Page 1

ETBİR

Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Sektör Yayını 2015 / 1

• Zor geçen 2014 yılı yükselişle kapandı... • Tarım ve hayvancılığa düşük faizli kredi desteği

• Et ve Et Ürünleri Tebliği Değişiklikleri Yürürlüğe Girdi

• Tarım ve Gıda Güvenliğinde Etik İlkelerin Önemi • Sözleşmeli Besiciliğe, Besilik Hayvan İthalat İzni Verildi

RAPOR Kırmızı Et Üretiminde Küçükbaşın Payı Azalıyor


Hazırlamış olduğumuz IPARD projelerinin tamamı en üst limit olan 1,5 milyon Euro hibe almaya hak kazanmıştır.

ABAZLAR ET ENTEGRE TESİSİ BEYŞEHİR / KONYA İnşaat Alanı : 7.482 m²

GAZİANTEP ET BORSASI VE ET HALİ ŞEHİTKAMIL / GAZİANTEP İnşaat Alanı : 16.528 m²

TAMET ET ÜRÜNLERİ A.Ş.

2


Türkiye’nin ilk ve tek FRC belgesine sahip Frigorifik Dondurulmuş Et Tır Kutusu yine ECOFRİGO’dan...

3


BU SAYIDA NELER VAR? ETBİR - Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği Kırmızı Et Sektör Yayını Yıl: 9 Sayı: 33 - Nisan 2015 / 1 Para ile satılmaz.

İmtiyaz Sahibi Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği adına Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa BILIKÇI

Yayın Koordinatörü Dr. Ayla TORUN

RAPOR

Kırmızı Et Üretiminde Küçükbaşın Payı Azalıyor

36

Yönetim Yeri Barbaros Mah. Akzambak Sk. Uphill Towers B Blok K: 10 No: 57 Ataşehir İSTANBUL Tel: 0216 478 62 79 Fax: 0216 478 62 76 e-mail: etbir@etbir.org www.etbir.org

06 08

BAŞKANDAN

18

DEĞERLENDİRME • Zor geçen 2014 yılı yükselişle kapandı...

20

KREDİ • Tarım ve hayvancılığa düşük faizli kredi desteği

10

SEKTÖRDEN HABERLER • Veteriner Fakültesi Öğrencileri, VetAnka’15 Kariyer Günleri’nde Sektörle Buluştu… • ESK Denizli Et Kombinası Hizmete Açıldı • Hayvanlar ıslah oldu, yetiştiricilerin kazancı arttı • İlk Yerli Sürü Yönetimi Sistemi ‘ProÇift’

23

HABER • Sözleşmeli Besiciliğe, Besilik Hayvan İthalat İzni Verildi

24

TEBLİĞ • Et ve Et Ürünleri Tebliği Değişiklikleri Yürürlüğe Girdi

26

GÖRÜŞ • Tarım ve Gıda Güvenliğinde Etik İlkelerin Önemi

30

UZMAN GÖZÜYLE • Toleransınız N`e´ olmalı?…

18

33

HABER • Danıştay, İVHO’yu Haklı Buldu...

ÜLKE RAPORU Doğasıyla, tarihiyle Balkanların büyülü ülkesi; Bosna - Hersek

34

ARAŞTIRMA • Küçükbaş Hayvan Yetiştiricilerinin Örgütlerden Beklentisi: Ürünlerinin Pazarlanması, Veterinerlik Hizmetleri

Yayın Tasarım Fevzi Kemal TORUN

Editör Kevser DEVECİOĞLU

Yapım Afiş İletişim I DBYR Tel: 0535. 711 41 37 @: afis@afisiletisim.net www.afisiletisim.net

Sorumlu Yazi İşleri Müdürü Ergün GÖÇER

Yayın Kurulu Prof. Dr. Mustafa TAYAR Vet. Dr. Ahmet YÜCESAN Vet. Dr. Can DEMİR Mustafa ALBAYRAK Prof. Dr. Ümit GÜRBÜZ

Reklam Rezervasyon Tel: (216) 478 62 79-324 62 64 e-mail:etbir@etbir.org

Baskı Armoni Nuans Görsel Sanatlar, İletişim Hiz. San. ve Tic. A.Ş. Tel: (216) 540 36 11 pbx

ETBİR’DEN HABERLER • ETBİR Mustafa Bılıkçı ile yola devam dedi...

DEĞERLENDİRME Zor geçen 2014 yılı yükselişle kapandı...

52

ETBİR Kırmızı Dergi’de yayınlanan yazı ve fotoğraflar yazılı izin alınmadan kullanılamaz, alıntı yapılamaz.

4

ETBİR I KIRMIZI


36

RAPOR • Kırmızı Et Üretiminde Küçükbaşın Payı Azalıyor

40

TEKNO HABER • Tarımsal İhracat İçin Biyoteknoloji Araştırma Merkezi Açıldı

42

TEKNOLOJİ • ECOFRİGO’dan, Türkiye’nin İlk FRC Belgeli Et Tır Kutusu •

45

Yüzde 100 Doğal, Çevre Dostu Dezenfektan: MEDPAK TR

Milyonlarca doz şap aşısı illere gönderildi

Konya Hayvancılık ve Kırmızı Et Teknolojileri Fuarları yapıldı

Türkiye ilk kez MAYZEM’e başkanlık edecek

BESLENME • Okulda Başarının Sırrı: Kırmızı Et

52

ÜLKE RAPORU • Doğasıyla, tarihiyle Balkanların büyülü ülkesi; Bosna - Hersek

56

SAĞLIK • Çene kemiği olmayan hastalara da implant yapılabiliyor... •

Domuz Gribi 6 Yıldır Dünya Gündeminde...

İŞ DÜNYASI • Android rahatlığı işe de taşındı •

64

Başarı sistemin sonucudur

HABER • Çiftçiler İçin “Meralar” Bir Tık Uzaklıkta

50

62

Tüm işletmeniz için Ticari BT çözümleri

Gelecekte iş dünyası nasıl olacak?

OTOMOTİV • Akıllı bir ticari araç; Tourneo Courier Tepretoğulları Ford’da!

OTOMOTİV Akıllı bir ticari araç; Tourneo Courier Tepretoğulları Ford’da!

64

kliyoruz! Ziyaretlerinizi be D31 – E30 Salon 13, stand , İstanbul 14-16 Mayıs 2015

Daha hızlı. Daha güvenilir. Daha verimli. Et sektörünün dünyadaki lider firmaları CSB-System’i başarıyla kullanıyorlar. Entegre BT Çözümümüz ile Rekabet gücünüzü arttırın. Avantajlarınız:  Ön tanımlı sektörel süreçler  İşletmenizin tüm ihtiyaçlarına tek elden çözüm  Kısa sürede kurulum ve yatırımın hızlı geri dönüşü Daha fazla bilgi için lütfen Kare kodu okutunuz! CSB-System Türkiye Hasan Önel Cad. No:69  34325 Firuzköy - İstanbul Tel.: 0212-6903676  Faks: 0212-6903536 info@csb.com  www.csb.com


BAŞKANDAN

Değerli üyelerimiz ve sektör mensuplarımız,

K

ırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği olarak Şubat ayında Genel Kurulumuzu gerçekleştirdik. Bir kez daha yola benimle ve yönetim kurulumuzla devam etmeyi seçen dernek üyelerimize teşekkür ederiz.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2014 yılı kırmızı et üretimi rakamlarını açıkladı. TÜİK rakamlarına göre; 2013 yılı itibarıyla 996 bin 125 ton olan kırmızı et üretimi, 2014 yılında 1 milyon 8 bin 272 ton olarak gerçekleşti. 2004 yılının ilk 3 çeyreğinde düşüş yaşadıksak da son çeyrekte yaşanan düzelme ile 2014 yılını bir önceki yıla göre artışla kapattık. 2015 yılında da artışın devam etmesini temenni ediyoruz. 2015 yılının ilk üç ayında yaşananlar kırmızı et sektörünün bu yıl da oldukça hareketli geçeceğini gösteriyor. Sektörümüz uzun zamandır devam eden fiyat artışları, bu artışın nedenleri, kriz söylentileri ve çözüm önerilerinin tartışıldığı bir ortamda faaliyetlerini sürdürüyor. Özellikle et fiyatlarındaki artışın durdurulması amacıyla besilik sığır ithalatına izin verilmesi sektörde yaşanması öngörülen hareketliliğin temelini oluşturuyor. Karara dair yorumlar, itirazlar, destekler devam ederken sözleşmeli besilik ithalatı başladı bile... Et fiyatlarını düşüreceği öngörüsüyle başlatılan bu ithalatın, yurtiçi hayvan varlığının artışına katkı sağlamasını ümit ediyoruz. Bizler, besi desteklerinin 2015 yılında da devam etmesi ve et ırkı besilik hayvanların damızlığını üreten çiftliklerin ülkemizde kurulmasının, et fiyatlarına da yansıyan sektördeki sorunların çözümüne önemli katkılar sağlayacağı görüşündeyiz. Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Uygulaması’na 2015 yılında da devam edilecek olması da hayvancılığın geleceği için umutlandırıcıdır. Yine 2015 yılında yürürlüğe giren, et ve et ürünlerinin üretiminden paketlenmesine, satışından reklam tanıtım çalışmalarına kadar pek çok alanda yeni düzenlemeler getiren “Et ve Et Ürünleri Tebliği Değişikliği” sektördeki standartların yükselmesini, yeni dinamiklerin oluşmasını sağlayacaktır. Bu konulara dair detaylı bilgileri dergimizin iç sayfalarında bulacaksınız. Kırmızı etin çocukların beslenmesinde yeri gözardı edilemeyecek önemdedir. Beslenme sayfamızda buna bir kez daha değinirken, sağlık sayfalarında ise yaşanan ölümlerle Türkiye ve dünya gündeminde yerini koruyan domuz gribine yer verdik. Önlem almak için öncelikle hastalığı çok iyi tanımak gerekiyor. Bu sayımızda iş dünyasının geleceğini de sayfalarımıza taşıdık. Yepyeni bir jenerasyon ve bir teknoloji devrimi geliyor. 2015’in ilk sayısında bir kez daha sizlere merhaba derken bu yılın sektördeki tüm firmalar için verimli geçmesini diliyorum. Saygılarımla

Mustafa BILIKÇI ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı

6

ETBİR I KIRMIZI


7


ETBİR’DEN HABERLER

ETBİR Mustafa Bılıkçı ile yola devam dedi... ETBİR Olağan Genel Kurulu, Şazeli Steak House Florya’da gerçekleştirildi. Genel Kurul’da Mustafa Bılıkçı’nın yeni dönemde de ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı olarak devam etmesine karar verildi. Yönetim kurulu üyelerinin büyük bölümü görevlerine devam ederken, yeni üyeler de kurulda yer aldı.

K

ırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği (ETBİR) Olağan Genel Kurulu 21 Şubat 2015’te Şazeli Steak House Florya’da gerçekleştirildi. Yönetim kurulu seçiminin yapıldığı Genel Kurul’da Mustafa Bılıkçı bir kez daha başkan olarak seçildi. 2013’ten bu yana görevde olan yönetim kurulunda mevcut üyelerin çoğunluğu göreve devam ederken, ilk kez görev alan üyelerle bayrak yarışı geleneği devam ettirildi. Yönetim Kurulu, Olağan Genel Kurul sonrası 20 Mart’ta yaptığı ilk toplantısında Yönetim Kurulu üyelerinin görev dağılımını yaptı. Mustafa Bılıkçı’nın yönetim kurulu başkanlığı devam ederken, başkan yardımcılarının Ahmet Yücesan, Erzat Yıldız, Ethem Göçer (Sanayi Sitesi Kom. Sorumlusu), saymanın Erzat Yıldız olmasına karar verildi. Derneğin basın sözcülerinin Mustafa Bılıkçı ile birlikte Cüneyt Asan olması kararlaştırılırken Ahmet Yücesan ve Çağdaş Öztürk bilim kurulunda yer aldı.

8

ETBİR I KIRMIZI

ETBİR Yönetim Kurulu aşağıdaki isimlerden oluşuyor: Mustafa Bılıkçı

Sultan Et ve Gıda Üretim Tic. Paz. Ltd. Şti.

Mustafa Albayrak Aydos Et ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti Hüseyin Avcı

Aytaç Gıda Yatırım San. ve Tic. A.Ş.

Ethem Göçer

Dört Mevsim Et Mamulleri San. Tic. A.Ş.

Ahmet Yücesan

San Et Ve Et Mamülleri San. Tic. Ltd. Şti.

Yılmaz Buldu

Karizma Beşler Et Gıda San. Tic. A.Ş.

Erol Sarıtaş

Sarıtaş Et Gıda San Tic. A.Ş.

Çağdaş Öztürk

Trakya Et ve Süt Ürünleri A.Ş

Ahmet Kılıç

Yılet Et ve Et Ürünleri Gıda Nakl. Tarım Hayv. Ltd. Şti.

Erzat Yıldız

Yayla Et Gıda San. Paz. Tic. Ltd. Şti.

Yaşar Perktaş

Dörtyol Z.Ü. Entegre Et Tav. Mad. Tic. San. Ltd. Şti

Cüneyt Asan

Günaydın İstanbul Merkez Gıda Tur. Tic. Ltd. Şti

Hüseyin Kalkan

Eren Et Gıda Ltd. Şti.


ETBİR I KIRMIZI

9


SEKTÖRDEN HABERLER

Veteriner Fakültesi Öğrencileri, VetAnka’15 Kariyer Günleri’nde Sektörle Buluştu… Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğrenci Topluluğu “VetAnka” tarafından organize edilen “VetAnka’15 Kariyer Günleri ve Sektörle Buluşma” etkinliği sektör temsilcileri, akademisyenler ve öğrencileri bir araya getirdi. ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Bılıkçı da etkinlikteki konuşmacılar arasında yer aldı.

A

nkara Üniversitesi Veteriner Fakültesi öğrenci topluluklarından olan VetAnka tarafından düzenlenen “VetAnka’15 Kariyer Günleri ve Sektörle Buluşma”, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi ve Türk Veteriner Hekimleri Birliği desteğiyle gerçekleştirildi. 25-28 Mart günlerinde, yüzlerce kişiye ev sahipliği yapan etkinlik Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Prof. Dr. Satı Baran Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Akademisyenlerin, sektör mensuplarının öğrenciler ile buluştuğu üç günlük etkinlikte pek çok oturum ve seminer gerçekleştirildi. Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği (ETBİR) ve Ulusal Kırmızı Et Konseyi(UKON) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Bılıkçı da etkinlikte “Tarım ve Hayvancılığın Türkiye Ekonomisine Katkısı” konulu bir konuşma yaptı. Bılıkçı konuşmasında, temel olarak Türkiye’de kişi başına düşen yıllık kırmızı et tüketiminin gelişmiş ülkeler seviyesine yükseltilmesini, kırmızı et ve et ürünlerinin Türkiye’nin genel ihracatının içinde payının yüzde 1’ine ulaştırılmasını hedeflediklerini ifade etti.

10 ETBİR I KIRMIZI

Kırmızı et sektörü kritik öneme sahip...

Hedeflere ulaşmak için sektörün tüm paydaşlarıyla, ilgili bakanlıklarla çalışmalar yürüttüklerini belirten Bılıkçı, kırmızı et sektörünün gerek beslenmedeki yeri gerekse üretimdeki mevcut potansiyeli nedeniyle kritik öneme sahip olduğuna dikkat çekti. Konuşmasına sektöre dair rakamlarla devam eden Bılıkçı, TÜİK verilerine göre; toplam kırmızı et üretiminin 2014 yılında yüzde 1,22 oranında artış göstererek 1 milyon 8 bin ton civarında gerçekleştiğini söyleyerek, 2014 yılında bir önceki yıla oranla toplam hayvan sayısının yaklaşık yüzde 5 oranında arttığına dikkat çekti. Hayvan sayılarının ve kırmızı et üretiminin artışında hayvancılığa ayrılan desteklemelerin öneminin büyük olduğunu söyleyen Bılıkçı,

hayvancılık alanında yaşanan gelişmelerin yanısıra kırmızı et sektöründe çözüm bekleyen konular olduğunu dile getirdi.

Fiyat istikrarı üretim ve destekleme ile sağlanacak

Fiyat istikrarında önemli noktalardan birinin besi destekleri olduğunu söyleyen Bılıkçı, 2015 yılında desteklerin devam etmesinin besiciler açısından son derece olumlu olacağını anlattı. Et fiyatlarında ortaya çıkan artışın orta ve uzun vadede dengelenmesi için alınması gereken en önemli tedbirlerden birisi kombine ırkların ülke genelinde yaygınlaştırılması olduğunu belirten Bılıkçı, konuşmasını “Yürüttüğümüz birçok çalışma ile temelde etkin ve sürdürülebilir üretim ile sağlıklı, ucuz ve güvenli gıda tüketiminin gerçekleştirilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır” sözleriyle tamamladı. VetAnka öğrenci topluluğu “VetAnka’15 Kariyer Günleri ve Sektörle Buluşma” etkinliğini, Türkiye’de veteriner hekimliği ve hayvancılık sektörünün gelişimine katkıda bulunmak, veteriner hekimliğin çalışma alanlarını daha iyi tanımak, kariyer planlamaları yapılmasına olanak sağlamak, aynı zamanda sektördeki yerlerini daha iyi kavramak ve bu sayede mesleki kariyeri maksimum verimlilikle sürdürmek amacıyla gerçekleştirdi. Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Talat GÖZET ve Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rıfkı Hazıroğlu’nun onursal başkan olduğu VetAnka Öğrenci Topluluğu etkinlik boyunca öğrencilerin sektör mensuplarıyla tanışmalarını sağlarken sektör mensuplarının da tecrübelerini paylaşabilecekleri bir platforma ev sahipliği yaptı.


ETBİR I KIRMIZI 11


SEKTÖRDEN HABERLER

ESK Denizli Et Kombinası Hizmete

Açıldı

Et ve Süt Kurumu Denizli Et Kombinası, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin katılımı ile hizmete açıldı. Açılış törenine ETBİR ve UKON Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Bılıkçı da katıldı.

E

ge Bölgesi’nin en modern et kombinası olma özelliği taşıyan ve yaklaşık 23 milyon liraya malolan ESK Denizli Et Kombinası geçen ay hizmete açıldı. Açılışını Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin yaptığı kombinanın açılış törenine Denizli il protokolünün yanı sıra Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İsmail Kemaloğlu, Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü Kasım Piral, ETBİR ve UKON Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Bılıkçı, Bakanlık bürokratları, üretici birlikleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve besiciler katıldı. Açılışta konuşma yapan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Denizli’de hizmete açılan tesisin bölgenin hayvancılığı için çok önemli olduğunu belirtti. Türkiye’de çok sayıda ama küçük ölçekteki üreticinin bir güvencesi olması gerektiğini ifade eden Bakan Eker, yetiştiricinin, “hayvanı kestirme yeri, zamanı ve parasını alabilme” endişelerini gidermek için Türkiye’de 10 ilde Et ve Süt Kurumu Kombinası’nı hizmete açtıklarını ve yaklaşık 140 milyon lira yatırım yaptıklarını açıkladı. Hükümetin hayvancılığa verilen destekleri 9 kat arttırdığına dikkati çeken Eker konuşmasına şöyle devam etti: “Cumhuriyet tarihinde

12 ETBİR I KIRMIZI

ilk defa bunun altını çizerek söylüyorum, Türkiye yetiştirdiği yüksek verimli damızlık gebe, düve ihracatını 2013 yılında gerçekleştirdi. AB’ye süt ürünleri ihracatı bizim dönemimizde, 2013 Nisan’da gerçekleşti. Çok uzun süredir Türkiye yapmadığı kasaplık hayvan ihracatını yine 2013 yılında başlattı. Türkiye, 2013-2014 yılında gerek hayvansal ürün gerek canlı hayvanda Türkiye ihracatçı ülke konumuna geldi.”

“Ne buğdaydan ne keçiden ne de koyundan vazgeçebiliriz”

Anadolu coğrafyasında koyundan ve keçiden vazgeçilmesinin mümkün olmayacağının altını çizen Eker, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde koyun ve keçiye ilk defa hükümetin destek verdiğini belirterek, “İlk biz başlattık. Çünkü Anadolu coğrafyası bize şunu söylüyor, ‘buğday ile koyun, gerisi oyun.’ Ne buğdaydan, ne keçiden ne de koyundan vazgeçebiliriz. İşte onun için bu kombinaları yaptık” diye konuştu. Açılış töreninde konuşma yapan Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile görüşüp Denizli Belediyesi’nin kullanılmayan bir mezbahanesini Et ve Süt Kurumu’na devrederek,

burayı bölgedeki et ihtiyacı ve hayvan yetiştiriciliği için bir destek mekanizması haline getirdiklerini ifade etti. Bakan Zeybekçi, “Bölgedeki ihtiyaçtan dolayı buranın önemi anlaşılacaktır. Ama diğer taraftan buranın farklı bir özelliği var. Güvenli, sağlıklı, hijyenik bir tesistir ve çevremizde bu ihtiyacın giderilmesi için de son derece önemli kurumdur. Gönlümüz rahat, Allah’a şükürler olsun Denizli’nin ve çevrenin tamamen ihtiyacını görebilecek olan bir merkezimiz var, bir tesisimiz var” dedi. Konuşmaların ardından Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü Kasım Piral ile Denizlili besiciler arasında sözleşmeli besicilik uygulaması kapsamında küçükbaş ve büyükbaş besicilik sözleşmesi imzalandı. Günlük 150 büyükbaş, 250 küçükbaş canlı kesim kapasitesine sahip, parçalama, hızlı soğutma, paketleme ve depolama bölümlerinden oluşan Denizli Et Kombinası Ege Bölgesi’nde başta Denizli olmak üzere Aydın, İzmir, Muğla, Manisa, Uşak, Afyon, Isparta, Burdur ve Antalya illerine hizmet verecek. 24 bin 178 metrekare açık alana ve 750 ton depolama kapasitesine sahip olan kombinanın yatırım bedeli ise yaklaşık 22 milyon 500 bin Türk Lirası.


K

I DO Ş A ĞR B Ş A U

M A

MA KİNASI

Patentli Patented

c de Sa İş

e t e k uş b u ba ş yü ı doğ zd ram en en a makina iy is i sı biziz! üretiyoruz!

Tel: +90 332 345 08 43 Fax: +90 332 345 08 44 bilgi@devinoks.com

Büyük Aslım Sanayi Sitesi Hacı Yusuf Mescit Mh. Gürhanlar Sk. No: 7/B Karatay/Konya

www.devinoks.com

ETBİR I KIRMIZI 13


SEKTÖRDEN HABERLER

Hayvanlar ıslah oldu, yetiştiricilerin

kazancı arttı

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın uyguladığı “Halk Elinde Koyun-Keçi Islahı Projesi” ile küçükbaş hayvan ıslahına 144 milyon liralık destek geldi. Koyun ve keçilerde et, süt verimi ile ikiz doğum oranları arttı.

G

ıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü koordinatörlüğünde Türkiye çapında yürütülen “Halk Elinde Koyun-Keçi Islahı Projesi”yle küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde verim arttı, başarılı sonuçlar elde edildi. 2005 yılında Akkaraman koyunu ve Ankara keçisiyle Konya ve Ankara’da pilot olarak başlatılan proje ile 2014 yılı sonunda 28 ırk, 59 il, 6 bin yetiştirici ve 1 milyon baş koyun-keçi sayısına ulaşıldı. Bakanlığın üniversiteler ve damızlık koyun-keçi yetiştiricileri birliğiyle işbirliği yaptığı projede toplam 148 teknik eleman görev yapıyor. Projede koyun ve keçilerin et, süt, yapağı ve döl verimlerinin arttırılması, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu nitelikli damızlıkların

14 ETBİR I KIRMIZI

iç kaynaklardan karşılanması, yetiştiricilerin örgütlü bir yapıya kavuşturulması ve bilinçli bir hayvancılık yapılması amaçlanıyor.

Verimi Artan Küçükbaş Kazandırıyor Yetiştiricilerin de yoğun ilgi gösterdiği ve yaklaşık 10 yılı geride bırakan ıslah projesinin bugüne kadar elde edilen sonuçlarına göre; koyun ve keçilerin canlı ağırlıkları ortalama 4-5 kilogram, yavruların doğum ağırlıkları ise 0,6 ile 1 kilogram arasında arttı. Hayvanların ikiz doğum oranının yüzde 13 artış gösterdiği projede, İvesi ırkı koyunların süt verimi de 80 kilogramdan 120 kilograma yükseldi. Projede şu ana kadar 60 bin nitelikli damızlık koç ve teke elde

edilirken, bu damızlıkları daha yüksek fiyattan satma imkanı bulan üreticilerin ekonomik gelirlerinde de artış kaydedildi. Kasaplık kuzuların kesim ağırlığına ulaşma süresini yaklaşık bir ay erkene çeken projeyle, üreticilerde kayıt tutma alışkanlığı da oluşturuluyor.

Hayvan Başına 200 TL Destek Devam Ediyor Islah projesi kapsamında üreticilere hayvan başına destek veriliyor. 2005-2014 yılları arasında Bakanlık tarafından üreticilere toplam 144 milyon lira ödendi. 2015 yılında da devam edecek projede yetiştiricilere, projede bulunan hayvanları için hayvan başına 35 - 200 lira arasında değişen miktarlarda destek ödemesi yapılacak.


www.aydoset.com Merkez : Namık Kemal Mah. Tonguçbaba Kiler Cad. No: 94 Esenyurt İstanbul : (0212) 582 77 10 Pbx Tel : (0212) 415 47 57 Faks : Üç Göz Cad. Pir Ömer Mah. Nakışcı Sok Tuvana İş Hanı No: 2/10 Ereğli/ Konya : (0332) 713 43 35 Tel : (0332) 710 27 21 Faks Kombina : (0332) 731 94 61 Şube

15


SEKTÖRDEN HABERLER

İlk Yerli Sürü Yönetimi Sistemi

‘ProÇift’

TÜBİTAK desteğiyle hayata geçirilen, çiftliklerin daha verimli hale gelmesi için tüm gelişmelerin anlık takip edildiği Türkiye’nin ilk yerli Sürü Yönetimi Sistemi ‘ProÇift’in kullanım alanı yaygınlaşıyor.

B

ugüne kadar ithal sürü yönetim sistemi kullanan çiftçiler, TÜBİTAK desteğiyle geliştirilen Türkiye’nin ilk yerli sürü takip sistemini kullanmaya başlıyor. ‘ProÇift’ isimli sistem ile çiftliklerin daha verimli hale gelmesi için tüm gelişmeler anlık takip ediliyor. Sürü yönetim sistemi çiftliklerdeki hayvanların doğum kayıtları, süt verimlilikleri, ilaçların kaydedilmesi, yeme göre verimde değişikliklerin takibi, işçi değişikliği sonucu hayvanların veriminin ne olduğu, kullanılan tohumların işe yararlılığı gibi birçok alanda takip yapılmasını sağlıyor. Kapsamlı takip ile çiftlik sahibi kendine bir yol haritası çizerek, ekonomik öngörüsünü yapabiliyor. Hacettepe Üniversitesi

Teknokent bünyesinde bulunan Algan Yazılım tarafından, TÜBİTAK TEYDEB desteğiyle geliştirilen ‘ProÇift’ çiftçinin daha kolay kullanacağı ve tüm ekranları Türkçe olan ilk yerli sürü yönetim sistemi olma özelliğini taşıyor.

Çiftlikteki Her Türlü Gelişme SMS’le Bildiriliyor TEYDEB 1507 KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı kapsamında aldıkları ilk destekle ‘ProÇift’ projesini, ikinci destekle de ürün ailesini geliştirdiklerini dile getiren Algan Yazılım Müdürü Fatih Mehmet Güleç, “Hayvanların bireysel olarak takip edilmesi

bir sürü için çok önemlidir. Eğer hangi hayvanın ne kadar süt verdiğini günlük takip ediyorsanız, tükettiği yemi ve verdiğiniz ilaçları hesaplayabiliyorsanız, o hayvan için karlılığı hesaplayabiliyorsunuz demektir” şeklinde konuşuyor. Sistem sayesinde çiftlikteki hayvanların her durumu anında SMS’le çiftlik sahibine ulaştırılıyor. Hayvanların tohumlanması, verilecek ilacın takviminin yanında, gebelik takibinin yapılması ve süt kalite ölçümlerinin alınması gerekiyor. Benzer şekilde, ani süt düşüşleri, kilo değişimleri, tohumlama zamanında aşırı vakit kaybı gibi birçok önemli uyarı da, e-posta, SMS gibi kanallarla çiftçilere gönderiliyor.

81 İlde Çobanlık Eğitimi Teknolojik olarak yaşanan gelişmelerin yanısıra Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından 2013 yılında başlatılan ve hala devam eden küçükbaş hayvanların sevk ve idaresine yönelik düzenlenen “Sürü Yönetimi Elemanı Benim” Projesi kapsamındaki sürü yönetimi elemanı eğitimlerine de devam ediliyor. Eğitimlere katılan sürü yönetimi elemanı (çoban) veya aday kişilere koyun ağılı ve keçi barınağı 16 ETBİR I KIRMIZI

kurabilme, koyun ve keçi ırkını seçebilme, küçükbaş hayvanların besleme ve bakımını yapabilme, çoğaltabilme, bulaşıcı ve yetiştirme hastalıklara karşı koruyabilme ve mücadele edebilme, biyogüvenlik uygulamalarına hâkim olma, sağım yapabilme yeteneği kazandırılması amaçlanıyor. 2013 yılında pilot bölge seçilen Ankara, Konya, Kırşehir, Iğdır ve Sivas’ta başlatılan projenin 2015 yılı programı kapsamında da eğitimler başladı.


DEĞERLENDİRME

Zor geçen 2014 yılı

yükselişle kapandı... Kırmızı et üretiminde son beş yıldır devam eden yükseliş 2014 yılı rakamlarına da yansıdı. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre 2013 yılı rakamlarıyla karşılaştırıldığında ilk 3 çeyrekte düşüş yaşandıysa da 4. çeyrekte yaşanan artışla 2014 yılı toplam kırmızı et üretimi 1 milyon 8 bin tona ulaştı.

K

ırmızı et üretiminde 2010 yılından bu yana izlenen düzenli artış eğilimi geçtiğimiz yıl da devam etti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2014 yılına ait toplam kırmızı et üretimi rakamlarını açıkladı. Sığır, manda, koyun, keçi et üretim miktarlarının ayrı ayrı açıklandığı verilere göre; kırmızı et üretiminde son 5 yılda izlenen artış, 2014 yılı son çeyreğinde de devam etti. 2013 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık % 8.8’lik artışla 996 bin ton seviyesinde olan toplam kırmızı et üretimi 2014 yılında 1 milyon 8 bin 272 ton olarak gerçekleşti. 2014 yılının ilk çeyreğinde 184 bin 975, ikinci çeyreğinde 218 bin 432 üçüncü çeyrekte ise 202 bin 530 ton kırmızı et üretildi. İlk 3 çeyrekte 2013 yılına göre yüzde 3,5 düşüş yaşanırken dördüncü çeyrekte 368 bin 177 olan 2013 rakamı 402 bin 335 tona yükseldi ve bu artışla birlikte 2014 yılı toplam kırmızı et üretimi 1 milyon 8 bin 272 ton oldu. Aynı dönemler arasında hayvan türlerine göre rakamlar kıyaslandığında ise sığır eti üretimi bir önceki yıla göre yüzde 8.7, koyun eti üretimi yüzde 6, keçi eti üretimi ise yaklaşık yüzde 35.1 arttı. 2014 yılı kırmızı et üretiminde 881 bin 999 ile sığır birinci sırada, 98 bin 978 ile koyun 2. sırada, 2 bin 770 ile keçi 3. sırada, 526 ile manda 4. sırada yer aldı.

Karkas etin seyri Perakende dana fiyatlarında TÜİK’in 2003=100 Temel Yıllı Tüketici Fiyatları Endeksleri TÜFE-madde sepeti ve ortalama fiyatlarına (TL/Kilogram) göre, Ocak-Aralık 2014 tarihleri arasında % 18.6 TL/kilogramlık bir artış yaşandı. Dana karkas fiyatları da aynı yıl içinde artış gösterdi. Dana karkas et kilogram fiyatı 2014 yılına 16,40 TL’den başladı ve 20,45 TL ile kapattı. Karkas et yıl içinde yaklaşık % 20’lik bir fiyat artışı gösterdi.

18 ETBİR I KIRMIZI

Grafik 1: Aylara göre Dana ve Kuzu Kesim Fiyatları

Kaynak: Ulusal Kırmızı Et Konseyi, 18 ilden alınan haftalık fiyatların aylık ortalamasıdır.


2014 yılında sektörün durumunu Tablo 1: 2010-2014 yılları Kırmızı Et Üretimi (kg.) değerlendiren ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Miktar (Ton ) I.Dönem II.Dönem III.Dönem IV.Dönem Mustafa Bılıkçı, “Et fiyatlarında yükselişin devam 2010 157.282 175.247 173.842 274.347 ettiği ancak et sanayicilerinin bu artışı telafi ettiği bir süreç yaşadık. Yıllık enflasyon yüzde 8’lerde 2011 157.932 171.595 173.177 274.210 gerçekleşirken, karkas ette 2014 enflasyonu % 20 TOPLAM 2012 171.465 182.872 196.108 365.255 civarında gerçekleşti. Perakendeye yansımayan 2013 208.597 212.885 206.466 368.177 ancak taahhütlerin yerine getirilmesi için mevcut 2014 184.975 218.432 202.530 402.335 fiyatlarla kârsız çalıştığımız bir süreç oldu” 2010 125.145 144.121 138.983 210.334 dedi. Bunun nedenini ise hayvan varlığının yani hammaddenin kısıtlı olması, besi maliyetlerinin 2011 133.724 144.153 144.970 222.059 yüksekliği ve en önemlisi besi başlangıcındaki 2012 149.722 159.320 173.202 317.100 Sığır materyal olan ham dana (buzağı) fiyatlarının 2013 180.764 187.587 177.757 323.184 ederinin üstünde bir fiyatla satışa sunulması 2014 163.913 189.848 175.353 352.886 olarak belirten Bılıkçı; “Besici, yaptığı işten ancak bu fiyatlarla kazançlı hale gelebiliyor. Ancak 2010 813 1.219 958 397 bunun sanayiye, perakendeye ve tüketiciye de 2011 224 181 602 608 yansıması farklı oluyor” şeklinde konuştu. Manda 2012 565 926 79 166 Yem ve yem hammaddelerinin ithalata bağlı 2013 20 61 40 215 olması nedeniyle döviz kurunun yükselmesi 2014 26 274 141 84 sonucu ortaya çıkan farkın fiyat artışına neden olduğuna dikkat çeken Bılıkçı, söz konusu 2010 27.306 26.042 28.940 53.400 artışların aynı şekilde besi başlangıcı canlı 2011 19.856 23.959 23.491 39.770 materyal fiyatlarının da yükselmesine sebep Koyun 2012 17.330 19.969 20.987 38.903 olduğunu belirtti. Kısa vadede uygulanan 2013 19.930 21.959 26.396 34.658 besilik dana ithalatının, canlı hayvan açığının 2014 17.370 23.451 21.631 36.525 kapatılmasına destek sağlamasını beklediklerini ifade eden Bılıkçı; “Bunun bir politika olarak 2010 4.018 3.866 4.961 10.216 devam ettirilerek ülkedeki besilik hayvan varlığını 2011 4.128 3.303 4.114 11.773 yaklaşık bir milyon baş arttırmalıyız. Bu sistemin Keçi 2012 3.848 2.657 1.840 9.085 orta vadeli ve öngörülebilir şekilde koşulsuz 2013 7.883 3.278 2.273 10.120 devam ettirilmesi daha yararlı ve etkin sonuç alınmasını sağlayacaktır.” dedi. 2014 3.666 4.859 5.405 12.840

Kombine ırklar yaygınlaştırılmalı Bakanlığın uygulamaları ve teşviklerle sektörde kırmızı et üretiminde pozitif gelişmeler yaşandığını anlatan Bılıkçı, olumlu gelişmelerin yanında et fiyatlarında ortaya çıkan artışın dengelenmesi ve sektörün yapısal sorunlarının çözülebilmesi için; yem bitkileri ve yem hammaddelerinin üretiminin artırılması,

Toplam 780.718 776.915 915.700 996.125 1.008,272 618.584 644.906 799.343 869 292 881.999 3 387 1 615 1 736 336 526 135.687 107.076 97.189 102 943 98.978 23.060 23.318 17.430 23 554 26.770

Türkiye’de kombine ırkların yaygınlaştırılması, küçükbaş hayvan sayısının ve üretiminin artırılmasıyla birlikte tüketiminin geliştirilmesi için çalışma yürütülmesi, destek miktarlarının beş yıllık dönemler halinde belirlenmesi önerilerini gündeme getirmeye devam edeceklerini belirtti. Et fiyatlarında ortaya çıkan artışın dengelenmesi için alınabilecek en önemli tedbirlerden birinin kombine ırkların ülke genelinde yaygınlaştırılması gerektiği görüşü, özellikle Simmental ırkın günlük canlı ağırlık artışı ve karkas oranı yönünden üstünlükleri nedeniyle ağırlık kazanıyor. Tablo 2: Türlere göre kesilen hayvan sayısı ve et üretim miktarı (baş/ton) (2009-2014) Kesilen Hayvan Yıllar

Et Üretimi

Kesilen Hayvan

Sığır

Et Üretimi

Koyun

Kesilen Hayvan

Et Üretimi

Keçi

2009

1.502.073

325.286

3.997.348

74.633

606.042

11.675

2010

2.602.246

618.584

6.873.626

135.687

1.219.504

23.060

2011

2.571.765

644.906

5.479.546

107.076

1.254.092

23.318

2012

2.791.034

799.344

4.541.122

97.334

926.799

17.430

2013

3.430.723

869.292

4.958.226

102.943

1.340.909

23.554

2014

3.712.281

881.999

5.197.289

98.978

1.570.239

26.770

ETBİR I KIRMIZI 19


KREDİ

Tarım ve hayvancılığa

düşük faizli kredi desteği Tarım ve hayvancılık ile uğraşanlara verimliliklerini arttırmalarını sağlayacak yatırımlar yapmalarını kolaylaştıran “Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Uygulama Tebliği” yayınlandı. Bazı değişikliklerin yer aldığı tebliğ ile düşük faizli kredi uygulamasına 2015 yılında da devam edilecek.

G

ıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından 2015 Düşük Faizli Kredi Uygulama Tebliği yayınlandı. Bakanlar Kurulu’nun, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri’nce kullandırılacak olan “Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına İlişkin Kararın Uygulama Tebliği” 14 Mart 2015 tarihli Resmi Gazete’de yayınlandı. Tebliğ ile düşük faizli kredi uygulamasına 2015 yılında da devam edilecek. Ancak yeni yayınlanan “Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına İlişkin 2015 Yılı Tebliği”nde bazı

20 ETBİR I KIRMIZI

değişiklikler yapıldı. Daha önce “Damızlık Etçi Sığır” yetiştiriciliği başlığıyla yer alan maddenin kapsamı genişletilerek “Damızlık Etçi ve Kombine Sığır Yetiştiriciliği” şeklinde değiştirilerek kombine ırklar 2015 yılı tebliği kapsamına alındı. Yapılan bu değişiklik 17-19 Ekim 2014 tarihlerinde Kızılcahamam’da düzenlenen Kırmızı Et Çalıştay’ı sırasında UKON Yönetim Kurulu tarafından Ziraat Bankası yöneticilerine görüş olarak iletilmişti. UKON’ın görüşüyle yapılan değişiklik uygulamaya konuldu. Ayrıca küçükbaş hayvan

yetiştiriciliğinde daha önceki yıllarda desteklenen Saanen, Saanen melezi, Kilis, Damascus, Ankara ve Kıl keçisi ırkları yerine tüm keçi ırkları kapsama alındı.

Kullanılacağı alana göre kredinin kriterleri değişiyor... Düşük Faizli Tarım Kredileri’nin kriterleri yararlanılacak alana göre farklılık gösteriyor. Başvuru yapacak üreticinin krediden yararlanabilmek için ilgili alandaki şartları yerine getirmesi gerekiyor. Kredilerin kullanım alanlarına göre kriterleri özetle şöyle:


Damızlık etçi ve kombine sığır yetiştiriciliği kredisi

Üreticilere faiz indirimli işletme ve yatırım kredisi kullandırılabilmesi için, 10 baş ve üzerinde damızlık etçi ve kombine sığır yetiştiriciliği işletmesi kurmaları veya işletme kapasitesini 10 baş ve üzerine çıkarmaları gerekiyor. Damızlık etçi ve kombine sığır yetiştiriciliği için kurulu veya kurulacak işletmelere kullandırılacak olan yatırım kredileri, etçi ırklar olan angus, hereford, şarole ve limuzin ırkı ile kombine ırklar olan montbeliard, Brown swiss ve simental Damızlık Belgeli hayvan alımlarını, barınak yapımını ve tadilatını, yem hazırlama ünitesi, balya makinesi, çayır biçme makinesi ve silaj makinesi, gübre yönetimi ile ilgili altyapı ve aletekipman alımını, kendi elektrik ihtiyaçlarını yenilenebilir enerji kaynaklarından (damızlık etçi sığır işletmelerinde sadece güneş, kombine sığır işletmelerinde ise güneş ve biyokütle) üretmek için gerekli olan tesis ve alet ekipman alımını, kurulu işletmelerin münferit alet, ekipman alımlarını ve diğer yatırım giderlerini kapsıyor. Kombine ırklar ile kurulacak işletmelerde süt sağım ünitesi, süt soğutma tankı alımı yatırım kredisi kapsamında değerlendiriliyor. Tek yıllık yem bitkisi yetiştiriciliğine yönelik giderler işletme kredisi kapsamında değerlendiriliyor. Kredi ile temin edilecek damızlık sığırların, Türkvet Kayıt Sistemine kaydedilmiş, Damızlık Belgesi’ne sahip, ilk yavrusuna gebe veya en fazla ilk doğumunu yapmış ve azami 36 aylık olması gerekiyor.

Büyükbaş hayvan yetiştiriciliği

Faiz indirimli işletme ve yatırım kredisi kullandırılabilmesi için üreticilerin 10 baş ve üzerinde kapasiteye sahip büyükbaş hayvan yetiştiriciliği işletmesi kurmaları veya işletme kapasitesini 10 baş ve üzerine çıkarmaları gerekir. Kredi ile temin edilecek ineğin; Türkvet Kayıt

Sistemi’ne kaydedilmiş, kültür ırkı veya melezi, azami 48 aylık olması ve en az bir doğum yapmış olması şartı aranıyor.

Büyükbaş hayvan besiciliği

Karar kapsamında üreticilere faiz indirimli işletme ve yatırım kredisi kullandırılabilmesi için; 10 baş ve üzerinde manda dahil olmak üzere besi sığırcılığı işletmesi kurmaları veya işletme kapasitesini 10 baş ve üzerine çıkarmaları gerekiyor. İşletme kredisi ile temin edilecek hayvanların azami 20 aylık erkek olması, ayrıca alınacak hayvanların Türkvet Kayıt Sistemi’ne kaydedilmiş olmaları ve Türkvet Kayıt Sistemi’nde en az 3 ay süreyle kayıtlı olmaları şartı aranıyor.

Küçükbaş hayvan yetiştiriciliği

Faiz indirimli işletme ve yatırım kredisi kullandırılabilmesi için üreticilerin koyun için en az 50 baş, keçi için en az 25 baş kapasiteye sahip işletme kurmaları veya işletme kapasitesini bu kapasiteler üzerine çıkarmaları gerekiyor. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliği için kurulu veya kurulacak

işletmelere kullandırılacak olan yatırım kredileri hayvan alımlarını, barınak yapımı ve tadilatını, süt sağım ünitesi, süt soğutma tankı, yem hazırlama ünitesi, balya makinesi, çayır biçme makinesi, silaj makinesi, kurulu işletmelerin münferit alet-ekipman alımlarını, kendi elektrik ihtiyaçlarını yenilenebilir enerji kaynaklarından (güneş) üretmek için gerekli olan tesis ve alet ekipman alımını ve diğer yatırım giderlerini de kapsıyor. Kredi ile temin edilen hayvanların, Koyun Keçi Kayıt Sistemi’ne kaydedilmiş ve 9-24 aylık olması şartı aranıyor.

Küçükbaş hayvan besiciliği

Kredi kullandırılabilmesi için üretcilerin 100 baş ve üzerinde küçükbaş hayvan besi işletmesi kurmaları veya işletme kapasitesini 100 baş ve üzerine çıkarmaları gerekiyor. İşletme kredisi ile temin edilecek hayvanların en az 3 aylık ve erkek olması şartı aranıyor. Küçükbaş hayvan besiciliği için kurulu veya kurulacak işletmelere kullandırılacak olan yatırım kredileri, barınak yapımını ve tadilatını, yem hazırlama ünitesi, balya makinesi ve çayır biçme makinesi alımını, kendi

ETBİR I KIRMIZI 21


KREDİ kaba yem üretimi yapmak amacıyla çok yıllık yem bitkileri ekilişi yaparak hasat etmeleri veya edecek olmaları, toplam ekiliş alanının en az 10 dekar olması, yapay çayır mera tesisleri için ilin ekolojisine uygun olarak hazırlanan projenin il müdürlüğünce onaylanması gerekiyor. Bu şartların yanısıra gerçekte sulu şartlarda yetiştirildiği halde bazı bölgelerin iklim şartlarına uygun olarak kuru şartlarda yetiştirilen yonca için, üniversite ya da araştırma enstitülerinin görüşünün bulunduğu yazının il müdürlüklerinden alınması, yeni yapılan ekilişler için kredilendirme başvurularının kabul edilmesi, yonca ve yapay çayır mera ekilişi için en az 4 yıl, korunga ekilişi için ise en az 3 yıl süre ile tesisin bozulmaması gerekiyor.

Arazi alımı

elektrik ihtiyaçlarını yenilenebilir enerji kaynaklarından (güneş) üretmek için gerekli olan tesis ve alet-ekipman alımını ve diğer yatırım giderlerini kapsıyor.

Organik tarım faaliyetleri

Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik dahilinde organik tarımsal ürün ve/ veya organik tarımsal girdi üretimini yapan, ürünü toplayan, işleyen, ambalajlayan, pazarlayan ve/ veya bu faaliyetleri yapacak olan üreticilere sadece kendi faaliyetleri ile ilgili olarak karar kapsamında faiz indirimli yatırım ve işletme kredisi kullandırılabiliyor. Ayrıca, yetkilendirilmiş kuruluşlarla sözleşme yaparak geçiş sürecine alınan üreticilere de yatırım ve işletme kredisi kullandırılıyor.

Çok yıllık yem bitkisi üretimi Karar kapsamında üreticilerin çok yıllık yem bitkilerinden yonca,

22 ETBİR I KIRMIZI

korunga ve yapay çayır mera tesisi oluşturmak amacıyla düşük faizli yatırım ve işletme kredisi kullanabilmesi için de belli şartları yerine getirmeleri gerekiyor. Buna göre; üretcilerin ilin ekolojik şartlarına, ekim tekniklerine ve normlarına uygun çok yıllık yem bitkisi ekilişleri yapması, kaliteli

Dağınık ve parçalı arazilerin birleştirilmesi suretiyle tarımsal işletmelerin ekonomik ölçeğe kavuşturulmasının sağlanmasına yönelik olarak, hisseli tarım arazilerindeki hisse paylarının diğer hissedarlar tarafından satın alınması ya da hisseli olup olmadığına bakılmaksızın bitişik arazilerin satın alınmasına yönelik kredi talepleri Banka ve TKK’nın kendi iç mevzuatı paralelinde olmak kaydıyla bu kapsamda değerlendiriliyor.


HABER

Sözleşmeli Besiciliğe,

Besilik Hayvan İthalat İzni Verildi Kırmızı et fiyatlarındaki artışa çözüm yolu olarak besilik sığır ithalatına izin verildi. Mart 2015’te yürürlüğe giren uygulamanın ilk ayında 37 bin 500 baş hayvan ithal etmek üzere başvuru yapıldı.

E

t fiyatlarındaki yükseliş, besilik dana ithalatını bir kez daha gündeme getirdi. İlk olarak 2010 yılında yapılan ithalattan uzun bir süre sonra, besilik dana ithalatına yeniden izin verildi. Sözleşmeli üretim modeli kapsamında, besilik üretim yaptıran kırmızı et üreten, parçalayan veya işleyen gerçek veya tüzel kişilerle sözleşme yapan yetiştiricilere, mevcut yerli orjinli erkek besilik hayvan varlığı kadar besilik hayvan ithalat izni verildi. 5.3.2015 tarihli Sözleşmeli Besicilik Yapan Yetiştiriciler İçin Besilik Sığır İthalatı Uygulama Talimatı’nda “Besilik üretim yaptıran kırmızı et üreten, parçalayan veya işleyen gerçek veya tüzel kişilerle sözleşme yapan yetiştiricilere, mevcut yerli orjinli erkek besilik

hayvan varlığı kadar besilik hayvan ithalat izni verilir” denildi. İthaline izin verilen besilik sığır sayısı işletme kapasitesi ve/veya karantina işletmesi kapasitesiyle sınırlı olacak. Uygulamadan, mevcut mevzuat hükümleri doğrultusunda çalışma iznine sahip, şartlı onaylı veya onaylı kırmızı et işletmeleri yararlanabiliyor. Sözleşmeli besilik ithalatı kapsamında şimdiye kadar 37 bin 500 baş hayvan ithal etmek üzere başvuru yapıldı. Çiftliğinde besilik hayvanı bulunan besiciler için 2014 yılında verilen koşullu ithalat izninden bu yana ise 55 bin baş besilik hayvan ithalatı gerçekleşti.

Grafik 1: 2010-2014 Canlı hayvan ithalat verileri

Yetiştiricilerin ve kırmızı et işletmelerinin hayvansal girdi teminini garantiye almasına olanak sağlayan sözleşmeli üretim modelinin, sektörde fiyat istikrarının oluşmasına önemli bir katkı sağlaması bekleniyor. Özellikle besi işletmelerinin atıl halde bulunan kapasitesinin doldurulması ile kırmızı et üretiminin arttırılması hedefleniyor. Öte yandan, ithalat sürecinde kombine ve etçi ırkların besi altına alınmasıyla, bu alanda yem üreticisinden besi işletmesine, dericisinden et ve et ürünleri işleme tesislerine kadar tüm sektörün sürdürülebilir üretim yapmasına katkı sağlanması öngörülüyor.

Grafik 1: 2014 yılı Canlı hayvan ithalatı yapılan ülkeler (baş/oran)

ETBİR I KIRMIZI 23


TEBLİĞ

Et ve Et Ürünleri Tebliği Değişiklikleri

Yürürlüğe Girdi

Et ve Et Ürünleri Tebliği’nde yapılan değişiklikler üreticilere ve satıcılara pek çok yeni düzenleme getiriyor. Düzenlemeler et ve et ürünlerinin üretiminden paketlenmesine, satışından reklam çalışmalarına kadar çeşitli alanları kapsıyor.

T

ürk Gıda Kodeksi Et ve Et Ürünleri Tebliği’nde yapılan son değişiklikler 13 Şubat 2015 tarih ve 29266 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Et ve et ürünlerinin üretiminden paketlenmesine, satışından reklam çalışmalarına kadar pek çok alanda yeni düzenlemeler getiren değişiklikler, uzunca bir süredir devam eden değerlendirmeler sonucunda gerçekleştirildi. Et ve et mamülleri üretiminde yeni bir döneme geçilen ana değişiklikleri kapsayan tebliğ 5 Aralık 2012’de yayınlanmıştı. Bu tebliğ sektöre; kırmızı ve beyaz et mamüllerinin ayrı ayrı üretimi, ürün kalitesinde yükselme ve merdivenaltı üretiminin önüne

24 ETBİR I KIRMIZI

geçme gibi büyük katkılar sağlamıştı. Geçtiğimiz aylarda eklenen yeni düzenlemeyle ana tebliğ hükümlerinde etin taşıması gereken nitelikler, pizza, lahmacun, pide, köfte türleri gibi hazır yemekte kullanılan etleri de kapsar hale getirildi. Ayrıca yeni düzenleme lokanta, restoran, otel ve hazır yemek üreten işletmeler gibi son tüketiciye yemek hizmeti veren işletmelerin, çiğ et ve pişmemiş köfte gibi çiğ durumda bulunan hazırlanmış et karışımlarını satmasını da yasaklandı. Yine tebliğ kapsamında yer alan ürünlere ürün kalitesini belirleyen et proteini miktarını sağlamak


Kanatlı eti paketli satılacak

Öte yandan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yeni düzenleme ile kasap, süpermarket vb. perakende işletmelerde parça kanatlı etlerinin dökme olarak satışını yasakladı. Kanatlı etleri sadece hazır ambalajlı olarak satışa sunulabilecek.

Reklamlara da düzenleme geliyor

için kaliteli et yerine dışarıdan et proteini katılması yasaklanarak haksız kazancın önüne geçilmesi amaçlanıyor. Geleneksel metotlarla üretilen ürünleri koruma altına almak amacıyla coğrafi işaret alarak tescil edilmiş et ürünleri (Akçabat Köfte gibi) yatay gıda kodeksi hükümlerine aykırı olmamak koşulu ile coğrafi işaret tescilinde belirtilen özelliklere göre piyasaya arz edilebilecek. Ancak bu ürünlerde kullanılan çiğ et ve kıyma tebliğ hükümlerine uygun olacak.

MDM kullanımına kısıtlama

Kavurmaların tuzu oranı düşecek

Perakende işletmelerde sucuk, pastırma, sosis, salam gibi et ürünleri üretimi durduruldu. Et ve Et Ürünleri ana tebliğini tamamlayan yapılan bu düzenlemelere göre bundan sonra kasap, market vb. yerlerde fermente sucuk, pastırma, köfte gibi et ürünleri üretilemeyecek. Aynı şekilde bu işletmelerde önceden çekilmiş ve paketlenmiş günlük kıyma da satılamayacak. Perakende işletmelerde kıyma, hazırlanmış kırmızı et karışımları ancak tüketicinin talebi üzerine anında hazırlanabilecek.

Tebliğde yapılan değişiklik ile kavurmanın tuz oranı azaltıldı. Birçok üründe tuz oranını azaltan Bakanlık, kavurmada da aynı uygulamaya gitti. Daha önce kavurmada yüzde 5 olan tuz oranı bu tebliğle yüzde 3’e düşürülecek. Bakanlık kavurma kategorisindeki ürün yelpazesini de genişleterek “kıyma kavurma” tanımını getirildi. Bundan sonra raflarda “kavurma” ve “kıyma kavurma” olmak üzere iki çeşit ürün yer alacak.

Önemli değişikliklerden biri mekanik olarak ayrılmış et (MDM) kullanımına getirilen kısıtlama oldu. Düzenleme ile “Son tüketiciye yemek hizmeti veren işletmelere veya doğrudan tüketiciye mekanik olarak ayrılmış et satışı yapılamaz ve bu işletmelerde mekanik olarak ayrılmış et kullanılamaz” hükmü getirildi.

Perakende işletmelerde et mamülleri üretilemeyecek

Tebliğ kapsamında yer alan ürünlerin etiketinde ürün adları aynı renk, aynı yazı karakteri ve aynı puntoda olmak üzere bir bütün olarak ifade edilecek. Düzenleme ile “ısıl işlem uygulanmış et ürünü”, “emülsifiye et ürünü” vb. genel ürün grup isimlerinin ürün adı olarak kullanılması yasaklanıyor. Ürün etiketlerine ilişkin belirlenen kurallar; satış reyonları, reklam panoları, market katalogları, gazete reklamları ve sanal reklamlar gibi yollarla yapılan ürün tanıtımları için de geçerli olacak. Örneğin ürün “ısıl işlem görmüş sucuk” ise bu ürünün reklamında, tanıtımında tüketicilerde yanlış algıya neden olabilecek “sucuk” veya “kangal sucuk” vb. ifadeleri kullanılamayacak. Tebliğ ile getirilen değişikliklere uyum sağlamaları için işletmelere tebliğin yayımından itibaren bir ay geçiş süresi verilirken perakende işletmelerin fermente sucuk, pastırma gibi ürünleri üretmesinin yasaklamasını öngören hüküm, Tebliğ yayınından önce faaliyet gösteren işletmeler için 1 Temmuz 2015’ten itibaren uygulanacak. Kavurmada tuz miktarının azaltılmasına yönelik düzenleme kapsamında tebliğin yayımından önce piyasaya arz edilen ürünler ise 01.01.2016 tarihine kadar piyasada bulunabilecek.

ETBİR I KIRMIZI 25


GÖRÜŞ

Tarım ve Gıda Güvenliğinde

Etik İlkelerin Önemi

Prof. Dr. Hasan Vural Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü (hvural@uludag.edu.tr)

Etik daha çok ahlak üzerinde konuşur, sorgular, tartışır, düşünür, yargılar. Ahlak yöresel, etik ise evrenseldir. Etik, evrensel kabul gören kurallardır. Gıda etiği, gıda bilimi, teknolojisi ve uygulamalarında, doğru olarak kabul edilecek değerleri araştırmak, bulmak, sistemleştirmek ve insanların hizmetine sunmaktır. 1. Giriş

Yeterli, kaliteli ve güvenli gıdaya erişim insanoğlunun en temel hak ve özgürlüklerinden olup bu haktan kimse mahrum edilemez. Tarım sektörü yeterli ve kaliteli gıdanın temin edilmesinde lokomotif görevi görmektedir. 2050 yılına kadar dokuz milyarı aşması beklenen dünyanın, tarım ürünlerine olan beklenen talep artışı yeterli ve kaliteli gıdaya erişim hususunda bir takım sorunlar doğurmaktadır. Artan nüfusa paralel artan ihtiyaçlara karşın aynı doğrultuda artmayan doğal kaynaklar ve tarım

26 ETBİR I KIRMIZI

alanlarından daha fazla verim elde edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum beraberinde; yoğun kimyasal girdi kullanımı sebebiyle toprağın ve doğal kaynakların bilinçsizce kullanılarak tahrip edilmesine yol açmaktadır. Yanlış kullanım ve uygulama metotlarının yanında, ürün elde edildikten sonraki süreçlerde gıda güvenliğine yönelik kuşkuların artmasına sebep olmaktadır. Günümüzde; yüksek verim amaçlı kullanılan genetiğiyle oynamış organizmaların tarımsal sahada, özellikle Amerika gibi dış ülkelerde sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. Bilhassa tohum

alanında kullanım sonucu ortaya çıkan, transgenetik tohumlar kısa vadede verim artışı sağlasa da uzun vadede hem insan sağlığı hem de doğal kaynaklar açısından büyük risk teşkil etmektedir Etik terimi Yunanca ethos yani “ahlak, töre” sözcüğünden türemiştir. Değerler felsefesinin [Aksiyoloji] dalı olan etik, felsefenin üç ana dalından biridir; varlık, bilgi ve değer. Doğru davranışı, yanlış davranıştan ayırabilmek amacıyla ahlâk kavramının doğasını anlamaya çalışır. Etik batı geleneğinde zaman zaman


ahlâk felsefesi olarak da anılmıştır. Türkçe “ahlak felsefesi” olarak da anıldığı olmuştur. Ayrıca Türkçe’de etik sözcüğü yanlış biçimde ahlâk sözcüğüyle eş anlamlı olarak da kullanılır. Etik ile ahlak arasındaki en temel fark, ahlak toplumsal değerlere dayanırken, etiğin evrensel insani değerlere dayanmasıdır. Etik daha çok ahlak üzerinde konuşur, sorgular, tartışır, düşünür, yargılar. Ahlak yöresel, Etik ise evrenseldir. Etik, evrensel kabul gören kurallardır. “Etik” kelimesi çok sık kullanılmakta olup pek çok metinde yeralmaktadır. İnsanların çoğu muhtemelen “etik davranışın” neyi vurguladığı hakkında fikir sahibidirler – bu “bir şeyin iyi yapılması” anlamındadır. Etik konusunun derinlemesine araştırılmasında, bu yüzden onun yüzeysel ve basit görünen anlamının altında “doğru şeyi yapmanın”, ahlaki felsefeye dayandırılan etik kuralları tanımlanmaktadır. İnsanların klasik erdem davranışları da; adalet, sağduyu, güven ve metanettir. Seebauer’e göre “insanlar içgüdülerine uyarak iyiyi belirleyebilirler”. Çinli “Renging” kavramına göre, Chaun’un yorumunda; İnsanlar bir duruma bağlı olarak iyilik yapmayı zorunluluk hissederler. Durumun mantığına ve arkasındaki nedene bakmaksızın sadece doğru görünen yardımsever bir eylemi gerçekleştirmek gibidir. Seebauer’e göre, “doğru etik davranış genellikle kendimiz, kurumlarımız ve bütün dünya için doğru sonuçlara yol açar”. Fakat bunu uygulamak için doğru bir etik davranışı ve kurumun belirlediği pozitif etki sağlayacak süreçlerin oluşturulması konusunda ortak konsensusa ulaşılması gerekmektedir. Belki de etik kurallar konusunda ayrıntılı çalışmanın nedeni Seebauer’in açıkca belirttiği gibi (etik kuralları anlamada), “doğru olanı daha kolay yapmaya güç sağlar”; ve Mepham’a göre “Gıda etiği disiplini gıda sanayinin çeşitli dallarında etik uygulamaları

daha çok teşvik etmede yararlı bir rol oynayabilir mi?” sorusuna cevap olumlu olmalıdır. İnsanlar ve organizasyonlar rehberlik edici bazı kurallar olmadan her zaman neyin doğru olduğunu bilemezler. Dahası, bu kurallar toplumda etik davranışı ve sonuçlarını yansıtmalıdır. Pek çoğumuzun kötü olarak ve adalet, otonomi, ahlaki değerlerden yoksun olarak adlandırdığımız eylemler, aslında onları yapanlar tarafından kendi kurallarına göre doğru olarak kabul edilirler. Bazı yazarlar etikle ilgili şu bilgileri sunmuşlardır: Bu beni gerçekten üzmüştür. Çünkü benim tasarladığım aletlerin bir kısmı ile sığırlara işkence yapmışlardır. Çalışanlara sığırlara elektrik şoku verilmesini fakat müfettişler varken bunu asla yapmamaları gerektiği söylenmiştir. (USA’dan örnek) İnsanlar önemsemedikleri, etkisinin uzun süreli olmayacağı, ihtiyaçları olmayan şeylere para harcamaya ikna edilmektedirler. Gıda (tarım) üreticileri daha fazla sömürülmektedir. Ucuz gıda arzusu gıda üretimine zarar vermektedir. İster muz, ister kahve üreticileri olsun darbelere maruz kalmaktadırlar. Zenginler her fiyattan ucuz gıda istemektedirler (üreticiler maliyetine ya da zararına satış yapmalıdırlar?) “Hayvan refahının standardının

yükseldiği yerlerde etin kalitesi de artacaktır”. Yazar ayrıca, sadece insanca üretilen etlerin tüketiminin artışını ve kötü tanıtımının tüketimdeki potansiyel etkisini tartışmaktadır. Ancak, bunu tüketici nasıl bilecek? Hayvan refahının yüksek standartları etin kalitesini geliştirebilir. Fakat, yüksek üretim maliyetleri ortaya çıkabilir. Ekonomistler, gıda üretim davranışlarındaki üç çeşidi betimleyerek, tarımsal üretimdeki etik standartların daima kendi ödülünü getirmeyeceğini belirleyen durumların da olası olduğunu söylemektedirler. Tüketicilerin alıişverişteki davranışları; araştırma, tecrübe ve güven şeklinde etiketlenmektedir. Tüketici bir meyvenin şeklini, büyüklüğünü ve rengini alışveriş sırasında bilebilir. Tüketici sadece tüketimden sonra tecrübe kazanacaktır. Lezzeti, yapısı, pişirme kalitesi gibi özellikler başlıca tecrübelerdir. Gıda zehirlenmesi gibi istenmeyen tecrübelerle de karşılaşabilir. Tüketiciler yeşil muzların olgun olmadığını ve siyahlarının çok olgunlaşmış olduğu gibi tecrübeler kazanırlar. Tüketiciler bu şekilde basitçe güven duygusu kazanırlar. Tüketiciler alışverişte gıdaya daha fazla değer vermektedirler. Fakat bunlar zaten tipik güven yaklaşımlarıdır. Hayvan refahı bunlardan biridir. Tüketicilerin

ETBİR I KIRMIZI 27


GÖRÜŞ

güven yaklaşımları sorununa çözüm olabilecek klasik çözüm etiketlemedir (diğer satış bilgileri noktası ve artan bilgi siteleri ile birlikte). Üretimde etik değerlere önem veren bir gıda şirketi buna uygun şekilde ürünü etiketleyebilir, sağlık konusunda bilinçli tüketicilerin araştıracağı şekilde ürün birleşimi hakkında bilgi verebilir. Bu düzenli çözümün iki sıkıntısı vardır. İlki, olumlu güven yaklaşımı sayılamayacak “etik olmayanı” (pestisit kalıntıları içerir, hayvanlar kafeslerde tutulur) etiketleyecek bir unsurun yokluğudur. Daha kötüsü, daha az vicdanlı, özenli bir şirketin olumlu güven varlığını hileli olarak etkileyecek teşviklerin olmasıdır; veya en azından yanıltıcı iddalarda (örneği;%10 yağ içerir yerine ,%90 yağsızdır gibi) bulunmasıdır. Batı ülkelerinde son yıllarda rekabette üreticiyi ve tüketiciye korumak amacıyla “Adil Ticaret” etiketi uygulaması başlatılmıştır. Aslında adil ticaret ürünlerinin ayırt edici tüm özelliği tüketicilerin onlara verdiği değer olan güven yaklaşımıdır. Adil ticaret hareketinin başarısı ADİL TİCARET (fair trade)

markası tüketicilerin ve onların marka garantisi taşıyan ürünler için gerekli olan standartların belgelenmesindeki güven takdirine bağlıdır.

2. Etik Matrisi

Etik ilkelerinin çeşitli alanlarda uygulanması amacıyla etik matrisi geliştirilmiştir. Etik matrisinde üç ilke bulunmaktadır. Bunlar; fayda , özerklik ve adalettir. Etik matriksin ilk prensibi ve en önemlisi üretici ve tüketicinin yararını da belirten “fayda”dır. Gıda tüketiminde sağlık tehlikelerine neden olacak gıda üretim süreçleri, tüketiciye gıdaların faydalarını azaltma potansiyeline sahiptir. Bunun en uç ve en tehlikeli boyutu da gıda zehirlenmesinden oluşabilecek ölümlerdir. Herkes kabul etmelidir ki gıda sektöründeki etik davranış güvenli gıda sağlanmasıdır.

3. Gıda Alanında Etiğin Önemi

Gıda Güvenliği; İngilizce’de “Food Safety” olarak yer almakta ve sağlıklı, kusursuz gıda üretimini

Tablo1. Etik matrisin süt üretimine uygulanması Fayda

Özerklik

Adalet

Süt çiftliği

Tatmin edici gelir ve çalışma koşulları

Eylem Yönetsel özgürlüğü

Ticaret kanunları ve uygulamaları

Tüketiciler

Gıda güvenliği ve kabul edilebilirliği. Yaşam kalitesi

Demokratik, bilinçli seçim örneğin; güvenilir gıda

Gıda kullanılabilirliğinin uygunluğu

Süt inekleri

Hayvan refahı

Davranışsal özgürlük Gerçek değer

Koruma

Biyoçeşitlilik

Biyota

28 ETBİR I KIRMIZI

Sürdürülebilirlik

sağlamak amacıyla gıdaların; üretim, işleme, muhafaza ve dağıtımı sırasında gerekli kurallara uyulması ve önlemlerin alınması olarak tanımlanmakta ve sağlıklı, sağlığa yararlı ve sağlıklı durumu korunmuş gıda kavramlarını içermektedir. Gelişmiş ülkelerde bazı profesyonel gruplar ve şirketler etiğin formal kodlarını kullanmaktadırlar. Bu kodlar iş yerinde beklenen etik standartların hatırlatıcısı olarak gerçek değere sahiptir. Bir kamu belgesi gibi bu kodlar, ihlal edenlere karşı resmi veya hukuki disiplin cezası alması için bir temel olarak hizmet vermektedir. FAO gıda güvenliğini sağlamak için söz konusu kapsamda dört temel koşul ileri sürmüştür. Bunlar; * Gıdaya erişimde eşitlik * Gıda maddelerine ulaşım * Sürdürülebilir üretimin sağlanması ve * Gıda kalitesidir. Gıdaya erişimde eşitlik konusu, herkesin dengeli ve kaliteli beslenme adına güvenli gıdanın temin edilmesinde eşit haklara sahip olduğudur. Sürdürülebilir üretim konusunda, bilhassa tarımsal açıdan doğal kaynakların doğru kullanımı, çevreye ve doğaya saygılı, aynı zamanda ekonomik olarak sürdürülebilir tarım vasıtasıyla artan nüfusun ihtiyaçlarının yeterli ve kaliteli bir şekilde karşılanmasını ifade etmektedir. Gıdaya erişim (ulaşım) konusundaysa; gıdanın satın alımı, pazarlanması, gerekli takdirde yeterli gıdaya erişim konusunda sorun yaşayan üçüncü dünya ülkelerine düzenli gıda yardımlarıyla ve alınacak tedbirlerle besinsel ihtiyaçların karşılanmasını ifade etmektedir. Gıda kalitesi konusunda ise; sadece nicelik olarak yeterli gıdanın temini değil aynı zamanda nitelik olarak gereken kalite şartlarının yerine getirilmesi ve insan sağlığı açısından risk oluşturmamasını tanımlamaktadır. Kalite kavramı orijin, renk, görünüm gibi özelliklerin yanı sıra


bozulma, hijyenik olarak kirlenme yani kontaminazyon gibi özellikleri de kapsayan bir konudur. Gıda güvenliği ve gıda kalitesi ayrılmaz unsurlar olup biri olmadan diğeri düşünülememektedir. Tarladan sofraya geçinceye kadarki her aşamada üzerine önemle durulması gereken kalitenin zorunlu ve isteğe bağlı kalite özellikleri olarak incelendiğinde; * Zorunlu kalite özellikleri; bir ürünün ya da hizmetin “kabul edilebilir” olarak değerlendirilmesinde mutlaka yerine getirilmesi gereken özelliklerdir. * İsteğe bağlı kalite özellikleri ise; bir ürün ya da hizmetin seçilmesini etkileyen beklenti ve temennileri içermektedir. Değinilen bu unsurlar dahilinde ele alınabilecek gıda güvenliğinin zıttı olan gıda güvensizliği ise bu koşulların sağlanmaması durumunda ortaya çıkmaktadır. 2050’ye kadar dokuz milyarı aşması beklenen dünya nüfusunun beslenme ihtiyaçlarının yeterli seviyede ve güven, kalite, hijyen, vb. koşullarda karşılanamaması yani gıda güvensizliği riskiyle karşı karşıyadır. Gıda etiği, gıda bilimi, teknolojisi ve uygulamalarında, doğru olarak kabul edilecek değerleri araştırmak, bulmak, sistemleştirmek ve insanların hizmetine sunmak” olarak açıklanabilmektedir. Korthals (2008) üretim ve tüketim arasındaki

mesafenin uzunluğu nedeniyle tüketicinin etik izlenebilirlik için gıda seçiminde baskın olmaya başladığını; mevcut yönelimlerin üç çeşit etik ilgi yarattığını bildirerek, bunları; hayvan refahı, güvenilir bilgi ve izlenebilirliğe iştirak etme ve katılım olarak sıralamaktadır. Lang ve Ark. (2005) ise etik izlenebilirlik amaçlarını şöyle sıralamaktadır: • Hayvan refahını sağlamak • İnsan sağlığını korumak • Sürdürülebilir üretim, çevre dostu üretim ve işleme yöntemlerini teşvik etmek • Ticareti iyileştirmek • Çalışma koşullarını iyileştirmek • Kaliteyi (tat ve bileşim vb) garanti altına almak • Üretim yeri ve ürünün kökenini bilmek • Tüketici güvenini geliştirmek • Katılımcılığı geliştirmek • Saydamlık sağlamak Tüketici açısından gıda etiği, gıdanın geçmişiyle ilişkili olan bir kavramdır. Böylece gıdanın üretimi ile ilgili bilgiler yukarıda listelenenler hakkında bilgi verecek ve tüketicinin seçiminde etkili olacaktır. Sağlık iddiaları ile ilgili olarak, etik davranışı uygulamaları için İngiltere’de hükümet “GIDA ETİK KURULLARI” kurmuştur. 1992 yılında ACNFP “gıda kullanımında genetik değişimin etikleri alt komitesini” kurmuştur. Kurumun

organları geniş bir yelpazede görüştükten sonra kamu endişesine yol açan, dört ana olumsuz etki alanı saptanmıştır: 1. İnsan genlerinin gıda hayvanlarına transferi 2. Bazı dini gruplar tarafından kullanımı yasak olan etlerin genlerinin bazı hayvanlara transferi (domuz genlerinin koyunlara transferi) 3. Hayvan genlerinin vejeteryanlar tarafından özellikle endişe oluşturabilecek bitkilere transferi 4. Hayvan yemi olarak insan geni içeren organizmaların kullanılması. Bununla birlikte bir sonraki araştırma ortaya çıkarmıştır ki, gıda üretiminde çağdaş teknolojilerin kullanılması ile ilgili kamu endişesi bundan çok daha geniş kapsamlıdır. Özellikle tüketicinin GDO ürünü “kabul etme “ istekliliği şiddetle ondan faydalanmak isteyenler tarafından etkilenmektedir. Her şeyden ötesi, ülkede yeni teknolojiye karşıtlığın gelişmesi, insanlarda “doğal olmayan” inancından doğan bilinmeyen korkusuyla bağdaştırılan ve bilim adamlarının insanlara yeni teknolojiden yalnızca gıda şirketlerinin faydalanacağı düşüncesini empoze etmesidir. Tüketici menfaati saptandığında, GDO ürün daha kabul edilebilir ve çelişkili (mantıksız) bir biçimde daha güvenli hale gelmektedir. Bu son nokta, bilimsel kanıt önerileri asılsız olan gıda güvenliği hakkında tüketici endişelerine nasıl cevap verileceği etik sorununu ortaya çıkarmaktadır. Gıda güvenliği riskleri hakkında “uzman” ve “uzman olmayan” kişilerin bakış açıları karşılaştırıldığında genellikle iki taraf arasında zıt durum görülmektedir. Tüketiciler yeni teknolojilerin izlenmesinde en çok gıdalardaki katkı maddeleri ve kimyasal kalıntılardan kaygılanırken, bilimadamları ise kötü beslenmenin sağlığa etkisine ve mikrobiyolojik kirlenmeye (kontaminasyon) yoğunlaşmaktadırlar. (Devamı gelecek sayıda)

ETBİR I KIRMIZI 29


UZMAN GÖZÜYLE

Toleransınız N`e´ olmalı?… Adetsel üretilen her ürün, ‘estimated’ (tahmini/yaklaşık) anlamına gelen, ancak Euro standardına uygun olduğunu gösteren, özel bir ‘e’ sembolü ile ifade edilir. Bu harf, üzerinde bulunduğu ürünün gerekli koşulları tam ve eksiksiz olarak taşıdığını; resmi, hukuki, kanuni sorumluluk ve teminatı gösteren bir işarettir.

Ali Emin ESKİÇIRAK Üçle Elektronik A.Ş. Endüstriyel Grup Direktörü

B

ir yanda geleneklerimiz, bir yanda geleceğimiz. Sanayi devrimini yaşayan bir dünyanın içinde tarım ülkesi olarak kalmak mıdır kaderimiz? Asla!!! Ekmişiz, biçmişiz, yetiştirmişiz nice vatan evladını; ama bulamamışız henüz teknoloji denen illetin (!) kaynağını… Bulamamakla kalmamış, var olanı da kullanmadan tüketmişiz enerjimizi… Keşfedilmişi keşfetmek için harcarken zamanı, taklitlerimiz bile yetersiz kalmış

30 ETBİR I KIRMIZI

ihtiyacı karşılamada… Bir ümitsizliğe sevk değil bu sitem… Farkında olmanın en çarpıcı dili; uyanmak için serpilen bir avuç su, yüzümüze… Şöyle bir baktığımızda geçmişe, adetle, litreyle, gramla, kiloyla üretilen her ürün birbirinden farklı segmentlerde ve farklı üretim tesislerini işaret ederken, gelinen noktada, üretilen her ürün ‘Adetle’ üretilme yolunda çok ciddi ilerleme kaydetmiş durumda. Litreyle satılan ürün de, gram

ve/veya kilo ile satılan ürün de adetleşiyor adeta… Buna, endüstri ve sanayileşmenin kaçınılmaz sonu olarak bakabiliriz. Zira, aynı ürünü, sürekli ve standart olarak, yüksek hacimlerde ürettiğinizde endüstrileşebiliyor, sanayi olduğunuzu söyleyebiliyorsunuz… Üretim proseslerinizi şekillendiriyor, geliştiriyor ve değiştiriyorsunuz… Ama bir yerden itibaren, bir yerden sonrasında… Mamül çıktısının adetleşmesi, ne litre bazlı kontrolü, ne de ağırlık bazlı gramaj


kontrolünü ortadan kaldırmıyor mesela… Adetsel üretilen her ürün, ‘estimated’ (tahmini/yaklaşık) anlamına gelen, ancak Euro (Avrupa Bölgesi) standardına uygun olduğunu gösteren, özel bir ‘e’ sembolü ile ifade edilir. Bu harf, üretilen ürünün üzerine, rastgele ve bir ritüel olarak değil; üzerinde bulunduğu ürünün, gerekli koşulları tam ve eksiksiz olarak taşıdığını gösteren resmi, hukuki, kanuni sorumluluk ve teminatı gösteren bir işarettir. Tıpkı, paradaki hologram bant gibi… Ancak ne yazık ki, ürünler zahiri anlamda, para değeri taşımadıkları için, yasal denetleme ve kontrolü o derecede önem ve ehemmiyet arz etmemektedir. Ancak, batıni olarak taşıdıkları değer, paradan daha kıymetlidir… Şöyle ki: Bu işaret, çok kolayca bir ürün üzerine basılabilir, (paradaki hologram kadar önemli ve değerlidir aslında), koşulları sağlamadığı halde, sağlıyormuşçasına ürün satışına olanak sağlar, (Hologramsız parayı almayız, ama ürünleri satın alırız), bu durum, tüm koşulları yerine getirerek, hologramlı üretim yapan diğer üreticiler için rakip olur (haksız rekabetle, dürüst üreticilerin mali kayıplarına sebep olunur, kalpazanlıktan farklı bir sonuç ortaya çıkmaz)…

geçilebilsin… Geçmişte, bu gerekliliğe uyulmadığı için faaliyeti durdurulmuş hatta yok olmuş firma ve markaların az da olsa, örnek olarak varlığını söyleyebiliriz…

Peki nedir bu işin özü ve nasıl bir süreçle izlenebilir/ izlenmelidir?

Öncelikle, üretim proseslerinin yürütüldüğü makine ve ekipman parkurunun, sabit ürün üretimi yapacak vasıflarda olması gerekir. Üretimin yapılmış olması, üzerinde ‘e’ sembolü olması yetmiyor ve işlem burada bitmiyor tabii ki… Üretilen ürünün, belirlenen kriterlere göre, litre veya gramaj değerini ölçebileceği ve doğruluğunu teyit edebileceği bir ölçüm cihazı/sistemi gerekir. Bu cihazlar, ‘Checkweigher’ (tam bir tercüme yapmak zor, ama ağırlık doğrulayıcı) olarak adlandırılır. Eğer üretilen ürün, belirlenmiş ağırlık/ litre kriterlerine uygunsa üretim bandında ilerler ve sevkiyata kadar gider. Eğer kriterleri sağlamazsa, üretim hattından, otomatik olarak atılır (reject edilir). Ve devamında, eğer bu atılmaların sayısı artarsa, cihazın ve üretim hattının sahip olduğu ilave özelliklere de bağlı olarak, checkweigher, kendinden

önceki makineye, yapılacak olan dolum ve/veya ayarlama miktarını artı veya eksi yönde değişmesi için vereceği sinyallerle, üretimin nominal değerlere yaklaştırılmasını sağlar ve böylece doğru hedeflere ulaşmış bir üretim oluşturulmuş olur. Checkweigher’ler manuel olabileceği gibi, genelde, hızı 600 adet/dakika’ya erişebilen otomatik modelleri, tam entegre ve otomatize olmuş sistemler için uygun ve gerekli olan ekipmanlardır. Bu anlatılanlara bakılırsa: 1. Hatalı üretim (eksik ya da fazla gramajlı ürünler) hattan reject edilir, 2. Hatalı üretimin optimize edilmesi için, önündeki sistemlere sinyal iletilerek otomasyon kontrolü sağlanır, 3. Doğru üretilen ürün hızlı bir şekilde üretim hattında ilerler ve sorunsuz ürün olarak sevke hazır hale gelir… Burada anlatılan checkweigher, ürünün üzerinde belirtilen ve hologram değeri taşıyan son derece önemli olan ‘e’ sembolünün, layıkıyla kontrol edildiğine ve güvenli bir üretim yapıldığına dayanak olan cihazlardır… ’e’ sembolünün tolerans aralığı aşağıda verilen kriterlere göre hesaplanır…

Sizce de öyle mi acaba?

Bu noktalara geldiysek, değinilmeden geçilmemesi gereken ifadeyi yerinde kullanmamız gerekir : Madem haksızlık var, bunu denetleyip düzeltecek mekanizmalara da gerek var. Bu mekanizmalar, devletin resmi görevli birimleri ve memurları olduğuna göre, denetlemek, tespit etmek, uyarmak, düzeltmek işin ilk bölümünü, düzelmiyorsa da cezalandırmak, faaliyetini durdurmak hatta kapatmak da işin ikinci bölümünü teşkil etmelidir ki, elma ile armut ayrılabilsin; haksız rekabet ve kazancın önüne

ETBİR I KIRMIZI 31


UZMAN GÖZÜYLE Nominal dolum miktarı (Qn) gram veya mililitre

Müsaade edilen eksik dolum miktarı

5 – 50

50 – 100

% Qn

g veya ml

-

4,5

-

9

-

15

9

100 – 200

4,5

300 – 500

3

1 000 – 10 000

1,5

200 – 300

500 – 1 000

-

-

-

-

Vee, sonuca yavaş yavaş yaklaşıyoruz…

Ayda 20 gün üretim yapıldığını varsayarsak, 20x31,25kg=625 kg aylık fazla üretim… 625kgx20TL=12.500 TL aylık fazla üretim nedeniyle kazanamadığınız maliyet demektir bu… Şimdi sormak istiyorum, müşterilerinizin hiç haberi olmadan, umursamadığı, karnını doyurmayan ve heba olan 5 gr’ların üretiminize getirdiği bu maliyet ile aylık ya da yıllık bazda neler yapabilirsiniz acaba?

Tabii ki bu değerler, ürünlerin, mevzuatlar çerçevesinde olabilecek minimum ağırlıklarını bulmaya yardımcı olur. Ancak şu da unutulmamalıdır ki, parti üretiminde, partinin ortalama değeri de, nominal değerin altında olamaz… Örneğin; nominal değeri (Qn) 100 gr olan bir ürün, 95,5 gr olabilir. Ancak, üretilen partinin ortalaması 100 gr’ın altında olursa da, hatalı üretim yapılmış olur… Yani, ürünlerin bir kısmı, 95,5 gr ile 100 gr arasında olabilecekken, bir kısmı da, ortalamayı minimum 100 grama çekmek için, 100 gr’ın üzerinde olmalıdır… İşte buradaki ortalama hesabını da checkweigher yapar ve ortalamayı düşüren ürünleri de reject ederek, üretilen partinin toleranslar içinde olması temin edilmiş olur… Kalite ve ‘e’ sembolü mevzuatı gereği, hep alt limitlerden konuşmak, konunun bir yanını eksik

32 ETBİR I KIRMIZI

bırakmaya neden olur… Tamam, iyi, güzel… Alt sınırın altında kalmamak için, böylesi bir yatırım yapmaya gerek yok, üretimi sürekli izlemeye gerek yok, her paket 5-10 gr fazla olsun, ‘yesin vatandaş, helal’ olsun diyenleri duyar gibiyim… Ama öyle değil, öyle olmamalı… Düşünün ki, 400 gr’lık kangal sucuk üretiyorsunuz. Her pakette ortalama 5/10 gr fazla var… Bu oransal olarak %1,25-%2,5 yapar… (Marka vermeden, yaklaşık ortalama piyasa satış değeri 20.00-22.00 TL) Buradan hesaplarsak, paket başı, 0.25-0.50 TL bedelinde bir üretim firesi yapar… Orta, hatta ufak sayılabilecek bir tesisin ortalama günde 5 ton ürettiğini varsayarsak, 12.500 paket eder. Bunun da yarısının olması gerekenden 5 gr fazla olduğunu düşünelim, bu da 6.250 paket eder. 6.250x5gr=31.250gr (31,25 Kg) günlük fazla üretilen miktar eder…

• Kaç işçinizin maaşı (ödenir ya da iyileştirilebilir)? • Kaç fatura ödemesi? • Kaç makine parası? • Kaç müşteri şikayeti ve cezanın önüne geçebilirsiniz? • İşinize ne tür efektiflikler katabilirsiniz? • Kalitenize ne tür artı değerler sağlayabilirsiniz? • Ürünlerinize ne kadar indirim yapabilir ve acımasız fiyat rekabetinde avantaj yakalayabilirsiniz? Cevapları size kalmış olan bu sorularla sizleri baş başa bırakırken, sonraki yazılarımda buradan devamla, üretim efektifliği ve kalite kontrol konularının işleneceği, işimize değer katacak olan konularla sizlerle tekrar buluşmayı ümit edeceğim… İşini en çok seven, işine en çok yatırım yapandır… Sağlıcakla kalın…


HABER

Danıştay,

İVHO’yu Haklı Buldu...

İstanbul Veteriner Hekimler Odası (İVHO)’nın meslek odası üyelerinden “Oda Üyelik Belgesi”nin istenmesinin iptalini getiren yönetmelik değişikliğine itirazı, Danıştay tarafından haklı bulundu.

D

anıştay 10. Daire Başkanlığı “Gıda İşletmelerinin Kayıt ve Onay İşlemlerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik” in 4. maddesinin 1. fıkrasının iptali ve yürütülmesinin durdurulması talebi ile açılan davada, İstanbul Veteriner Hekimler Odası (İVHO)’nın “yürütmesinin durdurulması” yönündeki talebinin kabulüne karar verdi. İlgili yönetmeliğin 4.madde a fıkrası ile onay ve kayıt sırasında Bakanlığın istediği belgeler arasında bulunan “Oda kayıt belgesi” zorunluluğu iptal edilmişti. Bu durumun, meslek odalarının meslektaşları üzerindeki denetimi ile meslektaşlarının özlük haklarıyla yetkilerini koruma hakkını elinden aldığı düşüncesiyle kararın iptali

için İVHO Danıştay’a başvurdu. İVHO’nun gıda sektöründe çalışan meslektaşlarının hak kaybına neden olacağı, meslek odalarının kuruluş amacını ortadan kaldıracağını ileri sürdüğü değişikliğe karşı başlattığı hukuksal sürecin ilk aşaması tamamlandı. Danıştay 10. Dairesi iddiaları haklı buldu.

kısaca odanın kuruluş amacını gerçekleştirebilmesi, ancak oda tarafından düzenlenecek ve “ilgilinin odaya kayıtlı olduğunu ve görevini yapmasına bir engeli bulunmadığını” gösterir belgenin ibraz edilmesiyle gerçekleşebileceği, bildirilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.

Karar özetle şöyle; Kamu

İVHO tarafından yaplan açıklama da; Bu kararla meslek odalarının kuruluş amaçlarına uygun olarak görevlerini yapmalarının vazgeçilmez olduğunun tekrar hatırlatıldığı, istihdamı zorunlu personelin meslek odasının desteğinden yoksun, güvencesiz ve işverenin insafına tabi bir şekilde çalışmasının önlendiği ifade edildi.

dışında mesleğini icra eden veteriner hekimlerin (istihdamı zorunlu personelin) odaya zorunlu kayıtlarının sağlanması ve denetlenmesi, meslekten ihraç edilmiş olanların veya sahte belgelerle mesleği icra etmeye çalışanların tespiti, mesleki etik ve disiplin kurallarının işlerliğinin sağlanabilmesi,

ETBİR I KIRMIZI 33


ARAŞTIRMA

Küçükbaş Hayvan Yetiştiricilerinin Örgütlerden Beklentisi:

Ürünlerinin Pazarlanması ve Veterinerlik Hizmetleri

Küçükbaş hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı Bingöl Merkez ve ilçelerinde yapılan “Küçükbaş Hayvan Yetiştiricilerinin Tarımsal Örgütlenmesi” konulu araştırma yetiştiricilerin, üretici birliklerinden beklentilerini ortaya koydu. Yetiştiricilerin yüzde 58’inin birlik üyesi olduğunu saptayan araştırmaya göre tarımsal örgütlerden beklentileri ise ürünlerinin pazarlanması ve veteriner hekim hizmetleri...

T

arımsal üretim içinde önemli bir alanı oluşturan hayvancılık sektörü Türkiye’de diğer üretim sektörlerine göre daha dağınık ve düzensiz işletme yapısına sahip. Verimliliğin ve üretici tarafında memnuniyetin artması için daha ciddi bir örgütlenme yapısına ihtiyaç duyuluyor. Ancak örgütlenmenin, üreticilerin ihtiyaçlarının belirlenip bunu göre oluşturulması gerekiyor.

34 ETBİR I KIRMIZI

2013 rakamlarına göre; Türkiye’de tarımsal kalkınma, sulama, su ürünleri, pancar ekicileri ve tarım kredi olmak üzere toplam 12 bin 975 kooperatif, hayvansal üretim, meyve, sebze–süs bitkileri, tarla bitkileri, su ürünleri ve organik ürünler olmak üzere 821 üretici birliği bulunuyor. Damızlık sığır, koyun-keçi, arı, manda ve tavuk için ıslah amaçlı yetiştirici birliği sayısı ise 265.

Küçükbaş hayvan yetiştiricilerinin tarımsal örgütlenme konusunda günümüzdeki durumları ve beklentilerinin belirlenmesi amacıyla Bingöl Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakülteleri tarafından Bingöl’ün merkez ve ilçelerinde bir araştırma yapıldı. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yoğun olduğu Bingöl merkez ve ilçelerinde yapılan araştırmada, küçükbaş hayvancılık işletmelerinin hangi konularda bilgiye ihtiyaç duydukları, işletme sahiplerinin örgütlenmeye bakış açıları, tercih edilen örgütlenme biçimleri ve günümüzdeki durum saptanmaya çalışıldı. Araştırma sonuçları yetiştiricilerin sosyoekonomik yapısı ve örgütlenme ilişkileri konusunda da önemli veriler içeriyor.


Yetiştiricilerin Yüzde 84’ü Arazi Sahibi, Yüzde 49’u İlkokul Mezunu

Araştırma, Bingöl Merkez, Karlıova, Genç, Adaklı ve Solhan ilçelerinde küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapan 203 işletmede yönetici konumunda olan çiftçilerle, 2014 yılı Nisan - Mayıs ayları arasında yüz yüze anket yöntemiyle yapıldı. Anketlerin dışında internet kaynakları, yerli ve yabancı kaynaklardan derlenen genel bilgiler, konuyla ilgili istatistik veriler de araştırmanın ikincil bölümünü oluşturdu. İncelenen işletmelerde yetiştiricilerin yüzde 52.7’si 30-50 yaş aralığında ve yüzde 49.7’si ilkokul mezunu. Hanedeki birey sayısı işletmelerin yüzde 75’inde 4 kişiden fazla. Yetiştiricilerin yüzde 52.7’si 11-20 yıl arasında yetiştiricilik deneyimine sahip. Yüzde 84.7 oranında yetiştirici, işletmenin arazisinin de sahibi, işletmelerin yüzde 52.7’sinde 51200 baş arası hayvan bulunuyor.

Yetiştiricilerin Yüzde 70’i Üyeliği Gerekli Görmüyor

Şekil 2 bilgi ve uygulamalara ara sıra ihtiyaç duyduklarını belirtiyor. Yetiştiriciler bakım konusunda yeni bilgi ve uygulamalara ihtiyaç duymuyor. Bilgi ve becerilerin artırılmasında en iyi yöntemin %77.3 oranında bireysel ve uygulamalı yöntemler olduğu görüşündeler. Üreticilerin yüzde 67’si yeni uygulamaların damızlık koyun keçi yetiştiriciliği birlikleri tarafından ücretsiz olarak yetiştiricilere öğretilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Ürünler Pazarlansın, Veterinerlik Hizmeti Verilsin

Ankete katılan yetiştiricilerin yüzde 58’i Bingöl Damızlık Koyun Keçi Yetiştiriciliği Birliği’ne üye, yüzde 42’si ise herhangi bir tarımsal örgüte üye değil. Yetiştiricilerin yüzde 70’i ise üyeliğin gerekli olmadığını düşünüyor. Bu oran yetiştiricilerin beklentilerinin kurum ve kuruluşlar tarafından çok iyi karşılanamadığına da işaret ediyor. Yetiştiricilerin yüzde 77.3’ü sürü yönetimi, yüzde 54.6’sı besleme konusunda, yüzde 61.5’i ise yeni

Peki yetiştiricilerin örgütlerden beklentileri neler? Araştırma sonucuna göre; yetiştiricilerin yüzde 36’sı ürünlerinin pazar imkanlarının arttırılması ve veteriner hekim hizmeti beklerken yüzde 25’inin hiçbir konuda beklentisi yok. Hayvancılık eğitimi konusunda beklentisi olan yetiştirici oranı ise yüzde 3. Yetiştiriciler ihtiyaç duydukları bilgileri farklı kaynaklardan ediniyor. Araştırmada yetiştiricilerin yüzde 72’sinin yenilik ve bilgiye ulaşmada il ve

Şekil 1

Şekil 3

ilçe müdürlüklerini, yüzde 19’unun damızlık koyun keçi yetiştiricileri birliklerini ve yüzde 13’ünün ise TV, gazete, internet gibi sanal medya kaynaklarını takip ettikleri belirlenmiş. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliği konusunda ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan toplantı ve eğitimlere gelince.. Yetiştiricilerin yüzde 55’i bu organizasyonların yaptıkları eğitim çalışmalarına katılmadığını, yüzde 45’i katıldıklarını ifade ediyor. Toplantılara katılan yetiştiricilerin % 67’si bu toplantı ve eğitimlerin kendilerine bir katkısı olmadığı görüşünde. Toplantı ve eğitimlerin katkısı olduğuna inanan yetiştiricilerin oranı ise yüzde 33 olarak belirlenmiş.

Gençler Kooperatif Üyeliğinden Yana

Araştırma sonuçlarına göre; yaş grupları itibari ile 30 yaş altı yetiştiricilerin diğer yaş gruplarına göre kooperatif üyeliğinde daha yüksek bir orana sahip olduğu, eğitim gruplarına göre değerlendirme yapıldığında ise lise seviyesinde olan üreticilerin diğer gruplara göre daha yüksek oranda kooperatife üye oldukları görülüyor. Kooperatife üye olup olmama durumu ile deneyim süresi ve hayvan varlığı arasındaki ilişkide incelendiğinde, deneyim süresi 20 yıldan fazla olan yetiştiricilerin kooperatife üye olmadıkları dikkat çekiyor. Çünkü bu gruptaki yetiştiricilerin artık hayvanlarını tamamen geleneksel yöntemlerle yetiştiriyor.


RAPOR

Kırmızı Et Üretiminde

Küçükbaşın Payı Azalıyor UKON Araştırma ve Danışma Kurulu tarafından hazırlanan “Türkiye Et Üretiminde Küçükbaş Hayvancılığın Durumu ve Kuzu Eti Üretiminin Artırılması” konulu rapora göre koyun üretimi azalırken keçi üretiminde artış yaşanıyor. Özellikler kuzuların erken yaşta kesilmesi et kaybına yol açıyor. Yine rapora göre; 2014 yılı Türkiye ortalama küçükbaş karkas ağırlığı 18,5 kg...

G

ündemdeki yerini her daim koruyan “yeterli ve dengeli beslenme” son yıllarda çok daha fazla gündemi meşgul ediyor. Hastalıklardan korunmanın, bağışıklığı güçlendirmenin ve hastalık sonrası sağlıklı bir vücuda kavuşmanın formülü yeterli ve dengeli beslenme... Bunun için gerekli koşullardan biri günlük belli bir miktarda hayvansal proteinin alınması. Hayvansal proteinlerin alınabileceği önemli kaynaklardan biri de kuzu eti. Besleyiciliği, lezzeti, özel tüketim alanları gibi nedenlerle tüketiciler tarafından tercih edilen kuzu eti, ülke nüfusunun yeterli ve dengeli beslenmesinde önemli rol oynarken küçükbaş hayvan yetiştiriciliği de dinamiklerden birini oluşturuyor. Türkiye’de kırmızı et üretiminde koyun-keçi yetiştiriciliğinin durumuna bakıldığında Ulusal Kırmızı Et Konseyi Araştırma Danışma Kurulu üyeleri Prof. Dr. Necmettin Ünal, Prof. Dr. Mehmet Başalan, Yrd. Doç. Dr. Hakan Üstüner tarafından hazırlanan “Türkiye Et Üretiminde Küçükbaş Hayvancılığın Durumu ve Kuzu Eti Üretiminin Artırılması” konulu rapora göre; koyun ve keçi sayısı 1991-2009 yılları arasında kademeli olarak azalış gösterdi. 1991 yılında 40 milyon 432 bin 340 olan koyun sayısı 2009 yılında 21 milyon 749 bin 508’e kadar geriledi. Ancak sonraki yıllarda artış başlayarak, yapılan çalışmalarla bu rakam 2014 yılında 31 milyon 115 bine yükseldi. Aynı durum keçide de yaşandı. 1991 yılında 10 milyon 764 bin 198 olan keçi sayısı 2009 yılında 5 milyon 128 bin 285 ile en düşük seviyesine geldi. Son 6 yılda yaşanan artış ile keçi sayısı 2014 yılında 10 milyon 347 bine ulaştı.

36 ETBİR I KIRMIZI

Tablo 1: Türkiye de yıllara göre koyun ve keçi sayıları YILLAR

KOYUN

KEÇİ

YILLAR

KOYUN

KEÇİ

25.431.539

6.771.675

2004

25.201.155

6.609.937

2005

25.304.325

6.517.464

2006

25.616.912

6.643.294

1991

40.432.340

10.764.198

2003

1992

39.415.938

10.453.940

1993

37.541.000

10.133.000

1994

35.646.000

9.564.000

1995

33.791.000

9.111.000

2007

25.462.293

6.286.358

1996

33.072.000

8.951.000

2008

23.974.591

5.593.561

1997

30.238.000

8.376.000

2009

21.749.508

5.128.285

1998

29.435.000

8.057.000

2010

23.089.691

6.293.233

1999

30.256.000

7.774.000

2011

25.031.565

7.277.953

2000

28.492.000

7.201.000

2012

27.425.233

8.357.286

2001

26.972.000

7.022.000

2013

29.284.247

9.225.548

2002

25.173.706

6.780.094

2014

31.115.000

10.347.000

Dünyada Domuz, Türkiye’de Sığır Birinci Raporda dünyadaki kırmızı et üretimi verilerine de yer verildi. Dünyada 2013 yılı toplam et üretimi 308.5 milyon ton olarak gerçekleşti. Üretimin 114.2 milyon ton ile % 37’sini domuz eti alırken, 107 milyon ton ile % 35’ini kanatlı eti, 67.7 milyon ton ile % 22’sini büyükbaş eti ve 13.9 milyon ton ile % 4’ünü küçükbaş eti oluşturuyor. FAO 2013 rakamlarına göre; yine dünyada toplam kırmızı et üretiminde en büyük payı % 58 ile domuz eti alırken, büyükbaş eti % 35, küçükbaş eti % 7 paya sahip. Dünya büyükbaş eti üretimleri 66.1 milyon ton ve küçükbaş eti üretimleri 13.7 milyon ton olarak gerçekleşti. Dünya küçükbaş et üretiminin yüzde 50’sini Çin, Hindistan, Okyanusya ve AB karşılıyor. Dünyada küçükbaş etinin toplam kırmızı et içe-


Raporda Türkiye’de hayvan sayıları ve üretimin yıllara göre dağılımına da yer verildi. Hem küçükbaş hem de büyükbaş hayvan sayıları 2008 – 2013 yılları arasında yıllara ve hayvan çeşidine göre farklılık göstermekle birlikte genel olarak artan bir grafik izliyor. 2008 yılında 10 milyon 946 bin 239 adet olan büyükbaş hayvan sayısı, 2013 yılında 14 milyon 532 bin 848 adede ulaştı. 2008 yılında 29 milyon 568 bin 152 adet olan küçükbaş hayvan sayısı 2013 yılında 38 milyon 509 bin 795 adede ulaştı. risindeki payı % 7 iken, Türkiye’de bu değer TÜİK 2011 rakamlarına göre 13.8 düzeyinde. Türkiye’de kırmızı et üretiminde küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin payı yıllara göre azalan bir grafik oluşturuyor. 1985 yılında % 33.9 olan bu değer, 2012 yılında % 12.7’ye gerilemiş durumda. Bu düşüşün çok sayıda nedeni bulunuyor. Koyun sayısındaki azalma, sığır yetiştiriciliğinde ıslahın daha başarılı şekilde yapılması, tüketici tercihi nedenlerden bazıları. AB Ülkeleri’nde kırmızı et üretiminde domuz yetiştiriciliği önemli bir paya sahip. Türkiye’de domuz yetiştiriciliğine alternatif olarak koyun-keçi yetiştiriciliği ön plana çıkıyor. Yine TÜİK 2011 rakamlarına göre; dünyada toplam 189 milyon 12 bin 711 ton et üretildi. Et üretiminde 109 milyon 215 bin 302 ton ile domuz ilk sırada, 62 milyon 325 bin 464 ton ile sığır 2. sırada, 8 milyon 532 bin 257 ton ile koyun 3. sırada, 5 milyon 168 bin 151 ton ile keçi 4. sırada, 3 milyon 411 bin 523 ton ile manda 5. sırada ve 360 bin 14 ton ile deve 6. sırada yer aldı. Aynı yıl Türkiye’ye bakıldığında toplam 776 bin 931 ton et üretildi. 644 bin 906 ton ile sığır ilk sırada, 107 bin 76 ton ile koyun 2 sırada, 23.318 ton ile keçi 3. sırada, 1.615 ton ile manda 4. sırada ve 16 ton ile deve 5. sırada yer aldı. Tablo 2: Türler bazında Dünyada ve Türkiye’de kırmızı et üretimi ve payı Hayvan sayısı (Baş)

DÜNYA

Et Üretimi (ton)

Et üretimindeki Payı (%)

Sığır

1.428.636.207

295.771.893

62.325.464

Manda

194.168.699

24.355.890

3.411.523

1,8

Koyun

1.078.948.201

537.791.052

8.532.257

4,5

33,0

2,7

Keçi

921.431.865

425.947.124

5.168.151

Deve

24.085.522

1.729.262

360.014

0,2

Domuz

965.855.414

1.375.216.728

109.215.302

57,8

TOPLAM 4.613.125.908

2.660.811.949

189.012.711

100

2.571.765

644.906

83,0

Sığır

TÜRKİYE

Kesilen hayvan sayısı (baş)

12.386.337

Manda

97.632

7.255

1.615

0,2

Koyun

25.031.565

5.479.546

107.076

13,8 3,0

Keçi

7.277.953

1.254.092

23.318

Deve

1.290

50

16

0,0

TOPLAM

44.794.777

9.312.708

776.931

100

Sığır Rakamları Yükseliyor, Manda Rakamları Düşüşte Kesilen hayvan sayısına göre bakıldığında ise 2013 yılında 3 milyon 430 bin 723 baş sığır kesildi, ortalama karkas ağırlığı 253,4 kg olmak üzere 869 bin 292 ton et üretimi yapıldı. Daha önceki yıllara bakıldığında 2008 yılında 1 milyon 736 bin 107 baş, 2009 yılında 1 milyon 502 bin 73 baş, 2010 yılında 2 milyon 602 bin 246 baş, 2011 yılında 2 milyon 571 bin 765 baş, 2012 yılında 2 milyon 791 bin 34 baş sığır kesildi. Manda sayısının hızla azaldığı hayvan varlığı ve kesilen hayvan sayısı istatistiklerinde net olarak gözlemleniyor. 2008 yılında 7 bin 251 baş manda kesimi yapılırken 2013 yılında 2 bin 403’e geriledi. 2013 yılında mandadan toplam 336 ton et üretimi yapıldı. 2013 yılında koyunda 102 bin 943 ton et üretimi yapıldı. Yine 2013 yılında kesilen keçi sayısı 1 milyon 340 bin 909 başa ulaşırken, 23 bin 554 ton keçi et üretimi yapıldı.

Kuzu Karkas Ağırlığı 15 Yılda 3 Kg Arttı 1996 - 2013 yılları arası incelendiğinde son 15 yıllık sürede 3 kg civarında bir artış yaşandığı görülüyor. Ancak bu ortalamalar tüm yaş grupları dikkate alınarak bulunuyor. Yıllara göre bakıldığında 1996 yılında 17,72 kg olan koyun karkas ağırlığı 2012 yılında 21, 43 kg ile en yüksek rakama ulaşıyor. Ancak bu yükseliş 2013’te devam etmeyerek ve karkas ağırlığı 20.76 kg gerçekleşiyor. Koyun yetiştiriciliğinden elde edilen et üretimi rakamlarında kuzu etinin payına ait kesin veri bulunmadığı belirtilen raporda; günümüzde koyun yetiştiriciliğinden beklenenin özellikle kaliteli kuzu eti üretiminin artırılması olduğuna dikkat çekiliyor. TUİK rakamlarına göre şişek koyun (12 aydan büyük) ortalama karkas ağırlığı 22,06 kg, kuzutoklu (0 -12 ay) karkas ağırlığı ise ortalama 15,7 kg olarak kaydediliyor.

ETBİR I KIRMIZI 37


RAPOR Tablo 3: Türkiye’de hayvan sayıları ve et üretiminde yıllara göre değişim HAYVAN SAYILARI Büyükbaş Küçükbaş

Baş Baş değişimi (%) Baş Baş değişimi (%)

2008

2009

2010

2011

2012

2013

10.946.239

10.811.165 -1,2 26.877.793 -9,1

11.454.526 6,0 29.382.924 9,3

12.483.969 9,0 32.309.518 10,0

14.022.347 12,3 35.782.519 10,7

14.532.848 3,6 38.509.795 7,6

16.0

1.502.073 -13,5 14.0

2.602.246 73,2 22.9

2.571.765 -1,2 20.8

2.791.034 8,5 20.1

3.430.723 22,9 23.8

213,5

216,6

237,7

250,8

286,4

253,4

370.619 7.251

325.286 -12,2 4.857

618.584 90,2 15.720

644.906 4,3 7.255

799.344 23,9 7.426

869.292 8,8 2.403

8,4

-33,0 5,6

223,7 18,6

-53,8 7,4

2,4 6,9

-67,6 2,0

184

207

215,5

222,6

233,8

139,9

1.334

23,3

1.005 -24,6 3.997.348 -28,5 18,4

3.387 236,9 6.873.626 72,0 29,8

1.615 -52,3 5.479.546 -20,3 21,9

1.736 7,5 4.541.122 -17,1 16,6

336 -80,6 4.958.226 9,2 16,9

17,3

18,7

19,7

19,5

21,4

20,8

96.738

13,7

74.633 -22,9 606.042 -21,0 11,8

135.687 81,8 1.219.504 101,2 19,4

107.076 -21,1 1.254.092 2,8 17,2

97.334 -9,1 926.799 -26,1 11,1

102.943 5,8 1.340.909 44,7 14,5

17,9

19,3

18,9

18,6

18,8

17,6

13.752,4

11.675,1 -15,1

23.060,2 97,5

23.318,0 1,1

17.430,0 -25,3

23.554,3 35,1

29.568.152

KESİLEN HAYVAN SAYILARI

Sığır

Manda

Koyun

Keçi

Baş Değişim Hayvan Varlığı/Kesim sayısı Ortalama Karkas Ağırlığı (kg) Et Üretimi (ton) Değişim (%) Baş Değişim Hayvan Varlığı/Kesim sayısı Ortalama Karkas Ağırlığı (kg) Et Üretimi (ton) Değişim (%) Baş Değişim Hayvan Varlığı/Kesim sayısı Ortalama Karkas Ağırlığı (kg) Et Üretimi (ton) Değişim (%) Baş Değişim Hayvan Varlığı/Kesim sayısı Ortalama Karkas Ağırlığı (kg) Et Üretimi (ton)

1.736.107

5.588.906

767.522

2014 Yılı Ortalama Karkas Ağırlığı 18,5 Kg Raporda, Ulusal Kırmızı Et Konseyi genel sekreterliğinin örnekleme yoluyla her ilden bir adet olmak üzere kesimhanelerden aldığı veriler dikkate alınarak, illere göre 2014 yılı karkas ağırlıklarına da yer veriliyor, ancak yaşlara göre bir gruplama yapılmıyor. Doğu Anadolu Bölgesi’den; Diyarbakır, Elazığ, Ege Bölgesi’nden; İzmir, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden; Gaziantep, Karadeniz Bölgesi’nde; Amasya, Çorum, Tokat, Balıkesir, Marmara Bölgesi’nden; İstanbul, Sakarya, Edirne, Orta Anadolu Bölgesi’nden; Konya, Ankara, Kırşehir illerinden alınan verilere göre 2014 yılı ortalama karkas ağırlığı 18,5 kg. Ancak karkas ağırlıkları bölgelere göre hatta bölgelerdeki şehirler arasında da farklılıklar gösteriyor. Şehirlere göre bakıldığında en düşük 22 kg ve en yüksek 24 kg ile en yüksek karkas ağırlığının

38 ETBİR I KIRMIZI

elde edildiği şehir, Kırşehir. En düşük 13,5 ve en yüksek 17 kg ile karkas ağırlığının en düşük olduğu şehir ise Elazığ. Grafik 1: Türkiye’de yıllara göre koyunlarda karkas ağırlıkları


Küçükbaş hayvancılıkta kayıtdışı üretimin fazla Sektörde kayıdışı faaliyetlerin fazlalığına dikkat çekilen raporda, 2006 yılı IPARD Kırmızı Et Sektörü Analiz Raporu’ndaki kayıtdışı rakamlarına yer veriliyor. IPARD Raporu’na göre; 2006 yılında toplam 738 bin 42 ton karkas et üretimi yapıldı. Bunun 446 bin 963 tonu kayıtlı, 291 bin 79 tonu yani yüzde 40’ı kayıtdışı olarak gerçekleşti. Raporda küçükbaş hayvancılıkta kayıtdışı üretim fazlalığı dikkat çekiliyor. IPARD Raporu’nda küçükbaş hayvan başına karkas ağırlığı 15 kg olarak yer alıyor. 15 kg karkas et üretimi kuzuların erken dönemde kesilmesinden kaynaklanıyor. Tablo 4: Kayıtdışı üretim raporu (IPARD kırmızı et sektörü analiz raporu, 2006) Sığır Sığır sayısı

10.173.246

Kesilen %25

2.543.311

Karkas et üretimi (187kg/hayvan)

475.600 ton karkas et

Kayıtlı üretim

366.948 ton karkas et

Sonuç

108.652 ton kayıt dışı (%22) Koyun & keçi

Koyun &keçi sayısı

31.811.092

Kesilen %55

17.496.100

Et karkas üretimi (15kg/hayvan)

262.442 ton karkas et

Kayıtlı üretim

80.015 ton karkas et

Sonuç

182.427 ton kayıt dışı (%69) Toplam Et

Toplam Et Üretimi

738.042 ton karkas et

Toplam kayıtlı Et

446.963 ton karkas et

Sonuç

291.079 ton kayıt dışı karkas et (%40)

Erken Yaşta Kuzu Kesiminden Vazgeçilmeli Erken yaşta kuzu kesiminden kaynaklanan üretim kaybının sektöre ve ülkeye kazandırılması için; • Kaliteli kuzu eti üretimi konusunda yetiştiricilerin bilinçlendirilmesi, genç kuzulardan da optimal ağırlıkta karkas elde edilebileceğinin bilinmesi, • Kuzu oğlak aracılarının (celepler, kasaplar) ve tüketicilerin karkas ağırlığı konusundaki ön yargıların giderilmesi, • Karkas ağırlığına göre caydırıcı veya teşvik edici uygulamaların yapılması, • Karkas ağırlıklarının alt sınırlarının yönetmeliklerle belirlenmesi ve bu konuda cezai işlemlerin getirilmesi ya da teşvik edici desteklerin konulması, • Kuzu oğlak karkaslarında eskiden olduğu gibi iç organların ayrıca fiyatlandırılmasının sağlanması, • Koyun eti ve keçi eti hakkındaki ön yargıların giderilmesi amacıyla tv programları ve kamu spotlarının yapılması önem taşımaktadır.

Kuzuların Erken Yaşta Kesimi, Et Kaybına Yol Açıyor Kuzu eti, koyun yetiştiriciliğinden elde edilen en önemli ürünü oluşturuyor. Bu yetiştiriciliğin karlılığı ve verimliliği elde edilen kuzu eti miktarına ve bu etin satış fiyatına göre değişiyor. Rapora göre; Türkiye’de özellikle bazı bölgelerde değişik nedenlere bağlı olarak kuzular erken yaşlarda kesiliyor ve önemli oranda kuzu eti kaybı yaşanıyor. Erken yaşta kuzu kesiminin azaltılmasının, kuzu eti üretiminin artırılmasına ciddi katkı sağlayacağına dikkat çekiliyor. Erken yaştan kastedilen ise ırk için optimal kesim ağırlığına ulaşılmadan yapılan kesimler. Türkiye’de besi performansı, karlılık ve et kalitesi yönünden çeşitli ırklardan kuzularda uygun kesim ağırlıkları 40-45 kg civarında. Günümüz koşulları için kuzu karkas ağırlıklarının 20 kg civarında olması uygun olarak kabul ediliyor. Araştırmalar, ırklara göre değişmekle birlikte yerli ırkların kuzularında 2.5 - 3 aylık yaşta sütten kesildikten sonra 2.5 - 3 aylık entansif besi uygulandığında ve 5-6 aylık yaşlarda kesildiklerinde 20 - 24 kg karkas elde edilebileceğini gösteriyor. Ancak özellikle Marmara ve Ege bölgelerinde düşük canlı ağırlıkta kuzu kesimlerinin yaygın olduğu görülüyor. Koyun sütünün yüksek fiyatla satılması, dolayısıyla yetiştiricinin kuzuyu bir an önce sütten keserek süt veriminden yararlanmak istemesi, kuzu eti arzının az olduğu aylarda kuzu etinden elde edilen gelirin artması, yetiştiricileri erken yaşta kuzu kesimine sevk ediyor.

ETBİR I KIRMIZI 39


TEKNO HABER

Tarımsal İhracat İçin

Biyoteknoloji Araştırma Merkezi Açıldı Tarımda ihracatçı konuma ulaşmak için Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü bünyesinde Biyoteknoloji Araştırma Merkezi açıldı. 720 m2 alana kurulu merkez sahip olduğu teknojik altyapı ve bünyesinde yapılacak çalışmalar ile dünyanın sayılı merkezlerinden birisi olmaya aday.

G

ıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü bünyesinde kurulan Biyoteknoloji Araştırma Merkezi, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker tarafından açıldı. Açılış töreninde konuşan Başbakan Ahmet Davutoğlu, biyoteknolojinin varlığının suni bir tarım üretimi artışı olmadığını, organik tarımın, muhafaza edilerek daha etkin bir şekilde yeniden üretimin sağlanması üzerine olacağını dile getirdi. Başbakan Davutoğlu, Biyoteknoloji Araştırma Merkezi’nin açılışıyla Türkiye’nin bitki çeşitliliğinin özelliklerini, dünya teknikleriyle muhafaza edecek, geliştirecek ve bunları ıslah edecek kapasiteye kavuşacağını ifade etti. Konuşmasında Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı başta olmak üzere, üniversitelere, tarım sektöründeki şirketlere, kurum ve kuruluşlara çağrıda bulunan Davutoğlu; “Sizin üzerinize aldığınız

40 ETBİR I KIRMIZI

emanet, insanlığın varoluşuyla ilgili bir emanettir, sıradan bir görev değildir. Herhangi bir şekilde kar dürtüsüyle, daha fazla kar edeyim dürtüsüyle kesinlikle tarımın, biyolojik çeşitliliğin dokusunu, doğasını bozacak ihtiraslardan uzak durun” dedi. Açılış töreninde konuşan Başbakan Ahmet Davutoğlu, biyoteknolojinin varlığının suni bir tarım üretimi artışı olmadığını, organik tarımın, muhafaza edilerek daha etkin bir şekilde yeniden üretimin sağlanması üzerine olacağını dile getirdi. Başbakan Davutoğlu, Biyoteknoloji Araştırma Merkezi’nin açılışıyla Türkiye’nin bitki çeşitliliğinin özelliklerini, dünya teknikleriyle muhafaza edecek, geliştirecek ve bunları ıslah edecek kapasiteye kavuşacağını ifade etti. Konuşmasında Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı başta olmak üzere, üniversitelere, tarım sektöründeki şirketlere, kurum ve kuruluşlara çağrıda bulunan Davutoğlu; “Sizin üzerinize aldığınız emanet, insanlığın varoluşuyla ilgili

bir emanettir, sıradan bir görev değildir. Herhangi bir şekilde kar dürtüsüyle, daha fazla kar edeyim dürtüsüyle kesinlikle tarımın, biyolojik çeşitliliğin dokusunu, doğasını bozacak ihtiraslardan uzak durun” dedi.

2023’te Hedef 40 Milyar Dolarlık Tarımsal İhracat 2023 hedefleri doğrultusunda 150 milyar dolara varan tarımsal üretim, 40 milyar dolara varan tarımsal ihracat planladıklarına dikkat çeken Davutoğlu, “Dünyanın en büyük ilk 5 hatta 3 tarım ülkesi arasına girmek için 2023 yılına kadar çok yoğun bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu. Başbakan Davutoğlu, Biyoteknoloji Araştırma Merkezi’nin teknoloji ve gen araştırmaları konularında yapacağı çalışmaların yanı sıra eğitim kurumu olarak insan yetiştirme yönüyle de teknolojiyle bütünleşik bilginin örneklerini sunacağını belirtti.


Dünyadaki En Son Teknolojiler Kullanılacak

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker de konuşmasında dünyanın en büyük 3. tohum gen bankasını açtıklarına, 117 bin çeşit örnek tohum muhafaza ettiklerine dikkat çekti. Biyoteknoloji Araştırma Merkezi’nin bitki ıslahı konusunda çalışmaların dünyadaki en son teknik ve teknolojilerle yapılacağı bir merkez olduğunu belirten Eker “12 ile 15 yıl zaman alan bitkideki bir ıslah çalışması doğal yollarla tabiatta melezlenerek yeni çeşit gelişiyor. Bütün dünyada önemli ülkeler ıslah çalışmaları yapıyor. Biz de bu teknoloji merkezinde 12-15 yıl zaman alan bir tohum geliştirme sürecini tamamen doğal yollarla geliştirdiğimiz teknikler ve teknolojilerle 5 yıl azaltmak sureti ile 12 yıl ise 7 yıla indiriyoruz” diye konuştu. Biyoteknoloji Araştırma Merkezi’nin dünyanın en önemli merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Eker konuşmasında şöyle devam etti: “Burada enzim başta olmak üzere birçok yeni ürün üretebiliyoruz. Mesela gıda endüstrisinde kullanılan enzimleri ithal ediyorduk. Böyle bir merkezde şimdi bunların üretilmesi mümkün. Genetik haritalama çalışmaları

yapılıyor. Bir bitkinin gen haritasını bütün detaylarıyla çıkarabiliyoruz. Kaybolma tehlikesi altında olan türler başta olmak üzere bütün endemik bitki türlerimizi yani Anadolu coğrafyamıza mahsus, başka yerde olmayan 4 bin 200 tür endemik bitki var. Bunların hepsinin doku kültürünün tabii olarak çoğaltılıp emniyet altına alınmasını yapabiliyoruz.”

Merkez, 720 metrekare üzerine kuruldu Türkiye’de tarımsal biyoteknolojinin etkinliğini arttırmak, ıslah programlarında kullanılabilirliğini sağlamak, bitkisel ve mikrobiyal biyoteknoloji alanında AR-GE çalışmaları yapmak, bu alanlarda çalışacak araştırmacı personel eğitimini sağlamak amaçlarıyla kurulan “Biyoteknoloji Araştırma Merkezi”nin temelleri 2011 yılında atıldı. 2015

yılında tamamlanan merkez, 720 metrekarelik bir alan üzerinde kuruldu. Bünyesinde 7 laboratuvar ve tam donanımlı özel sera bulunuyor. Merkez, Moleküler Bitki Islahı, Doku Kültürü ve Genetik Transformasyon ve Mikrobiyal Biyoteknoloji Birimi olmak üzere üç birimden oluşuyor. Biyoteknoloji Araştırma Merkezi’nde, klasik ıslah programlarında 10-15 yıl süren çeşit ıslahını, doku kültürü tekniği kullanarak 4-5 yıl kısaltmak, virüs ve patojenlerden ari bitki elde etmek, gıda ve tarım sektöründe kullanılan mikroorganizmaların izolasyonunu ve tanımlanmasını yapmak, mikrobiyal biyoteknoloji araştırmalarının yapılmasını sağlamak gibi faaliyetler yürütülecek.

Biyoteknoloji Araştırma Merkezi’nin Kuruluş Amaçları: • Biyolojik çeşitlilik ve tarımsal özellikleri bakımından önemli bitki tür, çeşit ve ıslah hatlarının gen seviyesinde tanımlamalarını yapmak (DNA Fingerprint) • Klasik ıslah yöntemlerinde Markör destekli seleksiyon (Marker Assisted Selection) tekniğini kullanarak hızlı ve kesin ebeveyn ve melez seçimini sağlamak, • Doğada çoğalması zor olan ve nesli tehlikeye düşen bitki türlerini kurtarmak,

• Tarımsal önemli bitkilerin hızlı çoğaltılmasını sağlamak, • Virüslerden ve hastalıklardan ari bitki elde etmek (Thermoterapi), • Doubled-Haploid teknikleri yardımıyla kısa sürede genetik olarak durulmuş bitki hatlarının geliştirilmek ve ıslah süresi kısaltmak, • Bitkisel biyoteknoloji alanında çalışacak araştırıcı personeli eğitmek, • Bitki biyoteknolojisi alanında çalışan araştırıcılar arasında

ulusal ve uluslararası koordinasyonu sağlamak. • Bitki biyoteknolojisi alanında kamuoyunu doğru olarak aydınlatacak faaliyetlerde bulunmak (Kitap, broşür, rapor, sempozyum, panel düzenlemek gibi), • Biyoteknolojinin diğer alanlarına (Gıda Biyoteknolojisi, Mikrobiyal Biyoteknoloji vb.) katkı sağlamak.

ETBİR I KIRMIZI 41


TEKNOLOJİ

ECOFRİGO’dan, Türkiye’nin İlk FRC Belgeli

Et Tır Kutusu

Frigorifik kamyon üst yapıları üretimi yapan Ecofrigo, yarı römork et tır kutusuna FRC Belgesi aldı. Böylece, FRC belgeli Türkiye’nin ilk ve tek, Avrupa’nın ise sayılı üreticilerinden biri oldu.

T

ürkiye’nin de dahil olduğu ATP (Bozulabilir Gıdaların Uluslararası Nakliyesine Dair Antlaşma) kurallarına göre; gıda maddelerinin naklinde kullanılan frigorifik kasalarda belli şartların sağlaması gerekiyor. Gerekli şartlar sağlandığında sadece UNECE (Avrupa Birleşmiş Milletler Ekonomi Komisyonu) tarafından yetkilendirilmiş test merkezlerinden alınacak test raporları ile belgelendirmeler yapılıyor. Bu alanda alınabilecek en zor ürün olan FRC Belgesi, Türkiye’de ilk olarak Ecofrigo firması tarafından alındı. Ecofrigo Genel Müdürü Murat Işık, yarı römork et tır kutusuna FRC Belgesi alan Türkiye’de tek, Avrupa’da sayılı firmalarından

42 ETBİR I KIRMIZI

biri olduklarına dikkat çekiyor. 2008 yılında Ankara Saray Sanayi Bölgesi’nde kurulan Ecofrigo’nun modern tesislerinde dünya standartlarına uygun frigorifik kamyon üst yapıları üretimi yaptıklarını anlatan Işık, “Bizler taşımacılık sektörüne, yeni ve farklı standartlarda ürettiğimiz kasalarla, iyi izolasyonlu, sağlam, hafif, estetik, ekonomik normlarıyla en kaliteli hizmeti ve ürünü vermeyi ilke edindik” diyor.

“Türkiye’de FRC Belgesi alabilmiş ilk ve tek üretici olduk.”

Ecofrigo’nun kurulduğu günden beri kasalarının yarı yarıya fark eden izolasyon değeri, yüzde 30’a

varan hafifliği, sağlamlığı ve estetik görünüşü ile hep fark yarattığını ve tercih edildiğini ifade eden Işık, FRC sürecine nasıl başladıklarını şöyle anlatıyor: “Müşterilerimizin ve bizim zaten bildiğimiz izolasyon değerlerini, ülkemizin Avrupa ile entegrasyonu sürecine fayda sağlaması için test ettirme kararı aldık.” Süreci anlatmayı sürdüren Işık, “Daha önce birkaç değerli rakibimizin benzer girişimlerde bulunduğunu takip ediyorduk. Dolayısıyla Ecofrigo’nun çıtayı yükseltmesi beklentisini boşa çıkaramazdık. Bu sebeple öncelikle segmentinin en zoru olan et taşıma sistemli kamyon kasalarında dahi testi geçebilen bir ürün yokken biz standart ürettiğimiz et taşıma


sistemli yarı römork tır kutumuzu test ettirerek ülkemizin bu segmentte FRC Belgesi alabilmiş ilk ve tek üreticisi olduk” diyor. Tüm bu testler Ecofrigo’nun bütün müşterilerilerine sunduğu standart kasalar ile gerçekleştirildi. Teste gönderilen F80 norm kasa altı ay süre ile dış ortam şartlarında bekletildikten sonra ve izolasyon değerleri stabil hale geldikten sonra teste gönderildi. Test raporlarında hesaplanan ‘K’ (Toplam ısı transfer katsayısı) değerinin 0,32 W/mK gibi yakalanması zor bir değer çıktığına dikkat çeken Işık “İlk tepkimiz bu değeri daha da aşağı çekebilmek için Ar-Ge çalışması başlatmak oldu” diyor. FRC Belgesi için K değerinin 0,40 W/mK’ den küçük olması gerekiyor.

Ürünün teknik detayları şu şekilde;

+10/-2 °C arasında taşıma yapacak izoleli kutuların ‘K’ (Toplam ısı transfer katsayısı) değerinin 0,70 W/m K’den küçük olması

gerekiyor. Bu değeri sağlayan kasalar “IN-Normaly insulated equipment” Belgesi; şayet A sınıfı bir soğutucu ile beraber kullanılıyorsa “FNA-Class A refrigerated equipment with normal insulation” belgesi alabiliyor. -10/-20 °C arasında taşıma yapacak izoleli kutuların ‘K’ (Toplam ısı transfer katsayısı) değerinin 0,40 W/m K’den küçük olması gerekiyor. Bu değeri sağlayan kasalar “IRHeavily insulated equipment” Belgesi; şayet C sınıfı bir soğutucu ile beraber kullanılıyorsa “FRCClass C refrigerated equipment with heavy insulation” belgesi alabiliyor.

FRC Belgeli İlk Et Tır Kutusunun Sahibi; Ankara Taşpi

Belgelendirmenin yapılmasının ardından FRC belgeli Türkiye’nin ilk et tır kutusunun sahibi Ankara-Taşpi Ltd. Şti’nin sahibi Ayhan Taşoğlu oldu. Taşoğlu, filosundaki onlarca EcoFrigo kamyon kasasına ilave olarak, Türkiye’nin ilk FRC belgeli frigorifik et tır kutusunu da filosuna dahil etti. Hemen arkasından ikinci sipariş geldi. Siparişi veren Bursa’nın köklü firmalarından CA Aset... Işık, bu siparişlerin yanısıra ilerleyen süreçte hali hazırda beş ülkeye gerçekleştirilen ihracatın özellikle Avrupa pazarında genişleyeceğini ifade ediyor.

Ecofrigo-Koluman işbirliği

Ecofrigo Satış Müdürü Hakan Taze, müşterilerinin kalite tercihinin bilinci ile kutuları için şasi tercihini Koluman’dan yana kullandıklarına dikkat çekiyor. Hakan Taze “İthal dingilli, ithal fren sistemli, birinci sınıf malzeme ile donatılmış şasi üzerine Ecofrigo kutu montajı yapılıyor. Ürün, müşterilerimiz tarafından çok beğeniliyor. Satış sonrası hizmetleri ve marka güvenilirliği ile kendini kanıtlamış olan Koluman Treyler ile Ecofrigo müşterilerine güven ve konfor sağlıyor” şeklinde konuşuyor.

ETBİR I KIRMIZI 43


TEKNOLOJİ

Yüzde 100 Doğal, Çevre Dostu Dezenfektan:

Pek çok farklı sektörde kullanılabilen MEDPAK TR, et ürünleri tesisleri ve kesimhaneler ile tarım alanları ve seralarda yüzde 100 doğal dezenfeksiyon sağlıyor. Kalıntı ve toksik bırakmayan çevre dostu gıda dezenfektanı işletmelerin maliyetlerini de azaltıyor.

G

ünümüzdeki pek çok sektörün özellikle de sağlığı doğrudan etkileyen ürünlerin üretiminin yapıldığı alanlardaki firmaların en çok kafa yorduğu, en üst düzeydeki standartı yakalamak istedikleri alanların başında dezenfeksiyon geliyor. Üretim yapılan ortamın dezenfeksiyonu da genellikle kimyasal ürünlerle sağlanıyor. Ancak bu kimyasallar başta üretimde çalışanlar olmak üzere zaman zaman ürünün ulaştığı kişilere ve en çok da doğaya zarar veriyor. Bu nedenle bu alanda yapılan çalışmalar olabildiğince doğal ürünlerin oluşturulması temeline dayanıyor. Bu çerçevede yapılan çalışmalar sonucunda Kurmed ile Karadeniz Teknik Üniversitesi tarafından yapılan Ar-Ge çalışmaları sonucunda, laboratuvar ortamında üretilen gıda dezenfaktanı MEDPAK Hipokloröz Asit (aktif klor)’in doğal yapısı ile doğada bulunmadığı ve doğaya sıfır zararlı olduğu tespit edilmiş durumda. İnsan vücudu tarafından virüs ve zararlı mikroorganizmalara karşı üretilen hipokloröz asit ile ilgili Amerika ve Almanya’da çeşitli çalışmalar bulunuyor ancak ürünün olması gereken özellikleri sağlanamadığından henüz MEDPAK kadar geniş bir kullanım alanına sahip değil. MEDPAK TR’nin içeriğinde bulunan Hipokloröz Asit’in Dna ve Rna çalışmalarında en kuvvetli virüs ve bakterileri 2 dk ile 5 dk arasında yok

44 ETBİR I KIRMIZI

ettiği ve uzun sürelerde uygulama alanında koruma sağladığı Sağlık Bakanlığı ve Argefar laboratuvarı tarafından yapılan testlerle belgelendirilmiş durumda.

Hipokloröz asit doğaya zarar vermeyen en güvenli dezenfektan ürünü özelliği taşımasına rağmen zorlu bir üretim sürecine sahip. Bu nedenle bir çok kimya laboratuvarı bu ürün yerine, üretimi daha kolay, maliyeti düşük ürünler üretmeyi, firmaların bir kısmı da bu ürünleri satın almayı tercih edebiliyor.

Nötral Anojen, kalıntı ve toksik bırakmaz, tahriş etmez...

MEDPAK TR’nin içeriğinde yer alan Nötral Anojen (Hipokloröz Asit) dezenfeksiyon amacıyla kullanımı onaylanmış bir çeşit aktif su çözeltisidir. ActiSteril dezenfektan reaktörleri ile üretilen; Nötral Anojen ve Katojen yüzde 100 biyolojik olarak parçalanır ve yüzde 100 çevre dostudur. Nötral Anojen ve Katojen üretiminde, su- tuz ve elektrik haricinde herhangi bir kimyasal kullanılmaz Nötral Anojen (Hipokloröz Asit); Bakterisid, Fungusid, Virusid, Sposid etki spekturumuna sahiptir. Tüm patojenler üzerinde yüzde 100 etkilidir. Şimdiye kadar bulunmuş ve hali hazırda kullanılmakta olan tüm kimyasal dezenfeksiyon ürünlerinden çok daha fazla dezenfesiyon gücüne sahiptir. Uygulama sonrasında ayrıca

durulama gerektirmek, geride kalıntı ve toksik artık bırakmaz. Klor ve diğer dezenfektanlar gibi toksik ve tahriş edici değildir. Üretim alanındaki ürüne ve çalışan personele zarar vermez. Yüzde 100 biyolojik olarak çözülür. Yüzde 100 doğal, çevreye ve insanlara zarar vermeyen, üstün özellikli bir dezenfektandır. ActiSteril dezentektan reaktörü ile işletmenin kendi üreteceği 1000 litre Nötral Anojen (dezenfektan) ve 250 lt Katojenin (alkali karakterli temzileme çözeltisi) firmaya toplam üretim maliyeti yaklaşık 5-10 TL’dir. Kotajen çözeltisi, CIP, şişe yıkalama, zemin, yüzey, araç – gereç, makine-ekipman vb. temizliğinde kullanılarak kimyasal tüketim yüzde30-80 azaltılabilir.

Nötral Anojen’in Özellikleri: • Geniş mikrobiyolojik etki spekturumuna sahip yüzde 100 doğal bir dezenfektandır. • Etken madde olarak HOCI(hipokloröz asit) içermektedir. • Sodyum Hipoklorit’ten 70 kat daha güçlüdür.


• Uygulama sonrasında ayrıca durulama gerektirmez. • Klor ve diğer dezenfektanlar gibi toksik ve tahriş edici değildir. • Üretim alanındaki ürüne ve çalışan personele zarar vermez. • Doğada yüzde 100 çözülür.

- kontaminasyon oluşturmasını önlemek için; Ürünle temasında yüzde 100 güvenli, kalıntı ve toksik etkisi olmayan yüzde 100 doğal olan Nötral Anojen çözeltisiyle dezenfeksiyon yapılabilir.

Uygulama Alanları:

Nötral Anojen’in Kimyasal Bileşimi

• İşletme kullanma suyu dezenfeksiyonunda, • Transfer-taşıma bantlarının dezenfeksiyonunda, • Paketleme makinesi yüzeylerinin anlık durulama gerektirmeyen dezenfeksiyonunda • Tüm işletme alanlarının (üretim alanları, depolar, idari bina, vb.) zemin, duvar, vb. dezenfeksiyonunda, • Kesme ve doğrama tezgahları, raflar, makineler ve tüm aletekipmanın dezenfeksiyonunda, • Ortam havası dezenfeksiyonunda (personel çalışırken sisleme-fogging şeklinde uygulanabilir), • Ürün sevkiyat araçlarının dezenfeksiyonunda, • Giriş-çıkış araç dezenfeksiyonunda, • Buz üretim makinelerinde, buz suyunun dezenfeksiyonunda, • Atıkların dezenfeksiyonunda.

• İçerik: Hipekloröz(HOCI) • Etken madde konsantrasyonu: 200 -300 ppm • Redoks potansiyeli: 850 – 950 mV • pH: Nöçtral (7,00) + - (0,50) • Su:%99,759926 • Mineralizasyon:0,60 g/Litre

Et Ürünleri Tesisleri ve Kesimhanelerde Nöral Anojen Kullanımı

Et üretimi yapılan kuruluşlarda etin bakteriyel kirlenmesi sıklıkla karşılaşılan bir sorundur. İşlenecek etin transfer – nakliye araçları ve şartları, hazırlık ve perakende alanları, makine ekipmanları, soğuk depolar ve eti işleyen personel bu bakteriyel kirlenmedeki unsurları oluşturur. Etin işlenmesi zincirindeki tüm unsurların bakteriyel kirlilik

Tarım Alanları ve Seralarda Nöral Anojen Kullanımı Nötral Anojen’in sulama suyunda kullanılmasının önemli katkılar sağladığı uzun yıllar yapılan araştırmalar ve uygulamalar sonucunda ortaya konmuştur. Kaliteli ve iri gövde

Geniş Spektrumlu bir dezenfektan olarak Nötral Anojen ( Hipokloröz) Elektro Kimyasal Aktivasyonu (ECA) Teknolojisi ile Süper Okside Su (SOS) Anti-mikrobiyal Etkinlik Dezenfektan Solüsyonlarının Miroroganizmalara Etkisi, Bağışıklık Direnci Oluşturma Potansiyeli ve Uygulanabilirlikleri

Bakteriler Ecoli, Listena, Samonella

Virüsler

Bakteriyal Spotlar (bacillus Closiridium

Mantar (maya – Kül) Fennicillium, Aspergillus

Biofilm

Bağışıklı Direnci Oluşturma

Porses (Üretim) Esnasında Uygulanabilirlik

Alkol

P

X

X

X

X

Evet

Hayır

Quaterner Amonyum Bileşikleri

P

X

X

P

X

Evet

Hayır

Sodyum Hipoklorit

P

P

P

P

P

Evet

Evet /Hayır

Aktif Su ( Anolit Dezenfaktanı)

P

P

P

P

P

Hayır

Evet

P: Etkili X: Etkisiz Süper Okside Su (Nötral Anojen) Etki Mekanizması

yapısı, yaygın ve güçlü kök yapısı, kök hastalıklarının yok edilmesi ve önlenmesi, sulama suyu ve yayılabilen hastalıkların önlenmesi, sulama kanalları ve damlalıklarda oluşan biyo-film ve yosunları ortadan kaldırılması, kesme çiçekleri saklama sürelerinin uzatılması Nötral Anojen’in sağladığı katkılar arasında sayılabilir. Sulama suyunda kullanılmasının yanısıra Nötral Anojen tarım alanları ve seralarda önemli bir dezenfaktan olarak kullanılmaktadır.

Uygulama Alanları

• Kullanma suyu dezenfeksiyonunda, • Sulama suyu dezenfeksiyonunda (sulama hattında Biyo –film ve yosunlaşmayı ortadan kaldırır), • Personel el ve ayak dezenfeksiyonunda, • Makine, makas ve tüm aletekipman dezenfeksiyonunda, • Viyollerin ve kasaların dezenfeksiyonunda • Bitki yataklarının dezenfeksiyonunda • Bitiki dezenfeksiyonunda (Küllem, Aspergillus, Powdery, Mildew, Candida, Botrytis Cinerea vb.) • Yer, yüzey dezenfeksiyonunda, • Hava dezenfeksiyonunda( seraya sisleme yapılarak küf hastalıkları emin ve güvenli bir şekilde önlenir), • Geri dönüş drenaj suyu dezenfeksiyonu ile bu suyun geri kazanılmasında. Her iki alanda da kasaların, işletme zemininin, araç-gereç ve yüzeylerin temizliğinde katojen kullanılmaktadır.

ETBİR I KIRMIZI 45


HABER

Çiftçiler İçin “Meralar” Bir

Tık Uzaklıkta

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Mera Bilgi Sistemi (MERBİS) ile çiftçiler ihtiyaç duydukları tüm bilgilere elektronik ortamda bir tık ile ulaşabilecek.

N

ETCAD tarafından geliştirilen, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü ile 81 ilin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından kullanılan, Mera Bilgi Sistemi Projesi’nin (MERBİS) 4. aşaması tamamlandı. Türkiye’nin 81 ilinde mera ve çayırlıkların online takibini mümkün kılan projeyle mera varlıkları coğrafi olarak takip edilip yönetilirken, aynı zamanda analiz de gerçekleştirilebiliyor. 81 Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü tarafından mera alanları, hayvan varlığı gibi birçok bilgi girişinin yapıldığı sistemde, ‘Mera Gelir Gider Takip Uygulaması’ sayesinde meralardan sağlanan gelirler de otomasyon içinde yer alıyor. Bu proje ile mera alanlarının iyi yönetilmesi sağlanırken,

46 ETBİR I KIRMIZI

aynı zamanda yem için yapılan harcamalar daha düşük seviyelere çekilebiliyor. Meralarla ilgili hazırlanan elektronik sistemle birlikte, et fiyatlarının da düşmesi bekleniyor. Mera Bilgi Sistemi Projesi (MERBİS) kapsamında Türkiye’nin mera varlığının elektronik ortamda kayıt altına alınması hedeflenirken, projeyle çayır alanları, hayvan miktarı gibi sayısal verilerin sistem üzerinden, arazi yüzeyinin de uydu üzerinden görüntülenebilmesi amaçlanıyor. Bu şekilde mera kiralamak isteyen ya da bilgi edinmek isteyen çiftçiler ve yatırımcılar, yurt genelinde ıslah edilen meralar, ot verimi, meralarda ne kadar hayvan otlayabileceği gibi bilgilere elektronik ortamda bir tıkla ulaşabiliyor.


Milyonlarca doz şap aşısı

illere gönderildi

Şap hastalığıyla mücadele kapsamında uygulanacak olan 13 milyon doz aşı illere gönderildi.

Ş

ap hastalığıyla mücadele kapsamında uygulanacak 2015 yılı ilkbahar aşılama programının şubat ayı itibarıyla başlatıldı. İhtiyaç duyulan 13 milyon doz aşı Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerine gönderildi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, şap hastalığının kontrolü için ülke genelinde aşılama programına

devam edildiği kaydedildi. Bakanlığın, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nce şap hastalığının kontrolüne yönelik yeni bir proje hazırlandığının bildirildiği açıklamada, Bölgesel Risklerin Kademeli Azaltılmasına Dayalı Şap Hastalığı Kontrol ve Eradikasyon Eylem Planı’nın 2014 yılından itibaren uygulanmaya başlandığı anımsatıldı.

Uygulanan proje sonrasında şap hastalığı mihraklarında önemli düşüşler görüldüğü ve hastalıkla mücadelede büyük başarı sağlandığına işaret edilen açıklamada, ihtiyaç duyulan 13 milyon doz aşının il müdürlüklerine gönderildiği belirtilerek; “Stoklarımızda 2015 yılı sonbahar dönemi şap aşılamasında ve oluşabilecek mihraklarda kullanılmak üzere 18 milyon doz tetravalan şap aşısı mevcut. Bakanlık bütçe imkanlarıyla ülkemiz ihtiyacının tümünü karşılayacak miktarda üretilen aşılar, yetiştiricilerimizin hayvanlarına aşı bedeli alınmadan uygulanıyor.” denildi. Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü ve Şap Enstitüsü Müdürlüğü uzmanlarınca, şap hastalığı mihraklarının ziyaret edilerek hastalığın bulaşma yollarıyla yayılmasının önlenmesi için alınan tedbirlerin değerlendirildiğinin belirtildiği açıklamada, “Uzmanlar ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerimiz personellerince hastalık mihraklarından alınan örnekler, Şap Enstitü Müdürlüğü’nde incelenmekte ve hastalık virüsünde değişiklikler görüldüğünde, mücadelede kullanılan aşı üretimindeki aşı suşunda değişikliğe gidilerek, hastalık oluşturan yeni virüse karşı yeni aşı üretilmekte” ifadesi kullanıldı.

ETBİR I KIRMIZI 47


HABER

Konya Hayvancılık ve Kırmızı Et Teknolojileri

Fuarları yapıldı 18 – 21 Şubat tarihleri arasında 14 ülkeden 219 firma ve temsilciliğin katılımı ile gerçekleştirilen “Konya Tohum, Hayvancılık, Sulama Teknolojileri ve Ket Fuarları”nı yurtiçi ve yurtdışından 32 bin kişi ziyaret etti.

T

üyap Konya Uluslararası Fuar Merkezi, 18 - 21 Şubat tarihlerinde dört ayrı fuara ev sahipliği yaptı. İlki geçen yıl İstanbul’da düzenlenen Kırmızı Et Üretimi, Teknolojileri ve Donanımları Fuarı, bu yıl Türkiye hayvancılığının önemli merkezlerinden Konya’da düzenlendi. Konya’da ilk kez gerçekleştirilen “KET 2015 Kırmızı Et Üretimi, Teknolojileri ve Donanımları Fuarı”, “KONYA HAYVANCILIK 2015 3. Hayvancılık, Hayvansal Üretim Teknolojileri, Yem Endüstrisi Fuarı” ile birlikte düzenlendi. Konya Ticaret Odası işbirliğiyle düzenlenen fuarlarla eşzamanlı olarak KONYA TOHUM 2015 4. Tohum Teknolojileri ve Ekipmanları Fuarı ve KONYA SULAMA TEKNOLOJİLERİ VE BİTKİ BESLEME FUARI 4. Bitki Besleme, Zirai Mücadele, Sulama, Fidancılık, Bahçe Bitkileri, Gübreleme ve Ekipmanları Fuarı da gerçekleştirildi. İç Anadolu tarım ve hayvancılık camiasınca ilgiyle karşılanan fuarların açılış törenine, Konya il protokolünün yanı sıra Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bürokratları, ziraat odaları ve üretici birlikleri üyeleri ile çok sayıda davetli ve basın mensupları katıldı.

Konya’da Uluslararası Buluşma

Dört gün boyunca, sektörlerdeki son yeniliklerin sergilendiği fuarlar, TÜYAP Konya Fuarcılık A.Ş. tarafından, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, TZOB Türkiye Ziraat Odaları Birliği, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği, PANKOBİRLİK, Konya Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği, ETBİR Et Üreticileri Birliği, Konya Ticaret Odası, Konya Sanayi Odası, Konya Ticaret Borsası, Ziraat Mühendisleri Odası Konya Şubesi ve KOSGEB’in destekleri ile gerçekleştirildi.

48 ETBİR I KIRMIZI

14 ülkeden (Almanya, Amerika, Çin, Danimarka, Fransa, Hindistan, Hollanda, İngiltere, İsveç, İsrail, İtalya, Japonya, Kanada, Türkiye) 219 firma ve firma temsilciliğinin katılımı ile hazırlanan Fuarlar, yurtiçi ve yurtdışından gelen 32 bin 217 ziyaretçiyi Konya’da Tüyap çatısı altında bir araya getirdi. Hayvancılık, kırmıızı et sektörü ve tohum – sulama teknolojileri açısından önemli bir üretim merkezi olan Konya’da gerçekleştirilen Fuarlar, hem yurtiçinde hem de yurtdışında bu alanlarla ilgilenenlerin buluşma noktası oldu. Bu yıl ülke genelinde ilk kez Konya Hayvancılık Fuarı bünyesinde 5. Salon içinde canlı hayvan özel bölümünde, 100’ün üzerinde büyükbaş ve küçükbaş süt - et ırklarının da tanıtımı yapıldı.


Türkiye ilk kez

MAYZEM’e başkanlık edecek Türkiye, 13 Akdeniz ülkesinin üye olduğu Akdeniz Yüksek Zirai Etütler Merkezi - MAYZEM (CIHEAM) tarihinde ilk kez Yönetim Kurulu Başkanlığı yapacak. Bu yıl 26 Mart tarihinde yapılan seçimlerde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürü Doç. Dr. Masum Burak, Mayzem/Cıheam Yönetim Kurulu Başkanı seçildi.

M

illetlerarası Akdeniz Yüksek Zirai Etütler Merkezi (MAYZEM)’in 26 Mart 2015 günü Mısır’ın başkenti Kahire’de gerçekleşen 133. Yönetim Kurulu Toplantısında yapılan başkanlık seçiminde, Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürü Doç. Dr.Masum BURAK Yönetim Kurulu Başkanı seçildi. 13 üye ülkenin 12’sinin oyunu alarak Yönetim Kurulu Başkanı seçilen Burak, 1 Nisan 2015 tarihi itibariyle önceki Başkan Prof.Adel El-Beltagy’den görevi devralacak. 4 yıl süreyle MAYZEM Yönetim Kurulu Başkanlığı yapacak olan Doç. Dr. Burak’ın yardımcılığına Mısır, İtalya, Fas ve İspanya’nın adayları seçildi. Türkiye kurucu üyelerinden biri olduğu MAYZEM 1962 yılında kuruldu. Arnavutluk, Cezayir, Fas, Fransa, Malta, Mısır, İtalya, İspanya, Lübnan, Portekiz, Tunus, Türkiye ve olmak Yunanistan olmak üzere 13 üyesi bulunan hükümetler arası bir kuruluş. Kuruluşun Genel Merkezi Paris’te olup İtalya, İspanya, Fransa ve Yunanistan’da dört adet araştırma enstitüsü bulunuyor. Amacı; tarım, gıda, balıkçılık ve kırsal kalkınma konularında araştırma, eğitim ve yayın çalışmaları yapmak olan MAYZEM, her yıl üye ülkelerden

gelen 1000’den fazla öğrenciye çeşitli tarımsal konularda kısa ve uzun dönem eğitimler vermekte. MAYZEM’in stratejik, politik, mali ve idari konularda karar alan organı olan Yönetim Kurulu, her ülke bir üye ile temsil edilmekte olup, kuruluşun 52 yıllık tarihinde ilk kez Türkiye’nin adayı Yönetim Kurulu

Başkanı seçilmiş oldu. Yeni Yönetim Kurulu Başkanı; Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesinden mezunu olan Doç. Dr. Masum BURAK, araştırmacı olarak göreve başladığı Yalova Atatürk Bahçe Kültürler Merkez Araştırma Enstitüsü’nde, 2005 yılına kadar sırasıyla Bölüm Başkanı, Müdür Yardımcısı ve Müdür Vekili olarak çalıştı. Burak, 2005 yılında Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdür Yardımcısı, 2006 yılında da Genel Müdür olarak atandı. Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçilen Burak, 2009-2012 yılları arasında MAYZEM Bilimsel Danışma Kurulu Başkanlığını yürütmüştü.

ETBİR I KIRMIZI 49


BESLENME

Okulda Başarının Sırrı:

Kırmızı Et Çocukların en hızlı büyüme ve gelişme gösterdikleri okul çağında doğru beslenme fiziksel gelişim kadar zihinsel gelişimi de etkiliyor. Kırmızı et, çocukların güçlü fiziksel yapılara sahip olmalarını sağlarken zihinsel gelişime olumlu etkileriyle okulda başarının kapısını aralıyor...

O

kul çağındaki çocukların öncelikle gelecek yıllarda sağlık sorunları yaşamamak için gerektiği kadar kırmızı et tüketmeleri gerekiyor. İçerdiği besin unsurları, protein, demir başta olmak üzere mineral maddeler ve B grubu vitaminler nedeniyle oldukça zengin bir besin kaynağı olan kırmızı et çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimlerinde etkin rol oynuyor.

50 ETBİR I KIRMIZI

Bilimsel verilere göre; 4-6 yaş arasındaki çocukların fiziki ve zihinsel gelişimlerini tamamlayabilmeleri için günde 20-25 gram protein tüketmeleri gerekiyor. Bu da yaklaşık olarak 100-125 gram kırmızı ete denk geliyor. Bu oran yaşla birlikte artış gösteriyor. 7-9 yaş arasındaki çocukların günlük protein ihtiyacı 26-38 grama çıkarken, 10-13 yaş aralığında 39-60 gram arasında

değişiklik gösteriyor. Özetle; kilogram başına 1 gram protein alınması bunun en az yarısının da hayvansal kaynaklı besin maddelerinden karşılanması gerekiyor. Dolayısıyla tam bir protein kaynağı olması, çocukların beslenmesinde eti bu kadar değerli hale getiriyor. Et proteinlerinin en önemli özelliği


ise insan organizması tarafından sentezlenemeyen ve dışarıdan besin maddeleriyle birlikte mutlak alınması gereken esansiyel (temel) aminoasitleri yeterli ve dengeli bir biçimde içeriyor olmaları. Et proteinleri, oluşumlarını sağlayan aminoasitlerin, protein molekülü içerisinde bulunma şekillleri nedeniyle sindirim enzimleri tarafından kolaylıkla ayrıştırılabiliyorlar. Dolayısıyla vücut bu aminoasitlerden maksimum düzeyde yararlanabiliyor. Bu nedenle, özellikle büyüme döneminde vücudun yapıtaşları olarak bilinen kaliteli protein olarak adlandırılan et proteinlerinin, et tüketimi yoluyla çocuklar tarafından alınması önem taşıyor.

Protein eksikliği zihni durgunlaştırıyor

Büyüme çağında yeterli et tüketmeyenlerin kas ve iskelet sistemlerinin gelişiminde sorun yaşanırken zihinsel faaliyetlerinde de durgunluk gözleniyor. Yetersiz protein alan çocuklar hem zihinsel hem fiziksel açıdan güçsüzleşiyor, bağışıklık sistemleri zayıflıyor ve çok kolay hastalanır hale geliyorlar. Demir, çinko, B grubu vitaminler, iyot ve esansiyel amino asitler gibi bazı besin öğelerinin yetersiz alımı

çocuklarda öğrenme güçlüğüne yol açabiliyor. İyot dışında, belirtilen besin öğeleri ise kırmızı ette uygun bir şekilde, yeterli düzeyde ve organizma tarafından yüksek düzeyde kullanıma elverişli olarak bulunuyor. Bu nedenle anne babaların okul çağındaki çocuklarının öğrenmesini yakın takibe alıp, kırmızı etin çocuklarının menülerindeneksik olmamasına dikkat etmeleri gerekiyor.

Özellikle yetersiz kırmızı et tüketimi ile ortaya çıkabilen demir eksikliği anemisi de öğrenmeyi ve okul başarısını olumsuz yönde etkiliyor. Bu durumun önlenebilmesi için de yine demir yönünden zengin bir gıda olan kırmızı etin çocuklar tarafından yeterli miktarlarda tüketilmesine dikkat edilmeli.

Çinko eksikliği büyümeyi yavaşlatıyor

Yine yeteri kadar kırmızı et tüketemediğinde çocuklarda çinko eksikliği görülebiliyor. Çinko eksikliğine bağlı olarak gözlenen en erken belirti ise büyümenin yavaşlaması... Ette bulunan çinko miktarı bu sorunun önüne geçmek için yeterli. Protein ve DNA sentezi, besinlerden enerji üretimi ve sinir sisteminin düzenli çalışması gibi pek çok fonksiyonda görev alan Vitamin B12’de çocukların önemli ihtiyaçlarından... Kırmızı etin, B12 vitamin yönünden de zengin bir gıda olması dolayısıyla çocukların beslenmesinde mutlaka yer alması gerekiyor.

ETBİR I KIRMIZI 51


ÜLKE RAPORU

Doğasıyla, tarihiyle Balkanların büyülü ülkesi;

Bosna - Hersek Et ve Süt Kurumu’nun et ihalatı ile uzun zamandır gündemde olan Bosna Hersek verimli ve geniş tarım arazileri, artan hayvancılık rakamları, savaş sonrası sanayide yapılan yatırımları ve her mevsim ayrı güzellikteki şehirleri ile ekonomisini güçlendiriyor...

Coğrafi Konum

Balkan Yarımadası’nın merkezine yerleşmiş Bosna-Hersek, kuzeyden ve batıdan Hırvatistan, doğudan Sırbistan, güneyden Karadağ ile çevrilidir. Güneyden Adriya Denizi’ne 20 km kıyısı vardır. En yüksek yeri Ploçno Dağı (2228 m.)’dır. En önemli akarsuları Drina, Bosna, Sava, Vrbas, Una ve Neretva ırmaklarıdır. Bosna ülkenin kuzey bölgesinin, Hersek ise güney bölgesinin adıdır. Arazisi genellikle dağlıktır. Topraklarının % 22’si tarım alanı, % 27’si otlak, % 30’u orman ve çalılıktır. Yaklaşık 3,8 milyonluk nüfusa sahip ülkenin yüzölçümü 51 bin 197 km2’dir. Bosna-Hersek’in yüzde 82’lik bölümünü Bosna, yüzde

52 ETBİR I KIRMIZI

12’lik bölümünü Hersek oluşturur. Bosna-Hersek Federasyonu ülkenin yüzde 51,48’ini kaplarken, Sırp Cumhuriyeti yüzde 48,52’lik bölümünü kaplamaktadır. Başkenti Saraybosna olan ülkenin diğer önemli şehirleri Zenica, Prijedor, Banja Luka, Mostar ve Tuzla’dır.

Siyasi ve İdari Yapı Bosna-Hersek 1992 yılı Nisan ayında Yugoslavya’dan bağımsızlığını kazanmış, ardından çıkan ve 1995 yılına kadar süren savaş sonunda 14 Aralık 1995 yılında imzalanan Dayton Anlaşması

Ülke Profili Resmi Adı: Bosna Hersek Yüzölçümü: 51.197 km2 Nüfus: 4.613.414 (2009) Nüfus Yoğunluğu: 110 kişi/km2 Başkent: Saraybosna Önemli Şehirleri: Saraybosna, Banja Luka, Zenica, Tuzla, Mostar, Prijedor İklimi: Karasal iklimin özellikleri görülmektedir. Resmi Dil: Boşnakça, Sırpça, Hırvatça Etnik Yapı: Boşnaklar % 48, Sırplar % 37,1, Hırvatlar % 14,3,


ile kurulmuştur. Bosna-Hersek idari yapı olarak Bosna-Hersek Federasyonu ile Sırp Cumhuriyeti olmak üzere siyasi, hukuki otoriteye sahip iki entiteden (tüzel yapı) oluşmaktadır. Her iki entitenin de ayrı yasama organları ve hükümetleri bulunmaktadır. Bu iki entitenin yanında Brcko Bölgesi, merkezi hükümetin kontrolünde özerk bir yapı olarak yer almaktadır. Bosna-Hersek Federasyonu 10 kantondan oluşmaktadır. Sırp Cumhuriyeti ise kendi içinde bölgeler ve belediyeler şeklinde yapılanmıştır. Ülke, her üç milletin birer temsilcisinin bulunduğu Cumhurbaşkanlığı Konseyi ile yönetilir. Cumhurbaşkanının yanında, Parlamentonun altında Başbakan ve dokuz bakandan oluşan Bakanlar Kurulu yer alır. Bu kurulda da Konsey’de olduğu gibi, her birinin diğer milletlerden ikişer yardımcısı vardır. Söz konusu kurumların yanında Temsilciler Meclisi ve Bosna-Hersek Halk Meclisi’nden oluşan Bosna-Hersek Parlamentosu bulunmaktadır.

Nüfus ve İşgücü Yapısı

Bosna-Hersek’te savaş sebebiyle 1991 yılından bu yana nüfus sayımı yapılmamıştır. Savaş sonucu yaşanan yıkım ve göç sebebiyle kesin nüfus rakamları bilinmemekle birlikte 2012 yılı Temmuz ayı itibariyle nüfusun 3.87 milyon olduğu tahmin edilmektedir. 2014 yılında nüfustaki gerileme % -0,11’dur. Etnik grupların toplam nüfus içindeki oranları ise Boşnaklar %48, Sırplar % 37,1, Hırvatlar % 14,3, diğer grupların da % 0,6 olduğu tahmin edilmektedir. Yine toplam nüfusun % 40’ını Müslümanlar, % 31’ini Ortodokslar, % 15’ini Katolikler, % 4’ünü Protestanlar ve % 10’unu da diğerleri oluşturmaktadır. Ülkedeki işgücü batı standartlarına göre daha ucuzdur. 2013 tahminlerine göre mevcut işgücünün % 18,9’u tarım, % 29,8’i sanayi, % 51,3’ü ise hizmet sektöründe istihdam edilmektedir. Üniversiteye giren öğrenci sayısı

gittikçe artmaktadır. Bununla birlikte son yıllarda genel ve meslek eğitimindeki eksiklikler ve göç nedeniyle özellikle inşaat, bilişim teknolojileri ve sağlık sektörlerinde ciddi işgücü kaybına uğranılmıştır. İşçilik vergileri oldukça yüksektir ve bu durum yeni işçi alımını teşvik etmemekte ve kayıt dışı işçiliğin artmasına neden olmaktadır. Buna ek olarak ücretlerdeki katı tutum, meslek yaratma ve işçi hareketliliği üzerinde de engeller yaratmaktadır. Bu tutum genel olarak bütün eski sosyalist ülkelerin karakteristik kolektif pazarlık sisteminin bir kalıntısıdır. Federasyon’da işçi ve işverenler sağlık, emeklilik ve işsizlik sigortalarını paylaşmakta iken Sırp Cumhuriyeti tarafında çocuk yardımı da dahil bütün sigortaları işveren karşılamaktadır.

Doğal Kaynaklar ve Çevre Bosna-Hersek’in doğal kaynakları arasında kömür, demir cevheri, boksit, bakır, kurşun, çinko, kromit, kobalt, manganez, nikel, kil, jipsiyum, tuz, kum, orman ve akarsuları saymak mümkündür. Çevre ile ilgili olarak, metalurji tesislerinin neden olduğu hava kirliliğini, şehir atıklarının etkin olarak yok edilemediğini söyleyebiliriz. Bosna-Hersek, hava kirliliği, biyolojik çeşitlilik, iklim değişikliği-Kyoto Protokolü, çölleştirme, tehlikeli atıklar, deniz hukuku, deniz hayatının korunması, ozon tabakasının korunması, ıslak alanlar gibi konularda uluslararası anlaşmalar imzalamış olmasına karşın, bu anlaşmaları halen onaylamamıştır.

ETBİR I KIRMIZI 53


ÜLKE RAPORU ekonomik büyümesi, ihracatta en önemli pazarı olan AB ülkelerindeki gelişmelerle doğrudan orantılıdır. Bosna Hersek’te 2014 yılı itibariyle enflasyon oranı % -0,9’dur (durgunluk). Petrol fiyatlarında yaşanan düşüşün 2015 yılında da enflasyon oranını aşağıya çekeceği, 2016’dan itibaren ise uluslararası mal fiyatlarındaki artış ve iyileşen iç talep sonucunda tüketici fiyat endeksinin yüzde 3 ortalama ile yükseleceği tahmin edilmektedir.

Tarım ve Hayvancılık

Ekonomik Yapı Savaş öncesinde ağır sanayinin üretimin yarısını karşılayacak büyüklükte olduğu Bosna Hersek’deki ağır sanayi temel olarak metalürji ve kimya sanayi üzerine yoğunlaşmıştı. Bu dönemde üretim genel olarak Yugoslav iç pazarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuştu. Ancak bugün, yaşanan savaş nedeniyle pazar kaybının yanı sıra, sanayi tesisleri zarar görmüş, bu tesislerdeki makine ve teçhizat çalınmış, ülkenin sanayiye dayalı ekonomik yapısı bozulmuştur. Ekonominini yenden canlanması için sanayi kuruluşlarında özelleştirmeye gidilmiş ve yabancı sermayenin ülkeye girişi sağlanmıştır.

54 ETBİR I KIRMIZI

Günümüzde Bosna Hersek ekonomisi hizmetler, bankacılık, enerji ve turizm alanlarına yapılan yatırımlarla farklı bir konuma gelmiştir. Bosna Hersek’in kısa bir zaman öncesine kadar 8 ülke ile (Hırvatistan, Makedonya, Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan, Romanya, Türkiye, Moldova ve Arnavutluk) Serbest Ticaret Anlaşması bulunmaktaydı. Ancak, Orta Avrupa Serbest Ticaret AnlaşmasıCEFTA’nın resmen işlerlik kazanması ile birlikte Türkiye ile imzalanan haricindekiler yürürlükten kalkmıştır. Nominal değerlerle 2014 Bosna Hersek gayri safi yurtiçi hasılasının 19 milyar dolar, kişi başına milli gelirin ise 10.365 dolar olduğu tahmin edilmektedir. Ülkenin

Tarihsel açıdan Bosna Hersek, ekonomisi tarıma dayanmış olsa da bugün ülkenin gıda ihtiyacının ancak yarısını karşılayabilmektedir. Buğday, mısır, yulaf, arpa Bosna Bölgesi’nin, tütün, pamuk, üzüm ve diğer meyveler ise Hersek Bölgesi’nin başlıca tarım ürünleridir. Bosna Hersek’de tarım yurt içi gayri safi milli hasıladan % 8,3 oranında pay almaktadır. Bu oran Bosna Hersek Federasyonu’nda % 7’ye düşerken, Sırp Cumhuriyeti’nde %17’ye çıkmaktadır. Bosna Hersek’in tarımsal arazi varlığı 2 milyon 450 bin hektardır. Bu arazi varlığının 1 milyon hektarı tarla bitkileri tarımına ayrılmış olup, % 40’ı halen kullanılmamaktadır. İşlenen arazilerin % 54’ünde buğday ve mısır başta olmak üzere tahıl üretimi yapılmaktadır. Yem bitkileri, ekilen alanların % 29’unu, sebzecilik ise işlenen arazilerin % 15’ini oluşturmaktadır. Sanayi bitkilerinin kapladığı alan ise % 2’dir. Çiftlik hayvanlarının sayısı savaş sonrasında giderek artmaya başlamıştır. Yılda yaklaşık toplam 83 bin ton et (canlı ağırlık olarak), 530 milyon litre süt üretiminden bahsetmek mümkündür. Ülkenin her yerinde bulunan akarsular küçük ve büyük kapasiteli balık çiftlikleri için uygundur. Özellikle alabalık ve sazan yetiştiriciliği gelişmiştir. Kimyasal gübrelemeye ve ilaçlamaya maruz kalmayan tarım arazilerinin neredeyse yarısı organik tarıma müsaittir. İklim şartlarının uygunluğu, eğitimli ve tecrübeli iş


gücü bu konuda ülkede yatırımı cazip kılmaktadır. Mali kaynakların yetersiz olması, mevcut işletmelerin tümüyle modernizasyon ihtiyacı bu konuda ülkenin büyük ölçüde dışa bağımlı olmasına neden oluşturmaktadır.

diğer ülkelerle rekabet edebilecek düzeye ulaşmamıştır. Bosna Hersek’de kurulu olan gıda sanayi, gıda işleme ve içecek, (et, süt, meyve, sebze, şeker, yağ, tütün, hayvan ve kuşyemi) sektörlerinde yoğunlaşmıştır.

Sanayi

Turizm

1945–50 yılları arasında toplam üretimin % 70’ini tarım sektörü oluşturan Bosna Hersek’te savaş öncesinde ekonomi sanayi ağırlıklı bir yapıya dönüşmüştür. Ancak savaş sırasında sanayi kuruluşlarında üretimde kullanılan alet ve makineler çalınmış, çalınmayanlar tahrip edilmiş ya da eskimiştir. Savaş sonrasında sanayi kuruluşları özelleştirmeye açılmış, sanayi tesislerinin çoğu özelleştirmeler yoluyla yerli ve yabancı girişimciler tarafından satın alınmış, yapılan yatırımlarla sanayi tesislerinin verimlilik ve kapasiteleri artırılmış, sanayi daha çok ham madde ya da ara malı ağırlıklı üretime yönelmiştir. Bugün Bosna Hersek’in ihraç ürünlerine bakıldığında toplam ihracatın büyük kısmını hammadde ve ara malı ürünlerinin oluşturduğu görülür. Ancak ülkenin üretimi, tüketim ve yatırım mallarında

Bosna Hersek, nehirleri, el değmemiş doğası, tarihi ve kültürel zenginlikleri ile büyük bir turizm potansiyeline sahiptir. Deniz ve kış turizminin dışında SPA turizmi, kültürel ve dini turizm, milli parklar, doğa parkları ve eko turizm gibi çok

çeşitli turizm olanaklarına sahip ülke yabancı yatırımcılara geniş yatırım imkanları sunmaktadır. Bosna Hersek çok sayıda termal ve mineral sulara sahiptir. Bu sular temiz olmaları, terapi nitelikleri ve doğal çevreleri ile ünlenmiştir. Spa Fojnica, Banja Vrucica (Teslic), Gradacac, Mljecanica (Dubica), Aquaterm (Olovo), Gata (Bihac), Guber (Srebrenica), Ilidza (Saraybosna), Kiseljak (Saraybosna yakını), Dvorovi (Bijeljina), Kulasi (Prnjavor), Laktasi (Banja Luka), Sanska Ilidza (Sanski Most), Slatina (Banja Luka) Vilina Vlas (Visegrad) ülkenin en tanınmış kaplıcalarıdır.

ETBİR I KIRMIZI 55


SAĞLIK

Çene kemiği olmayan hastalara da

implant yapılabiliyor... İmplant tedavisinde son yıllarda yaşanan gelişmeler ile artık üst ve alt çenesinde kemik olmayan hastalara da implant yapmak mümkün. Hatta aynı gün protezleri takılabilen hastalarda tedavi sadece bir günde tamamlanabiliyor.

T

amamen dişsiz ya da çene kemiği eriyen hastalara bile artık implant uygulamak mümkün. Dentram Diş Klinikleri kurucularından Çene Cerrahisi ve İmplantoloji Uzmanı Prof Dr. Serhat Yalçın, implantta çözüm bulunması en zor durum olan üst çene eksikliğine yönelik geliştirilen “Elmacık Kemiği İmplantı” yöntemi ile damak ya da klasik protez döneminin sona erdiğini, implantta hepsi bir arada döneminin başladığına dikkat çekiyor. Hastanın kemik sorunu yoksa aynı gün yeni dişlere kavuşmasının artık mümkün olduğunu ifade eden Yalçın ile yeni implant uygulamalarını konuştuk.

İmplant tedavisinin günümüzde ulaştığı noktayı nasıl yorumluyorsunuz? İmplant uygulamaları diş sağlığında çığır açtı. Artık diş eksikliklerine daha kolay çözümler getirebiliyoruz. Klasik protezler ve köprüler tarihe karışırken implant teknolojisi de kendini geliştirmeyi sürdürüyor. İmplantın günümüzde geldiği nokta altın çağdır. İmplant

56 ETBİR I KIRMIZI

tedavisinde “altın çağ”yakaladı diyebiliriz.

Kemiğine İmplant yöntemini Türkiye’ye ilk Dentram getirdi.

Ağzında hiç diş kalmamış bir hastanın aynı zamanda kemik sorunu da varsa, yine de çözüm bulabiliyor musunuz?

Elmacık Kemiği İmplantı tedavisi hakkında ayrıntılı bilgi verir misiniz?

Elbette... Ağzında hiç dişi kalmayan, hatta üst ve alt çene kemiği eriyen hastalara bile implant yapılabiliyor. İmplant yöntemi artık bu yönlerini de geliştirdi. İmplant yapılması en zor durum olan üst çenede kemik olmaması halinde ileri cerrahi uygulama gerektiren “Elmacık Kemiği İmplantı” ile çözüm bulabiliyoruz. Elmacık

Hasta tedavi edilirken, üst çenede sağ ve sol tarafa birer zigomatik (elmacık kemiği) implant ve çenenin ön tarafına da normal implantlar yerleştiriliyor. Protezler de hemen implantların yerleştirildiği gün yapılabiliyor. Bu sayede ileri kemik kaybı olan hastalara bile hızlı ve güvenilir bir şekilde protez tedavisi uygulanabiliyor. Eğer hastada ön bölgede kemik yoksa elmacık


TEKNO HABER kemiklerinin her birine 2’şer adet implant konularak, hastaya gene sabit protez yapılabiliyor. Bu yöntemin, uzun tedavilerin yapılamayacağı kemik erimesi olan yaşlı hastalar için müjde niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Hem işlem süresi kısalıyor, hem de işlemlerin uygulaması kolaylaşıyor.

Alt çenede kemik eksikliği varsa ne yapılabiliyor? Alt çene kemiğinde erime olan ya da diş çekimi sırasında kemik kaybı olan hastalara da Box Tekniği ile çözüm getiriyoruz. Box Tekniği de kemik kaybı olan hastaların tedavisinde kullanılan, kemik rejenerasyonu için geliştirilmiş yeni bir yöntem.

Bu işlemler ne kadar zaman alıyor? Aynı gün implant yapılması mümkün mü? İmplant teknolojilerinde bugün geldiğimiz noktada, sabah dişsiz bir ağızla kliniğimize gelen bir hasta, kemik sorunu yoksa, akşam saatlerinde implantları ve protezleri ağzına takılmış olarak, yeni dişleriyle kliniğimizden gülümseyerek çıkabiliyor. Bu yeniliklerle birlikte implantın kemikle bütünleşmesi için gereken bekleme süresi sıfırlanmış, tekrarlayan tedavi seansları da en aza indirgenmiş durumda.

Hiçbir şey doğal dişlerinizin yerini alamaz fakat kaza, dişeti hastalığı ya da çürük nedeniyle kaybettiğiniz dişlerinizde doğal diş konforunu size implantlar yaşatabilir. İmplantlar kemik içerisine cerrahi yöntemle yerleştirilen titanyum vidalardır. Doğal diş kökünü taklit eder.

Klasik protezler tarih mi oluyor? Evet, artık implant tedavisi ile klasik ve hareketli protezler tarihe karışıyor. Önümüzdeki 10 - 15 yıl içerisinde bugün pek çok hastanın ağzında yer bulan bu protezleri görmek pek mümkün olmayacak.

Kök hücre uygulaması ile implantın kaynama süresi nasıl kısalıyor? Konsantre Büyüme Faktörü (CGF) ile hastanın kendi kanında bulunan kök hücrelerden faydalanıyoruz. CGF, uygulandığı hücrede iyileşmeyi hızlandırıyor. Çene kemiği erimiş bir kişinin implant için bekleme süresi 6 aydan birkaç aya kadar düştü.

Hiç dişi olmayan bir hastanın kaç adet implant yaptırması gerekiyor?

ayarlanarak yerleştirildikten sonra hastaya aynı gün sabit dişlerini de takabiliyoruz. Hareketli protezler ile ya da disşsiz gelen hasta geçici sabit dişleri yapılmış şekilde çıkabiliyor. Hastanın implantları kemiğe iyice kaynadıktan sonra da kalıcı sabit dişlerine kavuşmuş oluyor.

İleri cerrahi teknikler gerekiyor mu? Hepsi Bir Arada ya da Dörtlü Yükleme dediğimiz yöntem implant uygulamalarının ileri teknolojiyle buluşmasıyla dizayn edildi. Ağzında hiç dişi olmayan ya da çene kemiklerinde erime olan hastalara ileri cerrahi teknikler uygulamadan implant yerleştirmek mümkün hale geldi. Açılı implant dediğimiz teknikler kullanılarak, hastaların alt ve üst çenelerine 4’er tane implant yerleştirilerek, sabit diş yapılabiliyor. Kemik erimesi olan hastalara daha pratik çözüm getirmiş oluyoruz. Uzun bekleme sürelerinden ve ileri cerrahi uygulamalarından kurtarmış oluyorlar.

Hiç dişi olmayanlara ileri teknolojik dizayn sayesinde alt ve üst çenelerine 4’er tane implant yerleştirilerek kemik sorunu olsa bile çözüm getirilebiliyor. Bu yöntemle geleneksel takma dişlerin ve köprülerin yarattığı sorunlar yaşanmıyor. İleri teknolojinin yardımıyla, implantın ağız içindeki yeri dizayn ediliyor. İmplantlar, alt ve üst çenede kemiğin en kalın olduğu yere gerekli açılar

ETBİR I KIRMIZI 57


SAĞLIK

Domuz Gribi 6 Yıldır

Dünya Gündeminde... İlk olarak 2009 yılında ortaya çıkan ve tüm dünyada resmi olarak binlerce, resmi olmayan rakamlara göre yüzbinlerce kişinin ölümüne neden olan “Domuz Gribi” her geçen gün artan ölüm vakalarıyla yine dünya ve Türkiye gündeminde...

M

art 2009’da Meksika’da insanlarda hastalık yapan yeni bir grip virüsü tespit edildi. Hastalığa etken virüsün, domuz gribi virüsüne benzerliği ve virüsteki genetik değişimin domuzda meydana gelmesi sebebiyle hastalığa “domuz gribi” denildi. Hastalık ABD başta olmak üzere önce bölge ülkelerine, daha sonra da dünyaya yayılmaya başladı. 1 Haziran 2009’da Dünya Sağlık Örgütü, H1N1 grip virüsüne bağlı bir salgın hastalığın başladığını ilan etti. Dünya Sağlık Örgütü, 2009’da yaşanan küresel domuz gribi salgınında toplam 18 bin 500 kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Ancak 2013’te yapılan bazı araştırmalar Dünya Sağlık Örgütü’nün sadece teyit edilmiş domuz gribi vakalarını dikkate aldığını ve gerçek ölüm sayısının resmi verilerin 11 katı olabileceği ileri sürdü..

58 ETBİR I KIRMIZI

Dünyanın farklı ülkelerinden domuz gribi vaka ve ölüm haberleri gelirken Türkiye’de de vakalar görülmeye hatta ölümler yaşanmaya başlandı.

42 Kişi Domuz Gribinden Öldü

Yıl 2015 ve domuz gribi hala ölümcül bir hastalık olarak gündemdeki yerini koruyor. Hatta


son bir kaç aydır ölüm vakalarındaki artışla gündem oluşturuyor. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu 27 Mart 2015 tarihinde yaptığı açıklamada son grip sezonunda Türkiye’de 42 kişinin “domuz gribi” nedeniyle hayatını kaybettiğini açıkladı. Tüm dünyada grip sezonu yılın 40. haftasından başlayıp bir sonraki yılın 20. haftasına kadar devam ediyor. Hastalığın zaman zaman pik yaptığını zaman zaman durağanlaştığını söyleyen Müezzinoğlu, vakaların hastanelere ve polikliniklere müracaat sayısında bir durağanlaşma ve bir azalma sürecine girildiğini ifade etti. Açıklamasında “Bu grip sezonunda ülkemizde kendisinde grip virüsü olduğu laboratuvarlarca doğrulanmış 42 kişi hayatını kaybetmiştir” diyen Bakan şöyle devam etti: “Hayatını kaybeden kişilerden 12’si (yüzde 28,5) 65 yaş ve üzerindedir. Hayatını kaybeden kişilerin 33’ünde (yüzde 78,5) İnfluenza A(H1N1), 4’ünde (yüzde 9,5) İnfluenza B, ve 5’inde (yüzde 11,9) İnfluenza A(H3N2) tespit edilmiştir. İnfluenza A(H1N1) hayatını kaybeden 33 hastadan 18’inin grip ile birlikte farklı bir hastalığı da bulunduğu anlaşılmıştır. İnfluenza B’den hayatını kaybeden 4 hastanın tamamında grip ile birlikte başka bir hastalık daha tespit edilmiştir. Son olarak İnfluenza H3N2 tespit edilen 5 hastanın 3’ünde yine aynı şekilde grip hastalığına başka bir hastalığın da eşlik ettiği anlaşılmıştır.” Bakan açıklamasının ardından hastalıktan korunmak için hijyenin önemine bir kez daha dikkat çekti. Çünkü bu yıl aşılar da hastalıktan korunmada çok etkili olamadı.

Grip Virüsü Değişti, Genleri Değiştirdi... Ortaya çıktığı ilk yıllarda hastalık aşıyla durdurulmaya çalışıldıysa da yıllara içinde hem grip virüsü güçlendi hem de vücuttaki genler değişime uğradı. Son olarak Avrupa Enfeksiyonları Kontrol Altına Alma Merkezi’nin yayın organında,

aşının bu yılki grip virüsünden korumada etkili olmadığına ilişkin rapor yayınlandı. Raporda aşının etkinliğinin düşük olduğunu belirtildi. Ve 2014 -2015 yılında Türkiye’de yapılan grip aşılarının grip virüsüne karşı çok fazla etkili olmadığı ifade edildi. 2015 Mart ayında konuyla ilgili bir başka araştırma sonucu da Amerikalı ve Fransız bilim adamlarından geldi. Araştırma, bugüne kadar gözardı edilen bir gen mutasyonunun bağışıklık sisteminin işlevini yerine getirememesi dolayısıyla hastalığın daha ağır geçmesine neden olduğunu gösterdi. Sonuçları “Science Express” dergisinde yayımlanan araştırma risk grubunda olmayan, daha önce büyük bir hastalık geçirmemiş ancak Ocak

2011’de domuz gribi nedeniyle bir süre yoğun bakımda yatan 2,5 yaşındaki bir kız çocuğu ile yapıldı. Bu çocuğun gribi bu kadar ağır geçirmesinin nedenini araştıran bilim adamları, 4 yıl sonra küçük kızın gen haritasını inceledi ve ebeveynlerininkiyle karşılaştırdı. Çocuktaki bir gen mutasyonunun, virüs ve kanser hücreleriyle mücadele eden interferon adlı proteinlerin üretilememesine yol açtığı saptandı. Genetik mutasyonların hastalığın daha ağır geçmesine neden olabileceğini belirten bilim adamları, sonuçların ilerde yeni tedavi yöntemlerinin uygulanmasının önünü açabileceğini vurguladı. Sonuçların ayrıca grip virüsü kapan bazı kişilerin nasıl bir hafta gibi kısa sürede iyileştiğine, bazılarının ise öldüğüne dair açıklama getirmesi bekleniyor.

Hastalıktan Korunma Yolları • Öksürme ve hapşırma sırasında ağız ve burun bir mendil ile kapatılmalı. • Mendil kullanıldıktan sonra çöp sepetine atılmalı. • Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra eller bol sabun ve suyla yıkanmalı. Alkol içeren el yıkama antiseptikleri de etkili olabilir. • Kirli eller ile özellikle gözlere, buruna ve ağıza dokunulmamalı. • Domuz gribine yakalanıldığında, belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına ya da belirtilerin tamamen geçmesinden bir gün sonrasına kadar evde istirahat edilmeli. • Hastalığın bulaşmaması için çevredeki kişilerden uzak durulmalı. • Bulunulan mekânı sık sık havalandırılmalı. ETBİR I KIRMIZI 59


SAĞLIK

Hastalıktan Korunmanın Anahtarı: Hijyen... Dünyada ve Türkiye’de ölümle sonuçlanan vakaların sayısı artarken, birbiri ardına araştırmalar yapılırken insandan insana kolaylıkla bulaşan domuz gribinden korunmak için öncelikle hastalığı iyi tanımak ve özellikle hijyene önem vermek gerekiyor. Domuz gribi, öksürük ve hapşırma yoluyla yayılıyor. Hastanın tükürük zerrecikleri havaya yayılarak sandalye, masa gibi yüzeylere bulaşabilir. Kişi virüsün bulaştığı bir yere dokunduktan sonra ellerini ağzına, gözlerine veya burnuna sürerse virüsü almış oluyor. Bu yüzeylerde virüsün ne kadar süreyle canlı kalabileceğini etkileyen ısı, nem oranı, yüzey niteliği gibi pek çok faktör söz konusudur. Kişiler, belirtilerin başlamasından bir gün öncesi ve 7 gün sonrasına kadar bulaştırıcı olarak kabul ediliyor.

Hastaya Acil Müdahale Edilmeli Domuz gribi olarak da adlandırılan, H1N1’in belirtileri arasında diğer griplere çok benzer şekilde boğaz ağrısı, baş ağrısı, yaygın vücut ağrısı, burun akıntısı, öksürük, solunum güçlüğü, kusma, ishal ve yüksek ateş gibi şikayetler bulunuyor. 38 dereceyi aşan yüksek ateşli hastalarda bu belirtilerden

60 ETBİR I KIRMIZI

en az bir tanesinin görülmesi durumunda hastanın domuz gribine yakalanmış olma ihitimalini dikkate alarak mutlaka doktora başvurması gerekiyor. Zor nefes almak veya nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, sık ve uzun süreli kusma erişkinlerde acil müdahale edilmesi gerektiren

belirtiler arasında sayılıyor. Çocuklar ise, hızlı veya zor nefes alma, vücutta solgunluk ya da morarma, beslenememe, uyarılara cevapta azalma ve uykuya meyil, huzursuzluk, ateşle beraber döküntü görülmesi yine acil müdahale gerektiriyor. Hastalık, gebeler, 5 yaş altı çocuklar, kalp hastalığı, şeker hastalığı, akciğer ve böbrek hastalığı gibi kronik hastalıkları olan risk grubundaki kişilerde ağır seyrediyor. Ayrıca mevsimsel gribe kıyasla çocuklar ve gençler daha sık hastalanıyor. Domuz gribinin tedavisi veya bu hastalıktan korunmak için doktor kontrolünde ilaçlar kullanılıyor.

2015 itibariyle Dünyada Virüsün Seyri • Avrupa’da yüksek olan grip hareketliliği halen devam etmektedir. 34 ülkede çalışılan 2 bin 535 numunenin yüzde 49’unda grip virüsü tespit edilmiştir. • Kuzey Amerika’da grip hareketliliği 2014 yılının sonunda ulaştığı en yüksek düzeyden sonra halen yüksek düzeyde devam etmektedir. • Amerika Birleşik Devletleri’nde ise grip vakaları 2014 yılı Aralık ayında ulaştığı yüzde 30,4’lük düzeyinden yüzde 12,1 düzeyine gerilemiştir.


İŞ DÜNYASI

Android rahatlığı

işe de taşındı

Artık akıllı cep telefonu olmayan, android ile tanışmayan neredeyse kalmadı diyebiliriz. Google bundan yola çıkarak çalışanlara kişisel cihazlarında alıştıkları esnekliği, işyerlerinde ihtiyaç duydukları güvenliği bir arada sağlayan “Android for Work”ü geliştirdi.

G

oogle yeni geliştirdiği “Android for Work”ün tanıtımını Google Türkiye resmi blogundandan yaptı. Blogdan yapılan açıklamaya göre; bir milyardan fazla kişi Android tabanlı akıllı telefon kullanıyor ve bu cihazlar bundan sadece birkaç yıl önce kullanılan bilgisayarlardan çok daha güçlüler. Bu telefonlar çoğu kişi için elektronik posta kontrolünden, belgelerin düzenlenmesi, satış kanallarının incelenmesi ve onay süreçlerine kadar uzanan çok sayıda önemli işlerini tamamlamaları için temel bir araç niteliği taşıyor. Ancak çalışanların büyük bölümü akıllı telefon ve tabletlerin getirdiği yeniliklerden ve kolaylıktan iş hayatında yararlanamıyor. Google’ın bu durumdan yola çıkarak geliştirdiği Android for Work’ün dört temel teknolojik bileşeni bulunuyor:

İş profilleri – İş verilerinin

korunması ve tamamıyla özelleştirilmiş bir iş profili oluşturulması için mevcut şifreleme, Android 5.0 Lollipop’ta bulunan güçlendirilmiş SELinux güvenlik ve çoklu kullanıcı desteği üzerinde geliştirildi. Bu sayede BT(Bilişim Teknolojileri) sorumluları iş amaçlı uygulamalarını, güvenli şekilde korunacağından emin olarak, kullanıcılarının kişisel uygulamalarını yanında bulundurabilecekler. Çalışanlar ise kendi kişisel uygulamalarını işverenlerinin yalnızca işle ilgili verileri yönetebileceğinden ve özel içeriklerini görüntüleyip silemeyeceğinden emin olarak kullanabilecekler.

Android for Work Uygulaması - Ice Cream

Sandwich’ten Kitkat’a kadar uzanan platformlarda çalışan ya da iş profillerini kullanamayan cihazlar için Android for Work uygulaması geliştirildi. Güvenli elektronik posta, takvim, kişiler, belgeler, tarayıcı ve onaylı iş uygulamalarına erişim olanağı sağlayan bu uygulama, BT tarafından tamamıyla yönetilebilir olacak.

Google Play for Work –

İşletmelerin Android for Work üzerinde çalışan tüm kullanıcılarının uygulamalarını güvenli şekilde kurup yönetmesine izin veren Google Play for Work, uygulama dağıtım sürecini kolaylaştıracak ve BT’nin kurulu her uygulamayı onaylamasına imkan tanıyacak.

Uygulama Paketi – Her gün gereken işle ilgili görevler için e-posta, kişiler ve takvim gibi uygulamaları içeren ve hem Exchange hem de Notes desteğiyle belge, hesap tablosu ve sunumların düzenlenme yeteneğine sahip bir iş uygulamaları paketi oluşturuldu.

ETBİR I KIRMIZI 61


İŞ DÜNYASI

Gelecekte

iş dünyası nasıl olacak?

Teknolojinin hızlı gelişimiyle birlikte tüm dünyada yaşanan değişim, herşeyi değiştirmeye, dönüştürmeye devam ediyor... Peki hızla esen bu değişim rüzgarında iş dünyasını gelecekte neler bekliyor? Yeni bir jenerasyon, yeni çalışma biçimleri, akıllı makineler ve daha fazlası...

S

on yıllarda teknolojide yaşanan hızlı değişim tüm dünyanın da hızla değişmesine neden oldu. Ve aynı hızla değişmeye devam ediyor? Tüm dünyanın neredeyse yaşam şeklini değiştiren teknolojik gelişimi en yakından takip etmesi gereken iş dünyası... Çünkü teknoloji takip etmek yaşanan değişimlere hızla adapte olmak faaliyet gösterilen sektör farketmeksizin rekabette güçlü kalmaya yardımcı oluyor. Teknolojiyi, yenilikleri şirketlerin yönetim, üretim biçimlere adapte etmek kadar tüketicideki değişimi de takip etmek ve doğru analiz edip çözümler geliştirmek rekabette öne geçmenin tartışmasız ön şartını oluşturuyor. Ancak var olanı adapte etmek yetmiyor. Geleceğin ne getireceğinin de takipçisi olmak, değişimin hızına ayak uydurmak gerekiyor. Peki teknoloji bu hızla

62 ETBİR I KIRMIZI

hatta belki daha da hızlanarak gelişmeye devam ederken iş dünyasında neleri değiştirecek?

Yeni Bir Jenerasyon; C Kuşağı

Patron şirketleri, kurumsallık konuşulurken son yılllarada bir de değişen jenerasyonlar iş dünyasını meşgul etmeye başladı. Her yeni kuşağın iş dünyasına adaptasyonu, tüketici olarak talepleri yeni seminerlerin, tartışmaların konusu oldu. Dijital dünyayı ilerleyen yaşlarda tanıyan X jenerasyonu, dijital devrimin içinde büyüyen Y jenerasyonu ve dijital teknolojiler olmadan önce yaşamanın nasıl olduğunu hayal edemeyecek olan Z jenerasyonu derken şimdilerde “C” jenerasyonu ortaya çıktı. “C” harfi İngilizce ‘connected’

kelimesinin ilk harfi. Yani bağlı; bağlanmış. Haftanın 7 günü 24 saat teknolojiye ve birbirine bağlı yaşıyor. What’s The Future of Business? Changing The Way Businesses Create Experiences kitaplarının yazarı Brian Solis C jenerasyonu için şöyle diyor: “Bu bireylerin beyinleri farklı bir şekilde çalışıyor. Biz sosyal ağların özel hayatımıza karışmasından şikayetçi olurken, onlar bu konunun kontrolü konusunda çoktan uzmanlaştı. Biz insanların online ortamda neden bu kadar çok paylaşım yaptığını anlamaya çalışırken, onlar sosyal medyayı çok iyi yönetti; kendilerine uyarladı ve harika filtreler oluşturdu. Biz bilgi bulmak için Google’ı kullanıyoruz; onlar kararlarını Youtube videolarına göre veriyor. Biz televizyonu televizyonda izliyoruz; onlarsa tabletlerinde veya akıllı telefonlarında…”


Geleneksel İş Modelleri Terk Edilecek Ancak bu yeni jenerasyonu sadece yeni bir tüketici profili olarak konumlamamak gerekiyor. Tüketici olarak farklı alışkanlıkları olan pazarlamaya strateilerine yön veren bu yeni jenerasyon iş dünyasında yer aldığında, iş dünyasına etkileri de kaçınılmaz olacak. Bir danışmanlık şirketi olan Booz & Company’nin yayınladığı “C Jenerasyonun Yükselişi ve 2020 İş Yaşamı”adlı rapora göre; C jenerasyonunun geleneksel kaynaklardan düşük kar gelmesi, iletişim ve teknoloji endüstrilerinin modası geçmiş iş modellerini terk etmesine sebep olacak. C jenerasyonunun bulunduğu ortamda hayatta kalabilmek için yeni iş modelleri oluşturması şart. Gelecekte iş ve kişisel aktiviteler birbirleriyle karışacak. Sosyal işbirliği ağları çoğalacak ve genişleyecek. Bu hem iş hem de kişisel yaşamı değiştirecek. Sensor Ekonomi (Sensor Economy) ve makinaların İnterneti (insanlar dışında fırın, buzdolabı, klima gibi ‘şeylerin’ de internete bağlanması) devri başlayacak, bunlar da müşteri odaklı yeni teknolojiler tarafından desteklenecek. Bu tip iş ve teknoloji yenilikleri ileride talep edilen işleri değiştirecek; bu da yeni jenerasyonda iş ile ilgili farklı etkilere sahip olacak. The Future Workskills raporuna göre; gelecekte çalışanların esnek olup sürekli değişen iş koşullarına uyum sağlayabilmesi ve öğrenmeye açık olması gerekiyor.

verimliliğin de arttığını gösteriyor. Özellikle son yıllarda kurumların ve bireylerin iletişim alışkanlıklarında yaşanan değişimin sonucu olarak, çalışanlar, eskiye oranla çok daha fazla hareket ediyor. Artık çalışanların birlikte iş yapabilmeleri için mutlaka aynı fiziksel ortamda olmaları gerekmiyor. Yeni jenerasyonların iş dünyasına adaptasyonu ve yeni teknolojiler ile artık ofiste çalışmak da geleneksel bir çalışma şekline dönüşecek.

Akıllı Makineler Dönemi Başlayacak

Yeni teknolojiler kuşakları, tüketici alışkanlıklarını, çalışan profilini değiştirirken endüstriye de önemli etkisi olacak. Endüstride yaşanacak en büyük değişim şimdilerde kullanılsa da henüz yaygınlaşmamış olan akıllı ve kusursuz makineler. Uzun zamandır kullanılan ancak maliyetlerinden dolayı yaygınlaştırılamayan elektronik sensörler sayesinde tüm

dataları çok iyi analiz edebilen ve interneti kullanabilen makinelerin çok daha tepkisel ve sosyal olacağı öngörülüyor. Üretimde ihtiyaç duyulan enformasyon akıllı hale geldikçe, tüketiciye ulaşması da çok daha otomatik ve anlık olacak. Kısacası cihazların birbiriyle ve kullanıcılarla konuştuğu bu yeni dünyada bilgi özel bir çaba sarfetmeksizin ihtiyacı olana ulaşacak. Öngörülen bu değişimlerin sonucunda çok yakında üretim süreçleri bugüne kadar olduğundan kat kat daha planlanabilir bir hale gelebilecek. Makinelerin aksaklıkları çok daha önceden fark edip kendi kendini onardığı bir dünyada verimlilik oranında da önemli artış yaşanacak. Planda olmayan zaman ve maliyet kayıplarının yaşanması engellenerek ,üretim sürecinin hiç aksamadan tam zamanında devam etmesi sağlanabilecek. Günümüzde kullanılanlardan çok daha akıllı ve yetenekli robotlar da üretimde yerlerini alacak.

Toplantılar İnternet Üzerinden Yapılacak

Unify tarafından yapılan araştırmaya göre; 2020 yılında toplantıların yüzde 94’ü tamamen internet ortamında yapılacak. Mobil çalışanların geçmiş dönemde artış hızı dikkate alındığında, 2020 yılında işgücünün yüzde 50’sinin esnek çalışma sistemine geçeceği öngörülüyor. Araştırmalar mobil planlamanın yapıldığı şirketlerde

ETBİR I KIRMIZI 63


OTOMOTİV

Akıllı bir ticari araç;

Tourneo Courier Tepretoğulları Ford’da!

Ford’un akıllı ticari aracı Tourneo Courier, sahip olduğu SYNC sistemi ile ellerin kullanılamayacağı durumlarda sesli komutlarla telefon araması yapabiliyor, bir kaza yaşanması durumunda Acil Durum Yardımı Servisi’ni arıyor, şoförün konuşamayacağı durumlarda GPS koordinatları gibi yaşamsal önem taşıyan bilgileri servise iletiyor.

K

ompakt ve şık, esnek ve ekonomik, ayrıca becerikli özellik ve teknolojilerle dolu Ford Tourneo Courie, bir ticari araçta aranan tüm özelliklere sahip... Kullanışlılık, geniş alan, yakıt ekonomisi, konfor, tarz ve teknoloji...

Dört kişi için yeterince iç hacim sağlayan bu kompakt ve şık araç, ayrıca tüm eşya ve yükleri rahatlıkla taşıyabiliyor. Esnek koltuk yapısıyla iç alandan en iyi şekilde yararlanılabilirken, akıllı eşya bölmeleri ve özellikleri sayesinde tüm eşyalar kolayca düzenleniyor ve yerleştiriliyor. Tutumlu 1.5L veya 1.6L bir dizel motor seçenekleriyle kullanıcıya, piyasadaki yakıtı en tasarruflu kullanan araçlardan birini sunuyor.

64 ETBİR I KIRMIZI

Gelişmiş eller serbest teknolojisi Ford SYNC sayesinde, doğrudan verilen basit sesli komutlarla çalan parçaları yönetilirken, telefon görüşmeleri yapılabilir. Örneğin; cep telefonunuzda ‘ev’ adıyla kayıtlı

bir numara varsa, sadece “Ev ara” demek yeterlidir, sistem bu numarayı otomatik olarak arayacaktır. USB ya da MP3/ iPod® aygıtından ya da Bluetooth® uyumlu telefondan müzik dinlemek için sesli komutlar kullanabilir. Sistem, gelen yazılı mesajları da sesli olarak okur.


Ford SYNC ve Acil Durum Yardımı

SYNC sisteminin önemli ve hayat kurtarma potansiyeline sahip özelliklerinden biri de “Acil Durum Yardımı”dır. Telefon edecek durumda olmayınca bile yardım çağırabilir. Beklenmedik bir kaza yaşanmasıyla birlikte hava yastığının açılması ya da yakıt pompasının devre dışı kalması durumunda bu teknoloji otomatik olarak Acil Durum Yardımı servisini arar. Başlatılan arama ihtiyaca göre durdurabileceği gibi servisle görüşebilir. Konuşamayacak durumda olunduğunda bile sistem, GPS koordinatlarınız gibi yaşamsal önem taşıyan bilgileri servise iletecektir.

Güvenli Sürüş

“Yokuş Kalkış Destek Sistemi”, yokuşta kalkış sırasında aracın geriye kaymasını geçici olarak önler. Sistem, 2,5 saniye süreyle fazladan fren gücü uygular ve ayağı fren pedalından gaz pedalına geçirirken daha fazla süre ve kontrol sağlar. Kaygan yüzeylerde aracı durdurmak ya da hareket ettirmek istendiği zaman da yararlı bir özelliktir. “Gelişmiş bir Çekiş Kontrol Sistemi (TCS)”, tekerleklerin gereksiz patinaj yapmasını engeller ve ihtiyaç olduğunda en iyi kavrama gücü, performans ve dengeyi sağlar. Sistem, araç hızlanır ya da yavaşlarken mümkün olan en iyi kavrama ve yol tutuş gücünü

sağlamak amacıyla her tekerleğin gücünü sürekli olarak izler ve ayrı ayrı ayarlar.

düğmeleri kullanarak seyir halindeyken de hız ayarlayabilir. Ayrıca, “Ayarlanabilir Hız Sınırlandırıcı Özelliği” aracı seçilen ve önceden belirlenen limitlerde tutmaya yardımcı olur. Yakıttan tasarruf etmeye yardımcı olmasının yanı sıra, bu sistem hız sınırını aşma ihtimalini de azaltır. Bu faydalı özelliklerinin yanı sıra, her iki teknoloji de uzun otoban yolculuklarının daha rahat geçmesini sağlar.

Lastik basıncının her zaman doğru düzeyde olması önemlidir; doğru lastik basıncı yakıt tasarrufuna yardımcı olur, lastiklerinizi korur, güvenliği sağlar. Sensörler bu nedenle her tekerleği ayrı ayrı izler, sorun olması durumunda sürücüyü uyarır. Bu uyarı sayesinde aracı durdurup lastikleri kontrol etme imkanı sağlar.

Fonksiyonel Tasarım

“Elektronik Stabilite Programı (ESP)”, aracın ilerlemesini sürekli olarak izler, seyir çizgisindeki (patinaj gibi) herhangi bir sapmayı algıladığında, aracın yoldaki konumunu otomatik olarak düzeltir. Aracın kontrolünü korumaya yardımcı olmak üzere geliştirilen sistem, ayrıca acil bir durumda durma mesafelerinin kısaltılmasına da yardımcı olabilir.

“Hız Kontrol Sistemi”yle belirlenen hızı, fren veya gaz pedalına basılıncaya dek araç korur. Direksiyon simidi üzerindeki

Tourneo Courier’in tasarımı beş ana hedeften esinlendi. Akıllı bir ticari aracının sağlayabileceği bütün avantajları sunarak, sürücü ve yolcuları mümkün olabildiğince rahat ettirmek, mümkün olabildiğince güvenliği sağlamak, teknolojilerin en kullanışlı özelliklerini bir araya getirmek, satın alması kadar kullanması da ekonomik olan bir araç sunmak. Tourneo Courier gövdesinin akıcı formu, araca çağdaş görünüm kazandırırken, aynı zamanda aerodinamik özelliğini de geliştirerek yakıt verimliliğinin artırılmasına yardımcı oluyor. Tourneo Courier’in iç kısmı, yoğun yaşamlar için tasarlandı. Koltuklar, maksimum destek için ve sürücünün her türlü kumanda ve teknolojiyi parmaklarının ucunda bulabilmesi için ergonomik özelliklerle geliştirildi. Esnek koltuk sistemi sayesinde Courier yolcuları, valizleri, bisiklet, kutu ve ambalajlı demonte mobilyaları taşıyabilecek pek çok seçeneğe sahip.

ETBİR I KIRMIZI 65


SEKTÖRÜN ETKİNLİK TAKVİMİ

GIDA FUAR ve ETKİNLİKLERİ NİSAN 2015 8-12 Nisan

14 – 16 Mayıs: 7. Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri, Soğutma Teknolojileri, Mağaza Donanımı, Servis ve İkram

2. Uluslararası Tarım, Gıda ve Gastronomi Kongresi

Hizmetleri Fuarı, ANUFOOD Eurasia.

Yer: Maritim Pine Beach Resort, Belek/Antalya

Tel: (212) 867 1161, Faks: (212) 886 6698,

Bilgi için: Proje Müdürü Özge ALPÜREN

E Mail: ulaskilic@reedtuyap.com.tr, yurticisatis@tuyap. com.tr

Tel: 0507 000 5277 E.mail: kongre@tarimvegida.org E.mail: info@tarimkon.org www. tarimkon.org

16 – 18 Nisan 1. İstanbul Ulusal Beslenme ve Diyetetik Kongresi Yer: WOW Convention Center Yeşilköy, İstanbul Bilgi için: Figür Turizm, Kongre & Organizasyon Tel: (212) 381 4600, Faks: (212) 258 6078 E. Mail: ibdk2015@figur.net www.ibdk2015.org

21 – 25 Nisan 8. Asya Manda Kongresi, İstanbul Bilgi için: Prof. Dr. M. İhsan Soysal. Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Zooteknik Bölümü, Biyometri ve Genetik Ana Bilim Dalı Tel: (282) 293 1292, 250 1006 E. Mail: misoysal@gmail.com info@abc2015.org, www.abc2015.org

Web: tr.anufoodeurasia.com/ANUFOOD-Eurasia/index. php

21- 23 Mayıs Türkiye Doğal Beslenme ve Yaşam Boyu Sağlık Zirvesi’2015 Yer: NG Güral Sapanca Wellness & Convention Hotel Bilgi İçin: Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Tel: 90 (228) 2141251 E.mail: selcen.darcin@bilecik.edu.tr www.dogal2015.com2015

HAZİRAN 2015 24- 27 Haziran Halal Taiwan - Taiwan Int’I Halal Expo Yer: TWTC Exhibition Hall 1 Bilgi için: Ms. Eva Chuang E.mail: halal@taitra.org.tw www.halalexpo.com.tw/en_US/index.html

28 – 30 Nisan: İç Anadolu Bölgesi 2. Tarım ve Gıda Kongresi. Nevşehir Bilgi için: Prof. Dr. Nesimi Aktaş, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Tel: (384) 228 1000, E. Mail: bilgi@targid2015.org

Web sayfamızdan ve Facebooktan bizi takip edin!

www.targid2015.org

MAYIS 2015 7- 8 Mayıs 5. Gıda Güvenliği Kongresi

www.facebook.com//ETBİR

Yer: Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi Bilgi: Muhteber Ersin Tel : 0216 550 02 23 - 550 02 73 E.mail: muhteber.ersin@ggd.org.tr www.ggd.org.tr

66 ETBİR I KIRMIZI

www.etbir.org


67


68

Etbir Kırmızı Dergi Sayı 33  

Etbir, Et Üreticileri Birliği, Kırmızı Et, Mustafa Bılıkçı, ayla Torun, Afiş İletişim, www.etbir.org, Meat Magazine

Etbir Kırmızı Dergi Sayı 33  

Etbir, Et Üreticileri Birliği, Kırmızı Et, Mustafa Bılıkçı, ayla Torun, Afiş İletişim, www.etbir.org, Meat Magazine

Advertisement