaret Odası Meslek Lisesi’nde kantininde kız ve erkek öğrenciler için ayrı sıralar yapıldı. Uygulamaya karşı çıkan liseliler ‘Gericiliğe teslim olmayacağız’ dedi Diyarbak›r’daki Ç›nar Lisesi’nde k›z ö¤rencilerin kantine girmesinin yasaklanmas›ndan sonra Ka¤›thanedeki ‹TO Meslek Lisesi’nde de kantinde k›z erkek için ayr› gifleler yap›ld›. Ayn› lisede bahçe s›ras› da sene bafl›ndan beri k›z ö¤renciler önde, erkek ö¤renciler arkada olacak flekilde yap›l›yordu. Ö¤renciler 31 Ekim’de okullar›ndaki ayr›mc›l›¤› protesto etti. Eylem öncesinde yönetim, kantindeki ‘k›z s›ras›’

‘erkek s›ras›’ yazan ka¤›tlar› söktü. Eylemi engellemeye çal›flan müdür eylem s›ras›nda da liselilerin foto¤raflar›n› çekip taciz etti. Bas›n aç›klamas›nda ‘Ayn› s›ray›, ayn› kantini, ayn› bahçeyi paylaflmaya devam edece¤iz’ diyen lise ö¤rencileri okula yap›lmas› düflünülen mescidi de engelleyeceklerini belirtti. Eylemde “Karanl›¤a teslim olmayaca¤›z”, “Liseler bizimdir bizimle özgürleflecek” sloganlar› at›ld›.

stanbul Kağıthane’de bulunan Gültepe İlköğretim Okulu deprem yönetmeliği kapsamında 2011’de yıkılmıştı. İki yıl boyunca yeniden yapma gerekçesiyle kapalı olan okul, Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi’nin öncülüğündeki velilerin mücadelesiyle 2013’te eğitime başladı. 20132014 eğitim-öğretim yılının başında, 4+4+4 kapsamında ortaokul ikiye bölünerek imam hatip bölümü açıldı. İmam hatip bölümü açıldıktan sonra okullarında yaşanan sıkıntılarla ilgili, Gültepe İlköğretimokulu’nun imam hatip olmaması için mücadele veren velilerden Şehriban Akyürek Halkın Sesi’ne konuştu. Okulun imam hatip olması sürecini ve verilen mücadeleyi anlatabilir misiniz? Okul velilerin aylar süren mücadelesiyle yenilenip açıldı. Bölgedeki en yeni okul olduğu için okulumuzu imam hatip yapmaya karar verdiler. Veliler olarak bir sene boyunca her hafta okul önünde eylem ya-

parak, imza toplayarak, il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine giderek mücadele ettik. Mahalledeki gerici saldırılara rağmen ısrarla mücadelemizi sürdürdük. Bu mücadele üzerinden Eğitim Hakkı Meclisi kuruldu. Mahalleden hiç talep olmamasına rağmen ortaokulu ikiye bölerek zorla İmam Hatip bölümü açtılar. Ama verilen mücadele, okulun tamamen imam hatipe dönüşmesini engelledi, okula imam hatip tabelası asamadılar. İmam hatip bölümü açıldıktan sonra neler oldu? Bölüme kayıt çok az olduğu için “Şimdi İmam Hatip Vakti” diye pankartlar yaptırıldı. Ardından “Kağıthane İmam Hatip Platformu” oluşturulup okula kayıt için Kağıthane genelinde kampanya başlatıldı. Başlatılan kampanyada velilere, imam hatip bölümünün eğitiminin daha iyi olacağını, sınıfların daha az olacağını, çocukların okula servisle gidip geleceğini

söylemişler. Ancak bunların olmadığı gören veliler çocuklarını imam hatip bölümünden aldı. Normalde okulun bulunduğu mahalle dışında kayıt yaptırmak yasak. Ancak İmam Hatip bölümüne birçok farklı mahalleden kayıt alındı. Servisler ile başka mahallelerden çocuklar okula getiriliyor. Okul aile birliği seçimleri için okul ile alakası olmayan insanlar okulumuza geldi. Bu kişiler, oy kullanmaya gelen velilere “inşallah seneye okulumuz tamamen imam hatip olacak” dedi. Okul aile birliğini artık ellerinde tutan bu insanlar, sene başında imam hatip yapılmasına karşı eylem yaptığımızda bize saldıran insanlardı. Bu süreç öğrencilere nasıl yansıdı? Öğrenciler arasında yaşanan en büyük sıkıntı, imam hatip bölümüne giden öğrenciler ile normal ortaokula giden öğrenciler sabahçılar ve birlikte okuyorlar. İki grup teneffüslerde okul bahçesinde birbirleriyle konuşmuyor. Sanki farklı insanlarmış gibi… Aynı şey velileri için de geçerli.

Gözünü kaybeden direniflçiye gözalt› 31 Mayıs günü gözünü kaybeden Çağdaş Küçükbattal tedavisi devam ederken gözaltına alındı 31 May›s’ta ‹stanbul’daki eylemlerde sa¤ gözünü kaybeden Ça¤dafl Küçükbattal adl› direniflçi, ameliyat gününün belirlenece¤i hafta gözalt›na al›nd›. Direniflçi yüzüne ald›¤› gaz fifle¤i sonucu travma geçirerek gözünü kaybetmiflti. 2 kere ameliyat geçiren ve 3’üncü ameliyat›n› geçirecek olan Küçükbattal, hiçbir gerekçe gösterilmeden 4 Kas›m’da gözalt›na al›nd›. TTB bu konuyla ilgili aç›klama yaparak tedavi sürecinin aksat›lmamas› gerekti¤ini söyledi: “Geçen ay Emniyet Genel Müdürlü¤ü’nün Türk Tabipleri Birli¤inden Gezi sürecinde gözünü kaybeden-

lerin listesini istemesi, TTB’nin ‘hastalar›n güvenliklerini tehlikeye sokaca¤›, tedavi süreçlerini engelleyebilece¤i ve etik olmayaca¤›’ gerekçesiyle isimleri vermeyece¤ini aç›klamas› malum medya çevrelerince TTB’ye karfl› bir ‘güvensizlik yaratma ve itibars›zlaflt›rma’ kampanyas›na dönüfltürülmüfltü. fiimdi Emniyet Genel Müdürlü¤ü’ne ve ‘malum medya organlar›na’ soruyoruz: Ça¤dafl Küçükbattal örne¤inde oldu¤u gibi, gözünü yitirenlerin isimlerini istemenizin nedeni onlar› gözalt›na almak, tutuklatmak ve tedavi süreçlerini engellemek midir?”

Baflbakan›n zulas›nda daha neler var aşbakan son savaşını veren komutan adeta. Kazanmak için bütün kozlarını ortaya koyuyor sanki. Kimsenin aklına gelmeyecek konuları zulasından çıkartıyor, ortaya attığını memleketin birinci meselesi haline getiriyor. Belli bir kesimi arkaya alıp karşısına aldığı kesimlere sağlı sollu girişiyor. Tabii daha çok sağdan çakıyor, çünkü başbakan bildiğimiz “aşırı sağcı”. AKP’nin özü bu, “çıkarttık” dedikleri Milli Görüş gömleğinin yerine aynı kumaştan başka bir gömlek giydiler. Yıllar yılı neoliberalizmle uyumlu bir gericilik siyaseti yürüttüler. Liberal stepnelere ihtiyaç kalmayınca demokrat maskelerine de ihtiyaç kalmadı. AKP uzunca bir zamandan beri “benden olan arkama geçsin, olmayan karşıma” diyor. Adım adım yürütülen bu siyasetle bir yandan toplum dizayn edilmek isteniyor, diğer yandan AKP politikalarının yarattığı yıkım bu gündemler etrafında dönen tartışmalarla perdeleniyor. Bu da genellikle kadınları, yaşam biçimi tercihlerini hedefe koyan bir saldırganlıkla yapılıyor. Başbakanın son olarak “Kız-erkek öğrenci aynı evde kalamaz. Muhafazakar demokrat yapımıza bu ters. Talimatını verdik, denetimi yapılacak” sözüyle başlayan tartışmayı bu açıdan ele almak gerekiyor. Bilindiği gibi “kızlı-erkekli” söylemi ilk olarak Binali Yıldırım tarafından ortaya atılmıştı. Bakan, Boğaziçi Üniversitesine kızlı erkekli bahçede oturdukları için girmemiş. Daha sonra Gezi Direnişi sırasında direnişçiler AKP’nin bu gerici söylemini “kızlı erkekli direniyoruz” lafıyla isyanın temel sloganlarından biri haline getirdi. Bu söylem esasında en son başbakanın da söylediği gibi kadın ve erkeklerin bir arada yaşamadığı haremlik-selamlık bir toplumsal yapı kurma isteğinin bir yansıması. AKP’liler kadınların ve erkeklerin bir arada bulunduğu her ortamı kendince her türlü ahlaksızlığın döndüğü ortamlar olarak görüyorlar. Başbakan “Aynı apartmanın Nuri içinde bakıyorsunuz komşuları Günay ihbar ediyor. Buralarda nelerin olduğu belli değil ondan sonra Halkevleri anne babalar feryat ediyor. Genel Sekreteri Devletin burada olduğunu göstermek için adımlar atılacaktır” diyor. O devlet ki tecavüzcülere, kadın katillerine indirim yapılırken gayet rahat. 181 bin çocuğun oyun yaşında gelin edilmesine o devletin gönlü razı. Üstelik o devleti yönetenler özellikle erken yaşta evlilikler olsun diye 4+4+4 diye yasa çıkartıyor. O devlet ki oluşturduğu eğitim sisteminin sonucunda okullarda çocuklar canından oluyor kılı kıpırdamıyor. Başbakan “kimsenin hayat tarzına karışmıyoruz”la başlayan her lafının ardından yeni bomba patlatıyor. İstiyor ki, herkes Sünni olsun, herkes ya imam hatip ya da meslek lisesinde okusun, bütün kadınlar başını örtsün, hadi diyelim örtmedi o zaman madem etekler topuğa kadar olsun ve kollar açıkta kalmasın. Bununla beraber akrabalık derecesinde yakınlık yoksa kadın ve erkekler bir arada bulunmasın. Kişilerin evlenmek dışında bir seçeneği olmasın, evlenince de üç çocuk yapsın. Kadınlar kendileriyle ilgili kararlar alamasın, kürtaj yasak olsun, illa da olacaksa koca iznine tabi olsun... Başbakanın özgürlüğü de bu, demokrasisi de. Ve hala türban bir özgürlük tartışması olarak yapılabiliyor. Başbakan’ın kendi danışmanlarını ve en yakın yol arkadaşlarını bile ezerek yürüttüğü bu gerici atağın şimdi yapılmasının ise temel iki nedeni var. Birincisi yukarıda bahsedilen sermaye düzenine uyumlu bir gerici toplumsal yapıyı adım adım inşa etmek. İkincisi girilen seçim sürecinde bütün bir sağı arkasında toplamak. AKP panzerle, TOMA’yla, yandaş medyayla çizdiği güçlü imajının her an yerle bir olabileceğinin farkında. Ne dışarda, ne içerde başarılı olduğu tek bir politik hamle yok. Marmaray’ın her gün bozulması, ODTÜ yolunun çökmesi iktidarın tekleme sesi gibi. E bir de o kahraman türbanlılar meclise direne direne giremediler. Hal böyle olunca “kızlı erkekli evde kalıyorlar” ortaya atıldı. Karma öğrenci yurtları bilindiği gibi AKP’nin gazabına uğramıştı. Eğer şimdi bütün bir karma eğitim sistemi başbakanın hedefine girerse kimse şaşırmasın. Başbakan “düşünebiliyor musunuz? kızlar erkekler aynı sınıfta okuyorlar, daha da vahimi aynı sıraya oturuyorlar” diyebilir. Kantin sıraları ayrılan, erkek öğrencilerle kız öğrencilerin yan yana oturmaları yasaklanan okullar yok mu? Kısacası bu tartışma hepimizin açısından televizyondan seyredilecek bir tartışma değildir. Bu iki ayrı dünya görüşünün mücadelesidir. Kadınları ikinci sınıf cins olarak gören, kadınlarla erkeklerin birlikte bulunduğu her türlü yaşam alanında ahlak bekçiliği yapmak zorunda hissedenlerle, “kadınlar, erkekler ve bütün cinsel yönelimler eşit olmalıdır, asıl yanyana olmadıklarında hem toplum, hem bireylerin düşünce biçimleri çarpılır” diyenlerin mücadelesidir. Bu anasınıfı çocuklarının altını buzlayan aymazlarla, bütün çocukları kendi çocukları gibi sevenlerin mücadelesidir. Bu mücadelenin verildiği alanların başında da eğitim geliyor. Ne yapmalı derseniz öncelikle okullardan gözümüzü kulağımızı çekmeyelim, her yanımızı kuşatmalarına izin vermeyelim. Her türlü gerici/cinsiyetçi baskıya karşı duralım, engel olalım. Bu da kadınlı-erkekli, öğrencili-öğretmenli-velili yan yana gelerek olabilir. Bununla birlikte üniversitelilere sahip çıkalım, ülkemizin geleceğini elbette bunlara kurban etmeyeceğiz.

B


8

EMEK 7 Kas›m 2013 / 20 Kas›m 2013

Halk›n Sesi

Devlet hastanelerine dönüfl zel hastanelerin alacağı katkı payı 2 katına kadar çıkabilecek. Bununla ilgili yasal düzenleme yürürlüğe girdi. Bir arkadaşım yasa yürürlüğe girmeden önce 40 TL ödeyeceği bilgisini aldığı kalp testi için 170 TL ödeyeceğini öğrenince kös kös geri geldi. Apar topar devlet hastanesi aramaya başladı. AKP’nin sağlıktaki ilk uygulamalarından biri herkesin özel sağlık kuruluşlarına gidebilmesinin önünü açmaktı. Ondan önce ilgili SSK veya devlet hastanesinin sevki olmadan özel hastaneye gidilemiyordu. AKP yasal düzenleme yaptıktan sonra vatandaş akın akın özel hastanelere doldu. Çok cüzi miktar katkı payı ödeyerek özel sağlık kuruluşlarından hizmet almaya başladı. Daha rahat bir ortam ve daha uzun süre hekim muayenesi ve en önemlisi “güler yüzlü” sekreterlik hizmetleri. Kaderine terk edilmiş kamu sağlık ortamının eksik ve hatalı uygulamalarının boşluğu özel kuruluşlar tarafından doldurulmaya başlandı. Son yasal düzenleme ve daha korkuncu diyaliz ve kanser hastalarından bile fark ücreti alınacak olması haberlerinin vatandaşları nasıl etkilediği merak konusu olsa gerek. Sağlıkta deniz bitiyor anlaşılan… Ancak bunun vatandaşa yansıması nasıl olacak? Özel hastanelere gidemiyor olmayı bir sorun haline getirecek mi yoksa “zaten gidemiyorduk yine gidemiyoruz” diye basit bir hayıflanmaya mı dönüşecek? Devlet hastaneleri halen vatandaş için sığınılacak liman. Ne olursa olsun, ihtiyaç duyduklarında başvurabilecekleri bir kapı. Ancak bu limanda onları hoş şeyler beklemiyor. Özel hastanelere yaptıkları gibi devlet hastanelerinde de bir düzenleme yürürlüğe girdi. Kamu Hastaneleri Birliği ile devlet hastaneleri özel sekTufan tör hastaneleri ile rekabet Sertlek halinde olacak. Hastaneler sınıflandırılacak, devlet hasDev Sa¤l›k-‹fl Yönetim Kurulu taneleri de tıpkı özel hastaneler gibi kategorilere ayrılacak. Çok pahalı, az pahalı vb. Ona göre fark ücreti alınacak. Kanser ve diyaliz hastalarından fark ücreti almayı düşünebilen bir iktidarın nasıl köşeye sıkıştığını görebiliyoruz. Bu sürecin nereye kadar gidebileceğini veya AKP’nin nereye kadar cesaret edebileceğine tanıklık edeceğiz. En kritik konu insanların fark ödemeye parası yetmediği için veya sigorta primi yatırılmadığı için hastane kapısından geri döndürülüp döndürülmeyeceği. Devlet hastanelerinin işletme haline getirilerek para sorununu çözmeye çalışması önümüzdeki süreçte bu tür vakaların yaşanacağı anlamına gelebilir. Ancak bu da AKP’nin vatandaşla kurduğu ilişkide bir kırılma noktası olacaktır. Hükümetin buna cesaret edip edemeyeceğini göreceğiz. Ancak öyle görünüyor ki türbanla ilgili gelişmeler, öğrencilerin kadın-erkek aynı ortamları paylaşmalarının engellenmesi vb. “muhafazakar-demokrat” dozun giderek arttırılması bir taraftan seçim sürecine girilmesiyle ilgili yorumlanabilir ama diğer taraftan işler kötüye gittikçe toplumun damarlarına din enjeksiyonu yapılarak aidiyet duygusunun arttırılması amaçlanıyor olsa gerek. Özel hastanenin, kıdem tazminatının, ne önemi var mühim olan Müslümanlık! şarkısının bolca söyleneceği bir döneme giriyoruz. Bir başka deyişle mesele, türbanlı milletvekillerinin TBMM’ye girmesinden sonra Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi “artık türban meselesi gündemden düşmüştür vatandaş gerçek sorunlarıyla yüzleşsin” veya Şafak Pavey’in “türban nedeniyle AKP’ye verilmiş ödünç oyların geri dönmesi” söyleminde ifade bulduğu gibi basit olmayacaktır. Bu topraklarda dini demagojiden çok ekmek yenmiştir bundan sonra da daha çok yenecektir. AKP de bunu sonuna kadar götürecektir. Belki yerel seçimler değil ama Cumhurbaşkanlığı seçimleri toplumun bir kesiminin AKP’nin bu din tüccarı siyasetine ve dayatmacı otoriter yönetim anlayışına nasıl tepki vereceğinin sınandığı bir zemin olacak.

Ö

Binlerce #Diren‹flçi kavgada

A

KP, iş güvencesi anlamına gelen kıdem tazminatı hakkını gasp etmek için taslak üstüne taslak yazıyor

ALP TEK‹N BABAÇ

K

ıdem tazminatı hakkını fona devrederek gasp etme planındaki AKP hükümeti yeni bir taslak hazırladı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 30 Ekim günü bir taslak hazırladığını ve sosyal taraflara bu taslağı ilettiğini söyledi. HER ‹fiÇ‹ ARTIK B‹R D‹REN‹fiÇ‹ AKP “taslağı taraflara sunduk” dese de DİSK bir açıklama yaparak kendilerine herhangi bir taslak sunulmadığını açıkladı. AKP’nin kıdem tazminatını gasp etme planına karşı herhangi bir pazarlık içinde olmayacağını belirten DİSK sokakta kavgada olacağını ilan etmiş, “Artık her DİSK üyesi bir direnişçi olacak” demişti. AKP’nin “kölelik yasalarına karşı #Direnİşçi” diyen

kezoğlu, kıdem tazminatının iş güvencesi olduğunu, çalışanların çocuklarına devredeceği bir emanet olduğunu söyledi. Kıdem tazminatının işveren tarafından ödenmesi gerektiğini ve devletin bunu denetlemesi gerektiğini belirten Çerkezoğlu, hükümetin taslak olarak sunulan düzenlemeden vazgeçmesi gerektiğini ve düzenlemenin “yok hükmünde” olduğunu söyledi. HAK-‹fi AKP’N‹N PEfi‹NDEN, FEN‹fi KIDEM TAZM‹NATININ PEfi‹NDEN KOfiUYOR Eylemde, DİSK üyeleri işyerlerinin yazılı olduğu pankartları taşırken kıdem tazminatlarını almak için fabrika işgali yapan ve işgallerini sürdüren Feniş Alüminyum işçileri de kendi pankartlarıyla katıldı. Hakİş, Çalışma Meclisi toplantısı sonrasında kıdem tazminatı hakkının gaspı ile ilgili Kartal’da 31 Ekim günü D‹SK üyeleri sokaktayd›. 7 Kas›m’da Bursa’da, 11 Kas›m’da Tekirda¤’›n Çerkezköy ilçesinde toplant›lar yapacak D‹SK, 11 Kas›m’da Konya’da, 14 Kas›m’da ‹stanbul Mecidiyeköy’de, 15 Kas›m’da Kocaeli’nde, 18 Kas›m’da Eskiflehir’de ve 19 Kas›m’da ‹zmir’de eylemler yapacak.

AKP ve sermayedarlarla uzlaşma tablosu çizse de Hakİş’e bağlı Çelik-İş üyesi Feniş işçileri kıdem tazminatlarını almak için fabrikalarını işgal etmişti. 11 M‹LYON ‹fiÇ‹Y‹ ‹LG‹LEND‹R‹YOR Bakanlığın “taraflara” sunduğu taslakta kıdem tazminatı ile ilgili çeşitli senaryolara yer veriliyor. Bu senaryoların genelinde işçilerin normal şartlarda bir yıllık çalışma karşılığında elde edebileceği bir aylık ücretin büyük oranda düşürüldüğü görülüyor. Bu senaryolardan birinde işçinin hesabında birikecek bir yıllık kıdem tazminatı, işçinin 7 günlük ücretine denk geliyor. AKP ve sermayedarlar tarafından yapılan bu senaryolar, iş güvencesi anlamına gelen kıdem tazminatını işçinin işten çıkarıldığı zaman aldığı para olmaktan çıkartıp 15 ya da 20 yıl sonra işçiye verileceği iddia edilen bir paraya dönüştürme kabulüyle yapılıyor. AKP’nin kıdem tazminatı hakkını gasp etme ile ilgili düzenlemesi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın temmuz ayında yayımladığı sendika istatistiklerine göre 11 milyon 628 bin 806 işçiyi doğrudan ilgilendiriyor.

Direniş gündüze taşınacak Y

eni işçi adaylarını da ilgilendiren AKP’nin, adına “düzenleme” dediği gasp planından olumsuz etkilenecek kesimlerin başında mevcut “beyaz yakalı” çalışanlar; mimar, mühendis ve şehir plancıları geliyor. AKP’nin gasp planı ile ilgili Halkın Sesi’ne konuşan Politeknik Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Hocaoğulları,

BELTAŞ’ta direnenler toplu iş sözleşmesi istiyor İstanbul’da Beşiktaş Belediyesi bünyesinde BELTAŞ firmasında çalışan işçilerin toplu iş sözleşmesi hakkı için belediye önündeki eylemlerini sürdürüyor. 400 işçinin çalıştığı BELTAŞ’ta direnişi sürdüren 4 işçi, Belediye Başkanı’nın Genel-İş aleyhinde açtığı işkolu itiraz davasından vazgeçmesini istiyor. İşçiler, belediye önünde kurdukları çadırda defalarca zabıta ve polis saldırısına maruz kaldı. Son saldırı 4 Kasım’da gerçekleşti. İşçiler 5 Kasım günü Beşiktaş CHP binasını işgal etti.

DİSK, 31 Ekim günü İstanbul Kartal’da kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirdi. Kartal Köprüsü’nden AKP ilçe binasına yürüyen çoğunluğu metal işçisi 3 bin emekçi “Ölmek var dönmek yok, tazminatı vermek yok” sloganlarıyla sokakları inletirken yol güzergahında bulunan apartmanlarda oturanlar tencere ve tavalarla ses çıkararak eyleme destek verdi. AKP ilçe binası önünde “AKP yasanı al başına çal” diyen emekçiler Kartal Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun “DİSK sokakta kavgada olacak” dediği açıklama “Genel grev” sloganlarıyla son buldu. DİSK üyesi 5 bine yakın emekçi 4 Kasım günü Kocaeli’nin Gebze ilçesinde sokaktaydı. Cumhuriyet Meydanı’ndaki basın açıklamasını DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu yaptı. Çer-

A

KP’nin kıdem tazminatı hakkını gasp planına karşı #Direnİşçi diyen DİSK üyeleri sokağa kavgaya çıktı bile...

AKP’nin sunduğu taslağın mimar, mühendis ve şehir plancılarını daha fazla güvencesizleştireceğini ifade etti. Türkiye’de bir milyona yakın mühendis, mimar ve şehir plancısı bulunduğunu söyleyen Pınar Hocaoğulları, ücretli çalışan mühendislerin kıdem tazminatlarını alabilen “şanslı” çalışanlar olduğunu ve yeni düzenlemenin yasalaşması duru-

munda büyük mağduriyet yaşayacaklarını söyledi. Hocaoğulları, kıdem tazminatı hakkını gasp planına karşı beyaz yakalılarla mavi yakalıların güvencesizliğe karşı birlikte mücadele ederek, “gündüz işte gece direnişte” sloganını gündüzleri de direnişlere çevirerek bozacaklarını söyledi. Özellikle metal ve inşaat işkolu olmak üzere birçok

Kazova işçileri makinelerin sahibi oldu İşverenin kaçıramadığı makinelere el koyarak üretime geçen Kazova işçileri tamir ettikleri makinelerin hukuken de sahibi oldu. İşçiler, alacakları karşılığında açtıkları davayı 26 Ekim günü kazanarak tamir ettikleri makinelerin de sahibi oldu. İşçiler tamir ettikleri ve üretime başladıkları makineleri başka bir semtte tuttukları yere götürerek üretimlerine orada devam edeceklerini duyurdu. Makinelerin götürülmesi sırasında polis, binanın yeni sahibi

olan işverene “İşçiler hakkında şikayetçi olması” için her yolu denedi ancak işveren şikayetçi olmadı.

işkolunda çalışan ve işçilere göre nispeten yüksek maaş alan mühendislerin büyük kısmının kıdem tazminatı asgari ücret üzerinden hesaplanıyor. Mühendislerin banka hesaplarına “maaş” adı altında yatan para asgari ücret yani 740 lira olurken maaşlarının kalanı şirket tarafından elden veriliyor ve bu meblağ “harcama giderine” geçiriliyor.

AKP’nin temelsiz taşeron yalanları AKP’nin k›dem tazminat› gasp›n›n yan›nda çal›flt›¤› bir di¤er sald›r› plan› da tafleron yasas›. AKP hükümeti “tafleron iflçilerin k›dem tazminat› hakk› yok” yalan›na sar›larak bir yandan da tafleron flirketlerde çal›flt›r›lan iflçiler için k›dem tazminat› düzenlemesini meflrulaflt›rmaya çal›fl›yor. Çal›flma ve Sosyal Güvenlik Bakanl›¤›’n›n 2013 Eylülü bilgilerine göre Türkiye’de özel sektör ve kamu alan›nda tafleron flirketlerde çal›flt›r›lan iflçi say›s› 1 milyona yak›n. Bu iflçilerin 300 bini inflaatta çal›fl›yor. Yine bakanl›k bilgilerine göre 2013 Temmuzunda inflaat iflkolunda çal›flan iflçi say›s› 1 milyon 660 bin. Bakanl›¤a göre Türkiye’de inflaat iflkolunda çal›flt›r›lan iflçilerin 1 milyon 300 bini as›l iflverenin flirketleri bünyesinde çal›flt›r›l›yor. Oysa büyük flantiyeleri olan flirketlerde çal›flt›r›lan bin iflçinin 250’si as›l iflveren iflçisiyken 750’si tafleron flirketler bünyesinde çal›flt›r›l›yor. Yeni ç›kar›lan 6356 Say›l› Sendikalar Kanunu’na göre iflçilerin hangi iflkolunda çal›flt›¤› iflveren taraf›ndan SGK’ye yap›lan bildirimlere göre belirleniyor. ‹nflaat iflkolunda iki türlü tafleron sözleflmesi mevcut. Bu sözleflmelerden birincisinde as›l iflveren iflçilerin tüm haklar›ndan sorumlu oluyor ve tafleron flirket yaln›zca iflçinin maafllar›n› ödüyor. Fatura karfl›l›¤› yap›lan sözleflme olarak tabir edilen bir di¤er sözlefleme modelinde de iflçinin tüm haklar›ndan tafleron flirket sorumlu oluyor. Tafleron flirketin iflçinin hakk›n› vermedi¤i koflullarda ise iflçinin hakk›n› ödeme sorumlulu¤u yine as›l iflverene kal›yor. Ancak birkaç ay süren iflin bitiminde inflaat iflçilerine genelde “bir y›l çal›flmad›¤›” bahanesiyle k›dem tazminat› ödenmiyor. Benzer durum, tafleron sisteminin yayg›n oldu¤u sa¤l›k ve hizmetler iflkollar›nda da yaflan›yor. Bu iflkollar›ndaki iflçilerin temel talepleri aras›nda tafleron sisteminin kald›r›lmas› ve insanca yaflamaya yetecek bir ücret talebi bafl› çekiyor.

Eğitim Sen 23 Kasım’da Ankara’da olacak “Öğretmen hayatı değiştirir” diyen Eğitim Sen, zorunlu din derslerinin kaldırılması; norm kadro ve sürgünlerin son bulması; baskı ve soruşturmaların son bulması; ek ders ücretlerinin en az 15 lira olması ve emekliliğe yansıtılması; angarya çalışmaya son verilmesi, 4+4+4 sisteminin son bulması; özgür bilim, özerk üniversite, parasız, bilimsel, anadilinde, laik eğitim talepleriyle gerici, ırkçı, cins ayrımcı eğitime karşı 23 Kasım’da Ankara’da olacak.


9

SERMAYE 7 Kas›m 2013 / 20 Kas›m 2013

Halk›n Sesi

Capital dergisinin yaptığı araştırma sonucunda, Türkiye’nin En Büyük 500 Özel Şirketi açıklandı. Bu 500 Özel Şirket içinde başı özelleştirilen şirketler çekti. Özelleştirmenin işçiler için karşılığı ise zaten yıllar içinde kanıtlanmıştı; güvencesiz çalıştırma ve taşeronlaşma

İlk 500 ödülleri işçi düşmanlarına MEHTAP MET‹NO⁄LU

A

ylık iş ve ekonomi dergisi Capital'in düzenlediği Türkiye’nin En Büyük 500 Özel Şirketi Araştırması ödül töreninde başı birer kamu kurumuyken özelleştirilen şirketler çekti. Capital'in listesine göre, inşaat ve enerji şirketlerinin yükselişi ise devam ediyor. 24 Ekim'de düzenlenen törene Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın yanı sıra birçok sermaye temsilcisi de katıldı. Capital 500 araştırmasında 8 farklı kategoride ilk 3'e giren şirketlere ödülleri Bakan Çağlayan verdi. Liste incelendiğinde dikkat çeken en temel nokta ise, ilk 500 şirket arasında zirveyi paylaşanların 2000’li yılların başından itibaren özelleştirilmesi için düğmeye basılan şirketler olması. Bu şirketler, “Kamu işletmeleri kar etmiyor”, “Devletin sırtına yük oluyor” türünden gerekçelerle yıllar önce satılmıştı. BABALAR G‹B‹ SATILAN TÜPRAfi Türkiye’nin en büyük şirketi ödülünü alan TÜPRAŞ, bir kamu kurumuyken 2005’te yüzde 51 hissesi Koç Holding ile Shell Ortak Girişim Grubuna 4 milyar 140 milyon dolara verildi. Bu ortaklıkta Koç Holding’in yüzde 80 payı bulunuyor. Bu satışın ne kadar karlı olduğu tek bir yılın verisine bakılarak görülebilir, TÜPRAŞ sadece 2011 yılında 1,2 milyar lira net kar elde etti.

Petrol İş Sendikası'na üye işçiler, o dönemde TÜPRAŞ'ın satılmasına tepki gösterdi ve günlerce iş bırakma eylemleri, imza kampanyaları düzenledi. TÜPRAŞ'ın özelleştirilmesine tepki gösterenlere yönelik Eski AKP’li Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, “TÜPRAŞ’ı biz mi yoksa, Koç mu daha iyi yönetir” demiş ve ardından da “Babalar gibi satarım” sözünün gereğini yerine getirmişti. ZARAR ED‹YOR YALANI PETROL OF‹S‹’NDE TUTMADI En büyük şirketler sıralamasında ikinci sırada yer alan Petrol Ofisi’nin 1998 yılında başlayan özelleştirme süreci, kalan son kamu hissesinin 2002 yılında satılmasıyla tamamlandı. POAŞ'ta bulunan yüzde 51 oranındaki kamu hissesi, 21 Temmuz 2000 tarihinde İş Bankası-Doğan Holding konsorsiyumu olan İş Doğan Petrol Yatırımları'na, toplam 1 milyar 260 milyon dolar karşılığında peşin olarak verildi. Petrol Ofisi, ekonomik krize rağmen 2009 yılında 14 milyar TL ciro elde ederken, net karını yüzde 185 artırarak 287 milyon TL’ye yükseltti. Petrol Ofisi yalnızca 2011 yılında, petrol fiyat hareketlerinin, ABD dolar kurunun çok değişken olması ve

kur farkı giderleri, vergi affı ödemeleri, yüksek amortisman tutarları, finansal borçların yeniden yapılandırılması gibi faktörler nedeniyle 204.9 milyon TL net dönem zararı etti. Petrol Ofisi'nin özelleştirilmesi çalışmalarına karşı çıkan Petkim, Tüpraş ve Petrol Ofisi işçileri, günlerce işbaşı yapmamış ve Türkiye'nin farklı merkezlerinde eylemler yapılmıştı. Dönemin Özelleştirme İdaresi Başkanı Uğur Bayar, Türkiye'nin özelleştirmede kararlılığını test edeceği projenin ''Petrol Ofisi'' olduğunu belirterek, şu şekilde konuşmuştu: ''İlk defa büyük bir sektörden devlet kendi elini çekecek. Devletin sebze meyve satması ne kadar garipse, benzin basması da medeni alemlere o kadar garip geliyor. Devletin benzin basmasının hiç bir anlamı yoktur. Petrol Ofisi'nin stratejik olduğunu düşünmüyorum.'' THY: ‘EN ‹Y‹’ ‹fiÇ‹ DÜfiMANI HAVAYOLU Capital dergisinin töreninde en büyük üçüncü şirket ödülünü Türk Hava Yolları aldı. AKP döneminde THY’nin özelleştirilmesi ve Hava İş Sendikası'nın etkisizleştirilmesine dönük politikalar öne çıktı. 2006 yılındaki 3'üncü halka arz süreciyle birlikte THY’nin toplamda yüzde 51 hissesi halka arz edilmiş oldu. THY’de halka arz işlemi

sonucunda kamu payı binde 8 gibi bir farkla yüzde 50’nin altına düşürüldü. Ancak Ana Sözleşmede bulunan ve kamunun elinde olan C tipi altın hisse nedeniyle şirket biçimsel olarak özel, ancak fiili olarak yönetimi kamu tarafından atanan farklı bir niteliğe büründü. Böylece THY, AKP iktidarının atayacağı kişilerle fakat bir özel şirket gibi kamu denetiminden uzak bir biçimde yönetilecekti. Sonuçta THY, TBMM ve Sayıştay denetiminde olamadan her türlü harcama yapılabilir hale geldi. Böylece THY hukuken özel ama fiilen hükümetin denetimde bir şirket haline geldi. Bu değişiklikten sonra THY yönetimi sendikayı tasfiye ve etkisizleştirmeye dönük sistemli bir politika izledi. THY yönetiminin Hava İş Sendikası'nı etkisizleştirmeye ve işçilerin sendikal haklarını engellemeye yönelik uygulamaları 2012 yılındaki toplu iş sözleşmesinin tıkanmasıyla ayyuka çıktı. THY yönetimi, tıkanmanın ardından Hava İş'in aldığı grev kararının engellemeye dönük grevi yasaklayan yasayı TBMM'de kabul ettirdi. Bu keyfi yasağı protesto etmek amacıyla sendika üyeleri 29 Mayıs'ta eylem yaptı. Bu eylemin sonucunda 305 Hava-İş üyesi işten çıkarıldı. Ekonomik krizin yaşandığı 2008 ve 2009 yılında Türk Hava Yolları hem yolcu sayısında artış sağladı hem de karlılığını devam ettirdi. THY, 2008’de 571 milyon dolar, 2009’da ise 538 milyon dolar kar elde etti. THY, Skytrax değerlendirmesine göre 2011 yılı “Avru-

pa’nın En İyi Havayolu” seçildi. Değerlendirmeye emek tarafından bakılacak olursa THY, "En İyi İşçi düşmanı havayolu" sıralamasında birinci sırada. THY yönetiminin tavrı yıllardır değişmiyor, işçilerin sendikal haklarını gasp ederken, sendikayı da tasfiye etmeye çabaları sürüyor. TÜRK TELEKOM HAK GASPINDA DA B‹R‹NC‹ En çok kar eden şirketler listesinde ise başka bir özelleştirilen şirket, Türk Telekom ilk sırada yer aldı. 2005 yılı kasım ayında özelleştirme kapsamında Türk Telekom’un yüzde 55 hissesi Lübnan kökenli Oger Telecom’a 21 yıllığına 6 milyar 550 milyon dolara devredildi. Türk Telekom'un 2008 krizindeki karı 1 miyar 752 milyon 212 bin TL'ye denk geliyor. Bu verilere bakarak Türk Telekom, yaklaşık olarak 4 yıllık karına karşılık gelen bir miktara devredildi. Haber-İş Sendikası ile Türk Telekom AŞ arasında yürütülen 7. Dönem Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine, özelleştirme politikalarına karşı mücadelenin simgesi haline gelen Türk Telekom grevi 2007 yılında yapıldı. 768 işyerinde çalışan 25 bine yakın işçinin 44 gün süren grevi, o dönemde Türkiye’nin gündemine oturdu. Türk Telekom işçileri şimdi de güvencesiz çalıştırma uygulamaları ile karşı karşıya. Karını en çok artıran şirketler listesinde ikinci sırayı alan Borusan Lojistik, 2012 yılında bünyesinde çalışan işçilerin

DİSK/Nakliyat-İş Sendikası’na üye olmaları nedeniyle 25 işçiyi işten attı. İşçiler ise Borusan Genel Merkezi önüne direniş çadırı kurup, eylemler yaparak mücadele etti. AKP’YLE BÜYÜYEN ENERJ‹ VE ‹NfiAAT fi‹RKETLER‹ Cirosunu en çok artıran şirketler arasında başı çeken Sanko Enerji, ülke genelinde çevre katliamlarına neden olan HES projeleriyle AKP iktidarının tam desteğini alarak büyüdü. Tekstil şirketi olarak bilinen Sanko, AKP'nin sözde temiz enerji (HES) teşvikleri sayesinde enerji alanına girdi. Cirosunu en çok artıran şirketler sıralamasında Sanko Enerji'yi Onsa Mücevherat ve Dumankaya İnşaat takip etti. AKP'nin kentsel yağma politikalarına sonuna kadar destek veren Dumankaya Yönetim Kurulu Üyesi Ali Dumankaya şöyle konuşmuştu: “İstanbul için en acil ele alınması gereken konuların başında kentsel dönüşüm geliyor. Biz de Dumankaya İnşaat olarak bölgede görüşmeler yapıyoruz.” Onur Ödülü’nü alan Kamil Yazıcı’nın kurucusu olduğu Anadolu Grubu, Sinop Gerze’ye termik santral yapma girişimde bulunmuş ancak halkın direnişi sonucu santral projesi iptal edilmişti.

2023 hedefleri seçim propagandasından öteye geçemiyor 5.

İzmir İktisat Kongresi, 30 Ekim-1 Kasım tarihleri arasında “Küresel Yeniden Yapılanma Sürecinde Türkiye Ekonomisi” ana temasıyla düzenlendi. Kongrenin katılımcıları arasından öne çıkanlar Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, AKP'li bakanlar ve Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim oldu. Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim konuşmasında sözü, İstanbul’daki Dünya Bankası İslami Finans Merkezi’nin açılışına getirdi. Kim, İslami finansın büyüme ve kalkınma için nasıl daha faydalı olacağı konusunda uygulamaya yönelik bilgiler üretilmesinde ve yaygınlaştırılmasında üstlendiği öncü rol ile İslami Finans Merkezi’nin köşe taşı olacağını umduğunu belirtti. Erdoğan’ın konuşmasındaki vurgusu ise iktisat politikasının ulusal boyutu oldu. “Anadolu sermayesini horlamak Cumhuriyet'in iktisat politikası değildir” diyen Erdoğan, “Cumhuriyet nasıl ki sadece seçkinlerin Cumhuriyeti değilse seçkin sermaye çevrelerinin de Cumhuriyeti değildir” diye konuştu.

90 YILDA 5 KR‹T‹K KONGRE İlki doksan yıl önce, Cumhuriyet’in ilanına dokuz ay kala düzenlenen İzmir İktisat Kongresi’nin beşincisi bu yıl yapıldı. Doksan yıllık zaman diliminde yayılan 5 kongrenin kriz zamanlarında ve hassas dönemlerde düzenlendiği görülüyor. BBC'den Altuğ Akın, 5 kongrenin düzenlendiği dönemlerin konjonktürünü şöyle tarifliyor: İzmir’in ev sahipliği yaptığı ilk İktisat Kongresi, Lozan Barış Görüşmeleri’nin tıkandığı bir dönemde 1923’ün şubat ayında düzenlenmişti. İsmet İnönü’nün liderlik ettiği Lozan’daki delegasyon özellikle Osmanlı’dan kalan borçlar konusunda yaşanan anlaşmazlık sonucunda ülkeye geri çağırılmış ve 1. İzmir İktisat Kongresi bu dönemde toplanmıştı. 1923 İktisat Kongresi bir yandan Osmanlı’nın son dönemlerinden devralınan, devlet desteğiyle sermayenin Türkleştirilmesini öngören Milli İktisat perspektifini güçlendirdi; bir yandan da müzakere halinde olunan Batı’ya inşa edilmekte olan yeni devletin, Kurtuluş Savaşı döneminde işbirliği yapılmış olu-

nan Sovyetler’in modelini değil de özel mülkiyete dayalı, liberal bir iktisat politikasını benimseyeceği mesajını vermeyi hedefledi. İkinci kongre, ilkinden altmış sekiz yıl sonra 1981 yılında bu kez ‘İzmir İktisat Kongresi’ adıyla toplandı. 24 Ocak kararları, 12 Eylül ve ardından yaşanan köklü dönüşümleri takiben düzenlenen kongrede bu kez dünya ekonomik sistemine daha fazla entegre olan, öncesine göre daha ‘açık’ bir ekonomik modelin benimseneceği ilan edildi. 3. Kongre ise Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından oluşan yeni küresel ekonomik tabloda yer bulma çabasındaki Turgut Özal’lı ANAP iktidarında, 1992 yılında düzenledi. Soğuk Savaş sonrası yol haritasının çizildiği 3. Kongre’yi, Avrupa Birliği tam üyelik müzakereleri öncesinde 2004’te toplanan 4. İktisat Kongre’si izledi. 5. KONGRE'Y‹ SEÇ‹M TOPLADI 5. Kongre küresel finans krizinin derinleştiği ve Türkiye’nin üçlü seçim dönemine girdiği süreçte toplandı. Oturum başlıkları küresel finans krizi ve

Türkiye'nin "2023 hedefleri" ekseninde kuruldu. Alt yapı inşaatlarını birer seçim malzemesi olarak kullanan AKP için gerçek projelerin tükendiği ve kriz çanlarının çaldığı bir dönemde 5. İzmir İktisat Kongresi, "2023 hedefleri"nin propaganda aracı olarak kullanılmasını sağladı. Açılış konuşmalarına damgasını vuran 2023 vizyonu ve hedefleri arasında bulunan başlıklar arasında, 2 milyar dolarlık bir ekonomiyle ilk 10 ekonomiye girmek, kişi başına düşen geliri 25 bin dolara çıkartmak, Türkiye’yi ileri demokrasiye taşımak bulunuyor. Bu hedeflerin gerçek dışılığı, 2023'ün sadece bir seçim propagandası olduğunu ortaya çıkarıyor. Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim’in açılış konuşmasında vurguladığı İslami finans modeli uygulamasının amacı ise İslamcı kesimlerin küresel finans sistemi ile entegrasyonunu sağlamaktan öteye geçmiyor. Krizden çıkış yolu olarak gösterilen ve refah ortamını sağlayacağı söylenen İslami finans, sisteme alternatif olarak gösterilen bir yalan.

Bugüne kadar kritik dönemlerde toplanan ‹ktisat Kongreleri’nin 5’incisi, AKP’nin en krizli zaman›nda tekrar biraraya geldi. Üçlü seçim dönemine girilen süreçte AKP’nin elinde kalan tek kozu “2023 hedefleri”ydi.


10

KİBELE 7 Kas›m 2013 / 20 Kas›m 2013

Halk›n Sesi

Muhafazakar yap›m›z: ‹flte bunlar hep seks! adınları ahlaklı yapmak istiyorsunuz ya işte o sizin namussuzluğunuz. Hoşunuza gitmedi değil mi? Benim de hoşuma gitmedi. Zira sizin kavramlarınızla size seslenmek, onları yeniden üretmek beni de size göre “ahlaklı” yapıyor. “Genel ahlak kimin ahlakı” diye sorduk, anlamadınız. Ya genel muhafazakar yapımız, kimin muhafazakarlığı? Ben muhafazakar değilim, az önce arkadaşıma sordum, o da değil. Kimin bu muhafazakar yapı Allah aşkına? Yani diyelim ki siz hepiniz ben tek. Uymam şart mı? Öyle ya yeşil tuttunuz kurallar sizden. Size siz diye sesleniyorum da yanlış anlamayın, saygıdan değil. Siz hep kendinizden “biz” diye bahsedersiniz ya, o misal. Kendiniz (kaç tane bilmiyorum) ve muhteşem egonuz (kaçla çarpılmış bilmiyorum) çoğul zamir kullanmamı gerektiriyor. O muhteşem egonuz işte sizin erkekliğiniz, muhafazakarlığınız, dininiz, imanınız… Yani Yalçın Akdoğan’a “Ay öyle demek istemedi” dedirttiniz, Bülent Arınç’ın yalancı çıkmasını zerre umursamadınız ya… Varsa yoksa sizin iktidarınız. “Ben geri basmam” demek için danıştığınız adamları çiğneyiverişiniz … Yok, konumuz o değil. İşin kötü tarafı mesele yalnızca egonuz değil. Dinci gericiliğiniz, ırkçılığınız, erkek egemenliğiniz, faşist, neoliberal politikalarınız, homofobiniz, transfobiniz, türcülüğünüz, ideolojinizi besleyen ne varsa… Mesele, Isparta’da bir lisede kadın ve erkek öğrenciler için ayrı yemek saatleri belirlensin, İstanbul Kağıthane’deki okulda kantin için kadın ve erkek öğTuba renciler ayrı sıralara girsin, kadın ve erkek yurtları ayrılsın, Günefl apartman yöneticileri “Kız ertuba@ kek beraber kalanları gördüğüsendika.org nüzde polise ihbar edin” yazısı assın, evlenen öğrencilerin kredi borçları silinsin diye kullandığınız tüm söylemler… O söylemlerin arkasına sıraladığınız “Biiiiiz kimsenin hayat tarzına karışmadık” cümleniz. Yok, konumuz hayat tarzımız da değil. Çünkü sizin istediğiniz gibi yaşamamamız tarzımız değil, savunduğumuz gelecek. Ve çok iyi biliyorsunuz ki saldırdığınızda sahiden tarzımıza saldırmıyorsunuz, bizim varoluşumuza, gelecek kurgumuza, inşa ettiğimiz özgür hayatlara saldırıyorsunuz. O yüzden çok da haksız sayılmazsınız. Bahsettiğim varoluşumuzun temellerinden birini kadın hak ve özgürlükleri oluşturuyor. Ve tahammül edemediğinizin bu olduğunu cümle kurgunuzdan belli ediyorsunuz. “Kızlar, erkeklerle aynı evde kalıyor” diyorsunuz. Suçluyu özne ortaya çıkıyor. Yükleme soruyoruz: “Kim?” Özne yanıt veriyor, sürpriiiz: “Kızlar!” Erkekler “kızlarla” aynı evde kalsa bir şey değil de “kızlar” erkeklerle aynı evde kalıyor! “Kızınıza” böyle bir şeyi uygun buluyorsanız, hayırlı olsun, diyorsunuz ve muhafazakar yapımız bunu kabul edemiyor. Denetleme geliyor! Olamaz mı? Olabilir. Tıbbi müdahaleye (sezaryene) yasa koydunuz siz, bunu mu yapamayacaksınız… Şimdi sizin aklınıza çadır deyince sevişmek, park deyince sevişmek, ev deyince sevişmek, çocuk deyince sevişmek, düğün deyince sevişmek, hamile deyince sevişmek geliyor ya işte bunlar hep seks. Ay şaka, gevşeyin. İşte bunlar hep muhafazakarlık. Rahatça o evlerde “sevişiyorlar” diyemiyorsunuz, onu bıyık altından söylüyorsunuz ya o yüzden muhafazakarlık. Siz baskılıyorsunuz, siz susturuyorsunuz, sizin yüzünüzden cinsellik kötü yaşanıyor ya da perhize giriliyor, sonra bu yüzden sizin aklınızdan çıkmıyor: “O çadırlarda, o parklarda, o evlerde, aman tanrım, kızlı erkekli neler yapılıyor?” “Bu insanlar oralarda sevişmiyor” demek istemiyorum. O zaman ahlakınıza dahil olurum. “Ne yapıyorlarsa yapıyorlar” diyorum. Yani, özel alan politiktir diyorum da kamusaldır demiyorum. Kamusal değildir derken de tabulaştırmıyorum. Kadın kadına yaptıklarımız da politik olmakla beraber sizinle paylaşmak zorunda olduğumuz şeyler değil diyorum. Sizin meseleleriniz hakkında siz karar verirsiniz, olur ama burada durun diyorum. Vekillerinizin ne zaman türban takacağına sizin karar vermeniz gibi mesela. Kadınlar referandum zamanı “Ya türban?” diye sorduğunda, imza kampanyası düzenlendiğinde “Zamanı değil” yanıtı verişiniz sonra seçiminiz gelince takkeden türban çıkarışınız. Haklısınız. Bu sizin işiniz. Türban sizin namusunuz. Her kampanyada bir erkek, bir saçı görünen kadın, bir türbanlı kadın şeklinde üç “cins” varmış gibi gösteren afişleriniz, her iki kadını da ötekileştiren algınız, sizin namusunuz. Haklısınız, biz sizin istediğiniz gibi yaşarsak, siz namuslu kalırsınız, biz ahlaklı oluruz. Ve hep birlikte muhafazakarlaşırız. Fakat, genel ahlak, kimin ahlakı? O ahlak anlayışınızı ben reddediyorum, bilmem karakterleriniz, egonuz ve komple “siz” ne düşünürsünüz… Not: Bu yazıyı yazarken, derin nefes alıp ondan geriye sayıyorum. Yoo, sabır çekmiyorum, o muhafazakların işi. Direniyorum. Korkunuz! Hepimiz sıfıra geldiğimizde “pufff!” Yok olacaksınız. Sonrası, ah sonrasını bir bilseniz… Sonrası iyilik güzellik…

K

Halk›n Sesi Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü Ali Ergin Demirhan Telefon / Faks 0212 245 90 37 Adres Ergenekon Mahallesi Cumhuriyet Caddesi No: 175/2 fi‹fiL‹/‹STANBUL Bas›ld›¤› Yer ART Matbaac›l›k, Türker Saltabafl, ‹stasyon Mah. 242 Sk, No:32 Kartepe / Kocaeli (0262 373 45 03) editor.halkinsesi@gmail.com 15 günlük Yayg›n, Süreli, Türkçe yay›nd›r.

Kadınlar AKP’nin kölelik paketine hapsolmayacak! DİSK, KESK ve TTB’nin çağrısıyla bir araya gelen Kadın Emeği Platformu, Kadın İstihdam Paketi’ni, çalışma yaşamında kadınların karşılaştığı cinsiyetçi uygulamaları, güvencesizliği ve esnek çalıştırmayı tartıştı. AKP'nin kadınlara bu paket ile aileyi ve güvencesizliği dayattığını açıkladı TU⁄ÇE ÖZÇEL‹K

D

İSK, KESK ve TTB’nin çağrıcığıyla bir araya gelen ve içersinde birçok kadın örgütünün ve kurumların bulunduğu Kadın Emeği Platformu 3 Kasım günü “AKP’nin kadın istihdam paketi kime müjde” başlığıyla bir forum düzenledi. İstanbul Serbest Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası’nda gerçekleşen foruma sendikaların yanısıra birçok kadın örgütü de katılım gösterdi. Kazova ve THY direnişinden kadınlar da forumdaydı. Forumun açılış konuşmasını yapan DİSK Genel Sekreteri Arzu Atabek Çerkezoğlu, kadın istihdam paketinin kadınları aileye hapsettiğini ve çocuk doğurmaya teşvik ettiğini belirtti. Bu saldırı programıyla ucuz ve güvencesiz çalışma biçimlerine mahkum edilecek olan kadınların, bu saldırılara karşı söyleyecek sözleri ve değiştirecek güçlerinin olduğunu hatırlattı. Bu paket ile birlikte kadınların kazanılmış haklarının ve özgürlüğünün yok edileceğine dikkat çeken Çerkezoğlu, kadın istihdam paketinin bir bütün olarak ortadan kalkmasını istediklerini söyledi. Forumda kadınların çalışma alanlarında yaşadıkları gerici ve cinsiyetçi tutumlar üzerine tartışıldı. Mevsimlik tarım işçileri, direnişteki kadın işçiler, sendikalardan kadınlar, öğretmen, mühendis ve doktor kadınların bir araya geldiği forumda kadınlar birbirlerine dayanışmayla güçlendirdikleri mücadelelerini

anlattılar. Kadınların ortak taleplerinden birisi kreş olurken, diğeri de düşük ücretle çalıştırmaya karşı mücadele oldu. Kadınlar, paketin kadınların evdeki “sorumluluk”larını aksatma-

dan çalışma yaşamına katılmasını teşvik ederken, kadını aileye hapsettiğini belirtti. Her çocuk için cüzi miktarda artan doğum yardımı, doğum izninin yarı zamanlı çalışmayla uzatılması

gibi uygulamaların kadın istihdamını esnek çalıştırma biçimleriyle arttıracağı konuşuldu. Kadınların ortak vurgularından bir başkası da bakım hizmetlerinin kadınların sorumluluğun-

“‹stihdam yasas›na karfl› birlefliyoruz” Forumda konuşma yapan Mezopotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Derneği’nden Neslihan, tarım işçisi kadınların yaşadıklarını aktardı “Güneflin alt›nda, hakk›m›z›, eme¤imizin karfl›l›¤›n› almadan çal›fl›yoruz. Günlük 6 saat çal›flmam›z gerekirken 12 saat çal›flt›r›p param›z› az veriyorlar. 3 ay çal›fl›yoruz, 3 ay sonra iflimiz yok. Çal›flt›¤›m›z 3 ayda sigortam›z yok. Gitti¤imiz yerde lavabo, banyo, elektrik, su yok. Kamyonla, motorla çal›flt›¤›m›z yerlere gidiyoruz. Kamyona koyarken

üst üste bindiriyorlar. Kürt oldu¤umuz için “Daha çok ezin, daha çok çal›flt›r›n” diyorlar. Dile getiremeyece¤im küfürler ediyorlar. ‹stanbul, Adana, Artvin, Rize, Mersin’de ve Güneydo¤u’da çal›fl›yoruz. Ortak banyo, ortak mutfak, krefl, doktor, hemflire istiyoruz. Hemflire, doktor bize yetiflene kadar biz zaten ölüyoruz. Bafl›m›za her ifl geliyor.“

da olmasının, iş yaşamında da yarattığı eşitsizlik oldu. Düzenlemelerin sadece anneye yönelik olması yerine bakım emeğinin toplumsallaşması gerektiği tartışıldı. Birçok konuşmacı sendikaların bu platformla birlikte büyük bir adım attığını ve sendikal faaliyet içerisinde kadın mücadelesi vermenin önemini vurguladı. İstihdam paketinin içeriğine dair yayımlanan ortak metin okunarak başlandı. Kamuoyuna “doğum izni ve yardımı müjdesi” olarak yansıtılan bu paketin içeriğinden meşruiyetini erkek egemenliği ve sermayenin uyumundan alan, toplumsal yaşam ve “emek piyasası”nın kadın ve toplum aleyhine yeniden düzenlenmesi operasyonu olduğunun açığa çıktığı belirtildi. Bu yasanın çocuk bakımını kadınların yükümlülüğü olarak gördüğünü söyleyen platform hiçbir hak kaybı ya da part time çalışma olmaksızın erkeklere de doğum izni talep etti. Vardiya saatleri göz önüne alınarak 24 saat açık kreş olması ve çalışma sürelerinin insani koşullarda yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtti. Yasa içerisinde bulunan erkek egemenliğini koruyan, güçlendiren tüm düzenlemelerin çıkarılmasını isteyen platform, çalışma hayatının tüm alanlarında kadınlarla erkeklerin eşitlik ilkesi esas alınarak düzenlenmesini talep etti. Önümüzdeki dönem eylem programını tartışan kadınlar 7 Kasım günü eylem programını ve forumun sonuç bildirgesini açıklamak üzere basın açıklaması yapma kararı aldı.

Hal iflçisi kad›nlar: “Biz o 60 liray› alaca¤›z” Mersin’de yaptıkları iş bırakma ve eylemle üç senedir alamadıkları zammı alan hal işçisi kadınlar, ’5 liralık zamdan sonra hepimiz işimize geri döndük ama biz 60 lirayı alacağız yine de” dedi TUBA GÜNEfi

M

ersin’de Hal Kompleksi’nde çalışan kadın işçiler üç senedir zam almamalarını, 50 lira olan yevmiyelerini ve ağır iş koşullarını protesto ederek iş bıraktılar. Hali dolaşarak iş bırakmayan kadın arkadaşlarını da onlarla birlikte protesto etmeye çağıran kadınlar, halin girişine kadar yürüdüler. Yolu kapatan kadınlar işe gitmek isteyen diğer kadınları araçlardan indirerek eyleme katılmaya çağırdılar. Hal girişi bir süreliğine eylemci kadınlara kapattılar. Mersin Meyve ve Sebze Toptancı Tüccarları Derneği önüne yürüyüş yaparak dernek başkanıyla görüşme yapmak isteyen kadınların görüşme talebi reddedilince, talepleri kabul edilinceye kadar derneğin önünden ayrılmayacaklarını belirttiler. Ve araya girmeye çalışan polislerin “Gidin ekmeğinize bakın, idare etmeye çalışın biraz” demesi üzerine kadın işçilerle polisler arasında arbede çıktı.

Eylemin üçüncü gününde dernek başkanının temsilci olarak dört kadın işçiyle görüşmeyi kabul edene kadar iş bırakan ve dernek binası önünde oturan kadınlar, 5 liralık zam alarak eylemlerini bir süreliğine sonlandırıp işlerine geri döndü. Günde en az on saat çalışan kadınlar, halde yükleme bitmediyse çalışmaya devam etmek zorunda ve bazı günler on saati aşan mesailer yapıyor. Üç senedir 50 lira yevmiyeyle çalışan kadınlar zam alamamalarının yanında mesai ücretlerini de alamıyor. Bu ücretle çalışmaya daha fazla devam etmek istemeyen kadınlar, dernek başkanının da kadın olmasını istiyor. Halden çıktıklarında tacize uğradıklarını , servisin de sigortanın da olmadığını söyleyen kadınlar, dernek başkanı kadın olursa kendilerini anlayacağını söylüyor. Ancak bu kazanımın kendileri için sadece başlangıç olduğunu söyleyen kadınlar, “5 liralık zamdan sonra hepimiz işimize geri döndük ama biz 60 lirayı alacağız yine de” diyor.

Erdo¤an: “Kad›n erkek ayr›ls›n!” M

uhafazakarlığı dilinden düşürmeyen AKP, kız ve erkek öğrenci yurtlarının ayrılmasının ardından öğrenci evlerinin denetleneceğini açıkladı. Pek çok konuşmasında “Biz hiç kimsenin hayat tarzına karışmadık” ifadesini kullanan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, üniversitelilerin yurt sorununa da gericilikle yanıt verdi. Kızılcahamam kampında konuşan Başbakan, “Denizli ilinde şahit olduk. Yurtların yetersizliği beraberinde çeşitli sıkıntılar doğuruyor. Üniversite öğrencisi

genç kız, erkek öğrenci ile aynı evde kalıyor. Bunun denetimi yok. Muhafazakar demokrat yapımıza bu ters. Vali Bey’e bunun talimatını verdik. Bunun bir şekilde denetimi yapılacak” diye konuştu. Önce açıklamaları toparlamaya çalışan Yalçın Akdoğan, öğrencilerin ev, otel, yurt, pansiyon statüsünde olmayan ve kontrole de tabi olmayan yerlerde kaldıklarını, bu gibi yerlerin öğrenciler açısından sorunlar üreteceğini açıklamıştı. Bülent Arınç ise haberin asparagas olduğunu iddia ede-

rek, böyle bir yetkilerinin de düşüncelerinin de olmadığını belirtmişti. Ancak AKP grup toplantısında başbakan aynı açıklamayı tekrarladı. Ailelerin kendilerinden hesap sorduğunu söyleyen Başbakan, aynı apartmanda yaşayan komşulardan polise şikayet geldiğini iddia etti. Polislerin ve valiliklerin bu tür ihbarları değerlendireceklerini söyledi. Basına yönelik önlemini önden alan Başbakan, “Bazı köşe yazarları yazıp çizecekler diye bu ihbarları bir kenara atamayız” dedi.

AKP sald›rmaya kad›nlar mücadeleye devam ediyor. 25 Kas›m kad›na yönelik fliddetle mücadele gününde kad›nlar fiiddete, tacize, AKP’ye karfl› soka¤a ça¤›r›yor.


11

MEDYA 7 Kas›m 2013 / 20 Kas›m 2013

Halk›n Sesi

Direniflin medyas› stüdyodan yay›nda! MERVE Ç‹ÇEK

6

Haziran’da Gezi Parkı’nda yayına başlayan ve Gezi Parkı’nın boşaltılmasının ardından forumlarda, eylemlerde, Gezi direnişçileri neredeyse orada yayına devam eden Çapul TV’nin artık bir stüdyosu var. Yoğunlukla stüdyodan çekilen programlarla her akşam 20.55’te günlük akışa başlayan direnişin medyası, sokağı da terk etmeyecek. İnternet üzerinden yayın

yapacak olan kanalda ne programlar karasal yayındakilere benziyor, ne yayınları hazırlayanlar, ne de yayın yapılan stüdyo… Bu Çapul TV ekibinin bilinçli bir tercihi. Direnişin medyasının sürdürülmesi için “çapulcuları” yok sayan kanallara benzemeyeceklerini söyleyen kanalın bülten saati 20.55. Gezi Parkı’nın boşaltıldığı saatte başlayan Çapulcu Bülteni’nde günün gündemleri konuşuluyor ve sosyal medya ayağı ile çapulcu-

ların bültene katılımı sağlanıyor. Diğer programlar da Gezi direnişine katılan öznelerin kendilerini ifade edebilecekleri ve Gezi direnişinde öne çıkan başlıklara gönderme yapan programlar olarak kurgulanıyor. “Gündüz İşte Gece Direnişte” programında beyaz yakalılar, kendi sorunlarını konuşuyor. Her programda bir beyaz yakalı Guy Fawkes maskesiyle yayına katılıyor ve isyana ve çalışma yaşamına dair soruları yanıtlıyor.

“Şantiye Sahası” isimli kent programında, yaşam alanlarının talan edilmesine karşı kent hakları için mücadele edenler konuşuyor. Kente dair sorunların ele alındığı program, forumların içeriğinden de besleniyor. “Kızlı Oğlanlı Felsefe” programı akademiden ve edebiyat dünyasından konuklarıyla daldan dala atlayan, cinsellikten siyasete, gündelik hayattan felsefeye her konunun konuşulduğu bir program olarak

hazırlanıyor. İsyanda büyük sıçrama yapan hareketin özneleri LGBT’ler de “Herhalde” programıyla Çapul TV ekranlarına çıkmaya hazırlanıyor. “Haydi Ateistler Bunu da Açıklayın” programı ise kuantumdan evrime uzanan, dogmalarla ve gerici propagandayla mücadele eden bir bilim programı olacak. “Ayşenur Arslan’la Medya Mahallesi” ilk kez tamamen sansürsüz olarak Çapul TV’de

Her yay›n bir haber Ç

apul TV’de yapılan yayınlar hem haber veriyor hem de haber değeri taşıyor.

‘GEZ‹ SANDI⁄A SI⁄MAZ’

24 Ekim’deki ilk Çapulcu Bülteni’nde Taksim Dayanışması’ndan Mücella Yapıcı’nın belediye başkanlığı adaylığına ilişkin soruya verdiği yanıt, başka haberlerin konusu haline geldi. Yapıcı’ya Beyoğlu Belediye Başkanlığı için aday olup olmayacağını soran seyirciye Yapıcı, “Çare hepimiziz! Şu anda mesele adaylar değil, nasıl bir ülkede yaşamak istediğimiz! Gezi’nin talepleri tek bir adaya indirgenemez! Gezi direnişinin 4 talebi gerçekleşene kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Gezi hiçbir sandığa sığdırılamaz. Hiç kimse bizi bir sandığa kilitleyemez!” dedi. “VAL‹N‹N BANA E-MA‹L GÖNDERMED‹⁄‹N‹ ‹SPATLAMAYA ÇALIfiAN VAR”

29 Ekim’de Çapulcu Bülteni’ne katılan İsmail Saymaz’ın ifadeleri de bir başka haber konusu oldu.

Ali İsmail Korkmaz davasını yakından takip eden Saymaz, Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna’nın kendisini tehdit ettiği emaille ilgili Çapul TV’ye konuştu. Saymaz, yazılan polis fezlekelerini aynen yayımlayan ve buna gönüllü olan ve zaten polis gibi düşünen çok sayıda gazeteci olduğunu belirterek, “Valiliğin bana e-mail göndermediğini doğrulamaya çalışan gazeteci var. Eskişehir Valisi’nin mesajını paylaştığım için beni eleştiren Nazlı Ilıcak, adı Balyoz iddialarında geçiyor diye basın toplantısı yapmıştı” dedi.

ramda söyledim. Kıyamet koptu. Biz vermeyecektik dendi. Ferhat Boratav rejiye girdi ve Uludere haberi verilmeyecek diye bas bas bağırdı. ‘Vali açıklama yaptı’ dedim. ‘Vali nereden bilecek’ dendi. Genel Kurmay’dan bekleniyormuş resmi açıklama!” Medyanın gerçekle iktidar arasında sıkıştığını söyleyen Arslan, Gezi sürecine dair de anlatmak istedikleri olduğunu ama asıl hikayenin henüz doğrulatılamadığı için anlatılamadığını belirtti.

‘ULUDERE HABER‹ VER‹LMEYECEK!’

Bir başka yankı uyandıran yayın da Marmaray’a ilişkindi. Marmaray’ın çalışmaya başladığı 30 Ekim’de defalarca arızalanması üzerine o günün Çapulcu gündemi de bu oldu. Bültene konuk olan, senelerce Marmaray’da çalışıp ayrılmış Elektrik Elektronik Yüksek Mühendisi Rıza Behçet Akcan, Marmaray’ın bütünlüklü bir proje olduğunu ve bölünerek hizmete açılmasının Pamukova gibi hatta ondan da büyük fe-

Sansürsüz ilk Medya Mahallesi’nde konuşan Ayşenur Arslan’ın ifadeleri en büyük yankıyı uyandıran yayınlardan birine imza attı. Arslan, kendisinin CNN’den ayrılmasına kadar giden yolun başlangıcı Roboski Katliamı’na ilişkin şöyle konuştu: “Roboski Katliamı internette vardı. Sordum kanaldakilere resmi açıklama bekliyoruz dendi. Şırnak Valisi açıklama yaptı, ben prog-

‘BEN OLSAM MARMARAY’A B‹NMEZD‹M’

Bas›nda Çapul TV Radikal/‹pek ‹zci Penguene itibar›n› kazand›rmak için logomuza ekledik

laketlere yol açabileceğini söyledi. “Marmaray’da hala çalışıyor olsaydınız, tavrınız ne olurdu?” sorusuna Akcan, “Bunun altına imza atmazdım ve yine işten ayrılırdım” yanıtını verdi. Akcan ayrıca “Ben İstanbul’da yaşasaydım Marmaray’a binmezdim” dedi. POL‹S‹N ATEfiE ATTI⁄I D‹REN‹fiÇ‹ ÇAPUL TV’DE

ODTÜ’de polisin orman içine pusu kurarak saldırdığı ve darp ettikten sonra ateşe attığı Yener Çıracı, Çapul Tv’ye konuştu. ODTÜ’ye neden gittiğini ve saldırıya nasıl uğradığını anlatan Çıracı, polisin

saldırılarında artık özel savaş taktikleri izlediğine dikkat çekti. Çıracı, Haziran Direnişi’nin “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” sloganını hatırlattı, iyileştikten sonra yeniden alanlara döneceğini söyledi. YÜZÜNCÜ YIL’IN S‹MGES‹ D‹REN‹fi‹N MEDYASINDA

100. Yıl İnisiyatifi'nden Hadi İskit 1 Kasım’da Çapulcu Bülteni'nin konuğuydu. İskit, kah ODTÜ yolunu protesto eden kah polisle çatışıp yol kesen kah bornoz giyip su kesintisini protesto eden 100. Yıl Mahallesi halkının meramını anlattı... İskit, programın ikinci bölümünde Gökçek'in "yol" bahaneli saldırısına karşı ODTÜ direnişini anlatarak, Erdoğan ve Gökçek ikilisinin bir sorununun da ODTÜ'nün polisten korkmadığı gerçeğini anlayamamak olduğunu söyledi.

Çapul TV gönüllü olmaya ça¤›r›yor Çapul TV Türkiye’nin her yerindeki direniş videolarının çekilmesi ve kendisi aracılığı ile yaygınlaştırılması için tüm Çapulculara çağrı yapıyor. muhabir.wetransfer.com’dan videolarınızı bekleyen Çapul TV’ye sosyal medya

yayımlanmaya başladı bile. İlk programda Arslan, Roboski katliamı sırasında CNN ve medyadaki halleri anlattı ve oldukça ilgi uyandırdı. Sokak röportajları şeklinde yapılan program “Bağzı Sorular” da haftanın gündeminin sokaktaki yankısını duyuruyor. Ekip büyüdükçe, gönüllüler arttıkça program önerisi de hazırlıkları da artıyor. Çapulcuları halen hazırlık veya fikir aşamasında olan pek çok program daha bekliyor.

aracılığı ile ulaşıp gönüllü olmak mümkün. twitter.com/capul_tv www.facebook.com/CapulTv iletisim@capul.tv

Ekip logo ve isim seçimini flu sözlerle anlat›yor: Kanal›n ad› Çapulcu de¤il Çapul TV. Bu bir tercih de¤il. O ismi bizden önce alm›fllard›. Ancak ticari bir amaçla alm›fl olsalar gerek, hala kullanmad›lar. Sonradan bu hali benimsendi, bizim de daha çok hoflumuza gitti, telaffuzu daha kolay, fonetik olarak daha iyi. Logomuzu gönüllüler çizdi. Gerçe¤i göstermeyen, halka karfl› sorumlulu¤unu yerine getirmeyen medyaya inat penguen. Penguene itibar›n› yeniden kazand›rmak için logomuza ekledik. Çünkü yaflanan sansürün ve dezenformasyonun sorumlusu penguenler ya da bas›n emekçileri de¤il, böyle bir yay›n politikas› belirleyen medya patronlar› ve as›l olarak da onlar› bu flekilde davranmaya zorlayan siyasi iktidard›.

Milliyet Cadde/ Sina Kolo¤lu Muhalefetin sesi olacak

Gezi Park› göstermifltir ki, muhalif gençlik internetin en iyi ve en merakl› kullan›c›s› oluyor. Çapul TV bu anlamda iyi bir örnek. Muhalif yay›nc›l›k internet ortam›nda kendine bereketli bir zemin bulacakt›r. “‹zlenme oranlar›” da olmayacak. Ama kendi “izlenme oran›n›” yakalayacak. Yeni bir yay›nc›l›k terimi de gelece¤in “Sosyal TV” k›lavuzuna girdi; “Televizyon içeriklerinin s›n›rs›zlaflt›r›lmas›... ”


SOKAĞIN SESİ

12

ÜRET EN B‹Z‹Z YÖNET EN DE B‹Z O LACA⁄IZ

7 Kas›m 2013 / 20 Kas›m 2013

Halk›n Sesi

Ali ‹smail Korkmaz yafl›yor üniversite AKP’ye direniyor! 6 Kas›m’da ülkenin dört bir yan›nda binlerce üniversiteli “Ali ‹smail” oldu, gerici, faflist AKP’ye, AKP’nin YÖK’üne, polisine, bakan›na, rektörüne karfl› soka¤a akt›. Üniversite forumlar›n›n ald›¤› kararla “YÖK’ün kurulufl y›ldönümü 6 Kas›m bu y›l direnen üniversitelilerin, Ali ‹smail Korkmaz’›n günü olacak” diyen üniversiteliler Haziran

‹syan›’n›n coflkusunu 6 Kas›m’a tafl›d›lar. 1980 darbesinin ürünü YÖK’ü kendi döneminde de piyasalaflt›rma ve bask› arac› olarak ifllevlendiren, “K›zl› erkekli ayn› evde kal›yorlar, denetleyece¤iz” diyerek üniversitelilere yönelik gerici sald›r›y› t›rmand›ran AKP 6 Kas›m eylemlerinin hedefindeydi. “Ali ‹smail yafl›yor, üniversite AKP’ye di-

reniyor” pankartlar›yla sokaklar› dolduran, ODTÜ’de stadyuma D‹REN yazan üniversiteliler AKP’den Ali ‹smail’in hesab›n› soracaklar›n› hayk›rd›, katil polisleri üniversitelerine sokmayacaklar›n› ilan etti. E¤itim emekçilerinin, üniversitenin di¤er bileflenlerinin de kat›ld›¤› eylemlerde 20 Kas›m’da görülecek Ali ‹smail davas›na ça¤r›lar yap›ld›.

REKTÖRÜNE, PO L‹S‹NE, YÖK’ÜNE, BA K ANINA, ÜN‹V ERS‹TE K A PISI K A PA LI

AKP’siz bir hafta ÇA⁄LAR ÖZB‹LG‹N

Ö

ğrenci Kolektifleri örgütlü olduğu tüm üniversitelerde 30 Ekim-8 Kasım tarihleri arasını “AKP'siz 1 hafta” ilan etti. Açıklamalarında “Haziran İsyanı’nda en ön safta olan üniversiteliler AKP’ye korku saldı. Üniversite açılışlarında üniversiteye adım atamadılar. Ama biliyoruz AKP’nin üniversite korkusunun altında üniversiteye yeni saldırı planları var, bilim düşmanlığı var, gericilik var...Biliyoruz ki bu yıl üniversiteler Ali İsmail’siz açıldı. AKP’den direniş boyunca döktüğü her damla kanın hesabını gençlik soracak. Biz Tayyip gibi kaçak güreşmiyoruz. Hodri meydan. Tüm Türkiye’de fakültelerde, kantinlerde, yurtlarda AKP’siz bir üniversite fikrini temsilen AKP’siz 1 hafta ilan ediyoruz. AKP’yi hatırlatan ne varsa karşısında olacağız. Tayyip Erdoğan'ı da, bakanlarını da polisini de rektörlerini de uyarıyoruz, üniversitelerin kapısının önünden bile geçmeyin” diyen üniversiteliler yaptıkları eylem ve etkinliklerle üniversiteleri direnişin yaratıcılığı ve renkleriyle buluşturdular. 6 Kasım öncesi onlarca üniversite yapılan yüzden fazla etkinlikte üniversite kapısı AKP’ye kapandı. Haziran İsyanı’nın simgeleri ve AKP’nin gerici-faşist-piyasacı baskısından payını almış toplumsal kesimler üniversite etkinliklerinde yerlerini aldı. BAKANI DA REKTÖRÜ DE NAS‹B‹N‹ ALDI “AKP’siz 1 hafta”nın henüz ilk gününde, 30 Ekim'de Edirne'de Roman Çalıştayı'na katılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Üniversiteli Kadın Kolektifi tarafından protesto edildi. İTÜ'de üniversiteliler, ODTÜ'ye destek amacıyla dikilen fidanları söken Rektörlüğün kapısına dayandı. AKP'nin rektörü Mehmet Karaca 4 saat içinde üniversitelilere soruşturma açtı. Jet soruşturmaya jet yanıt veren İTÜ Kolektif, Karaca'nın yemekhane ihalesindeki yolsuzluklarını açıkladı, Maçka Kantini’nde 4 gün boyunca boykot yapıldı. İstanbul Üniversitesi'nde yapı-

lan “Direnişin Medyası, Tribünler ve Spor, Hukuk ve Faiz Lobisi” konulu etkinliklerde yüzlerce üniversiteli buluştu. Yıldız Teknik, Marmara, Boğaziçi ve Mimar Sinan üniversitelerinde de hafta boyunca fidan dikimi, söyleşi, şenlik, fotoğraf sergisi gibi etkinlikler yapıldı. Polisler üniversiteden kovuldu. AL‹ ‹SMA‹L HER YERDE "AKP'siz bir hafta"’yı Ali İsmail’e adayan üniversiteliler tüm etkinliklerde Ali İsmail’i andı, üniversitelilerin Ali İsmail’in katillerinin peşini bırakmayacaklarını gösterdi. İki aydan bu yana ODTÜ direnişini örgütleyen Ankara üniversitelerinden öğrenciler Cebeci, DTCF, Beytepe ve ODTÜ'de "Ali için çalıyoruz, Ali için söylüyoruz" konserleri yaptı. Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesi'nde kadın, spor, eğitim ve medya başlıkları altında söyleşiler düzenlendi, kitap takas pazarı açıldı. ODTÜ'de öğrenci topluluklarıyla bir dizi etkinlik programı yapılırken, Cebeci ve DTCF'de de resim sergileri ve dinletiler gerçekleştirildi. Haziran İsyanı’nda katledilen Ali İsmail Korkmaz’ın da eğitim gördüğü Anadolu Üniversitesi’nde Rektörlüğün turnike dayatmasına karşı iki ayrı yerde fidan dikimi, kitap okuma, tiyatro ve uçurtma uçurma etkinlikleri düzenlendi. Bursa’da yüzlerce üniversiteli ÇapulFest’te buluşurken, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde de yerleşkede saat 21’den sonra getirilen bisiklet yasağına karşı “yasaklarınızı tanımıyoruz” diyerek Rektörlük önünde bisikletleriyle tur attılar. İzmir, Samsun, Çanakkale, Zonguldak, Bolu, Niğde, Trabzon, Edirne ve Mersin’de belgesel ve tiyatro gösterimleri, paneller, müzik ve şiir dinletileri, fotoğraf sergileri, ses çıkarma eylemleri gerçekleştirildi, merdivenler rengarenk boyandı. Adana’da ‘YÖK’e karşı duran üniversiteli’ eylemi gerçekleştirildi. AKP'siz 1 hafta etkinliklerinde saldırılar da yaşandı. Selçuk Üniversitesi'nde merdiven boyamak isteyen üniversiteliler karşısında çevik kuvvet, sivil polis ve özel güvenlikleri buldu. Polis, engellere karşın merdivenleri boyamakta direnen öğrencilere saldırdı, boyaları yere döktü, tehditler savurdu. Kocaeli Üniversitesi'nde 6 Kasım çalışmaları sırasında gerici Anadolu Gençlik Derneği üyeleri ve sivil polisler üniversiteden kovuldu.

Üniversitelilerle 'bafl edemeyen AKP, bafl göz etmeye soyundu' “Ahlak polisiniz de, aileniz de, rektörünüz de, yurt müdürünüz de, valiniz de vız gelir. Evlenip evlenmeyeceğimize, ne zaman kiminle evleneceğimize, kiminle yaşayacağımıza biz karar veririz” Gençlik ve Spor Bakanlığı, daha önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın yeni evlenen genç çiftlere 10 bin lira kredi vermesi ile gündeme gelen "kutsal aile için evliliği teşvik" politikalarına yeni bir soluk kazandırdı. Bakanlık, evlenen üniversite öğrencilerine aylık 280 liralık burs verileceği ve yurt ücretlerinin alınmayacağını açıkladı. Evlenilmesi halinde burs haline dönüşen öğrenim kredileri sınıfın geçilememesi ve ikinci bir üniversite okuma durumunda dahi sürdürülecek, evli öğren-

ciler istemeleri halinde yurtlarda kalmayı sürdürecek. İktidarın "Baş edemiyoruz, bari baş göz edelim" dediğini söyleyen Öğrenci Kolektifleri “Bu uygulama protesto edilmez ancak dalga geçilir” diyerek çapulcu düğünleri düzenledi. Erdoğan’ın “Kızlı erkekli aynı evlerde kalıyorlar, denetleyeceğiz” diyen Erdoğan’ın gerici söylemleri de düğünlerin konusu oldu. İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampusu’nda, Ankara SBF, Eskişehir Anadolu, Bursa Uludağ üniversitelerinde Çapulcu Düğünleri düzenleyen üniversiteliler temsili gelin ve damatların nikahını Suat Kılıç ve Tayyip Erdoğan'ın yetkilerine dayanarak kıydılar. Takı törenlerinde davetliler çikolata, ders notu, yumurta gibi hediyeler taktı.

'Beni att›klar› atefl, AKP'yi yakacak' ODTÜ ö¤rencileri ve 100. Y›l halk›, Ankara Büyükflehir Belediyesi'nin hukuka ayk›r› otoyol projesine ve a¤aç katliam›na karfl› 26 Ekim akflam› bir kez daha inflaat alan›na yürümek istedi. Yürüyüflün, polis sald›r›s›yla kesilmesi sonras› saatler süren ve oldukça sert geçen çat›flmalar yafland›. Polisin gaz bombas› ve plastik mermilerine direniflçiler havai fifleklerle karfl›l›k verirken, iki ifl makinesi atefle verildi. Ormanda ç›kan küçük çapl› yang›nlar da üzerinde "ODTÜ'lüler

orman›na sahip ç›k›yor" yaz›l› su tankeri taraf›ndan söndürüldü. Direniflin sürdü¤ü dakikalarda Bat›kent ve Keçiören'de de yüzlerce kifli soka¤a ç›kt›. ODTÜ'deki çat›flmalarda polis de kirli taktikler uygulamaya bafllad›. Kasklar›n› ç›kararak gizlice ormanl›k alana giren bir grup polis üniversitelilere pusu kurdu. Üniversitelilere dakikalarca sald›ran polis, Ö¤renci Kolektifleri üyesi Yener Ç›rac›'y›

atefle att›. Kollar›, dizleri, göbe¤i ve s›rt›nda ciddi yan›klar oluflan Ç›rac› kald›r›ld›¤› hastanede tedavi alt›na al›nd›. Atefle at›lan Yener Ç›rac› ise hasta yata¤›ndan "Beni att›klar› atefl isyan ateflidir. Bu atefl AKP'yi yakacak" sözleriyle meydan okudu. Vahfli sald›r› pek çok kentte "Her yer ODTÜ, her yer direnifl" sloganlar›yla protesto edildi. ODTÜ'lü akademisyenler de 31 Ekim'de "Ö¤rencime dokunma" eylemi yapt›.

195 sayi  

Halkın Sesi gazetesi 195'inci sayı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you