Issuu on Google+

ETBİR

Et Üreticileri Birliği, Kırmızı Et Sektör Yayını 2012 / Kış

Prof. Dr. Karatay;

“Kırmızı et sağlıklıdır”

Toptan ette KDV yeniden

İsviçreli ETBİR’den uyarı:

Et Mamulleri Üretiminde Karışım Kaldırılmalı!

Hayvansal ürünlere

“Piyasa Düzenleme Kurumu”

Saanen Keçiler artık yerli! PISA sonuçlarına göre; Et tüketimi

okullardaki başarıyı arttırıyor!

Yem kaynaklarında

2011 yılının durumu


ETBİR I

kırmızı

BU SAYIDA NELER VAR?

Et Üreticileri Birliği, Kırmızı Et Sektör Yayını

ARAŞTIRMA

OECD’ye göre; Et tüketimi okullardaki başarıyı arttırıyor!

Yıl: 6 Sayı: 22 Kış 2011-2012 Para ile satılmaz.

İmtiyaz Sahibi Et Üreticileri Birliği adına Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ahmet YÜCESAN

Yayın Koordinatörü Ayla TORUN

Yönetim Yeri Atlantis İş Merkezi C Blok K: 5 No: 14 Osmanlı Bulvarı Kurtköy İSTANBUL Tel: 0216 478 62 79 Fax: 0216 478 62 76 e-mail: etbir@etbir.org www.etbir.org

Yapım Afiş İletişim Tel: 0535. 7114137 @: afis@afisiletisim.com www.afisiletisim.com

Sorumlu Yazi İşleri Müdürü Ergün GÖÇER

Yayın Kurulu Prof. Dr. Dilek BOYACIOĞLU Prof. Dr. Mustafa TAYAR Vet. Dr. Ahmet YÜCESAN Vet. Dr. Can DEMİR Mustafa ALBAYRAK

Katkıda Bulunanlar Doç. Dr. Akın PALA Prof. Dr. Canan E. KARATAY Bekir TAŞKALDIRAN

Reklam Rezervasyon Tel: 0216 478 62 79-324 62 64 Fax: 0216 478 62 76 e-mail:etbir@etbir.org

20 06 12

ETBİR’DEN HABERLER SEKTÖRDEN Toptan Etin KDV’si Yeniden % 1

16

SEKTÖREL HABER AB Uyum Sürecinde Hayvancılık Kongresi

19

SEKTÖREL HABER Kırsal Kalkınma Desteklerine AB’den onay

22

ARAŞTIRMA OECD’ye göre; Et tüketimi okullardaki başarıyı arttırıyor!

26

GÜNDEM ETBİR’den uyarı: Et Mamulleri Üretiminde Karışım Kaldırılmalı!

Baskı

GÜNDEM

04 ETBİR I KIRMIZI

HAYVANCILIK Yem kaynaklarında 2011 yılının durumu

34

DOSYA İsviçreli Saanen Keçiler artık yerli!

38

KAMU Tarım Bakanlığı’nda yeni yapılanma ve Hayvancılık Genel Müdürlüğü

40

KAMU Hayvansal ürünlere Piyasa Düzenleme Kurumu

42

İNCELEME GEZİSİ German Meat Türkiye’nin et firmalarını ağırladı

44

SAĞLIK Prof. Dr. Canan E. Karatay; “Kırmızı Et Sağlıklıdır”

DOSYA

Armoni Nuans Görsel Sanatlar, İletişim Hiz. San. ve Tic. A.Ş. Tel: 0216 540 36 11 pbx Fax: 216 540 42 72

ETBİR Kırmızı dergisinde yayınlanan yazı ve fotoğraflar yazılı izin alınmadan kullanılamaz, alıntı yapılamaz.

30

24

ETBİR’den uyarı: Et Mamulleri Üretiminde Karışım Kaldırılmalı!

İsviçreli Saanen Keçiler artık yerli!

32


BAŞKANDAN Değerli meslektaşlarımız ve dostlarımız,

42

Bu sonbaharda kırmızı et sektörümüz için yılın en hareketli dönemlerinden biri olan Kurban Bayramı’nı geçirdik. Ardından uzun zamandır beklenen KDV indiriminin gerçekleşeceği haberini aldık. Kasım ayı sonundan itibaren itibaren artık toptan etin KDV’si % 1 olarak uygulanıyor. Özellikle kayıtdışılık ve haksız rekabet bakımından sektörümüze önemli katkıları olan bu %1 uygulamasına geri dönülmesinin olumlu yansımaları olacaktır.

SAĞLIK

Prof. Dr. Canan E. Karatay; “Kırmızı Et Sağlıklıdır”

48

AR-GE Et Hijyeni, Soğuk Zincir ve Saklama Koşulları

51

SEKTÖRE BAKIŞ VOB’da Canlı Hayvan Vadeli İşlem Sözleşmeleri

54

ÜLKE RAPORU Hayvancılık Ülkesi Fransa

58 62 64

İŞ DÜNYASI KOBİ’ler için Kriz Yönetimi OTOMOTİV VW Amarok LEZZET Yılbaşı sofraları için Kırmızı etli lezzetler

66

SEKTÖRÜN ETKİNLİK TAKVİMİ

54 ÜLKE RAPORU

Hayvancılık Ülkesi FRANSA

Sonbahar aylarını ETBİR olarak çeşitli etkinliklerle geçirdik. İstanbul Ticaret Borsası ile beraber düzenlediğimiz et mamulleri panelinin ardından, Müsiad ile birlikte kurbanın her yönüyle değerlendirildiği bir panel düzenledik. Her iki etkinlikte de İstanbul Veteriner Hekimler Odası değerli katkılarıyla bizimleydi. Bu etkinliklerde bizimle olan her üç kuruma da başkanlarının şahsında teşekkür ediyorum. Bu sayımızda etkinliklerimizle ilgili bu konularla beraber, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde yürütülen Saanen keçi yetiştiriciliği çalışmalarını detaylı inceledik. Hayvancılığın en önemli gider kalemi olan yem kaynaklarının durumunu ülkemiz ve dünya bakımından değerlendiren bir yazıyı sizlere ulaştırıyoruz. Kırmızı etin sağlıklı ve olmazsa olmaz bir besin olduğuna dair bilgimizi kamuoyuyla da paylaşmak adına bu konuda yapılan araştırma ve bilgileri aktarmaya devam ediyoruz. OECD’nin her yıl çeşitli ülkelerden ortaöğrenim öğrencileri üzerinde yaptığı bir ölçe çalışması olan PISA sınavının sonuçlarıyla ilgili yapılan değerlendirmeye göre; beslenmelerinde ete önem veren öğrenciler, matematik ve fen bilimlerinde daha başarılı olduğunu sonucuna varıldı. Bu araştırmayı yapan TEPAV ülkemizin durumunun bu anlamda pek parlak olmadığını belirtiyor. Öte yandan yine tıp doktorlarının arasında son ayın en çok tartışılan konularından biri, kırmızı etin sağlık ve kolesterol üzerindeki etkisiydi. Bu konuda geçen sayıda Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın bakış açısına yer vermiştik. Bu sayıda aynı doğrultuda görüşlerini belirten kardiyolog Prof. Dr. Canan E. Karatay’ın değerli görüşlerini bulacaksınız. Ülkemiz et ithalatı sürecinde Avrupa ülkelerinin dikkatini çekmeye devam ediyor. Pek çok ülke ülkemizde tanıtım etkinlikleri ve işadamları buluşmaları düzenlediği gibi, kendi ülkelerindeki organizasyonlarla da et sektörleri hakkında yerinden bilgi veriyor. İrlanda’nın ardından bu sayıda, Fransa ve Almanya hayvancılık ve kırmızı et sektörüne dair bilgileri sizlere aktarıyoruz. Bu vesileyle yeni yılınızı kutlar, tüm yönetim kurulumuz adına 2012’nin sektörümüz ve tüm toplumumuz için yeni umutlar ve imkanlar getirmesini dilerim. Dr. Ahmet YÜCESAN ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı

ETBİR I KIRMIZI 05


ETBİR’DEN HABERLER

“Et Mamullerinin Üretim Koşulları ve Sağlığa Etkileri” Paneli yoğun katılımla düzenlendi

ET Mamullerinin Üretim Koşulları ve Sağlığa Etkileri paneli yoğun bir katılımla, 21 Eylül 2011 tarihinde İstanbul Ticaret Borsası Tescil Salonunda yapıldı. ETBİR, İstanbul Ticaret Borsası ve İstanbul Veteriner Hekimler Odası’nın birlikte düzenlediği panel sektör mensuplarından oldukça ilgi gördü. Açılış konuşmalarını İstanbul Ticaret Borsası Meclis Başkanı ve 17. Meslek Komitesi Başkanı İslam Ali KOPUZ, ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ahmet YÜCESAN ve İstanbul Veteriner Hekimler Odası Başkanı Prof. Dr. Murat ARSLAN’ın yapmasının ardından oturumlara geçildi. “Et Mamulleri Üretiminde Karışım Standartlarının Belirlenmesi ve Ölçülebilmesi” başlıklı ilk oturum başkanlığını İTB Meclis ve 16. Meslek Komitesi üyesi Mehmet Erkan Özefe yaptı. I. oturumun panelistlerinden, İstanbul Veteriner Hekimler Odası üyesi Prof. Dr. Gürhan Çiftçioğlu, et mamullerinde kullanılan katkı maddeleri ve okul kantinlerinde satılan et ürünleri, büfe tipi ürün ve sucuk benzeri ürünlerin nitelikleri konusunda bilgi verdi. Gıda Güvenliği ve Hijyen Akademisi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Can Demir, et mamulleri üretiminde laboratuar tetkikleri ve karşılaşılan güncel sonuçları karşılaştırmalı olarak aktardı. GTHB Gıda ve Kontrol G. M. Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanı Selman Ayaz’ın mevzuat ve AB yasalarına uyum durumuyla ilgili bilgilendirmesinden sonra ilk oturum Migros Kalite Müdürü Hülya Günay perakende sektöründe et mamullerinin gıda güvenliği uygulamaları konusunda tecrübeleri aktardı. “Et Mamullerinin Üretiminde Yasal Sıkıntılar” konulu II. oturum başkanlığını Etbir Yönetim Kurulu Başkan vekili Mustafa Albayrak yaptı. GTHB Gıda ve Kontrol G. M. Gıda Kontrol ve Laboratuar Daire Başkanı Mehmet Beykaya, denetim mekanizması ve merdiven altı üretim konusunda konuşma yaptı. İBB Veteriner İşleri Md. Yrd. Dr. Muhsin Öztürk işyeri denetimleri hususunda verdiği bilgilerin ardından Maret Üretim Müdürü Hasan Yıldız’ın proses ve mevzuat sıkıntıları konulu sunumuyla II. oturum sona erdi. “Et Mamullerinin İnsan Sağlığına Etkileri” başlıklı III. Oturumu ise İstanbul Kasaplar Odası Başkanı Bilgin

06 ETBİR I KIRMIZI

Şahin yönetti. Acıbadem Fulya Hastanesi beslenme uzmanı Dr. Müge Özyurt kırmızı etin beslenmemizdeki yeri ve et ürünlerinin insan sağlığına etkileri hususunda bilgi verdi. ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ahmet Yücesan ise kesim koşullarının sağlığa etkileri konusunda bilgilendirme yaptı. İstanbul Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Atilla SÜMER’in kapanış konuşmasının ardından gerçekleşen plaket töreniyle panel sona erdi.


ETBİR’DEN HABERLER

Kurban Kesimi, Hijyen ve Saklama Koşulları Paneli 26 Ekim’de yapıldı ETBİR ve MÜSİAD’ın birlikte düzenlediği “Kurban Kesimi, Hijyen ve Saklama Koşulları” konulu panel, Kurban Bayramı öncesinde, 26 Ekim 2011’de MÜSİAD Genel Merkezi’nde yapıldı. Her yıl Kurban Bayramı yaklaştığında yapılan kurban kesimi ve hijyenik koşullar tartışmalarına, konunun farklı alanlarında uzmanlarının katıldığı bir etkinlikle cevap arandı. Din adamları, akademisyenler ve sektörde uzman temsilcilerinin katıldığı panel, kurban ibadetini yerine getirmek isteyen vatandaşlara yol gösterici nitelikte gerçekleşti. Kurban kesimi konusunda bilinçlendirme amacıyla düzenlenen panelde; Uludağ Ünv. İslam Hukuku

08 ETBİR I KIRMIZI

Anabilimdalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Döndüren, ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ahmet Yücesan, Gıda Güvenliği ve Hijyen Akademisi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Can Demir, İstanbul Veteriner Hekimler Odası Başkanı Prof. Dr. Murat Aslan, İBB. Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanlığı Atık Yönetimi Müdürü Cevat Yaman ve İstanbul İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü Hayvan Sağlığı Şube Müdürü Adnan Tepe konuşmacı olarak yer aldılar. Sunumların sonundan katılımcıların hem ibadet hem de kesim yönünden oldukça yoğun sorularıyla karşılaşan panelistler, bunlara cevap verirken yapılan etkinliğin gerekliliği de bir kez daha gözlenmiş oldu.


SEKTÖRDEN HABERLER

4. Ulusal Veteriner Gıda Hijyeni Kongresi, Gıda Hijyenistlerini buluşturdu

Veteriner Gıda Hijyeni alanındaki yeniliklerin aktarılması ve tartışılması için en uygun ortamı sağlayan bilimsel kongrelerden “IV. Veteriner Gıda Hijyeni Kongresi” 13-16 Ekim tarihlerinde Antalya Belek’te yapıldı. Kongrenin ikinci gününde düzenlenen 5. Oturumda ETBİR

Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ahmet Yücesan da bir sunum yaptı. Yücesan sunumunda Türkiye’de hayvancılığın yapısı, işletmelerle ilgili sayısal veriler, üretim ve tüketim rakamları ile ithalat döneminde ülkeye yapılan giriş sayıları hakkında katılımcılara bilgi aktardı.

Kırmızı et sektörüne TAIEX Çalıştayı Hayvan Refahı konusunda yasal düzenlemelere paralel olarak düzenlenen TAIEX Çalıştayı Ankara’da yapıldı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın organizasyonuyla Avrupa Birliği teknik eğitim programı kapsamında düzenlenen Çalıştay’a, kırmızı et sektöründe önemli kurum ve firmaların temsilcileri katıldılar. Hazırlık çalışmaları tamamlanan ve yakında yürürlüğe girecek olan Hayvan Refahı konusundaki yasal düzenlemenin gereği olarak, hayvanların yetiştirildiği ortam, nakliye ve kesimhaneye kadar tüm süreçleri kapsayan ve düzenleyen TAIEX Çalıştayı sonunda, katılımcılara AB Hayvan Refahı uzmanlık sertifikası verildi.

10 ETBİR I KIRMIZI


ETBİR I KIRMIZI 02


SEKTÖRDEN

Toptan etin KDV’si yeniden % 1

30 Aralık 2007’den bu yana % 8 olan toptan et KDV oranında yeniden % 1’e dönüldü. ETBİR’in de uzun zamandır eski haline dönülmesi için girişimlerde bulunduğu KDV indirimini Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı M. Mehdi Eker açıkladı. KDV indirimi 27 Kasım 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Temel gıda fiyatlarında indirim sağlamak için ilk olarak kırmızı ette yapıldığı bildirilen indirimi diğer kalemlerin de izleyeceği açıklandı. Toptan et satışındaki KDV tevkifatı uygulamasına ise devam edilecek. ½ oranında uygulanan tevkifat, yeni KDV oranı % 1’in yarısı yani % 0,5 olarak devam edecek.

Sektördeki yük azalsın KDV indiriminin kayıt içine alma oranını da artıracağını ifade eden Eker: “KDV indirimi devlet açısından da daha fazla gelir getirmesi beklentisi taşıyor. Esas amacımız, bu sektör üzerindeki vergi yükünün azalması. Et temel gıda, tüketim maddesidir, insanlar vergi sebebiyle daha yüksek bir fiyatla ürünü almasınlar. Bakanlık olarak birinci hedefimiz bu. Ama bunun aynı zamanda ülke ekonomisine de katkısı, kayıt içine alma ile ilgili bir yan etkisi olacaktır.” Sektör temsilcileri toptan etteki KDV indiriminin sektöre en önemli yansımasının kayıt dışılığı önlemesi olacağını belirtiyor. Geçmişte % 1 uygulamanın yapıldığı dönemin bu bakımdan örnek olduğunu belirten et üreticileri, bu yanlıştan dönülmesinin önemine değinirken, tevkifat uygulamasının da KDV indirimiyle beraber düzenlenmesi gerektiğini hatırlatıyor.

12 ETBİR I KIRMIZI

Kaçak oranında iyileşme getirir Perakende satışta ise % 8 KDV devam ettiğini hatırlatan Et Üreticileri Birliği-ETBİR Başkanı Dr. Ahmet Yücesan indirimin perakende fiyatında bariz bir düşüş getirmeyeceğini ve tüketici fiyatında düşüş için perakendede de KDV indirimi gerektiği belirtti. Bu indirimin rafa pek yansımayacağını ama rekabetten doğan bir fiyat düşüşünün sözkonusu olacağını ama ifade eden Yücesan, uygulamayı % 35’e varan kaçak ve kayıt dışı oranında yüzde 15-20’lik iyileşme sağlayacağı için doğru bir karar olarak niteledi. ETBİR Başkan Vekili Mustafa Albayrak ise toptan ete gelen KDV indiriminin, nihai tüketiciye daha uzun vadede ve cüz’i bir indirim olarak yansıyacağını belirtti. Albayrak “Ancak bu indirim de sektörü düzenlemesi, rekabeti adil hale getirmesi ve kayıt dışının, kaçağın önüne geçilmesi için önemlidir” dedi. Toptan etteki KDV indirimini et piyasasını rahatlatacağını belirten Türkiye Kasaplar Federasyonu Başkanı Fazlı Yalçındağ ise “Bu indirimin bir diğer öneminin de piyasada var olan tedirginliği bir nebze de olsa giderecek olmasıdır” şeklinde konuştu. Vergi indiriminin vatandaşa zamanla yansıyacağını belirten Yalçındağ, “İndirim et fiyatları üzerindeki baskıyı rahatlatacaktır. Vatandaşa daha fazla yansıması için perakende satışlar üzerindeki vergi yükünün de % 8’den % 1’e indirilmesi gerekiyor. Eğer bu da yapılırsa vatandaş en az 1 TL daha ucuza et tüketir. Yine de iyileştirme iyileştirmedir” dedi ve uygulamanın sektörü daha da rahatlattığını ifade etti.


Et endüstrisinin lider tedarikçisi Kurulduğumuz 1982 yılından bu yana, et ve süt endüstrisine yönelik en kaliteli hammaddeleri, her biri kendi alanında lider olan, dünyanın pek çok ülkesindeki temsilcisi olduğumuz firmalardan ithal edip, üstün hizmet anlayışımızla sanayicilerimizle buluşturmaktayız. Sektördeki pek çok yeniliğe öncülük etmiş olan firmamız, sürekli gelişim içinde olan et ve süt endüstrilerimizin ihtiyaçlarını öngörüp, bu alanlardaki yenilikçi çalışmalarını sürdürmektedir. Geniş bir ağ aracılığı ile sektördeki en yeni ürünleri taramakta, değişen ve gelişen ihtiyaçlara en uygun ürünler ve makineler bulunmakta, pek çok pilot fabrikada denemeler yapılmakta ve içlerinden en başarılı olanlarını, siz sanayicilerimizle buluşturmaktayız. Bu sayede, sanayimizin gelişmesindeki yerimizi almakla kalmayıp, aynı zamanda endüstriyel çözümler de sunmaktayız. Plastik, fibrus ve kolajen barsaklardaki hizmet kalitemizi arttırmak ve taleplere daha hızlı bir şekilde cevap verebilmek amacıyla, bu ürünleri kendi tesislerimizde şirtlemekteyiz. Sevk edilen tüm ürünlerimiz takip edilmekte, olası bir şikayet durumunda en uygun çözüm bulunmaktadır. Misyonumuz, sektördeki en kaliteli hammaddelere sanayicilerimizin kolayca ulaşmasını sağlamak, hızlı ve kaliteli bir hizmet sunarak, verimliliklerini ve üretim performanslarını arttırırken maliyetlerini düşürmelerini sağlamak, bilgi birikimimizi paylaşmak ve karşılıklı güvene dayalı uzun süreli iş ilişlileri kurmaktır. Vizyonumuz, et ve süt endüstrisinde endüstriyel çözümler üretmek için yenilikleri sürekli takip ederken, müşterilerimize beklentilerinin üzerinde hizmet ve ürün sunmaktır. Değerlerimiz; n Her müşterimizi bir referans olarak algılayarak bu doğrultuda hareket etmemiz ve bu bağlamda müşteri odaklılık n Güvenilirlik n Yenilikçilik, ileri görüşlülük n Liderlik n Araştırmacılık n Girişimcilik n Samimiyet n Dinamizm

Kılıflar

ri e l e d d tkı Ma

Ka

r

la j a l a b Am

r e l e n i k Ma


Hizmetlerimiz Şirtleme Plastik, fibrus ve kolajen barsaklardaki hizmet kalitemizi arttırmak ve taleplere daha hızlı bir şekilde cevap verebilmek amacıyla, bu ürünleri kendi tesislerimizde şirtlemekteyiz. Her çeşit suni kılıf, yarı ve tam otomatik şirt makinelerimizde şirtlenmekte olup, sevk edilen tüm ürünlerimiz takip edilmekte, olası bir şikayet durumunda en uygun çözüm bulunmaktadır. Baskı Plastik barsaklarda 8+8 renk baskı yapılabilmektedir. UV boya kullanılan bu baskılarda fotoğraf baskı da yapılabilmektedir. Fibrus barsaklarda ise 6+6 renge kadar baskı yapılabilmektedir. Bu baskıda su ve alkol bazlı boyalar kullanılmakta olup, son derece net baskılar elde edilmektedir. Dağıtım İstanbul içerisinde sevkiyatları kendi araçlarımızla gerçekleştirmekteyiz. Siparişleriniz, en kısa sürede fabrikanıza teslim edilmektedir. İstanbul dışındaki müşterilerimiz için ise diledikleri ambar veya kargo şubesine kadar teslimat yapmaktayız.

SELKA GIDA VE KİMYEVİ MADDELER SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. Hamidiye Mah. Soğuksu Cad. Özer İş Merkezi No: 5 Kat:7 PK. 34408 Kağıthane / İSTANBUL Tel: 212 321 18 00 Faks: 212 321 18 09 e.mail: info@selkagida.com web: www.selkagida.com


SEKTÖRDEN

AB Uyum Sürecinde Hayvancılık Kongresi Ankara’da yapıldı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Ankara Ticaret Borsasının işbirliği ile düzenlenen AB Uyum Sürecinde Türkiye Hayvancılık Kongresi 21-22 Ekim 2011’de Ankara Kızılcahamam’da yapıldı.

S

ektör temsilcileri, bilim adamları ve Bakanlığın üst düzeyde katılımıyla gerçekleştirilen kongrede iki gün boyunca 6 oturumun yapıldığı ve hayvancılık sektörünün AB’ye uyum sürecindeki sorunlarının ele alındığı ve çözüm önerilerinin tartışıldı. Program Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ, ATB Yönetim Kurulu Başkanı Faik Yavuz ile ATB Meclis Başkanı Erol Gemalmaz’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Açılış konuşmalarının ardından, Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kayhan’ın “AB Uyum Sürecinde Hayvancılığa İlişkin Yapılan Çalışmalar” ve Daire Başkanı Muhittin Eyimaya’nın “AB Uyum Sürecinde Süt Sektörü ve Mevcut Sorunlar” konulu sunumlarıyla katıldığı panel gerçekleşti. Üç ayrı dalda gerçekleşen kongrenin sonunda çalışma gruplarını komisyon

16 ETBİR I KIRMIZI

raporlarını deklare edildi. Gıda Güvenliği ve Hayvan Sağlığı, Kırmızı Et ve Süt Komisyonları raporlarında, toplantılar boyunca yapılan saptamaları kayıt altına aldılar.

Kırmızı et sektörüne Müdahale Kurumu Kırmızı Et Sektörü Komisyonu Çalışma Sonuç Raporu’nda AB Ortak Tarım Politikası, Sığır-Dana Eti Ortak Pazar Düzeni ve Koyun-Keçi Eti OPD kapsamında teknik mevzuat uyum çalışmalarına hız verilmesi gerektiği belirtildi. AB Uyum Sürecinde Türkiye’de Hayvancılık Kongresi’nde oluşturulan Kırmızı Et Sektörü Komisyonu, bir müdahale kurumu oluşturulmasını istedi. Sonuç Raporu’nda; kasaplık hayvan arzındaki mevsimsel dalgalanmalar nedeniyle et sanayi işletmelerinin düşük kapasite kullanım oranlarıyla çalıştığı, bu bakımdan, sektörde özellikle

fiyat ve pazar düzenlemelerini hayata geçirerek, etkin şekilde müdahale alımlarını üstlenebilecek bir müdahale kurumunun vakit geçirilmeden oluşturulması istendi. Kırmızı et sanayinde, AB’nde olduğu gibi kesim standardı, karkas sınıflandırması ve derecelendirmesi işlemi yapılmamasının hayvansal ürün tüketiminde kalite-fiyat ilişkisi kurulmasını engellediği ve haksız rekabete neden olduğu ifade edildi. Bulaşıcı hayvan hastalıklarının, kırmızı et üretimini olumsuz etkilediği ve ekonomik kayıplara neden olduğunun ifade edildiği raporda, bu kapsamda hayvan hastalıklarının kontrolü çalışmalarına


hız verilmesi, ulusal ölçekte gerçekleştirilecek projelerle AB mali fon ve kaynaklarından yeterli ölçüde faydalanılması gerektiği kaydedildi. Raporda, kırmızı et sektöründe haksız rekabete ve devletin önemli ölçüde vergi kaybına neden olan sınırlardan kaçak hayvan girişleri ve kayıt dışı et üretiminin önlenmesi gerektiğine dikkat çekildi.

istendi. Yine et sanayi işletmelerinin, nitelikli personel ve ara kademe eleman ihtiyacının karşılanması amacıyla, meslek liseleri ve meslek yüksek okullarında kasaplık eğitimi verecek bölümlerin oluşturulmasına gereksinim duyulduğu belirtilerek, sektörde ayrıca hayvan bakımı, et işleme ve teknolojisi bakımından mesleki hizmet içi eğitim ihtiyacına değinildi.

Çayır-mera alanları geliştirilmeli

Sektörde AB’ne uyum kapsamında kamu-üniversite-sanayi işbirliğini hayata geçirilmesinin önemine dikkat çekilerek; “yatırım öncelikleri doğrultusunda IPARD programı ve diğer AB hibe ve fonlarından faydalanmak amacıyla yeni projeler üretilmesi sağlanmalıdır” denildi.

Kırmızı et üretimi ve ortalama karkas verim düzeylerinin iyileştirilmesinde, hayvan ıslah çalışmaları yanında, bakım ve besleme koşullarının geliştirilmesi, damızlık ve erken yaşta hayvan kesimlerinin minimuma indirilmesi, besicilik faaliyetinde bulunan işletmelere yönelik teşvik ve destekleme politikalarının geliştirilerek devamlılığının sağlanması gerektiğinin vurgulandığı raporda, hayvansal üretimde maliyetleri aşağı çekmek için çayırmera alanlarının nicelik ve nitelik yönünden iyileştirilmesi, yem bitkileri üretimine gereken önemin verilmesi ve desteğin sürdürülmesi gerektiği kaydedildi.

Et sanayi teşvik edilmeli Sektörün sorun ve beklentilerinin yanı sıra çözüm önerilerinin sıralanmaya devam edildiği raporda; Kırmızı et sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda, başta kesim hattı ve monoray sistemleri olmak üzere, malzeme, ekipman, yedek parça üretimi ile montaj işlemlerini yapabilecek yerli sanayinin gelişiminin teşvik edilmesi

AB uyum sürecinde, kırmızı et üretiminde çiftlikten sofraya gıda güvenliğini uygulamaları ve ürünlerde izlenebilirliği kolaylaştırıcı etiket sistemlerinin oluşturulmasının, başta lop ve parça etler olmak üzere piyasadaki et ve et ürünlerinin üretim ve işleme süreçleri hakkında detaylı bilgi edinilmesi, kalite-fiyat ilişkisinin kurulması, tüketiciyi aldatmaya dönük bazı uygulamaların son bulması açısından da zorunlu olduğu kaydedildi.

Etçi ırklar yaygınlaştırılmalı Kırmızı et üretiminde en önemli başlıklardan biri olan ülke şartlarına uygun etçi ırkların yaygınlaştırılması ve yetiştiriciliğine önem verilmesi raporda tekrar vurgulandı. Ülkenin kasaplık hayvan üretiminin kendine yeter hale gelmesi için canlı hayvan

stokunun artırılmasının yanı sıra kırmızı ette piyasa arz-talep dengesinin kurulması ile birlikte orta ve uzun vadede kademeli olarak kasaplık hayvan ve karkas et ithalatı azaltılması gerektiği belirtildi. Kasaplık hayvan ve kırmızı et pazarlamasında aracı sayısının azaltılmasıyla aracı marjlarının da düşeceği, bu tedbirlerin hem üretici hem de tüketici fiyatlarına fayda sağlayacağı ifade edildi. Raporda, Türkiye koyun ve keçi varlığının sadece son 20 yıllık dönemde % 43 civarında azaldığı vurgulanırken; Türkiye’nin gerek AB üye ülkeleri gerekse orta doğu pazarına satışta rekabet avantajı bulunan küçükbaş canlı hayvan ve etinin üretimini artırıcı önlemler almasının, aynı zamanda sığır eti üzerinde oluşan baskıyı da azaltacağı kaydedildi.

‘Süt ve kırmızı et sektörleri birbirinin destekleyicisidir.’ Hayvancılık politikaları açısından süt ve kırmızı et alt sektörlerinin birbirinin rakibi veya alternatifi değil bütünleyicisi olduğu hatırlatılarak, kırmızı et sektörünün gelişimi için de; süt sektöründe rasyonel bir üretim ve pazarlama organizasyonunun kurulması, dönemsel ve mevsimsel fiyat dalgalanmalarının önüne geçilmesi, verimlilik ile birlikte süt hijyen ve kalite standartlarının artırılması, kurumsal işbirliği ile piyasa regülasyonunun etkin şekilde sağlanması ve sürdürülmesi büyük önem taşıdığı belirtildi.

ETBİR I KIRMIZI 17


SEKTÖREL TEKNOLOJİ

Alman MADO et işleme makineleri

ÜÇGE ile Türkiye’de

Et mamulleri üreticilerinin yakından tanıdığı MADO et işleme makineleri Üçge Elektronik’in distribütörlüğünde artık Türkiye’ye geliyor. 1960 yılında Almanya’nın Dornhan şehrinde kurulan MADO GmbH’ın, et işleme makineleri üretiminde 50 yıllık tecrübesi bulunuyor.

M

ADO GmbH Genel Müdürü Michael Mössmer dünya genelinde 60 ülkede distibütörleri aracılığıyla faaliyet gösterdiklerini belirterek “Üçge’nin kurumsal yapısı ve pazarlama gücüyle karşılıklı güç birliğinin sinerji yaratabileceğine inandık ve MADO’nun tüm ürünlerinin Türkiye’de pazarlanması, satışı ve teknik servisinin verilmesi için Üçge Elektronik firmasıyla distribütörlük anlaşmamızı imzaladık.” diye konuştu. Üçge Elektronik Pazarlama ve Satış Yönetmeni Orhan Ataç, “Müşterilerimizin taleplerine en doğru ürünlerle cevap vermek üzere, et işleme makineleri konusunda MADO’nun kalitesine güveniyoruz. Alman MADO ile de “%100 doğru ürün, doğru çözümler” felsefemizle hizmet vereceğiz” dedi.

18 ETBİR I KIRMIZI


Kalite ve hijyen kurallarını ön planda tutarak tüketicilere sağlıklı, güvenilir, lezzetli et ve et ürünleri sunuyoruz...

DRY AGED BEEF (Kuru Dinlendirme Sığır Eti)

Mükemmel bir steak için; ideal büyüklükteki sığırın kesilmesiyle birlikte elde edilen etin, merkezi kısımlarında haritaya benzer mermerimsi yapıyı andıran (marble) bol miktarda ince yağların etin içerisine işlenmesiyle, özel şartlar altında %80 - %86 arasında nem ve +2°C sıcaklıkta 28 gün kemikli olarak dinlendirilerek etin bir miktar su kaybedip hafiflemesine dry aged beef denir. Mermer şeklindeki ince yağlar insan vücuduna enerji verici olması ve protein ihtiyacını karşılama açısından çok faydalıdır. Kolesterol ise çok düşük miktardadır. Lezzeti ise tartışılamaz.

“Sadece Et” EMİN HAYVANCILIK ET VE GIDA SAN. TİC. İTH. İHR. LTD. ŞTİ. Aydınlı Mah. Hüzzam Sok. No: 3/B Tuzla İSTANBUL Tel: 216 393 34 42 Fax: 216 393 67 66 e.mail: eminet@eminet.com.tr

www.eminet.com.tr


SEKTÖREL TEKNOLOJİ

Et taşıma kasalarında iddalı bir firma

ECOFRIGO Ankara Saray Sanayi Bölgesi’nde 2008 yılında kurulan Ecofrigo, modern tesislerinde dünya standartlarına uygun frigorifik, insüle kamyon ve tır üst yapıları üretiyor.

E

t üretiminde kalite ve hijyen zincirinin en önemli aşamalarından biri olan taşımacılık, ürünün tüketiciye ulaşırken geçirdiği işlemlerdeki etkisi bakımından özel önem verilmesini gerektiren bir etabı oluşturuyor. Taşımacılık sektörüne yeni ve farklı standartlarda ürettiği kasalarla hizmet veren Ecofrigo; sağlam, hafif, estetik ve ekonomik normlar ve kalitede üst yapılar üretiyor. Et sektörünün önemli bir tedarikçisi olan Ecofrigo, bir MOPAS kuruluşu. Ecofrigo kamyon kasaları, düz panel yüzeyi, özel bükümlü Cr-Ni kapı çerçeveleri, ithal menteşeleri ve diğer aksesuarlarıyla fonksiyonel olduğu kadar estetik ve şık bir görünüme sahip. Pres altında enjeksiyon teknolojisiyle uygulanan poliüretan, kendi yapışma özelliği ile yapışır. Ayrıca duvar-duvar, duvartavan, duvar-zemin birleşimlerinde kullanılan Macroplast yapıştırıcının etkisiyle birleşim yüzeyleri daha

20 ETBİR I KIRMIZI

sağlam ve uzun ömürlüdür. Zemin panelleri, kullanılan ithal plywood (su kontraplağı) ve pres altında enjeksiyon teknolojisi sayesinde dış etkenlere karşı dayanıklı, fazla yük taşımaya elverişli ve ısı köprüsü oluşturmaz yapıdadır. Kaliteden ödün vermeyen anlayışı, modern dizaynı, yeniliklere açık tarzı, genç, dinamik ve uzman kadrosu ile en iyi hizmeti vererek sektörün standartlarını sürekli yükseltip her zaman lider olmayı hedefliyor. % 100 müşteri memnuniyeti ilkesiyle üretim yapan Ecofrigo, gerek yurtiçi gerekse yurt dışındaki müşterilerine yerinde hizmet verebilmek için bayi ağını günden güne genişletiyor.

kullanılan destek profilleri ısı köprüleri oluşturmayacak şekilde izole edilmiştir. n Tavanda özel dizayn edilmiş alüminyum raylar, karkasın hareketini sınırlayan Cr-Ni sabitleyiciler ve Cr-Ni kancalar ile şık ve sağlam çözümler sunar. n Panel iç yüzeyinde ithal, %48 hasır cam takviyeli, güçlendirilmiş CTP ile darbe dayanımı arttırılmıştır. n Zeminde kullanılan kırmızı renkte, minimum 5 mm kalınlığında iki bileşenli zemin kaplaması sayesinde, zemin panelleri darbeye dayanıklıdır, uzun ömürlüdür ve kolay temizlenebilir. n Hafif ve sağlamdır.

Ürün Özellikleri

Ecofrigo’nun Bazı Referansları

n 22 / 0ºC sıcaklık aralığında taşınması gereken karkas et için mükemmel ısı izolasyonu sağlar. n Kanca ve ray sistemlerinde, kasa yapısını güçlendirmek amacı ile

Anksan Besicilik A.Ş. / Ankara Aydos Et Ltd. Şti. / İstanbul Banvit (Kırmızı) / Bandırma Dörtyol Et Ltd. Şti. / Ankara Et-Se Et Ürünleri / Yalova Et ve Balık Kurumu / Ankara HMG Nakliyat Ltd. Şti / İstanbul İslamoğlu Et Ltd. Şti. / Kayseri Kayarlar Et A.Ş. (NAMET) / İstanbul Kellecioğlu Et Ltd. Şti. / Kayseri Önder Et Ltd. Şti. / Ankara Öztaş Et Ltd. Şti. / Ankara Seret Ltd. Şti. / Antalya Taş Et Ltd. Şti. / Ankara Trakya Et (Polonez) / İstanbul Tuna Et / Ankara Yayla Et Ltd. Şti. / Ankara (Alfabetik sırayla listelenmiştir.)


ARAŞTIRMA

OECD’nin Öğrenci Değerlendirme Sistemi’ne göre;

Et tüketimi arttıkça okullardaki başarı artıyor!

OECD’nin Öğrenci Değerlendirme Programı-PISA sonuçlarına göre kırmızı et tüketimi arttıkça öğrencilerin başarı oranı artıyor. PISA sınavları ile farklı ülkelerden 15 yaşındaki öğrencilerin fen bilimleri, matematik ve okuma alanındaki becerileri ölçülüyor ve karşılaştırılıyor. PISA sonuçları incelenen 56 ülke içerisinde Türkiye, yıllık kişi başına 24,4 kg et tüketimi ile 53. sırada. En düşük 1, en yüksek 6 ile derecelendirilen ölçümde ise Türkiye ikinci seviyede. 22 ETBİR I KIRMIZI

T

ürkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı-TEPAV, bazı gıda ürünlerinin tüketimi ile uluslararası platformda ülkelerin eğitim performansını karşılaştıran PISA programının sonuçları arasındaki ilişkiyi değerlendirdi. “Gıda Tüketim Kompozisyonunu ile PISA Sonuçları İlişkisi” başlıklı değerlendirmede, Türkiye için dikkat çekici ürünler olan et ve tahıl tüketimi karşılaştırıldı ve bu ürünlerin tüketimi ile başarı arasında ilişki ortaya kondu. TEPAV Araştırmacısı Selin Arslanhan Memiş’in değerlendirmesini sunuyoruz.


Uluslararası platformda Türkiye’de kişi başına tahıl tüketimi oldukça yüksek bir ülkelerin eğitim performanslarının seviyededir ve 1970’lerden günümüze kadar ciddi bir karşılaştırılmasında OECD’nin değişim gözlenmemiştir. İncelenen 56 ülke içerisinde Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) yaygın olarak et tüketiminde sonlarda yer alırken tahıl tüketiminde kullanılmaktadır. 2010 yılı sonunda yıllık kişi başına 221 kg ile en fazla tahıl tüketen 2. açıklanan PISA sonuçlarında ülkedir. Etteki durumun tersine, ülkelerin kişi başına Türkiye’nin puanını en fazla tahıl tüketimi arttıkça PISA Matematik ve Fen Bilimleri arttıran ülkeler arasında olduğu puanlarında düşüş görülmektedir. ancak seviye atlayamadığı görülmüştür. Eğitim seviyesi Tablo 1. Kişi başına düşen milli gelir düzeyi Türkiye ile dolayısıyla PISA sonuçları farklı benzer ülkelerde et ve tahıl tüketimi birçok faktörden etkilenen ve Et Tüketimi Tahıl Tüketimi (Kişi Kişi başına düşen çok boyutlu bir inceleme alanı (Kişi başına/Yıllık/ başına/Yıllık/Kg) milli gelir 2007 olmakla birlikte, sadece bazı 2007 (ABD $) Kg) 2007 gıda ürünlerinin tüketimi ile PISA 7197 114.1 80.5 Brezilya sonuçları arasındaki ilişkinin 9877 143.7 77.9 Şili incelendiği TEPAV çalışmasında dikkat çekici sonuçlara ulaşılmıştır. 13713 121.4 80.2 Macaristan Ülkelerin kişi başına düşen 11584 149.3 77.6 Litvanya milli gelir düzeyleri farklılaştıkça 7028 160.2 49.0 Malezya gıda tüketim kompozisyonunda 9840 172.4 63.3 Meksika farklılaşma görülmektedir. Bu 11157 150.3 76.6 Polonya farklılaşma incelendiğinde Türkiye için dikkat çekici ürünler et ve 7856 180.6 63.2 Romanya tahıldır. Aşağıda Tablo 1’de de 9146 152.5 60.9 Rusya görüldüğü gibi Türkiye’nin et 8865 221.5 24.4 Türkiye tüketimi, kişi başına düşen milli 8243 169.3 43.1 Venezuela gelir düzeyinin benzer olduğu ülkelere göre oldukça düşüktür. Kaynak: FAO ve Dünya Bankası verileri Son yıllarda artış göstermiş olsa da PISA programının uygulandığı et tüketimi arttıkça Matematik istenen seviyeye ulaşamamıştır. ülkelerin et tüketimi ile PISA ve Fen Bilimleri puanlarında artış PISA sonuçları incelenen 56 ülke gözlenmektedir (Grafik 1). içerisinde Türkiye, yıllık kişi başına 2009 sonuçları arasında ilişkiye 24,4 kg et tüketimi ile 53. sıradadır. baktığımızda ülkelerin kişi başına

600

600

550

550

500

PISA 2009 Fen Puanı

PISA 2009 Matematik Puanı

Grafik 1. Et Tüketimi (2007) ve 2009 PISA Sonuçları Arasındaki İlişki

Türkiye

450 400 350 300

500

Türkiye

450 400 350 300

250 0

50

100

250

150

0

Kişi başına et tüketimi

50

100

150

Kişi başına et tüketimi

Kaynak: FAO ve OECD-PISA verileri

550 500

Türkiye

en puanı

matik puanı

PISA programının uygulandığı ülkelerin et tüketimi ile PISA 2009 sonuçları arasında ilişkiye baktığımızda ülkelerin kişi başına et tüketimi arttıkça Matematik ve Fen 600 Bilimleri puanlarında artış 600 gözlenmektedir. 550 500

ETBİR I KIRMIZI 23 Türkiye


ARAŞTIRMA Yukarıda da belirtildiği gibi kişi başına düşen milli gelirdeki farklılaşmaya göre değişen gıda600 tüketim kompozisyonuna bakıldığında Türkiye için dikkat 550 çeken bir diğer ürün tahıldır. Kişi 500 tahıl tüketimi oldukça başına Türkiye ve yüksek bir seviyededir 450 1970’lerden günümüze kadar ciddi400 bir değişim gözlenmemiştir. İncelenen 56 ülke içerisinde et 350 tüketiminde sonlarda yer alırken tahıl300 tüketiminde yıllık kişi başına 221 kg ile en fazla tahıl tüketen 2. 250 ülkedir. Etteki durumun 0 50tersine, 100 ülkelerin kişi başına tahıl tüketimi Kişi başına et tüketimi arttıkça PISA Matematik ve Fen Bilimleri puanlarında düşüş görülmektedir (Grafik 2).

PISA 2009 Fen Puanı

PISA 2009 Matematik Puanı

600 550 500

Türkiye

450 400 350 300 250

150

0

50

100

150

Kişi başına et tüketimi

600

600

550

550

500

Türkiye

450 400 350 300

PISA 2009 Fen puanı

PISA 2009 Matematik puanı

Grafik 2. Tahıl Tüketimi (2007) ve 2009 PISA Sonuçları Arasındaki İlişki

500

Türkiye

450 400 350 300

250 0

50

100

150

200

Kişi başına tahıl tüketimi

250

250 0

50

çları Arasındaki İlişki

100

150

200

250

Kişi başına tahıl tüketimi

Kaynak: FAO ve OECD-PISA verileri

Eğitim seviyesi dolayısıyla PISA sonuçları farklı birçok faktörden etkilenmekte ve çok boyutlu bir inceleme alanı olup daha detaylı analizler gerektirmektedir. Tek başına gıda tüketimi ile ilişkisine bakıldığında ise iki olgu arasında korelasyon olduğu görülmüştür. Yukarıda da bahsedilen şekilde gıda tüketim yapısı kalkınma düzeyi ile ilişkilidir. Kişi başına milli gelir düzeyi arttıkça tüketim kompozisyonunda değişim gözlenmektedir. Bununla birlikte benzer kişi başına gelir düzeylerine sahip ülkeler arasında da ülkelerin tarım ve hayvancılık politikalarının etkisiyle tüketim yapısı farklılaşmaktadır. Sürdürülen politikalar gıda üretim ve

24 ETBİR I KIRMIZI

fiyatlarını belirlemekte, bunlar da tüketim yapısını oluşturmaktadır. Tüketim kompozisyonu ile PISA sonuçları arasında tespit edilen ilişkinin detaylandırılması ve gıda

tüketiminin eğitim performansı ve işgücü verimlilik düzeyi üzerindeki etkilerinin ise daha kapsamlı bir araştırma gündemiyle irdelenmesi oldukça önemlidir.


GÜNDEM

ETBİR’den kamu sağlığı için önemli bir uyarı:

Et Mamulleri Üretiminde Karışım Kaldırılmalı! ETBİR, sektörde yüksek fiyatlar nedeniyle başlayan et mamullerinde karışım uygulamasının artık sona ermesi gerektiğini belirtiyor: “Tüketici beyaz etten elde edilen et mamulü ile kırmızı etten elde edilen et mamulünü raflarda ayrı ayrı bulabilmeli ve hangisini tercih ediyorsa onu alabilmelidir.”

K

anatlı üretiminden elde edilen yan mamuller, kırıntı diye tabir edilen kemik ve kıkırdak dokuların unu ve diğer karışımlar artık bir sanayi ürünü olarak bolca ve çok uygun bedellerle elde ediliyor. Et fiyatları yükseldikçe bu maddelerin et yerine ikame edilmesi, ticari olarak çok daha karlı hale gelmiş durumda ve yasal düzenlemeler de buna elverişli hale getirildi. Merdiven altı üretimin de et ürünlerinde çok yaygın olmasıyla çarşıda pazarda 2-3 TL’ye sosis, sucuk satılıyor ve bu ekonomik şartlarda alıcı buluyor. Kâr marjlarının düştüğü ve tüketicinin bütçesine göre lüks bulduğu gıda maddelerini kıstığı bir dönemde, sektörün çözüm olarak fiyatı uygun olan beyaz eti, et mamulleri üretiminde kullanılmaya başlandığını belirten ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ahmet Yücesan, artık bu uygulamaya son verilmesi gerektiği söylüyor. Yasal düzenlemelerin de süreç içinde buna uygun hale geldiğini belirten Yücesan “Kanatlı hayvan yan ürünlerinin de çok ucuz olmasıyla, bu uygulama kırmızı et ve tabii nihai tüketici aleyhine bir uygulamaya dönüştü. Karışım susitimal edilir hale gelmiş durumda.” diyor.

26 ETBİR I KIRMIZI


Sucuk, salam ve sosis gibi ürünlerde beyaz et karışımına izin veren yönetmeliğin hangisidir ve bu uygulama neden doğmuştur? İleri işlem et ürünleri ve ısıl işlem görmüş et ürünlerinde farklı türden elde edilmiş etlerin kullanılabilmesine 17/03/2001 tarih ve 24345 nolu tebliğ ile müsaade edilmiştir. Bu tebliğin hazırlanmasından önce özellikle 1995-96 yıllarında büyüme gösteren beyaz et sektörünün pazar arayışı başlamıştır. Kanatlı sektörü spesiyal satış yapabilmesi için pazarlama sonrası elde kalan kırpıntı ve MDM’i (Mecanical Deboning Meat) bir şekilde et mamullerine hammadde olarak kullandırılmak üzere piyasaya sürmek istemesiyle başlayan uygulama zaman içerisinde tüm gıda kodeksine işlenmiştir. Market raflarında %100 dana eti ve %100 beyaz et ayrımına gidilmesi gerektiren sebepler nelerdir? Bu ayrımın sağlanması için neler yapılmalı? Ülkemizde tür karışımının fiili olarak uygulanmaya başladığı 1998 yılından itibaren 2001 yılında tebliğe girmesi ve günümüze kadar geçen

süre içinde hiçbir laboratuarda tür tayininin miktarsal analizi yapılamamaktaydı. Ancak son bir yıldır birkaç laboratuar, %20 yanılma ile kanaat oluşturabilecek düzeyde analiz yapabilmektedir. Bizler kırmızı et sektör temsilcileri olarak yaptığımız çalışmalar ve görüşmelerle 06.02.2009 tarih, 27133 sayılı Çiğ Kırmızı Et ve Hazırlanmış Kırmızı Et Karışımları Tebliği’nde ileri işlem görmüş et ürünlerinde (döner, köfte, hamburger, hazır kıyma, gibi) farklı tür etlerin karışım yapılmasını tebliğ düzeyinde iptal ettirdik. Yine bir tebliğ düzenlemesiyle et mamulleri üretiminde de aynı değişiklik yapılabilir.

Kırmızı et sektörü konuya yaklaşımı ve AB’de konuyla ilgili düzenlemeler nasıl? Kırmızı ette kaliteli ve markalı et mamulleri üreten firmalar bunu böyle olması gerektiğini düşünüyor ve üretimlerini buna göre yapıyor. Kırmızı et sektörü son 50 yıldır beri belli düzen içerisinde işlem yapıyorken, beyaz et sanayiinin kırmızı et üzerinden kazanç elde etme hırsı bütün dengeleri bozmuş, zaten zayıf olan sektörümüz istikrarsız bir hale gelmiştir. 1998 yılında beyaz et sektörü tavuk etinin parçalanmasından çıkan tavuk derisinin kırmızı et mamullerinde kullanılabileceğine maalesef resmi

ETBİR I KIRMIZI 27


GÜNDEM otoriteyi ikna etmiş ve tebliğe koyulmuştur. Ve bu tebliğin tekrar değiştirilmesi uzun ve zor bir sürede olmuştur. Bunlar tamamen ayrı üretilmeli ve satılmalıdır. Yönetmelikler de buna uygun hale getirilmelidir. Bu şekilde tüketici kendi bütçesine göre yemek istediği ürünü bilecek, üretici ise ürettiği mamulün maliyetine göre fiyatlandırma ile haksız rekabetle karşı karşıya kalmayacaktır. AB konsey kararlarından referans alınarak geçilen bu uygulamada metnin tam anlaşılamadığını düşünüyoruz. MDM’in sadece ısıl işlem görmüş ürünlerde ve % 10’dan fazla kullanılmayacağı referans aldığımız kararlarda özellikle belirtiliyor. Bizde ise Konsey kararlarının sadece beyaz et sektörünün lehine olacak maddeleri tercüme edildi ve resmi otorite eliyle tebliğ haline getirildi. Bu tür uygulamalar AB konsey kararlarından alınırken ülkenin şartları da göz önüne alınmalıdır. İngiltere ne para biriminde vazgeçti ne de sokakta satılan çiğ sütten, Fransa ise peynir imalathanelerinde kullanılan ağaç kütüklerden. Demek ki ülke ve geleneklere göre de düzenleme olabiliyor. Karışım uygulaması yapan AB üye ülkelerinde kemiksiz dana eti ile kemiksiz piliç eti fiyatları arasında % 300 fark yok. Her ikisinin de birim fiyatları aynı. Bu durumda niye karışımda hile yapılsın? Ayrıca işyerinin denetimini yapan yetkili otorite hem tesis bazında hem de ürün bazında kontrollerini yapabilmektedir. Piyasada sosis, sucuk ve salam içinde yüksek miktarda beyaz et kullanımı ne oranda yaygın? İşlenmiş et mamullerinin yıllık üretim miktarı yaklaşık 130.000 tondur. İstatistik verilerde karışım miktarlarını net bilmek mümkün değil. Ülkemizde sayılı markaların dışında başta ilk 15 büyük firma olmak üzere tamamında karışım ürün yapılmaktadır.Bu karışım ürünler aynı zamanda pazara hakimdir.

28 ETBİR I KIRMIZI

Isıl işlem görmüş et mamullerinde kafaların karışmaması için halkımızın içeriğinde ne olduğunu bilerek; beyaz etten imal edilmiş sucuk, salam satın almak istiyorsa beyaz et mamulünü, kırmızı etten ürün tercih ediyorsa da bunu satın alabilmelidir. Neyin ne kadar katıldığını asla bilemeyeceği bir karışım sucuğun, salamın, sosisin pazarda bulunmasının hiçbir anlamı yoktur. Tüketiciyi en çok tedirgin eden konulardan biri de 2-3 TL gibi fiyatlara satılan et mamulleri. Bu konuda ne yapılmalı? Market raflarında veya pazarlarda çok ucuz fiyata satılan et mamulleri halk sağlığı için en önemli sorunlardandır. Et fiyatı belliyken, kıyma fiyatından bile daha ucuz fiyatla et mamulü satın alınmamalıdır. Üretim denetlenemiyorsa satış noktasından geriye doğru denetimlerle bu ürünlerin içeriği belirlenmeli ve özellikle merdivenaltı üretimin önüne geçilmelidir. Söz konusu bu ürünlerde beyaz etin yaygın olarak kullanılmasında yükselen et fiyatlarının en önemli faktör olduğunu belirttiniz. Yüksek et fiyatları ile ilgili olarak üreticilere yönelik alternatif çözüm önerileriniz var mı? Ülkemizde kırmızı et fiyatlarının makul olduğunu düşünürsek insanların beyaz et talepleri çok alt sevilere düşer. Halkımız geleneksel olarak kırmızı et tüketimini benimsemiş bir millettir. 2009-2010

yıllarında kırmızı et fiyatları aşırı artmış ve kırmızı et tüketimi % 20 azalmıştır. Alternatif olarak insanımız beyaz ete yönelmiştir. Bu yöneliş tamamen ekonomiktir. Hatırlanacağı gibi o dönemde beyaz et fiyatlarında hiçbir maiyet girdisi yükselmemişken tavuk satış fiyatları da aşırı talepten dolayı fevkalade yükselmiştir. Yükselen et fiyatlarıyla ilgili çözümler ise uzun zamandır tartıştığımız ve çözümü için ithalattan üretimi arttırmaya kadar çeşitli yöntemlerin devreye girdiği bir konu. Sonuç olarak ülkemizde kırmızı et; girdi maliyetlerinin yüksekliği, üretim ve işleme zorluğu, yetiştirme şartlarına bağlı zorluklar gibi nedenlerle pahalıdır. Hayvancılığımızı geliştirmek adına etçi ırkların yetiştirilmesi, işletme ölçeklerinin büyütülmesi, bilinçli yatırım ve yenileme yapılması, orta vadede ülke hayvancılığını geliştirmek, meralarımızı ıslah ile küçükbaş hayvancılığımızın gelişmesi üretimi arttıracaktır.


SEKTÖREL HABER

Kırsal Kalkınma Destekleri’nin kullanımına

AB’den onay

Avrupa Birliği Katılım Öncesi Kırsal Kalkınma Aracı – IPARD Programı için AB’nin resmi onayı olan yetki devri alınarak, proje başvurularına başlandı. Kırsal kalkınma yatırımlarına 1 milyar 165 milyon avro destek verilecek.

A

vrupa Birliği (AB) aday ve potansiyel aday ülkelerin katılıma yönelik hazırlıklarına destek sağlamak amacıyla oluşturduğu Katılım Öncesi Yardım Aracı-IPA’nın Türkiye onayı gerçekleştirildi. IPA’nın Kırsal Kalkınma-IPARD fonlarının kullanımı için AB Komisyonu’nun 29.08.2011 tarih ve C(2011) 6079 sayılı kararı ile Yetki Devri alındı. Böylece, programdaki şartları taşıyan işletme sahipleri ve yatırımcılar IPARD Programı Kırsal Kalkınma desteklerinden faydalanabilecekler. IPARD programı kapsamında faydalanıcılara, 874 milyonu Avrupa Birliği katkısı olmak üzere toplam 1 milyar 165 milyon avro destek verilecek. Kullanıcı katkısı ile yaklaşık 2.5 milyar avroluk yatırım potansiyeli oluşturulacak.

IPARD Program kapsamında ilk aşamada 17 ilde ve 3 tedbir için proje teklifleri alınmaya başlandı. Projeden ilk aşamada faydalanacak 17 il Afyon, Amasya, Balıkesir, Çorum, Diyarbakır, Hatay, Isparta, Kahramanmaraş, Kars, Konya, Malatya, Şanlıurfa, Samsun Sivas, Tokat, Trabzon ve Yozgat. Desteklemelerin öncelikle verileceği üç tedbir ise şunlar; Tedbir 101, Tarımsal işletmelerin yeniden yapılandırılması ve topluluk standartlarına ulaştırılmasına yönelik yatırımlar; Tedbir 103, Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanmasının Yeniden Yapılandırılması ve Topluluk Standartlarına Ulaştırılmasına Yönelik Yatırımlar; Tedbir 302, Kırsal Ekonomik Faaliyetlerin Çeşitlendirilmesi ve Geliştirilmesi.

Kalan illerin ve tedbirlerin akreditasyon çalışmaları ile tarımçevre ve yerel kalkınma stratejilerinin hazırlanması tedbirlerini içeren ikinci aşama çalışmaları ise devam ediyor. Çalışmalar tamamlandığında toplam 42 ildeki projeler desteklenecek. IPARD Programı desteklerinden faydalanmak isteyen işletmeler, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’na (TKDK) başvuruda bulunabilir (www. tkdk.gov.tr).

ETBİR I KIRMIZI 29


HAYVANCILIK

Yem Kaynakları Bakımından Ülkemizde 2011 Yılının Durumu ve Dünyadaki Gelişmeler Türkiye’de karma yem üretimi artmaya devam etsede, yurt içi üretim ihtiyacı karşılamadığından yem hammaddesi ithalatı da artmaya devam ediyor. Yüksek düzeyde olan gümrük vergileri yem maliyetlerine direk yansırken, yem fiyatlarının da artmasına sebep oluyor. Bekir Taşkaldıran

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği (Türkiyem-Bir) Başkan Yardımcısı

T

ürkiye karma yem sanayisi çitçiden aldığını yine çiftçiye veren hayvanların rasyonel beslenmesi ve ülke kaynaklarının korunmasına yönelik üretim yapan bir agro-endüstridir. Bugün için 465 faal fabrikayla üretim yapan ve yıllık karma yem üretim kapasitesi 13,5 milyon ton olan Türkiye karma yem sanayisinde 2010 yılı

30 ETBİR I KIRMIZI

içinde 11,5 milyon ton karma yem üretimi gerçekleşmiştir. Karma yem sektörünün sorunlarının başında yem hammaddeleri arzındaki sıkıntılar ve hammaddelerdeki fiyat istikrarsızlıkları gelmektedir. Karma yemler ağırlıklı olarak hububatlar ve yağlı tohumlu bitkiler ve bunların kepek, küspe gibi yan ürünlerinden üretilmektedir.

Ülkemiz yağlı tohumlu bitkiler ve hububat arzındaki yetersizlik ve buna bağlı olarak fiyatlarındaki artışlar yüzünden yem fiyatlarındaki istikrarının sağlanması da çok güçleşmektedir. Bu durum Türkiye hububat, yağlı tohumlu bitki ve karma yem üretimine ait grafiklerin incelenmesiyle daha iyi anlaşılabilecektir.


Grafik: 1

Grafik: 2

Grafik: 3

Grafik: 4 Not: Yukarıdaki grafik mısır, arpa, soya fasulyesi, kepekler, yağlı tohum küspeleri, balık unu gibi temel yem hammaddeleri ithalat miktarları ve değerleriyle oluşturulmuştur. Yem katkı maddeleri, vitaminler, mineraller ve premiksler dahil edilmemiştir.

Grafiklerden de görüleceği üzere son yirmi yılda hububat üretimimizde 1,9 milyon ton, yağlı tohumlu bitki üretimimizde ise 700 bin ton oranında bir artış gerçekleşmiştir. Buna rağmen karma yem üretimimiz ise aynı dönemde 7,5 milyon ton artış göstermiştir. Yılda 11,5 milyon ton karma yem üretiminin 4,3 milyon tonu ithalat ile karşılanmaktadır. Dolayısıyla sadece yurt içi değil aynı zamanda hububat ve yağlı tohumların yurt dışı arzı ve fiyatları da karma yem fiyatlarını doğrudan etkilemektedir. Dünya hububat ve yağlı tohum durumu ile ilgili grafiklerin incelenmesiyle tüketimdeki istikrarlı artışa rağmen üretimde aynı istikrarın yaşanmaması hububat ve yağlı tohum fiyatlarının dalgalı seyretmesine neden olmaktadır.

Yapılan tahminler doğrultusunda hem hububatlarda hem de yağlı tohumlularda 2011/2012 döneminde üretim ile tüketimin başa baş seyredeceği tahmin edilmekte ve stokların da önceki dönemlere göre düşük kalacağı beklenmektedir. Bu durumda dünya hububat ve yağlı tohum fiyatlarındaki trendin artış yönlü olacağını tahmin etmekteyiz. Dünya buğday arzının 2011/2012 döneminde Kazakistan ve AB27’deki artışa bağlı olarak 2,6 milyon ton civarında artacağı, Çin, Afrika ülkeleri, Brezilya ve Kazakistan’a komşu ülkelerin yüksek ithal talepleriyle dünya hububat ticaretinin de artacağı öngörülmektedir. AB-27 ve Rusya’dan buğday ihracatı da 2 milyon ton civarında artış göstermiştir. Bunların yanında 2011/2012 döneminde dünya buğday tüketimi de 2,4 milyon ton artacağı tahmin edilmektedir.

ETBİR I KIRMIZI 31


HAYVANCILIK

Grafik:5

Grafik: 6

Grafik: 7

Grafik: 8 * CIF usd/ton Rotterdam ** CIF usd/ton Hamburg

32 ETBİR I KIRMIZI


Mısır arzında ise 2011/2012 döneminde Meksika, ABD ve Sırbistan’daki kısmi kuraklık, yazın geç yağmurlardan ve eylül başı don olaylarından kaynaklı olarak azalmış, buna bağlı olarak dünya genelinde bir azalış beklenmektedir. Bu azalışın Çin, AB-27 ve Arjantin’deki üretim artışıyla kısmen de olsa karşılanabileceği rapor edilmektedir. Çin’in mısır üretimi artışına karşın ithalatının da artacağı, aynı şekilde Meksika ve Güney Kore’den de mısıra yönelik ithal talebinin artacağı, dünya mısır tüketiminin de geçmiş döneme göre yüksek seviyesini koruyacağı öngörülmektedir. Dünya yağlı tohum üretiminin 2011/2012 döneminde geçmiş döneme göre 1,3 milyon tonluk artışla 455 milyon ton olacağı, bu artışın %25’inin ise Brezilya, Paraguay ve Meksika’daki soya üretimine bağlı artıştan kaynaklanacağı tahmin edilmektedir. Dünya ayçiçeği tohumu üretiminin ise, Ukrayna, AB-27 ve Arjantin’deki artan ekilişlere bağlı olarak artış göstermiştir. Bunun yanında AB27’de kanola, Türkiye’de pamuk ve Malezya’da palm yağı üretimleri artış göstermiştir. Dünya yağlı tohum ticareti ise ABD ve Arjantin’deki ihracat azalmasına karşın Brezilya ve Paraguay’daki ihracat artışıyla dengelenmektedir. Japonya ve Rusya soya ithalatı ise azalma göstermiştir. Dünya yağlı tohum kırımının 0,2 milyon ton azalarak 389,1 milyon ton olduğu, bu azalmanın ise Ukrayna’daki ayçiçeği tohumunun artan kırımıyla karşılandığı rapor edilmektedir. Türkiye’deki duruma göz atacak olursak;

TUİK tahminlerine göre 2011 yılında 2010 yılına göre buğday üretimimizin %10,9 oranında artarak 21,8 milyon ton olacağı, arpa üretimimizin %5 oranında artarak 7,6 milyon ton olacağı, mısır üretimimizin ise %2,6 azalarak 4,2 milyon ton olacağı beklenmektedir.

Grafik:9 Yine TUİK tahminlerine göre 2011 yılında 2010 yılına göre yağlı tohumlardan ayçiçeği üretimimizde %3,3, soya üretimimizde %20,6 oranında artış beklenirken, kolza üretimimizde ise %16,5 oranında azalış beklenmektedir. 2010 yılı ile 2011 yılı arpa, buğday kepeği, mısır, ayçiçeği küspesi

gibi yem hammaddeleri ile süt ve besi yemi fiyatlarındaki değişim incelendiğinde 2011 yılı başında 2010 yılına göre yem hammaddelerindeki %80’e varan artışlar göze çarpmaktadır. 2011 sonlarına doğru ise yem hammaddelerinde aynı yüksek fiyat seviyesi devam etmiş olup yem fiyatları da buna bağlı olarak yükselişini sürdürmüştür.

Birliğimizce yapılan karma yem üretimi tahmin çalışmaları doğrultusunda ise 2011 yılı sonunda karma yem üretimimizin bir önceki yıla göre %8 oranında artacağını tahmin etmekteyiz.

Grafik:10 Hayvancılık maliyetlerinin %60-70’ini yemlerin oluşturması sebebiyle karma yeme yüzde bazında verilecek destek doğrudan hayvancılığa verilmiş bir destek niteliği taşıyacaktır. Karma yem maliyetlerinin aşağıya çekilmesi için ise ülkemizde yağlı tohumlu bitkilerin üretimi arttırılmalı, alternatif yem hammaddelerinin üretimi teşvik edilmeli, soya, mısır, kepek, küspe gümrük vergileri mevcut duruma göre aşağıya çekilmeli ve karma yem KDV’si %1’e indirilmelidir.

Et ve kasaplık hayvan ithalatı yem ve hayvancılık sektörünü olumsuz etkilemektedir, bunun önlenmesi için gerekli tedbirlerin acilen alınması önce et sonra kasaplık hayvan ithalatının durdurulması gerekmektedir. Ruminantların rasyonel beslenmesinde öncelikli yemler olan 24 Milyon tonluk kaliteli kaba yem açığımızın kapatılmasına yönelik çalışmalar da bir an önce hızlandırılmalıdır.

ETBİR I KIRMIZI 33


DOSYA

İsviçreli Saanen Keçiler

artık yerli! Son yıllarda keçi üretimine ilgi artarken, keçi ürünleri de raflarda ve sofralarda yeniden yerini almaya başladı. Anne sütüne en yakın besin değerine sahip süt olarak dikkat çeken keçi sütünün dışında, et ve mamul olarak sucuğa kadar çeşitli ürünlerle keçi üretimi yeniden gündemde.

Ö

zellikle Saanen ırkının ülkemizde yetiştirilme çalışmalarının olumlu sonuçlar vermesi, yetiştiricilerin bu ırka yönelmesine neden oluyor. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi de Saanen Keçi Yetiştiriciliği konusunda bilimsel çalışmalar yürütüyor. Zootekni Bölüm Başkanı Doç. Dr. Akın Pala, Çanakkale Üniversitesi bünyesindeki Teknoloji ve Tarımsal Araştırmalar Merkezi (TETAM)‘nde sürdürülen saanen keçi yetiştiriciliği çalışmaları hakkında bilgi verdi. Saanen keçi ırkı hakkında bilgi verir misiniz? Keçi yetiştiriciliğinde bu ırka yönelmenin nedenleri nelerdir? Saanen keçisi İsviçre kökenli bir ırk olup ismini aynı ülkede bulunan Saanen ovasından almaktadır. Genellikle beyaz renk keçilerde baskın olduğu için çiftleşmelerde yavrular da beyaz olmakta, fakat kulakların dik olması ve hareketliliği yavrunun ne kadar Saanen olduğu hakkında iyi bir fikir vermektedir. Keçi yetiştiriciliğinde Saanen ırkına yönelmenin en büyük sebebi ırkın veriminin yüksek oluşu ve hayvanların uysal oluşudur. Bununla birlikte keçilerin imajının iyi olmasında saf beyaz renkli olmaları etkili olmakta olup, bu “gelin gibi” olan hayvanlar yurdumuzda daha çok sevilmektedir. Daha çok yerli ırk kani olan yavrularda

34 ETBİR I KIRMIZI

kulaklar sarkık ve yatık olmaktadır. Bu yüzden sadece beyaz renge bakılarak hayvanın Saanen olduğuna hükmetmek yanlış olur, kulaklara bakmak bu konuda daha iyi bir fikir vermektedir. İnsanlar Saanen satın alacakları zaman saf ırk aramaya daha çok önem verdiklerinden ilk bakışta bir fikir edinmek için kulaklara bakılabilir, fakat esas olan tutulan kayıtlar ve hayvanın pedigrisidir. Hayvan satın alırken özellikle kayıtlara dikkat edilmeli, hayvanlar ilgili verimlerine göre seçilmelidir. Buna ilaveten, kayıt tutan bir işletmenin, kayıt tutmayan bir işletmeye göre verim seviyesinin daha üstün olması beklenebilir. 18 Mart Ünv. bünyesinde yaptığınız çalışmanın içeriği ve kapsamı nedir? Saanen keçileri ile yaptığımız çalışmalarda bu hayvanların yetiştirilmesi, beslenmesi, üremesi ve genetiği ile ilgili konular araştırılmakta, bu keçiler kullanılarak yeni bilgiler ortaya çıkarılmaktadır. Örneğin Saanen keçilerinde yapılan bir çalışmada keçilerin sadece 21 gün boyunca günde 2 sefer yerine 4 sefer sağılmasının, daha sonra günde 2 sefere dönülmesine rağmen laktasyonda %12’lik bir artışa sebep olduğu ortaya çıkarılmış, konu ile ilgili yazılan makaleler 2007 ve 2008 yıllarında İngilizce olarak Japonya’nın Animal Science Journal dergisinde


basılmış ve ayrıca çeşitli mecralarda kısa özetleri yayınlanmıştır. Buna ilaveten hayvanların bağırsak morfolojisinden, üremede sünger kullanımına ve sütte gümüş nano parçacıkların kullanımına kadar çok farklı çalışmalar yürütülmektedir. Bu çalışmaları kaç kişilik bir ekiple yürütüyorsunuz? Bölümümüzde 10 öğretim üyemiz bulunmakta, buna ilaveten üniversitemizdeki diğer bölümlerle de işbirligi yapılmaktadır. Saanen ırkının özellikleri ve avantajları neler? Saanen keçisi yüksek süt verimi, beyaz rengi ve dik, oynak kulakları ile bilinmektedir. Saanen keçilerinde et verimi de iyi olup sütçü keçiler içinde en iri olanıdır. Günlük canlı ağırlık artışları üniversite sürüsünde günlük 200 gram civarındadır. Sürümüzde ergin keçiler 60 kg, tekeler 75 kg civarındadır. Günlük süt verimi işletmemizde 2-2.5 kg arası değişen Saanen ırkının 7-9 aylık laktasyonda 500-650 kg süt verimi bulunmaktadır. Özel işletmelerde çok daha iyi bir bakımla, genetik kapasitesi zaten yüksek olan bu hayvanların süt verimleri daha da artabilmektedir. Daha fazla bilgi bülümümüz web sayfasıolan http://zootekni.comu.edu.tr adresinden veya spesifik olarak http://zootekni.comu.edu.tr/saa_ uygulama.htm adresinden elde edilebilir. Saanen keçilerin et verimi diğer ırklarla kıyaslandığında nasıldır ve ortalama verimi ne kadardır? Saanen keçileri süt keçileri olarak bilinmekte olup, et elde etmek isteyenler ülkemizde daha masrafsız olan kil keçisini tercih etmekte, buna ilaveten Saanenlerin erkek yavruları da süt oğlak olarak veya damızlık olarak satılmazsa besiye alınabilmektedir. Et verimi günlük canlı ağırlık artışı, ergin ağırlık, sütten kesimde ağırlık, yemden yararlanma oranıi gibi parametrelerle ölçülebilir. Saanenlerde günlük canlı ağırlık artışı 200 gr olup iyi bir seviyededir ve yerli ırklarımıza göre nispeten yüksektir. Bununla beraber, et verimi yönünde geliştirilen Güney Afrika Boer keçisi, et verimi yönünden çok daha üstündür, fakat ülkemizde bulunmamaktadır. Boer keçileri günde 450 gr’a kadar canlı ağırlık kazanabilmektedir, ayrıca eti yumuşak ve kokusuz olup sığır etine benzer. Amerikan

Boer tekeleri 130 kg, keçiler 80 kg (100 kg’a çıkabilir) canlı ağırlıklara ulaşabilmektedir. Çeşitli ırklarda doğum ve 1 yaş arası günlük canlı ağırlık artışı; Jamunapari 90 gr, Bengal 31 gr, Barbari 40 gr, AlpinxBeetal 120 gr, Alpin 200 gr, Damaskus 130-170 gr, Kilis (Damascus) 174 gr, Boer 427 gr’dır. Türk Saanen 2. aya kadar 200 gr, sonra (2-3. ay) 150 gr. canlı ağırlık kazanır. Saf ırk mı yetiştiriliyor yoksa melezleme yapıldı mı? Elimizdeki Saanen hayvanlar 1980 yıllarında Ege Üniversitesi’nden ve daha sonra 1982 yılında Almanya’dan Van iline ve oradan Çanakkale ilimize gelen hayvanların torunlarıdır. Bu hayvanlar ilk geldiklerinde Maltiz ve Kil keçileri ile melezlenmişler, daha sonra oluşturulan saf sürüden verilen tekelerle çevirme melezlemesi yapılmış, Saanen yüzdesi % 99.9’a çıkarılmıştır. 1995’te üniversitemize teslim edilen hayvanlar saf olarak yetiştirilmiş, daha sonra da Kanada’dan getirilen teke sperması ile döllenen keçiler de olmuştur ve bunların yavruları halen sürümüzdedir. Irkın bölgeye adaptasyonu gerçekleşti mi ve yetiştiriciler tarafından tercih ediliyor mu? Saanen ırkı keçilerin bölgeye adaptasyonu tamamen gerçekleşmiş olup, adaptasyonla ilgili herhangi bir önemli sorun bulunmamaktadır. Adaptasyonun en önemli göstergesi üreme ve yasama gücü ile ilgili verimler/karakterler olup, bu verimlerde diğer ırklara göre önemli bir sıkıntı bulunmamaktadır. Bununla beraber, hayvanların “sosyete keçi” olduğu düşünülmeli ve kıl keçisi kadar çok yürümeleri, çalı çırpı bulunan yerlerde otlanmamaları ve özellikle sağılan hayvanlarda hijyene dikkat edilmesi gerekmektedir. Keçi eti ve sütünün diğer hayvanlara göre üstünlükleri var mı, neler? Keçi etinin en önemli üstünlüğü yağsız olmasıdır. Her ne kadar bazı bireyler keçi etinin koktuğunu iddia etseler de kesim sırasında hijyene dikkat edilmesi ve hayvanların üreme sezonu sırasında kesilmemesi koku oluşmasını engelleyici faktörlerdir. Her hayvanda olduğu gibi keçilerde de genç hayvan besisi yapılması etin yumuşak ve lezzetli, sulu olmasını sağlayacaktır.

ETBİR I KIRMIZI 35


DOSYA

Teknolojik ve Tarımsal Araştırmalar Merkezi - TETAM 18 Mart Üniversitesi Teknolojik ve Tarımsal Araştırmalar Merkezi (TETAM) çalışmalarını 2005 yılından bu yana Çanakkale merkeze 3 km uzaklıkta bulunan Sarıcaeli Köyü yakınlarında sürdürüyor. Yaklaşık 250 dekar alana yerleşik olan TETAM 80 dekarlık ekilebilir alana sahip ve 50 dekarlık bir alanda da sulama kanalı vasıtasıyla sulama yapılabiliyor. Arazinin sulanabilen kısmına yonca, silaj yapımı amacıyla mısır, yeşil ot üretimi amacıyla sudan otu ve sorgum ekiliyor. Ekilebilir arazinin geriye kalan kısmına ise otlatmak amacıyla tahıl hasılları, kuru ot üretimi amacıyla fiğ-tahıl karışımı ve yulaf ekimi yapılıyor. Ekilebilir arazinin dışında yaklaşık 100 dekarlık bir alanda ise çalılık ve doğal mera bulunuyor. TETAM’da bulunan Türk Saanen sürüsü toplam 2400 m²’lik alanda, biri kapalı ve biri yarı açık şekilde tasarlanmış iki hayvan barınağında barındırılıyor. Barınaklardan ilki Oğlak Büyütme Bölmeleri, Davranış Odası, Teke Bölmesi, Hasta Hayvan Bölmesi, Bürolar ve Kesif Yem ve Kaba Yem Deposu. Büy��k bir bölümü ergin hayvan bölmelerinden oluşan diğer barınakta ayrıca Sağım Ünitesi, Süt Toplama Odası, Doğum Bölmeleri, Operasyon Odası ve Giyinme Odaları bulunuyor. Ağırlıklı olarak Türk Saanen keçi ırkının yetiştirildiği TETAM’da hayvan barınaklarının yanında araç ve malzeme istasyonu, kanatlı yetiştirme ünitesi, araştırma binaları ve lojmanlar bulunuyor.

36 ETBİR I KIRMIZI


Türk Saanen keçilerin genel özellikleri Başta Çanakkale Merkez ilçeleri olmak üzere Marmara Bölgesi’nde yetiştiriciliği son zamanlarda yaygınlaşan Türk Saanen keçisi yüksek verimli, bölgeye adaptasyonu iyi olan bir ırktır. n Kıl keçisinin yetiştirildiği koşullarda bu ırkın yetiştiriciliği kıl keçisine nazaran daha yüksek performans sağlanarak yapılabilmektedir. Zira bu ırk saf bir kültür ırkı olmayıp, bölge koşullarına adapte keçilerle bir kombinasyonun sonucu elde edilmiştir. Bu ırkın ekstansif yetiştiricilik sistemlerinde de yetiştiriciliğinin yapılabiliyor olması, ırkın ne derecede başarı ile kullanıldığının önemli bir göstergesidir. n Türk Saanen keçisi süt beyazı renkten krem beyaza dek değişen tonlarda beyaz rengin hâkim olduğu bir genotiptir. Melezlerde nadir de olsa gri-beyaz tonda alaca formlar da gözlenebilmektedir. Ayrıca melezlerin bir kısmında but çevresinde ve meme etrafında uzun kılların kapladığı bir alanı görmek mümkündür. Irkın temel karakteristiklerinden birisi kulak yapısıdır. Kulaklar kısa, dik ve oldukça hareketlidirler. Kıl ve maltız keçilerinin aksine bu ırkta kıl uzunluğu oldukça kısa ve parlaktır. Deri esnek ve yumuşak, sütçü bir yapıyı temsil eden niteliktedir. Vücut narin, dişilik özelliklerini gösterir tipte, boyun ince ve uzun, baş narin ve göğüs kafesi geniş ve sağlam yapıdadır. Sağrı eğimi çok düşük olmayıp hafif eğimdedir. Erkek ve dişiler boynuzlu veya boynuzsuz olabilecekleri gibi küpeli veya küpesiz de olabilirler. Uysal olan bu ırk keçilerin yönetimi kolay, sürü halinde veya bireysel yetiştirmeye uygun hayvanlardır. n Sahip olduğu vücut komformasyon özellikleri kıl keçisine nazaran daha iyi bir otlama ve dolaşma yeteneği fırsatı sağlamaktadır. Zira bu ırkın cidago yüksekliği (72 cm) biraz daha yüksek ve meme yapısı, maltız keçilerinin sarkık olan yapısının aksine karına doğru genişleyen, Özellik Ortalama Oğlak Doğum Ağırlığı Doğumda Göğüs Çevresi Sütten Kesim Yaşı Sütten Kesim Ağırlığı Ergin Keçi Ağırlığı Ergin Teke Ağırlığı Ergin Keçi Cidago Yüksekliği Ergin Teke Cidago Yüksekliği İlkine Tekeye Verilme Yaşı Keçi Başına Düşen Oğlak Sayısı (Oğlak Oranı) Laktasyon Süresi Laktasyon Süt Verimi 0–2 Aylık Dönemdeki Ölüm Oranı Sütün Yağ İçeriği Sütün Kuru Madde Düzeyi Sütün Özgül Ağırlığı

*Türk Saanen’i keçilere ait bazı özellikler

Değer 3580 gr 37 cm 45 gün 14 kg 60 kg 75 kg 72 cm 84 cm 7–8 ay 1.6 280 gün 500-650 kg %5–6 %3,49 %9,65 1,028

güçlü bağlantıları olan ve meme başları kısmen daha kısa yapıda olan bir formdadır. Bu özellikler ırka çalı vb yerlerde memenin daha az zarar görmesine (yaralanma, çalı çırpıya takılma v.b.) ve makineli sağıma uygunluk açısından üstünlük sağladığından işgücü ve zaman kazandırmanın yanı sıra daha uzun bir süre damızlıkta kalma şansı tanıması bakımından önemli avantajlar sağlamaktadır. n Türk Saanen’inin döl verimi yüksek olup tekeye verilme yaşları oldukça erkendir. Üvecik Araştırma ve Uygulama Birimi’nde yetiştirilen ergin keçilerde ortalama oğlak oranı 1.6 olup bu oran ilkine doğum yapanlarda 1 düzeyindedir. Yine bu merkezde başlatılan bir uygulama ile dişi çebiçler yaklaşık 6–8 aylık yaşa ulaştıklarında tekeye verilmektedirler. Bu uygulama ile yetiştiricilik açısından ekonomik ve yetiştirme hedefli önemli kazanımlar beklenmektedir. n Türk Saaneni keçilerinin süt verimleri ortalama 500 kg/laktasyon düzeyinde olup bu değerlere yetiştirici koşullarında rahatlıkla ulaşılabilmektedir. Bakım şartlarının iyileştirilmesi ile aynı sürüde 800 kg’a kadar süt üreten hayvanlara rastlanabilmektedir. n Orman, makilik alan ve çalı yoğun otlaklarda kıl keçisinden yararlanma yeteneğinde olmasının yanı sıra bu ırkın nicel olarak daha az yetiştirilmesi ve sahip olduğu tahmin edilen daha az tahrip edici otlama tarzı ile bu alanlarda daha az tahribat yarattığı düşünülmektedir. Ayrıca bu ırk yerli keçi ırklarına göre daha az hareketli olup entansif yetiştirme koşullarına daha uyumludur.

ETBİR I KIRMIZI 37


KAMU

Tarım Bakanlığı’nda yeni yapılanma ve

Hayvancılık Genel Müdürlüğü Geniş bir teşkilat yapısı ile köklü bir geçmişe sahip olan Tarım Bakanlığı 2011 yılında çıkarılan 639 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile “Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı” olarak yeniden yapılandırıldı.

Y

eniden yapılandırma ile Bakanlığın yapısı ve kurumsal organizasyonu yanında ismi de değiştirildi. Değişikliğin hedefi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nı yeni yapısı ile hitap ettiği geniş sektöre daha fazla katkı sağlayan ve dünyada son yıllarda ortaya çıkan çağdaş tarım anlayışına uygun bir yapıya büründürmekti. Düzenlemeyle Bakanlık, AB müzakere sürecinin en önemli konularından birisi olan tarım alanında, AB’deki benzerleriyle uyumlu ve sürece katkı sağlayacak bir yapıya kavuşturuldu. Avrupa Birliği uyum süreci göz önüne alınarak, konu bazında bir yapılanmanın esas alındığı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın oluşturulmasında; günün ihtiyaçlarının daha aktif ve etkin karşılanması, tarım sektörünün hızla değişen ve gelişen taleplerine daha hızlı cevap verilmesi ve mevcut kaynaklardan azami şekilde faydalanılması önem taşıyor. Önceden sadece kırsal alandaki üretici faaliyetleriyle değerlendirilen Bakanlığın alanına artık gıda konusuyla birlikte tüketiciyi de girdi.

Yeni yapılanmadaki teşkilat yapısı Yeni yapılanma ile merkezde daha etkili hizmet verme imkânı sağlayan kurulan beş genel müdürlük oluşturuldu. Bunlar; Hayvancılık Genel Müdürlüğü, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü ve Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü. Ayrıca bakanlığın bağlı kuruluşu olan Tarım Reformu Genel Müdürlüğü ile Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü kaldırılarak, her iki genel müdürlüğün görevleri yeni oluşturulan Tarım Reformu Genel Müdürlüğünde toplandı. Böylece konu bazında birçok hizmet birleştirilerek yetki çatışmasının önüne geçildi. Tarım Reformu Genel Müdürlüğü ile tüm tarımsal destekler ve kırsal alanlardaki hizmetler bir çatı altında birleştirildi. Bakanlık merkez teşkilatının politika ve standart belirlemesi, hizmetlerin ise taşra teşkilatı eliyle yürütülmesi esası getirilirken, Bakanlık hizmetlerinin uzmanlaşmış ve kalifiye personel tarafından verilmesi amacıyla, Gıda Tarım ve Hayvancılık Uzman ve Uzman Yardımcılığı kadrolarıyla birlikte kariyer uzmanlığı sistemine geçildi. Yeni süreçle birlikte yapımı tamamlanan, yaklaşık 46.800 m2 kullanım alanına sahip yeni binaya taşınan Bakanlığın kampüs alanı da toplam 2.100 dönüme

38 ETBİR I KIRMIZI

ulaşmış oldu. 2011 yaz aylarında hizmete açılan yeni hizmet binası ile farklı lokasyonlarda yer alan merkez teşkilatı hizmet birimleri aynı kampüs içerisinde bir araya toplanarak, daha etkin bir çalışma ortamı oluşturuldu.

Hayvancılığa özel Genel Müdürlük Bakanlığın yeniden yapılandırılması kapsamında kurulan Hayvancılık Genel Müdürlüğü ile hayvancılıkla ilgili faaliyetler tek çatı altında toplandı. Tek çatı altındaki örgütlenmeyle hayvancılığı geliştirmek, teşvik etmek, üretim girdileri ile hayvancılık işletmelerinin niteliklerini belirlemek, yüksek vasıflı hayvan ırklarını yaygınlaştırmak, hayvansal üretimin insan sağlığı ve ekolojik dengeyi koruyucu yöntemlerle yapılmasını sağlamak hedefleniyor. Ayrıca ürün pazarlama ile ilgili çalışmaları daha etkin ve hızlı bir şekilde yapılabilmesi de yeni genel müdürlüğün hedefleri arasında yer alıyor. Yeni genel müdürlük üretimi, verimi ve kaliteyi yükseltmenin yanı sıra, uygulanan politikaların etkinliğini, sürdürülebilirliği ve kayıtların güncellenmesini sağlayacak. Anaç sığır- manda, suni tohumlamadan doğan buzağı, damızlık koyun- keçi, tiftik, çiğ süt, ipek böceği, arı ve su ürünleri yetiştiriciliği, kaba yem üretimi, tazminatlı hayvan hastalıkları, hastalıktan ari işletme, hayvan hastalıkları ile mücadele, programlı aşı uygulamaları ve sığır besiciliği konularında destekleme ödemeleri Hayvancılık Genel Müdürlüğü’nde yürütülecek. YILI 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 2011

HAYVANCILIK TARIMSAL DESTEKLERİ (BİN TL) ORAN (%) DESTEK (BİN TL) 83.000 1.868.000 4,4 107.000 2.804.000 3,8 248.000 3.084.000 8,0 352.000 3.681.000 9,6 679.000 4.789.000 14,2 723.000 5.628.000 12,8 1.330.000 5.826.000 22,8 895.827 4.938.000 18,1 1.320.000 5.881.069 22,4 1.726.850 6.962.000 24,8

*2002-2011 yılları tarımsal destekler içinde hayvancılığa verilen pay oranı tablosu


Desteklemelerle üretim artışı sağlanıyor Ülkemizde hayvancılık sektörünün en önemli sorunları olarak görülen kaba yem açığı, optimum büyüklükte işletme sayısının azlığı, girdi maliyeti yüksekliği ve kayıt dışılık konularının çözümü için yapılan çalışmalar Genel Müdürlükçe devam ettirilecek. Kaba yem açığının kapatılabilmesi için getirilen kaba yem ekiminde dekar başına destekleme ödemesiyle, 2002 yılında 25 milyon ton olan yem bitkisi üretimi 2010 yılında % 48 oranında artışla 37 milyon tona çıkmıştı. Girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve işletmelerin optimum büyüklüğe ulaşmasını sağlamak amacıyla damızlık sığır yetiştiriciliği, damızlık düve yetiştiriciliği, büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ile büyükbaş ve küçükbaş hayvan besiciliği konularında düşük faizli işletme ve yatırım kredisi uygulamaları devam ettiriliyor. 2011 yılı Ekim ayı sonu itibariyle 105 bin üreticiye, toplam 5,7 milyar TL faizsiz kredi kullandırıldı. Doğu Anadolu Bölgesinde kombine ve etçi ırklarla kurulan damızlık işletmesi, Güney Doğu Anadolu Bölgesinde ise süt işletmesi kuranlara inşaat için % 30, YILI 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010

TÜRLERE GÖRE SÜT ÜRETİMİ (TON) Keçi Manda Koyun Sığır Toplam 50.925 8.408.568 7.490.634 657.388 209.621 48.778 10.611.011 9.514.138 769.959 278.136 39.279 10.679.407 9.609.326 771.715 259.087 38.058 11.107.897 10.026.202 789.878 253.759 36.358 11.952.100 10.867.302 794.681 253.759 30.375 12.329.789 11.279.340 782.587 237.487 31.422 12.243.040 11.255.176 746.872 209.570 32.443 12.542.186 11.583.313 734.219 192.210 35.487 13.543.674 12.418.544 816.832 272.811

*2002-2011 yılları türlere göre süt üretimi

makine ve damızlık hayvan alımı için de % 40 oranında hibe desteği devam ediyor. Uygulanan tedbirlerle insan beslenmesinin temel öğeleri olan et ve süt üretiminde sağlanan gelişmelerin rakamsal yansımaları şöyle; 2002- 2010 yılları arasında çiğ süt üretimi 8,4 milyon tondan 13,6 milyon tona çıkmış, sanayiye aktarılan süt miktarı 2010 yılında 6,1 milyon tona ulaşmış. Et üretimi ise 2002 yılında 420 bin ton, 2009 yılında 413 bin ton iken, 2010 yılında ithal edilen kasaplık ve besilik hayvanların kesimi ile 781 bin ton olarak gerçekleşmiş durumda. Bu çalışmalarla, 50 baş ve üzeri kapasiteye sahip işletme sayısı 2002-2010 yılları arasında 4300’den 24.000’e çıktı. Hayvansal üretimde sağlanan artışın temel etkeni olan ıslah çalışmaları ile de sığır varlığı içinde kültür ve kültür melezi oranı, 2002-2010 yılları arasında % 63’ten % 78’e ulaştı. Bundan sonra da üretim artışını sağlayacak tedbirlerin uygulaması devam edilirken, kırmızı et açığının kapatılmasına yönelik olarak etçi ve kombine ırklarla damızlık işletmesi kurulmasının teşvik edilmesi planlanıyor. YILI 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010

TÜRLERE GÖRE ET ÜRETİMİ (TON) Keçi Koyun Sığır Toplam 15.454 75.828 327.629 420.541 11.487 63.006 290.454 366.656 10.301 69.715 365.000 446.965 12.390 73.743 321.681 409.391 14.133 81.899 340.705 438.511 24.360 432.406 118.075 576.830 13.753 96.738 370.619 482.444 11.675 74.633 325.286 412.600 23.060 618.584 135.687 780.718

Manda 1.630 1.709 1.950 1.577 1.774 1.989 1.334 1.005 3.387

*2002-2011 yılları türlere göre et üretimi

Örgütlü ve kayıtlı üretim Üretimin kayıt altına alınması ve gıda güvenirliğini sağlamak için kurulan Ulusal Süt Kayıt Sistemi ve Ulusal Kırmızı Et Kayıt Sistemi sonrasında; üretim, tüketim ve ticaretin geliştirilmesine yönelik faaliyetlerde bulunmak üzere üretici, sanayici, bunların oluşturdukları birlikler, meslek odaları ve dernekleri ile kamu ve araştırma kurumlarını bir araya getiren Ulusal Süt Konseyi ve Ulusal Kırmızı Et Konseyi kurulmuştu. Şimdi ise Bakanlık bünyesinde Hayvansal Ürünler Piyasa Düzenleme Kurumu’nun hazırlıkları sürdürülüyor.

ETBİR I KIRMIZI 39


KAMU

Hayvansal ürünlere

“Piyasa Düzenleme Kurumu” AB’de Ortak Tarım Politikası çerçevesinde 1962’den beri tarım ürünlerinin yüzde 90’ında uygulanan piyasa düzeninin Türkiye’de ilk olarak hayvansal ürünlerde uygulanması için çalışmalar sürüyor. Uygulama kırmızı ve beyaz et, balık eti, süt, bal ve yumurta piyasasını kapsayacak.

H

azırlanan kanun tasarısı taslağına göre bu piyasa için bir üst kurul (HPDK) bir de Et ve Balık Kurumu’nun yapısı değiştirilerek müdahale edici şirket (EBK LİDAŞ) oluşturulacak. Taslağa göre HPDK’ya bağlı olarak EBK Hayvansal ve Su Ürünleri Üretim Lisanslı Depoculuk İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret AŞ (EBK LİDAS) adıyla şirket kurulacak. Görevi piyasayı izlemek, düzenlemek ve yönlendirmek olan HPDK, AB’ye uyum çalışması da yapacak. Üreticiyi korumayı amaçlayan AB’deki uygulama, patates ve alkollü içkiler dışındaki tüm tarım ürünlerini kapsıyor.

Et ve süte doğrudan müdahale Kurum piyasayı düzenlemek adına et piyasasında, arz fazlalığında hayvanını geç kesene ‘geç kesim primi’,

40 ETBİR I KIRMIZI

eksikliği halinde ise ‘erken kesim primi’ ödeyecek. Sütte ihtiyaç durumunda müdahale stoklarını kullanacak. Süt fiyatı, referans fiyatının altındaysa fabrikalara ‘denge primi’ verecek. Prim ödemeleri ve görev zararlarını Hazine üstlenecek.

Kurumun yapısı İdari ve mali özerkliğe sahip HPDK’nın teşkilat yapısı, Yönetim Kurulu, Başkanlık, Danışma Konseyi ve bağlı şirketten oluşacak. Yasa ile kurulacak HPDK’nın yönetim kurulu 7 kişiden oluşacak. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bakanın teklifi üzerine; yönetim kurulu başkanını ile ikisi başkan yardımcısı ve biri yönetim kurulu üyesi olmak üzere toplam 4 üye seçecek. Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı’nın bağlı olduğu Bakanlık ve Kalkınma Bakanlığı ise 1’er üye seçecek.


Başkan ve yönetim kurulu üyesi olmak için en az 4 yıllık yükseköğrenim mezunu olmak ve kamu kurum ve kuruluşlarında veya özel sektörde en az 12 yıl çalışma şartı aranacak. Bakanlık tarafından atanacak 3 üyenin HPDK’nın faaliyet alanına giren işlerde çalışmış olma şartı bulunacak. Yönetim kurulu başkan ve üyelerinin görev süreleri 6 yıl olacak ve kendileri çekilmedikçe görevlerine son verilemeyecek. Özel sektör, sivil toplum örgütleri, üreticiler, sanayiciler, ihracatçılar yönetimde temsil edilmeyecek, ancak Danışma Konseyi’nde tavsiyelerde bulunacak.

Danışma Konseyi HPDK’nın faaliyet alanına giren konularda, piyasada meydana gelen gelişmeler ve alınması gereken önlemlerle ilgili olarak yönetim kuruluna önerilerde bulunmak üzere 45 üyeden oluşan Danışma Konseyi’nin kurulması öngörülüyor. Danışma Konseyi; HPDK’nın faaliyet

konusuna giren ürünlerle ilgili üreticilerin örgütlendiği ziraat odaları, hayvansal ve su ürünleri konseyleri, hayvansal ve su ürünleri kooperatif ve birliklerinden 15, borsalardan 5, sanayicilerden 5, tüketicileri koruma derneklerinden 2, üniversitelerden 2, ithalatçı ve ihracatçı birliklerinden 5, meslek kuruluşlarından (veteriner hekimler, ziraat ve gıda mühendisleri odaları vb.) 4 ve HPDK’dan 7 üye olmak üzere toplam 45 üyeden oluşacak. Danışma Konseyi’nin kararları bağlayıcı olmayacak.

HPDK’nın görev ve yetkileri Hayvansal Ürünler Piyasa Düzenleme Kurumu’nun görev ve yetkileri şöyle olacak: Hayvansal ve su ürünleri piyasalarını izlemek, düzenlemek, geliştirilmesini sağlamak ve bu hususlarla ilgili gerekli tedbirleri almak. Avrupa Birliği Ortak Piyasa Düzenine uyum sağlanmasına yönelik çalışmalar yapmak. Bağlı şirket ile diğer kurum, kuruluş, şirket, gerçek ve tüzel kişi işletmeleri, kooperatif ve birlikleri yetkilendirmek. Müdahale alımları, depolama ücretleri, işleme ve depolama özel yardımları, tanıtım ve promosyon, yayın ve eğitim faaliyetleri ile diğer faaliyetlere ilişkin ödemeleri yapmak. Hayvansal ve su ürünleri piyasalarında üretim, lisanslı depoculuk, antrepoculuk ve depoculuk faaliyetlerinin geliştirilmesini sağlamak. Faaliyet alanına giren konularda bilgi kayıt sistemini oluşturmak.

İthalat ve ihracat yapabilecek Avrupa Birliği’nde Ortak Tarım Politikası çerçevesinde 1962 yılında ilk kez tahıllarla ilgili kurulan ve daha sonra patates ve alkollü içkiler dışındaki tüm tarım ürünlerinde uygulanan ortak piyasa düzenlerinin temel amacı iç piyasada üreticiyi desteklemek ve dışarıya karşı üreticiyi korumak. AB’deki uygulamanın iki temel amacı var: Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde tarımsal üretimi ve üreticiyi desteklerken, ürüne göre özel politikalar geliştirerek hem üreticiyi hem de tüketiciyi korumak. Dışarıdan gelecek tarım ürünlerine karşı yerli üretimi ve üreticiyi korumak. Avrupa Birliği’nde ortak piyasa düzenlerinin temeli fiyat politikasına ve destekleme uygulamalarına dayanıyor. Birlik içinde uygulanan hedef fiyat ve müdahale fiyatı, üçüncü ülke rekabetine karşı iç piyasayı koruyucu fiyat ve destekler gibi her ürün için farklı uygulamaları barındırıyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanan kanun tasarısı taslağında ise kurulacak olan HPDK ya ithalat görevi de veriliyor. HPDK, sığır, dana eti ve ürünleri, koyun, keçi eti ve ürünleri, kümes hayvanları eti ve ürünleri, balık, süt ve süt ürünleri, bal ile yumurtada cins, çeşit ve mahallerine göre tespit edeceği fiyatlarla bu ürünlerin alımını, stoklanmasını ve satışını yapacak veya yaptıracak. Bu ürünlerin piyasalarında istikrarı sağlamak için gereken durumlarda bu ürünleri ve mamullerini ithal edebilecek. Ayrıca yine bu ürünlerin ve mamullerinin ihracatını da yapacak.

ETBİR I KIRMIZI 41


İNCELEME GEZİSİ

German Meat Türkiye’nin önde gelen et firmalarını

Almanya’da ağırladı

Alman Et Endüstrisi İhracatçıları Birliği German Meat, Türkiye’nin önemli et üreticileri ve ithalat yapan firmalarını Almanya’ya davet ederek, ülkenin besi hayvancılığı ve et üretim potansiyelini tanıttı.

5

- 6 Aralık 2011’de Münih’te düzenlenen Almanya-Türkiye et sektörü işadamları buluşmasına Türkiye’den yaklaşık 20 firma katıldı. Almanya’dan da önde gelen üretici ve toptancı firmaların katıldığı toplantıda, davetlilere Alman sığır eti kapasitesi ve endüstrisi hakkında bilgi verildi. Toplantıya Türkiye’den ETBİR ve Aydos Et, Danet, Erşan Et, Emin Hayvancılık, Ettat, Karizma Beşler, Migros, Namet Gıda, Özlem Et, Pınar Et, Sultan Et, Vahdet Et, Yadex International, Yayla Et firmaları katıldı. German Meat’in daveti üzerine Almanya Bavyera’da Münih Feringapark Hotel’de düzenlenen

42 ETBİR I KIRMIZI

iş gezisi ve toplantının ilk gününde Türk misafirlerden, Almanya sığır eti sektörü hakkında izlenimleri alındı ve pazar lideri firmalarla yüz-yüze görüşme imkanı sağlandı. İkinci gün programında katılımcılara, Almanya’nın et üretimine dair veriler, rakamlar ve Alman sığır eti sektörüyle ilgili önemli kalite standartları hakkında bilgileri içeren bir seminer verildi. Ortak iş yemeği sonrasında heyet, Münih yakınlarındaki Buchlohe VION Grubu’nun kesimhane ve et üretim tesislerini ziyaret ederek, ülkenin üretim koşulları hakkında yerinde incelemelerde bulundu. Almanya Avrupa’nın sığır eti


üretiminde ikinci ülkesi konumunda bulunuyor. Dünya sığır eti üretiminde Avrupa Birliği ülkelerinin toplamı üçüncü, Almanya ise yedinci sırada yer alıyor. Almanya’nın 2010 yılı toplam hayvan varlığı 12.706.229 baş, kasaplık hayvan varlığı ise 3.786.324 baş. Ülkenin 2010 yılında et üretimi 1.119.000 ton. Almanya’nın 2010 yılında et ihraç ettiği ülkeler Hollanda, Fransa, İtalya, Danimarka, Rusya, İspanya, Yunanistan, Avusturya, Türkiye ve İsveç olarak sıralanıyor. Türkiye’nin, karkas et ithalatını açmasının ardından, Almanya yılın ilk yedi ayında Türkiye’ye 20.000 ton ihracat yaptı. 2011 yılında kişi başına ortalama

sığır eti tüketimi AB genelinde 16 kg, Almanya’da ise 12,5 kg olarak kaydediliyor. Ülkede üreticiler, Ağustos 2011’den bu yana uygulanan ihracat üzerindeki tarife kısıtlamalarının azaltılmasını ve ihracatın yeniden başlaması bekliyor. Sektör temsilcileri, 2012 yılında tarifelerin azaltılacağını ve Türkiye’ye tekrar ihracatın başlayacağını düşünüyor. Alman Et Endüstrisi İhracatçıları Birliği German Meat’in organize ettiği Türkiye et sektörü işadamları ile temas ve bilgilendirme toplantısı, Alman Gıda, Tarım ve Tüketicinin Korunması Bakanlığı tarafından da desteklendi.

Dünya sığır eti üretiminde Avrupa Birliği ülkelerinin toplamı üçüncü, Almanya ise yedinci sırada yer alıyor. Almanya’nın 2010 yılı toplam hayvan varlığı 12.706.229 baş, kasaplık hayvan varlığı ise 3.786.324 baş. Ülkenin 2010 yılında et üretimi 1.119.000 ton.

ETBİR I KIRMIZI 43


SAĞLIK

Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay;

“Kırmızı Et Sağlıklıdır”

İstanbul Bilim Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay sağlıklı diyet için kırmızı eti tavsiye ediyor…

B

u ay basına yansıyan en önemli tartışmalardan biri tıp doktorlarının kırmızı et ve hayvansal yağ tüketiminin, kolesterol ve kalp sağlığına etkisi tartışmasıydı. Uzmanları ikiye ayıran tartışmada klasik görüşü savunan doktorlar kolesterolün zararlı etkilerine vurguyu yinelerken, Karatay Diyeti kitabıyla da gündemde olan Prof. Dr. Canan E. Karatay ile Prof. Dr. Ahmet Aydın ve arkadaşları asıl sağlıksız olanın ithal beslenme alışkanlıkları olduğunu vurguladılar. Bu tartışmaların çevresinde yapıldığı Karatay Diyeti kitabında ve katıldığı programlarda Prof. Dr. Canan E. Karatay’ın neler anlattığını sizler için özetledik. 44 ETBİR I KIRMIZI

Prof. Dr. M. Canan Efendigil Karatay, mesleğe 50 yılını vermiş bir kardiyolog doktor. 4 farklı kıtada hekimlik yapan Prof. Karatay, bu deneyimleri sırasında farklı ülkelerin beslenme alışkanlıklarını gözlemlemiş ve sonuçta Türk insanı için en uygun, en iyi sonuç veren diyeti geliştirmiş. Eksiksiz uygulanması durumunda başarı şansının yüzde 100’e yakın olduğunu vurguladığı kitabında hem zayıflama konusunda doğru bilinen yanlışları anlatıyor hem de kronik hastalıklardan korunmanın basit formülünü açıklıyor. Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay pek çoğumuzun doğru sandığı beslenme şeklinin aslında yanlış olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın geliştirdiği taş devri diyeti ile birçok ortak özellik taşıyan Karatay

Diyeti’nde Prof. Karatay, tüm dünyayı tehdit eden obezitenin yağların yasaklanması, karbonhidratın ise aşırı tüketilmesinden kaynaklandığı hatırlatıyor ve “Sofranızda yumurtaya, cevize, tereyağına, kırmızı ete yer açın” diyor. Prof. Karatay diyet programı hakkında bilgi verdi. Karatay Diyeti nasıl ortaya çıktı? Ben yurtdışında 17 yıl kaldım. İngiltere, Güney Afrika, Amerika ve Anadolu’da olmak üzere 4 kıtada hekimlik yaptım. Özellikle yurtdışında yaşadığım süre içinde gördüm ki, her halkın beslenme ve yaşam biçimi değişik. Amerika veya Avrupa’da mucize diye ortaya atılan diyetler, Türk halkının alışkanlıklarına uymuyor. Onların diyetleri tamamen kendi halklarının alışkanlıklarına


yönelik! İşte bu çok önemli farklılığı orada yaşadım ve gördüm. Amerika’da yaşarken kendi yoğurdumu yapıyor, yemeklerimi kendim pişiriyordum. Örnek olarak, kahvaltıda sucuklu yumurta, beyaz peynir, zeytin vb ile besleniyorduk. Hiç bir zaman Amerikanların meşhur bir kâse süt ve mısır gevreği kahvaltısına alışamadık. Özellikle boş kalori ve işlenmiş gıda olduğu, birçok katkı maddesi içerdikleri için evimize sokmadım. Herkes şaşırıyordu. Türk halkında problem ne? İşte orada bunu gözledim. Türk halkındaki en büyük problem hareketsizlik! Spor yapan küçük bir kitle var ama genel olarak çocukluktan itibaren aktif değiliz. İkincisi, Türk halkı maalesef çok fazla ekmek ve unlu gıdalar tüketiyor. Tamam, ekmek lezzetli ona bir şey demiyorum. Ben de yurt dışında yaşarken buradaki ekmeği, ekmeğin kokusunu çok özledim. 1995 yılında Amerika’dan döner dönmez ilk yaptığımız şey, Türk ekmeğine saldırmak oldu. Ve ondan sonra birden bire şiştik. Özellikle ekmeğe katılan tuzun ölçüsü yok. Ondan sonra biz ekmek yemeyi tamamen kestik. Tuzu azalttık ve rahatladık.

Tabii Amerika’da kaldığım dönemde de beslenme konusuna çok merakım vardı devamlı okuyup notlar alıyordum. Orada ilgimi çeken konulardan biri de, sağlıklı olduğu için çok ceviz tüketilmesi idi. Türkiye’ye geldiğimde de herkese ceviz öneriyordum. Hâlbuki Türkiye’de hem ceviz, hem fıstık, hem fındık, hem de badem yetişiyor. Fındık alanında iyiyiz, en fazla fındık ihraç eden ülke biziz. Cevizimiz de çok kaliteli, yer fıstığımız da, Antep fıstığımız da. Sonra hepsinin faydalarını inceledim. Her ülkenin kendine has doğal besinleri var. Hiçbir ülkenin ne besinleri ne de alışkanlıkları aynı değil.

Üçüncüsü ülkemiz taze meyve ve aynı zamanda kuruyemiş cenneti. Fakat halkımız sağlıklı sanarak her gün neredeyse 2-3 kg meyve yiyor. Meyve şekerinin çok tehlikeli olduğu bilimsel makalelerde zaten yazılıyor. Bu tespitler aslında çok basit şeyler.

Karatay Diyeti’nde yıllardır yasaklanan birçok gıdayı serbest bırakıyorsunuz. Bunlardan biri de tereyağlı pastırmalı yumurta. Bunlar bir arada sağlıklı mı?

Dördüncüsü, o dönemde Türkiye’de elime aldığım diyet listelerinde (1995 yılı) “Yumurta sakın yemeyin!”, “Kırmızı et sakın yemeyin!” , “Kuru yemişler yağlıdır ellemeyin” dendiğini görünce, bunların sağlıklı olduğunu düşündüğüm için araştırmalarıma başladım. Üstelik dünyanın en sağlıklı meyvesi olan zeytin de yasaklanıyordu. Buna da şaşırmıştım. Sonra düşündüm ki Amerika’da kahvaltıda zeytin yok! Orada yalnız kokteyl zeytini vardır. O nedenle hiç bir diyet listesinde yer almıyor. Merak bu noktadan çıkmış oldu.

İşlenmiş sucuk, sosis ve salam yerine pastırma. Pastırma işlenmemiş olduğu için en sağlıklı ettir. Tereyağında pastırmalı yumurta ile vücudun hem sağlıklı yağ hem de protein ihtiyacı karşılanmış olur. “Yağların her türlüsü zararlıdır” açıklamaları ile sağlıklı yağlar vücuda girmemeye başladı. Oysa bütün hücrelerimizin çevresi yağdan ibarettir. Beynimiz ve bütün sinir hücrelerimiz, omuriliğimizin tümü %70-80’i yağdır. İşte bu sebeple sağlıklı temel yağlar vücut için çok önemlidir. George Bernard Shaw diyor ki, “Beynin % 90’u yağdır, bunu hiçbir diyet ve hiçbir ilaç yok edemez!” Hakikaten

Kırmızı etten korkma… Karaciğeri yağlandıran şekerler ve meyvelerden kork! biz ne yaparsak yapalım, beynimiz ve bütün sinir hücrelerimiz, omuriliğimiz hayatta kalabilme ve işlevlerini yürütebilme amacıyla, her gün kendi yağ ve kolesterollerini üretiyorlar. Bu nedenle, ne yaparsak yapalım insan vücudu her gün kendi ihtiyacı olan 2.500 mg kolesterolü üretiyor. Şaka değil, bu bilimsel olarak biliniyor. Bu şekilde doğal olan bir madde nasıl zararlı olabilir ki. Yıllardır sağlıksız olduğu empoze edilen kırmızı et sağlıklıdır diyorsunuz. Etin sağlıklı olup olmadığının cevabı; ‘kapalı çiftliklerde suni yemle mi besleniyor yoksa özgür dolaşan hayvanlar mı?’ sorusunda ve pişirme yönteminde saklı. Kırmızı etin sağlıksız olduğu konusu Amerika’da ortaya atıldı. Ancak Amerika’da tüketilen kırmızı etler tamamen aşırı besili sığır etleridir. Hayvanlar besili olsun diye tahıl, suni yem ve hormon yüklenerek şişirilir. Kan akıtılmadan kesilir. Çeşitli ülke farklarından biri de budur!Ayrıca Amerikalılar bir porsiyonda bu tür etlerden yarım kilo kızartarak, yakarak, isleyerek yerler. İşte sakıncalı ve sağlıksız olanı da bu şekilde pişirilerek fazla yenen kırmızı etlerdir. Kuzu, koyun, keçi etleri sağlıklıdır.

ETBİR I KIRMIZI 45


SAĞLIK Sebebi hayvanların ‘stilbestrol’ dediğimiz büyüme hormonu ile yapay olarak büyütülmesi ve bunların etinin ızgarada yakılmasıdır. Ama bizim beslenme tarzımızdaki haşlama usulü pişirilmiş kuzu, keçi ve geyik gibi av hayvanlarının etleri çok sağlıklıdır. Tabii bu hayvanlar kesinlikle suni yemle beslenmeyecek ve merada açık beslenen hayvanlar olacak. Kesimleri de bizde kan akıtarak oluyor biliyorsunuz. Bu fark da son derece önemlidir, ama nedense hiçbir kitap ya da diyet listesinde dile getirilmiyor. Peki, Amerikan diyetleri Amerika’da başarılı olabiliyor mu? Ama Amerika veya İngiltere’de kuzu eti yemezler. Yalnız Ortadoğu’dan giden küçük bir kesim bulabilirse kuzu etini yer. “Kırmızı et tehlikelidir ve kanserojendir” lafları Amerika’dan çıkmıştır.

Hayır. Çünkü bir diyet başarılı olmuş olsaydı bu kadar çok diyet ortaya çıkmazdı. Biliyorsunuz Karatay Diyeti kitabında da bu ‘tercüme diyetler’den bahsettim. Bu diyetlere Yo-Yo diyet deniyor. Aç kalan herkes bir miktar

kilo verir. Kalori hesabı yapınca ilk başta her şey düzene girmiş gibi görünür. Ama uygulamalar ve sonuçlarından sonra kalori hesabının da tehlikeli olduğu bilimsel olarak gösterildi. Artık kalori hesabı yapılmıyor. Aç kalarak veya düşük kalorili bir diyeti uyguladığınızda kilo veriliyor, fakat beyinde ‘vücut kıtlık içinde’ algılaması oluşuyor ve beyin metabolizmayı yavaşlatıyor. Bir miktar kilo verilse bile normal yemek alışkanlıklarına geçer geçmez, beyinden hemen ‘vücut tekrar kıtlığa girebilir diye’ depolama mesajı geliyor. Ayrıca, insanlarımız da doğal olarak ‘hep aç mı dolaşacağım diye’ bıkıyorlar. Ancak bu mesaj da beyinden geliyor tabii. Yani beyinden ‘yiyin depolayın bir sonraki kıtlık için hazır olsun vücudunuz’ diye uyarı geliyor. İşte yemeklere saldırıp, sürekli yemek

Prof. Dr. M. Canan Efendigil Karatay kimdir? 1943 yılında Elazığ’da doğdu. 1961 yılında Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nden, 1967 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 1972 yılında İstanbul Üniversitesi Tedavi Kliniği’nde iç hastalıkları uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra, İngiliz hükümeti bursu ile Liverpool Regional Cardiac Center’da kardiyoloji alanında uzmanlık eğitimine başladı. 1974-1976 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tedavi Kliniği’nde baş asistan olarak çalıştı. Bu sırada Türkiye’de bir kardiyolog olarak (cerrahi yardım almaksızın) bir ilki gerçekleştirdi. Kalıcı ve geçici kalp pili implantasyonu tekniğini başarıyla uyguladı. Koroner Yoğun Bakım’da ‘Vena Subklavya Ponksiyon’ tekniğini yerleştirdi. 1976-1978 yılları arasında, Güney Afrika Cape Town Üniversitesi Groote Schuur Hastanesi’nde, dünyada ilk kez kalp nakli ameliyatını gerçekleştirmiş olan Christian Barnarnd’ın ekibinde çalışarak, doçentlik tezini kalp nakli yapılmış olan hastalar üzerinde gerçekleştirdi ve 1979 yılında doçent oldu. İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü’nde, Cape Town’da eğitimini görmüş olduğu (şu anda ülkemizde yaygın bir şekilde uygulanmakta olan) ‘femoral arter’ yolu kullanılarak yapılan koroner anjiyografi tekniğini (Judgkin tekniği) yine ilk kez ülkemizde uyguladı ve bu uygulamayı ülkemize yerleştirdi. 1987-1995

46 ETBİR I KIRMIZI

yılları arasında State University of New York Health Science’de kalp hastalıkları alanlarında araştırmalar yaptı. 1995-1997 yılları arasında Gaziantep ve İstanbul’daki birçok özel hastanede, ‘koroner yoğun bakım’ ve ‘koroner anjiyografi laboratuvarları’nı kurdu. 1997-2002 yılları arasında Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2002-2006 yılları arasında da Kadir Has Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı. 2006-2010 yılları arasında Türkiye’de ilk ve tek sağlık üniversitesi olan İstanbul Bilim Üniversitesi’nde rektörlük yaptı. Halen İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Ana Bilim Dalları’nda öğretim üyesi olarak çalışıyor.


yeme duygusu da böyle gelişiyor. Çünkü beyin, tüm vücudu idare ediyor. Beyinden tüm mesajları gönderen ‘leptin hormonu’dur. Bütün açlık veya tokluk duygularımızı leptin hormonu yönetir. Orkestra şefi gibi bütün vücut hormonlarını idare eder. Beslenmede yağ dengesini nasıl sağlamak gerekir? Bu diyeti ülkemizde yetişen kendi yiyeceklerimizle uyguluyoruz. Biz bir Akdeniz ülkesiyiz. Akdeniz ikliminde yetişen yiyecekler en sağlıklı gıdalardır. Fakat bu gıdaları biz kendimiz bazı pişirme usulleri ve kullandığımız tehlikeli yağlar ile zararlı hale sokabiliyoruz. Kilo alma sebebi de işte bu uygulamalar ve tehlikeli yağlar. Öncelikle sağlıklı yağlar ile sağlıksız olanları birbirinden ayırmak gerekiyor. “Yağ yenilince vücutta yağ oluşur” düşüncesi tamamen yanlıştır. Sağlıklı yağlar kilo aldırmaz, kilo verdirir. Çünkü kilo aldıran yağlar değil, karbonhidratlardır. Tıp fakültesi ikinci sınıfında, biyoloji dersinde yağ yenildiğinde vücuda yağ olarak girmeyeceği öğretilir. Yani biyoloji konusunu biraz bilen biri, bu konuyu bilir. Yumurta yediğimiz zaman vücuda yumurta olarak girmez işte bu sebeple yumurta kolesterole neden olmaz. Bunlar yenildiği zaman bağırsaktan kırılır, yıkılır, emiler ve kan dolaşımı ile karaciğere gelir. Karaciğer, bütün vücudun ihtiyacına göre yağını da proteinini de şekerini de üretir. Beslenmesine özen gösteren bir kişi kilo veremiyorsa bunun başka bir sebebi olabilir mi? Bir kere en başta doğal dediğimiz gıdalar vücuda fazla geliyor olabilir. Mesela portakal suyu. Evet, çok faydalı ama belli bir yaştan sonra fazla enerji yüklüyor. Doğal olduğu halde meyve, bal ve pekmez gibi gıdalarda fazla meyve şekeri (früktoz) olduğu için pankreası ve karaciğeri yoruyor. Karaciğer yorgunluğu başlayınca da bütün sistem alt üst oluyor. Bu sebeple kilo verilemiyor. Bunun dışında eğer kişide gizli bir

alerji varsa kilo veremez. Hareket de etse de istediği kiloya gelemez. Bu gibi durumlarda mutlaka alerji testi yaptırılması gerekiyor! D vitamini eksikliği varsa yine kilo verilemez. D vitamini yağda eriyen bir vitamin, dolayısı ile kilo artırır korkusu ile sağlıklı yağlar yenilmediği için toplumumuzda eksikliği çok yaygın. Özellikle İstanbul ve diğer büyük şehirler için D vitamininin vücuda girememesinin diğer bir sebebi de hava kirliliğidir. Müthiş bir hava kirliliği yaşanıyor ve güneşin faydalı ışınları cilt tarafından emilemiyor. Diyetteki temel önerileriniz neler? Karatay Diyeti zor bir şey değil. Beslenme konusunda doğru bildiğimiz yanlışları düzeltip, fizik hareketimizi biraz artırıp, leptin hormonunun gündüz ve gece salgılanmasını sağlayabilirsek, birikmiş yağlar yıkılarak gider zaten. Tek bedeni herkese giydiremiyoruz. Herkes kendine özeldir. Yaşam biçimi, yaş durumu, doğurganlık çağında olup olmaması, hamile olup olmaması, sporcu olup olmaması, sedanter (hareketsiz) olup olmaması, menopozda olup olmaması ve kullandığı ilaçlar kilo verme sürecini etkiler.

Karatay Diyeti’nin amacı, sağlıklı beslenme ve yaşam biçimini yerleştirmektir. Alışkanlıklarımızı sağlıklı yönde değiştirmektir. Alışkanlıklar kolay kolay değişmediği için bu diyette birden bire kilo verilmez. Çünkü maalesef yıllarca vücutta birikmiş yağlar kızgın tavadaymış gibi erimez. Metabolizmanın terse dönmesi gerekiyor. Karatay Diyeti ile önce vücudun kilo alması yani yağların birikmesi önleniyor. Daha sonra bir durağanlık devresi oluyor. Ondan sonra da birikmiş olan yağlar yıkılarak kalıcı olarak kilo veriliyor. Bu diyeti uygulamaya başladıktan sonra yediklerimiz bizi acıktırmıyorsa işte bu iyileşmenin ilk belirtisidir. İlk haftalardan itibaren bu iyileşme başladı ise doğru yoldayız demektir. Karatay Diyeti’ni uygularken yediğiniz her şey doğal ve mevsimsel olacak. Katkı maddesi içeren ve işlenmiş hiçbir şey yenmeyecek. Yemek yenilen zamanlara dikkat edilecek. En önemli nokta, akşam sekizden sonra hiçbir şey yememek, bol su içmek ve hareket etmek. Hareket çok önemli, bunun için herkesin bahane ortaya koymadan vakit ayırması gerekiyor.

ETBİR I KIRMIZI 47


AR-GE

Et Hijyeni, Soğuk Zincir ve Saklama Koşulları İnsan beslenmesinde bu denli bir temel taş oluşturan besin maddesi, mikroorganizmalar için de kıymetli bir besi yeri oluşturduğundan dolayı, elde edilişi esnasında tümüyle etin kalitesini bozan ve hastalık yapan etmenlerden arınmış olması gerekir. Şartlar uygun olduğunda bir adet mikroorganizmadan 12 saat içinde bir milyar kadar üreyebilir. Dr. Ahmet Yücesan

Veteriner Hekim Etbir Yönetim Kurulu Başkanı

H

ijyen bir sağlık bilimi olup temelde esas aldığı nokta sağlığın korunması ve sürdürülmesidir. Besin hijyeni; herhangi bir besinin tümüyle hastalık yapan etmenlerden arınmış olması anlamına gelir. Besinler mikroorganizmalar ile kolaylıkla kirlenebilirler. Dünya nüfusunun hızla artışı ve kentlerde yoğunlaşması sonucu besin maddeleri ve et üretimi dünyanın önde gelen sanayileri arasına girmiştir. Et tüketimi de giderek artış göstermektedir. En çok et tüketen ülkeler Avustralya, ABD, Yeni Zelanda ve Arjantin’dir. Et, insan vücudunun gelişmesi için gerekli protein ve bazı vitaminler bakımından zengin bir besindir. Bir insanın günlük protein ihtiyacı ortalama 70-100 gramdır. Bu ihtiyacın tam karşılanabilmesi için yüzde 40-50 oranında hayvansal protein alınması gerekir. Mısır ve buğday proteinleri tek başlarına gereğinden fazla alınsalar bile, organizmanın protein ihtiyacı karşılanmaz. Bir gıdanın protein kalitesi onun içerisinde bulunan eksojen aminoasitler ile bunların miktarına bağlıdır. Bitkisel proteinlerde bu eksojen aminoasitler, hayvansal proteinlere göre daha azdır. Ancak tamamen yoksun değildirler. Ayrıca bazı bitkisel proteinlerde bu eksojen aminoasit

48 ETBİR I KIRMIZI


sınırlı iken soya proteinleri çok iyi bir kaynaktır. Buna karşılık hayvansal proteinler en zengin eksojen a.asit kaynaklarıdır. Et ve et ürünleri, yüksek miktarda protein içermeleri, protein ve yağlarının yüksek biyolojik değere sahip olmaları, proteinlerinin kolay sindirilebilir olması, vücudu hastalıklara karşı koruyucu unsurları içermeleri ve arzu edilen lezzete sahip olmaları nedeniyle önemli bir yere sahiptir. Et, vücudumuz için gerekli B12 vitamini kaynağıdır. Et ayrıca, çinko kobalt, magnezyum, fosfor ve demir için de ana kaynak durumundadır. Özellikle demir vücudun kolayca absorbe edebileceği bir formda bulunur ki bu önemli bir faktördür. Tabii anlatılan bu özellikler yanında proteinler gerektiği anlamda vücut için enerji kaynağıdır. Netice olarak içerdiği önemli amino asitleri, B kompleksi ve diğer vitaminler, demir ve diğer mineral maddeleri ile etin beslenmemizdeki yerinin, diğer kaynaklarla kapatılamayacak kadar büyük olduğunu söyleyebiliriz. İnsan beslenmesinde bu denli bir temel taş oluşturan besin maddesi, mikroorganizmalar için de kıymetli bir besi yeri oluşturduğundan dolayı, elde edilişi esnasında tümüyle etin kalitesini bozan ve hastalık yapan etmenlerden arınmış olması gerekir. Şartlar uygun olduğunda 1 adet mikroorganizmadan 12 saat içinde 1 milyar kadar üreyebilir. Etin bozulmasında ki en önemli faktör olan mikroorganizmalar kokuşma, renk değişikliği gibi gözle görünür bozulmalara neden olabilir. Hatta salgıladıkları toksinler ile ölümlere varan zehirlenmelere neden olabilirler. Bir insanın yılda 36 kg kadar et tüketmesi gerekir. Bu miktar ülkemizde kişi başına 17 kg kadar olduğu halde yabancı ülkelerde 70 kg kadar çıkmaktadır. Genel olarak bir ülkedeki et endüstrisinin durumu, o ülkenin sosyo-ekonomik gelişmişliğinin bir göstergesidir. Ülke içinde yapılan

üretimin verimlilikten uzak oluşu nedeniyle fiyatların yükselişi et tüketiminin düşük seviyelerde seyretmesine neden olur. Verimliliğin düşük olmasının nedeni ise üretici birimlerin küçük ölçekli aile yapısında oluşu ve modern üretim tekniklerinden uzak bir üretim yapılmasıdır. Bu çerçevede,büyük ölçekli ve modern üretim teknikleri ile çalışan işletmelerin sayısı oldukça sınırlıdır. Üretici olarak; Etin elde edilmesi esnasındaki uygulamalar etin hijyen ve kalitesinde önemli etkendir. Öncelikle kesim öncesi muayene ve kesildiği mezbaha yada tesisin yapısal özellikleri, teknik donanımları ve fonksiyonel yapısı, ön ve esas soğutma bölümleri, dondurma ve çözündürme üniteleri ortam havası soğutulmuş ve filtrelerden geçirilmiş temiz hava olmalıdır. Bu sayılan yapıların temizlik ve dezenfeksiyon uygulamalarının birlikte yapılması ve mikrobiyolojik kontrol uygulamaları elde edilecek etin kalite, hijyen ve raf ömrünü etkileyecektir. Bugün EBK kombinaları, Belediye mezbahaları ile özel kuruluşlara ait yaklaşık 650 adet kesimhaneden pek çoğu bu gelişme düzeyinden çok uzaktır. Halen et sanayimiz büyük çapta her türlü teknoloji ve hijyen koşullarından yoksun, pek çok mezbaha ürününün değerlendirilemediği belediye mezbahacılığı ve kasaplığa dayanmaktadır.

Mezbaha dışı kesimler, kaçak kesimler, mezbahası olmayan belediye ve köy kesimleri gibi konularda, etin hijyenini ve insan sağlığını etkileyen başka bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde et genel olarak parça et ve kıyma şeklinde tüketime sunulmaktadır. Günlük kullanımda kıyma oldukça yüksek miktarlarda tercih edildiği gibi, günümüzde kıymadan yapılan et ürünlerinin tüketimi de büyük ölçüde artmıştır. Kıyma, yapısal özellikleri ve hazırlama teknolojisi bakımından mikrobiyal bulaşmaya uygun olan taze et ürünlerinin en başta gelenidir. Aynı zamanda içerdiği yüksek besleyici değerli bileşimleri, uygun pH ve su aktivitesi (aw) değerleri ile çoğu mikroorganizmaların gelişimi için ideal bir ortamdır. Kıymanın mikrobiyolojik kalitesi, kıyma yapılacak etin mikrobiyolojik kalitesine, üretim sırasında alınacak hijyenik önlemlere, paketleme tipine ve saklama koşullarına bağlıdır. Kıymanın hazırlanması esnasında araçlarla ve çalışanların teması, etin çekilmesi ile et yüzeyinin aşırı büyümesi nedeniyle bozucu etkenlerle ve patojen bakterilerle bulaşma olasılığı her zaman mümkündür. Etin yüzeyinde doğal olarak bulunan mikroorganizmalar, karıştırma işlemleri sırasında ürünün her tarafına dağılmakta, uygun şartlar (pH, sıcaklık, su aktivitesi, oksido-redüksiyon potansiyeli

ETBİR I KIRMIZI 49


AR-GE v.s.) altında gelişerek ürünün dayanıklılık süresini azaltmakta ve tüketici sağlığı açısından potansiyel bir risk oluşturmaktadır. Yapılan araştırmalar, toplam gıda zehirlenmelerinin % 54,7’sinin et ve et ürünlerinin tüketilmesi ile ortaya çıktığını göstermektedir.1

Tüketici olarak dikkat edilmesi gereken noktalar; Et ve et ürünlerinin muhafazası ve tüketiminde aşağıdaki bazı noktalara dikkat ederek hijyenik koşullarda hazırlanmış ürünleri doğru şekilde muhafaza eder, bilinçli bir tüketici olarak hem ürünü hem de sağlığınızı korumuş olursunuz; n Satış reyonlarındaki soğutmalı vitrin dolaplarının iç ısıları standartlara ( taze et ve et ürünleri için 1-4 oC ve donmuş ürünler için –18 oC) uygun olmalı n Et ve et ürünleri sevkiyatı frigofirik (soğutmalı) araçlar ile yapılmalı n İnsekt ve kemirgenler ile mücadele edilmeli n Tahtadan imal edilen ya da tahta aksam içeren araç ve gereçler kullanılmamalı n Satış reyonlarının günlük temizlik ve dezenfeksiyonun yanısıra rutin hijyen kontrolleri yapılmalı n Kıyma taze etten hazırlanmalı ve müşterinin istediği anda parça etten hazırlanarak satışa sunulmalı n Aldığınız ürünlerin son kullanma tarihine mutlaka bakılmalı n Son kullanma tarihi geçmiş olan ürünler alınmamalı n Delik veya açılmış ambalajlardaki ürünler alınmamalı n Çiğ kırmızı eti, çiğ kanatlı (tavuk, hindi) ve balık eti pişmiş ve/veya işlenmiş gıdalardan ayrı tutulmalı n Eti pişirirken pişmemiş (açık pembe renkli) kısımların kalmamasına dikkat edilmeli

50 ETBİR I KIRMIZI

n Eti ve et ürünleri buzdolabında (0-4°C’de) muhafaza edilmeli; buzdolabı dışında (daha yüksek sıcaklıklarda) uzun süre bekletilmemeli

n Et ürünlerinin raf ömürleri ortam sıcaklığı 5°C’ın üzerine çıkıldığında 1/4, 10°C’nin üzerine çıkıldığında 1/3 oranında azalacaktır.

Dondurulmuş Etin Muhafazası ETLER

MUHAFAZA SICAKLIĞI

MUHAFAZA SÜRESİ

Dana

-12 °C

5-8 Ay

Dana

-15 °C

6-9 Ay

Dana

-18 °C

8-12 Ay

Kuzu

-12 °C

3-6 Ay

Kuzu

-18 °C

6-10 Ay

Parça et ve kıyma

-12 °C

5-6 Ay

n Donuk et önce 1 gün buzdolabı sıcaklığında bekletilip, sonra dışarı çıkararak çözdürülürse etin sulanması ve çözünmüş kısımlarda mikrobiyal aktivitenin oluşması önlenmiş olur. n Çözülen et tekrar dondurmamalı, kullanılacak miktarda et çözündürülmesine dikkat edilmeli n Sosis, salam, jambon gibi nem içeriği yüksek ürünlerin ambalajları açıldıktan sonra ömürleri kısalacaktır. n Sosisleri paketlerini açtıktan sonra daha uzun süre muhafaza etmek istiyorsa, dışarıyla temasını kesecek şekilde bir folyoyla sararak buzlukta saklanabilir. n Et ve et ürünlerinin vakumlu kaplarda buzdolabında saklanması ömrünü uzatacaktır.


SEKTÖRE BAKIŞ

Kurban Bayramı için bir ilk uygulama;

VOB’da Canlı Hayvan Vadeli İşlem Sözleşmeleri Kurbanlık canlı hayvanlar bu yıl ilk kez yapılan bir uygulamayla Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’nda işleme girdi. İstanbul Ticaret Borsası ile Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası (VOB) işbirliğiyle organize edilen vadeli kurbanlık satışına ilgi beklenenin altında gerçekleşti. Ekim ayında işleme giren Kurban Bayramı vadeli canlı hayvan kontratlarında bu yıl yapılan deneme mahiyetindeki işlemler, gelecek yıllarda çalışmanın devamına ışık tutacak.

K

urbanlık b��yükbaş hayvan piyasasındaki fiyat dengesizliğine karşı alıcı ve satıcıyı korumak amacıyla Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası tarafından geliştirilen ve İstanbul Ticaret Borsası (İSTİB) ile birlikte kurularak uygulamaya konulan sistemle ilgili olarak VOB Genel Müdürü Çetin Ali Dönmez, kontratın piyasaların ihtiyaç duyduğu bir ürün olduğunu ancak çok fazla tanınmaması nedeniyle yeteri kadar ilgi görmediğini söyledi. Çalışmanın duyurulduğu günlerde sektör temsilcilerinin sisteme sıcak bakmadığı ve bu yıl için pek umutlu olmadıklarını belirttiği VOB’da kurbanlık canlı hayvan satışı projesiyle ilgili olarak, VOB Genel Müdürü ve

Yönetim Kurulu Üyesi Çetin Ali DÖNMEZ’den bilgi aldık.

VOB’da kurbanlık hayvan satışı projesi nasıl doğdu? VOB’da Kurban Bayramı vadeli büyükbaş hayvan işlemleri, reel sektöre ve özellikle etkin çalışmadığını düşündüğümüz tarım ve hayvancılık piyasasına nasıl daha fazla katkımız olur düşüncesinden doğdu. Biliyorsunuz tarım ürünleri üzerine vadeli işlem sözleşmeleri geliştirildiğinde ürünlerin depolanacağı, kalite kontrollerinin yapılacağı ve teslimatın gerçekleşeceği lisanslı depolar ve laborutarlar son derece önem arz ediyor. Ülkemizde maalesef lisanslı depoculuk

çalışmaları bizim borsamız ile yeterince koordineli yapılmıyor, bunun tek istisnası İzmir Ticaret Borsası öncülüğünde kurulmuş olan EgeTarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk AŞ (ELIDAŞ). Ancak bu şirketin deposu da henüz inşaat aşamasında ve dolayısıyla en azından bu yıl hizmete alınması ihtimali düşük. Biz de VOB olarak hayvan piyasasını biraz daha irdeledik, çünkü hayvan piyasasında lisanslı depoculuk hizmetine ve detaylı laboratuar analizlerine ihtiyaç duyulmuyor, asıl teslimat noktası önemli. Bu noktadan hareketle canlı hayvan vadeli alım satımının VOB’da işleme açılması halinde teslimat sürecinin daha kolay yönetilebilir olduğu sonucuna

ETBİR I KIRMIZI 51


SEKTÖRE BAKIŞ ulaştık ve çalışmalarımızı hızlandırdırdık. Aslında canlı hayvan vadeli işlem sözleşmelerini işleme açmak düşüncesi çok sıradışı bir düşünce değil, dünyada bu piyasalar var ve işliyor. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde her gün yaklaşık 2 ila 3 milyar dolar işlem hacmine ulaşan bir canlı sığır vadeli işlem sözleşmesi piyasası var. Türkiye’de de canlı büyükbaş hayvan vadeli işlem sözleşmesini işleme açmak için önemli bir başka sebebimiz daha vardı. Her yıl kurban bayramında çok sayıda hayvan pazarlarda alınıp satılıyordu ve her yıl ya alıcılardan fiyatların yüksekliği ya da satıcılardan fiyatların düştüğü ve maliyetleri dahi karşılamadığı yönünde şikayetler oluyordu. Etkin çalışmadığını düşündüğümüz bu piyasa yüzünden oluşan zaman ve kaynak israfını engellemek amacıyla bu piyasayı açmaya karar verdik. Dünyada canlı büyükbaş vadeli işlem sözleşmeleri var ama bugüne kadar bir dini bayramı teslimat tarihi olarak baz alan vadeli canlı hayvan vadeli işlem sözleşmesi hiç yapılmamış. Bu da bizim için önemli teşvik unsuru oldu. VOB olarak yaptığımız işlerle zaten tarihe adımızı yazdırdık ama bu işi başarırsak ayrıca Dünya tarihinde de hem borsamızın hem de ülkemizin liderlik yapacağı inancıyla yola çıktık.

52 ETBİR I KIRMIZI

Aslında canlı hayvan vadeli işlem sözleşmelerini işleme açmak düşüncesi çok sıradışı bir düşünce değil, dünyada bu piyasalar var ve işliyor. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde her gün yaklaşık 2 ila 3 milyar dolar işlem hacmine ulaşan bir canlı sığır vadeli işlem sözleşmesi piyasası var. Bu sözleşmeyi işleme açmakla hem perakende hem de toptan satın alımlarda tüketici tarafının kurban bayramından çok önce maliyetlerini bilmesini sağlamayı, kurbanı satan besici ve tüccarların da hayvanı önceden satmasını ve dolayısıyla satılmış olan hayvanları getirmelerini ve böylece maliyetlerini dikkate alarak hayvanları satmalarını sağlamayı hedefledik. Kurbanlıkların satılmaya getirildikten sonra bir daha geri götürülmemesi ya da düşük fiyatlardan kesimlik olarak mezbahalara verilmesini de engelleriz diye düşündük.

Bu ilk yıl için satışlar nasıl gerçekleşti? Teslimat yeri olarak da özellikle başlangıçta İstanbul olmasını tercih ettik, çünkü İstanbul Kurban Bayramı’nda en fazla hayvan satışının yapıldığı ilimiz biliyorsunuz. İstanbul ili Anadolu yakasında Tuzla’da İstanbul Ticaret Borsası’na ait tesisleri teslimat noktası olarak belirledik ve teslimat prosedürü üzerinde hem biz hem İSTİB hem de Takasbank yoğun olarak çalıştı. Ancak sanıyorum Kurban Bayramı’ndan sadece bir ay önce sözleşmeyi işleme açmamız ve yeterince tanıtamamış olmamız nedeniyle bu sözleşmede sadece iki adet işlem oldu ve teslimat sürecine kadar ulaşan bir pozisyon taşınması durumu yaşanmadı. Bizim açımızdan moral bozucu oldu ama bu yıl özellikle Kurban Bayramı sırasında ve sonrasında İstanbul’a hayvanlarını getiren ancak satamayan besici ve tüccarların yaptıkları eylemler bizim aslında ne kadar önemli

bir konuya parmak bastığımız da gösterdi. Bu gösterileri yapan besiciler veya tüccarlar eğer VOB’a daha önce bu hayvanları satmış olsalardı, sadece hayvanları kamyonlara yükleyip Tuzla’da teslim edecek ve önceden anlaşılan fiyat üzerinden Kurban Bayramı’nın hemen ardından mal bedellerini alabileceklerdi. Üstelik VOB’da gerçekleşen işlemlerde teslim edilecek hayvanları da Türkiye’de doğmuş hayvanlarla sınırladık ki bu da aslında ithal hayvanlara göre yerli hayvanlara rekabet avantajı sağlamayı hedefliyordu.

Neden istediğiniz sonucu alamadınız? Başarısız diye nitelendirilebilecek bu girişimimizde özellikle bu piyasanın önemli oyuncusu olan Et ve Balık Kurumu’na maalesef ulaşmakta zorluk çektiğimizi de ifade etmek isterim. Et ve Balık Kurumu’nun bir kamu kurumu olması nedeniyle alışılmış yöntemlerden farklı işlere pek istekli olmadığını gözlemledik. Oysa bizim vadeli işlem sözleşmesini destekleselerdi, işlem yapsalardı herşey çok farklı olurdu diye düşünüyorum. Sadece Et ve Balık Kurumu değil, diğer birçok kurumda özellikle toplu kurban alımı yapan ve kesime aracılık yapan kurumların da hayvancılık piyasasında maalesef bilgi seviyesi yeterli değil, dünya gelişmeleri çok yakından takip edilmiyor, klasik yöntemlerde ısrar ediliyor, mevcut işleyiş sorgulanmıyor. Oysa bu işi böyle doğru yönde gitmiyor bu apaçık belli. Ülkemizin büyük bir tarım ve hayvancılık potansiyeli varken hala piyasalaşmada mesafe alınamamasının bedelini


üreticiler ve tüketiciler ödüyor. Etkin çalışmayan piyasadan bu işin aracıları iyi para kazandıklarını sanıyorlar, oysa piyasalaşmada mesafe alsak inanın artan işlem hacmiyle birlikte herkes kazanacak. Başbakanımızın deyimiyle win-win durumu olacak. Ülkemizin büyük bir tarım ve hayvancılık potansiyeli varken hala piyasalaşmada mesafe alınamamasının bedelini üreticiler ve tüketiciler ödüyor. Etkin çalışmayan piyasadan bu işin aracıları iyi para kazandıklarını sanıyorlar, oysa piyasalaşmada mesafe alsak inanın artan işlem hacmiyle birlikte herkes kazanacak. Başbakanımızın deyimiyle win-win durumu olacak.

Uygulamaya devam etmeyi düşünüyor musunuz? Bundan sonraki kurban bayramı için yine bu sözleşmeleri işleme açmayı planlıyoruz. Bu defa başta Ziraat Bankası olmak üzere yaygın şube ağı olan ve/veya tarım ve hayvancılık alanında aktif olan kamu ve özel sektör bankalarıyla daha yoğun olarak ve kurban bayramından çok daha önce görüşmeyi planlıyoruz, ayrıca daha fazla ölçüde görsel medyayı kullanmak arzusundayız. Belki bir televizyon kanalında bir veya iki ay boyunca her hafta bu konuyu, sektörün farklı temsilcilerinin de katılımıyla irdelemeyi planlıyoruz. Hep inandığımız ve sıkça dile getirdiğimizi bir söylemimiz var: Biz VOB olarak borsaların asıl işlevinin reel ekonomiye katkı sağlamak piyasalaşmayı geliştirmek, daha öngörülebilir bir gelecek yaratmak olduğunu düşünüyoruz. Yatırım yapan kişi ve kurumlar yatırımlarını yaparken geleceğe dair bazı beklentilerini hesaplamalara katar, bazı varsayımlar yaparlar. VOB’da işleme açtığımız sözleşmeler ile beklentilerin fiyatlara etkin bir şekilde yansıdığı, hesapların daha sağlam temellere oturduğu bir ekonomik işleyişi sağlamak

hedefimiz var. Yatırım olmadan büyüme olmaz, yatırımların artmasını sağlamayan bir borsa da spekülatörlerin cirit attığı ve adeta kumarhane gibi çalışan bir yapı halinde gelir ki bunu hiçbir zaman istemiyoruz. Yatırımcılar işlem yapsın, çok işlem olsun biz çok kazanalım mantığıyla hiçbir zaman hareket etmedik, etmeyeceğiz. Amacımız gerçekten reel sektöre katkı sağlamak rekabet gücümüzü ve verimliliği arttırmak. Umarım el attığımız sektördeki kişi ve kurumlar da bize bu çabalarımızda destek verirler. Bir diğer önemli husus da VOB’da işleme açılan Kurban Vadeli Canlı Hayvan sözleşmesinde işlem hacmi her ne kadar bekleneni vermese de, yıl 12 ay alım satım yapılacak “karkas et” üzerine vadeli işlem sözleşmelerinin Borsamızda yapılabileceğini gösterdi. Zira bu kapsamda gerek hayvan yetiştiricilerinden gerekse büyük ölçekli et entegre

tesislerinden büyükbaş karkas et üzerine sözleşmelerin işleme açılması yönünde talepler geldi. Bu sözleşmeler ile yıl boyunca işlem yapılması mümkün hale gelecek, besici sahip olduğu hayvanları gelecekte hangi fiyattan satabileceğini bugünden belirleyip, teslimat noktası olarak belirlenen kesimhanelere getirerek teslimatı yapıp bedelini alabilecektir. Gelecekteki et fiyatlarının bugünden alınıp satılabilir olması, fiyatların görülebilmesi gerek sektöre gerekse hükümete bu konu ile ilgili izleyecekleri politikalar açısından erken uyarı sinyali üretmiş olacaktır. Artık ülkemizde emtia ticaretinde de güvenli ticaretin yapılabildiği platformların canlı hayvan sektörü tarafından kullanılmasının ciddi faydalar sağlayacağını düşünüyorum. Bizim Borsa olarak bu tür çalışmalara her zaman hazır olduğumuzu belirtmek isterim.

Bu yıl özellikle Kurban Bayramı sırasında ve sonrasında İstanbul’a hayvanlarını getiren ancak satamayan besici ve tüccarların yaptıkları eylemler bizim aslında ne kadar önemli bir konuya parmak bastığımız da gösterdi. Bu gösterileri yapan besiciler veya tüccarlar eğer VOB’a daha önce bu hayvanları satmış olsalardı, sadece hayvanları kamyonlara yükleyip Tuzla’da teslim edecek ve önceden anlaşılan fiyat üzerinden Kurban Bayramı’nın hemen ardından mal bedellerini alabileceklerdi. ETBİR I KIRMIZI 53


ÜLKE RAPORU

Hayvancılık Ülkesi

FRANSA

Coğrafi imkanları ile tarihi ve kültürel ilişkiler nedeniyle Fransa, Akdeniz havzasındaki ülkeler için hayvancılık ve hayvansal ürünler sektöründe en önemli ticari ortaklardan biri konumunda bulunuyor.

F

ransa, sığır beslenmesinin temelini oluşturan 13 milyon hektara yakın merasıyla, Avrupa’nın en büyük çayır-mera alanına sahip ülkesi. Hayvan yetiştiricilik geleneğine bağlı bu doğal zenginlik sayesinde Fransa, 19 milyon baş sığırla Avrupa’nın en büyük hayvan varlığını elinde bulunduruyor. Ekstansif besiciliğin sağladığı imkanlar, hijyen güvencesi ve kalite Fransa’yı bir hayvancılık ülkesi olarak bölge sığır eti pazarında ön plana çıkarıyor. Bu yıl 20. yılını gerçekleştiren Sommet De L’Elevage – Hayvancılık Ülkesi Fransa Fuarı 5-7 Ekim tarihlerinde Clermont-Ferrand’da düzenlendi. Fransa’nın güneyine yakın ve yüksek bir coğrafi alanda yer alan hayvancılık bölgesindeki fuara 80.000 ziyaretçi katıldı. Üç günlük etkinlik boyunca yurt dışından da 3.000 kişi fuarı ziyaret etti. Fuar’a tarım sektöründen 1250 firma ve canlı hayvan yetiştiricisi katıldı. Fuar kapsamında süt ve etçi ırklardan hayvanlar sergilenirken, her ırk kategorisinde ayrı yarışmalar düzenlendi. Yaklaşık 2000 canlı hayvanın sergilendiği etkinlikte 64 farklı gösteri yapıldı. Fuar kapsamında bu yıl ilk kez düzenlenen Fransa-Akdeniz Ülkeleri Hayvancılık Buluşması’na Cezayir, Fas, Tunus, Mısır ve Türkiye davet edildi. Fransa Tarım ve Deniz Ürünleri Kurumu-France AgriMer, Fransa Sığır Ticaret Federasyonu-FFCB ve Profesyonel Hayvancılık ve Et Birliği INTERBEV’in birlikte düzenlediği programda; güney Akdeniz ülkelerinin en önemli hayvancılık ve kırmızı et tedarikçisi olan Fransa, katılımcılara bölge çiftliklerini gezdirerek, yerli ve kültür ırkı sığırlarını tanıttı. Ayrıca, fuar açılışının ardından Fransa ile Akdeniz ülkeleri arasındaki hayvancılık ticaretinin gözden geçirildiği bir konferans düzenlendi. Organizasyonun yapıldığı Clermont-Ferrand Fransa’da hayvancılığının merkezi durumunda olan bir bölge. Bu yıl dünyada veterinerlik mesleğinin 250. yılı kutlanıyor. Dünyada ilk veterinerlik okulu ise Fransa Lion’da 250 yıl önce kurulan okul. Fransa’nın en önemli hayvancılık bölgesi olarak Clermont-Ferrand da bu okulun doğal laboratuarı görevini üstlenmiş durumda.

54 ETBİR I KIRMIZI


Avrupa Birliği ülkeleri içinde en büyük sığır varlığına sahip olan Fransa’nın toprak ve iklim koşulları hayvancılık için elverişli ortamı sağlıyor. Damızlık, besilik ve kasaplık sığır üreten ülke, hayvan ırkları bakımından da geniş bir çeşitliliğe sahip.

Akdeniz havzasının en önemli yetiştiricisi Coğrafi imkanları ile tarihi ve kültürel ilişkiler nedeniyle Fransa, Akdeniz Bölgesi’nde hayvancılık ve hayvansal ürünler sektöründe, bölge ülkeleri için en önemli ticari ortaklardan biri konumunda bulunuyor. Avrupa Birliği ülkeleri içinde en büyük sığır varlığına sahip olan Fransa’nın toprak ve iklim koşulları hayvancılık için elverişli ortamı sağlıyor. Damızlık, besilik ve kasaplık sığır üreten ülke, hayvan ırkları bakımından da geniş bir çeşitliliğe sahip. Bu üç kategorideki canlı hayvanın yanı sıra sperma, embriyo ve karkas et ihracatıyla bölge ülkelerine hayvancılıkla ilgili tüm ürünleri sunuyor. Genç ve büyüyen bir nüfusa sahip olan Akdeniz ülkeleri, bu anlamda Fransa için önemli bir pazar oluşturuyor. Besilik hayvan ihracatında ise komşu ülke İtalya, Fransa’nın en büyük alıcısı konumunda.

Fransa’da kültür ırkları olarak Charolais ve Limousin en çok tercih edilen diğer ırkları oluşturuyor. Yüz yıl önce sadece sütünden yararlanılan Salers’in geliştirilmesiyle, bu ırk artık hem süt hem de etçi olarak kullanıyor. Salers ırkı doğal şartlara dayanıklı bir yerli ırk. 1200 rakımlı Kanthal bölgesinde bu ırk özellikle yaygın olarak yetiştiriliyor. Aynı adlı Kanthal peyniri de meşhur. Doğum ağırlığı yaklaşık 35-39 kg olan Salers, kolay doğum nedeniyle de tercih ediliyor. Tamamen anne sütü ve otla beslenen Salersler 9 ay beslendikten

sonra, yaklaşık 410 kg canlı ağırlığa geldiğinde besilik olarak satılıyor. 1618 aylıkken kesime giden hayvanlar, kesim ağırlığı 600 kg.a ulaşmış olarak, kg fiyatı yaklaşık 2,12 euroya alıcı buluyor. Ülkenin en kırsal ırkı olan Aubrac kuru otla beslenen ve kolay adapte olabilen bir ırk. Boyu çok fazla yüksek olmayan Aubraclara bu bakımdan, akordiyon inek de deniyor. Kış şartlarında 170 kg’a kadar kilo kaybeden bu ırk, daha sonra kolaylıkla kilosunu geri alabiliyor.

Yerli ırklar korunuyor Yerli ırkları Salers ve Aubrac’ın korunarak, üretiminin devam eden

ETBİR I KIRMIZI 55


ÜLKE RAPORU

Tunus, Cezayir ve İtalya en önemli alıcıları oluştururken, 2011 yaz ayları itibarıyla Türkiye pazarının da açılmasıyla, Türkiye’nin önemli bir alıcı durumunda olduğu belirtiliyor. Yetkililer Türkiye’nin ithalatta aradığı sağlık şartlarının AB’den bile daha sert olduğunu ifade ediyor. Charolais ve limousin saf ırk olarak tercih ediliyor. Yazın ot, kışın saman yiyen Charolaislar, doğumdan sonra kesif yemle besleniyor. 15 Kasım-15 Nisan arasında beş ay süreyle kapalı besiye alınan hayvanların bir kısmı, yaz aylarında daha yüksek dağlara çıkarılıyor. Charolais-Salers melezleri de et üretimini arttırmak için tercih ediliyor.

Pazarlama ve ihracat Fransa’da yetiştiricilik genellikle 150-250 büyükbaş hayvanın bulunduğu orta ölçekli aile işletmelerinde yapılıyor. AB Ortak Tarım Politikası destekleri, ülkede sistemi yaşatan en önemli unsur. % 50 kooperatif, % 50 işletmeciye ait işletmeler olarak çalışan Hayvan Toplama Merkezleri, canlı hayvan pazarlamasının

56 ETBİR I KIRMIZI


en önemli ayağını oluşturuyor. Alıcının talep ettiği niteliklere göre hayvanları çiftliklerden toplayan bu merkezler, sınıflandırmayı yaptıktan sonra sevk ve satışı gerçekleştiriyor. Fransa senelik 1,3 milyar euroluk canlı hayvan ihracatı yapıyor. Bu ihracatın % 23’ü kasaplık, % 77’si ise besilik sığırlardan oluşuyor. Çeşitli ülke tercihlerine göre 8 ila 18 aylık sütten kesilip çayıra salınmış besilik hayvanlar ihraç materyalini oluşturuyor. Tunus, Cezayir ve İtalya en önemli alıcıları oluştururken, 2011 yaz ayları itibarıyla Türkiye pazarının da açılmasıyla, Türkiye’nin önemli bir alıcı durumunda olduğu belirtiliyor. Yetkililer Türkiye’nin ithalatta aradığı sağlık şartlarının AB’den bile daha sert olduğunu ifade ediyor. Fransa’nın canlı hayvan pazarında en önemli rakibi ise Brezilya.

ETBİR I KIRMIZI 57


İŞ DÜNYASI

KOBİ’ler için Kriz Yönetimi Kriz yönetimi, olası bir krizin engellenmesi için uyarı sinyallerinin belirlenerek, koruma ve önleme mekanizmalarının kurulması, mevcut bir krizin ortadan kaldırılması veya zararlarını en az düzeye indirebilecek önlemlerin belirlenmesi ve uygulanmasıdır.

K

riz, sözcük anlamıyla “müdahale edilmesi gereken istikrarsız durum”dur. Şirketler bazında tanımlanırsa; “bir şirketin yaşamını tehdit eden, şirketin var olan sistemlerinin çalışmasını engelleyen, beklenmedik durumlar”dır. Kriz yönetimi, olası bir krizin engellenmesi için uyarı sinyallerinin belirlenerek, koruma ve önleme mekanizmalarının kurulması, mevcut bir krizin ortadan kaldırılması veya zararlarını en az düzeye indirebilecek önlemlerin belirlenmesi ve uygulanmasıdır.

58 ETBİR I KIRMIZI

Kaynağının belirsizliği, kısıtlı karar süresi ve şirket üyelerinin gerilim içinde bulunması, krizin özellikleri arasında sayılabilir. Ani olarak ortaya çıksalar da çoğu zaman önceden görülebilen bazı belirtileri de vardır. Şirketin büyüklüğü, faaliyet gösterdiği sektör, yapısının esnekliği, kurumsallaşma derecesi ve yönetim kadrosu, krizin yönetiminde son derece etkilidir. Kriz yönetiminin anahtarı, bilgi ve iletişimin kontrol altında tutulması ve eldeki mevcut değerlerin analizinin çok iyi yapılmış olmasıdır.

Krizde Sorumlu kim? Birçok yönetici, kriz patlak verdiğinde, “sorumlu kim” sorusuna cevap almaya çalışır. Böyle zamanlarda suçlu aranması zaman kaybına yol açtığı gibi, kriz sonrasında şirket içi huzursuzluklar da yaratır. Krizin kötü yönetilmesine neden olan unsurlardan bazıları şunlardır: * Yeterince açık ve dürüst olmamak * En kötü senaryoyu düşünmemek, göz önüne alamamak * İletişimde dürüst olmamak ve kurumu yeterince ele almamak * Kısa vadeli hedefleri dikkate


almadan önce şirketin uzun vadedeki hedeflerini belirleyememek.

Dış faktörler Deprem, sel baskını gibi doğal faktörler, yaşanılan toplumun kültürel ve sosyal değerlerinin değişmesi ile birlikte oluşan farklı müşteri talepleri ve beklentileri, teknolojik yenilikler, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar, yasal düzenlemeler, büyük çaplı iş kazaları gibi endüstriyel etkiler, karalama kampanyaları, soygunlar gibi şirkete yapılan sabotajlar.

İç faktörler Yönetici problemleri, geleceği göremeyen, rekabet stratejisi yaratmak için öngörü geliştirmeyen, liderlik özelliğinden daha çok durağan yönetici tipi çizen, kendi sonlarıyla birlikte şirketin de sonunu hazırlayan yöneticiler, şirketin kurum kültürünün olmaması ya da var olan kültürün çalışanlar tarafından bilinmemesi, yönetim problemleri gibi sorunlar.

Krizle baş etmenin yolu Krizle baş etmenin yolu, krize hazır olmak ve oluştuğunda krizi yönetebilmektir. Kriz yönetimi, yönetimin önemli bir boyutunu oluşturur. Kriz yönetimi becerisine sahip olmayan şirketlerin ayakta kalmalarını beklemek pek olası değildir.

kriz kontrolü sağlamanın en önemli öğesi erken uyarı sistemlerine sahip olmak ve bunların etkin şekilde takip edilmesidir. Yöneticilere düşen en önemli rol, dikkatini işletmeye sorun teşkil etme ihtimali olan unsurları belirlemeye vermesi ve bunların tahmini sonuçlarını tespit ederek önleme mekanizmalarını etkili bir şekilde çalıştırmasıdır.

Krizin varlığı kabul edilmeli… Kriz yönetiminde önemli olduğu kadar kabul edilemeyen bir aşama krizin olduğunu kabul etmektir. Genelde görülen davranış kriz olduğunun kabul edilmemesi yönündedir. Bu aşamada yapılması gereken en önemli şey, krize neden olan faktörlerle ilgili gerçekçi ve tam bilgileri elde etmektir. Bunun için bu konuda bilgisi olan herkese kulak verilmeli, gerekirse

dışarıdan bağımsız gözlemcilere de başvurulmalıdır. Acil müdahale “krizi dondurmak” safhasıdır. Krizi bir kazaya benzetirsek burada yapılması gereken ilk hareket, yaralıyı tedaviden ziyade kan kaybını önleyip onu gerekli müdahalenin yapılacağı ortama içinde bulunduğu konumda ulaştırmaktır. Bu aşamada üzerinde durulması gereken nokta neyi bildiğimizden ziyade neleri bilmediğimizi tespit etmektir.

Etkili iletişim ile spekülasyonların önüne geçilebilir Kriz yönetiminde en önemli konulardan birisi de etkili iletişimdir. Bu konuda yetenekli ve deneyimli birisinin ön plana çıkması gerekir. Eğer tepe

Kriz yönetimi veya kriz döneminde yönetim, henüz kriz ortaya çıkmadan başlamalı. Kriz yönetimi krizden kaçma, krizi yönetmeye hazırlanma, krizi saptama, krizi dondurma, krizi çözme ve krizden yarar sağlama olarak altı aşamaya ayrılıyor. İlk aşama krizi önleme aşamasıdır. Krizi kontrol altına alma ve çözmenin en ucuz ve en kolay yöntemidir. Ne yazıktır ki en çok ihmal edilen aşamadır. Bu aşamada başarılı bir yönetim ve

ETBİR I KIRMIZI 59


İŞ DÜNYASI Krizi çözmede en önemli safha hızdır

yöneticisi bu yeteneğe sahip değil ise -ki bu her zaman olası bir durumdur- bunları yürütecek birisi görevlendirilir. Bu görevlendirme sayesinde dışarıya bilginin tek elden doğru şekilde ulaşması sağlanacak, krizlerin derinleşmesine neden olan dedikodu ve spekülasyonun önüne geçilecektir. Kriz iletişiminde dikkat edilmesi gereken bazı mihenk taşı kurallar vardır. Bunlar; her şeyden önce dürüst olmak, sorumluluğu kabul etmek, suçu başkalarına atmamak, gerekli tarafları (müşteriler, çalışanlar, kredi sağlayanlar, mal

temin edenler, ortaklar, medya vb.) yeteri kadar bilgilendirmek ve dolayısıyla fısıltı haberlerini önlemek, topluma onları düşündüğünüzü, olaylara insani açıdan baktığınızı ifade etmek, medyaya doğru ve zamanında bilgi vermek ve ilgili taraflarla karşılıklı iletişim kanallarını açık tutmaktır. İletişimde yapılması muhtemel olan “yorum yok, henüz incelemedik veya bir hata yapılmış” türü açıklama hatasından kaçınmak iletişimde dikkat edilmesi gereken en önemli konudur.

Kriz yönetiminde yöneticinin rolü büyük Kriz yönetimi sürecinde yöneticiler belirli yeteneklere sahip olmalıdır. Bu yeterlikler şöyle sıralanabilir: * Kriz sinyallerini alabilme * Krize hazırlanma ve korunabilme * Kriz yönetimi sürecinde etkili karar verebilme * Kriz yönetimi sürecinde otoriteyi kullanabilme * Kriz yönetimi sürecini planlayabilme * Kriz yönetimi sürecini örgütleyebilme * Kriz yönetimi sürecinde iletişim sağlayabilme * Kriz yönetimi sürecinde eşgüdüm sağlayabilme * Kriz yönetimi sürecini denetim altına alabilme * Normal duruma geçişi sağlayabilme * Kriz yönetimi sürecinde öğrenme ve değerlendirme Bunların yanı sıra en önemli husus, yaşanılan krizden ders almasını bilmektir. Böylece gelecekte olası kriz durumlarına daha hazırlıklı olunur ve sağlıklı planlar yapılabilir.

60 ETBİR I KIRMIZI

Bu yarışta, mola verme hakkınız yoktur. Bu safhada krizi çözmek için ulaşılabilecek iç ve dış kaynaklar kullanılarak çözüm arayışına gidilir. Sorunu çözmenin temel kuralı problemin nedenlerini tespit etmekle başlar. Bir önceki aşamada krizi dondurmaktan söz ettik. Bir ekip acil müdahaleyi yaparken işletme, normal fonksiyonlarına devam etmelidir. İşletmeyi kriz öncesi konumuna ve hatta daha güçlü duruma getirmek için radikal düzenlemelerin yapılması ihtiyacı vardır. Verimliliği artırmak ve bunun önündeki engelleri elimine etmek öncelik olmalıdır. İşletmenin amaç ve hedefleri, bunlara ulaşmak için uygulayacağı strateji ve politikalar yeniden belirlenmeli, bu arada kriz boyunca yapılan başarılı çalışmalar değerlendirilmeli ve ödüllendirilmelidir.

Eğitim “gereksiz masraf” değil, uzun vadeli bir yatırımdır Kriz dönemlerinde şirketlerin büyük çoğunluğu büyük maliyet kalemi olarak gördükleri eğitimleri keserek krizi önleme faaliyetleri uygular. Eğitimin bir masraf değil, uzun vadeli yatırım olduğu düşüncesini kabullenmiş şirketler ise kriz dönemlerinde, planlanmış eğitim programlarına devam eder ya da eğitim saatlerini artırır. Kriz öncesi iş yoğunluğu ya da üretim yoğunluğu nedeniyle gerçekleştirilemeyen eğitimler için kriz dönemleri aslında bir fırsat olarak görülür. En azından şirket içi eğitmenlerle yapılacak eğitimler, çalışanlarda olumlu etki yapar, kendilerine böylesi bir dönemde bir kez daha yatırım yapıldığı ve önemsendikleri için daha verimli olurlar. Kriz dönemlerinde çalışanların motivasyonu adına daha pek çok çalışma sayılabilir. Burada asıl önemli olan tüm motivasyon


modellerinin uygulanmasında liderlere görev düştüğüdür. Liderlerin normal koşullarda dahi yapması gereken etkinlikler kriz dönemlerinde kendisini daha da çok hissettirir. Kriz dönemlerinde motivasyon iklimi için şirket içinde her kesimden çalışana şirketin hedefleri ve beklentileri anlatılmalı, çalışanların şirket için önemli olduğu ve şirket üzerinde etkide bulunabilecekleri kesinlikle vurgulanmalı... Tüm bunların yolu da liderlerin açık, dürüst, şeffaf iletişim politikalarından geçiyor.

Reklam krizde moral yükselten ve ekonomik canlılığı artıran bir araçtır Ekonomik kriz döneminde genelde şirketler harcamaları kısmaya yönelir. Kalem kalem çıkarılan harcamalar önem sırasına göre kısılır. Genelde reklam ve pazarlama maliyetleri önce kısıtlamaya girer. Ancak

son yıllarda reklamın öneminin anlaşılmasıyla bu durum değişmeye başladı. Reklam giderlerini kısan şirketler ise reklamı kar ve satışı artırmaya yönelik bir çalışmadan çok rakiplerine karşı duruş, bir savunma olarak görüyor. Kriz döneminde şirketler yatırımları, maliyetleri kısarak fiyatları aşağı çeker. Öncelikle pazarlama ve reklam maliyetlerini kısan şirketler, bunun kısa dönemde karlılığa bir faydası olmadığı gibi uzun dönemde de kazanca zarar verdiğini tespit ettiler. Kriz döneminde pazarlama ve reklam faaliyetlerini sürdüren şirketlerin uzun vadeli kar sağladıkları, kriz sonunda da rakiplerinden daha çabuk öne çıktıkları görüldü. Ekonomik kriz dönemlerinde reklama devam eden veya reklam yapan firmaların reklam maliyetlerini kısan firmalara oranla daha hızlı büyüdükleri tespit edildi.

Birçok firma kriz döneminde panik yaparak reklam ve pazarlama bütçelerini kıstıklarında satışlar düşer ve buna paralel olarak stok artar. Rakip firmalar reklam yaptıkları takdirde ise reklama ara veren firmanın pazardaki payı düşer. Ekonomik kriz dönemlerinde firmaların müşterilerine ve hedef kitlesine daha yakın durarak daha iyi iletişim içinde olması gerekir. Hedef kitleye ulaşabilmek için en etkili kitle iletişim aracı seçilerek müşterilerle sürekli iletişim halinde olmak firmayı krizde ve sonrasında kurtarır. Firmalar reklam çalışmalarını çeşitlendirerek, ürün çeşitlerini artırarak veya yeni kategoriler ekleyerek kriz dönemlerinde de büyür. Reklamı çeşitlendirmek ve böylece hedef kitleye ulaşmak konusunda çeşitli çalışmalar yapılarak bir strateji belirlenmeli… Reklamlar ülke ekonomisi için de moral yükselten ve ekonomik canlılığı artıran bir araç… Bu nedenle reklamlar ekonomik durgunluk dönemlerinde hem firmalara hem de ülke ekonomisine fayda sağlar. Kriz dönemlerinde reklam yapmak piyasaya yeni girecek markalar için marka kimliğini oluşturmada ve yeni müşteri kitlesi toplamakta faydalı olabilir… Kriz dönemlerinde firmaların küçülme, kısma, daralma yerine krizi yönetmeye çalışmaları gerekir. Kriz fırsat olarak da görülebilir. Kriz dönemlerinde genel olarak firmalar reklamı kestiğinden reklam yapan firmalar çok daha rahat kendilerini gösterir ve öne çıkarlar. Kriz dönemlerinde yapılacak reklamların kurumsal nitelikten çok satışa yönelik olması gerektiği ortaya konuldu. Satışa özendiren ve ürünü net anlatan reklamlar kriz döneminde direkt müşteriye hitap eder ve ürünü veya hizmeti satın almaya yönlendirir. Kriz dönemleri içine kapama, daralma ve kısma dönemleri değildir. Kriz yönetimi yapabilmek gerekir.

ETBİR I KIRMIZI 61


OTOMOTİV

Volkswagen Ticari Araç’ın yeni Pick Up modeli

Amarok

Volkswagen Ticari Araç’ın merakla beklenen Pick Up modeli Amarok, Türkiye’de çift turbo şarjlı 163 PS 2.0 BiTDI motoru ve 4x2 ile 4x4 seçenekleriyle pazara sunuluyor.

Y

enilikçi teknoloji, yüksek güvenlik standartları ve yakıt verimliliğini, konfor ve ergonomideki en iyi değerlerle birleştiren, Avrupalı üreticinin ürettiği bu sınıftaki ilk araç olan Volkswagen Amarok showroomlarda yerini aldı. 163 PS 2.0 BiTDI motora sahip, Trendline ve Highline olmak üzere iki farklı donanım seçeneği ile alınabiliyor.

Doğada güç, şehirde prestij Sunduğu üstün performans, güvenlik ve konfor özellikleriyle sınıfında standartların belirleyicisi olan Amarok, sadece gelişmiş ve sağlam mühendislik özelliklerini değil, aynı zamanda verimli motorları ve güncel Volkswagen tasarımının izlerini de taşıyor. Motorda gelecek neslin en gelişmiş teknolojisine sahip, güçlü ve verimli Common Rail Turbo dizel enjeksiyon (TDI) sisteminin kullanıldığı Amarok’un yakıt

62 ETBİR I KIRMIZI

tüketimi ve egzoz atıkları, pick up kategorisindeki yeni en iyi değerleri oluşturuyor. Amarok, kullanım maliyetinden güvenlik özelliklerine, offroad sürüş teknolojilerinden yükleme alanı ve konfor özelliklerine kadar bir çok

alanda rakiplerinden öne çıkıyor. Volkswagen Amarok’da kullanılan 2,0 BiTDI motor daha önce Transporter ve Caravelle’de de yer alan ve son derece beğeniyle karşılanan çift turbo şarjlı motor. Son derece dayanıklı, yakıtı


verimli kullanan, yüksek teknolojili bu turbo dizel, 120 kW / 163 PS güç üretiyor. Common Rail enjeksiyonlu çift turboya sahip ve 1500 d/d’den itibaren 400 Nm tork sağlıyor. Çift Kademeli Turbo Motor, Euro-5 emisyon standardı zorunluluklarını yerine getirdiği gibi, 100 kilometrede sadece 7.8 litre (4x4 Amarok) yakıt tüketimiyle de sınıfının en tasarruflu modeli.

Modern çizgiler Sportif ve göz alıcı çizgileri ile dikkat çeken Volkswagen Amarok’un, Trendline donanım seçeneğinde dahi gövde rengi dolgulu geri dönüşümlü tamponlar, elektrik kumandalı ısıtmalı yan aynalar, yükseklik ayarlı halojen farlar ve alaşımlı jantlar gibi üst düzey ekipmanlar standart olarak sunuluyor. Highline donanımı ise bu özelliklere ek olarak sunulan krom çıtalı gövde rengi ön tampon, krom kaplamalı basamaklı arka tampon, gövde rengi kapı kolları, kısmi krom kaplamalı yan aynalar, krom çerçeveli ön sis farları, krom

kaplı ön panjur ve karartılmış arka camlar ile etkileyici bir görünüme sahip.

’Özel Klavuz Sistemi‘ en zor şartlarda bile maksimum konfor Sınıfında sadece Volkswagen Amarok’ta sunulan ’Özel Kılavuz Sistemi‘, arazi şartlarında devreye giriyor ve vites kolundaki titreşimi minimuma indirerek büyük kullanım kolaylığı sağlıyor. Ayrıca Amarok’ta sunulan bir diğer özellik de yanlış vites geçişlerinin önüne geçen kilitleme çubuğu sistemi. Bu özellik sayesinde zor yol şartlarında sürücünün hata yapmasının önüne geçiliyor ve şanzıman korunuyor. En zorlu yol koşullarında bile maksimum güvenlik sağlayan VW Amarok, standart olarak off-road ABS, otomatik yokuş çıkış – iniş asistanı ve ESP gibi özellikler sunuyor.

Çetin arazi şartlarına uygun Volkswagen Amarok’ta güç

aktarımı bakımından iki farklı kavram sunuluyor; isteğe bağlı dört tekerlekten çekiş ve arkadan itiş. Dört çeker modellerde, araç hareket halindeyken, tek bir düğmeye basarak kolayca 4 çeker sistemi devreye alınıp, çıkartılabiliyor. Bir düğmeye basarak devreye sokulan diğer bir standart özellik de Off-Road ABS (arazi için ABS) özelliği. Bu sistem, arazide ve çakıllı yollarda aracı, zemine gömerek takoz etkisi yaratıyor ve fren mesafelerini önemli oranda azaltıyor. Bu özellik sayesinde Amarok, 45 derecelik yokuşlarda, tam dolu olsa bile rahatlıkla duruyor. Yokuş yukarı çıkış ve iniş asistanı da Volkswagen Amarok’un tüm versiyonlarında standart olarak sunuluyor. Bu sistem sayesinde hiç bir pedala basmadan 45 derece eğimli araziye bile tırmanıp aynı şekilde inilebiliyor. Bu sistem, sürücünün ayağını frenden çekmesine rağmen aracı kaydırmıyor ve kalkış için yeterli güç oluşana kadar freni bırakmıyor. Hem rampa iniş ve çıkışları kolaylaştırıyor hem de aracın kayarak devrilme riskini azaltıyor.

ETBİR I KIRMIZI 63


LEZZET

Yılbaşı sofraları için

Kırmızı etli lezzetler Yılbaşını evde geçirenler için, her zaman denenenden farklı olarak kırmızı etle de yapılacak pek çok davet yemeği alternatifi bulunuyor. İşte bazı tarifler…

Fırında pirzola 4 kişilik fırında pirzolanın hazırlama süresi 30 dk, pişirme süresi ise 100 dk’dır.

Malzemeler: 8 kalem bütün dana pirzola 1 çay bardağı hardal 1 tatlı kaşığı biberiye 1 tatlı kaşığı tuz 2 soğan 1 tatlı kaşığı karabiber

64 ETBİR I KIRMIZI

Hazırlanışı: Buzdolabında biraz dinlendirilen pirzola dolaptan çıkarılır. Her tarafını tuz ile tatlandırılır. İyice kızdırılmış teflon tavada pirzola 10 dakika kızartılıp, ocaktan alınır. Pirzolanı kızartılacağı teflon tavanın çok sıcak olmasına özen gösterilmelidir. Böylelikle etin yüzeyi pişip, suyu içinde kalır. Pirzolanın her tarafına bolca hardal sürülür. Üzerine ufalanmış taze biberiye ve taze çekilmiş karabiber serpiştirilir. Halka dilimlenen soğanlar yağlı kağıt serili fırın tepsisine soğan halkalarını yerleştirilir. Pirzolalar üzerine dizilir. 130 dereceye ayarlı fırında 1.5 saat pişirilir. Fırından çıkarılıp sıcak servis yapılır.


Püreli dana rosto 6 kişilik püreli dana rosto 20 dk’da hazırlanarak, 60 dk’da pişirebilir.

Malzemeler: 700 gr dana rosto 8-9 diş sarımsak 1 çorba kaşığı sıvıyağ 2 çorba kaşığı margarin 5 soğan 2 çorba kaşığı un 2 su bardağı sıcak su 1 çorba kaşığı sirke Karabiber Kekik Tuz Püre için: 5-6 patates 1 çay bardağı süt Tuz

Hazırlanışı: Bıçağın ucu etin üzerine değişik aralıklarla batırılır. Sarımsaklar soyulur. Bıçak ucunu batırılan boşlukların her birine bir diş sarımsak yerleştirilerek bastırılır. Sıvıyağ tencerede kızdırılır vebu yağda rosto çevrilerek kızartılır. Kızarmaya devam eden ete tuz, karabiber ve kekik serpilir, sirke ile ıslatılır. Et çevrilerek 5 dakika daha orta ateşte pişirilir. Bir tavada margarin eritilerek kıyılmış soğanlar pembeleştirilir. Un eklenip kavrulur. Kızartılan et bıraktığı suyu ile birlikte soğana eklenir. Sıcak su ilave edilerek et yumuşayıncaya kadar pişirilir. Patatesler haşlanıp ezilerek püre haline getirilir. Süt ve tuz ekleyerek iyice karıştırılır. Et servis tabağına alınarak, çevresi patates püresi ile süslenir. Rosto dilimlenerek sıcak olarak servis yapılır. Afiyet olsun…

ETBİR I KIRMIZI 65


SEKTÖRÜN ETKİNLİK TAKVİMİ

GIDA FUAR ve ETKİNLİKLERİ ARALIK 2011 8 - 11 Aralık: Foodİst 5. İstanbul Gıda ve İçecek Ürünleri Fuarı 2011 Yer: Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi. Büyükçekmece, İstanbul Bilgi için: Tüyap Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. Tel: (212) 886 6843, Faks: (212) 886 6896, E. mail: yurticisatis@tuyap.com.tr, Web: www.tuyap.com.tr 15 - 18 Aralık: Avrasya Hayvancılık Fuarı 2011. Avrasya Tarım Fuarı 2011. Traktör Yan Sanayi Fuarı 2011. Avrasya Tohum Fuarı 2011 Yer: Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi. Büyükçekmece, İstanbul Bilgi için: Tüyap Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. Tel: (212) 886 6843, Faks: (212) 886 6896, E. mail: yurticisatis@tuyap.com.tr, Web: www.tuyap.com.tr

23 – 26 Şubat 2012 Gıda / Gıda Tek Bursa 11.Gıda ve İçecek Ürünleri, Gıda İşleme, Paketleme İçecek Teknolojileri Fuarı Yer: Tüyap Bursa Fuar ve Kongre Merkezi. Bursa Bilgi için: Tüyap Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. Tel: (212) 886 6843, Faks: (212) 886 6896, E. mail: yurticisatis@tuyap.com.tr, Web: www.tuyap.com.tr 23 – 26 Şubat 2012 Gaptarım Tarım, 3.Tarım Teknolojileri ve Hayvancılık Fuarı Yer: OFM Ortadoğu Fuar Merkezi, Gaziantep Bilgi için: Akort Tanıtım Organizasyon ve Fuarcılık Ltd. Şti. 22 – 26 Şubat 2012 8.AEGEANAGRI Ege Tarım Sera ve Hayvancılık Fuarı Hayvancılık Yer: EGS Fuar ve Kongre Merkezi - Denizli Bilgi için: Orion Fuarcılık ve Tanıtım Hizmetleri Ltd. Şti.

ŞUBAT 2012 MART 2012 15 – 18 Şubat: Anfaş, FoodProduct 19. Uluslararası Yiyecek & İçecek İhtisas Fuarı Yer: Antalya Expo Center, Antalya. Bilgi için: ANFAŞ, Antalya Fuarcılık İşletme ve Yatırım A.Ş. Tel: (242) 462 2000 - (212) 213 36 25 Faks: (242) 462 19 90, E.mail: info@anfasfoodproduct.com, Web: www.anfasfoodproduct.com 19 – 22 Şubat: “Gulfood 2012, Ingredients Middle East 2012 and Restaurant and Café 2012”. Yer: Dubai International Convention and Exhibition Centre. Dubai, BAE. Körfez Gıda Hizmetleri ve Ağırlama Orta Doğu İngrediyentler ve Restoran ve Kafe 2012 Fuarı. Bilgi için: Web: www.gulfood.com

66 ETBİR I KIRMIZI

27 – 30 Mart: “Anuga FoodTec – The International Trade Fair for Food and Drink Technology” Koelnmesse. Yer: Köln, Almanya. Anuga Gıda Teknolojisi – Uluslararası Gıda ve İçecek Ticaret Fuarı. Bilgi için: Köln Fuarları Türkiye Temsilciliği. Tel: (212) 363 0530, Faks: (212) 363 0569 E.mail:info@dtr-ihk.d Web: www.anugafoodtec.com NİSAN 2012 29 Mart - 1 Nisan 2012 KAYTARIM 2012 Kayseri Tarım ve Hayvancılık Fuarı Yer: Kayseri Dünya Ticaret Merkezi Bilgi için: Atlas Uluslararası Fuarcılık Reklam Org. Ltd. Şti.


Kırmızı et ürünlerinde “Çiftlikten Sofranıza” izlenebilirlik…

Özlem Et Mamülleri bilgi sistemlerinde etin temin edildiği hayvanın orijini, kesiminin ve parçalamanın yapıldığı yer gibi bilgileri kayıt altına almak üzere altyapıyı kurdu. Bu bilgi sistemiyle, herhangi bir istenmeyen durumda geriye dönerek sorunun kaynağının saptanması, ileriye doğru izleyerek kriz yönetim mekanizmalarının çalıştırılması sağlanarak, gıda güvenliğinde önemli bir adım gerçekleştirilecek.

Kaliteyi Güvenle Tüketin!

Özlem Et ve Et Mamülleri San. Tic. Ltd. Şti.

Tepeören Mah. 34959 Akfırat - Tuzla / İSTANBUL Tel: (0216) 304 23 00 Faks: (0216) 304 23 06 e-posta: ozlemet@ozlemet.com.tr

www.ozlemet.com.tr

Alo Özlem: (0216) 304 23 00

Özlenen Kalite... Özlenen Lezzet...

www.afisiletisim.com

Özlem Et Mamülleri; üretimlerinin tüm aşamalarını kayıt altına almak üzere ‘Çitflikten Sofranıza İzlenebilirlik Sistemi’nin altyapısını oluşturuyor.



Etbir Kırmızı Dergi Sayı 22