Issuu on Google+

y Si aset Sosyalist Yeniden Kuruluş İçin

Aylık Siyasi Dergi - 2 TL

www.siyasihaber.org

Aralık 2012 /Sayı 0

SYK süreci ilerliyor Yaratılan değerlerin ve teorik, politik, örgütsel birikimlerin bugünün ihtiyaçlarına uygun daha büyük bir değere dönüştürmekte kararlıyız. Mustafa Kahya/ s. 3

Şimdi direnme zamanı

AKP Hükümeti Kanun Hükmünde Kararnameler, Torba Yasalar, savaş ve yıkım kararları aracılığıyla işçi sınıfına ve diğer ezilenlere yönelik saldırısını arttırak sürdürüyor. Fatoş Osmanağaoğlu

AKP yaşam hakkımıza saldırıyor

Erdoğan ve AKP’si kendi deyimleriyle “ustalık dönemi”nde, “ileri demokrasi” adı altında ne varsa talan ediyor.

s. 38

Eser S. Kadınları “namusu” ile çalıştırma Hükümet kadının bedenini ve emeğini kontrol altına alarak ev içine hapsolmasını sağlayacak politikaları hayata geçirmeye çalışıyor. s. 28 Yiğithan Kavukçu Komünist gençler bir adım öne! Kendisini bu toplamın içerisinde gören herkes, yürüteceğimiz sürecin kurucu unsuru olacaktır.

s. 32

Kenan Kalyon “Cumhuriyeti yeniden kurmak”

Kapitalizmin derinleşen ve yayılan krizine karşı sermaye ve Hükümet çareyi sömürü, savaş ve talan politikalarını derinleştirmekte buluyor.

yandan Belediyeler Yasası torbasına doldurduğu tuzak değişikliklerle köylülüğü yoksullaşmaya, göçe ve işsizliğe mahkum ediyor.

Bir yandan Sendikalar Yasası’ndaki düzenlemelerle işçi sınıfını örgütsüz ve güçsüz bırakmaya çalışırken, diğer

AKP kentsel dönüşüm yasalarıyla tüm yerleşim alanlarını yeni rant paylaşım alanlarına çeviriyor.

ABD başkanlık seçimi Mehmet Özgen’in ‘Seçimler ve Amerikan Solu’ ve Mahir Sayın’ın ‘ABD Başkanlık seçimi ve yaklaşan fırtına’ başlıklı yazılarını sayfa 16-17’de okuyabilirsiniz.

Sermayenin Suya Saldırısı / Beyza Üstün - s.36

Özgürleşme kararlılığıyla hükümetin karşısına dikilen Kürt halkı, mücadele birkimlerini diğer ezilenler ve emekçilerle birleştirerek kurtuluşun yolunu yolunu işaret ediyor. Baskı ve zulmün sıradanlaştığı, sömürünün azgınlaştığı bu noktada direnmek en büyük hak ve sorumluluktur.

Tartışılması gereken hedeflenen yeni cumhuriyetin programı veya sözleşmesidir, temenniler değil.

s. 7

Ertuğrul Kürkçü Geleceğe dönüş! İster kaldırsın dokunulmazlıkları Erdoğan, ister kaldırmasın kaybetmeye s. 6 dur.

mahkum-

AKP inişe mi geçiyor?

HDK 2. Genel Kurulu yapıldı

Şimdilerde, yeni rejim, kendisini kurmaya çalışıyor: “Ilımlı İslam” zemininde, tarihin yeniden yazımından günlük yaşamın yeniden örgütlenmesine uzanan epey geniş bir alanda, restorasyon yapılıyor.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) kuruluşundan 1 yıl sonra, 10-11 Kasım 2012 tarihinde 76 ilden gelen delegelerle 2. Genel Kurul’unu gerçekleştirdi.

Oğuzhan Kayserilioğlu / s. 4

Mehmet Saltoğlu / s. 9

Taksim’i “Soylulaştırma” Projesi / Perihan K. - s.39


2

Başlattık, ilerletiyoruz, başaracağız / Mustafa Kahya AKP inişe mi geçiyor?/ Oğuzhan Kayserilioğlu Öcalan’sız barış yok / Mahir Sayın Geleceğe Dönüş / Ertuğrul Kürkçü ‘‘Cumhuriyeti yeniden kurmak’’ / Kenan Kalyon Tek seçenek HDK / Kadir Akın HDK 2. Genel Kurulu yapıldı / Mehmet Saltoğlu Gündeme iradi müdahale / Halit Elçi Rojava kurulurken... / Tuncay Yılmaz Ortadoğu’da Suriye çıkmazı / Bereket Kar Gazze ‘‘ateşkes’’i kazandı / Nicola Saafin Emperyalist barbarlık ve direniş / Mustafa Durmuş 2013’te direniş küreselleşecek / Volkan Yaraşır Seçimler ve Amerikan Solu / Mehmet Özgen ABD başkanlık seçimi yaklaşan fırtına / Mahir Sayın İşçi sınıfı Avrupa’ya geri dönüyor / Cenk Ağacabay Avrupa’da bağımsızlık rüzgarları / Hakan Deniz Sevim Belli Röportajı / Hikmet Sarıoğlu- Halit Elçi İşçi sınıfı ve barış / Tayfun Görgün Metalde mücadele yeni başlıyor / İrfan Kaygısız Ziller kimin için çalıyor / Şaziye Köse 4+4+4 Kargaşası / B. Akpolat ‘‘Soylulaştırma’’ / Perihan K. Sermaye bilimi hizmetine alıyor / Tolga Tören Kadınları ‘‘namusu’’ ile çalıştırma / Eser S. Keyfine sevişmek / Gülfer Akkaya Cinsel özgürlüğü savunmak / Yıldız Tar Hayvanları yok etme yasası / Fatoş Osmanağaoğlu Komünist gençler bir adım öne / Yiğithan Kavukçu ‘‘Dışardan içeriye sevgilerle’’ / Hazal Kaya AKP ve sağlıkta dönüşüm / Ata Soyer Engelli hakları mücadelesi / Mehmet Ortakaya Sermaye suya saldırıyor / Beyza Üstün ‘‘Sürdürülebilir’’ yok oluş ve doğa / Özlem Bayat AKP yaşam hakkımıza saldırıyor / Fatoş Osmanağaoğlu Haberler 563 Terörist / Ülkühan Zekioğlu

Siyaset s. 3 s. 4 s. 5 s. 6 s. 7 s. 8 s. 9 s. 10 s. 11 s. 12 s. 13 s. 14 s. 15 s. 16 s. 17 s. 18 s. 19 s. 20 s. 22 s. 23 s. 24 s. 25 s. 26 s. 27 s. 28 s. 29 s. 30 s. 31 s. 32 s. 33 s. 34 s. 35 s. 36 s. 37 s. 38 s. 39 s. 40

Top­lum­sal Öz­gür­lük Ga­ze­te­si Aralık 2012 Özel Sayısı Ye­rel Sü­re­li Ya­yın Sa­hi­bi ve Ya­zı İş­le­ri Mü­dü­rü: Ulaş Taştekin Adres: Hüseyinağa Mah. Süslü Saksı Sk. No: 18 K. 3 Beyoğlu/İstanbul Tel.&Faks: (0212) 243 37 60 Bas­kı: Gün Mat­ba­acılık Beşyol Mah. Akasya Sk. 23/A Küçükçekmece - İstanbul Tel:(0212) 580 6381

Siyaset Sosyalist Yeniden Kuruluş İçin

Merhaba, Merheba, Ehlen ve Sehlen, … Siyaset yapmanın, bir avuç ayrıcalıklı kişinin, egemenlerin dışında, neredeyse herkese yasak olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Bizlerden, emekçiler ve ezilenlerden, sadece 4-5 yılda bir sandığa gidip onların önümüze sürdüğü düzen partilerinden birine oy vermemiz ve ondan sonra susmamız, “siyaset” yapmamamız isteniyor. Okulda, işyerinde, devlet dairesinde, kışlada, camide siyaset olmaz! Başka neresi kaldı ki? Bu derginin okuyucularının hemen hepsi, yaşamlarında sık sık “siyasete karışma” uyarısı almıştır; ana-babasından, öğretmeninden vb… “Büyüklerimiz” aslında bizim iyiliğimiz için uyarmaktadır. Siyaset tehlikeli bir iştir. “Siyaset meydanı”, aynı zamanda “idam meydanı”dır. Bu topraklarda siyaset yapanların işinden, okulundan atıldığına, işkence gördüğüne, hapse atıldığına, öldürüldüğüne fazlasıyla şahit olmuşuzdur. Aslında “siyaset” herkese değil, işçi ve emekçilere, tüm ezilenlere, “ayaktakımı”na yasaktır! Çünkü “devlet işine karışılmaz”. Sıradan insanların aklı o işlere ermez! Ve yine aslında yasaklanan, insanların kendi aralarında siyasi konularda konuşması da değildir; yasaklanan, o siyasi görüşlerini hayata geçirmek için aynı görüşteki insanlarla bir araya gelip harekete geçmesidir. Yani “devlet işine” karışmak, memleket meseleleri üzerine fikir geliştirip, o fikri gerçekleştirmeye kalkmaktır, yasaklanan. SİYASET tam da bu yasaklananları yapmak için çıkıyor. SİYASET, işçi ve emekçilerin, kadınların, gençlerin, lgbt bireylerin, ezilen etnik ve inançsal toplulukların, engellilerin, hayvan dostlarının, doğayı ve yaşamı savunanların, yoksulların sözüdür. SİYASET “cüretkar”dır, “inatçı”dır. Emekçilerin ve ezilenlerin sözünü kuşanarak kapitalist sömürü düzeninin çarklarına çomak sokacaktır. SİYASET, “asi”dir. SİYASET, feryat etmekle yetinmeyip isyan edenlerin, sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız, baskısız özgür bir dünya kurmak için çalışanların sesidir. SİYASET, “beynelmilel”dir. Milliyetine, diline, inancına bakmadan dünyanın bütün işçilerinin birliğini, halkların kardeşliğini savunur.

Aralık 2012 # 0

Kendi tarihini yazmak üzere ayağa kalkan halkların mücadelesini ödünsüzce destekler. SİYASET, hayatın her alanındadır; işyerinde, okulda, evde, sokakta… SİYASET, zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayanların kavgasının sesidir. Dergimizin açık adı “Sosyalist Yeniden Kuruluş İçin SİYASET”tir. SİYASET’imiz sosyalist hareketin düşüncede ve davranışta yeniden kuruluşuna hizmet edecektir. SİYASET’in çıkışı, Sosyalist Yeniden Kuruluş (SYK) sürecinin önemli bir adımını, yeni bir aşamasını oluşturmaktadır. SİYASET’in çıkışıyla birlikte süreçte yer alan bileşenler şimdiye kadar çıkardıkları politik yayınlarının faaliyetine son verip düşünce ve pratik güçlerini SİYASET’e katıyor. Dergimiz, yeniden kuruluşçu güçlerin ortak politik yayınıdır. SİYASET ile birlikte, SYK’nın ortak politikalar geliştirmesi ve uygulaması için önemli bir olanak ve araç yaratılıyor. Dergimiz SYK’nın Marksist, devrimci ve yenilenmeci ideolojik-politik zemininde yayın yapacaktır. Egemenler arasındaki çıkar/iktidar çatışmalarında taraf olmaktan özenle kaçınacak ve emekçilerin ve ezilenlerin Üçüncü Cephesini inşa etmek için çalışacaktır. SİYASET, sol içindeki “ulusalcı” ve “liberal” eğilimlerle arasına net sınırlar çekecek, ama yeniden kuruluşçu zeminin mevcut SYK güçleriyle sınırlı olmadığının bilinciyle, bu zemini genişletmeyi ve güçlendirmeyi görev bilecektir. Bu ana yönelimden sapmaksızın hem sayfalarını dostlarımıza açacak, hem de sesini dostlarımıza duyurmayı amaçlayacaktır. SİYASET ilk aşamada aylık olarak yayınlanacak. Ancak yeniden kuruluş sürecinin ilerleyişine uygun olarak 15 günlük ve haftalık periyoda ulaşmayı hedefliyoruz. Bu süreçte, şu andaki analiz/yorum ağırlıklı yayıncılıktan, güncel politik yayıncılık ve haberciliğe doğru dönüşmeyi tasarlıyoruz. SİYASET ilk sayısıyla yayın hayatına atılıyor. SİYASET’i sınıflar mücadelesinin dev dalgaları arasında işçi sınıfının ve ezilenlerin, tüm devrimci-demokratik ve anti-kapitalist mücadele dinamiklerinin bayrağı haline getirmek ve onu yükseklere taşımak, okuruyla, dağıtımcısıyla, yazarıyla, editörüyle, tasarımcısıyla hepimizin ortak devrimci görevidir. Hepimize kolay gelsin.


Siyaset

Aralık 2012 # 0

Başlattık, ilerliyoruz, başaracağız

3

Sosyalist Yeniden Kuruluş süreci, yaratılan değerlerin ve teorik, politik, örgütsel birikimlerin yok sayılması ile değil, kazanımların bugünün ihtiyaçlarına uygun daha büyük bir değere dönüştürülmesi yoluyla, verili örgütsel varlıkların programatik ve örgütsel olarak aşılması iradesiyle planlanıp, takvimlendi. Mustafa Kahya Gerek 12 Eylül

1980 darbesiyle yaşanılan her düzeydeki yenilgi ve bu yenilginin yarattığı olumsuz miras, gerekse reel sosyalizmin çökmesiyle kapitalizmin neo-libe ral hegemonyası sonucu, Sosyalist Hareket siyaseten düştüğü durumdan çıkma başarısını henüz gösterebilmiş değil. Yaşam içerisinde kazanılmış olan ideolojik-politik hegemonya darbeye karşı başarılı bir direniş gösterememiş olmaktan dolayı kaybedilirken, o günden bugüne kaybedilen hegemonya bir daha yeniden tesis edilemedi. Dünya sosyalizminin uğradığı yenilginin aşılmasını onun zaaflarında gören ve bunu ideolojik bir yenilenmeyle aşmaya çalışanlar, eski anlayışlardan bütünüyle kopamadıkları için yeninin üretilmesinde de başarılı olamadılar. Bir yandan yeniye yönelik kimi söylemler geliştirilirken diğer yandan hayat eski ilişkiler üzerinden devam ettirilmeye çalışıldı. Kimileri monolitik anlayışla, varlıklarını sürekli tasfiyeler gerçekleştirerek sürdürürken; reel sosyalizmin yenilgisini sorgulayarak Marksist temelde yeni bir paradigma oluşturma niyetiyle davrananlar da, bu niyetlerine uygun bir pratik gösteremediler; daha kötüsü, kimileri bölünmelere uğradılar. Her bölünme savunulanla yapılan arasındaki mesafeyi daha da büyüttü. Haliyle bu durum, yeniden yapılanmanın ve kuruluşun önünde ciddi engeller oluşturacak deneyimlerin birikmesine de neden oldu. Düşüncede ve uygulamada Yeniden yapılanma Sosyalist hareketin yeniden yapılanması iki temelde geliştirilmek zorundaydı. Birincisi; deforme olan bilimsel sosyalizmin yeniden bilimsel temellere oturtulması, ikincisi de; bu temellerde yükselecek bir örgütlenmenin ve ona ait eylem hattının geliştirilmesi. Sosyalist Yeniden Kuruluş Parti Girişimi adıyla iki yıl önce yola çıkıldığında bu ihtiyacın bir sonucu olarak girişimin ilk oluşum mutabakatında şu saptama yapıldı:

“Çeşitli ön temas ve görüşmelerin ardından gerçekleştirilen söz konusu toplantıda, hedefinde sosyalist solda yeni dizilişlere yol açacak birleşik, çoğulcu ve enternasyonalist bir hatta sahip bir partinin inşasının bulunduğu bir ortaklaşma sürecini başlatma, bu süreci yeniden kuruluşçu ve yapılanmacı bir perspektifle kurgulayıp ilerletme ve aşamalı bir takvime bağlama konusunda bütün taraflar mutabık kalmışlardır..” (SYK-PG Mutabakat Metni) SYK-PG içinde yer alan bileşenlerden

SDP, yeniden kuruluşa yaklaşımda ve sınıf mücadelesinin bugünkü gerekliliklerine uygun örgüt formu anlayışında ortaya çıkan farklılıklar sonucunda süreçten çekildi. Sürecin diğer bileşenleri, 21. Yüzyılda sosyalizmi yeniden seçenek haline getirecek devrimci bir program tartışmasıyla, eylemin ve faaliyetin birlikte yürütüldüğü bir praksis sürecinin sonunda ulaşılacak organik bir parti hedefiyle başlatılan süreci, Sosyalist Yeniden Kuruluş

adıyla ilerletmeye devam ettiler. Girişimin “Duyuru” metni, SYK-PG’yi ikircikli bir yaklaşıma yer bırakmayacak netlikte şöyle tanımlıyordu: “…bizler, varlık gerekçelerini bizzat bu parçalı varoluştan, gelenek takipçiliğinden ve kendi özgün geçmişlerinden türeten sosyalist grupların ve çevrelerin yan yana getirilmesinin bu gidişi tersine çevirmek için bir çare olmayacağını, yaşadığımız bütün önceki deneylerden biliyoruz. …güçsüzlükler üzerinden güç oluşturma anlayışıyla sosyalist grup ve çevrelerin

Kadın, gençlik, işçiler ve kamu emekçileri zeminlerinde perspektif ortaklığı ve oluşturulan perspektiflere uygun örgütsel araçları tanımlamaya yönelik atılan adımlar, bu zeminlerdeki sorunlu yanların varlığı ve bu sorunları aşma bilinci ve iradesiyle, pozitif sonuçlarını üretmeye başladı.

birbirine eklendiği bir durumun, toplumsal gündemle ilgisiz, içine kapanık siyaset tarzını yeniden üretmekten öteye bir sonuç vermediğinin bilincindeyiz.” (SYKPG, Duyuru başlıklı metin) Mevcut değerleri içererek aşma Bu anlayışla başlatılan süreç Sosyalist Yeniden Kuruluş tarafından, yaratılan değerlerin ve teorik, politik, örgütsel birikimlerin yok sayılması ile değil, kazanımların bugünün ihtiyaçlarına uygun daha büyük

bir değere dönüştürülmesi yoluyla, verili örgütsel varlıkların programatik ve örgütsel olarak aşılması iradesiyle planlanıp, takvimlendi. Planlanan ve takvimlenen sürecin her safhasında sönümlenmeye hız kazandıracak faaliyetin ve eylemin ortaklaştırılması, ortaklaştırılan faaliyet ve eylemliliğe yön verici fikri girdiler yapılarak sürecin etap etap organik bir partiye doğru ilerletilmesi konusunda görmezlikten gelinemeyecek eksikliklerimize rağmen bugüne kadar alınan yol küçümsenemeyecek bir düzeye ulaştı. Sürecin bugünkü safhasında Çerçeve Metinler üzerinden programatik zemini oluşturacak olan tartışmalara başlamış bulunuyoruz. Kadın, gençlik, işçiler ve kamu emekçileri zeminlerinde perspektif ortaklığı ve oluşturulan perspektiflere uygun örgütsel araçları tanımlamaya yönelik atılan adımlar, bu zeminlerdeki sorunlu yanların varlığı ve bu sorunları aşma bilinci ve iradesiyle, pozitif sonuçlarını üretmeye başladı. Artık eylemlere Sosyalist Yeniden Kuruluş kimliğimizle katılıyoruz. Aralık ayı itibariyle bileşenlerin teorik ve politik yayınları sonlanarak ortak politik ve teorik yayınlar yayımlanmaya başlanıyor. Ortak mekanların oluşturulması yönünde adımlar atılıyor. Ortak kasa için aidat ilişkisine geçiliyor. Kapitalizme karşı sosyalizmi seçenek haline getirmek, kapitalizmin içine s��rüklendiği krizle birlikte çok daha olanaklı hale gelmiş bulunuyor. Krizle birlikte ortaya çıkan imkanı somut bir olguya dönüştürmenin ilk adımı ise Sosyalist Hareketin enternasyonalist kesimlerinin sentezlenerek devrimci, komünist bir programla organik bir partiyi oluşturmaları olacaktır. Biz olanakların, onları değerlendirebilenler için olanak olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz. Biz enternasyonalist bir anlayışla işçi sınıfının öncülüğünde bir devrim iddiasıyla yola çıktık. Ondandır ki güncel devrimci görevler konusunda, savunduğumuz perspektifin ve yıllardır yaşanan deneylerin omuzlarımıza yıktığı sorumlulukla davranacağız. Bu sorumlulukla Sosyalist Yeniden Kuruluş sürecini başlattık, ilerliyoruz, başaracağız! Çünkü biz Devrim ve Sosyalizm istiyoruz!


Siyaset

4

Aralık 2012 # 0

AKP inişe mi geçiyor?

Yitirilen iktidarın meşruiyet kaynağı Kemalizm’di. Yenisi, kurucu gücün-AKP’nin ve ABD’nin ortak üretimi: “Ilımlı İslam”. Şimdilerde, yeni rejim, kendisini kurmaya çalışıyor: “Ilımlı İslam” zemininde, tarihin yeniden yazımından günlük yaşamın yeniden örgütlenmesine uzanan epey geniş bir alanda, restorasyon yapılıyor. Son genel seçimler Oğuzhan Kayserilioğlu sonrasında gü-

cünün zirvesine sıçrayan Erdoğan, aynı dönemde güçlenen bir özel politik süreç tarafından duraklama ve kimi zaman da gerileme konumuna düşürülüyor. O, iktidarının zirvesinde ve hala güçlü; ama, aynı zamanda artık zorlanıyor, nefes darlığı çekiyor, gücünün ve çıkışının sınırlarıyla tanışıyor.

O, sürekli zorlanan hassas güç dengeleri üzerinde, fiili durum yaratarak, kendisini zorlayan bir dizi güçle sarmaş dolaş olarak, boşluğa düşüverme riskiyle iç içe, bata çıka kendisini kurmaya çabalıyor. İşte, epey hevesli kendi kuruntularının

esiri olarak çırpınıyor ama, eski rejimin aynen yeniden kurulma olasılığı yok. Yenisinin ise, henüz anayasası bile yok. Evet, yeni bir rejim kuruluyor; ama, aynı zamanda, yerleşemeyip askıda kalma, henüz kendisini bütünleyememe ve kalıcı güvencelerle garantiye alamama durumu da yaşanıyor.

Kurucu özne AKP, kendisini güvencede görmeyince, üstüne bir de hasım güçler tarafından zorlandıkça, şimdiye dek en iyi yaptığı şeyi yapamıyor: Hegemonya kuramıyor, kuramadıkça büzüşüyor, kendi çıplak gücüyle baş başa kalıyor, iç dengeleri-ittifakları bozuluyor, hırçınlaşıyor.

AKP’yi zorlayan özel politik süreç, hangi gerçek toplumsal ya da siyasal olgulara dayanıyor? O süreçte hangi politik özneler belirginleşiyor? Sürecin akışında hangi olasılıklar bizi bekliyor? Ve, hangi olasılıkların güçlenmesi emekçilerin çıkarına? “Yeni Rejim” kuruluş sancıları yaşıyor Hepimiz biliyoruz, Özal’ın sivrildiği 1980’lerde başlayan, 2000’lerde Derviş’le ve son 10 yıldır Erdoğan’la sürdürülen bir strateji, 2010 referandumuyla hedefine ulaştı: Eski rejim kendisini aynen yeniden sürdürebilecek gücünü kaybetti ve restorasyona uğratıldı. Şimdi, içine sürüklendiğimiz yeni rejimde, eskisinin oligarşik-totaliter despotizmi sürdürülürken, yani temel yapısallığı korunurken, rejimin zirvesindeki iktidar alanı yerel ve küresel sermayenin mutlak hakimiyetine sokuluyor. Eski rejimin kurucu önderi olarak başlayan iktidar serüveninde, önce iktidarı sermaye ile paylaşmak zorunda kalan Ordu, zirveden iktidarın çeperine itildi. Yitirilen iktidarın meşruiyet kaynağı Kemalizm’di (laiklik, cumhuriyet, batılılaşma…). Yenisi, kurucu gücün-

Akp’yi sıkıştıran kriz dinamikleri Yeni rejim, sadece henüz bir anayasaya sahip olamamakla zorlanmıyor; aynı zamanda, önemli güncel gelişmeler de, yarattığı gerginliklerle AKP’yi kuşatıyor, sarsıyor, zorluyor. Birincisi, arkasındaki yerel ve küresel sermaye güçlerinin itmesiyle, AKP’nin Ortadoğu’daki emperyalist işgal-savaş sürecine ortak olması: AKP “yeni Osmanlı”

Ekonomik krizin etkileri, Kürt sorunundaki çıkışsızlık ve Suriye üzerinden gelen yoğun basıncın yanısıra, çeşitli başka toplumsal ve siyasi dinamikler de hareket halinde ve AKP’yi-Yeni Rejimi zorluyor. AKP’nin ve ABD’nin ortak üretimi: “Ilımlı İslam” (din, Türk-İslam sentezi, yeni-Osmanlı…). Şimdilerde, yeni rejim, kendisini kurmaya çalışıyor: “Ilımlı İslam” zemininde, tarihin yeniden yazımından günlük yaşamın yeniden örgütlenmesine uzanan epey geniş bir alanda, restorasyon yapılıyor. Ancak, her ne kadar duraksamadan sürekli hamle yapsa da; yeni rejim, bir türlü anayasal güvenceye kavuşamıyor.

edasıyla hamle yapıyor; ama, gerçek güç dengeleri o edanın havasını boşaltıyor. Karşısında oluşan İran-Irak-Suriye-Lübnan (Hizbullah) ve gerisindeki Rusya-Çin ekseni, iyiden iyiye kenetlenerek ve açık askeri-politik hamlelerle AKP’nin önünü tıkıyor, yönelimlerini çıkmaza soku-

yor. Üstelik, “aynı cephede” olduğu Mısır, Katar ve Suudiler de, bir rekabet ekseni üzerinde konumlanıyorlar. İşte güncellikten bazı görünümler: AKP’nin, örtülü ödenekten 900 milyon lira harcadığı Suriye’deki oyuncağı elinden alındı ve Esad karşıtları ABD’nin daha doğrudan kontrol edebileceği bir yeni konuma yerleştirildi. AKP’ye El-Kaide ve türevleri kaldı ki, elinde patlama ihtimali yüksek. İhracattaki yavaşlamanın en güçlü sübabı olan Irak, zorluk çıkarıyor ve Türkiye’den ithalatın önünü kapatmaya başlıyor. Bir zamanlar “aşiret reisi” diye küçümsenen Barzani, “kurtarıcı” görülüyor. Komşularını hedef alan ve ABD çıkarlarına bağlanmış Füze kalkanı ve Patriot füzeleriyle doldurulan Anadolu toprakları, en aşağılık cinsinden bir uşaklığa itiliyor. Yoksul Anadolu gençleri, sermayenin çıkarları için komşu ülkelerle savaşa ha-

zırlanıyor. İkincisi, Kürt sorununda yaşanan iflas ve çözülme belirtileri: Başarılı olduğu görünen ve “alan tutma”yı hedefleyerek yükseltilen gerilla tarzının kalıcılık kazanması, kısa vadede yaratacağı derin istikrarsızlıkla yeni rejimin dengelerini bozuyor. Çözüm hamlesi Açık ki, yeni rejimin en güçlü istikrarsızlık kaynağı, AKP’nin Kürt sorunundaki çözümsüzlük stratejisi. Kürt halkı her düzeyde bağımsız iradesini oluşturup güçlendirdikçe ve bütünleştikçe, çözümsüzlük çözülüyor ve Kürt halkının önü açılıyor. Çözüme yönelen Kürt halkı, kalıcı kazanımlar elde etmek istiyor. O hamle toplumsallaştıkça, etki alanı dalgalar halinde yayılıyor, yeni rejimin tümünü istikrarsızlaştırıyor. Üçüncüsü, kapitalizmin küresel krizinin Avrupa’da yoğunlaşmasının, onunla iç içe olan Türkiye ekonomisinde

yarattığı-yaratacağı etkiler:

yıkıcı

“Teğet geçti!” palavrası, birbiri ardına çıkıp gelen kriz dinamikleri ve sonuçlarıyla, paramparça oluyor. Şişirilen balon, orasından burasından iğneleniyor; oluşan zaaflar, hızla bulaşarak ekonominin tümünü giderek yoğunlaşan bir sisli ortamın içine sokuyor. Krizin, sürdükçe yıkıcılığı artan etkilerini soğutmak ve geriletmek isteyen AKP’nin yapabileceği, şimdiye dek sürdürdüğü neo-liberal politikaları daha da yoğunlaştırmak. Sonuçlar, daha fazla işsizlik ve yoksulluk olarak emekçilerin yaşamını daha fazla zehirliyor. Elbette, çeşitli başka toplumsal ve siyasi dinamikler de hareket halinde ve AKP’yiYeni Rejimi zorluyor. Güçlendikçe yeni bir rejim krizini oluşturan güncel kriz dinamikleri, özgün demokratik ya da devrimci politik ve toplumsal süreçlerin ve onların yürütücü öznelerinin önünü açıyor.


Aralık 2012 # 0

Siyaset

Öcalan’sız barış yok!

5

Tüm bölgemiz halkların ortak mücadelesi için olgunlaşıyor. Güneyden yükselen özgürlük yürüyüşüyle birleşecek ve Ege’nin karşı kıyısından uzanan eli tutacak bir muhalefet dalgası Türkiye’yi bekliyor. Türkiye’yi en azından 2023’e kadar yönetmeye niyetli Tayyip Erdoğan bunu gerçekleştirmek üzere, askere ait olan vesayet sistemini devraldıktan sonra önünde engel kalmadığını düşünerek, dün yığınları aldatmak için söylediği ne varsa birer birer tersini yapmaya başladı.

Mahir Sayın

Bu siyasetin batışını en iyi liberallerin eteklerinin tutuşmasından anlamak mümkün. En önce dönen en yakın danışmanı Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever oldu; en ağır hakaretlere layık gördü kendisini. Şimdi Ahmet Altan, Öcalan’ın “Siyaset sahnesinde ‘star’ kumaşına sahip bir lider” olduğunu söyleyip, Gerry Adams ve Mandela’nın yanına yerleştirdi ve Öcalan’sız “savaş olabileceği ama barışın olamayacağı”nın da altını çizmekten kendini alamadı.

RTE, tam anlamıyla nakavt oldu. Kürt halkının bütün mücadele alanlarıyla bir bütün olduğu ve bunca uzun tecrit döneminde tek lafını bile duymadıkları Öcalan’ın etrafında kenetlenmiş oldukları apaçık görüldü. Hükümet kendi içinde dengelerini koruyamadı. Anadilde savunma kabul edildi. Anadilde eğitimin ise hemen gerçekleşeceğini açlık grevcileri de herhalde beklemiyorlardı. Onlar için en önemli gösterge Öcalan’a karşı alınan tutumdu. Hükümetin

beri yalancı bir barış politikasıyla Kürtleri dolandırmanın peşinde oldu. 2004’te Özgürlük Hareketi bu dolandırıcılığa yeniden yükselteceği bir direnişle yanıt vermeyi hesaplarken AKP hükümeti yeni bir dolandırma manevrasını devreye soktu. AB’den gün alınacak ve Kürt meselesi de bu çerçevede adım adım çözüm yoluna girecekti. RTE devletin hatalar yaptığını ve bunların telafi edileceğini ilan etti. Nihayet 12 Eylül 2010 Referandumu ve 2012 seçimlerine kadar

Bölgesel ortak mücadelenin şartları olgunlaşıyor Savaşın yaratacağı gürültünün arasında Kürt meselesini sınır berisinde ve ötesinde halledeceğini sanan RTE her anlamda beklentilerinin tam tersiyle karşılaşmış oldu. Şimdi Filistin meselesini kullanırken taktik bir geri çekilme manevrası yapmaya çalışıyor. Yeniden bir barış retoriğinden yararlanarak Başkanlık seçimlerine ulaşmaya çalışacak.

Her şey neredeyse Suriye ve Kürt meselesi haline gelmişti.

İdam ipi RTE’nin ayağına dolandı RTE elinde idam ipiyle dolanıp, bin bir yalanla açlık grevinde olanları ve onlara destek verenleri aşağılayan nutuklar atarken, Öcalan’a uygulanan tecrit aralandı ve her gün gittikçe büyüyen, hapishanede binleri kendine çeken, yurt içinde ve yurt dışında onlarca şehre yayılmaya başlayan açlık grevleri Öcalan’ın “Bitirin artık” beyanıyla ertesi gün bitti. Hükümet ve destekçisi medyanın elbirliğiyle yaydığı masalların tümü birden yerle bir oldu. Dimdik duran, asla taviz vermeyecek görünen, tam tersine tehdit olarak “İdam cezasını geri getiririm” diyen

Ne var ki, ABD meselenin çözümünde bambaşka bir yoldan ilerlemeyi düşünmekteydi. Irak’ı terk eden ABD doğrudan bir savaşa girmeye hiç niyetli değildi. Önceleri müdahale için teşvik edilen RTE nasıl bir açmaza sürüklendiğini çok geç gördü ve kızgın kestaneler elinde kaldı. Baas Hükümeti düşmediği gibi oldukça güçlü bir kitle desteğine sahip olduğunu da kanıtladı. RTE’nin en korktuğu iş gerçekleşti ve Kürtler özerk yönetim oluşturdular. RTE’nin denetlediği kukla ÖSO Kürtlerle çatışmaya sokulabilmiş olsa da ağzının payını alırken, ABD’nin girişimiyle yerini bir başka alternatife bırakmak zorunda kaldı.

Hükümet’in şimdiye kadar ökse otu görevi görmüş olan liberal kabuğu soyulurken, RTE’den bol keseden, Suriye’deki hükümeti devirme, tam bir istilacı kumandan edasıyla Şam’da Emeviye Camii’nde Cuma namazı kılma, PKK’nin ve onun şehirlerdeki uzantılarının bitirilmekte olduğu, her gün onlarca “teröristin ölü olarak ele geçirildiği”, “artık PKK’nin Öcalan’ı iplemediği, etkisinin kalmadığı”, Kürt meselesinin hallinin Barzani ve onun desteğiyle ayağa dikilecek korkuluklar aracılığıyla çözülebileceği masallarını dinliyorduk.

Diğer yandan da, savaş esirlerinin başlattıkları açlık grevleriyle, özgürlük kavgasının taleplerini Türkiye’nin günlük hayatının üzerinden atlanamaz tartışma konusu haline getirmelerine tanıklık etti.

RTE’nin hesabına göre Suriye öyle veya böyle işgal edilecek ve TC de bu işgalin öncü gücü olacaktı. Katar ve Suudi Arabistan’la Suriye’de rejim değişikliği konusunda anlaşma sağlandı. Bunu için yüz binden fazla mülteci tedarik edildi. Libya’da olduğu gibi uluslararası İslamcı paralı askerler derlendi; Suriye Özgürlük Ordusu (ÖSD) diye bir kukla örgüt oluşturuldu ve Şam’da Emeviye Camii’nde hangi Cuma namazının kılınacağı tespit edildi!

RTE elinde idam ipiyle dolanıp, bin bir yalanla açlık grevinde olanları ve onlara destek verenleri aşağılayan nutuklar atarken Öcalan’a uygulanan tecrit aralandı ve her gün gittikçe büyüyen, hapishanede binleri kendine çeken, yurt içinde ve yurt dışında onlarca şehre yayılmaya başlayan açlık grevleri Öcalan’ın “Bitirin artık” beyanıyla ertesi gün bitti. seçimlerin ardından geliştirdiği Sri Lanka’da Tamil Kaplanları örgütünün imhasını model alan politikası çöktü. Suriye’yi işgal planı çöktü! Ortadoğu’da lider olma planı çöktü! Barış takiyesi çöktü TC devleti Öcalan yakalandığından

Kürt sorununun çözümü için inandırıcı olmak amacıyla Öcalan ve PKK yetkilileriyle “müzakere”ye bile girişti! Ama takiyeci iktidar ulaşacağı mevzilere ulaştıktan sonra imha savaşına girişme zamanının geldiğine karar verdi. Ve bütün söylemler bir anda değişti. Kızgın kestaneler RTE’nin elinde kaldı

Ama bunca “müzakere”den sonra yeni manevralarına inandıracak pek kimse bulması mümkün görünmüyor! Dünyayı sarsmaya devam eden ve Avrupa’nın güneyini sarsan krizin artık Türkiye’yi teğet geçmesi pek beklenmemelidir. Asıl önemli olan ise bütün iddiaları boşa çıkan hükümetin inanılırlığını yitirmesi ve 2001 krizinin sonuçlarını tasfiye olarak yaşayan partilerin durumuna sürüklenmesi olacaktır. Tüm bölgemiz halkların ortak mücadelesi için olgunlaşıyor. Güneyden yükselen özgürlük yürüyüşüyle birleşecek ve Ege’nin karşı kıyısından uzanan eli tutacak bir muhalefet dalgası Türkiye’yi bekliyor.


Siyaset

6

Geleceğe Dönüş!

Aralık 2012 # 0

İster kaldırsın dokunulmazlıkları Erdoğan, ister kaldırmasın kaybetmeye mahkumdur. O “Muhteşem Süleyman”ı haremden çıkarıp “at üstüne” oturtmak için geçmişe koşarken, Kürt Özgürlük Hareketi ve Türkiye sosyalist hareketi Halkların Demokratik Kongresi ile geleceğe dönüyor. Tayyip Erdoğan gözünü BDPBlok vekillerinin dokunulmazlıklarına diktiğinden beri herkesin dilinde: “1994’e döneriz, dönmeyiz, döner miyiz?..”

Ertuğrul Kürkçü

30’larının altında olanlar bu merakın nereden kaynaklandığını kolayca idrak edemeyebilirler. 1994’te Kürtler’in haklarını parlamentoda savunarak çığır açan ve Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılan Halkın Emek Partisi’nin (HEP) yerini alan DEP (Demokrasi Partisi) milletvekilleri tutuklanarak cezaevine konuldu ve ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Soruna “dokunulmazlıklar” yönünden yaklaşanlar buna işaret ediyorlar. Bu uyarı özellikle Kürt mücadelesinin parlamento dışına itilmesinin, “barışçı çözüm” olanağını berhava etmesinden kaygı duyanlarca –bu arada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından- dile getiriliyor. Uyarı sahipleri haksız değil. Ancak çatışmanın iki ucunda yer alanlar da böyle bir olasılığın söz konusu olmadığına dikkat çekerken haksız değiller. Önce Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eş Başkanı Gültan Kışanak dile getirdi: “(…) 1994’e benzemez. Bu açık ve net. Bu kez bir daha Kürtleri bu parlamentodan kovarsanız, Kürtler bir daha bu parlamentoya gelip gelmemeyi düşünürler. … Çözüm, barış, demokrasi, kardeşlik istiyorsanız, bunlara, BDP, Kürt siyaseti hazırdır. Bunu dışındaki bütün yollara karşı da mücadele azim ve kararlılığımız vardır.’’ Ardından Başbakan Tayyip Erdoğan konuştu, hem Gül’e vurdu hem de böbürlendi: “Birileri çıkmış 1992-1994’ten bahsediyor. Kusura bakmasınlar, sene 2012 bugün biz 1994’te değiliz.” 1994’e dönüş yok Erdoğan ve Kışanak “1994’e dönüş olmaz” derken yalnızca parlamenter sürece değil tarihsel sürece de atıfta bulunuyorlar, ancak bütünüyle aksi yönlerden. Erdoğan kibirle, “sene 2012” derken, 1994’te Erbakan’ın asi çömezi olarak henüz İstanbul Büyük Belediye Başkanı’ndan başka bir şey olmadığını aklında tutuyor olmalı. 18 yılda nereden nereye? Arada geçen zamanda devletin tamamını asker altta hükümet üstte olacak şekilde Silahlı Kuvvetler’le yeniden pay etmiş bir “caudillo”, bir “milli şef ” o. Tansu Çiller’i hatırlatan-

lara gülüyor içinden, “o askere servis yapıyordu, şimdi asker bana çalışıyor, benim emrimden çıkamaz, Kürde ne istersem onu yaparım.” Gültan Kışanak ise bambaşka bir yerden bakıyor 1994’e. Kürt mücadelesine karşı savaşın tekelini elinde tutan ordu, 1992’de, o güne kadarki reaktif stratejisini değiştirerek “savaşı PKK’ye dayatmaya” dayalı yeni bir tutum benimsemişti. Artık PKK jandarma karakolları ve ordu garnizonlarını basarken elleri kolları bağlı beklemeyecek, kentsel alanlarda gerillaların kalesi olan yerlere saldıracak (Lice, Şırnak katliamları), isyancılara destek sağladığını düşündükleri uzak ve yüksek köy ve mezraları zorla boşaltacaklardı. TSK buna karşılık iki ayaklı bir strateji benimsedi: “Ordu kırlarda gerillalara karşı acımasız bir savaş yürütürken PKK’nin bireysel mali ve manevi destekçilerine de darbeler indirilecekti. Bu strateji değişikliğinin sivil desteği hedef alan ikinci ayağı 1992’de Milli Güvenlik Kurulu’nca onaylandı. Karanlık yıllar 1993-95 arası korkunçtu. Başbakan Çiller ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in iktidarında Kürdistan sivil

toplumu paramparça edildi. Siyasi, kültürel örgütler, basın kuruluşları (Özgür Gündem, Özgür Ülke) havaya uçuruldu. DEP Milletvekili Mehmet Sincar’ın da aralarında olduğu Kürt politikacılar faili meçhul cinayetlerde öldürüldü. DEP milletvekilleri hapsedildi, sürgüne

5 bin 302 vatandaş şehit oldu, 5 bin 877 vatandaş da yaralandı. Teröristlere verdirilen toplam zayiat ise 35 bin 384’tür. Bunların 23 bin 938’i ölü, 749’u yaralı, 8 bin 693’ü sağ olarak ele geçirilmiş, 2 bin 304’ü teslim olmuştur,” dedi.

Erdoğan ve Kışanak “1994’e dönüş olmaz” derken yalnızca parlamenter sürece değil tarihsel sürece de atıfta bulunuyorlar, ancak bütünüyle aksi yönlerden. gitti. Yüzlerce eylemci ve sempatizan kaybedildi. PKK’yi finanse ettikleri gerekçesiyle Tansu Çiller’in ölüm listesine alınan Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Yusuf Ekinci, Medet Serhat, Hacı Karay kaçırıldılar ve öldürüldüler. Sınırötesi harekatları da kapsayan askeri harekatlarda binlerce PKK gerillası öldürüldü. 1999’da Abdullah Öcalan Kenya’da yakalanarak ABD ve İsrail tarafından Türkiye’ye teslim edildiğinde savaş duruldu. İnsani ve maddi bilanço korkunçtu.

“Dışişleri Bakanlığı Müşteşar Yardımcısı Büyükelçi Uluç Özülker, … Türkiye’nin PKK’yla mücadele için son 14 yılda harcadığı paranın 96 milyar dolara ulaştığını, bunun da toplam dış borçlara yaklaştığını söyledi. … Güneydoğu’da 6 bin 153 yerleşim birimi boşaltıldı, 2 bin 322 okul ile 160 sağlık ocağı ve sağlıkevi kapandı. Hayvancılık ve tarım bitme noktasına geldi.”

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1998’i değerlendirdiği basın toplantısında, “Terör eylemlerinin başladığı 15 Ağustos 1984’ten aralık ayının başına kadar bilanço; meydana gelen 32 bin 853 olayda güvenlik güçlerinden 5 bin 555’i şehit oldu, 11 bin 168’i yaralandı. Sivil halkın uğradığı saldırılar sonucu

Şimdi HDK var

Gültan Kışanak da bu tarihsel tabloya bakıyor. 1994’le bugünün en önemli farkının altını çizmek de acı bir alay gibi tarih ekspresinde Osmanlı’nın çöküş devrine yol alan Tayyip Erdoğan’a nasip oldu: “Terör konusu yeterince analiz edilip tartışılmıyor. Bu ülkede marjinal sol PKK’ya sempati ile baktı, bakıyor. Bu ülkede terör örgütüyle marjinal sol arasında maalesef bir gönül ilişkisi var. Kimi zaman açık kimi zaman da gizli bir dayanışma var. Son seçimlerde Hakkari’de yaşadığımız gibi...” Erdoğan’ın devlet terminolojisinde “terör”ün Kürt muhalefeti, “marjinal sol”un enternasyonalist sosyalistleri kodladığını unutmazsak, evet 1994’le bugün arasındaki en önemli fark, bugün Kürt Özgürlük Mücadelesi’yle sosyalist hareket arasında kurulmuş olan Erdoğan’ın “gönül bağı” dediği açık politik ittifaktır. 1980’lerin ünlü bilimkurgu filmindeki “geleceğe dönüş” için gereken plütonyum budur. Evet, 1994’te olmayan bu bağ şimdi geleceğe bir dönüşle kurulmuştur artık. O nedenle, ister kaldırsın dokunulmazlıkları Erdoğan, ister kaldırmasın kaybetmeye mahkumdur. O “Muhteşem Süleyman”ı haremden çıkarıp “at üstüne” oturtmak için geçmişe koşarken, Kürt Özgürlük Hareketi ve Türkiye sosyalist hareketi Halkların Demokratik Kongresi ile geleceğe dönüyor.


Siyaset

Aralık 2012 # 0

“Cumhuriyeti yeniden kurmak”

7

Cumhuriyeti yeniden kurma hedefi, güçleri yeniden dizecek, hem I. hem de II. Cumhuriyetle derin mesafesini netlikle ortaya koyan kurucu, ayrıştırıcı, tanzim edici ve yeniden bileştirici, yani bir bakıma hem içerici hem de dışlayıcı bir hedef olabilir ancak. O halde, tartışılması gereken hedeflenen yeni cumhuriyetin programı veya sözleşmesidir, temenniler değil.

Kenan Kalyon Artık tereddüde

mahal olmamalı: AKP herhangi bir tek parti iktidarı değil. Zira henüz oturtulmuş ve tahkim edilmiş olmasa da kimilerinin “II. Cumhuriyet” (Ahmet Altan’ın ise artık “III.Meşrutiyet”) dediği bir rejim değişikliğini, yeni bir hegemonyayı ve iktidar blokunu simgeliyor. Bu yeni hegemonya, tökezlememek için kendisini durmadan pedal çevirmeye, içerde ve dışarda yeni hamleler yapmaya, ülkeyi bir savaş veya seferberlik iklimi ile kuşatmaya, oldubittiler yaratmaya, siyasi meşruiyet alanını çeşitli güç gösterileri ile sınırlandırmaya, toplumsal tabanını belirli bir kutuplaştırma siyaseti üzerinden milliyetçimuhafazakâr bir ruhla yoğurmak ve pekiştirmek amacıyla yeni girdileri devreye sokmaya, gündelik hayatta muhafazakârlık dozunu yükseltmeye ve bunu destekleyen bir beden denetimi siyasasını dayatmaya mecbur hissediyor. Bazılarının temenni ettiği “normalleşme” halinin hep uzağa kaçması bundan. Bu, aynı zamanda daimi bir kriz veya “istisnai hal” yönetimi gibi işlev gören bir iktidar. Başbakan Erdoğan, bunu en uç noktasına kadar götürerek “Türk usulü” bir başkanlık sistemi ile taçlandırmak için hırslı bir gayret içinde. Tıpkı, Mısır’ın çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı Mursi’nin sokakların yeniden hareketlenmesini ve “Firavun” suçlamasına maruz kalmayı göze alarak yapmak istediği gibi. Sözün kısası, AKP iktidarı, çok partili hayatın önceki tek parti iktidarı emsalleri (DP, AP ve ANAP) ile karıştırılmamalı. Hal böyleyse şayet Bu durum, AKP’yi iktidardan uzaklaştırmanın ve yeni rejimin oturmasını önlemenin yollarını ve gereklerini de ister istemez farklılaştırıyor ve alternatif partilerin basit bir yer değiştirmesi

ve nöbet devri sorunu olmaktan çıkarıyor. Olacaksa şayet, AKP, bildiğimiz türde bir yıpranmışlığın neticesinde seçmen desteği zamanla, tedricen ve sessizce eridiği için iktidarını yitirmeyecek. Çeşitli eksenlerde süregiden direniş ve mücadeleler siyasal ve sınıfsal güç dengesini fiilen değiştirdiği, böyle-

muamelesi yapmasına yol açtığını ileri sürdü. Ardından, Merdan Yanardağ, Yurt Gazetesi’ndeki 4 Kasım tarihli yazısında, iki muhalefet arasında cumhuriyeti yeniden kurmaya yönelik bir işbirliği ve cephe ihtiyacının elzem hale geldiğinden söz etti.

AKP, iktidarını, çeşitli eksenlerde süregiden direniş ve mücadeleler siyasal ve sınıfsal güç dengesini fiilen değiştirdiği, böylece yeni rejimin kararlılık kazanmasına set çektiği, onun iç çelişkilerini keskinleştirdiği, dayanaklarını sarstığı, toplumsal tabanında çatlaklar yarattığı ve bu eylemli süreç seçmen tercihlerine de yeni rejime bir reddiye olarak yansıdığı için yitirecek. ce yeni rejimin kararlılık kazanmasına set çektiği, onun iç çelişkilerini keskinleştirdiği, dayanaklarını sarstığı, toplumsal tabanında çatlaklar yarattığı ve bu eylemli süreç seçmen tercihlerine de yeni rejime bir reddiye olarak yansıdığı için yitirecek. Bu, AKP’ye karşı siyasal mücadelenin yeni bir cumhuriyet hedefine bağlanmasını, bunun kurucu güçlerinin bir koalisyonunun inşasını, çeşitli toplumsal muhalefet odaklarının birbirine yaklaştırılmasını, tabiri caizse kimi tektonik kaymalar yaşanmasını ve mevcut olanı geriletecek ve çözecek başka bir hegemonyanın vücut bulmasını şart koşuyor. Güncel bir tartışma “Kürt Muhalefeti” ile “Cumhuriyetçi Muhalefet” arasındaki hâlihazır kopukluk ve ilişkisizliğin giderilmesi gerektiğine vurgu yapan güncel bir tartışmayı, belirli bir sakınımla yukarıdaki ihtiyaç bağlamında ve ışığında ele almak mümkün. Tırnak içi adlandırmalarla tartışmanın açılışını Sendika. Org’daki 31 Ekim tarihli yazısında Ferda Koç yaptı ve aralarındaki mesafe ve “kan uyuşmazlığı”nın AKP’nin her iki muhalefete “yönetilebilen tehdit”

Ergin Yıldzoğlu bu tartışmaya Cumhuriyet’teki 7 Kasım tarihli yazısıyla müdahil oldu ve AKP’nin, Aydınlanma geleneğinden tevarüs ettikleri için “aynı hakikat rejimine ait” bu iki muhalefet odağını “birbirine karşı kullanan bir denge” üzerinde ayakta kaldığı iddiasında bulundu. Son olarak, Ferda Koç, yine Sendika.Org’daki 20 Kasım tarihli yazısında, Yanardağ ve Yıldızoğlu’nun görüşlerine göndermede bulunarak tartışmayı bir açıdan “daha gerçekçi” denebilecek bir zemine çekti: Cumhuriyeti yeniden kurmak hedefi, iki muhalefeti bakıştırmanın verimli bir kalkış noktası olabilir ama yeniden kuruluş Kemalist cumhuriyetin basit bir güncellenmesi çerçevesinde tutulamaz… Sakınım ve sorular Bir güncelleme anlamına gelmeyecek şekilde, “cumhuriyeti yeniden kurmak hedefi”… (Kürt Özgürlük Hareketi bunu “demokratik cumhuriyet ve demokratik özerklik” olarak ifade ediyor) evet doğru. Ama bu, iki odağı birbirine yaklaştırmanın bağdaştırmacı ve “çöpçatan” bir hedefi değil ve olamaz. Bu, güçleri yeniden dizecek, hem I. hem

de II. Cumhuriyetle derin mesafesini netlikle ortaya koyan kurucu, ayrıştırıcı, tanzim edici ve yeniden bileştirici, yani bir bakıma hem içerici hem de dışlayıcı bir hedef olabilir ancak. O halde, tartışılması gereken hedeflenen yeni cumhuriyetin programı veya sözleşmesidir, temenniler değil. “Aynı hakikat rejimine ait olma” saptaması bir hayli eksikli ve sorunlu. Kürt hareketinin geliştirdiği müktesebat ortada. Başka her şey bir yana, bu hareket gıdasını aynı zamanda belirli bir modernlik (kapitalist modernlik) eleştirisinden alıyor ve adına “demokratik modernite” dediği alternatif bir modernlik öneriyor ve bunu yaşama geçirmeye çalışıyor. “Cumhuriyetçi Muhalefet”le arasındaki mesafenin (ve ulus devlete tapınmama ve bir “ortak vatan”da ısrar etme bakımından muhtemel bir yakınlaşmanın) bir kaynağı da budur. Biri dünyevi diğeri göksel olmak üzere, sadece iki hakikat rejimi yok. Kimi ortak paydalara sahip olsa bile, çok bileşenli ve çok eğilimli bir muhalefeti toptan “Cumhuriyetçi Muhalefet” diye adlandırmak ne kadar doğru? Yine belli belirsiz bazı yeni arayışların ipuçları olsa bile, bu muhalefet ana gövdesi itibari ile artçı savaşı veren, yüzü geriye dönük ve aslında eski rejime dönüş yolu kapalı olduğu halde rövanş beklentisi içinde veya bazen CHP içinde kısmi yankıları olduğu gibi, artık yeni hegemonyayı veri almaya meyyal bir muhalefet değil midir? Yukardaki tartışmayı, bir bakıma vekâleten sosyalistler yürütmektedirler. Has cumhuriyetçi muhalefetin kendisi değil. Sosyalistlerin bu muhalefete önerdiklerini önce kendilerinin yapması gerekmez mi?


8

Siyaset Toplumsal muhalefet dinamiklerinin ortak çatısı için

Tek seçenek HDK

Aralık 2012 # 0

2. Kongre’nin bize gösterdiği bir gerçeklik de, HDK’nın başta Kürt savaşı olmak üzere bölgeyi ateş topuna çevirecek bölgesel bir savaşa karşı kalıcı bir barış için oynayacağı rolün önemidir. 2. Genel Kurul’unu Ankara’da gerçekleştiren Halkların Demokratik Kongresi (HDK), sahip olduğu devrimci demokrasi programıyla toplumsal muhalefet dinamiklerini ortak çatıda birleştiren; Kürtleri, sosyalistleri, kadınları, emekçileri, doğa ve yaşam için mücadele edenleri, lbgt bireyleri, gençleri, aydınları, inanç gruplarını bünyesinde tutma başarısını gösteren yegane odak olduğunu, AKP karşısında tek seçenek olma becerisini gösterdiğini Genel Kurul çalışmaları ile kanıtladı.

Kadir Akın

sürdürdüğü açlık grevlerinin damgasını vurduğu Genel Kurul’a, açlık grevlerinin toplumsal muhalefette yarattığı duyarlılık da boylu boyunca yansıdı. Emeğin sorunlarıyla uğraşmayan, bunun için özel taktikler yaratamayan ve hedefler belirlemeyen bir HDK’nın, Batıda istenen başarıyı yakalamasının olanaklı olamayacağını Genel Kurul çalışmaları boyunca kürsüden de çok sık duyduk. Ama bunun sonuç alıcı üretken bir tartışma olarak sürdürüldüğünü söylemek mümkün değil. Dolayısıyla yeni seçilen Genel Meclis’in

açısından -özellikle sosyalistler açısından- daha baştan iki farklı hukukun iki farklı eylem alanının kabulü anlamına geliyordu. HDK’nın, ülkedeki aktüel her gelişmeye ilişkin lafını söylemesi, tüm zaaflarına rağmen en yaygın sokağı kullanma gücünü gösteriyor olması bu gerçeği değiştirmezdi.

zıttı çalışmalar olmadığı, sahip olduğumuz sosyalizm anlayışı ve prensipler gereği birbirini tamamlayan görevler olduğu, SYK ne denli örgütlü ve güçlü olursa HDK’nın da o denli örgütlü ve güçlü olacağı 2. Genel Kurul’a giderken SYK açısından bilince çıkartıldı diyebiliriz.

2. Genel Kurul, HDK’nın kurduğu Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) değişik beklenti ve bakışlara da son noktayı koydu. Sürecin bütün siyasi sorumluluğunun Kongrede olduğu teyit edildi ve Parti’nin işlevi ve görev-

SYK, HDK’dan daha kapsamlı bir programa sahip olarak, sosyalizm anlayışı çerçevesinde dışındaki solla ve toplumsal/tarihsel dinamiklerle tartışmasını ve etkileşimini sürdüren, teoride ve pratikte yenilenmeci, devrimci bir anlayışla kendisini kurmaya ve örgütlemeye çalışan komünist bir özne olarak yoluna devam ederken; onun hitap ve etkileşim alanı sadece HDK’nın ulaşabildiği çerçeve değil, toplumsal muhalefet alanının bütünü olacaktır. Dolayısıyla bağımsız bir politik özne olarak SYK’nın faaliyeti ve eylemi ile HDK’nın kapsayıcı politik hattının ustaca dengelenmesi görevi ile karşı karşıyayız. SYK’nın, işçi sınıfının siyaset sahnesine çekilmesi temel görevini aksatmadan, sahip olduğu enternasyonalist pratiği ve geleneği ile HDK’nın asli unsurlarından birisi olmaya ve üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceği aşikardır.

HDK, bir yıl önce kuruluş aşamasınbu konuyu tartışması ve pratik sonuçleri konusunda sağlanan mutabakatın 2. Kongre’nin bize gösterdiği bir da var olan siyasi iklimin tepetaklak lar çıkarması gerekiyor. dışında HDP’ye başkaca misyonlar gerçeklik de, HDK’nın başta Kürt olması ile ciddi zorluklar yaşamıştı. 12 yüklemeye çalışmanın sürecin bütünüsavaşı olmak üzere bölgeyi ateş topuna Kuruluş süreci diye tanımlayabileceHaziran seçimlerinde elde edilen küne zarar verebileceği görülmüş oldu. çevirecek bölgesel bir savaşa karşı ğimiz bir yıllık zaman dilimi içersinde çümsenmeyecek başarıyı arkasına alan ve Kürt sorunun çözümüne ilişkin Gerek SYK, gerekse HDK çalışmaları birbirinin zıttı çalışmalar olmadığı, sahip olduğumuz sosyalizm anlayışı tartışmaların ve prensipler gereği birbirini tamamlayan görevler olduğu, SYK ne denli örgütlü ve güçlü olursa HDK’nın da o derinlik kazandenli örgütlü ve güçlü olacağı 2. Genel Kurul’a giderken SYK açısından bilince çıkartıldı diyebiliriz. dığı aşamada kendisini kuran kalıcı bir barış için oynayacağı rolün HDK’nın, onu oluşturan yapıların HDK, çatışmaların başlaması, sonu SYK ve HDK ilişkisi önemidir. HDK, neo-liberalizmin tüm bağımsız varlığı ve eylemi üzerinden gelmek bilmeyen KCK tutuklamaları Sosyalist Yeniden Kuruluş açısından saldırılarına karşı duracak bir barikatın kendisini inşa etmesi çabası yeterince ve AKP’nin Kürt sorununda ilkel milliHDK çalışmalarında görülen temel yaratılması çabasında, bölgede benzer anlaşılamamıştı. Sanıldı ki, herkes yetçi söyleme ve güvenlikçi politikalara eksiklik, her SYK’lının doğal olarak şiarla sokağa çıkan güçlerle kuracağı geri dönmesi ile Batıdaki örgütlenmeHDK hukuku ve kimliği altında birleHDK’lı olduğunun yeterince bilince dayanışma ile hedefini daha da büyüsinde engellerle karşılaşmıştı. şiyor. Dolayısıyla kurulacak partiden çıkartılamamış olmasıydı. Gerek SYK, tülebilir ve AKP’nin de gerçekten tek farklı beklentiler bunun işaretiydi. Binlerce Kürt tutsağın cezaevlerinde gerekse HDK çalışmaları birbirinin alternatifi haline gelebilir. HDK’daki yan yana geliş, bileşenler

HDK Genel Meclis’i toplandı

10-11 Kasım 2012’de yapılan 2. Genel Kurul sonrasındaki ilk Genel Meclis toplantısı 2 Aralık 2012’de Ankara’da gerçekleştirildi. 99 Genel Meclis üyesinin hazır bulunduğu toplantıya 24 Genel Meclis üyesi yazılı mazeret bildirerek katılmadı. 2. Genel Ku-

rul sonuçlarına göre, geçmiş dönem Genel Meclis üyelerinin yüzde 60 oranında yenilendiği; 76 ilin temsil edildiği 2. Genel Kurul’daki yeni Genel Meclis listesinde kadın kotasının yüzde 49, gençlik kotasının yüzde 10 oranında sağlandığı; yüzde 40 bağımsızlar ve yüzde 60 kurumlar denge-

sinin tutturulduğu tespit edildi. Yeni Yürütme Kurulu şöyle oluştu: Alp Altınörs, Betül Çobanoğlu, Beyza Üstün, Bircan Yorulmaz, Ender İmrek, Erol Dora, Ertuğrul Kürkçü, Fatma Gök, Filiz Kerestecioğlu, Garo Paylan, Gençay Gürsoy, Gülfer Akkaya, Gülistan Aydoğdu, Gül-

süm Ağaoğlu, Hatice Altınışık, İsmail Şengül, Kadir Akın, Kudbettin Saltan, Lami Özgen, Levent Tüzel, Mahmut Akbaş, Mutlu Öztürk, Onur Hamzaoğlu, Pervin Oduncu, Saruhan Oluç, Sebahat Tuncel, Sevtap Akdağ, Sırrı Süreyya Önder, Yavuz Önen, Züleyha Gülüm


Siyaset 0