Page 1


İçindekiler Dergi Adı: Tesisat İnşaat Malzemecileri Federasyonu Dergisi Sayı 04 - 2009 / 2

İmtiyaz Sahibi ve Adresi: Serdar Dönmez (serdardonmez@timfed.com) İncirli Cad. No:28 Bakırköy - İSTANBUL

Sayı 04 - 2009 / 2

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve Adresi: Mehmet Arslan (mehmet.arslan@tepeinsmalz.com.tr) Kayışdağı Mah. Bostancı Dudullu Yolu No: 40 Kadıköy - İSTANBUL Genel Yayın Yönetmeni: Prof. Dr. T. Hikmet Karakoç (hkarakoc@anadolu.edu.tr) Yapım & Görsel Tasarım Yönetmeni: Güray Ergün (guray@timfed.com) Yapım & Görsel Tasarım Yardımcı Yönetmeni: Orhan Hopa (orhan@timfed.com)

Tüccar, milletin emeği ve üretimini kıymetlendirmek için, eline ve zekasına emniyet edilen ve bu emniyete liyakat göstermesi gereken adamdır.

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk Vecizeler” kitabı 3.Baskı - İnklap Kitapevi

TİMFED Yönetim Kurulu : Serdar Dönmez (TİMDER), Emin Ayar (TİMKODER), Ali Yalçın Tung (TİMDER), Kemal Yıldırım (TİMDER), Aydın Eşer (TİMDER), Yunus Altun (TİMKODER), Özkan Işıldar (ANTİMDER), Murat Duman (BURTİMDER), Abdullah Şahin (SİMSAD), M. Mesut Aygören (DİMSİAD), Durmuş Arıcan (FİMSİAD). Yayın Yürütme Kurulu : Prof. Dr. T. Hikmet Karakoç, Mehmet Arslan, Serdar Dönmez, Emin Ayar, Aydın Eşer, Nurhan Tanyeli, Güray Ergün, Orhan Hopa. Yönetim Yeri Adresi: Ortaklar Cad. No:14 K: 3 D: 5 Mecidiyeköy - İSTANBUL Basım Yeri Adresi Telefonu: EUROMAT Entegre Matbaacılık A.Ş. Sanayi Cad. No:17 Çobançeşme Yenibosna - İSTANBUL 0212 451 70 70 Basım Tarihi : Ocak 2010

Yayın Türü : Yaygın Süreli

İletişim Bilgileri : Adres : Ortaklar Caddesi No: 14 K: 3 D: 5 Mecidiyeköy - İSTANBUL Telefon : 0 212 274 28 42 / 0 212 274 28 43 e-posta : info@timfed.com Web Sitesi : www.timfed.com 2 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

İlan İndeksi :

Ön Kapak İçi: Arka Kapak: Arka Kapak İçi:

Ege Seramik Kütahya Seramik Esen Plastik

1 7 9 13 17 19 25 31 33 49 57

Ege Yıldız PIPEXPO Akgün Seramik Gül Pres Döküm Ekpaş UNICERA Graniser Hitit Seramik Yurtbay Seramik Petek Banyo Penta


İçindekiler

Söyleşi Kütahya Seramik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Nafi Güral

36

TİMFED’den

8

TİMFED Yönetim Kurulu Toplantısı Yapıldı

Akademik - Seramik Anadolu Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Böl. Bşk. Prof. Dr. Servet Turan

Ekonomi 2010 yılı sürprizlerle başladı; ihracat umutlandırdı, enflasyon düşündürdü

40

46

İMSAD Ekonomi Danışmanı

TİMDER’den TİMDER Akademi 2008-2009 Eğitim Dönemi

10

Ödül Töreni ve Geleneksel TİMDER İftar Yemeği Gerçekleşti TİMDER Yönetim Kurulu, MUDER’i Ziyaret Etti TİMDER Akademi, Eğitimleri ile Sektörün Gelişimine Destek Vermeye Devam Ediyor

Prof. Dr. Kerem Alkin

Makale Müştesi Sadakati ve Sadık Müşteri Yaratmak

50

Prof. Dr. Yavuz Odabaşı

www.timder.org.tr Yenilendi

Makale TİMKODER’den TİMKODER’den Eğitim Atağı

20

Toplam Kalite Yönetimi Uygulamalarında Kör Nokta: İşgöreni Güçlendirme Prof. Dr. Nihat Karakoç

TİMKODER - VELİ AKGÜN Futbol Turnuvası Şampiyonu; Kare Banyo

Hukuken ANTİMDER’den Akdeniz Kalkınma Ajansı Kuruldu

52

24

Eşlerin Tabi Oldukları Mal Rejimleri

54

Av. S. Murat Çelikten

ANTİMDER Aralık Ayı Olağan Toplantısı Gerçekleşti Sarı Noktalar, Baucon Yapex’teydi

Şehrin Nabzı - Antalya Abm Akyol Yön. Kur. Bşk. Abdurrahman Akyol

SİMSAD’tan SİMSAD Ekonomik Krizi Değerlendirdi

32

56

Ak-Yapı Genel Müdürü Mustafa Üstem Aktim Şirket Ortağı Zekai Özacar Dekan Boya Genel Müdürü Nesrin Ayan Özben Işıldar Boru Genel Müdürü Özkan Işıldar

BURTİMDER’den BURTİMDER Ara Eleman Eğitiminde Kurumsal Kalite ve Süreklilik için Harekete Geçti

34

Özer Yapı Malz. Genel Müdürü Özer Doğan Senkron Yapı Malz. Genel Müdürü Hüsamettin Boyraz Taşka Genel Müdürü Hüseyin Taşkıran 3 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Yönetimden

Serdar Dönmez TİMFED Yönetim Kurulu Başkanı serdardonmez@timfed.com

Kyoto Protokolü Yakın gelecekte dünyamızdaki dengelerin değişimine yol açabilecek ve yaşamı tehdit edecek olan küresel ısınma ve zararlı atıkların disiplin edilmesine ilişkin oluşturulan “Kyoto Protokolü” konusunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Çevreye duyarlı olmak ve yükselen enerji maliyetlerinin olumsuz etkilerini asgari düzeye indirmek üzere, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası tek çerçeve “Kyoto Protokolü” dür. Bu protokol Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi içinde yer almaktadır. Protokolü imzalayan ülkeler, karbon dioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salınımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa salınım ticareti yoluyla haklarını arttırmaya söz vermişlerdir. Protokol, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki düzeylere düşürmelerini gerekli kılmaktadır. 1997’de imzalanan protokol, 2005’te yürürlüğe girebilmiştir. Çünkü, protokolün yürürlüğe girebilmesi için, onaylayan ülkelerin 1990’daki emisyonlarının (atmosfere saldıkları karbon miktarının) yeryüzündeki toplam emisyonun %55’ini bulması gerekmekteydi ve bu orana ancak 8 yılın sonunda Rusya’nın katılımıyla ulaşılabilmiştir. Kyoto Protokolü şu anda yeryüzündeki 160 ülkeyi ve sera gazı salınımlarının %55’inden fazlasını kapsamaktadır. Kyoto Protokolü ile devreye girecek önlemler, pahalı yatırımlar gerektirmektedir. Sözleşmeye göre; Atmosfere salınan sera gazı miktarı %5’e çekilecek, Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek, Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme sağlanacak, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik temel ilke olacak, Atmosfere bırakılan metan ve karbon dioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek, Fosil yakıtlar yerine örneğin bio dizel yakıt kullanılacak, Çimento, demir-çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek, Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokulacak, Güneş enerjisinin önü açılacak, nükleer enerjide karbon sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak, Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacaktır.

4 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Kyoto Protokolü şu prensipleri temel alır: Kyoto Protokolü devletler tarafından desteklenir ve BM şemsiyesi altında küresel kurallar ile belirlenir. Devletler iki genel sınıfa ayrılmıştır: gelişmiş ülkeler, bu ülkeler Ek 1 ülkeleri olarak anılacaktır; ve gelişmekte olan ülkeler, bu ülkeler Ek 1’de yer almayan ülkeler olarak anılacaklardır. Ek 1 ülkeleri sera gazı salınımlarını azaltmayı kabul etmişlerdir. Ek2 ise Ek 1’in alt kümesidir. Ek 2 ülkeler Ek 1’de yer almayan (gelişmekte olan) ülkelerin masraflarını ödemekle yükümlüdürler. Ek 2’de yer almayan Ek 1 ülkeleri 1992’de geçiş ülkesi olarak tanımlanan ülkelerdir. Ek 1’de yer almayan ülkelerin ise sera gazı sorumlulukları yoktur ve her yıl sera gazı envanteri raporu vermelidirler. Kyoto Protokolündeki hedeflerine uymayan herhangi bir Ek 1 ülkesi bir sonraki dönem azaltma hedeflerinin %30 daha azaltılması ile cezalandırılacaktır. Pratikte bu kurallar Ek 1’de yer almayan ülkelerin sera gazı sınırlamalarına tabi olmadıklarını ama sera gazını azaltan bir projenin bu ülkelerde uygulanması durumunda elde edilen Karbon Kredisinin Ek 1 ülkelerine satılabilineceğini anlatır.

Kyoto Protokolündeki amaç, “atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamak”tır. Salım Ticareti Kyoto Protokolüne göre ülkeler 2008 ile 2012 yılları arasında salımlarını 1990 yılına göre %5.2 düşürmekle yükümlüdürler. Buna rağmen, pratikte birçok ülke belirli sanayi kuruluşlarına sınırlamalar koymuştur (kâğıt endüstrisi, enerji santralleri gibi). AB’de bu uygulama vardır ve birçok ülke de buna doğru kaymaktadır. Buna göre, belirlenen seviyeden fazla salım yapacağını anlayan bir şirket bir şekilde başka yerlerden karbon kredisi bulmak zorundadır. Bu da karbon ticaretini ve borsasını ortaya çıkarmıştır. Protokola Taraf Olmanın Yararları ”Ülkemizin, kurucu üyelerinden olduğu BM’nin saygın bir ülkesi olarak, Protokol’e taraf olması, uluslararası gündemin en öncelikli ve acil sorunlarından biri haline gelen iklim değişikliği ile mücadele konusundaki kararlılığını ve uluslararası toplumun güvenilir bir ülkesi olduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Protokole taraf bir Türkiye’nin, hemen hepsi Protokole taraf olan sözleşmeye taraf ülkeler nezdinde itibarı ve 2012 sonrasına ilişkin müzakerelerde ağırlığı artacak, iklim değişikliği ile mücadele konusunda 2012 sonrasının şekillenmesinde ülkemiz kendi özgün koşullarını daha iyi müzakere edebilecektir. Kyoto Protokolü kapsamındaki uluslararası rejime katılacağımız için, özel sektörde sera gazı salım azaltımı için yapılabilecek projeler daha kolay teşvik edilebilecek ve özellikle uzun vadede başta enerji güvenliği olmak üzere ülke ekonomisine katkı sağlanabilecektir. Kyoto Protokolü, AB çevre müktesebatının bir parçasıdır. AB, Protokolün yerini alacak olan yeni anlaşmayı da müktesebatına dahil edecektir. Dolayısıyla, 2012 sonrasını önemseyen AB, ülkemizin Protokole taraf olarak, geleceğe yönelik hazırlıklarını bir an önce başlatmasını istemektedir. Ülkemizin Kyoto Protokolüne taraf olması halinde, AB ile iklim değişikliği ile mücadele ve uyum konularında ve AB müktesebatına uyum bağlamında işbirliği olanaklarını geliştirmesi de mümkün olacaktır.” Ancak Doğa Derneği Başkanı Güven Eken’ in de belirttiği gibi; Son 10 yılda Avrupa’da doğal kaynaklarını en hızlı tüketen ülke Türkiye’de Kyoto, umarız tersine bir dönüşün sembolü olması ve Türkiye için asıl gerekli olan olan bu protokolün özünün anlaşılması ve uygulamada önemli adımlar atılması.”dır. Saygılarımla, Serdar Dönmez


Editör Türkiye’nin Konut İhtiyacındaki Artış Türkiye’ nin konut ihtiyacına yönelik olarak yapılan çalışmalarda, gelecek yıllara bağlı olarak, çeşitli rakamlar ortaya çıkarılmaktadır. Prof. Dr. T. Hikmet Karakoç TİMFED Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

Yapı Endüstri Merkezi’ nin 2008 raporunda da bu konuya ilişkin değerlendirme ve öngörüler bulunmaktadır. Bu yazımda bu değerlendirme ve öngörülerden yararlanarak konut ihtiyacına yönelik projeksiyonları sizlerle paylaşacağım.

hkarakoc@anadolu.edu.tr

Nüfus artışı ve kentleşmeye paralel olarak gerek domografik etkenlerin gerekse yenileme ihtiyaçlarından doğan etkenlerin etkisi ile konut birikimine olan ihtiyaç artmaktadır. Aşağıda bu faktörler görülmektedir: Konut gereksinimine etki eden yenilme kaynaklı faktörler; • Doğal afetler • Kamulaştırma • Gecekondu ıslahı • Konutların kullanım amacının değişmesi • Yenileme

Konut gereksinimine etki eden demografik faktörler; • Nüfus artışı • Aile Yapısında değişiklikler • Kırdan kente göç

TÜRKİYE’ DE KONUT İHTİYACI ÖNGÖRÜLERİ 2015 (bin)

Kaynak: Geray, C.; Keles, R.; Yavuz, F.; Sehircilik Sorunları, Uygulama ve Politikası A. Ü. SBF Yay. No: 415B2, s: 593, Ankara, 1978.

Konut talebinin sürdürülmesinde nüfus artışı, köyden kente göç olgusu, aile yapısının değişerek hane halkı büyüklüğünün azalması, sosyoekonomik yapının farklılaşmasıyla konutta niteliğe verilen önemin artması, deprem bilincinin artmasıyla güvenilir konuta taşınma isteği; konutta talebe olan isteği artırmıştır. Konuta olan ihtiyacın gelişimi beş yıllık kalkınma planlarındaki rakamlara bağlı olarak aşağıdaki tabloda verilmiştir. Dönemler 1. Beş Yıllık Kalkınma Planı 2. Beş Yıllık Kalkınma Planı 3. Beş Yıllık Kalkınma Planı 4. Beş Yıllık Kalkınma Planı 5. Beş Yıllık Kalkınma Planı 6. Beş Yıllık Kalkınma Planı 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı

Bu tablodan görüldüğü gibi Türkiye’ nin konut ihtiyacı, nüfus artışı, kentleşme, konut ömrü, çekirdek aileye geçiş ve acil taşınma ihtiyaçlarına bağlı olarak giderek artmaktadır. Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER)’ nin 2006 yılında hazırladığı “ Türkiye’ de Konut İhtiyacı ve Talebe Bağlı Konut Finansman Sisteminin Gelişme Potansiyeli ve Ülke ekonomisine Katkısı 2015” başlıklı raporunda Türkiye’ nin 2015 yılına kadarki konut ihtiyacı öngörüleri verilmektedir.

Konut İhtiyacı (1963-1967) (1968-1972) (1973-1977) (1979-1983) (1985-1989) (1990-1994) (1995-2000) (2001-2005)

1.112.052 1.200.000 1.663.000 2.080.065 1.219.000 1.300.000 2.540.000 2.714.000*

Yıllar

Hanehalkı Artışı Kaynaklı

2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 Toplam

368 347 354 391 367 337 375 346 353 357 3.595

Kentsel Alanlar Arası Göç Kaynaklı 150 140 130 120 110 100 90 80 70 60 1.050

Yenileme Kaynaklı

Ara Toplam

Kentsel Dönüşüm Kaynaklı

Toplam

76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 805

594 564 562 590 557 518 547 509 507 502 5.450

125 130 135 140 150 155 160 165 170 175 1.505

719 694 697 730 707 673 707 674 677 677 6.955

Kaynak: GYODER

GYODER’ in hazırladığı “ Gayrimenkul Sektörü Araştırma Raporuna” göre İstanbul’ un 2015 yılına kadarki konut ihtiyacı 2.1 milyon olarak öngörülmektedir. Konut ihtiyacı belirlenirken İstanbul’ daki nüfusun 1.2 milyon İskan Ruhsatı Alan Konut 138.212 360.761 499.312 607.721 943.830 1.170.000 1.300.000 -

Konut Açığı 973.840 839.239 1.163.697 1.472.344 275.170 130.000 1.240.000 -

Kaynak: DPT * Kentlerdeki demografik konut ihtiyacını ifade etmektedir. Yenileme ve afet konutu ihtiyacı da dahil edildiğinde toplam rakam 3.075.000’ i bulmaktadır.

McKinsey Global Institute tarafından yapılan bir çalışmada Türkiye’ deki konut ihtiyacının gelişimi aşağıdaki şekilde verilmiştir.

büyüyeceği öngörülmektedir. Raporda konut ihtiyacının dört kaynağa bağlı olarak ortaya çıkacağı belirtilmektedir: İlk kaynak nüfus artışıdır. Diğer bir kaynak, kullanımdan çıkacak konutların yenilenmesi amacıyla yerlerine yapılacak olan konutlardır. Yenileme amaçlı konut ihtiyacının on yıl için 171 000 olacağı belirtilmektedir. Deprem riski kaynaklı konut ihtiyacının 182.000 olacağı beklenmektedir. Kentsel dönüşüm kaynaklı konut ihtiyacının ise 600. 000 olacağı öngörülmektedir. Küresel krizin etkilerinin azaldığı bugünlerde inşaat sektörüne Türkiye’ nin ve İstanbul’ un konut ihtiyacına yönelik olarak hazırlanan bu projeksiyonları vermek istedim. Sağlıklı ve mutlu yıllar diliyorum. 5 En iyi dilek, sevgi ve saygılarımla. Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Güç Birliği

Aklın Yolu Bir Abdullah Şahin SİMSAD Yön. Kur. Bşk. a.sahin@sahinboru.com

Mesleki anlamda dayanışma ve işbirliğinin kaçınılmaz hale geldiği günümüzde, aynı meslek gruplarının örgütlenmesi de bir o kadar elzemdir. Bugün dünya'da yaşanan global ekonomik kriz, sektörel yapıları rekabet etmekten çok tekelleşmeye, dayanışmaya itmektedir. Öyle ki birçok alanda işbirliği yapmak ve birlikte hareket etmek zarureti doğmuştur. Samsun İnşaat Malzemeleri Satıcıları Derneği SİMSAD da bu gerekliliğin sonucu kurulmuştur. Bölgemizde aynı işi yapan ve aynı sorunları yaşayan kuruluşlar bir araya gelerek fikir birliğine vardı ve SİMSAD kuruldu. Daha sonra SİMSAD, "Aklın yolu bir" diyerek Türkiye'de bu amaçla kurulan derneklerin bir araya gelerek oluşturduğu Tesisat İnşaat Malzemecileri Federasyonu TİMFED'e katılarak büyük çatıya omuz verdi. Ortak akıl bunu gerektiriyordu. Bir süre önce SİMSAD Yönetim Kurulu olarak üyelerimizle yaptığımız istişare toplantısında alınan notların Türkiye genelindeki tüm meslektaşlarımız için geçerli olduğunu düşünüyorum. Çünkü ilden ile sorunlar değişmiyor, tam aksine benzerlik gösteriyor. Satış ve pazarlamadaki kalifiye eleman sıkıntısı Mevcut personelin eğitimi Sektöre yeni eleman kazandırmanın gerekliliği

6 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Personelin çalışma koşulları ve hukuki sorumlulukları Maliye ile ilgili sıkıntılar Personelle ilgili satış ve pazarlama teknikleri Genel satışla ilgili ayrıntılar Personelin işverene karşı hukuki sorumluluğu Sıraladığım başlıklar SİMSAD’da yapılan son toplantıda ele aldığımız konular. Eminim Türkiye'nin birçok ilinde hizmet veren, aynı işi paylaştığımız meslektaşlarımız bir araya geldiğinde de aynı konuları masaya yatıracaktır. Çünkü sorunlarımız aynı. Dolayısıyla çözüm yolu da birdir. Bu ortak inanıyorum.

yolu

birlikte

bulacağımıza

Bir süre önce Samsun'da ağırlamaktan mutluluk duyduğumuz Tesisat İnşaat Malzemecileri Federasyonu (TİMFED) ve Tesisat İnşaat Malzemecileri Derneği (TİMDER) Yönetim Kurulu Başkanı ve üyeleri ile birlikte bir dostluğa imza attık. Bu dostluğun ilelebet süreceğini biliyorum. Sayın Vali Hasan Basri Güzeloğlu da "Türkiye ölçeğinde hem güçlerini birleştirmek ve gelecek dönemle ilgili düşüncelerini hayata geçirmek adına bu buluşmayı çok önemsiyorum" diyerek bizlere moral verdi. Sayın Vali’nin bu düşüncesine katılmamak da mümkün değil. SİMSAD olarak Sayın Vali Güzeloğlu'nun gösterdiği ilgiye, yakınlığa ve desteğe teşekkür ediyorum.


TİMFED’den

TİMFED Yönetim Kurulu Toplantısı Yapıldı

TİMFED 2009-2011 Yönetim Kurulu, ilk toplantısını İstanbul Gayrettepe Dedeman Otel’de 8 Ekim 2009 tarihinde gerçekleştirdi. Toplantının ana gündem maddelerini çalışma gruplarını oluşturma ve faaliyet alanlarının belirlenmesi oluşturdu. Toplantıda ön çalışma gruplarında yer alacak kişiler belitlendi ve gruplarının genişletilmesi için görev alacak üyeler hakkında bir sonraki toplantıya öneri getirilmesi çağrısında bulunuldu. Çalışma Gruplarının belirlenmesinin ardından devam eden gündem görüşülmeleri sonunda yönetim kurulu üyeleri bölgesel sorunlar ve çözüm önerilerini paylaştı.

8 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Toprağın Ustası Akgün Seramik San. ve Tic. A.Ş. Değirmenyolu Sok. No:16, Kutay İş Merkezi C-Blok Kat:3 Bostancı - İstanbul T: 0 216. 574 8840 F: 0216. 574 8846

www.duratiles.com


TİMDER’den

TİMDER Akademi 2008-2009 Eğitim Dönemi Ödül Töreni ve Geleneksel TİMDER İftar Yemeği Gerçekleşti

TİMDER’in geleneksel Ramazan ayı iftar yemeği 03 Eylül 2009 akşamı Sheraton Maslak Otel’de gerçekleşti. Sektör profesyonellerinin büyük buluşmasına sahne olan gecede iftar yemeğinin ardından TİMDER Akademi 2008-2009 eğitim döneminde başarı gösteren katılımcıların ödül töreni yapıldı. Yoğun iş temposu içinde bir araya gelemeyen sektör çalışanlarının iftar vakti öncesinde arkadaşları ile buluşarak sohbet etti. İftar topunun patlamasıyla da yemeğe geçildi. İftar yemeğinin ardından TİMFED ve TİMDER Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Dönmez’in konuşmasıyla ödül töreni başladı. Dönmez konuşmasında; TİMDER’in üstlenmiş olduğu eğitim misyonu ve bu misyonun sektöre katkılarından bahsettikten sonra “Eğitime katkılarını esirgemeyen sponsorlarımıza teşekkürlerimi sunar, başarı gösteren ve dereceye giren tüm katılımcılarımızı en içten duygularımla kutlarım.” diyerek sözü Eğitim Komitesi Başkanı Ali Yalçın Tung’a devretti. Yalçın Tung; 90’lı yılların ortalarında yaşanan ekonomik gelişmelerin

10 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

ardından başlayan amansız rekabet’in kişisel gelişim, kalite ve kurumsallaşmanın önemini ortaya çıkarttığını ve kurumsallaşma kültüründe eğitimin önemine değindi. Bu nokta TİMDER’in de sivil toplum örgütü bilinci ile elini taşın altına koyduğunu ve TİMDER Akademi ile başarılı bir misyonun devam ettiğini belirtti. 2008-2009 dönemi eğitimlerine


TİMDER’den Sertifikalarını TİMDER Yön. Kur. Üyesi Ali Ergenç’in elinden alırken İbrahim Bilgin, Fügen İdemen, Gökhan Arslan Başarı Sertifikalarını TİMDER Yön. Kur. Üyesi Kemal Çelik’in elinden aldı. TİMDER Yön. Kur. Üyesi Bircan Şahin Hüseyin Aydemir, Emine Bayram, Erdem İdemen, Ahmet Şahin Arslan’a Başarı Sertifikalarını takdim ederken, TİMDER Yön. Kur. Üyesi A. Yıldıray yılmaz da Ercan Çelik, Bahaeddin Çelik, Azmi Sevinç ve Ufuk Çopur’a Başarı Sertifikalarını teslim etti.

101 firmadan 290 kişi katıldığını, sınava katılan 30 kişiden 18’i başarı gösterdiğini belirten ve yeni dönem eğitimleri hakkında bilgi veren Yalçın Tung “TİMDER Akademi’nin oluşumunda daima teşvik ve destekleri ile bizlere cesaret veren, eğitime gönül veren değerli sponsorlarımıza en içten duyularımı ve teşekkürlerimi sunarım.” dedi.

TİMDER Yön. Kur. Muhasip Üyesi Baki Kartalkaya ve Dönem Birincisi Belgin Özdoğan

Dönem İkincisi Metin Şenkurtuldu ve TİMDER Yön. Kur. Üyesi Kemal Yıldırım

Açılış konuşmalarının ardından eğitimler sonunda yapılan sınav sonuçları ve katılımlarına göre puan alan katılımcılardan dereceye girenlere Notebook hediye edildi. Dönem Birincisi Belgin Özdoğan Ödülünü TİMDER Yön. Kur. Muhasip Üyesi Baki Kartalkaya’nın elinden, yine aynı puanı alarak Birinci olan Eda Saraç ödülünü TİMDER Yön. Kur. Bşk. Yrd. Mehmet Arslan’ın elinden, dönem ikincisi Metin Şenkurtuldu ödülünü TİMDER Yön. Kur. Üyesi Kemal Yıldırım’ın, Üçüncü Hacer Kara ise ödülünü TİMDER Yön. Kur. Üyesi Ertan Sapankaya’nın elinden aldı. Dereceye giren katılımcıların ardından sınavda başarı göstermiş ancak dereceye girememiş Kadir Budak, Ayşe İdemen, Gülengül İdemen Başarı

Katılımcıların ödül törenin ardından eğitimlere sponsorluk desteği veren Türkiye Seramik Federasyonu, Kale Grubu, Eczacıbaşı Grubu, E.C.A - Serel, Teka, Franke, Ege Seramik, Hitit Seramik, Duravit, Fırat ve Ekpaş’ın yöneticilerine TİMFED ve TİMDER Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Dönmez tarafından plaket verildi. Organizasyon, eğitimlerin başarısında katkılarından dolayı İETT Genel Müdürlüğüne atanan TİMDER Akademi Eğitmenlerinden Yrd. Doç. Dr. Hayri Baraçlı’ya plaket verilmesiyle son buldu.

TİMDER Yön. Kur. Bşk. Yrd. Mehmet Arslan ve Dönem Birincisi Eda Saraç

TİMDER Yön. Kur. Üyesi Ertan Sapankaya ve Dönem Üçüncüsü Hacer Kara

İETT Genel Müdürlüğüne atanan, TİMDER Akademi Eğitmenlerinden Yrd. Doç. Dr. Hayri Baraçlı Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

11


TİMDER’den

TİMDER Yönetim Kurulu, MUDER’i Ziyaret Etti

TİMDER Yönetim Kurulu, 17 Haziran 2009 tarihinde genel kurulu gerçekleşen MUDER (Ahşap Mutfak ve Banyo Mobilyası Sanayici ve İthalatçıları Derneği)’ni 7 Ekim 2009 tarihinde ziyaret etti. Yeni yönetim kurulunu tebrik eden ve başarılar dileyen TİMDER Yönetim Kurulu, nezaket ziyaretinin ardından MUDER Yönetim Kurulu Üyeleri ile sektör üzerine sohbet etti. “Evini Yenile Türkiye” kampanyasının paydaşları, kampanya hakkında görüşlerini belirttikten sonra söz TİMDER’in eğitim organizasyonlarına geldi. TİMDER Akademi Eğitimlerinden övgü ile bahseden MUDER Yönetimine TİMDER Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Dönmez “Eğitim ve tüm organizasyonlarımızda siz ve üyelerinize her zaman için kapımız açıktır.” dedi. Sektör sorunları üzerine gerçekleşen sohbetlerin ardından TİMDER ve TİMFED Başkanı Serdar Dönmez, MUDER Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Zeki İyibaş’a TİMFED’e katılmalarını önerdi. Bunun üzerine İyibaş; değerlendireceklerini belirtti.

12 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Ziyaret, TİMDER ve TİMFED Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Dönmez’in, MUDER Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Zeki İyibaş’a hatıra plaketi sunmasıyla son buldu.


aduro serisi Fax: +90 212 879 00 35

e-mail: satis@gpd.com.tr

Adını ateşten alan ve özellikle geniş alanlı karakteristik mimari yapılarla bütünleşebilecek bir çizgiye sahip Aduro, diğer GPD ürünlerinde olduğu gibi çevre ve insan sağlığına duyarlı dost maddeler kullanılarak üretilmektedir. Aduro serisi armatürler, güçlü tasarım karakterleri, sağlam yapısı ve katlanabilir oynar gagası sayesinde işlevselliği ile fark yaratıyor.

www.gpd.com.tr

Tel: +90 212 879 00 30 (pbx)


TİMDER’den

TİMDER Akademi, Eğitimleri ile Sektörün Gelişimine Destek Vermeye Devam Ediyor

TİMDER’in sektörel gelişime katkıda bulunma misyonu ile 5 yıldır aralıksız sürdürdüğü TİMDER Akademi Eğitimleri’nin 2009-2010 dönemi 14 Ekim 2009 tarihinde ilk ders başlığı Kurumsal İşletme Yönetimi ile İstanbul Gayrettepe Dedeman Otel’de başladı. Birçok görev ve makamdan 62 kişinin katılımıyla gerçekleşen ders İETT Genel Müdürlüğüne atanan Yrd. Doç Dr. Hayri Baraçlı eğitmenliğinde gerçekleşti. Aile şirketleri yapısının incelenmesi ile başlayan eğitimde katılımcılara işletme yönetimi, kurum kültürü, kurumsallaşma, kurumsal işletme yönetimi gibi konularda bilgi verildi. Öğr. Gör. Almila Dalkılıç

Eğitimlerin ikinci başlığı; Etkili İletişim Teknikleri, Öğr. Gör. Almila Dalkılıç eğitmenliğinde, 23 Ekim 2009 tarihinde 111 kişinin katılımıyla gerçekleşti. Eğitici olduğu kadar eğlenceli geçen eğitimde katılımcılar; iletişim süreci modeli, kurumsal davranışlarda başarılı bir ikna süreci, iyi iletişim kurmanın 11 yolu, profesyonel etki oluşturma gücü gibi konularda bilgi aldılar.

Yrd. Doç Dr. Hayri Baraçlı

14 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


TİMDER’den Bütünsel Kalite Yönetimi başlıklı üçüncü eğitim, 30 Ekim 2009 tarihinde Yard. Doç. Dr. Ahmet Beşkese’nin eğitmenliğinde gerçekleşti. Müşteri odaklılık, takım çalışması, kalite maliyetleri, Proaktif (Önleyici) Yaklaşım, Uzun Dönemde Başarı gibi konulara değinilen eğitime ilgi yoğun oldu.

Yard. Doç. Dr. Ahmet Beşkese

Hakan Ömer Gider

Dört, beş ve altıncı eğitimler ise videolarıyla eğitimine akıldı kalıcı bir tekniği olan Hakan Ömer Gider tarafından verildi. Gider’in 11 Kasım 2009 tarihinde gerçekleştimiş olduğu ilk eğitim; Pazarlama ve Satış Yönetimi’nde planlama ve plan revizyonu, pazarlamanın 4P’si, satışıyı başarıya götüren özellikler gibi konular hakkında bilgi verildi. 18 Kasım 2009 tarihinde yapılan Pazarlama ve Marka Yönetimi’nde marka, marka değerinin belirlenmesi, güçlü markaların faydaları, markaların kişiliği, marka yönetiminde yapılacak ve yapılmayacaklar hakkında katılımcılara bilgi aktarıldı. Pazar Araştırmaları ve Talep Tahminleri başlıklı eğitim ise 16 Aralık 2009 tarihinde gerçekleşti. Eğitimde katılımcılar pazar araştırması, işletmelerin pazar hakkında öğrenmek istedikleri, talep ölçümleri, talep tahmin yöntemleri gibi konularda bilgi aldılar.

15 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


TİMDER’den TİMDER, TİMDER Akademi eğitimlerine sponsorluk desteği veren Türkiye Seramik Federasyonu, Kale Grubu, Eczacıbaşı Grubu, Teka, Franke, Duravit, E.C.A – Serel ve Ekpaş’a teşekkürlerini sunar.

TİMDER Akademi eğitimleri aşağıdaki program çerçevesinde devam edecektir. Ücretsiz olarak Gayrettepe İstanbul Dedeman Otel’inde gerçekleştirilen eğitimlere tüm derneklerimizin üyeleri davetlidir.

EĞİTİMLER

TARİH

GÜN

SAAT

Kurumsal İşletme Yönetimi

14.10.2009

Etkili İletişim Teknikleri

23.10.2009

Cuma

19:00-22:00

Bütünsel Kalite Yönetimi

30.10.2009

Cuma

19:00-22:00

Pazarlama ve Satış Yönetimi

11.11.2009

Çarşamba 19:00-22:00

Pazarlama ve Marka Yönetimi

18.11.2009

Çarşamba 19:00-22:00

Pazar Araştırmaları ve Talep Tahminleri

16.12.2009

Çarşamba 19:00-22:00

Vaka Çalışması I

06.01.2010

Çarşamba 19:00-22:00

Ekip Çalışması, Liderlik ve Motivasyon

13.01.2010

Çarşamba 19:00-22:00

Stratejik Yönetim ve Gelecek Odaklı Planlama

20.01.2010

Çarşamba 19:00-22:00

Finansal Yönetim

27.01.2010

Çarşamba 19:00-22:00

Verimlilik ve Kar Yönetimi

03.02.2010

Çarşamba 19:00-22:00

Satınalma ve Maliyet Yönetimi

10.02.2010

Çarşamba 19:00-22:00

Aile Şirketlerinin Büyüme Stratejileri ve Ortak Olma Kültürü

03.03.2010

Çarşamba 19:00-22:00

Vaka Çalışması II

10.03.2010

Çarşamba 19:00-22:00

Sınav

10.03.2010

Çarşamba 19:00-20:00

LCV: Canan Palabıyık (0212) 274 28 42 – 43

16 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Çarşamba 19:00-22:00


TİMDER’den

www.timder.org.tr Yenilendi

İletişim çağı olarak anılan günümüzde internet kullanım yaygınlığıyla önemli bir rol oynuyor. Kurumların sanal yüzü olan web sitelerinde de kendilerini en iyi şekilde kullanıcıya yansıtması kaçınılmaz bir zorunluluğa dönüşüyor. Yaşanılan teknolojik gelişmelere uyum sağlamak amacıyla TİMDER (Tesisat İnşaat Malzemecileri Derneği) web sitesini yeniledi. Kullanıcının dernek ve üyeleri ile ilgili bilgiyi en kolay şekilde görsel destekleri ile alması amaçlanan yeni site tasarımımda bazı yeniliklere imza atıldı. Bu yeniliklerden bazıları; önceki web sitesinde bulunan üye arama motoruna üyelerin hangi sektörde hizmet verdikleri, hangi marka ürünlerin ticaretini gerçekleştirdiği gibi detaylı bilgilere yer verildi. Üyelerin iletişim bilgilerinin yanına ise firmanın görsel yüzü olan logoları eklenebiliyor. Derneğin internet sitesi gibi en etkin iletişim araçlarından biri olan TİMDER Dergisi de artık sayfa üzerinden interaktif 18 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

olarak görüntülenebildiği gibi PDF formatında bilgisayara indirilebiliyor. Ana sayfada yer alan slayt haberlerde gündemin önemli başlıkları yer alırken, haberler içeriklerine göre ayrı başlıklar halinde kullanıcısına sunuluyor. TİMDER Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Dönmez, sitenin günümüz çağına ayak uydurması için özenli bir çalışma ile gerçekleştirdikleri içeriğin artık daha etkili bir iletişim aracı oluğuna dikkat çekerken üyelerinde en iyi şekilde temsil edilebilmesi için kendilerine verilen bilgiler ile sitedeki bilgilerini sürekli güncel tutmasının gerekliliğini vurguladı.


TİMKODER’den

TİMKODER’den Eğitim Atağı TİMKODER, 2009 yılı ilk Yönetim Kurulu toplantısında Yönetim Kurulu Başkanı Emin Ayar’ın önderliğinde, dernek üyeleri, üye işyeri çalışanları ve sektör üretici firmalarının Ankara Bölge Müdürlükleri çalışanlarının müşterilerine daha kaliteli ve bilinçli hizmet sunmalarını sağlamak amacı ile eğitici ve öğretici bir program hazırlamaya karar vermişti. Bu doğrultuda kurulmuş olan beş kişilik Eğitim Komisyonu ilk olarak eğitimin konu ve içeriğini oluşturmak için çalışmalarını sürdürdü. Komisyon Başkanı Harun Şahin ve Komisyon Üyeleri Tekin Yetiş, Burak Şahin, Sertaç Köleli, Murat İpek’in çalışmalarıyla konu başlıkları ve içeriklerin oluşturulmasının ardından ana hatları oluşan eğitim programını hayata geçirmek için profesyonel bir kurum ile yola devam etme kararı alındı. Yapılan araştırmalar sonucunda İnnoCentric Danışmanlık ve Eğitim Ltd. Şirketiyle birlikte, üyelerin profesyoneller aracılığı ile uygulamalı, katılımcılarında eğitim konularının bir parçası olabileceği bir program oluşturuldu. Prof. Dr. Ali Halıcı’nın işlemiş olduğu ‘Etkili İletişim, İş Hayatında Sözsüz İletişim ve Beden Dili’ konulu ilk eğitim Ankara Ticaret Odası’nda 15 Aralık 2009 tarihinde 145 kişinin katılımı ile gerçekleştirildi.

Prof. Dr. Ali Halıcı

20 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Alarko Holding Eğitim Komitesi Başkanı Ali İsmet Koçak

Türkiye’nin önde gelen firmalarından Alarko Holding’te Eğitim Komitesi Başkanlığı görevini yürüten Ali İsmet Koçak’ın işlemiş olduğu ikinci dersimizin konusu ‘Telefonda Etkili İletişim’ seminerimizde katılımcı sayısı 157 oldu. Ankara ve özellikle Rüzgarlı Sokak esnafları işilerine ve daha da önemlisi müşterilerine sunmakta olduğu hizmet kalitesine vermiş olduğu önemi, Eğitim Programının ilk ikisine yapmış olduğumuz yoğun katılımla gözler önüne serdi. Bu yoğun katılımın daha sonra ki derslerde artarak devam edeceği, ilk derslerde ki katılımcıların eğitim sonu göstermiş oldukları memnuniyet ve yorumlarından anlaşılmaktadır. İlk iki haftada ders konusunu, dinamik anlatımları ve tüm katılımcıları eğitimin bir parçası haline getirmeleri ile hem çok neşeli hem de çok faydalı olarak işlemiş olan değerli eğitmenlerimiz Prof. Dr. Ali Halıcı ve Ali İsmet Koçak’a TİMKODER olarak teşekkürlerimizi sunarız.


TİMKODER’den

Ankara Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Aygün

TİMKODER Eğitim Programımızda değerli destekleri ile yanımızda olan sponsorlarımız; Türkiye Seramik Federasyonu, Türkiye Seramik Karo Üreticileri Derneği, Kale Grubu, E.C.A - Serel, Hitit Seramik, Akgün Seramik, Duravit, Çanakçılar (Creavit), Teka ve Ekpaş’a teşekkürlerimizi sunarız. Ayrıca değerli katkılarından dolayı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanımız Sn. Rıfat Hisarcıklıoğlu ve Ankara Ticaret Odası Başkanımız Sn. Sinan Aygün’e teşekkürlerimizi sunarız. Eğitim Programımızı oluştururken, TİMDER Akademi’de ki tecrübelerinden yararlandığımız TİMDER Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Serdar Dönmez, Eski Dönem Başkanlarından Sn. Kemal Yıldırım ve Yönetim Kurulu Üyelerine teşekkürlerimizi sunarız. 15 Aralık 2009 tarihinde başlayan TİMKODER Eğitim Programı 30 Mart 2010 tarihine kadar her hafta Salı günleri Ankara Ticaret Odasında, saat 18:00 - 21:00

TİMKODER Yönetim Kurulu Başkanı Emin Ayar

arasında devam edecek. Eğitimin son dersinde kısa bir sınav yapılacak, başarı puanlandırma sistemi ise 52 puan sınav sonucu, 48 puan katılım sonucundan hesaplanacak. Eğitimlerden sağladığı başarıyı en iyi yansıtan Birinciye Laptop, İkinciye iPhone, Üçünciye ise Dijital Fotoğraf Makinesi verilecek. Ayrıca en az 8 derse katılan katılımcılar da Başarı Sertifikası almaya hak kaanacak. Ödül töreni eğitimin tamamlanmasının arından Nisan ayı içinde yapılacak, tüm üye, katılımcı, eğitmen, sektör yetkilileri ve sponsor firma yöneticilerinin katılacağı yemekli toplantıda dereceye girenlere plaket verilecek. Eğitim sonunda, eğitimin içeriğini kapsayan bir kitap hazırlanarak, tüm TİMKODER ve TİMFED üyelerine, sektör yöneticilerine ücretsiz dağıtılacaktır.

TİMKODER EĞİTİM PROGRAMI Sıra

Eğitimin Konusu

Tarih

1

Etkili İletişim – İş Hayatında Sözsüz İletişim ve Beden Dili

15.12.2009-Salı

2

Telefonda Etkili İletişim

22.12.2009-Salı

3

Etkili Sunuş Teknikleri

29.12.2009-Salı

4

Liderlik ve Motivasyon

05.01.2010-Salı

5

Problem Çözme Sistematiği

12.01.2010-Salı

6

Zaman Yönetimi

19.01.2010-Salı

7

Satış Yönetimi

26.01.2010-Salı

8

Stres Yönetimi

02.02.2010-Salı

9

Profesyonel Satış Teknikleri

09.02.2010-Salı

10

Takım Çalışması

16.02.2010-Salı

11

Müşteri Odaklı Hizmet Anlayışı

23.02.2010-Salı

12

Müşteri Memnuniyeti ve Bağlılığı Yaratma

02.03.2010-Salı

13

Enflasyonsuz Ortamda İşletme Yönetimi

09.03.2010-Salı

14

Perakendecilik

16.03.2010-Salı

15

Satış ve Pazarlamada Yenilikçi Düşünmenin Rolü: İnovasyon

23.03.2010-Salı

16

Vergi Mevzuatı

30.03.2010-Salı 21 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


TİMKODER’den

TİMKODER - VELİ AKGÜN Futbol Turnuvası Şampiyonu; Kare Banyo

TİMKODER - VELİ AKGÜN Futbol Turnuvası, 28 Eylül-25 Ekim 2009 tarihleri arasında Etlik Gençlerbirliği Hasan Polat tesislerinde, Akgün Seramik sponsorluğunda düzenlendi. Türkiye Futbol Federasyonunun “Herkes İçin Futbol” projesi kapsamında düzenlenen turnuvada, bütün sporculara 3 yıl müddetle benzeri turnuvalarda kullanabilecekleri lisansları dağıtıldı. Turnuvanın resmi bölge hakemleri tarafından yönetilmesi profesyonelce müsabakalara sahne oldu. Maçlarda sporcular sahaya girerken lisansları kontrol edildi. Futbol oyun kuralları titizlikle uygulanmasıyla amatör ruh taşıyan ama profesyonelce mücadele eden 160 seçkin sporcu herhangi bir yaralanma ve sakatlık yaşamadan maçları tamamladı. TİMKODER’in önemli faaliyetlerinden biri olan futbol turnuvasına takımlar üzerinde sponsor Akgün Seramik yazılı kendilerine ait formalar ile katıldı. Organizasyonun en önemli amacı olan üyelerin birbirleriyle daha yakın ilişki içinde olması sağlandı ve yeni dostluklar kuruldu. Turnuvaya birbirinden iddialı 16 takım katıldı. TİMKODER Dernek Merkezinde takım temsilcilerinin katlımı ile yapılan kura çekimi sonucunda müsabakalar herbiri 4 takımdan oluşan 4 grupta yapıldı. Grupların

dağılımı

22 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

şu

şekilde

gerçekleşti;


TİMKODER’den A Grubu Rüzgarlı İş Merkezi Özçelik Deggora Armoni Çağlar Plastik

B Grubu Eski Hisar Erel Elektirik Bakır Ticaret Onur Yapı

C Grubu Besa İnşaat Kare Banyo Termosan Piramit

D Grubu Ayrancı Aygips Eser İş Hanı Akabe Arma Seramik

Turnuvaya 28 Eylül 2009 tarihinde gruplarda Rüzgârlı İş Merkezi - Özçelik; Deggora Armoni - Çağlar Plastik maçları ile start verildi. 13 Ekim gününe kadar büyük çekişme içinde geçen müsabakalar sonunda gruplarında ilk iki sırayı alan A Grubunda Rüzgarlı İş Merkezi, Çağlar Plastik; B Grubunda Erel Elektrik, Eskihisar; C Grubunda Kare Banyo, Besa İnşaat; D Grubunda Eser İş Merkezi, Akabe firmaları çeyrek finale kaldılar. Çeyrek final 14-17-18-19 Ekim tarihlerinde kıran kırana müsabakalara sahne oldu ve sonucunda Besa İnşaat - Erel Elektrik - Kare Banyo- Eski Hisar takımları yarı final oynama hakkı kazandı. Yarı final misabakaları 20-21 Ekim’de yapıldı. Maçlar sonucunda final mücadelesini verecek takımlar Kare Banyo ve Besa İnşaat oldu. Erel Elektrik ile Eskihisar ise üçüncülük için karşılaşacak takımlar oldu. 24 Ekim’de yapılan müsabaka sonucunda Erel Elektrik Üçüncülük kupasını almaya hak kazanırken Eski Hisar takımı da turnuvanın Dördüncüsü oldu. Final günü 25 Ekim Pazar, sahada bir şölen yaşandı. TİMKODER Yönetim Kurulu ile sektör temsilcilerinin oluşturduğu takımların karşılaşması çok mücadeleci geçti ve TİMKODER Yönetimi sahadan 2-0 galip ayrılan taraf oldu. Artık şampiyonun isminin belli olma vakti gelmişti. Çok çekişmeli bir maça sahne olan final maçı karşılıklı goller ile ve heyecanı doruklara ulaştı. Müsabaka sonunda Kare Banyo, Besa İnşaatı yenerek şampiyonluğunu ilan etti. Kupa töreni Akgün Seramik Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Akgün’ün katılımı ile gerçekleşti. Törende Kare Banyo Şampiyonluk, Besa İnşaat İkincilik, Erel Elektrik Üçüncülük, Arma Seramik En Centilmen Takım, Hasan Aksu Gol Kralı, Suat İnan En Centilmen Futbolcu kupasını alan taraf oldu. TİMKODER tüm katılımcıları tebrik ediyor, başarılarının devamlı olmasını temenni eder. 23 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


ANTİMDER’den

ANTİMDER Aralık Ayı Olağan Toplantısı Gerçekleşti

Antalya Tesisat ve İnşaat Malzemecileri Derneği (ANTİMDER) 2009 yılının Aralık Ayı Olağan toplantısı üyelerden gelen yoğun istek üzerine eşli ve müzikli olarak organize etti. Yaklaşan yeni yılı da birlikte kutlamanın mutluluğu yaşandı. Toplantıya 25 çift katıldı. Toplantı salonuna kurulan barko vizyonda toplantı başlama saati ile birlikte ANTİMDER’in 2008–2009 faaliyet yılı olağan toplantıları dönmeye başladı. Dernek üyeleri için bir nostalji yaşanırken üyelerin eşleri için de olağan toplantılardaki faaliyetler ilk defa paylaşılmış oldu. Toplantı ANTİMDER Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Işıldar ’ın açılış konuşması ile başladı. Işıldar “Öncelikle ilk defa eşlerimizle birlikte olağan toplantımızı organize ettik, ANTİMDER olarak erken yılbaşını birlikte kutlayalım hepinize şimdiden iyi eğlenceler diliyorum.” dedi. Başkan, toplantıda ANTİMDER Üyelerinden Fatih Köksal’ın oğlunun doğduğunu üyeler ile paylaştı ve Fatih Köksal’ın toplantıya katılamamasından dolayı sektörün değerli büyüklerinden olan babası Ali İhsan Köksal’ı sahneye davet etti ve bir ANTİMDER geleneği haline getirilen hediye olarak küçük altını takdim etti. Işıldar’ın konuşmasının ardından orkestra devreye girerek geceye renk kattı.

24 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

ANTİMDER Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Işıldar

Orkestra ara verdiğinde üyelerin toplantı ayındaki özel günleri kutlandı. Toplantı gününün ANTİMDER Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Nesrin Ayan Özben’in doğum gün olması kutlamaya ayrı bir mutluluk kattı.


ANTİMDER’den

Akdeniz Kalkınma Ajansı Kuruldu Antalya Tesisat ve İnşaat Malzemecileri Derneği (ANTİMDER) 2009 yılının Ekim Ayı Olağan toplantısındaki gündem maddesi büyümek isteyen şirketlere yol göstermek ve ya yeni bir projesi ile birlikte yeni bir iş sahibi olmak ve bu işi geliştirmeye ihtiyacı olanlara bilimsel destek vermek adına kurulan Kalkınma Ajansı hakkında bilgilendirmek oldu.

Işıldar, 22 - 25 Ekim 2009 tarihinde gerçekleşecek olan Yapex Fuarını hatırlattı ve fuara katılacak olan üyeleri ziyaret etmeyi ihmal etmeyelim dedi ve sözü toplantıya konuşmacı olarak katılan Akdeniz Kalkınma Ajansı Yetkilisi Kenan Yüce’ye devretti. Yüce öncelikle Kalkınma Ajansı’nın kısaca görevleri hakkında bilgi verdi.

Toplantı ANTİMDER Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Işıldar’ın açılış konuşması ile başladı. Başkan öncelikle TOBB ve TİMDER‘in başlatmış olduğu yenileme kampanyası ile ilgili ATSO (Antalya Ticaret ve Sanayi Odası)’da gerçekleştirecek olan toplantı ile ilgili duyurusunu yaptı ve tüm üyelerin katılımını rica etti.

Akdeniz Kalkınma Ajansının amacı; Bölgenin iş ve yatırım imkanlarının tanıtımını yaparak, bölgeye yeni yatırım ve yatırımcılar kazandırmak, Bölge potansiyellerini harekete geçirerek ekonomik gelişmeyi hızlandırmak ve bölgenin rekabet gücünü artırmak üzere, sektörel bazda araştırmalar yapmak veya yaptırmak, Bölgenin iç ve dış pazarlardaki rekabet gücünü artırmak üzere, işletmelerin teknolojik kapasitesini ve verimlilik düzeylerini artırmaya yönelik çalışmalara destek vermek, Küçük ve orta ölçekli işletmelere; finansal yönetim, üretim, tanıtım, pazarlama ile işletmeler arası örgütlenme ve işgücü eğitimi gibi konularda destek sağlamak, Bölgesel hedefleri gerçekleştirmeye yönelik olarak özel sektör ve sivil toplum kuruluşları ile kamu kesimi arasındaki işbirliği ve koordinasyonu sağlamak, Kalkınma Planı ve Yıllık Programlarda belirtilen makro hedeflerle uyumlu, katılımcılık ilkesi doğrultusunda bölge stratejilerini belirleyip Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı’nın onayına sunmak,

Kenan Yüce

26 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı’nın onayına sunmak üzere, bölge planları yapmak veya yaptırmak,


ANTİMDER’den

Bölge planlarının uygulama sürecini izlemek, değerlendirmek ve gerekli koordinasyonu sağlamak, Yerel nitelikli küçük ölçekli bölge kamu yatırım programını hazırlamak, uygulanmasında iller ve kurumlar arası koordinasyonu sağlamak, Bölgedeki ulusal ve yerel ölçekli kamu yatırımların izlenmesi ve değerlendirmesini yapmak, Bölgesel kalkınma ile ilgili Avrupa Birliği fonlarını ve diğer uluslar arası fonları Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı’nın uygun görüşü ile koordine etmek, yönetmek, kullanmak veya kullandırmak, Bölgenin doğal, beşeri ve iktisadi her türlü kaynak ve imkanlarını tespit etmeye yönelik araştırmalar yapmak, yapılan araştırmaları desteklemek,

Akdeniz Kalkınma Ajansı’nın Antalya, Burdur ve Isparta illerini kapsadığını ve göreve başladıklarını belirtti. İlk toplantılarını Isparta Valisi Başkanlığında Isparta’da gerçekleştirdiklerini de sözlerine ekledi. Önümüzdeki haftalarda Akdeniz Üniversitesinde bu konu ile ilgili bir konferans verileceğini ve Yurt Dışından da konuşmacıların katılacağını sözlerine ekleyerek konuşmasını tamamladı. Toplantının geri kalanı soru cevap şeklinde sürdü. Sunumunun bitmesinin ardından ANTİMDER Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Işıldar, Kenan Yüce’ye ANTİMDER Onur Belgesi verdi. Toplantının kapanışı yapıldıktan sonra geleneksel olarak toplantı ayında özel günleri olan üyelere hitaben pasta kesilerek kutlama yapıldı.

Bölge bazında veri toplama ve değerlendirme hizmetlerini yürütmek, bölgesel veri tabanları oluşturmak. Olarak özetlenebilir dedi. Ajansın teşkilat yapısı aşağıdaki organlardan oluşur: Bölgesel Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulu Bölgesel Kalkınma Ajansı Danışma Kurulu Bölgesel Kalkınma Ajansı Genel Sekreterliği Yönetim Kurulu; Koordinatör Vali, bölgedeki diğer illerin Valileri, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı’nın temsilcisi ve Danışma Kurulu üyeleri arasından, Danışma Kurulu tarafından her ili temsilen seçilecek birer özel sektör temsilcisinden oluşur.

Özkan Işıldar ve Kenan Yüce

27 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


ANTİMDER’den

Sarı Noktalar, Baucon Yapex’teydi ANTİMDER önderliğinde başlatılmış olan Sarı Nokta Projesine katılan üyeler Baucon Yapex Fuarında da bir araya geldiler. Fuar alanında ANTİMDER Mahallesi olarak adlandırılan holde toplanan Üyeler fuarda yapı profesyonelleri ve nihai tüketicilerle buluştu. ANTİMDER Yönetiminin almış olduğu kararla fuarda ANTİMDER Standı tüm üyelerine hâkim olacak bir noktaya konumlandırıldı ve üyelerinin ihtiyaçlarına cevap verdi. Üyelerin buluşma noktası olan ANTİMDER standı sektörel sohbetlerin keyifli noktası oldu. ANTİMDER’in görevi en iyi şekilde yerine getirme çabası ziyaretçi kitlesine de yansıdı ve son yılların en yüksek ziyaret rakamlarına ulaşıldı.

ANTİMDER Sarı Nokta Projesine dâhil olan üyelerden; ABM Akyol, Aday Demir Çelik, Ak Yapı A.Ş., Aktim Yapı Malzemeleri, Onno Artı Banyo Sistemleri, Arıcan Boru San. A.Ş., Asacarlar Ltd.Şti., Cubo Boya, Çimpa A.Ş., Dekan Boy Ltd.Şti, Delta Küvet, Emrem Yapı , Hacıoğulları Demir Çimento, Kalfa AVM, Kıvrak A.Ş., Promix Yapı Kimyasalları fuara katıldı. ANTİMDER Üyelerinin gerçekleştirdiği sohbet ile Baucon Yapex 2010’a katılmak isteyen tüm üyeleri kapsayabilecek bir büyük stant çatısı altında toplanma kararı alındı. Standının yerleşimi de demir ve çimento grubu ile başlayıp, boya grubu ile bitirecek şekilde oluşturulacak ve nihai tüketiciye inşaatın başından sonuna ürün ihtiyacı sırasıyla sunulacak. 28 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


ANTİMDER’den

Fuardaki görevini başarıyla ANTİMDER, Üyelerin fuardan sağlayarak amacın ulaştı.

tamamlayan memnuniyetini

Dört gün süren fuarda ANTİMDER Üyeleri eğlenceli anlar da yaşadılar. Eski Cumhurbaşkanlarımızdan birinin sahip olduğu Papağan Cabbar’ın yaşattığı eğlenceli anların yanı sıra Fuarın son günü 25 Ekim Pazar ANTİMDER Üyelerinden Aday Demir’in sahibi Ayhan Özdoğan’ın doğum günüydü ve tüm üyelerin Aday Demir Standında toplanarak doğum gününü kutlaması farklı bir anı yaşanmasını sağlandı.

Ayrıca ANTİMDER Üyelerinden Delta Küvet bir ilke imza atarak Dünya’nın en büyük duş teknesinin tanıttı.

29 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


ANTİMDER’den ANTİMDER Üyelerinin Fuar Görüşleri ABM AKYOL - Abdurrahman Akyol Fuar bim açımızdan çok olumlu geçti. Tüm üyelerimizin bir arada oluşu ANTİMDER Stadının Üyelerine sağlamış olduğu imkânlar dernek olarak birlik ve beraberliğimizi pekiştirdi. Fuarda ulaşmak isteğimiz nihai tüketici hedeflerimize de ulaştık. ADAY DEMİR - Ayhan Özdoğan Fuarda sektörel bazda baktığımızda inşaat sektörünün durgunluğundan dolayı işi yavaş olan firmalar pek de memnun olmadıklarını söylüyorlar ama genel olarak baktığımızda bir memnuniyet gözleniyor. Bizim açımızdan nitelendirdiğimizde ise verdiğimiz emeğin karşılığını aldığımız çok yarrarlı bir fuar oldu. Önceki dönemlerde fuar denince akla üreticiler geliyordu. Satıcı kanalı katılımının fuara farkılık kattığı ve yarar sağladığını gördük. ANTİMDER ve Akdeniz Tanıtım’a teşekkürlerimizi sunarız. Yapex 2010’da da katılımımızı sürdüreceğiz. AK YAPI A.Ş. - Mustafa Üstem Fuarı katılımcı firmaların kapasitelerine göre değerlendirdiğimiz zaman olumlu geçti ama fuarda özellikle seramik sektöründe üretici firmaların eksikliği fuardan beklentisi olan mimar, mühendis, müteahhit kesiminde hayal kırklığı yarattı. Bundan sonraki fuarlarda mutlaka üretici firmaların katılımı sağlanmalıdır. AKTİM YAPI MALZEMELERİ - Zekai Özacar Yeni kurulmuş bir firma olarak bu sene fuara katılma kararı aldık. ANTİMDER ile dâhil olduğumuz bu fuar bizim için çok olumlu geçti. Ulaşmak istediğimiz müşteri kesimine de ulaştığımızı düşünüyorum.Emeği bulunan herkese teşekkürlerimi sunuyorum. ARTI BANYO SİSTEMLERİ - Ahmet Bilgiç Fuar çok güzel geçti. Ziyaretçi açısından da çok olumluydu. Fakat Sarı Nokta Projemiz ile ilgili tanıtımın daha üst düzeyde olmasın daha yararlı olabilirdi. Genel olarak çok memnun kaldık. Emeği geçen herkese teşekkürler. ARICAN BORU A.Ş. - Ömer Arıcan Fuara katılımcı firma sayısı geçmiş yıllara oranla biraz daha az oldu ancak ziyaretçi sayısı memnuniyet vericiydi. Özellikle ANTİMDER Üyelerinin bir arada bulunuşu çok güzledi. Emeği geçen herkese teşekkürler. ASACARLAR - Süleyman Acar Fuarlara katılım taraftarı bir firma olarak katılımımızın çok doğru bir karar olduğunu gördük. ANTİMDER‘in bir üyesi olarak burada bulunmaktan büyük memnuniyet duyduk. Ziyaretçi sayısı beklentilerimizi karşıladı. Sonuç olarakta beklentilerimizin karşılığını aldık. Emeği geçen herkese teşekkür ederim. CUBO BOYA - Mustafa Ergün Her geçen yıl katılımcı sayısında azalma görüyoruz. Sanayici azalmaya başladı. Daha çok tadilat fuarı konsepti mevcut. Yeni ürün tanıtımları yok. Herşeye rağmen ziyaretçi bakımından memnun edici bir fuar geçirdik. 30 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

DELTA KÜVET - İlhan Kurtar Sürekli fuarlara katılan bir kuruluş olarak fuarların kurumsal kimliğimize yönelik birçok katkısı olduğu kanaatindeyiz. Delta Küvet olarak özellikle fuar organizatörlerinin profesyonel bir yönetim sergilediklerine inanıyoruz. Kriz ortamında olduğumuz şu günlerde içe kapanmaktansa daha agresif ve saldırgan bir pazarlama ve tanıtım stratejisinin bir parçası olarak bu fuara katıldık. Çok da memnunuz. EMREM YAPI - Resul Lekesiz Fuar genel anlamda beklentilerin aksine ziyaretçi sayısı ve profili açısından olumlu geçti. Ancak tanıtım ve duyuru konusunda hem yeterli çalışma yapılmamış hem de yapılanda geç kalınmıştır. ANTİMDER ile birlikte daha nice güzel faaliyetlerde bulunmayı diliyoruz. HACIOĞULLARI DEMİR ÇİMENTO - Mustafa İlhan İki senedir fuar etkinliklerine katılıyoruz. Fuarda sergilemiş olduğumuz ürün itibariyle standımız yoğun ilgi görüyor. Tabii ki bu ürünlerin tanıtımı açısından çok etkileyici oluyor. Değişik illerden gelen farklı kesimlere ürünümüzü tanıtma imkanı buluyoruz. Organizasyon mükemmel. ANTİMDER başta olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ederiz. KALFA AVM - Şahabettin Öztekin Fuar tam anlamıyla süperdi. Katılımcı istediğimiz düzeye yakın, insanların tepkileri çok güzeldi. Beklentilerimizin karşılığını aldık. Emeği geçenlere teşekkürler. KIVRAK A.Ş. - Ali Kıvrak ANTİMDER olarak güzel bir olaya imza attık. Bu bir başlangıçtı. Bizler için önemli bir tecrübe oldu. Buradan çıkarmış olduğumuz dersler ile seneye daha da başarılı olacağımızı düşünüyorum. Fuar istediğimiz doğrultuda geçti. Ziyaretçi ve tepkileri çok olumluydu. Emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. PROMİX YAPI KİMYASALLARI - Murat Kanatlı Yıllardır Yapex’e katılırım ve fuara katılmanın da faydalı olduğunu düşünüyorum. Bu yıl ANTİMDER olarak farklı bir birliktelik içerisine girdik. Çok da güzel oldu. Fuara ziyaretçi, katılımcı potansiyeli güzel oldu ve memnun kaldık. Teşekkürlerimizi sunarım. SENKRON YAPI MALZEMELERİ - Hüsamettin Boyraz Fuara katılmadan önce piyasadaki iş sıkıntısından dolayı karamsardım. Ancak fuara sonrasında yersiz bir takım kaygılarımız silindi. Nihai tüketicinin fuara çok ilgisi vardı. Bu bizim motivasyonumuzu sağladı. Bekletilirimizin üstünde verim aldık. ANTİMDER ‘i bir dernek değil bir aile olarak görüyoruz. Fuar oluşumunda da bundan sonraki fuarlarda tek bir stant mı yapalım diye düşüneceğiz. Tüm üyelerimize böyle bir oluşuma bizi de ortak ettiği için ayrıca teşekkür ediyoruz. Organizasyonun geliştirilmesi adına üzerime düşen bütün görevleri yapmaya hazırım.


SİMSAD’tan

SİMSAD Ekonomik Krizi Değerlendirdi

Kısa adı SİMSAD olan Samsun İnşaat Malzemeleri Satıcıları Derneği Yönetim Kurulu 2009 yılında yaşanan ekonomik krizi değerlendirmek ve çözüm yolları üretmek üzere bir araya geldi. Kriz Sektörü Etkiledi SİMSAD Yönetim Kurulu, üyelerin görüş ve düşüncelerini paylaşmak için toplandı. Yüksek katılımla gerçekleşen toplantıda bir araya gelen SİMSAD yönetimi ve üyeleri 2009 yılında yaşanan ekonomik sorunları masaya yatırdı. Ekonomik krize karşı çözüm önerilerinin gündeme getirildiği toplantıda 2010 yılındaki dernek faaliyetleri de ele alındı. SİMSAD Başkanı Abdullah Şahin, dünyayı etkisi altına alan global krizin etkilerinin kendi işkollarını da büyük ölçüde etkilediğini belirterek, 2009 yılındaki ekonomik problemleri ve çözümlerini istişare etmek içir bir araya geldiklerini söyledi. Eğitimli Eleman Sıkıntısı Sektörde yaşanan sorunları ortaya koyarak so32 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

runlara ortak çözüm aradıklarını kaydeden Şahin, “Arkadaşlarla dernek binamızda kahvaltıda buluştuk. Toplantıda sektörün sıkıntıları konuşuldu. Satış ve pazarlamadaki kalifiye eleman sıkıntısının bölgede var olduğunu belirledik. Bu sıkıntının giderilebilmesi için de eğitim seminerleri düzenleyerek mevcut elemanları eğitme kararı aldık” dedi. Gerekli Önlemler Alınıyor Başkan Şahin, sektöre yeni eleman kazandırmanın gerekliliği konusunda da mutabakata vardıklarını belirterek, personelin çalışma koşullarının hukuki sorumluluklarının ele alınmasının gerekliliğinin de toplantıda gündeme getirildiğini söyledi. Toplantıda personelle ilgili satış ve pazarlama teknikleri, genel satışla ilgili ayrıntılar, personelin işverene karşı hukuki sorumluluğu ve maliye ile bağlantılı konular da ele alındı. Aylık seminer çalışmaları yapılması ve mesleki eğitim kurslarının açılması için de ilgili kurumlarla görüşme konusunda da fikir birliğine varıldığı bildirildi.


BURTİMDER’den

BURTİMDER Ara Eleman Eğitiminde Kurumsal Kalite ve Süreklilik için Harekete Geçti Meslek örgütümüzün ağırlığını karo seramik, sağlık gereçleri (vitrifiye), armatür ve giderek artan oranda izolasyon malzemeleri satış ve hizmetleri oluşturuyor. Üreticiden tüketiciye zincirin her halkasının karşılaştığı önemli sorunlarımızdan birisi de yeter sayıda işinin ehli, kaliteli, sertifikalı ara eleman - usta bulunmamasıdır. Sanayicinin birçok zorlukla ürettiği ürünün, ehliyetsiz kişilerce yanlış montaj - uygulama sonucu hata ürüne bulunur. Çokça karşılaştığımız bu sorun biz satıcıları da zor durumlarda bıraktığı malumunuzdur. Doğal olarak işinin ehli ustalarda bu durumdan şikayetçidir. Soruna bir başka pencereden bakarsak; tüketici yüzlerce lira vererek aldığı ürünün montaj ve uygulaması için mümkün olan en az ücreti verme isteğindedir. En azından çoğunlukla böyledir. Gerçekte tüketici ustadan tasarruf ettiğinin çok daha fazlasını ödemek durumunda kalabilir. Örneğin; 100 liralık bir musluğun montajını 10-15 lira ucuza mal edebilir. Hatalı montaj sonucu musluğun kullanım süresi yirmi yıldan birkaç yıla hatta aylara düşebilir. Bunun gibi örnekler çok daha fazla ve ayrıntılı olarak verilebilir. Sektörde herkes bu benzeri birçok olay yaşamıştır. Amaç en uygun fiyata ve giderek standart fiyata sertifikalı, güvenilir ustalara yaptırmaktır. Sertifikalı usta, tüketicinin doğru yerde doğru ve ihtiyaca uygun malzemeyi kullanmasını sağlar. Bu durum israftan, zarardan, zaman ve enerji kaybından tüketiciyi korur. Tüketiciden satıcıya, sanayiciden ülke ekonomisine kadar her birime katkı sağlar. Eğitim Şart Hemen her sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de yeter sayıda ve kalitede ara eleman yoktur. Bizde BURTİMDER (Bursa Tesisat İnşaat Malzemecileri Derneği ) olarak bu konuda neler yapabiliriz, taşın neresinden tutabiliriz diye düşündük. Sektörümüzde zaman zaman usta eğitimleri yapılır. Fakat bu faaliyetlerin sürekliliği ve kurumsal standardı yoktur. 34 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Süreklilik Bursa’da organize etmeye çalıştığımız ara eleman - usta eğitimleri her yıl devam edecek, yıl içinde müfredata bağlı, gerekli ve yeterli ders saatinde teorik ve uygulamalı eğitim verilecek. Eğitim süresi sonunda yine teorik ve pratik sınav uygulanarak sınav sonucuna göre başarılı ustalarımız, Milli Eğitim İl Müdürü ve ilgili okulun, BURTİMDER’in ve İŞ-KUR’un imzalarıyla, sponsorlarımızın katkılarıyla düzenlenen T.C. Milli Eğitim Bakanlığı sertifikalarını almaya hak kazanacaklar. Kurumsal Kalite Eğitimlerimizde her açıdan standart oluşturmak başlıca hedeflerimiz arasında, proje ortaklarımız Bursa Hürriyet Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi Müdürü Sn. İsmail Başaran ve Bursa Demirtaşpaşa Anadolu Teknik Lisesi ve Endüstri Meslek Lisesi Müdürü Sn. Uğur Nikbay kurumları, öğretmenleri ve her tür imkanlarıyla projemize kurumsal ka-


BURTİMDER’den

lite kazandıracaklardır. Sn. İsmail Başaran yakın gelecekte, vereceğimiz sertifikaların Avrupa’da da geçerli sayılması yönünde çalışmaların sonuçlandıracağı müjdesini de verdi. Her iki müdür ve öğretmenlerimize şükranlarımızı sunarız. Tel: (0224) 245 91 00

Projemizin sürekli, kaliteli ve başarılı olması için katkılarını esirgemeyen üretici firmalarımıza ve TİMFED’e teşekkür ediyoruz. Sponsorlarımız isim ve logoları sertifikalarda belirtilecektir. Her tür öneri ve katkılarınız için BURTİMDER ile iletişime geçebilirsiniz. Faks: (0224) 245 91 02

35 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Söyleşi

Kütahya Seramik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Nafi Güral Ekonomik olumsuzluklarla ilgili bir soruya; “Biz dövizin olmadığı, bankaların kredi vermediği, elektriğin, doğalgazın, hatta iletişim altyapısının olmadığı zamanlarda para kazandık. Şimdi neyimiz eksik?” diye cevap vermiştiniz. Güral Ailesi’nin büyüme süreci olan o dönemleri ve günümüz koşullarını değerlendirir misiniz? Ne yazık ki; insanlarımızda hep bir karamsarlık havası var. Koşullardan şikâyet etmeyi de seviyorlar. Biz ise bu noktada aksi görüş bildiriyor, bugünlerimize de bu sayede geldiğimize inanıyoruz. Bir söz vardır; Gül düşünürsen, gülistan olur. Diken düşünürsen, dikenlik olur. Biz hep gül düşünmeye kendimizi adadık ve karşılığını da aldık. Bir örnek vereyim. Gelişim sürecimizde birçok kişiye enteresan gelen adımlar attık. Örneğin sene 1978’de madencilik yaparken devletleştirme komisyonları kuruldu ve madenler devletleştirilmeye çalışıldı. Hatta devletleştirme komisyonu bizim işletmemize de gelmişti. Çevremize baktığımızda neredeyse tüm işletmeler, “Devlet işletmede bulunan varlığın 36 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

tam hakkını vermez.” diyerek madenlerinde kullanmakta oldukları iş makinelerini madencilik dışındaki iş yerlerine götürerek işlerini küçültüyorlardı. Biz ise yatırım yapıp makine alıyorduk. Düşüncemiz; gerektiğinde devletleştirmeyi yargıya taşır, hukuk sürecinde işimize devam ederiz. Hukuk bizi haklı görürse ne iyi, diyecek bir şey yok. Aksi olduğu takdirde de gideceği yer yine bizim devletimiz, göndeririz. Sonuçta araya 12 Eylül’ün de girmesiyle birlikte devletleştirme süreci son buldu. Herkes işletmelerini küçültmüş, hatta kapısına kilit vurmuşken biz mükemmel bir talep gördük ve kazanan taraf olduk. Çocuklarıma sürekli tavsiye ettiğim, Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KÜTSO) ve muhtelif konuşmalarımda dile getirdiğim bir sözüm var; hiçbir şart işinizi durdurmanız ve hatta küçültmeniz için mazeret olmamalıdır. Şartlara teslim olmak yerine, şartları yönetebilecek güce ve beceriye sahip olmanız gerekir. Bu gücü kendinizde gördüğünüz süreçte şartlar sizi değil, siz şartları yöneten olursunuz.


Söyleşi van ile dünyayı gezmeyi amaçlayan insanlardan en azından birine şahit olmuşuzdur. Bu aktiviteler, o insanların yaşam tarzıdır. Bizim yaşam tarzımız, tutkumuz da sanayiciliktir. Bugüne kadar kira getiren bir mülkümüz, faiz gelirimiz, 1m2 arsa alıp üzerinden rant elde ederek satmışlığımız olmadı. Bunların her birini yapmak için yeterli imkâna da sahibiz ama biz sanayiciyiz. Bunlar bizim yaşam felsefemiz ile uyum sağlayamaz. Biz kendimizi üretmek, istihdam sağlamak ve her zaman daha iyisini üretmeye adadık. Bu yüzden sanayicilik bizim için artık vücudumuzda taşıdığımız kan oldu. O damarlarımızda gezdikçe biz yaşıyor, hayattan keyif alıyoruz.

Tüm yatırımları üretim yapan, istihdam sağlayan tesislere yapmayı prensip edindiğinizi görüyoruz. Üreten, değer katan bir sanayici olarak bugünlere geldiniz. Daha önceki röportajlarınızda belirttiğiniz bu prensibinizden yola çıkarak; neden riskten uzaklaşmak yerine daima taşın altına elinizi koymayı tercih ettiniz? Birçoğumuz, gecenin 3’ünde balık tutan, elinde av tüfeği ormanın ıssızlığında av peşinde dolaşan, sabahlara kadar oyun masasında oturan, bir kara-

Fabrikanızın girişinde; “Bu fabrikada çalışanlar için zoru başarmak kolaydır, imkânsızı başarmak ise zaman ister.” yazıyor. Bu sözün hikâyesi nedir? Bu sözü aşağı yukarı beş yıl önce bir yerde okumuştum. Hayat felsefem ile uyumlu olması, insanların motivasyonunu arttırıcı bir etkisi olması nedeniyle de alıntı yaparak fabrikamızın duvarına astırdım. Görüyorum ki buna çalışanlarımızda inandı ve bir işi yapabilme inançları arttı. Zor diye bir şey yok, sadece yapabilme inancımızı köreltmeye yönelik bir kaçış noktası var. İmkânsız da aynı şekilde sabır göstermemiz ve sonuçlarını görmemiz gereken hususlarda bir kaçış noktasının parolasıdır. Şartlara teslim olarak yol kat etmek mümkün değil. O zaman şartların üzerine gitmek gerekiyor. Bu sözde bunu anlatıyor. Kar yağdı ve bir yerde mahsur kaldınız. Yabani hayvanlara mı yem olacağım? Soğuktan mı donacağım? diye düşünüp kaderinize razı beklemek yerine nasıl çözüm bulabilirim? Bu şartları nasıl aşabilirim? diye düşünüp çaba sarf ederseniz başarıya kavuşmanız mümkün. Biz buna inanıyor, şartlara teslim olmuyor, şartları yönetmeye çalışıyoruz. Bu noktada da bu söz bizim için önemli bir mana taşıyor.

37 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Söyleşi

Geçmiş dönemlerde sadece ıslak mekân çözümü olarak görülen seramik kaplama ürünleri bugün neredeyse tüm yaşam alanlarına girdi. Bu değişim süreci ve Türk seramik sektörünü değerlendirir misiniz? Türk seramik sektörünün kısa süre içinde büyük bir gelişme gösterdiği herkes tarafından takdir ediliyor. Bir dönem İtalyanların yaptıkları ürünlere hayranlıkla bakan Türkiye bugün o ürünlerin üreticisi oldu. İddia ediyorum Türk ve İtalyan seramiği bir platforma markaları görülmeyecek şekilde koyulsun ve uzmanların incelemesine sunulsun. Hiçbir uzman seramikleri, görünüm ve kalite farkı olarak birbirinden ayıramayacak hatta birine artı puan biçmesi gerekiyorsa o ürün yüksek ihtimalle Türk seramiği olacaktır. Bu gelişim sürecinin en büyük faktörlerinden biri; rekabet. Rakibi olmayan fabrika her zaman için yerinde sayar, rekabet içinde olan fabrika ise hayatını idame ettirebilmek için gelişmeye muhtaçtır. Bu nedenle gelişimin temelinde rekabet olduğu göz ardı edilmemelidir. Gelişimin bir diğer etkeni de; satıcıdır. Satıcı ne kadar nitelikli ürün talep ederse fabrika o nitelikte ürün üretmesi gerekir. Bu nedenle satıcıların basit, niteliksiz ürünleri satmaktan çok nitelikli ürünleri satmaya yönelmesi gerekiyor. Üstelik bu sadece seramik sektörünün gelişimi için değil, satıcının varlığını sürdürebilmesi içinde gereklidir. Ürün kalitesi arttıkça, kâr marjı artar. Ürünün kalitesi düştükçe, kâr 38 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

marjı düşer. Zaten iyi bir analiz yapıldığında niteliksiz ürünlerden elde edildiği düşünülen kârların ancak masrafları karşılayabildiği de çok net görülüyor. Yeter ki doğru hesap edilsin. Bu noktada fabrika da bayisinin taleplerini değerlendirmeli, gerektiği noktada “sen benim ve Türk seramik sektörünün gelişmesine engel oluyorsun. Bu anlayış artık bitti. Kendini de, beni de bitirmeden artık nitelikli ürünler satmaya başla” demesi gerekiyor. Niteliksiz ürünleri üreten ve satanlarında finansman sıkıntısı yaşadığı, son dönemlerde çok daha net bir şekilde görülmeye başladı. Umarım bunlardan bir ders çıkartır ve niteliksiz ürünler üretmek suretiyle sektörün daha hızlı gelişimine engel teşkil etmekten vazgeçerler. Gelişim için bir diğer önemli husus ise; Ag-Ge. Bu konuda yatırımlarımızı esirgemiyor, ne derece öneme sahip olduğunu biliyoruz. Hatta Ar-Ge’mizi bir seramik enstitüsü yapısına kavuşturmak için çalışıyoruz. Sanayicilerimizin birçoğu bu hususta yapacakları yatırımların geri dönüşümünün farkında, bunun farkında olmayanların ise gelecekleri pek parlak görünmüyor. Sivil toplum örgütlerinde aktif rol oynayan bir sanayici olarak Türkiye’de sivil toplum bilincini değerlendirir misiniz? Sivil toplum örgütleri demokrasinin bir parçasıdır ve her geçen gün biraz daha güçlenmektedir. Bu gücün bir de riski vardır ki değinmeden geçmeyelim. Risk; devletin gücünü kullananlara


Söyleşi

karşı yapılacak eleştirilerin olumsuz bir şekilde geri dönmesidir. Şunu ifade etmek istiyorum; hiçbir güç devletin gücünden, hiçbir kişi devletin gücünü yöneten kişiden daha güçlü değildir. Sivil toplum örgütü olarak devlete ters düşen bir tutum içinde bulunursanız, devletin gücü altında ezilirsiniz. Sivil toplum örgütleri bu riski göz önünde bulundurarak sağduyulu hareket etmek zorunda olduğunu unutmamalıdır. Tabi örgütler şakşakçı olsun da demiyoruz. Ama yapılacak eylemlerin ne anlam ifade edeceğini iyi bir şekilde ölçüp tartması gerekir. Zaman içinde toplumumuzun olgunluğu daha da artacak, sivil toplum örgütleri o zaman daha güçlü ve etkili olacaktır. Her ilin kendine ait odaları, sektörel sivil toplum örgütleri, bunların oluşturduğu federasyon, onlarında oluşturduğu konfederasyonlar var. Bunların temsil ettikleri kitleler adına çok dikkatli davranması, gücünü doğru zamanda, doğru orantıda ve doğru yönde kullanması gerekiyor. Daimi katılımcılarından biri olarak UNICERA Fuarını ve fuarların sektöre etkisini değerlendirir misiniz? UNICERA biraz önce değindiğimiz, sektörün gelişmesinde büyük rol oynayan rekabetin arenasıdır. Burada herkes kendini en iyi şekilde temsil etmek için çaba sarf ediyor. Bu temsilden de toplum ve sektör yarar sağlıyor. Her UNICERA’da yeni gelişmeler, yenilikler görüyor, Türk seramik sektörünün temsilci bir ferdi olarak ta bundan büyük mutluluk duyuyoruz. Tabi ki günümüzde global rekabette kendimizi göstermemiz gerektiği için UNICERA gibi CERSAIE’nin de büyük bir önemi var. Bu nedenle Türk seramik sektörünün bu fuarda da potansiyel gücünü en iyi şekilde temsil etmesi gerektiğine inanıyorum ve diyorum ki, “mükemmel rakip beni geliştiren, basit rakip beni frenleyen en önemli faktördür.” 39 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Akademik Objektif

Anadolu Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Servet Turan Bu sayımızda; özellikle seramik sektörünün en önemli anabilim dallarından birini oluşturan ve sektörel gelişimde büyük rol oynayan malzeme bilimi ve mühendisliği ile sanayicilerimizin bir bilgi yuvası olan üniversitelerden nasıl daha fazla verim alabilecekleri hakkında bilgi almak için Anadolu Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Servet Turan’ı ziyaret ettik. Servet Turan’a yönelttiğimiz sorulardan da oldukça önemli cevaplar aldık. Hocamız ile gerçekleştirdiğimiz bu keyifli sohbeti ve öğrendiklerimizi size aktarıyoruz. Anadolu Üniversitesi, Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölümü, 1994 yılında öğrenci almaya başlayan Seramik Mühendisliği’nin 2002 yılında isminin değiştirilmesi ile kurulmuştur. İki Eylül Kampüsündeki Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi binalarında bulunan Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölümü yaklaşık olarak 6500 m2’lik bir kapalı alanda 17 öğretim üyesi (7 Profesör, 5 Doçent, 5 Yardımcı Doçent) ve 8 araştırma görevlisi ile 3 tekniker, 335 lisans, 28 tanesi nanoteknoloji bilim dalında olmak üzere 45 yüksek lisans ve 50 doktora öğrencisine ve ihtiyaç duyan kamu ve özel kuruluşlara imkanları mertebesinde hizmet vermektedir. Bölümümüz, ülkemizde Seramik Mühendisliği adı altında kurulan ilk bölüm, Malzeme bilimi ve Mühendisliği adı altında Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü ile aynı anda kurulan 40 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

ve Nanoteknoloji alanında Yüksek Lisans programı açan ve ilk mezun veren bölümdür. Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Gördüğümüz ve kullandığımız her şey; metaller, polimerler, seramikler, yarı-iletkenler, kompozitler ve doğal malzemelerden imal ediliyor. Hayatımızı daha güvenli, daha rahat, daha eğlenceli ve daha sürdürülebilir hale getiren yeni ürünler ve teknolojiler geliştirebilmek için öncelikle sahip olduğumuz malzemeleri en iyi şekilde nasıl kullanabileceğimizi ve gelecekteki gereksinimlerimizi karşılayacak yeni malzemeleri nasıl geliştirebileceğimizi anlamamız gerekiyor. Malzeme Bilimi ve Mühendisliği, metal, seramik, polimer ve kompozit malzemelerin atomik boyuttan makro boyuta kadar yapılarını, bu yapılara bağlı olarak değişen fiziksel ve kimyasal özelliklerini, davranışlarını ve üretim süreçlerinin geliştirilmesini, kullanışlı malzemeler üretilmesini ve geri dönüşüm araştırmalarını içeren geniş kapsamlı disiplinlerarası bir bilim ve mühendislik dalıdır. Birçok teknolojik ilerlemenin temelini Malzeme Bilimi ve Mühendisliğindeki gelişmeler oluşturmaktadır. Bugün malzemeler tarihte hiç olmadığı kadar hızlı şekilde evrim geçirmekte, bu da mühendisle-


Akademik Objektif University of Technology (Polonya), Technische Universitat Darmstadt (Almanya), Technische Universitat Hamburg (Almanya), The University of Leeds (İngiltere), Universita Degli Studi Di Genova (İtalya), University of Bath (İngiltere), University of Trieste (İtalya), Universite Paul Sabatier Toulouse (Fransa), Universidad Del Pais Vasco (İspanya) ile anlaşmamız bulunuyor. Ayrıca, Farabi programı kapsamında da İstanbul Teknik Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik üniversitesi ile öğrenci ve öğretim üyesi değişim anlaşmamız vardır.

rin var olan ürünlerin performansını arttırmasını ve hayatımızın her alanını kolaylaştıran yenilikçi teknolojiler geliştirmesine olanak vermektedir. Malzeme Bilimi ve Mühendisliği rekabetçi küresel ekonomide anahtar disiplin ve en heyecan verici kariyer fırsatlarını sunan mühendislik disiplinlerinden biri haline geldi. Günümüzün en önemli konularından biri olan Nanoteknoloji alanında en geniş paya sahip ve geleceğin mühendislik dalları arasında gösterilen Malzeme Bilimi ve Mühendisliği programı mezunlarının, metal sanayinden uçak sanayine, seramik sanayinden elektronik sanayine, polimer/plastik sanayinden otomotiv sanayine, üniversitelerden araştırma geliştirme kuruluşlarına uzanan geniş bir yelpazede iş bulma olanaklarına sahip olduğunu görüyoruz.

Bölümümüzde çok sayıda çalışma yapılmakta ve bunlar uluslar arası arenada çeşitli vesilelerle sunulmaktadır. Bu tür fırsatlar ile birlikte ulusal ve uluslar arası ilişkilerimiz gelişiyor. Bu ilişkilerimiz sayseinde öğrencilerimizin Erasmus programı dışında da kısa süreli olarak yurtdışında eğitim almalarını sağlayabiliyoruz. Erasmus programı kapsamında anlaşmalı olduğumuz üniversitelerin dışında birçok yabancı üniversite, araştırma enstitüsü ve şirketle işbirliği sürdürüyoruz. Bu kurumları; Oak Ridge National Laboratory (USA), Cambridge Üniversitesi (İngiltere), Karlsruhe Üniversitesi (Almanya), Newcastle Üniversitesi (İngiltere), Monash Üniversitesi (Avustralya), Tsinghua Üniversitesi (Çin), Ceramtec (Almanya), Element 6 (Güney Afrika), Siemens (Almanya), Bath Üniversitesi (İngiltere), Penn State Üniversitesi (ABD), Eindhoven Teknik Üniversitesi (Hollanda), Fraunhofer Enstitüsü (Almanya), Evo Silikat Araştırma Merkezi (Almanya) olarak sıralayabiliriz.

1998-2007 yılları arasında Seramik Mühendisliği ve Malzeme Bilimi ve Mühendisliği programlarından mezun olan öğrencilere ulaşarak bir özdeğerlendirme raporu hazırladık. Bu raporumuzda ulaşılan mezunların %80’den fazlasının çalışıyor olması bize büyük mutluluk verdi. Yurtdışı İşbirlikleri Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Programı öğrencileri, Erasmus ve benzeri programlar kapsamında anlaşmalı olduğumuz Avrupa üniversitelerinde bir dönem eğitim alabiliyor. Bu kapsamda 20062008 yılları arasında 24 öğrencimiz çeşitli üniversitelerde eğitim almış, iki öğrencimiz ise Almanya’da ERASMUS Programı kapsamında staj yapmıştır. 2008 yılında Almanya TU-Darmstadt ALUMNI Programı kapsamında beş öğrenci 1 haftalık Uluslararası Kariyer Programı kursuna katıldı. 2009 yılından itibaren bu program düzenli olarak yürütülüyor. Erasmus Programı kapsamında Institute National Polytechnice de Grenoble (Fransa), Institute of Chemical Technology, Prague (Çek Cumhuriyeti), Silesian 41 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Akademik Objektif Bölümümüz geçen yıl Mühendislik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (MÜDEK), tarafından 5 yıl süre için akredite edildi. Akredite edilme sürecinde bölümün vizyonu, misyonu, stratejileri var mı?, eğitim amaçları var mı?, bu eğitim amaçlarına nasıl ulaşıyorlar?, bölümün neyi eksik, neleri iyi, ne kadar mezunu var nerelerde çalışıyorlar gibi çok sayıda kriter değerlendirildi. Bu sürecin bizlere olan faydasından çok öğrencilerimize faydası olmuştur. Bu faydaların ilki eğitim programı 5 yıl süreyle akredite olmuş bir bölümden mezun olmak bir ayrıcalıktır. İkincisi ise MÜDEK tarafından akredite edilmek EUR-ACE tarafından da akredite olunmuş anlamını taşıyor ki bu da öğrencilerimize ek bir avantaj sağlıyor. Yani öğrencilerimiz aynı zamanda Avrupa Mühendislik Eğitimi Akreditasyon Ağı tarafından da tanınırlık kazanmış sayılıyor. Bölümümüz ve Kuruluşları Bölümümüz içinden gelişen ve çalışmalarımızın üniversite-sanayi işbirliği yüzünü yansıtan bir kuruluşumuz var: SAM (Seramik Araştırma Merkezi). Kuruluşundan bu güne sektör tarafından yakından takip edilen ve sektörün sorunlarına çare üreten bir kuruluş oldu. SAM, genel olarak seramik malzemeler üzerine çalışmalar yürütüyor ve projenin konusunda ihtisaslaşmış arkadaşlarımız SAM’da görevlendirilerek projelerimize hayat veriyoruz. Bölümümüzde, sanayi ile işbirliği çerçevesinde oluşan sinerji ile SAM dışında 9 öğretim üyemizin kurmuş olduğu ve her biri ülkemizde alanında öncü kuruluşlar olarak beş Spin–off Teknopark Şirketi bulunuyor. Bunlar kuruluş sırasıyla; MDA İleri Teknoloji Seramikleri, Nanotech, Bortek, Fosfortek ve Entekno firmalarıdır.

42 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Sanayicilerin Yararlanabileceği Eğitimler Yaşam boyu eğitim kapsamında, sanayicilerimizin yaralanabileceği ve bizim duyurduğumuz belli programlarımız var. Bu programdaki eğitimlere sanayici, öğrenci herkes katılabiliyor ve sonucunda katılım sertifikası veriyoruz. Bunun dışında sanayicilerden gelen talebe yönelik eğitimler de veriyoruz. Örneğin bir sanayici gelip herhangi bir konuda çalışanlarına eğitim vermemizi talep ettiğinde hazırlıklarımızı yapıyor ve istenen konuda bilgimizi özel dersler/seminerler ile paylaşıyoruz. Bir de sanayicilerin pek tanımadığı veya kullanmadığı


Akademik Objektif bir alternatif daha var. Her öğretim yılı başında Fen Bilimleri Enstitüsü yüksek lisans, doktora eğitim programlarında yer alan dersleri duyuruyor. Duyurulan bu dersleri, kendini geliştirmek isteyen yüksek öğretim kurumu mezunları ister sanayi de çalışsın ister öğrenci olsun her dönem iki ders olmak üzere herkes alabilir. Bu yöntem ile kendisini geliştirmek isteyen bir sanayi çalışanı her dönem iki dersten bir eğitim yılı içinde ilgi duyduğu dört ders alabilir. Başarılı olduğu taktirde de başarı durumunu gösteren bir belge verilir. Öğrenimde Sınırlar Kalktı Yeni Bir Çağ Başladı Yine herkesin ücretsiz olarak yararlanabileceği üniversitemizin iki açık ders portalı bulunuyor. www.anadolu.edu.tr adresinde ana sayfadan ulaşılabilen bu portalların birinin adı Yunus Emre Yeni Nesil Öğrenme Portalı, diğeri ise AnaPod Ders Portalı’dır. Yunus Emre portalımızda yüzlerce kitap ve eğitim videosu var. AnaPod’ta ise yüze yakın ders sesli ve görüntülü olarak yayınlanıyor. Bu dersler burada gerçekleşen yüzyüze eğitimler sı-

rasında kayıt ediliyor, görüntü ve sesli olarak belli düzenlemelerden geçiyor ve yayına giriyor. Bu dersleri herhangi bip pod’a indirerek te izleyebiliyorsunuz. Yani bilgisayar başında bulunmanıza da gerek kalmadan bir yolculuk sırasında eğitim alabilirsiniz. Şu an AnaPod portalında bulunan eğitimler sınırlı sayıda çünkü bu gerçekten de zahmetli bir sürecin sonunda sağlanabiliyor. Eskiden hangi üniversiteden eğitim aldığınız çok büyük bir önem arz ediyordu. Çünkü bilgi alabileceğiniz iki nokta vardı. Biri dersi veren Öğretim Üyesi diğeri kütüphane. İyi bir kütüphanesi ve öğretim kadrosu bulunan bir üniversiteden eğitim aldığınızda dikkat çekiyordunuz. Günümüzde ise teknoloji çağındayız. Bilgiyi nerden aldığınız değil bilgiye ne kadar meraklı olduğunuz çok daha fazla önem taşıyor. Çünkü bilgiye ulaşmak inanılmaz ölçüde kolaylaştı. İnternette her türlü bilgiye, ders notuna görüntülü olarak birkaç tıkla ulaşılabiliyor. Günümüzde, İngilizce bilen, çalışkan ve biraz araştırmacı ruhu olan bir öğrenci ders aldığı hocasından daha çok bilgiye sahip olabilir. Öğrencilerimize bunu aşılamaya çalışıyoruz. Bu kadar kolay ulaşılabilir kaynaklar varken haftada 2-3 saatlik ders ile alacağınız bilgi ile yetinmeyin, araştırın okuyun çalışın ve en kısa zamanda bizim önümüze geçin. Yani benim öğrencim kısa bir zamanda benden daha iyi olsun. Aksi taktirde bilgi yücelmeyecek hep yerimizde sayacağız. Sanayi Kuruluşları Üzerine Sanayicilerin problemlerini çözmeleri veya daha iyi şeyler yapabilmeleri için üniversiteleri çok iyi tanıması gerekiyor. Çünkü burada onların sorunlarına çözüm üretebilecek teknik donanım, bilgi, bizimde onlardan alabileceğimiz pratik ve uygulanabilirlik 43 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Akademik Objektif bilgisi var. Yüzlerce sanayi kuruluşunu tek tek gezerek sorunlarına çare üretmemiz mümkün değil. O zaman sanayi üniversiteleri tanıyacak ki işlerine yarayacak bir şeyler bulabilsin. Geçtiğimiz yıl, elimizdeki donanımlar ve işlevlerini anlatmak için bir üniversite donanım kataloğu hazırladık. Bu katalogda donanımlarımız ile neler yapılabileceği, cihazla ilgili bilgi alabilmek için kiminle irtibata geçilebileceği, daha önce cihazı kullanmış firmalardan oluşan referanslar gibi bilgiler yer alıyor. Donanım kataloğumuzu hem sanayi kuruluşlarına gönderdik hemde web sitemizde yayınladık ki sanayicilerimiz sorunlarına hangi cihazlarla çözüm üretebileceklerini ve cihaz hakkında kiminle irtibata geçebileceklerini rahatlıkla bulabilsin. Devletin yani vergi verenlerin parası ile alınmış bu donanımlar sadece bizim değil hepimizin. Bu nedenle bu donanımların etkin bir şekilde hem üniversitelerde hemde sanayiciler tarafından kullanılması gerekir. Bir diğer nokta, sanayicilerimiz bizden hazır öğrenci istiyorlar. Bizim tüm sektörleri kapsayacak bilgi vermemiz mümkün değil. Biz öğrencilerimize herhangi bir sektörde başarılı olabilmeleri için gerekli altyapı bilgisi verip mezun olurken “şimdi öğrenmeye başlayabilirsiniz” diyoruz. Ancak, sektörden gelen istekler kapsamında seçmeli dersler verebiliyoruz. Hatta farklı sektörlerdeki sanayi kuruluşlarından deneyimli mühendislere sektörü ile ilgili seçmeli dersler verdiriyoruz. Benzer şekilde üniversitede görevli öğretim üyeleri her sektördeki sanayicinin problemine anında çözüm üretemez. Çözüm üretmek için birlikte uzun vadeli çalışmalara imza atmak gerekir. Projeler Bölümümüzde SAM ve diğer kuruluşların projelerinin yanı sıra daha öncede belirttiğim üzere 100’e yakın Yüksek Lisans, Doktora öğrencisi araştırma faaliyetlerinde bulunuyor. Bu öğrencilerin 50’sinin doktora öğrencisi olduğu göz önüne alındığında en az 3 yıl sürecek 50 projenin şuan yürütüldüğünü söyleyebiliriz. SAM’da yürütülen projeler, Öğretim Üyeleri ve sanayi taleplerine yönelik yürütülen projelerde dikkate alındığında buranın bir proje cenneti olduğu söylenebilir. Projeler uzun vadeli yatırımlardır, sabır ve zaman ister. Üniversite - sanayi işbirliğinin de projelere çok büyük katkıları vardır. Çünkü akademisyen çalışmalarını yürütürken bunun sanayiye uygulanabilirliğini çokta hesap edemez. Aynı şekilde bir proje içinde sanayicinin en kuvvetli bilgi ulaşım noktası da üniversitelerdir. Bunlar göz önüne alındığında en yararlı projelerin üniversite – sanayi işbirliğinden doğacağı da söylenebilir. 44 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Endüstriyel doktora programı kapsamında çalışan öğrencilerimiz bir endüstriyel, bir de akademik danışman ile projelerini yürütüyor. Bu sayede hem öğrenci iki farklı bakış açısı hemde iki farklı bilgi noktası ile projesine hayat veriyor. Bu projelerde sanayici öğrenciyi direkt olarak sorununa yönlendirerek üniversitenin de bilgi birikimi ve altyapısı ile çözüm üzerine daha yoğun çalışılması sağlanabiliyor.


Akademik Objektif Ödüller ve Eğitim Zinciri Üzerine Bölüm öğretim üyelerimizin çalışmaları bilim ve teknoloji dalında çeşitli kurum ve kuruluşlardan 50’ye yakın ödül getirdi. Her ödülün altında da iyi bir ekip, ekipman ve ahenkli çalışma başarısı yatıyor. Bu ödüllerin ana kaynağı bölümümüzdeki pozitif enerjidir. SAM, Öğretim Üyelerimiz ve bölümden doğan firmalar baktığımızda herkes birbirine yardım ediyor ve başarı için emek sarf ediyor. Başarılarımız göz önüne alındığında altyapımızın çok iyi olduğu düşünülüyor. Ancak, bizden daha iyi altyapıya sahip bazı bölümlerin çıktısı daha az olabiliyor. Nedeni; genellikle paylaşımsızlık ve negatif enerjidir. Bu nedenle biz diyoruz ki “Sahip olduğumuz altyapı ile değil, altyapının etkin kullanımı ile övünç duyuyoruz!” Örneğin; Elektron mikroskopları ülkemizde kullanımı sorun olan cihazlardan biridir. Diğer taraftan bölümümüzde ve üniversitemiz genelinde 100’ün üzerinde öğrenci ve öğretim üyemiz taramalı elektron mikroskobunu etkin biçimde kullanmayı biliyor. Bizi bir kenara ayırdığımızda ise ülkemizde taramalı elektron mikroskobunu kullanabilen kişi sayısının bu civarlarda veya biraz üzerinde olduğunu tahmin ediyorum. Peki, bunu nasıl başarıyoruz? Cevap, çok basit bir şekilde kurmuş olduğumuz eğitim zinciridir. Bölümümüze bir cihaz alındığında bu cihazı etkin bir şekilde kullanabileceğini düşündüğümüz iki kişiye cihazın kullanım ve bakım eğitimini aldırıyoruz ve öğrendiklerini en az iki kişiye öğreteceklerine dair sözleşme imzalatıyoruz. Bu arkadaşlarımız ve ardından gelecek yeni arkadaşlarımız da aynı sözleşmeye imza atarak bu cihazın kullanımını öğreniyor ve öğretiyor. Sonuç buradan mezun olan her lisansüstü öğrenci sanayide çalışmaya başladığında burada bulunan cihazların kullanımını ve buradan nasıl fayda sağlayacağını biliyor.

Ayrıca, dışarıdan bakıldığında da bölümümüzde çok fazla teknisyenin görev aldığı sanılıyor, fakat sadece 3 teknisyenimiz bulunuyor. Onlarında genel görevi sistemi işletmek değil, sistemin işlemesini sağlamaktır. Yani cihazların yağını, gazını, suyunu ve bakımı v.b. işleri ile ilgilenerek cihazların her an çalışabilir durumda olmasını sağlıyorlar. Bunun getirisi sadece öğrencilerin cihazların kullanımını sağlamakla bitmiyor. Büyük yatırımlarla alınan bu cihazların başına birer teknisyen koyarak bir odaya kilitlesek ve kullanımını sadece onlar gerçekleştirse cihazlar izin günleri çıkıldığında 330 gün ve mesai saati olan 5 gün 8 saat ile sınırlı olarak yani yaklaşık 13200 saat/yıl kullanımı sağlanır. Üniversitemizde herkese açık olan bizim yöntem ile cihazlarımız 365 gün 6 saat ve 7 gün 24 saat (7/24) çalışır durumda ve makinenin potansiyelinden en yüksek düzeyde yani yaklaşık 61400 saat (5 kat) yararlanılabiliyor. Teknolojik yatırımlardan bu derece fayda sağlanması üst yönetimler tarafından da takdir ediliyor ve cihazla ilgili sarf malzemeleri veya tamirat gerektiğinde de herkese açık olduğu için sağlayacağı yararlar göz önünde bulundurularak kısa zamanda alınabiliyor.

45 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Ekonomi

İMSAD Ekonomi Danışmanı Prof. Dr. Kerem Alkin 2010 yılı sürprizlerle başladı; ihracat umutlandırdı, enflasyon düşündürdü 2009 yılının son çeyreğinde, Türk ekonomisinin ne ölçüde bir büyüme performansı ortaya koyduğu herkesin merak ettiği bir husus. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) GSYH büyüme verilerini geç açıklaması, bu verinin olumlu bir tablo ortaya koyması halinde, piyasalara bir canlılık getirme etkisini azaltıyor. Bununla birlikte, daha erken açıklanan bazı veriler, 2009 yılının son çeyreği için bize gerekli ipuçlarını veriyor ve verecek. Bu anlamda, yılın ilk önemli verisi, hiç kuskusuz, aralık ayı ihracat verisiydi. İhracatçılarımız, malum, 2009 yılının son ayında 10 milyar doları yakalamak için mücadele verdiler. Malum, ekim ayında 9,9 milyar doları geçerek, 10 milyar dolara hayli yaklaşan ihracat hacmi, kasım ayında 8,8 milyar dolara gerilemişti. İhracatın, aralık ayında 9,5 milyar doları geçmesi, umutları yeniden güçlendirdi. İhracatçılarımız 10 milyar doları yakalayamamış olsalar da, kapasite kullanımın 9,5 milyar dolarlık ihracat hacminden olumlu yönde etkilenmesi, hem sanayi üretim verisini, hem de son çeyrekteki büyüme değerini olumlu yönde etkileyecek. 2009’un son çeyreği yüzde 2,5 ile 4 arası büyüme ile sürpriz yapabilir İhracat hacmi, eylül ayında 8,4 milyar dolara yaklaşmışken, kapasite kullanım oranı da yüzde 70,1 düzeyindeydi. İhracat hacminin ekim ayında 9,9 milyar doları yakalaması kapasite kullanım oranını da yüzde 71,8’e yükseltmişti. Kasım ayında ihracat hacmi 8,8 milyar dolara gerileyince, kapasite kullanım oranı da yüzde 70,7 oldu. Bu durumda, aralık ayında yeniden 9,5 milyar dolara ulasan ihracat hacmi kapasite kullanım oranını en az yüzde 71,5’e taşıyacak. Bunun anlamı, aralık ayında imalat sanayi üretim değerinin 114-115 puan düzeyine ulaşacağı. Nitekim, Ekim ayında da bu oran 116,7 puanı bulmuştu. Bu nedenle, bir önceki yılın aynı ayına göre sanayi üretimi, 2008 yılının ağustos ayından bu yana ilk kez pozitif büyüme yakalamıştı. Bu durumda, kasım ayı sanayi üretim artısı 0 veya 0’ın bir miktar altında kalsa bile, muhtemelen aralık ayı sanayi üretim artısı matematiksel nedenle, yani geçen yıl küresel krizden kaynaklanan baz etkisine bağlı olarak, yüzde 20’yi dahi bulabilir. Bu durumda, 2009 yılının 46 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

son çeyreğinde sanayi üretimi yüzde 7 ile 9 arası bir artış yakalayabilir ki, bu durumda, sanayi üretiminin bu derece yüksek bir büyüme oranı yakalaması, GSYH büyümesini de, 2009’un son çeyreğinde yüzde 2,5 ile 4 arasında bir orana taşıyabilir. 2010 büyümesi şimdiden minimum yüzde 2,2, IMF ile yüzde 3,5-4 Bu nedenle, 2010 yılında ihracat hacminin yüzde 10 artışla, 111 milyar doları asması, salt ihracat hacmindeki söz konusu artısın 2010 yılı GSYH’sına tek basına 0,5 ile 0,7 puan arasında pozitif katkı sağlaması anlamına gelecektir. 2009 yılının baz etkisi dikkate alındığında, iç talepte yeterince bir toparlanma olmasa bile, Türk ekonomisinin şimdiden 2010 yılında yüzde 2 ile 2,2 arasında büyüyeceğini söyleyebiliriz. Bu durumda, Hükümet’in, ekonomi yönetiminin Uluslararası Para Fonu ile - yılan hikayesine dönen - anlaşmayı tamamlaması halinde, özel sektör yatırımlarının finansmanı ve tüketimin finansmanı açısından bir hareket alanının ortaya çıkması, 2010 büyümesini, özel kesiminin nihai tüketim harcamalarındaki canlanma ve özel sektör yatırımlarındaki canlanma ile yüzde 3,5-4 aralığına taşıyabilir. Hükümet’in yılın bitimine yakın, IMF ile anlaşmanın çok yakında tamamlanacağı yönündeki açıklamaları, piyasalarda hiç kuskusuz heyecanı yeniden arttırdı. Bunun doğal sonucu olarak, dolar kurunun 1,50 TL’nin altına gerilediğini ve faiz oranlarının kısmen gevşediğini görmekteyiz ve borsa cephesinde, hisse senedi fiyatlarının yıla iyi bir başlangıç yaptıklarını görüyoruz. IMF baslığının, beklentileri doğrulayacak şekilde, bir anlaşmayla sonuçlanması, hiç şüphesiz, geçen yılın sonuna doğru sürpriz bir gelişme ile Türkiye’nin uluslararası derecelendirme notunu 2 kademe yükselten Fitch’in yanına, en az bir kademelik artışla, Standart & Poors ve Moody’s’in de katılmasına sağlayacaktır. Bu durum, küresel yatırımcının Türkiye’ye olan ilgisini katlar. Ancak, bu gelişmenin sonucunda, Türkiye’ye döviz girişinin yeniden hız kazanması, dolar kurunu 1,48-1,42 TL bandının içine sokacaktır ki, bu bant ve daha da kritik bir nokta olarak, 1,42 TL’nin de kırılması, ihracatçı kesimini hayli üzecektir. İhracat kesimimin son 1,5 yıldır, IMF anlaşması konusuna muhalif olması da, döviz kurlarının düzeyine yönelik bu tür bir endişeden kaynaklanmaktadır.


Ekonomi Enflasyon 2009 yılını yüzde 6,53’le göğüsledi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın her ay iki kez ekonomi çevreleriyle ve kamuoyu ile paylaştığı beklenti anketlerindeki öngörüler, yaklaşık 80 kişilik bir finans ve reel sektör ekonomistinin görüşleriyle derleniyor. Söz konusu ekonomistler, temmuz ayı sonuna kadar, 2009 yılsonu enflasyonu için yüzde 6 civarında bir öngörüde bulunurken, ağustos ayından kasım ayına sonuna kadar tahminlerini yüzde 6’nın altına, hatta yüzde 5,4’lere kadar çekmiştiler. Bununla birlikte, kasım sonunda yüzde 5,8 düzeyine yükselen yılsonu enflasyon tahmini, ekonomistlerce aralık ayındaki iki beklenti anketinde yüzde 6,3 düzeyine yükseldi. Ekonomistlerin tahminlerini yükseltmeleri, TÜİK’in açıkladığı yüzde 6,53 seviyesinde yılsonu TÜFE artış oranı ile örtüştü. Tüketici enflasyonu kasım ayından aralık ayına 1 puan yükseldi. Merkez Bankası, yıllık enflasyonda belirli bir yükselme olacağına zaten işaret etmekteydi ve aralık ayındaki Para Politikası Kurulu toplantısında yüzde 6,5’e kadar düşürdüğü politika faizini bir kademe daha indirmemesi, aynı seviyede tutması bu açıdan isabetli oldu. Bununla birlikte, önümüzdeki nisan ayına kadar yıllık enflasyon oranı bir miktar yükselmeyi sürdürse de, Merkez Bankası halen önemli bir enflasyon riski öngörmediğini ve uzun vadede faiz oranlarının düzeyini değiştirecek, yükseltecek bir risk olmadığını vurgulamayı sürdürmekte. Ancak, yıllık enflasyon oranının seyri bu beklentiyle örtüşmez ise, TCMB’nin politika faiz oranını öngördüğü süreden, örneğin 2010 yılının ikinci yarısı öncesi arttırması ihtimali de gündeme gelebilir. Ancak, Merkez Bankası, şimdilik bu ihtimali zayıf gördüğünü vurguluyor. ABD toparlanması da, yeniden resesyona sürüklenmesi de sorun oluşturacak 2009 gibi, dünya ve Türk ekonomisi açısından unutulması mümkün olmayan bir yılı geride bırakıyoruz. 2007 yaz sonuna doğru ABD bankacılık sektöründen kaynaklanan mortgage, yani ev kredisi krizi, 2008 sonbahar basında bir kaosa dönüştü ve banka iflaslarıyla başlayan küresel kriz, dünya genelinde, tüketim harcamalarının daralması ve dünya ticaretindeki ciddi daralma ile reel sektörü de derinden yaraladı. 2010 yılına yönelik olarak, uluslararası finans kuruluşlarının tahminleri, ikinci bir dibin, küresel krizde sınırlı bir sokun bir kez daha yaşanmayacağı yönünde. Ancak, küresel krizi önceden tahmin etmiş olması nedeniyle ‘kriz kâhini’ olarak adlandırılan Prof. Roubini, Prof. Stiglitz gibi ABD’li iktisatçılar, 2010 yılı için hala belirli risklerin varlığını sürdürdüğünü vurgulamaktalar. ABD hızlı toparlanma gösterir ise, dünya ticareti canlanacak; ama bu defa faizler ve emtia fiyatları yükselecek. ABD ikinci bir resesyona sürüklenir ise, bu defa da kırılganlıkların daha da arttığına şahit olacağız. ABD ekonomisi 2010’da yeniden daralabilir Nitekim, Prof. Stiglitz, dünyanın en büyük ekonomisinin yeterli istihdam yaratmak ya da işgücü verimliliğindeki artışa bağlı olarak isçi talebindeki azalmayı telafi edecek hızlı bir büyüme sağlayamayacağını öngörmekte. Stiglitz, 2010’da

ABD ekonomisindeki yavaşlamanın hayli yüksek olabileceğini, hatta ekonominin negatif büyüme olasılığının yüksek dahi olduğunu belirtiyor. 2. bir destek paketini, ABD ekonomisinin düzelmesi halinde, harcamaya gerek kalmayacağını belirten Stiglitz, buna karşılık, böyle bir paket hazırlanmaması halinde ve ekonomide toparlanmanın zayıf kalması durumunda, bu defa Obama Yönetimi’nin zor durumda kalacağı uyarısında da bulundu. Prof. Stiglitz, bu nedenle, ekim ve kasım verileri de dikkate alındığında, ABD’de istihdam piyasasının halen çok kötü bir durumda bulunduğuna işaret ederek, gerek ABD, gerekse de AB ve Japonya’nın teşvik önlemlerini çekmeye başlaması için sürecin çok erken olduğunu hatırlatmakta. Geçen yıl Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan ABD’li iktisatçı Paul Krugman da, ABD’nin destek paketlerine dayalı harcamalarını artırması gerektiğini, aksi takdirde yıllarca yüksek issizlik riskiyle karsı karsıya kalınacağı uyarısını yinelemekte. Obama Yönetimi ise, bir önceki başkan Bush döneminden itibaren açılan destek paketleri ve önlemlere bağlı olarak, federal bütçe imkânları ve ABD Merkez Bankası (FED) ile ABD Hazinesi’nin kredi piyasalarını ve ekonomiyi canlandırmak için 10 trilyon dolardan fazla para harcamış olduğu gerçeğinden hareketle, yeni bir paketin hayli zor olduğunu düşünmekte. ABD tüketicisinin yerini doldurmak zor 1930’lu yıllardan bu yana en büyük durgunluğu yasayan ABD ekonomisinde, son iki yılda 7 milyondan fazla kişi isini kaybetmiş durumda. İssizlik oranının 2010 yılında yüzde 10,5’e dayanması halinde, 18 milyon issiz insandan söz ediyor olacağız. FED’in umudu ise, issizlik oranının 2010’un son çeyreğinde yüzde 9.3-9.7 bandına gerileyeceği yönünde. Diyebilirsiniz ki, neden bu kadar ABD ekonomisinden söz ediyoruz, çünkü küresel krize kadar, dünya ekonomisinde küresel talebin motor gücü, itici gücü ABD halkıydı. Küresel kriz, ABD halkının küresel talebin merkezinde yer aldığı bir modelin artık yürütülemeyeceğini gösteriyor. Ancak, basta Çin ve Hindistan olmak üzere, gelişmekte olan ekonomilerden kısa süre içerisinde, ABD’li, Avrupalı ve Japon tüketicilerin yerini alacak bir yeni küresel tüketici grubu oluşturmanın hayli zor olduğunu da göstermekte. O halde, 2010 yılında issizlik, servet kaybı gibi gerekçelerle, dünyanın önde gelen ekonomilerinin vatandaşları beklendiği ölçüde para harcamayacaklar ise, dünya ekonomisinde, dünya ticaretinde beklenen ölçüde toparlanma zor gözüküyor. Yurtiçi piyasalar, yurtdışı piyasalarla paralel hareket edecek 2010 yılında, yurtiçi piyasaların, döviz kurlarının, faiz düzeyinin ve hisse senedi piyasasının seyri büyük ölçüde uluslararası piyasaların seyrine paralel olacak. Euro- Dolar paritesi dolar lehine geriledikçe, yurtiçinde dolar kurunun değer kazandığını, ilk etapta Doların TL karsısında 1,52-1,56 TL bandında hareket ettiğini, bu bandın kırılması halinde, bu defa 1,56-1,62 TL bandının açıldığını göreceğiz. Euro-Dolar paritesinin 1,40 Doları kırması ve Doların uluslararası piyasalarda değer artısını sürdürmesi, 47 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Ekonomi yurtiçinde dolar kurunun 1,56-1,62 TL bandına geçiş ihtimalini kuvvetlendirebilir. Buna karşılık, paritenin 1,40 Doları kırmaması halinde, Euro’nun TL karsısındaki değeri de 2,1 TL düzeyinde şekillenecek gibi gözüküyor. Bu durumda, Dolar-TL kurunun 1,52-1,56 TL bandında hareketini sürdürürken, yurtdışından döviz, sermaye girişinin hızlanması halinde, 1,481,52 TL bandına, giren döviz miktarının daha da artması halinde, 1,48-1,42 TL bandına geçmesi gündeme gelebilir. Yabancı yatırımcı ilgisi, Hazine kâğıtlarında faiz oranlarının yükselmesini engelleyeceği gibi, İMKB 100 Endeksi’nin de 50 bin puanı taban yapmasını beraberinde getirebilir. 2010 yılında piyasadan 180 milyar TL’nin üzerinde borçlanması gereken Hazine’nin kaynak talebinin, faiz oranlarını önce yüzde 10,5’e, ardından da 12,5’e çekmesi bekleniyor. Ancak, yabancı yatırımcıların ilgisine bağlı olarak, Türk ekonomisine beklenin üzerine bir sermaye girişi gerçekleşir ise, tasarrufların bollaşması nedeniyle, faiz oranlarında yükseliş yüzde 10,5 düzeyinde de kalabilir. Bu noktada, Türkiye için, 2010 yılında ekonomi alanından çok, demokratik açılım, Ergenekon davasının seyri, olası bir erken seçim benzeri siyasi baslıkların daha büyük risk içerdiği unutulmamalı. Söz konusu siyasi risk baslıklarına bağlı olarak, Türkiye’de siyasi tansiyon artar ise, bu durumda, Türk ekonomisinin yurtdışı piyasalardaki algısını olumsuz yönde etkileyecek gelişmeler, döviz kurlarının ve faiz oranlarının yükselmesine, İMKB 100 Endeksi’nde de gerilemeye yol açacaktır. Hükümet’in, ekonomi yönetiminin 2010 yılında ekonomiyle ilgili baslıklardan çok, siyasi alandaki baslıkların neden olabileceği huzursuzluğa veya belirsizliğe daha duyarlı olmasının yararlı olacağı gözüküyor. Türkiye bu katma değerle, ‘sabit kur’da olmalıydı Yaklaşık 30 yıldan bu yana, Türkiye’nin kur politikasının ne olması gerektiği konusundaki tartışmaları takip etmekteyiz. Henüz 40’lı yasları görmemiş dostlar ‘konvertibilite’ ile ilgili tartışmaları hatırlamaz bile. 2001 Krizi’nden bu yana dalgalı kur rejimini uygulamaktayız. Bununla birlikte, iktisatçılar arasında, mevcut kur politikasının ‘dalgalı’ olup olmadığı hususunda bile tartışmalar süre gelmekte. Ancak, problemin özüne indiğinizde, Türkiye’nin ürettiği ve ihraç ettiği malların katma değer becerisine baktığınızda, Türkiye’nin, ‘dalgalı’ değil, ‘sabit’ kur rejiminde olması gerektiği görüsü öne çıkıyor. Uzak Doğu ‘sabit kur’la güçlendi Her şeyden önce, basta Çin olmak üzere, son küresel krizde, yine de büyüme trendini kaybetmemiş olan ülkelerin ulaştıkları başarıya baktığımızda, dolara endeksli sabit kur politikasının etkisi göz ardı edilemez. Her ne kadar, söz konusu kur politikası 1997-1999 döneminde bu ekonomiler açısından bir dizi sıkıntıya neden olmuşsa da, 2000’den itibaren, anılan ülkelerin rekabet becerisine tersine bir katkı sağladı. Makro dengeyi su şekilde tanımlamak gerekiyor: ‘Küresel rekabette yer aldığın malların 48 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

katma değeri düşük ise, döviz kuru politikalarını sen belirlemelisin’. Anılan ülkeler, küresel rekabette yer aldıkları düşük katma değerli malların fiyat rekabetini sabit kur politikası ile sağladılar. Bu sayede, gerçekleştirdikleri yüklü ihracat sayesinde verdikleri cari işlemler fazlasıyla, merkez bankası rezervlerini güçlendirdiler ve ‘sabit kur’ rejimini sürdürme becerisini de bu sayede güçlendirdiler. Çin, küresel rekabette, daha yüksek teknolojili ürünler üretip, aynı kur politikasını devam ettirmeye kalkınca, önde gelen ekonomiler Çin’e su mesajı verdiler: ‘Eğer ihraç ettiğin malların katma değeri yükseliyor ise, aynı kur politikasını sürdüremezsin’. Çin, yoğun baskılar üzerine 21 Temmuz 2005’de kur sistemini değiştirdi ve bugünlerde gerek ABD, gerekse de AB kanadından dalgalı kur rejimine geçmesi için, parasını serbest dalgalanmaya bırakması için baskının yoğunlaştığını görüyoruz. Ancak, Çin, kur politikasında beklendiği ölçüde ödün vermemesine bağlı olarak, Merkez Bankası döviz rezervini 2,2 trilyon doların dahi üstüne taşımış olduğundan, ABD ve AB kanadının baskıları bir yerden sonra, beklendiği kadar etkili olmuyor. Türkiye katma değeri arttırmalı Türkiye, ‘sanayi yasam eğrisinde, en az 15 yıl gecikmiş bir ekonomi. Bu nedenle, daha yüksek katma değer sağlayan sektörlere geçişte aksaklıklarımız var. Türkiye, ağırlıklı olarak, düşük ve orta düzeyde katma değer sağlayan sektörlere yoğunlaşmış bir ekonomi olduğundan, 2001 Krizi’nde ‘dalgalı kur rejimine geçiş, Türkiye’nin ihraç ürünlerinin katma değer performansıyla örtüşmedi. Türkiye, düşük ve orta düzeyde katma değer üreten ürünleriyle, küresel rekabette hayli yoğun bir rekabetin içinde kendisini bulunca, sıkıntıları arttı. Yüksek katma değerli malların ithalatı patlarken, düşük katma değerli ihraç ürünlerinin Türkiye’ye sağladığı döviz geliri yavaşladı. Türkiye, ihracat alanında miktar cinsinden rekorlara imza atarken, gelir cinsinden beklediği sonucu yakalayamadı. 90’lı yıllarda kuru ‘sabit’leyemedik Çünkü 1990 ile 2000 arası, 10 yıllık dönemde, Türkiye’yi yöneten iktidarlar ve ekonomi yönetimleri, merkez bankasının rezervinin güçlendirilmesine gereken önemi göstermediler. 2001 Krizi başladığında, Merkez Bankası’nın rezervi yetersiz olduğundan, Türkiye ‘dalgalı kur rejimine geçti. Merkez Bankamız, doğal olarak hazırladığı raporlarda, enflasyonla mücadele açısından, ‘dalgalı kur rejiminin daha etkili olduğunu vurguluyor ve haklı. Ancak, sabit kur politikasının başarılı bir şekilde yürütülmesi için merkez bankasının sahip olması gereken döviz rezervi temin edilememiş ise ve bu nedenle Türkiye belirli aralıklarla döviz kuru şokları yasıyorsa, bu durumda, sabit kur politikasının enflasyonla mücadeleyi olumsuz yönde etkilemesini doğal karşılamak gerekiyor. Türkiye, ‘sabit kur politikası’ izlerken, gerçekten kuru sabitleyebilse idi, devalüasyon şokları yaşanmasıydı, ‘dalgalı kur rejimine geçmemiz gerekmeyebilirdi. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde, Türkiye’nin döviz kuru rejimini, bir de ihracatımızın katma değer performansı üzerinden yeniden tartışmamız gerekecek.


Makale

MÜŞTERİ SADAKATİ VE SADIK MÜŞTERİ YARATMAK

Prof. Dr. Yavuz Odabaşı Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi yodabasi@anadolu.edu.tr

Kriz döneminde müşteri sadakatinin azaldığı ve kaybolmakta olduğu birçok araştırma sonuçları ve uzman görüşleri ile dile getirilmeye başlandı. Aslında, sınırlı boyutları ile alışveriş yapmak zorunda kalınan mahalle bakkalları ya da tuhafiyeci, kırtasiyeci, hırdavatçı gibi değişik alanlarda çalışan mağazaları düşünürsek, o geçmiş dönemlerdeki yaşanan sadakati günümüzde yaşayabilmek, seçeneklerin bollaştığı bir dönemde olanaksız görünüyor. Önceleri, köyden ilçeye, ilçeden şehirlere ulaşımda meydana gelen gelişmelerle ürün ve hizmetlere erişebilmek ve yaşanılan mahallerdekinden daha büyük mağazalardan alışveriş yapmak olanaklı hale geldi. İçinde yaşadığımız dönemde ise, internet aracığıyla dünyanın her yerindeki mağazalardan alışveriş yapabilmek olanaklı. Örneğin günümüzde Küba ve Kuzey Kore’de serbest pazar yok, ancak bu ülkelerde müşteri tatmini olmadan da müşteri sadakatinden söz edilebiliyor. İşin aslı tüketici tatmini olmadan müşteri sadakatinden söz etmek araç ile amacı karıştırmak demektir ve serbest piyasa anlayışındaki uygulamalara zıtlık yaratır. Yirminci yüzyılın ilk yarısında ekonomi endüstri ve üretim ortaklı idi ve kitle üretimi hem ülkeler hem de şirketler için büyümede anahtar idi. Ford, P&G ve Coca – Cola gibi şirketler kitle pazarlama ürünleri ile pazarlarda hareket getirerek zenginlik yaratıyordu. Coğrafik ve diğer engeller yüzünden müşteri seçenekleri sınırlı olduğundan şirketlerin değeri, somut değerler (fabrika, ekipman ve arazi gibi) ile ölçülme zorunluluğundaydı. Aslında ekonomik değer yaratan unsurlar bugün bilânçolarda görünmüyor. Uzun dönemde kazançların farkına varabilmek için, müşterileri yatırımcılar olarak görmek gerekiyor. Bu nedenle, satış rakamları, harca50 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

malar, müşteri sayıları gibi tek yönlü ve tek değişkenli verimlilik ölçümlerinden kaçınmak gerekiyor. Değeri gittikçe önem kazanan ve kriz ortamlarında daha da önem kazandığı açıkça beliren uzun dönemli müşteri ilişkileri; etkinlik, düşük risk ve tahmin edilebilen gelir ile karakterize edilebilir. Müşteriler, kitle üretim anlayışından ilişkisel anlayışa ve sonunda günümüzdeki birebir pazarlama anlayışına geçişin bir sonucu olarak, kendilerinin ve ihtiyaçlarının bilinerek bunlara yönelik olarak kişiye özel ürün ve fiyat şartlarının, tekliflerinin ayarlanmasını ve kendileri için yaratılmış fırsatların sunulmasını arzuluyor. Böyle bir durum gelişmiş ülkeler ve pazar bölümleri için geçerli olsa bile, alışveriş alışkanlıklarının, sıklıklarının bilinerek buna göre uygulamalar gerçekleştirmek, müşterinin devamlı olması ve sonucunda da sadık hale gelmesi, hatta taraftar müşteri olmasını sağlayacak vazgeçilemez konulardır. Sadakat program ve kart uygulamaları bunun için vardır ve müşteriyi özel olduğunu hissettirmek için kişiye özel teklifler, indirimler, fırsatlar sunan, özel gün etkinlikleri biçiminde fayda yaratmaya çalışan özel ve yaratıcı programlardır. Her ilişki kurulan noktada müşteri hizmetlerinin mükemmel olarak sunma, müşteriyi fark etme becerileri gösterme, ödüllendirme ve kişisel deneyimler sunma bu alanda dikkatle uygulanması gerekenlerdir. Sadakat, bu açıdan satıcının nihai amacıdır ve tatmin olmuş müşteri için gerçekleşebilmesi olasılığı daha yüksektir. Müşteri tatminini yaratmak ile müşteri sadakati yaratmak farklıdır, ancak aralarında bir bağ olduğu da gerçektir. Müşteri sadakati, arzulanan ve oluşturulmasına özen gösterilen bir müşteri davranışıdır ve bazı şeylerin gerçekleşmesinin sonucunda oluşur. İyi bir iş anlayışı ve yö-


Makale netimi, böyle bir sonucu çıkartan etmenleri etkilemeye çalışır, sonuçların kendisini değil. Bu açıdan bakıldığında, sadakat üç şeyin sonucunda oluşur. 1) Müşteri tatmininin yaratılması için onların içgörülerini, ihtiyaçlarını, davranışlarını, değerlerini doğru biçimde öğrenmek.

Prof. Dr. Yavuz Odabaşı’nın Yeni Kitabı; Kalıcı Başarı için MÜŞTERİ HİZMETLERİ Yayınlandı

2) En iyi müşterilerimizi elde tutmak için rakiplerin bizim ürünlerimize doğru değiştirme engelleri yaratmasına izin vermemek ve müşterilerimizin rakip ürünlere yönelik değiştirme niyetine engeller yaratmak (zorlaştıran, maliyetli kılan, külfetli, yasa dışı kılan her şey), 3) Fiyat uygunluğunun yaratılması. Bu üç konu işletme sahipleri ya da yöneticileri tarafından yönetilebilir ve ölçülebilir. Ancak, günümüzde birçok yönetici ve yatırımcı sadece geleneksel muhasebe bilgilerine dayanıyor ve değerlendirmelerini buna göre yapıyor. Öte yandan, kriz dönemlerinde çok sık ve olağan olarak görüldüğü gibi, yöneticiler çoğu zaman maliyetleri azaltma baskısı altındadır. Doğal olarak da müşteriyi bilmek, anlamak sadece müşteri tatmini ile ölçülmektedir. Hâlbuki sadakat yaratmadaki ana ve temel konu, öncelikle tatmin olmuş müşteriyi yaratmaktır. Yeni müşteri sayısı ve yeni müşteri edinme maliyeti işletmelerin yakından ilgilenmeleri gereken konuları oluşturmaktadır. Bu anlayış ve yaklaşım ilk satın alma ile tekrarlanan satın almanın farklı olduğu bilincinde olmayı önümüze getiriyor. Kısaca, günümüzdeki müşteri sadakati, kuruluşların müşterinin ne istemesini istemeleri üzerinde değil, müşterinin kendisinin gerçekten istediğinin ona sunulması üzerinde yükseliyor. Günümüzde rekabetin ürünler üzerinden değil, müşteriler üzerinden yapıldığının farkında olmalıyız. Bunun için de, tatmin olmuş ve sosyal ağlar dahil her türlü olanakla bağlantıların sürdürülmesi ile yaratılan müşterilerin varlığı vazgeçilemez öneme sahiptir. Prof. Dr. Yavuz Odabaşı, 1949′da Bafra’da doğdu. A.İ.T.İ.A. 1971 yılı İşletme-Muhasebe bölümünden mezun oldu. Aynı Akademi’deki İşletme Yönetimi Enstitüsü Pazarlama Bölümünü 1973 yılında tamamlayarak İşletme Bilim Uzmanlığını kazandı. Askerlik görevini takiben 1975 yılında Cam-Elyaf San. A.Ş.’de Satış Sorumlusu olarak çalıştı. 1976 yılında devlet bursu ile gittiği A.B.D.de pazarlama konusunda master ve doktora derecelerini aldı. 1982-1985 yıllarında Erciyes Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1985 yılından bu yana Anadolu Üniversitesi’nde görev yapmakta olup; Eskişehir Meslek Yüksekokulu Kurucu Müdürlüğü, Engelliler Entegre Yüksekokulu Müdürlüğü ve İşletme Fakültesi Kurucu Dekanlık görevlerinde bulunmuştur.1998-2005 yılları arasında Akademik Danışma Kurulu Başkanlığı görevini yürütmüştür. İşletme Fakültesi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Yavuz Odabaşı, “Journal of International Consumer Marketing” dergisinin Editorial Review Board üyeliği ve Industrial Marketing Management dergisinin hakemlerlerinde bulunmaktadır. Halen, Pazarlama ve İletişim Kültürü (Pİ) Dergisinin ortak editörlerindendir. Merkezi İngiltere’de bulunan MCB University Press’in dergilerinde yayınları olanların üye olabildikleri LITERATI CLUB üyesi olup, aynı zamanda Pazarlama Derneği’nin kurucu üyeleri arasındadır. Şirketlere yönelik eğitim ve danışmanlıklarını sürdürmektedir. Postmodern Pazarlama, Tüketim Kültürü, Tüketici Davranışları, Pazarlama İletişimi Yönetimi, Müşteri İlişkileri gibi kitapları ve çok sayıda ulusal ve uluslararası makaleleri vardır.

Prof. Dr. Yavuz Odabaşı’nın yeni kitabı; Kalıcı Başarı için Müşteri Hizmetleri Ekim 2009 tarihinde MediaCat Yayınları tarafından yayınlandı. Rekabetin yoğun olduğu piyasalarda müşteri alınan bir ürün ya da hizmetten ekde ettiği tatmin düzeyi, rekabette kimin daha çok kazanacağını belirlemektedir. Aynı sektörde çalışan şirketler için bir müşteri grubunun tatmin edilmemiş olsun ihtiyaç ve beklentileri, başka bir şirketler grubu için fırsatlar yaratabilmektedir. Böyle bir ortam içinde, nelerin yapılabileceği ise günümüz dünyasında sınırsızdır ve yenilik, yaratıcılık gibi unsurların baskın olduğu bir uygulamayı gerektirmektedir. Müşteri Hizmetleri günümüz iş dünyasını analiz etmekte ve müşteri hizmetlerinin geldiği noktayı anlamakta ve nasıl olması gerektiğini de vurgulamaktadır. Kitap, müşteri hizmetleri kavramı, müşteri hizmetleri sisteminin tasarımı, müşteri hizmetleri kültürü, müşteri hizmetleri standartları, etkin dinleme ve empati, müşteri hizmetlerinde teknoloji, müşteri hizmetlerinde sorun çözme, müşteri hizmet deneyimi, müşteri hizmet çalışanlarının yönetimi, müşteri hizmetlerini değerlendirme konularında okuycularına detaylı bilgiler sunarak rekabet ortamınında bir adım öne geçmeyi hedefliyor. 51 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Makale

TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ UYGULAMALARINDA KÖR NOKTA: İŞGÖRENİ GÜÇLENDİRME Prof. Dr. Nihat Karakoç nkarakoc@balikesir.edu.tr I. GİRİŞ Pazar ekonomisine geçen ve sınırlarını yatırımcılara ve ticarete açan ülkelerin sayısı arttıkça, küresel rekabet şiddetini arttırmaktadır. Bu koşullarda yarışmayı sürdürebilmek için işletmelerin, iş yetkinliğini ve başarıyı sağlayacak stratejik üstünlük arayışına odaklanmaları kaçınılmaz olmuştur. İşletmelerin toplam kalite yönetimi (TKY) ile tanışması bu arayışın bir sonucudur. Bu amansız rekabet koşullarında, işletmelere stratejik bir güç kazandırabileceği anlaşılan, TKY’ nin uygulama alanı hızla genişlemiştir(1). Başlangıçta, ne olduğu, hangi yararları sağlayabileceği ve nasıl uygulanması gerektiği gibi sorulara yanıtlar aranırken; artık TKY uygulamaları ile ilgili başarısızlıkların, zorlukların engellerin, hayal kırıklıklarının sorgulanıp değerlendirildiği bir döneme geçilmiştir(2). İşgöreni güçlendirme, işgörenlerin bilgi ve yeteneklerinden en üst düzeyde yararlanmayı sağlayarak iç ve dış müşteri doyumunda önemli bir rol oynamaktadır. Bu rolü nedeniyle de TKY anlayışının vazgeçilmez bir unsurudur. TKY’nin uygulandığı işletmelerde bu unsurun göz ardı edilerek, işgörenlerin geleneksel yönetim anlayışındaki yetkilerle çalıştırılması, TKY hedeflerine erişmede önemli bir engel oluşturmaktadır. Bu çalışmada, işgöreni güçlendirme kavramı, TKY anlayışında güçlendirmenin yeri, önemi ve güçlendirme eksikliğinin TKY amaçlarına erişme yolunda, hangi noktalarda nasıl bir engel yaratabileceği incelenmektedir. II.İŞGÖRENİ GÜÇLENDİRME İşgöreni güçlendirme, iç ve dış müşteri doyumunu sağlamak için, işgörenin yaptığı işteki yetkisini ve bu yetkiyi kullanma bilgisini, becerisini, olanağını, özgüvenini ve isteğini arttırma; bu artışı algılamasını sağlama sürecidir (3). Güçlendirmenin amacı, işgörenlerin iş yapma yetkisini, bilgisini, isteğini arttırmak; bu bağlamda işgörenin işletmeye olan katkısını ve müşteri doyumunu yükseltmek (4), aynı zamanda işgörenlerdeki öz saygıyı, güveni, iş doyumunu ve işletmeye olan bağlılığı arttırmaktır (5). Kısacası iç ve dış müşteri doyumunu arttırmaktır. Güçlendirilecek kişiler, örgütün en alt düzeyinde bulunan işgörenlerdir. 52 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Gücün kaynağı, esas olarak üst’ler olmakla birlikte, işgörenler, etkileşimlerine bağlı olarak gücü, “başka işgörenlerden” ve güç kazanma yeteneği ve isteğine bağlı olarak “kendi kişiliğinden” de almaktadırlar (6). Böylece üç tür güç kaynağından söz edilebilir. Güçlendirme Boyutları Bir örgütte yukarıdan aşağıya doğru ya da üst’ler tarafından güçlendirme, işgörenlere “yetki” (pozisyon), “uzmanlık”, “kaynak” ve “kişilik” olmak üzere 4 boyutta güç vermek anlamına gelmektedir. Güçlendirmenin özünü ya da gövdesini oluşturan güç boyutu yetkidir. Diğer güç boyutları ise, yetki gücünü etkili olarak kullanmayı destekleyici, kolaylaştırıcı ve bütünleyici niteliktedir. Güçlendirmenin yetki boyutu, işgörenin yaptığı işin anlamı, çevresi ve kapsamı ile ilgili karar alma hakkı; uzmanlık boyutu, karar alma/uygulama bilgi ve becerisi; kaynak boyutu, başta bilgi paylaşımı olmak üzere ilgili kaynaklara ulaşma ve kullanma olanağı; kişilik boyutu ise, yetkiyi kullanma özgüven ve isteğidir (7). Örgütteki aşağıdan yukarıya doğru güçlendirme ise, güçlendirmenin işgören tarafından algılanan ya da psikolojik boyutudur. İşgörenin güçlendirme algısını belirleyen başlıca unsurlar şunlardır: İşgörenin yaptığı işi “anlamlı” (önemli) bulması; kendisini işin gerektirdiği “yeterlikte” hissetmesi; işi ile ilgili “seçim yapabilme olanağı” (özgür irade) ve iş sürecindeki belirli sonuçlar üzerinde algıladığı “etki derecesi”dir ( 8, 3). III.TOPLAM KALİTE YÖNETİMİNDE İŞGÖRENİ GÜÇLENDİRMENİN YERİ VE ÖNEMİ TKY müşteri doyumunu hedefleyen bir yönetim anlayışı olup bu hedefe ulaşmada rolü olan stratejik etmenlerden birisi de güçlendirmedir. TKY literatürünün hemen tümünde, işgöreni güçlendirme, TKY programının en önemli unsurlarından birisi olduğu belirtilmiştir (3). Amerika’da yapılan bir araştırmada Baldrige Ulusal Kalite Ödülü’nü kazanan kuruluşların yatay yapılı bir örgüte sahip oldukları ve “işgöreni güçlendirmeyi” uyguladıkları belirlenmiştir (9). Amerika’da yapılan başka bir araştırmada, işgörenlerini yüksek düzeyde güçlendiren işletmelerde, düşük düzeyde güçlendiren işletmelere göre, amaçlara erişme düzeyinin daha yüksek, erişme maliyetinin


Makale daha düşük ve erişme süresinin daha kısa olduğu belirlenmiştir (10). Öte yandan Türkiye’ de yapılan bir araştırmada, 1993–2005 yılları arasında, ulusal kalite ödülüne başvuran büyük ölçekli 21 işletmedeki güçlendirmenin, TKY anlayışının gerektirdiği nitelikte ve düzeyde olmadığı belirlenmiştir(11). İşgöreni güçlendirmenin, stratejik bir TKY unsuru olduğunu ve bunu göz ardı etmenin TKY hedeflerine erişmede önemli engeller yaratabileceğini gösteren başlıca nedenler şöyle sıralanabilir: Üst yönetimin liderliği ilkesini destekleme: İşletmedeki en alt düzeyde çalışan İşgörenlerin güçlendirilmesi, başta üst düzeydekiler olmak üzere tüm yöneticilerin, TKY de devredemeyeceği temel görevleri olan, sistem kurma ve geliştirebilmeleri için zaman ve güç kazandıracaktır. Tam katılım ilkesini destekleme: İşgöreni güçlendirme, işgörenlere yaptıkları işi yönetme yetkisini vererek, TKY anlayışının temelini oluşturan PUKÖ ( planla, uygula, kontrol et, önlem al) döngüsünün örgütün alt kademelerine doğru yayılmasını sağlamaktadır. Bu, işletmedeki her işgörenin kendi iş amaçlarını, girdilerini, sürecini, sonuçlarını sürekli iyileştirme sorumluluğunu üstlenmesi; işletmedeki kalite sorumluluğunun tüm işgörenlere yayılması, TKY’ deki tam katılım ilkesinin desteklenmesi demektir. İyileştirme seçeneklerinde zenginlik yaratma: İşgöreni güçlendirme, işletmedeki tüm işgörenlerin, yaptıkları işleri ile ilgili yetkileri ölçüsünde, farklı yetenek ve bakış açılarından en fazla yararlanmayı sağlamaktadır. Böylece farklı yeteneklerdeki çok sayıda işgörenin sürekli iyileştirme sürecinde rol alması sağlanarak, iyileştirme seçeneklerinde önemli bir zenginlik yaratılmaktadır. İşgören doyumunu arttırma: İşgöreni güçlendirme, işgörenler açısından yaptıkları işin anlamını, değerini ve sorumluluğunu arttırmakta; işgörenlerin kendisini, işin sahibi, önemli ve özgür hissettiği; yaratıcılığını kullanabildiği, kendini gerçekleştirme ve başarma gereksinimlerini karşılayabildiği bir ortam sağlamaktadır. Bu ortam, işgörenlerin öz saygısını, iş motivasyonunu ve işletmeye olan bağlılığını arttırarak, TKY’de iç müşteri olarak nitelendirilen “işgören doyumunu” arttırmaktadır (8). Aynı zamanda gerek iş doyumunun yüksekliği gerekse işi bilen, yapan ve sahiplenen birinin işin yönetiminde de bulunması nedeniyle verimliliğin artması, kalitenin iyileştirilmesi ve sonuçta iç ve dış müşteri memnuniyetinin sağlanması söz konusudur. İşgöreni güçlendirme ile iş doyumu ve müşteri doyumu arasında güçlü bir bağ olduğu yönündeki iddiaları destekleyen çeşitli araştırma bulguları bulunmaktadır (3). Müşteri isteklerini karşılama sürecini kısaltma: İşgöreni güçlendirme, müşteriye en yakın konumdaki işgörenlere, müşteri istekleri ile ilgili kararları doğrudan alabilme yetkisi sağladığından, müşterilerin isteklerini karşılama sürecini kısaltmakta ve müşteri doyumunu arttırmaktadır. Kaynak sağlama sürecini kısaltma: İşgörenlerin ya-

pacakları işler için gereken kaynaklara karar verme ve ulaşma açısından güçlendirilmesi; tüm iş süreçlerinin gerektirdiği kaynaklara erişme hızını ve kaynak kalitesini arttırıcı etki yapacaktır. Ayrıca kaynaklarla ilgili karar alma ve uygulama sürecinin kısalması, kaynak sağlayanlarla işbirliğini kolaylaştırıcı etki yapacaktır. IV.SONUÇ İşgöreni güçlendirme, üstlerden astlara doğru yetki aktarılmasını; aktarılan yetkiyi, İşgörenin kullanma bilgisini, becerisini, özgüvenini ve isteğini arttırmayı; bu artışı hissetmesini sağlamayı içeren çok boyutlu bir süreçtir. İşgörenin bilgi ve yeteneklerinden en üst düzeyde yararlanmayı sağlayan bu sürecin amacı, müşteri (iç ve dış) memnuniyetini sağlamaktır. İşgöreni güçlendirme, bu süreci ve amacı ile TKY uygulamalarının hedefleri, ilkeleri, işlevleri, süreçleri ve bunların gerektirdiği örgüt yapısı ile bütünleşmektedir; TKY anlayışının vazgeçilmez stratejik bir unsurudur. Bu nedenle işgöreni güçlendirme unsurundaki zayıflığın, TKY sistemindeki diğer temel unsurları da zayıflatarak TKY hedeflerine erişme yolunda önemli bir engel oluşturabileceği unutulmamalıdır. Yöneticiler, ast’larını yetki boyutunda güçlendirmekle, kendi güçlerinde bir azalma değil; tersine, artış olacağı bilincine erişmelidirler. Çünkü yöneticiler, astlarına aktarılan yetkilerin üzerinde bir yetkiye sahip olacaklarından, bir güç kaybı olmayacak ve üstelik daha üst düzeydeki yetkilerini daha etkili biçimde kullanabilecekleri zamanı ve gücü kazanacaklardır. KAYNAKLAR [1].Cheng C. E.& Petrus W.C. C., (2007), Measuring Success Factors of Quality Management in the Shipping Industry, Maritime Economics & Logistics, 9(3), 234-253(20) [2].Cândido, C.J. F. & Sérgio P. S., (2008), Tqm: How Dıffıcult Is To Implement It?, CASEE Discussion Paper, 17, 1-34 [3].Ugboro, I.O. & Obeng, K. (2000). Top Management Leadership, Employee Empowerment, Job satisfaction, and Customer Satisfaction in TQM Organizations: an empiricak study. Journal of Quality Management, 5(2), 247272. [4].Juhl, H.J.; Kristensen, K.; Dahlgaard, J.J. & Kanji, G.K. (1997). Empowerment and Organizational Structure. Total Quality Management. 8(1), 103 -111. [5].Wilkinson, A. (1998). Empowerment: Theory and Practice. Personnel Review, 27(1), 40- 56. [6].Honold, L. (1997). A Review of The Literature on Employee Empowerment. Empowerment in Organizations, 5(4), 202- 212. [7].Koçel, T. (2003). İşletme Yöneticiliği. 9. Baskı. İstanbul: Beta Yayınları. [8].Robbins, T.L.; Crino, M.D & Frendal, L.D. (2002). An Integrative Model of the Empowerment process. Human Resource Management Review, 12(3), 419443. [9].Rodrigues, C.A. (1994). Employee Participation and Empowerment Programs-Problems of Definition and Implementation. Empowerment in Organizations, 2(2), 29- 40. [10].Roth, W.F. (1997). Going All The Way With Empowerment. The TQM Magazine, 9(1), 42- 45. [11].Karakoç,N. (2007). Ulusal Kalite Ödülüne Başvuran Büyük Ölçekli İşletmelerdeki İşgöreni Güçlendirme Düzeyini Belirlemeye Yönelik Bir Araştırma, Öneri, 28(7), 9-18. Prof. Dr. Nihat Karakoç, 1979’da Eskişehir İ.T.İ.A Kütahya Yönetim Bilimleri Fakültesi’ni bitirdi. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim-Organizasyon Bilim Dalında, 1985 yılında Yüksek Lisans derecesini; 1988’de Doktor unvanını aldı. Yönetim ve Organizasyon Ana Bilim Dalında, 1991’de Doçent ve 1997’de Profesör olan Dr. Nihat KARAKOÇ, Balıkesir Üniversitesi MMF Endüstri Mühendisliği Bölümünde Öğretim Üyesidir. Yeni yönetim teknikleri, insan kaynakları yönetimi, iletişim, zaman yönetimi ve halkla ilişkiler alanlarında yayınlanmış kitap ve makaleleri bulunmaktadır. Evli ve iki çocuğu vardır.

53 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Hukuken

Eşlerin Tabi Oldukları Mal Rejimleri Av. S. Murat Çelikten TİMDER Hukuk Danışmanı murat@murathukuk.com

Bu sayı konumuzda, 2009 yılında ilk defa boşanma sayısının evlenme sayısını geçtiğini dikkate alarak yasal mal rejimi ve diğer mal rejimlerini özetlemenin faydalı olacağını düşündük. Resmi Gazete’de 08.12.2001 tarihinde yayımlanan ve 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda yapılan en önemli değişikliklerden biri “eşlerin tabi olacağı mal rejimi”dir. Yeni Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1 Ocak 2002 tarihinden önce evlenmiş olan eşler, bu tarihe kadar hangi mal rejimine tabi iseler, o rejim eşler arasında uygulanmaya devam edecektir. Ancak bu durum 1 Ocak 2003 tarihine kadar söz konusu olup, eşlerin, kanunun yürürlüğe 1 Ocak 2002 tarihinden başlayarak 1 yıl içinde, başka bir mal rejimi seçmemeleri halinde, kanunun yürürlük tarihinden itibaren yasal mal rejimini yani “edinilmiş mallara katılma rejimini” kanunen seçmiş sayılmaları söz konusudur. Yeni Medeni Kanun uyarınca uygulanacak mal rejimleri “yasal mal rejimi” ve “seçimlik mal rejimi” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Kanunda milad olarak geçen 1 Ocak 2002 tarihinden sonra evlenen çiftler, evlenmeden önce veya sonra mal varlığının yönetimi ve paylaşımı konusunda aralarında yazılı olarak sözleşme yapmadığı takdirde kanunen “yasal mal rejimine” tabi olurlar. Yeni Medeni Kanun ile yasal mal rejimi olarak ise yukarıda da belirttiğimiz üzere “edinilmiş mallara katılma rejimi” benimsenmiştir. Yeni Türk Medeni Kanuna göre yasal mal rejimi olarak kabul edilmiş olan edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin “edinilmiş mallar” ve “kişisel mallar” olmak üzere iki tür mal varlığı bulunmaktadır. Eşlerin çalışmaları karşılığı olan maaş ücret vb. kazançları, sosyal güvenlik kuruluşu tarafından eşlere yapılan her türlü ödemeler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle eşlerden birine ödenen tazminat, eşlerin sahip oldukları kişisel malların kira, faiz gibi gelirleri “edinilmiş mal” kapsamına girmektedir. 54 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Eşlerin boşanması durumunda edinilmiş mallar eşler arasında yarı yarıya eşit olarak paylaştırılmaktadır. Boşanma için mahkemeye başvurmuş olan eşlerden biri, söz konusu mal rejiminin sona ermesinden önceki son bir yıl içinde, diğer eşin rızası olmadan olağan hediyeler dışında başkalarına yapmış olduğu karşılıksız kazandırmaları, mal rejiminin devamı süresince eşlerden birinin diğerinin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapmış olduğu devirleri ve bir eşin kişisel mallara ilişkin borçları, edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçları kişisel mallardan ödenmiş ise mahkemeden tasafiye sırasında denkleştirme talep edilebilmektedir. Eşlerden birinin kişisel kullanımına yarayan ve eşlerin evlenmeden önce sahip oldukları eşyaları, eşlerden birinin miras yoluyla veya sayısal loto gibi karşılıksız kazanma yoluyla elde ettikleri mal varlığı değerleri, eşlerin manevi tazminat alacakları ise edinilmiş mallara katılma rejiminde “kişisel mal” olarak sayılmaktadır ve kişisel mallar tasfiye halinde paylaştırmaya tabi olmayıp ait olduğu eşin mülkiyetinde kalmaktadır. Yargıtay bu durumu teyit eder nitelikteki 09.11.2004 tarihli, 2004/12873 E. sayılı kararında “Dava dilekçesindeki mallarının kişisel mal olduğunu ileri sürmüştür. Her eş diğer eşteki kişisel malının geri verilmesini isteyebilir.” demek suretiyle eşlerin boşanma sırasında kişisel mallarını geri isteme hakkına sahip olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Evlenme sırasında veya evlendikten sonra kanunda belirlenmiş olan türler arasında eşlerin mal rejimi sözleşmesi yaparak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilecekleri, değiştirebilecekleri veya kaldırabilecekleri mal rejimine “seçimlik mal rejimi” denilmektedir. Seçimlik mal rejimi, “mal ayrılığı”, “paylaşmalı mal ortaklığı” ve “mal ortaklığı” olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Bu seçim evlenme sırasında evlenme dairesine yapılacak yazılı başvuru veya evlendikten sonra noterde düzenleme veya onaylama şeklinde imzalanan sözleşme ile yapılabilir.


Hukuken

Mal ayrılığı rejimi, eşlerin mal varlıklarının tamamen birbirinden ayrı olduğu rejimdir. Diğer eşin mal varlığı üçüncü bir kimsenin mal varlığı gibidir. Eşlerin birbirlerinin mal varlıklarına müdahele etme yetkileri yoktur. Mal varlığının tasarruf ve idaresine bir eşin diğer eşe hiçbir şekilde karışma yetkisi yoktur. Evlilik birliği bakımından bu tür bir seçimin, tarafların ortak hayat sürdürme konusundaki kararını zedelediği uygulamada sık karşılaşılan bir durumdur. Paylaşmalı mal ayrılığı, eşler arasında mal rejimi sözleşmesinin imzalanmasından sonra edinilmiş olan ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş mallar ile ailenin ekonomik geleceğini güvence altına almaya yönelik yatırımlar ve bunların yerine geçen değerlerin mal rejiminin sona ermesi halinde eşler arasında ortak olarak paylaştırılmasını esas almaktadır. Bu mal rejiminde eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi mal varlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur. Miras yolu ile edinilen mallar, bağış yolu ile edinilen mallar paylaşmaya dahil değildir. Mal ortaklığı rejiminde ise, ortaklığa giren malların üzerinde eşler elbirliği ile mülkiyet sahibidir. Yani elbirliği ile mülkiyette eşlerin mallar üzerinde belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, eşlere ait malların tamamı üzerinde geçerlidir. Mal ortaklığına konu mallara eşler bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar. Bu çerçevede, eşlerden herbirine ait taşınmaz mal elbirliği şeklinde eşlerin her ikisi adına tapuda tescil edilir. Mal ortaklığının tescilinden sonra temlik, rehin, taksim gibi işlemleri eşler ancak birlikte yapabilirler. Mal rejimi sözleşmesi yapabilmek için tarafların “ayırt etme gücüne” sahip olmaları gerekmektedir. Yani mal sözleşmesi yapacak olan eşlerden herbirinin, sözleşmenin yapılması sırarında yaşının küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da buna benzer sebeplerden biriyle akla uygun davranma yeteneğinden yoksun olmaması gerekmektedir. Mal rejimi sözleşmeleri evlenmeden önce veya sonra noterde düzenleme veya onaylama şeklinde; evlenme başvurusu sırasında ise evlendirme memurluğuna yazılı bildirimle yapılabilmektedir. Eşler tabi oldukları mal rejimini aralarında sözleşme yaparak herzaman değiştirme hakkına sahiptir. Eşlerin tabi oldukları mal rejimi sona erdiğinde tasfiye yapılır. Mal rejimi genel olarak evlilik birliğinin boşanma veya eşlerden birinin ölümü ile sona ermektedir. Ancak bazen evlilik devam ederken haklı nedenin varlığı halinde hakim kararıyla veya eşlerin sözleşme yaparak başka bir mal rejimine geçmeleriyle de mal rejimi sona ermektedir. Ekonomik sıkıntıların artması nedeniyle boşanma olaylarının fazlalaştığı günümüzde yukarıdaki bilgilerin faydalı olacağını umut ediyoruz.

Av. S. Murat Çelikten, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmesinin ardından, A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsüne bağlı olarak, Avrupa Toplulukları Hukuku üzerinde yüksek lisans eğitimi almıştır. Türkçe ve İngilizce olmak üzere “Türk Rekabet Hukuku Mevzuatı” derlemesinin, “World Intellectual Property Rights and Remedies(Turkey)”, “Consumer Protection in A Global Economy” çok yazarlı eserlerinin sahibidir. Türkiye’de hukuk ve ekonomi dergilerine yayınlanmış franchising ve bayilik, sınai mülkiyet haklarından marka, endüstriyel tasarım ve patent konularında çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Müvekkiller adına ticari ve diğer davalarda vekillik, fikri ve sınai mülkiyet konusunda danışmanlık, davalarda araştırma raporu hazırlanması, dava takibi, Marka, patent ve endüstriyel tasarım tescil işlemleri (marka, patent, dizayn), itiraz ve yenileme işlemleri ve ilgili davaların yürütülmesi, franchise sisteminin kurulması, bayilerle yapılan anlaşmalar, tedarik anlaşmaları, franchise kılavuzlarının hazırlanması, gayrimenkul ve malzeme alımlarının koordinasyonu, finansman sözleşmeleri, franchise konusunda Uluslararası anlaşmazlıkların (mahkeme dışı sulh ile) çözümü, AT Hukuku ve Rekabet Hukuku konusunda danışmanlığı, krediler ile ilgili anlaşmazlıkların çözümü, Rekabet Kurulu bünyesinde idari soruşturma açılması için şikayet dilekçeleri hazırlanması, kurul kararlarına karşı dava açılması, v.b. hukuki temsil konularında halen faaliyet göstermektedir. Murat Çelikten; Hukukçular için İngilizce Sertifika Programı, Avrupa Toplulukları Hukuku Sertifika Programı (Tüm kurslar Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü tarafından düzenlenmiştir.), Sınai Mülkiyet Hakları, Ulusal ve Uluslararası Uygulamalar Kursu (Fikir ve Sanat Ürünleri Araştırma Uygulama Merkezi), Yeni Gelişen Finansal Teknikler ve Temel Finansal Bilgiler kurslarına katılmıştır. Halen Ankara Barosuna bağlı olarak avukatlık ve Türk Patent Enstitüsü nezdinde marka ve patent vekilliği yapmaktadır. Türkiye içerisinde özellikle gıda, hizmet ve bayilik teşkilatı bulunan 30’u aşan tüzel kişiliğin hukuk danışmanlığını yapmaktadır.

55 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Şehrin Nabzı

Antalya

Abm Akyol Ltd. Şti.

Yönetim Kurulu Başkanı

Abdurrahman Akyol “Herkes arka bahçesini temiz tutarsa inşaat sektöründe yakın geçmişte yaşanan bu olumsuzlukları yaşamayız.” Öğrenim hayatım endüstri meslek lisesi elektrik bölümünü bitirene kadar Antalya’da geçti. Ardından Akdeniz Üniversitesi meslek yüksek okulu elektrik bölümünde eğtimime devam ettim ve 1982 yılında mezuniyetim ile eğitim hayatımı tamamladım. Vatani görevimi yerine getirmemin ardından 1986 yılında Akyol Ticaret’i kurarak iş hayatıma başladım. Yaptığım ilk iş babadan gelen kereste ticareti ve hırdavatçılıktır. 1988 yılında evlendim. İki erkek evlat sahibiyim. 1994 yılında bugün başında bulunduğum ABM Akyol İnş. Tur. Tic. ve San. Ltd. Şirketini aile şirketi olarak kurdum. Halen kardeşim ve ortağım İnşaat Mühendisi Bülent Akyol ile 25 yıllık tecrübemiz ve kadromuzla ihtisas konumuz olan inşaat sektöründe hizmet vermekteyiz. 2002 Ağustos ayından itibaren Kaleterasit-Kalekim firmasının yapı kimyasalları, boyaları, cephe kaplamaları, sıva ve mantolama malzemelerinin dağıtıcılığını yapmaktayız. Bunun yanı sıra Osmose markalı İngiliz malı ithal ahşap boyaları Archıtecturel, TimbertoneSheen, Emprenye malzemelerini, Blue’s Decor mavi kale söveleri ve kartonpiyerleri, yağlı boya ve vernikte de Merbolin markalı ürünleri pazarlamaktayız. 2004 yılında Kalecolor markalı ürünlerin pazara sunulması ile birlikte ürün gamımıza bunları da ilave ederek hizmet vermeye devam etmekteyiz. Daima kaliteli hizmet sunmayı hedefleyen şirketimiz her biri alanlarında profösyenelliğini kanıtlamış inşaat mühendisi, mimarı, teknikerleri, deneyimli müşteri temsilcileri ve idari kadrosuyla 2007 yılında ISO 9001:2000, TS/OHSAS 18001, ISO 14001:2004 ile belgelendirilmiştir. Antalya, Isparta, Burdur ve ilçelerine geniş araç filomuz ile hizmet sunuyoruz. Kalekim A.Ş.’nin düzenlediği kurs ve eğitim seminerlerine katılarak meslek dallarında sertifikaları bulunan ustaların bulunduğu uygulama ekibi ve 8 ayrı iskelesi ile uygulama alanında sıkıntısız hizmet vermekteyiz. 56 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Mağazamız ABM Akyol Plaza’da 1.240 m² kapalı alanda müşterilerimize hizmet veriyoruz. Bunun 500 m²‘sini stok alanı, 320 m²‘sini showroom, 320 m²‘sini yönetim katı, 100 m²‘sini sosyal tesis olarak yapılandırıdık. Ayrıca 160 m²‘de açık alanımız mevcuttur. Mağazamızda 10 kişiyeyle hizmet veriyoruz. Şantiye çalışanlarımızda ise minimum 12 maksimum 150 kişiye istihdam sağlıyoruz. Firmalar çalıştıkları firmaları seçerken bazı kriterlere dikkat ederler ise kayıt altında bulunup ticaret yapan esnaf ve firmalar ucuz maliyet adına kayıt dışında ürün, hizmet almazlar ise başka bir tabirle herkes arka bahçesini temiz tutarsa, inşaat sektöründe yakın geçmişte yaşanan bu olumsuzlukları yaşamayız. Anlık menfaat yerine ucuz soluklu ticareti düşünüp istikrarlı bir kazanç yolu seçilir ise hem istihdam sağlanır, hem kayıt dışı önlenir. Herkes işini doğru yaparsa inşaat sektöründe düzelme olur. Aksi takdirde m² maliyetlerinin minimum 475 TL/m² olduğu yerde arsa maliyeti ortalama %40’larda gezerken 100 m² bir dairenin 75.000,00-TL-85.000,00-TL satıldığı yerde; o nedenledir ki ancak inşaat sektöründe düzelme inşaatı gerçek meslek sahipleri yaptığında olur.


Şehrin Nabzı

Antalya

Ak-Yapı A.Ş.

Genel Müdürü

Mustafa Üstem “200’e yakın iş koluna istihdam sağlayan sektörde, Antalya’nın bu sıkıntıları aşması için turizm yatırımlarından, geçmişteki hareketliliği beklemek hayal olabilir, ama devlet kredi destekli bir turizm yatırımı yenileme politikası sektörümüze canlılık kazandırabilir.” İlk, orta ve lise eğitimimi Antalya’da tamamladıktan sonra Üniversite Eğitimimi Ankara Gazi Üniversitesi İşletme Fakültesinde devam ettim. Eğitimimi tamamlamamın ardından Antalya’ya döndüm ve kısa bir süre beyaz eşya sektöründe çalıştım. Daha sonra yaklaşık 30 yıla yakın yapmakta olduğum inşaat ve sıhhi tesisat malzemeleri sektörüne önce muhasebeci daha sonra satış kanalında devam ettim. 1989 yılından bugüne ortağı olduğum aile şirketimiz Ak-Yapı A.Ş.’de Kale Grubu ürünler ve ithal ettiğimiz ürünlerin ticaretini yapmaktayım.

sektöründe olmak kaydıyla bunun yanında konut sektöründe çok hızlı bir büyüme kaydetmiştir. Antalya’nın bu özelliği inşaat ve sıhhi tesisat malzemelerin de cazibe merkezi olmuştur. Üretici firmalar Antalya ilini bir nevi pilot bölge ilan etmişler ve buradaki pazarın dinamizminden yararlanmak için ciddi rekabet koşulları oluşturmuşlardır. Bu pazardan yararlanmak isteyenler sadece üretici firmalar değildir. Sektörümüzün cazibesi bir kısmı dışarıdan gelen, bir kısmı Antalya içinden irili ufaklı birçok firmanın bu sektöre girmelerini sağlamıştır.

Şirketimiz ticari hayatına şehir merkezinde Tonguç Caddesi üzerinde yaklaşık 750m2 mağaza, 2000m2 kapalı, 1500m2 açık bir depo ve 15 kişilik bir ekiple devam ediyor.

Bu durum pek tabii son 2 yıla kadar ne üretici firmaları, nede bu ürünlere aracılık hizmeti veren firmaları rahatsız etmedi. Kriz döneminde özellikle turizm yatırımlarındaki düşüş ve konut sektöründeki durgunluk, önce bölgede daha önceki yıllarda büyük satışlar elde etmiş üretici firmaları hayal kırıklığına uğratmış, akabinde buna bağlı olarak bu malzemelerin ticaretini yapan firmaları sıkıntıya sokmuştur.

Antalya ölçeğinde sektörümüze baktığımız zaman inşaat ve sıhhi tesisat malzemeleri, sektörde bulunduğum bu uzun süreç içerisinde büyük bir aşama kaydedildiğini görüyorum. Bunun nedeni Antalya ilinin 1980’li yıllardan itibaren Türkiye’nin en hızlı gelişen illerinden birisi olmasıdır. Şehirlerdeki gelişimin en büyük göstergesi ise inşaat faaliyetleridir. Antalya bölgesi büyük bir bölümü turizm

200’e yakın iş koluna istihdam sağlayan sektörde, Antalya’nın bu sıkıntıları aşması için turizm yatırımlarından, geçmişteki hareketliliği beklemek hayal olabilir, ama devlet kredi destekli bir turizm yatırımı yenileme politikası sektörümüze canlılık kazandırabilir. Hatta belli bir süreç için yapılacak turizm yatırımlarının yenilenmesinde kullanılacak malzemelerinde KDV indirimi ile daha da tetikleyici bir unsur olabilir. Konut sektöründeki sıkıntı Antalya’nın çok büyük bir arazi yapısı olmasına rağmen yeterli konut alanları yaratılamamaktadır. Son aylarda, Banka konut kredi faiz oranlarının düşük olmasına rağmen arsa maliyetlerinin yüksekliği ve toplumun alım gücündeki düşüş beklentilerin gerçekleşmesini engellemektedir.

58 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Antalya

Şehrin Nabzı

Aktim Ltd. Şti.

Şirket Ortağı

Zekai Özacar

“Hedefimiz 2010 yılıdır. Satışlarımızı en azından 2010 yılı için % 20- % 25 arttırmayı hedefliyoruz.” İş hayatım 1985 yılında, Akpa A.Ş.’de başladı. Değişik şirketlerde çalıştıktan sonra 2002 yılında Detay Yapı Ltd. Şti.’ni kurduk. Şu anda da Aktim Ltd. Şti.’nin bir ortağı olarak çalışmaya devam etmekteyim. Mağazamız toplam 1500 m2’lik bir alana sahip ve 5 çalışma arkadaşımız bulunuyor. Elmor Plus mağazamızda E.C.A ve SEREL ürünlerini satmaktayız. Mağazamızda yerli ve ithal seramik, banyo dolabı, mutfak, küvet, kabin ve banyo aksesuarlarımız E.C.A-SEREL markasıyla toptan ve perakende satışını gerçekleştiriyoruz. İnşaat sektöründe tüm ülkede olduğu gibi Antalya’da da bir düşüş yaşanmaktadır. Önümüzde ekonomik belirsizlik olduğu için Oteller ve turizm yatırımları yeniliği olmadığı gibi rezervasyon çalışmalarıda belirsizliğini korumaktadır. Perakende satışı arttırmak için reklam ve tanıtım çalışmalarına hız vermekteyiz. Tali bayi çalışmalarına hızlı bir şekilde devam ediyoruz. Hedefimiz 2010 yılıdır. Satışlarımızı en azından 2010 yılı için % 20- % 25 arttırmak hedefimizdir.

59 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Şehrin Nabzı

Antalya

Dekan Boya ve Yapı Kimya San. Tic. Ltd. Şti.

Genel Müdürü

Nesrin Ayan Özben “Antalyanın en hızlı göç alan illerimizden birisi olması ve dünya şehri olması sebebiyle bu sektörün önünün hep açık olacağına inanıyorum.” 1990 yılında Ege Üniversitesi Kimya Mühendisligi bölümünden mezun oldum aynı yıl ilk iş yerim olan Anadolu Boya Sanayi’ninde Üretim Mühendisi olarak iş hayatina adım attım. 1994 Yılında Markem A.Ş.’de Ar-Ge Bölüm Şefi olarak işe başladım. 1998 yılında Antalya’ya tatile geldiğimde bu şehri çok beğendim ve bundan sonraki yaşantımın ve işimin burada olması gerektiğine karar verdim. 1998 yılı itibari ile bu görevimden ayrılarak Antalya’da kendi iş yerimi kurdum inşaat boyaları ve yapı kimyasalları üretimini gerçekleştirdiğimiz şirketimizde üretim ve satış faliyetlerimize devam ediyoruz. Akdeniz sanayi sitesinde 500m2 kapalı alanda inşaat boya ve kaplamaları üretimi yapmaktayız. Üretim gamımızı plastik boyalar, tavan boyaları, dekoratif boyalar, dış cephe kaplama malzemeleri, su izolasyon malzemeleri harç katkıları olarak sıralayabiliriz. Antalya ili varsak bölgesinde 750m2 kapalı alanda ise seramik yapıştırıcılar derz dogu malzemeleri mantolama sıvaları ve teknik harçların üretimini yapıp bu ürünlerimizin pazarlama ve satış işlemlerini gerçekleştiriyoruz. Bu işleri 12 çalışan ile gerçekleştirmekteyiz. 2010 yılı Haziran ayı sonunda da Antalya Organize Sanayi Bölgesinde yapımı devam eden 6.000m2’lik yeni tesisimizde kapasitemizi ve personel sayımızı arttırarak faaliyetlerimize devam edeceğiz. İnşaat sektörü emeğin en yoğun olduğu sektörlerin başında gelmektedir. Bu sebeple istihdama direkt katkısı olan, canlanması ile de istihdamı arttıran bir sektördür. Bunun dışında etkiledigi birçok sektörle de ekonominin yükünü çeken lokomotiflerden birisidir. öyle ki Türkiye’deki ekonomik tablo inşaat sektörüne bakılarak değerlendirilebilir. 60 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Son iki yıldır önemli bir büyüme gösteren inşaat sektörü piyasalardaki dalgalanmalar, ve faiz oranlarındaki yükselmelerden dolayı bir yavaşlama sürecine girmiştir. Sektörün büyüme göstermesi ile herkes bu sektöre yöneldiğinden işi bilmeyenlerin konut yapması sektörün geleceği için ciddi bir tehdit oluşturmakta ve kaliteyi düşürmektedir. Her önüne gelenin konut yapması kısıtlanmalı ve bu konuda gerekli yasal tedbirler alınmalıdır. Türkiyenin genç ve dinamik bir nüfusa sahip olması nedeniyle konut ihtiyacı hep olacaktır. Ayrıca işini sağlam yapan firmaların ayakta kalıp işini iyi yapmayanların zamanla yok olacağının dolayısıyla biraz sabırlı olmamız gereken bir dönemde olduğumuzu düşünüyorum. Antalyanın en hızlı göç alan illerimizden birisi olması ve dünya şehri olması sebebiyle bu sektörün önünün hep açık olacağına inanıyorum.


Antalya

Şehrin Nabzı

Işıldar Boru

ve Profil Tic. Ltd. Şti.

Genel Müdürü

Özkan Işıldar “Türkiye’de kullanım süresi dolmuş birçok yapı mevcuttur. Acilen yenilenmesi için yerel yönetimlerin önderliğinde, planlı projeli konut bölgeleri oluşturulmalıdır.” Özkan Işıldar 1968 yılında Gümüşhane Kelkit’de dünyaya geldi. İlk, Orta ve Lise öğrenimini Gümüşhane’de tamamladı. Üniversiteyi İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünde tamamladı. 1990 yılında Gökhan Işıldar tarafından şahıs firması olarak ticari faaliyetine başlayan Işıldar Boru, 1994 yılında kardeşleri Özkan ve Erkan Işıldar’ın da katılımı ile Işıldar Boru ve Profil Tic. Ltd. Şti. adı altında şirketleşmiş ve faaliyetlerine devam etmektedir. 800m2 kapalı alana sahip şirkette 7 kişi görev yapmakta, başlıca Çayırova Boru, Trakya Döküm, Sardoğan Endüstri, Termo Vana, Norm Bağlantı, Faf Vana, Pilsa Boru’nun bayilikleri ile ticari faaliyetler sürdürülmektedir. Satışı yapılan ürün gamı; borular (Su Boruları, Galvanizli İçme Suyu Boruları, Siyah Düz Kalorifer Boruları, Konstrüksiyon Boruları, Dikişsiz Çelik Çekme Borular, Kazan Boruları, SRM Boruları, Doğalgaz Boruları, Polietilen Kaplı Borular, Sanayi Boruları, Kare ve Dikdörtgen Borular, Özel Borular, Spiral Kaynaklı Çelik Borular), Boru ekleme parçaları (Dirsek, Manşon,

Rekor, Nipel, Redüksiyon), Patent Dirsek ve Flanş Çeşitleri, Boru Askı Ekipmanları, Havalandırma Kanalı Falanşı ve Ekipmanlarıdır. Özkan Işıldar; “Ülkemizin gıda ve Tekstilden sonraki en fazla katma değer üreten sektörü olan yapı malzemeleri sektörü lokomotif sektör olarak bilinmektedir. Yaklaşık 200 alt sektörü etkilemektedir. %98 Oranında yerli üretime dayalıdır. İstihdama da çok büyük katkısı vardır. Ankara’dan 2500 km‘lik kuş uçuşu bir çember çizildiğinde bu çember içerisinde en büyük üretimin ülkemizde olduğu bir gerçektir. Bu konuda ihracatın da desteklenmesi şarttır.” diyor ve devam ediyor. Türkiye’de kullanım süresi dolmuş birçok yapı mevcut. Acilen yenilenmesi için yerel yönetimlerin önderliğinde, planlı projeli konut bölgeleri oluşturulmalıdır. Konut kredilerinde devletin sübvansiyon hamlesini kullanarak sektörü desteklemesi gerekir. Ayrıca devlet alt yapı yatırımlarına da ağırlık vermelidir. Neredeyse tamamı yerli üretime dayanan bu sektöre destek sağlanmalıdır. Kamu Bankalarını harekete geçirerek konut kredileri özendirilmelidir. Çiftçiye, hayvancılığa yapılan destek gibi bir benzeri de bizim sektörümüze de destek sağlanmalıdır. Antalya’ya baktığımızda satıcı fazlalığı, depo sorunu, arsa sorunu var, tüm Türkiye’dekinden daha fazla tahsilât sorunu var. Bu sorununda büyük bölümü otel ve büyük şantiyeleren kaynaklanıyor. İnşaat malzemecilerinin toplu işyerlerine ihtiyaçları var. Bu ihtiyaç sağlandığında depolama ve sevkiyat sorunu bir ölçüde aşılacaktır. 61 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Şehrin Nabzı

Antalya

Özer Yapı Malz. Ltd. Şti.

Genel Müdürü

Özer Doğan “Hiçbir şekilde yatırımlarımızdan, kişisel masraflarımızdan ne kısıtlamaya gittik ne de taviz verdik. İşte krizin asıl sebebi bu oldu.” 1964 yılında, Sivas’ta doğdum. İlk, Orta, liseyi memleketimde tamamladım. 1980 yılında Sektöre Sivas’da başladım ve 1989 yılına kadar orda çalıştım. 1989 Eylül ayında Antalya’ya geldim ve işe başladığım firmada 1997 yılına kadar görevime devam ettim. Ardından 1997 yılının Ekim ayında Özer Yapı Malzemelerini kurdum ve faaliyelerimizi halen sürdürmekteyim. Evli ve 2 kız çocuk babasıyım. Fimamız 110m2 showroom, 500m2 ve 150m2 olmak üzere 2 adet kapalı depo ile ticari hayatına devam etmektedir. 8 çalışma arkadaşlarımızla birlikte başta VitrA, Artema, Pilsa Boru, Çayırova Boru ve Türkoğlu Vana markalı ürünlerin satış ve pazarlamasını yapmaktayız. Son 5 yıla baktığımızda enflasyonun olmadığı, kar marjlarımızın oldukça düştüğü bir dönem geçirdiğimizi görüyoruz. Bununla beraber biz o dönemde ayakta durmaya çalıştık. Satarken değil alırken para kazanma dönemi başlamıştı. 2008 yılı başlarında Amerika’da başlayan ve tüm

62 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

Dünya’da hissedilmeye başlanan Global krizden ülkemiz ve sektörümüz ciddi şekilde eklendi. Bununla beraber özellikle Antalya’mızın inşaat sektöründe lokomotifi olan turizm yatırımları neredeyse durmuş, artık yatırım yapılmaz hale gelmiştir. Ne yazık ki Antalya’mızda yatırım sayısından çok satıcı bulunmaktadır. Bu da ileriki aşamalarda satıcı sayısının azalacağını, bir takım firmaların kapanacağını ve beraberinde de Antalya’mıza ciddi şekilde zarar vereceğini göstermektedir. Aslında kriz dediğimiz şeyi kısaca şu şekilde açıklayayım. Sektör olarak bundan 5 sene öncesine kadar çok para kazanmaya alışmıştık. 2008 yılının başına enflasyonsuz dönemle birlikte para kazanma oranımız düştü ve kriz bu dönemde ciddi ciddi kendini göstermeye başladı. Aslında bu dönemde önlem alınmaya başlanmalıydı. Ama bizler yıllar öncesi kazancımızın devam edeceğini ve ya daha da artacağını düşünerek hiçbir şekilde yatırımlarımızdan, kişisel masraflarımızdan ne kısıtlamaya gittik ne de taviz verdik. İşte krizin asıl sebebi bu oldu.


Antalya

Şehrin Nabzı

Senkron Yapı

Malz. Ltd. Şti.

Genel Müdürü

Hüsamettin Boyraz “İnşaat sektörü hayal edilen ve hayata geçirilen bir çok yeni ürün ve anlayışla çok yüksek ve keyfli bir yere doğru ilerlemektedir.” 1964 Sivas doğumluyum. Şu anda yaptığım işle hiç ilgisi olmayan bir işte yurtiçi ve yurtdışında çalıştım. 1993 yılında Antalya’ya geldim. Çok sevdiğim Mustafa Karaküçük ve Metin Hilal ağabeyimize yardım amaçlı bu sektöre adım attım ve devam ettim.

matürlere toptan ve perakende satış yapmaktayız. Yakında 1 katımızın tamamını seranit marka ürünleri teşhir etmek ve satmak amaçlı çalışmalara başlayacağız. Mağazamızda mimar ve mimarlara yönelik birçok ürün bulunuyor.

2006 yılında Konyaaltında 300m2 büyüklüğünde bir mağaza açtık. 2008 yılının sonunda Aspendos Bulvarı üzerinde yaklaşık 1600m2 kapalı alan bir mağazaya taşındık. Daha çok ithal seramik ve ar-

İnşaat sektörü hayal edilen ve hayata geçirilen bir çok yeni ürün ve anlayışla çok yüksek ve keyfli bir yere doğru ilerlemektedir. Sektörde gerek üreticiler gerekse tüketiciler açısından bir bütünlük oluşturulmaya başlanmış ve tüketiciler bilinçlendirilmiştir. İnsanlar yaşadığı mekanları en ince ayrıntısına kadar araştırımaya başlamıştır. Doğal olarak doğru noktada duran firmalar ve ürünler tercih edilmektedir. Antalya’da sanayi ve üretimde alanında gelişme sağlanmadığı sürece inşaat sektörünün geleceğini hiç iyi görmüyorum. Alım gücü yüksek olan insan kitlelerinin ihtiyaçlarına cevap verecek sekilde büyümesi gerekmektedir. Tabi bu arada Antalya ve Türkiye genelinde yaşlanmış binaların yıkılarak yenilerinin yapılması gerektiğine, devletin tanıyacağı yeni imkanlar veya bankaların cazip şarlarda vereceği kredilerle inşaat sektörünün canlanacağına inanıyorum. Bence yenileri bırakıp eskileri iyileştirelim. Tabi bu devletin vereceği desteler ile gerçekleşebilir. 63 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04


Şehrin Nabzı

Antalya

Taşka Ltd. Şti.

Genel Müdürü

Hüseyin Taşkıran “Herkes müteahhitlik yapabiliyor. Bu, satıcıların verdiği mallarda geri dönüşümün azalmasına, kaliteli-kalitesiz malın ayrımının yapılabilmesinde güçleştiriyor.” Hüseyin Taşkıran, 1974 yılında Antalya’da doğdu. İlk, orta ve liseyi Antalya’da tamladıktan sonra askerlik görevi için İzmir’e gitti. Okul yıllarından itibaren boş kalan vakitlerinde aile şirketi olan Taşkıran İnşaat’ta, inşaatın her safhasında çalıştı. Askerlik görevini tamamlamasının ardından 1996 yılında Taşkıran İnşaat’a bağlı şube olarak kurulan Taşkıran İnşaat Yapı Malzemelerinde yapı malzmeleri satışına başladı. Taşkıran İnşaat Yapı Malzemeleri şube olarak 2007‘ nin Aralık ayına kadar yapı malzemeleri sektöründe devam etti. 2008 Ocak ayında Taşka Ltd. Şti. olarak Hüseyin Taşkıran ile birlikte amcaoğulları Emre Taşkıran, Çağlar Taşkıran ve Çetin Taşkıran yeni şirketlerinde faaliyetlerine devam etmektedir. Kurulduğu yıllarda kum, çimento, kireç satışı ile birlikte polisan boya bayiliği ile başlayan ticaret yapısı ilerleyen yıllarda Kütahya Seramik, Hakan Plastik, Atışkan Alçı, Akaçlı, Kütahya Yapı Kimyasalları, Güral Vitrifiye, Söğüt Seramik, NSK bayilikleri ile geniş bir alana yayılmıştır. Merkezinin haricinde 2 şubesi bulunan Taşka’nın toplam 250 m2 kapalı

64 Ekim - Aralık 2009 / Sayı 04

showroom, 400 m2 kapalı depo, 2,5 dönüm açık deposu ve 8 kişilik ekibi ile hizmet veriyor. Hüseyin Taşkıran “Yapı malzemeleri satıcıları olarak en büyük sıkıntılarımızdan biri TOKİ. Fabrikaların doğrudan TOKİ’ye mal vermesi bölge satıcılarını zor duruma düşürüyor. Konut ihtiyacının çoğunu karşılıyorlar ancak yerel yapılar ve müteahhitler için sorun teşkil ediyor. Diğer büyük sıkıntımız ise Müteahhitler ile ilgili bir düzenleme ve ya kanunun olmaması. Herkes müteahhitlik yapabiliyor.Bu, satıcıların verdiği mallarda geri dönüşümün azalmasına, kaliteli - kalitesiz malın ayrımının yapılabilmesini güçleştiriyor. Kısaca asıl işi müteahhitlik olmayan kişilerin yapmış olduğu işle biz satıcılara her şeyden önemlisi de sektörümüze çok büyük zarar veriyor. Devletimizin bu konuda bir düzenleme getirmesi Müteahhitliğin tanımının yapılması şart.” diyor ve bölgenin bir başka sorununa dikkat çekiyor. “Antalya’ya bakacak olursak inanılmaz bir çarpık yapılaşma var. Bu, gün geçtikçe artmakta. Bunun nedeni gene önüne gelenin müteahhitlik yapmasından kaynaklanıyor.”


TİMFED Dergisi 04.Sayı  

Kütahya Seramik Yönetim Kurulu Başkanı Nafi Güral, Anadolu Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Servet Turan...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you