Issuu on Google+


THE SOUND OF PERSEVERANCE Selamlar, Okumakta olduğunuz özel sayımız, geride bıraktığımız birinci yılımızdan seçtiğimiz başlıklardan oluşan bir nevi best-of niteliğinde. İlk 12 sayımızın içeriğinden derlediğimiz bu özel sayı, dergi ilk yılımızın bir özeti gibi aslında. Böyle bir işe girişmemizin nedeni basit. Gün geçtikçe genişleyen okur kitlemizi düşünerek dergimizle yeni tanışan okurlarımız için ilk yılımızın bir özetini ortaya koymayı, bizi sürekli takip eden okurlarımıza da geçen 12 ayı şöyle bir hatırlatmayı amaçladık. İnternet yayıncılığın sağladığı avantajlar, içerik yayınlama konusunda çok daha geniş düşünmemize olanak tanıyor. İşte bu özel sayı, bu fikirler çerçevesinde ortaya çıktı. Keyifle okuyacağınızı umuyorum. John Voxville


SELİM VARIŞLI


Entropy Records adýndaki küçük firma, 1993 yýlýnda “And The Forests Dream Eternally” adlý EP’yi yayýnlarken büyük ihtimalle ileride olacaklardan habersizdi. Bugün ekstrem metal dünyasýndaki herkesin tanýdýðý bir isim olan Nergal’in tek baþýna kaydettiði bu demo, sonradan yeniden yayýnlanmasýna karþýn çok deðerli olacak ve orijinali internette uçuk rakamlardan satýlacaktý… Ýlk albüm Sventevith, 1995 yýlýnda Pagan Records’tan yayýnlandý. Nergal’e bu albümde Baal Ravenlock adlý davulcu eþlik etmiþtir. Toplam 7 parça içeren bu albüm, kuzeyin ekstrem metal adýna en soðuk ve en sert taþlarý döþediði bir dönemde yayýnlanmýþtýr. Albümde yer alan “Wolves Guard My Coffin” gibi parçalar da grubun o dönem yansýttýðý karanlýk havayý çok iyi özetlemektedirler. 1996’da “Grom” yayýnlandýðýnda Behemoth halen karanlýklardan yeryüzüne bakan ve içindeki hýrsý, konuþabildiði en iyi dil olan Black Metal ile dýþarý vuran bir topluluk idi.

Grom’da kadroya bas gitarý üstlenmek üzere Les katýlmýþtý. Les’in gruba dahil olmasý, Behemoth için o albümle gelen tek yenilik deðildi. Behemoth, onu ormanýn karanlýk köþelerinden soðuk daðlarýn zirvelerine taþýyacak olan yolun önemli bir bölümünü beraber kat edeceði Solistitium Records ile de anlaþmýþtý. 1997’de yayýnlanan “Bewitching The Pomerania” EP’sinde Behemoth ilk kez renkli bir kapak kullanmýþtý ve yine ilk kez kapak albümün yanýnda sönük kalýyordu. O zamana deðin müziði kadar albüm kapaklarýyla da kendinden söz ettiren Behemoth, bu kez kapak konusunda yetersizdi. Ancak EP’deki ilginç ve baþarýlý sound, kapaðý örtecek kadar iyiydi ve Behemoth artýk kafasýný yer altýndan dýþarý uzatmaya hazýrdý. Bu EP birlikte davulcu Baal Ravenlock’un yerini, sonradan Behemoth tarihinde çok önemli bir yer edinecek olan Inferno almýþtýr. Inferno’nun bugün halen Behemoth kadrosunda yer alýyor olmasý da Behemoth için ne derece önemli olduðunu iþaret ediyor bence. Behemoth belki Inferno kadar iyi bir davulcu bulabilirdi ama gruba Inferno gibi adapte olacak bir davulcu bulmalarý son derece zor olurdu sanýrým.

KAOSUN BAÞLANGIÇ NOKTASI Pandemonic Incantations, 1998 yýlýnýn en soðuk ve en karanlýk albümlerinden biri olarak literatürdeki yerini alýrken, Behemoth da ismini Avrupa çapýnda duyurmaya baþlamýþ, Black Metal dünyasýnda en parlak isimlerden biri olarak gösterilmeye baþlanmýþtý. Bu albümde bas gitara Les’in yerine Mefisto geçmiþ ve üç eleman arasýnda harika bir müzikal uyum yakalanmýþtý; önceki albümlerle bu albüm arasýndaki müzikal uçurum, bu kanýya varmamýzýn nedenidir. Kapaðýyla da göz dolduran Pandemonic Incantations, barýndýrdýðý benzersiz atmosferle Solistitium Records’un da gözdesi haline gelmiþ ve iyi bir satýþ grafiði çizmiþtir. Inferno’nun bu albümdeki yeri çok önemlidir. Gruba müzikal anlamda pek çok þey kazandýran bu adam, grubun bu albümle yaptýðý sýçramada Nergal kadar önemli bir role sahiptir. Behemoth, Pandemonic Incantations ile kaosun baþlangýç noktasýna iþaret etmiþtir. Bu albüm, her ne kadar ileride olacaklar için ipuçlarý verdiyse de, bir sonraki adýmda Behemoth ikinci bir uçurumu daha baþarýyla geçmiþ olacaktýr. Bu uçurumu geçmek için Behemoth’un çok iyi bir itici gücü de vardýr artýk: Avantgarde Music…


BAÞLANGICIN SONU “Satanica”, 1999 yýlýnda Avantgarde Music etiketiyle yayýnlandýðýnda, geçmiþin karanlýk temelleri üzerine kurulan yapýnýn beklenenden çok daha güçlü olduðu görülmüþ ve topluluk, ismini metal tarihine kalýcý olarak yazdýrmýþtýr. Albüm, gruba, ismini geniþ kitlelere duyurmasýný saðlayacak bir çok konserin de yolunu açar. Açýlýþ parçasý “Decade Of Therion”, dönemin metal marþlarýndan biri olarak günümüze miras kalmýþtýr. Bu albümün, Behemoth fanlarýnýn sayýsýný katlayarak artýrdýðýný ve firmanýn yüzünü epeyce güldürdüðünü düþünmekteyim. Nitekim ülkemizde de bu albüm sonrasý tanýnmýþtýr Behemoth. Bu albümün Behemoth tarihinde önemli bir yer teþkil etmesinin nedenlerinden biri de, grubun ilk kez Pure Black Metal temellerinin yaný sýra Death Metal etkilerini de müziðine yansýtmýþ olmasýdýr. Her ne kadar Satanica’da bu etki belli bir düzeyi aþmamýþ olsa da sonraki albümlerde gittikte artacak ve gruba muhteþem bir müzikal atmosfer kazandýracaktýr. Ýþte bugün olacaklarýn iþaretini o zamanlardan veren bir albümdür Satanica. Satanica ile beraber kadroda yine deðiþim olmuþ, basist Mefisto ayrýlmýþ ve ikinci gitara L.Kaos geçmiþtir. Bu adamla ilgili elimde ve internette fazla bilgi yok, gruptan hýzlý bir þekilde geçip gitmiþ. Her ne kadar albüm sonrasý ayrýlmýþ ise de, Behemoth’un geçirmeye baþladýðý evrimin ilk aþamasý olan Satanica’daki Death Metal etkilerinde L.Kaos’un rolü olduðunu düþünmekteyim. Satanica ile Avantgarde Music’in gözbebeði haline gelen Behemoth, kendisine gösterilen özeni ve yapýlan yatýrýmý karþýlýksýz býrakmayarak, 2000 yýlýnda önce Antichristian Phenomenon EP’sini (bu EP, grubun kendine ait üç parçasýnýn ve bir video klibinin yaný sýra, David Bowie, Morbid Angel, Sarcofago ve Mayhem coverlarýný içermektedir), ardýndan da yeni albümü “Thelema.6”i yayýnladý. Günümüzde halen ekstrem müzik dinleyicilerinin dilinden düþmeyen “The Act Of Rebellion” adlý baþyapýt, bu albümde yer almaktadýr. Bu albümde Nergal’in vokallerinde önemli bir geliþme görülmekle beraber, kadroda da ciddi deðiþiklikler göze çarpmaktadýr. L.Kaos ayrýlmýþ ve ikinci gitara Havoc, bas gitara Dies Irae elemaný (sonradan Vader’da da pena sallayacak olan) Novy alýnmýþtýr. Novy bu albümde Behemoth sounduna ciddi ölçüde etki etmiþ ve grubu iki basamak

daha yukarý taþýmýþtýr. Önceki albümle kendini gösteren Death Metal etkileri, bu albümde belirginleþmiþ ve grubun yeni karakteristik soundunu ortaya koymaya baþlamýþtýr. Artýk ibre Behemoth’u göstermektedir ve yükseliþleri önlenemez durumdadýr. Onlar da bunun üstüne giderler ve kariyerlerinin ikinci dönüm noktasý olan “Zos Kia Cultus – Here And Beyond”u kaydederler… KÜLT OLMAK Albüm, ismine nazire yaparcasýna grubu kült statüsüne taþýr. Sert ve karanlýk besteler, aykýrý düzenlemeler ve harika bir prodüksiyon albümün genel hatlarýný teþkil etmektedirler. Thelema.6’deki kadronun korunmuþ olmasý da bu albümdeki oturaklý soundda etkili olmuþtur. Zos Kia Cultus, yorumlandýðý her dergiden yüksek notlar alýr ve satýþ rakamlarý bir kez daha Avantgarde Music’in yüzünü güldürür. Behemoth bu albümden önce de bir EP yayýnlamýþtýr. “Conjuration” adýndaki bu EP’de, bir tane stüdyo kaydý, Nine Inch Nails ve Venom coverlarý ile bazý live kayýtlar yer almaktadýr. Behemoth, Zos Kia Cultus’tan sonra yeni bir albüm yapmayýp daðýlsaydý bile metal tarihinde silinmez bir iz býrakmýþ olacaktý. Ancak onlar çýtayý daha da yükseltip Death Metal’in sýnýrlarýný zorlayan muhteþem albüm Demigod’ý kaydettiler. Demigod, bir ortaçað katedrali görkemiyle metal dünyasýný sarstý. Hýzýn ve tekniðin sýnýrlarýný zorlayan Behemoth, Towards To Babylon, Conquer All, Slaves Shall Serve, Demigod ve Xul gibi parçalarla biz artýk Death Metal yapacaðýz der gibiydi. Býrakýn çalmayý, dinlerken takip etmesi bile zor olan riffler ve davul partisyonlarý, Nergal’in buz gibi vokalleriyle mükemmel bir bütünlük oluþturuyordu. Bu albümle tüm ekstrem metal piyasasýnýn önünde eðilmesini saðlayan Behemoth, bir sonraki ile daha da tehlikeli olacaðýnýn sinyallerini de veriyordu. Ve beklenen albüm 2007’de geldi. The Apostasy, topluluðun þu ana kadar yaptýðý en iyi albüm. Bu albüm için rahatlýkla Behemoth’un “ustalýk devri eseri” denilebilir. Century Media tarafýndan yayýnlanan albüm, grubun geçmiþ on yýlýnýn rafine edilip çifte kavrularak sunulmuþ bir sentezi gibi. Artýk gönül rahatlýðýyla Death Metal grubu olarak gösterebileceðimiz Behemoth, yeni albüm kayýtlarýnda olduðunu duyurduðu þu günlerde de isminden sýkça söz ettirmeye devam ediyor.


DERYA “Pellium” OKUMUÞ


Kendi kendinin, kendi varlýðýnýn her zerresiyle kendin ve kendinden baþka her þey olabilme yetisinin uçsuz bucaksýz, var olduðu hep o cengâver gözü karalýðýyla savunulan, o dilimize dolanmýþ sýnýrlarýn belki tam olarak aþýlamasa da; saðýndan solundan ciddi çentikler aldýðý, dokunulmazlýðýna en naif haliyle tecavüz edildiði bir varlýk seviyesi, bir ruh durumu, seküler bir ruhun, uhreviliðinin cýlýzlýðýyla kulaða dolan, can yakan dokunuþlarýndan ilham alarak IAMX’ten, dolayýsýyla Chris Corner’dan, dolayýsýyla varlýðýndan ve varlýðýnýn tezahürlerinden bahsedeceðim burada. Uzun cümleler kurulmaya çalýþýlacak adýna, týpký onun çok yorulmadan, yapmayýp anlatabildiði gibi; bu kez biraz yorularak… Nerede okuduðumu, kimin söylediðini anýmsamadýðým bir aforizmada, cümlenin sahibi þöyle iddialý bir cümle kuruyordu: “Dâhiler, sanatçýlar, ruhlarýnda deðiþimin kutsal ve eriþilmez gücünü taþýyanlar çocukluklarýnda dahi baþka parlarlar.” Kaç dâhiye, kaç þaire, kaç deliye doðumundan itibaren eþlik etmiþ, kaçýný gözlemleyebilmiþ bu sözün sahibi bilemiyorum. Lakin tabi ki yanýlýyor olduðunu hararetle söyleyeceðim bu tanýmadýðým adama. Diðerlerinden biri gibi görünen, yanlýzca biraz daha sessiz veya biraz daha ele avuca sýðmaz, kural tanýmaz haþarý çocuklarýn özlerindeki o ýþýk ne kolay görülebilir, ne de kaderi tahmin edilebilir bir hediye olmadýðýndan Dali’lerin, Bach’larýn, Dickinson’larýn, Brecht’lerin çocukluklarýyla pek ilgilenmiyoruz. Ve iþte kendine bu listenin aþaðýlarýnda yer edinebilecek bir “çocuk” IAMX. Yani X’in asýl sahibi… Britanya’nýn havasýndan mý, suyundan mý, yoksa gerçekten Güneþ görmeyen, pencerelerinin her gün yaðmurla tertemiz edildiði sýra sýra kahverengi flat evlerinin, anaokullarýnýn içinde, altýnda büyüdükleri florasan ýþýklara inat koruduklarý o iç ýþýðýyla yetiþen çocuklarýndan boy veren kuþaklarýndan mýdýr bilinmez, bütün sanat dillerine ve özellikle de müziðe kattýðý anlam yadsýnamaz boyutta bugün. Britanya dramasý dahi sarkazmýyla, ironisiyle klasik dramanýn oldukça ötesine geçen, komedyayla biraz hormonlu dramayý sentezleyen paralize bir mizah güdüsü kazandýrýr muhatabýna. Tam da bu noktada Yorkshire’da bir kýþ çocuðu olarak 1972’de dünyaya gelen Chris Corner’dan söz etmek lazým. O diðerlerinin yanýnda “farklý gözükmeyen” çocuklardan biri. En azýndan kendinden baþkasý pek farkýnda deðil kendisinin; melodram tadýnda, aðýt burukluðunda… 1995 yýlýnda Chris Corner ve Liam Howe önderliðinde kurulan grup “Sneaker Pimps”in 1996’da çýkan ilk albümünün adý “Becoming X” olmuþtu. “Taným aralýðý net olmayan” ancak, çok karmaþýk elementlerin (sanat, seks, içsellik, yaratýcýlýk… vs.) bir araya gelmesinden doðan bir var oluþ, bir yapý, bir bileþik “X”, albümün adýna ilham veriyordu. Sneaker Pimps bazý sorunlar nedeniyle ve pek tabii Chris Corner’ýn önü alýnamaz kozadan çýkma azmiyle müzik hayatýna göz yumunca, X’in “Becoming X” le baþlayan tamamlanma yolculuðu, yumurtasýný sahnede çatlatan, orta sahanýn ortasýnda Chris Corner’ýn olduðu, ileri ikilide Dean Rosenzweig ve Janine Gebauer, defansta Sue Denim ve kalede Tom Marsh kadrosuyla “IAMX” takýmýna dönüþmesiyle devam ediyor. Her anlamda düalist bir inancýn yansýmasý bir mahlûkun sahnede hayali dahi zorlayan bir alter egonun performansýný sergilemesi bile, X’in her halinin kokusu sinmiþ müziðiyle, daha ilk bakýþ ve ilk duyuda yakalayan personasýnýn ne denli güçlü olduðunu anlatmak için yeterli deðil. Kendini zaman zaman Jekyll ve Hyde’ýn alter egolarýndan herbiri gibi görüp, olduðu ve olmadýðý gibi yansýtmayý misyon edinmiþ bu adamýn müziði kendisini de çok etkileyen, kuvvetli ýþýklar –hatta belki biraz neon lirisizmi- alter egonun ifadecisi frapan ve gösteriþli kostümleri ve makyajýyla, eskinin müzikli oyunlarýndan, hatta gösteriþli müzikallerden fýrlamýþ gibi. Ýlk solo albümü sayýlan 2004 çýkýþlý “Kiss and Swallow”da Sneaker Pimps sonrasý kýsmi metamorfozunun kanýtý electropop’un, synth’in, trip-hop ögelerinin ifadesi üzerindeki nüfuzunu arttýrdý. 80’lerin upbeat’leri, rock’n’roll’un yalnýzca rock’ýyla harmanlanmýþ bir synth, biraz indie akustiði derken lirikleriyle de bütüne bakýldýðýnda benzeri az olan bir müzik dili sunuyordu bu albümde. Þarký sözleri Beckett þiirleri gibi; tutkuyla kýskandýðýna, “Neþen benim hüznümdür.” derken bir yandan, diðer yandan da “Herkes aslýnda bir diðerinin delisidir. Birinin çaresi diðerinin felaketidir.” diyerek, gecesini gündüzüne katarken olageldiði Jekyll’la özleþiyordu iyice. Bu albüm kendini seyredecek olan “The Alternative” öncesi ýsýndýrma turlarý kabilinde yukarýda saydýðým bileþenlere sýrtýný yaslayarak


misyonunu hakkýyla tamamlýyor ve 2006 yýlýna gelindiðinde zaten halihazýrda prodüksiyona dönüþtürülmeyi bekleyen on bir parçayla, albümün adýný sahiplenmek için geniþ çaðrýþým aralýðýna sahip “The Alternative” çýkýyor. “Kiss and Swallow” sonrasý kulaðýna sesi çalýnan herkese ikinci bir hediye sunarcasýna maðrur, kendinden emin, daha erotik ama ayný zamanda daha karanlýk bir ses ve sound karakteriyle geri dönüyor. Bu kez piyano IAMX oyununun baþ köþesinde, sahnenin tam ortasýnda yer ediniyor kendisine. Glitchlerin çoðunun yerini bu kez dolu dolu strings’ler alýyor. Piyano, Chris Corner’ýn erotizm, aþk, acý, kinaye kokan sesi ve en neþeli pop kokulu þarkýda dahi glam bir karanlýk hissi… Albümü bunlarla özetlemek hem doðru, hem aslýna özensiz bir haksýzlýk olacaktýr. Zira adýyla da alamet-i farikasý ortada bu albümün her parçasýnda, lirikler ve müzik birbirine kenetlenmiþ iki argümandan baþka bir þey deðil. Týpký içsel üslubundaki düalist etki gibi, sahne þovlarýndaki “çýlgýn” pandomimler gibi, þarkýlarda da sözle müzik arasýnda tuhaf bir “bütünlük” hissi yakalýyor insaný. Albüme adýný veren –aslýnda albümün ve X’in ona adýný verdiðiparçadaki gibi, kulak zarýna eriþen ilk notadan itibaren alternatif, underground ve alabildiðine mükemmel ayrýksýlýðý anýmsatan bir þeyler duyacaðýna baþtan inanýyor insan. Yalnýz sahnedeki gotik duruþu, aurasý, þapkasý, bastonu, makyajýyla deðil; ortaya çýkan hem görsel hem iþitsel sanat þovuyla en seçkin underground galerilere kaldýrýlasý bütün bir müzik prodüksiyonuna imza atýyor. YENÝDEN SEVECEKSÝN Bir gün; özellikle yaðmurlu bir günün alabildiðine gri sabahýnda buram buram acý, erotizm, hararet, keyif ve baþkalýk kokan sesiyle bir adam size de “Yeniden Seveceksin” dedi mi bilmiyorum. Duyduklarýnýza raðmen kulaklarýnýza inanamayýp ve hatta inanmak istemeyip, ne olduðunu anlamadan piyano tuþlarýnýn her inip çýkýþýnda bir öncekinden daha deðerli, daha sihirli bir acý hissettiniz mi? Yanýtýnýz “hayýr” ise çok büyük bir kayýp ve ufak bir kazanç içindesiniz demektir. Öznel pesimist kazancý dinleyenin kendine; kaybý, asi ve doymak bilmez ruhun buhran nöbetlerinde rafine hüznün tadýndan yoksun olmak olacaktýr. “The Alternative” albümünün kapanýþ parçasý ‘This Will Make You Love Again’ yedi düvele nam salmýþ zararlarýyla, yetmiþ yedi alemin her köþesinde listelerden inmeyen þýmarýklýðýyla, sözlerindeki imgelemiyle, yarattýðý acýtacak kadar gerçek sarmal anlam yapýsýyla, küçük ironik ama doðru tespitleriyle, parçanýn merkezinde duran aðýr piyano týnýlarýyla tam anlamýyla dört dakika kýrk saniyelik bir ekstre intihar örneði. “IAMX” in bazen yarý-gotik, dramatik, karanlýk, en mutlu synth týnýsýnýn altýna ufak da olsa bir acý ayarý koyan yer yer melodram tadýndaki müzik üslubu bu þarkýda aniden ortadan yok oluveriyor. “Ulan þu gece hayatýnda nasýl ayakta kalýcam ben?!” diye soran arsýz ve cesur çocuk yok. “Negative Sex” te bütün açýk sözlülüðüyle konuya dair cüretkâr tanýmlamalar yapan görmüþ geçirmiþ havasý yok. Uyuþturucudan, sefahatten, paradigmalardan da söz etmiyor burada. Çocukluk yýllarýnda etrafýný sarmýþ ve kimyasýný þekillendirmiþ, adeta X’i X yapan o feminen duyarlýkla acýlý, yalnýz ama yine de ümitvar; bir 8’liðin içinde söylediklerini ardýþýk diðer 8’likte daha doðru, daha yalýn, daha damdan düþer gibi, ama daha þefkatli bir insafsýzlýkla söylüyor. Yaþamýn son bulduðunu, ilüzyonlarýn kölesi iken daha az acýdýðýmýzý hatýrlayýþýmýzý; yalnýzlýðýn daimi ve yalanlanamayacak bir yalan, nefes aldýðý sürece insanýn sonucu her ne olursa olsun denemeye mahkûm olduðunu, daha iyisini yapmak için deðil, sadece yapmak zorunda olduðu için yaptýðý her þeyin, baþta aþkýn ve onu gerçekliðin ötesine taþýyan hayat damarlarýný kesip kesip tekrar dikilmesi gerektiðini daha bir buðulanmýþ sesiyle, hýrpaladýðýný adeta fark etmiyormuþçasýna sakince söyleyip çekiliyor. Geriye, seleksiyon maðduru insanýn tamamen kendiyle, samimiyetiyle, ikililiðiyle, tekliðiyle, yalnýzlýðýyla, çekimser evrimsel yaþama arzusuyla, baþ baþa býrakýldýðý piyanonun son tuþunun duvarlardaki güçlü yankýsý kalýyor… (Doðum süreci biraz sancýlý geçen bu yazýyý, sancý þiddetini arttýrmakta beis görmeyen virüs ve trojanlarýma, DVDRom’uma, döngüsel artýklý DVD’lerime ve tabi ki X’e adýyorum. Sevgiler…)

www.myspace.com/iamx


SELİM VARIŞLI


Malumunuz Dimmu Borgir son albümüyle birlikte Avrupa Metal piyasasýnýn tepelerine iyice týrmandý. Son üç albümdür taþ üstünde taþ, omuz üstünde baþ býrakmayan Norveçli topluluðun, davulda Hellhammer'ýn racon kestiði son albümleri In Sorte Diaboli'nin beklenen baþarýsýndan sonra atacaðý yeni adým merak konusu. Fanlarý, her albümünde senfonik sounda biraz daha yaklaþan grubun, bir sonraki adýmýnda çizgiyi geçip Manowar'ýn son albümünde yaptýðý gibi olayý fanteziye baðlamasýndan endiþeliler. Haliyle böyle bi durum, Dimmu Borgir gibi bir topluluk için dörtnala giden atýn tökezleyip yere yuvarlanmasýyla aþaðý yukarý ayný anlama geleceðinden, geçmiþ baþarýlarýný bile gölgeleyecek neticeler ortaya çýkarabilir. Son albümde yer alan "The Serpentine Offering", "The Fundamental Alienation" (bütün þarkýlarýn "The" ile baþlamasý fetiþi var evet); bir önceki albüm Death Cult Armageddon'dan "Eradication Instincts Defined" gibi parçalar grubun zaten var olan senfonik orkestrasyon mevzuatýný daha da ön plana çýkaran parçalardý. Kuþkusuz þu haliyle Dimmu Borgir gerçek bir müzikal þölen niteliðinde. Çizgiyi fazla bozmadan devam etmelerini umuyorum. Gelelim Nick Barker - Hellhammer tartýþmalarýna. Hey, silkinip kendinize gelin, tabii ki Nick Barker! Çünkü Hellhammer sadece ve sadece gerçek Black Metal gruplarýna yakýþýr! Ve Dimmu Borgir davayý çoktan satýp ýþýnsal metal oldu! Hahahaha, tabii ki böyle düþünmüyorum :) Ama kabul edelim ki böyle düþünen azýmsanmayacak bir kitle

de söz konusu. Esasýnda ben de bu karþýlaþtýrmada Nick Barker'ýn tarafýndayým. Hayýr, beraber kebap yediðimiz için deðil. Cidden Dimmu Borgir'a daha çok yakýþan bir davulcu olduðu için. Hellhammer'ýn raconuna kimsenin diyeceði yok ama Nick Barker'ýn yeri çok saðlam benim gözümde. Nitekim son albümde her ne kadar Hellhammer üzerine düþeni fazlasýyla yerine getirmiþse de Nick Barker'ýn yaratýcý hareketlerini aradý kulaklarým. Barker'ýn Testament'a girip çýkmasý da ayrý bi efsanedir bu arada. Testament bile parýltýyý görüp kapmýþ adamý. Amerikan hükumeti Barker'a sorun çýkarmasaydý (söylenen bu :)) son Testament albümünde Barker çalacaktý. Olmadý, iþ yine Bostaph'a düþtü. Olsun, onunla da kebap yedim ben :) (Ne kadar çok ünlü adamla tanýþtýðýný her fýrsatta ifade etme þeysi). Neyse konuyu daðýtmayalým. Topluluk Kasým ayýnda yeni bir DVD yayýnlayacak. "The Invaluable Darkness" adlý DVD, iki DVD ve bir bonus Audio CD'den oluþuyor. Ýlk DVD'de, The Invaluable Darkness Avrupa turnesinde kaydedilmiþ görüntüler yer alýyor. Bu görüntüler 2007 Eylül, Ekim ve Kasým aylarýnda verilen çeþitli konserlerden seçilmiþ. Ayný DVD'de sahne arkasý görüntüleri de yer alýyor. Ýkinci DVD'de ise topluluðun 2 Aðustos 2007 tarihinde sahne aldýðý Almanya Wacken Open Air - Black Metal Stage þovunun tamamý yer alýyor. Ayrýca, NRK Studio 19 - P3Session konserinden görüntüler, bir kaç klip, fotoðraf galerisi ve daha fazlasý da bu DVD'de. Audio CD'de de NRK Studio 19 - P3Session konserinin tamamý yer almakta. Merak ve heyecanla bekliyoruz.


SELİM VARIŞLI


Karanlýðýn hikayesi doksanlarýn sonunda Ankara’da baþlýyor. Yayýnladýklarý underground kayýtlarla denizsiz þehrin karanlýðýnda uzun yýllar yanký yapan topluluk, geçtiðimiz yýl yayýnladýðý ilk albümü “Nothing In Remembrance” ile yatýþmýþ ruhlarýn yeniden çýðlýklar atarak ayaklanmasýný saðladý. Ominous Grief’in karanlýk temalarý yaþamýn bittiði yerde baþlýyor. Hayal güçlerinin “sonraya” dair yarattýðý siyah beyaz siluetleri, kristal parýltýsýna raðmen soluk ve soðuk rüzgarlar estiren görkemli müzikleri üzerine inþa ediyor Ominous Grief. Onlarý tam bir Black Metal grubu olarak tanýmlamak mümkün deðilse de parçalarýnda Black Metal’in karanlýðýna sýðýnýyorlar çoðu zaman. Müzik literatüründe “ekstrem metal” olarak adlandýrýlan genellemeye Ominous Grief’i de dahil etmek mümkün. Soyut öðeleri somut görsellikle son derece baþarýlý bir biçimde buluþturan topluluk, parçalarýný sadece dinletmeyi deðil “yaþatmayý” amaçlayan konserler dizisi üzerinde titiz ve yoðun bir hazýrlýk çalýþmasý sürdürüyor þu sýralar. Henüz albümleri bile yayýnlanmamýþken, internette baþýboþ dolaþan parçalarýnýn mp3.com listelerinde Dimmu Borgir’ý bile geride býrakarak artarda zirveye yerleþmesi, grubun potansiyelinin açýk bir örneði aslýnda. Albümlerinden de anlaþýlabileceði üzere Ominous Grief, ýþýðýn henüz çekildiði uzun ve karanlýk bir yolculuðun ilk adýmlarýnda þu an. Ve bu uzun yolda, onlarýn yalnýzlýðýnda kendi gölgesinden izler bulacaðýndan þüphesi olmayan azýmsanmayacak bir takipçi kitleleri var. Topluluðun da dile getirdiði gibi, daha karanlýk olmadý...


SELİM VARIŞLI


Eski Mýsýr eskide kalmayýp bugün de varlýðýný sürdürseydi, muhtemelen seksenyedincisi hüküm sürecek olan hanedanlýk, teknik ve özgünlük açýsýndan zirveye oynayan bu gruba Mýsýr'ýn tanýtýmýna (!) olan katkýsýndan dolayý piramit þeklinde firavun liyakat madalyasý takardý. Death Metal’in Imhotep’i Karl Sanders ve ekibi, henüz “Annihilation Of The Wicked”ýn yarattýðý meþe odunu etkisinden bünyeyi kurtaramamýþken, balta sapý kývamlý yeni albümleri "Ithyphallic" ile genç dimaðlarýmýzý fitillenmiþ yorgan yününe çevirdi. Müziðe harcadýðý performansý "we worked like bitches" cümlesiyle kýsaca özetleyen üstat Sanders, solo albümünde de komple eski Mýsýr temalý filmlerin müziklerini icra edip ayarý daha bi derinden vererek, sözünü ettiði "bitch" kavramýna yeni bir boyut getirmiþti. Nile albümlerinde parçalara provitaminli bebek mamasý misali yedirdikleri eski Mýsýr atraksiyonlarýný, iþin içine metali karýþtýrmadan saf ve acýsýz olarak servis ettiði solo albümüyle Sanders bir kez daha Amerikan mutfaðýnýn ne derece lezzetli olduðunu göstermiþti biz fanilere. Gerçi albümde kimi yerlerde hafiften Düþ Sokaðý Sakinleri formatý hissedilmiyor deðil ama en azýndan ortada habire “yelken” diyen bir vokalist yok :) Öte yandan, bilenler için Ulver’in Kveldssanger albümüyle de benzeþen yönleri var Sanders’in solo çalýþmalarýnýn.

Eski Mýsýr mevzuatýyla çocukluðundan beri ilgilendiði söyleyen Sanders (iyi ki bizden de þarkýlarýnda gazoz kapaklarýyla oynanan oyunlarý ya da legolarý anlatan gruplar çýkmadý), parçalarýnda anlattýðý konularý, benzeri gruplara göre çok daha detaylý araþtýran ve "ne söylediðini bilen" bir müzisyen (tabii ki gore gruplardan doktorculuk oynamalarýný beklemiyoruz ama kendince "özgün" lirikler yazan gruplarýn bir kýsmýnýn yazdýklarýna pek de hakim olamadýklarý malumunuz). Parçalarýnda anlattýðý konularla ilgili çok sayýda kitap okuduðunu ve geniþçe bir arþive sahip olduðunu belirten Sanders, liriklere de en az müzik kadar önem veren müzisyenlerden (ki son yýllarda Death Metal’de böyle müzisyenlerin sayýsý azaldý). Nile ismini almalarýnýn hikayesini ise Sanders þöyle anlatýyor: "Gruba ne isim vereceðimize karar verememiþtik, bir arkadaþýmýz 'ortadoðu müziðini seviyorsunuz, e çaldýðýnýz müzik de bunu çaðrýþtýrýyor, neden gruba Nile ismini vermiyorsunuz' dedi. Biz de "neden olmasýn" dedik." Yaratýcý bir fikir olduðu aþikar. Sanders de çocukluðunda ailesinden müzisyen olmamasý için baský görmüþ isimlerden. "Hey bu þekilde hareket ederek nereye varacaðýný sanýyorsun oðlum? Hiç gerçekçi deðilsin. Kendine 'gerçek' bir iþ bulmalýsýn!" Kimi zaman Sanders gibi müzisyenlerin, baþarýlarýný kýsmen bu tip baskýlarýn onlarý hýrslandýrmasýna borçlu olduklarýný düþünmüyor deðilim. Nile, demo dönemlerinde Amerikan Death Metal sahnesi için gayet vasat bir grup iken ilk albümleriyle müthiþ bir sýçrama yaparak birinci ligde oynamaya hak kazanmýþtý. Dönemin ünlü firmalarýndan Hammerheart (eskiden Hammerheart vardý hakkaten; yeni ve ümit veren gruplarý pavyonda nöbet tutan Nuri Alço misali izleyerek, isimleri biraz duyulduðunda hemen “eski kayýtlarý”ný toparlayýp yayýnlamak gibi bir politikalarý vardý) Nile’ýn ilk iki demosunu remasterdan geçirip yayýnlamýþtý. O kayýtlarla grubun ilk albümünü karþýlaþtýrýnca arada uçurumlar olduðunu görmüþtük. Muhtemelen bir gece Sanders’in rüyasýna giren ak sakallý firavun II.

Tutankamon, “Sanders come on” diyerek hak yolu göstermiþti kendisine. Hammerheart’a ne olduðunu merak edenler için; Türkiye’nin dýþ politikasýyla kapýþacak kadar kötü þirket politikalarý nihayetinde iflasýný getirmiþti firmanýn :) Metal Hammer Dergisi'nin Nile'ý neredeyse Engin Ardýçvari bir yorumla "Death Metal'in Iron Maiden'ý" olarak tanýmlamasý konusunda ne düþündüðü sorulduðunda, biraz da sert bir üslupla "bunun ne demek olduðunu bilmiyorum, lanet Ýngiliz basýný süslü cümleler kuruyor ama bunun bizim için bir anlamý yok" yanýtýný veriyor Sanders. Artýk boku çýkan bu "falanca tarzýn Metallica’sý", "filancanýn Maiden’ý" benzetmeleri sizde de tazyikli istifra isteði uyandýrmadý mý? Tipik Amerikan senatörü edasýyla yorumlarýnda elmayý armutla karþýlaþtýrmayý çok seven Ýngiliz metalcilerine aðýzlarýnýn payýný geniþ geniþ vermiþ Sanders. Polonya’lý Death-Black topluluðu Behemoth’un Demigod albümünde konuk sanatçý olmasýnýn ardýndan da Behemoth için “Avrupa’nýn Nile’ý” (buyrun buradan yakýn) tabiri kullanýlmýþtý örneðin. Ünlü Yunan davulcu George “sekiz silindirli” Kollias ile çalýþmalarý konusunda ise "Kollias'ý bize Derek Roddy (Nile’da da baget sallamýþ olan ünlü Amerikalý davulcu) önerdi. Kollias ve grubu Atina'da ön grubumuz olarak çalmýþlardý ve kendisini oradan tanýyorduk. Derek onu önerince birkaç videosunu izledik ve onunla çalýþmaya karar verdik" diyor Sanders. Kollias'ýn normalde Yunanistan'da yaþadýðýný, provalar ve turne hazýrlýklarý için ABD'ye geldiðini de ekliyor. "Turnelerde þampuan bulamadýðým zaman saçlarýmý bira ile yýkadýðým oluyor, bu gerçekten iþe yarýyor" þeklinde Tankardvari bir yaklaþýmla metal müzisyeni olmanýn getirdiði hayat tecrübelerini de paylaþýyor Sanders. Artarda patlattýðý “serin sulardan kýzgýn kumlara atlar gibi” albümleriyle Death Metal camiasýnda parabolik bir yükseliþ grafiði çizen Nile, müziði kadar saðlam duruþuyla da uzun yýllar ve albümler boyu firavunlar diyarýnýn kumlarýný modern dünyaya savuracak gibi görünüyor…


SELÝM VARIÞLI


Þimdiye dek karþýlaþacaðýnýz en çýlgýn Joker için hazýrlanýn. Bu filmin esas yýldýzý Christian Bale deðil. Heath Ledger! Hayýr, öldüðü için deðil. Ölümü, bikaç albüm yayýnlayýp ardýndan ölen bir müzisyenin "kör ölür badem gözlü olur" formatlý içi boþ ve ömrü kýsa yüceltiliþinden fazlasýný getiremezdi ona. Sol kroþeyi tüm izleyicilerin burunlarýnýn tam ortasýna çakacak hamlesini yapmamýþtý çünkü henüz. Ve o kroþe öylesine þiddetli geldi ki, benim gözümde Batman serisinin zirve karakteri Mr. Freeze'i bile yere serdi. Hem de Freeze'i canlandýrma görevinin Arnold Schwarzenegger olmasý gibi bir belden aþaðý vuruþ söz konusu olmasýna raðmen... Ýþte o kroþe, The Dark Knight! Ýnanýlmaz bir zekanýn ürünü senaryo, ayný etkileyicilikte replikler, Olaðanüstü görsel efektler, Heath Ledger, Christian Bale, Aaron Eckhart, Gary Oldman ve Morgan "Mighty" Freeman. Bu görkemli kadroda kimi zaman rolünün hakkýný daha iyi vermesi gerektiðini düþündüren sahneleri olsa da Maggie Gyllenhaal'ý unutmamak gerek. Heath Ledger'ýn filmde göründüðü ilk kareden itibaren ortama hakim olan müthiþ oyunculuðu ve karizmasý yer yer filmin bir Batman filmi olduðunu unutturacak düzeylere ulaþýyor. Evet, bu kesinlikle Batman tarihindeki en iyi Joker, en iyi kötü adam. Ki selefinin Jack Nicholson gibi ismi anýldýðýnda hazýrola geçilen bir efsane olmasý bile yetmiyor Ledger'ýn sakin ürkütücülüðünü gölgelemeye. Saf deliliðin esir aldýðý akýlalmaz bir mantýkla hareket eden ve bu yolda olasý tüm planlarý yapan, engelleri hesaplayan, bir saniye bile tereddüt etmeyen, beklenmedik durumlarda þaþýrmak yerine eðlenen bir karakter Joker. Nezarete atýlacak bir adamýn karnýna uzaktan kumandalý bir bomba yerleþtirip polis merkezini havaya uçuracak kadar kýrýk. Ve Ledger Joker'i oynamamýþ, yaþamýþ... Öte yandan, Batman'in yer yer ikinci planda kalmasýnýn tek nedeni Ledger'ýn zirveyi tekmelemesi deðil. Christian Bale, Michael Keaton için bir yorum getirmek istemiyorum ancak asla George Clooney kadar etkili deðil rolünde. Ýlk Batman filmindeki en iyi oyunculuk konusunda yapýlacak tartýþmalarda Nicholson'ýn ne derece güçlü savunulacaðýný da yorumlarýnýza ve filmin aldýðý ödüllere býrakýyorum. Val Kilmer mý? Batman'dan sonra oynadýðý film "Heat" gibi bir baþyapýttý diyor ve olayýn tarihini daha fazla deþmeyelim bahanesine sýðýnarak konuyu kapatýyorum. Nerde kalmýþtýk? Hah, Bale. The Dark Knight'ý izledikten sonra Bale'in bu filmdeki performansýný "Equilibrium"daki ile karþýlaþtýrmaya cüret ettim desem (belki de ihtiyaç duydum) aforoz edilir miyim?


Biri American Psycho dedi duydum. Hayýr, o kadarýna benim bile cesaretim yok. Netice itibarýyla Bale Batman'i utandýrmasa da eski Türk filmlerinde oðluna bakarak "iþte benim oðlum" diyen Hulusi Kentmen gururu yaþattýðý da söylenemez. Ancak eminim milyarder Bruce Wayne'in Christian Bale konusundaki görüþleri çok daha olumlu olacaktýr. Zira Wayne olduðu sahnelerdeki performansý çok baþarýlý Bale'in. Bu noktada izninizle kahramaným Morgan "Mighty" Freeman'ýn yine pervasýzca ortaya koyduðu aðýrlýktan ve tecrübeden söz etmek istiyorum. Yerine göre sadece orada durup hiç biþey söylemeden baktýðý sahneyi bile devleþtiren bir adamdýr. "The Shawshank Redemption" ve "Se7en" gibi filmleri baþyapýta dönüþtüren üstadýn "Bruce Almighty"de oynadýðý role alelade seçilmediði her filminde daha da hissediliyor. Batman Begins için de bunu çekinmeden söyleyebilirim. Bruce Wayne'in tüm þehri ses dalgalarý yoluyla izlediði sahnede ortaya koyduðu tavrý daha iyi yansýtabilecek bir baþka oyuncu gelmiyor aklýma.

Filmin hatunu konusuna gelince. Katie Holmes'u kesinlikle ve kesinlikle tercih ederim ancak Maggie Gyllenhaal'un yeterince iyi görünmemesini kadrodaki dev oyuncularýn yanýnda hafiften ezilmesine de baðlayabiliriz. Þöyle bi baktým da, Gary Oldman'dan pek bahsetmemiþim. Sanýrým onu izleyenlerin yorumuna býrakmak en mantýklýsý. Filmde, Joker'in insanlarý TV yoluyla birini vurmaya zorlamasý ve baþarmasý, vapur mevzusunda iki tarafýn da Joker'i hayal kýrýklýðýna uðratmasý gibi derin psikolojik vurgulara yer verilmiþ. Batman filmlerinin fantastik havasý The Dark Knight'da çok daha gerçekçi bir atmosfer olarak kurgulanmýþ. Ýyi adamlarýn kötü adamlara karýþtýðý, þaþýrtmaca planlarýn birbirini ve seyirciyi altüst ettiði, tamamýndaki numaralarý kavrayabilmek için ciddi efor sarfedilmesi gereken bir film The Dark Knight. Filmin sonunda bittiðine inanamadým zira iki tarafýn da müthiþ yaratýcý fikirler ortaya koyduklarý, tüm þehri savaþ alanýna çeviren savaþ hiç bitmeyecekmiþ gibi ilerledi film boyunca. Bu filmi izleyip sinema çýkýþýnda elinden tuttuðu annesine "büyüyünce Joker olmak istiyorum" diyen çocuk sayýsýnýn, "büyüyünce Batman olmak istiyorum" diyenlerden daha fazla olduðunu tahmin ediyorum. thedarkknight.warnerbros.com


CÝHAN EMER


80’lerin baþýnda Tarsus Amerikan Koleji’nde baþlayan ve hala devam eden bir macera onlarýnki. Sürekli kendini yenileyen, tekrardan uzak ve kendine has bir macera… Tibet Aðýrtan, Kaan Altan ve Murat Tümer’in, lise sýralarýnda bir okul grubu olarak Echo 83’ adý altýnda bir araya gelmeleriyle temelleri atýldý. Daha sonra okul dýþýna taþýmaya karar verdikleri gruplarý için seçtikleri isim, Türk Rock Tarihi’ne altýn harflerle yazýlacaktý: Mavi Sakal Lise bittikten sonra Ýstanbul’a yerleþen Mavi Sakal elemanlarý, hem Mavi Sakal’la hem de çeþitli projelerle müzik çalýþmalarý içinde yer aldýlar ve bu çalýþmalarýn sonucu olarak 1992’de “Çektir Git” isimli ilk albümlerini piyasaya sürdüler. Yýllar içinde edindikleri sahne tecrübesini yansýttýklarý bir albüm havasýnda gözüken Çektir Git, biraz daðýnýk dursa da, Rock’N’Roll tabanýna yayýlmýþ bir müzik ziyafeti çekiyordu kulaklara. Ýlk albümle, adýný zaten bilenler dýþýnda bir kitleye ulaþamayan Mavi Sakal, asýl bombayý hemen ertesi yýl ‘Mavi Sakal 2’ albümünü çýkararak patlattý. Ýlk albümün ismini taþýyan ‘Çektir Git’ ve albümün açýlýþ þarkýsý olan ‘Þaþkýn’ gibi hitler dýþýnda; ‘Al Beni’ ve ‘Günler’ gibi iki slow ile ‘Ýnatçý’ ve ‘Haydi Gel’ gibi deðeri zamanla anlaþýlacak þarkýlarla muhteþem bir albümdü. Þaþkýn’a Ýzzet Öz tarafýndan çekilen klibin, yeni yeni ortaya çýkan özel televizyon kanallarýnda yayýnlanmasýyla grubun popülerliði de artmaya baþladý ve beklenenin üzerinde seyreden albüm satýþlarý sayesinde, sadece kaset olarak piyasaya sürülen albüm CD olarak da basýlarak bir ilke imza atýldý (Türkiye’de ilk kez bir rock albümü CD olarak basýlmýþtý). Benim de Mavi Sakal’la ilgili ilk aným bu döneme denk geliyor. Yüksek ihtimalle Tarkan ve “Hadi Yine Ýyisin” Tayfun dinlediðim bu dönemde, Yonca Evcimik tarafýndan sunulan ve Show TV’de yayýnlanan bir “gençlik” programýnda gördüm Mavi Sakal’ý. Haftasonu ve öðlen saatlerinde yayýnlanan bu programda alýþýk olmadýðým bir þeye þahit olmuþtum. MTV tipi dediðimiz özellikteki adamlar çýkmýþ “Çektir Git” diyordu. Þarkýnýn yaptýrdýðý çaðrýþýmýn sempatikliði (evet küfür bana sempatik geliyor) dýþýnda müzik de beni kendine çekiyordu. Þu anda seyretsem komik gelmesi muhtemel olan o programdan sonra her duyduðumda “ha biliyorum ben bu þarkýyý” dememle birlikte Mavi Sakal hafýzama kazýnmýþtý. Bu dönemde Avustralya’ya yerleþmeye karar veren vokalist Tibet Aðýrtan’ýn gitmesiyle grup bir duraklama dönemine girdi. Mavi Sakal’dan hiçbir zaman ayrý tutamadýðým için, Tibet Aðýrtan’ýn solo projelerinden de bahsetmeden geçemeyeceðim. Tibet, Mavi Sakal’dan ayrýlmasýnýn ardýndan 1995 yýlýnda, kayýtlarýnda (daha sonra hem Tibet’le Kýrýk Kalpler’de hem de bir dönem Mavi Sakal kadrosunda göreceðimiz) Tanju Eren’le çalýþtýðý “Yat Geliyorum” albümünü piyasaya çýkardý. Mavi Sakal 2’deki çizgide devam eden bir albüm olan Yat Geliyorum, ayný adý taþýyan þarký ve ‘Manyak’ dýþýnda pek de bilinen bir albüm deðildir dinleyici tarafýndan. Benim albümden haberdar oluþum bir tesadüf sonucu Radyo Kulüp’te program yapan Romina isimli DJ hanýmý dinlememle olmuþ, o programda “En Büyük Köy Bizim Þehir” isimli eðlence fýþkýran þarkýyý duyup “aaa böyle biþey vardý di mi?” diyerek kendime gelmem, hayatýma yön veren hareketlerden biri olmuþtur. Yat Geliyorum’un ardýndan Tibet, 1997’de bu kez “Kalk Gidiyorum” adýný verdiði ikici solo albümünü çýkardý. Bu albüm ne önceki Mavi Sakal albümlerine, ne de Yat Geliyorum’a pek benzemiyordu. Mavi Sakal 2’den Çektir Git’in yeni versiyonuyla albümün açýlýþýný yaparken, eski günlere göz kýrpan Rock’N’Roll þarkýsý ‘Aptal’ý, ‘Benimlesin’ ve ‘Sensiz Olmuyor’ gibi iki muhteþem slow takip ediyor, oryantal tabanlý ‘Kýskaç’la albümün A yüzü tamamlanýyordu. Slow þarkýlarla devam eden albüm, ‘Kalk Gidiyorum’la bittiðinde dinleyene “sanýrým Tibet aðýr bir aþk acýsý yaþamýþ” dedirtiyordu. Albümün duygusal atmosferine ters düþen tek þey, albüm kartonetinde sünnetin nasýl yapýlacaðýnýn anlatýlmýþ olmasýydý. Ki bu ayrýntý beni hala kahkahalarla güldürür… Tibet bu çalýþmalarla uðraþýrken gitarist Kaan Altan ve davulcu Murat Tümer, müzik dýþýnda iþ hayatýnda da ilerlemiþ ve bu boþluktan faydalanarak kendilerini geliþtirmiþlerdi. Murat Tümer’in prodüksiyon þirketi olan Tümer&Tümer, Türk gençlerine Abdi Ýpekçi Spor Salonu’nda Spice Girls seyretme keyfi yaþatmak gibi dünyevi iþler dýþýnda Mavi Sakal’ýn yeni albümünün prodüksiyonunu da haliyle üstlenmiþti. Tibet Aðýrtan’dan boþalan mikrofona Genç Osman Yavaþ gelmiþ (ki bu görevi tek konser için

KEMANCI’DA NELER OLDU? fc chng®: bi gece kemancýdan çýkýyoruz fc chng®: ki karizmatik olmasý açýsýndan belirtmek lazým, "çaldýk da öyle çýkýyoruz" fc chng®: kapýda arzu yanardað, bi hatun ve bi de adam var. adamda kask falan var elinde. duruyolar. fc chng®: ben de elimde gitar, çanta falan çýkýyorum. gece 4 civarý saat fc chng®: tam çýkarken arzu tuttu beni kolumdan fc chng®: "bi baksana sen bana" diye girdi lafa fc chng®: yanýndaki kýzý gösterdi. "ben mi güzelim o mu?" dedi ki kafa bi milyar fc chng®: adam da bakýyo kusura bakma der gibi fc chng®: "þunu yapana kadar hayatýmda gördüðüm en güzel þeydin ama þimdi kesinlikle bu kýz daha güzel" dedim fc chng®: koluma vurdu bi tane fc chng®: tokat atacaktý adam tuttu bunu fc chng®: "iyi sabahlar" dedim diðer kýza fc chng®: devam ettim

www.mavisakal.com


Teoman da üstlenmiþti) ve kadroya Andy Wand de basçý olarak dahil olmuþtu (bundan önce Mavi Sakal elemaný olarak hiçbir basçýdan bahsedilmez, bu boþluk genelde Mahcem Öztürk tarafýndan doldurulurdu). Bu kadroyla yoluna devam eden Mavi Sakal, dört yýllýk bir aradan sonra 1997 yýlýnda, kayýtlarýný Londra’da þehrin seçkin klasik müzik orkestralarýndan seçilen müzisyenlerden oluþan “London Session Orchestra” ile yaptýklarý “Ýki Yol” single’ýný; ardýndan da 1998’de kayýtlarý yine Londra’da yapýlmýþ olan “Kan Kokusu” albümünü piyasaya sürdü. ‘Ýki Yol’a Marmara Üniversitesi Haydarpaþa Kampüsü binasýnda çekilen klip, hem görüntü kalitesiyle hem de klipte rol alan Arzu Yanardað’ýn yakýcý bakýþlarýyla insanlarýn dikkatini bir hayli çekmiþti (ki Arzu Yanardað o klipte oynamamýþ olsa, bir gece Kemancý çýkýþýnda yaþadýðýmýz dialogu burada anlatýrdým) (editörün notu: Bu cümleden sonra o diyaloðu dergiye basmamamýz söz konusu olamazdý :)). Albümle birlikte tüm Türkiye’yi kapsayan bir turneye çýkan grup 1997’nin Aralýk ayýnda Londra’nýn ünlü Wembley stadýnda Status Quo grubuyla konser vererek kariyerinin zirvesine çýkmýþtý. Ancak bu zirve noktasýndan sonra grup yine bir duraklama dönemi yaþamaya baþladý. Bu duraklama ancak 2002 yýlýnda Tibet Aðýrtan’ýn Türkiye’ye kesin dönüþ yapmasýyla son buldu. Ýki Yol ve Kan Kokusu dönemlerinde de sürekli grubun yanýnda yer alan, hem teknik sorumluluk üstlenen hem de geri vokalleriyle gruba destek olan Tibet’in dönüþü, grubu yine ateþlemiþti. Bas gitara Tanju Eren gelmiþ, geri vokallerde de “Mavi Sakal’ýn Tibet’ten de önceki ilk vokalisti” olarak tanýtýlan Cevdet Tosyalý yer almýþ, bu kadroyla Roxy’de “geri dönüþ” konserine çýkýlmýþtý. Konserde en öndeydim, grup karanlýkta sahneye çýkmýþ, bir tek Tibet’e spot vuruyordu (ya da bana öyle geliyordu). Tibet seyirciye baktý, mikrofona eðilip “Nerde kalmýþtýk?” dediði anda ‘Yat Geliyorum’un herkesin bildiði giriþ melodisi kulaklarý saðýr eden bir gürültüyle salonu kapladý. Ýnanýlmaz bir konser olmuþtu. Hiç bitmesin istemiþtim. Mavi Sakal sahnede hem efsanevi hem de son derece samimi duruyordu ve bu muhteþem geri dönüþle sevenlerine “biz buradayýz”

diyorlardý. Konserler birbirini izliyor, herkes albüm bekliyorken, Kaan Altan ani bir kararla gruptan ayrýlýp “Karapaks” isimli projesine yoðunlaþtý. Bu dönemde neler yaþandýðýný kýsýtlý medyamýzdan ve dedikodulardan az çok duymuþtuk ama sonucun mükemmel Mavi Sakal kadrosunun oluþumunu tetiklediði görüþüme kimse itiraz edemez sanýrým. 2006 yýlýna kadar gruptan ses çýkmadý. Ta ki askerde bir gece yataðýma uzanmýþ cep telefonuyla MSN’e girmiþken Yaman’ýn “Yeni þarkýlarý dinledin mi?” mesajýný alana kadar. (Burada Mavi Sakal’a biraz ara verip Yaman Afacan’ý da anmamýz gerekiyor sanýrým. Birkaç ay önce kaybettiðimiz Yaman, Mavi Sakal –ve Tibet Aðýrtan- için önemli bir dost olmakla birlikte, tüm konserlerde yanlarýnda yer almýþ, grubun resmi fan oluþumu olan “Mavi Ordu”yu da kurmuþtur. Tanýdýðým en doðru dürüst insanlardan biri olan Yaman’a da bu vesileyle huzurlar diliyorum). Mavi Sakal yepyeni ve mükemmel bir kadro kurmuþ, çýkaracaklarý “Yeni..Den” albümünün habercisi olarak internet sitelerinden ‘Son..Ki..5..10’ adýný verdikleri bir mini albüm yayýnlamýþlardý. Basçý Batur Yurtsever ve gitar denince akla gelen ilk insanlardan biri olan usta müzisyen Taylan Dedeoðlu’nun da katýlýmýyla grup tarihindeki en mükemmel ve sanýrým en huzurlu kadroyla çalýþmalarýna devam etti. 2007’de yayýnlanan Yeni..Den albümü ile yine muhteþem bir konser serisiyle ortalýðý sallayan Mavi Sakal, son dönemde artýk alýþmýþ olduðumuz gibi kendini yine nadasa býraktý. Tibet Aðýrtan, Rock’N’Roll yaptýðý “Tibet Aðýrtan ve Rock’n’Roll” projesiyle halihazýrda ortalýðý yýkarken; grubun diðer üyelerinden Murat Tümer, Batur Yurtsever ve sýkça adýndan bahsettiðimiz Tanju Eren, vokale Evren Uysal’ý alarak yepyeni projeleri FOMA ile albüm kaydýna girdiler. Ekim ayýnda yayýnlanacak albümleri ile seslerini duyurmaya hazýrlanýyorlar. Yine de yepyeni bir Mavi Sakal albümünden umudu kesmiþ deðiliz. Birkaç yýl içinde yeniden Mavi Sakal’la buluþmak ümidiyle…


SELÝM VARIÞLI


Okuduðunuz Metallica yazýlarýndan kaç tanesi yazarýn gençliðindeki Metallica yýllarýný içeriyor bilemiyorum ama onlardan bi tane daha okumak üzeresiniz :) 1996 yazýnda tanýþtým sanýrým Metallica'yla. O zamanlar çevremde halihazýrda Metallica dinleyenlerin büyük bir kýsmý grup konusunda "davayý sattýlar" modundalardý. Zira "Load" yeni çýkmýþtý ve grubun 1991 tarihli kendi adýný taþýyan albümüyle (ki yazýnýn devamýnda "Black Album" olarak anýyoruz) epeyce alakasýz bir albümdü. Esasýnda "gümbür gümbür" Metallica'nýn yerine baþka bir gümbür gümbür Metallica gelmiþti ama biz o dönem durumu anlamaktan çok uzaktýk. Ben zaten parseklerce mesafedeydim olaya ama yýllarýn Metallica dinleyicileri de "Load"un kötü bir albüm olduðunu ve Metallica'nýn bittiðini falan söylüyorlardý. "Master Of Puppets" ile yeni tanýþmýþ, "Black Album"ün metal tarihinin en iyi albümü olduðunu (veya olabileceðini diyelim, zira metal tarihine dair bildiðim albüm sayýsý beþ veya altýydý o dönem =)) düþünen bir genç olarak ben de gazý alýp "Load kötüdür abi evet" moduna girmiþtim çoktan. Oysa henüz dinlememiþtim ve "Reload" yayýnlanana kadar da dinlemeyecektim o albümü :) Derken 1997 sonlarýnda Reload yayýnlandý (þaka maka adamlar iki yýlda iki albüm yayýnlamýþ, bugün bakýnca inanýlmaz görünüyor =)). Ben o dönem Slayer'da kendini bulmuþ asi ve sert metalci genci oynadýðýmdan (haha yok yok o kadar asi deðildim, kravatla okula giden bi lise öðrencisiydim nihayetinde) Reload'u duyduðumda "bi tanesi yetmiyo muydu bunlarýn" gibi bir tepki vermiþtim. Öte yandan deli gibi de merak ediyordum albümü. Orijinal metal kasetleri bulunabiliyordu tek tük ama tadý bizim jenerasyonun bugün bile damaðýnda olan çekme kasetlerden dinliyorduk her þeyi. Çift kasetçalarlý teybi olan bi arkadaþým, kimbilir kaçýncý kopyanýn kopyasý olan bir Reload çekmiþti bana. Albümün ilk þarkýsý 'Fuel'i kaç kere baþa sarýp dinledim hatýrlamýyorum. Ancak 'The Memory Remains'e geçtiðimde Fuel'e verdiðim prim bir anda azaldý. Remains muhteþemdi! Albüm ilerledikçe kendimi eski Türk filmlerinde Hülya Koçyiðit'i ilk gördüðünde apýþýp kalan Tarýk Akan gibi hissetmeye baþlamýþtým. Haliyle Load da ertesi gün walkmanimdeydi (o dönem Türk gençliðinin hayatýna yön vermiþ öðelerden biri de efsanevi gri-siyah renkli Sony walkmanlerdir). Load'u asla Reload kadar beðenmedim ancak bugün dönüp bakýnca her iki albümün de yeri göðü inletecek kapasitede olduðunu düþünüyorum. Özellikle Metallica 2003 yýlýnda "St.Anger" adlý ne idüðü belirsiz albümü yayýnladýktan sonra bu düþüncem güçlendi. Belki denize düþüp yýlana sarýlma durumu oldu bilemiyorum (snake, i'm the snake). Ancak aradan geçen beþ seneye raðmen bugün halen Metallica diskografisinde sivilce gibi sýrýtan o albümü kabullenebilmiþ deðilim. Efendim yazýya neden böyle girdik? Malumunuz, yeni Metallica albümü "Death Magnetic" geçtiðimiz ay yayýnlandý. Yukarýda sözünü ettiðim St.Anger faciasýndan sonra açýkçasý kiþisel beklentim çok çok düþüktü Metallica'dan. Güzide dergilerimizden birinin röportajlarýnda sýk sýk sorduðu "artýk daðýlmasý gereken grup" sorusunu her gördüðümde aklýma Metallica geliyordu. St.Anger'ý da aratacak biþeyler yapýyorlardýr diye düþünüyordum. Amma velakin, albümde


yer alan þarkýlardan ilki nette yayýnlandýðýnda, durumun hiç de sandýðým gibi olmadýðýný fark ettim. Derken ikinci þarký geldi. Ardýndan albüm yayýnlandý. Tüm önyargýlarýma raðmen (ki önyargý kimi zaman iyi biþeydir) albümü ilk dinleyiþimde sevdim. Dinledikçe daha da sevdim. Þu an gece gündüz dinliyorum. Tökezledikleri yerler yine var ama albüm bir bütün olarak kesinlikle Reload'la kapýþacak dinlenebilirliðe sahip. St.Anger'ý (ve o korkunç davul tonunu) hiç bir þekilde affettirmese de kesinlikle bu çaðda bu Metallica mucize gibi. Milenyum sürecinde grubun sürekli tökezlemesi, kendi aralarýndaki sorunlar, Jason'ýn ayrýlmasý (yeri gelmiþken yeni eleman Rob Trujillo'ya hala ýsýnamadýðýmý da belirteyim) vesaire gibi nedenlerle bir daha toparlanamayacaklarýný ben de uzun süredir düþünüyordum. St.Anger da bu hazin çöküþün son çýrpýnýþý gibi görünmüþtü gözüme açýkçasý. Ancak öyle olmadý. Metallica isminin ne kadar saðlam temellere dayandýðýný ya unutmuþuz, ya da görmezden gelmiþiz. Death Magnetic görkemli bir geri dönüþün habercisi gibi duran sýký bir albüm. E bugünlerde eski Thrash gruplarýnýn geri dönmesi de moda olmadý mý zaten? Ne? Tamam tamam vurmayýn =) "Death Magnetic", prodüksiyon olarak bir takým fantastik hareketlere sahne olmuþ. Davulda hafiften acayiplik olsa da sýrýtmýyor (önceki albüme nazaran davul tonlarý þahane). Albümün ismi kötü olsa da isme uygun kapak olayýnda (mýknatýs tabut) yine çok iyi iþ çýkarmýþlar. Parçalarda bir jam-session tadý yakalamak bence de mümkün. Ama bu abartýldýðý kadar "kendini tekrar" durumu deðil. Zaten o olayý hiç anlamadým. Kendini tekrar derken ne kastediliyor acep? Bu grubun zaten kendini tekrar etmesini istemiyor muyduk? Yeni Black Album'ler, yeni Reload'lar (kendi adýma diyeyim en azýndan) beklemiyor muyduk? Metallica gibi çok büyük gruplar kendilerini gözden geçirip revizyona gittiklerinde (bkz. Load, Reload), hele de metal grubuysa anýnda tepki görürler. Ýnsanlar önceki albümlerindeki gibi þeyler yapmalarýný bekler gruptan. Metallica bunu yapmadýðý için tepki gördü. Hala görüyor. Ama son albümde kendini tekrarlamakla da eleþtirildi. Keþke daha fazla tekrarlasaymýþ kendini! Bazý parçalarda cidden eskiyi anýmsatan riffler var ancak albüme genel olarak baktýðýnýzda ne görüyorsunuz? Hatta önce þunu sorayým. Metallica'nýn ilk beþ albümünden hangisi bir diðerine benziyor? Sanki ilk beþ albüm birbirinin

aynýsýymýþ da Metallica tek bir saðlam damar yakalayýp onu sömürmüþ gibi anlatýlýyor bu "kendini tekrar" muhabbetleri. Türkiye gibi bir ülkede üç kez konser verip üçünde de stadyum dolduran bir topluluk Metallica. Bu açýdan bakýnca ülkemiz için en büyük metal grubunun Metallica olduðu söylenebilir. Özellikle de ülkemizde konser veren Iron Maiden ve Judas Priest gibi muadili diðer gruplarýn seyirci sayýlarýný göz önünde bulundurduðumuzda. 27 Temmuz'da Ali Sami Yen'de gerçekleþtirilen konser gösterdi ki Metallica bizde asla eskimiyor. Ki o konserde henüz yeni albüm çýkmamýþtý. Aktüel albümleri beþ seneki önceki St.Anger faciasýydý. Buna raðmen stadyumu dolduran kalabalýðýn grubu bile þaþýrttýðýný düþünürsek, önümüzdeki sene yeniden geleceði organizasyon tarafýndan açýklanan Metallica'nýn nelere kadir olacaðýný merakla beklemekteyim. Albüme dönelim yeniden. 'All Nightmare Long' ve 'Cyanide' zirve yapmýþ parçalar. Gelgelelim taþýdýðý ismin aðýrlýðý altýnca feci þekilde ezilen bir 'Unforgiven III' var ki albümün en üzücü parçasý. Esasýnda kötü bir parça olmamasýna raðmen, Metallica tarihinde iki kez zirve teþkil etmiþ olan Unforgiven'ýn ismini taþýyor olmasý, çok yetersiz bir parça haline getiriyor onu benim nazarýmda. Unforgiven II'nin büyük beðeniyle karþýlandýðýný hatýrlayýp böyle bir iþe giriþmiþ olabileceklerini anlýyorum. Ancak o 11 sene önceydi. O zamanlar dünya daha güzeldi (St.Anger da yoktu, kesinlikle daha güzeldi dünya). Metallica'nýn geçmiþe dair dokunulmamasý gereken parçalarý daha fazla eþelemeyeceðini umarak yazýyý noktalayalým yavaþtan. El netice, "Death Magnetic" ile beni fena halde utandýrdý Metallica... Ek: Yazýyý yazdýðým sýralarda henüz albümün "Guitar Hero III" oyunu için hazýrlanan farklý mixlenmiþ versiyonunu dinlememiþtim. Bu versiyonda, yazýda sözünü ettiðim sound acayiplikleri yok. Gitarlar daha güçlü, bas daha iyi duyuluyor ve davul patlamýyor. Genel ses çýkýþý biraz düþük olsa da orijinal versiyondaki sounddan çok daha yüksek bir dinlenebilirliðe sahip olduðunu düþünüyorum GHIII versiyonunun. Nitekim orijinalinden deðil GHIII versiyonundan dinliyorum albümü.

www.metallica.com


Öncelikle Türk metal müzik camiasý üzerinde daha ilk sayýsý ile bomba etkisi yaratan Siyah Beyaz’a baþarýlar dileyerek söze baþlayalým. Gerçekten görselliði ve içeriði ile 10’da 10 verilecek bir dergi. Ayrýca böyle bir dergide daha ikinci sayýda yer alabilmek de gerçekten bizler için de onur verici bir durum (Editörün notu: Teþekkürler Tuna, mahçup ettin bizi :)). Evet, Texas Tur 2008. Ýsterseniz öncelikle bu turnenin oluþumu hakkýnda biraz bilgi vereyim sizlere.

TURNE HAZIRLIKLARI VE OZZFEST SEÇMELERÝ Bizi takip eden arkadaþlarýmýzýn bildikleri üzere 2007 yýlýnda da ufak çaplý bir Texas turnesi gerçekleþtirmiþtik. Bizler için dönüm noktasý diyebileceðimiz olaylarýn da baþlangýcýydý bu turne. 2007 yýlý Mart ayýnda Rita Haney (Dimebag Darrell’ýn eþi; Big Vin Records, Dean Guitars, Dimebag Hardware gibi þirketlerin ortaðý) tarafýndan Texas’da düzenlenen “Ride For Dime” festivaline davet edildik ve Aðustos ayýnda Türk Tuborg Carlsberg’in sponsorluðunda Texas’a gittik. Ride For Dime ile beraber birkaç konser daha vererek turnemizi tamamladýk. Gerçekten bizim için çok büyük bir tecrübe ve tanýtým oldu bu turne. Güney eyaletlerinde sýký þekilde takip edilen Ride For Dime içerisinde headliner düzeyde yer almak ve bununla beraber Texas içinde ufak çaplý bir turne gerçekleþtirmiþ olmak bizi orada belli bir noktaya getirdi diyebiliriz. Bu turnenin ardýndan Amerika’da 12 ayrý Black Tooth Fan Club oluþturuldu (bunlar halen street team adý altýnda faaliyet gösteriyorlar). Amerika’dan takipçi sayýmýz inanýlmaz düzeyde arttý, yoðun konser talepleri gelmeye baþladý ve bu süreç olumlu bir þekilde devam etti. 2008 yazý için turne planlarý da böylece baþlamýþ oldu. 2008 Mart ayýndan itibaren turne hazýrlýklarýna baþladýk. Texas’taki menajerimiz aracýlýðý ile bizimle daha önce konser için temasa geçen mekanlarla irtibat kuruldu, alt gruplar tespit edildi, ekipman, ulaþým ve konaklama ve merchandise olaylarý planlandý. Tabii bu turne kapsamýnda ses getirecek bir iki tane de festival gerekliydi ve o sýralarda Rita Haney bizi tekrar Ride For Dime’da çalmamýz için davet etti. Bu sene Ride For Dime’ý daha önemli kýlan þey, efsanevi Ozzfest ile birleþtirilmiþ olmasýydý. 9 Aðustos’ta Dallas’da yapýlacak olan Ozzfest’in hemen ertesi günü de Ride For Dime Festivali yapýlarak olay noktalanacaktý. Ayný günlerde Ýstanbul’dan arkadaþýmýz Akay (PanterAkay) aradý ve aldýðý bir duyumu

iletti. Geçen sene MTV’de de program halinde yer verilen “Battle For Ozzfest”in tekrar yapýlacaðý ve baþvurularýn baþladýðý duyurulmuþtu. Yarýþma neticesinde seçilecek iki grup Ozzfest’te çalacaktý. Bu yarýþmaya katýlmaya karar vermiþtik ancak Amerika dýþýndan gruplar kabul edilmediði için, Ride For Dime organizasyonu ve menajerimizin çabalarýyla, geçen yýlki konserlerimiz referans gösterilerek, bir Texas grubu olarak register edildik. Böylece Texas ikinci yuvamýz haline de gelmiþ oldu. Biz, baþvurularýn sonlanmasýna 2-3 gün kala yarýþmaya baþvuran 228. gruptuk. Öncelikle yapýlan detaylý elemeler sonucu grup sayýsý 20’ye düþürüldü. Ardýndan, kalan gruplarýn parçalarýnýn sponsor radyonun web sitesinden yayýnlanarak oylamaya açýlmasý geldi. Bu noktada Amerikan dinleyicisinin yaný sýra ülkemizden de çok büyük destek gördük. Yarýþmanýn son ve en zorlu bölümünde, kalan 10 grup büyük jüri önünde Dallas’da canlý performans sergileyecekler ve ilk 3 için mücadele edeceklerdi. Ýlk iki grup Ozzfest’de çalacak, üçüncü ise Ride For Dime’da sahne alacaktý ki biz zaten Ride For Dime’a konfirme edildiðimiz için en azýndan ikinci olmalýydýk. Gözümüzü Ozzfest’e dikmiþtik, ikinci ve en büyük bomba Ozzfest olmalýydý. Buna olan inancýmýz garip bir þekilde tamdý. Evet sonuçta deplasmanda sahne alacaktýk ancak ilginç bir þekilde Texas’da kendimizi çok güçlü hissediyorduk. Bu bizim için iyi bir avantajdý.

TEXAS Bu planlar ve beklentiler çerçevesinde 2 Aðustos günü Amerikan topraklarýnda, Dallas’taydýk. Ýlk konser 3 Aðustos’ta Dallas’daki Vampire Lounge adlý mekandaydý. Burada bizi gerçekten büyük bir sürpriz bekliyordu. Hava alanýndan dýþarý çýkar çýkmaz, bizi karþýlamaya gelen 30 – 40 kiþilik bir fan kitlesi ile karþýlaþtýk. Bir anda çýðlýklar ve brutal sesler yükseldi. Böylesi bir karþýlama aklýmýzýn ucundan bile geçmemiþti ve bu bizim için çok büyük moral oldu. Turne süresince konaklayacaðýmýz Texas’lý menajerimizin evinde yapýlan çýlgýn partinin detaylarýna çok girmeyeyim :) Sabah uyandýðýmýzda Orcan ve ben baþtan aþaðý boyanmýþtýk :) 3 Aðustos günü Dallas’a konser mekanýna hareket ettik. O gecenin ön gruplarýndan bana göre en iyisi “Hellgoat”tu. Gerçekten çok sýký bir ekip, çok eski ve köklü bir grup. Texas’ta da oldukça seviliyor. O geceki ilk konser çok güzel, ancak bir o kadar da yorucu geçti. Daha yol yorgunluðunu atamadan sahnede bulmuþtuk kendimizi. Ancak seyircinin ilgisi her þeye deðerdi.


Konser sonrasýndaki birkaç günlük boþlukta katýldýðýmýz Texas usulü barbekü ve eðlence partilerine raðmen aklýmýz sürekli Ozzfest’teydi. Derken büyük gün geldi. Battle For Ozzfest yarýþmasýnýn son aþamasý için Dallas’taydýk. Aslýnda yarýþma öncesi sahneye ikinci sýrada çýkacaðýmýzý ve çýkýþ sýralamasýnýn gruplar üzerinden yapýlan bilet satýþýna göre planlandýðýný öðrendiðimizde canýmýz biraz sýkýldý. O an gerçekten deplasmanda olduðumuzu anladýk. Çünkü o gün finale kalan on grubu da desteklemek için bir çok seyirci gelecekti. Biz her ne kadar Texas’ta belli bir potansiyele sahip olsak da sýralama için gerekli bilet satýþýný saðlayamadýðýmýz (ki böle bir bilet satýþýnýn yapýldýðýný dahi bilmiyorduk) ve yarýþmanýn reklamýný yapamadýðýmýz için istediðimiz desteði bulamama olasýlýðýmýz yüksekti. Bu da biraz moral bozucuydu. Ýlk grubun ardýndan sahneye çýktýðýmýzda günün ilk pogosu da bizimle beraber start aldý. Seyirci inanýlmazdý, beklediðimizin ötesindeydi hatta, söylerken kafamý kaldýrdýðýmda jürinin de çok eðlendiðini ve þarkýlardan etkilendiðini görebiliyordum. Þovumuz sona erip ýþýklar açýldýðýnda, jüri üyelerini ayakta alkýþlarken görünce “bu iþi tamam” diyebildik. Mutlu ve huzurlu bir þekilde sahneden iniyorduk, elimizden gelenin en iyisini yapmýþtýk. Ancak

bizden sonra sahne alan topluluklar arasýnda son beþ grup oldukça diþliydi. Bunlardan birinin üçüncü olduðu açýklandýðýnda heyecanýmýz doruktaydý. Ýkinciliði kazanan grup olarak “Black Tooth” anonsunu duyunca inanýlmaz sevindik. Aslýnda bekliyorduk ancak nihayetinde çok saðlam rakiplerimiz de vardý. Evet, ikinci olmuþtuk ve artýk Ozzfest’teydik. En gurur verici olaylardan biri de, jüride yer alan, Black Label Society ve Ozzy management tayfasýndan ünlü müzik adamý Big Dave’in kulaðýma eðilerek “Benim birincim sizsiniz” demesiydi. Amacýmýza ulaþmýþtýk ve ayný zamanda ülkemizin Ozzfest’te çalan ilk grubu oluyorduk. Bu son derece onur verici bir durumdu.

OZZFEST Ozzfest günü, sabah çok erken saatte organizasyonun yapýlacaðý Frisco þehrine doðru yola çýktýk. Otobaný metalkafalar doldurmuþtu. Herkes gruplar halinde arabalara doluþmuþ ve yollara düþmüþtü bu büyük festival için. Festivalin gerçekleþtirileceði Pizza Hut Stadyumu’na geldiðimizde sýralar oluþmuþ, içkilere baþlanmýþtý bile. Açýlýþ grubu bizdik. Soundcheck bitip sahne saatimiz geldiðinde kapýlar açýlmýþ ve insanlar sahne önüne doðru koþmaya baþlamýþtý. Sahne önüne yapýþmýþ bir kalabalýk ve gerisinden koþturarak gelen bir ordu düþünün. Gerçekten görülmeye deðer bir manzaraydý.


Ayrýca herkesin sorduðu bir soruyu da yanýtlayým. Seyirci tepkisi gerçekten çok iyiydi. Circle pit, mosh pit, daha ilk grup olan bizimle baþlamýþtý. Ozzfest’i sanýrým adýna yakýþýr biçimde açmayý baþardýk :) Bizden sonra sahneye yarýþmanýn birincisi olan “Debri” çýktý. Çok deðiþik bir tarzlarý ve sýký da takipçileri var Texas’ta. Ardýndan “Within Chaos” çýktý sahneye. Bana göre Hatebreed’in tahtýna göz dikmiþ bir topluluk. Hardcore ve metalcore öðeleri barýndýrýyor. Amerika’da þimdiden epeyce ses getirmiþ durumdalar. Daha sonra efsanevi Thrash Metal topluluðu “Rigor Mortis” sahne aldý. 20 senelik bu old school Thrash adamlarý, taþ üstünde taþ, omuz üstünde baþ býrakmadýlar. Son derece köklü bir kitleleri var ve gerçekten çok saðlamlar. Rigor Mortis’le turnemizin baþka bir ayaðýnda da beraber sahne aldýk, çok eðlenceli tipler. Rigor Mortis’den sonra, 2. Stage’de güneyin efsane ismi, Pantera’nýn feyz aldýðý gruplardan biri olan “Soilent Green” vardý. Çok sevdiðim bu Southern etkili Death Metal grubunu izlemek harikaydý. Onlarý takiben “The Destro” ve “Goathwhore” çýktý sahneye. The Destro çok sýký bir Hardcore grubu. Onlar sahnedeyken dönen circle pitleri ve ortamý görmeniz lazýmdý. Resmen bir kaos hakimdi ortama. Goathwhore ise kendine ait kitlesi olan yine Southern etkileþimli bir grup. Çok baba elemanlar. Tarzlarýna yakýn bir grup söylemek zor. Bir albümleri vardý elimde, çok keyif almamýþtým. Ancak sahnede izlemek çok þeyi deðiþtirdi bende. Bu arada ne yalan söyleyeyim, sahne arkasýnda olmak, özellikle Ozzfest gibi dev bir festivalde, hem de müzisyen sýfatýyla, inanýn hayal gibi. Her an bir ünlüyü görüp, onlarla sohbet edip, samimi sohbetlerde Türk Metali üzerine konuþtuk. Çok yabancýlar ülkemiz metal sahnesine. Hiç Türk grup bilmiyorlar. Türkiye’de metal müzik yapýldýðýný duyunca þaþýran çok sayýda insan da var. Ancak, Black Tooth olarak orada bazý þeyleri kanýtlayabildiðimize inanýyoruz. Çünkü onlar da çok iyi biliyorlar ki, Ozzfest’te yer alabilmek için belli bir kaliteyi yakalamýþ olmak ve yüzlerce grubu geride býrakmak gerekiyor. Bunu baþarmýþ bir þekilde karþýlarýnda durabilmek de, onlara Türkiye’de metal müziðin ne boyutta varolduðuna yönelik bir ispat sunuyor.

Festivalde özellikle görmek istediðimiz bir kaç grup vardý ki, bunlardan biri son dönemde Southern Metal‘e bomba gibi düþmüþ olan “Kingdom Of Sorrow”du. Kadrosunda, Down ve Crowbar’dan tanýdýðýmýz Kirk ile Hatebreed ve Icepick’ten bildiðiniz Jamey Jasta’yý barýndýran bomba gibi bir Southern Metal grubu. Ýnanýlmaz bir þov sergilediler. Jamey Jasta ile sahne arkasýnda sohbet ederken resmen karþýmda 17 - 18 yaþlarýnda bir çocuk vardý ama sahnede adeta yýkým ekibi gibi devleþti adam. Sahnenin her yerine ayak basýyor, seyirciyi çok iyi motive ediyordu. Kirk ise resmen karizma efendisi. Adam sahne gerisinde hoþ sohbet, eðlenceli, samimi; ancak sahnede bir anda o kýlýfý atýp taviz vermeyen bir kimliðe bürünüyor. Sanýrým müzik gerçekten de böyle bir þey. O sahneye çýktýðýnýzda içinizde yaþattýðýnýz diðer bir varlýk oluveriyorsunuz. Bu arada en güzel þey, hatta tüylerimizi diken diken eden þey, bu gruplarý sahnenin resmen içinden izliyor olamaktý. Main Stage’de ayný dakikalarda sahne alan “Apocalyptica” ve “Cavelera Conspiracy”i izleyemedik. Apocaliptica’yý çok sevmem. Max Cavelera’nýn yeni oluþumu Cavalera Conspiracy’i kaçýrmak istemiyordum ancak Kingdom of Sorrow’a kurban gitti. Sonraki gruplar “Drowning Pool” ve “Devildriver”dý. Ýkisinin de dehþet sahneleri vardý. Drowning Pool’un yeni vokalisti eskisini aratmýyor. Seyirci de fazlasýyla benimsemiþti elemaný. Bir bir sýraladýlar eski albümlerden parçalarý ve çaldýkça millet havalarda uçuþtu. Devildriver’ýn zaten sahneye çýkmasý ile ortalýk toza dumana bulandý. Dez süper bir vokal. Boyu çok kýsaymýþ, ben uzun iri yarý biri zannediyordum. Gerçi o küçük adam ortalýðý darma duman etti. Jonathan Davis’i izleyemedim maalesef ama “Seven Dust” ve “The Sword” da sahneleri güzel olan diðer gruplardý diyebilirim. Evet, benim için gecenin yýldýzlarýnýn saatleri de gelmiþti. Sýrasýyla Hellyeah, Dimebag Tribute, Ozzy ve Metallica. Ýlk sahne alan, Southern devi Hellyeah oldu. Anlatýlmaz yaþanýr. Hayraný olduðumuz bir grup, aðzýmýz açýk izledik. Davulda Vinnie Paul’ün oluþu zaten gruba ayrý bir güç veriyordu ama Mudvayne’den Chad’in vokali albüm kaydý gibi güçlü týnlýyordu. Bobzilla deseniz zaten kasýp kavuran bir sahne adamý. Hellyeah’ýn hemen ardýndan, dev ekranlardan bir Dimebag Darrell özel belgeseli yayýnlanmaya baþlandý. Kýsa ama etkili bir belgeseldi. Bu arada sahnede bir ünlüler geçidi


baþladý. Kimi ararsanýz vardý. Slayer’dan Kerry King baba, Anthrax’dan Scott Ian, King Diamond, Zakk Wylde, Max Cavelera, Jamey Jasta… Hepsi bir þekilde çalarak, söyleyerek Pantera parçalarýna eþlik ettiler. Harika bir þovdu. Bu gösterinin hemen ardýndan bütün stadýn heyecanla beklediði, hatta bu arada Serj Tankian’ý da harcamak ve yuhalamak suretiyle beklediði “Ozzy”ye sýra gelmiþti. Çok heyecanlýydýk. Onu sahnede ve bu konumdan izleyebilecek olmak inanýlmazdý. Hem de arkasýnda Zakk Wylde çalarken… Evet, efsane karþýmýzdaydý, hatta yanýbaþýmýzdaydý :). Ozzy, o kötü yýllara ve yaþýna nispet yaparcasýna sahnede atlayýp zýplýyor, seyirciye itfaye hortumu ile köpüklü sular sýkýyordu. Öte yandan Zakk sahnede döktürüyordu. Ardý ardýna patlayan parçalar milleti coþturuyor, görsel þovlar ile sahne pekiþtiriliyordu. Hele bir de ‘Goodbye to Romance’ çalýnca stat resmen aðladý. Gecenin son bombasý “Metallica” idi. Özetle Metallica’nýn þovu, her þeyiyle sonradan Ýstanbul’da izlediðimizin aynýsý idi. Tek fark, ilk defa yeni bir parçalarýný çalmalarý ve King Diamond’ýn kendilerine sahnede eþlik etmesi oldu. King hayranlarý için de, Metallica hayranlarý için de çok güzel bir ziyafetti o anlar. Ýþte bir Ozzfest macerasý da böyle son buldu.

RIDE FOR DIME Tekrar turneye dönecek olursak, Ozzfest’in ertesi günü yine diðer bir bomba olan Ride For Dime Festivali vardý. Sabah yüzlerce motor tutkununun Dallas’ta toplanýp Dimebag’in mezarýna uðramalarýnýn ardýndan konserin yapýldýðý yere gelmeleri ile baþladý her þey. Konser ayný zamanda bir barbekü partisi þeklinde yapýlýyordu. Dýþarýda etler piþiyor, gruplar birer birer sahne alýyordu. Ride For Dime’da sahne aldýðýmýzda cidden çok büyük bir ilgi ile karþýlaþtýk. Seyirci süperdi, konser boyunca kimse yerinde durmadý, içki su gibi aktý. Konsere daha sonradan Vinnie Paul, Bobzilla gibi ünlü isimler de iþtirak edince tadýndan yenmez oldu :). Turne boyunca gerçekten çok güzel zamanlar geçirdik. Bir o kadar da yorucuydu. Ancak partileri, sahne arkasý eðlenceleri, tanýþtýðýmýz insanlar, her þey mükemmeldi. Hele turnenin son konseri olan Beamount’daki Outlaw Drinkin’ Club þovunda Southern Metal Konfederasyonu üyelerinin bize yaptýðý jestler sanýrým hep hatýralarýmýzda kalacak…

TUNA VURAL BLACK TOOTH

BLACK TOOTH TEXAS TOUR 2008 3 Aðustos - Vampire Lounge- Dallas / TX 8 Aðustos - Palladium - Dallas / TX 9 Aðustos - OZZFEST - Pizza Hut Park – Frisco / TX 10 Aðustos - RIDE FOR DIME 4 - The Loft - Dallas / TX 12 Aðustos - Rock Star Sport Bar – Forth Worth / TX 13 Aðustos - Bronco's – Hurst / TX 14 Aðustos - Music Vaualt - Harker Heights / TX 15 Aðustos - Rock City Icehouse – Austin / TX 16 Aðustos - Outlaw Drinkin Club – Beaumont / TX

www.myspace.com/blacktoothmusictr


SELÝM VARIÞLI

www.myspace.com/gunsnroses


Evet, inanýlmasý güç ama Chinese Democracy çýkýyor. Cidden çýkýyor. Yýlanlara bile "bizde öyle hikaye kalmadý abi" dedirtecek bir hikayeye dönüþen yeni Gunz albümü, 23 Kasým 2008'de çýkýyor. Þaka deðil. :) Chinese Democracy ismini ilk duyduðumda sanýrým lisedeydim. O kadar uzun zaman geçmiþ ki, bugün bakýnca sanki zamanýnda yayýnlanmýþ da Appetite For Destruction gibi efsane olmuþ bir albüm gibi geliyor. Ýþin aslý yýllar geçtikçe bu albümün asla çýkmayacaðýný ve yayýnlanmamýþ bir fenomen olarak müzik tarihine geçeceðini düþünmeye baþlamýþtým. Gunz'ýn (ya da Gunz'dan geriye kalan boþ kovanlarla kuru yapraklarýn) Chinese Democracy'i çýkarýyor olmasý göründüðünden daha büyük bi olay aslýnda. Bizden öncekiler ve bizim jenerasyon, o albümün çýkmamasýný sevmiþtik. Bunun tarifi yok çünkü benzeri bir durumda verdiðimiz tek örnek zaten Chinese Democracy olmuþtur her zaman. O örnek tarihe karýþýyor 23 Kasým'da. Tarif etmek bu yüzden bu kadar zor. Gunz o kadar büyük bir topluluktu ki, küllerinden doðan Velvet Revolver bile müzik dünyasýný sarsan hareketler yapmýþtý. Özellikle ilk albümleri Contraband ile dört dörtlük bir Rock'N'Roll gösterisine imza atan topluluk, bu albümle sadece Amerika'da 2 milyondan fazla satmýþtý. Ancak zaman her þeye raðmen gösterdi ki, eðer yaþatýlmaya çalýþýlan Gunz ruhuyla o iþ Axl olmadan olmuyordu. Bugünkü Gunz kadrosuna bakýnca, "Gunz ruhu" denilen þeyin Velvet Revolver'daki Appetite adamlarý (Slash ve Duff) ve bir diðer ilah isim Izzy Stradlin olmadan da tam olarak yansýyacaðýný düþünmüyorum. Biliyorum Appetite’ýn üzerinden 22 yýl geçti ama... Yan sayfada o eski fotoðrafýn bulunmasýnýn iki nedeni var. Birincisi taþýdýðý anlam. Diðeri de zamanýn gücü karþýsýndaki çaresizlik. Soldaki Axl’ý saðdaki adamla karþýlaþtýrýn. Ýkisinin ayný kiþi olduðuna inanmak bana da zor gelmiþti. Ben bu yazýyý yazarken topluluðun resmi web sitesi www.gunsnroses.com'da yeni albümden ilk parça yayýndaydý. Kesinlikle iyi bir rock’n’roll parçasý. Albümün geri kalanýný dinlemeden kesin konuþmak doðru olmaz. O nedenle albümün iyi olacaðýna dair umutluyum demekle yetineyim. Çok büyük bir beklentim yoktu aslýnda. Zira dediðim gibi asla çýkmayacaðýný düþünüyordum. Ancak 23 Kasým'da Gunz, gerçek bir Gunz albümü yapmaksýzýn geçen 17 seneden sonra yeniden krallýðýný ilan edebilir. Umarým geriye kalanlar sadece boþ mermi kovanlarýyla kuru gül yapraklarý deðildir...


SELÝM VARIÞLI

www.myspace.com/ozgeozkanmusic


Catafalque'ý duymayan kaldý mý? Ülkemizin ilk Gotik Metal albümünü yayýnlayan, ikincisiyle de zirveye oynayan topluluðun en büyük kozlarýndan olan bayan vokalisti Özge Özkan, ilk solo çalýþmasý "In Your Heart" ile bizlerle. Bu beþ parçalýk EP, benim kiþisel olarak epeydir beklediðim bir çalýþmaydý. Zira Özge oldukça geniþ bir müzikal perspektife sahip, neler yapacaðýný merakla bekliyordum. Açýkçasý beklediðimden karanlýk bir çalýþma ortaya koymuþ. Daha popüler bir yönelim içerisine gireceðini tahmin ediyordum ancak Catafalque soundu ile ayný olmasa da çok uzak deðil. Tüm parçalarýn sözleri ve besteleri kendisine ait. EP'de Özge'ye Catafalque üyeleri Arýn Baykurt, Alper Tabakçýlar ve Onur Akça'nýn yaný sýra çelloda Timur Atasever ve violinde Elçin Özsaylýk eþlik ediyor. Bu kadar iþini iyi yapan isim bir araya toplanýnca haliyle oldukça kaliteli bir çalýþma ortaya konulmuþ. Besteler tarzý içerisinde bir çok global örneðinden daha baþarýlý gösterilebilir. Bir topluluk dahilinde ismini duyuran müzisyenleri hazýrladýklarý solo albümler hem kendileri hem de dinleyici açýsýndan zordur. Zira beklentiler daha yüksektir. "In Your Heart" ile Özge Özkan beklentileri fazlasýyla karþýlýyor, hatta "keþke daha uzun sürseymiþ" dedirtiyor. Albümün prodüksiyonunu da üstlenen sound sihirbazý Arýn Baykurt yine harikalar yaratmýþ. Arýn her parmaðýnda ayrý matifet olan, derinden ama saðlam adýmlarla yükselen bir müzisyen ve prodüktör. Önümüzdeki sayýda kendisiyle eteðindeki taþlarý dökmesi için uzunca bir sohbet gerçekleþtireceðiz. Bu noktada Özge - Arýn ortak çalýþmasýnýn Liv Kristine - Alex Krull iþbirliðini hatýrlattýðýný söyleme cüretini de gösterebilirim hatta. :) EP'nin sürprizi ise Soul Sacrifice vokalisti Özgür Özkan'ýn bir parçada konuk olarak yer almasý. Parçanýn kimyasýný bir anda yukarýlara çekerek sandalyeden yuvarlanmama sebep oldu Özgür. Bu arada Soul Sacrifice'ý özlediðimizi de hatýrlattý. EP'de bir de Türkçe parça yer alýyor ki bu da bu sound için epeydir beklenen bir hareketti. Türkçe söz olayýnýn zorluðuna raðmen iþin hakkýný vererek çalýþmýþ Özge. Zamanýnda Catafalque'ýn ikinci albümü için yaptýðým yorumlardan birini burada da tekrarlamak istiyorum. Eðer daha popüler bir sound ile hazýrlansaydý bu çalýþma Özge'yi ülkemiz popüler müzik camiasýnýn gündemine taþýyabilirdi. Ancak Özge ve ekip kendi bildiklerinden þaþmamayý seçmiþler yine. Ýki durumda da yapacaklarý iþin profesyonelce olacaðýndan þüphem yok. Türkiye'de Catafalque'ýn öncülük ettiði Gotik müzik akýmý, ayný cepheden gelen baþarýlý ürünlerle devam ediyor. Tebrikler Özge Özkan.


Selim: Selamlar Özge. Albümün kayýt ve prodüksiyon aþamasýndan kýsaca bahsedebilir misin? Özge: EP’nin tüm kayýtlarý “Dialectique”deki gibi yine Arýn Baykurt tarafýndan Jingle Jungle stüdyolarýnda gerçekleþtirildi. Aralýk sonunda baþladýk ve Mart ayýnda bitirdik. Düzenleme süreci de kayýtlarla beraber baþladý. Þarkýlarýn çoðu bana ait ama Arýn’ýn etkisi yoðun bir þekilde hissediliyor. Prodüktörlük iþini gönül rahatlýðýyla ona teslim ettim ve bunun yaný sýra solo projem olmasý dolayýsýyla kendi þarkýlarým üzerinde istediðim her þeyi yaratma, deðiþtirme ve karar verme imkaný buldum. Çýkan sonuç da beni oldukça tatmin etti. Kapak, Fýrat Yalavuz (catafalque.org) tarafýndan yapýldý ki bu benim için çok hoþ bir durum oldu, kapaðýmýn bir fan tarafýndan yapýlmasý... Fotoðraflar ise, Dialectique’teki fotoðraflarýmýzý çeken Elçin Erbay ve yakýn arkadaþým Derya Engin tarafýndan çekildi. CTF Records etiketiyle de þu anda piyasada. S: Solo proje fikri ne zamandýr vardý? Ne zaman faaliyete geçirdin? Ö: Aslýnda bir albüm yapmayý düþünmüyordum. Bundan uzun zaman önce vaktimin çoðunu piyano çalarak geçirdiðim dönemde ve sonrasýnda da beste yapmaya devam ettim. Bunlarý bir þekilde belki de internet ortamýnda paylaþma fikrim vardý ancak Arýn CTF Records’u kurunca bana bir albüm teklifinde bulundu. Ben de son bir yýl içinde yaptýðým þarkýlarý kaydetmeye karar verdim. Aslýnda asýl hedef bir albüm yapmak. Bu EP onun bir ön çalýþmasý. Solo projemi bu yýlýn baþýnda faaliyete geçirdik. EP’de diðer grup arkadaþlarým Alper ve Onur da yer alarak bana destek oldular. Bu projenin hayata geçmesindeki en büyük neden elbette benim müzik yapmayý özlemiþ olmam. Þarký söylemek, Catafalque’la yaptýðým her þey beni fazlasýyla mutlu ediyor ancak bir müzisyen olarak çalmadýkça tatmin olamýyorsunuz. Diðer bir sebep ise, þarkýlarýmýn Catafalque tarzýndan ve gelecekte yapacaðý iþlerden farklý olmasý. S: Þarký sözlerin oldukça baþarýlý. Henüz dinlememiþ okurlarýmýz için þarký sözlerinden biraz bahsedebilir misin? Ö: Teþekkür ederim. Sözlerimi içimden geldiði gibi yazýyorum. Genellikle bana sorulan þey bu sözlerde hayatýmdan bir þeyler olup olmadýðý. Aslýnda var. Bakýþ açýsý ve kendini ifade ediþ biçimi olarak beni yansýtan sözler bunlar ama olaylarýn ve karakterlerin benimle hiç bir ilgisi yok. Farklý kadýn karakterleri ve onlarýn verebileceði tepkilere iliþkin þeyler yazýyorum. “Kadýn” olgusu hala konu edinmeyi en sevdiðim þey. S: EP'de göz alýcý bir Türkçe parça yer alýyor. Özel bir hikayesi var mý? Ýleride de Türkçe çalýþmalar yapmayý düþünüyor musun? Ö: ‘Gizli Bahçe’ dýþýnda bir çok Türkçe þarkým vardý ama kayýt aþamasýnda hiç birini beðenmedik. Sözlerle ya da müzikle ilgili bir þeyleri eksik ya da gereksiz bulduk. Sonunda da EP’ye Türkçe bir þarký koymaktan vazgeçtik. Sonrasýnda bir kayýt günü Arýn bir melodi buldu. Çok hoþuma gitmiþti ve benim de aklýma takýldý. Evde piyano çalarken devamýný yazdým. Üstüne öylesine vokal mýrýldanmak için Gizli Bahçenin sözlerini söyledim. Aslýnda baþka bir þarkýmýn sözleriydi. Çok hoþ olduðunu düþündüm ve kayýtlar bitmek üzereyken kaydettik. Son anda beþinci bir þarkýmýz oldu. Türkçe çalýþmalarýma gelince, çokça Türkçe þarkýnýn yer aldýðý bir albüm yapmak istiyorum ancak tamamý Türkçe olan bir albüm yapma fikrine çok da sýcak bakmýyorum. Hala Ýngilizce’nin bu müziðe çok daha yakýþtýðýný düþünüyorum ve ayrýca sadece kendi ülkemdeki dinleyicilere deðil Ýngilizce müzik dinleyen daha birçok insana ulaþmak istiyorum. S: Gotik müziðin gidiþatýný nasýl görüyorsun? Beðendiðin veya örnek aldýðýn müzisyenler/topluluklar var mý? Ö: Gotik müzik her ne kadar altýn çaðýný bundan 5-10 yýl önce yaþamaya baþlamýþ olsa da Türkiye’de daha yeni yeni geliþiyor. Son zamanlardaki bayan vokal sempatisi de bunu körüklüyor. Benim gibi müzisyenler için bu ilk bakýþta bir avantaj ama yeni neslin de o tipik yurdum insaný yüzeyselliðini taþýdýðýný görüyorum. Gotik müziðin, daha doðrusu gotik kültürünün Türkiye’deki yansýmasý biraz karýþýk. Öyle bir kültüre sahip olunabilecek bir toprakta yaþamýyoruz çünkü. Yeni nesil çok hýzlý bir þekilde bilgiye ulaþabiliyor ancak bilginin kaynaðý þüpheli. Çoðu okuduðum þeyde gotiðin ne olmadýðý bir nebze


kavranmýþ gibi görünüyor ancak emo imajý, senfonik rock ve Evanescence’den bahsedilince pek de kavranmadýðý anlaþýlýyor. Birinin bu insanlara “Gotik nedir”i açýklamasý mý gerekiyor? Araþtýrmaktan bu kadar aciz miyiz? Aslýnda tamamen yeni nesli de suçlamak istemiyorum, internetin bir bilgi çöplüðü olduðunu biliyorum. Belki de biz, bu müzik evrimini geçirmekteyken buna þahit olduk, pek çok þeyi görerek öðrendik ve bize yöneltilen sorulara bu müziðin ilk temsilcileri olarak, bu iþin aslýný öðretme misyonumuz olduðunu düþünerek cevap vermeliyiz ama bizim asýl iþimiz müzik yapmak. Kaldý ki sadece bizim ülkemizde deðil her yerde türlerle ilgili tartýþmalar yapýlýyor. Kalýplar kalktý, türler birbirinin içine geçti. Artýk kafa yorulmasý gereken þey, “ne”, “kim” ve “nasýl”lar deðil, yapabileceðimiz en iyi müziði üretmek. Örnek aldýðým isimlere gelince, dönem dönem baþka kiþileri dinlemekten hoþlanýyorum ve ilham alýyorum ama elbette seneler geçse de benim için eskimeyecek olan bazý isimler var. Depeche Mode, Morrissey ve The Cure gibi. Ve hatta müzikle ilgilenmemi saðlayan isimler; Aziza Mustafa Zadeh ve Tori Amos. S: Sýrada kliþe sorumuz var. Dünyaya bir albüm olarak gelmek isteseydin hangi albüm olmak isterdin? Ö: Aziza Mustafa Zadeh – Dance Of Fire S: Yanýtlarýn için teþekkürler. Eklemek istediklerin varsa söz senin. Ö: Bana yer verdiðiniz için derginize ve okurlarýnýza çok teþekkür ederim.


BAHA ÖZER

www.myspace.com/rem


R.E.M. ÝLE KARÞILAÞMAK 4 Ekim 2008 günü akþamý ülkemiz bir büyük konsere daha tanýklýk etti. Bu yýl gerçekleþen konserler arasýnda bu etkinliðin anlamý çok büyüktü. S.O.S. Ýstanbul baþlýðý altýnda gerçekleþen bu konseri ÝKSV ve Pozitif iþbirliðinde izledik ve Virgin Radio da bu etkinliðe sponsor desteði ile katkýda bulundu. S.O.S. Ýstanbul çok çeþitli sivil toplum kuruluþlarýný bir araya toplayan, Ýstanbul'un deðiþimi için ýþýklarý yakmayý amaçlayan bir etkinlik olarak tarihe geçti. Bu anlamlý geceye Ayyuka, Mor ve Ötesi ve Spiritualized ile birlikte dünyanýn en büyük gruplarýndan biri olan R.E.M. damgasýný vurdu. R.E.M. 1980'li yýllarda Athens Georgia'da yeþeren ve günümüzün modern rock müziðinin temellerini atmýþ bir topluluk. O yýllarda oluþturduðu "Murmur", "Reconstruction of the Fables", "Lifes Rich Pageant" ve "Document" gibi albümlerle hem müzik piyasasýna canlýlýk kazandýrmýþ hem de dünyada sonradan kurulacak olan modern rock topluluklarýný da derinden etkileyerek bir anlamda önemli bir görev üstlenmiþtir. Hoþ, kendileri bu düþünceyi pek kabul etmese de bugünkü modern rock topluluklarýnda R.E.M.'den büyük izler duyabiliyoruz. 90'lý yýllarda da R.E.M.'in geliþmesi sürmüþ, "Green", "Out Of Time" ve müzik dünyasýnýn en önemli albümlerinden birisi olan "Automatic For The People" ile daha büyük kitlelere seslenebilmiþlerdir. Ülkemizde ise "Out Of Time"ýn çýkýþý ve ‘Losing My Religion’ þarkýsý ile bir çok dinleyiciyi etkisi altýna alabilmiþ bir gruptur. 90'lý yýllarýn sonuyla birlikte grubun çýkardýðý farklý yapýdaki albümlerle eskisi gibi yoðun dinlenmediðini gözlemleyebiliyoruz. "Monster", "Up" ve "Reveal" gibi birbirinden baðýmsýz çalýþmalarýn grubun ne denli geniþ ve açýk yönlerden seslendiðini, bununla birlikte davulcu Bill Berry'nin gruptan ayrýlýp kendisini çiftçiliðe vererek grubun diðer kalanlarýný duygusal ve müzikal yönden etkilediðini de "Up" albümüyle anlayabiliyoruz. Son olarak bu sene içerisinde bize "Accelerate" albümü ile seslenen R.E.M. geçmiþe dönmüþ gibi gözükse de aslýnda bu albümün bir özlemin ürünü olduðunu düþünüyorum. Michael Stipe'ýn yazdýðý enteresan sözler ve yine grubun Stipe'ýn yazdýðý sözlerle etkisini gösteren politik-aktivist tavrýyla birlikte R.E.M.'in bize ulaþtýrdýðý hisler çok derin ve vazgeçilmez. R.E.M. bu duygularla birlikte çok samimi ve duygusal bir portre çiziyor bizlere, bunun için onlar hiç deðiþmediler ve deðiþmeyecekler. Ve bunu Ýstanbul konserinde çok iyi anladýk. R.E.M. ile karþýlaþtýk. R.E.M. ZAMANI R.E.M. ülkemize "Automatic For The People" sonrasý gelseydi herþey daha farklý olabilirdi. "Accelerate" sonrasý çýktýðý dünya turnesinde grup her konserinde birbirinden farklý þarký listeleriyle seyircinin karþýsýna çýkarak eski þarkýlarýndan da demetler sunuyordu. Ülkemiz dinleyicisinin R.E.M.'e karþý ne çok yakýndan ne de çok uzaktan sergilediði tavrý bu konserde çok iyi gördük. Michael Stipe'ýn hareketli yaklaþýmý, Peter Buck'ýn o "cool" görüntüsü ve grubun sevimli basçýsý Mike Mills'in sempatik tavýrlarý seyirciyi pek etkilemedi. "Automatic For The People" sonrasý ülkemizde dinleyiciler açýsýndan R.E.M.'e karþý sempatik tavýrlar oluþtu. Ülkemizde bu tavrý zamanla kaybeden R.E.M. dinleyicilerle zamanla arasý açýlmýþ gözüktü, bu duygu konserde o kadar belliydi ki yaþlarý belirli bir düzeye ulaþmýþ dinleyicilerin dýþýnda þarkýlara katýlýmý pek göremedik. Çok genç yaþlardaki dinleyiciler ise grubun sadece ‘Losing My Religion’, ‘The One I Love’, ‘Imitation of Life’ ve ‘Drive’ gibi þarkýlarýndan haberdardý. Bu duygularla R.E.M. konsere çoðu konserdeki gibi "Accelerate" albümün giriþ þarkýsý ‘Living Well Is The Best Revenge’ ile baþladý. Michael Stipe'ýn kývýr kývýr hareketli görüntüsü ve þarkýnýn "rock" yapýsý seyirciyi ilk baþlarda tavladý ama devamý gelmedi maalesef... Sýrada Dublin konserindeki gibi ‘So Fast, So Numb’ vardý ve bu þarký da R.E.M.'in "Rock" yapýsýný gözler önüne seriyordu. "Monster" albümünün giriþ çalýþmasý ‘What's The Frequency Kenneth?’ þarkýsýndan sonra Stipe çok uzaklardan geldiklerini belirterek ülkesinin politik açýdan bir deðiþim geçirdiðini ve bundan

memnun olduklarýný dile getirdi. Stipe dinleyiciye "Ýstanbul seyircisinin yeni albümümüze verdiði tepkileri merak ediyoruz" diye haykýrmasý da bir sýnavýn baþlangýcýydý. Eleþtirel sözleriyle "Accelerate" albümünden ‘Man-Sized Wreath’ sýnavý iyi atlatamadýðýmýzýn kanýtýydý. Dinleyici pek eþlik edemedi, daha doðrusu seyirci bu þarkýdan bihaberdi, ama bazý R.E.M. dinleyicilerinin de þarkýyý sahiplendiðini gözlemledik. Ardýndan "Automatic For The People" albümünün liriksel açýdan en sert þarkýsý ‘Ignoreland’ý yeniden seslendirdiler. Bu þarký Reagan hükümetine bir eleþtiri niteliðindeydi ve Stipe þarký içerisinde bazý kelimeleri daha da vurgulayarak kendi hükümetlerine karþý bir tavýr sergiledi. R.E.M. seçimlerde Demokrat Parti adayý Barack Obama'yý destekliyor ve bunun için Bruce Springsteen, John Mellencamp ve Pearl Jam gibi aktif bir þekilde çalýþýp konserler veriyor. MIKE MILLS'ÝN KOVBOY ÞAPKASI R.E.M.'in konserde seslendirdiði en ilginç þarkýysa "Document" albümünün politik tavýrlý þarkýsý ‘Disturbance at the Heron House’du. Eski R.E.M. dinleyicileri bu þarkýnýn çalýnmasýna inanamadýlar ve gerçekten de R.E.M. bu þarkýyý çok az konserde seslendiriyordu. Arkasýndan "Hollow Man" ve "Man On The Moon" soundtracklerinde yer alan, konserlerinin vazgeçilmez þarkýsý ‘The Great Beyond’ ile devam ettiler. Stipe çok hareketli olduðundan en önde duran izleyiciyi iyice tavlýyordu ama çok soðuk duran Peter Buck ve ara ara hareketlenen Mike Mills ise seyirci ile pek ilgilenmiyordu. Bunun tek sebebi dinleyici olmalýydý, çünkü þarkýlara pek ilgi gösterilmiyordu. "New Adventures In Hi-Fi" albümünün duygusal çalýþmasý ‘Electrolite’ kalabalýðýn bir anda hareketlenmesini saðladý. Bunun ardýndan yine çok az konserde seslendirdikleri ‘Sweetness Follows’ gecenin durgun bölümlerinden biriydi. ‘Bad Day’ ve ‘Horse The Water’la biraz hareketlenilse de bunun devamý gelmedi. Mike Mills konserin baþýndan beri taktýðý kovboy þapkasýný hiç çýkarmadý ve güneyliliðini orada da gösterdi. Mills R.E.M.'in görünüþ olarak en sempatik elemaný ve çoðu R.E.M. albümünde Stipe dýþýnda bazý þarkýlarda vokallerde kendisi yer alýyor. Konserin devamýnda 1984 tarihli R.E.M. albümü "Reckoning"in sevimli yol þarkýsý ‘(Don't Go Back To) Rockville’de de Stipe'dan vokali devraldý ve týpký Dublin konserindeki gibi seyirciyi coþturdu. "Reveal" albümünün aðýr yapýdaki þarkýlarýndan ‘She Just Wants To Be’den sonra R.E.M.'i kitlelere tanýtan en önemli þarkýlardan biri olan ‘The One I Love’ bizi çok hareketlendirdi. Sonrasýnda ise en özel R.E.M. þarkýlarýndan biri olan ve çok beklenen ‘Fall on Me’ bizi mest etmeye yetti. Mike Mills'in piyanonun baþýna geçmesiyle ‘Nightswimming’ fýrtýnasý yaþandý ve çok duygusal anlarýn yaþanmasýna sebep oldu. Ardýndan Stipe'ýn Kurt Cobain'e ithaf ettiði ‘Let Me In’ þarkýsý da çoðu R.E.M. dinleyicisinin özel anlar geçirmesini saðladý. Artýk her R.E.M. konserinin daimi parçalarý haline gelen ‘I'm Gonna Dj’, ‘Near Wild Heaven’ ve Losing My Religion kýrmasý ‘Imitation Of Life’ ise ellerin havaya kalkmasýna neden oldu. "Green" albümünün iyi þarkýlarýndan ‘Orange Crush’ ve son "Accelerate"in ilk single çalýþmasý ‘Supernatural Superserious’, konserin artýk sonlarýna yaklaþtýðýmýzýn habercisi gibiydi. ‘Losing My Religion’ gecenin tepe noktasýydý ve hemen hemen herkes þarkýya eþlik etti. Konserin bitimi, "Up" albümünün en bilinen çalýþmalarýndan olan ‘Walk Unafraid’, Greenpeace için yaptýklarý ‘It's The End Of The World As We Know It (I Feel Fine)’ ve gecenin son çalýþmasý "Man On The Moon" ile yapýlarak o günkü ýþýklý, denizli, boðaz görüntülü geceye nokta konuldu. Ünlü komedyen Andy Kaufman için yaptýklarý bu þarký gecenin belki de en beklenen ikinci çalýþmasýydý. Gönül isterdi ki ‘Everybody Hurts’, ‘Near Wild Heaven’, müthiþ yol þarkýsý ‘Cuyahoga’, ‘The Sidewinder Sleeps Tonite’ ve ‘The Wrong Child’ gibi klasiklerini de dinleyebilseydik ama “bu kadarý da bize yeter” diyerek evlerimizin yolunu tuttuk. S.O.S. Ýstanbul kapsamýnda bu bir baþlangýçtý ve R.E.M. gibi bir gruba tanýklýk ettik. Ne olur ne olmaz, bu etkinlik devam ederse organizatörler bir Pearl Jam için de harekete geçebilirler, bunu da çok istiyoruz.


SELÝM VARIÞLI

www.myspace.com/exodus


Þu an Amerikan Thrash Metal cephesinin en saðlam duran topluluðu Exodus. Gerek geçmiþi, gerekse milenyum sonrasý yayýnladýðý birbirinden güçlü yeni dönem albümleriyle Exodus 25 yýldýr tarzýndan taviz vermedi. Bir çok dev gruptan daha önce baþladýlar, bir çoðuna yol gösterdiler ve bugün çoktan kült statüsüne ulaþmýþ durumdalar. Son albümleri "The Atrocity Exhibition - Exhibit A" çýkalý bir seneden fazla oldu. Exodus artýk fazla bekletmeyi sevmiyor. Lakin bu seferki hareketleri riskli, riskli olduðu kadar da heyecanlýydý. Gelmiþ geçmiþ en iyi Thrash albümleri arasýnda gösterilen, Thrash tarihinin baþlangýcýný teþkil eden albümlerden biri olan, günümüzün en kült albümlerinden efsanevi "Bonded By Blood"ý yeniden kaydettiler. Bu giriþimin en önemli riski kuþkusuz albümün orijinal versiyonundaki vokalist Paul Baloff'un artýk aramýzda olmayýþýydý. 2002 yýlýnda kaybettiðimiz Baloff, yeri doldurulamaz nitelikte bir vokalist ve metal adamýydý. Metal tarihinin en önemli albümlerinden birinde, metal tarihinin

konusu deðil. Gary Holt 25 yýlýn ardýndan halen ne yaptýðýný çok iyi bilen bir müzisyen. Parçalarý orijinallerine sadýk kalarak, ayný riffi farklý þekilde çalmaktan kaçýnarak, neredeyse halen 1985'teymiþ gibi bir mantýkla kaydetmiþler. Orijinal Bonded By Blood'un tüm vuruculuðu bu albümden de yansýyor. Albümün orijinalinde de yer almýþ olan Gary Holt ve Tom Hunting'in 23 seneden sonra ayný parçalarý yeniden kaydederken neler hissettiklerini cidden çok merak ediyorum. Ben ilk kez 10 sene önce dinlediðim bu albümün yeni kaydýný dinlerken kendimi tuhaf hissettim. Onlar için çok daha etkileyici olmalý ki ayný ruhu yansýtmayý baþarmýþlar. Diðer önemli faktör de gitar tonu. Yeterince Thrash bir ton yakalamadan bu iþe giriþmek en basit tabiriyle albüme hakaret olur (bu konuda biraz tutucuyum zira re-recorded

en önemli vokalistlerinden birinin yerini doldurmak oldukça stresli bir iþ olmalý. Þu anki vokalist Rob Dukes bu zor görevin altýndan baþarýyla kalkmayý bilmiþ. Hatta þu ana kadar vokal yaptýðý albümler arasýnda en iyi performansýný gösterdiðini düþünüyorum. Dukes, Exodus tarihinde Baloff sonrasý önemli yeri olan Steve Souza ile sýk sýk kýyaslanýr. Açýkçasý bu albüme kadar da Souza gibi bir vokalist karþýsýnda hararetle savunulabilecek seviyede deðildi Dukes. Ancak "Let There Be Blood" ile "tamamdýr abi olmuþ" dedirtecek bir vokal gösterisi sergilemiþ. Ailece seviyoruz. Gelelim re-recorded hadisesini grup ve mevzubahis albüm açýsýndan tehlikeli kýlabilecek diðer iki önemli faktöre. Parçalarýn orijinal gidiþhatýna sadýk kalýnmadan çalýnmasý ve kullanýlan gitar tonu. Bu iki faktör çok baþarýlý olabilecek bir albümün ipini anýnda çekebilir benim gözümde. Nitekim büyük bir faný olduðum Destruction, eski hitlerini tekrar kaydettiði "Thrash Anthems" albümünde kendi parçalarýný coverlamaya kalkarak bir çok efsanevi parçayý harcamýþ ve büyük hayal kýrýklýðý yaratmýþtý. Exodus'ta ise bu durum söz

olayýna giren topluluklar uzun yýllar içinde yerine oturmuþ kilometre taþlarýyla oynuyorlar). Albümün yeniden kaydedileceðini duyduðumda aklýma ilk olarak gitar tonu gelmiþti ve sözünü ettiðim noktalardan dolayý çekiniyordum biraz bu mevzudan. Ancak Exodus bu konuda da baþarýyla geçmiþ sýnavý. Testament da benzeri bir hareketi 2001 yýlýnda "First Strike Still Deadly" adýyla yapmýþtý. O albüm re-recorded'lar arasýnda zirve noktasýdýr benim için. Ýþte Exodus, o albümün bu konudaki liderliðini sarsacak kadar iyi çalýþmýþ Let There Be Blood'da. Minnettarýz...


SELÝM VARIÞLI

www.myspace.com/behemoth


Her yeni albümde daha da sert hareketler sergileyen Behemoth'a ilk sayýmýzda da dergimizde yer vermiþtik. Gelgelelim Kasým ayý içerisinde yayýnlanacak olan konser albümleri "At The Arena Of Aion - Live Apostasy" ve yeni EP'leri "Ezkaton" ile Behemoth tekrar gündemimize girdi. Polonya'lý topluluk, Black Metal grubu olarak baþladýðý kariyerinde son bir kaç albümdür tamamen Death Metal'e yönelmiþ durumda. Her ne kadar imajlarý ve lirikleri halen olabildiðince Black Metal olsa da müzikal açýdan lezzetli bir Death Metal grubu Behemoth. Ýlk olarak yeni konser albümünden söz edelim. "At The Arena Of Aion - Live Apostasy", Behemoth'un üstün konser performansýnýn iyi bir prodüksiyonla sunulmuþ hali. Topluluðun eski ve yeni bir çok parçasýný barýndýrmakla beraber, Norveç'li kült Rock'N'Roll topluluðu Turbonegro'dan bir cover da yer alýyor. Daha önce konser DVD'leri yayýnlamýþ olsa da bu albüm Audio CD olarak yayýnlanan ilk Behemoth konser albümü. Nergal'in yer yer clean vokallerini de iþin içine karýþtýrdýðý bu albüm, Behemoth'un sert ve agresif yapýsýna olabilecek en saf format olan konser kaydýyla tanýklýk etmek için birebir. Her ne kadar kimi yerlerde sonradan stüdyoda eklenmiþ overdub'lar fazlaca kendini belli etse de genel anlamda

Behemoth gibi komplike müzik yapan bir topluluk için oldukça baþarýlý bir çalýþma "Live Apostasy". Kasým ayý içerisinde yayýnlanacak olan "Ezkaton" adýnda bir de Behemoth EP'si var. Bu EP, iki yeni parça, live parçalar ve coverlardan oluþacak. EP'nin toplam dört plaktan oluþan özel limitli basým versiyonu da yayýnlanacak. EP’nin açýlýþýný yapan ‘Chants For Ezkaton 2000 e.v.’ müthiþ bir parça. Ayrýca Ramones ve Master’s Hammer coverlarý da ilginizi çekebilir. Behemoth’un resmi marþý ‘Decade Of Therion’’un bu live kaydý da parçanýn canlý olarak orijinalinden çok daha iyi olduðu tezimi güçlendiriyor. :) Bu arada dört plaklýk özel basým olayý son derece iþtah açýcý görünüyor. Bu arada, geçtiðimiz yýllarda ülkemizde iki konser veren topluluðun, önümüzdeki yýl baþlarýnda yeniden konser vermek üzere ülkemizde olmasý ihtimal dahilinde. Son albüme çekilen ilk klip 'At The Left Hand Ov God' ile Polonya'nýn prestijli video festivallerinden "Yach Film Festival"da üç dalda ödüle aday gösterilen ve "en iyi klip montajý" dalýnda ödül alan Behemoth, ikinci klibi "Inner Sanctum"u da 15 Ekim itibarýyla MySpace sayfasýndan yayýnladý.


SELÝM VARIÞLI

Yakýn zamanda yayýnladýðý ilk albümüyle çok yýkýcý bir Death Metal soundu ortaya koyan ve ayný etkiyi sahnede de gösterebilen Ankaralý topluluk Carnophage huzurlarýnýzda... Sorularýmýzý gitarist Berkan Baþoðlu yanýtladý.

www.myspace.com/carnophageturkey


Selamlar Berkan. Önce en kliþe sorulardan gireyim. Albümün kayýt sürecinden ve Unique Leader ile anlaþmanýzdan bahsedelim. Bilhassa Jacoby'nin Carnophage ile ilgili yorumlarý nasýldý? Berkan: Bizimle anlaþtýklarý vakit Jacoby’nin bebeði oldu. Hem Deeds Of Flesh’ten hem de Unique Leader’dan ayrýldý. Deeds’in vokal gitarý Erik ilgilendi bizimle hep. Aaa süpermiþ. Yani bebeði olmasý süpermiþ, gruptan ve firmadan ayrýlmasý deðil. :) Tabii Erik'in grupla ilgili yorumlarýný aktarmaný rica edeceðim þu durumda. B: Haha. Valla süper, hayýrlý olsun da bizim iþleri ciddi anlamda yavaþlattý bu durum. :) O zamanlar Unique Leader'ýn web sitesinden sorumlu eleman Jacoby idi. Bizim anlaþma haberimiz, anlaþmadan yaklaþýk bir buçuk ay sonra web sitesinde ilan edildi. :) Ýlk mail Erik'ten geldi. Promomuzu çok beðendiklerini, tam kendi çizgilerinde olduðunu ve þartlar uygun olursa bizimle anlaþmak istedikleri yazýyordu. Hatta bir de "killer stuff" demiþti ki yýllardýr örnek aldýðýmýz bir grubun elemanýndan bunu duymak onur verici idi. Peki Jacoby'nin bu özel durumundan kaynaklanan gecikmeler web sitesi haricindeki konulara da yansýdý mý albümün yayýnlanmasý sürecinde? B: Hayýr herhangi bir etkisi olmadý. Sadece albüm planlanandan bir hafta kadar geç çýktý. O da bizim burada yazdýðýmýz master CD'yi (hatta CD'leri, bir kaç kez göndermek zorunda kaldýk çünkü) orda kopyalayamamalarýndan kaynaklanan teknik problemlerden ötürü. En sonunda ham olarak wav dosyalarýný fabrikanýn FTP’sine attýk ve sorun çözüldü. Genel olarak firmanýn sizin için yaptýðý çalýþmadan memnunsunuz yani di mi? B: Firma elinden geleni yapýyor. Genel mizaçlarý biraz "cool" görünse de albüm þu anda akla gelebilecek her online satýþ sitesinde ve her ülkedeki Unique Leader distribütöründe mevcut. Her ne kadar genel kaný farklý olsa da þirketler sadece albümün basýmýndan ve daðýtýmýndan sorumlu. Konser ve tur gibi olaylar %90 gruba baðlý. Firma sadece baðlantýlarý ile destek olabiliyor çünkü tura çýkan gruplarý firmalar deðil firmalarýn çalýþtýðý "touring agency"ler seçiyor. Peki, albüme gelelim. Önce þunu sorayým. Albümde genel lirik tema ne üzerine? “Deformed Future // Genetic Nightmare” isminden de "düz death metal sözü yazmadýk, okunacak sözler yazdýk" imajý yansýyor. Bu konuda neler söylemek istersin? Ayrýca bu baðlamda Death Metal gruplarýnda þarký sözleri sence nasýl olmalý? B: Grup olarak “gore” temalar kullanmaktan fazla hoþlanmýyoruz, kiþisel olarak baþka gruplardan dinlemek hoþumuza gitse de… O yüzden biraz daha düþündürücü ve toplumsal içerikli bir konsept var albümde. Sözler Oral'a ait ve sadece kapakla albümün kitapçýðýna bakan birinin, sözleri okumasa da kafasýnda birçok þeyin belireceðini düþünüyoruz. Death Metal diðer türlere göre biraz daha samimi ve tabiri caizse hala iþlerin underground yürüdüðü bir tarz. Dolayýsýyla sözler yazýlýrken çok da fazla "kaygý" taþýmýyor çünkü Death Metal yapan adam bu müziði gerçekten hissettiði için yapýyor. Bu baðlamda kitleleri peþinden sürükleme amaçlý boþ beleþ iþlerle deðil daha samimi, kiþinin iç dünyasýndan gelen sözler yer almalý. Death metal gruplarýnda albüm yayýnlandýktan sonra "þurayý daha iyi yapabilirmiþiz" veya "þunu keþke koymasaydýk" türü yorumlar diðer türlere göre daha çok duyulur. Bu da söz konusu müziðin oldukça komplike olmasýna baðlanabilir. Siz albümü yapýp bitirdikten sonra kiþisel veya grupça "ya þurayý da þöyle yapsaydýk daha iyi olurdu" gibi bir düþünce oldu mu hiç? Veya o zaman olmadýysa þimdi var mý böyle bi düþünce? B: Bu düþünce her zaman hasýldýr. Eðer deðilse ya egolar çok yüksektir ya da “tamam ben oldum" deniliyordur. Daha iyi olabilirdi düþüncesini özellikle miks ve mastering aþamalarýnda, henüz kayýt bitmeden fazlasýyla yaþadýk ama çok fazla uðraþýnca bir noktadan sonra daha da geriye gittiðimizi farkettik ve orada kestik. Ayný þey besteler için de geçerli. Samimi olmak gerekirse artýk albümdeki þarkýlardan eskiden aldýðýmýz zevki almýyoruz ve ikinci albüm için çok daha iyilerini yapmaya çalýþýyoruz. Ama bunun kompleks ve teknik kaygýlarla hiç alakasý yok. Zaten hiç bir zaman anlamsýz tekniðin olduðu, saçma sololarýn havada uçuþtuðu, “sýrf aksaklýk olsun da trendi takip eden dinleyicinin de hoþuna gidelim” gibi bir isteðimiz olmadý. Bizim için ruh, saldýrganlýk ve hýz ön planda. Bu baðlamda ikinci albümde daha da olgunlaþmýþ bir Carno müziði için uðraþýyoruz. Rock Station'da birkaç dinleyiciyle Carnophage hakkýnda konuþurken, "abi süper albüm ama solo çok az" gibi bir yorum duydum. Öte yandan bence "Harmlessly Eaten" ve "Anomalistic Resurrection"daki sololar gayet iyi. Tabii bir gruba "neden albümde solo az" diye sorulmaz ama Death Metal'de solo olayýna bakýþ açýndan biraz bahsedersen belki o "solo az" diyen dinleyicinin kafasýndaki soru iþareti ortadan kalkar. B: Bazý gruplar vardýr, bu projede hiç solo olmayacak diye ya da mutlaka her þarkýda solo olacak diye baþtan hükümle yollarýnda ilerlerler. Riffleri hazýrlýyoruz,


düzenlemeleri yapýyoruz, eðer uygun bir bölüm olursa ve gerekli hissiyatý verecekse uygun bir solo arkasý riffi ve solo ekliyoruz. Bu iþi her þarkýda formülize edersek emin ol sana "solo çok az" diyen kiþi bu sefer de "abi bu ne lülülülülü her yerde solo atmýþ bu adamlar, bence gereksiz olmuþ" diyecekti. Herkesi ayný anda memnun etmek mümkün deðil. Dahasý böyle bir çabamýz yok. "Herþeyden önce kendimiz için yapýyoruz" olayý Death Metal'i daha samimi kýlar. :) Peki Erkan Tatoðlu gibi bir müzisyen/prodüktörle çalýþmak nasýldý? Son yýllarda kayýt konusunda iyice öne çýktý ve bir çok grup onun stüdyosunda kayýt yapýyor. Sizin albümünüzde müzikal açýdan ne derece etkisi oldu? B: Erkan abi uzun yýllardýr tanýdýðýmýz ve çok sevdiðimiz bir insan. Kayýt zamaný orada parayla iþ yapýyormuþ gibi deðil de muhabbet edip takýlmaya gidiyoruz hissiyatý hakimdi. Prodüktör kullanma ya da baþkalarýndan beste alma düþüncemiz olmadýðý için müzikal anlamda etkisi olmadý. Ama sýký bir Death Metal dinleyicisi olduðu ve çok iyi bir kulaða sahip olduðu için kayýt süresince her anlatmak istediðimizi anladý. Ýmkanlar dahilinde en iyi iþi çýkarmak için, iþi parayla yapan bir profesyonelden öte arkadaþý için canla baþla çalýþan biri gibiydi. Oral'ý daha önce Cidesphere ve Burst Appeal gibi topluluklardan biliyorduk. Gruptaki diðer elemanlarýn da Carnophage öncesi ciddi çalýþmalarý veya þu an mevcut yan projeleri var mý? B: Ben Solitude’da gitar çalýyordum. Erkan Almanya'ya gittikten sonra grup bitti denebilir. Þimdi yine burada ama artýk devam edilir mi, edilmez mi tamamen muamma. Onur da ayný zamanda Black Omen'da davul çalýyor. Onun dýþýnda baþka projelerimiz yok.

Senin Solitude'da çaldýðýný bilmiyordum. Umarým toparlanýr Solitude tekrar. Baya iyi gruptu. B: Ben de isterim. Her ne kadar ana uðraþým Death Metal olsa da kökenim Thrash. Þimdi en civcivli soruya geldi sýra. :) Mp3 olayýnýn bilhassa underground müziðin yayýlmasý konusunda ciddi rol oynadýðý ortada. Mp3 gruplarýn albüm satýþlarýný düþürürken ister istemez konserlerinin daha kalabalýk olmasýný saðlýyor. Sizin albümünüz de internette Mp3 olarak dolaþýyor. Bu konuda neler düþünüyorsunuz? B: Al iþte, en son sorulacak adama sordun bu soruyu... Þimdi bugünkü tüm iþini gücünü iptal et. Röportaj ciddi uzayacak :) Hehe :) Uzasýn röportaj, yerimiz geniþ. B: Soruyu cevaplamadan önce evveliyattan gireyim konuya. Ortaokul yýllarýmdan beri hayatýmýn bir parçasý diyebilecek kadar metal müzik ile ilgiliyim. O zamanlar küçüðüz tabii, verilen harçlýk miktarý belli. “Nasýl bu hafta da orijinal albüm alýrým” diye çoðu öðle yemeðinde Çizi yerdim, Cuma günü de Zýd'a, Hayri'ye, Shades'e ya da Dost'a koþardým. Neyse ki o yýllarda internet pek yaygýn deðil de millet her istediðini indiremiyordu. Sadece korsan olayý vardý. Onda da zaten metal gruplarýný, hele ki Death Metal gruplarýný hiç bulamazdýn. O yýllarda orijinale deðer verilirdi. Zaman geçtikçe bana insanlar “neden CD alýyorsun ki, indir” derdi.E indireyim ben de biliyorum, salak deðilim. Ama ortaya çýkan ürün bir bütün. Sadece ses dosyasýndan ibaret deðil. Her þeyden önce o kitapçýðýn kokusu, içinde yazanlar… Sevdiðiniz þarkýlarý elinizde bir ürün olarak tutmanýn mutluluðu ve belki yüzbinde bir de olsa o gruba destek olmanýn hazzý… Þimdi bunlarýn hiç biri kalmadý. Ýnsanlar o kadar yüzsüz ve bilinçsiz oldu ki, albümümü


gözümün içine baka baka indirip dinleyebiliyorlar. Bazýlarý destek verdiðini sanýyor, bu da iþin en komik yaný. Sözde bizim reklamýmýzý yaptýklarýný sanýyorlar... Ýnan artýk albümle ilgili sevindiðimiz konular öylesine bir hal aldý ki, Mp3 indirilen sitenin biri bizim albümü ‘ayýn albümü’ seçmiþ. Garip bir þekilde mutluluk duyduk, en azýndan onlarca megabaytýn arasýnda bir deðerimiz varmýþ... Ýþin bir baþka boyutu da verilen emeðin çöpe gitmesi. Eyvallah, ne yapabilirim indirsin, dinlesin. Hani orijinal almak salaklýk ya... Ama toplam emeði 2 yýl olan, kayýt süreci 70 saatten fazla olan bir albümü en azýndan arkadaþýyla MSN’de sohbet ederken yarým saatte harcayýp o çok deðerli megabayt megabayt arþivinin ücra bir köþesine atmasýn (Berkan burada daha sert bir cümle de kuruyor). Oysa ki orijinal alsa durum böyle olmaz. Ona para vermiþtir ve ister istemez zaman ayýrýr. Ýnsan beðenmese bile para verdiði bir albümü tekrar tekrar dinleme ihtiyacý duyar. En azýndan kitapçýðýný karýþtýrýr, merak eder. Ve her seferinde belki de kayda deðer baþka þeyler bulup sonunda o albümü sevebilir. Ama þu anda bunlardan çok uzaðýz. Ha diyeceksin bu kadar ahkam kesmek iyi güzel de sen hiç mi Mp3 indirmiyorsun? Ýndirmiyorum desem inanan çýkar mý? Piyasayý yakýndan takip ederim kim ne yapmýþ ne etmiþ... Ama içim rahat, her hafta belli bir miktar ayýrýyorum ve baþka harcamalardan kýsmak pahasýna elimden gelen desteðin fazlasýný veriyorum. Hele ki söz konusu Türk bir grubun albümü ise örnek þarký bile dinlemeden aldýðým oluyor. Kimse de parayý cartý curtu bahane etmesin. Albüm almayýp da ben metalciyim diye takýlan adamlarýn barlarda, kafelerde günlük olarak harcadýklarý paralar çok açýk. Biri gelsin bana, “ben sigara içmiyorum (en azýndan günlük fazla harcamýyorum), alkol kullanmýyorum ve param yok, sizin albümü alamýyorum” desin. Çok ciddiyim seve seve albümü hediye edeceðim!

Söylediklerinde tamamen haklýsýn. Peki Mp3 olayýnýn konserlerdeki seyirci sayýsýný artýrdýðý yönündeki görüþ için ne düþünüyorsun? Bu underground gruplar için geçerli bir iddia sayýlmasa bile gruplarýn tanýnmalarý ve büyümeleri adýna önemli bir aþama olabilir. Mp3'ü haklý çýkarmaz ama "kaçýnýlmazsa zevk almaya bak" durumu düþünülebilir mi sence? "Yani bu iþi madem engelleyemiyoruz, o zaman kullanmaya çalýþalým" diye düþünüyor musunuz? B: Adamlar albümü indirip gelip bize yorum yapýyorlar "çok güzel olmuþ, elinize saðlýk" diye. Teþekkür mü etmek gerekir, küfür mü, bu ince bir ayrým... Neyse en azýndan bu da güzel. O megabaytlar harddiskte yer kaplamaktan öte bir iþe de yarýyor demektir. Bakarsýn günün birinde az içer de konsere gelmiþken “þu albümü alayým bir sözlerine bakayým” falan der. Haklýsýn Mp3'ün popülerliðimizi arttýrdýðý büyük bir gerçek. Ama açýk söyleyeyim bilinçsiz ve hýrsýz koca kitle yerine Death Metal’i içinde hisseden bir avuç adama çalmayý tercih ederim. Bu konudaki görüþleriniz de müziðiniz gibi sert çýktý :) B: Sert deðil, olmasý gerektiði gibi. Orda burda yazýyorlar iþte yok “Carno gururumuz”, yok “yurtdýþýnda bizi en iyi þekilde temsil edeceklerine inanýyoruz”, cart curt... Ulan ver o zaman desteðini de yurt dýþýna gidebilelim. Þu ana kadar ne yaptýysak cepten yaptýk ve artýk yaþ da ilerledikçe hayata dair sorumluluklar üzerimize binmeye baþladý. O yurtdýþýndaki büyük festivaller tüm masraflarý karþýlýyor mu sanýlýyor? Bu yüzden senelerdir hayran olduðumuz çok büyük gruplarla çalma fýrsatlarýný kaçýrdýk. Destek dediðin öyle internetten “alnýmýzýn aký Carno, yürü büyüksün Carno” demeyle olmaz. Konsere gelmeyle olur, albüm almayla olur, merþandiz almayla olur!


Eyvallah. Sýradaki soruya geçeyim. Ýcra ettiðiniz tarzýn Türkiye'deki durumunu nasýl görüyorsunuz? B: Önceki soruda bahsettiðim olumsuzluklara raðmen 2008 yýlý Türk Death Metali adýna þahane geçti. Þu ana kadarki en iyi yýl hatta. Ve bundan sonra da yapýlabileceklerin bir göstergesi. Decaying Purity Ýspanyol þirketten taþ gibi bir albüm çýkardý, dünyayý sallýyor. Cenotaph Rusya turuna çýktý, kitlelere çaldý. Nettlethrone çok klas bir albüm çýkardý. Decimation nete koyduðu promoyla yakýnda koyacaklarý borunun haberini verdi. Suicide yeni albüm þarkýlarýný bitirmek üzere. Raven Woods kayda girmek üzere. DP gibi yine Ýstanbul’dan Chopstick Suicide var ki adamlar köpek gibi çalýyor, Dillinger Escape Plan’ý kýskandýracak kalitede müzik yapýyorlar. Asýl 2009'u gör sen... Nettlethrone'un daðýlmasý üzücü oldu ama. Gerçi onlar bölünerek çoðalan türden en sevdiðimiz Death Metalci tipi adamlar. Bi sürü grup ve albüm çýkar o kadrodan þimdi :) B: Ýlk konserinden beri takip ettiðim bir grup olmasýnýn yanýnda ayný zamanda arkadaþlarým ve çok üzüldüm. Aklýma ilk ODTÜ konserleri geliyor, arada elemanlara tek tek küfür ediyorum ama yapýlabilecek bir þey yok. Belki de “bazý þeyler tadýnda bitmelidir”in cevabýdýr bu. Kim bilir, yeni projeleri Nettle’dan da saðlam çýkar, dediðin gibi bölünerek istila ederler alemleri. :) Bu arada az önce Death Metal gruplarý arasýnda Raven Woods'u da saydýn. Ben de tam bununla ilgili bi soru sormak üzereydim. Black Metal'den Death Metal'e kayan topluluklar için ne düþünüyosun? Behemoth gibi mesela. B: Ýçten gelen dürtülere, zaman zaman da trendlere baðlý. Darkthrone Soulside Journey ile sýradan bir Death Metal grubu iken sonraki albümlerinde dünyanýn en büyük Black Metal gruplarýndan biri oldu. Günümüzde de extreme müzikte yükseliþte olan tarz Death Metal. Dinleyici profiliyle olsun, merþandiz merakýyla ya da sahne performansýyla olsun bu inkar edilmez. O yüzden içlerinden bu geldi ya da trende uydular hiç problem deðil. Behemoth'un þu hali eskisinden 10 kat iyi. Bence de. Peki röportajýn son ve en zor sorusu var sýrada. Asýl kliþe sorumuz bu. :) Dünyaya bir albüm olarak gelecek olsan hangi albüm olmak isterdin? B: Soru þimdiki zamanda sorulduðuna göre Mp3 olarak gelmek isterdim. Hahahaha. Peki soruyu 1995 yýlýnda sorduðumu farz et. B: Offf ne yaptýn 95 deyip... Suffocation - Pierced From Within, Morbid Angel - Domination, Deicide – Once Upon The Cross, At The Gates - Slaughter Of Soul’un yýlýný söyledin bana... Özellikle onu seçtim :) Ama bizde "d) hepsi" seçeneði yok. Birini seçmen lazým. B: Suffo diyeyim de, ay ay bölersek diðerlerini seçerim deyip hiçbirine ayýp etmemiþ olayým. :) Eyvallah. Berkan röportaj için teþekkür ederim. Güzel sohbet oldu. Eklemek istediðin biþey varsa dök içini. :) B: Buraya kadar sýkýlmayýp okuyanlar genel tavrýmýzý ve düþüncelerimizi az çok anlamýþlardýr. Röportaj için teþekkür ederiz.


Endüstriyel metalin Alman kalesi Rammstein’ý bilmeyen yoktur sanýrým. Bu sýralar pek sesleri sedalarý çýkmasa da kunduz gibi çalýþtýklarý oradan buradan kulaðýmýza geliyor. Özellikle 2008 içerisinde yeni bir albüm çýkartacaklarýna ve bu albümün “Best Of” olup olmayacaðýna dair dedikodular ortada dolanýyor. Hatta albüm çýkacaðý meselesi dedikoduluktan çýktý sayýlýr. Grubun klavyecisi Christian Lorenz (Flake ya da Doktor diye bilinir) bu haberi Metal Hammer Almanya’ya doðrulamýþ. Her neyse, burada oturup size çok bilinen bu nezih grubu tanýtmaya kalkýþmayacaðýz. (Rammstein’dan da haberiniz yoksa okumayýn kardeþim :), yeni albüm falan çýkarsa onunla ilgili yazýyý patlatýrýz hemen). Grubun ana gitaristi ve kurucu eleman Richard Zven Kruspe (evet Till Linderman kurmadý) 2005 senesinde, Rammstein’ýn bir yýllýk molasý sýrasýnda (“Mutter” albümünden sonra) yeni bir albüm çalýþmasýna baþlamýþtý. 2006 sonunda ise Rammstein’ýn resmi web sitesinde bu yeni oluþumun adý duyuruldu: Emigrate. Bu duyuru ile beraber albüm içinde yer alacak olan “Wake Up” isimli parça da dinlenebiliyordu. 2007 yýlýna kadar tüm albüm tamamlandý ve piyasaya çýktý. Albümün piyasaya çýkmasý biraz acayip bir þekilde oldu. Albümün adý belli deðildi, daha ��nce web sitesinde ve diðer sitelerde yayýnlanan parçalar vardý, albüm isimleri vardý. Ýlk albüm albüm müydü yoksa single mýydý anlaþýlamadý. Farklý ülkelerde farklý zamanlarda piyasa çýktý (farklý isimlerde de çýktý sanýrým). Yani kýsaca karman çorman bir çýkýþ öyküsü var. En sonunda albüm ismi olarak “Emigrate” ortaya çýktý (çok klasik). Bu isim belirlendikten sonra Avusturya ve bu yýl içinde de Amerika’da satýþa sunuldu. Albümü pek beðenmedim. Dinlemeden önce ve albüm kapaðýný gördükten sonra (albüm ve single kapaklarýnda hafiften Rammstein ve endüstriyel bir koku var) insan þöyle poposunu doðrultup “iþte ultra elektronik, oynak, bangýr bangýr, sert ve Almanca gaz bir þey geliyor” diye bekliyoruz, sonra kapak oluyor bize. Tamam, bangýr bangýr bir giriþ var ama sonra Richard baþlýyor söylemeye. Aman Yarabbi! Çok düzgün bir Ýngilizce (Ýngilizce öðretmeni gibi) ile pop bir þeyler mýzýrdanýyor. Þarký sözleri çok basit ve klasik. (Orada burada þarký sözlerinin Rammstein sözlerinden alýntýlar olduðu söyleniyor – sadece söylenti). Diðer parçalarý dinliyoruz, hepsinde ayný ses tonu ve güzel Ýngilizce. Abi n’aptýn sen? Þekil þema yerle bir. Çoðu Rammstein dinleyicisinin görüþü de doðal olarak “git Rammstein’de gitarýný çal, aman solo albüm yapma” oluyor. Richard’ýn sesini de bir þeylere benzetiyorum ama neyse burada söylemeyim. Neyse sinirlendik, öfkelendik. Grubu biraz tanýtýp eve gidip Rammstein DVD’sini koyup sakinleþelim biraz. 2007’de ilk single’ýný çýkartan Emigrate daha sonra kendi adýný taþýyan albümünü ve “New York City” isimli diðer single’ýný yayýnladýktan sonra bu sene “Temptation” isimli yeni single’ý ile karþýmýzda (yine tarzda deðiþen bir þey yok – neyse sinirlenmeyelim). Grup toplam dört kiþiden oluþuyor. Vokal ve gitarda tabiî ki Richard Zven Kruspe, ritm gitarda Olsen Involtini, bas ve arka vokalde Arnaud Giroux ve son olarak bateride Henka Johansson (Clawfinger’dan). Son olarak da grubun daha ziyade Meksika ve Rusya’da ilgi çektiðini belirtelim (garip adamlar bunlar).

HÝDAYET DOÐAN

Albümü almadan önce grubun online yayýnladýðý bazý parçalarýný dinleyip fikir sahibi olmanýzý öneriyorum. Bol endüstriyel, tenekeli, çekiçli günler efendim. www.myspace.com/emigrate


Selim: Ya þöyle ki, yeni sayý için Radical yazýsý düþünüyorduk. Sonra dedim ki “Ya niye röportaj yapmýyoruz?” E röportaj için de MSN gayet uygun bi ortam. :) Kerem: :) Uyar. S: Tamamdýr baþlýyorum o zaman. K: Baþla… Röportajýmýz bu þekilde baþladý. Radical Noise yýllarýndan ve sert müziðin gelmiþinden geçmiþinden konuþtuk. Harbi bir röportaj oldu. Samimi yanýtlarý için Kerem Onan’a teþekkür ederiz.

SELÝM VARIÞLI

www.myspace.com/radicalnoise


S: Yeniden toparlanma fikrinin ortaya çýkmasýndan ve bu toparlanmanýn boyutundan baþlayabiliriz abi. Konserlerle kalacak mý, albüm gelecek mi? Umudumuzu sürdürmeli miyiz? K: Hiç bir fikrim yok. Daha oturup bunlarýn hiçbirini konuþacak vaktimiz olmadý zira Sinan Caravan konserinden sonra apar topar yine Amerika'ya döndü biliyorsun. Tek eksiðimiz o ve en geç 2009 Ýlkbaharý’nda Türkiye'de olacak. Ondan sonra oturup biz neyiz, neredeyiz, ne yapabiliriz, onlarý konuþacaðýz. S: Sinan gitti demiþken, sýradaki soruya baðlayým hemen. Þu an Radical elemanlarýnýn müzik adýna çalýþmalarý neler? Boþ oturmadýðýnýzý biliyorum. K: Ýçimizde herhalde en aktif adam Ersin. Bir ton projesi var adamýn, hangi birine nasýl yetiþiyor hiçbir fikrim yok. Þu an Shiva ile ilgileniyor, yeni yýlda albümleri çýkacak. Alternatif Rock - Post Hardcore arasý bir grup. Onun dýþýnda Emre Serdar - Ersin Ýhanet Mimarý'ný kurdular, Emre askerden gelince devam edecek sanýrým. Benim bir tek Pigs Of The Empire var þu an aktif olarak çalýþan. Sludge Doom Stoner ne kadar yavaþ müzik varsa çorba yaptýk takýlýyoruz. Bir de yine Ersin ben ve Lifelock'dan oluþan Edison Effect var, o da yeni yýlda þarkýlarýný kaydedecek. Bu kadar. S: Peki Radical tekrar toplandý diyelim. Albüm yapmaya karar verdiniz. Tarz Plan B'de býraktýðýnýz yerden devam mý olur? Deðilse ne olur? Aradan on sene geçti haliyle. K: Ben bizim yaptýðýmýz/yapacaðýmýz hiç bir albümün diðerine benzeyeceðini sanmýyorum açýkçasý. Bugüne kadar hiç bu grubun bir elemanýný "olm bak þunun gibi oldu þarký" derken görmedim. Biz o anki zevklerimizi, sevdiðimiz þeyleri, hoþumuza gidenleri direk yaptýðýmýz þarkýya yansýtan adamlarýz. Þimdi düþünüyorum, dediðin gibi 10 sene geçti. Hepimizin müziðe bakýþý o kadar farklý ki… En azýndan kendim ve Ersin için bunu söyleyebilirim, çünkü burada hep beraberdik. Yeniden þarký yapalým diye girdiðimizde sonuç ne olur, bir ucube mi çýkar, iyi bir þey mi, hiç bir fikrim yok…

B'ye yakýn biþeyler çýkar mý" diye düzelteyim (kývýrmýþým biraz evet =)) K: Ýþin komiði Plan B'ye full oldschool HC albümü yapalým diye giriþmiþtik, o þarkýlar çýktý :) S: E netice güzelken "bu niye hartkor diil" diye sormadýk biz de :) Ki bana Türkiye'den bi Hardcore grubu söyle deseler aklýma ilk gelen isim Radical olur. K: Ýþte önce bir bakalým görelim adamlar neye dönüþmüþ bu kadar senede. Ondan sonra sanýrým ortaya çýkar bir þeyler. Plan B gibi alternatif metale eðilimli bir albüm olmayacaðý kesin ama. Gerçi daha ortada albüm fikri de yok ama :) S: Alttan alttan empoze ediyorum ben o fikri :) Sorularýmla özellikle :) K: Plan B öyle bir kanal açtý ki þimdi bize; ne türde þarký yapsak rahat ediyoruz yani kafamýzda öyle bir sýnýr kalmadý. Her türle uðraþmak eðlenceliydi hepimiz için o dönemde. Her þeye doymuþ hissediyorduk kendimizi. Ne tarafa kaçsak hangi þeyi yapýp müziðe olan sevgimizi yenilesek derken öyle crossover bir albüm çýktý. Bu sefer nasýl olur hiç bir fikrim yok açýkçasý. S: Peki Radical'in daðýlmasý sürecinde, bu müziðe doymuþluðun etkisi var mýydý? Devam etmek istememenizin nedeni neydi? Yani hani olur ya çok içine sinen bi albüm yaparsýn, albüm çýkýnca bi düþünürsün "ee albüm çýktý þimdi ne yapacaz" gibisinden. Oldu mu sizde böyle bi durum? K: Biz almýþ baþýmýzý gidiyorduk, Emre'nin Almanya'da üniversite okuyasý geldi :) O kadar garip ki, adam grubun en çok tanýndýðý dönemin konserlerini kaçýrdý. Ýstanbul'da Sold Out konserlerinde 1000’er kiþiye çaldýk, doruktu herhalde grup için. Daha ötesi ne olurdu, nasýl giderdi bilmiyorum ama daha iyiye gidiyor gibi görünmesine raðmen Emre olmayýnca yürümedi. Sinan'la “yok olmuyor abi Emre’siz” diye konuþtuðumuzu hatýrlýyorum.

S: Ama tarz olarak Hardcore'a yakýn biþeyler çýkar di mi? Yani "tekrar toplandýk, artýk yaþýný baþýný almýþ adamlarýz, o yüzden x müzik çalmaya karar verdik" türü bi durum olabilir mi? K: E Plan B Hardcore albümü deðildi ki ilk baþta. Tam bir crossover albümdü, içinde olmayan tür yoktu herhalde.

S: O konserlerde kim vardý davulda? K: Tuna vardý, Ersin'in yakýn bir arkadaþýydý. O eþlik etti Emre gidince 4 konserde, Sonra da ara vermeye karar verdik. Artcore çýkýyordu, Ýstanbul’da ciddi Hardcore kitlesi vardý. Farklý tayfalar vardý, o kadar kalabalýktý o dönem dinleyici. Sonra bir anda výzzzzt diye kayboldu o çocuklar, nereye gittiler bilmiyorum :)

S: Yani esasýnda Hardcore'a yakýn derken “Radical Noise Hardcore grubudur” kalýbýndan dolayý öyle söyledim. "Plan

S: E abi Türkiye biçok þeyin korkunç hýzlarla deðiþtiði bi ülke. Artcore süper bi fanzindi bu arada hatýrlýyorum.


K: Artcore bence de harika bir fýrsattý ama iþte gittiði yere kadar götürebildi. O tayfanýn çoðu hala dinliyor bu müziði, sadece aktif deðiller. Noizine tayfasý dýþýnda underground aktivite yapan yok. Geri kalanlar Mp3 çaðýyla beraber kalabalýða karýþtý. Artýk bize özel deðil, herkes Hatebreed dinliyor. :) Doðu'nun forumu ilk açýldýðýnda insanlara nasýl “metalcore nedir” diye anlattýðýmý, nasýl dalga geçildiðini hatýrlýyorum. Bir de þimdiki duruma bak :) S: Ben de oradaydým abi hatýrlýyorum hayal meyal. Bu arada Mp3 demiþken o güzel soruyu da sormadan geçmeyim. Ne düþünüyosun Mp3 konusunda? Daha doðrusu teknolojinin müziðe etkisi konusunda ne düþünüyosun? Artýk sadece Mp3 yok, online streaming falan da var. Online Mp3 satýþý var. Ýnternet bi ton müzik yayýlma olayý getirdi/getiriyor. Özellikle geçmiþle karþýlaþtýrdýðýnda ne gibi avantajlar/dezavantajlar görüyorsun? K: Mp3 muhteþem bir olay ve fýrsat bence. Artýk kimsenin dinleyiciyi kandýrmak gibi bir durumu yok. Eskiden yazarlardý ya albüm tanýtýmlarýna "atmosferik gutturik triviri tortor metal punk" diye… S: Hahahahaha. K: Þimdi yemezler, alýyorsun grubu dinliyorsun. Ýyiyse orijinalini alýyorsun. En azýndan ben öyle yapýyorum. Ama ileride internetten bu iþin ticareti kanunlarla falan global anlamda oturunca direk albüm indirme olayýna büyük engeller çýkabilir. Bakalým neler olacak göreceðiz, ama bana kalýrsa dinleyici için bu çoklukta ne alacaðýný bilmesi açýsýndan büyük þans ve dünyanýn dört bir yanýndan bir sürü insaný/grubu keþfedebiliyorsun. Papua Yeni Gine'de vegan Hardcore’cular var diyebiliyorsun. Kýsacasý Mp3, gruplarýn gerçek satýþýný, gerçek fan sayýsýný ortaya çýkardý bence… S: Ama þu da var, ne olursa olsun netten Mp3 indirme olayý müzik marketten CD çalmak gibi bir suç olarak görülmüyor. Yani bu iþ kanunlara baðlansa da Mp3'ün izinsiz yayýlmasýný engelleyebilecek gibi görünmüyor. Radical yeni bi albüm yapsa (empozeye devam) ve albüm sizden izinsiz nette dolaþmaya baþlasa (ki kaçýnýlmaz bi durum), albümü de siz kendi firmanýzdan yayýnlamýþ olsanýz, ticari açýdan kimseye karþý sorumluluðunuz olmasa ya da ticari açýdan sadece sizi etkileyecek olsa diyelim; bunu engellemek için bir çaba içerisine girer miydin ya da engellemek ister miydin diyeyim? Çünkü biliyosun bazý gruplarýn albümlerini netten isteyenlere ücretsiz daðýttýklarý bi çaðdayýz. K: Bizim albümü netten yayýnlamayacaðýmýzý nereden biliyorsun? :) S: Bilmiyorum soruyorum, gaz veriyorum hatta. :) K: Lars Ulrich bile (ki kendisi Napster’ý kapattýran adam) artýk bu Mp3 gerçeðini kabullendiðine göre, karþý olan hiç bir müzisyenin yapabileceði yok bence. Bana kalýrsa insanlarýn Mp3 dinlemesini engellemenin bir yolu da yok. Ve engellemeye

çalýþmak kadar saçma bir hareket de yok. S: Lars bence o davayý açarak milyonlarýn ilgisini Mp3 sharing'e çekip Napster'ýn ardýndan benzerlerinin mantar gibi çoðalmasýný hýzlandýrdý :) K: Aha ben de onu yazacaktým. Bizim asla Radical Noise'dan zengin olmak gibi bir düþüncemiz olmadý. Ek olarak, bir müzisyen bir iþten para kazanacaksa onu icra ederken kazanýr zaten. Dolayýsýyla bence paniðe gerek yok, olanlar oluyor ve her sorun kendi çözümünü doðuruyor. Þahsen sýrf artýk ne dinlediðini hatýrlamadýðý için orijinal CD almaya yeniden baþlayan Mp3severler biliyorum. S: E konserlerin kopyasý/korsaný icat edilmedi henüz :). Hatta Mp3 sayesinde gruplarýn konserlerine çok daha fazla insan gelmeye baþladý bence. K: Evet, internet þu an yeni modern dünyada radyonun ilk gördüðü görevi görüyor. Müziði kitleselleþtiriyor. S: Bence de. Peki Radical Noise tarihine geri dönelim. Grubun aktif olduðu yýllarda özellikle konserlerinizde bi ton macera yaþadýðýnýzý duydum. Anlatmak istediklerin var mý bunlar arasýndan? :) K: Ne tarz maceralar :) Valla aklýma gelen bir ton var ama beni en çok güldüren sanýrým Bursa Jim Beam konseri. UÇK Grind, biz, Diken beraber gitmiþtik. S: Hangi yýldý? K: Asafated mýydý yoksa yahu? Baya eski :) S: Ben de onun için sordum. K: Hayvanat bahçesini gezerken toplu halde, 20-25 metalci böyle düþün. Fil gördük, bakýcýsý yýkýyordu hayvaný. Hayvan bize arkasýný döndü ve duyduðum en garip sesle osurdu. Ominous Grief Çaðrý'nýn "her yer sapsarý oldu laaan" diye baðýrdýðýný hatýrlýyorum. Gülsek mi, kaçsak mý bilememiþtik. S: Çaðrý'ya bu röportajý muhakkak okutacaðýma emin olabilirsin. :) Haha süper ya :) Ya þimdi bi konserde yaþanabilecek atraksiyon sýnýrsýz olduðu için… Mesela Plan B albümündeki ‘Color Of Hate’ parçasýnýn baþýnda "eskilerden istiyosunuz…" dediðin bi konser atmosferi var. Dinleyicilerden biri inatla “Slayeeeeer” diye baðýrýyor. Onu niye oraya koydunuz? K: :) Çünkü Color Of Hate, albümde oldschool olan az sayýdaki parçadan biriydi. E Slayer da bizim grupça en sevdiðimiz gruplardan biri. Ýronik olduðunu düþündük. Zira biz yeni bir albüm yapýyorduk ve içinde hiç yapmadýðýmýz modern türler de vardý. O þarký albümün içinde eskiye bir kaçýþ gibi. Biz hep eskiden þarký aralarýnda falan eðlencesine klasikleri çalardýk, cover olsun diye deðil, öylesine eðlencelik. O olayý bilen bi dinleyicimiz o baðýran. :) Hep ‘Raining Blood’ýn bir kýsmýný çaldýðýmýzý bildiði için atladý direk.


S: Kim olduðunu hatýrlýyor musun? K: Evet, Eser diye bir arkadaþ.

olurdu, kendi yaptýðým. Tek bir grubun albümü çok zor.

S: Biraz daha genel sorular sorayým. Mesela milenyum sonrasý müziðin özellikle ekstrem cenahýnýn gidiþini nasýl görüyorsun? Alt kollara ayrýlma olayý coþtukça coþtu biliyosun. Metallica St.Anger'ý yaptý mesela. Tabi Metallica'nýn alt dallarla ilgisi yok, onu milenyum sonrasý örneði olarak verdim. :) K: :) Ekstrem metal þu an tarihindeki en popüler ikinci dönemini yaþýyor sanýrým. Relapse Records öncülüðündeki Death-Grind tayfasý ve Neurosis’in ardýndan gelen Doom Sludge tayfasý iki koldan baðýmsýz firmalarý, dergileriyle bir kaç senedir ortalýðýn tozunu atýyorlar. Ve Nasum’un popülerleþmesiyle baþladý bu süreç. Ýlginçtir 5-6 senedir hala dinmiþ deðil. Hammer Müzik’ten Enis’e sorabilirsin, sanýrým hala orijinal CD alan tek ciddi müzik tayfasý bu türlerin dinleyicileri. Genel müzik piyasasýnda ise her türde bir retro hastalýðý tutturuldu gidiyor zaten. Ýyisi var kötüsü var, seçici olmak lazým.

S: Eyvallah. Peki Radical Noise bir filme soundtrack yapacak olsaydý, hangi filme hangi þarkýnýzý uygun görürdün? (yok bundan daha kliþe sorum yok, bu var en fazla ) K: La Haine mükemmel giderdi Plan B dönemi Radical Noise'una bence :)

S: Peki, þimdi daha geyik ve klassss sorulara geçiyorum. K: Bana en garip gelen de… S: Geçmiyorum. K: Sittin sene önce “underground tür” diye tabir edilen metalcore, screamo kelimelerinin popüler olmuþ olmasý. Emo yarýþmasý yapýlýyor ya, hala alýþamadým, tam bir komedi. Geç abi geç :) S: E abi underground olan biþey yeterli ticari potansiyele sahipse onun underground’luðu yalan olur bi süre sonra. Bak geçiyorum emin misin? :) K: E ama mesela. Scremo’yu ilk icra eden grup hala underground. Hala onu bilen yok, Envy diye bir Japon grubu. Ama herkes Screamo’cu, nasýl oluyor? Komik oluyor. :) Geç geç ben kopar giderim yoksa :) S: Ýcat edip sahip çýkmamýþlardýr belki. Tamam geçtim. Hehe. :) K: Çýkmadý adamlar. Web siteleri bile yok. Kaçtýlar ortamdan. Geç geç. S: Haha geçtim tamam :) Dünyaya bir müzik albümü olarak gelecek olsan hangi albüm olmak isterdin? K: Of soruya gel. S: Dahasý var, o albümdeki þarkýlardan hangisiyle konuþmak isterdin? K: Çok zor soru olm bu. S: E kolaylarý yanýtladýn :) K: Sanýrým þu an için bu sorunun yanýtý bir karýþýk albüm

S: Karýþýk olmaz. "D-hepsi" þýkký yok bizde :) K: Propagandhi – “Today's Empires Tomorrows Ashes”. Bu albümdeki sözlerin tamamý olmak isterdim herhalde. Doðmak isteyeceðim albüm de ayný grubun “Potemkin City Limits” albümü.

S: Peki son olarak, þimdi aklýma geldi, sorsam mý sormasam mý oldum ama sorayým. K: Sor. S: "Bundan yer misin"in özel bi hikayesi var mý? Hani daha önce bahsetmemeye karar verdiðiniz ama mesela "üzerinden on sene geçti lan anlatsak noolacak" türü bi hikaye :) K: Hahahaha. Valla tek sebebi stüdyoda þebermekten patladýðýmýz bir ana denk gelmesi. Yorgunluk, açlýk, sinir, stres gibi etmenler birleþince, Pedro hepsini çok güzel anlatan bir söz yazdý. Sinan da flütle ‘Offline Detector’un ana rifini çalmaya baþladý, öyle takýldýk. O ilk hali deðil tabi, albümdeki yani. Biz onu kendi kendimize eðlenelim diye öyle söylüyorduk baðýra çaðýra. Sonra olm kaydedelim bunu dedik ve orada kaldý. Asýl albümde olmayan bir ‘Angry Son’ versiyonu var ki… S: Ýþte o duymak istediðim bilinmeyen gerçek! :) K: :) Ersin'le Loverdrive Benan uydurdu bunu. S: Ýsteriz o versiyonunu da. Dergide her türlü dümeni çevireceðimden emin olabilirsin parçanýn o halinin halkýn huzuruna çýkarýlmasý için… K: ‘Angry Son’ýn sözlerini okudular, sonra kendi kendilerine ona Türkçe söz yazdýlar "kýzgýn oðlan sen misin, bu dünyada tek misin" diye baþlýyor gidiyor öyle :) O kayýtsýz ama öyle kaldý hahaha. S: Tüh :/ K: Arabesk versiyon :) S: Abi çok saðol röportaj için. Güzel sohbet oldu. K: Eyvallah. Maksat muhabbet :) S: Ekleyeceðin biþey varsa yerimiz geniþ. K: Pedro'ya ilgi gösterin, sizin memlekette asker kendisi. :) Baþka ekleyeceðim yoktur hakim bey :)


CAN ÇAKIR

www.myspace.com/acdc


Kimilerine göre dünyanýn en büyük grubu. Kimilerine göre ayný riffi tekrarlayarak para kazanmýþ beleþçiler sürüsü. Kimilerine göre sadece iyi bir rock n roll grubu. Kim ne derse desin, distortion’a kulak verip de AC/DC’yi bilmeyen yoktur. Kendi çapýnda deðil basbaya dünya çapýnda bir efsane olan Bon Scott’ýn trajik vefatý sonrasýnda müziklerinde tek nota deðiþtirmeden böylesine uyabilen bir solist bulmalarý bile en alakasýz insana “Abi helal olsun” dedirtebilir. 1973’te Avustralya, Sydney’de Malcolm ve Angus Young biraderler tarafýndan kurulan grup, 35. yýllarýný 18. stüdyo albümleriyle kutladý. Black Ice ismini taþýyan albüm 20 Ekim’de piyasaya sürüldü. AC/DC’nin en güzel yönlerinden biri þudur: hangi albümüne bakarsanýz bakýn, sýrf onu temel alarak bütün grubu anlatabilirsiniz. Ayný özellik Black Ice için de geçerli, her zamanki enerjileri, gerektiði zaman insaný titreten sololarý, kulaðý týrmalasa da vazgeçtirtmeyen vokalleri hiçbir yere gitmemiþ babalarýn. Kimde var arkadaþ bu enerji! Enerji demiþken kelimenin rock alemindeki sözlük karþýlýðý olan Angus Young’ý anmadan etmeyelim. Sen nasýl bir adamsýn amcacýðým! Yaþýn 50’yi geçmiþ, Marmaris’e yerleþip resim yapman gereken yerde sen daha hala normal bir liselinin bile giymeyeceði kýyafetleri giyip sahnede deli dürtmüþ gibi koþturup ediyorsun! Üstüne bir de hepimizi kendine hayran býrakýyorsun! Senin yaptýðýna en hafif tabirle ayýp denir, aðýr tabirlere girmeye kalkarsak tüm Avustralya’dan çýkarýz þerefsizim. Þakayý bir yana býrakýp da Angus Young ile ilgili iki kelam ciddi laf etmek gerekirse – ki yarým konserlerini izlemiþ adam bile bu laftaki ironiyi 500 metreden kesmiþtir – zât-ý þahaneleri gerçekten de rock dünyasýna teþrif etmiþ en büyük gitaristlerden biridir. Evet, belki saniyede 120 nota basmýyor olabilir, yellenerek gitarýn tellerini titretmiyor olabilir, ama eline air bile olsa gitar alan hangimiz bu adam olmayý hayal etmedik? Hangimiz Chuck Berry’den esinlenerek yarattýðý o sekerek zýplayýþ gibimsi þeysini yapýp bir yandan da o kesik riffleri atmak istemedik? Veya o gitar denen mereti bir de çalmaya çalýþan hangimiz Highway To Hell, Back In Black veya It’s A Long Way To The Top denemedik? 20 sene önce bile wireless gitar sistemini kullanabilip orda burda zýplayan adam olmak ne demek siz biliyor musunuz? Cevabý AC/DC’nin son DVD’sinde duruyor iþte... Peki Angus Young bunlarý tek baþýna mý yaptý? Elbette bu sorunun cevabý büyüüükçe bir HAYIR! olacaktýr. Unutmayalým, AC/DC 1973’te Angus Young tarafýndan deðil, Young Biraderler tarafýndan kuruldu. Grubun abisi Malcolm Young da birçok büyük toplulukta olduðu gibi ortalýkta çok gözükmeyen, ama aslýnda son sözü söyleyen adamdýr AC/DC’de. Gerek turneleri, gerek katýlýnacak çalýþmalarý, hatta verilecek röportajlarý bile o ayarlar. Tam anlamýyla grupta ipleri çeken “puppet master”’dýr Malcolm, zaman zaman grubun prodüksiyon iþlerinde rol almýþ olan kendi aðabeyi George Young bile onun sözünden çýkamaz. Buradan çýkarýlacak sonuç da Malcolm Young’ýn yönetim konusunda büyük bir uzman olduðudur. Adam bir gruba 8 seneden sonra çýkardýðý albümle henüz daha kritikler veya satýþ rakamlarý gözükmeden stadyum turnesi ayarlayabiliyorsa, kontratlarý imzaladýðý o mübarek elini öpüp baþýmýza koymak gerekecektir. Alacaðýmýz harçlýðý bir düþünsenize! Ya vokaller? AC/DC öyle bir gruptur ki, adýna Bon Scott denilen, kafakaðýdýnda Ronald Belford Scott olarak geçen bir adamý efsaneleþtirmiþtir. AC/DC öyle bir gruptur ki bu muhteþem cevheri Azrail’e pasladýktan sonra ona saygý adýnda bir albüm yapmýþtýr, ve o albüm DÜNYANIN EN ÇOK SATAN ÝKÝNCÝ ALBÜMÜ olmuþtur (bazý kayýtlara göre birincinin yarýsýndan daha az satmýþ olsa da). AC/DC öyle bir gruptur ki, daha önce de bahsettiðim üzere bir vokalisti kaybettikten sonra sesi kendilerine ayný derecede uyan bir baþka adamý daha efsaneleþtirmiþtir. Hem de taktýðý alakasýz Þaban kasketiyle! Tabii haklarý vermek lazým, Brian Johnson öyle bir adamdýr ki 28 yýldýr ayný etkileyici ve kulak “öpücü” vokali gerek albümlerde, gerek canlý performanslarda yapabilmektedir. Dünyanýn unutulmayacaklarý arasýna giren iki vokalistiyle bir bütündür AC/DC. Mutualist bir iliþki sürdürmüþlerdir, vokalistlerinin popülerliði AC/DC’yi büyütmüþ, AC/DC’nin büyüklüðü vokalistlerini popülerleþtirmiþtir. Hep vokal dedik, hep gitar dedik. Müziðin süsüdür arkadaþlar bunlar. (Azcýk da teknik bilgi artisliði


taslayalým, çok biliyoruz ya sanki) Nedir lan o zaman müziðin temeli? Bas ve davulun uyumudur. Þarkýyý onlar oluþturur. Ritmi onlar tutturur. Onlar sýçtý mý memleketin tüm Caferleri gelse, bez getirmeyip kendi üstlerine gazyaðý dökseler ve birden beyaza dönseler kâr etmez. Birçok ünlü grup gibi AC/DC’nin de en sýkýntýlý olduðu mevkisi davul olmuþtur. Gerçi diðerlerine kýyasla pek bir þey sayýlmaz, kafalarýný topraktan çýkarttýklarýndan beri sadece 3 farklý davulcularý oldu. Kimdi bunlar? Phil Rudd, Simon Wright, Chris Slade. Diðer heavy metal gruplarýný yakinen takip ediyorsanýz çok saðlam referanslarýn sizlere bu isimleri hatýrlatmasý lazým (AC/DC’den baba referans olur mu, olmaz tabii). Chris Slade denen salatalýk aralarýnda en saðlam geçmiþi olandýr kanýmca. Uriah Heep ve Asia gibi progressive rock babalarýyla ayný stüdyoya girmekle kalmamýþ, Tom Jones’tan girip Jimmy Page’den çýkmýþtýr (lütfen güzel Türkçemizi baþka yönlere çekmeyin). Akabinde Simon Wright gelir, Dio ve UFO ile yaptýðý çalýþmalardan biliyoruz haþmetmeaplarýný. Lakin Phil Rudd deyince rock’n’roll aleminde akan sular durur. Çünkü o kimdir? AC/DC’nin orijinal ve þu anki davulcusudur. 11 yýl boyunca ayrý kalmýþ olsalar da Young biraderler onun yokluðu en çok hissedilen eleman olduðunu hep belirtirler. Bas gitar konusunda ise en þanslý gruplardan biridir yine AC/DC. Ýlk 4 albümlerini Mark Evans ile kaydeden gruba sonradan Cliff Williams dahil olmuþtur ve tamý tamýna otuzbir yýldýr halen telleri o germekte, grubun sound’unun tam ihtiyacý olan dozda groove’u o vermektedir. Þahsi favorim Thunderstruck’ýn o efsanevi riffinden sonra bumbum-bum-bum þeklinde giren performansýdýr. Evet çok basit, ama ne zaman elime kendi bas gitarýmý alýp onu çalmaya baþlasam kafamda bir stadyum konserinde (veya sadece geniþ bir sahnede) o þarkýyý canlý icra ettiðimin görüntüleri geliyor. Deliriyorum arkadaþlar. Deliriyorum. Yazýyý bitirmeden önce son albümü de bir elden geçirelim. Black Ice, AC/DC’nin en iyi albümü deðil, evet. Ama kötü bir albüm mü? Yahut onlarýn kötü albümleri arasýnda sayýlabilir mi? Kesinlikle hayýr! Bir kere hiç farklýlýk beklemezken bizi þaþýrtan küçük nüanslarý var albümün. Brian Johnson, artýk yaþlandýðýndan mýdýr bilemem ama bu albümü scream aðýrlýklý yapmamýþ. Adamý dinlerken damarlarýnýn gerçekten patlama noktasýna gelmediðini hissediyorsunuz ilk defa. Mis gibi melodik þarký söylemiþ herif. Ki fikrimce gayet hoþ olmuþ. Ha sahnede eski þarkýlarý da böyle söylerse üzülmez miyiz, üzülürüz. Kalbimize attýðý façayla büyüsün isteriz. Gerçi o konuda þüphem yok zaten, sizin de olmasýn. Albümdeki baþka hoþ bir detay da fikrimce hit olmaya en büyük aday olan Stormy May Day’de Angus Young’ýn kullandýðý slide gitar. Aklýma direkt olarak David Gilmour geldi. Ve bilirsiniz David Gilmour’u çaðrýþtýran herhangi bir þey kötü olamaz. Týpký bu efsane grup, AC/DC’nin yapacaðý nerdeyse hiçbir þeyin kötü olamayacaðý gibi.


2008 Sakin grubunun y×l× oldu diyebiliriz. Bu y×l Sakin ismini konserlerde, televizyon programlar×nda çokça duyduk. Son dönemlerde mantar gibi türeyen yüzlerce alternatif gruplar×n yan×nda bir anda y×ld×z× parlayan bu grubun özelliÿi acaba nedir? Grup, vokalde Onur Özdemir, gitarda Özdemir Dereli, basgitarda Cenker Kökten ve davulda Soner Öz×Ă×k’tan oluĂuyor. 1999 y×l×nda kurulan grup aç×kças× bu seneye kadar benim dikkatimi çok çekmemiĂti ancak bu benim eksiÿim olacak ki, 2005 y×l×ndan itibaren ciddi bir hayran kitlesi oluĂturmuĂ. Asl×nda bugün Hayat isimli son albümlerinde yer alan birçok bestenin temeli de 2005 y×l×nda at×lm×Ă, uzun çal×Ăman×n ürünleri. Ben kendime ad×ma, son zamanlarda dinlenen rock gruplar×n×n, Gripin, ÇilekeĂ ve Sakin’in müzik dünyam×za çok farkl× renkler getirdiklerini düĂünüyorum. Sakin bana ilk baĂta oldukça s×radan görünmesine raÿ-

DENĀZ ERATAK

men bu grubu günden güne çok sevdim, sevmemdeki en büyük sebep san×r×m bana biraz Āstanbul’u hat×rlat×yor. Bir de sözler benim için çok önemli, bazen müziklerini çok beÿendiÿim Ăark×lar×n sözleri kötü olduÿu için, içimden dinlemek de gelmiyor, Sakin grubunun müziklerinin sözlerine bakt×ÿ×n×z zaman sanki her parçan×n ayr× an×s× ve ruhu olduÿunu düĂünüyorsunuz. Bu y×l yay×nlad×klar× “Hayat” adl× albümdeki Ăark×lar× tek tek dinlediÿinizde sözler sizin de dikkatinizi çekecektir. Özellikle Edepsiz Komedya’y× arka arkaya defalarca dinleyebilirim. Sözler muhteĂem, vokalin sesi tam damar daha ne olsun. Grubun sevdiÿim baĂka bir özelliÿi de benim için yeni dönem apolitik sanatç×lar aras×nda toplumsal konular× da müziklerinde iĂlemeleri. Tamam “iĂçisin sen iĂçi kal” demiyorlar ama kendilerince baz× eleĂtirileri müziklerine yans×t×yorlar. Yani rock müziÿin bir isyan, hayk×r×Ă müziÿi olduÿunu düĂündüÿümüzde bence müziklerinde bunu yans×tmalar× onlar× farkl× k×l×yor.


Zaman… Ýlerledikçe insanoðlunun daha da geliþtiðine eþlik eden zaman… Bazý noktalarda geliþimden bahsedilebilirken bazý noktalarda geriye mi gidiyoruz, nedir? Yüzyýllar öncesinin eserlerini düþünüyorum. Ne kadar da ileri, zamanýn ötesinde… Günümüzde bile zamanýn ötesinde… Zamanýmýzda hâlâ üstüne çýkýlamadý onlarýn. Ne kadar da ironik! 17. yüzyýlýn karanlýðýnda 1642 yýlýnda baþlayýp 1663 yýlýnda bitirebildiði on iki kitaplýk “Kayýp Cennet”i (Paradise Lost) ile tanrý ve þeytanýn mücadelesini aktaran, iyilik ve kötülüðü savaþtýran, “bana bütün hürriyetlerden evvel, bilmek, düþünmek, inanmak, vicdana göre konuþmak mertebesini veriniz” diyen, kutsal kitaplardaki Adem ve Havva olayýný “Kayýp Cennet” hamlesiyle esrarengiz bir þekilde yorumlayan, 1640 yýlýnda görme yeteneðini yitirmeye baþlayýp 1651 yýlýnda tamamen kaybeden, bir rivayete göre körlüðü mum ýþýðý altýnda sürekli yazmasýna dayandýrýlan bir John Milton var mý þu günlerdeki tarih sahnemizde? Yeryüzünün gelmiþ geçmiþ en iyi on eseri arasýnda yer alan Kayýp Cennet (Paradise Lost) kitabýyla þeytanýn Adem ve Havva’yý cennetten kovdurmak için planlar yapmasýný, þeytanýn cennetten kovulmasýný aðdalý ve karanlýk bir þekilde anlatmaktaydý. Þeytan bir kahraman gibi anlatýldýðý için eleþtiri oklarýna hedef olmuþtur. Ancak dikkatli okuyucular þeytanýn karizmasýnýn sabit olduðunu ama iyilik çýtasýnýn sürekli düþtüðünü gözlemleyeceklerdi. Hürmüz’le Hind’in zenginliðini gölgede býrakan, ya da görkemli Doðu’nun cömert eliyle krallarýna yaban inciler ve altýnlar yaðdýrdýðý bir ülkede, o korkunç mevkiye kendi çabasýyla yükseldiði o yüce tahtýna tantanayla kurulmuþ oturuyordu þeytan. ve can havliyle, umudunun da ötesinde yükseldiði bu yerde, cennete karþý açtýðý boþuna bir savaþý sürdürüyordu býkýp usanmadan, ve olanlardan ders almayan maðrur hayal gücü þöyle dile getiriyordu aklýndan geçenleri: -“ey göðün tanrýlarý, hükmedenler, hükmedilenler! ezilmiþ ve kovulmuþ olsam da hiç bir derinlik tutamayacaðýna göre boþluðunda ölümsüz canlýlýðý, cenneti yitirmiþ saymýyorum kendimi: düþtüðü yerden yükselerek belirecek göksel erdemler, daha görkemli ve daha ürkütücü herhangi bir düþüþten, ikinci bir yazgýdan korkmamanýn güvenliði içinde.” (Paradise Lost ikinci kitaptan)

Ortaçaðýn karanlýk din dehlizlerine bölünmüþ evrelerinden itibaren baskýcý Katolik düþüncesine karþýlýk oluþturulan Protestan görüþlerin ýþýðýnda, Ýngiltere’nin de içinde yer aldýðý Rönesans hareketinin bir parçasý dahilinde sayýlabilecek John Milton’ýn varlýðý ve düþünceleri, dönemine göre oldukça cesur olmayý gerekli kýlýyordu. Ýkliminin neden olduðu karanlýk, puslu ve kasvetli havasý, Ýngiltere’nin dünya edebiyatýna neden çok derin, þiirsel, karmaþýk, aðdalý ve kasvetli yazarlarý sunduðunu çok iyi açýklamaktadýr. John Milton, dünyanýn en iyilerinden biri olan (belki de en iyisi) William Shakespeare’ýn ardýndan Britanya’da ikinci sýraya rahat bir þekilde koyulabilecek isimlerdendir. John Milton söz konusu çýðlýklarýyla insanlara Tanrý’nýn yolunu doðru bir þekilde yansýtmak istediðini belirtse bile þiirleriyle bir nevi Homeros ve Dante gibi isimlerin peþinden koþmaktadýr. Ýlahiyattan ziyade plan, eylem ve sonuç peþindedir. Bir Protestan’ýn Ýngiliz kilisesine karþý çýkýþýnýn nüanslarý yatar. Kayýp Cennet, Karl Marx’ýn üretemeyen iþçilik kavramýna konu olmuþtur ve ona göre bu eser ticari bir mal deðildir. Ýngiliz Dili ve Edebiyatý’na 1700 tane kelime kazandýran, günümüzde insanlar 200-300 kelimeyi aþmadan konuþabilirken, o dönemde 25000 kelime kullanan, bu yönüyle Goethe’yle birlikte dünyanýn en çok kelime kullanabilen nadir yazarlarýndan biri olan, 1564-1616 yýlýnda yaþamasýna raðmen o zamanlar üzerinde durduðu konularýn hâlâ üzerinde durulmasý, tartýþýlmasý ve olaylar örgüsünün devam etmesi nedeniyle dehalýðýný kanýtlayan, yazdýðý soneler ve oyunlarla alanýnda rakipsiz William Shakespeare gerçekliði tüm kasvetleri üzerimize çekiyor.


“Ya sizi denize doðru sürüklerse efendimiz? Yahut denize inen uçurumun korkunç kenarýna götürür de orada aklýnýzý baþýnýzdan alacak baþka bir þekle girerek sizi cinnete sürüklerse? Düþünün bir kere… O tepe zaten baþka bir sebep olmasa da dibindeki kulaçlarca derin denize doðru bakýp dalgalarýn gürültü gümbürtüsünü iþiten her insaný hayattan ümit kesme çýlgýnlýðýna kaptýrabilir.” Belki de yeryüzüne onun kadar iyi Ýngilizce bilen ve kullanabilen kimse gelmemiþtir. Þiirselliðin çok zor olduðu ve önemli bir deha gerektirdiði Ýngiliz Dili ve Edebiyatý’nda sadece kullandýðý dil ile müziðin ruhumuzda yarattýðý duygusallýk etkisini yaratabilen, “insanlar yalnýzca kendilerinin hissetmediði acýlarý çekenleri teselli edebilirler” diyerek derin duygularý, güçlü heyecanlarý, acýlarý ve sevinçleri dramatik sesten ibaret tutmayýp lirik ses egemenliðine hükmeden gerçekliðin kendisidir. Yýldýzlarý süpürürsün, farkýnda olmadan Güneþ kucaðýndadýr, bilemezsin Bir çocuk gözlerine bakar arkan dönüktür Ciðerinde kuruludur orkestra, duymazsýn Koca bir sevdadýr yaþamakta olduðun, Anlamazsýn uçar gider, koþsan da tutamazsýn… Çok eski deðil, 1871 yýlýnda Fransa Auteuil’de doðan, William Shakespeare’dan sonra en etkili yazarlardan biri olarak itham edilen, çok hareketsiz bir insan olmasýna raðmen içinde taþýdýðý oldukça hareketli hayal gücü, sadece bir arkadaþýnýn kendisine bakýþýndan sayfalar dolusu malzeme çýkarabilmesi, uykuya giriþ evresini otuz sekiz sayfaya sýðdýrmasý, paragraflar uzunluðundaki tek cümleleriyle dikkati çeken, bir satýrý dahi atlatmadan okutabilmeyi saðlayacak kadar akýcý ve yoðun stiliyle sýradan bir yazar statüsünde olmadýðýný kanýtlayan Marcel Proust’un varlýðýný, yoðunluðunu ve tarzýný özlemiyor deðiliz günümüzde. Yaþanýlan her þeyin mantýklý açýklamalarý üzerinde durmak yerine, her histen duygusal analizlerle süsleyerek günlük yaþamda yemek yemek, gezmek, ceket giymek gibi olaðan þekilde yaptýðýmýz sýradan eylemlerin bilinçsiz olarak hafýzamýzý tetiklediðini, böylece gündelik yaþamdan yola çýkarak geçmiþimizle ilgili bir çok þeyi aydýnlatabileceðimizi iddia etmiþti. Hayatýný fiziksel yaþamdan ziyade zihinsel anlamda yaþayan, yaþama zihinsel bakmasýndan kaynaklý olarak yengeç burcu olmanýn getirdiði evcimenlik ve duygusallýkla sürekli ilham dolu olmasý, küçük bir odaya kapanarak büyük bir dünyayý yazmasý sonucunda, en basit, en sýradan bir hissin peþine düþüp derinlemesine hissettiði duygularý birbirine geçmiþ halkalar gibi anlatarak felsefi yönünden fazlasýyla örnekler sergilemiþti. Yukarýda bahsi geçenlerle ayný kalite ve derinlikte bir çok yazarýn ismi pekala sayýklanabilir. Ama hepsi için yerimiz yok. Günümüzde onlarýn yarattýðý etkiyi yaratan ve onlarýn üzerine çýkabilecek isimler göremiyoruz. Hani zaman ilerliyordu? Hani ilerleyen zaman insanoðlunu geliþtiriyor ve ufkunu geniþletiyordu? Ýnsan zihni kendi içinde zamandan baðýmsýz olarak büyük bir cevher potansiyeli taþýr. Hangi zamanda yaþandýðý deðil, toplum ve yaþam örgüsünden þiirsel gözlemleri çýkaranlar normal insan silüetinin üzerine çýkabiliyorlar belki de… Günümüzde elimize aldýðýmýz bir çok bestseller (en çok satan) kitabýna baktýðýnýzda, onlarýn yukarýda adý geçen isimlerin yazým tarzý ve þiirselliðinin yanýndan bile geçemeyeceðini görürsünüz. Yoksa insan zihni geriye mi gidiyor? Odaklandýðý konular içinde kompleks ve þiirsel geçiþlerin artýk yeri yok mu? Bu tadý alabilmemiz için yalnýzca yukarýda adý geçen 17. yüzyýl insanlarýna mý kalmamýz gerekiyor?


Zannedersem, onlar kadar müthiþ olmasa bile insanoðlunu, insan zihnini ve hayatý sorgulamasý nedeniyle bir moleskine defterine hayatýn gerçeklerini ve sanrýlarýný döken bir insanoðlunun aþaðýdaki tespitleri, günümüzde bestseller olan kitaplarýn neye göre en çok satan kitap olduðunu ve böyle düþünmüþ bir akýl deposunun neden en çok satamayacaðýný az da olsa ifade edebiliyordur. Moleskine defteri, ikinci yüzyýldan beri üretilen siyah vinil kapaklý, sarý yapraklý, sade, küçük bir defter çeþididir. Van Gogh, Picasso, Ernest Hemingway, Bruce Chatwin gibi ünlüler kullandýðý için çok tanýnmýþtýr. Moleskine defteri, 97. not: eskatolojik* iç sýkýntýsý. Sýk sýk, Homo sapiens’in neslinin tükenmekte olduðu hissine kapýlýyorum. Bu durumun mantýðýný ve kaçýnýlmazlýðýný görüyorum. Ve kendime, türümüz yavaþ yavaþ kendi sonuna doðru yürüyor diyorum. Olayý felaket tellallýðý gibi görmemek lazým, ama benim de ümitsizlik yaþamaya hakkým var tabii ki. Dünya 4,5 milyar yaþýnda. Haklýsýnýz, belli bir büyüklükten sonra sayýlarýn ifade ettiði deðeri algýlamak kolay deðil. Ama sizi temin ederim, bunlar ansiklopedide yazan rakamlar. Biz istesek de istemesek de Dünya 4,5 milyar yýldýr orada duruyor. Ýnsanlýða gelince, onun geçmiþi iki milyon yýlý ancak buluyor. Bu durum size gayet normal gözükebilir, ama 140 milyon yýl hüküm süren dinozorlarý düþününce, bana komik geliyor… Ayrýca bu hayvanlara karþý duyduðum saygýyý da arttýrýyor. Ýnsan cinsinin farklý türleri arasýndan sadece birisi hayatta kalmayý baþarabildi, o da bizimkisi. Homo sapiens. Onun hikayesi, ki ilginç bir hikaye bu, muhtemelen bundan yüz yirmi bin yýl önce Afrika’da baþladý. Bazýlarý onun baþka bir yerde de ortaya çýkmýþ olabileceðini düþünüyorlar, mesela Asya’da ve çok daha uzun bir süre önce. Ne olursa olsun, bu güzel bir yaþ. Yok olmak için güzel bir yaþ… Ben olaylara farklý bir gözle bakamýyorum. Bugün ya da yarýn sýra bize de gelecek. Bazen bunun düþünülenden çok daha yakýn olduðu ve türümüzün günlerinin sayýlý olduðu hissine kapýlýyorum. Herhalde bunu düþünen tek kiþi ben deðilimdir. Belki de, ben diðerlerinden biraz daha ümitsizim. Elimde benden baþka kimsenin bilemeyeceði bilgiler var ve bunlar beni haklý çýkarmak için uydurulmuþ þeyler deðil. Ama þimdiden emin olduðum bir þey var, benim haricimdeki birileri de bunu hissediyor ve tahmin ediyorlar; Tarihin sonuna geldiðimiz, bundan daha ileriye gidemeyeceðimiz, sýnýrý belki de çoktan aþtýðýmýz yönündeki bu tuhaf kanýyý… Ýnsanlýk kendi içinde de büyük bir çeliþkiyi barýndýrýyor; hem çevre þartlarýnýn deðiþimine en iyi uyum saðlayabilen, hem de kendini yok etmeye en meyilli tür. Aþýyý icat eden de, Auschwitz’i organize eden de,

Ýnsan. DHEA** ve nötron bombasý. Eminim ki günün birinde ölümsüzlük de icat edilecek. Yanýlmayý çok isterdim, hâlâ insanlýða inanabilmeyi de, ama olaylar bunu zorlaþtýrýyor ve iþaretler var. Öncelikle þu biz her þeyi denedik duygusu: Komünizm, Kapitalizm, Liberalizm, Sosyalizm, Hýristiyanlýk, Musevilik, Ateizm… Her þeyi. Biz þimdiden her þeyi denedik ve bütün bunlarýn nasýl sonuçlandýðýný biliyoruz: Kocaman bir kan gölünde. Kendi kendimize karþý bitmek bilmez bir katliam. Çünkü biz böyleyiz. Homo sapiens böyle. Dünyanýn ve kendinin yýkýcýsý, bir süper yok edici. Peki, bu þekilde onun sonu gelmeyecek mi? Bunu düþünen bir tek ben olamam. Baþka þeyler de var. Mesela, her geçen gün daha güçlü, alt edilmesi daha zor olan, Ýnsan’a karþý mücadelesinde sürekli mevzi kazanan virüs var. Sonra iklim var, ozon tabakasý, küresel ýsýnma, aþýrý nüfus, toprak erozyonu, sayýlarý ve yýkýmlarý sürekli artan doðal afetler var. Düþüþümüzü ve kutuplaþmamýzý durdurmaktan aciz olan, çýkmazdaki politika var. Kuzey ve Güney eninde sonunda karþý karþýya gelecekler… Gerçekçi olmakta fayda var; uyum konusunda evren þampiyonu olsak da, bela peþinde böyle koþmaya devam edersek, günün birinde sonumuz geri dönüþüm makinesi olacak. Ve biz Evrende yalnýzsak benim eskatolojik iç sýkýntým daha korkunç bir hal alýyor. Ama bu durum tek baþýmýza olma olasýlýðýný azaltmýyor. Ýki milyon yýllýk bir evrimin sonunda, Homo sapiens yalnýz olacak. Sonsuz Evrende düþünen tek varlýk. Yaþamýn tam bir mucizesi mi, ters yönde bir araba kazasý mý? Gidin araþtýrýn! Ver bir gün, yok olacak. Her zamanki gibi yalnýz. Sonsuzluðun zenginliðine yapýlan bir nanik. Ýnanýlmaz bir israf. Ýþte. Bu benim eskatolojik iç sýkýntým. Sýk sýk, Homo sapiens’ýn neslinin tükenmekte olduðu hissine kapýlýyorum. Belki de doðanýn devreye girmesinin zamaný çoktan geldi. ______________________ *Eskatolojik: Yunanca eskhatos (son) ve logos (söylem) sözcüklerinden oluþur. Ýnsanýn nihai kaderiyle ilgili doktrinlerin ve inançlarýn bir bütünü. Öðretinin konusu insanýn sonudur. **DHEA: Böbreküstü bezlerinin ürettiði yaðlarý eriten bir hormon. ______________________ Fransýz yazar Henri Loevenbruck, Kopernik Sendromu isimli eserinde kendisini þizofren sanan bir karakterin üzerinden yürüttüðü psikolojik gerilim öðeleriyle dikkatleri çekiyor. Sürekli duyduðu seslerin sanrýlar deðil, baþka insanlarýn düþünceleri olduðunu anlayan Vigo Ravel’in moleskine defterine düþüncelerini günlük tadýnda sýk sýk not etmesi ve hikaye örgüsü içerisinde söz konusu günlüðe bizim de þahitlik etmemiz, insanoðlunun zihinsel anlamdaki düþünce muhteþemliðinden daha baþka ne olabilir ki?


DENĂ?Z ERATAK

www.myspace.com/phillynott


‘Whiskey in the Jar’ dediðimizde muhtemelen çoðunuzun aklýna Metallica gelecektir. Ancak 70’li yýllarda, aslýnda Ýrlanda halk müziði olan Whiskey in the Jar, Thin Lizzy’nin imzasý gibiydi. Günümüzde bir çok grubun üzerinde büyük etkileri olan Thin Lizzy’yi biz de unutmadýk ve sizin için kýsa bir Thin Lizzy yazýsý hazýrladýk. Thin Lizzy 1969 yýlýnda Ýrlanda’da kurulmuþ bir Hard Rock grubudur. Grubun beyni, efsanevi siyahlar listesinde baþlarý çeken basçý, þarký sözü yazarý ve grubun ayný zamanda vokali olan Phil Lynott’dur. Yaptýðý müziklerde büyük anlamda melankoli ve hüzün barýndýran Thin Lizzy, Phil Lynott’un 1986 yýlýnda ölümünden sonra daðýlmasýna raðmen 1999 yýlýnda tekrar biraraya gelmiþ ancak ismini pek duyuramamýþtýr. Thin Lizzy denildiðinde aklýmýza siyahi, kabarýk (bonus) saçlý bir adam gelir. Aslýnda grubun baþarýsý büyük oranda da Phil Lynott’a aittir diyebiliriz. Ýngiltere doðumlu olan Phil Lynott, acýlý çocukluk günlerinin ardýndan 1960’li yýllarda Ýrlanda’ya taþýnmýþ ve 60’lý yýlllarýn ortalarýnda müzik kariyerine baþlamýþtýr. Grup 1969 yýlý Aralýk ayýnda Van Morrison’un arkasýnda çalan gitarist Eric Bell, klavyeci Eric Wrixon, davulda Brian Downey ile üstün siyahî Phil Lynott ile kurulmuþtur. 1974 yýlýndan itibaren Thin Lizzy bir yerine iki solo gitaristle çalýþmaya baþlamýþ ve yeni bir akýma öncülük etmiþtir. Bu durumla beraber o zamanýn yeni dönem Heavy Metal gruplarý (günümüzün duayenleri) Iron Maiden, Motörhead, Def Leppard gibi gruplar bu tekniði kullanmýþ, hatta bazýlarý Thin Lizzy hayranlýklarýný grubun bazý parçalarýný yeniden düzenleyerek göstermiþlerdir. Tabii ki grubun hayran kitlesi hala çok geniþ… Günümüz gruplarýndan Judas Priest, U2, The Darkness ve Guns N’Roses da Thin Lizzy’nin kendilerine etkilerini dile getiriyorlar. Hatta bir rivayete göre pop þarkýcýsý Prince de Phil Lynott’dan çok etkilenmiþ ve fiziksel görüntüsünü ona benzetmeye çalýþmýþtýr. Benziyor gibi de açýkçasý...

1975 yýlý grubun en parlak dönemlerinden biri olmuþ, bu dönemde grup Aerosmith, Rush ve REO Speedwagon gibi gruplarla Ýngiltere turnesine çýkmýþtýr. 1976 yýlý biraz talihsiz gelmiþ ve Phil Lynott hepatit hastalýðýna yakalanmýþtý ancak bu dönemi oldukça verimli kullanan Lynott, “Johnny the Fox” albümünü hazýrladý. 1976 yýlý sonlarýnda yeni bir tur organizasyonu düzenlendi ancak bu defa da talihsiz grubun gitaristi Brian Robertson, Ýskoç þarkýcý Frankie Miller’ý korurken yaralandý. O sýrada alkol sorunu olan Robertson, Phil Lynott tarafýndan gruptan kovuldu ve onun yerine çoðumuzun yakýndan tanýdýðý Gary Moore, Thin Lizzy’deki yerini aldý. Sonunda grup Amerika turnesine hazýrdý. Bu dönemde gitarda Gary Moore ve Scott Gorham, davulda ise Brian Downey ile grup en baþarýlý þeklini almýþ oldu. 1983 yýlý grubun sonunu getirdi ve grup anlaþmazlýklar (özellikle madde baðýmlýlýðý olduðu düþünülüyor) nedeniyle daðýldý. Bu yýllardan sonra Phil Lynott’un bazý grup kurma çalýþmalarý olduysa da ne yazýk ki baþarýlý olamadý. Üç sene sonra da 36 yaþýnda yürekleri daðlayan bir þekilde aþýrý doz uyuþturucudan öldü. 1999 yýlý Thin Lizzy’nin tekrar birleþme yýlý oldu. Gitarda Scott Gorman ve John Sykes, klavyede Darren Wharton, bas gitarda Marco Mendoza ve davulda Tommy Aldridge ile Phil Lynott’suz Thin Lizzy, 2000’li yýllarda nostalji konserleri düzenledi. Sonuçta bütün bu baþarýlarýyla birlikte Phil Lynott’un Thin Lizzy’si, beyazlarýn Rock dünyasýnda yerini almýþ ve gelmiþ geçmiþ en büyük Hard Rock topluluklarýndan biri olmuþtur. Hatta Lynott’un yarý memleketi olan Ýrlanda’da 2005 yýlýnda heykeli dikilmiþtir. Aslýnda çok da uzun olmayan müzik hayatý boyunca “Fighting”, “Jailbreak”, “Johnny the Fox" gibi muhteþem albümler çýkaran, rock müzikte yeni nesle öncülük eden grup, sevilse de sevilmese de saygýyý hak ediyor.


DERYA OKUMUÞ


Sinemanýn kanýksanmýþ ve hatta ezberlenmiþ, tabu haline getirilmiþ öyküleme, anlatým ve kurgu düzenine aldýrýþsýz, daha ilk karesinden bir baþyapýt olduðunu ilan eden nadir filmlerden bir Tarkovsky filmi Zerkalo - The Mirror- “Ayna”. Diðer Tarkovsky filmlerinde olduðu gibi bu filmde de Stalin Rusya'sý hegemonyasýnýn etkileri bariz bir þekilde görülüyor. Filmin teknik detaylarýnýn öncesinde yönetmenin öykü iþlemedeki uniqueauteur tarafý, daðýnýk plan ve kurgularla, keskin plan ve kamera geçiþleriyle belli ediyor kendisini. Tarkovsky’nin filmlerinin anlatýlarýný ve karakterlerini bir nevi kendi yansýmasý olarak kurgulayan bir otör sinemacý olduðunun kanýtlarýnýn yaný sýra, sosyalist realizm etkisi altýndaki diyalektik anlatýmý, savaþ karþýtý bir idea ile mekanik insan ve doðaya tepkisi, diðer filmlerinde de sýkça rastlanan ödipal eðilimi, psikoloji, felsefe ve edebiyata sýrt veren anlatýmý bu filmde geniþ pastoralik planlar, soyut-somut sorgulamalarla yer yer sýkça sekteye uðratýlýr. Týpký bir diðer filmi “Ivan's Childhood”da olduðu gibi bu filmde de Tarkovsky babasýyla bazý sorunlarý olduðunu çokça sahnede çekinmeden, kendini çekmeden ayan ediyor. Yine de filmin en güzel taraflarýndan biri olan þiirler söz konusu olduðunda, kendi filmine "þiirsel gösteri" diyen Tarkovsky, atmosferi perçinleyen bu þiirlerin sahibi olan babasýna saygýda kusur etmemiþ. Bunun yaný sýra kullanmayý seçtiði bir yol var ki, bazý planlarýn çoðu sahne ve sekansýnda bundan þaþmamýþ; olay örgüsü aslýnda ne buyurursa buyursun, replikler akarken ayný plan içersindeki her karakter her zaman bir araya gelmiyor. Repliðin ifadesi her ne ise anlam üzerinden karakterler çoðu zaman planda yalnýzmýþ gibi gözüküyorlar. Ayný anda birbirinden baðýmsýz zaman-mekan geçiþleriyle bir anlamda izleyenin gerçekliði algýlayýþ biçimine de kýrýk bir ayna tutuyor. Bu tür detaylar da hiç þüphesiz koca koca oklarla yönetmenin anlatým biçiminin ayrýksýlýðýna iþaret ediyor. Ayný zamanda filmin adý olan "Ayna" alegorisi, yine çokça sembol ve imgelem kullanan Tarkovsky'nin bu zor öykü için tercih ettiði, hepimizin az çok itimat eylediði bir kýsayol. Filmde ayna imgeleminin kullanýldýðý, hepsi aslýnda birbiriyle baðlantýlý birçok sahnenin kimisinde ayna, anne- babaanne özdeþleþmesi, kimisinde iyi-kötü, kimisinde de çocuk- baba, çocuk- anne, insan ve kendisi özdeþleþmelerini anlatmak için kullanýlýr. Aynanýn "görünmeyen gerçekliði gösteren araç" olarak, Tarkovsky'nin kendisi olduðu yorumu da gayet rahatlýkla yapýlabilir. Filmin zihni ne kadar zorladýðýnýn farkýnda olacak ki yönetmen; Bach, Pergolosi müzikleri eþliðinde kusursuz, doðal, pastoralik resimler, savaþ, özlem, aþk, yalnýzlýk, piþmanlýk, tepkisellik… vs. söylemini destekleyen Arseny Tarkovsky þiirleriyle birlikte kamera kullanýmýyla da izleyeni adeta hipnoz haline sokup,

kendi gözünden ilüze edebilmesine yardýmcý olmaya çalýþýyor. ( Çoðu zaman öyle baþarýlý konumda ki kamera, olaylara tanýk olan bir üçüncü göz sayýyor insan kendini rahatlýkla. Referans seviyesi ne algýnýn aðýrlýk merkezinde ne de tam ortasýnda. Tam anlamýyla saklanýr gibi rastgele izleyen bir gözün bakmasý gerektiði noktada. ) Bu eþsiz detaylarýn dýþýnda vaktiyle (ve belki kimilerince halen) filme kusur bulunan taraf ise anlatmak istediði þeyi anlatma adýna çok çaba sarfedip de ser verip sýr vermemesidir. Oysa Tarkovsky sembolizmi sinemada bir tarz nosyonu olarak algýlanmaya baþlandýðýndan beri, bu problemin çok fazla kafa bulandýrmamasý lazým. Zira o, zaten en baþýndan "herkese hitap etmeyen" filmler çektiðinin farkýnda ve bu avantgarde üslubun zorluklarýyla –belki kendince kolaylýðýyla- barýþýktý. Her karesiyle yeni bir algý penceresi açarken kahramanlardan birini -ki kendisi Natalya olur; uyurken yerden iki metre kadar havalanmýþ görürüz filmin ortalarýnda bir yerde. Aynanýn diðer tarafýndaki bir baþka kiþisini anlatýrken bize, duvardaki “Andrei Rublev” posterini fark ederiz. Kekeme bir genç vardýr mesela filmin hemen açýlýþ sekansýný dolduran. Neden oradadýr? Stalin Sovyet Sosyalist Rusya’sý halkýna iddialý ve býçak gibi keskin bir mesajý vardýr Tarkovsky’nin ve sýrlarýný yalnýzca düþünene, görme yetisine sahiplere açar devamýnda. Filmin özsözüne hakkýyla alacaðý antimilitarizm etiketi, ilerleyen dakikalarda yine Ruslar’ýn ve Ýspanyol halkýnýn 2. Dünya Savaþý sýrasý-sonrasý ve soðuk savaþ döneminde yaþadýðý sýkýntýlar kesilmeden, Arseny Tarkovsky þiirleri eþliðinde gösterilirken açýk eder kendini. Þiirler sarmal bir romantizm etkisi taþýsa da yönetmen realizm hatta zaman zaman sürrealizme baþ vurmaktan geri durmaz. Ahþap masanýn üzerinde sýcak çayla dolu fincan, sýradan bir fincan olmaktan çýkar bu filmde. Masanýn üzerine konur önce, bir süre sonra kaldýrýlýr. Masanýn üzerinde buðuyla býraktýðý iz tamamýyla kaybolana dek bekleriz, bekleriz… Eþfrekans kurgusu denir burada ve bundan sonra adý nerede geçerse geçsin akla ilk olarak Andrei Tarkovsky gelir. Son olarak kapanýþ sekansýnda þekilsel imzasýný, ormanýn içersinde zoom-out’la birlikte sürekli sola kayan kamera hareketiyle atar filme, adeta “bitti” diyerek. Zerkalo’dan… "…Buluþmalarýmýzýn her anýný Bir þenlikmiþçesine kutlardýk. Yeryüzünde yalnýz biz vardýk. Bir kuþtan daha cesur ve hafiftin Bir hayal gibi merdivenleri uçarak Yaðmurlarla ýslanmýþ leylaklarýn arasýndan geçirip Aynanýn ötesindeki ülkene götürürdün beni…" Arseny Tarkovsky


ATĀLLA ÇELĀK


“70’li y×llar×n sonunda bu müzik çok ilgi ve dikkatimi çekiyordu. Kiss çok hoĂuma gidiyordu. Ama pek revaçta deÿildi bu müzik. Gruplar×n albümlerine ulaĂmam×z çok zor oluyordu. Müzik marketlerin vitrinine bir Heavy Metal albümünün koyulmas× inan×lmaz bir Ăeydi o dönemlerde. Vitrinde Heavy Metal albümlerini gördüÿüm zaman büyülenmiĂ gibi bak×yordum. O s×ralarda baz× düĂünceler beynimi kemiriyordu. Bu müziÿi neden fazla kiĂi dinlemiyordu? Niçin bu kadar gizli sakl×yd×? Bu hep böyle mi devam edecekti? Bu düĂünceler ×Ă×ÿ×nda bu müziÿi yapmaya karar vermiĂtim.” Bunlar× söyleyen Chuck Schuldiner 1980’li y×llar×n baĂ×nda müzik hayat×na baĂl×yor, daha önce hiç bilinmeyen bir müzik tarz×n× ortaya koyuyordu. Death ad×yla bir grup kurdu, bir tür yaratt×, kendine özgü melodilerle beslenmiĂ eserler ortaya koydu ve 13 Aral×k 2001’de kanserden dolay× aram×zdan ayr×ld×. Āçinde bulunduÿumuz ayda ölümünün yedinci y×l× sayg×yla an×lacak. Müzikten elde ettiÿi cüzi rakam× tekrar müziÿe yat×ran, beynindeki ur için hastane masraÁar×n× karĂ×layacak paraya azla yetinmesinden dolay× sahip olamayan, hastal×ÿ×yla mücadele ederken ümidini yitirmeyen, sadece hastal×ÿ×yla ilgilenmesi gerekirken müzikten kopmayan ve bunun da mücadelesini veren, “Āki köpeÿime her gün yemek götü-

rebileyim, geri kalan parayla gitar teli tak×m× alabileyim, daha fazlas×n× neden isteyim ki” diyen bir müzisyen modelinin aram×zdan ayr×l×Ă× tabii ki üzücü oluyor. Sanatç× modelinin tan×m×na uyabilecek özelliklere sahip olduÿu söylenebilirdi. Topluma bir Ăeyler veren, olumlu anlamda bir Ăeyler aktaran, örnek tav×rlar sergileyen, bir ekolü temsil eden ve toplumun yaralar×na parmak basan bir insan modelidir sanatç× aç×l×m×. Asl×nda Death’i kurmas×n×n ve önemli büyüme gösterip kaliteli bir müzisyen olmas×n×n anlam× Chuck’×n kardeĂi Frank’×n ölümünde gizlidir. KardeĂi Frank ölünce, 9 yaĂ×nda olan Chuck’×n hayat×nda baz× Ăeyler deÿiĂmiĂ. BaĂlang×çlarda içine kapanm×Ă, kendisini müziÿe vermiĂ, hayat×n inceliklerini sorgulam×Ă. Frank’×n ölümüyle iliĂkili tutarak DEATH ad×nda bir grup kurmuĂ ve liriklerinde yer yer bu tür ac× anlamlara da yer vermiĂtir. 13 May×s 1967’de New York Long Island’de doÿan Chuck, 13 Aral×k 2001 y×l×nda 34 yaĂ×ndayken hayata gözlerini kapad×. Beynindeki uru ve kanseri yenmek için çok mücadele etti, sürekli kemoterapi tedavisi gördü. Amerika gibi t×bbi imkanlar×n en üst düzeyde olduÿu bir ülkede mücadele verirken ölmesi ve günlük hayat×n× normal insanlar gibi yaĂarken böyle bir sonuçla karĂ×laĂmak müzik fanlar× taraf×ndan Ăok edici olmuĂtu.


Hayat×n mücadeleden ibaret olduÿu, daima güçlü olmam×z gerektiÿi, felsefe, psikoloji, insanoÿlunun iç dünyas×, hayat×n bizzat kendisi gibi liriksel temalarla Death’in aÿ×r, Àlozofça tüm sözlerini yazan Chuck, sevgi ve evliliÿe dair k×sa bir anekdot geçmekte mahsur görmeyecekti: “Evliliÿin çok büyük bir mesele olduÿunu düĂünüyorum. Maalesef evlilik boĂ sözcükler yüzünden y×k×lmaktad×r. Evlilik benim için bir kaÿ×t parças×ndan daha önemlidir. Evlilik sözleĂmesi yok edilebilir ama insanlar×n iç derinliklerinde yok edilemeyecek Ăeyler var. Sevgi en derindedir. Evlilik hayat× k×s×tlayabilir ve boĂ sözcüklerle bir hayat× kolayca alt üst edebilir. Eÿer evlenirsem kesinlikle kilisede olmayacak, Florida sahillerinde bir yerde olacak. Bunu özel olarak yapacaÿ×m, tabii yapabilirsem.” (Haziran 1999, Spark Magazine / Çek Cumhuriyeti) Konser sahnesinde olmaktan mutlu göründüÿü gözlerden kaçmazd×. Bir metal konseri olmas×na raÿmen taĂk×nl×k göstermek ve beden diliyle çok enerjik bir performans göstermekten ziyade, tamamen yapt×ÿ× müziÿe konsantre olan ve kendilerini izlemeye gelen seyircilere %100’ünü vermeyi, onlar× eÿlendirmeyi düĂünen bir konser mantalitesi vard×. Mütevaz× hareketleriyle ve sadece müziÿiyle ilgi çekmeyi baĂarabiliyordu.

Kariyerinde hangi yönleri yaĂad×ÿ×, hangi yönünden gurur duyduÿunu bilmek için Ău söylediklerini okumak gerekebilir: “Bir çok Ăey hakk×nda iyi Ăeyler hissettim. Ama öte yandan kötü zamanlar, ac× veren zamanlar, depresif zamanlar oldu. Baz× Ăeylerin niçin kötü gittiÿini, baz× kiĂilerin neden arkadan iĂler çevirdiÿini bilemezken, baz× kiĂiler de bizi destekledi. Bir grup olman×n ötesinde daha önemli olan Ăeyleri yapmaya özen gösterdik. Hala birlikteyiz. Bizi ezmeye çal×Ăan endüstrinin içinde solmad×k ve ezilmedik. Asla içki problemim olmad×, baĂar×m×za dil uzatanlardan yak×nmad×m ve Kurt Kobain gibi kendimi Ăutlamad×m. BaĂar×y× benim rüyalar×ma baÿlayanlardan dolay× da üzgünüm. Müziÿimizin daha da büyümesi ve onaylanmas× için benim ismim matbaalarda bas×l×p durmad×. Böyle bir Ăey olursa da ĂaĂ×rmayacaÿ×m. Eÿer bir gün ilham×m×n azald×ÿ×n×, öldüÿünü görürseniz tahmin ediyorum ki bir restaurant aç×p, aĂç×l×k yapacaÿ×m” (Nisan 1995, Guitar World Magazine / ABD) Death için yazd×ÿ× liriklerde hayata nas×l bakt×ÿ×n× anl×yorduk. Sürekli mücadeleden söz eden, yaĂam çizgisinin ×Ă×ÿ×nda bir Ăeyleri sorgulad×ÿ×, olumsuzluklardan umuda doÿru yelken açmaktan yola ç×karak ruhani ve toplumsal dokumalard× bu. Ama yazd×ÿ× liriklerin bir köĂesinde derin


bir ac×, karamsarl×k ve garip bir rahats×zl×k vard×r. KardeĂi Frank’in ölümünün ard×ndan benliÿine çöken karamsar tortunun bu liriklere kar×Ămas× makul karĂ×lanabilirdi. Chuck’×n çocukluÿunu annesi Jane Schuldiner’dan dinleyelim: “Chuck müthiĂ bir çocuktu. Doÿall×ÿ×yla herkes taraf×ndan çok seviliyordu. Her zaman onu yabanc×lara karĂ× uyar×yordum, çünkü ayn× zamanda arkadaĂ×yd×m. Chuck okul döneminde beyzbol ve futbol oynad×, özellikle futbolu çok severdi. Okul yaĂam× iyiydi, baĂar×l×yd×. Ānsanlara sürpriz yapmaktan hoĂlan×yordu ve daima mükemmel davran×Ălarda bulundu. Biz y×llar boyunca kamplarda, doÿa ile iç içe yaĂam×Ăt×k. Çocuklar böyle ortamda yetiĂtiler ve Chuck kamp yapmay×, ormanlar×, doÿay×, bal×k tutmay×, k×r yürüyüĂlerini çok severdi. Bazen yeĂillikler aras×nda komĂulara giderdik, Chuck’× da al×rd×m yan×ma. 2 yaĂ×ndayken arkadaĂlar×yla aÿaçtan yap×lm×Ă kaleler ve evlerde zaman geçirirdi. Çok harika ve mutlu bir çocukluk geçirdiÿini size söyleyebilirim.” (Ocak 2003 Rockaxis Magazine / āili) Chuck müzikal hayat×na ilk baĂlad×ÿ× zamanlarda, büyük bir eski korku Àlmi fan× olduÿu için korku Àlmi öÿelerine, kanl× kavramlara yer vermiĂti. Zamanla kendi orijinalliÿini ortaya koymuĂtur ve sözlerini tamamen olgulaĂt×rm×Ăt×r. Death Metal gibi bir müzik türünü oluĂturan bir müzisyen olduÿu söylenmekle birlikte bunu kabul etmemektedir. Death Metal çizgisi içinde özgün bir müzik ve Àlozofça liriklerle büyük etkisi olmuĂtur. Onun en çok dikkat çeken yönlerinden biri düĂündürücü, sorgulay×c×, güçlü temalar× yans×tarak yazd×ÿ× Ăark× sözleriydi. Chuck’×n hayat× Kiss’in “Destroyer” albümünü almas×yla çok deÿiĂmiĂtir. Bu müziÿin bir fan× olmuĂ ve neler yapabileceÿini düĂünmüĂtü. Ālk zamanlar×nda korku Àlmi hayranl×ÿ×ndan dolay× daha sert çal×Ămalar sunmuĂtu. O s×ralarda tüm sert-brutal gruplar satanist grup yaftas×n× yiyordu ve Death de bundan nasibini alm×Ăt×. BaĂlang×çta gruba böyle bir yaklaĂ×m gösterilmesinin nedenini Chuck’×n aÿz×ndan dinleyebiliriz: “Bir çok grup baĂlang×çlarda otomatik olarak çok sert olabilir ve Ăeytani öÿeler yans×tabilir. Asl×nda bunun nedeni yap×lan çal×Ămalar×n normalden daha vahĂi yap×lmas×. Müzikal olarak en baĂlarda Death de bunu içerdi, ama diÿer insanlar×n dediÿi gibi ben Ăeytan gibi Ăeylere inanmam ve herhangi bir mezhebi de onaylamam. Ben liriklerimde bunlarla ilgilenmiyorum. Ben Ăeytani öÿeli Venom, Mercyful Fate ve Celtic Frost gibi gruplar× dinledim ama farkl× bir Ăeydi bu. Death için yazd×ÿ×m lirikler yaĂam üzerinedir. Beni karĂ×layan ve bana bir Ăeyler veren yaĂam...” (Haziran 1999, Spark Magazine / Çek Cumhuriyeti) Onu karĂ×layan ve ona bir Ăeyler veren yaĂam…

“Individual Thought Patterns” ve “Destiny” Ăark×lar×nda belki de izleri görünüyor: “Zihinsel aldatman×n esirleri kendi karar×n×n içinde özgür olur. Kütleleri idare etmek için kelimeleri deÿiĂtirmek, birinin kendi güvensizliÿini örtmek, bir ilac×n beslediÿi gibi felç olmuĂ ak×llar×n hayal gücünü besler. Hipnotik bozulmaya uÿram×Ă liderlerin takipçileri, sadece kusur bulmak için yaĂamlar×n× yaĂarlar. Bireysel düĂünce modelini yaratmak için resmi çizdiÿimizde, görünmez çizgi nerededir?” “Zaman kabul etmek zorunda olduÿumuz bir kavram. Bazen beklenmedik anlarda korkar×m. Ben kargaĂan×n arkas×nda bizim için gerçeÿi bekleyene inan×r×m. Bakt×ÿ×m×z engellerden sonra yaĂam×m×za deÿer biçer ve güvenirim. YaĂamlar×nda hangi yollar× niçin denediklerini sorgulaman×n y×llar×... Böylece ruhlar×m×z× birleĂtirebilirdik. Onaylamak zorunda kald×ÿ×m×z ac×dan kaçabilmek için hiç bir yol olmad×ÿ×n× biliyorum. Gerçek olan diÿer yar×s×n× bulmak. Kader hepimizin neyi bulmaya çal×Ăt×ÿ×d×r, kader seni ve beni bekliyordu” Āronik Ăekilde dokundurmalar yapt×ÿ× The Philosopher parças× derinliÿinde önemli bir eleĂtiri saklar: “Benim neyi hissettiÿimi hisseder misin, ne gördüÿümü görür müsün, ne iĂittiÿimi iĂitir misin? Senin hayal dünyan ile gerçekliÿin aras×nda çizmek zorunda olduÿun bir çizgi vard×r. YaĂam×m× yaĂar m×s×n yada ald×ÿ×m nefesi paylaĂ×r m×s×n? DüĂüncelerin bizzat sana ait deÿildir, nas×l farz edeceÿim hakk×nda vaaz verirsin, lakin kendi cinsel özelliklerini bilmezsin. Yalanlar senin diÿer kararlar×n× besler. Filozof... Sen her Ăeyin en iyisini bilirsin.” Chuck “Symbolic” parças×nda geçmiĂi, an×lar× ve bu an×lar×n hediyelerini irdelemeyi ihmal etmiyordu: “Ben yaĂamay× kastetmiyorum, ama ben kendim yard×m edemem. YaĂam×n bir an×nda, an×lar×n tad×na bakmay× hissederken, y×llar hala ayn× gözükürken, gözlerimi kapat×yorum ve kendi içimde aç×yorum. Deÿerli an×lar×n hediyelerini an×ms×yorum” Y×llar boyu yaĂad×ÿ×m×z hayat bize ayn× gelebilirdi ama ince düĂündüÿümüz ve geçmiĂe bakt×ÿ×m×zda güzel Ăeylerin de olduÿunu görecek, an×lar×m×zda kalm×Ă o anlar×n bize haz verebileceÿini, kendimizi yeni bir yöne çekebileceÿimizi öÿrenecektik. Çünkü ne olursa olsun yaĂanan Ăeylerde her zaman bir anlam vard× ama önemli olan insanlar×n bunu nas×l karĂ×lad×ÿ×, nas×l reaksiyon gösterdiÿi ve hayat×n× hangi yöne çektiÿiydi. “Symbolic” parças× bu baÿlamda derin Ăeyler ifade eder.


Hayat×n zor bir bütün olduÿunu, baz× Ăeylerin yetersiz kalacaÿ×n×, bazen karamsar düĂüncelerin bize hakim olabileceÿini ve bunu yans×tan ruh halini “Empty Words” parças×nda bizlere Ăöyle sunuyordu: “Küller ve umutlar bir baÿ× paylaĂ×r. DeÿiĂim rüzgarlar× sözcüklerle uzaklara eser. Görüntüler düĂüncelerinde dövmelenmeliyken, güçlü yürümek bazen zoru aramakt×r. Cevaplar bulunamad× baĂkalar×n×n yaz×s×nda yada eÿitilmiĂ bir akl×n sözcükleri haf×zalar×m×z×n deÿerli dünyas×nda. Kendimizin hapsedildiÿini buluruz, ustura gibi keskin pençeler ruhumuzu y×rtar. Umutlar potansiyel bir inciniĂ, hiçbir Ăey gerçek deÿil midir? Sonsuza dek derinliklerde olurken, boĂ sözcüklerin dünyas×nda, bu sald×r×lardan kaç×Ă yok. BoĂ sözcükler...” “Perennial Quest” eserinde belli bir dönem içinde yaĂatt×ÿ× sorgulamalar ve kuĂkuyu görüyor gibiydik: “Yolculuk merakla baĂlar ve ruhla geliĂir, sorular× hisseder. Yürüdüÿümüz taĂlar×n üzerinde bir seçim yapar×z yönümüzde. Bazen asla bilinemez, baz× zamanlar oldukça çok bilinir. Bizi arkada tutan kötülükler süzülür. Açl×ÿ×n×n gerçekliÿinin ne

olduÿunu kavramay× üstlenirsin. Yar×nlar× tasarlay×p duran y×llar×n sorusuna beni kat×yor musun? Cevaplar için y×llar×n sorusunu araĂt×ran, izlenen rüyalar nerede ve zaman bir s×namad×r. Bu yaz×lan sözcüklerin arkas×nda basit bir plan× paylaĂ×yor, hissettiÿimiz yola as×yorum. Üzüntünün nehirlerinden, okyanuslar×n derinliklerine kadar, umutlar×mla yolculuk ettim onlarda. āimdi, geriye dönüĂ yok. Niçin sorular×m× soruyorum? Bugün nedir? Yar×n ne zaman?” Ve de insanoÿlunun güçlü bir yap×da olmas× gerektiÿini, umutlar×n×n ölmemesini, hayatta her Ăeyin olabileceÿini, güzel zamanlar× elde etmenin kolay olmay×p içimizdeki mevcut güçle bunu elde edeceÿimizi ve güzel zamanlar×n tad×n×n ç×kar×lmas×ndan bahsettiÿi “The Flesh And The Power It Holds” parças×nda “Āhtiraslar rüzgarla taĂ×nan ateĂte olduÿu gibi yakar. Bir zaman×n sonu, bir zaman×n baĂlang×c×d×r. Seni bir yolun yukar×s×na inĂa eder ve gözyaĂlar×. Geri doÿrulursun, bir zaman×n sonunda bir zaman baĂlar. Dokun, tad×na bak, solu, tüket” diyecekti.


Kendisine yazd×ÿ× sözler hakk×nda sorulan soruya Ăöyle cevaplar verecekti: “Asl×nda lirikler kay×tlar×n yans×mas×n×n da ötesinde, gerçekliÿi bütünüyle yans×t×yor. Bilindiÿi gibi gerçeklik, iyi, kötü, doÿrular× sorgulamak, güçlü olmak ve engelleri yenmek gibi kavramlar yans×t×l×yor. Temelde insanlar×n hayatlar×nda baz× t×rman×Ălara geçebileceÿini, hayatlar× için en iyi Ăeylere eriĂmelerini ve kendi rüyalar×n× gerçekleĂtirmelerini betimliyor. “Ben bir hayalperestim. Benim için müzik bir rüya ve en iyi Ăeylere eriĂmeyi, korumay× düĂünürüm. Bu benim amac×md×r. Lirikler benim için hayat×n gerçeklikleridir. Benim için lirikler gerçektir, müzik gibi çok önemlidir, her ikisi kesinlikle birbirine baÿl×d×r.” Kendisine “dahi” mi yoksa müzikal aç×dan mecazi anlamda “psikopat” m× olduÿu sorulduÿunda “asl×nda ilkini tercih ederdim ama bir dahi olduÿumu düĂünmüyorum. Yapt×ÿ×m×z Ăeyler inanarak ve hissederek yapt×ÿ×m×z kiĂisel Ăeylerdir, bir dahiliÿi ortaya koymaz ama rahats×z da etmez. Benim için yaĂamda her ne olursa olsun inand×klar×n×z× yapmal×s×n×z. Neleri yapabileceÿime inan×r×m ve trendlere dikkat etmem, her Ăey grubumun çevresinde döner ve trend ad×na diÿer Ăeyleri umursamam. Benim için esas olan doÿru Ăeyleri yap×p durmak ve müziÿin içine duygular× yerleĂtirmek. Ānsanlar×n samimi olmas× ve gerçek Ăeyleri korumas× gerektiÿini düĂünüyorum. Bunun, bu müziÿin önemli bir parças× olduÿunu düĂünüyorum. Kesinlikle...” demiĂtir. Son albümleri “The Sound Of Perseverance” albümünün kapaÿ×ndaki “daÿ motiÀ” için hayata dair Ăöyle baÿlant× kuracakt×: “Bu pozitif bir daÿ türüdür. Korkutucu görünebilir ama sadece sorular betimleniyor, daha çok sorular! Baz× Ăeylere ulaĂmak ve elde etmek için t×rmanabileceÿimizi, belki baz× zamanlar düĂebileceÿimizi ama yine de yukar×ya t×rmanabileceÿimizi, baz× insanlar×n en dipte, baz×lar×n×n ortada, baz×lar×n×n da en yüksekte olabileceÿini söylüyorum albümde. Bu yüzden yaĂam×m×zda bu baÿlamda att×ÿ×m×z ad×mlar var. Eÿer senin özellikle yapmak istediÿin

bir hayalin varsa bunu yapmak için yola koyulursun. Kendi aç×mdan müzik benim rüyamd×r. Ānsanlar benim hakk×mda kötü konuĂarak beni y×kmay× deneyebilir ve ne olursa olsun kendi yoluma engeller koyabilir ama ben yine de baz× Ăeyleri koruyarak yoluma devam edeceÿim, amaçlar×ma eriĂmeye çal×Ăacaÿ×m. Bu baÿlamda kapak çok önemlidir. Onlar yaĂam×mda, yapmaya çal×Ăt×ÿ×m Ăeylerin bir yans×mas×d×r.” Y×llar önce müziÿe ilk baĂlad×ÿ× s×radaki Chuck ile Ăimdiki Chuck aras×ndaki fark sorulduÿunda “15 yaĂ daha yaĂl×y×m. Kesinlikle, çok farkl×. 16 yaĂ×ndan 31 yaĂ×na geldiÿiniz zaman çok farkl× bir Ăekilde düĂünürsünüz. Çok toyduk, 16 yaĂ×nda çocuklard×k. Çok Ăey öÿrendim, umutla bir çok iyi Ăeyi öÿrendim, ama ayn× zamanda bir çok saçmal×k da oldu. Müzikle olmak kendimi iyi hissettirdi. Benim için, müzik burada olmam×m sebebidir. Müzik yapmak ve insanlar× umut vererek eÿlendirmek için buraday×m. Benim için bir çok mesele önem taĂ×r ve el ele, hep beraber giderek bir Ăahsiyet olarak ve müzikal olarak bir çok büyüme oldu.” demiĂtir. Heavy Metal’e neler katm×Ă olabileceÿi sorusuna da Ăöyle yan×t vermiĂtir: “Katk×m varsa nas×l bir katk×d×r bilmiyorum. Bunu diÿer insanlar kararlaĂt×r×r. Ama umut ediyorum ki metal müzik ruhunun gücünü korumak, yanl×Ă ak×mlara gitmemesi yada trendin bir parças× olmamas× gerektiÿi gibi katk×lar×m oldu. Çünkü trendlere eÿilmenin metal müziÿi yaralad×ÿ×n× düĂünüyorum. Amerika’da diÿer kiĂiler trendin gücünün kurban× olurlarken ben Amerika’dayd×m ve asla trendin bir parças× olmak istemedim. Gitar çalan bir adam gibi yada bir fan gibi asla yolumdan ayr×lmad×m. Gerçek Ăeyleri koruyarak daima ileriye gitmek istedim. Bu benim temel sorumluluÿumdu.” Genel bak×Ă aç×lar×ndan biri de Ăöyle olmuĂtu: “Ben bir hayalperestim ve 15 y×ld×r bu hayalimi gerçekleĂtirmek için


Seni tümüyle özlüyoruz Seni tümüyle özleyeceÿiz Tüm yapt×klar×n× Yapacak olduklar×n× Söylediklerini Söyleyeceklerini Seni sevmeyi özlüyoruz Ve bize karĂ× sahip olduÿun sevgiyi Fazlaca sevgi, neĂe, umut, huzur ve düĂlerimiz vard× āimdi huzurumuzu, umudumuzu ve geleceÿimizi parçalayan Ac×lar×m×z, üzüntümüz, kederimiz, kayb×m×z, öfkemiz, Vicdan azab×m×z, k×r×lm×Ă kalpler ve düĂlerimiz var. āimdi deÿerli an×lar×m×z× bekliyoruz Fakat asla yeterli olmayacak. Seni kaybettiÿimiz zaman Sahip olacaÿ×m×z yada yapacaÿ×m×z hiçbir Ăey, Kalbimizdeki bu boĂluÿu dolduramaz. Her zaman seni özlemek Sonsuza dek seni sevmek Seni asla unutmamak… Jane Schuldiner

çok zor olan bir endüstride amaçlar×m× gerçekleĂtirmek konusunda hayat×m× sürdürüyorum. Tek istediÿim müzik yapmak ve Amerika’da kaybolmak üzere olan gerçek Heavy Metal’i yeniden ortaya ç×karmak, yüceltmek.” Bir röportajda kendisine Death Metalin babas× tan×mlamas× yap×l×nca Ăunlar× söylemiĂtir: “Böyle bir Ăeye kat×lm×yorum ve yap×lan Ăeyler Death Metal ad×na yap×lm×yor. Ben sadece bir grupta yer alan bir adam×m ve Death, bir metal grubudur. ‘Sizin bir stil oluĂturduÿunuza inan×yoruz’ diyorsan×z, Metal müzik için güzel Ăeyler yapt×ÿ×m×z× umut ediyorum. Ben bir Heavy Metal fan×y×m. Bu müziÿin güzel taraÁar×n× göstermek imkan× elimde varsa bunu yapmaya çal×Ă×r×m. Özellikle son zamanlarda Metal müziÿi yaralayan yeni Ăeyler ç×kt×, özellikle Amerika’da. Mesela Korn ve Limp Bizkit kesinlikle Metal deÿildir. Gerçek Metal müziÿi yaral×yorlar ve bir an önce bu durumu düzeltmeliyiz. Burada yard×ma ihtiyac×m×z var ve umar×m son çal×Ămam×z (The Sound Of Perseverance) gerekli yard×m× saÿlayabilir. Avrupa müzik konusunda daha zengin ve Amerika bu aç×dan kötü durumda. Hammerfall ile beraber tur düzenlemiĂ ve insanlar× Ăok etmiĂtik. Gerçek bir metal turuydu, sahte metal ve hiphop metal gibi saçmal×klar yoktu. Ortada sadece iki tane gerçek metal grubu vard× ve umar×m böyle devam eder” (Aral×k 1999 – Rock Hard Magazine / Almanya) Müziÿi çok içten yapt×ÿ×, bu konuda inatç× bir çocuk olduÿu, bu iĂten kazanamad×ÿ× sorulduÿunda verdiÿi cevap

Ăöyleydi: “Bu sadece yaĂad×ÿ×m hayat×n bir parças×. Bunun haricinde hayat×m gösteriĂsiz bir Ăekilde devam etti. Çok küçük bir apartman dairesine sahibim. Zengin deÿilim. Bir çok genç müzisyen gibi benim için çok avantajs×z olan, bana para kazand×rmayacak sözleĂmelere imza att×m. Asl×nda daha fazla paraya sahip olabilirdim ama bu farkl× bir çal×Ăma. Ben Ăikayet etmiyorum. Eÿer Ăikayet edersem bu kendi hatamd×r, iyi bir avukat tutabilirdim bu konuda. Ben durumumdan memnunum, iki tane büyük köpeÿim var ve onlar×n her gün yiyeceklerini karĂ×layabiliyorum. Eÿer para kal×rsa da kalan parayla gitar×ma tel tak×m× alabiliyorum. Daha fazlas×n× neden isteyim ki?” (Eylül 1998 – Aardschok Magazine / Hollanda) Ölmeden 2 y×l önce saÿl×ÿ× hakk×nda sorulan soruya Ăöyle bir cevap vermiĂti ve kapan×Ă laf×yla fanlar×n×n ruh hallerini sarsm×Ăt×: “āimdilerde günlerin bitkin bir Ăekilde geçtiÿi gerçek. Aral×k ay×nda saÿl×k muayenesinden geçmek üzere New York’a gideceÿim ve bu muayenede tümörlerin röntgeni çekilecek. Umar×m çok küçük ç×kacaklar. Önceden alt× hafta tedavide kalm×Ăt×m. Alt× hafta boyunca evimdeydim. O zaman fazla yapacak bir Ăey yoktu. Bayaÿ× bir dinlenmeye ihtiyac×m var. Ayn× zamanda sakinleĂmeye, ama ben müzik yap×yorum, bir çok lirik yaz×yorum. āu anki konumum sevinçten uzak olsa bile, yapacak fazla bir Ăey yok, Umudum ve parmaklar×m en iyisini yapmaya çal×Ăacakt×r” Chuck’×n, annesi Jane Schuldiner ve ailesi ile iliĂkileri çok s×cakt×. Chuck öldükten sonra annesi “emptywords.org”


sitesinde bir çok aç×klamalarda bulundu. Oÿlunun hastane masraÁar×n× karĂ×lamak için büyük mücadele örneÿi sergiledi, oÿlunun ölmesi sebebiyle ikinci grubu Control Denied’×n yar×da kalan albümünün ç×kmas× için de çabalar sarf etmiĂtir. Çünkü Chuck’×n en önemli dileklerinden biri yar×da kalan Control Denied’×n ikinci albümünün tamamlanmas×yd×. Oÿlunun yapt×ÿ× müziÿi yürekten destekleyen bir anne proÀlini çizmiĂtir Jane Schuldiner. Jane Schuldiner’a Chuck sonras× yaĂam×n nas×l olduÿu sorulduÿunda Ăöyle yan×tlar vermiĂtir: “Onsuz hayat benim için günlük bir mücadele, savaĂ halini ald×. Chuck’× çok derinden seviyorum ve onunla yapt×ÿ×m×z bir çok Ăeyi özledim. O çok içten sevgi beslerdi ve bana karĂ× çok sorumluluk dolu, ilgiliydi. Müzik d×Ă×nda zaman×n× sürekli benimle, kardeĂleri ve akrabalar×yla geçiriyordu. Evde hep birlikte yemek yiyorduk. Yemek yapmay× çok sever ve barbekü ya-

grubunu çok seviyordu ve 13 yaĂ×ndayken onu ilk kez Kiss konserine götürmüĂtüm. Chuck’×n müziÿi çok gürültülüydü ve bir Ăeyler yapt×ÿ× zaman bana dinletiyordu. Onun çal×Ămalar×n× sevdim. Gitar çal×Ă× konusunda kendisini çok çabuk geliĂtirmesi beni ĂaĂ×rtm×Ăt×. Ayr×ca bir çok enstrüman× çalabiliyordu. Çok ilginç bir kiĂilikti ve benim garaj×m, müziÿe aç olan muhteĂem genç çocuklarla dolu oluyordu. Ben onun yapt×ÿ× müziÿi sürekli destekledim. Çünkü Chuck asla problemli bir çocuk olmad× ve onu her yönüyle kabul ettim. Chuck hayvanlar× ve yemek yapmay× çok seviyordu. Bana eÿer müzisyen olamazsa aĂç× yada veteriner olacaÿ×n× söylerdi. Ben her zaman grubun isminin DEATH oluĂunun kardeĂi Frank’×n ölümünden sonra kaynakland×ÿ×n× düĂündüm ve kelimelerin içinde ac× dolu an×lar yer al×yordu. Bunlara itiraz etmedim. Chuck’×n son an×nda ailesi olarak yan×ndayd×k, son sözleri sevgi dolu olmuĂtu ve çok rahat konuĂmuĂtu. Onun böyle gidiĂi kalbimde ve ruhumda daha derin k×r×lganl×klar oluĂturdu ve bunu hala hissedebiliyorum” (Ocak 2003 Rockaxis Magazine / āili)

pard×. Evde sinema izler, yürüyüĂler yapard×k. YaĂam×m×z sürekli Chuck ile doluydu ve Ău an yaĂam benim için çok boĂ, hepimiz için. Chuck hastal×ÿ×n× bana aç×klad×ÿ×nda harap olmuĂtum. Bana sar×lm×Ă ve birbirimize uzun uzun sar×larak durmuĂtuk. O asla kendini koy vermedi, hemen mücadeleye baĂlad×. K×z kardeĂini çaÿ×rd×m ve onunla beraber Chuck’a sürekli yard×m ettik, her zaman birlikteydik. Chuck’× mücadelesinde güçlendiren etkenler ailesi, yapt×ÿ× müzik, hiçbir zaman yaln×z b×rakmayan fanlar× oldu. Hastal×ÿ×yla mücadele ederken müzik onun için çok önemli bir olguydu ve depresif bir Ăey dinlediÿini asla görmedim.” Müziÿe nas×l baĂlad×ÿ× sorusu sorulduÿunda da annesi Ăöyle cevap vermiĂtir : “Chuck müzikle 9 yaĂ×ndayken ilgilenmeye baĂlad×. KardeĂi Frank, bir kazada öldüÿü zaman harap oldu ve içine kapand×. Bir gitar al×p derslere baĂlad×. Çalmay× çok seviyordu ve çok h×zl× bir Ăekilde öÿrendi. Kiss

Beyninde tümör bulunduÿunu öÿrendiÿi s×rada o an neler hissettiÿi ve neler olduÿu konusunda kapan×Ă× Chuck’×n aÿz×ndan dinleyerek yapal×m: “Bir hayal gibiydi. En baĂlarda boynumda bir aÿr× vard×, asla kötü bir Ăey olacaÿ×n× düĂünmemiĂtim. Masaj, akupunktur yapt×rd×m ama bir faydas×n× göremedim. Gün geldi beyin tümörüne sahip olduÿumu öÿrendim. En baĂta çok aÿ×r bir haberdi ve büyük bir Ăoktu. Ailem ve herkes yan×mda oldu, sürekli ilgi gösterdiler ve cesaret verdiler. Ama bu Ăoku atlatmamda müzik yard×m×ma koĂtu. āunu söyleyebilirim ki ne zaman tekrar lirikleri yazmaya baĂlad×m, büyük bir terapi oldu bu benim için. Ben müziÿi her Ăeyiyle seviyorum. Sen besteleri yapmaya baĂlad×ÿ×nda baĂka bir dünyaya gidersin ve o an için zaman× unutursun. Fark×na varmadan oturursun ve saatlerce çalars×n. Ānsanlar×n müzik dinlediÿi zaman farkl× boyutlara uçtuÿunu görmek harika deÿil mi?” (Aral×k 1999 – Rock Hard Magazine / Almanya) Heavy Metal’in kalbur üstü sanatç×s×n× ölümünün yedinci y×l×nda sayg×yla an×yoruz.


Pek say×n Siyah Beyaz okuyucular×,

CAN ÇAKIR

Müsaadenizle bu ayki yaz×m× muhatab×na aç×k mektup olarak yazmak istiyorum. Bu üslupla yaz×lan yaz×lar hoĂunuza gidiyor mu bilmiyorum, ancak bu sefer gerçekten çok içimden geldi. Ki gariptir, Guns N’ Roses birçok genç erkeÿi (ve daha da çok genç k×z×) duygusal isterilere gark etmiĂ bir grup olmas×na raÿmen ben bu adamlar× dinlerken göz musluklar×m× açmaya hiç gerek duymad×m. Ancak yine de kiĂisel bir yaz× olacak. Grubun kaderi san×r×m. Devam×n× okursan×z mutlu olurum elbette, ancak mouse’unuzun iki t×k×yla sayfay× çevirmek de isteyebilirsiniz. KarĂ× ç×kmam, ç×kamam, bunu gelip surat×ma alelade söyleseniz de al×nmam.


Sevgili Axl Rose, HerĂeyden önce senden özür dileyerek baĂlamak istiyorum mektubuma. San×r×m Ău birkaç y×ll×k dinleyicilik hayat×mda senden daha fazla kimsenin günah×n× almad×m. “Chinese Democracy”’nin ç×kmayacaÿ×na, ç×ksa da elle tutulacak bir kay×t olmayacaÿ×na dair sonsuz inanc×m için apayr× özür dilerim, ancak eminim ki bu günah× milyonlarca insanla paylaĂ×yorum. Zaten bu konudaki kefaretime ilerideki paragraÁarda deÿineceÿim, sadece istedim ki hatam× evvelden bir itiraf edeyim, sen de surat×na o tüm k×zlar×n hasta olduÿu “nas× kodum” s×r×t×Ă×n× yerleĂtir. Tüm k×zlar×n hasta olmas× demiĂken, evet Ăayet mevcutlarsa iki omzuna tünemiĂ olan melekleri Ăirket muhasebecilerine çeviren zibilyonlarca günahlar×n×n bir k×sm×n× üzerime yapt×rm×Ă olmam×n en büyük sebeplerinden biridir tüm k×zlar×n sana hasta olmas×. Belki de çevremde ergenlikte ünlü ve taĂ hatunlara bak×p bak×p aÿz×n×n suyu akma furyas×na en az kap×lan insanlardan biri olduÿumdan (valla) bu hareketi tekrarlayanlarla bu konuda s×k s×k dalga geçmeyi kendime bir borç bilmiĂimdir. Kad×n k×sm×s×n×n oturup saatlerce salak salak fotoÿraÁar×na bakt×ÿ× erkekler listesinde birinci s×ray× çeken SENDĀN AXL! Tabii eski halindi, yeni k×rm×z× sakall× göbekliyi kim ne yaps×n, bu gerçeÿi sen de takdir ediyorsundur. Ama gerek han×m olsun, gerek han×m×n (ve benim) en yak×n arkadaĂ×m×z olsun, sana hastalard× Axl. Seni çok k×skand×m. Haketmediÿin yere sana çok küfrettim. Özür dilerim. Amma velakin küfürlerimi hak etmediÿin zamanlar da az deÿildi sevgili CumhurbaĂkan×’yla ayn× soyad× taĂ×yan müzisyen! SpesiÀk bir tarih vereyim sana, takvimler 12 Temmuz 2006’y×, saatler 21:00’× gösterirken yüzlerce kiĂi bize arkadan dayarken biz kaburgalar×m×za manas×z dövmeler yapt×r×p yapt×rmad×ÿ×m×z sorular×na maruz kalma riskini göze alarak bekliyorduk seni. Ya sen ne yapt×n? Her zamanki kaprislerini yapt×n, tam× tam×na iki saat beklettin bizi! Evet, ‘Welcome to the Jungle’×n ilk notalar× duyulduÿunda “Yaratan Allah’×n ad×yla oku!”’yanlardan biri de bendim, hatta ve de hatta konserin sonuna doÿru sahneye çaÿ×rd×ÿ×n Izzy Stradlin’in tam benim ve arkadaĂ×m×n önüne gelip, bizi iĂaret edip, bununla da kalmay×p EYVALLAH çekmesi; Kopenhag uçaÿ×nda Symphony X ile beraber uçup adamlar×n pasaport kontrolünden geçmesine yard×m etmemle beraber konser an×lar×mda birinci s×ray× paylaĂ×r, ama bu senin sorumsuzluÿuna mazeret deÿil Axl beyefendi! āimdi üstte yazd×ÿ×m paragraf× bir daha okudum da, sanki babanm×Ă×m gibi çemkirmiĂim sana. Affet beni akĂamüstü, gölgem uzarken. Ama düĂüncelerimin sonuna kadar arkas×nday×m, bunu yapmamal×yd×n Axl. Neyse, kötü yanlar×n× bir yana b×rakay×m da surat×na yine o s×r×t×Ă× koyay×m. Guns N’ Roses’la yapt×ÿ×n baz× Ăark×lar için sana özel olarak teĂekkür etmek istiyorum Axl. Mesela bir klasikle yapay×m aç×l×Ă×: ‘November Rain’. Bu grubu beraber kurduÿun yoldaĂ×n Tracii Guns’×n dediÿine göre Ăark×y× piyasaya sürmeden önce 9-10 y×l civar×nda çal×Ăm×Ăs×n üzerinde. Ellerine saÿl×k Axl, ne diyeyim. Müzik dünyas×nda ilk giriĂ notas×nda insan×n kalbine kesici delici aletleri sokup son notas×na kadar çevirebilen Ăark×lara çok s×k rastlam×Ăl×ÿ×m yoktur, ancak sor deseler herhalde söyleyeceklerimin ilk 5’inde yer al×r rahatça. Ya ‘Civil War’a ne demeli? Sesinin tüm aral×klar×n× kullanman

olsun, Paul Newman Àlmi sample’lar× olsun, her yönüyle baĂar×l× ötesi bir Ăark×. Senin yüzünden ‘You Could Be Mine’da az gaza gelip söylenmemesi gereken Ăeyleri söylemedim Axl, ama çok Ăükür sonuç verdiler, o konuda hakk×n× yemeyeyim. Laf× fazla uzatmayay×m ama birkaç Ăark×dan da ismen bahsetmeden geçmemek laz×m, efendim ‘Estranged’ olsun, ‘Rocket Queen’ olsun, ‘Paradise City’ olsun… Hepsi için tekrar teĂekkürler. Ama ‘Don’t Cry’ olmas×n, bunu da araya s×k×Ăt×ray×m. Yapt×ÿ×n bunca güzel Ăark×dan sonra müzikal anlamda uzun bir sessizliÿe bürünmeni hiç hoĂ karĂ×lamam×Ăt×k Axl. Sen 1994’te bu albümü ç×karmaya çal×Ă×rken ben daha d ve b’leri ters yaz×yordum, albüm 2008’de ç×kt×, baksana ben dergilere yaz×yorum! Ne zaman grupta eleman deÿiĂikliÿi olsa sana küfrettik (Buckethead’in geliĂi hariç). Ne zaman medyada albümün maliyeti hakk×nda bir haber ç×ksa sana küfrettik. Ne zaman yeni Ăark×lar×n bulunduÿu söylenen bir konser videosu internete düĂse, düĂük kaliteli birĂeyler izleyip sonra sana yine küfrettik. Aç×kças× bu ay içinde albümün demo versiyonunu dinledik, sana yine küfrettik! Ama ben bu küfürleri geri almaya haz×r×m. Sen Ău albüme ‘This I Love’, ‘Street Of Dreams’, ‘Sorry’, ‘Prostitute’, ‘There Was A Time’ koydun ya, ben bu küfürlerin %90’×n× geri almaya haz×r×m. Kalan %10’unu da Better için sakl×yorum, uyuz oldum o Ăark×ya, zaten kusura bakma da bir arkadaĂ×m×n dediÿi gibi “yemiĂ yemiĂ s*çamam×Ă” gibi söylüyorsun onda. āu dakikaya kadar içimde kalan herĂeyi sana döktüm Axl, bunu da dememiĂ olmayay×m: Demodan sonra bile, hatta özellikle demodan sonra, böylesini beklemiyordum! Mektubuma son vermenin zaman× geldi gadas×n× ald×ÿ×m. Sana geçmiĂteki muazzam Ăark×lar için tekrar teĂekkür etmek, yeni albüm için seni tebrik etmek ve hatalar×n× s×fat×na s×fat×na vurmak büyük bir zevkti. Kusurlar×n× sana çemkirme konusunu bir daha düĂünüyorum da, asl×nda bir bak×ma sen milyonlarca albüm satm×Ă, onlarca efsane Ăark× yazm×Ă, dillere destan bir müzik adam×s×n, bense sadece bir dinleyiciyim. Yine de biz olmasak senin yüzüne doÿruyu kim söyleyecek Axl? diyor ve karĂ×nda sayg×yla… eÿilecek kadar yavĂak olmasam da, elimi kalbime götürüyorum. Sayg×lar×mla, CAN ÇAKIR


SÜREYYA ĀZGĀ FotoÿraÁar:

FATĀH ÇAKMAKÇI

Çok iyi hat×rlam×yorum, Mart ya da Nisan 1990 olmal×… GüneĂ Gazetesi’nde müzik yazarl×ÿ× yapmaya çal×Ă×yordum. āimdi 19. y×l×na geldiÿim bu yola yeni baĂlam×Ă×m, daha kilometre deÿil, ancak birkaç yüz metre alm×Ă×m… āimdi bak×nca mizah yazm×Ă×m gibi geliyor bana! BaĂtan belirteyim, bu yaz× bir grup tarihçesi olmayacak. Hat×rlay×p hiç yazmam×Ă olduklar×m× yazmak istiyorum, bilinmeyen birkaç detay iĂte... O günlerde Āstanbul’dan bak×nca böyleydi, Ankara’dan gülmeyin sak×n :) O zamanlar Ada Müzik diye bir plak Ăirketi vard×. Alpay’×n albümlerini yay×nlard×, temiz ve kaliteli iĂler yapard×. Oradan bir zarf içinde, üzerinde sonradan Vehbi olduÿunu öÿreneceÿim kuru kafa bulunan bir kaset ç×km×Ăt×. “Ne yaz×k” diye söylenmiĂtim, “Ău Türk rock gruplar× yeni yeni Àlizleniyor ama Āngilizce’den haberleri yok, bu ne özensizlik…” Kapakta Wory Zover yaz×yor ya! E herkes bilge doÿmuyor, toyluÿuma verin :) Ben öyle yapt×m! Ama ilk bakt×ÿ×m-

da oradaki espriyi alg×layamad×ysam da yine de hakl×yd×m, kasetin üzerinde de Vory Zover yaz×yor çünkü! O kaset aylarca jelatini aç×lmadan evde durdu, durdu, durdu… 1990 sonbahar×nda olmal×, “t×r×Ăka” kasetler aras×nda bir temizlik yaparken jelatini bile aç×lmadan nas×l olup da hurdaya ayr×lm×Ă olduÿuna ĂaĂ×rarak ald×m elime Wory Zover’× ikinci kez. Teybe yerleĂtirdim, makaralar dönmeye baĂlad×, ben o an yediÿim tokad× hiç unutam×yorum. ‘Wory Zover’ bitti beni sarsarak, ‘Gate of Brandenburg’ baĂlad×. Akl×m alm×yordu, olamazd×… (O nas×l olup da ×skalad×ÿ×m× anlamad×ÿ×m albüm, aylarca kasetçalar×mdan hiç ç×kmad×, san×yorum bant koparmaktan 3 kez de sat×n ald×m. O kasetlerden biri Ău an yan×mda dururken Ăimdi evde CD’si bang×r bang×r çal×yor!) Albümü iyice sindirdikten sonra ertesi gün iĂe gider gitmez önce Ada’y×, oradan ald×ÿ×m bilgiyle de hemen davulcu Alper Yarangümeli’yi arad×m. Albümün ç×k×Ă×ndan aylar sonra gelen ilk röportaj talebine çok


Hepimiz sürünün içinde birer kara koyunduk “Hershey Yolunda”yken! āartlar ne kadar düzenin içine sokmaya çal×Ăt×ysa da biz o düzenin asileri olduk hep. MarĂlar×m×z da Dr. Skull’dand× o y×llarda...

ĂaĂ×rm×Ăt× Alper. Tam “unutulduk, kimse kaale bile almad×” derken o zaman krizde bile olsa ülkenin en prestijli gazetelerinden biri olan GüneĂ’ten, haftal×k eki GüneĂ Gençlik’e röportaj için aranm×Ălard× zira. Birkaç dakikada sanki y×llard×r tan×Ăan iki dost gibi olduk Alper ile. Röportaj× telefonda yapt×k, profesyonel fotoÿrafç×lar× Fatih Çakmakç×’n×n çektiÿi fotoÿraÁar da birkaç gün içinde Āstanbul’a ulaĂt×. Albümden sonra fotoÿraÁar×n da mükemmelliÿini görünce kapaÿa koymaya karar verdik hemen. āanss×zl×k sürüyordu ki, yaklaĂ×k bir y×ld×r kuĂe kaÿ×da bas×lan ve sanki parayla sat×lan bir müzik dergisi k×vam×nda olan GüneĂ Gençlik, tam da o hafta gazetenin girdiÿi bat×Ă sürecinde gazete kaÿ×d×na bas×lmaya baĂland×… Ne üzüldüÿümü düĂünüyorum da Ăimdi… Yine de Ankara’da k×s×tl× bir çevre d×Ă×nda ismi bile duyulmam×Ă bir grup, ulusal bas×na verdiÿi ilk röportajda yaklaĂ×k 200 bin tirajl× bir gazetenin ek dergisine kapak olmuĂtu. (Çok aramama raÿmen o dergiyi bulamad×m, karanl×k bir ortamda trampetin içinden verilmiĂ ×Ă×kla davula giriĂ-

miĂ Alper’in yüzünün ayd×nland×ÿ× kareyi kapaÿa koymuĂtuk, neÀs olmuĂtu.) Dergi piyasaya ç×kt×, telefonum çald×, arayan Alper’di. Kapak olduklar×na inanam×yordu. Ben hala, bu grubu nas×l bu kadar geç fark edebildiÿimi anlamaya çal×Ă×yordum. Kimse abartt×ÿ×m× düĂünmesin, o zaman, 1990’da, yerli gruplar deyince, heyecanl× gençler çoktu da dikkate al×nabilecek k×vamda Ăark×lar yapabilen, organize olabilmiĂ çok da fazla hard rock ve türevleri yapan seçenek yoktu; Pentagram, Akbaba, belki Whisky, belki biraz Guillotine, Metalium, Mirage, Kramp, hadi Devil de benden olsun… Āsimler itiraza aç×kt×r ama belirttiÿim kriterlere göre gerçekten yoktu. Hep bugünkü gibi gazete-dergi-radyo-TV kanallar×n×n her albüm yapana aç×k olduÿunu sanm×yorsunuz deÿil mi? O zaman bir TRT, bir de Magic Box vard×, bilmem anlatabildim mi? 1990 Aral×k ay×nda Kad×köy ve Taksim civar×nda her yer “1990’×n son konseri” aÀĂleriyle bezeliydi. AÀĂler bang×r bang×r, Tuncay Özk×nay


taraf×ndan düzenlenen Akbaba ve Dr. Skull konserini duyuruyordu. 30 Aral×k 1990’da Kad×köy Halk Eÿitim Merkezi t×ka basa dolmuĂtu. Akbaba’n×n ‘Devil’, ‘Talkin’Bout Love’ gibi tempolu Ăark×lar×yla al×Ă×k olduÿumuz güçlü, seyirciyi kudurtan performans×ndan sonra Dr. Skull ilk kez Āstanbul seyircisinin karĂ×s×na ç×k×yor ve Kad×köy Halk Eÿitim Merkezi adeta y×k×l×yordu. Alper, Vehbi’yi de Āstanbul’a getirmiĂ, konserde krosun üzerine yerleĂtirmiĂti. DüĂünün ki, y×llar×n Akbaba’s× bile onurla Dr. Skull’×n alt grubu durumundayd×. O dönemde neredeyse her gün rock konserlerini okul okul, salon salon dolaĂan gençler olarak öyle bir “y×k×m×” çok az görmüĂtük. O konserde çektiÿim fotoÿraÁar×n Dr.Skull`×n ilk Āstanbul konserinden yay×nlanm×Ă yegane resimler olacaÿ×n× bilsem herhalde kudurmay× b×rak×p sadece fotoÿraf çekerdim... O tarihten sonra Alper ile defalarca konuĂtuk. Āyi arkadaĂ olmuĂtuk. Öyle ki, ikinci albümün kay×tlar× bittiÿinde herhalde ilk dinleyenlerden biriydim. Alper ile o kay×tlar elime ulaĂt×ÿ×nda yapt×ÿ×m×z telefon görüĂmesini hat×rl×yorum da... Seslerimizin titremesi, gözlerimizin dolmas× k×vam×na gelmiĂtik desem abartm×Ă olmam. Ortaya ç×kan albüm, o günün Ăartlar×nda inan×lmaz bir sounda sahipti ve özellikle BaĂtepe’nin vokali, bütün Laneth tayfas× olarak

içimizi eritiyordu. “Rools 4 Fools” albümündeki “No synthesizers, just wood” ibaresi, iÁah olmaz bir Queen fan× olarak onlar da elektroniÿi keĂfedene kadar ayn× yolda olduklar×ndan beni daha bir etkiliyor, zaten full gaz olan albüme olan sayg×m× art×r×yordu. “Rools 4 Fools” piyasaya ç×kt×ktan sonra rock çevrelerinde yine büyük heyecan yaratt×. O zaman×n gözde gençlik çat×Ămas× olan rap-rock kavgas×na Dr. Skull “Metal on Metal” Ăark×s×nda Alper’in yapt×ÿ× rap solo ile cevap veriyordu. O dönemde Alper, ikimizin de -bu yaz× yaz×l×rken telefonda karĂ×l×kl× haf×zalar×m×z× zorlay×p- yabanc× ama kim olduÿunu hat×rlayamad×ÿ×m×z önemsiz bir grupla Pentagram’×n birlikte verdikleri konser için Āstanbul’a gelmiĂti (söz konusu yabanc× grubun Alman Thrash grubu Protector olmas× kuvvetle muhtemel /ed). Āki gün birlikte Āstanbul rock alemlerinde, Akmar Pasaj×’ndan Köprüalt× Kemanc×’ya, gezinip konsere gitmiĂtik. Hatta gece o zamana ait bir arkadaĂ×m×zdaki ev partisinde hep beraber içip, az×p, kudurup daÿ×tm×Ăt×k... Bunlar× neden anlatt×m? Art×k bilinsin istedim, Alper’in bu güzel gezisi, Dr. Skull’×n 1993’te EMI-Kent Plak’tan ç×kan Türkçe sözlü üçüncü albümü “Hershey Yolunda”da Ăark×lara konu olmuĂtu çünkü. Dinleyin yakalars×n×z mutlaka! Hatta o gezide “Little Beach”in de kime yaz×ld×ÿ×n× da öÿrenmiĂtim ama tabii ki söylemeyeceÿim!


Gelelim o 1993’e, “Hershey Yolunda”ya... 1993 y×l×nda söz konusu plak Ăirketinde çal×Ă×yordum. Dr. Skull “Rools 4 Fools” ile hiç kesinleĂtiremediÿimiz rivayetlere göre 20 bini aĂk×n sat×Ă yapm×Ăt×. Pentagram da 1992’de yay×nlad×ÿ× ikinci albümü “Trail Blazer” ile benzer rakamlara ulaĂ×p rock camias×n× hareketlendirmiĂti. Yola Ada Müzik ile devam etmeyen Dr. Skull’× EMI-Kent’e kazand×rman×n en uygun zaman×yd×. ĀĂte o görüĂmelere baĂlad×ÿ×m×zda Dr. Skull’×n Türkçe sözlü Ăark×lar×yla karĂ×laĂt×m. Aÿz×ndan girdim, burnundan ç×kt×m, Ăirketin baĂkan× (o zaman her Ăey daha normaldi, CEO diye bir Ăey yoktu...) Ümit Güner’e kabul ettirdim ve “Hershey Yolunda” EMI-Kent Plak etiketiyle yay×nland×. Hepimiz o albümün kapaÿ×ndaki gibi sürünün içindeki birer kara koyunduk. Hiçbir zaman da kurban olmad×k! Dr. Skull farkl× bir gruptu. Müzikal anlay×Ă×nda güçlü hard rock öÿelerini punk anarĂistliÿine yak×n sözlerle birleĂtiriyor ve rock camias×nda herkes taraf×ndan seviliyordu. O kadar y×l× içinde geçirdiÿim rock camias×nda “onlardan nefret eden” kimseyi görmedim. Grubun Ankara’da olmas× ve fazla göz önünde olmamas× da karizmay× güçlü k×lan unsurlardan biri oldu, herkeste hep sayg× uyand×rd×.

Zaman akt×, Dr. Skull’×n Op. Dr. Skull olduÿu y×llar, beraberinde profesyonel ayr×l×klar getirdi. Alper, Kara Kedi ile deneysel rock ‘n roll çal×Ămalar× yaparken BaĂtepe Amerika’ya, Musti Āngiltere’ye gitmiĂti. Ersöz de Ankara’da kalan üye oldu. Grubun bence kimliÿiyle hiç uyuĂmayan solisti Serdar ile ilgili y×llar×ndan çok fazla söz etmek istemiyorum. Skull ruhu aç×s×ndan BaĂtepe’nin yerini doldurmas× gibi bir durum söz konusu olamayacaÿ× gibi, solistliÿi de asla bir rock grubuna uygun deÿildi. Haziran 1994’te Āstanbul’da Die Toten Hosen’e alt grup olarak ç×kt×klar× ikinci Āstanbul konserleri, gerek solistin BaĂtepe’yi aratan performans×, gerekse Türkçe Ăark×lar×n yeterince bilinmemesi ve “Wory Zover” ile “Rules 4 Fools”daki Ăark×lar kadar hit kimliÿi taĂ×mamas× nedeniyle pek parlak deÿildi. Ama zaten o konserde sahne performanslar×ndan çok ç×kan olaylar ak×llarda kalm×Ăt×… Dr. Skull ile ilgili yaz×lacak o kadar çok Ăey var ki… Onlar× bir baĂka yaz×ya b×rak×yorum. Hele bir de bugün öÿrendiÿim ama yazamayacaÿ×m Ăeyler var ki, bu gruba hala sevgi besleyen herkesi sarsabilir. Yazm×yorum!


BURAK ÖZDEMĀR


Onlar× Gates Of Ishtar ile tan×d×k, sadece 3 albüm ç×kar×p daÿ×ld×lar. Fakat unutulmas× mümkün olmayan tatlar b×rakt×lar, öyle ki Ău gün olmuĂ halen “Dawn of Flames” albümünü b×kmadan dinlerim. Yapt×klar× müzik, dinledikçe yeni Ăeyler keĂfedeceÿiniz türden. Gates Of Ishtar projesi toprak alt×na gidince grubun aslar×ndan Mikael Sandorf ve Oskar Karlsson, The Duskfall ile karĂ×m×za ç×kt×lar (Ăunu üzülerek söylemeliyim ki The Duskfall da daÿ×ld×, 3 ay kadar oluyor, bu aç×klamay× yaz×n×n sonuna saklayamad×m). Grup ilk olarak “Fraility” albümü ile dinleyenlerini ĂaĂ×rtt×. Çünkü yeni grubun tarz× çok daha farkl×, agresif ve deyim yerindeyse “thrashy” diyebileceÿimiz türdendi. Albümdeki 10 parçadan 5 tanesi ilk dinlemede zihninizde yer edecek türden (The Light, None, Farewell Song, Just Follow, Deliverance). Yaln×z ilk albümleriyle beraber bende daha sonra kolayca unutacaÿ×m bir hayal k×r×kl×ÿ× oluĂtu. (Kolayca çünkü, tarzlar×na al×Ăt×ktan sonra, Gates Of Ishtar ‘dan ald×ÿ×m hazz×n ayn×n× The Duskfall ‘dan da duymaya baĂlad×m.) Parçalar aras×nda acaba Gates Of Ishtar ‘dan izler var m× diye araĂt×r×rken, Farewell parças×n×n ortas×ndaki melodik solo k×sm×n× tam bir GOI solosuna benzettim. O yüzden ki, bu parçay× ayr× bir severim efendim. Bu albümden sonra bu tarza al×Ămak pek zor olmad×, hemen ard×ndan 2. albüm Source ç×kt×. Albüm ama ne albüm, her parças×nda baĂka bir macera var. O s×ralar metroda ne zaman kafa sallayarak müzik dinleyen metalci görsem, acaba Source albümünü mü dinliyor demekten kendimi alamazd×m. Bu arada albümün ad×n× taĂ×yan “Source” parças×n× tavsiye etmeden yapamayacaÿ×m. Kesinlikle dinlenmesi laz×m, solo k×sm× dinlemeye deÿer, özellikle tüm sololarda kullan×lan keskin harmonik sesler bu parçada zirveye ulaĂ×yor. Son iki albümün beÿeni toplamas×, ve grubun tarz×n×n oturmas×ndan sonra, 2 y×l içinde 2 yeni albüm yay×nlad×lar.Ālki, önceki 2 albümün re-release hali olan “Fraility & Source” albümü, diÿeri ise “Lifetime Supply Of Guilt” albümü idi.ĀĂte gruptaki as×l yükseliĂ bu albümle beraber

baĂlad×.Albümün belki de, grubun hat×r× say×l×r ilk video klip’i “Shoot It In” parças×na çekildi.K×rbaç gibi havay× yararcas×na çalan güçlü baslar ve b×çak kadar keskin rifÁerle gerçektende albümün prestij parças× oldu.Yine ayn× albüm içinde geçen, yoÿun ritimlerle bezenmiĂ olan “Hours Are Wasted” parças× ayr× bir güzeldir.Grubun genel olarak tarz× ve çizgisi bu albümle iyice belli oldu, kendi deyimleriyle “Sweden’s Deadly Trashers”, thrash etkilerini ve izlerini taĂ×yan Death Metal diyebiliriz. Ve gelelim son albüme “The Dying Wonders Of The World”, tarzlar×n×n iyi geliĂtiÿini, deyim yerindeyse bir ak×ma dönüĂtüÿünü görüyoruz, bu kez bizi “The Wheel And The Blacklight” parças×yla coĂturuyorlar.Albümdeki diÿer parçalarda dinledikçe güzelleĂen cinsten.Albümü aral×ks×z ve s×ras×yla dinlediÿiniz zaman, günlük Death vitamininizi alm×Ă oluyorsunuz.Özellikle alt×n× çizmek istiyorum, bu albüm teknik potansiyeli çok yüksek parçalar içeriyor, özellikle muhteĂem diyebileceÿimiz “I’ve Only Got Knives For You” daha önce Duskfall dinlememiĂ birini bile kolayl×kla cezdebecek cinsten. 2009’a 1 ay var, Mikael Sandorf’un Duskfall ‘dan ayr×lal× 3 ay olmuĂ, içimizde buruk bir hüzün var, zira grup, Mike olmadan yollar×na devam edemeyeceÿinden daÿ×lmay× seçtiler. Daha önce Duskfall’× dinlemediyseniz henüz bir Ăeyler kaybetmiĂ deÿilsiniz, fakat tüm albümleri dinledikten sonra benim duyduÿum üzüntüyü sizinden duyacaÿ×n×zdan eminim.Bu kadar baĂar×l× bir grubun neden daÿ×ld×ÿ×n× en az bende sizin kadar merak ediyorum, ama en az×ndan Mike’×n yapt×ÿ× aç×klamaya göre “Daha farkl× projelerle karĂ×m×za ç×kacakm×Ă”. Asl×nda ben bu aç×klamadan sonra Mike ‘a baya bir k×zd×m, çünkü grup içerisinde pek fazla ön plana ç×kamay×Ă×, ve bireysel çal×Ămalar yapma isteÿi onu biraz bencil yap×yor. Umar×m Mikael Sandorf tekrar grubu bir arada tutmak için geri döner (Bu her ne kadar benim bir hayal olsa da, yinede istiyorum!), çünkü grup yapt×ÿ× müziÿin zirvesindeyken b×rakt×ÿ× için, grup elemanlar× iĂin meyvelerini toplayamadan b×rakmak zorunda kald×lar. Bizlerde elimizde sadece 4 tane albümle, müziklerine doyamadan kala kald×k!


Selim: Selam Ar×n. Ālk olarak son dönemde s×kça sorulan soru ile baĂlayal×m istersen. Yeni Catafalque albümünün çal×Ămalar× ne aĂamada? Yeni albümün soundu konusunda neler söyleyebilirsin? Ar×n: Yeni albümün soundundan bahsetmek için henüz çok erken ancak Catafalque için, asla kendini tekrar etmemek ilk s×rada gelir. O nedenle bir sonraki albüm de diÿerlerinden daha farkl× ve daha iyi olacakt×r. S: Prodüksiyon alan×nda, “Dialectique” sonras× parmakla gösterilen isimler aras×ndas×n. Prodüktörlüÿünü veya kay×t sorumluluÿunu üstlendiÿin diÿer gruplar neler? Bu alanda ileriye dönük planlar×ndan bahsedebilir misin? A: Dialectique sonras×nda Özge Özkan solo projesinin prodüktörlüÿünü, tüm kay×t, edit, mix ve masteringini yapt×m. āu anda da Soul SacriÀce’×n 2.albümünün kay×t, edit, mix ve mastering iĂlerini üstlenmiĂ bulunmaktay×m. S: Solo projelerin veya bu konuda planlar×n var m×? A: Bir müzisyen olarak hiç bir zaman öne ç×kmak istemedim ya da kendimi ilk etapta enstrumanist olarak göstermeyi. Bu sebeple solo proje ya da albüm yapmak deÿil, bir grubun Ăark×lar×n× yazmak ve müziÿine hükmedebilmek benim için çok daha keyiÁi.

S: Ülkemizde rock müzik cephesini, önde gelen bir prodüktör ve müzisyen olarak nas×l deÿerlendiriyorsun? Dikkatini çeken isimler var m×? A: Son dönemde ülkemizde rock müziÿin geliĂtiÿine dair söylemlere kat×lm×yorum. Sadece bir anda trend haline gelen bu müziÿin ve görüntüsünün rock ile ilgisi olan olmayan pek çok kiĂiye ve gruba çekici geldiÿini düĂünüyorum. Dinleyicinin, onlara ne pazarland×ÿ×yla pek de ilgilenmediÿi bu dönemde maalesef dikkatimi çeken kimse yok. S: Catafalque ve Özge Özkan albümlerinin yay×nlad×ÿ× CTF Records’dan biraz bahseder misin? BaĂka ürünler de yay×nlad×n×z m× veya yay×nlamay× planl×yor musunuz CTF etiketiyle? Çal×Ămalar×n×z× kendi Àrman×zdan yay×nlaman×z×n avantajlar× veya dezavantajlar× nelerdir? A: CTF, ben ve Gökhan Diren ortakl×ÿ×yla 2007’de kurulmuĂ bir prodüksiyon Ăirketi ve stüdyosu. S×rada Soul SacriÀce’×n 2. albümü ve ard×ndan Catafalque’×n ilk albümü Unique’in remaster’× var. Sonras× için planlad×ÿ×m×z bir kaç isim daha mevcut. Kendi Ăirketimizden albüm yay×nlaman×n en güzel taraf×, aradan 3. Ăah×slar×n kalkmas× ve olayla tamamen bizim ilgileniyor olmam×z. Tabi bu durum, her tür zorluÿu da bizim halletmemizi gerektiriyor.


S: Dialectique’deki orijinal altyap× çerçevesinde sormak istediÿim bir soru var. Elektronik müziÿe bak×Ă aç×n nedir? Ayr×ca EBM ve Aggrotech gibi tarzlarla ilgileniyor musun? A: Baz×lar×m×z bunun utanç verici olduÿunu düĂünse de, birçok metal severin aksine ben, pop, elektronik, dark pop gibi tarzlar× da beÿenmekteyim. Müzik türlerinin birbirleri içine makul ölçülerde girebilmesinden ve beraber baĂka lezzetler, baĂka hisler ortaya ç×karmas×ndan büyük zevk al×yorum. Burada demek istediÿim asla “sentez” deÿil yanl×Ă anlaĂ×lmas×n. :) Kendi yazd×ÿ×m müzikte de birçok dijital sound kullan×p, belli belirsiz bunlar× metal kal×plar×n×n içine sokma olay×ndan da extra bir keyif al×r×m. S: Mp3 ve dijital müzik paylaĂ×m× konusunda düĂüncelerin nelerdir? A: Konu gerçekten paylaĂ×msa bence sonuna kadar olmal×. Fakat “paylaĂmak” ve “çalmak” aras×ndaki fark× insanlar alg×layamamaktalar. Mp3’e maalesef karĂ×y×m. Bir ses mühendisi olarak, kafay× k×r×p uÿraĂt×ÿ×m×z, didindiÿimiz güzelim kay×tlar×n, bir anda s×k×Ăt×r×l×p küçücük ses dosyac×klar× haline dönüĂüp sound kalitesinin bozulmas×na k×l×m. S: KliĂe sorumuz var s×rada. Dünyaya bir müzik albümü olarak gelseydin, hangi albüm olmak isterdin? A: Carcass - Heartwork S: Yan×tlar×n için çok teĂekkürler, eklemek istediklerin varsa söz senin. A: Röportaj×n×z için çok teĂekkür ederim.


ATĀLLA ÇELĀK


Baz× gruplar kendi orijinalliklerini yans×tarak ortaya gruba özgü orijinal deÿerler toplam× ç×kar×rlar. Bize de gruba büyük bir sayg× duymak düĂer. Onlar türünün en iyilerindendir ve haklar×nda tart×Ămaya girmeye asla gerek olmaz. Eller birleĂtirilir, baĂlar öne eÿilir ve sonsuz bir güvenle yere bak×l×r. Carcass onlardand× ve Āngiliz mant×ÿ×n×n içine tükürmüĂlerdi. Arkaya bakt×klar×nda da bir efsane olduklar×n× görmüĂlerdi. Dünya Heavy Metal piyasas×n×n lokal bazda kendisine has özellikleri vard×r. Florida Death Metal, Bay Area Thrash Metal (San Francisco), Swedish Death Metal, Āskandinavya Black Metal, Alman Ekolü ve Yap×s×, Āngiliz Ekolü ve Yap×s×, Underground Death Metal - Grindcore Kültürü vb gibi… Türlere tek tek bakt×ÿ×m×z zaman Ăöyle sonuçlar ç×karabiliriz: Florida Death Metal dendiÿi zaman ac×mas×z, ödün vermeyen, güçlü bir death metal yap×s×n× alg×lar×z. Genelde en saÿlam, sert, teknik ve brutal death metal gruplar× bu arenadan ç×kar. Bay Area alan×ndaki gruplar 80’li y×llara damgas×n× vuran, Thrash Metal ad× alt×nda bir tarz yaratan,

y×llarca dünyay× kas×p kavuran ve protest yönüyle toplumsal yaralara parmak basan alan× temsil ederler. Florida ve Bay Area alan× kesinlikle saÿlam müziÿi hedef al×r ve onlar için para-piyasa deÿil, gerçek ve erdemli fanlar önem kazan×r. Milyonlara seslenmektense –az olsun öz olsun- mant×ÿ×yla belirli bir kitleye seslenirler. En az×ndan y×llarca önce öyleydi. Swedish Death Metal brutal bir tür olan Death Metal’in has özelliÿinden s×yr×larak brutallikten ziyade çok sert olmayan öÿelerin melodiyle birleĂiminden oluĂur. Saf Death Metal’e tezat olarak daha yumuĂak melodileri bar×nd×r×r ve piyasaya daha arzc× görünür. Death Metal’in kendine has gücü, vuruculuÿu ve sertliÿi farkl×laĂm×Ăt×r. Āskandinavya Black Metali hakk×nda fazla aç×klama yapmama gerek yok. Kendine has bir sound, Àkirler ve davran×Ălar bütünü, lokal-iklimsel-dinsel ve geçmiĂlerine dayal× pagan inan×Ălar×n etkileri baĂ× çeker. Görüntüsel tema büyük önem kazan×r. Çok h×zl× ve tekdüze bir müzik yap×s×n× temsil eder. Teknik, melodi, müzikal ahenk hak getire…


Underground death ve grindcore gruplar× da söz konusu müziÿin en ekstrem uçlar×n× temsil ederler. K×s×tl× fanlara seslenirler. Kanl× kavramlar ve fantastik öÿelere yönelirler. Bu öÿelerle müziÿin eÿlence yönünü sergilerler. Bu hallerinden çok memnundurlar ve daha fazlas×n× istemezler. Onlar için underground kavram× içinde kalmak büyük bir onurdur. Alman ekolünde her zaman çok saÿlam gruplar oluyor ve ortaya müzikal bir güç ç×k×yor. Alman ekolü dendiÿi zaman müziÿin sertliÿinden taviz vermeyen gruplar× anl×yoruz. Bir çok metal fan× için Almanya Metal müziÿin kalesidir. Āngiliz ekolüne geldiÿimiz zaman çok kaliteli gruplarla farkl× formattaki gruplar×n bir arada yaĂad×ÿ×n× görüyoruz. Farkl× formattaki gruplar×n dikkat çeken özelliÿi piyasaya çok önem vermesi ve as×l önemin parada bitmesidir. Bu türde tam bir tezatlar bütünü vard×r. Āngiliz ekolünde heavy ve rock türevleri bir çok parçalanmaya maruz kalm×Ă, araya popülist yaklaĂ×mlar girmiĂ, popüler müzikten de demetler sunulmuĂtur. Paraya ve piyasaya tapan Āngiliz mant×ÿ×n×n içinde öyle gruplar vard×r ki Āngiliz olduklar×na inan×lamaz: Napalm Death gibi… Bolt Thrower gibi…

Ve de Carcass gibi... Bu gruplar Āngiliz mant×ÿ×n×n içine eden ve kendi benliklerini, özünü, samimi duygular×n× ve ne yapt×klar×n× tam anlam×yla bilen yönlerini sergilerler. Yaz×n×n giriĂinde bahsettiÿim güven duygusunu Carcass’a karĂ× her zaman çok derinden hissetmiĂtim. Paragöz eÿilimli Āngiliz piyasas×n×n içinde Bolt Thrower gibi kendi kab×nda yoÿrulmuĂtu. Genelde tan×nan bir grup olmas×na raÿmen underground yap× içinde deÿerlendirilmiĂlerdi. Piyasa amaçl× bir grup olmad×klar× internet sitelerinde Carcass elemanlar×n×n resimlerini ararken çektiÿimiz zorluktan anlaĂ×l×yor. Bunda daÿ×lan bir grup olmalar×n×n etkisi de var tabi ki. Gizliliklerine raÿmen dünyada en tan×nan ve sevilen gruplardan olmas× grubun müzikal kalitesine iĂaret ediyordu. Onlar×n reklam× ortaya koyduklar× emek, müzikal mantaliteleri ve ustal×klar×yd×. Carcass, müziÿinden taviz vermeyen gruplardan biriydi. Uyumlu, ilk dönem grindcore / ikinci dönem teknik death metal Àlminin perdesinden eĂsiz görünüm, senaryo ve oyun-


culuk gücünü sundular. Yapt×klar× müziÿi diÿer grindcore gruplar×yla k×yaslayamazd×k. Genelde brutal vokal yap×s×ndaki grindcore’un içinde teknik, derinden gelen ve h×rsl× ç×ÿl×k vokaliyle kendi g×rtlaklar×m×zda bir ac× duymam×za sebep olurlard×. Bizi de kanser ederlerdi. Kendilerini de… Fi tarihindeki yaz×tlar×n derinliklerindeki bir söylenceye göre, vokalist Jeff Walker bir zamanlar kansermiĂ ama iyileĂmiĂ. Yine vokal yaparsa kanser olma ihtimaline karĂ×l×k müzikten kopamam×Ă. Bu muhabbetin doÿruluÿunu Herodot araĂt×rs×n y×llar öncesinden… Gerisi bizi aĂar. Grindcore/death metal temeli içinde virtüözlük gerektiren teknik gitar rifÁeri ve solo gitarlar bir Carcass imzas× olsa gerek. Özellikle gitarist Bill Steer’×n melodik, insan içine iĂleyen solo gitar partisyonlar× ayr×ca irdelenmeliydi. Carcass y×llar geçtikçe tad× mükemmelleĂen bir Ăarab× and×rm×Ăt×. Emekleme dönemlerindeki tek düzelik ve yal×n öÿelerden s×yr×larak teknik, virtüözlük isteyen ve üstün markal× gitar rifÁeriyle ustal×klar×n× ehlileĂtirmiĂlerdi. Gitarist Bill Steer’in parmaklar×n×n bu iĂte parmaÿ×(!) olduÿunu düĂünmemek mümkün deÿil. Bill Steer zat×n×n parmaklar×n× bedeni küçük, bacaklar× çok uzun bir örümceÿin ayaklar×na benzetebilirsiniz. Hanidir, normal parmaklara sahip bir Ademoÿlu örümcek parmaklar×na sahip Bill Steer rifÁerine nas×l eriĂebilecekti? Carcass 1985 y×l×nda Āngiltere Liverpool’da gitarda Bill Steer, davulda Ken Owen, bassta Jeff Walker ve vokalde Sanjiv taraf×ndan kurulmuĂtu. Bu kadroyla ilk demolar×n× “Flesh Ripping Sonic Torment” ad×yla yay×nlam×Ălard×r. Grubun lideri Jeff Walker bir biyoloji öÿrencisiydi. Ālerleyen zamanlarda “Excoriating Abdominal Emanation” ve “Crepitating Bowel Erosion” gibi klasikleĂmiĂ parçalarda olduÿu gibi insan anatomisi üzerine ve t×p bilimi terimlerini kulland×ÿ× kusma, yaralanma, çürüme, baÿ×rsak y×rt×lmalar× ve sakatat fonksiyonlar×ndan bahseden bir çok parça yazacakt×. Onlar×n yaklaĂ×m× karmakar×Ă×k yayl×m ateĂi içinde hastal×kl× ölüm h×r×lt×lar×yla tan×mland× ve bass gitar egemenliÿini de gözler önüne serdiler. Bill Steer demodan sonra Napalm Death grubuna girecek, GodÁesh’den Justin ile Napalm Death’in grindcore dünyas×na savurduÿu en harika çal×Ămalardan olan “Scum” albümünde çalacakt×. Carcass, Bill Steer’in ayr×lmas× ile baĂlamadan bitmiĂ gibi görünecekti. Ki Bill Steer geri dönerek Carcass 1987 y×l×nda tam anlam×yla kurulmuĂtur. Ākinci baĂlang×ç trio’dan ibaret olmuĂtu: Jeff Walker (Vokal/Bas), Bill Steer (Gitarlar) ve Ken Owen (Davul). Daha sonra Āngiltere’nin underground ve çok sert gruplar×n× bünyesinde bulunduran Earache Records ile sözleĂme imzalam×Ălard×r. Bu baÿl×l×klar×n× sonuna kadar devam ettirmiĂlerdir. Gittikçe grotesk bir havada büyüyecek olan grup 1988 y×l×nda ilk albümleri “Reek Of Putrefaction”× ç×kard×. Jeff Walker bu albümü sanki sindirim sisteminin görevlerine adam×Ăt×. Albümdeki 22 parça baĂtan aĂaÿ×ya t×bbi terimler, betimlemeler, insan anatomisinin inceliklerinden(!) bahseder bir haldeydi. Doÿrusunu söylemek gerekirse ortada çok kötü bir prodüksiyon vard×. Bana göre tek kötü Carcass albümü olmuĂtu. Çünkü gerçekte iyi olan rifÁer, kay×t sisteminin gürültülü ve kötü olmas×ndan dolay× anlams×z sesler halini alm×Ăt×. Umudunu k×rmayan grup çal×Ămaya devam ederek 1988 y×l× sonunda bir çok yeni materyal yazarak “Symphonies Of Sickness” demosu ad× alt×nda kaydetmiĂti. Aral×k 1988’de kaydedilip Ocak 1989’da yay×nlanan “Peel Sessions” kay×d×ndan sonra, “Symphonies Of Sickness” ile “Peel Sessions” kay×tlar×n× birleĂtirip üzerine 4 yeni parça ekleyerek Aÿustos 1989’da “Symphonies Of Sickness” ad×yla ikinci albümlerini yay×nlam×Ălard×r. Bu sefer korkulan olma-


m×Ă, kaliteli bir prodüksiyon ile öÿütücü bir müzik sunulmuĂtur. Carcass ilk Ăans×zl×klar× aĂarak deneyim kazanm×Ă, müzikal çizgisini yükseltmiĂti. Parçalar daha uzun, prodüksiyondaki detaylar ve nüanslarla daha iyi olmuĂtu. Bu albümde Carcass saf grindcore türünü uygulam×Ă, h×z ihtiyac× hissedenleri memnun etmiĂ, “Exhume To Consume”, “Cadaveric Incubator Of Endoparasites” ve bunun gibi bir çok saf grindcore klasiÿine imza atm×Ăt×. Kerrang dergisi albümü klasikler içine katm×Ă ve (5/5) puan vermiĂti. Dünyaca ünlü “Grindcrusher” turunda grup ikinci gitariste ihtiyaç duymuĂtu. Eski Carnage eleman× Mike Amott kat×l×nca grup dört eklemden oluĂan grind makinesine dönüĂtü. Amott’un gruba girmesiyle grup yeni parçalar haz×rlama konusunda ekstra boyutlar kazanm×Ăt×. Üçüncü Carcass albümü “Necroticism - Descanting The Insalubrious” 1991 y×l×nda piyasaya bomba gibi düĂmüĂtü. Bu albüm, sonraki albümleri Heartwork gibi teknik deÿildi, Symphonies gibi grindcore deÿildi ama her ikisini bera-

berinde iĂliyordu. Katil gibi bir albümdü. HoĂ bir uyum saÿlanm×Ă ve teknik-grind öÿeli bir albüm ç×km×Ăt× karĂ×m×za. Carcass bu albümle kariyerinde yeni bir düzeye ç×km×Ă, yeni sanatlar×n büyümesi beraberinde gelmiĂtir. Parçalar birbirinden kaliteliydi. Özellikle “Corporal Jigsore Quandary” parças× müzikal enfesliÿiyle göz kamaĂt×r×yordu. Albüm, patolojik introlarla kuĂat×lm×Ă, Jeff Walker vokali, Bill Steer gitar tekniÿiyle harika bir eser olmuĂtur. Albüm bir kad×n sesiyle baĂl×yor, “Inpropagation” kulaklar×m×za doluyor ve insanlar×n nas×l öldüÿünü mesele ederek yanma ve çürümelerle aktar×yordu. Ya “Carneous CacofÀny”? Ānsanoÿlunun bütün telleri kullanarak nas×l bir senfoni ürettiÿinin yarat×c×l×ÿ×n× gösteriyordu. Bu Carcass’×n büyüleyici dünyas×yd×. Albüm sonras×nda Carcass saÿlam turnelerde yer alm×Ăt×. 1992 y×l×nda eski Napalm Death vokalisti Lee Dorian’×n yeni grubu Cathedral, Entombed ve Confessor gruplar×yla


“Gods Of Grind” turnesi Carcass’×n tan×n×rl×l×ÿ×n× artt×rm×Ăt×. Bu turdan k×sa bir süre önce grup “Tools Of Trade” isimli mini bir albüm yay×nlad×. Ayr×ca Carcass’×n “Gods Of Grind” turnesinde diÿer 3 grupla birlikte yer ald×ÿ× “Gods Of Grind” CD’si de mevcuttur. Saf grind ve sert müzik öÿeli albümlerden sonra Carcass inan×lmaz bir deÿiĂim gösterecekti. Carcass Tarihi’nin en kaliteli Ăaheseri, bizi de kalpten vuran ismiyle 1994 y×l×nda ekstrem müzik piyasas×nda bir devrim baĂlat×yordu : “Heartwork” Yoÿun bir albümdü; gerçek manas×yla tam bir kalp iĂiydi. Albüm, Carcass üzerinde bir çok olumlu deÿiĂimi beraberinde getirmiĂti. Bu albüme kadar gore konseptlerle dikkati çeken grup, H.R.Gigger’×n yard×m×yla albüm kapaÿ×na deÿiĂimine at×fta bulunuyordu. Grindcore etkisinden uzaklaĂ×p teknik death metal öÿesine kayma görülmüĂtür. Teknik ve virtüözlük isteyen yeni müzikal oluĂum yeni imzalar×yd×. Albümdeki parçalar×n solo gitar partisyonlar× çok melodiktir. Bu albümle Necroticism’deki çizginin çok ötesine gidilmiĂ, daha anlaĂ×l×r ve teknik yap×yla ustal×klar×n× göstermiĂlerdir. Ayr×ca grup liriksel düzeyde büyük bir devrimi gerçekleĂtirerek gore, anatomik ve patolojik liriklerden öÿretici ve çok yönlü liriklere kaym×Ăt×r. Art×k kan dökmeler, otopsiler ve birbirinin kopyas× sözler tarihe kar×Ăm×Ăt×. Sürekli savaĂan dünyay× ve ×rklar× anlatt×klar× “Carnal Forge”, teknolojiden bahsettikleri “Death CertiÀcate”, din olgusundan bahsettikleri “Embodiment”, Ademoÿlunun hissizliÿini ve makineleĂmesini anlatt×klar× “No Love Lost” gibi… Albüm bana göre mükemmeli yakalam×Ăt×. Nazar×mca Heavy Metal’in en iyi albümleri listesinde rahatl×kla yer alacak bir çal×Ămad×r. Carcass’×n son albümü 1996 tarihli “Swansong” olmuĂtur. Albüm çok deÿiĂik bir tarz× içermiĂ ve tür deÿiĂtirilmiĂtir. Gitar rifÁeri kesik kesik sunulmuĂ, h×z kesilmiĂ, bateri yavaĂlam×Ă ve daha farkl×, daha teknik yollara baĂvurulmuĂtu. Grubu dinlemeye Swansong ile baĂlam×Ă olan fanlar eski albümlerdeki Carcass’a iÿreti bir gözle bakabilirler. Heavy Metali bütün olarak dinleyen kiĂiler bu albüme Ăapka ç×karacaklard×r. Teknik anlamda metal dünyas×n×n en kaliteli iĂlerinden biridir. Hastal×kl× gitar rifÁeriyle “nas×l be?” sorusunu sordurmaktad×r. Daha sonras×nda hiç beklemediÿimiz geliĂmeler oldu. Carcass’×n bel kemiÿi Bill Steer art×k farkl× bir tarzta müzik yapmak istemiĂ olacak ki gruptan ayr×ld×. Onun ayr×lmas× Carcass’×n ölümü oldu. Bana göre Carcass’×n özgünlüÿü saÿlayan kiĂi Bill Steer’dan baĂkas× deÿildi. Grubun daÿ×lmas×ndan sonra Jeff Walker ve Ken Owen “Black Star” ad× alt×nda grup kurdular. Bill Steer da “Firebird” ad×nda bir grup kurmuĂtur. Her iki grup eski müzik tarzlar×yla tamamen kel alaka olan bir müzik yapmaktad×r. Sonu hazin biten bir grup hikayesine tan×k olduk. Ama Carcass yapt×ÿ× eserlerle ekstrem müzik dünyas×n×n efsaneleri aras×nda yer almaktad×r. Grubun daÿ×lmas×n×n ince noktas×, tahminimce, müzikal türde art×k deÿiĂim zaman×n×n geldiÿini idrak etmeleri ve farkl× Ăeyler yapma istekleridir. Haliyle bu müzik tarz× Carcass ad× alt×nda uygulanamazd×. Carcass toprak alt×nda çürümeye b×rak×lmal×yd×. Her Ăeye raÿmen onlar Carcass’d× ve Āngiliz mant×ÿ×n×n içine tükürmüĂlerdi. Arkaya bakt×klar×nda bir efsane olduklar×n× görmüĂlerdi…


DENĀZ ERATAK


Grup 1983 y×l×nda, Anthony Kiedis, Hillel Slovak, Jack Irons, ve Michael Flea Balzary taraf×ndan kuruldu. Liseden arkadaĂ olan grup üyeleri, muhtemelen o dönemler bir gün dünyan×n en pahal×, en baĂar×l× ve en sansasyonel gruplar×ndan birisi olacaklar×ndan haberleri yoktu. O dönemin nispeten sert müzik yapan grubu, biraz bask× ile ilk albümü Kiedis ve Flea’n×n karĂ× ç×kmas×na raÿmen daha popülaritesi olan ve grubun tarz×ndan biraz uzak bir Ăekilde ç×kard×lar. 1984 y×l×nda ç×kard×klar× ilk albümde ilk dinlediÿimde tüylerimi diken diken eden “true man don’t kill coyotes” Ăark×s×n× cidden kötü ama komik olarak nitelendirebilirim. Āzlemediyseniz klipini de izlemenizi Ăiddetle tavsiye ederim, dünya müzik tarihine geçecek kadar ilginç bir klip. Dürüst olmak gerekirse o albümün diÿer Ăark×lar×n× da hiç dinlemedim Ālk ç×k×Ă için 1984 y×l× grup için oldukça verimli geçmiĂti ki 1985 y×l×nda “Freaky Styley” adl× ikinci albüm hemen yola ç×kt×. Bu albüm biraz daha punk aÿ×rl×kl× bir albümdü ancak beÿeni kazanmad×. 1986 y×l×nda grubun davulcusu Cliff Martinez gruptan bir Ăekilde ayr×ld× (at×ld×ÿ× da söylenir). BaĂar×s×z bir albümden sonra grup çal×Ămalar×na son sürat devam etti ve yine punk aÿ×rl×kl× albümü “The Uplift Mofo Party Plan” 1987 sonlar×na doÿru ç×k×p sonunda listelerde de yerini alm×Ăt×r. Bu albüm Red Hot Chili Peppers grubunun ilk ciddi baĂar×s×


da denebilir. Bu dönemlerde grubun, en büyük sorunu grup elemanlar×n×n uyuĂturucu baÿ×ml×s× olmas×yd× ve bu durum kötü sonucunu göstererek 1988 y×l×n×n haziran ay×nda grubun Āsrailli gitaristi Hillel Slovak 26 yaĂ×nda hayat×n× kaybetti. Grubun o dönem diÿer uyuĂturucu baÿ×ml×s× Anthony Kiedis, Slovak’×n ölümünden sorumlu tutulmuĂ ve cenaze törenine bile gitmemiĂti. Bu kötü olay sonucunda grubun davulcusu Jack Irons, arkadaĂlar×n×n öldüÿü bir grubun parças× olmak istemediÿini belirterek, gruptan ayr×ld×. 1989 y×l×nda grup gitaristini ve davulcusunu kaybetmiĂti, grubun basç×s× Flea ve vokal Kiedis; benim bütün çal×Ămalar×n× hayranl×kla izlediÿim John Frusciante’yi gitarist olarak ald×lar ve çeĂitli davulcular× denedikten sonra grubun Ăimdiki davulcusu Chad Smith ile anlaĂt×lar. Grup o dönem bugünkü Ăeklini ald×. Bu Ăekliyle Mother’s Milk albümünü ç×karan grup sonunda Amerika listelerinde 50nci s×ralara kadar yükseldi.

Art×k Red Hot Chili Peppers tan×nan bir gruptu. Bu albümde grup; ölen gitarist Slovak’a “Knock Me Down” parças×n× ithaf etmiĂtir. Tabi ki Slovak’×n ölümü Anthony Kiedis’in hayat×nda büyük bir yara olmakla beraber kendi kurtuluĂu da olmuĂtur. Red Hot Chili Peppers, nerdeyse her sene bir albüm ç×kard×, üretkenliÿi devam eden grup baĂar×l× çal×Ămalar×n×n ard×ndan 1990 y×l×nda, 6 ay içerisinde yeni albüm için çal×Ămaya baĂlad×. Bu süreçte ayn× evde kalan Kiedis, Frusciante ve Flea, çal×Ămalar×n× k×sa sürede tamamlad×lar. Sonunda 1991 y×l×nda Red Hot Chili Peppers o güne kadar en baĂar×l× albümleri olan “Blood Sugar Sex Magik” i ç×kard× . Bu albüm sonras×nda “Give It Away” singlelar× da grubu bir Gramy ödülü ile Ăahland×rd×. Albümün diÿer muhteĂem Ăark×s× “Under the Bridge”, listelerde ikinci s×raya kadar ç×kt×. Art×k Red Hot Chili Peppers dünyan×n beÿendiÿi oldukça baĂar×l× bir grup haline gelmiĂti. Bu albüm


dünyaca ünlü müzik dergisi Rolling Stones’un tüm zamanlar×n en muhteĂem albüm listesinde 310ncu oldu ve Amerika listelerinde albüm sat×Ă× olarak ikinci s×raya yükseldi. Bu baĂar× arkas×nda grup içerisindeki klasik sorunlar baĂ gösterdi. Bu defa Frusciante uyuĂturucunun pençesine düĂtü, grup o dönem Ăimdiki Ăeklini alm×Ă olsa da muhteĂem gitarist John Frusciante’nin uyuĂturucu sorunu grup elemanlar×n× k×zd×rd×, daha önceden kötü tecrübesi olan Kiedis’in ×srarlar×yla Frusciante gruptan ayr×ld×. O dönem dünyan×n say×l× gitaristlerinden olan Dave Navarro geçici de olsa gruptaki yerini ald×. Ancak Navarro’nun müzikal geçmiĂi ile grubun diÿer elemanlar×n×nki pek tutmuyordu bu nedenle grup zorluk çekmeye baĂlad×. 3 senelik aradan sonra yeni albüm “One Hot Munite” albümü 1995 y×l×nda ç×kt×. Bu albüm diÿerlerine göre daha karanl×k bir albümdü ve albüm oldukça fazla satmas×na raÿmen bence “Blood Sugar Sex Magik” albümünden sonra büyük bir hayal k×r×kl×ÿ×yd×. Bana öyle geliyor ki grup, eski çal×Ămalar×n×n ekmeÿini yedi bu dönemde, bir moral bozukluÿu Anthony Kiedis’de de baĂ gösterdi ki bu dönemde tekrardan uyuĂturucuya baĂlad× ama müptelal×k süreci bu defa k×sa sürdü. Bu dönemde John Frusciante de uyuĂturucu nedeniyle mahvolmuĂ bir durumdayd×, dünya üzerinde az say×da yetenekten biri olan insan, fakirlik içerisinde ve ölmek üzerindeydi. 1998 y×l×nda tedavi gören Frusciante, grubun yeni albümü Californication’un yeni gitaristi olarak tekrar gruba dahil oldu. 1999 y×l× Red Hot Chili Peppers’×n muhteĂem y×l× oldu, Californication albümü 15 milyondan fazla satt×, albümdeki Scar Tissue parças× 2000 y×l×n×n

en iyi rock Ăark×s× Grammy ödülünü ald×. Bu albümdeki nerdeyse bütün Ăark×lar hit oldu, Californication, Otherside, Road Trippin, v.s. BaĂar×l× grup 2001 y×l×nda By the Way albümlerini yay×nlad×, bu albüm Californication’un baĂar×s×n× yakalayamasa da yine de idare eder diyebiliriz. Bunun arkas×ndan grup, 2006 y×l×nda son albümleri Stadium Arcadium’u ç×kartt×. Bu albüm benim için tam bir hayal k×r×kl×ÿ× oldu. 2 cd 28 parça ile ç×kan albümde toplasan×z 3-4 Ăark×ya tamamd×r derim, ama onlar Red Hot Chili Peppers, tabi ki bu albümde çok satt× ve bir çok grammy ödülü ald×.. Bu albüm sonras×nda dünya turuna ç×kan grubu ne yaz×k ki ülkemizde göremedik. Red Hot Chili Peppers gerçekten ilginç bir grup diyebiliriz. Müziklerinin ve davran×Ălar×n×n oldukça samimi olduÿunu düĂündüÿüm gruplardan birisi, her türlü çatlakl×ÿ× bu grupta bulabilirsiniz, yay×n kurullar×n×n çok da hoĂuna gitmese de üstlerinde sadece çoraplarla sahneye ç×kabilirler, etek giyebilirler, bütün konserlerinde manyak gibi hoplarlar, toplumsal çarp×kl×klar× kliplerinde gösterebilirler. Klip demiĂken Red Hot Chili Peppers’× klip konusunda çok yarat×c× buluyorum Hatta bütün kliplerini defalarca izlemiĂimdir (buna True Man Don’t Kill Coyotes klibi de dahil). Red Hot Chili Peppers’da sevdiÿim bir diÿer unsur yaratt×klar×; toplumdan insanlar×n× anlatan karakterlerdir. Bunun yan×s×ra grup toplumsal olaylar× da yak×ndan izlemekte ve müziklerine yans×tmaktad×r. Baz× kesimler grubun türk düĂman× olduÿunu iddia etse de ben buna pek inanm×yorum, umar×z Red Hot Chili Peppers’× bir gün Türkiye’de de görürüz.


TANSU ÖZMEN


Ālk kez yay×nland×ÿ× 6 Kas×m 2001 tarihinden itibaren ABD'de FOX kanal×n×n amiral gemisi olmay× baĂaran 24, ilk bölümünden itibaren tüm dünyay× kas×p kavurdu. Gerçek zamanl× bir macera olan 24 çok yak×nda baĂlayacak olan bir y×l kadar gecikmiĂ 7nci sezonu ile Ăimdi bizlere göz k×rp×yor. ABD’de Terörle Mücadele Birimi “CTU” ajan× Jack Bauer’×n her bölümü gerçek zamanl× ilerleyen 24 saatlik maceralar×n× konu alan, ülkemizde CNBC-e kanal×n×n alt× y×ld×r yay×nlad×ÿ× “24” dizisi yedinci sezonunda küresel ×s×nmayla mücadeleye giriĂiyor. Her bir sezonun 24 saatte geçtiÿi ve 42 ila 44 dakika süren her bir bölümünde konunun bir saati anlat×larak gerçek zamanl×l×k saÿlan×yor. Geriye kalan dakikalara ne olduÿunu merak eden matematik severlere ise yan×t×m×z dörde bölünmüĂ reklam kuĂaÿ×. 2000’li y×llar×n baĂlar×nda ABD terör olaylar×yla yüzleĂmektedir. BirleĂik Devletler’in gerek yöneticilerinde gerekse halk×nda yoÿun bir terör endiĂesi vard×r.

Ve ülkede terörle uÿraĂmas× gereken t×pk× CIA, FBI gibi bir kurum olan Anti-Terör Birimi yani orijinal ad×yla CTU (Counter Terrorist Unit) sahip olduÿu geliĂmiĂ teknolojik imkan (baĂta uydular ve çok güçlü bilgisayarlar) ve kaliÀye insan gücünü etkin bir biçimde hem yerel hem de uluslararas× terör gruplar×na karĂ× mücadele etmektedir. Ancak tabii ki iĂler her zaman yolunda gitmeyecektir. Basiretsiz yöneticiler, ucu ucuna kaç×r×lan f×rsatlar…. Dizide (kimi zaman zaman deÿiĂse de) baĂ karakterlerde Jack Bauer (Kiefer Sutherland), Tony Almeida, Chloe O'Brian, David Palmer, Michelle Desler, Kim Bauer, Bill Buchanan yer al×yor. Y×llard×r milyonlar×n kahraman× olan Sutherland’in canland×rd×ÿ× karakter Jack Bauer’×n verdiÿi talimatlara ve tavsiyelere dizide oynayan diÿer karakterler uymuĂ olsayd×, her kriz 24 deÿil 12 saatte çözülmüĂ, dizinin ad× da “12” olurdu herhalde.


Sezon 1 (Gün 1) “Bir baĂkan aday×na suikast düzenlemeyi planlayan teröristler var. Bir genç k×z olan çocuÿum kaç×r×ld×. Beraber çal×Ăt×ÿ×m insanlar her iki konuya da kar×Ăm×Ă olabilir” Jack, kar×s×n×n ve k×z×n×n kaç×r×ld×ÿ× s×rada BaĂkanl×k aday×na düzenlenecek suikast× engellemelidir. EĂinin ve k×z×n×n suikastin arkas×ndaki kiĂilerce kaç×r×lmas× konuyu Jack için kiĂiselleĂtirecektir. EĂini ve k×z×n× kaç×ranlar Jack’i etki alt×na al×p, BaĂkan Aday× olan Senatör David Palmer’× öldürmeye zorlayacaklard×r. Ancak Bauer, ailesini kurtar×p bu olay×n ard×ndaki Ăah×slar× bulup etkisiz hale getirecektir. Ama bu kendisine çok yak×n bir insan×n hayat×n× kaybetmesine engel olamayacakt×r maalesef. Acaba CTU’da köstebek mi vard×r?

Sezon 3 (Gün 3) Ākinci günden 3 y×l sonras×.. saat 13.00 Jack 6 ay önceki gizli bir görevde, görev gereÿi baĂlad×ÿ× eroin baÿ×ml×l×ÿ×ndan kurtulup ölümcül bir virüs sald×r×s×n× engellemelidir. UyuĂturucu baronu Ramon Salazar’×n serbest b×rak×lmamas× halinde Los Angeles halk×na bulaĂt×r×lacak olan çok tehlikeli bir virüsün serbest b×rak×lacaÿ× tehdidine karĂ×n Jack ve CTU mücadeleye giriĂirler. Jack’in eskiden birlikte görev yapt×ÿ× insanlar Ăimdi düĂmand×rlar. Bu arada baĂkanl×k seçimleri yaklaĂmaktad×r ve de First Lady Sherry Palmer’×n ne kadar tehlikeli olduÿunu görürüz. Sezon 4 (Gün 4) Üçüncü günden 15 ay sonras×.. Savunma Bakan×’na çal×Ăan Jack, A.B.D. topraklar×na sald×rmay× planlayan teröristleri bulmak için CTU’ya döner. Her ne kadar ilk bölümlerde soÿuk karĂ×lansa da k×sa sürede tecrübesiyle CTU saha ajan× olarak maceran×n içine dalar.Mummy Àlmlerindeki Imhotep rolüyle tan×d×ÿ×m×z usta oyuncu Arnold Wosloo, Ortadoÿulu terörist Habib Marwan rolüyle bu gün bize çok çektirecek.. Bu sezon o kadar çok aksiyon yaĂan×yor ki k×saca an-

Sezon 2 (Gün 2) Ālk günden 18 ay sonras×.. Ortadoÿulu teröristlerin Los Angeles’da patlatmay× planlad×klar× nükleer bomban×n imha edilmesi için BaĂkan Palmer Jack’i, CTU’ya geri çaÿ×r×r. Günün ilerleyen saatlerinde Ăüphelenilen 3 Ortadoÿu ülkesine misilleme yap×lmas× kararlaĂt×r×l×r. Ancak BaĂkan Palmer Jack Bauer’dan gelecek kesin delillere göre hareket etmek istemekte ve misillemeye vereceÿi onay× geciktirmektedir. Jack’in yapt×ÿ× araĂt×rmalar neticesinde nükleer bombalar×n ard×ndaki gerçek anlaĂ×lacakt×r.

latmak yerine bir kaç kelime ile sezonu (yani günü) taglayay×m. Adam kaç×rma – infaz- operasyon – savaĂ uçaÿ× kaç×rma – BaĂkan’×n uçaÿ× – nükleer füze çal×nd× - aman tanr×m – Jack – Çinliler - Jack.. Sezon 5 (Gün 5) Dördüncü günün 18 ay sonras×.. Gizli kimlik alt×nda yaĂayan Jack, intikam için döner. BaĂkan Logon ve Rus BaĂkan× Ivanov birilikte terörizme karĂ× ittifak anlaĂmas× imzalarlar. Ancak bundan memnun olmayan Vladimir Bierko liderliÿindeki teröristler ABD’de terör estirirler. Bir kaç s×k× dosta can s×k×c× bir Ăekilde veda ettiÿimiz bu günde adam× sinir eden BaĂkan Logan ve onun haÀf çatlak eĂi First Lady’nin aras×ndaki iliĂkilere de tan×k oluyoruz. Gün içinde Jack’in aile bireylerinden baz×lar×n×n da konuya dahil olduklar×n× görüyoruz. Bu arada ilk günden beri bizimle beraber olan Beyaz Saray’daki Gizli Servis ajan× Aaron Pierce’e de dikkat (hastas×y×z) :) Sezon 6 (Gün 6) BeĂinci günden 20 ay sonras×.. Bir Çin hapishanesinde geçirdiÿi 20 aydan sonra Jack Bauer aniden ABD’ye


geri iade edilir. Fakat art×k özgür olmak yerine, Jack’in serbest b×rak×l×Ă× gizli bir anlaĂman×n parças×d×r: Ülke çap×nda bir terör dalgas× estiren terörist organizasyon Hamri Al-Assad’a karĂ×l×k onun hayat×. ABD’nin farkl× Ăehirlerindeki canl× bombalar×n patlat×lmas×ndan Araplar sorumlu tutulmaktad×r. Teröristlerin as×l amac× atom bombas× patlatmakt×r. Acaba Al-Assad gerçekten suçlu mudur? Teröristlerin baĂ×ndaki Abu Fayed ve suç ortaÿ× Rus General Dimitri Gredenko’ya kimler yard×mc× olmaktad×r. Bu g��n de Jack’in aile bireylerinden baz×lar×n×n da konuya dahil olduklar×n× görüyoruz. Ayr×ca BaĂkan Yard×mc×s× Noah Daniels adam× deli etmeye birebir!

24 – Redemption (2 saatlik TV Àlmi) Ortal×ktan kaybolan dostumuz Jack, Sangria-Afrika’da bir okulda gönüllü öÿretmenlik yapan eski bir arkadaĂ×n×n yan×ndad×r. Sangria’da küçük çocuklar asi generale baÿl× birlikler taraf×ndan kaç×r×lmakta ve iç savaĂta kullan×lmaktad×rlar. Bir yandan da ABD Büyükelçiliÿi Jack’in izini tespit etmiĂ ABD’ye dönerek yarg×lanmas×n× istemektedir. Jack teslim olmamak için yerini deÿiĂtirmeye karar verir ve kald×ÿ× okuldan ayr×lacaÿ× s×rada okuldaki çocuklar asilerce kaç×r×lmak istenir. Adam×m×z tabii ki kay×ts×z kalamayacakt×r. Bu arada ABD’de ilk kad×n baĂkan göreve baĂlamak üzeredir.

JACK, KÜRESEL ISINMAYA KARāI

2009’da yeniden hayranlar×yla buluĂacak “24” dizisinin 7.Gün’ünde bu kez küresel ×s×nmaya ve karbon sal×n×m×na dikkat çekiliyor. Sadece senaryoda deÿil dizinin tüm prodüksiyonunda da küresel ×s×nmaya karĂ× önlemlere baĂvuruluyor. Karbon sal×n×m×n× azaltmaya yönelik yap×lan düzenlemelere göre sezon sonuna gelindiÿinde de tamamen sal×n×m×n olmamas× hedeÁeniyor. Dizinin çekimlerinde kullan×lan 26 taĂ×t ve 5 jeneratör de çevre dostu biyodizel yak×tla çal×Ă×yor. Çekimlerin yap×ld×ÿ× Los Angeles’da Su ve Enerji Bakanl×ÿ×’n×n arac×l×ÿ×yla, prodüksiyon boyunca harcanacak enerji, rüzgar, su ve güneĂ gibi yenilenebilir enerji kaynaklar×ndan sat×n al×n×yor. Bunun sonucu olarak saÿlanan “YeĂil Enerji” ile birlikte kullan×lan tüm teknik cihazlar da ayn× Ăekilde çevreye daha duyarl× biçimde iĂlerini görüyor. Ayr×ca senaryolar, çekim çizelgeleri ve diÿer kaÿ×t bask×l× notlar da taĂ×t kullan×larak ve elden teslim etmek yerine e-posta arac×l×ÿ×yla gönderiliyor. Dizinin baĂ oyuncusu Kiefer Sutherland, küresel ×s×nmayla ilgili mesajlar veren bir video ile de konuya dikkat çekiyor. fox.com/24/info.htm


ÖNE ÇIKAN KARAKTERLER Jack Bauer CTU(Counter Terrorist Unit) Los Angeles’da Sorumlu Özel Ajan. Kimi zaman kural tan×maz, korkusuz, zeki ve hedefe ulaĂmakta her ne olursa olsun risk almaktan çekinmeyen birisi. CTU’dan önce US Army Delta Force, LAPD SWAT, CIA’de görev yapm×Ă süper kahraman×m×z. Bill Buchanan Sezon 4’ten itibaren CTU Los Angeles’×n yöneticisi olmuĂtur. Karen Hayes ile evlidir. Karen Hayes Kendisini genellikle Beyaz Saray’da ya da BaĂkan’×n hemen yak×n×nda görürüz. Eski CTU yöneticisi olup Āç Güvenlik’te BaĂ Ajan’d×r. Bill Buchanan ile evlidir. Tony Almeida CTU’da analistlikten yöneticiliÿe kadar çeĂitli görevlerde bulunmuĂ karizmatik abi. Gerektiÿinde eline si-

lah× al×p çat×Ămalara da girmiĂtir. Michelle Dessler Öncesinde çal×Ăan× olduÿu CTU’da yöneticilik de yapan ak×ll× ve güzel bayan, Tony Almeida ile bir evlilikleri de oldu. Chloe O’Brian Ānsanlarla iletiĂimi biraz k×s×tl× olan bilgisayar dahisi, Jack’in can dostlar×ndand×r. Teri Bauer Jack Bauer’×n ilk sezonda kaybettiÿi tasar×mc× eĂi :/ Kim Bauer Jack Bauer’×n baĂ×na sürekli olarak sorun ç×kartan k×z×. Sezon 3’de CTU’da çal×Ă×r ve saha ajanlar×ndan Chase Edmunds ile olan iliĂkisini geliĂtirip hayatlar×n× birleĂtirirler.


David Palmer ABD’nin ilk Afro-Amerikan BaĂkan×d×r. Ülkemizde dahi çok sevilen ve “ah ulan keĂke George W. Bush yerine Palmer baĂkan olsayd×” dedirten kiĂidir. Ānternette yap×lan bir ankette “En Sevilen Hayali ABD BaĂkan×” seçilmiĂtir. :) Wayne Palmer BaĂkan David Palmer’×n kardeĂi, dan×Ăman× ve alt×nc× sezondaki Mr.President. Aaron Pierce Beyaz Saray’×n Ăüphesiz ki en güvenilir adam×d×r. Jack Bauer’dan sonra tüm sezonlarda yer alm×Ă tek karakterdir Aaron baba. Audrey Raines Savunma Bakan× James Heller’×n k×z× ve dan×Ăman×. Ayn× zamanda y×llar önce eĂini kaybeden Jack’in sevdiceÿi, yengemiz.

DĀZĀNĀN ALDIþI ÖDÜLLER Pek çok yar×Ămada aday gösterilen ve bunlar×n da çoÿunda ödüller kazanm×Ă olan 24’ün belli baĂl× ödülleri Ăunlard×r. 2002-2003-2004-2005-2006-2007 y×llar×nda çeĂitli dallarda Emmy ödülü kazand×. 2002-2004 y×llar×nda Golden Globe En Āyi Drama Dizisi ve En Āyi Aktör ödüllerini kazand×. ĀLGĀNÇ LĀNKLER http://www.jackbauerfacts.com/ “Jack Bauer seni kablosuz bir telefonla boÿabilir.” http://www.bauercount.com/ Jack Bauer kaç kiĂiyi öldürdü?


TUNCAY AKTÜRK

Epeydir Myspace aleminde tozu dumana katan Panic! At The Disco’yu 2009 öncesinde yakalama f×rsat× bulduk. Gitaristleri Ryan Ross bize PATD cephesinde olanlar× içtenlikle anlatt×. ĀĂte ayr×nt×lar…

Tuncay Aktürk: Merhaba Ryan, nas×l gidiyor yaĂam? Ryan Ross: TeĂekkür ederim biraz koĂturmaca var burada, onun d×Ă×nda her Ăey güzel gibi.

oldu ki bu da bizi ABD’de listelerde 2. s×raya kadar yükseltti. Elbette PATD’nin geçirdiÿi deÿiĂimden rahats×z olan insanlar da oldukça fazlayd×.

T: Son albümünüz “Pretty. Odd.” bu y×l×n baĂ×nda piyasaya sürüldü, 2008’i de hali haz×rda noktalad×ÿ×m×z Ău günlerde bize bu y×l hakk×nda ufak bir deÿerlendirme yapabilir misin? R: “Pretty. Odd.” tüm dinleyicilerimiz için beklenmedik bir albüm oldu. Duymaya al×Ă×k olduklar× Panic! At The Disco Ăark×lar×ndan tamamen farkl× bir sound yakalad×k. Ālk albümümüz “A Fever You Can’t Sweat Out” biraz daha genç iĂiydi, albümü kaydettiÿimizde hepimiz gençtik. Albüm piyasaya ç×kt×ktan sonra dünya çap×nda epey bir baĂar× yakalad×. Art×k o eski “emo” günlerimiz geride kald×, hepimiz 20’li yaĂlar×na gelmiĂ yetiĂkinleriz. Bu arada grubu veya kendimi kesinlikle “emo” olarak etiketlemiyor olsam da insanlar böyle olduÿuna inanm×Ă durumda. Yeni albümümüz “Pretty. Odd.” ise 60’l× y×llardaki “The Beatles” gibi t×nl×yor. Birçok insan albümden memnun

T: Ama Ău anda, sat×Ălar× yok sayarsak, geriye yaslan×p otururken elde ettiÿiniz sonuçtan memnunsun dimi? R: Albümü kaydederken iyi sonuçlardan çok kötü sonuçlar alacaÿ×m×z× biliyorduk. Gün geçtikçe insanlar albüme al×Ă×p sevdiler. Ama sonuçta hepimiz büyüyoruz, dinleyicilerimiz de bizimle birlikte büyüyor. Bana kal×rsa tüm bu deÿiĂikliÿi alg×layabiliyorlar, o yüzden albümü benimsediklerini düĂünüyorum. Sonuç olarak ben ç×kard×ÿ×m×z iĂten memnunum ve karĂ×l×ÿ×n× da ald×ÿ×m×z× düĂünüyorum. T: Büyüdüÿünüzden ve grubun bir anlamda evrim geçirdiÿinden bahsettin, buna istinaden bir sonraki albümde tamamen farkl× bir PATD duyabilir miyiz? R: Yeni albüm için çal×Ămaya Ăimdiden baĂlad×k. Bir aksilik ç×kmazsa 2009 Sonbahar× gibi raÁardaki yerini


alacak ve Ăunu söyleyebilirim ki daha önceden hiç duymad×ÿ×n×z bir PATD albümünü dinleme f×rsat× yakalayacaks×n×z. T: O vakit sevenleriniz yeni bir deÿiĂim için Ăimdiden kendilerini haz×rlamal×lar. R: Her yeni albümle, daha da fazla haz×rl×kl× olmal×lar. T: Peki “Live In Chicago” Dvd’sine gelen tepkiler nas×ld×? R: Ānsanlar×n sevdiÿini düĂüyorum. 2006 y×l×nda ç×kard×ÿ×m×z “Live In Denver” Dvd’sinden sonra insanlar yeni bir görüntülü materyal bekliyorlard×. “Live In Chicago” ile de bu beklentiye bir Ăekilde cevap verdik. T: Buradan yola ç×karsak, bir diÿer “Fueled By Ramen” grubu olan Fall Out Boy ile gerçekleĂtirdiÿiniz turun baĂar×l× olduÿunu söyleyebilir miyiz? R: Fall Out Boy ile daha önceden “The Decaydance Fest Tour” vesilesiyle de birlikte çalm×Ăt×k. “Honda Civic Tour”da bize ayr×ca Motion City Soundtrack, Phantom Planet ve The Hush Sound eĂlik etti. Bu y×l×n sonlar×na doÿru ise “Rockband Live Tour” kapsam×nda Plain White T’s, Dashboard Confessional ve The Cab ile sahneyi paylaĂma Ăans× yakalad×k. Böyle baĂar×l× gruplarla beraber çal×yor olmak bizi her daim mutlu etmekte. T: Madem bu kadar eÿlenmektesiniz, 2008’de PATD ile geçirdiÿin en komik an× bizimle paylaĂmanda da bir sak×nca yoktur di mi? R: Bu çok zor bir soru oldu iĂte. Çok fazla güzel an×m var. DüĂünmem laz×m(biraz zaman geçer), evet buldum. Brendon’la beraber bir televizyon için röportaj yapacakt×k, Pete Wentz ile ilgili bir soru sordular, ben de donup kald×m. Etraf×mdaki herkes birden kahkahalara boÿuldu ancak ben sakinliÿimi koruyup gülmemeye çal×Ăarak ciddi cevaplar vermeyi denemiĂtim ve bunu yaparken de oldukça iyiydim. T: ĀĂin asl×n× bildiÿim için bana da pek gülünç geldi ama muhtemelen okuyucular×m×z Pete’yi tan×m×yor olacaklard×r, bize Pete’yi biraz anlat×r m×s×n? R: Pete Wentz, Fall Out Boy’un efsanevi basç×s×d×r, kendisi ayr×ca bizim patronumuz. Decaydance adl× Àrmam×z×n da sahibi olmakla beraber Ashlee Simpson’la evli ve yak×n zamanda bir oÿlu oldu. Ayr×ca Pete ile de hiç ç×kmad×m(arada gülüĂmeler), insanlar dedikodulara inanmakta özgürler tabi. T: Az önce yeni albümden bahsediyorduk ve Ăimdiden baĂlad×ÿ×n×z× söyledin çal×Ămaya. Nas×l olacaÿ× konusunda ufak bir ipucu vererek merak×m×z× dindirecek misin? R:Elbette ki vermeyeceÿim, bekleyin ve görün diyorum. Ama Ăunu söyleyebilirim ki herkesin sevebileceÿi bir albüm olacak.

T: Bildiÿim kadar×yla iki demo ç×kard×n×z ard×ndan “Fueled By Ramen” ile anlaĂt×n×z ard×ndan “bammm” bir anda dünyan×n tan×d×ÿ× bir grup oluverip ç×kt×n×z. PATD olarak müziÿinizin d×Ă×nda nas×l bir yol izlediniz? R: Hiçbir Ăey yapmad×k öyle özel olarak. 2. demomuzu kaydettiÿimiz s×ralarda bir arkadaĂ×m×z bizim için Myspace proÀli aç×p Ăark×lar×m×z× yüklemiĂti. Pete, Myspace vas×tas×yla bizi dinleme f×rsat× bulmuĂ. Bunun üzerine Vegas’a gelip bizi canl× izledi. Duyduÿu ve gördüÿü Ăeyden memnundu ve anlaĂmay× yapt×k. Ayr×ca kesinlikle Pete için soyunmad×m. Honda Civic Tour’da Pete bir röportajda Ăaka yollu böyle bir Ăey söylemiĂ, hala ad×m× temize ç×karmaya uÿraĂ×yorum. T: TeĂekkürler aç×klama için(karĂ×l×kl× gülüĂmeler). Tekrar müziÿe dönecek olursak Ăark×lar×n×z× nas×l oluĂturduÿunuzu merak ediyorum. R: Ālk albüm için tüm Ăark× sözlerini ben yazm×Ăt×m ama yeni albüm için hem besteleri hem de sözleri beraber yazd×k. Ālk defa Brendon d×Ă×nda biz de geri vokal olarak da olsa Ăark× söyleme Ăans×n× yakalad×k yeni albümde.


“Pretty. Odd.” 60’l× y×llardaki The Beatles gibi t×nl×yor...

T: Sahnede de cover çalmaktan hoĂlan×yorsunuz san×r×m, özellikle Radiohead’den Karma Police cover×n×z× gerçekten sevdim. Hatta orijinal halinden daha çok sevdiÿimi söyleyebilirim. Sahnede en çok severek çald×ÿ×n cover hangisi? R: TeĂekkürler, Ău anda The Zutons’dan Valerie’yi çalmaktan gerçekten büyük zevk al×yorum. Brendon’×n sesi de Ăark×ya mükemmel uyuyor. Vokalistimiz olduÿu için söylemiyorum ama gerçekten çok güzel bir sese sahip. T: Peki Ryan Ross Ău anda neler dinlemekte, hani bize önereceÿi birkaç grup var m×d×r? R: Ruh halime göre deÿiĂik Ăeyler dinliyorum. Ālla birkaç isim istiyorsan; The Beatles, The Turtles, The Zutons, Third Eye Blind, Fall Out Boy, The Cab, The Hush Sound, The Academy Is dinlediÿimi söyleyebilirim. T: The Beatles demiĂken, müziÿiniz üzerindeki etkisi tart×Ă×lmaz. Ama benim as×l merak ettiÿim favori The Beatles Ăark×n×n hangisi olduÿu? R:āimdiye dek sorduÿun en zor soru buydu kesinlikle. Favorim yok, çünkü neredeyse hepsini seviyorum. T: Biraz kolaylaĂt×ral×m o zaman soruyu, Ău anki ruh haline uyan en sevdiÿin üç The Beatles parças× hangileri? R: Strawberry Fields, The Birthday Song ve Eleanor Rigby.

T: Haz×r böyle anket gibi sorulara geçmiĂken seninle ufak bir oyun oynayal×m istedim. Oyunumuzun ad× “Veya Oyunu”. K×saca kurallar× anlatay×m; sana iki kelime, özel isim veya olgu söyleyeceÿim sen bunlardan birisini seçeceksin ve neden seçtiÿini bizimle paylaĂacaks×n. R: Elbette, hadi baĂlayal×m. T: O zaman ilk sorun geliyor: “Northern Downpour” veya “But It’s Better If You Do”? R: “Northern Downpour”, çünkü kalbimde hissettiÿim her duyguyla yazd×ÿ×m bir parça o. āu anda yaĂad×ÿ×m×z durumu birebir anlatmakta. Ayr×ca en sevdiÿim PATD Ăark×s×. T: Ben de sana en sevdiÿin PATD Ăark×s×n× soracakt×m, arada kaynad× gitti. Günümü kurtard×n. R: (Gülüyor) Her zaman. T: S×radaki sorumuz, Muse veya Starsailor? R: Kahretsin dostum, ikisini de ölesiye seviyorum. Seçmesi çok zor olsa da Starsailor diyeceÿim, Ăark×lar×nda bir sürü an×m× bulabiliyorum. T: Vegas veya Vegas d×Ă×ndaki herhangi bir yer? R: Elbette Vegas, buradan baĂka bir yerde yaĂabileceÿimi düĂünemiyorum.


T: Sims 2 Pets veya Sims 2 University? R: Sims 2 Prison Break(gülüyor), Sims 2 University tabi ki. Sadece diÿerinden daha iyi. T: O zaman Prison Break veya Heroes? R: Prison Break elbette, çok daha eÿlenceli geliyor bana. T: Micheal ScoÀeld veya Lincoln Burrows? R: Ah hay×r, Micheal’× seçeceÿim. Esas adam hala o. T: A Fever You Can’t Swear Out veya Pretty. Odd.? R: Pretty.Odd. içindeki Ăark×lar× daha çok seviyorum. T: John Lennon veya Paul McCartney? R: John efsane ama McCartney yaĂayan bir efsane, o yüzden oyum Sör McCartney’e gidiyor. T: “Veya Oyunu” burada bitse de eÿlenceli ve bir o kadar düĂündürücü sorular×m henüz bitmedi. Yepyeni bir grup kurma Ăans×n olsayd× ve dünyadaki herhangi bir müzisyeni seçme Ăans×n olsayd×, hangi müzisyenleri seçerdin grubun için? R: Brendon’× vokale, Spencer’× davula, Jon’u da bass gitara al×rd×m. Onlar× baĂkalar×yla deÿiĂtirmeyi düĂünemiyorum bile.

T: Oyun bozanl×k yapmak yok, kendi grup arkadaĂ×n d×Ă×nda birilerini seçmelisin. R:Yine zor soru oldu ama. Neyse vokale Alex Deleon(The Cab)’u, Pete Wentz(Fall Out Boy)’i bass gitara, Alex Johnson(The Cab)’× da davula al×rd×m. T: āimdi bir de bu gruba isim bulmal×s×n. R: Boy Panics In The Cab olmal× grubun ad×. T: Güzel bir isim oldu. Haz×r grup ismi de demiĂken Panic! At The Disco ad× nereden gelmekte? R: Grubun ismini “Panic” isimli bir Ăark×dan alm×Ăt×k sözleri Ăöyleydi: “Panic at the disco. Sat back and took it so slow. Are you nervous? Are you shaking? Save compliments to praise compilations.” T: S×rada dergimizin kliĂe sorusu var. Dünyaya bir albüm olarak gelecek olsayd×n hangi albüm olmak isterdin? R: Kesinlikle The Beatles’dan “A Hard Day’s Night”. T: Röportaj× art×k noktalamak üzereyiz, söylemek istediÿin son sözler nelerdir? R: Fall Out Boy’un yeni albümü “Folie A Deux” piyasada bulunabilir. Bir göz at×n derim, bizden çok daha iyi iĂ ç×kard×lar. PATD dinleyicilerine sonsuz teĂekkürler verdikleri destek için. Röportaj için de ayr×ca teĂekkür ederim.


BAHA ÖZER T×pk× bir soluk fotoÿraf karesine bakar gibi. Müziÿin ne hissettirdiÿini sesli bir Ăekilde tam anlam×yla tan×mlamak zor olsa da içimizde hapsettiÿimiz bu hissiyat× bazen tek bir cümleyle aniden ortaya ç×karabilme gibi bir özelliÿimiz hep vard×r. Bazen de dinlediklerimiz hissettiklerimizi t×kar boÿaz×m×za, oradan bir türlü ç×kamaz, özgürleĂtiremez kendisini. Öyle bir yer düĂünün ki ulaĂ×lmaz olsun, öyle bir boĂluk düĂünün ki bulutlar gelsin sarmalas×n ve öyle bir k×y× düĂünün ki o sert dalgalar yüzünüze çarps×n. Ve bütün bu duygular× bir anda tatt×rabilecek birçok melodi düĂünün ki hayat×n×za bir fon olabilsin. Bulutlu ve soÿuk iklimin kaotik insanlar×n× buluĂturan bir müzik bu, belki dinledikten 40 dakika sonra size katarsis yaĂatabilir ya da o sert dalgalarla boÿuĂturabilir, onlar kendilerini mutlu ve eÿlendirici insanlar olarak tan×tadursun biz ise hayata dair bu iç burkan notalara derinlemesine süzülelim… Mogwai bugün Godspeed You Black Emperor ve Sigur Rós ile birlikte Post Rock’×n en çok bilinen üç grubundan biri olarak kabul ediliyor. Glasgow’da kurulan ve 1995 y×l×nda temelleri at×lan topluluÿun ileriki zaman içerisinde oluĂturduÿu (1996–1997) materyalleri y×llar×nda gün ×Ă×ÿ×na ç×karmas× “Ten Rapid” adl× derleme albüm ile oldu. Bu toplama albüm Àkri ile birlikte grup ileri de birçok müzisyen ile çal×Ămalarda bulunacaÿ×n×n, Ăark×lar×n×n remiks hallerinin, Àlm-belgesel müziklerinin, single’lar×n EP’lerin ve çok sevdikleri Ăark×lar×n cover versiyonlar×n× yay×nlama düĂüncesini destekler nitelikte olduÿunun da sinyallerini verdi. Zaman içerisinde görüldü ki Mogwai’nin bu tutumu kendilerini hakl× ç×kard× ve gerek Àlm-belgesel sektöründe ve müzik dünyas×nda bir dolu iyi isimle çal×Ăarak Ăark×lar×n×n remiks hallerinden tutun da cover Ăark× söyleme ç×lg×nl×ÿ×na dek her alanda kendilerini gösterdiler. 1997 y×l×n×n bir anlamda

önemi de “4 Satin” ismiyle yay×nlanan ilk Mogwai EP’sinin piyasaya ç×kmas×yd×. Stuart Braithwaite, Brendan O’Hare, Dominic Aitchison ve John Cummings’den oluĂan kadrosuyla Mogwai, ilk albümü olan “Young Team”i ise yine 1997’de beÿenilere sundu. Post enstrümantal rock’×n en iyi ürünlerinden birisini piyasaya süren grubun bu albümü çiÿ soundu ile dikkatleri üzerine çekmekte gecikmedi. Daha yeni yeni o dönemlerde ilerici müzik ak×mlar×na dahil edilen Post Rock ak×m×n×n Tortoise, Labradford, Sigur Rós ve Godspeed You Black Emperor ile birlikte en iyi topluluklar×ndan birisinin Mogwai olacaÿ× daha ilk albümden belliydi. BaĂlang×ç hatas×z ve baĂar×l×yd×. “Young Team”in birde konuÿu vard× ki; o da geçtiÿimiz senelerde daÿ×ld×klar×n× aç×klayan Arab Strap grubunun üyesi Aidan Moffat’t×. Albüm bir kenarda dursun Mogwai müziÿinin “gitar temelli” olduÿu apaç×k belli oluyordu. Gitar melodisi ve riÁerinin üstüne deneysel bir tak×m düĂünceler katan grubun minimalist yap×s× da bir diÿer önemli özelliÿiydi. Rahats×z edici karmaĂ×k “Katrien” melodileri, sentetik konuĂma bölümlerinin bulunduÿu “Tracy”, aniden patlayan ve sarsan “Like Herod” ve 16 dakikal×k bir Mogwai klasiÿi olan “Mogwai Fear Satan”, “Young Team” albümünün temel taĂlar× say×labilir. Hatta albümden sonra “Mogwai Fear Satan”×n remiksini de ç×karm×Ălard×r. Bu albümden sonra gruptan davulcu Brendan O’Hare ayr×l×p ve yerine Martin Bulloch geçer. Mogwai’nin bir sonraki duraÿ× “Come on Die Young”d×. Daha önce Paul Savage ile çal×Ăan grup bu sefer de Mercury Rev ve Sparklehorse’dan tan×d×ÿ×m×z Dave Fridmann’× yap×mc× koltuÿuna oturttu. Ālk dinlenildiÿinde pek güçlü etki veremeyen bu albüm bir önceki “Young Team” kadar güçlü ve karmaĂ×k deÿildi, hatta bestelerde o kadar düzleĂme görülüyordu ki bu çok eleĂtirildi. Dinleyiciler albümün ismine bakarak


bir umutsuz pas beklemiĂti ama beklentiler boĂa ç×kt×. Ama albümü beÿenen diÿer bir kitle de mevcuttu, onlar ise karamsarl×ÿ× b×rak×p kendilerini “Come on Die Young”a teslim etmiĂti bile. “Punk Rock” albümün aÿ×r bir aç×l×Ă çal×Ămas×yd×. āark×n×n derinlerinde Iggy Pop’×n Punk Rock hakk×ndaki görüĂleri Mogwai müziÿiyle etkileyici bir biçimde veriliyordu. “Cody” ise bir diÿer farkl× çal×Ămas×yd× Mogwai’nin. Fark× ise Ăark× yap×s×n×n iyimserliÿinden ileri gelmekte… Belki de bu yüzden bu tarz besteler yüzünden albüme olumsuz eleĂtiri gelmiĂ olabilir diyorum. Bu çal×Ămada Mogwai’nin çok sevdiÿi müzisyenlerden Arab Strap’×n Aidan Moffat’×na öykünerek yazd×klar× “Waltz for Aidan” bir diÿer ilginç çal×Ăma olarak gözükmekte… Albümde “Kappa” ve “Ex-Cowboy” gibi uç besteler yan×nda “Christmas Steps” gibi enstrümantal müziÿin tepe noktalar×ndan bir çal×Ăma da mevcut ki bu albümle beraber insana farkl× deneyimlerde yaĂat×yor. Toplama albümlere yine devam eden grup 2000 y×l×nda sanki bir albüm bask×s× gibi duran “EP +6”y× ç×kard×. “Stereo Dee” ve “Stanley Kubrick” albüm kay×tlar×ndaki çal×Ămalar gibi ilgi çekti. Mogwai’nin üçüncü duraÿ× “Rock Action”d×. S×ra d×Ă× olmaya haz×rlanan bir grubun albümüne böyle basit bir isim vermesi ĂaĂ×rt×c×. HoĂ, albümden beklentiler o kadar da iyi deÿildi. O güzelim gitar t×n×lar× gitmiĂ, o psychedelic hava kaybolmuĂ, yerine daha basit riÁerle kotar×lan aç×k bir gökyüzünde dinlenebilecek rahatl×kta bir albüm ç×kararak sevenlerini ikinci kez ĂaĂ×rtm×Ăt×r topluluk. Bu düĂünceyi ilk iki albümdeki müzikal yap×y× bu albümle karĂ×laĂt×rarak yap×yorum. Ama bir yandan da Ăöyle düĂünülebilinir: Mogwai günden güne kendini geliĂtirebilen bir topluluk olarak çok farkl× düĂüncelerdeki yap×mc×larla bu iĂi en iyi Ăekilde tamamlay×p yoluna devam etmek düĂüncesini de taĂ×m×Ă olabilir. Ve belki de bu albüm san×ld×ÿ× kadar vasat deÿildir. Beklentiler farkl× olduÿu için objektif bir Ăekilde düĂünememek gerçeÿi Ăöyle dursun albüm her Ăeye raÿmen ilgiyi hak ediyor. Çünkü iki albüme de benzemeyen bir çal×Ăma karĂ×m×zda duruyor, Mogwai ise ilerici yap×s×yla demek ki her albümde farkl× t×n×lar× kulaklar×m×zda dolaĂt×racak, bu sebeple bu negatif düĂünceleri pozitife dönüĂtürmek gerek diye düĂünüyorum. Mogwai’nin ilk iki albümüne göre daha yal×n olan albümünde saf gitar melodilerini dolambaçs×z, anti-deneysel bir Ăekilde kulaklara sunduÿu bir gerçek. Bunun yan×nda ise albümdeki besteleri tek tek incelediÿimizde Ăöyle bir sonuca var×yoruz ki bu albüm gerçekten de iĂ yapar. BaĂar×l× bir aç×l×Ă Ăark×s× “Sine Wave”in yan×nda o kadar naif besteler var ki… “2 Rights Make 1 Wrong” ya da “Take Me Somewhere Nice” böyle deÿiĂik, düz, ama ruh halinize göre deÿiĂebilen yap×-

lar× da bünyesinde bar×nd×r×yor. Öyle çok fazla incelemeden grubun bir sonraki faaliyetlerine göz atmak istersek … MUTLU ĀNSANLAR ĀÇĀN MUTLU MÜZĀK MĀ? Y×l 2003’ü gösterirken Tortoise y×llar öncesinde “Millions Now Living Will Never Die”× ç×karm×Ă, Sigur Rós ise “( )” albümüyle tüm dünyada eĂi ve benzeri olmad×ÿ×n× kan×tlam×Ăt×. Post Rock kulvar×nda Mogwai’nin “Happy Songs for Happy People”× tüm zamanlar×n en iyi ç×k×Ălar×ndan birisi olarak deÿerlendirildi ve yukar×daki gruplar×n en iyi albümleri gibi “Happy Songs for Happy People”da onlar×n buraya kadar ki en iyi hanesine yaz×ld×. Mogwai üzücü, depresif s×n×rlara ad×m att×r×c× bir müzik yap×yor oras× kesin, bu düĂüncelerde bu albümle iyice onayland×. “Hunted By a Freak” deyim yerindeyse kült bir aç×l×Ă Ăark×s×. Yer yer yükselen yap×ya karĂ×l×k gitar×n o sakin ama rahats×z edici t×n×lar×n× üzerinde taĂ×yor. “Moses? I Amn’t” ise Mogwai’nin Ăimdiye kadar denediÿi en iyi ambient iĂlerden birisi olarak gözüküyor. āark×da kullan×lan cello ise hüznü tarif etmekte gecikmiyor. “Kids Will Be Skeletons”×n durgun yap×s× huzurla kar×Ă×k bambaĂka duygular yaĂatmakta sanki. San×r×m Mogwai müziÿinin tariÀ de bu olmal× ama bunu da her seferinde deneysel bir Ăekilde yapsalar daha iyi olacak gibime geliyor. “Killing All the Flies” vokal efektlerine raÿmen sinematograÀk yap×y× da beraberinde bar×nd×r×yor. Böyle ambiyanslara bu albümde çokça rastl×yoruz. “Boring Machines Disturbs Sleep” ise albümün en yorucu yolculuklar×ndan. Siren seslerini an×msatan, rahats×z edici temas×na raÿmen vokallerin oldukça iyi duyulabildiÿi, sizi derinlere dek götürebilecek aĂm×Ă Mogwai eserlerinden birisi. Yorucu olmas×n×n sebebi ise bana göre zor dinlenilebilirliÿi olacakt×r. “Ratts of the Capital”×n gitar tonlar×n×n yaratt×ÿ× sevinçli bir hava söz konusu ama baslar ile birlikte sanki bu hava daÿ×l×yor, üzgün hale bürünüyor bu enstrümantal çal×Ăma. HaÀften tonlar×n sertleĂmesiyle Explosions of the Sky melodilerini an×msatan sertliklere dek uzan×yor bu eser. Sadece birkaç nota üzerinden giden sakin bir beste olan “Golden Porsche”de ise piyano baĂrollerde geziniyor. Mogwai müziÿinin “gitar eksenli” olmas×ndan dolay× arada böyle piyanoyu ön plana almalar× da albümdeki ilginç maceralardan oluyor kesinlikle. Ayn× durum bir sonraki “I Know You Are But What Am I” için de geçerli ama bu çal×Ămada yer yer sample’lar×n yaratt×ÿ× etkiyi kolay kolay üzerinizden atam×yorsunuz. “Stop Coming to My House” ise bu albümün kapan×Ă çal×Ămas×. “Happy Songs for Happy People”×n piyasaya ç×kt×ktan sonra müzik eleĂtirmenleri taraf×ndan beÿenilmesi öyle çok ĂaĂ×lacak bir olay deÿil. Önümüzde çok baĂar×l× bir albüm durmakta, deneysel yak-


laĂ×mlar× bu albümde pek öyle etkin bir Ăekilde kulland×klar× söylenemez ama bu çal×Ăma hakk×nda öyle bir gerçek var ki o da çoÿu Mogwai dinleyicisinin kabul ettiÿi bir düĂünce olan “Mogwai’nin en iyi iĂlerinden birisi” olduÿu gerçeÿidir. 2006 senesinde Post Rock mevzusunda bir Gregor Samsa gerçeÿi ile karĂ×laĂt×k. “55:12” adl× bu çal×Ăma, o sene ç×kan Mogwai’nin “Mr.Beast” albümüyle birlikte en sevilen albüm olmay× baĂard×. Explosions in the Sky ve Sigur Rós albüm ç×karmad×ÿ× için bu boĂluktan yararlanan bu iki topluluk o sene kariyerlerinin en iyi ürünlerini ortaya ç×kard×lar. Mogwai daha önceki çal×Ămalar×ndan daha güçlü yap×daki “Mr. Beast” albümünde deneysel s×n×rlar× zorlamakta gecikmediÿini bu albümle vurgulad×. Albümün içindeki her çal×Ăma bir Mogwai klasiÿi gibi duruyor, gözleri dolduruyor sanki. “Auto Rock” ve “Glasgow Mega-Snake” arka arkaya çok iyi ikili olmuĂlar gibi albümü sürüklemeye haz×rl×yor dinleyicileri. “Acid Food” ise yine bilindik depresif duygular× yaĂat×yor. “Travel is Dangerous” ve “Team Handed”da bu albümdeki gidiĂata en uygun eserler olarak gözükürken “Friend of the Night”da daha önce bahsettiÿim piyanoyu baĂrole soyundurma olay× gerçekleĂiyor ve baĂar×l× oluyor da... “Folk Death 95” ve “We’re No Here” adl× çal×Ămalarla da bugüne kadar ki belki de en dibe çekici bestelerini dinletiyor bize Mogwai. Ayn× y×l Darren Aronofsky’nin “The Fountain” adl× Àlmi için Clint Mansell ve Kronos Quartet ile çal×Ăt×lar. Ve daha sonra senenin sonuna yaklaĂ×rken Fransal× futbolcu Zinedine Zidane için çekilen belgesel bir Àlm için müzik bestelediler. “Zidane: A 21st Century Portarit” ad×ndaki bu soundtrack albümünde gerek deneysel gerekse de sade bestelerle adlar×ndan oldukça söz ettirdiler. 2007 y×l×n× yeni albüm haz×rl×klar× için geçiren Mogwai 2008 y×l×nda yine oldukça tart×Ăma yaratacak yeni albümü “The Hawk is Howling” ile dinleyici karĂ×s×na ç×kt×lar. Bugüne kadar ki her albümünde aĂaÿ× yukar× bir deÿiĂimi uygulayan bir Mogwai bu albümünde tam orta safhada yer al×yor. Albümdeki Ăark×lar× bir bir dinlediÿinizde kimi zaman deÿiĂim yaratt×klar×n× düĂünüyorsunuz ama bir diÿer düĂünce de müziklerde ve bestelerde deÿiĂim yaratmadan ilerlediklerini ve vasat bir albüm ç×kard×klar×n× da düĂünmeden edemiyorsunuz. Bu noktada bir düĂünce deÿer kazan×yor, o da Mogwai’i anlamaya çal×Ămak. Bu grup hakk×nda yaz× yazmak ne kadar zorsa onlar× incelemek ve Ăark×lar×nda ne bulunduÿunu, bu besteleri neden yapt×klar×-

n× aç×klamakta o kadar zordur. “The Hawk is Howling” diÿer bütün albümlerinin bir sentezi niteliÿinde duruyor. Bunu çok fazla deÿiĂime uÿramadan arada bir farkl× denemeler deneyerek ulaĂan topluluÿun bu albümü de bence çok baĂar×l×. Çünkü çok cesur bir grup var karĂ×m×zda, ne yapt×ÿ×n× çok iyi bilen, yanl×Ă anlamaya çok müsait ama onlar×n müziÿini anlad×ktan sonra da takdir etmemizi bekleyen bir topluluk. “The Hawk is Howling”i Songs:Ohia ve Arab Strap yap×mc×s× Andy Miller ile kotaran Mogwai daha ilk Ăark×da boÿaz×m×zda bir yumru oluĂturuyor. “I’m Jim Morrison I’m Dead” tek kelimeyle “korkunç” bir çal×Ăma. “3:56”. saniyeden sonra baĂlayan o tuĂlu melodilerini Ăark×y× karartmak için koymuĂlar sanki. “Requiem for A Dream” Àlminin herhangi bir bölümüne rahatl×kla konabilecek derecede rahats×zl×k veriyor. Bu tarz yap×y× defalarca sergilemelerine raÿmen farkl× noktalar×da aralara yerleĂtirmekten çekinmiyorlar. ĀĂte Mogwai’i anlamam×za yarayacak ipuçlar×ndan bir tanesi. “Batcat” keza öyle bir çal×Ăma. Sentezi ilk önce veriyorlar ve daha sonraki dinlemelerde müziÿin katman katman yerleĂtirilmesinden dolay× alttaki sesler bir bir yukar× ç×k×yor ve ĂaĂ×rmaca oyunu oynuyorsunuz, Mogwai dehas×n×n su yüzüne ç×kt×ÿ× bir albüm olarakta bakabiliriz bu çal×Ămaya. “Danphe And The Brain” ve “Local Authority” depresif s×n×rlarda gezinen iki Mogwai klasiÿi olmuĂ durumda. Barry Burns’ün ortaya ç×kard×ÿ× o derin atmosferi bu iki çal×Ămada da çok rahat hissediyorsunuz. “The Sun Smells Too Loud”da sample’larla ortaya ç×kar×lan, gitar×n yaratt×ÿ× sürreal etkiye raÿmen huzuru yakalad×ÿ×n×z bir beste olarak aç×klayabiliriz. Bu albümdeki en ilgi çekici beste ise “I Love You, I’m Going To Blow Up Your School” olarak gözüküyor. Çoÿu Mogwai dinleyicileri bu albümden bu çal×Ămay× çok sevdi. “Scotland’s Shame”, “The Precipice” ve “Kings Meadow”da “The Hawk is Howling”i olumlu derecede düĂündüren “iyi” besteler. K×Ă müziÿi mi yoksa Sonbahar müziÿi mi yap×yorlar bir türlü karar veremediÿim bir grup olan Mogwai, bana göre sadece “insan× derinliÿe götüren”, “insan×n boÿaz×nda koskoca bir yumru oluĂturan”, “uzak diyarlar×n kendine uzak insanlar×n×”, “gözyaĂ×na boÿan o dolu melodilerin yaratt×ÿ× ac×y×” anlatan “insan×n düĂüncelerini özgürleĂtiren” soÿuk iklimin bence s×cak insanlar×n×n yaratt×ÿ× bir topluluktur. Onlar Mogwai. Glasgow Āskoçya’dan…


CAN ÇAKIR


Rob Reiner’×n 1984 tarihli Àlmi “This Is Spinal Tap”’ini izlememiĂ olan bir metal müzik dinleyicisi var m× acaba aram×zda? Glam metal sahnesi aÿ×rl×kl× olmak üzere metalle genel olarak çok baĂar×l× bir Ăekilde dalga geçen bu Àlmde, Spinal Tap grubunun sahne performans× büyük bir ölçüde Saxon’×n sahnesini and×rmaktad×r. Filmde grubun basç×s×n× oynayan Harry Shearer, efsane albüm Denim and Leather’×n 1981 tarihli turnesinde, turne boyunca grupla beraber olduÿundan dolay× senaryoya bu yönde bir katk×da bulunmay× tercih etmiĂtir. Türk metal camias×nda “Olm Saxon çok iyiymiĂ lan ehehe” esprisi taraf×ndan s×kça gölgede b×rak×lan bu Ăahane grup yurtd×Ă×nda da bu tür Àlmlerle alaya al×nsa da, 70’lerin sonu-80’lerin baĂ×nda Ău anki metal müziÿin oluĂmas×na çok büyük katk×ya, hatta belki de en büyük katk×ya sahip olan NWOBHM ak×m×ndan günümüze kadar uzanabilen üç gruptan biri olmay× baĂarm×Ăt×r. Kariyerlerini bugüne dek devam ettirebilmiĂ diÿer iki grup Iron Maiden ve Def Leppard kadar baĂar×l× olamay×p albümlerinden onlar kadar para kazanamam×Ă da olsa haysiyet bak×m×ndan onlardan aĂaÿ× kal×r yan× olmayan bir gruptur Saxon. 1977’den beri geçen tam× tam×na O-TUZ-BĀR y×ldan sonra orijinal kadrodan geriye sadece vokalist Biff Byford ve gitarist Paul Quinn kalm×Ă olsa da halen daha, özellikle de canl× performanslar×nda, taĂ gibi

müzik yap×yor. 1986 tarihli Rock The Nations albümünden sonra çok uzun bir süre boyunca üretim bak×m×ndan eski y×llar×n×n gölgesinde kalan, 1995 y×l×nda da grubun tam anlam×yla ikiye ayr×lmas×, ortaya iki tane Saxon ç×kmas×, isim problemleri vb. sonucunda iyice zor günler geçirse de üretkenliÿinden bir Ăey kaybetmeyen Biff Byford ve tayfas×, 2007 tarihli The Inner Sanctum ile gerek eleĂtirmenlerinin, gerek dinleyicilerinin, gerekse de cüzdanlar×n×n gözünde büyük bir s×çrama kaydetmiĂti. Canl× müzik piyasas×n×n kurtlar×ndan olan ve CV’sinde Pink Floyd’dan Madonna’ya uzanan geniĂ bir yelpaze bulunduran Harvey Goldsmith’in yard×m×yla tan×t×m olay×nda level atlayan Saxon, bu albümün single’lar×yla, sat×Ălar×yla ve turnesiyle adeta kendi rönesans×n× yaĂad×. Turnenin son ayaÿ×nda ben de kendilerini güç belâ da olsa bu yaz×n Graspop Metal Meeting’de yakalamay× baĂard×m. Hadiseyi sizlere aktarmak istiyorum: Esas×nda plan×m×z bir akĂam önce kald×ÿ×m×z Amsterdam’dan sabah araba kiralay×p festival alan×na öyle geçmekti. Aç×kças× gerçekten çok kolay olacakt×, yaklaĂ×k 2 buçuk saat içinde festivalde olacakt×k, hem yerleĂecek, hem yiyecek içecek al×ĂveriĂimizi/ zulam×z× yapacak, hem de hiçbir grup kaç×rmayacakt×k. Lakin çok fazla kiĂi olduÿumuzdan dolay× araba-


da yer kalmay×nca tayfan×n gençleri olarak (esas×nda “genç” tabirine uyan tek kiĂi ben olsam da) Gürcan Özdemir yoldaĂ×m ve ben sabah×n köründe tren kovalamak durumunda kald×k. Normalde 3 trenle hedeÀmize varabilirdik, ancak gerek tecrübesizlikten, gerek s×n×r kasabalar×nda bir yerde kalakalma riskini almaya k×ç×m×z yemediÿinden dolay× her korktuÿumuz yerde tren deÿiĂtirdik ve 7 tren yolculuÿu sonucunda festival alan×na vard×k. S×rt×m×zda eĂĂek kadar çantalar ve benim elimde bir çad×rla ana sahneye koĂtuk ve Saxon’a anca yetiĂtik (Tesla ve Yngwie Malmsteen ise trende uyurken gördüÿümüz rüyalarda sahne alm×Ălard×). Ne yalan söyleyeyim, Saxon’dan pek yüksek bir beklentim yoktu. Adamlar×n k×çlar×n×n k×l× diyapazon olmuĂtur, bu saatten sonra sadece hoĂ bir seda olarak eĂlik ederiz onlara diye düĂünüyordum. Performans×n ortalar×na doÿru ise kendi kendimi k×nama iĂlemlerine baĂlam×Ăt×m bile. Büyük bir Saxon fan× olmamama raÿmen ister istemez çad×r× yan×mda sürükleyerek ilerilere doÿru gitme güdümü bast×ramad×m ve konseri baĂlad×ÿ×m noktadan hayli daha önlerde tamamlad×m. Byford neden 1998’de Maiden’a al×nmam×Ă diye düĂündüm tekrar, sonra da iyi ki al×nmam×Ă yahu bu adam Saxon’da daha iyi dedim. Gerek eski klasiklerini, gerek son Ăark×lar×n× büyük bir baĂar×yla icra ettiler. Adamlar nas×l olmuĂ da 80’lerin o birden

parlay×p sönen gruplar×ndan olmam×Ălar, bunu tekrar anlad×m. Lakin yeni y×lda resmi olarak piyasaya ç×kacak olan, bizlerin ise çaÿ×m×z×n en büyük icad× sayesinde önceden dinleme ĂereÀne eriĂebildiÿimiz albüm Into the Labyrinth için ayn× olumlu düĂünceleri sizlerle paylaĂamayacaÿ×m. Saxon kariyerinin ilerleyen vakitlerinden itibaren power metal ile dirsek temas×nda oldu, kabul. Bu konuda çok baĂar×l× örnekler de verdi, buna da kabul. Ancak NWOBHM köklerini yanc× k×vam×nda b×rak×p da power metalin mandas× alt×na girdiÿi bu albüm maalesef o örneklere dahil edilebilecek gibi gözükmüyor. “No synth ulan!” yobazl×ÿ×na girecek halim yok, ancak Saxon’×n klavye kullan×m×na bir kota getirmek istedim bu albümü dinledikten sonra. Yer yer Edguy tad× vermiĂ klavyeler. Bir de hiç hoĂuma gitmeyen baĂka bir unsur var albümde, o da son Ăark×. Coming Home (Bottleneck Version) ad×n× taĂ×yan Ăark×y× ne alakaysa Amerikan country müzik tarz×nda yapm×Ălar. Tamam eyvallah, Elvis Metal slogan×yla ortaya ç×kan Volbeat’in ben de hastas× olmad×m deÿil, ama adamlar da en az×ndan adamlar Southern aksan× yapmaya kas×p baĂar×s×zl×k abidesine dönmüyorlar. Biff Byford, sen bir Āngilizsin ve doÿal Āngiliz aksan×n varken bunu Southern’a dönüĂtüremezsin! Neyse, kendi kayd×n× kendin dinledikten sonra bunun fark×na varm×Ăs×nd×r sen de diye ümit ediyorum.


RÖPORTAJ

SELĀM VARIāLI ÇEVĀRĀ

EGEMEN LĀMONCUOþLU

- Son albümünüz "11" ile baĂlamak istiyorum. Özellikle dinleyicilerin yorumlar× nas×ld×? Bryan Adams: Āyi karĂ×land×. Neredeyse bir y×la yak×n bir zamand×r pek çok ülkeyi kapsayan bir turnedeyiz. āu anda bir dizi akustik konser vesilesiyle Amerika’y× turlamaktay×m. - Turneniz nas×l geçiyor? Albüm sonras× ç×kt×ÿ×n×z "11 Days, 11 Cities" turneniz nas×ld×? B.A: Sadece ben ve akustik gitar×m var sahnede tam 2 saat boyunca. MüthiĂ eÿlenceli olduÿunu söylemeliyim. San×r×m bir süre daha böyle konserlere devam edeceÿim. - Keith Scott ile kariyerinizin baĂ×ndan beri birliktesiniz. 2006'da ald×ÿ×n×z Juno ödülünü de ona ithaf etmiĂtiniz. Bu kadar uzun zaman beraber çal×Ămak müzik dünyas×nda s×k rastlanan bir durum deÿil. Bu uzun birliktelik hakk×nda neler söylemek istersiniz? B.A: Benim için bir kardeĂ gibidir Keith. Eÿer onunla çal×Ăm×yorsam müzikal yeteneÿinin ve katk×s×n×n eksikliÿini fazlas×yla hissediyorum. Ve ayr×ca söylemeden olmaz, müthiĂ bir espri anlay×Ă× da vard×r. - Pop müzik sahnesinde olsan×z da özellikle seksenlerde ve doksanlar×n baĂ×nda Rock'a daha yak×n duruyordunuz ve birçoklar× taraf×ndan Rock müzisyeni olarak tan×nd×n×z. Siz kendinizi hangi tarafa yak×n görüyorsunuz? B.A: Benim için hava hoĂ. Müzik müziktir. Eÿer günün sonunda zaman testinden geçebilen Ăark×lar yazabilmiĂseniz bence doÿru Ăeyi yapm×Ăs×n×z demektir. BaĂka bir deyiĂle eÿer 20 y×l once yazd×ÿ×n×z Ăark×lar hala çal×n×yorsa, onlar× hangi müzik türüne dahil ettiÿiniz çok da umrumda deÿil. Önemli olan müzik ve bu da baĂl× baĂ×na fantastik bir Ăey. - Gazze'de yaĂanan savaĂa (ya da soyk×r×ma) hassasiyetinizi biliyorum. Bu konuda neler söylemek istersiniz? B.A: Böylesi haks×z ve yüzlerce masum çocuÿunun ölümüne neden olan bir olay hakk×nda ne denebilir ki? Hele tüm bunlara engel olunabilecekken bu hale gelmesine izin verilmesine. Birileri savaĂ suçlusu olarak Lahey SavaĂ Suçlar× Mahkemesi’nde hesap vermeli. - Türkiye konserlerinizi hat×rl×yor musunuz? Özellikle 1992 Āstanbul konseriniz bugün efsane olarak anlat×l×r. Ayr×ca ayn× dönemde 'Do I Have To Say The Words?' parçan×za Āstanbul'da bir klip çekmiĂtiniz. Özel bir hikayesi var m×yd×? B.A: Hat×rl×yorum, hem de çok iyi hat×rl×yorum o konseri. Türkiye’de bu büyüklükte konser veren ilk bizdik ve çok s×rad×Ă× bir geceydi. Tüm seyircilerin ellerinde maytaplar olduÿunu hat×rl×yorum. Ve eÿer yan×lm×yorsam konser alan×na


izleyicilerin al×nmas×n×n epey uzun sürmesi nedeniyle oldukça geç start alan bir konser olmuĂtu. Hala o konserin hat×rlanmas× çok hoĂuma gitti aç×kças×. Bizim için de muhteĂem bir geceydi çünkü. - Biraz da insanl×k tarihinin en ünlü parçalar×ndan biri olan 'Everything I Do'dan söz edelim. Bir çok insan×n hayat×n×n belli bir dönemine soundtrack olan bu Ăark× için bugün dönüp bakt×ÿ×n×zda neler düĂünüyorsunuz? B.A: Yazd×ÿ×m günden çok da farkl× bir hissiyat×m yok Ăark×ya karĂ×. Güzel bir Ăark× ve nerede kaydettiÿimiz akl×ma geldikçe hala gülümsüyorum. (Kuzey Londra’da uyduruk bir stüdyoda kaydetmiĂtik). ĀĂin ilginç yan× Ăark×y× tamamen yazmam sadece 45 dakikam× alm×Ăt×. - "Robin Hood Prince Of Thieves" Àlmi için neler düĂünüyorsunuz? Sizin parçan×zla en iyi Ăark× dal×nda Oscar'a aday gösterilmiĂti. Öte yandan baĂroldeki Kevin Costner'a da en kötü erkek oyuncu ödülünü getirmiĂti. B.A: Filmle çok ilgilendiÿimi söyleyemem. Bir Àlmdi iĂte. - Geçtiÿimiz y×llarda kaybettiÿimiz efsanevi müzik adam× Michael Kamen ile birlikte çal×Ăm×Ăt×n×z. Onunla çal×Ămak nas×ld×? B.A: Sevgili Michael. O da bir diÿer kardeĂimdi. Onu kaybedeli bir kaç y×l oluyor ve aç×kças× onu gerçekten özlüyoruz. Onunla bir numara olmuĂ üç tane Ăark× yapt×k ve hatta iki tanesi Oscar’a da aday olmuĂtu. Ne diyebilirim ki. Onunla çal×Ămak hiçbir zaman bir iĂ gibi gelmedi bana, her zaman müzik ön plandayd×. S×n×rs×z müzik. - Büyük bi Slayer hayran× olduÿunuz doÿru mu? Slayer bir albümünü size ait The Warehouse Studio'da kaydetmiĂti ve san×r×m söylentiler bundan sonra ç×km×Ăt×. B.A: Evet, doÿru. Ama ne var ki uzun zamand×r dinlememiĂtim onlar×. Āyi oldu bak hat×rlatt×ÿ×n, Ăimdi gidip “Reign In Blood” albümünü koyacaÿ×m. - Fotoÿrafç×l×ÿa devam ediyor musunuz? B.A: Her zaman. Bu ay bir sürü çekim yapacaÿ×m ve y×l×n kalan× için de epeyce planlar×m var. Umar×m hepsini gerçekleĂtirebilirim. - Sizi yeniden bir Àlmde oyuncu olarak görme ihtimalimiz var m×? B.A: Pek yok gibi. Tabi eÿer “YaĂayan Ölülerin DönüĂü” için bir zombiye ihtiyaçlar× yoksa. - SavaĂ sonras× Vietnam'da konser veren ilk bat×l× sanatç×yd×n×z. Nas×l hissetmiĂtiniz? Konserden neler hat×rl×yorsunuz? B.A: Konser alan×n×n neredeyse yar×s×n×n polis dolu olduÿunu hat×rl×yorum. Ama çok iyi bir atmosfer vard× onu da eklemeliyim. Tekrar orada sahne almak güzel olurdu. - YaklaĂ×k 30 y×ll×k solo kariyerinizden sonra bugün dönüp bakt×ÿ×n×zda geçmiĂe ve geleceÿe dair neler düĂünüyorsunuz? B.A: Kulaÿa hoĂ geliyor! Bir “rocker” olmaktan daha iyi bir iĂ biliyor musunuz? Ben bilmiyorum. - Röportaj için teĂekkürler. Eklemek istedikleriniz varsa söz sizin... B.A: Bir gün tekrar Türkiye’ye gelmek istiyorum. Lütfen oradaki dostlar×ma selam söyleyin benden. Orada verdiÿimiz konserleri hiç unutmad×m.


BAHA ÖZER

Aç×kças× her y×l en iyisiyle - en kötüsüyle albümler veya Àlmler s×ralan×r, dinlediklerimiz, izlediklerimiz s×raya konur, bu hepimizin, dünyadaki bütün ciddi dinleyicilerin, dergi ç×karan tayfalar×n hemen hemen her y×l yapt×ÿ× amans×z bir mücadeledir. “En iyi” her ne kadar çetreÀlli bir yola ç×karsa da düĂüncelerimizi bunu yapmaktan da vazgeçmeyiz ve iĂi heyecana kapt×r×r×z, onun için sadece “en dikkat çekici” diyelim ve burada iĂi yumuĂatal×m bakal×m geçtiÿimiz sene neler dikkatimizi çelmiĂ. Aç×kças× bu liste haz×rlan×rken yurt d×Ă×ndaki dergi “en iyi” listeleri dâhil her bir Ăeye bak×ld× tür/tarz fark× gözetmeksizin… Ve Siyah Beyaz Dergisi’ne uygun olarak haz×rland×…


uÿrad×. Y×llar Axl Rose’u hakl× m× haks×z m× ç×karacak bunu ilerde göreceÿiz ama Guns n’ Roses ismi tabii ki bu y×la damgas×n× vurdu. 4- JUDAS PRIEST Nostradamus Judas Priest’in dünyan×n en büyük kâhinlerinden birisi olan Nostradamus’un hayat×n×n derinliklerine kadar inen bu çal×Ămas× Heavy Metal dinleyicilerince beÿenildi ve etkileyici bir konseptle unutulmazlar aras×nda yer ald×. Heavy Metal dergilerinden de iyi notlar alan bu albüm Halford’un son tokad× olarak nitelendirildi. 1- AC/DC - Black Ice “Stiff Upper Lip”in üzerinden 8 y×l geçmiĂ olmas× ve bu sürenin sonunda Brendan O’Brien yap×mc×l×ÿ×ndaki “Black Ice” ile s×k× bir geri dönüĂ albümü dinleten AC/DC listenin en baĂ×nda yer al×yor. Birçok ülkede liste baĂ× olan bu albüm rock ‘n’ roll’un yeniden yükseliĂine tan×kl×k etmemize yard×mc× oldu. Belki baz× dinleyicilerin beklentilerini pek karĂ×layamam×Ă olabilir ama bu durum bu albümün büyüklüÿünü engellemiyor. Hayranlar× aylarca y×llarca bu albümün ç×k×Ă×n× bekledi durdu, hatta grubun konser haberinin ç×kmas×n× bekleyenler bile çoÿunlukta ve bu durum 2008’e girdiÿimizde bu albümün ç×k×Ă×yla iyice alevlendi. Metallica’n×n biraz gölgesinde kalma durumu da olsa AC/DC ismiyle ve albümüyle en baĂta yer al×yor. Sayg×! 2- METALLICA Death Magnetic Metallica’n×n bu albümü birçok seveni taraf×ndan çok beÿenilmiĂ olmas×na raÿmen bir kesim taraf×ndan da kay×tlar×ndan dolay× eleĂtiriye uÿrad×. Eski Thrash günlerine k×y×s×ndan bulaĂmay× deneyen Metallica, Rick Rubin’in yap×mc×l×ÿ×ndaki “çiÿ soundlu” bu albümüyle y×l×n dikkat çekici listesinin en üstlerinde gezinmekte… 3- GUNS N’ ROSES Chinese Democracy Ç×k×Ă× y×lan hikâyesine dönen bu son Guns n’ Roses çal×Ămas× soundundan dolay× hayranlar×n× ĂaĂ×rtmakla kalmad× baz× kesimler taraf×ndan yoÿun eleĂtiriye de

5- TESTAMENT The Formation of Damnation Alex Skolnick dehas×n×n bu grupta olmas× çok büyük bir Ăans. Y×llar y×l× geçmiĂ ve o kirli thrash soundu müziklerinden hiç eksilmemiĂ, ayn× ciddiyetle, ayn× özveri ile yap×lm×Ă kusursuz bir çal×Ăma. Thrash Metal’in yaĂad×ÿ×n×n en büyük kan×tlar×ndan biri… 6- MOTÖRHEAD Motörizer Lemmy ve Motörhead olmasayd× mutlaka ayaklar×n birisi eksik kalacakt×. “Motörizer”, y×llara meydan okuyan güçlü bir grubun güçlü bir albümü olarak dergilerde yer ald× ve geçtiÿimiz y×l Avrupa ve Amerika listelerinde baĂar×l× oldu. Lemmy’i kimse durduramaz, kimse de durdurmak istemez. 7- JON OLIVA’S PAIN – Global Warning Jon Oliva Savatage’× bir kenara b×rakt×ÿ×ndan beri Trans Siberian Orchestra ve kendi projesiyle ilgileniyor. “Global Warning” ilk dönem Savatage yap×tlar×n× an×msat×r nitelikte bir çal×Ăma ve gerek dergilerden gerekse de web sitelerinden tam puan alm×Ă durumda.


11- URIAH HEEP Wake The Sleeper Hard Rock ve Progressive Rock tarz×ndaki çal×Ămalar×yla efsaneleĂen Uriah Heep’in bu çal×Ămas× sessiz sedas×z olarak ç×kt× ve küçük bir kitle taraf×ndan sahiplenildi. Her birisi çok güçlü rock çal×Ămalar×ndan oluĂan bu nadide albüm lirikleri ve müzikalitesiyle geçtiÿimiz y×l×n tarz×ndaki en iyi çal×Ămalar×ndan birisi olarak gösterildi. Y×llar sonra böyle bir albüm, çok ĂaĂ×rt×c×!

8- OPETH – Watershed Plak Ăirketlerince onlar “Swedish Extreme Progressive Metal”in krallar×. “Blackwater Park” ile baĂlayan deÿiĂim kadro deÿiĂikleri sonucunda “Watershed” ile devam ediyor. Bir önceki albüm “Ghost Reveries”in gölgesinde kalsa bile “Watershed” ile Opeth klâs×n× konuĂturmuĂ durumda. “Porcelain Heart” ve “Heir Apparent” unutulmazlar aras×na girdi bile…

12- JOURNEY Revelation Melodik Rock ve AOR çizgisinde yer alan Journey topluluÿu Filipinler’den ithal ettiÿi yeni vokalist Arnel Pineda ile adeta ikinci bahar×n× yaĂ×yor. Amerika’daki konserleri çok baĂar×l× geçen grubun son albümü “Revelation” deyim yerindeyse yeri göÿü inletti. 80’lere Ăöyle bir selam verdik bu albüm sayesinde…

9- ENSLAVED Vertebrae Norveç’in bu bilge ÀlozoÁar× “Isa” ve “Ruun” gibi deneysel albümlerden sonra ç×kard×ÿ× “Vertebrae” ile King Crimson ciddiyetindeki Ăark×lar×yla Progressive sularda geziniyor. BoĂuna uÿraĂmay×n; ilk dinlemede onlar× hiç çözemezsiniz, katman katman incelikle iĂlenmiĂ muhteĂem bir albüm.

13- ZERO HOUR – Dark Deceiver Bu grubun ne yapt×ÿ×n× çözebilen var m×? Teknik Metal’in geçtiÿimiz sene Zero Hour’dan sorulduÿu bir gerçek. “Dark Deceiver”da Tipton kardeĂlerin 44 dakikada neler yapt×ÿ×n× dinlemek istiyorsan×z buyurun.

10- VOLBEAT – Guitar Gangsters & Cadillac Blood Müziklerinde birçok müzik türünün sentezini baĂar×l× bir Ăekilde sunan Danimarkal× topluluk her geçen gün yeni hayranlar kazan×yor. Dinleyenleri Ăimdiye kadar burun k×v×rmad× ve bu son albüm müzik dünyas×n×n en iyi ç×k×Ălar×ndan birisi olarak nitelendirildi. Groove Metal’in son noktas× olarak ta lanse edebiliriz.

14- BLACK STONE CHERRY – Folklore and Superstition Southern Rock’× al×n Hard Rock’a ve oradan Nickelback’in müziÿine bulay×n iĂte size Black Stone Cherry. Ālk albüm çok baĂar×l×yd×, fakat geçtiÿimiz sene ç×kan bu çal×Ăma ile güneyliler baĂar×y× ikiye katlad× ve dikkat çeken albümler aras×nda yer ald×.


zünden hala Ăeytan×n bacaÿ×n× k×ramad× ama “Tightly Unwound” bu senenin eli yüzü düzgün albümlerinden birisi olarak tarihe geçti. 18- R.E.M. – Accelerate “Around The Sun” ile olumsuz eleĂtirileri kabul eden grup “Accelerate” ile “Document” zamanlar×na geri döndü ve Katrina Kas×rgas×’ndan bahseden Ăark×lardan tutun da politik yaklaĂ×ml× sözlere kadar Stipe yine yoÿun eleĂtirilerini kimselerden sak×nmad×. Müzik ise her zamanki bildiÿimiz R.E.M.’den farkl× ve güçlüydü. “Supernatural Superserious” bu albümden klasikler aras×na girdi. 15- EXTREME – Saudades de Rock “Waiting for the Punchline”dan 13 sene sonra gelen bu -Portekizce ismi ile- yeni Extreme albümü sevenlerini ĂaĂ×rtmakla kalmad× ve küçük bir baĂyap×t olarak nitelendirildi. Bettencourt’un her zamankinden daha ritmik yap×da çald×ÿ× bu albüm “Comfortably Dumb”×yla, “Flower Man”iyle akl×m×za kaz×nd×. 16- BLACKMORE’S NIGHT – Secret Voyage Ritchie Blackmore ve Candice Night’×n birlikteliÿi hoĂ anlar yaratmaya devam ediyor. Son iki albümdür tekdüze ilerleyen grubun müziÿi “Secret Voyage” ile bir anlamda k×r×ld×, Candice Night’×n vokalleri bir parça geriye, Blackmore’un yaratt×ÿ× müzikalite ise ön plana al×nd× ve ortaya unutulmaz bir albüm ç×kt×. “Gilded Cage” sanki Atonement’×n sahil sahnesine soundtrack olabilecek derecede güzelken “Sister Gypsy” ise bir Blackmore’s Night klasiÿi oldu… 17- THE PINEAPPLE THIEF – Tightly Unwound “Little Man” ve “What We Have Sown” gibi iki depresif albümden sonra Pineapple Thief iyice içine kapand× ve sonunda böyle bir albüm yaratt×lar. Kabul, Āngiliz modern progressive rock müziÿini Indie sular×na bulaĂt×rmakla görevli bu topluluk yoÿun Porcupine Tree ve Radiohead etkileri yü-

19 - VAN MORRISON Keep It Simple Y×llar×n eskitemediÿi bir müzisyen. Kimileri onun müziÿini s×k×c× buluyor kimileri de onu takdir seviyesinde çok seviyor. Ama gerçek olan birĂey var ki onlarca belki yüzlerce müzisyeni etkilemiĂ bir isimden bahsediyoruz. “Keep It Simple” onun eski dönemlerinden bir kay×tm×Ă gibi duruyor. Caz, folk ve blues’un harmanlanmas× Van Morrison’un ustal×k alan×na giriyor. “Keep It Simple” “ben kaliteli müzik dinliyorum” diyen dinleyicilerin kapsama alan×na girmiĂ gibi gözüküyor. En az×ndan dinleyicisini yakalam×Ă durumda. 20- THE BLACK CROWES Warpaint Chris ve Rich Robinson kardeĂler ald×lar yanlar×na North Mississippi Allstars’×n Luther Dickinson’×n×, Ăöyle geriye “The Southern Harmony…” ve “Amorica” zamanlar×na kadar gittiler ve ortaya “Warpaint” ç×kt×. 7 y×l sonra gelen bu albümü kendi dinleyicileri kadar Dickinson’×n takipçileri de dinledi ve bu ac×l× blues ç×ÿl×klar× kendilerinin baĂar×s× oldu. “Goodbye Daughters of the Revolution”, “Locust Street” ve Luther Dickinson’×n att×ÿ× enfes slide sololu “Movin’ On Down The Line” bu albümdeki tepe noktalar×yd×.


21- LAMBCHOP – OH (Ohio) Nashville’in sakin çocuklar×n×n ç×kard×ÿ× bu albüm country, soul ve folk müziÿi dikkatle birleĂtiriyordu. HoĂ bu albümde de daha önceki çal×Ămalar×nda olduÿu gibi bir deÿiĂim söz konusu deÿildi ama “Slipped Dissolved And Loose” baĂta olmak üzere diÿer besteler çok üst düzeyde geziniyordu. Kurt Wagner ve tayfas× hiç deÿiĂime uÿramadan yollar×na tam gaz devam ediyor. Kusursuz bir albüm! 22- TV ON THE RADIO – Dear Science 2000’lerin en ilginç gruplar×ndan birisi belki de. Funk’×n deneysel halini dinlemek öyle çok kolay olmasa gerek, zaten bu tarz gruplarda pek ortal×kta gezinmiyorlar. TV On The Radio “Dear Science” ile neredeyse bütün olumlu eleĂtiri oklar× üzerlerine geldi ve art×k onlar×n ilerde ne yapacaÿ×n×, nas×l bir albümle geri döneceklerini kestiremez olduk. 23- SUN KIL MOON – April Mark Kozelek’in Red House Painters’dan sonra ortaya ç×kard×ÿ× kendi projesi. “April” bilindiÿi gibi Nisan 1’de ç×kt× ve Ăaka gibi Kozelek bize hüzün kusmaya devam etti. Hüznün adresi daha albümün ilk giriĂinde “Lost Verses” ile verildi ve bu 9 dakikal×k Ăaheser sayesinde uzun süre diÿer Ăark×lara geçemedik. Hemen geçenler olduysa bu albümün ne kadar da hissiyatl× bir Ăaheser olduÿunu daha erken anlam×Ăt×r. 24- CALEXICO – Carried To Dust Calexico Ennio Morricone’den feyz almaya devam ediyor. Belki de bu etkileĂimi en fazla aç×ÿa ç×karan albüm buydu. Liriksel aç×dan en sert Calexico albümü ve bu albümde Iron & Wine ve Tortoise müzisyenleri de kendilerine eĂlik ettiler. Geçtiÿimiz senenin dikkat çekici albümlerinden birisi olmas×n×n sebebi ise ciddi sözlerine karĂ×n Calexico müziÿinden ödün verilmemesiydi. Bunu da her zaman ki gibi baĂar×yorlar. 25- MY MORNING JACKET – Evil Urges Biraz punk biraz funk ve biraz psychedelic deneysel country. OlmuĂ mu? Tabii ki olmuĂ. Jim James çok farkl× loop’larla yaratt×ÿ× “Evil Urges” dünyas×nda her Ăeye yer olduÿunu bu albümle kan×tlad×. Bugün onlar jam band’lerin arkas×nda çalan, Ăark×lar×n× tan×nmaz hale getiren bir topluluk ve onlar art×k bugünün en ciddi doÿaçlama gruplar×ndan dahi destek görüyor ve her geçen gün büyüyen bir çizgi yakal×yorlar. Takdir! 26- MOGWAI The Hawk Is Howling DeÿiĂim olmadan da baĂar×l× olunabileceÿini kan×tlayan diÿer bir toplulukta Mogwai. Önceki albümlerinin sentezi niteliÿinde

say×labilecek bu çal×Ămada asl×nda çok farkl× bestelerde vard× fakat yine de deÿiĂik denemelere fazla giriĂmediler. Post Rock’×n belki de en iyi topluluklar×ndan birisi. Son çal×Ămas× “The Hawk Is Howling” ise albümü anlayanlar× uçurmaya devam ediyor. 27 – CONOR OBERST – Conor Oberst Bright Eyes’dan tan×d×ÿ×m×z Conor Oberst çok beÿenilen bu albümü Meksika’n×n tozlu yollar×ndan geçerek, Bob Dylan, Tom Petty gibi isimlerden feyz alarak gerçekleĂtirmiĂ. Özellikle Bob Dylan’×n ilk dönem eserlerini çok an×msat×yor. Sonuç ise; en iyi Ăark× yazarl×ÿ× koltuklar×ndan birisi kendisinin oldu. Albümü baĂtan sona bir kez dinlemek bile yeterli oluyor. 28- FLEET FOXES – Fleet Foxes Sadece bir ilk albüm, hepsi bu! Fleet Foxes’in ismini art×k bundan sonra çok duyabilir ve daha da çok dinleyebiliriz. Sanki kendilerine farkl×-küçük bir dünya yaratm×Ălar ve oradan bize t×n×lar× gönderiyorlar. Ve böylece bizde böyle bir müziÿi ilk defa duyuyoruz. Bir daha böyle bir albümle karĂ×laĂmayabiliriz veya böyle bir Ăey ç×kartamazlar, kim bilir? Onlar Amerika’dan Seattle’dan geliyorlar. 29- PAUL WELLER – 22 Dreams Weller’×n bu albümde çal×Ăt×ÿ× müzisyenleri saysak bir sayfay× doldurur herhalde. Robert Wyatt, Noel Gallagher, Steve Cradock gibi isimleri bünyesinde bar×ndan bu çal×Ăma hemen hemen bütün müzik yay×n organlar× taraf×ndan takdirle karĂ×land× ve bize de bu albümü dinlemek ve cd player’lardan hiç ç×karmamak düĂtü. 30- BECK – Modern Guilt Hayat×n×z nas×l olursa olsun Beck hep sizinle olsun.:) Bu albüm her yay×ndan çok ilgi görmese de Beck’in en iyi t×n×lar×n× taĂ×d×ÿ× bir gerçek. Bizce “en iyi alternatif rock” listelerinin baĂ×nda gelir gelmesine de buradaki listede yukar×daki “metalci”lere nas×l kök söktürecek oras× muamma.:) “Orphans” ve “Youthless” baĂta olmak üzere k×saca “Modern Guilt” iyi bir albüm! 31- TINDERSTICKS – The Hungry Saw “The Hungry Saw” ile klasik Tindersticks geri dönmüĂ durumda ve Stuart Staples bütün romantikliÿini bize yans×tarak o eski tarz×n× bu albümle daha da geliĂtirdi. Sözler, Ăark×lar×n melankolik yap×s× ve bestelerdeki orkestrasyonlar çok baĂar×l×. Böyle Ăark×lar×n yan×nda buÿulu camlar ard×ndan d×Ăar× bak×p bir kahve ya da viski içmek iyi gelebilir, öyle deÿil mi? :)


32- THE HOLD STEADY – Stay Positive Pek çok müzik-magazin dergisinin, web sitelerin yok sayd×ÿ× bir grup ve müzik albümü bu. Craig Finn’in Ăark× yazarl×ÿ×na bir Ăey denilemez tabii ki ama anlatt×ÿ× hikâyeler de en az×ndan birilerimizin dikkatini çekmiĂtir. Post Rock ve Punk aras×nda gezinen çizgisi ile bu albüm özellikle giriĂteki “Constructive Summer” ile par×ldarken diÿerleri de s×rayla sizi bekliyor. Dinlenilmemesi büyük kay×p. 33- OKKERVIL RIVER – The Stand Ins Okkervil River, Indie Rock’×n yükselen deÿerlerinden… Son y×llarda güzel resimlerle bezenmiĂ albümlerle karĂ×m×za ç×kan bu ilginç grubun bu albümü önceki ç×kard×klar× çal×Ămalara pek benzemiyor. Daha mutlu, daha hareketli bir Okkervil River dinledik bu çal×Ămada ve bizce hiç sak×ncas× olmad×, çünkü her Ăark×, her melodi doÿru yerlere gitti, deÿiĂimden kazançl× ç×kt×lar.

kilerini üzerinde bar×nd×r×yor. Adam Duritz yine kendi yaĂant×lar×ndan oluĂturulmuĂ liriklerle karĂ×m×za ç×kt× ve “Washington Square” ve “On Almost Any Sunday Morning” ile ne olduÿunu, duygular×n× bize açt×. 36- JAMES – Hey Ma Manchester sound geri mi döndü? Evet bir anlamda öyle yazabiliriz. “Laid”, “Seven” gibi albümlerle gönlümüzde yer bulmuĂ bir grubun son albümünü onca seneden sonra heyecanla dinlememek olmazd×. Biraz politik, biraz hareketlilik, iĂte son James bu! Çok büyük etki yaratamad× ama Ăark×lar çok iyiydi ve geçen senenin olumlu hanesine rahatl×kla yaz×ld×lar. 37- KINGS OF LEON – Only by the Night Amerika’n×n köklerinden gelen Indie Rock grubu kisvesi alt×nda modern country, southern, caz ve alternatif öÿeleri baĂar×yla sentezleyip önümüze sundular. Birçok dinleyicinin favori topluluklar×ndan birisi olmas× boĂuna deÿil, Tennessee’li bu çocuklar müzik dünyas×n× bir anda esir ald×lar “Only by the Night” ile…

34- PORTISHEAD – Third Bristol, Āngiltere. Trip Hop, Electronica. Beth Gibbons, Barrow ve Utley. “Dummy”, “Portishead” ve “Third”. Bunlar elbette birçoÿumuzun hayat×n×n anlamlar×ndan bir kaç×d×r. Onca zamand×r beklenen bir albümdü ve geçen sene kendilerinden beklenen bir deÿiĂimle karĂ×m×za ç×k×verdiler. Gibbons her zaman ki gibi iyiydi, Ăark×lar klasik Trip Hop/Portishead kal×plar×na biraz uzak kalsa da hepsi de birer canavard×. 35- COUNTING CROWS – Saturday Nights & Sunday Mornings Günahlar ve üzüntüler üzerine kurulmuĂ iki bölümden oluĂan bir Counting Crows baĂyap×t×. “Saturday Nights” daha çok güçlü “rock” Ăark×lardan oluĂurken “Sunday Mornings” ise akustik western t×n×l× folk et-

38- JOHN MELLENCAMP Life, Death, Love And Freedom “Mainstream Folk Album”! Ünlü yap×mc× T-Bone Burnett ile kotar×lan bu Mellencamp albümü ad× üstünde yaĂam, ölüm, aĂk ve özgürlükten bahsediyor. Bunlardan bahsederken kendi hikâyelerini anlat×yor usta. “Longest Day”, “Young Without Lovers” ve “Troubled Land” bu albümdeki en iyi çal×Ămalar. Bunlar× dinlemeyen bünye kalmas×n diyerek Mellencamp stilinin ne kadar çok müziÿe katk× saÿlad×ÿ×n× bu albümden anlayabiliriz diyorum sadece. Hepsi birer birer yaĂam× anlatan türkülerdir. 39- BLIND MELON – For My Friends Amerikan Rock’×n sayg× duyulmas× gereken bir diÿer topluluÿu da Blind Melon. Shannon Hoon’u ac× bir olayla kaybeden grupta vokalleri Travis Warren devralm×Ă durumda. 12 sene sonra gelen bu yepyeni albüm Blind Melon sevenleri tatmin etmiĂ durumda ve albümün ilk Ăark×s× da -“For My Friends”- san×r×m yaĂan×lan ac×y× çok iyi özetliyor.


40- SNOW PATROL – A Hundred Million Suns R.E.M.’in yeni yap×mc×s× Jacknife Lee ile çal×Ăan Snow Patrol dinleyicileri ikiye bölen bu albümle asl×nda iyi bir ç×k×Ă yakalad×, listelerde de baĂar×l× bir graÀk çizdi. Güçlü pop ve alternatif Ăark×lar× sevenler kaç×rmas×n diyerek Snow Patrol’u dikkatle izlemenizi öneririz. 41- GAZPACHO – Night 2008’in sürpriz isimlerinden birisi kuzey ülkelerinden geldi. Gazpacho yeni türeyen Porcupine Tree, Pure Reason Revolution benzeri gruplardan bir tanesi. “Night” ile progresif rock sevenleri ĂaĂk×na çeviren grubun hayranlar× da günden güne çoÿal×yor. Beste aralar×na violin gibi bir enstrüman× yerleĂtirip yürekleri daÿlad×lar ve bir hüzün seli meydana getirdiler, helal olsun! “Massive Illusion”× mutlaka dinlemelisiniz. 42- THE PRETENDERS Break Up The Concrete Punk, folk ve country’i iyi harmanlayan rock topluluklar×ndan, 80’lerin kalburüstü gruplar×ndan birisi The Pretenders. Onlar×n bu son kayd× da 80’lerdeki çal×Ămalar×n× çokça an×msat×yor. Geçtiÿimiz senenin en baĂar×l× çal×Ămalar×ndan birisi de onlardan geldi ve hayranlar×n× küskünlüÿe uÿratmad×lar. 43- ALANIS MORISSETTE – Flavors of Entanglement Biz dinledik ve baĂar×l× bulduk. Ālk dinleyiĂte al×Ămak zor olsa da Kanada’n×n baĂar×l× ismi her albümünde bir ya da iki Ăark×y× dilimize dolay×veriyor. Bir önceki albümüyle arada 4 y×l oynamas×na raÿmen listelerde

de çok baĂar×l× bulundu bu albüm. 2008’in beklenen pop albümlerinden birisiydi ve Alanis hareketli Ăark×larla ve video kliplerle ad×ndan söz ettirmesini bildi. 44- MARTIN ORFORD – The Old Road Neo-Progressive rock gruplar× IQ ve Jadis’de yer alm×Ă deyim yerindeyse “ç×tay× epey yükseltmiĂ” bir isim Martin Orford. Bu listede yer almas×n×n sebebi ise bu albümüyle klasik progressive rock dinleyicilerini ters köĂeye yat×rmas× ve ad×ndan epey söz ettirmesidir. “The Old Road” bünyesinde John Wetton gibi klasik bir ismi de bar×nd×r×yor ve albüm folk t×n×lar×yla beraber mükemmelliÿe ulaĂ×yor. Geçtiÿimiz senenin üç beĂ kaliteli prog rock albümlerinden biri. 45- KARMAKANIC – Who’s The Boss In The Factory? Progressive Rock’×n The Flower Kings ailesinden ç×km×Ă mükemmel bir topluluk. 70’lerin Deep Purple t×n×lar×, caz, fusion ve klasik müziÿin buluĂmas×ndan doÿmuĂ bir albüm karĂ×m×zdaki. Çok uzun melodi pasajlar×, epik öÿelerle süslemeler, bütünüyle bu albümde buluĂmuĂ. 19:30 dakikal×k “Send a Message From The Heart”×n hat×r×na bile al×nabilir ve keyiÁe dinlenebilir. Geçtiÿimiz sene çoÿu Prog Rocker’lar bu albümü konuĂuyordu. 46- BLITZEN TRAPPER – Furr Blitzen Trapper 2000’lerin baĂlang×c×ndan beri var olmuĂ Amerikal× Indie Rock grubu. Deneysel olan Ăark×lar×nda gizli olan bir Ăeyler gizli. “Wild Mountain Nation” Indie ailesi içerisinde sayg×n bir yere sahip ve grubun son albümü “Furr”


ise bu baĂar×s×n× ikiye katl×yor. Indie Rock’×n belki en üstlerinde gezinmiyorlar fakat sessiz ve derinden gelen bir yap×lar× olduÿu gerçek.

aras×nda geçtiÿimiz sene çok konuĂuldu ve bu albümün konuklar× ise Eric Clapton, Eric Johnson, Robben Ford ve Mark KnopÁer gibi isimlerdi. Bu çal×Ăma da country, blues ile harmanlanm×Ăt× ve defalarca “dinlemeye doyulamaz” derecede bir his kapl×yordu içinizi… Müzik bu olmal×! 50- SUSAN TEDESCHI – Back To The River Senenin daha son zamanlar×nda gelen mükemmel ötesi bir blues/soul albümü. Bu çal×Ăma blues severler taraf×ndan merakla bekleniyordu ve daha önce The Black Crowes, Madrugada, Primal Scream ve Tom Petty ile de çal×Ăan yap×mc× George Drakoulias bu albümün patronuydu. Sonuç ise tek kelimeyle “kusursuz”! Tedeschi’nin soul ve caz vokallerine çok iyi gidebilecek derecede iyi bir vokali var, bunu da bu albümünde çekinmeden sergilemiĂ.

47- BRIAN ENO & DAVID BRYNE – Everything That Happens Will Happen Today Bu iki dost yeniden buluĂur da ad×ndan söz ettirmez mi? Müzik dünyas×nda böyle buluĂmalar çok etkileyici performans durumlar×n×n yaĂanmas×na sebep olabiliyor. Gospel müziÿini folk ve elektronika ile buluĂturmakta bu ikilinin göreviydi ve geçtiÿimiz sene bu albüm ad×ndan çokça söz ettirdi. Dinleyenler müzik dinledi, dinlemeyenler ise bir yerlerden bulup keyÀni ç×karmal×… 48- KLAUS SCHULZE & LISA GERRARD Farscape Birisi Tangerine Dream ve solo albümlerle elektronik müziÿin tan×m×n× yapm×Ă bir müzisyen, diÿeri ise Dead Can Dance’in her Ăeyi diyebileceÿimiz Lisa Gerrard. Durum bunu gösterirken geçtiÿimiz senenin en güzel buluĂmalar×ndan birine daha tan×kl×k etmiĂti müzik dünyas×. Lisa Gerrard vokalleriyle “Liquid Coincidence” bölümlerinden oluĂan albümde Schulze’yi bir parça geride b×raksa da bu albüm Space müziÿin son zamanlardaki ç×tas×n× belirledi. 49 – SONNY LANDRETH – From The Reach Slide gitar×n tan×m×n× yapm×Ă ve “saÿ parmak” tekniÿi ile birçok gitaristin ulaĂmak istediÿi yere ulaĂm×Ă büyük bir müzisyen. “From The Reach” blues albümleri

VE DĀþERLERĀ… - RAZORLIGHT – Slipway Fires - KAISER CHIEFS – Off with Their Heads - THE MARS VOLTA – The Bedlam In Goliath - THE MOUNTAIN GOATS – Heretic Pride - WHITE LION – Return Of The Pride - WHITESNAKE – Good to Be Bad - ALKALINE TRIO – Agony & Irony - TESLA – Forever More - WE ARE SCIENTISTS – Brain Thrust Mastery - RAZORLIGHT – Wire to Wire - SUPERGRASS – Diamond Hoo Ha - THE BLACK KEYS – Attack & Release - JOE SATRIANI – Professor Satchafunkilus and the Musterion of Rock - ELVIS COSTELLO – Momofuku - BON IVER – For Emma For Everago - SIGUR ROS - Með suð í eyrum við spilum endalaust - THE SUBWAYS – All or Nothing - MARILLION – Happiness Is The Road - TRACY CHAPMAN – Our Bright Future - DIDO – Safe Trip Home - PORTUGAL.THE MAN – Censored Colors - WILLE NELSON AND WYNTON MARSALIS – Two Men with the Blues


EMRE DEDEKARGINOþLU


Doksanlarda zirvesini yapan Norveç Black Metal’inin önemli gruplar×ndan Enslaved geçtiÿimiz aylarda yeni albümü Vertebrae’yi ç×kard×. Yine geçen sene, grubun üç eleman×n×n Trinacria projesiyle ilgilendiÿini de düĂünürsek, ne ara bestelediler de kaydettiler konusundaki merak×m×z× has×ralt× ederek albümü inceledik. Aç×kças× Enslaved, türdaĂ× gruplara göre her zaman farkl× bir grup oldu. Diÿer gruplar nispeten daha direkt müzikler yaparken, Enslaved, katmanl× düzenlemeler, epik ve progresif Ăark× yap×lar× üzerinden bu günlere geldi. Ālk albümleri Vikingligr Veldi ile uzun ve epik, ayn× zamanda yoÿun melodilere sahip Ăark×lar yapt×lar ve her albümlerinde bu yap×y× daha da ileri taĂ×d×lar. Frost biraz daha direkt Black Metal’di, Eld ise günümüz Enslaved’inin temelini atan ilk albümdü. Estetik karĂ×t×, anti bir imaja sahip olan Black Metal’de, müziÿi estetize eden, farkl× etkileĂimlerle zenginleĂtiren bir grup oldu Enslaved, zamanla gittikçe progresiÁeĂti, teknikleĂti ve Black Metal içinden gelipte, cesur hareketler yapan gruplardan birisi oldu. Grubun beyinleri olan Grutle Kjellson ve Ivar Bjørnson için Bathory ve Celtic Frost ne ise, King Crimson ve Pink Floyd’da o... Dolay×s×yla, grubun Eld ile baĂlatt×ÿ× ve Below The Lights ile iyice Progressive Rock ekseniyle birleĂtirdiÿi müziÿindeki sürekli olan geliĂim ĂaĂ×rt×c× olmamal×... Tarzlar× içinde, kendilerini belli kurallarla s×n×rlamadan, ilerlemekten korkmadan, etkilendikleri isimleri müziklerine bu kadar ustaca entegre edebildikleri için Ău an Enslaved oldukça önemli bir konumda... Vertebrae’nin temelinde yatan Àkirler de, ayn× Ruun gibi, grubun 2004 tarihli albümleri Isa’da yat×yor. Grup , Isa’da oldukça keskin bir ad×m atm×Ă, müziÿini tamamen progresiÁeĂtirmiĂ, temiz vokalleri art×k müziÿin bir parças× haline getirmiĂ, Progressive Rock etkisini de iyice yükseltmiĂti. Kariyerlerinin dönüm noktalar×ndan birisi olan Isa’daki Àkirler ve ipuçlar× Vertebrae’de bizi neyin beklediÿi hakk×nda oldukça kesin Àkirler veriyor. Öncelikle art×k belirtmemiz gerekir ki, Enslaved bir Black Metal grubundan öte, bir Extreme Progressive Metal grubu oldu. Hala bir Vikingligr Veldi ve ya Frost beklentisi içinde iseniz, art×k o yollardan çok uzakta olduklar×n× kabul etmelisiniz. Vertebrae, Enslaved’in Black Metal ile baÿlar×n× tamamen zay×Áatacak derecede az Black Metal etkisi içeriyor. Grup art×k çift vokalli, Opeth gibi sürekli iniĂ-ç×k×Ălarla ve gerilimlerle dolu, sakin k×s×mlar×n sert k×s×mlarla denge içinde olduÿu bir müzik yap×yor. Albüm, atmosferik bir Ăekilde aç×lan Clouds ile baĂl×yor, paslaĂmal× giden Herbrand-Grutle vokalleri ise yukar×da yazd×ÿ×m maddeyi doÿruluyor. Herbrand Larsen, hem klavyesi hem de temiz vokalleriyle art×k Enslaved müziÿinin bir parças× olmuĂ durumda... Temiz vokalleri Ăark×lara derinlik katarken, çald×ÿ× Progressive Rock klavyeleri Ăark×lara ayr× bir boyut veriyor. Grubun Black Metal miras×ndan ald×ÿ× blast-beat ve tremolo picking k×s×mlar×, Ăark×da Grutle’×n söylediÿi k×s×mlarda öne ç×k×yor. Yer yer Rush’× and×ran melo-


diler ise grubun Progressive Rock’× müziÿine nas×l yedirdiÿini gösteriyor. Ākinci Ăark× To The Coast ise oldukça hüzünlü ve yoÿun melodilerle baĂl×yor. āark× tamamen Grutle-Herbrand’×n temsil ettiÿi z×tl×klar×n derlemesi gibi, Herbrand’×n söylediÿi k×s×mlar hüzünlü ve sakin, Grutle’×n kendine özgü black vokalleriyle söylediÿi k×s×mlar ise grubun Black Metal dönemlerini al×nt×l×yor. Ivar’×n karakteristik rifÁeri bu Ăark×da öne ç×k×yor. Ground, önceki Ăark×lar gibi, yine benzer formül ile ilerliyor. Grutle-Herbrand at×Ămas×, melodilerin sertliÿi ve sakinliÿini de tan×ml×yor. āark×da ayr×ca uzun ve oldukça güzel bir solo bulunuyor.

Albüme ad×n× veren Ăark× Vertebrae, Tool’u and×ran tempolu bir giriĂ ile baĂl×yor, Ivar ve Arve ikilisinin güçlü melodileri ve sakin akustik aÿ×rl×kl× k×s×mlar× ile devam ediyor. Albümdeki en karanl×k atmosfere sahip Ăark×lardan birisi, hatta en karanl×ÿ× bile denilebilir. New Dawn ise, Enslaved’in köklerine sayg× duruĂunda bulunan bir giriĂ ile baĂl×yor, çekiç gibi iĂleyen old-school melodiler ile Grutle’×n vokalleri ve blast-beat giden tempolu k×s×m ile Herbrand’×n armonik vokallerini birleĂtiriyor. āark×n×n ortas×ndaki k×s×m ise haÀf oryantal bir t×n×ya sahip ve Ăark×ya ilginç bir hava kat×yor. Moog sesleri ve kat× melodiler ile ilerleyen Ăark×da, grubun Isa’dan beri geliĂtirdiÿi birbiriyle katman oluĂturan melodi kullan×m×n×


duymak mümkün oluyor. āark× oldukça atmosferik bir Ăekilde bitiyor ve yerini, albümün en uzun süreli Ăark× olan ReÁection’a b×rak×yor. Ruun’daki müzikal yap×ya yak×n bir temaya sahip olan Ăark×, Cato Bekkevold’un ilginç zil kullan×mlar×, yoÿun klavye desteÿi ve Ivar/ Arve ikilisinin güçlü melodik iĂlemeleri ve güzel bir solo ile ilerliyor. Center, Orta Doÿu müzikleri etkili, oryantal bir melodiyle aç×l×yor, s×k kullan×lan f×s×lt× Ăeklinde vokaller ise Ăark×ya farkl× bir hava kazand×r×yor. Grubun Tool etkileĂimlerini ve Psychedelic Rock tatlar×n× albümde en çok entegre ettikleri Ăark× Center olmuĂ ve albümün en deneysel çal×Ămas× olarak görmemiz mümkün... Albümün son Ăark×s× The Watcher, sakin gitar t×n×lar× ile baĂlay×p, hüzünlü melodiler ve Grutle’×n hayk×r×Ălar× ile devam ediyor. Grup Black Metal köklerini bu Ăark×da yoÿun olarak kullanm×Ă, zira Herbrand’×n vokal yapt×ÿ× yerlerde bile gitarlar sakin parçalara geçmiyor, ayn× agresiÁiÿi ve yoÿunluÿu devam ettiriyor. Özetlemek gerekirse, bu bir geçiĂ albümü... āahsen grubun en sevdiÿim albümü olan Isa’y× aĂabilecek bir albüm deÿil ama tarz× içerisinde oldukça keyiÁi dinlenebilecek bir eser... Enslaved’de, ayn× Opeth gibi, bir geçiĂ süreci içerisinde bulunuyor, art×k Black Metal denemeyecek kadar progresif bazl× bir müzik ya-

p×yorlar, Progressive Metal/Rock ve Psychedelic Rock etkilerinin yönlendirdiÿi bir tarza geçiĂ yap×lacak gibi görünüyor. Metal etkisi hala keskin bir Ăekilde mevcut ama Enslaved art×k, en basitinden, Below The Lights ve ya Isa’daki Progressive Black Metal yapan Enslaved deÿil... Çünkü Vertebrae’de as×l baĂar×lmak istenen Ăeyin albüm boyunca sürecek bir atmosfer olduÿu çok aç×k, adamlar Ăark×n×n atmosferini etkileyen elementler üzerinde oldukça durmuĂlar ve bunu ropörtajlarda kendileride belirtiyorlar. Asl×nda Ruun’da yer alan son Ăark× Heir To The Cosmic Seed’de bu albümün ipuçlar×n× vermiĂler ama hiçkimsenin akl×na böyle atmosferik bir albüm yap×lacaÿ× san×r×m gelmemiĂtir. Art×k eski Enslaved agresiÁiÿi, art×k daha dengeli ve olgun bir tav×rla yer deÿiĂtirecek gibi görünüyor. Grubun klasik dönemlerini seven dinleyicileri, misal ReÁection’× dinlerken muhtemelen bay×lacaklard×r çünkü al×Ă×k olmad×klar× bir deneysellik var albümde ve bir geçiĂ albümü olduÿundan, grup bu süreci Isa albümünde baĂard×klar× gibi oturtmam×Ălar. Bu albümden itibaren, büyük ihtimalle Enslaved, Progressive Rock etkisinin daha ön planda olacaÿ×, art×k tamamen Herbrand ve Grutle’×n vokalleriyle yön vereceÿi Ăark×lar yazacak, yer yer Black Metal köklerinden al×nanlara yer verilecek ama as×l vurgu hep progresif etkileĂimlerde olacak. Bir sonraki albümde göreceÿiz.


- Merhaba. Öncelikle yeni albümünüz “Vertebrae” için tebrikler.Kay×t sürecinin nas×l geçtiÿini sormak istiyorum.Sonuç sizi memnun etti mi? Ivar: Hey, çok teĂekkürler. Gerçekten zor ve aÿ×r bir süreçti, yapt×ÿ×m×z en zorlay×c× kay×tt×. Albüm Ocak ve Mart 2008 aras×nda, Norveç’te farkl× stüdyolarda kaydedildi, farkl× k×s×mlar için en iyi sonuçlar× bulmak için enstrüman kay×tlar×n× birçok farkl× stüdyoda yapt×k. Ard×ndan albümü master edilmek üzere New York’a göndermeden önce, miks iĂlemini Joe Baresi ile birlikte Doÿu Norveç ormanlar×nda bitirdik. Sonuçtan gayet memnunum, albüm tamamen bittiÿinde gerçekten kendimi hoĂnut hissettim. Elimizden gelenin en iyisini yapt×k ve oldukça zor bir sürece sürekli odakland×k. Bu ileriye doÿru att×ÿ×m×z en zorlu ad×md×. Daha önce ulaĂmad×ÿ×m×z alanlara ulaĂt×k, daha melodi ve atmosfer bazl× ve deney gerçekten baĂar×l× oldu. - Gruptan baz× üyeler çeĂitli projelerde yer ald×lar ve bunun yan×nda plak Ăirketinizi deÿiĂtirdiniz. Bu olaylar×n kay×t sürecine nas×l etkileri oldu? Ivar: Diÿer projeler Enslaved ile asla çak×Ăma yaratmad×, zaten buna asla izin vermeyiz. Enslaved her zaman ilk önceliÿimizdir, yoksa bu seviyeye ulaĂamazd×k. Ama Ăirket meselesinin kayd× zorlaĂt×rd×ÿ×n× düĂünüyorum. āirketleri kay×ttan alt× ay önce deÿiĂtirmek üzereydik ama eski Ăirketimize bir Ăans daha vermeyi kararlaĂt×rd×k. Kay×t sürecinin ilk haftalar×nda iĂlerin iyi gitmediÿini farkettik ve albüme baĂlamam×za raÿmen Ăirketten ayr×lmak durumunda kald×k. Çok Ăansl×y×z ki, eski ve yeni Ăirketlerimizdeki tüm çal×Ăanlar çok iyi insanlar ve menajerlik yetkililerimiz de iĂten öte insanlarla ilgililer birkaç haftal×k konuĂmadan sonra herĂey yoluna girdi ve Indie Recordings ile devam ediyoruz. Bu durumun bize çok fazla stres yüklediÿini tahmin ediyorum, ama yinede kendimizi sonuca odaklad×k ve iĂlerin kötüye gideceÿi yönünde bir saniye bile Ăüphe duymad×k. - Vertebrae yumuĂak ve sert k×s×mlar aras×nda örülmüĂ güçlü bir atmosfere sahip ve Ăark×lar aras×nda sürekli bir dengenin olduÿu hissediliyor. Buna kat×l×yor musunuz? Grutle: Evet, Vertebrae her aç×dan en homojenik albümümüz, Ăark×lar× ayr× olarak dinleyebilirsin, ama birçok

farkl× k×s×m ve iyi bir dengeye sahip tek bir epik parça, bir bütün olarak da alabilirsin. Denge derken demek istediÿim Ăey, Ăark×lar×n müzik içindeki farkl× temalara hak ettiklerini vermek amac×yla düzenlenmesidir, herĂey bir ses duvar× arac×l×ÿ×yla geliyor. Sert ve brutal k×s×mlar içinde, Ăark× içinde akan melankolik/yumuĂak k×s×mlar içinde yer var. Ve bu sefer, bu parçalar× müzik içinde çok iyi bir Ăekilde birleĂtirebildik. Miksaj iĂlerini yapt×ÿ× için Joe Baresi’ye hakk×n× vermem gerekiyor, söz konusu “sound” olduÿunda arad×ÿ×m×z kay×p baÿlant× kesinlikle oydu. - Enslaved, Herbrand Larsen’in artan katk×lar×yla çift vokalli bir gruba dönüĂüyor. Vertebrae Ău ana kadar ç×kard×ÿ×n×z en fazla temiz vokale sahip albüm diyebiliriz. Bu bilinçli bir karar m×yd×? Bu konu hakk×nda olumsuz görüĂler al×yor musunuz? Ve Herbrand’×n Ăark×lara katk×lar× hakk×nda neler düĂünüyorsunuz? Grutle: Ben ve Herbrand albüm için vokal k×s×mlar×n× düzenlerken her zaman Ăark×n×n hakkettiÿini verebilecek ve en iyi dengeyi saÿlayacak çözümü bulmaya çal×Ă×yoruz. Nas×l söyleyeceÿimize karar vermeden önce farkl× vokal Àkirlerini deniyoruz. Bu sefer “Ruun”a göre daha fazla temiz vokal var, fakat bir sonraki albümde bu oran×n fazla m×, az m× olacaÿ× konusunda herhangi bir ×srar×m×z yok, bekleyin ve görün, hehe... - 2004 y×l×nda ç×kan albümünüz “Isa” ile Black Metal kökleriniz ile progresif müzik aras×nda keskin bir geçiĂ yaĂad×n×z. Ruun ve Vertebrae’ye yak×ndan bakt×ÿ×m×zda da bu iki albümün temelinin Isa’da gömülü olduÿunu görebiliyoruz. Isa albümünü kariyerinizde ve müziÿinizde bir dönüm noktas× olarak görüyor musunuz? Ivar: Kesinlikle. Yeni denemeler, Prog-Rock ve diÿer tarzlardan etkileĂimler konular×nda önceden, hatta en eski albümlerimizde bile güçlü ipuçlar× vard×. “Below The Lights”×n k×v×lc×m, Isa’n×n ise deÿiĂimin yaĂand×ÿ× kesin nokta olduÿunu düĂünüyorum (tam burada geçmiĂin gözyaĂlar× aras×nda “Blodhemn” albümünü açar×m /Ed). Bu albümle bizim için herĂey deÿiĂti, kadromuz olabilecek en iyi müzisyenler ile stabil bir hal ald×, Ăark×lar Ăekillerini buldu ve biz hem stüdyoda hem de canl× performansta çok farkl× bir grup olduk. Isa Enslaved’in deÿiĂmeyen ve


yenilmeyen özelliklerini gösterdi ve bunu oldukça somut bir seviyede baĂard×, Isa’n×n ç×k×Ă×na kadar geçen zorlu y×llar boyunca oluĂan güç aç×ÿa ç×kt× ve biz ileriye doÿru oldukça kesin bir ad×m att×k. - Kariyerinize saf bir Black Metal grubu olarak baĂlad×n×z ve Eld ile birlikte, müzikal aç×dan daha deneysel alanlara doÿru ilerleme kaydettiniz. Yapt×ÿ×n×z iĂ Black Metal ile biraz z×t, fakat siz müziÿinizi oldukça deÿiĂtirmenize raÿmen köklerinizi de her zaman yan×n×zda tutuyorusunuz. Enslaved’in geçirdiÿi bu deÿiĂimi nas×l özetlersiniz? Grutle: Bu noktada on yedi sene önce baĂlad×ÿ×m×z× hat×rlaman×z gerekiyor ve tabii ki o zamandan beri çok geliĂtik. Eÿer geliĂmeseydik daha garip olurdu, hehe. Bunun yan×nda, doÿal bir geliĂim süreci oluĂtu ve hiç bir albüm bir önceki ile ayn× yap×da olmad×. Sound aç×s×ndan sürekli geliĂme ve ilerleme isteÿimiz vard×. Bu her zaman Enslaved’in özündeki tav×r oldu. Dünyan×n, “tüm albümlerinde ayn× t×nlayan” bir gruba daha ihtiyac× olduÿunu düĂünmüyorum. Hayranlar×m×z×n deÿiĂmemizi ve ilerlememizi takdir ettiÿini düĂünüyorum. Kendimizi hiçbir zaman bir Black Metal grubu olarak görmedik çünkü bizim tan×mlar×m×zda Black Metal, satanik içerikli herhangi bir metal olabilir. - Sadece eski albümlerinizi dinlemeyi seçen dinleyicileriniz olabilir. Canl× performanslarda eski albümlerinizden çok s×k istek al×yor musunuz? Grutle: Eÿer insanlar yeni iĂlerimizden hoĂlanm×yorlarsa, benim için sorun deÿildir. Bizim sadece eski iĂlerimizi sevenlerin Enslaved fan× olmaktan öte az ya da çok Oldschool Extreme Metal hayran× olduklar×n× düĂünüyorum. Bence bizim hayranlar×m×z, bizim müzikal evrimimizi takdir ediyorlard×r ve s×radaki albümümüzün, öncesindeki albüm ile benzeĂmesini beklemiyorlard×r. Benim düĂüncem, onlar×n müziÿimizin daha çok içine girmekten ve “mücadele etmek”ten, t×pk× bizim müzik yaparken, düzenlerken ve dinlerken hissettiÿimiz Ăekilde haz ald×klar×d×r. Fakat bir yandan da çok basit bir durum var, eÿer bir Ăeyi sevmiyorsan, onu dinleme. Ben nefret ettiÿim bir müziÿi gönüllü olarak dinleyip de kendime asla iĂkence et-


mezdim. Bu bir beyin ameliyat× deÿil, direk kapat×r×m. Eski Ăark×lar×m×za yönelik baz× istekler al×yoruz ve ‘92’95 dönemimizden her zaman 3-4 Ăark× çal×yoruz, dengeyi saÿlamak için... - Hala saf Black Metal’e karĂ× ilginiz var m×? Öyleyse, güncel Norveç Black Metal sahnesini nas×l buluyorsunuz? Ivar: Evet, bu konuda güncel kalmaya çal×Ă×yorum. Ama itiraf etmeliyim ki, saf Black Metal eski görkeminden biraz kaybetti. āu günlerde art×k daha Punk gibi -gruplar iyi çalam×yor, söyleyemiyor veya felsefe, dünyay× deÿiĂtirmek, savaĂmak hakk×nda konuĂam×yor, art×k herĂey daha çok suçlu olmak, uyuĂturucu almak ve hiçbirĂeyi sallamamak hakk×nda... Darkthrone, Mayhem ve diÿer oldschool müzisyenler mesaj× olan yetenekli insanlard×. Tabii ki hala saf Black Metal ile devam eden gruplar var, Taake, Aura Noir gibi... Sahnenin daha az geleneksel taraf×nda birçok heyecan verici Ăey oluyor ama... Deneysel gruplar görüyorsunuz, Negura Bunget, Norveçli deÿil ama Deathspell Omega ve Avant-Garde’×n krallar× Virus... Daha “yeni” t×nlayan Black Metal gruplar× görüyorsunuz, Iskald,Vreid ve Keep Of Kalessin gibi... Ve tabii ki hepimiz Immortal’×n yeni albümünü dört gözle bekliyoruz. - Norveç’te Viking dönemi inançlar×n, Hristiyanl×ÿa karĂ×t olarak hala yaĂat×ld×ÿ×n× biliyoruz ve sizde bir Viking dini olan Asatru’yu destekliyorsunuz. Günümüz dünyas×nda olan olaylar× ve durumlar× göz önüne alarak, ilahi dinler hakk×nda neler düĂündüÿünüzü aç×klar m×s×n×z? Grutle: Kendimi asla inançl× bir insan olarak deÿerlendirmedim ve Asatru gibi eski kültleri de din olarak deÿerlendirmedim. Bence bu tan×m beyin y×kamay× ve ikiyüzlü hareketleri belirten, negatif bir kelimedir, ilahi olarak referans verdikleriniz de ayn× Ăekilde... Asatru daha çok felsefe, yol gösterici esaslar ve kiĂisel geliĂim üzerine dayal×d×r, iyi/kötü, düzen/kaos veya siyah/beyaz üzeri-

ne deÿil... (Doÿrusunu da öÿrenmiĂ olduk böylece... :)) - Eski albümlerinizde Ăark× sözlerinizi daha çok Norveççe yazmay× tercih ediyordunuz, Āzlanda dilinde Ăark×lar×n×z da vard×. āu an Āngilizce’yi tercih ediyorsunuz. Kendi ana dilinizi sözlerde kullanman×z×n arkas×nda bir Àkir var m×? Ivar: Belirli bir nedenimiz yoktu, sadece bu Ăekilde yapmak daha doÿru geldi. O dönemde sözlerimiz ve konseptlerimiz için daha tarih bazl× bir taban×m×z vard×, birçoÿu kendi ülkemiz ve Āzlanda’daki tarihsel olaylar ve doÿa ile ilgiliydi ve bu konulara en yak×n dili kullanmak bize daha doÿal geldi. Āngilizce’ye geçiĂ de çok dramatik deÿildi, basit bir Ăekilde tüm dinleyicilerimizin çevirilere dayanmadan sözleri takip edebilmesi için doÿal bir gereklilik olduÿunu hissettik. - Progressive Rock hayranlar× olduÿunuz biliniyor. ProgRock’×n Enslaved’i hangi yönlerde etkilediÿini sormak istiyorum. Sevdiÿiniz Prog-Rock gruplar×na örnekler verebilir misiniz? Grutle: Evet, progresif müziÿi seviyoruz, bizim tan×mlar×m×za göre basitçe progresif müzik, geleneksel ve normal bir formattan d×Ăar× ç×k×p biraz daha ilginç ve dinleyeni zorlay×c× özelliklere sahip olan müziktir. Ve bu, k×saca, bizim üzerimizde büyük etkisi olan Ăeydir. Yarat×c× olmaktan korkmayan ve tarz s×n×rlar×n× y×kmak isteyen müzisyenler s×k s×k ilginç müzikler yapmaya eÿilimli olurlar. Bu, teknik kapasiteler ile ilgili deÿil, baĂkalar×n×n senden bekledikleri Ăeyleri sallamamak kabiliyetiyle ilgili. Genesis, King Crimson, Shining (Nor), Van Der Graaf Generator, Rush, Pink Floyd, Anekdoten, Bo Hansson, Neurosis, Jethro Tull, Led Zeppelin, Tool, Deep Purple, Junipher Greene, Premiata Forneria Marconi gibi gruplardan zevk al×yoruz. Burada bahsetmek için çok fazla örnek var, hehe.


- Geçen sene Ivar, Grutle ve Arve “Trinacria” ad×nda bir projeye dahil oldular. Enslaved müziÿine z×t bir Ăekilde minimalist ve basit bir projeydi. Bu projenin arkas×ndaki hikaye nedir? Projeyi nas×l özetlersiniz? Ivar: Biraz garip bir Ăekilde baĂlad×, Norveç Resmi Konser Ajans× (Rikskonsertene) taraf×ndan bize bir baĂvuruda bulunuldu ve yine Norveç’ten, emprovizasyonal Noise yapan iki bayandan oluĂan Fe-Mail ile bir proje yapmam×z talep edildi. Benden bir saatlik materyal yazmam istendi, bu mateyaller iki tane Norveç festivalinde ve 12 konserlik küçük bir Norveç turnesinde icra edilecekti. Bunun ilginç olacaÿ×n× düĂündük ve üstünde çal×Ămaya baĂlad×k, festival ve turne sonras×nda projenin b×rak×lmak için fazla eÿlenceli ve iyi olduÿuna karar verdik ve bir albüm yapmay× istedik. Enslaved’in plak Ăirketi Indie Recordings bir Ăovu izlemiĂti ve bizimle hemen anlaĂma yapt×lar. Bu grupla daha fazla iĂ yapmaya niyetli olduÿumuzu düĂünüyorum, belki 2010’da yeni bir albüm olabilir. Ve 2010’da en az bir festival Ăovu hakk×nda planlar×m×z var. - Ivar ve Grutle, Lars Sponheim adl× bir Norveçli politikac×n×n internetten müzik paylaĂ×m×n×n yasal say×lma-

s×n× önermesi üzerine, kendisinin çiftliÿindeki sürüsünden bir kuzu “download” ederek :) protest bir eylem yapm×Ălard×. Tüm bu MP3 ve diÿer formatlar ve bu formatlar×n internetteki paylaĂ×m× hakk×nda neler düĂünüyorsunuz? Ivar: Dosya indirmek müzik hakk×nda Àkir edinmek için iyi bir Ăeydir. Bir müzik markete gidip albümü dinlemek gibi birĂeydir. Ama eÿer müziÿi seviyorsan×z onu almal×s×n×z diye düĂünüyorum. Yapmazsan×z birçok aktif grup daÿ×lmak zorunda kalacakt×r. Bir albüm kaydetmek için para harcan×yor ve biz hiç albüm satamazsak yenilerini de ç×karamay×z. Bu kadar basit. Fikir edinmek için indirin ama beÿendiyseniz al×n, sevdiÿiniz gruplar× destekleyin. - Sorular×m bu kadar, zaman ay×rd×ÿ×n×z için teĂekkür ediyorum. Umar×m sizi yak×n zamanda Türkiye’de görebiliriz. Türk hayranlar×n×za mesaj×n×z var m×? Grutle: Yak×n zamanda Türkiye’ye gelip, sizler için çalmay× gerçekten umut ediyoruz. Eÿer bir Türk organizatörü bunu okuyorsa menajerimiz ile iletiĂime geçmekten çekinmesin. Size çalmaktan ve ülkenize gelmekten keyif al×r×z. Sabr×n×z için teĂekkürler...


RÖPORTAJ

AYāE NUR ÇEVĀRĀ

EMRE DEDEKARGINOþLU

Norveç Black Metali'nin en kült topluluklar×ndan biri olan Darkthrone ile oldukça karanl×k ve oldukça metal bir röportaj gerçekleĂtirdik. Fenriz’in klasik röportaj üniformas× da yine üstündeydi. Not: Sorular×yla karanl×ÿa asalet katt×klar× için üstat āanver OÁuoÿlu’ya ve Alkan Karaçam’a teĂekkür ederiz.

- Dark Thrones and Blags Flags ile bu dönemde tam olarak yapmay× istediÿin müziÿi icra ettiÿine inan×yor musun? Fenriz: Böyle düĂünmüyorum, kendime "baĂarma" sorusunu sormad×m. Bizi TESADÜFLER yönlendiriyor ve tesadüÁer doÿan×n kural×d×r, basitçe “BĀRāEY OLACAKSA OLACAKTIR” demektir. UFO'nun 1974'te elde ettiÿi davul sound’unun (Rock Bottom Ăark×s×n× inceleyin) ayn×s×na sahip olmam×z tamamen tesadüftür ya da BENĀM Ăark×lar×m s×k s×k Diamond Head'in 1980 ç×k×Ăl× “Lightning To The Nations” albümündeki h×zl× Ăark×lar gibi yaz×lm×Ăt×r. Temel olarak biz daha çok 1979-1985 aras× dönemdeki sound ve rifÁeri al×yoruz art×k ama BĀRÇOK istisna var. Biz geçmiĂe dönük bir grup deÿiliz, sadece yapmak istediÿimizi çal×yoruz ve bu tamamen tesadüftür. - Albümde müzikal anlamda bir bütün olmad×ÿ× gibi sözler aç×s×ndan da öncekilere nazaran deÿiĂimler var. Giderek daha kayg×dan uzak, daha müziÿi doldurma amaçl× sözler yaz×yorsun. Müzikal anlamda da Thrash, Heavy, Death Metal’e daha yak×n Ăark×lar varken özellikle Nocturno’nun yazd×klar× daha Black Metal Ăeyler. Metalin en köklü gruplar×na sayg× mahiyetinde bir Ăeyler yapmak m× amac×n×z, yoksa zaten

bunlar× dinliyorsunuz ve bunlardan etkileniyorsan×z da icra ettiÿiniz müzik de bu yönde mi geliĂiyor? Fenriz: Biz 70’lerde ve 80’lerde büyüdük ve bu tarzlar bizler için ana tarzlard×r. Çald×ÿ×m×z Ăekil için de ayn× Ăekilde... Bask×c× olmay× denemiyorum ama kiĂi olarak bask×c×y×m ve yollar×m×z× Ău an oldukça kalabal×k olan metal dünyas×ndan her zaman ayr× tutacaÿ×m. Bu nedenle, eÿer eski Ăeyler trend olursa (Pek sanm×yorum, birçok kiĂi stüdyoda PLASTĀK MODERN SOUND elde etmek istiyor ve benim buna karĂ× hiç ilgim yok.) bundan da uzaklaĂacaÿ×ma eminim, kendi yolumu bulmak için... Ted'in stili art×k HEAVY METAL KARANLIþI (PORTRAIT'i referans vererek) ve ben kendi tarz×mla uÿraĂ×yorum: SPEED METAL/NWOBHM-PUNK. Ben her zaman müziÿin birçok AāIRI formunu dinledim, ama metal müzikte 19681986 aras× sound'lar× (stüdyo soundu) ve 1968-1993 aras× TARZlar× dinlemeyi tercih ediyorum. āu an desteklediÿim neredeyse bütün aktif Metal/Rock ve Punk gruplar× eski tarzlar× eski sound ile çal×yorlar. Modern sound'a tamamen alerjiÿim, bunu sevmenin de çok kolay olduÿunu düĂünüyorum. Kulaklar×ma itaat etmeliyim ve onlar×n beÿendiklerini takip etmeliyim, baĂka her Ăey kendime ihanet olur. (Tek günah!)


- Albümlere ve diÿer yasal ürünlerinize genellikle kendinizi ve deÿiĂiminizi ifade edebilecek isimler verdiniz. NWOBHM bunun en bariz örneÿiydi. “Dark Thrones and Black Flags” ad×n× duyduÿum anda ilk düĂündüÿüm Ăey “The Cult is Alive” gibi daha punk bir albüm olacaÿ×yd×. “Black Flag” malum anarĂizmle özdeĂleĂmiĂ bir kavramd×r ve de ayn× isimde gayet sert, gayet kült olmuĂ ve pek çok metal grubunu da etkilemiĂ bir punk grubu vard×. Gerçi daha metal bir albümle karĂ×laĂt×k ama albüme ad×n× verirken bu göndermeleri de düĂünmüĂ müydün? Fenriz: Evet, bizi Punk hakk×nda konuĂmaya iten Black Flag adl× grup hakk×nda tüm gazeteciler ayn× Ăeyi düĂünüyor ve Punk, metal içinde REDDEDĀLEMEZ bir faktördür, t×pk× Blues bazl× Rock gibi... Öyleyse insanlara metal aÿac×n×n köklerini göstermek iyi bir Ăeydir. Çünkü kökleri kesersen, tüm aÿaç ölecektir. Dark Thrones And Black Flags'×n daha çok punk deÿil metal müzik içerdiÿini fark ettiÿin için sana teĂekkür ediyorum, birçok kiĂi sadece kapaÿa ve albüm ad×na bakt× (gazeteciler de dahil) ve (müziÿi duyduktan sonra bile) albümün çok punk olduÿu sonucuna ulaĂt×lar. Fakat albüm Metallica'n×n “Kill'em All”undan daha punk deÿil. Āçindeki elementlerimizi analiz edersiniz, Kill'em All ile neredeyse ayn× - ama biz 1983 Metallica's×ndan çok daha farkl× bir sounda ulaĂt×k. Bu da tabii ki bir tesadüftü, hahahaha... - Ānternette dolaĂan Rock Hard röportaj× videosunda elinde Détente – “Recognize No Authority” plaÿ× var, ki muhteĂem bir albümdür. 2008 y×l×nda grubun demolar× yeniden derlendi ve grup da aktif Ău anda. Son dönemlerde eski gruplar×n büyük bir k×sm× (Onslaught, Whiplash, Seance, Terrorizer, Artillery…) hortlad×. Yeniden bir araya gelen gruplar hakk×nda ne düĂünüyorsun? Seni heyecanland×ran bir reunion oldu mu? Fenriz: Eski albümler gibi t×nlayan yeni bir albüm yapmaya çal×Ăt×klar×nda, birden çekindiler ve 198990 aras×nda ç×kan yeni metal sounduna ihtiyaçlar× olduÿunu düĂündüler. Bu onlar× ruhsuz ve aĂ×r× s×k×c× yapt×. Bu durumda büyük bir istisna Vulcano'nun “Tales From The Black Book” albümüdür, bu albümde eski günlerdeki sound'u getirmek için yeterli cesaretleri vard×, HARĀKA! Konserlerden birçok nedenden dolay× zevk alm×yorum, en büyük neden insanlar× sevmiyor oluĂum. Metal konserlerinde her zaman birisi konseri izlemek yerine, kulaÿ×m×n dibinde bana bir Ăey demek için baÿ×r×yor. Bu nedenle, 15 y×ld×r birçok konserde bulunduktan sonra, bu sene sadece dört tane konsere gittim. (S×radaki bizim 30-31 Ocak'ta Norveç'te yap×lacak Metal Merchants Festival olacak, birçok eski güzel grup olacak, Artillery ve Pagan Altar gibi...) Ama gruplar yeniden birleĂip canl× çald×klar×nda, en az×ndan canl× gelen ses her zaman olan ile biraz ayn× oluyor, böylece gerçek hayranlar modern sound ile sürün-

dürülmüyor, hahahahaha. Yeniden birleĂmeler ile ilgilenmiyorum, hiçbir zaman bir grup yeniden birleĂsin diye umutlanmad×m. - Gittikçe Lemmy gibi kült bir metal Àgürü oluyorsun. Bunun fark×nda m×s×n? Daha çok demeçlerinden yükseliyor bu yön. Üstelik Lemmy gibi sosyal biri olmamana raÿmen... Fenriz: Hay×r, doÿduÿumdan ve global yer alt× metal y×llar×ma kadar,e '87, '88 ve '89'da, sosyal bir kiĂi deÿildim. Ama bir kay×t kontrat× al×nca (Hayat×mdaki tek amac×md×!) bunu deÿiĂtirmeye çal×Ăt×m. Bu nedenle ileriki 10-15 y×l× sürekli Oslo'daki barlara gitmekle ve binlerce insanla tan×Ămakla geçirdim. Ama ne zaman yer alt×, aptal 90’lar tarzlar× ve tempolar× yerine 80’ler tarzlar× çalan çocuklarla tekrar güçlenmeye baĂlay×nca, tekrar kendi iç dünyama döndüm. (Metal dünyas×nda farkl× y×llar sadece tipik TARZLAR deÿil ayr×ca tipik TEMPOLAR demektir, mesela 90’lar×n aÿaçkakan h×z×ndaki davul çal×Ă tarzlar×n× sevmiyorum.) Old'dan Oscar'a, yer alt× hakk×nda ilgimi yeniden uyand×rmam× saÿlad×ÿ× için teĂekkür ediyorum, yer alt× 80’lerin tarzlar×na döndü. Elbette baz× gruplar her zaman gerçek 80’ler tarzlar×n× çal×yorlard× ama Ău an konuĂtuÿum Ăey yer alt×ndaki GENEL AKIMlard×r. Bu nedenle, May×s 2005'te d×Ăar×ya ç×kmay× tamamen b×rakt×m, bu demek oluyor ki art×k barlarda insanlarla tan×Ămak yok, 1995'ten beri buraya Black Metal konuĂmaya gelen insanlarla da konuĂmak yok. Ayr×ca, art×k neredeyse hiçbir konsere gitmediÿim anlam×na da geliyor. DJ’liÿi de neredeyse b×rakt×m, yerine derlemeler yap×yorum. Çünkü sadece içen ve birbiriyle konuĂan insanlar için HARĀKA müzikler ayarlamaktan s×k×ld×m. Temel olarak ben sosyal bir insan deÿilim -on beĂ sene boyunca z×tt×n× denedim. Bu nedenle insanlar×n daha fazla kiĂiyle tan×Ăamayacaÿ×m/görüĂemeyeceÿim gerçeÿini anlayacaÿ×na ve sayg× göstereceÿine inan×yorum, hayat×mda görüĂmek veya baĂka bir Ăey yapmak için zaman×m olmayan yeterince insan var, mesela bu röportaj bile gerçekleĂmeyebilirdi. Kendimi klonlasam bile g*tümü toparlamak için yeterince zaman×m olmazd×, haha. - 2000’li y×llar, Motörhead önderliÿi bir yanda kals×n, yeni rock’n’roll ve punk gruplar× için de oldukça iyi geçti. Ve buradan görebildiÿim kadar×yla bu alanda da en iyiler Āskandinav ülkelerinden ç×kt×. The Hellacopters, Backyard Babies, Hardcore Superstar, Turbonegro, Gluecifer… gibi. Bu gruplar ve genel olarak içinde olduÿumuz dönemdeki rock’n’roll ve punk gruplar× hakk×nda ne düĂünüyorsun? Fenriz: Bu sayd×klar×n yer üstü gruplar, bu nedenle çoÿunu duymad×m. Tabii ki Turbonegro’yu seviyorum, birçok sevdiÿim Ăark×lar× var ama Just Flesh’i gerçekten beÿeniyorum. āu an desteklediÿim ve dinlediÿim aktif gruplar; TOXIC HOLOCAUST, D.I.E.,


RAMMER, RAM, METALIAN, DISHAMMER, MIDNIGHT, PYROTOXIC, BLADE OF THE RIPPER, DEVASTATOR (Florida), THE NORTH BLUE HEALER, TROUBLED HORSE, WITCHCRAFT, HOODED MENACE, KÖRGULL THE EXTERMINATOR, BROKEN BRAIN (Spa), ABYSSED (Can), IN SOLITUDE, AFTER THE BOMBS, BLIND TO FAITH, FAUSTCOVEN, BOMBSTORM, BLIZZARD, HELLREALM, CHEMIKILLER, WHIP, TRENCH HELL, HELLSHOCK, REPELLENT, SPEED TRAP, CAST IRON, RAZOR FIST, SADISTIC INTENT, VULCANO, OBLITERATION, GHOUL CULT, ATOMIC ROAR, HELLISH CROSSFIRE, BANISHED FORCE, SLOGSTORM, ENSLAVED, BLÜDWÜLF, DEATH BEAST, WAR CRIMES, BASTARDATOR, CREEP COLONY, TYRANT (Swe), NATTEFROST, CORRUPT, WORLD BURNS TO DEATH, NEKROMANTHEON, ENFORCER, NOCTURNAL, JEX THOTH, DEATHRONER, SONIC RITUAL, MÄNIAC, MORNE, ALPHA CENTAURI, DEMON’S GATE, DOOMED BEAST, RESISTANCE (Fra), KARNAX, EVIL ARMY, WITCH (USA), VIRUS (Nor), AURA NOIR, ORCUSTUS, LONEWOLF, THE DEVIL’S BLOOD, FARSCAPE, VOMITOR, OLD, DEATHHAMMER, EM RUINAS, SALUTE, THE BATALLION (yeni albümde daha kirli bir sound olsun lütfen, haha!), ZEMIAL, GASMASK TERRÖR, EIDOMANTUM ve PORTRAIT. California’dan DESOLATOR’u da düĂünüyorum ve Yunanistan’dan Omega’da da gelecek var. Bahsettiÿin gruplar×n hepsi 60’lar×n, 70’lerin, 80’lerin tarzlar×n× çalan 90’lar gruplar×, 2000’lerle aralar×nda HĀÇBĀR baÿlant× yok ve 2000’lere uygun deÿiller, üzgünüm.

- Bir belgesel olan Metal: A Headbangers Journey’de tüm rock ve metal dünyas×n× ĂaĂ×rtan iki röportaj yer alm×Ăt×, Gorgoroth ve Mayhem röportajlar×. Gerçekten bu kadar yüzeysel, bu kadar basit olamayacaÿ×ndan emindik Norveç gruplar×n×n ama bu tavr× da anlayamam×Ăt×k. 2007’de yay×mlanan Once Upon a Time in Norway’i izlediÿimdeyse Àkirlerini onaylamasam da bu iki grubun yapt×ÿ× aç×klamalar× çok sevdim. Āki belgeseli de izledinse bu tav×r fark× için ne söyleyebilirsin? Fenriz: O Àlm için benimle ropörtaj yap×ld×. Ama sonra gördüm ki röportaj yapanlar gerçek yeralt× 80’ler metali hakk×nda pek bir Ăey bilmiyorlar ve biraz sansasyon iĂlerinin peĂindeler. Ve bu nedenle tabii ki o Àlme karĂ× hiçbir ilgim yok, izlemedim ve asla izlemeyeceÿim. Bence insanlar metal dünyas×nda gözlerini deÿil KULAKLARINI kullansalar daha iyi olur, diÿer her türlü yaklaĂ×m tamamen pozcu iĂidir. - Darkthrone Black Metal ad×na çok iyi albümler yapt× ve Ău anki hâlini de pek çok insan takdir ediyor. O günlerle art×k çok ilgili deÿilsiniz biliyorum ama 2000’li y×llarda o “kara taht” ×n sahibi sence kim olabilir? Fenriz: 1994’ten beri insanlar sand×lar ki ben Burzum, Mayhem veya Darkthrone, Immortal veya Gorgoroth’tan kopyalanm×Ă tarzlar× dinlemek istiyorum. Neden? Ben Motörhead’i kopyalay×m ve sonra Lemmy’nin bir b*k vermesini mi umay×m? Hay×r. Öyleyse insanlar ne halt etmeye benim hakk×mda bir


Sanatç×lar RUHLARINDAN BĀR āEYLER VERĀP, BĀRāEYLER YARATMAK ĀSTEDĀKLERĀ için sanatç×d×rlar... Ăeyler san×yorlar ve neden bu kadar az sosyal bilince sahipler? Sana diyebileceÿim Ăey, bu 90’lar×n kopyalanm×Ă tarzlar×n× çal×p, ona Black Metal diyen kimseyi sallam×yorum. Bu gruplar×n birçoklar× için ilginç olduÿunu anl×yorum ama ayn× Ăekilde onlar da anlamal× ki bunlar×n hiç birisi benim için ilginç deÿil. Aktif gruplardan sevdiklerim Norveç’ten Faustcoven, Avustralya’dan Vomitor, Chicago’dan Hellrealm ve Almanya’dan Old. Bu gruplarda 90’lar×n etiketleri yok, daha zamans×zlar. Bu daha sanatsal veya baĂka bir Ăey deÿil, ya da gotik veya feminen de deÿil. Hay×r, bu gruplar× seviyorum çünkü bu gruplar meĂaleyi benim sevdiÿim Ăekilde tutuyorlar, kirli ve ç×lg×n Black Metal stilinin baĂlad×ÿ× Ăekilde yani... - Dünyaya bir albüm olarak gelecek olsan hangi albüm olmak isterdin? Fenriz: Bonded By Blood, EXODUS. (Adam×ms×n Fenriz! / Ed) - Āsrail’in atalar×n×n Hitler taraf×ndan soyk×r×ma uÿrat×lmas× gerçeÿini ve Ăimdiki Āsrail’in Filistin’i yerle bir etmesini nas×l iliĂkilendiriyorsun? Black Metal’deki y×k×c× tavr×n bu tarz bir y×k×c×l×kla iliĂkisi var m×? Fenriz: Ānsanlar tehdit edildiklerinde savaĂmak zorundad×rlar, bu doÿan×n kural×d×r. Ve bu çat×Ămaya

neden olan iki ideadan fazlad×r. Ama metal dünyas×nda bu bir problem deÿildir, modern plastik sound kullanmay× seçen insanlar metalin ruhunu yok ediyorlar, bu bir problemdir. Ve BENĀM savaĂ×m budur. DARKTHRONE modern metal sound’una DÜāÜK PRODÜKSĀYONLU bir alternatiftir. - Online müzik paylaĂ×m× ve MP3 hakk×nda neler düĂünüyorsun? Fenriz: Bu konuda güçlü görüĂlerim yok. Ānan×n ya da inanmay×n, albüm sat×n almak iĂin anahtar×d×r. 2006’dan beri sadece albüm kitapç×klar×n× yapmak için alt× ayl×k bir dönemi kullan×yorum. (1996-2005 aras× görsellerle ilgilenmezdim, Darkthrone’un bu departman×nda ben görevli deÿildim.) Albümü al×rken albüm hakk×nda önemli bilgiler elde ediliyor. Ama bunun hakk×nda bir halt vermeyen tarzlar, insanlar müziklerini indirdiklerinde aÿlamamal×lar. Sanatç×lar RUHLARINDAN BĀR āEYLER VERĀP, BĀRāEYLER YARATMAK ĀSTEDĀKLERĀ için sanatç×d×rlar, bu Ăekilde baĂkalar× da bundan zevk al×r. Bunu baĂaramayanlar bu konuda bir düĂünceye sahip olamazlar diye düĂünüyorum. - Türkiye hakk×nda bildiÿin bir Ăeyler var m×? Hiç rak× içtin mi? Fenriz: Sadece Mezarkabul’u, Türk Pentagram’× biliyorum. PENTAGRAM’I DĀNLEMEYĀ UNUTMAYIN!


BAHA ÖZER

Āngiliz müzik medyas× alternatif müziÿin ad×n× koyarken çok zorlanmam×Ăt×. Zaten ellerinde oldukça çok materyal vard×. Manchester Sound’un o neĂeli ve kendinden emin melodilerinin yan×nda ebediyete intikal eden Nick Drake’in yaratm×Ă olduÿu o kasvetli edebiyat ve müzik eserlerinin pay× büyüktü. Āngiliz alternatif müziÿinin mutsuz ve depresif etkisinin yan×nda derinlemesine incelenmesi gereken konu da lirikleridir. Genellikle kaybetmeye, huzursuzluÿa ve ani duygu deÿiĂimlerinin getirdiÿi psikolojik yaklaĂ×mlar× irdeleyen bir yap× sergilemekteydi. 90’l× y×llar×n ilk yar×s×nda Āngiliz müziÿinin devrimi niteliÿinde say×labilecek bir olay yaĂand× ve Radiohead ad× alt×nda alternatif müziÿe yöne verecek bir baĂlang×ç yaratt×lar. Grubun Oxford’lu 5 üyesi ilk öncelikle üniversite eÿitimlerini tamamlamak için daÿ×ld×lar ve sonra tekrar buluĂmak ve kay×tlar yapmak üzere Oxford’a geri döndüler. Radiohead ismi Talking Heads’in bir Ăark×s×n×n ad×n×n deÿiĂtirilmesiyle ortaya ç×kar×lm×Ăt×. 5 May×s 1992 y×l×nda “Drill” ad× alt×nda ilk EP’leri ç×kt×. Bu EP’de grup U2’nun etkisinde çok kald×ÿ×n× göstermiĂti. Bunun yan×nda ise EP’den “Prove Yourself” ve “You” adl× çal×Ămalar çok beÿenildi…


Pablo Honey – (1993) 1993’ün hemen baĂlar×nda piyasaya sürülen albüm Radiohead’in kendi ülkesinde ve d×Ă ülkelerde tan×nmas×n× saÿlayacak türdendi. “Drill” adl× EP’den “Prove Yourself” ve “You” adl× çal×Ămalar× da içine katan grup U2, Pixies ve The Smiths etkili albümlerinde müzik piyasas×n×n içine girebilme çabalar×n× çok iyi yans×t×r. Sonic Youth etkili “Anyone Can Play Guitar” iyi olmak hakk×nda sert eleĂtirilere sahip bir Ăark×d×r. “Stop Whispering” ise ayn× ritimlerle devam eden ve The Cure’a göndermeler yapan bir çal×Ămad×r. Müzik eleĂtirmenleri bu albüm hakk×nda ikiye ayr×l×r ve olumsuz düĂünenlerin yan×nda çok olumlu sözler sarf edenlerde bulunur. Bu albüm Radiohead albümlerinin içerisinde d×Ăa dönük duygular×n en fazla hissedildiÿi albümdür. “Pablo Honey”in içerisinde “Creep” adl× çal×Ăma ise çok

baĂar× gösterir. Sorunlu ve depresif kiĂiliklerde hayat bulan bir kimliÿi vard×r bu Ăark×n×n. “Lanet olsun dostum, ne iĂim var burada benim, ben buraya ait deÿilim…” gibi içe dönük depresif duygular×n d×Ăavurumunu sergilemekten de kaç×nmazlar. Thom Yorke ilginç bir insan. Bütün albümde pozitif duygular×n yarat×lmas× bir yana sadece tek bir Ăark×yla (“Creep”) bunu ekarte etmesini çok biliyor. The Bends – (1995) Yeni yap×mc× Nigel Godrich ile çal×Ămaya baĂlayan Radiohead’in bu ikinci albümü ilkine oranla daha içe dönük daha niteliklidir. Albümün müzikal yap×s× bir yandan Art Rock diÿer yandan da Brit-Pop taraf×nda gezinmekteydi. Grup bu albüm için R.E.M., Morrissey ve Jeff Buckley’den etkilendik diyor. “The Bends”le kaleler aĂ×ld×, grup önü aç×k bir Ăekilde yürümeye devam etti ve art×k tahmin bile edemeyecekleri gruplarla turlara ç×k×yorlard×... Albümden en iyi çal×Ămalar “My Iron Lung”, hüznü huzurla buluĂturan “High And Dry”, gerçekçi yaklaĂ×m× ve ayaklar×n yerden kesilmesine sebep olan Ăark× “Fake Plastic Trees” (Marillion bile coverlam×Ăt×r) ve “Ölümü hissedebiliyorum, parlak gözlerini görebiliyorum…” gibi kötümser yaklaĂ×m×yla “Street Spirit” olmuĂtur. Bugün bu albüm en ünlü Progresif Rock müzisyeninden en ciddi dinleyiciye deÿin herkesin sayg× duyduÿu üstün bir çal×Ăma olarak görülmektedir. OK Computer – (1997) Müzik dünyas×nda bir devrim! Āçerdiÿi liriklerden kapaÿ×na kadar ilerici olmay× akl×na koyabilmiĂ bir Radiohead! Āngiliz Psychedelic müziÿinden etkilenimler ve Pink Floyd’un karamsar yap×s×n× içerisinde taĂ×yabilen bir baĂyap×t! Prodüktörlüÿünü Nigel Godrich’in yapt×ÿ× albümde Thom Yorke, eleĂtirel anlamda dokundurmuĂ ve insan ruhunun derinliklerine yolculuk yapm×Ă. Bir kaç×Ă Ăark×s× olarak “Exit Music”, kiĂinin kendi beyninin yaratt×ÿ× korkular×yla ilgili bir Ăark× olarak “Climbing Up To Walls”da “Kafatas×n×n içini aç, içinde beni göreceksin!” gibi bilimkurgusal bir yaklaĂ×mda sergilemekte… Bir durum Ăark×s× olarak “Karma Police”, dinlendikçe rahats×zl×k verebilen “Let Down”, bir koruma görevlisinin yaĂad×klar×n× anlatt×ÿ× “No Surprises”, bir yard×m albümü olan Help için kaydettikleri “Lucky”, yaĂad×ÿ×m×z dünyadaki büyük kentleĂmeye, duygusuzlaĂmaya, para avc×lar×na ve yuppie kültürüne bir eleĂtiri olan “Fitter Happier”da ise konuĂmalar ünlü Àzikçi Stephen Hawking’e aittir. Radiohead alternatif müzikte o zamana kadar ki olan kal×plar× tek bir hamleyle, “OK Computer”la y×km×Ă; albümden en çok etkiyi ise “Paranoid Android” adl× çal×Ăma yapm×Ăt×. Bu albüm kesinlikle disütopya ve bilim kurgusal geleceÿi çaÿr×Ăt×r×yordu.


Kid A – (2000) Eÿer bir ressamsan×z ya da heykel ile ilgileniyorsan×z bu albüm alg× kap×lar×n×z× daha da açabilir. “Kid A” Radiohead’in tam tersine döndüÿü rock’tan uzaklaĂ×p daha elektronik, daha deneysel, sentetik ve kaotik olduÿu bir albüm. Daha trip-hop yaklaĂ×ml× daha derin, mesafeli bir çal×Ăma, daha Massive Attack daha Aphex Twin ve daha Spiritualized. Thom Yorke seslerle oynamay× çok seviyor. Devam eden seslerle deneyselliÿe giden bir yolda ilerleyen bir albüm olarak “Kid A”, müzik tarihinde kal×c× olabilecek mi bunu daha ilerde görebileceÿiz ama Ău an bile bunu taklit eden gruplar ve albümler ç×kabiliyor. “Kid A”nin ismi bir bilgisayar program×ndan geliyor. Ki albümde öyle sesler kullan×lm×Ă ki daha dijital daha modern. Radiohead bu albümde sizi “Everything In It’s Right Place” ile karĂ×l×yor. Çok k×sa zamandan sonra albümün en iyileriyle (“Optimistic” ve “Idioteque”) karĂ×laĂ×yorsunuz. Bu albüm için baz× müzik yazarlar× Pink Floyd’un devam× gibi yaklaĂ×mlarda bulundular fakat dinleyiciler bu görüĂte kesinlikle olmad×. Radiohead tan×mlanmas× zor bir müzik yap×yor.

Kendileri ise dinleyicilerini her albümde ĂaĂ×rtmaya devam ediyor. DeneyselleĂmiĂ bir müzik ve s×ra d×Ă× lirikler… “Bizim kafam×zda bant var, sizin vantriloklar×n×z var. Yataÿ×m×n ucundaki gölgede duruyorum. S×çanlar ve çocuklar beni kasaban×n d×Ă×na kadar takip edin, Haydi çocuklar…” Amnesiac – (2001) Bir Astral Seyahat! “Kid A” albümüne giremeyen çal×Ămalar “Amnesiac” albümünde gün yüzüne ç×kt×. Bu çal×Ăma da t×pk× “Kid A” gibi zor anlaĂ×l×r ve deneysel çal×Ămalardan oluĂuyordu. Dinleyiciler bu sefer ikiye bölündü ve baz×lar× grubu tekrara düĂmekle suçlad×. Grubun bu çal×Ămas× asl×nda bir denemeyi daha da ileri götürmekten ibaretti. The Doors gibi kafa uyuĂturucu taraf× da vard× bu albümün. Zor anlaĂ×lan pasajlar×n yan×nda daha kolay anlaĂ×lan daha basit ritimli çal×Ămalarda mevcuttu. “Amnesiac” bu baÿlamda bir “ortada kalm×Ă” bir albüm izlenimi vermekteydi. Prodüktör yine Nigel Godrich’ti ve yine albüm eleĂtirmenlerden iyi not ald×. Liriklerde sembolik betimlemeler ilgi çe-


kiyor, sert caz melodileri, bazen de aÿ×r ruh hallerini yans×tan müziklere benzeyen yap× albümdeki çeĂitlilik kanad×n× temsil ediyordu. “Pyramid Song”un mistisizmi, “I Might Be Wrong”un depresif yap×s×, “Dollars And Cents”deki bunal×m haller kesinlikle Yorke’un astral seyahatlere göçünü anlat×yordu. Kesik kesik vokaller, tam anlaĂ×lmayan dijital sesler ve yine Yorke’un tüm dünyaya hayk×r×rcas×na eleĂtirisi bu albümdeydi. Ac×s×n× da tabii ki Āngiltere BaĂbakan× Tony Blair’den ç×kart×yordu. “Nehire att×m kendimi ve ne mi gördüm; siyah gözlü meleklerin benimle yüzdüÿünü…” Ayn× y×l grubun “I Might Be Wrong: Live Recordings” adl× konser kayd× ç×kt×. Bu kay×tta grup “Kid A” ve “Amnesiac” zamanlar×ndaki Ăark× seçimleriyle bu albümde yine ilgi çekmiĂtir. Hail To The Thief – (2003) H×rs×za Selam! Bu Bush karĂ×tlar×n×n aÿz×ndan düĂürmediÿi bir sözün bir bölümüydü ve tabii ki de Thom Yorke bu slogan× albüme isim seçmiĂti. Radiohead dinleyicilerinin en uzak bakt×ÿ× albüm bu olmuĂtur. Sound olarak önceki iki albümdeki yap× korunmuĂ; art× olarak

gitarla baz× süslemeler yap×lm×Ăt×r. Çok fazla deÿiĂik ses denemeleri yap×lmam×Ă fakat önceki iki albümden de yavaĂ olan tempo dikkati çekmiĂ; aÿ×r ve kasvetli yap× albümdeki her köĂeye sinmiĂtir. “Hail To The Thief” bir Art Rock klasiÿi olarak ak×llara kaz×nd×. Yorke bu albümde sözleriyle daha da y×k×c× olmaya baĂlam×Ă; dünyan×n gidiĂat×n× deÿiĂtirmeye çal×Ăanlara Ăöyle bir selam×n× çakm×Ăt×r. “Āstersen feryad× kopartabilirsin ama çok geç kald×n…” Albümdeki “2+2=5”, “The Gloaming”, “There There”, “I Will” ve “Sit Down Stand Up” çok beÿenildi ve kasvetli bulundu. “Where I End And You Begin” ise albümdeki en uç noktay× temsil ediyordu. Thom Yorke’un bu albümden sonra ç×kard×ÿ× “The Eraser” adl× yap×t×ndaki çal×Ămalar gibi derindi. Sözü oraya getirmeye çal×Ă×rsak Thom Yorke’un 2006 y×l×nda ç×kan bu albümü tamamen bilgisayar ortam×nda haz×rlan×l×p öyle dinleyiciye sunulmuĂtu. Elektronik müziÿin gidiĂat×n× belirlemekte üstüne yoktu bu albümün ve Thom Yorke, Aphex Twin ç×ÿl×klar×n× burada da sürdürmekteydi. Sonu gelmeyen ve sürekli tekrarlayan melodileriyle “The Eraser” baĂar×ya ulaĂt× ve beÿenildi. “Black Swan”, “Skip Divided” ve Yorke’un en sert sözlerini yazd×ÿ× “Harrowdown Hill” ise bu albümdeydi…

In Rainbows – (2007) Nigel Godrich önderliÿindeki bu 7. Radiohead albümü diÿer albümlerden çok farkl×yd×. Öncelikle grup müzik Ăirketlerini ve endüstrisini karĂ×s×na alarak albümü internet sitesinden hayranlar×na ulaĂt×rmaya baĂlad×. Bunun sonucunda ise dinleyiciler kendilerinin karar vereceÿi ücreti Radiohead’in kasas×na aktaracakt×. Mp3 format×nda ve 160 kbps’lik bir kaliteyle çal×Ăma dinleyicilere sunuldu. Bu bugüne kadar yap×lmam×Ăt× ve Radiohead’in bu karar× çok cesur ve zekice bulundu. Albümün içerisinde hediye bir albüm daha vard× ve yine çok güzel illüstrasyonlarla kapaÿ×n içine iliĂtirilmiĂti. Müzikal olarak dinleyicileri ikiye bölen bir albüm vard× karĂ×m×zda. “In Rainbows” hem “Kid A” albümünün ve “Amnesiac”×n deneyselliÿini al×yor hem de “OK Computer” gibi devasa bir yap×t×n ciddiyetini bar×nd×r×yordu. Aç×l×Ă çal×Ămas× “15 Step”, sonraki “Bodysnatchers”, albüm hakk×nda Àkir yürütmek için yetersiz kal×rken devam×ndan gelen “Weird Fishes/ Arpeggi”, “House of Cards” ve “Videotape” albümün üstünlüÿünü dile getiriyordu…


MELĀS SARILAR


Hareketli ritmler vuruyor ve kiriĂi k×r×yorum diÿer tarafa doÿru… Sadece bir adam×n sesiyle, hareketler içime iĂliyor ritm durmamak için sank! O bir āaman! Önünde eÿiliyorum, baĂka bir Ăey gelmiyor içimden… Kendinden geçercesine, aksak ad×mlar×, danslar×… ÖlmüĂ bir k×z×lderilinin lanetli ruhunun o yontulmuĂ vücutta yer almas×n× izliyorum. Binlerce ruh gelip geçiyor içinden, hiçbirine cevap vermiyor gibi, kalabal×ÿ× da silip geçiyor ç×ÿl×klar×... Etraf×nda s×n×r istemiyor. Āçinde s×n×r olmayan bir adam×n d×Ă×na s×n×r koymak ne kadar mant×kl× olabilir ki? Son zerresine kadar yaĂamak istiyor hayat× Jim, bütün coĂkusuyla her duyguyu yaĂayarak her kokuyu içine çekerek. Kulaklar× sonuna kadar aç×k bir kelebeÿin ç×ÿl×ÿ×n× duymak için… Bu yaĂama doyumsuz adam son dakikalar×nda kelebeÿin ç×ÿl×ÿ×n× duydu mu bilinmez; ama ç×ÿl×ÿ×n× y×llar ötesinden duyuyoruz biz. James Douglas Morrison… “Bir Deli Yahut Bir āair” baĂl×ÿ× ona uygun olmal×. Belki de Nietzsche’nin elleri y×llar öncesinden uzanm×Ă bu çiçek çocuÿun baĂ×n× okĂam×Ăt×r. Dionysos’un yarat×m×d×r Jim. Tüm doÿay× bar×nd×ran bir küre… āehvet akar damarlar×ndan. Gözün görebildiÿiyse pek azd×r. Kimbilir neler geçer akl×ndan? Beyninin her k×vr×m× tersine çal×Ă×r. Beklenemeyen bir durumdur bu; ondan beklenen de klasik bir beklenen deÿildir zaten. Beklemek ayk×r×, ömrü az, koĂmal×! Ne kald× ki Jimmi Hendrix ve Janis Joplin’den sonra. Ölümü içinde hissettiÿi bu iki büyük J’den sonra, kendisinin geleceÿinin kesin bir ×Ă×ÿ×yd×. Gözüne çarpt× ve kulaÿ×na doldu. YaĂam ç×lg×nl×kt×. D×Ăar×da yaĂanmal×yd×. AĂ×r×l×klar× bedenine taĂ×mak istiyordu Jim. Baz× insanlar gibi beyninde yaĂayamazd×.. Susan bir adam×n ç×ÿl×klar× saçmal×ÿ×na da bulaĂmak istemiyordu. O “içinden ç×ÿl×klar atan!” d×Ăar×da sessiz sakin kendi belli etmeyen ve asl×nda kendini bir cevher sanan moronlar×n d×Ă×ndayd×. Her sat×r×na dokunduÿum, her hareketine tap×nd×ÿ×m bu adam× görmek yaln×zca bu ruhsuz ekrandan görebilmek nasip bana.. Sahnede bir ilüzyonist gibi duran o adam . Ānsanlar birkaç saatliÿine ruhlar×n× bu tekinsiz adama teslim ediyorlar. Bedenleri ise kendi kontrollerinde deÿil gibi. Āstemsiz hareketler birbirini izlerken gözlerden sadece neĂe okunuyor. Bir y×ÿ×n çiçek kukla. Āpleri ise bu ç×lg×n dahinin ellerinde. YavaĂ sakin konuĂmas× bir trans×n baĂlang×c×… Alg×lar×n×z sonsuza kadar aç×k ve görebilenecek tek Ăey alabildiÿine çöl: Sadece bir ruhlar göçü… Āçine iĂlemiĂ kelimelerle yerlerde k×vranan, gözlerimizi büyüleyen Jim. S×n×rlardan intikam×n× al×rcas×na ç×ÿl×klar kopar×yor. Gri gözleri boĂluÿa bak×yor. Bu ruhsuz ekrandan bile hipnotize olabiliyorsam, bu O’nun baĂar×s×d×r. Gözleri uzand×ysa ileriye sözleriyle birlikte bu, Ăair James Douglas Morrison’×n baĂar×s×d×r. Sesi danslar× hala taklit ediliyorsa bu ipe sapa gelmez Jim Morrison’×n baĂar×s×d×r. “L.A Woman”la triplere girdiÿim Ău zaman diliminde, Sen çok yaĂa vahĂi çocuk, ölümün ziyaret etsin tavandaki alyuvarlar×m×…


EMRE DEDEKARGINOþLU


Son y×llar×n h×zla yükselen gruplar×ndan birisi Ăüphesiz Opeth... Āsveçli Extreme Prog-Metal krallar× özellikle son on y×l zarf×nda ç×kard×klar× albümlerle sürekli olarak isimlerinden bahsettirdiler ve Progressive Metal tarz×n×n önde gelen isimlerinden birisi oldular. Ülkemizde de pek beklenmeyecek Ăekilde oldukça ilgi gören Opeth’in dört konserlik bir turne ile nisan ay×nda ülkemizi dördüncü defa ziyaret edeceÿi bu ay içerisinde kesinleĂti. Daha önce üç defa Āstanbul ve bir defa Ankara olmak üzere ülkemize gelen grup, her geçen gün ülkemizdeki hayran kitlesini artt×rd×ÿ×ndan bu turne oldukça kat×l×m görecek gibi gözüküyor. Bu nedenle, kendileri hakk×nda k×sa bir derleme yaz×s× yay×nlamay× uygun gördük. Opeth, yirmi y×la yak×n bir süredir aktif bir grup olmas×na raÿmen, ad×n× ikibinli y×llar×n baĂ×ndan itibaren duyurabilmeye baĂlad×. Orchid ve Morningrise dönemlerinde çok s×k turlayan bir grup deÿildiler. Öyle ki o dönemde albüm kapaÿ×na o meĂhur logolar×n× bile yerleĂtirmiyorlard×. Āskandinav yar×madas×na özgü bir izolasyon içerisinde müziklerini sunuyorlard×. Öyle ki Opeth’in ad×n× geniĂ kapsamda duyurabildiÿi ilk albüm grubun ’98 tarihli My Arms, Your Hearse albümü olmuĂtur. Still Life’×n geçen sene ç×kan yeni bas×m×nca Akerfeldt, o zamanlar çok fazla konser tekliÀ de almad×klar×n× ve Still Life kay×tlar× öncesinde Katatonia vokalisti Jonas Renkse ile beraber uyuĂukluk yapt×klar×n× bile aktarm×Ăt×r. Grubun Still Life ve özellikle Blackwater Park sonras× ad× tamamen duyulmaya baĂlam×Ă ve ilk dünya turlar×na yine Blackwater Park albümünün

ç×kt×ÿ× 2001 senesinde baĂlayabilmiĂlerdir. K×sacas×, böyle bir müzik yapan bir grup için oldukça geç aç×labilmiĂlerdir. Ama Ău an görüyoruz ki bu aç×ÿ× fazlas×yla kapatm×Ă durumdalar... āu an bir Pain Of Salvation ne kadar önemliyse Progressive Metal için, Opeth’de ayn× Ăekilde önemli... Opeth’in baĂar×s×n×n alt×nda yatan s×r asl×nda oldukça basit... Ālk baĂlad×klar×nda olabilecek en Ăeytani grup olmay× ak×llar×na koyan, kompleks, sert, agresif ve Ăeytani Ăark×lar× bestelemek üzerine yoÿunlaĂan grubun, zaman içerisinde müziklerin akustik gitar ve daha atmosferik melodiler eklemesiyle oluĂturduklar×, Death Metal, Heavy Metal, Jazz, Blues, Folk ve Progressive Rock gibi türleri bir noktada buluĂturan formülü kendilerini günümüze getirmiĂtir. Bu noktada Opeth’in müziÿi hakk×ndaki baz× yarg×lar× da deÿerlendirmek gerekiyor. Grubun ad×n× yeni yeni duyurduÿu zamanlarda müziÿine Black Metal diyenler vard×. Black Metal’e göre fazla akustik, atmosferik ve kurgulu olan Opeth’in müziÿi tabii ki bu tarza giremezdi. Sonras×nda grubu Doom/Death Metal grubu olarak gören kiĂiler çoÿalmaya baĂlad×. Aç×kças× Doom/Death Metal’de önemli olan Paradise Lost, My Dying Bride, Anathema, Tiamat, Amorphis gibi gruplara bak×l×nca Opeth ile çokta benzer yanlar× olmad×ÿ×n× da kolayca görebiliyoruz. Doom/Death Metal gruplar×n×n aÿ×r ve yoÿun melodileri, brutal vokal ve oldukça karanl×k ve melankolik bir atmosfer üzerine kurgulad×klar× müzikleriyle Opeth’in müziÿinin keĂisen tek noktas× brutal vokaldi, Opeth’in melodilerindeki hüzün, bir Doom/Death Metal grubunun iĂ-


lediÿi Ăekilde deÿildi, daha farkl×yd× ve ayr×ca bir Doom/Death Metal grubuna göre fazlaca etkileĂim bulunduran ve dur-kalk içeren bir müzikti. Melodic Death Metal tan×mlamas×, Dark Tranquillity gibi gruplar×n Opeth ile yak×n zamanlarda akustik gitar gibi Death Metal’e ters enstrumanlar× müziklerinde kullanmas× nedeniyle Opeth’e yak×Ăt×r×l×r oldu ama gerek Ăark× uzunluklar×, gerek etkileĂim alanlar× ve akustik gitar gibi enstrumanlar× kullan×m Ăekilleriyle yine birbirlerinden farkl× oldular. Dark Tranquillity akustik gitar× müziÿe atmosfer katan tad×ml×k bir Ăekilde kullan×rken, Opeth müziÿine entegre etti, müziÿin içinde bir element haline getirdi. Melodic Death Metal gruplar×, çoÿunlukla At The Gates’in melodik yap×s× üzerine giderken, Opeth oldukça uzun ve kompleks Ăark× yap×lar×na yöneldi. Dolay×s×yla bu tan×mlama da Opeth için uymuyordu. Zamanla grubun müziÿi için yap×lan tan×mlama Progressive Death Metal ve Extreme Progressive Metal tan×mlar× üzerinde yoÿunlaĂt×. Progressive Death Metal, yukar×da geçen tarzlara göre daha doÿruydu ama yeterli deÿildi, çünkü Opeth hiçbir zaman tam anlam×yla Death Metal grubu olmam×Ăt×. Death Metal etkileĂimi içeren bir gruptu. Master’s Apprentices’×n buram buram Morbid Angel kokan giriĂini inkar etmek boĂtur ama ayn× grubun Ăark×lar×nda genel olarak kulland×ÿ× melodilerin Pink Floyd gibi gruplardan miras olan katmanl× progresif gitar melodileri olduÿu gerçeÿi de önümüzdedir. āu an Progressive Death Metal olarak kabul ettiÿimiz Death ve ya Cynic gibi çoÿu grubun, Death Metal köklerini koruyarak, zaten teknik olan bir türe kompleksite, yoÿun melodi ve ritm deÿiĂiklikleri gibi progresif müzik karakteristikleri ekleyerek icra ettiklerini görebiliriz. Opeth ise, Death Metal etkileĂimini kullanarak progresif bir müzik icra ediyor. Death Metal’in kesin karakteristiklerini her zaman için bünyesinde bulundurmuyor. Death Metal’in içerdiÿi teknikalite ve h×z× Opeth’de genel anlamda göremezsiniz. Ama yer yer etkiler bulursunuz. Opeth, Orchid’den beri Extreme Metal formlar×ndan etkilenmiĂ, ayn× zamanda Jazz, Progressive Rock gibi metal d×Ă× tarzlardan da yoÿun etkiler taĂ×yan bir Progressive Metal grubuydu. K×saca albüm albüm ald×klar× yola bakarsak, Orchid ve Morningrise’da Mercyful Fate hassasiyetinde iĂlenmiĂ çift gitar partisyonlar× üzerine kurulu, melodik, çoÿunlukla enstrumental k×s×mlar aÿ×rl×kl×, temiz vokallerin henüz müziÿe tam oturtulmad×ÿ×, uzun ve kompleks Ăark×lar yapt×klar×n× görüyoruz. My Arms, Your Hearse’de Akerfeldt’in eski albümlerinde kulland×ÿ× çift gitar kullan×m×ndan s×k×ld×ÿ× bilinir. Bu albümde oldukça brutal, agresif ve daha direkt bir müzik icra edilmiĂtir ama temel karakteristikler yine ayn×d×r. Still Life ise günümüz Opeth müziÿinin temellerini ilk atan albümdür, bu albüm

ile temiz vokal müziÿe tamamen oturmuĂtur, Jazz ve Progressive Rock etkileri daha artt×r×lm×Ăt×r ve grup farkl× dinamikler ile müziÿini zenginleĂtirmiĂtir. Blackwater Park ise grubun kariyerindeki en önemli deÿiĂikliÿi beraberinde getirmiĂtir, Steven Wilson’un gruba prodüktör olmas× ile müzikteki Extreme Metal ve Progressive Rock yanlar× tamamen dengelenmiĂtir. Katmanl× melodi kullan×m× ile beraber Jazz, Folk ve Blues etkileĂimleri artm×Ăt×r ve temiz vokal ile brutal vokal partisyonlar× da dengeli bir tabana al×nm×Ăt×r. Deliverance ise, Damnation ile beraber kardeĂ albüm olarak düĂünüldüÿünden, genel anlamda sert bir eser olarak planlanm×Ăt×r ama yine de grubun sakin ve dingin taraf×na da s×rt dönülmemiĂtir. Grubun en sert albümlerinden birisi olan Deliverance’× takip eden Damnation ise, iÁah olmaz bir ‘70ler hayran× olan Akerfeldt’in Progressive Rock sevgisini gözler önüne seren, Camel,


Pink Floyd gibi gruplar×n etkileĂimleriyle yap×lm×Ă, gitar odakl×, sakin ve zengin bir albümdür. Grubun klasikleĂen kadrosuyla ç×kard×ÿ× son albüm olan Ghost Reveries, klavyeci takviyesiyle ç×kart×lm×Ăt×r, grup art×k Ăark×lar×nda ses örnekleri ve klavye destekli sesler kullanmaktad×r. Ghost Reveries’te Porcupine Tree’den Tool’a geniĂ bir etkileĂim yelpazesi, Blackwater Park’ta kullan×lan müzikal yap×lar× göz önünde bulunarak kullan×lm×Ăt×r. Grubun Progressive Metal yan× gittikçe öne ç×kmaktad×r. Grubun güncellenen kadrosuyla geçen sene ç×kard×ÿ× son albüm Watershed ise, ‘70ler Progressive Rock bilgisinin yoÿunluÿuyla bilinen Akerfeldt’in müziÿini art×k tamamen Progressive Rock/Metal eksenine çektiÿi, brutal vokalin dramatik ölçüde azalt×ld×ÿ×, grubun en az Extreme Metal etkisi taĂ×yan albümü olarak öne ç×kt× ve birçok kiĂi taraf×ndan bir geçiĂ albümü olarak görülüyor. Opeth gelecek albümlerde görünen o ki daha çok Progressive Rock temelli yollara kayacak ama tersi de olabilir tabii... Akerfeldt’ten ne geleceÿi hiç belli olmaz.

Opeth, her zaman Mikael Akerfeldt’in domine ettiÿi bir gruptu. Yani Akerfeldt’i grubun herĂeyi olarak görmemiz yanl×Ă olmaz. Birçok kiĂi, Peter Lindgren ve Martin Lopez’in gidiĂinin grubun dengesini sarsacaÿ×n× düĂünmüĂ olsa da Watershed gösterdi ki öyle bir durum söz konusu deÿil... Opeth’in doÿal geliĂim süreci art×k tamamen retro bir yöne, Progressive Rock’a doÿru gidiyor ve bu gidiĂat Progressive Metal/Rock temelli dinleyicileri rahats×z etmezken, grubun Extreme Metal yan×n× seven dinleyiciler taraf×ndan negatif karĂ×lan×yor. Hala da bir Morningrise bekleyen kitle de var fakat Akerfeldt’in ne yaz×k ki prodüksiyon ve çeĂitli kiĂisel nedenler dolay×s×yla en az sevdiÿi albümü de Morningrise’d×r. Birçok kiĂiye göre yarat×lm×Ă en ulaĂ×lmaz metal albümlerinden birisi olan bu albümdeki müzikal yap×ya art×k çok uzak olduÿunu Akerfeldt s×k s×k belirtiyor, çift gitar partisyonlar×n×n art×k ilgisini çekmediÿini söylüyor. Dolay×s×yla Morningrise bekleyenlerin art×k grubun bu gidiĂat×n× kabullenmeleri gerekiyor. Progressive Metal’e aĂinaysan×z al×Ăman×z daha kolay olacakt×r, zira müzikal yönde bir deÿiĂiklik olmas×na raÿmen Opeth albümleri hala içine girmesi zaman isteyen, karmaĂ×k albümler yay×nl×yor. Watershed ile ald×klar× gidiĂat hiçbir Ăekilde grubun kalitesini aĂaÿ×ya çekmiĂ deÿil, s×k×nt×l× bir süreci bitiren bir geçiĂ albümü olmas×na raÿmen gayet oturakl× ve kaliteli bir albüm... Watershed albümünün turnesi dolay×s×yla yurdumuzda dördüncü kez göreceÿimiz Akerfeldt ve tayfas× internete geçen setlist bilgilerine göre iki saate yak×n performans sergiliyor ve Watershed’den bu aralar Hessian Peel ve The Lotus Eater setlistlere eklenmiĂ durumda... Geçen sene haziranda verdikleri konserde sadece Heir Apparent çalm×Ălard×. Ayr×ca Morningrise albümünden The Night And The Silent Water ve My Arms, Your Hearse albümünden Credence’nin de eklenmesi internette birçok hayran taraf×ndan sürpriz olarak karĂ×lan×yor. Türkiye’de de benzer setlist görmemiz büyük olas×l×k... Dolay×s×yla, Opeth’in bu geniĂ çapl× ziyareti kaç×r×lmayacak bir ziyafet olarak önümüzde duruyor. Grubu seviyorsan×z, bu buluĂmay× kaç×rmaman×z saÿl×ÿ×n×z aç×s×ndan yararl× olacakt×r.


SELĀM VARIāLI

Mono, yer yer Ambient etkili bir entrümantal Post Rock grubu. Post Rock tan×m×n×n çerçevesi gittikçe geniĂlese de halen spesiÀk biĂeyler anlatmaya yetecek kadar köĂeli. 2000 y×l×nda kurulan Japon topluluk, Pelican, God Is An Astronaut ve Explosions In The Sky gibi gruplarla örneklendirilebilecek oldukça etkileyici ve rahat bir müzikal çizginin temsilcisi. Japonya’n×n müzikteki “talep” aç×s×ndan inan×lmaz potansiyeline karĂ×n “arz” aç×s×ndan her daim noksan görünmesi enteresand×r. Esas×nda olaya daha içeriden bakt×ÿ×m×zda ülkenin kendi s×n×rlar× dahilinde müzik arztalebi konusunda oldukça aktif olduÿunu görebiliriz. Üstelik modern tarzlar çerçevesinde global müzik piyasas× ile karĂ×laĂt×r×ld×ÿ×nda son derece göz al×c× topluluklara sahipler. ĀĂte Mono, bu cevher topluluklar aras×nda önemli yer tutanlardan. BeĂinci albümü “Hymn To The Immortal Wind”i bu ay yay×nlayacak olan topluluk, dört kiĂilik kadrosunun yan× s×ra oldukça kalabal×k bir konuk müzisyen listesine de sahip bu albümde. 2006 tarihli albümleri “You Are There”deki aÿ×r ambient hava yerini daha chill-out, kimi zaman daha ritmik bir sounda b×rakm×Ă. Amerikal× topluluk Pelican ile kaydettikleri 2005 tarihli Drone etkili splitleri ile hemen bir sene sonraki albümlerinde yapt×klar× s×çramay× da göz önüne ald×ÿ×m×zda, geçen üç senenin


grubun perspektiÀne iyice tavan yapt×r×ÿ×n× söylemek mümkün. Örneÿin son albümü sindirdikten sonra Pelican splitindeki parçay× oldukça yavan bulmaya ve dinleyememeye baĂlad×m. Topluluÿun bundan sonra yapacaÿ× albümün de “You Are There” konusunda ayn× hissiyat× yaratabileceÿi olas×l×ÿ× karĂ×s×nda o albüme daha s×k× sar×lmak için bir nedenim daha oldu kendimce. Son albüme geri göndelim. Ālk parça ‘Ashes in the Snow’, gece vakti herkes yatt×ktan sonra çocuk odas×nda oynaĂan gölgelerin ve her an karanl×k bir köĂeden ya da pencereden içeri dalmaya haz×r canavarlar×n mevzubahis olduÿu Àlmlere soundtrack olabilecek bir aç×l×Ăla baĂlay×p; Contact Àlminde uzay×n ve zaman×n geniĂliÿini bilinçalt×na zalimce enjekte eden fantastik sahneleri tek baĂ×na diyalogsuz k×labilecek güzellikte bir atmosferle devam ediyor. Parça bittiÿinde ise yine Àlmdeki gibi yaĂad×ÿ×n×z tüm o zaman×n dünya için bi andan ibaret olduÿunu hissetmeniz olas×. Grubun Japon olmas×ndan m×d×r bilinmez, Hero Àlminden sahneler de an×msatt× bana ‘Ashes in the Snow’. Sanki albümün tamam×ym×Ă gibi bir duygu uyand×r×yor. Kimbilir albümü

kaç×nc× dinleĂiyim, hala ilk parça bittiÿinde albümün baĂ×nda olduÿunu fark edip ĂaĂ×yorum. Mükemmel bir albüm aç×l×Ă×. Özellikle parçan×n sonlar×na doÿru God Is An Astronaut’un bir çok parças×nda (al×Ăkanl×k haline getirip) yar×m b×rakt×ÿ× duygulara birer birer kulaç atmak mümkün. Albümde, Eric Draven’×n Mono’nun hissiyat×n× gözlerinizin içine bak×p aln×n×za bast×rarak bir anda ĂimĂekler halinde size aktard×ÿ×n× hissedebileceÿiniz bölümler mevcut. Klasik müziÿin yer yer selamland×ÿ×, öte yandan karanl×k cephenin asla gözlerden uzak tutulmad×ÿ×, siyaha yak×n gri renkte bir albüm. ‘The Battle to Heaven’da seksenler Āngiltere’sinden esintilere, hatta yer yer sert rüzgarlara rastlan×rken (Mark Renton bir köĂeden sessizce gözlerini aç×p “söyleyecek sözüm yok” dedi mesela bana), ‘Silent Flight, Sleeping Dawn’da Titanic’in ilk ve son yolcular×ndan biri olduÿu halde kurtuluĂ umuduna ihtiyac× olmayan birini canland×rabilirsiniz. Bir Japon grubundan böyle bir albümü aç×kças× beklemezdim, oralarda gerçekten çok kar yaÿ×yor olmal×...


EMRE DEDEKARGINOþLU

Alman Thrash Metal sahnesinin aĂ×nmak bilmeyen kilometre taĂlar×ndan Kreator ile son albümleri “Hordes Of Chaos”u ve doksanlar× konuĂtuk. Emre Dedekarg×noÿlu’nun sorular×n× topluluÿun lideri Mille Petrozza yan×tlad×.


- Merhaba. Öncelikle yeni albümünüz “Hordes Of Chaos” için tebrikler, bir Kreator albümünden bekleneceÿi gibi çiÿ ve sert bir albüm olmuĂ. Kay×t süreci nas×l geçti? Mükemmeldi. Moses Schneider ad×nda müthiĂ bir prodüktör ile çal×Ăt×k. Onunla birlikte albümü canl× kaydettik, bunu baĂlang×çta istemiĂtik ama iyi bir Àkir olup olmad×ÿ×ndan emin deÿildik. Ama gerçekten çok çok iyi bir Ăekilde iĂledi. - Hordes Of Chaos’un tamamen canl× kaydedilmesi bugünün kay×t Ăekillerine göre oldukça radikal bir yaklaĂ×m. Bu tarz bir kay×d× seçerken amac×n×z neydi? Bu kay×t Ăeklinin albüme farkl× bir “ruh” getirdiÿini düĂünüyor musunuz?

Çiÿ ama modern bir canl× sound istiyorduk ve bunu %99,99 oran×nda baĂard×ÿ×m×z× düĂünüyorum. Zaman×n s×navlar×na dayanacak bir albüm yapmam×z aç×s×ndan bu önemliydi. - Hordes Of Chaos’un sözlerinden anlad×ÿ×m×z kadar×yla, dünya üzerinde olan Ăeylere karĂ× hala öfke ve nefret dolusunuz. Politik ve sosyal durumlar× göz önüne alarak, dünyan×n güncel durumunu nas×l özetlersiniz? Nefret ve öfkeyle dolu deÿilim, Ăark×lar×m sadece güncel durumu yans×tmaktad×r. Bu günlerde asl×nda iĂler garip... herĂey deÿiĂiyor! āark×lar×mla sadece biraz göndermeler ve düĂünceler aktarmak istiyorum.


- Coma Of Souls’tan sonra müziÿiniz içinde deÿiĂik alanlar× denemeye baĂlad×n×z ve baz× deneysel iĂler yapt×n×z. Bu dört Kreator albümü ise sürekli kar×Ă×k tepkiler ald×. Bu denemelerinizi müziÿinizin doÿal ilerleyiĂi içerisinde mi görüyorsunuz? Bu albümlerin hak ettikleri deÿeri görmediÿini düĂünüyor musunuz? Eÿer o albümleri yapmasayd×k, “Enemy Of God” ve ya yeni albümümüz gibi albümleri yay×nlayamazd×k. O dönem bir öÿrenme iĂlemiydi. Baz×lar× hak ettikleri deÿeri görmedi... Baz×lar× da favorilerim aras×nda yer alm×yor. - Bir önceki albümünüz, Enemy Of God oldukça iyi karĂ×land× ve birçok yorumda günümüz Thrash Metal’i aç×s×ndan Ăaheser olarak deÿerlendirildi. Enemy Of God’×n baĂar×s× yeni albüm sürecinde bir bask× getirdi mi? Pek say×lmaz çünkü yeni Ăark×lar× yazmak için dört y×l gibi bir süremiz vard×. Bu dört sene içerisinde sü-

rekli turdayd×k, dolay×s×yla Enemy Of God’dan daha iyi bir albüm yapmay× düĂünecek zaman×m×z olmad×. - ‘90l× y×llarda Thrash Metal etkisini kaybetti, birçok grup daÿ×ld× ve büyük gruplar tarz deÿiĂimlerine gittiler. ‘80ler döneminden gelen bir grup olarak o dönemi kendi grubunuz ve Thrash Metal aç×s×ndan nas×l özetlersiniz? O dönem garipti... özellikle metal müziÿin neredeyse öldüÿü ‘90larda... Ama biz ayakta kald×k... Birçok konser verdik ve o özel döneme uyacaÿ×n× düĂündüÿümüz albümler ç×kartmaya çal×Ăt×k. Birçok grup tarz×n× deÿiĂtirdi... Kreator yaln×zca küçük bir deÿiĂim geçirdi ama köklerine sad×k kald×. - Gelecek ay Exodus ile birlikte Kuzey Amerika’y× turlayacaks×n×z. Thrash Metal’in öncülerinden olan Exodus Ăüphesiz tür için önemli bir grup. Exodus ve genel Bay Area sahnesi hakk×nda düĂünceleriniz nelerdir?


Büyük bir hayran×yd×m... Death Angel’×n, Forbidden’×n, Vio-Lence’×n ve tabii ki Exodus’un... Bizimle turneye gelecek olmalar× büyük bir onur ve bu senenin en önemli turlar×ndan birisi olacaÿ×n× düĂünüyorum. - Thrash Metal yak×n zaman içinde, daÿ×lm×Ă gruplar×n tekrar toplanmas× ve büyük gruplar×n iyi albümler ç×karmas× ile tekrar eski günlerine dönecekmiĂ gibi gözüküyor. Sizi heyecanland×ran bir yeniden birleĂme ve ya yeni bir grup var m×? Hm... Yeni Pestilence albümünü duymak için sab×rs×zlan×yorum. Bir yerlerde Forbidden’× da görmek isterim. - Türkiye’de dört defa çald×n×z ama 2005’teki son ziyaretinizdeki Ăovlardan birisi hem hayranlar hem de grup için bir felaketti. Āzmir’de olan talihsiz olaylar nedeniyle bir daha Türkiye’ye gelmeyeceÿinizi düĂünen hayranlar×n×z bile var. Bu konuda neler söylersiniz? Hay×r, hay×r. Kesinlikle Türkiye’ye geleceÿiz. Bu tarz

Ăeyler hiç bir ülkede kaos getirmemize engel olamaz. :) - Hordes Of Chaos üç deÿiĂik versiyonda yay×nland×. āirketler önemli gruplardan ç×kartt×klar× yeni albümleri bu tarz çeĂitli promosyonlarla destekliyorlar, DVD, ekstra Ăark×lar, ticari ürünler ekliyorlar ama yine de bu promosyonlar hayranlar aras×nda tart×Ăma konusu oluyor. Müzik endüstrisindeki bu yeni ticari anlay×Ă×n MP3 paylaĂ×m×na karĂ×l×k gerekli olduÿunu mu düĂünüyorsunuz? Evet, öyle... Sat×Ălar düĂtüÿü için hayranlar×m×za Àziksel ürünü almalar×na yeterli sebepleri vermek istiyoruz. - Röportaj nedeniyle bize zaman ay×rd×ÿ×n×z için teĂekkür ederiz. Umar×z sizi en k×sa zaman içinde ülkemizde görebiliriz. Türk hayranlar×n×za mesaj×n×z var m×? “Kaos Kavimleri” (Hordes Of Chaos’a gönderme yap×yor) Türkiye’ye de gelecek... Haz×r olun.


SELĀM VARIāLI

1993’te müziÿe baĂlayan Hocico, Erk Aicrag ve Racso Agroyam adl× iki deli kuzenden oluĂuyor. 1997’de ilk albümleri “Odio Bajo el Alma”y× yay×nlayana kadar elektronik müziÿin karanl×k cephesini arĂ×nlayan topluluk, bugün ad×na Aggrotech denilen ve gittikçe daha da h×zl× yay×lan bir dalgan×n öncü isimleri aras×nda yer al×yor. Topluluk global çapta ç×k×Ă×n× 2002 tarihli “Signos De Aberracion” albümüyle yapt×. Albümün hit parças× ‘Instincts Of Perversion’ ile underground elektronik müzik çevrelerini bir anda saran topluluk, ayn× albümde yer alan ‘Untold Blasphemies’, ‘Bloodshed’, ‘Forgotten Tears’ ve ‘Wounds’ gibi parçalarla da kendine bu cephede iyi bir savaĂ alan× oluĂturdu. Topluluk, Aggrotech ve cenah×n×n en iyi ürünlerinin ç×kt×ÿ× Meksika’dan selaml×yor bizi. Kas×m 2003’te, ilk albümlerinden önce yay×nlad×klar× üç demonun remasterlar×n× ve ayn× cephenin bilinen diÿer baz× topluluklar×n×n Hocico parçalar×na yapt×klar× remixleri içeren 4 CD’lik bir özel bas×m yay×nlad×lar (ki içerisinde Aslan Faction taraf×ndan haz×rlanm×Ă göz al×c× bir ‘Untold Blasphemies’ yorumu da mevcuttur). Takip eden y×l içerisinde track say×s× 66’ya tamamlanm×Ă yeni albümleri “Wrack and Ruin”i yay×nlayan topluluk, bu albümden sonra yeni ürünler konusunda uzun say×labilecek bir sessizliÿe büründü ve kendini konserlere verdi. Bu konserlerden ç×kan live albümler, 2005 tarihli “Blasphemies in the Holy Land (Live in Israel)” CD’si ve 2006’da yay×nlanan “A Traves De Mundos Que Arden” DVD’siydi. Hocico’nun lirikleri genelde Āspanyolca olsa da baz× parçalar×na Āngilizce sözler de yazmaktalar. Vee 2008. Āleride Aggrotech tarihinin en iyi albümleri aras×nda gösterilebilecek yeni Hocico albümü “Memorias Atras”, 2008 baĂlar×nda yay×nland×. ‘The Shape Of Things To Come’, ‘Fed Up’, ‘Spirals Of Time’ gibi hitlerin yan× s×ra ‘About A Dead’ ile kariyerinin zirvesine oynuyordu Hocico. ‘Blindfold’daki zombilerle dolu House Of The Dead atmosferi, “sahi ne zamand×r atari salonlar×nda birer silah kap×p zombi vurmuyoruz” dedirtiyordu. Eski albümlerine göre biraz daha groove bir sounda geçerek altyap×lar×n× daha da güçlendirmiĂlerdi. Sonuç göz al×c×yd×. Memorias Atras benim gözümde Hocico’yu underground elektronik müziÿin en baĂar×l× topluluÿu haline getirmekle kalmad×, yay×nland×ÿ×ndan bu yana hayat×ma soundtrack oldu. Olmaya da devam ediyor. Grupla henüz tan×Ămam×Ă olanlara, olaya Memorias Atras ile girmelerini kesinlikle öneriyorum.


Death Metal camias×n×n en köklü ve sayg×n topluluklar×ndan Suffocation, yeni albümleri “Blood Oath” öncesinde dergimize konuk oldu. Berkan BaĂoÿlu’nun sorular×n× grubun vokalisti Frank Mullen yan×tlad×. AÀyetle…

BERKAN BAāOþLU Çeviri: BERKAN BAāOþLU

GÜLFER YELKEN

“Kimse Suffocation’×n varisi olamayacak. Suffocation ve diùer tüm gruplar, tek ve eüsizdir.”


- Merhabalar, san×r×m 2004 y×l×ndan bu yana Türk fanlar yerel bas×nda sizinle yap×lm×Ă bir röportaja rastlamad× ama emin olun ki bu geçen beĂ y×l içerisinde Türkiye sokaklar×nda Suffo tiĂortuyla gezen metalci say×s× bir hayli artt×. Blood Oath hakk×nda bilgi verebilir misiniz? Büyük gruplardan köklerine baÿl× kal×p radikal deÿiĂikliÿe uÿramayan yok denecek kadar az kald×. Sürpriz bir materyalle mi karĂ×laĂacaÿ×z yoksa die hard fanlar için mutfaktan taze et kokular× m× geliyor? Blood Oath, son 20 y×ld×r fanlar×m×za sunulduÿu gibi ayn× Suffocation olacak. Diÿer albümler kadar brutal olacak ve ölümüne Suffocation fanlar×n×n beklentilerini karĂ×layacak. Yeni albümdeki sound ĂaĂ×rt×c× derecede iyi ve ayn× zamanda albümde bir de yeniden kaydedilmiĂ bir diÿer Breeding the Spawn parças× var. Bu sefer seçtiÿimiz parça ise ‘Marital Decimation’.

- Daha çok 13-18 yaĂ aras× kesime hitap eden ve Ăahsen modas×n×n geçeceÿini düĂündüÿüm yeni dönem metalcore/deathcore gruplar×yla ilgili düĂünceleriniz nedir? Son zamanlarda özellikle sizin alt×n×zda co-headliner olarak sahne alan bu gruplara sizin ve Suffo seyircisinin tepkisi nas×l? Bence müzik olarak her ne yapmak istersen bu senin seçimindir. Ben hiç bir gruba yapt×klar×n×n yanl×Ă olduÿunu söylemem çünkü ayn× Ăekilde baĂka birilerinden de bizim yapt×klar×m×z× müzikal anlamda sevmediklerini söylemelerini beklemem. Genç insanlar×n kendi brutal müzik çeĂitlerinin tad×n× ç×kard×klar×n× görmek oldukça hoĂ ki bu insanlar ayn× zamanda Ăovlar×m×zda bizi izlemeye gelerek Death Metal’in köklerinin de tad×n× ç×kar×yorlar. Ve biz bütün bu gruplar× bir turda bir araya getiriyoruz çünkü bu, bu genç gruplar×n çalabilmeleri için bir Ăans ve bizim fanlar×m×z da bunu takdir ediyorlar.


- Nile, Decrepit Birth ve Psycroptic Nuclear Blast’in son dönemde Brutal Death Metal ile yak×ndan ilgilendiÿinin ve büyümekte olan potansiyelin fark×nda olduÿunun aç×k bir göstergesi. Bu üç hamleden sonra Relapse ile anlaĂman×z×n bittiÿi dönemde NB’nin sizi de kadroya katmak isteyeceÿinden hiç Ăüphem kalmam×Ăt×. Trendleri belirleyen gelmiĂ geçmiĂ en büyük Metal Müzik Àrmas×n×n Brutal Death’e olan ilgisini BDM’nin art×k major tarzlar aras×nda kabullenildiÿine yorabilir miyiz? Underground tayfan×n bu geliĂime tepkisi sizce ne olur? Çünkü BDM dinleyicileri birebir iletiĂime geçebildikleri Àrmalardan cd ve merch almay× tercih edip baÿlant×ya geçmekte s×k×nt× çekmedikleri gruplar× el üstünde tutmalar×yla bilinir. Nuclear Blast mükemmel bir Ăirket ve bir süre bizi izlediler. O zaman onlar×n Death Metal için çok büyük bir plak Ăirketi olduÿunu hissettik ve onlarla iliĂki içerisinde olmay× düĂündük. Bu Àrmalar×n Death Metal’in yeniden diriliĂi ile ilerlediklerini ve öne ç×kt×klar×n× görmek harika. Brutal müzik her zaman buralarda olacak. - Dünya genelindeki ekonomik krize raÿmen merch sat×Ălar×nda gözle görünür bir azalma olmad×. Grubun orijinal CD’sine sahip olmay×p da ayn× grubun birkaç çeĂit tiĂörtüne sahip olan bir dolu adam var. Merch

ç×lg×nl×ÿ×n×n müziÿin önüne geçmesi hakk×nda ne düĂünüyorsunuz? MerĂandizler her zaman Death Metal için önemli bir faktör olmuĂtur, bu yüzden eÿer can al×c× tasar×mlar×n×z×n olduÿu bir merch listeniz yoksa ölür gidersiniz. Hepimiz biliyoruz ki Death Metal milyonlar kazanmakla veya toplumu deÿiĂtirmekle alakal× bir Ăey deÿil, bu tamamen müzik aĂk×. Bu nedenle biz her zaman fanlar×m×z×n gururla üzerlerinde taĂ×yacaklar× harika çizimlerle resimlendirilmiĂ süper tasar×mlar haz×rl×yoruz. - āu anda orijinal kadrosunun yar×s×n× bar×nd×rmayan gruplar kült albümlerini eski kay×tta herhangi bir falso olmamas×na raÿmen tekrar kaydediyor. Size de defalarca sorulmuĂtur belki ama yeni ve major bir Àrma ile durum yeniden gözden geçirilirse “Breeding The Spawn” ×n tekrar kayd× gündeme gelir mi? Prodüksiyondan dolay× gereken ilgiyi görememiĂ harika bir albümü revize etmek albümün 20. y×l× ĂereÀne en az×ndan 2013’a dair planlar×n×z aras×nda yer alabilir mi? Yeni albüme Breeding the Spawn’dan bir Ăark× ekledik ve belki bir noktadan sonra tüm albümü yeniden kaydetmemiz de söz konusu olabilir. - “Suffocation” albümünün kapaÿ× Jon Zig‘in en iyi çal×Ămalar×ndan biri. Bu sayede logodaki “S” harÀ


marka haline geldi ve birçok fan bunu vücüduna dövme olarak yapt×rd×. Sizin de vücudunuzdaki dövmelerin yar×s×n×n Zig’e ait olduÿu düĂünülürse görsel anlamdaki bu baĂar×n×n s×rr× san×r×m aran×zdaki s×k× dostuÿun sonucu. Suffo kapaklar× Ăüphesiz ki DM dünyas×n×n en önemli görsellerinden ve Ău ana kadar çal×Ăt×ÿ×n×z isimler de piyasan×n en iyileri. Dan Seagrave, Travis Smith ve Jon Zig aras×nda Suffo’yu en iyi yans×tan× sizce hangisi? Onlar×n hepsi Suffocation’u kendilerine göre yans×tt×lar. Hangisi diÿerine göre daha iyi yans×tt×, bunu söyleyemem. Hepsi deÿiĂik zaman dilimlerinde idi ve deÿiĂik zaman dilimlerinde her cover ve sanatç× için deÿiĂik hislerdi. Öyle hissediyorum ki bizim kapaklar×m×z her zaman harika ve brutal oldu. Tüm bu sanatç×lara büyük vizyonlar× ve Suffocation yorumlar× için teĂekkür ediyorum. - Son dönem gruplar×ndaki Necrophagist ve progressive dönem Death etkisi hakk×nda ne düĂünüyorsunuz. Hatta aralarda Cynic vari rifÁer de olunca ayn× fabrikadan ç×km×Ă hissiyat× kaç×n×l×r gibi deÿil. Hatta soruyu biraz daha özele indirgeyeyim. Derek Boyer faktörünü göz ard× edersek :P “...And Time Begins” mi yoksa “Diminishing Between Worlds” mu? āahsen her iki albümün de büyük bir fan×y×m ancak “...And Time Be-

gins” gibi bir BDM Ăaheserinin benzerini bir daha dinleyemeyeceÿim için de üzgünüm. Ben teknik riÁerin deÿil de daha brutal, aÿ×r riÁerin fan×y×m. Fakat Ăunu da belirtmeliyim ki “And The Time Begins” harika bir çal×Ămad×r. - Biraz özel bir soru belki ama Roadrunner Records hakk×ndaki düĂünceleriniz nedir? 90’lar×n baĂ×nda bünyesinde en iyi Death Metal gruplar×n× bar×nd×ran Àrma ne oldu da hepsini b×rak×p populer müziÿe yöneldi? Günümüz dünyas×nda kar maksimizasyonu ad×na at×lm×Ă iĂletmecilik alan×nda çok baĂar×l× ve radikal bir ad×m. Risk ile kar aras×nda doÿrusal bir iliĂki vard×r ve ald×klar× riske fazlas×yla deÿdi. Benim aç×mdan buraya kadar her Ăey normal. Ancak populer gruplar×n aras×nda sürekli Death Metal Best Of’u basmalar×, duygusal olarak davay× satt×ÿ×n× düĂündüÿüm bir Àrman×n zaten çok zenginken daha da fazla para h×rs× gütmesi sonucunu ç×karmama neden oluyor. Roadrunner bir çok büyük Death Metal grubu ile anlaĂma imzalayan en büyük Ăirketlerden biri iken Death Metal için oldukça harikayd×. Bize müziÿimizi fanlar×m×za taĂ×yabilmemiz ad×na büyük f×rsatlar tan×d×lar ve bence Roadrunner’×n Death Metal tarihinde her zaman yeri olacakt×r. Ancak bazen zaman geliyor ki Ăirket için neyin daha çok para getireceÿine bakmala-


r× gerekiyor. Daha popüler gruplar ile anlaĂmalar yapmalar×n×n nedeninin bu olduÿunu düĂünüyorum. - Roadrunner’dan bahsetmiĂken ilk albümün konserlerinizde hala büyük yer tutmas× üzerine de konuĂal×m. Bence bu Metal Müziÿin moda kavram×n×n çok d×Ă×nda olduÿunun Ăahane bir göstergesi. O Ăark×lar×n neredeyse yirmi y×l sonra hala ilk günkü coĂkuyla çal×nmas× ve ald×ÿ×n×z tepkiler kelimelerle ifade edilemeyecek bir duygu olsa gerek. TeĂekkür ederim. Her zaman klasiklerimizi çalmaya devam edeceÿiz. - Trend olan Slam Death, imaj×n müziÿin önüne geçmesi ve siyah beyaz hasta tasar×ml× s×n×rl× say×da bas×lan merchin tükendikten hemen sonra aç×k artt×rma sitelerinde 100 dolar×n üzerine gitmesi hakk×nda neler düĂünüyorsunuz? Bunun hakk×nda bir Ăey bilmiyorum ama 100 dolara bir t-shirt almak bence delilik. - Piyasay× yak×ndan takip ettiÿinizi ve dönem dönem yeni gruplar× bir nevi Suffo varisi olarak görüp kol kanat gerdiÿinizi biliyoruz. Myspace sayfan×z× yak×ndan

takip edenler uzun bir süre Inveracity’nin top friends listenizde yer ald×ÿ×n× hat×rlayacaklard×r. Son zamanlarda bu tarz kendinize yak×n bulup desteklediÿiniz gruplar hangileri? Bunu söylemek çok zor çünkü bir sürü iyi grup var etrafta ve sadece bir tanesini seçmek çok zor. Bence kimse Suffocation’×n varisi olamayacak. Suffocation ve diÿer tüm gruplar, tek ve eĂsizdir. - Death Metal olsun olmas×n, size göre geçtiÿimiz y×l×n en iyi albümleri bizimle paylaĂ×r m×s×n×z? Car Bomb’un albümünü ve Gojira’y× seviyorum. (Car Bomb’un son albümü 2007’de ç×km×Ăt× gerçi ama Mullen baban×n raconundan sual etmedik) - Yeniden toparlanma zaman×nda, Souls To Deny öncesi eski basç×n×z Chris Richards’×n zehir zemberek aç×klamalar× olmuĂtu. Zaman herĂeyin ilac× derler. āu anda yeni Suffo ile ilgili görüĂleriyle alakal× herhangi bir Àkriniz var m×? Ayn× soru Doug Cerrito ile de geçerli :) Evet, Doug ve Chris ile oldukça s×k konuĂuyorum ve onlar da Ău son geçen birkaç y×lda yapt×klar×m×zdan heyecan duyuyorlar. Onlar da kendi iĂlerini yap×yor-


lar. Her zaman Suffocation’a büyük bir sayg× ile bakacaklar ve bizler de Suffocation standartlar×na uyduÿunu hissetmediÿimiz hiç bir Ăey yay×nlamayacaÿ×z. - Geçtiÿimiz ocak ay×nda k×z×n 16 yaĂ×na bast×. Ergenlik döneminde babas×n×n arĂiviyle aras× nas×l? S×k× bir Death Metal fan× m× yoksa ilgisi tamamen baĂka yönlere mi kayd×? Benim k×z×m dünyadaki en güzel k×z ve babas×n×n çal×yor olmas×n×n süper bir Ăey olduÿunu düĂünüyor. Ona öÿrettiÿim tek bir Ăey varsa, o da gerçekten sevdiÿi Ăeyi yapmas× gerektiÿidir. Ancak ne yaz×k ki o bir Death Metal fan× deÿil. Biraz Heavy Ăeyler seviyor ama ne yapt×ysam iĂe yaramad×, daha çok pop dinliyor. - “Thrones Of Blood” hayat×m×n Ăark×s×. Sözleri olmasayd× bile içindeki öldürme dürtüsünü hissederdim ki ilk dinlediÿimde sözleri bilmiyordum bile. Suffo’yu diÿer gruplardan ay×ran en önemli özellik bence içindeki ruh. Immolation ya da Nile gibi ruhani bir havadan bahsetmiyorum. Bir nevi Ăiddetin ruhu... Arpejli clean bölümlerde bile sald×rganl×k öncesi sinsi bekleyiĂ, haz×rl×k evresi var. Gerilim Àlmi çekecek olsayd×m ne pahas×na olursa olsun peĂinizden ayr×lmazd×m. Daha önce ben-

zer bir teklif ald×n×z m× hiç? Hay×r, bir korku Àlmi için herhangi bir teklif almad×k ama bu hoĂ olurdu. - 20. y×l×n×za özel olarak ç×kacak “Reincremation” DVD’si ve özellikle DVD’de yer alacak oyun ile ilgili ipuçlar× verebilir misiniz? DVD hemen hemen bitti, bir çok hasta ve cool çekim bar×nd×r×yor. Bana göre hayranlar×m×z×n sab×rs×zl×kla beklediÿi, kendilerini avc×n×n ta kendisi hissedecekleri bir FPS oyunu gibi, gerçekten de mükemmellik boyutlar×n× aĂan hasta bir DVD olacak. - Derginin klasik bir sorusu var. Dünyaya bir albüm olarak gelmiĂ olsayd×n×z seçiminiz hangisi olurdu? Talking heads - “Remain in Light” - Zaman ay×rd×ÿ×n×z için çok teĂekkür ederiz. Sizleri daha önce Türkiye’de izleme f×rsat×m×z olmad× ama emin olun buraya geldiÿiniz gün ana haber bültenlerine çok saÿlam malzeme ç×karacak kadar büyük bir katliam olacak. Türkiye’deki takipçileriniz için eklemek istediÿiniz son sözler nedir? Tüm Türk fanlar×m×za kocaman bir teĂekkür yollamak istiyorum, brutal kal×n dostlar×m.


Seksenlerin ikinci yar×s×ndan itibaren Amerikan Thrash Metal sahnesinin önemli isimleri aras×nda yer alan ve günümüzde kült Thrash topluluklar× aras×nda gösterilen Sacred Reich ile samimi bir röportaj gerçekleĂtirdik. āu anda Avrupa turnesinde bulunan topluluÿun vokalisti Phil Rind sorular×m×z× yan×tlad×. EMRE DEDEKARGINOþLU

- Merhaba. 2007 y×l×ndaki geri dönüĂünüzden beri birçok konser verdiniz ve hala tura devam ediyorsunuz. Grubun art×k ilk önceliÿiniz olmad×ÿ×n× söylemiĂtiniz ama tekrar sormak istiyorum, yeni albüm hakk×nda Àkriniz deÿiĂti mi? Sacred Reich’ten yeni bir baĂlang×ç beklemeli miyiz? Hay×r, yeni bir Sacred Reich albümü olmayacak. Zaman zaman tekrar birlikte konser verebildiÿimiz için mutlu oluyoruz ama hayatlar×m×z yoÿun geçiyor ve albüm yapmak için zaman×m×z yok.

az Hardcore etkileĂimli ve raÀne bir Ăekilde ç×kt×. The American Way albümü sizin daha olgunlaĂt×ÿ×n×z× gösteren bir albümdü, bu iki albüm aras×ndaki deÿiĂimi nas×l özetlersiniz? Demo versiyonlar× iki gün içinde canl× olarak kaydedilmiĂti. Bu, alt× hafta harcayarak bitirdiÿimiz son kay×ttan farkl× olmas×n× aç×kl×yor. Bu iki albümü kaydettiÿimizde farkl× insanlard×k. Surf Nicaragua’y× yay×nlam×Ăt×k ve o zamanlar çok fazla tur yapm×Ăt×k. Farkl× etkileĂimlerimiz ve farkl× bir mant×k çerçevemiz vard×.

- Eski albümleriniz bir bir yeniden master ediliyor. Önce “Ignorance” ve “Surf Nicaragua”, ard×ndan da bir süre önce “The American Way” yeniden master edilerek piyasaya sürüldü. “Heat” ve “Independent” albümleri de yeniden bas×lacaklar m×? Bilmiyorum. Plak Ăirketleri ile her zaman yasal sorunlar var. Independent’i yay×nlayan Ăirketin Ău an albümü tekrar basmak gibi bir isteÿi yok. Belki zaman içinde bu albümleri ilgilenenler için tekrar yay×nlayabiliriz.

- Haz×r The American Way’den konuĂurken, politik bir soru sormak istiyorum. George Bush tamamen “The American Way” (Amerikan Yolu) örneÿi bir baĂkand× ve eminim ki ondan memnun olan kimse yoktur. Yeni lideriniz Barack Obama hakk×ndaki düĂünceleriniz nelerdir? Kendisi bir siyahi olarak ABD’de s×k s×k ayr×mc×l×k ve ×rkç×l×ÿa maruz kalm×Ă insanlar× sembolize ediyor, onun ülkenize ve dünya politikalar×na karĂ× daha duyarl× olacaÿ×na inan×yor musunuz yoksa sizce o da “The American Way” uÿrunda bir kukla m× olur? Umuyorum ki söz verdiÿi deÿiĂimi gerçekleĂtirecektir. Tav×rda ve dünya görüĂünde bir deÿiĂim. Amerika’y× ayr× tutmayan, her ülkeyi kapsayan bir dünya görüĂü.

- Yeni bas×m The American Way albümündeki demolar×n içerdikleri agresiÁik aç×s×ndan Ăark×lar×n Ignorance’a yak×n olduÿunu anlaĂ×l×yor. Ama albüm piyasaya daha


Bar×Ă, diplomatik iliĂkilerde ustal×k ve pozitiÁik tavr×. Bu benim dileÿim.

ama ben Britney Spears daha çok albüm satt× diye Bad Brains’ten daha iyi olduÿunu düĂünmüyorum.

- Önceki hükümetinizin Irak’ta yapt×ÿ× iĂleri insanl×ÿa karĂ× bir suç olarak deÿerlendiriyor musunuz? Eski yönetim ülkemizi savaĂa yönlendirmek için korkuyu ve yalanlar× kulland×. Diÿer tarafa karĂ× yap×lanlar Cenevre AnlaĂmas×’n× ve her zaman sayg× duyduÿumuz diÿer hukuk kurallar×n× ihlal etmektir. Bush yönetimi, tarih taraf×ndan çok aÿ×r bir Ăekilde yarg×lanacak olan bozulmuĂ, görgüsüz, suçlu eĂk×yalard×r.

- Alice In Chains’in çok büyük hayranlar× olduÿunuz biliniyor. Bir hayran olarak ve Layne Staley gibi bir vokalin etki ve miras×n× da sayarak, grubun yeni bir vokalistle tekrar kurulmas×n×n bir hata olduÿunu düĂünüyor musunuz? Bu benim yarg×layabileceÿim bir Ăey deÿil. Onlar×n mutlu olmas× ve iyi müzik yapmas× önemli oland×r. Tabii ki sahip olduklar×n× tekrar yakalamak imkans×zd×r ama bunun söz konusu olduÿunu düĂünmüyorum.

-’90lar Grunge tarz×n×n darbesi nedeniyle Thrash Metal için çok iyi bir dönem olmad×, birçok grup daÿ×ld× ve ana ak×m gruplar× da tarz deÿiĂimlerine gitti. Sizin düĂüncenize göre bu dönem Thrash Metal’i genel anlamda nas×l etkiledi? Metallica’n×n Black Album’ünü o zamanlar×n Thrash Metal gruplar×na “tarz deÿiĂimi” aç×s×ndan dönüm noktas× olarak deÿerlendiriyor musunuz? ĀĂler deÿiĂiyordu. Hayat böyledir. “Black Album”ü seviyorum, çünkü kesinlikle bir tarz deÿiĂimini ortaya ç×karm×Ăt×. Ayr×ca gruba birçok yeni hayran kazand×rm×Ăt×. GeçmiĂten yeni bir yöne doÿru bir k×r×lma noktas×yd×. - Independent gerçekten melez bir albümdü, eski albümlerinize göre daha direkt ve temizdi ve modern etkiler içeriyordu ama kökenlerinizi de göz ard× etmiyordu. Independent’i bestelerken hangi gruplardan etkilendiniz. Çok fazla Black Sabbath, Nirvana ve Metallica dinliyordum. - Heal ile Pantera’ya benzer groovy bir tav×rla tekrardan sert ve agresif tarza geri döndünüz. Ama yay×nland×ÿ× zaman, 1996 y×l×, Thrash Metal’in tamamen zay×flad×ÿ× bir y×ld×. Hiç Heal’in yanl×Ă zamanda yay×nland×ÿ×n× düĂündünüz mü? Albümün baĂar×s× beklentilerinizi karĂ×lad× m×? Metal müzik için iyi bir zaman deÿildi ve bu konuda hiç bir kontrolümüz yoktu. Gerçekten albüm satma konusunda pek beklentilerim yoktur. Diÿerleri taraf×ndan baĂar× albüm sat×Ălar× ile iliĂkilendirilebilir,

- Bir süredir, sizi de sayarsak, birçok daÿ×lm×Ă Thrash Metal grubu yeniden birleĂmeye baĂlad×, baz×lar× yeni albümler yap×yor, baz×lar× ise sadece turluyorlar. Hiç sizi heyecanland×ran bir yeniden birleĂme var m×? Sepultura’n×n orijinal kadrosuyla tekrar birleĂmesini bekliyorum. Bu mükemmel olurdu! - Yeniden toplanm×Ă bir grup olarak günümüz Thrash Metal sahnesi hakk×nda neler düĂünüyorsunuz? Seksenler sahnesi kadar güçlü mü? Bu yeni uyan×Ă×n günümüzün tamamen bozulmuĂ politik iliĂkileriyle alakas× olduÿunu düĂünüyor musunuz? Günümüz sahnesi çok güçlü. Çok çeĂitli olduÿunu düĂünüyorum, dünyan×n her taraf×ndan gruplar görüyorsunuz. Birçok farkl× sound var. Genç bir metal hayran× olmak için iyi bir zaman. Seksenler ile karĂ×laĂt×rmak çok önemli deÿil çünkü o zamanlar farkl×yd× ve bugünün gruplar×n× dinleyen gençler o zamanlar hayatta deÿillerdi bile. Ama onlar×n eski gruplara da ilgi duyduÿunu düĂünüyorum. Günümüz gruplar×, yeni gruplar kadar seksenler gruplar×ndan da etkileĂimler taĂ×yorlar. Politikadan dolay× m× bilmiyorum. Bunun sadece bir döngü olduÿunu düĂünüyorum. - Sorular×m bu kadar, cevaplar×n×z için teĂekkür ediyorum. Umar×m yak×n zamanda sizi Türkiye’de görebiliriz. Türk hayranlar×n×za mesaj×n×z var m×? Bir gün Türkiye’de çalma Ăans×m×z×n olmas× büyük bir onur olurdu. Sacred Reich’i destekleyen hepiniz, teĂekkürler!


CAN ÇAKIR


Müzik yazarl×ÿ×n×n duayenlerinin büyük bir k×sm×n×n yeni jenerasyon dinleyicileriyle ilgili en büyük kayg×lar×ndan biri, müziÿin art×k çok kolay ulaĂ×labilir olmas×ndan mütevellit deÿerinin azalmas×. Plaklarla beraber büyüyen, dolay×s×yla dinledikleri müzikleri Ăark× traÀklerine kadar ezbere bilen insanlar tek t×klamayla tonlarca albüm indiren ve bir defa dinleyip kenara koyanlara karĂ× onlar×n aç×lar×ndan bak×ld×ÿ×nda hakl× olarak görülebilecek bir önyarg× duyuyorlar. Böyle insanlar×n bir kasetin peĂinde k×rk takla att×klar× zamanlar×n hikayelerini dinlemek çok eÿlenceli. Netekim sadece 1-2 seneyle ve belirli birkaç albümle s×n×rl× da olsa bu tür hikayeleri son anlatabilecek dönemin mensuplar×ndan biri olman×n da getirdiÿi keyif apayr× tabii. Beni en çok uÿraĂt×ran kasetlerden biri Linkin Park’×n ilk albümü Hybrid Theory olmuĂtu. Ufac×k harçl×ÿ×mdan biriktire biriktire 8 milyonu zor denkleĂtirdiÿim ve bildiÿim üç beĂ müzik marketin hepsinde tükendiÿini farkettiÿim tek kasettir herhalde. Ve o zamanlar elimdeki en k×ymetli Ăey olan, arkadaĂ×m×n Amerika’dan getirdiÿi Limp Bizkit kasetinin üzerindeki yaz×lar×n silinmeye baĂlad×ÿ× vakitte annem bir akĂam sürpriz olarak getirmiĂti. Harbiden de uçmuĂtum, uçmuĂtum, havalara uçmuĂtum. Sene 2001. 2000’lerin baĂ×nda ergenliÿe girip müziÿi, k×zlar×, bunlara paralel olarak öfkeyi keĂfeden birçok bireye olduÿu gibi ben de “nu-metal’in dört büyükleri” Korn, Limp Bizkit, Linkin Park ve Slipknot ile distortionl× müziÿe ad×m att×m. Bu dörtlünün aras×nda benim için en ideali Linkin Park’t×. Korn en büyük dönemlerini 90’larda, biz daha bu müziÿi “kuru gürültü” diye tabir ederken yaĂam×Ăt× ve hip hop’tan geçiĂ yapt×ÿ×m×z için çok da ideal gelmiyordu. Limp Bizkit’in son albümünü dinlemekten g×na gelmiĂti art×k, Slipknot’×n da çiÿ öfkesi bir süre sonra katlanamayacaÿ×m seviyeye ulaĂ×yordu.


Linkin Park ise adeta biçilmiĂ kaftand×. āu sat×rlar× yazd×ÿ×m vakitlerde 2009 y×l×nday×z, albümü almam×n üzerinden 8 sene geçmiĂ ve ben o albümün en sevmediÿim Ăark×s× olan ‘Cure For The Itch’in scratchlerini hala aÿz×mdan ç×karabiliyorum, o derece kaz×m×Ă×m akl×ma. “Büyüyünce b×rak×rs×n ehi ehi” diyen meczuplar ç×kt× ama tabii ki yan×ld×lar. Gördüÿünüz üzere Ău an bir müzik dergisine yaz×yor olup halen daha Linkin Park dinleyicisi olma bayraÿ×n× büyük bir gururla sall×yorum. 2001’de tüm zamanlar×n en iyi ve en baĂar×l× debut albümlerinden birini ç×kard×ktan sonra 2003’teki albümü beklerken çok heyecanl×yd×k. Hatta yak×n arkadaĂ×m Yiÿitcan ile beraber o sene ç×k×Ă×na geri say×m yapt×ÿ×m×z iki albümden biriydi (öbürü “The Eminem Show” olmakla beraber) ama albümü edindiÿimizde aç×kças× biraz ĂaĂ×rm×Ăt×k. Hybrid Theory’nin neredeyse ayn×s×yd× yahu! O albüm de ç×kal× 6 sene oluyor ama halen daha farkl× bir tat alabilmiĂ deÿilim. Yine de “Hybrid Theory” hayat×m×n albümlerinden biri olduÿu için “Meteora”ya da asla kötü bir albüm yak×Ăt×rmas× yapamam. Sadece ‘Easier To Run’ Ăark×s×ndan nefret ettiÿimi burada bir daha hayk×rmak istiyorum. ‘Numb’ gibi mükemmele çok yaklaĂm×Ă bir Ăark×yla böyle bir felaketi ayn× albümde bulundurmak büyük bir ay×pt×r gözümde. Sonra “niye albüm daha az satt×”, e tabii daha az satar, sen hiç düĂünmüyorsun ki müzik marketlerde CD’yi denemek için dinleyenlerin Easier To Run’a denk gelebileceÿini.

“Meteora”n×n Hoobastank, P.O.D. ve Story Of The Year destekli dünya turnesinden sonra Linkin Park üçüncü bir albüm kayd×n× geleceÿe ×Ă×nlayarak turnelere ve grup elemanlar×n×n keyÀ projelerine yoÿunlaĂma karar×n× ald×. Daha doÿrusu üçüncü bir stüdyo albümü uzaklara ×Ă×nlanm×Ăt×, turne biter bitmez grup tüm zamanlar×n en büyük rap müzisyenlerinden olan Jay-Z ile beraber ikinci remix albümünü kaydetti. Öbür albümden niye bahsetmedin demeyin, 2002’de ç×kard×klar× “Reanimation”× gerçekten hiç sevmiyorum, yaz×da bu cümlenin d×Ă×nda yer vermeyi de reddediyorum. “Collision Course” isimli bu 2004 tarihli remix albümü Grammy alacak kadar baĂar×l× olmas×na raÿmen benim çevremde art×k Linkin Park dinlemeyi “yaĂlar×na” ve çakma karizmalar×na yediremeyen baz× talihsizler için gruba s×rt çevirmeye bahane olarak kullan×ld×. Bu davran×Ă× sergileyen arkadaĂlar×m× eseÁe k×n×yorum. Elemanlar×n yan projeleri demiĂ olsam bile siz bakmay×n, esas×nda sadece grubun iki vokalisti diĂe dokunur iĂler yapt×lar. Grubun en aktif üyesi, hatta san×r×m 2000’li y×llardaki en aktif müzik adam× bile olabilecek Mike Shinoda, Ău anda dünyan×n en büyük gruplar×ndan biri olan Depeche Mode ile beraber çal×Ăma ĂereÀne eriĂti. Collision Course sayesinde yak×n iliĂkiler içerisine girdikleri Jay-Z’nin yard×m×yla beraber 2005 y×l×nda kendi rap grubu Fort Minor’×n ilk albümü “The Rising Tied”× ç×karmay× baĂard×. Grubun esas “sesi” olan yetenekli solist Chester Bennington ise Limp Bizkit eleman×


DJ Lethal’×n albümünde ve bir Mötley Crüe tribute albümünde yer almas×n×n yan×s×ra grubun sosyal sorumluluklar×n×n yerine getirilmesinde baĂrol oynad×. 2004 tsunami felaketi maÿdurlar×na yard×m amac×yla birkaç konser verilmesinde, Music For Relief isimli kâr amac× gütmeyen fonun kurulmas×nda, Charley ve Katrina kas×rgalar×nda evlerini, yak×nlar×n× vs kaybetmiĂ olanlara grubun yapt×ÿ× yard×mlarda baĂ× hep Bennington çekmiĂtir.

night beni okkal× bir hayalk×r×kl×ÿ×na uÿratt×. Sonradan single olacak ‘Bleed It Out’, ‘Given Up’ ve single olmayacak ‘No More Sorrow’ d×Ă×nda hakikaten de çizgisini nu-metal’den d×Ăar×ya çekmiĂ olan Linkin Park, albümün genelinde Keane-vari bir rock sound’uyla (Àkrimce) kendilerine hiç yak×Ămayan bir aĂ×r× duygusall×ÿa kaçm×Ăt×. Her ne kadar Chester Bennington’×n sesini hiç bu kadar “güzel” duymam×Ă olsam da, benim arad×ÿ×m ve istediÿim tam olarak bu deÿildi.

Neyse ne diyorduk, geleceÿe ×Ă×nlanm×Ă bir albüm vard× hat×rl×yorsan×z. ĀĂte o albümle ilgili, daha kendisi piyasaya sürülmeden grup elemanlar×n×n yapt×ÿ× aç×klamalar, bizim halihaz×rda ortalama bir alt×n günü pastas× civar×na gelmiĂ olan merak×m×z× iyice kabartmaya yetiyordu. Yok efenim nu-metal’den daha farkl× bir çizgiye kayd×k, yok 50 Ăark× kaydettik de aras×ndan seçiyoruz o yüzden en iyisi olacak da bilmem ne. Albümün nu-metal’den daha farkl× bir çizgide olacak olmas×, albümün Hybrid Theory III olma ihtimalini ortadan kald×r×yordu elbette ama yine de nas×l bir yöne gideceklerinden emin olam×yorduk bir türlü. Ālk single ‘What I’ve Done’, hayli baĂar×l× bir kliple televizyonlarda dönmeye baĂlad×ÿ×nda heyecanland×k, bu Ăark× daha çok Linkin Park’×n eski albümlerindeki yumuĂak k×sm×ndan gelip çok da farkl× Ăeyler vaat etmese de albümde binbir türlü numaran×n gizli olacaÿ×n× ümit ediyorduk.

Müzik piyasas×n×n ticari ayaÿ×na kafas× iyi çal×Ăan bir grup olan Linkin Park, yeni albümle ilgili Àkirleri benimki gibi olmas× muhtemel olan y×ÿ×nla hayran×n× elden kaç×rmamak için albümde sonradan ç×karacaÿ× single’lar×n yar×s×n× eski sound’undan olan Ăark×lardan seçti. Canl× performanslar×nda da eski halini kesinlikle aratmayan grup, yeni albümle beraber canl×lar× da deÿiĂir mi acaba kayg×lar× taĂ×yan ve onlar× kendi gözleriyle görebilme ĂereÀne henüz nail olamam×Ă olan dinleyicileri için geçtiÿimiz y×l dördüncüsünü düzenledikleri ve art×k Linkin Park için bir gelenek haline gelmiĂ olan Projekt Revolution turnesinin Āngiltere ayaÿ×nda Milton Keynes Bowl’da verdikleri konseri DVD haline getirip “Road To Revolution: Live At Milton Keynes” ismiyle piyasaya sürdü.

Derken, bir gün erken, beklenen gün geldi çatt×. 2007’nin ortalar×na doÿru ç×kmas× beklenen “Minutes To Midnight”, 15 May×s’ta dünya müzik marketlerinde ve internet sitelerinde yerini alm×Ăt×. Büyük bir açl×kla sald×rd×m albüme. Beklentilerim çok ama gerçekten de çok büyüktü. Hybrid Theory’den bir ad×m daha ileri gitmeleri ihtimali aÿz×m× suland×rmaya yetiyordu. Lakin belki de beklentilerimin olmas× gerektiÿinden daha büyük olmas×ndan dolay×, Minutes To Mid-

Son sözleri söylemek gerekirse, Linkin Park Ău an konsept albüm olarak yay×nlayacaÿ× dördüncü stüdyo albümü üzerinde çal×Ă×yor. Grubun beyni Mike Shinoda’n×n yine bir kar×nca misali nefes almadan çal×Ă×p en iyi ürünleri bize ulaĂt×racaÿ×ndan Ăüphemiz yok, her ne kadar Minutes To Midnight benim gözümde “en iyi” s×fat×ndan biraz uzak olsa da... Yine de Linkin Park gibi deÿiĂik türleri muhteĂem bir baĂar×yla harmanlayabilen bir grubun her türlü müzikal düĂünceye el atmas×n× isterim, konsept albüm de dahil. Kim bilir, belki bundan 10-15 sene sonra bir Linkin Park operas× dinleriz?


MELĀS SARILAR


SURAT-SIZ

SERSERĀ GEPETTO

Yorgun ayak sesleri duyuldu önce, sonra çantas×n× masaya koyuĂu. Bardaÿa çarpan viskiye h×r×lt×l× öksürük eĂlik etti. Gecenin gölgesi surat×n×n yar×s×na vurmuĂtu. Görünce anlam veremediÿimiz bir yüzdü onun yüzü… Bir duygu deÿil de huzursuzlukla kar×Ă×k garip bir his uyand×r×rd×. Tekinsiz olduÿunu bas bas baÿ×r×rd× surat×yla… Meymenetsiz de diyemezdiniz temiz yüzlü de. ĀĂin gerçeÿi “surats×z” bir serseriydi bu adam. Mecazi anlam×yla deÿil surat× olmayan bir adam gibi. Hayalimdeki gölgenin daha büyük olmas×n× ve bu kafay× takt×ÿ×m görüntüyü kapatmas×n× istedim. Onu dinlerken olacak Ăey deÿildi bu. Beynimde yüzlerce Àlm sahnesi ×Ă×lday×p kayboluyordu bu h×r×lt×l× sesle. Söylenecek sözün olmamas× ve binlerce sözün söylenmesi gereken yerdeydim. Yine ikilemdeyim. Tom Waits’in içimde yaratt×ÿ× en güçlü duygu bu: Ākilem.

Hayal sahnemde ben hala Tom’un yüzüne anlam vermeye çal×Ă×rken, o çoktan kuklalar×n× ç×karm×Ăt× bile. Garip yontulmuĂ kuklalard× bunlar. Tam bir anlam veremezdiniz. Oyununa baĂlad×. Dekor siyah beyazd× ruh gibi. Bu sahnede tek renk Ăuh bir kad×n×n k×rm×z× rujuydu. Sahnede o kad×n, ×slak bir köpek ve yüzü kirli bir çocuk vard×. Tom kald×r×mda viskisiyle gözgöze sigaras×yla dizdize oturuyordu. Yosma geçti önünden, bir ×sl×k çald× derinden, çarp×k bir gülümseme att×, Ăark× söylemeye baĂlad×. Sesi m×knat×s gibiydi. Duyduÿunuz anda kulaÿ×n×z× ses nerden geliyorsa oraya yap×Ăt×ras×n×z ve bir daha da ordan ay×rmayas×n×z geliyordu. O da bunun fark×nda olmal×yd×, çünkü m×knat×s×n× kad×n×n üzerinde dener gibiydi. Fakat; kad×n okadar küstahd× ki dönüp bakmad× bile sesin olduÿu tarafa – san×r×m saÿ×r olmal×yd×- yürüdü gitti. Kad×n×n yerine kirli suratl× çocuk geldi Tom’un yan×na ,köpekle birlikte.. Ākisi de adam×n surat×n× inceliyorlard×, ne yapacaÿ× belli deÿil gibiydi. Adam Ăapkas×n× ç×kart× selam verdi onlara sonra tozunu silkip baĂ×n×n üzerine koydu. āark×s×na devam etti tozlu caddelere ve yaÿmura bakarak. Gülümsemesi nedense hiç eksik olmuyordu, hoĂnutsuzluk hissedebileceÿi son Ăey olmal×yd×, memnuniyetse her zaman… Yine dalga geçiyordu Tom yine ikilemler yaĂat×yordu bana bu varolmad×ÿ×m sahnede… Yoruluyordum. Köpek ile çocuksa büyülü bir ĂeymiĂcesine Tom’a bak×yorlar daha bir yak×n×na giriyorlard×. Birden bir kahkaha ç×nlad×, büyüdükçe büyüdü, büyüdükçe sinir bozucu olmaya baĂlad×. Yine dalga geçiyordu Tom. Alg×layamayaĂ×m× fark etmiĂti ama ben yine garip bir duyguyla baÿl×yd×m ona.

ĀKĀLEM Hayat× anlatmak ister hep “ikilem”, insanlara göstermek ister. VaroĂlar×n o ac×ms×-sevimli edepsiz tad×n× insanlara tatt×rmak: Bir fahiĂenin ayak seslerini, onu pazarlayan adam×n kahkahas×n×, kafas× dumanl× sokak serserilerinin m×r×lt×lar×n×… Bu hevesle varolmuĂtur “ikilem” insanlara ulaĂmak için elinden geleni yapm×Ăt×r ki iyi ki ulaĂm×Ăt×r amac×na… 1949 doÿumlu k×Ă çocuÿu arka sokaklar×n kuklac×s× olmuĂtur art×k.

Hala gülüyordu. Elinde siyah beyazl×ÿa b×rakt×ÿ× insanlar×n×n ipleri. Kukla gösterisi bitmiĂti. Yine baĂarm×Ăt× doÿall×ÿ×yla. TOM WAITS Thomas Alan Waits, 7 aral×k 1949’da doÿdu. Müziÿi ve sözleriyle insanlar× kendine baÿlad×ÿ×n× fark edince kuklac× oldu. O zamandan beri insanlar× ses-ipine aÿlar ve onlar×n duygular×n×n gel-gitlerine neden olur. Bazen onlar× yerden yere çarpar bazense mutluluktan aÿlat×r. Baz× insanlar hep bu oyunda yer al×rlar. Baz×lar× ad×n×n “Alice” olmas×n× ister, Tom’un bu isimde kaybolmas× için… PAUSE.


Ne zamand×r saÿlam bir grup hakk×nda kalemi (klavyeyi?) elime almad×m. Derdimi rahatça anlatabilmek için dergi yay×nlay×p sonras×nda o dergiye biĂeyler yazmaya f×rsat bulamamak, enteresan olduÿu kadar rahats×z edici de bir durum. Bu say× aç×ÿ× kapat×yorum naçizane :) Bir de ufak not düĂeyim, yaz×da farkl× anlamlarda çok fazla “Heaven And Hell” ismi geçecek. Bir grup, albüm ve parça ad× olarak Heaven And Hell, yaz×da anlam karmaĂas× yaratabileceÿinden her tan×mda olabildiÿince spesiÀk olmaya çal×Ăacaÿ×m. Favori albümü “Heaven And Hell” olan Black Sabbath fanlar×ndan kalabal×k bir ordu oluĂturulabileceÿi bilinmeyen bir Ăey deÿil. Black Sabbath’a bence de en çok yak×Ăan vokalist Ronnie James Dio’dur (“Dio vs Ozzy” mevzusuna bilahare deÿineceÿiz). Bu arada benim fa-

SELĀM VARIāLI

vori Sabbath albümüm Heaven And Hell deÿil, yine Dio’nun vokaliyle ceket iliklettirdiÿi “Dehumanizer”d×r. ĀĂte Dehumanizer albümündeki kadro, Ău an Heaven And Hell ad×yla müzik camias×n× ve arenalar× inleten topluluÿu oluĂturuyor. Albüm olan Heaven And Hell’de davulun baĂ×nda Bill Ward vard×ysa da, grup olan Heaven And Hell’de Vinny Appice sorumlu davullardan. āu durumda kadrolar tutuyor diye grubun ad×n× Dehumanizer koymay× ben de düĂünmezdim. Bu Àkir yaln×zca ülkemizde mi ortaya ç×kt× acaba diye de merak etmiyor deÿilim. Gruplar×n sahne k×yafetlerinden müziklerindeki her notaya kadar ahkam kesmeyi adet belleyen ülkemiz “bir k×s×m metalci”leri, art×k isimlere de el atm×Ă olacaklar ki “neden grubun ad× Dehumanizer olmuyor, kadro esas×nda Dehumanizer kadrosu, Heaven And


Hell albümünün kadrosu deÿil” geyikleri yükseliyordu geçtiÿimiz y×l. Neyse, gelelim ilk Heaven And Hell albümü “The Devil You Know”a. Geçtiÿimiz say×da editör yaz×s×nda da belirttiÿim üzere benim kiĂisel beklentim albümün metal ad×na 2009’un zirve noktas×n× teĂkil edeceÿi yönündeydi. Zira herĂeyden önce vokalde Dio vard×. YaĂ×na raÿmen halen inan×lmaz bir vokal performans×yla tozu dumana katt×ÿ×n× 2007 tarihli “Live from Radio City Music Hall” konser DVD’sinde de görmüĂtük. Bugün 67 yaĂ×nda olan Dio, Heaven And Hell’in ilk stüdyo albümü için de beklediÿimiz performans× göstermiĂ. Gayet kiĂisel bir yorum da eklemek istiyorum bu noktada. Dio bence Ău an metal dünyas×n×n en iyi vokalisti. Bu albüm için beklentilerimin ne denli yüksek olduÿunu daha iyi anlatamam san×r×m.

perdir abi” Ăeklindeydi. Nitekim albümün ilk parças× ‘Atom & Evil’ tüm aÿ×rl×ÿ×yla üstümüze çöktüÿünde bu geyiÿin o kadar da geyik yan× kalmam×Ăt×. Harika bir albüm aç×l×Ă× ‘Atom & Evil’. Albüm öncesi single olarak da yay×nlanan ‘Bible Black’ zirve yapm×Ă, single için daha iyi bir seçim olamazd× san×r×m. “Dio vs Ozzy” geyiklerinin, bu iki zat-× muhteremin bugünkü durumlar×na bak×ld×ÿ×nda bile devam ediyor olmas× zannederim yaln×zca ülkemize özgü deÿil (evet ilginçtir). Kariyerine ve yaĂ×na ve kendisine biçilen “Prince Of Darkness” payesine bakmadan halen “rock dünyas×n×n haĂar× çocuÿu” format×nda ×srar eden Ozzy ile müzisyen kimliÿinden asla taviz vermeyen, efendiliÿini ve geçmiĂinin getirdiÿi sorumluluÿu her daim koruyan Dio’yu zaten ayn× kefede deÿerlendirmek bugün için biraz tuhaf durur hale geldi. Gelgelelim, 2000 sonras×nda yapt×klar× solo albümlerde her ikisi de çok baĂar×l× iĂler ortaya koydular. Dolay×s×yla

Albüm müzikal aç×dan Dehumanizer kadar heavy deÿil, Heaven And Hell kadar da rak×n rol deÿil (o albüme ad×n× ad×n× veren parçay× ayr× tutuyorum, zaten o albümün içinde hep enteresan bi yerde durmuĂtur o parça, belki de bugün grubun ad×n×n Heaven And Hell olmas× da o parçan×n Black Sabbath tarihinin en görkemli dakikalar× aras×nda yer almas×ndand×r). Öte yandan albümde Black Sabbath doom’u, Dio heavy’si, Iommi derinliÿi gibi bir Sabbath albümünde olmas× gereken herĂey fazlas×yla mevcut. Iommi her Sabbath albümünde yapt×ÿ× gibi o albümdeki derdini en iyi anlatan gitar tonunu damar×ndan yakalam×Ă (albüm olan Heaven And Hell’i ayr× tutuyorum). Gelgelelim albüm olan Heaven And Hell’in de yeni albümün sounduyla kaydedildiÿini düĂündüm bi an, tüylerim ürperdi, inan×lmaz olurdu. Albüm öncesi heyecanl× bekleyiĂte sevgili Doÿu Yücel’le yapt×ÿ×m×z bir albüm geyiÿi “parçan×n ismi kötüyse kendisi sü-

bu karĂ×laĂt×rma, konuya hangi aç×dan bakt×ÿ×m×zda ilgili. Ben bu kadar ciddi bir kariyere sahip olan müzisyenlerin bu kariyerin getirdiÿi sorumluluÿu kald×rabiliyor olmalar×n× Ăahsen beklerim. Ancak Dio’yu benim için Dio yapan tek kriter bu deÿil. Bir müzisyen olarak yer ald×ÿ× topluluklara Dio daha çok yak×Ă×r bence. Ki bu daha önemli bir faktör, müzisyeni deÿerlendirmek aç×s×ndan. Neyse yaz×n×n sonlar×na doÿru konu daÿ×ld× biraz. Albüme dönerek toparlayal×m. Āngiliz asaletinin zirvesine Āngiliz kendini beÿenmiĂliÿinden zerre dem vurmadan Ăaplaÿ× basm×Ă Heaven And Hell. Black Sabbath’× dönem olarak yaĂam×Ă eski tayfan×n bu albümü tüyleri diken diken dinlediÿini tahmin ediyorum. Bizim daha yeni jenerasyonda ise elde kitap-defter, kürsüdeki profesörün anlatt×klar×n× pür dikkat dinleyen üniversite öÿrencisi format× yaratabilir. āahsen ben öyle hissettim albümü dinlerken.


EMRE DEDEKARGINOþLU

Āngiliz üstatlar birliÿi Paradise Lost’un bahĂettiÿi, Theatre Of Tragedy’nin ise devam×n× getirdiÿi Gothic Metal tarz×n×n art×k grup fazlal×ÿ× ve kalitesizliÿi nedeniyle “t×kanm×Ă” yolundan gitmek yerine daha alternatif etkileĂimli kollar×ndan beslenerek In A Reverie ve Unleashed Memories gibi iki muhteĂem albüme ad×n× yazd×rmas× sebebiyle çok sevmiĂtik onlar×... Ātalya gibi metal müzik ad×na güçlü bir yer alt× sahnesi olan ama pek fazla ana ak×ma grup ç×kartmayan bir ülkeden gelmiĂlerdi, sonuçta Akdenizli havalar×ndan daha bir yak×n hissettik kendimize... üstüne Cristina Scabbia ad×nda hem sesi hem de kendisi güzel bir vokalleri vard×... Bu sayede gruba direk hayran olmuĂtuk. Evet, Lacuna Coil’den bahsediyorum. Birçok kiĂinin Swamped, Falling ve Heaven’s A Lie gibi hitleriyle ve solistleri Cristina’n×n güzelliÿi ile tan×d×ÿ× güzide eskinin Gothic Metal, yeninin Alternative Metal grubu... Alternative Metal dedim, çünkü en basit deyiĂle art×k Unleashed Memories’× yapan Lacuna Coil yok. Grup, alt× sene önce Comalies’i ç×kard×ÿ×ndan beri bir deÿiĂim söz konusuydu. Evanescence’nin baĂar×s× nedeniyle bayan vokalli Metal ve Rock gruplar×na ilgi art×yordu. Tam da o zamanda gruptaki ilk deÿiĂim sinyallerini veren Comalies ç×km×Ăt×. Kendi içinde baĂar×l× bir albümdü. Ama ne olduysa Comalies’ten sonra oldu...

Avrupal× gruplar×n Amerika’ya aç×lma sevdalar× kronik bir hastal×kt×r. Amerika gibi popüler kurallar×n çok geçerli olduÿu bir ülkede Avrupal× gruplar temellerindeki müzikle tutunamazlar. Bir deÿiĂim hatta daha da doÿrusu, bir “raÀneleĂme” gereklidir. āahsen Avrupal× gruplara Amerika kap×lar×n×n aç×lmas×n×n gruplara pek yaramayacaÿ×n× düĂünenlerdenim. Yak×n zamandan gözümüzün önünde bir In Flames örneÿi var. Tabii bir de Lacuna Coil örneÿi var. Karmacode üç sene önce ç×kt×ÿ×nda, gruptan o kendilerine özgü hissiyatlar×n× iĂledikleri, dinleyeni çok zorlamayan ama duygu dolu bir albüm bekliyordum. Tabii Cristina’n×n Slipknot gitaristi Jim Root ile olan iliĂkisini ya da grubun Amerika’y× hedeÀ olarak gördüÿü gibi gerçekleri iĂin içine katmam×Ăt×m. Albüm dinlememle yaĂad×ÿ×m Ăok, günler geçtikçe hayalk×r×kl×ÿ×na dönüĂmüĂtü. Bu bir Lacuna Coil albümünden çok Korn/Slipknot rifÁeri ile dolu garip bir albümdü. Baslar DD Verni mi desem, yoksa Fieldy mi desem, arada bir tondayd× ve bu “mekanik” ton grubun müziÿine gitmiyordu, o eski duygu yoÿunluÿu pek yoktu, arada yer yer iyi iĂlenmiĂ Orta Doÿu etkileri vard× ama albüm genel olarak Lacuna Coil’den beklediÿim tarzda deÿildi. Hala Karmacode hakk×nda düĂüncelerim kar×Ă×kt×r, albümdeki baz× Ăark×lar× sevmesem de


baz×lar×na karĂ× daha s×caÿ×m. Ama sonuç itibariyle ortada bir durum vard×, grup tarz×n× biraz daha popüler bir yöne çekmiĂti ve bu onlar× daha kolay ulaĂ×labilir yapm×Ăt×. Tabii grup bu süreçte isim olarak çok büyüdü. Comalies ç×kt×ÿ×nda orta bütçeli bir konser grubuyken, Comalies’in 2004 senesinde en çok satan Century Media yay×n× olmas×yla plak Ăirketi de grubun üzerine oynamaya baĂlad×. Grup Ozzfest ve Download Fest gibi önemli etkinliklerde yer al×yor, headliner olarak turlar düzenliyordu. Yay×nlad×klar× single Ăark×lar× özellikle Kuzey Amerika listelerinde baĂar× elde etmeye baĂlam×Ăt×, radyolarda rotasyon al×yorlard×, albümleri sat×yordu ve konserleri de ilgi görüyordu. Comalies ile sonlanan Lacuna Coil’in klasik dönemine bakt×ÿ×n×zda alternatif ak×mdan beslenen, genelde orta tempoda seyreden, bayan/erkek vokal at×Ămalar×yla yönlenmiĂ ve gitar/klavye odakl× bir sound ile yükselen duygusal Ăark×lar görebilirsiniz. Yaratt×klar× karanl×k atmosfer ile Ăark×y× daha da ilgi çekici hale getirir, basit ama dinleyiciyi direk yakalayan tarzda iĂler yaparlard×. Comalies grubun deÿiĂiminin yönü hakk×nda ipuçlar× vermiĂti ama grubun birden Alternative Metal tarz×yla etkileĂime gireceÿi hakk×nda bilgi vermemiĂti. Co-


malies direkt yap×s×na raÿmen kesinlikle Gothic Metal elementlerini koruyordu. Karmacode ise Gothic Metal etkisini büyük ölçüde azaltt×. In Visible Light, Within Me ve Without Fear d×Ă×nda tamamen farkl× bir Lacuna Coil ile karĂ× karĂ×yayd×k. Müzik genel olarak sertleĂmiĂ, gitarlar ve bas daha öne ç×km×Ă, Alternative Metal ak×m×ndan al×nan melodiler kullan×lmaya baĂlanm×Ăt×. Bu senenin baĂlar×nda yeni albüm haberi geldiÿinde akl×ma Ău soru gelmiĂti. “Tamam m×, devam m×?” Ya Karmacode’u takip ederek iyice özlerinden uzaklaĂacaklard×, ya da bir sentez yap×p hem yeni hem de eski tarzlar×n× bir potada eriteceklerdi. Shallow Life, geçtiÿimiz ay içinde yay×nlan×nca bu merak ile bol bol

dinledim. Nette yay×nlanan ilk single Spellbound içimi biraz rahatlatm×Ăt× çünkü yeni yap×lar×n×n yan×nda eskilerden de tatlar al×nabiliyordu, özellikle nakarat k×s×mlar×nda bu durum belirgindi. Scabbia ise albüm hakk×nda “eski Avrupa soundumuz ile daha modern birĂeylerin mükemmel kar×Ă×m×” diye aç×klama yap×nca beklentilerim artm×Ăt×. Öncelikle karĂ×m×zdaki albüm asla bir geriye dönüĂ deÿil... Yani bir Comalies, In A Reverie ve ya Unleashed Memories beklentisiyle dinlerseniz yine hayalk×r×kl×ÿ× yaĂars×n×z. Karmacode’daki sert, yabanc×lar×n kulland×ÿ× Ăekilde “solid” ve “groovy” gitarlar, Alternative Metal etkileri ve yoÿun bas partisyonlar× formülu burada da iĂleniyor fakat grubun oriji-


nal kimliÿinden tamamen uzaklaĂ×lm×yor. Albüm, Scabbia’n×n dediÿi gibi grubun eski tarz×ndan da etkiler taĂ×yor ve Karmacode gibi grubun tarz×ndan uzak t×nlam×yor. S×k s×k One Second dönemi Paradise Lost ya da Depeche Mode etkileri duyabiliyorsunuz. āark×larda ilk dikkat çeken durum ise oldukça dinamik bateri partisyonlar× ki herhalde Cristiano Mozzati’nin yazd×ÿ× en dinamik partisyonlar bu albümdedir. Vokaller aç×s×ndan yine bir Cristina Scabbia Ăovuyla karĂ× karĂ×yay×z. Arabik etkileĂimli vokallerden sakin vokallerine kadar Scabbia, Ăark×lara hakk×n× veriyor ve grubun en önemli silah× olduÿunu yine gösteriyor. āark×lar×n vermek istediÿi duyguyu vokalindeki iniĂ/ç×k×Ălarla tamamen veriyor. Grubun en zay×f halkas× olarak deÿerlendirilen Andreo Ferro, bu albümde kendisini biraz daha geliĂtirmiĂ, yer yer Nick Holmes’u and×ran numaralar yap×yor ama The Maze’in nakarat melodisindeki gibi baĂar×s×z olduÿu noktalar× da yok saymamak gerekiyor. Albümde Unleashed Memories’teki Cold Heritage’× yap× olarak hat×rlatan Shallow Life ve ballad Wide Awake grubun eski dönemine en çok gönderme yapt×ÿ× baĂar×l× eserler olarak öne ç×k×yorlar. The Pain ise synth bazl× altyap×s× ile yine grubun köklerine yak×n duruyor. Unchained adl× Ăark×da k×sa ama hoĂ bir solo kullan×lm×Ă. Spellbound, I Survive, I Won’t Tell You, Not Enough ve Underdog ise albümde öne ç×kan diÿer parçalar oluyor. Grubun her zaman dikkat çektiÿi ayr× bir yön olan nakaratlar× bu albümde hem içerdikleri melodiler hem de vokaller ile Ăark×lar× güçlendiren unsurlar oluyorlar. Baz× nakaratlarda vokal baz×nda uyumsuz yorumlar gelse de genel olarak baĂar×l× nakaratlar yakalanm×Ă. Gitar ve vokal odakl×, yer yer klavyenin de müziÿi yönlendirdiÿi, gotik etkileĂimlerinin Karmacode’a göre daha belirgin olduÿu ama yine de grubun geçirdiÿi deÿiĂimi devam ettiren ve klasik tarz×na geri dönüĂ kesinlikle içermeyen bir albüm diyebiliriz Shallow Life için... āahsen Karmacode’dan sonra grubun daha derlenip toparland×ÿ×n× ve daha iyi bir iĂ ç×kard×ÿ×n× düĂünüyorum. Karmacode’u beÿendiyseniz bu albümü de sevmeniz büyük olas×l×k... Sonuç olarak, Lacuna Coil için gönül rahatl×ÿ×yla “devam” denebilir.


SELĀM VARIāLI

Hatebreed ile halen tan×Ămayanlar varsa bi an önce bulunduklar× gezegenden dünyaya gelip olaya girmeliler. Amerikan hardcore (ki hadi imaj× zedelemek pahas×na metalcore da diyelim, hehe yok yok Ăaka, tamam ayn× zamanda metalcore Hatebreed, vurmay×n) sahnesinin en dik duran topluluklar×ndan Hatebreed, 2003 y×l×nda yay×nlad×ÿ× “Rise Of Brutality” albümüyle gönlümüze ve kulaklar×m×za taht kurmuĂ, verdiÿi emirlerle bu taht× demir yumrukla yönetmiĂti geçen y×llar boyunca. Türk metalinin güzide bir büyüÿünün bizzat bana “bi gün bizim yeni grupla albüm kayd×na girdiÿimizde bu albümü götürüp prodüktörün önüne koyacam, ayn× soundu isteyecem” dediÿi albümdür Rise Of Brutality. ‘Straight To Your Face’, ‘Live For This’, ‘Another Day, Another Vendetta’ gibi tam “straight to our face” format×nda parçalarla Ăahane bir albümdü.

Hardcore ve metalcore gibi baÿ×ra baÿ×ra çal×nan ve söylenen tarzlar için güçlü prodüksiyonlara her daim önem vermiĂimdir. Örneÿin davul yeterince sert vurmuyorsa kulaÿ×n×za, müzik çok iyi olsa bile biĂeyler eksik gelir. Bana gelir en az×ndan. ĀĂte Hatebreed de Rise Of Brutality sonras×nda geçen üç y×lda yapt×ÿ×, Rise’dan hiç de aĂaÿ× kal×r yan× olmayan bestelerden oluĂan 2006 tarihli “Supremacy” albümünde bu prodüksiyon hatas×na düĂtü. Seksenler-doksanlar punk thrash atmosferi mi yaratmak istediler nedir, sound bi tuhaft×. Çok güçlü bestelerin çok enteresan bi prodüksiyonla resmen güme gittiÿi bir albüm olarak gördüm Supremacy’i. Üzüldüm, albümü kalbime gömüp tekrar Rise Of Brutality’e döndüm. 2008’de “Live Dominance” adl× bir DVD yay×nlad×lar, herkes gibi baÿr×ma bast×m (Ăimdi dikkat ettim de fazlas×yla Selvi Boylum Al Yazmal×m format× yaratm×Ă×z yaz×da, toparl×yorum :)).


Üç sene geçti aradan, günümüze geldik. Hatebreed bu kez bir cover albümle geldi. “For The Lions” çok gaz bir isim, hakk×n× baĂar×yla vermiĂler. HerĂeyden önce yukar×da sözünü ettiÿim prodüksiyon problemi ortadan kald×r×lm×Ă (ki zaten albümün aç×l×Ă× Slayer’dan “Ghosts Of War” ile yap×l×yor, kötü prodüksiyon kabul etmez). Cover albümlerin genelinde görüldüÿü gibi “biz bunlarla büyüdük abi” format× yarat×lm×Ă. “Bu tarz bir albüm için enteresan bir seçim olmuĂ” denilebilecek bir grup yok. Slayer, MisÀts, Bad Brains, Metallica, Obituary, DRI, Sepultura, Suicidal Tendencies, Agnostic Front, Madball, Sick Of It All gibi bir çok baba topluluÿun parçalar×n× kimi zaman kendince, kimi zaman orijinaline fazlaca yaklaĂarak çalm×Ă Hatebreed. Slayer cover× muhteĂem, eminim Slayer üyeleri de gururla dinlemiĂlerdir (Slayer demiĂken, onlara özel bir say× yapmal×y×z dergi olarak, ne zamand×r akl×mda asl×nda). Metallica’dan, bir süre önce Gojira’n×n da baĂar×yla alt×nda kalkt×ÿ× ‘Escape’i coverlam×Ălar ki y×k×c× etki yaratabilecekleri en az on Metallica parças×n× bir ç×rp×da saysam aralar×nda Escape yer al-

mazd× san×r×m. Albümde bulunmamas× halinde eksiklik olarak karĂ×layacaÿ×m MisÀts’ten ‘Hatebreeders’× seçmiĂler ki haliyle en manidar seçimlerden biri olmuĂ. Obituary’den “The End Complete”in aç×l×Ă parças× ‘I’m In Pain’ albümün en s×k× icralar× aras×nda yer al×yor. James Jasta’n×n vokali Sepultura klasiÿi ‘Refuse/Resist’e çok yak×Ăm×Ă. Topluluÿun Amerikan punk kültü Bad Brains’e sayg× duruĂu ‘Supertouch/ShitÀt’ ile vücut bulmuĂ (geçen say×m×zda da bir röportajda Bad Brains ad× geçmiĂti di mi, bizde pek bilinmez bu grup, yak×n zamanda bir bilenden dinleyebiliriz dergide). Bu arada diÿerleri aras×nda pek dikkat çekmiyor gibi görünüyor ancak Amerikan Southern Sludge tayfas× Crowbar’dan ‘All I Had I Gave’ cidden çok lezzetli bir cover olmuĂ. Hatebreed bir cover albümle de olsa Supremacy adl× kiĂisel hayal k×r×kl×ÿ×m×n üstünü örttü, refresh etti kendini. Yeni stüdyo albümüne kadar bu coverlar bizi (beni) idare eder. Kay×ts×z kalmay×n, dinlediÿim en iyi cover albümlerden biri ‘For The Lions’.


SĀNEKLER Fark×na varmak… hep fark×na var×r×z fark×nda olmadan.. Fark ettiÿimizi de sonradan fark ederiz. Aynen böyle olmuĂtu. ĀĂlek bir köprünün alt×ndan geçerken bir araban×n düĂmesi ve akabinde yamur yumur bir ölüm… DüĂlemesi pek içaç×c× olmasa gerek. Bir önemi olmuyor ama o cesedin, o kemikleri birbirine geçmiĂ bedenin … Çöp gibi gömülüyorsun birkaç kiĂi bencilliÿinden aÿl×yor toz bile olam×yorsun izin siliniyor. Nedir bu çözülmeyi bekleyen karmaĂa ki karmaĂa yoktur insanoÿlunun içinde. Son derece basit canl×lar×z. Bu basitliÿimizle bile sanatla karmaĂa yarat×r×z. ĀĂte o olur karmaĂa. Sonsuzdur çünkü d×Ă×nda insan doÿas×n×n d×Ă×nda karĂ×ya bir üretim, paylaĂ×mc× olmak içten ç×kan ama içe dönük bir Ăey deÿil.

MELĀS SARILAR


IDIOT WIND O da öyle iĂte bu paylaĂ×mc×lardan. Sessiz sakin, güzel çocuksu bir yüzü var. Her Ăeye benziyor sanki. Unutup simas×n× ç×karamad×klar×ndan deÿil o, her yerde tan×rs×n önünden geçer, seninle konuĂur, sana yemek haz×rlar, üstünü örter… KarmaĂ×k da deÿildir “aptall×k rüzgar×na” tak×l×p kalmamay× tercih eder. GÖZETLEMEK Bir anahtar deliÿi oluĂsa gözün önünde der gibiyim. Ya da der gibiyken hayalgücünde play’e bast×m bile. GüneĂ ×Ă×ÿ× vuruyor ona sesi sakin ama gitar× Ăiddetli çoÿunlukla. Umursamaz bir hali var tekinsiz. Yan×ndan geçsen gözünün önünde dursan ilan-× aĂk etsen bile gülümser geçer. ĀĂte o zaman o elindeki gitar× deli gibi k×skan×rs×n×z. Parçalayasan×z gelir. Derken gitara ac×maya baĂlars×n×z. KonuĂmak için ac×ya gereksinim duymaktad×r o gitar, Bob Dylan’×n konuĂmak için parmak uçlar×n× ac×tmas× gibi. Sonra sayg× duyars×n×z bu iliĂkiye, romantik gelir. Gülersiniz, komik gelir iki varl×ÿ×n birbirine mecbur kal×Ă×na, acizliÿine. Bu sado-mazoĂist iliĂki ruh hallerinizle oynar. Tam o anda gerçek masallar oluĂur. KarmaĂ×k cümleler yoktur alabildiÿine basittir eÿer metaforlar× sevmezseniz.

Bedeninin olmad×ÿ×n×n fark×nday×m. O farkl× bedenlerde bizi kand×ran bir ruh asl×nda. Görüntüsü bir yan×lsama. KiĂiliÿi ise paramparça. Āçinde insanlar var ve dolaĂ×yorlar… belki de bu yüzden sesinin garipliÿi, eÿer Ăark× söyleyebiliyorsa içindeki insanlar… YOU ARE A BIG GIRL NOW Tablolar× bir kenara b×rakt×r×yor bana Bob Dylan… Dinlediÿimde “küçük-büyük bir k×z” oluyorum. Çimenlerin aras×nda oturuyor gibiyim ve hisler yarat×yorum içimde, olaylar× tablolaerĂeklinde alg×layan bir insana, bir kör gibi davranmas×n×, hisleriyle oynamas×n× saÿlamak kolay bir Ăey olmasa gerek ki bu adam kolaylaĂt×r×yor her Ăeyi… Kocaman bir k×z×m art×k. BLOWING IN THE WIND Ve düĂünceler kay×p giderken bir adam kayboluyor dalgalar×n içinde, dalgalar onu yerden yere çarp×yor. Kendini küçücük ve savunmas×z hissediyor o anda… fonda Bob Dylan çal×yor yine ama o dalgalardan duymuyor. Yorulduÿunda boÿuĂmaktan, kumlar×n üzerine seriyor kendini. Belki de bir cevap ar×yor kendine. Kulakl×klar×ndan çocuksu melodiler yay×l×yor: The answer ,my friend is blowing in the wind.


EMRE DEDEKARGINOþLU


Görkemli bir tarihe sahip olan Eski M×s×r’×n geçmiĂinden ve hikayelerinden etkilenerek, yine o coÿrafyan×n müzikal etkileĂimlerini Death Metal gibi uç bir tür ile buluĂturmay× baĂaran Nile’i Death Metal tarz×na bulaĂan her dinleyici biliyor. Mistik atmosferlerinin yan×nda oldukça sert, h×zl× ve teknik bir Death Metal yap×s× sunan grup, 1998 senesinde ilk resmi kay×d× Amongst The Catacombs Of Nephren-Ka ile piyasaya girdiÿinden beri her ç×kard×ÿ× albüm ile ününü artt×rd× ve hayran kitlesini geliĂtirdi. Grubun beste ve söz yükünü çeken, gitar×na hakimiyetiyle de sayg× kazanan Karl Sanders, ayn× zamanda M×s×r Mitolojisi üzerine oldukça bilgi sahibi bir isim olduÿundan, grubun yoÿun M×s×r etkileĂimlerinin de nereden geldiÿi belli oluyordu. Yak×n arkadaĂ× olarak gösterdiÿi Pete Hammoura’n×n Lübnan as×ll× olmas× sebebiyle Orta Doÿu kültürü hakk×nda yoÿun ilgisini bilgiye dönüĂtüren Sanders, o zamanlar özellikle Eski M×s×r, Sümer, Babil gibi uygarl×klarla ilgileniyormuĂ. Nile’i baĂta Eski M×s×r mitolojisi ve efsaneleri eksenli hale getiren Sanders, grubun müziÿine yedirilen M×s×r etkisiyle yetinmemiĂ olacak ki, 2004 senesinde kendi solo albümü Saurian Meditation’u yay×nlad×. Saurian Meditation, Nile’×n Death Metal yap×s×n×n tamamen ç×kar×ld×ÿ× ve yerine daha yoÿun Ăekilde Eski M×s×r etkileĂimli Ambient bir müzikal yap×n×n kullan×ld×ÿ× yap×s×yla dikkat çekmiĂti. Sanders, gitarlar×n yan×nda baÿlama, e-bow ve klavye çalm×Ăt× ve albümdeki enstrumental çeĂitlilikte öne ç×k×yordu. Albüm hem Nile dinleyicisinden hem de farkl× tarz dinleyicilerinden tam not alm×Ăt×. Zengin müziÿiyle genel anlamda dingin ama yer yer kaotik ve tribal bir albüm olan Saurian Meditation’dan sonra gelen Nile albümü Annihilation Of The Wicked’da grup salt M×s×r müziÿi etkilerini oldukça az kullanm×Ăt×. Karl Sanders herhalde bütün Àkirlerini bu albüme yans×tt×ÿ×ndan, bir sene sonras×nda gelen Nile albümünde daha direkt bir yap×ya geçmiĂlerdi. Annihilation Of The Wicked ve iki sene önce ç×kan son albümleri Ithyphallic ile baĂar×s×n× pekiĂtiren Nile yeni albüm haz×rl×klar×na henüz baĂlamadan Karl Sanders yeni bir solo albüm kaydetti ve geçtiÿimiz ay içerisinde piyasaya sürüldü. Oldukça güzel tasarlanm×Ă bir kapak ile piyasaya sürülen albüm, öncülü kadar uzun bir albüm deÿil ve bu baÿlamda yine ilk albümdeki Of The Sleep Of Ishtar gibi uzun parçalar yer alm×yor. Sanders iki albüm aras×nda boĂluÿun uzun olma sebebini ise tüm zaman×n× Nile’in almas×ndan do-

lay× Ăark×lar× uzun bir süre zarf×nda yaz×p düzenleyebilmesi olarak aç×kl×yor. Albüm öncesinde Ăark×lar×n×n bilgisayar×nda depolanm×Ă verilerini kaybettiÿini de belirten Sanders, Curse The Sun ve A Most Effective Exorcism... d×Ă×nda bütün kaydettiÿi verilerin zarar gördüÿünü ekliyor. Sonuç itibariyle, yay×nlanma öncesi biraz sorunlu bir süreçte geçiren bir kay×t olmuĂ Saurian Exorcisms... Öncelikle bu albüm Saurian Meditation’u temel almas×na raÿmen öncülüne göre daha çeĂitli etkileĂimler içeren, baĂl×ÿ× gibi daha “exorcism” kokan bir albüm... Yarat×lan atmosfer yine çok baĂar×l× ve albüm süresince dinleyiciyi elinden b×rakm×yor. Sanders, albümdeki etkileĂimlerini “Yapmaya çal×Ăt×ÿ×m Ăey kesin M×s×r tarz× etkileĂimlerden uzaklaĂ×p, daha geniĂ bir ilham alan×yla bütünleĂmek... Yapt×ÿ×m müzik tam


ran tribal davum ritmleriyle baĂl×yor. Rapture Of The Empty Spaces albümdeki zengin etkileĂimlerin nas×l baĂar×l× bir Ăekilde birleĂtirildiÿi konusunda en iyi örneklerden birisi olarak göze çarp×yor. Contemplate This On The Tree Of Woe, tribal davullar ve Sanders’in akustik partisyonlar×yla dingin ve hoĂ bir dinlemelik olurken, A Most Effective Excorcism Against Azagthoth And His Emissaries ise albümün baĂl×ÿ×n× hakk×n× veriyor, içerdiÿi kaotik ve uÿursuz atmosfer ile belleÿinizde bir “exorcism” an× uyand×r×yor. Slavery Unto Nitokris ise önplandaki saz partisyonlar×n× arkaplanda koro ve davullar ile birleĂtiriken devam×nda gelen Shira Gula Pazu, oldukça atmosferik giriĂiyle öncülüne devam getiriyor. Kali Ma, drone ses denemeleri, ürkütücü koro ve melodiler ile Ăark×y× domine eden törensel davullarla uÿursuz bir atmosfer yarat×yor. Kali Ma, albümdeki diÿer bir dingin say×labilecek parça, yine saz×n domine ettiÿi hoĂ bir atmosfere sahip... Impalement and CruciÀxion Of The Last Remnants Of The Pre Human Serpent Volk ise yine törensel bir atmosfere sahip, hipnotik ve uÿursuz bir parça, korolar, solo vokaller, tribal davullar ve ürkütücü drone denemeleriyle öne ç×k×yor. Son Ăark× Dying Embers Of The Aga Mass SSSratu ise Orta Doÿu atmosferini, karanl×k ses denemeleriyle birleĂtirerek albüme son veriyor. olarak M×s×r müziÿi deÿil... Birçok farkl× kültürün geleneksel müziÿinden ödünç al×yor ve ya çal×yorum. Biraz Tibet, biraz Hint ve birazda Arap etkileĂimleri var.” diyerek aç×kl×yor. Albümde kullan×lan enstruman çeĂitliliÿi ise ayr× bir nokta olarak göze çarpmakta ki Sanders albümde yine baÿlama saz× eline al×yor ve bunun yan×nda glissentar,Tibet zilleri, bansuri ve çeĂitli Orta Doÿu enstrumanlar× da çal×yor. Tüm gitar, perküsyon, davul ve synth iĂlerini de kendisi halleden Sanders’in özellikle baÿlama saz hakk×nda söyledikleri Türk dinleyicilerin dikkatini çekecek cinste: “Baÿlama saz× seviyorum. Oldukça hoĂ bir çalg× çünkü yar×m perdelere sahip. Doÿru yerde doÿru tonu kullanabilirsiniz melodiye çok fazla karanl×k gizem eklemenize izin verebiliyor. Enstrumanlar×n× geleneksel olarak çok iyi çalabilen doÿu müzisyenlerine büyük sayg×m var. Fakat benim müzikal eÿitimin bat× etkili olduÿu için, ne yaparsam yapay×m saz ile özgün bir sound elde edemem. Bu nedenle, Orhan Gencebay gibi büyük Türk çalg×c×lar×n× emüle etmektense ki bu hiçbir zaman tam olarak baĂar×lamaz, saza daha kiĂisel Ăekilde yaklaĂarak keyif almaya bak×yorum.” Orhan Gencebay’× örnek almas× gerçekten ĂaĂ×rt×c× ve gurur verici bir olay diyebiliriz. Albüm Preliminary PuriÀcation Before The Calling Of Inanna’n×n Orta Doÿu tandansl× üÁemeleri ve Afrika yerel müziklerini and×-

Sonuç itibariyle, hem atmosferi, hem enstruman çeĂitliliÿi ve kullan×m× hem de karanl×k ve yoÿun yap×s×yla Saurian Exorcisms, öncülünü aratmayacak bir yap×t olarak karĂ×m×za ç×k×yor. Karl Sanders’in tamam×yla tek baĂ×na yapt×ÿ× bu eser, bir Àlm müziÿi olabilecek kadar güçlü ve iyi bir ses sistemiyle dinlenirse gerçekten daha da fazla keyif veriyor. Çünkü elde edilen çeĂitlilik sebebiyle, dinleyici her dinleyiĂinde farkl× sesler ve tatlar yakalayabiliyor. Ālk baĂlarda Saurian Meditation ile ayn× gelse de zamanla albümün içine girdikçe daha karanl×k ve uÿursuz bir havas×n×n olduÿunu görüyorsunuz. Grubun hayranlar× d×Ă×nda metal müziÿe ilgi duymasa bile Ambient iĂleri seven dinleyicileri de yakalayabilecek, hoĂ bir dinlemelik Saurian Exorcisms...


Benim için Hayko hakk×nda yazmak asl×nda oldukça zor, bu konuda san×r×m pek objektif olam×yorum. Hayat×m×n en bunal×m günlerini Hayko Cepkin’e olan platonik aĂk×m ile aĂt×m da diyebilirim, neyse sadede gelelim; neden seviyoruz Hayko Cepkin’i?

DENĀZ ERATAK

Y×llar önce bir arkadaĂ×m bana Hayko Cepkin diye birisi var dinledin mi demiĂti “hadi len” demiĂtim. Bundan 4 sene önce ilk ad×n× duyduÿumda “Āsmail YK” gibi birĂey sanm×Ăt×m, nereden bileyim y×llar sonra aĂ×k olacaÿ×m× adama :) Demek ki geleceÿi görebilen insanlar da varm×Ă ve ben bunlardan birisi deÿilmiĂim. Ne yalan söyleyim, ilk albüm bana feci arabesk gelmiĂti o dönemlerde, pek dinlememiĂtim. Asl×nda arada çok damardan arabesk de dinlerim ama sarmam×Ăt× demek, az önce bir bakt×m internet sayfas×na, 2006 y×l×nda bir çok defa Ankara’da da konserleri olmuĂ, hatta ODTÜ’ye bile gelmiĂ de o zaman pek önemsememiĂiz. Geçenlerde ODTÜ Ăenliklerinde gittiÿim konserinde kendisi de bunu “ikinci konser ilkine göre çok farkl× oldu” Ăeklinde ifade etti. Yine de ilk albümü “Sakin Olman Laz×m” ile de bir

fark yaratm×Ăt×r kendisi, o albümden bir kaç parçay× arada s×rada dinlerim (mesela ‘Son Kez’ muhteĂem). Tabi bunda benim suçum yok, hatta Hayko’nun da suçu yok, herkesin bildiÿi gibi ev ortam×nda (Selim’e göre dolab×n içinde) yap×lan amatör kay×tlar albüm olursa biz de pek tan×yamay×z kendisini o dönemlerde. Ama 2007 y×l×nda ç×kartt×ÿ× ikinci albümü “Tan×Ăma Bitti” (büyük bi k×sm× ev kayd× olduÿu halde) beni benden alm×Ăt×r. Sar×Ă×n imaj×n× bu albüm ile deÿiĂtirmesi de isabet olmuĂtur, Ăimdi hastas×y×m saçlar×n. Neyse, ikinci albüm bana göre muhteĂemdir, milyon defa dinlemiĂimdir heralde, parçalar×n sözleri, dozu iyi tutturulmuĂ brutal vokalleri, Àziksel görüntüsü, sahne performans×, k×sacas× herĂeyiyle… Zaten sahnede izlemek laz×m Hayko’yu, o nas×l üstün bir insand×r, art×k gide gele ezberledim tüm tiyatroyu, önce


Hayko’nun sesinden sahne almaya son 5 dakika, insanlar ç×ld×r×r, son 1 dakika, grup gelir ve yerini al×r, Hayko’nun özel mikrofonu gelir sahneye, hani Ău boya f×Ăk×rtan pahal× olduÿunu düĂündüÿümüz mikrofon (kardeĂimin en güldüÿü an) ve Hayko… Sahnede çok da konuĂmuyor adam, bir selam, bir hoĂçakal, bununla ilgili olarak da bir röportaj×nda özellikle konuĂmad×ÿ×n×, insanlar fazla tezahürat yapt×ÿ×nda utand×ÿ×n× söylemiĂti, böyle de mütevazi bir insan kendisi. Çok gittik konserlerine, komiktir, iç çamaĂ×r× atanlar, sahneye ç×k×p öpmeye kalkanlar, san×rs×n Ricky Martin sahnede :) Ama alakas× yok onun, müzik yapmak için doÿmuĂ insan, bambaĂka diyarlara gidiyor, müziÿinden baĂka hiç birĂeyin fark×nda deÿil gibi… Asl×nda benim gibi hastas× olanlar×n yan×s×ra baz× insanlar×n eleĂtirdiÿi de aĂikar kendisini, kimisi sesini, vokalini beÿenmez, kimi tipini, kimisi de müziÿin içerisindeki arabesk öÿeleri… Tabi herkes beÿenecek diye birĂey yok ama kabul etmek gerekir, Türk müzik piyasas×nda devrim yapm×Ăt×r, kolay deÿildir böyle bir ticari kayg×dan uzak müzikle ve ayn× zamanda böyle ayk×r× bir tiple insanlar×n gönlünde taht kurmak. Hele de bu devirde… Bu nedenlerle herkes taraf×ndan sevilmese bile sayg× duyulmas× gerekir diye düĂünüyorum. Hayko her zaman bana çok takdir edilesi bir insan olarak görünmüĂtür. Müziÿini, tarz×n×, insanlar×n yönlendirmesiyle deÿil de kendisi için yapt×ÿ×n× zaten her f×rsatta dile getiriyor. Yani asl×nda kendisi için deÿil de, kendi sevdiÿi gibi dersek daha doÿru olacak san×r×m. Hayat×n× ilk okuduÿumda çok duyguland×m ve gerçekten çok ilgimi çekti, “ne kadar güçlü bir insan, baĂ kald×ran, y×lmayan birisi” demiĂtim. Asl×nda toplumda çoktur, aileler bir Ăekilde yönlendirir insanlar× ve çoÿumuz sevdiÿimizi, yapmak istediÿimizi pek gerçekleĂtiremeyiz Ău k×sac×k hayatta. Bu konuda Hayko’nun insana güç veren bir yan× da var doÿrusu, dedim ya objektif olam×yorum, tan×d×ÿ×m haliyle çok seviyorum kendisini :) Yaln×z Hayko ile ilgili bir hayal k×r×kl×ÿ×m vard×r, söyleyemeden geçemeyeceÿim, o da Ău Türk sinemas×n×n en kötü Àlmlerinden birisi olan ve Hayko’ya raÿmen 20 dakikadan fazla tahammül edemediÿim “Çocuk” Àlmidir. Koskoca Hayko Cepkin, neden öyle abuk bir rolde, öyle abuk bir Àlmde oynam×Ăt×r, bir türlü anlamam×Ă×md×r. Bütün bunlar×n yan×nda inan×lmaz sempatik,


konuĂmas×n× bilen, ekranlarda saçmalamayan birisi. Annem bile “ne kadar efendi çocuk” diyor, ilginç asl×nda o tipe bu efendilik deÿil mi? Bir de çok k×z×yorum, bir “yerli Marilyn Manson” laf× her yerde, ne alakas× var aÿabeycim? Tamam Manson’u sevmiyor deÿilim ama Hayko ile alakas× yok bence... Mütevazi demiĂken, Ăunu da eklemeden geçemeyeceÿim, düÿün salonlar×nda kötü ses sistemleri ve kötü ortama bile ald×rmadan konserlerini gerçekleĂtirmiĂtir zaman×nda. Yurdum müzisyenlerinin çoÿunda olan yüksek ego kendisinde gerçekten yok gibi, “rock’ç×d×r cooldur” havalar× yok, bay×l×yorum o yönüne, aç×yorsun televizyonu, kad×n programlar×nda da görebilirsin büyük bir bilgelikle yorumlar×n×, hani nev-i Ăahs×na münhas×r derler ya, aynen öyle birisi bu Hayko. Hatta insana sanki 40 y×ll×k kanka hissini veriyor, birisi kötü birĂey dediÿinde direk bir koruma moduna geçiyorum. Ha bir de BeĂiktaĂl×, belki de bizim evin çocuÿu hissini veren unsu×rlardan birisi de budur benim için. Saÿlam bir BeĂiktaĂ taraftar× olarak ÇarĂ× tayfas×ndan olmas×n× da takdirle karĂ×l×yorum, diyorum ya bir taraf× kalkm×Ă süper star×m havas×ndan çok bizlerden birisi, o kadar suni makyaj×na, horoz gibi dikilmiĂ, üstüne mavi kaynak eklenmiĂ saçlar×na, renkli görüntüsü-

ne raÿmen, çok doÿal bir adam yahu, her röportaj×n× dinlediÿimde, okuduÿunda tekrardan bir baÿlan×yorum, nüktedanl×ÿ×, haz×r cevapl×ÿ×, karĂ×da laf sokmaya çal×Ăan× k×vrak zekas× ile alt etmesi falan ayr× bir güzel. Ālginç birĂey de var, bunu genelde imaj düĂkünü k×zlardan çok duyuyorum; “ben Hayko’dan çok korkuyorum, ay çok korkunç”. E abicim kiĂiden korkulmas× da bir yere kadar iyidir :) Zaten istenilen de budur belki, öyle deÿil mi? (Editörün notu: Hayko’dan korkanlar son 4-5 senedir Bülent Ersoy’u hiç mi görmediler ekranda merak ediyorum.) Bir de müziÿi dinletiyor be adam, hayatta Teoman dinlemem mesela normalde. Nedense onun aÿ×r duygu yüklü parçalar× bana öfff dedirtiyor ama Hayko’dan bir Teoman müziÿi dinlemek bile güzel, bilindiÿi üzere Teoman’×n Ăark×lar× baĂka kiĂiler taraf×ndan yorumlanm×Ăt×. ‘Gökdelenler’ isimli parçay× Hayko yorumundan dinlemenizi tavsiye ederim. Üçüncü albümünün de yolda olduÿunu duydum hatta, 2009 y×l× sonu, 2010 y×l× baĂ× gibi ç×kacakm×Ă, merakla, heyecanla, dört gözle bekliyoruz.


CK ROOSYA I LD UN ZE Ö

Āngiltere’den ç×km×Ă en önemli gruplardan birisi olan Paradise Lost, bu temmuzda alt× senelik bir aradan sonra tekrar ülkemize teĂrif edecek. Uni-Rock Festivali sayesinde yeniden görebileceÿimiz gotik krallar×, bu sene ayr×ca 2007 tarihli In Requiem’i takip edecek yeni albümlerini ç×karacaklar. Geçtiÿimiz sene kadrosundan davulcular× Jeff Singer’× kaybeden grup, geçtiÿimiz aylarda ĂaĂ×rt×c× bir haber ile kadrosuna ünlü Āsveçli davulcu Adrian Erlandsson’u katt×. Ayr×ca, may×s ay×n×n sonunda grubun ilk günlerine ait demolar Frozen Illusion ve Paradise Lost, ’89 tarihli daha önce yay×nlanmam×Ă bir canl× kay×t ile birlikte Drown In Darkness - The Early Demos ad×nda bir derleme albümünde toplanacak. Tüm kay×tlar×n yeniden master edildiÿi derleme grubun plak Ăirketi Century Media taraf×ndan yay×nlanacak ve eski PL logosunu içeren bir kapaÿa sahip olacak. Paradise Lost cephesinden son geliĂmeler Ăimdilik bu kadar...Grupla yapt×ÿ×m×z röportaj×m×zda, grubun geçmiĂi ve yeni albüm ile ilgili sorular×m×z× solist Nick Holmes cevaplad×. Çevirme k×sm×nda bazen haÀf zorlayan cevaplar vermiĂ olsa da :D ortaya hoĂ bir röportaj ç×kt×.

EMRE DEDEKARGINOþLU

-Merhaba. Öncelikle gelecek albümünüz hakk×nda sormak istiyorum. Yeni albüm için Āsveç’te Jens Bogren ile çal×Ăt×n×z. āimdiye kadar durum nas×l? Yeni albüm ile ilgili ipuçlar× verebilir misiniz? Merhaba. Albüm bitti. Jens mükemmel bir iĂ baĂard× ve bizde sonuçlardan oldukça mutluyuz. Sert bir album oldu, son albümden bile daha sert... -Geçtiÿimiz aylarda, önemli bir Extreme Metal bateristi olarak görülen eski At The Gates ve Cradle Of Filth üyesi Adrian Erlandsson’u kadronuza katt×n×z. Karar verme aĂamalar×n×z nas×l oldu? Adrian oldukça becerikli bir baterist ve Paradise Lost ile de oldukça yak×n, bizimle benzer müzik zevki var, yaĂlar×m×z yak×n ve bizim kadar da turlam×Ă birisi dolay×s×yla kendisi birçok yönden uygundu. -Bateristler d×Ă×nda, yirmi y×ld×r oldukça stabil bir kadroya sahipsiniz. Bu kadar sene boyunca ayn× elemanlarla çal×Ămak zor muydu? Bilirsiniz, metal gruplar× kadrolar×nda bu tarz bir stabiliteyi pek baĂaramazlar. Āçimizden hiçkimsenin baĂka bir iĂ yapamayacaÿ× gerçeÿinin mizah ile birleĂmesi büyük bir rol oynad× diyebilirim.


-In Requiem ile müziÿinizin sert yönüne keskin bir dönüĂ yapt×n×z ve albüm oldukça beÿeni toÿlad×. Tüm bu farkl× denemelerden sonra, In Requiem’in müzikal yönünüzün doÿal bir geliĂimi olduÿunu düĂünüyor musunuz? HerĂey doÿal bir geliĂmeydi. Müzisyen ve müzik hayranlar× olarak çok büyük görüĂlerimiz yok, kalbini takip etmek ve seni nereye yönlendirdiÿini görmek zorundas×n. Müzik bir sanat biçimidir, düĂünceler karĂ×s×nda eÿilmek ruhunu satmak gibidir. Kimseye ald×rmamak ve kendi iĂiniz yapmak daha iyidir. - Āki metal türünün atas× olarak görülüyorsunuz, Doom/Death Metal ve Gothic Metal. Ālk albümünüz, Lost Paradise’× yay×nlad×n×zda, aĂ×r× karanl×k atmosferiniz ve sert/yavaĂ Ăark× yap×lar×n×zda dikkat çektiniz. O zamana göre farkl× bir yaklaĂ×md× çünkü tüm Death Metal gruplar× aĂ×r× ve h×zl× Ăeyler yap×yorlard×. Bu denemenin yeni bir tarza yol açacaÿ×n× hiç düĂündünüz mü? Her zaman dinlemeyi sevdiÿimiz tarz× çald×k. Sadece biraz gürültü yapmak istedik ve iĂler biraz daha farkl× bir Ăekilde geliĂti. -Grubu kurduÿunuzda ana etkileĂimleriniz hangi gruplard×?

Frost, Candlemass, Massacre, Death, Trouble, Morbid Angel diÿerleri aras×ndan sayabileceklerim... -Celtic Frost, ‘90lar metal müzik tarzlar× aç×s×ndan oldukça önemli bir gruptu. Siz de Celtic Frost’tan etkilendiniz mi? Yoÿun olarak. Frost oldukça büyük bir gruptu. - 1991 senesinde, ikinci albümünüz Gothic ile beraber, yavaĂ ve brutal melodileri, sert vokaller, atmosgerik klavyeler ve bayan vokaller ile birleĂtirerek Gothic Metal tarz×n× baĂlatt×n×z. Bu formülünüz, sizin açt×ÿ×n×z yolu takip eden birçok Gothic Metal grubunun kurulmas×na öncü oldu. Senfonik klavye k×s×mlar×n× ve bayan vokallerini müziÿinize eklemeye nas×l karar vermiĂtiniz? Frost bizden önce yapm×Ăt× ve san×r×m Venom daha da önce yapm×Ăt×. Bayan sesi sert vokale güzel bir kontrastt×. Buna raÿmen Ău günlerde bunu biraz s×k×c× buluyorum. -Gregor Mackintosh kendi belirgin çal×m tarz× ve tutkulu sololar×yla biliniyor. Gitar sololar× genelde Gothic Metal gruplar× taraf×ndan gözard× edilen birĂeydir. Bu durumla ilgili yorumlar×n×z neler? Belki o gruplar sololar×n biraz fazla “metal” olduÿunu


CK ROOSYA I LD UN ZE Ö

düĂünüyordur ya da hiçbirisi gerçekten iyi solo çalam×yorlard×r. Sololar s×k×c× olabilir. Ama doÿru yap×ld×klar×nda büyüleyicilerdir. -Shades Of God daha direkt bir Doom/Death Metal albümüydü ve o albümü her dinlediÿimde, özellikle melodi bak×m×ndan “oryantal” bir tat al×yorum. Bu yüzden Orphaned Land ve Salem gibi gruplar×n temelinin Shades Of God’da sakl× olduÿunu düĂünüyorum. Bu konudaki yorumlar×n×z× duymak isterim? Sadece bunlardan birisi hakk×nda. O gruplar×n ise albümden bir Ăeyler ald×ÿ×ndan yana emin deÿilim. -Icon tarz deÿiĂimine gittiÿiniz ilk albümdü, temiz vokallere ve daha raÀne ama hala sert bir tav×ra sahipti. Medya taraf×ndan bu alb��mdeki vokalleriniz James HetÀeld’×n vokallerine benzetilmiĂti. Metallica’n×n Black Album’u Icon’u bestelerken size etkileĂim oluĂturdu mu? Metallica’y× Black Album’den çok daha önce de seviyordum. Vokal olarak, Death Metal vokallerinin iyi olmad×ÿ× aç×ÿa ç×km×Ăt× ve HetÀeld-vari vokaller o za-

manlar daha iyi oturmuĂtu ama asla kasten kopyalama söz konusu deÿildi. -Draconian Times kariyerinizdeki en büyük ad×md× ve hala bir Gothic Metal Ăaheseri olarak görülüyor. Draconian Times’dan sonra One Second’u yay×nlad×n×z ve albüm hayran kitlenizi ĂaĂ×rtt× çünkü sound olarak Gothic Rock/Synth Pop-vari bir alana geçiĂ vard×. Āki albümde kariyeriniz aç×s×ndan kritik noktalard×. Bu deÿiĂim nas×l oldu? Draconian Times’a kadar geliĂtirdiÿiniz müzikten s×k×lm×Ă m×yd×n×z? Draconian Times ve Icon için çok yoÿun miktarda turlam×Ăt×k ve aradaki dinlenme zamanlar×m×z çok azd×. Ayn× Ăeyi yapmaktan da biraz yorulmuĂtur ve One Second sonuç olarak ortaya ç×kt×. -One Second’u bestelerken hangi gruplar ana etkileĂimleriniz oldu? Her zamanki dinlediÿimiz gruplar, deÿiĂim bizim içindi, müzik zevkimiz için deÿildi. -Host, grubun metal köklerinin terkedilmesi ve tama-


men synth temelli bir yap×ya geçilmesi nedeniyle Paradise Lost’un en tart×Ămal× albümüydü. Baz× kritikler ve hayranlar sizi “Depeche Mode-benzeri” olmakla suçlad×. KiĂisel olarak albümün çok sert bir Ăekilde yarg×land×ÿ×n× ve içerdiÿi s×f×r metal elementlerine raÿmen hoĂ bir dinlemelik olduÿunu düĂünürüm. Bu albümün hakettiÿi noktaya gelemediÿini düĂünüyor musunuz? Karanl×k keyboardlar kullanan her grup kendisini Depeche etiketine haz×rlar. Bunu biliyorduk ama albüm konuĂunda oldukça tutkuluyduk ve albüm bunu gösteriyor. Hala en iyi albümlerimizden birisi ama metal yok. -Believe In Nothing ve Symbol Of Life ile birlikte müziÿinizi Gothic Rock etkileri ve sert gitar melodileriyle tekrar Ăekillendirdiniz ama One Second döneminden daha farkl× iĂliyordu. Bu formül Moonspell ve Tiamat gibi Gothic Metal gruplar×nca da kullan×lm×Ăt×. Neredeyse tüm Gothic Metal gruplar×n×n× sizin Gothic dönemindeki formülünüzü kulland×ÿ×n× sayarsal, bu Gothic Rock etkili Gothic Metal yaklaĂ×m× tarz için taze bir yön olabilir mi? Zaman×nda olsayd× belki ama Ău an bulunduÿumuz yer

hema ile iliĂkileriniz nas×l? Kitle üç gruptan da keyif al×yor gibi gözüküyordu. My Dying Bride ve Anathema üyeleri iyi heriÁer, ve herĂey iyi gitti. Kesinlikle yapt×ÿ×m×za deÿdi. -Āki sene önce, Over The Madness ad×nda, Paradise Lost’un genel bir özetini ve grubun etkisini anlatan bir belgesel yay×nland×. Bu belgesel nas×l planland×? Diran Noubar ad×nda bir eleman×n projesiydi. Grubun büyük bir hayran× ve bizimle ilgili bir Rock müzik belgeseli yapmak istedi. Century Media’dan yay×nlanmas×na raÿmen grup taraf×ndan yapt×r×lmad×. -Çok s×k risk al×p tarz deÿiĂikliklerine giden bir grup olarak, hiç tarz deÿiĂiminin geri tepebileceÿinden Ăüphe duydunuz mu? Ve tarz deÿiĂikliÿiniz, grup olarak yeni birĂeyler yaratmak için gerekli olduÿunu düĂünüyor musunuz? HerĂey geri tepebilir, daha öncede dediÿim gibi bu iĂte mutlak sonuçlar yok. Ama yapt×ÿ×n iĂe karĂ× sevgin

o zamanlardan epeyce farkl×... -Doom/Death Metal gruplar× tarz deÿiĂtirdiklerinde, genellikle ilk albümlerini canl× performanslarda es geçerler. Sizde y×llard×r Lost Paradise’dan çalm×yorsunuz ama Gothic ve Eternal gibi Ăark×lar× setlerinize ekliyorsunuz. Bu durum Lost Paradise’×n debut albümünüz olmas× ve sizin bu albümden Ău an çok uzak olman×zdan m× kaynaklan×yor? O albümle çok fazla ortak temelimiz yok. Hatta baĂka bir grup o albümü kaydetmiĂ gibi hissettiriyor, o kadar da iyi bir albüm deÿildi. - In Requiem’deki baz× Ăark×larda daha kirli ve yar×brutal tonlarda söylediniz. Eski tarz brutal vokal tarz×n×zda söylemeyi düĂünüyor musunuz? Ālk albümdeki gibi brutal vokaller ise hay×r. O vokali herkes yapabilir ve binlercesi yapabiliyor. Diÿer bir milyon Death Metal vokalistine benzer Ăekilde duyulmak istemiyorum. - Birkaç ay önce, diÿer Āngiliz Doom Üçlüsü üyeleri, My Dying Bride ve Anathema ile Unholy Trinity ad×nda bir turne yapt×n×z. Turne nas×ld×? My Dying Bride ve Anat-

yoksa, baĂkalar×ndan bunu bekleyemezsin. -Güncel Gothic Metal sahnesinden gelecek vaat ettiÿini düĂündüÿünüz gruplar var m×? Pek yok. -Bu temmuzda tekrar Türkiye’yi ziyarat edeceksiniz ve kesinlikle Türk hayranlar×n×z için heyecan verici bir etkinlik olacak. Buraya daha önce bir defa, 2003’te gelmiĂtiniz. Ālk ziyaretinizden Türkiye ile ilgili izlenimleriniz nas×ld×? HoĂtu ama gezdiÿimiz yerlerden keyif alabilmemiz için nadiren yeterli zaman×m×z olmuĂtu. Turizm bu günlerde gruplar için geçmiĂte kalan birĂey, gelir ve gidersin. -Sorular×m bu kadard×. Zaman ay×rd×ÿ×n×z için teĂekkür ederdim. Uni-Rock Festival’inde sizleri bekliyor olacaÿ×z. Türk hayranlar×n×za mesaj×n×z var m×? TeĂekkürler ve yak×nda bizi izleyin.


EMRE DEDEKARGINOþLU

Āspanya’dan ç×km×Ă ve ad yapm×Ă pek metal grubu yoktur. Ülkenin kendi içinde yeralt× bir metal müzik sahnesi olsa da Āspanyollar, metal müzikte bir Āskandinavlar gibi ekol yaratamam×Ă, hatta çok büyük bir isim bile ç×karamam×Ăt×r. Genel anlamda küçük Ăirketler ile çal×Ăan Āspanyol gruplar, artan internet olanaklar× ve MySpace gibi platformlar ile kendilerini yeni yeni duyurabilmekteler... Nahemah’ta Ăahsen bu yolla tan×Ăt×ÿ×m bir gruptu. Āki sene önce, The Second Philosophy adl× albümlerini ç×karan grubun Progressive Death Metal olarak etiketlendiÿini görünce ilgimi çekmiĂti. Her ne kadar albümdeki müziÿin Progressive Death Metal ile alakas× olmasa da oldukça iyi Ăark×lar içeren bir albümdü. Uzun bir süre The Second Philosophy’i dinlemiĂ ve grubu gerçekten sevmiĂtim. Geçtiÿimiz ay, A New Constellation adl× yeni albümlerini ç×kard×klar×n× duyunca bu grubu tan×tman×n uygun olduÿunu düĂündük. Aksilik olmasa bu aya bir röportaj da ayarlanm×Ăt×, fakat gelecek aya ertelenmek durumunda kal×nd×. Bir sonraki say×m×zda Nahemah’× kendi cümleleriyle daha yak×ndan tan×tacak röportaj×m×z da sizlerle beraber olacakt×r, Ăimdiden buradan ç×tlatal×m. Peki kimdir, nedir bu Nahemah? K×saca anlatmak gerekirse, 1997 senesinde Āspanya, Alicante’de kurulan bu grup, kariyerine senfonik Black Metal yaparak baĂlam×Ă ve ’99 senesinde Ău an bulunmas× çok zor olan Edens In Communion albümünü yay×nlam×Ă. Söz konusu albüm hakk×nda Metal Archives gibi bir sitede bile pek bilgi yok. Dolay×s×yla ilk albümleri olarak 2001 senesinde ç×kartt×klar× Chrysalis albümlerini sayabiliriz. Senfonik bir yap×ya sahip, yer yer progresif etkileĂimlerin, temiz vokallerin de görülebileceÿi Chrysalis, genel anlamda olumlu eleĂtiriler alm×Ă, yeniden bas×lm×Ă ve grup, albümden elde ettiÿi tan×t×mla Moonspell’e aç×l×Ă yapma Ăans×n× elde etmiĂ. Fakat sonras×nda yo-

ÿun Ăekilde kadro problemleri yaĂayan grup, The Last Human ad×nda bir EP kaydetmesine raÿmen yay×nlama Ăans×na da eriĂememiĂ. 2003-2005 aras×nda yeni albüm üzerine yoÿunlaĂan grup, 2006 senesinde Lifeforce Records ile anlaĂt×ktan sonra üçüncü albümleri The Second Philosophy’i yay×nlayabilmiĂ. Arada geçen alt× sene, grubun büyük bir tarz deÿiĂikliÿine gitmesine sebep olmuĂ. Ākinci albümleri Chrysalis’te Black Metal yapan grup, The Second Philosophy ile her ne kadar internette “Progressive Death Metal” olarak lanse edilse de bu etiket ile alakas×z, Opeth, Enslaved, Porcupine Tree ve Pink Floyd gibi progresif bazl× gruplar×n ve Post-Rock etkileĂimlerinin temel al×nd×ÿ× bir altyap×ya geçmiĂ. Grup, teknikalite aç×dan asla iddial× olmasa da atmosfer aç×s×ndan oldukça güçlü ve kendi içinde geniĂ bir çeĂitlilik ve kompleksite çerçevesi yakalam×Ăt× ve etkileĂimlerini kopyaya kaçmadan, belli bir özgünlük yakalayarak müziÿe entegre etmiĂti. Söz konusu albüm The Second Philosophy, grup aç×s×ndan oldukça önemli bir albüm ve bulabilirseniz mutlaka dinlemenizi tavsiye ederim. The Second Philosophy, temiz ve brutal vokal kap×Ămalar×yla yönlenen, atmosferik ve etkileyici enstrumental pasajlar, gitar ve klavye partisyonlar× içeren, özellikle Opeth ve son dönem Enslaved dinleyicilerini (Lifeforce Records’a göre Cynic, Katatonia, Amorphis dinleyicileri de dahil) hemen yakalayabilecek bol katmanl× progresif yap×n×n hüküm sürdüÿü güçlü bir albümdü ve yeni albüm A New Constellation, tamamen bu albümün üstüne kurulmuĂ bir devam albümü gibi... Yani A New Constellation’u tamamen sindirebilmek için, öncülü albüme de tan×d×k olmak bu süreci kolaylaĂt×racak bir etmen denilebilir. A New Constellation bize neler vaad ediyor? Dediÿim gibi, tamamen The Second Philosophy’nin devam× niteliÿinde bir albüm... Elli dakikaya yaklaĂan albümde,


Ăark× süreleri The Second Philosophy’e göre biraz daha k×sa ama içerik olarak aĂaÿ× kalma durumu yok. Ālk dikkat çeken nokta, vokalist Pablo Egido’nun bir önceki albüme göre daha temiz bir tonda yapt×ÿ× brutal vokalleri ve yine daha sakin t×nlayan temiz vokalleri oluyor. Genel olarak albüm atmosferinin öncülüne göre daha kaotik bir yap×da olduÿu da dikkatlerden kaçm×yor. Albümde s×k olarak kullan×lan saksafon sololar× da albüme ayr× bir tat kazand×r×yor. Albümün ilk Ăark×s× Much Us, karanl×k ve etkileyici melodileriyle albümü baĂlat×yor ve klavye solosu ve teknikalite kokan solo davul k×s×mlar×yla dikkat çekiyor. Ākinci parça Absynthe, Isa dönemi Enslaved’i and×ran tempolu bir giriĂe sahip, Ăark×n×n ortas×ndaki sakin ve saksafon solo ile yönlenen k×s×m ise oldukça etkileyici bir his b×rak×yor. Follow Me, sert k×s×mlar×na raÿmen yoÿun bir melankoliye sahip, temiz vokallerin domine ettiÿi bir Ăark×, brutal vokallerin girdiÿi yerler haÀften Brave Murder Day albümünü hat×rlara getiriyor. āark×n×n sonundaki k×sa ve duygulu gitar solosu Ăark×n×n duygu yoÿunluÿuna hoĂ bir katk× yap×yor. Reaching The Stars, yine son dönem Enslaved ve Opeth etkileriyle bezenmiĂ gitar melodilerine sahip ve grubun sert/sakin k×s×mlar aras×nda yakalad×ÿ× denge aç×s×ndan bir örnek oluyor. The Perfect Depth Of Mermaids, grubun klip çektiÿi ve herhalde albümden yana ç×k×Ă parças× olarak düĂündüÿü bir parçayd×. Klibi MySpace ve YouTube’dan izleyebilirsiniz. Sert ve haÀf endüstriyel bir tat b×rakan melodilerle aç×lan Ăark×, ikinci dakikada giren sakin, reverb gitarlar ve Jazz etkili bateri vuruĂlar× içeren yoÿun k×s×m× ve ard×ndan gelen sert melodiler ile albümdeki en güçlü parçalardan birisi olduÿunu gösteriyor. Air, iki dakikal×k k×sa bir enstrumental pasaj, sakin gitar nameleri, saksafon partisyonlar× ve mellotron sesleri içeriyor ve dinleyiciyi rüyasal bir atmosferin içine sokuyor. Under The Mourning Rays, albümdeki en uzun Ăark×, aÿ×tsal bir aç×l×Ăla dinleyene ilk darbeyi yap×yor,

katmanl× melodiler ve temiz vokaller Ăark×n×n dinamiklerine önemli katk×larda bulunuyor. āark× s×k dur-kalkl× yap×s×yla tempoyu sürekli deÿiĂtiriyor, klavye de oldukça ön planda duruyor. Üçüncü dakikada giren, sürekli tekrar eden hipnotik Post-Rock etkili gitar k×s×mlar×, arkaplanda atmosferik klavyeler ve Jazz vuruĂlar×yla Ăark×ya farkl× bir deneysellik ekliyor. āark× gerilim yaratan efektli gitar melodileri ile son buluyor. The Trip, önceki Ăark×dan ald×ÿ× yüksek tempoyu hiç kesmeden devam ettiriyor, ilk iki dakika boyunca temiz ve brutal vokallerin kap×Ăt×ÿ×, h×zl× ve sert bir yap×n×n izlendiÿi Ăark×da, ikinci dakikadan sonra Jordan Rudess-vari klavye melodileri, sakin gitar partisyonlar×yla birleĂiyor ve Ăark× katmanl× gitar melodileriyle son buluyor. Egido’nun temiz vokaller aç×s×ndan en iyi performanslar×ndan birisi bu Ăark×da bulunuyor. Smoke’s Men, hüzünlü klavye naÿmeleri ile baĂl×yor, albümdeki Post-Rock etkilerinin yoÿun olarak görülebileceÿi Ăark×lardan birisi olarakta dikkat çekiyor. Son Ăark× Outer ise üç dakikal×k bir outro gibi, genel anlamda sakin gitar melodileri ve arka planda klavye melodileriyle örülmüĂ atmosferi ile albüme hakettiÿi kapan×Ă× yap×yor. Elimden geldiÿince bu albümün içerdiÿi yüksek müzikalite ve zengin yap×y× anlatmaya çal×Ăt×m ama ne kadar anlatmaya çal×Ăsam da bu albümü dinlemeden içerdiklerini anlaman×z zor... Geleneksel kolu gün geçtikçe t×kanmaya baĂlayan Progressive Metal’e can verecek iĂler art×k Extreme Progressive Metal ad× alt×nda and×ÿ×m×z füzyon gruplardan geliyor ve Nahemah’ta bu gruplar×n aras×nda ×Ă×ld×yor. YavaĂ yavaĂ ad×n× duyurmaya baĂlayan grup, The Second Philosophy ile elde ettiÿi yap×y× A New Constellation’da bozmam×Ă ve ilerleterek devam ettirebilmiĂ. Bu grup, yeterli ilgi ve desteÿi görebilirse çok daha iyiye gidebilir çünkü gerçekten potansiyelleri var. Opeth ve Enslaved gibi gruplar× seviyor ve alternatif gruplar ar×yorsan×z, Nahemah tam olarak arad×ÿ×n×z gruplardan ve en iyilerinden biri...


CAN ÇAKIR

Gavurcada “guilty pleasure” diye bir kavram vard×r, Türkçeye “gizli zevk” civar×nda bir Ăekilde çevrilebilir san×r×m. Dahili olduÿunuz çevrenin belirli normlar×na uymasa da hoĂunuza giden Ăeylerden gizli gizli zevk almaya denir. “80’ler sonunda ve 90’lar baĂ×nda çocuk olan”lar×n bir k×sm× 90’lar×n sonu ve 2000’lerin baĂ×nda yabanc× müziÿe sarm×Ălard×. Damardan metale girilmiyordu elbette o zamanlar:) hatta cheesy rock gruplar×n×n bile henüz o zaman kültürümüzde yeri yoktu. Önce pop gruplar×yla baĂlad×k, sonra onlar yeterince cool olamay×nca yerlerini hip-hop’a b×rakt×lar. Tabii bu sadece iĂin d×Ăar×dan gözüken k×sm×yd×, gündüz okulda ilk aĂklar×m×za hip-hop kültürümüzün televizyonda gösterilen Eminem ve Dr. Dre’den ibaret olmad×ÿ×n× göstererek havam×z× basarken (anti-popülist popülizmi o zaman bile vard×) k×zdan havam×z× al×nca akĂam 5 heriÀn beraber söylediÿi aĂk Ăark×lar×n× dinlerdik. Y×llar geçtikçe verdik bünyeyi metale, ama esas×nda ne deÿiĂti? Yine gün içinde ayn× ablalarla karizmam×z çizilmesin diye klasik müziÿin kal×plar×n×n klasik heavy metale uyarlanmas×n×n sonucunda ortaya ç×km×Ă klasik heavy metalin punk’la harmanland×ÿ×nda nas×l bir müzik türü ortaya ç×kard×ÿ×n× tart×Ă×p sonra akĂam eve gittiÿimizde aÿlak aÿlak müzikler dinledik. AkĂam dinlediklerimizin kalitesi gittikçe artt×, Westlife’tan Nick Cave and the Bad Seeds’e doÿru, ama özü hala ayn×yd×: 5 herif beraber bir aĂk Ăark×s× söylüyorlard×, biz onlar×n “ah kad×n×m” deyiĂleri eĂliÿinde içimizi çekerken onlar bu iĂten yedikleri parayla havuza s×v×laĂt×r×lm×Ă kad×n doldurup onun içinde yüzüyorlard×.

K×sacas× MTV popundan mediaportal.ru metaline geçtiÿimiz zaman sürecinde hatunlardan yüz bulamad×ÿ×m×z zaman geceleri dinlediÿimiz Ăark×lar baki kald×. Bu Ăark×lar×n icrac×lar× vakit geçtikçe deÿiĂtiler, eskidiler, baz×lar× art×k kulaÿ×m×za güzel gelmedikleri için silindiler, baz×lar× ise yeni “ortamlar×m×za” uymad×klar× için yoktu. Ākinci kategorinin dahilinde olan müzisyenler, biz olgunlaĂt×kça “guilty pleasures” ad× alt×nda tekrar listelerimize giriĂ yapt×lar. Bunlardan biri de tüm zamanlar×n en kötü isimli gruplar× yar×Ămas× yap×lsa Ăampiyonluÿa oynayacak olan Backstreet Boys. Backstreet Boys’un hikayesi 1993 y×l×nda menajer Lou Pearlman’in A.J. McLean, Howie Dorough, Nick Carter, Kevin Richardson ve Brian Littrell’× biraraya getirmesiyle baĂl×yor. 1996 y×l×nda ilk albüm “Backstreet Boys” Avrupa’da yay×nlan×yor ve büyük ticari baĂar× saÿl×yor. Biz tabii bu s×rada henüz Tarkan ve Bal×k Ayhan dinlediÿimizden dolay× gruptan haberimiz yok, bir Ricky Martin ve dünyaya Āspanyolca üçe kadar saymay× öÿrettiÿi Ăark×s× ‘Maria’y× biliyoruz. Akabinde Spice Girls’ün Amerika’n×n tozunu atmas× sonucunda pop müzik Amerika’da tekrar yükseliĂe geçti ve BSB memleketine döndü. 1997’de “Backstreet’s Back” ile karĂ×m×za ç×kt×lar yine. Öbürünün baĂar×s×n× katlayan bu albümün turnesi hayli olayl× geçti. Onlar× bir araya getiren Lou Pearlman’e teĂekkür edecekleri halde “param×z× vir” diyerek dava açmalar× m× dersiniz (gerçi hakl×larm×Ă, adam doland×r×c×l×ktan 25 y×ll×k hapse mahkûm edildi sonradan), Brian’×n turnenin ortas×nda aç×k kalp ameliyat× geçirmesi mi, yoksa Howie’nin k×zkardeĂinin ölme-


si mi? Böylesine tuhaf bir turneyi olabildiÿince haÀf zararla atlatt×ktan sonra onlar× esas spot ×Ă×klar×n×n alt×na koyacak albümün çal×Ămalar×na baĂland×: “Millennium”. 1999’da görücüye ç×kan “Millennium” albümü, tüm zamanlar×n en çok satan 5 pop müzik albümünden biridir (öbürleri: Michael Jackson’×n efsanevi “Thriller”’×, Dirty Dancing ve Bodyguard Àlmlerinin soundtrackleri ile Shania Twain’in “Come On Over”’×). Bu albümün sayesinde Backstreet Boys, baÿ×ms×z plak Ăirketleri Jive Records’×n Sony BMG taraf×ndan 3 milyar dolara sat×n al×nmas×n× saÿlam×Ă, karambolde de kendilerine 60 milyon dolarl×k ayr× bir kontrat kotarm×Ălard×r. Albümden ç×kan dört single: ‘I Want It That Way’, ‘Larger Than Life’, ‘The One’ ve özellikle ‘Show Me The Meaning Of Being Lonely’ tarihe geçen hitler olmuĂlard×r. ‘Larger Than Life’ haricinde diÿer üçü de yaz×n×n baĂ×nda bahsettiÿim akĂamlarda üzüntülerimize meze olmuĂlard×r. KiĂisel not: ‘Show Me The Meaning Of Being Lonely’, last.fm’e üye olduÿum tarihten beri en çok dinlediÿim 5. Ăark× durumunda. Bir numaral× Ăark×n×n da Johnny Cash’ten ‘Hurt’ olduÿunu düĂünürsek var×n siz düĂünün halimi. “Millennium”’dan sonra Backstreet Boys için söylenecek çok da fazla bir Ăey yok esas×nda. Albümün baĂar×s×n× 2000’de ç×kan “Black & Blue” sürdürmüĂ olsa bile, albüm turnesinin ikinci ayaÿ× A.J. McLean’in alkol ve uyuĂturucu baÿ×ml×l×ÿ×n× sona erdirmek için rehabilitasyona yatmas×yla yalan oldu. 2002’de menajerlik Ăirketleri The Firm’le yaĂad×klar× sorunlara Nick Carter’×n solo albümünü bu Ăirketle beraber yapmas× eklenince, grubun bir süredir ask×ya al×nm×Ă aktivitelerinin toparlanma ihtimali tekrar suya düĂtü. 2003 y×l×nda Oprah Winfrey’nin Ăovuna konuk olan ve baÿ×ml×l×k problemlerinden bahse-

den A.J. McLean’e destek olmak amac×yla ona canl× yay×nda sürpriz yapan grup elemanlar×n×n bu tavr×yd× belki de grubu tüm zamanlar×n en çok satan ve hala daha akĂamlar× dinlediÿimiz tek boyband yapan. 2005’te eskiye k×yasla çok daha farkl× bir müzikal altyap×yla geri döndü grup. “Never Gone” kayd×n×n altyap×s×nda daha önce pek tercih etmedikleri piyano ve yayl×lar göze çarp×yordu. 2006 y×l×nda Kevin ailesine daha fazla zaman ay×rmak için gruptan ayr×ld×ÿ×n× aç×klad×. Müzik piyasas×nda al×Ă×lmad×k bir Ăekilde bu hadisenin üzerinden 3 tam sene geçmiĂ olmas×na raÿmen iki taraf da birbirinin arkas×ndan “Ăöyle Ăerefsizdir, böyle kolpad×r” gibi aç×klamalarda bulunmad×. 2007 y×l×nda “Unbreakable”’× piyasaya süren grup bir önceki albümünde mp3 furyas×ndan çok etkilenmemiĂ olsa da (“Never Gone” 10 milyon satm×Ăt×) bu sefer o etkiden kurtulamad×. “Unbreakable”’da müzikal yönlerini yine deÿiĂtirip bu sefer gitar aÿ×rl×kl× bir pop-rock sound’una yönelmiĂ olan grubun bu y×l ç×kmas× beklenen albümlerinde Akon’dan Lil’ Wayne’e kadar hip-hop dünyas×n×n son zaman y×ld×zlar×yla çal×Ăt×klar× bilindiÿinden dolay×, yine öbürlerinden farkl× bir sound beklemek hiç de hayalperestlik s×n×rlar× dahilinde olmayacakt×r. Basitçe özetlemek gerekirse, 90’lar×n sonu-2000’lerin baĂ×nda esen ve art×k kendileri kalmasa da çok büyük bireysel Àgürler yaratm×Ă olan boyband f×rt×nas×n×n ayakta kalan son kalesidir Backstreet Boys. Ne zaman ki aĂk ac×s×ndan derbeder olmuĂ bir Ăehirli genç görürsünüz, biliniz ki o kiĂi ac×y× çektiÿi sürenin içinde mutlaka en az bir defa ‘Show Me The Meaning Of Being Lonely’ dinleyecektir. Sosyal çevresinin normlar× izin vermese bile, çünkü Backstreet Boys norm dinlemez!


MELĀS SARILAR


DELĀLĀK KAVRAMI Türlü ahlak kurallar×, emirler, kitaplar ve niceleri. Ānsanlar× komplekslere ve obsesyonlara iteleyen sebepler. Ānsan psikolojisine yön veren kurallar× tanr×y× alet ederek koyan zekiler. Ve çözümü de ruhumuzda aramam×z× söyleyen her Ăey içimizde diye bas bas baÿ×ran Ăarlatanlar. Sonras× büyük bir kaos. Derken bu olgunun moda olmas× :Delilik. Normal olmayan koĂullarday×z elbette kimsenin de bu durumda normal olmas× mümkün deÿil. Peki delilik nedir? Bir tak×m saçma sorunlara sahip olmak m×? Bunlar× göÿsünü gere gere anlat×p o beyin uyuĂturucu haplar× yine göstere göster almak m×? Delilik rahats×z edici bir durumdur oysa ki. Ve deliler ilaçlara baÿ×ml× yaĂamaz beyinlerini uyuĂturmazlar. Çünkü delilik kavram× zekad×r. Köklerini doÿadan al×r, –doÿa ipe sapa gelmezliÿiyle tam bir ç×lg×nl×kt×r- insanlara yans×r. Zeka, doÿad×r. PATTI Doÿa çirkindir, estetiÿiyle sizi kand×r×r içinde binlerce iÿrençlik dolaĂ×r. Sand×ÿ×m×z güzel tablolardan ibaret deÿildir doÿa. Dionysos delisine aittir bir kere. Bir sarhoĂluk ve ç×lg×nl×kt×r. BaĂ× döndüren bu doÿaday×z Ăimdi. Zaman×m×z belli deÿil. Bir ormanday×z. Ç×plak bir kad×n koĂuyor aram×zda. Dans ediyor ç×ÿl×klar at×yor. “ç×plak ayaklar×yla dans ediyor” Bizi rahats×z ediyor, bir tak×m kurallarla deÿil de özgürlüÿüyle obsesyonlar×m×za sebep oluyor. Yeniden boyuyor yaĂamlar×, Ăark×lar× soluk bir gökkuĂaÿ×yla. ĀĂte karĂ×n×zda : Patti Smith “HORSES” AteĂlerin içinde punk kraliçesi. Kökenlerinden geliyor eski dünyan×n. Āçinde ne olduÿu apaç×k. Sözler dönüp duruyor. Biliyorum bir plak var kafas×nda durmadan dönüyor h×zlan×yor son radde ve gürültülü bir rahatl×ÿa iniĂ yap×yor. Bir süre oralarda oyalan×yormuĂ gibi. Yeniden akl×na gelmesi için cümlelerin. Bir süre sonra rahatl×k da sona eriyor ve kelimeler kesikleĂmeye baĂl×yor. Kekeme bir ruhu var bir söz gelirken gerisinde ne geleceÿi merakla bekleniyor ve yine rahatl×k. H×çk×r×klar Ăimdi, f×rt×na öncesi sessizlik sanki. F×rt×na baĂl×yor ve hortum onu içine al×yor ard×ndan yine sakinlik. Bitmiyor trans×. Ötesinde her Ăeyin. Zaman onu unutmuĂ olmal×. “Atlar” onun etraf×nda. NE KUZU, NE DE KAPLAN “Kaplan×n korkunç simetrisini” yaratan ya da “kuzunun yumuĂak baĂl×l×ÿ×n×”, Patti ‘yi yaratmam×Ă belli. Blake’le geçen zamanlar onu derin bir rüyaya dald×rm×Ă olmal×. āizofrenik zamanlar×nda bu kendi din kitab×n× yazan kendi tanr×s×n×n aĂ×ÿ× adam×n onun tanr×s×n× da ĂekillendirmiĂ olduÿu belli. Doÿas×n×n resmini ise Rimbaud çiziyor. Binbir renge boyan×yor Patti. Āki romantiÿin aras×nda dönüp duruyor. āARKILAR, YENĀDEN… āark×lar yeniden Ăekilleniyor. Üstlerini bir hüzün kapl×yor. The Who’nun “My Generation” × daha çoĂkulu geliyor, “ Smells Like Teen Spirit” hiç bu kadar sakin bir öfke içinde olmam×Ăt×, “Pastime Paradise” bu kadar düĂündürmemiĂti ve “Soul Kitchen” ruhuna bu kadar yak×Ămam×Ăt×. Hiç kimsenin üzerinde Ăark×lar bu kadar güzel durmam×Ăt×. Patti alt×ndan elleriyle yontup nefes üÁedi onlara. T×pk× mitlerde tanr×n×n insan× yaratt×ÿ× gibi. Fakat bir deÿiĂiklik vard× Ăark×lar insanlar kadar gereksiz deÿildi hiçbir zaman… “ Āsa baĂkalar×n×n günahlar× için öldü, benim günahlar×m için deÿil.”


CAN ÇAKIR


Müzik denen olgu varolduÿundan beri baz× sanatç×lar ortaya ç×km×Ălard×r ki 21. yüzy×l×n ilk ony×l×n× kapatmaya yaklaĂt×ÿ×m×z Ău vakitte bile unutulmad×lar, ve muhtemelen de asla unutulmayacaklar. Bu sanatç×lar×n unutulmamalar×n×n ve unutulmayacak olmalar×n×n en büyük sebeplerinden biri, müziklerinin samimi olmas× ve toplumun her kesiminden, her türlü insana hitap edebilecek özelliklere sahip olmalar×d×r. Ecnebilerin singer/songwriter diye tabir ettikleri müzik tarz×n×n birçok icrac×s×; üretilerinin komplikelikten çok uzak olmas×na raÿmen insan×n her duyusunu harekete geçirmesinden dolay× unutulmayacak insanlar aras×na girerler. Bunlar×n bana göre en özel olan× “Neyse boĂver, biz çirkiniz ama müziÿimiz var.” sözüyle benim ve benim gibi milyonlarca insan×n gönlündeki tahta asla inmemecesine kurulan× Leonard Cohen’d×r. Sizlere bu yaz×da “Leonard Cohen 1934’te doÿdu, 74 yaĂ×na geldi hala turnede, vay anas×n× say×n seyirciler, hadi arada da ne haltlar yemiĂ kerata ona bakal×m” tad×nda tarihli marihli bir biyograÀ yazmayacaÿ×m. “Bir ulus özgürlüÿe binlerce ad×m sonunda ulaĂ×r – baz×lar× dev ad×mlard×r, öbürleri küçük. Ve yirmi y×ldan fazla bir süre önce Leonard Cohen’la olan akĂam bir umut akĂam×yd×. Bizim için olduÿu kadar onun için de zordu. Siyasi olarak deÿil ama içtendi. Ve içtenliÿin gücünü takdir etmeyi öÿrendim. Sizin ve diÿer insan×n aras×na hiçbir Ăeyin giremediÿi anlar vard×r. Ve eÿer bu insan Leonard Cohen’sa kutsanm×Ă hissedersiniz. Ve özgür hissedersiniz.” Cohen’×n 1985’te VarĂova’da verdiÿi konseri anlatan Daniel Wyszogrodzki böyle diyor. 5-6 Aÿustos 2009 tarihlerinde Harbiye Aç×khava Tiyatrosu’nda büyük adam sahne ald×ktan sonra biz de böyle hissedebilecek miyiz? Bu konuda Ăüphem yok esas×nda. Sizlere de henüz üstad× canl× görememiĂ olduÿum bu tarihlerde (May×s 2009) sadece Ăark×lar×n× dinlerken neler hissettiÿimi anlatmaya çal×Ăacaÿ×m bir iki paragrafta. Leonard Cohen’×n s×kça iĂlediÿi konulardan biri de aĂkt×r, t×pk× müzikle uÿraĂan neredeyse herkesin (death veya thrash metal üstadlar×n× tenzih ederim) en az birkaç defa iĂlemiĂ olduÿu üzere. Ancak Cohen aĂka “aÿl×yorum kahr×mdan” gibi basit bir arabeskle bakmad×ÿ× gibi kad×n×n× parmaÿ×nda oynatan bir piçin aç×s×ndan da bakmaz. Her insan×n içinde bulunan pesimist duygular× piyasa yapma amac×yla durmadan d×Ăar× vuranlar×n onun müziÿinde yeri yoktur. Sevdiÿine zarar vermekten korktuÿu için ondan kaçanlar× anlat×r o. “Eÿer bir gün beni bulursan orada teslim olacaÿ×m. Seni nas×l tamir edeceÿini öÿreteceÿim k×r×k bir adamla b×rakacaÿ×m.” der. Janis Joplin’le ünlü Chelsea Oteli’nde beraber geçirdiÿi zaman× bize öyle anlat×r ki, biz de bir defa daha aĂ×k oluruz Joplin’e. Evvelden bahsedilen 1985 VarĂova konserinde ‘Chelsea Hotel No.2’ Ăark×s×na girmeden önce bunu yine Janis Joplin’e ithaf etmeyi ihmal etmeyen bir insand×r Leonard Cohen. Velakin Leonard Cohen ve aĂk dedik mi ‘Famous Blue Raincoat’ demeden geçemeyiz. Bir iliĂki içerisinde olup da bu Ăark×y× dinleyen bir insan×n akl×ndan mutlaka

Ău soru geçer: “Acaba bir gün ben de böyle bir mektup yazmak zorunda kal×r m×y×m?” Bu sorunun içeriÿi sadece “han×mla kanka mercimeÿi f×r×na verirler mi be baba?” Ăüphesinden ibaret deÿil. ‘Famous Blue Raincoat’’ta bir hikayenin anlat×labilmesinin ilk sebebi aldat×lan masum adam×n, kendisine ihanet etmiĂ arkadaĂ×n× y×llar sonra aray×p sorma ihtiyac×. Hangimizin kalbi böyle bir Ăey geçirdikten sonra hala daha o insana karĂ× sevgi duyabilecek kadar geniĂ ve temiz? “Eÿer bir gün Jane veya benim için buraya gelirsen düĂman×n uyuyor, kad×n×n da özgür” diyebilecek kadar “yeter ki sevdiÿim mutlu olsun” anlay×Ă×n× benimseyebilmiĂ miyiz? Bir bak×ma katilimiz olan kardeĂimize, seni özledim, seni affediyorum diyebilir miyiz? Sevgilimizin gözündeki, bizim hiç yerinden etmeye yeltenmediÿimiz s×k×nt×y× ald×ÿ× için bizi öldürmüĂ insana teĂekkür edecek kadar seviyor muyuz o sevgiliyi herhangi birimiz? Boynuzu yiyip oturmak deÿil de, bu sorular× kendimize sormak bize koyar. Biliyoruz çünkü kendimizi eskinin mesnevilerinde anlat×lan aĂklar×n 21. yüzy×l mümessilleri olarak tayin edebilecek kalp yok bizde. Sevdiÿimize gerçekten onun mutluluÿuna yönelik hareketlerde bulunabilecek kadar körkütük aĂ×k deÿiliz. Nispeten düzenli bir aĂk hayat× geçirmiĂ insanlar×n büyük bir çoÿunluÿunun, belki de hepsinin kaderidir tarihlerinde en az bir defa aldat×lmak. Sevgilisinin en yak×n arkadaĂ×n×n kollar×nda olduÿunu bilmenin utanc× çok Ăükür herkesin baĂ×na gelmese de say×lar× hiç az×msanacak gibi deÿil. Ama böylesine bir ihaneti sineye çekmekle kalmay×p, üstüne bir de o ihanet mimar×na yapt×ÿ× iyilik için teĂekkür edecek kadar sevmiyoruz hiçbirimiz kimseyi. Tabii Cohen’×n aĂka bak×Ă× her zaman böyle gerçeküstü deÿildir. “Çocuÿuna bir baba istersen, veya sadece kumda bir süre benimle yürümek istersen, senin adam×n benim” der aç×k aç×k. “āark×m× eĂi olmayan kalp için, kral× olmayan ruh için, dans edecek hiçbir Ăeyi olmayan balerin için söylüyorum” diyecek kadar herkesin ruhundan konuĂur. “Seni en çok ben sevdim demek istemiyorum, her düĂen kuĂun hesab×n× tutamam” diyerek kendini mütevaz× bir pozisyona yerleĂtirir. “Kendini kutsal hissetmediÿinde yaln×zl×ÿ×n sana günah iĂlediÿini söyler” diyerek içimizdeki ses olur. Leonard Cohen’× dinledikten sonra hepimiz bize çöp ve çiçekler aras×nda nereye bakmam×z× gösterecek bir Suzanne’imiz olsun isteriz. Ama maalesef bu asla gerçekleĂmez. Kabaca toparlamak gerekirse, sizlere bir itirafta bulunay×m deÿerli okurlar: bu yaz×y× üstlenirken Leonard Cohen’in bana inan×lmaz ilhamlar vereceÿini, sonuç olarak da buraya sayfalarca yaz× döktüreceÿimi düĂünmüĂtüm. Dev yan×lm×Ă×m. Leonard Cohen’in teorik olarak basit olan ama insan×n ciÿerini üç kere söken müziÿinin eĂliÿinde b×rak×n yaz× yazmay×, herhangi farkl× birĂey yapmak bile yeterince zor. O müziÿin kendisini yaz×lara dökmek ise baĂl×baĂ×na bir engel. āimdi anl×yorum neden Cohen yaz×lar×n×n uzun olmad×ÿ×n×. Sizlere de birkaç birĂeyler anlatmaya çal×Ăt×m, umar×m baĂarm×Ă×md×r. Büyük üstadla ilgili söylenmiĂ bir al×nt×yla bitirelim: “No one says naked like Leonard Cohen.” Tim Robbins


THE KING IS GONE... JOHN VOXVILLE

Seksenler ve doksanlar gençliÿinin en büyük ilah× Michael Jackson art×k yok. Bi sabah uyan×p Facebook’ta insanlar×n “Michael Jackson RIP” yazd×klar×n× göreceÿimi hiç düĂünmemiĂtim. Daha doÿrusu, haz×r deÿildim böyle bir ölüme. Gördüÿüm kadar×yla bizim jenerasyondan hiç kimse haz×r deÿildi. Uzun saçlar× ve her konserinin baĂlang×c×ndaki dik duruĂuyla Jacko hiç ölmeyecekmiĂ gibiydi. Ne 1990’da, ne 10 sene önce, ne de bugün... Batman veya Superman gibi her Àlmin sonunda galip gelen, bi sonraki Àlmde yine karĂ×m×zda olacaÿ×ndan Ăüphe duymad×ÿ×m×z bi süper kahraman haline gelmiĂti y×llar içinde. Birinin ç×k×p “Batman ölmüĂ abi” demesi kadar tuhaf geliyor Jacko’nun ölümü. āu an bunlar× yazarken bile birinin ç×k×p “ölmedi lan durun” diyeceÿini falan düĂünüyorum bi yandan. Hiç kimsenin onu son y×llar×ndaki tuhaf haliyle anacaÿ×n× zannetmiyorum. Görünen ve görünmeyen pek çok etken adam×n hayat×n× altüst etmiĂti son y×llarda. San×r×m onu en çok sarsan mevzu da Ău saçma çocuk tacizi davalar×yd×. Ortadaki aç×k ve devasa komployu görmeyip buna inanan insanlara gerçekten ĂaĂ×yorum. Zeitgeist izleyip “abi herĂeyimizi baĂkalar× kontrol ediyo” geyikleri çeviren adamlar “Mayk×l Ceks×n sübyanc× sap×kt×” diyolar. Adam öldü, hala söylüyolar bunu. Siyah Beyaz’×n ilk say×s×nda editör yaz×s×n×n yan×nda büyükçe bi Michael Jackson fotoÿraf×na yer vermiĂtim. Derginin yay×n hayat×n×n baĂlang×c×nda Jackson’dan biĂeyler olsun istemiĂtim. Hatta

bir de makale yazmak istemiĂtim o say×da ancak Jackson’la ilgili biĂeyler yazmak her zaman zordu, halen de zor geliyor. Hatta Ăimdi ölümünün ard×ndan daha da zor geliyor. 1989 y×l×nda ilk defa TRT’de izlemiĂtim Michael Jackson’×. Seksenleri seksenler yapan albüm “Thriller” 1982’de, ‘Dirty Diana’ ç×ÿl×klar×yla haf×zam×za kaz×nan “Bad” 1987’de yay×nlanm×Ăt× ve yer ‘Beat It’, gök “Smooth Criminal”d×. Bugünden bak×nca çok görkemli zamanlard×. Tam 20 y×l geçmiĂ. Bizden sonraki yeni jenerasyon belki hat×rlamaz, TRT o zamanlar tek kanald×. Ne yay×nlarlarsa o kanundu. Jackson ç×kt×ÿ×nda televizyonun dibinde oturup izlediÿimi hat×rlar×m. 1991’de “Dangerous” ç×kt×ÿ×nda yer gök inlemiĂti. YaĂ itibar×yla ç×k×Ă×na yetiĂebildiÿim ilk Jacko albümü olmas×ndan kelli bende yeri her daim ayr× olmuĂtur ki genelin aksine Dangerous’un Jacko’nun kariyerindeki en iyi albüm olduÿunu da düĂünürüm. 1992’de özel kanallar×n yay×na baĂlamas×yla ‘Black Or White’×n efsanevi klibini daha çok izleme imkan×m×z olmuĂtu. Bugün bile dünyan×n en iyi kliplerinden biri olduÿunu düĂündüÿüm gerçek bir yarat×c×l×k abidesiydi. Çocuk akl×m×zla hayranl×k içerisinde izlediÿimizi, o önü aç×k beyaz gömleÿin ve ele sar×lan beyaz bandaj×n nas×l bir anda moda olduÿunu çok net hat×rl×yorum. O zamanlar herkes her Ăeye daha sayg×l×yd×. Jacko’yu da eleĂtirmek resmen tabuydu, aradaĂ gruplar×ndan afaroz edilme sebebiydi


zira Jacko’nun bizim gözümüzdeki yerine yaklaĂabilecek baĂka bir sanatç× yoktu yeryüzünde. Bugün aradan geçen 20 seneden sonra da halen yok. Dangerous’tan ç×kan ‘Give In To Me’, ‘Remember The Time’, ‘Jam’, ‘Heal The World’, ‘Why You Wanna Trip On Me’ gibi Ăahane parçalara bünyeyi teslim ettiÿimiz 1991 y×l×nda her Ăey çok güzeldi ancak zaman geçtikçe, Jacko’nun beyazlamaya baĂlamas×, 1993’te baĂlayan çocuk tacizi davalar×, bir y×l sonra Elvis Presley’in k×z× Lisa Marie Presley ile evlenmesi (adam Elvis’in k×z×yla evlendi, dünyada bundan daha cool bi magazin haberi olabilir mi bilemiyorum) gibi mevzular gündemden düĂmedi. DüĂmedi ve bir çok pop ikonunun baĂ×na gelen “müziÿin medya taraf×ndan ikinci plana at×lmas×” vakas×n× çok ciddi Ăekilde yaĂad× Jacko. Ālerleyen y×llarda bu tabloid atraksiyonlar iyice tavan yapacak, bu nedenle hayranlar×n×n bir k×sm× ondan uzaklaĂ×rken bir k×sm× da daha çok destekleyecekti Jacko’yu. Ölümünün üzerinden henüz bikaç gün geçti, Ău an herkes timsah ama bakmay×n, ölümünden önceki bikaç y×lda sürekli yerden yere vuruldu bir çok kesim taraf×ndan. Tarihler 1995’i gösterdiÿinde raÁara dizilen “HIStory”e, o zamana dek “Thriller”, “Bad”, “Dangerous” gibi üç baĂyap×t albümü hatmetmiĂ jenerasyonun gösterdiÿi ilgi inan×lmazd× ki bu jenerasyona dahil bir fani olmak, o gün de bugün de bir gurur kaynaÿ×d×r benim için. Çift kaset halinde yay×nlanan (“bir doksanlar jenerasyonu olarak Michael Jackson’× kasetten dinlemiĂ olmak” notunu da buraya düĂüyorum naçizane) albümde ilk kaset derleme best-of, ikinci kaset ise yeni parçalardan oluĂuyordu. HIStory’deki yeni Ăark×lar aras×nda Ăüphesiz en iyisi “They Don’t Care About Us” idi. Ānan×lmayacak kadar k×sa bir zamanda marĂ haline gelen bu parça, geri kalan×n× pek beÿenemediÿim o ikinci kaseti o haliyle baÿr×ma basmam× saÿlayan yegane parça olacak kadar güçlüydü. Yaz×y× daha fazla uzatam×yorum zira onunla ilgili söyleyecek çok Ăey var ama yazarak anlatmaya güç yetmez. 2001 y×l×nda ç×kan son Jacko albümü “Invincible” benim de asla ×s×namad×ÿ×m bir albüm, ancak müzik marketlerde elde kalan ürünlerin sat×ld×ÿ× ucuzluk reyonlar×na düĂmeyi hak ediyor muydu oras× tart×Ă×l×r. Evet, kral art×k yok. O gidince pop müzikten geriye de pek biĂey kalmad× sanki... Dünya tarihinin en büyük pop y×ld×z× art×k aram×zda yok, son kez aya yürüdü. Alk×Ălarla, Michael Jackson...


CK ROOSYA I LD UN ZE Ö

Yaz× ve Röportaj

AYÇA GAMZE TÜRKDOþAN Sahne FotoÿraÁar×

CEYLAN SAYIN

Bir süredir yazmay× erteliyorum bu sat×rlar×. Hani lisede, üniversitede y×ll×k yaz×s× yazmam×z istenir ya bizden… Çoÿu arkadaĂa kliĂe cümleler ard× arkas×na s×ralan×r ve hiç zorlanmazs×n×z o yaz×y× yazarken. Ancak dosta, dostlara yazmak iĂkence gibidir. Onca senenize, iyi kötü her an×n×za ortak olmuĂtur onlar. Kelimeleri nas×l toparlay×p, cümlelere ne Ăekilde dökeceÿinizi bilemezsiniz. Bir iki bir Ăey karalayacak olursan×z da an×lara dalars×n×z. YaĂad×ÿ×n×z her buruk ya da mutlu olayda bulursunuz kendinizi bir anda. ĀĂte benim içinde bulunduÿum durum, tam da böyle bir Ăey. “Dialectique” dönüyor CD çalarda. Ancak ben, beĂinci Ăark×ya kadar ekranla bak×Ăt×m. Asl×nda bakt×ÿ×m ekran deÿil, neredeyse son 5 senem. 15 yaĂ×mdan beri, ben ne yaĂ×yorsam, bu Ăark×larla yaĂ×yorum. Ergenliÿimin ilk bir – iki y×l×n×, herkese karĂ× bir hayli sald×rgan geçirmiĂtim. Sonras×nda ise melankoli en yak×n arkadaĂ×m oldu. Doom ve gotik metal ile tan×Ămam da o zamanlara denk gelir zaten. Paradise Lost’tan My Dying Bride’a, Moonspell’den Tiamat’a, Candlemass’ten Anathema’ya, Lacuna Coil’den Black Tape For A Blue Girl’e uzanan bir arkadaĂ çevrem vard×. Evet, arka-

daĂlar×md× onlar. Çünkü onlar×n melodileriydi, lirikleriydi s×ÿ×nd×ÿ×m, coĂkumu paylaĂt×ÿ×m... Catafalque da “Unique” albüm kapaÿ×yla etkilemiĂti beni o zamanlar. Grup hakk×nda hiçbir bilgim yoktu. Evde birkaç dinlemeyle onlara da ×s×n×vermiĂtim. Ancak en yak×n×m bellemem, 2006’da, Yeni Melek’te, onlar×n ön grup olduÿundan habersiz olduÿum Anathema konserinde olmuĂtu. Öyle bir canl× performans sergilemiĂlerdi ki o günden sonra hiçbir konserlerini kaç×rmad×m. O günden sonra aĂ×k olduÿumda “The Wells of My Heart” ile, “Nightfall Serenade” ile döktüm gözyaĂlar×m×; hayk×ramad×ÿ×m duygular×m yerine... Yaÿmurlu havalarda yürürken, müziÿe de kendimi kapt×rarak “Dreamweaver” ile ad×mlar×m× h×zland×rd×m, kendimi dünyan×n en güçlü insan×ym×Ă gibi hissederek… “Unique” ten iki sene sonra “Dialectique” geldi. Bir önceki albümün davulculuÿunu üstlenen, grubun kurucu elemanlar×ndan, ilk albümde liriklerin hemen hemen hepsinin alt×nda imzas× olan Gökhan Diren gitmiĂ, yerine Myst ve Soul SacriÀce’tan tan×d×ÿ×m×z Onur Akça gelmiĂti. āark× sözlerinin yaz×m×nda büyük pay Metehan Mert Çak×r ve Özge Özkan’a düĂmüĂtü art×k. Tüm bu


deÿiĂikliklerin sonucunda, sound’u da deÿiĂmiĂ ve geliĂmiĂ bir Catafalque vard× karĂ×m×zda. “Unique” her ne kadar Mart ’05 ç×k×Ăl× olsa da o albümdeki Ăark×lar×n çoÿunun temeli, daha da eskiye dayan×yordu. Temmuz ’07 ç×k×Ăl× “Dialectique” in, “Unique” ayar×nda bir albüm olmas× beklenemezdi de… Bu deÿiĂim ve geliĂim onlara yeni yeni dinleyiciler kazand×rd×. Bense Catafalque ile deÿiĂiyor, olgunlaĂ×yor, büyüyordum. Hayat üstlenmem gereken sorumluluklar× bir bir ç×kar×yorken karĂ×ma, ben yorulduÿumda, “The Ordeal” ile güç buluyordum. AĂk×m× hayk×r×yordum bu kez, “Bringer Of The Night” ile… GözyaĂ× yine vard× elbet. Onlar× da “Fading Beauty” ye sakl×yordum. Peki bu süreçte Catafalque emeklerinin karĂ×l×ÿ×n× sadece yeni dinleyiciler kazanarak m× al×yordu? Elbette bir müzisyeni en çok mutlu edecek Ăey budur; ancak yapt×ÿ×n×z müziÿe hakim müzik yazarlar×nca takdir edilmek, doÿru yolda olduÿunuzun bir iĂaretidir. Catafalque son albümden bugüne kadarki süreçte “Yu-

xexes” dergisinin “Gürültü” ekinde, “2007’nin En Āyileri” listesinde “En Āyi Grup” olarak yer al×rken, “Dialectique” de “En Āyi Albüm” e lay×k görüldü. Özge Özkan, Blue Jean dergisiyle birlikte verilen Headbang dergisi yazarlar×nca “Türk Metali’nin DiĂi SavaĂç×lar×” listesinde takdim edilen 10 kad×n aras×nda, 2. s×radayd×. Metehan Mert Çak×r, Headbang okurlar×nca 2008 y×l× için “Y×l×n Adam×” seçildi. Pek çok festival ve konserde Opeth, Haggard, Anathema, Tiamat, Moonspell gibi gruplarla ayn× sahneyi paylaĂt×. Son olarak, “Dialectique” ten sonra ilk kez, herhangi bir grubun ön grubu ya da festival kapsam×nda olmaks×z×n, Jolly Joker Balans’ta sahne ald×lar. Bir nevi geç gelen albüm lansman×yd× bu konser ve hem çok profesyonel hem de çok biz bize bir konserdi. Catafalque dinleyicileri Ău anda, onlar×, Kreator, Paradise Lost ve Rotting Christ’tan önce sahne alacaklar× Uni-Rock Open Air Festival’da izlemek üzere geri say×mda. Ben de bu performans öncesinde onlara birkaç soru yönelttim. Ālk röportaj×m×n verdiÿi heyecanla…


CK ROOSYA I LD UN ZE Ö

Ayça : Öncelikle, çoÿunuzun favori gruplar× aras×ndaki Paradise Lost ile ayn× sahneyi paylaĂacak olman×n heyecan×n×n, festivale birkaç hafta kala ne raddede olduÿunu sormak istiyorum. San×r×m son birkaç senedir sizi en çok heyecanland×ran performans×n×z budur? Metehan : Paradise Lost ile ayn× sahneyi paylaĂacak olmak gerçekten heyecan verici. Neticede Catafalque’×n sound olarak en yak×n olduÿu gruplardan biri. “Bizi en çok heyecanland×ran performans×m×z budur.” diyebiliriz; çünkü uzun zaman sonra sahne alacak olmam×z ve daha sonra üçüncü albüme girecek olmam×z bizim için çok önemli. Alper : Aç×kças× kendi ad×ma konuĂmak gerekirse hayallerim gerçeÿe dönüĂüyor diyebiliriz. Heavy Metal müziÿi dinlemeye baĂlayal× yaklaĂ×k 20 sene oldu. Yüzlerce hatta binlerce grup dinlemiĂimdir ama çok az× müzikleri ve duruĂlar× ile beni ve müzikal anlay×Ă×m× etkilemiĂtir. Bunlar×n baĂ×nda da Paradise Lost gelir. Serhan : Yapt×ÿ×m×z müzik türünün öncüsü say×labilecek ve bu tür müziÿin de geliĂmesine çok büyük katk×s× olan

lad×. Sonras×nda Paradise Lost müziÿinde deÿiĂim, deÿiĂimle birlikte kökleri harmanlama sonucu geliĂim süregeldi. Ancak son albüm “In Requiem” de 90 l× y×llardaki müziklerine daha yak×n bir sound hakim. Siz de “Dialectique” ile benzer Ăeyleri yaĂad×n×z dinleyicileriniz konusunda. Bu deÿiĂim, geliĂim devam edecek mi? Devam etse de bir gün yeniden “Unique” gibi bir albüme imza atman×z mümkün mü? Onur : Catafalque’×n deÿiĂen ve geliĂen bir müziÿi var. Her grup eleman× ayn× tarzlarda grup ve müzik dinliyor olsa bile ayr×ld×ÿ× noktalar da oluyor. Doÿal olarak bu da zamanla müziÿimize yans×yor. Genelde as×l altyap× Ar×n ve Alper’den ç×kt×ÿ× için bizim üzerine çeĂitlemelerimiz doÿrultusunda oluĂuyor Catafalque besteleri.

Paradise Lost ile beraber çalmak tabii ki muhteĂem. Catafalque olarak sevdiÿimiz gruplar ve türler birbirinden farkl×l×k gösteriyor; fakat üzerinde söz birliÿi yapt×ÿ×m×z birkaç gruptan biri de Paradise Lost. Umuyorum ki çok güzel bir konser olacak. Catafalque dinleyicisinin de bizimle ayn× hissi paylaĂt×ÿ×n× tahmin ediyorum. Beraber keyÀni ç×karacaÿ×z art×k. Onur : Daha önce birçok yabanc× grupla çalma Ăans×m×z oldu; ama müzik türümüzün benzerliÿi ve hepimizin Paradise Lost’u çok sevmesi bu durumu ayr×ca heyecanl× k×l×yor tabii. Fakat kiĂisel olarak Sweden Rock Fest’de In Flames ile ayn× festivalde çalmak, yan yana karavanlarda kalmak anlat×lamaz bir zevkti. Keza yine Soul SacriÀce olarak Arch Enemy ile beraber sahne alacak olmak da büyük bir keyif. A : Paradise Lost ile baĂlad×m madem, onlar üzerinden örnekle devam edeyim. Paradise Lost, ‘97 ç×k×Ăl× “One Second” albümüyle sound’lar×nda bir hayli deÿiĂikliÿe gitmiĂti. Bu albüm onlar×n pek çok dinleyiciyi kaybetmesine sebep olurken, yenilerini de kazanmalar×n× saÿ-

teler ortaya ç×kart×rkenki ruh halimiz ve çevremizden ald×ÿ×m×z etkileĂimle ilgili bir durum. Yani planl× olarak müzik tarz×m×z için bir standart belirleyip onun üzerinde çal×Ăm×yoruz. Ama her grup deÿiĂime ve yeniliÿe aç×k olmak zorundad×r diye düĂünüyorum. Paradise Lost’unki çok cesurca bir hareketti zaman×na göre. One Second ve Host zaman×n×n ötesinde albümlerdir. Serhan : āunu da eklemek istiyorum; Dialectique albümündeki sound deÿiĂikliÿi bizim stratejik olarak amaçlayarak yapt×ÿ×m×z bir Ăey deÿildi. Biz deÿiĂtikçe müziÿimiz de deÿiĂiyor. Āçimizden gelen neyse sadece onu yapmay× hedeÁiyoruz.

Metehan : Tabii dönemsel olarak, hani herkesin içindeki soundu ortaya koymas×yla Catafalque soundu ortaya ç×k×yor. Yani tabii ki Unique gibi, Dialectique gibi albümlerle karĂ×laĂman×z mümkün. Bunu zaman gösterir.

A : “Dialectique” in ç×k×Ă×ndan bu yana 2 sene geçti ve maalesef albüm bir video klip ile taçland×r×lamad×. Bu beklentideki dinleyicilerinize neler söylemek istersiniz bu konuda? Onur : Bütçe =)

Alper : Yeni albüm için Ăimdiden ad koymak çok erken diye düĂünüyorum ben de. Bu tamamen bizim yeni bes-

Metehan : Bu konuyla alakal× biz de çok s×k×nt× yaĂad×k. Hem maddi kaynaklardan dolay× hem de istediÿimiz gibi


video klip çekme f×rsat× yakalayamad×ÿ×m×z için... āanss×zl×klar da arka arkaya geldi ve bu noktaya ulaĂt×. Alper : Asl×nda bu biraz bizim de suçumuz. Ālk video klibimiz olacaÿ× için oldukça mükemmeliyetçi bir yaklaĂ×mday×z bu konuyla ilgili. Görsel ve teknik aç×dan doyurucu olacak ve hem bizi hem de dinleyicilerimizi tatmin edecek bir çal×Ăma yapmak istiyoruz . A : “Dialectique” in bir kritiÿinde, albümdeki tüm Ăark×lar×n radyoda çal×nabilecek türde olduÿundan dem vurmuĂtu kritiÿin sahibi Mert Y×ld×z. Ancak maalesef ülkemizde bu tür müziÿe bünyesinde yer verecek program say×s× bir elin beĂ parmaÿ×n× geçmiyor. Metehan Mert Çak×r, Rock FM’in Yay×n Yönetmeni olarak, elindeki bu olanaÿ× kullanmay× tercih eder mi? Yapt×ÿ×n×z iĂin, hak ettiÿi deÿeri zamanla, sizin müzisyen kimliÿinizle verdiÿiniz emeklerle almas×ndan m× yanas×n×z yoksa?

ram×n× yaparken Sn. Özgür Özkan playlistine Catafalque koyup gelmiĂ, yine ayn× gün de Sn. Metehan Mert Çak×r da Soul SacriÀce koymuĂtu. A : Catafalque üretken bir grup. “Yapt×k, bitti. Ānzivaya çekilelim.” anlay×Ă×nda bir grup deÿil. Geçtiÿimiz iki senede yeni albüm haz×rl×klar× ne aĂamaya taĂ×nd×? Metehan : Önümüzdeki günler gösterecek. Herkes çok yoÿundu geçtiÿimiz iki sene boyunca. Özel iĂler, Özge’nin eÿitimi için Estonya’ya gitmesi, Serhan’×n askerliÿi, be-

Metehan : Maalesef Gamzecim Catafalque’a Rock Fm’de çok fazla yer vermiyorum. Ancak özel istekler gelirse yer veriyorum; çünkü konumum itibariyle çevrenin herhangi bir Ăekilde tepkisini almak istemiyorum. Neticede iĂim ve grubum tamamen farkl× yerde; ama tabii özel isteklere ve grupla ilgili sorulara yan×t veriyorum. Çalm×yorum anlam×na gelmiyor bu. Catafalque zaten bu tarz desteklerle deÿil, tamamen kendi çabalar×yla geldi bu noktaya. Yapt×ÿ× kaliteli iĂlerle geldi. Onur : Mete zaman zaman underground gruplara yer veriyor. Ben de zaman×nda Çöl Azizleri’nde beraber çal×Ă×rken gelen mailler “Hem Catafalque hem de Soul SacriÀce neden çal×nm×yor?” yönündeydi. Mete tercih etmiyor Catafalque çalmay×, malum bir ton zevzek adam var “kendi grubunu kay×r×yor” diyecek olan. Bunlar×n çoÿu zaman zaman tan×d×ÿ×m×z insanlar, dostlar×m×z bile olabiliyor. Çok komik bir an× var hatta; Çöl Azizleri prog-

nim radyodaki iĂlerim, Ar×n’×n üniversitesi… Ancak art×k üçüncü albüm çal×Ămalar× için haz×r×z. Serhan : Bu süre bizim için biraz “nadas” gibi oldu diyebiliriz. Herkes üretti ve üretmeye devam ediyor. Art×k bundan sonraki süreç, bir araya gelip eteÿimizdeki taĂlar× ortaya dökerek Ăekillendirmekle geçecek gibi. Yaz sonu itibar× ile Catafalque’×n yeni albümünün ilk meyvelerini önce biz tadacaÿ×z. Sonra da en güzel halleriyle servisini yapacaÿ×z.


CK ROOSYA I LD UN ZE Ö

Alper : Hem senin de belirttiÿin gibi yapt×ÿ×m×z iki albüm ile yetinecek bir grup deÿiliz. Unique ve Dialectique’i ç×kart×rkenki Ăartlar çok farkl×yd× ve zorluydu bugünlere göre. Birçok zor aĂamadan geçip tamamen kendi çabalar×m×zla Catafalque olarak bir yerlere geldiÿimize inan×yorum ve de bu noktadaki yerimizi de kolay kolay b×rakmayacaÿ×z. Dolay×s×yla yeni single ve albümlerimizle yak×n zamanda tan×Ăma f×rsat× bulacaks×n×z. Bir önceki sorumda da belirttiÿim gibi, üretken bir grupsunuz. Uni-Rock’ta sahne alacak Alman grup One Bullet Left’in, Türkiye’ye son geliĂlerinde, Selim’den (Var×Ăl×) edindikleri “Dialectique” i dinlemeleriyle birlikte size hayran olduklar×n× ve albümlerinde Özge ile düet yapmak istediklerini biliyorum. Bu proje ne aĂamada? UniRock’ta da böyle bir düete Ăahit olabilir miyiz? Serhan : Evet. :) Özge, One Bullet Left’ten bir düet tekliÀ ald× ve Ăark×, grubun yak×nda ç×kacak olan albümünde yer alacak. Ayr×ca Uni-Rock Fest için Āstanbul’a geldiklerinde de “Love Boat Morgue” adl× Ăark×da Özge onlarla ayn× sahneyi paylaĂacak.

Myspace sayfan×zdaki yorumlara göz gezdirdiÿimizde, sizin yurtd×Ă×ndan oldukça dinleyiciye sahip olduÿunuzu görüyoruz. Hatta Mete’nin Survivor yar×Ămas×na kat×ld×ÿ× zamanlarda, Panama’da, Catafalque tiĂörtü giyecek kadar hayran×n×z bir gençle tan×Ăt×ÿ×n× da biliyoruz. Türkçe sözlü müzik yapmay× da reddediyorsunuz, yapt×ÿ×n×z müziÿin doÿas× gereÿi. Baÿl× olduÿunuz, kendi prodüksüyon Ăirketiniz CTF Records’un ve Catafalque’×n kurucular×ndan Gökhan Diren de Amerika’da yaĂ×yor. Asl×nda sizi yurtd×Ă×ndaki sahnelerde görmemize yüreklendirecek çok sebep var. Bu konudaki düĂünceleriniz ve çal×Ămalar×n×z ne durumda? Metehan : Öncelikle Türkçe sözlü müzik yapmay× reddetmiyoruz. Uygun olduÿunda yapmay× tercih ediyoruz. Serhan : āark×lar×m×zda Türkçe sözlere yer verme konusundaki bask×y× art×k iyice hissetmeye baĂlad×k ki zaten baĂ×ndan beri “Biz kesinlikle Türkçe müzik yapmay×z.” gibi bir düĂüncemiz yoktu. Sadece bunun bir sat×Ă arac× olarak kullan×lmas×na karĂ×y×z ve ikinci önemli neden ise yapt×ÿ×m×z müzik türüne Türkçe sözler entegre etmek ol-


dukça zor bir iĂ. Sorunun da içeriÿinde geçtiÿi üzere; Catafalque’×n yurtd×Ă×nda tan×nabilmesini saÿlayan en önemli Ăey de Āngilizce sözler kullanmas×. Dünyan×n kabul ettiÿi ortak dil Āngilizce. āu an bu konuda hala konuĂuyoruz ki asl×nda Catafalque’×n y×llard×r kendi içinde de cevab×n× arad×ÿ× bir konu bu. Kendi ad×ma konuĂmak gerekirse; Türkçe sözler bizim daha fazla kitleye ulaĂmam×z× saÿlayacak gibi görünüyor. Fakat müziÿimizden, içerikten ödün vermek istemiyoruz. Bize de bu sorunun cevab×n× zaman verecek san×r×m. Metehan : Yurtd×Ă× mevzusuna gelirsek; yurtd×Ă×ndan ciddi bir teklif geldiÿi zaman bunu deÿerlendireceÿiz. Ancak yine herkesin özel iĂlerinden ötürü bu konuyla çok ilgilenemedik. Fakat üçüncü albümle beraber, bununla ilgili çal×Ămalar×m×z olacak.

ver parçaya yer vermeyi düĂünüyor musunuz ve konserlerde coverlamak istediÿiniz baĂka Ăark×lar da var m×? Metehan : Konserlerde coverlamak isteyeceÿimiz Ăark×lar olabilir. Cover yapmaya karĂ× deÿiliz. Soundumuza uygun olmas× bizim için önemli. Albümde cover Ăark× olup olmayacaÿ× ise albümün haz×rlan×Ă aĂamas×nda belli olacak bir Ăey. Serhan : “Rock Me Amadeus” cover×m×z× dinlemiĂ olan biri rahatl×kla Ăark×da Catafalque imzas×n× hissedebilir. Cover için Ăark× seçerken bizim hedeÁediÿimiz bu asl×nda. Bir Ăark×y× coverlarken Ăark×n×n içinde bir oyun alan× da ar×yoruz. 80’lerin hit Ăark×lar× da bize bu rahatl×ÿ× saÿl×yor. Kimbilir belki baĂka Ăark×lar da gelebilir. Alper : Bu yapt×ÿ×m×z ilk cover deÿil asl×nda. Daha önce de Black’den “Everything Coming Up Roses” ile Depeche Mode’dan ”Enjoy The Silence” × yapm×Ăt×k ki bu Lacuna

Onur : Yurtd×Ă×nda çalm×Ă biri olarak demeliyim ki “Evet Catafalque yurtd×Ă×nda çalmal×.”. Ama çoÿu zaman bu Àkir hepimizin içinde bir istek olarak kal×yor sadece. Ben hayat×m×n en inan×lmaz bir haftas×n× geçirdim Āsveç’de. Elbette Catafalque yurtd×Ă×nda çalmal×. Hatta turne de yapmal×. Serhan : Yurtd×Ă× art×k hiçbir Türk grubu için ütopya deÿil. Sadece hayat×n×z× buna kanalize etmenizi gerektiren bir durum. DüĂünüldüÿü kadar zor deÿil Türkiye’den ç×k×p yurtd×Ă×ndaki izleyicilere ulaĂmak. Sadece bunun için doÿru organizasyonu ve doÿru kanallar× seçmeniz gerekli. Önümüzdeki zamanlar×n da Catafalque aç×s×ndan bu geliĂmeleri getireceÿini düĂünüyorum. A : ’08 Uni-Rock’tan beri performanslar×n×zda, 80’lerin hitlerinden “Rock Me Amadeus” cover×na yer veriyorsunuz. Yeni albümde co-

Coil’den çok çok önceydi. Konserlerde cover çalmak hem bizim hem de seyirci için eÿlenceli oluyor; ama albümlerimizde kendi bestelerimize yer vermeyi yeÿ tutuyoruz. A : “Dinleyicilerinize son olarak söylemek istediÿiniz bir Ăey var m×?” da diyeyim, adet yerini bulsun. Metehan : Bugüne kadar bizi çok desteklediler saÿolsunlar. Bundan sonra da hep beraber olacaÿ×z, daha da büyüyeceÿiz. Onur : Kötü grup ve müzik dinlemeyin!!! Desteklemeyin!!! āiĂirmeyin!!! Serhan : Y×llard×r bize destek veren sana ve herkese sonsuz teĂekkürler. Bizim bu ülkede bu kadar zor bir iĂi yapabilmemizdeki en büyük destekçilerimizsiniz. Özellikle konserlerde bizi yaln×z b×rakmayan ve en az bizim kadar eÿlenen herkesi Uni Rock Open Air Fest’e bekliyoruz.


ARZU BODUROþLU

‘’2, 3 kere sallay×p silkip f×rlat×verdi dibe doÿru. Dünyan×n tam orta yerindeki karanl×k Bethlehem çukurunun içine muazzam bir h×zla çarpt×m. Uzun süre bekledim, dinledim ve düĂündüm. Hala beklemekteyim.’’ Mein Weg albümüyle tan×d×ÿ×m bu bozuk grup için sarfettiÿim bu sat×rlar dinleme sürecinde baĂ×ma gelenlerdir. Her dinlediÿimde ayn× çukura düĂerim. Bir grup ne kadar bozuk olabilir diye bir s×n×r çizmeye kalkarsak eÿer eminim Bethlehem’le çizilir bu s×n×r. Ve diÿerleri bu s×n×rla kendi s×n×rlar×n× görebilirler ancak. Jürgen Bartsch gibi bir manyaÿ×n böyle bir grubu ortaya ç×karabildiÿi için hayli Ăansl×y×z. Bir gruba taparken her Ăeyini dibine kadar incelemek ve hazmetmek haddimizi aĂmaz, tam tersine tap×nman×n gerekliliÿidir. Bilmeden inananamazs×n×z. Ānanmayacaksan×z ise daha çok bilmeniz gereklidir. Bu sebeple öncelikle ‘Bethlehem’ kelimesinin anlam×n× sunmak istedim bu muazzam grubun algoritmas×n×n aç×l×m×n× yaparken. ‘Bethlehem’ , Noel zaman× geldiÿinde Hristiyanlar×n aÿaçlar×n× süslemek için kulland×ÿ×, tepeye diktikleri bir y×ld×zd×r. Bu y×ld×z×n temsil ettiÿi Ăeyi merak edenler var ise, Ăöyle diyebilirim ki 2 gezegenin (Jüpiter ve Satürn olduÿu iddia edilmekte) konumsal olarak çak×Ămalar×ndan kaynaklanan abart× bir ×Ă×ksal olayd×r ve tek bir y×ld×zm×Ă izlenimi veren bu olay Āsa’n×n doÿduÿu yer denilen Bethlehem kasabas×n×n üstünde insanl×ÿa Āsa’n×n dünyam×za geldiÿini haber etmiĂtir. Fakat Bethlehem dini bir grup olmam×Ăt×r hiçbir zaman. Kutsal olma durumunu sembolize ettiklerini düĂünüyorum çünkü bu grup kutsald×r. 1991 y×l×nda kurulan grubun Ăimdiye kadarki ç×kard×klar× albümlerden Dark Metal ve Mein Weg için tap×las× diyebilirim. Dictius Te Necare albümündeki Landfermann gibi bir vokal de gerçi grubun tan×nmas×n× oldukça h×zland×rm×Ăt×r. Landfermann bu albümden önce hiçbir vokallik deneyimine sahip deÿilken nas×l bu kadar dehĂet ve ç×ld×rt×c× bir perfomansa sahip olduÿunu anlam×Ă deÿilim. Bir röpörtaj×nda Jürgen Bartsch kendisine göre en iyi albümlerinin S.U.I.Z.I.D. olduÿunu söylese de yine de seçimimden vazgeçmiyorum. Hele

ki gepriesen sei der untergang(Dark Metal), veiled irreligion(Dark Metal), allegoria(Mein Weg) ve felbel Àttich(Mein Weg) gibi sanat eserlerini sunmuĂlarken. ‘Dark metal’ kavram×n× -ya da tarz×n× da diyebiliriz- ortaya atan bu ar×za Alman grubunun en sevdiÿim 2 özelliÿi onlar× hep tap×las× yapacakt×r gözümde. Biri, ilk albümünden sonra kendi dillerine dönmüĂ olmalar× sözleri yazarken ve bir diÿeri de dertlerinin ‘underground’ olarak kalmak olmas×d×r. Bu 2 durum her hangi bir müzisyen için özgün olma ve müziÿini kendin için yapma sonucu demektir. Ya da her hangi bir sanat için de böyledir. Bu yüzden kendilerini ilk albümlerinden sonra ana dilleri olan Almanca ile anlatmaya karar vermiĂlerdir. Mükemmel bir Ăeydir bu çünkü sanat×n amac× kendini ifade etmek deÿil midir zaten? O zaman neden en iyi arac× seçmeyesin? Bethlehem’i dinleyene kadar Almanca’y× metale yak×Ăt×ramayan ben Almanca hayran× olmuĂumdur vakti zaman×nda. Bethlehem ruhani bir sürüklenmedir, sürtünmesi fazlad×r ve yanabilirsiniz. Ac×l×d×r. Ç×ld×rabilirsiniz. Eÿer buna niyetli iseniz k×sa bir Bethlehem diyeti haz×rlad×m s×cak yaz günleri için. Haz×r havalar bu kadar s×cakken tutuĂmam×z daha kolay olacakt×r. Knochernkorn / Mein Weg @ 2004 Çizik çizik bedenimi yat×rm×Ăt×m yataÿa ve izliyordum. DüĂündüÿünü düĂündüÿüm zamanlar×n ortas×nda birden kusmaya baĂlad× çiziklerinden. Odan×n oras×na buras×na içinde ne varsa f×Ăk×rtarak boĂaltt×ÿ×n× anlad×ÿ×m anda içine girdim. Ārkildi ama yad×rgamad×, istemedi asl×nda ama reddetmedi. Tekrar kusmaya baĂlad×, bu sefer birlikte. Lakin fark ettim ki beni kusuyordu, s×z×nt× olarak. Ayak uçlar×na döküldüm çünkü ayaÿa dikilmiĂti, ayaklar×n×n alt×na s×zd×m. BulaĂt×m. Islatt×m. Ve buharlaĂmaya baĂlad×m. Beni intihar etmiĂti. Bunu ona yak×Ăt×rd×m. Allegoria / Mein Weg @ 2004 Çizik çizik beni yataÿa yat×rm×Ăt× ve izliyordu. DüĂündüÿümü anlad×ÿ×n× düĂündüÿüm ve art×k onsuz bir benliÿe sahip olmam gerektiÿini idrak ettiÿim


anda bunu onsuz yapmamam gerektiÿini de anlad×m. Ama o kadar doluydum ki pisliklerle önce onlar× boĂaltmam gerekliydi çünkü ona hakkettiÿi yeri az sahip olacaksa da hediye etmek istedim. Ve kusmaya baĂlad×m. Beynimdeki iÿrenç düĂünceleri odan×n her yerine bulaĂt×rd×m. Ve temizlendiÿimi anlad×ÿ×m anda yan×ma geldi, farkl× Ăark×lar m×r×ldan×yorken bile birden içime girdi. Bir süre öylece durduk. Piyano sesini duyduÿumuzda art×k gitme vakti geldiÿini anlad×ÿ×m×z and× ve onu kusmaya baĂlad×m, aÿlarken. Ben onu Ăiddetle kusarken, o da ayak tabanlar×mda birikmeye baĂlad×. Müzik de ç×ld×rm×Ăt×. DüĂünemez hale geliyordum buharlaĂt×ÿ×n× görürken. Art×k düĂünemiyordum. Aalmutter / Mein Weg @ 2004 Bir önceki Ăark×n×n darbesiyle gelen kendini beÿenmiĂ bir ifade seziyorum ‘Bethelem’den ve hiç hoĂ gelmeyebilir size de. Hep k×zm×Ă×md×r. Lakin o da sizin gibi tepkiler verir. O da sizi etkilerken kendinden de ayn× ölçü de etkilenir. Çok s×radan giriĂi olan bu Ăark× benle 53. sn’de bar×Ăm×Ăt×r. Çünkü O da aÿlam×Ăt×r. Çok acayiptir ki sinüs eÿrisi gibi olan bu Ăark× tam bir insan tahlilidir. Kendine güvenmelerle pik yapan ama dibe de vurulabileceÿini ispat etmiĂ mükemmel bir psikolojik teoridir. Ve hep teori olarak kalacakt×r. ‘Morgens’ dediÿinde vokalin ifadesinden bir teslimiyet seziyorum. Ne derse desin bir teslimiyet ve mecburiyetten dolay× bir kabulleniĂten duyulan bu teslimiyetin aÿlamas×n× deÿil duymak- bu kadar Àziksel olmamal× hislerin ifade yollar×, ama böyle- içime döküyorum. Ve Ăark×n×n sonu geldiÿinde enkaz alt×nda kald×ÿ×m× kafama düĂen tuÿlalardan anl×yorum. Sizde de böyle olacakt×r eminim. Kafama düĂmüĂlerdir çünkü hissetmek muazzam bir beyin aktivitesi sonucudur. Gidip gelmeler sonucu eÿer intihar etmeye var×rsa durumunuz- ki intihar sadece bildiÿimiz intihar deÿildir, o çok basittir, çok yüzeyseldir, Bethlehem’in verdiÿi o deÿildir- Ăark× amac×na ulaĂm×Ăt×r. Kendinizden, eÿer nefret ediyorsan×z, deÿiĂtirebileceÿinizi ispatlam×Ăt×r bu Ăark×. Ve deÿiĂiklik iyidir zann×mca hele ucunda daha mükemmel olmak varken. Gepriesen sei der untergang / Dark Metal @ 1994 Cenaze törenidir bedeninizin. Son b×rakt×ÿ×n×z gibi deÿildir art×k. 5 dakika 32 sn’lik bir törenden sonra, O’nu çürümeye b×rak×rs×n×z. Tagebuch Einer Totgeburt / Dictius te Necare @ 1996 Āçinizden ç×kmaya çal×Ăan bu melodiler minik kurtçuklar halinde bedeninizde gezinmeye baĂlar. O kadar çoklard×r ki çoklaĂmaya yeltenirler durma-

dan say×lar×na güvenip. O kadar derinden ve aÿ×rca geliyorlard×r ki yararak geçtiklerinde- kan×rta kan×rta- bedeninizden kendiniz söküp almak istersiniz. Ellerinizi göÿsünüze, karn×n×za, kafan×za sokup avuçlars×n×z. Ellerinizde s×k×p v×c×k v×c×k yapaken onlar× yine üzerinize bulaĂ×rlar siz üzerinizi sildikçe. Hayk×rarak aÿlars×n×z. Das 4 Tier As den mütterwitz / Schatten aus der Alexander Welt @ 2001 Diÿer albümlere göre daha elektronik bir altyap× bu albumün bu Ăark×s×nda daha da hissedilir. Ama Bethlehem bunu da baĂarm×Ăt×r. Sessizlikten kaç×Ă ad×nda iÿrenç bir holuvud! Àlmi olsa kesinlikle senaryosu bu Ăark× olurdu. Ve kesin Leonarda Di Cabrio ‘tanr× buray× terk etmiĂ çoktan’ derdi. Lakin bu bildiÿiniz bir Avrupa Àlmidir ve tanr× deÿil sadece siz vars×n×zd×r. Ve evet sessizlikten kaç×Ăt×r. Ama ad× ‘kendinize dönüĂtür’. Art×k baÿ×rma vaktidir yeni sesimizle. Tellerimiz törpülenmiĂtir. Almanca’y× köküne kadar hissetseniz de bu Ăark×yla, her türlü özgüveni verebilecek potansiyel enerijinin deÿil Ă×r×ngayla enjekte edilmesi eĂanjörle total olarak kan×ma ×s× Ăeklinde transfer olduÿundan eminim. S×cakt×r bu Ăark× evet, 250 derecede yaÿ gibi. Ç×ld×rabilirim. Mary Samaels NFB 418 / Schatten aus der Alexander Welt @ 2001 Art×k belli bir olgunluÿa eriĂtiÿinizde dinlenebilecek bir Ăark×d×r bu, eÿer bu kadar aĂamadan geçtiyseniz. Kendine güvenilirliÿin eminliÿi vard×r. Evet sessizdir çünkü art×k baÿ×rmaya gerek yoktur. Art×k uyuya da bilirsiniz. Komik olan da anne rahmine düĂüĂ gibi bir hisse sebebiyet veren bu hissin, taa en baĂ×ndan beri hayat×n, geriye döndüÿümüzü ispat etmiĂ olmas×d×r bu Ăark×yla. Geldiÿimiz gibi deÿil evet ama geldiÿimiz yere geri dönüĂümüzdür. Tekrar var olma Ăans×m×zd×r. Ne yazarsan×z yaz×n yetmeyecek gruplar vard×r. Yaz×nsal dökümden çok duygusal içimden oluĂuyorsa bir grup kelimelerle çözümlemeler yapmak sadece çözümlemeler yapt×ÿ×m×z× zannetmek olacakt×r. Hasan Sabbah Ăöyle der Müslümanlar için, 3 tip insan vard×r; baz× Ăeylerin kutsal olduÿunu düĂünen ve öylece düĂünen!, baz× Ăeylerin kutsal olduÿunu düĂünen ve çözümlemeye çal×Ăan ve baz× Ăeylerin kutsal olmad×ÿ×n× bilip diÿerlerine hükmeden. Ama Ăöyle bir Ăey de vard×r. Eÿer çözümleyemeye zaman harcayacaksan×z da deÿecek olduÿunu sezmeniz mutlak gerekliliktir, çünkü çözmeden ve bilmeden ne inan×rs×n×z ne de inanmama hakk×n× elde edersiniz. Ve Bethlehem buna deÿerdir. Ömer Hayyam’×n Ăarab× gibidir Bethlehem, içeriz ve bitmez. Kutsald×r.


GÜVENÇ āAHĀN EMRE AKPOLAT

www.vector-games.com

Soÿuk bir morg odas×nda, odadan daha da soÿuk metal sedye üzerinde hiç birĂey hat×rlamadan ve kim olduÿunuzu bilmeden kendinize geldiÿinizi hayal edin. BaĂ×n×zda eski bilimkurgu Àlmlerinden f×rlam×Ă gibi görünen iki doktorun ellerinde bistürilerle sizi kesmeye haz×rland×klar×n× bir düĂünün. Asl×nda bir taĂ parças× kadar cans×z olmas× gereken soÿuk vücudunuzun bir anda sedyeden doÿrulmas×n× ve bu dünyaya tüm nefretini kusmaya baĂlamas×n× gözünüzde canland×rmaya çal×Ă×n. Kim olduÿunu bilmeden ve ne tür bir belan×n içerisnde olduÿunu hayal bile edemeden sadece kendini öldürmeye çal×Ăan insanlardan kaçarak ve kimi zamanda düĂmanlar×n×n ölü bedenleri üzerinde yükselerek geçmiĂinin ve sorumlular×n izini süren, Ăehrin karĂ×laĂt×ÿ× büyük kaosun içinde kendi yolunu çizerek hedeÀne t×pk× yay×ndan f×rlam×Ă bir ok gibi ilerleyen bir adam×n hikayesi bu. Yukar×da da bahsettiÿimiz gibi bu ay sizin için incelediÿimiz oyunnun ad× Prototype. Uzun süredir ç×kmas×n× beklediÿimiz ve tan×t×m videolar×na imrenerek ve birazda merak içerisinde bakt×ÿ×m×z bir oyun Prototype. Oyun korkunç enfeksiyonun “Büyük Elmay×*” (New York) t×pk× bir kurt gibi çürüttüÿü ve parçalara ay×rd×ÿ×, iyi taraf×n kötüden ayr×Ăt×r×lamad×ÿ× bir kaos ortam×nda baĂl×yor. Enfeksiyonun baĂlamas×ndan sadece 18 gün sonra virus Ăehrin neredeyse tamam×na bulaĂm×Ă durumda. Askeri kuvvetler Ăehrin içerisinde yarat×klara ve karakterimiz Alex’e karĂ× büyük bir savaĂ yürütmekte. Biz ise (Alex) Ăehrin korkunç karmaĂas× içerisinde hem yarat×klara hem de insanlara karĂ× bir savaĂ vermekteyiz. BaĂlang×çtaki k×sa çat×Ăma bölümünden sonra bir çat×ya ç×kan karakterimiz orada her Ăeyin bir son bulacaÿ×n×n ve her Ăeyin anlam kazanacaÿ× son an×n geldiÿinin fark×nda. KarĂ×s×nda duran ve kim olduÿunu bilemediÿimiz bir karaktere 18 gün önce herĂeyin nas×l baĂlad×ÿ×n× anlatmaya baĂlayan Alex bizi de kendi maceras×n×n içine çekiyor. Spoiler olmamas× ve heycan×n×z× korumak için daha fazla hikaye detay×na girmeden oyunu biraz inceleyelim. Oyun kontrol ve tür olarak geçen ayki say×m×zda incelediÿimiz X-Men Origins: Wolverine oyununa benziyor. Bir action oyunu olan Prototype’×n ana karakteri Alex’de ise Spawn karakterinin izlerini görmek mümkün. Ancak karakterde kesinlikle taklit ya da uyarlamaya kaç×lmam×Ă. Oynan×Ă tipi ve konu çok s×radan olmas×na raÿmen yap×mc×lar×n


kulland×klar× deÿiĂik bir çok teknik sayesinde oyun s×radan olmaktan çok uzak. Oyun içerisinde konuyu takip etmeseniz bile Ăehirde çat×dan çat×ya atlayarak gezerek bile oldukça uzun bir süre s×k×lmadan zaman geçirebilirsiniz. Ancak tabiki her oyunda olduÿu gibi konuyu takip etmek sizi çok daha fazla eÿlendirecektir. Oyun içerisinde bizi rahats×z eden tek Ăey oyunun ortalar×na kadar süren çok s×k karĂ×m×za ç×kan introlar oldu. Bu introlar×n çok büyük emek verilerek haz×rlanm×Ă olmas×na raÿmen oyuncuyu sürekli oyundan kopar×p farkl× olaylar× anlatmas× biraz s×k×c× olabiliyor. Oyunun teknik yönlerine deÿinecek olursak, graÀklerde pek çok ilginç özelliÿin olduÿunu söyleyebiliriz. Özellikle karakterimizin dönüĂüm ve diÿer insanlar× yutma animasyonlar× oldukça hoĂ. Ancak ortam graÀkleri bu animasyonlar×n yan×nda biraz sönük kal×yor. Sokaklarda insanlar dolaĂ×yor olsa da, her yerde binalar olsa da canl× bir Ăehir hissi yaratam×yor. Örneÿin ortamlar GTA IV’teki kadar kendinizi kapt×rabileceÿiniz kadar çeĂitli ve inand×r×c× deÿil. Ancak Ăehirde uçarcas×na z×playarak, t×rmanarak gezinmenin keyÀni ortadan kald×racak kadar da vasat deÿil. Ortamlarla ilgili bir baĂka s×k×nt× da hasarla ilgili. Bir taksiyi al×p bir maÿazan×n vitrinine f×rlatt×ÿ×n×zda camlar×n k×r×lmas× hoĂ olurdu. Hatta daha ileri gidip binalar×n y×k×lmas× da ilginç bir ekleme olabilirdi. Ancak hasar verebildiÿiniz Ăeyler oldukça s×n×rl×. Bunun oyunun yap×m sürecinde pek çok problem yaratacaÿ× aĂikar olsa da bir kamyonla bir binay× parçalamak eÿlenceli olabilirdi. Sonuç olarak Prototype diÿer oyunlardan farkl× olan yanlar×yla dikkat çekse de zay×f yönleri yüzünden klasik olma Ăans×n× yitiriyor. Ancak yine de sizlere eÿlenceli zaman geçirtebilecek bir oyun. Action tarz× oyunlar× sevenlerin al×p oynamas×n× tavsiye ederiz. Tabi eÿer zamandan baĂka kaybedecek bir Ăeyiniz yoksa ... *: Büyük Elma – Big Apple; New York Ăehrine verilen bir takma ad d×r.


CAN ÇAKIR

Lisede enstrüman çalm×Ă ve bir grup kurmuĂ olan herkesin hayalidir: “Abi bu grubu büyütsek, daÿ×lmasak, barlarda marlarda ç×kar×z, sonra beste yapar, biĂeyler kaydeder, büyürüz be.” Bizim de öyle bir iki grubumuz oldu, birini tam oturtmaya baĂlam×Ăken gitaristle vokalistin alavere dalavereleri herĂeyi yalan etti, öbüründeyse grup elemanlar× önce iki tane hatun yüzünden birbirine girdi, sonra da üniversitede Kanada’dan Ankara’ya kadar her yere daÿ×ld×. Ākincisiyle ‘Ice Tea’ diye eÿlenceli, ZZ Top tad×nda bir bestemiz vard×, maalesef o da tarihin tozlu sayfalar×na gömülmek durumunda kald×. Hakikaten yaz×k oldu ya, bak×n Ăimdi üzüldüm hat×rlay×nca. Neyse can×m×z saÿolsun, ne diyorduk? Lisedeki gruplar, evet. En baĂta bahsettiÿim hayali gerçekleĂtirmiĂ olan en önemli insanlar 1983’te kendilerine Tony Flow and the Majestic Masters of Mayhem diye t×rt bir isim seçen dört Fairfax Lisesi mezunu: Anthony Kiedis, Hillel Slovak, Jack Irons ve bizlerin bugünlerde Flea olarak bildiÿi Michael Balzary.

Bu dörtlünün nas×l bir kimya yaratt×ÿ× henüz ilk performanslar×nda belli olmuĂtu bile. YaklaĂ×k otuz kiĂilik bir topluluÿa verdikleri ilk konserlerinde sadece bir tane “beste”leri vard×: Kiedis’in yazd×ÿ× ‘Out In L.A.’ Ăiirini rap biçiminde söylerken fonda öbür grup elemanlar×n×n jam yapmas×ndan oluĂuyordu. Öylesine ç×kt×klar× bu konserde mekan sahibini öylesine etkilediler ki, bir sonraki hafta tekrar çalmalar× istendi. Dört arkadaĂ bu haber üzerine haliyle gaza geldiler (biz geçen hafta Pulp’ta öylesine bir Ăeyler çald×k, bize böyle deseler kim bilir ne hale gelirdik) ve grubun ad×n× Louis Armstrong’un eski caz grubu Chili Peppers’×n etkisi alt×nda Red Hot Chili Peppers olarak deÿiĂtirdiler. Birkaç ay boyunca Los Angeles’×n belli barlar×nda çald×ktan sonra EMI’×n dikkatini çekmeyi baĂard×lar (YUH!). Grubun gitaristi Slovak ve davulcusu Irons’×n o anki esas gruplar× olan What Is This?’in bir süre önce baĂka bir plak Ăirketiyle anlaĂm×Ă olmas×, RHCP’nin o mevkilere yeni insanlar aramas×na yol açt×. Sonuç olarak 1984’te ç×kan ve kendi ismini taĂ×yan


ilk albümün kadrosu Ăöyleydi: Anthony Kiedis (vokal), Flea (bas), Jack Sherman (gitar), Cliff Martinez (davul).

ya. “The Uplift Mofo Party Plan” RHCP’nin gerek ticari, gerek müzikalite olarak kafas×n× yavaĂ yavaĂ mainstream’e ç×karmas×n× saÿlad×.

Pek baĂar×l× olmayan bir debut albüm ve turneden sonra Sherman ve Kiedis aras×nda gittikçe artan kavgan×n galibi Kiedis oldu (çok Ăükür) ve Sherman’a kap× ve sap× gösterildi. Yerine eski dostlar× Hillel Slovak dahil edildi. Bu kadroyla 1985’te “Freaky Styley” piyasaya sürüldü. Bir önceki albümün baĂar×s×ndan çok da ileriye gidemese de, sonraki yaklaĂ×k 25 y×l boyunca Red Hot Chili Peppers’× diÿer herhangi bir gruptan baĂl× baĂ×na ay×racak çizgiler olan punk ve funk etkileri ilk olarak bu albümde kendini gösterdi. Yine baĂar×dan uzak bir turneden sonra eleman deÿiĂikliÿine giden RHCP’de bu sefer adres Martinez idi. Bagetleri Jack Irons’×n eline geri veren grup, gerek orijinal kadronun tekrar bir araya gelmesinin verdiÿi heyecan, gerekse tüm elemanlar×n artan tecrübeleri sonucunda o zamana kadar yapt×klar× en baĂar×l× iĂi ç×kard×lar orta-

Maalesef Kiedis ve Slovak grubun geri kalan×ndan daha h×zl× bir Ăekilde mainstream hayat×na uyum saÿlam×Ălard×. Sex, drugs, rock & roll üçlüsünün en tehlikeli ayaÿ×na çok fena halde giriĂ yapan bu iki arkadaĂ×n hayatlar×ndan uyuĂturucunun ç×kabilmesi için bin nasihat yerine bir musibet gerekiyordu. En çok korkulan oldu ve 25 Haziran 1988 tarihinde gitarist Hillel Slovak aĂ×r× dozdan hayat×n× kaybetti. Grupta yaĂanan Ăok sonucunda, Kiedis kendini Ăehird×Ă×na att×, Irons da Kiedis’in ayn× yoldan gideceÿini düĂünerek “arkadaĂlar×m×n öldüÿü bir grupta olmak istemiyorum” dedi ve grubu terketti. Yak×n arkadaĂlar×n×n ölümüne raÿmen yollar×na devam etmeye kararl× olan gruba hakim olan kaos, RHCP’nin hayranlar×ndan olan genç gitarist John Frusciante’nin verimli bir jam session sonras×nda gruba dahil edilmesiyle biraz dirildi. Yine de davul-


cusuz bir grup olmazd× ve özellikle Kiedis yeni gelecek eleman×n kimyas×n×n diÿerleriyle tutmas×n× çok önemsiyordu. Dolay×s×yla bir arkadaĂlar×ndan gelen Chad Smith tavsiyesine önce burun k×v×rsa da, sonra el mecbur denemeye karar verdi. Smith, o zamana kadar gerek denenmiĂ, gerekse beraber çal×nm×Ă hiçbir davulcunun yapamad×ÿ×n× yapt× ve Ău an dünyada yaĂayan en iyi basç×lardan biri olarak bilinen (o zamanlar da pek fark× olmayan) Flea’nin tuhaf ritmlerine öncülük etmeyi baĂard×. Adam×n önünde sayg×yla eÿilen (herif Guinness Rekorlar Kitab×’nda var lan, ya ne yapacakt×n×z, dürzüler sizi) RHCP ideal kadrosunu bulmuĂtu bile. Ādeal grup kadrosu bulunmuĂ olsa bile prodüksiyon ekibi biraz problemliydi. Frusciante elemanlardan s×cak bir hoĂgeldin alm×Ăt×, ancak prodüktörlüÿü üstlenen Michael Beinhorn’un “gitar tonu metal olacak” inad× Frusciante’nin gruptaki ilk günlerini rahats×z geçirmesine yol açt×. Bu ve benzeri problemlere ve grubun birbirine ×s×nma süresinin k×s×tl× olmas×na raÿmen “Mother’s Milk” gibi gayet yerli yerinde bir ürünü 1989’da gün×Ă×ÿ×na ç×karabildiler. Āçinde Frusciante’yle yapt×klar× jam’in kayd× ‘Pretty Little Ditty’ gibi müzikalitesi yüksek, ve Slovak’×n an×s×na yazd×klar× ‘Knock Me

Down’ gibi ticari baĂar×s× yüksek Ăark×lar bulunduran “Mother’s Milk”, gruba ilk alt×n plaklar×n× kazand×rarak RHCP’nin durdurulamayacak yükseliĂinde bir tramplen rolü görmüĂtü. Ve 1990. Grubun daha önce “The Uplift Mofo Party Plan”’de çal×Ămak isteyip de havalar×n× ald×klar× efsane prodüktör Rick Rubin’le yeni plak Ăirketi anlaĂmas× sayesinde masaya oturmay× baĂarabildiÿi tarih. Rubin’in gruba aĂ×lad×ÿ× motivasyon ve kimseye neredeyse hiçbirĂey dayatmamas× sonucunda elemanlar×n hissettiÿi özgürlük onlara dev bir yarat×c×l×k potansiyeli olarak geri döndü. Özellikle Kiedis, Ăark× sözü konusunda o zamanki üretkenliÿini baĂka hiçbir zaman yakalayamad×ÿ×n× belirtir. Rubin’in gruba dayatt×ÿ× tek Ăey kay×t stüdyosu oldu. Daha egzantrik bir yer ararken yak×nlarda bir yerde perili bir Akdeniz Ăatosuna rastlayan Rubin, stüdyoyu oraya kurdurup elemanlar× oraya taĂ×d×. Bir ay süresince Flea, Kiedis ve Frusciante orada yaĂad×lar, ancak Smith korktuÿu için sadece kay×tlara gelip gitti (ödülünden utan terbiyesiz). Albümün ad×n× da Ăark×lar×n içinden seçerek koyan Rubin’le grubun ilk çal×Ămas× olan “Blood Sugar Sex Magik” 1991’de yay×nland× ve müzik piyasas×nda bir tomahawk etkisi yaratt×. ‘Give It Away’ ile Grammy kazand×lar, ‘Under The Bridge’ ile kalp-


lerimizi ve Billboard’da 2.lik kazand×lar, 12 milyon civar× da bir sat×Ă yakalad×lar. Ancak hayat×n× seks yaparak geçiren bir liderin grubu da cenabetlikten kurtulamaz elbette, uyuĂturucu müptelas× olma s×ras× genç yetenek Frusciante’deydi. 1992’deki Japonya turnesinin tam ortas×nda grubu b×rak×p giden (hail to Blackmore!) gitaristin yerine turne grubun arkadaĂ× Arik Marshall ile tamamland×. “Kimyam×z uyuĂmad×” bahanesiyle yol verilen Marshall’×n yerine kal×c× olarak Jane’s Addiction’dan tan×d×ÿ×m×z karizma abi Dave Navarro transfer edildi. Dinleyicilerin ilk olarak Woodstock 94’te grupla beraber görme Ăans×n× yakalad×ÿ× Navarro’nun kimyas×n×n da grupla asl×nda söylenildiÿi kadar uyuĂmad×ÿ× daha sonra ortaya ç×kacakt×. 1995’te ortaya ç×kan “One Hot Minute” bu yüzden ticari baĂar×y× yakalamas×na raÿmen fanlar×n büyük bir çoÿunluÿu taraf×ndan pek sevilememiĂtir. Āçinde hakikaten çok iyi Ăark×lar bulundurmas×na raÿmen bütünlüÿünü saÿlayamayan albüm RHCP’nin evvelki iki albümüyle hayranlar×na aĂ×lad×ÿ× enerjik funk punk rap metal gibi, pek de adland×ramad×ÿ×m×z tarz×n d×Ă×nda kalm×Ăt×. UyuĂturucusuz bir dönem geçiremeyen grubun bu sefer vurgun yiyenleri Kiedis ve Navarro idi. Navarro’nun uyuĂturucu alm×Ă bir Ăekil-

de provaya geldiÿi bir gün dengesini saÿlayamay×p amÀsinin üzerine düĂmesi, nedense grupta bardaÿ× taĂ×ran son damla olmuĂtur ve Navarro da Jane’s Addiction reunion’×na kadar orada burada çalarak sürdüreceÿi kariyerine RHCP’siz devam etmiĂtir. Grup gitarist problemleriyle boÿuĂurken, eski gitaristleri John Frusciante de kendi bitmek bilmeyen problemleriyle uÿraĂ×yordu. Eroin baÿ×ml×l×ÿ× had safhaya ç×kan, iki tane baĂar×s×z solo albümden sonra bütün paras×n× kaybeden, evinde ç×kan yang×nda neredeyse ölen Frusciante’nin akl× 1998’de baĂ×na geldi ve kendisini rehabilitasyona yat×racak saÿduyuyu bulmay× baĂard×. Bir ayl×k bir sürecin sonunda iyileĂen Frusciante küçük bir daire kiralay×p kendi halinde yaĂamaya devam ediyordu ki, bir gün Flea onun kap×s×n× çald×. Eski arkadaĂ×na geçmiĂ olsun dileklerini ileten Flea ayn× zamanda gruba geri dönmeyi düĂünüp düĂünmeyeceÿini sordu. Frusciante ise fuzuli romantik Àlmlerden aĂina olduÿumuz bir tav×rla “evet, evet, yüz bin kere evet!” diye bir cevap verdi (tabii ki asl×nda vermedi). Grup çok seri bir Ăekilde bir araya geldi ve provalara baĂlad×. Frusciante davet edilen olmas×na raÿmen grubun geri kalan× kadar heyecanl× deÿildi, olam×yordu, çünkü grubu terk ettikten sonraki 6 y×l× tam bir


felaket olarak geçmiĂti. Neyse ki, dibe vurduktan sonra yavaĂ yavaĂ yükselen her insan×n yapt×ÿ× gibi, o da bir süre sonra durumu olduÿu gibi ele ald× ve ne kadar yetenekli olduÿunu gösterdi. Bu yeteneÿin en somut kan×t×n× da 1999 y×l×nda ç×kan, grubun en baĂar×l× albümü olan “Californication”’da görebildik. Bu albüm ayn× zamanda Iron Maiden, Limp Bizkit ve Linkin Park ile beraber benim distorĂ×nl× müziÿe baĂlad×ÿ×m albümlerdendir, kiĂisel not düĂeyim. Dünya çap×nda 15 milyon civar× satan albüm, modern rock müziÿin kilometre taĂlar×ndan biridir. Daha öncekiler kadar Ăiddetli olmasa da, bu albümün turnesinde de bir talihsizlik meydana geldi elbette: Woodstock 99’un kapan×Ă grubu olarak sahne alan RHCP’nin setinde, Jimi Hendrix’in k×zkardeĂinin ricas× üzerine coverlad×klar× ‘Fire’ s×ras×nda, konser alan×nda bir yang×n ç×kt× ve festivale müdahale edildi.

Turneden sonra vakit kaybetmeden yeni albüm için çal×Ămalara baĂlayan grup, üretimde s×k×nt× çekmedi ve 2002 y×l×nda “By The Way”’i ç×kard×. “Californication”’dan sonra muhtemelen ne gelse beÿenilmeyecekti, ancak “By The Way” al×nabilecek en iyi eleĂtirileri ald×, her ne kadar albümün temposundan dolay× “Blood Sugar Sex Magik-One Hot Minute” z×tl×ÿ×na benzetilen eleĂtiriler alm×Ă olsa da. PeĂine çok uzun bir dünya turnesine ç×kan grup, 2003’te ç×kan best of albümleri için ‘Fortune Faded’ ve ‘Save The Population’ isimli iki yeni Ăark× kaydetti. 2004 y×l×nda Londra Hyde Park’ta üst üste 3 gece konser verip hepsini de sold out yapmay× baĂaran grup, bu performans× kaydederek “Live in Hyde Park” isimli ilk canl× konser albümlerini de ç×kard×. Albümde önceden piyasaya sürülmeyen ‘Rolling Sly Stone’ ve ‘Leverage of Space’ isimli iki stüdyo kayd× Ăark× da bulunuyordu.


“By The Way” ile nispeten bir ad×m geri atm×Ă olan Red Hot, 2006 y×l×nda muhteĂem bir double albüm ile geri döndü. “Californication” ile ayyuka ç×kan Red Hot hastal×ÿ×, mp3’ün plak Ăirketlerini ve albüm sat×Ălar×n× öldürdüÿü 21. yüzy×lda, grubun 28 Ăark×l×k double albümü “Stadium Arcadium”’un 7 milyon satarak y×l×n en çok satan albümü olmas×n× saÿlad×. Çok baĂar×l× geçen bir dünya turnesinin sonunda, 2007 Grammy ödüllerini silip süpüren grup (En Āyi Rock Albümü, En Āyi Rock āark×s×, Bir Düet Veya Vokalli Bir Grupla Beraber En Āyi Rock Performans×, En Āyi Boxed Veya Özel S×n×rl× Bas×m Paketi [bu çeviri olmad×, Best Boxed or Special Limited Edition Package] ve En Āyi Prodüktör), ödül töreninin sonunda ‘Snow ((Hey Oh))’ isimli Ăark×lar×n× icra etti ve konfetiden karlar×n yaÿd×r×ld×ÿ× muhteĂem bir performansla törene tam anlam×yla damgas×n× vurdu. āu s×ralar 9 y×ld×r durmadan çal×Ăt×ktan son-

ra hakettikleri aran×n keyÀni ç×kar×yor elemanlar. Anthony Kiedis oÿluyla vakit geçirir, bir yandan da olas× bir televizyon dizisi üzerinde çal×Ă×rken, Flea abuk subuk müzikal Àkirler üzerinde deneyler yap×yor. John Frusciante “The Empyrean” ad×nda gerçekten çok iyi bir solo albüm ç×kard×. Chad Smith ise Sammy Hagar, Joe Satriani ve Michael Anthony’le beraber kurduÿu süpergrup Chickenfoot’un albüm turnesinde dünyay× dolaĂmakta. En az bir y×l ask×da kalacaklar×n× aç×klayan grup, Ău an ara vermiĂ olmaktan memnun gözüküyor. Ekim veya kas×m civar×nda stüdyoya dönebileceklerini aç×klad×lar, eh bize de kalan, heavy metal’den rap’e kadar (ama sadece onlar× deÿil, aradaki punk, funk, hatta neredeyse r&b gibi birçok müzikal renk dahil) yaklaĂ×k her müzik türünü bir araya getiren ve Kiedis’in frontmanliÿiyle öne ç×karan efsanevi rock grubuna sayg×lar×m×z×n sonsuz olduÿunu bildirip, aciz kullar× olarak yeni ürünlerini beklemek kal×yor.


JOHN VOXVILLE


Elektronik Müzik ve Alternatif Rock sahnesine renk getiren yeni soluklardan Melis Balc×lar. Bir sabah uyan×p her gün dinlediklerinizden farkl× biĂeylere bünyeyi teslim etmek istediÿinizde karĂ×n×za ç×kmas×n× istediÿiniz türden orijinal ve Ăimdilik keĂÀn size özel olduÿunu hissettirecek kadar underground. Lakin gidiĂata bakarak yak×n zamanda bu özel keĂÀnizin müzik dünyas×na zehir gibi yay×l×p kolonlara ve kulaklara binlerce X çizeceÿini söylemek zor deÿil. Alternatif rock severlerin Hipnoz grubunun vokali olarak hat×rlayacaklar× Melis, solo çal×Ămalar×nda çok daha baĂar×l× iĂler ortaya koyuyor. Bizde kad×n sesinin Alternatif Rock sounduyla sunulmas× taleptir ve malumunuz üzere ciddi bir arz× da var piyasada. Melis ise kendini bu çizginin d×Ă×na ustal×kla ç×kar×p mevcut soundunu terk etmeden elektronik altyap×lar× baĂar×yla müziÿine yedirmiĂ. DuruĂ olarak da plastik bir format sergilemekten özellikler kaç×nan ve ayaklar× yere basan bir müzisyen imaj× çizen Melis, Ăark× sözlerinde de bu tavr×n× koruyor. āark× sözlerinde kimi zaman āebnem Ferah’× an×msatan bir atmosfer yakalamak mümkün. Bu haliyle “Melis müziÿi yapal×m da içini nas×lsa doldururuz” ekolünden oldukça uzak. Melis’e ve müziÿine ulaĂmak için aĂaÿ×daki adresleri izleyebilirsiniz. Siyah Beyaz Yükselen Y×ld×zlar Departman× ×srarla tavsiye eder. www.myspace.com/melisbalcilar www.melisbalcilar.com


MELĀS BALCILAR

GecikmiĂ bir yaz× bu, çok gecikmiĂ hem de... YaklaĂ×k 12 y×l kadar... Orta sonda faland×m san×yorum, o zaman bir ya da iki tane olan müzik kanallar×ndan birinde duydum o sesi. Daha önce hiç duymad×ÿ×m bir sesti bu; feci derecede duygulu, k×r×lgan ama ayn× zamanda isyankar ve tutkulu... YumuĂakça deÿdi kalbime ve sapland×. Nas×l oldu ben de bilmiyorum, ama bildiÿimiz ilk görüĂte aĂkt× bu... Öncesi ve benzeri olmayanlardan. Ürperticiydi sadece... Siyah k×sa bir etek vard× üzerinde, t×rnaklar×nda siyah ojesiyle bordo bir gitar× çal×yordu. Bebek gibi bir yüz, bolca göz makyaj×... Duygusal ve karanl×k t×n×lar, agresif distortion gitarlar; yaln×zl×k kokan, hüzünlü, asi, y×rt×k, diĂi sözler ve bolca gözyaĂ×yla tam bir melodram× yans×t×yorlard× karĂ×mda. Çalan Ăark×: “Every Me Every You”... Evet Placebo dan bahsediyorum tabiki. āimdiden efsane olduÿuna inand×ÿ×m gruptan. Ergenliÿimin en kal×c× dönemine gelen, bana en güzel öpücüÿü veren o Ăark×lardan... Placebo’nun geçmiĂinden uzun uzun bahsetmeyeceÿim size, zaten bu yaz×y× okumaya baĂlayanlar grubu yeteri kadar tan×yordur. Bu efemine adamlar× da tan×mamak zaten imkans×z bence. Ama istikrar ve büyük bir aĂkla ilerleyen kariyerlerinin, tam 14 senedir, sürekli yukar×ya doÿru giden bir baĂar× graÀÿinde devam ettiÿini söylemem laz×m. Bu da san×r×m sürpriz deÿil. Placebo bugüne kadar yapt×ÿ× 6 albümün alt×s×nda da, yeni ve deÿiĂik sesler kullanarak kendisini hep taze ve güncel tuttu, tekrar etmedi. Üstelikte bunu güçlü ve al×Ă×lm×Ă soundlar×ndan hiç bir Ăey kaybetmeden yapt×lar. Fazlas×yla dozunda aral×klarla albüm ç×kararak sevenlerini asla üzmediler. BaĂta Pixies’in “Where Ās My Mind”× olmak üzere say×s×z iyi covera imza att×lar. Arta kalan zamanlar×nda yay×nlad×klar×, benim favorilerim olan “Leni”, “Drowning By Numbers” ve “Dark Globe” gibi harika B-sidelar da dahas× tabii... Birçoklar×na göre grubun görselliÿi ve cinsel tercihlerinin fazlaca ortal×kta olmas×n×n da bu baĂar×da pay× var. Placebo’ya asla objektif bakamayacak olan ben de buna bir parça kat×lm×yor deÿilim tabi. Her zaman görüntünün, marjinalliÿin, sahne üzerindeki duruĂun ve imaj×n müzisyenler için önem taĂ×d×ÿ×n× düĂünürüm. Çünkü görselliÿi olan bir iĂ ayn× zamanda bu ne de olsa. Dinleyici de her zaman sevdiÿi müzisyeni idol ald×ÿ× ve onun tarz×n× kendine uyarlamaya bay×ld×ÿ× için bu da gruba kesinlikle art× yönde bir baĂar× kazand×rm×Ăt×r bana göre. Brian Molko’nun asla vazgeçmediÿi yoÿun göz makyaj×, zaman zaman konserlerinde, fotoÿraÁar×nda va hatta bazen günlük hayat×nda kulland×ÿ× kad×n k×yafetleri, postiĂler ve seksi pozlar×n×n kendisine çok yak×Ăt×ÿ× bariz. Modern bir Boy George havas×nda, ama kesinlikle daha çekici ve doÿal. Sahne üzerinde kad×n× da erkeÿi de ayn× oranda etkilemeyi baĂarabilen bir auras× var. Basç× Stefan ise Brian’a oranla cinsel ter-


cihini daha az belli ediyor giydiÿi k×yafetlerde. Ama onun da kendine has, oldukça frapan ve kitch bir tarz× olduÿunu söylemek laz×m. Sahne üzerinde gitar× çalarken saÿa sola eÿilerek yapt×ÿ× bir dans var ki, Brian bunu “gay dance” diye tabir ediyor, kesinlikle izlenesi! Hem kad×nlara hem de erkeklere yönelik gayet zengin bir görüntü kalitesi var k×sacas× ortada. Ama yapt×klar× müziÿi asla gölgede b×rakmayan cinsten. Zaten iyi müzik olmadan kuru kuru imaja da kimse kanmaz. Öncelikle bu cinsel tercih konusuna y×llard×r bilip bilmeden konuĂanlara istinaden ben de bir aç×kl×k getireyim. Özellikle de solistgitarist Brian Molko’yu ×srarla gay, “ibne(!)” gibi amiyane tabirlerle iĂaret edenlere yönelik: Brian biseksüeldir. Bunu kendiside “kendimi ne zaman nas×l hissediyorsam öyleyim” tarz×nda aç×klamalar yaparak ve Ăark× sözlerinde büründüÿü deÿiĂken kimliklerle de fazlas×yla ifade etmektedir. Bugün ise uzun süredir birlikte olduÿu k×z arkadaĂ× fotoÿraf sanatç×s× Helena Berg’den 4 yaĂ×nda “Cody” isimli bir oÿlu bulunmaktad×r. Basist Stefan Olsdal eĂcinseldir. Bunu heryerde aç×kça da söyler zaten. 22 yaĂ×ndaki yeni davulcu Steve Forrest’×n cinsel tercihi ise bir muamma Ău an da. E ne de olsa grubun tepesinde bir eĂcinsellik imaj× var ve bu saatten sonra kim gelse hangi türle yatt×ÿ× merak edilecek. Ama bence gayet hetero duruyor, zira feci haĂin ve sert çal×yor... āimdi bu cinsel kimlik konusunu bir kenara b×rak×p Placebo’nun 8 haziran 2009’da piyasaya ç×kan yeni albümleri “Battle for the Sun”dan bahsetmek istiyorum. Öncelikle bunun tipik bir Placebo albümü olmad×ÿ×n× söyleyebilirim. Özellikle de sözleriyle ve her zamankinden daha pozitif t×nlayan melodileriyle tam da ad×na yak×Ă×r bir albüm. YavaĂ baĂlayan parçalar, çok da al×Ăk×n olmad×ÿ×m×z biçimde, sonradan h×z almaya, enerji yaymaya baĂl×yorlar. Yeni davulcunun da tart×Ămas×z gruba katt×ÿ× adrenalinle, parçalar h×zl×ca ama asla yormadan al×p götürüyorlar. “Battle For The Sun” kesinlikle daha hareketli, kronik bir karanl×ÿ×n içinden uyanm×Ă gibi, haÀf tedirgin ama yine de heyecanl×, parlak ve ileriye umut dolu gözlerle bakan bir ruh halinin yans×mas×. “Devil in the details” parças×ndaki “l’m gonna dance with him tonight” vurgusu gibi, parçalar×n adeta Ăeytanla dans eden bir havas×, k×Ăk×rt×c× ve ele avuca s×ÿmaz bir tavr× var. “Breath Underwater”, “Speak in Tongues”, “Come Undone” ve tabiki albüme ad×n× veren “Battle For The Sun” gibi yar×nlara sa-

r×lan ve pisliklerden kurtulmak için çabalayan Ăark×lar da bunu barizce hayk×r×yorlar. Bir önceki albümleri “Meds” gibi karanl×k, ac×kl× bir albümden sonra böyle umut verici olmalar× bir aç×dan iyi de olsa, ac×dan ve hüzünden fazlas×yla zevk alan bünyelere ne kadar lezzet verir bilemiyorum tabii. āahsen benim favori albümüm ac×n×n ve yaln×zl×ÿ×n baÿr×ndan kopan “Without You I’m Nothing” tir. Ama gözyaĂ× ve melankoli kokan aĂk Ăark×s× “Happy You Are Gone” ×n, tek olsa da, bu albümde benim için yeterince tatmin edici bir damar olduÿunu söylemeliyim. Albümdeki bir diÿer favorim de hemen kulaÿa yap×Ăan “Speak in Tongues”. Kulaÿa acayip güzel gelen bir havas×, marĂvari bir dokusu var ve romantik ama ayn× zamanda uyar×c× sözleriyle içinizi g×d×kl×yor. Daha önce Muse, Staind, Tool gibi isimlerle çal×Ăm×Ă yeni prodüktörleri, Grammy ödüllü David Bottrill’in albüme olan katk×s×, özellikle de düzenlemelerde kendini gösteriyor. Parçalar×n giriĂ, geliĂme ve sonuçlar×n×n sürprizlerle dolu, kay×tlar×n adeta canl× kaydedilmiĂ havas×nda olmas×, albümü renkli ve capcanl× tutuyor. Albümü yenilikçi k×lan bir baĂka sebep de yayl× enstrümanlar× ilk defa bolca kullanmalar×. Kemanc× Fiona Brice bu albümdeki tüm yayl× aranjmanlar× üstlenmiĂ ve sahnede de gruba eĂlik ediyor. Gelelim son Türkiye konserine... Bildiÿiniz gibi bu Placebo’nun ülkemizdeki dördüncü konseriydi. Ālki 9 Aral×k 2000 tarihinde Hilton Convention&Exhabition Center’da, ikincisi 13 Eylül 2003 – Parkormandaki CreamÀelds Festivali’nde, üçüncüsü 3 Eylül 2006’daki Rock n’Coke Festivali’nde ve sonuncusu da bildiÿiniz gibi geçtiÿimiz 24 Haziran 2009’da KuruçeĂme Arena’da gerçekleĂti. Placebo’yla aramdaki özel iliĂkinin bir yans×mas× olarak gururla ve Ă×mararak yaz×yorum ki: 13 Eylül 2003 – CreamÀelds konserlerinde o zamanlar solisti olduÿum grubumla, Placebo ile ayn× sahneye ç×kman×n inan×lmaz mutluluÿunu, heyecan×n× (sahneye ç×kt×ÿ×m ilk 10 dakika titriyordum resmen), gururunu ve hazz×n× yaĂad×m. HerĂey hayalle gerçek aras× yaĂand× o gün benim için. Gündüz onlarla ayn× sahne arkas×nda dolanmak inan×lmazd×. Kulislerinde onlara özel haz×rlanm×Ă kocaman meyva tabaklar× ve akl×n×za gelebilecek her türlü içkiden oluĂan mini bir bar bulunuyordu. Tuvalette, o zamanki davulcu Steve Hewitt ile karĂ×laĂ×p ona verdiÿim heyecanl× ve utangaç selam× da unutam×yorum ayr×ca. Bu arada, ilginç bir Ăekilde 2000 y×l×ndaki ilk konserde de yine sahne arkas×na (bu sefer hesapta olmayan sebeplerden dolay×) girmiĂ-


liÿim vard×r. Öÿlen 12.00’dan itibaren kap×lar×n aç×lmas×n× bekleyen bir “bebe” olarak, konserin sonlar×na doÿru yorgunluktan bay×lm×Ăt×m. Yine en önde, bariyer ve arkadan itenlerin aras×nda haÀfçe s×k×Ăarak, görevlilerce sahnenin önünden kucaklan×p sahnenin alt×ndan içeriye, özel yataÿa taĂ×nm×Ăt×m. Yar× bayg×n ben ve yukar×dan gelen “Allergic” Ăark×s×... Yan×mda ekipten, ingilizce konuĂan bir tak×m insanlar ve gözlerini aç×p gruptan birisiyle burun buruna gelme hayalleri kuran ben... Hiç unutam×yorum. Onlarla aramda özel bir iliĂki var diyorum :) Dört konserin dördünü de en önden izlemiĂ biri olarak tek kelimeyle büyüleyici olduklar×n× söyleyebilirim. BaĂ×ndan beri öylelerdi evet... Ve bu büyüleyici etkinin dozu, her konserde giderek artt× bu bir gerçek. Ālk konserde üzerlerinde taĂ×d×klar× haÀf çekingen ama iddial×, asi tav×r; ikincisinde yerini kocaman bir özgüvene, üçüncüsünde daha mütevazi ama baĂ× dik bir profesyolleniÿe, dördüncüsünde ise ne yapt×ÿ×n× çok iyi bilen muhteĂem bir sahne performans×na ve asalete b×rakt×. Son konserde tak×nd×klar× tav×r, bu iĂi ne kadar iyi yapt×klar×n×n ve izleyiciyi nas×l da kendilerine baÿlad×klar×n×n bir ispatad×r.

- Konser alan× oldukça kalabal×kt× (ertelenme olmasa eminim daha da kalabal×k olacakt× tabii). Ama nedense kimisi sanki boÿaz manzaras× izlemeye gelmiĂ gibi son dakikalara kadar istiÀni bozmadan k×y×daki yast×klarda oturup içkisini yudumlad×. Sonra kalk×p izlediklerini farz ediyorum, zira konser esnas×nda bir an olsun gözümü sahneden ay×ramad×m. - Ön grup Avustralyal×, Āndie Rock tarz×ndaki “Expatriate” iyiydi ama bence s×radand×. Parlak ve efemine bir imajlar× vard×. Onlar çalarken sahnenin yan×ndan Steve ve Brian coĂkuyla onlar× izledi, ben de onlar× :) - Sahneye her zamanki gibi izleyicideki heyecan× perçinleyen uzun bir intro ard×ndan, “Battle For The Sun”×n aç×l×Ă parças× “Kitty Litter” ile girdiler. - Ālk parçan×n ard×ndan Brian Molko “Merhaba, biz Placebo’yuz. Ve davulcu arkadaĂ×m×z×n davulunda yazd×ÿ× gibi bar×Ă için geldik” diyerek izleyiciyi selamlad×. - Konserin ertelenme sebebi olan ekipman kamyonunun önemi belli oldu: Brian ve Stefan neredeyse her parçada gitar deÿiĂtirdi.

Konser notlar×na gelince: - Önceden 23 Haziran olarak aç×klanan konser tarihi, ne yaz×k ki grubun gümrükte tak×lan ekipman kamyonlar× yüzünden bir sonraki güne ertelendi. Bir anda heyecan×m zirveden dibe vurdu, bir an için hüzün basar gibi oldu ama ertesi gün muhteĂem bir Ăekilde iki kat×na ç×kt×!

- Sahnede oldukça kalabal×klard×. Keman ve baz× parçalarda klavyede Fiona Brice, 2. gitarda Bill Llyod ve klavyede Nick Gavrilovich gruba eĂlik etti. - Yeni davulcu Steve cidden çok iyiydi! Eski Steve’i sevenler k×zabilir belki ama performans× ona nazaran çok daha yüksek ve izlenesiydi. Gruba cuk oturmuĂ yani. Komple dövmeli kollar×n× ve sar× emo tar-


z× saçlar×n× savura savura öyle dolgun çal×yordu ki o zillere aband×kça parçalar daha da bir coĂturdu. - Āzleyiciyle biraz daha fazla ilgilenebilirlerdi diye düĂünüyorum (ne bekliyorsam art×k!). Sahne etraf×nda pek dolanmad×lar bu kez. Ne bileyim Brian Stefan’× (baz× konserlerde yapt×klar× gibi) dudaÿ×ndan öpebilirdi de ya da mesela :) - Albümün umut dolu konseptine uygun bir Ăekilde amÀler, davul, klavye, keman ve k×yafetlerinin bir k×sm× hep beyazd×. - āu ana kadarki Türkiye konserlerinin içinde kesinlikle en iyi çald×klar× performanst×. Hiçbir aksakl×k olmad×. Tek kelimeyle hayran b×rakt×lar kendilerine. Brian, Ăiir gibi söyledi yine Ăark×lar×. Zaman ve tecrübe ile de alakas× var tabi bunun. Kendilerini her geçen gün biraz daha geliĂtirmiĂler ve ortaya art×k kolay kolay unutulmayacak bir ekip ç×km×Ă. Tarih onlar× alt× yald×zl× bir biçimde yazacak eminim.

da küt saç× ona daha çok yak×Ăt×yorum. Siyah yelek ve beyaz gömlekle oldukça erkeksi görünüyordu oysa... (Bir diĂi olarak, nedense biseksüel ve eĂcinselleri her zaman çok beÿenirim. Ben çocukken Āsveçli, Army of Lovers diye bir grup vard×. Travesti imajl×. Belki hat×rlayan vard×r. O zaman onlar× da çok beÿenirdim). - Brian bir parçada en önde çekim yapan kameralar×n birine özel muamele yaparak gitar× ekrana sürterek Ăov yapt×. Ama san×r×m kameraman bunu anlamayarak kameras×na zarar geldiÿini düĂündü ve ne olduysa çirkin bir Ăekilde Brian’la itiĂmeye baĂlad×lar. Brian orta parmaÿ×n× kameramana göstererek sahneyi terk etti (zaten konser bitmek üzereydi). - Sonras×nda ise iki kere bis yaparak “Bitter End”, “Ānfra-red”, “Taste in Men” ve “Song To Say Goodbye” çald×lar. Sahnenin en önüne gelip, elele tutuĂarak eÿildiler ve izleyiciyi bir tiyatro sahnesi edas×yla selamlayarak ç×ÿl×klar eĂliÿinde bitirdiler.

- Yeni albümdeki parçalar×n neredeyse tamam×n× çald×lar. Ama en sevilenleri de her zamanki gibi unutmad×lar. “Blacked Eyed” ve “Every Me Every You” nun özel konser versyonlar×nda herkes koptu. Bense yeni göz aÿr×m, Brian’×n Paris’te yazd×ÿ×n× söylediÿi “Happy You’re Gonna” da bir teenage edas×yla sessizce gözyaĂlar×ma teslim oldum...

ĀĂte böylece geçip gittiler bir kez daha buralardan... Bu sefer üç sene dolmadan tekrar gelmelerini umud ediyorum. Ve ne yapt×ÿ×n× kesinlikle çok iyi bilen, dinleyecinin kalbine ok gibi saplanabilen böylesi harikulade Ăark×lar yapan bu s×rad×Ă× adamlar×n önünde bir kez daha sayg×yla eÿiliyorum.

- Brian’×n uzun, arkadan toplanm×Ă yeni saçlar×n× pek beÿenmediÿimi söylemem gerek. Nedense onu her zaman bebeksi görmeyi sevdiÿim için k×sa ya

MELĀS BALCILAR www.melisbalcilar.com www.myspace.com/melisbalcilar


MELĀS SARILAR

HerĂeyin unutulduÿu tozlu bir zamanda ayaklar×m× sürüdüÿümü hissediyorum uzun zamand×r. Biz insanlar×n toz kald×rmaktan baĂka bir iĂi yokmuĂ gibi geliyor. Oksijen tüketen bir sürü et…(hah kliĂeyi de kondurmuĂum). Griliÿe yapay renkler ve neĂeler katan elektronik parçalar dünyaya daha bir daha baÿlar seni. Ayak parmaklar×ndan baĂlar beynine kadar otomatikleĂirsin. E normal olarak ben de otomatikleĂtim, her Ăey otomatikleĂti. Dünyadan çok büyük beklentim çok büyük hayallerim de yok art×k. Onlar× da yoketmiĂim. Alice ve Dorothy çoktan çöpü boylam×Ă. Biliyorum. Bu normal, Üzülenecek, yak×n×lacak bir Ăey yok. “Dünya çok boktan bir yer yaaa, ölüm ölüm!” diyecek yaĂ× çoktan geçmiĂim. Ergen tripleri taraÁar×na uÿrama gibi bir niyetim de yok. Kimsenin hoĂnut olmad×ÿ× bu yaĂamdan ben çok hoĂnutum. S×k×c×ysa bana uyar. Mucizeler beklemem. En iyisi normal, tekdüze oland×r. Rutin iyidir. Ama arada baz× duygular vard×r. Göÿüs boĂluÿundaki havay× yukar× kald×r×r, gözleri yaĂart×r baz× Ăeyler. AĂk falan deÿil bahsettiÿim. Mutluluk, özlem ve yak×n duygular için aÿlamak. MazoĂist bir Heidi duygusu. (hani dedesi olan).Yani ;çiçek böcek görünce aÿlamak gibi bir Ăey.Tamam, fazlaca geveledim. Amac×m : The Kinks’in hissettirdiklerini yazmakt×. Buyrun perdeye. Figüran k×z×m×z× içeri al×yoruz. K×z içeri girer Ray ona göz k×rpar bir iki bak×Ătan sonra Ăark× baĂlar: “Girl, you really got me now You got me so I cant sleep at night…” Ray’in tipsizliÿine raÿmen k×z ondan etkilenmiĂtir. āark×n×n yaramaz havas× hoĂuna gitmiĂtir. Gözlerini Ray’e diker. Ne varsa Ray’de vard×r o ona bakarak Ăark× söylemiĂtir göz k×rpm×Ăt×r. Uzun zamand×r ilgi aç×d×r k×z. Ālgisini hissettiÿi ilk nefes alan canl×ya mavi boncuklar×n× toptan f×rlatacak hale gelmiĂtir. Fakat o da ne kardeĂine göre azc×k daha hoĂ say×labilecek Dave k×za doÿru bakmaktad×r. āark× baĂlar:


“I believe that you and me last forever. Oh, yeah, all day and nighttime yours, leave me never. The only time I feel alright is by your side. Girl, I want to be with you all of the time” K×z Dave’ e de kay×ts×z kalamam×Ăt×r. Ne yaz×k ki kad×nlar×n “hep daha iyiye daha güzele” psikolojisi onu da sarm×Ăt×r. Oysa ki yanl×Ă yapm×Ăt×r. Ray, en saÿlam Ăark×lara sahiptir. Vaziyeti bilememiĂtir k×z. Kafas×n× taĂlara vuracakt×r. “a well respected man” ile devam eder mini konser. Ānsanlar×n içini s×k×nt× basar. K×z üzgündür, ilgi üzerinden silinmiĂtir. K×sa bir süre sonra yazar kendini düĂünmekten onu da konserden silecek, tüm Ăark×lar× üzerine zimmetleyecektir. Konseri beyninden klavyeye yans×tan yazar-seyirci gülümsemektedir. Kendinden bir parça bulmuĂtur. Asi, bohem gençlik yaĂayanlardan ve bunu hala marjinallik sayanlardan s×k×nt× gelmiĂtir. Nakarat bölümüne eĂlik eden s×k×c× kalabal×k olmuĂtur. 60l× y×llarda olsa eminim tersini düĂünecektir. Orda özgürlüÿün bir amac× vard×r, asi gençler yiyorsa o dönemde marjinallik yapsalard×r. Yazan Ăahsiyet durupdururken sinirlenmiĂtir. Birden Ăark× baĂlar… GiriĂ tüm s×k×c×l×ÿ× griliÿi alt üst eder. Bu Ăark×da gözp×narlar×n× zorlayan gözyaĂlar× bile gökkuĂaÿ× oluĂturur. Cenneti uzakta aramaya, anlams×z dualar s×ralamaya, yarat×c× güce yalakalanmaya gerek yoktur. SaÁ×k buradad×r, ad× unutulan her duygu burada in cinle top oynamaktad×r. Çiçek böcek düĂünüp aÿlar bu Ăark×da insan. “i miss the village green, and all the simple people.” āu cümle bile içine dokunur insan×n. Mini konserdeki ruh parçalar× garip duygularla ç×karlar konserden. Hayatlar×nda hiçbir Ăey deÿiĂmeyecektir, ama bir kaç×Ă noktalar× olacakt×r art×k: Masumiyet noktalar×.



Siyah Beyaz Dergisi - 1. Yil Ozel Sayisi