Page 1

A-PDF Merger DEMO : Purchase from www.A-PDF.com to remove the watermark

8 Ekim 2013• 1,25 TL

Y›l 8 • Say› 193

Elde var gericilik Art›k ne demokratikleflme masallar›n› yaymaya mecali kalan bir liberal ayd›n güruhu ne oyalanmaya niyetli bir Kürt hareketi ne de her yap›lan› sessizce sineye çeken bir halk var. Kendi taban›yla bafl bafla kalan Tayyip’in elinde tek koz kald›: dinci gericilik

“Demokratikleflme paketi”nde demokrasi yok. Türbana serbestlik, toplumsal yaflam üzerinde dini tahakküme dokunulmazl›k var. Çin blöfü ve Suriye maceras› nedeniyle ABD’den azar üzerine azar yiyen AKP, kendi eliyle büyüttü¤ü El Kaide’nin tehdidi alt›nda Halk bask›lara ve talana karfl› oldu¤u gibi AKP’nin can havliyle sar›ld›¤› gerici uygulamalara da sessiz kalm›yor. Yurtlarda harem-selaml›k uygulamas› binlerce ö¤renciyi aya¤a kald›r›rken, ma¤dur maskesi düflen gerici iktidara karfl› halk demokrasiyi sokakta ar›yor

“Demokratikleflme Paketi” de¤il, “Sosyalizm Paketi” gerek SF. 3

Çapulcular seni unutmayacak

Vietnam halkı komutanını yitirdi

Diren Berkin, liseliler seninle

Vietnam’da iflgalci Fransa ve ABD ordular›na karfl› verilen halk savafl›n›n komutan› General Giap 4 Ekim 2013 günü hayat›n› kaybetti. 14 yafl›nda Frans›z sömürgecili¤ine karfl› mücadeleye kat›lan Giap, 1941’de Ho Chi Minh ile birlikte Vietnam Kurtulufl Ligi’nin kurulufluna öncülük etti. ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl›’nda Japon iflgaline karfl› gerilla savafl› içinde yer ald›. Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin savunma bakan› oldu. Dien Bien Phu kuflatmas› ile 1954 y›l›nda Fransa’n›n Güney Asya’daki sömürgecili¤ine son veren askeri harekat›n bafl›ndayd›. Sosyalist Vietnam’›n ABD ve destekledi¤i Güney Vietnam’a karfl› savafl›nda Vietnam Halk Ordusu’nun bafl›ndayd›. 102 yafl›nda yaflam›n› yitiren ve tüm yaflam›n› mücadelenin içinde geçiren Giap’›n “halk savafl›” yaz›lar› tüm dünyada oldu¤u gibi Türkiyeli devrimcilerin de baflucu kitab›yd›.

Polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi nedeniyle 16 Haziran’dan beri komada olan Berkin Elvan için, Ankara Tuzluçayır’da 5 Ekim günü eylem vardı. Genç Umutçu liseliler, günler süren polis terörü eşliğinde inşaatına başlanan Cami-Cemevi inşaat alanına girdi ve “Bu inşaatta Mamaklıların kanı var” diyerek inşaata kırmızı boya

Betül Öztürk Korkut / Sayfa 8

döktü. “Diren Berkin, liseliler seninle”, “Katil polis mahallemden defol” diyen liseliler, Giresun’da “Ampul Tayyip” sloganı attıkları için 235’er gün hapis cezası alan arkadaşlarına destek vermek amacıyla da “Ampul Tayyip” sloganı attı. Polisin saldırıya geçmesine liseliler direnişle yanıt verdi.

Çocuklar›n objektifinden “Van’da dayan›flman›n foto¤raf›” Halkevleri Van Çocuk Evi’nde Halkevleri Foto¤raf Atölyesi’nin düzenledi¤i Foto¤rafç› Çocuklar Atölyesi’nde çocuklar›n çekti¤i iki yüz foto¤raf “Van’da dayan›flman›n foto¤raf›” ismiyle kitapta topland›. Kitap Türkçe ve Kürtçe olarak Notabene yay›nlar›ndan ç›k›yor.

 S.3

Umar Karatepe / Sayfa 9

Paketten e¤itimde gericilik... 3-5 kuruflun davas› de¤il

Tufan Sertlek / Sayfa 11

Bu kez s›ra bizde

Tuncel Kurtiz’i kaybettik. En son verdi¤i röportaj›nda Y›lmaz Güney, Can Yücel ve Özdemir Asaf’›n ad› geçti¤inde “Hayata beraber bafllad›¤›m›z, / Dostlarla da yollar ayr›ld› bir bir / Gittikçe art›yor yaln›zl›¤›m›z” demiflti. fiimdi bu isimlerin aras›na kendi ad›n› da ekledi ve bizi yaln›z b›rak›p gitti büyük usta. Y›lmaz Güney’in “Sürü” filminde uslanmaz hayalperest yoksul “Hasan” olarak izledik onu. “Duvar” filminde hapishanede iflkence gören, taciz edilen gariban çocuklar›n dostu, “Ali Emmi”siydi. Gizli gizli “Moskof radyosu” dinleyen “Kel Selim” rolüyle ç›kt› “fielale” filminde karfl›m›za. Daha birçok tiyatro oyununda, sinema filminde rol alan Kurtiz’i filmlerdeki, oyunlardaki rolleriyle tan›d›k, hayatta oynad›¤› rolle sevdik. 77 y›l boyunca ayn› rolü vazgeçmeden, de¤iflmeden oynad› Kurtiz. Bir komünistti ve bir komünist olarak öldü. Neden komünist oldu¤unu: “500 senedir kapitalizmle dünyan›n nereye geldi¤i ortada. Bir milyar insan açl›ktan ölüyor. Yaln›z Irak'ta bir milyondan fazla insan öldürüldü. Devlet anam›z›n sütü hep bir tarafa ak›yor” diyerek anlatm›flt›. Kurtiz adil bir düzenin ancak sosyalizmle gelece¤ine inan›yordu. Gezi ‹syan› süresince Kurtiz, “Diren gezi park›, diren! Çok güzelsiniz, çok güzelsiniz çocuklar” demifl ve bu mücadeleyi yürekten destekledi¤ini söylemiflti. Yüre¤ine sa¤l›k Usta. Çapulcular seni unutmayacak.


2

DİRENİŞ 8 Ekim 2013 / 23 Ekim 2013

Halk›n Sesi

AKP hukuku: Halka sald›r, polisi koru AKP, “destan yazan” polisini korumaya, katliamlar›n›n üzerini örtmeye devam ediyor. Polis taraf›ndan ifllenen cinayetlerde deliller karart›l›yor, davalar baflka illere kaç›r›l›yor. ‹flkenceyi soka¤a tafl›yan polisler soruflturulmazken soka¤a ç›kan halka soruflturma aç›l›yor. Direnifl, üniformal› katillerinden baflka tutunacak dal› kalmayan AKP’yi köfleye s›k›flt›r›yor. Abdullah Cömert’in gaz bombas›yla vuruldu¤u Adli T›p raporuyla belgelendi. Adalet Bakan› Sadullah Ergin, raporu

“soruflturman›n hassasiyeti”ne iflaret olarak gösterdi. Oysa “hassasiyetle” yürüyen soruflturmada dört ayd›r yol al›namam›flt›. Ahmet Atakan’›n ölümünün Armutlu’daki polis terörü ile iliflkisi “soruflturma gündemi” haline gelmezken yaflam›n› kaybetti¤i yerde bulunan “kan lekeli gaz kapsülü” hakk›nda sa¤l›kl› bir inceleme yap›lmad›. 2012’de Yalova’da kavgay› ay›rmaya çal›fl›rken polisin s›kt›¤› biber gaz›yla hayat›n› kaybeden Çayan Birben’in katillerinin dosyas›na “kas›t” olmad›¤› gerekçesiyle A¤›r

Ceza’da görevsizlik karar› verildi. Dava Uyuflmazl›k Mahkemesi’ne al›nd›. Antakya’da soruflturma terörü bafllad›, Ali ‹smail Korkmaz eylemleri suç olarak gösterildi. Polisin att›¤› biber gaz›yla a¤›r yaralanan ve dala¤› al›nan Antakyal› direniflçi Esat Talatl›o¤lu ifadeye ça¤r›ld›. Mersin’de Tayyip Erdo¤an’›n geldi¤i gün yap›lan protestolar için soruflturma bafllat›ld›. Antalya’da ev bask›nlar› ve takiple gözalt›na al›nan 6 direniflçinin 3’ü tutukland›. Ali ‹smail’e sald›r›y›

düzenleyen 4 polis tutuksuz yarg›lan›yor. ‹ddianamede “a¤›rlaflt›r›lm›fl müebbet” cezas› yer almad›¤› için ceza indirimi söz konusu olabilecek. Ethem davas›n›n mahkeme heyeti ise suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda, duruflma günü Ethem’i öldüren polise “katil” diyenler suçlan›rken avukatlara silah çeken, tan›klara telsizle sald›ran, tehdit eden polislere yer verilmedi. Gülsuyu’nda Hasan Ferit Gedik’in çeteler taraf›ndan katledilmesine iliflkin deliller polisler taraf›ndan karart›ld›.

HASAN FER‹T GED‹K D‹REN‹fiLE U⁄URLANDI

Berkin Elvan için Ferit’in vasiyeti üzerine tüm Türkiye’de dilek fenerleri uçuruldu. Armutlu’da, Ankara Güvenpark’ta, ODTÜ’de, Çanakkale’de, Kars Kalesi’nde dilek fenerleri Berkin ve Hasan Ferit için havaland›.

‘Burada bir haksızlık var mücadele etmeliyiz’ Hasan Ferit Gedik, 29 Eylül’de İstanbul Gülsuyu’nda uyuşturucu çeteleri tarafından katledildi. Polis delilleri yok etmeye ve cenazeyi engellemeye çalıştı. Üç gün süren direniş kazandı. Ferit için planlanan tören gerçekleştirdi MURAT DURAL

İ

stanbul Gülsuyu’nda Ağustos ayında başlayan silahlı çete saldırıları can aldı. Gülsuyu’nda uyuşturucu satan ve haraç alan çeteler 29 Eylül’de “Çetelere izin verme-

yeceğiz, hesap soracağız” pankartıyla yürüyüş yapan devrimcilere saldırdı. Saldırıda, Gökhan Aktaş ve Hasan Ferit Gedik ağır yaralandı. Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Hasan Ferit Gedik hayatını kaybetti. DEL‹LLERE KARARTMA CENAZEYE ENGELLEME Hasan Ferit’in hayatını kaybettiği hastanedeki odasına teknisyen kıyafetli sivil polisler girdi. Sivillerin gömlek ve atlete el koyduğu tespit edildi.

Polisler, teşhir olmalarından sonra çevik kuvvet ekiplerinden yardım istedi. Çevik kuvvet tarafından kaçırılan polislerin el koyduğu Hasan Ferit’in giysileri atış mesafesinin anlaşılması açısından en önemli delillerdi. 21 yaşındaki genç direnişçi için İstanbul’daki forumlar sokağa döküldü. İstanbul’un yanı sıra Ankara, Antakya, Kocaeli gibi birçok ilde Hasan Ferit için eylemler düzenlendi. Hasan Ferit için planlanan Armutlu’da başlayıp Gülsuyu’nda yapılacak anmanın ardından Gazi mezarlığında sonlanacak töreni polis engelledi. Polis, 1 Ekim’de yapılması planlanan cenaze törenini yaptırmamak

için Armutlu’yu abluka altına aldı. Ferit’in arkadaşları mahalle girişinde ve cemevi bahçesinde oturma eylemine başladı. Hapishaneden 5 saat izin alarak törene gelen Ferit’in babası polisin engellemesi nedeniyle cenazeye katılamadan geri döndü. Armutlu’daki direniş polis ablukası kalkıncaya kadar sürdü. D‹REN‹fi KAZANDI Direniş 3 Ekim’de sonuç verdi. Kurulan bir heyetle Valiliğe gidildi. Valilikle yapılan görüşmelerin ardından abluka kaldırıldı, cenaze Gülsuyu’na, Hasan Ferit’in vurulduğu yere götürüldü. Mahalle halkı ellerindeki karanfilleri Ferit’in vu-

rulduğu yere bıraktıktan sonra otobüslerle Gazi Mahallesi’ne doğru yola çıktı. Binlerce kişi Hasan Ferit’i omuzlarında taşıdı. Ferit, vasiyetinde gömülmek istediği yer olan Gazi Mezarlığı’nda toprağa verildi. Direnişin taleplerinden biri daha gerçekleşti Baba bir kez daha hapishaneden getirildi. Hasan Ferit'in babası, şu sözleri söyledi: "Benim oğlum hep yiğit ve dik durdu ama sistemin çürümüşlüğü yüzünden beraber olamadık". Hasan Ferit cinayeti için 22 kişi gözaltına alındı, 14’ü tutuklandı. Hasan Ferit’in vurulduğu gün yanında olan arkadaşının teşhis ettiği katillerden biri cinayeti itiraf etti.

Halk Cephesi üyesi Hasan Ferit Gedik, forumlar›n oluflturdu¤u Kentsel Dönüflüm Çal›flma Grubu’nun da bir üyesiydi. Kat›ld›¤› forumlardan birinde flöyle diyordu Hasan Ferit:“‹lle de ma¤dur olmam›za gerek yok. Nas›l bir a¤aç için hepimiz gittik ve sonra bu siyasal bir boyuta dönüfltüyse, ayn› ruhu kentsel dönüflüme u¤rayan mahallelerde canland›rabiliriz. Baflkas›n›n yüzüne at›lan tokad› kendi yüzümüzde hissetmeliyiz. Burada bir haks›zl›k var, bu haks›zl›¤a karfl› mücadele etmeliyiz.”

‘‹NSANLIK DAVASI’NA ÇA⁄RI Ethem Sar›sülük’ün katilinin yarg›land›¤› 23 Eylül’deki duruflma polis sald›r›lar› yüzünden gerçeklefltirilemedi ve ertelendi. Davay› izleyen günlerde katil fiahbaz’a özel koruma verildi ve baflka bir yere tayin edildi. Ethem’in ailesi 28 Ekim’deki dava için 2 Ekim’de bir ça¤r› metni yay›mlad›. Ça¤r›s›nda dava gününde yaflananlar› anlatan aile, polisi ma¤dur gibi gösteren medyay› k›nad›. Aile, polisi korurken kendilerine yap›lan sald›r›ya göz yuman mahkemenin ne kadar tarafs›z oldu¤unu sordu. Sar›sülük ailesi herkesi “insanl›k davas›”na sahip ç›kmaya ça¤›rd›.

ERDO⁄AN’A DAVA AÇACA⁄IZ Adli T›p Kurumu'nun raporlar›ndan sonra Abdullah Cömert'in a¤abeyi Zafer Cömert, katillerin belli oldu¤unu ancak bu durumun Adli T›p Kurumu raporuyla kesinleflti¤ini söyledi. Tayyip Erdo¤an'›n, "Müdahale emrini ben verdim" aç›klamas›n› hat›rlatan Zafer Cömert, "Savc›lar› göreve davet ediyorum. Sorumlular hakk›nda bir an önce gerekeni yaps›nlar. 'Polislere müdahale emrini ben verdim' diyen Baflbakan Recep Tayyip Erdo¤an hakk›nda da dava açaca¤›z" dedi.

Gülsuyu’nda mücadele sürüyor Polis, Gülsuyu’nda 6 Ekim günü düzenlenen Hasan Ferit anmas›na sald›rd›, çat›flmalar gece boyu sürdü. Oysa devletin ve gözetimindeki çetelerin sald›r›lar›, toplumsal muhalefetin ve sol duyarl›l›¤›n güçlü oldu¤u Gülsuyu için yeni de¤il. Gülsuyu, 1950’lerde fabrikalar›n kurulmas›ndan sonra bir iflçi mahallesi oldu. 70’lerde solun kalesi olarak görülen ve kurtar›lm›fl bölge olan Gülsuyu’nda, 12 Eylül faflist darbesinin ard›ndan neoliberal y›k›m politikalar› geldi. 90’larda mahalleye zorunlu göçle zorla yerlerinden edilen Kürtler yerleflti. Ayn› dönemde devletin ilgisinin artt›¤› mahallede polis kontrolünde uyuflturucu ve haraç çeteleri sistemli olarak palazland›r›ld›. Öte yandan manzaras›, Adalar’a yak›nl›¤› gibi etkenler buradaki rant› art›rd›. 2000’lerden itibaren mahalle halk› kentsel dönüflüme karfl› direndi, projeler gerçeklefltirilemedi. Yak›n zamanda sola yönelik operasyonlar mahallede uyuflturucu çetelerinin etkisini art›rd›. 2013 yaz aylar›nda ise devrimciler burada uyuflturucuya karfl› kampanya bafllatt›. Bu aylardan itibaren sald›r›lar artt›. 7 A¤ustos’ta 9 kifli çetelerin sald›r›s›yla yaraland›. Mahalleli, forumlar ve yürüyüfllerle direndi. 29 Eylül’de Hasan Ferit’in ölümünden sonra da sald›r›lar›na son vermeyen çeteler 5 Ekim’de Hasan Ferit için afifl asan 2 kifliye sald›rd›. Hasan Ferit’in ölümünden sonra medyada Gülsuyu hakk›nda karalama kampanyas› bafllad›. Egemen medya, Hasan Ferit’in hayat›n› kaybetmesini Gülsuyu’ndaki çeteler ve sol örgütlerin rant kavgas› olarak gösterdi.

Vali, Ali İsmaillerden korkuyor E

skişehir Valisi Güngör Azim Tuna, Ali İsmail davası için görüş isteyen 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne davanın başka bir ile taşınması yönünde görüş bildirdi. Valinin davanın taşınması için öne sürdüğü gerekçeler şöyle sıralandı: “Ali İsmail Korkmaz isimli şahsın ilimizde hayatını kaybetmiş olması, ölümünden sonraki süreçte Eskişehir il merkezinde düzenli ve örgütlü şekilde açık alan eylemleri düzenlenmesi, konuya ilişkin açık alan mitingi yapılması, sosyal medya ve internet üzerinden örgütlenmek suretiyle propaganda yapılması…” Eskişehir halkının Ali İsmail için gerçekleştirdiği binlerce kişilik eylemler görüş yazısında şu şekilde belirtildi: “DHKP/C terör örgütüne müzahir kişiler, THKP/C Devrimci Gençlik Devrimci Yol terör örgütünün açık alan yapılanmasına mensup şahıs-

lar ve diğer illegal yapılara mensup şahısların eylem birlikteliği yaptıkları görülmüştür.” Ali İsmail’in hayatını kaybetmesinden sonra sürekli polisleri koruyan Vali tutumunu değiştirmedi. Yazıda, Ali İsmail için “protesto eylemlerinde yaralandığı iddiasıyla” hastaneye gittiği belirtildi. Cumhuriyet Başsavcılığı da dava için mahkemeye görüş bildirdi. Eskişehir’de her hafta yapılan adalet yürüyüşleri ve adalet nöbetleri gerekçe gösterilerek davanın taşınması talep edildi. Davanın taşınması katillerin peşini bırakmayan Eskişehir halkından davayı kaçırmak için gündeme getiriliyor. VAL‹ TUNA: TEHD‹T, ‹NKAR, YÜZSÜZLÜK Vali, Ali İsmail davasında gelişmeleri takip eden Radikal Muhabiri İsmail Saymaz e-mail gön-

dererek tehdit etti. “Oğlum İsmail yine rahat durmuyorsun” sözleriyle başlayan mailde, Ali İsmail’i savunanlar için “müebbet de sizi kesmez” sözünü kullandı. Mailin ortaya çıkması ile önce “ben atmadım ama katılıyorum” diyen Vali ertesi gün yaptığı açıklamada

da mailin kendisine ait olduğunu kabul etti. Attığı mail için “sitemdi” diyen Vali, Saymaz’ın, gönderdiği maili haber yapmasını öne çıkardı. Vali’nin yüzsüzlüğünün kaynağı kısa sürede belli oldu. Erdoğan çıktığı bir canlı yayında Vali için “iyi bir arkadaştır” dedi. Ali İsmail’in katillerini savunan talimat verenleri gizleyen Vali’ye Ali İsmail’in “sıra arkadaşları” cevap verdi. Üniversiteliler açıklamalarında dava hangi şehirde olursa olsun Eskişehir halkının oğlunu yaşatacağına dair söz verdi. Vali içinse şu sözlere yer verildi: “Şimdi bizden sana tavsiye AKP’nin değil de bu halkın valisi olmak istersen eğer, yaptığın açıklamalar için özür dile ve eyleme katılan insanlara saldırmak ve işkence yapmak için oluşturduğun, aynı zamanda Ali’nin katilleri olan özel timin ceza almasını sağla ve istifa et.”


3

GÜNDEM 8 Ekim 2013 / 23 Ekim 2013

Halk›n Sesi

Van’da, 70’inde, açlık grevinde... İki yıldır buradayız. İki aydır elektriğimiz kesik. Burada hepimiz mağduruz, perişanız. Ne televizyonda ne gazetelerde gösteriyorlar bizi ALAATT‹N T‹MUR

V

an 2011’de 23 Ekim ve 9 Kasım’da meydana gelen iki depremle sarsıldı. Binlerce kişi yaşamını yitirdi. Depremin hemen ardından Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından kente yardımlar geldi. Gelen yardımların valilik tarafından dağıtılmadığı, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmadığı haberleri basına yansımıştı. Depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, Van’da yüzlerce insan hala sorunlarla boğuşmaya devam ediyor. Yüzlerce insana barınabilecekleri herhangi bir yer gösterilmeden, elektrikleri ve suları kesilerek konteyner kentleri terk etmeye zorlanıyorlar. Açlık grevine giren depremzedelerle yaşadıklarını konuştuk. Halkın Sesi: Depremden sonra mı yerleştin buraya, ne kadardır konteyner kenttesin? Ali Ahi: Yaklaşık iki yıldır konteyner kentteyiz. Yani deprem olduğu andan itibaren... Deprem olduktan üç ay sonra konteyner kente yerleştik. O süre zarfında evin bahçesinde, orada çadırda kaldık. Çadırda kalırken çok zorluk çektik, bir süre sağdan soldan bulduğumuz brandalarla idare ettik. Ama daha sonra 2012'nin ba-

şında konteyner kente girdik. Orada kentte bir konteyner aldık, yerleştik. 47- 48 gündür elektrikler kesik, 38 gündür açlık grevindeyiz. Burada yüz civarında aile şu an yaşamını sürdürüyor. Biz defalarca valilik ve AKP il yönetimiyle irtibata geçtik; sorunlarımızı dile getirdik. Ancak çözmeye dönük herhangi bir adım atılmadı. Elektriklerin kesilmesi konusunda herhangi bir tebligat yapıldı mı, gelip sözlü mü söylüyorlardı? Hiçbir resmi yazı ya da açıklama yapılmaksızın şifahen söylendi. Yaklaşık otuz iki tane konteyner kent vardı. Ancak elene elene üç tane konteyner kent kaldı şu an Van'da. Bunların toplamında da 250 civarında aile var. Şu anda eğitimin üçüncü dördüncü haftasına girdik benim çocuklarım hala okula gidemiyor, gönderemiyorum yakın okul olmadığı için. Uzak okullar da gönderme gibi bir imkanım yoktu. Kaç çocuk var? Şu an burada 200 civarında çocuk var. İlk iki hafta çocukları yakın okullar almadı kalıcı ikametgahları olmadığı için. Bununla ilgili EğitimSen'in tutmuş olduğu bir rapor vardı. O rapordan sonra almaya başladılar. Ama göndermiş olduğumuz okulda da bizim çocuklarımızı ayrı

sınıflara koyarak ayrımcılık da yapıldı. Peki, kaç gündür açlık grevindesin? Kaç kişi var toplamda açlık grevinde? Ortalama 20 kişi açlık grevine devam ediyor. Sürekli dönüşümlü halde devam ettiriyoruz. Peki, ciddi sağlık problemi yaşayan oldu mu? Doktorların "Burada yaşaması intihardır" dediği insanlar burada yaşıyor. Tabipler Odası da bize defalarca aynı şeyi söyledi. Sağlık görevlileri ile ilgili bir sıkıntı var mı? Yok. Ama şöyle sağlık il müdürlüğünde sıkıntı var. 38 gündür biz açlık grevindeyiz, onlara dedik ki bir ambulansın burada sürekli bulundurulması şarttır. İlla buradan cenaze çıksın diye bekliyorlar. Vali elektriklerin kesinlikle bir daha açılmayacağını, havaların da soğumasıyla beraber vatandaşların orayı tahliye edeceğini söylüyor. Nereye tahliye edileceğinizi, söyledi mi? Kesinlikle nereye gidecekleri hakkında bir şey söylemiyor. Ne zamandır burada oturuyorsunuz? Hürriyet Yılmaz: İki senedir. Deprem oldu hemen sonra geldik

buraya. Depreme kadar nerede oturuyordunuz? Altıntepede, evim vardı evim yıkıldı. Burada kaldım. Ev de vermediler. Ben kiracı değildim ev sahibiydim. Tapum yok diye ev vermiyorlar bana. Evde hastaneden çıkan bir çocuk varmış Beş gün hastanede yatırdım. Nasıl oldu? Etraftaki çöpleri topladım yaktım, akşamdır diye yemek yapmak için. Çocuk bilmeden ateşe düştü. Ateşi yemek yapmak için mi kullanıyordun, elektrik olmadığı için? Evet. Yemeği koyduğum zaman bağırdılar "Çocuk yandı" diye. Hastaneye götürdüm. Beş gün yattı. Kaç çocuğun var? Üç. Eşim de çalışmıyor, hasta. Ne zamandır bu konteyner kenttesin? Saniye Durmaz: İki yıldır buradayız. İki aydır elektriğimiz kesik. Burada hepimiz mağduruz, perişanız. Ne televizyonda ne gazetelerde gösteriyorlar bizi. Kaç yaşındasın? 70. 70 yaşındasın ve açlık grevindesin… Evet.

Van’da dayan›flman›n foto¤raf› Halkevleri Foto¤raf Atölyesi, Halkevleri Van Çocuk Evi’nde yapt›¤› Foto¤rafç› Çocuklar Atölyesi'nin ürünlerini, Van Sanat Soka¤›’nda sergiledi. Çal›flmalar “Van’da Dayan›flman›n Foto¤raf›” ad›yla kitaplaflt›r›lm›flt›. Halkevleri depremin hemen ard›ndan “Kardefllik köprüsünü dayan›flmayla kuruyoruz” diyerek flubelerinden bir dayan›flma kampanyas› bafllatm›fl, gönüllülerinin kat›l›m› ve Van Belediyesi’nin de deste¤i ile Halkevleri Van Çocuk Evi’ni 4 Aral›k 2011’de kurmufltu. Foto¤rafç› Çocuklar Atölyesi Çocuk Evi’nde yap›lan atölye çal›flmalar›ndan biriydi. Foto¤rafç› Çocuklar Atölyesi’ndeki çocuklarca iki ay boyunca çekilen binlerce foto¤raftan iki yüz tanesi Ekim ba›nda Van Sanat Soka¤›’nda sergilendi. Van Belediyesi'nin tahsis etti¤i araçlarla Seyrantepe ve ‹stasyon mahallelerinden gelen yüzlerce çocuk ve ailesi sergiyi gezdi. "Van'da Dayan›flman›n Foto¤raf›" isimli kitap çocuklara da¤›t›ld›.

“Demokratikleflme Paketi” de¤il, “Sosyalizm Paketi” gerek Son zamanların değerlendirmeye alınabilecek siyasal gündemlerini kısaca sıralamakla başlayalım. Tayyip Erdoğan, bizzat kendisi aylardır beklenen “demokratikleşme paketini” bizzat kendisi açıkladı, TBMM artık klasikleşen bir biçimde “savaş tezkeresini” oylayarak (kabul ederek) yeni yasama yılını açtı, Uzun menzilli füze savunma ihalesi Çin’e verildi, CHP içinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı belirleme süreci tüm şiddetiyle devam ediyor, Hükümet kurban derilerinin Türk Hava Kurumu tarafından toplaması tekelini kaldırdı ve Haziran İsyanı’nın ruhu egemenlerin koltuklarının arasında ve halkın sokaklarında dolaşmaya devam ediyor. AKP iktidarı dönemindeki 4.paketmiş bu seferki “demokratikleşme paketi” ve Tayyip Erdoğan’ın dediğine göre “son da olmayacakmış”. Ülke bu kadar “demokratikleştiğine” göre “ileri demokrasi” aşamasına gelmiş olması gerek ama Tayyip Erdoğan ve şürekası, bir dönemlerde moda haline getirdikleri bu “müthiş sloganı” çoktan unuttu bile. Nasıl unutmasınlar demokrasi şu an en büyük tehdit AKP iktidarı için. Demokratik kurallar Kürtler için işletilirse, yani yüzde 10 barajı kalkarsa, yani temsilde adalet (burjuva demokrasisinin şartı ya) sağlanırsa, Kürtler şu an sahip olduklarının en az iki katı milletvekiliyle temsil edilirler ki bu da Meclis’in savaş politikalarının önünde çok daha büyük bir barikat oluşturur. Kamusal bir hak olan ana dilde eğitim hakkı sağlanırsa, tek dil üzerinden kurumsallaşan faşist devlet yapısı zaman içerisinde köklü bir değişikliğe gitmek zorunda kalır ve eski yönetme biçimleri yerine yeni “yönetme biçimleri” aramak zorunda kalırlar. Toplumsal/sosyal yaşamda ise halklar arası ayrışmayı değil, ortak yaşamın yeni koşulları (hiç olmazsa empati kurma) oluşturulmaya baş-

lar. Demokratik kurallar kadınlar için işletilirse, toplumsal yaşamda kadın-erkek eşitliğini sağlamaya dönük her adım AKP gericiliğinin asıl beslendiği yeri, yani aile içinde başlayan kadını tahakküm altına alma zihniyetini kurutacaktır. “Eşit işe eşit ücret” uygulaması bile tek başına, sömürü mekanizmasında patronlar aleyhine çok büyük kayıp anlamına gelecektir. Siyasal temsiliyette ise durum daha vahimdir, Meclis’in yarısının kadın olması, Tayyip Erdoğan’ın bırakın Başbakanlığı AKP Genel Başkanlığı’nı bir kadın ile gerçekten eşit bir biçimde paylaşması ütopya sınırlarını bile aşar. (MHP bile, hani Asena kültürü nedeniyle göstermelik de olsa belki paylaşabilir ama dini gericilikte bir erkeğin bir kadınla iktidarı paylaşması bunların kitabında yazmaz) Demokratik kurallar Aleviler için işletilirse, mezhepçilik yaparak iktidar olma yöntemi (ya da muhalefet olma) orta vadede iflas eder. Başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere devletin birçok kurumu ya ortadan kaldırılır, ya mezhepler arası eşitliğe göre yeniden yapılandırılır ya da mezhep özelliklerinin devlet işleyişindeki belirleyiciliği terk edilir. AKP, Sünni mezhepçiliğine yaslanmadan nasıl iktidarda kalır? Demokratik kurallar sendikal hak ve özgürlükler işçiler ve kamu çalışanları için işletilirse, milyonlarca insan nasıl kayıt dışı çalıştırılabilir; milyonlarca insan nasıl açlık sınırının bile altında bir asgari ücretle çalıştırılabilir; bir kölelik sistemi olduğu doğrudan bu ülkenin Çalışma Bakanı tarafından söylenen taşeron sistemine isçiler nasıl mahkum edilebilir; bu sistem nasıl sürdürülebilir olur acaba? Bütün bunları garanti altına almak için Türkİş’in başına kendi adamını atayıp, Hak-İş’in önündeki tüm engelleri kaldırabilir mi? KESK’i sürecin dışında bırakıp kendi örgütlediği Memur Sen’le kamu çalışanlarını cen-

dereye hapsedebilir mi? Demokratik kurallar halk için işletilirse, her kararları her icraatları tökezler. Devletin, yerel yönetimlerin olanaklarını fütursuzca kullanamaz, sermayeye peşkeş çekemezler. Kentleri, doğayı talan edemezler. Düşündüğünü özgürce ifade eden, ifade ettiğini yasaksız örgütleyen, örgütlü gücüyle toplumsal ve siyasal yaşama müdahale eden birileri sermayenin ve gericiliğin iktidarında en son istenecek özelliktir. Kısacası AKP iktidarını isterse yüzüncü Demokratikleşme Paketi”ni açıklasın, yukarıdakilerin hiçbirinin yapılmasına izin vermez/veremez. Çünkü kapitalizmin ve gericiliğin iktidarı tehlikeye girer. “Ülke henüz bunlara hazır değil” söylemi, değişecek koşullarda “ben iktidarımı sürdüremem” korkusundan başka bir şey değildir. Yukarıdakiler sağlandığında tehlikeye girmeyecek olan ancak sosyalist bir iktidardır. Üstelik tam tersine iktidarda kalmak için demokratik kuralları daha da geliştirmek ve yerleştirmek zorundadır. O yüzden bu ülkenin sahte “demokratikleşme paket(ler)ine” değil sosyalizme ihtiyacı var. AKP iktidarında TBMM’nin “savaş baltalarını” çıkartarak yeni döneme başlaması artık kural haline geldi. Bu yıl da AKP hükümeti, Meclis’ten savaş çıkarma yetkisi alarak işe başladı. Bu yetki için üçbeş gün gecikmeye bile tahammülleri yok, çünkü ilk kararın tezkere olması bir politik tercih. Bu seferkinin gerekçesinde ise ufak bir değişiklik yapmışlar ve Suriye’nin elindeki kimyasal silahları gerekçe olarak eklemişler. Bu gerekçesinde inandırıcı olabilmesi için AKP hükümeti’nin ilk yapması gereken icraat bellidir; kimyasal saldırıya karşı halkı savunabilecek önlemler almak. Örneğin; halkı bilgilendirmek, erken uyarı sistemi yerleştirmek, sığınaklar inşa etmek ve elbette ki

başta yakın bölgelerde yaşayanlar olmak üzere herkese kimyasal silahtan korunabilecekleri “gaz maskeleri” dağıtmak. Dağıtır mı? Asla, çünkü o zaman kendi polisinin “kendi halkına” karşı saldırı gücünü zayıflatmış olur! AKP’nin asıl derdi Suriye gerilimini daha doğrusu Esad ile başlattığı gerilimi sürdürmek, uluslararası dengeler elverdiğinde ise kendine duyulacak ihtiyacı pazarlamaktır. Konjonktür her değiştiğinde ise yeni duruma ayak uydurmakta hep geç kalmasına rağmen hala umudunu korumakta. ABD’nin Rusya ile yaptığı pazarlıktan ve Suriye iktidarının kimyasal silahları imha etme kararından sonra sürecin en az beş-altı ay daha uzayacağı aşikar. ABD’nin bu dönem boyunca tercih ettiği politika ise Esad muhaliflerini güçlendirmek biçiminde. Ancak ABD’nin muhaliflere yapacağı silah yardımını arttırma kararı, El-Kaide tehlikesi nedeniyle ciddi denetimlere uğrayacak. Bu duruma “uyum sağlamak” zorunda kalan AKP için işler daha karmaşıklaşacak. Bir taraftan ABD baskısı ile sınıra duvar örmeye zorlanırken, diğer taraftan şimdiye kadar destek verdiği (ve desteğini de sürdürmek zorunda olduğu) İslamcı militanlarla yeni bir “denge” tutturmak zorunda. Sonuç, Suriye konusundaki hesapsızlık ve tutarsızlık AKP’nin bölge halkları için çok büyük bir tehlike olarak varlığını sürdüreceği anlamına geliyor. AKP’nin özellikle dış politikada uygulamaya çalıştığı fırsatçı, taşeron zihniyet artık iyice fiyasko haline geldi. En son örnek, uzun menzilli füze savunma sistemi projesinin Çin’e verildiğinin açıklaması oldu. Bilindiği gibi bu proje 2009’dan beri gündemde ve ha verildi, veriliyor aşamasında. AKP’nin gerçek derdi ülkeye uzun menzilli savunma sistemi kurmak falan değil, yakın zamanda da olmayacak. 4 milyar dolarlık bu projenin parası kadar, ku-

rulacak askeri ortaklığın siyasal işbirliği yönü de mevcut. O yüzden AKP, bu projeyi şimdiye kadar sürekli geciktirerek büyük aktörler (ABD, AB, Rusya ve Çin) arasında aklınca pazarlık gücünü kullandı. Şimdi ise bir hamle yapıp Çin’e verdiğini açıkladı. Bunun bir blöf olduğunu herkesin bilmesine rağmen. Bir taraftan “NATO üyesiyim, Suriye bana saldırdı, NATO’da ona saldırsın” diye debelenen, NATO’dan Patriot dilenen AKP hükümeti, şimdi NATO sistemiyle hiçbir uyumu olmayan füze sistemini Çin’den alacakmış! Hepsi bir kenara ABD, Ortadoğu’nun dibinde Tayyip’in Çin sistemi kurdurmasına izin verir mi? Maazallah, hükümet devrilir! Yaptıkları saçmalığı çok geçmeden de itiraf etmek zorunda kaldılar, iş yine Davutoğlu’na düştü; “Sıralamanın başında Çin şirketi var ancak bu, nihai bir tercih değil. NATO’yla çelişkili bir savunma yapısına girmemiz hiçbir şekilde söz konusu değil”. Sonuç; ErdoğanDavutoğlu ikilisi poker oynamayı bilmiyor, o zaman sorarlar, poker masasında ne işin var? (Yan masada okeye dördüncü aranıyor) Siyaseti blöf yapmak, rest çekmek sanan biri daha var, o da Gürsel Tekin. İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı’na aday olduğunu açıkladı. Kime karşı? Kadir Topbaş’a karşı mı? Hayır, Mustafa Sarıgül’e karşı. Kılıçdaroğlu’nun, son yerel seçimde İstanbul’da kaybettiği tarihten beş yıl sonra yeniden bir seçim yapılacağını bütün CHP teşkilatı (Genel Başkanı dahil) bilmesine rağmen, bu beş yılda bir tek aday bile hazırlayamamış olması nasıl bir kısırlıktır! (AKP ister kendi içinden ister dışından en az yirmi aday çıkartabilecekken) Tüm bu süreç sonunda CHP’nin mahkum olduğu ve İstanbul halkını da (eğer kazanırsa) mahkum edeceği şahıs kim? Mustafa Sarıgül! O Sarıgül ki hangi partiden aday olsa (AKP da-

hil) yadırganmayacak, siyasi çizgisi (omurgası) olamayan bir şahsiyet. AKP’nin geriletilmesindeki (cumhurbaşkanlığı ve genel seçim öncesi) en önemli hedef olan İstanbul Belediye Başkanlığı tercihi, CHP’nin ufuksuzluğuna, hizipçiliğine ve megaloman kişilerin tiyatro oyunlarına bırakılmış durumda. AKP ise aklı sıra hala destekçilerini besleyerek, büyüterek iktidarda kalabileceğinin hesaplarını yapıyor. (Tek tehlike CHP olsa bunlara da ihtiyaç duymazdı oysa) Demokratikleştirme paketine sokuşturduğu kamuda türban serbestliği ile daha önce atladığı eşiği şimdi yasalaştırdı, sağlamlaştırdı. Türban konusunda iki alan kaldı sadece, ilkokuldaki kız çocukları ve üniformalı devlet çalışanları. Artık yakında moda defilelerinde türbandan polis şapkası, hakim cüppesinin türbanlı modellerini sergileyebilirler. (Bu arada bazı solcularımızın türbanı hala bir “kıyafet tercihi” olarak görmeleri ne zaman son bulacak!) Bir de tarikatları beslemeye sürekli devam etmek zorunda AKP. Çünkü beslenmezlerse, beslemezler, hele seçimler öncesi. Kurban derilerini daha açıktan, üstelik devlet olanaklarıyla toplasınlar ki hem daha da büyüsünler, hem AKP’nin iktidarda kalmasına daha da bağımlı olsunlar. Ama nafile! AKP rüzgar ekmeye devam ediyor. Sözde demokratikleşme paketine, en kötü ihtimalle “yetmez ama evet” korosunun karşılık vereceğini hesap ediyordu, olmadı. Ve hemen ardından getirmeyi planladığı “içinde ‘önleyici gözaltı’ların olduğu, polisin yetkilerini arttıran yeni paket” ise çok daha büyük bir tepki yaratacak. Gerici uygulamalara ise tepki, her geçen gün kendisini biriktirmeye devam ediyor. Üstelik korku duvarı da aşıldı artık. Kah yurt protestosunda, kah maç tribününde, kah kuzey ormanında, kah ilkokul önünde. AKP fırtına biçecek!


4

GÜNDEM 8 Ekim 2013 / 23 Ekim 2013

Halk›n Sesi

“Ferman Suat’›n yurtlar bizimdir” in Eylül’e iliflkin korkular›n›n üniversitelerin aç›l›fl›na odakGençlik ve Spor Bakan› Suat K›l›ç Haziran ‹syan›’n›n sürdü¤ü ve AKP’n mlar›n” propagandas›n› yapt›. Ancak yine de üniversiteler yurt isyanland›¤› aylar boyunca sosyal medyadan yurtlarda yapt›klar› “refor a, l›k olarak ayr›lmas›na, kad›n ö¤rencilere yönelik saat k›s›tlamas›n lar› ile aç›ld›. Binlerce üniversiteli karma yurtlar›n haremlik selam alar›na karfl› soka¤a ç›kt›. Eylemler sürerken Bakan K›l›ç dayan yurt paralar›na, kontenjan azl›¤›na, ulafl›m, temizlik, beslenme sorun UR’a karfl› provokatif faaliyetlerini takip ediyoruz. Gezi’de mad› baklay› a¤z›ndan ç›kard›: “Baz› illerde marjinal yap›lar›n YURTK ler ise Bakan’a flöyle sesleniyor: “Laga luga yapma yurt yap!” umdu¤unu bulamayanlar flimdi YURTKUR’a sald›r›yor”. Üniversiteli

Gençlik ve Spor Bakan› Suat K›l›ç yemiyor, içmiyor, sosyal medya mesaisini bu y›l YURTKUR’da yapt›klar› “reformlar›” anlatmaya ay›r›yor. YURTKUR için özel bir sosyal medya ekibi oluflturup sorulan her soruya cevap vermeleri talimat›n› veriyor. Suat K›l›ç’›n iddialar›na göre her fley yolunda. Bu y›l 25 bin ranza at›larak, 12-18 kiflilik odalar 4-5 kiflilik odalara dönüfltürüldü. 87 bin kifli yurtlara yerlefltirildi ve ilk defa yüzde 5’lik genel müdürlük kontenjan› uygulanmad›. Ö¤rencilerin taze meyve yiyebilmeleri için onlar yaz tatili yaparken odalar›na buzdolab› konuldu. Yurtlara çamafl›r makineleri, kurutma makineleri sat›n al›nd›. Ancak ö¤renciler bu yalanlara kanmad›. Üniversiteler yurt isyanlar› ile aç›ld›. ‹zmir’den Mersin’e Adana’dan ‹stanbul’a yurt eylemleri sürüyor. Üniversiteliler t›pk› Gezi direniflinde oldu¤u gibi “marjinal” ilan ediliverdi. Peki üniversiteliler neden eylemde, kendileri anlat›yor.

Bar›nma hakk› için k›zl› erkekli direniflteyiz ‹ZM‹R

İ

zmir’de yemekhanede ses çıkarmaeylemleri, yurt içinde yapılan yürüyüşlerle, forumlarla başlayan mücadele kadın erkek binlerce üniversitelinin AKP gericiliğine, yurt koşullarına karşı 2-4 Ekim tarihinde 3 gün boyunca sokaklara çıktığı, yol kestiği bir direnişe dönüştü. İzmir’de yaşananları Çiğdem İlkyaz Ergen Halkın Sesi’ne anlattı.

KARMA YURTLAR DA⁄ITILDI, ERKEKLER SÜRÜLDÜ Karma yurtların dağıtılması ile erkek öğrenciler İnciraltı’na sürüldü. Bu uygulama kadın ve erkek öğrencileri ayırmaya yönelik gerici bir müdahale olduğu kadar aynı zamanda Bornova ve Buca'da okuyan erkek öğrenciler ile Narlıdere'de okuyan kadın öğrenciler için günde 3 saat yol, en az 2,20 lira yol parası anlamına geliyor. Üniversitelilerin yurtlarla ilgili tepkisine neden olan en büyük sorun bu. Eylemlerden önce yapılan forum başlıklarını da bu tepki belirliyor. Forumlarda, kadın bedeni, gericilik, cinsiyet ayrımcılığı gibi başlıklar öne çıkıyor. Çiğdem, eylemlerin başlama nedenlerden birinin de yemekhane fişi uygulaması olduğunu ifade etti. Çiğdem’in fiş uygulaması dediği sistem şöyle bir şey. Geçen yıl 06-14 saatleri arasında kahvaltı fişi alınabiliyordu. Bu yıl ise saatler 07- 12 olarak değiştirildi. Hem de fişlerin kullanımı ürünlerle sınırlandırıldı. Örneğin bu fişle artık büyük boy su alınamıyor. BAKAN YALAN SÖYLÜYOR! Çiğdem’e Suat Kılıç’ın yurt fiyatlarının 111 liradan

170 liraya çıkarılmadığı iddiasını sorunca anlatıyor: “Web sitelerinde yayımladılar. Artık yurdumuzun devlet yurdu değil, yarı özel yurt olduğunu ve bu yüzden fiyatların 170 liraya çıkarıldığını yazdılar. Ben bizzat gördüm. Daha sonra siteden bu ilanı kaldılar. Bakan da yalanladı.” Bakanın bir yalanlaması daha var. Yurda giriş saatlerinin 23.00’dan erkene çekilmeyeceği duyurusunu soruyoruz. Çiğdem, “Burada bir söylenti dolaşıyordu. Bu söylentiyi de onların çıkardığını düşünüyorum. Nabız yoklamak için yaptılar ve tepkiler üzerine geri çektiler bence” diyor.

320 K‹fi‹YE ‹K‹ ÇAMAfiIR MAK‹NES‹ “Peki, yurtlara yerleştirilen buzdolabı, çamaşır makineleri?” diye sorunca, Çiğdem durumun hiç de Bakan’ın anlattığı gibi olmadığını aktarıyor. Çiğdem’in ifadelerine göre yurtlarında 13 blok var ve bunların yalnızca 6 tanesinde buzdolabı bulunuyor. Onlar da prizlere yetişmediği için kullanılamıyor. Çamaşır makinesi konusu daha vahim. Bir blokta 2 çamaşır makinesi bulunuyor. Yani 320 kişiye yalnızca 2 çamaşır makinesi düşüyor. “Üstelik” diyor Çiğdem, “Deterjan ve yumuşatıcı da bizden.” Kılıç’ın bir övünç kaynağı da odalarda internet ve elektrik problemlerinin aşılmış olması. Çiğdem Bakan’ın bu iddiasına şöyle yanıt veriyor: “İnternet kullanabilmek için TC kimlik numaramızı ve telefon numaramızı bildirmek zorundayız. Öğrenci takip sistemi uygulaması nedeniyle internet için sözleşme yapmadan önce bize hiçbir örgüt veya parti lehine propaganda yapmamamız için bir metne imza attırıyorlar.”

‘Rektör! Camiyi b›rak yurda bak’

MERS‹N

M

ersin Üniversitesi öğrenci yurtlarında kalan öğrenciler de ulaşım sorunu, yemeklerin pahalı olması ve yurtların kampüsten uzak olması nedeniyle mücadele başlattı. Üniversiteliler Rektörlüğe yürüdü, yurt binası önünde oturma eylemi yaptı, ulaşım sorununu protesto için dolmuşlara parasız bindi. Rektörse yolların cami yapımı ile düzeleceğini, yol yapmak için şartının kadın öğrencilerin yurda erken saatte girmesi olduğunu söyledi. Mersin’deki yurtlarda yaşananları Öğrenci Kolektifleri’nden Murat Yıldırım ve Seher Civelek’e sorduk:

“Derdiniz ne? Neden eylem yapıyorsunuz?” Murat ve Seher, ilk sorun ulaşım diyor. Üniversitenin içinde yurtlardan fakültelere giden servisler bugüne kadar 75 kuruşmuş. Bir kooperatifin fiyatları değiştirmesi üzerine 50 ve 75 kuruş şeklinde fiyat farkı çıkmış. Murat ikisini de reddettiklerini, parasız ulaşım haklarını istediklerini vurguluyor.

Çukurova ve ‹TÜ’de yurtlar hareketli

HELE B‹R CAM‹ ‹NfiAATI B‹TS‹N DE… Ayrıca yurttan çıktıklarında yürümek zorunda oldukları yol yağmur yağdığında çamur oluyor. Yolun ışıklandırması dahi yok. Rektörlüğe yaptıkları yürüyüş sonucu Rektör yurda gelmek zorunda kalmış. Bayramdan sonra yolun yapılacağını, araçların 7 dakikada bir ring seferleri yapacağını

Adana’da yurtların haremlik selamlık olarak ayrılması kararından sonra KYK’nın demir bariyerlerle yurtları ayırmasına karşı eyleme geçen öğrenciler demir bariyerleri, voleybol filesi olarak kullanarak uygulamayı

söylemiş. Bir de eklemiş, “Zaten yapacaktık ama fakülte hastanesinin yanına inşa ettiğimiz caminin bitmesini bekliyorduk.”

YEMEK KATKISI YETM‹YOR Yurdun bir de yemek sorunu var. Sabah 2,20 lira, akşam 4,5 lira yemek katkısı veriliyor. Ama Seher ve Murat’ın anlattığına göre fiyatlar çok

protesto etti. Öğrenciler özel güvenlikleri alkış ve ıslıklarla kovdu. İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri de rektörlüğün hazırlık sınıfında kalan ve hazırlığı geçmek için sınava hazırlanan

pahalı olduğu için verilen katkı hiçbir şeye yetmiyor. İki tane köfte yemek için en az 3-4 lirayı gözden çıkarmak gerekiyor. Bitmiyor, su kesintileri oluyor, kesinti 1 gün sürebiliyor. Yurtta asansör ve yangın merdiveni var ama normal merdiven yok. 9 katlı binada voltajı düşürülerek yavaşlatılmış asansörde sıra beklememek için yangın merdivenini kullanmak zorunda kalıyorlar.

öğrencileri yurttan atmaya çalışmasına karşı çıkıyor. Gezi direnişinden itibaren forumların devam ettiği İTÜ’de Vadi Yurdu Forumu’nda üniversiteliler bayram dönüşü yurt kantinlerini boykot etme kararı aldı.

Yemekhane ve kantin boykotlar› sürüyor Genç Çapulcular Gezi direniflini üniversitelerine tafl›maya devam ediyor. Forumlar tüm üniversite kampüslerinde yay›l›yor. Gezi’de kaybedilenler an›l›yor, merdivenler gökkufla¤› rengine boyan›yor, direnifl sofralar› kuruluyor, eylem kararlar› al›n›yor. Üniversitelilerin ortak karar alma zeminlerine dönüflen forumlarda yurt sorunlar› ile birlikte

‘AKP’nin ya¤mas›na teslim olmayaca¤›z!’

A

KP'nin rant hırsı Halkevi düşmanlığıyla birleşince, 45 yıllık Bolu Halkevi binası belediye tarafından yıkıldı. AKP'li Belediye Başkanı'nın "Yerine otel ve alışveriş merkezi yapacağız" dediği Halkevi binası ile ilgili 26 Eylül'de tebligat yapan belediye, binanın boşaltılmasını ve yargı sürecinin tamamlanmasını dahi beklemeden bir gün sonra yıkıma girişti. "Halkevi'ni yıkmak halkı yıkmaktır" diyerek 27 Eylül'de Halkevi önünde buluşan Bolulular yıkımı engelledi. Halkevciler kepçenin üzerine çıkarak bedenleri ile Halkevi binasına barikat oldu.

Yıkıma direnenlere polis biber gazı ve coplarla saldırdı. Saldırıda Halkevleri Genel Başkan Yardımcısı Samut Karabulut ve Bolu Halkevi Başkanı Sualp Güler'in de aralarında bulunduğu 10 kişi gözaltına alındı. Belediyeye ait kepçe içinde insanlar varken henüz doğalgazı, elektriği ve suyu dahi kesilmemiş binayı yıkmaya başladı. Bina tamamen yerle bir edildi. Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy, saldırı sonrası yaptığı açıklamada AKP'nin hukuk tanımayan, doğayı ve yaşamı yok sayan neoliberal kentsel yağma politikalarına teslim olmayacaklarını söyledi.

öncelikli gündemlerden biri de yemekhane ve kantinlerle ilgili sorunlar. Akdeniz Üniversitesi ö¤rencileri forumda ald›klar› kararla yemekhane zamm›na karfl› "Bu fiyata ö¤renciler bu yeme¤i yemezler" eylemi yapt›. Samsun Ondokuz May›s Üniversitesi ö¤rencileri yemek fiyatlar›na yap›lan yüzde 33’lük zamma karfl›

yemekhanede ses ç›karma eylemleri yapt›, forumlar düzenledi ve imza kampanyansa bafllad›. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca E¤itim Fakültesi ö¤rencileri de fakülte kantinlerinin 17’den sonra kapal› olmas›na karfl› imza kampanyas› bafllatt›. 3 Ekim günü üniversiteliler kendi elleriyle “ö¤renci kantini” kurdular. 30 Eylül’de ‹TÜ Taflk›flla

'Muhalefet için bandrol gerekmez'

Ö

zellikle Ankara'daki rant politikalarına karşı açıklama ve eylemleriyle Melih Gökçek başta olmak üzere AKP'lileri rahatsız eden, Gezi direnişinde kapılarını tüm direnişçilere açık tutan Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nin deposuna baskın düzenlendi. Baskında, odanın birçoğu bakanlıklarla ortak çalışmaların ürünü olan 88 yayı-

nına "bandrolsüz" gerekçesiyle el konuldu. 18 bin kitap ve 7 bin 500 CD'nin dağıtımı yasaklandı. Yayınlarının ticari olmadığını ve bandrol zorunluluklarının bulunmadığını vurgulayan oda yönetimi, yıldırma politikalarına karşı "Muhalefet etmek için bandrole gerek yok" dedi ve bilimsel bilgiyi halk yararına kullanmayı sürdüreceklerini açıkladı.

Kampüsu’nde gerçekleflen ve yüzlerce üniversitelinin kat›ld›¤› ilk forumda gündem kampüs içindeki eski mühendishanenin kantin iflletmesi için özel bir flirket olan Fresco’ya verilmesi oldu. Üniversiteliler 3 Ekim’de ö¤rencileri fahifl fiyatlara mahkûm eden Fresco Kantinleri’nin yer ald›¤› koridorda boykot pikni¤i gerçeklefltirdiler.

Okul s›ras› bask›n gerekçesi

U

zun yıllar mahallenin çocuklarıyla yaz okulu çalışmaları yapan Halkevcilerin çocuklar kullansın diye yıkık bir okuldan aldığı 10 adet sıra polis tarafından Kocaeli’ndeki Körfez Halkevi’ne saldırmanın gerekçesi yapıldı. Körfez Halkevi’ne içerde kimse yokken 2 otobüs çevik kuvvet polisi baskın yaptı. İhbar olduğunu öne süren polis, Halkevi’nin parasız eğitim çalışmalarına katılan çocukların oturduğu sıraları Halkevi’ni itibarsızlaştırmanın aracı haline getirmeye çalıştı. Körfez Halkevi baskın sonrası yaptığı açıklamada polisin özellikle yaz okullarına gelen çocukların velilerini arayıp yalan söylemekten tehdide varan yöntemlerle Halkevi’ni hedef aldığını ifade etti. Halkevciler yaptıkları açıklamada “Bilsinler ki 1998’den beri Körfez’de bulunan Halkevi’ni halk iyi tanır, ne karalamaya ne de yıpratmaya kimsenin gücü yetmez” dedi.


5

GÜNDEM 8 Ekim 2013 / 23 Ekim 2013

Halk›n Sesi

PA K E T T E H A L K I N D E M O K R A S ‹ TA L E P L E R ‹ N E Y E R B U L U N A M A D I

AKP’nin yeri dar Üç seçimin peş peşe geleceği sancılı bir dönemde açıklanan “demokratikleşme paketi”, AKP’nin İslamcı-sağ tabanı tahkim etme, liberalleri yeniden yedekleme, Kürt hareketini oyalama, toplumsal muhalefeti kontrol altında tutma niyetlerini yansıtıyor AL‹ ERG‹N DEM‹RHAN / ULAfi KORKUT

T

ayyip Erdoğan’ın pek çok kesimi şaşırtacağı ve sevindireceği iddiasıyla 30 Eylül’de açıkladığı “demokratikleşme paketi” şaşırtmadı. Beklenen oldu ve Erdoğan “reform” görüntüsü altında, yine kendi iktidar projesini ilerletip toplumun geri kalanı üzerindeki tahakkümünü pekiştirmeye yarayacak değişiklik planlarını ve olasılıklarını ilan etti. Pakette Haziran İsyanı’nın, Kürt hareketinin, kadınların, emek hareketinin, Alevilerin, LGBT hareketinin, üniversite hareketinin, aydınların, gazetecilerin ortaya koyduğu taleplere herhangi bir yanıt yok. Ucu açık ve tartışmalı niyet beyanlarından oluşan 21 maddelik pakette, en somut noktayı türbanın kamuda serbest bırakılacak olması oluşturuyor. Ayrıca bazı fiili kazanımlar ve temel haklar haşmetli Tayyip Erdoğan tarafından bahşediliyor. Paketin ruhunu yansıtan en kritik noktalardan birini de inanç özgürlüğü, nefret suçu ve ayrımcılık ile ilgili demokratik taleplerin çarpıtılmasıyla ucu faşizme çıkan düzenlemeler oluşturuyor. DEMOKRAS‹YE YER‹M‹Z DAR Paketin hazırlanış süreci de, sunuluş biçimi de, sunulan içeriği de “demokrasi” kavramına uzak. Paketin içeriği demokratikleşme beklentisi içindeki kesimlerin herhangi bir katılımı olmadan, Tayyip Erdoğan’ın tam kontrolü altında AKP’nin kurmay ekibinin kapalı devre çalışmasıyla hazırlandı. Hazırlanan paketin “ruhban okulunun açılması” gibi kimi maddeleri son gece Tayyip Erdoğan tarafından makaslandığı için, basına yazılı kopya dahi dağıtılamadı. Özgür Gündem, İMC, Halk TV, Birgün, Evrensel, Sol ve Aydınlık muhabirleri paketin açıklandığı basın toplantısına “yer darlığı” gerekçesiyle davet edilmezken, davetli medya temsilcilerinin de soru sormasına izin verilmedi. Açıklamada Kürtlerin, Alevilerin, LGBT’lerin, kadınların, emekçilerin adı anılmadı. Türkiye’yi 11 yıldır yöneten Erdoğan, paketin içeriğini açıklamadan önce kendi iktidarını övüp yaşanan olumsuzluklardan dolayı muhalefeti suçladığı, demokratikleşmenin neden zor olduğunu ve hemen gerçekleşemeyeceğini açıkladığı 40 dakikalık bir giriş konuşması yaptı. İçerik açıklaması ise ancak 20 dakika sürdü. Demokratikleşme beklentisi içindekileri heyecanlandıracak, tatmin edecek bir içerik olmayınca anlaşılan uzun uzun ön izahat gerekmişti.

NELER YOK NELER YOK Pakette, seçim barajı uygulamasının kaldırılması, anadilinde kamusal eğitim, KCK gibi siyasi intikam ve rehin alma davalarının düşürülmesi, tutuklu milletvekillerinin ve belediye başkanlarının serbest bırakılması, siyasi partiler kanunun değiştirilmesi, grev ve toplu sözleşmeyi imkansız kılan sendikalar yasasının değiştirilmesi, örgütlenme özgürlüğünün güvenceye alınması, Türkiye’yi dünyanın en büyük siyasi tutuklular, gazeteciler, öğrenciler hapishanesine dönüştüren Terörle Mücadele Kanunu’nun ve Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması, devlet eliyle Sünni İslam dayatmasının (Diyanet, zorunlu din dersleri) kaldırılması ve Alevilerin taleplerinin kabulü, devletin silahlı organlarınca işlenen cinayet ve katliamların aydınlatılması ve sorumluların yargılanması, kent merkezlerindeki gösteri yasaklarının kaldırılması, LGBT ve kadın cinayetlerinin engellenmesi ve eşitlik taleplerinin sağlanması, basın ve sosyal medya üzerindeki baskıların kaldırılması, polisin üniversiteler, meydanlar, statlar vb toplumsal yaşamın bütününde giderek artan baskısının ortadan kaldırılması gibi düzenlemeler YOK. KÜRDÜN KAZANIMINI KÜRDE LÜTFETT‹ 21 maddelik içerikte ne “Kürt” sözcüğü ne çözüme ilişkin gerçek bir ilerleme yok. Erdoğan seçim sistemine ilişkin de yalnızca mevcut sistemi aynen korumak dahil farklı seçenekler üzerinde tartışılabileceğini söyledi. Yüzde 10 barajı, dar bölge ve daraltılmış bölge şeklindeki bu farklı seçeneklerin ortak noktası, iktidar partisini avantajlı kılması ve temsilde adaletsizliği gidermemesi. Erdoğan, Menderes ve Özal gibi seleflerinden öğrendiği üzere iktidarı bir kez ele geçirmişken hileyle elde tutmaya çalışıyor. Kürt hareketinin fiilen uyguladığı eşbaşkanlık sistemi, Kürtçe propaganda ve q, x, w harflerinin kullanımı Tayyip Erdoğan tarafından bir demokratikleşme adımı olarak bahşedildi. Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim yapılabileceğini açıklayan Erdoğan, bir kamusal hak olarak anadilinde eğitim hakkı taleplerini ise yine karşılıksız bıraktı. Erdoğan’ın Kürt hareketini etkileyen tek somut açıklaması ise siyasi partilere hazine yardımının yüzde 3’ün üstünde oy alan bütün partileri kapsaması oldu. KAMUDA TÜRBAN, YEN‹ 301 Diğer adımlar için “yasal düzenleme gerektiriyor” diyen Erdoğan’ın acilen devreye sokulabileceğini söylediği adımların başında kamu kurumlarında türbanın serbest bırakılması geliy-

or. Böylece Erdoğan, kendi İslamcı tabanının tarihsel özlemine yanıt vermiş oldu.Yasak sadece ilkokullara ve üniformalı görevlere daralıyor, o da şimdilik. Ayrıca pakette “ayrımcılıkla mücadele” ve “inanç özgürlüğü” başlıkları altında yine tabanını koruyan ancak diğer toplumsal kesimlere somut güvence vermeyen tartışmalı maddeler var. “Dini inancının gereğinin yerine getirilmesinin engellenmesini de ceza kapsamına alıyoruz. Dini ibadet ve ayinlerin bireysel olarak engellenmesini bu kapsama alıyoruz” diyen Erdoğan, ezilen inanç gruplarının ve cinsel kimliklerin adını anmadan yaptığı “ayrımcılığa karşı” mücadele vurgularıyla yine İslamcı tabanı ve uygulamaları toplumun geneline karşı dokunulmaz kılıyor. Toplumun geri kalan kesimlerini de bu dokunulmazlığa “saygı” duymaya çağırıyor. MEYDAN BOfi DE⁄‹L(!) Toplantı ve gösteri özgürlüğü konusunda ise kısıtlamalar müjdelendi. Mevcut anayasa herkese izin almaya gerek olmaksızın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı tanırken, Tayyip Erdoğan mülki amirlerin belirleyiciliğini vurguladı. Yine Erdoğan’ın açıkladığı “hükümet komiseri uygulamasına son verilmesi” adımıyla da, herhangi bir olumsuzlukta gösteriyi düzenleyenlerin daha kolay suçlanabileceği bir durum açığa çıkıyor. Üç seçimin peş peşe geleceği sancılı bir dönemin öncesinde açıklanan paket, AKP’nin İslamcısağ tabanı tahkim etme, liberalleri yeniden yedekleme, Kürt hareketini oyalama, toplumsal muhalefeti kontrol altında tutma niyetlerini yansıtıyor. Ne var ki, ne Kürtlerin oyalanmaya niyeti, ne toplumsal muhalefetin sabrı, ne de AKP’nin paspasa çevirdiği liberallerin eski halinden eser var.

Demokratikleşme pakette değil sokakta Halkevleri Genel Baflkan› Oya Ersoy, “demokratikleflme paketi” ile ilgili bir aç›klama yaparak AKP’nin art›k yalan ve manipülasyonla durumu kurtaramayaca¤›n›, demokrasinin gerçek adresinin sokaktaki halk muhalefeti oldu¤unu söyledi: “Bu kez liberaller, ‘yetmez ama

evet’çiler dahi AKP’nin durumu kurtarmas›na yard›m edemez. Çünkü art›k Haziran ‹syan›’n› yaratan, aylard›r özgürlük ve sayg› talebiyle sokaklar› dolduran, AKP faflizminin sald›r›lar›na direnen, talan politikalar›n› sokakta durduran halk›n karfl›s›na kimse ‘yalan ve manipülasyon’ taktikleri ile ç›kamaz.

Demokratikleflmenin yolu, AKP’nin neoliberal politikalar›n› sokakta durduran halk gücünün, bask›c› politikalar›na meydan okuyan demokratik itiraz›n büyütülmesidir. Demokratikleflmenin yolu halk›n söz, yetki ve karar hakk›n› do¤rudan icra etti¤i sokaklardan, meydanlardan, parklardan geçmektedir.”

Aleviler yok, gericilik var AKP’nin “Demokratikleşme paketinde” Aleviler yok, azınlıklar yok, temel insan haklarına dair bir gelişme yok ama kadınların kapatılmasına ve gerici faaliyetlere özgürlük var

“N

evşehir Üniversitesinin adı Hacı Bektaşi Veli Üniversitesi olarak değiştirilecek.” Pakette Alevilerin konu alındığı tek madde bu. Peki, Aleviler ne istiyordu? Aleviler yıllardır “eşit yurttaşlık” talebinde bulunuyorlar. İnançlarının gereğini eşit yurttaş olarak yerine getirmek istiyorlar. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül’e göre, “demokrasi paketi Aleviler için inkar ve asimilasyon paketi haline geldi.” Paketin bu konuda en dikkat çekici bölümü ise “dini inancın gereğinin yerine getirilmesinin engellenmesinin” ceza kapsamına alınması. Burada hangi inançlardan bahsedildiği, Alevilerin taleplerinin hiçbirinin pakette yer almamasından anlaşılabilir. Bu madde bundan sonra yapılacak her gerici uygulamanın “dini inancın gereği” olarak adlandırılıp karşı fikir veya eylemlerin cezayla karşılaşacağı anlamına geliyor. Paketin boş olmayan yanı da bu. Aleviler yok, azınlıklar yok, temel insan haklarına dair bir gelişme yok ama kadınların kapatılmasına ve gerici faaliyetlere özgürlük var. Türban konusunda sayısız dini yaklaşım varken bu konuda tereddüt yaşamayan AKP, Alevilerin temel taleplerinin karşılanmamasıyla ilgili olarak kendi aralarında fikir ayrılıkları var savunması yapıyor. AKP’li bakanlar, türbanın şekli ve nasıl takılacağı konusunda peçe kullanımı dahil herhangi bir sınırlama yapamayacaklarını; şimdilik türbana izin verilmeyen ilkokullarda ve yargıda ve orduda da zamanla değişiklik olabileceğini açıkladılar.

‘Süreç böyle yürümez’ Kürt halk› taraf›ndan merakla beklenen “Demokratikleflme Paketi”, hareketin temel taleplerine yan›t vermekten uzak içeri¤iyle tabanda hayal k›r›kl›¤›, yönetici kadrolarda ise tepki ile karfl›land›. Pakette Kürt halk›n›n taleplerine iliflkin olarak seçim sistemi ve anadilinde e¤itimle ilgili maddeler yer al›yor. Seçim sisteminde “mevcut sistemdeki yüzde 10 baraj› ile devam, seçim baraj›n›n yüzde 5'e çekilip, 5'li grupland›rma ile daralt›lm›fl bölge seçim sistemine geçilmesi, ülke baraj›n› tamamen kald›rarak dar bölge seçim sistemi” seçeneklerinin tart›fl›lmas› öneriliyor. Oysa seçim baraj›n› tart›flmaya açmak marifet de¤il, Kürtler y›llard›r seçim baraj›n›n tamamen kald›r›lmas›n› istiyor. “Seçim propaganda çal›flmalar›nda Türkçe d›fl›nda farkl› dil ve lehçeler kullan›labilecek.” Kürt hareketi bu hakk› zorluklara gö¤üs gererek zaten fiilen elde etmifl durumda. Yüzde 3’ün üzerinde oy alan partiler seçim yard›m›ndan yararlanabilecek. Hareketin bu konuda özel bir talebi yok. Özel okullarda farkl› dil ve lehçelerde e¤itim yap›labilecek. Kürtler içindeki zengin az›nl›k, o da isterse ve muhtemelen Cemaatçilerin a¤›rl›kta olaca¤› özel okul sahiplerinin belirledi¤i biçimde anadilinde e¤itim alma “özgürlü¤üne” sahip olacak. Hareketin farkl› kanatlar›ndan gelen aç›klamalarda paketin içinin bofl oldu¤u ve sürecin bu flekilde devam etmeyece¤i belirtilerek, AKP’den somut ad›m atmas› istendi. BDP paket daha aç›klanmadan “kabak”, yani içi bofl de¤erlendirmesinde bulunmufltu. KCK Yürütme Konseyi’nin Avrupa’daki üyesi Zübeyir Aydar

“Paketin tümünü hiçlefltirmiyorum ama sürece cevap olabilecek ve sorunu çözebilecek bir paket de¤ildir” derken, Kandil’den ise somut ad›m at›lmad›¤› koflullarda sürecin bütünüyle bitirilece¤i yönünde daha sert aç›klamalar geldi. KCK Yürütme Konseyi’nin, Erdo¤an’›n aç›klamas›n›n hemen ard›ndan yay›mlad›¤› aç›klamada flöyle deniyordu: “Bu pakette aç›klananlarla oyalama yap›p bir seçim daha kazanmaktan baflka bir fley düflünülmedi¤i anlafl›lm›flt›r. Türkiye’nin en temel sorununa bir seçim hesab› ekseninde yaklaflmak ve oyalama için toplumun önüne birkaç k›r›nt› atmak bu hükümetin bu sorunu çözme zihniyeti ve kapasitesinde olmad›¤›n› göstermifltir.” PKK lideri Cemil Bay›k ise 5 Ekim’de yay›mlanan aç›klamas›nda daha net ve aç›k konuflarak, AKP’ye kendilerinin üç somut öneri iletti¤ini, “AKP hükümetinin böyle yaklaflmas›yla ortada bir süreç kal›r m›? Biraz akl› bafl›nda olan ve siyasetten anlayan herkes 'süreç böyle yürümez' der. Asl›nda süreç kalmam›flt›r; Kürt Halk Önderi acaba ç›kmam›fl candan süreci bir biçimde canland›rabilir miyim düflüncesiyle son olarak üç öneri yapm›flt›r. Bu öneriler pratikleflmezse Kürt Özgürlük Hareketi de bu durumu de¤erlendirir. Kürtlerin kendi kaderlerini AKP hükümetinin insaf›na b›rakmas› düflünülemez.” Hareketin aç›klamalar› Kürtlerin art›k oyalama taktiklerine aldanmayaca¤›, AKP’nin tek tarafl› “süreç” dayatmas›na izin vermeyece¤i ve sürecin sürprizlere gebe oldu¤unu ortaya koyuyor.


KENT ÇEVRE

6

8 Ekim 2013 / 23 Ekim 2013

Halk›n Sesi

n’›n a ¤ a t kk› Ya a h m yafla adelesi müc

ÖZEN TAÇYILDIZ / GÖRKEM CIKIT

27

Ağustos tarihli Resmi Gazete’de Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun Muğla’ya ilişkin bir kararı yayımlandı: Yatağan, Yeniköy, Kemerköy termik santralleri ile bu santrallere kömür sağlayan Güney Ege ve Yeniköy Linyit İşletmeleri, 31 Aralık 2016’ya dek özelleştirilecek. Bu ilanla birlikte, Türk-İş’e bağlı Maden-İş ve Tes-İş sendikalarında örgütlü olan işçiler de eylemlerine başladı. Yerel gazetelere “Özelleştirmelere hayır” ilanları verildi, Milas, Yatağan ve civar köylere özelleştirme karşıtı afişler asıldı, bildiriler dağıtıldı, imza stantları açıldı, basın açıklaması yapıldı. 16 Eylül’de Yatağan Termik Santrali kapısı önünde direniş çadırı kuruldu. İşçilerin çadırını 26 Eylül günü köylerinden traktörleriyle gelen Eskihisarlılar ziyaret etti. Yatağan Eskihisar köyü muhtarı Mehmet Kaya’dan neden orada olduklarını dinledik. Anlattıkları, bir destek ziyaretinin ötesinde bölgede iç içe geçmiş çevre-yaşam-emek hakkı mücadelesiydi. YOKSULLAfiTIRAN B‹R ‹SKAN POL‹T‹KASI Eskihisarlılar, 1985’te verimli kömür havzası üzerinde oldukları gerekçesiyle yerlerinden edilmişler. Köylülerin bir kısmı, kendilerine yeni yurt olarak gösterilen Gökçeada’ya yerleşmiş, bölgeyle bağları

Yatağan Eskihisarlılar, 28 yıl önce köylerini, verimli topraklarını kömür ocakları ve santrallere terk ettiler, o işletmeler şimdi de özelleştiriliyor kopmuş. Bir kısmı iş bulmak üzere yeni yerlere göç etmiş, kalanlar da şimdiki yerlerine, Muğla-Bodrum yolu kenarına yerleştirilmişler. Gökçeada’ya ve şimdiki köylerine “yerleştirilmişler” dediysek planlıprogramlı, asgari ihtiyaçları gözeten bir iskan politikası değil bu. Gökçeada’ya gidenler de Yeniköy’e gelenler de parasını ödeyerek arsa-ev sahibi olmuşlar üstelik kendi köylerinde bıraktıkları arsalarının karşılığını devletten eksik alarak. Yerleşim açısından uygun olmayan bu yeni köylerinde yeni bir hayat kurmak da kolay olmamış. Elektriği, yolu, suyu olmayan köy için Muhtar Kaya, “Mesela mezarlığımız yoktu. Atalarımızın kemiklerini torbalara koyarak 5 ay evimizde beklettik” diyor. Evlerini de yaşamlarını da kendileri var etmişler. Sağlık ocağını dahi kendileri inşa etmişler. Ancak 2000lerde kavuşabilmişler bu temel sağlık hizmetine. Üstelik iş makinalarını da şimdi desteğe gittikleri kömür işletmelerinde çalışan işçilerden almışlar. Azala azala geldikleri köylerinde nüfus şu an 500, üstelik 462’si 18 yaş üstü. Köydeki öğrenci sayısı ise yalnızca 12.

gelmesi verimli tarım topraklarını etkilemiş. Hafriyat nedeniyle yeraltı suları tek bir noktada toplandığı için topraklar su alamıyor artık. Eskiden birinci sınıf tütün ekilen arazilerde şimdi tütünün yerini kuraklığa dayanıklı zeytin almış ancak ondan dahi 4 senedir ürün alamamışlar. Tarımın yerini bunlar almış da bölge halkı işçileşerek geçim olanağı bulmuş mu? Maden ve santral işletmelerinde eskiden ailecek çalışılırken şu an köyden sadece 3 işçi var. Yalnızca bu değil, el sanatları, küçük esnaflık da ölmüş durumda.

Eskiden köylerinde terzi, berber, kasap gibi pek çok meslek grubu varken şimdi geriye kalansa bir kahvehane ve bir bakkal. Geri kalan bütün işleri için köy halkı Yatağan’a gitmek zorunda. “SANTRAL‹N BACASINA SARILASIM VAR” Peki Yatağan ne durumda? Yatağan’ı termik santralin yarattığı hava kirliliği haberleri ile tanıyoruz. Santralin ilk ünitesi 1983’te açıldı ardından da diğerleri geldi. Santral açıldıktan sonra 3 yıl içinde 30 kilometrekarelik alandaki tüm bitki ör-

tüsü kurudu. Zehirli gazlar yüzünden on binlerce ağaç kesilirken çevredeki 40 köyde de tütün yetişmez oldu. Bölgede kanser vakaları arttı, koyunların kanında dahi ciddi oranda toksit maddelere rastlandı. Santrallerin yıllar boyunca yarattığı kirlilik nedeniyle kimi zaman çalışmaları durduruldu, 1992’de radyasyon erken uyarı sistemi yerleştirildi. Ancak “endişeye mahal yok”, “santral kapanırsa bölge elektriksiz, bölge halkı işsiz kalır” açıklamaları bütün bunlara eşlik etti. Muhtar, o dönem bölge halkının santrale başkaldıramamasının ilk sebebini “Bi-

Yata¤an’daki termik santral, 1983’te aç›ld›. 3 y›l içinde santralin çevresindeki 30 kilometrelik alandaki tüm bitkiler kurudu, bölgede kanser vakalar› artt›.

NE TOPRAK NE ‹fi Bölgenin maden ocağı haline

ze güzel bir şey gibi anlattılar, inandırdılar” diye anlatıyor. Nitekim radyasyon uyarı sisteminin alarm verdiği dönemlerde dahi radyasyon uzmanları bir yandan ölçüm yaparken bir yandan da Yatağanlıları sakinleştirmek için “gece dersleri” verdiler. Bu derslerde “paniği önleyici” açıklamalar kimi zaman o boyuta vardı ki, dinleyiciler “gidip santralın bacasına sarılasım geliyor” diyordu. TALANA KARfiI ‹fiÇ‹-KÖYLÜ YANYANA Bütün bunların ardından tekrar soralım köylüler neden işçilerle dayanışma içinde? Muhtara göre bu işletmelerin ilk kurbanı kendileri. Haklarının olduğunu dahi bilemediler, haklarını arayamadıkları ve örgütlenemedikleri için büyük mağduriyet yaşadılar. Yerlerinden yurtlarından oldular, Ege’nin bereketli topraklarında tarım yapamaz duruma geldiler. Zehirli hava soludular, kanser oldular. “Şimdi özelleştirme ile talan daha da artacak” diyor muhtar. Direnişteki işçilere desteklerinin sürekli olarak devam edeceğini de vurguluyor. Köy kahvesinde yaptığımız sohbette sıkıntılarını sorduğumuz ahali de 1985’teki taşınmaya referansla anlatıyor derdini: “Mağduriyetimiz hala devam ediyor. Köyümüzün çoğu işsiz ve tarım kapımız kapandı. Çocuklarımız iş bulmak için yanımızdan ayrılıyor.” İstekleri de net: “Biz hakkımız olanı istiyoruz!”

Diren Kuzey Ormanları, diren insanlık! AKP’nin İstanbul Kuzey Ormanları’nda yapmak istediği rant projelerine karşı duran Kuzey Ormanları Savunması, eylemlerine devam ediyor

28

Taksim’de kazaya davetiye var hastane yok T

aksim Yayalaştırma Projesi ile araç trafiğini yeraltına alan geçitte ilk ölümlü kaza, 25 Eylül’de meydana geldi. Virajı alamayarak beton duvara çarpan motosikletin sürücüsü ölürken arkadaşı da yaralandı. Altgeçit mimari hatalarıyla gündeme gelmiş, kent içinde dalış rampası olması eleştirilmişti. Kaza, AKP’nin kentsel dönüşüm politikalarına bir başka itirazı da doğruladı. “Yenileneceği” gerekçesiyle Taksim İlkyardım’ın 13 Eylül’de kapatılmasından sonra bölgede acil müdahale için bir sağlık kurumu kalmadı. Hastanenin kapatılmasına itiraz eden sağlık çalışanları acil ilk müdahale süresinin en çok 3-5 dakika olduğunu, daha çoğunun ölüm ve sakatlık anlamına geleceğini söylemişti.

Eylül’de ağaç kostümleri ve kalkanlarıyla Tünel’de buluşan Kuzey Ormanları Savunması (KOS), polisin engellemesi nedeniyle ara sokaklardan ulaştığı Galatasaray Meydanı’nda yaptığı açıklamada, 3. Köprü ve 3. Havalimanı’nın İstanbul’un ulaşımı için planlanmış projeler değil rant projeleri olduğuna dikkat çekti. Projelerin İstanbul’un son ormanları, su havzaları ve tarım alanlarında yaratacağı tahribata dikkat çekmek için de KOS’tan Ali Yıldırım ve Alper Atmaca, 3-6 Ekim’de 100 kilometrelik bir yürüyüş yaptı. İki yürüyüşçü, ormanlara yönelik ciddi tehdit oluşturan 3. Havalimanı için seçilen Tayakadın-Odayeri mevkiinden başladıkları yürüyüşe

Beşiktaş’tan uğurlandı. Tayakadın’dan Garipçe’ye dek yürüyen ikili, buradan karşıya Poyrazköy’e geçti. Yürüyüş burada da ağaç kesim güzergahı üzerinden devam etti. Yürüyüşçüler yol boyunca kesilen ormanlık alanları, ormanların yanı başında yayılan beton kentleşmeyi, ağaç kesmeme gerekçesiyle yapılan viyadük inşaatlarında kesilen ağaçları, kesim yapılan geniş arazilerden geriye kalan tek tük ağaçları ve yeniden yeşeren alanları fotoğrafladılar. Kesim güzergahındaki bir şantiyede mola verdiler, işçilerle sohbet ettiler, ilk kamplarını kesilmiş devasa bir ağaç gövdesinin yanı başında kurdular. Yürüyüşün son etabında Ali ve Alper’i Çekmeköy’de KOS,

Çekmeköy Halk Meclisi ve yıkıma karşı duran İstanbullular karşıladı. 6 Ekim’de Çekmeköy Doğa Park batı kapısında toplanan yüzlerce kişi, Ali ve Alper’in gelişini beklerken yaptıkları forumda mücadeleyi büyütme kararlılığını dile getirdiler. Forum alanına ulaşmalarının ardından açıklama yapan Alper, “Ormanlar kesilmiş, bütün alan kel bir hale getirilmiş. Ancak geç değil, orman kendine ait olanı geri alır. Kesim alanlarında küçük fideler yeşermeye başladı bile. Biz yeter ki mücadeleyi büyütelim. Ormanlarımız kurtaracağız” dedi. Buradan ağaçların kesildiği şantiye alanına yürüyen eylemciler, şantiyedeki çalışmayı da bir saat boyunca durdurdu.

2B hak sahibi Ümraniyeliler TBMM önündeydi

“Daha çok gelicez buraya!” 2B

yasasıyla yıllardır yaşadıkları evleri için fahiş rayiç bedeli istenen İstanbul Ümraniyeliler, mücadelelerine devam ediyor. Düğün salonlarında, açık hava toplantılarında biraraya gelerek durumlarını ve mücadelenin geleceğini konuşan mahalleliler, Meclis’in açıldığı 1 Ekim’de Ankara’daydı. Ankara’ya yürüyen üç

mahalleliyle Meclis önünde buluşan Ümraniyelileri, TOMA, akrep, çevik kuvvet barikatı karşıladı. Polislere “Biz evimizi istiyoruz, sizle ilgisi ne, şirketlerle bağlantınız mı var” diye seslenen Ümraniyeliler, yaptıkları basın açıklaması ile barınma haklarına sahip çıkacaklarını belirttiler. Ümraniyeliler ayrılmadan evvel,

kendilerini bekleyen barikata bir kez daha seslendi: “Daha çok gelicez!” İlçede 2B yasasından 350 bin kişi etkileniyor. Ümraniyeliler, bölgenin TOKİ’ye devredilebilmesi için rayiç bedellerinin yüksek belirlendiği görüşünde. Bedel belirleme işinde çalışan bilirkişilerin AKP’li olduğu dile getiriliyor.


7

ULAŞIM 8 Ekim 2013 / 23 Ekim 2013

Halk›n Sesi

Toplasan o yalanları her yere metro olur

de r e y Her er yer h , n a l ta alan y

150 yıllık banliyö hattını da o yapmış, 20 yıl önce temeli atılan metroyu da o planlamış. Ne önceki vaatleri boş çıkmış olsa da yeni vaatler sıralamaktan, ne de yılda 10 km metro yapamamışken yılda 50 km yapacağım diye atıp tutmaktan utanıyor NEVRUZ TU⁄ÇE ÖZÇEL‹K

Asrın yalanı

G

ezi direnişi boyunca ortalardan kaybolan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, ‘Her yerde metro, her yere metro’ ilanlarıyla meydana çıktı. Ancak açık ki Topbaş direnişin etkisinden kurtulamamış. Yerel seçim kampanyasına “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganına benzerliği gözden kaçmayan “Her yerde metro, her yere metro” sloganıyla başladı. Bu sloganın yer aldığı kampanya afişlerinde ve ilan sayfalarında Tayyip Erdoğan’la birlikte ama onun koltuğu altında poz veren Topbaş, İstanbullulara yaptıklarını değil de yapacaklarını anlatarak oy istiyor. Sanırsınız 2004’ten bu yana İstanbul’u yöneten kendisi değil de, yeni bir aday olarak vaatlerini sıralıyor. Ayrıca bu pahalı seçim kampanyasının maliyeti Topbaş ya da partisi tarafından değil, belediye bütçesinden yani Topbaş’a oy veren vermeyen bütün İstanbullulara ait olan paradan karşılanıyor. Topbaş’ın vaatlerini dinlemekten bıkan, ulaşım icraatlarını çile olarak yaşayan İstanbul halkı ise Topbaş’ın “Her yerde metro, her yere metro” kampanyasını tekzip etmekte gecikmedi: “Her yerde talan, her yer yalan.” 20 YILLIK TALAN VE YALAN Tayyip Erdoğan’ın 1994 yerel seçimleriyle Refah Partisi’nden belediye başkanı olmasından itibaren, tam 20 yıldır İstanbul AKP çizgisindeki kadrolar tarafından yönetiliyor. Vapurların ve otobüslerin rengi ve şekli dışında hiçbir şeyi İstanbullulara danışmayan bu kadroların, yağma ve talana dayanan neoliberal kent politikalarının temellerinden birini ulaşım politikaları oluşturuyor. Kent içi otobüs taşımacılığında ilk İETT özelleştirme çalışmaları 1995’te Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde yapıldı. Çok cüzi bedellerle sağlanan ulaşımın temel harcamalar içindeki payı da sistemli olarak

AKP hükümeti yapt›klar›n› “asr›n projesi” olarak halka sunmay› al›flkanl›k haline getirdi. Topbafl da bu takti¤i izliyor. “Her yerde metro”yu kampanya slogan› olarak belirleyen Topbafl’›n “kampanyas›n›n” pek de sa¤lam verilere dayanmad›¤›n› dünya örnekleri gösteriyor. Dünya’n›n birçok ülkesinde tamamlanm›fl olan metrolar, ‹stanbul gibi metropol kentlerde AKP’nin 20 y›ld›r yapt›¤›ndan daha uzun ve geliflkin. 1355 km’lik Londra metrosundan sonra en geliflkin metroya sahip olan Moskova’da 1958-1966 y›llar› aras›nda yani 8 y›lda 88.4 km, Tokyo’da 1964-1974 yani 10 y›lda 83.1 km metro hatt› döflenmifl. Kadir Topbafl’›n belediye baflkanl›¤› dönemlerine denk düflen y›llarda (20072013) Paris’te 6 y›lda 135 km metro hatt› döflenmifl. 9 y›lda 80 km metro yapamayan Topbafl’›n iddias› ise 2019’da rayl› sistemler uzunlu¤unu 400 km’ye ç›karmak. Banliyö, hafif metro ve tramvay› da hesab›na katarak “6 y›lda 320 km metro yapaca¤›m” diyor. artırıldı. AKP İstanbul’u metroyla buluşturmakla övünse de, 1994-2004 yılları arasında metroya hiçbir yatırım yapılmamıştı. 2000 yılında hizmete açılan Taksim-4.Levent metrosunun temelleri 1992 yılında Nurettin Sözen tarafından atılmıştı. Kadir Topbaş’ın belediye başkanlığının 2. dönemine damga vuran ise karayolu ağırlıklı projeler oldu. İstanbul için kentsel mekanın, doğanın, kamu kaynaklarının talanı anlamına gelen ve ulaşım sorununu “çözmek” yerine derinleştiren 3. Köprü, TaksimYayalaştırma, metrobüs gibi projeler de Topbaş’ın eseri. Üçüncü kez aday olmaya hazırlanan Topbaş, geçmişin hesabını vermek yerine hala iddialı vaatlerde bulunuyor ve 2023 hedefiyle oy toplamaya çalışıyor.

YAPMADIKLARI YAPMAYACAKLARININ TEM‹NATI Topbaş’ın reklamlarında 2009 yerel seçimlerinde de vaat ettiği ama hala ortalarda olmayan Beşiktaş-Sarıyer, Beşiktaş-Levent ve Üsküdar-Beykoz raylı sistemleri bir kez daha vaat edilmiş. Bir dur diyen olmayınca bunların yanına yeni vaatler eklenmiş. Topbaş Levent-Hisarüstü, Eminönü-Eyüp, Üsküdar-Çekmeköy, Mecidiyeköy-Mahmutbey ve daha birçok yeni hat ile İstanbul’u raylı ulaşım sistemleriyle öreceğini iddia ediyor. İlanlarında önümüzdeki 6 yılda 320 km metro yapacağını iddia eden Topbaş’ın geçmiş 9 yılda yaptırdığı raylı sistem 80 km’den kısa. Yılda 9 km raylı sistem yapamayan “deneyimli” belediye başkanı, yılda 55

km’ye yakın metroyu nasıl yapacağını ise açıklamıyor. 150 YILLIK BANL‹YÖ HATTINI DA O YAPMIfi(!) 1871’den bu yana çalışan ve İstanbul’un bir ucunu öbür ucuna bağlayan banliyö hattını 2012 yılında kapatan Topbaş, tarihi kendinden başlatıyor. Reklamlarında 2004 yılında 45 km görünen raylı sistemler uzunluğu hesaplarında 76.3 km'lik banliyö hattı yok. Topbaş 2016 yılında bitmesi planlanan tadilatın ardından Marmaray ile birleştirilecek olan banliyö hattını yeni yapılmış bir raylı sistem gibi gösterip bunu da kendi “başarı” hanesine yazmayı planlıyor. 2004 yılında temel atma töreni yapılan ve bittiğinde Üsküdar-Sirkeci arasını birbirine bağlayacak olan Marmaray projesi

Metrobüs çözüm de¤il sorun

Topbafl var, engel var

“İstanbul trafiğini rahatlatacağız” sloganıyla sunuldu. Eylül 2006’da bitmesi gerekirken Eylül 2007’de, üstelik daha tamamlanmadan açıldı. Metrobüs daha ilk gününde İstanbul trafiğini altüst etmişti. 7 yıldır E-5 hattı üzerinde hizmet veren metrobüs hattı yoğunluk nedeniyle yıkılan üst geçidi, kazaları, aşırı dolu olduğu için duraklarda durmayan araçları, saatlerce durakta beklediği için metrobüs yolundan yürüyen yolcularla

Topbaş’ın ulaşım politikalarının mağdur ettiği en önemli toplumsal kesimlerden biri de engelliler. AKP 2005’te başladığı ve 2012’de tamamlayacağını vaat ettiği ulaşım sistemini engelliler için uygun hale getirme projesini erteledi. Topbaş gündeme getirdiği “Engelsiz ulaşım” projesinin gereklerini yerine getirmedi. Görme engellilerin bastonlarıyla yürümesini kolaylaştırması gereken kabartmalı sarı şeritleri kabartmasız yaparak tarihe geçti. Sarı şeritlerin ağaçlarla, direklerle kesildiği İstanbul yollarında sürekli inşaat hali bedensel engellileri hareket edemez hale getirdi. Taksim Yaylaştırma Projesi döneminde metronun engelli asansörleri kapatıldı. Topbaş sessiz çalışan sesli trafik lambalarıyla, meyil açısı yanlış ayarlanmış engelli rampalarıyla çok zor şartlarda sokağa çıkabilen engellilerin hayatlarını kolaylaştırmaktan çok zorlaştırdı. Türkiye’de yaşayan 8,5 milyon engellinin sadece 100 bini sokağa çıkabiliyor. Sokağa çıkmayı başarabilen engellilerse tehlikelerle baş başa. 2011 Temmuz ayında İstanbul’da Osmanbey metro istasyonunda raylara düşerek sağ ayağı kırılan ve 6 ay iş göremez raporu alan görme engelliye; Topbaş’ın yönettiği İBB’nin yanıtı koluna siyah bant takmadığı için hatalı olduğu yönünde oldu. Topbaş engelli örgütlerinin İstanbul’da metro, tramvay ve metrobüslerde presli kapı taleplerine sessiz kaldı.

turnikeden atlayarak parasız ulaşım hakkını kullanma eylemleri ile on binlerce İstanbullu tarafından protesto edilmişti. Topbaş bu eylemler ve açılan davalar sonucu 2009 yılında zammı geri almak zorunda kaldı. Ulaşım eylemleri Topbaş’ın korkulu rüyasına dönüştü.

anılıyor. Metrobüslerin kullanımda olduğu 7 yıl boyunca gerçekleşen kazalarda 4 kişi ölürken, 59 kişi de yaralandı. 2006 yılında lastik tekerlekli tramvay olarak planlanan metrobüs, 2007 yılında karayolu temelli bir proje olarak hayata geçti. İstanbulluların metrobüse yönelik eleştirilerinin artması ile 2013 yılının başında, projenin plan aşamasında 400 bin kişiye göre hesaplandığını ancak bugün 800 bin kişiye hizmet ettiğini ifade eden Topbaş yönettiği kente dair bilgilere ne kadar hakim olduğunu da gösteriyor.

Kartal metrosu dökülüyor Projesi 2005’te açıklanan 2,5 yılda bitmesi planlanan ve ancak 2012’de hizmete açılan Kartal metrosu da metrobüs gibi tamamlanmadan açılışı yapılan projelerden. Aradan 7 yıl geçmesine rağmen halen tamamlanmamış olan metronun açılışın-

dan 8 ay sonra yanlış izolasyon nedeniyle duvarlarından su akıtmaya başladı. Tam bir ulaşım fiyaskosu olan Kadıköy-Kartal metrosunda yolcular aktarma bağlantı yollarının düzenlenmemesi nedeniyle kilometrelerce yürümek zorunda kalıyor. Aynı hatta hizmet veren banliyö ile neredeyse aynı sürede varan Kartal metrosu E-5 hattına paralel inşa edilmesi nedeniyle yerleşim yerlerine uzak.

Taksim projesinde fiyask o

Taksim Yayalaştırılma Pro jesi bilim insanlarının, aka demisyenlerin ve İstanbul halkı nın karşı çıkışlarına, İdare Ma hkemesi’nin iptal kararına rağ men yangından mal kaçırır gib i tamamlandı. Direniş korku su ile açılışı dahi yapılmadan ku llanıma açıldı. Harbiye yön ünden verilen U dönüşünün açı sının darlığının yarattığı trafik sıkışık-

En iyi bildi¤i ifl zam 2004’te seçildikten sonra ilk işi ulaşım ücretlerini zam yaparak “yeniden düzenlemek” olan Topbaş, kenti yönetmeye başladığından beri toplu ulaşıma yüzde 100’den fazla zam yaptı. Son 9 yılda tam akbile yüzde 95, indirimli akbile ise yüzde 53 oranında yapılan zamlar nedeniyle asgari ücretle çalışan İstanbullular aylık kazançlarının yaklaşık yüzde 20’sini ulaşıma harcıyor. Topbaş’ın yaptığı ulaşım zamları Halkevleri’nin başlattığı

2014 seçimleri öncesinde İstanbulluların önüne yeniden sürülüyor. Uzmanların arkeolojik bulgulara dair yaptığı güzergah uyarılarına rağmen güzergahı proje halindeyken değiştirmeyen Topbaş’ın Marmaray’ın planlanan bitiş tarihi 2006 yılı idi. Topbaş bu tarihin önce 2007, sonra 2010 ve son olarak da 2013’e ertelendiğini kampanya metnine yazmıyor. Marmaray’ın tamamlanmasıyla Haydarpaşa ve Sirkeci Garları devre dışı bıraktırılarak, bu tarihi kentsel mekanlar rant projelerine açılacak. Topbaş’ın boş çıkan vaatlerinden bahsederken “7 tepeye 7 tünel” i unutmayalım. 2007 yılında uzmanların uzun tünellerin kirlilik yaratacağı gerekçesi ile itiraz ettiği ama Topbaş’ın ısrarcı olduğu “7 tepeye 7 tünel” projesinde 3. tünelden sonra adım atılmadı.

3. köprüde a¤aç k›y›m›, duraklara saks›

3. Köprü, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul gibi “çılgın projelerle” İstanbul’un son kalan ormanlarını da yağmaya açan Topbaş, belediye

lığı nedeniyle Taksim Me yda nı’na varmak saatler alıyor . Hizmete açılmasının ikinci ha ftasında ilk ölümlü kazanın ger çek tiği projeye dair uzmanlar leşken merkezlerinde dalış tünelle t rinin uygun olmadığını belirtmi şti. İlk yağmurlarla birlikte de yağ mur suyu giderinin yapılmadığı ortaya çıkarken, tünel kısmının tavanı da akıtmaya başladı.

başkanı olmadan önce “Kuzey ormanlarını savunmak gerek” derken 2007 yılından itibaren gözünü kuzey ormanlarına dikti. 3. Köprü inşaatı ve yol

çalışmaları için her gün binlerce ağaç kestiren Topbaş, “çevre dostu kent yaratmak” için metrobüs duraklarına saksıda ağaçlar koymayı ihmal etmiyor.


EĞİTİM SAĞLIK

8

8 Ekim 2013 / 23 Ekim 2013

Halk›n Sesi

Paketten e¤itimde gericili¤e güvence ç›kt› ericilik, AKP’nin 11 yıl boyunca hayata geçirdiği her politikanın içerisinde farklı biçimlerde yeniden üretilmiş ve neoliberal stratejinin ana bileşeni olmuştur. Bu ana bileşen hiç kuşkusuz gücünü piyasa ile kol kola ilerleme yeteneğinden alıyor. Bu “yetenek” bugün AKP iktidarı ile birlikte, eğitim alanında çok daha büyük bir ustalıkla sergileniyor. Bugüne kadar eğitimin gericileştirilmesine ilişkin pek çok düzenleme ve fiili uygulama hayata geçirildi: Müfredata yapılan müdahaleler, zorunlu din derslerine eklenen yeni zorunlu seçmeli din dersleri, gerici kadrolaşma, edebi eserlerde tahribat ve sansür ve AKP’nin bu günlerde Kürt sorununda yaşadığı basınç ve Haziran direnişinin yarattığı meşruluk krizinin panzehri olarak açıkladığı “demokratikleşme” paketinden çıkan kamuda “türban” serbestliği. “İnanç özgürlüğü önündeki engelleri kaldırıyoruz” propagandasıyla kamuda türbana serbestlik getirme hamlesi (Yandaş sendika Memur Sen aracılığıyla zaten fiili olarak türban kamuda kullanılıyordu) AKP’nin eğitim alanında yaptığı en kapsamlı müdahale olan 4+4+4 sisteminin gerici özünü güçlendirecek ve gericiliğin toplumsallaşma hızını arttıracak önemli bir alan yaratıyor. Yani eğitimde türban düzenlemesi AKP’nin propaganda ediş biçimiyle inanç özgürlüğü ya da kılık kıyafet serbestliği üzerinden değerlendirilemez

G

E⁄‹T‹MDE D‹NSEL S‹MGELER AYRIMCILIK VE YOK SAYMADIR Alevilerin kapılarının işaretlendiği, farklı inançların yok sayıldığı, okulda din dersi seçmeyenin hedef gösterildiği, Tayyip Erdoğan’ın bizzat Kuran ve Peygamberin Hayatı dersini seçmeyi şart koştuğu, AKP iktidarının tüm kurumlarıyla birlikte HanefiSünni mezhebinin hegemonBetül Öztürk yasını kurumsallaştırmaya çaKorkut lıştığı bu ülkede bunun karşılığı inanç özgürlüğü değil E¤itim Sen inançlar üzerinde açık baskı MYK üyesi kurmaktır. Yani türbana özgürlük Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin, farklı inançların ya da inanmama hakkının garantisi değildir. Doğrudan ayrımcılık, ötekileştirme ve yok saymadır. Bunun en çok hissedileceği alan ise gericileştirme konusunda oldukça yol kat edilen eğitim alanıdır. Laik ve bilimsel eğitimde dini kabullerle değil, pedagojik ve bilimsel sorgulama esastır. Bu pedagojik bilimsel kriterler, eğitimde her türlü dinsel simgeyi, kriter dışında bırakır. İnsan bilinciyle doğrudan temas eden öğretmenlerin, dinsel simge ile derse girmeleri öğrencilerimizin kendi seçimlerini tarafsız bir şekilde yapmalarını engeller ve baskı kurar. Eğitimde dinsel olanın kapsam dışı bırakılması, devletin dine tarafsızlığını ve çocuklarımızın farklı dünya görüşlerine en objektif şekilde ulaşabilmelerinin güvencesidir. Bu aynı zamanda eğitimde her türlü ayrımcılığa, ötekileştirmeye ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı da güvence sağlar. Bu hizmeti alan ve veren arasındaki eşitliğin korunmasının yanında bilimsel, özgürleştirici, eleştirel eğitimin gereğidir. Kamuda türban düzenlemesinin, sadece eğitim hizmetini üreten öğretmenlerle sınırlı kalmayacağı AKP’li Mustafa Şentop’un “Okul müdürü, öğretmen başörtüsü takacak, öğrenci niye takmasın? Lise, ortaokul için olabilir, bence ilkokul için de olabilir” ifadesinden anlaşılmaktadır. Yine Hayati Yazıcı da “Bu işler aheste aheste olsun. Bugün memurlar, yarın hâkimler ve savcılar olur” diyerek türban düzenlemesinin kapsamını çok daha açıkça ifade etmektedir. Eğitim hakkı mücadelesi verenler için, bu dönem gerici eğitime karşı özgürleştirici eğitimin inşası olacak. Hepimize kolay gelsin.

Meslek liseleri patronlara emanet AKP, AB ile yürüttüğü Mesleki ve Teknik Eğitimin Kalitesinin Geliştirilmesi Projesi’ni meslek liselerini iş piyasasına göre şekillendirmek, patronları eğitimde doğrudan söz ve karar sahibi yapmak için kullanıyor LEMAN MERAL ÜNAL

M

illi Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Avrupa Birliği ile ortak yürütülen Mesleki ve Teknik Eğitimin Kalitesinin Geliştirilmesi Projesi’nin (METEK) tanıtımı için 26 Eylül’de Ankara Rixos otelde düzenlenen bir toplantıya katıldı. Nabi Avcı toplantıda, bu projenin mesleki eğitimi “iş piyasasının” ihtiyaçlarına göre düzenlemek için hazırlandığını açıkladı. Avcı konuşmasında Pro-

je’nin 21 ilde 30 meslek lisesi ve 20 meslek yüksekokulunda pilot uygulamayla başlayacağını, projeyle bağlantılı olarak içinde sermaye sözcülerinin bulunduğu bir Ulusal Kalite Güvence Komisyonu oluşturulacağını duyurdu. Açıklamalara göre bu komisyon, aldığı kararların uygulanmasında ve projede “paydaş” adı verilen sermaye temsilcileri arasındaki koordinasyonun sağlanmasında “kilit rol” oynayacak. Oluşturulan bu merkez ile meslek liseleri iş pi-

yasasına göre şekillenecek, patronlar ve sermaye temsilcileri eğitim alanı üzerinde doğrudan söz ve karar sahibi olacak. Bu merkez ayrıca projenin tüm mesleki ve teknik okullarda uygulanmasına da maddi destek sağlayacak. Böylece eğitim sistemi sermayenin çıkarlarıyla uyumlu hale getirilecek, patronların başında bulunduğu yönetim kurullarıyla meslek liselerine biçilen misyon doğrudan ucuz işçi yetiştirmek olacak. Projenin Avrupa Birliği ile birlikte gerçekleşmesi manidar.

Daha önce AKP sözcüleri defalarca Türkiye’yi “Avrupa’nın Çin’i” yapma hedeflerini açıklamışlardı. Genç nüfus oranı azalan Avrupa için ucuz emekgücü ihtiyacı giderek daha fazla önem kazanıyor. Ancak bu işgücünün piyasanın istediği “niteliklerde” olması gerekiyor, mesleki eğitime yönelik ilgi de “standart arayışı” da bununla ilişkili. Çoğunluğu ülkede ucuz emekgücünün yoğunlaştığı Kürt illerinden seçilen “pilot” illerde başlayan METEK proje-

si belli bir "kalite standardı" yaratılmasını, bütün meslek liselerinin benzer piyasa standartları üzerinden eğitim vermesini hedefliyor. Proje AKP’nin eğitim alanında attığı adımlarla örtüşüyor. AKP 4+4+4’le açık lise uygulamasını ve çocuk emeği sömürüsünü yaygınlaştırmış, Anadolu liselerine giremeyenleri meslek liselerine yönlendirmiş, meslek lisesi öğrencilerinin staj ücretini düşürmüş ve işletmelerde staj yapacak öğrenci sayısını sınırlayan yüzde 10 sınırını kaldırmıştı.

Eğitim Dayanışması kuruldu katan bir şekilde bir araya geldik. Bundan sonra AKP’nin eğitime dayalı tüm politikalarını mercek altına alan ve bu mücadeleyi büyüten bir yapı olacağız.”

E

ğitim-Sen’in çağrısıyla direniş forumları, sendikalar, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri, siyasi partilerin bir araya gelmesiyle oluşturulan Eğitim Dayanışması, 4 Ekim’de TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nda yaptığı basın toplantısıyla kurulduğunu açıkladı. AKP’nin eğitim sistemini asimilasyoncu, ırkçı, cinsiyetçi temeller üzerinde yükselttiğini belirten Dayanışma bileşenleri, eğitimin ticarileşmesi ve gericileştirilmesine karşı mücadeleyi temel eksen olarak belirlediklerinin altını çizdi. Eğitim Dayanışması, kuruluş deklarasyonunun ardından ilk iş olarak Gezi direnişi sırasında Okmeydanı’nda polisin attığı gaz kapsülüyle başından vurulan Berkin Elvan’ı hastanede ziyaret etti. Dayanışma bileşenleri önümüzdeki günlerde Nabi Avcı’nın ilkokulda dağıttığı gerici-savaş çığırtkanı kitaba karşı okul önlerinde kitap dağıtma eylemleri yapacak. Ayrıca İstanbul’da eğitim alanında yaşanan sorunlar ve mücadele deneyimleriyle ilgili bir rapor çalışması da yapılacak. “E⁄‹T‹M HAKKI MÜCADELELER‹ B‹RLEfiT‹” Halkın Sesi’ne konuşan Eğitim Sen 5

Eğitim-Sen İstanbul şubelerinin çağrısıyla kurulan Eğitim Dayanışması, 4 Ekim’de yaptığı basın toplantısıyla kuruluş deklarasyonunu yayımladı No’lu Şube Başkanı Mehmet Aydoğan, eğitim hakkı mücadelelerinde yan yana gelişi örgütleyen Eğitim Dayanışması ile ilgili şunları söyledi: “4+4+4 gericipiyasacı eğitim sistemi, itaat eden ve muhafazakar bir toplum inşası aynı zamanda. Bugüne kadar her biri çok

değerli olan öğretmen, öğrenci ve veli insiyatifleri oluşturuldu. Ancak tüm bu ayrı mücadelelerin birleştirilmesi gerekiyordu ve biz de Eğitim Sen’in çağrısıyla emekten yana siyaset yapan dernek, siyasi parti, meslek örgütü ve demokratik kitle örgütlerini de içine

“B‹RL‹KTE DAHA GÜÇLÜYÜZ” Eğitim Dayanışması’nı örgütleyen öğretmenlerden Barış Demirci bugüne kadar yürütülen eğitim hakkı mücadelelerinin parçalı olduğuna değinerek, Eğitim Dayanışması’nın tüm bu ayrı mücadeleleri birleştirmesi bakımından önemli olduğunu vurguladı. Demirci, “4+4+4 bize eğitimcilerin bu sorunun üstesinden tek başına gelinemeyeceğini gösterdi” ifadelerini kullandı. Eğitim Dayanışması’nın katılımcı kurumlarından Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi adına görüşlerini aldığımız Nuri Günay ise eğitim hakkı mücadelesinde ısrarla bir arada yürümek gerektiğini vurgulayarak, Eğitim Dayanışması’nın mücadeleyi genişletecek bir zemin yaratacağını ifade etti. Gezi direnişinin verdiği birliktelik ruhuyla hareket ettiklerini belirten Günay, toplumun en temel meselesi olan eğitimde yan yana gelme iradesi gösteren bir çabanın umut verici olduğunu dile getirdi.

‘Sağlıkta Dönüşüm’ salgın hastalık getirdi BANU SERVETO⁄LU

A

rtan kızamık vakalarıyla ilgili tartışmalar milletvekili Levent Tüzel’in soru önergesine Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yanıtı ile birkez daha gündeme geldi. Bakan yanıtında, 2012’de 349 kızamık vakasının görüldüğünü, 1 Ocak 2012 ile 13 Haziran 2013 tarihleri arasında ise 6 bin 196 kızamık vakası görüldüğünü söyledi. Müezzinoğlu, Kürt illerinde vakaların fazla görülmesinin nedeni olarak “aşısız veya eksik aşılı kişilerin fazla olmasını” gösterdi. Sağlık sisteminin yetersizliğini “kökü dışarıda” diye yurtdışına havale eden Müezzinoğlu, “Ülkemize yurtdışından importe vakalar gelmektedir” dedi. Müezzinoğlu’nın açıklamasının ardından egemen medya da kızamık üzerinden Suriyelileri hedef gösterdi. “Suriye kızamığı yayılıyor” başlıklı bir haber yayımlayan Türkiye gazetesi, haberinde “Esad’dan kaçanların hastalığı Türkiye’ye taşıdığı öne sürülüyor”, “Yerli vaka sayısı yine sıfıra yakın; ancak yurt dışı kaynaklı hastaların sayısı hızla artıyor” gibi ayrımcı ifadelere yer verdi.

AKP’nin sağlık politikaları artık işlemiyor: Koruyucu sağlık hizmetlerinin yetersizliğinden aşılar yapılamıyor, salgınlar artıyor

HER 5 ÇOCUKTAN B‹R‹ AfiI OLMUYOR! Kızamık vakalarındaki artış sürerken birçok öğrencinin tetanos-difteri pekiştirme aşısını olmadığı ortaya çıktı. Türkiye genelinde yıllardır uygulanan

aşılama programına göre 8. sınıf öğrencileri için yapılması gereken tetanos-difteri pekiştirme aşısının 2012 yılında aile hekimlerine devredilmesi, binlerce çocuğun aşı olamamasına yol açtı. Bakanlık, yeterli aşılamanın

yapılmadığını itiraf ettiği yanıtta 240 bin 935 çocuğun tetanos-difteri aşısı olmadığını açıkladı. Bakanlığın açıkladığı verilere göre, Türkiye’de her 5 çocuktan biri tetanos-difteri aşısı olmuyor. İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Kasım 2011’de Aile Hekimliği uygulamasının 1. yılını değerlendirdikleri basın toplantısında “Aile Hekimleri, odalarına hapsedilmiş, daha çok reçete tekrarı yapması özendirilmiş durumdadır” demiş ve Aile Hekimleri’nin birinci basamak koruyucu hizmetleri için yeterli zaman ayıramadıklarını belirtmişti. Ayrıca okul aşılarının kim tarafından, nasıl yapılacağının belirsizliğine işaret edilmiş ve “Aşı ile korunabilen hastalıklarla ilgili kamusal kaynaklar giderek daraltılmakta, gelecekte aşı ile önlenebilir hastalıklarda artış olacağından endişe duyulmaktadır” denilmişti. Aile hekimliği AKP’nin “sağlıkta devrim” diye sunduğu sağlıkta dönüşüm programının ilk adımlarından biriydi. Aile hekimliği ile sağlık ocağı sistemini kaldıran AKP, bununla birlikte 1. basamak koruyucu sağlık hizmetlerini de ortadan kaldırmış oldu.

Tam Gün Yasası Meclis’e geliyor ‹ki buçuk ayl›k tatilin ard›ndan 1 Ekim’de aç›lan Meclis'in yasalaflt›raca¤› ilk düzenleme "Tam gün" ile ilgili torba kanun tasar›s› olacak. 26 A¤ustos 2011’de ç›kar›lan kanun hükmünde kararname (KHK) ile üniversite hastanelerinde derslere giren ö¤retim elemanlar›na hasta muayenesini yasaklanm›fl ve özel muayenehanesi olan ö¤retim üyelerine de üniversite ile özel muayenehaneleri aras›nda tercih yapma zorunlulu¤u getirilmiflti. ‹ki y›l yürürlükte kalan düzenlemeden dolay› ülke çap›ndaki üniversite hastaneleri yüzde 25 ö¤retim eleman› kaybetti. Tam Gün Yasas› olarak bilinen kanun hükmünde kararname süresinin dolmas›yla, t›p fakültelerinden ayr›lan hocalar geri dönmeye bafllad›. Ancak Müezzino¤lu yeni yasada üniversite bünyesinde çal›flan ö¤retim üyelerinden sadece yüzde 5’ine d›flar›da çal›flma hakk› verilece¤ini belirtti. TTB Baflkan› Prof. Dr. A. Özdemir Aktan, kendisinin de çal›flt›¤› Marmara Üniversitesi’nde toplam 250 ö¤retim eleman›n›n oldu¤unu ve yeni yasayla sadece 13’üne d›flar›da çal›flmas›na izin verildi¤ini belirtirken bu durumun Tam Gün Yasas›’ndan sonra kendi yaralar›n› sarmaya bafllayan t›p fakültelerinin sa¤l›k politikas›n›n yeniden çökmesine neden olaca¤›n› söyledi.


9

SERMAYE 8 Ekim 2013 / 23 Ekim 2013

Halk›n Sesi

Sermaye istikrar peşinde iletmişti. Paketten ekonomik parametrelerin dengesini sağlayacak maddeler çıkmamasına rağmen Boydaklar paketin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini ekonomik anlamda kalkındıracağına inandıklarını belirtti. Boydaklar, "Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ekonomik olarak atılan bazı adımlar var. Daha önce bu bölgeler için getirilen teşvikler var. Bu adımların siyasi yönde de önünü açmak yerinde olur" diyerek paketin dışında öneriler de getirdi. Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nu (TUSKON) oluşturan 7 federasyondan biri olan Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği (GÜNSİAF) ve GÜNSİAF'a bağlı Hür Sanayici ve İşadamları Derneği (HÜRSİAD) adına yapılan açıklamalarda, "heyecanla" bekledikleri paketin bölge adına önemli gelişmeleri içerdiği söylendi.

MEHTAP MET‹NO⁄LU

T

ayyip Erdoğan'ın açıkladığı Demokratikleşme Paketi birçok çevrede tartışma yaratırken sermaye temsilcileri tarafından olumlu karşılandı. Sermayenin pakete yaklaşımında olumlamanın yanı sıra utangaç bir muhalefet de vardı. AKP'nin ekonomi politikalarından rahatsızlıklarını son zamanlarda mızmızlanmalarla dile getiren sermaye kesimlerinin istikrar arayışı paketle birlikte bir karşılık bulmuş gibi görünüyor. SERMAYE TEMS‹LC‹LER‹ NE D‹YOR? Paketin açıklanmasının ardından birçok gazetenin görüşlerini sorduğu sermaye temsilcileri, iki noktaya dikkat çekti. Birincisi paketten istikrar beklentisi, ikincisi ise Kürt illerindeki yatırım ikliminin daha uygun hale gelmesi. MÜSİAD, İSO, TESK ve TOBB başkanları, paketin demokrasinin kalitesinin yükseltilmesine önemli katkılar yapacağını ve sevindirici bir gelişme olduğunu belirttiler. MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak, paketle ilgili çıkarlarını şu şekilde özetledi: “Ekonomideki hedeflerimize ulaşırken de demokratikleşme sürecinde atılacak her türlü adımın faydalarını göreceğimize inandığımızı söyledik.” Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mehmet Büyükekşi, paketin 2023 yılındaki 500 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşma yolunda büyük bir ivme kazandıracağına inandıklarını söyledi. Turcas Petrol AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Aksoy, sermayenin demokrasiden beklentisini ve sermaye için demokratikleşme paketinin anla-

Sermaye çevreleri Demokratikleşme Paketi'ni, istikrarın ve Kürt illerinde uygun yatırım ikliminin sağlanmasına katkı olarak yorumladı mını en iyi özetleyen açıklamasını Akşam gazetesine yaptı. Aksoy açıklamasında, "Güzel bir başlangıç. Demokrasi istikrarın istikrar da yatırımın önünü açar. Demokrasinin istikrarın olduğu ortamda da yatırım artar, ekonomi gelişir" dedi. SERMAYEN‹N ‘YETMEZ AMA EVET'‹ Pakete iyimser yaklaşan sermaye temsilcileri utangaç muhalefetini de "Yetmez ama evet" minvalinde dile getirdi. TÜSİAD açıklamasında, "Yeni adımların artık, Anayasa çalış-

malarıyla birlikte ele alınması tercih edilmelidir" derken TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu da demokratikleşme hamlesinin yeni bir anayasa ile "taçlandırılmasında" büyük fayda olduğunu belirtti. TESK Başkanı, "Düşündüğümüzden de olumlu" diyerek sermayenin sabırsızlığını "Bir an evvel Anayasa çalışmalarının devam etmesi gerekir diyoruz" sözleriyle ifade etti. KEND‹NE DEMOKRAS‹ Tekelci sermaye temsilcilerinin yanı sıra gazetelere görüş-

lerini bildiren Kürt illerindeki sermaye temsilcileri de paketi olumlu karşıladıklarını ve paketin Doğu ve Güneydoğu'yu kalkındıracağını belirtti. Koç'a yönelik politik-maliye operasyonda sermaye kesimleri arasından ilk tepkiyi veren Kayseri'den Boydaklar, o dönemde "Beklentimiz istikrarlı büyüme. Elbette memlekette seçimler olur. Cumhurbaşkanlığı, yerel ve genel seçimler yapılır ama ülkeyi taşıyan iş dünyasıdır. İş dünyamızın temel ihtiyacı da ekonomik parametre" diyerek AKP'ye seçim mesajını

KÜRT SERMAYES‹NDE HAYALKIRIKLI⁄I Paketteki eksikliklere dikkat çeken ve eleştiren Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet Sayar, “Paketten özellikle barış sürecinin ruhuna uygun gerçekleşmesi gereken, siyasi tutsakların serbest bırakılmasına yönelik herhangi bir düzenlemenin olmaması ciddi bir eksiklik” dedi. Sayar eylül ayında yaptığı açıklamada, müzakere sürecinin bölgede yatırım ortamını hareketlendirdiğini, 102 firmanın yatırım için beklediğini belirtmişti. 102 başvuru içinde ise mobilya, gıda, otel ve tekstil yatırımları olduğunu, 4 bin kişiye istihdam sağlanacağını, yatırımcıların arasında Maraş'tan İskur ve Boydak gruplarının da olduğunu söylemişti.

‘Milyonları köleleştirmek isteyenin elinde özgürlük meşalesi değil zincir bulunur D‹SK Genel Sekreteri Arzu Çerkezo¤lu, demokratikleflme paketini "Milyonlar› kölelefltirmek isteyenin elinde, bar›fl güvercini, adalet terazisi ve özgürlük meflalesi de¤il zincir bulunur!" diyerek de¤erlendirdi. Paketten genifl halk kesimleri için hiçbir ciddi demokratik bir ilerleme ve kazan›m ç›kmad›¤›n› belirten Çer-

kezo¤lu, "K›dem tazminat›n› suland›rarak ifl güvencesini yok etmeyi, yayg›n tafleronlaflt›rma ve özel istihdam bürolar›yla insan ticaretini teflvik etmeyi planlayan bir hükümet, do¤al olarak demokratikleflemez" dedi. Çerkezo¤lu, milyonlar› zincirleyip kölece çal›flt›rabilmek için örgütlenme ve grev hakk›na yönelik ulus-

lararas› anlaflmalara ayk›r› yasaklar›n sürdü¤ünü, toplant› ve gösteri yürüyüflü hakk›na yönelik hiçbir iyilefltirme yap›lmad›¤›n› belirtti. "Paras› olan›n özel okuldan alaca¤› bir hizmet, 'hak' de¤il ticarettir" diyen Çerkezo¤lu, yurttafll›k haklar›n›n de¤il piyasa kurallar›n›n AKP için belirleyici oldu¤una dikkat çekti.

Elektrik özellefltirmesinde fiyasko devri Elektrik dağıtımı tamamen özelleştirildi ve birbiri ardına yığılan sorunlar ortaya çıktı. Elektrik dağıtım şirketlerinin fiyaskosunu düzenlemek ise Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na düştü tım şirketleri abonelerine önceki faturalarının çok üzerinde yüksek fatura gönderemeyecek, abone yüksek faturaya itiraz ederse, sadece önceki fatura tutarını ödeyecek. İlgili dağıtım şirketi, fatura farkını ispat edecek. Ayrıca, yeni düzenlemeye göre aboneler geçmiş 1 yıla yönelik fatura tutarlarını, son faturalarında görebilecek.

T

oroslar Elektrik Dağıtım AŞ'nin özel sektöre devri ile artık devlet eliyle elektrik dağıtımının sonuna gelindi. Sabancı ve E.ON ortaklığı Enerjisa’nın kazandığı Toroslar Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi özelleştirme ihalesinin sonucu, Özelleştirme Yüksek Kurulu’ndan onay aldı. TEDAŞ bünyesindeki son elektrik dağıtım anonim şirketi olan Toroslar Elektrik Dağıtım AŞ, 1 milyar 70 milyon dolara Enerjisa’ya satıldı. Son özelleştirmenin ardından konuşan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, artık devlet eliyle elektrik dağıtımının mazide kaldığını ve bir devrin kapandığını belirtti. ELEKTR‹K ZAMMI, GÜVENCES‹ZLEfiT‹RME, TEPK‹LER Sendika.Org'a konuşan, Enerji-Sen Genel Başkanı Ali Duman ve Politeknik Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Hocaoğulları elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinin elektrik zammı ve güvencesizleştirme anlamına geldiğini belirtti. Pınar Hocaoğulları, elektrik dağıtımının özelleştirilmesinin hem mühendislerin güvencesizleştirilmesi hem de elektrik kullanım bedelinin zamlanması anlamına geldiğini söyledi. Türkiye’nin enerji sektöründe dışa bağımlı olduğunu ve elektrik dağıtımı bölgelerinin şirketlere belli sürelere kâr garantisi verilerek satıldığını hatırlatan Pınar Hocaoğulları bunun elektrik kullanım bedellerinin pahalılaşacağı anlamına geldiğini belirtti. Enerji-Sen Genel Başkanı Ali Duman, elektrik özelleştirmelerinin enerji

işçileri açısından yoğun bir güvencesizleştirme dalgası getirdiğine dikkat çekerek, tepkilerin de çok hızlı bir şekilde yayıldığına işaret etti. Duman, Türkiye’deki şirketlerin elektrik dağıtım özelleştirmelerinin yaratacağı tepkileri azaltmaya muktedir olmadığını da sözlerine ekledi. YÜKSEK FATURAYA EPDK DÜZENLEMES‹ Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinin ardından birbiri ardına sorunlar ortaya çıktı. İşçiler işten atıldı, faturalar okunmadı, okunan faturalar

yüksek geldi, 5 gün ödenmeyen faturanın ardından elektrikler kesildi vs. Şirketlerin fatura tahsilatına ağırlık vermesi, işçi çıkararak karını arttırmaya çalışması hizmet kalitesini artırmak bir yana felakete sürükledi. Elektrik dağıtım şirketlerinin fiyaskosunu düzenlemek ise Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na düştü. EPDK, elektrik abonelerine son aylarda gelen yüksek fatura sorununu çözmek için Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği’nde düzenlemeler yapmak üzere harekete geçti. Yürürlükteki yönetmeliğe yapılan eklemelere göre, elektrik dağı-

FATURA 5 GÜN ‹Ç‹NDE ÖDENMEZSE ELEKTR‹K KES‹L‹YOR Elektrik dağıtım şirketleri, abonelerine yüklü fatura çıkardığı gibi son ödeme tarihini izleyen 5 iş günü içinde faturasını ödemeyen abonelerin elektriklerini de kesmeye başladı. Buna göre dağıtım şirketi, son ödeme tarihinden hemen sonra aboneye bildirimde bulunacak. Aboneye 5 iş günü süre tanınacak. 5 iş günü içinde ödeme yapılmazsa şalter inecek. Elektrik dağıtım şirketleri temsilcileri, şikayetler üzerine Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun ‘Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği'ne işaret ederek, dağıtım şirketlerinin bu mevzuatı uyguladığını söyledi. Dağıtım şirketlerinin, söz konusu yönetmelik gereğince dağıtım şirketlerinin son ödeme tarihini izleyen 5 iş günü içinde faturasını ödemeyen abonelerin elektriklerini kesme hakkına sahip olduğunu vurguladı. Elektriği kesilen abone hem yüklü bir faizle karşı karşıya kalıyor, hem kesmebağlama bedeli ödemek zorunda kalıyor. Vatan gazetesinin EPDK kaynaklarından aldığı bilgiye göre abonelere 6183 sayılı amme (kamu) alacaklarının tahsilini öngören yasa kapsamında işlem yapılıyor.

K›dem tazminat›: Bu kavga 3-5 kuruflun kavgas› de¤il! eneyimlerle sabit: Çalışma yaşamına dair köklü değişiklikler “müjde” olarak sunuluyorsa, işçi sınıfının başına bir çorap örülüyor demektir. Geçtiğimiz günlerde düzenlenen 10. Çalışma Meclisi toplantısında tartışılan üç başlık, kıdem tazminatı, taşeron çalıştırma ve özel istihdam büroları idi ve bu üç başlığa dair hükümetin ajandası belirginleşmeye başladı. Hükümetin ekim sonunda Meclis’e getireceği ilk gündem kıdem tazminatı olacak gibi görünüyor; hem de bizzat Başbakan’ın “mutabakat sağlanmadan düzenleme olmayacak” sözüne rağmen. Hükümet mutabakat meselesini Hak-İş’le, hatta mümkünse Türk-İş yönetimiyle halletmek istiyor. Çalışma Meclisi’nin sonunda Türk-İş ve DİSK’in itirazlarına rağmen açıklanan korsan sonuç bildirgesinin okunmasının ardından çekilen mutabakat fotoğrafında Hak-İş temsilcilerinin, TİSK ve TOBB ile beraber yer almış olması, bu konfederasyonun “cepte” olduğunu gösteriyor. Hak-İş’in bu tavrı şaşırtıcı değil, zira kendileri bundan önce de kıdem tazminatında “fon” fikrine sıcak baktıklarını ifade etmişlerdi. Fon önerisi, kıdem tazminatını alamayan işçilerin bu paraları almasının garantisi olarak pazarlanıyor. “Evet” deniyor, “belki işçinin alacağı tazminat düşecek, belki 10 yıl sonra alabilecek, belki bu paranın ödenmesi ev alma gibi bir şarta bağlanacak ama işçinin bir gün çalışması bile kıdeme hak kazanmasına yol açacak ve işUmar çiler bir gün bu parayı alacak.” Karatepe Zurnanın zırt dediği yer de burası çünkü işçiler için can umar@ yakıcı mesele kıdem tazminatısendika.org nın, iş akdinin sona ermesinin ardından patrondan alınan bir hak olmaktan çıkması. İş akdinin sona ermesiyle bu tazminat arasındaki bağlantı koparıldığında ve patron için bu para işten çıkarsa da çıkarmasa da ödeyeceği bir para olduğunda sonuç belli. Kayıtdışı çalışmanın yüzde ellileri bulduğu, sendikalaşma oranının yüzde 9’larda gezdiği, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçilerin oranının yüzde 5 olduğu bir ülkede, kıdem tazminatı patron için işten çıkarmanın maliyeti olmaktan çıkarılırsa memleket “gündelikçiler cumhuriyetine” döner. Bu yüzden DİSK sürekli olarak “kıdem tazminatı iş güvencesi sorunudur” diye meselenin özünün altını çiziyor. Hükümet taktik olarak “amacımız kıdem tazminatı alamayanların almasını sağlamak” dese de iktidarın stratejik belgeleri öyle söylemiyor, gerçek amacı açıkça ortaya koyuyor: Kıdem tazminatını yok ederek, güvencesizliği derinleştirmek. 2023 hedeflerinin bir parçası olarak hazırlanan Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi’nin “güvenceli esneklik” yaklaşımında “iş güvencesi” kavramı, yerini “tek bir işverene bağlı olmadan çalışmanın sürdürülmesi” anlamında istihdam güvencesi” kavramına bırakıyor. “İş güvencesi”ni ortadan kaldırarak işçi için sürekli bir iş sirkülasyonunu öngören bu yaklaşıma paralel olarak kıdem tazminatını kaldırarak, işten çıkarma maliyetlerini azaltmaktan daha doğal ne olabilir? Yine bu belgede kıdem tazminatı, esnekleşmeyi sınırlayan nedenlerden biri olarak gösteriliyor. AKP’nin 10 yıl sonrası gibi 10 yıl öncesi de tutarlı biçimde aynı şeyin altını çiziyor. 2003 yılında çıkan 4857 sayılı İş Kanunu’n gerekçesinde kıdem tazminatı ile ilgili şunlar söyleniyor: “(…) işsizlik sigortasının işlevini de ülkemizde kıdem tazminatının üstleneceği düşünülmüştür. Hatta kıdem tazminatının ağırlaştırılmasının iş güvencesi alanında bile etkili olacağı ileri sürülmüştür. Bu düşüncelere katılma olanağı yoktur.” Kısacası bakmayın AKP’nin “kıdem tazminatını herkes alsın istiyoruz” demesine. 10 yıl öncesinde de bugün de 10 yıl sonrası için de AKP iktidarının hedefi aynı: Kıdem tazminatının iş güvencesi alanında etkili olmaktan çıkarmak. Hükümetin bu yaklaşımının birebir sermayenin yaklaşımı olduğunu söylemeye gerek bile yok. Aynı vurguları biraz daha açık ifadelerle sermaye örgütlerinin belgelerinde de görebiliyoruz. “TİSK, TOBB ve TÜSİAD’ın Esneklik Konusundaki Ortak Görüş ve Önerileri” başlıklı Haziran 2009 tarihli belgede şunlar söyleniyor: “İşçi alma ve çıkarma maliyetlerinin (…) fazlalığı da işverenleri zora sokmakta, esnek çalışma şekillerinin uygulanmasını engellemektedir. Bu itibarla en kısa sürede kıdem tazminatı konusunun gündeme getirilerek, işletmeler üzerindeki yükün hafifletilmesi gerekmektedir.” Görünen köy kılavuz istemez. Hedef, daha ucuz ve güvencesiz, istenildiği gibi kullanılıp atılan emek gücü ordusu yaratmaktır. Kısacası, kıdem tazminatı için yükseltilecek kavga “3-5 kuruşun davası” değildir. Bu kavga güvencesizliğe karşı en büyük kavgalardan biri olmalıdır, olacaktır. Emek gücü satıcısını “çalışmadığı zamanlarda insan olarak göremeyen”, görmek istemeyen kapitalistlerin karşısında işçi sınıfının onur mücadelesinin kritik bir aşamasındayız.

D

Halk›n Sesi Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü Ali Ergin Demirhan Telefon / Faks 0212 245 90 37 Adres Kamerhatun Mahallesi Tarlabafl› Bulvar› Caddesi No: 117/6 BEYO⁄LU/‹STANBUL Bas›ld›¤› Yer ART Matbaac›l›k, Türker Saltabafl, ‹stasyon Mah. 242 Sk, No:32 Kartepe / Kocaeli (0262 373 45 03) editor.halkinsesi@gmail.com 15 günlük Yayg›n, Süreli, Türkçe yay›nd›r.


10

DÜNYA 8 Ekim 2013 / 23 Ekim 2013

Halk›n Sesi

C İ H AT Ç I Ç E T E L E R K AT L İ A M L A R I Y L A D Ü N YA G Ü N D E M İ N D E

AKP darda Emperyalist planlar açısından işlevsel olmaktan çıkan cihatçı gruplar hedef tahtasına oturtuluyor. Cihatçılara kapılarını açan AKP ise emperyalist efendileri ile “mücahit kardeşleri” arasında sıkışıyor sayarak emperyalist merkezler ve AKP gibi işbirlikçi iktidarlarca desteklenen El Kaide uzantısı cihatçı gruplar şimdi destekçilerinin ayağına dolanıyor.

ÖZGE OZAN

E

mperyalist güçler arası dengelerin Ortadoğu’da yeniden düzenlendiği bir dönemde Mısır’dan Türkiye’ye “ılımlı İslam modeli”nin krizine radikal İslamcı grupların yeniden “tehdit” unsuru olarak tanımlanması eşlik ediyor. Suriye rejiminin kısa sürede yenileceğini var

DENGELER DEĞİŞTİ, TEHDİT BÜYÜYOR Düne kadar Suriye savaşına, Rojava’ya bu cihatçı gruplar kanalı ile müdahale eden ve katliamlarına ortak olan AKP giderek sıkışıyor. Ekim başında Suriye’de rejim destekçisi yayın organlarında “Irak Şam İslam Devleti Kuzey Vilayet-Halep Sancağı” imzasıyla Reyhanlı saldırılarını üstlenen bir bildiri

Suriye’de rejim karfl›tlar› içinde a¤›rl›¤›n› giderek artt›ran cihatç› çetelerin katliamlar›, Kenya’da El Kaide ba¤lant›l› El fiebab’›n al›flverifl merkezinde 72, Taliban ba¤lant›l› Cundullah’›n Pakistan’da bir kilisede 58 kiflinin ölmesi ile sonuçlanan katliamlar›, Kuzey Irak Kürt bölgesinde 6 y›l aradan sonra patlayan bombalar radikal ‹slamc› gruplar› yeniden gündemin merkezine oturttu.

yayımladığı, bildiride örgütün AKP’yi sınır kapılarını açmaması halinde İstanbul, Ankara gibi merkezlerde eylem yapmakla tehdit ettiği yer aldı. Emniyet ve AKP sözcüleri hızla iddiayı yalanlasa da bu, gerçeği değiştirmiyor. AKP, Suriye rejiminin üzerine attığı suçlardan yakayı sıyıramayacağı gibi, cihatçılarla girdiği ilişkiler içinde her türlü tehdit ve şantajla karşı karşıya. AKP’nin hedefindeki PYD Suriye’de meşru muhalefet gücü olarak tanımlanırken, AKP ise dünyanın geri kalanı için “cihatçıları destekleyen iktidar” durumunda. Abdullah Gül’ün BM Genel Kurulu gezisi boyunca katıldığı her toplantıda cihatçı gruplarla ilgili sorularla sıkıştırılması ve radikal eğilimleri tasvip etmedikleri yolunda açıklamalar yapmak zorunda kalması bu sürecin son örneği idi. Liberaller AKP’ye yönelik eleştirilerini bu eksende arttırırken Fethullah Gülen de radikal İslamcı grupların eylemlerinin İslam’a leke sürdüğüne dair bir açıklama yaptı. AKP’nin nasıl sıkıştığını gösteren bir örnek de Başbakan danışmanı Yalçın Akdoğan’dan geldi. Akdoğan yazısında Türkiye’de El Kaide’ye yapılan

operasyonların dökümünü çıkarmak zorunda kaldı. Erdoğan ise Denizli’deki konuşmasında Kenya ve Pakistan’da yapılan katliamları gündem yaptı. “El Kaide vesaire” diyerek geçiştirdiği grupların İslam’la terörü yan yana getirerek “İslamofobiyi” yaydığını söyledi. Erdoğan 28 Kasım 2012’de gazetecilerin Suriye’de radikalleşme eğilimleriyle ilgili sorularını “Saçma sapan bir şey” diye cevaplamıştı. SURİYE’DE İSTİKRAR ARA Kİ BULASIN Cenevre 2 konferansı hazırlık sürecinde Suriye rejimi muhatap olarak kabul edilme noktasına gelirken, Esad güçleniyor. Esad karşısında emperyalist merkezler ve işbirlikçi bölge iktidarları tarafından desteklenen gruplar arasında ise iç çatışma ve ayrımlar artıyor. ÖSO ve El Kaide uzantılı örgütler silahlı çatışmaya giriyor. Rejime karşı savaşanlar arasındaki dağınıklık, para, silah ve güç olarak radikal İslamcı örgütlerin sivrilmesi nedeniyle onlara yönelişi artırırken bir yandan da Esad’ın beklenenin aksine iktidarını koruması ÖSO içinden bazı grupların da rejimle uzlaşma yönelimine girdiğine

dair iddialara zemin oluşturuyor. Suriye’de içinde ÖSO’ya bağlı grupların da yer aldığı 13 silahlı grubun ortak deklerasyon ile ABD’nin öne çıkardığı Suriye Ulusal Koalisyonu’nu tanımadıklarına dair açıklaması Suriye’ye yönelik politikaların gözden geçirileceği bir dönemin habercisi. Türkiye medyasının birden “El Kaide tehdidini” fark etmesi de bu süreçten bağımsız değil. Gazete sayfalarını dolduran El Kaide’nin sınırlarımıza yerleştiği, ülke içinden gençleri Suriye savaşına devşirdiği gibi operasyonel haberler AKP üzerinde kurulan basıncın işareti. Bu basıncın cihatçı çetelere yönelik bir operasyon zorlamasına dönüşüp dönüşmeyeceğini dengeler belirleyecek. ABD’nin Somali ve Libya’da El Kaide’ye düzenlediği operasyonlar isebunun hiç de uzak ihtimal olmadığını gösteriyor. AKP şimdilik cihatçılar için yol geçen hanına çevirdiği sınırlara duvar inşa etme planlarıyla yetiniyor. Suriye tezkeresini bir yıl daha uzatırken gerekçeye El Kaide’yi yazamayan AKP’nin beslediği cihatçılarla emperyalist efendilerinin tehditleri arasında sıkıştığını söylemek mümkün.

Çin füzesi o kadar “ucuz” değil A

KP iktidarı, 26 Eylül’de uzun menzilli füze savunma sisteminde ihalenin Çin’e verileceğini açıkladı. Kararı ise “İhaleyi, 1 milyar dolarlık indirimle yaptıracağız” gibi ekonomik nedenlerle gerekçelendirdi. ABD ve NATO’dan arka arkaya gelen uyarılar ise ülkenin askeri bağımlılığını ve AKP’nin “karar verme” sürecini tek başına yürütmesinin mümkün olmadığını bir kez daha gösterdi. ABD: NİHAİ KARARA VARMAMIŞSINIZDIR AKP ihaleyi ABD’nin kara listesinde yer alan bir Çinli şirkete verme kararını açıkladıktan hemen sonra ABD ve NATO’dan sert açıklamalar geldi. İkili Çin sisteminin NATO standartlarına uyumlu olmayacağını belirtti. ABD Dışişleri Sözcüsü Jen Psaki “Biz bu çabalarıyla ilgili ciddi kaygılarımızı ilettik. Bu görüşmeler devam edecek”

derken, NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen ise “İttifakın geleceği üye ülkelerin askeri güçlerini birleştirmeyi kapsar. Bu, dikkate alınmalı. Türkiye’nin nihai karara varmadığını anlıyorum” diyerek karar aldığını zanneden AKP’ye sürecin nasıl ilerleyeceğine karar verecek asıl inisiyatifin kendisi olmadığını hatırlattı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gelen tepkiler üzerine BM Genel Kurulu’ndan dönerken ‘Ortada kesinleşmiş bir karar yok, bu bir kısa liste, ilk sırada da Çin şirketi var’ demek zorunda kaldı. ABD isterse tüm askeri sisteminin çökeceğini bilen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ise gelen soruları “siyasi otoriteye sorun” diyerek geçiştirdi. Top Erdoğan’daydı. Erdoğan Çin’in öne çıkmasını “ucuzluk”, “kısa sürede teslim”, “teknoloji transferine izin vermesi ve ortak üretim” gibi gerekçelerle açıklamaya ça-

lıştı. Ancak kimseyi ikna edemedi. ÜSLERE BAK NATO ORDUSU OLDUĞUNU HATIRLA Erdoğan’ın Çin’le füze anlaşmasını ihale şartlarını öne sürerek açıklaması Türkiye’nin yakın tarihini bilenler için bir anlam ifade etmiyor. 1945 sonrası Türkiye’nin emperyalizmle kurduğu bağımlılık ilişkileri yeniden yapılandırılırken NATO’ya giriş ordu başta olmak üzere kontrgerilla aygıtlarının ve tüm askeri kapasitenin yeni baştan düzenlenmesi açısından kritik eşik olmuştu. ABD’nin antikomünist soğuk savaş doktrini etrafında düzenlenen yeni sömürgecilik politikaları Türkiye rejiminin yapısını belirledi. Türkiye’nin Menderes döneminde adım attığı ve karar mekanizmalarında hükmünün olmadığı NATO sistemiyle simgelenen bu askeri bağımlılık biçimi asıl olarak ABD emperyalizmine bağımlılık anlamına geliyor.

Türkiye’nin hava savunmasının temeli olan radar sistemlerinin yarısı NATO’ya ait. Daha bir yıl önce Suriye tehdidi bahanesi ile AKP, NATO’ya başvurarak patriot bataryalarını topraklarına yerleştirdi. Adana’daki İncirlik Üssü NATO ve ABD’nin stratejik uçuşlarına açık. Üstelik Türkiye askeri yetkilileri NATO üslerine izinsiz giremiyor. Savunma Bakanı ihalenin “bağımsızlık” arayışı ile bir ilgisi olmadığını “İhale için sistemin NATO uyumlu olmasını daha işin başında şart koştuk” sözleri ile açıkladı. ABD’nin istediği an AKP’yi uyarmakla kalmayacağı, anti-balistik füze sistemlerine entegre edilmesini engelleyebileceği, elindeki askeri teknolojiyi yenileyemez hale getirebileceği biliniyor. AKP “karar verirken” tüm bu bağımlılık ilişkilerini gözetmek zorunda. İktidarını dayandırdığın güçlere blöf yapmanın bile siyasi sonuçları var.

Latin Amerika’da toplumsal hareketler ayakta SONER TORLAK

Latin Amerika son on yılda, radikal toplumsal hareketlerin ve halk isyanlarının doğrudan ABD’nin ve uluslararası sermayenin desteğiyle hükümette olan sağcı politikacıları koltuklarından ederek sol popülist liderleri iktidara taşımasına şahit oldu. Sokakları bir anlığına bile bırakmayan bir toplumsal hareketliliğin bütün parlamenter ayak oyunlarını boğduğu bir “doğrudan siyaset”le mümkün hale gelen bir dönüşümden bahsediyoruz. Bununla beraber aynı on yılda yaşananlar sol popülist iktidarlar döneminde de halk için “bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganının geçerli olduğunu gösteriyor. Küresel kapitalizmin krizinin iyiden iyiye belirginleştiği 2013 yılı itibariyle, başta yerli örgütleri olmak üzere kıtadaki radikal toplumsal hareketler, karşılarında uluslararası madencilik ve petrol tekelleriyle ortak faaliyet yürütmek üzere yerlilerin yaşam alanlarını gasp etmeye çalışan “solcu” hükümetleri bulmuş haldeler. Bugün başta Brezilya ve Peru olmak üzere, Arjantin, Paraguay ve kendilerini “sosyalist” olarak adlandıran Bolivya ve Ekvador hükümetleri, yerli topluluklarının yaşam alanları olan ormanlık bölgelerde uluslararası tekellere faaliyet ruhsatı verecek yasal düzenlemeler yapıyor. Radikal toplumsal hareketlerle sol popülist iktidarları karşı karşıya getiren bu yasal düzenlemelerin hayata geçmemesi için yerliler hayatlarını ortaya koyan yeni bir seferberlik dönemine girmiş durumda. Hidroelektrik santraller, barajlar, altın, bakır, çinko

madenleri ve benzeri tesislerin inşaat alanları çoğu kez ölümcül çatışmalara sahne oluyor. Meksika, Kolombiya ve Honduras gibi doğrudan ABD işbirlikçisi rejimler maden şirketleri için askeri operasyonlarla yerlilerin ve köylülerin yaşam alanlarını tahliye ediyorlar. Bu üç ülkede de geçmişi uzun yıllara uzanan direniş geleneği hız kesmiyor; barikatlar, yol kesmeler ve çatışmalarla askeri güçler yer yer püskürtülüyor, ancak saldırı çok yoğun. Bu rejimler aynı zamanda köylülere karşı kirli bir kontrgerilla savaşını da açıkça yürütüyor. ABD’nin

kıtaya dayattığı ve artık neredeyse sadece bu üç ülkede geçerli olan serbest ticaret anlaşması (STA), köylüleri tarım tekellerinin kölesi haline getiriyor. Sadece Kolombiya’da geçtiğimiz hafta STA’nın iptal edilmesi için ayaklanan çiftçilerden üçü polis tarafından katledildi. Sağ bir iktidarın yönettiği Paraguay’da ise tarım, ABD ile darbe planları yaptığı teşhir edilmiş olan Monsanto adlı uluslararası tohum tekeliyle işbirliği içinde çökertiliyor. Kendilerini solda tarif eden rejimlerde de durum hiç iç açıcı değil. Küresel ekonomik kriz bahanesiyle uluslararası ser-

mayeyi topraklarına davet eden bu rejimler, kendilerini iktidara taşıyan toplumsal hareketler ve yerli topluluklarıyla çatışmak zorunda kalıyorlar. Ekvador’da yerli konfederasyonu CONAIE, kalkınmacılık adına yerli toprakları neredeyse tamamen madencilik faaliyetlerine açık hale getiren başkan Correa’yla ipleri tamamen koparmış durumda. Bolivya’da kendisi de bir zamanlar koka üreticileri sendikası başkanı olan Evo Morales’in hükümeti, yine toplumsal hareketleri ve yerlileri karşısına almak pahasına madencilikte yeni düzenlemeler dayatsa da, halkın şiddetli muha-

lefeti şimdilik bu planların ertelenmesine yol açıyor. Nihayet Latin Amerika’da küresel ekonominin krizinin şiddetli alt üst oluşlara yol açabileceği görülüyor. Muazzam bir toplumsal hareket deneyimine sahip olan Latin Amerika topraklarında bu yeni krizin halkların hak kazanımlarını daha ileri taşıyacak yeni bir hareketlenme ile sonuçlanması mümkün. Radikal toplumsal hareketlerin iktidara taşıdığı İşçi Partisi’nin yönettiği Brezilya’da yerli halkların son bir haftadır sürdürdüğü direniş bu yenilenmenin “alametlerinden” olabilir.

Brezilya'da yerlilerden bir haftalık eylem kararı Brezilya’da ‹flçi Partisi hükümetinin yerlilerin yaflad›¤› topraklar› “kamu yarar› gerekçesi” ile madencilik ve petrol arama faaliyetlerine açmak üzere sundu¤u yasa tasar›s›na karfl› yerliler seferberlik ilan etti. 1 Ekim’de Brezilya’n›n yerli topluluklar›n› temsil eden yüzlerce kifli baflkentte hükümet binas›n›n önünde kendi anayasal haklar›na ve topraklar›na yönelen sald›r›lar› protesto etmek için topland›.

Yerlilerin topraklar›na dönük hak gasp›n›n kabul edilemez oldu¤unu belirten Ulusal Yerli Birli¤i, “büyük enerji ve madencilik tekellerinin ç›karlar› ad›na yerli halklar›n ata topraklar› üzerindeki haklar›n› düzenleyen Anayasan›n 231. Maddesi’nin alt›n›n oyuldu¤unu” ileri sürerek, bir haftal›k eylem karar› ald›. Yerliler Brezilya’y› boydan boya yürüyüp, kongre binas› önünde eylemler yaparak bu sald›r›ya karfl› mücadele ediyor.


11

EMEK 8 Ekim 2013 / 23 Ekim 2013

’DE M ‹ S DER J‹-SEN ENER EVDE GR

Halk›n Sesi

Karanl›k yo¤un flafak yak›n

Dersim’de Enerji-Sen öncülüğünde başlatılan grev sürüyor. Elektrik kesintilerine rağmen halkın desteği de sürüyor. İşçilerin her aşamasına birlikte karar verdikleri direniş sonuç veriyor. Aksa Enerji, işçilerin taleplerini kabul etti

Bu kez s›ra bizde

Enerji iflçileri zor koflullara ra¤men, yapt›klar› eylemleri belgelemesini biliyor. Bu foto¤raf, elektri¤in kesik olmad›¤› bir mekanda s›n›rl› bir zaman içerisinde gönderildi. ALP TEK‹N BABAÇ

D

ersim’de enerji işçilerinin 17 Eylül’de başlattığı grev sürüyor. Enerji-Sen öncülüğünde gerçekleştirilen grev, enerji işkolunda uzun yıllardan sonra fiilen gerçekleştirilen neredeyse ilk grev. Halkın Sesi’ne konuşan Enerji-Sen Genel Başkanı Ali Duman, elektrik dağıtımı alanında işçilerin bir kent çapında hemen hemen tamamının uzun süre iş bıraktığı başka bir eylem hatırlamadığını söyledi. ‹LKLER‹N GREV‹ Dersim daha önce birçok eyleme sahne oldu. Bölge halkı demokratik haklar, doğa ve yaşam hakkı konusunda oldukça duyarlıydı. Şimdi aynı duyarlılık işçi eylemlerinde de görülmeye başladı. Enerji-Sen’in direnişiyle birlikte Dersim halkı ilk defa bir işçi eylemini yoğun bir şekil-

de destekledi. Sayaç okuma, açma-kapama, arıza bölümündeki işçilerin yanı sıra işletmedeki işçilerin de grevde olması nedeniyle arıza kayıtları birikti. Kentte elektrik çok sık kesiliyor. Kesintiler nedeniyle mağduriyetler yaşansa da halk işçilere desteğini bir an olsun azaltmıyor. Ali Duman, kısa sürede önemli kazanımlara imza atmalarında Dersim halkının desteğinin etkisinin güçlü olduğunu şu sözlerle anlattı: “Daha önce bu tür eylemlerin hemen ardından işveren iş bırakan işçileri işten çıkarırdı. İşçiler işlerine geri dönmek için direnişe geçerdi. Oysa burada halkın o kadar yoğun bir desteği var ki Aksa Enerji kimseyi işten çıkaramadı. Böyle olunca eylem, halkın yoğun bir şekilde desteklediği bir fiili greve dönüştü.” Enerji-Sen üyesi işçiler de halkın desteği karşısında, haya-

ti önem arz eden durumlarda arızalara müdahale etmek için mobil bir ekip oluşturdu. D‹REN‹fi SÜRÜYOR 110 işçinin iş bırakmasıyla başlayan greve ilçeler dahil Dersim’deki 140 enerji işçisinin tamamı destek veriyor. Grevin diğer kentlere sıçrama eğilimi de oldukça yüksek, nitekim 20 Eylül günü Aksa Enerji’ye ait olan Fırat Elektrik Dağıtım bölgesinde Elazığ’daki işyerlerinde de yarım gün iş bırakma eylemi yapıldı. Elazığ’ın Karakoçan ve Kovancılar ilçelerinde iş bırakma eylemi sürüyor. 7 TALEB‹N 6’SI KABUL Aksa yöneticileri eylemin etkisinin artması ve diğer işletmelere sıçrama eğilimi göstermesi üzerine Enerji-Sen yöneticileriyle görüşme talebinde bulundu. Yapılan görüşmelerde işçilerin “Tüm çalışanların taşeron şirketten AKSA Fırat kad-

rosuna alınması”, “Keyfi rotasyon ve sürgünlerin durdurulması”, “Taşeron firmalardan kalan alacakların (kıdem tazminatı, yıllık izin…) ödenmesi”, “Fazla mesai ücretlerinin ödenmesi”, “İşçi sağlığı ve güvenliği kurallarına uyulması” ve “Çalışan eksiğinin giderilmesi” talepleri kabul edildi. Maaşların iyileştirilmesi talebinin ise daha sonra görüşülmesi kararlaştırıldı. İşçiler maaşların 1.800 lira yapılmasını talep ediyor. SARI SEND‹KA B‹TT‹ Eylemler başlamadan önce bölgedeki işçilerin tamamı Tesİş’in Aksa ile imzalayacağı toplu iş sözleşmesinin sonuçlarını bekledi. 20 Eylül’de imzalanan toplu iş sözleşmesinde ücretlerin 1.300 liradan 1.080 liraya çekilmesi büyük tepki yarattı. Eylemler süresince 30’un üzerinde işçi işletmede yetkili sendika olan Tes-İş’ten istifa ederek Enerji-Sen’e üye oldu.

‹fiÇ‹LER BERABER KARAR ALDI BERABER D‹REND‹ Eylemin başarıya ulaşmasındaki temel unsurlardan biri de işçilerin grevin her aşamasına hep birlikte karar vermesi oldu. Enerji-Sen Genel Başkanı Ali Duman, daha önce Fırat Elektrik Dağıtım AŞ’de örgütlü olan Tes-İş’in işçilerle bağının kopuk olduğunu ifade etti. “Toplu iş sözleşmesi imzalanmış, işçinin haberi yok” diyen Duman, Enerji-Sen’in taleplerin tüm işçilerin çeşitli düzeneklerde katılarak oluşturulduğunu aktardı. Enerji-Sen’in grevine Dersim halkının yoğun desteğinin yanında Dersim’deki emek ve demokrasi güçleri de eylemle destek verdi. Dersim’de DİSK, KESK başta olmak üzere emek ve meslek örgütleri, 8 Ekim günü iki saat iş bırakma eylemi yaptı.

Direnişçi işçilerden mektup var Öncelikle yaflad›klar›m› anlatmaya bafllamadan önce bütün emekçi iflçi s›n›f›n› sayg›yla selamlar›m. Tunceli F›rat Aksa ‹l Müdürlü¤ünde ar›za bak›m onar›m biriminde vardiyal› olarak çal›flt›r›l›p hakk›n› alamad›¤› için direnen bir iflçiyim. Bölgemizin co¤rafi yap›s›n›n güvenlik aç›s›ndan ne denli zorlu oldu¤unu sizin takdirinize b›rak›yorum. Çal›flt›¤›m›z sektörün ne

denli zor ve ölüm tehlikesine iten sebeplerin ne kadar yüksek oldu¤unu belirtmek isterim. Tafleronda yaflad›¤›m sorun ve denetimsizlik ana firma F›rat Aksa’ya geçiflle devam etti. Bu sorunlar; k›dem tazminat›, y›ll›k izin, mesai ücretlerinin gasp edilmesi ve maafl›n açl›k s›n›r›n›n alt›nda olmas›, buna ana firman›n göz yumarak aralar›ndaki (tafleronla) ikili iliflkilerle yok etmeye çal›flmas›d›r. F›rat Aksa’ya

geçiflimizle sorunlar daha üst seviyeye geldi. Yaflanan ifl kazalar› adli vaka olarak gösterilmeye baflland›. ‹flçi sa¤l›¤› ve ifl güvenli¤i aç›s›ndan eksiklikler bafl gösterdi. Ana firma iflçinin sömürüldü¤ü ve kölelik sistemine itildi¤i bu düzeni de sar› sendikayla toplu ifl sözleflmesi yaparak meflrulaflt›rd›. Ana firma buna dayanarak rotasyon, belirlenen ücretin en az seviyeye düflürülmesi ve sürekli iflten ç›karma

tehdidiyle ifl yükümüzü art›rm›flt›r. Bölgesel ayr›mc›l›¤›n en ma¤dur taraf›y›z. Ve bizler güvenli bir yaflam, bu haks›zl›klar›n önünde durmak, ölümlerin yaflanmamas› için gerekli flartlar sa¤lanana kadar süresiz ifl b›rakma eylemine gidiyoruz. Yapt›¤›m›z bu grevin baflar›yla sonuçlanmas›n› ve ezilen bütün iflçi s›n›f›na bir meflale olmas›n› temenni ederek sizleri buradan sayg›yla selaml›yorum.

Polis copu kar etmedi forumlar grevle buluştu

İ

stanbul’daki forumlar, 15 Mayıs’tan bu yana grevlerini sürdüren Hava-İş üyelerini ziyaret etti. Buluşmaya polis saldırsa da Gezi ruhunun havaalanına taşınmasına engel olamadı. Atatürk Havaalanı Dış Hatlar girişinde, grevdeki Hava-İş üyeleriyle 29 Eylül günü buluşmak isteyen forumlardan gelenlere polis biber gazı ve cop kullanarak saldırdı. Forumlardan gelenlerin yanı sıra birçok sendika, demokratik kitle örgütü ve siyasi parti üyesinin de destek verdiği eylemde polis saldırısının ardından grev çadırına geçildi. Burada yapılan konuşmalarda polis saldırısı protesto edilirken saldırı sırasında gözaltı-

na alınan üç kişi de serbest bırakıldı. 2012’nin Mayıs’ında sivil havacılık işkolunda grevi yasaklayan yasaya karşı bir günlük işe gitmeme eyleminin ardından 305 Hava-İş üyesi işten çıkarılmıştı. 305 işçinin direnişi 2012’nin Mayıs’ından bu yana sürerken işçilerin işe alınması da Hava-İş’in 15 Mayıs 2013’te başlattığı grevin en önemli talepleri arasında. Hava-İş, THY ile arasındaki toplu iş sözleşmesinde anlaşmazlık çıkması üzerine greve çıkmıştı. Havaİş’in 15 Mayıs’ta THY’de başlattığı grev sürüyor. THY, Havaİş’in grevle ilgili açtığı tüm davaları kazanmasına rağmen yargı kararlarını uygulamıyor.

2013’ün modası direniş

Direnişteki Kazova işçileri işgal ettikleri ve üretime geçtikleri fabrikada, ürettikleri kazakları bir defileyle kamuoyuna tanıttı: Bu yılın modası işgal ve direniş. Kazova işçilerinin defilesi bu yılın son bahar-kış kreasyonundan kareler içeriyordu. Etkinliğe destek veren sanatçılar kurulan podyumda halkı

selamlarken sanatçılar, tülbentle yüzünü kapatıp, bazıları baretle, kimisi gaz maskesiyle podyuma çıktı. Pelin Batu, Cengiz Bozkurt, Deniz Türkali, Nilüfer Açıkalın, Güler İnce, İlkay Akkaya, Pınar Aydınlar, Hakan Yeşilyurt hepsi Kazova işçilerinin ürettiği kazaklarla podyuma çıktı, sloganlara eşlik etti.

10.Çalışma Meclisi bir öncekinden 9 yıl sonra toplanarak kısa ve orta vadeli emek-sermaye ilişkilerini değerlendirdi. 9 yıl önce AKP iktidarının emek süreçlerine nasıl müdahale edeceğini değerlendirmek üzere toplanan Çalışma Meclisi bu kez de kritik bir eşikte olunmasından dolayı toplandı. Aslına bakılırsa pek çok önemli meseleyi gerek yasal düzlemde gerekse de fiilen sermaye lehine çözmüş olan AKP iktidarı iktidara geldiğinden bu yana önünde duran “kıdem tazminatı”, “taşeron çalıştırma koşulları” ve esnek çalıştırmanın manivelası “özel istihdam büroları” konusunu görüşmek üzere emek ve sermaye temsilcilerini toplantıya davet etti. Toplantı sonrasında açıklanan metin, Bakanlık yetkilisinin “bağlayıcı değil” vurgusuna rağmen aslında metinde yer alan yukarıdaki konuların önümüzdeki yasama sürecinde ele alınacağını ve AKP’nin bugüne kadarki icraatından anlaşılacağı üzere sermaye sınıfının tercihleri doğrultusunda biraz sağı solu törpülenerek de olsa uygulamaya konulacağını gösteriyor. Esnek çalışma ve taşeron konusu esas olarak “örgütsüz” kesimleri ilgilendirdiğinden bu konuda sermaye cephesinin atacağı adımlar çok şiddetli bir emekçi tepkisiyle karşılaşmayacağı düşünülebilir. Ancak taşeron konusu ve “kıdem tazminatı” meselesi kuşkusuz önümüzdeki sürecin en önemli çatışma alanlarıdır. Bir kısmı kamuda, bir kısmı özel sektörde ama Tufan sendikalı olan veya sendikaSertlek sız olsa bile birikmiş haklarına karşı duyarlı olan işçi keDev Sa¤l›k-‹fl siminin gözü “kıdem tazmi- Yönetim Kurulu natı” meselesine dikilmiş durumdadır. Tam da bu nedenle AKP iktidarı çıkarmayı düşündüğü yeni düzenlemenin mevcut çalışanları kapsamayacağı ya da uygulamaya taşeron işçilerden başlanacağını söylüyor. Sonuç olarak sermaye-iktidar cephesi “mevcut haklara dokunulmayacak” rüşvetiyle sendikaları teslim almak isteyebilir. Ancak her koşulda sömürünün yoğun bir şekilde yaşandığı ve etkili olduğu alan sendikaların temsil ettiği kesim dışındaki devasa işçi kitlesidir. Hem esnek-güvencesiz çalışma sisteminin kurumsallaştırılması hem de kıdem tazminatı hakkının fona devredilerek fiilen kıdem hakkının elinden alınması saldırısının esas muhatabı sendikal alanın kapsayamadığı geniş işçi yığınları olacaktır. Emek örgütleri bu kapsamlı saldırıya karşı bir yandan sendikalı işçi kitlesinin hareketlenmesini sağlamak ve fakat diğer yandan sendika veya diğer sınıf örgütleri vasıtasıyla örgütsüz geniş yığınları bu süreçte harekete geçirecek mücadele ve örgütlenme araçları geliştirmelidir. DİSK dışındaki sendikal yapıların lafta da olsa kıdem tazminatına karşı yaptığı açıklamalar işçi konfederasyonlarını kendi üyelerine karşı sorumlu hale getirmektedir. Ancak başta DİSK olmak üzere bütün sınıf örgütleri Gezi Parkı sürecinden ders çıkartarak (mavibeyaz yakalı) geniş işçi kitleleriyle iletişim kurmak, onların taleplerini anlamak, yaşanan süreçteki taleplerle birleştirmek ve mücadeleye dönüştürmek için yeni bir tarz geliştirmenin kaçınılmaz olduğunu sanırız anlamış olmalılar. AKP iktidarının zorbalığına karşı bir isyan olarak gelişen Haziran sürecini bu kez sermayenin doğrudan tahakkümüne karşı bir emekçi isyanına dönüştürmenin imkanları sorgulanmalıdır. Bir yandan bildiğimiz yol ve yöntemlerle işçi eylemleri örgütlenirken, bu hareketli süreci sokağa çıkma gücünü ve kabiliyetini gösteren “gezi emekçileri”ne ulaşmanın bir aracı olarak da tasarlayabilmeliyiz. Kısmen de olsa bu başarıldığında belki “gezi sürecinde” çok sınırlı kalan “mavi yakalı-beyaz yakalı” ayrışmasını tersine çevirmenin tarihsel imkanları da oluşabilecektir. Kim bilir, düzenin “çantada keklik” olarak gördüğü 90’lar kuşağı “genç kimliği” ile hepimizi ters köşeye yatırdığı gibi bu kez “emekçi kimliği” ile de aynı sürprizi yapabilir. Bir farkla; Haziran’da onlar bizi davet etmişti ancak bu kez sıra bizde.


SOKAĞIN SESİ/KİBELE

12

ÜRET EN B‹Z‹Z YÖNET EN DE B‹Z O LACA⁄IZ 8 Ekim 2013 / 23 Ekim 2013

Halk›n Sesi

‘Direneceğiz çocuğum’ Ö f k e l e r i s ı ğ m a d ı a n n e l e r i n, 4 0 0 m e t r e l i k A r m u t l u c a d d e s i n e … T ü r k ç e , A r a p ç a , K ü r t ç e h a y k ı r d ı l a r, “ H e s a p s o r a c a ğ ı z ! ” d i y e DUYGU fiAHLAR

29 Eylül günü…

K

adınlar, anneler vardı Armutlu’ da. Her yer kadın, her yer zılgıt, her yer çığlıktı. Armutlu’da mücadelesinden bir gün bile vazgeçmeyen, forumlara her gün ama her gün gelerek mücadeleyi büyüten Antakya’nın kadınları vardı. Forumlarda inatla “Bir anne eylemi yapalım, ama sadece kadınlar olsun, biz kadınlar hakkından geliriz ancak bunların!” diyen 60’lı yaşlardaki Kalime teyze vardı. “Çocuklarımıza dokunma” yazılı bir pankart vardı. Ellerinde Ali’nin, Ahmet’in, Abdocan’ın, Ethem’in, Medeni’nin, Mehmet’in fotoğrafları vardı. Ellerinde Gezi direnişi tutsaklarının fotoğrafları vardı. HEP‹N‹Z‹N ANNES‹Y‹M, D‹RENECE⁄‹Z Ellerinde yürekleri vardı. Ellerinde inat, öfke, inanç, umut vardı. Bir elinde Ethem’in fotoğrafı, tırnağı eline batarak yumruk

yaptığı sol elini, yıldızlara uzatan Sayfı Ana vardı. Ahmet’in resmine bakıp gözleri dolan, Ahmet’ in arkadaşının sırtını sıvazlayarak “Ben yanınızdayım çocuğum, ben annenizim hepinizin, direneceğiz çocuğum” diyen Sayfı Ana. “Dünya şahittir oğlumun katledilişine. Peruğunu indirdik, maskelerini düşürdük!” diye sesleniyordu. “Alişim… Alişim fotoğraf çekmeyi çok severdi. Nereye gitse götürürdü yanında makinesini… Burada bir sürü Alişim var benim” diyen, dudağı dişine saplanmış Emel Ana vardı. Tesellisi sokaktaki hiç tanımadığı insanlar olan Emel Anne! Her an görmek için Alişini, ellerinden alanlara inat, eline Ali İsmail yazılı bir dövme yaptırmış Emel Anne... O⁄LUM ‹Ç‹N YÜRÜRÜM BEN DÜNYAYI Başında başörtüsü, ellerini dizlerinin üstüne koymuş bir kadın. Gözlerinde yılgınlık yok. Binlerce insana teselli veriyor. “Yürüyüş çok uzadı siz de yoruldunuz annem” diyor bir başka Armutlulu kadın…“Yok kızım, yok çocuğum ben yorulmam hiç. Oğlum için yürürüm ben dünyayı. Yorulmam ben” diyor. Sonradan ve zorla öğretilen bir dilde söylüyor bunları… “Ne gerek vardı ki… Biz büyütüyoruz 18 yaşına gelene kadar. Devlet bizden yavrumuzu alsın diye mi? Bu Müslümanlık mı? Biz de müslümanız. ‘Oğlum namazdan çıkıp gitti karakol inşaatını istemiyoruz’ diye oturma eylemine… Ölüsü geldi geri eve! Zaten 2 tane karakol vardı, niye bir tane daha yapıyorsun. O karakol mezar mıdır?”… Acıları birbirine karışan Fahriye Ana! Gözleri simsi-

yah… Kirpikleri ıslak… “Asla yorulmam” diyor! “Şuram yanıyor kızım, şuram!” diyor bir anne. Gösteriyor acısını. “Savaşa hayır demek suç mu? Barış istemek suç mu?” diyor bir ana. Acısı taze. İnanmıyor ölüme. “Yaşamayan bilemez, bilebilir mi? Oğlumla birlikte sokaklardaydım her gün, her an” diyor. “Suç mu? Oğlumu anlatın, nasıl direnirdi… Anlat bana” diyor. Anlatırken sözümüzü kesiyor. “Bilirim… Bilmem mi? Oğlum o benim! Direneceğim, pes etmeyeceğim, oğlumun katilini tanırım. Çok iyi tanırım” diyor. “Ama bu acı var ya, ancak onun yanında toprağa girince biter!” diye bitiriyor sözünü. “Yıkılsın zindanınız. Benim çocuğum binlerce kişi gibi sokaktaydı! Bu 14 çocuk mu sorumludur bu şiddetten!” diyen tutuklu anneleri oradaydı. Öfkeleri sığmadı annelerin, 400 metrelik Armutlu caddesine… Türkçe, Arapça, Kürtçe bağırdılar, “Hesap soracağız!” diye. Armutlu’da kadınlar, anneler vardı. Karşılarında da valinin yasaklı caddesini bekleyen polis teşkilatı. Bu kadınların gözlerinin içine bakamayanlar ordusu. KADINLAR G‹TM‹YOR! S‹Z G‹DECEKS‹N‹Z Antakya Armutlu’da kadınlar vardı. Hepsinin ortak ve tek vurgusu şuydu: “Türküz, Kürdüz, Arabız biz! Sömürünüz, işgaliniz varsa, esaretiniz, zulmünüz varsa, gaz fişeğiniz, zehirli suyunuz varsa... Elbette direnenler de vardır. Hesap soranlar dimdik duranlar da vardır. Hep vardılar, var olacaklar! Dur-

EL ELE, HESAP SORMAYA

duramayacaksınız! Gözümüzü de oysanız, zindana da atsanız, toprağın altına da koysanız! Biz varız! Hiçbir yere gitmiyoruz. Siz gideceksiniz!” Kadınlar, bu inancın nedenini şöyle anlatıyor: Bizi “biz” yapan direnişimizdi, özgürlük talebimizdi, yanı başımızda yitirdiğimiz çocuklarımızdı. Halkının karşısına barikat kurma emrini verenler, halka haşere muamelesi yapıp, kimyasal gazlar sıkan sizsiniz. Biz Haziran İsyanı’ndan beri fotoğrafları okşayan, fotoğraflara sarılan, fotoğrafları öpen 6 tane anne görüyoruz nereye baksak… Biz nereye baksak; sadece saygı istediği için zindana atılmış çocukların annelerini görüyoruz. Zindanlarda, duvarların arasında bir görüş kabininde çocuklarının sesini ancak telefonla duyabilen, dokunamayan, mektuplara sarılan 14 tane anne görüyoruz bu küçük şehirde. Biz ne yana dönsek, uyanamayan bir Berkin görüyoruz.

GÖZLER‹M‹ZE BAKIN! D‹NLEY‹N B‹Z‹! Beyler, gözlerimizin içine iyi bakın. Gözlerimizde çocuklarımızı ve onların yürüdüğü yolun sonundaki ışığı göreceksiniz! Biz o yoldayız. Biz halkız! Gençlerin öldürülmesine alışmamızı mı bekliyorsunuz? AKP ve şürekası dinle bizi! Bize saygı duymak zorundasın! Biz varız! Sizler bu ülkede gericiliğin, zorbalığın, şiddetin adresi iseniz, bizler de barışın, kardeşliğin, saygının, insanca yaşamın adresiyiz! Hayallerini satmayan yürekli çocuklar için. Bizim çocuklarımız için! Tayyip çocuklarımıza dokunma!

Taziye ziyaretinden bir kare... Ethem’in annesinin eli Ahmet’in annesinin dizinde Fahriye Y›ld›r›m

AKP’den hesab› kad›nlar soracak Antakya’da Haziran ‹syan›’n›n en aktif öznesi olan kad›nlar 29 Eylül’de “Kad›nlar çocuklar› için yürüyor” eyleminde bir araya geldi. Binlerce kad›n›n kat›ld›¤› eylemde Gezi direniflinde hayat›n› kaybedenlerin ve Gezi direnifli nedeniyle Adana Kürkçüler F Tipi’nde tutsak olan 14 Armutlu direniflçisinin anneleri de vard›.

Antakya direnifli boyunca zaman zaman evlerinden indirdikleri eflyalarla barikat› güçlendiren, zaman zaman direniflçilere yemek tafl›yan, zaman zaman barikat›n en önünde sapan tutan, giydi¤i eldivenle at›lan gaz bombalar›n› geri çeviren kad›nlar, yapt›klar› yürüyüflle hep bir a¤›zdan bir kez daha "AKP’den hesab› kad›nlar soracak" diye hayk›rd›.

Emel Korkmaz Kad›nlar dayan›flmayla güçleniyor. Ali ‹smail’in ve Medeni’nin anneleri el ele.

193 sayı  

Halkın Sesi gazetesi 193. sayısı çıktı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you