Issuu on Google+

YIL: 2 SAYI: 8 KIŞ 2014 KDV Dahil: 10 TL

2013 LİSANS SEKTÖRÜ ARAŞTIRMA RAPORU DISCOP İSTANBUL 2014 KAPILARINI AÇIYOR 2014 DİJİTAL REKLAM YATIRIMLARI ÖNGÖRÜLERİ 2014’E DAMGASINI VURACAK 10 TEKNOLOJİ ÜRÜNÜ

ISSN 2146-8028


Amerika ve Avrupa’da hızla yayılan ve gençler arasında en çok sevilen ikonik karakter Domo şimdi Türkiye’de! Domo © NHK-TYO 1998 - 2010. Domo Animation © Domo Production Committee. All rights reserved. www.domonation.com


Bir yumurtadan çıktığına inanılan Domo’nun Japonya’da 400’den fazla TV reklamı çekildi.

Japonya’dan çıkan ve internette hızla artan hayran kitlesi Domo’yu kucaklıyor ve onu istediği gibi kişiselleştiriyor.

Domo, 6 milyondan fazla takipçisi ile “Global Sanal Süperstar” oldu.

Türkiye lisans hakları

LiSANS MEDYA

tarafından verilmektedir. 5 West 19th Street (2nd Floor North) New York, N.Y. 10011 T: 212.604.0064 | F: 212.604.0044 www.bigtent.tv

LisansMedya brand, media and licensing agency

Izzettinbey Cad. Atalar Sok. No:15/1 34696 - Uskudar, Istanbul - TURKEY T: +90 (216) 532 78 11 www.lisansmedya.com

Domo © NHK-TYO 1998 - 2010. Domo Animation © Domo Production Committee. All rights reserved. www.domonation.com


KIŞ’14

EDİTÖRDEN

Marka, Lisans ve Medya dünyasındaki iki yılı geride bıraktık. Üçüncü yılımıza girerken, öncelikle bizleri destekleriyle yalnız bırakmayan ve daima içeriğimizin gelişmesine ve zenginleşmesine katkıda bulunan tüm okurlarımıza, reklam verenlerimize, içerik sağlayıcılarımıza, çözüm ortaklarımıza ve tüm sektör temsilcilerine içten teşekkürlerimizi sunarız. Son birkaç yıldır ülkemizde sayısı ciddi oranda artan marka ve patent tescil başvuruları umut verici gelişmelerden biri olmakla birlikte, marka bilincinin oluşmasında da en etkili adımlardan biri diyebiliriz. Zira bir ülkenin dışa açılması ve ülke olarak markalaşması, bu tür atılımlara ve yatırımlara bağlıdır. Lisanslamada esas olan, tüm tarafların ticari bir fayda sağlamak üzere bir tür ortaklaşa marka tutundurma ve ciro artışı hedefleri için bir araya gelmeleridir. Yani lisanslama, tüm tarafların kazandığı bir ortak girişim işidir. Ancak ne var ki genel bir öz eleştiri yapmak gerekirse, ülkemizde lisanslama sektörü henüz gelişme aşamasında olduğundan ve belli bir ticari mantalite kalıbından henüz sıyrılamadığımızdan, kısa vadeli düşünüyor, kısa vadeli planlıyor ve kısa vadeli kazanıyoruz. Bu nedenle orta ve uzun vadeli projelere odaklanamıyor ve lisanslamadaki hedefleri çoğu zaman tutturamıyoruz.

LisansMedya marka, medya ve lisans ajansı

İzzettinbey Cad. Atalar Sok. No: 15/1 34696 Üsküdar - İstanbul - Türkiye +90 (216) 532 78 11 www.licensetime.com YIL: 2 SAYI: 8 KIŞ 2014 ISSN: 2146-8028 YAYIN TÜRÜ: SÜRELİ YAYIN Baskı Gezegen Basım San. ve Tic. Ltd. Şti. Tel: +90 (212) 325 71 25 DAĞITIM Dünya Süper Dağıtım A.Ş. www.dunya.com

4

Planlarımızı ve yatırımlarımızı kısa vadeli yaparken, hedefleri orta ve uzun vadeye göre belirliyoruz. Ve maalesef sonunda da hep aynı hüsranı tecrübe ediyoruz. Ticari Lisanslama konusunda ise ABD ve Avrupa ülkelerinden bir hayli geride olmamıza rağmen son yıllarda Türkiye’deki lisanslı ürün pazarı ve lisanslama sektörü ciddi adımlarla ilerlemeye devam ediyor. Bunun göstergesi olarak son birkaç yılda ülkemizde artmaya başlayan lisanslama acenteleri ve bunlarla birlikte yine sayısı artan lisanslı markaları gösterebiliriz. Dijital dünya ise o kadar hızlı gelişiyor ki onu takip etmek ve ayak uydurmak gerçekten ciddi anlamda profesyonellik ve öngörü gerektiriyor. Günümüz medya dünyasında en büyük atılımlar ve yenilikler ‘DİJİTAL’e odaklanmış durumda. Sektör temsilcilerinin çoğu, gelecek 50 yılın en büyük ve en etkili fenomeninin “Dijital Teknoloji” olacağını iddia ediyor. Marka, Lisans ve Medya sektörleri için yukarıda bahsettiğimiz değerlendirmelerimizden sonra 2014 yılının Türkiye’deki Marka, Lisans ve Medya sektörlerinin temsilcilerine yeni projeler, yeni başarılar ve bol kazançlar getirmesini temenni ediyoruz. Saygılarımızla,

LICENSETIME MARKA, LİSANS & MEDYA DERGİSİ

İMTİYAZ SAHİBİ

/ OWNER

Lisans Medya Yayıncılık Reklam Pazarlama Dağıtım ve Dış Tic. Ltd. Şti. adına

M.Esat YALVAK

GENEL YAYIN YÖNETMENİ

REKLAM VE PAZARLAMA MÜDÜRÜ

M.Esat YALVAK

Sezai ÜNYAL

eyalvak@licensetime.com

sunyal@licensetime.com

YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

İÇERİK EDİTÖRÜ

İhsan YALVAK

Enes AYDEMİR

iyalvak@licensetime.com

SANAT VE DİJİTAL MEDYA YÖNETMENİ

REDAKSİYON

Süheyla TARLAK

Kübra UÇAR

starlak@licensetime.com

eaydemir@licensetime.com

kucar@licensetime.com

İŞ ORTAKLARIMIZ


55 115


KIŞ’14

İÇİNDEKİLER

8

14

PAZARLAMANIN 2013’Ü DOLU GEÇTİ

Pazarlama iletişimine 2013 yılında damgasını vuran trendler ve şirketler geleceği de şekillendirecek.

TÜKETİCİLER ONLINE 24 TÜRK ALIŞVERİŞ KONUSUNDA TEMKİNLİ

36 52

The Boston Consulting Group’un (BCG) yaptığı Tüketici Hissiyatı Araştırması’nın 2013 yılı sonuçlarına göre Türk tüketiciler internetten alışveriş yapma konusunda temkinli davranıyor.

2014 SİZİNKİLER’İN 32 YILI OLACAK

Sizinkiler markasının lisans ajansı olan Mart Ajans yöneticileri Beti Hekimoğlu ve Ayhan Çakar ile Sizinkiler - Limon ile Zeytin’i ve lisans alanındaki çalışmalarını konuştuk.

2013 LİSANS SEKTÖRÜ 34 ARAŞTIRMA RAPORU LIMA’nın 2013 Yılı Lisans Sektörü Araştırması’nda, 2011’den bu yana iki yıl üst üste lisans piyasasında royalty gelirlerindeki artışlar dikkat çekti.

48

TOYZERIA 2013 BEKLENTİLERİ KARŞILADI

54

‘B2B’ konsepti çerçevesinde ihtisas fuarı olarak düzenlenen Toyzeria 2013 beklentileri boş çıkarmayıp mükemmel bir sonuçla kendini kanıtladı.

MEDYA UZMANI 82 SOSYAL KİMDİR?

78

İnternet ve web teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan sosyal medya, kurumlar için vazgeçilmez, olmazsa olmaz iletişim mecralarından biri oldu.

94 E-TİCARETTEN SOSYAL TİCARETE Araştırma ve ölçümleme safhası halen devam ediyor olmasına rağmen, pazarlama dünyasının dikkatini epey çekmiş olduğu açık.. Peki, Sosyal Ticaret tam olarak neyi ifade ediyor?

6

66


KIŞ’14

MAKALE

PAZARLAMANIN 2013’Ü

DOLU GEÇTİ

Pazarlama iletişimine 2013 yılında damgasını vuran trendler ve şirketler, geleceği de şekillendirecek.

Sevda Yüzbaşıoğlu dunya.com

Yılın son haftaları bizler için geride kalan yılın muhasebesinin yapıldığı, gelecek öngörülerinin paylaşıldığı ‘kıymetli’ günlerdir… Öyle ki yaptığımız kampanyalar, etkinlikler için raporlamaya nasıl önem veriyorsak, bu dönemde de ‘gündem raporlamaya’ önem veririz. Sektöre damgasını vuran işler, krizler, kampanyalar, trendler birbir gözlerimizin önünden geçer, aralarından da seçim yapmakta zorlanırız. Mobil pazarlama, içerik pazarlama, blog ekosistemindeki büyüme, kişiselleşme gibi trendlerin öne çıktığı, dijital dünyanın neredeyse iş yapış biçimlerimizi temelden sarstığı yıllardan geçerken, pazarlama iletişiminin 2013 yılında bir gezintiye çıkıp, neler olup bittiğine göz atalım…

Öyle görünüyor ki geçiş döneminde kendi kendimize yarattığımız krizler, hatalar ve keşiflerle anılacağız… Varsın tarih de bizi ‘o dönem ne şaşkındı iletişimciler!’ diye yazsın… Malum, geçmişini bilmeyen geleceğine sahip çıkamaz…

2013’e Bu Trendler Damga Vurdu

Mobil pazarlama 2013 yılının kazananı oldu diyebiliriz… Adına küresel konferanslar düzenleniyor, kitaplar yazılıyor, araştırmalar, infografikler yapılıyor… Başlarda “Alternatif Mecra” olarak görülen mobil ortam, akıllı cihazların hayatımıza girmesi ile reklamverenlerin ilgi odağı haline geldi. Özellikle akıllı cihazlar bizlere Mobil Pazarlama’nın sadece toplu SMS’den ibaret olmadığını göstermiş oldu. Türkiye’de 36.4 mil-

yon internet kullanıcısının 14.6 milyonu internete mobilden giriyor, yani cep telefonu, markaların gerçek hedef kitlesine 7/24 ulaşabileceği tek mecra. Hal böyle olunca pazarlamacıların 2013 yılı gözdesi de mobil oldu. İçerik pazarlama yılın en çok konuşulanı oldu Markayı öne sürmeden hedef kitlenin faydalanacağı bir içerik oluşturarak ilgiyi toplamak ve reklamı bunun arka planında yapmak anlamına gelen içerik pazarlama, 2013 yılında en çok konuştuğumuz konu oldu. Tacizkar boyuta gelen reklamlardan bunalan tüketiciyi rahatsız etmeden reklam yapmak da mümkünmüş dedirten bu strateji ile başarılı işler izledik… Mesela elindeki veriyi anlamlı şekilde işleyip ziyaretçilerine sunan sahibinden.com, ilginç bulduğu ilanları kullanıcılarıyla paylaşıyor. Sahibinden. com bu mecra ile elindeki veriyi viral süzgecinde başarılı bir şekilde işleyip

8


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

maliyetsiz bir içerik pazarlaması örneği oluşturuyor. Basitliğin büyüsü Giderek artan mesajlar, karmaşıklaşan iş yapış süreçleri derken yorgun düşen tüketici satın almaktan bile vazgeçebilir hale geldi. Bunun önüne geçmek isteyen ‘sadeleşme’ trendi 2013 yılında karşımıza çıktı. Dizayndan, pazaralama mesajlarına, ürün önerilerinden ambalajlara kadar etkisini hissettik. Kişiselleşme trendi önem kazandı Kişiselleştirme en genel tanımıyla; tüketiciye kendini özel hissettirebilecek aktiviteler yapmak anlamına geliyor. Geçtiğimiz yıl başlayan bu trend 2013’de başarılı kampanyalarla karşımıza çıktı. Coca Cola’nın isme özel şişelerinin ardından Nutella da benzer bir kampanyaya imza attı. İnsanların isimlerine ya da kendi ilgi alanlarına göre gönderilmiş kişiselleştirilmiş ilanları okuduğunu, sakladığını ve bu ilanlara geri dönüş yaptığını gören markalar, bu alanda yoğun mesai harcadı. Banner da neymiş? Başta web siteleri olmak üzere, internetle ilintili online veya offline farklı ortamlarda, farklı formatlarda uygulanabilen, çok değişik ebat ve türlerle karşımıza çıkan sabit veya hareketli reklam uygulamalarına verilen isim olan banner da giderek yerini içerik pazarlamaya bıraktı. Reklam yerine mecranın dokusuyla uyumlu içerikler

üreterek tüketicisine ulaşan markalar, 2013 yılında başarılı çalışmalara imza attı. Mizah sitesi Zaytung.com’da şirketler sitenin ruhuna uygun içeriklerle haber akışında yer alıyor ancak üzerlerinde ‘bu bir reklamdır’ ibaresi olduğu için de rahatsızlık yaratmıyor. Bigdata büyüdü Yıllardır elimizde bir sürü veri birikti, ne yapacağız bunlarla diyenler ‘big data’ kavramı ile tanıştı… “Big data, verilerin dijitalleşmesi ve farklı boyutlarda alınan verilerin toplanıp, düzenlenerek insan davranışlarını anlama, tahminler yapma, öngörülerde bulunma, işletmenin sahip olduğu verilerden yola çıkarak akıllı yönetim imkanı sağlıyor. Örneğin; Twitter’da her 24 saatte neredeyse 100 milyon tweet atılıyor. Twitter kullanıcıları, lokasyon bildiriyor, hashtag’lerle yorumlarda bulunuyor vb. Tüm bu veri birikimi akıllı bir yazılımla düzenlenerek, işletmeler için hedef kitleler hakkında bir veriyi anlamlı hale getirebilir. O yüzden de big datayı yönetmek 2013’e damgasını vuran trendlerden oldu. Gezi olayları 2013’e damgasını vurdu Çevreci bir protesto olarak başlayan ardından –Bayburt hariç- tüm Türkiye’ye yayılan Gezi Parkı süreci pazarlama iletişimine de damgasını vurdu. Kimi şirket, yoğun gaz dumanına maruz kalan eylemcileri mağazalarından içeri almadığı, kimisi gerçekleri sahip ol-

duğu medya kanallarından anlatmadığı için protestolarla karşılaştı. Greve giden reklam ajansları kreatif çalışmalarla eylemlere destek verdi. Gezi parkı 2013 yılına damgasını vuran en önemli toplumsal olay oldu, ardından da bizler hararetle fark ettiğimiz Y kuşağının çağa uygun zekasından aldığı gücünü tartışmaya başladık. Y kuşağı başımızın üstünde Gezi olaylarının ardından yaşları 16-32 arasında olan Y kuşağı, pazarlamacıların gözdesi oldu. İnterneti eli gibi kullanan, bağımsız, şakacı, çabucak sıkılan, yaratıcı ve dinamik Y jenerasyonunun duygusal bağlarını desteklediği en önemli mecralardan biri de internet olduğunu keşfeden uzmanlar 2013’ü Y kuşağına ayırdı. Sosyal medya blogları üzerinden aldıkları bir ürün ya da marka hakkında olumlu yada olumsuz fikirlerini tartışan, lokasyon bazlı servisleri en fazla kullanan bu kuşak belli ki pazarlama iletişiminin geleceğini de belirletecek. Blogosferi derinlemesine keşfettik İnternet dünyasının yaramaz çocuklarının mecraları olan bloglar 2013’te gözde oldu… Bu mecralara yönelik yapılan kampanyalar, özel toplantılar, geziler derken blogosfer yılın popüleri oldu. Özellikle güzellik, sağlık gibi nihai tüketicye ulaşan ürünlere yönelik blogları mercek altına alan markalar bu alanı sahiplendi diyebiliriz. Artık yazılı ve görsel basına eklemlenen

9


KIŞ’14

blogger’lar ise basın toplantılarında gazeteci gibi boy göstermenin keyfini yaşamaya başladı. E-ticaret göz dolduruyor Bu yıl e-ticaretin tam anlamıyla parladığı bir yıl oldu. 79 milyonluk nüfusumuzun 36 milyon internet kullanıcısı ile Avrupa ülkeleri arasında beşinci sırada yer almasıyla bu alanda da büyük gelişmeler gözlemeye başladık. E-ticaret sadece sıcak satış değil, ekosistemi de besliyor. Altyapı hizmetleri sunan çok sayıda şirketin de doğduğuna tanıklık ettik. Dünyada e-ticarette 9. ülke olan Türkiye’nin 2011 yılında e-ticaret hacmi 23 milyar iken bu oran bir yıl sonra 31 milyar gibi bir rakamla ifade ediliyor. 2015 yılında ise bu rakamların katlanıp 62 milyara ulaşacağı öngörüler arasında. Bu yıl parlayan şirketler arasında n11.com, bukombin.com gibi siteleri görmek mümkün. Lokasyon bazlı servislere ilgi arttı 2013 yılında Foursquare gibi lokasyon bazlı hizmetlere olan ilgi arttı. Kullanıcıların gittiği yerlerde check-in yapmasını ve yorumlarını paylaşmalarını sağlayan mobil uygulamalar pazarlamacıların radarındaydı. Yerli Mekanist, Feşmekan gibi uygulamaların ardından yabancılar da bu pazardaki potansiyeli keşfetti ve Hintli restoran uygulaması Zomato’da yılın üçüncü çeyreğinde Türkiye’de faaliyete geçti. 2013 yılında Türkiye Foursquare’de ABD’den sonra en çok check-in yapılan ikinci ülke oldu. Alkol yasakları 2013 yılında başlayan alkol yasakları özellikle alkollü içecek sektörüne ve çevresinde oluşan ekosisteme büyük

10

darbe vurdu. Alkol reklamlarına getirilen kapsamlı yasak ve ardından markaların tüketicilerine anlamlı vedaları bu seneye damgasını vurdu.

Microsoft, Nokia’yı satın aldı Yazılım devi Microsoft, ani bir hamle yaparak Nokia ile dev bir anlaşmaya imza attı. Microsoft, cep telefonu devinin cihazlar ve hizmetler birimini, sahip olduğu tüm patentleri satın almak ve tüm haritalama hizmetlerini lisanslamak ve kullanmak için toplamda 7.1 milyar dolarlık dev bir satın alıma imza attı. Tesco at eti skandalıyla sarsıldı Sene başında İngiliz süpermarket zinciri Tesco’nun ismi at eti skandalına karıştı. Şirketin sattığı hamburger etlerinin içeriğinin yüzde 29’unda at eti olduğu tespit edildi. Marka bunun üzerine ‘farm and factory’ adlı (çiftlikten fabrikaya) bir internet sitesini yayına koyarak, hatasını telafi etmeyi amaçladı..

ŞİRKETLER

2013’TE İNOVASYON DEDİ…. Twitter kendini gösterdi Twitter için 2013 yılı borsaya kote olarak kendisini kanıtladığı bir yıl oldu. Facebook’un halka arzından sonrası sosyal sitelerinin halka arzlarına olan ilgi artsa da, Twitter Facebook’un yarattığı gibi bir etki yaratamadı. 2013 yılında halka arz öncesi Twitter için bir diğer önemli gelişme de, Ocak ayında Vine’ı bünyesine katmasıydı. Bugün önemli ölçüde kullanıcısı olan Vine’dan sonra Instagram’ın da video seçeneği getirmesi ile burada Twitter’ın yaptığı ilk hamlenin önemi ortaya çıkmış oldu.

Anadolu Efes yılın viralini yaptı Klasik müzik dinletisine getirilen Anadolu Efes oyunculara taraftarlardan Senden Daha Güzel şarkısı ile sürpriz yapılan viral video yılın en ses getiren işlerinden biri oldu. Yapıldığı gün tüm televizyonlardaki ana haber bültenlerine konu olan video, Youtube’da 2 milyondan fazla izlendi. Facebook’taki hayran sayısını yaklaşık 40 bin arttıran Anadolu Efes’in en çok konuşulduğu sosyal mecra ise Twitter oldu. Videonun yayınlandığı gün 3 Anadolu Efes hashtag’i TT oldu ve onbinlerce tweet gönderildi. Ali Ağaoğlu reklam oyuncusu oldu Ali Ağaoğlu Atatürk Olimpiyat Stadının yanı başına yapılan Ağaoğlu My World Europe için kamera karşısına geçti. Başrolünde Ali Ağaoğlu’nun olduğu film haftalarca ülkenin ana gündem maddelerinden biri oldu.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

THY savunmada bir yıl geçirdi Kabin memuru üniformalarının kapalı olması, kırmızı ruj yasağı, alkol servisinin kaldırılması ve THY işçilerinin grevi… Üst üste yaşanan bu olaylar THY’nin yıllardır kurmak için milyon dolarlar harcadığı marka imajını zedeledi. Şirket yılı ‘savunma’ yaparak geçirdi. Öte yandan markanın ünlü sporcular Messi ve Kobe Bryant’li reklamları beğeniyle karşılandı. Çift geyik karaca Yeniden doğru Yaklaşık 100 yıllık bir mazisi olan Karaca, 2005 yılında Narin Grup tarafından satın alındı ve 2013 yılında yeniden -modern yüzüyle- karşımıza çıktı. Bununla birlikte yarattığı toslaşan iki genç geyik logolu ‘’Toss’’ markası ile, markanın modernleşmesini ve genç hedef kitleye de ulaşmasını hedefliyor. Turkcell işitme engellileri duydu Türkiye nüfusunun yüzde 12.29’u engelli olduğu gerçeğinden yola çıkan Turkcell, bu sorundan yola çıkarak Turkcell iletişim merkezlerinde 100’ ü aşkın çalışanına işaret dilini öğretti.

Google Glass ile çıkış yaptı Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz dijital gözlüklerin artık gerçek olabileceğini, Glass projesi ile ortaya koyan Google en çok konuşulan şirketlerden biri oldu. Google aynı zamanda 2013 yılında Android ile mobil işletim sistemi pazarındaki payını %80 gibi önemli bir orana yükselterek, iOS ile arasındaki uçurumu azalttı. Helal arama motoru çıktı Google, Yahoo, Bing savaşı son hızıyla sürerken, İslami arama motoru rekabeti bambaşka bir kulvara taşıdı. Halihazırda filtreleme programlarının prosedüründen farklı bir sistemle çalışmayan Halalgoogling adlı arama motoru dini kurallara uygun olarak hazırlanıyor. Aramalar arasındaki pornografik, erotik, alkol ve diğer haram sayılan içerikleri kullanıcıya sunmuyor. Bu içerikler girildiğinde ise ‘Sonuç bulunamadı ya da Haram içeren arama yaptınız’ uyarısını kullanıcılara iletiliyor. Washington Post satıldı Amazon internet sitesinin sahibi Jeff Bezos, ABD’nin önde gelen gazetelerinden Washington Post’u 250 milyon

dolara satın aldı. The Washington Post, Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington, D.C.’nin en büyük ve en eski gazetesi. En çok altın fiyatlarını aradık! Google, Türkiye’de ve dünyada en çok aranan kelimelerin ve en son trendlerin yer aldığı 2013 Zeitgeist listesini açıkladı. Türkiye’de farklı kategorilerden oluşan trend listelerinde; kişilerde Nil Erkoçlar, dizilerde Güneşi Beklerken, şarkılarda da “Yatcaz Kalkcaz” (Gülşen) ilk sıralarda yer aldı. Türkiye’de en çok aranan sözcükler ise sırasıyla “eokul”, “ÖSYM” ve “altın fiyatları” oldu.Yemek tarifinde “Sarımsak çayı”, diyette ise “göbek eritme” liste başına çıkarak kilo verme konusunaki ilgiyi ortaya koydu. Google Zeitgeist 2013’ün en hızlı yükselen seyahat noktaları aramalarında Antalya, Bodrum, Kıbrıs gibi tatil destinasyonları üst sıralarda yer aldı. Bir süre önce ölen eski Güney Afrika Devlet Başkanı Nelson Mandela ve aktör Paul Walker global listenin başında yer alan isimler oldu.

11


Boğaziçi sahilinin en güzel mücevherlerinden eşsiz bir Osmanlı Yalısı. Modern iç mimarisi, yüzyıllık tarihi mimari yapısı ile A’jia, etrafına trend ve heyecan yayıyor. Detaylara gösterilen olagandışı ihitimam, özel servis ve HIP yönüyle A’jia Hotel otelcilik anlayışına yeni bir bakış açısı getiriyor.

Ahmet Rasim Paşa Yalısı Çubuklu Cad. No 27 34812 Kanlıca / İstanbul / Türkiye Tel: +90 (216) 413 93 00

www.ajiahotel.com


Şehrin tarihi ve kültürel merkezlerine kolay erişimi olmasına rağmen, A’jia nefes kesen Boğaz manzaralı 16 odasıyla misafirlerine gündelik hayatın stres ve koşuşturmasından uzak, çok özel bir kaçış olanağı sunmaktadır.

Birbirinden bağımsız olarak dizayn edilmiş her odasının en modern techizat ve konfor anlayışıyla 1800lerin sonsuz zerafetini harmanlayacak şekilde döşenmiş olması da değerli misafirlerine ayrı bir keyif verir.

A’jia restaurant İstanbul’un gurme damak tadına hitap eden en güzide mekanlarından biridir. Benzersiz yaklaşımı, yaratıcı fikirleri ve mükemmel mönüleriyle A’jia Otel’de özel davetler ziyafete dönüşür.

A’jia, kendi teknesi ile misafirlerine Avrupa yakasından ücretsiz transfer servisi verirken, muhteşem manzara eşliğinde göz ziyafeti de sunmaktadır.


KIŞ’14

RÖPORTAJ

ŞİKAYET, TEŞHİS VE

TEDAVİ...

2001 yılında kurulan ve üretici, müşteri ve son kullanıcı arasında etkin ve tarafsız bir ortam sağlayıcı ve çözüm platformu olan Sikayetvar.com’un sektördeki başarı hikayesini bilinmeyen yönleriyle şirket Genel Müdürü Dr. Ömer Deveci ile konuştuk... Şikayetvar’ın kuruluş hikâyesi ve amacı nedir? Bize anlatır mısınız? Şikâyet, teşhis, tedavi… Bir doktor önce hastasının şikâyetlerini dinler, ardından hastalığı teşhis eder ve tedaviye başlar. Doktordum ve işletmecilik tecrübem yoktu. Kurumların iyileştirilmesinde de aynı sürecin takip edilebileceğini düşündüm. Böylece yeni açılan Sano Clinic’e de bir hastamızmış gibi yaklaştık ve kliniğe dair sorunları dinlemeye başladık.

Bize kendiniz ve Şikayetvar’daki göreviniz hakkında bilgi verir misiniz? Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. İç hastalıkları uzmanı olarak çeşitli kurumlarda hekimlik yaptıktan sonra 1998 yılında Ankara’da Sano Clinic isimli kendi kliniğimi açtım. Şikayetvar fikri de bu klinikte filizlendi ve Şikayetvar 2001 yılında doğmuş oldu. Son iki yıla kadar hekimlik yapmaya devam ettim, fakat iki yıldır kurucusu ve genel müdürü olduğum Şikayetvar’a odaklanmış şekilde çalışıyorum.

14

Klinik çalışanlarından, kliniğe gelen hastalardan, hatta civar halkından kliniğe dair şikâyetlerini dile getirmelerini istedik. Şikâyetleri bir hastalık belirtisi gibi görüyor ve çözüm üretiyorduk. Kliniğe dair şikâyet bulamaz hale geldiğimizde klinik şehrin en iyisi denilebilecek hale gelmişti. Şikayetvar fikri o zaman zihnimde canlandı: Tüm Türkiye’de kurumlarda, ürün ve hizmetlerde “kalite” aynı süreci takip ederek yaygınlaştırılabilirdi. Topluma fayda sağlama ve kalitenin yaygınlaşmasına önayak olma amacıyla “her şikâyet bir semptomdur” diyerek Şikayetvar’ı hayata geçirmiş olduk. Şikâyet kriterleriniz ve şikâyet süreci hakkında bilgi verir misiniz? Şikayetvar’ın temel ilkesi güvenilirliktir. Şikâyet süreci de bu esasa dayana-

rak dört aşamalı şekilde belirlendi ve gerçekleştirilen tüm işlemlerde denetim söz konusudur. Şikâyet süreci, “kişi doğrulaması” ile başlar. Gerçekliği olmayan profil bilgileri ile şikâyet yazılması ihtimaline karşı şikâyet gönderen herkese doğrulama kodu içeren bir SMS gönderilir. Şikayetvar; kurum ve firmalara, ürün ve hizmetlere kalitenin hâkim olması için kuruldu. “Şikâyet filtreleme” dediğimiz şikâyet kıstasımız da bu amaca göre belirlendi. Bu amaca hizmet etmeyen, kurum ve firmaların imajını zedelemek üzere şahsi gerekçelerle yazılan şikâyetlere Şikayetvar’da yer verilmez. Sadece ürün ve hizmet alışverişinden kaynaklanan tüketici şikâyetleri işleme koyulur. “İçerik filtreleme” aşamasında ise şikâyetler ticaret ve rekabet hukukuna, marka haklarına göre denetlenir; suç teşkil edebilecek sözler çıkarılır ve şikâyetler yazım kurallarına uygun şekilde yayıma hazır hale getirilir. Son aşamada ise şikâyetler, yayımlanmadan önce söz konusu firmaya iletilir. Firma Şikayetvar’da yayımlanmak üzere şikâyete cevap yazabileceği gibi müşterisi ile iletişime de geçebilir. Yapılan şikâyetler ve firmaların geri dönüşleri için yapılan puanlama sistemi “Şikayetendex” nasıl işliyor?


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

Şikayetendex, firmaların şikâyet yönetim başarısını gösteren bir rapordur ve 2 temel parametreye göre hesaplanır; firmaya ait reel veriler ve tüketiciye dair algısal veriler. Reel veriler firmaların şikâyetlere yaklaşımını ortaya koyar ve 3 değişkene göre belirlenir. Bu değişkenler firmanın şikâyet oranı, şikâyet cevaplama oranı ve cevaplama hızıdır. Şikâyet sayısı düşük olan, şikâyetlerin hepsini en kısa sürede cevaplayan firmaların buradaki puanı yüksek oluyor. İkinci parametre ise şikâyet yazanların kendilerine yöneltilen sorulara verdikleri puana göre hesaplanıyor. Bu parametreyi şikâyet yönetim sürecinden memnuniyet, çözümden memnuniyet ve firmaya olan sadakat belirliyor. Şikâyeti olan müşterilerine memnun edici bir çözüm sunan firmaların buradaki puanı yüksek oluyor. Son olarak da bu iki değer üzerinden firmaların şikâyet yönetimindeki başarı puanı elde ediliyor. Aylık bazda değerlendirdiğiniz şikâyet verileriniz, dönemsel olarak değişiyor mu? Hangi sektörlerde çok fazla, hangi sektörlerde çok az şikâyetler var?

sektörlerin başında turizm gelir. Belediye inşaat işleri de genellikle yazın gerçekleştirildiği için belediyelere dair şikâyetler de yazları artar. Yılbaşı, sevgililer günü gibi kutlama yapılan günlerde cafe ve restoranlar hakkındaki şikâyetlerde artış olur. Şikâyet sayılarının ve konularının gündeme dair ipuçları verdiğini, toplumsal olaylara ayna tuttuğunu da gözlemliyoruz. Şikâyetlere dönüşlerde kurumsal firmaların daha hızlı ve tatmin edici dönüş yaptıklarını söyleyebilir misiniz? Sizce bu, gerçekten kurumsallığın bir şartı mı? Kurumsal firma olmanın şartlarından biri de iyi şikâyet yönetimi olmalı. Ama maalesef örneklere bakarak kurumsallıkla şikâyet yönetimi arasında kesinlikle doğru orantı olduğunu söyleyemem. Kurumsal olduğu halde şikâyet yönetiminde başarılı olmayan çok fazla firma var. Bunun tam tersi de söz konusu. Ben şikâyet yönetimindeki başarıyı başka bir şeye bağlıyorum: markanın müşteride bağımlılık yaratacak kadar kusursuz olmasına!

Şikâyet yönetimi sadece mevcut şikâyetleri çözmek değildir, aynı zamanda şikâyete yol açmayacak şekilde ürün ve hizmet üretmektir. Örneğin Apple. Apple şikâyet üretmeyecek kadar başarılı ürünler ortaya koyuyor, hatta Apple fanatizmi yaratıyor. Şikâyet yönetimindeki başarısı da büyük oranda buradan geliyor. Bilinen markalara ilişkin şikâyetlerin diğer ürünler veya firmalara oranı nedir? Böyle bir istatistik çıkarabilir misiniz? Bu konuda Pareto ilkesinin yani 80/20 kuralının gerçekleşmesini beklerdim. Tüm şikâyetlerin % 80’inin, firmaların % 20’sinden kaynaklanmasını umardım. Fakat şikâyetlerin % 80’i firmaların % 3’ünden yani büyük ve bilinen markalardan kaynaklanıyor. Size gelen müşteri şikâyetleriyle ilgili, markalar ve kurumsal şirketlerle direkt irtibata geçiyor musunuz? Böyle bir hizmetiniz var mı? Şikayetvar’ın amacı firmalar hakkındaki şikâyetleri sergilemek değildir. Şikayetvar, şikâyetlerin çözülmesine ortam sağlama amacıyla hizmet veriyor. Bu nedenle tüm firmalara haklarındaki şikâyetleri e-posta yoluyla bildiriyoruz.

Sektörlerin şikâyet sayısı ya da konusu dönemsel olarak farklılık gösterebiliyor. Bankacılık, GSM, otomotiv ve e-ticaret gibi sektörlerdeki şikâyet sayısı yıl boyunca yüksek olur ve şikâyet sayısında büyük dalgalanmalar olmaz fakat şikâyet konularında değişiklik olabiliyor. Örneğin bayram ve tatillerde bankacılık sektörüne ilişkin şikâyetler genellikle ATM’lerle ilgili olur. Kart aidatı alınan aylarda ise kart aidatları şikâyet edilir. Mevsimsel olarak şikâyet sayısında değişiklik olan

15


KIŞ’14

İletişim bilgilerine ulaşamadığımız firmalar oluyor, bu durumda şikâyeti yayımlamıyoruz. Üye müşteri ve kurumsal firma sayınız, aylık-yıllık istatistikleriniz veya raporlarınız var mıdır? Şikayetvar analiz ve raporlama konusunda oldukça başarılıdır. Bireysel üyelere, firmalara, sektörlere, şikâyet sayısına ve şikâyet konularına dair tüm değerler en ince ayrıntısına kadar ölçülür, her konuda analiz yapılır, istatistik tutulur. Şikayetvar’ın büyük bir veri madenine sahip olduğunu söyleyebiliriz aslında. Şikayetvar’ın analiz ve raporlarından faydalanan kurumlar da var. Örneğin Bankacılık Kanun’u çıkmadan önce verilerimizi Meclis’e

16

sunmamız istendi. BDDK, Siber Suçlarla Mücadele Müdürlükleri, BTK gibi kurumlar da dönem dönem verilerimize başvurur. Milliyet, Sabah, CNN gibi birçok haber sitesinde haberlerinizle karşılıyoruz. “Şikayetvar tüketicinin sesi” demek uygun bir tabir olur mu? Kesinlikle olur; çünkü tüketiciler yaşadıkları mağduriyeti Şikayetvar’a yazıyorlar, toplumun genelini ilgilendiren konular haber editörümüz tarafından seçilerek haber yapılıyor. Bu haberler medyadan oldukça büyük ilgi görüyor. Türkiye’nin en çok okunan haber sitelerinde her gün yayımlanan haberleriyle Şikayetvar tüketicinin gerçek-

ten sesi oluyor. Ekonomiden sağlığa, eğitimden kamuya kadar birçok alanda toplumun bilinçlendirilmesine katkı sağlıyor. Kamunun da üzerine düşen görevleri yerine getirmesi için yol gösteriyor. Yani kısaca tüketici mağduriyetinin giderilmesi için Şikayetvar sağlam bir köprü vazifesi görüyor. Şikayetvar.com ile ilgili eklemek ve okuyucularımızla paylaşmak istediğiniz başka şeyler var mıdır? Birkaç başlıkta Şikayetvar’ın öncesi ve sonrasına değinmek istiyorum. Şikayetvar’dan önce “şikâyet” kavramının hayatımızda pek yeri yoktu, şikâyet eden de edilen de bundan hicap duyardı. Günümüzde ise şikâyet; kişiler için bilinçli müşteri davranışı olarak kabul görüyor, firmalar içinse gelişim süreçlerinde kendilerine yardımcı olan geribildirim mekanizması olarak değerlendiriliyor. Şikayetvar’dan önce şikâyet kapatmaktan söz edilirken artık şikâyet yönetimi diye adlandırılan bir olgu mevcut. Böyle bir değişime yol açtığımız için Şikayetvar ailesi olarak büyük memnuniyet duyuyoruz.


KIŞ’14

ARAŞTIRMA

2014’E DAMGASINI VURACAK

10 TEKNOLOJİ ÜRÜNÜ Geçtiğimiz yıl birbirinden ilginç teknolojik gelişmeler yaşadık ve şaşırtıcı ürünlerle tanıştık. İnternetten bilgi sunan, arkadaşlarımızdan gelen mesajları gösterebilen Google Glass; sanal gerçeklik adına dev bir adım olarak nitelendirilen Oculus Rift; öğrenen teknolojilerin en verimli örneklerinden Nest; giyilebilir cihaz trendinin başarılı örneklerinden Basis Band hayatımızı kökten değiştiren ürünlerden bazıları…

Kalben Sağdıç

sosyalmedya.co

Samsung Galaxy S5

Elbette Xbox One ve PS4 rekabetini de unutmadık. Peki, 2014’ten huzur, para ve sağlık dışında beklentilerimiz neler? İşte herkesin 2014’e damga vuracağını düşündüğü 10 yenilikçi cihaz:

Özellikle LG’nin OLED 77 inçlik en büyük kavisli 4K TV’si bu alanda öne çıkıyor. Üstelik akıllı telefon ekranları açısından pek olumlu sonuçlar vermeyen bu yenilik, izleyenleri ekranın içine çekiyor ve çok boyutlu bir deneyim yaşatıyor.

iWatch

CES 2014’te göz tarama teknolojisine sahip olacağına dair duyumlar aldığımız Galaxy S5 için geri sayım başladı. Bakalım farklı görüntüsü ve fütüristik tasarımı ile benzerlerine hiç benzememesi beklenen Galaxy S5, Samsung’u Apple’ın eşiti haline getirebilecek mi? Akıllı saatler ve dünyanın geleceği arasında bir bağlantı var, ama ne? Bağlantıyı 2014’te Apple sayesinde görme ihtimalimiz yüksek. Samsung ve Sony gibi teknoloji devlerinin acele davranıp ecele gitmeleri sonucunda iWatch’a dair beklentilerimiz tavan yaptı. iWatch’un evimizi kontrol edebileceği, kadın ve erkek için farklı modellerinin olacağı ve fiyatının 149-229$ arasında değişeceği söylentiler arasında.

18

“Kıvrıldım ama kırılmadım” teknolojisi 2014’te teknoloji-severleri ele geçirecek gibi görünüyor.

Polaroid Socialmatic

LG Curved TV

2012’de ortaya atılan Android-bazlı Socialmatic sevgili Polaroid’i hayata döndürebilir. Mürekkepsiz baskı sistemi ve 4.5 inçlik dokunmatik ekranı ile 2014’ün sonunda çıkması beklenen kamera, özellikle hipster’lar için heyecan kaynağı.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

Hem çekici hem işlevsel olmak için tasarlanan ürünü heyecanla bekliyoruz. Pebble Steel Smartwatch

iPhone 6 Samsung arkayı beşler de Apple durur mu? 2014’ün ikinci yarısından sonra piyasaya sürülmesi beklenen iPhone 6’nın iOS 7 ile gelmesi ve kısa süre sonra iOS 8’e geçmesi bekleniyor. Kısa batarya ömrü sorunsalının da 3000 mah pil gücü ile çözülmesi söz konusu. Ayrıca iPhone 6’nın ekranıyla ve Home butonuyla ilgili sürprizler de kapıda. Garmin Vivofit

3Doodler

Keyifli ve dijital bir yıl geçirmemizde yakın zaman önce 2013 raporunu yayınlayan Kickstarter’ın da etkisi büyüktü. İşte yine bir Kickstarter harikası: 3Doodler. 3D yazma kalemi olan ve obje yaratma keyfini herkes için mümkün kılan bu kalemle 3D yazıcılar kadar ileri gidemiyoruz ancak çok eğlenebiliyoruz.

2013’ün akıllı telefonu denildiğinde akla şüphesiz Pebble geliyor. Peki, 2014’te Pebble dünyasında neler oluyor? Çelik modeli ile ana akım marketin lideri haline gelmeyi hedefleyen marka sadece özgün modelini güncellemekle kalmıyor ayrıca deri ve alüminyum kayışlarla fantastik bir görünüm de yaratıyor. Pebble, bu yenilikle her gün saat takmayanları bile cezbedeceğe benziyor. Tile

Mophie Space Pack

GPS devi Garmin, fitness işine el atıyor ve giyilebilir teknolojiyi bir adım ileri taşıyor. Vivofit 7-10 saat arasında şarj edilebilen, e-mürekkepli gösterge ekranı ile az güç harcayan, 365 gün boyunca aktivitelerinizi takip eden, su geçirmez bir cihaz. Üstelik kalp ritminizi ölçen bir araçla birlikte geliyor. Verilerinizi toplayabildiğiniz gibi, başkaları ile paylaşabilir hatta onlarla rekabete bile girebilirsiniz. Fiyatı 130140$ arasında değişecek olan çekici bilekliği merak ediyoruz.

iPhone 5/5S kılıfı olan ve telefonu şarj edebilen Mophie, aynı zamanda cihazınıza 32 GB depolama alanı da ekliyor. Videolarınızı, fotoğraflarınızı ve belgelerinizi doğrudan içine atabiliyor, hatta videoları izleyebiliyorsunuz.

Ev içinde kaybolmayan obje henüz icat edilmedi ancak onları bulmamız için gereken cihaz icat edildi: Tile! iOS için tasarlanan ve kitle kaynaklı çalışan bir uygulama aracılığı ve Bluetooth aracılığı ile çalışan Tile’ın ön sipariş fiyatı 19.95$.

19


KIŞ’14

MAKALE

tüketici segmentasyonu

nedir?

Tüketici segmentasyonu; kişileri yaşam tarzları, değerleri, kullanım alışkanlıkları, yaş, cinsiyet, gelir gibi özelliklerini dikkate alarak farklı gruplara ayırma stratejisidir. Pazarlama dünyasının olmazsa olmazlarından kabul edilmektedir. Özellikle pazara yeni girecek markalar için büyük önem arz eden bu stratejide; bireylerin nasıl bir hayat sürdürdüğü, nerelere gittikleri, hangi kültürel etkinlikleri takip ettikleri, hangi sporları yaptıkları, ne tarz müzikleri dinlediklerine dair veriler bile pazarlamacılar açısından çok kıymetli bilgilerdir. Modern tüketicinin hiçbir kalıba sığmadığı 21. yüzyıl tüketim toplumunda ise bu stratejiyi uygulama yoluna giren işletmelerin daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Tüketici davranışlarını kestirmenin oldukça zor olduğu bir pazarda; başarılı bir segmentasyon / bölümleme stratejisi geliştirmenin zorluklarının yanı sıra, hedefe ulaşmak için de olmazsa olmaz kuralları dikkate almak bu noktada büyük önem taşır. Peki bu kritik kurallar nelerdir? Tüketiciyi kitlelere ayırmadan önce hangi kriterlere dikkat etmeliyiz? Başarılı bir tüketici segmentasyonu için projenizi hangi aşamalardan geçirmelisiniz? Maddeler halinde inceleyelim. 1) Ürününüzü iyi tanıyın Ürünün hitap edebileceği potansiyel müşteri kitlesini belirlemek için temel koşul ürün veya hizmetinizi iyi tanımaktır. Ürününüzü iyi analiz etmek hedef kitlenizi belirlemenize yardımcı olacaktır. Ürününüzü tanımadan oluşturacağınız hedef kitle gerçekçi bir po-

20

tansiyele sahip olmayacağından; müşteriye ulaşma yollarınız büyük ölçüde tıkanacaktır. 2) Hedef kitlenizi iyi seçin Hedef kitleyi belirlemek için genellikle demografik, coğrafi, psikolojik ve davranışsal olmak üzere 4 kriter kullanılır. Tüketicilerin yaşları, cinsiyetleri, gelirleri, eğitim durumları, yaşadıkları şehirler, hayat tarzları, marka bağlılıkları, fiyat hassasiyetleri bu kriterlerin içerisindeki önemli değişkenlerdir. Bu kriterleri dikkate almaz, ürün veya hizmetinize uygun bir hedef kitle seçmezseniz tüketici segmentasyonu yaparak başarı olma ihtimaliniz yok denecek kadar azdır. 3) Markanızı yeniden konumlandırın Markanızı hedef kitleye nasıl takdim ettiğiniz, onların markayı nasıl algıladığı, markanızın ürünle bağdaşıp bağdaşmadığı önemli sorulardır. İyi bir marka konumlandırması tüketicinin ürüne yönelik algısını pozitif etkileyecek ve pazardan alacağınız payı arttıracaktır. 4) Niş pazara yoğunlaşın Hedef kitleyi seçip markanızı konumlandırdıktan sonra yapmanız gereken ise niş pazara yoğunlaşmaktır. Niş pazar; genel pazarın daraltılması sonucu ürünlerin belli bir kitleye hitap eder duruma gelmesini ifade eder.

Yani niş pazar, tüketici segmentasyonuyla yakından ilgili bir kavramdır. Hedef kitlenizi belirlediyseniz niş pazarın dışına çıkmamanız, hedefe yönelik ürün ve hizmetlere yoğunlaşmanız başlı başına bir gerekliliktir. 5) Kanallarınızı belirleyin Doğru kanalları kullanmazsanız hedef kitlenize ulaşmada zorluklar yaşamanız olası bir problemdir. Örnek vermek gerekirse gençlere yönelik pazarlayacağınız bir ürün için en doğru reklam ve iletişim kanalı sosyal medya olabilirken, 35-60 yaş arası ev hanımlarına yönelik ürettiğiniz bir ürün veya hizmeti etkili pazarlayabilmek için farklı kanallar kullanmanız gerekebilir. 6) Kaynaklarınızı gözden geçirin Her pazarlama stratejisinde olduğu gibi bu stratejide de kaynaklarınızı doğru değerlendirmeniz çok önemlidir. Belirli bir kitleye hitap eden ürün veya hizmet sunmak istiyorsanız kaynaklarınızın sürdürülebilir olması gerekir. Tüketici segmentasyonunun her durumda başarılı bir strateji olmadığını ve belirli risk faktörleri içerdiğini de hesaba katarsak kaynaklarınızın gücü ve devamlılığı oldukça önemlidir. markafikirleri.com


THE BRAND LICENSING PROCESS

In the last three editions of Total Licensing New Europe we have given our readers an insight into different types and styles of licensing. In this issue, Pete Canalichio, an expert in brand licensing, gives readers an guide into 8 critical steps in launching Brand Licensing program.

Kimberly Kociencki Billoni: SPLiCE is a trade organization founded as a best practice think tank for trademark brand licensors. SPLiCE was founded in 2004 with the vision to continuously improve brand licensing. Our goal in carrying out our mission is to act responsibly as a Licensors Community of Practice who share best practices for protecting, promoting and enhancing brand integrity. GK: The organization was founded 9 years ago. Tell us more about the history of the organization? KKB: In my previous life, I worked as a global liaison in the consumer product testing industry. At that time, in the late 1990s and early 2000, consumer products testing was not as heavily regulated as it is today and testing was not even mandatory. Licensing programs varied drastically from one brand program to another. On the surface, branded

For trademark brand Licensors, the licensing contract stipulated product integrity due diligence from licensees. However, many times training resources were lacking for licensees. This truly supported the desire by Licensors to benchmark the overall licensing process. Furthermore, during this snapshot in time, many Licensors in general did not have internal cross-functional meetings on a regular basis between marketing, legal, and quality/product integrity.

Again, testing at this time was not mandatory in many cases; I needed

Many of my clients at that time were major manufacturers and also Licensors. Their goal was to facilitate robust licensing programs that enabled a strong due diligence process that the licensee would follow. As I witnessed many times within licensing programs, overall communication was weak and best practice sharing among trademark brand Licensors had not been formalized as an industry norm. That is, until 2003.

to help the licensee understand that the brand they now were in the process of licensing came with the assurance that all licensees producing for that brand followed the same process and due diligence protocol. The understanding is that if everyone is pulling for the same integrity and standards, it will strengthen an overall community effort, whatever that may be a brand, an investment or both. There was a strong desire by brand owner Licensors to benchmark best practices. However a venue or formalized group exclusively for brand owners did not exist.

After attending many Toy Fairs and Licensing Shows in NYC, coupled with numerous conversations with various brand owners, it was evident they all had an aspiration to learn and share licensing best practices. It was clear the overall licensing industry was not supported by test labs and that a forum did not exist for trademark brand Licensors to share best practices.

36

By Pete Canalichio Brand Strategist and Licensing Expert pete.canalichio@ brandlicensingexpert. com

Having worked in brand licensing more then 15 years for companies such as The Coca-Cola Company and Newell Rubbermaid, Pete is recognized as leading expert on the subject and is frequently asked to speak at branding and licensing conferences and leading business schools globally. In 2009, Pete founded Licensing Brands, Inc., a company dedicated to helping brand owners and manufacturers harness the power of brand extensions through licensing. For more information, please visit website: www.brandlicensingexpert.com

Determine How to Win

Prospect Licensees

Perform Due Dilligence

Define Licensing Opportunity

Negotiate Contract

Establish Business Plan

Figure 1: Brand Licensing Process

8 CRITICAL STEPS Brand licensing can be very benefi cial for both brands and licensees if done in a step-by-step manner. We have divided the brand licensing process into eight steps. This article will provide you with an overview of each of the steps. Later articles will look into each of them in greater detail. The Brand Licensing Process starts several months prior to the commercialization or launch of the licensed product. Figure 2 below will give you a timeline of each of the processes listed in Figure 1. Licensees and licensors should also keep in mind that missing crucial deadlines such as a line review can push the product launch out by up to a year.

Conduct Orientation

Figure 3: Brand Licensing Process

STEP 1: IDENTIFY WHERE TO PLAY

therefore, adds value and certainty to an otherwise unknown product. The stronger a brand’s reputation, We know that when consumers bethe higher the value of the brand come delighted by a particular brand and the greater revenue it will drive experience, they begin to bond for its owner. Prospective licensees emotionally with the brand. They want to license brands with the become brand loyalists and advocates —buying the brand more often strongest reputation, as these are the brands consumers demand and and recommending it to others. This retailers prefer most. The stronger behavior serves to build the brand’s the brand, the higher likelihood rereputation. Consumers will often tailers will buy the licensed products purchase a brand for the first time because of its reputation. The brand, and that they will be subsequently purchased by consumers. Brand loyalists and advocates look to their preferred brands to deDefine liver more and better Identify Where Agree to Due Licensing to Play Deal Terms Dilligence products year after Opportunity year. When this occurs, the brand gains Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec permission to extend 2013 into categories that complement its original offering. This is known as brand exConcept tension. Development Starts Production & Shipping with Samples For example, the Mr. Clean brand, owned by P&G, was Jan Feb Mar Apr May Jun Jul Aug Sep Oct Nov Dec Jan’14 launched in 1963 as 2014 the first household liquid cleaner. Over Figure 2: Product Commercialization Timeline Commercialization

Goran Kernyak: The name of your organization immediately attracts attention. What is SPLiCE?

products seemed to appear at retail effortlessly; however, there was an undertow of chaos for licensees who lacked resources and knowledge about understanding the complexities of the importance and frequency of testing. When a new licensee would contact me and ask what they had to do on behalf of the brand they were licensing, I would first congratulate them on their business accomplishments and then say ‘Welcome to the Family’!

Negotiate Deal Terms

In an exclusive interview, TLNE talked to Kimberly Kociencki Billoni, CEO of SPLiCE to find out more about the organization and plans for future.

Prospect Licensees

By Goran Kernyak, Editor of Total Licensing New Europe goran@totallicensing.com

Identify Where to Play

Prototype Approval

Kimberly Kociencki Billoni Chief Executive Officer, SPLiCE

SPLiCE - The Society of Product Licensors Committed to Excellence is a trade organization founded as a best practice think-tank for trademark brand licensors.

The Sochi 2014 Licensing Program was launched in February 2009. Within 5 years, licensees will release around 5,000 items of merchandise with the unique mark and brand. Total sales of official Sochi 2014 products at selling prices of the licensees may total over $500 million. Direct revenue for the Sochi 2014 Organizing Committee from Licensing Program sales may exceed $30 million.

26

TOTAL LICENSING NEW EUROPE

BRAND LICENSING PROCESS STEP BY STEP

PO Issued

EX

TOTAL LICENSING NEW EUROPE

Interview

Determine How to Win

VE

SI

U CL

Line Review

of the Sochi 2014 Olympic Winter Games are filled with sweets: chocolate and chewy candies, gum drops, caramel on a stick, vitamin-enriched jelly beans. Every gift contains an indispensable collectors’ Olympic mascot. The unique Vanilla Light ice cream flavor from Baskin Robbins released specially for the Games in Sochi will offer not only a delicious, full-bodied flavor, but also keep you fit! It contains 50% less fat and 20% fewer calories than ordinary cream varieties. Another official licensee, Ozersky Souvenir, has developed and launched an exclusive collection of chocolates in the style of the Sochi 2014 Winter Games brand. The chocolate cubes contain only natural ingredients with no artificial colors or flavors. And young consumers are in for a real surprise – children’s chocolates in colorful packages with pictures of the Sochi 2014 mascots. Children will find interesting stories about the mascots on the boxes of chocolates, and another

surprise for them will be a series of stickers with the mascots playing various winter sports. Very popular among consumers are delicious and original products from the Moscow Nut Company. Candy bars, nuts and sunflower seeds in colorful packaging in the form of T-shirts with Olympic designs are hit sales items. Everyone also relishes delicious milk chocolate gold medals – in particular, medals on a ribbon in the colors of the Russian flag. The Sochi Games will also have official, licensed backed products. The Sochi Bread-Baking Complex will offer residents and visitors of the Olympic city fresh bread, pastries, gingerbread and bagels in packaging bearing the Sochi 2014 symbol. In the near future, gingerbread and sushki will be sold in the same packaging. The Organizing Committee continues to select licensees in other openings in the “food products” category such as sausage products, honey, etc. You may find a list of openings and submit a bid here: http://www. sochi2014.com/team/licensing/.

Contract Signed

A wide range of Sochi 2014 licensed food products have gone on sale throughout Russia. These include chocolate, ice cream, sushki (dried tea bread rings), sunflower seeds, cookies, gum drops and even – for the first time in the history of all Winter Olympics licensing programs – baked goods. Altogether, more than 100 name-brand products have been rolled out for purchase at more than 200,000 retail sales locations – from small grocery stores to large shopping centers – all over Russia. Edible products bearing the Olympic symbol have become a real hit of the Sochi 2014 Licensing Program since sales began and consistently enjoy high demand among consumers. Children and adults alike are unable to resist the tasty treats in bright packaging. For example, a total of roughly 1 million Sochi 2014 candy bars and nearly 1 million packets of sunflower seeds, peanuts and mini candy bars with nuts and cranberries have been sold in packaging designed to look like Olympic T-shirts. The line of licensed sweets satisfies even the most demanding consumer.

For instance, Sweetexim is issuing jelly beans, chewy candies, caramels, gum drops, cookies, hematogen, as well as packaged candy gift sets. In late August, Sochi 2014 chocolate eggs and chocolate balls went on sale. Collectible 3D-toy figurines of the mascots of the Sochi Olympic and Paralympic Games are being offered as surprises. And in September, New Year Sochi 2014 candy sets are going on sale. These make great gifts not only for business partners, but also for young sweet tooth sports fans. New Year gifts in the style

Conduct Orientation

TOTAL LICENSING NEW EUROPE

Sochi 2014 Licensed Food Products Go On Sale ENGLISH/РУССКИЙ Autumn 2013/Oсень 2013

44

The ONLY magazine that specifically covers the licensing industry in Russia, the CIS, Central and Eastern Europe. Published in English and Russian. Next issue January 2014 with a special focus on Toy Fairs, Sport Licensing and Licensing in Russia: Who is who?

For editorial and advertising opportunities please contact: goran@totallicensing.com NEWS

TOTAL LICENSING NEW EUROPE

Maya the Bee, from Studio 100, is proving to be a great success amongst children in Russa, CIS and CEE territories. The property is certainly not untried! Maya first appeared in a book in 1912 and the first Maya classic television series aired in 1975, since when it has been broadcast in 136 TV stations in 120 countries. With the launch of the new 3D CGI animated series, Maya has reached new heights of popularity. Throughout Europe there are an astonishing 200+ licensees covering all major categories including publishing, toys and games, apparel, back to school, stationery, interactive games, outdoor and entertainment. On the publishing side, more than 165 comic books have been published since 1979 and such as been the interest around the world in Maya that a Croatian opera, Maya the Bee, written by Bruno Bjelinski, opened in 1963.

ENGLISH / РУССКИЙ

Spring 2013 / Весна 2013

In Russia an CIS, according to research carried out by Tiburon, Maya is known by 68% of children aged between three and six, of whom 86% love the character.

16

TOTAL LICENSING NEW EUROPE

TOTAL LICENSING NEW EUROPE

Maya is a hit in Russia, CIS and CEE Summer 2012 saw the Maya classic animated series debut on Karusel and this ran five times a week until November with a rerun through january and February this year. As of 8th March, the new Maya 3D series began airing on Karusel at 11am five days a week. This will run for thirty episodes and in September a further 78 episodes will begin airing until January 2014. Further afield in the Ukraine, airing began on CITI TV in midFebruary whilst in Latvia the series will begin airing on Latvian TV in the second quarter of this year. The licensing programme for Maya in CIS countries is handled through Rio Licensing and the first major licensees with product in the CIS market include Grand Toys as master toy, Panini for stickers and trading cards out this year, Egmont for magazines and books out in April, Chupa Chups for confectionary that launches March, Benet-

ton for a DTR apparel deal for Maya classic that is running for six months at the beginning of this year and Arkophama for a range of Maya vitamins and Royal Jelly products scheduled to launch 2013. The television launches will be accompanied by a number of promotions including the Karusel open air show in Moscow for kids day (August this year) and a television publicity campaign through Grand Toys. Maya has also been made the Honey Ambassador in a co-promotion based on

Polska

COVER STORY

honey and the Moscow Flower Show. In Eastern Europe, the series airs in Slovenia, Hungary, Slovakia, Poland, the Czech Republic and Ex-Yugoslavia with additional licensees including B&S Polska for back to school, Intersonic for home entertainment, E Plus M for apparel, Androni for contstruction blocks and Dairy 4 Fun for dairy products. Turkey has also been active the the launch of its new localised website - www.maya.tv this March and retail promotions with Turkey’s leading retailer Toyzzshop (Sunman) in Summer). The series began airing on TRT Cocuk in mid February and there are currently a wide range of Turkish licensees including Educa Borras for puzzles and games, Kozmoneks for party goods, Ormak for melamine toys, Anil for board games, ucar for role play, Sunman for plush and toys, Hakan Canta for back to school and stationery, Zorlu for bedding and Cimpa for underwear.

By Goran Krnjak, Editor of Total Licensing New Europe goran@totallicensing.com

ZEPTOLAB THE BIG INTERVIEW At Toy Fair in New York Total Licensing New Europe caught up with Zeptolab’s licensing business driving forces: Misha Lyalin, CEO and Tanya Haider, VP Global Licensing and Merchandising. Zeptolab was started by twin brothers, Semyon and Efim Voinov, based out of Moscow. They were the kind of guys who took out parts of computers (when they ware 10 years old) and then put them back together again. They were really very technically-minded guys - you could call them geeks or nerds (although there’s nothing wrong with that!). The two brothers wanted to create their own games. The first game they launched was Parachute Ranger, which did well for them.

For information about the Maya the Bee licensing programme, contact MarieLaure Marchand, International Licensing Director, Studio 100. marie-laure.marchand@studio100.tv

And then came Cute the Rope. In October 2010, at time of its launch, it was incredible – one million dowloads in the first week. Cut the

18

Rope has been one of the fastest selling games of all time on the iTunes App store and the first iOS game to win a BAFTA Award, as well as an Apple Design Award, amongst others. Today, two and half years after launch, Cut the Rope is at 300 million downloads on a global basis. Eighty million of these are in the US. Usage numbers are terrific on global basis – there are 50 million users and 5 million daily average users - people who have the game and play the game every day.

What was it like to come from a big company to another very much smaller one which came out of a new generation of businesses? TH: “It was exciting because I came from world of television where things are different.You launch a TV

By Janusz Tarasiuk JANTAR PROJEKT 03-133 Warszawa, Nowodworska 29B lok.104 Poland Tel: +48 22 614 20 28 jantar@antarprojekt.pl

At the heart of this acclaimed puzzle game is the adorable pint sized monster, Om Nom, who has an insatiable appetite for candy. Tanya Haider, Head of licensing and merchandising business for Zeptolab is based in the US. She began working with the company in October 2011: “I have been with the company for sixteen months now. We learned a lot and have done a lot in that time. I use to work with Nickelodeon, and when I took off from there, Misha founds me and want me to help him to launch the licensing business for Cute the Rope. So it was like: Game on!”

62

POLAND 2013

New Year, New Brands, New Hope...

2013 is considered by the Polish government, as being the most difficult, and yet crucial year in terms of stabilising the economic situation within the country. Unemployment is growing and may reach 14% - 15% at the end of this year. Cash flow and B2B payments behavior is far from the standard that used to exist. We can see some changes and acquisitions amongst the biggest retail chains across the market. Many manufacturers and licensees are still fighting with stock clearances as the market is not able to absorb product that was forecast two or three years ago. On the other hand, there are no visible symptoms of a crisis. This was especially truly during the weeks up to Christmas, although official data concerning retail sales in December

2012 are not available yet. Stronger and forward-thinking companies are looking for opportunities to get well-known brands as well as new properties. Manufacturers that were producing generic products are now looking at licensing to help them in the near future. People that understand and believe in the growth of economy in coming years are already searching for factors that will leverage their businesses. 2013 will, as usual, bring good results for classic brands. Properties owned by Disney, Mattel or Sanrio have a strong and long-lasting position in the licensing industry, but many of the new players are also doing a great job and some of these brands are achieving a strong position. For 2013, we will see a lot of princesses, Hello Kitty, Monster High and Barbie licensed products and that makes the girl’s category quite busy. On the other hand, the boy’s category looks a little forgotten (again, as usual). Ben 10, Spiderman, Thomas & Friends will obviously be present. Brands like Scooby Doo, Smurfs, Cars and others we know f r o m the past will find new licensees, but still there is a lot of room for licensing in Poland. In terms of ‘new hope’ I can see certain properties such as Angry Birds, Paul Frank and some of the life style and sporting brands (Dunlop, No Fear, Vokl, Converse) which are now appearing. As a result, adult brands may start to influence and slightly change the licensing landscape in Poland. However, most manufacturers are still focused on kids’ products. One apparel retailer opened in

the New Year with the new idea of using domestic classic movies and TVP series from long ago. That demonstrates a new direction in terms of the development of the local licensing industry. What is interesting is that Poland has more and more different well-designed and manufactured licensed products covering categories that previously were never covered. Categories such as food, cosmetics or sporting goods are becoming more and more well known thanks to great designs from excellent artists and designers. This strong position will help grow the apparel, back to school and publishing categories. Taking into consideration well known properties, new brands that arriving in the market, a better economic situation that may start in 2014 and more licensees from new and different categories, I believe that 2013 will be an interesting year, full of opportunities for the licensing industry in Poland.We should use this opportunity to prepare ourselves for economic growth in the next few years. Let me wish you all a lot of fun and great success in the year 2013!


KIŞ’14

MAKALE

SETH GODİN

İSTANBUL’DA NE DEDİ? 26 Ocak’ta Turkcell Akademi’nin davetlisi olarak Swiss Otel’e Seth Godin’i dinlemeye gittim. Konuşmasında ince dijital dokunuşlar bekliyordum. Tam da beklediğim gibi oldu diyebilirim.

Ercüment Büyükşener

rallar ile yaşıyor olmayacağız! Seth Godin şu çarpıcı cümle ile devam etti…

“Daha fazla” cümlesi artık bizi zorluyor. Ölçek daralıyor!

Özellikle uzun zamandır üniversitede ve kurumsal eğitimlerimde bahsettiğim, sohbetini yaptığımız konuları Seth Godin’in sahnede ifade ediyor olması önemliydi. Diğer yandan sunumunun teknikten çok ilham vermek üzerine kurulu olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Aslında mesele ne yapılacağını anlatmaktan çok zihin açma üzerine kuruluydu. Önce teşhis koyup sonrasında bu teşhis için düşünmeye zorladı. Bence sunumda en önemli ve öne çıkan cümle!

“Sanayi ekonomisine dayalı bütün şirketler batacak!”

Müşterinin sorunu artık ürün değil, kutusu ve reklamı müşteriyi ilgilendirmiyor.

“Sanayi sektörünün ürettiği ürün ve hizmetlerin sonuna geliyoruz”

Sanayi sektörünün ürettiği ürün ve hizmetlerin sonuna geliyoruz.

Bence de bu yeni bir çağın başlaması anlamına geliyor ve yeni çağı eski ku-

Sanayi ekonomisine dayalı bütün şirketler batacak!

Sosyal Medya ve Dijital İletişim Danışmanı

22

Seth Godin’in sunumundan öne çıkan cümleler! Devrimin ucunda bulunurken bunu boş bir tahta olarak görmemiz gerekiyor. Üzerine yeni şeyler yazmalıyız! Ben kitap yazdım ama bugün insanlar blog yazıyor. Web siteleri kitaptan daha değerli.

Artık aynı ve benzer olan şeyler için insanlar para harcamak istemiyor! Kendimizi o kadar çok markaladık ki bu çok kötü bir haber! Pazarlamanın eskiden kanalları azdı yeni dünyada kanallar çok fazla bu noktada sıyrılmak gerekiyor. Ürün ve hizmette çeşitlendirme ile herkese ulaşmak değil köşedeki insanlara ulaşmak gerekiyor. Sanayi ekonomisinden, bağlantı ekonomisine geçiş yapıyoruz. Hayattaki her şeyi birlikte ve bağlantı kurarak yapıyoruz.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

Şu 3 konu çok önemli… - Coordination (Koordinasyon) - Trust (Güven) - Permission (İzin) İnsanlara hak değil, ayrıcalık tanıyın.. İnsanlar sizi dinlemek istemiyorlarsa farklılaşın, ve onlara farklı şeyler söyleyin. Bu noktada şunlara dikkat edin - Exchange of ideas (Fikir Alışverişi) - Generosity (Cömertlik) - Art (Sanat) Bir ürün ürettiğinde değil bu ürün üzerinden insanlar bağlantılar kurulabildiği sürece değerlidir. Ortalama performanslar artık insanların ilgisini çekmiyor. Tuhaf içeriği önemsiyorlar. Ortalama insanlar için ortalama ürün ve hizmetler ile başarı elde edemezsiniz. Sizce Trip Advisor mu American Airlines mı daha fazla kazanacak? Tabii ki en çok bağlantı sunan kazanacaktır. Ortalamaya odaklanmayın farklılaşın. Güzellik de insanlar için artık önemli, farklılaşırken bunu unutmayın. Kendinizi hissettiğiniz gibi olmaktan da vazgeçmeyin. Ama ortalama olmaya da çalışmayın. Biz bunu bu şekilde “yapmayacağız” diyebilmek önemli… Başarısız olmaktan korkarsanız başarı

elde edemezsiniz. Rotadan sapmayı dramatize etmemek gerekiyor. Onarabilmek önemli olandır. Bunu başaracak kabiliyetin var mı? Kabile olabilmeniz çok önemli, küçük niş gruplar önem kazanıyor. Ortak özellik taşıyan insanların bir araya gelmeye başladığını göreceğiz. Yönergenin yanı sıra doğal eylemleri de izlemek gerekiyor. İnsanlar içinde bulunduğu kabile ile eş güdümlü hareket edebiliyor. Kendimizi ait hissedeceğiz bir an ve kabile yakalamak bunu bir düşünün.. Sistem ayrışmanızı ve lider olmanızı istemez, daima birilerini takip etmenizi ister.

daha düşünün. Negatife değil pozitife odaklanın. Kertenkele beyninin özelliği koyunluktur. Koyun olmayın! Bağlantılar, cesaret ve sanat bugünün kabullenilmesi gerekenidir. Tuhaf insanlar ile bağlantı kurmamız gerekiyor. Cömertlik tüm bu anlatılanın içerisinde son derece önemli! Kıtlık zihin yapısı değil bolluk zihin yapısıyla düşünmemiz gerekiyor. Kıtlık zihin yapısında şu 4 konu öne çıkıyor! - Deniability (Reddedebilirlik) - Helplessness (Çaresizlik) - Contempt (Hakaret) - Fear (Korku)

Bugün tanımlanan mesleklerin de değiştiğini görüyoruz. Tüm bu anlatılanlar için hazır bir yol haritası yok! Sizin temel işiniz bir harita izlemek değil yeni bir harita yaratmaktır. İnsanlar yetkinliği artık daha ucuza sunmaya başladılar. Bunu unutmayın.

Ortalamaya mahkum kalmanın nedenleri de bunlardır. Vasatı ve ortalamayı artık kabul etmemeliyiz! Kaç kişi sizin bağlantılarınızı ve koltuğunuzu istiyor farkında mısınız? Sızlanmaya gerek yok. Farklı şeyler konuşmanın zamanı artık geldi!

İnsanları peşinizden getirecek fikirlere odaklanın. Başarısızlık bir opsiyon değildir diyen biri size başarıyı da yakıştırmayacaktır. Gemiyi icat eden kişi aynı zamanda gemiyi ilk batıran da kişidir. Bütün gün elinizdeki akıllı cihaza bakarsanız bir şeyler üretemezsiniz. Okulda bize öğretilen eğitimin bir parçası; güneşe çok yakın uçarsan başın belaya girer ölürsün. Bunu bir

Tutkunun da bu konuştuklarımızda yeri son derece önemli. Kitleler öncülük etmenizi istiyorlar. Bir kabile yaratın ve onlara liderlik edin. Bir kabileyi anlayabilmek için hangi kabileye ait olduğunuzu da anlamanız lazım. Şununla bitirelim; Büyük ve küçük karşılaştırıldığında küçük daha anlamlı hale geldi.

23


KIŞ’14

ARAŞTIRMA

TÜRK TÜKETİCİLER ONLINE ALIŞVERİŞ

KONUSUNDA TEMKİNLİ

The Boston Consulting Group’un (BCG) yaptığı Tüketici Hissiyatı Araştırması’nın 2013 yılı sonuçlarına göre Türk tüketiciler internetten alışveriş yapma konusunda temkinli davranıyor.

Dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı şirketlerinden The Boston Consulting Group (BCG) her yıl yaptığı Tüketici Hissiyatı Araştırması’nın 2013 yılı Türkiye sonuçlarını açıkladı. 12 şehirde her gelir seviyesinden tüketici gruplarıyla yüz yüze görüşülerek yapılan araştırma, Türk tüketicilerin dijital dünyayı kullanma ile alışveriş ve tasarruf alışkanlıklarına ışık tutuyor. Araştırmaya göre, alışveriş konusunda son yıllarda eskisine göre çok daha bilinçli bir tutum sergileyen Türk tüketiciler internetten alışveriş yapma konusunda ise hala temkinli davranıyor. Tansan: “Türk tüketiciler internet üzerinden alışveriş yapmak konusunda hala temkinli.” The Boston Consulting Group (BCG) Tüketici Hissiyatı Araştırması, Türk tüketicilerin hayatlarında dijitalin yerine dair de çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Araştırmaya katılanların toplam yüzde 62’si iş dışında günde 1 saatten fazla zamanını internet başında geçiriyor. Ancak bu yoğun kullanım, Türkiye’yi internet üzerinden etkin bir şekilde alışveriş yapılan ülkeler arasına sokmaya yetmiyor. Türk tüketicilerin yüzde 64’ü interneti bilgi kaynağı olarak kullanırken, yüzde 53 de çoğunlukla sosyal medyada aktif olmayı tercih ediyor. Tüketicilerin yüzde 21’i internette film ve video izlediğini belirtirken, internetten alışveriş yapanların oranı ise sadece yüzde 8’de kalıyor. Türkiye’nin internetten alışveriş konusunda hala dünyanın çok gerisinde

24

olduğunun altını çizen BCG Türkiye Genel Müdürü ve Yönetici Ortağı Burak Tansan, “Türk tüketiciler internet üzerinden alışveriş yapmak konusunda hala temkinli. Araştırmamıza göre sadece küçük bir kesim alışveriş konusunda interneti bir aracı olarak kullanıyor. Ödeme sistemleri ve güvenliği bu kesimin kararsızlığının temel nedeni olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle, ROPO (Research Online Purchase Offline) yani internetten araştırıp mağazadan satın almak ülkemizde yaygın bir alışkanlık. Ancak yine araştırmamızdaki verilere göre, daha önce internet üzerinden alışveriş yapmamış ancak bu davranışa sıcak baktığını belirtenlerin oranı yüzde 34’lere dayanıyor. Bu da ülkemizde bu trendin değişebileceğini gösteriyor” dedi.

Çalışmanın özet bulgularına göre; - Türkiye’de, ROPO (Research Online Purchase Offline), yani internetten araştırıp mağazadan satın alma, internetten satın almanın oldukça önünde. İnternet kullanıcılarının %8’i internetten satın alma yaptığını söylüyor. - İnternetten alışveriş yapmayan kişilerin gösterdiği en önemli sebep, ödeme sistemlerine güven duymamaları. - Türkiye, dünyanın en çok harcama yapan ülkeleri arasında yer alıyor. - Türk tüketiciler, alışverişlerinde daha ‘akıllı’ davranmayı, indirimleri ve promosyonları takip etmeyi planlıyor. Bu durumun indirim marketlerinin artan başarısını daha da desteklemesi bekleniyor.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

- Türk tüketiciler, imaj (kıyafet, araba, mücevher-takı gibi) ve sağlıklı gıda ürünlerinde (organik ve taze) daha pahalı alternatiflere yönelmeyi planlıyor. Türkiye’de tüketiciler internet için televizyon ve romantizmden vazgeçiyor. İnternet üzerinden alışveriş yapanların daha sonrasında sosyal medya üzerinde aldıkları ürün hakkında paylaşımlarda bulunması da araştırmada dikkat çeken bir başka unsur olarak göze çarpıyor. Buna bağlı olarak sosyal medya, Türkiye’de tüketicilerin satın alma kararlarında en önemli etkenlerden biri. ‘Alışveriş yaparken en çok kimlerden etkileniyorsunuz?’ sorusuna sosyal medya, blog paylaşımları ve forumlar olarak cevap verenler, Tüketici Duygusu Araştırması’na katılanların yüzde 20’sini oluşturuyor. - %44 - %20 - %18 - %11 - %7

Sevgili Sosyal medya/Bloglar Aile Arkadaş Diğer

Araştırmaya katılanların “Teknoloji, internet ve sosyal medyadan önce nelerden vazgeçersiniz?” sorusuna verdikleri yanıtlar da yine çarpıcı veriler ortaya koyuyor. - %39 - %38 - %38 - %38 - %37 - %35 - %34

Şeker (Tatlı) Televizyon izlemek Arkadaşlarla vakit geçirmek Çikolata Spor karşılaşmalarını izlemek Romantizm ve dışarıda yemek Egzersiz yapmak

- %34 - %33

Çay-kahve alışkanlıkları Araba

Türk tüketiciler dünyanın en çok harcama yapanları arasında Tüketici Hissiyatı Araştırması’nda harcama alışkanlıklarına ilişkin sonuçlara bakıldığında ise bir çarpıcı sonuç daha ortaya çıkıyor. Türkiye, dünyanın en çok harcama yapan ülkeleri arasında yer alıyor. Buna rağmen son yıllarda tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarının daha bilinçli olduğu da gözlemleniyor. “Gelecek 12 ayda, geçmiş 12 aya göre harcamalarınızda nasıl bir değişiklik olacak?” sorusuna araştırma kapsamındaki kişilerin yüzde 41’i “Daha az harcayacağım” cevabını verirken, 2011 yılında yapılan aynı araştırmada bu oran yüzde 49 olarak belirlenmişti. Diğer yandan aynı soruya 2011 yılında “Daha fazla harcama yapacağım” cevabını verenlerin oranı yüzde 4 iken, bu yıl yapılan araştırmada oranın yüzde 8’e yükseldiği gözlemleniyor. Dışarıda yemekten ve tatilden vazgeçip, giyim ve araba için daha çok harcıyoruz Dünyayı etkileyen mega trendlerden biri olan ‘Trade up/Trade down’ (satın alma tercihlerinde tüketicilerin bir kısmının daha pahalı ürünlere diğer kısmının ise daha ucuz ürünlere yönelmesi ile orta fiyat grubunun yok olması) diğer ülkeler gibi Türkiye’de de geçerli. Türk tüketiciler gıda-dışı kategorilerde kıyafet, araba, mücevher-ta-

kı gibi imaj ürünlerinde daha pahalıya, tüketici elektroniği, dışarıda yemek, tatil harcamalarında ise daha ucuz alternatiflere yönelmeyi planladıklarını belirtiyorlar. Gıda kategorilerinde ise artan sağlıklı yaşam tercihlerinin etkisini organik ve taze gıdada pahalı alternatiflere yönelme; şekerleme, donmuş gıda, hazır gıda gibi kategorilerde daha ucuz alternatiflere yönelme planı kapsamında gözlemleniyor. BCG Türkiye Genel Müdürü ve Yönetici Ortağı Burak Tansan, çalışmanın özet bulgularını şu şekilde değerlendirdi: “Türk tüketicilerin diğer ülke tüketicilerinden, özellikle gelişmiş ülkelerdekilerden, farklılaştığını görüyoruz. Evinde mutlu olan ve evini kalesi olarak gören Türk tüketiciler yaşadığı hayattan memnun ve tasarruf etmektense alışveriş yapmayı tercih ediyor. Harcama yapmak konusunda dünyanın önde gelen ülkelerinden biriyiz. Bu harcamalarda artık daha bilinçli tercihlere yönelsek de alışverişi hala geleneksel yöntemlerle gerçekleştirmeyi tercih ediyoruz. Mesela internetten bir ürün beğensek de onu gidip mağazadan almayı tercih ediyoruz. Bunlar, Tüketici Hissiyatı Araştırması’nın çarpıcı sonuçlarından sadece birkaçı. Bu araştırma bize her yıl tüketicilerin ekonomik koşullara ve kendi harcama kararlarına dair yapmayı planladıkları değişiklikleri görme imkânı sunuyor. Tüketicinin planlarını anlayıp bunlara uygun önerilerle yaklaşan şirketlerin rakiplerinin önünde yer alacağına inanıyoruz.”

25


KIŞ’14

MAKALE

EVRİM, SADECE CANLI TÜRLER İÇİN Mİ? Dünya üzerindeki sayısız canlı türü, birçok bilim insanı tarafından kaçınılmaz olarak kabul edilen iklim değişikliğine ayak uydurmak konusunda başarısız olabilir. ABD’li iki araştırmacının yaptığı analizler, birçok omurgalı hayvanın evrimleşme hızının, iklim değişikliğinden 10 bin kat yavaş olduğunu gösterdi. leri için tam 1 milyon yıl (!) geçirmeleri gerektiği anlaşıldı. Tahmin edilebileceği gibi bir çok canlı türü, familyasının son üyesini 1 milyon yıl ötesine ulaştıramayacak… Ne yazık ki, “doğal seleksiyon” çarkında öğütülecekler. Sadece son 20 yılda elde edilen bilgi birikimi ve kaydedilen devrim niteliğindeki teknolojik değişimler, 90’lı yıllar öncesi insanlık tarihinin şahitlik ettiği son bin yıldaki değişimden 10 kat daha fazla! Peki bu gerçeğin insanlara, gündelik yaşamlara olan yansımasını & etkisini görebiliyor muyuz?

Mustafa Başar

İş Geliştirme Uzmanı

Arizona Üniversitesi’nde ekoloji ve evrim biyologu olan John Wiens ile Yale Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olan Ignacio Quintero, amfibiler, kuşlar, kertenkeleler ve memelilerin yer aldığı 540 canlı türünü 17 farklı grup altında inceledi. Her bir tür için iklim değişikliğine uyum sağlamaları gereken evrim süresini hesaplayan araştırmacılar, türlerin genetik bilgileriyle jeolojik geçmişlerinde yaşadıkları bölgelerde yaşanan iklim değişikliğini karşılaştırdı. Ecology Letters dergisinde yer alan araştırmaya göre, canlı türlerinin atmosfer sıcaklığındaki bir derecelik değişime ayak uydurabilme-

26

Perakende sektöründeki evrim neredeyse tamamlanmak üzere. 80’li yılların sonuna kadar tartışmasız cadde mağazacılığı ön plandaydı. Öyle ki, Anadolu’daki bir esnafın iyi ciro elde etmesi için, il merkezinde yer alan ana cadde üzerinde uygun bir lokasyonda yer açmış olması gerekirdi. Bereket, rekabetin daha yoğun olduğu büyük şehirlerde alternatifler de çoktu. Örneğin İstanbul’da, Bağdat Caddesi, Kadıköy, Bakırköy, Ortaköy, Beşiktaş Çarşı v.s. gibi birden çok çekim merkezi vardı. Peki ya şimdi? 1 Ekim 1988’de Ataköy Sahilde Galleria’nın açılmasıyla Türkiye’deki perakende evrimi başlamıştı.. Şimdi AVM sayısının tespiti için, neredeyse araştırma şirketlerine danışacağız. İnsanların sosyal hayat anlayışları, alışveriş alışkanlıkları bu kapalı

alanlara yönelik artık. Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneği (AYD) ile GFK Türkiye işbirliğiyle “AVM Ziyaretçisi Büyüteç Altında” başlığıyla bu yıl 5’incisi yapılan AVM Tüketici Algı Araştırması Sonuçları 23 Ocak 2014 Perşembe günü açıklandı. Özetle sonuç; ayda 5,5 kez AVM’ye giden tüketici artık 6,5 kez gidiyor! Yani 4-5 günde bir… Bir sonraki yıl ziyaret sıklığı daha da artacak gibi. Yani eğer, kayda değer belirli köşe başlarında yer alamamışsa, vay AVM dışında kalmış mağazacının haline… Peki ya üretici firmalar, büyük dağıtım ve pazarlama şirketleri, distribütörler, küçük bölge bayileri? Onlar ne yapıyor? Evrime ayak uydurabiliyorlar mı? Mevcut rutlarında optimizasyona gidip, daralan geleneksel kanala daha az yatırım yapıp, modern kanala-organize zincir perakendelere yönelik çalışmalarına mı ağırlık veriyorlar? Bazı canlı türlerine kıyasla kısacık ömürleri olan şirketler gerçekten ne yapıyorlar? Pazar-Piyasa kurallarının hızlı değişimleri karşısında nasıl strateji geliştiriyorlar? Alternatif satış kanalları yaratabiliyorlar mı? Konu oldukça önemli olduğu için, bir sonraki yazımızda alternatif satış kanalları üzerinde duracağız, görüşmek üzere…


KIŞ’14

MAKALE

iş kurmadan önce fikrinizin potansiyelini ölçün Yeni bir iş fikriniz var ve bulduğunuz bu fikir size göre mükemmel bir gelecek vaat ediyor. Kolları sıvamak ve bir an önce işe atılmak istiyorsunuz. Buraya kadar her şey tamam. Ancak yeni işinizde kendi kendinizin müşterisi olamayacağınıza göre, önemli olan sizin ne düşündüğünüzden çok potansiyel müşterilerinizin, daha da geniş bir ifadeyle hedef pazarın ne düşündüğü.

Burak Bardakçı

burakbardakci.com

İşletmelerin %75’e yakın bir kısmı ilk 5 yılını tamamlayamadan ölüyor. İşletmelerin kapanmasının bir çok sebebi var tabii ama ana sebep yeterince satış yapılamaması. “Biz ürünü / servisi pazara sunalım nasıl olsa birileri gelir alır” mantığıyla işe başlayan bir çok işletme kepenk indirdi veya indirmek üzere. Hal böyleyken, kendinizi yeni bir işe vermeden önce pazarı dikkatli ve doğru değerlendirmek gerek. Neyse ki fazla para harcamadan, pahalı araştırma şirketlerine iş vermeden de pazar potansiyeli hakkında fikir edinmenin yolları mevcut. Öncelikle bu sorulara cevap verin • Sunmayı planladığım bu ürün pazar ihtiyaçlarını karşılayacak mı?

• Eğer rekabet varsa, ürünüm pazardaki ürünlerden nasıl farklılaşacak?

müşteriler ürüne ne kadar ödemeye hazırlar?

• Potansiyel / hedef müşterilerim kim ve neredeler?

• Ürünüm değişen trendlere uyum sağlayabilecek mi yoksa saman alevi gibi parlayıp sönecek mi?

Google’dan Faydalanın

• Pazarda rekabet durumu nasıl? Yoğun bir rekabet mi var yoksa pazarda hiç bir rakip / ikame ürün yok mu? (Pazarda rekabetin çok olması kadar hiç olmamasının da bir sorun olduğunu unutmayın. Rakip olmaması, herhangi bir pazar olmadığına da işaret edebilir)

28

• Kanunen ürünü pazara sunmamda herhangi bir engel var mı (ülke yasal mevzuatı, patent / telif hakları vb.) • Karlılığımı korumak için hangi fiyattan satış yapmalıyım? Potansiyel

Google ve diğer ana arama motorlarını fikrinizi test etmek, potansiyeli anlamak ve rakiplerinizi görmek için kullanabilirsiniz. Ürününüz ve sektörünüz ile alakalı anahtar kelimeleri arattığınızda, sağ bölümde çıkan paralı reklamlar da


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

kimler reklam vermiş, reklam verenler nasıl firmalar, ürünleri hangi fiyattan satıyorlar gibi soruların cevabı sizin için çok önemli. Asıl önemli olan ise Google Trends ile bu aratmış olduğunuz kelimeler günlük / haftalık olarak ne kadar aratılmış öğrenerek ürünlere olan potansiyeli ölçebilirsiniz. Yakın Çevrenizin Düşüncelerine Güvenmeyin Etrafınızdaki insanlar yani aileniz, arkadaşlarınızın iş fikriniz ile ilgili düşüncelerine güvenerek bir işe girmeyin. Çünkü sizin heyecanınızı, inanmışlığınızı gören kişiler çoğu zaman sizi üzmemek için, başarılı olmanızı istedikleri için veya sizin anlattığınız olumlu yönleriyle ürünü değerlendirecekleri için objektif olamazlar. Yakın çevrenizin düşüncelerine güvenip yatırım yaptığınız bir iş, pazarın genel görüşü ile çok zıt olabilir.

Geri Bildirim Alın Ürününüzü / fikrinizi pazara sürmeden önce potansiyel müşterilerinizin bulunduğu yerlerde ufak test sunumları, anketler yaparak insanların ne düşündüğünü öğrenin. Aynı zamanda iş forumlarında, sosyal medyada fikrinizi paylaşarak insanların ne düşündüğünü, neyi beğenip beğenmediğini de öğrenebilirsiniz. Prototip Üretin ve Pazara Sunun (Minimum Viable Product) Bir iş fikri (ürün / servis) ile ilgili en doğru geri bildirimi ancak insanlara gerçekten satarak alabilirsiniz. Ürüne para ödeyip test eden insanlar çok daha gerçekçi geri dönüşler yapacak ve ürününüzü eksileriyle ve artılarıyla değerlendireceklerdir. Bu sebeple ürününüzden numune bazlı bir üretim yaparak ufak miktarda satışa çıkarıp geri dönüşü görün.

Tabii kafanızda yer alan fikir otomobil vs gibi birim maliyeti çok yüksek olan bir ürün değilse. Minimum Viable Product, Türkçe çevirisi ile “Temel Kullanılabilir Ürün” olarak adlandırılan prototip ürünler ile gerçek pazar potansiyelini ölçebilirsiniz. Yarattığınız prototiplere düşündüğünüz fiyat etiketini vurun ve satmaya çalışın. İnsanlar ne kadar fiyattan satınca almaya hevesli, ne kadar fiyat koyunca pahalı geliyor öğrenerek en doğru satış fiyatlarını da çıkarabilirsiniz. Tabii burada hedef müşterilerinizin ödemeye hazır olduğu ücretin maliyetinizden kesinlikle daha yüksek ve karlılığınızı korumaya (işletmenizi yaşatmaya) elverişli olması en önemli nokta.

29


KIŞ’14

HABER

SINDY’NİN

RENKLİ DÜNYASI İstanbul Anadolu yakasının prestijli AVM’lerinden Palladium, sömestır’da çocuklara eğlence ve sürprizlerle dolu bir tatil armağan etti.

Yoğun eğitim döneminin ardından iki haftalık sömestir tatilini dört gözle bekleyen çocuklar, 25 Ocak – 02 Şubat tarihleri arasında ‘Sindy’nin Renkli Dünyası’ etkinliğinde sınırsız eğlencenin tadını çıkardılar. Palladium’un minik ziyaretçileri, AVM içerisinde kurulan etkinlik alanına gelerek Sindy’nin kuaför salonu, kostüm odası ve fotoğraf stüdyosunu keşfe çıktılar. Etkinliğin ilk aşamasında Sindy bebeklerin süslemelerini gerçekleştirdiler. Sonrasında ise kendi karton bebeklerini tasarlayan çocuklar, ikinci aşamada özel kıyafet ve aksesuarlarla birer Sindy’e dönüştüler. Etkinliğe katılan çocuklar Sindy ile beraber fotoğraf çektirme fırsatı yakalayarak, dans ettiler ve şarkı söylediler. Etkinliğe özel hazırlanan Sindy’nin Renkli Dünyası şarkısı çocuklar ve büyükler tarafından oldukça ilgi gördü. Önümüzdeki haftalarda Tüm Türkiye’de yapılacak olan etkinlikler için Sindy’ye özel şarkı albümü hazırlanması bekleniyor.

30


KIŞ’14

RÖPORTAJ

2014 SİZİNKİLER’İN

YILI OLACAK

Sizinkiler markasının lisans ajansı olan Mart Ajans yöneticileri Beti Hekimoğlu ve Ayhan Çakar ile Sizinkiler - Limon ile Zeytin’i ve lisans alanındaki çalışmalarını konuştuk.

Mart Ajans ne zaman kuruldu ve faaliyetleri nelerdir ? Sizinkiler karakterlerinin lisans ve yayıncılık ajansı olan Mart Ajans, 1980’li yıllarda reklam ajansı olarak faaliyete başladı. 1994 yılında faaliyet alanına yayıncılığı da ekleyen ajansımız, 1997 yılından itibaren sadece lisans ve yayıncılık alanlarında faaliyet gösteriyor. Ajansımızda lisans, kreatif ve satış olmak üzere üç ana departmanımız var.

32

Kuruluşunuzdan bu güne kadar hedef ve amaçlarınızın ne kadarını hayata geçirdiniz, bunlar nelerdir ? 1997 yılından beri Sizinkiler markasına ait lisans satışımız devam ediyor. Bugüne kadar 69 adet lisans sözleşmesi yapıldı ve bugün de devam eden lisans anlaşmalarımız var. Gıda, kırtasiye, züccaciye, giyim, oyuncak, dergi, ev tekstili gibi çeşitli sektörler ile anlaşmalar yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.

İlk lisans anlaşmamızı 1997-1998 döneminde Algida ile yaptık. Koç Holding sponsorluğunda Sizinkiler Tiyatrosu, 4 yıl boyunca 37 şehir gezdi ve 190 bin kişi tarafından seyredildi. 1995-1997 yılları arasında ATV’de 8-10 saniyelik Sizinkiler çizgi filmleri yayınlandı ve bu filmler, Türk televizyonlarında yayınlanan ilk yerli kısa animasyon filmleridir. Bugüne baktığımızda ise; her gün TRT Çocuk ‘ta 3D çizgi filmlerimiz yayınlanıyor.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

2014 iş planlarınızdan kısaca bahseder misiniz? 2014 yılında gıda, teknoloji, banka ve sigorta gibi sektörlere yoğunlaşmak istiyoruz. Ayrıca 2014 yaz döneminde farklı bir proje ile ekranlarda olacağız. Yurt dışı çalışmalarımız devam ediyor ve 2014 için en büyük hedefimiz yurtdışında lisans vermek. Şu an bünyenizde kaç adet karakter bulunduruyorsunuz?

temel ihtiyaçlar da dahil olmak üzere satın aldıkları ürünleri bağ kurdukları karakterler olduğunda almak istiyorlar. Yeni sezonda çıkarmayı planladığınız lisanslı ürün veya ürünleriniz nelerdir? Lisans görüşmelerimiz devam ediyor. Lisansiyerlerimiz bu dönemde yaz sezonuna çıkaracakları ürünlerin hazırlıklarını yapıyor. Kıyafetten, oyun kovasına, çantasına, çeşitli ürünlerimiz, yaz

aylarında çocuklara ulaşacaktır. Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir? 2014 yılında Limon ile Zeytin’in adını çok yerde duyacağız, 2014 onların yılı olacak da diyebiliriz. Her zaman için doğru ve kaliteli projelerde yer alan karakterlerimiz, 2014 yılında yurt dışında da bilinen uluslararası karakterler haline gelecek ve çok özel projelerde yer alacaklar.

Mart Ajans olarak sadece Sizinkiler markasının ana karakterleri olan Limon, Zeytin, Çıtçıt Hanım ve Babişko ile ilgileniyoruz. 2014 yılı içinde başka karakterleri de bünyemize katabiliriz. Size göre tüketicilerin lisanslı ürün tercih etmelerindeki etken sebepler nedir? Çocuklar kendileri ve karakterler arasında sıkı bir bağ oluşturuyor ve sevdikleri karakterler ile her an birlikte olmak istiyorlar. Bu nedenle de gıda, giyim gibi

33


KIŞ’14

ARAŞTIRMA

2013 LİSANS SEKTÖRÜ

ARAŞTIRMA RAPORU LIMA’nın 2013 Yılı Lisans Sektörü Araştırması’nda, 2011’den bu yana iki yıl üst üste lisans piyasasında royalty gelirlerindeki artışlar dikkat çekti. Sadece ABD ve Kanada’da TV-Eğlence, Kurumsal Ticari Markalar, Moda ve Spor Lisanslarından elde edilen royalty gelirleri 5.45 Milyar Dolara ulaştı.

LIMA (Uluslararası Lisanslama ve Ticarileştirme Endüstrisi Birliği) tarafından hazırlanan 2013 sektör raporuna göre, lisanslı ürünlerde satış rakamları büyük bir ivme kaydederek son iki yılda üst üste %5’lik artış gösterdi. Yale İşletme Okulu’nun profesyonel araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmada, ticari marka sahiplerinin, 5.45 Milyar dolarlık royalty geliri elde ettiği ifade edildi. 2013 lisans araştırma raporunda, neredeyse tüm lisans kategorilerinde artış kaydedildiği belirtilirken, TV-Eğlence, Kurumsal Ticari Markalar, Moda ve Spor lisanslarının bariz şekilde başı çektiği saptandı. Geçen yıl sadece bu dört ana kategoride elde edilen royalty gelirlerinin, toplam lisans gelirlerinin %94’ünü oluşturduğuna da dikkat çekildi. Bu da sonuç olarak, Kuzey Amerika ekonomisinin bu dört lisanslı sektöre dayandığını göstermiş oldu.

34

LIMA 2013 Lisans Sektörü Araştırma Raporunun verilerine göre tüm kategorilerde elde edilen royalty gelirleri aşağıdaki şekilde sıralandı. TV - Eğlence - Karakter Lisansları Önceki yıllarda olduğu gibi, toplam royalty gelirlerinden en büyük payı alan yine Televizyon, Sinema, Eğlence ve Ünlü Karakter lisansları oldu. 2012’de en büyük ciroyu yakalayan bu kategoride, 2.55 Milyar dolarlık bir royalty geliri elde edildi. Bu kategoride toplam perakende satış cirosu ise bir önceki yıla oranla %2.8 artarak yaklaşık 49.3 Milyar doları buldu. Kurumsal - Ticari Marka Lisansları Öncü Kurumsal ve Ticari markaların satış cirosu toplamı 2012 yılında 21.6 Milyar dolar ile ikinci büyük royalty gelirini oluştururken, bu cirodan elde edilen royalty geliri 928 Milyon dolara ulaştı.

Moda Lisansları Moda Markalarında ise geçen yıl tüm sektörlerde kaydedilen %3.4 artışla, 16.5 Milyar dolarlık cirodan, 755 Milyon dolarlık royalty geliri elde edildi. Spor Lisansları Spor liglerinden (hem takımlar hem de sporculardan) elde edilen lisans gelirleri perakende satış olarak 12.6 Milyar dolara ulaşırken, elde edilen royalty geliri 685 Milyon dolar oldu. Sanat Lisansları Sanat markalarından ve sanatsal ürünlerden %1.5’lik artışla 3.9 Milyar dolarlık perakende cirosu ve 134 Milyon dolar royalty geliri sağlandı. Okul Lisansları Kolej ve üniversite ağırlıklı okul temalı lisanslı ürünlerde, elde edilen gelirler 3.8 Milyar dolar ve royalty gelirleri 206 Milyon dolar olarak kaydedildi.


KIŞ’14

RÖPORTAJ

TÜRKİYE’NİN

T-SHIRT HAREKETİ

Genç giyim sektörünün önde gelen oyuncularından Matrak Shop’un Genel Müdürü A. Tunahan Kıvırcık ile şirketin faaliyetlerini ve gelecek hedeflerini konuştuk.

meyvelerini topladığımızı görüyoruz. Türkiye genelinde üretim ve satış haklarının sahibi olduğumuz dünyaca ünlü karakterlerin lisanslı ürünlerinin yanında okullar, şirketler, kampanyalar, kutlamalar ve özel günler için de alternatif giyim çözümleri üretiyoruz. Tasarım gücümüzü ürünlerimize de yansıtarak müşterilerimizin sürekli dikkatini çekmeyi başardık; daima farklı olmaya, farklı bir bakış açısı yakalamaya ve gündemi takip etmeye çalıştık, bunu da devam ettirmeye gayret ediyoruz. Farklı olduğumuz sürece fark edileceğimize inanıyoruz. Bize kendinizden ve Matrak Shop’tan kısaca bahseder misiniz? Matrak Shop fikri ve konsepti nasıl oluştu?

Halihazırda Matrak Shop’ta satışta olan başta tişört olmak üzere ürünlerinizde kullandığınız lisanslı markalar hangileridir?

Matrak Shop olarak, 2005 yılından bu yana “Türkiye’nin T-Shirt Hareketi” sloganıyla hareket ediyoruz. Adana’da küçük bir dükkandan başladığımız serüvenimiz artık kendi binamızda, yaklaşık 30 kişinin çalıştığı önemli bir noktaya geldi. Peş peşe açılan mağazalarımızı da göz önüne alınca, yıllardır dilimizden düşürmediğimiz sloganımızı gerçeğe çevirdik diyebiliriz.

Lisanslı ürünlerin ürünlere ekstra bir güzellik kattığını düşünüyoruz ve bunun için de koleksiyonumuzda mutlaka lisanslı ürünler olmasına özen gösteriyoruz. Lisans seçerken ana kriterimiz hedef kitlemize uygun olup olmaması, bu konuda da güzel seçimler yaptığımıza inanıyoruz.

Tişört deyince internette akla gelen ilk alternatif Matrak Shop ve bu bize çok büyük bir keyif veriyor, yaptığımız işin

36

South Park, SpongeBob ve Domo gibi dünyaca ünlü karakterlerin yanında bu yıl yeni sürprizlerimiz de olacak. Görüşmelerimiz netleşince bunu yine Lisans Medya aracılığıyla duyurabiliriz.

Matrak Shop’un müşteri kitlesi kimlerden oluşuyor? 2013 yılına kadar büyük oranla 15-25 yaş arası gençlerin dikkatini daha çok çeken Matrak Shop, 2013 yılının Ocak ayında hedef kitlesini genişletmeye karar verdi ve Matrak Kids adını taşıyan yeni koleksiyonunu piyasaya sürdü. Bu koleksiyonla birlikte müşteri kitlemiz bir anda genişledi ve büyük küçük herkesin ilgi odağı oldu. Artık gençlerin haricinde çocukların ve dolayısıyla ebeveynlerin de sıklıkla uğradığı mağazalardan birisi olmaya başladık. Online satış haricinde bize perakende mağazalarınız hakkında da bilgi verir misiniz? Kendi web sitemizin haricinde Markafoni, Limango, Trendyol, Morhipo, Unnado ve Gittigidiyor’un da aralarında bulunduğu onlarca alışveriş sitesinde ürünlerimizi binlerce müşteriye ulaştırıyoruz. Şirket merkezimizin yanında Adana’da 3 tane mağazamız var, bununla birlikte İstanbul, Antakya, Kahramanmaraş, Gaziantep, İskenderun ve Şanlıurfa’da merkeze bağlı mağazalarımız bulunmakta; tamamı en gözde AVM’lerde yer alan mağazalarımızdan İstanbul Vialand şubemizi Türkiye’nin en büyük tişört mağazası olarak görüyoruz. Kendi mağazalarımız haricinde


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

bayilerimiz vasıtasıyla Türkiye’nin birçok yerinde perakende satış yapıyoruz. Satış dağılımları hakkında kısaca bilgi verir misiniz? Satışlarınızın çoğu online mı yoksa perakendede mi oluyor? Satışlarımızın %43’ü kendi mağazalarımızda, %38’i internet platformlarında, %19’u da bayilerimizde gerçekleşiyor. Perakende mağazacılık ve internet satışları arasında oluşan bu dengeyi koruyarak güçlendirmeyi planlıyoruz. Bayilerimiz de bu aşamada bizim için adeta birer kale haline gelecek.

için en uygun hale getirebiliyoruz. Kısa vadeli değil, uzun soluklu bir işbirliğini hedefliyoruz, bunun için de Matrak Shop mağazası açmak isteyenler için A’dan Z’ye her aşamada profesyonel destek veriyoruz. Onları da kendi mağazalarımızdan ayırmıyor, hatta kendi mağazalarımızdan daha çok ilgilenmeye gayret ediyoruz, çünkü onları birer marka temsilcisi olarak görüyoruz. Biliyoruz ki onların gözünden kaçan bir hata, tüm imajımızı olumsuz etkileyebilir. Bilgi almak için info@matrakshop.com adresine e-posta gönderilmesi yeterli.

Bayilik sisteminiz nasıl işliyor? Bayilik vermek için kriterleriniz nelerdir?

2014 yılı itibariyle yeni aldığınız lisanslardan ve DOMO lisansı hakkında bilgi verir misiniz? Yakın zamanda DOMO lisanslı ürünleriniz hangileri olacaktır?

Franchise konusunda ilerlemek 2014 yılı hedeflerimizden birisi ve bayilik şartlarımızı çok cazip bir hale getiriyoruz. Özellikle genç girişimcileri kolay ulaşılabilir bir sistemle kendi işinin sahibi yapmaya gayret edeceğiz ancak franchise vereceğimiz kişinin işin başında durmasına özellikle dikkat ediyoruz. AVM’ler, caddeler, mevcut mağazalar ve internet siteleri için ayrı ayrı franchise paketlerimiz var ve bu paketleri bizimle çalışmak isteyenler

2014 yılına bir çoğu lisanslı karakter olan marka ile giriyoruz. Bu bizi diğer satış sistemlerinden ayırıyor. 2014 yılı itibariyle özellikle Türkiye’deki acentesi olan Lisans Medya’dan lisans haklarını aldığımız DOMO karakteri, Amerika ve Avrupa’da çok etkili ve eğlenceli, özellikle gençler tarafından tutulan ve fenomen olan bir karakter. Öncelikle Japonya’nın ulusal TV kanalı olan NHK Televizyonunun maskotu olarak tasarlanan bu karakter 400’den fazla rek-

lamda ana karakter olarak yer aldı. Kısa animasyonları ve birçok temalı klipleri şu an dünyanın her yerinde rağbet görüyor ve görünüş olarak da çok güçlü bir karakter. 2014 yılı portföyümüzde çok değerli bir yer edineceğine inandığımız Domo’nun Türkiye’de inanılmaz bir hayran kitlesi var. Kısa adıyla JDM olarak bilinen Japon Ürünleri Pazarı, başta Japon otomobil markaları ve parçaları olmak üzere artık birçok marka ve sektörde kendini göstermeye başladı. DOMO figürü ve markası da yıllardır ülkemizde hiçbir ürünü olmadan sevildi ve yaşatıldı. Lisanslı ürün portföyümüzdeki Domo Tişörtleri, Kapşonlu Sweat Shirtleri, Şapkaları, Porselen Kupaları, Araç Çıkartmaları, Peluş Oyuncaklar, Aksesuar ve Süs Eşyaları bu yıla damga vuracak ürünler olacak. 2013 yılında ne gibi projelere imza attınız? 2013 yılı hedefimizi büyüme temelli oluşturmuştuk ve bu doğrultuda 5 yeni mağaza açtık, 6 yeni bayilik verdik. Tüm eğitim camiasına heyecan getireceğine inandığımız ve 2014 yılında tam anlamıyla faaliyete geçecek olan Okul Trendi projemizin temellerini attığımız bu yıl içerisinde Adana,

37


KIŞ’14

Mersin, Samsun, Antakya ve Konya’da toplamda 27 yeni özel okula hizmet vermeye başladık. Ticari projelerimizle birlikte sosyal sorumluluk projelerinde de yer almaya özen gösteriyoruz; 2014 yılında HAYTAP( Hayvan Hakları Federasyonu)’la Türkiye çapında çok güzel çalışmalara imza attık. Rekabet ortamında nasıl farklılaşıyorsunuz? Dünyada ekonomik olarak bir durgunluk yaşanırken, Türkiye’de tam tersine ciddi bir büyüme söz konusu olduğunu düşünüyoruz, bununla birlikte genç nüfus hızla artıyor ve buna orantılı bir şekilde bizim pazarımız da genişliyor. Müşteri odaklı bir firma olarak, doğru stratejiyi belirlersek en şiddetli krizlerden bile sağ salim çıkmayı başarabileceğimize inanıyoruz, çalışmalarımızı da bu doğrultuda sürdürüyoruz. Tasarım bizim kilit noktamız ve bizi diğerlerinden ayıran en önemli unsur. Bunun için de gerek altyapı, gerek teknoloji, gerekse insan kaynağı noktasında tasarım yönümüzü sürekli güçlendirmeye çabalıyoruz.

38

Yurtdışına yönelik çalışmalarınız var mı?

2014 yılı hedefleriniz nedir?

Ürünlerimiz dünyanın birçok farklı bölgesinde ilgi görüyor, biz de bu taleplere mümkün olan en üst seviyede cevap vermeye gayret ediyoruz. MarkaVIP ve Sukar gibi private shopping siteleriyle Ortadoğu ülkelerine hizmet verirken, gurbetçi vatandaşlarımız vesilesiyle Almanya’dan ABD’ye, Rusya’dan Türki Cumhuriyetlere, hatta Güney Afrika’ya kadar gönderi yapıyoruz. İthalatı değil, ihracatı daha önemli görüyoruz.

2014 yılı hedefimizin başına okul kıyafeti imajını baştan aşağı değiştirecek yeni bir markayı koyduk. Çok yakında, Okul Trendi ismini verdiğimiz bu yeni markamızın lansmanını yaparak, sektöre taze bir soluk getireceğiz. Serbest kıyafet uygulamasıyla birlikte oluşan boşluğu dolduracağımıza, hem öğrencileri, hem velileri, hem de okul yöneticilerini rahatlatacağımıza inanıyoruz.


© 2014 PD&T


KIŞ’14

HABER

SPIELWARENMESSE’YE BU YIL DA

LICENSE TIME SPONSOR OLDU Konusunda Türkiye’de ilk ve tek olan Marka, Lisans ve Medya Dergisi “License Time” Spielwarenmesse Nürnberg 2014 Uluslararası Oyuncak Fuarı’nın Türkiye Resmi Lisans ve Medya Sponsoru oldu. 1949 yılından bu yana her yıl Almanya’nın Nürnberg kentinde düzenlenen organizasyonun bu yıl 65.si gerçekleşti. 29 Ocak - 3 Şubat tarihleri arasında düzenlenen ve her yıl gittikçe artan katılımcı ve ziyaretçi sayısı ile özellikle oyuncak ve hobi ürünlerinde dünya çapında 1 numaralı fuar olduğunu bir kez daha kanıtladı. Oyuncak ve hobi ürünleri pazarına yön veren ve tüm dünyadan gelen profesyonel oyuncak üreticileri ve piyasa liderleri Nürnberg’te yılda bir kez bir araya gelerek bu fuarda buluştular. License Time Dergisi yine Türkiye’de bir ilke imza atarak Spielwarenmesse 2014 Uluslararası Oyuncak Fuarı’nın Türkiye resmi Lisans ve Medya Sponsoru oldu. Bu sayede License Time dergisi, fuar süresince her gün Media Point alanında ve fuarın son günü olan 3 Şubat 2014’te Toy Business Forum platformlarında ücretsiz olarak dağıtılarak fuardaki katılımcı ve ziyaretçiler ile buluştu. Ayrıca fuarın özel eki olan Play It!’in, 10.000 adet basılı olarak dağıtılan bülteninde Türkiye’deki özel haberler ile yer aldı. Dahası, Uluslararası Seçkin Trendler bölümünde yayınlanan “Türkiye’den 3 Seçkin Trend” başlığı altında, License Time Dergisi tarafından belirlenen ve Türkiye’deki Yenilikçi Trendler” sayılabilecek iddialı ürün ve markaları tüm dünyada, özellikle de Avrupa’da sektör takipçilerine daha kolay ve yaygın olarak tanıtımını sağlamış oldu. İşte Türkiye’den ve dünyadan seçilen en seçkin trendler...

40

Türkiye

Can

Sindy

ABD

Almanya

- Skylanders - Doc McStuffins - Amazing Spider-Man 2

- Teenage Mutant Ninja Turtles - Looney Tunes Co-Branding NBA - Mike the Knight

İngiltere

İspanya

- Matt Hatter Chronicles - How to Train Your Dagon - Teenage Mutant Ninja Turtles İtalya

- Barbie - Peppa Pig - Mickey Mouse

Niloya

- Violetta - Peppa Pig - Teenage Mutant Ninja Turtles Rusya

- Masha and the Bear - Winx Club - Cars

Fransa

- Calimero - Tenkai Knights - LoliRock


KIŞ’14

ARAŞTIRMA

PATENT TROLLERİ İLE MÜCADELE

YILDA 30 MİLYAR DOLARA MAL OLUYOR Teknoloji devleri arasında yaşanan patent savaşları, teknoloji geliştirmede patentlerin önemini gözler önüne seriyor. Ancak bu yeni bir sektörün doğmasına sebep oldu. O da patent stokçuluğu.

Asıl olarak patent trollüğü şeklinde ifade edilen bu sektörde, stokçular batan veya batmakta olup da elindeki patentleri paraya çevirmeye çalışan firmalardan bu patentleri satın alıyor ve stoklamaya başlıyor. Eğer bir firma bu patentleri izinsiz kullanmışsa veya izin aldığı halde söz konusu firma battığı için anlaşma boşa çıkmışsa, stokçular dava veya anlaşma yoluyla para koparmaya çalışıyor. Bu firmaların geliştirilen teknoloji ile ilgileri yok ve sadece para kazanma amacındalar. Bir süre önce Google, Blackberry gibi firmalar patent trollerinin önüne geçilmesi için Federal Ticaret Komisyonu’na başvuru yapmıştı. Google konuya açıklık getirerek, teknoloji geliştiren firmaların trollere gerek dava sonrasında, gerek anlaşma masasında ve gerekse yapılan masraflar nedeniyle yılda yaklaşık 30 milyar dolar para ödemek zorunda kaldığını dile getirdi. Son dönemde ise doğrudan patent savaşına girmek istemeyen bazı firmalar patentlerini trollere satarak rakip firmalara dava açmalarını sağlıyor ve bundan komisyon alıyor. Google patent davalarının yüzde 62’sinin trollerden geldiğini ifade ederken, teknoloji geliştiren firmaların çapraz lisanslama ve arabuluculuk konularında işbirliği yapmalarının şart olduğunu dile getirdi.

42

Son bir iki yıldır patent ihlali davalarını çok sık duyar olduk. Bu tarz davalarda genelde Apple başrolü oynamakta ve rakiplerinin ihlal ettiği patentlerden dolayı ürünlerinin belli yerlere ithalini ve satışını yasaklamaya çalışmakta. Apple bundan önce Nokia ile patent ihlalleri konusunda anlaşarak karşılıklı davaları düşürme ve Nokia’ya bazı patentlerden dolayı lisans ücreti ödemeye razı oldu. Ancak HTC ve Samsung ile girdiği patent savaşlarında çok daha saldırgan bir strateji izliyor. Yakın zamanda New York Times gazetesindeki bir haberde günümüzün iki büyük teknoloji devi Apple ve Google’ın patent ihlalleri ile ilgili olarak harcadığı miktarın Ar-Ge için harcadığı miktarın üzerine çıktığı, sadece akıllı telefon pazarı ile ilgili olarak patent davalarına ve satın almalarına 20 Milyar dolar civarında bir paranın son iki yılda harcandığı anlatılıyordu. Patent davalarına aşinalığımızı yaratan akıllı telefon piyasasında yakın zamanlarda gerçekleşen belli başlı patent ihlali davaları aşağıdaki gibi sıralanıyor:

• Microsoft > Motorola • Motorola > Apple, RIM • RIM > Visto • Motorola Mobility üzerinden; Google > Apple • Apple > HTC • Apple > Nokia • Apple > Samsung Görüldüğü üzere davaların yarısında Apple markası yer alıyor. Apple’ın patent davaları içerisinde 8,086,604 numaralı patent ile ilgili dava büyük önem taşıyor. Bu patent kabaca giriş yapmak için sadece bir alanı olan bir kullanıcı arayüzü aracılığıyla arka planda pek çok kaynakta arama yapabilme yeteneğini tarif ediyor.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

Apple, Samsung’un 17 akıllı telefon modelinin bu patenti ihlal ettiğine dair dava açmıştı. Davaya konu olan ihlal bu 17 telefonda var olan “Google quick search box” özelliğinin aynı anda internet, telefon rehberi, telefon internet tarayıcı geçmişi, telefonda kayıtlı bulunan SMS ve e-postalar gibi kaynakların hepsinde birdena arama yapmasıydı. Bu dava sonucunda mahkeme Samsung Galax Nexus telefonun satışının durdurulmasına karar vermişti. Elbette bu kadar büyük bütçeler ile yapılan patent savaşının uyanıkları da boş durmuyorlardı. Aynı NY Times haberine göre rakiplerini dava eden Apple kendisi de 135 defa patent ihlali konusunda mahkemeye verilmiş. Bu davaların pek çoğu oldukça bariz konseptlerin patentlerini almayı başarmış olan kişi ya da kurumların Apple’dan para koparma hevesinden kaynaklanıyor. Patent savaşlarının hayatımıza soktuğu bir kavram da patent trolü oldu.

Elbette trol deyince aklınıza Shrek gibi sevimli canavarlar geliyor olabilir, ancak patent trolleri sevimli olmasalar da bazen en az Shrek kadar komik olabiliyorlar. Shrek de bir trol ama patent trolü değil

Aslında 1993 yılından beri kullanılan patent trolü kavramı Wikipedia‘ da ‘kendisi patent konusu olan buluş üzerinde üretim ya da satış gibi hedefi olmadan saldırgan ya da fırsatçı bir şekilde patent ihlalleri yapmış olabilecek kişi ya da kurumlar üzerinde baskı kuran kişi ya da kurum’ olarak tanımlanıyor. Günlük hayatta ise patent trolü kavramı ‘oldukça basit ve fazlasıyla geniş çaplı fikirlerin patent hakkını alarak bunları fırsatçı yöntemler ile kullanan kişi ya da kurumlar’ şeklinde anlaşılıyor. Örneğin birden fazla tekerlekli yer değiştirme aracı gibisinden bir patentin sahibi bütün otomobil üreticilerine patent ihlali davası açabilir. Ancak patent ihlali davaları sadece bunlardan ibaret değil, çoğu zaman oldukça büyük kaynaklara sahip firmalar, kendileri trollük yapmaktan çekinmiyorlar. Dünyanın en büyük online alışveriş şirketi olan Amazon, ödeme adres vs bütün bilgilerinizi önceden onların sistemine kaydedip daha sonra tek

43


KIŞ’14

tıklama ile alışveriş yapma yönteminin patentini almış. Hatta daha ileri gidip, online satış sitelerinde benzer bir kullanım kolaylığı sunan Barnes&Noble aleyhine dava açmış. Apple’dan başka bir trollük daha Bir e-mail içindeki linkler ve telefon numaraları, e-mail gönderen tarafından tıklanabilir olarak yazılmamış olsalar bile tıklanabilir. Apple bu patent ile de HTC’ye karşı dava açmıştı. Lodsys isimli firma, akıllı telefon uygulamaları ile popülerleşen ‘uygulama içi satış’ yöntemininin patentine sahip. Bu sayede ‘tam sürüm için buraya tıklayın’ ya da ‘oyuna devam etmek için buraya tıklayarak coin alın’ gibi kullanımların hepsi Lodsys patentini ihlal ediyor. Lodsys hepimizin Angry Birds ile tanıdığı Rovio’yu dava etmişti. Dünyanın araştırma ve geliştirmeye en çok önem veren ve elinde en fazla

44

sayıda patent bulunduran şirketi olan IBM, günümüzde neredeyse bütün yazılımlarda kullanılan progress bar kavramına benzer bir kavrama ait patenti 1994 yılında almış. Elbette sadece büyük firmalar patent trollüğü yapmıyorlar, hatta daha da ileri giderek patent trollüğü işini iyi yapamadıklarını da söyleyebilirim. İşte patent trollüğü kavramını baştan yazan kişiler James D. Petruzzi, Robert M. Mason ikilisinin patenti patent başvurusu dokümanlarını doldurmak üzere bilgisayar, klavye, fare, yazıcı ve ekrandan oluşan bir yöntem tarif ediyor. Bu demek oluyor ki, bilgisayar destekli olarak patent başvurusu hazırlayan neredeyse herkes bu patenti ihlal ediyor olabilir. John Michael Keogh’un patenti ise tarihin en önemli buluşlarından birini tarif ediyor. Bu arkadaş köpeğinizin

oynayacağı ya da kemireceği çubuk için patent almış. Patent diyor ki hayvanın oynayacağı ürün tahta, plastik ya da kauçuktan mamül, sert ya da esnek bir çubuk olmalı. Üzeri farklı renkler boyanabilir, ürüne hayvana cazip gelebilecek bir koku eklenebilir, parlak ya da mat olabilir. Eğer köpekler için plastik kemik üreteceğim diyorsanız bu patenti ihlal etme ihtimaliniz yüksek.

Görüldüğü üzere günümüzde patent sahibi olmak oldukça kolay. Fazla bir çaba göstermeden çok genel kavramlar üzerinde patent sahibi olabilir ve “haklarınızı” o patenti kullananlardan talep edebilirsiniz.


KIŞ’14

RÖPORTAJ

HIZLI TÜKETİM

LİSANSIN ÖMRÜNÜ KISALTIYOR 1960 yılında kurucusu Naci Keskin’in çektiği İstanbul fotoğraflarını turistlere kartpostal olarak satmasıyla başlayan serüveni, bugün 4000 metrekarelik matbaası 2500 metrekarelik deposu ve 150’yi aşkın çalışanı ile Kırtasiye, Gelişimi Destekleyici Ürün Grubu, Turistik Yayınlar ve Hediyelik Ürünler ile devam ettiren, kırtasiye sektörünün duayenlerinden olan ve Keskin Color Kartpostalcılık Sanayi ve Pazarlama A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Reşit Keskin ile lisans sektörüne ilişkin kısa bir söyleşi gerçekleştirdik...

Keskin Color’dan kısaca bahseder misiniz? Ne zaman kuruldu, bünyenizdeki ana faaliyetler ve lisanslar nelerdir? Keskin Color’un temelleri 1963 yılında Naci Keskin ve Abdullah Keskin kardeşler tarafından atılmıştır. 1966 yılında Keskin Color Kartpostalcılık Ltd Şirketi adı altında, kartpostal, poster, turistik yayın vb alanlarda faaliyet göstermeye başlamıştır.

Öncelikle kısaca kendinizi tanıtır mısınız? 1956 senesinde Karaman’ın Ermenek ilçesinde dünyaya geldim. Ortaokul ve liseyi Avusturya Lisesi’nde tamamladıktan sonra, Marmara Üniversitesi İktisadi Ticari Bilimler Fakültesi’nden mezun oldum. 16 yaşından itibaren okuldan arta kalan zamanlarda şirketimizin Sirkeci’deki mağazasına gitmeye başladım. Bu şekilde çalışma hayatıma başladım diyebilirim. 1978 senesinden itibaren tam zamanlı olarak şirkette görev almaya başladım. 1993 senesi itibariyle de Keskin Color’da Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmaktayım.

46

1984 yılında Keskin Color Kartpostalcılık Sanayi ve Pazarlama A.Ş olarak faaliyetlerine daha profesyonel bir şekilde devam eden kurum, 90lı yılların ortasından itibaren İstanbul - Güneşli ’deki üretim tesisinde kâğıttan kırtasiye ürünlerini üretmektedir.

Lisans sektörüne girme fikri nasıl oluştu, bu sektöre girişinizin amacı nedir? Lisanslı kağıttan kırtasiye ürünlerine girme fikri 2000 yılında Digimon’la başladı. Walt Disney’le birlikte o dönemde lisanslı ürünlerin gördüğü talebe yanıt verebilmek adına lisans sektörüne girmeye karar verildi. Ülkemizdeki lisans sektörü hakkında ne düşünüyorsunuz? Sektörün son 10 yıldaki konumundan memnun musunuz? Son birkaç yılda lisanslı ürünlerde kâğıttan kırtasiye ürünlerinin önceki yıllara göre satışının düştüğünü gözlemliyoruz.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

Dijital dünyanın getirdiği çabuk tüketim sorunu nedeniyle bir lisansın “moda” olma süresi çok kısaldı. Lisanslı karakter seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Sizce lisanslı bir karakterde olması gereken en önemli özellikler nelerdir?

kendi bünyemizdeki pazarlama faaliyetlerimizin yanı sıra diğer lisansiye firmalarla birlikte aktiviteler yapmayı planlıyoruz. Sindy hayranları için yeni haberleriniz var mı? Yeni sezonda hangi ürünleri göreceğiz?

Biz genellikle, klasik olacağını düşündüğümüz karakterleri seçiyoruz. Sindy, Mickey Mouse, Ben10 vb lisanslarımız buna en iyi örnekler. Aynı oranda, diğer lisansiye firmalarla birlikte nasıl bir sinerji yaratılabilir, bununla ilgili bir araya gelerek beyin fırtınaları yapıyoruz.

Sindy, 2013 yılında çehresini ve tarzını yeniledi, hem bizlerin hem de son tüketicinin çok hoşuna gitti. Yeni sezonda da bu yenilikleri yansıtmaya devam edeceğiz.

Sindy karakterini seçmenizdeki en büyük etkenler nelerdir?

Keskin Color olarak uzun vadede kendi adımız altında ürettiğimiz markalarımıza ağırlık vermeyi ve lisanslı kırtasiyede klasik birkaç karakteri bünyemizde barındırmayı planlıyoruz.

Sindy çok uzun yıllardır bizimle. Hatta lisanslı ürünlerimizin ilkleri arasında. Klasik bir karakter olması, son tüketici tarafından her zaman kabul görmesi bizim lisansı seçme nedenlerimizin başında geliyor. Pazarlama stratejileriniz nelerdir? Sindy artık farklı sektörlerde de bizimle olacak. Her zaman yaptığımız

Keskin Color olarak uzun vadede hedefleriniz nelerdir?

Lisans sektörüne girecek yeni firmalara tavsiyeleriniz nelerdir? Son tüketici her zaman kalite/fiyat performansına dikkat ettiği için hem kaliteli hem de uygun fiyatlı ürünlerin piyasaya sunulması gerekmektedir. Bu nedenle piyasaya yeni girecek olan fir-

malara lisansın imajını da zedelememek adına kaliteli ürün pazarlamaya dikkat edilmesi konusunda bir öneride bulunabiliriz. Aynı zamanda klasik olacağını öngördükleri, farklı firmalarla sinerji yakalanan lisansları tercih etmeliler. Bu arada lisanslı kağıt kırtasiyede düşüş yaşandığını da belirtmek isterim. Lisans sektörünün adeta kanayan bir yarası olan kaçak ve sahte ürünler konusunda söylemek istedikleriniz nelerdir? Bu konuyla ilgili olarak biz de kendi adımıza sorunlar yaşıyoruz. Tespit ettiğimiz sahte ürünlerle ilgili olarak hem lisans firmalarına bildirimi yapıyor hem de yasal süreci işletiyoruz. Kaçak ve sahte ürünler hem lisansın imajını hem de bizim ürünlerimizin imajını çok olumsuz şekilde etkiliyor. Umarız en kısa sürede kaçak ürünlerin önü tamamen kesilir ve yaşanan mağduriyetler son bulur. Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir? İlginiz için teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılar diliyorum.

47


KIŞ’14

HABER

TOYZERİA 2013

BEKLENTİLERİ KARŞILADI Spielwarenmesse eG’ye bağlı olan Middle East Fuarcılık Ltd. Şti., 31 Ekim - 3 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen Toyzeria’yı Business-to-Business (B2B) konsepti çerçevesinde düzenlemeye karar vererek yeni bir yola başvurdu. İhtisas fuarı olarak düzenlenen Toyzeria 2013 beklentileri boş çıkarmayıp mükemmel bir sonuçla kendini kanıtladı.

Fuara katılan firmaların yüzde 95’i fuarın son derece memnuniyet verici düzeyde geçtiğini belirtti. Fuarı sadece B2B platformu şeklinde geliştirme yönündeki kararlı adım, organizatörlerin de beklediği gibi ziyaretçi kalitesi üzerinde olumlu etki gösterdi. 2013 yılı Toyzeria fuarı, 253’ü uluslararası profesyonel ziyaretçi olmak üzere 8.721 yetkili satıcı ve satınalma elemanı tarafından ziyaret edildi. Fuara gelen uluslararası profesyonel ziyaretçilerin sayısı, Spielwarenmesse Middle East Fuarcılık Ltd. Şti.’nin Spielwarenmesse eG’nin uluslararası çaptaki iş ağından nasıl faydalandığını göstermektedir. Uluslararası ziyaretçilerin yüzde 3 civarında paya sahip olduğu Toyzeria’yı 46 ülkeden satınalma elemanı ziyaret etti. Middle East Fuarcılık Ltd. Şti. Genel Müdürü Fatih Ciğerlioğlu: “Fuara gelen uluslararası ziyaretçi sayısı, fuarımızın erişim alanının arttığını gösteren bir işarettir.” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Türkiye’de düzenlenen bir fuarı ziyaret etmek için yurtdışından gelen bir kişi, Türk firmalarının ürünlerini satın almak ve ticari iş ilişkileri kurmak istiyor. Bu yüzden, 6 ülkeden gelen 105 katılımcı firma, fuarın ihtisas fuarı konsepti çerçevesinde düzenlenmesinin tüm katılımcı firmalar açısından kesinlikle faydalı olacağını düşünüyor.”

48


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

nizasyon ve fuardaki olumlu atmosfer, satınalma elemanları ve yetkili satıcılarda çok iyi bir izlenim bırakmıştır. Libya’dan Alwarraqen Co. şirketi yetkilisi Tariq Algaddafi, organizatörlere teşekkürlerini şu sözlerle sundu: “Bu harika bir fuar. Tüm bu yeni ürünleri görmek beni heyecanlandırıyor.”

Furkan Group Genel Müdürü Ali Yüksel bunu onaylayarak şöyle dedi: “Altı yıldan beri Toyzeria’ya katılıyoruz. Fuarın organizasyonu adım adım iyileşme kaydederek bu yıl gayet profesyonel bir yüzle karşımıza çıktı. Şöyle ki, önceki fuarlar katılımcı firma ve ziyaretçiler bakımından daha ziyade ulusal bir etkinlik niteliğindeydi. Bu yıl ise fuar süresi boyunca sağladığımız uluslararası bağlantıların sayısından çok memnunuz. Toyzeria 2014’e de mutlaka katılacağız.” Vardem Oyuncak şirketi de fuarın profesyonel ziyaretçi konsepti ile düzenlenmesinden memnuniyet duyuyor. Vardem Oyuncak Genel Müdürü Bahar Akyüz: “Spielwarenmesse eG’nin geçtiğimiz yıl fuarın organizasyonuna dahil olacağını duyunca fuara katılmaya karar verdik. Toyzeria’nın yeni ziyaretçi portföyünden memnunuz. Bu yıl tekrar katılmayı düşünüyoruz.” dedi.

rın tamamını kapsamayı, diğer taraftan da çevre ülkeleri faaliyetlerimize daha fazla dahil ederek fuarın kapsama alanını genişletmeyi amaçlıyoruz. Toyzeria’ya kendine özgü bir kimlik kazandıracağız.” Profesyonel ziyaretçiler, 31 Ekim - 3 Kasım 2013 tarihleri arasında 13.500 metrekarelik fuar alanında sergilenen oyuncak, lisanslı ürün, hobi, spor ve oyun ekipmanlarını inceleme ve kendi işlerine uygun bir ürün portföyü oluşturma imkanına sahip olmuştur. Profesyonelce gerçekleştirilen orga-

Bangladeş’ten NDIL İslam şirketi yetkilisi Mohammed Rafique ise, Toyzeria’nın kendi şirketi için ne kadar önemli olduğunu şu sözlerle tanımlıyor: “Çok sayıda fuar ve tanıtım etkinliklerine katılıyoruz. Ancak bu oyuncak ihtisas fuarı bizim için son derece cazip olanaklar sunuyor. Şu anda Bangladeş’e ürün ithal edebilmek için Türkiye’den bir oyuncak üreticisi ile mümkün olduğunca hızlı iş bağlantısı kurmaya çalışmaktayız. Fuarda bize gösterilen ilgi ve mükemmel misafirperverlikten büyük mutluluk duyduk. Kesinlikle tekrar katılmayı düşünüyorum.” Toyzeria bu yıl 30 Ekim - 2 Kasım tarihleri arasında düzenlenecektir. Ayrıca Spielwarenmesse eG, Toyzeria’yı bu yıl ilk kez World of Toys’un uluslararası fuar programına dahil edecek ve tüm dünyadan üreticiler için ortak bir standın organizatörlüğünü üstlenecektir.

Spielwarenmesse eG Yönetim Kurulu Başkanı Erns Kick, Toyzeria’nın bir B2B platformuna dönüştürülmesini başarılı bir başlangıç olarak değerlendiriyor ve bu yıl gerçekleştirilecek fuar için iki hedefe öncelik verileceğini vurguluyor: “Toyzeria artık kabul görmüş ve onaylanmış bir ihtisas fuarıdır. Bir sonraki adımda, bir taraftan ulusal paza-

49


Š 2013 Pedigree Dolls and Toys Limited. Sindy

ÂŽ is a registered trademark of Pedigree Dolls and Toys Limited.


Yine Yeni Yeniden

Bugünün Sindy’si, tüm dünyadaki “Sindy Kızları” için, onu 1 numaralı oyuncak markası yapan her şeyi içinde barındırıyor.

© 2013 Pedigree Dolls and Toys Limited. Sindy

® is a registered trademark of Pedigree Dolls and Toys Limited.

Yıldönümüne özel yeni koleksiyonda, orijinal ve klasik doğal güzelliğini ortaya çıkaran yeni yüz ifadesi, her yöne rahat hareket edebilen bir vücudu ve gelecek yılın trendi olacak giysi ve aksesuarlardan oluşan gardırobu ile göz kamaştırıyor.

Sindy uzun yıllar milyonlarca genç kızın en iyi arkadaşı, moda ikonu ve rol modeli oldu ve hala da modayı seven ve takip eden, özellikle 4-8 yaş grubu genç kızların hayat tarzlarını ve giyim-kuşam zevklerini yansıtmaya devam ediyor.

Beech Hill House, Walnut Gardens, Exeter, Devon, EX4 4DH - UK T: +44 01392 427799 | F: +44 01392 255625 pgl@pedigreegroup.co.uk

Türkiye’deki Lisans Hakları ‘Lisans Medya’ tarafından verilmektedir.

LisansMedya brand, media and licensing agency

İzzettinbey Cad. Atalar Sok. No:15/1 34696 - Üsküdar, İstanbul - TÜRKİYE T: +90 (216) 532 78 11 | info@lisansmedya.com www.lisansmedya.com


KIŞ’14

RÖPORTAJ

DISCOP İSTANBUL 2014

KAPILARINI AÇIYOR

Dünyanın önde gelen TV Format ve Dijital İçerik Fuarlarının organizatörü, Amerika’da yerleşik Basic Lead firmasının Genel Müdürü Patrick Zuchowicki ile 4-6 Mart 2014 tarihleri arasında İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenecek olan “DISCOP İSTANBUL 2014” ve gelecek fuar projeleri hakkında çok keyifli bir söyleşi yaptık.

etkin bir şekilde TV içerik pazarında çok büyük bir boşluğu doldurmayı hedefledik.

İstanbul ve Afrika’daki DISCOP Fuarlarına kimler katılmalı ve sizce neden katılmalılar?

Öncelikle ABD’de başlattığımız ilk içerik fuarı olan NATPE’yi 2010 yılında başka bir firmaya sattık ve sonrasında Orta Doğu, Orta-Batı Asya ve Kuzey Afrika bölgelerini kapsayan DISCOP İSTANBUL ile Güney Afrika bölgesinin tamamını kapsayan DISCOP AFRICA fuarlarını organize etmeye başladık.

DISCOP Fuarları, genel olarak çok platformlu TV içeriklerinin satışına ve ortak yapımına odaklanmış içerik fuarlarıdır. Yani hedef hem TV içerik sektöründeki üretici, satıcı-distribütör ve alıcıları buluşturmak hem de yeni ortak girişimlerin artmasını sağlamaktır. Katılımcılarımız, Televizyon kanalları, Pay-TV platformları, Mobil Telefon Operatörleri, TV İçerik Yapımcıları ve Distribütörlerinden oluşuyor. Bunların yanı sıra, medya ile bağlantılı olması yönünden giderek sayısı artan medyareklam ajansları ve lisans acenteleri de katılımcılarımız arasında.

DISCOP İstanbul ve DISCOP Afrika fuarlarını ne zamandan beri organize ediyorsunuz ve yıl içerisinde kaç kere düzenliyorsunuz?

Böyle bir fuarı organize etme düşünceniz nasıl oluştu? Başlangıç noktası neydi? DISCOP TV İçerik Fuarları fikri, aslında dünya çapında yeni bölge oluşumları neticesinde bu sektörde bir boşluğun oluşmasıyla doğdu. Önceleri TV ve içerik sektöründeki işlerin %99’u 50’den az sayıda ülkede yapılıyordu. Ancak sonradan Orta ve Doğu Avrupa ile birlikte, Sovyetler Birliği’nin de dağılması ile neredeyse TV ve içerik adına hiçbir girişimin olmadığı yeni ve büyük bir pazar oluştu. Bu nedenle DISCOP fuarları projemizle, 125’in üzerinde ülkede

52

Son 25 yıldır, 30 ülkede 150’nin üzerinde ülkede uluslar arası fuarlar düzenledik. Bu yıl DISCOP İSTANBUL’un 4’üncüsünü 4-6 Mart 2014 tarihleri arasında Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenleyeceğiz. Bu fuara, Avrasya ve Orta Doğu bölgeleri başta olmak üzere 70 ülkeden katılımcı ve ziyaretçi olarak ve 600 firmadan 1.000’den fazla TV ve içerik sektörü temsilcisinin katılımını bekliyoruz. 9’uncu DISCOP AFRICA fuarı ise, 5-7 Kasım 2014 tarihlerinde 2.000’in üzerinde sektör temsilcisinin katılımı ile Güney Afrika Johannesburg’da düzenlenecek.

Organize ettiğiniz bu fuarların sonunda, fuar başarısı veya katılımcı firmaların memnuniyetini ölçebildiğiniz herhangi bir anket veya fuar süresince imzalanan anlaşmaları görebildiğiniz bir ölçüm sistemi var mıdır? Aslında DISCOP fuarlarında, 3 gün boyunca her gün düzenlenen iş toplantılarını takip ederek genel başarıyı görebiliyoruz. Her fuarda toplantı sayıları genelde 35-60 arasıdır ve fuar sonunda toplantıların ortalama %50’lik kısmı anlaşma ile sonuçlanır. Bunun bizim için büyük bir başarı olduğuna


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

inanıyoruz. Zaten bu nedenle her yıl katılımcı ve ziyaretçi sayımızda ciddi artışlar gözlemliyoruz. Örneğin geçen Kasım ayında düzenlediğimiz DISCOP AFRICA fuarında, TV yapımları ve format satıcıları ile tematik kanallardan oluşan 250’nin üzerinde uluslar arası katılımcı yaklaşık 500 Milyon dolarlık bir satış gerçekleştirdi. Bu 3 yıl önceki fuarda elde edilen satış gelirlerinin neredeyse 3 katı. DISCOP ISTANBUL’da ise, 2013 yılında, gerçekleşen Türk dizi film ve format satışlarının değeri 200 Milyon dolar ve DISCOP ISTANBUL’da elde edilen toplam satış tutarı her iki fuardaki toplam gelirin %65’ine tekabül ediyor diyebiliriz. Tüm DISCOP ISTANBUL katılımcılarımız için, Orta Doğu, Orta ve Batı Asya ile Kuzey Afrika ülkelerinden elde edilecek rakam yaklaşık 1.25 Milyar doları bulacaktır. DISCOP İSTANBUL TV İçerik ve Prodüksiyon fuarını diğer fuarlardan ayıran özellikler ya da farklar nelerdir? Niçin İstanbul? 1. DISCOP fuarları bölge odaklı fuarlardır. 2. Katılımcı, profesyonel alıcı-satıcılar arasında iş toplantıları organize etmek üzere özel bir online toplantı randevu

sistemimiz var ve toplam katılımcılarımızın %68’i bu sistemi kişisel olarak rahatlıkla kullanıp faydalanabiliyor. 3. Yeni ülke veya bölgeleri devamlı gezip yeni profesyonel katılımcı ve ziyaretçi bulmaya odaklı aktif bir araştırma ekibimiz var. 4. 25 yıldır bu sektörün içindeyiz ve sektöre dair 150’nin üzerinde fuar düzenledik. Katılımcı profili ve katılım oranları hakkında bilgi elde edebileceğiniz bir katılım analizi yapıyor musunuz? DISCOP ISTANBUL 2014 için göstergeler sizce ne durumda? Fuardan 1 ay öncesine kadar toplamda 628 katılımcı ön kayıt yaptırdı ve bu rakam beklediğimiz katılımcı sayının iki katı. Orta Doğu bölgesinden katılım oranında ise %20 gibi ciddi bir artış görüyoruz. Bu yıl fuarda 1.000’in üzerinde katılımcı ve profesyonel ziyaretçi sayısına ulaşacağımızı öngörüyoruz. DISCOP ISTANBUL 2014 fuarındaki yenilikleriniz ve yeni aktiviteleriniz neler olacak? Bu yıl Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda tam donanımlı bir fuar ala-

nı ile DISCOP ISTANBUL fuarını geçekleştireceğiz. 1.000 m2’lik bir alanı sadece Türk dizi ve format yapımcıları ve distribütörlerine ayırdık. Ayrıca 7 ayrı ülkeden katılımcılar kendi yapımlarını burada tanıtacak ve satışa sunacaklar. Bu katılımcılar Ukrayna, Güney Afrika, Çin, Fransa, İngiltere, Malezya ve Irak’tan katılıyorlar ve özellikle Irak delegasyonu ilk kez böyle bir uluslar arası içerik fuarına katılmış olacak. Tüm bunlara ilaveten, 3 gün boyunca 40’ın üzerinde ülkeden sektör temsilcilerinin konuşmacı olarak katılım sağlayacağı 15 ayrı konferans programı gerçekleştireceğiz. Her gün ayrı bir konu başlığı altında yapılacak konferanslar ise şunlar: 1) Diziler ve Formatlar 2) Dijital Dünyası 3) Markalı Eğlence ve Ürün Yerleştirme Gelecek yıl DISCOP ISTANBUL Fuarı için planınız nedir? Gelecek yıl hedefimiz, bu fuarı daha da büyütmek ve içeriğini genişletmek olacaktır. İstanbul’u uluslar arası platformda daha güçlü bir TV içerik, prodüksiyon ve ortak yapım merkezi ve buluşma noktası haline getirmeyi hedefliyoruz.

53


KIŞ’14

HABER

ÇOCUKLARIN YENİ TUTKUSU

NİLOYA

Türkiye’de televizyon ekranlarına 11 Ocak’ta “merhaba” diyen Niloya dünyanın farklı ülkelerindeki çocuklara Kaynak Lisans ile ulaşacak.

Senaryosundan seslendirmesine 30 kişilik bir ekip tarafından hazırlanan ve küçük bir kızın maceralarını anlatan çizgi dizi Niloya ekranlarla buluşuyor. Üretim sürecindeki odak grup çalışmasında çocuklar ve anne babalardan tam puan alan Niloya çocukların yeni tutkusu olmaya aday. Niloya daha yayına başlamadan dünyanın farklı ülkelerinden ilgi görmeye başladı. Kaynak Lisans Şirket Müdürü Hakan Tungaç özgün bir çalışma olan Niloya’nın yakın zaman içinde dünyanın farklı ülkelerindeki çocuklarla da buluşturacaklarını söyledi: “Bazı ülkelerle görüşmelere başlandı, yayına başlandığında bu ilginin artarak süreceğini düşünüyoruz. Dünyada içerik noktasında bir daralma olduğunu görüyoruz, sürekli benzer içeriklerde projeler üretiliyor, bir formül arayışı var. Bu nedenle proje en başından itibaren güçlü bir içeriğe sahip olmasına özen gösterildi. İçeriğin gücü ile görsel kalite ilk dikkat çeken ve ilgi gösterilmesini sağlayan noktalar oluyor.” Niloya’nın yapımcısı Emirhan Emre yapım süreci için şunları ifade etti: “Okul öncesi dönem, yaş grubunun dünyayı tanıdığı, kavramlar arası ilişkileri kurmaya, içinde yetiştiği kültürün değerlerini benimsemeye başladığı bir dönem. Bu dönemde yapılacak her

54

olumlu projenin değerli olduğunu düşünüyoruz. Bizim de projemizin temel niyeti, yaş grubuna uygun bir içerikle değerlerimizi aktarabilmek.” Özgün ve sevimli bir karakter Emirhan Emre, Niloya karakterinin kişiliği ve dünyayı algılama şekli itibariyle kendine özgü bir bakış açısı olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti: “Niloya’ya sadece bir çizgi film olarak bakmak eksik olacaktır. Karakterin ve çizgi film evreninin hem geli��meye hem de derinleşmeye uygun yapısı Niloya’nın bütüncül bir karakter olarak gelişmesine ve algılanmasına hizmet ediyor. Bu da en başından beri bizim net tercihimizdi. Dünyadaki kız karakterlerin genelde evrenlerinde biricik olmak gibi bir pozisyonları var. Merkeze oturan ve onların etraflarında dönen bir dünya tasavvuru ana akım projelerde yer buluyor. Bizim dünyamızın farklılığı, karakterimizin hayal gücüne yer verirken, günlük yaşamdan onu koparmamak üzerine kurulu.” Türkiye’de çizgi film sektörünün olgunlaşmadığına dikkat çeken Emirhan Emre bu alanda henüz dünyada tanınan bir ülke olmadığımızı ifade ederek şunları söyledi: “Kendimizi iyi anlatabilmemiz çok önemli. Proje tasarımlarında yerel içeriklerden daha

çok evrensel içeriklere yer vermemiz gerektiğini düşünüyoruz. Ancak asıl çalışılması gereken konu, evrensel içerik ve kendi kültürel değerlerimizi nasıl birleştireceğimizdir. Teknik alandaki eksikliğimizi daha hızlı kapayabileceğimizi ve dünya standartlarında işler üretebileceğimize inanıyoruz. Ancak kritik noktalar olan içerikte ve anlatımda yapacağımız her yenilik ve gelişme bize artı değer sağlayacaktır.” Niloya Yayın Saatleri:

Yumurcak TV

08:35: NİLOYA 11:40: NİLOYA 16:40: NİLOYA 19:40: NİLOYA


From the people who really know the licensing industry...

a new magazine for the business of brand licensing excellence

Launches Spring 2014 Interested? Contact us for more information's: francesca@totallicensing.com or goran@totallicensing.com


KIŞ’14

MAKALE

TÜRK ÇOCUKLARI

OKUYOR

Sık sık duyduğumuz “Kitap okumayan ülke=Türkiye” cümlesi rakamsal olarak yalanlandı. Unesco verilerine göre; Türkiye 2013 yılında 42bin 337 çeşit (başlık) kitap üreterek dünyada en çok kitap üreten 13. ülke oldu. Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA) verilerine göre Türkiye 1 milyar 682 milyon Euro ciro ile dünyadaki en büyük 13. pazar.

Ö.Özlem Gülmez Marka Yönetmeni

Türkiye Yayıncılar Birliği, Kültür ve Turizm Bakanlığı Isbn Ajans, Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nden ve Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu (Yayfed)’in açkladığı rakamlar, 2013 yılında Türkiye’de 550 milyon kitap üretildiğini gösteriyor. Geçen yıla oranla %12 oranında artan üretim rakamları ile ülkemizde kişi başına 7,1 kitap düştüğünü gözler önüne seriyor. 2012 yılında bu rakam 6,4’tü. Bu rakamın %40’ını (206.241.635) Milli Eğitim Bakanlığı’nın ücretsiz dağıttığı kitaplar oluşturuyor. Bu kitaplar dışında kalan 330.017.405 kitap için verilen bandrollerin dağılımı ise şöyle: - Eğitim Kitapları: 90 milyon bandrol - İnanç ile ilgili kitaplar: 62 milyon bandrol - Çocuk kitapları: 63 milyon bandrol - Yetişkin/Kurgu ürünü (edebiyat ürünleri vs.) kitaplar: 60 milyon bandrol - Yetişkin/Kurgu olmayan (bilim, araştırma vs.) kitaplar: 35 milyon bandrol - Akademik yayınlar: 20 milyon bandrol Türkiye’deki çocuk yayıncılığı piyasasının 50 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.

56

Türk Çocukları Okuyor! Yukarıdaki listede en çok dikkat çeken alanlardan birisi de çocuk kitapları sektörü. Dünyadaki kitap satışları daha çok yetişkin kitapları üzerinden ivme kazanırken Türkiye’de en cok çocukların kitap okuduğu ortaya çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaptırdığı Türkiye’nin Okuma Alışkanlığı Haritası’na göre 7-14 yaş grubu ülkemizin en çok kitap okuyan kitlesini oluşturuyor. Ülkemiz nüfusunun 2/5’inin çocuk olduğu düşünüldüğünde yaşken eğilen ağaçların sektördeki

büyümeyi ileriye taşıyacağı ve her alana yayacağı kolayca ön görülebilir. Lisanslı Karakterler ve Yayın Dünyası MEB’in ilköğretim kitaplarını ücretsiz dağıtması ve 100 temel eser kampanyası gibi okuma alışkanlığı üretmeye yönelik projelerle sektörün devlet eliyle büyümesini sağladı. 2009 yılında Caillou ile ivme kazanan lisanslı karakterlerin kitaplarının çocuklar tarafından tercih edilmesi ve bu alanda üretimlerin artması da sektöre hareket getiren önemli köşe taşlarından birisi.


/turkey


KIŞ’14

MAKALE

GLOBAL

GAME JAM Türkiye, 22 milyon oyuncusu ve 200 milyon dolarlık pazarı ile dünya dijital oyun piyasasında % 2,2 gibi önemli bir oranı temsil ediyor. Gelecek 5 yıl içinde ise sektörünün 1 milyar doları bulması bekleniyor. Henüz tüketici konumdan kurtulamadığımız bu sektörde üretici role yükselmemiz ve piyasada daha önem kazanabilmemiz için yerel oyun üreticilerinin piyasada parlamasına ihtiyaç duyuluyor. Sektördeki bu açığı kapatmak amacıyla yapılan en önemli çalışmalardan birisi de Global Game Jam Türkiye.

Ö.Özlem Gülmez Marka Yönetmeni

Global Game Jam (GGJ) 2014 tüm dünya ile aynı zamanda ülkemizde gerçekti. Dünya oyun pazarındaki içerik üreticilerini arttırmak, oyun tasarımı ve oyun eğitimi teşvik etmek amacıyla aynı zamanda, tüm dünyada gerçekleştirilen bir etkinlik olarak planlanan Global Game Jam, Türk oyun geliştiricilerini 5 noktada bir araya getirdi. 73 ülke ve 487 noktada gerçekleştirilen etkinliğin bu yılki teması “ We don’t see things as they

58

are, we see them as we are.” olarak belirlendi. 24 Ocak Pazar günü yerel saat ile 17:00’de başlayan etkinlik, 26 Ocak Pazar 17:00’de sona eren çalışma sürecinde 4292 yeni oyun üretildi. Dünyadaki en büyük oyun üreticileri buluşması olan GGJ 5 yıldır etkinliklerini sürdürüyor. 2009’da 23 ülke ve 1600 katılımcı ile gerçekleştirilen ilk programda 370 oyun üretildi. 2010’da 370, 2011’de 1500, 2012’de 10.000 katılımcı sayısına ulaşan ve 2100 oyunun üretildiği etkinliğin 2013 organi-

zasyonunda 63 ülkede ve 309 noktada bir araya gelen oyun geliştiriciler, 48 saatlik yoğun çalışma programının ardından 3000 oyun üretti. Etkinliğin İstanbul ayağına, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümü tarafından kurulan bilgisayar oyunu laboratuvarı BUG ev sahipliği yaptı. 48 saat süren etkinlik başında verilen temaya uygun oyunların üretilmesi hedefiyle geceli gündüzlü çalışan üretken beyinler, yarışmaktan çok ürün ortaya çıkarmanın heyecanını yaşadı.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

Etkinliğin ilk gününde GGJ Istanbul @ BUG açılışında, Turkcell Geleceği Yazanlar ve Bahçeşehir Üniversitesi Oyun Laboratuarı (BUG) birlikte gerçekleştirecekleri çok özel bir projenin duyurusu yapıldı. Tema çerçevesinde oyun fikirlerinin konuşulduğu ve grupların oluştuğu ilk gün geç saatlere kadar çalışılarak devam etti. 2. Gün itibariyle tasarımlar tamamlanıp yazılımlar hazırlanmaya başlandı. Az uyuyup çok çalışarak geçen 3. Günün

sonunda katılımcılar projelerinin sunumunu yapıp, bir sonraki yıl buluşmak üzere ayrıldılar. Bahçeşehir Üniversitesi ve Turkcell işbirliği ile hazırlanan Geleceği Yazanlar projesi bünyesinde, oyun geliştiricilere buluşma ve tecrübelerini paylaşma imkanı sunacak, yeni başlayanları bilgilendirecek projenin kapsamı ise şöyle; BUG’ın 2012 yılındaki kuruluş etkinliği olan ve oldukça ses getiren

“Oyun Atölyeleri”nin altyapısı üzerine inşa edilecek “Geleceği Yazanlar Mobil Oyun Atölyeleri”, adından anlaşılacağı üzere mobil platformlar için oyun geliştirme odaklı olup, yerli ve yabancı profesyonellerin kariyer dersleri ve atölyeler verilecek altı haftalık bir eğitim programı olarak hazırlanmış. Eğitimin dışında katılımcı takımların bu süre zarfında geliştireceği oyunlara da danışmanlık desteği verilecek. Başvurular takımlar halinde yapıldığı programın sonunda çıkacak oyunlar dağıtım, pazarlama gibi çeşitli imkanlar ile buluşturulacak. Ayrıca başvuru sayfası 1 Şubat’ta Geleceği Yazanlar sitesinde açıldı. Dijital oyun geliştirmeye yönelik, Koç Üniversitesi Oyun Tasarlama Atölyesi tarafından 21-23 Şubat tarihleri arasında yeni bir atölye düzenleniyor. Oyun Tasarlama Atölyesi’ne oyun tasarımcısı, etkileşim tasarımcısı, oyun programcısı, illüstratör, oyuncu, besteci, sesçi, bölüm tasarımcısı alanlarında başvurular kabul ediliyor. Oyun geliştiriciler için yeni programların duyuruları da çok yakında medyada yer alacak.

59


KIŞ’14

HABER

HAFIZA DÜŞMANI

TEKNOLOJİ

Teknoloji beynimizi köreltiyor mu? Teknolojinin her geçen gün biraz daha hayatımıza girmesi, beynimize zarar mı veriyor? Her şeyin resminin çekildiği ve paylaşıldığı bu günlerde, pek çok kişinin belki de hoşuna gitmeyecek bir araştırma sonucu ortaya çıktı.

“Psychological Science”ta yayınlanan araştırmaya göre, eğer bir şeyi gerçekten hafızanıza kazımak istiyorsanız bir şeye bakmak ve odaklanmak, daha sonra kullanmak adına resim çekmekten çok daha etkili bir yöntem. Tabii ki bu araştırmanın belirttiği asıl şey, hafızamızın, hatırlamak istediğimiz şeylere tekil olarak odaklandığında daha rahat bir şekilde çalıştığı. Bir telefon veya kamerayı çıkartarak fotoğraf çekmeye çalışmak, dikkat bozuyor ve hafızaya yerleşme ihtimalini azaltıyor. Fairfield University’den Dr. Linda Henkel’in yönettiği araştırmanın gelişimi ise bir grup lisans öğrencisine müze gezdirilerek yapılmış. Müzeyi gezen öğrencilere bazı objeler göste-

60

riliyor ve bunları akıllarında tutmaları istiyor. Grubun bir kısmı belirtilen objelerin fotoğraflarını çekerken, grubun geri kalanı, objeleri inceleyerek akıllarında tutmaya çalışıyorlar. Bir sonraki gün ise bir test yapılarak grupların, bahsi geçen objeleri ne kadar hatırladıkları ölçülüyor. Yapılan bu testin sonucunda, fotoğraf çeken grubun, objeleri hatırlamak konusunda daha başarısız olduğu gözlemlenmiş. Henkel, bu duruma “fotoğraf-çekimi engelleme etkisi” diyor. Henkel’in söylediğine göre, insanlar artık hatırlamak konusunda da teknolojiye güveniyorlar. Bir olayı kaydetmek için

kameraları kullanan insanlar, olayı tam olarak yaşamak ihtiyacı duymuyorlar ve bu durum da yaşanan tecrübelerin hatırlanama şekillerini etkiliyor. Bu çalışma üç kez daha tekrarlanarak aynı sonuçlar elde edilmiş. Ayrıca Henkel, bu çalışmaların dikkatli bir şekilde kontrol edildiğini de söylüyor. Tabii ki buraya kadar bahsedilen sonuçlar, çekilen fotoğrafların daha sonra çalışılmadığı varsayımı ile bildiriliyor. Ancak söylenene göre, eğer vakit ayrılıp fotoğraflar çalışılır ise, hafızaya alınmaya çalışılan şeye oldukça yardımcı olabiliyor... chip.com.tr


KIŞ’14

MAKALE

90’LARIN SONUNDA YENİ YETME,

2000’Lİ YILLARDA BİR YETİŞKİNİN

TEKNOLOJİ SERÜVENİ Gelin beraber son 10 yılda teknoloji alanında, bilgiye erişim ve dijital içerik tüketim konusunda hayatımızda nelerin değiştiğini anlamak için zamanda hızlı bir yolculuk yapalım.

Uygar Boynudelik

uygarboynudelik.com

Üniversite yıllarımın başlangıcında (90’li yılların sonunda) cep telefonu sahibi olanlar parmakla gösterilir, farklı bir statüde sayılırdı (aynı dönemde uçağa binmek de orta-üst sınıfa ait olanların sahip olduğu bir ayrıcalıktı). O yıllarda yurtta kalan bizlere ailelerimiz ulaşmak için yurt katındaki sabit telefonu kullanır, biz de onları aramak için ankesörlü telefonda sıra bekledik. Takip eden yıllarda ben de dahil olmak üzere çevremdeki birçok arkadaşım cep telefonu sahibi olmaya başladık. Böylece iletişim çok daha doğrudan ve verimli hale gelmeye başladı. Henüz internete bağlanma yeteneği olmayan telefonların konuşmadan sonra en çok kullanan özelliği SMS idi. Telefon etmek, SMS atmak şimdikine göre çok daha pahalı hizmetlerdi. İnternet henüz yeni yeni yaygınlaşıyor, internete girmek için üniversitenin bilgi işlem merkezinde sıra beklememiz gerekiyordu. O dönemde cep telefonları gibi bilgisayar fiyatları da el yakıyordu. Aradan geçen yıllarda gençler arasında yaygınlaşan cep telefonu sahipliği hızla anne-babalarımıza da

62

yayıldı. Bugün tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de cep telefonu kullanmayan neredeyse kimse kalmadı. Cep telefonları ile birlikte diz üstü bilgisayarlar da hızla yaygınlaştı, dial-up modemlerin yerini ADSL modemler aldı ve internet bağlantıları hızla arttı, teknolojisi hayatımıza girdi. Internet altyapısı gelişirken internet servisleri de hızla çeşitlendi. Facebook, Google, Youtube, Skype ve benzerleri girdi hayatımıza. Blackbery, iPhone, iPad, Android tabanlı çok daha

hızlı, yetenekli güçlü mini bilgisayarlarla tanıştık, 3G ile mobil internet çok daha hızlandı. Eskiden 118’i arayan, bilgiye ansiklopedilerden ulaşan, kütüphanelerde kaynak arayan bizlerin, bilgi parmak uçlarına geldi, bilgiye her yerden hızlı ve kolayca ulaşır hale geldik. Facebook ile bambaşka bir sosyalleşme modeli ile tanıştık. Kilometrelerce uzaktaki tanıdıklarımızdan hayal bile edemeyeceğimiz şekilde haberleşebilmeye başladık.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

Cep telefonu ile bizlerden sonra tanışan büyüklerimiz bilgisayar ve Facebook ile de gecikmeli tanıştılar. Facebook’ta paylaştıklarımızı beğenip, yorumlar yazmaya başladık. Birçoğumuz için Facebook eskidi, hayatımızdaki yeri zayıfladı, Twitter, Instagram gibi yeni mecralara kaydık. Akıllı telefonlar üstün özellikler kazanmaya başladılar. Her biri farklı bir cihaz tarafından karşılanan mp3 oynatıcı, fotoğraf makinesi, hesap makinesi, navigasyon cihazı gibi yetenekler tek bir cihazda buluştu. Başlangıçta göze tuhaf gelen telefon ile fotoğraf çekme son derece doğal bir refleks haline geldi. Telefon ile çekilen milyarlarca fotoğraf Facebook, Instagram gibi sosyal

medya servislerinde paylaşılmaya başlandı. Beğenilme, yorum alma sayıları ile tatmin olur olduk. Artık gerçek imajımızın yanına bir de sanal imaj kaygılarımız eklendi. ‘Facebook arkadaşlık teklifimi kabul etmedi’, ‘beni Facebook’tan sildi’ gibi konular yeni kavga tartışma sebepleri oldu, komik! Elektronik cihazların tamamı talebin artmasıyla beraber ölçek ekonomisi sayesinde erişilebilir fiyat seviyelerine geldi. SLR fotoğraf makinesi, oyun konsolları, neredeyse tüm elektronik cihazlar ucuzladı ve yaygınlaştı. Yaygınlaştıkça daha da ucuzladı. VCD yerini DVD’ye, DVD Bluray’e bıraktı. internet üzerinde film izleme kolaylaştıkça OTT servisleri mantar gibi

çoğaldı. Fiziksel DVD, müzik CD’si ihtiyaçları azaldı. Müzik endüstrisi iTunes ve iPod ile yeniden yapılandı. Sırada film endüstrisi var ama dönüşüm kendi dinamikleri nedeniyle çok daha yavaş ilerliyor. Büyük bir dönüşümden geçen ve yetenekleri çok başarılı bir şekilde gelişen navigasyon cihazları ile adres bulmak, hiç bilmediğimiz yerlerde kaybolmadan gitmek istediğimiz yerlere ulaşmak mümkün hale geldi. Hatta daha da fantastik olan bu imkanlar cep telefonları ile avucumuzun içine kadar geldi. Artık günümüzde ortalama bir evde birden fazla cep telefonu, bilgisayar, tablet vb. IP alan, çevrimiçi olan cihaz olmaya başladı.

63


KIŞ’14

Dijital medya içerikleri de çok çeşitlendi. Televizyon kanallarının sayısı dudak uçuklatacak şekilde arttı. Analog yayınlar zamanla yerini dijital yayıncılığa bıraktı. Dijital platformlar zenginleşti, platform abonelikleri sürekli olarak arttı. Ortalama bir hanede su, elektrik aboneliklerinin yanına internet ve dijital televizyon abonelikleri eklendi. Bireylerin cep telefonlarının yetenekleri arttı, WIFI yaygınlaştı, mobil internet abonelikleri hızla arttı. Bu arada geleneksel bir servis olan sabit ev telefonu aboneliği sayısı hızla azaldı, mobil dünyada yeri giderek zayıflayan ev telefonları hayatımızdan çıktı. Yadigar tüplü televizyonlar yerini hızla Smart TV’lere bırakmaya başladı. LCD TV, Plazma TV, LED TV gibi TV teknolojileri hızla gelişti ve yaygınlaştı. Samsung, LG gibi uzak doğu menşeli markalar inanılmaz bir başarı hikayesine imza attı ve kıta Avrupa’sının köklü markalarını oyunun dışına itti. Cinli firmalar agresif fiyat politikaları ile tabir

64

yerindeyse neredeyse tüm sektörlerde tasları yerinden oynattı.

değil daha 5 yıl önce hayal bile edebilmek mümkün değildi.

Son 10 yıldaki teknolojik gelişmelerin sadece bir özeti olabilecek bu gelişmelerden sonra hayatlarımızdaki değişimi daha somut hale getirmek için şöyle karşılaştırma yapmak mümkün:

Bütün bu olanlardan sonra resmin bütününe baktığımızda şunu görüyoruz. Hayatımız çok net bir şekilde iyi anlamda değişti, kolaylaştı ve teknolojinin getirileri ile yaşam kalitemiz arttı. Bununla beraber, eski zamanlara göre insan ilişkileri zayıfladı, bildiğimiz anlamda gerçek sosyalleşme azaldı, yerine Levent hocamızın ifadesiyle ‘tekil sosyalleşme’ geldi. Doğayla olan etkileşimimiz azaldı ve daha ilkel, basit konulara ilgimiz törpülendi, dikkat aralığımız iyice daraldı. Düşünmek için daha az zaman, emek harcar olduk. Hayatlarımız daha çok tüketim (genel olarak her şey, özellikle dijital içerik) üzerine kurulu bir hal aldı.

1998 yılında sahip olduğum dijital cihazlar iki taneydi: külüstür bir cep telefonu ve Kadıköy Yazıcıoğlu İşhanı’ndan topladığım bir PC. Bugün ise dijital oyuncaklarım şunlar: iPhone, tablet bilgisayar, is için kullandığım bir laptop, MacBook Air, DVD oynatıcı, 5+1 Ses sistemi, ADSL modem, SLR fotoğraf makinesi ve lensleri, Limitsiz internet aboneliğim, 4 GB mobil internet paketim. Bu listeye evimde olmasa da dijital platform kutusu ve aboneliğini ve oyun konsolunu da eklemek mümkün. Evdeki internet hızım 6 Mbps civarında, iPhone’umda mobil internet bağlantım son derece tatmin edici. Bu hızları çok

Durum vaziyet böyleyken teknolojinin iyi taraflarını alıp, hayatımıza yerleştirmek ama bununla beraber götürülerini en aza indirgeyip dengeli ve bilinçli dijital bireyler olmak da yine bizim elimizde.


KIŞ’14

RÖPORTAJ

TÜRKİYE’NİN GLOBAL BAŞARISI

2006 yılından bu yana Türk dizileri ve TV formatlarının yurt dışına pazarlanması ve satışını başlatarak, tüm dünyada ses getiren ve Türkiye film endüstrisi ile ülkemizin tanıtımına büyük katkıda bulunan The Global Agency firmasının Lisans ve İş Geliştirme Müdürü Sayın Melis Konca ile şirket faaliyetleri, içerik stratejileri ve gelecek projelerine dair çok özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

formatlarını üretmeye başlayarak yeni bir alanda daha iddiasını ortaya koymaktadır. Şimdiden, format dağıtımında dünya devleriyle yarışmaktadır. Global Agency genç ve yaratıcı takımıyla İstanbul merkez ofisinin yanı sıra İngiltere ve ABD’de ofislerinde de faaliyetlerine her gecen gün büyüyerek devam etmektedir. “Global” adına yakışır bir şekilde 14 ayrı ülkeden birçok projeyi bünyesinde bulunduran şirketimiz, farklı coğrafyalardaki değişik beğenilere hitap edebildiği için farklıdır. Global Agency nasıl kuruldu, bu sektöre girme kararını nasıl aldınız? Bize Global Agency’nin iş alanı ve firma profili hakkında kısaca bilgi verir misiniz? Medya sektörünün en hızlı büyüyen şirketlerinden Global Agency; TV format, dizi ve filmlerinin uluslararası dağıtımını yapmaktadır. Bugün itibariyle 40’ı aşkın TV formatı, 50’ye yakın dizi ve 10 üzeri filmin dünya temsilciğini yürüten şirketimiz; uluslararası alanda adını, defalarca ilklere imza atarak ve büyük başarılar elde ederek duyurmuştur. Şirketimiz, ticari zekası kadar yaratıcı zekasıyla da öne çıkan CEO’muz İzzet Pinto’nun yarattığı ‘Işığın Hiç Sönmesin’ formatıyla, kendi

66

Şirketimiz 2006 yılının sonunda kuruldu. 2004 yılında Türk yazarlarının Telif Haklarını yurt dışında temsil ederek bu sektöre girdik. 2 yıl bu alanda çalıştıktan sonra ‘Gelinim Olur musun?’ formatıyla TV sektörüne hızlı ve iddialı bir giriş yaptık. Telif Haklarıyla elde edilen başarı, TV formatlarının da potansiyelinin bir habercisiydi. Dolayısıyla durmadık, hedeflerimizi hep yüksek koyduk. Ardından Türk dizileri ile sınırları aştık. 1001 gece ile özellikle Orta Doğu ve Balkanlar’da başlayıp yayılan Türk dizisi çılgınlığı, bizi bugünkü gurur duyduğumuz noktaya taşıdı.

Dünya çapında dağıtımını yapmakta olduğunuz Türk yapımları hangileridir? Bu yapımlardan hangileri dünyanın hangi bölgesinde daha fazla ilgi görüyor? Dizilerimizi 50’yi aşkın ülkeye, formatları ise yaklaşık 70 ülkeye ulaştırmaktayız. Dolayısıyla geniş bir izleyici kitlesine ulaşabilmekteyiz.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

Örneğin Muhteşem Yüzyıl hepimizin bildiği çok değerli bir yapım olup, dağıtımcısıyla da özdeşleşmiştir. Yoğun ilgi gördüğü Rusya ve Ortadoğu ülkeleri yani sıra Çin, Litvanya gibi farklı kültürler de dahil olmak üzere 50’den fazla ülkede gösterilmiş ve büyük bir tutkuya dönüşmüştür. Muhteşem Yüzyıl’ın dünyada yakaladığı bu büyük başarı; 2013 yılında yine bir TIMS Production projesi olan Çalıkuşu ile uluslararası alanda yankısını devam ettirmiştir. 1001 Gece, Aşk ve Ceza, İffet ve Dila Hanım dizileri ise en çok satılanlar arasındadır. Türkiye’de çok ses getiren “Gelinim Olur musun?” , “Bana Her şey Yakışır” ve “Bugün Ne Giysem?” formatlarını, Fransa, Almanya gibi Avrupa’nın belli başlı ülke reyting listelerinin en başına taşıdık. Böylece birkaç yıl öncesine kadar sadece format ithal eden

bir ülke konumundan çıkıp, dünyaca talep edilen formatların adresi haline geldik. Bu sene, ilk defa MIPCOM’da sunduğumuz ve şirketimizin kısa zamanda yoğun talep gören formatları arasına katılan” Işığın Hiç Sönmesin” halihazırda Avrupa’da Almanya, Fransa, İspanya ve İtalya ile Amerika ve Çin’e satıldı. Son zamanlarda satın aldığınız World Wide Entertainment firmalarından bize biraz bahseder misiniz? 2012 yılının Eylül ayında TİMS Production ile beraber hazır içerik alanında binlerce saatlik güçlü kataloğuyla Avusturalya’nın önde gelen meşhur markası World Wide Entertainment’ı alarak bir ortaklık kurduk. Böylece yemek, gezi, moda programları ve belgesel dağıtımına da başlamış olduk.

Bu yeni marka çatısında kataloğumuzu oluştururken, dünyanın bu alanda önde gelen yapımcılarının en kaliteli ve güncel içeriklerini temsil etmeye odaklandık. Diğer işlerimizde olduğu gibi, bu alanda da çıtayı yüksek tutuyoruz. Son dönemde Cannes’da gösterim için bir reklam firmasına yaptırdığınız “En flaş haberler bile reytinglerimizi geçemez” başlıklı açıkhava reklam kampanyası Cannes Belediyesi tarafından yasaklanmıştı. Bu da sektörden ciddi bir tepki almıştı. Sizce bu yasağın bir gerekçesi var mıydı? Geçtiğimiz Ekim ayında MIPCOM fuarı için Alaaddin Adworks Ajansı bizim için ses getirecek bir reklam kampanyası hazırladı. Kampanyamız tartışmalı bulunduğu için yasaklandı.

67


KIŞ’14

Biz de bu duruma oldukça şaşırdık; anladığımız kadarıyla Fransa politik ilişkilerine önem verdiği için risk almak istemedi. Reklam kampanyamızda, politikacıların ince bir mizah anlayışıyla tasvir edilmesinden rahatsız oldular. Biz de bu son dakika değişikliğine karşı, bir

gecede, ‘reklamımız yasaklanmasaydı bu billboardlarda başka bir tasarım görecektiniz’ mesajıyla yeni bir çalışma yaptırıp astırdık; ki bu çalışmamız ve yasaklanma haberleri de büyük ses getirdi. Böylece aslında asıl amacımıza da ulaşmış olduk. Sonuç olarak, yine de herkesi şaşırtarak iyi bir reklam yapmış olduk.

Ülkemizde TV ve içerik sektöründeki gelişmeleri nasıl buluyorsunuz. Son yıllarda ülkemizdeki yapımlarda gözle görülür bir artış var, sizce bu başarının sebepleri nelerdir? Geçmişte, televizyon ve içerik konusunda dünya liderleri, Amerika, Asya ve Latin Amerika ülkeleri idi. Günümüzde ise, bu ülkelerin yapımları, özellikle Türk, Balkan ve Ortadoğu kültürlerine uzak kalmaktadır. Bunun sonucunda, kalite açısından da çok kuvvetli olan yerli yapımlara yönelik hem Türkiye’de hem de yurt dışında talep artmıştır. Bu da şüphesiz yerli üretimi desteklemektedir. Ayrıca yerli yapımlar Türkiye’de olduğu gibi, ortak kültür mirası paylaştığımız ülkelerde, uluslararası ilgi gören kaliteli yapımlarla boy ölçüşmektedir. Bunun yanı sıra, globalleşme, fuarlara katılımın artması ve bunların getirdiği etkileşimler Türkiye’nin de bu

68


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

rekabetçi ortamda daha çok sayıda ve kaliteli içerik üretmesine vesile olmaktadır. Bu yıl da DISCOP İstanbul fuarına katılım sağlayacaksınız. Fuardan beklentileriniz ve geçen seneye kıyasla yenilikleriniz neler olacak? 4 yıldır DISCOP İstanbul’un ana sponsorluğunu yapmaktayız. Fuarda çok büyük bir standımız olacak ve 900 kişilik bir partiye de ev sahipliği yapacağız. DISCOP, müşterilerimizi en iyi şekilde ağırlayabilmemiz için büyük bir fırsat ve heyecanla beklemekteyiz. DISCOP İstanbul haricinde yıl içerisinde katıldığınız yerel ve uluslararası fuarlar hangileridir. Katıldığınız bu fuarların iş hacminize etkileri nasıl? Yılda yaklaşık 14 fuara katılıyoruz, bunlardan bazıları NATPE Miami, MIP-

COM, MIPTV, Cannes Film Festivali ve Brand Licensing Europe’dur. Her yıl %100 büyümeyi hedefleyen şirketimiz için bu fuarlar potansiyel müşterilerle tanışmak ve sektördeki gelişmeleri yakından takip etmekte önemli bir rol oynuyor. Son olarak gelecek yıllara dair beklenti ve planlarınız nelerdir? 2014 yılından itibaren, yerli sinema filmlerinin yurtdışındaki sinemalara dağıtımını yapmak üzere benim başında olduğum yeni bir departman oluşturduk. Kariyerime Nestlé Türkiye Pazarlama Bölümü’nde başladım. Warner Bros. Türkiye’de 7 yıldan fazla bir süre Satış Yöneticisi olarak çalıştıktan sonra Cinefilm’de Satış Müdürlüğü yaptım. Bu deneyimlerin getirdiği birikimle 2013 yılında Global Agency ekibine katıldım. Sinema Departmanı’nın dağıtacağı ilk projemizle, önce Türkiye

daha sonra da tüm Dünya’nın büyüsüne kapıldığı Muhteşem Yüzyıl dizisi, beyaz perdeye uyarlanarak hayranlarıyla buluşacak. Filmin, dizisinin satıldığı tüm ülkeler başta olmak üzere tüm dünyada gösterimini hedefliyoruz ve çekimlerinin tamamlanmasını sabırsızlıkla bekliyoruz. Bunun yanı sıra, Global Agency, 2014 yılında, uzun vadeli büyüme planının bir parçası olarak, Ürün Lisanslama Sektörü’nde de yerini almak üzere çalışmalarını hızlandırmaktadır. Televizyon Dünya’sındaki tartışmasız uluslararası tecrübe ve bilinirliğimizin bu sektörde de büyük bir avantaj sağlayacağına inanıyoruz. Yaratıcı düşünce ve ürünlere ihtiyaç duyulan bu alanda, Global Agency’nin yeni ve benzersiz fikirleriyle özdeşleşmiş adının, tam da gereken noktada değişen ihtiyaçlara cevap vereceğini düşünüyoruz.

69


KIŞ’14

ARAŞTIRMA

SOSYAL MEDYANIN

10 YILINA GENEL BAKIŞ

A. Buğra Ferah webrazzi.com

2004’ten itibaren ‘büyümenin’ ötesinde adeta patlama gösteren sosyal medyaya geniş bir açıdan bakan infografikte sosyal ağların mobil kullanım oranından, reklam verenlerin sosyal medyaya ilgisine kadar bilgiler yer alıyor. İnfografiğe göre reklam verenlerin yüzde 93’ü sosyal medyayı iş amaçlı kullanırken, yüzde 70’i Facebook’tan yüzde 34’ü Twitter’dan yeni müşteri kazanmış. Markaların en çok yer aldığı ilk 3 site Facebook, Twitter ve Google+ olarak belirtilirken, listenin son sırasında Tumblr bulunuyor. Tumblr’ı kullanan marka sayısı az görünmesine karşın, burada yer alan markaların platformu çok etkin kullandığını görüyoruz. Markalar ve reklam verenlerin ana odağının sosyal medyadaki kullanıcı

72

sayısı ve profili olduğunu düşündüğümüzde ilk olarak sosyal ağların üye sayılarının artış grafiğine bakmakta yarar var. 2012’de kurulmasına rağmen 70 milyon üyeye ulaşan Pinterest az olmayan kullanıcı sayısına rağmen diğer sosyal ağların arasında neredeyse hiç görünmüyor. Instagram ilk önce Androidversiyonunun sonra da Facebook’un etkisiyle üye sayısını hızla artıyor ama 3 büyüğün yanına yanaşamıyor. Sosyal ağlarda en fazla kullanıcıya sahip 3 sosyal ağ Facebook, Google ve Twitter olarak sıralanıyor. Google’ın diğer servisleri üzerinden üyeliği zorunlu tutması sonucu Google+’ın 1 milyar kayıtlı kullanıcıya ulaşması ya da Facebook’un geçen hafta paylaştığımız infografikte yer aldığı gibi hızla ulaştığı 1.15 milyar kullanıcı sayısı, infografikte Twitter’a ait olarak paylaşılan kullanıcı bilgisinin yanında o kadar dikkat çekici değil.

Şöyle ki Twitter’ın halka arzında paylaştığı rakamlara dayanarak hazırlanan ve sizinle paylaştığımız infografikte 218 milyon aktif kullanıcısı olduğu yer alıyordu. Şimdiki infografikte ise Twitter’ın 554 milyon kullanıcısı olduğu belirtiliyor. Konunun Twitter’ın halka arzı öncesinde de sorulduğunu, ama şirketin aktif olmayan ve yasaklanan üyeler konusunda açıklama yapmadığını hatırlatalım. Sosyal ağların kayıtlı kullanıcı sayılarına bakılarak hesaplanan oranlara göre 2013 internet kullanıcıların yüzde 72’si sosyal medya kullanıcısı. 2005’te yüzde 8 olan oranın zaman içerisinde artışı sosyal medyanın önemini bir başka pencereden yeniden göstermiş. Bunun haricinde bir dönem sadece gençlerin sosyal medya kullanıcısı olduğu verisi, 2012’de geçerliliğini yitirmiş; İnfografiğe göre 45 yaş ve üstü kullanıcıların sayısı 2012’de yüzde 50’ye yakın artış göstermiş.


KIŞ’14

MAKALE

TÜKETİCİ İLE İLETİŞİMİN YOLU

BÜLTENLERDEN GEÇERSE

Bir marka, ürün, hizmetle ilgili en güvenilir kaynak olan basın bültenlerinin evrimini anlamak, tüketiciyle kurulacak iletişimin de kalitesini belirliyor.

Sevda Yüzbaşıoğlu dunya.com

Gündeminde dershaneler, yargı krizi, paralel devlet gibi konular olmayan Kuzey Amerika’nın bol geyikli ülkesi Kanada’nın iç işlerinde olup bitenler bizimkilere pek benzemiyor. Kanadalı gazetecilerin yoğun (!) gündemlerinde, bir de hali hazırdaki eski tip basın bültenlerini okumalarının zor olduğuna kanaat getiren Kanada hükümeti, kamu olarak üzerlerine düşen görevi yaptı ve yeni bir basın bülteni formatına geçerek gazetecilerin hayatlarını kolaylaştırmaya karar verdi. 31 Aralık 2013 itibariyle elveda denilen ve 50 yıldır kullanılan geleneksel basın bültenleri yerine, sosyal med-

74

yayla entegrasyonu kolay, anahtar mesajların belirgin kullanıldığı, kısa cümleler kullanılan bir formata geçildi. Basın bülteni konusu son dönemin tartışma yaratan konularından biri. Dijital iletişimde başarılı işler yapan Coca Cola, ‘2015 yılında basın bültenini öldürüyoruz’ diyerek tamamen marka gazeteciliğine kayacağını açıklarken, bülten son tüketiciye mi yoksa gazeteciler için yazılmalı diyen bir başka tartışma da farklı platformlardan sürüyor… Dijitaldeki dönüşümler içerikte ciddi bir değişime yol açarken bir marka, ürün, hizmetle ilgili en güvenilir kaynak olan basın bültenlerinin evrimini anlamak tüketiciyle kurulacak iletişimin de kalitesini belirliyor.

Günlük rutinin bir parçası Her ne kadar bültenlere kayıtsız görünüyorlarsa da basın bültenleri gazeteciler için oldukça önemlidir. Günlük rutinlerinin bir parçası bu bültenleri incelemek ve iyi bilgiyle gereksizi ayırt etmekle geçer. Mesela ekonomi gazetecileri ajanslardan gelen hisse, özel finansal veriler, ekonomi verilerini izlerler. Ajanslar ve online kaynaklar sıkı takip edilir. Bu sıralarda şirketlerden yağan basın bültenleri de hem ellerindeki haberlerin doğruluğunu teyit eder hem de yeni haberlerin kokusunu almalarını sağlar. Reklamlar hızla ayıklanır ve arada gerçekten ‘haber’ niteliği taşıyanlar öne çıkar.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

Bültenler aracılığıyla halk ile kurulan köprü hem şirketler hem de medya için önem taşır. Günün sonunda yayınlanmaya değer bulunanlar gazete, dergi sayfalarında yer bulur. Medyanın aracılığı azalıyor mu? Ancak artık bu bültenler sadece basına değil, bir sürü kanaldan tüketiciye de ulaşmaya başladı. İnternetin kuralları değiştirmesiyle medyanın aracı olma özelliği oldukça azaldı. Alıcılar internet aracılığıyla doğrudan bültenlerinizi okuyor ve bu yüzden onların anlayacağı dilde konuşmanın önemi her geçen gün artıyor. Tabii ki tüm bunlar medya ile ilişkilerin önemli olmadığı anlamına gelmiyor. Ancak medya ilişkileri, iletişim stratejisinin bütünü değil bir parçası olursa başarılı oluyor.

Pazarlama Stratejisti David Meerman Scott, bültenlerin artık son tüketiciye yönelik yazılmasının şart olduğunu söylüyor. Bunun karşısında bültenlerin medya odaklı olmasını savunan bir kısım iletişimci olduğunu da söyleyen Scott, “Sanırım burada PR Profesyonellerinin bilinmeyene karşı duydukları bir korku devreye giriyor. Tüketicilerle doğrudan nasıl iletişim kuracaklarını bilmiyorlar ve sözcü olarak medyayı kullanmaktan başka bir seçeneğin olmadığı geçmişte yaşamak istiyorlar” diyor. Basın bülteninin sadece basınla ilgili bir araç olmadığını kaydeden Scott, “PR’cılara bir düzine muhabirden oluşan yakın bir hedef kitle ile konuşmak daha kolay geliyor” diyerek günümüz iletişimcilerinin olaya farklı bakması gerektiğini savunuyor.

Yayıncı gibi düşünmek Gerçekten de bültenlerde dönüşüm, sadece dijitale uygun hale getirilmesi değil, içerik anlamında adeta bir yayıncı gibi düşünmeyi gerektiriyor. Bu noktada da şirketin mesajlarını, hedeflerini, kampanyalarını anlatmak için sadece reklama bel bağladıkları günlerin geride kaldığını görüyoruz. Bunun yerine içeriğinizde gazeteciliğin temel ilkeleri olan 5N+1K’nın (Ne, Neden, Niçin, Nerede, Ne zaman ve Kim) yer aldığından emin olmak ve bunu sizin için doğru olan kanallara aktararak tüketicinize ulaşmak mümkün. Okuyucunun ilgisini çekecek ayrıntıları eklemek, rakamların büyüsünden faydalanmak, yani yayıncı gibi düşünmek markaları bu yarışta öne çıkarıyor. Öte yandan birkaç ek taktik vermek gerekirse ilki herhalde ‘Dikkat çekici başlıklar haberi okutur‘ olacaktır… Başlığınızın içeriğinin sıradan, klişe tamlamalarla dolu olması binlerce bülten arasında kaybolup gitmesi anlamına gelir. İçerikle desteklenmeyen ve ‘asparagas’ olarak tanımlayabileceğimiz başlıklar da yine çöp kutusunda yerini aldığı gibi, okuyucu da hayal kırıklığı ve olumsuz bir algı yaratır. Öte yandan dikkat çekmek için büyük harflerle başlık yazmak beyhude bir çabadır… Başlıktaki kelimelerde -Bağlaç ve edatlar hariç - büyük harf kullanmak yine dikkat edilmesi gereken kurallardan….

75


KIŞ’14

Linklerle kaynakları çoğaltın Basın bülteninde okuyucularınızı kısıtlamayın, tam tersine bir yayıncı gibi beslenebilecekleri kaynakları onlara sağlayın. Bunun için konuyla ilgili ek bilgilere ulaşabilecekleri linklere yer verebilir, bu sayede de okuyucuların hem konuyu daha iyi kavramalarını hem de markanın alanındaki yetkinliğini anlamalarını sağlayabilirsiniz. Ürettiğiniz içerikle var olduğunuz bir evrende, ne kadar çok ilgili içerik sağlarsanız o kadar tıklanırsınız. Marka gazeteciliği bülteni bitirecek Geçen yıl müşterilerine ‘paylaşım’ deneyimini sonuna kadar yaşatmak isteyen Coca Cola Singapur ekibi ‘ikiye bölünen teneke şişe’ uygulamasıyla büyük ses getirdi. Ortadan ikiye ayrılan teneke kutular, büyük ilgi gördü. Sonuçları PR açısından inanılmazdı. Ancak Coca Cola bunu bir basın bülteniyle yapmadı. Tam tersine haberi kendisi yaptı ve marka gazeteciliğinden faydalandı. Markanın kendi hikayesini anlattığı ve tam anlamıyla marka gazeteciliğine örnek gösterilen

76

web sitesi Coca Cola Journey, o kadar başarılı oldu ki şirket bu yıl basın bültenlerini yarı yarıya azaltmayı, 2015 yılında da tamamen ‘öldürmeyi’ planlandığını açıkladı. Bünyesinde gazetecilik kökenli çalışanlardan oluşan bir basın odası oluşturan ve her güne içerik toplantılarıyla başlayan şirket, basın bülteniyle haberi gazetecilere yaptırmak yerine, çarpıcı içerikle kendi haberini yapıyor, mecrasından yayınlıyor ve yayılımı izliyor..

- Sadece gazetecileri hedeflemek yerine doğrudan alıcılarınızın faydalanacağı, hoşlanacağı bülteni yaratın.

Günün sonunda dijital devrim sadece dijitale uyumumuzu değil, içeriğimizi, çalışma biçimlerimizi de derinden etkiliyor. Önümüzdeki günlerde marka gazeteciliği kavramını çok fazla duymaya başlayacağız, bültenler değişecek, daha kaliteli içerikle karşılaşacağız. Dijital hayat içeriği geliştirip, değiştirecek. Bu değişimi önceden gören markalar ise bu rekabette trendlerin geleceğini belirleyecek…

- Basın bültenlerindeki sözcük seçimini arama motorları ve tarayıcılar için optimize edin.

Basın bülteninin yeni kuralları - Basın bülteni göndermek için “büyük haber” beklemeyin; sürekli gönderim için iyi sebepler bulun.

- Anahtar sözcük açısından zengin bültenler yaratın. - Tüketicileri bülteninize bir şekilde karşılık vermeye zorlayan teklifler iletin. - Bültenlere potansiyel müşterilerinizi size çekecek linkler ekleyin.

- Basın bültenleri ile insanları satış sürecine yönlendirin. - İlgi çekebilecek ayrıntıları, rakamları ekleyin. - Hızlı görünüm kısmında kısa kısa bültende geçen çarpıcı bilgileri sıralayın. (bu sayede Twitter ve Facebook’ta paylaşım kolaylığı sağlayın) Kaynak: Pazarlama İletişiminin Yeni Kuralları / David Meerman Scott


KIŞ’14

RÖPORTAJ

MARKALAŞMAK DEĞİŞİM YÖNETİMİ SÜRECİDİR “Aslında her şeyin, herkesin bir markası var diyebiliriz. Çünkü bizce marka demek, insanların bizim hakkımızdaki görüşleri demektir.” diyen ve ülkemizi uluslararası reklam, tanıtım, tasarım ve pazarlama sektörlerinde temsil eden, Hollywood’un en tanınan Türk’ü Emrah Yücel ile marka ve markalaşma adına keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. sarımına, sloganın bulunmasına kadar bir çok göz önünde olan işi başarıyla tamamladık. Ayrıca Türkiye’de birçok kurumsal müşterimiz var. İstanbul ofisimiz hızla büyüyor. Sizce marka ne demektir? Yıllardır bu işin içinde olan biri olarak söyleyebilirim ki dünyanın her yerinde marka, sık kullanılan ancak tam olarak doğru anlaşılmayan bir kavram. Markanız logonuz değildir. İsminiz değildir. Ürününüz değildir.

Bize kendinizden, ajansınızdan, iş alanınızdan ve imza attığınız önemli projelerden biraz bahseder misiniz? Los Angeles merkezli bir tasarım ve reklam firmasıyız. On seneyi aşkın zamandır, Hollywood filmlerinin ve dizilerinin görsel pazarlama kampanyalarını yürütüyoruz. Tüm büyük Hollywood stüdyoları ile düzenli olarak çalışıyoruz diyebilirim. 2008 yılından beri Kültür ve Turizm Bakanlığı ile çalışıyoruz. Eskiden Türkiye’nin tanıtımını Rusya ve Kuzey Amerika’da yapıyorduk. Bu seneden itibaren tüm dünyada yapacağız. Türkiye’de bilindik bir çok işe imza attık. Kobe Bryant’lı 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası tanıtımından, İzmir’in görsel kimliğinin ta-

78

Aslında ‘her şeyin, herkesin bir markası var’ diyebiliriz. Çünkü bizce marka demek, ‘insanların bizim hakkımızdaki görüşleri’ demektir. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’un çok sevdiğim bir sözü var: ‘Markanız, siz odadan çıktıktan sonra insanların, sizin hakkınızda söyledikleridir!’ Bu arada sık gördüğüm başka bir hata da, insanların ‘marka ve markalaşma’ kelimelerini birbiriyle karıştırmaları. Bu iki kelime aslında bambaşka anlamlar içermekte! Dikkat edin, marka bir isimdir. Markalaşmak ise bir fiil! Marka, insanların bizim hakkımızdaki kanılarıysa, markalaşmak da bu kanıların yönlendirilme sürecidir. Sadece bir logo çizip, bir slogan bulmakla olmuyor bu iş. Ne yazık ki bu yönde yanlış bir algı var kamuoyunda. Markalaşmak aslında bir ‘değişim yönetimi’ sürecidir. Bu da çok zorlu ve

uzun bir serüvendir. Markanız var olduğu sürece asla sona ermez. Yine çok sevdiğim bir söz var. Disney’in eski CEO’su Michael Eisner der ki, ‘Marka, yaşayan bir canlı gibidir. Yaptığınız binlerce ufak hamle sayesinde büyür veya ölür.’ Bizim için markalaşmak, Eisner’in bahsettiği binlerce ufak harekettir. Peki sizce ülkeler de markalaşabilir mi? Pazarlama literatürüne göre bu sorunun cevabı ‘evet.’ Ancak ülkeler, birer firma gibi yönetilmedikleri için, burada bahsedilen markalaşma, kurumsal markalaşma ile birebir aynı olamaz. Bizim ülke tanıtımı konusunda kılavuz aldığımız Simon Anholt’a göre ülke markası, 6 koldan beslenen bir nehir gibidir: Ürünler-markalar, yönetim şekli, kültür, insanlar, göçmen çekebilme kapasitesi ve turizm-tanıtım. Bir ülkenin ‘markalaşacağız’ dediği zaman dikkate alması gereken bir çok boyut var. İşin zor yanı, bunların hiçbiri, bir kişinin veya bir kurumun kontrolü altında değil. Örneğin, Turquality programı ile yurtdışında boy gösteren markalarımızı şekillendirebiliriz ama onları kontrol edemeyiz. Turizm tanıtımımız aracılığıyla çekici bir destinasyon olduğumuzu söyleyebiliriz ama turistlerin yaşayacağı deneyimi tam olarak kestiremeyiz. Yani, sorunuzun kısa cevabı, ‘Evet ülkeler markalaşabi-


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

lirler. Ama markalaşma sürecini tam olarak kontrol edemezler!’ Türkiye’nin tanıtımına yönelik yeni bir proje aldığınızı biliyoruz, öncelikle tebrik ediyoruz. Bu projenin konsepti ve farkı konusunda bilgi alabilir miyiz? Teşekkür ederim. Daha önce söylediğim gibi, 2008 yılından beri Kültür ve Turizm Bakanlığı ile çalışıyoruz. Senelerdir Türkiye’yi, Rusya ve Kuzey Amerika’da tanıttık. İlk kez bu sene, Türkiye’yi tüm dünyada tanıtacağız. Kampanyamızın getirdiği bir kaç temel değişiklik var. İlk olarak Türkiye, yıllardır bağımsız fikirler ve görsellerle tanıtılıyordu. Bunların hepsini tek bir çatı altında topluyoruz. Uzun yıllar kullanılacağını ümit ettiğimiz kavramımız ‘Home’ yani ‘ev-yurt’. Türkiye’nin tarihi bir köprü değil, bir çok medeniyetin yaşadığı ve yaşamakta olduğu bir ev olduğunu düşünüyoruz. Bu, daha sıcak ve çekici bir mesaj... İkinci değişikliğimiz kampanyanın merkezine, hedef kitleyi koyduk. Türkiye’nin, ‘neyin evi’ olduğu, tanıtım yaptığımız ülkeye göre değişecek. Rusya’da turkuazın, Antalya’nın, ailece yaz tatilinin evi olacağız. Fransa’da tarihin, kültürün, mi-

marinin evi olacağız. Arap coğrafyasında Ayder Yaylası’nın, ferahlığın, yeşilin, suyun evi olacağız. Yani kampanyamız statik değil, dinamik. İçinde bulunduğu duruma göre adaptasyon yeteneği üst düzeyde olacak! Üçüncü değişiklik, kampanyamızın modüler yapısı. Şu anda sadece Kültür ve Turizm Bakanlığı için çalışıyoruz. Ancak ileride uygun görürlerse diğer bakanlıklar, yerel yönetimler ve özel sektör de bu kampanyayı kullanabilmeli. Örneğin, 2016 Antalya EXPO’su bu kampanyaya entegre olabilir. Malatya Balı, İzmir Gevreği gibi yerel değerlerimiz, kampanyayı zenginleştirebilir. Son olarak da kampanyamızın, halkımızı ve misafirlerimizi mobilize etmesini istiyoruz. Bu yüzden bir mobil aplikasyon yarattık. Düşünün... Kanadalı genç bir turist, sırtında çantası, Türkiye’ye gelmiş... Sabaha karşı Nemrut Dağı’na tırmanıyor... 2 saat sonunda, tam güneşin doğduğu anda zirveye ulaşıyor ve yüzleri yavaş yavaş aydınlanan dev taş heykellerin resmini çekiyor... Üstüne ‘Home of Breathtaking’ yazıp Facebook’ta arkadaşlarıyla paylaşıyor... Bu, ülkemizin Kanada’da yapacağı milyonlarca dolarlık reklamdan daha etkili olacaktır. Örnekleri dilediğimiz gibi çoğaltabiliriz.

Yakın gelecekteki diğer plan ve projelerinizden bahseder misiniz? Julianne Moore’un oynadığı tanıtım filmimiz, Şubat sonunda kullanılmaya başlanacak. Bu film aracılığı ile, üst gelir düzeyine sahip turistlerin zihninde daha elit bir Türkiye imajı yaratmak istiyoruz. Sene içinde Avrupa’nın büyük şehirlerinde ‘gerilla’ tabir edilen tanıtım projeleri yürütmeyi planlıyoruz. Amacımız, hedef kitlelerimizin, Türkiye’nin güzel yönlerini, zekice ve eğlenceli bir şekilde deneyimlemelerini sağlamak. Kampanya görsellerinin olduğu bir mikrositemiz olacak. Turizm işletmeleri buradan ücretsiz indirecekleri tasarım kitleri sayesinde profesyonel kalitede tanıtım yapabilecekler. Kampanyanın kullanımının yaygınlaşması için yerel kalkınma ajansları ile de iletişim kuracağız. Türkiye’de 200’e yakın tescilli coğrafi işaret var. Örneğin, Saint Bernard köpeğini tüm dünya biliyor. Ama kaçımız dev Kars Köpeğinin adını duydu? Bunun gibi nice örnekler var! Kampanya aracılığı ile hem kendimizi daha iyi tanımamızı, hem de daha iyi tanıtmamızı istiyoruz. Bu ikisini başarabilirsek, ne mutlu bize!

79


KIŞ’14

ARAŞTIRMA

REKLAM HARCAMALARI

2013’TE ARTTI

Medya Takip Merkezi (MTM), 2013’ün en çok reklam veren sektör ve markalarını belirledi. Rapora göre, sektör ve markaların reklam harcamaları 2012’ye oranla ortalamada yüzde 10 civarında artarken, en çok reklam veren markalar gıda, iletişim teknolojileri ve ev temizlik ürünleri oldu. İşte araştırmanın dikkat çekici ayrıntıları… Tüketicilere ulaşmada, halen en etkili araçların başında gelen TV reklamları, sektör ve markaların pazarlama faaliyetlerindeki önemini koruyor. 2013 yılı boyunca, reklam kampanyaları ile ekranlarda en fazla karşımıza çıkan sektör ve markaları incelemeye alan MTM, reytingi yüksek 13 TV kanalı üzerinden bir reklam raporu yayınladı. Araştırmaya göre, yıl boyunca TV’ye en fazla reklam veren sektör gıda oldu. Toplamda 224 markası ile ekranlardan izleyicilere ulaşan sektör, bir önceki yıla oranla reklamlarını yüzde 20 arttırdı. Pek çok sektöre göre daha az oyuncu barındıran iletişim teknolojileri sektörü, 2013 boyunca TV izleyicilerinin ekranlarda en fazla rastladığı sektörlerden ikincisi oldu. Reklam rekabetinin yüksek olduğu iletişim teknolojilerini, gündüz kuşağının izleyici

kitlesi olan kadınları, asıl tüketicisi olarak kabul eden ev temizlik ürünleri ve kozmetik sektörleri takip ettiler. En çok reklamı Turkcell ve Vodafone verdi… Medya Takip Merkezi’nin en çok reklam veren markalar araştırma sonuçlarına göre, listenin başında GSM markaları yer aldı. Ocak-Aralık 2013 döneminde, TV kanallarına en fazla reklam veren marka Turkcell oldu. Hem süre hem de adet bazında birinci olan markayı, Vodafone takip etti. Reklam kampanyalarının ekranlarda kapladığı süreye bakıldığında, üçüncü sırada yer alan Avea, spot bazında da üst sıralardaydı. İletişim teknolojileri sektörünün bir başka oyuncusu olan Türk Telekom ise, süre bazında sekizinci sırada yer aldı.

2013’te En Çok Reklam Veren Markalar Reklam Spotuna Göre

1 - Turkcell 2 - Vodafone 3 - Algida 4 - Kosla 5 - Finish Quantum 6 - Avea 7 - 11880 8 - Kinder 9 - Finansbank 10 - Arçelik

80

Reklam Süresine Göre (sn.)

1 - Turkcell 2 - Vodafone 3 - Avea 4 - Kosla 5 - Algida 6 - Finish Quantum 7 - Calgon 8 - Türk Telekom 9 - Finansbank 10 - Coca-Cola

Aynı rapora göre, özellikle yaz aylarında tüketicilere seslenmeyi tercih eden Algida, TV reklamlarına en fazla reklam bütçesi ayıran markalardan bir diğeri oldu. Süreye göre de üst sıralarda yer bulan Algida’nın dışında gıda sektöründen en çok reklam harcaması yapan diğer markalar ise Kinder ve Coca Cola oldular. Ev temizlik ürünleri sektörünün önemli markalarından Kosla, TV’ye verdiği reklam spotlarına göre Algida’nın hemen arkasından gelirken, onu aynı sektörden izleyen markalar Finish Quantum ve Calgon oldular. MTM’nin yılın en çok reklam verenleri araştırmasına göre, Finansbank finans sektörünün tek temsilcisi olarak reklam veren ilk 10 marka arasında yer alırken, 118 80 ve Arçelik listede dikkat çeken diğer markalar oldular. 2013’te En Çok Reklam Veren Sektörler Sektör

1 - Gıda 2 - İletişim Teknolojileri 3 - Ev Temizlik Ürünleri 4 - Kozmetik 5 - Finans 6 - İnşaat/Emlak 7 - Kişisel Bakım 8 - Yayıncılık 9 - Ticaret 10 - Otomotiv


KIŞ’14

MAKALE

SOSYAL MEDYA UZMANI

KİMDİR?

İnternet ve web teknolojilerinin - özellikle web 2.0 - gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan sosyal medya, kurumlar için vazgeçilmez, olmazsa olmaz iletişim mecralarından biri oldu.

Yrd. Doç. Dr. Korhan Mavnacıoğlu

İstanbul Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi

Kimi kurumlar sosyal medya çalışmalarını kurum içi iletişim departmanlarıyla gerçekleştirirken, kimilerinin de son zamanlarda ortaya çıkan dijital iletişim/sosyal medya ajanslarıyla beraber sosyal medya çalışmalarını gerçekleştirdikleri görülüyor. Hem akademik hem de iletişim/pazarlama dünyasının son zamanlardaki odağı haline gelen sosyal medyayla ilgili olarak birçok şey yazılıp çiziliyor. Sosyal medya uzmanı arayan kurumların sayısı da her geçen gün artıyor. Bu talep, iş ilanlarına da yansımış durumda.

82

Tüm bu gelişmeler bu denli önemli iletişim mecrasını yönetecek kişi “kim olmalı” sorusunu akıllara getiriyor. Sektörde; sosyal medya uzmanı, sosyal medya stratejisti, dijital medya uzmanı, yeni medya uzmanı vb. unvanlarda çalışan çokça ‘uzman’ a rastlıyoruz. Hele ki son dönemlerde öylesine örneklere rastlıyoruz ki; neredeyse her internet kullanıcısı, kendini “sosyal medya uzmanı” olarak lanse etmekte.. Peki kimdir bu sosyal medya uzmanı, ne iş yapar, nasıl bir eğitim almalıdır, uzmanlık unvanını kimden ve neye göre almıştır. İnternette sörf yapabilen ve sosyal ağlarda vakit geçiren her kullanıcı sosyal medya uzmanı olabilmekte midir?

Öncelikle şunu çok iyi kavramamız gerekli: “sosyal medya” bir iletişim mecrasıdır. Kendine has özellikleri olmakla beraber, diğer iletişim mecraları gibi temel iletişim özelliklerine sahiptir. Her ne kadar yeni bir mecra olduğundan bahsedilse de temelinde iletişim yatıyor. Sosyal medyanın, diğer mecralarda olduğu gibi kendi ruhuna uygun iletişim stratejileri ile beslenmesi gerekir.. İletişim stratejisinin bütünleşik bir yapısının olduğunu unutmamak gerekir. TV, gazete, radyo nasıl bu bütünleşik yapının bir parçasıysa, sosyal medya da bu yapının bir başka parçasını oluşturuyor. Dolayısıyla kurumlar, iletişim stratejisini ve taktiklerini oluştururken


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

sosyal medyayı da göz önünde bulundurarak amaç ve hedeflerini belirlemelidir. Hal böyle olunca, iletişim stratejilerini bilmeyen bir sosyal medya uzmanı, faydadan çok zarar verebilir. Bundan dolayı sosyal medya uzmanı, mutlaka ve mutlaka temel iletişim bilgi ve becerilerine sahip olmalıdır. Sosyal medya uzmanının özelliklerini özetlemek gerekirse; • İletişimci / iletişim uzmanı olmalıdır.

• Koordinasyon yeteneğine sahip olmalıdır.

• Sosyal medya araç ve platformları hakkında ileri düzeyde bilgi sahibi olmalıdır.

• Entegre pazarlama iletişimine hakim olmalıdır.

• Kriz iletişimine hakim olmalıdır.

• Hızlı düşünüp, hızlı hareket etmelidir. • Mesleki bilgisini sürekli olarak güncellemelidir. • Sorun yönetimi ve şikayet yönetimi gerçekleştirebilmelidir.

• İletişim becerilerine sahip olmalıdır.

• Sosyal medyanın 7/24 ve anlık yapısına uygun davranmalıdır.

• İletişim stratejisi ve taktiklerine hakim olmalıdır.

• İçerik üretimi ve yönetimi konusunda tecrübeli olmalıdır.

• İletişim hedeflerine uygun hareket etmelidir.

• Kurumun ve markanın hedef kitlesini iyi analiz etmeli ve ona göre iletişim çalışmaları gerçekleştirmelidir.

• Mesaj bütünlüğünü sağlayabilecek donanıma sahip olmalıdır. • İletişim yapısını ve sürecini çok iyi bilmelidir. • İnisiyatif kullanabilmelidir. • Takım çalışmasına yatkın olmalıdır.

• İnternet ve sosyal medya diline hakim olmalıdır. • Dijital medya planlama hakkında bilgi sahibi olmalıdır. • Aplikasyon/Uygulama geliştiriciler ve bilişimcilerle işbirliği halinde olmalıdır.

• Sosyal medya kampanyasını planlamalı ve hayata geçirmelidir. • Sosyal medya takibi ve ölçümlemesi gerçekleştirmelidir. • Mutlaka ve mutlaka ETİK kodlara uygun davranmalıdır. Bununla birlikte, her iletişimci sosyal medya uzmanı olabilir yargısına varmak doğru olmaz. Elbette ki kendine has özellikleri ve uygulamaları bulunan bu mecranın uzmanlığı için ek eğitimler almak şarttır. Son zamanlarda üniversitelerin müfredatlarına sosyal medya dersleri eklediklerini, üniversite bünyesinde sosyal medya uzmanlığı sertifika programları düzenlediklerini görüyoruz. Özetle; sosyal medyada başarılı olmak isteyen kurumların; iletişim beceri ve stratejilerine hakim, sosyal medyayı ve kendine has özelliklerini iyi bilen, güncel, yeni ve farklı çalışmalar oluşturabilecek yeteneklerdeki sosyal medya uzmanlarına ihtiyacı vardır.

83


KIŞ’14

RÖPORTAJ

MEDYA EĞİTİMİNDE

SEKTÖRÜN ANAHTARI 15.000’in üzerinde aktif öğrencisiyle dünyanın en eski ve en büyük özel medya eğitim kurumu olan ve Ses, Dijital Film & Animasyon, Web Tasarımı & Geliştirme ve Oyun Tasarımı alanlarında 30 yılı aşkın bir zamandır eğitime uluslararası standartlar getiren SAE (School of Auido Engineering) İstanbul yöneticisi Tolga Tolun ile medya sektörünün mutfağı hakkında çok önemli bilgiler aldık.

rencisiyle dünyanın en büyük medya eğitim kurumudur ve 2009 yılından bu yana İstanbul’da da faaliyetlerine devam etmektedir.

birçok çalışma alanında esnek biçimde üretkenlik gösterebilirler. SAE’de öğrenim, tekniğin ve piyasaların gösterdiği hızlı gelişmeye uyum sağlar.

Hangi alanlarda eğitim vermektesiniz?

SAE Enstitüsü’nde öğrenim görmek, bugün pek çok açıdan hızla büyüyen ve hareketlilik gösteren medya sektörüne girmek için kapıları açan bir anahtardır. SAE’nin kendine özgü didaktik felsefesi asgari bir ön bilgiyle en kısa zamanda, endüstride kabul gören uluslararası SAE Diploması’nı elde etmeyi sağlar.

SAE Institute ilk kurulduğunda yalnızca Ses Mühendisliği alanında eğitim vermekteydi. Bugün ise tüm dünyada Dijital Film ve Animasyon, Grafik Tasarım, Oyun Tasarımı, Web Tasarımı gibi bölümleriyle de medya üretimi alanında sektörel standartları belirleyen profesyoneller yetiştiriyor. Öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz? 90’lı yıllarda müzisyen olarak başladığım kariyerime, 2005 yılında SAE Berlin’de tamamladığım Ses Mühendisliği lisans eğitiminden itibaren ses mühendisi ve yapımcı olarak devam ediyorum. 2009 yılından itibaren de SAE Istanbul bünyesinde eğitmenlik ve yöneticilik görevleri üstleniyorum. SAE nedir? Ne zaman kuruldu? SAE Institute, 1976 yılında Avustralya Sydney’de kurulan; şu anda 26 ülkede 56 şubesi ve 15.000’den fazla aktif öğ-

84

SAE İstanbul’da ise şu an için Ses Mühendisliği ve Dijital Film & Animasyon olmak üzere iki program yürürlükte bulunuyor. Verdiğiniz eğitimlerde sizi diğer firmalardan farklı kılan nedir? SAE programları etkili ve içerik bakımından öğrencilerin ileride karşılaşacakları mesleki gerçeklere uygun biçimde düzenlenmiştir. SAE, medya üretimine ayak basan öğrencilerini teknik bakımdan her yönde becerisi olan, daha öğrenim sırasında uygulama tecrübesi kazanmış uzmanlar olarak yetiştirir. Mezunlar, endüstrinin üretim süreçlerine hemen girebilir ve

SAE eşsiz başarısını kendi geliştirdiği öğrenim felsefesine borçludur: Uygulamayla en yüksek düzeyde bağlantı, bireye göre şekillendirilen öğrenim süreci ve meslek hayatında geniş bir alana yayılan görevlere çok yönlü hazırlık. Diğer kuruluşların çoğundan farklı olarak, SAE enstitüleri başarılı bir ‘uygulamalı öğrenim’ stratejisi izler. Çünkü insan bir işi en iyi kendisi yaparak öğrenir. Öğrenim temel olarak, yoğun ve endüstrinin gereklerine uygun bir uygulama eğitimi olarak sunulur. Öğrenciler modern, zengin donanımlı, son teknolojiye uygun stüdyolarda bağımsız çalışarak, basit alıştırmalardan profesyonel projelere varıncaya kadar birçok iş sürecini uygulamalı olarak


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

teori derslerinin yanı sıra, öğrenimin büyük bir bölümü öğrencinin kendi seçebileceği zamanlarda, kendi başına yürüteceği uygulamalı çalışmalarla gerçekleşir. Medya alanında tecrübeli öğretim üyeleri çalışma süreçlerini denetler ve öğrencilerin sorularına cevap vermek ve onlara yardım etmek için sürekli olarak hazır bulunurlar. İstanbul dışında yurtiçi veya yurtdışı eğitim verdiğiniz yerler nerelerdir?

gerçekleştirirler. Böylece, genelde ancak meslek hayatında çalışarak kazanılan, değerli bir uygulama bilgisi elde edinilir. Teorik olarak öğrenilen bilgiler güncel ödevlerle uygulanır, öğrencinin sorunlara çözüm getirme yeteneği geliştirilir. Öğrencilerin kendi başarıları ve kendi yaptıkları keşiflerden zevk almaları, onları meslek alanında güçlü bir özgüven kazanma yolunda teşvik eder ve yol gösterir. Bunlar, ilerideki meslek hayatında yeri doldurulamayacak niteliklerdir. Eğitim yapınızdan biraz bahseder misiniz?

relere ihtiyacı vardır. Kişiye deneyip yanılmalar, yeni denemeler ve aynı zamanda kendi fikirlerini geliştirebilmesi için de zaman gerekir. Öğrenciler hem gerekli yaratıcılığı, hem de tekniği kullanımda profesyonel kontrolü ancak bu yoldan kazanabilir. SAE öğrencileri bu doğrultuda, kendi uygulama alıştırmalarını kendi ihtiyaçlarına göre kendileri planlar ve kendilerine esnek olarak sunulan çalışma ve alıştırma saatleri içinde zamanlamalarını diledikleri gibi ayarlarlar. SAE stüdyoları bu nedenle, başka eğitim kurumlarının stüdyolarının aksine, ticarî olarak kullanılmayan, sadece öğrenim amaçlı stüdyolardır. Böylece

Türkiye’de yürüttüğümüz eğitimler, İstanbul Beyoğlu’nda bulunan kampüsümüz dahilinde gerçekleşmekte. Ancak çeşitli kurumsal eğitimler ve etkinlikler çerçevesinde İstanbul dışında da faaliyetler yürütebiliyoruz. Yurtdışında ise tüm kıtalarda SAE enstitülerine rastlamak mümkün. Ancak kampüs sayısı bakımından Avrupa’nın öne çıktığını söyleyebiliriz. Online eğitiminizden bahseder misiniz? Hangi dillerde online eğitim veriyorsunuz? SAE Online, tüm medya alanlarında özel konulara yönelik modüler eğitim seçenekleri sunan ve bulunduğu yerden bağımsız olarak, internet bağlantısına sahip herkesin katılabildiği bir online eğitim platformudur. Eğitimler İngilizce verilir ve temel bilgiler kazandırmayı hedefler.

SAE Ses Mühendisliği ve Dijital Film & Animasyon eğitimleri tam zamanlı (1 yıl) veya yarı zamanlı (2 yıl) olarak şekillendirilmiştir. Tam zamanlı eğitim, haftada 10 saat teori ve ortalama 25 saat uygulama şeklinde gerçekleşirken, özellikle çalışan öğrenciler için düşünülmüş olan yarı zamanlı eğitimlerde haftada 5 saat teori, ortalama 15 saat de uygulama öngörülmektedir. SAE Institute bireysel öğrenme davranışını olabildiğince desteklemeye büyük önem verir. Bir şeyi anlamak ve denemek için her insanın farklı sü-

85


KIŞ’14

Ses mühendisliği eğitiminde hangi programlarda eğitim veriyorsunuz? Ses Mühendisliği eğitimlerimiz kapsamında kullanılan ana yazılımlar Avid Pro Tools ve Apple Logic’tir. Bunlarla birlikte, bazı konu başlıkları altında Steinberg Cubase ve Ableton Live yazılımlarına yönelik uygulamalarımız da mevcuttur. Bunlar haricinde sektörde standart olarak kullanılan birçok eklenti yazılım (plug-in) da eğitimlerimizin dahilinde kullanılmaktadır. Dünyada gelişen teknolojiler doğrultusunda kendini sürekli yenileyen SAE, öğrencilerine yalnızca bu teknolojilerin kullanımını değil, yeni karşılaşılan teknolojileri çözümlemenin ve onlara adapte olmanın yollarını da aktarmaktadır. Dijital film ve animasyon eğitiminden biraz bahseder misiniz? Bu program; yaratıcı, »hayallerindeki sinemayı« sürükleyici bir biçimde ekrana aktarmak isteyen, deneyler yapmaya hevesli, kamerayla çıkıp dolaşmayı seven, 2 & 3 boyutlu animasyon üretmeye ve compositing, colorgrading gibi post-production alanlarına meraklı, dolayısıyla kendi düşüncelerini ve hikâyelerini profesyonelce, tekniğine uygun bir biçimde dönüştürmeye ilgi duyan kişilere yöneliktir. SAE Digitial Film & Animation Programı, öğrenciyi bu kendine özgü sektörler için hazırlar ve mümkün olan en kısa öğrenim süresinin ardından, bu işkolunda hemen görev almasına olanak verir. Digital Film & Animation öğrenimi için ön bilgi gerekmez. SAE öğrenimi film ve animasyon üretim teknolojilerinin tümüne dair gereken bilgi temelini sağlar ve meslek hayatının çok çeşitli alanlarını derinlemesine tanıtır. Öğrencilerinize eğitim sonrası ne tür destekler veriyorsunuz? Her şeyden önce öğrencilerimiz, halen sektördeki profesyonel çalışma-

86

larına aktif olarak devam eden bir eğitmen kadrosu eşliğinde öğrenimlerini sürdürdüklerinden, SAE’deki ilk günlerinden itibaren bir iletişim ağı oluşturmaya başlarlar. Bu ağ sayesinde profesyonel dünyaya bir basamak daha yaklaşmış olurlar. SAE aynı zamanda öğrencilerine asistanlık ve stajyerlik imkanları sunabilmektedir. Böylelikle güçlü akademik temellerin ve teori bilgisinin uygulamalarla pekiştirilmesine ek olarak, sektörel bağların güçlendirilmesi ve gerçek hayat tecrübesi edinilmesiyle de başarılı bir kariyer için gerekli tüm birikimi elde ederler. Öğrencilerin uluslararası platforma geçişleri SAE camiası sayesinde kolaylaşır. Farklı SAE Lisans Eğitimi

Merkezleri (Degree Center), yaratıcı medya sektörünün dünya çapındaki en büyük öğrenim merkezleri olarak Bachelor (Lisans Derecesi) ve Master (Yüksek Lisans Derecesi) düzeyindeki öğrencilerin kullanımına açıktır. Uluslararası mezunlar birliğimiz SAE Alumni Association, hem eğitim sonrası iletişim ağını korumayı, hem mezunlarımızın kariyer takibini sağlamayı, hem de tüm dünyaya yayılan SAE ailesini düzenli olarak buluşturarak ortak çalışmalar yürütülmesini amaçlar. SAE Alumni’ye üye olan mezunlarımız, diledikleri zaman SAE enstitüsünde diledikleri derslere katılarak bilgilerini tazeleyebilir, yeni teknolojileri takip edebilirler. Bu sistem, SAE’de “hayat boyu öğrenim” olarak adlandırılır.


KIŞ’14

MAKALE

Bir an durup düşünelim… Evimize internetin girmeye başladığı, ülkemiz genelinde yayıldığı ve internetin nasıl daha verimli kullanılabileceğinin düşünüldüğü dönemler, günümüzden çok mu uzakta? Özkan Özbey

Ajans Dijital Kalem - Ajans Başkanı

Hayır, henüz çok yeni diyorsanız, cevabınız internetin hayatımızı nasıl hızlıca şekillendirdiğinin ve yaşamımızın önemli bir parçası olduğunun bir kanıtı durumunda… Geride bıraktığımız 10 yıllık süreçte öncelikle internetin, ardından internetin en çok vakit geçirilen alanı olan sosyal medyanın fikirlerimizi, alışkanlıklarımızı ve satın alma davranışlarımızı etkilediği, yeni bir dönemin başladığını görüyoruz. Bu yeni dönemde,

88

sosyal ağlar aracılığıyla yakın çevremizi kısacası kendi evrenimizle olan iletişimimizi dönüştürürken, tüketici kimliğimizle de kurumların sunduğu ürün ve hizmetleri şekillendirmeye başladık. Diğer bir deyişle kurumları, markaları, ürün ve hizmetlerini izlemeye başladık. Kurum felsefelerini derinden etkilediğimiz şirketler dahi oldu. Sosyal medya, bir anda şirketlerin hedef kitleleri ile zaman ve mekandan bağımsız olarak yüz yüze geldiği bir alan haline dönüştü. Müşteri sadakati, memnuniyeti ve sürdürülebilirliği sosyal medya ağlarıyla birlikte hayati öneme sahip bir hal aldı.

Bu etkili iletişim ağının gücünü fark eden şirketler, sosyal medya ağlarını etkin şekilde izlemeye, bu ağlar üzerinden de mevcut ve potansiyel müşterilerine ulaşmaya başladı. Bu gerçekliğin aksine, sosyal medyanın yeni müşteri hizmetleri kanalı olduğunu fark etmeyen birçok marka ise, günümüzde bu alanın dışında kalmaya ya da profesyonel destek almadan kendi yöntemleriyle hedef kitlelerine ulaşmaya çalışıyor. Ancak, bilinçlenen tüketiciye ulaşmanın zorlaştığı günümüzde, geleneksel sosyal medya yönetimi yöntemleri kullanan kurumların işinin daha da zorlaştığına tanık oluyoruz.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

Neden sosyal medya?

Sosyal ağların gözde ülkesi; Türkiye

Müşteri portföyünü genişletmek, potansiyel müşterilerine ulaşmak, markasını, ürün ve hizmetlerini tanıtmak kaygısını taşıyan kurumlar için halkla ilişkiler, reklam ve geleneksel pazarlama çalışmaları büyük önem taşıyor. Ancak bir yandan da dijital dünyanın, bireylerin sosyal kimliklerini ve satın alma davranışlarını etkilediği bir dönemde yaşıyoruz.

Geride bıraktığımız yılın son aylarında yayınlanan bir rapora göre dünyanın en büyük mikro-blog sitesi Twitter’ın kayıtlı kullanıcı sayısı 232 milyonu aşmış durumda. Facebook ise sosyal ağlar konusunda rakipsiz durumda. 1.2 milyar kişinin Facebook sosyal ağını kullandığına tanıklık ediyoruz.

Daha da derine inersek, tüketicilerin bir ürünü veya hizmeti almadan önce internette fiyat taraması yaptığı, karşılaştırdığı, diğer kullanıcıların yorumlarını okuduğu ve ardından satın alma kararı verdiği bir dönemdeyiz. Tüm bu gerçekler, markaların şeffaflaşmalarını beraberinde getiriyor. Diğer bir deyişle, kurumların online mecralarda hedef kitlelerine ulaşmalarını ve sürekli etkileşim halinde olmalarını gerekli kılıyor.

Ülkemize dönüp baktığımızda, TÜİK 2013 verilerine göre internet erişimi olan bireylerin yüzde 73,2’si interneti, sosyal gruplara katılmak amacıyla kullanıyor. Her ay 33 milyon kişi Facebook sosyal medya ağına giriş yapıyor, etkileşimde bulunuyor. Facebook’u günde en az bir defa aktif olarak kullanan kişi sayısı ise 19 milyondan fazla. Türk şirketleri ise Facebook kullanımlarında gün geçtikçe daha da tecrübeli hale geliyor.

Twitter’ın internet kullanıcıları arasında en popüler olduğu ülke ise Türkiye. Twitter’ın internet kullanıcıları arasındaki yaygınlık yüzdesi ülkemizde yüzde 31. Türkiye’nin internet nüfusu 37 milyona yaklaşırken ve ülkemizdeki Twitter kullanıcı sayısı ise 11.3 milyon olarak sunuluyor. 200 milyon kullanıcı sayısını aşan Linkedin’in gözdesi de Türkiye. Linkedin kullanıcılarının artışı konusunda Türkiye, üst sırada yer alıyor. Kullanıcı sayısının artışı konusunda ikinci sırada Kolombiya, üçüncü sıradaysa Endonezya bulunuyor. Görüldüğü üzere, Türkiye’de yeni medya ortamlarının yaygın ve yoğun kullanımı söz konusu. Sosyal medyanın yeni müşteri hizmetleri kanalı olduğunu fark etmeyen, müşteri sadakati ve sürdürülebilirliği konusunda henüz adım atmayan ya da profesyonel destek almayan kurumları zor günlerin beklediği aşikar.

89


KIŞ’14

HABER

2014’TE TEKNOLOJİ MODASI

NE OLACAK?

Teknoloji ile içiçe yaşamaya alıştık. Kolaylıklarını işimizde ve özel yaşamımızda görüyoruz. Ama bazen de teknolojinin esiri haline geliyoruz.

1970’lerde, bugün her köşe başından para çekmemizi sağlayan ATM’ler tasarlandı, 1990’ların sonu birçoğumuz MP3 çalarlarla tanıştık, askeri amaçlı kullanım dışında GPS 2000’lerin başında hayatımıza girdi, gene 2000’lerin başında herkesin mesaj yazdığı ve konuştuğu bir cep telefonu vardı, bilgisayar kullanımı ve internet aynı dönemde hızla yaygınlaştı.

vazgeçilmez parçası oldu. Bugün gözlük, saat gibi aksesuarların teknolojik açılımlarını konuşuyor, teknolojiyi daha da yakınımıza getirmenin yollarını arıyoruz. Wired dergisi 2014 yılını giyinebilir teknoloji yılı olarak nitelendiriyor. Akıllı saatlerden sağlık monitörü cihazlara kadar yepyeni aksesuarlar bizleri bekliyor. Yüzük, bilezik veya kemer seçiminde ön plana çıkan görsel tasarımların yanında işlevsellik herşeyin üzerinde olacak.

Pebble teknolojide yeni bir dalga başlattı

İlerleyen yıllarda interneti yanımızda taşımak istedik, ilgimiz akıllı telefonlara kaydı, mobil pazar büyüdü, akıllı telefonlar elimiz ayağımız oldu. 20082009 iPhone; 2010 iPad yılıydı. Teknolojik araçlar zaman içinde yaşamımızın

Teknoloji bilgisayar, akıllı telefon, tablet gibi yanımızda taşıdığımız görece, büyük cihazlar, kompakt ve üzerimize giyebileceğimiz veya takabileceğimiz, herzaman yanımızda vücudumuzun bir parçası haline gelecek.

Pebble Technologies’in kurucusu Eric Migicovsky’nin amacı, 100.000 dolar toplamak ve ilk etapta 1.000 Pebble üretmekti. Proje Kickstarter’da yayınlandıktan 2 saat sonra bu hedefine ulaşmış, 6 gün içinde Kickstarter’ın

2014 yılına ne damgasını vuracak?

90

Eric Migicovsky’nin akıllı saati Pebble yüzlerce yatırımcının sponsorluğuyla 10 milyon doların üzerinde rekor fon toplayan bir teknoloji girişimi. 18 Mayıs 2012’de kitlesel fonlama sitesi Kickstarter (Crowdfunding) aracılığıyla ‘Pebble: iPhone ve Android için E-Kağıt Saat’ projesi 68.929 kişi tarafından desteklendi.


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

gelmiş geçmiş projeleri içinde rekor kırmıştı. 37 gün sonunda nihai bir rekor mevcuttu: 10.266.845 Dolar. Toplanan meblağ belki Migicovsky’yi de şaşırtmıştı ancak Pebble’a olan ilgiyi Migicovsky çok daha önceden keşfetmişti. 4 yıldır bu ürün üzerine çalışıyordu ve Pebble’in ilk örneklerini ne zaman arkadaşlarına gösterse, arkadaşlarının gözlerinin parladığını, büyük bir ilgiyle sorular sorduklarını ve böyle bir ürüne çok ihtiyaç duyduklarını görüyordu. Pebble nedir? Pebble siyah-beyaz e-kağıt görünümlü, gelen emaillerinizi, çağrı ve mesajlarınızı titreşim yoluyla bildirme özelliğine sahip bir akıllı saat. Açık API sayesinde araç için tasarlanmış binlerce uygulama mevcut. Örneğin, Pebble Canvas ile kişiselleştirebildiğiniz bir saat görünümü seçebiliyor, hava durumu, takvim, borsa bilgileri gibi bilgileri ekranına yansıtarak anlık takip edebiliyorsunuz. Pebble aslında bir aracı: akıllı telefonunuzu bir saat aracılığıyla vücudunuzun bir parçası haline getiren bir aksesuar. Pebble fikri 2008’de Migicovsky, Kanada’daki Waterloo Üniversitesi’ne giderken doğmuş: Bisiklete binerken telefon mesajlarından ve e-postalarından haberdar olmak isteyen Migicovsky, Blackberry ile çalışan, bir parça metale sarılı bir devre kartı tasarlamış. InPulse adını verdiği bu cihazdan birkaç yüz tane üretip 150’şer dolara sattıktan sonra California’ya taşınmaya karar vermiş. Silikon Vadisi’nin yakınında olmak hayatını değiştirmiş, Kanada’da herhangi bir donanım üretmiş kimseyle karşılaşmazken, California’da tanıştığı herkes donanım üretmekteymiş. InPulse’ta deneyimlediği problemleri çözebileceği yeni bir ürünün çalışmalarına hızla başlamış ve hem iPhone hem de Android ile çalışabilen direkt güneş ışığında görünebilen, su ge-

çirmeyen ve haftada bir şarj edilerek çalışan Pebble’ı tasarlamış. İlk etapta sponsor bulma aşamasında çok güçlük çekmiş. Yatırımcılar ya donanıma yatırım yapmaya sıcak bakmamış ya da akıllı saat için pazar olmadığını düşünerek projeye para yatırmamışlar. Ta ki Migikovsky tüm alternatifleri tüketip Kickstarter’a yönelinceye kadar… Akıllı saat iWatch ile evrimleşebilir Pebble akıllı saat pazarında tek değil, 18 markanın akıllı saati var. Samsung’un Galaxy Gear, Qualcomm’un Toq’u, Sony’nin akıllı telefonu ve tabii 1 sene içinde çıkması beklenen Apple’ın çok konuşulan iWatch’ı. Pebble’ın ana fikrinin üzerine koyarak akıllı telefon fikriyle bir devrim yapacağını açıklıyor Apple’ın kurucu ortağı Wozniak: ‘Tüm akıllı telefon ve interneti bileğinize getireceğiz’ diyor. iWatch’ın piyasaya çıkış tarihiyle ilgili haberler karışık. Birkaç ülkede patent başvurusu yaptığını biliyoruz. The Diplomat’ın haberine göre, iWatch ancak 2014’ün sonuna doğru satışa sunulacak. Apple’ın gizlilik konusundaki titizliği göz önüne alınırsa, iWatch ile ilgili ne kadar ketum davrandığını ve davranacağını kestirebilirsiniz. iWatch’la ilgili çok çeşitli spekülasyon mevcut: Uzun pil ömrüyle ilgili çalışmalar yapıldığı biliniyor. Ayrıca kadın ve erkek için iki farklı tasarım üzerinde çalışıldığı söyleniyor. Kadın ve erkek versiyonlarının boyutlarının farklı olabileceği söylentiler arasında.

Google Glass ile gözlük takmaya özenilebilir Giyilebilir teknolojide saati, gözlük takip ediyor. Google Glass’ın resmi websayfasına girdiğinizde ‘Camın ardından bir dünyaya hoşgeldiniz’ diye bir slogan gözünüze çarpıyor. Neler yapabiliyor Google Glass? Vereceğiniz sesli komutlarla resim ve video çekiyor, canlı video çekimlerini anında paylaşabiliyor, navigasyon işlemi görüyor ve Google Maps’teki gibi gideceğiniz yeri yön bildirerek tarif ediyor. Konuşarak mesaj atmanızı sağlıyor. Google’da arama yapar gibi Glass’a konuşmanız ve aradığınız bilgiye saniyeler sonra kavuşmanız mümkün. Google’ın çeviri hizmeti sayesinde Çin’de sebze meyve alışverişini Çince yapabilirsiniz. Google Glass’ın tasarımı işlevleri kadar çekici. Hafif ancak sağlam olduğu vurgulanıyor. Kömür, portakal rengi, mavi, beyaz ve kahverengi tonlarında renk seçeneği var. Görüntüsü modern, sade ve şık. Yüzünüze yakışacak yalın bir aksesuar.

91


KIŞ’14

Tabii insanı en çok cezbeden, insana neredeyse süper güç veren yapabilirlikleri. Amerika genelinde kısıtlı sayıda Google Glass meraklısına gözlüğün prototipi bir süredir denettiriliyor ve Glass’ın nasıl geliştirilebileceği kullanıcıların deneyimleri doğrultusunda şekillendiriliyor.

dönüştürecek mi? Çok tartışılan dev şirketlerin birbirleriyle hatta kendi içlerinde çelişkiye düştükleri bir konu bu. Kesin olan şu ki; tamamlayıcı da olsa, teknolojiyi tamamen değiştirip kompakt, stilize ve mobil hale getirse de, pazarda insanların yaşamını kolaylaştıran ürün çeşitliliğine yer açılacak.

Söylentilere göre 2014’ün ilk yarısında önceden verilmiş Google Glass siparişleri sahiplerini bulacak ve Google Glass resmen piyasaya verilecek.

Her yeni teknoloji yeni problemlerle hayatımıza giriyor

Dev teknoloji pazarı yeni bir dev yaratıyor Teknoloji devlerinin yatırımları, ilk örneklerini gördüğümüz ürünleri ile teknoloji sevenlerin günden güne artan ilgisi, giyinebilir teknoloji pazarını kısa sürede hızla büyüyecek yıldız pazar ilan etmiş durumda. Araştırma firması Gartner’ın tahminlerine göre, giyilebilir teknoloji pazarı sadece 3 yıl içinde 10 milyar dolar değerinde olacak. Giyilebilir teknoloji pazarı bilişim teknolojisinde tamamlayıcı mı olacak, yoksa teknolojiyi tam anlamıyla

92

Google Glass gibi teknolojiler beraberinde özel hayata saygı ve gizliliğe dair tehditler oluşturuyor. Örneğin, bazı özel mekanlarda, restoran ve kulüplerde yönetim Google Glass takılmasını uygun bulmuyor, üyelerinin özel yaşamlarını korumak istiyorlar. Aslında aynı durum istediğiniz anda video veya resim çekebileceğiniz akıllı telefonlarda da var ancak Google Glass daha pratik, hızlı ve önlenmesi zor. Google Glass yeni bir teknoloji. Cep telefonları son 10 senede nasıl toplum içinde kabul gördüyse ve nezaket kuralları içinde yerini aldıysa – ya da nezaket kuralları genişlediyse - (Örneğin, her zaman her yerde cep telefonuyla

konuşmanın kabul edilir olması gibi), Google Glass gibi teknolojiler de günlük yaşamımızda yerlerini bulacak. İşletmeler için yeni güvenlik ve kontrol sorunları teşkil edecek bu araçlar yepyeni iş alanları doğuracak. Şirketlerin bilişim teknolojilerini sağlam bir politikayla yönetebilmeleri için bu yeni araçları kabullenmeleri ve çalışanlarının Google Glass’ını network içine güvenli bir şekilde bağlamanın yollarını bulmaları gerekli. Şirket genelini düşündüğünüzde bu yüzlerce ekstra dijital aracın Wi-Fi veya Bluetooth ile network’e bağlanması, internet hızının yavaşlaması, internet hizmetleri için çok daha yüklü faturaların ödenmesi anlamına gelecek. Bilişim departmanına daha çok problem giderme telefonu edilecek, çalışanların performansı akıllı saatleriyle oynamaktan veya Google Glass gözünde hayal dünyasına dalmaktan düşecek…. Öyle ya da böyle giyilebilir teknoloji 2014’ten itibaren özel ve iş yaşamımızın içinde olacak… Hazırlık yapmaya gecikmeyelim. www.dunya.com


KIŞ’14

MAKALE

e-ticaretten

sosyal ticarete...

Son dönemlerde, sıklıkla duymaya başladığımız kavramlardan biri Sosyal Ticaret. Araştırma ve ölçümleme safhası halen devam ediyor olmasına rağmen, pazarlama dünyasının dikkatini epey çekmiş olduğu açık.. Peki, Sosyal Ticaret tam olarak neyi ifade ediyor?

Zeynep Alpdoğan

Medya İlişkileri Uzmanı

Elimizde iki küme olduğunu düşünelim. Birinde, etkisi ve hacmi günden güne artan E-Ticaret. Diğerinde ise, son yılların en önemli iletişim mecralarından olan Sosyal Medya. Ve şimdi bu iki kümeyi birleştirelim. İşte, Sosyal Ticaret denilen kavram, tam olarak bu iki kümenin kesiştiği noktada yer alıyor. Sosyal medya kullanımın yaygınlaşmasıyla birlikte internet üzerinden yapılan alışverişin de “sosyalleştiğini” görüyoruz. Yani tüketiciler Facebook, Twitter, İnstagram, Foursquare gibi sosyal medya platformlarında ürünler, markalar ve hatta mekanlar hakkında olumlu ya da olumsuz deneyimlerini

94

paylaşarak önemli bir etkileşim sağlayabiliyorlar. Tıpkı geleneksel ticarette olduğu gibi, e-ticarette de marka ve ürünler hakkında yapılan yorumlar arkadaş çevresince değer görüyor. Sosyal çevreye duyulan güven, çoğu zaman satın alma davranışını doğrudan etkileyebiliyor. Sosyalleşmenin oldukça önem taşıdığı sosyal medya platformlarındaki “arkadaş” sayıları azımsanmayacak rakamlarda olunca; yapılan her yorum, beğeni ya da şikayetin önemi de artmış oluyor. Sosyal platformlarda arkadaş çevresinin etkisinin yanısıra; forum, blog ve mekan sitelerinin de önemi tartışılamaz. Birçoğumuz, bir ürünü satın almadan önce arama motorlarında araş-

tırmalar yapıyoruz ya da bir mekana gitmeden önce mekanla ilgili yorum ve şikayetlere göz atıyoruz. Dolayısıyla tüketicinin etkileşim içine girdiği çevre, sadece kendi arkadaş çevresi ile de sınırlı kalmıyor. Devasa bir “ağızdan ağıza iletişim” söz konusu oluyor. Hal böyle olunca firmalar da sosyal medya platformlarının e-ticaret üzerindeki etkisinin farkına vardılar. Üstelik kurumlar sosyal medya platformlarına; “insanın olduğu her yerde ticaret vardır” prensibiyle yaklaşıyorlar. Aslına bakılırsa oldukça doğru bir yaklaşım. Facebook sayfası üzerinden web sitesine yönelerek yapılan alışveriş rakamlarının, bu prensibi desteklediğini gösteriyor. Sosyal ticaretin sadece


MARKA, LiSANS ve MEDYA DERGiSi

müşteri ilişkilerini düzeltmeye yarayan bir platform olmadığı ortada. Sosyal ticaret, sosyal medya platformlarını da bir satış kanalı olarak konumluyor. Twitter üzerinden satışların başlaması, Facebook’a ürün satışını mümkün kılacak “want” seçeneğinin ekleneceği düşüncesi bunu destekliyor. Aslında sosyal ticareti; satın alma öncesi araştırmalar, satın alma ve satın alma sonrasındaki deneyim paylaşım-

larını kapsayan bir süreç olarak ele almak çok daha doğru olacak. Firmalar da iş stratejilerini tüm bu süreçleri destekleyecek şekilde geliştiriyorlar. Örneğin; De Facto markası “Sosyal Ekran” uygulamasıyla bu konuda ilk hamleyi yapan yerli firmalar arasında gösterilebilir. Defacto.com.tr sitesinden hayata geçirilen “Sosyal Ekran” uygulamasında, müşteriler bir ürün hakkında Facebook ve Twitter üze-

rinden yorum yapabiliyor, yapılan yorumları okuyabiliyor ve buradan ürünü satın alabiliyor. E-ticaret siteleri de sosyal medya ile entegre olma safhasına gelmiş durumdalar. Dünyanın en önemli e-ticaret sitelerinden olan amazon.com üzerinden incelenen bir ürün, istenildiği taktirde Facebook, Twitter ve Pinterest gibi sosyal platformlarda paylaşılabiliyor, yorumlar yapılabiliyor. Aynı şekilde zappos.com “tweetwall” uygulamasıyla kullanıcılarına önemli bir ‘Sosyal Ticaret’ hizmeti sunuyor. İncelenen ürünle ilgili tüm Twitter yorumlarını bir duvarda toplayarak müşterilerine sunuyor. Örneklerin sayısını çoğaltabilmek mümkün. Ancak henüz beklenen yaygınlığa ulaştığı söylenemez. Sosyal Ticaretin pazarlama dünyasında estireceği fırtına, tahminlerin de üzerinde olacağa benziyor. Sosyal medya entegrasyonunu henüz tamamlayamamış, sosyal ticaretin öneminin farkına varamamış kurumların bu konuda stratejiler üreterek iş üretimine hızlıca geçmelerinde fayda var…

95


KIŞ’14

FUARTAKVİMİ YURTİÇİ FUARLAR DISCOP İSTANBUL 2014 Televizyon ve Online İçerik Fuarı 04 - 06.03.2014 ICEC - İSTANBUL

JEWELRY SHOW

İstanbul Uluslararası Mücevherat, Saat ve Malzemeleri Fuarı 20 - 23.03.2014 İFM - İSTANBUL

PRIVATE LABEL İSTANBUL

Özel Markalı Ürünler Fuarı 27 - 29.03.2014 İFM- İSTANBUL

PROMOTÜRK 2014

Profesyonel Promosyon Ürünleri, Hediyelik Eşya ve Tanıtım Malzemeleri Fuarı 03 - 06.04.2014 İFM - İSTANBUL

KIRTASİYE & OFİS 2014 20. Uluslararası İstanbul Kırtasiye, Kağıt, Okul ve Ofis Ürünleri Fuarı 09 - 13.04.2014 İFM - İSTANBUL

İTVF

Görsel ve İşitsel Yayıncılık Teknolojileri Forum ve Fuarı 12 - 14.06.2014 HALİÇ KONGRE MERKEZİ İSTANBUL

96

YURTDIŞI FUARLAR PRINTING SOUTH CHINA

21. Güney Çin Uluslararası Matbaa Endüstirisi Fuarı 03 - 05.03.2014 GUANGZHOU - ÇİN

PAPERWORLD MIDDLE EAST

Ofis Malzeme ve Ekipmanları, Kırtasiye Fuarı 04 - 06.03.2014 DUBAI - BAE

CeBIT

Uluslararası Bilgisayar ve Bilişim Fuarı 10 - 14.03.2014 HANNOVER - ALMANYA

BOLOGNA CHILDREN’S BOOK FAIR

Uluslararası Kitap Fuarı 24 - 27.03.2014 BOLOGNA - İTALYA

KAZACHOK 2014 LICENSING FORUM

Uluslararası Lisans Fuarı 01 - 02.04.2014 PARİS - FRANSA

LICENSING EXPO 2014

Las Vegas Uluslararası Lisans Fuarı 17 - 19.06.2014 LAS VEGAS - ABD


© 2013 YUKO SHIMIZU / TACT.C.INC


Şehrin Yeni Kedisi Angel Cat Sugar; melekler dünyasının prensesi, utangaç ve sakin. Müzik dinlemeyi, kitap okumayı ve açık hava aktivitelerini seviyor. Ayrıca incinmiş duyguları iyileştirmek ve herkesi mutlu etmek gibi güçleri var.

Angel Cat Sugar, ‘Hello Kitty’ karakterinin çizeri Yuko Shimizu’nun yeni eseridir. Angel Cat Sugar, ilk olarak 2002 yılında Japonya’da tanıtıldı ve 2005’te Avrupa’ya, 2010’da ise ABD’ye sunuldu. Angel Cat Sugar tanıtıldığı günden bu yana, lisans dünyası üzerinde olağanüstü bir etki bıraktı ve kalplerin yeni kahramanı olmayı başardı.

© 2013 YUKO SHIMIZU / TACT.C.INC

Hedef Kitle Bebek ve Çocuklar, Gençler, Genç Anneler, Yetişkin Bayanlar, Moda Takipçileri

Küresel pazarda, 40’tan fazla ülkede 30 milyon $’dan fazla satış, Avrupa’da 30, dünya genelinde 80’den fazla lisansiye, Çok geniş ürün yelpazesi, Facebook’ta 15 bin hayran, Twitter’da 12 bin takipçi,

Türkiye’deki Lisans Hakları ‘Lisans Medya’ tarafından verilmektedir.

LisansMedya brand, media and licensing agency

3F Meiwa Bldg. 4-1-3 Hongo, Bunkyo-ku, Tokyo 113-0033, Japan T: +81-3-3815-7901 | info@tact-com.jp www.tact-com.jp

İzzettinbey Cad. Atalar Sok. No:15/1 34696 - Üsküdar, İstanbul - TÜRKİYE T: +90 (216) 532 78 11 | info@lisansmedya.com www.lisansmedya.com



License Time Kış 2014