Page 1

SAYI: 11 EKİM 2019

BAĞIMSIZ, AYLIK, SÜRELİ YAYINDIR.

İLK BASKI: 100 adet

PARA İLE SATILMAZ! ORMAN KALIR, SEN ARIYI HATIRLA

10 EKİM 2015

ANKARA KATLİAMININ ARDINDAN GEÇEN 4 YIL TÜRKİYE’DEN VE DÜNYADAN İKLİM HABERLERİ • BAOBAB AĞACI MUZAFFER KOLEGE • NAİL ÖZER • KADIKÖY BADLİK AMİRİ • CİHAN KOÇER • UĞUR EROL • TOMBİK PRENS


Manifesto “Arılar”, doğanın karşılıksız çalışan biricik emekçileri. Onların görevi, sadece bal üretmek değil aynı zamanda doğanın işleyişinin mimarlığıdır. Einstein’ın arıların yok olması halinde dünyanın dört yıllık ömrünün kalacak olduğunu söylemesi bile bunun en büyük kanıtıdır. Sistem, tüketime dayalı vahşi anlayışı ile ülkemizde de canlıların yaşam alanlarını daraltarak çok uluslu şirketlere peşkeş çekiyor. Doğayı ranta, talana ve yağmaya kurban ediyor. Ancak dünyamız alarm veriyor. BM raporuna göre düzen bu şekilde giderse 12 yıl içinde dünyanın ortalama sıcaklığı 1,5 ºC’nin üzerine çıkacak. Elbette bu durum olağanüstü doğa olaylarının önünü açacak. Artık tüketim alışkanlıklarımızda radikal değişlikler yapmak ve aramızda yeni bir dil oluşturmak zorundayız. Tıpkı, kovanları ne kadar kalabalık olursa olsun görev bilinci, çalışma azmi ve aralarındaki dil ile bu durumun kaosa dönmesini engelleyip mükemmel bir uyum içerisinde hareket eden “arılar” gibi. Sahip olduğumuz ünvanlara bakmaksızın, bu dünyanın “kovan”ımız olduğunu düşünürsek, ya bu kovanı koruyacağız ya da yok oluşuna razı olacağız. Biz Orman Arıları olarak, işte tam da bu noktada itiraz ediyoruz. Hâlâ geç değil!

SAYI: 11 | EKİM 2019 KÜNYE

Neşriyat Umum Müdürü Sensin! Yazı Gurmeleri Kadıköy Badlik Amiri, Cihan Koçer, Muzaffer Kolege, Uğur Erol, Nail Özer Sorunlu Kazı İşleri Müdürü Nail Özer Mizanpaj Orkun Aldatmaz Sosyal Medya Şenay Adanır

İçinde doğa sevgisi olan, doğayı bir meta olarak görmeyip, onun bir parçası olduğunun ayırdında olan, aklı ve bilimi kendine rehber edinmiş her meslekten insanlara dil, din, ırk vs fark etmeksizin çağrıda bulunuyoruz: Gelin kovanımıza sahip çıkalım!

Baskı Merdiven Altı Ofset

Biz Orman Arıları olarak sabırla, dayanışma içerisinde beraber yeni bir dil ve iletişim araçları geliştirerek, insan onuruna yakışan, bilimin sunduğu rasyonel veriler ışığında yeni bir kovan inşa ederek değişime kanat açabileceğimize inandık.

Guguk Müşaviri Av. A. Selim Akol (İlk seferde aç şu telefonu!)

Bu dergi ile yazılı ve sözlü tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar tehdit altında olduğumuzu fark ettirmek ve yaşanan bu tahribatın evrensel boyutlarını dile getirmek için sesimizi çıkartıyoruz ve kanatlarımızı çırpıyoruz. Ne kadar çok kanat olursak o kadar etkili bir rüzgar oluşturabiliriz. Haydi, “yarın” çok geç olmadan. ORMAN KALIR, SEN “ARI”YI HATIRLA! Orman Arıları

Dağıtım Noktaları • TOD Marmara (Kadıköy) • Mephisto (Kadıköy) • Küff (Yeldeğirmeni/Kolektif)

İletişim Yandaki iletişim kanallarından bize her türlü fikir, tavsiye, destek, istek ve eleştirilerinizi iletebilirsiniz.

• Moda Kitap (Kadıköy) • İÜ Cerrahpaşa Orman Fakültesi

ormanarilari@gmail.com twitter.com/ormanarilari instagram.com/ormanarilari www.ormanarilari.com (Yakında!)

Künyedeki tek ciddi kısım: Dergide yayınlanan yazıların her hakkı mahfuzdur; kaynak gösterilmeden iktibas edilemez, kullanılamaz. Yazıların sorumluluğu yazarına aittir. Künyeyi bağlamaz. Süreli yayındır.

YAYINIDIR


Geçtiğimiz Ayda Neler Oldu? TÜRKİYE’DEN VE DÜNYA’DAN İKLİM HABERLERİ

1 EYLÜL Artvin'de koruma altındaki Hatila Vadisi Milli Parkı'nı da içine alan üç saha, maden araması için Mehmet Cengiz ve Kalyoncu yağmasına açıldı. Son ihaleyle Artvin'de Cengiz Holding'e ait maden arama sahası büyüklüğü 8 bin hektarı geçti. Böylece doğa savunucularının uzun yıllar mücadele verdiği yine Cengiz'e ait Cerattepe maden sahası ile Hatila Vadisi Milli Parkı arasındaki boşluk da kapanmış oluyor. Hatila Vadisi, 1994 yılında milli park ilan edilerek koruma altına alındı. 2 EYLÜL Koruma altındaki Saros Körfezi'nde iki kişi, deniz canlılarını Sea Life Akvaryum'a ait araca yüklerken yakalandı. Kuzey Ormanları Savunması ve Türkiye Ormancılar Derneği tarafından düzenlenecek "Gelecek İçin İklim ve Orman Konferansı" 6 Eylül Cuma Şehir Plancıları Odası'nda gerçeleştirildi. 3 EYLÜL Antalya'da Kaş ilçesi Yuvacık Köyü mevkiinde çıkan orman yangınında 40 hektar orman tahrip oldu. 6 EYLÜL Sıfır Gelecek kampanyasında Ormansızlaşma haftasında TOD ve KOS'un düzenlediği 'Gelecek İçin İklim ve Orman' panelini Prof. Dr. Murat Türkeş ve Prof. Dr. Doğanay Tolunay hocalarımızın konuşmalarıyla gerçekleştirdik. İklim krizinde ormanların rolünü her yönüyle ele aldık. Salda Gölü için TOKİ’nin açtığı ihale dışında 5 ihale daha olduğunu biliyor musunuz? 7 EYLÜL Dün Kilyos'ta Sarıyer Çevre ve Sanat Festivali'nde Türkiye Ormancılar Derneği ile birlikte organize ettiğimiz ‘İklim İçin Ormanlar ve Ormanları İklim Krizinde Koruma’ forumundaydık. 10 EYLÜL Sapanca Belediyesi'nin ormanlık alana yapmak istediği bungalov projesi kapsamındaki teleferiğe karşı 5 gündür nöbet tutan bölge halkı, "Orman ve mera, teleferik için talan edilemez” diyor.

12 EYLÜL Balıkesir - Burhaniye’nin ve tüm Edremit Körfezi’nin en yakıcı ve en hayati sorunu Burhaniye/İvrindi sınırındaki TÜMAD altın madenciliği üretime geçti. Ekolojik kirlenme Karadere, Korucaoluk ve Yaylacık köyleriyle sınırlı kalmayacak. 13 EYLÜL Balıkesir Edremit ilçesi Kazdağları Kumluca mevkiinde orman kulesindeki nöbetçinin fark ettiği orman yangınında 500 m2 orman tahrip oldu.  Aydın Değirmendere’deki JES şirketinin, zeytinlik alandaki ağaçların dibine kimyasal madde dökerek kuruttuğu İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri tarafından kanıtlandı  Endonezya'da yılın 8 ayında çıkan orman yangınlarında yaklaşık 330 bin hektar ormanlık alan tahrip oldu. Yangınlara, mayıs-eylül arasında yaşanan kurak mevsimin yanı sıra çiftçilerin devlet izni olmadan arazi açmak amacıyla yaktığı ateşler neden oluyor.  14 EYLÜL Muğla'da Ortaca ilçesi Gölbaşı Köyü Kocabel mevkiinde ilk belirlemelere göre yıldırım düşmesi sonucu çıkan orman yangınında yaklaşık 25 hektarlık bir alanda devam ediyor.  ODTÜ öğencileri, KYK Yurdu yapılarak Kavaklık korusunun betona boğulmasına karşı başlattıkları direnişin 120. gününde, 11 kişinin ifade vermeye çağrıldığını açıkladı. 


Geçtiğimiz Ayda Neler Oldu? TÜRKİYE’DEN VE DÜNYA’DAN İKLİM HABERLERİ

17 EYLÜL İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Türk Telekom Arena Stadı’nın hemen karşısındaki Seyrantepe arazisine yapılacak belediye binası yerine 65 kat yüksekliğe kadar otel, alışveriş merkezi ve rezidansa verilen izin iptal edildi. 19 EYLÜL 19.00, Perş: İklim Krizinde Kentlerin ve Doğanın Geleceği Düzenleyenler: Kadıköy Kent Dayanışması, Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi, Kuzey Ormanları Savunması Yer: Mimarlar Odası Kadıköy Tems., Rasimpaşa Mah, İskele Sokak, No 27 20 EYLÜL İklimi değil, sistemi değiştir! 20.09.19 Cuma Küresel İklim Grevi'ne Türkiye de katılıyor. İklim adaleti için gençlere en azından destek borcumuz var. Haydi 14.00'te Kadıköy İskele Meydanı'ndaki basın açıklamasına sonra da Yoğurtçu Parkı'na! 21 EYLÜL Denizli Çal ilçesi'nde 1. derece sit alanında define yağması için 43 ağacı katleden şahıs, 5 metrelik çukurda jandarma tarafından yakalandı, ifade sonrası serbest bırakıldı. 24 EYLÜL “Benim hayallerimi, benim çocukluğumu çaldınız. Kitlesel yok oluşla karşı karşıyayız ama siz sadece para ve ekonomik büyümeden bahsediyorsunuz. Nasıl cüret edersiniz?” 16 yaşındaki İsveçli doğa savunucusu Greta Thunberg, BM İklim Zirvesi’nde konuştu. 25 EYLÜL İstanbul Silivri Marmara Denizi açıklarında 4.7 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem korku ve paniğe neden olurken, İstanbul’da toplanma alanı olarak belirlenen 493 yer beton ucubelerin işgali altında. 26 EYLÜL Bozcaada Habbele Koyu'nda bir otel kıyı kanununu hiçe sayarak kepçeyle adanın doğal alanlarından birini yoketmeye çalıştı

27 EYLÜL Prof. Dr. Doğan Kantarcı, tüm yaşam savunucularının hocası; “ormana villa yapılmaz” dediği için yargılanıyor. Doğa için mücadele etmenin ne demek olduğunu hepimize bir kere daha hatırlattı. 28 EYLÜL Deniz suyu sıcaklıkları artık çok hızlı artıyor, su kütleleri yapısal olarak değişiyor, deniz seviyesi yükseliyor, oksijen seviyesi azalıyor, biyo-çeşitlilik kayboluyor. Artvin’de sel; dereler taştı, yollar kapandı. Borçka ilçesinde şiddetli yağış, sel ve heyelanlara neden oldu. 29 EYLÜL 1999 depreminin ardından iletişim altyapısını güçlendirmek için geçici süreli getirilen ve AKP’nin kalıcılaştırdığı Özel İletişim Vergisi ile bugüne kadar 66 milyar TL toplandı. 30 EYLÜL İzmir Foça kıyılarını yine petrole buladılar Yenifoça ve Gencelli Mahalleleri ile Aliağa ilçesine bağlı Çakmaklı Köyü açıklarında meydana gelen petrol kirliliği kıyılara vurdu. Akaryakıt ve sintine artıklarının, gemiden ya da fabrikadan sızmış olabileceği tahmin ediliyor.


Cihan KOÇER

cihankocer@yandex.com ÇERÇEVE

Elinin içinde, avucunda bir üzüm tanesini sımsıkı tutuyordu, o kadar kişi içinde Hasankeyf’in henüz yok edilmemiş o muazzam manzarasına bakarken elimi tutup avucuma bıraktı… Onun için çok özeldi belli ki, tek bir üzüm tanesi. Başka bir zamanda, başka bir yerde; yemek yedirilmeye alışmış olan da yine avuçlarında sakladığı bir ekmek parçasıyla, ben yiyip bitirene kadar ağzımdan elini çekmemişti… Böylesi bir bağ var insan evladında; yaşının önemi yok, bir yaşındaki çocukta da bu bağ var, öğrenmediği ve genlerinde saklı olan…

ya da… Yok, değil, ikisi de ayrıntı değil; ikisi de resmin içinde bile değil; onlar çerçeve işte… Üzümün tadından bahsettim mi? Renginden? Hayır, bunu anlatmayı hiç düşünmedim bile; bu ayrıntılar çerçevenin duruşunu değiştirmezdi çünkü. Yeşildi bu arada üzüm, tadı da güzeldi, ekmeğin de…

Ayrıntıları farketmek, onları izlemek, PRENS anlam çıkarmak güzel şey; ama benTOMBİK hep büyük resmi seyretmeyi sevdim. Hatta bazen o resme bile değil, onun çerçevesine baktıran resimleri seyretmeyi, saatlerce… Bütün yaşadığı o çerçeve içindeki kadar; çerçevenin köşelerine geldiğinde artık kendini gösterebildiği bir yer kalmıyor. Başka ne yapılabilir ki? Hepimiz bir resmin çerçevesi içindeyiz. Resmin içinde olmak, onu oluşturmaktan hoşlanıyoruz, gurur duyuyoruz. Bize nasıl uygun görüldüyse, öyle uygun görüyoruz kendimize. Bunu farkedip doğrulan, hafifçe ayaklanıp başını kaldıran çerçeveye çarpıyor, sonra bir pastel boyanın ezilmiş haline dönüyor tüm duyguları… Bir ressam, o ne derse öyle oluyor, öyle de bir sanatçı… Kaldır başını, aç gözünü bakalım, başına neler geliyor… Ben resimlere hep karşıdan bakmayı sevdim. Onu oluşturan ayrıntılar sessizdi çünkü. Onların bir hükmü yoktu, olmasalar, başka ayrıntılarla yine tamamlanırdı o resim; farkı kim anlar ki resmi yapan sanatçıdan başka… Ben ayrıntılara değil, çerçevelere bakarken… Sen üzüm tanesinin bir ayrıntı olduğunu düşünürsün, ekmek parçasının


Uğur EROL

1ugurerol@gmail.com GÖZLEM

Tamam çok güzel direndik doğayı katledenlere karşı. Kaz dağlarında toplandınız milyonlarcanız. Hidroelektrik santralleri kurulmasın diye iş makinalarının önüne yattı teyzelerimiz. ODTÜ de emektar ağaçlarımız kesilmesin diye direndiniz. İklim değişikliği grevlerine katıldınız. O kadar yoğun ilgi gösterdik ki alanlara sığmadık! Büyük mücadelelerde bulundunuz çevre için. Peki kaçınız iki adım ötesindeki ağaçları gördü. Kaçınız bahçesinde bulunan bir fidanı büyüttü. Kaçınız her gün önünden geçtiği sokaklardaki ağacın yarasını gördü. Yada hangi belediyemiz bu ağaçları koruyor. Sadece bir ağacı yetiştirmenin o ağaca bakım yapmanın sulanmaktan başka yöntemleri olduğunu biliyor? Ben sizin adınıza bir kaç semt gezdim. Gördüklerim mi? Çok güzel şeyler gördüm. Onca sene yaşamış, yaşını almış ağaçlar gördüm. Gövdeleri yaralı. Çok güzel meyve veren ağaçlar gördüm. Kendi başına uzayan sürgünleri yoları kapatmış meyveleri görünmez olmuş bakımsızlıktan... Ağaçlar gördüm su vermek yerine diplerine çöp verdiklerimiz. Su dökmek yerine kola, kahve döktüklerimiz. Ağaçlar gördüm, o güzel ve büyük gövdelerinde tabelalar çiviler çok güzel durmuş. Ağaçlar gördüm, Çok güzel ışıklandırmışlar, gövdelerini oyarak tabi. Çok da güzel şeyler duydum. Ağacı böceklendi diye onu kurtarmak için mücadele edenleri değilde kesip kurtulmak isteyenleri, duydum... gördüm... dokundum...

Direk kesip öldürmek canice gelecek ki nasıl kuruturum diye yöntem arayanları. Duydum ağaç kestirmek için sıraya girenleri. Şimdi soruyorum. Çok güzel mücadele ettiniz etmesinde, kaçınız korudunuz size ait olanı? Hani şu soruda gelmiyor değil aklıma acaba sadece gösteriş miydi mücadelemiz. Dünya değişiyor. Çok büyük bir iklim sorunuyla karşı karşıyayız. Ormanlarımız yok olmasın derken, yüzlerce ağacın kıymetini düşünürken kendi önümüzdeki bir ağacın kıymetini unutmayınız. Yeri gelir gölgesine yeri gelir meyvesine, yeri gelir bir yeşil yaprağına hasret kalırsınız. Bu arada İstanbul’da bienal var AVM’ler den arta kalan vaktiniz olursa bir uğrayın derim. O kadar sıkıcı sayılmaz korkmayınız! Eleştirileri bir kenara koyun da bir göz atın...


Ağacı Tanı, Sev, Koru BAOBAB AĞACI (Adansonia digitata)

Merhaba sevgili ağaç ve doğasever okurlarımız. Sizler için başlattığımız Ağaçları tanıyalım dizimizin 2. Bölümünde sizleri hepinizin kulak aşinalığı olan, görür görmez tanıyacağınız ya da “Ben bu ağacı bir yerlerden hatırlıyorum ama nereden” diyeceğiniz bir ağaç ile tanıştırmak istiyoruz. Evet. Ünlü Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupery tarafından yazılan ve 1943'te yayımlanan “Küçük Prens” kitabında adı geçen ve çoğu insanın gerçek olmadığını düşünerek “Masal Kahramanı Ağaç” zannettiği ve ana yurdu Madagaskar olan, dünya üzerinde 8 farklı türü bulunan, en yaygın türü Afrika’da olan, 1 türünün Avustralya’da yaşadığı, diğer 6 türü ana vatanları Madagaskar’da yaşayan (bu 6 türden 2’si küresel ısınma, arazi açma çalışmaları ve ihmal yüzünden bugün tehlike altında ve Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN)’nin Kırmızı Tehdit Altındaki Türler Listesi’nde yer alıyor), ilk kez 1750 yılında Fransız Botanikçi Michael Adanson tarafından keşfedilen ve Afrika’nın hayat ağacı imgesi olan bu ağacın adı Baobab (Adansonia digitata). Bütün dünya tarafından “Küçük Prens” kitabı ile tanınmış olsa da bu ağaçlar gezegenimizin en eski ağaç türlerinden birisidir. Boyları 18 m'yi, Gövde çevresi 30 m'yi ve çapı 9 m'yi bulabilir. Gövde yapısı bildiğimiz ağaç türlerindeki gibi odunsu olmayan bu yumuşak ve süngerimsi gövdeli dev ağaçlar aynı zamanda Afrika sıcağında adeta bir su deposu görevi yapar. Gövdesine oranla çok gelişmemiş gibi görünen tepe tacı sebebiyle dev bir görüntüye sahiptirler. Dallarının ucu aşağıya doğru sarkık olduğu için tepe tacı kubbe gibi veya ağaç ters dönmüş gibi görünür. Ağacın bu görüntüsünü bir Afrika miti “Tanrı, her hayvana bir ağaç vermiştir. En sona kalan sırtlana ise Baobab ağacı düşer. Buna çok bozulan sırtlan, onu fırlatıp atınca da ağaç,

tepetaklak yere düşer” şeklinde açıklıyor. Afrikalı büyücü ozanlar, hayatları boyunca doğaüstü şeylerle ilişki içinde oldukları için öldüklerinde toprağı ya da suyu kirleteceği düşünülerek Baobab ağaçlarının boş gövdesine gömülürlerek burada sıcak ve kuru havanın etkisiyle çürümeden, mumyalaşıyordu. Ağacın yumuşak kabuğu hasat edilip, kabukların dövülmesiyle elde edilen lifler, halat yapımında ya da kumaş dokumalarında kullanılır. Yerli halk ve Afrikalılar için Baobab meyvesi yüksek oranda C vitamini içerdiği için çok değerli bir besin kaynağıdır. Ağacın yeşil yaprakları ve çiçekleri de taze olarak tüketilmekte, tohumları ise kahve çekirdeği gibi kavrulmaktadır. Ağacın kuru yaprakları ise yemeklerde ve geleneksel tıpta bulaşıcı hastalıkların tedavisinde şifalı bitki olarak kullanılmaktadır. Ağacın zarar görmüş meyveleri yakılarak, çıkan külleri sabun yapmak için palm yağıyla karıştırılmaktadır. Aynı zamanda ağacın meyvelerinin sert dış kabuğu tabak ya da kap olarak kullanılmaktadır. Daha yaşlı ağaçların dev, içi boş gövdelerinin 120 bin litre su depolayabilme özelliğine sahip olması durumu göz önünde bulundurulduğunda kurak mevsimlerde yerli halkın su ihtiyacını karşılamak konusunda bulunmaz bir nimet olarak karşımıza çıkmaktadır. Evet. Küresel İklim Krizinin had safhaya ulaştığı günümüzde, binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan, Dünya’nın en az Karbon Salım Oranına sahip olmasına rağmen bu krizden en çok etkilenen Afrika Kıtasının bin yıllardır ev sahibi olan bu devler umarız yaşamlarını sürdürmeye devam edebilirler. Geleceğe yeşiller içinde bir Dünya bırakabilmek dileğiyle. Hazırlayan: Kadıköy Badlik Amiri


Muzaffer KOLEGE

muzkolege@gmail.com

ELEŞTİRİ GEREKLİ Sözlükte eleştirmek şöyle tarif ediliyor: Bir düşüncenin, bir yargının, bir davranışın vb. doğruluk yada yanlışlığını ortaya çıkarmak gerçek değerini belirtmek üzere onu inceleyip sonuca varmak. Kişiler birbirlerini, her çeşit yönetimleri (dernek, site yönetimleri, belediyeler, partiler) eleştirebilmeli ve eleştirmelidirler. Aynı şekilde ideolojik gruplar birbirlerini, iktidarlar muhalefeti, muhalefet iktidarı eleştirebilmelidir. Eleştiriler dürüst ve haklı olmalı, karşı tarafta eleştiriyi kabul edip gereğini yapmalıdır. Ancak bizim insanımız eleştiriye pek katlanamaz. Galiba tüm Ortadoğu halkları da bu açıdan bize benzer. Doğru yapılan eleştiriyi kabul etmemek, yanlışta direnmek kişiler ve yönetimler için zayıflıktır. Yanlışta direnmeden haklı eleştiriler dinlenip doğrulara yönelinirse kişiler daha düzgün fertlere dönüşürler, yönetimlerse daha düzgün işler yaparlar. İktidarlar içinde durum böyledir. Ne yazık ki biz ve bizim gibi geri kalmış toplumlarda (tam gelişmemiş de denilebilir) iktidara gelen partiler çatlak sesler diye nitelendirdikleri eleştirileri dinlemezler, eleştiri kanallarını tıkamaya çalışırlar. Bunun için medya organları satın alınır, yandaşlara satın aldırılır. Parası yetmeyenlere kamu bankalarından ucuz kredi verdirilir. Bu nedenle ekonomik zaafiyete düşen kamu bankalarının uluslar arası piyasalarda kredi notunun düşmesi, dolayısı ilede sendikasyon faizlerinin yükselmesi, bu durumun enflasyonist etkisi yapması pek umurlarında olmaz. Bunun da çaresini bulurlar, verirsin emri Merkez Bankasına faizleri düşür diye, yok ekonominin kuralları bunu gerektirmiyor diye direnme olursa bankanın yönetimini değiştirirsin olur biter.

Yanlış yönetimler, rejimlerini sürdürebilmek için biat kültürünü getirirler, dini alet ederler, toplumdan gelen eleştirileri inanç, iman kalkanı ile savuşturmaya çalışırlar.Kamu kurumlarına yandaşlarını yerleştirerek bürokratik engellerle karşılaşmamaya çalışırlar. İktidarın devam edebilmesi için yandaşlarını beslenmesi gerekir. Bunu yapabilmek içinde Sayıştayın dumura uğratılması, mahkeme heyetlerinin taraftarlarından oluşması gerekir. Tüm bunlar başarılınca da "benim maaşım %6.02 artar iken bir toplantı kararı ile senin (üstelik 2. maaşın) maaşın nasıl oluyorda %25 artabiliyor" diye soran emeklinin adı da "maaşımı soran densizler" olur. Denetleme kanalları kesilir, eleştiriler durdurulursa kurumlar içten içe çürümeye başlar, organlar kangren olur ve günün birinde cerahat patlar; yüksek enflasyon, ardından devaluasyon gelir. Ortalama 10 yılda bir ülkemizde darbe olmasının sebebi budur. Biat kültürünü orduya da yerleştirirsen sana karşı darbe olamaz ama içten içe yanan bir ateşi körüklersin. Geri kalmışlığın bataklığından çıkabilmemiz için din ile siyasetin birbirinden kesin olarak ayrılması, kişilerin siyasi görüşlerine bakılmadan yeteneklerine göre görevlendirilmesi, denetim kanallarının açık tutulması ve eleştirilere hoşgörü ile yaklaşılması gerekir. Bu düşüncelerle hareket edip hep birlikte arı gibi çalışırsak ancak kovanları bal ile doldurabiliriz.


Kapak Konusu

10 Ekim 2015 Ankara Katliamının Ardından Geçen 4 Yıl

10 EKİM Günlerden 10 Ekim... Vatan topraklarında hiç kimse, o gün ülkemizin en kanlı terör saldırısının gerçekleşeceğini tahmin bile edemezdi. En küçüğü daha 8 yaşında olan 103 vatandaşımızı ne yazık ki o kalleş saldırıda kaybettik. Başta aileleri ve sonrasında bizler bu vahşetin kimlerin ihmallerinden, kimlerin görmemezliklerinin sonucu olarak meydana geldiğini bilmek istiyoruz. Çünkü orada yaşamını yitiren insanların hiçbiri herhangi kötü bir amaçla birlik olmadılar. Amaçları asla birilerini vurmak, çevrelerine zarar vermek ya da olay çıkarmak değildi. EMEK, BARIŞ VE DEMOKRASİ için toplanan bu güzel insanlar bizlerin sesi olmak, gelecek nesillere örnek olmak için buluştukları o cehenneme çevirilmiş yerde, bazı uyanmamızı istemeyen caniler tarafından katledildiler. Kimse sesini çıkarmadı, çıkaramadı... Bazı karanlık, taşlaşmış zihinler olaydan sonra da bilindik o cahilce yorumlarını yapmaktan çekinmediler. Peki bizler ne yaptık? Susturulduk, bastırıldık! Çünkü "bizim gibi" insanlar o canilere göre öldürülmeyi hak ediyorlardı ve hak ettiklerini bulmuşlardı... Türkiyenin kalbinde, günler öncesinden belirlenen bir tarihte, ki MİT'in olaydan tam 22 gün önce 81 ilimizin Emniyet Müdürlüklerini IŞİD hakkında uyardığı halde böyle bir ihmal nasıl mümkün olabilirdi? Sizlere soruyorum... İHMAL VARDI çünkü: Bu insanların görüşleri iktidar zihniyetine uymuyordu ve yaşamalarının hiçbir anlamı yoktu. İHMAL VARDI çünkü: Bizler görüşümüze sahip çıkamadık, düşüncelerimizi

ulaşması gereken noktaya çıkaramadık, bizler ne yazık ki onlar kadar iyi örgütlenemedik. İhmalin bir sebebi de bizleriz maalesef. O insanların her birimiz üzerinde hakları var. Güney'in, Dicle'nin, Ali'nin, Ebru'nun, Seyhan'ın, Muhammed'in, Veysel'in ve diğer isimlerini sayamadığımız 103 insanımızın kanlarının yerde kalmasını istemiyorsak, onların kabirlerinde rahat yatmalarını istiyorsak eğer; ilkelerimize sahip çıkmalıyız. Mümkün olduğunca, her fırsatta düşüncelerimizi korkmadan savunmalıyız, haksızlığın karşısında yükselen ses olmalı ve sesimizi her zamankinden yüksek çıkarmalıyız. Ama öyle kavgayla gürültüyle, onlar gibi insan katlederek değil... Onlarda kınadığımız durumların aksini yaparak, zor olacak olsa da hoşgörüyle, sabır ve özveriyle onları şaşırtmalıyız. Büyük kitleleri hedef alarak, çok çalışarak ve azimle 103 yoldaşımıza haklarını büyük bir gururla iade etmeliyiz. Allah ailelerine ve sevdikleri sabır versin... Peki ya geride kalanlar..? Şu anda nasıl yaşıyorlar? neredeler? ve daha da önemlisi psikolojik olarak ne durumdalar? Hiç merak ettiniz mi? Artık kalabalık ortamlarda bulunabiliyorlar mı? Hiç merak ettiniz mi? Artık akrabalarının, eşlerinin, dostlarının düğünlerine katılıp halay çekebiliyorlar mı? Çünkü en son o halay çemberleri bir görüş uğruna oluşturuldu ve o kıymetli insanlar çok acı ki kol kola girdikleri insanları paramparça gördüler. Veysel'in annesinin her sabah okula giden çocukları


Kapak Konusu

10 Ekim 2015 Ankara Katliamının Ardından Geçen 4 Yıl DAVUTOĞLU'ndan geldi. Kendisi geçtiğimiz ağustos ayında şu açıklamayı yaptı: "Başbakanlık yaptığım süre içerisinde yaşanan terör olayları ile ilgili konuşursam yer yerinden oynar." Bu cümleden her aklı başında insanın aslında olayda güvenlik zaafiyeti olduğunu ve bunun bile isteye yapıldığını, hiç kimsenin itiraz etmediğini anlamamak hiç zor değil. Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır diyor, İslamın Peygamberi.

Barış şehidi Ali Kitapçı’nın eşi Iraz Emel Kitapçı gördüğünde çektiği acıyı hissetmemiz mümkün mü? ASLA! Bizlerin geride kalanların çektiği sıkıntıları ve acıları anlamamız mümkün değil. Biz onların acılarını hissedemesek bile bir nebze olsun hafifletmeliyiz. Sorarak, soruştararak... Adalet yerini buldu mu? Suçlular hak ettikleri şekilde yargılandılar mı? Devletin en üstünden en altına kimin ihmali varsa kim göz ardı ettiyse bunun hesabını verdi mi? Biz bu soruların cevaplarını almak için uğraşmadıkça annelerin, babaların, kardeşlerin ve yaşam mücadelesi veren yoldaşlarımızın göz yaşları dinmeyecek. Sizlere bir sorum daha var; Sizce Devletimiz laik bir hukuk devleti olarak dini, dili, ırkı ne olursa olsun bu insanlar için hangi imkanları sundular? Onları hayata katmak, yaşamlarına umut katmak için ne yaptılar? Benim cevabım koca bir hiç. Çünkü bu cennet vatan topraklarında maalesef insanlar belki lafta değil ama icraatte inançlarıyla, görüşleriyle, konuştukları dille ve ırklarıyla ötekileştiriliyorlar. Bu insanlar için bazı karanlık zihinler " orada ne işleri varmış? Gitmeselermiş! Hak etmişler! Teröristlerdi zaten." dediler... Bu insanlar; ne çapulcu, ne Allahsız ne de Teröristti. Sadece masum birer insandılar. Bizler bu acılar içinde kıvranırken acımızı, öfkemizi arttıran bir olay daha oldu: Bir gazetecinin dönemin içişleri bakını Selami ALTINOK’a : İstifa edecek misiniz? sorusuna karşılık dönemin Adalet Bakanı Kenan İPEK'in gülmesi tepki gördü. Neden görmeyecekti ki? İnsanlar acı çekiyor, memleketin kalbi kan gölü olmuş ve olay sonrasında bu ülkenin bakanı kahrolacağına gülüyor. Kendisini tebrik ediyoruz. Biri çıkıp Kenan İpek'e bir gün tarihin tozlu sayfalarında adının yazılacağını lakin altın harflerle kahraman olarak değil, bir vicdansız olarak yer alacağını elbet hatırlatacaktır. Bir diğer bizi öfklendiren açıklama ise vahşetten 4 yıl sonra o dönemin başbakanı Ahmet

Peki siz Ahmet Bey neden sustunuz? Neden bildiklerinizi bunca zaman sakladınız? Neden sizler yargılanmaktan korktunuz? Sizlerin suskunluğundan dolayı kaç kişi daha öldürüldü, kaç hayat karardı? kaç eve ateş düştü? Bunların hesabını nasıl vereceksiniz? Lafa gelince bizlerin müslüman olmasına izin vermiyorsunuz, bizi Allahsız, kitapsız yerine koyuyorsunuz. Peki ya siz şu an ne oluyorsunuz? Siz sonucu ne olursa olsun o kanlı iktidar uğruna binlerce can aldınız, engel olabilecekken olmadınız. Sustunuz, çünkü eğer içinizde bir yamukluk olursa düzeltmek için, tehdit amacıyla kullanmak için sustunuz. Aslında çok merak etmiyorum fakat sormadan edemeyeceğim. Sadece size değil, sizin gibi olan bütün devlet yöneticilerine o kanlı makamlarda nasıl bulunabiliyorsunuz? Belki bu dünyada kendi adalet sisteminizde hesap veremeyeceksiniz, burada insanları ve kendinizi çok güzel kandıracaksınız, lakin bu dünyanın bir de öteki tarafı var ve o gün geldiğinde kaçacak delik bulamayacaksınız. Bizler ne mi yapacağız? Başımız dik, kalplerimiz temiz bir şekilde yolumuzdan sapmadan devam edeceğiz. Daha fazla kan dökülmesin diyerek mücadele edeceğiz. Bizim onlar gibi pahalı silahlarımız, bombalarımız yok. Bizim tek bir silahımız var o da kalemimiz. Bol bol yazacağız, çok okuyacağız ve çok çalışacağız. Bu kirli zihinlerle ancak böyle savaşabiliriz. Hazırlayan: Tombik Prens


Kadıköy Badlik Amiri

@raskolnikovpcrn

TEFRİKA-8: TREN YOLUNDA ISIRGAN OTU 1. BAP 2. KISIM ÖNCESİ 10. SAYIDA PARK Tarlabaşı’nın ufak, biçimsiz, hiçbir kalıba ve mühendislik anlayışına sığmayan rengârenk binalarının arasından geçerken midesinde havai fişekler patlıyordu Barva’nın. Bir yanında soğuktan üşümüş bir kedi misali bütün vücuduyla koluna sarılmış olan Deniz, bir yanında Tarlabaşı’nın dolambaçlı yolları arasında binalardan fırsat buldukça görevini yerine getirmeye çalışan loş ışıklar. Kafası güzel olduğu için mi dünya dönüyordu, yoksa dünya döndüğü için mi Deniz bu kadar sıcaktı? Kafasında sorular, ağzında sigara ve kolunda Deniz ile birlikte girdiler eve. “Kusura bakma, ev biraz dağınık” dedi. “Yok canım, ne kusura bakması. Senin ev yine iyi. Sen bir de benim evi gör.” Diyerek mahcup bir gülümseme oturttu yüzüne. “Dolapta iki bira var. İçer misin?” “Olur. Biranın üzerine birayla cila yaparız. Bizim cilamız da böyle. Kim karışır” diyerek mutfağın eşiğine durdu. Barva dolaptan biraları aldı. Salona geçip bardak gibi yan yana oturdular. Birbirlerine bakıp sessizce ve histerikçe şişeleri birbirine vurdular. Şişelerin sesi bir süre kulaklarında çınladı. Barva kalkıp bilgisayarı açtı. İngilizce ve enstrümantal parçalardan oluşan karışık bir listesi vardı. Onu açtı. Parçalar kulaklarında yağ gibi akıp yüreklerinde bir yerde birikiyordu. İkisi de ne yapmak istediğini gayet iyi biliyordu ama aynı zamanda da ilk adımı kimin atacağı sorunsalı aralarında yastık misali duruyordu. Sanki bir ses çıksa her şey bozulacaktı. Her yudumda ve nefeste içlerine biriken enerjinin kat sayısı artıyor, çarpan değeri saymakla bitmeyen sayılara ulaşmaya başlıyordu. İkisi birden aynı anda hamle yaptı dudaklarına. Şişeler ve yastık aradan çıkmıştı artık. Kelimeler koltuğun arkasından olup biteni gözlemleyip dışarı çıkmanın ne kadar tehlikeli olduğunu tartışıyorlardı aralarında. Bedenler arzu ve şehvetin kollarına teslim etmişti kendisini. Artık geri adım olamazdı. Her şey varacağı noktaya varacak, herkes yaşayacağını yaşayacaktı. Müzik hâkimiyetindeki sesler her bir yerden çınlayarak birikiyordu. Şişeleri masada bırakıp odaya doğru geçtiler. Odanın loş ışığı duvarda soluk gölgeler oluşturuyor, Hacivat ve karagöz bu duruma çok içerleniyordu.

“Reglim” Kelimeler dayanamayarak ortaya çıkmış ve bir anda ortalığa saçılmışlardı. 6 harflik bir kelime, tek kelimelik bir cümle. Bir anlık duraksama. “Kusura bakma Barva. Daha fazla devam edemeyiz” dedi Deniz bütün utangaçlığıyla. Barva Deniz’in gözlerinin ve dudaklarının üzerine uzanan kirpiklerinin tam ortasına baktı. Derin derin sarıldı Deniz’e. Sessizce yatağa geçip, sarılarak sızdılar. 3 gün sonra - PARKTA O gece parkta kalmışlardı. Bir arkadaşlarının çadırı vardı. Nöbetleşe yatıyorlardı çadırda. Polisin şafak baskınıyla uyandılar. İnsanlar çığlık çığlığa bağırıyorlar ve amaçsızca sağa sola kaçışıyorlardı parkta. Polis bir yandan gaz atıyor, bir yandan da çadırları yakıyordu. İnsanlar kaçışırken üzerine çıktıkları bir duvar çökmüş, iki kişi duvarın altında kalmıştı. İnsanlar bir yandan duvarın altında kalanları kurtarmaya çalışıyor, bir yandan da parkın etrafından ayrılmadan kaçışarak çember çiziyorlardı. İnsanlar gitmedikçe, dağılmadıkça polis daha çok gaz sıkıyordu. Ama insanlar yine de dağılmıyorlardı. Polisin alışık olduğu bir durum değildi bu. Normal şartlarda herhangi bir eylemde ilk müdahale ile grubun bir kısmı dağıtılır, ikinci müdahale ile eylem bitirilirdi. Bu sefer insanlar dağılmıyordu. Polis parka müdahale ediyordu, insanlar taşkışla tarafında toplanıyordu. Taşkışla tarafına müdahale ediyordu, insanlar AKM tarafında toplanıyordu. Yani polis nereye müdahale ederse etsin insanlar dağılmıyordu. Basınçlı kaplar misali. Bir taraftan bastırılıyordu insanlar, diğer tarafta toplanıyordu insanlar. Bu kovalamaca böyle sürerken sosyal medyada saat on birde Taksim Meydanı’ndaki Cumhuriyet anıtının önünde basın açıklaması yapılacağı bilgisi yayılmaya başladı. Sabahtan beri koşturmacadan yorulmuşlardı. Küçük parmakkapı sokakta bir mekâna gidip saatin on bir olmasını beklemeye başladılar. Kendileri gibi başka insanlar da vardı mekânda. Ortam çok gergindi. Kimse neyin neden olduğunu anlayamamış ama gitmemeye de aralarında anlaşmış gibiydi. Sessiz bekleyiş esnasında Barva ile Deniz göz göze gelip herhangi bir durum olması halinde Mis sokakta bulunan mekânda buluşmak üzere sözleştiler. Artık birbirlerini gözlerinden anlayabiliyorlardı. Saat on birde basın

açıklaması için beş yüz kişi meydanda toplanmıştı. Bir milletvekili elinde megafonla


Kadıköy Badlik Amiri açıklama yapıyordu. Polis müdahale etti yine. Milletvekili gaz fişeğiyle omzundan yaralandı. Herkes bir tarafa dağılmıştı. Barva kendisini su deposunun orada park halinde duran bir polis midibüsünün altına attı. Ortalık sakinleşene kadar burada kalabileceğini düşünüyordu fakat gaz bombası öyle etkiliydi ki daha fazla kalamadı midibüsün altında. Sanki taksim meydanı sis içinde kalmış gibi bir durum vardı. Gözleri yaşarıyor, ciğerleri yanıyordu. Deniz de yoktu yanında. Acaba neredeydi? Güvenli kafeye geçebilmiş miydi? Sorular kafasında İstiklal caddesinin günlük yoğunluğu gibi akıp giderken, bir yandan da elleriyle sis havası yaratmış gaz bulutunu dağıtmaya çalışarak önünü görmeye çalışıyordu, bir yandan da çınlayan kulaklarının duyduğu sesleri algılamaya çalışıyordu. O sırada kafasına yediği bir darbeyle yıkıldı Barva. 4 polis karga tulumba taşıyorlardı baygın bedenini.

@raskolnikovpcrn O sırada Mis Sokak’ta Deniz güvenli kafeye ulaşmıştı ama içinde bir huzursuzluk vardı. Barva ortalarda yoktu. Geleli 15 dakika olmuştu. Normalde Barva’nın da gelmiş olması lazımdı ama ortada yoktu. Acaba başına bir şey mi gelmişti. Batu araya girip kafasını biraz dağıttı; “Ne o kızım ne bu halin. Ne oluyor dışarıda. Kaç gündür herkes diken üstünde. Senin ne işin var bu saatte burada zaten? Barva nerede?” “Ortalık birbirine girdi Batu. Polis çok fena saldırdı. Herkes bir yere dağıldı. O kargaşada bizde dağıldık Barva ile. Şimdi nerede bilmiyorum ama muhtemel yarım saate gelir buralara.” Bunu söylerken bile dudakları titriyordu. Ya başına bir şey geldiyse diye. O sırada Emniyet

O Sırada Taksim Meydanı Milletvekilinin omzundan vurulma görüntüsünü çok net bir şekilde çekmişti Sercan. Verda’nın elinde mikrofon, Sercan’ın elinde kamera, sis bulutunun içinde önlerini görmeye çalışıyorlardı. O kargaşa içinde Sercan kamerayı kapatmamıştı. Tam açılı olmasa da kamera kayda devam ediyordu. O esnada Verda Midibüsün altından çıkan Barva’yı gördü. Gaz bombasının etkisiyle yüzü gözü kıpkırmızı olmuştu. Nefes almakta ve önünü görmekte zorlanıyordu Barva. Verda, Sercan’a Barva’yı işaret ederek; “Bak şuradaki adamı iyi çek. Hatırlıyor musun, beni kurtarmıştı. İşte bu adam o adam. Kamera kayıtta kalsın. Oraya doğru gidelim. Barvaaaaaa, Barvaaaaaa” diye bağırarak kendi elinde mikrofon, Sercan’ın elinde kayıt halinde kamera ile ulaşmaya çalışıyorlardı Barva’ya. O esnada gördü Barva’nın arkasından gelen polisleri. “Barvaaaaaa, Barvaaaaaa, Kaçççç. Arkanda polisler var. Kaaaçççççç. Sercan, zoom yap. İyice çek görüntüleri Sercan” diyerek gözü kapalı koşmaya başladı. Polisler Barva’yı ekip arabasına bindirmiş götürüyorlardı. Arkalarından koştular ama yetişemediler. Verda Sercan’a dönerek: “Sercan. Çekebildin mi görüntüleri? İyi çekebildin mi? Bak bu adam benim hayatımı kurtardı. Ne olur çektim de? Sercan?” “Çektim, çektim. Merak etme. Gayet net çektim. Nereye götürdüler acaba? En yakın emniyete götürmüşlerdir sanırım. Hadi emniyete gidelim o zaman. Akıbetini öğreniriz hem” dedi sercan ve emniyete doğru yürümeye başladı. Verda olduğu yerde donup kalmıştı. Sercan kolundan tutup çekeleyerek götürdü Verda’yı.

Vücuduna çarpan soğuk suyun etkisiyle ayıldı. Başı çok ağrıyordu. Ağrı ense kökünden girip beyninin kıvrımlarından geçip tekrar ense köküne geri dönüyordu. Sanki çıkacak delik arayan ama bulamayan bir kobay faresinin çırpınışları gibiydi. Gözlerini bağlamışlardı. Hiçbir şey göremiyordu. İşin tek güzel tarafı havada biber gazı kokmuyordu. Derin bir nefes çekti ciğerlerine. Rutubet ve ucuz parfüm kokusu çarptı bir anda burnuna. Nerede olduğunu, polislere börek uzatan kıza ne olduğunu, Deniz’in güvenli kafeye ulaşıp ulaşamadığını, insanların neler yaptığını düşündü. Bugün tarlabaşı’nın pazarı vardı. Aynı sokakta oturdukları ama adını bile bilmediği fakat her Pazar dönüşü poşetlerini taşımaya yardım ettiği teyze acaba ne yapıyordu? Poşetlerini taşıyabilmiş miydi? Bakkal Emin dayı, Midyeci zülfo, pilavcı hüseyin ne yapıyorlardı acaba? Ağır bir kapı yüksek bir gacırtıyla açıldı. Ağrıyan başını Çin seddine vurmuşlar gibi oldu. Kafasından tuğlalar düştü ama yerçekimsiz ortamda havada asılı kaldı. Boşlukta salınan bir zerre gibiydi. Başı ağrıyor, midesi bulanıyordu. İçinde sızlayan sıkıntılar, kanepenin arkasına saklanan kelimeler ortalıkta cirit atıyordu. İçi içine sığmayan bir çocuk gibi sağa sola koşturuyorlar ama enerjileri bir türlü bitmiyordu sanki. “Uyandı mı?” “Uyandı amirim” “Güzel. Konuş bakalım Barva Bey! Deniz kim?” DEVAMI 11. SAYIDA


BİLGİ DAĞARCIĞINIZI ZORA SOKAN CİN ESPRİLİ ÖZEL TESTLER

Vızzz Dergi’nin bir amme hizmetidir bu test... Anladık Ama ey sayın okur, insan uyarır 10. Sayıdaki sorular ve cevap şıkları “EKREM PAKDEMİRLİ” yazılmışken neden “BEKİR PAKDEMİRLİ” değildir? Diye... Okumuyoruz Efendim! Okumuyoruz! İnsan, bakanını ve onun merhum babasını bilmez mi? Kaldı ki test ile yorumlarını almak istediğim değerli arkdaşlarım da bu detayı gözden kaçırmış. “Bekir” yerine “Ekrem” sevhen yazılmıştır; moda tabirle düzeltir, özür dilerim. Bu yaşımda düzeltmede yaptık haydi hayırlısı buyrun buradan testlenin...

1. Benim reyyyizim ekonomi doktrini iyi bildiğinden şırrrak faizi indirir, tırrrak çokomelli damat dövizi düşürür, soba borusu enflasyon sepetine girer. Sizce aşağıdaki doktrinlerden hangisi üzerinde karar kılınmıştır? A) Adam Smith, Milletlerin Zenginliği, 1120 sayfa B) David Ricardo, Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri, 412 sayfa C) Kapital, Karl Marx, 2304 sayfa D) Genel Teori, John Maynard Keynes, 324 sayfa E) Mülkiyet Nedir, Pierre Joseph Proudhon, 282 sayfa F) Kitlelerin Ayaklanması, Jose Ortega y Gasset, 296 sayfa G) Reyizzin kitap okuyacak zamanı yoktur. 2. OGM tarafından bir personel sınavı açılıyor. Bunu gelecekte nasıl değerlendiriyorsunuz? A) Yandaş, candaş, kindar ve dindar kadrolar çoktan listelenip dolduruldu. B) Son güne kadar personnel seçme yöntemi değiştirilerek istediği adamı yerleştirirler. C) Siyasetin arka bahçesi olan meslek odaları seçimleri yaklaşmaktadır. Genel seçim öncesi fala bakar gibi koltuk toto oynayacaklar ve sözleşmeli personel alımını propaganda malzemesi haline

getirecekler. D) Anüsle ağız açıklığı embriyo döneminde bir olduğu için, mabatlarıyla konuşanlar koltukarında kalmaya devam edecekler. Böylelikle ikinci beyin faaliyetleri artacak! E) Torpilli 1000 mühendis silsile yoluyla atandıktan sonra kalan 100 kişilik kadroya 4000 kişi başvuracağı için ben işsizliğe devam etmeliyim. 3. Azıcık da deprem... Deprem anında ne yaparsınız? A) Salavat getiririm. B) Kitaplık raflarını tutarım ki düşmesin. Sonra kim toplayacak C) Merdivenlerden inerim, sokağa koşarım, deprem çantamı webten sipariş vermiştim. Üç güne kalmaz gelir. (Ulan! Deprem 5 saniye sürdü, sen hangisini ne ara yaptın) D) Bir şey olmamış gibi davranırım. E) Eski deprem çantamı kontrol ederim.Bozulmaya yakın gıdaları yer içerim ertesi günde ishal olurum. 4. Dergiye hazırlanırken bir burç muhabbeti aldı, yürüdü, gitti... Yükselen, alçalan, element, doğum saati derken kofralar yandı, sigortalar attı. Burç bilen varsa beri gelsin. Sorumuz onlara.. Burcunuz nedir? Derginin iletişim adresine gönderin, belki yoğun istek olur da burç köşesi konduruveririz sayflarımıza... İletişim: ormanarilari@gmail.com instagram.com/ormanarilari

Darlayan: Nail Özer


Tarihte Bu Ay EKİM 2019

1 Ekim: Dünya Yaşlılar Günü. 1 Ekim (İlk Pazartesi): Dünya HABİTAT günü. 1 Ekim: Tiyatroların açılış günü. 4 Ekim: Uluslararası Hayvanları Koruma Günü. 6 Ekim 1926: Kayseri'de ilk uçak fabrikası kuruldu. 6 Ekim 1964: Birinci Antalya Altın Portakal Film Şenliği başladı. 6 Ekim 1990: Prof. Dr. Bahriye Üçok (69)  Ankara'da bombalı paketle katledildi. 7 Ekim 1571: İnebahtı Deniz Savaşı. 7 Ekim 1985: Besteci, piyanist ve opera sanatçısı Cemal Reşit Rey hayatını kaybetti. 7 Ekim 2001: ABD ve İngiltere'nin Afganistan işgali başladı. 9 Ekim 1937: Sümerbank Nazilli Basma ve İplik Entegre tesisleri, Atatürk'ün katılımıyla törenle açıldı. 9 Ekim 1967: Küba Devrimi'nin önderlerinden Arjantinli Dr. Ernesto Che Guavera (39) Bolivya'da katledildi. 10 Ekim 1987: TİP kurucusu ve Genel Başkanı  Behice Boran (77) hayatını kaybetti. 10 Ekim 2005: Gazeteci yazar, şair Attila İlhan  (80) hayatını kaybetti. 10 Ekim 2015: Ankara'da bombalı katliam: 103 ölü! Ankara'da 'Barış' mitingi öncesi patlatılan eş zamanlı iki ayrı bomba, 103 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine neden oldu. 11 Ekim 1999: Yazar Fakir Baykurt hayatını kaybetti. 12 Ekim 2006: Nobel ödülü, yazar Orhan Pamuk'a verildi. 12 Ekim 2015: Bir süredir kanser tedavisi gören tiyatro sanatçısı Levent Kırca (67) hayatını kaybetti. 13 Ekim 1923: Ankara başkent ilân edildi. 13 Ekim 1956: Cahit Sıtkı Tarancı hayatını kaybetti. 13 Ekim 1973: Yazar 'Halikarnas Balıkçısı' Cevat Şakir Kabaağaçlı hayatını kaybetti. 14 Ekim: Karacaoğlan Günü.

15 Ekim 1961: Uluslararası Af Örgütü, Londra'da kuruldu. 15 Ekim 1993: Bilim adamı Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı hayatını kaybetti. 15 Ekim 2008: Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca (94) hayatını kaybetti. 15 Ekim 2012: Tiyatro ve sinema oyuncusu  Erol Günaydın hayatını kaybetti. 15 Ekim 2013: Eski Mimarlar Odası Genel Başkanı, yazar Oktay Ekinci (61) hayatını kaybetti. 16 Ekim 2003: Ressam Avni Arbaş hayatını kaybetti. 16 Ekim 2015: Eski futbolcu, sinema yönetmeni, oyuncu, senarist, yapımcı  Memduh Ün (95) Bodrum'da hayatını kaybetti. 18 Ekim: Dünya Menopoz Günü. 18 Ekim 1920: Resmi TKP kuruldu. 18 Ekim 1931: Bilim adamı Thomas Edison  hayatını kaybetti. 19 Ekim 1988: Tangocu ve bestekâr Necdet Koyutürk hayatını kaybetti. 19 Ekim 1996: Yazar Kemalettin Tuğcu  hayatını kaybetti.


Tarihte Bu Ay EKİM 2019

21 Ekim 1999: Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı  suikast sonucu öldürüldü. 22 Ekim 2015: Türk sinemasının ünlü oyuncusu Yılmaz Köksal (76) hayatını kaybetti. Köksal 1965'ten 2005 yılına kadar kadar 182 filmde oynadı. 23 Ekim 1840: İlk posta (PTT) nezaretinin kurulması. 24 Ekim 1969: Şair Behçet Kemal Çağlar  hayatını kaybetti. 25 Ekim 1894: Halk ozanı Aşık Veysel doğdu. 25 Ekim 1924: Yazar ve düşünce adamı Ziya Gökalp (48) hayatını kaybetti. 25 Ekim 1951: ABD'de ilk renkli televizyon kullanımı başladı. 26 Ekim 1923: Türk Milli takımı ilk maçında, Romanya ile 2-2 berabere kaldı.

26 Ekim 1933: Türk kadınlarına muhtar seçme ve seçilme hakkı tanındı. 26 Ekim 1993: Prof. Dr. Siyami Ersek hayatını kaybetti. 28 Ekim 1938: Ankara Radyosu hizmete girdi. 29 Ekim 1923: Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyet Bayramı. 29 Ekim 1961: İlk yerli otomobil 'Devrim', Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'e armağan edildi. 30 Ekim 1821: Yazar Dostoyevski doğdu. 30 Ekim 1905: Aspirin ilacı ilk kez satışa çıkarıldı. 31 Ekim 1963: Besteci Mesut Cemil hayatını kaybetti. 31 Ekim 1973: İstanbul Boğaziçi Köprüsü törenle açıldı.


   

 

Nedir SavaĹ&#x; En ucuz tĂźfekle yoksul eve bir banyo Bir topla oyun yeri mahalle çocuklarÄąna Bir tankla on derslikli on okul Bir uçakla yedi kĂśye bir hastane Ä°ki denizaltÄąyla ßç Äąrmak çÜle ulaĹ&#x;Äąr Bir roketle koca Ĺ&#x;ehir kurulur Bir taburun postallarÄąyla çocuklar KÄązamÄąktan kurtulur BeĹ&#x; yÄąl birikse bir kolordunun parasÄą Kansere ilaç bulunur

Fakir BAYKURT DoÄ&#x;um: 1929, Burdur Ă–lĂźm: 1999, Duisburg AsÄąl adÄą Tahir’dir. GĂśnen KĂśy EnstitĂźsß’nĂź bitirmiĹ&#x;tir. BeĹ&#x; yÄąl kĂśy ĂśÄ&#x;retmenliÄ&#x;i yaptÄąktan sonra 1955’te Ankara Gazi “EÄ&#x;itim EnstitĂźsß’nden mezun olmuĹ&#x;tur. ÇeĹ&#x;itli il ve ilçelerde ĂśÄ&#x;retmenlik yapmÄąĹ&#x;, ilkĂśÄ&#x;retim mĂźfettiĹ&#x;i olmuĹ&#x;tur. Ä°lk romanÄą “YÄąlanlarÄąn Ă–cĂźâ€?nĂźn yayÄąnlanmasÄąndan sonra BakanlÄąk emrine alÄąnmÄąĹ&#x;tÄąr. TĂźrkiye Ă–Ä&#x;retmenler SendikasĹ’nÄąn (TĂ–S) kuruluĹ&#x;unda gĂśrev alan Baykurt, TĂźrkiye Ă–Ä&#x;retmen Dernekleri Milli Federasyonu (TĂ–MFED) Genel BaĹ&#x;kanÄą olmuĹ&#x;tur. Ă–Ä&#x;retmenler boykotu nedeniyle 1969’da açĹÄ&#x;a alÄąnmÄąĹ&#x;, bunun Ăźzerine 1971’de istifa etmiĹ&#x;tir. 12 Mart dĂśneminde 1971’de sÄąkÄąyĂśnetimce tutuklanmÄąĹ&#x; ve askeri mahkeme ĂśnĂźnde uzun sĂźre yargÄąlanÄąp beraat etmiĹ&#x;tir. Serbest kaldÄąkttan sonra Almanya’ya gitmiĹ&#x; ve ĂślĂźmĂźne kadar orada kalmÄąĹ&#x;tÄąr.

Ă–lenlere dikilen anÄątlar da para Kalanlara niĹ&#x;anlar kolayla mÄą takÄąlÄąr Bir ordunun bĂźtçesiyle on il baÄ&#x;lÄąk bahçelik olur DĂźĹ&#x;Ăźn, ne yer, kaça semirir bir general BÄąrak atom savaĹ&#x;larÄąnÄą bir an Ä°ki komĹ&#x;u arasÄąnda sÄąradan bir savaĹ&#x;Äą dĂźĹ&#x;Ăźn Kimileri yÄąllar yÄąlÄą bitmiyor AtÄąlan bombalar, harcanan mermiler AlÄąnteri vergilerden YakÄąlÄąp yÄąkÄąlmÄąĹ&#x; bir Ĺ&#x;ehir Kolayla mÄą yapÄąlÄąr yeniden Evlerin asansĂśrĂź merdiveni penceresi Bir dĂźĹ&#x;Ăźn serin kanla lĂźtfen Dirilir mi yirmisinde Ăślen asker, askerler Bir dĂźĹ&#x;Ăźn serin kanla, yada sor bir uzamna YanÄątla Ĺ&#x;u kßçßk soruya rica ederim AptallÄąk deÄ&#x;il de nedir Nedir savaĹ&#x;? (1987)

Profile for ormanarilari

VIZZ Dergi | 11. Sayı | Ekim 2019  

Advertisement