Page 1

:1 NO 18 20 IK AL AR

FESTÄ°VALLE GEL 2019


Back on stage

Merhaba,

Aralık 2018 Sayı:1 Aylık süreli dijital dergi

Genel yayın yönetmeni Ece Ulusum Yazı işleri müdürü Mehmet Emin Demirezen Görsel yönetmen İrem Akcan Haber müdürü Arda Aşık Fotoğraf editörü Süreyya Yılmaz Dernek Muhabir Ahmet Yatğın, Arif Hür, Barış Karaalioğlu, Gizem Yıldırım

Yayın ve yönetim merkezi Nisbetiye mah. Gazi Güçnar Sok. Uygur İş Merkezi No:4 Beşiktaş/İstanbul İletişim 0 (212) 3375770 iletisim@yellowbos.com

@yellow.bos yellowbos yellowbos www.yellowbos.com Back on Stage bir Hayhuy Ajans ürünüdür.

Geçen ay yayınladığımız beta sayısı üzerine sizlerden aldığımız geri dönüşlerle çeşitli yenilikler ve değişiklikler yaptık. Yılın son ayında, 1 numaralı sayımızın yanı sıra internet sitemiz yellowbos.com ve sosyal medya kanallarımızla karşınızdayız. Destekleriniz için çok teşekkürler! Yeni yıla doğru gün sayarken, şifayı müzikte bulan biz ve bizim gibilerin dileği, huzurlu bir ortamda daha çok özgün konserlerin gerçekleşmesi ve festivallerin artması. Bu sayımızı bir nevi toteme dönüştürerek özlediğimiz festivallerin yeniden canlanmasını, yeni festivallerin düzenlenmesini ve devam eden festivallerin de uzun ömürlü olmasını diliyoruz. İşte biz de bunu kapağımıza taşıdık. Geçen ay olduğu gibi müzik haberlerinin yanı sıra birçok alanda içerik göreceksiniz. Daha da güzeli, ekibimiz büyüdü ve video içeriklerimiz hazırlandı. Lafı çok da uzatmayalım, 2019’da görüşmek üzere.


. . . IÇINDEKILER

15

EN İYİ 10 KONSER SALONU

7

KARSU ANLATIYOR

17

MUSE SİMÜLASYONU

24

AKLIMIZ FESTİVALLERDE

22

31

808 BİZE NE YAPTI?

45

MIX FESTİVAL

48

MUSE

İLHAN ŞEŞEN’İN HEDİYESİ

MODA SADECE EĞLENCE

GRINKO TURNESİNİ ANLATIYOR

46


4

PANO

CHRIS CORNELL ANMA KONSERİNİN İSİMLERİ AÇIKLANDI İyi ki doğdun Açık Radyo!

Geliyor!

Bağımsız yayıncılığı ve programlarıyla ufkumuzu açan Açık Radyo, geçen ay 24’üncü yılını kutladı. Nice yıllara Açık Radyo, her zaman yanındayız!

Apple AirPods 2’nun bu ay sonunda piyasaya çıkacağı söyleniyor. Yeni kablosuz kulaklıkta beklenen özellikler şöyle: Suya dayanıklılık, daha uzun pil ömrü, her zaman dinleyen Siri, kablosuz şarj desteği. Yılbaşı hediyesi olarak düşünenler, biraz daha sabır!

Sónar Istanbul’un ilk isimleri duyuruldu

%40

Zorlu PSM’yi müzik, yaratıcılık ve teknoloji merkezine dönüştüren, 8-9 Mart 2019’da gerçekleşecek Sónar Istanbul, elektronik müzik dünyasının birbirinden değerli DJ ve prodüktörlerine ev sahipliği yapacak. Müjdeler olsun, line up’tan ilk isimler de açıklandı: Bicep, Laurent Garnier, Henrik Schwarz, Matador, The Field, DJ Stingray, Octo Octa, Volvox, Gazelle Twin, HAAi ve George Fitzgerald...

Spotify kullanıcılarının her ay dinledikleri sanatçı sayısı ortalamasındaki artışın son 10 yılda her yıl ortalama yüzde 8 arttığını açıkladı. Sadece geçtiğimiz 3 yılda çevrimiçi dinleme çeşitliliği, kişiselleştirilmiş ve editoryal çalma listeleri sayesinde yüzde 40 arttı.

Sziget geliyor Her yıl 500.000’den fazla ziyaretçiyi ağırlayan Sziget Festivali, dline up isimlerinin bir kısmı duyuruldu. Derin nefes sayıyorum: Florence Machine, Twenty The 1975, Sheeran...

alın, + The Foo Fighters, One Pilots, Martin Garrix’, Ed

Geçen yıl aramızdan ayrılan müzisyen Chris Cornell için ailesi ve yakın dostları tarafından özel bir anma konserinin düzenleneceği duyurulmuş ancak uzun zamandır ses soluk çıkmamıştı. Sonunda detaylar ortaya çıkmaya başladı. Ocak ayında Amerika, Los Angeles’ta gerçekleşmesi planlanan konserin tüm gelirleri Chris & Vicky Cornell Vakfı ile epidermolizis bülloza hastalığının tedavisi için çalışan bir tıp merkezine bağışlanacak. Bu özel konsere katılacağı açıklanan isimlerse şöyle: Elbette Soundgarden ve Audioslave üyeleri, Metallica, Foo Fighters, Ryan Adams ve Jimmy Kimmel. Önümüzdeki ay listenin daha da uzayacağı söyleniyor.

Pika pika? Pokemon karakterlerini meşhur oldukları televizyon dizisi dışında nasıl bilirsiniz? Bu sorunun yanıtı önümüzdeki yıl vizyona girecek Detective Pikachu filminde. Başrolde haylaz Pikachu ve maceraları olacak!

#ForTheThrone HBO’nun meşhur dizisi Game of Thrones’un son sezonunun yayın tarihi belli oldu! Nisan 2019’da final sezonunun yayınlanacağı duyuran tweet’in devamında şöyle yazıyor: “Her savaş. Her ihanet. Her risk. Her çatışma. Her kurban. Her ölüm. Hepsi #ForTheThrone.” Hayda!

‘Akıllı’ motivasyon Dünyada 250 milyondan fazla diyabetli var. Diyabetin en büyük sebeplerinden biri de hareketsizlik. Artık teknoloji de bunun farkındaki kişileri harekete geçirmek için elinden geleni yapıyor. Bunun da en büyük örneklerinden biri Apple Watch’taki Aktivite uygulaması... Uygulama, günlük kalori, adım ve kalp ritmi bilgilerini vererek kullanıcılarını motive ediyor.

Takipçi olmadan asla Twitter CEO’su Jack Dorsey, “Twitter’ın popülaritenin yarış alanı değil, anlamlı konuşmaların geçtiği bir yer olması gerekiyordu” dedi ve artık profilde takipçi sayısının gösterilmemesini önerdi.


5

ANLIK

B

25 gün önce...

Katmandu’da gerçekleşen Hindu Festivali’nde köpeklerin insan hayatındaki ve tarihteki rolü kutlanıyor.

B

17 gün önce...

B

12 gün önce...

Kanye West ve Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg Amerikalı pop grubu Backstreet Boys’tan esinlenerek karaoke yapıyor.

Portekiz Kraliyet Okuma Odası’nda çalışan Jeferson Deodata da Silva, tarihi raflardan bir kitap seçiyor.

B

B

23 gün önce...

Model Adriana Lima, 2018 Victoria’s Secret Fashion Show’da jübilesini yaparken gözyaşlarına boğuldu.

22 Grammy ödüllü müzisyen Chick Corea, İzmir’deki konserinde 7 yaşındaki İrfan Karakılıç ile piyano çaldı.

B

13 gün önce...

B

13 gün önce...

B

9 gün önce...

B

8 gün önce...

Yuzuru Hanyu Rusya Artistik Patinaj Federasyonu’nun organize ettiği Rostelecom Cup 2018 ISU Grand Prix’sini kazandı.

Moskova’da bir okul. Küçük çocuk kara aldırış etmeden basketbol sahasında oyun oynuyor.

19 gün önce...

Hindistan Yeni Delhi’de kutlanan Dünya Tuvalet Günü’ne yüzü boyalı gelen bir kız. Pek eğleniyor gibi durmuyor gerçi!

New York 34. Cadde’de Black Friday çılgınlığı! İnsanlar birbirlerini ezme pahasına alışveriş yapıyor.


6

RÖPORTAJ

‘Yeni jenerasyonun temsilcilerinden biriyim’

Mehmet Emin DEMİREZEN

Ş

arkılarını Türkiye’nin en önemli mekanları ve festivallerinde icra eden Can Kazaz, kendi jenerasyonunun en dikkat çeken müzisyenlerinden biri olduğunu ispatladı. Kırsaldan kente, aydınlıktan karanlığa, derinlikli duyguları çok çeşitli atmosferlerde samimiyetle bizlere aktaran Kazaz müziğini alternatif pop olarak tanımlasa da parçalarında halk müziği, Türk sanat müziği, funk, rock ve hatta avantgart türlerinden izlere rastlamak mümkün. Şu sıra yeni albümü Sürsün Bahar ile konserlerine başlayan Kazaz, Back on Stage’in sorularını yanıtladı. ❏ Dijitalde popüler olmuş biri olarak albüm yapmayı tercih ediyorsunuz. Genel olarak nasıl hazırlanıyorsunuz? Durmaksızın müzik yapıyorum. Sürekli şarkı yazıyorum, birikiyorlar. Yolculuk yapmak, doğada daha çok bulunmak, bir başıma enstrümanla zaman geçirmekten aşırı keyif almak gibi hazırlık süreçlerim var. Kurmak istediğim cümlelere melodiler yakıştırıyorum ve ardından düzenleyip prodüksiyon haline getiriyorum. ❏ Şarkılarınızın tedavi edici bir yönü olduğu söyleniyor. Siz ne diyorsunuz? Sürekli Dert diye bir şarkım var yeni albümümde ve o şarkıda ne yaparsak yapalım hep bir derdimiz tasamız olacağına değiniyorum. Bu aslında direnmeyi değil, bir çeşit kabullenmeyi gerektiriyor. Sorunlarımızı aşmak onları tespit ve kabul ettikten sonra daha mümkün. Şarkılarımın ve söylenene göre ses rengimin sakinleştiren ve odaklayan bir etkisi varmış. Ama dediğim gibi tedavi, hasta olana yapılır, o kadar iddialı değilim! ❏ Soundcloud’un kariyerinize Pop dediğimizde etkisi ne oldu? insanların aklına Paylaşımlarımın başladığı mecra Soundcloud. Orada dinleyicilerin genelde kalitesiz sahiplenmesi ve paylaşılması diğer tüm bulunan veya sığ mecralara sıçramamı sağladı. şarkılar gelebiliyor. ❏ Nasıl bir müzik türünü temsil ediyorsunuz? içerik olarak daha Tek bir müzik türünü temsil derin bir müzik etmiyorum ve kendimi böyle bir sınırlama içinde tarif etmek istemem. ortaya koyduğumu Çünkü rap müzikten çağdaş düşünüyorum. kompozisyona, enstelasyonlardan pop şarkıları ve remiks çalışmalarına kadar çok çeşitli işlerde bulundum ve bulunacağım. Yeni jenerasyonun temsilcilerinden biriyim ve çok çeşitli işler yapmayı sürdürmek niyetindeyim. ❏ Müziğinizi alternatif pop olarak tarif etmenizin altında ne var? Rock veya rap gibi belirli bir müzik türüne uymuyor şarkılarım. Uyduğu alan pop. Ama pop dediğimizde de insanların aklına genelde kalitesiz veya sığ şarkılar gelebiliyor. İçerik olarak bir alternatif sunduğumu, daha derin bir müzik ortaya koyduğumu düşünüyorum ve en isabetli tanım olarak pop müziğin alternatifi anlamında alternatif pop kavramını kullanmayı tercih ediyorum. ❏ Alternatif olmak günümüzde nasıl bir durumu anlatıyor sizce? Alternatif, potansiyel ana akımdır ve bu yüzden de çok kıymetlidir. Bir ülkede ne kadar derin, nitelikli alternatifiniz varsa toplumsal olarak da o kadar derin ve nitelikli bir potansiyel taşıyorsunuz demektir. ❏ Müzik nasıl bir evrim geçirecek? Müzik evrimini açık edeli 10 yılı geçti. Senelerdir konuşulduğu üzere dijital servisler ile marketler büyük önem kazandı ve artık herkes boyunduruk altına girmeden müziğini paylaşabilir hale geldi. İnternetin hızlanması ve yayılmasıyla dünyanın her köşesinden müziğe erişebilir hale geldik. Çok kültürlü, çok sesli bir müziğe doğru ilerleyeceğimizi düşünüyorum.

259.379

2012 Bir Albüm

Spotify aylık dinleyici sayısı

2014 Yollar ve Su

2015 Eski Usûl

2014 Kesme Bardak

2017 Ben Sizden Kaçtım

2018 Sürsün Bahar


7

RÖPORTAJ

‘Ya bu kız caz mı, dünya müziği mi, reggae mi çalıyor?’ Ece ULUSUM

K

arsu vokal, piyanist, söz yazarı, besteci ve aranjör kimlikleri arasında gezinirken şimdi bir de jingle besteceğiline girişti. Fazlasıyla heyecanlı ve müzikal yeteneklerini zorlamayı çok seviyor. Ertegün Series ile çok özel bir konser projesine imza attı ve şimdi ne yapacak diye merakla bekleniyor. 2010 Öncelikle Türkçe şarkıların yer aldığı bir albüm Live aan ‘t IJ üzerine çalışıyor. Tüm detaylar sohbetimizde... ❏ İlk olarak, en son ne keşfettiniz? Spotify’da çok farklı müzikler buldum. Radyo ve televizyonlarda herkesin tanıdığı müzikler çalıyor; sanki risk almak istemiyorlar. Modern çağda yaşıyoruz, yeni müzikler keşfetme imkanımız var. Afrika müziği, Latin Amerika müzikleri, bossa nova gibi. Aynı zamanda Türkiye’den yeni müzisyenleri 2012 de takip ediyorum. Confession ❏ Spotify demişken, aylık dinleyici sayınızı biliyor musunuz? Bu gibi verileri takip eder misiniz? Evet. Son bir yıldır yeni bir firmayla çalışıyoruz ve dinleyici sayımın yükseldiğini biliyorum. Sosyal medyanın da büyük etkisi var. Sanatçı olarak hayatım enteresan geçiyor. Çok seyahat ediyorum, ilginç insanlarla görüşüyorum. Bunları paylaşınca 2015 beni takip edenlerin de hoşuna gidiyor. Bir de Colors yazdığım ilk Türkçe şarkı Bırak Beni Böyle’nin iki dizide kullanılmasının etkisi var. ❏ Müziğinizin altyapılarında özellikle ne tarz sound ve detaylar kullanmayı seviyorsunuz? Bu değişebiliyor. Piyano temel enstrümanım. Bunun yanı sıra bir ara yaylılarla çalıştım. 2017’de klasik müzik tarzında bir turumuz oldu. Osmanlı 2018 döneminde saraylarda kadınların bestelediği A Change Is parçalarla başlıyorduk, Zeki Müren’in eserleri ve Gonna Come kendi bestelediğim şarkılarla bitiriyorduk. Her türlü (Single) müzik stilini dinlemeyi ve çalmayı severim. Hatta bir ara Hollanda’da “Ya bu kız caz mı, dünya müziği mi, reggae mi çalıyor?” dediler. Şimdi “Karsu, Karsu müziği yapıyor” diyorlar. Yeni albümümü 2019’un sonbaharında çıkarmaya hazırlanıyorum. Yani sizleri sürprizler bekliyor. Albümümde daha çok Türkçe şarkılar yer alacak. ❏ Atlantic Records’un sizin kariyerinizde artık 2018 çok önemli bir yeri var. Projeniz çok ses getirdi. Esmerim Biçim Bu fikir nasıl bir ortamda doğdu? Biçim (Single) 2015’te Ertegün Series konseri için ekibimle Washington Türk Büyükelçiliği’nde konser vermeye davet edildik. Ahmet Ertegün hakkında bildiklerim çoktu fakat konser sonrası bulunduğumuz rezidansta, Ertegün’ün ilk Türk büyükelçi ailesi olarak yaşadığını öğrendik. O dönemlerde kimsenin tanımadığı Ray Charles, Aretha Franklin gibi arkadaşlarını eve davet ettiğinde siyahi olduklarından arka kapıdan içeriye girdiklerini ve tüm verdik. bunların sonra nasıl değiştiğini ❏ Canlı performanslarınızı öğrendik. Biz bu öyküyü duyunca albümlerinizden daha çok sevenler var. çok etkilendik. 3 yıl sonra bir proje Sizce fark var mı? haline getirip bunu sahnelediğimiz Genellikle albümler daha çok beğenilir için çok seviniyorum. Hollanda’da çünkü ses kaydını iyileştirme imkanı var. Ocak 2018’den itibaren toplam Fakat ben sahnede çok daha rahatım. Caz 40 konser verdik. Londra’da performanslarında özgürüm. En önemlisi da bu turu kapatmıştık. Zorlu seyirciyle olan iletişimim. Seyirci beni sıcak PSM konserinden sonra “Ahmet karşıladığından enerjim yüksek oluyor. Ertegün’ü neden tanımıyorduk?” ❏ 19 Aralık’ta Babylon sahnesinde ya da “N’olur bir daha sahneleyin, olacaksınız. O gece neler olacak? arkadaşlarımın ve ailemin de Babylon’da konser vermek her zaman bize görmesini istiyorum” deniyordu. Biz eğlenceli geliyor. Eski ve yeni albüm için de bir kez daha sahnelemeye karar hazırladığım şarkılarımla sahne alacağız.

2018

5 Aralık’ta İstanbul CKM - Atlantic Record 7 Aralık Ankara Meb Şura 19 Aralık Babylon

128.936 Spotify aylık dinleyici sayısı


8

. . ELEŞTIRI

DJ KABİNİNDEKİ FAHİŞ BOŞLUKLAR Mehmet Emin DEMİREZEN

D

J kabininde yer alan herkes gerçekten de DJ mi?" sorusunu kendimize sürekli soruyoruz? Gerçekten de bu insanlar ne iş yapıyor? Hemen söyleyelim, ellerine mikrofon alıp ağız oynatıyorlar, yani playback yapıp para kazanıyorlar. Öyle 3 kuruş paralara da değil! 2 saati 25 bin liralardan bahsediyoruz. Peki, kim bunlar? Kerimcan Durmaz ve tayfası gibi sosyal medya fenomenleri; Caner Çalışır, Samet Liçina, Hakan Kakız ve daha fazlası… Bu durum sosyal medyalarına oldukça katkı sağlarken DJ’lik mesleğine vurdukları kara leke korkunç bir seviyede. Gel gelelim biz ne söylersek söyleyelim onlar bu durumu kabul etmiyor. Örneğin, bir kaç ay önce Durmaz katıldığı bir TV programında “Ben DJ değilim, şov adamıyım” diyor. Gerçekten de öyle mi? Her ne kadar Durmaz "Ben DJ değilim" dese de Türkiye’nin önemli mekanlarının kapısında asılı afişler ve tam donanımlı DJ kabinleri bu deyişini pek samimi kılmıyor! Artık sosyal medyada fenomen olmak bu işi yapabilmek için bir statü seviyesi. ‘Fenomensen bu iş olur arkadaş’ "

Paylaşımcı Aziz I

Taylor Swift

nstagram ’da paylaştığı gönderi sayısı 250’ye dayanan country-pop şarkıcısı Taylor Swift, sosyal medyadaki paylaşımcılığını ekonomik olarak da sürdürmeye niyetli gözüküyor. Takipçi sayısı 113 milyonu bulan Swift, geçtiğimiz ay yaptığı paylaşımla Universal Music Group’a transferini bizzat duyurdu. Öncelikle Swift, ana kayıtlarının sahibi olacak. Aslında mevzu başka, Swift’in sözleşmeye eklettiği maddeye göre, UMG’nin Spotify’dan elde ettiği kârın, grubun bünyesindeki sanatçılara dağıtılması öngörülüyor. Universal CEO’su Sir Lucian Grainge ise Taylor’ın sanatçılara yaklaşımına uygun bir partner aradığını, bu ortak inançlarla birlikte yapabilecekleri çok şey olduğunu ve UMG’deki herkesin transferden büyük mutluluk duyduğunu söyledi. 15 yaşından beri çalıştığı Machine Record’dan Republic Records’a transfer olan Taylor, tarihte, yayınlandıkları hafta 1 milyonu aşkın kopya satan 4 albüme sahip tek sanatçı. Universal

Music Group’un Spotify’dan 1 milyar dolar gelir elde etmesi bekleniyor, sözleşmenin potansiyel yatırımcıları etkileyecek olması ise karın tokluğuyla çalışan sanatçılara umut ışığı yakıyor. Bir endüstri gözlemcisi tarafından ‘Aziz Taylor’ olarak adlandırılan Swift’in, sanatçılara adaletli gelir dağıtımı yapmadığını düşündüğü Spotify’a geçtiğimiz yıla kadar 3 yıllık boykot uygulamasına ayrıca Apple Music’i eleştirmesine ve son olarak sözleşme hamlesi yaptı. Ancak Londra’daki bağımsız sanatçılara menajerlik yapan Serkan Derviş, sanatçılar için ana gelir kapısının hâlâ konserler olduğunu belirtiyor. Konserler önemli ancak konser biletlerine yansıyan zamlardan sonra neler olur bilemiyoruz...

Kerimcan Durmaz

mantığından bir an önce vazgeçilmesi gerek. Zira kabinlerde Demet Akalın’ın eski kocası Okan Kurt’u bile görmeye devam edeceğiz. Bunu bir şekilde durdurmak ya da onların bu sektörle bağlarını kesmek lazım! Müzikseverler bu durumdan dolayı müziğin kalitesinin düştüğünü fark etse de, 'ünlü görme' hezeyanı imitasyon sosyete DJ'lerin saltanatını devam ettiriyor. Bu gidişattan en çok muzdarip olan kesim ise tabii ki gerçek DJ’ler. Öyle ki bu durum devam ederse Mahmut Orhan’lar bile gelecekte para kazanamayacak duruma gelebilir! Daha önemlisi gerçekten yetenekli DJ’lerin hevesi kırılabilir.


9

GÜNCEL

MÜZİKAL ZAMAN MAKİNESİ Ece ULUSUM

A

Bu yazıyı yazarken sitede karsıma , çıkan albümler

rtık çağ dijital, algoritmalar sağ olsun bizi tanıyor ve ona göre hazır listeyi önümüze sunuyor. Ancak keşfetme güdümüzü, benzeri parçaları önümüze ısıtıp ısıtıp koyarak baltalamıyor mu? Hiç duymadığımız tınılarda ve dillerdeki parçaları dinlemek için ayrı bir mesai harcamak gerekiyor. Bu da çoğumuz için zor. Birkaç yıl önce internette Alaska’nın müzik türlerine dair araştırma yaparken karşıma çıkan Radioooo.com uzun zamandır tüm derdime deva. Beni ansızın yakalayan şarkılar bazen çok şaşırtıyor bazen güldürüyor. 2012’de alfabetik, tarihsel dönemlere ve coğrafyalara ayrılmış bir müzik listesi hazırlayıp yayınlama fikrini bulan müzisyen Benjamin Moreau hemen işe koyuldu. Konsepti, yapımcı olan arkadaşı Raphaël Hamburger’e götürdü ve aylarca üzerinde çalıştılar. Sitede yer alan haritayı Radiooooo’nun sanat yönetmeni olan ressam Noemi Ferst tarafından elle çizdi. Üzerine çeşitli grafikler eklendi ve 2013’te halka açıldı. İsimdeki 5 ‘o’ harfi de 5 kıtayı sembolize ediyor. Moreau’ya ulaştık bize projesini anlattı, “Radiooooo. com merakı ve bilgiyi teşvik etmek, dünyanın güzelliklerini keşfetmek için adanmış bir müzikal zaman makinesi. Bu akademik bir çalışma değil, tamamen sübjektif. Yani dinlediğiniz dünyanın tüm müziği değil, Fransız kulakları tarafından yapılan bir eleme var.” Dünyanın tüm müziği değil ancak 40 binden fazla parça var ve üyeler sayesinde sayı her gün artıyor. Aklıma hemen telif sorunu geliyor, zira YouTube’da anında engelleniyorsunuz bu kadar eserin telif hakkıyla nasıl başa çıkıyorlardı? “Telif hakkıyla ilgili her zaman bir sorun var! Ama biz Fransız tabanlı bir web radyoyuz ve yeniden dağıtım kurallarında Fransız yasal haklar sisteminden faydalanıyoruz” diyor Moreau. Ekbin tüm dikkati Radiooooo’da. Şu an aylık trafikleri 300 binin üzerinde ve bu sayıyı arttırmak niyetindeler. 10’ar yıllık dönemlere ayrılmış dünya haritasında Türkiye’den de birçok parça var. Kulağınızla evrime mutlaka şahit olun. Benim şu sıra favorim 8-Bit bölümü, video oyun müzikleri yer alıyor ve epey eğlenceli.

Song of Innocence - David Axelrod (1968), Ai Ga Nakucha Ne - Akiko Yano (1982), Nina & Frederik - Nina & Frederik (1958), Selecciones Favoritas De Celia Cruz - Celia Cruz (1952), Kadıköylü - Deniz Kızı Eftalya (1910)

300

Radiooooo.com’un aylık trafiği

KAMUFLE’DEN ‘OLDSKOOL’ SINGLE

R

ap müzisyeni Kamufle, geçen ay Sony Music & Basemode Records etiketiyle yeni teklisi Abe Bilader’i çıkardı. Müzik Farazi, mix ve mastering’de Buğra Kunt imzası taşıyan parça, trap bolluğunda adeta nefes aldırıyor. Malum, hip-hop her şeyi olduğu gibi yansıtan, sanatçının duygularını çekinmeden söylediği bir müzik türü. Kamufle de bu özgürlüğünü kullanarak şarkısına aynen şöyle başlıyor: “Yaptığınız müziğe sokayım emi!” Boşuna gözlerinizi kaçırmayın, haklı olduğu yerler de var. Kamufle, parçasıyla eş zamanlı olarak yönetmen Mustafa Gürbüz imzalı klibini de YouTube üzerinden yayınladı. 1 haftada 96 binin üzerinde izlenen, oldskool ruhu taşıyan klip bizi resmen tavladı. Hâlâ rap müzik denince akla ‘kötü’ gangster tipler geliyor. Bunlar Amerika’nın oyunları... Ayben Gangsta rap ve trap, Türkiye’deki müzisyenlerin imajını ve müziğini epey derinden etkiliyor. Ancak müzik dinleyicisinin, özellikle rap türünde yerel gidiyor, her yerde birlikte takılıyorlar. Video imajlara ve hikayelere ihtiyacı var. klipteki yere kurulan rakı sofrası da bunun etkisi Kamufle bunu hem şarkısında olabilir. Zira artık patlayan şampanyalar, yaklaşanı hem de klibinde olabildiğince yakarım tripleriyle gezen korumalar, asabi köpekler yansıtmış. Rap starların, yalnız ve sürekli şaşalı imajlardan çok sıkılmıştık. O tarz takılan cool imajının aksine birlik kliplerin en iyisini yapamıyoruz artık kabul edelim. olabileceğini de göstermiş. Keza DJ Grandmaster, “Rap toplumun söylemeye gerçek hayatta da böyleler. Klipte çekindiği yerleri kazır” der. Kamufle gibi oynayan Ayben, Aga B, Sokrat S, müzisyenler işleriyle üzerimizi örten özenti Zen-G, DJ Hırs ve nice isimle ev toprağını kazıya kazıya bizi özümüze döndürecek. partilerine, rakıya ya da mangala Hadi be bilader!

KAMUFLE Abe Bilader Sony Music Rap DJ Hırs

Kamufle

Aga B

Zen-G


10

ALBÜM AJANDA

‘Yerinde duramayan adam’ “Yağmurlu bir kış akşamı ağrı girer karnına Filmdeki gibi dünya benzer ağır romana”

B

ir rap müzisyeninin en büyük amaçlarındandır hayatı sözlerine vurmak, müziğinin çıkış noktası olarak hissettiği ve gördüğü şeyleri işaret eden Sansar Salvo’nun tüm şarkıları bunun etkileyici bir örneği. Müziğini straight hip-hop ve underground olarak tanımlayan Sansar, yeni akım rap müzikten sıyrılıp oldskool’dan nem almak için adeta bir pencere. Sansar Salvo, 29 yıl önce rap müziğin ülkemizdeki merkezi Kadıköy’de Ekincan Arslan ismiyle dünyaya geldi, 10 yaşında hip-hop’la tanıştı; Nefret, Islamic Force gibi isimlerle büyüdü. Henüz 14 yaşında evde, onboard ses kartı ve birkaç enstrümantalin üzerine seslendirdiği kayıtları toplayıp hatta bazı beat’leri kendi yaptı. Demo kayıtlarını parası 25-30 tane bastırmaya yettiğinden Taksim’de birkaç dükkana bıraktı. Rap camiasında yavaş yavaş tanınmaya başlayınca sokaklarda ve underground partilerde satmaya başladı CD’leri. İlk underground tape’ini 14 yıl önce dağıtan Sansar, 2 yıl sonra Kadıköy Acil’e katıldı ve Ceza, Fuat Ergin, Cashflow gibi isimlerle çalıştı. 2008 yılında yukarıda yazan sözlerin alıntılandığı Ağır Roman parçasının yer aldığı ilk albümü Adrenalin’i yayınladı. 2011’de SAE İstanbul’da başladığı ses mühendisliği alanındaki eğitimini 2012’de tamamladı, bu sırada Geçmişten Günümüze Rap Müzik ve Prodksiyonu adlı bir tez hazırladı. O günden bugüne diss’leri, davaları, dostlukları, inişleri-çıkışları oldu. Melankolik, karanlık, eğlenceli, keyifli her temada parça yaptı. Ayrıca Sabit Kanca filminin soundtrack’ine vokaliyle destek verdi, Çilek filminin soundtrack çalışması için Halil Sezai ile bir araya geldi, 2016 yılında Yapma adlı sosyal sorumluluk projesinin sesi oldu. Kariyerine 7 albüm sığdıran sanatçı geçtiğimiz ay Şehir Arabası adlı EP’yi yayınladı. Şehir Arabası, Bildiğin gibi parçaları ve enstrümentalleriyle beraber 4 parçalık EP, 14 dakika.

JONAS BLUE Blue Positiva - Virgin EMI Elektronik, dans 15 parça, 48’

HEDONUTOPIA Yakamoz Sandalı Dokuz Sekiz Indie pop 7 parça, 33’

CHELSEA CUTLER Sleeping With Roses Chelsea Cutler Pop 8 parça, 25’

Aslanım, benim meleğim şeytanımdan kaçtı

CRYSTAL FIGHTERS Hypnotic Sun Warner Bros. Folktronik 4 parça, 13’

Yeni bir tekli oldu mücadelem, internette vardır Kiminin ellerinde martı döneri

SABRINA CARPENTER Singular Act I Hollywood Records Pop 8 parça, 25’

Kimisi kemer sıktı, kimisi bu gece dışarı çıktı

244.457

LITTLE DRAGON Lover Chanting Ninja Tune Triphop 4 parça, 18’

Sansar Salvo’nu Spotify’daki aylık dinleyici sayısı

313

En uzunu parçası 313 saniyelik Şansı Zorlama. En kısa parçası ise Tutmadı, 44 saniye.

LEWIS CAPALDI BREACH Vertigo Berlin Alternatif 4 parça, 13’


11

ALBÜM AJANDA

S N O G A R D E N I G IMA WHENYOUNG Given Up EP Virgin EMI Alternatif 4 parça, 16’

Kuralsız ve sınırsız:

ORIGINS B

CAN KAZAZ Sürsün Bahar EMI Alternatif 9 parça, 30’

ir yandan bagetleri kapıp davula koşuyor, oradan kalkıp seyirciye, sonra piyanonun başına. Bir yanında grubun davulcusu Daniel Platzman, diğer yanında bas gitarist Ben McKee ve Wayne Sermon... İstanbul’daki konserden herkes derdini unutup ayrılıyor. Peki Dan Reynolds için böyle mi? Bu enerjiden böylesine dinamik albümler doğması işten bile değil diye düşünülse de Imagine Dragons’un vokalisti, sıkıntılı dönemlerden geçmiş, sıkı bir Mormon iken dini görüşü değişmeye başlamış ancak basçı Ben McKee, gitarist Wayne Sermon ve davulcu Daniel Platzman’a beraber müziğe vurmuş kendini. 2012 yılında çıkardıkları Billboard Müzik Ödülleri’nde en iyi rock albümü unvanını elde ettikleri Night Visions albümünden Radioactive’le dünyayı sallamışlar ancak yine sıkıntılar başlamış öyle ya eleştirmenlere para kaptırdığını itiraf ediyor Dan, hatta müzik yapmak istemediğini söylüyor o aralar. 2015’te Smoke + Mirrors albümünü yayınladılar. 2017’de ise Billboard Müzik Ödülleri’nde en iyi rock alanında ödülü tekrar kazandıran Evolve albümünü yayınladılar. Grup ise albümün en büyük başarısının ‘dürüstlük’ olduğu görüşünde. Reynolds, metaforların ardına sığınmaktansa liriklerinde daha açık olabildiğini ve sözsel değeri artırmak için daha derin arayışlar yaptığını söylüyor. Wayne Sermon albümün yapım aşamasında 150’den fazla şarkı karaladıklarını söylüyor. Nisan ayında Müzisyen eşi Aja Volkman’le boşanan Dan Reynolds’a durum ilham oluyor, ortaya 9 Kasım’da Origins albümü çıkıyor. Davulcu Daniel Platzman, 2017’deki başarıdan sonra 2018 için endişeli olduğunu belirtmesine hatta “2018 daha iyi olursa kalbim sevinçten patlar” demesine rağmen grubun 4’üncü stüdyo albümü, olumlu yöndeki eleştirileri bir mıknatıs misali üzerine topladı. 15 parçadan oluşan albümden Natural, Zero, Bad Liar ve Machine teklileri kaçmaz. Bu arada Dan’e göre Origins, geldiğin yeri takdir ederken yeni bir yer aramakla ilgili. Sınırlar ve kurallar olmaksızın yarattıklarını söylüyor.

37.5 milyon

ZARA Derin Aşk, Vol. 3 Poll Production Arabesk 10 parça, 43’

.

Billboard listelerinde en uzun süre kalan tekli, 87 hafta top 100’de bulunan Radioactive. Spotify’daki aylık 37.5 milyon dinleyiciyle dünyanın en çok stream edilen rock grubu.

H.E.R. I Used To Know Her: The Prelude RCA R&B, soul 8 parça, 28’

IMAGINE DRAGONS Origins Alternatif 15 parça, 52’


12

. TAKIP

Konserleri biriktirmenizi sağlayan sanatçılar

Arif HÜR

B

‘AKLA YATKIN OLMAYAN REVİZYONLARA SÖZ HAKKI TANIMIYORUZ’

BIG BABOLİ İLE HEMEN TANIŞIN

Yaptıkları işin karşılığını bulmaya başladılar ancak koşullar onları da zorlayabiliyor. Eskiz aşamasından baskı aşamasına kadar birçok sanatsal malzemeye ihtiyaç duyduklarını ve bunları dışarıdan temin etmek zorunda olduklarının altını çizen Mehmet, “Ekonomik krizden kaynaklı, almamız gereken birçok malzemenin fiyatı oldukça pahalılaştı. Bu durum tabi ki bizim afiş üretimimizin maliyetlerini artırdı. Afişlerin satış fiyatına bunu yansıtmak istemiyoruz. Ancak baskı servisi verirken fiyatları yükseltmek zorunda kaldık” diyor. Onları ve yaptıkları işleri yakından görmek istiyorsanız; namıdiğer Zezeah ve Moklich, Şubat 2019’da Ankara Cermodern’de ilk şehir dışı sergilerini açacak. O kadar bekleyecek sabrınız yoksa Kadıköy’deki atölyelerine hemen uğrayabilirsiniz.

Mehmet Şakir Kış (Moklich) ve Zeynep Kış (Zezeah)

ÖZGÜR . . . HISSETMEYECEGIMIZ . . ISLERI ALMAMAYA ÇALISIYORUZ. . . . . IÇIMIZDEN GELENI . . . YAPMAK ISLERIMIZI ÖZGÜN KILIYOR. . TEKDÜZELIGE . . DÜSMEMEK IÇIN . ÖZEL BIR ÇABA HARCAMIYORUZ. )

Bu kadar detaylı iş yapmak kolay değil. Mehmet, “Bir poster konsepti düşünme, eskiz, temize geçme, renklendirme, baskı ve imzalanma olarak birçok aşamadan oluşuyor. Tek gün için tasarladığımız her afiş, yaklaşık olarak 2-3 haftalık bir ön hazırlıktan geçiyor” diye anlatıyor süreci. Tabii bu ön hazırlıkların yanı sıra onların afiş tasarımlarında olmazsa olmaz kuralları da var. Bu kuralları Zeynep şöyle anlatıyor: “Poster tasarlarken bizim için olmazsa olmaz ilk kural tasarım aşamasında tamamen özgür olabilmemiz. Poster bizim için kendi sanatsal tavrımızı rahatça ortaya koyabildiğimiz bir alan olmalı, dolayısıyla akla yatkın olmayan revizyonlara söz hakkı tanımıyoruz. Zaten poster isteyen çoğu grup veya organizatör bu konuda bize güvendiğinden işleyiş sıkıntısız ilerliyor. Gelen grubun tarzına göre işin kimin elinden çıkacağına kendi aramızda karar veriyoruz.” En son, Kes müzik grubuna hazırladıkları postere değinen sanatçılar, “Yaptığımız Kes posterindeki karakteri daha önce onların Almanya konseri için yaptığımız bir afişte kullanmıştık. Figürü farklı bir hikaye, farklı kompozisyon içinde tekrar kullanmak, figürü daha karakterli ve sanki bir yere aitmiş, bir hikayenin bir parçasıymış hissi uyandırdı. Böylelikle kendi çapımızda bir karaktere hayat kazandırmış olduk” diyor.

Neden afiş koleksiyonerliği?

Müzik grubunun albümleri çok sayıda basılırken konser afişleri belli süre yayınlanmak üzere adet bazında yapılıyor. Keza onların tasarım afişlerinde adedi de altında yazıyor. Böylece daha fazla üretilmeyeceğinin de garantisini veriyor. Biriktirmeyi sevenler için nadide bir parça!

)

ig Baboli Print House ile ilk ABD’li deneysel rock grubu Swans’ın İstanbul konseri için hazırladıkları afişle tanışmıştık. O gün bugündür ekipçe yakından takip ediyoruz. Sanatçılar Zeynep Kış (Zezeah) ve Mehmet Şakir Kış (Moklich), Türkiye’nin ilk poster tasarım atölyesi Big Baboli’yi 2011’de kurdu. Albüm kartoneti, konser afişleri, tişört, bez çanta gibi ürünlere müzik grupları için çizimler hazırlıyorlar. Konser afişi yapan sanatçıların üye olduğu American Poster Institute’e de üyeler. Onları diğer afiş tasarımcılarından ayıransa serigrafi dalında üretimleri. Dijital baskıdan farklı, dokunduğunuzda boyanın katmanlarını hissedebildiğiniz, bakınca detaylarını görebildiğiniz bir yöntem. Big Baboli ekibi bugüne dek 60’a yakın poster yaparken 10’un üzerinde albüm kapağı ve logo çalışmasının altına imzasını attı. En başından beri müzik odaklı grafik yapmayı hedefleyen sanatçılar, zamanla atölyelerinin teknik olarak yeterli hale getirerek sanatsal baskı; linol baskı, gravür/çukur baskı da yapmaya başladılar. Bugüne dek, In Hoodies, She Past Away, Cosmic Wings ve The Ringo Jets gibi müzisyenlerin konser afişleri ve albüm kapaklarını çizen Zeynep ve Mehmet çifti, Mudhoney & Shellac, Grails ve Swans gibi isimlerin İstanbul konserleri için de poster tasarladı. İkilinin gelecekteki en büyük hayali Metallica’nın konser afişini tasarlamak.

Zezeah, Sertab Erener’in yeni teklisi Belki de Dönerim’in kapağını tasarladı.


13

MEKAN

Beşiktaş’a ‘XXL’ müzik! Mehmet Emin DEMİREZEN

J

eopolitik konumundan kültür çeşitliliğine varan özellikleriyle, dünyanın öve öve bitiremediği 15 milyon nüfuslu İstanbul’da eğlenecek yer bulmak pek kolay olmuyor. Hep aynı mekanlara gitmekten sıkılmış, aynı sorunlarla yüzleşmekten yılmış ve çareyi evindeki pikaba sarılarak bulmuş sevgili müzikseverlerin isyanını çok sık duyuyoruz. Yapmayın etmeyin, çare evde kös kös oturmak değil. Zira yeni mekanları da desteklemek şart. Yıllardır Avrupa yakasındaki konser sirkülasyonunu Anadolu yakasına taşıma işinin büyük kısmını sırtlayan Dorock XL, yeni mekanını Beşiktaş’ta açtı. Gidenleriniz görecek, Kadıköy’deki imkanları ve mekan büyüklüğünü katbekat genişleterek Dororck XL olmuş XXL! Bu projenin çıkış noktasını ve detaylarını Meydan Beşiktaş kurucu ortaklarından Doğan Şeker ile konuştuk. Siz sohbetimizi okuyun ancak mutlaka gidip bir de kendiniz görün, eğlencesini görmeden anlaması zor. ❏ Meydan Beşiktaş projesi nedir? Meydan Beşiktaş bizim çatı ismimiz. 12 bin metre karelik bir proje. Onun da altında Dorock XL, Ziyade gibi 20’ye yakın alt markaların olduğu şehir oteli olarak planladığımız bir proje. Önceden de burası zamanın iyi sanatçılarının açık alanda konser verdiği mekanlarından biriydi. Şu anda da Beyoğlu bittikten sonra eğlence sektöründe de bir boşluk oluştu. Bu boşluğu doldurma işi biraz daha Beşiktaş semtine kalıyordu. Biz de böyle bir mekan yarattık; ferah, modern ve insanların aradığı her şeyi bulabileceği bir yer. Buraya gelen müzikseverler seçeneklerin ve imkanların artığını görecek. ❏ İstanbul’da müzik mekanı olmak çok zor. Sizi bu noktada ayrıcalıklı kılan şeyler neler? Haftanın her günü etkinlik yapmamız öncelikle. Her iki sahnemizde farklı müzik türlerindeki sanatçılara yer vererek farklı seyirci kitlelerine ev sahipliği yapıyoruz. İşte ayrıcalıklarımız.

❏ Sahne alacak isimleri nasıl belirliyorsunuz? Sezon, aylar ve sanatçıların istekleri doğrultusunda belirleniyor. Aynı zamanda Beşiktaş ve Kadıköy’deki öğrencilere göre. Alternatifin izinden ancak popülerden uzaklaşmadan ilerliyoruz. ❏ Nasıl yani? Üniversiteler kapandığında farklı, açıldığında farklı performanslar sahneliyoruz. Onların dinlediklerini düşünerek hazırlanıyor. Çünkü öğrencilerin varlığı ve sahnemizden keyif almaları bizim için son derece değerli. ❏ Üniversite öğrencilerine nasıl ulaşıyorsunuz? Müzik çeşitliliğimizin yanı sıra yaptığımız işin doğruluğu ve fiyat politikamız ile. ❏ Dolar kurunda dalgalanma sizi etkiledi mi? Yeni açıldığımız bir yer olarak diğer mekanlara göre fiyatlarımız ortalamanın altında. Elbette etkileniyoruz. Ama bizim için öncelik buraya gelen insanları ağırlayabilmek ve kendimizi tanıtabilmek. ❏ Kadıköy’de nasıl bir oluşum gerçekleştirdiniz? Oraya nasıl bir yenilik kattınız? Kadıköy de aslında Beşiktaş gibi. Dorock XL Kadıköy açılmadan önce bir konser mekanı boşluğu söz konusuydu ve bir açlık vardı, o açlığı da Dorock XL Kadıköy ile giderdik. ❏ Kadıköy ve Beşiktaş kitlesi arasındaki farklılıklar neler? Çok fazla farklılık yok aslında. Sadece Beşiktaş’a Beyoğlu’ndan geliyorlar Kadıköy’e ise Moda’dan. Beşiktaş’ın ağırlığı öğrenci. Sanırım tek fark bu.

MEKAN GÜZEL, SEYİRCİ ZORBA

22 Kasım’daki Khontkar konserini yakından izledik. Mekan, ses sistemi, iç tasarımı, genişliği, servis elemanları ve ortalamanın üzerindeki ışık tasarımıyla gönlümüzü aldı. Konser deneyimimize gelince. Kitle, dinleyici değil de ‘hizmet talep eden müşteri’ gibiydi. Sahnede performans sergilenirken Khontkar’ı dinlemek yerine Kime Ne şarkısını hep bir ağızdan söylemeye başladılar. Bunu birkaç defa yapınca belki de kapanış şarkısı olan Kime Ne’yi söylemek zorunda kaldı. Ne oldu dersiniz, seyirci eşlik etmekten sahneyi izlemedi. Şarkı bitti çoğu dışarı çıktı, sohbete daldı. Khontkar’ı seversiniz ya da sevmezsiniz ancak o bir müzisyen, seyirci zorbalığıyla o çok güzel başa çıktı ancak müzisyenin hevesini baltalamanın anlamı yok.

Dorock XL Kadıköy Nova Norda

❏ Göksel - 1 Aralık Cumartesi - 22.30

❏ Sattas - 6 Aralık Perşembe - 22.30

❏ Melek Mosso -

8 Aralık Cumartesi 22.30

❏ Yüzyüzeyken

2015

Dorock XL, 4 yıl önce Taksim’deki mekanından Kadıköy’e taşındı. Kısa sürede sadık bir kitle yakalamayı başardı.

Konuşuruz - 14 Aralık Cuma 22.30

❏ Nova

Norda 25 Aralık Salı - 22.30

Dorock XL Beşiktaş Gazapizm

❏ Evet Ne Söylüyoduk - 12 Aralık Çarşamba 22.30

❏ Pera - 13 Aralık Perşembe - 22.30

❏ Can Gox - 14 Aralık Cuma 22.30

❏ Şanışer - 19

Aralık Çarşamba - 22.30

❏ Gazapizm -

28 Aralık Cuma - 22.30


14

BÜLTEN

W

I

S

H L

I

S

T

Beats Solo3 Wireless Kulaklık Mickey’s 90th Anniversary Edition 2299 TL

Bakır İstanbul Chubby Mule bardak 244 TL

Dynaudio Music 3 hoparlör 3990 TL

Kaft kapüşonlu 119 LT

Biggdesign Cats in Istanbul defter 45 TL

Güneş Deniz Satürn kolye 2350 TL

Jedbang Deadpool 30 cm figür 1800 TL

Dirty Pinners rozet 24 TL

Nilol Print In my Head linol baskı 750 TL

Cayler & Sons şapka 225 TL

Flensted Mobiles maket 109 TL

Ableton Push 2 ve Suite Yazılım Gelişmiş Ableton Live Kontroller 4360 TL

Kapka emaye salata kasesi 70 TL


15

. LISTE

TOP 10

Konser mekanları 1 Damla KAAN

Zorlu PSM Studio

Şehrin merkezinde İstanbul müzik dünyasına çeşitlilik ve heyecan katan Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin birçok konser salonu var ve hepsi tam donanımlı. Ancak içlerinden birinin BoS için yeri ayrı: Studio! 700 kapasiteli salonda sıkı ses siteminin yanı sıra hayalleri somutlaştırmaya imkan veren bir ışık tasarımı var. Salona elektronik müzik konserinde gittiğinizde başka, akustik konser dinlemeye gittiğinizde başka... Yeni yıl dileğimizse, Studio’ya kombine yapılsın.

2

Salon İKSV Yıllardır sahnesinde alternatif seslere yer vererek, müzikseverlerin gönlünde ayrı bir yer edinen Salon, ses sistemi ve iç düzeniyle sevdiğimiz konser mekanlarından. Salon, hareketli ve esnek sahne sistemi sayesinde parti, toplantı ve film gösterimi gibi farklı içerikli kurumsal etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Salon’daki favori yerimiz ise balkon orta.

3

6:45 KK Ankara

Hayal Kahvesi

5

Beyoğlu’nda geçmişin alternatifi bugünün ana akım müzisyenleri olan yıldız isimleri sahnesinde ağırlayan Hayal Kahvesi, birçok şube açtı. 1992’deki tarzını her şubesine taşıdı. Son müjdesi Emaar AVM’deki yeni mekanı. Geçen ay Ceylan Ertem konseriyle kapılarını açan Hayal Kahvesi dengeleri değiştirecek, Avrupa yakasındakiler Anadolu yakasına geçecek! Üstelik bu aydan itibaren her pazar caz dinletili brunch da olacak.

Volkswagen Arena

6

Eklektik bir konser mekanı, tiyatro alanı ya da basketbol sahası... Ama konumuz konser! Açıldığı ilk günden bu yana yıldız isimleri ve ilginç projeleri ağırlayan Volkswagen Arena, Türkiye’nin yüksek sesli canlı performans altyapısıyla donatılan ilk kapalı müzik ve gösteri merkezi unvanına sahip. Maslak’taki mekan, tribün oturma sistemiyle dinleyiciye farklı bir hava da katıyor.

7

Dorock XL Beşiktaş

Bugün altın günlerini yaşayan rap müzik, Dorock XL sahnesinde kendine daha çok yer bulmaya başladı, Anadolu yakasının en etkili alternatif mekanlarından oldu. Haftanın neredeyse her günü canlı performans olan mekan artık Beşiktaş’ta. 2000 kişilik seyirci kapasitesi ve teknik donanımıyla biz müzikseverleri heyecanlandırıyor. Beşiktaş civarında ‘walk in’ dinleyici için de ilaç gibi oldu.

8

Ooze Venue İzmir

2006 yılında İzmir Bornova’da eski Hayat Sineması’nın yerine açılan Ooze Venue etkileyici ses ve havalandırma sistemiyle İzmirlilerin favori mekanı. 3 bin kişilik alan her sene en az 60 farklı müzisyeni sahnesinde ağırlıyor. Bir yeni yıl dileği; Ege’de bir şube daha!

9

IF Performance Hall Ankara Ankara’ya yenilikçi bir eğlence kültürü yerleştirmeyi hedefleyerek yola çıkan IF Performance Hall Ankara, sahnesinde ağırladığı müzisyenler ve farklı etkinliklerle kısa sürede bunu başarabilen sayılı mekanlardan. 2005’te yenilenen dekorasyon, ses ve ışık sistemiyle Çankaya’daki IF Performance Hall, özgün ve yenilikçi bir eğlence kültürü sunuyor. Bu hedeflerle yola çıkan ekip yakın zamanda Zürih’te de bir şube açtı. Nicelerine...

2016’da Can Gox ve Mabel Matiz konseriyle kapılarını açan Çankaya’daki 6:45 KK, konser mekanlarında ‘taze’ olmasına rağmen sahnesinde ağırladığı isimler ve ortamı sayesinde Ankara’nın gözdesi oldu. Mekanın küçüklüğü ve sıcak ortamı müzisyenlerle dinleyici arasındaki etkileşimini de artırıyor.

4

Babylon Bomonti Beyoğlu’ndaki kitlesini olduğu gibi Bomonti’ye taşıyan Babylon, İstanbul’un ilk göz ağrılarından. Yıllardır yerli ve yabancı müzisyenleri sahnesinde ağırlayan mekan, ses sitemi, ışık tasarımı ve duruşuyla yoluna devam ediyor. Mekanı çok seviyoruz ancak anında ‘sold out’ etiketini görünce keşke daha büyük olsa diye iç çekmeden edemiyoruz.

10

Jolly Joker Vadistanbul

Uzun yıllar Taksim’deki konserleriyle, özellikle arabesk ve rock türlerinin en iyi isimlerini ağırlamasıyla gözdemiz olan Jolly Joker, yakın zamanda Vadistanbul’da açılan şubesiyle kitlesini genişletti. Ses sistemi, özgün konsepti, ulaşım kolaylığı da işin içine girince BoS’un sevdikleri arasına girdi.


Kolaj: Ece ULUSUM

16 . YAKIN TAKIP


. YAKIN TAKIP

Bir yapay çelişki Simulation Theory

2002’de Mas lak grup 2016 Is Venue, 2006’da Rock’n tanbulBlueN Coke Festiv ight kapsam al ında gelecek i’yle Türkiye’ye gelen gerginlikten ti ancak ülked dolayı iptal eki siyasi etmişti.

Ece ULUSUM

B

undan 11 yıl önce İngiltere Wembley Stadyumu’nda Muse’un solisti Matt Bellamy parçasını sonlandırırken uzaktan kumandalı bir robot gitarını ona getiriyordu. Ancak bugün robotların, teknolojinin tüm gücü ele alacağından korkan Muse var karşımızda... 3 yılda bir albüm çıkaran grup, sonunda sekizinci albümü Simulation Theory’yi yayınladı. 21 parçalık süper delüks versiyonuyla birlikte de 6 video klip yayınladılar. Albümün temeli 2016 ortalarındaki dünya turneleri sırasında atıldı, 1,5 yılda kaydedildi. Albümde Black Holes and Revelations ve Absolution’da çalıştığı prodüktör Rich Costey’le çalıştılar. Albümün üzeri eleştiri, kaygı ve karamsarlıkla örtülü, distopik bir kurgu. Şaşırmamalı Bellamy her röportajında “Bence insanların kendilerini ifade etmelerini sağlayan ilk şey karanlık ve depresyon oluyor” diyor. Parçanın sözleri albüm öncesi yayınladıkları teklilerin sözleriyle birbirine bağlı ve albümün bir bütün olduğunu kanıtlar nitelikte. Muse bu albümle iyice evrim geçirdiğini de gösteriyor. Bugün hâlâ en iyi rock grupları arasında da gösterilse de Guardian, Simulation Theory albümünün janrasını synth pop olarak nitelendiriyor. Bu sound kimi hayranına keşfedecek yeni alan açsa da kimi hayranını hayal kırıklığına uğrattı. Biz de biraz kafası karışanlardanız. Muse ilk zamanlarındaki ufuk açıcı ve cüretkar duruşunu kaybettiğini düşünüyoruz. Hatırlayon Bellamy, Space Dementia parçasında fermuarı enstrüman olarak kullanmıştı; Megalomania parçasını bitirmek için Avrupa’daki en büyük kilise organlarından birini çalmak istedi dünya ayağa kalkmıştı. Bugünse TR-808’e geri döndüler. (Thought Contagion)

MUSE İLE GELECEĞE DÖNÜŞ

Albüm kapağı, Blade Runner filminin afiş tasarımcısı Drew Struzan gibi sanatçılardan etkilenen, Stranger Things afişrleriyle tanınan Kyle Lambert tarafından yapıldı. Kapağın Ready Player One’ın afişine benzemesi de ilginç bir tesadüf... Ancak video klipler şarkı sözlerinin aksine daha renkli ve eğlenceli. 80’ler teması albüm kapağından klibe kadar yansıyor. Pressure klibindeki detayları yakalayanlar memnun. Muse’un Back to the Future’un balo sahnesindekine benzer bir yerde çalması ve grubun sahneye ilk kurulduklarındaki isimleri Rocket Baby Dolls olarak anons edilmesi gibi...

‘MÜZİK ENDÜSTRİSİ ÇOK DEĞİŞTİ’

Muse, kariyerinin çoğunu dünyayı ele geçirmek için hazırlanan teknolojik komplolar konusunda uyararak geçirdi. Bu söylemlerine kendileri gün geçtikçe daha da kaptırıyorlar beli ki. Teknoloji ve dijitalleşmeye karşı gün geçtikçe karamsar yaklaşıyorlar. Matt Bellamy birkaç yıl önce telefonunu kaybedince özgürlüğünü keşfettiğini söylüyor BBC’ye. O zamandan beri olabildiğince dijital ürünlerden uzak kalmaya çalışıyor. Grubun diğer üyeleri Christopher Wolstenholme ve Dominic Howard da aynı fikirde. Gerçi konu Instagram’a afili fotoğraf koymaya gelince çok da kaçamıyorlar. Bir duruş sergilerken çizgiyi bozmamanın ne kadar önemli olduğunu söyleyerek, çevre için verecekleri bir konsere jet uçağıyla gitmek zorunda olduklarından iptal etmişler, seyircinin takdirini almıştı. İş teknolojiyle gelince böylesi duruşlar sergilemek çok zor. Dijital müzik platformları MUSE hakkında Chris Wolstenholme, “İlk kaydımızı çıkardığımızdan Simulation Theory (Deluxe) beri müzik endüstrisinin çok fazla Warner Music UK değişti. Ancak, son beş ya da altı Synth rock yılda bile streaming, çoğu insanın 21 parça, 70’ bu günlerde müzik tüketme şekline dönüştü ve artık böyle devam edecek gibi gözüküyor” diyor. Tekli çıkarmalarının altında bu düşünceleri yatıyor. Bunca sözden sonra bu sıkı performans grubu İstanbul’a gelse gitmez miyiz, topukları vura vura gideriz orası başka.

Gerçekliğin yalanlarla karıştığı bir çağda yaşıyoruz ve bu korkunç bir şey.

20 180.000 29 Muse, 2 Grammy Ödülü, 2 Brit Ödülü, 5 MTV Avrupa Müzik Ödülü ve 8 NME Ödülü gibi sayısız ödül kazandı. 2012’de İngiliz Müzik Yazarları, Besteciler ve Yazarlar Akademisi’nden Uluslararası Başarı için Ivor Novello Ödülü’nü aldı. Dünya çapında 20 milyondan fazla albüm sattılar.

17

Muse, 2007 Wembley Stadyumu’nda 180 bin kişilik bir kalabalığa konser verdi ve yenilenen Wembley Stadyumu’nda tüm biletleri satan ilk grup oldu.

8.820.552 Spotify aylık dinleyici sayısı

Muse, enerjik ve taşkın canlı performanslarıyla biliniyor. Rolling Stone dergisi Günümüzün En İyi Sahne Şovlarına Sahip 50 Grubu listesinde, 29. sırada yer verdikleri Muse için “Stadyum ihtişamını ve paranoyak fütürizmi sahneye taşıma konusunda Muse’dan ustası yok” diyor.


18

ARAŞTIRMA

REMIKS 101 Arda AŞIK

T

üm şu felsefi tartışmalar bir yana dursun, sanatı, eski fikirleri kombinleyip ortaya yeni bir şey koyma uygulamasıdır; üstadlardan ödünç alınanlarla daha büyük bir şey yapmaktır. Bu tanım, takdir edersiniz ki müziğin teknolojik yönüne odaklı bir mecraya ait. Remiksler beğenilsin ya da beğenilmesin, birçok mekanda çalıyor, festivalleri yapılıyor, rock müzisyenleri eski parçalarını remiks olarak piyasaya sürüyor, Mor ve Ötesi, Vega, Teoman ve birçok müzisyen parçalarının remikslerini albümlerine eklemekten çekinmiyor. Hazır Teoman demişken Back on Stage’e konuşan Aşk ve Gurur albümünün prodüktörü Orkun Tunç, yakın zamanda Gülden Karaböcek’in 1971-1973 yılları arasında Şah Plak kataloğundan çıkardığı 45’likleri bir remiks albüm olarak çıkardıklarını belirtirken dünyada Elvis Presley, Doors, Aretha Franklin, James Brown ve bir dolu artist için böyle çalışmaların yapıldığını ve Türkiye’de biraz geç kalındığını söylüyor. Sebebiniyse buradaki aranjörlerin genelde yeni ile ilgilendiklerinden, eski bir materyalden yeni bir şey çıkabileceği fikrinin edit yapan DJ’lere kaldığını söylüyor.

S REMİKSİ REMİK YAPAN NEDİR?

İki yol var: Parçanın köklerini alıp istenmeyen kısımlardan kurtulmak ve tamamen yeni bir şey elde etmek ya da vokali alıp arkasına başka bir beat koymak. Eğer ortaya çıkan ürün bu iki şartı da yerine getiriyorsa, hem orijinal sanatçı hem de remiksçinin izlerini taşır. Yani remiks, orijinal artist ve remiksçinin beraber varolduğu ve önceki parçaya yeni bir açıdan bakmayı sağlıyorsa remikstir.

6 ELZEM

Remiks yaparken sahip olunması şart olan 6 temel hüner var, bunlardan ilki timestretching, pitchshifting ve conforming. Timestretching yani ses perdesiyle oynamadan parçanın, süre ya da hızını değiştirmek. Pitchshifting ise tam tersi, ses perdesini süre ya da hıza müdahale etmeden değiştirmek. Conforming, sesi ve MIDI parçaları, akorlara uygulamak. İkinci skill ise elementleri birbirlerinden ayırmak. Eğer parça, her bar’ında yeni bir element ekli katmanlardan oluşuyorsa kanalı kopyalayabilir ve faz çevirerek bunu yapabilirsiniz. Voxeongo MSED gibi bir eklenti kullanarak mid ya da side sinyalleri kısarak kesin elementleri ayırabilirsiniz. Mid, iki hoparlörde de aynı, side sinyalleri ise farklı olan sesi verir. Çoğu dijital ses işleme istasyonu, sesi MIDI’a çevirebiliyor yani bir ses dosyasının MIDI halini alabilirsiniz. Böylece kolaylıkla kayıtlı kısımları kesebilir ya da virtual enstrümanlarla değiştirebilirsiniz. Bir tam vuruşla bireysel vuruşları ayırmanın yolları da var: Faz çevirme, mid-side teknikleri, beat kesmek. Parçanın kesin tempo ya da çizgisini işleyerek kendi parçanıza ekleyebilir ve daha otantik bir his yaratabilirsiniz.

YARDIMCILAR

İş elbette remiksçinin hünerlerinde bitse de işi kolaylaştıran, DJ dostu araçlar mevcut. Biz de size yardımcı olması için 4 aracı sıraladık. Celemony Melodine, pitch editleme yazılımlarının kralı, çok sesli kayıtlarla oynamak için biçilmiş kaftan. Sesin bir parçasını analiz etti mi notalarını piyano rulosunda yayıyor ve MIDI gibi edit’lemenize olanak tanıyor. Ayrıca tempo, çizgi eşleşmeleri ve tınıları, görüngesel edit’lemeyle çıkarabiliyor. Ableton Live, remiks yapmak için gereken her şeye sahip bir sequencer. Timestretching, pitchshifting, kesme, biçme kısaca her şeyi yapıyor. Ayrıca canlı performansta hata olasılığını minimize ediyor. Accusonus Regroover, kökleri ses döngülerinden çıkarıp yeni beat’ler yaratmanıza olanak tanıyor. Ulaşılması zor sesleri çıkarırken yapay zekadan yararlanıyor. iZotope RX 7, çetrefilli ihtiyaçlar ve modern profesyoneller için özel olarak tasarlanmış bir ses onarıcı. Sesleri ayırıyor, dengeliyor, gereken neyse yapıyor ve onarıyor. Ses üzerinde tam kontrol sahibi olmak için iyi bir tercih.

YAP!

Orijinal parçadaki bir öğeye remiksinizde parlaması için bir şans tanıyın. Arkaplandaki bir elementi parçanızın merkezine koymak bir imza atmak gibi olacaktır. Orijinal parçanın birden fazla versiyonuyla çalışın, bu size daha çok seçenek sunacaktır.


19

ARAŞTIRMA

6 SOFTSYNTH

2 SYNTH 1DAVUL 1SAMPLER

Arturia MiniBrute 2S

Future Music dergisinin platinyum ödülüne layık gördüğü 2 synth, 1 drum machine ve 1 sampler’ı, araç arayanlar için derledik. Arturia MiniBrute 2S, genişlemiş bir synth motoruna ve yarı modüler bir mimariye sahip. Behringer Neutron, tasarımındaki birkaç sıkıntıya rağmen eğlenceli olduğu kadar kullanışlı ve son derece esnek. TR-8S, Roland’ın uzun süredir çıkardığı en iyi iş, şu ana kadar çıkardıkları drum machine’lerin güncellenmiş hali. Elektron Analog RYTM MkII, yeni hardware, kullanıcı sampling’i, bireysel çıkışlar ve QPER’la geldi. Behringer Neutron

g

nalo

on A ektr

El

‘HATA, ÇIKARDIĞIN İŞLE MUTLU OLMAMAK’

Dergimize konuşan DJ Erol Alkan, remiks yaparken en önemli aşamanın fikir bulmak olduğunu, hiçbir şeyin kendiliğinden ayarlanmış olmadığını söylerken kendine “Şarkı nasıl daha farklı ya da güçlü olur?” diye soruyormuş. Bu durumu “Odakta bir vizyon yakalamaya çalışmak” diye tanımlıyor. Erol Alkan için iyi bir remiks, remiksçinin vizyonu ve orijinal parçanın kombiniyle alakalı; kimi remiksçilerin orijinal parçaya bir şey katmadığı gibi zaman kaybı olmakla kaldıklarına dikkat çekiyor. Remiks yaparken düşülen bir hata olup olmadığını sorduğumuzda ise “Müzikte hata nedir? diye soruyor Alkan, görebildiği tek hatanın sanatçının çıkardığı işle mutlu olmaması olduğunu söylüyor. Gelelim DJ’in ne kullandığına... Prodüksiyona göre değişmek üzere Logic ve Pro-Tools kullanan DJ, birçok donanımsal synth, efekt pedalı, outboard gear, analog sıralayıcı ve daha fazlasından yararlandığını belirtirken UAD, Waves ve Soudtoys eklentilerinin favorileri olduğunu söylüyor. Eski ve yeni yöntemlerin arasında dengeyle karışıma dikkat çekiyor. Güncel olarak takip ettiği müzisyenleri ise Felt, Can, Wilted Woman, Georgio Moroder olarak sıralarken ilgililerine hatırlatalım, Erol Alkan’ın beğendiği şarkılarla güncellediği sürekli Spotify listeleri var.

Roland TR-8S

Orkun Tunc,

DJ Erol Alkan

Güçlü reaktör tabanlı araç olan Native Instruments Razor, kompleks katkı sentezini, üstün nitelikli agresif tınıların oluşturulmasına yardımcı olan bir çıkarıcı tarzda arayüze indirgiyor. Logic Pro ile birlikte Camel Audio’nun enstrümanı Apple Alchemy, VA ile birlikte ek modlar, formant şekillendirme, spektralgranüler örnekleme ve daha fazlasını sunuyor. CPU-verimli, iki katmanlı, ekleyici ve eksiltici Image-Line Harmor, ayrıca görüntüleri sese çevirmeye ve ses dosyalarını tekrar sentezize etmeye yarıyor. AIR Music Technology Loom II, 34 kısmi işlem modülünden istediğinizi slot’lara yüklemenize ve Morph Pad kullanarak varyasyonları karıştırmanıza yarıyor. u-he Zebra 2, harmonik sesleri Wave Editor’de çiziyor. alphaSyntauri üzerine temelli dijital donanım katkı sentezi Audio Damage Phosphor 2, hem klasik lo-li ya da hi-res modlarında çalıştırılailiyor hem de filtreyle ikili delay bölümünü belirtiyor.

‘ORİJİNALİNDEN SIYRILDIKÇA BAŞARILI’

Dergimize konuşan Orkun Tunç, önce parçanın acapella’sını dinlediğini ancak her başlangıçta farklı bir yol olduğunu, küçük bir sample veya şarkının içindeki bir kesit başlangıcı belirleyebildiğini söyleyen prodüktör bpm ve stile karar verdikten sonra drum programming ve bass’ların ana yapıyı oluşturduğunu, diğer sesler ve akorlara göre nasıl bir mood’da ilerleyeceklerini belirliyorlar. Teoman’la Aşk ve Gurur albümünde çalışan Tunç rock’çıların, remikslerini yayınlama trendi için Türkiye’nin biraz geç kaldığını, buradaki aranjörlerin yeni ile ilgilendikleri için bu işin edit’çi DJ’lere kadığını söylüyor. İyi bir remiks için “Orijinalinden ne kadar sıyrılırsak o kadar başarılı...” diyen Tunç, Armageddon Turk oluşumu olarak hep bunun arkasında durduklarını belirtiyor. ‘Remiks eşittir dans’ algısı içinse dans mix’lerin genelde 120-130 arası bpmlerde olduğunu, son yıllarda daha downtempo olan 90-110 bpm arası remikslerin de yapıldığını ve tutulduğunu söylüyor. Hemen her uygulamayı kullanan Tunç ve ortağı Erdem Helvacıoğlu, favorilerinin Sylenth ve yıllardan gelen ses bankaları olduğunu söyleyen Tunç, SynCole, R3hab, MK, KDA, Diplo, A-Trak, Duck Sauce ve Dillon Francis’i takip ediyor. Remikste hata diye bir şey olmadığını ancak internete çok fazla kaydın remiks diye yüklenmesiyle yanlış bir algı oluşmasından yakındığını belirtti.


20

SEYAHAT

270

Ulaşımıyla meşhur Londra’nın 11 hatta ayrılan dünyanın en eski metrosunda 270 istasyon bulunuyor.

190

Ücretsiz müze cenneti Londra’daki müze sayısı 190’dan fazla

a d a t f a h 1

LONDRA Merhaba! Kendini sarsmanın bir yolu seyahat tıpkı yazmak gibi. Öyle ya ikisi de kendine bir yolculuk aslında. 3 yıldır Allianz Motto Müzik’in YouTube kanalında hazırladığım Hayat Bana Güzel programı için geziyorum. Şimdi de Back on Stage için yazdığım gezi yazılarıyla birlikte harika yolculuklara çıkacağız. İlk durağımız, 1 hafta zaman ayırdığımız İngiltere’nin başkenti Londra.

Senay Akkurt’la , Hayat Bana GUzel

Ulaşım

Öncelikle şu temel bilgiyi verelim, Londra bölgelere ayrılıyor. Şehir büyük ve yürümek için uygun, dümdüz. Merkezden dışarı doğru bölge 1 ve 2 ana hatlarındaki metro size zaman kazandıracak, yeter ki bu örümcek ağını andıran haritayı okumayı çözün. Çünkü trafik çok yoğun ve otobüsle ulaşım zor. Metroyu kullanmak için ana hatlar, Nordern Line, Victoria Line, Central Line gibi isimlere ayrılmış ve her hat kırmızı, siyah gibi renklendirilmiş. Haritanız varsa sorun yok. Gideceğiniz yerin hattını, son durağına bakarak yönünü ve ineceğiniz durağı takip edin yeter. Merak etmeyin, ana istasyonlarda turiste hizmet veren görevliler var yani tam bir turist şehri. 5 Pound ile Oyster Card alın ve makinelerden para yükleyin, aynı İstanbul Kart gibi...

Camden’dan Abbey Road’a

❏ Poşet taşımaktan yorulanlara: Covent Garden Market. ❏ Sahne isteyenler: Mayfair müzikal tiyatrolar semti, ucuz bilet lazımsa ya çok önceden almalı ya da son dakika. ❏ Amy Winehouse’ın mahallesi Camden’da müzik turları, Koko gece kulübü ve Camden Roundhouse... “Daha sakin” derseniz Amy ve birçok ünlünün takıldığı mahalle barı The Hamlet. ❏ Bize The Beatles lazım diyorsanız ziyarete açık olmayan ve meşhur zebra yolunun olduğu Abbey Studios. ❏ David Bowie’nin doğduğu ev ve Bowie duvarı için Brixton. ❏ Caz severlere caz kulüplerinin yeri Soho ve şehrin ilk caz kulüplerinden Ronnie Scot’s. ❏ Hyde Park’ın güney komşusu, yalnızca elit sanatçıların sahne alabildiği Royal Albert Hall. ❏ Rock’çılara londonrockwalks.com’dan tematik turlar.


21

SEYAHAT

iAkZ usu s @hTayalam M n YIL

İkonlar

Şehir, Thames Nehri ile ikiye ayrılmış ve nehrin 2 yakasındaki kıyı hatlarında ikonik Londra gezisi için görülecek yerler toplanmış diyebiliriz. London Eye, Tower Bridge, Millennium Köprüsü ve bu köprünün bir ucunda St. Paul Katedrali, giriş ise 18 pound. Burası taç giyme törenlerinden ünlü düğün törenlerine kadar ev sahipliği yapmış ünlü bir klise. Ayrıca kubbesine de çıkılabiliyor. Köprünün diğer ucunda ise çağdaş sanata meraklılar için Tate Modern ve hemen yan komşusu Shakespeare’s Globe Tiyatrosu var. Tiyatro, Büyük Londra Yangını’nda yok olduktan sonra restore edilmiş, buraya giriş ise 15 pound. Müzenin dükkanı ise çok güzel ve düzenli. Gişede bilet bulmak zor, önceden online almak daha akıl karı. Shakespeare’ın evinde bir Shakespeare oyunu izlemek de müthiş olmaz mı? Türk tiyatro gruplarının da festival zamanı oyun sergilediklerini belirtelim. Şehrin bir diğer sembolü ise 20 dakikalık bir dönme dolap turuyla başkenti kuş bakışı izleyebildiğiniz London Eye. Tam karşısındaysa şu meşhur Big Ben resmi adıyla Elizabeth Saat Kulesi. Tüm bunları arkanızda bırakıp kuzeye yürüdüğünüzde ziyarete ‘yarı açık’ diyebileceğimiz Backingham Sarayı’nı göreceksiniz. Yorulduysanız saray civarındaki yemyeşil Londra parklarında sandviç, salata, meyve ve içeceğinizle bir ‘Londoner’ gibi piknik yapın. Bu arada ikonik kırmızı otobüslerin nerede olduğunu sorarsanız Instagram’lık telefon kulübeleri gibi her yerdeler! Ama trafiği unutmamakta fayda var... Olmazsa olmaz son durağımız ise Trafalgar Meydanı yani Londra’nın 0 noktası! Civarında National Gallery gezisiyle Avrupa sanat tarihini yakından görebilirsiniz ve büyüleyici British Museum’ı ziyaret edebilirsiniz.

Hanımefendiler, beyefendiler ve sevgili çocuklar… Hepinize mutlu bir yıl sonu dileyerek aralık ayı sayımız için çektiğim bu fotoğrafı sizlerle paylaşıyorum. Pilot kabininden siz değerli seyahat tutkunu okurlarımıza aktarıyorum. Burası Türkiye’nin en kalabalık şehri İstanbul. Daha doğrusu İstanbul’un yaklaşık 10.000-12.000 feet yukarısı. Evet, İstanbul’a buradan bakmak daha güzel zira ne kalabalığı var ne de trafiği! İstanbul’un hafif bulutlu bir öğleninde şehrin üzerine toplanmış olan pamuklar arasından geçerek uçuş yapmak gibisi yok. Bu karede Kocaeli yönünden İstanbul Atatürk Havalimanı’na doğru alçalışa geçiyoruz. Şimdilerde kapalı bir havanın hakim olduğu İstanbul’u böyle güzel havalarda tekrar yaşamak dileğiyle. Yeni yılda görüşmek üzere! Natural History London

Sanat dolu hediye ❏ Müzik üyeliği ya da dijital yerine nostaljik bir tat sevenler, pikap-plak ikilisi tercih edebilirsiniz. Eğer derseniz ki “2019’u dışarıdaki etkinliklerde geçirelim” işte sizlere alternatif öneriler: Kültür Bakanlığı’nın Müzekart’ını armağan edin. Salon İKSV, Pera Müzesi, Sabancı Müzesi ve Borusan Müzik Evi’ne ait üyelik kartları olduğunu unutmayın.

Ücretsiz müze ziyaretleri

Londra tam bir müze cenneti, üstelik çoğunun girişi ücretsiz. ❏ Victoria & Albert Museum: Tasarım ve sanat müzesi; moda, tekstil, mobilya, takı, heykel ve Asya sanatı bir arada. ❏ Tate Modern, çağdaş sanat meraklılarına. ❏ British Museum’a farklı dönemlerde farklı coğrafyalardaki yaşamlara ve kültürlere meraklıysanız gidip, görün derim. Ama burası için epey zaman ayrılması gerekiyor. ❏ National Gallery, Avrupa sanat tarihi ve özellikle resim meraklıları için olmazsa olmaz. ❏ Natural History London: Dinozorlar, taşlar, bilim... Tam bir doğa ve bilim müzesi. ❏ Çocuklar ve çizgi filmden kopamayanlar için fazla söze gerek yok: The Cartoon Museum. ❏ Ve elbette Shakespeare’s Globe… Bu ilginç binayı ve Shakespeare’in dünyasını ziyaret edin derim, giriş 15 pound.

Çarşı, pazar ve Zoo ❏ Yeme-içme meraklıları için bir gurme pazarı olan Brough Market alternatiflerle dolu. ❏ Vintage ve antika severler için cumartesi günleri Notting Hill’daki Portabello Road Market birebir. Ancak çok kalabalık ve hırsızlar yok değil, aman çantalara dikkat edelim! Bu arada George Orwell’in evi de burada, önünde fotoğraf çektirenlerle kendini belli ediyor. Ayrıca Brick Lane Market da görülesi. ❏ Gotik giysiler, ilginç aksesuarlar ya da tasarım dükkanlardan hoşlanıyorsanız işte aradığınız adres: Stables Market Camden. Burası Regent’s Canal’ın komşusu. Ayrıca yeme içme yerleri ve barlar burada da fazlasıyla mevcut. Sarmazsa kanal boyu yürüyerek Regent’s Park’a gidip kafelere takılabilirsiniz. Lonra’ya gidip buradaki London Zoo’ya uğramamak Güney Afrika’ya gidip safari yapmamak gibi olur, hatırlatalım.

YURT DIŞI DA TERCİH EDİLEBİLİR LIZBON

Eğlencesi eksik olmayan, Avrupa’nın en uç batısının merkezi, yerelliğinden ödün vermeyen Lizbon. Şehirde lokasyon olarak birbirine yürüme mesafesinde olan iki seçenek var. Nehrin kenarındaki Comércio Meydanı’nda sabaha kadar içip dans edebilir ya da kıyıdan merkeze doğru yürüyüp Bairro Alto semtinde Portekiz’in geleneksel yemekleri ve müziği eşliğinde partileyebilirsiniz.

AMSTERDAM

Eğlence Hollanda’nın başkentinde sokaklarda doğaçlama yaşanıyor, Magere Brug ise en emin yer olarak biliniyor. Amstel Nehri’nin üzerindeki havai fişekler izleniyor. Ardından geçecek bir yer isterseniz Nieuwmarkt, coşkulu atmosferiyle tanınıyor. Dans isteyenler için ise Gashouder’daki parti birebir, sabah 8’e kadar DJ’ler eşliğinde dans ediliyor.


22

FOTOROMAN

Basın masası değil, navigasyon adeta. Pardon, vestiyer nerede?

MIX FES

Geçen ay 16-17 Kasım tarihlerinde Zorlu PSM’de gerçek senesinde 15’in üzerinde konsere ev sahipliği ya yakından t

Her’ün solisti Victor Solf sesi ve dansıyla hepimizi büyüledi.

iny

am Auror

Biraz da Barış Manço çalalım.

Şapkasız sahalara çıkmayan Sadık, sahnedekiler kadar efor sarfediyor.

Baba Zula seyirci arasında y unutulmaz anlar yaşatıy


23

FOTOROMAN

STIVAL

Konserler başlamadan etkinlik alanı doldu.

kleşen Mix Festival, dolu dolu geçti. Renkli festival üçüncü aptı. Farklı müzik türlerini bir arada sunan etkinliği takip ettik...

DJ Mabbas ne kadar sakinse dinleyiciler o kadar hareketli.

ev!

si d e s , n yo

yine yor.

Helloooo Estanboooul!!!

Uzun taksi kuyruğu konser kritiği için en ideal yer. Studio’ya mı , ana sahneye mi?

Pola & Pan sahnesi cayır cayır!


24

KAPAK

Festivalle gel 2019 S

izi, duygulanacağınız kısa bir yolculuğa çıkaracağız. Sağ baştan sayıyoruz: h2000, Rock’N Coke, One Love, Efes Pilsen Blues Festival, Sonisphere Istanbul, Masstival, Midtown Festival, %100 Festival, All Originals Istanbul, Tuborg Gold Festival, Drop Out Festival, Unirock Open Air Festival, J&B Dance and Techno Festival, Harvest Festival ve nicesi... Birine bile gittiyseniz eski festival ruhu diyenleri çok iyi anlayacaksınız. Bugün sadece İstanbul’da 100’ün üzerinde müzik festivali gerçekleşiyor. Ancak festival dendiğine bakmayın, tek günlük etkinliklere ya da üç beş müzik grubunun birkaç saatlik etkinliğine festival demek bir alışkanlık haline geldi. Tek atışlık festival diye piyasaya sürülen etkinlikler nerede, doğru çadırı bulabilmek için saatlerce yapı marketlerinde dolaşan bizlerin gittiği festivaller nerede...

One Love

ANADOLU’DA BLUES, TRENDE TEKNO

Türkiye’deki organizatörler ve etkinlik mekanları, sunulan ağır şartlara rağmen sanatçılarla ajanslarını ve menajerlerini ikna etmek için bin bir türlü yol deniyor. İptaller azalıyor ancak sanatçıları ikna etmek gerçekten hiç de kolay olmuyor. Tüm bunlara rağmen müzik dinleyicisi yıldız isimleri görmek istiyor, büyük kurumlara bugün hâlâ sosyal medyadan “Coldplay’i ne zaman getireceksiniz?” diye soru yağıyor. Yıldız isimleri ülkemizde görmek güzel ancak daha özgün projelere hasret kalmadık mı? Konserler arasında blues kırıntısı bulunca sevinen bizler nasıl unutalım Anadolu’da blues müzisyenlerini turneye çıkaran Blues Festivali’ni? Sanatçısından büfede çalışanına kadar nufüs etmiş ve bugün hâlâ benzerine rastlanmayan bir etkinlik. Kim bilir, belki Gezginfest Van’la o kor alevlenir. Bir diğer örnek, Ankara’dan İstanbul’a doğru giden trende yol boyunca içinde müzik yapılacak olan ‘Techno Train’ projesi. Biz bunlara hasretiz ancak çoğunluk bizim gibi düşünmüyor olabilir. Müzik yazarı Mehmet Tez bir köşe yazısında şöyle diyor: “Yeni nesil artık şehir dışında müzik ve dans eşliğinde kendinden geçmekle pek ilgilenmiyor. Kimse çamura batmak istemiyor, kimse tuvalet sırası beklemek istemiyor, kimse ezile ezile konser izlemek istemiyor. Bütün bunlar etkinliklerin bölünüp ufalanıp şehirlere taşınmasını getiriyor. Böylece Woodstock ile başlayan festival dediğimiz bu şey, bir protesto, başkaldırı, bir tür düzene ve kalıplara meydan okuyan ütopya alanı olmaktan çıkıp iyiden iyiye edepli, uslu bir etkinlik haline geliyor. Alternatif olmaktan çıkıp ana akım oluyor.” Hep bir umut var adını sık sık andığımız festivallerin küllerinden doğması için. Sürekli sponsorlar ve organizatörler büyük festivalleri yeniden getirmekle ilgili planları masaya yatırıyor. Duyumlarımıza göre onlardan biri de One Love, gerçek mi bunu zaman gösterecek. Biz yine de devam eden festivallere sahip çıkalım, yerli sanatçıları destekleyelim. 2019’da festivalimiz bol olsun.

Nick Cave

Büyük festivallerden küçük işletmeler de ekmek yiyor

Kimi markalar belli ki bu riske girmek istemiyor ancak markaların gençlere en çok dokunduğu yer festival alanları. Festivaller desteklenirse herkes kârlı çıkar. Birleşik Krallık’taki Bağımsız Festivaller Derneği’nin (AIF) raporu bunun kanıtı. Geçen yıl düzenlenen bağımsız festivaller ülke ekonomisine doğrudan 486 milyon dolar katkıda bulundu. Küçük işletmeler 44 milyon dolar kazandı. Bilet satışlarından elde edilen gelirin global büyüklüğü 2015’te 7.2 milyar dolardı. 2021’de bu rakamın 9.1 milyar dolara çıkması bekleniyor.

10.000.000.000 Müzik festivallerinin küresel ekonomisi 10 milyar dolar.

En iyi arkadaş festival arkadaşıdır

Festival deneyimlerini araştıran AIF, katılımcılara festivalin en güzel yanını sormuş. Arkadaşlarla kamp yapmak, yeni insanlarla tanışmak ilk iki yanıt. Müzik festivallerini eğlence deyip geçmemek gerekiyor. Tüm iş ve sorumluluklardan sıyrılıp sosyal canlı olduğumuzu da en çok oralarda anlıyoruz. Müziğin birleştirici gücü boş bir balon değil... Zor zamanları atlatıyoruz, sanatın ve müziğin birleştirici, moral veren ve ufkumuzu açan dallarına sarılmalı.

KATILIMCILARA GÖRE FESTİVALİ EN GÜZEL YANI ARKADAŞLARLA KAMP VE YENİ İNSANLAR TANIM


A İN I A İ MAK

25

KAPAK

‘Yeni yılda sürprizlerimiz olacak’

Portshead

Ayşegül Turfan Pozitif Genel Müdür Yardımcısı

❏ One Love, Rock’N Coke gibi festivallerin müzik dinleyicisi ve piyasasına katkısı çok büyüktü. Her birinin yeri ayrı peki festivallerin Türk müzik dünyasındaki yeri sizin için neydi? Türkiye’de festivaller, katılımcılar için bir araya gelmek, nefes almak, beslenip zenginleşmek için bir alan yaratıyor. Özellikle İstanbullu insanlar için her gün yaşadıkları şehir ortamına farklı ve dönüşmüş bir algıyla bakabilmelerini sağlıyor. Bunun yanı sıra festivaller, insanların kendileriyle aynı motivasyona sahip kişilerle bir araya geldiği alanlar yaratıyor. One Love ve Rock’N Coke festivalleri, gerçekleştirdiğimiz yıllar boyunca insanlara böyle alanlar yarattı. Türkiye’nin her yanında bu festivalleri bekleyen, sosyal hayatlarını buna göre şekillendiren kişiler gördük. Sektörün farklı paydaşları için de bu festivaller birer okul oldu. Bugün yalnızca istanbul’da irili ufaklı yılda 100’ün üstünde festival yapılıyor. Dolayısıyla sektörün bu alandaki know-how’ı ve Rock’N Coke gibi organizasyonlardan bugüne taşınan deneyimi ciddi bir ekonomi doğurdu. ❏ Devam etmeyen müzik festivalleri aslında rağbet gören, bilet satışının yoğun olduğu etkinlikler. Geri dönme ihtimalleri var mı? Kültürel yaşam ve bunu takip eden tüketici alışkanlıkları sürekli bir devinim içinde. Büyük ölçekli şehir festivallerinden ziyade daha lokal, kültürel farklılıklara ve trendlerdeki taleplere değinen festivaller önem kazanmaya başladı. Biz de trendler ve o trendleri oluşturan içgörürleri analiz edip kültürel dinamiklerden beslenerek ve algımızı sürekli yenileyerek tasarlıyoruz tüm süreçleri. Ancak İstanbul’da, merkezinde müzik olan bir şehir festivalinin eksikliğini hissedebiliyorsunuz. Dünya ve festival kültürünün değişmesine rağmen son birkaç yıldır bu alandaki eksiklik kendini gösteriyor. ❏ Birçok müzik etkinliği düzenliyorsunuz ancak herkesin merak ettiği bir konu var; One Love ya da Rock’N Coke’u bir şekilde canlandırmayı düşünüyor musunuz ya da 2019’da yeni bir müzik etkinliğiniz olacak mı? Ne mutlu bize ki One Love ve Rock’N Coke birer simge haline geldi. Her ikisi de birçoğumuz için farklı anlamları olan, hem dinleyici hem de sektör için ilkleri barındıran alanlar oldu. Bu festivalleri düzenleyerek edindiğimiz deneyimler, bize farklı coğrafyalarda kültür ve sanatın dönüştürücü etkisini hissettirecek projeler için daha da cesaret verdi ve 5 sene önce Cappadox’u hayata geçirdik. 2019 Cappadox’un beşinci yılı ve çok heyecanlıyız. Elbette yeni yılda da sürprizlerimiz olacak, İstanbul’daki gençlere yönelik müzik festivalinin eksikliğini de göz ardı etmeyeceğimiz bir yıl planlıyoruz. ❏ Bugün var olan festivalleri, artık düzenlenmeyen festivallerle karşılaştırırsanız içerik ve sistem açısından ne gibi farkladan bahsedebilirsiniz? Festivaller dünyadaki birçok gelişmeyle birlikte form değiştiriyor. Deneyime odaklanan, niş alanlara daha fazla dokunan, dolayısıyla sayısı artan bir ekosistemden bahsediyoruz. Çoklulaşmayla çeşitlenme söz konusu. Elbette dijital dünyanın getirdiği bir hız ve paylaşım var ki bu akış, festival kültürüne de yansıyor. Bütünleşik, sıra dışı ve özgün deneyim önem kazanmaya başlandı. Eskiden hep ve nerdeyse sadece Woodstock referasnı vardı, şimdiyse Le Guess Who, Best Kept Secret, Rock Werchter, Primavera’lardan bahsediyoruz dolayısıyla aynı döngü burada da yaşanıyor.

‘Anca proje bazında etkinlikler olur’ Alp Çağrı Günal GNL Entertaiment Group Kurucu&Başkan

❏ Midtown Festivali çok güzeldi neden devam edilmedi? Midtown Festivali İstanbul’da şehrin içinde, canınız istediğinde girip çıkabileceğiniz, gün boyu süren bir aktivite alternatifi olarak doğdu. Maalesef birinci yılından sonra ülke genelinde oluşan olumsuz ortamdan dolayı devamı gelmedi. ❏ Festivali canlandırmayı düşünüyor musunuz? Ya da 2019’da yeni bir müzik etkinliğiniz var mı? Şu an için festivali canlandırmayı düşünmüyoruz ama 2019 için başka bir planımız var. Henüz oluşma aşamasında olduğu için de yeni bir şeyler söylemek doğru olmaz. ❏ Devam etmeyen müzik festivalleri aslında rağbet gören, bilet satışı yüksek etkinlikler. Geri dönme ihtimalleri sizce var mı? Engelleri sizce nedir? Yabancı sanatçıların katıldığı festivallerin geri dönmesi için Türkiye’deki konser ikliminin, döviz kurlarının ve ekonomik ortamın toparlanması gerek. Bu durum maalesef tek bir etkene bağlı değil, birçok koşulun yerine gelmesi gerekiyor. Bunun da 2019’da olacağını düşünmüyorum. Biraz zamana ihtiyacımız var. O zamana kadar ülkemiz tek atımlık kurşunlar, proje bazında etkinliklerle idare edecek gibi duruyor.

Blues’u Anadolu’ya taşıyan festival.

170

2003 - 2011 yılları arasında gerçekleşen Rock’N Coke festivallerinde 6 farklı sahnede 170’ten fazla sanatçı ve grup yer aldı.


26

. YENI YIL

Deniz Kuzuoğlu Salon İKSV Direktörü

Derya Bigalı Akbank Sanat Müdürü

Ayşegül Turfan Pozitif Genel Müdür Yardımcısı

“Yaşadığımız ekonomik kriz içinde bile küçük ve büyük ölçekli konsere, tiyatroya, sergiye ve konsept festivallere rastlıyoruz. Bu sebeple her yıl olduğu gibi 2019’un da olabildiğince zengin, farklı disiplinleri ve ölçekleri görebildiğimiz bir yıl olacağına inanıyorum. Bu etkinlikleri dolu dolu yaşayabileceğimiz son derece keyifli bir yıl diliyorum.”

“Farklı alanlardaki sanatçılar arasında işbirliklerin artığı, sanatçılarımızın yurt dışından da davetler aldığı, sanatın daha çok insan için maddi ve manevi anlamda daha çok ulaşılabilir olmasını diliyorum.”

“Son 1-2 senedir yükselen ivmenin devam etmesi en büyük dileğimiz. Yerli ve yabancı konserlerin, festivallerin daha da yoğunlaşması, sadece İstanbul’da değil, diğer şehirlerde de hayata geçen hem büyük hem de butik festivallerin devam etmesi ve yaygınlaşması. Bu, müzik endüstrisinin diğer kollarına da olumlu etki yapar ve büyümesini sağlar.”

Müzik Yazarı

“Elbette ‘canlı’ bir yıl dilerim. Kültür sanat etkinliklerindeki vergilerin düzenlendiği, sanatçı haklarının korunması için gerekli yasal düzenlemelerin yapıldığı, sponsorluk engellerinin ortadan kaldırıldığı, sanatın ekonomik krizin etkilerine karşı koruma altına alındığı, engellerden uzak bir sanat ortamı zaten canlanır. Bu ülke, kültür sanat alanında verimli bir ülke. Önemli olan bu verimin, herkese ulaşmasının önündeki engellerin kaldırılması.”

“Öncelikle bu yıldan daha iyi bir yıl olmasını diliyorum. Dövizin geldiği noktada büyük yabancı isimlerin kaşelerini ödemek, o kaşelerle zarar etmeden iş yapmak organizatörler açısından imkansız. Ekonomik sıkıntılar, eğlence vergisi, sponsorlukla ilgili sektörel kısıtlamaların da devrede olduğu düşünülünce tablo biraz daha kararıyor gibi... Ben butik, çok renkli, çok özgür, çok samimi olan her işin karşılığını bulacağına inanıyorum.”

Selçuk Tepeli

* Alfabetik sıra saat yönünde izlenmiştir.

Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni

“Oscar Wilde şöyle diyor: ‘Sanat güzel şeyler yapmaktır. Güzel şeylerden çirkin anlamlar çıkaranlar yozlaşmıştır. Güzel şeylerden güzel anlamlar çıkaranlar için umut vardır...’ 2019’un umutlu bir yıl olmasını dilerim. Zira sanattan güzel anlamlar çıkaranlardan ziyade sanat ortamlarında ezbere dolaşırken hemen her zaman çirkin anlamlar çıkaran, artık banalleşmiş insanlar görmekten sıkıldım.”

“Umuyorum ki kolektif bir şekilde kitlelerin yeniden müzik için büyük alanları ya da küçük konser salonlarını doldurduğu bir yılla karşılaşırız. Özellikle sahnede tutkuyla şarkısını söyleyen müzisyenleri izlemek en büyük arzum. Yapılan yerli festivallerin daha kreatif sanatın her alanı ile ilgili, müzisyenlerin tek bir şarkıya bel bağlamadığı, müziklerin özgün olduğu bir sene olsun.”

“2019’da kültür sanat kurumlarının başında ve her aşamadaki kadrosunda fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür insanların yer almasını dilerim. Kültür sanat ürün ve hizmetleri üzerindeki vergilerin daha insaflı boyutlara çekilmesini de yürekten temenni ediyorum. Kendi adıma, dürüst olmak gerekirse caz festivallerine cazla alakası olmayan isimlerin ‘headliner’ ilan edilmesine son verilsin istiyorum. Herkes yaptığı işin çapına önce kendi inansın ki başkalarını ikna etmesi kolay olsun. Sizin gibi genç, aydınlık ve yaratıcı ekiplerin kendilerini ifade ettikleri alanlar oluştukça ve geliştikçe herhalde her şey biraz daha umut verici olacak.”

Yazar, Sunucu

Müzik Yazarı

Müzik Yazarı

Eray Aytimur

Yekta Kopan

Tolga Akyıldız

Eda Solmaz

Müzik sektörünün 2019 dilekleri

2018 yılı çok farklı değildi bir öncekinden. İptallerin olduğu, kimi müzisyenlerin ülkemize gelmeyi reddettiği ve üzerine bir de ekonomik sancıların ruhumuza inceden işlediği 365 gün, 6 saat ve 9 dakika. Bunca üzücü hatırlatmadan sonra müziğin sesini açınca hepsi ritme kaptırdığımız an ufalanıp gidiyor, bir anlık da olsa. Back on Stage ekibi olarak bizim yeni yıl dileğimiz ritme kapıldığımız anların çoğalması, şahit olmak için yanıp tutuştuğumuz bir sürü etkinliğin gelmesi ve elbette yayın hayatımızın uzun olması... Eski festivalleri andığımız, bir nevi totem yaptığımız bu sayıda müzik sektörünün içinden alanında uzman isimlere yeni yıl temennilerini sorduk. Mutlu yıllar!

Murat Abbas Zorlu PSM Genel Müdürü

“Ne isteyebilirim ki hem nicelik hem de nitelik açısından dopdolu bir yıl olmasını dilerim. Yurt dışından kaliteli içeriklerin artarak ülkemize gelebilmesini, yerel değerlerimizin de üretkenliklerini artırdıkları bir kültürel ortamın oluşmasını arzu ederim.”

Kanat Atkaya Müzik Yazarı

“İçinde bulunduğumuz ekonomik şartlar promoter’ları, müzik dinleyicisini ve müzisyeni olumsuz etkiliyor. Dar imkanlara rağmen üretilenlere, yapılan konserlere ve dinleyicinin ilgisine baktığımda umutluyum. Umudumun beni yanıltmayacağı bir dönem olmasını dileyebilirim sadece.”

Görgün Taner

İKSV Genel Müdürü

“Katılımın yoğun, çeşitliliğin bol, kalitenin yüksek olduğu ve genç kuşakların kendilerine daha fazla alan bulabildikleri, buldukları alanı da iyi değerlendirdikleri bir yıl olmasını dilerim.”

Kadir Kaymakçı Köşe Yazarı

“Bol bol konser olsun. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda sahneye halı serip, tepeye avize konulan, nohut oda bakla sofa şovlar ya da Kuruçeşme Arena’nın felaket akustiğinde kuru kuru konserler değil; dev stadyum konserleri olsun! Bir de Tom Waits yeni bir albüm çıkarsın artık lütfen...”


27

. YENI YIL

Müzikli bir peri masalı

Kadir KAYMAKÇI

A

ylesbury’de İngilizce sular seller gibi bulaşık yıkadığım pizza restoranının vitrinine Paul’la birlikte dev çam ağacını koyarken “Bu benim ilk Noel ağacım!” diye geçiriyordum içimden... Tepesinde yıldızı, dallarından sarkan renkli topları, dibinde hediye paketleriyle benzerini sadece filmlerde gördüğüm ışıl ışıl bir ağaçtı. Türkiye’ye dair ne varsa son 7 aydır past tense’ti benim için. Sertab Eurovision’ı kazanmamış, milli takım dünya üçüncüsü olmamıştı henüz... Kirli tabaklardan fırsat bulduğumda mutfaktan çıkıp salonun baş köşesindeki pizza fırınının yanında bir yandan sezar salatası hazırlıyor bir yandan da ‘ilk Noel ağacımı’ kesiyordum. Restoranda bütün gün bir Noel CD’si çalıyordu. Santa Claus is Coming to Town, Last Christmas, Thank God It’s Christmas, Do They Know It’s Christmas dinlemekten Noel Baba’ya döndüğüm bir gün Innes, “Gelmiş geçmiş en iyi Christmas şarkısı bu” diyerek CD’yi değiştirdi... “It was Christmas Eve babe/ in the drunk tank...” diye mırıldanan Shane MacGowan’ın sesini duyar duymaz elimdeki kirli lazanya tabağını lavaboya atıp salona fırladım ve o güne kadar ki ilk eli yüzü düzgün İngilizce cümlemi kurdum: “This is Pogues!”

MEFTUNU OLDUĞUM İKİNCİ SES

“Birkaç tane klasik müzik CD’m var, arada onları dinliyorum ama Mozart ya da Haydn’a, hiçbir zaman müziğe verdiğim tepkiyi vermedim; kokulu mumlar gibi sadece odanın kokusunu geçici olarak değiştiren bir şey olarak gördüm. Benim müzikten tek beklentim kulağa hoş gelmesi. Ben müzikal karmaşıklık ve zekâyı üstünlükle eşit tutan herkese temelde ve şiddetle karşı çıkıyorum...” diyen Nick Hornby gibi benim de müzikten tek beklediğim öncelikle kulağıma hoş gelmesi. 80’lerin ortasında çift kasetli bir teypten “Every beat of my heart” diye içli içili bağıran Rod Stewart’ın ardından kulağıma hoş geldiği için meftunu olduğum ikinci ses Shane’e aitti. İlk özel televizyonumuz Magic Box’un test yayını yaptığı günlerdi, ilk orada duydum sesini. Okuldan gelip salona girdiğimde o ekranda bir sandığa oturmuş çirkin suratı, boğuk sesiyle şarkısını söylüyordu: “When it’s summer in Siam/ and the moon is full of rainbows...” Kelimeler ağzında yuvarlanıyor o alabildiğine hüzünlü bir tonla bir şeyler mırıldanıyordu. Ayakta şarkının bitmesini bekledim, grubun ismini bir kağıda yazdım: The Pogues.

BİR KONSER KAÇ TABAK?

İnternet kavramını cümle içinde bile kullanmadığımız, YouTube’u ve Spotify’ı rüyamızda bile göremeyeceğimiz yıllardı. Shane’in sesini ilk duyduğum günden aylar sonra, Beyoğlu Emek Sineması’nın yanındaki küçük plakçıda albümlerini gördüm. Tek kopyaymış, fiyat biraz pahalıydı! Ama sağolsun plakçıdaki ağabey, “Sana kasete kaydedebilirim” dedi. The Pogues’tan ilk albümüm Hell’s Ditch’e böyle sahip oldum... O günden yaklaşık 10 yıl sonra Aylesbury’de adımı bile unuttuğum, hiç bilmediğim bir benle tanıştığım, 7 ayın ardından bir pizza restoranında çok eski bir dostun sesini duymak beni o kadar mutlu etmişti ki CD’nin sahibi Innes’a The Pogues’i çok sevdiğimi anlatmak için kafamın içinde İngilizce kelime arıyordum. Innes halden anlayan bir adamdı, çırpındığımı görünce “Yıllar sonra bir araya geldiler,

Christmas’ta Londra’da konser verecekler” dedi. Onun bu cümlesini anlamak için kaç kez tekrar ettirdiğimi bugün hatırlamıyorum doğrusu... Cümleyi anlar anlamaz o konsere gitmek için kaç tabak yıkamam gerektiğini hesap etmeye başlamıştım. Shane’nin sesini duyduktan 11 yıl sonra 23 Aralık 2001’de Brixton Academy’nin önündeydim, kapıda kocaman ‘The Pogues’ yazıyordu.

İRLANDA FOLK’U VE PUNK

Shane MacGowan, “11 yıl bekledin biraz daha beklersin” diye düşündü herhalde ben salona girdikten 3 saat sonra gözünde güneş gözlükleri, göbeğinin altında düştü düşecekmiş gibi duran pantolonu, bir elinde birası, diğerinde sigarasıyla tay tay adımlarla sahneye geldi. The Pogues konserleriyle ilgili okuduğum bir yazıda “Ön sıradaysanız dikkat, Shane üzerinize kusabilir!” deniyordu. Hakkında çıkan bir başka yazıda ise onun için şunlar yazıyordu: “Pop tarihi alkol ve uyuşturucu bağımlısı yıldızlar için iki sayfa ayırmış: Ölenler ya da tövbe edenler... Bir sayfada Elvis, Hendrix diğer sayfada Eric Clapton, Elton John... Eğer bir üçüncü sayfa olacaksa bu sayfada muhtemelen Shane MacGowan yazacak!” ‘İçki şişesindeki balık’ Shane MacGowan’ı ayık görebilen şanslılardan olamadım o gece! Streams of Whiskey’le başladılar, başka neyle başlayabilirlerdi ki zaten... If I Should Fall From Grace With God, Boys From The County Hell derken Turkish Song of The Damned’i çalmaya başladıklarında konser salonundaki herkes dans ediyor ve birbirlerini birayla ıslatıyordu. Shane, “Her gün tanıştığınız adamlardan değilim” diyordu ve her iki şarkıda bir ayaklarını sürüyerek kulise gidiyor dönüştü elinde yeni bir pint oluyordu. Punk’la kıpır kıpır kıpır İrlanda folk’unu harmanlayan The Pogues, o gece hiç ara vermeden çaldı, Shane MacGowan hem içti

hem söyledi. A Pair of Brown Eyes ardından Dirty Old Town çalmaya başladığında 7 aydır ilk kez kendimi bildik dostlar arasında hissediyordum. 1990’ların başında bir akşamüstü sesini ilk kez duyduğum adam 2000’lerin başında yolunu dilini bilmediğim Londra’da bir konser salonunda 20-25 metre ötemde son şarkısı için birasından bir yudum daha alırken ben hayatın bana yaptığı güzel sürprizin tadını çıkarıyordum. Shane, birasından büyük bir yudum aldı. Sahneye kar yağarken o hırıltıyla karışık, gelmiş geçmiş en iyi Christmas şarkısı Fairytale of New York’u mırıldanmaya başladı: “It was Christmas Eve babe/ in the drunk tank...” 1980’lerde grubun prodüktörü Elvis Castello’nun şakayla karışık “Siz Christmas’ta listelerde 1 numara olacak bir şarkı yazamazsınız” demesi üzerine olayı ciddiye alan Shane MacGowan ile Jem Finner bir şarkı yazmaya girişirler, yazıp yazıp silerler. Bu arada Castello, The Pogues’ın basçısı Cait O’Niordan’la evlenir ve ikili grubu terkeder. Onun yerine o günlerde U2’nun albümleriyle adını duyuran Steve Lillywhite gelir.. Elvis Castello gitmiştir ama MacGowan ve Finner iddiayı unutmamıştır; onlarca değişik söz ve melodinin ardından ortalama Christmas şarkılarının aksine Noel’in mutluluğunu, neşesini, umudunu değil kırık kalpleri, yitirilen hayalleri, ellerden kayıp giden aşkları anlatan Fairytale of New York ortaya çıkar. Lillywhite şarkıyı başka bir seviyeye taşır ve Shane’i, eşi Kirsty MacColl’la düet yapmaya ikna eder. Zil zurna sarhoş olduğu Christmas gecesi, polis tarafından sarhoşların ayılmaları için kondukları kodes denebilecek drunk tank’ta, yanındaki yaşlı adamın eski bir İrlanda halk şarkısı The Rare Old Mountain Dew söylemeye başlamasıyla bütün kaybettiklerini ve artık onunla olmayan eski aşkını düşleyen adamın öyküsünü anlatan şarkı 1987’de Christmas’ta listenin 1 numarasını Pet Shop Boys’un Always on My Mind’ına kaptırıp ikinci olur. Ama iddiayı kazandı gibi görünen Elvis Castello’nun uzun vadede yanıldığı ortaya çıkar. Fairytale of New York bugün birçok listede ve ankette Brintanya’nın ‘favori Christmas şarkısı’ olarak çıkıyor, yaklaşık 10 yıldır Christmas zamanı tekrar listelere giriyor.

NOEL BABA’YA DEĞİL SHANE’E İNANIRIM

Son günlerde bahis sitelerinin Fairytale of New York’un Christmas listelerinde 1 numara olmasıyla ilgili bahis açtığı günlerde, Shane’in tam da bu hüzünlü peri masalını yazmaya başladığı zaman tanıştığı ve 32 yıldır birlikte olduğu gazeteci Victoria Mary Clarke’la evlendiği haberi vardı Britanya gazetelerinde. Kimsenin kendisini tanımadığı bir yerde küçük bir düğün istemiş, Kopenhag’a gitmişler. Dostu Johnny Depp düğünde onu yalnız bırakmamış. Eşiyle Depp’in arasında tekerlekli sandalyedeki fotoğrafına bakarken bir başka muhteşem The Pogues şarkısı Rainy Night in Soho’daki sözleri geldi aklıma: “Arkadaşlarımızı büyürken izledik/ ve düşerken gördük / kimini cennete kimini ise cehenneme...” Bir sürü güzel sözü ve ağzında sadece birkaç dişi olan güzel insan Shane’le tanıştığım o geceyi son 17 yıldır her Christmas’ta yad ederim, Noel Baba’ya değilse de Shane MacGowan’a inanırım. Beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı çünkü... Bu Christmas’ta siz de The Pogues’tan Fairytale of New York’u dinleyin, eminim sizi de hayal kırıklığına uğratmayacaktır.


28

. TEKNOLOJI

IŞIĞIN SESİNİ DU İlginizi çektiyse detaylar için www.youtube.com/timurakkurt adresine beklerim.

Tekno Safari Timur AKKURT

Y

azıya geçmeden önce kısa bir giriş yapayım. Eminim pek çok yazar böyle başlamıştır. Ece Ulusum ve Mehmet Emin Demirezen iyi ki böyle bir işe girişti. Bu zamanda delilik bile diyebiliriz aslında. Gerçek olan bir şey var ki okunacak, yazacak doğru dürüst mecra kalmadığı için çölde vaha bir iş çıkardılar. Siz değerli okurlarımız, umarız sizlere kalıcı bir şeyler bırakmayı başarırız. Ve umarız yazılarımızı da seversiniz… Kasım sonunda çok enteresan bir etkinliği takip etmek için Viyana’ya gittim: Işığın Senfonisi. Açıkçası ses çıkarmasa bile, herkesi her zaman etkilemeyi başaran Kuzey ışıkları bu kez bambaşka bir deneyimle bizim karşımızdaydı. Huawei’nin yapay zeka ile ilgili değişik bir projesine tanıklık ettik. Önce biraz projeden bahsedeyim ardından yapay zeka konusunu biraz daha detaylandıracağım. Sound of Light adlı proje, yapay zekanın görüntüleri okuyabilmesi ve topladığı verileri sese dönüştürmesi üzerine uzmanlar aylarca çalışıldı, daha doğrusu yapay zeka eğitildi. Huawei Mate 20 Pro üzerinde çalışan özel bir yapay zeka programına, öncelikle Norveç’te kaydedilen Kuzey ışıklarının nasıl Viyana Brahms Hall davrandığı, hareket ettiği öğretildi. Musikverein’de Sonraki aşamadaysa yapay zekaya gerçekleşen benzersiz bu ışıkları nasıl yorumlayacağı ve etkinliği 300 kişi izledi. bu yorumu nasıl sese dönüştüreceği Etkinliğe katılan seyriciler, öğretildi. Sanat ekibiyse, yapay Mate 20 Pro’nun yeni nesil zekanın ses yorumunu senfonik bir bir bilgisayara dönüşümünü düzenlemeye geçirmekle görevlendirildi. de deneyimleme fırsatı Böylece Kuzey ışıkları tarihte ilk defa buldu. seslendirilmiş, hatta müziklendirilmiş oldu. Tüm bu çalışmaların sonunda konser günü geldi. Dünyanın pek çok farklı yerinden gelen davetlilerin kafasında bir soru vardı. “Kuzey ışıklarının sesi neye benziyor?” İşte bu sorunun cevabını Viyana’daki büyülüm gecede almış olduk. Performans, dünyanın en iyi orkestra şeflerinden ve bestecilerinden James Shearman’ın yönetimindeki Synchron Stage Orchestra tarafından gerçekleştirildi. Shearman, “Sound of Light için amacım, bu performansın duygulara hitap ettiği noktaları belirginleştirmekti. Böylece Kuzey ışıkları ve yapay zeka müzik aracılığıyla bizimle konuşuyor gibi olacaklar” dedi.

300

MÜZİĞE İNSAN ELİ MUTLAKA DEĞMELİ

Aslında insan eli değmeden bu kalitede henüz böyle bir senfoni ya da beste yapmak henüz mümkün değil. Olmasın zaten. Hatta sadece yapay zekanın yaptığı müziği ben doğru bulmuyorum. Dünya üzerinde (Elbette atıyorum) 100 milyar besteyi öğrenip onlardan esinlendiği algoritmalarla bize belli bir matematik düzeniyle bir şeyler sunmasınlar mümkünse. Bence insan faktörü, müzikle bağ kurmamızı sağlayan en önemli etken. Tamamen robotik bir yapay zeka ürünü ancak kendileri gibi yapay zeka kullanan robotları etkilesin. Bize özel, bizi biz yapan duygular, yaşanmışlıklar, acılar her neyse müzikten kimi zaman zevk almamızı kimi zaman acımıza ortak olması ya da kendimizi iyi hissetmemizi sağlar. Bazı şeyleri robotlara bırakmamakta fayda olduğunu düşünüyorum. Bir teknoloji markasının bunu bu şekilde kullanması kesinlikle iyi bir iletişim örneği. O konuda Huawei’nin hakkını yememek lazım. Kesinlikle yapay zeka konusunda ne kadar iyi olduğuklarını ve bu işi ne kadar ciddiye aldıklarını bize gösterdiler. Üstelik alt başlık olarak şunu da eklemeliyim. Dünyada yapay zeka konusunu da iyi attıkları bu önemli adımlarla sahiplenme konusunda da epey öne çıktıklarını belirtmeliyim.

Daha hızlı öğrenen yapay zekalar geliyor Gelelim yapay zeka konusunda… Hayatımızın pek çok alanında aslında yapay zekayı ya farketmeden kullanıyoruz ya da bilerek kullanmaya başladık. Benim bakış açıma göre yapay zeka olmalı. Eğer sınırları net bir şekilde belirlendiyse! Yani bizim hayatımızı kolaylaştıran, hata oranını düşüren ve kendimize daha fazla zaman ayırmamızı sağlayabildiği kadar. Sınırları zorlamamakta fayda olduğunu düşünüyorum. Şu anda pek çok çağrı merkezinde yapay zeka kullanılıyor. Hiç bir bankanın yapay zekasıyla bir sorunu çözmeyi denediniz mi? Ben denedim! Derler ya kırk fırın ekmek yemesi lazım. Üstelik saplandığınız anda sizi oradan çıkaracak bir insana ulaşmak o kadar zor ki! Bunlar ilk versiyonlar tabi, onlarda gelişmeye hatta daha doğru öğrenmeye başlamak üzereler. 2020 yılına geldiğimizde yapay zekalar çok daha güçlü öğrenebilme kabiliyeti kazanacaklar. Çok az kaldı yani! Hatalarından ders alan robotlar, yazılımlar ile karşılaşacağız. Üstelik aynı hatayı kolay kolay yapmayan bu yapay zekalı şeyler o tarihlerde hayatımızın içine epey girmiş olacak. Bundan korkmak, uzak kalmak mümkün değil. Eğer böyle düşünüyorsanız hemen o düşünceleri kafanızdan atın derim. Aç kalırsınız! Evet iş imkanları, yapılan mesleklerde paralelinde ciddi bir değişime girecek. Bu sisteme dahil olmayan şirket ve bireylerin işsiz kalması pek muhtemel bir seçenek olarak önümüzde duruyor olması biraz tatsız ancak gelişen teknolojinin önünde durmak artık hiç kolay değil. Yapay zeka ve robotlarla ilgili o kadar çok anlatılacak şey var ki... Ancak ilk sayıdan Ece ve Mehmet ile papaz olup sabıkalı yazarlar listesine girmek istemiyorum...


29

. TEKNOLOJI

UYMAK

James Shearman

432.000 $ Yapay zeka ile sanat dallarının bir araya getirilmesi ilk değil. Bu yıl New York’ta yapay zekaya binlerce görsel gösterildi, teknik öğretildi. ‘Esinlenen’ yapay zeka bir tablo yaptı. Edmond Belamy’nin Portresi adı verilen eser büyük bir müzayedede satılan ilk yapay zeka eseri oldu. Açık arttırmada tam 432 bin dolara satıldı.

İlk ticari robot 2019’da satışta

Robot üretme konusunda iddasıyla tanınan Boston Dynamics’in ilk ticari robotu SpotMini önümüzdeki yeni yılda üretecek. Piyasaya sunulacak robot aslında bir nevi evcil hayvan ya da hizmetçi! potMini şu anda inşaat, teslimat, güvenlik ve ev işlerine yardım alanlarında test ediliyor. Robot, 90 cm yüksekliği ve 25 kg ağırlığındaki robot, kapıları da açabiliyor.


30

SPOR

SEN DE İSTİYORSUN

1:47

Her gün aralıksız spor yapmak, sürekli spor hakkında konuşmak, ofiste kaç kalori yaktığını akıllı saatten takip etmek ve hatta spor yapılmasa da spor kıyafetleriyle kafelerde takılmak artık normalden sayılıyor. Kimisi sporu saplantı haline getiriyor kimisi iş yorgunluğunun üzerine spor yorgunluğu eklenecek diye ödü kopuyor. Biliyoruz, hepimizin hayalinde düzenli spor yapmak, içten içe spor yaparken sosyal medyada övünme arzusu var. “Ah keşke” demeyi bırakın, size yakın olan tam donanımlı spor salonlarından birine göz atın. Alışkanlıklar sadece düşünülerek kazanılmıyor. Evet, hanımlar beyler şimdi ‘spora ısınma’ hareketlerine başlıyoruz!

Zumbayı dene

Pedalla

#BahaneYok sloganıyla yola çıkan İstanbul’daki spor salonlarından MacFit’in, Türkiye’de birçok şubesi bulunuyor. Bu spor salonunun bünyesinde sadece klasik sporlar değil zumba, dance cardio, aero hat ve pilates gibi etkinliklerin özel dersleri de alabilme fırsatına sahipsiniz. Dilerseniz semtine göre seçeceğiniz bir MacFit spor salonunda ek olarak havuz, spa gibi aktiviteleri de tercih edebilirsiniz.

Spinning’in Türkiye’deki ilk stüdyosu UrbanSpinners, İstanbul Maslak’ta hizmet veriyor. 40 bisikletten oluşan bir indoor spinnig salonu olarak kurulan spor salonu, spinning gibi oldukça özel bir alanda hizmet sunmasının yanı sıra, hedef odaklı bir kitleye hitap ediyor. Ulaşılabilir fiyatları ve uygulama üzerinden özel rezervasyon sistemiyle işlemi hızlandıran salon, en iyi spinning hocaları ve programlarıyla da beden ve zihin dengesini sağlıyor.

30 yoga tekniği Yogayı her yerde yapmak pek mümkün değil! Hele ki 15 milyonu aşkın nüfusuyla İstanbul’da…. Fakat Nefess Yoga, yogayı, Moda’da huzurlu bir ortamda öğretmek için kurulmuş. Burada sadece yoga değil doğaçlama dans dersleri ve beden dili dersleri de almak mümkün. Anlayacağınız bir yandan huzura kavuşup bir yandan da bedeniniz hareketsiz kalmayacak! 30’a yakın farklı branşta hoca ile her hafta 50’ye yakın seans aracılığıyla da yüzlerce kişiye hizmet veriyor.

Grup motivasyonu Fitness kültürüne farklı bir hava getiren Zone Fitness & Spa, uzman spor eğitmeni kadrosu ve spora akademik yaklaşımıyla, her zaman sağlıklı ve fit kalmanızı amaçlıyor. Zone’un farklı bir yanı olarak fitness anlayışında bilim ve sağlık ön plana çıkıyor. Bu spor salonunun Ataşehir, Göktürk ve Zorlu’da şubeleri var. Ünlü sporcuların ve saygın iş insanlarının tercih ettiği Zone’da; birebir özel ders, grup özel dersi gibi imkanların yanında diyetisyen desteği de sağlanıyor.

Mehmet Emin DEMİREZEN

Crossfit yap İstanbul’un en iyi spor salonları arasında anılan Hillside City Club, komplekslerinin temizliği, aletlerin sürekli bakımının yapılması ve imkanların fazlalığı sebebiyle gidenleri mekanın müdavimi yapıyor. En önemli merkezlerinden biri de 40’ın üzerinde farklı ders çeşidi ve haftada 140 saatlik ders programı ile Etiler. Hillside City Club Etiler’de yok yok! Kardiyo, gym, pilates, functional training alanı, basketbol sahası, tenis kortları ve crossfit alanı var.

Spor yaparken dinleyebileceğiniz müzikler ❏ Roy Jones Jr. - Body

Head Anthem

❏ Macklemore & Ryan

Lewis - Thrift Shop

❏ Kanye West - Stronger

Aplikasyonlar ❏ Aktivite ❏ Sworkit: Workouts &

Fitness Plans ❏ JEFIT ❏ Nike Training Club – Workouts & Fitness Plans ❏ Sports Tracker Running Cycling

AYIN ÜRÜNÜ The North Face Resolve 2, hava alabilen yapısıyla aşırı ısınmayı önleyerek sizlere gün boyu konfor ve rahatlık sunuyor. Ultra hafif kumaş malzemesi ile dizayn edilen ürün, soğuk kış günlerinde spor yaparken sizlere oldukça yardımcı olacak.


31

HABER

House’un öncüsü: TR 808

Rap, hip-hop, EDM ve R&B türlerinin popüleritesinin temelinde, elektronik bir enstrümanın yatması pek de şaşırtıcı değil. Roland TR 808, mühendis Ikutaro Kakehashi’nin kurucusu olduğu Roland Corporation tarafından 1980’de üretildi. Kakehashi’nin müzik eğitimi yoktu ama Duke Ellington, Oscar Peterson gibi müzisyenlerle iyi ilişkiler geliştirmişti. Kakehashi’nin pazarda büyük yeri olabilmesi için cihazın ucuz, küçük ve basit olması gerektiğini anlamıştı. TR 808 bunların hepsini karşılıyordu. 16 farklı sound sunan analog makine, gerçekçi davul tınılarına da sahip. Aynı pahalı Linn LM-1 Drum Computer gibi... TR 808’in tam analog veya donanım tabanlı yapısı, üretilen seslerin gerçek dışı ve karşılaşılmamış olduğu anlamına geliyordu. TR 808’de her ses için birer düğme, çoklu ses çıkışları, MIDI’ın öncüsü sayılabilecek DIN senkronizasyon portu ve dijital kontrol otobüsü vardı ayrıca tüm bu etmenlerin tetiklenebilmesi için üç tetiklenme çıkışına sahip. TR 808’in sesi, tıkırtılı, hipnotik, robotik ve fütüristik olarak tanımlanan ve 1983’te üretimi durdurulan makine, rakibi Linn LM-1’a göre daha ucuz ve ses yelpazesinin geniş olmasıyla 1980’li yıllarda house, techno ve hip hop müzisyenlerinin favorileri arasına girmişti. Rap ve hip-hop müziğin altın çağı 1984-1988 yıllarında TR 808, türün temsilcileri tarafından sıkça kullanıldı. Barış KARAALİOĞLU

İLK KULLANILDIĞI ŞARKILAR

‘808’

TR 808’İN MÜDAVİMLERİ

TR 808’in ilk kullanıldığı parça Yellow Magic Orchestra’nın 1981’de çıkan BGM albümündeki 1000 Knives oldu. Marvin Gaye’in 1982’deki Sexual Healing ise kullanıldığı ilk R&B/soul şarkı. Midnight Love albümündeki şarkı, 1983’te en iyi R&B erkek vokal performansı ve şarkının enstrümental versiyonu ise en iyi R&B enstrümantal performans dalında sanatçıya Grammy ödülleri kazandırdı. Gaye, TR 808’i “Başka müzisyenler ya da yapımcılar olmadan müzik üretebilme imkanı sağlayan alet” olarak tanımladı. Davul makinesinin hip-hop tarihinde kullanıldığı ilk parça, Afrika Bambataa’nın 1982’de çıkardığı Planet Rock şarkısı. Kraftwerk’in Trans Europe Express şarkısınde hip-hop ve dans müziğin unsurlarının bir araya getirildiği şarkı, synthpop ve techno’nun öncüleri arasında.

Roland TR 808’in etkisi müzik alanıyla sınırlı kalmadı. 808 isminde belgeseli de çekildi. 2015 yapımı belgeselde Afrika Bambaataa, Damon Albarn, Phil Collins, Fatboy Slim, David Guetta, Rick Rubin gibi birçok ünlü müzisyen ve yapımcı yer alıyor. TR 808’i kullanan ve etkilenenlerin gözünden müzik türlerine etkisinden bahsediliyor. Albarn, TR 808’i devrim sayıyor. Hindistanlı müzisyen Charanjit Singh, 1982’de piyasa çıkan Ten Ragas to a Disco Beat albümünde tüm şarkılarda TR 808 kullandı. Tony Carrasco’nun 1982 tarihli Dirty Talk şarkısında enstrümanın kullanımıyla ilgili olarak prodüktör Todd Terry bunun dinleyicileri dans ettirdiğini, bu yönünün böylece fark edildiğini düşünüyor. Prodüktör ve müzisyen Strafe, davul makinesinin ince ayar yapılabildiğini ayrıca trampetle ekstra ses eklenebilmesinin fark yarattığını söylüyor.

1980’li yıllarda Phil Collins’in In The Air Tonight, Whitney Houston’un I Wanna Dance With Somebody şarkılarında görülen TR 808, günümüzde ise Daft Punk, Beyonce, Lil Wayne, Kesha gibi müzisyenler de kullanıyor. 1980’lerde hip-hop beat’lerinde önemli bir rolu olan TR 808, Beastie Boys, Public Enemy, Run DMC, LL Cool J’in favorileri arasındaydı. İsmini cihazından alan İngiliz müzik grubu 808 State, TR 808’i popüler hale getirdi. 808 State üyelerinden Graham Massey TR 808 ile müzikte sınırları aştıklarını söylemiştir. Rock müzikte de kullanılan TR 808, Talking Heads’in ünlü parçası Pyscho Killer’ın akustik versiyonun da kullanıldı. Endüstriyel rock grubu Nine Inch Nails’in en popüler şarkısı Closer’da kullanıldı ve grup tarihinin en ünlü parçası oldu.

ZOR GÜNLER

TR 808, 1980 yılında 1195 dolarlık fiyat ile Linn LM-1’e alternatif olarak piyasaya sürülmüştü. O yıllarda elektronik müzik henüz ana akım haline gelmemişti, birçok müzisyen ve yapımcı gerçekçi seslere sahip drum machine’ler istiyordu. Bu sebepten dolayı piyasaya çıktığı ilk dönemde ticari başarısızlık yaşandı, 12 bin adetten az sattı. House müziğin öncüsü olan canavar hakettiği değeri göremedi, sonradan yakaladığı tüm popülaritesine rağmen hatalı transistörden oluşan cızıltılı seslerden dolayı piyasaya sürüldükten sadece 3 yıl sonra durduruldu. Ancak müzik endüstrisi onsuz edemedi. Hatalarından ders çıkaran efsane makine şu sıralar TR-8 olarak piyasada yer alıyor. En son Muse’un son albümü Simulation Theory’de kullanıldı.


32

. ALTERNATIF

‘Toplama bir çanta gibiyiz’ Arda AŞIK

M

üziğin kolayca ulaşılabilir olduğu günümüzde eskisi kadar yeni grup keşfetmek artık havalı değil. Zira her birimizin listesinde adını artık ezberleyemeyeceğimiz kadar yeni grup var. Bu nedenle listelerin adını hatırlarken, müzisyenlerin adını hatırlayamayan ilginç bir nesil geliyor. Ancak müzikleriyle adını hatırlatacak kadar etkili olabilen sağ kalıyor. İşte o gruplardan biri Banfi. 4 yıl önce Doğu Londra’da kurulan pop rock grubu döndüre döndüre dinlediklerimizden. Yeni EP’leri The Marlow da yayınlanınca merak ettiklerimizi sormak için mail attık, anında “Çok seviniriz” diye döndüler. Banfi’nin Back on Stage’le sohbetinden ortaya karışık bilgileri aktarıyorum. Grubun davulcusu Aaron Graham, grubun isim babası olduğunu söylüyor. Öyle pek bir hikayesi yok, isim vokal Joe’nun soyadı. Kulağa efsanevi bir canavar adı gibi geldiğinden ve yazıya dökünce havalı göründüğünden seçilmiş. Klasik soru; birinin isimle grupta ön plana çıkıp çıkmadığını sorunca “Umrumuzda değil ancak nedense buna dair biraz fazla soru alıyoruz” diyor.

‘HAREKETE GEÇİRMEYE ODAKLANDIK’

Hiç dinlemeyeniniz varsa; yeni EP’yi ya da YouTube’a Happy When You Go’yu dinlesin. Birkaç saniyede hemen alacaksınız müzikteki hüzünlü ama umutlu havayı. Önceki albümünde duygulara dokunan, ikilem yaşatan hava yoğun olarak hissediliyordu. Ancak bu yorumumuza Aaron, “Siz müziğimizi eğlenceli melankolik gibi tanımlayabilirsiniz ama yeni kayıtlarımızda insanları, duygusal olduğu kadar fiziksel olarak da harekete geçirmeye odaklandık” diyor. O değil, bu değil. Öyleyse “Nedir müziğinizin tanımı?” dediğimizdeyse “Çok zor. Sonuçta insanları hareket ettirecek şarkılar yazmaya bakıyoruz” diye cevap veriyor. Açıkçası hareket ettirecekleri tek şey eski sevgiliye dair anılar zira olabildiğine duygusallar...

‘İYİ ŞEYLER ŞART DEĞİL’

Söz ve müzikleriyle olduğu kadar klipleri de dikkat çekiyor. Kimi zaman bir klipte grup üyelerinin bir gününe şahit oluyorsunuz kimi zaman da buram buram ayrılık acılarına. Görsel açıdan da oldukça izlesinler ancak karşılığını buldukları pek söylenemez. Olayı nedir bu grubun? Tüm bu fikirlerin altında ne olduğunu sorunca aldığımız yanıt oldukça ilginç. “Aşk ve zaman şarkılarımızın sözsel tarafını çokça etkileyen iki farklı tema. Ancak sadece bireysel şeyler değil. Birleşik Krallık’taki siyasal iklim örneğin, yeni albümüzdeki bazı sözlerin altında bu yatıyor” diyor. Joe Banfi’nin sıkı bir okur olmasının liriklere katkısı büyük. İşin müzikal kısmına gelirsek “Toplama bir çanta gibiyiz” diyor Aaron; “Tom Waits’ten Michael Jackson’a, Glenn Campbell’dan The 1975’a her şey...” En başta söz ettiğimiz sıkıntıları konuşurken Aaron, anlık değişen playlist deryasında, piyasaya

Liste I Ş I D

U

AALİOĞL Barış KAR

JOANNA NEWSOM

iyi bir şeyler sürmenin çok da şart olmadığını düşünüyor ve sözlerine şöyle devam ediyor; “Ya birçok kalitesiz albüm ya da tek birçok iyi albüm çıkararak şöhrete ulaşılabilir. Piyasadaki anlık durumda olağanüstü stratejiler ya da planlamalar olduğunu düşünmüyorum.” Dijital ortamlara böyle laflar edince “Peki Spotify’da global top 10’a girmek nasıl hissettirir?” diye sorunca duraksamadan yanıtlıyor, “Bu iyi iş çıkardığınız anlamına gelir, bayağı iyi olur yani! Ancak top 10’a pek yaklaşamadık. Bu şimdilik bir hedef.” Banfi’nin son EP’sini dinleyin, bir bakarsınız yerli sahnelerde görürürüz zira onlar da Türkiye’ye gelmeyi çok istediklerini ve siz okularımıza selamlarını ilettiklerini defalarca söylediler.

2018 The Jack Powell

84.475

Banfi’nin Spotify’daki aylık dinleyici sayısı

1982’de Kaliforniya’da doğan, indie folk ve progresif folk türünün etkili kadın sanatçıları arasında gösterilen Joanna Newsom, 16 yıllık kariyerine 4 albüm sığdırdı. Kariyerinin ilk dönemlerinde poliritimlerden etkilenen Newsom, ikinci albümü Ys’ten sonra bu ilgisini kaybetti. Kariyerinin sonraki döneminde Kuzey Amerika halk müziği ve avangart tınıları etkileri bestelerinde önemli unsurlar haline geldi. Soprano, 2009 baharında geçirdiği nodül rahatsızlığından dolayı 2 ay şarkı söyleyemedi. Bu durum 2010’da yayınlanan üçüncü albümü Have On Me’de vokal stilinde zorunlu değişim yapmasına neden oldu. Eleştirmenler Newsom’ı psikedelik folk ve tuhaf halk müziğinin en önemli üyesi olarak görürken o kendisinin bir müzik akımına dahil olmadığını söylüyor. Newsom’ın albümleri, ABD’nin en önemli alternatif müzik dergilerinden biri olan Pitchfork’ta yüksek puanlara sahip. Ys albümü 9.4 puanıyla sanatçının en iyi çalışması olarak görülüyor. Aynı albüm, Rateyourmusic’te 2006’nın ikinci, tüm zamanların 182’nci en iyi albümü. Dijital dünyada yok ama sadık kitlesi var.

2018 The Marlow

DİNLE

✯Sapokanikan ✯Leaving The City

✯Only Skin ✯Monkey& Bear

✯Emily


33

. ALTERNATIF

ARCHIVIST

Hüseyin NECİPOĞLU

2003 Redlight

2003 The Burden Of Hope

2007 Burning Off Impurities

‘POST ROCK APTALCA’

Arda AŞIK

I

nvitation to Ruin parçasına kulak verdiğinizde 45 yıl öncesinden Canım Kardeşim filminin girişini anımsamamak elde değil. Doğu dünyasından izler, enstrümental deneysel rock grubu Grails’in birçok eserinde kendini gösteriyor. 1999’da gitarist Alex Hall ve Paul Spitz ile davulcu Emil Amos tarafından Portland’da kurulan gruptan ayrılanlar ve tayfaya dahil olanlar yıllar içinde elbet oldu. Bize Amerika kadar uzak ancak müzikleriyle oldukça yakın Grails’ta yerini koruyan Emil Amos ve Alex John Hall ile sinemadan, müzikten ve gelecekten, Back on Stage olarak konuştuk. Okurken dinlemeniz için de bir şarkı önerelim bu güzel gruptan, Satori. ❏ Dinleyicilere göre müziğiniz, oriyantalizmin izlerini bariz biçimde taşıyor. Take Refuge parçası buna güzel bir örnek. Peki nereden geliyor bu esinti? E.A.: Canlı olmanın ne anlama geldiğine dair kesin hisleri temsil edebilen gamlar ararken akorlar; karanlığı, korkuyu ya da gerilimi temsil etmeli. Bu sonik alanların gerçek ustaları, rafine etmek için bir ömür alacak kadar ince çalışırlar. Birçok Batılı için Doğu müziği, her zaman eski ve bilgelik anlamına gelmiştir. Bu, buradaki müzisyenlerin genellikle gelişim sırasında, bildiklerinden kaçarken âşık oldukları ilgilenme aşamasıdır. ❏ 1973 yapımı Canım Kardeşim filminin giriş müziğiyle Invitation to Ruin parçasının benzerliği aşikar. Bu ilhamın hikayesi nedir, Türk sinemasına özel bir ilginiz mi var? E.A.: Ücra köşelerden ve sinemada teknolojik olanakların sınırlı olduğu eski zamanlardan filmleri seviyoruz, 60’lar ve 70’lerin bağımsız sineması ya da daha önceki Ingmar Bergman ve Kurosawa gibi... Müzik açısından bakacak olursak film müziklerini bestecilik tarihinin en özgür alanlarından biri olarak görüyoruz ve en karmaşık duyguları uyandırmak için bu işin devlerinden etkilendiğimizi inkar edemem.

❏ Müzik tarzınız hakkındaki genel kanı psikedelik post rock yönünde. Sizin tanımlamanız nedir? A.H.: Post rock’ın ne kadar aptalca bir tabir olduğunu açıklamaya çalışmaktan, uzun zaman önce dilimizde tüy bitti. O yüzden artık sadece “İyi bakalım, umarım şarkıyı beğenmişsindir” diyoruz. ❏ Şarkılarınızla vermek istediğiniz asıl mesaj nedir? E.A.: Bir podcast’ı sadece entelektüel bir kafadaysam ve birilerine faydalı olacak şeyler vermeye hazırsam kaydedebiliyorum. Enstrümantal müziği kaydetmenin güzelliği, çözümlenmemiş bir yerde bulunmanıza izin vermesidir ve belirli bir mesaj vermek zorunda kalmazsınız. Bildiklerinizi aktarmak zorunda olmak yerine sadece, müziğinizin nereye gittiğini biliyor olabilmek gerçekten kurtarıcı bir özgürlük. ❏ Son albümünüz Chalice Hymnal geçtiğimiz yıl yayınlandı, yakın gelecek için planlarınız neler? A.H.: Yeni çıkaracağımız şeyleri konuşuyoruz, Black Tar Prophecies’tan çok farklı değil. İlk volume muhtemelen gelecek Grails yayını olacak, seneye çıkar. 2019 için turne planlarımız da hazır şimdiden. Meşgulsek bizden mutlusu yok.

2008 Doomsdayer’s Holiday

2011 Deep Politics

2013 Black Tar Prophecies Vols. 4, 5, & 6

2015 Interpretations of Three Psychedelic Rock Songs From Around The World

2017

32.212 Spotify aylık dinleyici sayısı

Chalice Hymnal

2017 Adam’s Peak b​/​w Kebnekaise

MÜZİKLİ SİNEMA

M

üzik ve sinema, sinema ve müzik... Sinemanın icadından beri birbirleriyle etkileşim içinde, birbirlerinden ilham alan, birbirlerine referans veren biri olmadan diğeri düşünülemeyen iki alan, iki sanat dalı. Sinemanın ilk yıllarından günümüze gelen, sinema eleştirmenlerinin başyapıt olarak nitelendirdiği bazı filmler hâlâ değerini koruyor. Bunlara örnek verebileceğim filmler; Fritz Lang’ın sinema tarihine bilimkurgu sineması olarak referans veren başyapıtı Metropolis. Bir diğer başyapıt ise Sergei M. Eisenstein’in Potemkin Zırhlısı. Bu filmler döneminin siyah beyaz sessiz filmleri. Ama arka planda kullandıkları olağanüstü orkestra müziğiyle günümüze ulaştılar ve müzikleri hâlâ dünyanın önemli senfonik orkestraları tarafından icra ediliyor. Bu filmlerin izinden giden ve dev bütçeli yapımlar olan Yüzüklerin Efendisi serisi ile Harry Potter gibi filmler de günümüzde senfonik orkestralar eşliğinde sahnelenip konser formatında izleyicisine ulaşıyor. Benim asıl bahsetmek istediğim konu, sinema ve müzikle ilgili olan insanların da kişisel listelerinde hayatlarına dokunan filmlerin herhangi bir yerinde müziğin kişi üzerindeki etkisi ve hissettirdiği duygular. Şahsım adına bunlardan hiç unutamadıklarım arasında Richard Kelly’nin Donnie Darko filminin bir sahnesinde, filme başka bir hava ve anlam katan Gary Jules’in seslendirdiği Mad World şarkısı. Şarkı o kadar güçlüdür ki sizi bir anda farklı bir dünyanın varlığına inandırabiliyor. Konuyu başka bir örnekle pekiştireyim. Yakın dönemin filmlerinden Xavier Dolan’in o muhteşem filmi Mommy’nin bir sahnesinde; film 4:3 formatında ilerlerken başrolde oynanan genç, kaykayla yolda giderken arka planda Ludovico Einaudi’nin muhteşem şarkısı Experience çalıyor ve sahnedeki çocuk 4:3 formatındaki sinema perdesini elleriyle 16:9 formatına getiriyor. Bu sahne, o kadar dokunaklı ve çok şey anlatan bir sahne ki sizi bir anda dünyada umudun var olabileceğine inandıracak ve duygulanmanıza sebep olabilecek kadar güçlü. Yani müzik ve sinematografi sanki birbirini tanımlayan, birbirleri için yaratılmış unsurlar. Ve günümüzde müzisyenlerin ya da müzik gruplarının hayatlarını anlatan biyografik, içinde müzik geçen güzel filmler, bizi sinema salonlarında selamlamakta. Bir sinemasever ve müziksever olarak iyi ki böyle yapımlar var. Umudun olduğu yerde iyi sinema ve iyi müzik hep var olacak. (Not: Bu yazı yazılırken arka planda çalan Daniel Blumberg’in The Bomb şarkısı, beni güzel bir filmden çıkmışçasına etkiledi. Meraklısına!)


34 Ve olaylar gelişir... Ercan Meral

1

. SINEMA

Türk sinemasının alfa kadını

MÜJDE AR

897’de Romanya uyruklu Polonya Yahudisi Sigmund Weinberg, Beyoğlu Sponeck Birahanesi’nde bu topraklardaki ilk sinema filmini açık gösterimle izlettiğinde, izleyenler büyük ihtimalle işin bu kadar dallanıp budaklanacağını düşünmemişti. Weinberg, 1908’de Tepebaşı’nda Pathe Sineması adıyla Türkiye’nin ilk yerleşik sinemasını açtı. Ardından 1917’de daha sonra medyanın önemli aktörlerinden biri olacak Sedat Simavi, iki deneme filmi çekti; Pençe ve Casus. Bunlarsa beyazperde yayınlanan ilk Türk filmleri. Yıllar geçti, dünyada Soğuk Savaş Dönemi’nin tetiklediği sosyal meseleler sinemaya uyarlanmaya başlandı. 1954 yılında Ömer Lütfi Akad ve Muhsin Ertuğrul ile Türk sinemasının atalarından Metin Erksan, kariyerinin Âşık Veysel’in Hayatı’ndan sonraki ikinci filmi Cingöz Recai’yi çekiyorken kimse Erkan’ın 1964’te Susuz Yaz filmiyle 14. Berlin Film Fesitvali’nden Altın Ayı ile dönüp yerli sinemada çok önemli bir başarıya imza atacağını bilmiyordu. İşte tüm bunlar olurken Türk sinemasının son 40 yılına damga vuracak en önemli kadın oyuncu Müjde Ar 1954’te dünyaya geldi. Aysel Gürel’in kızı ve asıl adı Kamile Suat Ebrem olan Müjde Ar kamera karşısına ilk defa 1974 yapımı Sayılı Kabadayılar ile çıktı. Ama yıldızı 1975’te Halit Refiğ’in yazıp yönettiği Aşk-ı Memnu ile parladı. Sinema tarihimizdeki ilk Bihter Ziyagil’dir kendisi... TRT’de 3 bölüm olarak yayınlanan Aşk-ı Memnu yayındayken ve Bihter, Behlül (Salih Güney) ile gizli ilişki yaşıyorken, usta yönetmenler Şerif Gören ve özellikle Atıf Yılmaz’ın aklına bir şeyler geldi muhtemelen. Zira bu tarih Müjde Ar’ın Türk sinemasında kadın figürünü değiştirmesinin de başlangıcı oldu. O döneme kadar kadın, temelde iki ana karakterde idi: Sevişen kadın ve sevişmeyen kadın. Üstelik bu ayrım tüm kurguyu etkiliyordu. Temel kanun namustu. Evlisin arzuların olamaz, bekarsın isteklerin olamaz, sana tecavüz ettiler senin de bir hatan vardır. Temizlik yaparken bacaklarını kapatacak kadar tedbirsiz olmamalısın. Hadi bir hata yaptın seviştin, tüm ‘cast’ senin üzerinde hak sahibi! Ancak Müjde Ar filmleri bize tüm bu ayrımlardan uzak yeni kadın karakterleriyle tanıttı. Şimdi kulağa demode gelen ama o zaman söylemesi bile zor olan özgür kadını. Sevişebilen ama namuslu olabilen kadını. İçe bastırılmış cinselliği dış dünyaya taşıyan kendini anlatan kadın karateri Türk sinemasının geleceğiyle büyük ihtimalle kadınların özgüvenlerini de etkiledi. 1976’da Kartal Tibet’in yönettiği Tosun Paşa filmindeki Leyla’yı hatırlayın. Hani Müjde Ar’ı yakışıklı oğullarına gelin yapmak isteyen isteyen Seferoğulları ve Tellioğlu kadınlarının hamamda şarkı söylerken birbirine girdiği film. Leyla karakteri orada ağa da istese paşa da istese babasından istediğini seçme özgürlüğü olan kadındı. Bununla başlayan hikaye aslında 30 sene kadar bize bu mesajları vermeye devam etti. Ertem Eğilmez’in Gülen Gözler filminde muhtemelen hepimiz daha çok Ayşen Gruda’yla evlenmek isteyen deli Vecihi’yi hatırlarız. Ama İsmet (Müjde) sevdiği adam için en ikonik aile babası figürü Minür Özkul’a sert çıkar. Alır da adamı. 1977 yapımı Vahşi Sevgili filminde sevgili Müjde Ar’ı bebekken ayılar büyütür. Şaka değil... Bu imgelem karşımıza güçlü bir kadın karakterin doğmasını da temsil eder. Ama bu absürdlükte en başarılı karakter 1978’de Atıf Yılmaz’ın yönettiği Kibar Feyzo filmindeki Gülo karakteridir. 1977’deki 1 Mayıs Taksim olaylarının izleyici karşısına çıkan film, verdiği mesajlarla hem Türk sinemasının en politik filmlerinden hem de kadın hakları sorununun yansıtan bir yapıt. Başlık parasıyla satılan bir köylü kızı düşünün. Ama babasına, erkek kardeşine, kocasına ve ağasına kök söktürüyor sonunda da o kazanıyor. Mizahı bir kenara bırakıp yalnızca toplumsal sorunun işlendiği, Kartal Tibet’in çektiği ve Müjde Ar’ın Faruk Paker ile oynadığı İffet filmi... Fantezi, sapıklık ne derseniz deyin Müjde Ar’ın kafasının cama sıkıştığı ve Cemil’in (Faruk Paker) ona tecavüz ettiği sahneyi herkes hatırlar. Sanki bu filmin sonunda Ar, bize mesajını veriyormuş gibi Şalvar Davası’nda oynadı 1983’te. Kocaları tarafından ezilen köy kadınlarını toplayıp onları bir eve doluşturdu, kocalarına karşı haklarını arattı. Çapkın ve komik köy ağasıyla da tek başına mücadele etti. Bundan sonraki hikayelerde artık kontrol adeta Müjde Ar’a geçti. Adı Vasfiye çekilirken yıl 1985 idi. Vasfiye herkesin ihtiras duyduğu karakterdi. Evet, her şeyi yaşadı ama hepimiz onun yanındaydık, aferin Vasfiye! Aynı yıl çekilen Aaahh Belinda, Türk sinema tarihinin en iyi bilimkurgu filmidir. Oyuncu ve rahat kadın Serap’la evli ve geleneksel Naciye. Hangisi gerçek, hangisi hayal? Hem sinematografi hem de senaryo açısından hepimize ters köşe yaptı. Naciye de Serap da biziz. Yıllar geçti Müjde Ar yaşlandığını söyledi ama o ve karakterlerinin hikayesi hep devam etti. Sene 1997... Mustafa Altıoklar yönetti, Okan Bayülgen ile oynadı. Eşkıya fenomeninden bir sene sonraydı. Tam da o rüzgarın devamıydı. Ağır Roman’ın ardından 2000 yılında Komser Şekspir’de fahişeyi oynadı. Bize alt metinde “Ben fahişeyi oynadım sen de fahişelik nedir bir kontrol et” dedi. Ama ‘biz erkek milletine’ en büyük tokadı şu oldu: Bu yıl çekilen Şahsiyet dizisinin çekimlerinde oyuncu arkadaşın kafasını araç camına sıkıştırması. İnsan ister istemez 36 yıllık intikam diye düşünüyor.

74 Sinemaya 1974’te adım atan Ar, bugüne kadar 74 karakteri canlandırdı.


35

. KITAP AJANDA

‘Bayatlamayan’ çizgiler

KALEDE 1 BAŞINA Sunay Akın Roman İş Bankası Kültür Yayınları 192 sayfa

H

er Şey Olur 2006’da Penguen Dergisi’nde alışılmışın dışında bir gündem köşesi fikri olarak doğdu. Farklı gündem maddelerinin yan yana gelebileceği absürt bir karışım gibi düşünülmüştü… Her Şey Olur kitabıysa 2010’da, 4 yıl boyunca Cem Dinlenmiş’in çizdiği köşelerin toplu albümü olarak çıktı. Diğer kitaplar 2012, 2013 ve 2014’te yıllık olarak yayımlandı. Bu kitaptaysa Dinlenmiş’in Penguen’de başladığı ve 2017’den itibaren Uykusuz’da çizmeye devam ettiği Her Şey Olur’lardan özel bir seçki var. Yayımlanmış karikatürler tekmili birden değil, bir nevi ‘best of ’ şeklinde bir araya geliyor. 500’den fazla köşenin içinden zamana dayanmayı başarmış, hızla bayatlayan gündeme rağmen hâlâ okura bir şey ifade edebilen karikatürleri seçmiş…

HER ŞEY OLUR Cem Dinlemiş Karikatür İletişim Yayınları 224 sayfa

SUÇUMUZ İNSAN OLMAK Oktay Akbal Roman Doğan Kitap 144 sayfa

CESUR YENİ DÜNYAYI ZİYARET Aldous Huxley Çeviri: Savaş Kılıç İnceleme İthaki Yayınları 110 sayfa WINDOWS AT TIFFANY AND CO. Kolektif Koleksiyon Assouline 168 sayfa

HER ŞEYİN BAŞI SIFIR Yüksel Durak Roman Fecr Yayınları 352 sayfa

O muydu? Stefan Zweig Serhat Tunar Roman Zeplin Kitap 56 sayfa

Ayşegül Kumova

Kolaj:Ece ULUSUM

SAFE SPACE

BU EVDE KİMSE YAŞAMIYOR Sibel Ateş Yengin Öykü Everest Yayınları 94 sayfa

Aşk hakkında yazmam

Civar köylerden birinde gezintiye çıktım. Cırcır böcekleri hiç durmuyor, kulağımı acıtan bir ses çıkarıyorlardı. Acaba neden hiç susmuyorlardı? Bu soruyu hep sorarım kendime. Bir de durup durup kafayı bozduğum “Evren sonsuzsa, nereye kadar gidebilir ki? Peki gittiği yer neresi? Hiçlik mi?” gibi kayışı kopartan sorularım var. Onlar da böyle olmadık anlarda geliverir aklıma. Bu paket taşlı yolları, ilk yapan kimdi acaba? Kimin aklına gelmişti ve neden? “Kavga etmeyi bırakın bakayım, pssst psssst! Git bakayım sen hadi!” Köşedeki börekçi kadın ellerini birbirine çırparak, taşlı sokakta ayak bileklerini burka burka koşuyor; iki kedi acımasızca kavga ediyordu. Ay hiiiç karışmadım. Benim önemli bir görevim vardı. İlham gelecekti bana; şarkı yazacaktım. Olayı duymazlıktan gelip, geçtim gittim. Hava sıcak lakin esintili, aklım biraz karışık ama tatlı bir düşüncedeydi. Köyün dışındaki çalılık alana çıktım. Engel tanımadan devam ettim, gittim. Yürüdüm... Sanki hiç yorulmayacakmış gibiydim. Bekleyen değil de giden olmak daha kolaydır. Ben de gidiyorum işte... Nereye gittiğimi bilmeden ama neden gittiğimi bilerek. Bir kayalığa geldim ve hiç düşünmeden, sanki tüm amacım buraya gelmekmiş gibi hemen oturuverdim. Ellerim dizlerimin üzerinde bir süre baktım etrafıma, sonra cebimden defterimi ve kalemimi çıkardım, elime aldım. Evet, artık yazabilirim! Ne hakkında yazsam acaba? “Aşk hakkında yaz!” dedi arkamdan gelen bir erkek sesi. Çok tanıdık ve yakın geldi ses. Bir hışımla arkama dönerken akşam güneşi gözümü aldı. Gördüğüm karaltıya çok net bir tavırla, “Ben aşk meşk hakkında yazmam” dedim. Tavır koymakta üstüme yoktur. Yumuşak eliyle yanağımı okşarken şöyle dedi; “Artık aşk hakkında yazabilirsin sevgilim. Hadi uyan!” Uyandım...


36

KIŞLIK ÇAYLARI YEMEKTE KULLANIN Gülçin BEREKET

S

oğuk havaların gelmesiyle hem içimizi ısıtsın hem de vücut direncimizi artırsın diye içmeye başladığımız çayların arasında nahoş kokusu yüzünden biraz haksızlığa uğradığını düşündüğüm bir bitki adaçayı. Ülkemizde Akdeniz’de yetişen, kadifemsi yaprakları A, C, K ve B6 vitaminleri açısından oldukça zengin olan bu bitkinin aynı zamanda yüksek miktarda demir, magnezyum ve antioksidan içerdiği biliniyor. Depresyondan cilt hastalıklarına, kalp sağlığından romatizmaya, sindirim sistemi rahatsızlıklarından diyabete kadar birçok hastalıktan korumaya yardımcı etkisi var. Çay olarak tüketimi yaygın olsa da tütsü olarak yakıldığında bulunduğu ortamdaki kötü enerjiyi uzaklaştırdığına da inanılır. Biberiye bitkisiyle akrabalığı olduğu için bazı yemeklere de çok yakıştığını söylemeden edemeyeceğim. Az eforla pratik ve sağlıklı bir yemek yapıp, misafirlerinizi de lezzeti ile şaşkına uğratmak isterseniz adaçaylı tavuk tarifini mutlaka deneyin derim.

LEZZET

ADAÇAYLI TAVUK

Tavanıza tereyağını alıp eritin. Sarımsakları ve adaçayını tavaya atıp bir iki kez çevirin. Önceden tuz ve karabiberlediğiniz tavuk parçalarını tavaya yerleştirin. Alt üst ederek pişirmeye devam edin. 10 dakika sonra sotelediğiniz sebzeleri tavukların etrafına dizip tavanın kapağını kapatın. Altı kısık şekilde, tavukları arada altını üstüne çevirerek kızartın. Pişmesine yakın tavanın altını söndürün. Bütün malzemeyi fırın kabına alın. Biraz tuz biraz karabiber serpiştirin. En üste birkaç limon dilimleyip 200 derecelik fırında 15 dakika kadar daha pişirin. Su eklemenize gerek yok, tavadaki sıvı fırında pişerken yeterli olacaktır. Servis tabağına aldığınızda üzerine taze yeşil soğan serpiştirip görüntüsünü zenginleştirebilirsiniz.

4 kişilik malzemeler ➡ 4 parça tavuk kalça ➡ 2 yk tereyağı ➡ 2 diş sarımsak ➡ 2-3 adet adaçayı ➡ 1 havuç ➡ 1 kırmızı biber ➡ 5-6 adet bebek patates ➡ Tuz ve karabiber ➡ 1 adet limon

283

. kalori

1 porsiyonu sadece 283 kalori

YENİ

Galvin İtalyan mutfağı

LI A V A H

The Steeve by İsmet Saz Dünya mutfağı

At fav'a bekle

. . BOL SIRKELI KOKTEYL Baharatlı, yoğun ama bir yandan da ferahlatıcı bir kokteyl. Son zamanlarda usta miksolojistlerin bu tarifi gerçekleştirmek için kullandığı tek şey sirke. Sirkenin, özellikle de elma sirkesinin tatlı meyvelerle çok lezzetli olduğu söyleniyor. New York Times’ın tariflerine kadar düştü, garipsemeyin yakında buralarda da göreceksiniz. Bizim favorimiz; domates, dereotu, kereviz ve elma sirkesiyle yapılan.


37

adimadimgurme.com

LEZZET

Adım Adım Gurme

Süray CİNGÖZ ATIŞ

Ş

Şarapla aynı dili̇ konuşma rehberi

arabın diğer içkilerden en büyük farklılığı canlı bir varlık olmasından ileri gelir; şarap doğar, büyür, gelişir ve yaşlanarak ölümünü bekler. Bu yüzden her şarabın bize anlatacağı bir hikayesi vardır. Hikayeyi dinleme şansını yakalamak için şarabın dilinden de anlamalı. Bu nedenle şarabın nasıl tadılacağını anlatmak istiyorum ki yeni bir dünyanın kapıları senin için açılsın. O zaman başlayalım! ➡ İlk önce üzerindeki beyaz gömleğini ya da açık renkli masa örtüsünü fon olarak kullanıp şarabın rengini incelemelisin. Şarap bulanık görünmemeli. Ayrıca, şarabın rengi üzümün türü veyahut yaşı konusunda fikir verir. ➡ Kadehi hafifçe salla ki koku molekülleri açığa çıksın ve şarap seninle sohbete başlasın. Unutma, koku hemen hemen her şeydir. Kokladıkça meyve, baharat ve çiçek gibi pek çok farklı kokuyla karşılaşabilirsin. Koku alırken hata yapmak söz konusu değildir çünkü koku hafızası kişiye özeldir. (Kitap önerisi: Vedat Ozan - Kokular Kitabı) ➡ Şimdi sıra işin en keyifli kısmına geldi: Tadım. Şaraptan bir yudum al, damağının içerisinde gezdir ve bir yandan da dişlerinin arasından hafifçe hava al ki koku molekülleri yeniden havayla temas etsin. Böylece daha çok aroma açığa çıksın. Bu aşamada şarabın gövdesi hakkında yorum yapmalı. Gayet basit; gövde, şarabın damakta bıraktığı dolgunluk hissidir ve dilin üstündeki ağırlığıyla ölçülür. Mesela su ile sütün farkını düşünebilirsin. ➡ Sonra tanen ve asidite gelir. Şarabı yudumladıktan sonra limon yemiş gibi oluyorsan, içtiğin şarabın yüksek bir asiditesi vardır. Tanen de şarabın ağızda bıraktığı burukluk hissidir. Aynı zamanda demli çaya burukluğunu veren maddedir ve ağızda kuruluk yaratır. Asidite ise şarabın ağızda bıraktığı sululuktur. Tabii bir de tatlılık meselesi var. Şaraptaki tatlılık, fermentasyonun bitmesinin ardından kalan şeker miktarıyla ölçülür. Neticede, şaraplar tatlılık seviyelerine göre, sek, yarı-tatlı veya tatlı olarak sınıflandırılır. Son olarak alkol oranının damağında ne kadar hissedildiğini ölçmelisin, şarap yakıcılığıyla seni rahatsız etmemeli. ➡ Şarabı yudumladıktan sonra da bitişini değerlendirmen gerekir. Damakta geriye hoş ve leziz bir tat kalması beklenir; keyifsiz ve acı tatlar istenmez. Kısacası beklenen, şarabın keyifli bir bitişe sahip olması, arda kalan hissin mutluluk vermesidir. Bitişin kısalığı veya uzunluğu, damaktaki aromaların kalıcılığıyla alakalı. Şarap tadımının teorik yönünü bol bol okuma yaparak kavrayabilirsin ancak bu işte asıl olan damağını geliştirmek, yani farklı coğrafyalardan gelen ve çeşit çeşit üzümlerle yapılan beyaz, pembe ve kırmızı şarapları denemektir. Eh, o zaman bol tadımlı günler dilerim.

Soldier Offering a Woman a Glass of Wine

El

a

B

EL Ü

L

mekan dolu lezzet

Sokak lezzeti atesi , Biz, sokak lezzeti âşığı bir milletiz. Tabii ki ben de! Ama bazen hijyenik koşullar bu lezzetlerle buluşmamı engelliyor. Neyse ki imdadıma Fireroom yetişti. Çoğu gece kokusu burnumda tüten ya da “Ah olsa da yesek” dediğim tüm sokak lezzetlerini burada toplanmış. Nasıl mı? Mekanın ortaklarından Şef Hazer Amani, dünyayı gezerken damağında yer etmiş yemeklerin çoğunu Danışman Şef Ali Dövenci’yle hazırladığı menüde bir araya getirmiş. Mesela İzmir’de yediği kokoreci ya da Güney Amerika’daki tütsülenmiş kaburgayı... Malzemelerini de Anadolu’nun dört bir yanından bulup getiriyor. Tüm bu malzemeleri -belki de mekanın en önemli özelliği olan- odun ateşinde pişiriyor. İyi ki de yapıyor! Çünkü hepsi birbirinden lezziz...

UNUTMA! ❏ Rezervasyon almadığını, ❏ İçeri girebilmek için 15-30 dakika arasında bekleyeceğini, ❏ En az iki kişi gidip ortaya farklı lezzetler sipariş etmeyi, ❏ Menüde içki olmadığını, ❏ Kapıda bekleyen onlarca insana eziyet olmasın diye yemek bitince kalkman gerektiğini, ❏ Pazartesi- perşembe 12.0023.00, cuma-cumartesi 12.00-01.00 ve pazar 12.00-22.00’de açık olduğunu.

FAVORİ 3’LÜM

18 Menüdeki sokak lezzeti sayısı

EN İLGİNCİ Hayatın sana sunduğu her şeyi kabul et ve her kadehten içmeye çalış. Bütün şarapların tadına bakmak gerekir; kiminden bir yudum alırsın ama diğerlerini şişeyi bitirinceye kadar içersin.

Aktif karbon limonata 10 TL

1

Kokoreç taco

2

Kara kaburga burger

Paul Coelho, Brida

3

EN PAHALISI Fat boy burger 43 TL Aktif karbon kara burger ekmeği, 150gr burger köftesi, tandır dana pöç, füme et, ev yapımı BBQ sos, çift cheddar peyniri, kornişon turşu, kırmızı soğan turşusu, ev yapımı patates cipsi

EN UCUZU

Sosisli 22 TL Sandviç ekmeği arasında odun ateşinde pişmiş sosis, hardallı relish sos, çıtır soğan, kırmızı soğan turşusu, ev yapımı patates cipsi

EN TATLISI Izgara sosis

Churros 12 TL 4 adet churros, isotlu acı bitter çikolata sos, füme tuzlu karamel sos

Instagram: @fireroomfoods Adres: Küçükbakkalköy mahallesi, ışıklar caddesi, no:30 Ataşehir/İstanbul Tel: 0216 575 99 69


38

. KITAP

Ölümünün 50’nci yılında Steinbeck ve Ay Batarken

EGOIST OKUR Gülenay BÖREKÇİ

G

eçimini madencilikle sağlayan ve uzun yıllardır savaş görmemiş huzurlu bir kasaba, askeri bir birlik tarafından apansız işgal edilir. Savaş nedir bilmeyen kasaba halkının beklenmedik şekilde karşı karşıya kaldığı bu olay, dışarıdan gelen düşmanın yanı sıra içlerinden çıkan hainlerin de keşfi anlamına gelmiştir. Sakin ama bağımsızlıklarına düşkün bu insanların zamanla hararetlenen sessiz mücadelesi zamanla gözü pek bir meydan okumaya, öfkeli bir direnişe dönüşecektir... Amerikan edebiyatının Pulitzer ödüllü dev yazarı John Steinbeck’in Ay Batarken, Aslı Biçen’in yetkin çevirisiyle yayımlanmasına rağmen bizde pek az bilinir. Oysa bu kitap, yazılış sürecinde yaşananlar ve basıldıktan sonra aldığı tepkiler açısından dünya edebiyatında bir ilk olma özelliği taşır. En iyisi hikayeyi en baştan anlatayım. Avrupa’da II. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Gazap Üzümleri’nin yeni yayımlandığını ve yazarını şimşek hızıyla dünyaca tanınmış bir edebiyatçı haline getirdiğini biliyoruz. Steinbeck, bir yandan son sürat yazı hayatına devam ediyor, bir yandan da dünyanın neresinde bulunursa bulunsun, mesela elindeki bir senaryoyu tamamlamak için Meksika’ya gittiğinde bile, Avrupa’yı ezip geçmekte olan savaşın yıkıcı etkilerini gözlemliyormuş. Canını en çok sıkan şey de Nazilerin, propaganda faaliyetlerini dünyanın her yerinde, Latin Amerika’da bile sürdürdüklerini görmek olmuş. Bu arada Steinbeck’in bugünkü CIA’in öncülleri olan İstihbarat Koordinasyon Bürosu ve Stratejik Hizmetler Bürosu bünyesinde aktif görev aldığını da biyografisinden öğreniyoruz. Bu görevleri dolayısıyla, Avrupa’nın Norveç, Danimarka, Fransa, Belçika, Hollanda gibi çeşitli ülkelerinden gelen ve yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalmış insanlarla iletişime geçmesi gerekiyormuş. Mültecilerin ana yurtlarındaki yeraltı direniş güçlerinin eylemlerine dair anlattıkları hikayeler öyle ilgisini çekmiş ki, sonunda konuya dair kendi de bir eser ortaya koymak istemiş. Epey bir düşündükten sonra 26 Haziran 1940’ta, yani Fransa ile Almanya arasında kısa süreli bir ateşkes imzalandıktan tam dört gün sonra, ABD Başkanı Roosevelt’le buluşmuş ve ona Naziler karşısında yenilgiye uğramış, maddi manevi her anlamda çökmüş olan Avrupalılara destek olmak amacıyla bir propaganda yapıtı kaleme almaya karar verdiğini açıklamış, Roosevelt de anladığımız kadarıyla buna onay vermiş. Böylece ortaya, adını Shakespeare’in Macbeth’indeki bir diyalogdan alan ve askeri bir işgali iki farklı yönden ele alan Ay Batarken çıkmış. İnsanların özgürlük ihtiyacının en ağır baskılar karşısında bile galip geleceğini ustalıklı bir dille anlatan Steinbeck, eseriyle direnişçilere hem umut vermiş hem de ilham kaynağı olmuş. Fakat esas fırtına eser yayımlandığında kopmuş. Avrupa’da kitap kısa sürede kendi kültünü yaratmış hatta Nazi Almanyası’nın çizmesi altında ezilen Avrupa’nın pek çok ülkesinde illegal olarak basılmaya, milyonlarla ifade edilen kopyaları elden ele gezmeye başlamış. Steinbeck’in Nazileri canavar gibi ele almasını bekleyen Amerikalılar ise kitabı nefretle karşılamış. Steinbeck uzmanı akademisyen Donald V. Coers bu durumu edebiyat dünyasının tanık olduğu enteresan ‘savaşlardan biri’ olarak tanımlıyor ve yazarın kötülüğü de insana ait bir şey saydığını anlatıyor. Bana gelince; Ay Batarken’i eleştirenlerle onu okuyarak güç toplayanlar arasındaki bu savaşı şahsen önemsiyorum, çünkü dolaylı olarak, edebiyatın yoruma açık bir disiplin olduğunun, her edebiyat yapıtının onu okuyanın zihninde farklı bir yer işgal edebileceğinin altını çiziyor. Bence dikkate değer bir diğer nokta da şu: Propaganda amacıyla yazılmış birçok metin yazıldıkları dönemlerde etkili olsalar bile zaman içinde çoktan unutulmuşken, olağanüstü yetenekli bir edebiyatçının kaleminden çıkan Ay Batarken ne güzel ki hâlâ tazeliğini koruyor, basılıyor, okunuyor.

AY BATARKEN John Steinbeck Aslı Biçen Roman Sel 110 sayfa


39

. FESTIVAL

Gönülden bir festival İstanbul’un yeni bir müzik festivali var; İstanbul 1. Uluslararası Halk Müzikleri Festivali. Her şeye alternatif mottosunu benimseyen bizler için harika bir haber zira çeşitlilik bize güç veriyor. 1-5 Aralık tarihlerinde İBB Cemal Reşit Rey ve çeşitli üniversite kampüslerinde gerçekleşecek etkinliğin programı da dikkatleri üzerine çekiyor. Halk müziğinin en etkileyici yanı, ortak acıların ve sevinçlerin ağızdan ağıza yıllar içinde gelişerek ve değişerek aktarılması. Günümüzün en iyi temsillerini dinleyeceğimiz festivalde kimler yok ki? İşte İBB CRR’nin konukları... Ahmet YATĞIN

1 ARALIK

4 ARALIK

Paco Pena

Aziza Mustafa Zadeh

Hona Modern Folk Müzik Topluluğu

Azize Mustafa Zadeh, 1969’da Bakü’de müzikle haşir neşir bir ailenin içinde doğdu. Babası Vagif Mustafa Zadeh, geleneksel Azerbaycan müziğini caz müzikle birleştirmesiyle tanınan bir piyanist, besteciydi. Küçük yaştan bu yana klasik müziğin ve geleneksel müziğin içinde büyüyen Aziza, 17 yaşına geldiğinde Thelonious Monk Piyano Yarışması’nı kendi Mugam tarzıyla çalarak kazandı. 1991’de Aziza Mustafa Zadeh isimli ilk albümünü yayınladı. Berlin, Londra, Paris, İstanbul ve Tel Aviv’e uzanan yolculuğunda yepyeni, evrensel bir müzik ortaya çıkardı.

Koreli müzik topluluğu Hona, gayageum (zither), piri (obua), saenghwang, ajaeng, kkwaenggwari gibi çeşitli geleneksel enstrümanları kullanan 4 çok yönlü sanatçıdan oluşuyor. Kore müziğinin geleneksel ritimlerine ve seslerine sahip bu folk müzik topluluğu müzikseverlere başka bir dünyanın kapılarını açıyor.

5 ARALIK

İrfani Türküler & Yavuz Bingöl ile Bin Yılın Ozanları

2 ARALIK

Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu Erkan Oğur, 1954’te Ankara’da, İsmail Hakkı Demircioğlu ise 1957’de Rize’de doğdu. Bu iki büyük sanatçı 1998 yılında Gülün Kokusu Vardı albümünde bir araya geldi. O günden bugüne aralarındaki müthiş uyumun getirdiği enerjiyle sahne almaya devam ediyorlar. Bu festivalde eski Anadolu türkülerini birlikte söyleyecekler. “Birlikte hatırlama çabası” olarak tanımladıkları müziklerini bu festivalde deneyimlemek ayrı bir keyif.

2 ARALIK

4 ARALIK

Paco Pena Dance Company

İstanbul Devlet Modern Folk Müzik Topluluğu

Paco Pena, 40 yılı aşan kariyerinde flamenko gitarı ve besteleriyle harikalara imza attı. Öyle ki flamenkonun ruhunu yansıttığı gösterilerinde her defasında izleyenlerin derin hayranlığını kazanıyor. Özenle seçilen şarkıcı, gitarist ve dansçılardan oluşturduğu topluluk 70’li yıllardan bu yana birçok gösteri sergiledi. Paco Pena geniş hayal gücüyle flamenko denizinde buluşlar yapmaya devam ediyor.

5

Uluslararası festivalde yer alan ülkeler şöyle; İspanya, İran, Güney Kore, Azerbaycan ve Türkiye.

3 ARALIK

Homayoun Shajarian & Şems Topluluğu Homayoun Shajarian 1975’te Tahran’da müzisyen bir ailenin içinde doğdu. Geleneksel İran müziğinin önemli isimlerinden Mohammed Reza Shajarian’ın oğlu. Tombak isimli vurmalı yöresel Pers enstrümanını çok iyi icra eder. Ayrıca kemençe, tar ve setar çalgılarını da ustalıkla çalar. Sesiyle harikalar yaratan İranlı sanatçı geleneksel müziği kendi üslubuyla yorumlamaya devam ediyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren İstanbul Devlet Modern Folk Müzik Topluluğu, Türk ve Batı çalgılarının karmasıyla oluşan orkestrasıyla 30 üyeden oluşmaktadır. Halk müziğinin ezgileri bu toplulukla bambaşka yorum buluyor.

35

Etkinlik boyunca tam 35 konser düzenlenecek.

İrfani Türküler programı, solistler olmak üzere; İbrahim Kalın, Yavuz Bingöl, İsmail Altunsaray, Ümit Yılmaz, Ertan Tekin, Mete Artın ve Erdinç Aksaç isimlerinden oluşuyor. Ayrıca Yavuz Bingöl ile Bin Yılın Ozanları bölümünde oda orkestrası eşliğinde Seyit Meftuni ve Âşık Beyhani’nin eserlerini dinleyeceğiz. Geceye konuk olan sanatçılar arasında; Oğuz Aksaç, Elif Buse Doğan, Fadime Satılmış ve Aykut Aslan var.

Üniversitede 27 konser Festival kapsamında İBB CRR dışında İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi kampüslerinde 3 günde 27 ücretsiz konser gerçekleşecek. Detaylar Cemal Reşi Rey’in internet sitesinde.


40

. INCELEME

BİR KLARNETTEN ÇOK DAHA FAZLASI

Eda SOLMAZ

A

rcade Fire’ın vokali Win Butler’ın Berlin’de DJ’lik yapmayı çok sevdiği bir kulüp var, Acud Macht Neu adında. Geçtiğimiz gün kendi şehrinin bu en özel kulübü, paylaştığı bir Instagram post’uyla klarnetiyle son dönemde Avrupa’nın dikkatini çekmeyi başarmış Cüneyt Sepetçi’nin gösterisine ev sahipliği yapacağını duyurdu. Bu deneysel müzik gecesinde ona bir DJ de eşlik edecekti. Sanatçı, bu gösterisinden hemen önce Hollanda’nın Utrecht şehrinde düzenlenen ve her zaman müziğin bilindik sınırların aslında çok dışında olduğunu takipçilerine gösteren Le Guess Who? Festivali’nde sahne almıştı. Pop yıldızlarımızın kötü aksanlı İngilizceleriyle şarkılar yapıp “Dünya yıldızı olacağım” söylemleriyle Edirne’den öteye geçemedikleri müzik piyasamızın görmezden geldiği çoğu isim, dünyanın en güçlü müzik sahnelerinde adından söz ettirmeye devam ediyor. Bunun en önemli kanıtlarından biridir Cüneyt Sepetçi... Sanatçı, Dolapdere’nin sokaklarında Roman müziğinin hâlâ yaşayan yanını bize gösteriyor. Bu kültürün müziğinin başrolde olduğu düğünlerde klarnetini ustalıkla en önemlisi de güçlü duygu ve hislerle üflüyor. Enstrümanıyla bağı dinleyicisinde nefes kesici bir etki bırakıyor. Sanatçıyı ne yazık ki ilk izlemem Türkiye’deki bir konserinde değil, Le Guess Who? Festivali’nde oldu. Festivalin ana merkezi TivoliVredenburg’daki Cloud Nine sahnesinde müziğini merak edenlerin karşısına çıktı. Türk katılımcı sayısının oldukça az olduğu bu festivalde müziğine asla aşina olmayan bir kitlenin karşısında sahne aldı. Koca sahnede tek başına ve asla konuşmadan sürdürdüğü performansı sırasında karşısındaki kitle ile özel bir bağ geliştirdiğine eminim. Kaldı ki bu onun ilk yurt dışı festival deneyimi de değil. 2014 yılında Danimarka’nın ünlü festivali Roskilde’de de Dolapdere Orkestrası ile sahne almışlığı var. Özellikle Le Guess Who? bazında konuşmak gerekirse; dünyadaki birçok festivalin line up’ını oluşturan ismin izleyici olduğu, yeni müzik ve müzisyen avına çıkmış dinleyicinin katılımcı olduğu bir alanda koca salonu ağzına kadar doldurmak sandığınızdan da büyük bir başarı. Ayrıca onları dans ettirmiş olmak müziğin gücünün kanıtı. Klarnetin hüzün ve neşeyle iç içe olduğu ezgilerini virtüözlük statüsünde üflediğini belirtmek lazım. İtiraf etmek gerekirse oyun havasıyla harmanlanmış bu müzikle barışık olmayan bir dinleyici olarak yaşadığınız coğrafyanın ruhunu, alışkanlıklarını, tarihini ve en önemlisi kültürünü melodilerinize yansıttığınız zaman şarkılarınızda özgünlüğü 2004 yakalayabiliyorsunuz. Sarıgöl O yüzden Sepetçi’nin Romanları dünyanın en önemli sanat merkezlerinde sahne almasına şaşırmamamız gerekiyor. Orijinal işler kendi kimliğinizden kopup geldiğinde 2013 istediği başarıyı elde ediyor. Benim gibi Bahriye Çiftetellisi bir dinleyiciyi bile bu tarz performanslar duygulandırabiliyor. Gelecekte Cüneyt Sepetçi ve bu coğrafyanın müziğini yansıtan her ismi daha da çok 2017 duyacağımızdan emin Bulgar Gaydasi olabilirsiniz!

1358

Sepetçi’nin Spotify’daki aylık dinleyici sayısı. Dijitaldeki kitlesi düşük, konserlerine katılım yüksek.

Cüne y Sepe t Avru tçi p ‘Türk a’da iy yeni e’nin Sesle Selim r adlan ’i olarak dırılı yor.


41

. INCELEME

Vakur star Omar Souleyman Ece ULUSUM

S

uriyeli Dabke Star Omar Souleyman’ı ilk, 2014 One Love Festivali’nde canlı izleme şansı yakaladım. Souleyman “Ya habibi” diyerek sahneye çıktı, konser alanı yakıcı sıcaklığa rağmen anında tıklım tıklım oldu! Festivalde trenin yerini halay aldı. O anda festival alanının en büyük meselesi sallayacak mendil bulmaktı. Uzaktan baktığınızda müzik festivalinden çok toplu bir sünnet düğününde gibiydik. O gün bugündür seviyoruz Omar Souleyman’ı. Sadece biz değil, dünya seviyor. Spotify’da onu en çok dinleyen ilk üç şehir şöyle; Paris, İstanbul, Stockholm. Bugüne kadar Nobel Barış Ödül Töreni, Glastonbury Festivali, Fransa Pitchfork Müzik Festivali, Japonya Hostess Club Weekender Festivali gibi nice prestijli etkinlikte sahne aldı. Düğünlerde para yağmuruna tutulmaya alışık olan Souleyman’a bu konserler belki de biraz yavan geliyor olabilir, kim bilir... Güneş gözlüğü ve bıyığıyla Ortadoğulu imajını eksiksiz yansıtan Suriyeli şarkıcı Omar Souleyman, dabke müzik yapıyor; yani elektronik bağlama ve klavyeyle çalınan Doğu tınılarını birleştiriyor. Souleyman sayesinde dabke müzik uluslararası popüler müzik türlerinden biri oldu. Festivallerin en renkli fotoğrafları genelde o sahnedeyken çekiliyor. Björk’ün The Crystalline Series albümü için 3 şarkısına yaptığı remiksle adı duyulan Souleyman, çoğu elektronik müzik festivalinde sahneye çıktığından ‘Suriyeli Tekno’ olarak da anılıyor.

‘DÜĞÜNLERE GERİ DÖNECEĞİM’

Birkaç yıldır Şanlıurfa’da yaşayan Omar aslında çiftçi. Çiftçilik ve hayvancılık köyde geçinmenin tek yoluyken Souleyman’ın hayali star olmaktı. Para biriktirip Dabke Star albüm serisini çıkardı. Gündüzleri tarlasıyla ilgilendi, akşamları düğünlerde şarkılarını söyledi.1996’da Suriye ve Güneydoğuda dabke denilince akla artık tek isim geliyordu: Omar Souleyman! Dabke Star’ın müziğinin sınırları aşmasını sağlayansa Sublime Frequencies plak şirketinin ortaklarından müzisyen Mark Gergis oldu. Suriye seyahatinde Gergis, Souleyman’ın kasetini dinledi. Suriye’deki savaş ortamından çıkarıp onun 2011’de başta Glastonbury Festivali ve Montreal Uluslararası Caz Festivali olmak üzere önemli festivallerde çıkmasını sağladı. Zaten sonra aldı başını gitti. Artık tam anlamıyla profesyonel ve yıldız... Souleyman’ı düğünlerde evlenenlere hediye etmek için hazırladığı albümleri ve profesyonel işlerini hesaba katarsak 500’den fazla albümü var. Tüm bunlara rağmen aklı hâlâ düğünlerde. “Suriye sakinleştiğinde düğün performanslarıma geri döneceğim. Bana savaştan önceki eski günleri hatırlatıyor. Ayrıca arkadaşlarım ve ailem Türkiye, Suriye, Irak ve Avrupa’ya yayıldı. İnsanları bir araya getiren düğünleri görmek güzel olur” diyor. Souleyman’ın bu kadar sevilmesinin altında ne var? Açıkça söylemeli ki en başta trajik ama insanların ilgisini çeken bir hikayesinin olması, toplum içinde ötekileştirilen giyim tarzı ve inancını dosdoğru sahneye taşıması, seyirci ve basınla az konuşması, elektronik tınıları başka bir kültürün tınılarıyla ustaca buluşturması ve kesinlikle klavyecisi Hasan Alo... Sahnesi 50-60 dakika arası süren Souleyman sahne performansı olarak pek bir şey vaat etmiyor, röportajlarında konuşmadığı gibi sahnede de pek konuşmuyor. Ancak müziği öyle yüksek tempolu ki onun sakin kalması da her şeyi dengeliyor olabilir.

43.727

2006

2011

Highway to Hassake

Leh Jani

Omar Souleyman Spotify aylık dinleyici sayısı

500

Souleyman’ın 500’den fazla albümü var!

21

Aralık’ta Zorlu PSM’de

2010 Jazeera Nights

2013

2009 Dabke 2020

Wenu Wenu

2011 Haflat Gharbia - The Western Concerts

2015 Bahdeni Nami


42

)

DOGA

Güneş’in ekmeğini en çok Hindistan yiyor

AÇIK YEŞİL Ekin TÜRKANTOS

Bitki günlüğü

B

eta sayımızda çevreci kütüphanesinden bahsettiğimiz Çin, dünyanın en büyük güneş enerjisi üreticisi konumunda. Ancak dünyanın en büyük güneş enerjisi santralinin sahibi, komşusu Hindistan. Adani Group’un yaptığı 648 megawatt kapasiteye sahip santral, Tamil Nadu eyaletinde 1 kilometrekarelik yer kaplıyor. Kapasitesi, daha önce rekortmen olan Kaliforniya’dan neredeyse 100 MW daha fazla. İnşası 8 ay süren santral 679 milyon dolara mal oldu ve 150 bin evin enerji ihtiyacını karşılayacak güce sahip. 2.5 milyon solar modülden ve tek bir noktada kurulan 5 ayrı santralden oluşan yapıyla ülke, güneş enerjisi üretiminde 10 GW’ın üzerine çıkarak bu sınırı aşan nadir ülkeler arasına girdi. Paris Anlaşması’nın enerji taahütlerini 3 yıl erken tamamlamayı hedefleyen Hindistan, 8 yıl sonra elektrik ihtiyacının yüzde 60’a yakınını, fosil olmayan kaynaklardan karşılıyor olacak. Güneş enerjisi, ülkenin enerji kaynağının yüzde 16’sını oluşturuyor ve 4 yıllık planın 175 GW yenilenebilir enerji hedefinin 100 GW’ını sağlaması planlanıyor. Nüfusu 1.5 milyara yaklaşan ülkede 300 milyon kişinin hâlâ elektriğe erişimi yok ancak sorun enerjinin yetersizliği değil dağıtılamaması. Hükümet geçtiğimiz günlerde güneş enerjisi yatırım hedefini 100 milyar dolara çıkardı. Çin’in ise yakında 850 MW enerji kapasiteli bir güneş enerjisi santralini kullanıma sokması ve rekoru Hindistan’dan devralması bekleniyor. Kısacası Asyalılar, yenilenebilir enerji için yarışıyor. Daha önce söylediğimiz gibi: Dünyada güzel şeyler de oluyor.

500 megawatt

300 . MILYON

150

Düşünceli elma

. BIN

Hükümet 21 farklı eyalette 33 ‘güneş parkı’ inşa etmeyi planlıyor. Bu parkların her birinin en az 500 MW enerji üretmesi hedefleniyor.

Hindistan'da 300 milyon kişinin hâlâ elektriğe erişimi yok.

Paneller, 679 milyon dolara mâl oldu ve 150 bin evin enerji ihtiyacını karşılaması hedefleniyor.

“Dünyayı bulduğumuzdan daha iyi bir yer olarak bırakmak istiyoruz” diyen Apple’ın CEO’su Tim Cook, tüm tesislerinde yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçiş yaptığını açıkladı. Bu oran 2016 yılında yüzde 96 civarındaydı. Uygulama, tüm depolar, ofisler, veri merkezleri ve 43 ülkede bulunan çalışma alanlarını kapsıyor. Üretim konusuna gelirsek aralarında Pegatron ve Quanta Computer’ın da bulunduğu Apple ürünlerini üreten 23 iş ortağı da yenilenebilir enerji kullanıyor.

İ

çinde yapraklar, bitkiler olan bitki günlüğü yapmak son zamanların trendi olsa da aslında yaşam alanlarında doğadan bir şeyler görmek iyi hissettiriyor. Bodrum’da minibüs durağında bekliyorum. Durağın yanına gelen genç bir kız, hemen oradaki ağaçtan yapraklar koparıp bezden kesesine dolduruyor. Merak edince ben, başlıyor anlatmaya, “Defne yaprağı bunlar. Saçlarımı zeytinyağlı sabunla yıkarım ve duştan çıkmadan birkaç defne yaprağını da suyun içinde bekletip bitiş suyu olarak kullanırım. Bu kendimi çok iyi hissetmemi sağlıyor. Hem saçlarımı parlatıyor, hem de cildimi.” Gerçekten kızın cildinin de saçlarının da oldukça parlak olduğunu gördüm. Benim için arada balığı fırına verirken arasına tat katsın diye konulan defne meğer nelere iyi geliyormuş. Kızın sözleri kulağımda kaldı. Aradan çok zaman geçmedi, şimdi de aileler çocuklara doğayı sevdirmek için bitki defterleri yaptırıyor. Çocuk, doğa gezisinde sevdiği yaprakları, bitkileri defterinin arasına koyup düzleşmesini bekliyor. Minik bir bantla sabitliyor ve o günün tarihini, bitkiyi nerede bulduğunu ve ismini yazıyor. Böylelikle çevresindeki ağaçları, bitkileri tanıyor, farkındalığı artıyor. Bu elbette çocuklara özgü bir hobi değil, kimi yetişkinler de topladıkları bitkileri çerçevelemeyi seçiyor. Duvarınızda sizi selamlayan bir kök bitkisi, bir yaprak ya da meşe palamudu dekoratif bir şıklığın yanı sıra kendinizi doğa gezisinde iyi hissettiğiniz bir bitki günlüğüne dönüşüyor. Tüm dünyada doğaya dönüş ilgi çekiyor. Instagram’daki @dubanci hesabı bunun en güzel örneklerinden. Meşe palamudundan hayvanlar, minik adamlar yaratıyor. Bir nevi kendi masalını… Onlara da ‘küçük palamut elfler’ adını takmış. Siz de hazır yılbaşı yaklaşıyorken doğadan topladığınız kozalaklar, kökler ve yapraklarla evinizde keyifli bir köşe yaratabilirsiniz. Yeşilliklerle dolu mutlu bir yıl dilerim. Yeni yılınız kutlu olsun!


43

. INFO

İSTANBUL MODERN

14 YAŞINDA!

Güncel araştırmalar bir esere bakma süresinin artık 3 saniyenin altında olduğunu söylerken İstanbul Modern 14 yıldır sanatseverleri ağırlamaya devam ediyor. Dünyanın kültür sanat dinamikleri, kurulduğu 11 Aralık 2004’tekinden epey farklı ancak özgün ve insanlara dokunan sergi ve projeleriyle kendine sadık bir kitle edindi. Beyoğlu’ndaki geçici mekanına aynı kitleyi taşımayı başardı. Bizler de doğum günü vesilesiyle İstanbul Modern’i sayılarla ele aldık.

77

90 Basılan sergi kataloğu sayısı

Müzenin 10 kurumsal sponsoru, servis ve hizmet destekleriyle büyük katkı sağlayan ‘Katkıda Bulunanlar’ başlığında 19 farklı kurum, ve 48 medya sponsoru var.

113

7.500.000

Antrepo’da faaliyet gösterirken, 6 koleksiyon sergisi, 55 süreli, 35 fotoğraf ve 13 video sergisi gerçekleşti. Beyoğlu’nda şu ana kadar 1 koleksiyon sergisi, 1 süreli, 2 fotoğraf sergisi düzenlendi.

Müzeyi 14 yılda ziyaret eden sanatsever sayısı. Günlük ortalama 1000-1500 ziyaretçi ağırlanıyor.

1.468

3.409

Sergilerde yer alan sanatçı sayısı

2.000 6 farklı müze üyelik kategorisinde toplam üye sayısı

Bugüne kadar İstanbul Modern Sinema’da 318 film programı ve 3.409 film gösterimi gerçekleşti.

18.000

Kütüphanede bulunan eser sayısı: 11.700 kitap, 6300 süreli yayın.

Bugüne kadar en çok ziyaretçi ağırlayan ilk 3 sergi: ❏ Burhan Doğançay: Kent Duvarlarının Yarım Yüzyıl ❏ İnci Eviner Retrospektifi ❏ LİMAN

17

Yurt dışında düzenlenen sergi sayısı

750.000 Ücretsiz sanat eğitimlerinden faydalanan çocuk, genç ve yetişkin sayısı

‘Müze algımızı değiştirdi’ İstanbul Modern Genel Direktörü Levent Çalıkoğlu

❏ İstanbul Modern’in ziyarete açıldığı günden bugüne kültür sanat alanında müze nasıl bir misyonu üstlendi? İstanbul Modern’in topluma sağladığı en belirgin katkı öğretici, izleyiciye yakın, anlaşılabilir ve alternatif eğitsel yaklaşım sergileyen bir müze gezme deneyimi vermesi. İstanbul Modern, koleksiyon ve güncel sergi alanları dışında kütüphane, sinema salonu, eğitim alanları, heykel bahçesi, mağaza ve restoranı da içine bir deneyim alanı olarak kurgulandı. Böylece kurulduğu coğrafyayı aşan, kültürel bir sembol mekan kimliğine erişti. Sergilerinin büyük izleyici rakamlarına ulaşabileceğini ve bunun batının global ikonik sanatçılarının hazır sergilerle değil, bu coğrafyanın sanatçılarıyla gerçekleşebileceğini ispatladı. Geçmişi unutmadan şimdiki zamanı merkez aldı. Güncel tartışmaların, sanatsal faaliyetlerin merkezi oldu. ❏ Yeni yıl dileğiniz ve müze için temennilerinizi bizlerle paylaşır mısınız? Sanatın iyileştirici gücünün farkındalığıyla, sergilerin, kültür sanat merkezlerinin ziyaretçi akınına uğradığı bir yıl olmasını dilerim.


44

RÖPORTAJ

‘ÖZGÜRÜZ VE MACERAYA AÇIĞIZ’ Ece ULUSUM

H

enüz alternatif müzik deyişini bu kadar sık kullanmazken onlar, İstanbul’un yeraltı sahnelerinde canlarının istediği gibi alternatif deryasında müzik yapıyordu. Bugün, Gözyaşı Çetesi’nin müziklerinde Afrika tınılarından Berlin teknosuna ve köklerinin sıkı sıkıya tutunduğu Anadolu saykedelik rock’a kadar birçok tını yer alıyor. Son albümleri Karar ile müzik dinleyicisini heyecanlandırdılar, sıkı koleksiyonerlerin arşivine girdiler. 21 Kasım’da Zorlu PSM Studio’da Lokalize serisi kapsamında albüm lansmanlarını yapan grup sorularımızı yanıtladı. ❏ Son albümünüzle daha da görünür, müzik çevresinde konuşulur oldunuz. Dijital dünya, müzik türlerinin şeffaflaşması, plağın kıymetinin yeniden yükselmesi gibi gelişmelerin size nasıl bir etkisi oldu? Pınar Balcı: Müzikal vizyonumuzun daha da genişlemesini sağladı. Plak miksinden kapak tasarımına kadar verilen emeğin karşılığında yaptığın müziğin karşında vücut bulmuş halini görmek çok güzel bir duygu. Umut Arabacı: Bugün bize müzik çevrelerinde konuşulur olduğumuzu söylüyorsanız kaygısızca güzel şeyler ortaya koyduğunuzda bunu bekleyen açık görüşlü bir dinleyici kitlesinin var olduğunu da ifade etmiş oluyorsunuz. Dijital dünya doğru insanlara ulaşmamızı sağlasa da sınırlı sayıda basılan ilk 100 plağımız çıktığı gün tükendi. Faruk Kavi: Genelde eskiden bir yapımcı, plak şirketi ve beklentilere göre müzik yapılıyordu. Yeni dönem, gücü sanatçılara verdi, bizi daha da özgür ve bağımsız kıldı.

Grup arkadaşlarımın da kendi enstrümanlarındaki tonlarına verdikleri değeri ve zevklerini zamanla içselleştirebildim. Bu da kulağımı ve müzik zevkimi çok geliştirdi. ❏ Canlı performanslarınızı albümlerinizden daha çok sevenler var. Sizce fark var mı? P.B.: Karar albümü hücum kayıt olduğu için bu sürecin bir kısmını dinleyiciye yansıtabildiğini düşünüyorum ama canlı performansta çok daha özgürüz ve maceraya açığız. Bu durum her performansımızda yeni keşifler yapmamızı sağlıyor.

100

Plak formatında 100 adet basılan Karar albümü, satışa çıktığı gün bitti.

12.867 Gözyaşı Çetesi Spotify aylık dinleyici sayısı

. . EN SON NE KESFETTINIZ? '

P.B.: Basılmayan, çalınmayan notaların gücünü keşfettik. F.K.: Acı biber yemenin endorfin salgılattığını ve bunun bağımlısı olduğumu! A.D.: En son keşfettiğim şey yalınlaşabilmenin zorluğu ve değeri. Önce kafamdaki fikrin kalabalık olduğunu kabul edip, inisiyatif alarak onu en sade şekilde aktarmayı öğrenmeye çalışıyorum.

❏ Stüdyoya girmeden önce çok fazla bir araya gelememişsiniz. Aylarca prova edilse bugün dinlediğimiz parçalar aynı şekilde mi çıkardı? P.B.: Süremizin az olması hem yaptığımız müzikten sıkılmamak hem de o âna odaklanabilmek açısından avantajdı. Süre uzadıkça, aranjeler üstüne çok düşündükçe hem kafa karışıklığı hem de bıkkınlık oluşabiliyor. Parçaları bestelerken, çalarken önemli olan sizde uyandırdığı his. U.A.: Bazı hisleri nasırlaştırmadan kaydetmek bizim için en iyisi. Albümde teknik müzisyenlik gösterisine rastlayamayabilirsiniz ama bütün

dinamikleri iç içe geçmiş canlı kaydedilmiş grup müziklerinin büyüsüne inanan dinleyici çok fazla detay bulabilir. Anıl Dağ: Şimdi provalarda bir araya geldiğimizde bir sürü başka kapı keşfediyoruz. Böylece şarkılar da bizimle büyüyor. Barış Çakmakçı: Karar’ı kaydetmek için stüdyoya girdiğimiz dönem hayatımın en enteresan dönemiydi. Lalişko doğalı 1 hafta olmuştu, ben Irmak’ı ve onu Ankara’da bırakıp İstanbul’a dönmüştüm. Böyle yoğun hisler içinde olduğum bir dönemde çok sevdiğimiz Ozan Öner ve Burak Gürpınar bizi Pür Stüdyo’da ağırladı ve 4 günlük unutulmaz bir kayıt süreci geçirdik. ❏ Tonlamalarıyla uğraşmayı en sevdiğiniz enstrüman hangisi? P.B.: 2006, elektronik müziğe bulaştığım, Ableton’a yüklediğim vst synth’lerin sesleriyle, tonlarıyla özgürce oynayabildiğimi keşfettiğim yıldı. Daha çok deneyim kazanıp kafamda, yaratmak istediğim karakterdeki seslere çok daha kısa sürede ve bilinçli bir şekilde ulaştığımda kafamda melodiler oluşmaya başladı.

U.A.: Evet, bence çok fark var. Hayat gelişiyor ve değişiyor, neden albümde duyduğunuzun aynısını konserde duymak isteyesiniz ki? İşin güzelliği ve heyecanı bildiğiniz parçaları konserde o anki kafamızla ve halimizle yoğuruyor olmamızda. Her dinlediğiniz çete konseri başka bir ayine dönüşüyor, ufak farklarla gelişiyor, değişiyor ve genişliyor. B.Ç.: Canlı performanslarımızın her biri sadece albümden değil, birbirlerinden de farklı oluyor. Ezbere karşıyız. ❏ Spotify’da aylık dinleyici sayınızı biliyor musunuz? Bu gibi verileri takip eder misiniz? P.B.: Arada grupça geyiğini yapıyoruz şu kadar takipçimiz olmuş, grafikler yükseldi diye ama daha çok aramızda eğlenmek amacıyla oluyor. ❏ Sahneyken sizi yükselten şeyler neler? Sinan Tınar: Müzikal açıdan sahnede keyif aldığımız bir an yakaladığımızda, enstrümanlarımızla bir boşluk yarattığımızda veya yeni bir öğeyi çalmaya başladığımızda dinleyiciler arasından yükselebilecek bir ses, çığlık, ıslık duymak bizi çok etkiliyor. Müziği yapanla dinleyenin temas halinde olduğunu gösteriyor böyle anlar. Bu temas yakalandıktan sonra esas yolculuk başlıyor.

2016 Garip Davam

2018 Karar


45

RÖPORTAJ

‘SPOTIFY HAKKINDA BİR ŞEY DİYEMEM’

85.113

Mehmet Emin DEMİREZEN

N

e yalan söyleyelim, bir klasik müzisyenin Türkiye’nin dört bir yanında ilgi görmesi bizi oldukça şaşırttı. Türkiye’deki klasik müzisyenlerimiz sahne bulamazken Evgeny Grinko, turne kapsamında Ankara, Mersin, Trabzon ve Konya gibi Anadolu’nun farklı şehirlerinde sahne alacak. Hem de bu kendi isteği üzerine değil, oradan gelen teklifler doğrultusunda! Hal böyle olunca biz de Grinko’yu merak etmeden duramadık. Sanatçı, bu ay gerçekleştireceği turne öncesi düşüncelerini Back on Stage’e anlattı. ❏ 8 Aralık’ta sizi İstanbul Cemal Reşit Rey sahnesinde göreceğiz. Gelmeden önce Türkiye’ye ait düşüncelerinizi biraz sizden öğrenebilir miyiz? Bu ülkeyi çok seviyorum. O yüzden Türkiye’ye karşı hislerim, ülkeyi çevreleyen denizler kadar farklı. ❏ İBB CRR dışında Ankara, Antalya, Mersin, Konya gibi yerlerde de konser vereceksiniz. Bu yerleri nasıl seçtiniz, neye göre? Ben seçmedim, o şehirlerden teklifler vardı. Ben de icap ettim. Ancak bu şehirleri ziyaret edip oralarda çalacağım için heyecanlı ve memnunum. Benim için farklı ve güzel bir deneyim olacak gibi duruyor. Umarım hep birlikte keyif alırız. ❏ Türkiye’de insanlar sizi neden bu kadar çok seviyor sizce? Çok özel bir insan olduğumu düşünmüyorum. Türk insanının en az benim müziğe olan sevgim kadar derin duygulara sahip olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkler benim gibi çok duygusal. ❏ Hiç üretiminizin duracağını düşünüp endişeleniyor musunuz? Hayır, asla; müziğe dair birçok plan ve fikrim var. Umarım bunları gerçekleştirebilirim. Çünkü hayat çok kısa. ❏ Canlı performanslarınızı albümlerinizden daha çok sevenler var. Sizce ikisi arasında bir fark var mı? Bunu ilk kez duyuyorum. Ama evet, her zaman farklı duygu ve hisler oluyor.

Spotify aylık dinleyici sayısı

Canlı performans ile albümlerimdeki performanslarımın aynı olmasını da beklememek lazım. Çünkü ses iki kez aynı tonda ve hislerde çıkmaz. Ama sahnede de müziğimde küçük değişiklikler yapıyoruz. Belki bu yüzdendir diye düşünüyorum. ❏ Müzikte başarılı olmayı, yaşadığımız yüzyılda nasıl tarif edersiniz? Yüzyılı seçemeyiz ama müziği seçebiliriz. Yani belki de başarının sırrı budur. Burada da müzikal tattan bahsediyorum! ❏ Spotify gibi dijital müzik platformlarda dinleyici sayınıza hiç bakıyor musunuz? Bu rakamlar sizin için ne ifade ediyor? Spotify hakkında bir şey diyemem! Çünkü Rusya’da bu müzik platformu yok. Sadece YouTube için konuşabilirim. Elbette YouTube’daki dinlenme oranıma bakıyorum ama benim için çok önemli değiller çünkü onlar sadece rakam! Eğer biri benim işlerimle çok fazla görüntülenme alıyorsa da bu ilginç bir iş çıkardığım anlamına gelir. Yani ben de daha iyi sonuç için tekrar tekrar çalışırım.

2014 Ice for Aureliano Buendia

2017 Silent Like Water

9

Grinko’nun Türkiye’de konser vereceği şehir sayısı

‘Tam gaz hazırlanıyoruz’ Barış KARAALİOĞLU

2

1 yıldır soluksuz olarak Kadıköy’de sahnelere çıkan Suitcase, 9 yıl sonra Pasaj Müzik etiketiyle Sustukça Unutuyorum albümünü çıkardı. 10 şarkılık albümün tüm söz ve besteleri Deniz Özberk’e ait. Özberk, sorularımızı yanıtladı. ❏ Parçalarını cover’ladığınız grupların sound’undan kopabiliyor musunuz? Bence farklı ama sound olarak benzetebilirsiniz. Uzun yıllar sahnede icra ettiğiniz müziklerden etkilenmemek zor. Yine de bestelerimizle, cover’larımız arasında bağlantı kurulması hoşuma gidiyor. ❏ 9 yıl sonra bir albüm yayınlıyorsunuz. Neden bu kadar uzun sürdü? Aslında albüm 2015’te bitmişti. Ancak albümün sound ve yapım şirketi içimize sinmedi. Doğru zaman değildi. ❏ İki albüm arasında 9 yıl var. Bunlar arasındaki en büyük farklılık sizce nedir?

En büyük fark sound. İkinci albümde yepyeni bir şey denedik. Kendimi tekrarlamak istemiyorum. Başarı ilk önce yaptığın işin içine sinmesidir. ❏ 21 yıl düzenli olarak çaldığınız Buddha’dan ayrıldınız. Nasıl hissettiniz? Bu olması gereken bir değişimdi. Bunu tescil ettirip Guiness Rekorlar Kitabı’na girmek isterdim. Araştırdım, Türkiye’de ya da dünyanın başka bir yerinde böyle uzun süre çalan gruba rastlamadım. Aralıksız her hafta 2 gün performans sergiledik. Hiç tatil yapmadık. ❏ Grupta sürekli üye değişimleri yaşanmasının müziğinize etkisi neler? Sahnede çaldığımız cover parçaların sound’larına etki edebilir. Ancak bestelere pek bir etkisi olmadı. Çünkü genellikle yalnız beste yapıp sonra grup arkadaşlarıma danışarak ilerliyorum. ❏ Sıradaki projeleriniz neler? Ocak ayında lansman konserimiz olacak. Tam gaz hazırlanıyoruz. Sonrasında bir turne planımız olacak.

2009 Bildiğin Herşeyi Unut

2018 Sustukça Unutuyorum


46

MODA

‘Sadece modayla eğleniyorum şekerim’

Gizem YILDIRIM

I

ris Apfel, bizim ‘nadir kuşumuz’... Çünkü kısa beyaz saçları büyük gözlükleriyle dünyanın griliğine renkleriyle meydan okuyan, yaşlanmanın kelime anlamını bilmeyen, sürekli üreten nadide bir moda ikonu o. Apfel’in moda yolculuğu bir kumaş merakıyla başlıyor. Moda tutkusu için bir kumaş uğruna Doğu ülkelerine gidecek kadar seviyor bu işi. Turkuaz hastalığınıysa İstanbul’a borçlu… Bugünse Şişecam’ın Nude koleksiyonuyla karşımıza çıkan Iris Apfel 97 yıl önce New York’ta butik sahibi bir anneyle, cam ve ayna işi yapan bir şirkete sahip babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Iris, 1948’de en yakın arkadaşım dediği Carl Apfel ile evlendi ve eşiyle beraber 1950’de Antik Yunan kumaşlarını yeniden üreten Old World Weavers adlı bir tekstil markası kurdu. Sanat tarihi okuyan Apfel moda dergilerinde çalıştı. Ayrıca Iris Apfel, 1950’den 1992’ye kadar birçok tasarım projesinde yer aldı. Yer aldığı projeler arasında Beyaz Saray’da bulunan 9 ABD başkanı da yer alıyor; Harry S. Truman, Dwight D. Eisenhower, John F. Kennedy, Lyndon B. Johnson, Richard Nixon, Gerald Ford, Jimmy Carter, Ronald Reagan ve Bill Clinton…

MODA İKONU OLDUĞUNU REDDEDİYOR!

Kendine ait aksesuar markasını da yaratan usta modacının kıyafetleri 2005 yılında Metropolitan Art Museum’da (MET) sergilendiğinden beri ününe ün katan bir stil kraliçesine dönüştü. Bu sergi yaşayan ve moda tasarımcısı olmayan biri için düzenlenen ilk kıyafet sergisiydi. Davetliler arasında Carla Fendi, Giorgio Armani ve Karl Lagerfeld gibi moda dünyasına yön veren usta isimler vardı! Serginin gördüğü büyük ilginin ardından başka eyaletlerde de adına sergiler düzenlendi. Iris Apfel’in ‘kazara’ bir moda ve stil ikonu haline gelmesi de bu şekilde oldu. Ünü 80’inden sonra gelen bu renkli kadın bugün 97 yaşında! Onun renkli, eklektik gardırobunun cesareti hepimize örnek olacak cinsten. O ise tüm bunlara rağmen moda ikonu olduğunu çoğu zaman reddediyor! Sürekli “Ben modayla eğleniyorum’ şekerim” diyen sanatçının başarısı

97 97 yıllık hayatında aldığı kıyafetlerin çoğunu saklıyor.

da belki bu sözünün altında yatıyor. Çünkü eğlenmek başarıyı da berberinde getirir.

İNSAN SÜSTEN UZAK OLMALI Kİ…

Aksesuarlarına servet yatırdığını kabul eden Apfel bir yandan da kendisi için değerli olmayan, bir hikaye anlatmayan hiçbir şeyi satın almıyor. Bu 5 dolar da olabilir, milyonlar da... Apfel’in stili biraz da hayatı dolu dolu yaşamasından geliyor. Bedene iyi oturan mimari moda da daha çok onun tercihi. Çünkü insan süsten uzak olmalı ki kendini süsleyebilsin. İşte büyük aksesuarlar bu yüzden stilinin kilit unsuru. Apfel’e göre renkler bir ölüyü bile diriltebilir. Tepeden tırnağa renk ve aksesuar. İşte Apfel tam olarak bu. Çok güzel olanı da sevmiyor. Çünkü çok güzel kadınların zaman geçtikçe solup gittiğini ve hayal kırıklığına uğradıklarını düşünüyor. Apfel gibi biriyseniz durum güzellikten ibaret değil. Güzellikten öte bir şeyler var onda. Merakla, tutkuyla ve duruşla ilgili. Çağının ötesinden seslenmiş bize ve seslenmeye devam ediyor. Hayat bu kadar gri ve sıkıcıyken biz de Apfel’in renklerine dönüp bir bakmalıyız.

MORE IS MORE, LESS IS A BORE! (ÇOK ÇOKTUR, AZ SIKICIDIR!)

UNFOLLOW

BOYNUNUZUN TARZI İşyerlerinde sıklıkla kullanılan kartları boyna asmaya yarayan ipten tarz olur mu dersiniz? Givenchy, Prada ve Balenciaga olacağı kanaatinde. Tarzınızı buram buram yansıtmanın yolu Prada’nın boyun ipine 260 euro vermekten geçiyor. Balenciaga’nın deri ipi, 195 sterlin, Givenchy’nin ki 190 euro. İş kıyafeti estetiğini düşünenlere duyurulur.

190

EURO

YILBAŞI ALIŞVERİŞ GÜNÜ! Türkiye’nin seçkin markalarının katılacağı ZUBİZU Yılbaşı Alışveriş Günleri, Volkswagen Arena’da 12 - 13 Aralık’ta gerçekleşecek. Her yıl binlerce ziyaretçinin katıldığı etkinlikte 200’ün üzerinde marka ve tasarımcı yer alacak.

50

Apfel, 2013 yılında The Guardian tarafından seçilen ‘50 yaş üstü en iyi giyinen kadınlar’ arasında yer aldı.

15 Iris, bir kot pantolona 15 dolardan fazla vermeyeceğini söylüyor.


47

LÜKS

Bir ihtimal için 570 bin €

N

HIP-HOP KUYUMCULARI

ew York’un varoşlarında 1960’ların sonunda, şehirdeki gösterişli disko akımına alternatif olarak doğsa da şampanyalar, arabalar, pahalı kokteyller ve tabii ki mücevherler hip-hop kültürünün zamanla vazgeçilmez parçaları oldu. Hatta rap müziğin ilk yıldızlarından Kurtis Blow, 1980’de kendi adıyla yayınladığı ilk albümünün kapağında, üzerinde altın zincirden başka bir şey taşımıyordu. Artık günümüzde de rap yıldızları, gösterişli kolyeleri, saatleri ve birçok takıyı bir imza gibi kullanıyor. Peki kim tasarlıyor bu takıları?

KUYUMCU JACOB

Onu, on yıllardır liriklerden ve albüm kapakları çekimlerinden ve Jay-Z, Nas, Biggie, Ghostface, Missy, Usher ve Puff Daddy gibi isimlerden tanırsınız. Jacob Arabo, 1979 yılında henüz 14 yaşındayken ailesiyle Özbekistan’dan New York’a göç etti. 16 yaşında Manhattan’ın Diamond District’inde çalışmak için okulu bırakıp kuyumculuk kursuna yazıldı. Arabo’nun, hip-hop yıldızlarıyla içli dışlı olması Biz Markie’nin onun müdavimi olmasıyla başlıyor. Yaklaşık 20 yıl evvel New York Times, Jacob’ı, hip-hop dünyasının Harry Winston’ı olarak tanımlıyor; Slick Rick ise onun stiline o zamanlar şöyle ışık tutuyor, “Diamond District’te rap’çilere ve azınlıklara hitap eden yegane isim.” Hip-hop’ın Harry Winston’ı geçtiğimiz yıl Kanye West’e 18 karatlık altın yüzük ve kolyelerden oluşan bir koleksiyon ve Travis Scott’a milyon dolarlık bir saat hazırladı.

BEN BALLER

Yaklaşık 10 yıl boyuca Dr. Dre’yle prodüktör olarak çalışan Ben Baller, aile mesleği olan kuyumculuktan yürümeye karar verdi. Yıllarca rap yıldızlarıyla çalışan Ben, birkaç yıl önce emekliliğini açıklayınca ASAP Rocky kendisini arayıp “Ne demek yoruldum seni

lanet olası, benim takılarımı kim yapacak?” demiş. Üzerinden 10 dakika geçmeden Tyler, The Creator arayıp “Aklını mı kaybettin? En az 15 yıl daha rap yapacağım, benim takılarımı yapmak zorundasın” diye ısrar etmiş. Baller geri dönmüş ama bir şartla: Ayda beş müşteri değil sadece bir müşteri kabul edecek, 50 bin dolar geri ödemesiz depozito ve en az 75 bin dolarlık harcama olacak.

ELLIOT AVIANNE

Migos Met Gala’daki parlak şölenin ardındaki isim Elliott, Ben Baller’ın gayriresmi halefi. Jacob gibi Diamond District’te çalışan Elliott Avianne’in ilk müşterisi, onun ilk büyük elmas saatini yaptığı Nicki Minaj. Minaj’ın kendisini Birdman ve Lil Wayne’e tanıtmasıyla Drake, Young Thug, 21 Savage ve The Weeknd gibi isimler için çalıştı. Elliot’ın fark yaratan eserleri saatleriydi. Öyle ya saatlerinin göz kamaştırıcılığı biri size saati sorsa cebinizden iPhone’unuzu çıkarmak zorunda bırakacak cinsten. Ancak sadece saat değil, aralarında Migos üyesi Quavo’nun kendisini şapkayla resmettiği mücevherlerle kaplı Ratatouille parçasıyla Yoda ve Playboi Carti için yaptığı tavşan kolyeleri de sanatçının ikonik eserleri arasında yer alıyor. Lil Pump geçtiğimiz yıl, 8 milyon dolarlık bir kontrat imzaladıktan sonra tayfasını mücevherciye götürüp yüz binlerce dolar harcamıştı.

GABRIEL JACOBS

Gabriel, amcası Rafael ve kuzeni Eric Aranbayev’le beraber 2009’da şu meşhur semtte dükkan açtı. Beyoncé’ye şu dişlere takılan grill’lerden tasarladığından beri Suudi Kraliyet Ailesi’ne milyonlarca dolarlık özel parçalar sattı ve DJ Khaled’in Nicki Minaj’a evlilik teklif ederkenki yarım milyon dolarlık yüzüğü yaptı.

Hollan’danın Rotterdam kentindeki Vendu Müzayede Evi’nde geçen ay bir açık artırma gerçekleştirildi. Katalog fiyatı 800 ila 1600 euro arasındaki Çoban Hayranlığı isimli imzasız tablo, 570 bin euroya ismi açıklanmayan bir koleksiyoner tarafından satın alındı. Akıllara Hollanda’da çekilen bir şaka videosunda, 10 euro değerindeki IKEA tablosuna Arnhem Modern Sanatlar Müzesi’ndeki ziyaretçilerin milyonlarca euro paha biçmesini getirse de Vendu’da durum farklıydı. 17’nci yüzyıl tablosuna biçilen değeri, 1560-1609 yılları arasında yaşamış ressam Anibale Carraci’ye ait olma olasılığı belirledi.

%10

Tüm dünyadaki içki koleksiyonlarının tahmin edilen değeri 10 milyar dolar, bunların sadece yüzde 10’u sigorta güvencesi altında.

Baltık’ta yıllanan şampanya

Evet, aslında şampanya Fransa’nın Champagne bölgesinde üretilen köpüklü şarapların hakettiği bir unvan. Champange menşei bir marka, yüzlerce şişe şampanyayı yıllanmaları için Baltık Denizi’nin derin sularına bıraktı. 300 orta, 50 büyük şişe ismini Finlandiya kıyısındaki Aland Gemi Enkazı’ndan alan Aland Vault adlı özel sualtı mahzeninde 50 yıl boyunca gömülü kalacak. 40 metre derinlikteki içkilerden bazıları şarap gurmeleri tarafından tadılmaları için arada sırada çıkarılacak.

AYIN SAATİ

TAG Heuer Carrera Heuer 02 Fragment Limited Edition, siyah kadran, timsah kayış, parlak marker’lar, otomatik kronograf, 100 milimetre çapında kasa, 100 metre derinliğe kadar su geçirmezlik. Klasik TAG Heuer’ı Japon modacı Hiroshi Fujiwara’nın yorumlamasıyla sınırlı sayıda üretildi.


48

RÖPORTAJ

‘Alternatifin yükselişi T

ribute albüm yapmak hiç kolay değildir. Hangi şarkı seçilecek, seçilen şarkıyı kim seslendirecek daha da önemlisi nasıl bir ruh katacak... Türkiye’de saygı albümü yapmak seri üretime bağlasa da sayı arttıkça kalite düşüyor. Lakin çok iyi örneklerini bulmak mümkün. Sevgili İlhan Şeşen’in tribute albümü İlhan Şeşen: Hediyem’de farklı sound’lar, yorumlar ve gerçekten ruh var. Albüm, koleksiyonumuzun nadide parçalarından oldu. Bu heyecanla İlhan Şeşen’in kapısını Arif HÜR çaldık ve merak ettiklerimizi sorduk. ❏ Sizin için bir saygı albümü yapılacağını öğrendiğinizde neler hissettiniz? Bugüne dek kimseye, bana saygı albümü yapın diye bir önerim olmamıştı. Ama 47 yıllık sanat kariyerinizde şarkılarınızın çoğu toplum tarafından sevilmişse aklınızın bir köşesinde tribute albüm düşüncesi de durur. Ortağım bu fikri ortaya attı, Sony Music de kabul edince albüm için kollar sıvandı. Her yaştan sanatçının bir araya geldiği albümde sanatçıların seçimini de müzik şirketine bıraktım. Albüm için yaptığım yegane şey Hediyem ismini takmak Şeşen’in MESAM’da yayınlanmış oldu. 400’e yakın şarkısı var. ❏ Albümde en çok kimin yorumunu beğendiniz? Cem Yılmaz’ın yorumunu çok farklı buldum. Ona daha önce hiç kimse, “Bu albümde yer alır mısın?” diye sormadan Ellerimde Çiçekler adlı şarkımı kendi evinde kaydettiğini öğrenince çok istedim. Ne kadar çok şarkı yaparsam o kadar çok şaşırmıştım. sevilebileceğimi az çok tahmin ediyordum. ❏ Yaşarken değer görmek çok güzel öyle ‘ŞARKILARIM SAHİCİDİR’ değil mi? ❏ Müzik kariyerinizde kırılma noktası İnsanı tatmin ediyor. Hayattan başka neydi sizce? bir şey beklememeye başlıyorsun. Bütün 1987’ye kadar hep geniş aralıklarla beste alacağını almış gibi hissediyorsun. Bir yapıyordum. Erkan Oğur o yıllarda bana, “Yakın rahatlama çöküyor. aralıklarla beste yapsana” dedi. Ve o, kırılma noktam ❏ İlerleyen dönemde ikinci bir saygı oldu. Onu dinledikten sonra şarkılarım daha samimi albümü çıkarılmasını ister misiniz? olmaya başladı. Çok isterim. MESAM’da yayınlanmış ❏ Yazdığınız şarkıların çoğu duygu yüklü 400’e yakın şarkım var. Hazinem geniş. olsa bile hep bir umut kapısı araladığınızı Diğer yandan arada kaynamış pek çok düşünüyorum. Öyle mi? şarkım var. Hiç ses getirmemiş şarkılarımı da Şarkılarım sahicidir. Dediğiniz gibi karamsar Kaynamış Şarkılar adlı bir albümde toplamayı olan şarkım yoktur, her şarkımda en azından bir düşünüyorum. umut kapısı açıktır. Hukuk okumamın verdiği geniş ❏ Sanatla dolu tam 47 yıldan Türkçe bilgisiyle umut kapısını açık bırakabildim. bahsediyoruz. Yola koyulmadan önce Umutsuz şarkımı kimse bulamaz. kendinize koyduğunuz bir hedef var mıydı? ❏ Yeğeniniz Dilhan Şeşen, albümde Hedef koymayı sevmeyenlerdenim. Sıcaklardandır adlı parçanızı seslendirdi. Dilhan’ın Sadece şarkılarımı insanlar dinlesin ve sevsin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Dilhan’ın kendisine onu ne kadar yetenekli bulduğumu ifade etmiştim. Yeteneğinin yanı sıra karizması ve aurası var. Dilhan, şarkısını tam olarak bulduğunda baya ses getirecektir ama üzerinde büyük bir yük var. Aynı benim oğlum Fuat’ın üzerinde olduğu gibi. Benim oğlan, Bana Yeter adlı bir albüm çıkardı, sizlerden onu da dinlemenizi rica ediyorum. Oğlumun şarkıları benden çok daha ileri çünkü. Neticede alternatif olanın yükselişte olması iyi bir şey.

400

‘Siirlerimi mi gün yüzüne çıkarsam?’ ❏ Nasıl bir adam olmak isterdiniz? İşleri bilinen, sevilen ama tanınmayan bir adam olmak isterdim. Bir restorana gidiyorsun yan masada senin işinden bahsediliyor ama seni tanımıyorlar. Bu durum muazzam bir şey diye düşünüyorum. ❏ Bir kitap yazma hayaliniz var. Üzerinde çalışıyor musunuz? Bu konuda kirli çıkıyımdır. Şu sıralar, deneme mi yazsam, roman mı yazsam yoksa şiirlerimi gün yüzüne çıkarsam bilemedim. Eve kapanıp aylarca roman yazacak bir sabrım yok. Ama sadece bir yerde yazabilirim. ❏ Nerede? Geçtiğimiz yıllarda Ödemiş’in Bozbağ Yaylası’nda bir ev tuttum. Temmuz ve ağustos aylarında buraya geliyorum ve zaman adeta akmıyor.


49

RÖPORTAJ

i iyi bir şey’

SAYFA SAYFA

C

(

‘Batılı ve deneysel müziklere çok açık bir millet degiliz’ ❏ Müzik dışında vaktinizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bilardo oynamak ve yürümek en büyük hobim. Yarın, bilardo turnuvasına katılsam tabii ki yenilirim ama kimse benim bilardoculuğuma laf edemez. Yürümek ise beni rahatlatıyor. Günde en az 5 en fazla 10 kilometre yürüyorum. Yarım şarkılarımı yürürken tamamlıyorum. Özellikle sabahları depresif kalktığımda yürümek beni iyileştiriyor. ❏ Sizin için mutluluk nedir? Mutluluk yoktur. En azından benim felsefemde yok. O zaman mutlu olmaya çalışmayacağız. Hem mutluluk şart değil. Biri bana mutluluğun ne olduğunu tarif etsin ben mutlu olmazsam adam değilim. Olmayan bir kavramı beklerken mutsuz oluyoruz zaten. Acı çekmek ise ruhu olgunlaştırır. ❏ İnsanımızın müzik zevkini nasıl buluyorsunuz? Türk insanının müzik zevki kötü değil ama batılı ve deneysel müziklere çok açık bir millet değiliz. Deneysel müzik yapınca tepki alıyorsunuz. Örnek verecek olursam Ali Osman Erbaşı ile yaptığımız, Yedi Bölge İki Gölge adlı türkü albümü güzel tepki Hiç ses alır diye düşündüm ama hiç tepki getirmemis almadım. Ali Osman Erbaşı’nın söylediğine göre ona Türk halk sarkılarımı müziği üstatları sitem etmişler. Kaynamıs ❏ İnsansın adlı şarkınızda sarkılar adlı “Ben erkeğim sen kadınsın. Aynı düşünmesek de alt tarafı insanız” bir albümde diyorsunuz. Bunu günlük hayatta toplamayı uygulamak pek kolay olmuyor gibi? Teorime göre kadın ile erkek düsünüyorum. anlaşamaz. Eşyanın tabiatına aykırı. O zaman ortaya kaos çıkar. Ama biz ne yapacağız? Anlamaya çalışmayacağız. Mevzu bu kadar basit. O erkek, sen kadınsın. Aynı düşünmesek de insanız. Burada olumlu bir yaklaşım var. İlginçtir, bu şarkım da doğru dürüst ses getirmedi.

14 Şeşen’in tribute albümünde Cem Yılmaz, İhtiyaç Molası, Yalın, Aylin Aslım ve Ceylan Ertem’in aralarında bulunduğu 14 sanatçı yer alıyor.

CAZ

az, öyle bir müzik türü ki hem Afrika, Amerika ve Batı müziği tınılarını içeriyor hem de kendi içinde onlarca türe ayrılıyor. Sebebi 1900’lerde, ırkçı tutumlar gösteren beyazlar dünyası ile kendilerine o dünyada yer edinmeye çalışan siyahların arasında gelişen bir müzik olması. Sokaklarda doğup büyüyen avam müziği caz, o zamanların aksine şimdi halkla biraz daha mesafeli ışıltılı mekanlarda duyuluyor. Bu ve birçok gerçek hikayeyi yazar ve müzik eleştirmeni Sidney Finkelstein’ın kitabı Bir Halkın Müziği: Caz ve Joachim E. Berendt’in Caz Kitabı’nda bulabilirsiniz. Üstelik toplumsal olaylarla müziğin ilişkisini de görebilirsiniz. Bir diğer kitap Dost Kitabevi’nden çıkan Tarih Boyunca Caz. Yazarı Frank Bergerot günümüze daha yakın örneklere başvurmuş. ABD’den bizim yörelere uzanırsak… Yurt dışında ayağı olanları ve yakınlarına plak getirenleri saymazsak 1949’da İstanbul Radyosu sayesinde tanışıyoruz cazla. Sonra dalga dalga büyüyor ve bir nevi salon müziğine dönüşüyor. Caz müzik hakkında yazılan ilk yerli kitapsa 1958’de İlhan K. Mimaroğlu’nun yazdığı Caz Sanatı. Kongo’dan New Orleans’a uzun bir yolculuğa çıkaran kitap bir de enstrümanları detaylıca anlatıyor. Hoşunuza giderse, kendini “Cazla aynı yaştayım” diye anlatan caz müzisyeni Cüneyt Sermet’in Cazın İçinden’ini de bir yere not edin. İşin mutfağına meraklıları Nail Yavuzoğlu’nun yazdığı Caz Müziğinde Akor Dizeleri’ni alabilir. Yavuzoğlu kitapta melodinin bizzat kendisini ve ritmik yapısını yazmış.

MILES DAVIS, LOUIS ARMSTRONG, ELLA FITZGERALD…

Bir müziği anlamanın diğer yolunun da müzisyenlerini tanımaktan geçtiğine inanırız. Hatırlayın Oscarlı Whiplash filmini, bir caz müzisyeninin başarıya ulaşmak için çabasını anlatıyor. Dinlerken eğlendiğimiz müziğin ardında neler döndüğünü gösteren film gerçeği bire bir yansıtıyor. Filmi sevenler efsane caz trompetçisi ve besteci Miles Davis’in kendi adını taşıyan otobiyografisini de okumalı. Davis kitaba Charlie Parker ile Dizzy Gillespie’yi canlı dinlediği anı anlatarak başlıyor: “O müzik içime işlemişti moruk. Müzik kanıma girmişti ve duymak istediğim tek şeydi. O orkestranın çalış şekli duymak istediğim her şeydi. Müthişti. Ve ben çıkıp onlarla çalıyordum…” Avi Pardo çevirisiyle Encore’dan çıkan kitabı caz sevmeyen de okumalı. Çünkü kitapta sadece müzik yok, zor bir dünyada yeteneğiyle ün kazanan bir adamın şöhretle sınavı ele alınıyor. Film tadında… Size Türkçe’ye kazandırılmış diğer otobiyografi ve biyografileri sıralamak isterdim ama maalesef yapamıyorum. Şu 3 biyografi çıksa hiç kaçırmam: Louis Armstrong: Master of Modernism, Ella Fitzgerald: A Biography of the First Lady of Jazz ve Art Blakey: Jazz Messenger. Amazon’dan sipariş edebilirsiniz. Üç üstadın müzik ve özel hayatı…Romandan başka kitap okuyamam diyenlere de E.L. Doctorow’un Ragtime’ı yani Caz Dönemi… Amerikalı olmak isteyen göçmenlerin hikâyesini anlatıyor. Hem olayın geçtiği tarih hem de tempolu anlatımıyla tam caz dönemi.


50

GEEK

VEDA BUSESİ Geçen ay kaybettiğimiz, Marvel’ın kurucusu Stan Lee için hazırlanan koleksiyon kitabı Taschen etiketiyle The Stan Lee Story çıktı. Dev bir arşiv taraması sonucu ortaya çıkan kitapta hiç görülmemiş fotoğraflar, hikayeler ve mektuplar var. En güzeli de süper kahramanlar hakkında pek bilmediğimiz detayların yer alması. Koleksiyonerler elini çabuk tutsun sadece 1000 adet basıldı.

Klaus Badelt’ten oyun müziği

GICIR GICIR Xbox oyunlarını mobil cihazlara taşıma planlarının bir parçası olarak Microsoft, akıllı telefonlar ve tabletler için özel bir kontrol cihazı geliştiriyor. Yakın zamanda bir maketi yayınlandı. 2019’un ilk çeyreğinde piyasada olması bekleniyor.

17.000.000

Dünyanın sayılı film ve oyun müziklerinin bestecisi Klaus Badelt, Londra Senfoni Orkestrası eşliğinde Lords Mobile için oyun müzikleri tasarladı. IGG, Lords Mobile’daki parçalarla Android ve iTunes listelerinde ilk 10’a girdi.

2010 yılında çıkan Red Dead Redemption 15 milyon kopya satmıştı. Red Dead Redemption 2 ise sadece 14 günde 17 milyon kopya sattı!

Onların da bir hayatı var Red Dead Redemption 2’da ana oyuncu dışı karakterler gerçekten yaşıyor. Bir YouTube kanalı, tüm diğer karakterlerin bir gününü takip etmiş. Oyuncu dışı karakterler günlük rutin işlerini yapıyor, gece kasabanın barına gidip içki içiyor, daha sonra evlerine geri dönüyor. Rockstar Games açık dünya oyunlarında çığır açtı.

ASTRONOT TARZI 60 yılı aşan uzay araştırmaları ve keşiflerinden dolayı Vans, NASA’ya, özel kıyafet ve ayakkabı koleksiyonunu hazırladı. Astronot kıyafetinden esinlenerek tasarlanan ayakkabılarda rütbe yamaları değiştirilebiliyor. Koleksiyonda yağmurluk ve mont da bulunuyor. Bilimkurguya olan hayranlığınızı kıyafetlerinizle yansıtmanın tam zamanı.

Ne uğurda öleceksiniz?

Gerçek hikayelerden uyarlanan oyunlar tam koleksiyonluk. Üstelik görüntü kalitesi ve kurgusu iyiyse! Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra inşa edilen ilk Rus nükleer denizaltısı Kursk, 18 yıl önce Barents Denizi’nde yürütülen bir torpido eğitimi sırasında meydana gelen patlama sonucunda battı. Rusya, Batı ülkelerinden gelen yardım teklifini reddetti ve 118 kişilik mürettebattan kimse kurtulamadı. Bu trajik olayı Jujubee Games, gerilim, hayatta kalma, bulmaca oyunu olarak uyarladı ve geçen ay yayınladı. Kursk’un oluşturulma süreci boyunca birçok belge, haber, askeri uzman görüşleri alınmış en ince detayına kadar düşünülmüş. Bu da oyunun değerini gözümüzde daha da artırıyor. Hikayenin sonunu hepimiz biliyoruz ancak ne uğurda öleceğinizi seçmek oyuncunun elinde. Oyuncuya iki farklı taraf sunuyor; ister denizaltını kurtarmaya çalışan mürettebat olun, isterseniz de casusluk yapan. Casus tarafını seçerseniz Shkval Supercavitating torpidoları hakkında gizli bilgi toplamak zorundasınız. Oyunu geliştirenler, hikayenin dört farklı sonla bittiğini; tek seferde takılmadan oynandığında 10 saat sürdüğünü söyledi. Elbette bulmacaları öyle kolayca çözmek herkesin harcı değil. Tek kişi perspektifinden oynanan Kursk’ta, hikaye çok ön planda. Son derece acımazsız ve gerçekçi anlar kimi zaman gerilim seviyesini zirveye taşıyor. Oyunda karakterlerle çok fazla diğer etkileşim var, bu aksiyonseverler için negatif bir detay. Ancak olayı incelemek isteyenler sevebilir de. Grafikleri güzel fakat kullanımı kimi zaman zor olan oyunun beğeneni de var, sıkıcı bulanı da. Ancak oynamadan karar vermeyin deriz.

MOBİLDE 2K KEYFİ Basketbolsever geek’ler için 2K deyince akan sular duruyor. NBA tutkunlarına her yıl daha da gelişen bir oyun deneyimi sunan Visual Concepts, serinin 19 sayılı oyununu mobil ortamda ekim ayında çıkardı. Yükseltilmiş grafik, iyileştirilmiş oyun kontrolü ve sunduğu MyCareer hikaye moduyla kendi oyuncunuzu yaratmaya olanak tanıyıp draft, liderlik ve yüzük heyecanlarıyla adeta bir simülasyon niteliği taşıyan NBA 2K19’un eksi yönleri elbette var. Bunların başında Android versiyonunun iOS’takine göre zayıf kullanıcı yorumları alması geliyor. Ayrıca Türkiye fiyatının 59,99 lira olması da ilgililerini rahatsız ediyor.


51

GEEK

SÜPER BABA STAN LEE Arda AŞIK

S

iyah gözlüklü kör bir çocuk, elinde beyaz sopası, yanında gazete okuyan yaşlı bir amca. Tam başını kaldırmadan adımını atacak, Matt Murdock sopasıyla kesiyor önünü. Daradevil filmindeki o amca, Örümcek Adam’dan Fantastik Dörtlü’ye sayısız süper kahramanın yaratıcısı Stan Lee’den başkası değil. Süper kahraman çizgi romanları 2. Dünya Savaşı’ndan sonra altın çağını yaşamaya başlamıştı ve içinde hakikat barındıran her türlü suç ve korku filmi devre dışı olmuştu. Lee’nin çalıştığı Martin Goodman’in Atlas Comics’i ise küçük bir kadroyla direniyor, Millie the Model ve Kid Colt gibi hikayelere devam ediyordu. Her ay onlarca senaryo okumaktan bitkin düşmüştü, artık işi bırakmayı düşünüyordu ki karısı Joan “Bari ayrılmadan yapmak istediğin gibi bir kitap yap, en kötü ihtimalle kovulursun” dedi. Hayatını değiştiren tavsiye buydu... O sıralarda DC, Justice League’i kuruyordu. Lee, fantastik dünyanın dikkat çektiğini fark edince Fantastic 4’u yarattı. Bu dörtlü ilahi güçlere sahip üstün kahramanlar değildi, kusurlu üyeleriyle çekirdek bir aileydi: Fazla esnek bir adam, görünmez bir kadın, genç bir yanan kafa ve kendinden nefret eden bir taş adam. Bu, Lee’nin dahiyane tespitinin ürünüydü: Weirdo’lar, asosyaller... Onlar kötü adamlar değildi, onlar yanından geçtiğimiz insanlar ve hatta bizdik. Sonraki karakteri Hulk ise yanlış anlaşılan bir canavardı, Frenkenstein’dan izler taşıyordu. Daha sonra ergenlerden sıkıldı ve onlar için süper kahraman yaratmaya karar verdİ. Elinde ev ödevi ve sonraları fotomuhabirlik için bir kamera olan bir genç. Sonuç? Her biri 1 milyar dolarlık 5 filmli Örümcek Adam. Bir diğer efsanesi ise Iron-Man’di, okuyucunun nefret etmesi için yaratılmıştı, öyle ya Vietnam Savaşı’nın kaymağını yiyen bir teçhizatçıydı. Ancak işler planlandığı gibi gitmedi. Şu an en karizma Marvel karakterinin hangisi olduğunu sorsak birçok kişi Robert Downey JR’ın Tony Stark’ı diyecektir. İlk Afro-Amerikan süper kahraman Kara Panteri de bu adam yarattı. Stanley Martin Lieber, Superman’in yaratıcaları gibi Yahudiydi. 1922’de mülteci Rumen bir ailede doğdu, Büyük Buhran’da büyüdü, babası ona ailesini geçindirmek adına mücadele etmesi için yırtıcı bir iş ahlakı verdi. Yahudi kimliği Fantastik Dörtlü ve X-Men’deki aykırı karakterlere yansırken Peter Parker tipik bir Amerikan gencini yansıtıyordu. Yani iki yönü de yarattıklarını etkiledi. 1960’larda yaptığı devrimle, yeni nesillerin sinemaya akın etmesine ilham veren, süper kahramanları anlaşılmazlıktan kurtaran asıl kahraman ‘The Man’ Stan Lee, sıradan insanların süper olmasını mümkün kıldı. Onun yarattığı karakterler, süperleşmeden önce genelde ağır bir travma ya da kayıp yaşıyor. Lee’nin belki de bilerek yaptığı bu tercihler yüz binlerce insana güç verdi. Alt metinlerde insanın hem kaybeden hem de kazanan olabileceğini gösterdi. Stan Lee bugün çizgi roman okuyan ya da okumayan herkese bir şekilde dokunan, ölümsüz bir adam...

40

Lee 40’ı aşkın film, dizi ve çizgi filmde küçük roller aldı.

50.000.000 Dünyanın en ünlü çizgi roman yazarının serveti 50 ila 80 milyon dolar arasında.

93

Stan Lee’nin 97 yıllık hayatında yarattığı karakter sayısı


52

KONSER AJANDA

ARABESK

ELECTRO HOUSE

➡ Türkiye’nin etkili seslerinden Yıldız Tilbe, 26 Aralık saat 21.00’de Jolly Joker Vadistanbul’da sahne alacak. Kaçırmayın…

Nadine Shah

Shahmen

Sacha Boutros

Orange Blossom

. ALTERNATIF ➡ Müziğe olan ilgisi 8 yaşındayken piyano ve yan flütle başlayan Deniz Tekin, şimdilerde sahnelerin en çok aranan isimlerinden... Sanatçı, 14 Aralık saat 21.00’de Ankara IF Performance Hall’da sahne alacak. ➡ Genç yaşta elde ettiği başarıyı sahnelerde devam ettiren Evrencan Gündüz, 27 Aralık saat 20.00’de IF Performance Hall Beşiktaş’ta. ➡ Müzikte sınırları, tarzları, kuralları dışlayan, kendini sadece özgür bir müzisyen olarak tanımlayan Cem Adrian, 28 Aralık saat 22.00’de Jolly Joker Vadistanbul’da.

. ALTERNATIF ROCK ➡ Albümlerini körkütük âşık olduğu ya da çok kızdığı insanlara yaptığı bir katalog olarak nitelendiren Pakistan asıllı İngiliz şarkıcı ve söz yazarı Nadine Shah, Garanti Caz Yeşili kapsamında 6 Aralık, 20.30 Zorlu PSM Studio’da sahne alacak. Son albümü Holiday Destination bu senenin Mercury Prize adayları arasında olan Shah, günümüzün PJ Harvey’si olarak anılıyor. ➡ Söz yazarlığı kadar vokal yetenekleriyle de dikkat çeken Kalben, 6 Aralık 21.30’da fizy Nights konserleri kapsamında Babylon’da. Sahnedeki ‘salaş’ yıldız hallerini görmek, şarkılarına eşlik etmek iyi gelecek. ➡ Kendine has tınıları ve tarzıyla Can Bonomo, 14 Aralık 22.00’de 6:45 KK Çanakkale sahnesinde. ➡ Son yılların en çok sevilen gruplarından Adamlar, 19 Aralık saat 20.00’de IF Performance Hall Beşiktaş sahnesinde olacak.

00122018

00122018

Anıl Piyancı

KONSER AJANDA

AVANGART ➡ Psikedelik synth’ler ve post-punk ritimlerini birleştirdiği elektro pop tınılarıyla Londra çıkışlı prodüktör Nabihah Iqbal, 8 Aralık’ta 22.00’de Babylon sahnesinde. ➡ Yeni albümüyle adeta dünyayı etkisi altına alan Gaye Su Akyol, 13 Aralık 21.00’de Ankara IF Performance Hall sahnesinde uzaya yol döşeyecek.

BOOM BAP ➡ BLESS’in çarpıcı sesine eşlik eden sert davulları ve hafızalara kazınan melodileri alametifarikaları haline getiren rapçi Shahmen 20 Aralık, 21.30’ta Zorlu PSM Studio’ya güçlü baslarıyla sıkı bir hip-hop gecesi yaşatacak. Shahmen, 90’larda popüler boom bap türünü diriltti.

CAZ ➡ Yerinde duramayan, caz müziğiylee dünyayı dolaşan Sarah Mckenzie’nin sıradaki durağı İstanbul. Son albümü Paris In The Rain ile ilk kez Türkiye’de sahne alacak McKenzie 4 Aralık, 20.30’da İş Sanat’ta. ➡ Caz, blues, soul ve funk’ı Türk müziğiyle harmanlayan Karsu’yu bir kategoriye koymak güç. Kendine has müzik tarzıyla vokal, piyanist, söz yazarı, besteci ve aranjör rollerini de üstlenen müzisyen, 19 Aralık 21.30’da Babylon sahnesinde. ➡ 2017 yılında Londra’da Yılın Uluslararası Caz Vokalisti seçilen ve Grammy adaylıkları olan Sacha Boutros, vokal yeteneklerini 28 Aralık 20.00 de İBB CRR Konser Salonu’nda sergileyecek.

➡ Techno, house, indie rock ve psychedelia gibi birçok farklı tarzdan beslenerek müziğe her noktasından dokunan Londra çıkışlı DJ ve prodüktör Erol Alkan, 7 Aralık 22.00’de Babylon’da. O zaman dans!

ELECTRO POP ➡ Dünyanın en önde gelen plak şirketlerinden Fransız Hungry Music, Worakls, Joachim Pastor ve Elska, müziğin hiç susmayacağı bir gece için Zorlu PSM çıkarmasına hazırlanıyor. Konser, 22 Aralık saat 22.00’de Zorlu PSM’de Turkcell Sahnesi’nde.

FOLK ➡ Türk halk müziğinin iki usta ismi Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu, 12 Aralık 20.30’ta Bursa Tayyare Kültür Merkezi sahnesinde dinleyenleri, özel bir müzik yolculuğuna çıkaracak. ➡ Zılgıtlar, mendiller ve enerjiniz hazırsa doğru Kolektif İstanbul konserine! Progresif düğün müziği yaptıklarını söyleyen ekip, Balkan Wedding Party ile 14 Aralık 22.30’da Babylon sahnesinde. ➡ Karadeniz müziğinin güçlü seslerinden Resul Dindar, 19 Aralık 20.30’da Mall of İstanbul MOİ Sahne’de. ➡ Modern zamanların ozanı, birbirinden güzel şarkıların yaratıcısı ve Türkiye’nin en özgün yorumcularından Hüsnü Arkan, sevilen şarkılarıyla 28 Aralık’ta saat 22.30’da KadıköySahne’de... ➡ Anadolu müziğinin oda orkestrası Rubato, 28 Aralık saat 22.30’da Mori Performance’ta. ➡ Sahnelerin aranan ismi Birsen Tezer, 29 Aralık saat 22.30’da KadıköySahne’de.


53

KONSER AJANDA

RAP

INDIE POP ➡ Avrupa sahnelerinin popüler ismi The Away Days, vatan topraklarında konserlerine devam ediyor. Grup, 21 Aralık 22.00’de Bios Bar Alsancak sahnesinde olacak.

. KLASIK ➡ Modern klasik müzisyen Federico Albanese yeniden İstanbul’da, yaptığı müzikle sizi adeta yıldızlararası bir yolculuğa çıkarıyor. Albanese ve müziğiyle tanışmak isteyenler, 13 Aralık, 21.30’da Salon İKSV’de olun. ➡ Solistik açıdan günümüzün en dikkat çeken isimlerinden Renaud Capuçon, şef Philippe Morard yönetimindeki Wiener ConcertVerein ile Mozart’tan Dvořák’a uzanan bir geceye davet ediyor. Bu özel konser 14 Aralık, 20.30’ta İş Sanat’ta. ➡ Valse adlı şarkısı ile gönüllerde taht kuran ünlü piyanist Evgeny Grinko, uzun bir Türkiye turnesine başladı. Piyanist, 17 Aralık 20.30’da Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi AKM Salonu’nda. ➡ Borusan Quartet’in Viyana Klasikleri serisinin ikinci konserinde müzik tarihinin iki dehası Mozart ve Beethoven’ın yapıtlarıyla 18 Aralık 20.30’da ENKA Oditoryumu’nda. Mozart’ın, KV 464 numaralı dörtlüsü ve Beethoven’ın olgunluk döneminin başyapıtlarından Op. 131 numaralı dörtlüsü ile Borusan Quartet, çoksesli müzik tarihinin en ilham verici iki oda müziği yapıtını seslendirecek. ➡ Katia ve Marielle Labèque Kardeşler, MDH Quartet, Chalmin, Dessner, Labeques etkinliğiyle 22 Aralık, 22.00’de Borusan Müzik Evi’nde olacak. Konserlerinde Bryce Dessner ve David Chalmin ile birlikte, Julius Eastman, David Lang, Caroline Shaw ve Bryce Dessner’ın yapıtlarını seslendirecekler.

. PARTI

➡ Dünyanın her yerinde farklı ritüellerle karşılanan 21 Aralık, 23.59 gecesi yani en uzun gece Zorlu PSM Studio’da Oceanvs Orientalis, Schnell Schnell ve Sevil Soylu’nun performanslarını sergileyeceği Winter Solstice-The Longest Night Party ile kutlanacak. ➡ Remix Your Year In Your Room etkinliğinin ikincisi geliyor. W Lounge ve Secret Garden’da 10’un üzerinde yerli ve yabancı DJ performans sergileyecek. 31 Aralık, 21.00’de başlayan parti 04.00’e kadar devam edecek.

POP ➡ Pop müziğin koşan adamı Mirkelam, eğlenceli sahnesiyle 7 Aralık 22.30’da Dorock XL Kadıköy sahnesinde sevilen şarkılarını seslendirecek. ➡ Kendini alternatif pop sanatçısı olarak nitelendiren Can Kazaz, 12 Aralık 22.30’da İzmir Ooze Venue’de yeni albümü Sürsün Bahar’dan şarkılar seslendirecek. Siz yine de indie tınılara da hazır olun. ➡ Ay İnanmıyorum’la hâlâ gönlümüzde ayrı bir yeri olan Aşkın Nur Yengi, Sanat Performance Açıkhava Sahnesi’nde 14 Aralık 22.00’de en güzel şarkılarını seslendirecek. ➡ Pop müziğin sevilen isimlerinden Çelik, 7 Aralık saat 23.00’te Hayal Kahvesi Bursa sahnesinde nostalji sevenlerle buluşacak. ➡ Nesimi, Ömer Hayyam ve Neşet Ertaş gibi birçok üstadın eserlerini kendine has sesiyle seslendiren Can Gox, 22 Aralık 22.00’de Aqua Florya Hayal Kahvesi sahnesinde... ➡ YouTube’a yüklediği kişisel performans videolarıyla kısa sürede fenomen haline gelen Ayçin Asan, ‘Evet Ne Söylüyorduk’ projesi ile 26 Aralık saat 21.00’de Jolly Joker Kartal’da.

POST ROCK ➡ İrlandalı post-rock üçlüsü God Is An Astronaut, 14 Aralık, saat 21.00’de sahnede olacak. Enstrümental müziği başka bir seviyeye çıkaran grup, yoğun rock enstrümantasyonunu dünyevi olmayan duygusal ses efektleri ve melodilerle birleştiriyor.

PROGRESSIVE METAL ➡ Jordan Rudess tarafından vahşi bir dâhi olarak tanımlanan multienstrümentalist, besteci, şef ve aranjör Eren Başbuğ ve ekibi, An Evening of Progressive Metal projesiyle Lokalize serisi kapsamında 4 Aralık, 20.30’da Zorlu PSM Studio’da.

R&B ➡ Kendi deyimiyle gece kadar karanlık bir R&B yapan Tsar B, yeni albümü The Games I Played’den şarkılarla 7 Aralık, 22.00’de Salon İKSV’de. Türkiye’deki ilk performansıyla hem de merakla beklenen müzisyenin elektronik altyapılı, Ortadoğu nağmeleriyle bezeli, kimi zaman sert ve öfkeli synth’lerine hazır olun.

➡ Trap türünde etkileyici parçalar ortaya çıkaran Anıl Piyancı, 7 Aralık, 22.00’de Cemiyet İstanbul Sahnesi’nde yeni albümü Yerden Yüksek’ten parçalar seslendirecek. ➡ Tarihin ilk Türkçe rap yapan grubu Islamic Force’dan günümüze kadar hiphop kültürünün ülkemizdeki her gelişim aşamasında bıraktığı izler ve Ceza, Eko Fresh, Summer Cem, Ayaz Kaplı gibi isimlerle yaptığı şarkılarla ismini Türkiye Rap müzik tarihine yazdıran Killa Hakan, DJ Suppa ile 9 Aralık 20.00 de IF Performance Hall Beşiktaş sahnesinde. ➡ Televizyon dizilerinde parçalarının yer almasıyla geniş bir kitleye ulaşan Gazapizm, geçtiğimiz dönemde festivallerde en çok karşımıza çıkan isimlerden oldu. Kimi zaman farklı enstrümanistlerin eşlik ettiği konseri 28 Aralık 22.30’da Dorock XL Beşiktaş’ta. ➡ Dünyayı, sistemi, insanı ve insani duyguları klasikleşmiş çizgiden uzak; kendine has tarzıyla anlatan Şanışer, 19 Aralık 22.30’da Dorock XL Beşiktaş sahnesinde ➡ Parçalarında sokak kültürünü olduğu gibi yansıtan sert grup İstanbul Trip, 23 Aralık 22.00 IF Performance Hall Ataşehir sahnesinde olacak.

God Is An Astronaut

Sarah McKenzie

ROCK ➡ Şu sıralar enerjilerinde dalgalanmalar olsa da Duman’ın şarkılarına eşlik etmesi her zaman güzel. Grup, Garanti One Sunar: Duman konseriyle 2 Aralık, 20.00’de Volkswagen Arena sahnesinde. ➡ Şarkılarını evire çevire yeniden yayınlayan Teoman’ı boynuna mikrofon kablosunu sara sara şarkı söylemesini izlemek elbette hâlâ zevkli. O bir ikon. Teo, 8 Aralık 21.00 de DoubleTree by Hilton Hotel Van sahnesinde. ➡ Türkiye rock müzik sahnesinin kült isimlerinden Vega, 13 Aralık 21.30’da Babylon’da yeni ve eski şarkılarını seslendirecek. ➡ Kapalı mekanlarda performansları adeta ikiye katlanan Athena, 15 Aralık 22.30’da Dorock XL Beşiktaş sahnesinde. Zıplamaya hazır olun.

Federico Albanese

SYNTH POP ➡ Yılı sıkı bir konserle kapatmak isteyenler not alın. Bağımsız müziğin ülkemizdeki en etkili ve heyecan verici grubu Jakuzi, Babylon’da yılın son konserini verecek. Tarih, 27 Aralık 21.30.

Kalben

TRIP HOP ➡ Çukur dizisinde çalınan Ya Sidi parçasıyla ülkemizde geniş hayran kitlesine ulaşan Orange Blossom ilk kez Ankara’da. Elektronik müziği Ortadoğu ve Afrika müzik gelenekleriyle birleştirerek doğu kültürünün geleneksel melodilerini elektronik fırtınalara çeviren grup, 2 Aralık 20.30’da MEB Şura Salonu’nda sahne alacak.

Katia ve Marielle Labèque kardeşler


54

SAHNE AJANDA

❏ Edith Piaf, Frida Kahlo, Marilyn Monroe, Virginia Woolf, Salvador Dali, hepsi bir zihnin davetinde toplanıyor. Hatice Aslan, Devrim Nas, Hande Soral, Gülin İyigün, Açelya Devrim Yılhan oynuyor, karakterler kimi zaman birbirinin yerine geçerken kimi zaman kendi yerini bulamıyor. Bir sorgu patlaması yaşanıyor bu da şüpheyi tetikliyor. Geçmişten geleceğe, sanattan hayata her şey var bu oyunda. Çarpıcı sorular beliriyor, cevapları ise en beklenmedik yerlerden geliyor. Erdi Işık’ın yazdığı, müziklerini Gürkan Çakıcı’nın yaptığı ve Ali Düşenkalkar’ın yönettiği absürt komedi Dali’nin Kadınları, 1 Aralık saat 20.30’da Zorlu PSM’de.

❏ Hakan Yılmaz ve Ebru Cündübeyoğlu, yıllar sonra konsepti PuCCa adıyla tanınan Selen Pınar Işık’a, senaryosu Bir Kadın Bir Erkek dizisi senaristlerinden Murat Dişli, Alper Atalan ve Zeki Enes Akkan’a ait olan tiyatro oyununda buluşuyor. Cansu ve Serdar, mutsuz geçtiğini düşündükleri yılların ardından boşanmaya karar vermiştir. Verdikleri boşanma partisinin ertesi günü boşanma davaları sonuçlanacak ve birbirlerinden kurtulacaklardır. Sabah dün geceyi pek hatırlamayarak, başları ağrılı açarlar gözlerini. Aile dostları ve boşanma avukatı olan Cengiz, koltukta korkunç bir halde ölü olarak yatmaktadır. Çift, geçmişlerini hatırlamaya ve cinayetten yırtmaya çalışacaktır. İki başarılı oyuncunun Gergedan Yapım tarafından sahneye konulan esprilerle dolu oyunu Ölü’n Bizi Ayırana Dek 1 Aralık saat 20.30’da İzmir Atatürk Kültür Merkezi Yunus Emre Salonu’nda tiyatroseverlerin karşısına çıkıyor.

❏ Evlenmeye ramak kalmış, her şey tıkırında. Genç çift bir otelin süit odasında, hayatlarını değiştirecek imzayı atacakları anı bekliyor, yakın dostları etraflarında. Ancak hayatlarının kapısını ‘davetsiz’ misafirler çalıyor. Doğru insanın tam düğünden önce karşınıza çıkması sorusu doğuyor ve kahkaha tufanı başlıyor. Eyüp Emre Uçaray yönetmenliğindeki Suit - Düğün Dündü, Bugün Bugün 2 Aralık saat 18.30’da, Begüm Öner , Ceyhun Fersoy, Ebru Şahin , Melis Kaygilaroğlu ve Ümit Kantarcilar’dan oluşan oyuncu kadrosuyla, Profilo KM Küçük Salon’da seyircilerini bekliyor.

III. Richard

❏ Bir oyun hayal edelim, içinde William Shakespeare olsun. Ama Can Yücel de olsun. Hatta yetmez, Aziz Nesin, Bertolt Brecht, Nâzım Hikmet de olsun. İşte 60’ıncı sanat yılını kutlayan usta isim Genco Erkal’ın uyarladığı, yönettiği ve oynadığı Merhaba, ‘Benim yazarlarım’ diye bahsettiği bu edebiyatçıların eserlerinden oluşuyor. Yıllar öncesinden seyirciye seslenen yazarlar, dünya halleri üzerine hem güldürüyor hem düşündürüyor; zor günlere ve geleceğe ışık tutuyor. Genco Erkal üzerimizdeki umutsuzluğa moral aşısı olmasını umuyor. İlk kez geçtiğimiz eylül, New York’ta sergilenen müzikli oyuna Fazıl Say, Kurt Weill, Yiğit Özatalay, Arif Erkin ve Selim Atakan’ın besteleri piyano ve basklarnetle eşlik ediyor. Merhaba, 2 Aralık saat 18.00’de Kenter Tiyatrosu’nda.

❏ William Shakespeare’ın, her şeyi mubah gören karakteriyle zirveye yükselen kralı anlattığı III. Richard, 3 Aralık saat 20.30’da Kumbaracı50’de, Yiğit Sertdemir yönetiminde seyirciyle buluşuyor. Sahneye Burakhan Yılmaz, Cemre Gümeli, Ceren Sevinç, Deniz Gürzumar, Eren Demirbaş, Erkan Baylav, Feride Çetin, Tolga Bayraklı, Yeşim Sarı ve Yiğit Sertdemir çıkıyor.

❏ Victor Hugo’nun ölümsüz eseri Notre Dame - Quasimodo Musical, Trump Kültür ve Gösteri Merkezi’nde 4 Aralık, saat 20.30’da sahneleniyor. Müzikal, Türkçe.

❏ Oyun, şizofreni geçirip 7 yıl uzak kaldığı sahnelere yeniden dönmek isteyen Feuerbach’ın seçmelere katılmak için tiyatroya gelmesiyle başlıyor. Ancak bir bakıyor ki yönetmen değil gencecik bir asistan var. Feuerbach kızıyor ve bir asistan tarafından denenmeyeceğini söyleyerek sitem ediyor. Sorgulamaya başlıyor kendini usta oyuncu. Dekormuş, kostümmüş, oldukça sade. Ancak usta oyuncu Selçuk Yöntem seyirciyi sahneye odaklıyor. Benim Adım Feuerbach 5 Aralık saat 20.30’da Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi ve 8 Aralık aynı saate Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi, 15 Aralık saat 20.00’de ise Kocaeli Sabancı Kültür Merkezi’nde.

❏ Kimi oyunculuk, kimi yazarlık, kimi İngilterelerde stand-up yapıp gelmiş “Hayatla dalga geçemezsek vallahi çatlarız” diyen 6 kadın komedyenden oluşan Hatunlar Standup, 6 Aralık saat 20.30’da İzmir Volume Alsancak’ta seyircileri düşündürürken kahkaha dolu anlar yaşatacak.

❏ Bu gösterisinde kağıt gemilerden emekli kaptanımız, izleyicilerini seyir defterinin yeni sayfalarını okumaya davet ediyor. Görçek’i izleyenler, birarada yaşama duygusunu, bilginin üretilen ve yönetilen en büyük güç olduğu gerçeğini kavrayacaklar. Sunay Akın ile Görçek 7 Aralık saat 20.00’de Ankara Panaroma Sanat Merkezi’nde.

❏ Bu yıl birincisi düzenlenecek olan Kafkas Halk Dansları Gösterisi kapsamında Azerbaycan Dans ve Müzik Şöleni 8 Aralık saat 20.00’de Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapılacak. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’dan solistlerin de katılacağı 50 kişilik dans gösterisinde, Azerbaycan’ın dünyaca ünlü garmon virtüözü Orhan Mirzeyev ve Tahir Zakirov muhteşem bir müzik ziyafeti gerçekleştirirken ses sanatçıları Cavid Gafarov ve Aynure Şirinova muhteşem sahne performansıyla seyirci karşısında olacak. Ayrıca balaban klarnet virtüözü Nuran Bakirov da şölende yer alacak.

❏ Bülent Kılıçaslan’ın yazıp oynadığı Âşık Veysel Müzikali 10 Aralık saat 20.30’da Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi Müşfik Kenter Sahnesi’nde seyirciyle buluşuyor. Oyunda türkülerle, Âşık Veysel’in uzun ince yolculuğu, Anadolu’nun ve Cumhuriyet’in hikayesi anlatılıyor.

❏ İlk kez 20 Eylül Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde İstanbullu sanatseverlerin beğenisine sunulan İstanbul Dreams 24 saat yaşayan İstanbul caddelerini, tarih ve kültürünü, medeniyetlerini, doğu batı sentezini dans yoluyla anlatıyor. Koreografisi Genel Sanat Yönetmeni Mustafa Erdoğan tarafından hazırlanan gösteride uçuş sistemleri, görüntü sistemleri ve özel efektler yeni teknolojilerle kullanılıyor. İkinci bölüm Best Of Anadolu Ateşi adı altında gerçekleşiyor. 18 yıldır dünya sahnelerinde dans eden grup, 12 Aralık’ta saat 21.00’de Bostancı Gösteri Merkezi’nde.


55

. SERGI AJANDA ❏ Akife Meral Dekeli Portreler sergisinde yer alan eserlerinde insanları konu ediniyor. İnsan yüzü ve bedeni onun çalışmalarının temel kaynağı. Hakikati bedenin ve yüzün derinliklerinde arıyor. Yani kısaca insanın tamamlanma kaygısını irdeliyor. 22 Aralık’a kadar Seher Becel Sanat Galerisi’nde devam eden sergi görülmeye değer. ❏ Bedenin coğrafyasında politik olanla erotik olan sürekli yer değiştirir. Bir yerde bastırılan şey, aynı anda sonuna dek yaşanan ve hatta tüketilen şey haline gelir. Tıpkı gizli kılınan şeylerin aslında birer göstergeler imparatorluğu yaratması gibi… Küratörlüğünü Rafet Arslan’ın yaptığı 12 sanatçının eserlerinden oluşan Tinsel Kuşatma sergisi, 22 Aralık’a kadar Kare Sanat’ta. ❏ Başak İçöz’ün heykel pratiğini evren ve insanın var olma halleri üzerine kurulan düşünceler oluşturuyor. Sanatçı, ahşap heykellerinde varoluş sürecinin hareketliliğini kimi zaman da eksikliğini yansıtıyor. Evrenin döngüsü, oluşma ve tamamlanma çabasıyla insanları birbirine bağlayan enerji dalgalarına göndermeler yapıyor. İçöz’ün Var-oluş Halleri sergisini bu ay sonuna kadar Anna Laudel Contemporary’de görebilirsiniz. ❏ Yaşadığı coğrafya ve tecrübeye dayanan süreci, sanatının kendi yaşamsal gerçekliğini plastik olarak ortaya koyma çabası olarak ifade eden Tuğçe Diri, kağıt üzeri desen, tuval ve dantel, tuval üzeri akrilik gibi birbirinden farklı malzemelerle çalışarak temelde birbiriyle birleşerek gelişen seriler üretiyor. Sanatçı, çağdaş ifade biçimleri kullansa da geleneksel sanatlar üretim sürecinin başlangıç noktasını oluşturuyor. Diri’nin Bir Başka Dünya isimli sergisi bu ay sonuna kadar Anna Laudel Contemporary’de.

❏ Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED), Yitik İmparatorluğu Resmetmek: İtalyan Merceğinden Anadolu’daki Bizans Sanatı, 19602000 sergisiyle Bizans araştırmalarının tarihine ışık tutuyor. Koç Üniversitesi ve Sapienza Üniversitesi işbirliğiyle hazırlanan sergi, İtalyan akademisyenler tarafından Anadolu’da yarım asırdır yürütülen araştırmalara odaklanıyor. ANAMED Kemerli Galeri’deki sergi, 31 Aralık’a kadar ziyarete açık olacak.

❏ Gördüklerimizin değil ama düşlediğimiz ve özlediğimiz şeylerin resmini yapmak üzere yola çıkmak. Bu söylemi, geleneksel batı resminin ışık kaynağı gölge ve tek mekan perspektif gibi öğelerini reddederek soyut ama figüratif bir dilde kurmak... Böylelikle resmi çağdaş bir ifade özgürlüğüne kavuşturarak belki de şiirselliğe biraz daha yaklaştırmak... Çağdaş figüratif resmin en önemli temsilcilerinden Orhan Taylan’ın solo sergisi 5 Aralık’a kadar Türker Art’ta!

❏ İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ’nin projelendirdiği, Süleyman Saim Tekcan’ın 30 yıllık heykel ve gravürlerinden oluşan Atlar, Hatlar ve Süleymannâme isimli sergisi, aralık ayı boyunca Şerefiye Sarnıcı’nda. Küratörlüğünü Mehmet Lütfi Şen’in üstlendiği sergide, sarnıcın duvarlarıyla bütünleşen gravürler, suya yansıyan üç boyutlu çalışmalar ve bu çalışmaların duvarlarla örtüşen gölgeleriyle oluşan görüntüler ziyaretçilere benzersiz bir sergi deneyimi sunuyor.

❏ “Sanat iyileştirir” sloganından hareketle son sergisinin temasını “Evrenin duşu da sanat mı?” olarak belirleyen Sabahat Çıkıntaş, 20092018 yılları arasında ürettiği yapıtlarını derlediği Evrenin Duşu Da Sanat Mı? sergisiyle izleyiciyle buluşuyor. Çıkıntaş’ın solo sergisi 14 Aralık’a kadar Antonina Sanat Galerisi’nde gezilebilir.

❏ Pera Müzesi ve Sergey Parajanov Müzesi işbirliğiyle gerçekleştirilen Parajanov-Sarkis sergisi, doğumunun 95. yılında, sinema tarihinin en önemli yönetmenleri arasında yer alan sanatçı Sergey Parajanov’un benzersiz dünyasını ilk kez Türkiye’ye taşıyor. Erivan’daki Parajanov Müzesi Müdürü Zaven Sargsyan küratörlüğünde hazırlanan sergi, Parajanov’un, farklı sanat dallarındaki üretimlerini bir araya getiriyor. Sergide, kolajlardan film sahnesi taslaklarına, kostümlerden desenlere, resimlere, mozaiklere, objelere ve fotoğraflara uzanan pek çok eser yer alıyor. Sergi, 13 Aralık’tan itibaren Pera Müzesi’nde.

KURS

Şehrin yorgunluğundan ruhunuzu arındırmak için sadece ellerinizi kirletmeniz yeterli. Üstelik tecrübenizin olmasına gerek yok. Hitit döneminden beri süregelen ve Anadolu’da sıkça kullanılan çömlekçi çarkı günlük yaşam stresinden kopup sakin ve huzurlu bir gün geçirmek isteyenleri bekliyor. Tarih: 3-31 Aralık 2018 Yer: Özel Şişli Sanat Kursu Saat: 18:30

❏ Türkiye’de Osman Hamdi Bey tabloları üzerine konservasyon ve bilimsel araştırmalar alanında şimdiye kadar yapılmış en ayrıntılı çalışmanın süreçleri Görünenin Ötesinde Osman Hamdi Bey isimli sergiyle sanatseverlere aktarılıyor. Sakıp Sabancı Müzesi Resim Koleksiyonu’nda 31 Aralık’a kadar yer alacak olan Osman Hamdi Bey’e ait 6 tablonun karşılaştırmalı olarak incelendiği çalışmada sanatçının üretimi ile eserlerine dair detaylar bilimsel yöntemlerle ortaya çıkarılıyor. Bu ay son kaçırmayın!


56

. VIZYON

Tür: Dram

ŞAMPİYON

ent Turkey Dağıtımcı: CJ Entertainm Kuşkan Zeynep Abdullah, Fikret Oyuncu:Ekin Koç, Farah erinde yoldaşlık eden Yönetmen: Ahmet Katıksız Halis Karataş ile ona kariy ey jok en nd eri ürl fig li em ane Bold Pilot. Türk in en ön yenlerin bile tanıdığı bir efs me bil Şampiyon, Türkiye biniciliğ rın lıa rış ya At r. ıyo vizyonda. ayesini anlat n değer. Film, 7 Aralık’ta kte yarış atı Bold Pilot’un hik rçe ge ye me izle or, mumla aranıy filmlerinde böyle konular

KAFALAR KARIŞIK

Dağıtımcı: TME Films Tür: Komedi Oyuncu: Atakan Özyurt, Bilal Hancı, Fatih Yasin, Gü ven Kıraç, Erkan Can Yönetmen: Yücel Yolcu 4 milyon takipçili Kafalar YouTube kanalının fenom engilleri bekleneni yaptı çıkıyor. Hikaye internettek ve Kafalar Karışık filmiyle i içeriklerine oranla daha karşımıza basit; âşık olduğu Buse ile Atakan ve ona yardımcı ola evlenebilmenin yollarını ara n arkadaşları Fatih ve Bil yan al’in maceraları... Film, 7 Aralık’ta sinemalarda.

SECOND ACTema

Tür: Romantik komedi

Dağıtımcı: Pin a Hudgens Milo Ventimiglia, Vaness Oyuncu: Jennifer Lopez, ndırıyor. zi yaşayan Maya’yı canla kri Yönetmen: Peter Segal ş ya 40 z, pe Lo r ife nn y göstermeyi seven Je uğunu fark edip ki tek engelin kendisi old Romantik komedilerde bo de ün ön , ya Ma n ya şla ba a vizyonda. niden keşfetmeye nir. Second Act, 20 Aralık’t izle n içi z pe Lo m, Hayatını sorgulayan ve ye Fil ır. lış adığını ispat etmeye ça yeni bir yaşamın geç olm

AQUAMAN

Dağıtımcı: Warner Bros. Tür: Aksiyon Oyuncu: Jason Momoa, Amber Heard, Nicole Kid man, Patrick Wilson, Wille Yönetmen: James Wan m Dafoe Justice League serisinden doğan Aquaman filminde, Jason Momoa, John Curry vermeye devam ediyor. Fil namıdiğer Aquaman’a ha min kahramanının tehdit ler karşısında vatanı Atlan yat mücadeleyi konu ediniyo tis’i savunmak için girdiğ r. Bu fantastik kahramanlı i amansız k hikayesi 28 Aralık’ta be yazperdede.

MARY POPPINS DÖNÜYOR

Tür: Fantastik

Dağıtımcı: UIP ryl Streep, Colin Firth Oyuncu: Emily Blunt, Me PL Travers’ın diğer yedi Yönetmen: Rob Marshall n döneminde geçiyor ve hra Bu k yü Bü nın ra’ nd Poppins Dönüyor ile 30’larda Lo şrolünde yer aldığı Mary ba ın nt’ Mary Poppins Dönüyor 19 Blu ily Em r. ıyo çık iğinden ortaya yonda. kitabındaki içerik zenginl zda. Film, 28 Aralık’ta viz mı rşı ka le ey ay hik bir ni klasikleşmiş müzikal ye


57

. . SEYIRLIK

DİZİ

Yıl: 2018 Yönetmen: Can Evrenol Süre: 00:60:00 Oyuncular: Çağatay Ulusoy, Okan Yalabık, Ayça Ayşin Turan, Mehmet Kurtuluş, Hazar Ergüçlü Platform: Netflix

Yıl: 2012 Yönetmen: Bertan Başaran Süre: 01:04:00 Oyuncular: Barbaros Erköse Platform: Blutv

FİLM

Hakan: Muhafız

Körfez

Türkiye’de büyük bir kullanıcı kitlesine bulunan Netflix, nihayet ilk orijinal Türk dizisini duyurdu. İpek Gökdel’in 2016 yılında kaleme aldığı Karakalem ve Bir Delİkanlının Tuhaf Hikayesi adlı kitaptan uyarlanan Hakan: Muhafız, 14 Aralık’ta izleyici karşısına çıkıyor. Dizi, Çağatay Ulusoy’un canlandırdığı, sıradan bir hayat süren ana karakter Hakan’ın İstanbul’u korumakla yükümlü, gizli ve kadim bir zümreye bağlı olduğunu öğrendiğinde hayatının nasıl değiştiğini anlatıyor. Yaşadığı şehir, Ölümsüzler’in tehdidi altında olan Hakan, şehri muhafaza etmek için neler gerektiğini acilen öğrenmek ve son muhafız olarak kaderinin gereğini yerine getirmek durumundadır. Yayın tarihi, yönetmen koltuğundaki Can Evrenol tarafından bizzat müjdelenen bu fantastik diziyi kaçırmayın.

30’lu yaşlarında yeni boşanmış Selim, ailesinin yanına İzmir’e döner, eski hayatının izleriyle karşılaşırken körfezde gerçekleşen bir kaza şehirdeki hayatı derinden sarsar. Selim, yıllar sonra geri döndüğü İzmir’de yeni bir dünyayı keşfe dalar. Emre Yeksan’ın yazıp yönettiği ve senaryosunu Ahmet Büke ile birlikte yazdığı Körfez, dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yaptı, festivalin Uluslararası Film Eleştirmenleri Haftası bölümünde yarıştı ve Geleceğin Aslanı ödülüne aday oldu. Ayrıca 25’inci Hamburg Film Festivali, 14’üncü Sevilla Film Festivali ile uluslarası gösterimlerine devam etti. Aynı zamanda 24’üncü Uluslararası Adana Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü, 54’üncü Ulusal Yarışma’da En İyi Senaryo Ödülü’nün sahibi oldu. Yani izlemeye değer.

Sensiz Yasanmaz ,

KEŞİF I S A T K NO

Bertan Başaran’ın yönetmen koltuğuna oturduğu belgeselde, klarnet virtüözü Barbaros Erköse’nin hayatı üzerinden Türk müziğinin çeşitliliğinin ve eklektik yapısınının analizi yapılıyor. Belgesel, Türk sanat müziğinde yer etmiş birçok isimle çalışmalar yaptıktan sonra klarnetini yalnızca insanları eğlendiren bir araç değil, kendini ifade etme aracı olarak kullanan Erköse’nin dünyaca tanınması, Batı müziğiyle tanışıp çeşitli ülkelerden birçok sanatçıyla çalışmasına karşın Türkiye’de gereken ilgiyi görmemesine rağmen hâlâ etkin ve üretken bir sanatçı olduğunu göstermeyi hedefliyor. Yapımda gerek yurt içi gerek yurt dışından tanınmış sanatçılarla iletişime geçiliyor ve çağdaş müzisyenlerin Erköse’nin klarnetiyle olan etkileşimleri belgeleniyor.

BELGESEL

The Honeymoon Stand Up Special

Evliliklerinde 3 yılı geride bırakan ve yaklaşan ebeveynliğin tuhaf etkilerini hisseden stand-up yıldızları Natasha Leggero ve Moshe Kasher, yaklaşık yarımşar saatlik 3 stand-up gösterisinden oluşan koleksiyonda, aile ve ilişki gibi konulardan dem vuruyor. İkili sahnede gerek belli bir plan üzerinden gerek doğaçlama olarak birbirlerini tamamlamakla kalmıyor, serinin üçüncü bölümünde seyirciler arasından gönüllüleri sahneye davet ederek onları konfor alanlarından çıkarıyor ve ‘roast’ ediyorlar, yani yerin dibine sokuyorlar! Comedy Central Roast’ta Justin Bieber ve Snoop Dogg gibi isimlerin konuk olduğu programda gayet iyi iş çıkaran Leggero, burada da formunu koruyor. Eleştirmenlerden olumlu yorumlar alan bu özel trio kaçmaz.

STAND-UP

Yıl: 2017 Yönetmen: Emre Yeksan Süre: 01:46:00 Oyuncular: Serpil Gül, Müfit Kayacan, Merve Dizdar, Ulaş Tuna Astepe Platform: Blutv

Yıl: 2018 Yönetmen: Jay Karas Süre: 00:30:00 Oyuncular: Natasha Leggero, Moshe Kasher Platform: Netflix


58 rt caz Avanga

ck Pop ro

op Dans p

YURT DIŞI

HOLLANDA

.

AVUSTURYA

YUNANISTAN Arve Henriksen

Jessie J’in enerji dolu ve renkli şovunu İstanbul’da izleyemeyenleriniz varsa, 3 Aralık’ta The R.O.S.E. Tour kapsamında Amsterdam AFAS Live sahnesinde olacak. Dans edip son ses eşlik etmek serbest.

İngiliz basgitarist, söz yazarı ve besteci Paul McCartney’i yurdumuzda görene kadar kovalamaya devam. 5 Aralık tarihinde Viyana Wiener Stadthalle’da.

Japon shakuhachi flütünden esinlenen trompet virtüözü Henriksen’i gitarist Jannis Anastasakis’le sahnede yükselirken görmek isteyenler; 7 Aralık’ta Atina St. Paul’s Sessions sahnesinde.

p Pop ra

op Barok p

Paul McCartney

pop Synth

Jessie J

NORVEÇ

.

MEKSIKA

FRANSA

Jane Birkin

Canlı performanslarında albümdeki şarkılarını kusursuz seslendirmesiyle bilinen MGMT, Little Dark Age’den parçalarını seslendirecek. Not alın, 7 Aralık’ta Oslo Sentrum Scene sahnesinde.

Her seferinde normal olmaktan nefret ettiklerini söyleyen Die Antwoord’un müzik tarzlarında rap, rave, hip-hop, punk, pop, dubstep karışımı var. Bu çılgın şov 10 Aralık’ta Meksika Pepsi Center WTC’de.

Oyuncu, şarkıcı, söz yazarı, model ve stil ikonu Jane Birkin’i, çıplak gözle izlenmeli. Birkin, Gainsbourg Le Symphonique albümünün turnesi kapsamında 17 Aralık’ta Paris Le Comedia’da.

p R&B po

metal Heavy

Die Antwoord

fu n k Synth

MGMT

.

.

INGILTERE

.

AMERIKA

.

AMERIKA

Osbourne &Manson

Efsanevi prodüktör, gitar virtüözü ve daha birçok yetenek sahibi Nile Rodgers, Chic’le birlkite 19 Aralık’ta Londra The O2 Arena sahnesinde. Bu konseri yakalayanlar çok şanslı.

Dansı ve şarkıları olay! Gerçi son albümü Man of the Woods pek beklediğimiz gibi değildi ama nihayetinde o bir efsane. Justin Timberlake, 22 Aralık’ta Montville Mohegan Sun Arena’da.

31 Aralık’ta Inglewood L.A. Forum’daki Ozzfest’e gidenler yılı efsane isimlerle kapatacak. Line up’taki isimleri sıralıyorum: Ozzy Osbourne ve Marilyn Manson!

t Big bea

ggae Pop re

Justin Timberlake

ul Pop so

Nile Rodgers & Chic

.

IRLANDA

LÜKSEMBURG

.

.

INGILTERE

Hoizer

Prodigy

UB40

Kendi adıyla aynı olan son albümü hâlâ çok dinlenen muazzam vokal Hozier’i doğup büyüdüğü topraklarda izlemek isteyenlere duyuru; 17 Aralık, Dublin Olympia Theatre’da.

“Tipik bir The Prodigy parçası diye bir şey yok. Prodigy ile ilgili tipik olan tek şey coşkusu” diyen efsane Prodigy, 8 Aralık tarihinde Esch Sur Alzette, Rockhal’da.

Kendilerinin de dediği gibi UB40 yıllardır reggae müziği ana akıma taşıma görevini üstleniyor. Bu göreve dahil olmak için UB40, 21 Aralık’ta etkileyici şovlarıyla Arena Birmingham sahnesinde.


59

TB

#TB #DISCO #70S #JOHNNIETAYLOR

ÖĞLE ARASI BAHARATLI SOSİS VE KIRMIZI GAZOZ Üç kez Grammy ödüllerine aday gösterilen Johnnie Taylor, 41 yıl önce, dünyaca ünlü Pink adındaki hot-dog’cudan sosisli alıp kaldırım kenarında park halindeki arabasında oturuyor. 1960’ların ortasında Stax Records’ta, müzik yelpazesi soul’dan pop müziğe, ilahiden disko müziğine uzanan besteci ve şarkıcı Taylor Who’s Making Love hitini çıkardı. Parça, 1969 yılında Grammy’de En İyi Erkek R&B Performansı’na aday gösterildi. Ancak ömürlük başarısına Columbia Records’la kontrat imzaladıktan sonra Disco Lady parçasını çıkararak ulaştı. Şarkı 1977 yılında Grammy’de aynı alanda aday gösterildi ve Billboard Hot 100 listesinde 4 hafta boyunca birincilik koltuğuna oturdu. Ayrıca 2000 yılında hayatını kaybeden Johnnie Taylor, 2001 yılında Gotta Get the Groove Back ile yine Grammy’de En iyi Geleneksel R&B Performansı’na aday gösterildi. Vokalisti olduğu The Soul Stirrers grubuyla 1959’da seslendirdiği Stand By Me Father parçası, ilk olarak Ben E. King ve sonrasında sayısız yıldız tarafından yorumlanan Stand By Me şarkısına ilham verdi ve başka parçaları da sample olarak alındı.


Profile for Back on Stage

Back On Stage - No: 1  

Merhaba, Geçen ay yayınladığımız beta sayısı üzerine sizlerden aldığımız geri dönüşlerle çeşitli yenilikler ve değişiklikler yaptık. Yılın s...

Back On Stage - No: 1  

Merhaba, Geçen ay yayınladığımız beta sayısı üzerine sizlerden aldığımız geri dönüşlerle çeşitli yenilikler ve değişiklikler yaptık. Yılın s...