Page 1

kırmızı

ETBİR I

Et Üreticileri Birliği, Kırmızı Et Sektör Yayını 2011 / Yaz

İthalatın ardından yeniden YERLİ ETE DÖNÜŞ

DOSYA:

Yerli çiftlik ırkları yok oluyor! 2011 DESTEKLEMELERİ Araştırma:

En çok protein içeren gıda bilinmiyor!

Kırmızı et sektörü ETBİR’in davetinde buluştu! Uzman Gözüyle:

Görünmeyen tehlike BRUCELLA

Teknoloji:

Nano teknoloji ‘akıllı’ gıdalar yaratıyor


Türkiye’yi frigorifik kasayla tanıştırdık…

Türkiye’de modern et taşımacılığının öncüsü DEMİRER ile etiniz de işiniz de güvende...

E-5 Showroom: E-5 Yanyol Üzeri Topselvi Mah. No: 4 Kartal İstanbul Tel: 0216 473 75 45 - 353 26 70 Fabrika: Yakacık Cad. Atölyeler Sok. No: 4/A Kartal İstanbul E-mail: demirer@demirerotomotiv.com www.demirerotomotiv.com


ETBİR I

kırmızı Et Üreticileri Birliği, Kırmızı Et Sektör Yayını Yıl: 6 Sayı: 20 Yaz 2011 Para ile satılmaz.

BU SAYIDA NELER VAR?

22

İmtiyaz Sahibi Et Üreticileri Birliği adına Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ahmet YÜCESAN

Yayın Koordinatörü Ayla TORUN

Yönetim Yeri Atlantis İş Merkezi C Blok No: 14 Osmanlı Bulvarı Kurtköy İSTANBUL Tel: 0216 478 62 79 - 685 11 40 Fax: 0216 478 62 76 - 685 11 39 e-mail: etbir@etbir.org www.etbir.org

Yapım Afiş İletişim Tel: 0216. 317 63 11 @: afis@afisiletisim.com www.afisiletisim.com

Sorumlu Yazi İşleri Müdürü Ergün GÖÇER

Yayın Kurulu Prof. Dr. Dilek BOYACIOĞLU Prof. Dr. Mustafa TAYAR Vet. Dr. Ahmet YÜCESAN Vet. Dr. Can DEMİR Mustafa ALBAYRAK

Katkıda Bulunanlar Doç. Dr. Sezen ARAT Prof. Dr. M. İhsan SOYSAL

Reklam Rezervasyon Tel: 0216 478 62 79-685 11 40 Fax: 0216 478 62 76-685 11 39 e-mail:etbir@etbir.org

Baskı Armoni Nuans Görsel Sanatlar, İletişim Hiz. San. ve Tic. A.Ş. Tel: 0216 540 36 11 pbx Fax: 216 540 42 72

KAPAK KONUSU

İthalatın Ardından Yeniden Yerli Ete Dönüş SAĞLIK

42 TEKNOLOJİ

06 10 16

38 40

20

46

ETBİR’DEN HABERLER SEKTÖRDEN ETKİNLİK Kırmızı Et Sektörü ETBİR’in davetinde buluştu! EĞİTİM Tuzla Belediyesi ve ETBİR Ortak Eğitim Programı Yapıldı KAPAK KONUSU İthalatın Ardından Yeniden Yerli Ete Dönüş

04 ETBİR I KIRMIZI

52

Nano teknoloji ‘akıllı’ gıdalar yaratıyor

22 ETBİR Kırmızı dergisinde yayınlanan yazı ve fotoğraflar yazılı izin alınmadan kullanılamaz, alıntı yapılamaz.

Besinlerden polenlere alerjilere dikkat!

30

DOSYA Yerli çiftlik hayvan ırkları yok oluyor!

DESTEKLEMELER 2011 yılı desteklemeleri UZMAN GÖZÜYLE Görünmeyen Tehlike BRUCELLA

42

TEKNOLOJİ Nano teknoloji ‘akıllı’ gıdalar yaratıyor ARAŞTIRMA Çarpıcı Araştırma: Halk en çok protein içeren gıdayı bilmiyor!

48

İŞ DÜNYASI Başarılı KOBİ’lerin sırları

51

KİTAP


BAŞKANDAN

çiftlik 30 Yerli hayvan DOSYA

Yeniden yerli ete dönüş...

ırklarımız

Kırmızı et sektörü ve hayvancılık alanında önemli bir misyon üstlenen birliğimiz, 13. yılına ulaştı. Son yıllarda sektörü etkileyen ekonomik sorunlar, hayvan varlığındaki azalma ve et fiyatlarındaki yükselişle birlikte, 2010 yılı ortasından itibaren gümrük vergileri indirilerek ithalata izin verild. Ülkemize uzun yıllar sonra ithal canlı hayvan ve karkas et girmeye başladı.

48 İŞ DÜNYASI

Başarılı KOBİ’lerin sırları

52

SAĞLIK Besinlerden polenlere alerjilere dikkat!

56

LEZZET Lezzete Uzanan Yol Eti Tanımaktan Geçer

60

YAŞAM / ÖNERİ Silva Metodu ile iş yaşamınızı yeniden düzenleyin

62 64

OTOMOTIV Ford Connect GEZİ Türkiye’ye en uzak ülke: YENİ ZELANDA

Besicilik alanında ise 2010 yılında uzun yıllardır ilk kez verilen yüklü miktarlarda yatırım teşviki, hibeler ve düşük faizli veya faizsiz kredilerle yeni bir sürece girildi. Bu yatırımların gelecek dönemde hayvan varlığımızı yeterli seviye ulaştırmasını umuyor ve sektörü geliştirecek asıl unsurun besicilik ayağının güçlü tutulması olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Bu gelişmelerle altı ay kadar % 30 gümrük vergisi ile devam eden karkas et ithalatı vergisi, Mart ayından itibaren % 45’e çıkarıldı. Bu uygulama “yeniden yerli ete dönüş” demektir. İç piyasadaki besilik materyalin yeterli hale geldiğinde elbette gümrük vergisinin arttırılmalı. Ancak piyasadaki fiyat istikrarının sağlamasına da özen gösterilmesi gerekiyor.

kırmızı

ETBİR I

Öte yandan, hazırlıkları bir süredir devam eden Ulusal Kırmızı Et Konseyi kuruldu. Birliğimizin kurucular arasında yer aldığı Konsey, üstlendiği işlev ve fonksiyonlarıyla besicilikten et mamulleri madde üretimine kadar kırmızı et sektörünün tüm yelpazesinde şimdiye kadar eksikliği hissedilen toparlayıcı bir organizasyon olacağına inanıyoruz. Bu beklenti sonucunda, 22 üye firmalarımızla katılım sağladık. Ancak Konsey tüm sektörü temsil etmesi ve orta fayda sağlayacağına dair inancımızın devamlılığı zaman içinde belli olacaktır. Bu etkilerle 2011 yılına yoğun bir gündemle girildi. Üstlendiğimiz görevin sorumluluğuyla et sektörünün sorunlarının çözümü için siz üyelerimizin desteği ve işbirliğiyle önemli yollar kat edeceğimize inanıyorum. Birliğimiz için yapılacak her türlü faaliyeti sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bu paylaşma araçlarımızdan biri de, yeniden yayınına başladığımız Etbir Kırmızı dergimiz. Her üç ayda bir yayınlanacak bu dergi ile iletişimimizi güçlendireceğiz. Ayrıca üyelerimizin gerek haber gerekse ilan yoluyla kendilerini daha iyi ifade etmesi için bir mecra olacak. İçeriğiyle kırmızı et sektöründeki gelişmeleri yansıttığı gibi, yorumlarıyla okuyanların ufkunu açan bir platform oluşturmaya çalışıyoruz. İçerdiği konuları bu nedenle dikkatle ve özenle seçiyoruz. Sizlerden de öneriler bekliyoruz. Sektörümüz için yararlı bir dönem olması temennisiyle, saygılar sunarım. Vet. Dr. Ahmet YÜCESAN ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı

ETBİR I KIRMIZI 05


ETBİR’DEN HABERLER

ETBİR’den önemli ziyaretler

Yönetim Kurulu Mehdi Eker ve Bakanlık yetkililerini ziyaret etti

OCAK 2011 Olağan Genel Kurul’unda göreve gelen Yönetim Kurulu Başkan ve Üyeleri Tarım ve Köyişleri Bakanı ve Bakanlık birimlerini ziyaret etti. Tarım ve Köyişleri Bakanı M. Mehdi Eker’e makamında yapılan ziyarete, ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ahmet Yücesan, Başkan Vekili Mustafa Albayrak, üyeler Osman Uluçay, Şerif Coşkun, Ergün Göçer, Ertuğrul Bılıkçı ve Genel Sekreter Ayla Torun katıldı. Görüşmede ETBİR’in yeni dönemde kamudan beklentilerine dair görüş dosyası sunuldu. Bakan M. Mehdi Eker de 2010 yılından itibaren hayvancılığa verilen teşvikler hakkında bilgi verdi ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliğine verdikleri önemi hatırlattı. Eker, ETBİR’i kırmızı et sektöründe önemli bir örgütlenme olarak gördüğünü ve sektörü ilgilendiren tüm konular ve kamuoyunu bilgilendirmede ortak çalışmaları sürdürme arzusunda olduklarını belirtti. ETBİR Yönetim Kurulu, Bakan’ın ardından Koruma ve Kontrol Genel Müdürü Doç. Dr. Muzaffer Aydemir’i makamında ziyaret etti. Karkas et ve canlı hayvan ithalatında Doç. Dr. Muzaffer Aydemir gelinen durum hakkında değerlendirmenin Koruma ve Kontrol Genel Müdürü yapıldığı görüşmede, kırmızı et sektöründe fiyat istikrarının oluşmaya başladığı ve istikrarın kalıcı olması için, sürdürülebilirliğin sağlanmasının önemine değinildi. Yönetim Kurulu’nun, İstanbul Tarım İl Müdürü Ahmet Kavak’ı ziyaretinde ise gümrüklerde yaşanan beklemelerin doğurduğu gecikmeler değerlendirildi. Kavak, kırmızı et sektörünün bir çatı altında dayanışma içinde sorunlarını takip etmelerinden memnuniyet duyduğunu ve Ahmet Kavak işbirliğini olumlu etkilediğini ifade etti. İstanbul Tarım İl Müdürü

06 ETBİR I KIRMIZI

www.etbir.org yenilendi 2007 yılından beri faaliyette olan www.etbir.org web sitesi yenilenerek, tasarım ve içerik olarak daha dinamik bir sayfa haline getirildi. Ana sayfadan birçok konuya ulaşmanın mümkün olduğu sitede haberler, sektör, mevzuat üst başlıkları altında, sektörü ilgilendirien her türlü bilgiye ulaşmak mümkün. Yeni düzenleme ana sayfa, hakkımızda, üyelerimiz, haberler, gıda kanunları, tebliğler, yönetmelikler ve AB gıda mevzuatı, kütüphane, sektör, basın, güncel duyurular, etkinlikler ve iletişim ana sayfalarından oluşuyor.

Etbir yeni adresinde ETBİR artık Kurköy’de Atlantis İş Merkezindeki yeni ofisinde hizmet vermeye başladı. Yeni adresimiz şöyle: Atlantis İş Merkezi C Blok Kat 5 No: 14 Osmanlı Bulvarı Kurtköy İSTANBUL Tel: 0216 478 62 79-685 11 40 Fax: 0216 478 62 76-685 11 39 e-mail: etbir@etbir.org


ETBİR I KIRMIZI 02


ETBİR’DEN HABERLER

Zoonoz hastalıklar ve kesimhaneler anlatıldı

İTO’dan “Ülkemizde Hayvancılık” Paneli İSTANBUL Ticaret Borsası’nın düzenlediği “Ülkemizde Hayvancılık” panelinde hayvancılığın sorunları bir kez daha masaya yatırıldı. Borsa Başkanı Atilla Sümer’in evsahipliğinde düzenlenen panelin açılışında Sümer, gündemde üst sıralara yükselen hayvancılık konusunun, sektör temsilcilerince birinci ağızdan değerlendirilmesi için böyle bir çalışma düzenlediklerini ifade etti. Et Üretimi, Süt Üretimi, İstanbul’da Et Tedarik Sistemi ve Ham Deri Üretimi” başlıkları altında düzenlenen birinci oturumda ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Vet. Dr. Ahmet Yücesan “Hayvancılık ve Et Üretimi” sorunlarının değerlendirmesini yaptı. Yücesan, hayvancılığın bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artan nüfusun yeterli ve dengeli beslenmesinde önemli bir yer tuttuğunu belirtti. Hayvancılık sektörünün, diğer sektörlerden farklı olarak içinde birçok alt sektörü barındırması sebebiyle, ülke ekonomisine olduğu kadar ülkenin sosyal sorunlarına da çözüm getirmekte olduğunu söyledi. Besi hayvancılığının toplam maliyetinin % 73’ünü yem girdilerinin oluşturduğunu, ülkemizdeki yem üretiminin sıkıntıları göz önüne alındığında kırmızı et maliyetinin yükselişi kaçınılmaz olduğunu belirtti. Panelin devamında İBB Sağlık Sosyal İşler Daire Başkanı Vet. Dr. Muhsin Öztürk “Hayvancılık ve Kırmızı Ette Gelecek Projeksiyonu”, TÜGEM Hayvancılık Daire Başkanı Muhttin Eyimaya “Tarım Bakanlığı’nın Hayvancılık Konusuna Bakışı ve Alınan Tedbirler”, İstanbul İl Tarım Müdürü Ahmet Kavak “Et Üretim Tesisleri ve Ürün Denetimi” konulu sunumlar yaptı.

İTB Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Sümer ve Meclis Başkanı İslam Ali Kopuz, Dr. Ahmet Yücesan’a panelin sonunda teşekkür belgesi verdi.

08 ETBİR I KIRMIZI

TÜRKIYE’nin her yerinden 800 Veteriner Fakültesi öğrencisinin katıldığı VESBA’11 “Veteriner Hekimliğe Sektörel Bakış Sempozyumu”, Bursa’da yapıldı. Sempozyumun ikinci gününde ‘Geleceğin Gıda Vizyonu ve Gıda Güvenliği’ tartışıldı. Oturum Başkanlığını ETBİR üyesi Vet. Dr. Can Demir’in yürüttüğü panele ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Vet. Dr. Ahmet Yücesan, Banvit Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Görener ve Bursa İli Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı A. Yıldırım Oran konuşmacı olarak katıldı. Dr. Ahmet Yücesan panel sunumunda zoonoz hastalıklar ile ülkemizdeki kesimhane ve kombinaların yapısal durumunu ele aldı. Yaygın 903 adet mezbahanın kapasite kullanım oranlarının düşük ve tesislerin altyapılarının yetersiz olduğunu belirtti.

2023 Dünya Şehri Van Vizyonu Çalışmaları VAN Valiliği’nin öncülüğünde “2023 Dünya Şehri Van Vizyonu” bünyesinde oluşturulan Tarım ve Gıda Çalışma Grubu faaliyetlerine devam ediyor. Bu çerçevede geçtiğimiz günlerde yapılan Arama Konferansı’na tarım ve gıda sektörü ile ilgili yerel ve ulusal paydaşlar tarafından büyük ilgi gösterilerek katılım sağlandı. Başbakanlık tarafından bölge için bir kalkınma projesi olarak ilan edilen ve hedef olarak Cumhuriyetin 100. yılı seçilen 2023 Vizyon çalışması, Van Valiliği tarafından yürütülüyor. Çalışma Stratejik Plan Geliştirme Kurulu’na bağlı 8 çalışma grubu aracılığıyla yürütülüyor. Organizasyonun çalışma gruplarından Tarım ve Gıda Çalışma Grubunun çalışmaları İl Tarım Müdürlüğü tarafından koordine ediliyor. Tarım ve Gıda Grubu’nun düzenlediği Arama Konferansı’na tarım ve gıda sektörünün yerel ve ulusal paydaşları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkilileri, yerel örgütler, üretici birlikleri, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte ETBİR temsilcisi katıldı. İki gün devam eden Arama Konferansı’nda Van Tarım ve Gıda Sektörünün Stratejik Planı’nı oluşturmaya yönelik, Stratejik Alanlar, Stratejik Amaçlar, Stratejik Hedefler ve Faaliyetler konusunda grup çalışmaları yapıldı.


ETBİR I KIRMIZI 02


SEKTÖRDEN

Dişi hayvan kesimleri durdurulmalı! BAŞBAKANLIK, Yüksek Denetleme Kurulu’nun hazırladığı rapor ışığında Et ve Balık Kurumu’nu (EBK) masaya yatırdı. Raporda, “Türkiye’nin et sorunu ithalatla çözülemez” görüşünden yola çıkılarak EBK’ya “dişi hayvan kesilmesin” uyarısı yapıldı. Türkiye’de hayvancılık politikalarının kısa, orta ve uzun vadede köklü değişiklikler yapılması gerektiği vurgulanan raporda, kısa vadede dişi hayvan kesilmemesi uyarısının nedeni de şöyle açıklandı: “Dişi hayvan ana demektir. Yapılan hesaplamalara göre bir dişi hayvanın kesilmesi 9 erkek hayvanın kesilmesine bedel bulunmuştur”. Raporda yer alan diğer öneriler şunlar: EKB, kırmızı et piyasasını kontrol etmede yetersiz: EKB’nin 2009 yılında Türkiye’nin kırmızı et piyasasının yüzde 1.3’ünü kontrol edebildiğini, bu oranın piyasadaki fiyat regülasyonunu sağlamak bakımından çok düşük olduğu belirtildi. Bu nedenle 2009-2010 döneminde kırmızı etteki aşırı fiyat artışına EKB’nin müdahalesi yetersiz kaldı. Ayrıca bu dönemde kurum, imkanlarının azlığı nedeniyle bayilik sistemine geçme çalışmalarını erteledi. TAR-ET projesi gözden geçirilmeli: Destekleme kapsamında izlenen TAR-ET projesinin beklenen faydayı sağlamadığına dikkat çekildi. Bunun nedeni olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da besicilerin kayıt altına girmekten kaçınması ve kredi temin edilmesinde bürokratik zorluklar olduğu ileri sürüldü. Bu bilgiler ışığından projenin uygulamasına devam edilmesi kararının yeniden gözden geçirilmesi gerektiği vurgulandı.

Karkas ette gümrük vergisi yüzde 45’e çıktı

KARKAS et ithalatında gümrük vergisi oranı 19 Mart 2011’de Resmi Gazete’de yayınlanan değişiklikle % 45 ‘e çıkarıldı. Gümrük Vergisi 19 Eylül 2010’dan bu yana % 30 olarak uygulanıyordu. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın verilerine göre son bir yılda 224 bin 380 baş kasaplık sığır, 168 bin 939 baş besilik sığır, 378 bin 165 baş kasaplık koyun, 19 bin 987 baş kurbanlık sığır ve 305 bin 559 baş kurbanlık koyun ithalatının gerçekleştirildi. Geçen yıl karkas et fiyatlarının 18 liraya yaklaşmasıyla Nisan ayından itibaren önce kasaplık canlı sığır, ardından da karkas et ithalatı başlamıştı. İthalat kararın ardından geçen bir yılda, 26 Nisan tarihinden bugüne kadar 160 bin ton et ithalatı yapıldı. Kasaplık ve besilik canlı sığır, kasaplık koyun ile sığır eti ithalatı halen devam ediyor.

‘Cinsiyet Tayini Projesi’ et ve süt üretimini artıracak ARTAN et fiyatlarının önüne geçilmesi yönünde son günlerde dişi hayvan kesimine yasak getirilmesiyle birlikte embriyolardan besicilerin istediği doğrultuda hayvanların cinsiyetleri belirlenebilecek. Yaklaşık iki yıldır sürdürülen ‘Cinsiyet Tayini’ projesinin olumlu sonuçları vermeye başladığı belirtildi. Bu konuda uzun süredir çalışmalarını sürdüren Ankara’nın Elmadağ’da bulunan Lalahan Hayvancılık Araştırma Enstitüsü veteriner hekimlerinden Tahir Karaşahin ve Muharrem Satılmış’ın gerçekleştirdiği proje ile süt ve et üretiminin artacağı ifade edildi. Proje hakkında bilgi veren Veteriner Hekim Tahir Karaşahin, cinsiyeti belirlenmiş embriyolarla yapılan transferlerden yüzde 30 oranında başarılı gebelikle iki yıl içerisinde 23 transferden 7 gebelikle buzağı elde edildiğini bildirdi. Bu projede hayvanlara transfer yolu ile elde edilen gebelik sonucunda isteyen hayvan üreticisine isterlerse dişi ve erkek buzağı elde etme imkanı sağlanmış olunacak. Veteriner Hekim Tahir Karaşahin “Yetiştiricinin isteğine göre dişi veya erkek buzağı elde etmesi durumunda et ve süt üretimi artacak ve fiyatlar da istenen düzeye düşecektir. Türkiye’de hayvan besiciliği yapan üreticilerin tercihine göre yetişecek hayvanların sayısında da artış sağlanacaktır” dedi.

Ulusal Kırmızı Et Konseyi’nin ilk Genel Kurulu yapıldı GEÇEN yıl Temmuz ayında Resmi Gazete’de yayınlanarak kuruluşu gerçekleşen Ulusal Kırmızı Et Konseyi’nin ilk genel kurulu Mart ayında yapıldı. Geçici yönetim kurulu tarafından kuruluş prosedürleri ve üyelik işlemleri devam ettirilen konseyde yapılan seçimle, önce dört alt grubun genel kurul delegeleri, ardından da yönetim ve denetim kurullarının seçimi yapıldı. Görevi devralan asıl yönetim kurulunun başkanlığına Namet A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi ve SETBİR Başkan Vekili Faruk Kayar getirildi. Ulusal Kırmızı Et Konseyi; üretici, sanayici, kamu ve araştırma kurumları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları alt grubu olmak üzere dört alt gruptan oluşuyor. Et sektöründe besicilikten mamul üretimine kadar tüm yapıyı bir çatı altında toplaması ve temsil etmesi beklenen Ulusal Kırmızı Et Konseyi’nde kısıtlı sayıda üretici birliği yer alırken, kamu alt grubu ile araştırma kurumları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları alt grubu temsilcileri atamayla geliyor. Sanayici ayağında ise üç grup temsil ediliyor. 22 üye firması ile sanayici alt gurubu üyesi olan ETBİR, Konsey’de temsil edilemedi.

10 ETBİR I KIRMIZI


ETBİR I KIRMIZI 02


SEKTÖRDEN Fotoğraf Yarışması:

Tarim ve İnsan TARIM ve Köyişleri Bakanlığı Yayın Dairesi Başkanlığı; toplam 15 bin TL ödüllü “Tarım ve İnsan” temalı bir fotoğraf yarışması düzenliyor. Genel, Çiftçi-Üretici, Öğrenci, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve Denizbank çalışanları olmak üzere 5 ayrı kategoride düzenlenen yarışmaya başvurular 22 Temmuz 2011 tarihine kadar yapılabilecek. Bu yıl üçüncüsünü düzenlenen yarışma; toprağın ve tarımın önemi konusunda sosyal ve bireysel duyarlılığı geliştirmeyi amaçlıyor. Yarışmanın temaları şunlar: Her türlü tarımsal faaliyetler ile hayvancılık, toprak, su ürünleri, gıda ve muhafazası, tarım ürünlerinin işlenmesi, çiftçi, köy ve köylü. Denizbank’ın katkılarıyla toplamda 15 bin TL’lik ödül dağıtılacak.

Üç yıl aradan sonra yine süt krizi...

HAYVANCILIKTA geçtiğimiz yıl başlayan ithalat sürüyor. Uzun yıllardan beri kapılarını büyük ölçüde ithalata kapatan Türkiye, 2010’da kasaplık canlı hayvan, besilik hayvan ve karkas et ithalatına başladı. Yaşanan bu sürecin temelinde 2008’de yaşanan süt krizi bulunuyor. O dönemde çiğ sütün litresi 80 kuruştan 40 kuruşa düşünce üretici süt parasıyla yem alamaz duruma gelmiş ve süt hayvanını kesime götürmüştü. Yaklaşık 1 milyon süt hayvanı kesildiği tahmin edilen bu süreç hayvan varlığının azalması ve et fiyatının artmasıyla sonuçlandı. Çözüm olarak canlı hayvan ve karkas et ithalatı uygulamaya konuldu. Üç yıl aradan sonra bu yıl, çiğ sütte ikinci bir kriz yaşanıyor. Geçen sefer olduğu gibi süt sanayicileri arz fazlası sütü olduğu gerekçesiyle çiğ süt alım miktarını düşürdü. Çiğ süt fiyatı 73.5 kuruştan Şubat ayı için 65 kuruşa, Mart ayı için 60 kuruşa düştü. Şu sıralar piyasada çiğ sütün litre fiyatı 50 kuruş seviyelerinde. Üreticiye litre başına 6 kuruş destekleme verilirken, sanayiciye süt tozu için çiğ sütün litresine 24.5 kuruş destek veriliyor. Ancak üreticiden ucuza alınan çiğ süt işlendikten sonra tüketiciye ulaşan kutu sütün fiyatları düşmüyor. Bu durum bize 3 yıl öncesini hatırlatıyor; 2008-2009’da yaşananlar düşünüldüğünde çiğ süt fiyatının tekrar düşürülmesi henüz toparlanamamış olan sektöre yeniden darbe vuracağı yönündeki kuşkuları arttırıyor. Ancak bu olumsuz gelişme yaşanırken sektörde sıfır faizli kredilerle yeni yatırımlar da destekleniyor. Kanaatimizce, birbirine bağlı olan tüm bu süreçler gözardı edilmeden yönetilmelidir. İhtiyaca yetmeyen et üretiminin besilik ırklar geliştirerek arttırılmasının yanı sıra tüketimden fazla üretilen sütün tüketiminin arttırılmasına yönelik destek verilmesi gerekiyor. Ülkede yaşanan kırmızı et sıkıntısını gidermek için, süt ırklarına bağımlılığı keserek etçi besi ırkları yaygınlaştırılması da çok önemli. Besicilik etçi ırklarla yapılmadığı sürece sütle olan etkileşim devam edecek ve et verimliliği sağlanamayacaktır. Besi ırklarının süt ırklarına göre et verimi ve kalite farkı ithalat sürecinde net biçimde tecrübe edilmiştir. Hayvancılığın niteliğinin arttırılması ve bu sürecin çözüme kavuşturması için, bu ırkların ithal edilerek besilik kültür ırklarına dönüşümün sağlanması zorunludur.

Etçii’ye İYSAD’dan teşekkür plaketi İSTANBUL Yemek Sanayicileri Derneği (İYSAD), et ithalatının açılmasındaki katkılarından dolayı ETBİR üyesi Emin Hayvancılık ve Et Ltd. Şti.’ne teşekkür plaketi verdi. Firma sahibi Memet Emin Arslan’ı ziyaret eden İYSAD Yönetim Kurulu Başkanı Engin Güner ve dernek yetkilileri bir anı plaketi takdim etti. Yetkililer, ithalatın açılarak yemek sanayinin ana girdisi olan kırmızı et maliyetinin düşmesine olan katkılarından dolayı teşekkür ettiler.

12 ETBİR I KIRMIZI

HABER&YORUM


ETBİR I KIRMIZI 02


SEKTÖRDEN

Danet yeni ambalajıyla pratik kullanım sunuyor

Paketlemede hızlı ve güvenli teknoloji PAKETLEME artık daha hızlı ve daha güvenli olacak. TOPlid küçük ve orta ölçekli işletmeler için tam otomatik MAP çözümleriyle dikkat çekiyor. Üçge Elektronik tarafından tanıtılan ürün; ağır sermaye yatırımları, pahalı format değişikliği, kalifiye personel ve yeterli çalışma alanı bulmadaki zorluklara karşı yeni TOPlid önemli olanaklar sunuyor. Teknoloji ve kompaktlığı bir araya getiren TOPlid, kullanım kolaylığı ve optimum verim sağlıyor. Toplid 26 paket/dakika hızı ile dünyanın en küçük ve en hızlı tabak kapama makinesi olmaya aday. Birbirinden bağımsız hareket eden bıçakları sayesinde farklı derinlikteki tabakları aynı anda paketlemeyi mümkün kılıyor. Etiketleme ve tartım cihazlarıyla birlikte çalışmaya da uyumlu olan TOPlid, pahalı bir yatırım gerektirmeden kalıp değiştirme imkânı sunuyor. Eski nesil çekmeceli sistemli tabak kapama makinelerine göre enerji verimliliğini maksimuma çıkaran otomatik bant sistemi büyük üstünlük sağlıyor. Ürünlerin raf ömrü uzarken, müşterilere hoş bir sunumla sevk etme olanağı sağlıyor. Eski nesil thermoform makinelerine yapacağınız yüksek miktardaki ilk yatırım maliyetlerinden kurtarıyor.

14 ETBİR I KIRMIZI

DANET ürünleri, yenilenen ambalajlarıyla raflardaki yerini alıyor. Çifte Paketli Mini Dana Sosis, Etli ve Fıstıklı, iki lezzeti bir arada sunan salam paketleri pratik kullanımıyla fark oluşturuyor. Geleneksel ve modern çizgilerin harmanlanarak sunulduğu yeni ambalajlar; renklerin canlılığı ve özgünlüğüyle de dikkat çekiyor. Canlı hayvan yetiştiriciliğinden et ve et ürünleri üretimine kadar entegre bir yapıya sahip olan Danet; Afyonkarahisar’daki yüksek kalite ve gıda güvenliği standartlarına sahip tesislerinde geleneksel lezzetleri modern teknoloji ile buluşturuyor. ‘Değişmeden Gelişmek’ anlayışını yeni ambalajlarına da uyarlayan Danet; lezzet yolculuğuna ürün çeşitlerini zenginleştirerek devam ediyor. Danet ürünleri www.danetevimde.com adresinden de e-sipariş yöntemiyle temin edilebilecek.

Özlem Et; Kırmızı et ürünlerinde izlenebilirlik sisteminin altyapısını oluşturdu ÖZLEM Et Mamülleri; üretimlerinin tüm aşamalarını ‘Çiftlikten Sofraya İzlenebilirlik Sistemi’ ile kayıt altına almak üzere gerekli altyapıyı kurdu. Bilgi sistemlerinde etin temin edildiği hayvanın orijini, kesiminin ve parçalamanın yapıldığı yer gibi bilgileri kayıt altına alan firma, böylelikle herhangi bir istenmeyen durumda geriye dönerek sorunun kaynağının saptanması, ileriye doğru izleyerek kriz yönetim mekanizmalarının çalıştırılması için gerekli bilgi sistemini kurarak, gıda güvenliğinde önemli bir adımı gerçekleştiriyor. 2010 yılında ‘ileri işlem et ürünleri’nde izlenebilirliği sağlayan Özlem Et, 2011 yılında ise tüm şarküteri ürünleri yani ‘ısıl işlem görmüş et ürünleri’nde bu sistemi tamamlamayı hedefliyor.


ETBİR I KIRMIZI 15


ETKİNLİK

Kırmızı Et Sektörü ETBİR’in davetinde buluştu! Kırmızı et sektörünün temsilcileri, ETBİR Yönetim Kurulu tarafından düzenlenen yemekte bir araya geldi. ETBİR üyelerinin yanı sıra kırmızı et sektöründe faaliyet gösteren tüm firmaların davetli olduğu geceye yaklaşık 150 firma temsilcisi katıldı. ETBİR Yönetim Kurulu, kırmızı et sektörüne yönelik 2 Mart 2011’de, bir yemek daveti düzenledi. Byotell’de gerçekleştirilen yemeğe ETBİR üyelerinin yanı sıra kırmızı et sektöründe faaliyet gösteren firmalar da katıldı. Yaklaşık 150 firmanın katıldığı gece, sektörün tüm taraflarını biraraya getirdi.

Kimler katıldı?

ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ahmet Yücesan

Sektör paydaşları ve sivil toplum kuruluşlarının da ilgi gösterdiği geceye; İstanbul Tarım İl Müdürü Ahmet Kavak, Kayseri Ticaret Borsası Başkanı Şaban Ünlü, İstanbul Sanayi Odası Meclis Başkanı Erdal Bahçıvan, İstanbul Ticaret Borsası Meclis Başkanı İ. Ali Kopuz, Türkiye Gıda İşverenleri Sendikası Başkanı Necdet Buzbaş, İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği Başkanı Engin Güner, Kasaplar Odası Başkanı Bilgin Şahin, Setbir Başkan Yardımcısı Faruk Kayar ile sektöre tedarik sağlayan çok sayıda firmanın yetkilileri katıldılar.

Üyeler aktif katılıma davet edildi!

İstanbul Tarım İl Müdürü Ahmet Kavak

ETBİR Başkan Vekili Mustafa Albayrak

16 ETBİR I KIRMIZI

ETBİR Yönetim Kurulu üyelerinin ev sahipliğini yaptığı organizasyonun açılış konuşmasını yapan, Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ahmet Yücesan “ETBİR Yönetim Kurulu olarak 15 Ocak 2011’den itibaren devraldığı görevi bir bayrak yarışı olarak kabul ediyoruz. Sektörün çatı örgütü olmanın verdiği sorumlulukla, üyelerimizden ve sektörden aldığımız destekle faaliyetlerimizi kaldığı yerden devam ettirerek, sektöre faydalı çalışmalar yapma ilkemizi sürdüreceğiz” dedi. Kurulduğu 1998 yılından bu yana ETBİR’e başkanlık yapanlara teşekkür eden Yücesan, son yıllarda yaşanan sektörel ve global krizlerin ardından ithalatın açılmasıyla, 2011 yılına yoğun bir gündemle girildiğini belirtti. “Üstlendiğimiz görevin sorumluluğuyla et sektörünün sorunlarının çözümü için üyelerimizin de desteği ve işbirliği ile önemli yollar kat edeceğimize inanıyorum” diyen Dr. Ahmet Yücesan, bu dönemde çalışma gruplarının tecrübesinden ve önerilerinden yararlanabileceğimiz tüm üyelere açık olacağını ve birlik için yapılacak her türlü faaliyeti tüm sektörle paylaşmak istediğini ifade etti.


ETBİR I KIRMIZI 17


ETKİNLİK Sektörün sorunlarından bahsedildi Sektördeki son iki yıla dair gelişmeler ve dernek faaliyetleri hakkında sunumu ise ETBİR Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mustafa Albayrak yaptı. Yaklaşık 2007 yılından itibaren iç yapısal sorunlarından kaynaklı krizlerle mücadele eden kırmızı et ve hayvancılık sektörünün, 2009’daki global krizin de etkisiyle bir dönüşüm geçirdiğini ifade eden Albayrak, bu süreçte pek çok firma sektörden çıkarken, 2010 yılı itibariyle tüketici fiyatlarına zirve yaptıran bir materyal sıkıntısı ve fiyat istikrarsızlığı süreci yaşandığını hatırlattı. Mustafa Albayrak, 2010 yılının ikinci yarısından itibaren açılan kasaplık canlı hayvan ve ardından taze karkas et ithalatıyla, geçici olarak ithalatın başladığını ifade ederek, kısa sürede besiciliğin normale dönmesi ve aynı maliyetlerle bir an önce kendi üretimimizi yapar hale gelmemiz gerektiğini belirtti. Albayrak, son dört yıla bakıldığında sektörde ancak şimdi kurulmaya başlayan istikrarın kalıcı olacağını düşündüğünü ve beklediğini sözlerine ekleyerek şunları söyledi: “Yapılan yatırımlarla gelecek sezonda ülkedeki besi hayvanımızın yeterliliğinde sürdürülebilirlik sağlanacağına, bu materyalin piyasaya sürülmesiyle sektörde istikrarın devam edeceğine inanıyoruz” Albayrak bunun için halihazırda yatırım yapılan besilik materyaller piyasaya sürülene dek fiyat dengesinin korunmasına özen gösterilmesi gerektiğini hatırlattı ve “Besilik canlı hayvan ithalatı iç piyasa kendine yeter hale gelene dek sıfır gümrük vergisiyle devam etmelidir” dedi. Albayrak, sektörün gerçek sahiplerinin güç birliği içinde, ülkeye yeter, sürdürülebilir üretimi sağlayacağı inancıyla katılımcılara teşekkür etti.

İşbirliği sektörü güçlendirir! İstanbul Tarım İl Müdürü Ahmet Kavak da konuklara hitaben yaptığı konuşmasında kırmızı et sektörünün mensuplarıyla birarada olmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek, aynı sektörün paydaşlarının birbirlerini tanıyarak, işbirliği halinde çalışmalarının sektörü güçlendirdiğini belirtti. Konuklar arasında yer alan İstanbul Sanayi Odası Meclis Başkanı Erdal Bahçıvan da sektörün çatı örgütleri olarak işbirliğini sürdürmekten mutluluk duyacağını ifade ederken, gıda üretiminin üretim ve tüketimdeki önemine dikkat çekti.

18 ETBİR I KIRMIZI


Kırmızı et ürünlerinde “Çiftlikten Sofranıza” izlenebilirlik…

Özlem Et Mamülleri bilgi sistemlerinde etin temin edildiği hayvanın orijini, kesiminin ve parçalamanın yapıldığı yer gibi bilgileri kayıt altına almak üzere altyapıyı kurdu. Bu bilgi sistemiyle, herhangi bir istenmeyen durumda geriye dönerek sorunun kaynağının saptanması, ileriye doğru izleyerek kriz yönetim mekanizmalarının çalıştırılması sağlanarak, gıda güvenliğinde önemli bir adım gerçekleştirilecek.

Kaliteyi Güvenle Tüketin!

Özlem Et ve Et Mamülleri San. Tic. Ltd. Şti.

Tepeören Mah. 34959 Akfırat - Tuzla / İSTANBUL Tel: (0216) 304 23 00 Faks: (0216) 304 23 06 e-posta: ozlemet@ozlemet.com.tr

www.ozlemet.com.tr

Alo Özlem: (0216) 304 23 00

ETBİR I KIRMIZI 02

Özlenen Kalite... Özlenen Lezzet...

www.afisiletisim.com

Özlem Et Mamülleri; üretimlerinin tüm aşamalarını kayıt altına almak üzere ‘Çitflikten Sofranıza İzlenebilirlik Sistemi’nin altyapısını oluşturuyor.


EĞİTİM

Et ve Et Ürünlerinde Sağlık ve Hijyen Semineri Yapıldı Tuzla Belediyesi ve ETBİR tarafından gerçekleştirilen Et ve et mamulleri üretim ve satışı yapılan işyerlerine yönelik sağlık ve hijyen semineri ve mesleki eğitim programı, İdris Güllüce Kültür Merkezi’nde yapıldı.

T

uzla Belediyesi ve Et Üreticileri Birliği ETBİR işbirliği ile gerçekleştirilen programın konuşmacıları; İ.Ü. Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi AnaBilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Nazlı, Gıda Güvenliği ve Hijyen Akademisi Yönetim Kurulu Başkanı, Vet. Dr. Can Demir, ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Vet. Dr. Ahmet Yücesan ve ETBİR Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mustafa Albayrak oldu. Seminerin oturum başkanlığını Tuzla Belediyesi Sağlık İşleri Müdürü Veteriner Hekim Ali Kemal Durgun yaptı. Eğitime bölge esnafının yanısıra, İstanbul genelindeki entegre et tesislerinin çalışanları katıldı.

20 ETBİR I KIRMIZI

Prof. Dr. Bülent Nazlı, mezbahanelerde “Kesim Hijyeni ve Zoonoz Hastalıklar ile Kırmızı Et Üretim Tesislerinde Hijyen Kuralları” konulu sunumunda; kesimhanelerde ve et işleme tesislerinde hijyen kurallarının önemini anlattı. Bir tesiste olması gereken uygulamaları sıralayarak, personelin sebep olabileceği ve önleyebileceği olumsuzlukları örnekledi.

Vet. Dr. Can Demir, tesislerde mikrobiyolojik kontaminasyon ve kırmızı et ürünlerinin muhafaza şartlarından söz ettiği konuşmasında; virüs ve bakteriler hakkında bilgi verirken, işyerlerinde en çok görülen bakterinin küf olduğunu belirtti. Son yıllarda özellikle çocuklarda ve yaşlılarda böbrek rahatsızlıklarının arttığını ifade eden Demir, çalışanlara sorumluluklarını bir kez daha hatırlattı. Çiğ ve az pişmiş gıdalarda çapraz bulaşmanın enfeksiyonların başlıca nedeni olduğunu belirterek; işletmelerin personel eğitimlerini sık sık yenilerken duyarlılıklarını ve sorumluluklarını da güncellemeleri gerektiğine dikkat çekti.


“Türk üreticiler ithalat sürecinde Avrupa ülkelerindeki uygulamaları kıyaslama imkanı buldular.”

Vet. Dr. Ahmet Yücesan, “Kırmızı Et Sanayiinde Veteriner Hekimlerin Etkinliği ve AB Mevzuatına göre Veteriner Hekimlik” konulu sunumunda kombinaların durumu hakkında sayısal veriler verdi. Özellikle etin saklama koşullarına değinen Yücesan, kesimden sonra soğutmanın önemine değinerek, ülkemizde soğutma konusunun en önemli eksiklik olduğunu belirtti. 3. sınıf kesimhane yani belediye mezbahalarının koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini hatırlattı.

Mustafa Albayrak ise sanayici olarak Türkiye’de kırmızı et sanayinin kapasite durumu ve et temin koşullarına değindi. İthalat sürecinde Avrupa ülkelerindeki uygulamaları kıyaslama imkanı bulduklarını belirten Albayrak; halkın ithal etin sağlık koşullarıyla ilgili önyargılarının yersiz olduğunu ifade etti. Personel içi iş bölümü, soğutma ve yükleme konularında çok hassas davranıldığını belirterek “Teknik koşullarda olmasa da işi yapma biçimlerinde bizden daha dikkatli ve özenliler” dedi.

Programın sonunda Tuzla Belediyesi Başkan Yardımcısı Funda Oktay konuşmacılara çiçek vererek belediye adına teşekkür etti. Organizasyonu düzenleyen Tuzla Belediyesi ve ETBİR de kurumları adına karşılıklı birer teşekkür plaketi sundu. Tuzla Belediyesi’nin çeşitli işkollarında düzenlediği sağlık ve hijyen seminerleri kapsamında daha önce fırın ve pastanelerde sağlık ve hijyen eğitimi, berber ve kuaförlerde hijyen eğitimi düzenlemişti. Belediye ayrıca ilköğretim öğrencilerine yönelik “Sağlıklı Gıda Mutlu İnsan” isimli eğitim CD’si hazırlayarak, tüm ilköğretim okullarında veteriner hekimler nezaretinde gösterimler düzenleyerek hijyen eğitimini yaygınlaştırıyor.

“Halkın ithal etin sağlık koşullarıyla ilgili önyargıları yersiz.”

tara “Et v Sağ

Et ve Et Mamülleri Üretimi / Satışı Yapılan İşyerlerinde Sağlık, Hijyen Eğitimi ve Bu İşyerlerinde Çalışanlara Yönelik

MESLEKİ EĞİTİM PROGRAMI

PROGRAM Oturum B

Mezbaha Kırmızı e

Prof. Dr. B

Tesislerd Kırmızı e

Tarih: 26 Nisan 2011, Salı Saat: 13:00-17:00 arası Yer: Tuzla Belediyesi İdris Güllüce Kültür Merkezi İçmeler Mahallesi Aydınlı Yolu Caddesi No:18 Tuzla - İstanbul Tel: (216) 494 26 56 - (216) 494 26 21

Vet. Dr. Ca

Türkiye’d Kırmızı E

Vet. Dr. Ah

Türkiye’d

Mustafa A

ETBİR I KIRMIZI 21


KAPAK KONUSU

İthalatın ardından yeniden

YERLİ ETE DÖNÜŞ

Son bir yıldır ülke gündemindeki en önemli konuların başında et fiyatları ve ithalatı yer aldı. Ne olmuştu ve nasıl önlem alınacaktı? Bu iki sorunun yanıtları taraflarca tartışıldı. Hükümetin et ithalatının önünü açmasıyla tüketiciye ulaşan et fiyatları biraz daha düşse de, krizin aşılması için alınan önlemler hala tartışılıyor…

G

eçen yıl, kırmızı et fiyatının aniden fırlamasıyla gözler birden kırmızı et sektörüne çevrildi. Ne olmuştu da et fiyatları böylesine artmıştı? Tüketicinin gündemine giren bu soru, aslında kırmızı et sektöründe uzun zamandır sinyallerini veren krizin gündeme gelmesine de neden oldu. Konunun tarafları; tüketiciler, üreticiler, bakanlık ve sanayiciler kendi açılarından krizin nedenlerini ve çözüm yollarını tartıştılar. Tartışmalar sürerken bir yandan da çözüm yolları konuşuldu ama bir yandan da fiyatlar inip çıkmaya devam etti… Hükümetin ithalat izniyle birlikte Türkiye’ye ithal et girmeye ve fiyatlar düşmeye başladı… Peki herkesi derinden etkileyen kriz aşıldı mı? İşte bu sorunun yanıtının arandığı haberimizde, gelin önce bu krizin nedenlerine bir göz atalım…

Süt hayvanı kesime giderse… Aslında et krizine yol açan nedenler, bir zincirin halkaları gibiydi. 2010 yılında patlak veren et krizinin temel nedenleri arasında bir başka kriz yatıyordu: 2008 yılında yaşanan süt krizi. Süt krizini tetikleyen ise, süt tozu ithalatının önünün açılmasıydı. Süt tozunu ithal eden sanayicinin çiğ süte olan ihtiyacı azaldı. Bu nedenle çiğ sütün litresi beklenmedik bir şekilde düştü, litresi yarı yarıya yani 80 kuruştan 40 kuruşa indi. Bu düşüş üreticiyi, kazandığı süt parasıyla yem alamaz duruma getirdi. Bunun doğal sonucu, süt üretmesi için yetiştirilen hayvanı beslemesi olanaksız hale geldi. Sattığı süt ile yem alamaz duruma gelen üretici, çözümü hayvanlarını kesime götürmekte buldu. Bu dönemde yaklaşık 1 milyon süt hayvanın kesildiği tahmin ediliyor. Bu durumun beklenen sonucu, hayvan varlığının azalması oldu.

22 ETBİR I KIRMIZI


Büyükbaşların yanı sıra küçükbaş hayvancılıkta da aynı süreç yaşandı; süt kuzuları o dönemde iyi para ettiği için zamanından önce kesime gönderilince, koyun sayısı da azaldı. Bu yeni bir kriz demekti. Çünkü hayvanların kesilmesiyle birlikte bir sonraki döneme yetişecek besi hayvanı potansiyelini de zayıflamıştı. Bu, yeni besi hayvanlarının doğmaması anlamına geliyordu… Kısacası, süt tozu ithali nedeniyle çiğ süte olan ihtiyacın azalması, buna bağlı olarak süt fiyatlarının düşmesi, süt fiyatlarının düşmesiyle beraber üreticinin hayvanlarını kesime götürmesi sonucunda besi hayvanı sayısının istenilenin çok altında kalması et krizini Türkiye’nin gündemine taşıdı. İşte krizin ayak sesleri bu süreçte duyuldu ve et fiyatı birden bire yükselmeye başladı. Ancak krize zemin hazırlayan başka etkenler de vardı. Et krizinin nedenleri üzerine sorular yönelttiğimiz Türkiye Kasaplar Federasyonu Başkanı Fazlı Yalçındağ, ülkemizdeki etçi sığır ırklarının yaygınlaştırılmaması nedeniyle besi sektörünün sütçü ırkların yavrularına emanet edildiğini vurgulayarak Türkiye’deki et sektörünün durumunu şu cümlelerle özetliyor:

Hükümet ithalat kararı verince

Et fiyatlarının hızla tırmanışa geçmesi, Ocak 2010 – Nisan 2010 tarihleri aralığında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın bir dizi tedbir almasına da neden oldu. Kısa vadeli tedbirlerin başında ithal etin önündeki engelleri kaldırmaktı. Nisan 2010’a kadar ithal ette yüzde 135 olan vergi oranı bir kararname ile yüzde 30’a düşürüldü. Et krizine karşı hükümetin ithalat kararı, “Süt para etmezse inek olmaz, inek piyasadaki taşları yerinden oynattı. Ancak olmazsa dana olmaz, dana olmazsa büyük bir hızla ithal etle piyasa doyurulmaya et olmaz!” Fazlı Yalçındağ başlanmıştı. İthalat kararı verilen 26 Nisan 2010 tarihinden bu yana 224 bin 380 baş Arap ülkelerinin küçükbaş kasaplık sığır, 168 bin 939 baş besilik sığır, 378 bin 165 talebi… baş kasaplık koyun, 19 bin 987 baş kurbanlık sığır, 305 2008 yılında dünya genelinde oluşan ekonomik bin 559 baş kurbanlık koyun ithalatı gerçekleştirildi. 26 krizin etkileri nedeniyle kırmızı et fiyat dengeleri değişti. Nisan 2010’dan itibaren toplam 160 bin ton et ithalatı Dolayısıyla Ortadoğu ülkeleri (İran, Irak, Suriye, Suudi yapıldı. Peki ithalat gerçekten kısa vadeli bir çözüm Arabistan…) ithal et aldıkları ülkelerdeki fiyatların müydü? yükselmesiyle gözlerini Türkiye’ye çevirdiler. Bu ülkeler için küçükbaş hayvanların fiyatı cazip hale geldi ve Taraflar ithalatı tartışıyor aynı dönemde 85 bin adet koyun ihraç edildi. Bu da ülkemizde yetersiz olan küçükbaş hayvan sayısını daha Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Koruma ve Kontrol da azaltarak piyasadaki art-talep dengesini bozdu. Genel Müdürü Doç. Dr. Muzaffer Aydemir, vergi Türkiye Kasaplar Federasyonu Başkanı Fazlı oranı yeniden düzenlenerek 19 Mart 2011’den Yalçındağ, ülkemiz şartları için et ihtiyacının itibaren yüzde 30’dan yüzde 45’e çıkarılan et ithalatı sigortası olan koyunculuğun yıllarca ihmal sürecini şöyle özetliyor: “Ülkemiz et piyasasında edilmesinin yanlış olduğunu vurguluyor özellikle 2010 yılı içerisinde meydana gelen aşırı ve sözlerine şöyle devam ediyor: fiyat artışlarının önüne geçilerek halkımızın “Koyunculuğun ihmali ve buna paralel beslenmesine katkı sağlanması ve besilik olarak Ankara ve İstanbul’daki canlı materyal ihtiyacının karşılanması amacıyla, hayvan borsalarının ortadan kaldırılması piyasalara ithalat yoluyla müdahale edilmesi krizde etkili noktalardan biri. Ayrıca son zorunlu hale gelmiş, bu kapsamda kasaplık yıllardaki iklim şartları nedeniyle artan ve besilik canlı hayvan ile karkas et ithalatına besleme maliyetleri koyunculuğu bitme izin verilmiştir. Yapılan ithalatlar, piyasalarda noktasına getirdi. Bu durum büyükbaş olumlu etkiye sebep olmuş ve perakende et karkas fiyatlarının olağanüstü artmasını fiyatlarında düşüş gerçekleşmiştir. Piyasalarda tetikledi” diyor. oluşan istikrarın devamı, et maliyetleri içerisinde en büyük paya sahip besicilik Krizin koyun sayısını azaltması yapan yetiştiricilerimizin korunması ve haksız dolayısıyla sığır etine olan talep de rekabetin önlenmesi amacıyla yapılan krizi tetikleyen unsurlar arasında değerlendirmeler sonucunda, 19 Mart 2011 sayılıyor. Ayrıca kuraklık nedeniyle tarihinde, sığır eti ithalatında gümrük vergisi yem fiyatlarının yükselmesi de bir oranı yüzde 30’dan yüzde 45’e yükseltilmiştir.” başka önemli etken.

ETBİR I KIRMIZI 23


KAPAK KONUSU Ancak et ithalatına mesafeli yaklaşan Türkiye Kasaplar Federasyonu Başkanı Fazlı Yalçındağ, et ithalatının yerli besi hayvanları için olumsuzluklara yol açtığını belirtiyor. Verilen ilave besi nedeniyle hayvanlarda yağ oranının arttığını ve sadece sanayide kullanılabilecek tüketicilerin tercihte zorlanacağı karkasın ortaya çıktığını söylüyor. Yalçındağ, “Et ithalatını hastanın koluna bağlanan serum olarak görüyoruz. Rahatlatıcı fakat tedavi özelliği yok. Kalıcı ve uzun dönemlere yönelik tedbirlere ihtiyacımız var” diyor. Et ithalatında düşürülen gümrük vergisinin yükseltilme kararının ani alınmaması gerektiği konusunda yetkilileri uyardıklarını söyleyen Yalçındağ, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yerli hayvan besiciliğini desteklemek açısından gümrük vergisin artırılması beklentisi vardı. Bu nedenle Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığına yazı göndererek gümrük vergisi artışının daha yumuşak tarzda yapılması, ani yükseltme yerine kademeli olarak artış yapılması önerisinde bulunduk. Maalesef bizim görüşümüz kabul görmedi! Her şeye rağmen yerli üreticinin önünü açmaya yönelik bir uygulama olduğu için destekliyoruz.” İthalatta gümrük vergilerinin yeniden düzenlenmesi konusunda fikrini aldığımız Yalçındağ, karar verici mekanizmaların piyasayı bozmamaya özen göstereceğine inanmak istediklerini vurguluyor. “Nüfusumuz artıyor. Gelir seviyesi artan insanlar daha çok hayvansal protein tüketmek isterler. Bu yüzden mutlak surette üretimi artırmak zorundayız. AB ile entegrasyonu bahane ederek iç mevzuatımızı da iyileştirmeliyiz. İthalat nedeniyle AB ülkelerinde de fiyatlar arttı. Esasında kaliteli ve değerli etler dışarıda da pahalı. Yeterli besi materyali olduğu sürece ithalata gerek duyulmamalı” diyor.

ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Veteriner Dr. Ahmet YÜCESAN;

“İstikrarın kalıcı olduğunu düşünüyor ve istiyoruz!” Et sektörü geçtiğimiz yılı nasıl geçirdi? 2010 yılı, hayvancılığın yaşadığı sorunlara kısa ve orta vadeli çözümler arama ve bulma yılı oldu diyebiliriz. Malum et fiyatlarında inanılmaz bir çıkış yaşandı. Fiyat artınca tüketici kırmızı etten uzaklaştı. Bu duruma çözüm olarak bakanlığın ithalat izni verdiği günlerde karkas etin kg. fiyatı 16,5-18 TL aralığına çıkmıştı. Yurtdışından ithalatın özel sektöre de açılmasıyla, yurtiçi karkas fiyatı yaklaşık 13 TL bandına oturmuş durumda. Böylece tüketici kırmızı eti alabilir hale geldi. Yılbaşı itibariyle de karkas et ithalatı süresiz uzatıldı. Bu da fiyatların bir süre daha korunacağı anlamına geliyor.

Peki hayvan yetiştiricileri açısından bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Yaşanan gelişmeleri hem üretici hem yetiştirici hem de tüketici perspektifinden değerlendirmek gerekir. Evet, fiyatlarda hızlı olmasa da düşüş sağlandı, dolayısıyla tüketicinin ürüne ulaşması kolaylaştı. Tüketiciler açısından olumlu gelişmeler sürerken bir yandan da, özellikle küçük ölçekli yerli besiciler bir miktar zarar gördüler. Ellerindeki hayvanı maliyetlerinin altına satmak durumunda kalanlar

24 ETBİR I KIRMIZI

oldu. Ama iyi gelişmeler de de yaşandı: Bakanlığın besicilik teşvikleri bu yıl artarken, bankalardan hiç bir dönem olmadığı kadar hayvancılığa faizsiz krediler kullandırıldı. Bu anlamda orta ölçekli besiciliğe yatırımın yapıldığı bir yıl yaşanmış oldu. Olumlu bir başka gelişme ise küçükbaş hayvancılıkta kesim tarihine bir standart getirilmesi. Küçükbaş hayvan varlığını artırmak için süt kuzusu kesimine bir standart getirildi. Artık kesim ağırlığı 15 kg.’ın altında olanlar kesilemiyor. Ayrıca anaç koyunlarında korunması için bazı düzenlemeler yapıldı. Bunlar orta vadede sektörümüz ve üreticiler açısından yararlı gelişmeler…

Canlı hayvan ve et ithalatı yaklaşık bir yıldır devam ediyor. Bundan sonrası için neler bekliyorsunuz? Kasaplık hayvan ve karkas et tedarikinde bu yıl için artık bir sorun yaşanacağını düşünmüyoruz. Hem karkas hem besilik canlı hayvan ithalatı devam ediyor. Öte yandan yıl içinde yapılan besilik hayvan yatırımlarıyla, gelecek sezonda ülkemizdeki besi hayvanımız yeterli hale gelecek ve bu materyalin piyasaya sürülmesiyle


İthalata sıcak bakanlar da var

etlerinin geldiğine dikkat çekiyor. “Ülkemizdeki kasaplık hayvanların standardı olmadığı gibi sütçü ırklardan et İthal etteki gümrük vergisinin yükseltilmesine karşı üretmeye çalıştık” diyerek ülkemizdeki hayvancılığın çıkanlar da var. Emin Et Yönetim Kurulu temel sorunlarından birine dikkat çeken Başkanı Emin Arslan bu görüşü Arslan, “İlk defa ithalat yoluyla bize etçi ırk savunanlardan. hayvanlar geldi” diyor ve ithal eti bir tabu “Yüksek gümrük duvarları çekip olmadığını vurguluyor. ülkeyi izole edemezsiniz. Şeffaf Aslan, ülkemiz kısa vadede ve uzun bir yönetim ve üretimle dünya ile vadede Avrupa Birliği’ne girecek ise entegrasyon ancak gerçekleşebilir. mutlaka Avrupa ile rekabet eder duruma İthalat ve serbest piyasa koşulları hazırlanması gerektiğini belirterek yüksek her zaman kalite ve ucuzluğu gümrük duvarları ile bir yerlere varmanın mümkün olmadığını söylüyor. Hiçbir Arap getirir” görüşünü savunuyor. Ülkemiz ülkesinde canlı hayvan yetiştirilmemesine insanının sağlıklı ete kavuşması için bu rağmen halkın 5 dolara kıyma 6 dolara et oranın yüzde 20’ye inmesi gerektiğini, tükettiğine dikkat çeken Arslan sözlerine ancak halkın bu durumda kırmızı eti şöyle devam ediyor: “Bu durum karşısında uygun fiyatta alabileceğini belirten Arslan M. Emin Aslan yüzde 45’e yükseltilen gümrük vergisini çok sözlerini şöyle tamamlıyor: “Bu oranın yanlış buluyorum, halkımız uygun fiyattan artırılmasındaki temel sebep daha önce et tüketmesi için mutlak fonları aşağı çekmemiz gerekir. yüksek fiyatlardan besilik dana ve yem almış olan AB ve dünya ile entegrasyonu sağlayıp tüm sektörlerde üreticilere bir nebze de olsa can simidi şeklindeki bir olduğu gibi, canlı hayvan ve kırmızı ette de ithalatla yardımdır. Yetiştirilmiş oldukları danaları kestirmeleri için verilmiş bir primdir. İthalat devam etmeli, çünkü ülkemizde beraber ihracat da yapabiliriz.” 74 milyon insana yetecek et üretimi yok!” Hızla globalleşen dünyamızda, dışa kapalı bir sistemle kırmızı et sektörünü dış dünyaya kapatmanın yanlış bir düşünce olduğunu tüm sektörlerde olduğu gibi kırmızı et sektörünün de dışa açık, şeffaf, sürdürülebilir ve yeniliğe açık olması gerektiğini belirten Emin Arslan ithal et fikrine sıcak bakıyor. Arslan, canlı hayvan ve et ithalatın önünün açılmasıyla birlikte ülkemize ilk defa süt danası eti ve mermerimsi yağ dokusuna sahip angus sektördeki istikrar devam edecek. Bu süreçten sonra yerli üretimimizin kalitesinin artacağını ve yeterli hale geleceğini tahmin ediyoruz. Bundan sonraki süreçte daha çok besilik dana ithalatına ağırlık verilmesinin ve iç piyasanın kendine yeter hale getirilmesinin daha yararlı olacağını düşünüyoruz. Uygun ve istikrarlı fiyat politikası ile piyasa koşullarının oturduğu ve halkın sağlıklı, kaliteli ve tüketebileceği miktarda ete ulaşabileceği bir yıl olmasını bekliyoruz. Son yıllarda yaşanan sorunların çözümü için çeşitli adımların atılıyor olması önemli. Son dört yıla baktığımızda sektörde ancak şimdi kurulmaya başlayan istikrarın kalıcı olacağını düşünüyor ve istiyoruz.

“Ülkede yaşanan kırmızı et sıkıntısını gidermek için, süt ırklarına bağımlılığı keserek etçi besi ırkları yaygınlaştırılmalı”

sonra fiyatların keyfi tesit edilemeyeceği mesajı verilmektedir. Bu artışla fiyat istikrarı muhafaza edilmiştir. Ancak şöyle bir bilgi vermeliyim; AB’de değerli et ile kıyma arasında fiyat farkı yüksektir. Ama karkas et fiyatları ise en yakın AB ülkesinde dahi, halen Türkiye’nin yarısı kadar. Bu nedenle karkas et fiyatında Avrupa ile Türkiye kıyaslanırsa, gümrük vergisinin daha fazla arttırılmaması ve bu oranın stabil hale gelmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Sizce kalıcı çözüm ne olmalı?

Ülkede yaşanan kırmızı et sıkıntısını gidermek için, süt ırklarına bağımlılığı keserek etçi besi ırkları yaygınlaştırılmalı. Karkas et ithalinde Burada hepimizin söylediğini bir kez gümrük vergisi bir miktar daha tekrar etmek isterim; besicilik etçi ırklarla yapılmadığı sürece sütle olan daha yükselmesini nasıl etkileşim devam edecek ve et verimliliği değerlendiriyorsunuz? sağlanamayacak. Besi ırklarının süt Vet. Dr. Ahmet Yücesan Gümrük vergisinin yüzde 45’te kalacağı, ırklarına göre et verimi ve kalite farkı, daha fazla artmayacağı düşüncesindeyiz. ithalat sürecinde net biçimde ortaya çıktı. Bu oranla çiftçiye, üretim maliyetlerini Bu nedenle besi ırkları ithal edilmeli ve kültür ırklarıyla gerçekçi rakamlarla belirlemeleri, yani ithalat sürecinden hayvancılığın niteliği arttırılmalıdır.

ETBİR I KIRMIZI 25


KAPAK KONUSU İthal et sağlık kontrollerini de gündeme getirdi!

tarafından et ithalatı için düzenlenecek olan ‘Evcil Büyükbaş Hayvanların Taze, Soğutulmuş, Dondurulmuş Etleri (Karkas) için Veteriner Sağlık Sertifikası’ AB İthal etle birlikte kamuoyunda ülkemize gelen etlerin direktiflerine, ulusal mevzuatımıza ve Dünya Hayvan sağlıklı olup olmadığı da tartışılmaya başlandı. Bu konuda Sağlığı Teşkilatı’nın (OIE) tavsiyelerine uygun olarak yapılan spekülasyonların önüne bakanlığın yaptığı hazırlandı. Bu sertifikada istenen kriterleri karşılayan açıklamalar geçti. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma taze soğutulmuş ve dondurulmuş etlerin ithalatına ve Kontrol Genel Müdürü Doç. Dr. Muzaffer Aydemir izin veriliyor. Ayrıca söz konusu sağlık sertifikasında; ithal etlerde yapılan sağlık denetimleri ihracatçı ülke, AB mevzuatına uygun ile ilgili şu bilgileri verdi: “Ülkemize olarak kalıntı planlarının canlı hayvan ve ithal edilecek etler için, ihracatçı bunların ürünlerini kapsayan garantileri karşıladığını, taze et ve gıda maddelerinde ülkede kesilecek hayvanların mikrobiyolojik kriterlere ilişkin gereklilikleri kesim öncesi ve sonrası resmi yerine getirdiğini, HACCP prensiplerinin kontrolleri, ülkenin resmi görevli uygulandığı tesislerden geldiğini, kesim veteriner hekimleri tarafından öncesi ve sonrası yapılan denetimler yapılmaktadır. Ayrıca, bu sonucunda insan tüketimi için uygun kontrole ilaveten bakanlığımızca bulunduğunu, kesimhanede, kesim görevlendirilen ve ihracatçı ülkeye öncesinde hayvanların 24 saat içinde gönderilen veteriner hekimler sağlık muayenesinden geçirilmiş tarafından kesim yapılacak olduğunu resmi olarak taahhüt ediyorlar.” mezbahanın kontrolü ve kesilecek Ayrıca hem ulusal hem de uluslararası hayvanların kesim öncesi, kesim mevzuatlar gereğince, BSE (Deli dana sırası ve kesim sonrasında Doç. Dr. Muzaffer Aydemir hastalığı) açısından gerekli kontrol muayeneleri yapılmaktadır.” tedbirlerinin alındığı ülkelerden ithalata izin verildiğini belirten Doç. Dr. Aydemir, “Sığır etlerinin ithalatı Söz konusu etlerin, veteriner hekimlerimizin gözetimi gerçekleştirilirken, ülkemiz sınırlarında da resmi veteriner altında, hayvanların örf ve adetlerimize uygun olarak hekimler tarafından sevkiyatla birlikte gelen veteriner kesildiğinden emin olunarak temin edildiğini ifade eden sağlık sertifikası ve BSE test sonuçları kontrol edildikten Aydemir ithalat izinlerinin ise titizlikle verildiğini belirtti. sonra, ülkemiz mevzuatlarına göre gerekli sağlık Hangi etlerin ülkeye girişine izin verildiği hakkında ise kontrolleri ve muayeneleri yapılarak sağlık kriterlerine göre şunları söyledi: “Bakanlığımız tarafından hazırlanmış uygun olan etlerin ülkemize girmesine izin veriliyor” dedi. ve ihracatçı ülkelerdeki resmi veteriner hekimler

Türkiye’de yıllık et üretimi ve tüketimi 1 milyon ton n Türkiye’de 10 milyon 811 bin 165 büyükbaş, 26 milyon 877 bin 793 küçükbaş hayvan bulunuyor. n 1984 yılın yapılan ilk hayvan sayımına göre Türkiye’de sığır sayısı 14 milyon. 2002 yılında bu sayı 9,8 milyona düştü. 2002-2010 arasında yüzde 10’luk artışla 11 milyona ulaştı. n 1984’te toplam sayının yüzde 3’ü kültür ırkından oluşuyordu. 2010 verileriyle kültür ırkının toplam içindeki payı yüzde 38’e çıktı. n Hayvan varlığında sayısal düşüş olsada et veriminde artış kaydedildi. Yerli etin verimi 90-110 kilo iken, kültür ırkı sayesinde yıllık ortalama 275 kiloya ulaşıldı. n 2002’de 50 ve üzerinde büyükbaş hayvan bulunduran çiftlik sayısı 4 bin 500 iken, bugün söz konusu rakam 20 bin. n Ülkemizde yıllık 2 milyon adet büyük baş, 6 milyon adet de küçükbaş hayvan kesimi yapılıyor.

26 ETBİR I KIRMIZI


TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişçi

Kırmızı ette ‘normalleşme’ süreci başladı İthalatta gümrük vergilerinin yükselmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Süt hayvancılığının ete etkisine nasıl bakmak gerekir?

Kısa bir süre önce kurulan Ulusal Süt Konseyi’nin Gümrük vergisinin yükselmesini et fiyatlarının anormal tarafları bir masa etrafında buluşturup ortak akıl ile yükselişinin, canlı hayvan ve karkas et ithalatı yoluyla belli çözümleri üreteceğine inanıyorum. bir seviyeye getirildikten sonra atılan yeni Zira hayvancılık denildiğinde bunun bir adım olarak değerlendirilmeli. İthalat temel direğini süt hayvancılığı oluşturur. süresince yerli hayvancı sıkıntı yaşadı Büyükbaş için de küçükbaş için de ama o noktaya nasıl gelindiğini de göz böyledir. Çünkü yavru veren hayvancılık, önünde bulundurmak gerekiyor. 400 süt hayvancılığıdır. Türkiye’de büyükbaş - 500 TL olması gereken bir buzağının hayvancılıkta genellikle sütçü hayvan 2 bin TL’ye kadar yükseldiğine veya ırklarından elde edilen erkek hayvanlar bir düvenin 3 bin - 4 bin TL olması besi için materyal olarak kullanılır. gerekirken 8 bin TL’ye kadar yükseldiğine Hâlbuki dünyada besi ırkları farklıdır, süt tanık olduk bu süreçte. Neticede canlı veren sütçü ırklar farklıdır. Dolayısıyla materyalin kendisinin o işletmeye olan bu konuda ülkemizde ciddi anlamda maliyetleri anormal derece arttı ve yanlış bir uygulama olduğunu rahatlıkla bundan dolayı da et fiyatları satış noktaları söyleyebiliriz. kaynaklı, aracı kaynaklı, üretici kaynaklı gibi nedenlerle kontrol edilemedi. Şu Prof. Dr. Vahit Kirişçi anda gümrük vergisinin 30’dan yüzde Koyunculukta durum nasıl? 45’e çıkarılmasıyla içerdeki üreticinin Ülkemizde koyunculuk uzun zamandır yeniden nefes alması ve 1,5 yıl öncesine geri dönüşünün ihmal edildi. Koyun popülasyonumuz yeterli ise bu kırmızı sağlanması amaçlanıyor. et sektörüne olumlu katkı sağlar, ortaya çıkacak bir yetersizlik ise kırmızı et sektöründe sıkıntılar yaşamamıza neden olur. Son yıllarda koyunculuk, bilhassa da çobanlık, cazip bir iş olmaktan çıktı. Bizim de bu noktada birtakım eksikliklerimiz olmadı değil. Türkiye coğrafyası ve ekolojisi koyunculuk açısından daha uygun bir coğrafyaydı. Ziraat Bankası’nın hem merkezdeki hem taşradaki yetkililerine, bu kredileri kullandıranlara diyorum ki; “Büyükbaş besi, süt, damızlık işletmesi kurmak isteyenlere, ‘Koyun yetiştiriciliğini niye düşünmüyorsunuz?’ diye mutlaka sorun!” Koyun popülasyonundaki artış, kırmızı et fiyatlarını da belli bir seviyeye çekecek, böylelikle Türkiye’de daha fazla et tüketilebilecektir.

Son bir yılda rakamlarla et ithalatı n 224 bin 380 baş kasaplık sığır n 168 bin 939 baş besilik sığır n 378 bin 165 baş kasaplık koyun n 19 bin 987 baş kurbanlık sığır n 305 bin 559 baş kurbanlık koyun n 160 bin ton karkas et ETBİR I KIRMIZI 27


Güvenilir gıda, güvenilir kasalarda yol alır.

Daha iyi hizmet, Daha kaliteli üretim, Daha fazla müşteri memnuniyeti ve daha fazlası için! Merkez: Oto Sanayi Sitesi Donanma Sokak No: 8 4. Levent İstanbul Tel: 0212. 284 80 80 - 282 55 67 (pbx Fax: 0212 279 72 51 e-mail: info@modernkaroseri.com.tr www.modernkaroseri.com.tr


Doğru teknolojiyi doğru uyguluyoruz.

“Hadımköy Kıraç’ta 3000 m2’lik fabrkamızda hizmetinizdeyiz”. Fabrika: Çakmaklı Sanbir Bulvarı 4. Bölge 9. Cad. Haliç Yapı Koop İçi Büyükçekmece / İstanbul Tel: 0212. 886 40 50 (pbx) Fax: 0212 886 40 51 e-mail: info@modernkaroseri.com.tr www.modernkaroseri.com.tr


DOSYA

Prof. Dr. Mehmet İhsan Soysal:

“Yerli çiftlik hayvan ırklarımız yok oluyor!” Hayvancılıkta en yüksek verim alınan hayvanlara yönelirken yerli ırklar kaybolma riskiyle karşı karşıya. 23 sığır ırkından 6’sı tehlikede. Son 50 yılda 2 koyun ırkının yok olduğu biliniyor. Peki, bu yokoluşun önemi var mı? Bu soruyu temel alarak ülkemizde ve dünyada yerli ırkların korunması hakkında Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Biyometri Genetik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. M. İhsan Soysal’a sorular yönelttik.

Çiftlik hayvan ırkları yok olma tehdidiyle mi karşı karşıya? Maalesef öyle. Üstelik büyük bir hızla yok oluyor. Şöyle düşünün, binlerce çiftlik hayvan ırkı, tarihsel süreçte yine binlerce yılda oluştu. Ancak günümüzde bakıyoruz ki, bu ırklar hızla kayboluyor, yok oluyor. Dolayısıyla bu ırkların oluşturduğu genetik kaynaklar da yok olmak üzere. Peki bu yokoluşu başlatan asıl nedenler hakkında neler söyleyebilirsiniz? Asıl nedenlerin başında, küresel ticari ortamdaki bilgi ve öngörü eksikliğidir. Bunu şöyle açıklamak mümkün; bir yandan yüksek kazanç arayışı, öte yandan gelişmiş üretme teknolojilerinin sağladığı ivmenin ortak sonucu olarak en kazançlı ırka yöneltiyor bu işle uğraşanları. Yani en yüksek et ya da süt verimi olan ırklara öncelik veriliyor. Yerli ırkların kar oranları düşükse, yavaş yavaş yetiştirilme oranı düşüyor ki, şimdi böyle bir süreç yaşanıyor.

30 ETBİR I KIRMIZI


“Dünyada 62 ırk kayboldu!” Bu güne kadar çiftlik hayvan ırklarının ne kadarının kaybolduğunu söylemek mümkün? Size bu konuda yapılmış bilimsel araştırmaların sonuçlarını kısaca özetlemek isterim; Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından oluşturulan Küresel Veri Bankası kayıtlarında dünyada 7616 çiftlik hayvanı ırkı kaydedildi. İşte bu kaydedilen ırkların yüzde 20’si yok olma riski altında. Bu çalışmaların sürdürüldüğü son 7 yılda, üzere 62 ırkın yok olduğu biliniyor. Ancak dişiler oranının yüzde 80 az olduğu belirtilen ırkların yüzde 36’sına herhangi bir koruma çalışmasının ait populasyon sayı bilgileri yok. olmadığı, bir hayvan topluluğunu Çok daha vahim olan bir durum; anlatır. hakkında bir bilgi olmayan, resmi •“Devam ettirilebilir kritik” olarak tanımlanmamış diğer birçok terimi ise; kritik popülasyonlardan ırkın bilinmeden yok bir koruma programına olması söz konusu. maruz kalan ırkları Bu yok oluş süreci tanımlar. hakkında biraz daha •“Tehlikede” ayrıntı verebilir terimi, toplam dişi misiniz? sayısı 100 ile 1000 Elbette. Size arasında erkek sayısı biraz daha istatiksel ise 5 ile 20 arasında bilgiler vereyim olanlardır. Başka ki, konunun önemi bir şekilde şöyle ayrıntılarıyla açıklayabiliriz; tüm anlaşılsın. popülasyon sayısı Prof. Dr. Mehmet 80 ile 100 arasında Bu güne kadar olan sayıca artma İhsan Soysal bildiğimiz şu; genel eğiliminde ve aynı NKÜ Ziraat F. Zootekni Böl. olarak dünyada Biyometri Genetik AD Bşk. ırktan erkeklere verilen 1311 sığır ırkından dişi sayısının yüzde 209 ırk yok olmuş, 80’in üzerinde veya toplam fert 49’u kritik yok olma sınırında, sayısının 1000 ile 1200 arasında 60’ı devam ettirilebilir tehlikeli, olduğu ve azalma eğilimindeki aynı 75’i tehlikeli kritik, 26’sı devam ırk erkeklere verilen dişi sayısının ettirilebilir kritik, 499’unda ise bir yüzde 80’in altında olduğu ırkları risk söz konusu değil. Anlaşılacağı tanımlar. üzere ırkın yok olma tehlikesi bakımından 4 çeşit riskten söz etmek mümkün. Bunları kısaca “Yerli ırklar gelecekte şöyle açıklayabiliriz: karlı hale gelebilir” •“Kritik” terimi dişi sayısı 100 Bu yok oluş sürecini durdurmak veya 100’den az, erkek sayısı da 5 için neler yapılmalı? Bu çabaların ya da 5’ten az kalan ya da toplam bilimsel çalışmalar dışında hayvan sayısı 120’den az olup topluma ve üreticiye ne tip sayıca azalma temayülünde olan yararları olabilir? ve aynı ırktan erkeklere verilen

“Asya, Avrupa, Afrika göç yolları üzerinde ve dünyanın önemli evcilleştirme merkezlerinden biri olmamıza karşın ülkemizde henüz ırklarımızın popülasyon bilgilerine sahip değiliz. Bu süreci durdurmak konusunda öncelikle yapılması gereken ‘neden bu çeşitliliği korumak gerektiği’ konusunda genel kamuoyu farkındalığı yaratmaktır. Kamuoyuna, yetiştiricilere yani ilgili kim varsa, bu çeşitliliğin önemini anlatmak ve bilinçlendirmek gerekliliği şarttır. Tabii bir de işin bilimsel kısmı var. Zooteknik bilimi açısında değişen koşullar altında yetiştiricilerin hayvanlarını bu koşulların gerektirdiği karakteristiklere sahip kılmak için bu karakterlere sahip ırklardan oluşan geniş gen havuzuna sahip olmaları gerekir. Yerel koşullara uymuş yerel ırkların o yöre dışında geliştirilmiş “Eksotik” ırklar adı verilen ırklara göre kuraklık, çevresel yetersiz koşullara dayanıklılık bakımından aşikar üstünlük göstermeleri bu ırkları özellikle daha düşük gelirli yetiştiricileri açlığa karşı savaşta daha güçlü kılar.

ETBİR I KIRMIZI 31


DOSYA Başka bir açıdan bakarsak, şimdi bu hayvanların korunması, ticari olarak kar getirmeyecek gibi görünse de ileride bu durumun değişeceğinin belirtileri görülüyor. Ekonomik anlamda gelişmiş dünya ülkeleri tüketicileri gelişmekte olanlara kıyasla daha çok olmak üzere kullandıkları gıdaların üretim koşulları ve ürün orijinleri ile daha çok ilgileniyorlar. Bu durum geleneksel yollarla üretilen yerli ırkları da içermek üzere yüksek kaliteli ekolojik yaşam alanı ürünlerine talep yaratmaktadır. Yani önümüzdeki yıllarda artık yerel koşullarda yetişmiş, etinde veya sütünde yerel tatlar olan ürünlere ilgi olacağını söylemek mümkün. Irkların kaybolmaması için neler yapılıyor ve bu çalışmalardan nasıl bir yarar bekleniyor? Dünya çapında ciddi ve önemli çalışmalar yapıldığını söylemek isterim. Bu çalışmalardaki ana fikir; dünyadaki tarımı yapılan bitki ve hayvan ırklarının çeşitliliği anlamına gelen genetik çeşitlilik, dünyanın değişik, birbirine zıt iklimlerinde insanın binlerce yıllık çabası ile elde edilmiş ona gıda sağlayan ırkları oluşturmaktadır. Bu bakımdan özellikle bitkisel üretimin yapılamadığı belli yetersiz sert koşullara adapte olmuş çiftlik hayvan ırkları, tarımsal üretim sisteminin önemli elemanlarıdır. Daha açıkçası

çok farklı iklim ve coğrafyalarda genetik bakımdan çeşitlenmiş (ırklara ayrılmış) hayvansal üretim olanakları insanlara, gelecekteki olası yetersizliklere karşı daha garanti edilmiş üretim seçenekleri sunar. Bu düşünce en basitinden bütün yumurtaları aynı sepete koymama şeklinde gıda kaynağı emniyeti sağlamayı öngörür. Burada esas sorun şu; küçülen dünyada herkes bilinçli bilinçsiz aynı hayvan ırkına yönelmekte bu maksatla melezlemeler yapmakta ve elindeki yerli ırkın o çevreye uygun niteliklerini bilmeden heba etmektedir. Burada bazı verimler yetersiz olsa bile hastalıklara dayanıklılık yetersiz çevre koşullarına uyum gibi verim özelliklerinde üstünlük söz konusudur. O nedenle bir kez daha vurgulamak isterim ki; üretimde “şimdilik” kullanılmayan ırkların genotiplerin “ak akçe kara gün içindir” mantığı ile korunması gerekmektedir.

“6 sığır ırkımız yok olma riski altında” Peki bu yok oluş süreci ülkemizde de yaşanıyor mu? Yani dünyada olduğu gibi bizde de, hayvan çeşitliliği azalıyor mu? Ne yazık ki, bu sorunuza hayır diyemiyorum. Maalesef bizde de azalıyor. Asya, Avrupa, Afrika göç yolları üzerinde ve dünyanın önemli

“Gelişmiş dünya ülkeleri tüketicileri, gelişmekte olanlara kıyasla kullandıkları gıdaların üretim koşulları ve ürün orijinleri ile daha çok ilgileniyorlar. Bu durum geleneksel yollarla üretilen yerli ırkları da içermek üzere yüksek kaliteli ekolojik yaşam alanı ürünlerine talep yaratmaktadır. 32 ETBİR I KIRMIZI

evcilleştirme merkezlerinden biri olmamıza karşın ülkemizde henüz ırklarımızın popülasyon bilgilerine sahip değiliz. Gene ne yazık ki Osmanlı dönemi devlet arşivlerinde yüzlerce yıl öncesine ait ‘hangi ırktan, hangi köyde, ne kadar hangi hayvan’ bulunduğu bilgisi mevcutken şimdi ırk bilgileri mevcut değil. Yani doğru bir verimiz yok. Sadece AB ülkeleri EAAP ağındaki ülkelerden yerli ırklara ilişkin hayvan sayısı olmayan bu ırklara ilişkin ulusal veri tabanı bulunmayan tek ülke olduğumuzu hatırlamak yeter. Türkiye’de bugüne kadar


yazılı kaynaklar bakımından 23 yerli sığır ırkının söz konusu olduğunu bunlarının 6’sının yok olma riski altında olduğunu bu ırklardan sadece 2’sinin yaygın kullanıldığını göstermektedir. Doğu Anadolu Bölgesi’nde Doğu Anadolu Kırmızısı adı verilen sığır ırkı, İç Anadolu Bölgesi’nde Yerli Kara adı verilen sığır ırkı halen yaygındır. Son 50 yılda ülkemizde 15 yerli ırk ya da grubun yok olduğu ifade edilmektedir. ‘Nesli tehlikede olmak’ deyimi en az 1000 dişi ve 20 erkek bireyden oluşan sayıda sürüyü ifade etmektedir. Benzer şekilde toplam 1 Anadolu

Mandası ırkı, 24 koyun, 6 keçi, 7 at ırkının bulunduğuna ilişkin yazılı kaynak olmakla beraber yaygın olarak 9 koyun ırkı, 2 keçi ırkından söz edilmektedir. Son 50 yılda 2 koyun ırkının yok olduğundan bahsediliyor. Ülkemizde bu hayvan çeşitliliğini korumak için neler yapılıyor? Ayrıntıya girmeden ana hatlarıyla belirtmek isterim. Çünkü pek çok kararname, düzenleme yapıldı bakanlık tarafından. Ancak 1995 yılında başlayan çalışmalarla Tarım Bakanlığı Tarımsal Araştırma Genel Müdürlüğü vasıtası ile Türkiye’de bazı ırklar korunmaya alındı. Şöyle ki; Erzurum’da Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde Doğu Anadolu Kırmızısı Sığır ırkı, Mor Karaman Koyun ırkı; Adana Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde, Güney Doğu Anadolu Kırmızısı Sığır ırkı; Ankara Lalahan Hayvancılık Merkezi Araştırma Enstitüsü’nde Yerli Kara Sığır ırkı; Bandırma (Balıkesir) Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü’nde Boz Step Sığır ırkı ve son olarak da önce Afyon’da sonra Bandırma Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde Anadolu Mandası koruma altına alındı. Önemli çiftlik hayvan genetik kaynaklarımızda; Kıvırcık, Sakız, Gökçeada Koyun ırkı Bandırma, Akkaraman Koyun ırkı ise Konya Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü’nde koruma altındadır. 2005 yılında ise Bakanlar Kurulu’nca düzenlenen Hayvancılığı Geliştirme içerikli kararname çerçevesinde halk elindeki yerli ırkları koruma amaçlı ve yerli ırkları ıslah amaçlı iki çeşit destekleme programına gidildi. Buna göre; Kıvırcık Koyun ırkı Kırklareli’de, Sakız Koyun ırkı İzmir’de, Gökçeada Koyun ırkı Gökçeada’da, Tuj Koyun ırkı Kars’da, Dağlıç koyun ırkı Afyon’da, Norduz koyun ırkı Van’da, Kangal Akkaraman Koyun ırkı Sivas’da, Çine Çaparı koyun

ırkı Aydın’da, Ankara Keçisi ırkı Ankara’da, Kilis keçisi ırkı Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’da, Honamlı Keçi ırkı iç Anadolu Bölgesi’nde koruma destek programına alınması öngörülmüştür. Buna göre koyun için ortalama 200 baş büyüklüğünde, sığır ırkı için 100150 başlık sadece bir sürü için her yıl Bakanlar Kurulu Kararı ile miktarı değişen koyunlarda yılda 25 YTL, sığırlar için yılda 300 YTL destek ödeniyor. Bu projelerden ıslah amaçlı olanlar da var tabii. Konya’da Akkaraman, Erzurum’da Mor Karaman, Urfa ve Diyarbakır’da İvesi, Eskişehir’de Anadolu Merinosu, Balıkesir’de Karacabey, Tokat’ta Karayaka, Aydın’da Karya koyun ırkı için düzenlendi. Islah amaçlı programda her ırk için farklı sayıda yetiştiriciler örgütlenerek ortalama 6 bin başlık sürülerde ıslah süreci uygulanıyor. Aynı şekilde halk elindeki yerli sığır ırkları destek programının bir uygulaması da Enez, Çandır, Hisarlı, Işıklı köylerinde Gala Gölü kenarında Boz Step Sığır ırkı için uygulanıyor.

ETBİR I KIRMIZI 33


DOSYA “Boz step sığırı yüksek risk taşıyor” Ülkemizde en çok yok olma riski olan ırk hangisidir? Boz step sığırı olduğunu söyleyelim. Ancak Türkiye deki yerli sığır ırkları içinde en yakın zamanda yok olma tehlikesi olan bu ırk için zaten sadece 1000 tane kaldığından (150) başlık bir sürü değil de iki, üç ayrı köyde riski dağıtmak anlamında bu ırkın hayatta kalan tüm diğer bireylerinin yok olmadan koruma programına alınması talep ediliyor. Uzmanlar burada esas olanın yetiştiricilerin kendi gelirlerini en fazla kılmak için verimli kültür ırklarını elbette ki kullanmaları gerektiğini; ancak yerli ırklarımızın da elde küçük sürüler halinde bulundurulması gerektiğini bildiriyorlar. Buna göre Anadolu tabiat koşullarına daha dayanıklı bu ırklar şayet üretim için kullanılan ırklar bir nedenle yok olma sürecine girerse korunan bu sürülerin elde rezerv olarak kalması gerektiğini belirtiyorlar. Üstelik dünyada böyle ırkların ürünlerinin diğer ırkların 2-3 misli pahalı düzeyde pazarlanabildiğini, geleneksel ürünlere talebin her

geçen gün arttığına bakarak genetik kaynakları koruma sürecini daha da önem kazanacağı anlaşılıyor.

“Kıvırcık koyunu korunmalı” Peki üniversitenizin kurulu bulunduğu Trakya bölgesinde de, kıvırcık koyunla ilgili çalışmalarınız olduğunu biliyoruz. Bu çalışmalardan bahsedebilir misiniz? Memnuniyetle. Kıvırcık, ülkemizin önemli yerli hayvan genetik kaynağından biri. Yayılma alanı içinde en önemli bölge Trakya. Son yıllarda diğer bölgelerden yoğun kıvırcık koyun talebiyle karşı karşıyayız. Bölgemiz, özellikle et kalitesi nedeniyle İstanbul’un önemli bir tedarikçisi konumuna geldi. Ancak bu iyi gelişmeye karşın, son yıllarda özellikle verimi yükseltmek için yapılanlar, ırkın melezlenme baskısı sorununu ortaya çıkardı. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki eğer kıvırcık ırkı sarf bir içerikle ıslah edilirse, yetiştiriciler yeterince damızlık bulabilirler. Biz istiyoruz ki, Türkiye’de diğer saf ırklar için Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü “Halk Elinde Islah” projesi uygulansın. Ama umutluyuz çünkü yakın zamandaki gelişmelere bakarak TAGEM’in bun uda proje içine alacağı ifade ediliyor. Üniversitemizin zootekni bölümü olarak bu

konuda çeşitli girişimlerde bulunduk da. Umarız bu proje gerçekleşir. Böylece saf ırkımızı melezleme baskısından kurtararak, koruyabiliriz. Ülkemizde hayvan ırkları üzerine projede hangi kurum ve kuruluşlar aktif olarak çalışıyor? Bu konu ile ilgili 100’ü aşkın 6 ayrı üniversite, 7 ayrı kamu biriminden iştirakçilerin bulunduğu Gebze TÜBİTAK-MAM (Marmara Araştırma Merkezi) Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Araştırma Enstitüsü’nce bir çalışma yürütülmektedir. TAGEM’e ait “Türkiye Yerli Hayvan Genetik Kaynaklarından bazılarının in vitro korunması ve ön moleküler tanımlanması” isimli proje çerçevesinde, Türkiye’deki bütün yerli hayvan genetik kaynaklarını temsil eden ırklardan DNA, doku, embriyo, spermden oluşan örnekler alınıyor. Bu örnekler birisi Gebze TÜBİTAK-MAM’da diğeri Lalahan Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü’nde Gen Bankası biçiminde saklanarak, ırklarımızın DNA çok şekilliğine ilişkin tipleri bakımından benzerlik ya da farklılıklarında ortaya konulması amaçlanıyor. Ülkemizde yasal anlamda yerli çiftlik hayvanları yeterince korunuyor mu? Bu konuda bakanlar kurulu hayvancılığı destekleme kararnamelerinde yerli çiftlik hayvanlarını destekleyen hükümler olduğu gibi buna aykırı ya da henüz başka ülkelerde ele alındığı gibi konuyu ele almayan hükümler de bulunuyor. Örneğin özellikle kültür ırklarını

Dünyadaki çiftlik hayvanlarında risk sınıflaması • 1311 sığır ırkından 209 ırk yok oldu. • 49 ırk kritik yok olma sınırında • 60 türde devam ettirilebilir / tehlikeli • 75’i tehlikeli / kritik • 26 ırk devam ettirilebilir / kritik • 499 ırk için bir risk bulunmuyor.

34 ETBİR I KIRMIZI


ele alan ‘kültür ırkı hayvanları yetiştirenlere suni tohumlama destekleri’nden söz edilirken, yerli ırkları kültür ırkları ile suni tohumlama yoluyla melezlemeyi teşvik eden hükümler bulunuyor. Bu konu ile ilgili gerekçe olarak da yerli ırklar ile ilgili tohumlama materyali bulunmayışı ileri sürülüyor. Zaten sorun da burada! Ülkemizin şimdi yerini Dörtlü Paket adı verilen uygulama esaslarına ilişkin yönetmeliklerinin henüz belirlenmediği hayvan ıslahına ilişkin çoğu yasal hükümler, yerli hayvan genetik kaynaklarını korumayı öngörürken yerli hayvan ırklarına ilişkin suni tohumlama materyali sperm üretiminden sorumlu birimler bulunduğu halde bunların üretimi için irade beyanının sözden öte eylemle ifadesi edilmesi yani üretilmesi gerekiyor. Peki bu anlamda çiftçi pratikte neler yaşıyor? Yetiştiriciye bu konuda ‘yerli ırklarımız önemli. Bunları koruyalım, geliştirelim’ deyince bizzat çiftçi “Hocam sen öyle diyorsun ama bak desteklere ilişkin kararname hükümleri öyle demiyor. Bu hükümler kültür ırkları ile melezlersen destek var, melezlemesen yok diyor.” Burada çoğu kez yanlış anlaşılan bir husus düzeltilmeli: ‘Kimse bütün kültür ırklarından vazgeçelim yerini yerli ırklara bırakalım’ demiyor. Tabi ki entansif üretim süreçleri içinde bu üretim sistemlerinin üretim materyali gerek duyulan nitelikte olacak. Ancak marjinal alanlar dediğimiz kesimlerde diğer birçok üstün adaptasyon nitelikleri ile başka ırklarca değerlendirilemeyen nitelikte kaba yem, çayır mera alanlarını değerlendirebilen ırkların da korunması gerekiyor. Üstelik yerli ırklarımız verim kapasitesi bakımından genetik kapasitelerinin sınırına ulaşacak ıslah çalışmalarına maruz kalmadılar. Bu ırklar desteklenir, ıslah çalışmalarına alınırsa onların verimleri de geliştirilebilir. Bir

örnek vermek gerekirse hali vakti yerinde olan insanlara değil, desteğe ihtiyaç duyana sağlık güvencesi anlamında yeşil kart vermek gibi. Zaten üretim miktarı karlılığı sağlayan ırklara değil de yetiştiriciyi kültür ırklarla melezlemeye teşvik eden koşulların giderilmesini sağlayacak destek, bu kaybı telafi için söz konusudur. Uygulamalardan kaynaklanan sorunlar yaşanıyor mu? Evet, tam burada enteresan bir uygulama söz konusu. Damızlık Sığır Yetiştirme Birliği üyesi sığır yetiştiricileri kültür ırkı hayvanlar için miktarı ve yeterliliği tartışılır olmakla birlikte çeşitli destekler alırken yerli ırk hayvan sahipleri alamıyor! Adeta kelimesi uygun düşer mi bilmiyorum ama yerli ırkları kültür ırkları ile melezleme teşvik ediliyor. Sanırım bakanlığın bu konudaki çalışmaları sürüyor. Evet, bu konuya çözüm olmak üzere illerde Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nce uygulamanan bir proje sürdürülüyor. Bu uygulamanın birinci beş yılı doldu. Projede daha çok hayvanı, ili ve ırkı içerecek şekilde genişleme kararı alındı. Ama buna ilişkin mesela sığır ırkları için yerli ırkları, kültür ırkı spermlerle suni tohumlamayı teşvik edici hükümler gibi enteresan bir durumda söz konusu. Bu konuda en önemli uygulama; sayıları azalan ırklarımızın başında gelen Anadolu Mandası ile ilgili. Çok az sayıda mandayı kapsayan

koruma çalışmaları Anadolu tarihinde ilk kez “Halk elindeki manda sürülerinin ıslahı” adında bir proje ile ıslah çalışmasına konu oluyor. Çok önemli bir farkındalık olan bu çalışmayla, sayıları milyondan 84 bine inen bu düşüş eğilimi düzelecek ve bu ırka katma değer katılarak verimlilik artışı ile birlikte koruma çalışmaları yapılmış olacak. Ancak sözü edilen destek programlarında diğer koyun, keçi ve sığır gibi türler hem TUGEM desteği hem de TAGEM ıslah desteği adı verilen iki meblağ kaynağı da alıyor almalarına karşın manda için bu destek, sadece ikisinden birini tercihe dönüşmüş durumda. Bu durum, yetiştiricilerin bu çalışmaların gerektirdiği mali külfeti karşılayamamaktan dolayı katılma isteğini engelliyor. Bunun düzeltilmesine ihtiyaç vardır. Hayvancılık kredilerinin kullanım şekli, bu konuyu etkiliyor mu? Ülkemizde son zamanlarda daha da hissedilen hayvansal üretimdeki sıkıntılara çözüm olmak üzere ‘sıfır faizli hayvancılık kredileri’ adı verilen banka kredilendirme uygulama teşvikleri yoluna gidildi. Bu çok önemli ve yerinde bir uygulama. Ama gelin görün ki uygulamada bu sadece kültür ırkı hayvan yetiştiricileri için bir destek gibi algılanıyor. Söz gelimi manda üreticileri üretim potansiyelini geliştirmek üzere işletme kredileri vs için başvurduklarında “Sizin hayvanlarınız kültür ırkı değil” diyerek kredilerden yararlandırmıyorlar. Bu durumun da düzeltilmesi gerekiyor.

ETBİR I KIRMIZI 35


DOSYA

Doç. Dr. Sezen Arat:

“Yerli ırkların genleri,

Gen Bankası’nda bekleyecek!” Türkhaygen-1 projesi, yerli evcil hayvanların genetik kaynaklarının korunmasına yönelik önemli bir çalışma. Bu proje, TÜBİTAK-MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü tarafından yürütülüyor. Enstitü’deki proje sorumlusu daha önce de hayvan klonlamayla ilgili çalışmaları nedeniyle kamuoyunun da tanıdığı Doç. Dr. Sezen Arat’a proje ile ilgili sorular yönelttik. Türkhaygen-1 projesinin amacı nedir? Türkhaygen-1 projesini “Türkiye Yerli Evcil Hayvan Genetik Kaynaklarından Bazılarının In Vitro Korunması ve Ön Moleküler Tanımlanması’’ şeklinde açabiliriz. Projenin amacı; öncelikle koyun, keçi, sığır, manda ve at ırkları olmak üzere büyükbaş ve küçükbaş hayvanları koruma altına almaktır. Bu proje hedeflere ulaşılabildiği takdirde, ülkemizin sürdürülebilir hayvancılığını garanti altına alabilecek bir potansiyele de sahiptir. Proje kaç yılında başladı ve ne zaman bitecek? Projemiz 2007 yılında başladı. Bitiş süresi için 4.5 yıllık bir süre öngörmüştük. 2011’de yani bu yıl tamamlayacağız. Proje kapsamında hangi kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapıyorsunuz? Koordinatörlüğü bizim tarafımızdan yani Türkiye Bilimsel ve Teknolojik

Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü tarafından yürütülüyor. Ancak 10 üniversite ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 5 enstitüsü ile birlikte çalışmaları sürdürüyoruz. Ayrıca Tarım ve Köyişleri Bakanlığı projenin sahibi. Şunu söyleyebilirim ki, proje kapmasında 106 kişi aktif olarak çalışıyor. Bu süre içinde kaç yerli hayvanın genleri saklanacak? Proje kapsamında 13 koyun ırkı, 6 sığır ırkı, 5 keçi ırkı, Anadolu mandası, 5 at ırkının genleri saklanabilecek. Bu hayvan ırkları hakkında ayrıntılı bilgi verebilir misiniz? Elbette. Sığır ırklarını şöyle sıralayabiliriz: Yerli Kara Sığır ırkı, Doğu Anadolu Kırmızısı sığır ırkı, Boz sığır ırkı, Güney Anadolu Kırmızısı sığır ırkı, Yerli Güney Sarısı sığır ırkı, Zavot sığır, Anadolu mandası.

Nilüfer ve Kiraz

Efe, 18 aylık

36 ETBİR I KIRMIZI

Doç. Dr. Sezen Arat

TÜBİTAK-MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü Müdürü

Genleri toplanan koyun ırkları ise şunlar: Sakız koyunu, Çine Çaparı, Kıvırcık koyunu, Gökçeada koyunu, Hemşin koyunu, Dağlıç koyunu, İvesi koyunu, Herik koyunu, Karayaka koyunu, Morkaraman koyunu, Akkaraman koyunu, Karagül, Norduz koyunu. Keçi ırkları arasında; Ankara Keçisi, Kilis keçisi, Kıl keçisi, Norduz keçisi, Honamlı keçisi olmak üzere 5 ırk var. Tabii bir de at ırkları var. Canik, Hınıs, Çukurova, Malakan atı ve Ayvacık midillisi bulunuyor. Projenin yararlarından bahsedebilir misiniz? Tabii… Bu projenin en önemli çıktısı kurulan hayvan gen bankası olacak. Bu banka, yerli hayvan gen kaynaklarının büyük bir kısmını muhafaza eden ilk banka statüsünü kazanacak. FAO (Dünya Tarım ve Gıda Organizasyonu) tarafından önerildiği şekilde her

Ece ve Ecem, 1 yaşında


örnek, biri Lalahan Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü, diğeri TÜBİTAK Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü olmak üzere, birbirine bağlı en az iki bankada korunacak. Projenin kapsadığı tür ve ırklardan bu bankalarda stoklanan doku/ hücreler (vücut, embriyo, sperma vb.) ve çalışılan DNA örnekleri yine hem ülkemizde, hem de dünyada tek kaynak olarak bankada duracak. İlk defa bu kadar geniş ve kapsamlı olarak birçok ırk genetik olarak karakterize edilecek, elde edilecek bilgiler tek bir veri bankasında toplanacak ırkların tescillenmesine katkı sağlayacak. Bu temel yararının yanısıra, birçok türde çok farklı saklama koşulları (DNA, vücut hücresi, üreme hücresi, embriyo) aynı anda kullanılacak. Bu proje ülkemizde bu alanda yapılmış en geniş kapsamlı ve en geniş katılımlı projedir. Proje aynı zamanda Avrupa Birliği’nin Çerçeve Programları ile birçok ülkenin katılımını şart koşarak kurmaya çalıştığı ülkeler arası ağların ulusal bir modelini oluşturuyor. Bu bağlamda proje on üniversite ve iki kamu kurumunun ortaklığında yürütülen ülkemizdeki en büyük hayvancılık projesidir. Bu proje uluslar arası bir çabanın sonucu mu? Bir yönüyle evet. Son yıllarda sadece ülkemizde değil tüm dünyada genetik kaynakların kayboluş sürecinin hızlanması endişeyle izlenmektedir. Bu nedenle FAO bu dönüşümsüz yok oluş sürecini yavaşlatmak ve

Proje aynı zamanda Avrupa Birliği’nin Çerçeve Programları ile birçok ülkenin katılımını şart koşarak kurmaya çalıştığı, ülkeler arası ağların ulusal bir modelini oluşturuyor. Bu bağlamda proje on üniversite ve iki kamu kurumunun ortaklığında yürütülen ülkemizdeki en büyük hayvancılık projesidir.

gen kaynaklarını koruma altına almak için bir eylem planı ve yol haritası hazırlamış ve tüm bağlı ülkelerden kendi ülkesel eylem planlarını hazırlamalarını istemiştir. Kurulması planlanan gen bankaları bu eylem planının önemli adımlarından biridir. Eylem planının bir başka hedefi yerli kaynaklarımızı mümkün olduğu kadar ayrıntılı tanımlamak, genetik ve fenotipik tüm özelliklerini belirlemek. Bu bağlamda proje hemen hemen tüm yerli çiftlik hayvanlarının çeşitli özellikleri (filogenetk ilişkileri, döl verimi, hastalık dirençliliği, adaptasyon yeteneği vb) konusunda ön bilgiler sağlanmış, bu konularda elemanlar yetişmiş, alt yapılar güçlendirilmiştir. Proje, mevcut dondurma teknolojilerinin iyileştirilmesi ve gelecekte gen kaynakların korunmasında kullanılabilecek alternatif teknolojilerin ülkeye transferini hedefleyen güçlü bir AR-GE faaliyetiyle destekleniyor. Bu projeden elde edilen tüm sonuçların sonraki çalışmalar için güçlü bir zemin oluşturacağına inanıyoruz. Proje hangi aşamada? Proje son yılına girdi. Her iki bankanın da alt yapısı tamamlanmış ve materyallerin (DNA, hücre, sperma ve embriyo) büyük kısmı bu bankalarda depolandı. Yaklaşık bin 500 bireye ait çeşitli materyal bankalardadır. FAO hayvan gen kaynaklarının korunması için gen bankalarını öneriyor. Her yıl yapılan çalıştaylarda, toplantılarda tüm ülke temsilcileri ekonomik ve etkin koruma yöntemlerini belirlemek

Proje açılış toplantısı

için bir araya geliyor. Son yıllarda klonlama teknolojisi ile birçok türün başarı ile klonlanması gelecekte bu teknolojinin kaybolmuş türlerin geri getirilmesinde kullanılabileceğini düşündürüyor. Bu gelişmeler ışığında artık hücre bankalarının kurulması ön plana çıkıyor. Yapılan bu uluslar arası toplantılarda hücre bankalarının kurulması öneriliyor. Bu bağlamda ülkemiz, kurduğu hücre bankasıyla da öncü rol oynanıyor. Bu projeyle saklanan hücreler, ilerde bu ırkların yeniden kazandırılmasında etkin bir rol oynayabilir mi? Elbette! Hemen söylemek isterim ki daha tamamlanmadan bankada saklanan hücreler kullanılarak Marmara Bölgesi’nde yetiştirilen yerli bir ırkımız olan “Boz Sığırı” klonlandı ve dünyada ilk kez bankada saklanan hücrelerden klon hayvanlar üretildi. Dört yaşında bir Boz Boğanın klonu olan ve “Efe” adı verilen klon buzağı, bugün 20 aylık olmuş ve sağlıklı olarak gelişimini sürdürüyor. Beş yaşında bir Boz ineğin klonu olan ve “Ece, Ecem, Nilüfer ve Kiraz” adları verilen dört dişi klon buzağı da bugün 13 ve 15 aylık oldular. Bu sonuç, kurulan gen bankalarında saklanan hücreler kullanılarak kaybolan ırkların tekrar doğaya kazandırılmasının mümkün olacağının en önemli kanıtı oldu. Konuyla ilgilenenler ayrıntılı bilgiyi nereden elde edebilirler? www.turkhaygen.gov.tr adresinde bu projeyle ilgili ayrıntılı bilgi veriliyor. Buradan takip edebilirler ya da merkezimize 262 6773351 numaralı telefondan ulaşabilirler.

ETBİR I KIRMIZI 37


DESTEKLEMELER

DESTEKLEMELER

2011 yılında da devam ediyor Ekonomik yatırımlar ve makine ekipman alımlarıyla ilgili yüzde 50 hibe destekli, Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı 2011 yılında da devam edecek. İşte devam eden programlar…

T

arım ve Köyişleri Bakanlığı, 2006 yılından beri “Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı” ile üreticilere yüzde 50 hibe desteği veriyor. 2011 yılında da devam edecek programla ilgili, 10-11 Mart 2011 tarihlerinde Resmi Gazete’de iki ayrı tebliğ yayınlandı. Tebliğlerde, ekonomik yatırımlar ve makine ekipman alımlarıyla ilgili başvuru şartları, destekleme konuları ve miktarlarına ilişkin ayrıntılar yer alıyor. Bakanlık, Kırsal Kalkınma Destekleri Programı kapsamında; 2006-2010 yılları arasında, 3005 adet tarımsal sanayi tesisine, 78 bin de makine ekipmana toplam 914 milyon lira hibe desteği verdi.

2011 yılında hayvancılık nasıl desteklenecek? 2011’de öngörülen toplam tarımsal destekleme 6 milyar TL. Bunun 1,7 milyarlık bölümü hayvancılık sektörüne ayrıldı. Kaynak 440 milyon TL arttırılarak, 1 milyar 700 milyon TL’ye çıkartıldı. Bu kaynağın et ithalatından alınan vergilerden elde edilecek 390 milyon lirası besicilik sektörüne, 50 milyon lirası süt tozu ihracatına gidecek. Devam eden bu program sayesinde hayvancılık desteklerinin payı 2002’de yüzde 4’ken, 2011’de yüzde 26’ya yükselmiş olacak.

38 ETBİR I KIRMIZI

Yerli besicinin desteklenmesi için uygulanan faizsiz kredi uygulaması 2011 yılında da devam edecek. Organik besicilikte bu destekler yüzde 50 fazlası ile uygulanacak. 2010 yılının Ağustos ayında başlatılan faizsiz kredi uygulaması kapsamında bugüne kadar 1,5 milyar lira kredi kullandırıldı.

Yatırım ve ekipman desteğine devam Bakanlık, kalkınma destekleri kapsamında koyun, keçi ve manda yetiştiriciliği yapanlar için yatırım ve ekipman desteği sağlıyor. Geçtiğimiz Mart ayında Resmi Gazete’de yayınlanan tebliğe göre koyun, keçi ve manda konularında sabit yatırımlar destekleniyor. Ayrıca tarımsal ürünlerin işlenmesi, depolanması ve paketlenmesine yönelik yeni yatırım tesislerinin

yapımı, mevcut faal olan veya olmayan tesislerin kapasite artırımı ve teknoloji yenilenmesi ve kısmen yapılmış yatırımların tamamlanmasına yönelik yatırımlar destekleme kapsamına alınıyor. Tarımsal faaliyetlere yönelik yapılmış veya yapılacak tesislerde kullanılmak üzere, alternatif enerji kaynaklarından jeotermal, biyogaz, güneş ve rüzgar enerjisi üretim tesisleri de hibe desteği kapsamında değerlendirilecek. Yatırım projeleri, Temmuz ayı sonuna kadar tamamlanması gerekiyor.


Hibe desteği oranı Ekonomik yatırım konularında yatırım tutarı ve destekleme oranı; gerçek kişi başvurularında 150.000 tüzel kişi başvuruları için ise 600.000 TL olacak ve yatırımın % 50’si hibe verilecek.

Düşük Faizli Kredi Uygulaması Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca üreticilerin finansman ihtiyaçlarının uygun koşullarda karşılanması amacıyla 2004 yılından itibaren kullandırılan, düşük faizli kredi uygulamasına 2011 yılında da devam edilecek. T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla, gerçekleştirilecek ve toplam 9 kalemde bir çok tarımsal faaliyet alanını kapsayan bu uygulama ile tarımsal maliyetlerin azaltılarak, üreticinin gelir seviyesini yükseltilmesini hedefleniyor. Hayvancılık ve tarımsal sulama konularında %100 diğer konularda % 50 faiz indirimi sağlayan ve 12 Mart 2011 tarihinde yayınlanan 2011/17 sayılı uygulama tebliğinde belirtilen teknik kriterler kapsamında kullanılabilecek olan, düşük faizli kredilerinden işletme kredileri için 2 yıl, yatırım kredileri için ise 7 yıla kadar vade ile faydalanma imkanı sağlanacak. Hayvancılık, arıcılık ve

su ürünlerinden kontrollü örtü altı tarım, sulama, iyi tarım, organik tarıma kadar bir çok tarımsal faaliyeti içine alan düşük faizli kredi uygulamasında; hayvancılık konusunda üst limit 7.5 milyon TL, mekanizasyon ve diğer konularda 500.000 TL olarak belirlendi. Yeni yatırım yapmak veya mevcut uygulamalarını büyütmek isteyen üreticiler açısından önemli bir katkı sağlayacak hayvansal üretim yatırım ve işletme kredileri şunlar: n 10 baş ve üzerinde damızlık sütçü ve damızlık etçi sığır yetiştiriciliği işletmesi, n 50 baş ve üzerinde damızlık düve yetiştiriciliği işletmesi, n Büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde inek/dişi manda için 10 baş ve üzeri, n Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde koyun için en az 50 baş, n Keçi (saanen, Kilis, Ankara keçisi yetiştiriciliği ve kıl keçisi ırk ıslahı amacıyla belirtilen ırklarla melezleme suretiyle yapılan yetiştiricilik) için en az 25 baş kapasiteye sahip işletme, n 10 baş ve üzerinde besi sığırcılığı işletmesi kurmak veya mevcut işletmesinin kapasitesini belirtilen baş adetleri üzerine çıkarmak isteyen yetiştiricilere kullandırılacak.

Erkek besi sığırları da sigortalı oluyor! Erkek besi sığırlarının da sigorta kapsamına alındığı “Tarım Sigortaları Havuzu Tarafından Kapsama Alınacak Riskler, Ürünler, Bölgeler ve Prim Desteği Oranlarına İlişkin Karar” geçtiğimiz Ocak ayı itibariyle yürürlüğe girdi. Bu kararla; çiftçilere zor durumlarında destek olmak, üretimlerini devam ettirmelerini sağlamak ve sürdürülebilir üretim için, 2011 yılında ise ilk defa süt sığırlarına ilave olarak, erkek besi sığırları da sigorta kapsamına alındı. Erkek besi sığırlarının sigorta kapsamından yaklaşık 100 bin besi işletmesinin faydalanması bekleniyor. Üreticilerin sigorta süresinin kısıtlı olmasını da dikkate alarak, en kısa zamanda hayvanlarını sigortalatmaları ve Çiftçi Kayıt Sistemi’ndeki (ÇKS) bilgilerini güncellemeleri gerekiyor.

2011 yılında uygulanacak hayvancılık destekleri ve artış oranları Hayvancılık Destekleri Süt prim desteği Brucella aşı desteği Manda desteği Suni tohumlamadan doğan buzağı desteği

Eski

Yeni

Artış Oranı (%)

4 KRŞ/LT 20 TL/BAŞ 250 TL/BAŞ 60 TL/BAŞ

6 KRŞ/LT 25 TL/BAŞ 300 TL/BAŞ 75 TL/BAŞ

50 25 20 25

10 TL/BAŞ 10 KRŞ/LT

15 TL/BAŞ 15 KRŞ/LT

50 50

50 TL/DA 80 TL/DA 125 TL/DA

55 TL/DA 90 TL/DA 130 TL/DA

10 3 4

Koyun ve Keçi Destekleri Koyun ve keçi desteği Koyun sütü desteği

Yem Bitkileri Destekleri Silajlık Mısır Korunga Yonca

ETBİR I KIRMIZI 39


UZMAN GÖZÜYLE İnsanlarda etkisi yüksek olan ve çiftliklerde yetiştiricilik anlamında maddi kayıplara sebebiyet veren hayvanlardan ve hayvan kökenli ürünlerden bulaşabilen zoonoz hastalıklar içinde en önemlilerinden biri brucella.

Görünmeyen Tehlike Vet. Dr. Can DEMİR

Gıda Güvenliği ve Hijyen Akademisi Yönetim Kurulu Başkanı

BRUCELLA

B

u sayımızda insanlarla hayvanların ortak hastalığı olan ve gıda ile bulaşabilen bu önemli hastalığı ‘görünmeyen tehlike’ olarak adlandırdık ve sizlerle bu bilgimizi paylaşmanın doğru olacağını düşündük.

İnsanlarda etkisi yüksek olan ve çiftliklerde yetiştiricilik anlamında maddi kayıplara sebebiyet veren hayvanlardan ve hayvan kökenli ürünlerden bulaşabilen zoonoz hastalıklar içinde en önemlilerinden birinin brucella olduğunu

Uzun ömürlü bir bakteri! Brucella enfeksiyonlarının en önemli kaynağının özellikle brucella bulaşmış hayvanlardan elde edilen sütün pastörize edilmeden tüketilmesi ve üretimde kullanılması olduğu biliniyor. Peki pek çok bölgemizde görülen bu sorunun kaynağı olan brucella, bulaştıktan sonra ne kadar süre ile canlılığını koruyabiliyor? Brucella’nın, 8 C’ de muhafaza edilen sütte 20-25 gün, 4-7 C’ de muhafaza edilen sütte ise haftalarca canlı kaldığı, 30-32 C’ de muhafaza edilen yoğurtta 14-16 gün sonra hala canlılığını koruduğu ve -40 C’de muhafaza edilen çiğ sütte ise en az 800 gün canlı kaldığı literatürlerde bildiriliyor. Brucella bulaşmış beyaz peynirlerde etkenlerin 8 C’ de 20 hafta canlı kaldığı saptandı. Brucella’lar çiğ keçi sütünde yapılmış peynirlerde 180 güne kadar, pastörize edilmemiş diğer süt ürünlerinde de uzun süre canlılığını koruyabiliyor. Brucella’lar özellikle protein içeren kuru ortamlarda canlılığını korumakla birlikte, toz ve toprakta da 10 haftaya kadar canlı kalabiliyorlar.

40 ETBİR I KIRMIZI

söyleyebiliriz. Literatürler göre hastalık, ilk kez 1887 yılında İngiliz askerinde görüldü. Sığır, koyun ve keçi gibi çiftlik hayvanlarında kısırlık ya da gebelik döneminde görülen yavru atma, meme hastalıkları başta olmak üzere çeşitli hastalıkların etkeni. İnsanlara bulaştığında ise Malta ve Akdeniz Humma’sı ile Dalgalı Ateş olarak kendini belli ediyor. Brucella ,Türkiye’nin birçok bölgesinde sığır, koyun ve keçilerde görülüyor.

Nasıl bulaşıyor? Brucella temelde gıdalar ve solunum yolu ile kolayca bulaşabiliyor. Gıdalarla Brucella’nın ilişkisini incelediğimizde Brucella bulaşmış ürünlere doğrudan temas edenlere geçtiğini görüyoruz. Ayrıca Brucella’lı çiğ sütten veya bu tür çiğ sütten imal edilen süt ürünlerinin yanı sıra yine Brucella’lı çiğ et ve bu etten yapılan çiğ ürünlerden de


bulaşabiliyor. Hava yolu ile Brucella’lı damlacıklarıyla temas ve/veya soluma da aynı sonucu doğuruyor. Doğrudan bulaşma, Brucella’nın özellikle yaralardan veya küçük yaracıklardan deri yoluyla vücuda girmesiyle oluşuyor. Brucella bulaşmış hayvanlara müdahale esnasında eldiven, plastik önlük ve çizme gibi koruyucu önlemler alınmaksızın yapılan her türlü çalışma da bulaşma nedenlerinin arasında geliyor. Kesim işlemi sırasında Brucella bulaşmış hayvanların karkas veya iç organlar ile temas yoluyla da insanlara geçebiliyor. Brucella bulaşmış hayvanların kasaplık etlerinde Brucella bulunsa da yeterli ısıl işlemi görmesi önemli. Çünkü yeterli ısıl işlem gören et ve et ürünleri tüketildiğinde bile, hastalığın bulaşma riskinin oldukça zayıf bir ihtimal olduğu literatürlerde belirtiliyor. Ancak hastalıklı hayvanların lenf yumrusu, kemik iliği gibi organları çiğ olarak yenildiğinde bulaşma kaçınılmaz hale gelebiliyor.

Ayrıca, Brucella enfeksiyonlarının diğer gıdalardan insanlara bulaşma şekli ise başta Brucella bulaşmış hayvanların çiğ sütü ile çiğ sütten yapılmış taze keçi ve koyun peyniri olmak üzere, krema ve tereyağı gibi süt ürünlerinin tüketimiyle de olmakta.

Brucella’dan korunmak için nelere dikkat edilmeli? Üretim sırasında: Hastalıktan korunmayı değerlendirdiğimizde hastalığın öncelikle hayvanlarda kontrol altına alınabilmesinin ve düzenli olarak yürütülecek bir koruyucu aşılamanın yanısıra sağlıklı hayvanların sürekli kontrol ve takip edilmesiyle sağlanabilir. Bu amaçla öncelikle hayvanlarda sürü testi yapılarak hastalığın tanımlanması ve hastalık bulamış olanların sürüden ayrılması ile genç hayvanların aşılanması sağlanmalı. Sütün kesinlikle Brucella’dan arındırılmış hayvanlarından elde edilmesi, pastörizasyonun mutlaka yapılması, küçük işletmelerde

Brucella hangi yiyecekte ne kadar yaşıyor? • 8 C’ de muhafaza edilen sütte 20-25 gün • 4-7 C’ de muhafaza edilen sütte haftalarca • 30-32 C’ de muhafaza edilen yoğurtta 14-16 gün • -40 C’de muhafaza edilen çiğ sütte en az 800 gün • 8 C’deki beyaz peynirlerde 140 gün • Çiğ keçi sütünden yapılmış peynirlerde 180 güne kadar

veya evlerde kontamine çiğ sütten yapılan krema, taze peynir ve diğer süt ürünleri tüketimi de önlenmeli. Pastörizasyon işleminin kontrolünün sağlanması için de, enzimatik testler ile bakteriyolojik muayenelerin yapılması gerekiyor. Brucella’nın takibi için örnekleme metoduna uygun olarak en az aylık periyotlarda üretimin her safhasından süt ve ürünleri ile, kırmızı et ve ürünlerinden numune alınıp Tarım Bakanlığı’dan yetkili laboratuarlarda analiz yaptırılarak tarama/doğrulaması sağlanmalı, olumsuz sonuçlar görüldüğünde genel hijyen tedbirleri tekrar detaylı olarak gözden geçirilmeli. İşlem sırasında: Üretim alanında soğutma, paketlendiği, nakil edildiği odalarda ortak alan bulunmamalı. Kullanılan alet, masa, taşıma kapları, taşıyıcı bantların yani etle temas eden tüm materyalin ete zarar vermeyecek, kolayca temizlenip dezenfekte edilebilecek nitelikte ve paslanmaz materyalden yapılmış olması gerekiyor. Doğrama plastiği dahil, bütün bıçak sapı vb. ekipmanların plastik, kaynak ve birleşme yerleri dahil düzgün yapıda olmasına özen gösterilmeli. Alet ve ekipmanlar kullanıldıktan sonra temizliğinin yapılması ve dezenfekte edilmesi için uygun bir yerin yanı sıra yeterli imkanlar da sağlanmalı. Mezbahane çalışanları ve kasaplar için: Bir başka önlem olarak mezbahanelerde çalışanların ve kasapların uygulayacağı kuralları gösterebiliriz. Bu kişilerin öncelikle kendi sağlıklarını korumak için kesim öncesi ve kesim sonrası besi hayvanlarının veteriner hekim muayenelerinin sonuçlanmasını beklemeden uygulamaya geçmemeleri ve eldiven, plastik önlük, çizme gibi koruyucu kıyafetlerini mutlaka kullanmaları gerekiyor. Personel için: Personelin mutlaka portör muayeneleri yaptırılmalı ve çalışan personelin sayısına bağlı olarak bu personelin kullanımına mahsus, düzgün, su geçirmez, yıkanabilir duvar ve zemine sahip yeterli büyüklükte ve sayıda oda veya odalar ile lavabo, duş ve tuvalet ve her işçi için elbiselerini koyabileceği iki bölümlü bir dolap bulundurulmalı.

ETBİR I KIRMIZI 41


TEKNOLOJİ

Nano teknoloji ‘akıllı’ gıdalar yaratıyor Yepyeni, ‘akıllı’ ya da ‘süper’ gıdaların günlük hayatımızda sıradan hale gelmesine az kaldı. Artık ısıtıldıkça tat değiştiren pizzalar, sıcakta erimeyen çikolatalar, az yağ emen patatesler soframızdaki yerini alacak…

M

arkete gittiğinizde raflardaki yiyecekleri görüp de kendinizi ‘Uzay Yolu’nda gibi hissedeceğiniz günler yakın. Yiyeceklerle ilgili hayal kurduğunuz pek çok şeyi gerçekleştirecek araştırmalar hayalleri gerçeğe dönüştürmeye başladı bile. Gelecekte ilk ürünleriyle tanıştığımız fonksiyonel gıdalar, hayatımızın bir parçası haline gelecek. Örnek mi? Aldığınız suyunun kolaya ya da şaraba dönüşmesini hayal etmeyeceksiniz, çünkü dönüşecek! Market raflarında ‘aman tarihi geçmiş olmasın’ endişesiyle her aldığınız ürünü tek tek kontrol etmeyeceksiniz çünkü yeni ambalajlar, ürünlerin yıllarca tazeliğini korumasını sağlayacak. Yüksek tansiyon hastası olarak tuzun yasak olduğu bir diyet uyguluyorsanız, üzülmeyeceksiniz. Aldığınız ürün tuz tadı verecek ama

42 ETBİR I KIRMIZI

tuz içermeyecek… Bu cümlelerin yalnızca tatlı bir hayal, yazanın da bir hayalperest olduğunu düşünmeyin. Zira bunlar, bilim insanlarının düşü olsa da, gerçeğe dönüşmesine çok az kaldı.

Nano teknolojiye yatırım yapılıyor. Konu yiyecek olunca sahneye dünyanın dev şirketleri sahneye çıkıyor ve bu konudaki araştırmalar

Nano teknoloji nedir? 1 milimetrenin milyonda birine nanometre deniliyor. Nano teknoloji ise, maddelerin milimetrenin milyonda biri olarak kabul edilen boyutuna kadar inerek yeni yapılar ve nitelikler oluşturulmasına deniyor. Bu teknoloji öncelikle bilgisayar, kimya, tekstil ve gıda gibi birbirinden farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Gıda dışında nano teknolojiyle geliştirilen ürünler arasında toz tutmayan boyalar, çizilmeyen camlar ve eskimeyen kumaşlar da gösteriliyor. Gıda alanında ise, örneğin ambalajların içine yerleştirilen nanosensörler ile raf ömrü süresince gıdanın niteliği kontrol edilebiliyor. Gelecekte nano parçacıklara; renk, lezzet ve kıvam açısından çeşitli nitelikler yükleyebileceği ve sonrasında ısı ya da harekete duyarlı olarak programlanabileceği öngörülüyor. Şu an hayal olsa da gelecekteki nano teknoloji sayesinde belirli ısı ve hareketle yiyeceklerin tat, kıvam ve rengi değişebilecek.


için yatırım oranı artıyor. ABD’de nano teknolojinin 2012 yılına kadar payının 5,8 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor. ABD ve Japonya’nın gıda pazarında yeni yeni boy gösteren nano-gıdanın toplam 200 şirket ve yıllık 2.6 milyar dolarlık ciroya dikkat çekmesine rağmen, bu sonucun henüz başlangıç olduğu düşünülüyor. Nano teknolojiyle üretilen akıllı gıdalar için Ulever, Kraft, Cadbury, Glaxo gibi dünyanın dev firmaları ciddi bir yarış içinde. Peki bu yarışın temel nedeni ne? Dünya nüfusu hızla artıyor ama besin üretim alanları giderek azalıyor. Dolayısıyla yeni kaynakların bulunması gerekiyor. İşte yeni kaynakların başında ise nano teknolojinin sağladığı ürünler geliyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu

“Nano teknoloji süper gıdaların yol haritası olacak!” Nano teknolojiyi, süper gıdaların oluşmasına yol açan önemli bir teknoloji olarak nitelendirebilir miyiz? Elbette. Nanoteknoloji 1-100 nm çapındaki biyolojik ve biyolojik olmayan yapıların görüntüsünün alınması, modellenmesi, kontrol edilmesi ve değiştirilmesi üzerine odaklanıyor. Nano bilimi, yalnızca gıda alanında kullanılmıyor. Uzaybilimi, mikro-elektronik ve farmasötik sanayi alanlarında ticari ürünleri ortaya çıkmasına neden oldu. Ancak nano bilimi ve nano teknolojinin gıda disiplini içindeki gelişmeler dikkat çekici. Özellikle gıda güvenliğini artırma, hem teknolojik hem de biyolojik açıdan gıda fonksiyonelliğini geliştirme, gıda kalitesi ve raf ömrünü geliştirme, gıda ambalajlama ve gıda izlenebilirliği konularında büyük gelişmeler beklemekteyim. Aslında bir anlamda bu gelişmeler, süper gıdalara doğru yol haritası olarak da kabul edilebilir.

Nano teknolojinin gelecekte, gıda üretimindeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu teknolojinin gıda üretimine uygulanması diğer alanlardaki gelişmeler gibi hızlı değil. Bunun temel nedeni; gıda üretiminin çok sıkı bir şekilde ulusal ve uluslar arası mevzuat ile kontrol edilmesidir. Bu nedenle, nano-gıdaların gelişimini temel olarak gıda mevzuatının bu konuda ne kadar esneme yapacağına ve bu teknolojinin önünü açacak şekilde düzenlenmesine bağlı olduğunu düşünmekteyim. Örneğin ABD’de temelde yeni bir teknoloji ürününün geleneksel olan tipinden farklı olmadığı kabul edilmekte ve son ürün niteliklerinin mevcut mevzuata uygunluğu kontrol ediliyor. Buna karşın AB’de ise yeni teknoloji ürünleri ayrı mevzuat başlıklarında ele alınıyor. Elbette AB’de henüz nanogıdalar için bir mevzuat yok ama çalışmalar sürüyor. Bu mevzuat ortaya çıkmadan yeni ürünler beklenmemeli.

Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu Nano teknolojinin insan sağlığına zararlı etkileri hakkında neler biliniyor? İşte bu hususta bilimsel olarak halen bir belirsizlik söz konusu. Son ürünlerin kontrolünün geleneksel metotlarla değerlendirilmesinin ne derece uygun olduğunun da irdelenmesi önemli. Bazı endişeler var; nano-tanecik boyutunda olan taneciklerin yüzey alanı arttığı için hücre ile etkileşime geçtiklerinde ne olacağıdır? Sağlık açısından bir sorun yaratır mı?... Henüz bu sorunun yüzde yüz net bir yanıtı yok! Nano teknolojinin sağlığa etkileri detaylı bir şeklide araştırmalı, bu araştırmalar da desteklenmelidir.

ETBİR I KIRMIZI 43


TEKNOLOJİ Neler yapılabilir? Bir şişe su düşünün, şişenin üstünde tuşlar var. Bir tuşa basıyorsunuz, içinde binlerce nano parçacık harekete geçiyor ve bu su, portakal veya vişne suyuna, sodaya, kolaya, viskiye dönüşebiliyor. Eğer elinizde bir kırmızı şarap varsa ve beyaz şarap içmek istiyorsanız, yine aynı işlemle bu isteğinizi gerçekleştirebiliyorsunuz. Eğer suyun ya da sütün temizliği sizi kaygılandırıyorsa, nano teknoloji sayesinde kaynatmasanız bile, içeceğin temiz olacak. Çünkü nano filtreler işbaşında! Bu teknolojinin başka bir yararı ise, ürünlerin ambalaj ömrünü uzatması. Bakteri oluşumunu tamamen ortadan kaldırması, raf ömrünün uzaması anlamına geliyor ki, bu süre aylara değil, yıllara denk gelecek. Alerjiniz var ve bazı ürünler size yasak ya da zevkinize göre bir ürün almak istiyorsunuz. O zaman daha önceden nano koku cihazınıza bu ürünlerle ilgili kokuları yüklenecek siz, alışveriş sırasında bu cihaz yardımıyla ürünlerin kokusunu test edebileceksiniz. Kokusuna göre alerjik ürünlerden uzak duracak ya da zevkine göre ürün alabileceksiniz. Sakızın içinde konulan nano parçacıklar ise, sizi diş fırçalama zahmetinden uzak tutacak. Çiğnedikçe dişleriniz aynı parçalar tarafından temizlenecek. Nano teknoloji yiyeceklerin sağlıklı olup olmadığı hakkında yeterli bilgi verdiği gibi, zararlı maddelerin

44 ETBİR I KIRMIZI

yiyeceklerden uzaklaştırılması ya da tam aksi, başka yararlı maddelerin o yiyeceğe ek olarak konmasını da sağlayabilecek. İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Anabilim dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu’na göre gıdalarda Salmonella, E Coli gibi patojen mikroorganizmaların ve toksinlerinin, pestisit, ağır metal, mikotoksin, allerjen gibi bulaşanların tespitinde nanosensörlerin kullanımı çok önemli gelişmeler. Ayrıca bu taneciklerin, yiyecekte oluşan bazı zararlı mikroorganizmalara bağlanarak uzaklaşmasını da sağlayacağının altını çiziyor. Özellikle teknolojik anlamda gıda fonksiyonelliğini artırmanın, umut verici başka bir alan olduğunu vurguluyor. Bu yöntemle örneğin; tuz, şeker, yağ ve koruyucu katkı maddeleri gibi gıda bileşenlerinin daha düşük miktarlarda kullanımı sağlanabilecek. Böylece bu gıdalardan uzak durması gerekenler, lezzetten ödün vermeden sağlığını da koruma şansı bulacaklar. Gıda içindeki nano tanecikler dağıtım sistemine girerek akıllı taşınım ve salınımı da sağlayabilecekler. Ayrıca vitaminler gibi hassas bileşenlerin kapsülün içine hapsedilmesi ile dayanma sürelerinin arttırılması, gıdanın besin değerinin artmasını ve vücudun ihtiyacı olan besin maddelerinin hedeflenen hücrelerde açılmasını sağlayacak şekilde taşınmasını da mümkün kılacak. Nano teknoloji kişiye

özel beslenme uygulamalarını da gerçeğe dönüştürebilecek. Özellikle kilo kontrolünde kullanılabilecek bu yönteme göre, yağ alımını azaltan ve doygunluk hissi veren biyoaktif bileşenler tek bir taşıyıcıda birleştirilecek. Böylece kişiye özel bir yöntemle beslenmiş olacak, kendini tok hissederek daha az yağla beslenmiş olacak. . Prof. Dr. Boyacıoğlu’na göre nano teknolojiyle gıdanın kalitesi ve raf ömrünün geliştirmek ayrıca nano tanecikli dağıtım sistemlerinin geliştirilmesi sayesinde gıdalara arzu edilen çeşitli özellikler kazandırıldığı gibi her türlü bozulmadan korunacak. Ayrıca lezzetin iyileştirilmesi; yeni tatların veya duyuların geliştirilmesi, antioksidan özellikteki bileşenlerin daha uzun süre dayanması, bakteri sayısının sabit tutulması, antimikrobiyal özellikteki bileşenlerin korunması, aktif fonksiyonel bileşenlerin korunumu için yenilebilir film ve kaplamalar - nem, lipid ve gaz bariyeri sağlaması mümkün hale getirecek.


erimeye karşı koruyor. Patates kızartmasını severken patatesin emdiği yağ nedeniyle fazla kalori alacağınızı düşünerek endişeleniyorsanız, size özel bir çözüm de var. Artık kızartma yağının içinde de nano parçacıkları bulunuyor. Bu parçacıklar, sıcakla birlikte harekete geçiyor. Kızartacağınız besinin üstüne yapışıyor. Parçacıklar adeta koruyucu bir kılıf şeklini alıyor ve fazla miktarda yağ emilmesini engelliyor.

Gıda güvenliği için kullanılabilecek

Günümüzde neler yapılıyor? Hayal gücüne hitap eden nano teknolojiyle yaratılan gıdalar, gerçeğe de dönüştü. İşte bazı örnekler. İlki; nano-pizza. Bu ürünün özelliği, ısıya göre hem lezzetinin hem kıvamının değişmesi. Şöyle ki, pizza 100 derece ısıtılırsa rengi kırmızı oluyor ve lezzeti de domatesi andırıyor. Ancak aynı pizza 200 derece ısıtılırsa bu kez rengi kırmızı değil, yeşil oluyor ve tadı ıspanağa benziyor. Bir başka örnek ise çikolata sevenleri ilgilendiriyor. Çikolatanın sıcakta erimesinden şikayet ediyorsanız, üzülmeyin, artık erimeyen çikolatalar var. Güneşin en sıcak olduğu yaz günlerinde, derece 40’ı bile gösterse çikolata üzerindeki titanyum sayesinde erimiyor. Peki çikolatanın erimemesi nasıl sağlanıyor? Çikolatanın içindeki nano parçacıklarının içine titandioksid adlı madde yerleştiriliyor. Çikolata yüksek ısıya maruz kalınca, bu madde harekete geçerek çikolatanın üstünde koruyucu bir kılıf haline geliyor ve

Nano teknolojinin yalnızca yeni gıdaların üretilmesinde değil, gıda güvenliği için de kullanılması mümkün. 2009 yılında yayınlanan bir araştırma, Kore’de düzenlenen 6. Milletlerarası Nanotech Sempozyumunda prestijli Nano Araştırma Ödülleri’nde birinciliği kaptı. Araştırmada, Agricultural Research Service (ARS) bilimadamları ve üniversite çalışanları laboratuar testlerinde salmonella bakterisini ortaya çıkarabilecek bir mikroskobik biyolojik sensör geliştirdi. Sensör gelişen bir bilim olan ve molekül, hatta atomik düzeydeki materyallerin manipülasyonu konusunda çalışan nano teknolojinin bir ürünü. Doğada bu şekilde biyosensör örneklerinin olduğu biliniyor. Böceklerin küçük miktarlardaki cinsiyet feromonları sayesinde eşlerini bulmaları, balıkların doğal biyosensörler vasıtasıyla sudaki zorlukla anlaşılabilen küçük titreşimleri bile farketmesi aynı yöntemle gerçekleşiyor.

ARS’nin Atina’daki Kalite ve Güvenlik Değerlendirme Araştırma ünitesinde görevli ARS Mühendisi Bosoon Park ve Georgia Üniversitesinden iş arkadaşları nanoteknoloji kullanarak geliştirilen saptama metodu, gıda güvenliğinde büyük bir potansiyele sahip. Geliştirilen biyosensör salmonella antikorları ile birleştirilmiş ışıkta parlama özelliğine sahip organik boya parçacıkları içeriyor. Antikorlar salmonella bakterisine tutunuyor ve boya parçacıkları parlayarak bakterinin kolayca farkedilmesini sağlıyor.

Ambalajlar da akıllanacak! Prof. Dr. Boyacıoğlu’na göre, ileride tüketiciler nano-gıda ambalajlarla karşılaşacaklar. Ambalaj en büyük gelişmelerin beklendiği alan. Bu ambalajlar ise esneklik, gaz geçişini engelleme, sıcaklık/ nem gibi çevresel koşullardaki değişiklikler karşısında dayanıklılığını koruyabilme, antimikrobiyal veya oksijen uzaklaştırıcı özellikte aktif gıda paketleme sistemlerinin oluşturulması, mekanik, termal, kimyasal ve mikrobiyal koruyucu özelliklerin artırılması mümkün olacak. Ambalaja nanosensörler yerleştirilmesi ile gıdanın durumunu gözlemleyen ve herhangi bir bozulma durumunda uyarı veren akıllı gıda ambalajlarının geliştirilmesi de olası. Ayrıca gıdanın içine, ambalajına ya da bileşenine nanosensörler yerleştirilebilecek. Böylece tüketici coğrafik orijini ve geçirdiği bütün aşamaların geriye dönük olarak izleyerek, daha güvenilir gıdaya ulaşabilecek.

Yeni Teknolojiler Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu’na göre nano teknolojiyle gerçekleşebilecek yeni gelişmeler şunlar: • Vitaminler, esansiyel yağ asitleri gibi gıda bileşenler, çeşitli gıdalara eklenebilecek ama o gıdaların rengini ve lezzetini olumsuz yönde etkilemeyecek. Örneğin o yiyeceğe balık yağı ilave edeceksiniz. Ama yiyeceğin tadı ve görüntüsü değişmeyecek. • Çeşitli içeceklere esansiyel yağ asitleri, likopen, antioksidanlar gibi vücuda yararlı ekler konulabilecek. • Protein yapısındaki gıda bileşenlerinin dış ortam koşullarından etkilenmeden fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri mümkün olacak. • Dondurma gibi yağı azaltılmış gıda ürünleri geliştirilebilecek.

ETBİR I KIRMIZI 45


ARAŞTIRMA

Çarpıcı araştırma:

Halk en çok protein içeren gıdayı bilmiyor! Türkiye’nin protein haritasını ortaya koyan araştırmaya göre, halkın yüzde 30’u protein konusunda bilgi sahibi değil. ‘En çok protein içeren gıda maddesi’ sorulduğunda kırmızı etten önce ilk akla gelen besin, süt!

En yoğun proteinin bulunduğu besin maddesi, et. Aşağıda et türlerinin ve bazı besin maddelerinin içerdiği protein miktarlarını karşılaştırmalı olarak veriyoruz.

46 ETBİR I KIRMIZI

BESİN MADDESİ

MİKTARI

Buğday Ekmeği Kızarmış yağsız et Koyun Beyni Haşlanmış tavuk Izgara piliç Yumurta Ciğer tava Haşlanmış kuzu-koyun eti Kuzu pirzola Tavada kızarmış balık eti Fasulye, mercimek, ... Beyaz peynir İnek sütü

PROTEİN MİKTARI(gr)

1 dilim (40gr.) 1 dilim (100gr.) 1 adet (100gr.) 1 porsiyon (100gr.) 100gr. 1 orta boy 1 porsiyon (50gr.) 100gr. 100gr. 100gr. 1 tabak (200gr.) 1 porsiyon (30gr.) 1 bardak (200gr.)

3 27-30 12 12 17 6 15 14-15 20-22 22-25 7-8 5 7


P

rotein, sağlıklı gelişim ve büyüme için gerekli bir besin öğesi. En çok da ette, özellikle de kırmızı etin içinde bulunuyor. Ancak yapılan bir araştırma, ülkemizde protein konusunda pek çok yanlış kanının hala ‘doğru’ sanıldığını ortaya çıkardı. Sağlıklı Tavuk Bilgi Platformu (STBP) tarafından yaptırılan “Türkiye’de Protein Bilgi Düzeyi ve Tüketimi Araştırması”nın sonuçları, hala pek çok yanlışın doğru sanılması açısından ilginç sonuçlarıyla dikkat çekiyor. Türkiye’de protein konusundaki bilinç düzeyini ve protein tüketimine ilişkin mevcut durumu ortaya koyan araştırma, toplam 22 ilde 3 bin 692 hane ile görüşülerek gerçekleştirildi. Araştırma kapsamında, 1-16 yaş arası çocukların yaşadığı hanelerde yemek alışverişini yapan veya ne alınacağına karar veren aile fertleriyle yüz yüze ve

telefonla görüşme yapıldı. İşte araştırmanın ilginç sonuçlarından bazıları: • Araştırma, görüşülen kişilerin % 30’unun protein konusunda bilgi sahibi olmadığını veya yanlış bilgi sahibi olduğunu ortaya koyuyor. • En çok protein içeren 3 gıda maddesi sorusuna en fazla verilen yanıtlar sırasıyla süt (% 21,5), kırmızı et (% 17,7) ve yumurta (% 16,3). Beyaz et/tavuk, % 1,3 ile son sırada. • Hayvansal protein denince halkın aklına ilk olarak kırmızı et (% 53,7), süt (% 46,5) ve yumurta (% 37,4) geliyor. Beyaz et/tavuk yanıtını verenler % 17,8 ile altıncı sırada. • Protein içermeyen tereyağı ve zeytinyağını hayvansal protein kaynağı zannedenlerin oranı ise %8. • “Bitkisel protein denince ilk aklınıza gelen gıdalar hangileri?” sorusuna yanlış cevap verenlerin oranı % 80,1. “Bitkisel protein” denince akla ilk gelen gıdalar sırasıyla sebzeler (% 55,8),

ıspanak (% 35,9), kuru baklagiller (% 19,9) ve meyveler (% 10,9). Oysa sadece kuru baklagiller protein içeriyor. • Et, tavuk ve balığı haftada bir ve daha sık tüketen çocukların oranı Marmara’da % 88 ile ilk sırada, % 69,8 ile de Doğu Anadolu’da son sırada. • Tavuk ve kırmızı et haftada 1-2 kez tüketilirken, balık haftada l’den seyrek tüketiliyor. • Eğitim durumu düştükçe hayvansal protein konusunda fikri olmayanların oranı artıyor. • Tavuk, bölgeler bazında en çok Marmara’da, en az Güneydoğu Anadolu’da, kırmızı et en çok Marmara’da, en az Güneydoğu Anadolu’da, balık en çok Ege’de, en az Güneydoğu Anadolu’da, kuru baklagiller ise en çok Doğu Anadolu’da, en az Marmara Bölgesi’nde tüketiliyor. • Kuru baklagiller en çok akşam yemeklerinde tercih edilirken, öğle yemeklerinde en çok patates tüketiliyor. • Özellikle yağlar ve şekerli gıdaların tüketimi, sabah kahvaltısında oldukça yüksek. Patatesi sabah kahvaltısında tüketenler arasında çoğunluğu Marmara, Orta Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayanlar oluşturuyor.

ETBİR I KIRMIZI 47


İŞ DÜNYASI

Başarılı KOBİ’lerin sırları ‘Bazı KOBİ’ler neden başarılı?’ sorusundan yola çıkılarak yapılan bir araştırma, birçok önemli konunun gün ışığına çıkmasına neden oldu. KOBİ yöneticileri için önemli ipuçlarıyla dolu olan bu araştırmayı sizlere aktarmak istedik. İşte, başarılı bir KOBİ olmak için girişimcisinden, geliştirdiği stratejilere kadar nelere dikkat edilmesi gerektiğine dair bilgiler…

B

u kez KOBİ’ler neden başarısız sorusu değil, başarılı olanların nedenleri araştırıldı. Türkiye Girişim ve İş Dünyası Federasyonu’nun (TÜRKONFED) Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Taymaz tarafından yönetilen “KOBİ’lerde dönüşüm-Küçük Firmaların Büyük Başarılı” isimli bir raporla kamuoyuyla paylaşılan araştırma, pek çok KOBİ yöneticisi için dikkat çekici. Araştırmada; Türkiye’de KOBİ‘lere yönelik pek çok bu çalışmada genellikle KOBİ’lerin başarısızlıklarına yoğunlaşılarak karşılaştıkları sorunlar ve çözüm yolları vurgulanıyor. Bu tartışmalarda genellikle KOBİ’ler aşamayacakları sorunlarla uğraşan, ilkel üretim teknolojileri kullanan, niteliksiz işçi çalıştıran ve kayıt-dışı faaliyet gösteren türdeş kuruluşlar olarak nitelendirildiğini belirten araştırmacılar, bu değerlendirmelerin doğru olmadığına dikkat çekiyorlar. Başarılı KOBİ’ler çok farklı alanlarda faaliyet yürütse de, ortak özelliklerinden biri, başarılı girişimciler bulunması. Ancak başarılı girişimcilerinin de 6 noktada toplanan ortak nitelikleri var.

48 ETBİR I KIRMIZI


Başarılı girişimcilerin ortak özelliklerior 1. Başarı süreci çok uzun bir süreç. Başarılar tesadüfen değil, uzun uğraş ve çabalar sonucu elde ediliyor. 2. Girişimcilerin büyük çoğunluğu, işyerlerini, kendi ya da aileden elde ettikleri birikimleri ile finanse ediyorlar. Yani riski azaltmak için küçük ölçekte işe başlamayı tercih ediyorlar. 3. Girişimciler faaliyet gösterdikleri piyasayı çok iyi biliyor, tüketicilerin/müşterilerin istek ve taleplerini, piyasadaki diğer rakip firmaların ürünlerini ve faaliyetlerini yakından izliyorlar. 4. Girişimcilerin büyük çoğunluğu, ya üniversitede aldıkları eğitim ile ya da meslekten yetiştikleri için teknik bilgiye sahipler. Bu girişimciler, hem kendi ürünlerini nasıl daha kaliteli üretebileceklerine karar verebiliyor, hem de üretim sürecinde gerekli değişiklikleri yapabiliyorlar. 5. Girişimcilerin önemli bir kısmı, teknik bilgi ve pazarlama becerisi arasındaki farkı görerek, bu iki işlevi birbirinden ayırıyor; genellikle ortaklardan biri teknik konularla ilgilenirken, diğeri pazarlama

faaliyetleri ile ilgileniyor. 6. Girişimcilerin en önemli ortak yanları ise, yenilikçi (inovativ) olmaları. Başarılı KOBİ’lerin bir bölümünde teknolojide yenilikçilik ön plana çıkıyor. Yenilikçi girişimciler kendi teknolojik birikimi ile yeni ürün veya prosesler geliştiriyor. Bazı girişimciler ise, özellikle geleneksel sektörlerde, farklı organizasyon ve pazarlama yöntemleri geliştirerek diğer firmalara karşı bir avantaj yakalıyorlar.

Başarılı girişimcilerin stratejileri Girişimcilerin nitelikleri arasındaki farklar; başarılı olmak için sadece bir yol olmadığını, girişimcilerin kaynakları ve kabiliyetlerine, piyasadaki fırsat ve gelişmelere göre farklı stratejilerin izlenebileceğinin görüldüğü araştırmada, 4 ayrı strateji saptanmış. • Mevcut yerel piyasalarda rekabet üstünlüğü elde edilmesi, • Büyük firmalara güvenilir tedarikçi olunması, • “Niş” piyasalarda ithal ikamesi, • Yeni niş piyasalar yaratılması.

Verilerle KOBİ’lerin başarısı • Türkiye imalat sanayine ait verilere göre, 1981-1991 döneminde çoğu KOBİ olarak tanımlanan 6 bin yeni işyeri kuruldu. • Yeni işyerlerinde kuruluş yılında çalışan kişi sayısı 330 bin. Bu işyerlerinin ancak yarısı 10 yıl yaşayabildi, yarısı 10 yıllık dönemde kapandı. İşyerlerinin yarısının kapanmasına karşın, ayakta kalan işyerlerinde 10 yıl sonra çalışan sayısı yaklaşık 300 bin kişi. Bu dönemde büyüyen işyerleri, kapanan işyerlerindeki istihdam kaybını büyük ölçüde telafi ettiler. • Ayakta kalan yaklaşık 3 bin işyerinin en hızlı büyüyen %10’u seçilmiş ve bu 295 işyerinin istihdama katkısı saptandı. Hızlı büyüyen 295 işyeri 10 yılda yaklaşık 120 bin kişiye istihdam sağlandı. • 1980-2001 döneminde imalat sanayinde yılda çalışan ortalamasının yaklaşık 1 milyon kişi ve yıllık istihdam artış oranının % 1 olduğu göz önüne alındığında, hızlı büyüyen 295 işyerinin toplam istihdam artışının yarısını gerçekleştirildi. • İmalat sanayinde hızlı büyüyen işyerlerinde yıllık ortalama istihdam artışı %14 düzeyinde. Bu çalışma kapsamında “başarılı KOBİ” olarak seçilen 24 işyerlerindeki 2004-2008 dönemi istihdam artışı yaklaşık bu düzeyde gerçekleştirildi. Bu durum, seçilen işyerlerinin Türkiye ortalamasına göre oldukça başarılı olduklarını gösterdi.

ETBİR I KIRMIZI 49


İŞ DÜNYASI Araştırmada; başarılı girişimcilerin farklı sektörlerde ve bölgelerde görülebilmesine karşın, bölgesel ve sektörel etkenlerin girişimcilerin başarı koşullarını etkileyebildiğini ve bu nedenle stratejilerinde etkili olabildiğine dikkat çekiliyor. Başarılı girişimcilerin işyeri seçiminde talep koşulları da önemli. Tüketicilerin belirli bir bölgede yoğunlaştığı durumda, pazarlama, stok ve iletişim maliyetlerini azaltmak için girişimcilerin tüketicileri ile aynı bölgede faaliyet göstermesi önemli hale gelebiliyor. Yenilikçi girişimciler açısından daha da önemli ölçüt, uzmanlaşmış

tedarikçilere ve bilgi kaynaklarına yakın olabilmek. Özellikle özel amaçlı makine-teçhizat kullanan ve üniversiteler ile belirli düzeyde ilişki kuran girişimciler, bu kaynaklara yakın olabilmek için büyük kentlerde olmayı tercih ediyorlar. Bir başka deyişle, kent ve yoğunlaşma ekonomileri, teknolojik açıdan başarılı girişimcilerin belirli kentlerde toplanmasına yol açıyor. Bu toplanmanın sağlanmadığı kentlerin ve bölgelerin teknolojik açıdan yenilikçi girişimcileri çekmesi oldukça zor. Sektörel farklılıklar da strateji seçiminde kısmen etkili. Niş piyasalarda ithal ikamesi ve

yeni niş piyasalar yaratılması gibi teknolojik yenilikçiliğin ön plana çıktığı stratejiler; makine, elektronik, kimya gibi teknoloji ve bilgi-yoğun sektörlerde gözleniyor. Geleneksel olarak nitelenebilecek gıda, tekstil, hazır giyim, metal parça imalatı gibi sektörlerde faaliyet gösteren girişimciler, daha çok maliyet avantajı veya farklı pazarlama stratejileri temelinde başarılı olabiliyorlar. Fakat tekstil ve hazır giyim gibi Ar-Ge harcamalarının ve teknolojik yenilik oranının düşük olduğu sektörlerde de farklı veya daha nitelikli ürünlerin geliştirilmesi ve üretilmesi, başarılı olunmasında önemli bir etken haline geliyor..

Başarıyı engelleyen 8 neden Bu araştırma kapsamında başarılı girişimcilerin “daha başarılı” olmalarını engelleyen çeşitli sorun ve engeller de kaleme alınmış: • Yeni girişimcilerin ve KOBİ’lerin önündeki en önemli engellerden biri, özellikle kuruluş aşamasındaki finansman sorunu. Başarılı girişimcilerin bir kısmı, belirsizlik ve yüksek faizlerden dolayı kredi kullanmamayı tercih ettiğini belirtmekle birlikte, uygun

50 ETBİR I KIRMIZI

koşullarda finansman bulsalardı, kuruluş aşamasında daha büyük ölçeği tercih edeceklerini de vurguluyorlar. • Kuruluş aşamasında karşılaşılan finansman kısıtlarının yol açtığı en ciddi sorunlardan biri ölçek sorunu. Başarılı girişimcilerin önemli bir kısmı, daha büyük ölçekte yatırım ve üretim yapsalardı, üretim maliyetlerinde önemli bir düşüş olabileceğini belirtiyorlar. • Başarılı girişimcilerin işyerlerini kurma ve büyüme aşamalarında karşılaştıkları bir başka sorun da nitelikli personel bulunamaması. Bu nedenle ya eğitimli personel alınıyor ya da personele eğitiliyor. Ancak eğitilen nitelikli personelin başka işyerlerine gitmesi de önemli bir soruna dönüşüyor. • Nitelikli ve kaliteli ürün üreten girişimcilerin başarılarını engelleyen etkenlerden biri, kullanıcıların/tüketicilerin kalite konusunda yeteri kadar bilinçli olmaması, kendi ürünlerini diğer ürünlerden ayırt etmelerini sağlayacak kalite standardizasyonu ve sertifikasyonunun gelişmemiş olması ve kayıt dışı üretimin olumsuz etkileri. • Özellikle teknik konularda

uzmanlaşmış tedarikçilerin bulunmaması, başarılı KOBİ’lerin kurulmasını ve büyümesini engelliyor. Başarılı girişimciler adeta tüm teknik sorunlarını kendi başlarına çözmek zorunda kalıyorlar. • Uzmanlaşmış tedarikçi eksikliği ile benzer bir başka sorun da, firmalar arasındaki ağ yapılarının ve kümeleşmenin gelişmemiş olması. KOBİ’lerin önemli bir bölümünün organize sanayi bölgelerinde faaliyet göstermesine karşın, yapılan görüşmelerde ağ yapıları ve kümeleşmeden yararlanan girişimcinin neredeyse olmadığını ortaya çıkmış. • Büyümek ve yatırım yapmak isteyen girişimciler için özellikle makroekonomik koşullar da önemli sorunlara yol açıyor. Makroekonomik belirsizlikler, hammadde fiyatlarındaki aşırı oynaklık, Çin başta olmak üzere Güney Asya ülkelerinden ucuz ithalat, banka kredilerinin kısa dönemli olması ve faizlerin yüksekliği, çeşitli girişimciler tarafından belirtilen sorunlar arasında sayılıyor. • Devlet yardımları konusunda aşırı bürokratik uygulamalar en önemli engeller arasında kabul ediliyor.


KİTAP “Deccal Tabakta” Yazar: Kemal Özer Hayykitap Teknoloji ve Sağlık 296 Sayfa

Kitabın arka kapağında şu ifadeler yer alıyor; “Şeytan fısıldadı, Adem ile Havva yasaklanan ağacın meyvesinden yedi. Ve “cennet”ten çıkarıldılar Günümüzde şeytanın rolünü, gıdayı silah olarak kullanan dev tröstler üstleniyor. Cennet için yaratılmış ruh ve bedenimizi kirletmek, fıtratımızla, genlerimizle oynamak istiyorlar. Amaçları, minicik bebekleri, insan denen o güzel halifeyi ‘organizma’dan ‘mekanizma’ya dönüştürmek. Onlar acımasız, para da çok umurlarında değil. Sahip olmak, her şeye sahip olmak, kıyametten sonra da yaşamak arzusundalar. Yaratılışın sırrına vakıf olamadıkları için, yaşam kaynağı tohumları ele geçirmek ve kirletmek istiyorlar. Rockefeller, Rothschild, Monsanto, Cargill, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, CFR, Bush ya da Obama fark etmiyor. Hepsi ‘organik’ olarak birbirine bağlı. ‘Dünyanın kurtuluşu’ olarak sundukları ise hibrit, transgenik, ebter ve genetiğiyle oynanmış tekno-gıdalar. Kadınları kısırlaştıran, çocukları hasta eden, çiftçileri köleleştiren, doğayı mahfeden kirli, ucube, haram gıdalar… Okuyun! “Bu şeytani gıdaları yemektense şerefli bir şekilde ölmeyi tercih ederim” diyorsanız okuyun. Çünkü bu kitap sizi vicdanınızla baş başa bırakıyor. Global Devlerin Oyunu’nu nasıl bozacağınızı, sofranıza habersiz oturan Deccalî güçlerle nasıl savaşacağınızı, nasıl insan kalacağınızı anlatıyor.”

Birleşik Avrupa’nın Türk Öncüleri Yazar: Kayhan Karaca NTV Yayınları Tarih ve Siyaset 196 Sayfa

Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmeye çalışıyor. AB’yi oluşturan ilkeleri ne kadar hazmettiği ölçülüyor. AB’nin kimi ülkeleri Türkiye’nin katılmasına itiraz ediyor. Türkiye’de de kimi çevreler ve partiler, AB’ye girmeye büyük bir endişeyle bakıyor. Halbuki, Türkiye, AB’nin ilkelerini ve temelini oluşturan kurumun, Avrupa Konseyi’nin kuruluşunda birinci derecede rol oynadı. Türk parlamenterler, daha 1949’da, şimdi bile kimilerine “uçuk” gelen önerilerde bulundular. Hatta bunlarının bazılarının uygulamaya geçirilmesini sağlayanların başında geliyorlardı. Bu kitap, birleşik Avrupa’yı kuran öncülerin arasındaki Türklerin katkısını anlatıyor. Aynı zamanda, birleşik Avrupa’nın oluşum öyküsünü de. Tabii, bu oluşumun dışına nasıl düştüğümüzü de gösteriyor

Patronlar Değil Liderler

Yazar: John Adair, Patrick Reedy Babıali Kültür Yayıncılık Ekonomi 195 Sayfa

John Adair, dünyanın ilk ‘Liderlik Eğitimi’ profesörü olup alanında en dikkat çekici şahsiyettir.” The Sunday Times “John Adair hiç şüphesiz dünyada liderlik felsefesinin önde gelen isimlerindendir.” Sir John Harvey-Jones “Liderliğe giden yolda bilge ve yetkin bir rehber, iş başındaki her lider bu akıcı kitaptan yararlanabilir.” VVarren Bennis Liderlik uzmanı John Adair’in gerçekten klasik değer taşıyan bu eseri, liderliğin ne olduğu, nasıl yürüdüğü, iş hayatındaki sıradan yöneticilerin nasıl lidere dönüşebileceği konularındaki tüm görüşlerinizi değiştirecek. Lider olmak isteyen herkesin ihtiyaç duyacağı rehber bilgiler içeren bu eksiksiz başvuru kaynağı, yakında stratejik liderlik sorumluluğu üstlenecek genç bir yöneticiyle Adair arasında geçen diyaloglar biçiminde oluşturulmuştur. Liderliğe ait her temel özellik, gayet sade ve berrak bir üslupla açıklanmıştır. “Patronlar Değil Liderler” sizi de kendi liderlik becerilerinizi daha iyiye vardırmanız için harekete geçirecektir. Bu kitap, tarihsel örneklerden değil daha çok günümüzde birebir yaşanan canlı deneyimlerden yola çıkılarak hazırlanmıştır. Günümüz liderinin yapması gerekenleri anlatmaktadır.

İknanın Anahtarı

Yazar: Mark Goulston Çeviri: Aslı Kalem Bakkal MediaCat Kitapları Ekonomi-Pazarlama 318 Sayfa

İstisnasız Herkese Ulaşmanın Sırrına Kulak Verin! Diyelim ki işyerinde düşmanca davranan bir meslektaşınız, öfkeden deliye dönmüş bir müşteriniz, son derece alaycı bir çalışanınız var. Böylesi zor durumlarda insanlara istediğinizi nasıl yaptırırsınız? İknanın Anahtarı’nda tecrübeli psikiyatrist, danışman ve iş koçu Mark Goulston, verimli bir iletişimin imkansız göründüğü zamanlarda bile herkese ulaşmanın sırrını açıklıyor. İknanın Anahtarı bir işin, satışın veya ilişkinin sürüncemede olduğu her durumda kullanabileceğiniz son derece etkili araçlar ve teknikler sunuyor. Mark Goulston bu tekniklerin geçerliliğini GE, IBM, Goldman Sachs, Kodak, Federal Express, Hyatt ve Disney gibi şirketlerde iş koçu olarak hizmet verdiği 30 yıllık kariyerinde kanıtlamış, FBI ajanlarına ve rehine görüşmesi yapanlara bile ölüm-kalım meselelerinde yardım eden önemli bir yol gösterici. Bu kitapta bir yandan Goulston’ın eğlenceli ve deneyimli kaleminin tadına varırken, diğer yandan da kendinizi yazarın son derece güçlü ikna stratejilerini uygularken bulacaksınız. İknanın Anahtarı ile önünüzde açılmadık kapı bırakmayacaksınız.

Dikkat, Satıcı Giremez!

Yazar: Serdar Salepcioğlu Crea Yayıncılık Ekonomi 145 Sayfa

Dikkat Satıcı Giremez; başarılı bir kariyer arayışındaki satıcılar için, bir satıcı tarafından hazırlanmış bir çalışmadır. Yazar, popüler olma, beğenilme(me), sanat ve yazım dili kaygılarından arınmış olarak -iş hayatında kullandığımız günlük konuşma diliyle aktardığı- satış ve yönetim rutini içindeki gerçek tecrübelerden çıkardığı dersleri aktarıyor. Dikkat Satıcı Giremez, iki ana düşünce üzerinde şekillendi: - Satışın; eğitmenler ve danışmanlar tarafından değil de gerçek bir satıcı tarafından anlatılması. - Satışın temel dinamikleri küresel olsa da, ülkemize özgü farklılıkların da aktarılması. Kitabın bu özellikleriyle, ülkemizin İş kültüründe satışın genel kurallarının nasıl eğilip büküldüğünü yaşayarak öğrenmiş bir satıcının tecrübelerinden yararlanacaksınız. Tamamıyla yaşanmış deneyimlerin ve çözüm yollarının aktarıldığı Dikkat Satıcı Giremez, aktif satış yapan profesyoneller için mükemmel bir başvuru kaynağı.

ETBİR I KIRMIZI 51


SAĞLIK

Besinlerden polenlere ALERJİLERE DİKKAT! Özellikle bahar aylarında artan alerjik rahatsızlıklar birçoğumuzun korkulu rüyası. Havaların ısındığı, bahara merhaba dediğimiz şu günlerde kimilerini bol hapşırıklı ve burun akıntılı günler bekliyor. Peki neden? Alerji ile ilgili merak edilenleri Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’dan öğrendik.

A

lerji normalde vücuda zararı dokunmayacak maddelere bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesi olarak tanımlanıyor. Bağışıklık sistemimizin bizi parazitlere karşı korumak için ürettiği vücut savunmacıları (antikorlar) kimi zaman zararlı olmayan bir takım maddelere de aşırı reaksiyon gösteriyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan koruyucu tedavi yöntemleriyle, parazitlerin insan sağlığı için bir tehlike olmamaya başlaması ve mücadele edecek parazit bulamayan bağışıklık sisteminin bir takım maddelere parazitmiş gibi tepki vermesi alerjik hastalıkların ortaya çıkışındaki etkili nedenlerden biri.

Neler alerjiye sebep oluyor? Her gün yediğimiz, içtiğimiz, temas ettiğimiz birçok madde alerjiye sebep olabiliyor. Yumurta, süt, fındık, kedi, köpek, bilezikler, tozlar, küfler alerjiye sebep olan maddelerden sadece bazıları.

52 ETBİR I KIRMIZI

Alerjenler olarak tanımladığımız bu maddeler solunum yoluyla, yemekle, ilaç ya da böcek yoluyla kana karışarak, ya da deriye temas yoluyla vücuda etki ediyor. Böylece, bize kimi zaman hayatı zehir eden burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, sık sık boğazı temizleme, ağız ve boğazda kaşıntı, öksürme, solunum zorluğu, karın ağrısı ve açıklanamayan bağırsak sorunları gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Stres, yiyecek ve içeceklerde bulunan katkı maddeleri, işyerlerindeki sağlıksız koşullar da günümüzde alerjik hastalıkların artışındaki başlıca etkenlerden. Bu hastalıklar; havaların ısınması, atmosfer basıncındaki değişiklikler, nem miktarındaki farklılıklar ve polenler gibi sebeplerden dolayı özellikle bahar aylarında ortaya çıkıyor.

Bazıları doğuştan alerjik! Anne ve babadan birinin alerjisinin olması bebeğin de alerji olma riskini yüzde 40 oranında


arttırıyor. Eğer ebeveynlerden her ikisinde de solunum sistemi ile ilgili bir alerji söz konusu ise bu oran yüzde 70’lere çıkıyor. Risk faktörleri arasında kalıtımın yanı sıra çevresel ve psikolojik etkenler de yer alıyor. Ayrıca yapılan araştırmalara göre çok sık antibiyotik verilen çocuklar yeteri kadar mikropla karşılaşmadıkları için alerjik hastalıklara daha yatkın oluyorlar. Alerjik hastalıkların başlıcaları; saman nezlesi, göz nezlesi, astım, ürtiker ve egzama olarak sıralanıyor.

-Evde “akar”lar, dışarıda “polen”ler! Astıma ve alerjik nezleye, solunum yoluyla vücuda giren alerjenler yol açıyor. Dünyada ve ülkemizde solunum yolu alerjilerinin en önemli nedeni ev tozu alerjenleri. Ev tozu; içinde akarların, küf mantarlarının, polenlerin, bakterilerin, evcil hayvanlara, hamamböceklerine ait alerjenlerin bulunduğu bir karışım olarak tanımlanıyor. Halk arasında “ev tozu böcekleri”, “astım böcekleri” olarak da anılan akarlar, insan derisi ve kepekle besleniyor. Herhangi bir hastalık mikrobu taşımayan akarlar çoğunlukla nemli ortamlarda ürüyor. Akar duyarlılığı olan insanların nemi az, aydınlık ve iyi havalanan bir evde yaşamaları gerekiyor. Eski binalarda, mutfakta, rutubetli ve güneş görmeyen yerlerde yaşayan hamamböceklerinde yer alan alerjenler hayvanın vücut parçalarında, dışkısında, tükürüğünde ve diğer salgılarında bulunuyor. Bitkilerin erkek tohumu olan polenler ise özellikle baharla birlikte ortaya çıkan en yaygın alerjenlerden biri. Havadaki polenleri akarlar gibi kontrol etmek mümkün olmadığı için polenlerden korunmak daha büyük bir çaba gerektiriyor. Polenlerin atmosferde yoğun olarak bulundukları saatlerde (sabahın erken saatleri, sıcak,

kuru ve fırtınalı havalar) dışarıya çıkmamaya özen göstermek, polen mevsiminde açık havada spor ve egzersizden kaçınmak ve günlük kıyafetlerimizi eve gelir gelmez yatak odası dışında bir yerde değiştirmek polen alerjenlerinden etkilenmemek için uygulanabilecek yöntemlerden bazıları. Hem ev içinde hem ev dışında bulunabilen bir diğer alerjen küf mantarları, özellikle havanın sıcak ve nemli olduğu dönemlerde artıyor. Mantarların üredikleri alanların ortadan kaldırılması, banyo küveti, lavabo, duş ve tuvaletlerin ıslak ve kirli bırakılmaması, çöplerin dışarıda plastik bir torbada kapalı olarak tutulması küf mantarlarına karşı alınabilecek önlemler arasında yer alıyor.

alerjik nezle, gelişmiş ülkelerde erişkin nüfusun yüzde 1520’sinde görülüyor. Solunum yolu alerjenlerinin sebep olduğu hastalıklardan biri olan alerjik nezleden korunmak için yediğimiz, içtiğimiz maddelere dikkat etmemiz gerekiyor. Sigara ve hava kirliliği de hastalığı körükleyen etkenler arasında. Ürtiker ve egzama: Deride kaşıntı ve kabartı şeklinde ortaya çıkan egzama ve ürtiker gibi hastalıklarda, alerjiye sebep olan maddeden uzak durmak gerekiyor. Özellikle egzama durumlarında, nedeni kesin olarak saptanıncaya kadar deniz ürünleri, çerezler, yumurta, katkılı yiyecekler

En sık görülen alerjik hastalıklar Astım: Akciğerlerimiz içindeki hava yollarının yani bronşlarımızın çeşitli uyaranların etkisiyle daralması olarak tanımlanan astım, yüzyıllardır bilinen ve üstüne en çok araştırma yapılan hastalıklardan biri. Genellikle ilk belirtilerini çocukluk döneminde gösteren alerjik astımın temel özelliği hastanın ev akarları, polenler, evcil hayvanlar gibi alerjenlere duyarlı olması. Astımın ortaya çıkmasında genetik ve çevresel faktörler de etkili. Genetik olarak astıma yatkın olan kişilerde annenin gebelik döneminde sigara içmesi, çocuğun yoğun olarak alerjenlere maruz kalması, hava kirliliği, stres gibi çevresel faktörler de bir araya geldiğinde astımın gelişme riski artıyor. Yapılan araştırmalara göre astımın görülme sıklığı çocuklarda yüzde 10’ken, erişkinlerde yüzde 5. Alerjik nezle: Daha çok gençlerde görülen alerjik nezlenin hapşırma, burun akıntısı, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı gibi belirtileri var. Endüstrileşmeye bağlı olarak arttığı gözlenen

Evde hayvan beslemek hem zararlı, hem yararlı! Bugüne kadar kedi köpek gibi hayvanların evde beslenmesinin astım ve alerjik hastalık riskini arttırdığı biliniyordu. Fakat son yıllarda yapılan bazı araştırmalar, yaşamının ilk yıllarında evlerinde kedi köpek gibi evcil hayvan besleyen çocuklarda alerjenlere duyarlılığın, alerjik nezlenin ve astımın daha az görüldüğünü ortaya koyuyor. Bunun sebebi ise kedi ve köpekte bulunan bakterilerdeki endotoksin. Endotoksinin ev tozundaki düzeyi ise evde hayvan beslendiğinde artıyor. Biyolojik aktif bir madde olan endotoksin bağışıklık sistemini daha çok infeksiyonla savaşacak şekilde uyarıyor. Ve böylece bağışıklık sistemi alerjenlere karşı daha duyarsız hale geliyor.

ETBİR I KIRMIZI 53


SAĞLIK (konserve, şekerlemeler), sucuk, çikolata, baharat, kola, hazır meyve suları, sakatat gibi besinleri tüketmemek gerekiyor. Besin alerjisi: Kusma, diare, döküntü, egzama, hırıltılı solunum gibi belirtileri olan besin alerjisine sıklıkla fıstık, yumurta, süt, fındık, soya, buğday, bezelye türü besinler; balık ve karides gibi deniz hayvanları neden oluyor. Çocuklarda erişkinlere göre daha çok rastlanılan besin alerjisi yaşanılan ülkeye ve beslenme özelliklerine göre

Alerjik şok: Anaflaksi Alerjik şok ismiyle de bilinen anaflaksi, alerjinin en ağır ve tehlikeli şekli. Fazlasıyla ölümcül sonuçlar doğurabilen anaflaksinin, tarihte bilinen ilk kurbanı ise İ.Ö 2641’de arı sokması sonucu yaşamını yitiren Mısır Firavunu Menses. Anaflaksi, kişinin daha önce duyarlı hale geldiği bir alerjenle ikinci kez karşılaşmasıyla oluşuyor. İlaçlar, serumlar, aşılar, yiyecekler, katkı maddeleri, egzersiz, soğuk anaflaksiye neden olan etkenlerden bazıları. İç sıkıntısı, huzursuzluk ve fenalık hissi ile beraber sıcak basması, çarpıntı ve kaşıntı gibi öncü belirtileri de olan anaflaksi; deri, alt ve üst solunum yolları, dolaşım ve sindirim sistemi olmak üzere pek çok bölgeyi etkiliyor. Deri belirtileri vücudun çeşitli bölgelerindeki kaşıntı, soluk pembe renkte, üzerine bastırılınca solan kabarıklıklar, dil, dudak ve göz kapaklarındaki şişlikler olarak sıralanabilir. Dolaşım sisteminde çarpıntı, düzensiz ve hızlı kalp atışları, göğüs ağrısı, baş dönmesi; solunum sisteminde ise öksürük, hırıltı, morarma ve nefes darlığı gibi belirtilerle ortaya çıkan anaflaksinin kusma, bulantı, ishal, idrar kaçırma, baş ağrısı, halüsinasyon gibi belirtileri de var. Anaflakside ölüm nedenleri ise gırtlak ödemi, inatçı tansiyon düşüklüğü ve kalp krizi.

54 ETBİR I KIRMIZI

farklılık gösteriyor. Besin alerjisinin belirtileri ise oldukça değişken. Deri, sindirim veya solunum sistemindeki rahatsızlıklarla kendini gösterebiliyor. İshal, karın ağrısı, gözde kaşınma, kızarma, egzama bu belirtiler arasında.

Kesin tedavisi var mı? Alerjik hastalıklarda tanı konulabilmesi için uygulanan farklı yöntemler var. Alerjik deri testleri, kanda immunglobülin E-IgE (bağışıklık sisteminin ürettiği özel bir antikor) ölçümü, akciğer röntgeni ve solunum fonksiyon testleri alerjiniz olup olmadığını anlamak için kullanılabilecek yöntemler. Alerjik deri testleri basit, güvenilir, çabuk sonuç veren, maliyeti düşük bir tanı yöntemi. Bu testlerin sonucunu hastanın yaşı, test yapılan deri bölgesi, test zamanı, derinin ısısı ve rengi gibi faktörler etkiliyor. Alerjik hastalıkların tanısında kullanılan bir diğer yöntem de kandaki IgE oranının ölçülmesi. Bu yöntemin alerjik deri testine göre yan etki ve anaflaksi (alerjik şok) riskinin olmaması, derideki hastalıkların sonuca etki etmemesi gibi avantajlarının yanı sıra; pahalı olması ve duyarlılığının daha az olması gibi olumsuz yanları da söz konusu. Akciğer röntgeni ise özellikle astım krizi ile ilgili komplikasyonlarda veya hastanın astımla karışabilecek bir hastalığının olmasından şüphe duyulduğu durumlarda kullanılan bir yöntem. Solunum fonksiyon testleri astım, kronik bronşit ve amfizem gibi hastalıkların tanısında kullanılıyor. Bu testlerin, hastaların kendi kendilerine evlerinde yapabilecekleri

kadar kolayları olduğu gibi; üniversitelerde ve büyük göğüs hastalıkları kliniklerinde araştırma amacıyla kullanılan ve çok pahalı aletleri gerektiren çeşitleri de var. Alerjinin tedavisinde ilk dikkat edilecek nokta alerjiye sebep olan maddeyle karşılaşmanın engellenmesi. İlaç tedavisi ve halk arasında aşı tedavisi olarak bilinen immunoterapi ise daha sonra gelen yöntemler. Günümüzde alerjik hastalıkların tam anlamıyla tedavisi mümkün değil. İlaç kullanımı da, kesin tedavi sağlamasa da hastalığın yol açtığı rahatsızlıkları azaltıyor. Alerjinin ve astımın tedavisinde antihistaminikler, kortizon ve dekonjestan gibi ilaçlar kullanılıyor. Bu ilaçların bir bölümü uzun süreli kontrolü sağlarken bazıları hastalığın belirtilerini hafifletiyor. Alerjinin ve astımın tedavisinde kullanılan bir diğer yöntemde immunoterapi yani aşı tedavisi. Hastaya duyarlı olduğu alerjenlerin giderek artan dozlarda verilmesiyle uygulanan immunoterapi, üzerinde çok fazla tartışılan ve en yaygın tedavi yöntemlerinden biri. Bu tedavi beş yaşın altındaki çocuklara, bağışıklık sistemi hastalığı, ağır psikolojik rahatsızlığı ve kalp rahatsızlığı olanlara uygulanmıyor.


ETBİR I KIRMIZI 55


LEZZET

LEZZETE UZANAN YOL ETİ TANIMAKTAN GEÇER

Et, sofralarımızın baş tacı. Besin değeri açısından vazgeçilmez olan etin, lezzetini yakalamak için etin özelliklerini bilmek gerekiyor. Biz de bu yazımızda sığırdan kuzuya kadar çeşitli hayvanların etlerinin özelliklerini tanıtarak daha lezzetli yemeklere ulaşmanın püf noktalarını aktaralım istedik.

E

Et, gerçek bir protein kaynağı. Başta kırmızı et olmak üzere bütün etlerden protein kaynağı olarak yararlanıyoruz. Üstelik bu bir tercih değil, neredeyse zorunluluk. Çünkü proteinler hücrelerin ana maddesi. Vücuttaki enzimlerin, hormonların ve kan yapımı için gerekli ana maddeler, proteinden sağlanıyor. Vücudun enerji kaynağı olduğu gibi, kanda ilaçların, hormonların ve lipidlerin taşınması ve belirli oranlarda dokularla teması yine protein

56 ETBİR I KIRMIZI

sağlıyor. Kısacası sayısız işlevi yerine getiriyor. Yani büyüme ve gelişimin yanı sıra sağlıklı yaşamın sürdürülmesi için mutlaka protein alınması gerekiyor. Bu gereklilik, soframızda vazgeçilmez bir lezzete de dönüyor. Etle yapılan yemeklerin zengin çeşitliliği, her damak tadına hitap edebiliyor. Ancak etlerden lezzetli yemekler yapmak için hayvanların çeşitli bölümlerinin özellikleri ve etlerin niteliklerinin tanınmasında yarar var. Biz de bu sayfalarda, ülkemizde en sık tüketilen et türlerinin özelliklerini tanıtıyoruz.

SIĞIR ETI Sığır, yalnızca ülkemizde değil, tüm dünyada etinden en fazla yararlanılan hayvan türü. Bunda, sığırın soğuk-sıcak, kurak-yağışlı, yani her coğrafyada yaşamaya uygun türlerinin olması, etinden daha sık yararlanılmasının temel nedenlerinden biri. Ülkemizde de et tüketiminin yaklaşık yarısına yakın bir kısmı, yine sığır eti. Sığırlar, evcil ve boynuzlu büyük hayvanlardır. Sığırlar, yaşına ve cinsiyetine göre farklı adlandırılıyorlar. Dişisi inek, 1 yaşını


geçen erkeğine öküz, burulmamış erkeğine boğa, genç dişisine düve, genç erkeğine tosun ve 1 yaşından küçük yavrusuna dana deniliyor. Sığırların besin değeri yaşına, cinsiyetine, ırkına, vücut yapısına ve beslenme durumuna bağlı olarak değişiyor. Ülkemizde kemiksiz olarak satılan ve bonfile dışında herhangi bir kalite ayrımı yapılmayan sığır eti, canlı kırmızı renkte, iyi kokan, ince ve sık dokulu, biraz kalın ve beyazımsı renkte yağ tabakaları olan bir özellik taşır. Yağlanmış sığır eti sarı kırmızı bir görünümdedir. Boğa eti ise siyah kırmızı renkli, sert ve iyi kokmayan özelliktedir. Sığırın en değerli et, but ve omurga bölümündedir. Boyun, bacaklar, gövde ve karnının aşağı bölümleri o kadar değerli değildir. Sığır eti pişirilmeden önce yeterince dinlendirilmelidir. Etin dinlendirilme süresi yaz aylarında daha az, kış aylarında daha fazladır. Sığır etine, hayvanın çeşitli bölümlerine göre, çeşitli pişirme yöntemleri uygulanır. Sığırın kalçasının ön kısmından, sondan bir önceki kaburga kemiğine kadar uzanan bel bölgesine sağrı denilir. Bu bölgeden üç önemli parça elde edilmektedir: Kontrfile, fileto, sağrı. Kontrfile sağrının kasından son kaburgaya kadar uzanan parçadır. Orta kısmı daha iyidir. Arka kısımları sinirli olduğundan kullanılmadan önce sinirlerin temizlenmesi uygun olur. Pişirme yöntemleri içinde şiş, fırınlama, haşlama ve kızartma uygulanır. “Biftek”, kontrfileden elde edilir. En iyi “bonfile” bu bölümden 150’şer gramlık parçalar halinde hazırlanır. Bonfile bölümü bir bütün olarak alınırsa, üç, dört kişilik bir miktar oluşturur. Bu takdirde, bu miktar, “şatobriyan” olarak

adlandırılır. Küçük bonfile parçaları ise “fileminyon” adı altında bilinmektedir. Büyükçe bonfile parçaları da “turnedo” adını taşır. Turnedo, biftekten daha yuvarlakça dilimler halindedir. Sığırın ilk üç sırt omur bölgesi ile 4-7 sırt omuru ve 8’den son omura kadar olan bölümü omuz ve sırt bölümünü oluşturur. Omuz bölümü etlerine yahni ve haşlama uygulanır. Sırt bölümünün arkası daha değerlidir. Bu bölümden sığır pirzolası, “antrikot” elde edilir. 1-1,5 cm kalınlığında bir kişilik bir parça olarak ızgara edilir. Daha kalın antrikot dilimler iki kişiye servis yapılabilir. Ayrıca antrikot, şatobriyan gibi tek parça olarak 3-5 kişi içinde hazırlanabilir. Omuz ve sırtın diğer bölümleri ile yahni ve haşlama yapılır. Sığırın arka bacaklarının üst bölümü ile karın bölgesinin bir bölümü sığırın butudur. Kuyruk dibine yakın kalça bölgesi, tencere kebapları, kapamalar, haşlama ve kızartma olarak kullanılır. Butun ön ve orta kısmı tranş olarak adlandırılır, arka dış kısmı ise nuar olarak bilinmektedir. Nuar, fileto çıkarılmış “eskolp” olarak pane, kızartma ve birçok biçimlerde yemeğe hazırlanabilir. Sığır bacaklarının baldır ve incikleri üçüncü sınıf kalitede etlerdir, haşlama, çorba, et suyu çıkarılmasında kullanılır. Yelpazeye benzeyen yassı ve kemiksiz böğür eti ise birinci sınıf kalitede et verir ve biftek olarak pişirilir. Oysa karnın yan tarafları ve son iki kaburgayı içeren böğür eti ile haşlama yapılmalıdır. Kalça eti “rumstek” olarak uygulanmaktadır.

DANA ETI Sığırların 2-3 aylık henüz süt emen yavrularına “süt danası” denir. Eti, açık pembe renkli yağsız, sindirimi kolay, çok lezzetli ve besleyicidir. Daha yaşlı dana etlerinin rengi pembe-kırmızı olur. Dana etinin değeri, rengi ve semizliğinden anlaşılır. Üstün kaliteli danalarda, gövdenin ve böbreklerin üstü beyaz bir yağ tabakası ile kaplıdır. Dana etinin de, kesildikten sonra yenilmeye elverişli olması için beklenmelidir. Dana etinin iyi olduğu zamanlar, iyi beslendiği Haziran ve Eylül ayları arasıdır. Dananın bölümleri de sığırın bölümlerine benzer. Ancak dananın hemen bütün parçaları kızartmaya elverişlidir. Dana fileminyondan kuşbaşı yapılabilir ve şiş kebabı olarak pişirilebilir. Kol kemiği çıkarıldıktan sonra yuvarlanıp sarılarak rosto gibi fırınlanabilir. Dananın bonfile bölümü de sığırın bonfile bölümü gibidir. Ancak dana bonfilesi, sığırınki gibi damarlı olmamalıdır. İki parçası bir porsiyon olarak kabul edilen dana bonfilesi ile sote ve ızgara yapılır. Dana pirzolası ise, kol altındaki 2-3’üncü kemikten, son kaburga kemiğine kadar

ETBİR I KIRMIZI 57


LEZZET kapsayan bölümü “baaren” olarak adlandırılır. Şiş yapılabildiği gibi, fırında da kızartılabilir. Koyun kol ve butları, sığır kol ve butlarına göre daha lezzetli ve yumuşaktır. Haşlanabileceği gibi fırında da kızartılabilir. Koyunun but tarafına yakın kaburga altı bölümüne “pançeta” adı verilir.

KUZU ETİ

devam eder. Dana fileminyonun her iki yanının üçer dakika ızgarada pişirilmesi yeterlidir. Dana biftek dibi kalın bir tencerede, az tereyağı ile sote edilirse lezzetli olur. Ayrıca dana başı fırında kızartılabilir.

KOYUN ETİ Ülkemizde et tüketiminin yaklaşık %30’unu koyun eti oluşturmaktadır. Erkeğine koç, yaşlı dişisine marya, 1 yaşında olana toklu, 2 yaşında olana şişek ve 1 yaşından küçüklere kuzu adı verilir. 1 ile 3 yaş arasındaki koyunların etleri

58 ETBİR I KIRMIZI

yağlı, lezzetli ve besleyicidir. Yağ, kaslarının çevresinde olduğu gibi, kas liflerinin içinde de bulunur. Görünen yağları çıkarılmış olan koyun etinde % 2-4 oranında yağ vardır. Koyun etinin rengi pembe ve yağı beyazdır. Ülkemizdeki koyun cinsleri, karaman, dağlıç, kıvırcık olmak üzere üç grupta toplanır. Bu cinsler arasında, dağlıç ve kıvırcık koyunların etleri daha iyidir. Dişi koyun etleri sert, erkek koyun etleri ise daha lezzetlidir. Koyun etleri Haziran ve Kasım ayları arasında daha lezzetli ve besleyici olur. 2-3 yaşından fazla olan koyun etleri de sertleşir. Koyun bölümleri bütün pişirme teknikleri için uygundur. Koyun başından kızartma, çorba, söğüş ve terbiyeli yemekler yapılır. Gerdan, söğüş, haşlama, çorba ve et suyu için uygundur. Filetolar dilimler halinde kesilirse pirzolalar elde edilir ve ızgarada ya da pane olarak kızartılır. Koyunun iki budu ve sırtını

Bir yaşına gelmemiş koyun olan kuzular, süt kuzuları ve kasaplık kuzular olmak üzere iki grupta ele alınırlar. Ne var ki ülkemizde süt kuzuları da kesilebilmektedir. Ağırlığı 10 kg civarında olan süt kuzuları 5-7 haftalık iken kesilmektedir. Oysa kasaplık kuzular, 3 aylık ve 1 yaş arasında kesilirler. Bu kuzular iyi beslendikleri takdirde ağırlıkları 20-25 kg kadar olur. Erken kuzu kesimi, ülkemizin et kaybetmesine neden olmaktadır. Zira üç aylık beslenme, bir kuzuya 15 kg et kazandırmaktadır. Bu durum göz önünde bulundurularak, bütün dünyada koyun soyunun geliştirilmesine, insan sağlığı ve beslenmesi bakımından büyük önem verilmektedir. Kuzu eti, şubat ve mayıs ayları arasında lezzetli olur. Eti açık kırmızı renkli ve gevşek dokuludur. Sindirimi kolay olur. Bununla birlikte eti yağlanmamış ve gelişmemiştir. Bu nedenle besleyici özellikleri koyun etine oranla çok azdır. Bir kuzu etinin doğumdan üç ay sonra kesilmiş olsa bile 100 gr.da 16 gr protein bulunmaktadır. Ayrıca madensel maddeler yönünden de fakir bulunmaktadır. Kuzu eti körpeliği ve kolay pişirilmesi nedeniyle bütün pişirme yöntemlerinin uygulanabileceği bir ettirt. Kuzu etinin her bölümü fırında kızartma, ızgara, haşlama, söğüş tencere kebapları, tava gibi farklı pişirme yöntemlerine uygundur. Boynun ikinci kemiğinden, böbrek yatağına kadar olan bölümden pirzola elde edilir. Kuzu pirzola 7-8 cm uzunluğunda kemiklidir ve doğrudan doğruya ızgara edilir.


Kalite ve hijyen kurallarını ön planda tutarak tüketicilere sağlıklı, güvenilir, lezzetli et ve et ürünleri sunuyoruz...

DRY AGED BEEF (Kuru Dinlendirme Sığır Eti)

Mükemmel bir steak için; ideal büyüklükteki sığırın kesilmesiyle birlikte elde edilen etin, merkezi kısımlarında haritaya benzer mermerimsi yapıyı andıran (marble) bol miktarda ince yağların etin içerisine işlenmesiyle, özel şartlar altında %80 - %86 arasında nem ve +2°C sıcaklıkta 28 gün kemikli olarak dinlendirilerek etin bir miktar su kaybedip hafiflemesine dry aged beef denir. Mermer şeklindeki ince yağlar insan vücuduna enerji verici olması ve protein ihtiyacını karşılama açısından çok faydalıdır. Kolesterol ise çok düşük miktardadır. Lezzeti ise tartışılamaz.

EMİN HAYVANCILIK ET VE GIDA SAN. TİC. İTH. İHR. LTD. ŞTİ.

“Sadece Et”

Aydınlı Mah. Patlayıcılar Cad. No:11/9 TUZLA İSTANBUL Tel: 216 393 34 42 Fax: 216 393 67 66 e.mail: eminet@eminet.com.tr

www.eminet.com.tr

ETBİR I KIRMIZI 59


YAŞAM / ÖNERİ

Silva Metodu ile iş yaşamınızı yeniden düzenleyin:

Daha verimli olun, daha çok kazanın! Kişinin kendi potansiyelini keşfetmesini sağlayan Silva metodu ile iş dünyasındaki pek çok soruna karşı hazırlanmanız mümtün. Metodu uygulayanlarda yaratıcılık ve verimlilik artıyor. Hal böyle olunca kazanç oranları da yükseliyor. Üstelik çalışanlarla iletişimleri de güçleniyor.

İ

ş adamlarının en büyük stres nedenlerinin başında yoğun işler ve çözüm bekleyen yeni sorunlar geliyor. Verimliliği arttırma, hedeflere daha kolay ulaşma, çalışanları hedefe motive etme, gibi birçok konuda etkin ve rakiplerden daha iyi olmak gerekiyor. Ama bu sorunlarla baş etmenin yazıldığı kadar olmadığı bir gerçek. Peki durumu kabullenme dışında neler yapabilirsiniz! Silva Zihin Kontrol Metodu, içinizdeki gücü keşfetmenizi sağlayarak, size sorunlar karşısında güçlenme yollarını öğretiyor. Ülkemizde yıllardır bu metodun eğitmenliğini yapan Ayşen Edis, Silva Metodu’nun kişiye canlı, enerjik, güçlü bir düşünme biçimi geliştirme konusunda yardımcı olduğunu böylece kişinin kendisini kısıtlayan ve tüm potansiyelini ortaya koymasını engelleyen inançlarından kurtulduğunu belirtiyor. Ayşen Edis’ten metotla ilgili edindiğimiz bilgiler şunlar:

60 ETBİR I KIRMIZI

Metot nereden çıktı? Bir elektrik devresinin daha az enerji kullandığında daha fazla enerjiyi açığa çıkardığını tespit eden Silva, insan beyninin de -tıpkı bir elektrik devresi gibi- daha az enerji kullanması için rahatlamasının sağlanması durumunda daha fazla enerjiyi açığa çıkartacağı ve dolayısıyla bir düşünce patlaması yaratacağı varsayımında bulundu

Beyninizin sağ yarımküresini kullanın Metodun başlıca özelliği beyni etkin olarak kullanabilmeyi öğrenmek. Beyinde etkin olarak kullanılan 4 bilinç seviyesi bulunuyor: Beta, Alfa, Teta ve Delta. Silva Metodu teknikleriyle, sorunlara çözüm bulmaya en uygun seviye olan Alfa seviyesi bilinçli bir şekilde kullanılarak,

Dünyada bilinen ilk ve tek garantili metot

SİILVA METODU NEDİR? Kişinin kendisi için yapabileceği en büyük buluş, zihninin potansiyelini keşfetmek, Silva Zihin Kontrol Metodu, beyninize hükmederek daha üst bir zeka seviyesine çıkmayı ve orada kendi duyumlarınızı tasarlama, geliştirme ve kontrol etmeyi öğretiyor. Bu anlamda dünyada

bilinen ilk ve tek garantili metot. Stresi yenmede en büyük yardımcı metotlardan biri olduğu biliniyor. Yöntemin ayrıcalıklarını öğrenenler, yaşamlarını kontrol etme konusunda çok büyük başarılara imza atıyor, stresle başa çıkabiliyor ve günlük sorunları kolayca çözümleyebiliyorlar.


beynin sağ yarımküresinin işlevsel olması sağlanıyor. Beynin Beta seviyesi fiziksel aktiviteler, problem çözme ve endişe gibi aktivitelerle özdeşleştirilirken, Alfa daha çok meditasyon, rahatlama ve yaratıcı düşüncenin ortaya çıktığı seviye olarak kabul ediliyor. Ancak insanların yüzde 95’i Alfa seviyesinde uyuduğu için beyinlerinin sağ yarımküresini harekete geçiremiyor. Bu nedenle sorunlara çözüm bulmaya en uygun seviye olan Alfa’da beynin bu işlevselliğinden yararlanılamıyor. Silva Metodu eğitimlerine katılanlar ilk olarak beyin dalgalarını yavaşlatıp Alfa seviyesine girebilmeyi ve bu seviyede bilinçli kalarak beynin sağ yarımküresinin işlevsel olmasını sağlamayı öğreniyor.

Zihin kontrolü nasıl uygulanıyor? Bir zihin kontrol metodu olan Silva Metodu’nda katılımcılar otohipnozu öğreniyor. Silva Metodu ile hipnoz arasındaki en belirgin fark şu: Hipnozda kişinin mutlaka bir başkasına ihtiyaç duyması ve algıladığı gerçeğin objektif mi, sübjektif mi olduğunu bilemiyor. Silva Metodu’nda ise Zihin Kontrolünü uygulayan kişi bilinçli olarak zihinsel egzersizler yapıyor ve bunu kendi kendine başarırken bir başkasına ihtiyaç duymuyor. Silva Metodu,16 zihin egzersizi

Hangi alanlarda etkili? n Aşırı yemek, içki, sigara gibi bağımlılıklardan kurtulmak n Ağrılar, uykusuzluk gibi stres kaynaklı sağlık sorunlarından kurtulmak n Kaygılardan kurtularak özgüven geliştirmek, n Hedeflere ulaşmak, n Motivasyonu artırmak, n Yaşama daha olumlu bakmak, n Sporda daha iyi verim almak, n Yıkıcı duygu ve davranış kalıplarından kurtulmak.

olmak üzere 22 saatlik bir eğitim ile öğretiliyor. Eğitimi alan kişi, beynin yaydığı elektrik dalgalarını veya frekanslarını yavaşlatmayı öğreniyor. Böylece daha yüksek frekansta beta dalgaları yayan sol beynin etkinliği yavaşlatılarak, sakinleştirici alfa dalgaları devreye giriyor. Eğitimin sonunda stresle başa çıkılabilir, günlük sorunları kolayca çözümleyebilir hale gelen kişinin sezgileri de gelişiyor. Eğitimin üç aşaması ve her aşamanın nitelikleri var. İlk dört egzersiz: Katılımcılar ilk olarak, beyin dalgalarını yavaşlatarak alfa seviyesine girmeyi ve bu seviyede uyumadan, bilinçli kalarak beynin sağ yarımküresinde işlevsel olmayı öğreniyorlar. Böylece beden ve zihin rahatlıyor ve stres kontrolü sağlanıyor. İkinci dört egzersiz: Hayal gücü devreye geçiriliyor. Geçmişte olup bitenler bize bilgi sağlıyor. Mantık, elde edilen bilginin çözümlemesini yapıyor. Ancak yapılması gerekenler ile hayal gücü ilgileniyor. Kararlar, sorunlara çözüm bulmaya en uygun seviye olan alfa seviyesinde beynin bu işlevselliğinden yararlanılarak veriliyor. Üçüncü dört egzersiz: Seçilen çözümlerle beyin programlanıyor ve yaratıcılık geliştiriliyor. Silva Metodu, insanın gerçek potansiyelini ve gücünü ortaya çıkarmasına yardımcı olurken, metodu oluşturan 16 zihin yönetim egzersizinin her biri, düşünme

biçimlerini güçlendirip, genişletme, yaşamda karşımıza çıkan farklı kriz durumlarını kontrol edebilme becerisini geliştirmek amacıyla yapılandırılıyor. Her bireyin Silva Metodu tekniklerini öğrenerek bu mükemmelliğe ulaşabilme şansı bulunuyor.

Metodu öğrenenlerin avantajları Metodu öğrenenler; sigarayı bırakmayı, kilo vermeyi, istemedikleri alışkanlıklarından kurtulmayı, uyku ilacı almaksızın uyumayı, saatin alarmını kurmadan istedikleri saatte uyanmayı, sorunlara gerçek ve yenilikçi çözümler getirmeyi, zamanlarını doğru kullanmayı, fiziksel yeteneklerini, zihinsel kapasitelerini ve sezgilerini geliştirmeyi, kısıtlayıcı inançlarını tanımayı ve bunları değiştirmeyi öğreniyor. En önemli kazanımları ise bu yöntemi hayatları boyunca istedikleri anda uygulayarak yaşamlarını kolaylaştırmaları.

Silva metodunu öğrenmek için Metodu anlatan, Jose Silva ve Philip Miele tarafından hazırlanan ve bir süre önce ülkemizde de yayınlanan “Silva Zihin Kontrol Metodu” adlı bir kitap bulunuyor. Ayrıca çeşitli dönemlerde “Silva Metodu ile Odaklı Düşünme” Semineri’nin tanıtım konferansları gerçekleştiriliyor. Eğitim programları hakkında bilgiler www.edisdanismanlik.com sitesinden takip edilebiliyor.

ETBİR I KIRMIZI 61


OTOMOTİV

Ticaretin Zorlu Yolları Böyle Konfor Görmedi!

Taşımanız gereken yük sıradan bir araç için fazlaysa ve binek araç konforu arıyorsanız Transit Connect Kombi tam size göre.

2

002 yılından bu yana Ford Otosan Gölcük fabrikasında üretilen Transit Connect, 2009 Mayıs ayında Amerika’ya da ihraç edilmeye başlanarak Türkiye’nin haklı gururu olmuştu. Güçlü, dayanıklı, fonksiyonel yapısı ve düşük yakıt tüketimi ile Amerikalı tüketicilerin büyük beğenisi kazanan Transit Connect 2010 yılı içerisinde Amerika’da üç ödül birden alarak kalitesini bir kez daha kanıtladı. Bu şık araç, ticari araçlarımızın yüksek standartlarından ödün verilmeyerek üretilmiş. Bu nedenle güçlü ve dayanıklı olduğu kadar da çevik. Aynı zamanda üstün iç tasarım özellikleri sayesinde üst düzey bir binek arabadan bekleyeceğiniz tüm konforu sunuyor. Üç farklı dizel motor seçeneğiyle sunulan Transit Connect Kombi’nin ideal bir güç ve yakıt ekonomisi dengesi sunuyor.. Dış Tasarım: Modern stili ve etkileyici özellikleriyle Transit

62 ETBİR I KIRMIZI

Connect Kombi hemen göze çarpıyor. Dayanıklılık: Sürüş konforu ve yol tutuşunu, dayanıklılık ve sağlamlılığı ile mükemmel bir şekilde birleştiren Transit Connect, yurtiçi ve yurtdışında aldığı pek çok ödülle bunu kanıtlarken, Türkiye’de hafif ticari araç segmentinin en çok tercih edilen modeli olmaya devam ediyor. Üstün Yol Tutuş: Transit Connect Kombi etkileyici bir yol tutuşa

sahip olmasını sağlayan çok sayıda sürüş özelliklerine sahiptir. Kolay Erişim: Sürgülü yan kapılar ve geniş arka kapılar, araç içine mükemmel bir şekilde erişime imkan sağlar. İç Tasarım: Yeniden tasarlanmış ön konsol ve birçok yeni özellik, araç ve müzik sistemi kontrollerini parmaklarınızın ucuna kadar getirirken, yolcular da geniş iç hacmin verdiği ferahlığın keyfini çıkarabilirler.


Ürün Gamı: Sürücüler, yolcu ve yük alanı arasında kendileri için ideal dengeyi bulabilecekleri pek çok seçeneği değerlendirebilirler. Esnek Koltuk Düzeni: Ön koltuklar ileri ve geri kaydırılabilmektedir. Arka koltuklar ise öne doğru katlanıp devrilerek sabitlenebilmektedir. Bu sayede çok yönlü kullanım sağlanmaktadır. Pratik Saklama Bölmeleri: Sürüş sırasında ihtiyaç duyabileceğiniz eşyalarınızı elinizin altında tutmak için çok çeşitli saklama bölmelerinin yanı sıra geniş bir bagaja da sahiptir.

Pratik Saklama Bölmeleri Kullanışlı saklama alanları arasında ön yolcu koltuğu altındaki çekmece ile kalemler, bozuk paralar ve diğer küçük öğeler için kullanılabilecek orta konsol çekmecesi gösterilebilir. İkinci sıra koltuklar, 2/3 parçalı olarak ayrılabilmektedir ve tamamen ileri katlanarak ya da dik konuma getirilerek daha fazla alan elde edilebilmektedir. Tavanda bulunan yük bölmesi lambası sayesinde karanlık ortamlarda daha rahat görüş sağlayabilirsiniz. Ayrıca taşıdıklarınızın dışarıdan görülmemesi için bagaj bölmesinde kullanabileceğiniz bir sürgülü bagaj örtüsü ayarlanabilir file sistemi ile birlikte bulunmaktadır.

Esnek Koltuk Düzeni Tüm koltuklarda, daha fazla konfor ve güvenlik için kafalıklar bulunurken, ikinci sıra koltuklarda, çocuk koltuklarının takılmasını

sağlayan ISOFIX sabitleme noktaları yer almaktadır. İkinci sıra koltuklar 2/3 ayrılabilmekte ve ileriye doğru katlanabilmekte ya da dik konuma getirilebilmektedir. Bu sayede tüm araç modelleri, yolcuları ve bagajlarını rahatça taşımanız için gereken esnekliği sağlamaktadır.

Yenilikler Yeni tasarımıyla Transit Connect Kombi’yi, ister iş, ister kişisel gereksinimleriniz için kullanın, gücü, genişliği ve çok yönlü özellikleri ile ihtiyaçlarınızı karşılayacak. Belirgin dış stili ve yeni dış tasarım detaylarıyla Transit Connect Kombi yolda hemen fark edilir. Elektronik Denge Programı (ESP) seçeneğiyle Transit Connect Kombi’nin yol tutuşu daha üstün bir hale gelmektedir. Bu sistem, gücü ve frenlemeyi otomatik olarak ayarlayarak aracı yolda tutar. ESP’li araçlarda standart olarak Yokuş Kalkış Destek Sistemi de (HLA) bulunmaktadır. Bu özellik sayesinde yokuşta aracınızı el freni kullanmadan daha rahat

kaldırabilirsiniz.

Otomatik İç Dikiz Aynası ve Otomatik Yanan Ön Farlar Otomatik kararan iç dikiz aynası seçeneğiyle geceleri daha güvenli yolculuklar yapacaksınız. Ayrıca otomatik yanan ön farlar, far kontrol ayarı ‘Auto’ yapıldığında devreye girer ve dış aydınlık seviyesi önceden belirlenmiş bir seviyenin altına düştüğünde otomatik olarak yanar.

Yağmur Sensörlü Silecekler Opsiyonel olarak sunulan silecek kolu ‘Auto’ konumuna getirildiğindeön camın ortasına yerleştirilmiş bir algılayıcı yağmurun yağdığını tespit edip ön silecekleri otomatik olarak devreye sokuyor

Ödüller 2010 Yılında Türkiye’de Hafif Ticari Araç Segmentinin En Çok Satılan Modeli 2010 Kuzey Amerika Yılın Ticari Aracı

ETBİR I KIRMIZI 63


GEZİ

Türkiye’ye en uzak ülke:

YENİ ZELANDA

Bakmayın siz öyle çok uzak ülke olduğuna. Uzağı yakın eden ortak anılarımız var. Kurtuluş Savaşı yıllarında, Çanakkale’de savaştığımız Anzaklar’ın torunları orada yaşıyor. Üstelik Atatürk’ü ‘kahraman’ olarak değerlendiriyor ve her yıl şehitlerini anmak için ülkemize geliyorlar. Biz de onlar bizi ziyaret ederken Anzakların ülkesine uzanalım istedik.

H

ani ‘dünyanın bir ucu’ denir ya, işte Türkiye’den bakınca Yeni Zelanda ile aramızdaki mesafe ancak böyle anlatılabilir. Bize göre, okyanusların ardındaki ülke. 80 milyon yıl önce Avusturalya’dan kopmuş bir kara parçası. O günden bu güne ada olarak yaşamını devam ettiriyor. Adanın ilk yerlileri olan Maorilerin Yeni Zelanda’yı keşfetmesi bile Anadolu tarihine göre yeni sayılır. Bin yıl önce ayak basmışlar bu adaya. 1642 yılında ise ilk kez bir beyaz adamla tanışmışlar. Ancak bir yüzyıl sonra İngilizlerin yerleşmeye başlamasıyla adanın, beyaz egemenliğine girmesiyle sonuçlanmış. 1852 yılında kendi hükümetlerini kursalar da, bu küçük ülkeyle dünyanın bir ucundaki

64 ETBİR I KIRMIZI

ülkemizin ortak ve hazin anıları, Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Çanakkale Savaşı’na denk geliyor. İngilizlere destek vermek amacıyla daha önce adını hiç duymadıkları, asla görmedikleri Anadolu topraklarını işgal etmek üzere Avusturalyalılarla kurdukları Anzak Birlikleri ismini alarak Çanakkale Boğazı’nda boy gösterseler de, onlar açısından sonuç; tam bir hüsran. O günlerde bir asker olarak gelenlerin pek çoğu şimdi Çanakkale’de ‘ölü’ bir isim olarak geçiyor. Ancak torunları bilinçli. Bu savaşın anlamsızlığını hatırlatmak için her yıl, 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü’nde büyük dedelerini ziyarete geliyorlar. Üstelik Atatürk’ü bir kahraman olarak değerlendiklerini de ekleyelim.


Dünyanın en uzun isimli gölü Yeni Zelanda’yı hiç görmedik diyorsanız yanılıyorsunuz, Yüzüklerin Efendisi filminde gördüğünüz nefis çayırlar, dağlar, denizler, tam da oraya ait. Yönetmen Peter Jackson’un ülkesi olan Yeni Zelanda, Oskar tarihine geçen filmlerini burada çekti. Bu filmi izleyenlerin de hayranlıkla hatırladıkları ülke, gerçektende yeşil, ılıman ve doğa harikası gölleri, dağları ve kıyılarıyla meşhur. Tabii bulutlarıyla da. Yerli dilinde bu ülkeye verilen ismin anlamı ‘uzun beyaz bulutun ülkesi’. Dünyanın en uzun isimli gölünün bulunduğu ülkenin de burası olduğunu hemen söyleyelim. Maori dilindeki gölün ismi, 57 harften oluşuyor: “Taumatawhakatangihangakoauau otamateapokaiwhenuakitanatahu”. Ne rahatlıkla yazabileceğiniz ne de telaffuz edebileceğiniz bu ismin anlamı ise şu: “Cennetin yüce kocası Tane’in, sevgilisinin yanına çıkmak için flütüyle hüzünlü bir şarkı çaldığı tepe”.

Yeni Zelanda ile ilgili kısa notlar Yüzölçümü: 270,990 km2 Nüfusu: 4,070,000 Başkent: Wellington Para birimi: 1 Yeni Zelanda doları = 100 sent Dil: İngilizce, Maori Din: Hıristiyanlık

Çiftlikler ülkesi Yeni Zelanda bize uzak bir ülke ama nüfus olarak da bizden epeyce küçük. 4 milyon 70 bin kişi yaşıyor. Adanın yerli halkı Maoriler azınlıkta olsa da, gerçekten kocaman bir adaya göre nüfusu düşük. Ancak onlar, bu kocaman adayı, devasa çiftliklerde koyun ve inek yetiştirerek dolduruyorlar. Yaklaşık yalnızca 60 milyonun üstünde koyun olduğu sanılıyor. İnekleri de sayarsak kocaman bir çiftlik ülkesi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Tarım ve gıda alanında dünya pazarlarındaki payını gittikçe arttıran bu ülkenin ürünlerinin başında kırmızı et ve süt

ürünleri geliyor. 2005 yılı verilerine göre; dünya süt ürünleri üretiminin yüzde 2’sini gerçekleştiriyor. Dünya süt ürünleri yüzde 35’i bu ülkeye ait. İhracatında 2. sırada yer alan kırmızı et, Yılda 750 bin ton et ürünü ihraç ediyor. 150 lisanslı et işleme faal olduğu Yeni Zelanda’da 49 milyon koyun, 9.6 milyon sığır, 3.5 milyon inek, 1.7 milyon geyik, 150 bin keçi bulunuyor. Hayvan sayısının bu denli yüksek olmasındaki temel etkenlerden biri, geniş otlakların bulunmasının yanı sıra hayvanların neredeyse 12 ay açık havada otlayabilmesine olanak sağlayan iklimin hakim olması.

İnekler için ‘gaz’ vergisi alınan ilk ülke

Yeni Zelanda hükümeti, geğiren koyun ve ineklerin peşine düştü. Koyun ve ineklerin küresel ısınmaya yol açan salımlarına karşılık çiftçilerden vergi alan ilk ülke olarak tarihe geçti. Hükümete göre geviş getiren bu hayvanlar yemlerini midelerinin odacıklarında tekrar tekrar sindirirken metan üretiyor ve bunu sonra ‘gaz’ olarak dışarı salıyorlar. Bu gazın salınımının, Yeni Zelanda’nın küresel ısınmaya yol açan en büyük etkeni olarak değerlendiriliyor. Dünyaya sera gazı düzeyini 1990’lı yıllar düzeyine çekme sözü veren hükümetin vergi almasının nedeni de salınımı düşürmek. Hükümetin bu uygulamasına karşılık mücadele eden çiftçiler, etkili de oldular. Vergilerin bir kısmı önemli bir araştırmaya aktarılıyor. Hayvanlardan çıkan metan gazının yüzde 95’inin hayvanın geviş sırasında ağzından çıkmasından esinlenerek, hayvanların geğirmesini ve yellenmesini engelleyecek bir aşı üzerinde çalışılmasını sağlıyorlar.

ETBİR I KIRMIZI 65


SEKTÖRÜN ETKİNLİK TAKVİMİ

2011 GIDA ETKİNLİKLERİ 3 – 5 Mayıs 2011 Victam International, Hayvan&Su Ürünleri Yem, Evcil Hayvan Yemi Ve Biyokütle Teknolojisi Etkinliği. Köln, Almanya. E-mail: mustafabayur@alpreyal.com.tr Web: www.alpreyal.com.tr 9 – 10 Mayıs 2011 Grains are Functional, 18. International Conference at IGV GmbH Bergholz-Rehbrücke, Almanya. E-mail: igv-transfer@igv-gmbh.de, Web:www.igv-gmbh.de 11 – 15 Mayıs 2011 Konya Gıda / Gıda Tek 2011 9. Gıda ve İçecek, Gıda İşleme, İçecek ve Unlu Mamuller Teknolojileri, Mağaza Market Ekipmanları KTO Tüyap Konya Uluslararası Fuar Merkezi Bilgi için: Tüyap Fuarcılık A.Ş. www.tuyap.com.tr 11 – 15 Mayıs 2011 I. Uluslararası Beyaz Et Kongresi Silence Beach Resort Hotel. Manavgat, Antalya. E-mail: besd-bir@besd-bir.org, Web: www.besd-bir.org, www.beyazetkongresi.com 18 – 20 Mayıs 2011 Uluslararası Gıda Güvenliği Derneği, Avrupa Gıda Güvenliği Sempozyumu. E-mail: info@foodprotection.org, Web: www.foodprotection.org/events/european-symposia/ 26 – 29 Mayıs 2011 Uluslararası Gıda Kongresi: Gıda Sanayiinde Yenilikçi Yaklaşımlar. Altınyunus Resort Hotel. Çeşme, Izmir, Turkey. E-mail: info@nafi2011.com, food@mail.ege.edu.tr, Web: www.nafi2011.com, http://food.ege.edu.tr 2-5 Haziran 2011 Expo Gateway to Middle East 4. Uluslararası Komşu Ülkeler Gıda ve Tüketim Malzemeleri Fuarı OFM Ortadoğu Fuar Merkezi - Gaziantep Bilgi için: Forum Fuarcılık ve Geliştirme A.Ş. 14-18 Eylül 2011 Bursa 4.Hayvancılık ve Ekipmanları Fuarı Bursa Uluslararası Fuar Merkezi - Bursa Bilgi için: Tüyap Fuarcılık A.Ş.

66 ETBİR I KIRMIZI

15-18 Eylül 2011 İstanbul Gıda-Tek 2011 Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi - Beylikdüzü - İstanbul Bilgi için: Tüyap Fuarcılık A.Ş. 22 – 25 Eylül 2011 GIDA 2011 / 19.Uluslararası Gıda Ürünleri ve Teknolojileri Fuarı Yeşilköy - İstanbul Bilgi için: E Uluslararası Fuar Email: info@fuartakip.com www.ite-turkey.com 27 – 29 Eylül2011 3. “MoniQA” AB projesi Uluslararası Konferansı: Gıda Güvenliği ve Tüketicinin Korunması. Varna, Bulgaristan. E-mail: anita.habershuber@icc.or.at, Web: www.icc.or.at/events/df09/index.php, 28 Eylül - 2 Ekim 2011 Ortadoğu Gıda Gıda-Tek Fuarı 2011 Tüyap Diyarbakır Fuar ve Kongre Merkezi - Diyarbakır Bilgi için: Tüyap Fuarcılık A.Ş. www.tuyap.com.tr 2-4 Ekim 2011 Hayvan Popülasyonlarında Bireyler Arasındaki Genetik İlişkiler ve Damızlık Değer Tahmin Yöntemleri Çalıştayı, Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Tekirdağ E-mail: eserkemal@yahoo.com serdargenc1983@gmail.com 4-8 Ekim 2011 8. Dünya Hayvan Genetik Kaynakları Koruma Konferansı, Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Tekirdag http://rbiglobalconf2011.nku.edu.tr E-mail: rarebreedint2011@nku.edu.tr, 13-16 Ekim 2011 Helal ve Sağlıklı Ürünler Fuarı 2011 İstanbul Fuar Merkezi Yeşilköy - İstanbul CNR Expo Fuarcılık A.Ş. ve Sine Fuarcılık A.Ş. 24 – 26 Kasım 2011 7. Gida Mühendisliği Kongresi. Başkent Öğretmenevi. Ankara. E-mail: kongre@gidamuhendisligikongresi.org, Web: www.gidamuhendisligikongresi.org, www.gidamo.org.tr


Etbir Kırmızı Dergi Sayı: 20  

Meat, Kırmızı Et, Gıda, Et Üreticileri Birliği, Afiş Eiletişim, Ayla Torun