Issuu on Google+

SAYFA

4

SAYFA

AKP’nin seçim takti¤i YGS flifresi, YSK karar› ve internet sansürü... AKP hem ma¤dur ediyor hem ma¤duru oynuyor

7

SAYFA

‘Ç›lg›n’ su yolu projesi Politeknik, Baflbakan Tayyip Erdo¤an’›n “ç›lg›n” projesi Kanal ‹stanbul’u de¤erlendiriyor

11

SAYFA

Haz›r k›ta kuvvetler Erdo¤an ve Bahçeli’nin “soka¤a dökersem fena olur” dedi¤i “gençler” kim?

14

Taraftarlar meydanda Taraftarlar 1 May›s’a kendi bafllar›na de¤il tribün gruplar›yla kat›ld›

6 May›s 2011 • 1 TL

Y›l 6 • Say› 131

Emekçi kabına sığmıyor



1 May›s, güvenceli ifl, insanca yaflam mücadelesinde buluflanlar›n kentlerin en büyük meydanlar›na s›¤mayacak kadar çok oldu¤unu gösterdi



Toplumsal muhalefetin alanlara s›¤mayan görkemi, zay›flayan geleneksel yap›lar› aflan yeni s›n›fsal dinamizmin de iflareti oldu



1 May›s alanlar›na tafl›nan talepler ve mücadele birikimi, AKP’nin halka dikti¤i neoliberal gömle¤in emekçilere dar geldi¤ini kan›tlad›

Veto’yla bitmedi

‘Mücadelemiz ve seçimler’

 Baykal, parti yönetiminden istifa etti. Fakat bu istifay› AKP’ye karfl› genifl bir saflaflma ve parti içinde güç toplama hareketine dönüfltürmeye çal›fl›yor S. 4

 Bu say›m›zda YOL yaz›s› iki tam sayfada, hak mücadelesi ekseninde seçim gündemini ele al›yor  S. 8-9

Taksim 1 May›s’›  S. 2 Dünyada 1 May›s S. 5,

Festivale coşkulu açılış

Devrimin üç karanfili

 Uluslararas› ‹flçi Filmleri Festivali Ankara, ‹zmir ve ‹stanbul’da yap›lan coflkulu aç›l›fllarla bafllad›  S. 15

 Devrimci mücadelesinin simge isimleri Yusuf Aslan, Hüseyin ‹nan ve Deniz Gezmifl idamlar›n›n 39. y›l›nda an›l›yor

Samut Karabulut / Sayfa 2

Ça¤la Ayd›n/ Sayfa 10

1 May›s her zaman...

Bu kez kendimiz için...

Bu plan vadilerde bozulur  Su tüccarlar› Libya’dan Gürcistan’a komflular›m›z›n suyunu da ticarilefltirmek için ikinci kez ‹stanbul’da bulufltu. Onlara dur diyen yaflam savunucular› “planlar›n›z› bozaca¤›z” dedi  S. 7

1 May›s alanlar›ndan  S. 3, Türkiye’den 1 May›s haberleri  S. 16

Zincirleme AKP kazas›  Deniz, Yusuf ve Hüseyin 6 May›s Cuma günü Ankara’da mezarlar› bafl›nda düzenlenen programlarla an›l›yor. An›lar› her yafltan yol arkadafllar›n›n mücadelesine ›fl›k tutuyor

Tufan Sertlek / Sayfa 13

Cin flifleden ç›kt›

 YGS’de flifre skandal›n›n patlak vermesinin ard›ndan sular durulmuyor. Ali Demir’in kariyeri, baflbakan›n tehdidi, hatal› puanlar, itirazdan para al›nmas›...  S. 6

Gürkan Çelik / Sayfa 15

Bir ucube siyasete karfl›

Gelecek için sosyal güvence  19 May›s Üniversitesi’nden Yard. Doç. Dr. Melda Yaman Öztürk neoliberal düzende kad›n eme¤ine dair sorular›m›z› yan›tlad›. Öztürk, ‘Neoliberalizm de kapitalizm gibi cinsiyetçidir’  S. 10

Tekel direnifli yarg›lan›yor  Özlük haklar› için Ankara’da 78 gün direnen Tekel iflçilerine fatura kesiliyor. Eylemlere kat›lan 111 kiflinin hapsi isteniyor  S. 12


2

MEDYA 6 May›s 2011 / 19 May›s 2011

Halk›n Sesi

YÜZ B‹NLER TAKS‹M MEYDANI’NA AKTI

1 May›s her zaman devrim ça¤r›s›d›r Mayıs 2011 Türkiye’de her şeye rağmen yine kitlesel yine görkemliydi. Başta İstanbul olmak üzere birçok ilde geçtiğimiz yılları aşan bir katılımın olması ve katılan kitlelerin düzenleyicilerin özel bir çalışmasının sonucu olarak değil de örgütlerin birbirinden bağımsız çalışmalarının ve daha belirleyici ölçüde kendiliğinden bir dinamizmin eseri olması, bu 1 Mayıs’ın önemli bir özelliği idi. Bu durumun bir olumlu bir de olumsuz yönü var. Olumsuz olanı siyasal aktörlerin, öznelerin örgütsel zayıflığını gösterirken olumlu yanı buna rağmen geniş kitlelerdeki dinamizmin barındırdığı olanaklardır. Toplumda bir politizasyon yaşanmaktadır ve bu politizasyon seçim atmosferinden değil AKP saldırılarından kaynaklanmaktadır. Farklı siyaset ve farklı çıkarların çatışması sermaye Samut ile halk, AKP ile ilerici emek Karabulut örgütleri arasında baş göstermektedir. Bu Halkevleri çatışmanın henüz bütünlükGnl Bşkn Yrd. lü hale dönüştürülememiş olmasından dolayı siyasal gücünün sınırlı kalması bu gerçeği değiştirmez. 2011 yılı ile birlikte ulaşım zamlarına karşı başlayan ve giderek yayılan ısrarlı eylemler, taşeron sağlık işçileri alanında Devrimci Sağlık İş’in başarılı eylem ve örgütlenmeleri, sağlık örgütlerinin büyük mitingi ve grevi, Birleşik Metal İşçileri Sendikası’nın başarılı grevi, Nisan ayı boyunca gerçekleştirdiğimiz “Güvencesizlik Mitingi”, “Doğa ve Çevre Mitingi”, “Eğitim Hakkı Mitingi”, “Barınma Hakkı Mitingi”, YGS skandalına karşı liselilerin kitlesel eylemleri, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmalarına karşı gazetecilerin kitlesel eylemleri tamamen seçim atmosferinden bağımsız bir politikleşmenin ürünüdürler. Siyasal partilerin, solun ve birçok sendikanın bunlarla ilişkisi oldukça edilgendir. 1 Mayıs’ın kitleselliği bu atmosferle anlaşılabilir. Keza konuşmalarda kitlenin en canlı tepki verdiği vurgular YGS skandalı başta olmak üzere gazetecilerin tutuklanması, güvenceli iş, doğanın talanı konuları ile AKP karşıtı slogan ve söylemlerdi. (İstanbul’da AKP’nin adı anılmamış olsa da Ankara ve birçok ilde, geçtiğimiz yıldan alınan derslerle de 1 Mayıs ırkçı, AKP’ci, müdahalelerden arındırıldı, kitleler hem sözünü esirgemedi hem de kitleselliğini arttırdı.) 1 Mayıs alanları AKP karşıtı söylemin yükseldiği alanlar haline gelse de AKP’ye karşı bir söylem konfederasyon merkezlerinin oluşturduğu 1 Mayıs tertip komitesinin gündeminde yer almadı. Bunun nedeni gerek DİSK, gerekse de KESK yönetimlerinde devrimcilerin tüm itirazlarına rağmen 1 Mayıs inisiyatifinin Mustafa Kumlu ve Hak İş’le paylaşılmasıdır. Bu konfederal merkezlerin 1 Mayıs’ın kitleselliğinde dişe dokunur bir katkılarının olmadığını onlarca deneyimden biliyoruz. Ancak maliyetleri 1 Mayıs kürsüsünde ve bildirilerinde AKP’ye tek bir laf edilmemesi olmuştur. Zaten itirazlarımızın nedeni, AKP’nin birkaç yıldır müdahale atakları ve bu Truva atı durumu idi. Sonuçta AKP, sermaye ve diğerleri, faşistten bozma liberal Taha Akyol’un yere göğe sığdırmadığı 1 Mayıs tablosunun kapısını aralama umuduna kapılmışlardır. ...1 Mayıs, solun, devrimci hareketin bir yıllık birikiminin alanlara taşındığı ve dosta düşmana gösterildiği bir gün olageldi. Ancak bu yıl bu konuda da önemli bir sapma olduğunu belirlemeliyiz. Evet, emek hareketi bir yıllık birikimini alana taşıdı. Kitleler düzenleme komitesinin özel bir katkısı olmadan alana aktılar. Kitlesellik yönüyle de umut vaat eden devrimci gruplar vardı. Ancak kitle ile kürsünün, kitle ile inisiyatifin ve bahar döneminin dinamik unsurları ile kürsü inisiyatifinin temsil açısı oldukça büyüktü. Yaklaşık bir yıldır işçi sınıfı mücadelesinde ağırlığını belirginleştiren güvencesizler, 2011’in başarılı grevini gerçekleştirmiş sağlıkçılar ve metal işçileri başta olmak üzere birçok dinamik unsur 1 Mayıs’ta üvey evlat muamelesi görmüşlerdir. Bu sorun 1 Mayıs’la sınırlı bir yol kazası olsa üzerinde durmaya değmez. Ancak sendikal aristokrasinin güvencesizlerin örgütlenmesini kendi siyasal pozisyonları ve anlamları için oluşturacağı tehlikeyi fark ettikleri ve ‘sınıf refleksi’ ile düşmanca tutum almaya başladıkları ve bunun 1 Mayıs’a yansıdığı görünüyor. Önümüzdeki süreçte bu konuda çeşitli atakların, taktiklerin devreye sokulacağını beklemeliyiz. Kuşkusuz ‘devrim yolu engebeli dolambaçlı ve sarptır’ ve bunlar, bu yolun taşı dikenidir. İşçi sınıfı burjuvaziye karşı mücadele ederken aslında kendi iç mücadelesini yürütür, bu iç mücadele başarıldığında, sermayeye karşı birlikte mücadele iradesi ile sonuçlandığında burjuvazinin yapabileceği bir şey kalmaz. Yazının tamamı www.sendika.org’da yayımlanmıştır

1

Meydan emekçiye dar geldi Emekçinin öfkesi Taksim’e aktı. Yeni işçi kitlesinin alanlara sığmayan görkemi, kürsüye yansıyan geleneksel mücadele kalıbını da aşan bir potansiyel olduğunu gösterdi

T

aksim bu yıl ülke tarihinin en kitlesel 1 Mayıs gösterisine sahne oldu. Kitleselliği ve simgesel gücüyle dünya çapında yankı uyandıran Taksim 1 Mayıs’ında, sınıf hareketinin ve solun yeni dinamiklerinin geleneksel kalıplarla yetinmesi artık mümkün olmayan bir birikime ulaştığı görüldü. Taksim’deki 1 Mayıs mitingi, emek örgütlerinin ve bütün renkleriyle solun muazzam katılımıyla gerçekleşti. Mitingde güvencesizliğe ve AKP iktidarına karşı tepki öne çıkarken, işçi sınıfı ve devrim mücadelesi tarihinin mirasına sahip çıkıldığını gösteren simgeler taşındı. Güvencesizlik, YGS skandalları, Kürt hareketine dönük tasfiye operasyonları, AKP’nin Alevilere karşı tutumu, gazetecilere yönelik baskılar, nükleer santral ve HES projeleri karşısında biriken öfkeyi ilk kez bu ölçekte bir araya getiren 1 Mayıs, simgesel bir eylem günü ile sınırlı olmadığını gösterdi.

editor.halkinsesi@gmail.com 15 günlük Yayg›n, Süreli, Türkçe yay›nd›r.

Taksim'e yürüyen yüz binlerce emekçi alana sığmadı. AKP'N‹N SEND‹KACILARI 1 Mayıs’a AKP'nin açık talimatıyla dahil olan Hak-İş ve MemurSen program başlamadan tertip komitesinin inisiyatifini kırarak alana girdi ve kürsü önünde DİSK ve KESK için ayrılan alanı işgal etti. Kadın işçi bulunmayan ve slogan atılmayan Hak-İş korteji ile yalnızca pankart açacak kadar kişinin yer aldığı Memur Sen kortejine, Türk Metal, Liman İş ve Tes-İş de eşlik etti. Tertip komitesi sözcüsü olarak Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu’nun görevlendirilmesi tepkiyle karşılandı. MEYDANIN GÖRKEM‹ KÜRSÜYÜ AfiTI Bu yıl kürsüde konfederasyon başkanları konuşmadı, bir sağlık işçisi ve bir metal işçisi emek örgütlerinin ortak metnini okudu. Güvencesizliğe karşı mücadele vurgusunun öne çıktığı metin daha sonra

Kürtçe olarak da okundu. Sonra da bazı siyasi parti ve gruplar adına hazırlanan ortak metin okundu. Alanın dinamizmi ve coşkusu, konfederasyonların sınıf hareketinin yeni dinamiklerini temsil yeteneğinden yoksunluğunu yansıtan kürsüyü geride bırakan bir tablo

ortaya çıkardı. Ancak bu bir yandan da bütün meydanın ve meydana çıkan yolların emekçilerin kürsüsüne dönüşmesini beraberinde getirdi. Şişli’den Şişhane’ye bütün yollar ve alan AKP iktidarına karşı emek eksenli direnişin sloganları ve konuşmalarıyla yankılandı.

1 May›s Meydan›’na yürüyen kortejlerden izlenimler Kortejlere yans›yan ortak mesaj güvencesizli¤e karfl› mücadeleydi. Taflerona baflkald›ran iflçiler Dev Sa¤l›k-‹fl, Enerji-Sen ve Sosyal-‹fl kortejlerinde bulufltu. Ça¤r› Merkezi Çal›flanlar› Derne¤i ve plaza iflçileri gibi beyaz yakal› güvencesizler ise Bank Sen’in arkas›nda yürüdüler. Bank Sen emekçileri “Turnikeler ay›r›r meydanlar birlefltirir” pankart›yla yürüdü.

D‹SK’in en kitlesel ve canl› kortejleri ise Birleflik Metal ‹fl ve Nakliyat ‹fl kortejleriydi. Grevi kazanan iflyerleri ile direniflleri süren Casper ve Mas Daf iflçileri en coflkulu kortejlerdi. Türk-‹fl’e ba¤l› sendikalar son y›llar›n en düflük kat›l›m›n› sergiledi. Bu kolun en ilgi çeken korteji Türkiye Gazeteciler Sendikas›’yd›. Ahmet fi›k ve Nedim fiener’in tutuklanmalar›n›n ard›ndan kitlesel eylemlere imza atan

gazeteciler TGS’nin arkas›nda “Yansak da Dokunaca¤›z” yaz›l› pankartlar›n› açt›lar. fiiflhane’den yürüyen KESK içinde ana gövdeyi E¤itim Sen oluflturdu. E¤itim Sen 5 Nolu fiube’ye ba¤l› “Güvencesizler Komisyonu” ayr› pankart açt›. Komisyon kortejinde, “Ben uyuyam›yorum, E¤itim Sen de uyumas›n!” dövizleri tafl›nd›. YGS skandal›na karfl› tepki de

yayg›n olarak dile getirildi. Tüm parçal›l›¤›na ve örgütsüz görünümüne karfl›n alan›n genelinde dikkat çekici bir genç kat›l›m› vard›. Alevi örgütlerinin kitleselli¤i de dikkat çekiciydi. Bu kortejler, AKP gericili¤ine karfl› mezhepçili¤e s›k›flmayan ilerici talepleri öne ç›kard›. Anadilde e¤itim ve di¤er siyasal/kültürel haklar› için yürüyen yaln›zca BDP’liler de¤ildi. Çerkesler,

Pomaklar, Lazlar da anadillerinde pankartlar›yla alandayd›. Jineps Gazetesi “Çerkesler sokakta, eme¤in yan›nda” pankart› ile yürüdü. Lazepe lazca “Anadil yüre¤in kap›s›d›r” dedikleri pankartlar› ile yürüdü. Nor Zartonk ise, üzerinde Ermenice ve Türkçe “Eflitlik, Özgürlük, Kardefllik” yazan pankartla mitinge kat›ld›. Taraftar gruplar›n›n kitlesel kat›l›m› da büyük ilgi toplad›.

Bar›nma hakk› için mücadele edenler, e¤itim alan›ndaki y›k›ma direnenler, güvenceli çal›flma hakk› isteyen engelliler, sosyal güvence isteyen kad›nlar Halkevleri kortejindeydi.

Hak mücadeleleri Taksim’deydi

Halk›n Sesi Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü Ali Ergin Demirhan Telefon / Faks 0212 245 90 37 Adres Tomtom Mahallesi Örtmealt› Sokak No: 6/3 BEYO⁄LU/‹STANBUL Bas›ld›¤› Yer Taflbask› Matbaac›l›k Yay. ve Amb. San. Tic. Ltd. fiti. Bask› Tesisleri Kocaeli /‹ZM‹T (0262 335 45 29)

MÜCADELE BAHARININ B‹R‹K‹M‹ ALANDA Uzun yılların ardından metal sektöründe greve çıkarak önemli bir başarıya imza atan Birleşik Metal İş, "Taşerona Başkaldıran" Dev Sağlık İş, kitlesel ve etkili bir grev sürecinden çıkan TTB, AKP iktidarına karşı özgürlük için mücadele eden gazeteciler, siyasal talepleri için dişe diş mücadele eden BDP'liler, YGS skandallarına isyan eden liseliler, "haklarımız için tek yol sokak tek yol devrim" diyen Halkevciler mücadeleyle dolu bir ilkbaharın birikimini alana taşıdılar. Bunların dışında emek örgütlerinden Eğitim Sen, Genel-İş, Nakliyat-İş ve TMMOB; politik örgütlerden de Halk Cephesi ve TKP kitleselliğiyle dikkat çekti. Kimi örgütlerin bölgesel katılım sergilediği mitingde, bebekleriyle gelen ailelerden liseli gençlik kadar her yaştan, her kuşaktan, her kesimden emekçilerin katılımı gözlendi. Sabah saatlerinde dört koldan

H

alkın hak mücadelelerinin sesi, Halkevleri kortejiyle Taksim’e taşındı. Barınmadan ulaşıma, sudan enerjiye, eğitimden sağlığa hak mücadeleleri taleplerinin yer aldığı kortej, “Haklarımızı Kazanmak İçin Tek Yol Sokak, Tek Yol Devrim” ve “Mafen gelan heye, halkın hakları var” pankartlarını taşıdı. Nisan ayını emeğin güvencesizleştirilmesine, doğanın yağmalanmasına ve eğitim hakkının gaspına karşı miting ve eylemlerle geçiren Halkevleri, 1 Mayıs’a bu eylem-

lerin dinamizmini taşıdı. Kentsel dönüşüm projelerine karşı mücadele eden Halkevciler, “AKP’nin hesabını bozan biziz! Sermayenin planlarına taş koyan biziz! Dikmen’de, Mamak’ta, Arızlı’da canımız pahasına direnen biziz!” dedi. Arızlılı depremzedeler “Evimizi de yakarız, Arızlı’dan çıkmayız” pankartını açarken, kentsel dönüşüme karşı direnen Hacıhüsrev halkı ise “Alemin Kolpası Mahalleme Dokunma” pankartıyla yürüdü. Hacıhüsrev gençliği, Halkevleri

kortejinin en coşkulu grubuydu. Eyleme Kocaeli’nden katılan ve temiz bir çevre mücadelesi veren Yuvam Akarcalılar da kendi pankartlarıyla yürüdü. “Halkevleri Engelli Hakları Atölyesi” kamu dahil tüm çalışma yaşamında güvenceli iş, rahat bir şekilde sokağa çıkmak ve kamusal hizmetlere engelsiz ulaşabilmek istediklerini haykırdı. Halksanat, “Ucubesin sen Tayyip” sloganlarıyla AKP’nin sanata düşman politikalarını protesto etti.

Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi de “AKP’ye, cemaate, şifrelere karşı eğitim hakkımızı savunuyoruz” pankartıyla yürüdü. Kardeşliğin ülkesini yaratmak için yola çıktıklarını söyleyen Halkevciler, anadilde eğitim talebini dillendirirken 1 Mayıs bildirisini Kürtçe olarak da okudu. “Kadın düşmanlığına son, kadınlara sosyal güvence” pankartıyla yürüyen Halkevci Kadınların kortejinde, “Her ilçeye bir sığınma evi” talebi de dile getirildi.


YÜZ YÜZE

3

6 May›s 2011 / 19 May›s 2011

Halk›n Sesi

Halkın Sesi, İstanbul’da ve Ankara’da 1 Mayıs kutlamalarına katılan eylemcilerle konuştu. Taşerona baş kaldıran Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası üyeleri, MESS’i grevlerle yenilgiye uğratan metal işçileri, İstanbul’da ve Düzce’de direnişte olan Mas-Daf işçileri, barınma hakkı için ‘Kendimizi yakarız’ diyen Arızlılı deprezedeler, yine Ankara Altındağ’da barınma hakkı için

1 Mayıs’tan ‘güvence’ sesleri

ailecek direnenler, ‘Güvencesiz mühendislerin sesiyiz’ diyen TMMOB’li öğrenciler, ‘Dilenci değiliz’ diyen engelliler, sosyal güvence isteyen kadınlar, 19-20 Nisan tarihlerinde iş bırakma eylemi yaparak hükümeti uyaran ve ‘g(ö)reve devam’ diyen sağlıkçılar... Hepsi, güvenceli iş ve insanca bir yaşam istiyor.

Güvence sokakta İ

Birleflik Metal-‹fl Genel Baflkan› Adnan Serdaro¤lu

‘Daha fazla demokrasi lazım’ 1 Mayıs’ın bizim açımızdan, metal işçileri açısından önemi büyük. MESS’e karşı verilen bir mücadele ve ortaya çıkan bir başarı var. Senelerdir yediğimiz gazların, copların sonucunda 1 Mayıs tatil ilan edildi ve Taksim alanını kazandık. Bu iki başarının buluşması böyle görkemli bir kalabalığı ve kitleyi de ortaya çıkardı. Önemli olan mücadeleyle kazanım olduğunu tüm kamuoyuna gösterebilmek ve işçilerin yüreğine bunu kazıyabilmek. İşçi sınıfının genel taleplerinin yanı sıra bu sene daha fazla demokrasi istiyoruz çünkü karanlık bir tünele giriyoruz adeta. Seçimden sonra gelecek saldırılar malum, Ulusal İstihdam Stratejisinde adı geçen kıdeme saldırı ve daha niceleri...

Ahmet Salih Cerit Mas-Daf direniflçisi

Sonuna kadar direneceğiz Düzce’de pek sendikalaşma olmadığı için orada böyle eylemler olmuyordu. İlk defa 1 Mayıs’a katılıyorum. Direnişteyiz, bir kısmımız burada Ataşehir’de direniş çadırında kalanlarımız da Düzce’de fabrika önünde. Direnişte çok şeyler yaşadık. Ataşehir’de, Düzce’de olsun. İşverenler bizi vazgeçirmeye çalıştılar. Baskı yaptılar hatta üzerimize araba sürüldü. Onlardan bile yılmadık, vazgeçmedik, direndik. 11 Nisan’dan beri Ataşehir’deyiz, halkın desteği çok büyük, belediyenin destekleri de var. Düzce’de biz bu desteği bulamadık. Düzce’deki arkadaşlar neler yapıyorlar? Patronun makineleri kaçırma ihtimali kalmasa da vazgeçmediğimizi göstermek için oradaki arkadaşlarımız fabrika önünde bekliyorlar. Sonuna kadar direneceğiz, işimize geri dönene kadar Düzce’deyiz ve Ataşehir’deyiz. İşçi kardeşlerime şunu söylemek istiyorum. Örgütlensinler, örgütlenmedikleri sürece tek başlarına bir şey yapamazlar bu kesin. Sendikalara daha rahat üye olunabilsin zorluk çıkarılmasın, engeller kaldırılsın. Sosyal güvencemizi ve işimize devam etme güvencesi istiyoruz. 1 Mayıs’ı kutlu olsun herkesin.

stanbul’daki 1 Mayıs’ta “Taşerona başkaldırıyoruz” diyen ve bir yıl boyunca eylemlerle direnişlerle haklarını kazanan Dev Sağlık-İş kortejinden işçilerle konuştuk. İlk sorumuzu Taksim İlkyardım Hastanesi İşyeri Temsilcisi Erol Akaslan’a sorduk. Sağlıkçılar grev yaptı sizin direnişleriniz oldu. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Olması gereken şeyler diye değerlendiriyorum zaten sağlık çalışanları bir bütünlük içinde böyle şeyler yapmak zorunda. Taşeron işçiyiz, ikinci planda insanlar gibi görülüyoruz, altta kalmak istemiyoruz. Aynı işi yaptığımız arkadaşlarla bir farkımız olmasın istiyoruz. 1 Mayıs alanına Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası olarak hangi talepler geldiniz? Taşeron istemiyoruz kesinlikle. Arkadaşlarımızın gerekçesiz işten atılmasını istemiyoruz. Geçenlerde Taksim İlkyardım’da yaşadık. Eylem yapacağımızı duyurunca arkadaşlarımızı geri aldılar. Haklarımızı alana kadar direnmek zorundayız, başka seçeneğimiz, alternatifimiz yok. Çocuklarım var işte onlarla geldim. Seni tanıyalım. Gamze Akarslan İlk defa mı 1 Mayıs’a katılıyorsun? Evet ilk defa. Ne hissediyorsun ne düşünüyorsun? Çok güzel bir duygu. Önceden ne düşünüyordun? İşçiler yürüyor… Saçma buluyordum ama içine girince gerçekten güzel. Sohbetimiz sürerken çevremizdeki Dev Sağlık-İş üyesi işçiler sohbete giriyor. İsmini vermek istemeyen bir taşeron sağlık işçisi anlatıyor: “Örgütlü olmadığımız zaman çok çabuk işinize son verilebiliyor. Yıllarca ne kadar çalışırsan çalış aynı maaşı alıyorsun. İki ayda beş ayda girdi-çıktı olaylarıyla karşılaşıyoruz. Taşeron firma işçileri alıyor sonra sudan sebeplerle 3 ya da 4 ayda işten çıkarıyor. Bu kadar erken işten çıkarmasının en önemli sebebi firmanın kıdem tazminatı ödemek istememesi. Bunları istemiyoruz.” Bunların karşısında mı örgütleniyorsunuz?

Recep U¤ur

AKP pusuda Arızlı nöbette

Erol Akaslan

Tabii ki de zorunluluk karşısında örgütlenme. Örgütlü olduğumuzda hakkımızı aramaya başladığımızda o zaman kazanmaya başlayacağız… Şu anda yeterli bir şeye ulaştınız mı diye soracak olursanız, hayır ulaşmadık ama yavaş yavaş ulaşıyoruz. Belki çok büyük kazanımlar olmuyor ama küçük küçük adımlar atıyoruz. Haklıyız, çünkü biz hastanede, sağlık alanında taşeron istemiyoruz. Yıllarca çalışıyoruz, üç ay da beş ayda girdi çıktı yapıyorlar maaşımız yıllarca aynı düzeyde kalıyor. Sürekli asgari ücrete çalışıyoruz, bu bir haksızlık. Ev geçindirmek çok büyük sıkıntı

‘Devrimci’yi görünce insanlar bir ürperiyor ama biz insanlara ne yapt›¤›m›z› anlat›yoruz. Mesela yan›mda ülkücü tabandan gelen bir arkadafl var sendikam›za üye oldu. Dedik ki arkadafl›m bu bizim ekmek kavgam›z, bu bizim ekme¤imizin devrimi. Hakl› oldu¤umuzu da gösteriyoruz. Arkadafllar›m›z hakl›l›¤›m›z› görünce üye oluyor’

asgari ücretle, benim bildiğim sağlık işçilerinin birçoğu ek iş yapıyor. Yapıyor. Yapmak zorunda kalıyor. Bunu düşününce günde neredeyse 16 saat çalışıyoruz. Bu yüzden taşeronun kaldırılması gerekli. Arkadaşının bıraktığı yerden taşeron sağlık işçisi Güllü Hanoğlu devam ediyor. Aynen öyle. Bilgi işlem grubumuz var yaklaşık 110 kişi çalışıyoruz. 29 Nisan’dan itibaren bizi işten çıkarmak istiyorlar ve baskı yapıyorlar. Bir sözleşme çıkardılar, ‘tüm haklarınızdan vazgeçeceksiniz’ diye. Kesinlikle imzalamadık. Pazartesiden itibaren

çıkışları yapacağını söylüyor firma. Zaten paravan şirketler geldi. Yol, Kerki Atlas gibi. Bunların hepsi bir ve baskı yapıyorlar. Firma şunları söyledi: “Kesinlikle çıkışlar yapacağız, imzalamadığınız takdirde maaşlarınız yatmayacak’. Biz imzalamadık. Veri giriş elemanları olarak kesinlikle buna karşıyız, kimse bir şey yapamaz. ‘Artık gelmeyin sizi işten çıkardık’ derler ama kesinlikle işe gitmek gerekir. Ben arkadaşlarıma şunu söyledim: İşe gitmemek zaten işi fesih etmek demektir ne olursa olsun gidilmesi gerekir. Bizim hastanede herkes gidiyor kurallara uygun bir şekilde işini yapıyor. Hepsi takdir belgesi olan insanlar. Şimdi grup grup işten çıkarmaya çalışıyorlar, döner sermaye grubu, satın alma grubu… Başhekimler neden korkuyorlar, kamuoyu tepkisinden mi korkuyorlar? Erol Akaslan yanıtlıyor: Yerinden korkuyor. Kendi mavkiilerinin ellerinden gideceğinen endişeleniyorlar. Biz arkadaşlarımızı işe döndürdük gerekirse diğer arkadaşlarımız için de eylem yaparız. Kanımızın son damlasına kadar arkadaşlarımız için mücadele ederiz. Çok teşekkürler.

Ankara 1 Mayıs’ından... Güvencesiz mühendisleriz Bizler, Makine Mühendisleri Odası öğrenci üyeleri olarak Genç MMO ile bir aradayız. 15 Mayıs’ta da geleceğimiz için, ülkemiz için, halkımız için TMMOB ile birlikte Ankara’da olacağız. Güvencesiz mühendislerin taleplerini alanlara taşıma sorumluluğumuz var.

Evrim Özgür

Eylem Halisgül

Sosyal güvence istiyorlar Şiddete karşıyım. Kreş istiyorum. Sosyal güvence istiyoruz. Aile yardımı geliyor ama bize ulaşmıyor. Hem yeterli bir şey de değil ve bunun için sosyal güvence gerekiyor. Biz kendi çevremize anlattık 1 Mayıs’ı ve ben çoluğumla çocuğumla geldim. Herkesin 1 Mayıs’ını kutluyorum.

Ailecek direnişteler Bilindiği gibi işçi sınıfının emek ve demokrasi mücadelesi 1700’lere dayanıyor. Bugün bizler hem emek hem de barınma mücadelesi veriyoruz. Benim Altındağ’daki mücadeleme Barınma Hakkı Bürosu sahip çıktı, hep yanımda oldu, ekmeğin ve kömürün çıkar yolu olmadığını gösterdi. Ailemle birlikte Barınma Bürosu pankartı altında yürümekten onur duyuyorum. Mücadelemiz sonucunda haklarımızı almaya da başladık. Tüm haklarımızı alana kadar mücadele edeceğiz.

Faşizm ya da AKP iktidarı pusu kurmuş bekliyor. Seçimleri bekliyor. Seçimlerden sonra meşruiyeti tekrar kazanırsa yeniden üzerimize gelecek. Son eylemimizden sonra bir komisyon kuruldu. Valiliğin de içinde olduğu komisyon. Vali yine aynı inadına devam ediyor. Komisyonu hiçe saydılar demesinler diye avukatımız komisyona giriyor. Biz diplomasi diliyle sorunlarımızı anlatacağız ama mücadelemiz elbette devam edecek. Şu an AİHM’den de karar çıkmak üzere. Bu kararla Kocaeli Valiliği ve AKP yenilgiye uğrayacak. Halkın gözünde de meşrulukları zayıflayacak. Biz AİHM kararı olsun olmasın mücadelemizi sürdüreceğiz. Şimdi Arzılı’daki konutların çatısında nöbette olan arkadaşlarımız var. Biz onların sesini de Taksim’e taşıdık. Emeğin köleleşmediği, güvencesizliğin tamamen ortadan kalktığı ve barınma hakkımızın güvence altına alındığı bir ülke istiyoruz. 1 Mayıs, tüm direnenlere, hak mücadelesi verenlere ve tüm halklara umut olsun.

Yaflar Yarad›lm›fl ve ailesi

‘G(ö)revlerimize devam edeceğiz...’

Dr. Erdo¤an Mazmano¤lu

‹fl güvencesi, gelir güvencesi ve fliddetsiz bir ortamda çal›flmak. Bunun yan›nda bilimsel ve etik de¤erlere önem veren bir sistem istiyoruz. fiimdi getirilmek istenen sistem yani son befl alt› y›ld›r Türkiye’de uygulanmak istenen sa¤l›k sistemi sa¤l›¤› tamamen ticari bir mal haline getiriyor. Dolay›s›yla sa¤l›k ticarileflti dedi¤imiz anda, insan sa¤l›¤›

ikinci plana at›lm›fl olur. Bugün bilmiyorum fark›nda m›s›n›z, ‹stanbul’da aile hekimi sistemine geçildi¤i günden itibaren afl› yap›lma oranlar› düfltü. Bugün aile sa¤l›¤› merkezlerini ve toplum sa¤l›¤› merkezlerini zorla çal›flt›rarak bu afl› oranlar›n› yükseltmeye çal›fl›yorlar. Halbuki y›llard›r sa¤l›k ocaklar› gayet baflar›l› bir flekilde afl› oranlar›n›

yukar›lara çekmiflti. Oysa alt› ay gibi k›sa bir süre içinde dramatik bir biçimde koruyucu hekimlik sistemi çöktü ‹stanbul’da. Biz biliyorsunuz 19-20 Nisan’da güvenceli ifl, performans sisteminin kald›r›lmas› ve fliddetsiz bir ortamda çal›flmak taleplerimizi tüm halk›m›zla paylaflabilmek ad›na grevde yani görevdeydik. Tüm Türkiye’de tam

kat›l›ml› bir görev oldu. AKP’nin sa¤l›k sistemini aç›k aç›k reddettik. Taleplerimize karfl› gelifltirilen her hangi bir argüman olmad›. Duyarl›l›k da olmad›. Tüm Türkiye’nin kat›ld›¤› bir greve Sa¤l›k Bakan› marjinal dedi. Taleplerimiz kabul edilmezse göreve devam diyoruz. Eme¤in bayram› ve tüm emekçilerin 1 May›s’›n› kutluyorum.

Orhan Göçer

Engelliler dilenci değil Hepimizin ortak talepleri var bugüne dair. Hem emekçiyiz hem de yaşadığımız sıkınıtlar var. Onun dışında eğitim alanında, toplumsal ve sosyal alanda yaşadığımız sıkıntılar var. Devletin engelli istihdamında uyguladığı bir kota sistemi var. Bu sistem gerektiği gibi işletilmiyor ve engellilerin çoğu işsiz, eve bağımlı bırakılıyor; dilencileştiriliyor.


4

GÜNDEM 22 Nisan 2011 / 5 May›s 2011

Halk›n Sesi

Veto geri tepti, saldırı bitmedi Y Y üksek Seçim Kurulu’nun (YSK) bağımsız adaylara vetosu büyük sokak eylemleri ve kamuoyundan gelen yoğun tepki sonucu geri tepti. Ancak Kürt hareketi üzerindeki baskılar artarak devam ediyor. Veto kararının iptalini takip eden hafta boyunca onlarca kişi KCK operasyonları kapsamında tutuklandı, bağımsız adayların düzenlediği toplantılar da polisiye tedbirlerle engellenmeye çalışıldı. Son olarak da yine YSK, seçim pusulalarında partiler 14 punto büyüklüğünde yazılırken bağımsız adayların 8 puntoyla yazılmasına karar verdi. Böylece bağımsızların isminin pusulada okunması zorlaştı.

KCK ‘CADI AVI’NA DÖNDÜ Devletin seçim sürecinde Kürt siyasi hareketine karşı baskı politikasının en güçlü aracı KCK davası oldu. Belediye başkanları ve BDP’li siyasetçilerin tutuklanmasıyla başlayan KCK operasyonları, son günlerdeki kitlesel tutuklamalarla Kürtlere karşı “cadı avı”na dönüşmüş durumda. Sadece 3 Mayıs Salı günü Diyarbakır’da 12, İstanbul’da 19, Urfa’da 2, Batman’da 7, Mardin’de 14, ve Hakkari’de 12 kişi olmak üzere aralarında çok sayıda çocuğun da bulunduğu 66 kişi tutuklandı. Son bir haftada tutuklananların sayısı yüze yaklaştı. KCK tutuklamalarıyla Kürt hareketinin siyasi temsilcileri cezaevlerine gönderilirken diğer yandan askeri operasyonlar da eş zamanlı olarak hızlandırıldı. TSK, birçok bölgede eylemsizlik halindeki PKK’lilere dönük operasyon başlattı. Dersim Pülümür kırsalında 27 Nisan günü yapılan operasyon sırasında çıkan çatışmada 7 PKK’li öldürüldü.

SK sokak eylemleriyle gelen tepki sonucu veto kararında geri adım attı ancak siyasi iktidarın Kürt hareketi üzerindeki baskısı askeri ve polisiye operasyonlarla sürüyor

Eylemsizliğe karşı operasyonlarla cevap verilmesi sonucu Kürt illerine yine cenazelerin gitmesi bölgede on binlerce kişinin sokağa çıkmasına neden oldu.

CIA BAfiKANI GELD‹, MGK TOPLANDI, BASKILAR ARTTI KCK tutuklamaları ve ölümlü askeri operasyonların CIA Başkanı

Leon Panetta’nın ziyaretinin ardından yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sonrasında artması da dikkat çekti. Nisan ortalarında Türkiye’ye gelen Panetta’nın ‘gizli’ ziyaretinde “Suriye ve Libya’nın durumu ile PKK’nin faaliyetlerinin” konuşulduğu belirtiliyor. Ziyaretin ardından 28 Nisan’da yapılan MGK toplantısının gündemi de aynıydı.

MGK toplantısının sonuç metninde Kürt hareketi üzerindeki baskıların arttırılacağı ise şu ifadelerle duyuruldu; “Terör örgütünün ve yandaşlarının insan hakları kisvesi altında gerçekleştirmeye çalıştıkları ve esasen halkımızın birliğini, bütünlüğünü, güvenliğini, huzurunu ve refahını hedef alan her türlü eylem ve girişimle mücadele edilecek ve bu kararlı

yaklaşım, milletimizden alınan güven ve destekle terör tehdidi bertaraf edilene kadar sürdürülecektir.”

ÖCALAN: CIA BAfiKANI BOfiUNA GELMED‹ Gelişmelerin ardından yaptığı açıklamalarda devletin kendisiyle müzakerelerinde ‘oyalama taktiği’ geliştiriliyor olabileceğini belirten Abdullah Öcalan da “CIA başkanı gelip burada beş gün boşu boşuna kalmadı, en önemli gelişme budur. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye ve Amerika gizli bir anlaşma yaptı (…)Bu çerçevede hem askeri operasyonlar yoğunlaşıyor, yoğunlaşacak hem de Kürt siyasetçilerinin ileri gelenleri ve kadrolar hedeflenecek, etkisizleştirilmeye çalışılacak” uyarısı yaptı. YSK’N‹N KÜÇÜK HESAPLARI DEVREDE Veto kararında geri adım atan YSK’nin küçük hesaplarla Kürt siyasi hareketinin desteklediği adayları engelleme çabaları da sürüyor. YSK son olarak yaptığı düzenlemeyle partilerin 14 punto büyüklüğünde yer aldığı seçim pusulasına bağımsız adayların 8 puntoyla yazılmasına karar verdi. Böylece bağımsız adayların pusulada okunması zorlaştırıldı. Ayrıca bağımsız adaylar ayrı bir pusula yerine yine birleşik oy pusulasında yer alıyor. Bu durum da okuma yazma bilmeyen seçmenin oy vereceği bağımsız adayı bulmasını zorlaştıracak. Öte yandan BDP’nin desteklediği adayların seçim toplantıları ve faaliyetleri de polisiye tedbirlerle engellenmeye çalışılıyor. 3 Mayıs’ta İTÜ Şenlikleri’ne giden bağımsız adaylar Sırrı Süreyya Önder ve Sebahat Tuncel’in toplantı yapmasına izin verilmedi. Aynı zamanda hala milletvekili olan Tuncel, İTÜ’ye alınmadı.

Irkçı-gerici oylara talip Baflbakan Erdo¤an seçimler yaklaflt›kça konuflmalar›nda Türk‹slam vurgusunu artt›rarak MHP’nin ›rkç›-milliyetçi taban›na seslenmeye öncelik veriyor. CHP lideri K›l›çdaro¤lu’nun Alevi kimli¤ine gönderme yaparak “Ey K›l›çdaro¤lu, abdest nerede al›n›r biliyor musun?” diyen Baflbakan, sivil Cuma eylemleri için de “Ayr› Cuma namaz›na müsaade edemeyiz. Apo’yu peygamber ilan edenlerle iflimiz olmaz” dedi. Baflbakan ayr›ca Kürtçe’nin okullara sokulmayaca¤› vurgusunu da s›klaflt›rd›.

Kendin yap, kendin mağdur ol çim A KP’nin se taktiği

Ö

ÖDP adayları sokaktan geliyor Y

SK’nin verdiği veto kararıyla seçimlere giremeyen ÖDP, 29 Nisan günü “Yasaksız-barajsız seçim” kampanyasına başladı. ÖDP Genel Merkezi’nden Kızılay YKM önüne “Ferman YSK’nın sokaklar bizimdir” pankartıyla yürüyen ÖDP’liler, bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı ÖDP Genel Başkanı Alper Taş okudu. YSK’nin en temek insan hakkı olan seçme ve seçilme hakkını gasp ettiğini söyleyen Taş, seçim yasasının bir an önce demokratikleştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Konuyu uluslararası hukuka taşıyacaklarını ifade eden Taş, ÖDP’nin ufkunu seçimlere hapseden bir parti olmadığını söyledi. Açıklamaya adaylığı engellenen 550 ÖDP’li milletvekili adayı da katıldı. ÖDP’liler YSK’nın veto kararının ardından 21 Nisan günü Ankara’daki YSK Genel Merkezi önünde bir eylem yapmıştı. Asker kıyafetini YSK’ya bırakmak isteyen ÖDP’lilere polis saldırmış, ÖDP’liler de polise yumurta atarak karşılık vermişti. ÖDP’lilerin adaylık belgelerinin eksik olduğunu ileri süren YSK, ÖDP'nin kadın adaylarından dahi askerlik terhis belgesi istemişti.

SYM’nin şifresi, YSK kararı, İzmir’de belediyelere baskın, internet sansürü… Hepsinin siyasi sorumlusu AKP hükümeti. Hepsinden milyonlarca öğrenci, seçmen ve aday, internet kullanıcısı mağdur oluyor. Mağdurların isyanına karşı AKP’den kim ağzını açsa “uygulamalar iktidarımıza karşı komplodur” diyor AKP, ister halktan olsun ister düzen içi siyasi rakiplerinden kendinden olmayanlar üzerindeki baskılarını tırmandırarak iktidarını korumaya çalışıyor. Kaynağında kendisinin yer aldığı bu baskı ve entrika siyasetinin suçunu ise baskıcı siyasetine karşı direnenlere atıyor. Faşizmin mağduru suçlu ilan etme taktiği AKP’nin seçim siyaseti olarak karşımıza çıkıyor.

‘YSK’DAN AKP’YE TUZAK’ Yüksek Seçim Kurulu 19 Nisan akşamı, 7’si BDP tarafından desteklenen 12 bağımsız adayın başvurusunu reddetti. Karar Kürt halkının seçim barajını delerek meclise vekil yollamak için zorunlu olarak tercih ettiği bağımsız adaylık seçeneğini de ortadan kaldırıyordu. Fakat, AKP cephesi kararın Kürt halkına karşı değil AKP’ye karşı kasıt taşıdığını iddia etti. İşte bir örnek “YSK kararını herkes bir 'tuzak' olarak algıladı. Kime? Kürtlerin oyuna talip BDP'ye mi? Olabilir. Dikkat etmek gerekiyor. Kararı iktidar partisi vermiş gibi bir kanaat oluşturmak suretiyle AK Parti'ye kurulmuş bir tuzak da söz konusu olabilir. Nitekim YSK'dan açıklama yapılır yapılmaz BDP'li bazı yetkililerin AK Parti'yi suçlaması, bu endişeyi kuvvetlendirdi. Yasak

Binlerce CHP’li belediye önüne giderek operasyonu protesto etti. AKP’nin İzmir adayı Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay 3 Mayıs akşamı olaylı CNNTürk mikrofonlarına şu sözlerle değerlendirdi: “Ben bunu bize karşı tehlikeli bir oyun olarak görüyorum ve bu ilk defa da olmuyor. Türkiye’de son birkaç yıl içinde bizimle ilgili kritik dönemeçte yargı büyük operasyonlar yapıyor gündem birden kayıyor bizim söylediklerimiz güme gidiyor”

kararının hemen ardından AK Parti il merkezlerine yürüyüşler düzenlenmesi ve bu eylemleri kışkırtacak açıklamaların BDP yetkilileri tarafından yapılması "Derin devlet, iktidar partisine çok yönlü tuzak kurdu" tezini güçlendirdi.” ( 21 Nisan 2011 Zaman Gazetesi)

‘ÖSYM’N‹N AKP’YE fi‹FRE TEZGAHI’ ÖSYM’nin YGS’ye giriş sınavında kullanılan soru kitapçıklarında şifre bulunduğu bizzat kurum Başkanı Ali Demir tarafından kabul edildi. Üstelik sınavdaki kusur şifreli kitapçıkla sınırlı kalmadı. 8 ilde cezaevlerinde yapılan Fen Bilimleri Sınavı, hatalı kitapçıklar nedeniyle iptal edildi. ALES’te kitapçıklar hatalı basıldığı ve eksik gönderildiği için 500’den

Bir, iki, üç…. Daha fazla skandal Türkiye nisan bafl›ndan bu yana neredeyse her gün yeni bir s›nav skandal›yla uyan›yor

Y

GS ile nükseden ALES’le devam eden skandallar silsilesi baş komiserlik sınavlarında da “Yerel kontenjan uygulaması” olarak ortaya çıktı. 2 Mayıs günü yapılan sınavda yerel kontenjan uygulamasıyla bir kentte 40 net yapan polis baş komiser kadrosuna alınırken kimi kentlerde de 70 net alan polis baş komiser olamadı. Böylece gerekli yeterliliğe sahip birçok aday baş komiser ola-

madı. Uygulamadan mağdur olan ve sınavın iptali için dava açan polis sayısı daha 3 Mayıs’ta 400’ü geçmişti. Yükseltilmek istenen kişileri küçük bir kente atayıp 2 – 3 ay sonra eski yerine daha üst bir kademeye tekrar atayarak yapılan kadrolaşma yönteminin hakim yöntem olduğu ülkemizde ‘Yerel kontenjan’ gibi uygulamaların nerelerden beslendiğini ortaya koyuyor.

fazla öğrenci mağdur oldu. Sınav sonuçları açıklanınca da puan hesaplamasında hatalar yapıldığı anlaşıldı. Bu hataların sorumlusu AKP tarafından atanan ÖSYM Başkanı Ali Demir’di. Peki, bu olayı AKP medyası nasıl değerlendirdi? Yeni Şafak gazetesine göre sınavda yapılanlar hükümete yönelik bir tezgâhtı. Gazetenin 25 Nisan tarihli sayısında Fazlı Şahan imzasıyla manşete çıkan “Seçime kadar sınav tezgâhı” haberine göre “Seçim süreciyle paralel yürüyen lise ve üniversite sınavları, 'derin muhalefet'in aracı haline geldi.” Gazetenin yayımladığı haberin iddiasına göre sınavlardaki hata ve sorunlar muhalefet tarafından kullanılıyor. Gazete ertesi gün de “ÖSYM içerden vurdu” manşetiyle çıkarak sınavlarda art

arda yapılan hataların ÖSYM içindeki derin güçler tarafından hükümeti seçim öncesi zor durumda bırakmak için bilerek yapıldığını öne sürdü.

OPERASYON CHP’YE MA⁄DUR OLAN AKP 2 Mayıs günü İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Bayraklı, Karabağlar, Kuşadası belediyelerine polis operasyon yaptı. Yolsuzluk, evrakta sahtecilik, ihalede usulsüzlük gibi suçlamalarla aralarında İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde eski ve yeni genel sekreterleri ile daire başkanlarının da bulunduğu 50’den fazla belediye çalışanı gözaltına alındı. Seçim öncesi CHP’nin kalesi olarak bilinen İzmir’de CHP’ye ait belediye yönetimlerine operasyon yapılması kentte tepkiyle karşılandı.

‹NTERNET SANSÜRÜ AKP’YE KOMPLODUR Mayıs ayının ilk günlerinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından 22 Ağustos’tan itibaren internet kullanımını sınırlandıracak filtre uygulamasına geçileceği duyuruldu. Günlük hayatta kullanılan çok sayıda kelimenin yasaklı olduğu filtre uygulamasının internet kullanıcılarının sanal ortamda özgürce dolaşmasını engellemesi şimdiden büyük tepkilere neden oldu. Fakat AKP’den milletvekili aday adayı olup listelerde kendine yer bulamayan, Zaman gazetesinin eski köşe yazarı Mümtazer Türköne’ye göre işin rengi başka. İşte Türköne’nin 4 Mayıs günü sosyal paylaşım sitesi Twitter’da konuyla ilgili yazdığı mesaj: “TİB yasak yok diyor, birileri hala yasağa karşı propaganda yapmaya devam ediyor. Seçime 2 aydan az bi süre kala, bunlar bi tesadüf mü ?”

Manisa’yı ‘kollayan’ adam Manisa Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ) Rektörlü¤ü, iki y›ld›r rektörlük binas› yan›nda hizmet veren alakart restorandaki içki sat›fl›n›, kendi kendini ihbar ederek yasaklatt›. CBÜ Rektörü Mehmet Pakdemirli içki sat›fl›n›n yasaklanmas›n› “restoran›n içki ruhsat› olmad›¤› için” al›nd›¤›n› savundu. CBÜ’nün eski rektörü Prof. Dr. Semra Öncü döneminde yapt›r›lan restoranda akflamlar› ve özel günlerde akademisyenlere alkollü içki servisi yap›l›yordu. Kas›m ay›nda rektör olan Pakdemirli, göreve gelir gelmez

yard›mc›lar›n› de¤ifltirdi. Yap›lan de¤ifliklikle sosyal tesislerden sorumlu rektör yard›mc›s› olan Ali Çelik, 17 Mart’ta belediyeye dilekçe yazarak üniversitedeki restoran›n alkol ruhsat› olup olmad›¤›n› sordu. Gelen olumsuz cevap üzerine restoranda alkollü içecek yasaklanm›fl oldu. Daha önce AKP’li Bülent Ar›nç’› protesto eden bir grubu “cumhuriyeti ben savunurum” diyerek okuldan atmakla tehdit eden Pakdemirli’nin bu hamlesi, CBÜ rektörünün “cumhuriyet bekçili¤i”nden sonra “alkol denetçili¤i”ne de soyundu¤unu gösterdi.


5

DÜNYA 6 May›s 2011 / 19 May›s 2011

Halk›n Sesi

Tahrir 1 Mayıs alanlarında 7

iklim 5 kıta

D

ünya halkları, kapitalist krizlerin faturasını ödememek, yoksulluğa, baskılara dur demek ve yeni bir dünya yaratma iddiasını haykırmak için dünyanın meydanlarına indi; 1 Mayıs’ı kutladı. Krizin etkilerinin en yakıcı biçimde hissedildiği ülkelerde 1 Mayıs kutlamalarına katılım diğer ülkelere göre daha yoğun oldu. Özellikle Avrupa’daki 1 Mayıs kutlamalarında emekçilerin taleplerini haykırmak için alanlara çıktığı görüldü. Küba’da her yıl olduğu gibi bu yılki 1 Mayıs kutlamalarına yüzbinlerce kişi katıldı. Kutlamalara katılan Kübalılar, Devrim Meydanı’nda yapılan kutlamalarda sosyalizmi yaşatma sözü verdiler. İsyanlarla sarsılan Ortadoğu’daki 1 Mayıs kutlamaları, beklentilerin altında katılımlarla gerçekleşse de kutlamaların yapıldığı ülkelerde halkların talepleri isyanların sınıfsal temellerini ortaya koymaya yetti. LONDRA’DA MAH‹R, HÜSEY‹N, ULAfi 2008’in sonunda patlak veren küresel ekonomik krizden en çok etkilenen Avrupa ülkelerinde meydanlara çıkan emekçiler “Krizin faturasını kapitalistler ödesin” dedi. İngiltere’de yapılan 1 Mayıs kutlamalarına katılan sendikalar, siyasi partiler ve sol örgütler Londra’daki Trafalgar Meydanı’nda bir araya gelerek hükümetin uyguladığı neoliberal kemer sıkma politikalarının geri çekilmesini talep ettiler. İngiltere’de çıkarılan yasalarla harçlara yüzde 900’e varan zamlar yapılmış, özellikle kadın emekçilerin ücretlerinde büyük kesintiler yapılmaya başlanmış ve toplu işçi çıkarmaları yaşanmıştı. Londra’da yapılan kutlamalarda VI. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali pankartı ile Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir ve Ulaş Bardakçı’nın fotoğrafları da taşındı. ‘EMEKÇ‹LER‹N BORCU YOK Neoliberal politikalara esir olmak

Emperyalist iflgal komutalar›nda de¤iflim

M

Emek ve halk düşmanı politikaların bir yıldır sokaklara döktüğü dünya halkları, insanca yaşam taleplerini 1 Mayıs meydanlarından haykırdı; neoliberalizme ve emperyalizme hep birlikte ‘dur’ dedi istemeyen ve son bir yılı grevlerle, eylemlerle geçiren Yunanistanlı emekçiler de taleplerini 1 Mayıs alanlarında yinelediler. Yıl boyunca yaptıkları grevleri 1 Mayıs’ta tekrarlayan emekçiler, meydanlarda yaptıkları konuşmalarda tek bir Euro bile borçları olmadığını, çünkü krizi kendilerinin yaratmadığını vurguladılar. 1 Mayıs’ta yapılan grev nedeniyle ulaşım ve haberleşmenin kilitlendiği ifade edildi. YIKIMA ‘DUR’ DED‹LER Almanya’da yapılan 1 Mayıs kutlamalarında da krize karşı halkın talepleri dillendirildi. Başkent Berlin’de tüm gün 1 Mayıs kutlamaları yapılırken akşam saatlerinde, 1 Mayıs’ta greve giden sağlık çalışanlarıyla devrimci örgütlerin

düzenlediği “Devrimci 1 Mayıs yürüyüşü”ne polis saldırdı. Yaşanan çatışmalarda onlarca kişi gözaltına alındı. Berlin’de ve diğer kentlerde yapılan kutlamalarda neoliberal yıkım politikalarına tepki gösterilirken, emperyalist saldırı politikalarının da durdurulması istendi. ‘SARKOZY DEFOL!’ Fransa’da, Sarkozy ve kapitalist yıkım politikaları karşıtı muhalefetin boş bırakmadığı sokaklarda 1 Mayıs’ta da emekçilerin sesi yankılandı. Eğitim hakkına saldıran, emeklilik haklarını gasp etmeye çalışan Sarkozy yönetimine öfkesini gösteren Fransalı emekçiler, halkı açlığa, yoksulluğa götüren politikalarına ve oy peşinde koşarken dünya halklarını bombalayan Sar-

kozy’nin emperyalist saldırganlık projelerine tepki gösterdiler. Başkent Paris’te yapılan 1 Mayıs kutlamalarına katılan on binlerce kişi hep bir ağızdan ‘Sarkozy defol’ dedi. TAHR‹R’DE HALK MAHKEMES‹ 33 yıllık Hüsnü Mübarek rejimini deviren Mısır halkı 1 Mayıs’ı isyanın simgesi ve merkezi olan Tahrir (Kurtuluş) Meydanı’nda kutladı. Milyonlarca Mısırlının 18 gün süren isyanla Mübarek’i devirdiği yerde bu kez de halk mahkemesi kuruldu. Mısırlılar kurdukları mahkemede Mübarek ailesi ve eski rejimin önemli isimleri gıyaplarında yargılandılar. Hukukçular ve siyaset bilimcilerden oluşan mahkemede

Mübarek ailesinin mal varlığına el konulması ve Hüsnü Mübarek’in idam edilmesi talep edildi. Yapılan eylemlerde isyanın temel taleplerinden olan özlük haklarının verilmesi, işsizliğin sona erdirilmesi, adil gelir dağılımı ve sosyal hakların iyileştirilmesi talepleri yinelendi. M‹LYONLAR DEVR‹M’E G‹TT‹ Küba’da her yıl olduğu gibi bu yıl da 1 Mayıs kutlamaları coşku içinde geçti. Devlet tarafından düzenlenen 1 Mayıs kutlamalarına 2 milyon kişi katıldı. Kutlamalarda sosyalizmi devam ettirme sözü veren Kübalılar, devrimin önderi Fidel Castro’ya olan sevgilerini ve sosyalizme olan inançlarını dile getirdiler.

CIA Suriye’de yoğurdu üflüyor

Suriye’de bir yandan ‘reform’ sözleri verilirken, di¤er taraftan katliamlar sürüyor; halk mücadeleden vazgeçmiyor

Suriye’de uygulanan, neoliberal ekonomi politikalar›na, devlet bask›s›na, sosyal adaletsizli¤e karfl› ayaklanan halk›n isyan› devam ederken katliamlar da sürüyor. Eylemlerin bafllad›¤› günden bu yana halk›n üzerine atefl açan ve isyan› kanla bast›rmaya çal›flan Esad yönetiminin son iki haftadaki sald›r›lar›nda onlarca Suriyeli hayat›n› kaybetti. ‹syan›n patlak verdi¤i Deraa kentinden her gün yeni ölüm haberleri geliyor. Eylemlerin ana taleplerinden biri olan Ola¤anüstü Hal Yasas›’n› yürürlükten kald›rma sözüyle halk›n öfkesini dizginlemeye çal›flan Esad yönetiminin her gün onlarca kifliyi katletmesi, keyfi gözalt›lar›n ve iflkencenin devam etmesi Suriye’deki ikiyüzlü devlet politikas›n› gözler önüne serdi. Devlet Baflkan› Beflar Esad’›n 25 Nisan’da Deraa’ya giren ordunun “görevini” k›sa sürede tamamlayaca¤›n› aç›klarken, Suriye’deki örgütlerden yaklafl›k 8 bin kiflinin gözalt›na al›nd›¤› bilgisi verildi. Suriye’de isyan›n giderek yay›lmas› ve Esad yönetiminin katli-

amlara devam etmesiyle ortaya ç›kan/ç›kmas› beklenen duruma karfl› emperyalistlerin bofl durmayaca¤› da k›sa sürede ortaya ç›kt›. Bir zamanlar ülkesi fler ekseninde an›l›rken, emperyalizmle iflbirli¤i yolunda temkinli bir niyet beyan eden ve neoliberal entegrasyon sürecini bafllatan Beflar Esad’a karfl› bir müdahalenin en az›ndan flimdilik gündemde olmad›¤›n› söylemek mümkün. Ancak Esad karfl›s›ndaki halk hareketinin niteli¤inin anti-emperyalist bir hüviyet kazanmas› olas›l›¤›, Tunus ve M›s›r’da isyanlar› öngöremeyen emperyalistleri erken önlem almaya sevk etmifl olacak ki CIA’dan bölgeye en üst düzeyde “ziyaretler” gerçeklefltirildi. CIA’n›n bölgedeki faaliyetlerinin aral›ks›z devam etti¤i bilinse de CIA Baflkan› Leon Panetta’n›n 5 gün boyunca Türkiye’de “gizli gizli” görüflmeler yapt›¤› ancak bir ay sonra ortaya ç›kt›. Panetta ve beraberindeki CIA heyetinin 5 gün boyunca yapt›¤› görüflme-

Yüz binler+Ladin öldürüldü A

BD’nin 2001’den bu yana sürdürdüğü “terörle mücadele” konseptinin başlangıç noktası olan 11 Eylül 2001 Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon saldırılarını düzenlediği iddia edilen El Kaide’nin lideri Usame Bin Ladin, 2 Mayıs’ta yapılan bir operasyonla öldürüldü. ABD’nin Afganistan ve sonrasındaki Irak işgalinin bahanesi olan uluslararası terörizmle mücadele konseptinin arananlar listesinde 1 numara olan Bin Ladin’in öldürüldüğü haberini ABD Başkanı Barack Obama yaptı. Gece çok geç bir saatte olmasına rağmen canlı yayınla Bin Ladin’in öldürüldüğü haberini veren Obama, Bin Ladin’in cesedinin ABD birlikleri tarafından ele geçirildiğini söyledi. Kısa bir süre sonra ABD’li yetkilerden yapılan açıklamada ise cesedi alacak ülke bulunamadığı iddia edilerek, Bin Ladin’in cesedinin okyanusa atıldığı açıklandı. Bin

Ladin’i bulmak için yapıldığı öne sürülen operasyonlarda yüz binlerce kişi hayatını kaybetmişti. ABD’nin en büyük düşman olarak ilan ettiği ve yaklaşık 10 yıldır süren paranoyanın baş aktörü olan Bin Ladin’in öldürülmesi ABD iç politikasında şimdiden taşları yerinden oynattı. Seçildiği günden bu yana oy kaybeden, Nobel Barış Ödülü sahibi Barack Obama’nın “Bin Ladin’i öldüren başkan” olması, şüphesiz kendisine büyük bir prestij sağladı bile. Öyle ki yapılan anketlerde Obama, ocak ayına göre oylarını yüzde 11 arttı. Afganistan ve Irak saldırılarını başlatan George W. Bush’un da, Bin Ladin’in yakalanmasının “muazzam bir zafer” olduğunu söylemesi, Obama’nın bir dönem daha seçilme hayallerine yakın olduğunu gösteriyor. Usame Bin Ladin’le söyleşi yapan 3 gazeteciden biri olan Independent gazetesi Ortadoğu uzmanı Robert Fisk, son yazısında bu “zafer” için yüz bin-

art ayı sonunda Türkiye’ye gelerek 5 gün boyunca gizli görüşmeler yapan CIA Başkanı Leon Panetta’nın ABD Savunma Bakanı olarak atanacağı açıklandı. ABD’li yetkililerin yaptığı açıklamada Panetta’dan boşalacak koltuğa da Afganistan’daki işgal kuvvetlerinin komutanı David Petraeus getirilecek. Kararın ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in bu yıl görevi bırakacağını açıklamasıyla alındığı söylendi. Görev değişikliklerinin kısa bir süre içinde ABD’li resmi makamlarca açıklanması bekleniyor.

lerde M‹T Baflkan› Hakan Fidan, AKPli yetkililer ve Genelkurmay’la görüfl al›flveriflinde bulundu¤u ö¤renildi. Bu fikir al›flverifllerinin en önemli konusunun Suriye’deki geliflmeler olmas› da Suriye’de gelece¤e yönelik emperyalist ad›mlar›n at›ld›¤›n›n iflareti oldu. Burada Türkiye’ye de rol verildi¤i, mart ay› sonunda yap›ld›¤› ö¤renilen görüflmelerden sonra AKP’nin Suriye’ye iki özel temsilci gönderdi¤inin ve bu temsilcilerin Suriye’ye Türkiye’nin önerilerini ve olas› durumlar karfl›s›ndaki haz›rl›klar›n› aktaraca¤›n›n bizzat baflbakan Tayyip Erdo¤an taraf›ndan aç›klanmas›ndan anlafl›l›yor. Panetta’n›n ziyaretinin öncesinde CIA heyetinin Hatay’da olas› mülteciler konusunda görüflmeler yapt›¤› da daha önce bas›na yans›m›flt›. Bu ziyaretin ayr›nt›lar› s›r gibi saklansa da, ziyaretin ard›ndan k›sa bir süre geçtikten sonra bölgeye 253 kiflilik bir grubun s›¤›nmac› olarak gelmesi ve bu kiflilerin çat›flmalar›n neredeyse hiç yaflanmad›¤› bölgelerden gelmesi de dikkat çeken bir ayr›nt›.

Filistin’de bar›fl anlaflmas›

F

ilistin'de geçici hükümet kurulmasını ve bir yıl içinde seçimler yapılmasını öngören anlaşma Filistin Yönetimi Başkanı ve El Fetih lideri Mahmut Abbas ile Hamas lideri Halid Meşal tarafından Mısır'ın başkenti Kahire'de imzalandı. Abbas, "Filistinlilerin sonsuza kadar bölünmenin kara sayfasını kapattığını ilan ediyoruz" dedi. Barış anlaşmasının Mısır’da imzalanması ise dikkat çekici bir unsur oldu. Çünkü Mısır, İsrail’le imzaladığı Camp David anlaşmasından sonra Filistin’e sırtını dönmüştü. Tüzüğünde İsrail’in yok edilmesi maddesini taşıyan Hamas’la El-Fetih’in anlaşmasından İsrail’in rahatsız olduğu biliniyor.

‹spanya’da Basklara veto

T

ürkiye’de YSK tarafından Kürt milletvekili adayları için verilen veto kararının bir benzeri İspanya’da ETA’ya yakın milletvekili adayları için verildi. ETA’nın ateşkes ilan ederek silah bırakmasıyla, 22 Mayıs’ta yapılacak seçimler için adaylık başvurusunda bulunan solcu “Bildu” koalisyonundan 254 milletvekili adayı Yüksek Mahkeme’den veto yedi. Adayların karara itiraz etmesi beklenirken, mahkeme kararını “terörizmle mücadele yasası”na dayandırdı. ETA silah bırakmayı dahi kabul ederek çözüm için diyalog çağrısı yapmıştı.

Libya’da ‘isyan işgali’ne devam L

lerce kişinin katledildiğini hatırlatarak “Umalım ki bize başka bir büyük zafer yaşatmasınlar” diyerek ABD’ye emperyalist işgalciliğe son vermesi çağrısında bulundu.

ibya’da 16 Şubat’tan beri devam eden iç savaş sürerken, emperyalist kuvvetlerin saldırıları da hız kesmeden devam ediyor. Sivil kayıplarını önleme bahanesiyle Libya’da işgali başlatan emperyalistlerin bir çıkmaza doğru sürüklendiği görülüyor. Yaklaşık bir aydan bu yana Libya’da bulunan işgalciler henüz somut bir adım atamadı. İsyancılara “yardım etmek için” Libya’da bulunan işgalcilerin mevcut durum karşısında yeni bir adım atmaları da muhtemel görünüyor. NATO’nun yönlendirici gücü olan ABD’nin genelkurmay başkanı olan Mike Mullen’ın Irak’taki ABD askerlerine hitaben yaptığı konuşmadan da yeni adımların geleceği anlaşılıyor. Mullen Libya’da bir çıkmaza doğru sürüklenildiğini söylediği konuşmasında, Libyalı isyancılara yapılacak yardımlara da değindi. Mullen’ın açıklamalarının üzerinden çok geçmeden, NATO'nun Libya'ya yönelik deniz kuşatmasından sorumlu komutanı Koramiral Rinaldo Veri de yaptığı açıklamada Kaddafi güçlerine yönelik saldırının devam edeceğini söyledi. Bu saldırıların kara harekatına dönüşmesi de muhtemel görünüyor çünkü BM’nin aldığı karara göre işgal kuvvetlerinin karadan operasyon yapabilmesi de mümkün kılınmış durumda.

Salih’ten anlaflmal› istifa

Y

emen’de yaklaşık 3 aydır süren halk ayaklanması sonucunda Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih geçiş dönemi sonunda görevi bırakmayı kabul etti. Yapılan açıklamada Salih’in yargılanmamak koşuluyla devlet başkanlığından ayrılmayı kabul ettiği ifade edildi. Anlaşmayla Salih ve ailesi ile Salih’in yardımcılarına dokunulmazlık verilecek. Yemen’de Salih’in istifası istemiyle 3 aydan bu yana süren gösterilerde resmi kaynaklara göre 120, eylemcilere göre yüzlerce kişi hayatını kaybetmişti.


6

İNSANCA YAŞAM 6 May›s 2011 / 19 May›s 2011

Halk›n Sesi

Eğitimde zincirleme AKP kazası Y

ükseköğretime Geçiş Sınavı’nda (YGS) şifreli kitapçıkların ortaya çıkmasının ardından girilen süreç skandallar zinciri halinde sürüyor. AKP’nin MEB, YÖK ve ÖSYM eliyle yaptığı her müdahaleden yeni bir skandalın ortaya çıkması, eğitim ve sınav sisteminin tamamen yerle bir olduğunu gözler önüne sererken, liselerde öfke ve isyan birikiyor. YGS’nin iptali ve Ali Demir’in istifası talepleriyle alanlara çıkan liselilerin mücadelesi “Parasız eğitim, sınavsız üniversite” talebine dönüşürken, hakkını arayan liselilere Tayyip Erdoğan, “Bunlar provokatördür. Biz de karşılarına 5-10 bin genci çıkarırız istersek” diyerek tehdit savurdu. MHP’nin bozkurtlarıyla, BBP’nin ise alperenleriyle dahil olduğu tartışma egemenlerin sorunlara dair yaklaşımını ve siyaset tarzını gözler önüne sererken, YGS’de skandallar art arda devam etti. 8 ilde cezaevlerinde yapılan Fen Bilimleri Sınavı, hatalı kitapçıklar nedeniyle iptal edildi. YGS SONUÇLARI: fi‹FRE, fiA‹BE, PUANLAMA HATASI, SOYGUN Şifreyi önce inkar eden, ardından kabul etmek zorunda kalan Ali Demir’in akademik kariyeri su yüzüne çıktı. Demir’in profesörlük dosyasındaki 40 çalışmadan 34’ünün doktora çalışmasından kes-yapıştır yöntemiyle hazırlandığı belirlendi. Demir’in profesörlüğü için 5 akademisyenden 4’ünün olumsuz görüş belirttiği, raportörün ise “Bırakın profesörlüğü

Y

GS’de şifre skandalının patlak vermesinin ardından sular durulmuyor. Ali Demir’in akademik kariyeri, başbakanın tehdidi, sonuçların açıklanması, hatalı puanlar, itirazdan para alınması derken liselilerin öfkesi birikiyor

Trabzon-Tonya

Halkevleri E¤itim Hakk› Meclisi, 26 Nisan günü Ankara Adliyesi önünde bir bas›n aç›klamas› yaparak ard›ndan eylem yapan liselileri tehdit eden Baflbakan hakk›nda suç duyurusunda bulundu. Meclis “Susun! Siz konufltukça çocuklar›m›z teknisyen bile olmaz” yorumu yaptığı ortaya çıktı. AKP’nin eğitim ve eğitimci anlayışının son örneği Ali Demir’in ÖSYM’si, henüz savcılık soruşturması tamamlanmadan ve sınav üzerindeki şaibe aydınlatılmadan YGS sonuçlarını açıkladı. Gülen

tehlikeye giriyor” dedi. Meclis ad›na aç›klamay› yapan ‹lhan Yi¤it, “Gere¤ini yapmak bu kadar zor mu? Ali Demir’i, Çubukçu’yu istifa ettirece¤inize koruma telafl›na giriyorsunuz, sald›r›yorsunuz. As›l suçlu sizlersiniz” dedi. (Foto: Yanda ) cemaatine yakın bir dershaneye giden sınav birincisi “Şifreyle değil, çalışarak kazandım” sözleriyle ekranlarda boy gösterdi. ÖSYM’nin puanlama sisteminde hata yaptığı ortaya çıktı. Derece bekleyen bir öğrencinin 126 puan aldığını öğrenmesi üzerine ÖSYM’ye yaptığı itiraz

sonucu puanlamada hata yapıldığı ve öğrencinin gerçek puanının 485 olduğu açıklandı. ÖSYM’ye başvuran onlarca öğrencinin puan hesaplamasında da benzer hatalara rastlanırken, farklı netlere sahip öğrencilerin aynı puanı aldıkları belirtildi. Puanlama sistemindeki hata için

bireysel başvuru kabul eden ÖSYM, soygunculuğunu da göstererek itirazlar dilekçeleri için 5 TL aldı. ÖSYM’nin kendi hatasını düzeltmek adına topladığı para ise eğitimde soygunun en akıl almaz örneklerinden biri olarak hafızalara kazındı.

‘ÖSYM BA⁄IMSIZ, B‹Z SADECE ATAMA YAPIYORUZ’ Şifrenin ortaya çıkmasının ardından tez elden tatmin olma yarışına giren AKP’lilerden, skandalların art arda patlamasıyla yeni açıklamalar gelmeye başladı. Bülent Arınç ve Abdullah Gül savcılığın inceleme yaptığını söyleyerek topu yargıya atarken, Tayyip Erdoğan ÖSYM Başkanı için “Süreci isterdik ki böyle yönetmesin. Süreci başkan iyi yönetememiştir” dedi. Liselilerin eylemleri ile ilgili saldırgan üslubunu sürdüren Erdoğan “Gösteriler illegal örgütler ile yapılıyor. Başbakan, AKP nedir, ne alakası var? ÖSYM bize bağlı değil, sadece atama safhasında varız. Sonrasında bağımsızdır” sözlerini sarf etti. E⁄‹T‹M S‹STEM‹ ÇÜRÜDÜKÇE L‹SEL‹LER ÖLÜYOR KPSS, YGS, ALES, başkomiser kadro sınavlarında kopya, şifre, puan hataları, savcılık soruşturması derken AKP’nin ve cemaatlerin doğrudan müdahale alanı haline gelen eğitim ve sınav sistemi bataklığa dönüşmüş durumda. Öğrencisinden velisine, öğretmeninden çalışanlarına kadar eğitim sisteminin her alanındaki gericileştirme ve piyasalaştırma hamlesinin her örneğinin yaşandığı son 2-3 aylık süreç liselilerin hayatını da karartıyor. Şifrenin ortaya çıkmasının hemen ardından bir liseli hayatına son verdi. ÖSYM’nin sonuçları açıklaması ile birlikte Mersin ve Iğdır’da iki lise öğrencisi daha intihar etti.

Termik santralcilerin yoluna taş koydular ‹lçelerine yap›lmak istenen termik santrallere karfl› Çanakkale Karabiga halk› flirketlerin projelerinin hayata geçmesi için gerekli olan ÇED toplant›lar›na ard› ard›na tafl koyuyor. Çanakkale’ye ba¤l› Biga ‹lçesi s›n›rlar› dahilinde bulunan Karabiga’da Sar›kaya Enerji flirketinin yapmay› planlad›¤› termik santral ve at›k depolama alan› projesi için gerekli olan Çevresel Etki De¤erlendirme (ÇED) süreci halk›n itiraz›na tak›ld›. 29 Nisan günü ÇED kapsam›nda halk› bilgilendirme toplant›s› yapmak için beldeye gelen flirket yetkilileri ve projeyle ilgili kamu

kurumu görevlileri karfl›lar›nda Karabiga halk›n› buldu. Toplant› için ilçeye gelen yetkililere "‹nsanca Yaflamak ‹stiyoruz", "Halk›z, Hakl›y›z, Kazanaca¤›z", "Direne Direne Kazanaca¤›z" sloganlar›yla tepkilerini gösteren Karabigal›lar, flirket yetkilileri giderken araçlar›n› tekmeleyip "Karabiga Bizimdir Bizim Kalacak" diye slogan att›. fiirket yetkilileri ve devlet bürokratlar› “toplant› yap›lamam›flt›r” tutana¤› tutarak kentten ayr›lmak zorunda kald›. Çanakkale’de fiubat ay›nda da Alarko ve Cengiz Enerji taraf›ndan

yap›lmas› planlanan termik santral için benzer bir süreç yaflanm›flt›. Termik santralin ÇED raporu kapsam›nda düzenledi¤i halk toplant›s› çevre hakk› için mücadele eden tüm Çanakkaleliler’in bulufltu¤u büyük bir mitinge dönüflmüfltü. Siyanürlü yöntemle alt›n arayan maden flirketlerine karfl› direnen Çanakkale Elmal› Köyü halk›n›n da kat›ld›¤› bu eylemde ÇED bilgilendirme toplant›s›n›n yap›lmas› planlanan dü¤ün salonunun önünde toplanan Karabiga ve Elmal› halk› hep birlikte “Termik Santral ‹stemiyoruz”, “Zehir Solumak ‹stemiyoruz”, “Kanser Olmak

B

artın’ın Amasra ilçesinde yapılması planlanan, ancak etkisi Bartın ve çevre illere dek uzanacak Türkiye’nin en büyük termik santral projesine karşı halk sokaklara döküldü. 125 çevre örgütünün bir araya gelmesiyle oluşan Bartın Platformu’nun çağrısıyla 22 Nisan günü Kemer Köprü Meydanı’nda bir araya gelen yaklaşık 10 bin kişi, “Bartın’da yaşıyorum yaşayacağım, termik santrale hayır” dedi. “Zehir solumak istemiyoruz”, “Çileğime dokunma”, “Geleceğimizi karartma” dövizleriyle yürüyen halk, “Mübarek’e, Kaddafi’ye, Esad’a ‘Halkının sesine kulak ver’ diyen Başbakan, işte Bartın’ın sesi. Duyacak mısınız?” pankartı açtı. Bazı köylüler ise termik santralin kurulması halinde ürünlerinin zarar görebileceğini göstermek amacıyla ellerindeki sebzelerle mitinge katıldı. Halkın itirazına rağmen termik santral projesinden vazgeçmeyen Hattat Holding’e bağlı Hema A.Ş’nin İstanbul Ayazağa’da bulunan binası önünde de protesto eylemleri vardı. Bartınlıların çağrısıyla yapılan eylemde şirketin önüne kömür dökülerek termik santral projesi protesto edildi. Şirket itirazlara kulak vermeye çağrıldı.

KADIKÖY’DE B‹NLER TOPLANDI Nükleer Karşıtı Platformu’nun (NKP) çağrısıyla Kadıköy İskelesi’nde buluşan binlerce doğa savunucusu Japonya’daki nükleer kazanın ardından tüm dünyada yeni nükleer santral projelerinin iptal edildiğini hatırlattı. Nükleersiz bir yaşam istediklerini dile getirdi. ‘‹K‹ TOPLUMLU NÜKLEER EYLEM‹’ Çernobil faciasının 25. yıldönümü olan 26 Nisan günü Kıbrıs halkı Çernobil mağdurlarını anmak için ateşkes hattını boydan boya geçecek ve ara bölgeyi de kapsayacak şekilde Ledra Sokağı’nın iki

yanında “insan zinciri” oluşturdu. Yapılan açıklamada Akkuyu’ya inşa edilmesi planlanan santralin yakınında yaşayan tüm canlıların yaşam kalitesini tahrip edeceği kaydedildi. 25 yıl önce meydana gelen Çernobil kazasının hala Karadeniz Havzası çapında insanlara ve çevreye sorunlar yarattığına dikkat çekilen açıklamada Akkuyu’da nükleer santral yapılmasına izin verilmemesi gerektiğini belirtildi. ‘GÜNÜMÜZÜN ÇERNOB‹L’‹ HESLER’ Derelerin Kardeşliği Platformu dönem sözcüsü Ömer Şan yaptığı açıklamada “Günümüzün Çernobil’i HES projeleridir” dedi. Çernobil’in bugüne dek uzanan etkilerini hatırlatan Şan, “Çernobil’in etkilerini halkımızdan saklayan, HES projelerini dayatmacı bir zihniyetle, aynı Çernobil’de olduğu gibi üzerimize salan bütün siyasileri, kamu görevlilerini, bürokrat ve sözde bilim adamlarını protesto ediyoruz” dedi.

Nükleer Karfl›t› Platform’un ça¤r›s›yla Kad›köy’de buluflan binlerce kifli ‘Nükleer istemiyorus’ dedi.

Dikmen’de “Yaşanası yerler” N

eoliberal politikalar kamusal alanı yıkıma uğratırken Dikmen Vadisi halkı ve Agrega kurdukları amfi tiyatro ile kamusallığı yeniden inşa ediyor. Ankara’nın çeşitli üniversitelerinden öğrenciler ile mühendisler, mimarlar,

akademisyenler ve fotoğraf sanatçılarının bir araya gelmesiyle oluşan Agrega “Yaşanası yerler için...” sloganı ile Dikmen Vadisi’ne amfi tiyatro kurma çalışmalarına başladı. İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi ile Mimarlar Odası

Ç

orum’un Osmancık ilçesine bağlı İnal Köyü halkı, tarım arazilerinin yok edilmesi ve köyde yaşayan canlıların hayatlarının tehlikeye atılmasıyla sonuçlanacak ‘kalker ocağı ve kırma tesisi’ projesine karşı ayakta. İnal Köyü Yok Olmasın Platformu, daha önce Kargı Barajı’nın kurulması nedeniyle pirinç tarlalarının istimlak edildiğini hatırlatarak, artık köylerine sahip çıkacaklarını belirtti. Platform, köyleri ve yaşam hakları için 30 Nisan’da İnal Köyü’nde bir miting gerçekleştirdi. Mitingde kalker ocağının ve kırma tesisinin ruhsatının iptal edilmesi talebi dile getirildi. İnşaatı için ruhsat verilen ocak, köylülerin sebze ve meyvelerini yetiştirdiği bahçelerine yaklaşık 200 metre uzaklıkta ve Türkiye’de çok nadir bulunan ardıç ağaçlarının bulunduğu bölgede yer alacak.

‹stemiyoruz”, “‹nsanca Yaflamak ‹stiyoruz” sloganlar›yla, ›sl›klar›yla toplant›y› protesto etmifllerdi. Karabiga halk›ndan kimse toplant›ya girmemifl halk›n kararl› duruflu karfl›s›nda ÇED bilgilendirme toplant›s› için gelen yetkililer “halk›n proje ile ilgili endiflelerinden dolay›, projeyi istemedikleri ve karfl› olduklar›n› belirterek toplant›ya kat›l›m sa¤lanamam›flt›r” fleklinde tutanak tutmak zorunda kalm›fllard›. Bu ortak eylemden al›nan güçle Çanakkale’de Çevre Hakk› Meclisi kurulmufltu.

Bartın’ın Çernobil, Fukuşima... Sıra bize gelmesin sesine N kulak verin ükleere karşı yaşamı savunanlar 25. yılında Çernobil faciasını unutmadı. Trabzon’dan Muğla’ya kadar dört bir yanda yapılan eylemlerle Türkiye’de nükleer istenmediği vurgulanırken Kıbrıs halkı da nükleere karşı eylem yaptı.

Bu ocak Ardıç’lara bile zararlı

Ankara Şubesi’nin de destek verdiği Agrega, 23 Nisan Cuma günü Dikmen Vadisi’nde bir etkinlik düzenledi. Vadi halkının hazırladığı kahvaltının ardından “Toplumsal Mülkiyetin Toplumsal Üretimi” konulu bir söyleşi

gerçekleştiren katılımcılar, ardından kolektif bir üretim ile amfi tiyatronun çalışmalarını sürdürdü. Agrega’nın Dikmen Vadisi’nde yürüttüğü çalışmaya ilişkin Halkın Sesi’nin gelecek sayılarında daha geniş bir haber yer alacak.

Etiler’de AKP’den satılık okul

E

tiler’de bulunan Etiler Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi, Etiler Lisesi, ve Levent Kız Meslek Lisesi’nin TOKİ’ye satılması Okuluma Dokunma İnsiyatifi'nin düzenlediği bir eylemle protesto edildi. İnisiyatifin çağrısıyla 20 nisan günü Etiler Lisesi önünde buluşan veliler, öğretmenler ve yüzlerce liseli Etiler Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi’ne doğru bir yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşün sonunda Eğitim-Sen 3 No'lu Şube Başkanı Nebat Bukrek basın açıklamasını yapmak üzere söz aldı. Bukrek, kamuya ait okullar başta olmak üzere bütün kamusal alanların kar ve rant anlayışıyla satışına ve tasfiyesine karşı sonuna kadar mücadele edeceklerini ve çocukların geleceğinin karartılmasına izin vermeyeceklerini belirtti. Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi de eyleme katılarak destek verdi.


7

İNSANCA YAŞAM 6 Mayıs 2011 / 19 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

‘Bu planı vadilerde bozarız’ S

u tüccarları ikinci kez İstanbul’da buluştu. 2009’da yapılan Dünya Su Forumu’nun ardılı niteliğindeki 2. Uluslararası Su Forumu, 3-5 Mayıs 2011 tarihlerinde İstanbul’da düzenlendi. İlk forumun ardından ülkede suyun ticarileştirilmesi uygulamaları hız kazanmış kentsel, kırsal su hizmetlerinin piyasalaştırılmasının yanında sayıları 2000’i aşan HES projeleri lisanslanmış, HES’ler yoluyla tüm akarsular şirketlere satılmaya başlanmıştı. Düzenlenen ikinci forumda suyun ticarileştirilmesi hamlesinin Balkanlar, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya’yı kapsayacak biçimde genişletilmesi tartışıldı. Bu forumda alınacak kararlar sadece Türkiye halklarının değil komşularının da suya erişimini tehlikeye düşürüyor.

Su tüccarları ikinci kez İstanbul’da buluştu. Bu kez hedef komşu ülkelerin suyunu da ticarileştermek. Onlara ‘dur’ diyen yaşam savunucuları, ‘yaptığınız planları vadilerde, sokaklarda bozacağız’ dedi

NİL’DEN TUNA’YA KADAR Bu yılki forumun ana teması “Bölgesel Su Sorunları ve Çözüm Arayışlarına Bir İstanbul Bakışı” olarak belirlendi. Bu ana temadan da anlaşılacağı üzere Forumda suyun özelleştirilmesi sürecinin son derece hızlı bir biçimde hayata geçirildiği Türkiye örneğinden yola çıkarak Balkan ülkelerinin, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerin suyunun ticarileştirilmesi planları tartışıldı. 3 gün süren Forumda 26 ayrı oturum yapıldı. Bu oturumlarda ‘Su konusunda bölgesel teknik iş birliği’ oturumu suyun küresel ölçekte ticarileştirilmesinin tartışıldığı bir bölüm olarak göze çarpıyor. Su tüccarlarının ticarileştirilme planı kapsamında suyun hiçbir kullanım biçiminin es geçmediğini anlamak için ‘Bütüncül su kaynakları yönetimi’, ‘Enerji için su’, ‘Su kaynakları yönetimi’ Kentsel su yönetimi’, ‘Tarımsal su yönetimi’, ‘Atıksu yönetimi’ ‘Su gıda enerji ilişkisi’ oturumlarını görmek yeterli.

BU KORUKLARDAN ‘HAYIR’ GELMEZ Forumun düzenleyicileri Uluslararası Su Forumu, DSİ, İBB, İSKİ ve 5.Dünya Su Forumu Sekreteryası. Foruma uluslararası ölçekte suyun ticarileştirilmesi planını yapan Dünya Su Konseyi, OECD ve Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler gibi kurumlarım temsilcileri, suyun özelleştirilmesinde görev alan devlet ve yerel yönetim kurumlarının bürokratları ve dünyada su alanında faaliyet yürüten şirketlerin temsilcileri ile suyun ticarileştirilmesinde görev alan dernek ve vakıflardan temsilciler

katılıyor. Bu katılımcıların alacağı kararların, kendileri ve temsil ettikleri kurumlar yararına olacağı açık. ‘SUYUMUZA DOKUNDURTMAYIZ’ Halkın su, çevre ve yaşam hakkına karşı faaliyet yürüten bu kadar kurumun bir araya geldiği ve su üzerine planlar yaptığı toplantıya yaşam savunucularının sessiz kalması beklenemezdi. Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu’nun çağrısıyla, yaşam savunucuları forumun ilk günü 3 Mayıs Salı sabahı forumun gerçekleştiği İstanbul Sütlüce Haliç Kongre Merkezi önünde bir araya gelerek

‘Suyumuza dokundurtmayız’ dedi. 3 Mayıs Salı günü Beyoğlu Adliyesi önünde birçok dilde “Su Hayattır Satılamaz” yazan pankartın arkasında buluşan Platform bileşenleri yolu kapatarak forumun yapılacağı Kongre Merkezi’ne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında yapılan konuşmalarda şunlar söylendi: “Onlar kapalı kapılar ardında masa başında sularımızı nasıl ticari bir mal haline getireceklerinin, derelerimizi nasıl ele geçireceklerinin planlarını yapmak için toplanıyorlar. 2009 yılında da buradaydılar Dünya Su Forumu’nu topladılar. Yaşamlarımıza,

yaşamımızın kaynağı suya nasıl el koyacaklarını planladılar. Biz de buradaydık. Planlarınızı vadilerde, sokakta bozacağız dedik. Sularımızı ticarileştiremezsiniz dedik. Bozduk. Şavşat’ta, Fındıklı’da Munzur’da Loç’ta direndik. Ülkenin dört bir yanında sokaklara çıktık, vadilerimize HES’çileri sokmadık. Dere başlarında nöbetteydik. Yine buradayız. Bir kez daha ilan ediyoruz. Sularımızı sermayeye bırakmayacağız. Su doğanın hakkıdır, su tüm canlıların hakkıdır. Satılık değildir. Direne direne kazanacağız.” Yürüyüş boyunca “Su Hayattır Satılamaz” sloganları atıldı. ‘KAPALI KAPILAR ARDINDA YAPILAN PLANLAR SOKAKTA BOZULUR’ Kongre Merkezi girişine yürüyen Platform bileşenleri burada bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında, “İstanbul Uluslararası Su Forumu’nun ana teması ‘Bölgesel Su Sorunları ve Çözüm Arayışlarına Bir İstanbul Bakışı’ olarak belirlenmiş… Şimdiki hedefleri Balkanlar, Gürcistan, Irak, Mısır ve Libya’ya kadar uzanan coğrafyada suların ticarileştirilmesidir… Ortadoğu halklarına reva görülen açlık ve sefalete ek olarak, suyunun da tamamen ellerinden alınmak istendiği yeni bir süreç dayatılmak isteniyor. Sermayenin her şeye muktedir olmadığını Türkiye halkı ve diğer çevre ülkelerinin halkları gösterecektir. Ezilen halkların, bugün için ellerindeki tek güç, örgütlenmek ve örgütlü mücadele etmektir. Sularımızı, yaşamımızı ve geleceğimizi kurtarmanın tek yolu da budur. Direnecek, mücadele edecek ve suyumuzu, geleceğimizi onların ellerine teslim etmeyeceğiz!” denildi. Açıklamanın ardından Platform bileşenleri tekrar Beyoğlu Adliyesi önüne yürüdü ve burada eylemlerini sona erdirdi.

Mamak’ta tehditle dönüşüm D

ünyanın en büyük kentsel dönüşüm projesi olduğu söylenen “Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm Projesi” ile ilgili koordinasyon merkezince gönderilen tebligatlardaki tehdit ve dayatmalara karşı Mamak Barınma Hakkı Bürosu Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde eylem yaptı. Her türlü baskı ve yıldırma politikasını uygulayarak Mamak halkına kentsel dönüşüm projesini imzalatmak isteyen Ankara Büyükşehir Belediyesi hazırlanan sözleşmelere tehdit ve baskıyla imza attırmak istiyor. Bu duruma karşı 27 Nisan’da Belediye önünde eylem yapan Mamak Barınma Hakkı Bürosu, Belediyenin yaptığı yanlışı kabul ederek halkın görüş ve önerilerini aldığı adil bir sözleşme hazırlanması gerektiğini ifade etti. Bu yaşanan süreçten rahatsız olan Mamak halkı, sözleşmeleri imzalamayacaklarını, “Rant için değil halk için kentsel dönüşüm” istediklerini söyledi.

Maden’de çözüme doğru S

arıyer-Kilyos arasındaki Maden Mahallesi’ne bağlı Dereiçi Sokak’ın 30 yıldır çözülemeyen su ve kanalizasyon sorunu mahallelinin uzun süreli mücadelesi sonucu çözüme doğru yol alıyor. Maden Mahallesi’nde iki bin kişinin yaşadığı Dereiçi Sokak gecekondu bölgesinde 30 yıldır kanalizasyon ve su şebekesi yok. Kars, Sivas ve Tokat’tan gelenlerin kurduğu mahalleye dışarıdan tankerlerle haftada üç kez su getiriliyor.

Maden Mahallesi’ndeki susuz gecekondular›n hemen yan› bafl›nda lüks, havuzlu villalar var. Villalar› kondulardan büyük bir duvar ay›r›yor ve bu lüks konutlar›n kanalizasyonu Maden’in ortas›ndan ak›yor

Politeknik

ZENGİNİN ÇOCUĞU HAVUZDA, YOKSULUNKİ ATIK SUDA OYNUYOR Evlerin tümünde plastik su depoları kurulu, mahalleli dışarıdan gelen suyu hem içme suyu olarak hem de banyo suyu olarak kullanıyor. Belediyenin kanalizasyon sistemi kurmamasının gerekçesi ise imar planlarında mahallenin 30 yıldır oto yol olarak görünmesi. Mahallenin hemen yanı başına kurulu havuzlu lüks villalar göze çarpıyor. CHP’li

bir meclis üyesinin müteahitliğini yaptığı Boğazkent Konutları’nı gecekondulardan ayıran ise yüksek bir duvar. Mahalleli bu duvara “utanç duvarı” diyor. Lüks konutların atıkları da gecekondu mahallesinin ortasına akıyor. Çocuklar bu suda oynuyor. Maden Mahallesi Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı Ali Doğan, mahallede büyük bir hijyen sorunu olduğunu belirtiyor; “Kanalizasyonumuz açıkta akıyor. Düşünebiliyor musunuz, su geliyor ama nerede kullanılabilir söylemiyorlar bile. Biz bu suyu içecek miyiz, yemeklerde mi kullanacağız, sadece banyoda mı kullanacağız. Depolara dolduruyoruz suyu, depolar hijyenik değil. Kimsenin bakım yaptıracak durumu da yok. Çocuklarımız, insanımız sürekli hastalanıyor.” Maden Mahallesi halkı, uzun yıllardır su sorununun çözümü için çaba gösteriyor. Bir önceki AKP’li belediye döneminde defalarca eylem düzenlediler, insanca yaşam talep ettiler. Son yerel seçimlerde CHP adayı

Şükrü Genç de mahalleliye sorunun çözümü için söz vermiş. Ancak değişen bir şey yok. Ali Doğan CHP’li belediyeyle ilgili şu ifadeleri kullanıyor; “Bir önceki dönem AKP’li Yusuf Tülün başkanken sürekli eylemler düzenlerdik, CHP’li belediyeye iki yıl şans tanıdık, ama daha bizimle görüşmedi bile.” ÇÖZÜM İÇİN SÖZ ALDILAR AMA GÜVENLERİ YOK Sarıyer Belediye Meclisi’nin 2 Mayıs’taki toplantısında CHP’li, AKP’li ve MHP’li üyeler Dereiçi’nin su sıkıntısıyla ilgili mahalleliye sorunun çözüleceği sözünü vermiş. Ali Doğan, nihayet mücadelelerinin sonuç almaya başladığını söylüyor ama çekinceleri var: “Sarıyer Belediyesi artık sorunumuzu çözmeli. Umarız verdikleri söz seçime yönelik göz boyama değildir. Talebimiz belli; sokağın başından sonuna kadar kanalizasyon sistemi döşensin, su şebekesi kurulsun, mahallemize otobüs verilsin. Samimilerse bunları yaparlar zaten.”

İstanbul’a ‘çılgın’ su yolu projesi

Tayyip Erdo¤an aylar önce söylentilerini yaymaya bafllad›¤› ‘ç›lg›n proje’sini aç›klad›. ‘Kanal ‹stanbul’ ad›ndaki projeye göre ‹stanbul’da iki yar›mada ve bir ada oluflturulacak, Karadeniz ve Marmara Denizi aras›na 45-50 km uzunlu¤unda, 145-150 metre geniflli¤inde bir kanal yap›lacak, kanal›n bulundu¤u bölgeye oteller, kongre-fuar merkezleri, konutlar ve 60 milyon kapasiteli Türkiye’nin en büyük havaalan› infla edilecek. Etüt çal›flmas›n›n 2 y›l, kendisinin ise 10 y›l sürmesi beklenen ve 10 milyar dolara mal olmas› düflünülen projenin bitim tarihi olarak 2013 gösteriliyor. Kanal ‹stanbul projesi ‹stanbul’da yeni finans merkezleri yaratma amac› ile ortaya ç›kan ilk proje de¤il. Ayn› amaçla daha evvel Haydarpaflaport, Galataport, Yeni Kartal projesi gibi projeler kamuoyuna sunulmufltu. Bu projelere gerçekten akla uygun olmayacak derecede “ç›lg›n”

bir kötülük daha eklendi. Teknik aç›dan kabul edilebilir yan› olmayan bu proje, kentin bugüne kadar yap›lan tüm plan çal›flmalar›nda korunan do¤u - bat› yönündeki kentleflme eksenini, kuzeye kayd›r›lacak, kenti büyütecek ve kent nüfusunu artt›racakt›r. Kent merkezlerinden halk› d›flar› atan kentsel dönüflüm anlay›fl› ile kentleri sadece ticaret merkezlerine ve sermayeye yak›flt›ran Baflbakan Erdo¤an ç›lg›n pro-

jesini anlat›rken, ‘kafas›ndaki’ Yeni ‹stanbul’da yoksul emekçi halk›n yerini de flu sözlerle aç›klad›: “‹stanbulumuzun birçok yeri ‹stanbul’a art›k yak›flm›yor. Kaçak, çirkin binalar var. Biz vatandafllar›m›za diyece¤iz ki ‘Kardeflim, evleriniz haz›r, size gelin fluralardan ev verelim. Ölçece¤iz, biçece¤iz, neyse bedeli karfl›l›¤›nda yer verece¤iz.’ Ama yok, ille de ‘Ben burada oturmak istiyorum’ diyenlere ‘Biz buralar› y›kaca¤›z, y›kmaya

mecburuz. Bu süre içinde nerede oturacaksan otur, kiran› biz verece¤iz’ diyece¤iz. Yok onu da istemezse o zaman kusura bakmas›n, kamulaflt›r›r›z, paran› veririz. Daha ne yapal›m!” Kanal ‹stanbul Projesi ‹stanbul’un kuzeyindeki orman alanlar› ile su havzalar›n›n bir k›sm›n›n hafriyatla çöpe at›lmas›na bir k›sm›n›n da yeni yerleflim alanlar›n›n oluflmas› ile tahribat›na ve yok olmas›na neden olacakt›r. 3. köprü ile bir-

likte, ‹stanbul‘u do¤al kaynaklar›n› tüketmifl, yaflan›lamaz bir kent haline getirecektir. Kanal ‹stanbul projesi AKP’nin her projesinden oldu¤u gibi üniversitelere, meslek odalar› ve halka sorulmadan, bilimsellikten uzak keyfi bir flekilde kendi dar, yandafl sermaye gruplar› içinde tasarland›. Garip bir gizem kat›larak herkesten saklanarak (!) tasarlanan proje kamuoyuna AKP’nin “da¤lar› delen iktidar olma” iddias› ile sunuldu. Bu sanal proje seçim öncesi hem sermaye gruplar›n›n, hem de Tayyip’le simgeleflen bir yat›r›m olarak seçmenin ilgisini çekebilecek büyük bir hamle oldu. Di¤er yandan böyle cin bir fikir ilk kez baflbakan›n akl›na gelmifl de de¤il. 1994’te de ayr›nt›lar› ile birlikte Bülent Ecevit taraf›ndan gündeme getirilmiflti. Ecevit de 94 seçimleri öncesinde bo¤az trafi¤inin tehlikeli oldu¤unu söyleyerek kanal fikrini ortaya atm›flt›.

HES’çilere muhtar ikazı

A

rtvin Şavşat’a bağlı Rabat Köyü’nde ölçüm çalışması yapan HES’çiler karşılarında muhtar ve köy halkını buldu. 3 Mayıs 2010 günü, Rabat Köyü'nde (Köprülü Köyü) 'Şelale' diye adlandırılan bölgede HES projesi kapsamında ölçüm yapan şirket çalışanlarının karşısına dikilen köy muhtarı İsmail Altun ve köylüler, "Ya şimdi çekip gidersiniz, ya da tabutla gidersiniz" diyerek HES'ci şirket çalışanlarını köylerinden kovdular. Şirket çalışanları ölçüm yapmadan bölgeden ayrıldı.


8 6 Mayıs 2011 / 19 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

Hak mücadelesinin seçimi

AKP ve Tayyip, üç şeyi başarı ile gerçekleştirmiştir; halk desteğini, ülke egemen sınıflarının temsilini ve emperyalist işbirlikçiliğini

T

ürkiye artık tek bir şeye, 12 Haziran’da yapılacak milletvekilleri seçimine kilitlendi. Bu seçimin en kritik özelliği ise 8,5 yıllık AKP iktidarının bir 4 yıl daha sürüp sürmeyeceği. Kuşkusuz bu seçimde başka sorulara da yanıt bulunacak: “CHP’nin oy oranı kaça çıkacak?”, “MHP barajı geçebilecek mi?”, “AKP tek başına çoğunluk sağlayamazsa koalisyonu kimler oluşturacak?”, “BDP’nin bağımsızlar bloğu kaç milletvekili çıkaracak?” gibi. Tekrar başa dönersek, bu seçimin kritik aktörü AKP ve elbette onu şahsında temsil eden Tayyip Erdoğan. Bu iki olguyu var eden koşulları hatırlamakta yarar var. Çünkü Türkiye siyasi hayatında önceki tek parti dönemleri (DPMenderes, ANAP-Özal) gibi AKP-Erdoğan tek parti dönemi de büyük bir siyasi-ekonomik kırılma sonrasına “denk” geldi. 8,5 yıllık AKPErdoğan dönemini yaratan gelişmeler 2000, 2001 ve 2002’de yaşandı. Bu yıllar 3 partili koalisyon hükümetinin (DSP-MHP-ANAP) iktidar olduğu, daha doğrusu olamadığı dönemi kapsıyor. İktidarın parçalanmışlığının getirdiği siyasi istikrarsızlık yetmiyormuş gibi 21 Şubat 2001’de Cumhuriyet

tarihinin en büyük ekonomik krizi yaşandı. Milli Güvenlik Kurulu’nda Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Başbakan Bülent Ecevit’e anayasa kitapçığı fırlattığı o gün daha sonra “Kara Çarşamba” olarak adlandırılacaktı. Gecelik faizler yüzde 7500’e çıktı, İMKB ise yüzde 18,1’lik bir düşüş yaşadı. Hükümet kendisi parçalı olsa da krize erken müdahale edip 27 Şubat’ta, tavsiye üzerine, Dünya Bankası Başkan Yardımcılarından Kemal Derviş’i Türkiye’ye davet etti ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı yaptı. Ekonomik krizin boyutu o kadar büyüktü ki Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) gazetelere ilan vererek, bütün kesimleri "Ekonomik Kurtuluş Savaşı"na katılmaya çağırıyordu (20 Mart). 11 Nisan’da ise daha fazla dayanamayan esnafların, eylemleri Türkiye geneline yayıldı. Ankara'daki esnaf eylemleri büyük olaylara sahne olurken, gösteriler 6 ay süreyle yasaklandı. 2001, Amerika’nın ve dolayısıyla dünyanın da unutamayacağı bir yıl oldu. 11 Eylül’de El-Kaide NewYork'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne ait ikiz kulelere ve Pentagon’a saldırdı. Bu saldırı Amerikan emperyalizmi için yeni bir dönemin başlangıcı haline getirilecekti; “Teröre karşı

Ancak gelinen noktada, AKP’nin en büyük sorunu halk nezdinde yitirdiği güven ve yarattığı umutsuzluktur savaş” başlamıştı artık. Bu yeni durum Türkiye açısından da yeni bir misyonun ve elbette yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Ve ilk meyvesini vermiş, ABD’nin güvenilir müttefiklerinden biri olan Türkiye, yeni IMF yardımları için pozisyonunu güçlendirmişti. 11 Eylül’den çok değil 1,5 ay sonra yani 1 Kasım 2001’de Türkiye, Afganistan'a asker gönderme kararı aldı. Amerika'nın Afganistan'da yürüttüğü "Sürekli Özgürlük Harekatı" çerçevesinde ilk posta olarak yaklaşık 90 kişilik bir özel harekat grubunun görevlendirilmesi kararlaştırıldı. 22 Aralık 2001’de ise dünya yeni bir ekonomik krizle çalkalanıyordu, bu kez yer Arjantin’di. Kriz Arjantin’de bir halk isyanına dönüşmüştü. Arjantin'de patlak veren ekonomik krizle Türkiye'nin kıyaslanması gündemdeydi. George Soros'un o günlerde yaptığı "Arjantin ile Türkiye kıyaslanamaz, çünkü Türkiye'nin ihraç edecek bir ordusu var" açıklaması gündemdeki yerini hala koruyor. 2001’in bir diğer önemli gelişmesi ise AKP’nin kuruluşudur; 14 Ağustos 2001. 2002, bir önceki yılın gelişmeleri doğrultusunda ilerledi. 19 Mart 2002’de ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney olası Irak operasyonuna

AKP iktidarını zayıflatmanın, geriletmenin ve def etmenin yolu, halkın çıkarları ekseninde örgütlenmiş güçlü bir halk hareketinin karşısına dikilmesidir

destek toplamak amacıyla çıktığı 12 ülkeyi kapsayan Ortadoğu turunda Türkiye'ye de gelerek Başbakan Ecevit ve Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu ile görüşüyordu. (Bu görüşmeden tam bir yıl sonra yani AKP’nin iktidarda olduğu 19 Mart 2003’te Amerika, Irak’ı işgal edecekti.) 2002’nin ilk yarısında egemenlerin, hükümeti bitkisel hayattaki bir başbakana yönettirmekten başka seçenekleri yoktu. Öyle ki 27 Mayıs 2002’de Ecevit 77. doğum gününü hastanede kutluyordu. Ve çok geçmeden üçlü koalisyon 16 Temmuz’da erken seçim kararı aldı. Erken seçim 3 Kasım 2002’de yapılacaktı. Koalisyon hükümetinin erken seçim kararı almasından 4 gün önce yani 12 Temmuz’da hükümetin dışişleri bakanı İsmail Cem, başbakan yardımcısı Hüsamettin Özkan ve ekonomiden sorumlu bakan Kemal Derviş birlikte bir yeni oluşum hareketi başlattıklarını açıkladı. Yeni dönemin yeni siyasi öznesi bu troyka olacaktı ama evdeki hesap çarşıya uymadı. AKP’nin oluşum süreci de bu üç yıl içerisinde gerçekleşti. 28 Şubat 1997’den sonra Erbakan ve ekibinin, yargı tarafından kapatma davalarıyla sürekli “taciz” edildiği bu dönem kendi içerisinde

ilk kırılma işaretini 14 Mayıs 2000’de verdi. O tarihte yapılan Fazilet Partisi 1. Kongresi’nde Erbakan’ın adayı Recai Kutan’ın karşısına Abdullah Gül, Genel Başkan adayı olarak çıktı. Ancak bu girişim başarısız oldu; Gül 521, Kutan 633 oy aldı. FP’nin siyasi geleceğini bu muhalefet değil, hakkında açılan kapatma davası belirledi. FP, 22 Haziran 2001’de kapatıldı. Erbakan ekibinin hazır olan yeni partisi ise bir ay sonra yani 20 Temmuz’da kuruluşunu açıklayacaktı; Saadet Partisi. Erbakan ve ekibi bürokrasiyle uğraşa dursun, aynı süreçte ilginç başka bir olay yaşanmaktaydı. 4 Temmuz 2001 tarihinde yani FP’nin kapatılıp SP’nin açılma aralığında, Recep Tayyip Erdoğan aldığı özel bir davet üzerine ABD'ye gitti. (Bu ziyaret, Tayyip’in ABD’den özel talimat aldığını kanıtlamak için yeterli değildir elbette, ancak aradaki ilişkinin niteliğini kanıtlamak için yeterlidir.) Yeni parti de çok gecikmedi zaten, Saadet’in kuruluşuna katılmayan ekip (Erdoğan, Gül, Arınç, Şener...) 14 Ağustos 2001’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulduğunu ilan ediyordu. Ve çok değil 15 ay sonra, 3 Kasım 2002’de bu parti yüzde 34 oy alarak tek başına iktidar oldu. Ve halen iktidarda…

AKP hala süpürülecek değil kullanılacak aktör T

üm bu süreci değerlendirirken AKP’yi ve Tayyip’i, “sadece” dışarıdan oluşturulmuş “ısmarlama” bir siyasi hareket olarak görmek doğru olmaz. AKP ve Tayyip, üç şeyi başarı ile gerçekleştirmiştir; halk desteğini, ülke egemen sınıflarının temsilini ve emperyalist işbirlikçiliğini. Halk desteğini; eskinin başarısızlığı, mağduriyet, dini kimlik, muhafazakar davranış kalıpları ve belediye başkanlıkları sayesinde oluşturulan başarılı yöneticiler imajı ile. Egemen sınıfların desteğini; temelinde, koruduğu ve geliştirdiği ekonomik program (neo-liberal) bulunmak üzere, egemen sınıfların daha önce başka partilerde (DYP, ANAP, MHP…) bulunan çeşitli temsilcilerini kendi bünyesinde birleştirmesi ile. Emperyalist işbirlikçiliğini; hiçbir biçimde Amerikan çıkarlarını zedelemeyen hatta bölgesel planlarda doğrudan görev alan (BOP’un eşbaşkanıyım diyen başbakan, Afganistan’a asker gönderen) ve hatta durumdan vazife çıkaran (Filistin’de, Suriye’de, İran’da ABD lehine arabuluculuk inisiyatifleri almaya çalışan) icraatları ile. (Henüz çok erken olmasına rağmen; Irak ve Afganistan’daki gelişmeler Obama Başkanlığındaki ABD’nin önceliklerinin değiştiğinin göstergesi sayılabilir. Bilindiği gibi ABD, askerlerinin önemli bir bölümünü Irak’tan çekmişti. Ve şimdi Usame Bin Ladin’in ortadan kaldırılması, Obama’nın Temmuz’da Afganistan’dan askerlerini çekeceğine ilişkin verdiği “sözü” de tutması için uygun bir ortam oluşturdu. Taliban’la yapılan görüşmeler de bu hedefe uygun ilerliyor. Arap ve İslam coğrafyasındaki diğer gelişmeler de (Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Suriye vb.) Obama başkanlığındaki ABD’nin “ilgi

alanının” nereye kayacağının açık göstergesi. AKP iktidarının böylesi bir “değişim” karşısında, hızla yeni duruma uyum sağlayacağını öngörmek kâhinlik olmayacaktır.) AKP projesinin başarılı olmasında kuşkusuz Tayyip Erdoğan’ın müstesna bir yeri mevcut. İstanbul gibi bir megakentin belediye başkanlığını yapmış olması Tayyip Erdoğan’a hem kendi kadrolarını oluşturma hem de büyük sermaye gruplarını yaratma/kontrol etme yeteneği kazandırdı. Aynı zamanda bu süreç onun, ait olduğu siyasal topluluk üzerindeki liderlik pozisyonunu da pekiştirdi. Tayyip Erdoğan’ın içinden yetiştiği bu dönem; neo-liberal politikaların en etkin uygulanmaya konulduğu, devletin merkezi ekonomik faaliyetlerinin tasfiye edilmeye başladığı, tekelci sermayenin yerel ekonomik faaliyetlere (yağmaya) yöneldiği, kent rantının hızla büyüdüğü dönemdir. Yerel yönetimlerin bu gücü sağda olduğu kadar (Tayyip Erdoğan, Melih Gökçek), merkez solda da siyasi iktidar peşinde koşan şahıslar yaratmıştı; Murat Karayalçın, Sefa Sirmen, Celal Doğan, Mustafa Sarıgül, Gürbüz Çapan gibi. MHP’de de kendi çapında Aytaç Durak, Turgut Altınok örnektir. Belediyelerin sahip olduğu büyük rant, adı geçen şahısların aynı zamanda yolsuzluklarla anılmasına neden oldu. Ancak iktidarını sürdürenler bu ilişkileri, yani suç ortaklıklarını bir dava kardeşliğine dönüştürdü. Bu durumun Tayyip Erdoğan’a güçlü bir “lobi faaliyeti” sağladığı, iktidarının sürmesine ciddi katkıda bulunduğu aşikardır (Çalık, Albayraklar, Ülker...). Tayyip’in, belediye başkanlığı döneminde edindiği deneyimin ne kadar işe yaradığı, yeni seçim propagandasının ana omurgası haline getirdiği “çılgın projesi”nde kanıtlanıyor; İstanbul’u yeni rant ve paylaşım sürecine, bu kez daha üst düzeyden sokmak.

Sonuç olarak; içte ve dışta temel belirleyenler değişmemiştir. Egemen sınıfların temsili ve emperyalistler açısından en uygun tercih hala AKP’dir. Toplumun yaklaşık yüzde 70’inin “sağ siyasal tercih” zemininde bulunduğu göz önüne alındığında, bu zeminde güçlü bir siyasal oluşum gerçekleşmediği sürece AKP’nin bu pozisyonu devam edecektir. Anavatan ya da DYP’den dönüşen DP ciddi bir alternatif oluşturamamaktadırlar. Şimdiye kadar ki denemeler (Cindoruk’un, Abdüllatif Şener’in girişimleri vb.) başarısız oldu. Ancak bu zemin her zaman (hatta CHP’nin içinden bile) yeni bir tercih yaratma potansiyeline sahiptir. AKP’yi iki dönem iktidara taşıyan dini, muhafazakar değerler ve bu değerleri sahiplenen toplum kesimleri AKP ve Tayyip tarafından sürekli istismar edilmiş, çarpık bir şekilde geliştirilmesi sürdürülmüştür. Cemaat ve tarikatlar ile düzenli bir “besleme” ilişkisi kurulmuştur. Hatta bunlar üzerinden toplumda “ikili hukuk” anlayışı ve kuralları meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Bir tarafta burjuva hukuku diğer tarafta İslam dininin sözde hukuku bir arada işletilmektedir. Kamusal alanın her düzeyinde “türban takabilme umudu” her seçim döneminde tekrar tekrar pazarlanmaktadır. Toplumda yaratılan “bizden ve bizden değil” ayrıştırması; devlet olanaklarından yararlandırmada, devlet kadrolarını oluşturmada belirleyici olmuş, hatta sınav sistemini şifrelemenin bile “iç meşruiyetini” oluşturmuştur. Neoliberal politikalara en uyumlu insan tipi AKP’nin temsil ettiği ve yaygınlaştırmaya çalıştığı modelde bulunuyor; “Neden ve nasıl” sorularını sormadan sadece önüne konulan işi yaparak ekonomik üretim sürecinde yer alan işçiler, bilimin prensipleriyle değil metafiziğin prensipleriyle eğitim sürecinden geçen öğrenci-

ler, erkeğin kaburgasından yaratıldığını kabul eden ikincil kadınlar, kendileri için neyin iyi olduğunun kararını “büyüklerine” bırakan müritler, tüm haksızlıkların hesabının sorulmasını “sonraki dünyaya” bırakan “bugün yaşayanlar”. Tüm bu gerici kalıplar, dönemin kapitalist politikalarının AKP’nin zihniyetiyle birlikte uyum içinde çalışmasını sağlıyor. İslam dünyasının “lideri” olma hayali ise Tayyip’in bu kitle üzerinde hala tüketmediği en büyük “semayesi”. Bir önceki dönemin verileri, yönetim ilişkileri üzerinden kurduğu dış politika programı son gelişmelerle (Mısır, Libya, Suriye) tamamen çökmesine, tüm ezberini bozmasına rağmen, ABD’nin yardımıyla yeni hedefler bulmakta sıkıntı çekmeyecek. Üstelik bir gün Fransa, ertesi gün Avrupa parlamentosu, ama ne zaman istese “çatabileceği” bir İsrail zaten mevcut. AKP ve Tayyip, toplumdaki dini gericiliğin en büyük temsilcisi ve taşıyıcısıdır, ancak. AKP’nin en büyük sorunu halk nezdinde yitirdiği güven ve yarattığı umutsuzluktur. Başta Kürtler karşısında ikiyüzlü pozisyonu kanıtlanmıştır. Yaşanan ekonomik krizin sonucu olarak zaten var olan gelir adaletsizliği daha belirgin hale gelmiştir. Bu süreçte işsizlik ve yoksulluk artarken dolar milyarderlerinin sayısı 29’dan 38’e çıktı. Adında “adalet” olan bu parti, ülkede çok büyük adaletsizliklere, ayrımcılığa neden oldu. Kadrolaşma, adam kayırma, suiistimal sıradan vukuatlar haline geldi. En son ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda ortaya dökülenler, kadrolaşmanın ve ayrıcalık oluşturmanın kanıtlandığı örneklerden sadece en sonuncusu, şimdilik. AKP ile geçen 8,5 yıl boyunca, Özal döneminde uygulamaya konulan neo-liberal politikalar, sermaye lehine hiçbir kırılmaya

izin verilmeksizin uygulandı. Hatırlanacağı gibi o dönemin en gözde politikası “özelleştirmeler” idi. AKP iktidarı dönemi icraatlarının anlatıldığı 'Alınımızın AK'ıyla 8,5 Yıl' isimli kitapta, 2002-2011 döneminde toplam 34 milyar dolarlık özelleştirme gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Türkiye'nin 1986-2002 dönemindeki özelleştirme miktarının 8 milyar dolar olması ise başarısızlık olarak kaydedilmekte. Satılanlar, aslında bu toplumun yıllardır biriktirdiği değerler. AKP dönemi sadece bu ortak yaratılan maddi değerlerin sermayeye devri olarak yaşanmadı, aynı zamanda kamusal haklar alanı bir bütün olarak sermayenin para kazanacağı kapitalist pazarlar haline dönüştürüldü. Başta eğitim ve sağlık olmak

barınma, ulaşım, haberleşme, su, beslenme vb. tüm haklar artık alınıp satılabilen birer meta halinde. AKP’nin çok övündüğü eğitime ve sağlığa bütçeden ayrılan payın artmış olması ise devletin, özel sektörden aldığı hizmet ve mallara ödenen meblağın artmış olmasıdır. AKP’nin en militanca uyguladığı politikalardan bir diğeri ise emekçilerin güvencesizleştirilmesidir. AKP’nin Tekel işçilerini ezme “kararlılığı” ve onlara reva gördüğü gelecek unutulmadı. AKP’nin yeni dönem hedefinin ne olacağı Tayyip’in iki kritik sözcüğünden rahatlıkla anlaşılabilir; “ustalık dönemi” ve “2023 hedefi”. AKP’nin yeniden tek başına iktidar olacağı bir durum kuşkusuz bir öncekilerden “farklı” olacaktır. AKP’nin uygu-

ladığı neoliberal politikalar, izlediği emperyalist işbirlikçisi dış politika, gerici toplum mühendisliği projeleri ve yeniden yapılandırmaya çalıştığı kurumsal faşizm bir bütün olarak farklı bir evreye sıçrayacaktır. Tekelci sermaye de asıl olarak (nüansları olsa da) bunu talep etmektedir. Tüm bu gerçekler ışığında AKP iktidarını zayıflatmanın, geriletmenin ve def etmenin yolu; merkez sağda yeni bir alternatifin oluşmasını tetiklemeyeceksek(!), egemen sınıfların tercihlerinin değişmesini ummayacaksak(!), emperyalist politikaların kendisine yeni bir konsept yaratmasını beklemeyeceksek(!), halkın çıkarları ekseninde örgütlenmiş güçlü bir halk hareketinin bu politikaların uygulanmasının önüne dikilmesidir.


9

6 Mayıs 2011 / 19 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

AKP’nin alternatifi CHP! “Y

eni CHP”, AKP’nin zayıfladığı yerde yani halk nezdinde yitirdiği güven ve yarattığı umutsuzluk üzerinden kendisine yeni bir “alan” açtı. Kılıçdaroğlu’nun seçim meydanlarında bolca vurguladığı “halkın iktidarını kuracağız” vurgusu aslında gücünü, AKP iktidarının yıllardır halkı dışlayan, yoksul ve yoksun bırakan politikalarından alıyor. Pekiyi, CHP halkın iktidarını kurabilir mi? CHP’nin bunu yapabilmesi için sınıfsal, ideolojik ve örgütsel olarak bu hedefe uygun donanmış olması gerekir. Oysaki CHP’nin sınıfsal temeli; çözülen orta sınıflar, görece güvenceli biçimlerde çalışan işçiler ve eski sınıfsal konumlarını korumayı amaçlayan kamu çalışanlarından oluşmaktadır. Özelikle de bu kesim içindeki asker-sivil devlet bürokrasisinin etkisi “hala” çok önemlidir. Böylesi bir sınıfsal temel, neoliberal politikaların yıkıma uğrattığı yoksul emekçi halk sınıflarının tepkilerini AKP iktidarına alternatif bir siyasi harekete dönüştürmeye elverişli değildir. Bir örnek Bursa’dan; CHP Bursa milletvekili adayları listesinin ilk sırasında Sena Kaleli bulunmaktadır. Kaleli, Kamil Koç Otobüsleri A.Ş.’nin sahiplerinden olmakla birilikte, GESİAD (Onur), BUSİAD, BOY-KOOP, BURTAB, BURSAV, SİVİLAY, TOBB (Kadın Girişimciler Kurulu Üyesi), Türkiye'de İtalyan Ticaret Odası ve Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) üyesidir. Ve CHP’nin ülkenin en önemli sanayi şehirlerinden Bursa’daki 18 adayı içinde işçi, kamu çalışanı ya da buna benzer birileri (sendikacı gibi) yok. Taşerona, güvencesizliğe karşı direniş örgütleyecek, sendikalaşmayı büyütecek olan bu kadro mu? İstanbul 3. Bölge aday sıralaması da bir başka “akademik araştırma” konusu; birinci sırada siyasi hayatının tamamını DSP’de geçirmiş Erdoğan Toprak, ikinci sırada önemli tekstil patronlarından

Umut Oran, üçüncü sırada DİSK eski başkanı Süleyman Çelebi, dördüncü sırada türkücü Sabahat Akkiraz. Tekstil işçiliğinden DİSK başkanlığına gelmiş Süleyman Çelebi, tekstil patronu Umut Oran’dan daha değersiz görülmüş. Örnekler artırılabilir, Zonguldak gibi. Kılıçdaroğlu, “Demirel’in çocuğu” Mehmet Haberal’ı, madencilere “Zonguldak’ın çocuğu” diye tanıtıp birinci sıraya yerleştiriverdi. İşi elinden alınmış, hiçbir sosyal hakkı, sendikası olmayan, taşerona mahkûm edilmiş maden işçisini artık Haberal temsil edecek. Deveye sormuşlar neden boynun eğri… CHP’nin ideolojik çizgisi ise neoliberal politikaları toptan reddeden ve ona alternatif politikalar (sistem içi bile olsa) önermemektedir, İzmir’deki taşeron belediye işçilerinin durumu sadece örneklerden biridir. Tam tersine neoliberal politikaların derinleştirdiği sorunlara “sosyal demokratça” eleştirilerde bulunmaktadır. CHP sadece neoliberal politikaların uygulanma düzleminde AKP’nin alternatifidir. Yoksa neoliberal politikaları tamamen reddeden ve halktan yana yeni bir politik program önermemektedir. CHP egemenler için kullanılacak bir alternatiftir, halk için değil. CHP; Kürt sorunu, İslamcı gericilik gibi siyasi sorunlara karşı da gündelik, pragmatik yaklaşımlar dışında sistematik politikalar üretmemektedir. Kürt sorununu ekonomik soruna indirgeyen, İslamcı gericiliği sosyal olgu olarak değerlendiren bir siyasi partinin ideolojik çizgisi “çarpık”tır. Sosyal demokrat hareketin farklı partilere bölünmesi, parti içi hizip çekişmeleri, tartışma ve karar alma mekanizmalarının daralarak partinin bir lider partisine dönüşmesi gibi sorunlar, Kılıçdaroğlu ile birlikte şimdilik halı altına süpürülmüştür, ancak ortadan kalkmamıştır.

Kılıçdaroğlu’nun parti liderliğine gelişi örgütsel bir dinamizm ile gerçekleşmediği gibi sonraki süreç de tabandan gelişen güçlü bir örgütsel yenilenme atağına dönüştürülmedi. CHP’deki örgütsel kriz şimdilik, bir başka başarısızlık dönemine kadar sadece ertelendi. Özetle; “CHP’yi sıkıntıya Türkiye’nin son 20 yıldır geçirdiği liberal sürecin ekonomik alanı bütünüyle küresel kapitalizmin uzantısı haline getirmesi ve geleneksel anlamıyla sosyal demokrat programlara son derece dar bir manevra alanı bırakmasıdır. Bir başka deyişle, CHP’nin halkın temel ekonomik talepleri ve sosyal haklar için Türkiye sosyal demokrasisinin geleneksel kalıpları içerisinde yapabileceği neredeyse bir şey kalmamıştır. Üretim, istihdam, bölüşüm konularında sermaye sınıfını da emekçi kitleleri de birlikte ikna edecek ciddi ne söylenebilir. En fazla, sol liberallerin temel talepleri arasında yeralan adımlara yönelebilir. Örneğin, CHP yöneticilerinin AKP’nin ‘başarılı’ biçimde uyguladığı yoksullara kamu eliyle sadaka dağıtması siyasetini eleştirmek için dile getirdiği, “Bu uygulamayı ‘anayasal hak’ olarak düzenleyeceğiz” (aile sigortası) söylemi gibi. Sanayisi, tarımı çökertilmiş, doğası tahrip edilmiş, istihdam yapısı bozulmuş, gelir dağılımı dengesi alt üst olmuş bir Türkiye’nin yeniden kurulması gibi çok temel sorunların çözümüne ilişkin bir siyasetin üretilmesinde sosyal demokrat siyasetin sermaye sınıfından bağımsız bir programa sahip olabileceğini iddia etmek hiç de gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. CHP’nin önümüzdeki seçim sürecinde ‘sosyal devlet’ söylemiyle soslanmış sermaye sınıfının genel çıkarlarını temsil eden neoliberal bir programa sahip olacağını söyleyebiliriz.” (Halkın Devrimci Yolu, Ocak-Mart 2011, sayfa 51)

Seçim siyaseti, Sandık siyaseti B

öyle bir tablo karşısında devrimciler ne yapmalı? Seçimlerde nasıl bir tutum almalı? Bu soruya verilecek yanıt, devrimcilerin tarihsel süreç içerisinde üretip, kanıksadığı bir “sabit”le bulunabilir. “Seçimler karşısındaki devrimcilerin tavrının belirlenebilmesi için, yaşanan somut durumda, yani sınıflar mücadelesinin bugünkü durumunda karşı karşıya bulunulan siyasi görevlerin, devrimci hareketin karşısına alması gereken somut hedeflerin göz önüne alınması gerekir. Seçimler siyaseti, tespit edilen somut siyasal görevlere tabidir.”* Bu prensip kabul edildiğinde, devrimcilerin sabit ve her seçimde uygulayacakları tek bir sandık tavrı yoktur. Yani devrimciler her seçimi “boykot” etmez. Ya da devrimciler önlerine sandık geldiğinde sadece o ana ilişkin, o an önlerine gelen seçeneklere (adaylara) göre siyaset belirlemez. Bu iki tutum ancak iki seçim arası siyaseti olmayanlar, politika yapmayanlar için düşünülebilir. Yeri gelmişken devrimci hareketin tarihinde bir seçim tutumu olarak 1978’deki genel seçimleri “boykot” tavrı ayırt edici öneme sahiptir. Devrimci Yol, o tarihte “Seçim Aldatmacasına Hayır” diyerek seçimleri boykot çağrısı yapmış ve “Tek YolTek Alternatif, Halkın Kendi İktidarıdır”ı işaret etmiştir. Sadece bu çağrıyla yetinmemiş, karşı siyasal tutum alışları “Seçimlerde kitlelere ‘oy verebilecekleri bir alternatif gösterme’ amacıyla seçimlere katılanlar ise kitlelere bu seçimler yoluyla -kendileri gibi “iyi” bir partiye oy vererek onu iktidara getirme yoluyla!- kurtulabilecekleri umudunu yaymaya çalışan revizyonist sahtekarlardan başkası olamaz”* diyerek yargılamıştır. (*Devimci Yol, sayı 30, 3 Eylül 1979) Şimdi, “boykot tavrı devrimcilerin her durumda uygulayacakları bir tavırdır” saptaması yapmak, bu tarihsel çizgiyi devam ettirme iddiasında olan ve bugün bir yasal parti (ÖDP) kurup kitlelerden oy talep eden arkadaşları bu formata (revizyonist sahtekarlar) sokmak olur ki, bu da “doğru” olmaz. Tekrar ilk prensibe dönersek; seçimler siyaseti tespit edilen somut siyasal görevlere tabidir. Pekiyi, içinde bulunduğumuz dönemde devrimcilerin somut siyasal görevleri nelerdir? Bu görevler birçok şekilde tanımlanabilir; sosyalizm ideolojisini inanılabilir bir dava haline getirmek, anti-emperyalist mücadeleyi büyütmek, faşizme karşı demokrasi mücadelesi vermek, gericilik karşıtı bir özgürlük cephesi oluşturmak vb. Ancak bizler, tüm bunları kendi siyasal görevlerimiz olarak kabul etmekle birlikte, tüm bunların ortak keseni (ana halka) olarak “Hak Mücadelelerini” uzunca bir süredir belirlemiş ve sürdürüyor durumdayız. “Halkın hak mücadelelerini yaratma ve bu mücadelelerin aktif bir bileşeni olma” biçiminde ifade edilebilecek bir siyasi çizgide konumlanıyoruz. Yani bizler, halkın sağlık hakkı, barınma hakkı, eğitim hakkı, su hakkı, güvenceli çalışma hakkı vb. için mücadele ediyoruz. Ve biliyoruz ki bu hakların mutlak kazanımı bu sistem içinde gerçekleşmez, gerçekleşemez. Siyasal ve toplumsal bir değişim, yani devrim gerektirir. Dolayısıyla, aynı zamanda burjuva rejimin yasama ve yürütme organı olan Meclis’in bir bütün olarak yıkılması zorunludur. Dolayısıyla bizlerden sistemi

devam ettirme, onun arızaları çözme misyonuyla oluşturulmuş bir meclis için de mücadele etmemiz beklenemez. Ancak meclis kürsüsünün, milletvekilliği kimliğinin yadsınamaz bir etkisinin olduğu da bir gerçek. Zaten birçok sol grubun ve şahsiyetin “sandık ilgisi” de bu albeniden kaynaklanmakta. Bununla birlikte tarihteki “Türkiye İşçi Partisi” örneğini ve bugünkü “BDP” örneğini ayrı değerlendirmek üzere, şimdiye kadarki çeşitli sol şahsiyetlerin meclis deneyimi, bırakın başarılı örnekler oluşturmayı tam bir rezalet oldu. Rıdvan Budak, Bayram Meral gibi işçi sınıfını sözde temsil etmek üzere bu yola girenler ya da başka türden şahsiyetler CHP listelerinden mecliste yer aldılar. Fakat meclise girdikten sonra sadece kendilerini temsil edip(!), partilerinin basit bir neferi oldular. Yakın tarihten örnek ise Ufuk Uras’tır. ÖDP Genel Başkanı iken bağımsızlar bloğundan milletvekili olan Uras, seçildikten sonra kendisine oy veren toplulukla hiçbir aidiyet ve hesap verme ilişkisi kurmadan uzaklaşmış, hatta kendi partisiyle bile ters düşüp, Türkiye siyasal tarihine EDP gibi liberal olduğu bile şüphe götürür bir ucube kazandırmıştır. Biz o dönem çekincelerimizi belirttiğimiz de, bize “oyunbozan” eleştirisi getiren o dönemin “özne”leri, dört yıl boyunca yaşananlara tanık olmalarına rağmen bir “özeleştiri” yapma ihtiyacı bile duymamaktadırlar. Kürt siyasal hareketi bu konuda; seçtiği temsilcilerini denetleme, hatta gerektiğinde geri çağırma ilişkilerine sahip olması açısından önemli bir örnektir. Kuşkusuz bunu sağlayan da örgütlü yapısıdır. Sosyalizm tarihini görmek istemeyenler sadece kısa tarihimize bakarak bile izlenmemesi gereken yolu görebilirler; kişilik analizleri, iyi niyet beyanları, güvence altına alınmamış taahhütlerle bu işler olmuyor. Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir. Her ne kadar bu yazının ana amacı olmasa da soldaki yasal parti kurma/yasallaşma süreçlerinde yaşanan çarpılmalara “değinmek” gerekiyor. İlk başlarda yasal partiler; sosyalizmi inandırılabilir bir proje haline getirmek, kitlelere ulaşabilmenin yeni yollarını bulmak, çok daha rahat siyasi propaganda yapabilmek, halkın örgütlenme süreçlerine daha doğrudan katılabilmesini sağlamak, gibi “ulvi amaçlar” için kullanılabilecek bir araç ama sadece bir araç olarak düşünüldü ve kuruldu. Hatta Kürt hareketinin kendi yasal partisiyle kurduğu ilişki örnek olarak gösterildi ve böyle yapılacağı taahhüdü bile verildi. Ancak bir süre sonra yasal partiler bu pozisyonlarını tamamen yitirdi. Ve tam tersine amaç ile araç yer değiştirdi. Artık amaç; partimizi nasıl propaganda edebiliriz, partimize nasıl insan örgütleriz, parti binalarımızı nasıl sürekli açık tutabiliriz, diğer partilerle nasıl rekabet edebiliriz vb. oldu. Yasallık avantaj değil, bürokratik angaryalar arasında boğuşmada, beceri/beceriksizlik sınavları oldu. Sayısal sonuçlar; alındıktan sonra değil, hedef olarak konularak motivasyon kaynağı oldu. Hatta bazı yasal partileri varlıklarını sürdürebilmek için daha güçlü siyasi hareketlere yedeklenme ilişkileri bile geliştirildi, bu tür ilişkilerle milletvekili olabilme hayalleri sürekli canlı tutuldu/tutuluyor. Pusula şaşınca, ne yöne gidildiği anlaşılmıyor, doğal olarak.

Hak mücadelelerinin seçim tavrı Somut siyasal görev olarak “hak mücadelelerinin” genel seçimler karfl›s›ndaki tavr› ne olmal›d›r? Hak mücadelelerin özellikle son y›llarda çok güçlü bir “bilinç” ve “dinamizm” yaratt›¤› ortada. E¤itim hakk› mücadelesi, en basitinden neredeyse her okulda kay›t paras›n›n sorgulanmas›nda yans›mas›n› bulan bir bilinç, bin bir gerekçe uydurularak toplanmaya çal›fl›lan paralara karfl› güçlü bir karfl› durufl oluflturdu. Sa¤l›k hakk› mücadelesi, AKP’nin her türlü göz boyama taktiklerine ra¤men baflta sa¤l›k emekçileri olmak üzere AKP’nin sa¤l›k politikalar›na güçlü bir direnç sergiliyor. Su ve yaflam hakk› olarak HES’lere karfl› oluflturulan bilinç art›k HES tafleronlar›n›n köylere sokulmamas›na neden oluyor. Hiçbir örgütsel forma dönüfltürülemeyen ulafl›m hakk› mücadelesi bile belediyelerin ulafl›ma zam yapamamas›na neden oluyor. Bar›nma hakk› mücadelesi neredeyse “kendili¤inden” yeni örgütsel formlar bularak yoluna devam ediyor. Ancak hak mücadeleleri “her fleye ra¤men” kendi örgütsel mekanizmalar›n› olmas› gereken düzeye getiremedi, siyasal temsiliyetlerini oluflturamad›. Bu durum hak mücadelelerinin özneleri aç›s›ndan hem bir özelefltiri hem de bir taahhüttür. Yani henüz yapamad›¤›m›z için “özelefltiri veriyoruz” ancak yapmak için de “söz veriyoruz”. Ve bizler, gerek sosyalizm mücadelesinin uzun tarihinden gerekse de ülkemizdeki mücadelenin “k›sa” tarihinden biliyoruz ki

“baflkas›n›n ipiyle” “gökyüzüne” ç›k›lmaz. Hak mücadelelerinin flu an için a盤a ç›km›fl siyasal temsilcileri yoktur ve o yüzden de bu mücadeleyi meclise tafl›yacak, o kürsüyü bu mücadelenin “yaygaras›n›” yapmak için kullanacak, milletvekili kimli¤ini hak mücadelesi kortejlerinde bir nefer yapacak aday› yoktur. (Ayr›ca böylesi bir düzey oluflturulsa bile seçimi nas›l de¤erlendirece¤i yani meclise aday gösterip göstermeyece¤i de bu örgütlülüklerin karar› olacakt›r.) Bizim oy pusulas›nda üzerine “evet” basacak bir bölümümüz yok. “fiimdilik” sadece yürüdü¤ümüz sokaklar›m›z, üzerine “tek yol devrim” yazd›¤›m›z duvarlar›m›z var. Birlikte söylemeye ça¤›rd›¤›m›z bir türkümüz, birlikte geniflletmeye çal›flt›¤›m›z bir “yol”umuz var. Hak mücadelelerinin kendi adaylar› olmamas›na ra¤men bilindi¤i gibi, bu seçimlerde de çeflitli sol partiler, sol gruplara mensup çeflitli solcu adaylar ve BDP’nin oluflturdu¤u Bar›fl ve Özgürlük Blo¤u’nun ba¤›ms›z adaylar› oy pusulas›nda yerlerini alacaklar. Seçimlere giren sol parti (TKP gibi) ve gruplar›n milletvekilli¤i kazanmak gibi bir amaçlar›n›n olmad›¤› aç›k, onlar sadece bu dönemi kendi gruplar›n›n daha rahat propagandas›n› yapabilmek için kullanmay› amaçl›yorlar. O yüzden bu çal›flmalarla girilecek bir “destekleme” iliflkisi bile bu çal›flmalar› bir bütün olarak onaylama anlam› tafl›r. Burada as›l önemli olan Bar›fl ve Özgürlük Blo¤unun adaylar› karfl›s›nda do¤ru tutumun nas›l

al›naca¤›d›r. Bilindi¤i gibi Kürt siyasal hareketinin özellikle AKP iktidar› döneminde/karfl›s›nda gelifltirdi¤i politika, Kürtlerin bir bütün olarak (feodali, burjuvas›, dincisi, emekçisi, köylüsü...) temsiliyetini amaçlayan ve bu do¤rultuda hedefler (anadilde e¤itim hakk›, Kürt kimli¤inin anayasal hak olmas›...) belirleyen bir “ulusal birlik projesi” rotas›nda ilerliyor. Bu politikan›n “do¤al sonucu” olarak da bir dönem Refah Partisi'nin Güneydo¤u Müfettiflli¤i yapan Altan Tan’›, 78’de Adalet Partisi’nden milletvekilli¤i yapm›fl sonra CHP’ye “transfer” olmufl fierafettin Elçi’yi aday göstermekte bir sak›nca görmüyor. Kürt siyasal hareketinin, Türk soluyla gelifltirmeye çal›flt›¤› seçim siyaseti de bu eksen üzerinden ve bu ekseni do¤ru bulanlarla kuruluyor. Bizler aç›s›ndan Kürt sorununu, bir “ezilen halk” sorunu olarak de¤erlendirmek gerekir. Bu noktadan bak›l›nca da Kürt emekçilerini, Kürt köylülerini, Kürt yoksullar›n› temel alan, onlar›n temsiliyeti üzerinden bir siyasallaflmay› amaçlayan bir çizgidir, do¤ru olan. Do¤al olarak böylesi bir çizginin temsilcileri de Elçi, Tan, gibiler olamaz. Benzer bir “ince iflçili¤i” Bat›’daki sol(dan) adaylar için de yapmak gerekir(di). Ancak her fleye ra¤men (bu blo¤un içinde olmad›¤›m›za göre, bu blo¤un tüm adaylar›n› desteklemek veya bu adaylar›n tüm vebalini gö¤üslemek gibi bir sorumlulu¤umuz yok); bu blok içindeki adaylara karfl› seçici bir tutum alarak, sosyalist

kimli¤e sahip, milletvekili kimli¤ini emekçi halklar›n ç›kar› için kullanacak Sebahat Tuncel, Selahattin Demirtafl, Ertu¤rul Kürkçü gibi adaylar›n “desteklenebilece¤i” aç›kt›r. Bu destek onlar›n seçim çal›flmalar›n›n do¤rudan örgütçüsü olunaca¤› anlam›na gelmemeli. Tekrar tekrar alt›n› çizmek gerekir, bu tutum kiflili¤ine güvenilen sosyalist adaylarla dayan›flma amac› tafl›maktad›r, bu adaylar “hak mücadelesi çizgisinin” tafl›y›c›s› de¤illerdir. Son söz; AKP iktidar›n› zay›flatman›n, geriletmenin ve def etmenin yolu, halk›n ç›karlar› ekseninde örgütlenmifl güçlü bir halk hareketinin bu politikalar›n uygulanmas›n›n önüne dikilmesidir. Bu halk hareketi; AKP’nin uygulad›¤› neoliberal politikalara, izledi¤i emperyalist iflbirlikçisi d›fl politikaya, gerici toplum mühendisli¤i projelerine ve yeniden yap›land›rmaya çal›flt›¤› kurumsal faflizme karfl› duracakt›r. Bu karfl› duruflun sand›ktan önce ya da sand›ktan sonra diye iki ayr› bölümü yoktur. Halk›n hak mücadelelerinin büyütülmesiyle elde edilecek sonuç; hükümeti kim kurarsa kursun, meclis kimlerden oluflursa oluflsun, emekçiyoksul halk›n ç›karlar›yla özdeflleflmeyen hiçbir politikan›n hayata geçirilmemesi olacakt›r. Birlikte söylemeye ça¤›rd›¤›m›z bir mücadele türkümüz, birlikte geniflletmeye çal›flt›¤›m›z bir devrimci “yol”umuz var.


10

KİBELE 6 May›s 2011 / 19 May›s 2011

Halk›n Sesi

Bu kez ‘kendimiz’ için çal›fl›yoruz evgili kız kardeşim, gel seninle Ayşe’nin bir gününe misafir olalım... Ayşe, sabah kocasından ve çocuklarından erken uyanıp onları işe-okula hazırlar. Onlar gider gitmez ev temizliğine koyulur. Çamaşır, bulaşık, ütü, yemek derken çocuklar döner okuldan. Onların yemeğini yedirip, ödeme merkezleri kapanmadan koşa koşa fatura yatırmaya gider. Döndüğünde bir yorgunluk kahvesi içmek için komşuya çıksa da gözü hep camdadır. Kocasının geldiği anda eve koşarak sofrayı hazırlar, yemek yenir. Herkes masadan kalkar, Ayşe masayı toplar. Herkes televizyon seyrederken o aldığı parça başı işleri bitirerek “ev ekonomisine katkı” sunmakla meşguldür. Herkesi yatağa götürdükten ve yarın neler yapması gerektiğini planladıktan sonra Çağla yatağa girer… Aydın Bu hikaye hepimize ne Avcılar kadar tanıdık geliyor değil Halkevi mi? Hepimiz ya hayatımızın tamamını ya bir kısmını böyle geçiriyoruz ya da her gün böyle yaşayan kadınlarla beraberiz. Bütün ömrümüzü hiçbir şey beklemeden ve tabii hiçbir karşılık almadan feda ediyoruz. İşe gidecek kocanın ve okula gidecek çocukların ihtiyaçlarını düşünmek onları ertesi güne hazırlamak bizim “görevimizken” geçinme sorununu çözmek de yine bize kalıyor. Ev işlerinden “arta kalan” zamanda dışarıdan aldığımız işleri yetiştirmeye çalışıyoruz. Biz hala dolabı nasıl dolduracağımızı düşünürken, emeğimizi satın alanlar, üzerimizden zengin oluyor. Evin dışında bir çalışmayı düşlemekse zaten “namusumuz” ya da “güvenliğimiz” gerekçesiyle hayal oluyor çoğumuz için. Evin içinde geçirdiğimiz onca zamana, harcadığımız onca emeğe rağmen bırakın karşılığını almayı bunları yapmazsak dayak yemeyi hak etmiş oluyor, dışarıda çalışırsak tacize uğramakla tehdit ediliyor, sokağa çıkarsak tecavüze uğramakla korkutuluyoruz. Ev içerisinde sarfettiğimiz emeğimiz “istihdam” sayılmadığı için birçoğumuz hiçbir sosyal güvenceye sahip olmadan yaşıyoruz. Bu yüzden emeklilik hakkımızdan yararlanamıyor, babamızın ya da kocamızın güvencesi olmadığı durumlarda hastaneye dahi gidemiyoruz. Yani insanca bir yaşam sürdürebilmek için ya koca ya da babayla yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Seçim dönemi yaklaşırken tüm partilerin vitrinlerine yeniden kadınlar yerleştirildi. “Aile sigortası”, “kadının prim günlerini ödeyerek emekli olması”yla yarışıyor. Fakat hiçbiri kadına koca ve babadan bağımsız ayakta kalabilecek bir güvence sunmuyor. Üzerimizden bu kadar oyun oynanmasına artık seyirci kalmıyoruz. Bizi eşit yurttaşlar olarak görmeyen, her an ölümle burun buruna gelmemize sebep olan kadın düşmanlarına, güvencesiz çalışmaya mahkûm eden patronlara, kadının özgürleşme yolu olarak aileyi işaret eden ve kadınlara evlilikten başka yaşam alanı yaratmayan yasalar çıkaran AKP’ye karşı ayağa kalkıyoruz. Kız kardeşim çağrımız sana; Verdiğimiz onca emeğin yok sayılmasına karşı bir kez de kendimiz için, sosyal güvence hakkımız için çalışalım. Yıllardır karşılıksız sarf ettiğimiz emeğimizin hakkını isteyelim beraber, emekli olma hakkımızı isteyelim. Şiddete maruz kalmamak için yaşamlarımızın güvence altına alınması için mücadele edelim. Patronların bizi her an işten çıkarma tehdidiyle ucuz ve güvencesiz çalıştırmasına beraber karşı koyalım. Hep beraber onurlu ve eşit yurttaşlar olmak istediğimizi gösterelim ve var gücümüzle haykıralım:

S

Gelecek için kadınlara sosyal güvence TUBA GÜNEfi Neoliberalizmi erkek egemenliğinden ayırarak düşünmek mümkün mü? İkisi birbirinin tümleyeni mi? Kapitalizm ortaya çıktığı günden bu yana kadın emeğine yaslanarak varlığını sürdürmektedir. Sermayenin ihtiyaçları uyarınca kadınlar emek piyasasına çekilip itilmektedir. Kadınların büyük bir bölümü için ücretli çalışma, aile yoksullaştığında son çare olarak belirmektedir. Kadınlar da bu nedenle bu ağır koşullar altında ve ucuz iş gücü olarak çalışmayı kabul etmek zorunda kalmaktadırlar. Bu süreç ücretli çalışan kadınlar için hak kayıpları, reel ücretlerin düşmesini, işsizliği doğurmuştur. Bir yandan kadınların sağlık ve sosyal güvenlik sistemine erişimi güçleşmekte, öbür yandan sosyal politikalar zayıflayıp, kamusal bakım kurumları yetersiz kaldıkça kadınların ev içinde bakım yükü ağırlaşmaktadır. Kadın emeğinin bu boşluğu doldurması beklenmektedir. Örneğin yaşlı bakım kurumlarının çok yetersiz olması hükümet nezdinde bir sorun olarak tarif edilmemekte, aksine güçlü aile yapısına vurgu yapılmaktadır. Aileden kasıt açık ki kadın emeğidir. Bu nedenle denilebilir ki kapitalizm gibi neoliberal politikalar da cinsiyetçidir. Torba yasa ile artık yasal hale gelen kadınların esnek çalıştırılmasının kadının toplumdaki ikincil pozisyonuyla ilişkisi nedir? Kadınların “hayatını kolaylaştırdığı” iddia edilen esnek çalışma, tersine kadınların ev içindeki yükümlülüklerini muhafaza ederek emek piyasasında ucuza, güvencesiz çalıştırılmasını getirmektedir. Öte yandan kadınlar için uygun bulunan esnek işler, kadınların toplumsal cinsiyet rol-

Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nden Yard.Doç.Dr. Melda Yaman Öztürk, neoliberal düzende kadın emeğine dair sorularımızı yanıtladı

lerinin uzantısı olarak beliren örgüdikiş, evde bakım, temizlik gibi işlerde yoğunlaşmıştır.. İsteğe bağlı sigorta düzenlemeleri, prim afları ve hatta güncel olarak CHP’nin aile sigortası ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Açıkçası isteğe bağlı sigorta ve benzeri uygulamalar ancak geçici çözüm olabilir. Bu bakımdan kadınları özgürleştirici bir uygulama olarak göremeyiz. Aile sigortası kadını değil aileyi güçlendirmeyi hedefliyor. Ailenin gelirinin yükselmesi önemli ancak ailenin temel ihtiyaçlarının (öncelikle eğitim ve sağlık hizmetlerinin) parasız olarak sağlanması, esnek istihdamla mücadele, enformel işlerin önüne geçilmesinin asıl

amaçlar olması gerekir. Gelir takviyesinin aile içinde erkeğin tasarrufunda olacağı kuşku götürmezken, bu uygulama kadının ücretli bir işe katılmasını engelleyici bir sonuç da doğurabilir üstelik. Bu sene, 1 Mayıs alanlarında işçi sendikalarında, kitle örgütlerinde, siyasi partilerde neredeyse her örgütte bir kadın, “Bedenime dokunma” diyordu. Şiddet mi arttı, kadın hareketi büyük bir yol mu kat etti? Esas olarak kadın hareketinin yükselmesi ve kadınların erkek şiddetinin takipçisi olması şiddetin görünür kılınmasını sağlamıştır. Kadın hareketindeki yükselişle birlikte toplumda feminist bilinçte de bir sıçrama kaydedildiği düşüncesindeyim. Binlerce yıldır

süregiden iktidarlarının ufak da olsa çatırdamasının erkekleri çok rahatsız ettiği söylenebilir. Kabaca söylersem, kadınların eskiye göre daha az “itaatkar” olması, erkek egemenliğine karşı bir tavır olarak algılanmakta ve köşe yazarlarından üniversite “profesörlerine” erkekleri giderek saldırganlaştırmaktadır. İkinci olarak, yoksulluğun yaygınlaşması ile sermayenin artan saldırısının da erkeklerin şiddet eğilimini arttırdığı söylenebilir. Erkekler işsizlikle ve yoksullukla başedemeyince, öfkesini bedenine ve emeğine sahip olduğunu varsaydığı kadınlara kolayca yöneltebilmektedir. Aile içi şiddetin ekonomik özgürlüklerle ilişkisi var mı?

Açıkçası erkek şiddetinin erkeklerin ve kadınların eğitim düzeyiyle ya da toplumsal statüsüyle sanıldığı kadar bağlantılı olmadığını düşünüyorum. Ev içinin yanısıra, sokakta, iş yerinde, okulda, otobüste, kamu kurumlarında, hatta sendikalarda bile erkek şiddetinin çeşitli biçimlerine maruz kalıyoruz. Ama şu durumu da belirtmek gerekli; kadınlar feminist bilinç edindikçe daha güçlü ve özgüvenli oluyorlar ve şiddete daha güçlü karşı koyabiliyorlar ve açıkçası eğitimli kadınların feminizmle tanışma şansı daha yüksek. Her kadına sosyal güvence sağlanması, hem ekonomik anlamda hem de sosyal haklar anlamında erkek egemenliğine karşı bir mücadele yöntemi olarak ele alınabilir mi? Birinci olarak her kadına sosyal güvence sağlanması talebinin en temel hak talebi olduğunu düşünüyorum. Bunun yanısıra, kadınlara sosyal güvence sağlanmasını, kadınların kocalara ve babalara olan bağımlılığını zayıflatıcı bir etki doğuracağından çok önemli bir feminist mücadele aracı olarak görüyorum. Kadınlara yüklenen bakım işleri kadınları ücretli işten alıkoyduğu gibi, kadınların sosyal güvenlik sistemine dolaysız erişimlerini de sınırlamaktadır. Böylece kadınlar ücretten mahrum olmalarının yanısıra, gelecek ücretinden de mahrum bırakılmaktadır. Kadınlar hem yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayan ücret dolayısıyla hem de sağlık hizmetlerine erişim ve emeklilik gibi haklar dolayısıyla kocalara ve babalara bağımlı kılınmaktadır. Öyle ki, evlilik pek çok kadın için tek kurtuluş yolu olmaktadır. Üstelik genç kadınların babaları üzerinden sosyal güvenlik sistemine erişiminde kısıtlar ve katkı payı uygulamaları getirilmesi, bu eğilimi güçlendirmektedir.

Liseliler tacizcileri kovdu Mersin’de Akdeniz K›z Teknik ve Meslek Lisesi’nden Liseli Genç Umutçu kad›nlar okullar›n›n etraf›nda karfl›laflt›klar› taciz olaylar›n› ve okul yönetiminin durum karfl›s›nda sessiz kalmas›n› protesto etti. K›z meslek liselerinin kap› önleri, art›k tacizcilerin u¤rak mekan› olmaktan ç›k›yor. Çünkü bu kez liseli kad›nlar, ›sl›klar›, protestolar› ve erkek egemenli¤e karfl› mücadeleleri ile

okullar›n›n kap›s› önünde nöbet tutmaya bafllad›. Genç Umutçu kad›nlar, 25 Nisan’da okuldan ›sl›k ve alk›fllarla ç›karak bir eylem gerçeklefltirdi. Yapt›klar› bas›n aç›klamas›nda, okul etraf›nda devriye gezen polislerin sözlü taciz olaylar›na sessiz kald›¤›n› belirten liseli kad›nlar, endiflelerinin ve tedirginliklerinin her geçen gün artt›¤›n› dile getirdi. Ö¤renciler, tüm kad›n ö¤rencilerin okul etraf›nda

tacizden kaynakl› bask› alt›nda oldu¤unu söyledi. Ö¤renciler, bu denli yayg›n olarak görülen taciz olaylar› karfl›s›nda, okul yönetiminin ilgisizli¤inden söz etti. Baz› ö¤retmenlerin, tacizcilerden “enifltelerimiz” ifadesiyle bahsetti¤ine dikkat çekti. Liseli Genç Umutçu kad›nlar, bask›lara, gericili¤e, tacize karfl› mücadeleyi sürdüreceklerini ifade etti.

Şiddete karşı yürüyüşe dava

TÜM KADINLARA SOSYAL GÜVENCE!

Sessizler ama suskun değiller ‘Hıncal, ahlakın batsın’ E

ge Üniversitesi’nde 4 Mayıs’ta yapılan Medya Okur Yazarlığı paneline konuşmacı olarak katılan Hıncal Uluç, Üniversiteli Öğrenci Kolektifi ve feminist kadınlar tarafından protesto edildi. Üniversiteli kadınlar, Uluç’un Defne Joy Foster’ın ölümünün üzerine yazdığı “Su testisi su yolunda kırılır” ifadelerini içeren yazısı nedeniyle, Uluç’un konuşmasına izin vermeyerek, sloganlar attı. Salonda “Kadın yapınca su testisi, erkek yapınca kerata”, “Batsın ahlakın batsın” “Yaptığın basın özgürlüğü değil, kadın düşmanlığı” dövizlerini kaldıran üniversiteli kadınlar adına Hande Yetke bir açıklama yaptı. Yetke, “Bu ülkede her gün 5 kadın öldürülüyor veya tecavüze uğruyor. Bu öldürmelerin nedenleri kıskançlık veya aşk. Biz artık öldürülmek ve tecavüze uğramak istemiyoruz. Hıncal Uluç'un Defne Joy Foster üzerine yazdığı yazıyı kınıyoruz. Biz üniversitemizde Uluç'u istemiyoruz" dedi.

‹zmir Karaba¤lar’da fiah Nur Akay kocas› taraf›ndan öldürüldü. ‹zmir Kad›n Platformu 26 Nisan günü Akay için bir araya geldi. Platform, devleti ve haks›z tahrik indirimleri ile sessiz kalan yarg›y› protesto etmek için sessiz bir yürüyüfl gerçeklefltirdi. Kad›nlar slogan atmadan gerçeklefltirdikleri yürüyüflte, “Sloganlar›m›z› duymayanlara, sessiz 盤l›klar›m›z› gönderiyoruz” dedi. Eski Sümerbank önünde bir oturma eylemi gerçeklefltiren kad›nlar ad›na aç›klamay› Filiz Kurnaz yapt›. Kurnaz, “2002-2009 aras›nda kad›n cinayetleri yüzde

1400 art›fl gösterdi” dedi. Kurnaz, kad›n cinayetlerinin k›skançl›k, namus bahanesi ile münferit cinnetler olarak kabul ettirilmek istendi¤ini belitti. Kurnaz, kad›n cinayetlerinde haks›z tahrik indirimi yapan yarg› kararlar›n› ve flikayetçi kad›nlar›n fliddet gördükleri evlerine geri gönderen polisi elefltirdi ve kad›n cinayetlerini kad›n› korumayan devlete karfl› sürdürülecek kad›n dayan›flmas›n›n durduraca¤›n› söyledi. Kurnaz, eylemi sonland›r›rken, sistematik kad›n cinayetlerine karfl› susmayacaklar›n›, sokaklarda olacaklar›n› söyledi.

U

rfa’dan Ankara’ya yürüyen kadınların yargılandığı davanın ilk duruşması yapıldı. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) çağrısıyla kadına yönelik şiddete dikkat çekmek için 25 Kasım öncesi gerçekleştirilen yürüyüş polis şiddeti ile engellenmeye çalışılmıştı. 11 Kasım’da Urfa’da göz altına alınan 38 kadın hakkında ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na Muhalafet’ten dava açılmıştı. Urfa 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşması gerçekleşti. KESK’li kadınların avukatları yargılanması gerekenlerin kadına yönelik şiddete karşı ses çıkaran kadınların değil, kadınlara sert müdahale eden polisin ve Urfa valisinin olduğunu ifade etti. Dava 7 Temmuz’a ertelendi.

Duruşma sonrasında adliye önünde toplanan kadınlar da kadına yönelik şiddeti cezalandırmak yerine kadınların yargılanmasını kınadıklarını ifade etti. Eylemde konuşma yapan KESK Genel Başkanı Döndü Taka Çınar, AKP döneminde artan şiddet olaylarına dikkat "Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir dönem kadınlar bu kadar katliama, şiddete, taciz ve tecavüze uğramamıştı. Bu hükümet kadın düşmanıdır" dedi. fi‹DDETE KARfiI YÜRÜMÜfiLERD‹ KESK Kadın Sekreterliği, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Ankara Barış İçin Kadın Girişimi'nin öncülüğünde erkek şiddetine karşı ve barış çağrısıyla İstanbul ve Hakkari'den Ankara’ya bir kadın

yürüyüşü düzenlenmişti. Yürüyüş kolları uğradıkları kentlerde kitlesel olarak kaşılanıyor ve her ilde, o kentte yaşayan kadınlara özgü sorunları dile getiren basın açıklamaları yaparak yola devam ediyordu. Yürüyüşün İstanbul kolu hiçbir engelleme ile karşılaşmadan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde Ankara’ya ulaşmıştı. Fakat Hakkari’den yola çıkan kol, Urfa’da engellenmiş ve yürüyüşçü kadınlar gözaltına alınmışlardı. Ancak gözaltından çıkan kadınlar yollarına devam ederek Ankara’ya ulaşmaştı. Urfa kolunda gözaltına alınanlar arasında Halkevci Kadınlardan Tuğçe Çetin de bulunuyordu.


11

TARİH 6 Mayıs 2011 / 19 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

İktidarın hazır kıta linç kuvvetleri YGS skandalları ile sokağa dökülen gençleri birilerinin yürüttüğüne inanan Başbakan Erdoğan, “Biz de kalkarız onların karşısına 5 bin, 10 bin tane genci koyarız” diyerek liselileri tehdit etti. Taksim'de iki bin kişiyi yürütmenin kendisi için problem olmadığını da vurguladı. Erdoğan’ın bildiği bir şey var; bir geçmişi var bu işlerin. Siyasal iktidarın kendine bağlı örgütleri bir provokasyon, kimi zaman da linç kuvveti

K

ısa cumhuriyet tarihimizin iktidarları, güdümlü örgütlenmeler yaratmak ve bunları kitlelere bir tehdit olarak göstermek açısından oldukça zengin. İşte birkaç örnek: TEZAHÜRATA İHTİYAÇ OLUNCA… 1933’te MTTB’liler, Bulgaristan’daki Müslüman mezarlıklarının tahrip edildiği haberi üzerine Bulgaristan Konsolosluğu önünde izinsiz gösteri yapmış, hükümet 80 öğrenciyi tutuklatarak tepki göstermişti. MTTB hem bu olayda hem de 1936’da Hatay meselesiyle ilgili olarak miting düzenlemek istediğinde birliğe “hükümetin meseleyi takip ettiği” söylenmiştir. “Eğer tezahürata ihtiyaç olursa” kendilerinden yardım istenecektir, “öğrenciler kendilerine ihtiyaç duyulacak zamana kadar dersleriyle meşgul olmalı” dırlar. Zaten izleyen dönemlerde, iktidarların ihtiyacına göre MTTB’nin “izinsiz” eylemleri desteklenmiş, hatta teşvik edilmiştir. *** Programına bazı temel hak ve özgürlükleri alan, işçilere grev hakkının tanınacağını vaat eden Demokrat Parti iktidara geldiğinde bu vaatlerden kolayca vazgeçti. Genel seçimlerin ertesi günü, 15 Mayıs 1950'de, açlık grevindeki Nazım’a destek veren bir toplantının yapıldığı Çiçek Palas’ta çıkan olayların ardından 29 Mayıs'ta mecliste konuşan Menderes, "Bilhassa üzerinde duracağımız mesele memleketi içinden yıkıcı aşırı cereyanları kökünden

olarak el altında bulundurması, toplumsal muhalefete karşı harekete geçirmesi yeni değil. Bunu Bahçeli de biliyor ki o da “bin bozkurt”uyla meydan okudu Erdoğan’a. Oysa yıllar boyunca beslendikleri damar da, hazır kıtalarını sahaya sürülüşleri de birbirine benziyor: Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), İlim Yayma Cemiyeti, Komünizmle Mücadele Dernekleri (KMD), komando kampları…

temizlemek icabeden tedbirleri almaktır... Biz bugünün şartlan içinde aşırı sol cereyanları fikir ve vicdan hürriyeti mevzuunda mütalâa etmek gafletinde bulunmayacağız" dedi. Bu konuşmanın ardından da MTTB başkanı Suphi Baykam'ın desteğini alan Menderes, kendi güdümlü gençlik örgütlenmesini gerçekleştirme yoluna giderek bu örgütlere yardım etti. Bir süre sonra birlik eliyle İstanbul ve Eskişehir'de Komünizmi Tel'in Mitingleri ve yine İstanbul ve Ankara'da şoven ve antikomünist gösteriler halini alan Kore Şehitlerini Anma Mitingleri düzenlendi. *** Adalet Partisi iktidarı da, toplumsal muhalefet karşısında gayriresmi güç arayışındaydı. Demirel, Kasım 1966'da İzmir'de bir açık hava toplantısında Fransa'dan örnek vererek bir "ihtilal" ya da "darbe" olasılığı karşısında "200 bin kişilik bir milis gücü"nün "bir gecede" örgütlenebileceğini ilan etmişti. Bu konuşmasından birkaç ay sonra yapılan ABD'yi Tel'in Mitingi sağcı grupların saldırısına uğradı, onlarca kişi yaralandı. 3 Ocak 1967'de MTTB üyesi öğrenciler İTÜ'yü bastı, birçok öğrenciyi yaraladı. YİNE DE ŞAHLANIYOR… Her üç iktidarda da sahaya sürülmek üzere bekleyen MTTB, kökeni cumhuriyet öncesine dayanan, birçok “öğrenci hareketi”ne öncülük etmiş ve bilindiği üzere antikomünist, milliyetçi bir örgüt. Emperyalizme karşı toplumsal muhalefetin yükseldiği yıllarda onlar da sıklıkla sokaktaydı.

60’lı ve 70’li yıllarda öğrenci hareketleri ve toplumda gördüğü destek, solda önemli bir örgütlenme ve hareketlilik sağlamıştı. Soldaki bu canlılık sağı ve dolayısıyla MTTB’yi harekete geçirdi. 1968 yılında pek çok yerde “Şahlanış Mitingleri” düzenlendi. Solcuların Taksim’de düzenlediği “uyanış mitingi”ne karşılık MTTB öncülüğünde düzenlenen mitinglerin amacı şöyle açıklanıyordu: “Şahlanış Mitingi, nurun zulmeti boğuşu, ezeli ve ebedi düşman Moskof’un kızıl hayranlarının susturuluşudur… Şahlanış Mitingi, Müslüman Türk’ün kendi öz doktrinini, Türkiye’nin ebedi başşehri İstanbul’un göbeğinden, Taksim Meydanı’ndan o misli görülmemiş kalabalığın şahsında Türk milletinin haykırışıdır. Milli ve manevi değerlere saygılılık parolası ile hareket eden MTTB, komünist uşakların, hain emellerini yaymak isteyenlere ‘dur’ demiştir.” Solun “uyanış”ına, “şahlanış”la cevap veriliyordu. Kullanılan sloganlar da amacı açık ediyordu: “Komünizme cihat açıktır”, “Sular çekilecek, komünistler biçilecek” Dolayısıyla polislerle olan şiddetli çatışmalar yanında, gösteriler ya da mitingler sırasında sağcıların düzenlediği saldırılar bu yıllar boyunca devam etti. Bu dönemin ilk kaybı Vedat Demircioğlu’nun cenazesi bile saldırı fırsatı yarattı. FAŞİSTLER “VAZİFE”YE KOŞTU: 2 ÖLÜ Demircioğlu'nun cenazesinin memleketi Konya'ya götürülmesi üzerine

Kanl› Pazar 16 fiubat 1969 burada yapılmak istenen "Emperyalizmi Kınama" mitingine izin verilmemesi için ticaret odası, esnaf dernekleri, KMD gibi kuruluşlar vilayete baskı yaptılar. Mitingden vazgeçilmesine rağmen bu örgütlerin sokağa döktüğü kalabalık, matbaaları, kitabevlerini, gazete binalarını, eğlence yerlerini tahrip ederek ilerledi ve orduevini yıkmaya kalktıklarında askeri birlikler tarafından durduruldu. MTTB de bu olaylardan güç alarak İstanbul'da bir gösteri düzenlendi. Beyazıt Meydanı'ndan yapılan mit-

Komünizmle mücadele projesi ziyaretine karşı gençliğin protestolarına sağcı örgütler, "komünizmi tel'in" mitingleriyle karşılık verdiler. Bu arada sağcıların silahlanmakta olduğu söylentileri çıktı. Demirel, 2 Kasım 1966'da Bursa'da yaptığı bir konuşmada bu söylentilerle ilgili olarak "Meşru nizamı yıkmak isteyen âsilere karşı gayet tabii milletin direnme hakkı vardır," diyerek faşist saldırıları teşvik etti.

İ

ktidarın bu örgütleme biçimi Türkiye’ye özgü, tekil bir durum değil aslında. Komünizmle mücadele programının esas yürütücüsü ABD de bunun bir parçası. Soğuk Savaş döneminde pek çok ülkeyle eş anlı bir biçimde Türkiye’de de kurulan yerli Gladyo, Ankara'da ABD Yardım Teşkilatı (AID) ile aynı binayı paylaşan Özel Harp Dairesi içindeydi. Daire, CIA kuramcısı David Galula'nın tavsiyelerini yerine getirmekte önemli bir rol oynadı: "Durum ve şartlar ne olursa olsun, esas mesele mücadeleye iştirak eden halkı teşkilatlandırmaya başlamaktır. Bu da mahalli liderleri mesuliyetli makamlara ve idare mevkilerine getirerek yapılır. Ayaklanmayı bastırmakla görevli olan kuvvetlerin bu liderleri bulduğu gibi, bunlar da halk arasında muharip kimseleri bulmalıdırlar." İŞÇİYE, ÖĞRENCİYE DÜŞMAN Özel Harp Dairesi’nin sivil uzantısı ise Komünizmle Mücadele Derneği’ydi. Dernek, öncelikle işçi yoğunluğu yüksek kentlerde örgütlenmeye başladı. Bu adla ilk dernek kurma girişiminin 1948'de Zonguldak'ta ortaya çıkması bu bakımdan önemlidir. 1950'den sonra gayrıresmi olarak faaliyete geçen dernek, resmi olarak ilk şubesini 1956'da İstanbul'da açtı. 27 Mayıs darbesi sonrasında faaliyetine birkaç yıl ara verdi ve 1963'te isminin başına Türkiye sözcüğünü ilave ederek, yeniden çalışmaya başladı. ABD'nin finansmanını üstlendiği bu

Komünizmi Telin mitingi - Sivas dernekler 1960’lı yıllarda sivil faşist hareketin doğrudan örgütlenme alanıydı. Derneğin kuruluş amacı tüzüğünde komünizmle “fikir” yoluyla mücadele etmek olarak belirtilmişti. Toplumsal muhalefeti kaba kuvvetle bastırma görevini KMD militanları ve İmam Hatip öğrencilerinin de desteğiyle AP'liler yerine getirmişlerdi. AP daha iktidara gelmeden önce İslamcı grupları toplumsal muhalefete karşı vurucu güç olarak uzun süre kullanmıştı. TİP toplantılarına yönelik ilk baskınlara, KMD militanları ve AP üyeleriyle birlikte İmam Hatip Okulları öğrencileri de aktif olarak

katılmışlardı. DEMİREL’DEN FAŞİSTLERE TEŞVİK 10 Ocak 1965'te Cağaloğlu'ndaki bir parti toplantısı, aynı yıl martta Akhisar'da tütün ekicileri için düzenlenen TİP mitingi, 4 Temmuz 1965'te Bursa'da TİP Kongresi, ayrıca Turgutlu, Kırıkkale ve Mersin'de çeşitli parti toplantıları AP'liler, KMD üyeleri ve İmam Hatip öğrencileri tarafından basılarak taş yağmuruna tutulmuş, parti yöneticilerine sopa ve demir çubuklarla saldırılmış, ağır yaralananlar olmuştu. Nisan 1966'da ABD 6. Filosu'nun Türkiye limanlarını

DERNEKTEN KAMPA SİSTEMLEŞEN ŞİDDET KMD, faşist akımın kitleselleşmesinde büyük rol oynamıştı. Ancak artık iktidar partisi olan AP’nin kendisiyle organik bağı olmayan bir başka örgüte ihtiyacı vardı. Bulmak da zor değildi; faşist partilere özgü bir disiplin içinde 25 Kasım 1967'de yapılan kongrede başbuğ ilan edilen Türkeş'in CKMP'si. Üstelik bozkurtları Mayıs 1967'deki kongrede derneğin yönetimini ele geçirmişler, komutanlar da kongreye başarı mesajları göndermişlerdi. Türkeş, 1968'de komando kamplarıyla yeni bir dönemin başladığını ilan etti. Bazı emekli subaylar silah eğitimlerine rehberlik yapıyor, Kızılay komando kamplarına çadır sağlıyor ve TSK’ya bağlı Eğridir Komando Okulu'ndaki eğitimin benzeri, CKMP'li gençlere uygulanıyordu. Ülkücü hareket, 1960’ların sonunda paramiliter örgütlenmeye yönelmişti. Bu örgütlenme, daha önce sol kıpırdanmalara karşı KMD’nin uyguladığı şiddetin sistemleştirilmesi demekti.

ingde devrimcilere karşı "cihat çağrısı" yapılarak, komünizmle mücadele için and içildi. Bugün gazetesinden Mehmet Şevki Eygi bütün Türkiye’yi cihada çağırıyordu: “Bundan sonra: Bilmiş olunuz ki, büyük fırtına patlamak üzeredir. Müslümanlar ile kızıl kafirler arasında topyekün savaş kaçınılmaz hale gelmiştir. Ey Türk halkı, ey temiz Müslümanlar! Büyük günler yaklaşıyor. Herkes vazifesine koşsun. Herkes komünizm küfrüyle savaşa hazır olsun.”

Savaş, 16 Şubat 1969’da, Eygi’nin bu yazısı yayımlandığında yapıldı. İki gün öncesinde de, MTTB ve KMD’nin işbirliğiyle “Bayrağa Saygı Mitingi” düzenlenmişti. Mitingde, komünistlere “savaş” ilan edilmiş ve hedef de iki gün sonra gerçekleştirilecek olan 6. filo aleyhindeki gösteriler olarak belirlenmişti. ABD 6. Filosu’nun gelişini protesto etmek amacıyla düzenlenen gösterilere saldıran sağcılar iki kişiyi öldürdü. Bir kanlı gün daha yazıldı tarihe: Kanlı Pazar.

Yok aslında birbirlerinden farkları 1

965 İlhan Darendelioğlu dönemi KMD’nin pek çok çevreyle yakın ilişkiye girdiği yıllardı. Bunlardan biri İslamcıların, devlet üzerindeki etkinliklerini artırmak amacıyla kurulan İlim Yayma Cemiyeti’ydi. Cemiyet, dönemin sermayesinden de destek görüyordu. Sakıp Sabancı ile bir toprak ağası olan, Ziraat Odaları Birliği Başkanı Fahri Tanman, cemiyete maddi destek verdi. Cemiyet kısa zamanda 17 şubeli ve 35 milyon lira yıllık bütçeli bir kuruluş haline geldi, üyeleri de Demirel tarafından devletin kilit noktalarına yerleştirildi. Derneğin o yıllarda hızla açılmaya başlayan şubelerinin kurucuları arasında, bugünün siyaset alanında yer alan isimler de vardı.

Fethullah Gülen, 1965'te derneğin Erzurum şubesinin kurucuları arasında yer alıyordu. Ayrıca dernek, CKMP ile ilişkiye girerek onu birkaç yıl sonra MHP'ye dönüştürecek kadrolarla organik ilişkilerini güçlendirmiş, 1967’deki kongrede yönetimi ele geçirmişlerdi. Bu yapılanma, alternatif bir kuşak yetiştirmek için bir yandan imam-hatip okullarına öncelik verirken, diğer yandan siyasal ve sendikal örgütlenmelerde sol kadroları yıldırmak, bastırmak ve gerekirse fiziken etkisiz kılmak için yaygın biçimde örgütlenmeye başladı. Dolayısıyla Erdoğan ve Bahçeli bugün partilerinin gençlerini kapıştırmaktan bahsetse de yok aslında birbirlerinden farkları. Geçmişte beslendikleri kanallar aynı.

HAYRET! KOMÜNİST MAHKUM EDİLMİYOR! İktidar güdümlü bu kitlelerin iktidarla ilişkisi tek yönlü değildi elbette. Onların da somut önerileri vardı. KMD ikinci başkanı Yavuz Ulusu imzasıyla 1965’te yayınlanan bildiride, uzun bir zamandır, bir kişinin dahi komünist olduğu gerekçesiyle mahkum edilmemiş olması hayretle karşılanıyordu. Bu konuda adliye teşkilatının ihmali vardı. Türk basınının büyük bir kısmı tehlikeli bir sükut, bir kısmı ise delalet içinde, Türk adliyesi inanılmaz bir atalet içindeydi. Komünist mahkum etmenin önünü açmak için İhtisas Mahkemeleri kurulmalıydı! Hükümet, basın, üniversite, adliye yani herkes komünizmle mücadele yoluna girmeliydi.

Zehir hafiye iz peşinde Ankara polisi 23 Nisan’da sokakta müzik yapan üç genci gözalt›na ald› ve Kabahatlar Kanunu’na göre ceza kesti. ‹ktidardansa ses ç›kmad›. Bu olay›n bir benzeri yine bir sa¤c› iktidar döneminde, Demirelli AP iktidar› döneminde yaflanm›flt›. AP iktidar›n›n daha ilk y›l›nda komünizm propagandas›ndan tutuklamalar gündelik olaylar haline gelmifl; k›rm›z› ceket giyen saz sanatç›s›na, ö¤retmenin verdi¤i ödevde Atatürk ile Lenin'i k›yaslayan bir

ortaokul ö¤rencisine kadar uzanm›flt›. Bu gözalt›lardan pay›n› alan bir grup da, k›rm›z› fener alt›nda gitar çalan gençlerdi. Lambalara k›rm›z› kaplama ka¤›d› sararak alt›nda gitar çalan gençler, kendilerini 2. fiube'de bulmufllard›. Neyse ki ka¤›tlar› ald›klar› k›rtasiyede k›rm›z› ka¤›t bitince araya mavi renk de s›k›flt›rm›fllard› da böylece komünizm propagandas›n›n a¤›r cezas›ndan kurtulmufllard›.


12

EMEK 6 Mayıs 2011 / 19 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

Tekel direnişi yargılanıyor A

nkara Cumhuriyet Başsavcılığı, 1-2 Nisan 2010’da Tekel işçilerinin 4/C statüsüne geçirilmelerini protesto için düzenlenen kitlesel eyleme katılan 111 kişi hakkında “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet ettikleri” gerekçesiyle dava açtı. Basın Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Abdülvahap Yaren’in hazırladığı iddianamede valiliğin eylemi yasadışı ilan etmesine ve emniyetin bilgilendirmesine karşın Tek Gıda-İş Sendikası’nın eylemi düzenlemekte kararlı olduğu, sabah saatlerinden itibaren de Kolej ve Kızılay’da yolların kapatılıp gösterilerin başlatıldığı belirtildi. İddianamede, eylemin 21.30’a kadar sürdüğü, şehir merkezindeki sokak ve caddelerin işgal edildiği, ulaşımın engellendiği, yaşanan arbede esnasında pek çok polisin yaralandığı, işlem yapmak isteyen polislere engel olunduğu ileri sürülerek 111 kişi hakkında 3 yıl 6 aydan 8 yıla kadar hapis cezası istendi. Aralarında sendika, demokratik kitle örgütü ve siyasi parti yöneticisinin de bulunduğu 111 kişi, Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak. 111 kişi içerisinde Tek Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türkel, DİSK eski Genel Başkanı Süleyman Çelebi, DİSK Genel Başkanı Tayfun Gördün, KESK eski Genel Başkanları İsmail Hakkı Tombul ve Sami Evren, Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, SES Ankara Şube Başkanı İbrahim Kara, Halkevleri MYK üyesi Dilşat Aktaş, TKP Genel Başkanı Erkan Baş gibi isimler de yer alıyor.

Özlük hakları için Ankara’da 78 gün direnen Tekel işçilerine fatura kesiliyor: Eylemlere katılan 111 kişinin hapsi isteniyor

SUÇLU AKP’DİR Dava hakkında görüşlerini gazetemizle paylaşan Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç şunları söyledi: “Tekel işçilerinin özlük hakları ile ilgili verdiği mücadelede eyleme katılmaktan dava açılıyorsa şayet, bundan onur duyarım. Tekel işçisi ne yaptıysa biz de Eğitim Sen olarak onların yanında olduk. 1 Nisan gününde de bu böyleydi. Onlar nasıl bir polis şiddetine maruz kaldıysa biz de o şiddete maruz kaldık. Ancak 1 Nisan’da yaşananlarda bir suçlu aranıyorsa AKP, kendine ve polisine bakmalıdır. Bir suçlu aranıyorsa

onlarca emekçiyi yaralayan ve gözaltına alanlara, Ankaralılara korku salanlara, kentte terör estirenlere bakılmalıdır.” 2007 TAKSİM’DEN FARKSIZ Halkevleri MYK Üyesi Dilşat Aktaş da davayı gazetemize şu sözlerle değerlendirdi: “Tekel işçilerinin 78 gün boyunca verdiği mücadele işçi sınıfının hasret kaldığı direnişlerden oldu. Özellikle güvencesizliğe ve taşeron çalıştırılmaya karşı yapılan vurgular ile neoliberal politikalar ile güvencesizleştirilen binlerce işçiye bir mücadele kapısı araladı. Ancak

Emekliler hak arıyor

S

Havaalanlar›nda yer hizmetlerinde çal›flan emekçiler günde en az 12 saat çal›fl›yor. Bu çal›flma süresi bazen 16 saati de buluyor. ‹flçiler bin liraya yak›n ücret alyor.

eçim turlarında halka seslenen başbakan icraatlarını anlatırken ‘Hava yolu, halk yolu oldu’ lafını sık sık kullanıyor. Özelleştirmelerden sonra havayolu şirketlerinin sayısında ciddi artışlar yaşandı. Hava yolu kullanım bedelleri belli oranlarda düşüş gösterdi ancak hava yollarında çalışan emekçiler bu düşüşün bedelini aşırı çalışma ve düşük ücret olarak ödüyor. Halkın Sesi’ne konuşan Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin, başbakanın diğer konularda olduğu gibi hava yolları konusunda da gerçeği saptırdığını söyledi. Ayçin, havayollarında çalışanların

baskıya maruz kaldığını ve uzun süre çalıştırıldığını söyledi. Daha önce de uzun süreler çalıştırılan bir çalışanın müşteriye güler yüz gösteremeyeceğini ve bunun için gazetelere ilanlar verdiklerini belirten Ayçin özelleştirmelerden sonra çoğalan havayolu şirketlerinin sendika düşmanı olduğunu ifade etti. Ayçin, “Halk yolu olduğu iddia edilen havayollarında çalışan işçiler sendikalı olmaya karar verdiklerinde neler oluyor, esas bunları anlatın” dedi. Özelleştirmelerin ardından özel havayolu şirketlerinin adeta bir mantar gibi

çoğaldığını söyleyen Ayçin, uluslararası kriterler değerlendirildiğinde bir denetleme yapılacak olsa Türkiye’de sadece 2 veya 3 havayolu şirketinin kalacağını ifade etti. THY’nin de bu özelleştirmelerden nasibini aldığını belirten Ayçin, kurumdaki kadrolaşmanın da tehlikeli boyutlara vardığına işaret etti. THY’de daha önce 7 buçuk saat olan işgününün taşeron şirketler kullanılarak 12 ile 16 saate çıkarıldığını belirten Ayçin, işçilerin yolcu gelişlerinde evlerinden çağırılarak çalıştırıldığını da söyledi.

23 Nisan kutlu olsun mu?

İ

stanbul’un Ümraniye İlçesi Altınşehir Mahallesi’ndeki bir tekstil atölyesinde patron, resmi tatil günü olan 23 Nisan’ı fırsat bilerek makinelerle birlikte ortadan kayboldu. İşyerinde çalışan ve çoğu kadın 30 işçinin 2 aydır maaşlarını ve mesai ücretlerini alamadıkları öğrenildi. İşçiler, uğradıkları haksızlık üzerine Ümraniye Halkevi'nde gitti. İşçiler Halkevi'nde bir avukatın da katılımıyla yapılan toplantıda hakları için birlikte mücadele etme kararı alındı.

Yeni SES yönetimi belli oldu

S

ES, 7. Olağan Genel Kurulu’nu, 22-24 Nisan tarihlerinde gerçekleştirdi. Türkiye'nin farklı illerinde verilen mücadele pratiklerini paylaşan delegeler, SES'in önümüzdeki dönem yürüteceği politik hattı da tartıştılar. Genel kurul sonucunda yapılan seçimlerle SES'in yeni yönetimi Bedriye Yorgun, Mehmet Sıddık Akın, Hasan Kaldık, Çetin Erdolu, Zülfikar Kartal Akçay, Şinasi Dursun ve Aslıhan Han Özden'den oluştu.

TEC’de grev 13 Mayıs’ta H

ava-İş, 13 Mayıs’ta Sabiha Gökçen Havaalanı’nda bulunan Pratt&Whitney THY Teknik Uçak Motoru Bakım Merkezi Limited Şirketi’nde (TEC) greve çıkacak. TEC’in hisselerinin yüzde 51’i ABD’li firma Pratt&Whitney’e yüzde 49’u THY Teknik A.Ş’ye ait. Hava-İş ile TEC arasındaki toplu iş sözleşmesinde sözleşmesinin süresi, ücretler, kıdem ve terfiler ile sosyal haklar konusunda anlaşmazlık çıkması üzerine Hava-İş grev kararı aldı. Hava-İş, bu konulardaki taleplerinin tamamının kabul edilmesinin yanı sıra sendika üyesi olduğu için işten çıkarılan 3 üyesinin de işe

Taşeron işçilerden zincirli eylem S

amsun Gazi Devlet Hastanesi’nde işe geri dönmek için 26 Ocak’tan beri hastane bahçesinde direnişlerini sürdüren Dev Sağlık-İş üyesi iki işçi ve dört sendika üyesi işçi 26 Nisan günü İl Sağlık Müdürlüğü’ne kendilerini zincirleyerek eylem yaptı. Seslerini duyuran işçilere çevredekiler de destek verdi. İşçilerin eylemi sürdüğü sırada çevik kuvvet polisleri demir makasıyla zincirleri keserek 6 işçiyi gözaltına aldı. Polisin işçileri gözaltına alması çevredekiler tarafından tepkiyle karşılandı. İşçiler, Gazi Polis Karakolu’na götürüldü. Samsun emek ve demokrasi güçleri de karakolun önünde eylem yaparak işçilerin serbest bırakılmasını istedi. Eylemciler sık sık “Direne direne kazanacağız” ve “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganlarını attı. Akşam saatlerinde karakoldan çıkan Dev Sağlık-İş üyeleri Adli Tıp’a götürüldükten sonra serbest bırakıldı. Samsun Gazi Devlet Hastanesi’nde Dev Sağlık-İş’e üye oldukları için işten çıkarılan ve işlerine geri dönmek için 26 Ocak’ta direnişe geçen iki işçinin mücadelesi sürüyor.

AKP FAŞİZMİ KESK Ankara Şubeler Platformu dönem sözcüsü ve SES Ankara Şube Başkanı İbrahim Kara şunları söyledi: “Tek cümleyle AKP faşizmi olarak

1 NİSAN 2010... 4/C uygulamasına karşı özlük haklarını alabilmek için Ankara’ya gelen ve 78 gün boyunca Türk-İş Genel Merkezi önünde direnen Tekel işçileri, 1 Nisan 2010’da tekrar Ankara’ya gelmek üzere sözleşerek direnişi sonlandırmıştı. 1 Nisan’da Ankara’ya gelen işçiler ve Ankaralılar on binlerce polisin kenti abluka altına almasına ve terör estirmesine tanık oldu. İl dışından gelen işçilerin araçlarına şehir girişinde el konulurken, kente yürüyerek gelmek isteyen bazı işçilere polis müdahalede bulundu. Öğle saatlerinde Ziya Gökalp Caddesi’nde KESK üyelerine, öğleden sonra ablukayı yararak Sakarya Meydanı’na giren işçilere, akşam saatlerinde ise Sakarya Meydanı’na alınmayan ve Ziya Gökalp Caddesi’nde bekleyen gruplara polis art arda saldırılar gerçekleştirdi. 2 Nisan günü ise Sakarya Meydanı’nda buluşup Türk-İş Genel Merkezi’ne yürümek isteyen işçilere polis bir saldırı daha gerçekleştirdi. İki günün sonunda onlarca kişi yaralandı ve gözaltına alındı.

Havayolu değil, sömürü yolu

D

İSK’e bağlı Tüm Emekliler Sendikası (Emekli-Sen), 20022006 arası eksik ödenen aylık artışlarının ödenmesi için topladığı 50 bin imzayı 25 Nisan’da başbakanlığa teslim etti. Ankara’daki Emekli-Sen binası önünde bir araya gelen emekliler, “Haklarınız için mahkeme kapısına değil, hükümetin kapısına yürüyelim” pankartıyla İzmir Caddesi'nden başbakanlığa yürüdü. Emekli-Sen'i temsilen bir heyetin imzaları teslim etmesinin ardından Genel Başkan Veli Beysülen bir basın açıklaması yaptı. Beysülen, 2002-2006 yılları arasında SSK ve Bağ-Kur emekli aylıklarına zamların eksik yansıtıldığını, dolayısıyla 7 milyon emekli ile dul ve yetimin hakkının gasp edildiğini ifade etti. Konuyla ilgili pek çok dava açıldığını belirten Beysülen, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun çözüm için her mağdurun dava açmasını önermesini de eleştirdi. “Bu işten para kazanmak isteyen fırsatçılar, emeklilerin ceplerinden paralarını gasp ediyor. Oysa ne SGK'ya verilen dilekçeler ne de davalar bunu sağlamaya yetmeyecektir. Yapılması gereken örgütlenmek ve AKP'ye karşı ses çıkarmaktır” dedi.

AKP de toplumsal muhalefet bileşenlerinin de içinde olduğu süreci sürekli baskı altında tutmaya çabaladı. 1 Nisan 2010 günü, 2007-2008 yıllarında Taksim’de yaşananlardan farklı değildi. Kent merkezi bir bütün olarak polis kuşatması altındaydı. 1 Nisan’da yaşananlar da, açılan dava da AKP faşizminin bir örneğidir.”

açıklanabilir. 1 Nisan’da Tekel işçileri Sakarya Caddesi’nde demokratik haklarını kullanarak bir basın açıklaması gerçekleştirmek istedi. Ancak hem işçiler hem de açıklamayı dinlemek isteyen Ankara halkı caddeye sokulmadı. Demokratik hak arama mücadelesi polis şiddeti ile gaz ve cop kullanılarak bastırıldı. AKP, hak mücadelesi verenlere hem şiddet yoluyla hem de hukuki yollarla gözdağı vermek, korku salmak istiyor. Ancak biz emekçiler AKP’ye karşı asla mücadelemizden taviz vermeyiz.”

Taşeron içiler CHP’yi bastı ‹zmir’deki CHP’li Konak Belediyesi’nde 26 fiubat’tan beri direnifllerini sürdüren tafleron temizlik iflçileri 3 May›s günü CHP Konak ‹lçe binas›n› bast›. ‹flçilerden 10’u CHP ‹lçe binas›na girerken 20 iflçi de afla¤›da slogan atarak arkadafllar›na destek oldu, taleplerini çevredekilere anlatt›. Bir an önce ifllerine geri dönmek istediklerini belirten iflçiler kendilerini toplant› salonuna kilitledi. Bir iflçi yan›nda getirdi¤i bir flifle benzini üzerine döktü. ‹flçiler cam-

lara ç›karak sloganlar att›. CHP Konak ‹lçe binas›na gelen çevik kuvvet, afla¤›daki iflçileri binan›n önünden uzaklaflt›rd›ktan sonra binaya girdi. Bir saatten fazla süren eylemde polis 10 iflçiyi gözalt›na ald›. ‹flçilerin polis arac›nda da camlardan ç›karak slogan att›¤› görüldü. Olay üzerine bir aç›klama yapan CHP Konak ‹lçe Baflkan› Aytekin Tunus, daha önce oldu¤u gibi iflçileri suçlad›. Tunus, eylemin

d›flar›dan y��nlendirildi¤ini ileri sürerek "seçimler öncesi provokatif bir hareket" dedi. Konak Belediye Baflkan› Hakan Tartan da yaz›l› bir aç›klama yaparak iflçilerin Konak Belediyesi ile bir alakalar›n›n olmad›¤›n› iddia ederek iflçilere ‘dur’ deme vaktinin geldi¤ini söyledi ve polisi göreve ça¤›rd›. Tartan daha önce de iflçi direniflini haber yapan yay›n kurulufllar›na uyar› yollam›flt›.

alınmasını talep ediyor. Hava-İş 13 Nisan’da TEC’e grev kararını astı. TEC, grev oylaması talebinde bulundu. 22 Nisan günü yapılan oylamada greve ‘evet’ kararı çıktı. TEC’de çalışan 235 işçinin 185’i Hava-İş üyesi ancak TEC, Hava-İş’in önüne hukuki engeller çıkararak toplu iş sözleşmesi sürecini 14 ay kadar geciktirmişti. TEC önce Hava-İş’in iş koluna itiraz etmiş fakat itiraz reddedilmişti. İtirazın ardından Hava-İş, işyerinde çoğunluğa ulaşıp yetki için başvurmuş, TEC sendikanın yetkisine de itiraz etmiş ancak bu itiraz reddedilmişti.

Mahpuslar zoraki çevreci oldu

A

ntalya'nın Alanya İlçesi’nde mahpus emeği sömürüsünün bir örneği yaşandı. Kaymakamlık mahpuslara, 8 liraya plaj temizletti. Alanya Kaymakamlığı ve Alanya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu işbirliğiyle başlatılan ‘Çevreci Mahkumlar’ projesi kapsamında hapishanedeki 10 mahpus, sahillerde temizlik personeli olarak çalıştırıldı. 2 gardiyan gözetiminde 4 gün çalıştırılan mahpuslara sigorta priminin yatırılacağı da ‘ödül’müş gibi duyuruldu.


13

EMEK 6 Mayıs 2011 / 19 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

Barajların işsizleri Barajlar sadece suyun mülkiyetini sermayeye geçirip yöre insanının evini ve yaşam alanını yok etmiyor, emekçilere güvencesiz çalışma dayatıyor, onları işsiz bırakıyor

S

uyun mülkiyetini uluslararası tekellere geçirerek doğayı talan eden hidroelektrik santraller ile özelleştirmelerle taşeron şirketlerin girdiği termik santraller kuruldukları bölgelerdeki emekçilere güvencesiz çalıştırma koşullarını dayatıyor. Evini ve doğasını talan ettiği bölge halkını işsiz de bırakıyor. SEYİTÖMER’DE TAŞERONA İSYAN Kütahya’daki 1 Mayıs kutlamalarına Elektrik Üretim A.Ş termik santrali ve Seyitömer Linyit İşletmesi’nde (SLİ) çalışan taşeron işçiler damgasını vurdu. Taşeron işçilerin talepleri açıktı: Ücretsiz izne yollanarak işten çıkarılan 80 taşeron işçinin işe alınması ve işlerini sürdürme güvencesini ortadan kaldıran taşeron sistemine son verilmesi. SLİ işçileri maruz kaldıkları baskıları ve işten çıkarmaları protesto etti. 25 Nisan günü Seyitömer Belediyesi’ne yürüyen 800 enerji işçisi haklarının iyileştirilmesini, işten çıkarılan arkadaşlarının işe alınmasını ve iş devamlılığının sağlanmasını talep ettiler. SLİ’nin sahibi olan Seyitömer Belediye Başkanı Fahrettin Eren’in işe iade davası açan işçilere baskı yaptığını ve 35 işçinin davasını geri çektiğini söyleyen işçiler mücadelelerini sürdüreceklerini ifade ettiler. SLİ’de taşeron şirket bünyesindeki enerji işçileri asgari ücretle çalıştırılıyor ve bu işçilerin herhangi bir özlük hakları yok. Taşeron işçiler senelik izin ve mazeret izinleri de kullandırılmıyor. İzinler ücretsiz izin olarak veriliyor. EÜAŞ termik santralinde çalışan işçilerin aldığı para asgari ücretin yüzde 30 ile yüzde 60 kadar fazlası. Termik santralin kömür almaması durumunda SLİ yetkilileri çalışanlara ‘İşe gelmeyin’ diyor. Kömür alınana kadar geçen süre

Bittiği zaman Hasankeyf’teki tarihi eserleri sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı inşaatında direnişe geçen işçiler şantiye içinde yürüyüş yaptı. içinde işçiler ücretsiz izine çıkarılarak işsiz bırakılıyor ve bu işçilere herhangi bir işsizlik ödeneği ödenmiyor. Santrale daimi işçi alımında mülakata ve sınava girmiş kişiler göz ardı ediliyor. BAŞKA İŞ İMKANI YOK SLİ’nin bölgedeki arazileri kamulaştırması sebebiyle bölge insanının tarım ve hayvancılık yapma imkânları da yok. HASANKEYF’TE İŞÇİLER DİRENİŞTE Taşerona ve ağır çalışma koşullarına karşı bir isyan da Hasankeyf’i sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı inşaatında çalışan işçilerden geldi. Cengiz Holding ve Nurol Holding’in yürüttüğü

inşaatta ağır çalışma koşullarına isyan eden işçiler ücretlerine zam ve çalışma koşullarının düzeltilmesini talep ederek 22 Nisan günü iş bıraktı. Holding yetkilileri işçilere çalışmaları durumunda zam yapacaklarını söylediler. Ertesi gün işe giden işçiler zamla karşılaşmadıkları gibi onlarca arkadaşlarının ücretsiz izine yollanarak işten çıkarıldığını öğrendi. İşten çıkarmalar karşısında santralde çalışan 400 işçi santrali terk etmeyeceklerini belirtti ve iş bırakarak direnişe geçti. Aylardır maruz kaldıkları haksız uygulamalara tepki göstererek işyerini terk etmemekte kararlı olan işçilerin bulunduğu şantiyenin etrafı jandarma tarafından ablukaya alındı. Ilısu Baraj

inşaatında işçiler günde 11 saat çalışıp ayda 990 lira ücret alıyor ve baraj inşaatında çalışan işçilerin tamamı yöre insanı. İŞÇİ DÜŞMANI NUROL Marmaray projesini de yürüten Nurol Holding, daha önce Marmaray şantiyesinde çalışan işçilerin zam talebine olumsuz yanıt vermişti ve işten çıkarmıştı. İşçiler direnişe geçmiş ve işçiler şantiyeyi işgal ederek Nurol’la görüşebilmişlerdi. HEM TOPRAKLARINDAN HEM DE İŞLERİNDEN OLDULAR Dersim’in Mazgirt İlçesi yakınlarında Peri Suyu üzerinde Limak Holding tarafından yapılan Tatar Barajı inşaatında çalışan

işçiler de ‘Kürt, Alevi ve bölücü oldukları’ gerekçesiyle 14 Ocak günü işten çıkarıldı. Şantiye önünde eylem yapan ve hepsi Mazgirtli olan işçiler, baraj kurulmadan önce Limak’a iş karşılığında topraklarını verdiklerini ifade ettiler. İş vaatleri karşısında tarlalarını satan köylüler şantiyede ancak 8 ay çalışabildi. İşe alınacağı söylenilen 100 kadar köylü ise hala işe alınmadı. İŞÇİ KATİLİ LİMAK Limak , Siirt’teki Alkumru Barajı inşaatında ‘maliyet’ unsuru olarak gördüğü güvenlik önlemlerini almadığı için birçok iş kazası yaşandı. Alkumru’da 2010’daki iş kazalarında 2 işçi öldü, 18 işçi de yaralandı.

Salonda tartışma sahada ölüm var 2

Türkiye, iş kazalarında Avrupa birincisi ve dünya üçüncüsü

8 Nisan Dünya İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Günü’nde emek ve meslek örgütleri çeşitli etkinlikler yaptı. Bu yıl belirlenen tema, “İşyerlerindeki kazaları önleyecek ve düzenli bir iyileşme sağlayacak olan iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi.” Birleşik Taşımacılık Sendikası Genel Başkanı Yavuz Demirkol Dünya İşçi Sağlığı ve Güvenliği Günü ile ilgili bir açıklama yaptı. AKP’nin uyguladığı neoliberal politikalar sonucunda iş kazalarının arttığına dikkat çeken

Demirkol, “AKP iktidarı iş sağlığı ve güvenliğini yok sayarak uyguladığı politikalar sonucu, madenlerde, tersanelerde, sanayi sitelerinde, fabrikalarda yaşanan iş kazaları, kaza olmaktan çıkmış kitlesel iş cinayetlerine dönüşmüştür” dedi. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB de 2-3-4 Aralık 2011’de, İşçi Sağlığı 4. Ulusal Kongresi’ni düzenleyeceğini duyurdu ve tüm emekçileri ve örgütlerini “Sağlık için mücadele, mücadele için sağlık” diyerek kongreye davet

etti. Makine Mühendisleri Odası da düzenlediği 6. Ulusal İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongresi’nin sonuç bildirisini açıkladı. MADEN KAZASI 1 İŞÇİ ÖLDÜ Öte yandan 28 Nisan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Günü’nde Adana’nın Feke ilçesinde özel bir maden ocağında patlama meydana geldi. Samet Fırtına'nın olay yerinde hayatını kaybettiği patlamada kolları kopan bir işçiyle birlikte iki işçi yaralandı.

Cin şişeden çıktı dana Numune Hastanesi’nde 120 gündür süren direniş başarıyla sonuçlandı. 4 ay önce yasal olmayan bazı maddelerin bulunduğu sözleşmeyi imzalamadıkları için işten atılan taşeron işçiler işbaşı yaptı. Hastane başhekimi 4 ayın sonunda işçi temsilcilerine “Biz kaybettik, siz kazandınız” demek zorunda kaldı. Direniş bir zamandan sonra geceli gündüzlü hastane bahçesinde kalınarak gerçekleşti. Bu açıkça bir meydan okumaydı. Bu direniş taşeron sağlık emekçilerinin yürüttüğü mücadelede önemli bir dönüm noktasıdır. İstanbul’da yapılan 45 günlük Okmeydanı direnişi bugüne kadarki en uzun süreli ve başarıyla sonuçlanan direniş olarak biliniyordu. Ancak Adana direnişi taşeron sağlık emekçilerinin insanca yaşama ve çalışma isteği konusundaki kararlılığını çok net olarak ifade etmesi açısından önemlidir. Bu direnişle taşeron işçiler örgütlü ve kararlı bir mücadele hattı oluşturaTufan bilme yeteneğine sahip Sertlek olduğunu dosta düşmana Dev Sağlık-İş ilan etmişlerdir. İşçi sınıfının tarihsel genlerinde olan bu Genel Sekreteri yetenek taşeron işçilerin mücadele eğilimleriyle Devrimci Sağlık İş Sendikası’nın iradi müdahalesi sonucu potansiyel olmaktan çıkarak fiili bir kuvvete dönüşmüştür. Kuşkusuz kendisine yeni yeni bir sınıf kimliği oluşturmaya başlayan taşeron işçilerin kat edeceği daha çok mesafe var. Ancak bilmemiz gereken o ki; bugün sınıf kimliği oluşturma sorunu sadece taşeron işçilere ait bir mesele değildir. Taşeron işçilerin sınıf mücadelesi açısından en önemli dezavantajı “güvencesizlik” tehdidini en açıktan yaşıyor olmalarından kaynaklı geri duruşlarıydı. Ancak bugün en azından sağlık emekçileri bu sorunu aşmış görünüyor. Taşeron sağlık emekçileri “Güvencesizliğı” sermayenin emeği teslim almasının en güvenilir yolu veya tersinden söylersek emeğin sermayeye kul köle olmasının en sağlam yolu olmaktan çıkartmış durumda. Bu durum güvencesiz çalışan sağlık emekçilerinin ve önümüzdeki dönem daha güvencesiz olarak çalıştırılacak olan diğer sağlık emekçilerinin nasıl bir yol izlemesi gerektiği konusunda da son derece önemli derslerle doludur. Taşeron sağlık emekçileri bugüne kadarki deneyimleri ve en son Adana Numune direnişleriyle ortaya çıkardıkları mücadele bilinci ve kararlılıklarıyla yeni bir hattın örüldüğünü göstermiş oluyorlar. Bu hat sağlık alanında yaşanan kapışmanın bir emek-sermaye çatışması olduğunu açıkça göstermektedir. Bu hat taşeron sağlık emekçileri için seçim sonrası “kamu hastaneleri birliği yasası” ile oluşacak yeni durum için güçlü bir mevzileniş olarak işlev görecektir. Zira bu yeni durum sağlık alanının ticarileşmesinin büyük ölçüde tamamlandığı ve bu alanda emek ve sermaye saflarının pozisyon alışlarının daha belirgin hale geldiği bir oluşuma işaret etmektedir. Adana direnişi sağlık alanını baştan aşağı ticarileştirme sürecine sokan, taşeron işçileri ihalelerle ticari bir mal gibi alıp satan, hemşire ve hekimleri sözleşmeli kölelere dönüştürmeyi hedefleyen AKP hükümetine karşı açıkça bir boy gösterme anlamına gelmektedir. Bu duruş seçim sonrasında yapılacak yasal düzenlemelerle yaşanması muhtemel mücadeleler için sağlık emekçilerine son derece kritik öneme sahip bir başlangıç noktası sunmaktadır. Kısacası “cin şişeden çıkmıştır.” AKP hükümetine geçmiş olsun!..

A

Adana Numune Hastanesi direnifli: Tafleronda olur böyle fleyler Adana Numune Hastanesi’nde iflten ç›kar›lan tafleron sa¤l›k iflçileri 115 günlük direnifllerinde kazan›ma ulaflt›. 32 iflçi 2 May›s günü iflbafl› yapt›. Direniflçi iflçiler zaman zaman umutsuzlu¤a kap›lsalar da gösterdikleri mücadele azmi ve kararl›l›klar› sayesinde kazan›ma ulaflt›lar. ‹flçilerin bask›lara karfl› açt›klar› direnifl çad›r›, hasta ve hasta yak›nlar›yla kurulan iliflki, Dev Sa¤l›k-‹fl’in yan› s›ra Adana Tabip Odas› ve SES’le yürüttükleri ortak mücadelenin kazan›mda pay› büyük. ‹flçilerin valili¤e yapt›klar› yürüyüfl, ‹l Sa¤l›k Müdürlü¤ü’ne kendilerini zincirlemeleri ve sonras›nda oturma eylemi gerçeklefltirmeleri de direniflin kazan›lmas›nda önemli rol oynad›. Numune Hastanesi’nde tafleron flirket bünyesinde çal›flt›r›lan 100’e yak›n iflçinin sözleflme süresinin dolmas›n›n ard›ndan flirket yetkilileri iflçilere zorla “Geçmifle dönük tüm haklar›mdan vazgeçiyorum” yaz›l› bir k⤛t imzalatmaya çal›flt›. ‹flçilerin büyük k›sm› k⤛tlar› imzalamad›.

O günlerde gerçeklefltirilen ihaleyi Ortafl adl› bir tafleron flirket ald›. Yeni tafleron flirket de bu k⤛tlar› imzalas›n imzalamas›n 100’e yak›n iflçiyi ifle almad›. Böylece iflçiler bir anda iflsiz kald›. Balcal› Hastanesi’nde tafleron iflçilerin Dev Sa¤l›k-‹fl’e üye oldu¤unu, eylemler yaparak haklar›n› ald›klar›n› duyan iflçiler Dev Sa¤l›k-‹fl’e baflvurdular. Çok geçmeden de hastane bahçesinde direnifle

geçme karar› ald›lar. 4 Ocak günü 35 iflçi direnifle geçti ve bir hafta sonra da direnifl çad›rlar›n› hastane bahçesine kurdular. Çad›r›n kurulmas›n›n ard›ndan hasta ve hasta yak›nlar›n›n ziyaretlerle bafllayan deste¤i yiyecek ve battaniye yard›m›na kadar vard›. Direnifl çad›r› çok geçmeden Adana’n›n Tekel’i oldu; buras› emek ve demokrasi güçlerinin buluflma noktas› oldu. Dev Sa¤l›k-‹fl, üyeleri Türkiye’nin

çeflitli kentlerinde direniflteki arkadafllar›na destek eylemleri yapt›. ‹flçiler Adana’daki neredeyse tüm eylemlere kat›larak seslerini duyurdu. Valili¤e gerçeklefltirdikleri yürüyüflün ard›ndan valilik iflçilerin s›k›nt›s›n› çözme sözü verdi. Art›k Adana’da tafleron sa¤l›k iflçilerinin direniflini bilmeyen kalmam›flt›. Baflhekim ve tafleron flirket yetkilileri iflçileri bekleterek dirençlerini k›rmak isterken bir yandan da direnifl çad›r›n›n varl›¤›n›n AKP’nin sa¤l›k politikalar›n› sorgulat›r bir pozisyona ulaflmas›, hasta ve hasta yak›nlar›n›n tepkilerin artmas›, bunun üstüne bir de valili¤in bask›s› baflhekim ve tafleron flirketi zora soktu. Tafleron flirket bu yüzden temizlik bölümünde çal›flan iflçileri iflten ç›karamad›. ‹flçiler, iflten ç›kar›ld›ktan sonra görüfltükleri ‹l Sa¤l›k Müdürü Aytekin Kemik’ten flu cevab› alm›fllard›: “Tafleronda olur böyle fleyler”. fiimdi iflçilerin tamam› direnerek kazand›. ‹flbafl› yapan iflçiler tarihe tafleronda böyle fleylerin de olaca¤›n› yazm›fl oldu.

Direnifl standart Grevden kazan›mla ç›kan Birleflik Metal-‹fl’in örgütlü oldu¤u Kocaeli’ndeki Standart Depo’da 4 iflçi patron taraf›ndan hiçbir gerekçe gösterilmeden iflten ç›kar›ld›. 4 iflçi, 25 Nisan günü ifllerine geri dönünceye kadar fabrika önünde direnifle geçti. ‹flçiler ayn› zamanda açl›k grevine bafllad›. Fabrikadaki di¤er iflçiler ö¤len aralar›nda yemek boykotu yaparak direniflteki arkadafllar›na destek veriyor. 29 Nisan günü bir bas›n aç›klamas› yapan Birleflik Metal-‹fl,

Frans›z sermayeli Standart Depo yöneticilerini uyard›. Aç›klama yapan Birleflik Metal-‹fl Kocaeli fiube Baflkan› Hami Baltac›, iflçilerin ifle al›nmas› gerekti¤ini söylerken Birleflik Metal-‹fl Genel Sekreteri Selçuk Göktafl ise iflçilerin ifle al›nmad›¤› durumda direnifllerini sürdüreceklerini belirtti. Standart Depo iflçileri 24 Mart günü greve ç›km›fl ve 6 günün sonunda iflveren Birleflik Metal-‹���’in taleplerini kabul etmek zorunda kalarak iflçilerle anlaflmaya varm›flt›.


14

SPOR

Halk›n Sesi

6 Mayıs 2011 / 19 Mayıs 2011

Renklerin kardeşliği için... Taraftarlar kendi başlarına değil grupların pankartları arkasında ve ortak bir organizasyonla 1 Mayıs’a katıldılar. Bu durum UPS direnişinde doğan, Tekyumruk’a verilen destekle devam eden pratiklerin sonucunda oluştu

T

araftar grupları uzun bir süredir işçi direnişlerinden sporda yaşanan olaylara kadar, çeşitli konularda ortak bir refleks gösteriyor. Geçen yıl, uzun bir aradan sonra Taksim’de düzenlenen 1 Mayıs’a taraftarlar da katılmıştı. Ağırlığını Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçelilerin oluşturduğu, taraftar gruplarının mitinge katılımı 2010 1 Mayıs’ına göre arttı. Taraftar grupları geçen senenin aksine bu seneki mitinge birlikte katıldılar. UPS direnişinde başlayan ve Galatasaray’ın yeni stadının açılışında Başbakanı protesto eden Tekyumruk’a destek eylemleriyle devam eden ortaklık 1 Mayıs’a da yansıdı. Spor Emekçileri Sendikası’yla birlikte Forza Livorno, Tekyumruk, FenerbahCHE, Göztepe-CHE, Gençlerbirliği-Karakızıl, Sakaryaspor Taraftarları, Şimşekler ADS (Adana

Demirspor), Altay-Yüksel ki Sen Kararsın Ay, Gazi Mahallesi Spor Kulübü-Karambol, KartalsporBoranlar, Beşiktaş-Beleştepe, Bucaİstasyon taraftar grupları ortak bir 1 Mayıs çağrısı yayımlayarak taraftarları 1 Mayıs’a çağırmıştı. Mitinge katılan taraftarlar, “Yaşasın Renklerin Kardeşliği-Spor Emekçileri ve Emekten Yana Taraftarlar Birlikte” ortak pankartı arkasında ve her grubun kendi döviz, bayrak ve pankartını açtığı renkli bir kortejle yürüdü. Galatasaray Tek Yumruk grubu yaklaşık 250 kişiyle yürürken Tek Yumruk’un arkasında yaklaşık 50 kişiyle FenerbahCHE yer aldı. Göztepeliler, takımlarının uzun bir aradan sonra 2. Lig’e çıkmasını 1 Mayıs’ta kutladı ve eyleme yoğun bir şekilde katıldı. Bildiriye imza atan gruplar birlikte yürürken, Trabzonsporlu Devrimciler imzalı “Bak işte yaklaşıyor fırtına”

Abidal yeniden yeşil sahalarda

3

Mayıs akşamı oynanan BarcelonaReal Madrid maçında uzun bir aradan sonra sahaya çıkan Barcelona’nın Fransız futbolcusu Eric Abidal’e taraftar büyük destek verdi. Mart ayında karaciğerinde tümör tespit edilmesinin ardından ameliyat olan Abidal maçın 90. dakikasında kaptan

pankartıyla 1 Mayıs’a gelen Trabzonsporlular, farklı bir yerde yürüdü. Beşiktaş’ın en büyük taraftar grubu Çarşı da tek başına yürümeyi tercih etti. Yaklaşık 500 Çarşı-Halkın Takımı üyesi taraftar, AKP’yi protesto eden özgün sloganlarla yürürken, Çarşı imzası taşıyan ve cinsiyetçi ifadeler kullanan bir pankart açılması tartışmaya yol açtı. Çarşı-Halkın Takımı üyeleri, “Çarşı” imzasının herkes tarafından kullanıldığını ve açılan pankartı sahiplenmediklerini belirttiler. 1 Mayıs’a katılan taraftar gruplarının sayısının artmasının yanında grupların ortak hareket etmesi bakımından da önemli bir sınav verildi. Geçen sene birbirinden habersiz 1 Mayıs’a gelen taraftarlar bu yıl ortak bir kortej oluşturdu. Aynı zamanda taraftarlar açısından bireysel katılım yerine örgütsel katılımın ön planda olduğu bir 1 Mayıs yaşandı.

bafllayan toplumsal uyan›fl tüm dünyay› sarst›. Bu geliflmeleri durdurTürkiye iflçi s›n›f› ve emek mak, yönünü de¤ifltirmek isteyen dostlar›n›n uzun y›llar sürdürdü¤ü emperyalizm, emekçi halklara karfl› kararl› mücadeleler sonucu Taksim 32 yeni sald›r›lar düzenliyor. Japonya y›l sonra iflçi s›n›f› ve dostlar›na aç›ld›. 1 depremi, nükleer felaketin ve insanl›¤›n May›s “Emek ve Dayan›flma Günü” sonunun ne kadar yak›n oldu¤unu bir olarak kabul edildi. Spor emekçileri ve kez daha gösterdi. Japonya halk› bu “Direniflin oldu¤u her yerde emekten insanl›k ve do¤a felaketine karfl› büyük yana tribünler onlarla birlikte” diyen bir özveriyle mücadele ederken, seremekten yana taraftarlar da bu mayedarlar bu felaketi kârlar›na kâr mücadelede ve kazan›mlarda yer katmak için de¤erlendirmenin yollar›n› ald›lar. ‹flçi s›n›f› ulusal ve küresel ar›yor. Bizler, spor alan›nda yaflanan ölçekte emek ve hak mücadelesini yük- emek karfl›t›-gerici-›rkç› geliflmeleri de seltirken, toplumsal mücadeledeki öncü belirleyen bu emek düflman›-s›n›fl› rolünü yaflam›n içinde yeniden hissetsömürü düzeni oldu¤unun bilincinde tirmeye bafllad›... Ortado¤u halklar›nda olarak, tüm bu geliflmeler ›fl›¤›nda TARAFTARLARIN 1 MAYIS BİLDİRİSİ:

Taraftara gözaltı terörü Y eni Sporda Şiddet Yasası’nın çıkmasıyla birlikte çok sayıda taraftar kurban oluyor. Polisin yasanın yürürlülüğe girmesinden 4 Mayıs’a kadar 59 taraftar hakkında yasal işlem başlattığı ortaya çıktı. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde gözaltına alınan 59 taraftar çeşitli savcılıklara sevkedilirken bu kişilere davaları sonuçlanıncaya kadar spor sahalarına giriş yasağı getirildi. Haklarında işlem başlatılan taraftarlardan 20'sinin İstanbul, 15'inin İzmir ve 14'ünün de Trabzon'da gözaltına alındığı diğer 10 kişinin ise Türkiye'nin diğer illerinden olduğu öğrenildi.

Puyol'un yerine oyuna girdi. Abidal Nou Camp'ta büyük bir coşku ile karşılanırken, maç sonu ise arkadaşları tarafından omuzlara alındı. Abidal'ın hastalığının ortaya çıkmasının ardından UEFA, maçlarda takımların futbolcuya destek veren tişörtler giymesine izin vermemişti.

yaklaflan 1 May›s’ta, tüm çal›flanlar›n ve spor emekçilerinin ifl ve gelecek güvencesini savunmak, yeni ç›kan “Sporda fiiddet Yasas›”na karfl› taraftarlar›n tepkisini dile getirmek, yaflam hakk›m›za sahip ç›kmak, kitlelerin eflit ve özgür spor hakk›n› hayk›rmak için Spor Emekçileri ve Emekten yana Taraftarlar birlikte yürüyoruz. Spor Emekçilerini ve Emekten yana Taraftarlar› kendi renkleri-formalar›atk›lar›yla dayan›flmam›z› yükseltmeye ve 1 May›s’ta birlikte yürümeye ça¤›r›yoruz. Davetimiz tüm emek dostlar›na, tüm yaflam› üretenleredir… Gelin, bugünümüzü ve yar›n›m›z› birlikte örelim, birlikte kural›m.

Geri döndüler T ürkiye futbol tarihinin iki köklü takımı önemli başarılara imza atarak üst liglere çıktı. Samsunspor 20052006 yılında düştüğü Süper Lig’e 5 yıl aradan sonra geri döndü. Ligin bitmesine 2 hafta kala Güngören’i 3-0 yenen Samsunspor Süper Lig'e yükselmeyi garantiledi. Ligin bitimine bir hafta kala Çankırı Belediyespor’u yenen Göztepe ise 2007’de amatör kümeye kadar düştükten sonra 2011 yılında yeniden 1.Lig’e döndü.

Skandal skandal üstüne DUYURU: Çizdi¤iniz ve “Dafl yok mu dafl” bölümünde olmas›n› istedi¤iniz karikatürleri bize yollay›n. Yay›mlamayal›m

YGS’deki flifre skandal›n›n ard›ndan her gün yeni bir skandala sahne olan ÖSYM ‹ngiltere’den 8 gol yiyen kaleci Yaflar’a döndü.

Buyur bakalım bir çılgınlık daha...

Uluslararas› ‹flçi Filmleri Festivali’nin alt›nc›s› 2 May›s’ta ‹stanbul, Ankara ve ‹zmir’de yap›lan etkinliklerle bafllad›. Festival bir y›l boyunca “Do¤al Olarak Direnifl” temas›yla il il gezecek.

Baflbakan anlat›r: Abilerim ablalar›m, bu görmüfl oldu¤unuz procenin dünyada bir efli daha yoktur. Dünyan›n tüm artizleri bu proceleri kullan›r. Parisi y›k›p yeniden infla eden Hausmann, depremleri f›rsata çevirmeye çal›flan TOK‹... Bu proce çok cüzi bir mebla¤a sizin olacak. Bakan at›l›r: “fieytan›n akl›na gelmez”


KÜLTÜR SANAT

15

6 Mayıs 2011 / 19 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

“Devrimden Sonra” Nazım Hikmet Kültür Merkezi Sinema Kolektifi’nin çektiği Devrimden Sonra filminin galası 1 Mayıs akşamı Beyoğlu Atlas sinemasında gerçekleşti. ‘Hepimizin katkılarıyla’ sloganıyla hazırlanan film, devrimden sonraki Türkiye‘yi anlatıyor. Film, 6 Mayıs günü vizyona giriyor.

fienlik 11 bafll›yor

60 y›ll›k serüven

ODTÜ Oyuncuları’nın evsahipliğini yaptığı ve bu yıl on birincisi düzenlenen ODTÜ Tiyatro Şenliği 29 Nisan’da Ankara’daki tiyatroseverlerle buluştu. 8 Mayıs’a kadar sürecek Şenlik '11 tüm oyunlarını, bu yıl da izleyiciye parasız olarak seyretme imkanı sunuyor.

İlk röportajı 17 Mayıs 1951’de yayımlanan Yaşar Kemal’in altmış yıllık röportaj serüveninden derlenerek hazırlanan seçki, “Röportaj Yazarlığında 60 Yıl” ismiyle kitap haline getirildi. Kitaba, Ara Güler’in objektifinden 26 Yaşar Kemal fotoğrafı da eşlik ediyor.

Bayan Yan› 2. say›s› ç›kt› 8 Mart’ta yayına başlayan ilk kadın mizah dergisi Bayan Yanı'nın 2. sayısı çıktı. Dergi bundan sonra LeMan ile birlikte yayınlanacak. Dergide 20'ye yakın kadın yazar ve çizerin imzası bulunuyor. Derginin tek erkek yazarı ise Sıdıka'nın yaratıcısı Atilla Atalay.

Bir ucube siyasete karşı... GÜRKAN ÇELİK

A

KP iktidarının yaptığı her işle, attığı her adımla ve söylediği her sözle bu ülkede yaşayan yoksulların, ezilmişlerin, aydınların, bilimden, sanattan yana olan herkesin geleceğini kararttığını biliyoruz. Cemaatin ve iktidarın İnsanlık Anıtı’na, Anadolu topraklarının tarihsel birikimine saldırması kendi siyasi ve toplumsal gelecek projelerine uygun düşüyor. 23 Nisan günü İnsanlık Anıtı’nın yıkımına tepki göstermek için sanatçıların, aydınların anıt önünde destek eylemi gerçekleştireceklerini öğrendik. Üyelerimizle birlikte bir değerlendirme toplantısı gerçekleştirdik. İnsanlık ve barış adına Kars’ta yapılan İnsanlık Anıtı’na ucube diyerek yıktıran AKP’ye karşı anıta sahip çıkmaya karar verdik. 21 Nisan günü Eskişehir Halkevi’nde konuya dair bir basın toplantısı gerçekleştirerek kamuoyuna konuyla ilgili bilgi verildi. Eskişehir kamuoyunun yabancısı olduğu bir konu değildi. Çünkü 9 Nisan tarihinde Eskişehir Tepebaşı Belediyesi, TMMOB ve Eskişehir Tabipler odasının ortaklaşa düzenlediği “Gördüm duydum tanığım, insanlık yıkılamaz” sloganlı bir etkinlik heykeltıraş Mehmet

Başbakanın ucubeye benzettiği İnsanlık Anıtı mahkeme kararı beklenmeden yıkıldı. Anıtı savunmak için birçok sanatsever Kars’ta buluştu Eskişehir Halkevi yöneticilerinden Gürkan Çelik bulşmayı anlattı Aksoy, Tarık Akan, Levent Kırca, Turgut Kazan, Ercan Karakaş ve Oktay Ekinci’nin katılımıyla gerçekleştirilmişti. Düşüncelerini bulundukları sanat dalında yansıtan sanatçılar bu kez de eylemleriyle İnsanlık Anıtı'nın bulunduğu yerde, Kars'ta olacaklardı. İnsanlık Anıtı'nın yıkılış hazırlıklarına sessiz kalamayan Eskişehir Halkevleri ve Öğrenci Kolektifleri de orada olmalıydı. Basın açıklamalarının yapılacağı tarih olan 23 Nisan'dan bir gün önce, 22 Nisan akşamında

Eskişehir'den yola çıktık. Yaklaşık 17–18 saat süren yolculuk oldukça yorucu geçti. Yol giderek uzuyor, uzadıkça bozuluyordu. Minibüs bazı şehirlerde mola veriyordu. Durduğumuz bu kentlerde gericiliğin yaygın olduğunu görüyorduk. Bunu anlamak zor değildi çünkü sokaklarda kadınlar yoktu. Tarihi açıdan zengin olan Kars'a gelindiğinde eski yapılar hemen göze çarptı. Hemen hemen her sokakta eski ahşap yapılara rastlamak mümkündü.

Merkeze göre daha yüksekte olan Kars Kalesi de şehrin sembollerinden biri ve şehrin her yerinden izlenebiliyor. İnsanlık Anıtı ise görkemli cüssesiyle Kars Kalesi'nin tam karşısında Ermenistan sınırının çok yakınında kardeşliğin, barışın simgelerinden biri olarak gökyüzüne yükseliyordu. Eylemin başlayacağı saat olan 15.00’den yaklaşık bir saat önce İnsanlık Anıtı'nın önüne gelindi. Uzaktan çok belli olmayan bir şey vardı: Heykelin iki figürü

arasına bir yıkım düzeneği yerleştirilmişti. Düzenek iki figürün arasına örülmüş bir duvar gibiydi. Yakınına gelince anlaşılan bir şey daha vardı: Heykel daha tamamlanmamıştı bile. Anıtın biraz önünde henüz yerleştirilmeyen eli duruyordu. Heykelin alt kısmında yapılmış grafitiler de dikkat çekiciydi. Anıt, hak ettiği önemi hiç görmemişti. Eylem zamanı yaklaştıkça sanatçılar, muhabirler ve yöre halkı da anıtın önünde toplan-

Hıdırellez mahalleye dönüyor H›drellez, binlerce y›ld›r çeflitli toplumlar taraf›ndan farkl› ritüellerle ve isimlerle kutlansa da, Türkiye’de Romanlarla özdeflleflmifl durumda. ‹stanbul’da uzun y›llard›r Ah›rkap›’da kutlanan H›drellez, Ah›rkap› Mahallesi ile birlikte an›l›r olmufltu. 12 y›ld›r Ah›rkap›’da düzenlenen H›d›rellez fienlikleri’nin bu y›lki organizasyonu haftalar öncesinden bafllayan tart›flmalarla y›lan hikayesine döndü. Bu

güne kadar paras›z düzenlenen etkinli¤in bu y›l biletli olarak düzenlenmesi karar› al›n›nca tepkiler olufltu. Organizasyon ekibi oluflan tepkiler ve güvenlik sebebiyle bu seneki flenli¤i iptal etti¤ini duyurdu. “Halklar›n bayram› hangi sebeple olursa olsun, parayla sat›lan bir etkinli¤e dönüfltürülemez“ diyen bir grup gönüllü ise flenlik iptal edilmifl olsa da Ah›rkap›’ya gidip, Romanlarla birlikte H›drellez’i kutlamak

üzere kollar› s›vad›. ‹ki y›ld›r sahile al›nan flenlik bu y›l alternatif bir içerikle mahalleye geri dönüyor. “Bu kutlama için büyük sahnelere ihtiyac›m›z yok” diyerek organizasyon için gönüllü olan gençler, 5 May›s Perflembe günü saat 19.00’da, Sultanahmet tramvay dura¤›n›n biraz afla¤›s›nda Ayasofya Müzesi’nin giriflinde buluflup Ah›rkap›’ya yürüdü. H›d›rellez’i burada kutlad›.

Festivale üç ilde coşkulu açılış D

oğal olarak direnen filmler, üç kentten yola çıktı. Bu yıl altıncısı düzenlenen Uluslararası İşçi Filmleri Festivali İstanbul, Ankara ve İzmir’de yapılan coşkulu açılışlarla başladı. Üç kentin ardından festivalin Anadolu’daki ilk durağı HES’lere karşı mücadelenin odağındaki kentlerden biri olan Artvin olacak. İSTANBUL Bu yıl İTÜ Maçka Kampusü Mustafa Kemal Amfisi’nde gerçekleştirilen açılışa gelenler amfiyi hınca hınç doldurdu. İstiklal Caddesi'ndeki geleneksel Festival yürüyüşü sırasında bu yıl Demirören AVM'ye girilerek, Beyoğlu'ndaki kentsel ve kültürel katliam protesto edildi. Oyuncu Fırat Tanış’ın sunuculuğunu üstlendiği gece, Festival Komitesi‘nden Didem Kırış'ın açılış konuşması ile başladı.

Daha sonra Birleşik Metal-İş Başkanı Adnan Serdaroğlu bir konuşma yaptı. Geceye direnişteki Mas-Daf ve Casper işçileri ile 76 gündür direnişlerini sürdüren Ontex işçileri de katıldı. Sahneye sloganlarla çıkan işçilere festival anısına kırmızı mücadele karanfilleri verildi. ABD’de fiili olarak yasaklanan Locked Out filminin yönetmeni Joan Sekler, açılışta yaptığı konuşmada filminin festivalde gösterilmesinden mutluluk duyduğunu belirtti. Festivalin Japonya ve Filistin'den gelen konukları da vardı. Festivalde her sene olduğu gibi bu sene de bir set işçisine plaket verildi. Bu yılki plaketin sahibi yardımcı yönetmen Muharrem Özabat oldu. Yonca Verdioğlu Şık’a festival adına plaket veren fotoğraf sanatçısı Özcan Yurdalan, “Yonca bu plaketi Ahmet’in eşi olduğu için değil, sosyalist ve feminist kimliği ile Ahmet’in yoldaşı olduğu için alıyor” diyerek plaketi sundu. Laz Marks'ın da sahne aldığı gecede konuşmaların ardından sahne Bandista’nın oldu. Coşkulu geçen konserin ardından HES'lere karşı mücadeleleri konu alan 'Sudaki Suretler' filminin gösterimiyle açılış gecesi sona erdi. ANKARA Doğal olarak direnenlere odakalanan VI. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali Ankara açılışı tulum ve trampetler eşliğinde yapılan festival yürüyüşü ile başladı. Açılış gecesine tulum ve slo ganlarla salona giren Karadenizli yaşam

lendirilemeyeceği, heykelin kardeşlik ve barış için bir adım olduğu söylendi. Rutkay Aziz, anıtın yıkılmaması için sanatçılar olarak imza topladıklarını ve bunu cumhurbaşkanına ileteceklerini söyledi. Yaklaşık bir saat süren basın açıklamaları bittiğinde İnsanlık Anıtı'nın bulunduğu yerden hep beraber Kars şehir merkezine doğru inildi. Eskişehir'e dönüş minibüslerine binerken karşılaştığımız Menderes Samancılar ile küçük bir sohbet gerçekleştirdik. Menderes Samancılar'ın ''Aslında burada üzülecek tek kişi varsa o da Başbakandır. Heykeli yıkmak kolay. Dikkat etsin, altında kalmasın!” sözleri durumu özetler nitelikteydi. Aslında AKP, Kültür Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı'nı birleştirip turizm sektörüyle kültür-sanatı aynı kefeye koyarak sanat hakkındaki görüşlerini zaten belli etmişti. Kültür ve sanatı bir meta haline getirip, pazarlanamayan kültür öğelerine değer vermeyen AKP, gericiliğini “ucube” kelimesine sığdırmıştı. Basılmamış kitapların toplandığı Türkiye’de doğaldı. Özetlemek gerekirse insanlık için bir şey meydana getirmemiş AKP, insanlık eserine de tahammül edememişti ve bunu da pratiğe dökmek üzereydi. İnsanlık anıtının “ya Allah bismillah” nidalarıyla yıkıldığı şu günlerde insanlık adına üzüntü içindeyiz.

Çocuk (H)aklı’yla bahara karşılama

Çocuklar›n coflkusu, neflesi, hüznü ile akl› Kardefl Türküler taraf›ndan Ankara’da seslendirildi. Çocuk (H)akl›, Halkevleri bahar buluflmas›nda binlerle bulufltu

K

savunucuları damga vurdu. Açılış filmi Halepçe Sonsuz Umut ise izleyenlerin büyük beğenisini kazandı Açılış gecesi Grup Masala'nın lazca söylediği ezgilerle başladı. Saygın Soysal ve Şebnem Gürsoy'un sunuculuğunu üstlendiği programında ilk olarak Halkevleri Genel Başkan Yardımcısı Samut Karabulut, festival düzenleyicileri adına bir konuşma yaptı. Tutuklu gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener'in anıldığı gecede 15 ay hapis cezası ile yargılanan gazeteci İrfan Aktan'a dayanışma plaketi verildi. Festival Gecesi'nde son olarak açılış filmi olan Halepçe Sonsuz Umut filmi izlendi. Belgeselin gösteriminin ardından ise belgesel ekibi İsmail Beşikçi ile beraber sahneye çıkarak, soruları yanıtladı.

maya başladı. Bu sırada çocuklara uçurtma dağıtıldı. Gökyüzüne yükselen uçurtmalar İnsanlık Anıtı'yla renkli görüntüler oluşturdu. Kars Kalesi, Kars'ın kuşbakışı görüntüsü, İnsanlık Anıtı, çocuklar ve uçurtmalar... 360 derecelik bir açıda hepsine rastlamak mümkündü. Eylem, heykelin yaratıcısı Mehmet Aksoy'un konuşmasıyla başladı. Mehmet Aksoy durumla ilgili olarak "Yorgunsunuz ama umut saçıyorsunuz. Ressam, müzisyen, şarkıcı, aktris arkadaşlarım, yazar dostlarım, sanatsever arkadaşlar hepinizi candan kucaklıyorum. Sanatımızın onurunu korumak için buradayız" dedi. Basın açıklamalarının yapıldığı sırada halkın da kendi hazırladığı dövizler kameralara yansıyordu: "Sanata Bön Bön Bakma", "İnsanlık Anıtı'nı yıkmak insanlık ayıbıdır"... Kars halkının da çoğunluğu anıtın yıkılmasından yana değildi ve yıkıma karşı öfkeliydi. Bir kaç merkezi caddesi dışında oldukça bakımsız görünen kentte anıtı yıkmak için 272 bin lira harcanabilmesi de Kars halkını öfkelendiren nedenlerden biriydi aslında. Tarık Akan, Suavi, Menderes Samancılar, Rutkay Aziz de eylemde konuşmalar yaptılar. Konuşmalarda İnsanlık Anıtı’nın yıkılmanın insanlık onuruna yakışmayacağı, böylesine anlamlı bir heykelin “ucube” olarak nite-

ardeş Türküler, Çocuk (H)aklı adlı yeni albümlerinin Türkiye turnesi kapsamında 23 Nisan’da Diyarbakır’da, 24 Nisan’da Ankara’da Halkevleri bahar buluşmasında sahne aldı. Üç saat boyunca farklı dillerde şarkıların seslendirildiği konserde, BGST sanatçılarının dans gösterisi ile Vedat Yıldırım ve Arto Tunçboyacıyan’ın çocuklarla birlikte yaptığı ritim gösterisi büyük alkış aldı. Konserin ardından Feryal Öney, Vedat Yıldırım ve Arto Tunçboyacıyan ile birlikteliklerine ve konsere dair kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Feryal Öney: Daha önce de ortak çalışmalar yaptığımız isimler olmuştu ama Arto ile daha farklıydı. Arto’nun tecrübesi de yaşadıkları da bizden çok daha fazla. Buluşma sebebimiz ise hayata, müziğe, emeğe, ülkemizde ve dünyada olup bitenlere benzer bakmamızdır. Herkesin eşit ve özgür bir biçimde yaşadığı, demokratik haklara sahip olarak yaşadığı bir dünyayı samimiyetle arzuluyoruz.

Vedat Yıldırım: Ben esas olarak Halkevleri ile birlikte çalışmamıza değinmek istiyorum. Daha önce pek çok defa çalıştığımız Halkevleri, bizim gidemeyeceğimiz yerlere gitmemizi sağladı, Giresun gibi. Bir örgütlenme olmadan bizim böyle bölgelere gitmemiz zor. En önemli buluşmalarımızdan birisi Suriye’deki etkinlik idi. Umarım bu birlikteliğimiz uzun yıllar sürer. Arto Tunçboyacıyan: Ben bu dünyaya baktığım zaman sevimsiz gerçekler görüyorum. Bizim yapmamız gereken, bu sevimsiz gerçekleri yastık altına atmaktan vazgeçmektir. Ortaya koyacağız, konuşacağız, çözümlerimizi kendimiz yaratacağız. Aynen Ermeni meselesindeki gibi. Bugünden 50 yıl önce bile halklar birbirlerine karşı bu kadar nefret beslemiyordu. Siyasiler bu nefreti tetikliyor. Ama ben inanıyorum ve ümit ediyorum ki her yeni gün sevimsizlikler daha fazla ortaya çıkıyor, insanlar neye inanması gerektiğinin daha fazla farkına varıyor. Arzuladığımız ülkenin ve dünyanın yaratılacağı gün yavaş yavaş geliyor.


SOKAĞIN SESİ

16

ÜRETEN BİZİZ YÖNETEN DE BİZ OLACAĞIZ

6 Mayıs 2011 / 19 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

Bu seste umut var

Yasak delindi

A

rtvin’de Halkevciler ve Liseli Genç Umut, yasaklı 1. Cadde’den yürümek istedi. Polis barikat kurup Halkevcileri engellemeye çalışsa da barikat aşıldı ve 1. Cadde emekçilere açılmış oldu. Artvin’deki 1 Mayıs kutlamaları coşkulu geçti.

‘Siyanüre hayır!’

Hak mücadeleleri alanda

Ç

anakkale’deki kutlamalarda siyanürlü altın arayan şirketlere ve termik santrallere tepki yoğundu. Doğanın talanına karşı verilen mücadele Halkevi kortejinde sesini buldu. Elmalı köylüleri ve Karabigalılar Halkevleri kortejinde kendi talepleriyle yürüdü.

Emekçiler 1 Mayıs’ta, ülkenin hemen her kentinde alanlara çıktı. Güvenceli iş ve insanca yaşam talepleri kent meydanlarında yankılandı, yasaklar delindi, ilkler gerçekleştirildi. Halkevleri, hak mücadelelerini 1 Mayıs alanlarına taşıdı

İ

stanbul Taksim’de yüz binlerin katıldığı kutlamaların yanı sıra bu 1 Mayıs’ta emekçiler Anadolu’nun birçok kentinde meydanlardaydı. Emekçilerin taleplerinin ilk sırasında güvence talebi yer aldı. Kürt illerindeki kutlamalarda ise ilk sırayı barış talebi aldı. AKP karşıtı sloganlar, Türkiye’deki 1 Mayıs’ların ikinci ortak özelliğiydi. Geçmişe oranla daha kitlesel geçen 1 Mayıs’larda YGS skandalıyla sokağa dökülen liselilerin katılımı ile güvencesiz genç işçilerin katılımı yoğun oldu. Toplumsal muhalefetin gündemleri Halkevlerinin yürüyüş kollarında eksiksiz bir biçimde yer aldı. Halkevleri bu yılki 1 Mayıs’ta ağrılıklı olarak güvenceli iş, insanca bir yaşam talebini yükseltti ve pankartlarında “Haklarımızı kazanmak için tek yol sokak tek yol devrim”, “AKP’ye kul, sermayeye köle olmayacağız” sloganları mutlaka yer aldı. Bu sloganların yanında çeşitli hak mücadeleleri taleplerini Halkevleri kortejlerinde yükseltti.

Üstte: Antakya. Altta: Antalya. Sa¤daki foto¤raf Samsun 1 May›s’›ndan. Gazi Devlet Hastanesi’nde direniflte olan Dev Sa¤l›k-‹fl üyesi tafleron iflçiler, ailecek 1 May›s’tayd›

HALKEVLERİ HAK MÜCADELELERİNİN ÇATISI Halkevleri, hak mücadelelerinin çatısı olduğunu bu 1 Mayıs’ta göster-

di. Ankara’da Dikmen, Mamak, Polatlı, Yenimahalle’de yürütülen barınma hakkı mücadelesi Halkevleri kortejinde yer alırken Kocaeli’ndeki Arızlılı depremzedeler de seslerini Taksim’de Halkevleri’yle beraber duyurdu. Karadeniz Bölgesi’nde Halkevi şubelerinin pankartlarına HES’lere karşı verilen mücadele yansıdı. Çanakkale’de siyanürle altın arayan şirketlere karşı toprağına sahip çıkan köylüler ve Halkevciler alandaydı. Akhisarlı zeytin üreticileri taleplerini İzmir’de Halkevleriyle beraber dile getirdi. Mersin’deki 1 Mayıs’ta Halkevcilerin nükleer karşıtı pankartı yoğun ilgi topladı. İstanbul’da “Mafe gelan heye, halkın hakları var” yazılı pankartla taleplerini Kürtçe de dile getiren Halkevleri kortejinde Halkevleri Engelli Hakları Atölyesi, Halksanat ve Halkevci Kadınların yanı sıra kendi pankartlarını açan Hacıhüsrevli gençlik ve Devrimci Adıvarlılar da yürüdüler. Artvin’de Halkevciler ve Liseli Genç Umutçular, polis barikatını aşarak 1. Cadde’de yasağını deldi. Halkevciler, Artvin’in Ardanuç İlçesi’nde ilk defa 1 Mayıs’ın kutlanmasını sağladı ve 32 yıl aradan sonra

“Faşizme ölüm tek yol devrim” sloganları Ardanuç sokaklarında yankılandı. Niğde’deki 1 Mayıs’a katılan Niğde Halkevi ve Ulukışla Halkevi kutlamaları izleyenler tarafından yoğun alkış aldı. Sivas’ta da Halkevcilerin oluşturduğu yürüyüş kolu hemen herkesin beğenisini topladı. Halkevciler İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Eskişehir, Antalya, Mersin, Antakya, Çanakkale, Niğde, Trabzon, Artvin, Hopa, Ardanuç, Giresun, Samsun, Sivas, Ayvalık’taki kutlamalara etkin bir şekilde katıldı. YGS skandalına karşı sokaklara dökülen liselilerin isyanı belirgin bir şekilde 1 Mayıs’a yansıdı. Örgütlü liseliler içinde Liseli Genç Umut 1 Mayıs mitinglerine katıldığı her kentte coşkusu ve kitleselliğiyle çevredekilerin sempatisini topladı. Yumurtalı eylemleriyle üniversiteleri AKP’ye dar eden Öğrenci Kolektifleri de bu yıl, geçen yıllara oranla daha çok kentte 1 Mayıs’a katıldı. Ordu’da 1 Mayıs’ta ilk eylemlerini yapan Kolektifler Isparta, Muğla, Niğde, Sivas, Denizli ve Kütahya’da da kitlesel bir şekilde 1 Mayıs’a katıldı.

‘HES’ler yıkılsın!’

T

rabzon’da 1.500 kişinin katıldığı 1 Mayıs kutlamalarında en kitlesel ve coşkulu grup Öğrenci Kolektifleri oldu. Bölgede doğanın talanına karşı verilen mücadele ve bu mücadelenin talepleri Halkevleri’nin pankartlarına yansıdı.

Niğde’de 1 Mayıs

N

iğde Halkevi ve Ulukışla Halkevi’nin kitlesel katıldığı 1 Mayıs kutlamalarına KESK ve DİSK’e bağlı sendikalar ile demokratik kitle örgütleri de katıldı. Kutlama bitiminde Halkevciler Niğde Halkevi’ne kadar alkış ve sloganlarla yürüdü. Yürüyüş çevredekilerin yoğun desteğini aldı.

Emekçilerin sesi kent merkezlerinde ‹zmir

Giresun

Mersin Eskiflehir

Bursa

1 Mayıs’ta güvence ve insanca yaşam talebi yükseldi

T

ürkiye’nin birçok kentinde kutlanan 1 Mayıs, bu yıl Şırnak’ın İdil, Artvin’in Ardanuç ilçeleriyle Nevşehir’de ilk defa kutlandı. Emekçiler, Batman, Antalya’nın Alanya İlçesi ve Artvin’de polis engeliyle karşılaştı. Artvin ve Alanya’da polis barikatı aşıldı. Düzce’de gerçekleştirilen 1 Mayıs’a direnişteki Mas-Daf ve DESA işçileri damgasını vurdu. Soma ve Zonguldak’taki kutlamalara binlerce madenci

katılırken Kütahya’da Seyitömer Linyit İşletmesinde çalışan ve taşerona başkaldıran işçiler “Madende taşeron ölüm demektir” sloganı attı. Samsun’da TKP, Halkevleri, BAT işçileri ve Gazi Devlet Hastanesi’nde direnişte olan Dev Sağlıkİş üyesi işçiler 1 Mayıs’ı birlikte kutladı. Afyon’da bin kişinin katıldığı 1 Mayıs mitinginde “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganı atılırken, Nevşehir,

Amasya, Sivas, Tokat, Ordu, Silifke, Konya, Lüleburgaz Muğla ve Isparta’da liseliler ve üniversiteliler halk tarafından büyük alkış aldı. Antep’teki kutlamalara OSB’de çalışan örgütsüz işçilerin katılımı dikkat çekerken Diyarbakır’da Dev Sağlıkİş ve enerji işçilerinin katılımı yoğun oldu. Antep, Dersim, Van, Elazığ, Adıyaman’da barış talebi ön plandayken, altı yıl aradan sonra kutla-

maların gerçekleştirildiği Mardin’de Türkçe, Arapça, Kürtçe ve Süryanice “Yaşasın 1 Mayıs” pankartları asıldı. Ankara’daki kutlamalar son yılların en kitlesel 1 Mayıs’ı olurken Adana, Bursa, Antalya, Mersin, Eskişehir, Kayseri, Samsun, Antakya ve Diyarbakır’da binlerce emekçi alanlardaydı. İzmir’deki kutlamalar Enternasyonal Marşı’yla başladı.

Kütahya


Halkın Sesi 131'inci sayı