Issuu on Google+


pe cy a


1300-7963 2006

S A Y I : 1 7 2 Beş Y e n i TL

T İ Y A T R O

ISSN

ARALIK

A Y L I K

T İ Y A T R O

D E R G İ S İ

w w w . tiyatrodergisi.com.tr Sahibi ve Yayın Yönetmeni (Sorumlu): Mustafa Demirkanlı Yayın Kurulu: Ahmet Levendoğlu, Ali Taygun, A. Ertuğrul Timur, Mustafa Demirkanlı, Nihal Kuyumcu, Üstün Akmen Yazı İşleri Müdürü: Ebru Seyhan Koordinatör: Duygu Atay Tiyatro Eğitimi Editörü: Ali Taygun Çocuk Tiyatrosu Editörü: Nihal Kuyumcu Gençlik Tiyatrosu Editörü: A. Ertuğrul Timur Sanat Yönetmeni: Genco Demirer (gDGa) Fotoğraf Editörü: Gülay Ayyıldız Yiğitcan (gayyildiz@tiyatrodergisi.com.tr) Hukuk Danışmanı: Av. Levent Aral Baskı: Hat Baskı Sanatları T i y a t r o Yapım Yayıncılık Tic. ve San. L t d . Şti.: M u r a d i y e Deresi Sok. No:47/6 Beşiktaş İ s t a n b u l Telefon: ( 0 2 1 2 ) 2 5 9 2 1 2 4 Fax: ( 0 2 1 2 ) 3 2 7 8 6 2 9 e - p o s t a : e d i t o r @ t i y a t r o d e r g i s i . c o m . t r Abonelik İçin: (0212) 259 21 24 - 259 34 98 • e-posta: editor@tiyatrodergisi.com.tr Yıllık Abone Bedeli 60 YTL / Yurtdışı Abone Bedeli: 100 EURO Hesap No: T. iş Bankası-Cihangir Şb. Tiyatro Yapım ve Yay. Tic ve San. Ltd. Şti. Şube Kodu: 1014 Hesap No: 0197245

Kapak Tasarımı: G e n c o D e m i r e r ( 5 7 e l l i y e d i )

Yayın Türü: Y e r e l S ü r e l i

cy a

E D İ T Ö R D E N : / S. 3

G Ö R Ü Ş : "Tiyatro" / Mustafa Sarıgül / S. 4 Tiyatro Ödülleri Yönetmeliği / S.

5

Tiyatro

Ödülleri-2006 Değerlendirmesine

Dahil Olan

Tiyatro

Ödülleri-2006 Seçici Kurul / S.

7

Tiyatro

Ödülleri-2006

Oyunlar / S.

6

Adayları

Tiyatro Ödülleri-2006 Yılın Yapımı Adayları / S. 10

pe

Tiyatro Ödülleri-2006 Yılın Yönetmeni Adayları / S. 12 Tiyatro

Ödülleri-2006 Yılın En İyi Kadın Oyuncusu Adayları / S.

14

Tiyatro

Ödülleri-2006 Yılın En İyi Erkek Oyuncusu Adayları / S.

17

Tiyatro Ödülleri-2006 Yılın En İyi Çevirmeni Adayları / S. 20 Tiyatro Ödülleri-2006 Yılın En İyi Yazarı Adayları / S. 22 Tiyatro Ödülleri-2006 Yılın En iyi Sahne Tasarımcısı Adayları / S. 23 Tiyatro Ödülleri-2006 Yılın En İyi Giysi Tasarımcısı Adayları / S. 24 Tiyatro Ödülleri-2006 Yılın En İyi Işık Tasarımcısı Adayları / S. 26 Tiyatro Ödülleri-2006 Yılın En iyi Oyun Müziği Adayları / S.

28

BİR O Y U N İKİ E L E Ş T İ R İ : "Mutlu Günler" "Beckett'in Mutlu Günler'ine Zurab Sikharulibze'den

Üstmetin / B e k i H a l e v a / S.

32

Ayşe Tebriz'in Seyircisini Büyülediği Bir Oyun / Ü s t ü n A k m e n / S. 34 TANITIM/SÖYLEŞİ: İstanbul'un Yeni Tiyatro Mekanları-II / E b r u S e y h a n / S. 37 E L E Ş T İ R İ : "Kurban" / Ü s t ü n A k m e n / S. 40 İ N C E L E M E : Kulağıma Değişik Tehlike Çanları Çaldıran Tiyatro Kedi / R o b e r t Schild / S. 42 S Ö Y L E Ş İ : Yücel Erten / Yusuf E r a d a m / S. 46 F O T O Ğ R A F L A R I N D İ L İ : Ufacık Bir Katkım Oluyorsa Şu Tiyatro Denilen Dünyaya, Ne Mutlu Bana / G ü l a y Ayyıldız Yiğitcan / S. 51 AVRUPA T İ Y A T R O S U : / Tilda T e z m a n / S. 54 G E N Ç L İ K T İ Y A T R O S U : Editör: Ertuğrul Timur / S. 57 H A B E R L E R : S. 60 KÜLTÜR-SANAT AJANDASI: S

65

1


cy a pe Siz, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ne abone misiniz?


Mustafa Demirkanlı / mdemirkanlı@tiyatrodergisi.com.tr

Sayın Sarıgül'e öncelikle tiyatro için teşekkür ederim, tiyatroya verdiği destek ve önem için teşekkür ederim. Çünkü Sayın Sarıgül, yıllardır tiyatro için şunları yapıyor: Çocuk tiyatrolarını bölgesindeki tüm okullarla buluştururken, topluluklarının ücretlerini Şişli Belediyesi olarak karşılıyor. Bunu yaparken, çocukların para ile ilişkisini yok ediyor, yani okullarda yapılan tiyatro gösterileri için, -hepimizi sürekli rahatsız eden- çocukların bir meta olarak kullanılmalarını engelliyor ve daha düzeyli, kaliteli toplulukların oyunlarının izlenmesini sağlıyor. Şişli Belediyesi'ne bağlı tiyatro salonunu topluluklara kiraya verirken, salon kirası alma yerine bir gün kendileri, bir gün de Şişli Belediyesi'nin davetlilerine oynamalarını isteyerek bölgesindeki insanları tiyatroyla buluşturuyor. Bu yıl da, devletin esirgediği özel tiyatrolara desteği, kendi bölgesindeki tiyatrolara verirken, tiyatronun öneminin altını bir kez daha çizmiş oldu. Ve Tiyatro Ödülleri'ne vermiş olduğu destek ise hemen belirteyim, bizim talebimizle değil kendilerinin ilgisi ile gerçekleşmektedir. Şu nedenle aktardım: İsteğe yanıt verme ile ihtiyacı tespit edip destek olmanın önemi benim için çok farklı ve ikincisi çok daha kıymetli.

cy

a

Tiyatro adına teşekkür ederken, tiyatroya desteklerinin daha da artmasını beklediğimizi belirtmek isterim. Evet, tiyatronun yerel yönetimlerin desteklerine çok fazla gereksinimi var, Şişli Belediyesi'nde oluşturulan modelin yaygınlaştırılmasının önemini ve gerekliliğini daha fazla vurgulamak gerektiğini düşünüyorum.

Bu güzellikleri bozacak diğer konulara değinmeyi bile istemiyorum, ama yok saymam da mümkün değil. • İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş, "Şimdi Tiyatro Zamanı" sloganıyla bir kampanya başlattı. İstanbul Şehir Tiyatroları'nın bilet fiyatlarını iki ay süreyle 1 YTL ve 50 YKR'ye indirdi. Ama sorunlar ve protestolarla birlikte. Çünkü, araştırılmamış, hesaplanmamış, dahası sorup soruşturulmamış bir kampanyaydı gerçekleştirilen. Hal böyle olunca da destek bir anda kösteğe dönüşüverdi. Ama, ben yine de umutluyum, yanlışlardan dönülecek, yeni kampanyalar, destekler ehil insanlara danışılarak planlanacak ve hedeflere daha hızlı ulaşılacak. Genelde dile getirilen "Seçim yatınım" görüşüne ise katılmıyor, böyle olduğunu aklıma bile getirmek istemiyorum.

pe

Editörden

Tiyatro Ödülleri-2006, 18 Aralık'ta Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde 4 ncü kez sahipleriyle buluşacak. Şişli Belediye Başkanı Sayın Mustafa Sarıgül'ün tiyatroya verdiği özel ve sevindirici ilgisinin bir parçası olarak bu yıl ödül törenimiz, Şişli Belediyesi'nin sponsorluğunda gerçekleşecek.

• Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Kemal Başar'm organize ettiği ve tamamen yanlı ve yanlış bilgilerle yönlendirilen arkadaşlarıyla birlikte oluşturduğu kampanya, Kemal Başar'ın durduramadığı öfke seli sonucu karalama kampanyasına dönüşürken -dergi sayfalarında detaylı olarak göreceksinizkurumları karşı karşıya getirecek kadar tehlikeli boyutlara tırmandı. Kendi altımızdaki halıyı çektiğimiz olaylardan, acı olanlarından biri. Umarım, ummak istiyorum, bu kriz de en kısa zamanda ortadan kalkar, yanlış yapanlar yanlışının farkına varır, her şey yerli yerine oturur.

18 Aralık'ta şeffaf ödülleriyle kucaklaşacak sanatçılarımıza şimdiden kutlu olsun der, önümüzdeki sayıda Seçici Kurul'da yer alan her üyenin kime ve hangi gerekçe ile oy verdiğini görmenin apayrı keyfini yine hep birlikte yaşayacağız. ***

Keyif... coşku... sıkıntı... üzüntü... dertler... yanlışlar... hepsi bir arada. Aslında yaşam da bu değil mi?

3


sarigul@mustafasarigul.com

şehirlerin.

a

Her yüzyıla farklı bir renk, farklı bir ışık veren semtleri vardır ölümsüz Bu defa biliyorum Şişli'den çiçekleniyor İstanbul. Ve bu ışık bahçesinde geleceğe umutla bakmanın tek yolu insanı sanatla

cy

Mustafa Sarıgül / Şişli Belediye Başkanı

Sevgili Sanatçılar Değerli sanat dostları

kucaklaştırmaktır.

Sanat yaratılışın insana verdiği en büyük armağan. İşte her koşulda bu armağanı paylaşmaya çalışıyoruz, sanatçıyla, sanat dostlarıyla.

pe

Bizi bize anlatan sanat içindir bu dergideki sözüm. Bu yıl da paylaşacağız hiç kuşkusuz, bazen perde açıldığındaki yürek dolusu alkış seslerini, bazen de perde arkasındaki üzüntülerimizi. Olsun.... Yeter ki dolabilsin ışığı içimize sahnenin, açılabilsin perdemiz, İşte bu elinizdeki dergi de çoğu tiyatrolarımız gibi, arkasında, önünde kimse olmadan, sanat tutkusuyla tam on altı yıldır rayından çıkmadan sanat taşıyan, tiyatro yüklenen bir tren gibi yol alıyor. Ve yine kendi olanaklarıyla dört yıldır, çok farklı bir biçimde ödünsüz ödül törenleri düzenleyerek, sanatta "Değer" yaratmaya çalışıyor Tüm bu çabalan saygı ile selamlıyorum. Tiyatro için çaba gösteren herkesi ve Tiyatro Ödülleri-2006'ya aday olan ve ödüllendirilecek olan tüm tiyatro insanlarım şimdiden kutluyorum; Sanatlarım onurluca devam ettirip gelecek kuşaklara aktarılmayı başarmış ve bunu bu gün de sürdürmeyi göze almış, görev bilmiş tüm kültür insanlarına şükran ve minnet duygularımı iletiyorum. Işığınız bol, gönlünüz aydınlık, perdeniz açık olsun.

4


Nasıl Bir Seçici Kurul? "Doğru oluşumun" tek anahtarı "icracılar havuzu"yla bağlantısız, yalnızca eleştirmenlerden oluşan bir Seçici Kurul'dur. Tiyatro eleştirmeni, tiyatro ürününü "değerlendirmeyi" uğraş edinmiş kişidir. Değerlendirmenin bir uzantısında (eleştiri yazmakta) nasıl o varsa, öteki uzantısında da (ödül seçimi yapmakta) yine onun var olması en doğal durumdur. Eleştirmen ayrıca, oyun eleştirisinde olduğu gibi, ödül seçiciliğinde de seçimini gerekçelendirmek durumundadır ve bu yanıyla da, ödüller açısından büyük önem taşıyan bir başka gerekliliği yerine getirir.

Ödül Modeli Bir sezonda en az 6 (altı) eleştiri yazısı yayımlamış olmak. Ödüllerin Seçici Kurul'u, söz konusu tiyatro döneminde eleştirmenlik uğraşını çeşitli gazete ve dergilerde sürdürmüş kişilerden oluşur. Eleştirilerini aylık dergilerde yayımlayanlar yıl boyu kısıtlı sayıda katkıda bulunabildiklerinden, bir sezon boyunca 6 (altı) eleştiri yazısı yayımlamış olmak, katılım için yeterli sayılır... Bir sezonda sahnelenmiş oyunların en az yarısını izlemiş olduğunu deklare etmek. Katılacak eleştirmenlerden, sezon boyu sahnelenmiş tüm oyunların yansından fazlasını izlemiş olduklarını "deklare etmeleri" beklenecektir... Seçici Kurul üyelerinde sayı sınırlaması yoktur. Dergi'nin, koşullara uygunluğuyla belirleyip, değerlendirmeye katılmaya çağıracağı eleştirmenlerin yanı sıra, ölçütlere uyan her eleştirmen, kendi başvurusuyla Seçici Kurul'a katılabilir. Ancak, herhangi bir tiyatro k u r u m u n d a görev alanlar, tüm ölçütlere uysa bile Seçici K u r u l ' d a yer alamazlar. Değerlendirme. Tiyatro dönemi bitiminde her bir Seçici Kurul üyesi, on kategorideki birer adayını ve adayının hangi çalışmasıyla aday olduğunu belirleyip gerekçeli kararlarını içeren sezon değerlendirmesi niteliğindeki yazısını Dergi'ye iletecektir. Bu katkıyı yerine getiren eleştirmenlerin Seçici Kurul toplantısı yapmaları söz konusu olmayacak; Dergi, gelen değerlendirmeler üzerinden yapacağı puanlama ile her kategorinin birincisini belirleyecektir. (Eşitlik durumunda ödül paylaştırılmış kabul edilir. Eşitlik durumu için adayların en az iki oy almış olması gerekir.) Değerlendirmeye hangi oyunlar dahil edilebilir? Değerlendirmeye girecek oyunların İstanbul'da sahnelenmiş olmaları esas alınır. İstanbul dışından turneye gelmiş oyunlar da değerlendirme kapsamındadır. Amatör tiyatroların ürünleri de değerlendirmeye alınabilir, Değerlendirme hangi tarihleri kapsar? Değerlendirmeye girecek oyunlar, her tiyatro sezonunun 1 Ekim ile 30 Nisan tarihleri arasında sahnelenen oyunlar olacaktır. Değerlendirmelerin hepsi yayımlanır mı? Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, tüm Seçici Kurul üyelerinin değerlendirmelerini, ödüllerle birlikte Dergi'de yayımlayarak açıklar. Ödül töreni tarihi ayrıca duyurulur. Ödüllerin maddi karşılığı var mıdır? Ödüllerin parasal karşılığı yoktur. Ödül sahipleri heykelcik ya da plaket ile ödüllendirilir. Tiyatro... Tiyatro... Dergisi değerlendirmeye katılır mı?

pe cy

a

Hayır. Sadece puanlama ve yayımlama sorumluluğunu üstlenir, ancak; Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Kurulu, Seçici Kurul'ca belirlenen ödüllerin dışında, tiyatroya verilmiş önemli emek ya da destekler için kişi ya da kuruluştan onurlandırmak isterse, bunu " ö d ü l " adı altında değil, "teşekkür plaketi" adı altında gerçekleştirir. Bu ödül katogorilerinin tamamen dışındadır.

Tiyatro Ödülleri-2006 Adayları

5


Tiyatro Ödülleri-2006 Değerlendirmeye Dahil Oyunlar 1- Danton'un Ölümü / İBBŞT 2- Kiralık Oyun / Ortaoyuncular 3- Kumarbazı Seçimi / Kent Oyuncuları

46- Olacak Şey Değil/Sarıyer Belediye Tiyatrosu 47- Arap Gecesi/Stüdyo Drama 48- Hair/Tiyatro Kandela

4- Tol / Tiyatro Oyunevi 5- Kantocu / İBBŞT 6- Frozen / DOT

49- Trainspotting/Semaver Kumpanya

7- Casablanca / Tiyatro Kedi 8- Dosya / İBBŞT

52- Öteki/Tiyatro Öteki Hayatlar

50- Yalancı Aranıyor/Açıkça Tiyatro Topluluğu 51- Kral Abü/Değişim Atölyesi Oyuncuları 53- Seni Seviyorum/Tiyatro Kare

9- Bugün Yarın / Tiyatro Stüdyosu 10- Savaş ve Kadın / İBBŞT

54- Mikadonun Çöpleri/Beşiktaş B.KSP Prodüksiyon Tiyatrosu

11- Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü / Oyun Atölyesi 12- Ferhat ile Şirin / İBBŞT

55- Sen Olmasaydın/ESEK

13- Baba / İBBŞT 14- Mary Stuart / İBBŞT 15- İki Oda Bir Sinan / Tiyatro Kare 16- İhtiras Tramvayı / İBBŞT 17- Tepetaklak / Tiyatro İstanbul

57- Eşekler Adasında İnsanlık Aranıyor/Tiyatro

18- Ördek Muhabbetleri / Prodüksiyon Tiyatrosu 19- Selvi Boylum Al Yazmalım / Sadri Al. Tiy.

61 - Harput'ta Bir Amerikalı / İDT

56- Çok Uzak/DOT Simurg 58- Tek Kişilik Düet / İDT

pe cy

a

59- Tartuffe / İDT

20- Kaç Baba Kaç / Sadri Al. Tiy. 21- Tanrım / Sadri Al. Tiy.

22- Müsteşar Bey / Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu 23- Aymazoğlu ile Kundakçılar / Dostlar Tiyatrosu 24- Aşk ve Anlayış / DOT 25- Playback / Ve Diğer Şeyler Topluluğu 26- Yanlışlıklar Komedisi / Tiyatro Pera 27- Belkıs Düştü Kuyuya / Maya Sahnesi

28- Gece Mevsimi / Kent Oyuncuları 29- Ben Eskiden Küçüktüm / Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu 30- Küller Küllere&Bir de Yolluk / Yeni Kuşak Tiyatro 31- Kuklacı / Tiyatro Kedi 32- Aman Hayret Biraz Gayret / Tevfik Gelenbe Tiyatrosu

33- Aşkın Gözüne Gözlük / Tuncay Özinel Tiyatrosu 34- Aşk 1 Hastalıktır / Afiş Oyuncuları 35- Bağdat Hatun / İBBŞT 36- Özkıyım / Bizim tiyatro 37- Sığıntılar / Pervasız Tiyatro 38- Ayşe Opereti 39- Sansürcü / DOT 40- Araba Kullanmayı Nasıl Öğrendim / Tiyatro Fora 41- Dönme Dolap / Tiyatro İstanbul 42- Saygılı Yosma / İBBŞT 43- Nathalie/Aysa Prod. 44- Gündüze Gebedir Gece / İBBŞT 45- Kadınlar Savaşı (bu bir oyun değildir)/Tiyatro Boyalıkuş

60- Ölümsüzler / İDT 62- Uyarca / İDT 63- Zaman Adında Bir Kadın / Tiyatro Ayna 64- Lütfen Kızımla Evlenir misin / Bakırköy Belediye Tiyatroları 65- Köpek, Kadın, Erkek / Ankara DT 66- Günün Adamı / Bakırköy B.T. 67- İstanbul Hatırası / Kartal Sanat Tiyatrosu 68- Hayvanat Bahçesi Hikayesi / Ters Tiyatro 69- İyi Geceler Anne / İBBŞT 70- Neron İle Agripina / Arama Tiyatrosu 71- Beni Dünya Kadar Sev / İBBŞT 72- Bu Oyunun Adı Yok / Hadi Çaman T. 73- 'Yeni bi'şiy" / Show Theatre 74- Don Kişot / AST

Sahne Tasarımcısı Özhan Özdil, aday gösterilmek istemediğini bildirmiş, açıklamasının ardından adaylıktan çıkarılmıştır. Oyun Atölyesi Sanat Yönetmeni Haluk Bilginer ve yönetmen Kemal Aydoğan, "İstanbul'da düzenlenen hiçbir tiyatro ödülüne katılmama karan" aldıklarını, ancak "bu kararın Oyun Atölyesi'nin oyunlarında görev alan diğer sanatçıları bağlamadığını" iletmişler; bunun üzerine Yılın Yapımı adayları arasında bulunan Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü ve Yılın Yönetmeni adayları arasında bulunan Kemal Aydoğan adaylıktan çıkanlmıştır.


Tiyatro Ödülleri-2006

Seçici Kurul Üyeleri Beki Haleva

Tiyatro... Tiyatro... Dergisi 1955 yılında İstanbul'da doğdu. Nötre Dame de Sion Fransız Kız Lisesini bitirdi. Öğrenimini Yıldız Teknik Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı'nda sürdürdü. Yüksek lisansını yine aynı bölümde "Orhan Veli Kanık'ın Şiir ve Tiyatro Çevirilerinin Kuramsal Açıdan İncelenmesi" başlıklı tez çalışmasıyla tamamladı. Ulusal ve uluslararası birçok bilimsel toplantıya konuşmacı olarak katıldı ve bildirileri yayımlandı. 2001 yılından beri aynı bölümde öğretim görevlisi olarak çalışmakta olup yazınsal çeviri, yazınsal çeviri eleştirisi, tiyatro terimleri dersleri vermektedir. 2002-2005 yılları arasında Çeviri Derneği Başkan Yardımcısı olarak görev yapmıştır, hâlâ derneğin yönetim kurulu üyesidir. 2006 yılında Uluslararası Çevirmenler Federasyonu FİT'in yazınsal çeviri komisyonuna seçilmiş olup komisyonun çalışmalarına Türkiye temsilcisi olarak katılmaktadır. Yayımlanmış bir kitap çevirisi vardır. 2002 yılında başladığı tiyatro eleştirisi yazılarını sürdürmektedir. 2004'ten bu yana eleştiri yazıları düzenli olarak Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nde yayımlanmaktadır.

Hasan Anamur Radikal Gazetesi

pe

cy a

1940'ta Ankara'da doğdu. Saint Joseph Fransız Lisesi'ni (1959) ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Kürsüsünü bitirdi (1965) ve aynı kürsüye asistan atandı (1965). Doktor (1971) ve doçent (1979) oldu. Uludağ Üniversitesi'ne geçti. Profesör oldu (1989). Üniversitede Gösteri Sanatları Etkinliği'ni kurdu (1983). Topluluk Bursa Devlet Tiyatrosu sanatçılarının da katkılarıyla Bursa, İstanbul, Ankara ve İzmir'de "Keşanlı Ali Destanı", "Gözlerimi Kaparım, Vazifemi Yaparım", "Barış", "Fizikçiler", "Kel Şarkıcı" gibi oyunlar sahneledi. Fransa'da François-Rabelais (Tours) Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde konuk profesör olarak ders verdi (1991). Yıldız Teknik Üniversitesi'nde Fransızca Mütercim-Tercümanlık Bölümünü kurdu (1992) ve 2003 yılına kadar başkanlığını yaptı. Aynı yıl kendi isteğiyle emekli oldu. Aynı Bölümde ders vermeye devam etmektedir. 1992 yılında Fransız hükümetinin "palmes academiques" nişanını aldı. 2001-2006 yılları arasında Afife Tiyatro Ödülleri Seçici Kurul üyeliği yaptı. 2001-2002 mevsiminden beri "Radikal" gazetesindeki köşesinde oyun eleştirileri yazmaktadır. Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nde ve başka kaynaklarda da tiyatro üzerine incelemeleri yayımlanmaktadır. Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Yönetim Kurulu üyesi; PEN üyesi; Çeviri Derneği kurucu üyesi ve Yönetim Kurulu Başkanı; FİT (Uluslararası Çevirmenler Federasyonu) Yürütme Kurulu Üyesi; SİEG (Uluslararası Giraudoux İncelemeleri Derneği) onursal başkanıdır. İlgi alanlarında 200'ün üzerinde ulusal ve uluslararası yayını ile kitap ve oyun çevirileri vardır.

Hayati Asılyazıcı Cumhuriyet Gazetesi Artvin'in Arhavi ilçesinde doğdu. Kastamonu Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okudu. 1954'ten bu yana sanat ve tiyatro yazı ve eleştirileriyle tanındı. Dergi ve gazetelerde yazı işleri müdürlüğü yaptı. Kim Dergisi, Hürvatan, Hareket (1961-1962), Dünya (1963), Akşam (1964-1970), Yön, Ortam, Yeni Ortam (1972-1975) gazetelerinde yazı işleri müdürlüğü yaptı, sanat sayfalarını yönetti. Sinan Yayınevi'ni kurdu, yönetti (19701974). Polonya, Sovyetler Birliği, Çekoslovakya, Bulgaristan, Doğu Almanya gibi Doğu Avrupa ülkelerinde tiyatro, bale, müzik dallarında araştırma ve incelemelerde bulundu. Bu dallarda çok sayıda yazı ve incelemeleri yayımlandı. Polonya tiyatrosu üstüne yazdığı yazılardan ötürü, Polonya Kültür Bakanlığı'nın "En İyi Yabancı Tiyatro Eleştirmeni Ödülü"nü aldı (1974). İstanbul Belediyesi'nde kültür ve sanat danışmanlığı, Şehir Tiyatrosu'nda Genel Sanat Yönetmenliği yaptı (1977-12 Eylül 1980). UNESCO'ya bağlı Uluslararası Eleştirmenler Birliği üyesi ve Türkiye Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Yönetim Kurulu'nda görevlidir.

7


Metin Boran Evrensel Gazetesi 1966'da Ankara Bala Afşar Köyü'nde doğdu. 1985'te Ankara'da amatör tiyatro çalışmalarına başladı. 1986'da Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil'in şiirinden oyunlaştırılmış, "Ağlasun Ay Şafağı" adlı gösteriyle sahneye çıktı. 1987'de İstanbul'a taşındı. Çalışmalarına bu kentte devam etti. Kartal Sanat İşliği'nde İsmet Küntay'ın yazdığı "403. Kilometre" adlı oyunda oynadı. 1990'da Ankara'ya döndü. Ankara Yeni Meydan Sahnesi'nde oyunculuk yaptı. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'ne girdi. 1993'te Ankara Devlet Tiyatrosu'na sözleşmeli oyuncu olarak girdi. 1995'te Ankara Özel İlkem Koleji'nde bir yıl Yaratıcı Drama liderliği yaptı. Siyah Beyaz Gazetesi'nde kültür ve sanat üzerine yazılar yazmaya başladı. 1996'da Tiyatro Bölümü'nden mezun oldu. Almanya'da Stuttgard Belediyesi'nin daveti üzerine bu ülkeye gitti ve Teather Ala Turca'da "Özgürlük Oyunu" adlı eseri sahneledi. Demokrasi Gazetesi'nde tiyatro eleştirileri yazıları yazdı. 1997'de Stuttgard'da Tiyatro Güneş adlı toplulukta, "Kardeş Payı" adlı oyunu; 1998'de "Seferi Ramazan Bey'in Nafile Dünyası"nı sahneledi. 1999'da Türkiye'ye döndü. 2000 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Sanat Yönetmeni olarak göreve başladı. 2005'te bu görevinden ayrıldı. Halen, Bilgi Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi'nde Tiyatro Yönetmeni olarak çalışıyor ve Evrensel Gazetesi'nde eleştiri yazıları yazıyor.

Mustafa Kara Evrensel Gazetesi

cy a

1975 yılında Samsun'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Samsun'da tamamladıktan sonra, Marmara İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölümü'nden mezun oldu. 1995 yılında Evrensel Gazetesi'nin kuruluşunda yer aldı ve o günden bugüne; Yurt Haberler Müdürü, Haber Müdürü, Editör gibi görevler üstlenerek gazetecilik yaşamını sürdürdü.

pe

Halen, Günlük Evrensel Gazetesi Kültür Servisi Editörü olarak görev yapmakta. Tiyatro ve edebiyat başta olmak üzere çeşitli konularda yazı, makale ve eleştirileri Günlük Evrensel Gazetesi ve Evrensel Kültür Dergisi'nde yayımlanıyor.

Ragıp Ertuğrul

Tiyatro... Tiyatro... ve Tempo Dergisi

1970 İstanbul doğumlu olan Ertuğrul, M.S.Ü. İstatistik Bölümü'nden mezun oldu, ardından aynı üniversitenin yüksek lisans programına devam etti. 1999 yılında "Türkiye'de Kabare Tiyatrosu" konulu teziyle İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Ana Bilim Dalından master derecesi aldı. Profesyonel iş hayatında Yapı ve Kredi Bankası, ATV, Medi Group, Vestel, Migros ve Ünitel'de çalıştı. Rönesans Değişim Bilimleri Enstitüsü'nde danışmanlık yaptı. Haziran 2001 'den bu yana Petrol Ofisi A.Ş.'de görev yapmaktadır. Çeşitli kulüp, dernek ve üniversitelerde performans gelişimine yönelik konferans ve seminerler verdi. Profesyonel dublaj sanatçılığı (TRT, Senkron TV), tiyatro oyunculuğu (Tevfik Gelenbe Tiyatrosu, Basın Müzesi) ve yönetmenliği, klasik salon dansları eğitmenliği (Nevin Ankoğlu Bale Stüdyosu) yaptı. Levent Gündüz ve Nuri Candaş'la şan çalıştı. 2004'te dahil olduğu Candaş Müzikal Grubu'nun sanat yönetmenliğini yapmaktadır. Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nde ve derginin web sayfasında oyun eleştirileri, haftalık Tempo Dergisi'nde tiyatro eleştiri yazıları ve röportajları, sanat editörlüğünü yürütmekte olduğu Anne&Trends Dergisi'nde tiyatro tanıtım yazılan ve kültür-sanat ağırlıklı söyleşileri yayınlanmaktadır. Uzun yıllardır resim çalışmalarına devam eden Ertuğrul; şimdiye kadar iki kişisel resim sergisi açmıştır. Fotoğraf çalışmalarını Muammer Yanmaz ile Kırk Haramiler Fotoğraf Grubu bünyesinde sürdürmektedir. Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi, Arı Hareketi Koordinasyon Kurulu Üyesi ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Adana Öğrenim Birimi kurucusudur.

8


Robert Schild Şalom ve Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Dr. Robert Schild, Avusturya asıllı olup, 1950 İstanbul doğumludur. Alman Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi tahsilinden sonra Linz Üniversitesi'nde Uluslararası Pazarlama konusunda doktora tezini verdi. Ardından Türkiye'ye dönerek, bazı özel şirketlerde yöneticilik yaptı. Halen İstanbul'da demir-çelik ürünleri dış ticareti ile iştigal etmektedir. Almanca, İngilizce ve Fransızca bilir. Evli ve iki çocuk babasıdır. 1971-72 yıllarında Yeni Gazete ve Cumhuriyet, 2000 yılı sonrası ise Cumhuriyet Kitap, Radikal Kitap, Milliyet Sanat, Radikal İki, Tarih Vakfı'nın İstanbul ile TÜSİAD'm Görüş dergilerinde yazıları yayımlandı. Ayrıca Viyana'da Die Presse Gazetesi ile çeşitli pazarlama dergilerinde makaleleri ve ABD University of Illinois'ın Export Marketing: Lessons From Europe kitabında bir araştırması basılmıştır. Yayımladığı kitaplar: Değinmeler (denemeler; İstanbul, 2000), Aşkenazlar (tarihi inceleme, başkalarıyla birlikte; İstanbul, 2000), Sandverwehte Wege (Ladino şiirler antolojisi, başkalarıyla birlikte; Landeck/Avusturya, 2001). Projesini oluşturduğu Yakın Ada Uzak Ada Burgazada belgeseli Eylül/Ekim 2005'te NTV'de gösterildi. 1997 yılından bu yana İstanbul'da yayımlanan haftalık Şalom Gazetesi'nde sürekli olarak tiyatro eleştirileri ve kültür yazılan, 2003'ten bu yana ise "Tiyatro... Tiyatro..." Dergisi'nde eleştiriler yazmaktadır.

Üstün Akmen Tiyatro... Tiyatro... Dergisi ve Evensel Gazetesi

pe

cy a

"İzleyici koltuğuna konan sahne tozları"ndan 1960'lı yıllarda etkilenen ve o yıllarda "Otağ" ile "Yeni İnsan" adlı yazın dergilerinde, tiyatro değerlendirmelerine yer verilen Akmen'in, "Nokta" dergisindeki haftalık yorumlarının bir araya getirilmesiyle sahne sanatlarıyla ilgili ilk eseri "... Veee Perdeee..." (Cumhuriyet Kitapları-Eylül 2000,2. basım Kasım 2000) yayımlandı. 1999-2000 sezonu tiyatro, bale, opera, operet ve dinletileri ile ilgili eleştirileri içeren "... Veee Perdeee"yi, "Üçüncü Zil" (Broy Yayınları-Kasım 2001) başlığını taşıyan ve 2000-2001 sezonu sahne sanatlarıyla ilgili eleştiri ve değerlendirmelerini kapsayan kitabı izledi. 2001-2002 sezonu sahne sanatlarıyla ilgili yazılarını topladığı kitabıysa, Kasım 2002 sonunda yayımlandı ve "Maskenin Öteki Yüzü" adını taşıyordu. Tiyatro eleştirileri halen Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nde ve aynı derginin günlük portalında, değişik tiyatro web sitelerinde; sanata ilişkin yazılan Evrensel Kültür Dergisi, Evrensel Gazetesi Kitap Eki ve Pamlife, Boss dergilerinde; opera, bale, konser yazılan ise Andante dergisi'nde düzenli olarak kullanılmakta olan Üstün Akmen'in "Çarşafın Gizlediği Dişilik" (Yalçın Yayınları-1. Basım Şubat 1991, 2. basım Ağustos 1992/Tükendi); "Suçsuz Laleler" (Milliyet Yayınları - Kasım 1996/Tükendi); "Bir Günlük Dost" (Cumhuriyet Kitaplan/1. basım Kasım 1998, 2. basım Aralık 1998); "Kör Bakkalın Gözleri" (Aksoy Yayıncılık-1. basım Ekim 1999, 2. Basım Haziran 2000/Tükendi) "Yârim Nereyi Mesken Tuttun" (Aksoy Yayıncılık-Kasım 2000/Tükendi) isimli kitapları da var. Son kitabı "Provasız Hayat" ise geçen yıl Epsilon Yayınları arasında çıktı. Üstün Akmen; Yaşar Kemal, Şükran Kurdakul ve Alpay Kabacalı'dan sonra 2001-2005 yıllan arasında dört buçuk yılı aşkın bir süre Uluslararası P.E.N Kulüpleri Federasyonu Türkiye Merkezi'nin Genel Başkanlığını üstlenmiş olmasının yanı sıra bu kurumdaki uluslararası başarılarıyla da tanınmakta ve Evrensel Gazetesi'nde "Gözlemevi" başlıklı köşesinde yazmakta. Halen, Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (AICT) Türkiye Merkezi Başkanlığını da (TEB) üstleniyor.

Zeynep Aksoy

Radikal İki ve Milliyet Sanat Dergisi 1973 İstanbul doğumlu. Avusturya Lisesi'nden sonra ABD'de University of Rochester'da müzik, sanat tarihi ve sahne sanatları araştırmaları okudu. Brown University'de tiyatro çalışmaları alanında master yaptı. 2000'den bu yana Radikal İki ve Milliyet Sanat'ta tiyatro, opera, dans üzerine yazıyor.

9


Tiyatro Ödülleri-2006 Adayları

Yılın Yapımı Aymazoğlu ile Kundakçılar / Dostlar Tiyatrosu Yazan: Max Frisch, Uyarlayan-Yöneten: Genco Erkal, Sahne ve Giysi Tasarımı: Claude Leon, Işık Tasarımı: Halit Yazıcı, Müzik: Tolga Cebi, Oyuncular: Genco Erkal, Meral Çetinkaya, Erdem Akakçe, Metin Coşkun, Tilbe Salim, Beyti Engin, Metin Coşkun.

cy a

"Şiddet, deprem gibi insanın önüne kolay kolay geçemeyeceği doğal bir olgu mu, yoksa onu çağıran ve yaşatan insanın kendisi mi? Kim Aymazoğlu, içimizden biri mi, yoksa birileri mi, yoksa yoksa.... Biz kendimiz miyiz? Aymazoğlu her yerde, her zaman rastlayabileceğimiz herkestir. Demokrasinin bir türlü yeterince yeşeremediği bir toplumun Aymaz'ı nasıl biri, kucak açtığı Kundakçılar hangi güçlerin sözcüleri? Dostlar Tiyatrosu çağdaş dünya tiyatrosunun başyapıtlarından birini özgün bir yorumla gündeme getiriyor."

Danton'un Ölümü / İ.B.B. Şehir Tiyatroları

pe

Yazan: Georg Büchner, Çeviren: Aziz Çalışlar, Yöneten: Roberto Ciuli, Sahne Tasarımı: Gralf Habben, Giysi Tasarımı: Heinke Stork-Leo Kulasch, Işık Tasarımı: Mahmut Özdemir Oyuncular: Engin Aklan, Arif Akkaya, Levent Üzümcü, Hakan Arlı, Ayşen Sezerel, Yeliz Gerçek, Nergis Çorakçı, Işıl Zeynep Karaalp, Bahtiyar Engin, Cengiz Tangör, İbrahim Can. "Alman edebiyatının ilk bilinçli realist dramı sayılan Danton'un Ölümü, Georg Büchner'in (1813-1837) yaşadığı kısa süreye sıdırdığı üç oyunundan (Danton'un Ölümü, Leonce ile Lena, Woyzeck) ilki. Fransız Terörünün Dramatik Bir Tablosu ikinci başlığıyla basılan oyun, Büchner'in yaşarken yayımlanmış tek edebi eseridir. Büchner'in en çok üzerinde durduğu konu 1789 Fransız Devrimiydi. Devrimin incelemeleri Büchner'in siyasi görüşünü belirginleştirdi."

Gece Mevsimi / Kent Oyuncuları Yazan: Rebecca Linkievicz, Çeviren: Şükran Yücel, Yöneten: Mehmet Birkiye, Sahne Tasarımı: Barış Dinçel, Giysi Tasarımı: Gülay Kuriş, Işık Tasarımı: Cem Yılmazer, Müzik: Serdar Yalçın, Oyuncular: Yıldız Kenter, Selçuk Yöntem, Demet Evgar, Yeşim Koçak, Elvan Boran, Umut Temizaş, Osman Sonant. "Gece Mevsimi, İrlanda 'nın küçük bir şehrinde yaşayan bir ailenin, Çehov tadındaki öyküsüdür. Sessizce acı çeken insanlar üstüne bir oyun. Birbirinden ayrı düşmüş, birbirine dokunamayan insanlar üstüne bir oyun. Kendi yalnızlıklarının soğukluğunda yanan insanlar üstüne bir oyun. Ama öyle bir ateş var ki içimizde, oyunda ocağın ateşiyle simgelenen, o bütün bu soğukluğa bu geceye rağmen, bizim birbirimize sokulmamıza, ileriye doğru umut beslememize neden olan bir insanı sıcaklık var hayatımızda. Şehir, yaşam, yalnızlık, çöküş bunu yok edemez, bu hep var. Yağmurlu bir gece, çıplak ayaklı bir aktör, hayal kuran üç kız, ölüm ve yaşam, hayalle gerçek arasında sıkışmış bir büyükanne, dişini fırçalamadan güne viskiyle başlayan bir baba, komik hüzünlü, diken üstünde çehovvari bir oyun."


Trainspotting / Semaver Kumpanya Yazan: Irvine Welsh, Uyarlayan: Harry Gibson, Çeviren: Ani Haddeler Pekman, Yöneten: Işıl Kasapoğlu, Sahne ve Işık Tasarımı: Cem Yılmazer, Giysi Tasarımı: Funda Çebi, Müzik: Baba Zula, Oyuncular: Tansu Biçer, Çelik Bilge, Asil Büyüközçelik, İrem Erkaya, Ahmet Kaynak, Yavuz Pekman, Nadir Sarıbacak

pe

cy

a

"Oyun, toplumun kenarına itilmiş bu gençlerin, tüm dünya için ortak olan sorunlarını, düzenle ve toplumla yaşadıkları uyumsuzluğu, şiddete ve ölüme yazgılı yaşamlarını gerçekçi bir tiyatro diliyle izleyiciye aktarıyor. Oyunda Semaver Kumpanya 'ya Çıplak Ayaklar Kumpanyası danslarıyla, Nehir Çinkoya da sahnede canlı olarak çalıştığı resimleriyle eşlik ediyor."

Uyarca / İstanbul Devlet Tiyatrosu Yazan: Friedrich Dürrenmatt, Çeviren: Yücel Erten, Yöneten: Şakir Gürzumar, Sahne Tasarımı: Ali Cem Köroğlu, Giysi Tasarımı: Gülhan Kırçova, Işık Tasarımı: Yakup Çartık, Oyuncular: Erol Gündüz, Atsız Karaduman, Attila Olgaç, Tarık Ünlüoğlu, Kaya Akarsu, Orhan Ertürk, Deniz Çakır, Serhan Süsler, Ayhan Arul, Emre Emin Aravi, Mustafa Kırantepe, M.Akif Özcan, Hilal Arslan, Zekeriya Karakaş. "Ekonomik kriz kurbanı ve bilim adamı Doc, yeraltı dünyasının büyük şefi ile tanışır ve hayatını yerin beş kat altında ölü çözeltici olarak kazanır. Uyarca, bilimin yeraltı örgütlerinin emrine girebileceği ve yeraltı örgütlerinin de devlet ile ilişki kurabileceği gerçeğinin tehlikeli boyutlarına bir kara komedi duyarlılığı ile yaklaşıyor."


Tiyatro Ödülleri-2006 Adayları

Yılın Yönetmeni Hüseyin Köroğlu Saygılı Yosma / İ.B.B. Şehir Tiyatroları K.K.T.C'de doğdu. İlk, orta, liseyi Lefkoşa'da okuduktan sonra 1982 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümüne girdi. 1986'da mezun oldu. 1989'da İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu ailesine katıldı.

a

Işıl Kasapoğlu

Trainspotting / Semaver Kumpanya

pe

cy

Galatasaray Lisesi ve Paris Sorbonne Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nü bitirdi. 1978-1993 yılları arasında Fransa'da kendi kurduğu Theatre a Venir Tiyatrosu'nda birçok oyun yönetti. Devlet Tiyatroları, İstanbul Şehir Tiyatrosu ve İzmit Şehir Tiyatrosu'nda yönettiği oyunların yanı sıra özel tiyatrolar ile de çalıştı. Halen Devlet Tiyatrosu'nda görevli olan Işıl Kasapoğlu, Ekim 2002'de Çevre Tiyatrosu Semaver Kumpanya'yı kurdu.

Murat Daltaban Aşk ve Anlayış / DOT 1966 Ankara doğumlu. 1992 yılında Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Tiyatro Bölümü Oyunculuk Ana Sanat Dalı'nda lisansını tamamladı. 1993 yılında İBŞT'de oyunculuğa başladı. Kurum bünyesinde birçok oyunda oyuncu olarak yer aldı. 5. Sokak Tiyatrosu ve Kumpanya Sahnesi'nde misafir oyuncu ve yönetmen olarak yer aldı. 2004 yılında kadrolu bulunduğu İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'ndan ayrıldı. 2005 yılında Beyoğlu Mısır Apartmanı'nda DOT isimli bir tiyatro mekanı açtı. DOT'un kurucu ortağı ve sanat yönetmeni olan Daltaban, sahnelenen oyunlarda oyunculuk ve yönetmenlik yapmaktadır.


Orhan Alkaya

Savaş ve Kadın / İ.B.B. Şehir Tiyatroları

Roberto Ciuli

a

1958'de İstanbul'da doğdu. Hukuk ve Gazetecilik okudu. Şair, yazar, tiyatro yönetmeni (İstanbul Şehir Tiyatroları). Yönettiği Oyunlardan Bazıları: Bezik Oynayan Kadınlar (Edip Cansever'den kendi kurgusu, 1993); Gölge Ustası (Yeşim Dorman, Yıldırım Türker, 1993); Sahibinin Sesi (Sevim Burak, 1995); Godot'yu Beklerken (Samuel Beckett, 1997); Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (Haldun Taner, 1999); Odada Savaş (Martin Walser, 2001); Hadi Öldürsene Canikom (Aziz Nesin, 2003); Savaş ve Kadın (Matei Visniec, 2005). Kitapları: Parçalanmış Divan (1990); A!Etika (1991); Yenilgiler Tarihi Cilt 1 (1994); Türkiye Hâlâ Mümkün (1999); Erken Sözler (1999); Tuz Günleri (2001).

pe cy

Danton'un Ölümü / İ.B.B. Şehir Tiyatroları

1934 yılında Milano'da doğdu. Üniversitede felsefe öğrenimi gördükten sonra doktorasını yaptı ve yirmi altı yaşında kentte "II Globo" adlı çadır tiyatrosunu kurdu. 1965 yılında Almanya'da Göttingen, Berlin, Duesseldorf ve Köln kentlerinde oyunlar sahneye koydu ve Köln tiyatrosunda 1972-79 arasında tiyatro müdürlüğünü üstlendi. 1980 yılında dramaturg Helmut Schafer ve sahne tasarımcısı Gralf-Edzard Habben'la Mülheim kentinde "Theater an der Ruhr"u kurdu. Roberto Ciulli yapmış olduğu sanatsal ve toplumsal çalışmaları ile ödüller almıştır. Roberto Ciulli İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda George Büchner'in Danton'un Ölümü adlı oyununu (2005-2006) sahneye koydu. Oyuncu olarak sahneye ilk Eylül 2000'de çıktı. O günden beri birçok oyunda rol almaktadır.

Şakir Gürzumar

Uyarca / İstanbul Devlet Tiyatrosu

1958 Ankara doğumlu. 1979 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nden mezun oldu. Aynı yıl Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sanatçı, Devlet Konservatuvarı'nda da eğitmen olarak göreve başladı. 1981 yılında Adana Devlet Tiyatrosu'na Sanat Yönetmeni ve Müdür olarak atandı. Bu görevi dört yıl sürdü. 1986 yılında Devlet Tiyatrosu tarafından ihtisas için Londra'ya gönderildi. "National Theatre" ve "Royal Shakespeare Company"nin işleyiş sistemleri üzerine araştırma yaptı. "The British Theatre Association"da drama, oyunculuk, reji, hareket, müzikal oyunculuk derslerine katıldı. "Alexander Tekniği" üzerine araştırma yaptı. "The British Theatre Association"da, sahne tekniği, sahne kurslarına katıldı. 1990-1991 ve 1992-1996 yıllarında da Londra'ya giderek çalışmalarını sürdürdü. 1987 yılında tekrar Adana Devlet Tiyatrosu'na Sanat Yönetmeni ve Müdür olarak atandı. 1989 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu'na Sanat Yönetmeni ve Müdür olarak atandı. 1993 ve 1998 yıllarında tekrar aynı göreve getirildi. Aynı yıllar içinde bu görevlerinin yanı sıra birçok oyunda rejisör olarak görev aldı. 2001 yılında Devlet Tiyatroları'ndan emekli oldu.


Tiyatro Ödülleri-2006 Adayları

Yılın Kadın Oyuncusu Ayşen İnci Tek Kişilik Düet / İstanbul Devlet Tiyatrosu 1974'te Cebeci Devlet Konservatuvarı'ndan mezun oldu. O tarihten bu yana Devlet Tiyatrosu'nda çalışıyor. Yirmi iki yılı Ankara DT'de olmak üzere otuzdan fazla oyunda rol aldı. 2005-2006 sezonu İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı Tek Kişilik Düet ile Afife Jale Ödülleri'ne aday oldu, Çırağan Lions En İyi Kadın Ödülü'nü ve İsmet Küntay Özel Ödülü'nü aldı.

a

Bennu Yıldırımlar Saygılı Yosma / İ.B.B. Şehir Tiyatroları

pe cy

Tiyatro eğitimini İ. Ü. Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde yapan Bennu Yıldırımlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'ndaki tiyatro çalışmalarının yanı sıra sinema ve televizyon filmlerinde de görev almaktadır.

Esra Bezen Bilgin Küller Küllere Bir de Yolluk / Prodüksiyon Tiyatrosu Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nü bitirdi. 1997 yılında İzmit Şehir Tiyatrosu'na girdi. Şehir Tiyatrosu'nda rol aldığı oyunlardan bazıları; Hamlet, Roberto Zucco, Cimri, Üç Kuruşluk Opera, Bahar Noktası, Kırmızı Yorgunları, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz'dır. Emre Koyuncuoğlu ile birlikte gerçekleştirdiği bağımsız projeler, Mutfak Kazaları, Hayat Devam Ediyor, Kıvranış (Tutku - Psikoz 4.48), Home Sweet Home ile yurtiçi ve yurtdışında festivallere katıldı. Aksanat Yeni Kuşak Tiyatro'da Mehmet Ergen'in yönettiği Aşk Delisi ve Küller Küllere adlı oyunlarda oynadı. İzmit Şehir Tiyatrosu'nda oynadığı Lysistrata oyunu ile Ankara Sanat Kurumu Övgüye Değer Kadın Oyuncu, Aksanat Yeni Kuşak Tiyatro'da oynadığı Aşk Delisi oyunu ile Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini aldı.


Müge Akyamaç İhtiras Tramvayı / İ.B.B. Şehir Tiyatroları

pe

cy

a

İstanbul doğumlu. Tiyatroya 1982 yılında Tuncay Özinel - Halit Akçatepe Tiyatrosunda başladı. 1984 yılında Çevre Tiyatrosu'nda bir sezon oynadı. 1985 yılında Nisa Serezli Tolga Aşkıner Tiyatrosu'na katıldı ve altı yıl boyunca burada Töre, Ah Şu Gençler gibi oyunlarda rol aldı. Aynı tarihlerde sinema ve televizyon filmlerinde rol almaya başladı. Önce Canan, Ayaşlı ve Kiracıları, Bizim Mahalle, Kurtlar Sofrası gibi diziler ve Çark, Milyarder, Gurbetçi Şaban, Doruk gibi on beşe yakın sinema filminde rol aldı. 1992 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları kadrosuna katıldı. Bu kurumda rol aldığı başlıca oyunlar; Kadınlar da Savaşı Yitirdi, Gazeteciden Dost, Halay, Hasır Şapka, Önce İnsan, Bir Adam Yaratmak ve son olarak İhtiras Tramvayı. Aynı kurumda 20042005 sezonunda Sahne Direktörlüğü yaptı. İhtiras Tramvayı'ndaki Blanche DuBois rolü ile 2005-2006 sezonu Sadri Alışık En iyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü almıştır. Halen İBB Şehir Tiyatrolarında çalışmakta ve Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Yönetimi Bölümü'nde öğrenim görmektedir.

Tilbe Saran

Nathalie / AYSA Prodüksiyon Tiyatrosu İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi ve Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nden mezun oldu. Dormen, Kenter ve İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda çalıştı. 1989'da sahnelenen "Kral Lear"daki "Cordelia" ve "Soytarı" rolü ile Avni Dilligil ve Kültür Bakanlığı En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini aldı. 1991'de "Vanya Dayı" oyununda "Sonia" rolü ile Avni Dilligil En İyi Kadın Oyuncu, 1992'de "Tartuffe"teki "Elmire" rolü ile Kültür Bakanlığı Başarı Ödülü'ne değer görüldü. Saran, 1996'da kurulan Prodüksiyon Tiyatrosu'nun ilk çalışması "Abelard ve Heloise" ile 1996 Avni Dilligil En İyi Kadın Oyuncu, topluluğun ikinci çalışması "Alacaklılar" ile de 1998 Afife En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü aldı. Topluluğun, "Tek Kişilik Şehir"deki rolüyle 2002 Afife Tiyatro Ödülleri'nde Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'ne değer bulundu. Tiyatro Ödülleri-2004 En İyi Kadın Oyuncu ödüllerinin sahibidir.

15


Yıldız Kenter Gece Mevsimi / Kent Oyuncuları

pe

cy

a

İstanbul'da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümünü sınıf atlayarak bitirdi. On bir yıl Ankara Devlet Tiyatrosu'nda çalıştı. Rockefeller bursu kazanarak, American Theatre Winng, Neighbourhood Play House ve Actor's Studio'da oyunculuk ve oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine çalışmalar yaptı. Ankara Devlet Konservatuarı'na hoca olarak atandı. 1959'da Devlet Tiyatrosu'ndan ayrıldı. Muhsin Ertuğrul ile bir yıl çalıştı. Kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları Topluluğu'nu kurdu. Daha sonraki yıllarda sürekli olarak Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de " Değişen Eğitim Metotları" ve "Oyunculuk Metotları" üzerine çalışmalar yaptı. 1962'de Tiyatro hizmetlerinden ötürü "Yılın Kadını" seçildi. 1968'de İstanbul'da Kenter Tiyatrosu'nun binasının inşaatını tamamladı. Sinema oyuncusu olarak üç kez "Altın Portakal" ödülüne layık görüldü. Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, Yugoslavya ve Kıbrıs'ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi. Yüzün üzerinde oyun oynadı. Yüze yakın oyun sergiledi. Shakespeare, Cehov, Brecht, Ionesco, Pinter, Albee, Tenessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi pek çok yazarların yanı sıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Zeki Özturanlı, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü gibi pek çok Türk yazarının oyunlarını da sahneye koydu, oynadı. Sanatçının, Türkiye ve uluslararası alanda çok sayıda ödülü bulunuyor.

Zuhal Olcay

Nathalie / AYSA Prodüksiyon Tiyatrosu

1976'da Ankara Devlet Konservatuvarı tiyatro yüksek bölümünü bitirdi. Devlet Tiyatroları'nda, aralarında Othello, Boş Beşik, Martı, Söz Veriyorum, Evita adlı oyunların da bulunduğu birçok oyunda önemli roller üstlendi. 1986'da Martı'daki Nina rolüyle Avni Dilligil ve 1998'de de Balkon'daki İrma rolüyle Ankara Sanat Kurumu ödülleri, aldığı tiyatro oyunculuk ödüllerinden bazılarıdır. 2006'da Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu'nun yapımı olan Nathalie ile de Afife Jale En İyi Kadın Oyuncu Ödülü son aldığı ödüldür. 1983'ten bu yana oynadığı çeşitli televizyon dizi ve filmlerinden bazıları: Sönmüş Ocak, Parmak Damgası, Gecenin Öteki Yüzü, Ateşten Günler, Baharın Bittiği Yer, 7 Tepe İstanbul. Sinema filmleri: İhtiras Fırtınası, Amansız Yol, Kurşun Ata Ata Biter, Halkalı Köle, Dünden Sonra Yarından Önce, Yanlış Cennete Veda, Kara Sevdalı Bulut, Med Cezir Manzaraları, Gizli Yüz, Gece Yolculuğu, İki Kadın, Ay Vakti, Bir Sonbahar Hikayesi, 80. Adım, Buluşma, İstanbul Kanatlarımın Altında, Hiçbiryerde, İyi Seneler. Türkiye'de ve yurtdışında aldığı onu aşkın ödülün en sonuncusu 2002 İstanbul Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu Ödülüdür. Kurucularından olduğu Tiyatro Stüdyosu'nun yapımlarından Aldatma, Kan Kardeşleri, Histeri ve Balkon'da ve yine kurucularından olduğu Oyun Atölyesi'nin yapımlarından da Ayrılış ve Dolu Düşün Boş Konuş'da başrolleri üstlenmiştir. Küçük Bir Öykü Bu, İki Çift Laf, Oyuncu, İhanet, Başucu Şarkıları 1 ve Başucu Şarkıları 2 oyuncunun müzik alanındaki albüm çalışmalarıdır.


Tiyatro Ödülleri-2006 Adayları

Yılın Erkek Oyuncusu Engin Alkan Danton'un Ölümü / İ.B.B. Şehir Tiyatroları

pe

cy

a

1984-1986 Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü ve İ.Ü. Basın Yayın Yüksek Okulu'nda öğrenim gördü. 1985 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'na girdi. 1986-1989 yılları arasında İ.Ü. Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde öğrenim gördü. 1995'te Sosyal Bilimler Enstitüsü Tiyatro Ana Sanat Dalı Yüksek Lisans öğrenimi almaya başladı. 1996-2002 arasında MSM Konservatuvarı'nda; 1998-1999 yıllarında Akademi İstanbul Gösteri Sanatları Bölümü'nde oyunculuk eğitmenliği yaptı. 2000 2002 yıllarında MSM Konservatuvarı Tiyatro Bölümü Başkanlığı görevini üstlendi. Aynı yıllar arasında yine MSM Oyuncuları'nda Genel Sanat Yönetmeni'ydi, 2004 yılından bu yana Akademi İstanbul Tiyatro Bölümü'nde Bölüm Başkanlığı ve oyunculuk öğretmenliği görevini sürdürüyor. Çok sayıda oyunda yönetmen ve oyuncu olarak karşımıza çıktı. Televizyon ve sinema çalışmaları ve çok sayıda ödülü bulunuyor.

Erdal Beşikçioğlu Aşk ve Anlayış / DOT 5.01.1970'te Ankara'da doğdu. Orta öğrenimini İzmir Özel Türk Koleji ve Mehmet Seyfi Eraltay Lisesi'nde tamamladı. 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı'na girdi. Okuduğu yıllarda William Guskill ile yaratıcı drama üzerinde çalışmalarda bulundu. 1993 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nü bitirdi. Aynı yıl Devlet Tiyatroları'nın açtığı sınavı sanatçı (oyuncu) olarak kazandı. 1995-1996 tiyatro sezonunda Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda müdürlük (sanat yönetmenliği) görevini yaptı. 1999 yılında askerlik sonrasında görevine Ankara Devlet tiyatrosunda devam etti. Halen Ankara Devlet Tiyatrosunda Sanatçı (oyuncu) olarak görev yapmaktadır. Görev aldığı bazı oyunlar: Macbeth, Onikinci Gece, Kısasa Kısas, Büyük Romulus, Zengin Mutfağı, Yer Demir Gök Bakır, Küçük Prens, Şeyh Bedreddin, Bir Ölü Evi, Canlı Maymun Lokantası, Seferi Ramazan Beyin Nafile Dünyası, Kanlı Düğün, Aşk ve Anlayış, Salome. Eve Giden Yol ve Barda isimli sinema filmlerinin yanı sıra çok sayıda televizyon dizisinde oynamıştır.


Köksal Engür Ördek Muhabbetleri / Prodüksiyon Tiyatrosu

pe

cy

a

1956-1957 yıllarında Ankara Radyosu Çocuk Saati ile başlayan tiyatro macerası, Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Kürsüsü'nden 1969 yılında mezuniyeti ile devam etti. Ankara Halkevi, Sahne 9, Deneme Sahnesi ve Çağdaş Sahne'de çalıştı. Yağmurcu, Çürük Elma, Pir Sultan Abdal, Yusuf ile Menofis gibi pek çok oyunda önemli roller üstlendi. İstanbul'a geldikten sonra Hodri Meydan, Dormen, Ali Poyrazoğlu, Küçük Sahne gibi özel tiyatroların yanı sıra Bakırköy Belediye Tiyatrosu ve Devlet Opera ve Balesi yapımlarında rol aldı. Engür'ün son çalışmaları arasında Uzaktan Piyano Sesleri, Tartuffe, Midas'ın Kulakları, Allahaısmarladık Cumhuriyet, Martı sayılabilir. Çeşitli televizyon ve sinema çalışmalarının yanı sıra seslendirme de yapan Engür, Prodüksiyon Tiyatrosu'na (Aksanat) Strindberg'in Alacaklılar oyunu ile katıldı ve topluluğun üçüncü oyunu Molly S.'deki rolü ile 1999 Afife Jale En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü kazandı. Sanatçı daha sonra aynı topluluğun sahneye koyduğu Bilge Karasu'nun Sevilmek, Jorge Goldenberg'in Bay Knepp ve Behiç Akın Tek Kişilik Şehir isimli oyunlarında rol aldı.

Murat Daltaban Donmuş / DOT 1966 Ankara doğumlu. 1992 yılında Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Tiyatro Bölümü Oyunculuk Ana Sanat Dalı'nda lisansını tamamladı. 1993 yılında İBŞT'de oyunculuğa başladı. Kurum bünyesinde birçok oyunda oyuncu olarak yer aldı. 5. Sokak Tiyatrosu ve Kumpanya Sahnesi'nde misafir oyuncu ve yönetmen olarak yer aldı. 2004 yılında kadrolu bulunduğu İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'ndan ayrıldı. 2005 yılında Beyoğlu Mısır Apartmanı'nda DOT isimli bir tiyatro mekanı açtı. DOT'un kurucu ortağı ve sanat yönetmeni olan Daltaban, sahnelenen oyunlarda oyunculuk ve yönetmenlik yapmaktadır.


Selçuk Yöntem İki Hayat Sonra / Kent Oyuncuları

pe cy a

1975-1976 yılları arasında Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümünden mezun oldu. 1977 yılında Ankara Devlet Tiyatrosunda çalışmaya başladı. Yirmi yılı aşkın bir süre Devlet Tiyatrolarında oyuncu ve yönetmen olarak çalıştı. 'Keşanlı Ali Destanı', 'Hırçın Kız', 'Beğendiğiniz Gibi', 'Dört Mevsim' ve 'Peynirli Yumurta' oyunlarıyla Sanat Kurumu En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü, 'Deli Dumrul' ile Ulvi Uraz En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü, 'Ben Feuerbach' ile Uluslar arası Lions Klüpleri En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü, 'Fernand Krapp Bana Mektup Yazmış'daki Fernando Krapp karakteri ile, Tiyatro Ödülleri 2004 En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü alarak bu alanda az görülür bir başarıya imza attı. İrfan Yalçın'nın 'Aşağıdakiler'ini, Haldun Taner'in "Ay Işığında Şamata"sını ve Savaş Dinçel'in 'Gürültülü Patırtılı Bir Hikaye'sini yönetti. Bu oyunla "Övgüye Değer Yönetmen" ödülünü aldı. Televizyon ve sinema için film çalışmaları yaptı, 'C Blok', 'Kaçıklık Diploması', 'Suyun Öte Yanı', 'Yaz Yağmuru', '80. Adım', 'Kimsecikler', 'Çatısız Kadınlar' rol aldığı filmlerden bazıları. Çok sayıda televizyon dizisinde de rol aldı

Tansu Biçer

Trainspotting / Semaver Kumpanya

1978 Ankara doğumlu. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı'ndan 2001 yılındar mezun oldu. Oynadığı oyunlar: Keşanlı Ali Destanı-Tiyatro Anadolu, Bay Biederman ve Kundakçılar Tiyatro Anadolu, Onikinci Gece-Semaver Kumpanya, Murtaza- Semaver Kumpanya, Memo'nun Önlenemez Yükselişi-Semaver Kumpanya, Deniz Kızı-Semaver Kumpanya, Pırtlatan Bal-Semaver Kumpanya, Trainspotting-Semaver Kumpanya, Fırtına-Semaver Kumpanya. Biçer ayrıca Gönül Yarası isimli sinema filminde de rol almıştır.

Zafer Diper

Özkıyım / Bizim Tiyatro 1946'da doğdu. Tiyatroya 1963'te Beşiktaş CHP Gençlik Kolu'nda başladı, lise ve üniversite yıllarında Halkevi'nde sürdürdü. Bu dönemlerde, kendi yazdığı Kentin Korosu isimli oyunun yanı sıra, Gitgel Dolap, Ay Doğarken, Ağzı Çiçekli Adam, Kapıların Dışında, Woyzeck, yönettiği ve oynadığı oyunların bazılarıydı. Bir süre, Sinematek'le gelişen film yapma istemiyle kısa film çalışmalarına, senaryo ve öykü yazımına yöneldi. Daha sonra Halk Tiyatrosu'nda Komprador Oyunu'nda oynadı. 1978'de Ortaoyuncuların ilk kuruluş kadrosunda yer aldı ve Şahları da Vururlar oyununda Şah'ı üç yüz yetmiş beş kez oynadı. 1981 Kasımı'nda, Üsküdar Sunar Tiyatrosu'nda Bizim Tiyatro'yu kurdu ve altı yıl etkinliklerini sürdürdüğü Sunar Tiyatrosu'undan ayrılmak zorunda kaldı, çok sayıda salonda oyunlarını sahneledi. Bizim Tiyatro, yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda turneye katıldı. Diper'in içinde, yazdığı-oyunlaştırdığı-yönettiği ve oynadığı oyunlar bulunan dizelge şöyle: Hamlet, Kükreyen Fare, Kurtuluştan Sonra, Nâzım, Halkın Ekmeği, Suikast, Örümcek Kadının Öpücüğü, Boğulma ya da Woyzeck, Dava, Şeytanistan, Ölümsüz Şarkı, Devrimi Çok Sevmiştik, Yitik, Çölde Yatış, Hoş Geldin Bebek, Ölüm Uykudaydı, Mavileşme, Talan, Kafa Kağıdı, Yargı ve Özkıyım.


Tiyatro Ödülleri-2006 Adayları

Yılın Çevirmeni Aslı Mertan Sansürcü / DOT 1976 doğumlu. Tiyatro eğitimini İngiltere'de Bristol Üniversitesi'nin Drama Departmanı'nda tamamladı. Üniversitedeki son senesinde yaratıcısı olduğu ve yönettiği oyun, Güneşin 43 Kere Battığı Gün, Edinburgh Uluslararası Fringe Festivali'nde Guardian Gazetesi'nin verdiği En Başarılı Öğrenci Prodüksiyonu ödülüne aday gösterilen yapımlar arasındaydı. Üniversite eğitiminden sonra bir süre İngiltere'de kalıp zihinsel engelli ve otistik çocukların eğitim ve terapi gördükleri bir okulda çalıştı. Türkiye'ye dönüşünde Kum,pan,ya tiyatro topluluğuna katıldı. 2001 senesinde kendi yazdığı, yönettiği ve oynadığı oyun Ayşegül Kanada'da, Kum,Pan,Ya tarafından sahnelendi. 2002 senesinde Naz Erayda'nın Yine Ne Oldu adlı projesinin yazarlığını üstlendi. Bu oyun o sene İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali'nde sahne aldı. 2004 senesinde Best Publishing adlı yayınevinin düzenlemiş olduğu çeviri yarışmasında Türkçe'den İngilizce'ye yaptığı çeviriyle ikincilik ödülünü aldı. Şu anda serbest çevirmen ve yazar olarak hayatını devam ettiriyor.

pe cy a

Cengiz Bozkurt

Kumarbazın Seçimi / Kent Oyuncuları

Tiyatro çalışmalarına 1984 yılında ODTÜ'de başladı. 1990'da Londra'ya gitti ve Londra Üniversitesi'ne bağlı güzel sanatlar fakültesi, Goldsmiths'den mezun oldu. Rol aldığı oyunlardan bazıları: Marat-Sade, Hasan Sabbah, Babil'e Bir Melek İniyor, Tardieu 4 (ODTÜ Oyuncuları), 555-K (Metropol Tiyatrosu), Silahşorun Gölgesi, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Bir Hazin Hürriyet (TEB Oyuncuları-Londra). Chat's Palace'da Something Never Come, Writing on the Wall, Kuralla Kuraldışı; Arcola Theatre'da Crime and Punishment in Dalston, No It Was You, Köprüden Manzara rol aldığı yapımlardan yalnızca birkaçıdır. Yine Londra'da Suçlular Çağı-Suçsuzlar Çağı (Lenz) adlı oyunu TEB Oyuncuları için yönetmiştir. 2004 yılında, Arcola Theatre'da birlikte çalıştığı Mehmet Ergen'in Inishmorelu Yüzbaşı adlı oyunuyla on dört yıl aradan sonra Türkiye'de yeniden çalışmaya başlamıştır. Hem İngiltere'de hem Türkiye'de çeşitli dizi ve sinema filmlerinde rol almış, BBC Radyo-3'ün radyo oyunlarında görev almıştır. Yine Ergen'in yönettiği Aşk Delisi, Küller Küllere Bir de Yolluk (Akbank Yeni Kuşak Tiyatro) oyunlarında oynamış, Sadri Alışık ve Afife Jale tiyatro ödüllerine 'En İyi Yardımcı Oyuncu' dalında aday gösterilmiştir. Ayrıca geçen sezon Kent Oyuncuları için Kumarbazın Seçimi (Marber) adlı oyunu çevirip, yönetmiştir.

Hüseyin Mevsim Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü / Oyun Atölyesi 1964 yılında Kırcaali'de dünyaya geldi. Momçilgrad Nikola Y. Vaptsarov Lisesi'nden sonra Plovdiv Paisiy Hilendarski Üniversitesi'nde Bulgar Dili ve Edebiyatı alanında yüksek öğrenimini tamamladı. İki yıl orta okulda Bulgar Dili ve Edebiyatı öğretmenliğinden sonra 1991'de Türkiye'ye göç etti. İstanbul'da Rusça ve Bulgarca dillerinde Turist Rehberliği yaptı. 2002 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde "Bulgar Halk Edebiyatında Yeniçeri Türküleri" başlıklı yüksek lisans tezini, 2005'te ise "Bulgar Edebiyatı İstanbul'da-İstanbul Bulgar Edebiyatında" konulu doktorasını savundu. Halen, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Bulgar Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda görev yapmaktadır.

20


Lale Eren Tek Kişilik Düet / İstanbul Devlet Tiyatrosu

pe cy

a

1955 Ankara doğumlu. 1976 yılında, Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden Yüksek Lisans diploması ile mezun oldu. 1976 tarihinde dramaturg olarak Ankara Devlet Tiyatrosu'nda göreve başladı. Aynı yıl İstanbul Devlet Tiyatrosu'na tayin edildi ve Ocak 1977'den bu yana, bu kurumda dramaturg olarak görev yapıyor. DT'deki görevinin yanı sıra İngilizce dersleri veren Eren, 1980 yılından beri çeviriler yapıyor. Çeviri çalışmalarının uzantısında, bazı tiyatro oyun metni çevirileri ve uyarlamaları DT repertuvanna alınmış; bunlardan bazıları Devlet Tiyatroları ve bazı özel tiyatro toplulukları tarafından sergilenmiştir.

Zeynep Avcı

Ördek Muhabbetleri / Prodüksiyon Tiyatrosu

1947'de doğdu. Kadıköy Kız Koleji'nde, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde (İdari Bilimler) ve İstanbul Üniversitesi'nde (Sosyoloji) okudu. 1966-1975 yılları arasında Cumhuriyet, Yeni İstanbul, Hürriyet, Kelebek, Milliyet gazetelerinde, Sipa Press (Paris) ajansında, muhabirlik, röportaj yazarlığı, dış haberler ve magazin servisi şefliği, yazı işleri müdürlüğü gibi görevlerde çalıştı. YAZKO yayınlarında, Yazko Edebiyat ve Somut Dergilerinde görev aldı. Yayıncılık yaşamında son olarak Tarih Vakfı İstanbul Dergisi'nin yayın yönetmenliğini üstlendi. 20002005 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesinde görev aldı. Sahnelenen Oyunları: Gılgameş, Memo'nun Önlenemez Yükselişi. Sahnelenen Tiyatro Çevirileri: İki Efendinin Uşağı, Onikinci Gece, Venedik Taciri, Kısasa Kısas, Abelard ve Heloise, Molly Sweeney, Alacaklılar, Knepp, Ayrılış, Çözüm, Ermişler ya da Günahkârlar, Kuşlar Meclisi/Simurg, Hırçın Kız, Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış, Savaş ve Kadın, Ördek Muhabbetleri, Nathalie. Uyarlama: Efrasiyab'ın Hikâyeleri. Yayımlanmış Kitapları: Kötü Bir Yaratık (Öyküler), Ahşap Köşkün Hanımefendisi (Öyküler),Bir Kadının Güncesinden Sayfalar, Gılgamış (Oyun), Aşk Meleğinin İşleri (Öyküler), A'dan Z'ye Abidin Dino (Biyografi).

21


Tiyatro Ödülleri-2006 Adayları

Yılın Yerli Oyun Yazarı Haldun Dormen Kantocu / İ.B.B. Şehir Tiyatroları 1928 yılında Mersin'de doğan Haldun Dormen, Yale Üniversitesi Tiyatro Bölümünden master derecesi ile mezun olduktan sonra çeşitli yaz tiyatrolarında çalıştı. 1954 yılında İstanbul'a dönerek Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Küçük Sahne'ye girdi ve Cinayet Var adlı oyunla ilk kez Türk seyircisinin karşısına çıktı, bu arada amatörlerle Cep Tiyatrosu çalışmalarını sürdürdü. 1955 yılında Papaz Kaçtı komedisi ile Dormen Tiyatrosu'nu kurdu. Bugüne kadar yüzün üstünde rol alan Dormen, çeşitli tiyatrolarda müzikaller ve oyunlar sahneye koydu. Sürç-i Lisan Ettikse ve Antrakt adlı iki otobiyografik kitap ve aralarında Hisseli Harikalar Kumpanyası, Geceye Selam, Şen Sazın Bülbülleri, Yolun Yarısı, Günaydın Mr. Weill, Amphytrion 2000 ve Bir Kış Öyküsü gibi yapıtlar bulunan dokuz müzikal yazdı. Şehir Tiyatroları'nda on altı yıldır oynanan "Lüküs Hayat" ve İstanbul Operasında "Kral ve Ben" müzikallerini sahneye koydu. 1966'da sinemaya geçti ve yalnızca iki film yönetti. Bozuk Düzen (1966), Güzel Bir Gün İçin (1967). Hacettepe Üniversitesi'nden Onursal Bilim Doktoru belgesi aldı. Sanatçının ellinin üzerinde ödülü bulunuyor.

a

Melisa Gürpınar

Zaman Adında Bir Kadın / Tiyatro Ayna

pe cy

9 Aralık 1941 'de İstanbul'da doğdu. Lise yıllarında düzyazı ve şiirleriyle edebiyat alanına girdi. Bir süre İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi'nde okudu. İstanbul Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nü bitirdi. Tiyatro öğrenciliği sırasında ilk şiir kitabı yayımlandı. Amatör ve profesyonel olarak tiyatronun pek çok alanında değişik çalışmalar yaptı. Yaklaşık kırk yıldır tiyatro ile ilgisini daha çok eleştirmenlik ve eğitmenlik alanında sürdürdü. Bu arada oyun, senaryo, deneme, İstanbul'la ilgili anı yazıları yazdı. Ayrıca çocuk edebiyatıyla ilgili roman ve şiirleri de bulunmaktadır. Bir dönem Türkiye Yazarlar Sendikası'nın genel sekreterliğini yapan, ülkemizdeki pek çok sivil toplum örgütünün üyesi olarak yurtiçi ve yurtdışında kültürel etkinliklere katılan Melisa Gürpınar'ın, on dört şiir kitabının yanı sıra şiir ve oyun dalında ödülleri de var.

Tuncer Cücenoğlu Dosya / İ.B.B. Şehir Tiyatroları Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi mezunu. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Uluslararası P.E.N. Türkiye Merkezi üyesi. MSM Özel Konservatuarı ve SAKM "Dramatik Oyun Yazarlığı" öğretmeni. Kadir Has Üniversitesi öğretim görevlisi. Papirüs Yayınevi Tiyatro Bölümü Yönetmeni. Oyunları: Kördövüşü, Öğretmen, Kadıncıklar, Çıkmaz Sokak, Dosya, Biga-1920, Kumarbazlar, Helikopter, Yıldırım Kemal, Matruşka, Ziyaretçi, Şapka, Boyacı, Neyzen, Kızılırmak, Çığ, Tiyatrocular, Sabahattin Ali, Yeşil Gece, Ah Bir Yoksul Olsam, Che Guevara. Yazar olarak yerli ve yabancı toplam on altı ödülün sahibi. Oyunları, Rusça, İngilizce, Almanca, Fransızca, Bulgarca, Yunanca, Makedonca, İsveççe, Gürcüce,Urduca, Japonca, Romence, Azerice, Tatarca, Lehçe, Çuvaşça, Sırpça, İspanyolca, Arapça, Farsça vb. olmak üzere birçok yabancı dile çevrildi. Oyunları, otuzu aşkın ülkede sahneleniyor.


Tiyatro Ödülleri-2006 Adayları

Yılın Sahne Tasarımcısı Barış Dinçel Gece Mevsimi / Kent Oyuncuları Saygılı Yosma / İ.B.B. Şehir Tiyatroları

Cem Yılmazer

a

1991 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı sene İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları 'nda çalışmaya başladı. Halen b tiyatroda çalışıyor ve çok sayıda özel tiyatroya sahne tasarımları yapıyor.

pe cy

Trainspotting / Semaver Kumpanya

1977'de İstanbul'da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Tasarımı Bölümü'ndeki eğitimi halen devam ediyor. Yılmazer, hiç aklında olmamasına rağmen tasarımcı Kemal Yiğitcan sayesinde 'bu işe bulaştı'. 2000 yılında Broadway Lighting Master Class Programını bitirdi. Halen Semaver Kumpanya, Kenterler, DOT gibi sahnelerde ışık tasarımı yapıyor. Konserlerde çalışmayı özellikle seviyor.

Claude Leon Tol / Tiyatro Oyunevi Fransa'da, Grenoble Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun oldu. Çeşitli sergilere katıldı, çocuklar için kitaplar hazırladı ve tiyatrolar için sahne tasarımı yaptı. 1996 yılından bu yana çalışmalarını Tiyatro Oyunevi'nde sürdürmektedir.

23


Tiyatro Ödülleri-2006 Adayları

Yılın Giysi Tasarımcısı Ayçın Tar Günün Adamı / Bakırköy Belediye Tiyatroları 1989'da MSÜ GSF Sahne Görüntü Sanatları Tiyatro Dekor Kostüm Tasarımını bitirdikten sonra çeşitli sinema filmleri ve televizyon dizilerinde çalıştı. 1991 yılında Bakırköy Belediye Tiyatroları'nın kadrolu elemanı olarak çalışmaya başlayan Tar, 1995'ten beri Beşiktaş Kültür Merkezi prodüksiyonlarında dekor ve kostüm tasarımcısı olarak ta çalışmaktadır. "Vizontele" ve "Vizontele Tuuba" filmlerinin kostüm tasarımlarını, 2000 yılında "Light Opera Work Chicago"da, "Mikado Opereti"nde ve 2002'de Northern Illinois University'de "Carmina Burana Balesi" mask tasarımlan ile çeşitli reklam filmlerinde sanat yönetmenliği ve show tasarımları yaptı. Halen Bakırköy Belediye Tiyatroları'nda dekor ve kostüm tasarımcısı olarak görev yapmaktadır.

a

Canan Göknil

pe cy

Nathalie / AYSA Prodüsiyon

İtalya'da sahne sanatları üzerine eğitim gördü. Çalışma hayatına 1983 yılında Bottega Teatrale Commune di Frenze'da stajyer kostümcü olarak başladı. 1984-86 yılları arasında İstanbul Şehir Tiyatroları'nda konuk kostüm tasarımcısı olarak çalıştı. 1987'de Şehir Tiyatroları'na kadrolu olarak kabul edildi ve halen görevli bulunduğu bu kurumda, içerisinde, Ney, Sultans of The Dance, Goron'un da bulunduğu otuz yedi yerli ve yabancı oyunun kostüm tasarımını gerçekleştirdi. 1993-1995 yılları arasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde kostüm hocalığı yaptı. 1994-1997'de "Kostüm Atölyesi"ni kurdu ve burada sinema, defile ve reklam fil kostümleri hazırladı. 1994 yılında Şu Gogol Delisi adlı oyunla Avni Dilligil En İyi Kostüm Ödülü'nü alan sanatçı Akbank Prodüksiyon Tiyatrosu için sahnelenen Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış adlı oyunda kostüm tasarımcısı olarak görev aldı.

Duygu Türkekul Ferhat ile Şirin / İ.B.B. Şehir Tiyatroları 1992 yılında DEÜ GSF Tiyatro Bölümü Sahne Tasarımından mezun oldu. Aynı sene İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarına girdi. Halen adı geçen kurumda kostüm kreatörü olarak çalışmaya devam etmektedir. Bugüne kadar pek çok oyunun kostüm tasarımını yapmıştır. Bunlardan bazıları: H ü n e m Sultan, Aşk Hastası, Kiralık Konak, Kral Oluşuyor, Gılgames, Ferhad ile Şirin, Saygılı Yosma. H ü n e m Sultan ile Avni Dilligil, Gılgmes ile Selim Naşit ödüllerini almıştır. 2005 yılında Toronto-Kanada'da düzenlenen WSD 2005 (World Stage Designers) sergisine H ü n e m Sultan oyununun kostümleriyle katılmıştır.

24


Osman Şengezer Zaman Adında Bir Kadın / Tiyatro Ayna 1962 yılında Devlet Tiyatrosu'na girdikten sonra, yirmi yıl Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde, yirmi yıl da İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde çalıştı. Dekor ve kostümlerinin yanı sıra, Bale Yöneticiliği, Sanat Teknik Müdürlüğü, uzun yıllar da Başdekoratörlük yaptı. Dört yüz elliyi aşkın çalışmaları opera, operet, bale, tiyatro, müzikal, sinema filmi, tv filmi tasarımları Devlet Opera ve Baleleri yanı sıra Devlet Tiyatroları, İstanbul, Eskişehir Şehir Tiyatroları, televizyon kanalları ve çok sayıda özel tiyatroları kapsamaktadır. "Dekor - Kostüm", "Yazılar" ve "Bence Dekor - Kostüm" isimli üç kitabı yayımlandı.

pe cy a

Serpil Tezcan

Ölümsüzler / İstanbul Devlet Tiyatrosu

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Dekoratif Sanatlar, Tiyatro Dekorları ve Kostüm Bölümü mezunu. Türk-Amerikan Üniversiteler Derneği İngilizce sertifikası sahibi. Hollanda Kraliyet Akademisi Akseptansı ile Hollanda'da bulundu. Ankara Devlet Tiyatrosu'nda dekoratör olarak göreve başladı. Daha sonra İstanbul'a geldi. Halen İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda görevine devam etmekte. Bugüne kadar yüz elli oyunun dekor ve kostümünü yaptı. Filmi çekilen "Ya Devlet Başa, Ya Kuzgun Leşe" oyununun kostümleri ve sanat danışmanlığı kendisine aittir. Devlet Tiyatrosunda bu sezon sergilenmekte olan Amadeus oyununun kostümlerini hazırladı. Arturo Ui'nin Önlenemeyen Yükselişi, Kassandra, Caligula, Machbeth, Cyrano de Bergerac oyunlarının kostümleriyle; Abdülcanbaz oyununun dekor ve kostümleriyle ödüllere aday gösterildi. Cadılar Macbeth'i oyununun kostümleri, Bitef'in davetlisi olarak gittiği Belgrad da büyük ilgi gördü. Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe, Amadeus, Ah Şu Gençler, Cadılar Macbeth'i ve Ölümsüzler oyunlarına yaptığı çalışmalarla ödüller aldı.

Türkan Kafadar

Bağdat Hatun / İ.B.B. Şehir Tiyatroları Meslek hayatına 1965 yılında, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda başlayan H. Türkan Kafadar, 1966 yılında İstanbul Belediye Meclisi onayı ile Şehir Operası'nda adına açılan Kostüm Kreatörü kadrosuna atanmıştır. 1968 yılında yurtdışında Sanat Yönetmenliği eğitimi almış ve ardından sinema çalışmalarına başlamıştır. 1970 yılına kadar, hem operada hem de Şehir Tiyatrolarında, kostüm tasarımcısı olarak çalışmalarını sürdürmüştür. Opera devletleşince Şehir Tiyatrolarında kalmıştır. Bugüne kadar yüz ellinin üzerinde oyun ve 10 opera eserinin sahnelenmesinde görev almıştır. 2000-2003 yıllan arasında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Tasarımı Bölümü'nde Öğretim Görevlisi olarak görev yapan Kafadar, Şehir Tiyatroları'ndaki görevini kırk yıl aralıksız sürdürmüş, emeklilik sonrası çalışmalarına halen Tksanatevi'nde devam etmektedir.

25


Tiyatro Ödülleri-2006 Adayları

Yılın Işık Tasarımcısı Cem Yılmazer Trainspotting / Semaver Kumpanya

pe cy a

1977'de İstanbul'da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Tasarımı Bölümü'ndeki eğitimi halen devam ediyor. Yılmazer, hiç aklında olmamasına rağmen tasarımcı Kemal Yiğitcan sayesinde 'bu işe bulaştı'. 2000 yılında Broadway Lighting Master Class Programını bitirdi. Halen Semaver Kumpanya, Kenterler, DOT gibi sahnelerde ışık tasarımı yapıyor. Konserlerde çalışmayı özellikle seviyor.

Kemal Yiğitcan

Donmuş-Aşk ve Anlayış / DOT 1966 yılında İstanbul'da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul'da tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi, Elektrik ve Elektronik Fakültesi, Elektrik Mühendisliğini bitirdi. Lisans bitirme tezini sahne ışıklandırması üzerine hazırladı. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Akademisi'nde Dramaturgi ve Tiyatro Eleştirisi üzerine yüksek lisans yaptı. Halen Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesinde Dekor Kostüm ve Kukla Bölümü'nde Sahne Aydınlatması ve Işık Tasarımı dersi vermektedir. 1992 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda teknik müdür kadrosunda işe başladı. İ.B.B Şehir Tiyatrolarında ışık tasarımcılığı, yönetmen yardımcılığı ve oyunculuk yaptı. Aynı sene İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı ile prodüksiyon ve ışık tasarımcılığında serbest olarak çalışmaya başladı. 1998 yılında kadrolu olarak İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, Teknik İşler Yönetmeliği bünyesine katıldı. 2005 yılına kadar İKSV'nin Uluslararası Tiyatro, Film, Müzik ve Caz festivallerinde ışık tasarımcılığı ve prodüksiyon amirliği yaptı. 2005 yılından bu yana serbest olarak DOT ve Zeynep Tanbay Dans Projesi topluluklarında ışık tasarımcılığı ve prodüksiyon amirliği konularında çalışmalarına devam etmektedir.


Yakup Çartık Küller Küllere Bir de Yolluk / Prodüksiyon Tiyatrosu Uyarca / İstanbul Devlet Tiyatrosu

pe cy a

İstanbul Devlet Tiyatrosu Başışık Uzmanı. 1960 yılında Eskişehir'de doğdu. 1979 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosunda sahne ışık teknisyeni olarak çalışmaya başladı. British Council bursuyla İngiltere'de değişik tiyatrolarda çalışarak mesleki bilgi görgüsünü artırdı. 2002y Yılında, "Sahne Işıklandırması Temel Bilgiler" isimli kitabı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından basılarak yayımlandı. Bu kitap halen birçok üniversitenin sahne sanatları bölümlerinde yardımcı ders kitabı olarak okutulmaktadır. Tiyatro... Tiyatro... ve Oynayan İnsan dergisinde, Evrensel Gazetesi kültür sayfasında sahne ışıklandırması konularında çeşitli makale ve araştırma yazılan yayımlandı. Işık tasarımlarını yaptığı oyunlardan bazıları şöyledir: Gardiyan, Maymun Davası, Hapşırık, Afife Jale, Abdülcanbaz, Kontrabas, Kedi Oyunu, Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi, Taraf Tutmak, Günebakan Cam Kırıkları, Küçük Adam Ne Oldu Sana, Hücre İnsanı, Orkestra, Bankta İki Kişi, Marlene, Karanlıkta Komedi, Küçük Bir İş İçin Yaşlı Bir Palyaço Aranıyor, Kral Lear, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Caligula, Katil Uşak, Karar Kimin, Uyarca, Yaban, İki Hayat Sonra, Aşk Delisi, Kurugürültü , Yıldızların Altında, Küller Küllere Bir de Yolluk, Bedreddin, Ayşe Opereti, Benim Tatlı Meleğim, Bana Mastikayı Çalsana, Bahar Noktası... İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı Orkestra ve Uyarca oyunu ışık tasarımları ile 1. ve 10. Afife Tiyatro Ödülü'nü, Bedreddin oyunu ışık tasarımı ile 2005 yılı İsmet Küntay Ödülü'nü kazandı. Çartık, 2003 yılından bu yana İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Sanat Yönetimi Lisans ve Yüksek Lisans bölümünde öğretim görevlisi olarak Işık ve Ses Bilgisi derslerine girmektedir. İDT'de halen Başışık uzmanı ve Işık tasarımcısı olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Yüksel Aymaz Tol / Tiyatro Oyunevi 1981 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda göreve başladı. Işık tasarımında yeni bir akım olan "Gölge Tasarımı" anlayışını öne çıkarmış ve bu akımı başlatmıştır. Özellikle son dönem çalışmaları tamamen bu anlayışın ürünüdür. Değişik zamanlarda gerçekleştirdiği atölye çalışmalarında, katıldığı radyo ve televizyon programları ile yazılı röportajlarda gölge tasarımcılığına ilişkin düşüncelerini aktarmıştır. Son çalışmalarındaki ışık provalarına oyuncuları da katarak, her projeyi bir workshop tarzında gerçekleştirmektedir. Tasarımcı olarak gittiği dünyanın değişik ülkelerinde, hem kendi oyunlarının tasarımlarını sergiledi hem de meslektaşlarına gölge tasarımı ile ilgili görüşlerini belirtti. Şu sıralarda "Gölge Tasanmı" adlı bir kitabın hazırlığını yapıyor.


Tiyatro Ödülleri-2006 Adayları

Yılın Oyun Müziği Baba Zula Trainspotting / Semaver Kumpanya

pe cy a

1996 yılında Levent Akman (vurmalı çalgılar, ritm makinaları, oyuncaklar), Murat Ertel (saz ve telli çalgılar, ses), Emre Önel (darbuka, sampler, ses) tarafından İstanbul'da kuruldu. 2002 yılında Oya Erkaya'nın (bas) gruba dahil olmasıyla grup son halini aldı. Geleneksel Türk müzik aletlerinin kullanımını elektronik öğelerle birleştiren grup, değişik bir tını yaratarak Türk Halk Müziği'ne yepyeni bir soluk getirmiştir. Kayıdı alınan doğal seslerin, çalınan akustik ve elektrikli, geleneksel ve modern müzik aletlerinin çeşitli elektronik efektlerle zenginleştirilmesi Baba Zula müziği'nin temelini oluşturmaktadır.

Selim Atakan

Bağdat Hatun / İ.B.B. Şehir Tiyatroları Orta öğretimini İstanbul Saint-Joseph Fransız Erkek Lisesi ve Ankara Fen Lisesi'nde tamamladı. Bu arada İstanbul Belediye Konservatuarı'nda piyano bölümünde Verda Ün'ün talebesi olarak müzik eğitimi gördü. Yüksek öğretim ve patoloji dalında uzmanlık eğitimini Ankara Hacettepe Tıp Fakültesi'nde yaptı. 1990 yılından beri Şehir Tiyatrolarında Müzik Direktörü görevini sürdürmektedir. Ödül kazanan film ve tiyatro müzikleri: Atıf Yılmaz'ın yönettiği "Delikan" (1979 Ankara Sanatsevenler Derneği En İyi Film Müziği Ödülü), Şerif Gören'in yönettiği "Derman" (1983 Antalya Altın Portakal Film Festivali En İyi Film Müziği Ödülü), Atıf Yılmaz'ın yönettiği "Ölü Bir Deniz" (1989 Antalya Altın Portakal Film Festivali En İyi Film Müziği Ödülü), W. Shakespeare'den Başar Sabuncu'nun derlediği "Bir Ata Krallığım" oyunu (Afife Jale 1997 En Başarılı Sahne Müziği ödülü), Sophokles'in yazdığı, Cüneyt Türel'in sahnelediği "Oedipus" oyunu (Afife Jale 1997 En Başarılı Sahne Müziği ödülü), Neş'e Erçetin Atakan'ın yazıp, yönettiği Sabaha Az Kala oyunu (2001 Selim Naşit En İyi Oyun Müziği Ödülü), G. Kempinsky'nin yazdığı, Işıl Kasapoğlu'nun yönettiği "Ayrılış - Separation" (Ankara Sanatsevenler Derneği Yılın Müzisyeni Ödülü, 2001), Semih Kaplanoğlu'nun yönettiği "Herkes Kendi Evinde" filmi (Ankara Film Festivali 2001, Şile Film Festivali 2001 En İyi Film Müziği), Burçin Oraloğlu'nun yönettiği "Bağdat Hatunu" oyunu (2006 Lions Tiyatro Ödülleri, En İyi Sahne Müziği)


Serpil Günseli Kantocu / İ.B.B. Şehir Tiyatroları

pe cy a

İstanbul'da doğdu. Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Fakültesi Kimya Mühendisliği, İstanbul Belediye Konservatuarı Piyano Bölümü, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Piyano ve Yüksek Lisans (Tam Zamanlı) bölümlerinden mezun oldu. Çeşitli vakıflar, üniversiteler, eğitim kurumları, dernekler, festivaller, T. V. ve özel kuruluşlar tarafından sanatçıya otuzdan fazla ödül verildi. Sanatçı iki yüzden fazla müzikal konser verdi. Üç adet müzikal bestelemiş olan sanatçının ilk müzikali olan "Amphytrion" (Nerde Kalmıştık) Dormen Tiyatrosu ve Eskişehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda sahnelendi ve 2000 yılında "Yılın En Başarılı Sahne Müziği" dalında Afife Jale Tiyatro Ödülü'ne aday gösterilerek mansiyon ödülü aldı. 2002 yılında "Bir Kış Öyküsü" adlı müzikali besteledi ve oyun Yayla Sanat Merkezi'nde sahnelendi. Sanatçının üçüncü müzikal eseri olan "Kantocu", 2005-2006 tiyatro sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nda oynadı ve "Yılın En Başarılı Sahne Müziği" dalında 2005 Afife Jale Tiyatro Ödülü'nü kazandı. Sanatçının özgün müzikal besteleri yurtdışında İngiltere, Almanya ve Rusya'da dinleti olarak konser formatında sergilenmiştir. Çok sayıda workshop çalışmasında görev almış olan sanatçı, halen İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Sahne Sanatları Bölümü'nde öğretim görevlisidir. Ayrıca Işık Üniversitesi Müzikal Topluluğu'nun Müzik Direktörlüğü ve Danışmanlığı görevlerini de sürdürmektedir.

Tolga Çebi

Aşk ve Anlayış / DOT

20.10.1973'te doğdu 1995'te Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Keman Bölümünden mezun oldu. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Salonunda, Prof.Hikmet Şimşek yönetiminde solist olarak (lalo symphonie esspagnole) konser verdi. Ankara Devlet Konservatuvan, Eskişehir Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ve Ankara, Antalya, Edirne ve Çanakkale'deki bazı özel salonlarda solo, odamüziği ve orkestra ile resitaller ve konserler verdi.. 1995 yılında uluslararası Akdeniz Gençlik Senfoni Orkestrası'na seçilerek Fransa'ya gitti. Burada 1. Keman üyesi olarak, Theo Olof ile masterclass ve Michel Tabachnik ile orkestra çalışmaları yaptı. Aynı Orkestra ile, Hollanda, Fransa, Mısır ve Lübnan'da konserler verdi. 1996-1999 yılları arasında T.Ü. Devlet Konservatuvarın'da sanatçı Öğr. Görevlisi kadrosunu aldı. Aynı kurumda keman bölümü başkanlığı, yaylı sazlar anasanatdalı başkanlığı yaptı. Yönetim kurulu üyesi olarak da görev aldı. 1999'de progressive müzik yapan 'İhtiyaç Molası' adlı grupla ilk albümlerini yaptılar. Aynı grupla 2004'te "1,5" adlı ikinci albümlerini yayımladılar. Birçok albüm kayıtlarında keman çaldı ve bazı albümlerde düzenlemeler yaptı. Çeşitli tiyatrolarda oyun müzikleri ve düzenlemeler yaptı. Reklam cıngılları, film ve dizi müzikleri yaptı. Halen Bakırköy Belediye Tiyatroları'nda müzik direktörlüğü görevini sürdürmektedir.


pe cy a


a cy pe Tiyatro: Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu Prodüksiyon Tiyatrosu Yazan: S a m u e l Beckett Yöneten: Zurab Sikharulibze Sahne T a s a n n u : Barış Dinçel Giysi Tasarımı: Başak Ö z d o ğ a n Pirim Müzik: Erdem Helvacıoğlu O y u n c u l a r : Ayşe L e b r i z , C e m i l B ü y ü k d â ğ e r l i


a cy

Beckett'in Mutlu Günler'ine Zurab Sikharulibze'den Üstmetin

32

Beki Haleva / bekihaleva@hotmail.com

pe

Beckett'in Mutlu Günlerin­ den Gürcü yönetmen Zurab Sikharulibze'nin sahnelediği Mutlu Günler'e gelecek olursak bana göre oyunu bir üstmetin olarak değerlen­ dirmek daha akılcı bir yaklaşım olacaktır.

Beşiktaş Belediyesi'nin İstanbul'a kazandırdığı Kültür Sanat Platformu Prodüksiyon Tiyatrosu, Akatlar Kültür Merkezi Melih Cevdet Anday Sahnesi'nde Samuel Beckett'in Mutlu Günler'iyle yeni sezona merhaba dedi. Tiyatronun genel sanat yönetmenliğini büyük başarıyla yürüten ve buradaki kültür yaşamına yeni bir soluk getiren Zeliha Berksoy'un da belirttiği gibi, yazarın 100. doğum yıldönümü kapsamında yapılmış doğru bir seçim bu. Ancak bu seçim hedefine ne kadar ulaştı? Seyirci bu oyunda Beckett'le gerçekten buluşabildi mi? İşte bu sorular takıldı kafama oyun sonrası. Soruları yanıtlamak için kısaca da olsa Beckett'e ve yapıtına değinmek gerekecek sanıyorum. Bilindiği gibi İrlanda doğumlu, yapıtlarının önemli bir kısmını

Fransızca olarak kaleme almış, bunların bir bölümünü kendisi İngilizce'ye çevirmiş, Nobel ödüllü bu çok üretken yazar XX. yüzyılın en ünlü kalemlerinden biridir. Romanlarında olsun, öykülerinde olsun, oyunlarında olsun hep aynı izleği ele almış Beckett: Zaman, bekleyiş, sıradanlık, yalnızlık, yabancılaşma, iletişimsizlik, düşüş, ölüm. Yapıtındaki kimi kişiler özellikle de tiyatrosundaki "ayak takımı" olarak nitelendirilebilecek yaşlılar, evsizler, hastalar, palyaçolar neredeyse Shakespeare'in kahramanları kadar ünlüdürler. Ancak insanlık durumunun bir yansıması olan bu kişilerde, klâsik anlamda bir psikolojiden, bir bireysellikten söz edilemez, onlar yalnızca birer figür, birer gölge, öncelikle de birer sestirler. Tarihten soyutlanmış bir yapıttır bu. Kuramcı Antoine Berman'ın da

belirttiği gibi metinlerinde yer alan her şey tarih ötesidir ve bunlar hiçbir yerde olmayan, yerleşmemiş, yerleştirilemeyen bir varlığın boyutlarına indirgenmiştir. Beckett'in yapıtında konuşan Dublin'de doğmuş Samuel Beckett adında birinin sesi değildir, o ses herkesin, bütün insanların sesidir bir bakıma. Bu sesi de farklı, bildik kalıpları altüst eden, "aykırı"olarak nitelendirilecek kendine özgü bir oyun yaklaşımıyla iletmiştir Beckett insanlığa. Yapıtıysa yaşamının bir yansımasıdır adeta. 1961'de kaleme aldığı, bir yıl sonra da kendisinin Fransızca'ya çevirdiği Happy Days, varoluş sorunsalını irdeleyen ve umudu insanın dört elle sarıldığı bir kurtarıcı olarak sunan bir oyun. Beckett'in kahramanlarına ya da daha


doğrusu insanoğluna beslediği sevgiyi en açık şekilde dile getiren bir oyun bu aynı zamanda. Hiçlik duygusu uyandıran, bulutsuz bir göğün altında, sonsuzluğa uzanan bir alanın ortasında, beline kadar bir tümseğin içine gömülmüş Winnie, umudunu hiç yitirmemektedir. İnsanın içini acıtan bir iyimserlikle sarılmaktadır yaşama. Tümseğin arkasında tıpkı koca bir böcek gibi kıpırdayan Willie'yse bir iki sözcükle katılmakla yetinecektir karısının monologa dönüşen konuşmalarına. Winnie gittikçe gömülse de, kaçınılmaz sona yaklaştığını için için bilse de kazanmaya çalışacak ve savaşımından yılmayacaktır. (Adı da zaten ironik bir şekilde hep kazandığını çağrıştırmıyor mu, tıpkı hiçbir şey yapamayan kocası Willie'nin "gönüllü" sözcüğünü çağrıştırdığı gibi?) Belki de Beckett'in kara mizah anlayışı hiçbir yapıtında bu denli belirgin olmamıştır.

duyumsayamamaktadır izleyici, ne de, ses vermese de, bir nefesin ne denli sakinleştirici bir merhem olduğunu, yalnızlık yarasına. Buna karşın özgün metinde olduğu gibi simgesel bir işlev de üstlenen makyaj malzemesi, tabanca, gazete, şemsiye ya da frak gibi kimi görsel öğeler aynen korunmuştur.

eder nitelikte. Tümseğin yerini alan ortası delik devâsâ, üzerinize geliyormuş gibi duran tekerlikli sandalye yürüyebilen bir Winnie'ye rağmen hareket engelini hatırlatmakta, toprağın içinde sıkışma ya da toprak tarafından yutulma kadar ürkütücü bir his uyandırmasa da başkalarına bağımlılık, çaresizlilik gibi çok rahatsız edici bir etki yaratmayı başarıyor. Başak Özdoğan Pirim'in kostüm tasarımı sahne tasarımının bir uzantısı gibi ve o da yönetmenin yaklaşımıyla uyum içinde. Gerek renk gerek doku açısından Winnie'nin giysisi sandalyesinin yapısıyla bir bütün oluşturuyor. Işık tasarımı da bu uyumu tamamlar nitelikte. Erdem Helvacıoğlu'nun müziğini beğendiğimi söyleyebilirim. Winnie rolünde Ayşe Lebriz artık kanıksadığımız üstün oyunculuğuyla, beden dilini de sesi kadar iyi kullanıyor. Willie rolünde Cemil Büyükdöğerli'yse sanırım bu oyunun en iyi getirişi. Henüz öğrencilik döneminde olmasına karşın sergilediği performans umut verici.

pe cy a

Beckett'in Mutlu Günlerimden Gürcü yönetmen Zurab Sikharulibze'nin sahnelediği Mutlu Günler'e gelecek olursak bana göre oyunu bir üstmetin olarak değerlendirmek daha akılcı bir yaklaşım olacaktır. Çünkü yukarıda kısaca da olsa özünü anımsatmaya çalıştığım Beckett'in metni, yeniden üretilmiş bu yeni metnin sanırım küçük bir bölümünü kapsamakta. Zaten tanıtım broşüründe

çevirmenden söz edilmemesi bu ipucunu verir niteliktedir. Elimde oyun teksti olmadığı için Akşit Göktürk'ün çevirisinden ne derece yararlanıldığını bilemiyorum. İki metnin farklılıkları sözsel bağlamda olduğu kadar görsel düzlemde de söz konusudur. Beckett'in metninin durağanlığı, hareketin en aza indirgenmiş yapısı, yaşamın tek düzeliğini ve sıkıcılığını vurgularken, yönetmenin baştan sona devamlı hareket halindeki koca figürüne dönüştürdüğü Willie, tam aksi bir yaklaşımla bu durumu unutturmaya çalışan bir çaba içindedir; bu da özgün metnin hedeflediğiyle bağdaşmamaktadır. Winnie'yse her şeye rağmen yaşama dört elle tutunmaya çalışan bir kadından çok kocasının elinde kuklaya dönüşmüş bir kadın figürüdür. Dolayısıyla yazarın oyunun merkezine yerleştirdiği, hiçbir çıkışı olmayan bir yolda, hiçliğe doğru adım adım yaklaşan çiftin acınası çırpınışlarını

Sonuçta bir Beckett oyunu olarak değerlendirilmediğinde kendi içinde tutarlı, oyunculuk açısından kusursuz, kendine özgü bir yapıt çıkmış ortaya. Ne var ki Beckett'i bilmeyenler ve bu ünlü yazarın bir yapıtını tanımak isteyenler için yanıltıcı bir seçim olabileceği de göz ardı edilmemeli.

Sonuçta bir Beckett oyunu olarak değerlendi­ rilmediğinde kendi içinde tutarlı, oyunculuk açısından kusursuz, kendine özgü bir yapıt çıkmış ortaya. Ne var ki Beckett'i bilmeyenler ve bu ünlü yazarın bir yapıtını tanımak isteyenler için yanıltıcı bir seçim olabileceği de göz ardı edilmemeli.

Barış Dinçel'in sahne tasarımı yönetmenin yaklaşımına hizmet

33


pe cy a

Ayşe Lebriz'in Seyircisini Büyülediği Bir Oyun Üstün Akmen / ustunakmen@tiyatrodergisi.com.tr

"Mutlu Günler", insanoğlu­ nun gökyüzü ile toprak arasında sıkışıp kalmışlığını, çaresizliğini, yalnızlığını anlatan bir oyun. 34

Dünyamız bu yıl, çağdaş edebiyatın Nobel ödüllü oyun yazan, romancı, şair ve eleştirmen Samuel Beckett'in (1906-1989) doğumunun 100. yılını kutluyor. Prof. Zeliha Berksoy önderliğindeki İstanbul Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu Prodüksiyon Tiyatrosu da, bu kutlamaya taaa geçtiğimiz mayıs ayında kayıtsız kalmadı. Yazarın, 1961 yılında yazmış olduğu son uzun oyunu "Mutlu Günler"i, sezon sonunda repertuvanna kattı. Oyun, yanılmıyorsam birkaç kez sahnelendi de... Ama bugünkü konumuz, Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu Prodüksiyon Tiyatrosu'nun 2006-2007 sezonunu "Mutlu Günler"le açmış olması. "Mutlu Günler"in Esası "Mutlu Günler", insanoğlunun

gökyüzü ile toprak arasında sıkışıp kalmışlığını, çaresizliğini, yalnızlığını anlatan bir oyun. Kadın kahramanımız Winnie, ilk perdede beline kadar bir tümseğe gömülerek görselleştirilmiştir. Yalnız kollarını kullanabilen Winnie'nin içinde ayna, diş fırçası, ruj, tırnak törpüsü gibi, kullandığı gündelik eşyalar ve "Brownie" adını verdiği Browning marka tabancasının bulunduğu kocaman bir çıkını vardır. Çevre, amansız bir güneş ışığı altında, hiçbir yaşam izine rastlanmayan bir çöldür. İkinci perdedeyse Winnie kaçınılmaz sona biraz daha yaklaşır, (insanların yaşlanarak mezara girmelerini eğretilemek üzere) toprağa boynuna kadar gömülür. "Winnie'nin kendini kanıtlama ve koruma aracıysa, sadece havaya yazdığı "söz"lerdir. Gerçeği tersine çeviren, tüm

insanlar gibi, bu durumda bile mutluluk kokan birkaç "söz"... Tümseğin arkasında yaşayan ve Winme'nin sorularını ender olarak tek sözcükle ya da homurdanarak yanıtlayan, kendi dünyasına tutsak kocası Willie ise bu "mutlu günler" içinde yalnızlığı, uyuşmazlığı, iletişimsizliği simgelemektedir. Esasın Ayrıntıları Beckett'in oyun metninde (De Yayınevi - İstanbul 1965 / Türkçesi: Akşit Göktürk) "Winnie'nin oyun boyunca izleyiciyle yüz yüze olmasına neden olacak sıkışmış konumunun yarattığı yapay ve teatral ortamın yanı sıra, arkada çok geniş bir asma perde vardır ve bu perde ötelerde kesişmek üzere uzayıp giden ovayı ve gitgide derinleşen gökyüzünü canlandırmaktadır. Bu


pe cy

a

Beckett'in özlemidir aslında, öyle değil mi ama? Bu itkiyle Beckett, oyunlarını salt iletişim için ya da izleyiciyle iletişim kurmak için değil, iletişim kurma eyleminin kendisi olarak biçimlendirmez mi? Arayışını durdurmasa da, kurduğu her iletişimin eksik olduğunu bilmez mi? Bence buradan yola çıkmış oyunu sahneye taşıyan Zurab Sikharulibze. Willie'nin kuyruklu ceketi ve silindir şapkasıyla yavaş yavaş emekleyerek Winnie'nin görme alanına gireceği son tabloyu beklememiş, Willie'yi daha başında oyuna dahil etmiş. Beckett'in diğer oyunlarından radyo piyeslerinden cımbızla replik seçerek Willie'yi başkalaştırmış.

haliyle sahne ve sahnede yaratılan durum, bir dizi karşıtlığı barındırır; arkadaki perdenin canlandırdığı geniş ova ve derin gökyüzüne karşın, Winnie'nin oyun ve hareket alanı çarpıcı biçimde daraltılmıştır ve oyun boyunca da bu daralma sürer. Toprak tarafından yutulmuş olduğu halde, Winnie oyun boyunca tam tersi bir duygu içindedir. "Hani burada bir güç beni böyle tutuyor olmasa göğe doğru hızla uçar gidermişim

duygusu durmadan büyüyor içimde. Belki bir gün yer beni bırakıp salıverecek, çünkü bu çekim öyle büyük ki, evet, bütün çevremi çatır çatır kırıp yerimden söktüğü gibi beni yukarılara sürükleyecek. Sen hiç böyle bir duyguya kapılmadın mı, Willie yukarıya emilme duygusuna?" Böylece yine varoluşsal bir çıkmaz simgelenir, falan... Sıkharulıbze'nin Sahneleyişi Winnie'nin "iletişim" özlemi

Seyircinin Algılaması Bu başkalaştırmayı önce yadırgadığımı söylemeliyim. Ancak, kendimi önyargı kargalarından soyutladığımda, öncelikle bütün Beckett karakterlerinin sözcüklerinin yaratım sürecinin müthiş farkında oluşlarını düşündüm. Konuşmak onlar için yaşamın metaforu, yaşamın yerini tutacak bir eylem halindeydi. Varlıklarının sözel, söze dayalı olduğunun ayrımındaydılar ve bu varoluşu

Erdem Helvacıoğlu'nun oyun içindeki ses ve müzik tasarımı hiç de kötü değil. Başak Özdoğan Pirim'in kostümleri­ ne de eleştirim yok. 35


Gidiniz, "Mutlu Günleri seyrediniz. Ayşe Lebriz'in sizi de büyüleme­ sine izin veriniz.

sonlandıracak sessizliği özlüyorlardı, ama artık sessizlik (ölüm) özlemlerini dile getirmek için konuşmaya her başladıklarında yeniden varlık kazanıyor, suskuyu ve ölümü kendilerinden uzaklaştırıyorlardı. O halde, Beckett tiyatrosunda oyun, kendini yansıtan bir yapı içinde oluşturulmalıydı. Sikharulibze'nin rejisini işte bu düşünce ortamında algıladım. Giderek Willie'nin oyuna dahil oluşuyla teatral durumun kendisi etrafında biçimlenmesini, hem kendi kurgusallığını hem de kendi gerçekliğini yaratmasını sevdim. İki bölümü birleştirmesiniyse beğendim.

Haaa sahi, bir de Samuel Beckett Türkçe yazmadığına göre, bu oyunun bir de çevirmeni olmalı, çevirmen seyirciden saklanmamalı! Ayşe Lebriz Gerçeği Willie'de Cemil Büyükdöğerli benim ve tüm eleştirmenlerin merceğinin altına yerleşmeyi hak edecek yetenekte bir genç oyuncu. Dışsal fiziksel aksiyonlarını içsel özlerle, bir rolü ruhsal yaşamıyla doldurabilmek için elverişli malzemeye sahip Büyükdöğerli. Dikkat edin ve gönenin eyyy tiyatroseverler: Büyükdöğerli tiyatro dünyasına koşar adım gelmekte.

a

Bu Oyunun Çevirmeni Nerede? Erdem Helvacıoğlu'nun oyun içindeki ses ve müzik tasarımı hiç de kötü değil. Başak Özdoğan Pirim'in kostümlerine de eleştirim yok. Barış Dinçel'in devasa tekerlekli iskemleden, iskemlenin ortasındaki boşluktan samanlardan oluşan stilize sahne tasarımı absürd tiyatronun çelişkiler, karşıtlıklar toplamını sahneye yansıtması açısından da hayli başarılı. Işık tasarımı kimin, sordum soruşturdum öğrenemedim, ama kötü. Willie'nin sahne dışından girişi salon ışıklan yakılarak değil, takip ışığıyla izlenilmeli. "Black-Out"

salon ışıkları yakılarak yapılmamalı. Işık anlayışı belirgin biçimde spot ışığı olmalı, arkadaki fon perdesinin yapaylığını gizlemek, bir gerçeklik duygusu yaratmak hedeflenmemeli. Yani, tiyatro oyununda ışık "aydınlatmadır" denilerek tiyatroda ışık tasarımı savsaklanmamalı.

pe cy

Gelelim Ayşe Lebriz'e... Onu sahnede izlerken tiyatro kökenli ünlü mü ünlü sinema yıldızı, Oscar ödüllü Faye Dunaway'in, bu yıl 43. Altın Portakal Film Festivali'nde yaptığı tiyatro tanımı şıppadak aklıma düştü. "Tiyatro,

36

Fransızca sözcük 'repetition (tekrar)'la eşanlamlıdır," diyordu Dunaway ve ekliyordu: "Her gece tekrar yaparsınız, her gece yeteneğinizi sonuna dek zorlarsınız- Bir oyuncu için sahnede olmak olağanüstü bir duygudur, yaşadığınızı, soluk aldığınızı duyumsatsiniz. Tiyatro yaşama tutunmanızı sağlar. Her gece kendinizi yeniden üretirsiniz." Bu tanımın içindeki Ayşe Lebriz'i düşündüm. Nasıl ki, otomobilin motorundaki bağımsız ve ardı ardına gelen patlamalar sonuç olarak aracın yumuşacık hareketiyle sonuçlanıyorsa, Ayşe Lebriz'in arzularının kesintisiz patlamalar dizisi de, yaratıcı iradesinin aralıksız hareketini geliştiriyor, içsel yaşam akışını kuruyor, Winnie'nin canlı organizmasını oluşturuyordu. "Bütün bunlar nasıl olup oluşuyordu" derseniz, hemen yanıtlarım: Gidiniz, "Mutlu Günler"i seyrediniz. Ayşe Lebriz'in sizi de büyülemesine izin veriniz. (Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu Prodüksiyon Tiyatrosu / Melih Cevdet Anday Sahnesi Telefon: 0212 444 44 55)


Fotoğraflar / Gülay Ayyıldız Yiğitcan

pe cy a

tanıtım/söyleş

İstanbul'un Yeni Tiyatro Mekanları 2

Tiyatro Duru Artık AFL Sahnesi'nde Ebru Seyhan / ebruseyhan@tiyatrodergisi.com.tr

Göztepe Sanat İşliği Tiyatrosu'nun kullandığı, Kadıköy Atatürk Fen Lisesi Kültür Merkezi Salonu'na taşınan Tiyatro Duru, mekanı bu tiyatroyla ortak kullanacak.

Emre Kınay, geçtiğimiz yıl kurduğu Tiyatro Duru 'yu artık yerleşik hayata geçirdi. Göztepe Sanat İşliği Tiyatrosu 'nun kullandığı, Kadıköy Atatürk Fen Lisesi Kültür Merkezi Salonu 'na taşınan Tiyatro Duru, mekanı bu tiyatroyla ortak kullanacak. Salonda perde açtığı ilk günde ziyaret ettim Duru Tiyatroyu. Birkaç saat sonra sahnelenecek, tiyatronun ilk oyunu Kara Sohbet için son hazırlıkları yapıyordu ekip. Telaştan çok heyecan vardı ekibin ellerinde ve gözlerinde. Eee, uzun zamandır hayalini kurdukları, artık 'bizim' diyebilecekleri, istedikleri zaman prova alabilecekleri bir evleri olmuştu artık ve bugün, bu sahnede ilk kez görücüye çıkarıyorlardı oyunlarını. Sevgili Gülay (Ayyıldız Yiğitcan), söyleşi boyunca fotoğraf çekmesinin yanı sıra, söyleşiye katılıp (karışıp) -Duru Tiyatro 'nun fotoğrafçılığını yapıyordu aynı zamandasalonda yaptıkları değişiklikleri anlatmaktan alıkoyamadı kendisini. işte, Tiyatro Duru 'nun Göztepe Sanat İşliği ile birlikte kullanacağı salon hakkında Emre Kınay'ın anlattıkları.

Tiyatro Duru kurulduğundan bu yana salon arayışı içerisinde olduğunuzu biliyorum. Önce biraz Tiyatro Duru'nun kurulmasından söz edelim o zaman. Ödenekli kurumlar istediğiniz her şeyi yapabileceğiniz yerler değil. Yaratıcı kimliğinizi biraz beklemeye almanız gerekiyor bu kurumlarda yapmak istediğiniz gibi oyunları yapabilmeniz için. Ben Bakırköy Belediye Tiyatroları'nda büyüdüm. Kötülemek istemiyorum ama ödenekli kurumların yapısı bu. Dolayısıyla bir süre sonra bir şey yapamaz hale geliyorsunuz. "Onu yapmayalım da bunu yapalım" durumları olabiliyor. Biz Duru tiyatroyu kurarken oynanmamış oyunları, oynanmaya cesaret edilemeyen oyunları oynayalım istedik. Böyle gidebilecek mi bilmiyoruz ama çabamız o yünde olacak. Bir oyunda başka popülist bir yaklaşımımız olsa bile onu başka büyük bir prodüksiyon yapabilmek için kullanmış olacağız. Biraz daha kararlarım kendimiz verdiğimiz yerler oluyor özel teşebbüsler. Kararlarını siz veriyorsunuz, siz uyguluyorsunuz. Günahı da sevabı da size ait. Ben oradan hareket ettim. Yapmak istediğim bazı oyunlar

37


pe cy a vardı, bunları kurumun içinde yapamayacağımı gördüm.

Televizyon­ da faaliyet gösterme­ yen birçok arkadaşım gibi olsaydım, bu mekanı bulmak buraya kadar gelmek çok zor olacaktı benim için. Belki de imkansız bir şey olacaktı. 38

Bunu yapmanın bir yolu dışarıda yapmaktı ve bunun için bir finans arayışına girdik. Tiyatronun şu anda en büyük sponsoru televizyondur. Bunu defalarca söyledim. Ben televizyonda çalışıyorum, orayı kullanmıyorum, orada da elimden geldiğince iyi şeyler yapmaya çalışıyorum ama ekonomisi bu alan içerisinde en yüksek yer olduğu için. Tiyatro yapmayı çok rahatlatıyor. Mesainizi bölüyor ve biraz sizi fazla yoruyor ama sonuçta en büyük sponsor olarak o duruyor köşe başında. Televizyonda faaliyet göstermeyen birçok arkadaşım gibi olsaydım, bu mekanı bulmak, buraya kadar gelmek çok zor olacaktı benim için. Belki de imkansız bir şey olacaktı. Ben aileden varlıklı biri değilim, ne yaptıysam kendim yaptım, kendi emeğimle yaptım. Bundan sonrası da böyle olacak. Ne kadar sürecek bilmiyorum ama gittiği yere kadar böyle gidecek. Mekan arayışı, bu tiyatroyu kurma fikri oluşmaya başladığı andan itibaren vardı. Çünkü dekorunuz var, ışıklarınız var. Malzemelerinizi korumanız zor. Bir mekanınız olduğunda bunları depolayabiliyorsunuz, ışığınızı asabiliyorsunuz, oyunculara, gazetelere verebileceğiniz bir adresiniz var. Öbür türlü günlük kiralamayla bir yere girseydik

her şey başkasına bağlı olacaktı. Şimdi beni buradan buluyorlar. Çok sayıda turne teklifi aldık. Daha önce de arıyorlarmış ancak bulamıyorlarmış. Şimdi bir yerimiz var. Evden yürümüyor bu işler. Ev başka bir yaşama alanı. Sanat İşliği Tiyatrosu dört yıldır burada faaliyetteydi. Asıl Kiracı tiyatronun yönetmeni Çetin Etili. Biz salona yaptığımız katkılarla onların imtiyazlı kiracısı gibi bir şeyiz. Çetin'in programından kalan vakitlerde biz kullanacağız. Ama onların ışığı yoktu mesela ben astım, dekorumu burada tutabiliyorum. Telefonları ortak kullanıyoruz.

Destekçileriniz oldu mu? İnanılmaz yardımcı oldu bir sürü insan. Kadıköy Belediyesi yardımcı oldu. Hani, ben gittim benim adıma yaptılar belki ama sonuçta yaptılar. Biraz, idealizmim ilk defa destek buldu diyebilirim. Tiyatroda on yedinci yıldayım, ilk defa idealize ettiğim bir şeyi -mükemmel ve kusursuz demiyorum, böyle bir şey beklemiyorum zaten- gördüm. Standart, içine girip yirmi dört saat prova yapabileceğimiz bir mekanımız oldu. Çetin'in katkısı çok büyük. O, sözleşme sahibi olarak izin vermeseydi bu olmazdı. Tabii burada adını anamadığım çok sayıda insan ve kurumdan da destek aldık. Salon Nasıl?


Üç yüz altmış koltuk kapasiteli. Gayet yeterli bir ışık sistemi kurmuş bulunuyoruz. Sahne kullanım alanı doksan beş metre kare. Tavan yüksekliğimiz çok değil ancak iki bölümlü sahne yüksekliği var. Birinde dört buçuk metre diğerinde yedi buçuk-sekiz metre. Ama bizi engelleyecek bir durum yok ortada. Oyunlarımızı gayet rahat oynayabiliriz. Buraya nasıl geldiniz? Çetin, Bakırköy Belediye Tiyatrosu'ndan ve daha öncesinden arkadaşım. Burayı kiraladığını söylediği zaman beni de çağırdı ama bir türlü gelemedim. Hep, iki tiyatro bir salonda olur mu diye düşünüyordum. İmtiyazlı kiracı gibi olacağız diye düşündüm. Çok yere baktım salon olabilecek. Eski Konak Sineması'na baktım; Yeni Melek Gösteri Merkezi'nin bir bölümünü tiyatro haline getirebilir miyiz diye baktım. Bulamadım. Profilo'ya başvurdum, olmadı. Beşiktaş Belediyesi'ne nikah dairesi olarak anılan salonun, belli bir saatten sonra kullanımını teklif ettim. Orada çok zaman kaybettim olmadı bir türlü. Çetin tekrar çağırdı beni. Onun desteğe ihtiyacı vardı, benim de salona ihtiyacım vardı. Gelip baktım. Oradan buraya, yani Haziran'dan bu tarihe kadar bireysel çabalarımızla bu hale getirebildik salonu. 17 Kasım akşamı perde açtık. Artık bir yerimiz var.

AFL'ye kimler gelecek? Bir kısıtlamam yok. Herkes gelecek. Zaten bilet fiyatlarımız da makul. Ne kadar biletleriniz? İndirimli on Lira, tam on beş Lira. Özel tiyatrolar içinde en ucuzu da biziz. Hakikaten bundan daha ucuz olamıyor. Keşke olabilse. Sanat İşliği'nin oyunlarını kaç kişi izliyordu? Elli ile kırk seyirciye oynuyorlarmış. Biz ilk oyunda biletli yüz elli seyirciyi bulduk. Benim hedefim, altmış beş yetmiş kişi civarında. Bu ortalama ile devam edersek, bu sezonu başarılı bitireceğimizi düşünüyorum. Buraya gelmeden önce, salonlarını başkalarına da açtıklarını söyleyen tiyatrolarla iletişiminiz oldu mu hiç? Ben Oyun Atölyesi sahnesini kullandım. Dekorlarımızı barındırdılar. Minnettarım onlara. Onlar bana yüzde oranıyla salon açtılar. Biz de burayı bu uygulamayla başkalarına açmayı planlayabiliriz. Ama buna, sözleşme sahibi olarak Çetin Etili karar verecek. Başka da tiyatroya gitmedim buraya gelmeden önce.

pe cy a

Salonu nasıl kullanacaksınız? Sanat İşliği Tiyatrosu ile nasıl bir program yaptınız? Haftanın üç günü oynuyoruz. Cuma, cumartesi, pazar. Ama burayı kültür merkezi haline getirmek gibi bir hayalimiz var. Burada konserler de yapacağız. Çarşamba günleri için hayal ediyoruz bunu. Cumartesi, pazar suarelerde büyük oyunları gündüz de çocuk oyunları devam edecek. Kara Sohbet'le ben başladım. Ay sonunda Hamlet provasına giriyoruz. Sinan Tuzcu, Özge Özberk, Vahide Gördüm ana cast. Daha bir sürü yardımcı cast var. Ben yöneteceğim. Dekor, kostüm ve çevre tasarımını Su Yücel yapıyor. Ocak sonu gibi çıkarmayı düşünüyoruz. Bu arada ben tek kişilik bir oyun yapacağım. Üç oyunla tamamlayacağız. Sanat İşliği, şu anda İsrael Horovitz'in Amerika Amerika isimli oyunu oynuyor. Gorki'nin Ekmek İşçileri isimli oyununu oynayacaklar. Masalsız Gezegen ve Ketçaplı

Spagetti isimli çocuk oyunları oynuyor. Programımız gayet dolu. Ocak ayından itibaren oyun günlerini perşembeden başlatacağız. Pazar günlerine de matine koyacağız. Böyle gidecek.

Nasıl oyunlar izleyeceğiz Tiyatro Duru'nun Sahnesi'nde? Yapmayacağımız tek tür bulvar komedisi olacak. Onun dışında, klasikler, roman uyarlamaları, oynanmamış oyunlar, yalın bir tiyatro diliyle, oyuncu malzemesini eksene koyarak değerlendirilecek tüm oyunları sahneleyebiliriz. Hamlet de böyle olacak. Ondan sonra Venedik Taciri yapacağız, Asiye Nasıl Kurtulur yapacağız.

Yapmaya­ cağımız tek tür bulvar komedisi olacak. Onun dışında, klasikler, roman uyarlama­ ları, oynanma­ mış oyunlar, yalın bir tiyatro diliyle, oyuncu malzemesini eksene koyarak değerlen­ dirilecek tüm oyunları sahneleye­ biliriz.

Çok teşekkür ederim ve kolay gelsin. Ben teşekkür ederim.

39


pe cy a

Eleştiri

Ankara DT'de Ayşe Emel Mesci Şöleni:

"Kurban"

Üstün Akmen / ustunakmen@tiyatrodergisi.com.tr

"Kurban"ı Ankara Devlet Tiyatro­ su'nda sahneye taşıyan Ayşe Emel Mesci, yapıtı bir yanıyla kültürel kökenleri­ mize bir yolculuk olarak da tasarlamış. 40

Türkiye'de kan davalarını sürdürenler, bunu töre gereği yapıyor, biliyoruz. Genç yaştaki kızları, rızaları olmadan, babalan yaşındaki adamlara zorla veren aileler evlatlarının gözyaşlarına şiddetle karşılık verirken, kendilerince güya törenin gereğini yerine getirmiş oluyorlar. Bir aile ferdi, herhangi bir kimseye düşman olduğunda, o sülalenin hepsine düşman olmak yine lanet olası töre gereği. Başlık parası, kızların hayvan gibi satılması törenin sürdürülmesi anlamında. Eşi, erkek evlat doğurmayan kocanın karısına kuma getirmesi de törenin emri. Ya da küçücük kızın evli erkeğe belli bir menfaat karşılığında armağan edilmesi... Has Türk Oyunu Kimilerinin "töre" "töre" diye yırtındığı gerçek, işte böyle aptalca bir şey. Tiyatromuzun usta yazarı Güngör Dilmen'in, 1967 yılında Antik Yunan tragedyasından, özellikle de "Medea" öyküsünden tematik olarak esinlenerek yazdığı

"Kurban", bu konuyu işlemekte. Şiirsel bir atmosfer içinde anlatılmış bir öykü "Kurban". Aziz Nesin'in dediği gibi: "... yeryüzünün hangi ülkesinde olursa olsun, oyunlar içinde birinci sırayı tutacak has Türk oyunu". Oyunda, kadının erkek egemen toplumda antik çağlardan bugüne değişmeyen kaderi, Mahmut'un kuma getirmek isteğine karşılık Zehra'nın trajik başkaldırısı üzerinden anlatılmakta. Zehra: "Nice çoğaltsanız örneği boş. Bana aykırı. Binler bin ben birim. Aşımı ocağımı paylaşırım herkesle, paylaşmam erkeğimi" diyor. Güngör Dilmen kuma sorununa, Zehra'nın yaşadıkları üzerinden tanık eder bizi. Çok bilinen ve işlenen bu konuyu doğru perspektiften yaklaşımı, etkileyici anlatımı, oyun içinde oyun kurgusu ve rol kişileri, gelenek, din, yasa gibi kavramlar arası çatışmalarla beslemiş, etkileyici finali ile temayı sıradanlıktan uzaklaştırmıştır. "Binlerle Karacaören'de binlerce kadının yazgısı bu, belki siz değiştirirsiniz"

dedirtir kahramanına. Ne yazık ki bu törel yasa, onca yıldır değişmemiştir, değiştirilememiştir, değiştirileceği de yoktur. Öncü Kadın Zehra Dilmen'in yapıtında, Zehra'nın tragedyası sadece sevgiyle bağlandığı erkeği tarafından aldatılmaktan, bütün bir yaşam boyunca birlikteliklerinin hiçbir hükmü olmamasından değil, uğrunda canını vermeyi bile göze aldığı kendi yaşam değerlerinin ve erdem anlayışının yıkılmasından kaynaklanmamakta. Zehra, köy törelerinin, resmi yasaların karşısına "insani yasaları" çıkartarak, trajik çatışmasını kendi yıkımına kadar sürdürür, böylelikle tüm Anadolu kadınına da bir anlamda öncülük eder. Seyircinin Gözüne Gözüne... "Kurban"ı Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahneye taşıyan Ayşe Emel Mesci, yapıtı bir yanıyla kültürel kökenlerimize bir yolculuk olarak da tasarlamış.


Oyunun yirmi dakikasını budayabilir miydi, bilemiyorum, "keşke budasaydı" da diyorum, ama kuzucuğun kurban töreni içindeki kaderine terk edilmişliğini, Zehra'nın oyunun finalindeki yalnızlığıyla örtüştürerek işe soyunduğundan eminim. Toplumun kendi dayatmalarını kabullenmeyen bireyi sınırlarının dışına itmesini, erkek egemenliğinde kadının kuşatılmasını, tek başına bırakılmasını öyle bir işlemiş ki sormayın gitsin! Zehra, dışarıdan dayatılan bütün bu "tecrit"leri; kurban olmayı, hatta çocuklarını kurban etmeyi seçerek yanıtlıyor tamam da, bu "yalnızlaşma" sürecine dışarıdan dayatılmıyor ki! Ayşe Emel Mesci, işte tam burada müthiş bir ustalıkla Zehra'nın "ölüm" kararıyla, onu isimsiz bir kadere tutsak etmek isteyen toplumun üzerine yükleniyor. Zehra'nın kendi iradesiyle yalnızlaşmasını öne çıkartıyor. Çıkartmak ne kelime, seyircinin gözünün içine sokuyor.

Yaratıcı Kadro mu Yönetmeni, Yönetmen mi Yaratıcı Kadroyu... Zeynel Işık, ışık tasarımını hem psikolojik, hem de gerçekçi biçem içinde yapmış. Derinlik, üç boyutluluk gibi zorunlu ışık tasannu yerine, yalın ışıklandırma yöntemlerine başvurmuş. Bence hiç de kötü olmamış. Yeri gelmiş tek spotla seyirciye duygu aktarımını sağlamış. Seyircilerin bulunduğu yönlerden gelen ön ışıklarda kimi tablolarda neden kırk beş derecelik açılara itibar etmemiş, işin orasını anlayamadım, ama tepe ve alttan kullandığı huzmelerin kimi yerde yerini bulamamasını oyuncuların yer tutamamalarına bağladım. İlhan Ateş'in mask tasarımına "iyi" deyip geçmemek gerekir, ama ne yapayım ki yerim dar. Nalan Türkoğlu, önce yadırganan, ama sonraları Anadolu'nun tüm kesimlerini içerdiği anlaşılan; çizimleri, kesimleri, takılarıyla fevkalade titiz bir çalışma örneği olduğu saptanılan kostümleriyle övgüye hak kazanıyor. Sertel Çetinel ise, atölye sahnenin kısıtlı olanaklarını, hiç abartmadan söylüyorum, karış karış kullanmış. Gülsüm'ü gökyüzüne

uzanan iki merdiven arasına gerili hamakta yatırmak gibi simgesel öğeler kullandığı gibi, Zehra ile Mahmut'un evinin duvarında arkaik rölyef biçimlendirmesi yaparak iletiyi doğrudan seyircinin beynine ulaştırmayı da başarmış. Sazlarla çevre/ler çizmiş. Oyuncular Ötüken Hürmüzlü, Mirza'ya kusursuz sayılacak nitelikte bir oyunla can vermekte. Ahmet Erkut, biraz abartılı mı, yoksa bana mı öyle geldi doğrusu kararsızım. Oyunu izlerseniz bu konuda yazışalım lütfen. Rengin Samurçay, görsel ve yüzsel aygıtını kas bağlamında tüm denetimsizliklerden kutlanası bir biçimde korumayı başarmakta. Kurtuluş Şakirağaoğlu, E. Saliha Karahasan istenileni eksiksiz verirlerken, Teoman Gülen nedense çok tutuk. Küçük oyuncu Efe Çetinel içimi çiçek bahçesine çevirdi, böylece merceğimin altına girmeyi de alnının teriyle hak etti. Miraç Eronat'a gelirsem, bu genç oyuncunun duygularını, isteğini, aklını ateşleme yeteneğine tanık olmakla övündüğümü açıklamak istiyorum. Kendisini isteyerek övüyorum.

pe cy a

Ayşe Emel Mesci'nin Başarısı Ayşe Emel Mesci, "Kurban"da da kalıplaşmış sanat anlayışının duvarlarını sarsmakta. Bu kere, Okay Temiz'i de yanma katarak müziği oyuncu gibi kullanmış. Anadolu figürleri içinde, bırakın kemanı, bağlamayı, neyi, vurmalı çalgıyı, kavalı; cam boruların, kamışların, taşların, eleklerin bile çalgı olarak kullanıldığı bir oyun çıkarmış. Mesci, dipten dibe kültürel köklerimizi, geleneklerimizi eşelerken, yetinmemiş bir de müzikli evrensel dil yaratmış. Müziği, oyuncuların girmek zorunda oldukları mekânda, ama müziğin kendi eylem alanında kurmuş. Müzik sözü, sözler ilgili jesti yaratıyor. Jestler hareket doğuruyor. Hareket kâh düzenli,

kâh düzensiz yükselişlerinde ve düşüşlerinde müziği ölçülü bir biçime kavuşturuyor. Ayşe Emel Mesci hem usta bir yönetmen hem de usta bir koreograf olarak müziğin, dansın ve rengin arasından oyuncularına düşünce salgılatıyor. Mükemmel üstü düş tablosunda, etrafa incelikler dağıtıyor. Semih Bayraktar'ın çalıştırdığı erkekler ve kadınlar korosundan alabildiğine yararlanarak düş tablosuyla ritmi tepelere sıçratıyor. Gülsüm'ün çıplaklığında Mahmut'un cinsel açlığını incecik darbelerle çiziyor.

Eronat'ın bu yeteneği giderek gelişecek, içsel tekniğinin daha da gelişmesine neden olacak. Buna inanıyorum. İnanmaktan da öte, şimdiden biliyorum.

Kasım ayı içinde, www.tiyatrodergisi.com.tr adresindeki portalımızda, yazarımız Üstün Akmen'in: "Camda Duran Kadın, Yoldan Geçen Erkek" (Tiyatro Z), "Böcek" (DOT), "Tek Kişilik Düet" (İstanbul Devlet Tiyatrosu), "Eskici Dükkânı" (İ.B.B. Şehir Tiyatroları) İsimli oyunlara ait eleştiri yazıları yayımlanmıştır.

Ayşe Emel Mesci, "Kurban"da da kalıplaşmış sanat anlayışının duvarlarını sarsmakta. Bu kere, Okay Temiz'i de yanına katarak müziği oyuncu gibi kullanmış. Anadolu figürleri içinde, bırakın kemanı, bağlamayı, neyi, vurmalı çalgıyı, kavalı; cam boruların, kamışların, taşların, eleklerin bile çalgı olarak kullanıldığı bir oyun çıkarmış.

T i y a t r o : A n k a r a D e v l e t Tiyatrosu Y ö n e t e n : Ayşe E m e l M e s c i

O y u n c u l a r : M i r a ç E r o n a t , A h m e t Erkut, Ö t ü k e n

Yazan: G ü n g ö r D i l m e n S a h n e Tasarımı: Sertel Ç e t i n e r Giysi T a s a r ı m ı : N a l a n T ü r k o ğ l u Işık T a s a r ı m ı : Z e y n e l Işık

E. S a l i h a K a r a h a s a n , Efe Ç e t i n e l , T e o m a n G ü l e n

M ü z i k : S a v a ş K ü n d ü r o ğ l u , S e r k a n G ü l s o y , Halis Işık, Taylan Kırıcı M a s k T a s a r ı m v e U y g u l a m a : İlhan Ateş

H ü r m ü z l ü , R e n g i n S a m u r ç a y , Kurtuluş Şakirağaoğlu, K o r o : Bülent Yıldız, Birol Tezcan, B o r a G o d r i , Vedat Kurtuluş Depe, O n u r Uysal, Ö y k ü Başar, Sevinç Yıldız, Canan Kesebir Kutlutürk, Berna Üçel, Dilan Öztoprak, Sema Borhan, Özlem Bayramoğlu.

41


Kulağıma Değişik Tehlike Çanları Çaldıran Tiyatro Kedi

Robert Schild / robertschild@tiyatrodergisi.com.tr

Bundan dört yıl önce tiyatro dünyamıza iyi bir giriş yapmış olan bu yenilikçi topluluk, zaman içinde kendini aşındırmamalı, popüler kültür cangılına fazla yaklaşmadan "tiyatro gibi tiyatro"dan ödün vermemeli! 42

2002/2003 tiyatro sezonunda, oldukça yeni bir mekânda yeni bir topluluk, yeni bir oyun ile sahne yaşamımızın içine bomba gibi düştü! Her zevke yönelen dükkânları ve restoran/cafeleri ile İstanbul'un en güzel sinema salonlarıyla, özellikle hafta sonları kalabalıklaşan Mecidiyeköy Profilo Alışveriş Merkezi'nin büyük tiyatro salonuna daha önce taşınmış olan Tiyatro İstanbul'dan sonra, biraz daha küçük olan ikinci sahnesinde Tiyatro Kedi çıktı karşımıza... Yılların tiyatrocusu Hakan Altıner ile eşi İpek Kadılar Altıner'in kurduğu bu iddialı kumpanya, gene iddialı bir gerilim oyunu olan Ölümüne Suçlu ile Kasım 2002'de "perde!" dediler.

Richard Harris'in yazdığı ve Hakan Altıner'in sahneye koyduğu bu oyunda, evli olan sevgilisiyle birlikte bir haftasonu kaçamağına çıkarken, erkeğin direksiyon başında kalp krizi geçirip ölmesiyle yaşamı bir kâbusa dönen Julia; bir yandan ona yardımcı olmaya çalışan kuralcı bir psikologun, beri yandan ise garip bir tutkuyla bağlı bahçıvanının, ancak en başta ölen sevgilisinin karısının etrafına ördükleri duvarlardan kurtulmaya çalışmaktadır... İlginç

konusu, yetkin yönetimi ve en başta Ayda Aksel ile Arsen Gürzap'ın sahne başarıları oyuna gerek izleyici gerekse eleştirmenlerin ilgi ve desteğini kazandırdı; ayrıca Aksel'e "Afife Jale", her iki sanatçıya ise "Sadri Alışık 2003 en iyi kadın oyuncu" ödüllerini getirdi. Oyunun bunca tutulmasının yanı sıra, Tiyatro Kedi genel anlamda da "doğru yolda"ydı... 18 Aralık 2002 tarihli bir yazımda (Şalom Gazetesi), bu iki yönü şöyle değerlendirmiştim: "İlki: Oyun ve sanatçı seçimi, bence tam yerindedir; bayağılıktan uzak olmakla birlikte, ilgiyle izlenebilen ve üstelik belirli bir ileti içeren, nitelikli biçimde kotarılmış bir yapım. İkincisi: Gerek kent içindeki tanıtım çalışmaları (zevkli bir afiş ve reklamlar), gerekse basına dağıttıkları ve görsel ile yazılı malzeme içeren CD ile tiyatroyu halka ve medyaya etkin biçimde taşırken, onu yaşatmak için de önemli bir katkıda bulunuyorlar. " Peki, kimlerdi bu yenilikçi ve başarılı tiyatroyu yapanlar? Bir yandan hukuk öğrenimi görmüş, ayrıca

Bir Komiser Geldi

pe cy a

İnceleme

Beşinci Sezonunda Perdelerini Açarken


Kuklacı Tarla Kuşuydu Juliet

pe cy

a

İstanbul Belediyesi Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nden yetişme; İBBŞT'deki rejisörlük görevi süresince birçok oyun yönetmiş, ayrıca Akatlar Kültür Merkezi'nde Genel Sanat Yönetmenliği döneminde Tiyatro Bakış'ın bazı yapımlarını orada sahneye koymuş olan Hakan Altıner, oyunlarının hemen tümünü yönettiği, bazılarında ise rol aldığı Tiyatro Kedi'nin sanatsal "babası"dır, topluluğun "ana­ erkil" yönetimim ise İpek Kadılar Altıner tamamlıyor, kanımca... Turizm İşletmeciliği eğitimi almış ve yönetim danışmanı olarak çalışmış, bu konuda çeşitli seminerler yürütmüş olan İpek Hanım, daha sonra bazı TV yarışmaları yönetmiş ve sahne yaşamına Akatlar Kültür Merkezi'nde Genel Koordinatör olarak atılmıştı... Anladığım kadarıyla, her ikisinin birlikteliği orada başlıyor ve Kedi "kıvılcımı"nın parlamasının ardından İpek Altıner, topluluğun tüm oyunlarının yapımcılığını üstleniyor, değişik müzik/show programlarının prodüktörlüğünü de yapmasının yanı sıra...

Yüksek gelir gruplarının girip çıktığı bir mekândaki pırıl pırıl tiyatro salonunu doldurmasını bilmiş Kedi'ciler, ikinci oyunları olarak bu kez de güçlü isim Nedret Güvenç ile birlikte Ebru Cündübeyoğlu'nun izleyicileri çekeceğinden emin oldukları, bol koşuşturmacalı bir fars denerler - ve görürler ki, Yalandan Kim Ölmüş de tutuyor! Böylece, bir sonraki tiyatro sezonunda birkaç değişik projeye aynı anda el atmaya manen ve de maddeten hazırdırlar artık ... 2003/2004 sezonunu, nitelikli güldürü tiyatrosunun çağdaş bir temsilcisinin oyunu ile açtı, Tiyatro Kedi. İsrailli Ephraim Kishon'un, ülkemizde daha önce (yanılmıyorsam, Devlet Tiyatrosu'nda) sahnelenip büyük beğeni kazanmış Tarlakuşuydu Juliet oyunu, bir çeşit "banko" olacaktı - ve gerçekten de büyük

ilgi gördü. Bu kez Şükrü Türen'in yönettiği oyunda Suat Sungur gibi deneyimli bir güldürü ustasının yanında iki genç oyuncuya önemli bir fırsat veriliyordu. Gerçekten de, aynı anda üç rol üstenen Yeşim Alıç, bu oyundaki başarımıyla "2004 Afife Jale Komedi Dalında En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü aldı. Atılgan Gümüş ise Tiyatro Kedi'deki başarılı kariyerine böylece başlamış oldu. Tarlakuşu ile tiyatroya yenilikçi bir uygulama da getirdi Kedi'ciler: aynı mekânda sürdürülen "Yaz Tiyatrosu"nu - ne var ki, her sanatsever tarafınca alkışlanması gereken bu cesur adım, pek yankı bulamadığından bir daha yinelenmedi. Sıra artık "yarı-klasik" bir oyuna gelmişti: İngiliz dram sanatının "olmazsa olmaz"larından, her tiyatrocu için bir çeşit "okul oyunu" sayılabilecek Bir Komiser Geldi. Döneminin sosyalist düşünceli yazarlarından J.B.Priestley'in, erken 20. yüzyıl İngiliz toplumu sınıf farklılıklarım da irdelediği bu psikolojik gerilim etüdü ile Tiyatro Kedi, sanki benzer türdeki Ölümüne Suçlu oyunundan sağladığı gelirler ile Hakan Altıner'in bir vesileyle sözünü ettiği "tiyatro gibi tiyatro yapmak" ülküsünü yerine getiriyordu..! Üstad Semih Sergen ile beş genç oyuncunun kotardıkları oyun, diğerlerine kıyasla daha az sahnelenmiş olmakla birlikte, bu topluluğun önemli bir kilometre taşıydı, kanımca... Ocak 2004'te ilk gösterimi yapılan Komiser'in hemen

Yüksek gelir gruplarının girip çıktığı bir mekândaki pırıl pırıl tiyatro salonunu doldurma­ sını bilmiş Kedi'ciler... 43


Mart ayında Altıner'ler yeni bir sahne açıyor. Artık adı Profilo Kültür Merkezi olan mekânda, Tiyatro İstanbul ile Tiyatro Kedi sahnelerinin arasında yer alan, önceleri "Oda", daha sonra "Kabare Tiyatrosu" olarak kullanılacak yüz kişiye yakın oturma kapasiteli üçüncü salonda, ilk olarak, Tiyatro Bakış'ın daha 1999 yılında Hakan Altıner'in yönetiminde sahnelemiş olduğu, Nedret Güvenç ve Toron Karacaoğlu'nun oynadığı, ABD'li A.R.Gurney'in romantik komedisi Aşk Mektupları sergilendi. Aynı sahnede daha sonra gösterime giren "Kedi Komedi Club" ise, iyi niyetle başlatılan Aşk Gibi müzikli skecin arkasını getiremedi...

Kamelyalı Kadın

ardından, Şubat ayında "flaş" bir oyun daha "patladı": Tarık Günersel'in kaleminden gelme Yarım Bardak Su. 1950'li yıllarda bir yandan çok partili demokrasiye geçme sancılarının yaşandığı, beri yandan SSCB gözdağmın karşısında kendisini ABD'nin etki alanına bırakıp Kore'de savaşan Türkiye'de, kitleleri ardından sürükleyen bir başbakan ile sanatının zirvesindeki bir piyano sanatçısının aşkına tanık oluyorduk... Oyunda adları hiç geçmeyen Adnan Menderes'i Can Gürzap, gerçekte bir opera sanatçısı olan Ayhan Aydan'ı Ayda Aksel canlandırıyordu; basında heyecan, gişede izdiham!.. Oyun zevkle izleniyor, Aksel'in başarılı performansı, ona bu tiyatrodaki üçüncü ödülünü (2004 İsmet Küntay) getiriyordu - ne var ki, ülkenin en tartışmalı (olup, nedense pek tartışılmayan!) politikacısının yükseliş ve düşüşünü konu edinen bir "siyasi tiyatro" yapıtının, bu dönemi salt yasak bir aşk ilişkisinin gölgesinde (neredeyse "röntgenci" biçimde!) irdelemesi, o denli gerekli miydi?

2004/2005 sezonuna Tiyatro Kedi değişik bir oyun uyarlamasıyla girdi. Bu kez kalemi ele alan İpek Altıner, Alexandre Dumas-fils'in çok bilinen Kamelyalı Kadın romanını bir müzikal senaryosuna çevirmiş, şarkıları Cenk Taşkan'a ısmarlamış ve alçakgönüllü bir "süper prodüksiyon" yaratmaya soynlmuştu... Bana kalırsa, bu projenin en iyi yanı, deneyimli Deniz Türkali ve Kartal Kaan'ın yanındaki tüm oyuncuların, yaz aylarında düzenlemiş bir yarışmaya katılan iki yüz seksen genç konservatuvar yeni mezunu veya son sınıf öğrencileri arasından seçilmesiydi. İşte, tiyatro sanatını ölümsüzleştirmek için atılabilecek en yüce ve birçok topluluğa örnek olacak simgesel bir atılım!.. Aynı sezonun ilerleyen aylarında, William Gibson'un bir zamanlar çok beğeni kazanmış olan bir aşk / dostluk / dayanışma irdelemesi sahnelenmeye başlandı. Salıncakta İki Kişi oyunu, acaba genç tiyatroseverlere 1950 tiyatrosundan bir örnek göstermek için mi sahneleniyordu, o kuşağın izleyicilerine bir nostaljik yaklaşım mıydı - yoksa Can Gürzap ve Nurseli İdiz ile, bu oyuncuları sevenlere el mi sallıyordu, bilemedim... Oyunu görmek isteyenler için; halen ayda bir kaç kez sergilenmektedir.

pe cy

a

2004/2005 sezonuna Tiyatro Kedi değişik bir oyun uyarlamasıyla girdi. Bu kez kalemi ele alan İpek Altıner, Alexandre Dumas-fils'in çok bilinen Kamelyalı Kadın romanını bir müzikal senaryosuna çevirmiş, şarkıları Cenk Taşkan'a ısmarlamış ve alçakgönüllü bir "süper prodüksiyon" yaratmaya soyunmuştu...

Kedi'nin "büyük" oyunları ise dört nala gidiyordu! Örnek olarak Nisan 2004 programına baktığımızda, İstanbul'un iki yakasındaki çeşitli sahnelerde toplam otuz altı gösterinin yer aldığını görüyoruz; on sekiz kez Yarım Bardak Su, yedi kez Tarlakuşuydu Juliet, altı kez Aşk Mektupları, dört kez Bir Komiser Geldi ve bir kez Ölümüne Suçlu - böyle bir yoğunluğa, günümüzde sadece ödenekli tiyatrolarda rastlanabilir!..

44

Kamelyalı Kadın'ın göreceli başarısı, 2005/2006 sezonunda aynı yazar/besteci/yönetmen ekibini, yine aynı gençleri de sahneye çıkararak bir


Omuzumdaki Melek

hemen hemen tüm oyunlarına değişik medya ortamlarında yazmış olduğum eleştirilerde sürekli olarak alkışlamışımdır... Her şeyden önce, genç yetenekleri Türk tiyatrosuna kazandırmaları, ayrıca çok izleyici çeken birtakım sıradan oyunların yarattığı maddi kaynaklarla bazı nitelikli yapımları sahneleme yoluna gitmeleri, tiyatro alanında yaptıkları önemli hizmetlerdir. Burada Hakan Altıner'in fikir babalığı kadar, İpek Kadılar Altıner'in de organizasyon yeteneği ve dinamizminin önemli olduğunu varsaymaktayım. Bu bağlamda, daha birkaç hafta önce izleyicilerine yönelik ayrıntılı bir anket sunarak arzu ve tercihlerini öğrenmeye gitmeleri, çok olumlu bir atılımdır. Bu çalışmanın en kısa sürede nitelikli bir oyuna yol açacağını umarım... Bundan dört yıl önce tiyatro dünyamıza iyi bir giriş yapmış olan bu yenilikçi topluluk, zaman içinde kendini aşındırmamalı, popüler kültür cangılına fazla yaklaşmadan "tiyatro gibi tiyatro"dan ödün vermemeli!

pe

cy a

"CazMüzikal" olarak tanımlanan Casablanca filminin uyarlamasına özendirdi. Aralarına kimi caz standardının da sıkıştırıldığı bu kolaj, aradan bir yıl geçtikten sonra, belki de "niye gerek vardı ki?" sorusunu çağrıştırabilir... Yoksa, o sıralarda tiyatronline.com sitesinde yayımlanan ve kısa bir polemik başlatmış olan bir eleştirimde, oyundaki "aşk, bazen vazgeçmektir..." repliğine bir gönderme olarak "Tiyatro'ya karşı gerçek aşk, sorgulayıcı / sarsıcı / düşgücünü zorlayıcı yapıtlardan bazen vazgeçmek de demektir..." türündeki uzlaştırıcı yorumum acaba daha mı doğrudur..? Aynı yıl, "soluk kesici bir gerilim" anonsu üzerine büyük umutlarla beklenen Kuklacı, özellikle Zafer Ergin'in başarılı oyununa rağmen pek beğenilmedi - dahası, önceden bildirilmiş olmasına karşın, Kasım/Aralık 2006 programında yer almadı...

Tiyatro Kedi, acaba bu sezona niye orta halli bir Amerikan romantik komedi ile başlamayı uygun gördü? Neredeyse otuz yıl önce yazılmış Omuzumdaki Melek'te, Türkçe'ye çevrildiğinde pek anlamı kalmayan bazı ABD kökenli espriler bir yana, konu edinmiş üçgen ilişkide, sözde melek olgusundan başka olağanüstü hiçbir özellik yok oysa... Sempatik görünmeye çalışan (ve bunu aslında başaran) genç Teoman Kumbaracıbaşı'ndan öte, "kıdemli Kedi" Ayda Aksel bile bu oyunu kurtaramıyor... Sevgili İpek/Hakan Altıner'e sormadım, ancak gerçekten merak ediyorum: İlk iki yıllarında sergiledikleri türden güçlü bir oyunu ne zaman koyacaklar acaba?.. Tiyatro Kedi'nin, sahne sanatlarının ülkemizde sevdirilmesine ve yaşatılmasına sağladığı katkılarım,

Neredeyse otuz yıl önce yazılmış Omuzum­ daki Melek'te, Türkçe'ye çevrildiğinde pek anlamı kalmayan bazı ABD kökenli espriler bir yana, konu edinmiş üçgen ilişkide, sözde melek olgusundan başka olağanüstü hiçbir özellik yok... 45


46

Yücel Erten Fotoğrafları: Burç Özkan

Yücel Erten

Yusuf Eradam / yusuferadam@tiyatrodergisi.com.tr

pe

Oyunu yirmi iki yıl sonra neden yine sahnele­ dim? Bence o artık bir Türk klasiğidir. Külttür. İlk sergileni­ şinden bu yana geçen kırk iki yıl içinde, ne zaman sahnelense, beceriksizlik edilmem işse eğer; seyirci tarafından sevgiyle kucaklan­ mıştır.

cy a

Söyleşi

Yenilik Diye Hardalı Basarsanız Ne Piyazın Tadı Kalır Ne de Dondurmanın!..

Sevgili Yücel Erten, üstat, Haldun Taner'in Keşanlı Ali Destanı adlı oyununu ikinci kez sahnelediniz. Emeklerinize sağlık, harika olmuş, keyifle izledik. Keşanlı Ali Destanı, ilk kez 31 Mart 1964 yılında Gülriz Sururi/Engin Cezzar Topluluğu tarafından sahnelenmiş. Sonra Bonn, Köln, Frankfurt, Stuttgart ve Nürnberg'e götürmüşler oyunu aynı ekip (Sahne Düzeni: Genco Erkal; Sahne tasarımı: Duygu Sağıroğlu; Giysiler: Nil Gerede yapmış. Zilha: Gülriz Sururi, Ali: Engin Cezzar; Şerif Abla: Semiha Berksoy; İzmarit Nuri ve Politikacı: Genco Erkal) ve tiyatro tasarımı ve afiş ustası Mengü Ertel'in (saygıyla anıyoruz kendisini) artık kültleşmiş afişi ile siz de artık mitleşmiş bir oyunu yeniden ele aldınız. Siz de aynı afişi kullandınız, bunun gerekçesi nedir? Atıf Yılmaz'ın da filmini yaptığı bu başyapıtı neden sahneye koymak istediniz ve zamanlaması uygun mudur? Keşanlı karakterinde Haldun Taner'in yakaladıkları ile toplum olarak yitirdiklerimiz arasında bir bağ var mıdır? Ama neden şimdi Keşanlı ve neden ikinci kez? Oyunu yirmi iki yıl sonra neden yine sahneledim? Bence o artık bir Türk klasiğidir. Külttür. İlk

sergilenişinden bu yana geçen kırk iki yıl içinde, ne zaman sahnelense, beceriksizlik edilmemişse eğer; seyirci tarafından sevgiyle kucaklanmıştır. Dahası pek çok yabancı dile çevrilmiş, başka ülkelerde sahnelenmiştir. Üstelik tazedir de. Aradan kırk iki yıl geçmiş olsa da, sosyolojik tespitlerinde ve sosyal eleştirisinde, ana hatlarıyla eskimemiştir. Canlıdır, sevimlidir, ustalıklıdır, ironiktir. Kusura bakmasınlar ya da baksınlar ama; sağda solda edilen "eskimiş" falan laflan bence boştur. Bana inanmayan, seyirciye sorsun... Öte yandan oyunun, her tiyatronun öyle "ha deyince" sahneleyemeyeceği bir çıta yüksekliği vardır. Böyle bir Türk klasiğini yeniden sahnelemek benim için çok zevkli bir girişimdi. "Yenilikçilik" fetişizmine düşmeden, bir başyapıtın hakkını vermeye çalıştım. Tazeliğini ve canlılığını kanıtlamaya giriştim. Müzikalden konuşuyorsak eğer; son sıralarda yerlerde sürünen çıtayı gereken yere yerleştirmeye soyundum. Müziğiyle, dansıyla, dekoru, kostümü, ışığıyla... Afişi de, vefa duygusuyla, grafik sanatımızın büyük ustası Mengü Ertel için bir saygı duruşu olur düşüncesiyle kullandım. Oyunu yirmi iki yıl önce


Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahnelediğimde de yine aynı afişi kullanmıştım. Biriciktir.

pe cy

a

Keşanlı Ali Destan��, Ayşegül Yüksel hocamızın da belirttiği gibi, Taner'in 1960 yılında Lütfen Dokunmayın adlı oyunu ile başlayan göstermeci biçemde yazdığı oyunlarından. Haldun Taner tiyatrosunun ikinci evresine örnektir diye niteliyor sevgili hocamız, Haldun Taner Tiyatrosu adlı kitabında (Bilgi Yayınevi, 1986) ve oyunu Taner'in Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Eşeğin Gölgesi, Zilli Zarife, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Ayışığında Şamata oyunları ile göstermeci oyunlar diye grupluyor. Nedir göstermeci bir oyun ve siz bu biçeme sadık kaldınız mı? Epik biçem ve açık biçim, seyircinin sahnedeki akışa körlemesine kapılmasına engel olup mesafeli ya da objektif bakmasını sağlamaya yöneliktir. Yerine göre sözle, şarkıyla, jestle ve yazı vb. görsel araçlarla seyirciye döner. Öyküye ve kişilere yorum yapar, dipnotlar koyar, itiraz şerhleri düşer, başka alanlara göndermeler yapar ya da gönderiler alır. Meseleyi seminerleştirmeden konuşacak olursak; sözgelimi saatler boyu Hamlet'in derdiyle hemdert olarak hûn olacağına, Hamlet'in ataletini algılayıp daha objektif bir yere geçebilir. Madem bugünkü söyleşimizin odağında "Keşanlı" duruyor; oradan örnek vereyim. Seyirci Keşanlı Ali'yi şarkıda ya da destanda yüceltildiği şekliyle bir fotoroman kahramanı gibi görebilir. Ama onun bir sahte kahraman olduğunu, rastlantıların onu oraya getirdiğini, aslında Kurşuncu Hasibe'nin sidikli Ali"si olduğunu da görebilir. Yani seyircinin kendini bir illüzyona kaptırıp sarhoşlaması ve her türlü objektiviteyi yitirmesi yerine; karşılıklı kahve içercesine, ama tabii yine zevk alarak, irdelemesi amaçlanır...

Siz de artık tiyatro yönetiminde hocaların hocasısınız. Ancak, bu noktaya gelmiş birinin ancak yanıtlayabileceğim bildiğim bir soru da sormak istiyorum. Ben sizi tiyatro derslerimde hep yad ederim. Birçok konuda ama hep dengeli, muntazam ve daha önce de başka bir yazımda değindiğim "Tek Etki" konusundaki beceriniz ve oyun sahneleme işindeki matematik ve tartım (ritim) bilginiz ile özellikle. Bach'ın müzikteki matematik ustalığı gibi. Sahnedeki oyunun matematiği nedir, bunun bilgisi var mı sizde, yoksa irticalen mi yakalıyorsunuz bu tik tak bütünselliğini ya da etkideki totaliteyi? Bir mühendis dostum da şöyle sormuştu: "Sahneleyişlerinde, bütün okları aynı noktaya yöneltmeyi nasıl başarıyorsun?"... Tabii ki gururumu okşayan tespitler bunlar. Özellikle de isabetli bulduğum zaman gururumu okşuyor. Genelde "çok beğendim, hiç beğenmedim, şunu beğendim, bunu beğenmedim" gibi yüzeyselliklere boğulmuş olduğumuz için; "hah, galiba anlaşılıyor" diye seviniyorum. Teşekkür ederim. "Tek etki" diyelim, "bütünsellik" diyelim, "halkanın kopuksuz olması" diyelim, "denge" diyelim; adı her neyse o, benim dikenli tacı seve seve taşıdığım yoldur. Bu bir bilgi olmaktan çok, eğitilmiş sezgidir diyebilirim. Şöyle diyelim: Doğal ki sahneleyiş sırasında, seyirciyi kopartacak, hop oturtup hop kaldıracak fikirler ortaya çıkabilir. Benden ya da çalışma arkadaşlarımdan, fark etmez. Ama işte o fikir, benim kafamda ve gönlümde çizilmiş ana doğrultu ile buluşmuyorsa, "o başka piyestedir" der, elerim. Bu elemede acımasız olmayı bilmek gerekir. Temel seçimlerinize, oyuna ilişkin temel duygu ve düşüncenize karşı dürüst olabiliyorsanız; o bilgiye ya da sezgiye sahipsiniz demektir. Yoksa bir bakarsınız, sahneleyişiniz altı kaval üstü şişhane olmuş çıkmış...

Açık biçim ve göstermeci biçem, benim rejisörlük serüvenimin temel seçimlerinden ya da doğrultularından biri gibi duruyor galiba. En koyusundan dramatik bir yapıtı da sahnelesem, biraz o yöne doğru öyle gelişiyor. Önü-sonu seyirciye bir hikâye anlattığımızı, bunu tiyatroda yaptığımızı, demek ki kâh canlandırdığımızı kâh yansıladığımızı unutmadan yürümeyi önemsiyorum. Ama özü örselemeden, keyif kaçırmadan!

Peki, oyun biraz kısaltılanla/, mıydı? Şarkılardan değilse de danslardan. Özellikle birinci yarının uzun geldiği konusunda hemfikir gibiydi izleyenler. Brecht'in çok sevdiğim bir sözü var: "Shakespeare'i de değiştirebilirsiniz. Ama değiştirebilirseniz". Bu söz kısaltmalar için haydi haydi geçerli olsa gerek. Nihayet dramaturgi çalışmasıdır, başarabiliyorsanız

Doğal ki sahneleyiş sırasında, seyirciyi kopartacak, hop oturtup hop kaldıracak fikirler ortaya çıkabilir. Benden ya da çalışma arkadaşla­ rımdan, fark etmez. Ama işte o fikir, benim kafamda ve gönlümde çizilmiş ana doğrultu ile buluşmuyor­ sa, "o başka piyestedir" der, elerim. 47


yaparsınız. Sözgelimi benim "III. Richard"ım, Shakespeare'i iki buçuk saate sığdıran ve anlaşılır olmasını sağlayan bir budamadır. İyi ama, hepsinden önce böyle bir gereksinmeniz varsa budama yaparsınız. Ben öyle bir gereksinme duymadım. Bakalım şimdi ne yapmışım: Yalnızca finaldeki üç mahalleli kadının manâsız ve lüzumsuz "hayırlı olsun" ziyaretini budadım o kadar. Gerisi, ufak tefek tırmıklamalar ve bir yer değişikliğinden ibarettir. Bunda da dramaturgi açısından gerekçem var: O sahne, üç saatlik bir müzikalin finaline koşarken, atın belini büküyor, ondan. Ben, kaçınılmaz gördüğüm bu müdahalenin dışında, Haldun Taner ustaya da, Yalçın Tura hocaya da saygılı durmayı seçtim. Bir Türk klasiğine haksızlık etmemeyi ve hakkını vermeyi seçtim. Tabii bu seçim, biraz da sorumluluk duygusuna ilişkindir. Başarı telaşı içinde bir yeni yetme değilim ki, "aman uzun gelir" diye, oyunu kuşa çevireyim. Aman şimdi tiyatrocular "oyun uzundu" derler, sonra ödül filan alamayız diye düşünecek halim de yok. Evet, birinci yarı uzun. Ama kime? Ayaküstü konferanslara düşkün tiyatrocu çevresine. Ama sıkıcı mı? Hayır, oyun akıp gidiyor. Eh o zaman bu handikabı göğüsleyelim ve hem oyunu ezbere bilen eski tüfekler hem de genç kuşaklar bu Türk klasiğini birebir izlesinler. Unutmayalım ki bizim memleketimizde Keşanlı gibi bir oyun, yirmi yılda bir yapılıyor. Otuzlu yaşlarına gelmiş ve daha oyunu hiç seyretmemiş bir kuşak var. Ve unutmayalım ki, Keşanlı'nın müzik ve dansları kalitatif ve kantitatif olarak, ilk kez eksiksiz sergileniyor. O zaman gülü seven dikenine katlanacak. Yoksa onu atıp, bunu kesip Keşanlı'yı yarım saat kısaltmak, işten değildir!

değil? Güncelleştirip "modernize" ederken, bir yerden oyunu çökertme kaygısı mı, nelerdir sizi "yenilik" (novelty) uğruna bu metni harcamaktan alıkoyan. Kaldı ki siz, fırsat buldunuz mu ya da gerekli gördünüz mü yaparsınız da. Hırçın Kız finalinde, kızın bileğini kesip sahne dışına çıkışını unutmadım. Feminist hatunların kalbi sizin için atmıştı Ankara'da. Ya da Bernarda Alba'nın tamamen erkek oyuncular tarafından oynanan Ciuli yorumunun tartışmasındaki yenilikçi yorumlarınızı da biliyorum. Bir de Ferhat ile Şirin yorumunuz malum. Bu oyunda da yaptınız bir şeyler de fark mı edilmedi yoksa? Adına güncelleştirmek, modernize etmek, yenilikçi yorum ya da bir başka perspektife taşımak diyelim. Sık sık buna kalkıştığım oldu. Özellikle de oyunun genel uygulamalardan farklı bir söylemi taşıdığını hissediyorsam. Yahut alışılmış uygulamalardan farklı olması gerektiğinden kuşkulanıyorsam. "Hırçın Kız", "Deli Dumrul", "Troyalı Kadınlar", "Bahar Noktası", "Don Giovanni", "Kafkas Tebeşir Dairesi", "Ferhad ile Şirin" bunun örnekleri... Üstelik bu tür girişimleri rejisörün yorum hakkı içinde sayar, önemserim. "Yoldan çıkmak" diyorum ben ona. Bu, yolunu kaybetmek anlamına gelebileceği gibi, yeni bir yol keşfetmek anlamına da gelebilir. Gel gelelim buna girişirken, çok haklı nedenleriniz ya da kuşkularınız olmalı. O da yetmez, köklü çözümleriniz olmalı. Salt estetik tercihleri değil de, yerine göre dili, tarihi ve coğrafyayı bir yerden başka bir yerlere taşımaya kadar uzanır bu. Yoldan çıktıysanız, tuttuğunuz yeni yol, oyunu yeni bir limana, yeni bir vadiye, yeni bir zirveye ulaştırmak. Aksi takdirde bu merak ya da telaş, yüzeysel kalır, çıkmaza girer ve oyunu harcamaya, çökertmeye kadar varır...

pe cy

a

Ve unutmaya­ lım ki, Keşanlı'nın müzik ve dansları kalitatif ve kantitatif olarak, ilk kez eksiksiz sergileniyor. O zaman gülü seven dikenine katlanacak. Yoksa onu atıp, bunu kesip Keşanlı'yı yarım saat kısaltmak, işten değildir!

Oyunun daha önceki yorumlarını izlemiş dostlar da, sizin yorumunuzda ikiye ayrıldılar. Hiç Ha, bir de şu var: Yeniliğin ölçeğini, ille de oyunu şaşırmadım, ben bunun bir tercih olduğunu yakın tarihe taşımakla koyamayız. Bir de bakarsınız biliyorum ama yine de sormadan edemeyeceğim, adam, oyunu geçmiş dönemlere taşıyarak bir yenilik siz neden bu tercihi yaptınız bilinsin diye. Oyun, yakalamış. O zaman hangi cebimize koyacağız bunu? güncellenmeli miydi? Örneğin, Prenses Sözgelimi bu sahneleyişimde "saygı" şemsiyesinin Süreyya'dan bahsedilen yere, ne bileyim, Prenses altında yine de bazı yenilikler var. Gerekirse onlardan (Leydi) Di mi gelseydi? Geleneksel ya da klasik da söz ederim. Ama yenilik zaten biraz da, kırmadan yorumunda karar kılmışsınız gibi. Bu tercihin bükmeyi başarmaktır... sebebi nedir? Taner'in oyunu buna müsait mi Sonuç olarak diyorum ki: Oyun ana hatlarıyla güncel.

48


koruyan hem de olan bitenin bir yanılsama olduğunu belirten bir fark var, bu oyunun metninden kaynaklanıyor. Epik göstermeci ama seyircinin müdahalesine ya da katılımına müsait değil. Bu yüzden de, oyunu izleyenler, bunun bir oyun olduğunun farkındalar. Sadık kaldığınız belli. Oyunda bu yabancılaşmayı ve yanılsamayı bir arada getiren geleneksel Türk tiyatrosu öğelerine ve onları nasıl işlediğinize de biraz değinir misiniz?

pe cy a

Mihrap yerinde, cami de yıkılmamış. Niye telaş ediyorsunuz arkadaşlar?.. Şimdi İzmarit Nuri'nin eline cep telefonu versek; "Arka patikadan bir çığ gibi kendini Şerbet Deresi yoluna atıp, Şerif Abla'nın helalarını temizleyen belediye hortumlusuna atlayıp, Zilha'ya haber vermeye uçuşunun" lezzeti mi kalır Allah aşkına? Yenilik diye hardalı basarsanız, ne piyazın tadı kalır ne de dondurmanın!.. Ha, yenilik mi soruyorsunuz? Peki. Ben size salt müzikal dramaturgisi açısından bazı yenilikleri sayayım. Bir: Yalçın Tura'nın bu oyun için bestelediği müzikler ilk defa eksiksiz ve de çokseslilik bakımından kısıntısız uygulanmaktadır. İki: "Diagnoz" adlı şarkı, kırk iki yıldır ilk defa sahne yüzü görmüştür. Üç: Zilha'nın "Böyle mi Geçecek Ömrüm" şarkısı, burada anlatması uzun sürecek dramaturgi gereksinimleriyle, oyunun başından kalkıp, birinci perdenin sonuna gitmiştir. Dört: Zenginler ve yoksullar ayrımı, şarkılar aracılığıyla relative edilmiştir. Sözgelimi zenginlerin düğününde "Everly Brothers" usulü şarkı söyleyen sextet, Ali'nin çetesindeki altı erkekten oluşur. Ya da Madam Olga'nın "Sivilizasyon"u, Helacı Şerif Abla'ya "kanalizasyon" şeklinde batar. Beş: Zamanında haklı olarak başrole biçilmiş şarkılar, olabildiğince sahne olanaklarına çoğaltılmıştır. Örneğin "Böyle mi Geçecek Ömrüm" şarkısı, birden Zilha'nın özlemi olmaktan çıkıp mahalleli kızların ortak özlemi olur. Ya da Zilha'nın "Şamama" şarkısına mahallenin erkekleri ve de mahallenin köpeği Karabaş eşlik eder ya da karşılık verirler. Altı: Üç mahalleli kadını, daha önce üç kondu ağasını oynayan erkek oyuncular oynadığı için; "Bize Derler Kondu Ağası" şarkısından, küçük bir "Bize Derler Kondu Anası" şarkısı türetilmiştir. Ayıptır söylemesi, tuluat! Yarım düzine etti galiba? Ama işte orda bu yenilik vardır, burada şu şeklinde kabarmakta da bir anlam yoktur yani... Epik-göstermeci oyunlardaki, başta karakterlerin seyirci ile konuşmaları ile olan bitenin bir oyun olduğunu, gerçek olmadığını, bütün bunların bir yanılsamadan ibaret olduğunu belli etmesine, yani tiyatronun özündeki -mış gibiliği hem

Haldun Taner hocanın Keşanlı'da geleneksel Türk Tiyatrosu kaynaklarından çok ustalıkla yararlandığı açıktır. Karagöz-Hacivat'ın konuşma biçimleri, ortaoyunundaki kolpo anlayışı, muhavere usulü, vezinli-kafıyeli diyaloglar, meddahlara ait cümleler, halk deyişleri, tam kıvamında bir argo ve benzeri. Bu duruş oyunun temel dinamiğidir. Ama ikinci perdenin bazı sahnelerinde bu duruş biraz değişir ve belki de zayıflar. Benim oyuna ilişkin iki eleştirim var. Bunlardan birisi doğrudan bu konuya ilişkindir. Özellikle ikinci perdenin zenginler tarafında alafransez bulvar tiyatrosuna dönmüş gibi oluruz. Halk tiyatrosunun diri söylemi, yerini özgül ağırlığı biraz daha düşük bir vodvil ağzına bırakır sanki. Hani neredeyse birinci perde sonunda siyasal bakımdan mayınlı arazinin eşiğine gelinmiş de, strateji değişikliğine gidilmiş gibi... Bunu, zenginlerle yoksulların dünyası arasında biraz daha geçişkenlik oluşturmaya çalışarak aşmayı amaçladım. Yakalayabildiğim fırsatlarda, sahnesel bir relativite görelim istedim. Yani toplumsal koşullar başka türlü emretse, Ali'nin çetesi "biz sıfırdan başladık" şarkısını söyleyen zenginler çetesi olurdu. Bir başka türlü emretse, o zenginlerin düğününde konuklan eğlendiren Şübidüvap korosu. Paranın her şeye egemen oluşuna dair bir relativite... Oyunun evrensel yanları nelerdir ve bu söyledikleriniz ile ilintili mi? Evrensel oluşunun nedenleri arasında Keşanlı Ali tiplemesinde yatan, güvenilir ve koruyucu bir kahramana gereksinim duymak yatıyor mu? Amerikan filmleri ile iyice yaygınlaşan bir kurtarıcı (monomit) arama gereksinimi mi? Kayıtsız şartsız merkeze oturttuğumuz ya da şahikalaştırdığımız bir

Haldun Taner hocanın Keşanlı'da geleneksel Türk Tiyatrosu kaynakların­ dan çok ustalıkla yararlandığı açıktır. KaragözHacivat'ın konuşma biçimleri, ortaoyu­ nundaki kolpo anlayışı, muhavere usulü, vezinlikafiyeli diyaloglar, meddahlara ait cümleler, halk deyişleri, tam kıvamında bir argo ve benzeri. 49


insanın bizden fazla insan olmayışının getirdiği dramatik ironilerle yüklü anlatı mı? Oyun yazanları, yönetenleri bu oyuna çeken ve her biri tez konusu olabilecek başlıca tiyatro erdemleri nelerdir? Soruyu sorarken o kadar güzel soruyorsunuz ki! Yanıtlar soruların içinde saklı. Yani işini bilen bir öğrenci bunları soru cümlesi olmaktan çıkarırsa, yazılıdan geçer vallaha. Evet işte: "İnsanın eski huyu, kendine hep bir put yapar. Oldum bittim böyle bu, kendi yapar kendi tapar"... Bir güce sığınma ve aidiyet ihtiyacı, benim demokrasim senin demokrasini döver, herkes eşittir ama bazıları daha eşittir, mitleştirme, mertlik belası, insanlar ölür destanlar kalır, yirmi bin kondulunun oyu, konduları yıktırma takriri, kondu yapsat çetesi, haraç öldü yaşasın haraç, politikacıların dört yıldan dört yıla hatır sorması, sarı dünyanın yarattığı idollere özenmeler, kiralık katiller, olacak artık o kadar; yani bu toplumun paranoyaları, travmaları... Burada saymakla bitmez. İşte bütün bu problemler ya da problemcikler, güleç, ironik, danslı, şarkılı, üstelik gelenekselden beslenen bir tasarlamanın, ustalıklı bir öykünün içinde gürül gürül akıyor. Bunlar bir tiyatro oyunu için önemli erdemler olsa gerek.

kısa bir süre önce budanmış. O gün bu gündür de unutulmuş, hiç gündeme gelmemiş. Provalara başladığımızda Yalçın Tura hocamız bu şarkıdan söz edince, çok heyecanlandık. Çeyiz sandığından bilmediğimiz bir mücevher çıkmış gibi oldu. Deyim yerindeyse şarkı, kırk iki yıl sonra genç yetenek Arda Aydın'ın sesiyle dünya prömiyeri yaptı. Oyunun galasında Sururi ve Cezzar da vardı? Ne dediler? Siz bir yönetmen olarak, daha önce yönettiğiniz oyunların yeniden sahnelenişlerini izlediniz mi? Yapıtı yöneten de, yazan kadar sahiplenir mi, öyleyse neden? Yer yer keşke şöyle yapmasalardı der mi? Sağ olsunlar, teveccüh gösterdiler, çok övücü sözler söylediler. Gülriz Hanım, en çok da Ali çetesinin zenginlerin düğününde şabidüvap korosu olarak boy göstermesinden hoşlandığını söyledi. Ben de buna çok sevindim, çünkü oradaki "fark etmez, paranın egemenliği onları o kılığa da sokabilirdi" fikrini önemsiyorum... Doğrusu ya, daha önce yönettiğim oyunların yeniden sahnelenişlerini seyretmekten biraz korkar oldum. Ne kadarı bir kendini beğenmişlikten kaynaklanır, bilemiyorum ama; genelde ağır düş kırıklığı olmaya başladı. O oyunlar babamın malı değil tabii, herkes istediğini yapar. Ama işte daha önce sahnelemiş olmaktan kaynaklanan bir durum var. Oyunu iliğine kemiğine analiz etmiş oluyorsunuz. Bu da sizi daha zor beğenir bir yere itiyor anlaşılan.

Yalçın Tura gibi "Ses ve nota sarrafı" ya da Ruhi Ayangil'in dediği gibi "makam cenneti, makamlar manzumesi" yapıtlar üreten bir müzisyene yol açılsa, batı öykünmecisi bir müzik eğitimi sağlanırdı savına ne diyorsunuz? Yalçın Tura müziği olmadan ya da farklı bir müzisyen elinde ve yeni bestelerle Keşanlı olur muydu? Haldun Usta, ben de meraklı biriyim ve magazin Taner, malumunuzdur belki, oyununa devletin muhabirleri gibi sorular sorabilirim. Ankara'da resmi bestecilerinin atanmasını karşı olduğunu hangi oyun var? Sırada hangi oyunlar var? Hep göstermek için oyununu devlet tiyatrosundan yapmak istediğiniz ama bugüne değin ertelenmiş çekmişti. 1962'de yazılan oyun, bu yüzden iki yıl projeleriniz var mı? gecikmeli sahnelenebilmiş. Türk müziğinde Ankara Devlet Tiyatrosu'nda yeni bir oyunun çoksesliliği doğru tutturmuş ender ustalardan provalarındayım. Jan Mendell'in Melchior Tura. Zor ve unutulmaz besteleri konusunda ne Lengyel'den sahneye uyarladığı "Yaşamak mı Yoksa diyeceksiniz? Ölmek mi". Ben çevirmiştim. Yeni yılda Türker Ben müzisyen değilim. Yalçın Tura'nın besteciliği İnanoğlu Kültür Merkezinde bir müzikal gerçekleştirme tasarısı var. Yıldız Kenter ustamızla ya da besteleri konusunda fikir yürütmekten kaçınırım. Ama hayranlık duyduğumu da belirtmeden da bir projemiz var ama somutlaşınca kendisi açıklasa geçemem. Oyunu iki kez sahnelemiş birisi olarak şu daha yakışık alır sanırım. İstanbul Devlet Tiyatrosu ile görüşmeler sürüyor. Planlamalarda bir değişiklik kadarını söyleme hakkını kendimde buluyorum: olmazsa, bir de Mayıs ayında Makedonya'da bir Müziklerde boş yok. Tura, her atışta on ikiden vurmuş. Geniş bir yelpazede, ama işte tam da yelpaze proje söz konusu. Bu kez Makedon Tiyatrosu ile gibi düzenli bir açılım. Öte yandan Haldun Taner ile Üsküp Türk Tiyatrosu'nun bir ortak projesi olacak. Yalçın Tura'nın müzik ve söz uyumuna nasıl emek Makedon, Türk, Arnavut ve Roman dillerinin bir verdiklerine bakınca, insanın ders olarak okutacağı arada uçuşacağı bir "Bahar Noktası"... Yapmak geliyor. Geçtim boş bir şarkıdan, boş bir cümle yok. istediğim ve bugüne kadar ertelenmiş proje de "Cabaret" müzikali. "Severim seni ben en çok" şeklinde dolgu safsatalarına kesinlikle rastlayamazsınız. Dolgu sözcük değil, dolgu hece bile yok. Hayranlık ve Tiyatro yönetmenlik sırlarınızı, notlarını saygı... kitaplaştırın da gençler şad olsun!

pe cy a

Oyunu iki kez sahnelemiş birisi olarak şu kadarını söyleme hakkını kendimde buluyorum: Müziklerde boş yok. Tura, her atışta on ikiden vurmuş. Geniş bir yelpazede, ama işte tam da yelpaze gibi düzenli bir açılım.

Kaçmaktan kovalamaya vakit kalırsa, belki... Sizin yorumunuzda Yalçın Tura hocanın çeyizden çıkardığı ve kırk yıldır çalınmayan beste Sevgili usta Yücel Erten, sohbet için teşekkür hangisiydi? Bir de bu sürprizi anlatıverin lütfen. ederim. Sizi keyifle izlemeyi sürdüreceğim. İşte demin şu sözünü ettiğim "Diagnoz". Profesör rolü için yazılmış. Atonal ya da dissonant Ben teşekkür ederim. diyebileceğimiz bir şarkı. Söylemesi de çok zor. Yelpazenin en uç noktasında duruyor ama, dışarı düşmüyor işte, orada duruyor. Gülriz Hanım'ın verdiği bilgiye göre, ilk prodüksiyonda, temsilden

50


Çok Uzak IDOT

pe cy a

FOTOĞRAFLARIN

DİLİ

ufacık bir katkım oluyorsa şu tiyatro denilen dünyaya, ne mutlu bana. Gülay Ayyıldız Yiğitcan

51


Ebru Seyhan: "Mustafa Bey, bu sayının Fotoğrafların Dili"ne Gülay'ı konuk edelim mi, uygun mudur? " dediğinde, başıma gelecekleri bilmeden; "Tabii, çok da iyi olur" deyiverdim. Fotoğrafları seçmişler, sayfalara yerleştirmişler ve ardından bir emrivaki: "Yazıyı siz yazacaksınız!" Hayda! Ben nasıl yazarım, ne yazarım?

pe cy a

Kara Sohbet / Tiyatro Duru

Sonsuz Döngü / Tiyatro Stüdyosu

Gülay Ayyıldız Yiğitcan, benim arkadaşım değil ki, o benim manevi kızım. Öyle kabul ederim ve çok da hoşuma gider. Amma, gel de şimdi manevi kızın için yazı yaz, ne kadar zor bir iş değil mi? Gülay'ı tanıyanlar bilir, ben tanımayanlar için biraz tanıtmaya çalışayım. Herhangi bir röportaja giderken, kocaman fotoğraf makinesi ve diğer malzemelerinin bulunduğu çantayı hep o taşır. Hiçbir zaman, dur ben yardım edeyim demem. Çünkü, o ağırlıklar Gülay'ın sigortasıdır, hele biraz rüzgar varsa kesinlikle omzundan indirilmemelidir yoksa bir bakarsınız rüzgarla birlikte havalanmış. Ayaklarından yakalayıp indirdiniz indirdiniz yoksa kim bilir rüzgar nerelere savurmuştur Gülaycığı. Fiziki bu narinliği, onun ruhuna da yansımıştır, kırılgandır, duygusaldır ve çok çalışkandır. Fotoğraflar üzerindeki çalışmasında eğer yanındaysanız, boğulursunuz detaylarından, en minik nokta üzerinde saatlerce çalıştığına tanıklık etmek keyifli olduğu kadar yorucudur da ama Gülay yorulmaz. Zaman zaman şaşarım bu kadar narin, dokunsan kırılacak duygusu veren kız bu enerjiyi nereden bulur? Gülay, portre çalışmaya bayılır, portreyi de detay olarak çekmek en büyük hobisidir ve bu özelliğini bize de fark ettirmeden aşılayıverdi. İyi de yaptı.

Donmuş / DOT

52

Bir röportajda siz konuğunuzla konuşurken Gülay bir oradadır bir


pe cy

Gülay'ın bize kazandırdığı en önemli konulardan biri de dergide yayımlanan fotoğrafların yanında mutlaka fotoğrafı çekenin adının olmasını ister, gözden kaçan varsa -tabii bilinip de gözden kaçan- resmen küser, kırılır, incinir... Mesleği her şeyin önündedir Gülay için, meslektaşları da tabii...

Böcek / DOT

a

burada, bazen yerlerde yuvarlandığını sanırsınız bazen masaların üzerinde görürsünüz. Çalışırken sizin veya konuğunuzun kendisini izlemesinden, hele hele poz vermeye kalkışılmasından hiç hoşlanmaz, eğer onu kızdırmak istemiyorsanız, yok sayacaksınız. Gülay; beyni, gözü, parmağı ve objesiyle baş başa kalmalıdır. Mekana girdiğinizde konuşurken hiçbir zaman gözlerini göremezsiniz, çünkü o sürekli açıları hesaplamanın peşindedir, sizi dinler gibi yapsa da, aslında dinlemez. Ne isterseniz isteyin, 'tabii' der, ama bildiğini yapar. Çok da iyi yapar.

Son yıllarda yavaş yavaş gelişmeye başlayan tiyatro fotoğraf sanatçılarının önde gelenlerinden, öncülerinden biri olan Gülay Ayyıldız Yiğitcan'ın bu alana kattıklarının, katkılarının neler olduğunu bugün belki çok anlamıyoruz, anlayamıyoruz ama sessiz bir devrim yaptıklarının bilincinde olduklarını düşünüyorum. Fotoğrafın bu kadar önemli olduğu bir alanda, bu kadar özensizliğin yanında sayıları bir elin parmağı kadar az olan bu kahramanlardan biri olan Gülay, her geçen gün kendini aşarak zirveye doğru adım adım tırmanıyor. Kayda girsin diye eklemek istiyorum. Ben Gülay'a bir söz verdim, en kısa zamanda, en uygun biçimde onun harika portrelerinden oluşan bir serginin açılmasına öncülük edeceğim, bu sergi gerçekleştirilmeden ölürsem, gözüm açık gidecek, kızıma borcumu ödemeden gitmek de istemiyorum. Mustafa

Demirkanlı

Karma

Gösteri Paul

İbey solo

çalışması

Aşk ve Anlayış / DOT

53


Kabare No No

pe cy

a

Kaybolmu Adamlar©n Kabaresi

Avrupa Tiyatrosu

Chair De Ma Chair (Etimin Eti) Kaybolmuş Adamların Kabaresi Kabare NoNo

Tilda Tezman / tildatezman@tiyatrodergisi.com.tr

Sizi bu ay izlediğim ve çok beğendiğim üç değişik gösteriyle buluşturmak istiyorum.

Büyük Alman kuklacı İlka Shönbein, yeni gösterisi "Etimin Eti" ile Paris'te Grand Parquet Tiyatrosu'nda kuklalarıyla artistik hünerini sergiliyor. 54

"Kukla Kadın" İlka Shönbein'in Son Gösterisi

Chair De Ma Chair (Etimin Eti) "Metamorfozların metamorfozu", "Kurbağa Kral I. II. I I I " , "Kışa Yolculuk"tan sonra büyük Alman kuklacı İlka Shönbein, yeni gösterisi "Etimin Eti" ile Paris'te Grand Parquet Tiyatrosu'nda kuklalarıyla artistik hünerini sergiliyor. Gösterisi bir yetenek harikası. Romen Aglaja Veteranyi'nin eserinden esinlenerek sahnelediği bu gösteride İlka, çocukluktan beri insanın içinde sessiz kalan sırlan, sirkte büyüyen bir kız çocuğunun hatıralarından yola çıkarak anlatıyor. Aglaja Veteranyi'nin "Niçin, Çocuk Kazanda Pişiyordu?" romanı Almanya'da çok beğenilmişti. Bu roman sirkte yaşamış bir kızın hatıra defteriydi. Bu hatıralarda çocuk-anne ilişkisi, kaybetme travması, yalnızlık, ait olduğun yerden ayrılmak, zıtlıklar,

göçebelik işleniyordu. Aglaja Veteranyi'nin ailesi Romanya'dan, Avrupa'ya gösterileriyle turne yaparak kaçmışlardı. Öyle ki Aglaja, kitabında kendi hayatım küçük bir kızın sesinden anlatıyor. Bu göçebe hayatı hep mutsuz, acılarla dolu bir hayat. On üç yaşında sirkte erotik gösteriler yapmaya başlayan bu kızın annesi saçından sirk çadırının tepesinde asılı duran başarılı bir trapez. Bu kız, her gece korkudan karın sancılan çeken bir çocuk. Hükmeden bir anneye duyulan sevgi, kin ve korku... İşte İlka, bu öyküden yola çıktı. Sahnede Nathalie Pagnac hikayeyi sirkin Madame Royal'i olarak anlatıyor. İlka, küçük kızı canlandırırken, Nathalie melek rolünü de üstlenmiş. Çocuk artık bu şekilde yaşamak istemediğini Tanrı'ya


açıklayıp onu ikna etmeye çalışıyor. "Etimin Eti" anne-kız ilişkisini çağrıştıran bir başlık. Yavrusunun beşiğine şefkatle yaklaşamamış bir annenin öyküsü. Kızın aile ortamını suçlayan radikal bakışı çok keskin. Kız, açlık ve aşktan ölen çocuklardan; "terk edilmiş, ihmal edilmiş, atılmış, aldatılmış, kürtaj yoluyla yok edilmiş" diye bahsederken, sorumsuz ebeveynlerden ise "tehlikeli, iblis ve şeytani kurtlar" olarak bahsediyor. Sahnede İlka, kuklaları, maskları ve objeleri oynatırken sanatını konuşturuyor. İlka aksesuarlarla da oynuyor: denizi anlatmak için mavi bir fular, aşın boyanmış dudaklar için kırmızıyı, dişleri dökülmüş canavar için siyahı, kanlar içindeki bir kafatası için intikam tarağını kullanıyor. Annenin uzun saçları kubbe tepesinde asılı, korku içindeki küçük ruh, bu saçlara tutunmak için ümitsizlikle çırpınmakta ve sürekli ölümü düşünmekte. Shönbein, felaketlerin, kabusların içinden anlamlı imgeler çıkarmakta çok yetenekli. Yeni doğan bebeğin üzüntülü maskesinin, mezara giren annenin ayaklarının dibine düşmesi gibi. Ya da kalçaya kadar kıvrılmış insan bacağına geçirdiği sopa, İlka'ya ip üstünde gerçekleştireceği ölüm atlayışında protez

vazifesi görüyor. Havaya kalkmış bacaklar, iki yana açılmış bacaklar, genç kızın namusuna yapılan saldırıları simgeliyor. Yarım yüz maskeleri ise yalan ve ihaneti çağrıştırıyor. Kızın, sirkte buz kayağı yaparken yere doğru eğilip çömelmeleri onun mutsuzluklarını anlatıyor. Kız bu kabaredeki gösterilerinde soyunmayı ve çıplak oynamayı mecburen kabullenmekte, öyle ki delikli bir şemsiyenin arkasında çıplak oynarken kocaman bir örümceğin avı olduğu duygusuna kapılmakta. Akordeon ya da org eşliğinde olsun cehennem, hep bu yaşanan dünyanın barbarlığı... Yalnızlıkla savaşmak için kendine ait iki erkeğin hayalini kuran bu kız, "Büyüyünce, çocuk olacağım" diyor. İlka, varoluşun zavallılığını, acılarını ve üzüntülerini büyük bir ustalıkla vermeyi beceren bir kukla virtüözü. İlka, kendini ifade etmek için kuklaları bir dayanak ve bir bağlantı olarak kullanıyor. Bu gösteri Aglaja'nın otobiyografisinden ziyade İlka'nın kendi içindeki çocukla olan diyalogu. İlka'nın yıllar boyunca içinde korumaya aldığı bu çocukla olan duygusal alışverişi!

Kaybolmuş Adamların Kabaresi

pe cy a

(Le Cabaret des Hommes Perdus) Bu gösteriyi Christian Simeon yazdı; Jean-Luc Revol sahneye koydu; Patrick Lavosa müziğini besteledi; kostümlerini Aurore Popineau tasarladı; koreografisini Armelle Ferron yaptı. Oynayan dört sanatçı ise; Deniş D'Arcangelo, Sinan Bertrand, Alexandre Bonstein, Jeröme Pradon.

hafif, matrak, zaman zaman acıklı ve aydınlık bir edayla anlatıyor. Bu gösteri militan bir mesaj verme kaygısı taşımadan, seyirciyi bu eşcinsel dünyanın içinde bir yolculuğa çıkarıyor. Özellikle seyirciyi bu dünyanın gece hayatının gizli kalmış yüzleriyle, kendine has klişeleri ve aşırılıklarıyla tanıştırıyor.

Bu müzikal komedi, erkeklerin eşcinsel dünyasını

Dickie Teyer (Alexandre Bonstein), bir gece yolda saldırıya uğrar ve dayak yer; kan revan içinde yanlışlıkla "Kaybolmuş Adamlar Kabaresi'ne" sığınır. Dayanılmaz Kader (Deniş D'Arcangelo), dövme ustası romantik barmen (Jeröme Pradon), ve Gucci giysileri içinde şehvetli ama aynı zamanda bunalımlı travesti Lullaby (Sinan Bertrand) arasına düşen Dickie'nin yaşayacağı yeni hayatı, dantel gibi işlenmeye başlanır. Kader, Dickie'yi bir seçim yapmaya zorlar: küçük burjuva hayatı mı, yoksa tanınmış bir film yıldızı mı? Dickie film yıldızı olmaya karar verir. Ama Dickie çok kısa zamanda pornografik filmlerin eşcinsel yıldızı olduğunu trajik bir şekilde fark eder. Eşcinsel pornografinin içine düşen Dickie fahişeliği, eskortluğu, peep şovları, eşcinsel sinemayı ve AİDS'i tanır. Dickie'nin pul ve payetlerle parıldayan giysileri içindeki gerçek yaşam dramı bazen lirik, bazen damardan, bazen hafif, bazen komik, bazen yüzeysel bir dille hicvedilir. Takma kirpikler taşıyan bir tiyatro oyununa benzeyen bu gösteride Christian Simeon, Pigalle'in payetleri ve şaşaası ile Berlin'in savaş öncesi kabarelerinin doğal lezzetini birleştirmiş. Sahne açıldığında Kader seyircilere salonu terk etmelerini ve oyunu seyretmemelerini öneriyor. Aksi

Bu gösteriyi Christian Simeon yazdı; Jean-Luc Revol sahneye koydu; Patrick Lavosa müziğini besteledi; kostümlerini Aurore Popineau tasarladı; koreografi­ sini Armelle Ferron yaptı. 55


halde yaşayacakları şoktan sorumlu olmadığını söylüyor. Oyunun finalinde ise seyircilerin alkışlan arasında Kader onları salondan ayrılmamaya ve biraz daha kalıp arkadaşlık yapmaya, eğlenmeye devam etmeye davet ediyor. Bu kabare-revü çok güncel. Müzikal gösterinin klişelerini yok sayan ve seyirciyle farklı bir platformda randevulaşan bu kabare çok samimi ve sıcak. Kelimeler salonda seyirciden seyirciye dolaşırken, şarkılar ve danslar bu serbest çarkın motorunu oluşturuyor. Bu yolculukta mantık bir kenarda durup geceyi ve bilinmeyeni keşfetmeye çalışıyor. Bu oyun belki bazı insanları rahatsız edebilir ama gösteri bu getonun gerçeklerini öyle hafif bir üslupla ortaya çıkarıyor ki herkes rahatça seyredebiliyor. "Theâtre du Rond P o i n f ' a gelmeden önce bu proje bir sürü tiyatro tarafından reddedilmişti. On yedi

tablodan oluşan bu gösteri şu anda uzatıldı ve kapalı gişe oynuyor. Dickie eşcinsel dünyaya düştükten sonra önce erkek giysilerini atıp, kadın elbiselerine bürünüyor, sexshoplarda çalışıyor; yaşlı, miyop, bir bacağı tahta olan eski bir yıldızın yanında şarkıcı olabilme umuduyla yaşıyor. Bir şarkı besteliyor ama maalesef bu şarkı bir türlü hit olamıyor. Güzel sesine rağmen başarılı olamıyor ve kaderin acımasız tokadını yiyor, AİDS olup ölüyor. Turneye çıkacak olan bu gösteri önce Londra'ya sonra da Broadway'e gidiyor. Oyunculardan Kader'i oynayan Deniş D'Arcangelo ile transseksüel Lullaby'yi oynayan Sinan Bertrand çok başarılı. Kabare dediğimiz; gizemli, sihirli, bazen karanlık, bazen aydınlık, korkular ve müzikle bezenmiş, paradokslarla dolu bir yer. Burada seyirci sınırsız hayaller kurar ve başka dünyalara yolculuğa çıkar...

Serge Noyelle'den

Kabare NoNo B u g ö s t e r i P a r i s ' t e ç o k y e n i b a ş l a d ı . " P a r c d e l a VilletteE s p a c e C h a p i t e a u x " ' d a b ü y ü k b i r s ü k s e y l e d e v a m ediyor.

Serge Noyelle, seyircileri ev sahibi edasıyla, misafirlerini ağırlar gibi, tek tek içeri buyur ediyor ve onları beyaz maskeli garsonlara teslim ediyor.

56

pe cy a

B ü y ü k b i r ç a d ı r ı n i ç i n e g i r e n seyirciler, d e v a s a , ü ç bin b e ş y ü z b u z d a n y a p ı l m ı ş , d ö n e n b i r a v i z e n i n a l t ı n d a k i altıy e d i kişilik m a s a l a r a yerleşiyor. B u z l a r eridiği için avizenin h e m e n altında m a s a yok. A m a masalar çadırın ortasında, ö y l e k i s e y i r c i l e r s a h n e d e o t u r u y o r , o y u n c u l a r ise o n l a r ı n e t r a f ı n d a y ü k s e l t i l m i ş b i r sirk p i s t i n d e s a h n e y e ç ı k ı y o r .

g ü l e r e k , b a z e n g ö z l e r i yaşlı k a d e h i n i k a l d ı r ı y o r . A r t i s t l e r b a z e n ç e k m e c e l e r i n içinden ikonvari kendilerini gösteriyor; b a z e n sarhoş bir g e m i d e şarkı söylüyor; b a z e n bir r e s s a m ı n fırçasından çıkmış terbiyesiz bir esere benziyor. Hayal a l e m i n d e n fırlamış imgelerle dolu karışık bir d ü n y a y a y o l c u l u k e d e n k o n u k l a r ö y l e m u t l u ki... İ l l ü z y o n , striptiz, t r a v e s t i şov, B o t t e r o f i g ü r l e r i n i a n d ı r a n iki y ü z k i l o l u k k a d ı n l a r ı n , ç o k b ü y ü k b a ş a r ı ile y a p t ı k l a r ı k l a p e t d a n s l a r ı , şiirler v e g ü n c e l k o n u l a r ı n k ı s a c a h i c v e d i l d i ğ i gaglar. A v i z e n i n b u z l a n y a v a ş y a v a ş e r i r k e n , iki b u ç u k s a a t l i k gösterinin sonuna da istemeye istemeye geliniyor.

S e r g e N o y e l l e , seyircileri e v sahibi e d a s ı y l a , misafirlerini a ğ ı r l a r g i b i , t e k t e k içeri b u y u r e d i y o r v e o n l a r ı b e y a z maskeli garsonlara teslim ediyor. O n l a r da k o n u k l a n m a s a l a r ı n a yerleştiriyor. B e k l e n m e y e n g ö s t e r i l e r birbirini takip ederken, k o n u k l a r inanılmaz güzel servis edilen b i r b i r i n d e n lezzetli y e m e k l e r i ş a r a p v e ş a m p a n y a e ş l i ğ i n d e yiyor.

Serge Noyelle'in sahneye koyduğu, Marion Coutris'in t e k s t l e r i n i y a z d ı ğ ı N o N o ' d a d ö r t kişilik c a n l ı o r k e s t r a ile o n kişilik b i r o y u n c u k a d r o s u , ü ç ç o k ş i ş m a n k a d ı n k l a p e t ç i v e b e ş kişilik b i r servis e k i b i var. B u servis e k i b i b i r o r k e s t r a şefi d a k i k l i ğ i v e i n c e l i ğ i y l e k o n u k l a r a y e m e k v e i ç e c e k l e r i n i i k r a m e d e r k e n s a h n e y e ç ı k ı p şov y a p m a k t a n da geri kalmıyorlar.

B ü y ü k b i r titizlikle h a z ı r l a n m ı ş m a s k l a r v e m a r j i n a l k o s t ü m l e r seyirciyi c e z b e d i y o r . İki b a c a k , iki k o l ve kafes i ç i n d e k i b i r b a ş t a n o l u ş a n t a b l o d a k i striptiz i z l e y i c i y i b ü y ü l ü y o r . Artistlerin k o r o h a l i n d e s ö y l e d i k l e r i ş a r k ı d a k i s e s l e r i n g ü z e l l i ğ i ; y ü z l e r c e p a t a t e s i n b i r artistin k a s k l ı b a ş ı n a d ö k ü l d ü ğ ü d u ş s a h n e s i şaşırtıcı, s o n s a h n e d e oyuncuların hayali atlarla pistte dakikalarca k o ş m a l a r ı b a ş d ö n d ü r ü c ü ! A n d r o j i n , t o p a l , o b e z , s a k a l l ı travestiler, file çoraplı kadınlar, ağlayan-gülen a m a h e p şair bu artistler k a r a m i z a h ile k i t e h k o m e d i y i h a r m a n l ı y o r . S e r g e N o y e l l e , s i n e m a d a F e l l i n i , sirkte F r e a k s , k a b a r e d e ise N a p o l i t e n e ğ i l i m l i b i r y ö n e t m e n . K a l p atışları, fantezileri ve imgeleri o n u n tiyatrosunun ritmini oluşturuyor. O, tiyatrosunu h e r şeyle, hiçbir şeyle, bir smokin ya da bir şemsiyeyle, eriyen bir buz ya da bir ütü m a s a s ı y l a g e r ç e k l e ş t i r i y o r . Ö y l e k i h e r şey b ü y ü l ü b i r şekle d ö n ü ş ü y o r . O n u n s a y e s i n d e seyirci u y a n ı k k e n r ü y a görüyor.

Seyircinin etrafındaki s a h n e u z u n b i r k o ş u pistini andırıyor. O y u n c u l a r ı n n e r e d e n g e l d i ğ i , n e taraftan ç ı k t ı ğ ı , k i m i n k o n u ş t u ğ u , k i m i n h a n g i n u m a r a y ı sergilediği belli d e ğ i l . Çadırın etrafındaki yükseltilmiş pistte sürekli olaylar cereyan ederken gözlerimiz b a y r a m ediyor.

B u orijinal a m b i y a n s t a N o N o K a b a r e ile s e y i r c i t a m b i r d o y u m a ulaşıyor.

T a b l o l a r ı n h e r biri b i r b i r i n d e n o k a d a r farklı ve o k a d a r g ü z e l k i seyirci n e y i d a h a ç o k b e ğ e n e c e ğ i n i b i l e m i y o r . Şaşkınlıkla bir oraya bir buraya b a k a n k o n u k l a r b a z e n

H a t ı r a l a r v e sırlar, s a b u n b a l o n c u k l a n m n u ç u ş t u ğ u , b e y a z bir d u m a n ı n yayıldığı bu o r t a m d a , birbirlerinin içinde e r i y i p y o k oluyor.


Editör: Ertuğrul Timur aetimur@tiyatrodergisi.com.tr

7'den 70'e Çocuk Oyunu ya da Genç Oyunu Olur mu? Katıldığım çocuk tiyatroları toplantı ve panellerinde sık sık hangi oyunun kaç yaş grubuna hitap ettiğinin afişlerde belirtilmesi gerektiğine dikkat çekilir. Bu son derece doğru bir taleptir. Zamanından önce izlenecek ağır bir oyun, çocuğun tiyatrodan çok erken yaşta soğutulmasına neden olabilecek kadar ciddi bir risktir.

Tiyatro Pera, oyununu çocuk ve gençlik oyunu diye tanımlıyor ve yedi yaş üstü için olduğunu vurguluyor. Almula Merter ise bir masaldan uyarlanan Alaattin oyunu ile ilgili söyleşimizde oyununu ilköğretim çocuklarından yetmiş yaşına dek herkesin izleyebildiğine dikkat çekiyor.

a

Bazıları bu konuya "Sadece alt yaş sınırı belirtilsin üst yaşa sınır konulamaz" görüşüyle yaklaşmaktadır. Eğer olaya kabaca yaklaşırsak bu düşünceye hak verebiliriz. Öyle ya altı yaşında bir çocuğun anlayabildiği oyunu 11-12 yaşında bir çocuk da elbette anlayabilecektir. Ben bu yaklaşıma asla katılamıyorum. Elbette ki pedagog değilim; ancak birazcık gözlem yaparsanız, çocuklukta ve gençlikte yaşlar arası farkların uçurumlar kadar olduğunu fark edeceksiniz. Bunu çocukluğunuzdan da hatırlayabililirsiniz. İlköğretim 5.sınıfa giden bir çocuk asla okulda ilköğretim üçüncü sınıfa giden bir çocukla (okul içinde) arkadaşlık yapmaz. O'nun gözünde "o küçüktür". İlerleyen yaşlarda otuz yaşında birisinin elli yaşında bir arkadaşı olabilir fakat ilköğretimde bazen iki yaş fark bile arkadaşlık için önemli bir sınırdır. Yine ilköğretim birinci sınıfındaki çocuğunuza aldığınız cicili bicili bir kıyafet ya da kalem kutusunu, çantayı altıncı sınıftaki çocuğunuza aldığınızda "Ben bebek miyim" tepkisini alabilirsiniz.

şimdilerde iki gençlik oyunundan söz edebiliyoruz. Birisi Tiyatro Pera'nın sahneleyeceği "Haydi Söyle", diğeri ise Almula Merter tarafından Bulgaristan'da sahneye konulan "Alaattin".

pe cy

Artık pek çok yerde gençlik döneminin on iki yaşından itibaren başladığına vurgu yapılıyor ve üniversite sonuna dek gençlik dönemi olarak vurgulanıyor. Biz de bunu dikkate alıyoruz. Lütfen sevgili yönetmenler, sevgili yapımcılar bunu yapmayınız. Nerede görülmüş on iki yaşında ilk gençlik dönemini yaşayan bir gençle, hatta yedi yaşında bir çocukla bir üniversite gencinin algı düzeyinin, sorunlarının, zevklerinin, beklentilerinin aynı göründüğü? Buna siz inanabiliyor musunuz? Aynısını hikaye kitapları için düşünürsek 'Cin Ali' kitaplarının ya da Pinokyo'nun üniversite gençlerine de hitap ettiğini söylemeliyiz o halde. Bunu ne mantık kabul eder ne pedagoji bilimi ne de çocuklar ya da gençler...

Aynen bu örnekler gibi tiyatroda da siz ilköğretim üçüncü sınıfın üzerindeki çocuklara 'tavşan kardeş, ördek kardeş' karakterleriyle bir oyun sahnelerseniz elbette o çocuk bu oyunu anlayacaktır fakat artık daha büyümüş olduğu dikkate alınmadığı için kendini aşağılanmış hissedecektir. Siz belki bu oyunu artık büyüdüğünü kanıtlama sorunu, kompleksi kalmamış otuz-altmış yaşında birine izletebilirsiniz ama asla her geçen yıl büyüdüğünün kabul edilmesini bekleyen daha alt yaş gruplarına izletmemelisiniz. Elbetteki, alanımız gençlik tiyatroları alanı ve Tiyatro Dergisi gençlik sayfalarındasınız. Peki neden çocuk oyunları konusuna girdim diye sorabilirsiniz. Çocuklarda yaşadığımız bu tartışmayı sanırım gençlik oyunlarının başlaması ile birlikte gençlerde de yaşamaya başlayacağız. Bunun işaretlerini almaya başladık. Gençlik oyunu olmayışından yakındığımız ülkemizde

Ama bütün çocuk oyunu yönetmenlerin dilinde "benim oyunum 7'den 7 0 ' e " iddiası var nedense. Gişe ve seyirci kaygınızı anlayabiliyoruz ama bunun yolu kendimizi kandırmak değildir. Çözümü başka şekilde aramak zorundayız. Lütfen artık çocuk oyunlarında da gençlik oyunlarında da hedef grubunuzu doğru belirleyiniz aksi halde çocukları ve gençleri tiyatrodan soğutacağız. Yukarıda da söylediğim gibi bir çizgi filmi ya da çocuk oyununu elbette ben de keyifle izlerim pek çok yetişkin de keyifle izleyebilir. Ama biz erişkinlerin izliyor olması ile oyunun gerçek hedef kitlesi çok ayrı şeylerdir. Altı yaşında bir çocukla on bir yaşındaki çocuk arasında ya da on üç yaşındaki gençle yirmi iki yaşındaki genç arasında uçurumlar kadar fark vardır. Not: Bu ay içerisinde 5-10 Aralık tarihlerinde Gepgenç Festival'de siz okurlarımızla buluşuyoruz. Sayfalarımızda geniş bilgiyi bulacaksınız. Bekliyoruz...

Elbette ki pedagog değilim; ancak birazcık gözlem yaparsanız, çocuklukta ve gençlikte yaşlar arası farkların uçurumlar kadar olduğunu fark edeceksiniz. 57


Gepgenç Festival Başlıyoooor! Ertuğrul Timur

Gepgenç Festival Fikri nasıl doğdu? Arnavutköy'de bir kahvede... Daha sonra açık bir çağrı yapıldı, Düzenleme Komitesi kurulması için. Çeşitli toplantılar üzerinden bu kurumlardaki genç arkadaşların katkıları ile festival içeriği şekillendi. Gençlik alanında yapılan çalışmaların sayısı son yıllarda büyük artış gösterdi. Siz bunu nelere bağlıyorsunuz? En önemli etkenlerden biri Avrupa Birliği sürecinde gençlerin ve gençlik örgütlerinin yararlanabileceği fon olanakları yerel ve ulusal çapta faaliyet gösteren gençlik STK'larının kapasitesinin artırmasına destek olunmasıdır. Ayrıca gönüllü faaliyetlerin artışı da gençlerin bu ve benzer konularda daha aktif olmalarını sağlayan etkenlerden biri.

Önce bu işi organize edenler olarak sizleri tanıyabilir miyiz? Gençlik Çalışmaları Birimi, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın ortaklığında kurulan bir kuruluş. Amacımız, TOGun gençlik ve gönüllülük alanlarındaki saha birikimi ile Bilgi'nin akademik ve kapasite gelişimi konularındaki tecrübesini aynı çatı altında toplayarak, gençlik alanındaki paydaşların bilgi temelli gençlik politikaları oluşturma sürecini destekleyecek açılımların yaratılmasıdır.

Böylece Birim: Gençlik alanında faaliyet gösteren paydaşların (kamu ve sivil toplum) belirli platformlar ve temalar çerçevesinde bir araya gelerek; birbirlerinden öğrenme sürecini geliştirerek; katılımcı yöntemler ile oluşturulan yerel uygulamaların paydaşlar tarafından benimsenmesini ve uygulanmasını sağlamaya yönelik modellemeler yaparak; gençlere sağlanan hizmetlerin yaygınlaştırılması ve geliştirilmesine yönelik politika temelli izleme çalışmaları yaparak; gençler ile ilgili bilimsel araştırmalar yaparak veya yapılmasını sağlayarak; gençlik alanında faaliyet gösteren paydaşların gençlik çalışmaları ve gençlik politikaları geliştirme kapasitelerini arttırarak, Türkiye'de bilgi temelli ve katılımcı gençlik politikaları oluşturma sürecini destekleyecek faaliyetler, yayınlar ve projeler hayata geçirir. Hedeflenen; gençleri doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren konularda faaliyet gösteren kurumların koordineli çalışmasına, yerel ve ulusal düzeyde aktif gençlik danışma kurullarının oluşturulmasına, gençlik eğitimleri kapsamında aktif yurttaşlık temelinde

58

Başvurularda beklediğiniz ilgiyi görebildiniz mi ve kimler ne tür çalışmalarla katılıyor? Beklediğimizden çok daha fazla ilgi vardı. Yüz on gençlik örgütü Gençlik STK Fuarı'nda yer alacak (8-10 Aralık tarihleri arasında). Otuz iki adet iyi örnek var gençlik alanı ile ilgili (7-8 Aralık). Tüm festival boyunca her gün en az on atölye olacak. Ayrıca gençlik ile ilgili bir de sempozyum var. Orada da on beş akademisyen gençler ile ilgili bilimsel verileri sunacak. Tüm bunlara ek olarak Curcuna bölümünde birçok tiyatro, dans ve sergi etkinliği olacak. Tüm sayılanlar içinde forum tiyatrosu ile ilgili atölyeden gençlik alanında akran eğitimine kadar birçok aktivite var. Ayrıca festival sırasında bizim de planlamadığımız birçok spontane aktivite de olacaktır.

a

5-10 Aralık 2006 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşecek Gepgenç Festival ile ilgili, Festival Komitesi Sekreteri Yörük Kurtaran ile görüştük.

pe cy

Beklediği­ mizden çok daha fazla ilgi vardı. Yüz on gençlik örgütü Gençlik STK Fuarı'nda yer alacak (8-10 Aralık tarihleri arasında). Otuz iki adet iyi örnek var gençlik alanı ile ilgili (7-8 Aralık). Tüm festival boyunca her gün en az on atölye olacak.

formal olmayan eğitimin yaygınlaştırılması ve tanınmasına, gençlik yasasının çıkarılmasına, ulusal ve yerel bütçelerden gençlere ayrılan payın artırılması ve gençlerin yerel ve ulusal düzeyde çeşitli platformlar aracılığı ile yönetime katılmasına yönelik uygulamaların geliştirilmesi ve desteklerin sağlanmasıdır.

Bir okul çatısı altında yapılan etkinliklerin okul etkinliği olarak anılması gibi bir dezavantajı var. Oysa sizin festivaliniz Bilgi Üniversitesi'yle sınırlı değil. Dışarıda yeterli tanıtım yapılabildi mi? Festival etkinliklerine, katılımcılar dışında izleyici olarak dışardan yeterince katılım bekliyor musunuz? Bilgi Üniversitesi zaten STK gibi çalışan bir eğitim kurumu olduğu için insanlar bu işin üniversite içinde olmasını çok garipsemiyor. Tanıtım ile ilgili posterler ve el ilanları herhangi bir kafede, sokakta, üniversitede karşınıza çıkabilir. Ayrıca derginizi okuyan gençler veya 'bu gençler ne yapıyor' diyerek yetişkin olduğunun bilincinde olan herkes festivale gelebilir. Festival gelenekselleşerek sürecek mi? Her sene... Ama önce bu festivali yapıp daha sonra gelecek sene bu işi bizlerle organize etmeyi isteyen gençlik kuruluşları ile bir görüşme yapıp içeriğini daha çok onların katılımı ile oluşturduktan sonra... Festival bünyesinde bir de "Türkiye gençler için neler yapmalı, gençler Türkiye için neler yapmalı?" başlıklı makale yarışması var. Gönderilen makaleler nasıl değerlendirilecek? Yani gençlerin görüşleri budur denilerek yararlanılması için bir yerlere sunulacak mı?


onlar için çok önemli. Tiyatro ve geniş anlamı ile sanat da aslında gençlerin kendilerini özgürce ifade edebileceği bir ortam sağlıyor. Belki burada çok önemli iki nokta var. Her gence bir fırsat vermek çok önemli. Ardından o gence bir ikinci fırsat vermek de en az birinci kadar önemli.

Makale yarışması doğrudan festival ile ilgili bir aktivite değil. Birleşmiş Milletler Gençlik Tematik Grubu'nun (Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler Kalkınma programı, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, ILO, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komisyonu, Avrupa Komisyonu Delegasyonu) bir yarışması. Onlar festivalde sunulan açık platformu kullanarak festivalde gençlik ve Türkiye ilişkisi ile ilgili bir alan açmak istediler. Bu yüzden sorunun devamı ile ilgili tüm bilgiler sanırım Dünya Bankası 'nda var. Festival tanıtımında kullandığınız tanımlardan birisi de "Bu kez gençler ve kendini genç hissedenler için değil, genç olmanın farkında olanlar için" şeklinde. Genç olmak, pek çok şekilde tarif edilebilir elbette. Peki size göre farkında olunulması gerekilen gençlik olguları nedir? Gençler için olmazsa olmazlarınız var mı?

23-26 Kasım 2006 tarihleri arasında İstanbul'da, bir gönüllü eğitimi ile başlayan kampanyanın aktivitelerinin ikincisi GePGeNç Festival olacak. Festival kampanyanın değerlerinin yaygınlaştırılması ile ilgili bir platform görevi görecek.

pe cy a

Var. Öncelikle o cümlenin öyle yazılmasının nedeni, bu ülkede saçı ağarmışların "ben aslında gencim" diyerek cümleler kurduktan sonra konuşmaya başlaması. Tabii bu yaklaşım onların gençler adına da söz söylemesinin ve kararlar almasının önünü açıyor. Bu yüzden her ne kadar genç olma durumunu yaşa vurmak iyi bir yaklaşım olmasa da o 'gencin' otuz yaşından büyük olmaması sanırım bizim tercihimiz. Benzer biçimde çocukluk ve gençlik geçiş dönemi de herhalde on beş, on altı yaş dönemi.

Son olarak "Herkes Farklı - Herkes Eşit" festival sloganınız... Bunu açabilir misiniz? "Herkes Farklı Herkes Eşit" Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Gençlik Forumu tarafından başlatılan ve kırk yedi Avrupa Konseyi üyesi ülke tarafından da resmi olarak devlet düzeyinde sahiplenilen bir gençlik kampanyası. İnsan hakları ve çeşitlilik kavramlarının gençler arasında yaygınlaştırılması, böylece farklılıklar ile beraber yaşama kültürünün hayata geçmesi ile ilgili Haziran 2006'da başlayan kampanya, Eylül 2007'de son bulacak. Her ülkenin bir resmi kampanya komitesi var. Her ülke kampanya bünyesinde ne yapacağına kendisi karar veriyor. Türkiye Ulusal Kampanya Komitesi, Eylül ayında yapılan bir açık çağrı üzerinden belirlendi. Halen komitede: Gençlik Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programlan Merkezi Başkanlığı-Ulusal Ajans, Gençlik ve Spor Vakfı-Gençlik Sosyal Gelişim Programı, Avrupa Öğrencileri ForumuAEGEE-Ankara, Ankara Gençlik Merkezi Gençlik ve Spor Kulübü, Hatay Öğrenci Yardımlaşma ve Dayanışma Kulübü Derneği, Arı Hareketi-Gençlik Çalışmaları, İstanbul Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi bulunmakta.

İstanbul'da, bir gönüllü eğitimi ile başlayan kampanya­ nın aktiviteleri­ nin ikincisi GePGeNç Festival olacak. Festival kampan­ yanın değerlerinin yaygınlaş­ tırılması ile ilgili bir platform görevi görecek.

Teşekkürler ve sevgiler..

Genç olmak belki biraz farklı olmak. İsyan etmek. Sistemin istedikleri ile yetinmeyip biraz onu değiştirmeyi istemek ve aslında bu konuda da bir şeyler yapmak. Bu klasik cevap. Ayrıca, genç olmak daha hareketli olmak, iki melodide dans etmek, gülmek, yaşamak, kolayca aşık olmak, seçimler yapmak, yanlış seçimler yapmak, vs...

Medya ve eğitim kurumlarının insanlarımızı daha doğumundan başlayarak şekillendirdiği günümüzde, sanatın bu "sunulanların dışında alternatifleri" gösterebilme gücüne inanıyor musunuz ve sizlerin genç olarak sanat ve tiyatro dünyasından beklentileriniz var mı? Gençlerin kendilerini ifade etmeleri ile ilgili vesileler artıkça gençler bu toplumda kendilerini daha çok 'genç' olarak konumlandıracaklar. Bu yüzden gençleri güçlendirmek için onlarla yapılan her aktivite, yine

Gençlik Tiyatroları Oluşumu da Gepgenç Festivalde Türkiye genelinde kırk üniversite ve lise tiyatrosu topluluğunun katılımı ile kurulan Gençlik Tiyatroları Oluşumu da Gepgenç Festivalde yer alıyor. Gençlik Tiyatroları Oluşumunun beş gün boyunca festivalde standı açık olacak. Standda, oluşumun tanıtımının yanı sıra yeni katılımlar kabul edilecek, imza kampanyaları sürdürülecek. Gençleri burada bazı avantajlar da bekliyor. Festival boyunca gençler Tiyatro Tiyatro dergisine indirimli olarak abone olurken, özel tiyatrolara indirimli bilet, BGST Yayınları'ndan yüzde otuz indirimli Tiyatro kitapları alabilecek. 10 Aralık günü Bilgi Üniversitesi Dolapdere Büyük Salon'da Gençlik Tiyatroları Oluşumu'na ait bir de etkinlik yer alıyor. Etkinliğin programı şöyle: 10.00-10.30 Açılış ve Sinevizyon 10.30-11.30 Atölye (Adnan Tonel) 11.30-13.00 Panel "Gençlik ve Tiyatro" (Ertuğrul Timur, Adnan Tönel, Dersu Yavuz Altun, Ümit Kireççi) 13.00-14.00 Atölye (Handan Karadam) 14.00-15.00 Gençlik Tiyatroları Oluşumu kuruluş toplantısı

59


Haberler

Eleştirmen R e y m a n Eray, yakalandığı akciğer kanserine 25 K a s ı m ' d a yenik düştü. R e y m a n Eray, 1 4 y a ş ı n d a m ü z i ğ e v e y a z m a y a b a ş l a d ı . . . İlk yazıları 1 7 y a ş ı n d a iken d ö n e m i n s a y g ı n g a z e t e s i Yeni S a b a h ' t a basıldı. A n d r e a P a l e o l o g o s ' t a n gitar, Fritz K e r t e n ' d e n a r m o n i dersleri aldı. A d n a n S a y g u n , İ l h a n U s m a n b a ş , R i m s k y K o r s a k o v gibi ustaların k i t a p l a r ı n d a n bestecilik, füg, k o n t r p u a n , o r k e s t r a l a m a ö ğ r e n d i . 60'lı yılların sonlarına d o ğ r u , k ı s a b i r s ü r e t a v e r n a l a r d a g i t a r ç a l ı p L a t i n A m e r i k a şarkıları s ö y l e d i k t e n s o n r a k e n d i n i t a m a m e n m ü z i k ö ğ r e t m e n l i ğ i n e v e r d i . S a y ı s ı z m ü z i s y e n yetiştirdi. B u y ı l l a r d a adını s ö z y a z a r ı , besteci v e aranjör o l a r a k d u y u r m a y a

Haberler

Reyman Eray'ı Yitirdik

b a ş l a d ı . Y ü z l e r c e şarkı y a z d ı . 2 0 0 ' ü a ş k ı n p l a k t a , 50'yi a ş k ı n k a s e t t e i m z a s ı y e r aldı. 5 0 şarkısı T R T Hafif M ü z i k R e p e r t u v a r ı ' n a alındı. D e v l e t v e Ş e h i r T i y a t r o l a r ı ' n d a d a s a h n e l e n e n o y u n l a r a b i n e y a k ı n şarkı y a z d ı . B u n u n y a n ı s ı r a g a z e t e c i l i k y a p t ı , m ü z i k , s a n a t , t i y a t r o eleştirileri y a y ı m l a n d . .

İstanbul Devlet Tiyatrosu'na Yeni Sahne İstanbul Devlet Tiyatrosu, TİM (Türker İnanoğlu Maslak Show Center) Sahnesi 14 Kasım günü açıldı. 302 Koltuk kapasiteli sahne Bursa Devlet Tiyatrosu yapımı "Tatlı Kaçık" adlı oyunla tiyatroseverlere merhaba dedi. Böylece İstanbul DT'nin altı sahnesi oldu.

Mine Acar'a "En Başarılı Bürokrat Ödülü"

pe cy a

TAÇSAV (Türkiye Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Vakfı) Yönetim Kurulu tarafından; Devlet Tiyatroları'ndaki başarılı çalışmaları ve yönetiminden dolayı Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mine Acar'açeşitli görevlerde bulunan 19 bürokratla birlikte "En Başarılı Bürokrat" ödülüne değer görüldü.

'Şarkılarımız Yaşasın'a Engelleme

Ankara Ekin Tiyatrosunun sahnelediği, Yılmaz Onay "Şarkılarımız Yaşasın" adlı çocuk oyunu Edirne İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nce 'sakıncalı bulunarak' sahnelenmesi engellendi. Edirne Eğitim Sen tarafından Edirne ve Keşan'a davet edilen ve organizasyonu yapılan gösterimler, tüm girişimlere rağmen yapılamadı.

Mitos-Boyut Oyun Yazma Yarışması Sonuçlandı

Mitos-Boyut Yayınlarının düzenlediği 1. Oyun Yazma Yarışması 15 Ekim 2006 tarihinde sonuçlandı. Yüz on altı oyunun katıldığı yarışmada, ödülleri kazananlar şöyle: Başarı Ödülü: Lanet - Ercan M. Erdem, Ölü Güvercin - H. Can Utku, Fesleğen Çıkmazı - Meltem Yıldırım Özendirme Ödülü: Tek Kişilik Cinayet - Ali Doğanbay, Gecenin Mührü - Mehmet Eşli, Karşılaşma - H. Alp Tahman. Seçilen altı oyun, Mitos-Boyut Yayınlan tarafından kitaplaştırılıp okuyuculara sunulacak.

3. Ulusal Bilecik Tiyatro Festivali 3. Ulusal Bilecik Tiyatro Festivali 27 Kasım'da başladı. 3 Aralık'a kadar devam edecek festivalde bu yıl çocuk etkinliklerine ve atölye çalışmalarına ağırlık verildi. Dokuz tiyatronun katıldığı festivalin bu yılki onur ödülü Nejat Uygur ve Müjdat Gezen'e verildi.

Lüleburgaz Uluslararası Balkan Amatör Tiyatrolar Festivali "Sınırsız Balkanlara Doğru" sloganıyla Lüleburgaz Gençoyuncular topluluğu tarafından düzenlenen Lüleburgaz Uluslararası Balkan Amatör Tiyatrolar Festivali'nin dördüncüsü, 28 Kasım'da başladı. Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan'ın katıldığı festivale yüz yirmi sanatçı davet edilmiş. Festival 3 Aralık'ta sona erecek.

60


Basına-Dergimize-Eleştiri Kurumu'na Büyük Saldırı Devlet Tiyatrosu 94 çalışanının imzasıyla Basına-Dergimize-Eleştirmenlik k u r u m u n a büyük bir saldın ve k a r a l a m a k a m p a n y a s ı gerçekleştirilmiştir. D e r g i m i z e l e ş t i r m e n l e r i n d e n v e T e m p o Dergisi y a z a n R a g ı p E r t u ğ r u l ' a c i d d i y e t s i z , yakışıksız bir iftira atılmış, R a g ı p E r t u ğ r u l ' u n ü z e r i n d e n t a m a m e n b a s ı n ö z g ü r l ü ğ ü v e e l e ş t i r m e n l i k k u r u m u c i d d i b i r s a l d ı n ile k a r ş ı k a r ş ı y a b ı r a k ı l m ı ş , e l e ş t i r m e n l e r s i n d i r i l m e y e çalışılmıştır. R a g ı p E r t u ğ r u l ' u n İstanbul D e v l e t T i y a t r o s u ' n d a n "kendisine istediği tarihte kullanmak üzere, her o y u n i ç i n 4'er a d e t b e d a v a b i l e t i s t e m i ş t i r . " s u ç l a m a s ı y l a , T i y a t r o E l e ş t i r m e n l e r i B i r l i ğ i ' n d e n i h r a ç e d i l m e s i d e istenmiştir. İlgili b ü t ü n b i r i m l e r l e g ö r ü ş ü l ü p , t ü m bilgi v e b e l g e l e r l e o l a y ı n t a m a m e n g e r ç e k dışı o l d u ğ u a n l a ş ı l m ı ş , g e r ç e k n e d e n i n ise R a g ı p E r t u ğ r u l ' u n , T i y a t r o . . . T i y a t r o . . . D e r g i s i ' n i n K a s ı m 2 0 0 6 s a y ı s ı n d a y a y ı m l a n a n v e K e m a l B a ş a r ' ı n A n k a r a Devlet T i y a t r o s u ' n d a yönettiği " H a y a t ı Yaşamak" o y u n u n a yönelttiği o l u m s u z eleştirilerden k a y n a k l a n d ı ğ ı , b u ö f k e y l e K e m a l B a ş a r ' ı n A n k a r a , K o n y a , Van, A n t a l y a , B u r s a , İ s t a n b u l , İ z m i r D e v l e t Tiyatrolarında görevli büfecisinden, oyuncusundan, m ü d ü r koltuğunda oturanından, dekor ya da kostüm veya ışık t a s a r ı m c ı l a r ı n d a n , s u f l ö r l e r d e n , a k s e s u a r c ı l a r ı n d a n ; s a h n e a m i r i , s a h n e k u a f ö r ü , t e r z i , m a k i n i s t v e d e ışıkçısından, kimi balet ve balerinlerden, bazı oyun yazarlarımızdan 94 imzayı bir araya getirerek oluşturduğu Basın Bülteni şöymedir. ELEŞTİRMENLER ismi

kullanılmak

üzere

uymadığından mesleğini

olanlar, adet

4'er

reddedilen

kötüye

oldukları

Türkiye

Kamuoyu

ve

BİRLİĞİNE

AÇIK

DİLEKÇE

İstanbul Devlet Tiyatrosu ücretsiz

Türkiye

kullandığı

sanatseverlerin

isteyen,

Eleştirmenler

için,

Eleştirmenler

bilet

IATC

bilgisine

bu

Birliği

tüzüğünün

Birliği'nden

talebi Yönetim talep

KAMUOYUNA

DUYURU

her bir oyun

için,

mantıksız Kurulu

ilgili paragrafı

ihracını

saygılarımızla

VE

Müdürlüğü'nden,

bulunup Üyesi

gereğince,

istediği zaman

kurumun yönetmeliklerine Ragıp saygın

Ertuğrul'u

de

kınıyor,

eleştirmenlerin

üyesi

ediyoruz.

duyururuz.

(94

Devlet

Tiyatrosu

Çalışanı)

a

TÜRKİYE Biz aşağıda

İddialar ve gerçekler:

( . . . k e n d i s i n e i s t e d i ğ i t a r i h t e k u l l a n m a k ü z e r e , h e r o y u n i ç i n 4'er a d e t b e d a v a b i l e t i s t e m i ş t i r . . . ) Y a n i

cy

R a g ı p E r t u ğ r u l , d a v e t i y e i s t e m e m i ş , B İ L E T i s t e m i ş t i r v e ü s t e l i k B E D A V A istemiştir.

D e r h a l o l a y ı k e n d i k a y n a k l a r ı n d a n ö ğ r e n m e k için İ s t a n b u l B a s ı n B ü r o s u ' n u a r a y ı p F i r d e v s D a ş d e m i r ile k o n u ş t u k , F i r d e v s H a n ı m b ö y l e b i r t a l e b i n o l m a d ı ğ ı n ı , R a g ı p E r t u ğ r u l ' u n 2 ' ş e r kişilik t a r i h l e r i n i d e b e l i r t e r e k y e r t a l e p ettiğini ifade etti. Aynı soru k e n d i s i n e 2 1 . 1 1 . 2 0 0 6 t a r i h i n d e e-posta y o l u y l a d a s o r u l m u ş v e a ş a ğ ı d a k i yanıt valınmıştır. Ragıp

bey benden

bu

sezon

e-maille

oyunlarımıza

2 'şer adet yer

talep

etmiştir.

Firdevs Daşdemir

pe

Gelişme, R a g ı p Ertuğrul'a aktarılmış, R a g ı p Ertuğrul da E k i m ve K a s ı m aylarına ait taleplerini içeren basın b ü r o s u n a g ö n d e r d i ğ i e - p o s t a l a r ı d e r g i y e iletmiştir. A r d ı n d a n K e m a l B a ş a r ' a ş u s o r u y u y ö n e l t t i k :

94 imzalı olarak ilettiğiniz iddiaları hızla araştırıyorum. Ragıp Ertuğrul bu talebi kime ve ne zaman yapmış? Bu talebini yazılı olarak mı, sözlü olarak mı yapmış? Ve K e m a l B a ş a r ' d a n şu yanıtı aldık.

Galip'le görüşebilirsin. Detaylar onda. Biz duyarlı meslek erbapları olarak, onun bize aktardığı bilgi üzerine (ki o bir şey söylediyse doğrudur), Türk tiyatrosuna ve kurumumuza sahip çıkıyoruz Meydan boş değil. Mesele budur. Yanıtını a l d ı k t a n s o n r a U l u s l a r a r a s ı T ü r k i y e E l e ş t i r m e n l e r B i r l i ğ i T ü r k i y e B a ş k a n ı Ü s t ü n A k m e n ile b i r l i k t e İstanbul Devlet Tiyatrosu M ü d ü r ü Sayın G a l i p E r d a l ' ı ziyarete gidilmiş ve şu yanıt alınmıştır. O l a y ı n K e m a l B a ş a r ' l a ilişkisine gelirsek. S a y ı n G a l i p E r d a l , s e k r e t e r i n i n R a g ı p E r t u ğ r u l ' u n 4 d a v e t i y e isteği v e p r o t o k o l d e y e r o l m a m a s ı n e d e n i y l e verilemediği bilgisini verdikten kısa bir süre sonra, K e m a l B a ş a r ' ı n arayıp, R a g ı p E r t u ğ r u l ' u tanıyıp tanımadığını

sorması

eleştirmene 4 davetiye

üzerine,

veremeyeceğimiz

"tanımıyorum, fakat demin 4 için

verilmemiş"

davetiye

konuşmasından

istemiş,

yer olmadığı

yola çıkan

Kemal

için

ve

her

Başar tarafından,

k e n d i ş a h s i h ı r s ı v e öfkesi n e d e n i y l e m e s l e k t a ş l a r ı n ı o l a y ı t a h r i f e d e r e k y a n ı l t m ı ş v e o l a y ı b i r k a r a l a m a kampanyasına dönüştürmüştür. 4 Sayısının gerçeği: R a g ı p E r t u ğ r u l ' u n K a s ı m a y ı n d a i z l e m e k i s t e d i ğ i 4 o y u n a y e r k a l m a d ı ğ ı için v e r i l e m e m e s i v e i s t e d i ğ i d a v e t i y e l e r i n i l e t i l e m e d i ğ i bilgisi b a s ı n b ü r o s u ' n d a n , s e k r e t e r l i ğ e , s e k r e t e r l i k t e n d e S a y ı n G a l i p E r d a l ' a a k t a r ı l ı r k e n 4 o y u n , 4 kişilik d a v e t i y e y e d ö n ü ş m ü ş a m a b u d ö n ü ş ü m ü n n e r e d e o l d u ğ u b u l u n a m a m ı ş t ı r . B a s ı n B ü r o s u R a g ı p E r t u ğ r u l ' u n 2 ' ş e r kişilik d a v e t i y e i s t e d i ğ i n i t e y i t e t m e k t e d i r .

61


Kemal Başar Öfkesinin Kaynağı K e m a l B a ş a r , K a s ı m 2 0 0 6 s a y ı m ı z d a y a y ı m l a n a n R a g ı p E r t u ğ r u l ' u n o l u m s u z e l e ş t i r i s i n e k ı z m ı ş , a r d ı n d a n Yayın Y ö n e t m e n i m i z Mustafa Demirkanlı ve Ü s t ü n A k m e n ' e R a g ı p E r t u ğ r u l ' u şikayet etmiş ve yazısını şöyle sonlandırmıştı. ederim.

Yani

onun

" . . .bundan haddini

sonra

bildirmeyi

herhangi bir yerde başka

bir

benim ya

bahara,

başka

da

dostlarımın

bir zemine

ayağına

dolanmamasını

tavsiye

bırakıyorum."

Haberler

Ve ardından yukarıda özetlediğimiz olayı planlamış ve arkadaşlarını da yanıltarak, protestosunu b a ş k a bir z e m i n e taşıyarak, tarihte görülmemiş bir yönetmen-eleştirmen hesaplaşmasına çevirmiştir.

R a g ı p Ertuğrul, K e m a l B a ş a r ' ı n bu suçlamaları karşısında olayı hukuk zeminine taşımış ve K e m a l Başar hakkında h e m ceza h e m d e h u k u k davası açmıştır.

Ancak, K e m a l B a ş a r ' ı n örgütlediği yakışıksız bu olayın yankıları Dergimiz baskıya verilirken d e v a m ediyordu.

İ k i k u r u m u ( D T v e E l e ş t i r m e n l e r i ) k a r ş ı k a r ş ı y a g e t i r m e r i s k i t a ş ı m a s ı n ı e n d i ş e ile i z l e n i y o r , T i y a t r o . . . T i y a t r o . . . D e r g i s i o l a r a k h e r iki k u r u m u s a ğ d u y u y a d a v e t e d i y o r , k i ş i s e l b i r ö f k e n i n o l u ş t u r d u ğ u b u o l u m s u z g e l i ş m e n i n tiyaromuza zarar vermemesini diliyoruz. Not: Konu ile ilgili tüm detayların toparlandığı. başlıklı yazısını www.tiyatrodergisi.com.tr 'den

Yayın Yönetmenimiz Mustafa Demirkanlı'nın okuyabilirsiniz.

"Olmadı!

Kemal Başar'amadın"

Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nden Kamuoyu Açıklaması 5 7 yıllık saygın k u r u l u ş D e v l e t T i y a t r o s u ' n u n 9 4 ç a l ı ş a n ı n ı n i m z a s ı y l a , 2 1 K a s ı m g ü n ü y a p ı l a n k a m u o y u d u y u r u s u , ülkemizde eleştirmenlik k u r u m u n a vurulan son ve niteliksiz en ağır darbe olarak tarafımızda fevkalade derin üzüntü yaratmıştır. S o n d e r e c e h a k s ı z , " v e b a l i " a ğ ı r o l a n b u saldırı v e 9 4 i m z a y l a b a ş l a t ı l a n ü y e m i z R a g ı p E r t u ğ r u l n e z d i n d e t ü m eleştirmenleri kapsayan karalama kampanyası, sadece mesleğimiz açısından değil, giderek un ufak olan, olmasına

a

ç a l ı ş ı l a n t i y a t r o s a n a t ı m ı z a ç ı s ı n d a n d a h a y l i ü z ü n t ü vericidir. İ d d i a , a n ı l a n ü y e m i z i n " İ s t a n b u l D e v l e t T i y a t r o s u M ü d ü r l ü ğ ü ' n d e n h e r o y u n için istediği z a m a n k u l l a n ı l m a k ü z e r e 4'er a d e t ü c r e t s i z bilet" t a l e p ettiği i d d i a s ı n a d a y a n d ı r ı l m a k t a o l u p , b u d u r u m d a aldatılan k a m u o y u n u n t a r a f ı m ı z d a n

cy

aydınlatılması h u s u s u da "Birliğimiz" adına k a ç ı n ı l m a z bir görev olmaktadır. 1 . R a g ı p E r t u ğ r u l ' u n 4 v e 1 8 E k i m t a r i h l e r i n d e İ s t a n b u l ' d a k i t o p l a m 10; 2 0 E k i m t a r i h i n d e ise A n k a r a ' d a k i t o p l a m 3 o y u n için, 9 4 i m z a l ı k a m u o y u a ç ı k l a m a s ı n d a i f a d e s i n i b u l d u ğ u gibi " 4 ' e r a d e t b e d a v a b i l e t " d e ğ i l , 2'şer k i ş i l i k davetiye istediği yazılı belgelerle saptanmıştır.

2. Y ö n e t i m K u r u l u m u z u n toplantısında suçlamanın kaynağı araştırılmış, y ö n e t i m kurulu başkanımız yetkililerle bizzat görüşmüş, son derece doğal olan davetiye talebinin böylesine çarpıtılarak ve 94 i m z a sahibinin kandırılması neticesinde eleştirmenlik k u r u m u n a darbe indirilmesinin nedeni olarak, ü y e m i z R a g ı p Ertuğrul'un, "Tiyatro...

pe

Tiyatro... Dergisi"nin K a s ı m 2006 sayısında yayımlanan ve K e m a l Başar'ın A n k a r a Devlet Tiyatrosu'nda yönettiği " H a y a t ı Y a ş a m a k " o y u n u n a y ö n e l t t i ğ i o l u m s u z eleştiri y a z ı s ı o l d u ğ u ü z ü n t ü i ç i n d e s a p t a n m ı ş t ı r .

3. Ü z ü n t ü m ü z ü n esas kaynağını, böyle bir k a m p a n y a n ı n , hiç kuşkusuz, ö n ü n d e saygıyla eğildiğimiz saygın tiyatro sanatçısı Savaş Başar'ın evladı olan ve yeteneğini/değerini/becerilerini her z a m a n takdirle andığımız K e m a l

B a ş a r ' d a n k a y n a k l a n m ı ş o l m a s ı teşkil e t m i ş t i r . K e m a l B a ş a r , e l e ş t i r i l m e n i n v e r d i ğ i a n l a ş ı l a m a z ö f k e y l e A n k a r a , K o n y a , Van, A n t a l y a , B u r s a , İ s t a n b u l , İ z m i r D e v l e t T i y a t r o l a r ı n d a g ö r e v l i b ü f e c i s i n d e n , o y u n c u s u n d a n , m ü d ü r k o l t u ğ u n d a o t u r a n ı n d a n , d e k o r y a d a k o s t ü m v e y a ışık t a s a r ı m c ı l a r ı n d a n , s u f l ö r l e r d e n , a k s e s u a r c ı l a r ı n d a n ; s a h n e amiri, sahne kuaförü, terzi, makinist ve de ışıkçısından, kimi balet ve balerinlerden, bazı o y u n yazarlarımızdan 94 imzayı bir a r a y a getirmiştir.

4. "Hayatı y a ş a m a k " o y u n u n u n yönetmeni K e m a l Başar'ın, Tiyatro Dergisi W E B sitesindeki ve R a g ı p Ertuğrul'u m u h a t a p alan: " . . . b u n d a n sonra herhangi bir yerde b e n i m ya da dostlarımın ayağına d o l a n m a m a s ı n ı tavsiye ederim. Yani o n u n h a d d i n i bildirmeyi b a ş k a bir bahara, b a ş k a bir z e m i n e b ı r a k ı y o r u m " sözleri, eleştirmenin g ö r e v i n i y a p m a m a s ı y o l u n d a " i r a d e s i ü z e r i n d e c e b r i t e s i r y a p m a k " a n l a m ı n ı t a ş ı m a k t a d ı r v e a l e n e n s u ç teşkil etmektedir. 5. Suçsuz olduğu bilindiği h a l d e suç isnadı karşısında ü y e m i z R a g ı p Ertuğrul keyfiyeti b u g ü n itibariyle adliyeye intikal ettirecektir. Bu d u r u m , elbette ki üzücüdür. A n c a k , seyirciyi tiyatro b ü t ü n ü n ü n bir parçası olarak k a b u l edip, eleştirmeni etkileşim ve kaynaşma noktasında bulunan bir tiyatro adamı saymayan 94 i m z a sahibinin bilinçsizce, bilgisizce, s o r u m s u z c a d a v r a n m ı ş olmaları, hiç k u ş k u y o k ki ç o k d a h a ü z ü n t ü vericidir. 6 . B u d u r u m d a , işin a d l i safhası b i r tarafa, R a g ı p E r t u ğ r u l ' u n s ı r t ı n d a p r o g r a m l a n a n b u k o m p l o ç ö z ü l m e l i , " K a m u o y u A ç ı k l a m a s ı " m n a l t ı n a i m z a a t a n 9 4 i m z a sahibi R a g ı p E r t u ğ r u l n e z d i n d e t ü m t i y a t r o e l e ş t i r m e n l e r i n d e n özür dilemeli, eleştirmenin kendi beğenisini ortaya k o y m a hakkının olduğu gerçeğini göz ardı etmediklerini ispatlamalıdırlar. Bilinen gerçek, eleştirmenin beğenisi, birikiminin ve deneyimlerinin toplamıdır. K a m u o y u n a saygıyla duyururuz. ULUSLARARASI TİYATRO E L E Ş T İ R M E N L E R İ BİRLİĞİ TÜRKİYE M E R K E Z İ YÖNETİM KURULU

62


Kemal Başar'a Yanıtlar K e m a l Başar'ın "... dramaturji ve eleştirmenlik master'ı yapmış İ.Ü.'deki bölümde. Orasını biliyorsun neredeyse s ı n a v s ı z alıyor, b a ş ö r t ü l ü d r a m a t u r g l a r vs. y e t i ş t i r i y o r İ s t a n b u l B e l e d i y e T i y a t r o s u ' n a . " s u ç l a m a s ı n d a n s o n r a S a y ı n Ali T a y g u n ' d a n v e S a y ı n D i k m e n g ü r ü n ' d e n g e l e n a ç ı k l a m a l a r ş ö y l e d i r : "Ankara

Devlet

Tiyatrosu

sanatçısı

Dramaturji Bölümü'ne yapılan cevap

vermeyi

gereksiz

Kemal

sığ ve

Başar

düzeysiz

tarafından

saldırıyı

İ.Ü.

kınamakla

Edebiyat birlikte,

Fakültesi

Tiyatro

kendisine

Eleştirmenliği

ve

'Tiyatro Dergisi' sayfalarında

buluyoruz.

Saygılarımızla

"M.

Eleştirmenliği

Demirkanlı,

ve

Dramaturji

Bölümü adına,

biliyorsun

Benim Kemal Başar ile bir alıp veremediğim yok. kantarın

duymam, Ama

pek

şimdi

topuzunu ciddiye

kaçırabilir,

de

almam;

Darülbedai'ye

Bir

kere

benim,

Ne

onlar beni sever,

kolladığım

Başkanı,

Prof.

nerdeyse

sınavsız

alıyor,

bunu

gelince,

ister İÜ olsun ne

kabul

ben

İş yapmış,

ediyorum.

herkes

bilir.

şunları

onları.

Onun

için

dramaturglar vs.

o da kızmış.

iyi de yazsalar kötü de,

Ama yapılacak,

söylemek

ister DTCF mezunu,

başörtülü

onları

yetiştiriyor

Olabilir.

Polemikte

eleştirmenlere pek sempati

okumamaktır diye

düşünürüm.

zorundayım:

dramaturgları

ister başı

tiyatroda

örtülü olsun

lüzumsuz

ister açık,

Bizim

"Şehir

Tiyatroları"

"Nerdeyse

tiyatronun

sınavsız

küçümsemek tiyatronun

olsa,

için bu

diye

resmi adı anılır.

alıyor,

kökünden

Ertuğrul

Dramaturgluk mesleğinin de kez Darülbedai'de geçti. Hatırlatırım. Taygun"

değerinin

başının

bildiğim.

örtülü ya

tiyatrocular, dramaturglar

yazarın

kendisinin

"Darülbedai" vs. de,

Başar,

da

"İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir

Biz,

başörtülü

kullanılmışsa,

kurum

Muhsin

bir dramaturgun

benim

bulduğumu

herkes

bilir.

kurumumun dramaturglarını

"var,"

daha

geldiğini, önce

ülkemizdeki

ondan

deriz

yetiştiriyor

önce

tarihine

Belediye

kurucusu

bir

dal

kurucusu

sayabileceğimiz

ve

uzun

Firma

Müsahipzade

olarak

Tiyatrosu'na,"

hatırlatırım.

yıllar

kim?

75 yıldır

hürmeten.

muhterem pederinin

olduğunu

söylesin,

ilişkisi nedir?

Tiyatroları "dır.

92 yıllık

İstanbul

kendisinden

gelişmiş

Darülbedai'nin

diyorsa

açık olmasıyla

pe cy

varsın

Ayrıca:

Ali

Gürün"

düşünülemez.

ama,

kurucusu

Dikmen

birileri beğenmemiş,

Ayrıca,

Ancak, Darülbedai'de halen başı örtülü dramaturg yok, "Başörtülü dramaturglar vs." deki "vs" ne ola ki? Yok,

Dr.

Editör.

Kemal Başar yazısında "İ. Ü'deki bölüm İstanbul Belediye Tiyatrosu'na," diyor.

insan

Bölüm

a

Tiyatro

de

Devlet

ibaresi

mensup

olduğu

Tiyatroları 'nın

intendant'ıydı.

Celal

Bey

de

bu

makama

ilk

İ.D.D Müdürü Galip Erdal'ın Açıklaması "M.

Demirkanlı,

Editör.

Sayın Mustafa Demirkanlı,

İstanbul Devlet Tiyatrosu olarak, b u g ü n e kadar eleştirmenlerin oyunlarımızı izlemeleri konusunda, bir sorun y a ş a n m a m a s ı için h e r türlü kolaylık gösterilmiştir. Bu k o n u d a görevli Basın ve H a l k l a İlişkiler b ü r o m u z eleştirmenlere her z a m a n yardımcı olmuşlardır. Davetiye k o n u s u n d a m ü d ü r l ü k olarak direkt bir bağlantımız yoktur. Bu görev Basın ve H al kl a İlişkiler Birimine aittir. A n c a k ç ö z e m e y e c e k l e r i b i r d u r u m o l d u ğ u n d a m ü d ü r l ü ğ ü m ü z e b i l g i verilir. Sayın R a g ı p E r t u ğ r u l k o n u s u n d a bir sorun yaşandığı sekretaryamıza bildirilmiştir. S e k r e t a r y a m ı z tarafından k o n u y a ilişkin ş u n l a r a k t a r ı l m ı ş t ı r : B u n a g ö r e , S n . R a g ı p E r t u ğ r u l ' u n o y u n b e l i r t m e d e n K a s ı m a y ı n d a t e m s i l e d e c e k o y u n l a r ı m ı z a d ö r d e r kişilik d a v e t i y e i s t e d i ğ i t a r a f ı m a a k t a r ı l m ı ş t ı r . ( D a h a s o n r a b e ş o y u n i ç i n i s t e d i ğ i n i ö ğ r e n d i m . ) B u s a y ı d a d a v e t i y e v e r i l m e s i n i n k o n t e n j a n kısıtlılığı n e d e n i y l e m ü m k ü n o l a m a y a c a ğ ı n ı b i l d i r d i m . Aynı g ü n derginizin yayın kurulu üyesi Sn A h m e t L e v e n d o ğ l u ' n a bir sohbet sırasında bu d u r u m u aktardım. Bilgilerinize sunar, çalışmalarınızda b a s a n l a r dilerim. Saygılanmla, Galip Erdal İstanbul Devlet Tiyatrosu M ü d ü r V.

63


Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Kurulu'ndan Kamuoyuna Duyuru Devlet Tiyatrosu'nun 94 çalışanının imzasını taşıyan 21 Kasım tarihli kamuoyu duyurusu, dergimiz Yayın Kurulu tarafından ülkemizde özellikle eleştirmenlik kurumuna ve basın özgürlüğüne yönelik haksız ve saldırgan bir girişim olarak değerlendirilmiş ve esefle karşılanmıştır. 94 Devlet Tiyatrosu çalışanının imzasını taşıyan ve "Hayatı Yaşamak" isimli oyunun yönetmeni Kemal Başar tarafından örgütlendiği açık olan bu karalama kampanyası, yazarımız Ragıp Ertuğrul'un "İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü'nden her oyun için istediği zaman kullanılmak üzere 4'er adet ücretsiz bilet" talep ettiği iddiasına dayandırılmıştır. Anılan iddia, tarafımıza ulaşır ulaşmaz, 94 imzalı iddia metni olan "Kamuoyu Açıklaması" dikkatle incelenmiş ve gerekli araştırmaya girişilmiştir. Dergimizin Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı ve Yayın Kurulu Üyesi ve Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Genel Başkanı Üstün Akmen, soruşturmalarını İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun konu ile ilgili birimleri katında yapmış ve ne yazık ki kamuoyunun 94 imza ile aldatıldığı sonucuna varılmıştır.

pe cy

a

Olayın, yazarımız Ragıp Ertuğrul'un, Dergimizin geçen ayki sayısında yayımlanan ve Kemal Başar'ın Ankara Devlet Tiyatrosu'nda yönettiği "Hayatı Yaşamak" oyununa yönelttiği olumsuz eleştiri yazısı üstüne kurulduğunu belirlemek üzüntümüzü ağırlaştıran neden olmuştur. İddiada Ragıp Ertuğrul'un suçlanıldığı gibi "İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü'nden her oyun için istediği zaman kullanılmak üzere 4'er adet ücretsiz bilet" istemediği yazışma belgelerine dayandırılarak saptanmıştır. "Hayatı Yaşamak" oyununun yönetmeni Kemal Başar'ın, Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı'ya gönderdiği, Dergimizin portalında yayımlanan ve Ragıp Ertuğrul'u muhatap alan: " . . . bundan sonra herhangi bir yerde benim ya da dostlarımın ayağına dolanmamasını tavsiye ederim. Yani onun haddini bildirmeyi başka bir bahara, başka bir zemine bırakıyorum" sözleriyse, eleştirmenlere gözdağı vermeye yönelik, sanatçı ağzına yakıştırılamaz bir ifadedir. Bu derginin okurlarının ve tüm tiyatrocuların, tiyatro eleştirmenini tiyatro ortamının etkileşim ve kaynaşma noktasında bulunan bir tiyatro insanı olarak gördüğüne inancımız vardır. Devlet Tiyatrosu yönetiminin, aynı zamanda eleştirmenlik kurumuna yönelik bu sorumsuz ve saldırgan davranış karşısında kınayıcı doğrultuda bir yaklaşım göstereceğini başta dergimiz eleştirmenleri olmak üzere, tüm eleştirmenler ve Yayın Kurulu'muz ummakta ve beklemektedir. Bu durumda, işin adli süreci bir yana, Ragıp Ertuğrul'un sırtında programlanan bu yakışıksız girişimin gerçeğinin aydınlatılması esastır. Bu yolda, imza sahibi 94 Devlet Tiyatrosu çalışanına da sorumluluk düştüğü kanısındayız.

"Tiyatro... Tiyatro..." DERGİSİ YAYIN KURULU: Ahmet Levendoğlu, Ali Taygun, A. Ertuğrul Timur, Mustafa Demirkanlı, Nihal Kuyumcu. Üstün Akmen

64


pe cy a


Ebru Seyhan

pe cy a

KültürSanat / Söyleşi

Beyoğlu Suriye Pasajı 'nda bir restaurant vardır. Kimileriniz bilecek, hani 1980 yılında İstanbul Barosu 'nun en üst katında açılmış; yıllar sonra Suriye Pasajı 'na gelmiş; sahibi, sıradan bir işletme sahibi gibi değil de, birkaç saat içerisinde arkadaşımızdan birisi oluveren; hele sanatla ilgili biriyseniz sizi dünyanın en önemli insanıymışsınız gibi hissettiren Çatı Restaurant.

hizmet veriyor. Üç tane yemek kitabı var Özen'in ve kendi bulduğu çok sayıda meze-yemek çeşidi. Dergimize yazılar yazan arkadaşlarımız Çatı 'yı da Hasan Özeni de iyi tanır. Zaman zaman toplantılarımıza ev sahipliği yapar Çatı. Çatı 'yı bilmeyen okurlarımız, buyursunlar Hasan Özen 'le yaptığımız küçük ama lezzetli söyleşiye.

Bildiniz değil mi Hasan Özen'i? İşini -yirmi altı yıldır Çatı Restaurant'ta, öncesinde de çalıştığı otellerde- soyadı gibi 'özen'le yapan Hasan Bey, "kendim yiyemeyeceğim hiçbir şeyi müşterime uygun görmem " felsefesiyle, yemekte lezzetten ötesini arayanlara

Kendinizden biraz söz eder misiniz? Otelcilik o k u l u n u o k u d u m . Stajla birlikte H i l t o n ' d a işe b a ş l a d ı m . O k u l d a ilk ü ç e g i r d i ğ i m için H i l t o n ' a g i r m e hakkı k a z a n m ı ş t ı m . Askerlik dahil on sene o r a d a çalıştım. K ı s a sürede i ş i m d e sivrildim.

Yayın Sorumlusu Ebru Seyhan Tel.: 0212 259 21 24 Fax: 0212 327 86 29 e-posta: ebruseyhan@tiyatrodergisi.com.tr

Reklam ve Halkla İliş. Tel.: 0212 259 34 98 e-posta: editor@tiyatrodergisi.com.tr

Sanat Yönetmeni Genco Demirer (elliyedi.com)

66


KültürSanat / Söyleşi

Ç ü n k ü m e s l e ğ i n e karşı duyarlı v e ilgiliydim. S o n r a o r a d a n a y r ı l m a y a

D a h a ç o k yönetici p o z i s y o n u n d a olan insanlar v e çok p a r a k a z a n m a s a

k a r a r v e r d i m . H e r k e s b u n u n iyi b i r fikir o l d u ğ u n u s ö y l e m e s e d e

d a a y d a b i r k e z , d ı ş a r ı d a y e m e k y e m e k isteyenler.

ben çalışarak dünyayı dolaşmak istiyordum. Ve bunu yaptım. Beklediğim insan hakları kurallarını uygulayan yerler olmadığını

Tepkileri nasıl müşterilerinizin? Ç o ğ u m e m n u n . M e m n u n o l m a d ı ğ ı n ı s ö y l e y e n d e y ü z d e biri g e ç m e z .

y a p t ı m . F e o d a l y a p ı d a k i i n s a n l a r ı n otelciliği b i l m e d i ğ i h a l d e otelci

Tabii bazı ' m e m n u n değilim' diyenler Çatı müşteri olarak pek

pe cy a

g ö r e r e k geri d ö n d ü m . D ö n d ü ğ ü m z a m a n bazı işyerlerinde yöneticilik o l d u k l a r ı n ı , b i l m e d i k l e r i işleri b i l i y o r m u ş gibi t a v ı r l a r i ç e r i s i n d e

önemli değildir zaten. A m a haklı olarak bir şikayeti olanlardan

olduklarını gördüm. Bunlarla bağdaşamadım. 12 Eylül'ün ardından

h e m e n ö z ü r d i l e r i m v e s ı k ı n t ı s ı n ı g i d e r m e y e çalışırız.

otellerdeki işimi bıraktım. O sırada İstanbul B a r o s u ' n u n üzerinde b i r m e k a n o l d u ğ u n u , b u r a n ı n iyi b i r i ş l e t m e c i y e i h t i y a ç o l d u ğ u n u söylediler. İ h a l e y e g i r d i m v e o r a y ı a l a r a k Ç a t ı ' y ı k u r m u ş o l d u m . S e n e 1 9 8 0 . Y ı l l a r s o n r a B a r o ' n u n üst k a t ı n d a n S u r i y e P a s a j ı n a geldim.

Tavsiye ettiğiniz Çatı m ö n ü s ü ? B e n s e b z e l e r e ağırlık v e r i r i m . K e n d i m y i y e m e y e c e ğ i m h i ç b i r şeyi müşterime uygun g ö r m e m . Burada kötü ahçı olmaz. Kötü yemek

çıkmaz. Ola ki çıkarırsa çöpe atarım. Devamlı m ö n ü m ü z olan y e m e k l e r vardır. M e s e l a Ç a t ı B ö r e ğ i . Yufka, b o l k a ş a r p e y n i r ,

Çatı'yı Beyoğlu'ndaki diğer restaurantlardan ayıran nedir?

y u m u r t a v e sütten oluşur. T a n ı d ı ö ğ r e n m e k isteyenleri b u r a y a d a v e t

B e n çatıyı k u r d u ğ u m d a ç o k iddialı d e ğ i l d i m . A m a i n s a n l a r b u r a d a

ediyoruz. Ç o k sayıda özel y e m e k yaptık burada. Bir süre sonra

huzur buldular. Yediklerinden, içtiklerinden ve hesaplardan

B e y o ğ l u ' n d a k i restaurantlar tarafından adı değiştirilerek

r a h a t s ı z l ı k l a r ı y o k t u . P e k ç o k ilki b e n d e g ö r d ü l e r m ü ş t e r i l e r . Yeni

uygulanmaya başlandı.

m e k a n a g e l d i ğ i m d e ise ç o k fazla y a t ı r ı m y a p m a k z o r u n d a k a l d ı m .

E k o n o m i k sebeplerden p e k d e k a f a m d a k i Ç a t ı ' y ı k u r a m a d ı m b u r a d a .

Y i r m i altı yıl a z ı m s a n m a y a c a k b i r s ü r e . İ ş i n i z e h e p a y n ı

A n c a k yine a y n ı şeyi söyleyebilirim. İ n s a n l a r b u r a d a y e d i k l e r i n d e n ,

duyguyla devam etmeyi neye bağlıyorsunuz?

içtiklerinden ve hesaplardan rahatsızlık duymaz.

D u y a r l ı o l m a n ı z v e işinizi ç o k iyi b i l m e n i z gerekiyor. İ ş i n i z e ö n e m v e r i r s e n i z u z u n yıllar d e v a m e d e b i l i r s i n i z . Y o k s a k ı r k y a ş ı n ı z d a

N e değişti B a r o ' n u n ü s t k a t ı n d a k i Ç a t ı ' d a n S u r i y e P a s a j ı ' n d a k i

p o s a n ı z ç ı k a r v e b i r k e n a r a atılırsınız.

Çatı'ya gelinceye kadar? B e y o ğ l u ' n a y a z ı k oluyor. B e l e d i y e l e r d e n d o l a y ı sıkıntı y a ş ı y o r b u

(Çatı:

semt. H a k ettiği yöneticilere ulaşamadı bir türlü. Kendi kültürel

Telefon: 0212 251 00 00)

İstiklal

Cad.

No:348ll0

Suriye

Pasajı

Beyoğlu

İstanbul I

özelliklerine uygun yöneticilere ihtiyacı var acilen. Mekanınızın özelliklerini aktarır mısınız? İki katlı b i r m e k a n . D a h a ç o k ö z e l t o p l a n t ı l a r için r e z e r v a s y o n l a r a l ı y o r u z . H a f t a s o n l a n c a n l ı m ü z i k d e d i n l e n e b i l i y o r . B i r fasıl e k i b i m i z ve pop-caz-klasik ç a l a n o r k e s t r a m ı z var. Yeni yılla birlikte başka bir yüzle çıkacağız müşterilerimizin karşılarına. S i z i n s a n a t l a , s a n a t ç ı y l a d a d i k k a t ç e k e n b i r y a k ı n l ı ğ ı n ı z var. B e n i t a n ı y a n l a r ç o k iyi bilirler. B e n s a n a t ı n y a z a r ı n ı , ç i z e r i n i y a n i e n t e l e k t ü e l k e s i m i s e v e r i m v e o n l a r ı n r a h a t e t m e s i için e l i m d e n geleni d e y a p a r ı m . M a a l e s e f k e n d i m y a p a c a k z a m a n ı hiç b u l a m a d ı m ancak yakınında durdum hep. Mekanın müdavimleri kimler?

67


KültürSanat Günlüğü KONSER

White Lion

Dönemler-Dönüşümler

pe cy a

Mac Art Gallery, 14 Aralık 2006-9 şubat 2007 tarihleri arasında Çağdaş Türk Resminin önemli isimlerinden Ömer Uluç'un 1969-2006 yılları arasındaki çeşitli dönemlerinden belirleyici nitelikteki çalışmalarını sergiliyor, Uluç'un otuz yedi yıllık sanat yaşamından örneklerin yer aldığı sergide; Figürler, Kadınlar, Yalnız Kadınlar, Denizaltılar, Saydamlar, Cinler, Çıkmalar, Sahnedekiler, Armalar, Boyutlar, Siluetler adlı dönemlerinden eserler yeralıyor. (İletişim: 0212 343 85 40-41)

80'li yılların önemli gruplarından White Lion, 1 Aralık akşamı Yeni Melek'te olacak. Hair Metal gruplar arasındaki yeriyle, bir zamanlar adından söz ettiren White Lion, Kasım ayında çıktığı Avrupa turnesi kapsamında, eski ve hit olmuş şarkılarını İstanbullularla da paylaşacak. (0276 556 98 00)

FESTİVAL

Efes Pilsen Blues Festival

Efes Pilsen Blues Festival bu yıl 17. kez blues severlerle buluşmaya hazırlanıyor. Buckwheat Zydeco, Larry Garner & Band ve Michael Powers'ın sahne alacağı festival, 1 Aralık 19.30'da İstanbul Lütfi Kırdar UKSS'de, 8-9 Aralık 19.30'da İzmir Hilton'da, 15 Aralık Cuma 19.30'da Antalya The Marmara Otel'de. Festival bu yıl, akordeon ustası Buckwheat Zydeco, dikkat çekici sahne performanslarıyla Larry Garner & Band ve modern blues dünyasının gözde isimlerinden Michael Powers'ı ağırlayacak. Buckwheat Zydeco festivalin değer bir konuğu. Topluluk, Blues müziğin doğduğu topraklardan Güneybatı Louisiana'da akordeon bazlı yaratılan "zydeco"nun günümüzdeki en popüler temsilcisi. Blues severleri selamlayacak bir diğer isim ise New Orleans'tan Baton Rouge ezgileriyle Larry Garner & Band. Festivalin son konuğu ise New York'tan modem blues tınılarını Türkiye'ye taşıyacak olan Michael Powers. Powers, Amerikan modem blues tarihinin önemli figürlerinden biri olarak kabul ediliyor. (0216 556 98 00)

Eleni Karaindrou Yunan besteci Eleni Karaindrou, Şişli Belediyesi'nin düzenleyeceği "Barış için Kuzey-Güney Müzisyenleri Buluşması" çerçevesinde bir konser vermek üzere Türkiye'ye geliyor. 3 Aralık Pazar 20.00'da Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleşecek konserde sanatçıya Erol Erdinç yönetiminde Hacettepe Üniversitesi Senfoni Orkestrası ile Yunanistan'dan gelecek müzisyenler Vangelis Christopoulos, Konstantinos Raptis, Socratis Sinopoulos, Aristotle Dimitriadis ve Natalia Michailidou eşlik edecek. Karaindrou, ünlü yönetmen Theo Angelopoulos filmlerinin bestecisi olarak tanınıyor. (0216 556 98 00)

Tamam Sustum, isimli ilk albümleri ile 1999 yılında yola çıkan Deniz Özbey ve Tuğrul Akyüz'den oluşan Vega, Tatlı Sert isimli 2. albümleri ile müzik yolculuğuna devam etti Geçtiğimiz Aralık ayında müzik marketlerdeki müzik marketlerdeki yerini alan Hafif Müzik isimli albümünden de şarkılarla grup, 8 Aralık Cuma 23.00'da Bronx'da. (0216 556 98 00)

68


pe cy a


KültürSanat Günlüğü

1. Uluslararası

Bursa ipek Yolu Film Festivali

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından birincisi gerçekleştirilecek olan Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, dünya sinemasının önemli örneklerinin bir araya getirildiği ve çoğu Türkiye'de ilk kez izleyiciyle buluşacak olan 40'ı aşkın filmden oluşan programıyla 13-17 Aralık tarihlerini kapsıyor.

pe cy a

Filmler; Tayyare Kültür Merkezi, Bursa Kent Müzesi ve Mudanya Uğur Mumcu Kültür Merkezi'nde gösterilirken, Cumalıkızık Köyü ve Uludağ'da da iki özel gösterim gerçekleştirilecek. Festival programı oluşturulurken İpek Yolu rotasmdaki ülkelerin ulusal sinemalarından son dönem örnekleri derlenmeye özen göstererek bir 'Avrasya Filmleri Seçkisi' oluşturulmuş.

sinemayla dolu bir hafta geçirmelerini sağlayacak. Festival, "sinemamızın endüstrileşme çabalarına ve evrenselliğe ulaşma konusundaki uğraşlarına destek olmak amacıyla, bu doğrultuda üretim yapan bir profesyoneli" Muhsin Ertuğrul Umut Ödülü adı altında, özel bir ödülle teşvik ediyor. Ödülün ilki yönetmen Çağan Irmak'a veriliyor. Irmak'ın, on altı korku hikayesinden oluşan Kabuslar Evi serisinin tamamlanan ilk üç filmi, "Hayal-i Cihan", "Takip" ve "Son Dans" filmleri de festivalin Geceyarısı Seansı bölümüne konuk oluyor.

Sırbistan, Bulgaristan, Kırgızistan, İspanya, Frans, İtalya, Gürcistan, Slovenya, Bosna-Hersek, Yunanistan, Lübnan, Macaristan, Tunus, Japonya, Almanya, Hırvatistan, Moğolistan, İsveç, Makedonya ve Türkiye'den filmlerin izleyiciyle buluşacağı Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, bu ülkelerden çok sayıda yönetmen, oyuncu ve festival yöneticisini de Bursa'da ağırlayacak. 1. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, uluslararası ve ulusal gösterim programının yanı sıra sergiler, paneller, sinema kursları ve belgesel atölyesi gibi zengin yan etkinlikleriyle de Bursalıların

Makedonya Kültür Bakanlığı, Makedonya Sinematek'i, Makedonya Kültürel Mirası Koruma Ofisi'nin ve Sinematürk dergisinin katkılarıyla gerçekleştirilecek özel etkinlik kapsamında Manaki Kardeşler'in filmlerinin gösterimi ve "Manaki Kardeşler Arşiv Sergisi" düzenleniyor. Manaki Kardeşler'in filmleri Tayyare Kültür Merkezi'nde, "Manaki Kardeşler Arşiv Sergisi" ise Bursa Kent Müzesi'nde izleyicilerin beğenisine sunuluyor. Atıf Yılmaz'a Saygı ve Kadın Sinema Sanatçılarımız başlıklı sergiler festival boyunca Tayyare Kültür Merkezi Sergi Salonlarında gezilebilecek. Sinema dünyasından çok sayıda konuk da festival kapsamında Türkiye'ye gelecek. (İletişim: 0212 235 32 24 I www.silkroadfilmfest.com)


KültürSanat / Festival Aytekin'in bulunduğu "Belgesel sinema üzerine" söyleşisine katılabilme imkanı buluyor. "Canlandırma Kısalar" bölümünde bu yıl festival komitesinin davet ettiği uluslararası çapta önemli filmlerin yanı sıra, festivale başvuruda bulunan ve IAF (International Animation Festival) ile birlikte oluşturulan canlandırma kısa film örneklerinden oluşuyor. Festival Komitesi tarafından oluşturulan "Özel Gösterim" bölümünde bu yıl, Clermont-Ferrand Uluslararası Kısa Film Festivali'nde jüri özel ödülünü kazanmış Heng Tang'in "The Last Chip", Ozan Açıktan'ın "Marlis" adlı kurmaca kısa filmi, Metin Avdaç'ın "Torakçılar" adlı belgesel filmi ile Pelin Esmer'in "Oyun" isimli belgesel filmi gösterime sunuluyor.

pe cy a

Festival kapsamındaki söyleşiler ve atölye çalışmaları, sinemaseverleri önemli isimlerle buluşturmayı hedefliyor. "Sinemada Görüntü Yönetmenliği" başlıklı söyleşide görüntü yönetmenleri Uğur İçbak, Mehmet Aksın, Gökhan Tiryaki ve Feza Çaldıran katılıyor. "Sinemada Telif Haklan" başlıklı söyleşide, Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği (SETEM)'den Ersin Pertan, Özgül Beyazıt Kıvanç ve Mecit Beştepe kısa filmcilerin sorularını yanıtlayacaklar. "Kısa Film Oyunculuk İlişkisi" başlıklı söyleşiye kısa filmde oynamış oyuncular Ruhi Sarı, Ayla Algan, Gözde Sinema Öztürk katılırken son olarak da, "Söz Kısa Film Yönetmenlerinde" başlıklı söyleşi ile kısa film yönetmenleri Umut Aral, Senem Tüzen, Fatih Demir ve Ozan Açıktan deneyimlerini kısa filmcilerle paylaşacak.

Bu yıl 9-19 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek Akbank 3. Kısa Film Festivali, farklı bölümleri, atölye çalışmaları ve söyleşileri ile sinemaseverlere keyifli bir on gün vaadediyor.

Bu yıl Türkiye, Almanya, Hollanda, Malezya, Rusya, Macaristan, Şili, Estonya, İsrail, Litvanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, İngiltere, Fas, Filipinler, Amerika, İtalya, Avustralya, Fransa, İran, Güney Afrika, Lübnan, Ukrayna ve Letonya yapımı kısa filmler izleyiciyle buluşuyor. GoetheInstitut İstanbul "Gestures of Reconciliation" (Uzlaşma Adımları) temalı yarışmasından bir seçki ile, Studio Barkode (Rotterdam), British Council, İstanbul İtalyan Kültür Merkezi ve İstanbul Fransız Kültür Merkezi'nden gelen kısa filmler, festivali zenginleştiriyor. Clermont-Ferrand, Cannes, Milano, Rotterdam gibi uluslararası festivallerden ödüller kazanmış önemli kısa film örnekleri festivale konuk oluyor.

Festival boyunca Akbank Sanat'ın 3. katında yapılacak atölye çalışmaları da festivalin bir başka rengi... Sanat yönetmenliği üzerine deneyimlerini paylaşacak olan Mustafa Ziya Ülkenciler, kurgu üzerine deneyimlerini paylaşacak Ayhan Ergürsel, "Kısaca DVD" ile bir DVD tasarımı üzerine atölye başlığı ile Güven Çatak, "Kısa Filmde Senaryo" ile Selim Evci gibi deneyimli isimler kısa filmcilerle bilgilerini paylaşacak. Festival jürisi geçen yıl olduğu gibi üç farklı kategoriden oluşuyor. Geçtiğimiz yıl festivalin yarışmalı bölümüne başvuran iki yüz altmış dört filmi izleyen ve "Festival Kısaları" bölümünü oluşturan ön eleme jüri kurulu, bu yıl Festival Koordinatörü ve Yönetmen Selim Evci, yönetmen Hüseyin Karabey ve yönetmen Pelin Esmer'den oluşuyor. Festivalin "En İyi Kurmaca Film"ini belirleyecek Kurmaca Kategorisi Jüri Kurulu bu yıl yönetmen Serdar Akar, yönetmen Reha Erdem, oyuncu Serra Yılmaz, İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fk. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersan İlal, Sabancı Üniversitesi Sanat ve Soyal Bilimler Fk. Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Bülent Kahraman ve Akbank Sanat yöneticisi Derya Bigalı'dan oluşuyor.

"Kısadan Uzuna" bölümü bu yıl yönetmen Serdar Akar'a ayrılıyor. Sinemaya kısa filmle başlayan yönetmen, öğrencilik yıllarında çektiği "Tanabata Masturi", "Kan Kardeşi", "Kalbim Bir Ada Olmaz Mıydı Sana?" kısa filmlerinin yanı sıra ilk uzun metraj filmi "Gemide" ile bu bölümde yer alırken, yönetmen, gösterim sonrası düzenlenecek söyleşiye yönetmenin sinema serüvenine tanıklık eden görüntü yönetmeni Mehmet Aksın katılıyor.

"En İyi Belgesel Film"i belirleyecek Belgesel Kategorisi Jüri Kurulu'nda ise bu yıl belgesel film yönetmenleri Ertuğrul Karslıoğlu, Can Dündar, Hakan Aytekin, belgesel yapımcısı Coşkun Aral ve sanatçı Prof. Dr. Balkan Naci İslimyeli'den oluşuyor.

Belgesel ustası Ertuğrul Karslıoğlu'na ayrılan "Belgesel Sinema" bölümü ile sinemaseverler, yönetmenin "Fırat'ın Türküsü", "Keçenin Teri", "Suyla Gelen Kültür", "Bin Türlü Mavi Akar Boğaziçi'nden" isimli ulusal ve uluslar arası başarılar elde etmiş belgesellerini izleme ve kendisinin yanı sıra önemli belgeselciler Coşkun Aral, Necati Sönmez, Hakan

Festival gösterimleri, Akbank Sanat dışında İstanbul İtalyan Kültür Merkezi, Goethe Institut İstanbul'dan da takip edilebilecek . Ayrıca film gösterimleri, Akbank Sanat'ın cafesinde de eş zamanlı olarak gerçekleşecek. Festival kapsamındaki tüm etkinlikler ücretsizdir. (İletişim: 0212 252 35 00 / www.akbankkisafilm.com)

71


KültürSanat Günlüğü Tuluyhan Uğurlu

Adalberto Alvarez Y Su Son

Tuluyhan Uğurlu, bu kez seyircisini beş yüz elli yıllık bir tarihin orta yerine, Kapalıçarşı'ya konuk ediyor. Kapalıçarşı Esnaf Derneği ile ortaklaşa düzenlenen konserde çarşının Nuruosmaniye'den Beyazıt'a uzanan ünlü Kalpakçılar Caddesi numaralı düzende bir konser mekânı haline getiriliyor. Kapalıçarşı'nın Çemberlitaş-Cağaloğlu arasında kalan Nuruosmaniye kapısından giren konuklar önce geleneksel Türk ikramlarıyla ağırlanıp, aynı cadde üzerinde yürüyerek konser mekânına ulaşıyorlar. Konser, 10 Aralık Pazar 15.30'da. Konserde Tuluyhan Uğurlu'ya Ümit Yılmaz, Murat Toraman, Abbas Karacan'dan oluşan kendi müzik topluluğu dışında özel bir ritim grubu da eşlik ediyor. (0216 556 98 00) KONSER.

pe cy a

Piyanist, kompozitör, aranjör ve yönetmen Adalberto Âlvarez önderliğindeki Adalberto Âlvarez Y Su Son iki performans için İstanbul'a geliyor. Latin müzik dünyasının önemli isimleri arasında sayılan Âlvarez, armonik ve melodik tarzıyla EL Caballero del Son ünvanı ile anılıyor. Konser, 14 Aralık Perşembe 21.30 ve 15 Aralık Cuma 23.00'da Babylon'da. (Adalberto Alvarez ZayasYönetmen, Dorgeris Alvarez Balart-Piyano, Michel Gonzales PoliVokal, Aldo Isidro Miranda Alvarez-Vokal, Adan Francy Gomez PortuondoTrompet, Uyuni Martinez Romero-Trompet, Luis Orlando Alvarez ArtolaPerküsyon, Yoel Cuesta Fernandez-Conga, Jorge Oliva Gonzalez-Trombon, Roilan Borrero DunetBongo, Eduardo E. Carranza Acevedo-Conga, Dayan Rivera LazagaKlavye, Alfonso Jose Nunez Mancebo-Bajo, Cruz Isaac Galiso-Vokal.)

KONSER

(0216 556 98 00)

80'lerin başında San Francisco'da kurulan, Bay Area Thrash Metal soundunun önemli topluluklarından Exodus, 1985 yılında yayınlanan Bonded By Blood albümü ile başladığı kariyeri boyunca Pleasures Of The Flesh, Fabulous Disaster ve Impact Is Imminent gibi önemli albümlere imza attı. 1992'den sonra ayrılıklar yaşayan ve sessizliğe bürünen topluluk, 1997'de yayınladığı konser albümü Another Lesson In Violence ile sessizliğini bozdu. 2004'te Tempo Of The Damned'ı çıkardı. Exodus, 14 Aralık Perşembe 22.00'da Studio Live'de. (Rob Dukes-Vokal, Gary Holt-Gitar, Lee Altus-Gitar, Jack Gibson-Bas Gitar, Paul Bostaph-Davul) (0216 556 98 00)

2. Dağ Filmleri Festivali

Genç Moskova Virtiözleri Elizaveta Vlasova, Robert Brem (keman), Olga Belyeva (viyola), Gleb Stepanov (viyolonsel), Aliya Vodovozova (flüt), Darya Marshinina'dan oluşan (piyano) grup, 19 Aralık Salı 20.00'da Enka Oditoryum'da. Grup, Vladimir Spivakov'un kurduğu ve kendi adını taşıyan vakfın, genç yaşlarına karşın bugüne kadar sayısız konserler vermiş, festivallere katılmış ve önemli yarışmalarda ödüller kazanmış öğrencilerinden oluşuyor. Gençler, izleyiciye, klasik müzik tarihinin farklı dönemlerine uzanan programlarıyla zengin bir program sunuyorlar. (0276 556 98 00) KONSER

FİLM FESTİVALİ

2. Dağ Filmleri Festivali, bu yıl 15-17 Aralık tarihlerinde Beyoğlu Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilecek. Doğa Aktiviteleri Grubu Spor Kulübü'nce düzenlenen festival, "ülkemizde gelişmekte olan dağ ve doğa kültürüne katkıda bulunma, doğa sporları ve doğayla ilgilenen her yaştan doğaseveri sinema çatısı altında buluşturma" amacı taşıyor. Festivalde gösterilecek yerli ve yabancı 20'nin üzerinde film beş ana başlık altında izleyici ile buluşacak. Sinema Tarihinden, Dünyanın Çatısı: Everes, Dünya Dağlarından, Ülkemizden, Dağ ve Kadınlar. (Detaylı bilgi www.dagfilmfest.org I Gökşen Ayvaz.: 0532 310 86 44)

72


KültürSanat Günlüğü BELGESEL

FİLM

KargART Müzik Belgeselleri Toplu Gösterimleri KargART, müzik belgeselleri gösterimlerine Aralık ayında da devam ediyor. 15 Aralık Cuma 20.30'da "Step Across The Border", 19 Aralık Salı 20.30'da "1 Giant Leap", 20 Aralık Çarşamba 20.30'da "Inside Björk" isimli belgeseller gösterilecek. Step Across The Border 1990 Avrupa Film Ödülleri En iyi Belgesel Ödülü / 1991 Alman Film Ödülleri en İyi Belgesel Adayı Yapım yılı: 1990 / Süre: 90 dakika / Yönetmen: Nicolas Humbert, Werner Penzel "Step Across the Border" belgeseli besteci, doğaçlama müzisyen olmanın dışında pek çok enstrümanı kullanabilen müzik insanı Fred Frith'in çevresinde döner. Frith'in Avrupa, Japonya ve Amerika'da birçok avangart müzisyenle gerçekleştirdiği ortak çalışmaları kapsar. 1 Giant Leap Yapım Yılı: 2001 / Süre: 155 dakika / Yönetmen: Duncan Bridgeman & Jamie Catto Belgesel, Nenen Cherry, Brian Eno, Maxi Jazz, Michael Stipe, Robbie Williams, Speech gibi önemli müzisyenlerle Kuzey Afrika'dan Güney Asya'ya kadar geniş bir alanda üreten birçok ünsüz müzisyenin ürünlerini ve onlarla yapılan söyleşileri de içermektedir. Ayrıca Ram Dass, Kurt Vonnegut gibi yazarlar ve Dennis Hopper gibi aktörlerde projede yer aldılar. Proje on bir ayrı bölüm ve her bölüm ayrı bir tema içermektedir. Inside Björk Yapım Yılı: 2003 / Süre: 50 dakika / Yapımcı: Lisa Perin / One Little Indian - Wellhart Limited/ Jaquoi Edenbrow / Yönetmen: Christopher Walker

a

"Buzdağı göl / Reykjavik'teki çocukluğu / Punk ve sürrealizmi / İlk grupları / Şarkı hikâyeleri ve sesle ilgili deneyleri / İmajları / Vuruşları / Doğa Klasik etkiler / Müzikaller / En ufak vuruşları / ... ve tüm bunların dışında Björk'ün Kuzey Kutbu ile ilgili tutkusu hakkında bir belgesel..." (0216 330 31 51)

Erkan Oğur-İsmail Hakkı Demircioğlu

Etnik ve yerel ezgilerin iki sesi Erkan Oğur ve İsmail Hakkı

pe cy

KONSER

FİLM

Demircioğlu, 21 Aralık Perşembe 20.30'da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde. (0216 556 98 00)

Dokuzuncu Gün!

Yıl 1942. Dachau'daki bir toplama kampında tutuklu bulunan bir rahibe ülkesi

Lüksemburg'a gitmesi için dokuz günlüğüne izin verilir. Gestapo, ondan ülkesindeki Katolik kilisesinin Nazilerle bir

Fototrek'te Fotoğraf Gösterileri

işbirliği sağlamasını beklemektedir. Volker Schlöndorff'un yönettiği filmde, Ulrich Matthes, August Diehl, Hilmar Thate, Bibiana Beglau rol

Cenk Gençdiş Ağırlıklı olarak renkli fotoğrafları bilinen Cenk Gençdiş bu kez siyah beyaz fotoğraflarından bir seriyi, 20 Aralık Çarşamba günü Fototrek'de sunuyor. Gençdiş'in fotoğraf ve yazıları çok sayıda dergide yayımlanmış.

alıyor. Almanya ve Lüksemburg yapımı film,

Mehmet Özşimşek

20 Aralık 19.30'da

Son üç yıldır Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde yılbaşı kutlamalarını elinde fotoğraf makinesi

Goethe-Institut'de. (0272

ile izleyen Mehmet Özşimşek, 27 Aralık Çarşamba günü fotoğraflarını görücüye çıkarıyor.

249 20 09)

Girişin ücretsiz olduğu gösteriler, saat 19.30'da başlıyor. (Fototrek: Küçükparmakkapı Abdullah Sok. No: 17 Beyoğlu-İstanbul 10212 251 90 14)

73


GÖRSEL SANATLAR VE ELEŞTİRİ

"ifadeler" Sergisi

Özkan Eroğlu ozkan@ozkaneroglu.com

Vildan Ertürk

Değişik anlatım alanları oluşturan dört kimlik ve dolayısıyla ortaya çıkan değişik dört ifade, 05-30 Aralık 2006 tarihleri arasında düzenlemesini Nelli Sanat Evi'nde yapacağım "İfadeler" başlıklı bir sergiyle izleyici karşısına çıkacak. Dört ifadeyi oluşturan isimler, sırasıyla Vildan Ertürk, Hülya Seyalıoğlu, Tijen Üstüner ve Figen Yavuz. kalıpların getirdiği bir anlatım biçimi olan ekspresyonizmin hem anlatımcı, hem de dışavurumcu bakış açıları kapsamında hareket ederek, plastik boyutta hem parça-bütün ilişkisini sorguladığını, hem de zaman zaman kompozisyonlarındaki bazı parçaları, dikkati çekecek derecede öne itmektedir.

pe cy

Figen Yavuz

a

(*) Sergi kapsamında, Özkan Eroğlu'nun "İfade ve Rembrandt" başlıklı konferansı, 23 Aralık 2006 Cumartesi günü saat 16.00'da gerçekleştirilecektir (Konferans için önceden rezervasyon yaptırılmalıdır. Nelli Sanat Evi 0212 227 7375).

Tijen Üstüner, özgün baskı ve müdahalelerin, sanatta sınırlan üzerine kendini geliştiren yanıyla dikkat çekiyor. Onun çalışmaları ifade ve, özellikle boşluğa müdahale ederek elde edilen bir ifadenin, en şiddetli veya en dingin hallerini sunuyor. Ama daha çok en şiddetli boya, dolayısıyla yüzeye müdahale sınırlarının arayışı içinde olduğunu söylemekte yarar var. Kompozisyonlarında baskı ve boya resmin birlikte oluşturduğu bir sinerjinin temsili üstlenilmiş durumdadır. Figen Yavuz, hemen belirtmeliyim ki tipik, klasik alt yapıya sahip resim anlayışı üstüne bir dışavurum, dolayısıyla ifade alam açmakla resimlerinin start almasını sağlıyor. Çok daha karmaşık ve yüzeyi parsellemeye dayanan dışavurumcu güdülerini, daha sonra gerçekçi sezişlerle birleştirerek; daha doğrusu simgesellik sınırlarından çıkarak, ele aldığını ısrarla beyan ediyor. Tipik bir "gerçekçi"dir, Figen resimleriyle. Çünkü hem kendi, hem de yaşadığı dünyanın ifade edilir hallerini ortaya sermektedir. Önün resimleri, modernist

74

Tijen Üstüner

Hülya Seyalıoğlu, grafik dürtüleri en çok gündeme getiren ve bu bağlamda grafizm sorgulamalarında bulunan bir kimlik. Çalışmalarında ciddi bir dönüşüm yaşıyor bu yönde, yani belli objelerin grafik yansımalarını kullanıyor sürekli. Burada zaman zaman ciddi varyasyonları kurgulayan Seyalıoğlu, yanı sıra bu varyasyonlara kompozisyon içi katkılarda bulunuyor, sürekli bunları zenginleştirme yollan arıyor.

Hülya Seyalıoğlu

Vildan Ertürk, sergiye gelirken, onun tek çıkışlı ve iki yönlü bir duruma açık durduğunu söyleyebilirim. Önce değişik malzemeleri kullanmaktan kaçınmayan deneysel yapısı ve bu yapının, resim yüzeyinde kendini bir rölyef gibi gösteren halleri ve en sonunda bu hallerin, direkt üç boyuta büyük bir yüreklilikle yönelmesi. Vildan, adeta bir çocuk ruhu ile resme yaklaşmakta.


KültürSanat Günlüğü / Kitap Belki de Ökült ve Bilim Barışmalı

Koray Onur korayonur@hotmail.com Bazı konularda konuşmaya başlamak, onu devam ettirmekten daha zordur. Bunun, konunun derinliğiyle ilgisi olabileceği gibi, üzerine çok konuşulmuş bir konu olmasından kaynaklanması da mümkün. Ama iki şekilde de, konuya nasıl gireceğimizi bilemememiz, büyük ihtimalle, "Bu çok irdelenmiş konu üzerinde, farklı bir bakış açısıyla durabilecek miyim?" kaygısındandır. Bu ay tanıtacağım Büyü, Gizem ve Bilim adındaki kitap, bende bu tür bir kaygı yarattı. Yazıma nasıl başlayacağımı uzun süre düşündüm. Kitaba ismini veren bu olgular o kadar irdelenmiş, üzerine o kadar konuşulmuştu ki, acaba ben girizgahımı yaparken ne söyleyebilirdim? En sonunda, yeni bir şey söylemeye çalışmak yerine durumumu anlatarak başlamaya karar verdim.

pe cy

a

Çoğu insan inkar etse de "batıl" başlığı altında incelenen büyüleri, inanışları ve gizemleri umursan Burada önemser değil de umursar kelimesini özellikle kullanıyorum. Çünkü ne kadar inanmazsak inanmayalım, bu kavramları hayatımızdan çıkarttığımıza ne kadar emin olursak olalım, bütün bu bilgiler, o kadar kadim bir zamandan gelmektedir ki, bizim kontrolümüz dışında, çoktan hayatımıza işlemişlerdir. Aslında yaşamımıza biraz objektif bir açıyla bakacak olursak böyle örnekler bulmamız hiç de zor değildir: Örneğin sağ tarafımıza, sol tarafa göre biraz daha fazla "önem verdiğimizi" görebilirsiniz. Genellikle bir süpermarketi gezmeye sağdan başlarız (bu o kadar büyük bir orandır ki, süpermarketler, elektronik gibi en pahalı ürünlerini sağ tarafa yerleştirirler. Ne de olsa ilk girdiğimizde para harcamayı daha çok isteriz); trafiğin sağdan aktığı ülkeler soldan akanlara göre çoğunluktadır; bir insan huysuz davrandığında ona "solundan kalkmış" deriz; sevdiğimiz ya da yüksek kademede gördüğümüz kişilere sağ kolum diye hitap ederiz vs. Siz ne kadar "batıl"a inanmıyor olsanız da tüm bu "sağ tarafa eğilim"in sebebi, kadim bilgilerde sağ tarafın daha "hayırlı" olmasındandır. Bu örnekle yerinelim ve kitabımıza dönelim.

Dan Burton ve David Grandy, konunun çok müsait olmasına rağmen bir "gizem havası" yaratmaya çalışmıyorlar. Hiçbir konuyu sömürmeyerek kitabın kalitesini arttırıyorlar. Varlık yayınlarının içeriğine göre vasat bir ciltle yayınladığı Büyü, Gizem ve Bilim, 14 YTL'lik fiyatıyla gayet makul.

Yaşadığımız dünyaya daha boyutlu, daha farklı açılardan bakmamızı sağlayan en önemli şeyin kitap olduğunu böyle eserler okuyunca bir kez daha görürüm ve böyle kitapları yakaladıkça farklı bir haz duyarım (kitabı rafından çekip alan dostum Yonca İnal'a teşekkür ederim) Eğer siz de, çalakalem yazılmış kitaplardan ya da boğucu akademik yayınlardan boğulduysanız, bir mola verip bu kitabı araya sıkıştırın derim. BU KİTAPTA ALTINI ÇİZDİKLERİM:

Dan Burton ve David Grandy'nin bu kitabı, Büyü, Gizem ve Bilim arasındaki ilişkiyi incelerken, kadim Mısır'dan, günümüze kadar bir tarih silsilesini takip ederek, bu kavramların hayatımızdaki karşılıklarını fark ettiriyor. Ayrıca bunu, akademik dilden uzak, rahat okunabilir bir şekilde yapıyor.

• Bilimin pek çok şeyi çözüp hallettiği böylesi bir çağda yaşarken, bunun bize geçmişin önyargısız (veya "çatlaksız") bir yansımasını sağlayabileceği savunulabilir. Sorun ise bilimin kendi önyargılarını besleyip geliştirmesidir. Bu bilime karşı bir suçlama değil, sadece insani kökeninin, dolayısıyla yanılabileceğinin kabulüdür (s. 18)

Kitabı, muadillerinden ayıran bir diğer nokta da şu: Hayata bakışınız ister bilimsel, ister gizemci olsun, yobazlığın her iki tarafta da görülebildiğini söyleyerek, hayatımızdaki tüm ökült kavramları itmekle, bilimi reddetmek arasında bir fark olmadığım vurgulayarak bizi daha boyutlu düşünmeye davet ediyor.

• Devasa piramitler, görkemli cenaze törenleri ve özenle konunmuş mumyalar, çoğumuzu kadim Mısırlıların hep ölümle meşgul olduklarına ikna eder. Oysa bu doğru değildir. Onlar yaşamla meşguldü, (s. 23) • Böylece, büyücünün gizli ya da iyi anlaşılamayan doğal güçleri kullanarak onları kontrol ettiği, "doğal büyü" denilebilecek şeyle karşı karşıya kalırız. Burada işler daha çetrefilleşir, çünkü bu tanıma göre bir otomobil, uçak veya mikrodalga fırın kullandığımızda hepimiz birer "büyücü" oluruz (Arthur C. Clarke'ın "yeterince gelişmiş hiçbir teknoloji büyüden ayırt edilemez." Şeklindeki iddiasını hatırlayın), (s. 51-52) • Günümüzde, her olayın bir sebebi olduğunu söyleriz, ama her olayın bir amacı veya anlamı vardır demeyiz. Sabah işe giderken ön kapının eşiğinde tökezlersem, bunu düşünmem bile. Ama bir Romalı bu tökezlemeyi yukarıdan gelen bir mesaj olarak yorumlayarak o gün için yaptığı tüm planları değiştirebilirdi, (s. 59-60)

Bildiğiniz gibi, tarihle ilgili yapılan bir çok tartışmada, taraflardan birinin ağzından muhakkak şöyle bir cümle çıkar: Haklısınız ama, olayları bir de o günün şartlarına göre değerlendirelim. Eğer, günün şartlarını, günün bakış açılarının belirlediğini kabul edersek, kitabın yazarları önemli bir doğru daha yapıyorlar. Anlattıkları zamanın insanlarının, düşünüş şekillerini ve kafa yapılarını o kadar güzel betimleyerek bize aktarıyorlar ki, belki çok az tarih kitabının elde ettiği "okuyucuya o günün gözlüğünü taktırabilmek." başarısına ulaşıyorlar. Üstelik bunu tüm kitaba yayarak...

75


a

pe cy


pe cy a


pe cy a


a

cy

pe


a

cy

pe


a

cy

pe


a

cy

pe


2006_172_10059