Page 1

MART 2013

MODEL ECONOMIC FORUM SAYFA 13

&

BARBAROS ŞANSAL RÖPORTAJI SAYFA 18

&

ERTEM ŞENER SAYFA 16

BU SAYIDA BERRiN AKTUĞ ÇOK ÖZEL RÖPORTAJI

SAYFA 06

RÖPORTAJ • BOĞAZİÇİ • YAZILAR • MEDYA • MODA • MAGAZİN • SAĞLIK


bounterviewdergisi.

02

İÇİNDEKİLER MART 2013 Röportaj 06 13 18 28

04 23 25 31 32 33 35

BERRİN AKTUĞ MODEL ECONOMIC FORUM BARBAROS ŞANSAL KEMAL USTA

Yazılar ATAKAN ŞENİZ MODA (MERCEDES-BENZ FASHION WEEK) KADINCA ŞEYLER SPRING BREAK ÖNCESİ FİT BİR KARIN HOBİ OLARAK MÜZİK SİYASET’E BAKIŞ SOSYAL MEDYA

Bounterview Özel 05 22 26

MEDYA ALEMİ HABER

Unutulmayanlar

12 16 17

BOUNTERVIEW DOĞUM GÜNÜ

MİNİK RÖPORTÖRLER

SAMSUN DEMİR ERTEM ŞENER SİMGE FISTIKOĞLU


bounterview Dergi Ekibi

GENEL KOORDİNATÖR: Atakan ŞENİZ e. atakan.seniz@boun.edu.tr GENEL YAYIN YÖNETMENİ: Ahmet BİNTAŞ e. bintasahmet@gmail.com YAYIN DANIŞMANI: Tuba AYDIN YAZI İŞLERİ: Ülber O. AKIN

GÖRSEL YÖNETMEN: Mert KENAR SOSYAL MEDYA: Helin MURATAKAN

İLETİŞİM BOUNterview Media & University.

MODA SAYFALARI İÇERİK ÜRETİCİLERİ: Fatoş İZCİ Kübra DÖNMEZ RÖPORTAJ SORUMLULARI: Ahmet K. SÜRMELİ

İNTERNET SİTEMİZ: www.bounterview.com EKİP MAİL ADRESİ: bounterview@gmail.com

Hazal GÜNDÜZ Nihal KARAMAN RÖPORTÖRLER: Cavit G. DESTAN Sefa BİLİCİ

SOSYAL AĞ ADRESLERİ: www.facebook.com/bounterview www.twitter.com/bounterview SORU ve ÖNERİLERİNİZ İÇİN: bintasahmet@gmail.com

Tuğçe GULA ARAŞTIRMA VE SORU ÜRETİMİ: Çağdaş ÇETİNKAYA Gizem ALPAKUT Erdem ERKMEN FOTOĞRAF EKİBİ: Duygu YILMAZ Mert KENAR Nergis AKSAÇ

BOUNTERVIEW Dergisi T.C. Yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır. BOUNTERVIEW Dergisinin isim ve yayın hakkı BOUNTERVIEW Ekibine aittir. Dergide yayımlanan yazı, röportaj ve görsel içeriklerin her hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz ve kullanılamaz. © BOUNTERVIEW Media & University


bounterviewdergisi.

04

KOORDİNATÖR’DEN

GENELBAKIŞ Magazin D’nin istikrar abidesi, güzel sunucusu Berrin Aktuğ’un kapağımızı süslediği bu sayımızda: BU SAYIDA

YAZAR: Atakan ŞENİZ EMAIL: atakan.seniz@boun.edu.tr BLOG: www.bounterview.com

• Aykırı tarzıyla dikkat çeken modacı Barbaros Şansal’dan bomba açıklamaların yer aldığı röportaj • “Röportajlarımızdan Unutulmayanlar” bölümünde Ertem Şener, Simge Fıstıkoğlu ve Samsun Demir’in açıklamaları • Mercedes Benz Fashion Week Istanbul’dan sıcağı sıcağına gözlemler • Model Economic Forum’un tüm detayları ve özel röportaj • Boğaziçi yemekhanenin sempatik çalışanı Kemal usta • Ekip arkadaşlarımızın çeşitli alanlarda hazırladığı yazılar Ve daha fazlası… GELİŞMELER İnternet sitemizi yeniledik. Daha kullanışlı ve tüm içeriklere daha kolay ulaşılabilen bir yapıya geçtik. Döneme giriş toplantımızı yaptık. Yaptığımız işleri masaya yatırdık ve yeni fikirleri nasıl hayata geçirebileceğimizi sorguladık. Çeşitli üniversite ekiplerinden ortaklık teklifi aldık; görüşmelere devam ediyoruz. Doğumgünümüzü kutladık. Arka kapakta pastamızın fotoğrafını görebilirsiniz. Mekan çalışmasının projelendirmesi tamamlandı. YGS öncesinde Türkiye birincisi Boğaziçililer ile konuştuk, içeriği internet sitemizde bulabilirsiniz. BOUNTERVIEW İLE İLGİLİ TWEETLERİM: • Röportaj yaptığım birinin röportajdan sonra film teklifi alıp bana teşekkür edeceği hiç aklıma gelmezdi. Detaylar galadan sonra! • Araya menajer, basın danışmanı falan sokmadan direkt kendisi ilgilenen ünlülere saygım büyük. • MB Fashion Week Istanbul’a dergimize yazı yetiştirmek üzere katılan değerli ekip arkadaşlarımın çalışmalarını takdir ediyorum. • Ekip içi ilişkiyi en başında yasaklamış olmam konuşuluyor. Bu yüzdendir ki diğerlerine oranla daha sağlam duruyoruz ve daha çok üretiyoruz. • Kaç haftasonudur zamanımı ekip işlerine ayırıyorum. Şimdi de dergi görüşmesi için Beşiktaş’tayız. • Yarın için ikiye bölsem kendimi. Mesela aynı anda hem Kanal D’de hem de Grand Cevahir’de Model Economic Forum’da olsam.


bounterviewdergisi.

05

BOUNTERVIEW doğumgününden bir kare.


bounterviewdergisi.

FOTOĞRAF: AHMET BİNTAŞ

06

BERRİN

AKTUĞ

“DİSİPLİNLİYİM VE SABIRLIYIM”

Disiplinliyim ve birçok şeye karşı sabırlıyım. İnisiyatif almayı seviyorum. Hem sunucu olarak hem de magazin ekibi olarak biz de zaman zaman aksilikler yaşıyoruz. Ama başarılı bir yönetmen, başarılı bir yapımcı zorlukları atlatabiliyor olmalı. Çok disiplinli olmam ve hayatımda çok karmaşaya yer vermemem...


bounterviewdergisi.

07

RÖPORTAJ: Tuğçe GULA & Tuba AYDIN

Altı seneden uzun bir süredir magazin sunuculuğu yapıyorsunuz. Bu istikrarınızı ve başarınızı neye borçlusunuz? Disiplinliyim ve birçok şeye karşı sabırlıyım. İnisiyatif almayı seviyorum. Hem sunucu olarak hem de magazin ekibi olarak biz de zaman zaman aksilikler yaşıyoruz. Ama başarılı bir yönetmen, başarılı bir yapımcı zorlukları atlatabiliyor olmalı. Çok disiplinli olmam ve hayatımda çok karmaşaya yer vermemem şeklinde cevaplayabilirim bu soruyu. Magazin sunucusu olmanın artıları eksileri nelerdir? Bulunduğum pencereden baktığımda birçok insandan daha fazla şey biliyoruz, size sunmadıklarımız… Mesela? Sunabilsek sunardık zaten (gülüyor) Ama çok şey biliyoruz. Bazen beni tanımayan insanlar hakkında… Ödül törenlerinde

FOTOĞRAF: Ahmet BİNTAŞ

özellikle onu çok hissediyorum. Ödül törenlerinde sahneye çıkıp teşekkür ederken orada, hakkında birçok şey bildiğim insanlar oturuyor, sandalyelerinde. Aslında herkes hakkında çok fazla şey biliyorum. Artısı varsa böyle bir artısı vardır. Eksileri de önyargılar oluyor. Magazin içi çok boşmuş gibi duruyor. Benim işim sunuculuk, önüme haber de konsa, magazin de konsa sunarım. Ama ne sunarsam sunayım, bunu o şekilde sunmam gerekiyor. İnsanların biraz önyargısı var belki magazine karşı. Ama bu da son dönemde kırılmaya başladı diye düşünüyorum. Magazin sunucularının çizgileri de farklı. Sizi magazin sunuculuğunda en mutlu eden şey nedir? Her cumartesi sabahı insanlara kahvaltıda eşlik etmek çok hoşuma gidiyor, insanların beni yolda durdurup söylediği ve çok hoşuma gidiyor. “Sizinle kahvaltı ediyoruz, çok keyifli, mimiklerinizi seviyoruz” gibi şeyler dediklerinde bu benim benim ruhumu besliyor.

BERRİN AKTUĞ Bilmediğiniz yönleriyle onu yakından tanıma fırsatı bulacaksınız! Bounterview çok özel röportajı dolu dolu sizlerle..

6 SAYFA

“SUNDUĞUM EN ÜZÜCÜ HABER BARIŞ AKARSU’NUN ÖLÜM HABERİYDİ” BERRİN AKTUĞ

MAGAZİN SUNUCUSU


bounterviewdergisi.

08

“YAPTIĞIM İŞİ SEVİYORUM” Sunduğunuz magazin haberleri arasında unutamadığınız bir tanesi var mı? Var. Çünkü o zaman yeni başlamıştım. İlk sunduğum ölüm haberi benim hiç unutamadığım haberdir. O da Barış Akarsu’ydu. Bodrum’daki kaza bölgesine canlı bağlantı yapmak durumundaydık. Önümüzde akan bir prompter da yoktu. Ölüm haberi sunarken aslında birçok sevenine ve henüz akrabalarından bilmeyen kişilere bunun haberini veriyorsunuz. O zamanlar Cumartesi sabahları tek magazin yayını yapan Kanal D idi ve öldüğü haberi sadece bizden geçiyordu. Sanki kardeşiniz veya bir akrabanız ölmüşçesine çok üzülüyorsunuz ve sesim ellerim çok titriyordu. Haberi sunarken içim çok ağladı ve gözyaşlarımı içime akıtıyordum. Çok çok üzgündüm, o yaşadığım anı ve o haberi hiç unutmadım unutmuyorum da. Berrin Aktuğ’un bilmediğimiz yönleri var mı? Çok var. (gülüşmeler) Bizimle belki de görünmeyen, bilemediğimiz bir yönünüzü paylaşmak ister misiniz? Önce, dışarıdan ne gözüküyor acaba ben size sorayım? Dışarıdan ne görüyorsunuz? Çünkü çok fazla kendimi açmıyorum, özelliklerimi sunmuyorum, bu yüzden size ne veriyorum önce ben sorayım? Nasıl biri duruyor ekranda?

Biz sizi gizemli buluyoruz. Magazin dünyasındasınız, siz sunuyorsunuz, ama sizinle ilgili hiçbir haber çıkmıyor. Bu da size gizem katıyor. İyi mi kötü mü? (Gülerek) Gizem katıyor dediniz, ama gizemli olması iyi mi kötü mü? Pozitif elbette. Ama dahası, hobileriniz, bilmediğimiz başka yönleriniz nedir? Bunlardan haberdar değiliz. Yaptığım işi seviyorum. Çok fazla işin aynı anda yapılmasını da çok seven biri değilim. O yüzden çok yerde gözükmeyi de sevmiyorum. Uzun vadeli hareket etmeyi seviyorum. Kısa vadeli hareket edip çok gündeme gelmek benim tercihim değil; zaten doğamda yok. Uzun vadeli düşündüğüm için de çok fazla ekrana gelip çok fazla özelliğimle karşınıza çıkmak istemiyorum. Bir yeteneğim varsa bile ben bunu sonraya saklamayı tercih ederim. Bugün hepsini harcamak istemem. Bilmediğiniz yönlerim muhtemelen eğitimimdir. Birçok insan duyunca şaşırıyor. Anadolu lisesinden mezun oldum İstanbul’da, çok kısa bir süreye kadar ailemle yaşıyordum. Sonrasında 1999 yılında Kocaeli Üniversitesi iktisat bölümünü bitirdim. Ondan sonra Sinan Çetin’in oyunculuk okulunu bitirdim ve şu anda Beykent Üniversitesi’nde sinema ve televizyon bölümünde master yapıyorum.


bounterviewdergisi.

09

“KANAL D’YE 3. KEZ GELDİĞİMDE ÇALIŞMAYA BAŞLADIM” İktisattan televizyona geçiş süreci nasıl oldu peki?Hep aklınızda bu mu vardı yoksa iktisatı da severek mi seçtiniz? İktisatın ne olduğuna dair hiçbir bilgim yoktu. Sınıfa girdiğimizde hocanın ilk sorusu “iktisat nedir?” oldu. 42 kişilik sınıfta kimse elini kaldırmadı. Herkesin gelme sebepleri ayrıydı, benim de gitme sebebim puanımın tutmuş olmasıydı. Birkaç iş denedim. Sonra hiçbir şeyin beni geliştirmediğini ve bir sonraki kademeye geçmek istemediğimi fark ettim. Sabah 9 akşam 5 gidip bir şey yaratmadan mutlu olmadığımı ve sadece para kazandığımı gördüm. Bir anda işten çıkmak istedim. Hala öğrenciydim üniversitede. Haftanın üç günü çalışıp öğrenciliğime devam ediyordum. Ama sonra işten çıktım ve ajansa yazıldım, kriterlerim vardı. Kısa vadeli bana katkısı olmayan işler istemediğimi belirtmiştim en başından. 3 kez buraya (Kanal D’ye) audition’a geldim ve üçüncüsünde Kanal D’yle çalışmaya başladık.

Hayatımda yaptığım 3 şey vardı hep. Okul, iş ve hobi. Her zaman üçünün de peşinden gidiyordum. 17 yaşında çalışmaya başladığım için hep hayatımda bu şekilde üç ayak vardı. Dans da onlardan bir tanesiydi. Şimdilerde sağlık sebebiyle dans edemiyorum. İki ayda bir pilates yapıyorum. Bir de yelkenli kullanmayı çok sevdim hayatımın son döneminde. Özel ilgi alanlarınız neler? Dansı çok seviyorum. Her salon dansını çok seviyorum. Yüzmeyi, tenis oynamayı çok seviyorum. Fiziğimi en çok dansa başlıyorum. 8-9 sene ders aldım. Survivor’da yarıştınız ve bu sizin için bir dönüm noktası oldu diyebiliriz. “Acun Ilıcalı sayesinde ünlü olanlar” listesinde yer aldınız bir haberde. Bu listede yer almaktan memnun musunuz? Böyle bir haber yapmışlar. Şöyle söyleyeyim. Survivor çok güzel bir yarışma ve

Türkiye’deki en iyi formatlardan biri. Acun Ilıcalı da çok iyi ve vefalı bir insandır. O yüzden Acun Ilıcalı benim hayatımda önemlidir. İnsan olarak da inanılmaz severim. Çok doğru bir programcı. Ama şöhreti o yarışmayla mı yakaladım? Zaten şöhreti yakaladım demeyeyim, çok büyük bir cümle. Ama geldiğim yere o yarışmayla mı geldim? Beni geldiğim yere getiren ve eğiten şey Kanal D oldu. Çünkü ben Kanal D’ye girerken Survivor’da yarıştığım için girmedim; yani o vesile olmadı. Ama çok çok mutluyum Survivor’a katıldığım için. Survivor’dan önce Kanad D’de çalışıyor muydunuz? Hayır Survivor’dan önce Kanal Türk ve Cine 5’te çalışmıştım. Survivor’dan sonra Kanal D’de İş Dünyası’yla çalışmaya başladım, Magazin D’yle değil. Ama hayatımın en önemli dönüm noktası Survivor değil Kanal D’dir. Survivor gerçekten benim hayatımda önemli ve özel noktalardan bir tanesidir.


bounterviewdergisi.

10

“VTR SIRASINDA ÜSTÜMDE PATLAYAN FERMUARI DİKTİM.” Size göre magazin programı nasıl sunulmalı?

Kıyafetlerimi Ela Bozkurt dikiyor.

Magazin sunucusu olduğunuz için çok avam giyinmek klişesini yıkmanız lazım. Detaylara çok dikkat etmeniz gerekiyor her anlamda. Tüm sunucuların şan eğitimi alması gerekiyor. Aslında prompter okumaktan ibaret olmamalı magazin sunuculuğu. Hem prompter hem kendi yorumunuzu hem zaman zaman editörlerin yazdıklarını değiştirmeniz gerekiyor. Ayrıca yaşanılan aksilikleri yansıtmamayı bilmeniz gerekiyor. Örneğin, yayın esnasında tulumumun ön fermuarı patlamıştı ve o an bunu yansıtmamam gerekiyordu. Anında sadece kafa çekimi yaptık ve iki dakikalık Vtr sırasında üstümde patlayan fermuarı diktim. Eğer ki bir aksilik kadraja yansımışsa profesyonel bir şekilde şaka yolluyla dalga geçip veya bir espri yapıp ortamı yumuşatmak lazım.

Magazin sunuculuğu dışında yeni plan ve projeler var mı?

Kıyafetlerinizi kendiniz mi seçiyorsunuz? Hakkımda ayrıca bilmedikleriniz ise 32 bedenden daha da küçük olduğumdur. Bundan dolayı bana elbise seçilmesi imkânsız. Her Perşembe yayın için elbise diktirmek zorundayım.

Hayat bu. Benim küçüklüğümden beri hayallerim var. Hayallerime hayat yön veriyor, hayallerim de hayatıma yön veriyor. Benim hayatımda bir sonraki sayfada neler olur, bunun kararı bana çok ait değil. Ben önümdeki seçenekleri değerlendirebilirim, hayatta böyle bir şey aslında, sürprizlerle dolu. Ama tabii ki yapmak isteyeceğim ve istemeyeceğim şeyler var. Hayatım boyunca magazin sunucusu olarak anılabilirim, ya da öyle bir şey yaparım ki magazin sunuculuğum hatırlanmaz bile. Peki ne yapmak istemezsiniz? Ne yapmak istemem; çok büyük konuşmak istemem. Seçenekler dediniz, şu an var mı seçenekler? Sizi görebileceğimiz projeler var mı? Yok, şu an hazırlandığım bir proje yok. İşinizin tehlikeli bir boyutu olduğunu düşünüyor musunuz?

Yok, tehlikeli diyemem. Bir ülkenin magazini o ülkenin etik anlayışını bir nevi yansıtıyor diyebiliriz. Sunduğunuz magazin haberlerini göz önünde bulundurursanız Türkiye’nin etik anlayışının ne yönde olduğu hakkından bir yorum yapabilir misiniz? Herkesin kendine göre bir etik anlayışı var. Dışarıyı eleştirmeyi sevmeyen biriyim. Ülkece yaptığımız en büyük hatalardan birisi oturduğumuz yerden insanları eleştirmek. Hiç kimse karşısındakinin yerinde değil. Siz oturduğunuz yerden gerçekten onun ne yaşadığını ve ne hissettiğini bilmeniz imkânsız. Bu yüzden kıyafetini eleştirmek, hareketlerini eleştirmek ya da bilmeden sarf ettiği yanlış bir sözü eleştirmek doğru değil. Sosyal medyada da görüyorum, haberlere çıkan sanatçıları çok ağır eleştiriyorlar bunu doğru bulmuyorum. Bunu etik bir anlayışmış gibi yapıyoruz. Ahlaklarını, işlerini, kıyafetlerini, düşüncelerini her şeylerini eleştiriyoruz. Böyle bir etik anlayışı ben etik bulmuyorum.


bounterviewdergisi.

11

MAGAZİN PROGRAMLARI İNSANLARIN KENDİLERİNİ İFADE EDEBİLME HAKKINI SUNUYOR

Birçok ünlünün özel hayatını magazinleştiriyorsunuz. Özel hayatınızla hiç gündemde görmüyoruz sizi. Buna özellikle mi dikkat ediyorsunuz? Bir gün özel hayatınız bir magazin programında ifşa olsa rahatsız olur muydunuz? Benim sunmadığım bir şey ifşa edilirse eğer rahatsız olurum. Bizim programlarımızda sunulan şeyler ve röportajlarda ne söylenirse veya halkın önünde yaşanan şeyler haber ediliyor. Eğer benim ifşa etmediğim özel hayatım insanlara sunulursa beni rahatsız eder elbette. Özel hayatınızla gündeme gelmemek için özellikle mi dikkat ediyorsunuz? Özel hayatla gündeme gelmeyi doğru bulmuyorum. Ben ekstra iş alacak bir sanatçı değilim ki gündemde kalmaya çalışayım. Öyle bir hayatım ve ihtiyacım da yok. İhtiyaç duysam bile doğamda olan bir şey değil. Bana aykırı.

O özel şey özelliğini yitiriyor sonuçta. 2012 yılında en çok konuşulan kişiler ve haberler nedir? 2012 yılında en çok Hülya Avşar ve Acun Ilıcalı ön planda olmuştur. İnsanların tepkilerine bakarsak eğer Justin Bieber’in Türk halkına yönelik bir tweet atması ve Çağatay Ulusoy’un gözaltına alınması gündemde merakla izlenen haberlerden bir tanesi. Hangi magazin konularını haber yapmaktan vazgeçiyorsunuz? Bunun kararın ben vermiyorum zaten. Bununla özel ilgilenen özel bir ekip var. Yayınlamaktan son anda vazgeçtiğimiz haberler hatırlamıyorum. Fakat insanları rencide edecek ve ailelerine zarar verebilecek ya da kariyerlerine zarar verecekse haberleri yayınlamaktan vazgeçiyoruz.

Magazin programları olmasaydı ne gibi bir eksiklik olurdu? Bence magazin programları olmasaydı daha fazla gerçek olmayan dedikodular ortalıkta dolaşıyor olurdu. Magazin programları insanların kendilerini ifade edebilme hakkını sunuyor diyebiliriz. Magazin sektörünün sosyal medyaya karşı kaybetmesi mümkün mü? Öncelerinde böyle bir kaygı vardı. Sosyal medyada konuşacak şeylerin olması için medyadaki donelere ihtiyaçları var. Medya olmasa ve oradaki programlar olmasa sosyal medyada konuşabileceğiniz konular da olmazdı. Bu yüzden sosyal medya köstek değil destek. İkisinden birinin kaldırılma durumu söz konusu olsaydı sosyal medya ortadan kalkardı. Bu yüzden Sosyal medya köstek değil destek oluyor.


bounterviewdergisi.

12

RÖPORTAJLARIMIZDAN

UNUTULMAYANLAR Tarkan’ın yakaladığı başarıyı hiçbir Türk yakalayamadı.

Samsun Demir


bounterviewdergisi.

13

m, Model Economic FoOru bilir la f ti a rn e lt A ’a s o v a D İstanbul haftasonu harikulade bir organizasyona ev sahipliği yaptı. 1 Mart Cuma akşamı gala yemeğiyle başlayan Model Economic Forum, 2 Mart Cumartesi günü Grand Cevahir Hotel ve Kongre Merkezi’nde açılış konuşmaları ve oturumlarla devam etti. Forum’un son gününde de oturumlar ve çalıştaylar vardı. Başbakan yardımcısı Ali Babacan, İstanbul valisi Hüseyin Avni Mutlu, İMKB başkanı İbrahim Turhan, İTÜ rektörü Mehmet Karaca da Model Economic Forum’a katılanlar arasındaydı. OTURUM MODERATÖRLERİ • ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Dr. Joshua W. Walker • İMKB Başkanı Dr. İbrahim Turhan • Geçmişte Tansu Çiller ve Bülent Ecevit’in ekonomi danışmanlığını yapan strateji uzmanı ve ekonomist Prof. Dr. Vladimir Kvint • MIT Üniversitesi Girişimcilik Merkezi Başkanı Prof. Dr. Valentin Livada • Deulcom İnternational Yönetim Kurulu Başkanı Baybars Altuntaş • EPDK Kurul Üyesi Alparslan Korkmaz • CNN Türk spikeri Şirin Payzın • Prof.Dr. Marek Kulczycki

MODEL ECONOMIC FORUM RÖPORTAJI Model Economic Forum’un organizatörlerinden Boğaziçi Üniversitesi bilgisayar mühendisliği mezunu, Uluslararası İlişkiler ve Ekonomi Derneği yönetim kurulu başkanı Mustafa TORUN ile organizasyonun hemen ardından sıcağı sıcağına özel bir röportaj gerçekleştirdik.

ROPÖRTAJ: Atakan ŞENİZ

Model Economic Forum nasıl doğdu? Aslında 2 sene öncesine dayanıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler ve Ekonomi Kulübü var. Oradaki kulüp başkanımız Onur Türk bu fikri ortaya koymuş. Kulüp içinde bu projeyi konuşmuşlar. Ben doktora yapmak için İTÜ’ye geçince bir vesileyle tanıştık. Genişleterek bu hale geldik. Organizasyon aşamalarında yaşananlardan bahsedebilir misiniz? Bu işin genişlemesi aslında MEF (Model Economic Forum) platformları kurarak ve dernekleşerek oldu. Dernekleşince farklı üniversitelere de ulaşma imkanımız oldu. Boğaziçi, Galatasaray, Bilkent, ODTÜ ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde MEF platformları kurduk.

Daha çok seçkin üniversitelere yönelmişsiniz zannediyorum. Saygın üniversitelerde başlayalım dedik. Belki ilerleyen senelerde her üniversitede olacaktır. Bu şekilde başlamak iyi bir seçimdi bence. Projeye daha çok sahip çıkıldı. Biz sürekli bu organizasyona benzer organizasyonlar düzenleyen insanlarla konuştuk, toplantılar yaptık. Bazıları “çok geciktiniz” dedi, bazıları da “öğrenciler konuşacak, uzmanlar modere edecek. Bu problemli bir yapı.” diye yaklaşanlar oldu. Şevkimizin kırıldığı zamanlar oldu. Ama bir şekilde enerjimiz tazelendi. “Model Economic Forum, Davos’a Alternatif Olabilir” başlığını attı Hürriyet. Bu ifade Forum’un amacına ulaştığını gösteriyor mu? Biz aslında bu ifadeye


bounterviewdergisi.

14

temkinli yaklaşıyoruz. Açıkçası bu ifade bizden çıkmadı, ama bir şekilde yakıştırıldı. İTÜ rektörümüz sayın Mehmet Karaca, açılış konuşmasında iyi bir niyetle Davos’a alternatif olabilecek bir şey olduğunu söyledi. Dikkat çekici bir cümle söylediği için bütün haber bültenlerinde o şekilde geçti ve yayıldı. Bizim lanse etmek istediğimiz bir şey değildi bu. Beklentiyi göstermesi açısından da enteresan bir cümle elbette. Borsa başkanı sayın İbrahim Turhan da aynı şeyi söyledi sayın rektörden sonra. Bunu bizden beklenen ufuk olarak algılamak istedik. Prof. Dr. Vladimir Kvint de şunu belirtti: “Türkiye’deki hocalarınızın ve rektörünüzün vizyonu çok genişmiş demek ki size böyle bir ufuk çizdi. Tebrik etmek lazım.” Ulusal basının yeteri kadar ilgi gösterdiğini düşünüyor musunuz? İnternet taraması yaptığımız zaman çok çeşitli mecralarda çıktığını gördük. Basın dünyasını çok yakından bilmiyorum. Neye ilgi gösterirler neye göstermezler pek bilemiyorum. Hürriyet,

Sabah, Show Haber, Bugün, Habertürk ve daha birçok platformda yer alması hoştu. Netice olarak basının ilgisi bizim beklentimizin üzerindeydi. Organizatör gözüyle forumun en dikkat çekici bölümü hangisiydi? Çok şey sayılabilir ama çalıştaylar diyorum. Çalıştayların birinde direktörlük yaptım. Keşke yapmasaymışım; çünkü diğer çalıştayları gezme fırsatım az oldu. Arada bir kaçıp diğer masaları dolaştım. Çok güzel bir manzarayla karşılaştım. “Kesinlikle bunu devam ettirmemiz gerekiyor.” fikri bende tamamen yerleşti. Yurtdışından gelen öğrenciler memnun kaldılar mı? Kültürel aktivite olarak yat gezisi yaptık. Orada 30 ülkeden gelen 200’e yakın öğrenci (hepsi yat gezisine katılmadı) farklı ülkelerden farklı üniversitelerden öğrenciler birbirleriyle sanki bir önceki toplantıda tanışmış gibi çok samimiydiler. ABD’den gelenler kendi aralarında, Gürcistan’dan gelenler kendi aralarında şeklinde bir ortam


bounterviewdergisi.

15

yoktu. Bu da benim çok hoşuma gitti. Sürekli gelip fotoğraf çekiyorlardı, teşekkür ediyorlardı. Mutluluk verici bir tabloydu. Oturum konuları nasıl belirlendi? 2 sene önce projeye dahil olduğumda oturum konularının büyük bir çoğunluğuna karar verilmişti. Gençleri nelere yoğunlaştırmak gerektiğini sorguladık. Akademisyenler, moderatörler ve arkadaşlarımızın diğer forumlarda süzdükleri bilgiler ışığında oturum konularının şekillendiğini söyleyebilirim. Model Economic Forum sonrasında aldığınız tepkileri paylaşabilir misiniz? ABD Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Dr. Joshua W. Walker şöyle bir mail attı: “Ben birçok foruma ve organizasyona katılan birisi olarak bu forumun ismi gibi ‘model’ olduğunu düşünüyorum.” MIT Üniversitesi’nden Prof. Dr. Valentin Livada “İlk olmasına rağmen tamamen beklentilerimin üzerindeydi. Sizin ve öğrencilerin ilgisi benim için sıradışı bir olaydı.” dedi. Öğrenciler çok

memnunlardı. 3 gün boyunca herkes gülüyor, eğleniyor. Tabii ki eğlenmek için bir araya gelmedik; ama arta kalan zamanlarda insanların mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Hatta ülkelerine gittikten sonra kendi hocalarına bahsetmişler. Beni yurtdışından “bizzat teşekkür etmek istedik” diye arayanlar oldu. “Öğrencilerimiz çok memnun kalmış. Biz de sizi bekleriz.” diyerek davet edenler oldu. Model Economic Forum 2014’ün ana konusu ne olacak? “İnovasyon ve yenilenebilir enerji” olarak planlıyoruz. Arkadaşlarımız projeyi yazmaya başladı. Belki Avrupa Birliği projesi olarak belki Gençlik ve Spor Bakanlığı projesi olarak… Bütün projeleri değerlendirmek istiyoruz açıkçası. Bounterview hakkında kısaca görüşünüzü rica edebilir miyim? Çok memnun olduk bu röportajdan dolayı. Size de başarılar diliyoruz. Bir Boğaziçili olarak Bounterview ile çok gurur duyuyorum. Bunu da eklemek isterim.


bounterviewdergisi.

ÖĞRENCİLERİN MESSİ’LERİ BENCE BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ’NDE ERTEM ŞENER


bounterviewdergisi.

SİMGE FISTIKOĞLU “BOĞAZİÇİ MANZARASINI KISKANDIĞIM OKUL”


bounterviewdergisi.

18

RÖPORTAJ

Moda deyince akla gelen isim...

BARBAROS

ŞANSAL

RÖPORTAJ: Tuana YÜCEL & Zeynep YILMAZ | FOTOĞRAF: Tules OBUTER

Uzun süredir Yıldırım Mayruk ile çalışıyorsunuz, hatta kendinizi “terzi yamağı” diye adlandırıyorsunuz. Peki hiç kendi adınızla markalaşmayı düşündünüz mü? 25 yıldır Yıldırım Mayruk ile çalışıyorum, toplam 48 yıldır da mesleğimdeyim. Ben zaten Yıldırım Mayruk markasının yasal ortağı ve hissedarıyım. Böyle bir şeye gerek görmüyorum. Mesela Rahmi Koç, “Arçelik”in adını “Rahmi” mi yapıyor? Bunun haricinde “Yamak Strategy” adında benim kendi markam var. Ama o kitap çıkarıyor, televizyon programı yapıyor, konferanslar düzenliyor. Bir sosyal marka, Yıldırım Mayruk’un da işlerini yapan bir alt şirket.

“GÜNÜMÜZDE METREKAREYE 3 MODACI DÜŞÜYOR” Yurt dışında uzun süre moda eğitimi aldığınızı ve renkler üzerine yoğunlaştığınızı biliyoruz. Neden renkler? Aslında yurt dışında uzun sure moda eğitimi almadım, uzun sure sürgünde kaldım ve bu dönem içerisinde de sanat eğitimi aldım. Royal College’ da sanat üzerine bazı ana dalları tamamlayıp İsviçre’de renk bilimi üzerine uzmanlaştım. Ama dikiş, nakış üzerine ders almadım. 7 yaşında babaannemin yanında

bu mesleğe başladığım için bu sektörde zaten vardım. Ben yurt dışında olduğum sürede Türkiye’de hazır giyim büyüdü. Ama hazır giyimi ben hiçbir zaman sevemedim. Çünkü benim eserlerim, emeğimin karşılığı ürünler her önüne gelenin askıda mıncıklayacağı elbiseler olmamalılar. Moda tüm sanatların üzerinde bir sanat. Ama günümüzde metrekareye 3 modacı düşüyor. “Bugün Ne Giysem” adlı programda bir sure jüri olarak yer aldınız; fakat fazla uzun sürmedi. Programdan ayrılış sürecinizi öğrenebilir miyiz? Ben oradan kovuldum. Atatürk demek yasak, ulus demek yasak, Sümerbank demek yasak… Hadi onu geçtim, orası bir kumpas tezgahı. Benim orayı kabul etmemin nedeni, okuttuğum burslu çocuklara ödenek sağlamak istememdi. Ben İvana ya da Hakan’dan herhangi bir terbiyesizlik ya da yanlışlık görmedim. Yarışmacı kartlarında özel hayatlarından çarpıcı ve trajik olan konuların üzerine gitmemi istediler. “Oynat, ağlat, eteğini kes, insanları aşağıla, küçümse” gibi isteklerini ben yapmayınca böyle oldu. Sonuç olarak Caner Erdem beni “topla eşyalarını” diyen bir telefon mesajıyla kovdu. Ben zaten kovmalarını istiyordum tazminat ödemeyeyim diye. Benim Doğan Grubu da dahil bazı kanallarda yayın yasağım var ve bu program benim için halka, tabana bir çıkış noktasıydı. O yüzden artık Ulusal Kanal’da “Bugün Kime Kime Giydirsem?” adlı bir programa başlıyorum.


“BUGÜN NE GİYSEM’DEN KOVULDUM. ATATÜRK DEMEK YASAKTI”

BARBAROS ŞANSAL MODACI


bounterviewdergisi.

20

“ASEKSÜEL, APOLİTİK VEYA ASOSYAL DEĞİLİM, SADECE KENDİMİM”

Türkiye’de ve dünyada beğendiğiniz tasarımcılar kimler? Balenciaga, Balmain, Jean Paul Gaultier, Pierre Berge, Pierre Cardin, Maksut Varol, Cemal Bürün gibi ülkemizde ve dünyadaki büyük ustaların eserlerini işim gereği elbette takip ediyorum ve beğeniyorum. Bugün birçok insan sizi takdir ediyor. Bulunduğunuz noktaya gelmenizi sağlayan nedir? Aykırı kişiliğinizin bunda etkisi var mı? Bulunduğum noktaya geldim; çünkü aseksüel, apolitik veya asosyal değilim, sadece kendimim. Bir başkası olmaya çalışmıyorum. Beyanatlarımla, aktivistliğimle, siyasi görüşümle, tercihlerimle o kadar net bir kimlik gösteriyorum ki Türkiye’ye, bunu gören insanlar da şaşırıyorlar. Öyle ki benim işimde böyle şeyler çok riskli, benim normalde düğün dernek, davet, defile yanımda mankenler ile gezdiğim bir hayatım olması lazım. Aslında benim öyle bir hayatım da var, benim bütün bavullarım Louis Vuitton ama Louis Vuitton çantam yok, farklılığım burada ortaya çıkıyor. Diğerleri de sıkıysa bavullarını alsınlar… Bu cevaptan sonra

hayatı maddiyata bağladınızı düşünenler olur mu? Hayır çünkü benim akbilim de var. Ben belediye otobüsünü, metroyu, vapuru da kullanıyorum. Ben Anadolu’ya gidiyorum ve orada bir öğrenci evindeki çekyatta kalıyorum. Bedava dağıtılan Zaman Gazetesi’ni yere yayıp yerde kahvaltı ediyoruz birlikte. Yani böyle şeylere önem vermiyorum. Yaka iğnenizde de şu an Atatürk’ün imzasını görüyoruz. Atatürkçülük kimliğinizin vazgeçilmezlerinden. Ulu önderimizi, çok mümkün değil ama tek bir cümleyle anlatmanız gerekse ne derdiniz? “Barbaros Şansal” derdim. Ne kadar sevdiğinizi belirtmek için mi böyle dediniz? Evet. Ülküsü, ilkesi ve ülkesi olmadan yaşayamaz insan. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu ülkenin kurucusu ve dünyanın sayılı devrimcilerinden bir tanesidir. 80 yıldır biz bunun mirasını yiyoruz ve zarar veriyoruz. Bizim ışığımız Atatürk’tür. Milletvekili adayı olmak istemenizin sebebi nedir?

Benim seçilip seçilememem pek önemli değil. Ama %20’si genç, en az %30’u kadın, -canlıların %7’si eşcinseldirdemiyorum ki %7 olsun ama %5’i eşcinsel; farklı dinleri, inançları da temsil eden homojen bir meclis yaratmalıyız. Biz meclisimizi çeşitlendiremezsek sokaktaki kavga büyüyecek. Toplum olarak ötekileştirildik. Ben bunun mücadelesi için girmek istiyorum meclise. Bana geçen gün bir televizyon programında “Siz meclise girince eşcinsel evlilikler için mi çalışacaksınız?” diye bir soru sordular. Ben evli bir adamım, benim eşim var, İsviçre’de kendisi. İkinci evliliğimi yaptım, ilk eşimden 29 yaşında bir kızım da var benim. Sonuçta fonksiyon bozukluğum yok benim. Yakın zamanda talihsiz bir saldırıya uğradınız. Arkasında kim ya da kimlerin olabileceğini düşünüyorsunuz? Yakalandılar mı? Yakalanmayacak. Çünkü başbakanın çalışma ofisi buraya beş yüz metre mesafede; kameraları kapalı. Yanımda Makina Kimya Endüstrisi İstanbul Bölge Müdürlüğü var; kameraları kapalı. Karşımda İstanbul Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi var; kameralar yok. Yanında Gümüşsuyu Askeri


bounterviewdergisi.

21 Hastahane var; kamera yok. Sadece benim apartmanımın güvenlik kayıtları var. O saatte yolda yeri süpüren bir çöpçü ile çöp kamyonu vardı. Saldırıdan çıktığımda “Niye yardım etmiyorsunuz” dediğimde binip gittiler. Çünkü belediye yolu kapatmıştı. Caddeden olur da araba geçer, görürler diye. Yapan bellidir! Bazı haber platformları saldırıyı “Barbaros Şansal dayak yedi!” başlığıyla verdi. Fakat Habervaktim “İslam karşıtı yorumlarıyla gündeme gelen eşcinsel modacı dayağı yedi!” gibi kötü bir üslupla haberi okurlarına iletti. Bu tutumlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunlar benim tozumu atar ve cilalar. Onların akıttığı kan, benim bayrağımın renginde üniforma olur. Benim alnımda ay yıldız var, Kuvay-ı Milliye yıldızı Misak-ı Milli ve Misak-ı Maarif. Açacakları yaralar da benim onur madalyam olur. Ben çapulculara pabuç bırakmam. Bunlar en fazla beni vurur öldürür. Fakat benim düşüncelerimi, aydınlık görüşümü öldürebilir mi? Bu ülke için mücadeleme engel olabilir mi? Bana 16 yıl ceza isteniyor. Hiçbir şey olmaz, daha da büyürüm. Nazım Hikmet de Deniz Gezmiş de öyle büyüdü. Bir televizyon programında kimliğinizde İslam ibaresi olmadığını söylediniz. Wikipedia’da ateist yazıyor. Ama aynı zamanda eşcinselleri yaratanın da Allah

olduğundan bahsetmişsiniz bir konuşmanızda. Tanrı inancınız var mı? Evet, İslam ibaresi yok kimliğimde. Ali Rıza Demircan ile Kanal 7’de yaptığımız bir canlı yayın tartışma programında o cümleyi kullandım. Çünkü Ali Rıza Demircan “Eşcinsellik laikliğin sorunudur.” dedi. Düşündüğün dilde seviş, düşmanının dilinde savaş. Onun referansları Kuran-ı Kerim dilinde sadece. Tek kitapla cahil kalırsın. Ben Tevrat’ı okudum, Zebur’u okudum, Gnostik İncil’i, Ölü Deniz Parşömenleri, Yemen Yazıtları’nı okudum. Hem de bunların varyasyonlarını okudum. Çok alt klanlar hariç bütün din kitaplarını neredeyse okudum. Benim için tabiat ana var. Allah baba yok. Yaratan doğurandır. Aileniz buna birşey demedi mi? Benim annemle babam, ben daha çok küçükken ayrı ayrı hayatlar yaşayıp ayrı ayrı evlilikler yaptıkları için ben yatılı okullarda büyüdüm. Genelde babaanne, anneanne ve hala yanındaydım. Ben ailemin tasvip etmediği, onaylamadığı her şeyi yaşıyordum. Zaten yok ailem, görüşmüyorum.12 yıl oldu ailemden hiç kimseyi görmüyorum. Aynı şehirde oturmamıza rağmen, telefonla bile görüşmüyoruz. Ailem görüşmek istiyor, ben görüşmüyorum. Annem beni televizyonda seyredip

ağlıyormuş hatta. Benim ailem bütün vatanım, ben öyle anne, baba, hala tanımlamak istemiyorum. Boğaziçi Üniversitesi sizin için ne ifade ediyor? Boğaziçi Üniversitesi’nde benim çocukluğum geçti. Orada oturuyordum zaten. Boğaziçi Üniversitesi benim kafamda Robert Koleji’nin devamı bir okul olarak kaldı. Okulu bügun çok tanımıyorum açıkçası ama zamanında çok değerli insanlar yetişti o okulda. Fakat şu an o kadar özgür olduğunu düşünmüyorum Boğaziçi Üniversitesi’nin. Gerçi pek tanışma fırsatım olmadı Boğaziçi Üniversitesi ile, daha önce hiç davet almadım, konuşmak için de gitmedim. (Not: Bu röportaj, Boun’da Ne Moda ve Bounterview ortak içeriğidir.)


MEDYA ALEMİHABER bounterviewdergisi.

Haber Bölümü

Medyanın En Alem Sitesi.

MÜSLÜM GÜRSES VEFAT ETTİ 4 Aydır yoğun bakımdaydı! Sanatçı MüslümGÜRSES, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Geçtiğimiz cuma günü ölüm haberi sosyal medyada yayılan ancak daha sonra hastane tarafından yalanlanan ünlü sanatçı 4 aydır yoğun bakımdaydı. 60 yaşındaki sanatçı için doktorları ‘durumu kötü her an kaybedebiliriz’ açıklaması yapmıştı... Müslüm Gürses 4 ay önce by-pass ameliyatı için hastaneye yatmış ancak daha sonra meydana gelen enfeksiyon ve organ yetmezliği nedeniyle aylardır yoğun bakımda tutuluyordu. ÜNLÜ SANATÇI Müslüm Gürses, 4 aydır tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Doktoru Deniz Şener, problemin sabah saatlerinde

başladığını ve kalp fonksiyonlarının durduğunu söyledi. Şener, “Sabah saat 08.30 gibi problemler başladı. Önce tansiyonu düştü, kalp fonksiyonlarını kaybetti. Saat 10.30 gibi de kaybettik. Allah rahmet eylesin.” dedi.

olduğu belirtilen bazı kişiler, hastane önünde yüksek sesle müzik çalınmaması için uyarıda bulununca hayranı müziğin sesini kıstı.

MÜSLÜM GÜRSES’IN hayatını kaybetmesinin ardından sevenleri, hastaneye akın etti. Kısa sürede hastane önünde toplanan hayranlarının bazıları gözyaşı dökerken bazıları da sinir krizi geçirdi. Bir seveni fenalaşınca ambulansa taşındı. Bu sırada minibüsüyle hastane önüne gelen bir kişi, sanatçının şarkısını çaldı. Bu hareket diğer sevenleri tarafından alkışlandı. Ancak Gürses’in yakın çevresinden

Beyaz Show’da Sevgiliden Çok Engin Altan Özel Süpriz Düzyatan Şarkıları Beyaz Show’dan Düzyatan’a Özel Klip

Beyaz Show’un bu haftaki bölümüne Engin Altan Düzyatan’a yapılan sürprizler damgasını vurdu. Sempatik ve yakışıklı oyuncu Engin Altan Düzyatan, Beyaz Show’a konuk olunca, Beyaz’ın konuklarına yapmayı sevdiği muzip sürprizlerden nasibini aldı.

Adı ve soyadı arasındaki ses uyumu sebebiyle zaman zaman televizyonlarda çeşitli programlarda espri kaynağı olan Düzyatan, Beyaz’ın kendisine özel hazırlattığı VTR ile eğlenceli dakikalar yaşadı. İzleyicilerin gülme krizine girdiği VTR’de, Beyaz’ın ricasını kırmayan Emel Sayın’dan Çelik’e, Sarp Apak’tan Fettah Can’a, Halil Sezai’den Hakan Aysev’e pek çok ünlü Engin Altan Düzyatan’ın adını bilindik şarkıların içinde kullanarak Düzyatan için Unutulmaz bir hatıraya imza attılar.

Ünlülerin seslendirdiği Engin Altan Düzyatan şarkıları sosyal medyada dün gecenin en çok konuşulan konuları arasında yer alırken, yakışıklı oyuncu sevgilisi Özge Özpirinççi ‘nin sürpriziyle bir şaşkınlık daha yaşadı. Amerika ‘da bulunan Özge Özpirinçci, basında çıkan “Ayrıldı” haberleri üzerine cep telefonuyla sevgilisi için bir VTR hazırladı. Haberleri ti ‘ye alan bir VTR hazırlayan Özge Özpirinçci, VTR ‘nin sonunda ise sevgilisi Engin Altan Düzyatan ‘a şu sözlerle seslendi: “Sevgilim yanında olmayı çok isterdim ama ikimiz de çok güzel şeyler yapıyoruz. Seni en kısa zamanda göreceğim. Çok özlüyorum ve çok seviyorum.”


bounterviewdergisi.

23

z n e B s e Merceodn Week Fashi ul İstanb

#1 MODA

YAZAR: Fatma İZCİ EMAIL: trendmodadunyamiz@gmail.com BLOG: trendmodadunyamiz.blogspot.com

Öncelikle geride bıraktığımız Moda Haftası için hala heyecan duyduğumu belirtmem lazım. New York başta olmak üzere bir çok moda haftasının sponsoru olan Mercedes-Benz bu yıl sekizincisi düzenlenen İstanbul Moda Haftasına sponsor oldu.Bu yüzden bu sene adı Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul’du.Ayrıca dünya geneli moda haftalarını düzenleyen IMG Fashion organizasyonu üstlendi.Yani İstanbul artık moda konusunda küresel bir oyuncu! Bunun yanında Runway ve Studio Show’ların fotoğrafları Getty Images tarafından çekilip dağıtıldı ve böylece dünya basınında daha çok yer etti. Peki MBFWI’nin göz kamaştıran tasarımları kimin? 2014 kışına damgasını vuracak parçalar neler? Bounterview için poz veren ünlüler kimler? Merak mı ediyorsun? O zaman doğru yerdesin!

Bence ilk günün 2 starı vardı.Birincisi, Red Beard by Tanju Babacan koleksiyonuna ilham veren “Ben Buraya Çıplak Geldim” ve podyumdaki Nil Karaibrahimgil ( Boğaziçi 2000 mezunu). Günün diğer yıldızı da başarılı tasarımcı Atıl Kutoğlu’ydu. Geometrik ve etnik desenler, transparan ve parlak kumaşlar, göz alıcı bordolar ve doreler, payetler, zaman zaman kadifeler kullanarak adeta bir görsel şölen yaratmış Atıl Bey.Ayrıca erkek giyiminde de koyu renk hakimiyetinin yanında ezber bozan renkli ve desenli tasarımları oldukça iddialıydı. İkinci gün için de iki tane favorim vardı.İlk önce genç yetenek Emre Erdemoğlu’ndan bahsetmek istiyorum. Kendinden emin erkeğin tasarımları, kadifeler, deriler hepsi bu koleksiyondaydı. Narsizm konseptli bu Studio Show’da gözümü bordo kadife bir takım elbise taşıyan Serkan Tan’dan ve Kanat Heparı’nın fresh yüzünden ayıramadım. Ayrıca “Aşk Mektupları” adlı Runway’ı ile Simay Bülbül insanoğlunun karanlık ve aydınlık iki yanını birden bize göstermiş oldu.Önce izleyicilere deri,file ve dantelle gotik bir siyah sunarken,daha sonra tüller,kürk detaylar ve taş işlemeleri ile masum beyazı gösterdi. Görsel Kaynak Nil Karaibrahimgil : https://blog.marjin.com.tr/istanbul-fashion-week-2013-tanju-babacan-red-beard/ Diğerleri : Trend Moda Dünyamız & Bounterview Yardımları ve desteği için Kübra Dönmez’e Teşekkürler.


bounterviewdergisi.

24

MBFWI’nin 3.gününde kesinlikle en başarılı bulduğum isim Elif Cığızoğlu’ydu. Özellikle İntikam dizisinde yer alan tasarımlarıyla tanınan tasarımcı,2014 kışına leoparı geri getireceğe benziyor.Ayrıca tasarımlarında kullandığı şeritlere ve sert çizgilere bayıldım. 4.gün, ADL için hazırladığı koleksiyonu ile Cengiz Abazoğlu, anne-kız cool tarzları ve tasarımları ile DB Berdan favorilerimdendi. Sonuç olarak,Mercedes-Benz sponsorluğunda yapılan bu moda haftası 2014 kış modasını belirleyecek, bu kesin!

İpuçlarına ne dersin ? 1- Maskülen ve yalın bir tarz tüm kış boyunca hüküm sürebilir. 2- Deri ceket ve deri pantolonlardan bu kış da ayrılmak yok! 3- Transparan kıyafetlere ve biraz cesarete ihtiyacımız olacak. 4- Bordo,bordo,bordo! 5- Tam “altın çağını yaşadı,demode oldu,unutuldu gitti” derken leopar geri gelebilir.

Deniz Berdan (DB Berdan) mankenleri aratmayacak fiziği, punk tarzı ve sıcak tavırlarıyla kalbimizi çaldı.

Moda haftasının en beğenilen modeli Didem Soydan Bounterview objektiflerine gülümsedi.

Ebru Akel, sempatik tavırları ile Bounterview objektifine poz verirken.

Zeynep Tunuslu, oğlu Kanat Heparı’yı izledikten sonra Bounterview için objektife gülümserken.

DENİZ BERDAN

DİDEM SOYDAN

EBRU AKEL

ZEYNEP TUNUSLU


bounterviewdergisi.

25

KADIN CA ŞEYLER YAZAR: Nihal KARAMAN

EMAIL: nihal.karaman@boun.edu.tr

BLOG: www.bounterview.com

SİZ bu Yazıyı okuyana kadar... Tarih 8 Mart 1857. Daha iyi çalışma şartları istemiyle işçiler greve başlıyorlar. Polisler, işçilere saldırıyor, işçiler fabrikaya kilitleniyor ve yangın çıkıyor. İşçiler kaçamıyorlar ve ölüyorlar. Bu sefer bir fark var; ölen 129 işçi kadın. Olaya ABD basını hiç yer vermiyor, fabrika yönetiminin ve polisin tavrı halktan gizleniyor. Ancak bu kadar uğraşa rağmen cenaze törenine on bini aşkın kişi katılıyor. Bu olayın ardından ilk olarak 1909 yılında şubat ayının son pazar günü Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. 1910 yılında ise Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda bu konu gündeme geliyor. Sonuç olarak her ülke, aynı gün kadınlar için bir gün düzenlemeye karar veriyor. Bu günün asıl amaçlarından birisi de kadınlara henüz verilmemiş olan seçme ve seçilme hakkını elde etmek uğruna bir mücadele başlatmak. İlk Emekçi Kadınlar Günü; 19 Mart 1911. Avusturya, Danimarka, Almanya… Yüz binlerce kadın seçme ve seçilme hakkı, mesleki eğitim ve iş alanında kadın-erkek eşitliği için yürüyor. 1923 yılının 8 Mart günü, toplantı yapmanın bile yasak olduğu Rusya’da kadınlar haklarını savunmak için yürüyüşlere başladılar. Ekim Devriminden sonra ise 8 Mart artık coşkuyla kutlanan bir güne dönüştü. Emekçi Kadınlar Günü 8 Mart olarak kesin kararlaştırıldıktan sonrada sosyalist devletlerde, bu gün resmi tatil ilan edildi. 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü, kadınlara düşüncelerini özgürce savunabilmeleri için bir ortam oluşturdu. Mesela, 1937 yılında İspanya’da kadınlar faşist Franco rejimini protesto ettiler, 1943 yılında İtalya’daki yürüyüşte Mussolini yönetimini hedef alan gösteriler yapıldı. Yıllar sonra, 1977 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanılmasını kabul etti. Ancak bu tarihi bir mücadele günü olarak göstermekten geri durdu. BM’nin sitesinde bugün bile 8 Mart’ın ölen işçi kadınları anmak için kutlanıldığı belirtilmiyor. Türkiye’de ilk olarak 1921 yılında ‘Emekçi Kadınlar Günü’ adı altında kutlanılan bu gün, 1975 yılında İlerici Kadınlar Derneği tarafından sokaklarda geniş kitlelerle beraber kutlanılmaya başlandı. 1980 darbesinden sonra 4 yıl ara verilen Kadınlar Günü kutlamaları, 1984’te olduğu yerden devam etti. Bu yürüyüşlerin ilk baştaki amacı seçme ve seçilme hakkıydı. Şimdi ona sahibiz. Peki gerçekten özgürlüğümüze kavuştuk mu? Ne yazık ki, ataerkil bir toplum olmamız ve kadının çocukluğundan itibaren ‘itaat’e zorlanması, her şeye boyun eğmesi sebebiyle hala özgür değiliz. Baskı yapan erkeklerin yanında bir de şiddete başvuran erkekler var. Aslında bu şiddet zavallılık belirtisidir, kendini yeterince gösteremeyen erkeklerin kas gücüyle üste çıkma denemesidir. Hangi erkeğe sorarsanız sorun, kendi ayakları üstünde duran bir kadın ister ve istediği gibi birini bulduğunda kendini küçük hisseder. Şiddetle bu duygularını bastırır. Aslına bakarsanız kadına şiddet fiziksel bir olayla sınırlı kalmıyor, eğitim hakkı ve söz hakkı hatta sağlık hakkı ellerinden alınan kadın, aynı zamanda toplumun her kademesinde psikolojik şiddete maruz kalıyor. Bir dünya düşünün ki her metrekaresinde büyük binalar, asfalt yollar var ama ağaçlar kesiliyor, çiçekler eziliyor... Böyle bir dünyada yaşamak mümkün mü ? Tabii ki hayır. İşte kadınlar da dünyamızın hayat veren ağaçları, yürek okşayan çiçekleridir. Onları kırmak, incitmek dünyamıza yapılabilecek en büyük eziyettir. Unutmayalım ki “ Kadınlar olmadan dünya olmaz...”. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, daha düşünceli, daha özgür ve daha eşit yarınlar için kutlu olsun! “Siz bu yazıyı okuyana kadar Türkiye’de 100’den fazla kadın şiddete maruz kaldı.”


bounterviewdergisi.

26

“Minik röportörler, BOUNTERVIEW röportörlerinden röportaj konusunda ders aldılar.”


bounterviewdergisi.

27

fotoğraf:

AHMET BİNTAŞ


bounterviewdergisi.

28

RÖPORTAJ KEMAL USTA’DAN

BİLİNMEYENLERİYLE

KEMALUSTA ROPÖRTAJ: Atakan ŞENİZ & Ülber Onur AKIN | FOTOĞRAF: Duygu YILMAZ

BOĞAZİÇİ RÖPORTAJ SERİSİ Boğaziçi Üniversitesi’nde kuzey yemekhaneye yolu düşen herkes duymuştur bu sesi: “Afiyet olsun arkadaşlar” İşte bu sesin sahibi, yemekhanenin neşesi Kemal ustayı yakaladık ve onunla uzunca sohbet ettik. Kemal Kara, Bounterview’e neler anlattı neler… Ekibimize gösterdikleri ilgiden dolayı yemekhane müdürüne ve yemekhane çalışanları değerli büyüklerimize teşekkürlerimizle…

“YAPTIĞIM İŞTEN KEYİF ALIYORUM!”

“Afiyet olsun arkadaşlar” sözünü çok duyuyoruz sizden. Özel bir hikayesi var mı? Benim insanlara hizmet ediyor olmamdan dolayı mutlaka “afiyet olsun” demem gerekiyor. Bunun yanında bazı espriler de yapıyorum, yerinde oluyor mu bilmiyorum. Ne gibi espriler? Mesela taze fasulye çıkardığımızda “bu

fasulye yedi buçuk lira” diye başlıyorum. Hem anlatıyorum hem “kaynatıyorum” hesabı… “Afiyet olsun arkadaşlar” derken çok neşeli olduğunuzu görüyoruz. Günlük hayatınızda da bu denli neşeli ve eğlenceli bir kişiliğe mi sahipsiniz? İşimi severek yapıyorum, yaptığım işten keyif alıyorum ve arkadaşlarıma neşe kaynağı olmaya çalışıyorum. Çalışmaktan mutlu oluyorum.


bounterviewdergisi.

29

Eğitim durumunuz nedir? İlkokul mezunuyum. Kastamonu’da okudum. Biraz özele inelim. Evde de hoşsohbet ve eğlenceli bir yapıda mısınız yoksa daha otoriter bir kimliğe mi bürünüyorsunuz? Evde daha sakin oluyorum. Bu arada iki çocuğum var; biri Cihan diğeri Sevda. Bu kadar espri yaptığınıza göre gençleri çok sevdiğinizi söyleyebiliriz, değil mi? Enerjimi zaten gençlerden alıyorum. Mesai saatleriniz yoğun mu? Sabah 9, akşam 7 buçuk. Haftada 6 gün çalışıyorum. Taş Kardeşler’e bağlıyız. Size karşı saygısızca davranan öğrenciler

oluyor mu? Maalesef evet. Burada çıkan yemeklerden bize öyle bir menü söyleyin ki öğrenci arkadaşlarımızın yiyebileceği en güzel menü olsun. Mercimek çorbası, pirinç pilavı, kuru fasulye ve yanında salata. Çok daha güzel yemekler varken bu menü arkadaşlarımızın çoğunu hayal kırıklığına uğratacaktır. Haklısınız aslında tas kebabı ve orman kebabı da var. Müdürünüz Mustafa bey’den öğrendiğimiz kadarıyla lakabınız “Nuri Alço”ymuş. “Gazozcu Nuri” diyorlarmış size. Hatta Mustafa bey size robdöşambr almayı düşünüyormuş. Nereden geldi bu lakap?

“NURİ ALÇO LAKABI İÇİN MÜDÜRÜME TEŞEKKÜR EDİYORUM.”


bounterviewdergisi.

30

Mustafa bey’e teşekkür ederim böyle düşünceli olduğu için. Beni çok sevdiğini biliyorum. (Yemekhane görevlisi Cem Bey araya giriyor) “Kemal usta, dinlenme saatlerinde sürekli kadın çalışma arkadaşlarıyla birlikte ve onlarla sohbet ediyor. Mutfağa ve tuvalete dahi kadınlarla gittiği için kendisine böyle bir lakap takıldı.” Evde mutfak işlerine kim bakıyor. Mutfaktan anlayan biri olarak eşinize yardım ediyor musunuz? Vaktim olduğunda eşime yardım ediyordum. Eşim işteyken evde yemek olmadığında çorba, makarna, ve türlü yemekler yapıyordum. Fakat burada çalıştığımdan bu yana ben eve gittiğimde eşim çoktan eve varmış oluyor. O yüzden şu anda hanıma destek veremiyorum. Yani kılıbıksınız biraz? Biraz öyle, kimse duymasın. Üzücü bir olay yaşadığınızı öğrendik. Yüksek lisans öğrencilerinden biri yüzünüzde maske yokken sizi fotoğraflayıp sonra bunu aleyhinize kullanmış. Bunun arkasında kötü niyetli insanlar olduğu açık. Bu şekilde fotoğrafımın çekilip rektörlüğe götürülmesi beni çok üzdü. Hatam nedir bilmiyorum, bana karşı neden cephe alındığını anlamıyorum. Ben burada bütün öğrenci arkadaşlarıma hizmet ediyorum. Yemekhane fiyatları çok uygun ve Boğaziçililer büyük oranda burayı tercih ediyorlar. Bu durumdan etkilenen mahalle esnafı ve lokantalarının bir komplosu olamaz mı? Yemekhane müdürü Mustafa Bey’den aldığımız duyumlar bu yönde. Elbette bu organize iş de olabilir. Öğrencinin ne maksatla yaptığını ve kendini nasıl bir konumda gördüğünü bilmiyorum. Sabah kahvaltısı 1 TL, öğle ve akşam yemekleri 1.50 TL. Yemekhanemizde bir öğrenci günde 4 liraya yemek ihtiyacını karşılayabiliyor. Böyle düşünecek olursak, bunun arkasında başkaları da olabilir. Bizim 1.50 TL’ye yediğimiz yemeğin üniversiteye maliyeti 4.02 TL. Haliyle çevredeki işletmelerin bize bu kalite ve fiyatta bir yemek sunmaları imkansız. Aynen öyle. Bir emekçi gözüyle mevcut siyasi iktidardan memnun musunuz? Sizce ortada emekçiler adına olumlu bir tablo var mı, emeğinizin

karşılığını aldığınıza inanıyor musunuz? Çok şükür çalışıp çabalıyorum. Kendimi ve ailemi geçindiriyorum. Peki bu emeğin karşılığı daha fazla değil mi sizce? Tabi daha çok olmalı. Ama maaşlar her tarafta böyle. Hükümetten pek memnun olmasak da memnun olmaya çalışıyoruz. Maaşınız yeterli mi? Maaşım hakikaten yetersiz. Ama bütün arkadaşlarımız aynı durumda. Yemekhane görevlileri olarak aylık geliriniz yaklaşık olarak ne kadar? 800 lira. Haftada 6 gün çalışıyorsunuz, 800 lira alıyorsunuz ve mevcut durumdan memnunsunuz öyle mi? Mennun değiliz ama yapacak bir şey yok. Yapacak bir şey olsa bile imkanlar el vermediği için elden bir şey gelmiyor. İnsanlar sizi sempatik buluyorlar. “Yemekhanenin neşesi” demişler bize gelen sorularda. Enerji kaynağı nedir Kemal ustanın? Sabah geldiğimde iş arkadaşlarımı görüyorum ve onlara günaydın diyerek güne başlıyorum. Pozitif enerjiyle servis edilecek yemekleri çıkarıyorum ve tezgahı hazırlıyorum. Akşama kadar da bu şekilde devam ediyorum. Ayakta durmak zor olmuyor mu? Ara sıra rahatsızlanıyorum, fakat geçici oluyor. Alıştım ve 2009’dan beri böyle çalışıyorum. Öğle yemeği ile akşam yemeği arası zamanınız nasıl geçiyor? 14.30’da turnike kapanır. Sonrasında akşam yemeği hazırlıklarımız 16.30’a kadar devam eder. Yarım saat bir boş zamanımız oluyor o arada. Boğaziçililere bir mesajınız var mı? Tüm öğrenci arkadaşlarımızı seviyorum. Suçumuz sevmekse çekeriz cezasını.


bounterviewdergisi.

31

SPRING BREAK ÖNCESİ FİT BİR KARIN yazar : kübra dönmez

Biscolata reklamları ve Kuzey Güney dizisi derken bir “six packs” merakı aldı başını gitti. Sadece erkekler için değil kadınlar için de düz bir karın fit bir vücudun olmazsa olmazıdır, adeta mihenk taşıdır. Fit olmayan yağlı karınların da birtakım avantajları yok değil. Karındaki yağ tabakası yani göbek kerpiç ev gibidir; kışın sıcak, yazın serin tutar. Ama bu özelliğini gölgeleyecek kadar can sıkar, baktıkça sinir bozar, oturunca rahatsız eder, sağlığınızı tehdit eder. Bütün kış kalın kazakların, montların altına gizlenen ayva göbekler havanın ısınması ile birlikte ortaya çıkacak. Boğaziçi Üniversitesi’nin Spring Break tatili için valiz hazırlarken denenen bikinilerin yarattığı hayal kırıklıkları artık mazide kalacak. Bütün kış pastalarla, böreklerle büyütülen göbeklerle vedalaşma vakti geldi. Spor salonuna giden öğrenciler için bu vedalaşma kolay olacaktır. Ama Boğaziçi Üniversitesi’nin yoğun ders temposunda spor salonuna vakit ayıramayan öğrencilere evlerinde, yurtlarında, güney çimlerde yapabilecekleri egzersizler yardımcı olabilir.

1.Egzersiz: Bacakların arasına uzanarak mekik çekme Öncelikle başlangıç pozisyonumuzu alıyoruz. Sırt üstü yatıyoruz. Kollarımız iki yanda. Avuç içlerimiz yere yapışık. Dizlerimiz hafif kırık. Başlangıç pozisyonumuzu aldıktan sonra kollarımızdan, boynumuzdan ya da herhangi bir yerimizden destek almadan vücudumuzu yerden kaldırarak mekik çekiyoruz. Vücudumuzu kaldırırken kollarımız gergin ve hafif açılmış olan bacaklarımızın arasına giriyor. Sonra vücudumuzu aşağı bırakıyoruz sonra tekrar bacaklarımızın arasına uzanarak vücudumuzu yukarı kaldırıyoruz. Egzersizler sırasında kontrollü nefes almak çok önemli. Kalkarken nefes veriyoruz, geri yatarken nefes alıyoruz. “Nefes al, nefes ver “ şeklinde gerçekleştirdiğimiz hareketimizi 30 kez tekrarlıyoruz.

2.Egzersiz: Bacakları tempolu bir şekilde yukarı kaldırma ilk hareketimizdeki başlangıç pozisyonumuzu alıp önce sol bacağımızı 90 derece yukarı kaldırıyoruz. Ardından sol bacağımızı indirmeden sağ bacağımızı da kaldırıyoruz. Bu şekilde iki bacağımızı kaldırma hareketini de 30 kez yapıyoruz.

3.Egzersiz: Eller bacak üzerinde yarım mekik çekme Yine aynı başlangıç pozisyonumuzu aldıktan sonra ellerimizi bacaklarımızın üzerine koyup yarım mekik çekiyoruz. Bu egzersiz boyunca ellerimizin bacaklarımızın üzerinde olması önemli. ilk hareketimizde yaptığımız gibi egzersiz esnasında kontrollü nefes alıyoruz. Vücudumuzu yerden kaldırırken nefes verip, sırtımızı aşağı kaldırırken nefes alıyoruz. “Nefes al, nefes ver” şeklinde bu hareketi de 30 kez tekrar ediyoruz.

4.Egzersiz: Sırt yerde, eller yanda, bacaklar dik, ayak bileklerine uzanarak mekik çekme Assolist hareketimizi en sona bıraktım. Bu hareketi en etkili hareket olarak nitelendiriyorum çünkü karnımın yandığını en çok bu harekette hissediyorum. Bu hareket için başlangıç pozisyonumuz biraz daha farklı. Sırtımız yerde. Ellerimiz vücudumuzla 90 derecelik açı oluşturacak şekilde yerde. Bacaklarımız dik. Ayak bileklerimize uzanarak vücudumuzu yerden kaldırıyoruz ve tekrar başlangıç pozisyonumuza dönüyoruz. 30 tekrar da bu egzersizi yaptıktan sonra karın çalışmamızı sonlandırıyoruz.


bounterviewdergisi.

32

HOBİ OLARAK MÜZİK YAZAR: Erdem ERKMEN

EMAIL: erdem_erkmen90@hotmail.com

BLOG: www.bounterview.com

Müzik grubumuzu kurmak istiyorduk!

Ben müzikle uğraşmaya nasıl başladım ? Üniversite hayatıma başladığım zaman, aslında anladım ki bir meşgale bulmak gerekiyormuş. Sonuçta üniversiteyi yeni kazanmış, evinden yeni ayrılmış bir çocuk düşünün ( ki o arkadaş benim ). Aklıma müzikle uğraşmak gelmişti ve bu olaya birkaç arkadaşımla dahil oldum. Grup kurmak vardı aklımızda ve sanırım çoğu arkadaşta bu düşünce vardır ki bu olay aslında müzikle ilgili bilgileri aldıktan sonra olacak bir şey. Ama biz grup kurup, müzikle ilgili bir şeyler yapalım dedik. Doğal olarak olmadı, bu düşünce yalan oldu. Ve müzik hayatıma tek başıma devam etmek zorunda kaldım. Çoğu kişide hevesti bu müzik düşüncesi. Her gün en az bir saat kendime gitarla uğraşmak için zaman verdim ve bu düşünce zamanla başarılı olmaya başladı. Amatör olarak birçok kafede müzik yapmaya başladım, beğeniliyordum da. Beğenilme duygusu, insanın kendisine daha çok haz veriyor ve bu işin üstüne düşmeye başlıyorsunuz. Bir süre sonra piyasada olan şarkılar size yetmiyor ve kendi müziğinizi yapmaya başlıyorsunuz. Bu bende

de aynen böyle oldu. Kendime ait bestelerim ve müziklerim olmaya başladı zamanla ( amatör olarak ) . Müzikle uğraşmak çok farklı bir olay. Bazen içime büyük bir sıkıntı düşüyor ve ne yapsam da maalesef beni mutlu etmiyordu. Fakat müzik ile ilgilendikten sonra dertlerimi, sırlarımı,sıkıntılarımı kısacası kendimi şarkılarla paylaşmaya başladım ve evet yararlı oluyordu, tedavi edici bir ilaç gibiydi. Bunu fark ettikten sonra şunu söylemeliyim ki, herkese müzik dinlemeyi veya müzikle uğraşmayı tavsiye ederim. Manevi olarak sizi çok rahatlatıyor ve yapacağınız işe konsantre oluyorsunuz. Yani işinizde daha başarılı olmanızı sağlıyor. Fakat tabii ki ne zaman ve nerede bırakmanız gerektiğini bilmelisiniz. Çünkü hastalık derecesinde olabiliyor ve müziksiz hiçbir şey yapamamaya başlıyorsunuz. Müzik olayında olduğu gibi, her konu da bu şekilde. Her işi, kararında bırakmak gerekiyor. Umarım size müzik ve müziğin işlevi hakkında yardımcı olabilmişimdir. Kalın sağlıcakla..


bounterviewdergisi.

33

SİYASET’E BAKIŞ YAZAR: Ülber Onur AKIN

EMAIL: onur.akin@boun.edu.tr

BLOG: www.bounterview.com

Büyük usta, Mit müsteşarı Hakan Fidan nezaretinde 2. Kürt açılımını başlattı. Vatana millete hayırlı (!) olsun. Türk ulus-devlet sistemine ikame olarak üretilen Bop güdümünde yürütülen sözde Yeni Osmanlıcı bu sürecin üniter devlet yapımızı sekteye uğratmaya yönelik olduğu ortadadır. Ayrıca henüz 3 ay önce başbakan Erdoğan’ın başlattığı tartışmalarla idam cezası yeniden ülke gündemine gelmiş, üstelik teröristlerle kucaklaşan BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının talimatı bizzat başbakan tarafından verilmişken hükümetin bu konuda gösterdiği tutarlılık dikkate değer. Hatırlayalım 6 Eylül 2012 tarihinde başbakan Erdoğan “Yargıya zaten gerekenleri söyledik. Yargı da gereğini yapıyor. Biz de parlamentoda gereği neyse yapacağız.” diyerek hem ülkedeki sözde bağımsız yargıyı hiçe sayması kabul edilemez olsa da bölücülüğe ve teröre tolerans göstermeyeceğini belirtmişti haklı olarak. Peki ne oldu da 3 ay içinde bu denli keskin bir dönüş yapıldı? Aslında yanıt basit. Erdoğan’ın mevcut cumhurbaşkanlığı yetkileriyle yetinmediği ve olağanüstü yetkilerle devlet başkanı olmak istediği herkesin malumu. Bunun için anayasayı değiştirmek zorunda lakin bu konuda da aralarındaki çatlağın artık ayyuka çıktığı Gülen cemaati kökenli milletvekilleri kendisine destek vermek şöyle dursun Erdoğan’ın karşısında Abdullah Gül’ü desteklemekte. Bu durumda Erdoğan gerek anayasayı değiştirebilmek gerekse olası bir cumhurbaşkanlığı seçiminde kendini garantiye almak adına sadece 3-4 ay önce söylediklerinden çark ederek 2. Açılım sürecini başlattı ve BDP tabanına oynamaya başladı. Teröristbaşı Öcalan’a gönderilen televizyonun, Paris’te örgüt içi hesaplaşma sonucu öldürülen 3 PKK’lı teröristin cenazesine göz yumulmasının hatta ulusal basında Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in neredeyse BM iyi niyet elçilperi olarak lanse edilmelerinin de altında hep BDP tabanına şirin görünme refleksi yatmakta. Hatta ben son zamanlarda öldürülen teröristler hakkında medyada çıkan haberlerde kullanılan “3 PKK’lı öldürüldü.” , “İmralı’yla görüşmeler başlatıldı.” ifadelerinin dahi toplumun bilinçaltına yönelik olduğunu düşünmekteyim. Zira 2000’li yılların başında “teröristbaşı, bebek katili” olarak anılan şahıstan medya son aylarda “İmralı” şeklinde söz etmeyi tercih ediyor. Aynı şekilde Paris’te öldürülenler de teröristtir ve o şekilde anılmalıdırlar. Öyle bir ortam oluşturuldu ki ülkemizden habersiz bir kişi Türkiye’yi ziyarete gelse ve 3 terörist hakkında hükümetin kullandığı ifadeleri işitse rahatlıkla kendilerinin birer halk kahramanı olduklarını düşünebilir. Gelelim bu sürecin en büyük yan etkisi olan üniter ve ulus temelli bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni bekleyen en büyük tehlikeye. Üzerinde yaşadığımız topraklar 13. Yüzyıldan beri Avrupa kaynakları da dahil olmak üzere “Türkiye” olarak adlandırılmaktadır. Bilindiği üzere Türkler Anadolu’ya 1071 Malazgirt Savaşı’yla birlikte toplu olarak yerleşmeye başlamış, 1176 Miryokefalon Zaferi’yle de Anadolu’da kesin olarak hakimiyet sağlamışlardır. Kısacası burası Türkiye’dir ve adından da anlaşılacağı üzere bir TÜRK devletidir. Bu ülkede yaşayan herkes kendisini istediği etnik, dini, siyasi ve kültürel kimlik üzerinden tanımlayabileceği gibi hiçbir kimlik yasalar önünde Türk kimliğinin üstünde değildir ve olamaz da. Kürtçü bölücülerin sürekli öne sürdüğü üzere Kürdistan bölgesi Osmanlı döneminde kullanılan bir ifadedir fakat bu bölgenin bir eyalet olarak tanınması ancak Sultan Abdülmecid döneminde 1846 yılına denk gelmektedir. Şu anda tanıklık ettiğimiz açılım sürecinde de anayasal olarak etnik, dinsel veya kültürel hiçbir surette bölücülük ve ayrımcılığa teşvik edilemeyeceği öngörülen Türkiye, anayasal olarak Kürt, Laz, Çerkez vb etnik kimlikleri üst kimlik olarak tanımaya zorlanmaktadır. Bu durum gelecekte türlü olumsuzluklara gebedir. Kendilerine anayasal özerklik talep edecek bir Zerdüşt, Budist ve hatta Pastafaryan bir örgütün dahi önü açılacaktır. Bu da anayasanın her türlü etnik, dini ve kültürel gruba eşit mesafede durma ilkesine aykırıdır.


bounterviewdergisi.

34


bounterviewdergisi.

35

SOSYAL

MEDYA

YAZAR: Helin MURATAKAN

EMAIL: helinmuratakan@gmail.com

BLOG: www.bounterview.com

Facebook ile kariyerinizin değişeceğini yа dа Facebook’un kariyerinizi etkileyeceğini hiç düşünmüş müydünüz? Şimdi bu yazımda size biraz Facebооk’un geleсekte hаyаtınızı nasıl etkileyeceğinden bahsedeceğim. Bir iş başvurusuna gittiğiniz zaman, Facebook’unuzun da kontrol edildiğini bilmenizi isterim. Örneğin bir firmaуa CV verdiğiniz ve CV’den geçip mülâkata kaldınız. O arada eğer ulaşılabilirse Facеbook hesаbınızа bakılıyor. Burada belli başlı unsurlar mesela hangi dine mеnsup olduğunuz, hangi pаrtili olduğunuz, hangi pаrti saуfasını beğeniр nеlеr paylaştığınız, arkadaşlarınızla olаn ilişkileriniz, yеr bildirimleriniz (yаni sоsyal bir kişilik sahibi оlup olmаmаnız) vе pаylаştığınız fotoğrаflаr doğrultusunda nasıl bir insаn olduğunuza bu şekilde karar veriliyоr. Bu da sizin işе alımlarda ön referansınız olabiliуor. Sizin eğlence diye girdiğiniz bir уer, aslında sizin hayatınızla ilgili önemli kararların verilmesinde önemli rol oynаyаbiliyor. Kаriyerinizin daha başlamadan bitmеsini ya da hiç bаşlаmаmаsını istеmiyorsanız, sosyal ağlarda biraz daha dikkatli оlmanızı tavsiyе ediуorum. Gelişen dünyanın teknoloji ile büyüdüğünü ve artık teknolojinin bu dünyаnın bir parçası olduğunu dа unutmayalım.


bounterviewdergisi.

36

Bounterview Mart 2013  

Bounterview Media & University Aylık Dergi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you