Issuu on Google+

Sayı: 1 / Nisan 2012

Yılda bir kez yayınlanır • Fatih Üniversitesi Coğrafya Kulubü Yayin Organı

19 Asrın projesi; Marmaray 26 Best Of Travel 2012 64 Dünyanın Kenarındaki Donmuş Yarımada: KAMÇATKA… 52 Nükleer Enerji; Fâciâ Mı, Çözüm Mü? 22 Röportaj- CBS Bir Tercih Değil, Mesleğinizin Bir Parçasıdır... 76 Teknolojinin Coğrafya’ya Sundukları 60 Türkiye’nin En Büyük Konteynır Limanı... AMBARLI 34 Volkan Camı..OBSİDİYEN 32 Yeni Nesil Coğrafya Takıları 44 Yıkılmış Şehirden Açılan Bir Pencere: ÇADIR KENT VAN PUSULA.indd 1

3/30/12 3:00 AM


PUSULA.indd 3

3/30/12 3:00 AM


Editör

NİSAN 2012 PUSULA Yıllık Yayınlanan Coğrafya Dergisi Sahibi Fatih Üniversitesi Coğrafya Kulübü Coğrafya Külup Başkanı Halil İbrahim Erdem Editör Ceren İlgün Editör Yardımcısı Tuğba Esen Yazı ve Araştırma Asiye Mevlitoğlu Ayaz E. Keskin Betül Karakaş Birsen Köse Büşra Şahintürk Dilek Dal F.Betül Yıldız Gamzenur Büyükşahin Halil İbrahim Erdem Halise Cansın Toprak Kübra Kılıç Mehmet Hasırcı Merve Atalay Selma Toklucu Tolga Korkusuz Zeliha Süslü Müşerref Özbey Gökhan Düzyurt Görsel Sanat Yönetmeni Ferhat Gedik www.ferhatgedik.com info@ferhatgedik.com http://geography.fatih.edu.tr/ geoclub@fatih.edu.tr geoclup@gmail.com http://www.facebook.com/F.U.Geoclub https://twitter.com/#!/cografya_fu

GEÇMİŞİN İZİNDE YENİ ADIMLAR “Bilimler Tarihinde Kültür” başlıklı bir yazı okurken oradaki bir cümle ilerlemekte olduğumuz yolun ne denli önemli olduğunu bir kez daha kanıtlar nitelikteydi. Yazıda “Bütün dünyanın İbn-i Heysem anılmadan fizik ilminden, İbn-i Sina’sız tıp ilminden, İz El Cezeri’siz sibernetik bilimi ve robotik, Haremi’siz matematik, Cabir bin Hayyan’sız kimya, Biruni’siz tabiat ve Mesudi’siz coğrafya bilimlerinden söz edilemeyeceğini anlayacaktır” yazıyordu. Dönemin, tarihte bize öğretilen “karanlık çağa” denk geldiği görülse de bu tartışıladursun, önemli bilimlerin arasında yer alan coğrafyanın yalnızca Orta Çağda değil insanoğlunun yere ayak basmasıyla ortaya çıktığı bilinmektedir. Çünkü coğrafya yeryüzünün fiziki ve beşeri bileşenlerini, insanı merkeze koyarak aralarındaki etkileşimi inceleyen bir bilim dalıdır. Zamanla ihtiyaçlar çerçevesinde alt

dallara ayrılmıştır. Günümüzde en çok bilinenleri ise klimatoloji, jeoloji, hidroloji, ekoloji, biyoloji, sosyoloji, astronomi ve ekonomi bunlardan sadece birkaçıdır. Bundan dolayıdır ki coğrafya sadece yer adları ezberleten, dağ, taş, ova öğreten bir bilimden ibaret değildir. Kuşkusuz bu bilimin ne anlama geldiğinin, ilgi alanlarının, metotlarının ve öneminin kavranışına hem geçmiş ilmini hem de günümüz gelişmelerini harmanlayarak hazırlamış olduğumuz bu dergiyi siz değerli okurlarımıza sunmaktan keyif duymaktayız. Çalışmamız da manevi desteklerini ve bilgilerini bizden esirgemeyen hocalarımıza, yazılarıyla katkıda bulunan her bir arkadaşımıza teşekkürlerimi sunarım. Keyifle okumanız dileklerimle.. Dergi Editörü Ceren İLGÜN • cerenil@hotmail.com

*Tüm Hakları Fatih Üniversitesi Coğrafya Kulübüne Aittir.

PUSULA.indd 5

3/30/12 3:00 AM


04-05

PUSULA.indd 6

İÇİNDEKİLER

3/30/12 3:00 AM


İÇİNDEKİLER NİSAN 2012

06

KOROZO DÜĞMELERİ

08

ALTIN ÇAĞ VE MERYEM EL-USTURLABİ

10

HIZLI TREN

14

TÜRKİYEDEKİ ULU CAMİLER

18

ASRIN PROJESİ MARMARAY

22

RÖPORTAJ: YRD.DOÇ.DR. AHMET KARABURUN

26

2012 GEZİ ÖNERİLERİ

32

COĞRAFYA TAKILARI

34

OBSİDİYEN VOLKAN CAMI

38

KENTSEL TASARIM

44

VAN DEPREMİ

52

NÜKLEER ENERJİ

56

HER UYGARLIKTA

14

70

52

GÜCÜN SİMGESİ: ALTIN

PUSULA.indd 7

60

AMBARLI LİMANI

64

GEZİ: KAMÇATKA

70

DENİZLER: KÖPEKBALIKLARI

72

COĞRAFYACILAR ARAZİ ROTASINDA

76

TEKNOLOJİ

80

YORUM

82

BÜYÜKÇEKMECE GÖLÜ

92

ETKİNLİKLER

08 3/30/12 3:00 AM


06-07

PUSULA.indd 8

PERSPEKTİF

3/30/12 3:00 AM


yAĞMUR ORMANLARINDA

bir çekirdek

Merve Atalay • merveatalay-89@hotmail.com

Korozo Yağmur ormanlarında yetişen bir tür palmiye ağacının çekirdeğidir. Düğme yapımında da kullanılan bu çekirdeğin üstün teknolojiye sahip makinalarda şekillenip hayatımızda edindiği yer oldukça ilginçtir.

O

rta Amerika’da yağmur ormanlarının ülkesi Ekvator’un kıyı şeridinde yetişen çok nadide bir meyvenin çekirdeğidir “Korozo”. Kozalağımsı yapıdaki bir tek erkek meyve etrafında yaklaşık on adet dişiden oluşuyor. Kozalağın içinde kuş yumurtasına benzer kabuklu bir meyve bulunuyor. Korozo da ilk olarak bu kabuklu meyvenin içinden çıkıyor hemde jel kıvamında. Hatta yerli kabileler bu haliyle tüketiyormuş meyve olarak. Yerlilerin tükettiği bu jel şeklindeki meyvenin tadı nasıldır bilemeyeceğiz ama kurutulduktan sonra hem Ekvator ekonomisine, hem Türkiye ekonomisine hemde Dünya ekonomisine etkileri oldukça fazla. Korozo sayesinde gelir elde eden bölge halkı, iş ve kazanç uğruna başka bir bölgeye göç etme gereksinimi duymuyor böylece ülke popülâsyonu da dengede kalıyor. Ayrıca bölge halkı, geçim kaynağı olan palmiye ağaçlarının kesilmesinin önüne geçerek, doğanın düzenli işleyişine de katkıda bulunuyor. Son derece çevre dostu olan Korozo düğmeleri hiçbir kimyasal içermiyor. İnsan sağlığına zararlı hiçbir madde içermeyen düğmelerin 1 ay gibi kısa bir sürede geri dönüşen Korozo düğmelerinin üretimi Ekvatorlu ilkel kabilelerin elinde. Küçük atölyelerde kurutularak “rondelâ” denilen hale geti-

PUSULA.indd 9

riliyor. Daha sonra düğme olarak kullanılmak üzere diğer ülkelere satılıyor. Bu sayede Ekvatorlu yerliler hem ekmeklerini çıkarıyor hem de yağmur ormanları zarar görmemiş oluyor. Ürün bu yüzden, Birleşmiş Milletlerin ‘ticareti desteklenmesi gerekenler’ listesinde. Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de önemli bir yeri olduğunu söylemiştik bu minik düğmelerin. Tekstil malzemesi olan Korozo düğmelerinin Türkler tarafından keşfedilişi ise oldukça ilginç. İşletme mezunu iki kardeş tarafından müşterileri vasıtasıyla keşfedilmiş, derken Ekvatorlu imalatçı firmadan hazır düğme ithalatına başlamışlar. Ekvator düğmeleri o kadar tutmuş olacak ki Türkiye ithalatında %70’lik paya ulaşmışlar. Ancak uygun fiyata satıldığından ilk etapta çok tutulan düğmeler zamanla İtalyan Korozo düğmelerin kalitesiyle boy ölçüşmekte zorlanmış. Ancak Türklerin parlak zekası bu düğmelere de yansımış. Düz beyaz renkte aldıkları düğmeleri boyayıp, farklı tasarımlarla şekillendirmişler. Zamanla talebi karşılamakta bu uygulama da yetersiz kalmış. Böylelikle, 2003 yılında başlamışlar korozo düğme üretimine. Şimdilerde firmanın gelirinin yüzde kırkını oluşturuyor. Ayrıca Orta Amerika ülkesinin geçimine yıllık 1 buçuk milyon dolar katkı sağlıyorlar.<

3/30/12 3:00 AM


08-09

PERSPEKTİF

ALTIN ÇAĞ VE MERYEM EL-USTURLABİ Usturlap elimizde tutabileceğimiz şekilde küçük bir tablettir. Eski zamanlarda yön bulmak ve zamanlama aleti olarak kullanılan usturlabın yerini şimdilerde pusula, saat ve uydu cihazları gibi aletler almıştır Büşra ŞAHİNTÜRK • sahinturk__busra@hotmail.com

K

onumuz altın çağımızın bilinmeyenleri, unutulanları, yitirilenleri… O zamanlardan bugünlere ışık tutan bilim insanlarımız... Robotik ilminin babası ve sibernetik uzmanı, krank milinin mucidi ve sanayi devrimine yol açan El-Cezeri.. Optik biliminin kurucusu, sinema ve fotoğraf makinası gibi pek çok teknolojinin temel prensibini bulan İbn-i Heysem.. Günümüzde onun icat ettiği tıp ve ameliyat aletleri hala kullanılan El-Zehravi.. Dünyada Amerika haritasını ilk sıfıra yakın hatayla çizen Piri Reis.. mimaride hala çözülemeyen sırlarıyla Mimar Sinan.. Ve navigasyon aletlerinin ilk hali olan usturlabı geliştiren Meryem El-İcliyye.. Meryem El-İcliyye altın çağın en mükemmel kadınlarından biri olarak anılır. Zamanında diğer kadınların aksine kendine bir meslek edinmiş ve bilimle uğraşmaya icatlar yapmaya gönül vermiştir. Meryem Elİcliyye usturlap ustası olan babasının yanında çıraklık yapmış ve O da babası gibi usturlap ile uğraşmıştır. Peki usturlap nedir? Usturlap bir astronomi aletidir. Kullanım alanları ise; • Astronomide çeşitli problemlerin grafik olarak gösterilmesi, • Yıldızların yükseklik açılarının ölçülmesi, • Enlem dairelerinin belirlenmesi, • Zaman ölçümü, • Burçlarla ilgili bilgilerin elde edilmesi.

Usturlap elimizde tutabileceğimiz şekilde küçük bir tablettir. Eski zamanlarda yön bulmak ve zamanlama aleti olarak kullanılan usturlabın yerini şimdilerde pusula, saat ve uydu cihazları gibi aletler almıştır. Bu alet zamanından bu yana eski yada gelişmiş haliyle insanların ve gezginlerin dünyayı dolaşmalarını sağlamıştır. Meryem El-İcliyye babasından aldığı bu mirasla, edindiği bilgilerle ve geliştirdiği yöntemleriyle zamanından bu yana ışık tutmayı başarmış, günümüz insanı tarafından bilinmese de bilime çok şey katmıştır..

PUSULA.indd 10

TANINMA NOKTASI 1001 İCAT VE SIRLAR KÜTÜPHANESİ SERGİSİ Meryem El-İcliyle ve diğer unutulan bilim adamlarımızı tanımak, anmak ve icatlarını günümüz insanına göstermek amacıyla geçtiğimiz yıl İngiltere başta olmak üzere bir çok ülkede 1001 İcat ve Sırlar Kütüphanesi adı altında bir sergi yapılmıştır. Amaçları dünyanın İslam Mirasını keşfetmesi, Yunan ve Roma medeniyetleri ardından Sanayi Devrimi’ne kadar olan ki bin yılı aşkın anlatılmamış bilim ve kültür hikâyelerini ortaya çıkarmak ve İslam’ın, Orta Çağ ya da karanlık çağ diye adlandırıldığı bir dönemde bilimsel ve kültürel başarılarına dair farkındalığı artırmaktı. Aynı zamanda sergi için bir film çekilmiş ve bu film New York Festivali, Amerika Uluslararası Film Festivali (Los Angeles), Hamburg (Almanya) ve IVCA (Londra) Film Festivallerinde 15’ten fazla uluslararası “En iyi Film” ödülünü kazanmıştır. <

3/30/12 3:00 AM


Bir rivayete göre de usturlabı ilk keşfeden ve bu konuda ilk kitap yazan kimse Abbasi devri astronomi alimlerinden Ebu İshak el-Fezari’dir. İslam dünyasında ilk kullanan da kendisidir. Bu konu hakkında kitap yazan diğer alimler El-Biruni, Nasirüddin Tusi ve Habeşül Hasib’dir.

PUSULA.indd 11

3/30/12 3:00 AM


10-11

PUSULA.indd 12

ULAŞIM

3/30/12 3:00 AM


KISALAN MESAFELERİN PEŞİNDE

HIZLI TREN Gamzenur BÜYÜKŞAHİN • gnbuyuksahin@gmail.com

Birçok ülke hızlı treni 1900’lü yıllarda kullanmaya başlamıştır. Bundan dolayı bu ülkelerin ulaşımları daha hızlıdır ve kolaydır. Aynı zaman da da hızlı tren bağlamında bir çok yenilik yapmışlardır.

H

ızlı tren, normal trenlere göre daha hızlı yolculuk etme olanağı sağlayan bir demiryolu aracıdır. Genel olarak saatte 200 km’den yüksek hızlara çıkabilen tren türü olarak kabul edilmektedir. Türkiye’de Ankara-Eskişehir hattında bulunan ve 245 km mesafeyi 1 saat 25 dakikada kat eden hızlı tren, Türkiye’nin ilk hızlı trenidir. Türkiye’nin 2. hızlı treni ise Ankara-Konya hattındaki trendir. 306 km’lik mesafeyi 1,5 saatte kat eden tren... yılında yapılmış... yılında hizmete açılmıştır. Fransa’daki TGV, Almanya’daki ICE ve gelişme aşamasındaki Manyetik raylı trenler bu tren türüne örnek gösterilebilir. Şu anda Almanya, Belçika, Çin, Finlandiya, Fransa, Güney Kore, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsveç, İtalya, Japonya, Norveç, Portekiz, Rusya, Tayvan, Türkiye saatte minimum 200 km hızın üzerine çıkan trenlerle bu taşımacılığı gerçekleştirmektedir. Hızlı Tren Tarihçesi 20. yüzyılda motorlu araçların ortaya çıkmasına kadar ulaşım çoğunlukla demiryolları üzerinden sağlanıyordu. Avrupa ve Amerika’daki demiryolu şirketleri 1933’lerde hızları saatte 160 km’ye ulaşan trenlerle hizmet vermeye başlamışlardı. Bu servisler dönemin uçaklarıyla rekabet edebilecek kapasiteye sahipti. Ancak İkinci Dünya Savaşı bu servislerin devam etmesini engelledi. Savaş, bu hızın önüne geçici bir engel koysa da, ikinci dünya savaşının ardından teknolojide fark yaratmaya başlayan Japonlar bir rekora imza attı. Saatte 145 km hızla giden Ro-mancecar 3000 SSE, Tokyo’da dar hat aralığına sahip trenler arasında en yüksek hıza ulaşmış oldu. Bu başarı Japon tasarımcılara standart hat aralığına sahip trenlerle daha da yüksek hızlara ulaşabilecekleri güvenini sağladı. Dünyanın ilk hızlı treni ise yapımına 1959’da başlanan ve 1964’te tamamlanan Japonya’nın TokaidoShinkansen’iydi. Bu tren Tokyo-Osaka arasındaki denemelerde saatte 200 km hıza çıkmayı başardı. Avrupa’daki ilk hızlı tren hattı ise 1981 yılında Paris ve Lyon arasına uygulandı. Bu hat üzerinde de saatte 300 km hıza ulaşıldı. <

PUSULA.indd 13

3/30/12 3:00 AM


ULAŞIM

12-13

1

DÜNYA DA HIZLI TRENLE ALAKALI GELİŞMELER Dünyanın ilk yüksek kapasiteli hızlı treni (12 vagonlu) Japonya’nın geliştirdiği ve Ekim 1964’te hizmete giren Tōkaidō Shinkansen adlı hat oldu.[1] Kawasaki Heavy Industries tarafından geliştirilen 0 Serisi Shinkansen Tokyo–Nagoya–Kyoto– Osaka hattında 1963 yılında saatte 210 km hız yaparak yeni bir “yolculu” dünya rekoru kırdı. Yolcusuz olarak saatte

256 km’ye ulaşabilmişti. Avrupa kamuoyu hızlı tren ile Ağustos 1965’te gerçekleştirilen Münih’deki Uluslararası Ulaşım Fuarı’nda tanıştı. DB Class 103 adlı tren Münih ve Augsburg arasında saatte 200 km hız ile toplam 347 sefer yaptı. Bu hızda yapılan ilk düzenli hizmet ise Paris ve Toulouse arasında yapılan TEE “Le Capitole” hattıydı.

2

İtalyan

ETR 200, 1939. Dünyanın ilk hızlı tren hizmeti. Milan yakınlarında saatte 203 km hız yaparak, raylı araçlar dünya hız rekorunu kırdı.

1962’de

geliştirilen ve 1977’de ilk testi yapılan Japon Demiryolları’na ait Maglev. Maglev cinsi hızlı trenler tekerlek yerine mıknatıs kullanarak sürtünmeyi azaltırlar.

1957’de

Tokyo’da Odakyu Electric Railway, Japonya’nın kendi hızlı treni olan 3000 SSE’yi hizmete soktu. Bu tren saatte 145 km hız yaparak dünya hız rekorunu kırdı

3

2452 kilometre olan Shinkansen şebekesinde yılda 305 milyon yolcu taşınmaktadır. Shinkansen, Japonya’daki diğer hatlar da dâhil olmak üzere dünyadaki tüm hızlı tren hatlarının taşıdığından daha fazla yolcu taşıyor. Japonya hızlı tren konusunda ilk olmaya devam ederken, 2003 yılında raydan sadece birkaç milimetre yüksekte, rayla doğrudan temassız hareket eden “Maglev”, saatte 581 kilometre hıza ulaşarak, bu dalda yeni bir dünya rekoru kırdı.

Fransız

4

PUSULA.indd 14

TGV, 1978 yılında Paris-Lyon arasında ilk kez hizmete girdi. İlk başlarda saatte 270 km (168 mph) hıza ulaşabilirken günümüzde 300 km (186 mph) hıza ulaşabilmektedir. TGV teknolojisi günümüzde birçok ülkede kullanılmaktadır.

3/30/12 3:00 AM


TÜRKİYE DE HIZLI TRENLE ALAKALI GELİŞMELER Birçok ülke hızlı treni 1900’lü yıllarda kullanmaya başlamıştır. Bundan dolayı bu ülkelerin ulaşımları daha hızlıdır ve kolaydır. Aynı zaman da da hızlı tren bağlamında bir çok yenilik yapmışlardır. Türkiye diğer ülkelere göre geç kalsa da 2003 yılından itibaren hükümetlerin demiryollarını yeniden devlet politikası haline getirmeleri sayesinde, demiryolu ile yolcu taşımacılığının en önemli bölümünü teşkil eden Ankaraİstanbul hattında yapılan seyahat süresinin kısaltılmasını, kaçınılmaz bir şekilde gündeme getirmiştir. Ankara, Eskişehir, İstanbul, Konya, İzmir, Sivas, Bursa gibi yolcu potansiyeli ve nüfus açısından ülkemizin büyük kentlerini birbirlerine bağlayacak olan koridorlarda hızlı tren hatlarının yapılması için ça-

lışma başlatılmıştır. Şu ana kadar da 2 adet hızlı tren hatları yapılmıştır. Bunlar; Ankara-Konya ve Ankara-Eskişehir hatlarıdır. Bunların dışında da planlanan 3 ayrı hızlı tren hatları var. Bunlar başlama ve bitiş tarihi olarak şu şekildedir; • Ankara-İzmir projesi (Başlama Tarihi: 2010 -Bitiş Tarihi:2015) • Halkalı Halkalı-Bulgaristan (Başlama Tarihi:2010-Bitiş Tarihi:2013) • Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars Hattı (Başlama Tarihi:2010-Bitiş Tarihi:.2014) Bu projeler zamanında gerçekleştirilebilirse ulaşımda çok büyük kolaylık ve hız sağlanmış olacaktır.

Hızlı tren projesi olan iller Ankara -İstanbul İstanbul -Konya Ankara - Sivas İstanbul - Sivas Ankara - İzmir Bursa -Osmaneli

Hızlı tren projesi olan illerin harita üzerinde gösterimi:

PUSULA.indd 15

3/30/12 3:00 AM


14-15

KÜLTÜR MİRASLARIMIZ

ULU CAMİNİN OSMANLI ŞEHRİNDEKİ FONKSİYONU VE

TÜRKİYE’DEKİ ULU CAMİLER Mehmet HASIRCI • m.hasirci@hotmail.com

Ulu Cami; ilk dönem İslam mimarisinin, sütunlar ve payeler üzerine oturan düz damla örtülü, avlulu ve çok kubbeli camilerine denir. Anadolu’da birçok il ve ilçe merkezinde ulu cami bulunur. Büyük çoğunluğu bulunduğu şehrin en büyük camisidir.

C

ami, Arapça kökenli bir kelime olup, “toplayan, buluşturan, birleştiren” manalarına gelmektedir. İçerisinde minaresi, mihrabı ve minberi olan, Müslümanların ibadet maksadı ile içinde toplandıkları yerdir. Ayet ve hadislerde “mescit” kelimesiyle ifade edilmiştir. Bu da “secde edilen yer” manasına gelir. İlk mescidi, Peygamber Efendimiz (sav) hicret esnasında Küba’da yaptırmıştır. Sonra cami ve mescitlerin sayısı artmış ve bunların birçoğu günümüze kadar gelmiştir. Emeviler ve Abbasiler döneminde mimari özellikleri bakımından biraz daha geliştirilmiştir. Selçuklu ve Osmanlı döneminde ise çinileri, mermer nakışları, kubbeleri, minber ve mihrapları birer şaheser olarak günümüze kadar gelmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Allah (cc) camiler hakkında şöyle buyurmuştur: “Doğrusu insanlara (mabet olarak) ilk kurulan ev, Mekke’de olandır (Kâbe’dir). Âlemlere uğur, bereket ve hidayet kaynağı olarak kurulmuştur”. (Al-i İmran 96) Ulu Cami; ilk dönem İslam mimarisinin, sütunlar ve payeler üzerine oturan düz damla örtülü, avlulu ve çok kubbeli camilerine denir. Anadolu’da birçok il ve ilçe merkezinde ulu cami bulunur. Büyük çoğunluğu bulunduğu şehrin en büyük camisidir. Çok az bir kısmı, sonradan yapılan daha büyük camilerden dolayı, en büyük cami olma vasfını kaybetmiştir. Bu camilerin bir kısmı da deprem veya yangınlar sebebiyle yıkılmıştır. Ulu camiler, Selçuklular döneminde düz bir damla örtülürken, Osmanlılarda çok sayıda kubbe kullanılmıştır ve ilk defa anıtsal bir mekân ortaya çıkarılmıştır.

PUSULA.indd 16

Selçuklu döneminde inşa edilen ulu camiler, Anadolu’da Selçuklu hâkimiyetini pekiştirmek için Selçuklu Sultanları tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklularından önce inşa edilmiş olan Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki ulu camiler ise, Memlüklüler ve Emeviler tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Beylikleri Dönemi’nde (1290– 1380/1402–1450) ise beyler, kendi yönetimlerinde bağımsız bir beylik veya devletçik olduklarını göstermek, halklarına güven vermek, komşularına da, mali ve askeri güçlerini, mimari, zenginliklerini göstermek için ulu camiler inşa etmişlerdir. Böylece idareleri altındaki halka kendi beyliklerinde yaşamanın emniyet ve huzurunu, yüksek minarelerden günde beş defa okunan ezanla ve camilerde cemaatle kılınan namazlarla yaşatmayı hedeflemişlerdir. Dolayısıyla bir dönem Anadolu’da cami-i kebir veya ulu cami yapmak ‘bir iddia sahibi olmak’ manasına gelmiştir; ulu cami yaptıran veya adına ulu cami yaptırılan şahıs, ‘ya müstakil bir beydir veya sultan adayıdır.’ Bağımsızlığın bir başka sembolü olan kendi adına gümüş veya bakır sikke kestirme ile ulu cami inşaatları birçok beylikte aynı yıllara denk gelmektedir. Osmanlı’nın beylikten çıkıp, devlet hüviyetine büründüğü (1413–1453) ve cihan devleti olma yolunda ilerlediği (1453 sonrası) dönemlerden sonra yapılan büyük camilere ulu cami denilmemiştir. Bu camiler, inşa ettiren sultanın adıyla (meselâ Fatih, Bayezid, Süleymaniye, Selimiye gibi isimlerle) anılmıştır; genel olarak da, ‘selâtin’ (sultanların yaptırdığı) cami olarak isimlendirilmiştir. Küçük

Sivas Divdiği Ulu Camii

3/30/12 3:00 AM


Bursa Ulu Camii

PUSULA.indd 17

3/30/12 3:00 AM


16-17

KÜLTÜR MİRASLARIMIZ

TÜRKİYE’DE ULU CAMİ BULUNAN İL VE İLÇELER

beldelerde yapılan büyük camilere de ‘çarşı cami veya merkez cami’ denmiştir. Ulu camiler, taştan veya taş-tuğla karışımından sağlam bir şekilde inşa edilerek, şehirlerin ortasına, yüksek duvarları, minaresi, taç kapısı ve kubbesi ile şehir merkezinde ihtişamlı yapılardır. Camilerin çeşitli ayet ve motiflerle süslenmiş ‘taç kapıları, bulunduğu duvardan daha yüksektir. Caminin girişine, eseri inşa ettiren beyin adı, eserin mimarı ve yapılış tarihi kitabe şeklinde konurdu. Bu camilerin birçoğunda taç kapıdan başka, hünkâr veya bey kapısı da bulunmaktadır. Bu camilerin içlerindeki direk veya sütunların üstünde dam, tavan kubbesi veya kubbeler yükselirdi. Kemer ve sütunlarla ayrılmış bölümler; mihraba dik, paralel veya mihraptan bağımsız yapılırdı. Karamanoğullarının yaptırdığı camilerinin çoğunun üstü düz damla örtülüdür ve iç mekânda nefler (binanın ana ekseni yönünde devam eden koridorlardan her biri) mihraba paraleldir. Batıdaki beylik camilerinde ya tek kubbe vardır veya bir tam kubbenin yanına yarım veyahut küçük kubbeler yerleştirilmiştir. Zamanın en iyi çinilerinden yapılan bu camilerin mihrabı, bazen de çeşitli motiflerle işlenmiş taşlarla yapılırdı. Ulu camilerin minberleri; abanoz, ceviz gibi uzun ömürlü ağaçların geometrik parçalarının ‘kündekari’ denen bir metotla çivi ve tutkal kullanılmadan birbirine geçirilmesiyle yapılırdı. Ayrıca minberin dış tarafı çeşitli yazı veya motiflerle süslenirdi. Ulu camiler, inşa edildiği çağın en iyi aydınlatma usulüyle aydınlatılırdı. Bu camilerin mutlaka taş veya tuğla-

PUSULA.indd 18

dan yapılmış ve çeşitli unsurlarla süslenmiş gösterişli minareleri bulunurdu. Kubbeler zamanın şartlarına göre keresteden, tuğladan veya kurşun kaplı yapılırdı. Ulu camiler, bulundukları şehrin merkezinde bulunurlardı. Şehir meydanında ulu camiden çarşıdan ışınsal şekilde yayılan eski ana caddeler (arterler) ve bu caddeleri çeşitli açılarla kesen dolambaçlı (ivicaçlı) ve çıkmaz sokaklar, aynı zamanda Osmanlı şehirlerinin genel karakterini ortaya koyar. Birçoğunun etrafına türbeler, hanedan mezarları (hazire), medrese, imaret ve hamamlar inşa edilmiştir. O dönemde, insanların birçok ihtiyacını karşılayacak yapılar bulunurdu caminin etrafında. < KAYNAKÇA Aslanapa, O. (1991). “Anadolu’da İlk Türk Mimarisi”, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Sayı:43 Aslanapa, O. (1996). “Osmanlı Mimarisi”, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Aytürk, N & Altan, B. (1992). “Türkiye’de Dini Ziyaret Yerleri”, Altanoğlu İlim ve Kültür Hizmetleri Bayartan, M. (2005). “Tarihi Coğrafya Çalışmaları Açısından Şehir ve Osmanlı Şehri”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Coğrafya Dergisi, Sayı:13 Cansever, M. (2009). “Türkiye’nin Kültür Mirası – 100 Mimari Şaheser”, NTV Yayınları Cansever, T. (2006). “İslam’da Şehir ve Mimari”, Timaş Yayınları Kuban, D. (2007) “Osmanlı Mimarisi”, Yem Yayınları Özüdoğru, Ş. (2005). “Erken ve Klasik Devir Osmanlı Camilerinde Son Cemaat Yerlerinin Gelişimi ve Tipolojisi”, Anadolu Üniversitesi Yayınları Sözen, M. (1996). “Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarisi”, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Yüksel, İ. A. & Ayverdi E. H. (1976). “İlk 250 Senenin Osmanlı Mimarisi”, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları

3/30/12 3:00 AM


PUSULA.indd 19

3/30/12 3:00 AM


18-19

PUSULA.indd 20

PROJE

3/30/12 3:00 AM


ASRIN PROJESİ

MARMARAY Tuğba ESEN • tgbesen@gmail.com

İlk projesi 1860 yılında Sultan Abdülmecid tarafından yapılan boğazaltı su geçişi projesi o günler için belki rüyaydı. O rüya 150 yıl sonra gerçek oluyor. Avrupa ile Asya’yı yerin 150 metre altından birleştirecek olan Marmaray’da çalışmalar hızla ilerliyor. Peki, Marmaray projesi nedir? İşte merak ettikleriniz!!!

Marmaray Projesi Dünyada ki önemli projelerden biri olan Marmaray projesi, İstanbul’un tarihi ve kentsel yapısını bozmadan ulaşımı geliştirmeyi hedefleyen bir projedir. İstanbul hem bulunduğu konum açısından hemde tarihi açıdan önemli bir şehirdir. Bu nedenle ulaşımı geliştirilirken doğal ve tarihi yapıya zarar vermemek en önemli faktördür. Proje, Avrupa yakasında bulunan Halkalı ile Asya yakasında bulunan Gebze ilçelerini kesintisiz, modern ve yüksek kapasiteli bir banliyö demiryolu sistemiyle bağlamak amacıyla İstanbul’daki banliyö demiryolu sisteminin iyileştirilmesi ve Demiryolu Boğaz Tüp Geçişi inşasına dayanmaktadır. İstanbul Boğazının her iki yakasındaki demiryolu hatları, İstanbul Boğazı’nın altından geçecek olan bir demiryolu tünel bağlantısı ile birbirine bağlanacaktır. Hat, Kazlıçeşme’de yeraltına girecek; yeni yeraltı istasyonları olan Yenikapı ve Sirkeci boyunca ilerleyecek, İstanbul Boğazının altından geçecek ve diğer bir yeni yer altı istasyonu olan Üsküdar’a bağlanacak ve Söğütlüçeşme’de tekrar yüzeye çıkacaktır.

PUSULA.indd 21

Proje şu anda dünyada yürütülen en büyük ulaşım alt yapı projelerinden biridir. Projenin maliyetinin yaklaşık 3 milyar USD olması beklenmektedir. Ayrıca Marmaray projesinin tasarım ömrü 100 yıl olarak belirlenmiştir. Bu proje kapsamında boğazın genel yapısında ve görüntüsünde herhangi bir değişikliğe yol açmadan kent ulaşımı içinde raylı sistemlerin payının artırılması hedeflenmektedir. Ayrıca Asya ve Avrupa kıtalarını demir yolu ile birbirine bağlayarak yolculuk sürelerinin kısaltılması ve mevcut Boğaz köprülerinin yükünü hafifletilmesi de önemli hedefler arasında yer almaktadır. Projenin bitiminde bu hedeflere ulaşılarak kentte bulunan iş ve kültür merkezlerine kolay, rahat ve çabuk ulaşım sağlanması ve projenin kentin ekonomik ve sosyal yaşamına canlılık sağlanması beklenmektedir. Peki, tünelde oluşabilecek riskler nelerdir? Bildiğimiz gibi Marmara bölgesi ülkemizde bulunan deprem kuşaklarından biridir. Hatta Kuzey Anadolu Fay hattı Marmara denizinden geçmektedir. Peki olası bir deprem

3/30/12 3:00 AM


20-21

PROJE

halinde Marmaray projesi dahilinde yapılan tünellerin zarar görme ihtimali ve İstanbul boğazının her gün yüzlerce geminin kullandığı önemli bir deniz yolu olması çeşitli yük gemilerinin, yolcu vapurlarının, teknelerin ve buna benzer birçok deniz aracı İstanbul boğazını kullanmaktadır. Peki, olası bir gemi kazasında veya geminin tünellerin olduğu bölgeye batması durumunda tünellerin zarar görme ihtimali oluşabilecek riskler arasında yer almaktadır. Çözümler; Projede ki batırma tüp tünel, çok şiddetli depreme ve yüksek su basıncına dayanacak şekilde tasarlandığından dolayı batık gemi yüklerinden ve olası depremlerden tünellerin zarar görme ihtimali oldukça düşüktür.

Nasıl bir tünel!!! Tünel yapımında kullanılan 2 tür yöntem vardır. Bunlar batırma tüp tünel ve delme tüneldir. Şekil 1’de gösterildiği gibi İstanbul’un altındaki tüneller, farklı yöntemlerin bir karışımından oluşacaktır. Güzergahın kırmızı bölümü, batırma tünelden oluşacak, beyaz bölümleri ise çoğunlukla tünel açma makineleri (TBM) kullanılarak delme tünel olarak inşa edilecek ve sarı bölümleri aç-kapa tekniği (C&C) ve Yeni Avusturya Tünel Açma Metodu (NATM) veya diğer geleneksel metotlar kullanılarak yapılacaktır. Şekil 1’de 1.2.3.4 ve 5 numaraları ile Tünel Delme Makineleri (TBM) gösterilmiştir.

Şekil 1: Marmaray projesinde yer alan tüneller

PUSULA.indd 22

3/30/12 3:01 AM


İSTASYONLAR

Şekil 2

Çevreye Zararlı mı? Marmaray projesinin çevreye olan etkisi hem insanlar için hem de denizde yaşayan canlılar için çok önemlidir. Çalışmalar ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde oluşan balık göçünü engellemeyecek şekilde düzenlenmektedir. Marmaray Projesi gibi büyük altyapı projelerinin çevre üzerindeki etkileri değerlendirilirken, genel bir uygulama olarak iki farklı dönemde oluşan etkiler değerlendirilir; yapım süreci boyunca oluşan etkiler ve demiryolunun işletime açılmasından sonra oluşan etkiler. Projenin çevreye olan etkisi düşünüldüğünde yapım süreci boyunca projenin çevreye çeşitli zararları olacaktır. Bu zararları trafik sıkışıklığı, gürültü ve titreşimler, hizmet kesintileri şeklinde sıralayabiliriz. Proje bittikten sonra ise bu demir yolunun alternatif bir yol olması sebebi ile hava kirliliğinde azalma olması, trafik sıkışıklığının azalması beklenilmektedir.

Mevcut demiryolu güzergahı ve istasyonları yenilenerek ve tünelle birlikte yeni eklenen istasyonlarla birlikte Marmaray projesi tamamlandığında yolculuk süresi oldukça kısalacaktır. Şekil 2’de yeni eklenecek olan istasyonlar gösterilmiştir. Üsküdar, Sirkeci, Yenikapı ve Kazlıçeşme istasyonları yeni istasyonlar arasında yer almaktadır. İstanbul’un Saklı Tarihi Marmaray projesi kapsamında yapılan kazı çalışmaları sonucunda İstanbul boğazının derinliklerinde yer alan birçok tarihi eser ortaya çıktı bunlar neler mi? 33 gemi, liman, sur, tünel, çeşitli yaş gruplarına ait iskeletler, Osmanlı mimarisine özgü çeşitli çiniler… Ortaya çıkan tarihi eserler sayesinde 8000 yıllık tarih aydınlanmıştır. Burada bulunan tarihi eserlerin sergilenmesi için Marmaray ve metro istasyonlarında tasarlanan müze projesinin çalışmalarına başlanılmıştır.

PUSULA.indd 23

Marmaray’da Son Durum Ocak 2012’de yapılan bir toplantıda Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Marmaray projesinin adım adım tamamlanmak üzere olduğunu ve çalışmaların hızla devam ettiğini belirtmektedir. Ayrıca projenin tünel kısmının %85’inin tamamlandığını da belirtmiştir. Ayrıca 14 Ocak’ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ında katılımıyla ilk ray kaynak töreni yapılmıştır. Projenin 29 Ekim 2013’de bitmesi hedeflenmektedir. <

3/30/12 3:01 AM


22-23

RÖPORTAJ

CBS BİR TERCİH DEĞİL,

MESLEĞİNİZİN BİR PARÇASIDIR... Kübra KILIÇ • kubrakilic89@hotmail.com

Fatih Üniversitesi Coğrafya Bölümünün değerli hocalarından Yrd.Doç.Dr. Ahmet Karaburun hocamız ile CBS üzerine bir söyleşi yaptık. CBS konusunda başarılı bir geçmişe sahip olan hocamız, Coğrafyacıların bu sektördeki önemini de unutmadı. ’’CBS coğrafyacı olmanın bir formasyonudur.’’ diyen hocamız, bize CBS’nin tam olarak ne olduğunu, sektörlerdeki konumunu, kullanım alanlarını ve daha birçok merak edilen yönleriyle CBS’yi anlattı.

PUSULA.indd 24

3/30/12 3:01 AM


Röportajımıza sizi biraz tanıyarak başlamak istiyorum, bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 1994 , İstanbul Teknik Üniversitesi, Harita Mühendisliği mezunuyum.Mezun olduktan sonra herkes gibi bende yüksek lisans ve doktora yapma düşüncesindeydim.Yüksek lisansımı yaparken aynı zamanda bir harita firmasında da çalışmaya başladım.Hem çalışıp,hem okuyordum.İki yıl sonra CBS ile tanıştım ve çalışmalarım o yöne kaydı.Doktoramıda yine İstanbul Teknik Üniversitesi’nde CBS alanında yaptım.ESRI firmasında bir süre çalıştım ve İstanbul Bölge Müdürlüğü’nü yaptım.Bu süre içerisinde birçok eğitim çalışması yaptım. Gördüğümüz ve duyduğumuz kadarıyla insanlar CBS’nin ne olduğunu bilmiyorlar.Peki siz bize CBS’yi nasıl açıklarsınız? CBS bildiğimiz haritaları akıllı hale getirmektir.Akıllı hale gelincede her bir objenin kimlik bilgisine sahip olmuş oluyorsunuz.Örneğin; bir binanın kaç katlı olduğunu,bina içinde kaç kişi yaşıyor bunları öğrenebiliyorsunuz ve bu objeleri sorgulayabiliyorsunuz. Bizim,yani Coğrafyacıların bu sektörde payı nedir? endi ülkemize baktığımızda Coğrafyacıların bu sektörde pek bir ağırlığı olduğunu göremiyorum. Fakat yurtdışına baktığımızda bu işi yürütenler Coğrafyacılar.Bizim ülkemizdeki Coğrafyacıların sayısal alandan uzaklaşmasıyla,bu sektör Harita Mühendisliği,Şehir Planlama gibi sayısal alana mensup bölümlere kaymıştır.Yani, Coğrafyacılar açısından CBS alanında büyük bir eksik var.

PUSULA.indd 25

Neden CBS? CBS’yi tercih ederken, bir iş olarak tercih etmedim aslında. Bu sektörde en iyi teknoloji hangisi arayışındayken,CBS ile tanıştım. Bu konuda birçok projeyi de görünce CBS’nin ne olduğunu daha iyi anladım ve CBS’nin birkaç yıl içinde çok aranan bir meslek olacağı düşüncesiyle bu işe girmeye karar verdim. Sizce ortaöğretimde CBS’nin yeteri kadar bilindiğini düşünüyor musunuz? Kesinlikle düşünmüyorum. Bizde yeni yapılan bilimsel çalışmalarla bunu anlatmaya çalışıyoruz.Orta öğretimlerde toplumsal duyarlılığın geliştirilmesinde CBS’nin rolü konulu bir TÜBİTAK projesi yaptık. Bu projedeki amacımız orta öğretim coğrafya derslerinde CBS’yi bir öğrenim aracı olarak uygulamak ve bunu tüm okullara tanıtmak.Bu projeyi de kitap olarak çıkarabilirsek, bu kitap coğrafya derslerinde CBS nasıl kullanılabilirin örneklerini gösterecek.Böylece CBS orta öğretime doğru inmiş olacak. Fatih Üniversitesi’nde CBS, 1. Sınıflarda teorik olarak 2. , 3. ve 4. sınıflarda uygulamalı olarak işleniyor. CBS konusunda öğrencilerin ilgisini ne derecede görüyorsunuz? Çok ilgili öğrencilerimiz var ama buna karşın hiç ilgilenmeyen öğrencilerimizde var. Bazı öğrencilerimiz ‘’ ben öğretmen olacağım,neden bu dersi alıyorum ki’’ diye karşımıza gelebiliyorlar. CBS Coğrafyacı olmanın bir formasyonudur. Siz ister bir öğretmenolun, ister başka bir işte çalışın, ‘’ben bir Coğrafyacıyım’’ diyorsanız mutlaka CBS hakkında bilgi

3/30/12 3:01 AM


24-25

RÖPORTAJ

sahibi olmak zorundasınız. CBS bir tercih değil, mesleğinizin bir parçası, bunu unutmayın. Bu yıl Fatih Üniversitesi’nde CBS alanında yüksek lisans başlatıldı. Bunla ilgili hedefleriniz nelerdir? Hedefimiz; akademisyen olmak isteyenleri ya da özel sektörde CBS konusunda uzmanlaşmak arkadaşları CBS konusunda iyi bir şekilde yetiştirebilmek. İstiyoruz ki, burdan mezun olan arkadaşlar sektörde ön plana çıkan kişiler olsunlar. Fatih Üniversitesi Coğrafya Bölümü olarak CBS alanında hazırlanmış bilimsel bir çalışmanız var mı? Tabiki, çok sayıda bilimsel çalışmalar var.Mesela; ilk defa orta öğretimde CBS kullanılarak bir çalışma yapılıyor. Daha öncede bahsettiğim gibi ortaöğretimde toplumsal duyarlılığın geliştirilmesinde CBS’nin rolü konulu bir TÜBİTAK projesi bu. Bu proje Fatih Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve

PUSULA.indd 26

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğinde yapıldı. CBS konusunda böyle bir projeyi ilk kez Fatih Üniversitesi yapmıştır. Bunun dışında hocalarımızın da CBS hakkında birçok makale ve çalışmaları vardır. Son olarak, CBS alanında uzmanlaşmak isteyen arkadaşlara önerileriniz neler olabilir? Birincisi yabancı dil. İkincisi de sayısal alanda kendilerini geliştirmeleri gerekiyor. Sayısal alanda öğrencilerimizin eksik olduğunu düşünüyorum. Örneğin; alan hesaplamak coğrafya için gerekli bir işlemdir. Ben sözelciyim deyip, bu işlemden kaçamayız. Zaten CBS’nin metotlarının birçoğunda matematik ve geometri fazlasıyla gerekli. Daha sonra yazılım teknolojileri ve internet programlanması konusunda kendilerini geliştirmelidirler. Bu konularda hassasiyet gösteren öğrencilerimizin çok daha iyi noktalara geleciğini düşünüyorum.<

3/30/12 3:01 AM


PUSULA.indd 27

3/30/12 3:01 AM


26-27

PUSULA.indd 28

best of travel 2012

3/30/12 3:01 AM


Plitvice G繹lleri, H覺rvatistan

PUSULA.indd 29

3/30/12 3:01 AM


28-29

PUSULA.indd 30

best of travel 2012

3/30/12 3:01 AM


Papua Yeni Gine - Mount Hagen

PUSULA.indd 31

3/30/12 3:01 AM


30-31

PUSULA.indd 32

best of travel 2012

3/30/12 3:01 AM


Sri Lanka , Poya Festivali

PUSULA.indd 33

3/30/12 3:01 AM


32-33

MODA

yeni nesil COĞRAFYA TAKILARI Ceren İLGÜN • cerenil@hotmail.com / Tuğba ESEN • tgbesen@gmail.com

Sherry Fruit Studious ve Rock Water Studio’ları klasik deneyimleri ve geleneksel ustalığı birleştirerek hazırlamış oldukları takılarla coğrafya meraklılarına özel tasarımlar sunuyor. Bir çoğu el yapımı olan bu aksesuarlar, kullanıcılarına aynı zamanda bireysel farlılık sunuyor. Çünkü bunların çoğu istenirse kişiye özel tasarlanabiliyor. Sadece aksesuar olarak değil, günlük hayatta ihtiyacına göre yön bulmak için de tasarlanmış olan gümüş el yapımı pusulalı kolyelerin şıklığı göze çarparken, bu tasarımlarda erkek kullanıcılarda unutulmamış. Birbirinden farklı kol düğme seçenekleriyle kişileri kararsız bırakan bu aksesuarların fiyatlarını ise biz sizin için derledik.

Fiyatı $20.00

Fiyatı $149.00 Fiyatı $44.99

Fiyatı $30.00

PUSULA.indd 34

3/30/12 3:01 AM


Fiyatı $96.00

Fiyatı $15.00

Fiyatı 620€

PUSULA.indd 35

3/30/12 3:01 AM


34-35

JEOLOJİ

OBSİDİYEN

Volkan Camı Ceren İLGÜN • cerenil@hotmail.com

Cerrahi işlemler günümüzde olduğu gibi eskiden de yapılmaktaydı. Peki bu işlemler sırasında sizce cerrahların neşterleri neydi? Ya da mücevherat alanında bayanların tercihleri arasında hangi taş en siyahtı?

K

olayca kırılabilen volkanik kökenli bu taş lav akıntılarının hızlı soğuduğu bölgelerde meydana gelmektedir. Kristal yapıda olmadığından keskin yapıda moleküler inceliğe ulaşabilmektedir. Bu özelliğinden dolayı eski çağlarda ok ucu olarak kullanılmış, cerrahların kullandığı neşterlerin kesici kısımlarını oluşturmuştur. Türkiye’de İkiztepe Ören yerindeki kazılarda ise 4 bin yıl öncesine ait ameliyatlarda kullanılan obsidiyen neşterler bulunmuştur. Bu durum arkeologlara buluntuların tarihlendirilmesinde bilgi verici bir kaynakken, diğer doğal materyallere göre kullanımındaki üstünlük, çevrede yaygın olmasıyla ilgilidir. Kaya Olarak Obsidiyen Kayanın kimyasal bileşimi ve soğuma hızı volkanik kayanın cam olup olama-

PUSULA.indd 36

yacağını belirleyen iki faktördür. Camın etkin bir biçimde oluşabilmesi için kristalleşmenin olmaması gerekir. Obsidiyende diğer atomlara göre daha yüksek oranda bulunan silikon ve alüminyum ise bu olaya yardımcı olur. Oksijenle birleşen silikon ve alüminyum uzun, dallara ayrılmış zincirler oluştururlar. Bu yüzden kolayca kırılmazlar. Derinlerde daha kristal Silikon bakımından zengin sıvılar daha kolay cam oluştururlar, akışkanlıkları yüksektir. Bunlar, camı dünyanın yüzeyinde veya yüzeye yakın bir yerde geniş bir soğuma hızı aralığında soğuyarak oluştururlar. Bu sıvılar dünyanın belli bir derinliğine inebilirlerse, burada soğuma hızının yavaşlamasından dolayı kristalleşirler.

3/30/12 3:01 AM


Genç Volkanları tespit etmek Genellikle volkanların ısısı çok yüksek olduğundan ve çok fazla su üretebildiklerinden sonraki volkanik lavlar altında gömülü camların süreleri jeolojik standartlarla karşılaştırıldığında oldukça kısadır. Volkanların, sonraki kristalleşmeye uğramadığı bölgeler dışında çok az bölgede obsidiyenler 10 milyon yıldan yaşlıdır ve çoğu 100.000 yıldan daha gençtir. Bu nedenle obsidiyenin bulunduğu bölgeler hemen hemen bütünüyle genç volkanik bölgelerdir.

PUSULA.indd 37

Camsı yapıya sahip olmasında soğuma hızı ve bileşimindeki Si02 miktarı önemlidir. Genel olarak sadece gerçek obsidiyenler alet yapımı için elverişlidir. Bir kaya parçası eğer bütünüyle camsı bir yapıya sahip değilse alet yapımında kullanılmamıştır. Birçok obsidiyen oluşumu % 95-100 cam ihtiva etse de bazıları % 5 -15 oranında, dünyanın yüzeyine fışkırmadan

önce erimiş madde içerisinde oluşmuş kristal ihtiva eder. Çatalhöyük’te kazılar sırasında bulunan obsidiyen ok uçlarının insanlar tarafından 190 km uzaklıktaki Volkanik Kapadokya bölgesinden getirilip işlendiği ya da bir nehir aracılığıyla bu kayaçların yaklaşık 500 km’lik bir alana yayıldığı ve bu sayede insanların obsidiyen kayacını bulup işledikleri arkeologlar tarafından tahmin edilmektedir. 1 1-http://www.ai-journal.com/article/view/ai.1313/67

3/30/12 3:01 AM


36-37

JEOLOJİ

Obsidyenler özellikle siyah olmakla beraber Yeşil Obsidyen ve Kırmızı Obsidyen gibi değişik renklere de sahiptir. Obsidyen’in en tutulan cinsi üzerinde beyaz lekeler olan Kar Taneli Obsidyendir. Bu tür aynı zamanda Saflık Taşı olarak da bilinir. Taşın fiziksel etkilerine baktığımızda ise karın ve bağırsakları etkileyerek iyileştirdiği, enerji verdiği, negatif

PUSULA.indd 38

unsurları yok ettiği ve kaygıyı azalttığı söylenmektedir. İkizler ve yay bu rçlarının taşı olan obsidiyenin kızgınlık ve öfke duygularını da yok ettiğini belirtelim. [1]http://scholar.googleusercontent.com/sc holar?q=cache:cd2gsCzrni0J:scholar.google.com/+mesudi&hl=tr&as_sdt=0,5 [2]http://archaeology.asu.edu/teo/fsp/Offer/ofobfigr.htm

[3]http://www.archatlas.org/Trade/Trade. php?Reload=Reload [4]http://www.madenim.com/ ta%C5%9Flardaki_%C5%9Fifa.htm

*Görsel tasarımlarda yardımlarından dolayı Kardeşim A. Mert İlgün’e teşekkürlerimi sunarım. <

3/30/12 3:01 AM


PUSULA.indd 39

3/30/12 3:01 AM


38-39

Kentsel Tasarım

DÖNÜŞÜMÜN KAÇINILMAZ ANAHTARI

Kentsel Tasarım Asiye MEVLİTOĞLU • asiye_mevlitoglu@hotmail.com

Kentsel tasarım, dünyada 1940’lı yıllardan itibaren gelişme göstermeye başlamıştır. 1940’lı yıllardan günümüze kentsel tasarım yaklaşımlarındaki değişimler, kentsel problemlerin her dönem gösterdiği özellikler ve getirilen çözüm önerileri ve problemlere sahip mekanlara müdahalede belirlenen metodlar ortaya konmaya devam etmiştir.

K

entler, ekonomik sebepler, sosyal gelişimdeki yetersizlikler, aşırı nüfus yığılması, doğal afetler, yanlış yer seçimi, yanlış yapılaşmalar v.b nedenlerden dolayı yenilenmeye, yeniden tasarlanmaya ve iyileştirmeye yönelik çalışmalara ihtiyaç duymaktadırlar. Bu nedenle gerek dünyada gerekse ülkemizde birçok projeler tasarlanmış ve tasarlanmaya da devam edilmektedir. Kentsel tasarım nedir? Kentsel tasarım adından da anlaşılacağı üzere mekanın organizasyonunu içermektedir. Kentsel tasarım, kentin planlamaya ilişkin detaylarını çözümleme, estetik ile ilgili konuların saptandığı bir sü-

PUSULA.indd 40

reçtir. Güzel bir çevreye sahip olabilmek için Kentsel tasarıma ihtiyaç duyarız. Günümüz teknolojisine bağlı olarak çevremiz sürekli bir değişim içerisindedir. Bu nedenledir ki kentsel tasarım çok değişkenlilik arz etmektedir. Kentsel tasarım 4 madde ile özetlenecek olursa; • Yaşanabilir kentin biyofizik çevresi ya da kentin ekolojik dengesinin kurulması • Yaşanabilir kentin sosyo-psikolojik çevresi (sosyal yaşamın parçaları olan yerlerin ortak yaşam, güven duygularının, kentlerin anlamının, imgelerinin, karakterinin ve kimliğinin korunması • Yaşanabilir kentin mimarlık, estetik çevresi (kentsel tasarım kütle- mekan- biçim ilişkilerinin kurgulanarak gör-

3/30/12 3:01 AM


PUSULA.indd 41

3/30/12 3:01 AM


40-41

Kentsel Tasarım

sel değerlere, estetik kaygılara, tarihsel değerlerine göre yorumlanması). • Yaşanabilir kentin üretim süreci (kentsel tasarım, belirlenen kriterlerin istenilen düzeyde tutulması zorunluluğu nedeniyle kenti inşa etme süreci olarak düşünülmelidir).

çarpık kentleşme, gecekondululaşma v.b gibi örnekler verilebilmektedir. Bu nedenle bu gibi sorunlara acil çözümler getirilebilmesi için planlama kavramı gelişmeye başlamış ve yeniden yerleştirme, iyileştirmeye yönelik proje ve uygulamalara ihtiyaç duyulmuştur.

Kentsel tasarımın araçları nelerdir? Kentsel tasarımı yapılabilir kılmak için uygulama araçlarına ihtiyaç vardır. Bunlar ise; • Politikalar • Planlar • Programlar • Rehberler’dir. Kentsel tasarım projelerinin en önemli aracı ise tasarım rehberleridir. Rehberler, belirli bir yöre için geçerli olacak tüm standartlar, yöntem ve teknikler açıklayıcı ve yönlendirici kararlardır. Kentsel tasarım – kentsel planlama ilişkisi Düzenli, yaşanabilir bir kent için kentsel tasarım ve kentsel planlamanın bir bütün halinde organize edilmesi gerekmektedir. Planlama fiziki yapının oluşum kararlarını içerirken, kentsel tasarım ise planlamanın oluşturduğu fiziki yapıyı şekillendirmeyi içermektedir.

İstanbul kentsel tasarım müdürlüğü İstanbul, dünyanın en eski şehirlerinden biri olması ve tarih boyunca bir çok uygarlığa ev sahipliği yapması nedeniyle taşıdığı kültürel değerler ve doğal değerlerinin korunması gerekmektedir. İstanbul, kültürel kimliğiyle özdeşleşen bir dünya kenti kimliği kazandırılması amacıyla mevcut kentsel tasarım uygulamalarının yapılması gerekmektedir. Bu nedenle İstanbul kentsel tasarım müdürlüğüne büyük görevler düşmektedir. İstanbul kentsel tasarım müdürlüğünün görevleri 2 şekilde sınıflandırılabilmektedir;

Dünya’da kentsel tasarım gelişmeleri Kentsel tasarım, dünyada 1940’lı yıllardan itibaren gelişme göstermeye başlamıştır. 1940’lı yıllardan günümüze kentsel tasarım yaklaşımlarındaki değişimler, kentsel problemlerin her dönem gösterdiği özellikler ve getirilen çözüm önerileri ve problemlere sahip mekanlara müdahalede belirlenen metodlar ortaya konmaya devam etmiştir. Kentsel tasarım Avrupa’da yaşanan kentsel büyüme hareketleri sonucunda, bazı bölgelerin yıkılıp yeniden yapılması şeklinde ortaya çıkmıştır. Türkiye’de kentsel tasarım gelişmeleri İkinci dünya savaşı sonrasında Türkiye’de hızlı bir kentleşme yaşanmaya başlamaktadır. Yaşanan hızlı kentleşme sonucunda ise kentlerde birçok sıkıntı baş göstermeye başlamaktadır. Bu sıkıntılara yerleşim yeri bulamama,

PUSULA.indd 42

1. Meydan, Cadde, Sokak, Yaya alanları, Yeşil alanlar, rekreasyon alanları ve bu alanlarda bulunan tüm kentsel mobilyalar ve öğelerin tasarlanması, kentsel kamusal alanlar dışında kalan ve özel mülkiyeti elinde bulunduran alanlarda bulunan ilan reklam tabelaları, bina cephelerinin niteliklerinin belirlenmesi, bina cephelerinde bulunan var olan ve sonradan monte edilen tüm yapı elemanlarının gözden geçirilmesi, öneriler getirilmesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetki ve sorumluluk alanında bulunan tüm ana arterlerde Kentsel Tasarım Projelerinin hazırlanması, bu amaçla her türlü avan ve uygulama projesi ihalesi yapılması, şehrin ihtiyaçları doğrultusunda yapılan tüm kentsel tasarım projelerinin belli aralıklar ile gözden geçirilmesi ve yeni çağdaş kentsel mobilya tasarımları ile desteklenmesi. 2. İstanbul Genelinde Ana Arterlerde ve meydanlarda büfe, ATM cihazları, bilgi bankaları, gazetede satış üniteleri, çöp konteyneri, trafik işaret ve yön levhaları, ilan reklam ve tanıtım tabelaları, aydınlatma elemanları posta kutuları, an-

kesörlü telefon makineleri ve tüm bunlara ait yapılan tasarımların incelenmesi ve onaylanması, şehir estetiği dikkate alınarak başvuruların değerlendirilmesi ve red ve uygunluk görüşlerinin verilmesi. İstanbul kentsel tasarım müdürlüğünün sorumlu olduğu ve meydana getirdiği düzenlemelere bakacak olursak; İstanbul’un taşıdığı kültürel, doğal değerlerine sahip çıkılarak kültürel kimliği ile özdeşleşen bir dünya kimliği kazandırılması amacıyla ilan, reklam ve tanıtım panolarını kent bütünlüğü değerlendirilerek istanbul ili sınırları içerisinde, bina, çatı ve cephelerinde konulan her türlü ilan, reklam ve tanıtım elemanları ve benzerlerinin yol açtığı görüntü kirliliğinin ortadan kaldırılması, kent estetiğine katkıda bulunmayı, reklam asma ve ticaret kullanımını düzenlemeyi amaçlayan çalışmalar sürdürülmektedir. Bu çalışmalar kapsamında uygulanmış olan bazı örnekler ise şu şekilde sıralandırılabilmektedir;

Resimde görülen binaya uygulanan reklam panosunun mesajı yüzeyin %50’sini geçmemesine yönelik bir karar alınmıştır. Fakat bazı bölgelerde buna uyulmamaktadır.

3/30/12 3:01 AM


güçlü ve kullanışlı bir limana sahip olacaktır. Kentin sahip olduğu çalışmak, yaşamak, vakit geçirmek niteliklerinin yanı sıra bir kentin sadece bu 3 fonksiyonu barındırmadığı ve bu gibi faaliyetlerin bir kültür ortamında gerçekleşmesi gerektiği savunulmaktadır. Bu nedenle de Bu bölgede ayrıca konut, ticaret, dinlence, alışveriş ve kültürel kullanımlara açık alanlar da oluşturulması planlanmıştır.

ÖNCE

SONRA

Fransız sokağındaki binaların cepheleri ve zemin döşemelerinde yapılan yenilemeler sonucu; sokak köhne görünümünden arındırılmış ve daha güzel bir kimliğe kavuşmuştur. Hamburg Hafencity Kentsel Dönüşüm Projesi Hamburg, Almanya’nın ikinci büyük şehridir ve kendi başına ayrı bir eyalet oluşturmaktadır. Aynı zamanda Avrupa’nın 6. Büyük metropolüdür. Almanya’nın dünyaya açılan kapısı olarak nitelendirilmektedir ve Almanya’nın en büyük limanına sahiptir. Almanya’nın en büyük limanına sahip olmasına ve

PUSULA.indd 43

Kuzey Almanya’nın liman kenti olarak nitelendirilmesine rağmen, şekilsiz, çirkin bir yapıya sahiptir. Bu alana uygulanan Hafencity kentsel dönüşüm projesi ile işlevi olmayan alanlar, yerleşim bölgesi olarak önem kazanmaya başlamış ve bu alan daha iyi bir nitelik kazanmıştır. Bu proje ile hamburg merkezi Elbe nehri’nin kıyılarına kadar uzatılacaktır. Böylelikle Hamburg daha geniş, daha

Hamburg, Kent tasarım sürecinde bölgenin kentle olan ilişkilerinin kolaylaşması ve gelişmesi için Baakenhafen köprüsü tasarlanması düşünülmüştür. Ve bir yarışma ile en iyi tasarım seçilip uygulanmıştır. Baakenhafen köprüsü için en iyi tasarımı Happold Mühendislik Bürosu ve Londra’da Wikinson Eyre Mimarlık sunmuştur. Yarışmalarla proje elde edilmesi Almanya’da çok yaygın olduğu gibi ülkemizde de yaygın olarak görülmektedir. Bursa orhangazi Meydanı ve çevresi kentsel tasarım projesi ise yarışma ile 7 şubat 2012 tarihine kadar en iyi tasarım örnekleriyle kavuşmayı beklemektedir. Zeytinburnu kentsel dönüşüm projesi Zeytinburnu kentsel dönüşüm projesi, sümer mahallesini kapsamaktadır.

3/30/12 3:01 AM


42-43

KENTSEL TASARIM

İzmit Kentsel Tasarım projesi

Bu mahallede bulunan binalar yıkılarak tekrar daha görsel ve daha dayanıklı olarak organize edilmesi planlanmıştır. İzmit Kentsel Tasarım Kocaeli’nin mekansal, kültürel, sportif ve ekolojik değerlerin geliştirilmesi, işlevsel, yenilikçi, ekonomik çözümleri içeren; özgün kimlikli mekanlar oluşturmak ve sahilin kentle bütünlüğünü sağlamak kent yaşamına kazandırmak amacıyla izmit sahili tasarlanma yoluna gidilmiştir.

PUSULA.indd 44

Hızlı sanayileşme ve kentleşme sürecine sahip Kocaeli sahili yaşamayan bir metropoliten sanayi kenti görünümüne sahip olmaktadır. Bu nedenle kentin sahille buluşmasını amaçlayan projeler geliştirilmeye çalışılmıştır. Güzelyalı Kent meydanı tasarımı, Bursa Bursa Büyükşehir belediyesi Bursa’nın her bir semtini yeşil alanlar, parklar, spor, eğitim, kültür tesisi gibi sosyal alanlarla kavuşturmak için çalışmalar yapmış ve

Güzelyalı Kent meydanı tasarımı, Bursa

yapmaya devam etmektedir. Bu kapsamda Güzelyalı meydanı düzenlemesi yapılarak eski alanlar yıkılmıştır. Ve kent meydanı sahille daha bütünleşik bir konuma getirilmeye çalışılmıştır. < Kaynak: [1]http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Birimler/KentselTasarimMd/pages/AnaSayfa.aspx [2]http://www.bursa.bel.tr/ [3]Şişman,A., Kibaroğlu, D.; 2009, Dünyada ve Türkiye’de kentsel dönüşüm uygulamaları [4]http://www.mimdap.org/?p=49557

3/30/12 3:02 AM


PUSULA.indd 45

3/30/12 3:02 AM


44-45

PUSULA.indd 46

deprem

3/30/12 3:02 AM


DEPREMLE YIKILAN SURETLERİN ŞEHRİ

VAN Birsen KÖSE • k-birsen@hotmail.com

Van Doğu Anadolu Bölgesi’nin volkanik dağlarla kaplı çukur kesiminde bulunan Van Gölü’ nün doğu kıyısına 5 km uzaklıkta çok az meyilli bir arazi üzerine kurulmuştur. Rakım yüksekliği yaklaşık 1725m’dir. Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü ise yüksek dağların ortasında bir çöküntü durumundadır. Depremle yıkılan binaların, hayatların ve yüzlerin birbirine karıştığı bu coğrafyada hayat herşeye rağmen sürüyor.

E

kim 2011 tarihinde meydana gelen Van depremi tektonik olup, bu depremde yaklaşık 650 kişi hayatını kaybetmişti. Yaklaşan kış ayıyla birlikte hayat şartları Van halkı için daha da zor olacaktı. Bu sebeplerden dolayı Van’dan çevre illere yoğun bir göç başlamıştı. Van Gölü ve çevresi tarih boyunca benzer birçok olay yaşadı. Kuzey Anadolu fayının doğuya doğru giden kesimi bir kez göz ardı edilince burada oluşan çok önemli depremler de anlaşılamamaktaydı. Bunlardan en önemlisi yaklaşık 3 km uzunluğunda olan Çaldıran fayının yırtılmasıydı. 7.6’lık deprem münferit bir deprem olarak algılanmaktaydı. Oysa Çaldıran fayına paralel gelen Iğdır fayı, Iğdır ovasından hareket ederek Hoy’a doğru Çaldıran fayıyla birleşmekteydi. Bu fay da 1840 yılında büyük bir depremle kırılmıştı. İşte bu iki büyük kırılmanın birleştiği yerde Van fayı esas olarak kavranamadığı için Van’daki büyük felaket kestirilememişti.

PUSULA.indd 47

Van’ın Coğrafyası ve Coğrafi Yapısı Van Dünya üzerinde 42 derece 40 Dakika ve 44 derece 30 dakika Doğu boylamları ile 37 derece 43 dakika ve 39 derece 26 dakika Kuzey enlemleri arasında yer almaktadır.

Türkiye üzerinde ise Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Murat-Van Bölümü’ndeki Van Gölü kapalı havzasındadır. Kuzeyden Ağrı ili Doğu Beyazıt Diyadin ve Hamur ilçeleri; batıdan Van Gölü ile Ağrı ilinin Patnos ilçesi; Bitlis’ in Adilcevaz Tatvan ve Hizan ilçeleri; gü-

3/30/12 3:02 AM


46-47

DEPREM

neyden Siirt’ in Pervari Hakkari ili Beytüşebap ve Yüksekova ilçeleri ile komşudur. Doğusunda ise İran Devleti sınırı bulunmaktadır. İl toprakları 19.069 km2 olan Van, yüzölçümü ile Türkiye topraklarının %25’ ini oluşturur. Van Doğu Anadolu Bölgesi’nin volkanik dağlarla kaplı çukur kesiminde bulunan Van Gölü’ nün doğu kıyısına 5 km uzaklıkta çok az meyilli bir arazi üzerine kurulmuştur. Rakım yüksekliği yaklaşık 1725m’dir. Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü ise yüksek dağların ortasında bir çöküntü durumundadır. Çevredeki yüksek dağlar Van ilinin sınırını oluşturur. Ekim 2011 Van depremi: 23 Ekim 2011 tarihinde saat: 13:41 de meydana gelen deprem 25 saniye sürmüştü. Depremin merkez üssü Tabanlı köyü olup Van’a –merkeze- uzaklığı 17

km’idi. Depremden sonra yapılan araştırmalarda depremin büyüklüğü Kandilli Rasathanesi Richter ölçeğine göre 6.6, ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumuna göre ise 7.2 olarak tespit edilmişti. Depremin hissedildiği iller ise sırasıyla Iğdır, Hakkari, Mardin, Diyarbakır, Siirt, Bitlis, Kars, Şanlıurfa, Erzurum, Ağrı, Muş ve Batman idi. Depremin etkisiyle çok sayıda bina yıkılmış, yollar kullanılamaz

PUSULA.indd 48

hale gelmiş, elektrik ve telefon hatları kesilmişti. Şu anda yolların çoğu onarılmış durumda olsa bile olası tehlikelere karşı bazı bölgelere hala elektrik verilememektir. Van’da yaşayan binlerce insan bu depremden sonra bölgeyi terk etmiş, kalanlar ise soğuk kış aylarında yazlık çadırlarda kışı geçirmeye çalışmaktadır. Van Belediye’sinin gönüllülerle beraber yürüttüğü çalışmalar sayesinde ağır hasarlı birçok bina kayıt altına alınıp acil tedbir alınması için ilgili makamlara resmi olarak raporlanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda tehlike yaratan ağır hasarlı binaların yıkım çalışmalarına başlanmıştır. Deprem kendisiyle birlikte pek çok altyapı hasarlarını da beraberinde getirmiştir. Elektrik ve telefon hatları kesilmiş, Van - Erciş karayolu üzerinde üç

ayrı noktada çökme meydana gelmiştir. Bu çökmeler nedeniyle karayolu ulaşımının sağlanmasında güçlükler yaşanmıştır. Van merkezde, doğalgaz boru hattında meydana gelen sızma nedeniyle doğalgaz akımı da kesilmiştir. Bazı mahallelerde boru hatlarında meydana gelen patlama nedeniyle, şehrin bazı kesimlerine su verilememiştir. Van halkı bu depremin yaralarını henüz saramamışken Kasım ayında ikinci bir deprem daha yaşandı. 9 Kasım 2011 tarihindeki deprem, 21:00 sularında meydana gelmiş 5,6 Mw büyüklüğünde olan depremdi. Merkez üssü bu kez Van’a 16 km uzaklıktaki Edremit ilçesiydi. Depremin etkisiyle 2’si otel olmak üzere 25 bina yıkılmış, 23 Ekim’de meydana gelen deprem nedeniyle Van’da olan arama kurtarma ekiplerinin bir kısmı, binaların yıkıldığı bölgeye sevk edilerek arama kurtarma çalışmalarını yürütmeye başlamışlardır. 12 Kasım günü Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada ise 25 binanın yıkıldığı, 40 kişinin öldüğü ve 30 kişinin enkazlardan sağ kurtarıldığı bilgisi verilmişti. Ancak depremde ölen birisi vardı ki o asla unutulmamalı, nesiller bunu birbirlerine aktar-

malıydı. Prof. Dr. Atsushi Miyazaki. Vatanından çıkıp afet bölgesine yardıma gelmiş ve bu uğurda can vermiş Japon yardım görevlisi. Genel olarak büyüklükleri 2 ila 3 arasında değişen 521, 3 ila 4 arasında değişen 790, 4 ila 5 arasında değişen 108 ve 5 ile 6 arasında değişen 7 olmak üzere, toplam bin 400 adet artçı deprem meydana gelmiştir.

3/30/12 3:02 AM


BÖLGEDE NE KADAR YARDIM DAĞITILDI? Toplam 4 bin 440 arama kurtarma, bin 710 sağlık personeli, 18 arama köpeği, 651 iş makinesi ve araç, 7’si hava ambulansı olmak üzere 146 ambulans, 6 tanesi faal olmak üzere 11 seyyar hastane, 143 jeneratör, 77 projektör, 95 seyyar tuvalet, 42 bin 711 çadır (8 bin 166’sı yurtdışı), 54 toplu barınma çadırı, 69 genel maksat çadırı, 60 prefabrik ev, 5 yaşam konteynırı, 2 bin 300 Mevlana evi, 160 bin 360 battaniye, bin 179 yorgan, 37 seyyar mutfak, 3 bin 051 mutfak seti, 6 bin 899 katalitik soba, 5 bin 792 uyku tulumu, bin kampet ve 1 mobil fırın gönderilmiştir. Başkanlık tarafından havayolu ile gelecek olan uluslara-

PUSULA.indd 49

rası yardımların kabulü için Erzurum lojistik merkez olarak belirlenmiş, bu merkezin kurulması ve gelen yardımların Van’a transferini sağlamak üzere Erzurum Valiliği görevlendirilmiştir. En son bilgilere göre; şu anda yaşam konteynırı olmayan sadece 90 aile kalmıştır. Depremde yetim ve öksüz kalan 188 çocuk ile kimsesiz, yaşlı ve özürlü 192 kişiye bakım ve rehberlik hizmeti verilmektedir. Van’da 5 okul yapılması için de protokol imzalanmıştır. HANGİ ÜLKE NE YARDIMI YAPTI? Van’daki depremden sonra zor durumda kalan depremzedelere yardım için Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından vatandaşlar seferber oldu. 700 yatak kapasiteli bin 250

çadırla acılarımızı sarmamızda ilk adımı atan Azerbaycandı. Arkasından Fransa ve BM ülkeleri bu yardım konvoyuna katılırken, yardımlar arasında en dikkat çeken ülke, ilişkilerin gergin olduğu İsrail’di. Yapılan yardımlar yeterli gibi görünsede bu kış ayında Van halkı hayatla mücadele etmektedir. Van’da meydana gelen depremin yaralarını sarmak amacıyla hepimize düşen mutlaka bir görev ve sorumluluk vardır. Bugün bu sorumluluğumuzu hep beraber yerine getirmek bir vatandaşlıktan öte insani bir göevdir. Unutmayalım ki, aynı acıyla bizlerde karşı karşıya kalabilirdik. <

3/30/12 3:02 AM


48-49

yaşam

Yıkılmış Şehirden Açılan Ümit var, Bir Pencere:

Çadırkent Van… Cansın TOPRAK • cansintprk@gmail.com

17 Ağustos 1999’da yaşanan ve 17 bin 127 kişinin hayatını kaybettiği 43 bin 953 kişinin de yaralandığı merkezüssü Gölcük olan ve etkisinin İzmir’den Ankara’ya kadar geniş bir coğrafyada hissedildiği özellikle de Marmara Bölgesi’nin ağır hasarlarla yaşam mücadelesi vermeye çalıştığı Türkiye’deki en etkili depremden sonra ikinci en büyük deprem Van’da yaşandı.

M

erkezüssü Erciş olan 24 Ekim Van depremi 7.2 şiddetinde ağır bir şekilde hissedildi.O gün 138 kişi hayatını kaybederken 600 kişi yaralandı ve 100’den fazla bina yıkıldı.İlk ve en büyük sarsıntı burada yaşandı .2. büyük deprem ise Van merkezde 6.6 büyüklüğünde hissedildi.Depremler arası şiddet farkı az gibi gözükse de bir derecelik bir fark bile bölgeye 32 kat daha yıkım ve kayba sebep olmuştur. Saatler 01.30’u gösteriyordu,her şey normal seyrinde devam ediyordu.Uyuyanlar uyuyor sohbetler ediliyor,çaylar içiliyor derken ani bir sarsıntıyla bir anda her şey yerle bir oluyor. Yirmi beş saniye içerisinde hayata ve hayale dair her şey idrake sığmayan bir manzume oluşturuyor... Deprem…Anlatması kolay ama yaşanması düşünülmek istenmeyecek kadar zor. Doğu Anadolu Bölgesi’nde Van Gölü’nün sırdaşlığını yapan küçük bir yer Erciş. Cehaletin,savaşın,insanlığın ve her şeye rağmen çocuk olmanın ne demek olduğunu iki kere iki dört edercesine insanlara gösteren Anadolu’nun engin yürekli analarını,masumluğunu kaybetmemiş tertemiz bakışlı çocukla-

PUSULA.indd 50

rını ve cesur yürekli babalarının yaşam şartlarını yansıtan şair endamlı şehir. Doğu insanını misafirperverliğiyle, içten ve samimi sohbetleriyle ve çalışkanlığıyla tanırız biz.Sofrasındaki ekmeğini hiç düşünmeden paylaşabilen, kırk yıllık ahbap gibi sizinle oturup dertleşebilen, derken derdinize derman olmak isteyen fakir ama ruh derinliği gönüllere sığmayan gözyaşının mayasında, karşısındakinin derdine dahi ağlamaktan çekinmeyecek kadar ruh ve mana köklerine sahiplenmiş insanlar görüyoruz. Yüz ifadeleri olup biten her şeyi aksettiriyor sanki. Yaşadıklarını bilmeden bile birçok şeyi anlamak mümkün. Başlarından geçenler hiç de kolay değil.Kolay değil virane bir şehrin ortasında yapayalnız kalmak,elini attığın yerden yarının yareninin cansız bedenini bulmak.Saniyeler içerisinde onları kaybetmek,aramak ama bulamamak. Bir anne anlatıyor.’’Eşim amâ idi ve anahtarcılık yapıyordu; kızlarım da her gün okula giderken babalarını işe götürür,okul çıkışı da eve beraber gelirlerdi.Deprem günü de yine bir iş çıkışı gelirlerken üçü de bir binanın altında

kaldı.Onüç gün boyunca aradım onları, günlerce yapılan aramalar sonucu üçünü de kaybettim.Hayat bana güzel değil artık.’’Bir annenin feryadı…Ne kadar da acı... Üstüne titrediğin,gözbebeğim dediğin evlatlarını,hayat arkadaşını kaybetmek.Şunları diyor ve ekliyor acılı anne:”Evim sapasağlam ama ne anlamı var ki bundan sonra.” Acısı çok taze,bu yıkımı kabullenmek çıldırtıcı bir sekerât anı; sanki kalpler şehirden daha hasarlı ve yıkık... Ölümle burun buruna gelmekten bahsediyoruz. Gitmek ve gelmek... Belki hayatının bir film şeridi gibi gözünün önünden geçirmeye bile vaktinin olmadığı anlar… Hayatını temellendirdiğin planlar ve hayaller,her birinin saniyeler içerisinde yok olması,saniyeler içinde varlık ve yokluk ve o yoluğun içinde yok olmak…Yer yarılsa da içine girsem demek yok orada;çünkü yer de yerle bir,tarifi zor,yaşamak zor,anlamak zorlardan da zor …Herkes şaşkınlık içerisinde imkansız gördüğü düşüncelere gark olmuş öylece seyrediyor olup bitenleri. Bu büyük felaket herkese kendi penceresine sızan anlayış sınırları içerisinde

3/30/12 3:02 AM


PUSULA.indd 51

3/30/12 3:02 AM


50-51

yaşam

bir şeyler öğretmişe benziyor. Özellikle de Türk-Kürt çatışmasının pervasızca kuru gürültü halinde devam ettiği şu günlerde yaşanan bu deprem hadisesi, gözü ve gönlü körelmiş insan topluluğuna bir kere daha aynı toprak parçasında yaşayan halkın birbiri için ne kadar değerli olduğunu, ateşin sadece düştüğü yeri değil seni de beni de yaktığını ve derin izler bıraktığını gözler önüne serıyor. Bu millet çoluğuyla çocuğuyla, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle her an birbirine muhtaç… Bu düşünceyi göz ardı eden gönül gözü ,dibe vurmuş bir acizlik içerisinde oradan oraya savrulmaya mahkum …Sussa da mahkum,dursa da mahkum…Koşsa da mahkum… Depremin asıl etkisinin altı ay sonra başladığını söylüyor psikologlar. Asıl deprem o zaman yaşanacak elbette. Şimdilik çocuklar olan bitenden habersiz, oradan oraya koşturuyor,oyunlar oynuyor,yaşları biraz daha büyük olanların ise bakışları donuk ve çaresiz. Mahcup bir çehre hayatlarının baharında yaşadıkları depremden arta kalan. Nasıl olmasın ki şehir bomboş, in cin top oynuyor, kedilerin ıslıkları onlara çelme takıyor.İnsandan çok kediler dolaşıyor

PUSULA.indd 52

sokaklarda,onlar bile ne kadar çaresiz gözüküyor, yürüşleri bile farklı sanki. Şehrin bu bomboş hali insanları yalnızlaştırmış gözükse de,birbirlerine daha da yakınlaştırmış aslında.Çünkü birbirlerinden başka kimseleri olmayan bu insanları,kendilerinden daha iyi anlayan kimse de olamazdı.O yüzden birbirlerine sımsıkı sarılmışlar bu günler de geçer düşüncesiyle sabırla, akıp giden zamana ayak uydurmaya çalısıyorlar. İnsanlar her şeye rağmen metanetlerini koruyor, bunu başarmanın zor ama imkansız olmadığını,hayatın her şeye rağmen devam ettiğini öyle bir yansıtıyorlar ki; birçok rahatına düşkün ve gözü doymak bilmeyen benliklerin bencilliklerini eleştirip onların ibret almalarını sağlıyor.

Çadırkent Van’da ümitsizlik, ümitvar bir geleceğe bel bağlamıştı...Yaşamaya ve yaşatmaya dair yeni yeni hedefler koyan insanlar,her şey bitti denildiği yerde yine coşku dolu adımlarla hayatlarını devam ettirmeye yemin etmişçesine dik durmaya gayret ediyorlar. Evet birçok insanımız hayatını kaybetmişti,bunu kabullenmek çok acıydı,ateş sadece Van’ı değil herkesi yakmıştı.Bu olayı çarçabuk atlatmak,hiç bir şey olmamış gibi her şeye silbaştan başlamak, ölüm kalım mücadelesinin o karanlık girdabından sıyrılıp yeniden yaşamaya varım ve buna hazırım demek kolay değil elbette. Fakat acı da olsa yaşanan bu depremden sonra doğusuyla batısıyla ,kuzeyiyle güneyiyle tüm Türkiye tekrardan kardeşçesine sarıldı ve “Yaşamam yaşamana bağlı”diye haykırdı.Bu da diğergam milletimizin vefalı insanlarının yaşanılması mümkün olan tüm olumsuzluklara rağmen birbirlerine arka çıkmaya ve tek yürek olmaya hazır olduklarının en büyük vesikasıydı ve derde derman olan da nifak tohumlarının yeşermeye azmettiği yerde kardeşlik tohumlarının neşv ü nema bulmasıydı. <

3/30/12 3:02 AM


PUSULA.indd 53

3/30/12 3:02 AM


52-53

enerji

NÜKLEER ENERJİ; FÂCİÂ MI, ÇÖZÜM MÜ? F. Betül YILDIZ • fby242@gmail.com

Nükleer enerji günümüz dünyasında mecburiyet değildir. Nükleer santral kurulumu en pahalı santraldir. Nükleer santral en az 10 yılda kuruluyor. Atıklarına çare bulunmamıyor. Ayrıca kazalarda en büyük riski taşıyor. Bu nedenle bu tip santraller kurmak isteyen ülkeler iyi düşünmelidir. Türkiye’deki enerji hatlarında yüzde 20’ye yakın kaçak var, yenilenebilir enerjiye yatırım yapılmadı, hidroelektrik santalleri yeterli değil. Bu nedenle nükleer enerjinin alternatifi, temiz enerji ve tasarruflu tüketimdir.

N

ükleer enerji son yıllarda tüm ülkelerin ilgilendiği ve üzerine çok fazla yorumun yapıldığı bir konu haline geldi. Özellikle, petrol, doğalgaz ve kömür gibi yenilenemez (non-renewable) enerji kaynaklarının tahminen 80-90 yıl içinde tükenecek olması hasebiyle ülkeler, üretim aşamasında daha ucuz ve daha verimli bir enerji kaynağı olan nükleer enerjiyi tercih edilmektedir. (Tübitak, Enerji ve Doğal Kaynaklar Paneli Raporu.) Aşağıda, dünya üzerindeki nükleer santrallerin bulundukları yerleri görüyoruz. (Figure-1). Dünya üzerinde hâli hazırda 400’den fazla nükleer santral vardır ve nükleer enerji dünyanın elektrik ihtiyacının %15’ini karşılamaktadır. Şimdi, Türkiye ve dünya genelinde nükleer santrale karşı olanlar ve onu destekleyenlerin tezlerinden kısaca bahsetmek istiyorum. Karşı olanların argümanları şu şekildedir: o Konjonktür ve dünya değişmiştir, bugün herkes nükleer enerjiden kaçmaktadır. o Deprem riski tehlikeli sonuçları da beraberinde getirir. o Türkiye olarak 2023’e kadar enerjimiz bitecek söylemleri gerçeği yansıtmamaktadır. 2

PUSULA.indd 54

Figure-1:

o Mesele enerji ise Türkiye’de meydana gelen israfın önüne geçilirse nükleer enerjiye olan ihtiyaç ortadan kalkacaktır. o Radyoaktif atıkların yüz binlerce, hatta milyonlarca yıl etrafa sızmadan saklanması için gereken önlemler çok yüksek maliyetli ve teknik açıdan neredeyse imkânsızdır. o En ufak bir arıza Çernobiller yaratabilir. o Kurulması planlanan santral, Mersinde ekolojik dengeyi altüst edecektir. Keza aynı şey Sinop içinde geçerlidir. Birçok canlı türünün sonu gelecektir. o Zenginleştirilmiş uranyum alınacaktır

ki bu da, dışa bağımlılığın petrol olmasa başka kaynaklara geçeceğinin göstergesidir. Nükleeri destekleyenler ise şu savları öne sürüyorlar: o 2010 yılı verilerine göre dünyada şu anda aktif olarak 510 adet reaktör, 251 adet nükleer santral sivil amaçlar için enerji üretmektedir. Yani yaygın bir enerji kaynağıdır. o Fosil yakıtlarının çevreye fazlaca karbondioksit ve karbon monoksit yayması çevreye ve atmosfere zararlıdır. Ancak nükleer enerji çok daha az miktarda

3/30/12 3:02 AM


karbon monoksit yayar. o Türkiye’nin yüzölçümünün yarısını güneş enerjisi panelleriyle kaplasak bile mevcut tüketimimizin ancak %8 ini karşılayabiliyoruz. o Gerekli önlemler alındığı takdirde risk seviyesi minimuma inebilir. o Doğru analizle depremden zarar görmeyecek ve sızıntıyı imkânsız hale getirecek santral yapmak mümkündür. 3

değildir. Elbette yer sarsıntısı ve tsunami de kazada önemli rol oynamıştır ancak diğer önemli sebepleri de tsunami riskinin yanlış hesaplanması ve merkezdeki uzmanların bir süre santralin acil soğutma sisteminin çalıştığını zannetmeleri, bunun da radyasyon sızıntısına karşı önlem alınmasını geciktirmesidir. Fukuşima kazasından sonra da Avrupa ülkeleri nükleer santrallerini gözden ge-

çirme kararı aldı; Almanya eski 7 santralini kapatma kararı aldı, İsviçre yeni santral kararlarını askıya aldı, Fransa’da da protestolar gerçekleşti. Türkiye’deki nükleer enerji konusuna gelecek olursak, bildiğiniz gibi Mayıs 2010’da Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında Mersin-Akkuyu’da nükleer santral yapımına ilişkin hükümetler ara-

Tübitak, Enerji ve Doğal Kaynaklar Paneli Raporu, 24 Temmuz 2003, ANKARA 1 Özgür Gürbüz, 2011. 2 Prof.Dr. Altuğ Şişman 3

Tüm bu kritiklerin sonunda nükleer enerjiyi uçak yolculuğuna benzetebiliriz. Her ne kadar diğer yolculuk çeşitlerinden daha riskli ise de istatistiksel olarak kaza oranı daha azdır. Ancak tercihi yapacak olan sizsinizdir. Son olarak Japonya’daki Fukuşima nükleer santralinde gerçekleşen kazaya göz attığımızda, kazanın sebebi direk olarak deprem

PUSULA.indd 55

3/30/12 3:02 AM


54-55

ENERJİ

sı anlaşma imzalanmıştır. Rus Atomstroyexport şirketine verilen ihaleyle beraber Akkuyu nükleer santralinin 2019’da devrede olması planlanıyor. Her yıl 50 Türk öğrenci de Rusya’ya nükleer konusunda eğitime gönderiliyor. 7 yıl sonunda 400 civarında öğrenci eğitilmiş olacak. Türkiye, Atomstroyexport şirketine Mersin halkını bilinçlendirme şartı koştu. Yani buna kısaca ikna faaliyetleri de diyebiliriz; broşür, simülasyon,

PUSULA.indd 56

kitapçık gibi yöntemlerle. Kafa karıştıran bir diğer mevzu da, nükleer atıkların akıbetinin ne olacağı… Kuvvetle muhtemel, bu değerli atıklar tekrar kullanılabilir oldukları için Rusya’ya geri gönderilecek. Çünkü şu an Türkiye’nin bu atıkları tekrar kullanmak için yeterli teknolojisi yok. Fatih Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Dr. M. Akif Sarıkaya, Mersin’den geçen fay hatları ve bunların nükleer sant-

rale olabilecek etkileri üzerine bir çalışma gerçekleştirecektir. Deprem konusu da yazının başında zikrettiğim Fukuşima santrali kazasını en önemli sebeplerinden biridir. Türkiye de nükleer fay kuşakları üzerinde bulunan bir ülke olduğu için bu konuda derinlemesine incelenmek zorundadır. Nükleer enerjinin ülkemiz için faydalı olmasını ve olabilecek tüm kazalara karşı yeterli önlemlerin alınmasını diliyorum. <

3/30/12 3:02 AM


PUSULA.indd 57

3/30/12 3:02 AM


56-57

PUSULA.indd 58

madencilik

3/30/12 3:02 AM


HER UYGARLIKTA GÜCÜN SİMGESİ...

ALTIN

Zeliha SÜSLÜ • Zelihasuslu15@gmail.com

Altın, ortalama 35 km. kalınlığa sahip yer kabuğunda en az bulunan bir elementir. Yer kabuğu nun %8’i alüminyum, %6’sı demir oluştururken on milyonda 2’si altındır. Kimyasal sembol olarak Au ile ifade edilen altın 1064Cº ergimektedir. Altının yerkabuğunda en az bulunan element olma özelliği yanında bilinen en iyi iletkendir. Ayrıca su ve oksijenle reaksiyona girmez. Bu nedenle binlerce sene geçsede altın bozulmadan aynı özelliğini koruyabilir.

C

oğrafya bölümü 2. sınıf öğrencileri olarak 2011 yılında arazi çalışması kapsamında gitmiş olduğumuz Koza Altın Madeni İşletmelerinde, altının ne tür aşamalardan geçtiğini, işlenişini, bu işleniş sırasında çevreye olan etkilerini ve daha birçoklarını öğrenme fırsatı bulduk. Türkiye’nin ilk yerli altın üretim merkezi olan bu yerde edindiğimiz bilgileri ise siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum. İzmir’in 106 km kuzeyinde, Bergama ilçesi Ovacık köyü bölgesinde bulunan Ovacık Altın Madeni, Türkiye’nin ilk yerli altın üretim tesisi olma özelliği taşımaktadır. Koza Altın İşletmeleri a.ş., ülkemizdeki altın madenlerini aramak ve işlet-

PUSULA.indd 59

mek üzere kurulmuş %100 türk sermayeli bir türk şirketi’dir. Koza Davetiye Mağaza İşletmeleri ve İhracat a.ş. ve Koza-İpek Holding a.ş. firması, Mart 2005’te, Normandy Madencilik a.ş.nin

bütün hisselerini Newmont Mining Corporation Şirketi’nden satın almış ve böylece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir Türk şirketi altın üretimini gerçekleştirmiştir.

3/30/12 3:02 AM


58-59

madencilik

ALTIN NE TÜR AŞAMALARDAN GEÇER ? Ovacık, Gümüşhane ve Havran Altın Madeni ile toprağın altındaki değerleri gün yüzüne çıkaran Koza Altın Madeni uyguladığı üretim ve çevre teknolojileriyle dünyaya örnek gösterilmektedir. Cevherin çıkarıldığı alanda; o Açık ocak ve yer altı galerileri, o Cevherin işlendiği tesis kısmı ve o Çevreye verilebilecek temizlik ve saflığa getirilen atıkların bırakıldığı geçirimsiz atık havuzu bulunmaktadır. 1. Açık ocak ve yeraltı galerileri

atık havuzundan sızıntıyı önlemektedir. 4. İki adet siyanürlüme tankı bulunmaktadır. Çamur iki siyanürlüme tankından sonra 8 tanktan daha geçer. Siyanürlüme tanklarından çözülmüş altın 8 tanka ilave edilen aktif karbon vasıtasıyla emilir. 5. Altını içeren aktif karbonlar yıkanarak altın ve gümüşten sıyrılır. Altın ve gümüş yüklü çözelti elektroliz işlemine tabi tutularak ALTIN VE GÜMÜŞ kazanılır. 6.Atıklar, geçirimsizliği sağlanmış atık depolama tesisinde depolanır. Siyanürün çevreye olan zararı Altın madenlerinde kullanılan siyanürün nehir sularına karışmasıyla nehirdeki canlılar ölmekte, tarlalardaki sulama sularına karışmasıyla da meyve ve sebzelere siyanür karışmakta ve insan sağlığını tehdit etmektedir. Ayrıca altın madeni çıkarılma sırasında kullanılan siyanür havaya karışmaktadır.

2. Açılı ve kapalı ocaklardan çıkarılan cevher farklı tenör guruplarına ayrılarak cevher stok alanından iş makineleriyle tesise alınır.

3. Çenekli ve konik kırıcılarla iki kademede kırılarak tane boyutu 16 mm altına indirilir. Titreşimli elektrikten geçen cevher omeor bandla ince cevher silosuna alınır ve öğütme ünitesine aktarılır. Öğütme ünitesi; seri şekilde çalışan iki değirmen ve diplon bataryasından oluşur. Cevherin % 80’i 75 migronun altına düşürülecek şekilde öğütülür. Öğütme sulu ortamda yapılır.

PUSULA.indd 60

Koza altın şirketi ise bu zararlı madde olan siyanürü çevreye kazandırıyor. Tüm işlemler bittikten sonra atıklar havuza aktarılıyor ve çevreye hiçbir zarar verilmiyor. Bu atık havuzlar ; o Kaya dolgu atık havuzu yapısı - yerel su barajlarından daha üstün emniyet faktörüne sahip olup, kompozit astar

o Yüzey sularına sıfır deşarj - atık suyun tamamının geri kazanımın sağlamaktadır. DAHA YEŞİL BİR ÇEVRE Bu çalışmalarla kullandıkları alanlara eskisinden daha güzel ve doğal bir görünüm kazandırmayı amaçladıklarını dile getiren Koza Altın Genel Müdür Yardımcısı Hayri Öğüt, “Sahada daha yeşil bir çevre oluşturmayı hedefledik. Bunu için faaliyetlerimiz sırasında meydana gelebilecek toprak erozyonunun minimize edilmesini sağlamak, ağaç dikimiyle havadaki oksijen miktarını artırmak, madencilik faaliyetleri esnasında oluşabilecek tozu engellemek, yöre halkına yeni tarımsal faaliyet alternatiflerini sunmak, planlı rehabilitasyonla madencilik faaliyetleri sonrası rehabilite edilen alanların yöre halkı tarafından değişik amaçlarla kullanımını sağlamak ve mevcut flora ve fauna çeşitliliğini koruyup bu çeşitliliğin artırılmasına katkı sağlamak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu. Madencilik faaliyetleri tamamlanmış olan alanları doğaya geri kazandırmaya çalışan Koza Altın İşletmeleri, maden faaliyetleri tamamlan Havran Altın Madeni sahasına 36 bin 209 adet fidan dikimi ile doğaya yeniden kazandırıldı. Dikilen fidanların otomatik damla-sulama sistemiyle sulandığını anlatan Öğüt, böylelikle su tasarrufu da sağladıklarını anlattı. Bunun yanında, Çevre Bölümü ile koordinasyonlu şekilde personelleri tarafından da sahadaki tüm fidanların bakımlarının düzenli olarak yapıldığını dile getirdi. Koza Altın İşletmeleri, Ege Bölgesi Sanayi Odası tarafından çevreye yaptığı yatırımlardan dolayı “Çevre Teşvik Belgesi” ile ödüllendirilmiştir. <

3/30/12 3:02 AM


PUSULA.indd 61

3/30/12 3:02 AM


60-61

PUSULA.indd 62

LİMANLARIMIZ

3/30/12 3:02 AM


TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK KONTEYNIR LİMANI

AMBARLI

Selma TOKLUCU• selmatoklucu@gmail.com

Ambarlı Limanının ilk kuruluş aşamasında, limanda faaliyet yapmayı talep eden girişimcilerin artması ve Ulaştırma Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının tek muhatap arayışları, Ambarlı Limanında mevcut firmaların ortak olacağı bir kuruluş oluşturulması gereksinimini arttırmış, sonuç olarak da Ulaştırma Bakanlığı’nın talebi ile 9 Eylül 1992 tarihinde ALTAŞ Ambarlı Liman Tesisleri Tic. A.Ş. kurulmuştur.

M

armara Bölgesinin Avrupa yakasında bulunan Ambarlı Limanı, içinde çalışmakta olan 7 ayrı terminalin ortak kullandıkları alanların genel yönetim, altyapı, planlama, jeolojik etütler, güvenlik ve çevre düzenlemesine yönelik sorumlulukları olan Ambarlı Limanın genel yönetim, ortak hizmet ve koordinasyon şirketidir. Liman Beylikdüzü semtinin Marmara Mahallesinde bulunmaktadır. E-5 karayoluna ve Tem otoyoluna karayolu bağlantısı bulunmakta olup E-5’e mesafesi 3 km’dir. Ambarlı Limanının ilk kuruluş aşama-

PUSULA.indd 63

sında, limanda faaliyet yapmayı talep eden girişimcilerin artması ve Ulaştırma Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının tek muhatap arayışları, Ambarlı Limanında mevcut firmaların ortak olacağı bir kuruluş oluşturulması gereksinimini arttırmış, sonuç olarak da Ulaştırma Bakanlığı’nın talebi ile 9 Eylül 1992 tarihinde ALTAŞ Ambarlı Liman Tesisleri Tic. A.Ş. kurulmuştur. Peki Altaş Ambarlı Limanı’nın önemi nedir? Evet belki de günümüzde çok fazla bilinmeyen Altaş Ambarlı Limanı Türkiye’nin en büyük limanı özelliği-

3/30/12 3:02 AM


62-63

LİMANLARIMIZ

ne sahip olup, Marmara’nın ihracat kapısı konumundadır. Öyle ki Altaş Ambarlı Limanı Avrupa’nın da dikkatini çekmiştir.40 yıldan fazla dünyanın en büyük limanı özelliğini elinde bulundurmuş olan Rotterdam Limanı 2008 yılında bu limanımızı keşfetmiş ve pek çok ülkenin gözlerini Türkiye’ye çekmiştir.Avrupa’nın en büyük konteynır limanı sıralamasında ilk defa bir Türk limanı ilk 20’de yer almış ve 12. olmuştur. Böylelikle Altaş Ambarlı Limanı’nın Türkiye ve Avrupa açısından ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Şimdi hem merak edilenleri hem de Altaş Ambarlı Limanı’nı daha yakından tanımak için yapmış olduğumuz röportajımıza bakalım. 1) Limanınızın Ambarlı bölgesine kurulmasının amacı nedir? 1980’li yılların başında İstanbul’un Zeytinburnu sahiline yerleştirilmiş olan S.S.

PUSULA.indd 64

İstanbul Batı Yakası Kumcuları Üretim ve Pazarlama Kooperatifi (günümüz unvanı ile Kumport Liman Hizmetleri ve Lojistik San. ve Tic. A.Ş.) dönemin Büyükşehir Belediyesi’nin “hızlı kentleşme ve kent içinde görüntü bozukluğu” yaklaşımı içinde bu ve benzeri tesisleri şehir dışında konuşlandırılması kararı ile Kumcular Kooperatif 1989 yılında Ambarlı - Yakuplu bölgesine taşınmıştır. Bölgede ilk olarak Kumcular Barınağı olarak 1989 yılında onaylanan İmar Planı ile Ambarlı Limanı’nın ilk adımları atılmıştır. Daha sonra bölgede limancılık faaliyeti göstermek üzere başvuran firmaların talepleri dikkate alınarak 1/25.000 Ölçekli Nazım İmar Planlarında İstanbul’un ihtiyaçlarına yönelik 10.000 DWT gemilerin yanaşabileceği liman olarak planlanan bu bölge Ambarlı Limanında mevcut terminallerin münferit taleplerini tek bir plan altın-

da toplayan İstanbul’un ihtiyaç duyduğu koltuk limanı olarak hizmet verecek bir planlama ile 1993 yılında Ambarlı Limanı İmar Planı Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca onaylanmıştır. Ülkemiz ekonomisindeki gelişmelere bağlı olarak dünyada deniz yoluyla yapılan taşımacılığın konteyner odaklı gelişmesinin etkisine bağlı gelişmeler ve oluşan talep Ambarlı Liman Kompleksini bu gün Türkiye’nin en büyük konteyner limanı konumuna getirmiştir. 2) Gelecek yıllara odaklı Ambarlı Limanı’nın diğer ülkelerdeki limanlarla rekabet edilmesini korumak için ve bu rekabeti kuvvetlendirmek için neler yapıyorsunuz? Altyapı yatırımlarına sürekli yatırım yaparak limanın hareket kabiliyeti artırılmaya devam etmektedir. Rekabetin korunması daha iyi, hızlı hizmet verilmesi

3/30/12 3:02 AM


ve özellikle önem arz etmekte olup, ayrıca Ambarlı Limanı Karadeniz’e giden yükler için önemli bir transit liman fonksiyonu görmesidir. 3) Limanınıza gelen ürünleri hangi yolla ülkeye dağıtıyorsunuz? En fazla hangi ulaşım yolunu kullanıyorsunuz? Karayolu taşımacılığı ile yüklerin dağıtımı sağlanmaktadır. Transit yüklerin dağılım deniz yoluyla gerçekleştirilmektedir. 4) Günlük toplam kapasitesi nedir? Günlük 5.000 -7.000 araç kamyon/Tır trafiği olan limanımızın günlük ortalama konteyner trafiği yaklaşık 4500 TEU civarındadır. 2011 yıllık konteyner hareketi 2.686.000 TEU olarak gercekleşmiştir.

PUSULA.indd 65

5) Güvenlik tedbirleriniz nelerdir? Ulusal ve uluslararası arası mevzuat kapsamında ((ISPS) International Ship and Port Facility Security Code) limanımızda güvenlik önlemleri alınmakta ve uygulanmaktadır. Ayrıca hem ortak alanlarda hem tüm terminallerde 5188 sayılı Özel Güvenlik Yasası kapsamında özel güvenlik teşkilatları ile çalışılmakta olup, tüm liman alanları güvenlik kamera sistemleri ile donatılmış modern teknolojik imkanlardan faydalanılmaktadır. Gümrüklü eşyanın kontrol ve güvenliği ayrıca Gümrük muhafaza teşkilatı tarafından sağlanmakta olup, diğer asayiş konularında Emniyet Müdürlüğü ile çalışılmaktadır.

6) Ambarlı Limanı’nı Türkiye’nin en büyük limanı yapan özellikler nelerdir? İstanbul hinterlantı ve ulaşım olanakları ile tüm Marmara Bölgesine ulaşım kolaylığı sebebi ile Ambarlı Limanı’nın büyümesinde etken olan başlıca unsurdur.< 1. İstanbul metropolüne yakınlığı, 2. Limanda hızlı güvenilir, son teknolojik imkanlara hizmet veriliyor olması, 3.Ticaret erbabına ve sanayiciye hitap eden bir hizmet anlayışının olması, 4.Transit yük taşınmasında İstanbul Boğazından önce bulunması, 5.Limanı kullanan hinterlant için yükün daha kolay ve ekonomik taşınması 6.Güvenli bir liman olması 7.Dünya Standartlara uygun, çevreye duyarlı bir liman olunması, 8.Limancılık uygulamalarında öncü bir liman olunması

3/30/12 3:02 AM


64-65

GEZİ

DÜNYANIN KENARINDAKİ DONMUŞ YARIMADA:

KAMÇATKA...

Cansın TOPRAK • cansintprk20@gmail.com

Kamçatka Rusya’nın Uzakdoğu sınırında zıtlıkların imkansızı zorlayarak mükemmel bir bütünü inşa ettiğini gözler önüne seren sıra dışı bir yerdir. Orada yaşamak hayatı boş verip ölüme susamak gibi bir şey. Belki de burada her şeyin tam aksiyle hayat bulduğunu anlamak Kamçatka’yı diğer bölgelerden farklı kılanın ne olduğunu anlamaya yardımcı olacaktır.

PUSULA.indd 66

3/30/12 3:02 AM


PUSULA.indd 67

3/30/12 3:03 AM


66-67

GEZİ

Y

vanlardan biri deniz kartalıdır. 800’den fazla deniz kartalı altı aylık süren koca bir kışı burada geçirir. Balık avcısı olmalarına rağmen yakalanmışı çalmayı tercih ederler. Hırsızlık yemek vakti alışkanlığının bir parçasıdır. 8 milyonluk nüfusuyla Avrasya’nın en büyük somon balıklarının görüldüğü bölgede kartalların bundan oldukça nasibini aldığını görüyoruz. Balıklara erişmek kolay olsa da onları avlamak o kadar da kolay değildir. Öncelikle rakiplerini püskürtmek için grup oluştururlar. Yemek parçalanır ve paylaşılır. Yırtıcıların sergilediği bu insani yaklaşım biraz şaşırtıcı gelse de yaşamak için bunu yapmak zorunda olduklarını onlar da gayet iyi biliyorlar. Avlanılmak için bekleyen somon balıkları suyun içerisinde yaşamdan ve ölümden habersiz öylece süzülmeye devam ederken tabiatları ge-

anardağlar diyarı olan Kamçatka Doğu Avrupa ve tüm kuzey Asya’ya kadar uzanır. Bu özelliğiyle Amerika Birleşik Devletlerinin iki katı büyüklüne sahip olup dünyanın en büyük ülkesi olarak birinci sırada yerini alır. Her bölümü adeta kendi çapında bir dünyadır. Yanardağlardan çıkan lavlar her geçen gün yeni kayalar oluşturur. Böylece oranın sakinleri için yeni yaşam yerleri keşfedilmiş olur. -30 derecelik bir sıcaklıkta yaşamak duyulduğunda dahi tüyleri ürperten bir ortam oluştursa da bunu başaran binlerce canlı bulunmaktadır ve bu canlıların en azını ise insanlar oluşturmaktadır. Burada yaşamak oldukça zordur ancak en güçlü olanlar varlıklarını devam ettirebilir. Bu da yaşam mücadelesini deneme yanılma yolu ile tartarak hayatta kalmayı daha vahşi ve acımaz hale getirir. Burada yaşamayı başaran en usta hay-

Bystraya Nehri, Kamçatka bölgesinin güney kesimi boyunca akar. 1 ila 3 metre derinlikte, 20-100 metre genişliğindedir. Her yıl belli zamanlarda chinook somon türleri yumurtlamak için bu nehire gelirler.

PUSULA.indd 68

3/30/12 3:03 AM


Yitik Bir Ruha Can Vermek Bir Even ailesinin barındığı bu çadırda, yere serilmiş ayı postları zemini yumuşak tutuyor. Kamçatka’nın bu yerli halkı eskiden ayı (“nakat”) avlayarak postunu kullanır, geleneksel şarkı ve danslarında da ayının ruhunu yüceltirdi. Evenler bugün de ayı avlamakla birlikte, yıllar önce rengeyiği çobanlığı yapmaya başladı. Şu anda Kamçatka’da sayıları ancak 1500’ü buluyor. Geçimlerini balık tutarak, rengeyiği güderek ve küçük hayvanları avlayarak sağlıyorlar.

reği her yumurtlama dönemlerinde her biri 5000 yumurta bırakıp ölüyorlar. Onların solukları da başka bir canın içinde hayat buluyor. Kamçatka’daki diğer bir ilgi çekici canlı ise boz ayılardır. Ayılar her yerde olsa da,“ buradaki de ayı, o zaman ne gereği var ayılardan söz etmeye” diye düşünü-

PUSULA.indd 69

lebilir. Fakat buradaki ayılar biraz daha rahatlarına düşkün olma özellikleriyle dikkat çekiyor, belki de o yüzden sayıları 12.000’e kadar ulaşıyor. Buradaki ayıları karlar erimeye başladığı zaman görmek mümkün. Uzun bir kış uykusundan sonra inlerinden çıkıp temizlenme ve kendine yiyecek aramaya başlarlar.

Buhar ve sıcak su kaynakları gibi jeotermal noktaların kıyıları ısıtmasını fırsat bilen ayıların ilk işleri kürklerini temizlemek olur. Derin yataklardan dışarı çıkan ısı yüzey suyunu aşırı kızdırarak oluşturduğu gayzerler sayesinde kükürt miktarının bol olmasıyla ayıların vücuduna kenetlenmiş böcekleri temizleyip

3/30/12 3:03 AM


68-69

GEZİ

rahatça avlanmalarını sağlamış oluyor. Somon balıkları boz ayıların da vazgeçilmez menüsüdür. Balıklardan faydalanmak için Temmuz ayını beklemek zorunda olan ayılar o zamana kadar ne bulurlarsa yerler. Yaz ayının bölgeye erken gelmesini sağlayan 35 derecelik gayzerler dünyada 5 tane ile sınırlı olan gayzerlerden biridir. Kaplıca tadındaki bu yer her ne kadar insanların hayalini süslediği yerler-

PUSULA.indd 70

den biri olsa da ayıların vakit geçirmekten oldukça haz duydukları gözde mekanlardır. Kamçatka, 470.000 km2 genişliğinde engebeli ve misafir sevmez bir bölge olmasından dolayı oradaki insanlardan söz etmek oldukça zor. İnsan nüfusunun 4.000 olduğunu düşünecek olursak hayvan nüfusu insan nüfusunu neredeyse bastırmış durumda . Türk nüfusu ise bu rakamın neredey-

se onda biri kadar. İnsanların yaşam tarzı iklime bağlı olarak Rusya’dakine çok yakındır. Aralarındaki en belirgin çizgi ise Kamçatka’nın konum itibariyle dağlık alanların ve bilhassa yanardağların fazlalığıyla bölgeyi mahrumiyet bölgesi haline getirmesidir. Kar ile yanardağın, ayılar ile gayzerlerin ve benzeri zıtlıkların iç içe olduğu bölge belki de bu yüzden sırlı dünyasına merak uyandırıyor… <

3/30/12 3:03 AM


PUSULA.indd 71

3/30/12 3:03 AM


70-71

deniz dünyası

Boncuk Koyu’ndaki Zarif Köpekbalıkları Müşerref ÖZBEY • msrrf_07@hotmail.com

Kumsal köpekbalıkları (Carcharhinus Plumbeus), 100-350 kilo ağırlığında, 1-3.5 metre uzunluğunda. Bir defada 12-15 yavru doğurabiliyor, 1-80 metre derinlikte yaşayabiliyor. Dünyada üreme alanının Boncuk Koyu dışında sadece Amerika’nın güney sahillerinde olduğu biliniyor. İnsanlara saldırmayan kumsal köpekbalıklarının Akdeniz’de tek, dünyadaki ikinci üreme merkezi ise Boncuk Koyu.

PUSULA.indd 72

3/30/12 3:03 AM


K

umsal köpekbalıkları (Carcharhinus Plumbeus), 100-350 kilo ağırlığında, 1-3.5 metre uzunluğunda. Bir defada 12-15 yavru doğurabiliyor, 1-80 metre derinlikte yaşayabiliyor. Dünyada üreme alanının Boncuk Koyu dışında sadece Amerika’nın güney sahillerinde olduğu biliniyor. İnsanlara saldırmayan kumsal köpekbalıklarının Akdeniz’de tek, dünyadaki ikinci üreme merkezi ise Boncuk Koyu. Marmaris yakınlarındaki Boncuk Koyu, kumsal köpekbalıklarının (Sandbar Sharks) Kuzey Amerika’nın güney sahillerinin ardından dünyadaki ikinci, Akdeniz havzasında ise tek üreme merkezi. Boyları 3 metreye, ağırlıkları 300 kilograma ulaşan ama boyutlarına rağmen şu ana kadar bölgede hiçbir insana saldırmadığı saptanan kumsal köpekbalıkları, dünyada “korunması gereken” canlılar sınıfında. Özellikle İtalyanların

PUSULA.indd 73

uzun süredir ziyaret ettiği ve kumsal köpekbalıklarını görüntülediği Gökova’daki Boncuk Koyu, nihayet yerel yetkililerin de dikkatini çekti ve bölge “Özel Çevre Koruma Alanı” ilan edilerek deniz trafiğine kapatıldı. Ülkemizde pek bilinmeyen ve belki de bu sayede şimdiye kadar bozulmadan kalan Çamlı Köyü’ne bağlı Boncuk Koyu her sene düzenli olarak kumsal köpekbalıkları tarafından ziyaret ediliyor. Denizde doğal düşmanı olmayan bu eşsiz canlılar kıyılarımızda su altı fotoğrafçılarına poz vererek doğal yaşamlarını sürdürüyorlar. Kumsal köpekbalıkları Boncuk Koyu’nu su sıcaklığına bağlı olarak genellikle Mayıs ve Haziran aylarında tercih ediyorlar. Nesillerinin devamı için yavrulamaya gelen Köpekbalıkları çok sığlara kadar gelmelerine rağmen öncelikleri türün devamı olduğu için sessiz seyircilere kesinlikle tehlike arz etmiyorlar.

Turizmcilerin “Türkiye’de görülmeye değer en güzel 100 doğa cenneti” arasında gösterdiği Gökova’daki Boncuk Koyu, dünyada iki yerde yaşayan kum köpekbalıkları için turizme kapatıldı. Muğla’nın Marmaris İlçesi’ne bağlı Çamlıköy’de, 1990 yılında birinci derece doğal sit ilan edilen Boncuk Koyu, kumsal köpekbalıklarının dünyada ürediği iki yerden biri. 2006 yılın da Çevre ve Orman Bakanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Dokuz Eylül Üniversitesi Denizcilik ve Su Ürünleri Fakültesi ve Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) bünyesindeki Ekoloji Grubu (EKOG) tarafından inceleme yapılan alanda, “Boncuk Köpekbalığı Koyu İzleme ve Gözlem Tesisleri Projesi”nin geçen yıl başlatılmasının ardından koy, Özel Çevre Koruma Başkanlığı tarafından “Kumsal Köpekbalığı (Carcharnius Plumbeus) Koruma Alanı” ilan edilip koya deniz ve karadan giriş yasaklandı. <

3/30/12 3:03 AM


72-73

ADIM ADIM

COĞRAFYACILAR ARAZİ ROTASINDA Mehmet HASIRCI • m.hasirci@hotmail.com

Bizler Fatih Üniversitesi’nin Evliya Çelebi’leriyiz. Yeri gelir Rize’de Fırtına Dere’sinde, yeri gelir Manisa’da Kula Dağı’nın zirvesinde, yeri gelir Mersin’de Cennet – Cehennem obruklarındayızdır…

PUSULA.indd 74

3/30/12 3:03 AM


Her yıl Coğrafya Bölümü olarak Türkiye’nin 4 bölgesine dağılırız. 1. sınıflar İç Anadolu Bölgesi’ne, 2. sınıflar Ege Bölgesi’ne, 3. sınıflar Akdeniz Bölgesi’ne ve 4. sınıflar da Karadeniz Bölgesi’ne giderler. Marmara Bölgesi’ni ise günübirlik olarak gidilmektedir. 1.sınıflarımız önce Bilecik’e giderler, Şeyh Edebali’nin türbesini ziyaret ettikten sonra oradan Eskişehir’e Yazılıkaya ve Midas anıtlarını gezip Eskişehir’den de Afyon’a geçerler. Asıl gezi burada başlar, o gece Afyon’da kalınır ve sabah şehre tepeden bakan Karahisar Kalesi’ne tırmanılır. Yorucu bir tırmanıştan sonra Afyon manzarası ile kar-

PUSULA.indd 75

şı karşıyasınızdır. Daha sonra Afyon’da bir şehir turu ile o günlük gezi biter. Tabi Afyon’un kaymağını yemeyi unutmadan... Daha sonra Konya’ya geçilir ve ilk uğrak yerimiz Akşehir’de Nasreddin Hoca’dır. Oradan da bizi çağıran Hz. Mevlana’ya ve Şemsi Tebrizi’nin türbelerine gidilir. O günün akşam yemeğinde etli ekmek vardır elbette. İlk yerleşim yerlerinden biri olan Çatalhöyük’e, oradan Karapınar Çölü’ne ve oradan da Meke Tuzlası’na tırmandıktan sonra Aksaray’a geçilir. Diğer gün Aksaray Ihlara Vadisi gezisinden sonra Nevşehir’e Kapadokya ve Göreme’ye gidilir. Son gün ise dönüş yolunda Tuz Gölü’ne uğ-

rayıp İstanbul’a gelinir. 2.sınıflarımızda gezi Çanakkale’den başlar. Önce tarihi yeniden yaşarız ve oradan vapurla Çanakkale’den geçerek Balıkesir – Altınoluk’a doğru yol alırız. O gece orda kaldıktan sonra önce Koza Altın Madeni, daha sonra ise İzmir merkezine gidilir. Diğer gün İzmir - Selçuk’a geçilir ve orada Efes Antik Kenti ziyaret edilir. Daha sonra Denizli Pamukkale’ye gidilir, oradan da Manisa’ya: Kula Dağı’na tırmanılır. Diğer gün ise İstanbul yolculuğu başlar. 3.sınıftaki gezimiz Akdeniz Bölgesinedir. Gezi Aydın’da başlar, Muğla, Marmaris, Fethiye diye devam eder. Sonraki gün Fi-

3/30/12 3:03 AM


74-75

ADIM ADIM

nike, Ölüdeniz, Saklıkent, Kaş üzerinden Antalya’ya geçilir. Antalya’dan Düden Şelalesi ve Aspendos Tiyatrosu’nu ziyaret ettikten sonra Manavgat ve Alanya’ya geçilir ve o gece Alanya ilçesinde kalınır. Sonraki durak Mersin’dir; önce Anamur’a, sonra Silifke’ye ve Cennet – Cehennem obruklarına gidilir. O gece Mersin’de kaldıktan sonra diğer gün İstanbul’a dönüşle geçer.

PUSULA.indd 76

4.sınıflarımızda gezi Sivas’tan başlamaktadır. Sivas’tan Erzincan’a, oradan da Erzurum’a geçilir. Erzurum’da Çifte Minareli Camii ve Tortum Şelalesi gezildikten sonra Artvin’den geçerek doğal güzelliği ile insanı büyüleyen Rize’ye doğru yol alırız. Rize’de Fırtına Deresi’ndeki rafting keyfinden sonra gece Ayder Yaylası’nda kalınır. Diğer gün Ardeşen, Çayeli ve Of’tan geçerek Trabzon – Uzungöl’e ge-

linir. Gece Uzungöl’de kaldıktan sonra, diğer gün Giresun ve Ordu’dan geçerek Samsun’a gelinir. Son gün ise Amasya ve Çorum’dan geçerek İstanbul’a dönüş başlar. Arazi uygulama çalışmalarımız her yıl Mayıs ayında ve finallerden iki hafta önce yapılır. Bazen aksaklıklar yaşarız bazen ise eğleniriz. Ve tabii ki, her yıl bu gezileri iple çekeriz. Yeni bir bölge, yeni bir gezi ve yeni bir heyecan.. <

3/30/12 3:03 AM


PUSULA.indd 77

3/30/12 3:03 AM


76-77

teknoloji

TEKNOLOJİNİN COĞRAFYA’YA SUNDUKLARI

Betül KARAKAŞ • betulkarakas6@hotmail.com

Teknolojiyi

tanımlarken, yaşamı kolaylaştırmak için bir önceki duruma göre aynı işi daha hızlı ve daha kolay yapmamızı sağlayan değişimlerin tamamı olarak açıklayabiliriz. Kullanım alanları çok geniş olan teknolojinin günlük hayatımıza getirdiği kolaylık ve rahatlık ise gözle görülür niteliktedir. Eğitim, ulaşım, sağlık ve ev aletleri gibi birçok alanda gördüğümüz teknoloji harikalarının ilginç tasarımları ise kullanılmayı cazip hale getirmektedir. Doğayı, bilimi, keşfetmeyi, gezmeyi, etrafta olup bitenleri öğrenmeyi kısaca coğrafyayı sevenler için teknoloji bizleri de unutmamış. CBS, GPS, uydu görüntüleri, uzaktan algılama ve daha fazla uygulama ve kullanım alanlarıyla coğrafyaya yönelik teknolojilerdeki en son yenilikleri ise biz sizler için sıraladık.

PUSULA.indd 78

3/30/12 3:03 AM


Iphone

PUSULA: Pusulayı ilk kullananların Çinliler olduğu söylense de Araplardan Avrupa’ya geçen bu teknoloji harikasının kim bilir belki de birçok şeyin başlangıcı olduğunun farkında değillerdi. Güneş’in ve yıldızların görün-

PUSULA.indd 79

BlackBerry

mediği durumlarda yaşamsal değeri olan pusulanın kullanım alanlarına göre çeşitleri bulunmaktadır. GPS (Global Positioning System) yani Küresel Konumlama Sistemi ise çağımızın modern pusulası olma özelliği taşımaktadır. Dijital ortamlarda bulu-

HTC

nan bu uygulama ile gittiğiniz yönü rahatça bulabilir, anlık koordinatınızı tespit edebilirsiniz. Gerçek kuzey ile magnetik kuzey arasında seçim yapabilirsiniz. Artık, günümüz teknolojisi ile pusulalar cep telefonlarımıza kadar girmiş durumdadır.

3/30/12 3:03 AM


78-79

TEKNOLOJİ FOOTPRINT: HTC’nin kullanıcılarına sunmuş olduğu bu uygulama ücretsiz olup telefonun kendi içerisinde bulunan bir özelliktir. Kullanıcıya bir gezi günlüğü oluşturma imkanı sunan bu uygulama, bulunduğunuz noktayı resimledikten sonra o anda sesli not ekleyip GPS ile yerinizi koordinat bilgileriyle kaydetme imkanı sağlamaktadır. Meraklısına gezdiği yerlerin arşivini rahatça oluşturma imkanı tanıyan bu uygulama ile anılarınızı artık cebinizde taşıyabileceksiniz.

GEO-TAG (COĞRAFİ ETİKETLEME): Geo-tag bir tür coğrafi etiketleme sistemi olup, çekilen fotoğrafın konum bilgisinin kaydedilmesi sonucu oluşturulmaktadır. Konum bilgileri GPS yardımıyla uydudan alınarak çekilen fotoğraflara eklenir. Böylece geo-tag destekleyen Picasa, iPhone gibi fotoğraf düzenleme yazılımları ile harita üzerinde çekilen fotoğraflar görüntülenebilir.

KİNETİK ENERjİYE SAHİP OLAN ALETLER: Kinetik enerji, hareket eden cisimlerin sahip olduğu enerji şeklidir. Son yıllarda hızla gelişen ve büyüyen dünyada ekolojik dengenin korunabilmesi için bir bilinç oluştu ve bu bilinç, ayrı bir ekolojik yaşam stili olarak karşımıza çıktı. Birçok üretici nitekim bu ekoloji trendine ayak uydurmak zorunda kaldılar. Örneğin, saatler sadece çalışması için gerekli olan enerjiyi saati takan kişinin hareket enerjisinden elde ederler. İlk olarak 1986 yılında üretilen bu saatler, dünyada önemli bir başarıya imza atmıştır. Kinetik enerji ile çalışan cep telefonları da teknolojinin günümüze yansıyan güzel örneklerindendir. Ekolojik olmasının yanı sıra, siz doğada gezerken şarj problemini de çözeceğe benziyor.

PUSULA.indd 80

3/30/12 3:03 AM


KARİKATÜR

Özgür Küresel Isınma

Ayaz E. KESKİN

PUSULA.indd 81

3/30/12 3:03 AM


80-81

YORUM

TÜRKİYE’DE COĞRAFYA MEZUNLARININ CBS İLE İLGİLİ ALANLARDA İSTİHDAM EDİLEBİLME DURUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Tolga KORKUSUZ • tolga_90_25@hotmail.com

Bu çalışmayı bölümümüzdeki kaç öğrenci okudu? Ya da kaç kişinin böyle bir çalışma yapıldığından haberi var? Maalesef hemen hemen her gün dersini gördüğümüz CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri) kimsenin ilgisini pek çekmiyor. Coğrafya kulübü olarak böyle bir merakı uyandırmak istedik. Çünkü formasyonunda kalkmasıyla birlikte iş alanları çok daraldı. Bizde öğrenciler olarak başka alanlara yönelmeliyiz diye düşünüyorum.

B

aşlıktaki yazının ait olduğu makale 2007’de Marmara Coğrafya dergisinde çıkan, Sayın Doç. Dr. Ali Demirci ve o zamanlar bölümümüzde araştırma görevlisi olan Sinan Kocaman hocamıza aittir. Kendilerine böyle bir çalışma yapmış oldukları için teşekkür ediyoruz. Bu makaledeki amaç CBS alanındaki gelişmelerin Coğrafya bölümünden mezun olan öğrencilere iş bulma açısından ne gibi fırsatlar sağladığını öğrenmek. Bunun yanında CBS alanında daha rahat iş bulmak için ne gibi donanımlara sahip olmak gerektiğine de yer verilmiş. Çalışmada kamu kurumları içinden belediyeler ve özel sektörlerden ise 20 CBS firması üzerinde anketler yapılmıştır. Çalışma belediyeler ve özel şirketler olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Anketler ayrı ayrıdır. Çalışma sonucunda ülkemizde 81 ilin 21’inde CBS ile alakalı bir birimin olduğu ve bu birimlerde 214 personelin çalıştığı görülmüştür. Çalışmada ise 20 CBS firmasından 13’ünde ise 769 personelin çalıştığı görülmüştür. Dünden bugüne ülkemizde büyük gelişme gösteren CBS’de maalesef coğrafya bölümü mezunlarının bu avantajlardan yararlanamadıkları

PUSULA.indd 82

görülmüştür. Bunu CBS birimlerinde çalışan coğrafya bölümü mezunlarının sayılarından anlıyoruz. 214 personelin çalıştığı belediyelerin CBS birimlerinde sadece 1 (%0,5), 717 personelin çalıştığı 11 CBS firmasında ise sadece yedi (%1) coğrafya bölümü mezunu çalışmaktadır. Hocamız bu sorunun önüne geçil-

mesi için bize öğüt vermeyi ihmal etmemiş. Hocamıza göre CBS alanında kolay iş bulmak için iyi bir İngilizce, bilgisayar, UA (Uzaktan Algılama) alanında ileri düzeyde olmak gerekiyor. CBS’nin tarihçesi ve gelişmesi ise şöyle; CBS ilk önce 1960’lı yıllarda Kanada’da kullanılmıştır. (Yomralıoglu, 2000: 15).

CBS iş alanında sağladığı kolaylıklardan dolayı son 50 yılda önemli bir gelişme göstermiştir. Çünkü CBS ortamında analizler yapılarak büyük kârlar elde edilmiştir. Amerikan Fotometri ve Uzaktan Algılama Derneği’nin (The American Society for Photogrammetry and Remote Sensing) yapmış olduğu çalışmada sadece Uzaktan Algılama ve Mekânsal bilgi teknolojilerine bağlı olarak 2001 yılında elde edilen tahmini gelirin 2,4 milyar dolar olduğu, bunun 2012 yılına kadar 6 milyar doları geçeceği belirtilmiştir. Sonuç olarak bir coğrafya bölümü mezunu öğrencinin nerelerde çalışabileceği verilmiştir. Bayındırlık İskân, Çevre ve Orman Bakanlığı, Enerji ve Tabi Kaynaklar, Turizm, Milli Savunma, Tarım ve Köy İşleri, Ulaştırma, Milli Eğitim ve İçişleri gibi pek çok genel müdürlük bulunmaktadır. Son olarak böyle bir çalışmayı bizimle paylaştığı için Sayın Doç. Dr. Ali Demirci ve Sayın Sinan Kocaman’a teşekkürlerimizi sunarız. < *Yrd. Doç. Dr. Ali Demirci, Arş. Gör. Sinan Kocaman, Marmara Coğrafya Dergisi Sayı: 16, Temmuz - 2007, İstanbul

3/30/12 3:03 AM


Ayaz E. KESKİN

karikatür

PUSULA.indd 83

3/30/12 3:03 AM


82-83

GÖLLERİMİZ

Dingin ve bereketli BÜYÜKÇEKMECE GÖLÜ Büşra ŞAHİNTÜRK • sahinturk__busra@hotmail.com

Büyükçekmece hakkında duyulan efsanevi bilgilerde mevcuttur. Mesela “Yıllar önce gölün olduğu yerde bir köyün var olduğu ve sonra sellerin gelip köyü yuttuğu söylenir. Bazı zamanlar sular çekildiğinde yutulan köyün minaresinin görüldüğü diğer söylentiler arasındadır.

PUSULA.indd 84

3/30/12 3:03 AM


İstanbul’da

yaşıyorsak ya da hiç değilse bir iki sefer uğramışsak bu şehre, adını ya duymuşuzdur ya da görmüşüzdür Büyükçekmece Gölü’nü. Konumu itibariyle, Çatalca’nın güney bölgesinde yer alan Büyükçekmece Gölü, bundan milyonlarca yıl önce deniz seviyesinin yükselmesiyle önce koy haline gelmiş, daha sonra lagün özelliği kazanarak eski bir vadi ağzı olma özelliği kazanmıştır. Lagünler, dalga ve akıntıların birlikte oluşturduğu kıyı oklarının bir koy veya körfezin önünü kapatması sonucunda oluşan göllerdir. Bu göllerin bir çok yerde deniz ile bağlantısı kesilir. Büyükçekmece Gölü Marmara bölgesindeki en güzel örneklerden biridir. Diğerleri ise Küçükçekmece gölü ve Terkos gölüdür. Küçükçekmece Gölü’nün boyu isminden hayli cüsselidir. Küçükçekmece Gölü aslında Büyükçekmece gölünden daha büyüktür ama bu pek bilinen birşey değildir. Büyükçekmece Gölü adını köprü olmadığı zamanlarda üzerinde yer alan çekmece adı verilen elle çekilerek karşıya geçmek için kullanılan salların büyük olmasından almıştır. Büyükçekmece hakkında duyulan efsanevi bilgilerde mevcuttur. Mesela “Yıllar önce gölün olduğu

PUSULA.indd 85

yerde bir köyün var olduğu ve sonra sellerin gelip köyü yuttuğu söylenir. Bazı zamanlar sular çekildiğinde yutulan köyün minaresinin görüldüğü diğer söylentiler arasındadır.

Büyükçekmece Barajı İstanbul’un önemli içme suyu ihtiyacı karşılayan barajlarımızdan birisi de 100 milyon m3 verimlilikle 1989 yılında hizmete girmiş olan Büyükçekmece Barajı’dır. Baraj İstanbul’un günlük 2 milyon m3 olan içme suyu ihtiyacını karşılamaktadır. GÖL ÜZERİNDE TARİH Deniz seviyesinin yükselmesi sonucu koy halini alan gölde, suların sığlaşması sonucu çakıl, kum ve kil gibi maddeler birikmeye başlamıştır. Birikme sonucunda bu alan bir dil ile tıkanmıştır. Bu dil üzerinde ise günümüzde birçok fotoğrafçının gözde mekânı olan, tarihi Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü bu-

3/30/12 3:04 AM


84-85

GÖLLERİMİZ

lunmaktadır. Bu çok gözlü köprüde gün ışığının sonlanışını izlemek ise görülmeye değerdir. Yapımında yaklaşık 40 bin metreküp taşın kullanıldığı ve bunların birbirine eritilerek kurşunla bağlandığı köprünün özellikleri arasında anlatılmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar Seferi’ne çıkarken, ordusunun, Büyükçekmece Gölü ile denizin birleştiği bu noktada, sallarla karşıya geçerken zorlanmaları sonucu bu köprünün yapılmasını emretmiştir. Ancak Kanuni Sultan Süleyman’ın, Zigetvar Kuşadası’nda vefat etmesi sonucunda köprü, oğlu II. Selim tarafından, 1567 yılında tamamlanmıştır. Büyükçekmece Köprüsü’nün en ilginç yanı taş kolonlar üzerine oturtulmuş kitabeli balkonlarıdır. Bu balkonların yapım amacı ise buraların dinlenme ve sohbet yerleri olmalarıdır. Bu balkonlardan dördüncüsü üzerinde ise Mimarsinan’ın ismi ve imzası bulunmaktadır. Ancak orijinal imzasının da üzerinde bulunduğu kitabe 1961-1962’de yerinden sökülmüş nerede olduğu ise bilinmemektedir. GÖLDE BALIKÇILIK Büyükçekmece gölünde seneler öncesinde yaşayan balık türlerinin bir çoğunu bugün bulmak pek mümkün değil. Önceden gölde bulunan yayın, turna, bıyıklı balık ve hatta aynalı sazanın yerini artık havuz balığı almış durumda. Bunun nedeni küresel

PUSULA.indd 86

ısınma olarak gösterilirken, bazen suların çekilmesine ve İsrail sazanına bağlanıyor. İsrail sazanının etkisi nedir diye sorulacak olursa, balık türlerinin çoğaltılması için Türkiye’deki göllere bırakılan bu sazan türü birkaç yıl içinde Türkiye’deki en değerli balık türlerini yok etti. Bilim insanlarına göre bu balık türleri, çevre etkileriyle birlikte önümüzdeki 30 yılda göllerdeki balık popülasyonunun yarısını yok edebilir. Türkiye’deki göller üzerine en kapsamlı bilimsel çalışmayı gerçekleştiren Süleyman Demirel Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fahrettin Küçük’ e göre 20 balık türü daha yok olmak üzere. 30 yıldır Türkiye gölleri üzerine araştırmalar yapan Yrd. Doç. Erol Kesici’ ye göre de, yanlış üretim teknikleri ve çevre faktörleri ilk 10 yılda, aralarında Avlan, Karagöl, Akşehir, Eber, Tuz gölü, Beyşehir göllerinin de bulunduğu çok sayıda gölü haritadan silecek. Görülen o ki Büyükçekmece Gölü de bu balıklardan nasibini almış durumda. < Kaynakça: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanuni_Sultan_S%C3%BCleyman_K%C3%B6pr%C3% BCs%C3%BC http://www.baliksevdam.com/forum/buyukcekmece-golu-son-durumu-09-012011-a-2487.html http://sionvadisi.net/haber/israil-sazani-en-degerli-baliklari-yok-etti

3/30/12 3:04 AM


Gölde bulunan Sazan balığı

PUSULA.indd 87

Gölde bulunan Lüfer balığı

3/30/12 3:04 AM


86-87

EĞİTİM

KAVRAM AĞI VE KAVRAM HARİTASI YÖNTEMLERİNİN COĞRAFYA ÖĞRETİMİNDE KULLANIMI Dilek DAL • dilekdal123@gmail.com

Coğrafya eğitiminde kavram öğretimi oldukça önemli bir konudur. Günümüzde kavram öğretimi ve kavram yanılgıları ile ilgili çalışmalar oldukça önem kazanmıştır. Coğrafi kavramlarla ilgili çalışmaların daha çok iklim, fiziki coğrafya, nem, ısı, sıcaklık, astronomi gibi daha çok fen bilimlerine yakın kavramlar hakkında olduğu görülmektedir.

PUSULA.indd 88

3/30/12 3:04 AM


Aktif öğrenmenin sağlanabilmesi için dersin ve anlatılan konunun yapısına uygun olarak beyin fırtınası, tartışma, örnek olay, deney, soru-cevap, problem çözme, gezi-gözlem, benzetim (analoji), grup çalışması, rol yapma, oyun ve proje gibi birçok metod veya yöntem kullanılmaktadır. Kavram haritası ve kavram ağı yöntemleri de aktif öğrenme amacıyla kullanılan yöntemler arasında yer almaktadır (Aç��kgöz, 2007). Kavramların; kendine özgü özelliklerinin veya diger kavramlarla iliskilerinin sekil ya da sözcüklerle önemli ilke ve önermelere dayalı bir biçimde grafiksel olarak gösterilmesine “kavram haritalanması” denir. Ögrenciler; kavram haritalarını olustururken uygun baglantıları bulmak için düsünürler. Ayrıca konunun içerigini analiz etme gibi zihinsel becerileri de kullanırlar. (Şenay, 2007). Kavram ağı ise, öğrencilerin öğrendiklerini gözden geçirmelerini ve öğrendikleri arasında ilişki kurmalarını sağlayan bir yöntemdir. Kavram, düşünce veya fikirlerin kartlara yazılarak öğrencilere rastgele dağıtılması ve öğrencilerin dağıtılan kartlar hakkında konuşmalarına dayanan bu yöntem ile öğrencilerin düşünme, ilişki kurma ve bu yolla daha iyi anlamaları sağlanır (Açıkgöz, 2007).

cevap şeklinde ders işlenip, anlaşılmayan bölümler tekrar edilerek ders tamamlanmıştır. Daha sonra konuyla ilgili hazırlanan 17 soruluk çoktan seçmeli son test uygulanmıştır. 18 öğrenciden oluşan deney grubuna ise “harita bilgisi” konusu kavram ağı yöntemi kullanılarak anlatılmıştır.Sınıf mevcudunun sayısı kadar kartlar hazırlanmıştır. Her kartın üzerine “harita bilgisi” konusuyla ilgili kavramlar yazılarak öğrencilere dağıtılmıştır. Daha sonra her öğrenci sırayla söz hakkı alarak karttaki kavramı arkadaşlarına anlatmıştır. Anlatılan kavramla ilgili eksik kalan kısımlar diğer öğrenciler tarafından tamamlanmıştır. Karttaki kavramları anlatma kısmı bittikten sonra, öğrencilere “harita bilgisi” konusuyla ilgili 17 sorudan oluşan çoktan seçmeli son test uygulanmıştır. 2. yöntemde ise; 22 öğrenciden oluşan kontrol grubuna “dünyanın şekli ve hareketleri ” konusu 1. yöntemde olduğu gibi düz anlatım yöntemi ile anlatılmıştır. 18 öğrenciden oluşan deney grubuna ise “dünyanın şekli ve hareketleri” konusu kavram haritası yöntemi kullanılarak yapılmıştır. İlk olarak konu ile ilgili olan ana kavram tahtanın ortasına yazılarak kutu içerisine alınmıştır.Ana kavramdan başlayarak genel kavramlar yazılıp arasındaki bağlantılar kurulmuştur. Yazılan ve kutu içerisine alınan her kavramdan sonra, yazılması gereken diğer bir kavram öğrencilerinde katılımıyla yapılmıştır.Tüm kavramlar yazıldıktan sonra haritalama işlemi tamamlanmıştır.Öğrencilere konuyla ilgili 15 sorudan oluşan çoktan seçmeli son test uygulanmıştır. Elde ettiğimiz sonuçlar, kavram haritalarıyla yapılan öğretimin, öğrencilerin başarıları üzerinde geleneksel öğretim yöntemlerine göre daha etkili olduğunu, öğrencilerin ön bilgilerini ortaya çıkarmada, kavramsal değişimlerini belirlemede, başarıyı arttırmada, program geliştirmede, eksik ve hatalı bilgilerin belirlenmesinde ve değiştirilmesinde ayrıca değerlendirmede etkili bir şekilde kullanılabileceğini ortaya koymuştur (Kılıç ve Sağlam, 2004). <

Coğrafya eğitiminde kavram öğretimi oldukça önemli bir konudur. Günümüzde kavram öğretimi ve kavram yanılgıları ile ilgili çalışmalar oldukça önem kazanmıştır. Coğrafi kavramlarla ilgili çalışmaların daha çok iklim, fiziki coğrafya, nem, ısı, sıcaklık, astronomi gibi daha çok fen bilimlerine yakın kavramlar hakkında olduğu görülmektedir. (Sever& Budak & Yalçınkaya, 2009). Bu amaç çerçevesinde özel bir lisede 9. Sınıf öğrencilerine kavram ağı ve kavram haritası yöntemleri uygulanmıştır. 1.yöntemde 22 öğrencinin yer aldığı kontrol grubuna “harita bilgisi” konusu düz anlatım yöntemi ile anlatılmış, kitapların ve ders notlarının dışında akıllı tahta kullanılmıştır. Soru-

Kaynaklar Açıkgöz, K. (2007) Active Learning (İzmir: Biliş Press). Kılıç, D., & Sağlam, N., (2004) Biyoloji Eğitiminde Kavram Haritalarının Öğrenme Başarısına ve Kalıcılığına Etkisi, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 27 : 155-164 Sever, R.,& Budak, F.M., & Yalçınkaya,E.,(2009) Coğrafya Eğitiminde Kavram Haritalarının Önemi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 13 (2): 19-32 Şenay, A., (2007) Kavram Haritaları Yöntemiyle Metin Öğretimi, ,Selçuk Üniversitesi,Sosyal Bilimler Enstitüsü, unpublished phd dissertation Tuna, F. (2008) Taking the advantages of geographical informatıon systems (GIS) to support the project based learning in high school geography lessons, unpublished phd dissertation, Marmara University, Institute of Educational Sciences, Istanbul.

Günümüzde bilginin çokluğu ve hızlı değişimi, geleneksel “bilgi edinmeye” yönelik öğretim programlarında köklü değişimleri gerekli kılmış, öğrencilere sadece bilgi kazandırmaktan çok, bilgilere nasıl ulaşacaklarını, ulaştıkları bilgileri nasıl değerlendireceklerini ve kullanacaklarını kazandırmaya yönelik metot ve yöntemler önem kazanmıştır. Bu nedenle, öğrencilere yaratıcılık, grup çalışması, işbirliği, görev bilinci, farklı görüşlere saygı, eleştiri, zamanı kullanma ve ortaya ürün çıkarma gibi bazı özelliklerin de kazandırılmasına önem verilmektedir. Bu durum, öğrenme sürecinde öğrencilerin daha aktif olmalarını, öğretmenlerin ise daha çok düzenleyici ve danışman rolü üstlenmelerini sağlayan öğretim yöntemlerini gerekli kılmaktadır (Tuna, 2008).

PUSULA.indd 89

3/30/12 3:04 AM


88-89

EN’LER Amerika’daki tornado rüzgârlarının hızı saatte 1000 kilometreyi bulmaktadır. ABD’de 1970 yılında meydana gelen bir tornado 400.000 can almıştır.

142.880 km²’ lik ekvatoral çapı ile Jüpiter en büyük 142.880 km²’ lik ekvatoral çapı ile gezegendir. Jüpiter en büyük gezegendir.

Kahve, dünya ticaretinde Kahve, dünya ticaretinde petrolden sonra petrolden sonra ikinci sırayı alır. ikinci sırayı alır. Madagaskar’da 150.000 hayvan ve bitki türü yalnızca bu ülkeye ait Madagaskar’da 150.000 hayvan ve endemik türdür. bitki türü yalnızca bu ülkeye ait endemik türdür.

7.045.000 km²’ lik alanı ve 15.000 kolu ile Amazon Dünyanın en geniş havzalı nehridir. 7.045.000 km²’ lik alanı ve 15.000 kolu ile Amazon Dünyanın en geniş havzalı nehridir.

PUSULA.indd 90

3/30/12 3:04 AM


Mercanadalar, mercan denen çok küçük deniz canlılarının iskeletlerinin okyanus tabanında üst üstte yığılmasıyla Mercanadalar, mercan denen çok küçük deniz canlılarının iskeletlerinin okyanus tabanında üst üstte oluşmuştur. ( Maldiv Adaları ) yığılmasıyla oluşmuştur. ( Maldiv Adaları ) Dünyadaki en yüksek Dünyadaki sıcaklık 13 Eylülen 1922’ de Libya El Aziziye’ de 58°C yüksek sıcaklık olarak ölçülmüştür. 13 Eylül 1922’ de Libya El Aziziye’ de 58°C olarak ölçülmüştür.

Dünyanın en büyük volkanik krateri 117 kilometrelik Dünyanın en büyük volkanik çevre uzunluğu krateri 117 kilometrelik çevreduzunluğu ile Japonya’ ile

33 milyonluk 33 milyonluk nüfusu ile nüfusu Japonya’nınile başkenti Tokyo dünyanın en kalabalık Japonya’nın nüfuslu kentidir. başkenti Tokyo dünyanın en kalabalık nüfuslu kentidir.

da ki Aso yanardağındadır.

Tibet-Nepal sınırında ki Himalaya sıradağları üzerinde yerTibet-Nepal alan sınırında Everest ki Himalaya sıradağları yer alan Everest Tepesi 8.848üzerinde metrelik Tepesi 8.848 metrelik zirvesiyle dünyanın en zirvesiyle dünyanın en yüksek dağıdır. yüksek dağıdır.

PUSULA.indd 91

3/30/12 3:04 AM


90-91

ETKİNLİKLERİMİZ

Himalaya Dağlarının 4000 metre yüksekliğindeki kesimlerinde sıcaklık – 40 °C’ye kadar düştüğünden sular 8 ay boyunca donar.

Dünyadaki en düşük sıcaklık, 21 Temmuz 1983 günü Dünyadaki en düşük sıcaklık, 21 Vostok’ Antarktika Temmuz 1983 günü Antarktika Vostok’ olarak da -89,2°C da -89,2°C olarak ölçülmüştür. ölçülmüştür.

Dünyanın deniz seviyesinden en alçakta yer alan gölü – 395 metre ile Lut Gölüdür. Dünyanın deniz seviyesinden en alçakta yer alan gölü – 395 metre ile Lut Gölüdür.

Kazakistan’daki Baykal Gölü 1.620 metre ile dünyanın en derin gölüdür. Kazakistan’daki Baykal Gölü 1.620 metre ile dünyanın en derin gölüdür.

Yerleşilebilen kıtalar içinde çöl olmayan tek kıta Avrupa’dır. Yerleşilebilen kıtalar içinde çöl olmayan tek kıta Avrupa’dır. HAZIRLAYAN • Tuğba ESEN

PUSULA.indd 92

3/30/12 3:04 AM


GEO BULMACA YUKARIDAN AŞAĞIYA 1- Dünyanın Yedi Harikasından Biri 2- Şili’nin Başkenti 6- Türkiye’de Yamaç Paraşütünün Yapıldığı Ünlü Bir Dağ 7- Bir Ada 8- Körfez Akıntısı 9- Fransız İhtilalinden Sonra Fransa’da Açılan İlk Müze 10- Bir Antik Kent 11- Eski Bir Uygarlık 12- Dünyanın Beşinci Büyük Kıtası 14- Moskova’da Ünlü Bir Yer 18- Hiç Uyumayan Şehir, Amerikan Rüyasının Başkenti 19- Dünyanın Dönmesinin Yol Açtığı Sapma 20-Plankton Popülasyonunu Artırarak Balıklar Veriminin Artmasını Sağlayan Akıntı Sirkülasyonu 21- Dünyadan Yansıyan Radyasyonu Tutan Renksiz Atmosfer Gazı 22- Küçük Alanlarda Hüküm Süren İklim 23- Büyük Okyanus 25- Sıcaklık Ve Mekanik İşlev Arasındaki İlişkileri İnceleyen Bilim Dalı 26- Bir Çöl 28- Bir Yüzey Üzerine Gelen Radyasyonun Yansıma Oranı

PUSULA.indd 93

SOLDAN SAĞA 3- Antik çağda teke yarımadası olarak geçen bölge 4- Avusturya kıtasının yerlileri 5- Tayland ile Lahos arasında sınır oluşturan Dünyanın en uzun 12. Nehri 13- Kozmolojik gözlemler yapan en gelişmiş uygarlıklardan biri 15- Ortadoğu’da önemli körfez ülkelerinden biri 16- Canlı kalıntılarından oluşan ada 17- Port Moresby’nin başkent olduğu 600 adadan oluşan ülke 24- Alçak basınç alanında havanın çevreden merkeze doğru dönmesi 27- Havada asılı halde bulunan ve genellikle toz ve deniz tuzundan oluşan katı ve sıvı parçacıklar 29- Dünyanın yörüngesi üzerinde Güneş’in Dünya’ya en uzak olan noktası

3/30/12 3:04 AM


92-93

ETKİNLİKLERİMİZ

ORYANTİRİNG NEDİR? (06.03.2012)

MARMARAY TÜP GEÇİDİ TEKNİK GEZİSİ (23.02.2012)

ORHAN KURAL İLE MİNİ BİR DÜNYA TURU (03.01.2012)

PUSULA.indd 94

3/30/12 3:04 AM


İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SER

GİSİ- SANTRALİSTANB

UL (17.12.2011)

COĞRAFYA KULÜBÜ SERGİSİ (29.12.2011)

33. AVRASYA MARATONU (21.10.2011)

PUSULA.indd 95

3/30/12 3:04 AM


94

PUSULA.indd 96

BULMACA ÇÖZÜM

3/30/12 3:04 AM


PUSULA.indd 97

3/30/12 3:04 AM


PUSULA.indd 98

3/30/12 3:04 AM


PUSULA MAGAZINE