Karma II

Page 1


ANKASANAT Birlik Mahallesi Doğukent Bulvarı 450.Cadde Vadi İkizleri Sitesi 3/A 06610 Çankaya Ankara Tel. +90 312 442 38 91 (pbx) Faks +90 312 442 38 93 info@ankaraantikacilik.com www.ankaraantikacilik.com

2


KARMA II

16 Ocak - 21 Åžubat 2015

3


CİHAT BURAK ( 1915 – 1994 ) İsimsiz, kağıt üzeri yağlıboya,guaj,pastel, imzalı. 57 x 44 cm

1943 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nden mezun olan Cihat Burak, uzun süre mimar olarak çalışmıştır. Paul Bonatz, Sedat Hakkı Eldem ve Emin Onat gibi ünlü mimarlarla çalışan sanatçı, Bayındırlık Bakanlığı’nda görev yaptığı dönemde, 1953 yılında Birleşmiş Milletler bursuyla Fransa’ya gönderilmiş, 1955’te yurda döndükten sonra Proje Tanzim Fen Heyeti’ne müdür olarak atanmıştır. İlk kişisel sergisini 1957 yılında İstanbul’da açan ressam, bu sergide Paris seyahatinde gerçekleştirdiği yapıtlarını sergilemiştir. 1961 yılında prefabrike inşaat yöntemlerini incelemek üzere yeniden Fransa’ya gönderilen Burak, bursun bitiminde bakanlıktaki görevinden ayrılarak Paris’te kalmayı tercih etmiştir. Resim çalışmalarına bu yıllarda ağırlık veren sanatçı, 1965 yılında Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Özel Işık Mimarlık Okulu’nda ve İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda resim dersleri vermiştir. Yapıtlarında halkın ve bireylerin içinde bulunduğu çelişkileri yine halka özgü bir espri anlayışıyla, ancak eleştirel bir gözle ele alan Cihat Burak, özellikle 1960’lı yıllarda toplumsal gerçekçilik, toplumsal psikoloji ve toplumsal eleştiri anlayışını net bir anlatım ve fantastik bir yönelimle tuvale yansıtmıştır. Ele aldığı ölüm, doğa, bitki, hayvan, günlük yaşam kesitleri gibi tüm konuları kendi iç dünyasından çeşitli ögelerle zenginleştiren sanatçının boya kullanımındaki dokusallık, karşıt renkler ve duygu onun bir ölçüde Dışavurumcu anlatıma yaklaşmasını da sağlamaktadır. Çizgisel değerleri ön plana çıkardığı eserlerinde ise tüm unsurlar en ince ayrıntılarına kadar işlenmiştir. Sanatçının ilgilendiği bir başka konu da Atatürk, Yahya Kemal, Fatih Sultan Mehmet ve Nazım Hikmet gibi ünlü tarihsel kişiliklerdir. Atatürk ve şehitlerin adlarını ve anılarını yüceleştirmek amacıyla Kurtuluş Savaşı, Kıbrıs Harekatı ve şehitler konulu çeşitli eserler gerçekleştiren ressam, simgesel ilişkiler içinde göğsüne bir demet çiçek saplanmış halde resmettiği ‘Şairin Ölümü’ adlı yapıtında ise Nazım Hikmet’i anlatmaktadır. Resim haricinde mimari bezeme alanında cam ve porselen işleri, büstler ve çeşitli metal baskı çalışmaları da yapan Cihat Burak, 1982’de Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar, 1991 yılında ise Plastik Sanatlar Derneği Onur ödüllerini almış; ayrıca 1964 yılında Paris’te Musee de L’art Moderne’de düzenlenen sergide ‘Deniz Muharebesi/Hayal Donanma’ adlı yapıtıyla bronz madalya; aynı yıl gerçekleştirilen Utrillo Armağanı Sergisi’nde ise gümüş madalya kazanmıştır. Yurtiçinde İstanbul, Ankara; Fransa’da Paris, Lille, Cannes; Almanya’da Wessel gibi kentlerde kişisel sergiler açan sanatçı, yurtiçi ve yurtdışında pek çok karma sergiye de katılmıştır.

4


5


CİHAT BURAK (1915 - 1994) Natürmort, sunta üzeri yağlıboya, imzalı, 1969 tarihli. 56 x 31 cm

6


BURHAN DOĞANÇAY (1929 - 2013) İsimsiz, kağıt üzeri guaj, imzalı. 72 x 52 cm

Ankaralı ressam Adil Doğançay’ın (1900- 1990) oğlu olan Burhan Doğançay, ilk resim derslerini babasından almıştır. Paris Üniversitesi’nde hukuk ve iktisat öğrenimi gören sanatçı, 1953 yılında hukuk doktorasını almıştır.1952-1953 yılları arasında da La Grande Chaumiere'de Sanat Kursları'na katılan Doğançay, resme olan tutkusunun ağır basması nedeniyle 1964 yılından itibaren tamamen resim çalışmalarına yönelmiştir. 1965 yılında bir eseri New York-Guggenheim Müzesi tarafından satın alınan ressam, müze müdürü Thomas Messer’in desteği ile 1969 yılında Tamarind Litografi Atölyesi’nin bursunu almış ve burada ilk baskı çalışmalarını gerçekleştirmiştir. Duvar yüzeyine yazılmış bir yazı, yapılmış bir resim, yaptırılmış afişler, bunların iç içe geçen görünümleri Doğançay'ın sanatının görsel, estetik ve düşünsel açıdan çıkış noktasını oluşturmaktadır. 1965 yılından itibaren pek çok ülke dolaşan ressam gezdiği yerlerdeki duvarları incelemiş, içeriklerini belirleyerek fotoğraflarını çekmiştir. Bu çalışmaları, farklı teknik ve malzeme olanaklarını ya da anlatım biçimlerini kullanarak çeşitlendiren sanatçı, duvar sanatının sunduğu olanakları soyut resim anlayışı içinde çözümlemiş, ancak bunu yaparken de somut olaylardan yola çıkarak gerçekle ilişkisini koparmamıştır. Burhan Doğançay’ın resimleri 1974 yılında UNICEF kartlarında kullanılmak üzere seçilmiştir. 1976 yılından itibaren ‘Dünya Duvarları’ projesi için çektiği diaların büyük bir bölümünü, ilk kez 1982 yılında Paris’te Georges Pompidou Merkezi’nde sergilemiştir. Sanatçı 1990’lı yılların başında oluşturduğu ‘İkili Realizm’ serisinde elbise, cansimidi, sepet, ayakkabı, terlik, anahtar ve çivi gibi objeleri tuvale yapıştırıp bu nesnelerin gölgelerini boyamak suretiyle bir kompozisyon oluşturmuştur. ‘Ev Boyacıları’ dizisinde ise badanacıların duvara sürdüğü deneme boyalarından esinlenerek tuvale dikdörtgen renk lekeleri yapmış ve aralarını metrekare ve fiyat hesaplarıyla doldurmuştur. ‘Formula I’ dizisinde araba yarışları sırasında sürücünün dikkatini dağıtmaması amacıyla ilan panolarının siyahla kaplanmasından ilham alarak tuval üzerindeki figüratif ve soyut imgelerle, yapıştırdığı gerçek nesnelerin bir bölümünü siyah naylonla kapatmıştır. ‘Grego’nun Duvarları’nda ise New York’un tuğla duvarlarında gördüğü Grego imzalı duvar yazılarından esinlenmiştir. 1992 yılında St. Petersburg’taki Rus Devlet Müzesi’nde açtığı sergiyle bu müzede sergi açan ilk yabancı sanatçı olmuştur. Aynı sergi daha sonra Moskova Sanatçılar Birliği’nde de sergilenmiştir. 1999 yılında Beyoğlu’ndaki beş katlı bir tarihi binayı satın alan sanatçı, dört yıl süren yenileme çalışmalarından sonra, 2004 yılında burada Türkiye'nin ilk kişisel modern sanat müzesi olan Doğançay Müzesi'ni açmıştır. İçmekanı müze standartlarına uygun şekilde dizayn edilen yapıda, sanatçının babası Adil Doğançay'a ayrılmış katın dışında kendisine ait eserler sergilenmektedir.

7


8


MEHMET GÜLERYÜZ (d.1938) İsimsiz, tuval üzeri yağlıboya, imzalı, 1986 tarihli. 98 x 98 cm 1938 yılında İstanbul'da doğdu.Toplumsal eleştirinin ön plana çıktığı dışavurumcu eserleri ile tanınır.Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümünden mezun oldu.Amatör olarak tiyatroyla da ilgilendi.Bu çalışmaların onun üslubu üzerine etkisi oldu.Önceki soyut çalışmalar bir süre sonra yerini figüratif anlatıma bıraktı.Yapıtlarında insan psikolojisi,davranışlarına getirdiği eleştiriyi ön plana çıkarmış,yoğun biçim bozmalara yer vermiştir.Resimlerindeki çirkin insan yüzleri duyarsızlığı simgelerken hayvanı anımsatan insan ve insan yerine koyduğu biçimi bozduğu hayvan figürleri ile de toplumdaki çarpıklık ve dejenerasyonu vurgulamıştır. 9


AVNİ ARBAŞ ( 1919 - 2003 )

Herhangi bir akıma bağlı olmadan yaptığı, soyut ve figüratif üslup arasındaki eserleriyle tanınan Avni Arbaş, ilk resim derslerini babası Albay Mehmet Nuri Bey’den almıştır. Galatasaray Lisesi’nde okuduğu dönemde, asker ressam Mehmet Ali Bey’in yönetimindeki resim atölyesinde, Cihat Burak ve Selim Turan gibi geleceğin önemli ressamlarıyla çalışma olanağı bulmuştur. Resim tutkusu ağır basınca Güzel Sanatlar Akademisi’nin orta kısmına geçmek için Galatasaray Lisesi’nden ayrılmıştır. 1940-1946 yılları arasında öğrenim gördüğü akademide, önce İbrahim Çallı’nın, daha sonra da Leopold Lévy’nin atölyesinde çalışmıştır. Lévy’nin atölyesinde çalıştığı yıllarda, aynı atölyeye devam eden Nuri İyem, Selim Turan, Nejat Devrim, Kemal Sönmezler, Turgut Atalay ve D Grubu kurucularından Abidin Dino gibi öğrencilerle birlikte Yeniler Grubu’nu kurmuştur. Grubun ilk sergisi 1940 yılında ‘Liman Resimleri’ adıyla Gazeteciler Cemiyeti’nin Beyoğlu Lokali’nde açılmış, bu sergiye İyem, Arbaş, Dino ve Turan gibi gruba üye olan sanatçıların yanı sıra Agop Arad, heykeltıraş Faruk Morel ve afiş sanatçısı Yusuf Karaçay da katılmıştır. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in düzenlediği yurt gezilerine katılarak 1946’da Siirt’e giden ressam, buradaki izlenimlerini resimlerine de yansıtmıştır. Akademiden mezun olduktan sonra, Fransız hükümetinin bursuyla 1947 yılında Paris’e giden Arbaş, 1970’li yılların sonuna kadar burada yaşamıştır. Paris’te yaşadığı dönemde çok sayıda sergi açmış, soyut sanatı destekleyen Salon de Mai’ye (Mayıs Salonu) üye olmuş, aralarında Picasso, Tristan Tzara, Aragon, Prevert kardeşlerin de bulunduğu geniş bir dost çevresi edinmiştir. İlk kişisel sergisi Paris’ten yolladığı tablolarla 1951 yılında İstanbul’da açılmış, bunu 1953 yılında Mahmut Makal’ın ‘Bizim Köy’ adlı romanından esinlenerek yaptığı resimlerle açtığı Paris’teki sergi izlemiştir. Sanatçı Paris’te olduğu dönemde, hayranı olduğu Nazım Hikmet ile tanışarak onun karakalem portrelerini yapma fırsatı da bulmuştur. 1977 yılında yurda dönem Arbaş, bu dönemden itibaren ağırlıklı olarak Mustafa Kemal portreleri, İstanbul ve Boğaz konulu resimler yapmıştır. Resimlerinde soyutlamalar giderek artsa da, sanatçının figüratif anlayışa eğilimi her zaman baskın çıkmıştır. Yapıtlarında lekeci anlayışın ağır bastığı görülür. 1981 yılında Atatürk’ün 100. doğumgünü sebebiyle açılan yarışmada başarı ödülü alan ressam, 1991 yılında da Plastik Sanatlar Derneği’nin onur belgesine layık görülmüştür. Yurtiçinde İstanbul ve Ankara; yurtdışında da Paris, New York, Ohio’da olmak üzere toplam 23 kişisel sergi açan Arbaş, yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli karma sergilere de katılmıştır. Yaşamının son yıllarını Foça’da geçiren sanatçı, kansere yenik düşerek 2003 yılında vefat etmiştir.

10


AVNİ ARBAŞ ( 1919 - 2003 ) İsimsiz, tuval üzeri yağlıboya, 1982 tarihli, imzalı. 54 x 65 cm

11


AVNİ ARBAŞ (1919 - 2003) ‘Liman’, duralite marufle karton üzeri yağlıboya, imzalı, 1971 tarihli. 50 x 67 cm

12


AVNİ ARBAŞ (1919 - 2003)

‘İstanbul’, suntaya marufle kağıt üzeri yağlıboya, imzalı. 50 x 70 cm

13


İBRAHİM SAFİ ( 1898 - 1983 ) İsimsiz, tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 34 x 43 cm Azeri kökenli ressam, İzlenimcilik akımının renk ve ışık ögelerini gerçekçi bir anlatımla birleştirdiği manzara, ölüdoğa ve portreleriyle tanınır. Moskova Güzel Sanatlar Akademisi’nde başlayan eğitimini 1917 yılındaki Sovyet Devrimi’nden sonra göç ettiği Türkiye'de, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Hikmet Onat’ın atölyesinde sürdürmüş ve 1923 yılında mezun olmuştur. Mezun olduktan sonra Namık İsmail’in önerisiyle onun atölyesine katılmış ve 1930’lara kadar bu atölyede çalışmıştır. Sanatçının ilk tablolarında ‘Safief ’ imzası bulunmaktadır, daha sonra ‘İbrahim Safi’ , ‘İ. Safi’ imzasını kullanmıştır. 1936 yılında, arkadaşı Naci Kalmukoğlu ile birlikte İzmir Enternasyonal Fuarı’nda bezeme işleri ve resimler yapmış, daha sonra da Nişantaşı bölgesindeki bazı şık binaların iç duvarlarını süslemiştir. 1946 yılından itibaren sergi açmaya başlayan ressam, 1955 yılından sonra birçok Avrupa şehrinde de sergiler açmıştır. Sanatçı renkli bir anlatımın egemen olduğu manzara resimlerinin yanı sıra ‘Karaköy Meydanında Tramvay’, ‘Tophane’den Peyzaj’ gibi gerçekçi bir anlatımla neredeyse belgesel nitelikli kent görünümleri de resmetmiştir. Ayrıca çiçek ve meyve tasvirleri ile ‘Cümbüşçü Hafız’ ve ‘Palabıyık’ gibi yerel tiplerin portrelerini de yapmıştır. 100. kişisel sergisi 1983 yılında açılan ressam, sergisinin açılışına katılamadan, aynı akşam hayata gözlerini yummuştur. 14


NURİ İYEM ( 1915 - 2005 )

Nuri İyem, 1933 yılında Nazmi Ziya Güran’ın önerisiyle Güzel Sanatlar Akademisi’ne girerek Nazmi Ziya Güran, İbrahim Çallı ve Hikmet Onat’ın atölyelerine devam etti. Öğrencilik yıllarında Leopold Lévy’nin derslerini de izleyen sanatçı, 1937 yılında akademiden birincilikle mezun oldu. Yeni açılan yüksek resim bölümünü tamamlamak için 1940 yılında tekrar akademide Lévy’nin atölyesinde öğrenim görmeye başlayan ressam, 1944 yılında ‘Nalbant’ adlı çalışmasıyla ikinci kez birincilikle akademiden mezun oldu. 1941 yılında Avni Arbaş, Agop Arad, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Kemal Sönmezler, Selim Turan, Fethi Karakaş, Ferruh Başağa, Mümtaz Yener gibi toplumcu-gerçekçi sanat anlayışını paylaştığı arkadaşlarıyla birlikte Yeniler Grubu’nu kurdu. İyem, Liman Kenti İstanbul konulu ilk sergisini, Beyoğlu Matbuat Umum Müdürlüğü binasında açan grubun 1950’li yıllara kadar olan tüm sergilerine katıldı. Nuri İyem, ilk eserlerini, Avrupalı sanatçıların karanlık ve ağır savaş atmosferinde insanlığın aydınlanma noktasını aradığı, Türk ressamların ise buna özdeş olarak yeni kurulan demokratik cumhuriyet rejiminin ülkeye getirdiği özgürlük ortamıyla birlikte çağdaş uygarlıklar düzeyine erişen bir kültür ve sanat ortamı yaratmak için çabaladıkları 1930’lu yıllarda vermiştir. 1940’lı yılların sonuna kadar toplumcu-gerçekçi bir anlatım üslubuyla yapıtlar üreten sanatçı, yaşamı boyunca sürecek bir konunun, portre yapma tutkusunun ilk sinyallerini de bu evrede vermiştir. Şadi Çalık, Dr. Erdoğan Saydam ve Adalet Cimcoz portreleri bu dönemin ürünleridir. 1959 tarihli Nasip İyem portresi ise sanatçının yeni bir döneme doğru gelişecek olan resimlerine ilişkin önemli ipuçları içerir. Bu portre ile aynı yıllarda yapılan natürmortlarında sanatçı, dağılan renk lekeleri ile doğadaki nesneleri giderek genelleştirme eğilimine girmiştir. Böylece giderek soyutlamaya yönelen İyem, Türkiye’de ilk soyut çalışan ressamlardan biri olma sıfatını da elde etmiştir. 1940’lı yılların sonu, Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de soyut anlatımların yoğun olarak incelendiği ve uygulandığı bir evredir. Betimsel olmayan, doğada var olan nesnel değerleri çağrıştırmayan, hiçbir öyküsü olmayan non-figüratif yapıtlar Yeniler Grubu üyelerinin yenilikçi kimlikleri ile de örtüşmüştür. 1950’li yıllar boyunca soyut anlatım kaynaklarına yönelen İyem, tuval yüzeyini bölümlere ayıran geometrik lekelerin dağılımından oluşan eserler ile birbiri üzerinde katmanlar halinde çoğalan yumuşak ve dağılgan renk lekelerinden oluşan resimler üretmiştir. 1960’larda ise renkten giderek arınarak, kırık beyazlardan kahverengi tonlarına açılan veya sarının çeşitli tonları içinde çoğalan kahverengiler ile soyut uygulamalar gerçekleştirmiştir. 1960’ların sonunda soyutla somutun kesiştiği ince çizgide yapıtlar yapmaya başlayan sanatçı, boya katmanlarının pütürlü dokusu ile oluşturduğu lekesel figürler ile yeniden portre tarzına yönelmiştir. Dönemin sanat anlayışında önemli bir yer tutan köy yaşamı ve köylü kadınları ressamın tuvalinde anıtlaşarak resmedilmiştir. Çocukluğunun geçtiği Mardin köylerinden hafızasında kalan görüntüleri resimlemeye başlayan İyem, yeniden figüratif resme dönerek kendine özgü bir tarz yaratmıştır. Çocukken geçirdiği sıtma hastalığı sırasında, sürekli başında bekleyerek kendisine bakan, 1922 yılında kaybettiği ablasının yüzü, ürkek, endişeli ve sıcak bakışları sanatçının tuvalinde yaşamı boyunca yeniden, yeniden canlanacaktır. Sanatçının, tuvali tümüyle kaplayan, hüzünlü ve derin bakışlı gözlerden oluşan resimleri bir bakıma Anadolu kadınının yaşam öyküsünün de bir kesitidir. Liman Sergisi’nde başlayan portre duyarlılığı İyem’in sanat yaşamında, 1960’lı yıllardan itibaren kadın yüzleri üzerinde çoğalan eserlere dönüşecektir. Genellikle kırsal kesim kadınının çileli hayatını, şehre göçenlerin varoşlardaki yaşam mücadelesini, gecekondu kadınlarını betimlemesine rağmen, bazen de kentli kadınların yaşamından kesitler sunar. Bu yapıtlarında, bireysel öznelliği ve kişiliği belirleyici tek unsur olarak gözleri ön plana çıkaran ressam, yüze anlam katan tüm mimik ve çizgileri ise devre dışı bırakarak heykelsi bir form oluşturur. Tuvalin ön planında anıtlaşan bu kadın portreleri, arka planda kalan yaşadığı coğrafya, ev, komşuları, kuması, çocukları gibi yaşam öyküsünü oluşturan pek çok nesnel değerle özdeşleşir. İkili, üçlü ve kalabalık kadın kompozisyonlarında farklı yönlere bakan kadın portreleri de tuval yüzeyinde yaratılan derinlik ve zenginlik içinde tasvir edilir. Köylü sevgililer, kısal kesimin aile yaşantısı, günlük hayatı ve ev içi görünümleri de bu kompozisyonun bir uzantısıdır. Sanatçının diğer portre çalışmaları arasında ise otoportreleri ile yakın çevresinden portreler yer alır. Eşi Nasip İyem, oğlu Ümit İyem ile kızı Müjde Tanla, sanatçı dostları Şadi Çalık ve Bedri Rahmi Eyüboğlu portresi bu çalışmalarına örnek olarak verilebilir. İşçiler, tarlada çalışan köylüler, balıkçılar, sünger avcıları, grev yapanlar ve köyden büyük kente göç edenleri konu aldığı eserleri de sanatçının toplumcu-gerçekçi sanat anlayışı ile örtüşen çalışmalarıdır. İyem’in manzara çalışmaları ise alışılmış peyzaj duyarlılığından uzak, somut gerçeklerin soyutlanan biçimsel değerlerle bütünleştiği özgün resimlerdir. Ürgüp-Göreme, Bodrum, Akçay, Şile ve İstanbul’u çevreleyen gecekondular özellikle tercih ettiği konulardır. İyem’in eserleri arasında en az sayıda üretilenler natürmortlardır. Soyut döneme geçişte meyve kompozisyonları olarak karşımıza çıkan bu çalışmalar, daha sonra soyut uygulamaların içine meyve, sürahi ve benzeri nesneler olarak dahil olurlar. 1960’lı yıllardan sonra ise çiçekler ağırlık kazanır. İlk kişisel sergisini 1946 yılında Beyoğlu’nda Ada isimli bir mobilya mağazasında açan Nuri İyem, 1950’li yıllardan itibaren başta Maya Sanat Galerisi’de olmak üzere yapıtlarını pek çok kez sergilemiştir. 1973 yılında Cumhuriyet’in 50. Yılı Resim Ödülü, 1989 Sedat Simavi Görsel Sanatlar Ödülü, 1997 Tüyap Sanat Fuarı Onur Ödülü’nü alan ressamın görselleri Evin Sanat Galerisi tarafından resimlerinin yer aldığı koleksiyonlar tespit edilerek 2001 yılında arşivlenmiştir. Projenin devamı olarak sanatçının 1504 resimden oluşan ‘Dünden Yarına Nuri İyem’ adlı retrospektif sergisi açılmış ve sergiye gelen tüm yapıtların yer aldığı iki ciltlik özel bir katalog ve CD basılmıştır. Ayrıca her yıl ‘Nuri İyem Resim Ödülü’ adlı bir resim yarışması ile iki yılda bir ‘Çağının Tanığı Bir Ressam: Nuri İyem’ başlıklı araştırma/inceleme sergileri düzenlenmektedir. 15


NURİ İYEM ( 1915 - 2005 ) İsimsiz, duralit üzeri yağlıboya, imzalı. 37 x 46 cm

16


FİKRET MUALLA ( 1903 – 1967 )

Tam adı Fikret Mualla Saygı olan ressam, Saint Joseph ve Galatasaray liselerinde öğrenim görmüş, 17 yaşında iken Galatarasay Lisesi'ndeki öğrenimini yarıda bırakıp mühendislik okuması için Almanya’ya gönderilmiştir. Zamanla resmin mühendislikten daha fazla ilgisini çektiğini fark eden Fikret Mualla, dönemin konsolosu Rıza Bey desteği ile Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde afiş ve desinatörlük, ardından Berlin Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim eğitimi almış, akademide Hale Asaf ile birlikte Arthur Kampf ’ın öğrencisi olmuştur. Alkol alışkanlığı bu dönemde başlayan sanatçı, 1928 yılında bir süreliğine tedavi altına alınmıştır. Ertesi yıl Paris’e giderek Montparnasse ve Saint Germain gibi önemli sanat çevrelerine girmiştir. 1930 yılında Türkiye'ye döndüğünde, mezun olduğu Galatasaray Lisesi'nde ve Ayvalık Ortaokulu'nda kısa bir dönem resim dersleri veren Fikret Mualla, daha sonra İstanbul’a yerleşerek Şehir Tiyatroları’nda oynanan ‘Lüküs Hayat’, ‘Deli Dolu’, ‘Saz Caz’ gibi dönemin ünlü operetleri için kostümler çizmiş, İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun çıkardığı Yeni Adam Dergisi için desenler hazırlamış, Nazım Hikmet’in ‘Varan 3’ adlı şiir kitabını ve ‘Benerci Kendini Nasıl Öldürdü?’ adlı piyesini resimlemiştir. 1934 yılında suluboya ve desenlerini sergilediği ilk sergisini açmış, ancak fazla ilgi görmemiştir. Aynı dönemde sanatsever Salah Cimcoz’un Moda'daki konağına yerleşerek Cimcoz'un üç çocuğuna resim dersi vermeye başlamış, ancak Salah Cimcoz ile içkili iken yaşadıkları bir tartışma sonucu konaya gidip üzerinde çalıştığı portreleri parçalaması, dev bir panoda toplu halde portrelerini çizmekte olduğu devlet büyükleri hakkında uygunsuz sözler sarfetmesi nedeniyle sorgu ve tatbikata uğramış, böylece ömrü boyunca onu terketmeyecek polis korkusu başlamıştır. 1936 yılındaki bu olaydan sonra bir buçuk yıl süreyle Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi görmüştür. 1939 yılında New York Dünya Sergisi’nde açılan Türk Pavyonu’nda sergilenmek üzere Eyüp, Çamlıca, Üsküdar, Sultanahmet gibi İstanbul’un çeşitli köşelerinden 30 kadar resim yapmıştır. Aynı yıl bir daha dönmemek üzere Türkiye’den ayrılarak Paris’e yerleşmiş ve ölümüne değin burada yaşamıştır. Alkol sorunu, polis fobisi, yurt özlemi nedeniyle yaşadığı sıkıntılar sanatçının bir kaç kez hastanede tedavi görmesini gerektirmiş ve Paris’teki yaşamı çeşitli sanatseverlerin koruması altında devam etmiştir. 1954 yılında Paris’te ilk kişisel sergisini açan Fikret Mualla, bu sergi sayesinde Paris sanat çevrelerinde kısa sürede adını duyurmuş ve Picasso gibi dönemin önemli sanatçılarıyla tanışma fırsatı bulmuştur. İkinci sergisini ise iki yıl sonra açan ressam sergiden sonra tekrar akıl hastanesine yatırılmıştır. 1950’li yılların sonuna doğru Madam Aggnes ile tanışarak onun himayesine girmiştir. Sanatçı, 1967 yılındaki ölümüne kadar Madam Aggnes’in koruması altında yaşamış ve onun için eser üretmiştir. Fikret Mualla’nın heyecanlı kişiliğinin ve çalkantılı iç dünyasının yansımaları resimlerinde belirgin olarak görülür. Mutlu olabilmek ve her şeyi unutmak amacıyla resim yapan sanatçı, sanat dünyasındaki çeşitli akımlardan etkilenmemiş, resimlerini yaparken sezgilerini ve duygularını ön plana çıkararak kendi tarzını yaratmıştır. Şehirleri resmetmeyi seven ressam, İstanbul ve Paris'in insanlarını, sokaklarını, kafelerini, sirkleri, genelevleri, balıkçıları resimlerine taşımıştır. Sanatçının en önemli eserleri; ‘Oturan Adamlar’ (1937, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi), ‘Sevişenler’ (1952), ‘Masada’ (1953), ‘Nature-Morte’ (1954), ‘Sokak’ (1955), ‘Sermayeler’ (1955), ‘Kafe’ (1955), ‘Bistro’, ‘Kanalda Bekleyen Taşıt Botları’, ‘Marsilya'da Fransız İşçileri Bir Kahvede’, ‘Haliç ve Süleymaniye’, ‘Paris'te Bir Sokak’, ‘Amerikan Bar’, ‘Baloncu’, ‘Peysaj’, ‘Balıkçı’ ve ‘Mor Zemin Üstünde Figürler’dir. Renklerle oynamayı seven sanatçının, Henri Matisse'in renk kullanımından çok etkilendiği bilinir. Resimlerini genellikle renkli fon kâğıtları üzerine guaj boya ile yapan sanatçı, suluboya ve pastel malzemelerini de resimlerinde sıkça kullanmıştır. Ölümünden sonra Paris'te açık artırmaya çıkarılan resimleri de Türk devleti tarafından satın alınmış ve Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nde bir Fikret Mualla Salonu oluşturulmuştur. 1967 yılında Paris’te ölen Fikret Mualla, Paris Kimsesizler Mezarlığı’na gömülmüş, sanatçının kendi yurduna gömülme arzusu 1974 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından gerçekleştirilerek kemikleri İstanbul Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

17


FİKRET MUALLA ( 1903 – 1967 ) ‘İsmail Hakkı Dümbüllü’, kağıt üzeri çini mürekkebi, 1938 tarihli, imzalı. 29 x 21 cm

18


FİKRET MUALLA ( 1903 – 1967 ) ‘Tolstoy’, kağıt üzeri çini mürekkebi, imzalı. 27,5 x 19,5 cm 19


FİKRET MUALLA ( 1903 – 1967 ) İsimsiz, kağıt üzeri çini mürekkebi, 1937 tarihli, imzalı. 41 x 21 cm

20

20


FİKRET MUALLA ( 1903 – 1967 ) İsimsiz, kağıt üzeri çini mürekkebi, 23.3.1937 tarihli imzalı. 35,5 x 22,5 cm 21


EROL AKYAVAŞ (1932-1999)

Soyut kompozisyon, karton üzeri yağlıboya, imzalı. 75 x 56 cm

Resim çalışmalarına Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne devam ettiği dönemde, 1948 yılında Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinde misafir öğrenci olarak başlayan Erol Akyavaş, ertesi yıl fakülteyi yarım bırakarak İtalya’ya gitmiştir. Floransa Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne giren sanatçı, 1950-1953 yılları arasında burada eğitim görmüştür. Daha sonra ise Paris’e geçerek Lhote ve Léger’in atölyelerinde eğitimine devam etmiştir. Sanatçının bu dönemki eserleri geometrik-soyutlama kapsamında değerlendirilir. 1951 senesinde Amerika’ya giden Akyavaş, resim çalışmalarını burada sürdürmüş ve 1965 yılında bu ülkeye yerleşmiştir. Illionis Teknoloji Enstitüsü’ne girerek mimarlık eğitimi de alan ressam, enstitüde Mies van der Rohe, Frank Lloyd Wright ve Eero Saarinen gibi önemli hocalarla çalışma imkanı bulmuştur. İlk kişisel resim sergisini Cleveland’da 1954 yılında açan ressam, bu alanda ise giderek geometrik-soyutlamadan uzaklaşmış, gerçeküstü anlayışa yönelmiştir. 1960’lı yılların sonunda yaptığı ‘Yaşasın Vietnam’, ‘Yaşasın Seksapelliler’, ‘Yaşasın Profumo’ gibi güncel olayları eleştirdiği yapıtları bu anlayışı yansıtır. 1970’li yıllarda Türk minyatür sanatına ilgi duymaya başlayan Akyavaş, işkence ve ölüme ait simgelerle donattığı ve kalın duvarlarla çevrelediği kent resimleri yapmıştır. 1980’li yılların ortalarında hat sanatıyla da ilgilenmeye başlamış, bu ilgisi ‘Kimya-i Saadet’ adlı dizisiyle görsellik kazanmıştır. 1980’lerin sonuna doğru tasavvuf felsefesine yönelen sanatçı, 1988 yılında ‘Mihracname’ adlı taş baskıları üretmiştir. Sanatçı, ilk kez 1990 yılında St.Petersburg’daki Benois Sarayı’nda sergilediği ‘İkonaklastlar için İkonalar’ adlı serisini, 1993 yılında BosnaHersek’teki savaşa duyduğu tepkiyi yansıttığı eserleriyle birlikte İstanbul’da da sergilemiş, 1996 yılında Jackson Pollack Ödülü’ne layık görülmüştür. Yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda kişisel sergi açan ve çeşitli karma sergilere katılan Akyavaş’ın eserleri yurtiçinde İstanbul ve Ankara Devlet Resim Heykel Müzeleri’nde, yurtdışında ise New York Modern Sanatlar Müzesi, Berlin Sanat Müzesi ve Stuttgart Sanat Müzesi Koleksiyonları’nda yer almaktadır. Müzeler haricinde özel koleksiyonlarda da çok sayıda eseri bulunan Erol Akyavaş’ın tabloları günümüzde dünya piyasasında da alıcı bulmaktadır. Sanatçının ‘İsimsiz’ ve ‘Alma Ausente’ adlı tabloları Christie’s Müzayede Evi’nin 27 Ekim ve 29 Nisan 2009 tarihlerinde Dubai’de düzenlediği müzayedelerde; ‘The Kiss’ ve İsimsiz adlı üç tablosu ise Sotheby’s Müzayede Evi’nin 4 Mart 2009 ve 15 Nisan 2010’da Londra’da düzenlediği müzayedelerde rekor fiyatlara alıcı bulmuştur.

22


23


EROL AKYAVAŞ (1932-1999) Soyut kompozisyon, karton üzeri yağlıboya, imzalı. 77 x 56 cm 24

24


KOMET (d.1941) İsimsiz, tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 98 x 162 cm

Dışavurumcu anlayışla ürettiği figüratif eserleriyle tanınan ressamın asıl adı Gürkan Coşkun’dur. "Kuyruklu yıldız" anlamına da gelen Komet adını, bir müzik grubundan esinlenerek alan ressam, daha çok bu isimle anılır. 1960- 1967 yılları arasında, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde Zeki Faik İzer ve Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyelerinde çalışmıştır. Bu dönemde yaptığı resimlerde 1960’lı yıllardaki Türk toplumundan çeşitli insan manzaralarını kalabalık gruplar halinde, eleştirel, toplumsal ve psikolojik bir anlatımla resmetmiştir. Bu resimlerinde ölüm ve acı teması ağır basmaktadır. 1971'de devlet bursuyla gittiği Paris’te Vincennas Üniversitesi Plastik Sanatlar Bölümü'nde eğitim görmüş, ilk sergisini de 1974 yılında Fransa'nın Rouen şehrinde açmıştır. 1970’li yılların ortalarında psikolojik yönü ağır basan eserlerinde Türk tipi yerine, Batılı tipler kullanmaya başlamış, düzensiz kalabalık grupların yerini tek figür veya ikili, üçlü figür grupları almıştır. 1973 yılından 1981’e kadar sırasıyla, Yeni-Romantik, YeniDışavurumcu ve Post-Modern akımların hakim olduğu resimler yapmış, bu tarihten sonra ise tamamen bağımsız bir anlatıma ulaşmıştır. Komet’in resimlerinde fantazi ile gerçek, düş ile yaşanmışlık iç içedir. Halen yaşamını İstanbul ve Paris'te sürdüren ressam, Türkiye'de on beş, Paris'te dokuz, Viyana, Salzburg, Lozan ve Brüksel'de ise birer kişisel sergi açmış, ayrıca pek çok uluslararası sergiye de katılmıştır. Önceki yıllarda çeşitli dergilerde yer almış şiirleri, 2007 yılında kitap olarak yayınlanmıştır.

25


KOMET (d.1941) İsimsiz, tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 74 x 92 cm

26


KOMET (d.1941) İsimsiz, tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 61 x 73 cm

27


NEDİM GÜNSÜR (1924 - 1994) ‘Uçurtmalar’, duralite marufle kağıt üzeri yağlıboya, imzalı. 55 x 66 cm Yer yer naif nitelikler de taşıyan toplumsal içerikli figüratif eserleriyle Nedim Günsür, 1942 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girerek Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinde öğrenim görmüştür. Öğrencilik yıllarında akademideki bir grup arkadaşıyla birlikte Onlar Grubu’nu kurmuştur. 1948 yılında eğitimini tamamladıktan sonra Fransız hükümetinin bursuyla Paris’e giden sanatçı, burada geçirdiği dört yıl boyunca Fernand Léger ve André Lhote’un atölyelerine izleyici olarak katılmış; başlangıçta yarı-soyut yapıtlar gerçekleştirirken zamanla tamamen soyut anlayışa yönelmiştir. 1952 yılında Türkiye’ye dönen Günsür, 1954-1958 yılları arasında Karadeniz Ereğlisi’nde resim öğretmeni olarak görev yapmıştır. Maden işçilerinin yaşamını figüratif-dışavurumcu bir anlayışla yansıttığı çalışmaları bu dönemin ürünüdür. İstanbul’a döndükten sonra bir süre daha maden işçileri temasını sürdüren ressam, zamanla bu konudan vazgeçerek büyük kentin yaşam koşulları ve sorunlarıyla ilgilenmeye başlamıştır. 1960’lı yıllarda gerçekleştirdiği çağdaş kent görünümlerinde özellikle gecekondu yıkımını ve gecekonduda yaşayan insanların yaşam savaşını işlemiştir. Sanatçının toplumsal içerikli bu yapıtlarında dramatik bir havanın yanı sıra fantastik bir tasarım da söz konusudur. Sanatçının yine bu dönemde yaptığı 1960 tarihli ‘Uçurtmalar’, ‘Lunaparklar’ ve ‘Bayram Yerleri’ konulu çalışmalarında da fantastik bir eğilimin varlığı hissedilmektedir. Toplumsal içerikli çalışmalarına1970’li yıllarda da devam eden Nedim Günsür, bir yandan da deniz konulu çalışmalarla lunapark ve bayram yeri resimleri gerçekleştirmiştir. ‘Gökyüzü’ adlı eseriyle 24. Devlet Resim ve Heykel Yarışması’nda (1963) birincilik ödülüne layık görülen ressam, 1972 yılında Milliyet Dergisi tarafından ‘Yılın Sanatçısı’ seçilmiş, 1973’te Cumhuriyet’in 50. Yılı Sergisi’nde Atatürk Ödülü’nü kazanmıştır. 28


Figüratif ve soyut anlayışta yapıtlar üreten heykeltıraş, 1924'te girdiği Sanayi-i Nefise Mektebi'nde önce Resim Bölümü'nde Hikmet Onat'ın, sonra da Heykel Bölümü'nde İhsan Özsoy'un öğrencisi olmuştur. 1928 yılında Avrupa sınavını kazanarak Paris'e gitmiş, burada 1928-1932 yılları arasında Özel Colarossi Akademisi'nin Heykel Bölümü’nde Marcel Gimond ile çalışmıştır. Bu dönemde Sorbonne’da estetik, Louvre Müzesi Okulu’nda sanat tarihi derslerini de takip etmiştir. 1932 yılında Türkiye’ye dönen Müritoğlu, Samsun Lisesi’ne resim öğretmeni olarak atanmıştır. 19361939 yılları arasında İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde heykel ve mulaj atölyesinin şefi olarak görev yapmıştır. 1939-1947 arasında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nde resim öğretmeni olarak çalıştıktan sonra, 1947'de girdiği İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'nde, 1950-55 arasında Ali Hadi Bara ile birlikte heykel, 1971'de emekli olana değin de ağaç uygulama atölyesini yürütmüştür. Sanatçının, 1930- 1947 yılları arasında ürettiği ilk dönem eserlerinde figüratif anlayışın egemen olduğu görülür. Özellikle Avrupa’da kaldığı süre içinde ve dönüşünde yaptığı ilk yapıtlarında Maillol, Despiau ve hocası Gimond’dan etkilenmiştir. 1940’lı yılların ikinci yarısından itibaren soyut anlayışa yönelmiş, özellikle 1948 yılında ikinci kez gittiği Paris’ten döndükten sonra ağaç dallarını kullanarak oluşturduğu, figürü anımsatan soyut çalışmalar yapmıştır. Bu anlayışla ürettiği en erken örneklerden biri olan ‘Tors’ (1950) adlı eser, 1966 yılında V. Tahran Bienali’nde ödül kazanmıştır. Ahşap malzemenin yanı sıra, yapıtlarında taş, alçı, bakır, demir gibi çok çeşitli malzemeler de kullanmıştır. 1950’li yılların ortalarında yaptığı eserlerinde doğayı stilize etmiştir. Yurt içinden ve dışından çok sayıda ödül alan Müridoğlu, 1953’te Londra Çağdaş Sanatçılar Enstitüsü’nün düzenlediği yarışmada “Bilinmeyen Siyasi Esir” adlı yapıtıyla 4. Grup Ödülü’nü kazanmıştır, 1940’ta 11. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde birinci, 1956’daki 17. sergide ikinci olmuştur. 1977 yılında Cevat Dereli ile birlikte Sedat Simavi Vakfı Ödülü’nü alan sanatçı, 1981’de de Atatürk Sanat Armağanı’nı almıştır. 1991 yılında Plastik Sanatçılar Derneği’nin Onur Belgesi’ni alan heykeltıraş, aynı yıl kendisine verilen Devlet Sanatçısı unvanını kabul etmemiştir. Sanatçının serbest heykel çalışmalarının dışında anıtsal eserleri de vardır. Bu yapıtların en bilinen örneklerinden biri, Ali Hadi Bara ile yaptıkları Beşiktaş'taki ‘Barbaros Anıtı’dır (1942). Zonguldak'taki atlı ‘Atatürk ve İnönü heykelleri’ (1946), Anıtkabir'deki kabartmalar (1953), Büyükada'daki (1965) ve Muş'taki (1965) Atatürk heykelleri de onun yapıtlarıdır. Sanatçının ‘Erkek Başı’, ‘Uzanmış Çıplak’, ‘Halil Dikmen Başı’ ve ‘Kadın Büstü’ gibi önemli serbest heykellerinin büyük bir bölümü bugün İstanbul Resim Heykel Müzesi’ndedir.

ZÜHTÜ MÜRİDOĞLU (1906-1992) ‘Balerin’, bronz heykel, 1/1, imzalı. Yükseklik 49.5 cm (kaide 12 x 16 cm)

29


ZÜHTÜ MÜRİDOĞLU (1906-1992) ‘Balerin’, bronz heykel, 1/1, imzalı. Yükseklik 59 cm (kaide 27,5 x 13 cm)

30


HASAN VECİH BEREKETOĞLU ( 1895 - 1971 )

Türk İzlenimcileri olarak tanınan 1914 Kuşağı ressamlarından olan Hasan Vecih Bereketoğlu, İstanbul’da Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü. Resim sanatına olan ilgisi sonucu Galatasaray Sergileri’ne de eser vermeye başlayan ressam, bu sergilerde Halil Paşa’nın ilgisini çekerek ilk resim derslerini 1916- 1920 yılları arasında Halil Paşa’dan aldı. 1922 yılında Paris’e giderek bir süre Julian Akademisi’ne devam etti. İstanbul’a döndükten sonra bir süre Halkevleri Güzel Sanatlar Bölümü başkanlığı görevini yürüten Bereketoğlu, eşinin 1943 yılındaki ölümünden sonra Ankara’ya yerleşerek 1943- 1950 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı Dairesi müdürlüğü yaptı. 1950 yılında tekrar İstanbul’a dönen sanatçı, burada 1968 yılına kadar Güzel Sanatlar Birliği yöneticisi olarak çalıştı. İstanbul’a döndükten sonra kendini bütünüyle resim çalışmalarına verdi. Hasan Vecih’in peyzajları, İzlenimci üslubu yerel bir duyarlılıkla birleştirerek eser veren Türk İzlenimcileri’nin paralelindedir. Peyzaj çalışmalarında, bir açık hava ressamı olarak gün ışığının doğadaki etkilerini serbest, rahat ve işlek fırçasıyla renkçi bir anlayışla resmettiği göze çarpar. İstanbul’da, Kadıköy’de oturduğu yıllarda, bu yörenin Salacak, Kurbağalıdere, Moda, Fenerbahçe gibi kuytu köşelerini ve Boğaz’ı konu alan çok sayıda manzara çalışması yapmıştır. Sanatçı, özellikle Türk resminde Kurbağalıdere görünümlerine getirdiği şiirsel yorum ile haklı bir üne kavuşmuştur. Kurbağalıdere’de ağaçların ve kayıkların yansımalarını, su yüzeyindeki titreşimlerini yorumlarken çok zengin resimsel değerlere ulaşmıştır. Ankara’da yaşadığı dönemde yaptığı peyzajlarında ise henüz bozkır görünümünde olan Ankara çevresini, Keçiören, Dikmen ve Çankaya sırtlarını ince bir duyarlılıkla resmetmiştir. Yapıtlarında diğer 1914 Kuşağı sanatçılarına nazaran daha soluk renkleri tercih etmiş, özellikle bej ve gri tonlarını sıklıkla kullanmıştır. Desen bilgisi açısından da oldukça yetkin olan ressam, kendisini ve yakın çevresini resmettiği çok başarılı portre çalışmaları da yapmıştır. Nü çalışmaları ise az sayıdadır. Natürmortlarında, porselenin parlaklığı ve ışıltısı, camın saydamlığı ya da bazı ölüdoğalarında kullandığı bakırın metalik parlaklığı gibi eşyanın maddesel özelliklerini ustalıkla tuvale yansıtmıştır. İlk sergisini 1922 yılında Rodos’ta açan Bereketoğlu, daha sonra Ankara ve İstanbul’daki çok sayıda karma sergiye katılmıştır. Sanatçının evinin bulunduğu Caddebostan Yıldız Sokağı’nın ismi ölümünden sonra H. V. Bereketoğlu olarak değiştirilmiştir.

31


HASAN VECİH BEREKETOĞLU ( 1895 - 1971 ) ‘Çankaya Sırtları’, tuval üzeri yağlıboya, imzalı. Arkasındaki etikette ‘Çankaya’dan (Yaz)’ yazılı 46,5 x 61 cm

32


HASAN VECİH BEREKETOĞLU ( 1895 - 1971 ) ‘Beylerbeyi’, duralit üzeri yağlıboya, imzalı. 27 x 41 cm

33


HASAN VECİH BEREKETOĞLU ( 1895 - 1971 ) ‘Kurbağalıdere’, mukavva üzeri yağlıboya, imzalı. 32 x 40 cm

34


ŞEREF AKDİK (1889- 1972)

Temelde İzlenimcilik akımı doğrultusunda çalışan 1914 kuşağı ressamlarındandır. Ünlü hattat Kamil Akdik’in oğlu olan Şeref Akdik ilk resim derslerini babasının desteği ile Hoca Ali Rıza’dan almıştır. İlk ve orta öğrenimini Fatih’te tamamlayan ressam, 1915 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) girmiş, bu okulda Warnia Zarzecki, Hikmet Onat, Ömer Adil ve İbrahim Çallı ile çalışmıştır. Akademi’de öğrenciyken, 1916 yılından itibaren Türk Ressamlar Sergisi’ne, ardından da 1921’den başlayarak Galatasaray Sergileri’ne katılmaya başlamıştır. 1924 yılındaki mezuniyetinden sonra Gazi Osman Paşa Lisesi’nde bir yıl öğretmenlik yapan Şeref Akdik, yurtdışına gitmek için sınavlara katılmıştır. Sınavı kazanınca, Mahmut Cûda, Muhittin Sebati, Cevat Dereli ve Refik Epikman ile birlikte 1925 yılında Paris’e gitmiş, 1926’da Julian Akademisi’nde Albert Laurens (1870- 1934) ile çalışmıştır. 1928 yılında İstanbul’a dönen ressam, çeşitli liselerde resim öğretmeni olarak görev yapmıştır. 1929 yılında Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’nin kurucuları arasında yer almıştır. Şeref Akdik güçlü deseni ile izlenimcirealist çizgide eserler vermiştir. Portre, natürmort, peyzaj ve figür düzenlemelerinden oluşan büyük boyutlu kompozisyonlar yapmıştır. Anadolu insanının yaşamını konu aldığı figür düzenlemelerinde ve portelerinde akademik- realist anlayışa bağlı kalmış, ancak Anadolu ve İstanbul’un çeşitli köşelerinden suluboya tekniği ile gerçekleştirdiği peyzajlarında izlenimci üsluba daha yakın çalışmıştır. İzlenimci akımın renk anlayışı ve ışık- gölge kuramıyla hacimsel arayışlar ve sağlam yapı kaygısını birleştirme eğiliminde olmuştur. Portre ve figür çalışmalarında yerel giysilerin özellikleriyle birlikte Anadolu insanının iç dünyası da tuvale yansıtılmıştır.1932’de Ankara Halkevi’nde ilk kişisel sergisini açan sanatçı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Halkevleri aracılığıyla yürüttüğü yurt gezileri programlarıyla yaygınlaşan sanatta, yöresel ve ulusal eğilimin güçlenmesinde de büyük katkıları olan bir ressamdır. Söz konusu program dahilinde 1940 yılında Mersin’e, 1943 yılında da Erzurum’a giden ressam, bu bölgelerdeki çevre görünümlerini, yerel tipleri ve köylüleri, yer yer belgesel nitelikler de taşıyan akademik-realist bir üslupla tuvaline yansıtmıştır. Şeref Akdik, 1955 yılında New Jersey, Fairleigh Dickinson College’da, 1957 yılında İstanbul Belediyesi Beyoğlu Şehir Galerisi’nde, 1965 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Salonları’nda ve 1968, 1970, 1971 senelerinde Harbiye Modern Galerisi’nde kişisel sergiler açmıştır. 19281972 yılları arasında Ankara, İstanbul, Kütahya, Rusya, Paris ve Yugoslavya’daki çeşitli karma sergilere de katılmıştır. Şeref Akdik 1911 yılında Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin çocuklar için düzenlediği yarışmada "İkincilik" Ödülü, 1939’da San Fransisco Resim yarışmasında "Madalya", 1945 yılında ise 7. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde "Küçük Binici" adlı yapıtıyla Birincilik Ödülü almıştır.Resmin yanı sıra hat alanında da önemli çalışmalar yapan Şeref Akdik, bu tür çalışmalarında kaligrafik özellikler ve istifleme açısından geleneksel kurallara bağlı kalmıştır.1951 senesinde atandığı Güzel Sanatlar Akademisi’nden 1964 yılında emekli olan sanatçı. 1972’de İstanbul’da vefat etmiştir.

35


ŞEREF AKDİK ( 1889 - 1972 ) ‘Kağnı’, tuval üzeri yağlıboya, imzalı, 1931 tarihli. 46 x 55 cm Gültekin Elibal’ın kaleme aldığı, eşi Sârâ Akdik’in önsözünü yazdığı, ‘Şeref Akdik-Hayatı-Sanatı-Eserleri’ adlı kitapta 85.sayfada yer alan eser.

36


ŞEREF AKDİK ( 1889 - 1972 ) ‘Pont Pontoise-Paris’, tuval üzeri yağlıboya, imzalı, 1928 tarihli. 48 x 60 cm

37


EREN EYÜBOĞLU ( 1913 - 1988 )

Romanya’da Yaş Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdikten sonra 1929 yılında Paris’e giden sanatçı, önce Julien Akademisi’nde, daha sonra da Lhote’un atölyesinde dört yıl resim öğrenimi görmüştür. Bu süre zarfında Monet ve Cezzane’ın eserlerini inceleyerek onlardan reprodüksiyon çalışmıştır. 1930 yılında Paris’te tanıştığı Bedri Rahmi Eyüboğlu ile 1936 yılında evlenerek İstanbul’a yerleşmiş ve Ernestine olan adını Eren olarak değiştirmiştir. Eşiyle birlikte D Grubu’na katılarak topluluğun çalışmalarında önemli rol oynamıştır. Bedri Rahmi ile Anadolu gezilerine çıkan sanatçı, Anadolu insanının yaşam biçimini tuvallerine folklorik özellikleri plastik ögelerle birleştirerek yansıtmıştır. Doğu insanına ve geleneksel yaşama yönelik konuları işlemiş, ‘Pekmez Hanı’ (1949), ‘Köylü Kadınlar Kervanı’ (1958) ve ‘Köyde Oyuncakçı’ (1983) gibi eserlerinde bu eğilimini açıkça ortaya koymuştur. 1950’li yıllarda Picasso ve Braque gibi ustalardan kopyalar yaparak ayrıntıdan uzaklaşmış, yalın, çizgisel ve çok renkli bir üsluba yönelmiştir. 1955 yılından sonra bu üslupta LirikSoyutlamalar yapmıştır. 1970 yılından itibaren daha önce çalıştığı konulara dönerek Anadolu görünümleri ile portre ve figür çalışmaları gerçekleştirmiştir. ‘Göreleli Fatma Kadın’ ve ‘Ağlayan Gelin’ bu dönemki çalışmalarının en güzel örnekleridir. ‘Üç Güzeller’, ‘Dört Güzeller’ gibi mitolojik konulu resimler de yapan sanatçı, bu konulara çağdaş bir yorum katmıştır. Resmin yanı sıra mozaik alanında da ürün veren sanatçının bu türdeki en önemli yapıtları Ankara Etibank’taki mozaik pano (1956), 4. Levent Mahallesi konut duvarları (1956- 1957), Ankara Çocuk Hastanesi (Hacettepe-1955), İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (1963-1965), Cerrahpaşa Hastanesi (1978) ve Haydarpaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi için yaptığı mozaik panolardır. Yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda sergi açan Eren Eyüboğlu 1973 yılında Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde başarı ödülü kazanmıştır.

38


EREN EYÜBOĞLU ( 1913 - 1988 ) ‘Beylerbeyi Camii Avlusu’, kontrplak üzeri yağlıboya, imzalı, 1944 tarihli. 51.5 x 65 cm

39


CEVAT ERKUL ( 1897 - 1981 ) ‘Salacak’, tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 52 x 73 cm

1897 yılında İstanbul’da doğdu. Selanik’te başladığı ilk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamlar. Hukuk alanında yüksek öğrenim yaparken, konuk öğrenci olarak Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi’ne devam eder. Burada Hikmet Onat Atölyesi’ndeki derslere katılır. Zamanını sanata ayırmak düşüncesi ile yargıtay üyeliğine kadar yükseldiği mesleğinden ayrıldı. Boğaziçi görünümleriyle tanınan Cevat Erkul, Hikmet Onat’ın üslup yaklaşımına duyduğu yakınlığı kendine özgü renk ve ışık değerleriyle besleyen ve geliştiren bir sanatçıdır. Tıpkı kendi gibi hukuk kökenli olan Hasan Vecih Bereketoğlu’nda da tanık olduğumuz üzere, kent ve deniz tutkusunu unutulmaz kompozisyonlarla resme yansıtmıştır. Özellikle gün batımına yakın saatlerde, nesne ve figürleri kuşatan ışığı çok iyi analiz eden Erkul’un peyzaj yaklaşımı, Boğaziçi görünümlerinde sıkça rastladığımız coşkulu ve renkli genel ifadenin biraz dışında kalır. Daha gerçekçi duyuşlara kucak açan bu tavır, oldukça duygusal bir karakterde kendini sunar. Öne çıkan ışık ve renk kaynaklı atmosfer, ilginç biçimde Doğulu bir tasavvurun da somutlaştığı tinsel bir uzama dönüşür.

40


NECDET KALAY (1932-1986)

‘Halı dokuyanlar’, tuval üzeri yağlıboya, imzalı, 1980 tarihli. 107 x 98 cm

1932 yılında İstanbul’da doğan ve İzlenimci Türk Resim Sanatı’nda kendine özgü bir yeri olan Necdet Kalay ilk çalışmalarına heykeltıraş Faruk Morel ve ressam Şeref Akdik ile başlamıştır. 1954- 1957 seneleri arasında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne devam eden sanatçının eserleri, 1960 yılından itibaren yurt içinde başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere Mersin, Diyarbakır, Trabzon; yurtdışında İsviçre, ABD, Belçika, Fransa, Almanya, İngiltere ve Irak gibi birçok ülkedeki sanat faaliyetlerinde yer almıştır. 1970’li yıllarda özgün üslubunu oluşturan Necdet Kalay fonda, figürlerde ve motiflerde uyguladığı soyutlama ve stilizasyonlarda, renk kontrastlarıyla özgün bir üsluba kavuşmuştur. İstanbul peysajları, Haliç ve kıyı görünümleri, Anadolu’nun kırsal kesimlerine ait peysajlar, Safranbolu, Bursa ve Bodrum evleri ressamın belli temalarındandır. Cumhuriyet’in 50. yılında açılan yarışmada başarı ödülü kazanan Necdet Kalay’ın İzmir, Armara, Arsonuwal, Paris Müzeleri’nde, Unesco’da, New York Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği’nde, NATO Temsilcilikleri’nde, Londra, Paris, Pekin, Belgrad Büyükelçilikleri’nde yurtiçi ve yurtdışındaki çeşitli özel koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır. 1973 yılında bir tablosu Cumhurbaşkanlığı tarafından Polonya Başkanı’na hediye edilmiştir.

41


42


NEJAT MELİH DEVRİM (1923-1995) Soyut kompozisyon, kağıt üzeri suluboya, imzalı. 29 x 41 cm Uluslararası soyut sanatın özgün temsilcilerinden biri olarak nitelenen ressam Nejat Devrim 25 Şubat 1995’te Polonya’nın Nowy Sacz kentinde öldü. Sanatçı ve yazar İzzet Melih Devrim’le ressam Fahrünnisa Zeid’in oğlu olan Devrim 1923’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra 1942’de Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümüne girerek Léopold Lévy atölyesinde çalıştı. 1946’da Ankara’da UNESCO’nun düzenlediği Uluslararsı Modern Sanat Sergisi’ne katıldı. Aynı yıl burslu olarak Fransa’ya gitti ve Paris’e yerleşti. Türk hat sanatına ve Bizans mozaiklerine ilgi duyan sanatçının ilk dönem yapıtları bu etkilerle biçimlendi. İlk kişisel sergisini Maurice Bedel’in desteğiyle 1947’dei Paris’teki Allard Galerisi’nde gerçekleştiren Devrim, aynı yıl Paris’te düzenlenen Türk sanatı sergisine katıldı. 1949 yılında Paris’teki Sihirli Eller Sergisi'nde yer alan yapıtları, sanat eleştimenlerince “Arap ve Bizans kültür mirasına bağlı kalarak boşluk ve ritim sorunlarına yepyeni ve köklü çözümler getiren” çalışmalar olarak değerlendirildi. 1952’de C.Estienne’in desteğiyle Paris’teki Yeni Paris Okulu’nun Ressamları Sergisi’ne katıldı. Ertesi yıl C. Estienne’in Brüksel’de gerçekleştirdiği karma sergiye davet edildi. Bu dönemde İspanya, Hollanda, İngiltere ve İtalya’ya giden Devrim, 1956’da bir sergi gerçekleştirmek üzere bulunduğu New York’da Amerikan sanatından ve mimarisinden etkilenerek yapıtlarında şiddet ve ritim öğelerine ağırlık verdi. 1958’de Brüksel’deki Güzel Sanatlar Sarayı’nda retrospektif bir sergi gerçekleştirdi, yakın dostluk kurduğu Polliakof, Manessier, Bissiére gibi sanatçılarla karma sergilere katıldı. Tristan Tzara’nın Doğan Zaman ve Paul Èluard’ın Tüm Anların Anlamı adlı şiir kitaplarını da resimleyen Devrim, 1965-1968 yılları arasında yaptığı İspanya, Mısır, Polonya ve Türkiye gezilerinden sonra kent izlenimlerini yansıtan yapıtlar gerçekleştirdi. Paris’teki Mayıs ve Yeni Gerçeklikler salonunda sergiler açtı, 1980’de New York’taki Sutton Place’de kapsamlı bir sergi gerçekleştirdi. Yapıtlarından ikisi Paris Modern Sanatlar Müzesi’nce satın alınan ve sanat eleştirmenlerince soyut sanatın özgüntemsilcileri arasında sayılan Devrim, 1990’ın başlarında Polonya’nın Nowy Sacz kentine yerleşmiş ve ölümüne değin çalışmalarını burada sürdürmüştü. 43


NEJAT MELİH DEVRİM (1923-1995) Soyut kompozisyon, kağıt üzeri yağlıboya, imzalı. 29 x 39 cm

44


NEJAT MELİH DEVRİM (1923-1995) Mavili kompozisyon, tuval üzeri yağlıboya, imzalı, 1990 tarihli. 40 x 55 cm

45


MUSTAFA ATA (d.1945) Soyut figüratif, kağıt üzeri pastel, imzalı, 1994 tarihli. 50 x 70 cm 1971 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’nde, Adnan Çoker atölyesinden mezun olan Mustafa Ata, 1971, 1973, 1980-1981 ve 1990-1991 yıllarında Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki sanat merkezlerinde araştırmalarda bulunmuştur. 1978 yılında ‘Sentetik Plastik Malzemeler, Biçimlendirme Yöntemleri, Sanatta Kullanımı’ adlı teziyle doktorasını tamamlayan sanatçı, uzun yıllar Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmış, 2005 yılında emekliye ayrılmıştır. İnsanı konu alan çalışmalarında yarı-soyut figürlere yer veren ressam, geniş fırça darbeleri ve canlı renklerden yararlanarak Dışavurumcu bir anlatım geliştirmiştir. 1970’li yıllarda hat sanatının çizgisel anlatımından esinlenerek yapıtlarında hareketli renk lekelerinin yanı sıra çizgiye de yer vermeye başlamıştır. 1971 yılından itibaren, biri Münih’te olmak üzere toplam otuzdan fazla kişisel sergi düzenlemiş, ayrıca yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda karma sergiye, sanat fuarlarına ve bienallere de katılmıştır. Ankara, İzmir ve İstanbul Resim Heykel Müzeleri haricinde, yurtiçi ve yurtdışındaki pek çok özel koleksiyonda da yapıtları bulunan Mustafa Ata’nın kazandığı önemli ödüller arasında, 1969 Ahmet Andiçen Sanat Ödülleri Yarışması İkincilik Ödülü; 1979 Görsel Sanatçılar Derneği Başarı Ödülü; 1980 14. DYO Resim Sergisi Başarı Ödülü; 1983 ve 1986 Günümüz İstanbul Sanatçıları Sergileri Başarı Ödülleri; 1996 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Sedat Simav Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü ve 2008 Trabzon Uluslar arası Kültür ve Sanat Şenliği Plastik Sanatlar Ödülü sayılabilir. Halen Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapan sanatçı, resim çalışmalarını İstanbul-Şile’deki atölyesinde sürdürmektedir. 46


MUSTAFA ATA (d.1945) Vlam serisinden, tuval üzeri akrilik, imzalı. 130 x 130 cm

47


ALİ AVNİ ÇELEBİ (1904-1993) ‘Saksıda Devetabanı’, tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 56 x 46 cm

Kübizm ve Dışavurumculuk anlayışlarını birleştirerek kendine özgü bir üslup yaratan ressam, 1918 yılında girdiği Sanayi-i Nefise Mektebi’nde Hikmet Onat ve İbrahim Çallı’nın atölyelerinde öğrenim görmüştür. Avrupa’ya gitmek için 1927 yılında okulu bırakarak Münih’e gitmiş, burada bir süre Heinemann’ın özel atölyesine devam ettikten sonra Münih Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmiştir. Kısa bir süreliğine Berlin’e giderek Berlin Güzel Sanatlar Fakültesi’ne devam eden Çelebi, 1923 yılında yeniden Münih’e dönerek Hofmann’ın özel sanat okulunda öğrenim görmüştür. Bu dönemde Kübist anlayışın etkisinde kalmış, Hoffmann’ın renk kullanımından ve Dışavurumcu anlayıştaki eserlerinden de etkilenerek resimlerinde Kübizm’in geometrik yapısıyla dışavurumculuğu birleştirmiştir. ‘Uçurtma Uçuranlar’, ‘Vitrin’ ve ‘Tavla Oynayanlar’ gibi ilk yapıtların Kübist anlayışın daha baskın olduğu göze çarpar. 1931 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Fakültesi’ne asistan olarak atanan sanatçı, kısa bir süre sonra bu görevinden ayrılmıştır. 1928 yılından sonra Kübizm ile Dışavurumculuğu dengeli bir biçimde birleştirdiği ‘Maskeli Balo’ ve ‘Berber’ gibi eserler üretmiştir. 1930’lu yılların başında Zeki Kocamemi ile çalışan ressam, 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’ne desinatör olarak atanmış, 1938 yılında yeniden Güzel Sanatlar Fakültesi’ne geçerek Resim Bölümü’nde Lévy ve Feyhaman Duran’ın asistanlığını yapmıştır. Akademideki görevini 1967 yılına kadar sürdürmüştür. 1950’li yıllarda figüratif ağırlıklı çalışmalar yapan Ali Çelebi, ‘Hamamda Kese’ ve ‘Uçurtma Uçuran Kız’ gibi insan yaşamına ait görünümleri işlediği eserler gerçekleştirmiştir. 1960’larda ise hayvan ve av konularına yönelmiştir. 1970’li yılların ortasından itibaren Dışavurumcu anlayışın doruk noktasına ulaştığı ‘Büyükadadan’, ‘Piknik’ ve ‘İğde Ağacı’ gibi figürlü manzaralar resmetmiştir. Kompozisyonlarında figürlere kendi çevrelerinde de hareket kazandırarak bir dinamizm yükleyen Ali Çelebi, sıcak ve soğuk renkleri dengeli bir biçimde kullanarak uyumlu bir görüntü elde etmiştir. Modern sanata bağlı olmakla birlikte, yapıtlarında merkezi kompozisyon kuruluşuna önem vermesi ve ton kullanımı açısından akademik anlayışa da yer verdiği gözlenmektedir. 1944 yılında Resim Heykel Sergisi’nde ‘Çam Korusu’ adlı eseriyle birincilik ödülüne layık görülen sanatçı, 1966 yılında V. Tahran Bienali’nde de birincilik kazanmış, 1991 yılında Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü’nü almış ve devlet sanatçısı seçilmiştir.

48


49


ALİ AVNİ ÇELEBİ (1904-1993) Tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 35 x 44.5 cm.

50


ALİ AVNİ ÇELEBİ (1904-1993) ‘Kayıklar’, tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 38 x 46 cm

51


ARİF KAPTAN (1906 - 1982) Soyut peyzaj, kağıt üzeri suluboya-guvaj, imzalı. 68 x 46.5 cm

Tam adı Arif Bedii Kaptan olan ressam, 1924 yılında Heybeliada Bahriye Mektebi’ni bitirdikten sonra, resme yönelerek Nazmi Ziya Güran’dan özel ders almaya başlamıştır. Bu dönemde bir süre de Güzel Sanatlar Akademisi’ne devam eden sanatçı, asıl mesleği olan askeri mühendisliği 1930 yılına kadar sürdürmüşse de resim tutkusu ağır basınca askerlikten ayrılıp kendini tamamen resme vermiştir. 1935 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’nde sergi açmış, 1939’da da D Grubu’nun 7. sergisine katılmıştır. 1940 yılında yurt gezileri kapsamında Kastamonu’ya giderek o bölgeye ait resimler yapan sanatçı, 1947- 1949 yılları arasında Paris’te Lhote’un atölyesinde çalışmıştır. Nazmi Ziya Güran’dan ders aldığı dönemde hocasının etkisinde kalarak İzlenimci üsluplu peyzajlar gerçekleştirmiş, Ali Avni Çelebi ile çalıştığı dönemde ise yapımcı anlayışta eserlere yönelmiştir. 1957 yılında tekrar Paris’e giden Arif Kaptan, soyut-lirik yapıtlar üretmeye başlamış ve bu üslubuyla Türkiye’deki ilk lirik-soyutlamacı ressamlardan biri olmuştur. Bu tarz eserlerinde düz bir zemin üzerine belirli aralıklarla çok renkli geometrik ögeler kullanmıştır. 1962’de Türkiye’ye döndükten sonra soyuttan figüratif anlatıma yönelmeye başlayan sanatçı, buruşturulmuş kağıtlar üzerine yapımcı üslupla doğa izlenimlerini yansıttığı yapıtlar gerçekleştirmiştir. 1939 Devlet Resim Heykel Sergisi’nde üçüncülük, 1955’teki sergide ise ikincilik ödülüne layık görülen Arif Kaptan, resim sanatının yanı sıra edebiyatla da ilgilenmiş, dönemin dergi ve gazetelerine yazdığı deneme ve eleştirilerle dikkati çekmiştir. Sanatçının tabloları günümüzde Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi ve Milli Kütüphane koleksiyonlarında bulunmaktadır. Ayrıca pek çok özel koleksiyonda da eserleri mevcuttur.

52


53


ARİF KAPTAN (1906 - 1982) Soyut peyzaj, kağıt üzeri suluboya-guvaj, imzalı. 60 x 45 cm 54


ARİF KAPTAN (1906 - 1982) Soyut peyzaj, kağıt üzeri suluboya-guvaj, imzalı. 68 x 46.5 cm 55


ARİF KAPTAN (1906 - 1982) Soyut peyzaj, tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 50 x 40 cm 56


ARİF KAPTAN (1906 - 1982) Soyut peyzaj, kağıt üzeri suluboya-guvaj, imzalı. 48 x 34 cm 57


ARİF KAPTAN (1906 - 1982) Soyut peyzaj, kağıt üzeri suluboya-guvaj, imzalı. 68 x 46.5 cm 58


NURİ ABAÇ (1926 - 2008) Tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 70 x 50 cm.

Nuri Abaç, Anadolu’nun kültür çeşitliliğinden kaynaklanan temaları fantastik bir kurgu ve mizah anlayışı ile ele aldığı resimleriyle tanınır. 1944 yılında girdiği İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde bir yıl Leopold Lévy’nin atölyesinde çalıştıktan sonra Mimarlık Bölümü’ne geçiş yaparak 1950 yılında bu bölümden mezun olmuştur. Öğrencilik yıllarında dönemin ünlü mizah dergileri olan Akbaba ve Karikatür’de çalışan Nuri Abaç, 1950’li yıllarda bezemesel nitelikli fantastik bir gerçeküstü anlatım üslubu geliştirmiştir. Sanat ve mimarlık çalışmalarını birlikte yürüten sanatçı 1950- 1960 yılları arasında Mersin’de, 1960- 1978 yılları arasında da Ankara’daki devlet dairelerinde mimar olarak görev yapmıştır. 1978 yılında emekli olarak kendini tümüyle resim çalışmalarına vermiştir. 1960 yılında Ankara’ya yerleştikten sonra Anadolu’nun kültür mirasına, özellikle de mitolojik öykülerine ilgi duymaya başlamış, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin minyatür ve bezeme sanatlarıyla Karagöz’ün resimsel ögelerini inceleyip birleştirerek kendine özgü bir imgeler dünyası yaratmıştır. Sanatçı bu dünyayı ‘Kral Sulumeli’ ve ‘Fenike Gemisi’ adlı yapıtlarında izlendiği gibi fantastik bir kurgu içinde gerçeküstü ögelerle yansıtmıştır. Nuri Abaç’ın Karagöz oyunlarından hareketle gerçekleştirdiği ‘Karagöz’ün Gemisi’ gibi resimlerde de toplumsal konuları belli bir mizah anlayışıyla ele aldığı görülür. En çok ilgi duyduğu konular pazar yerleri, dönerciler, balıkçılar, küçük esnaf, kara ve deniz taşıtları olan ressam, 1980’li yıllardan itibaren bu temaları özellikle kentleşme ve değişen yaşam biçimleri bağlamında ele almış, 1990’ların başında ‘Restaurant’, ‘Butik’, ‘Yelkenli Araba’ ve ‘Karada bir Gemi’ gibi isimler verdiği tablolar yapmıştır. İlk kişisel sergisini 1949’da Mersin’de açan sanatçı, sanat yaşamı boyunca yurtiçinde ellinin üzerinde kişisel sergi açmış, bir çoğu yurtdışında olmak üzere yüz yirmi kadar karma sergiye ve bienallere katılmıştır. 1969 yılında Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği’nin kuruluşunda kurucu üye olarak yer almıştır. Çeşitli yarışmalarda onun üzerinde ödülü olan sanatçıya 1988 yılında da “Ellinci Sanat Yılı” ödülü verilmiştir.

59


60


NURİ ABAÇ (1926 - 2008) Tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 60 x 40 cm.

61


ÖMER ULUÇ (1931-2010) Soyut figüratif, kontrplak üzeri yağlıboya, imzalı. 70 x 55 cm

1953 yılında Robert Koleji bitirdikten sonra 1953-1957 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde önce mühendislik sonra resim eğitimi gördü. 1953 yılında Nuri İyem’in öncülüğünde kurulan "Tavan arası Ressamları" olarak adlandırılan grupta yer aldı. 1965’te Londra ve Paris'te, 1972-1973'de ABD ve Meksika'da, 1973-1977 yılları arasında is Nijerya'da bulundu. 1983'ten itibaren Paris'te yaşamasına rağmen yılın önemli bir bölümünü İstanbul'da geçirmiştir. Başta Paris, Berlin ve İstanbul olmak üzere çok sayıda yurtdışı ve yurtiçinde sergi açtı. Bir çok bienale katıldı. Sanatçı sadece tuval resmi yapmamış değişik malzemeler kullanarak farklı birçok sanat yapıtı üreterek Türk sanatına katkıda bulundu. 2005 yılında Baki’den alıntı ile “Heves Kuşu Durmaz Döner” adını verdiği ve kendi konuşma kayıtlarından seçtiği “Fragmanlar”la başlayan ve sayfalarını bir sergi mekanı olarak düşünerek tasarladığı kitabı, Yapı Kredi yayınlarından çıktı. İlk kişisel sergisini 1955 yılında Boston'da açmıştır. Son günlerini Paris ve İstanbul’da geçiren ve Son sergisine de “Parçalanmanın Kimyası” adını koyarak, karakalem otoportresinin yanına Lucretius’un: “Ölümün olduğu yerde ben yokum/Benim olduğum yerde ölüm yok” diye not düşen Ömer Uluç iki yıl boyunca mücadele ettiği akciğer kanserine yenik düşüp 79 yaşında iken, 28 Ocak 2010 tarihinde öldü.

62


63


ÖMER ULUÇ (1931-2010) Soyut figüratif, kontrplak üzeri yağlıboya, imzalı. 70 x 55 cm 64


ABDULLAH ÇİZGEN (1907- 1987) Tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 65 x 54 cm.

Hat ve ebru sanatçısı Necmeddin Okyay’ın yönlendirmesiyle Sanayi-i Nefise Mektebi’ne giren Abdullah Çizgen, burada İbrahim Çallı atölyesinde öğrenim görmüştür. 1932 yılında mezun olduktan sonra, Topkapı Sarayı Müzesi’nde çalışmaya başlamış; müzenin resim ve Türk işleme bölümlerinin kurulmasında büyük çaba göstermiştir. O yıllarda İstanbul’da yaşayan Perof ’tan tablo onarım tekniklerini öğrenerek saray koleksiyonunda bulunan pek çok eski tabloyu onarmıştır. Yeni meclis binasının dekorasyonu için Anadolu’ya gönderilen ressamlar grubunda da yer alan sanatçı, bu grupla birlikte Konya’ya gitmiş, bu yöreden yaptığı resimlerle Konya’da bir sergi düzenlemiştir. Arkeoloji çalışmalarına da katılan Çizgen, Keban Bölgesi’nden çıkarılan eserlerin çizimlerini yapmıştır. Topkapı Sarayı Müzesi’nde başladığı görevini Arkeoloji Müzesi’nde sürdürmüştür. Topkapı Sarayı’nda çalıştığı dönemde sarayın tarihi atmosferinin de etkisiyle minyatür sanatına ilgi duyan ressam, bu sanatın bugünün resminde nasıl kullanılabileceği konusunda arayışlara girmiş; ayrıca tarihi portre galerisindeki sultan resimlerinden esinlenerek çeşitli sultan portreleri gerçekleştirmiştir. Portre, interior ve figürlü kompozisyonların yanı sıra çok sayıda peyzaj ve natürmort da yapan Çizgen, Devlet Resim Heykel Sergileri ile Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin sergilerine resim vermiş, yurtdışında Moskova ve Viyana’da sergilere katılmıştır.

65


66


ABDULLAH ÇİZGEN (1907- 1987) Jüt üzeri yağlıboya, imzalı. 65 x 54 cm. 67


AYETULLAH SÜMER (1905 - 1979) Tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 45 x 36 cm.

1925-1928 yılları arasında, Marsilya’da ticaret öğrenimi gördüğü dönemde ressam Cephile Berengier’den aldığı özel derslerle resim çalışmalarına başlayan Ayetullah Sümer, daha sonra Paris’e geçerek Güzel Sanatlar Akademisi’nde bir süre resim öğrenimi de görmüştür. Paris’te on yıl boyunca fresk çalışmaları da yapan sanatçı, ilk kişisel sergisini Paris’te düzenlemiştir. Bu dönemde Paris’te katıldığı bir yarışmada gümüş madalya kazanmıştır. 1933 yılında Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne öğretim üyesi olarak atanmış, burada kurduğu fresk atölyesini 38 yıl yönettikten sonra 1971 yılında emekli olmuştur. Yapıtlarında doğal ve yalın bir anlatımı benimseyen ressam, manzara, natürmort ve portre çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halkevlerinin düzenlediği yurt gezileri kapsamında Anadolu’ya gönderilen sanatçının eserlerinde Anadolu’nun çizgilerinden izler de görülmektedir. Yapıtlarında genellikle koyu ve buğulu tonları tercih eden sanatçının yapıtları başta İstanbul Resim Heykel Müzesi olmak üzere, pek çok resmi ve özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. 68


ALİ RIZA BEYAZIT (1883-1964) Duralit üzeri yağlıboya, imzalı. 40 x 50 cm.

Asker kökenli ressamlarımızdan olan Ali Rıza Beyazıt, gerçekçi anlayıştaki yapıtlarıyla tanınır. 1907 yılında bitirdiği Mekteb-i Harbiye’de Hoca Ali Rıza ile Halil Paşa’nın öğrencisi olmuş, 1912 yılında Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine askeri lisedeki resim öğretmenliği görevinden ayrılıp cepheye gönderilmiştir. Savaştan sonra haritacılık ve topografya sınavlarını kazanan ressam bu alanda eğitim görmüş ve askeri okulların ders programlarına katkısı olan konuyla ilgili kitaplar yazmıştır. 1938 yılında emekli olduktan sonra, askeri okullarda öğretmen olarak görev almıştır. 1945 yılında Ali Sami Boyar, Nazmi Çekli, Cevat Karsan ve İhsan Çanakkaleli ile Askeri Ressamlar Derneği’ni kuran Ali Rıza Beyazıt uzun yıllar bu derneğin başkanlığını yapmıştır. 1963 yılında çoğunluk kararıyla derneğin şeref üyeliğine seçilmiştir. Resimlerinde Hoca Ali Rıza ile Halil Paşa’nın üslup özelliklerini kaynaştıran sanatçının ‘Yıldız Çiçekleri’ (Dolmabahçe Sarayı) ve ‘Koyun Sürüsü’ (Belgrad Müzesi) gibi manzara ve ölüdoğa tasvirlerinin yanı sıra ‘Milli Mücadelede Süvari Keşif Eri’, ‘Milli Savaşta Batarya’ gibi Kurtuluş Savaşı’nı konu alan resimlerle, bulunduğu yöreyi belgeleyen suluboya tablolar yaptığı da bilinir. Ressam 1952 yılında İtalya’daki Uluslararası Desen Sergisi’nde birincilik ödülü almıştır. Sanatçının ‘Manzara’, ‘Heybeliada’ (1946), ‘Sapanca Gölü’ (1949) ve ‘Erdek’ (1951) gibi ünlü tabloları başta olmak üzere T.C. Merkez Bankası Koleksiyonu’nda toplam 22 resmi bulunmaktadır. 69


BUBİ (d.1956) Kafes, karışık teknik, imzalı. 80 x 80 cm

Asıl adı David Hayon olan sanatçı, 1977 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji ve Antropoloji Bölümleri’nden mezun olmuştur. 1970’li yıllarda resme yönelerek araştırmalara başlamış ve sanat alanında kendi kendini yetiştirmiştir. 1968- 1984 yılları arasında dışavurumcu anlayış doğrultusunda figüratif eserler gerçekleştiren Bubi, 1971 yılından itibaren graffitiye ilgi duymaya başlayarak bu alandaki araştırmaları üzerine yoğunlaşmıştır. Bu dönemden itibaren özellikle tuvalet duvarlarından esinlenen resimler ile duvar yazılarını görsel açıdan değerlendirdiği çalışmalar gerçekleştiren sanatçı, boyaları tuvale akıtmış, tuval üzerine yazdığı rakamlarla renk adlarında söz konusu rengi kullanmıştır. Eserlerinde giderek daha fazla soyutlamaya yönelmiş, 1980’li yılların başından sonra birimlerin tekrarından oluşan tamamıyla soyut model-tuvaller yapmıştır. Sanatçının bu yapıtları M veya Z biçimli birimlerin birbiri üzerine gelecek şekilde çoğaltılmasıyla oluşturulmuştur. Zamanla iki boyutlu tuval anlayışını da aşan Bubi, resim yüzeyini tuval bezini rulo haline getirip renklendirmek daha sonra bu ruloları kafes biçiminde örmek suretiyle oluşturmuş, böylece resim yüzeyine hacim kazandırmıştır. İlk kişisel sergisini 1979 yılında İstanbul’da açan ressam, yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda karma sergiye ve sanat fuarına da katılmıştır. 1979- 1987 yılları arasında Nihat Sümeralp ile kurduğu Koleksiyon Sanat Galerisi’ni, 1989-1992 arasında da Hüsamettin Kütle ile kurduğu Lami Sanat Galerisi’ni yöneten sanatçı, 1990 yılında eğitim amaçlı Bubi Atölyesi’ni kurmuştur. Çalışmalarını İstanbul’da sürdüren sanatçının eserleri 1996 yılında Londra’da Sotheby’s Müzayede Evi’nin ‘The Turkish Sale’ sergisinde büyük beğeni toplamış ve ciddi koleksiyonlara satılmıştır. 70


Münif Fehim Özerman (1899-1983) Efeler, Duralit üzeri yağlıboya, 70 x 70 cm

1899 yılında İstanbul’da doğdu. Babası ünlü tiyatro oyuncusu Ahmet Fehim Efendi’dir. Öğrenimini Üsküdar Sultanisi ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde yaptı.1921 yılında İleri Gazetesi’nde basın hayatına atıldı. Karikatür, resim, fotoğraf, sinema ve tiyatro ile uğraştı. Ancak asıl ününü ilüstratör olarak yaptı. Kitap kapakları, dergi ve kitap illüstrasyonları ile yayıncılık ve grafik tasarım tarihinin temel taşlarından biri oldu. Refik Halit’in Gurbet Hikayeleri, Peride Celal’in Yaz Yağmuru gibi yüzlerce kitabın kapağını çizen Münif Fehim, bir dönem, Tarihten Çizgiler, başlığı altında karikatürler de çizmiş; bu köşe çok beğenilince Salih Erimez köşeye devam etmiştir. İkdam, Vakit, Son Posta, Aydede, Akbaba, Yedigün, Yirminci Asır, gazete ve dergilerinde çalıştı. Bir ara Reşat Nuri Güntekin, Mahmut Yesari ve İbnülrefik Ahmet Nuri ile Kelebek dergisini yayımladı. Münif Fehim Özarman, 1983’te aramızdan ayrıldı… 71


ŞEMSETTİN AREL (1906 - 1985) ‘Üçgenler’, tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 82 x 65 cm

İlk bilgilerini 1911-1914 yılları arasında Paris'te babası Mehmet Ruhi Arel'den alan Şemsi Arel, ilk resim çalışmalarım Ankara Halkevi'nde sergiledi. 1924' te İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne girerek, İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu, İki yıl sonra Devlet Orta Öğretim Resim Öğretmenliği sınavını kazandı; 1930'da da Akâdemi'yi ikincilikle bitirdi. Alişar'daki arke­oloji kazısında beş ay süreyle ressam olarak çalıştı. 1935'te res­sam Maide Arel'le evlenerek Erzin­can Askeri Lisesi'nde resim öğret­menliğine atandı. Aynı görevle bir süre Konya'da da bulundu ve 1944' te Konya'da bir kişisel sergi düzen­ledi. Ankara Harp Okulu'nda resim dersi verdikten sonra Paris'e giderek Andre Lhote'un yanında ve Fernand Leger ile Jean Metzinger atölyelerinde çalıştı; çeşitti müze ve ga­lerilerde incelemeler yaptı; Paris' teki Bağımsızlar sergisine iki yapıtla katıldı. 1951'de İstanbul'da bir kişisel sergi açan sanatçı, 1957'de Edinburgh Festivali nedeniyle dü­zenlenen uluslararası sergiye katıl­dı. 1955-1959 yıllan arasında Cemal Tollu ve Cevat Dereli'yle birlikte İstanbul'da Askerî Müze'deki eski tabloların onarımı işinde çalıştı. T.B.M.M. için yurt tabloları yapmak göreviyle Hatay'a gönderildi. 1959 da eşi Maide Arel’le Paris’te Foyerdes Artistes’de ortak bir sergi düzenledi.1962 de Venedik’te düzenlenen ikiyıldabir sergisine, Viyana'daki Çağdaş Türk Sanatı Sergisi'ne, 1964'te Lugano ve Tahran bölgesel sergilerine katıldı. Şemsi Arel çağdaşlarının tersine, öğrencisi olduğu İbrahim Çallı'nın doğrultusuna bağlı izlenimci bir yola girmemiş, daha çok Paris'te etkilen­diği Andre Lhote, Fernand Leger ve Jean Metzinger gibi sanatçıların yarı soyut, yarı kübist yaklaşımın­dan esinlenmiştir. Bu yönüyle Türki­ye'de erken dönem yenilikçi eğilim­lerin bir temsilcisi olarak görülür. Figürü, hacimsel değerler ve büyük biçim parçalarıyla ele aldığı ilk re­simlerinde, kübist ve konstrüktivist bir yalınlığa yönelmiş, sonradan fi­gürü daha soyutlayıcı planlara kay­dırmış, zaman zaman da yalnızca soyut biçim araştırmalarıyla dikkati çekmiştir. Bütün bu özellikler nede­niyle, Şemsi Arel'in resmi, belli bir saplantının izlenimi olmaktan çok, zaman içinde kendini yenileyen ve hareketliliği değişkenlikte gören bir anlayışın ürünü sayılabilir. Soyut düzenlemelerinde.Türk hat sanatını modern bir görüşle ele aldığı gibi, geometrik soyut bir anlayışa yönel­diği de gözlenir.

72


73


SALİH ACAR (1927-2001) Tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 60 x 80 cm.

Doğayı bir doğabilimci gibi gözlemleyen Salih Acar kuş ressamı olarak tanınır. 1950 yılında Sofya Akademisi Fresk Bölümü’nden, 1955’te İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü’nden ve Cemal Tollu atölyesinden mezun olmuştur. Tüm yaşamı doğayla iç içe geçen ressam, özellikle su kuşlarına ilgi duymuş ve mavilerin, grilerin, siyah ve beyazların egemen olduğu tuvallerinde kelaynakları, kuğuları, balıkçılları, turnaları ve leylekleri çok canlı ve şiirsel bir üslup ile, kimi zaman soyuta varacak bir stilizasyonla işlemiştir. Salih Acar’ın sergileri genellikle ‘Göçmen Kuşlar’ (1971), ‘Kelaynaklar’ (1975), ‘Yaban Hayvanları’ (1977) ve ‘Yırtıcı Kuşlar Dünyası’ (1980) gibi adlar taşır. Doğaya olan ilgisi sadece resimle sınırlı kalmayan sanatçı, Dünya Tabiatını Koruma Derneği’nin Türkiye şubesi ile Türk Tabiatını Koruma Derneği’ni kurmuştur. Sanatçı, 1965 yılında İzmir Büyük Efes Oteli Resim Ödülü’nü, 1975’te Büyük Tarabya Oteli Duvar Resmi Ödülü ile Dünya Tabiatını Koruma Altın Panda Ödülü’nü almıştır. 74


FAHRİ SÜMER (d.1942) Tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 80 x 100 cm.

1960 yılında, İstanbul Özel Darüşşafaka Lisesi’nden mezun olarak Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’ne giren sanatçı, burada Cemal Tollu ile Neşet Günal’ın atölyelerinde öğrenim gördü. Yüksek lisans eğitimini de aynı kurumda tamamladıktan sonra uzun yıllar resim öğretmeni olarak görev yaptı. 1981 yılında İzmir Buca Meslek Yüksekokulu’nda göreve başlayan Fahri Sümer, ertesi yıl Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’ne öğretim görevlisi olarak atandı. 1986’da, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Özdemir Altan, Prof. Dr. Gevher Bozkurt ve Prof. Dr. Adnan Çoker’in oluşturduğu jüriden sanatta yeterlilik alarak doçent oldu. 1992 yılında profesör ünvanını alan sanatçı, 2008 yılında emekli olmuştur. Resimsel karakterini Rembrandt, Cezanne, Bernard Buffet ve Uzakdoğu sanatından etkilenerek oluşturan ressam, azaltılmış renk ve leke değerleriyle yöresel konuları işlemiştir. Çizgiyi ön planda tutan bir oluşum içinde insan ile yaşadığı çevre arasındaki uyumu soyutlayıcı bir eğilimle yansıtmıştır. Suluboya, yağlıboya, desen ve özgün baskı türlerinde yoğunlaşan resimlerinde Batı Anadolu yöresinin yaşamını, kırsal görüntüleri ve toprak insanını resmeden Sümer, 1990 yılından sonra sadece İzmir ve çevresi üzerinde çalışmıştır. Sanatçının aldığı ödüller arasında, 1967 İzmir DYO Sergisi, 1973 İzmir İli Cumhuriyet’in 50. Yılı Sergisi, 1979 Eskişehir Yunus Emre Sergisi, 1985-86 Efes Müzesi Ödülü ve 1988 Tekel 2. Resim Yarışması’nda kazandığı ödüller sayılabilir.

75


76


NADİDE AKDENİZ (d.1945) Tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 100 x 100 cm. 1966 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü, Resim-Grafik Bölümü’nden mezun olan Nadide Akdeniz, burada Turan Erol, Adnan Turani ve Nevide Gökaydın’ın öğrencisi olmuştur. Daha sonra İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Sanat Eğitimi Bölümü’nden lisans diploması almıştır. Bir süre ortaöğretim ve yüksek öğretim kurumlarında öğretmenlik ve grafikerlik yapan ressam, 1986 yılından beri serbest sanatçı olarak çalışmalarını sürdürmektedir. İlk dönem resimlerinde, İzmir’in kent yaşamını ve insanlarını eleştirel bir bakış açısıyla ve yer yer ironik unsurlarla yansıtmayı tercih eden Akdeniz, sonraki yıllarda doğa yaşantısını zengin renklerle ve ayrıntılı, titiz bir işçilikle işlediği yeni bir anlatıma yönelmiştir. İlk kişisel sergisini 1972 yılında Ankara’da açan ressam, Ankara haricinde yurtiçinde İstanbul ve Eskişehir; yurtdışında da Bonn, Berlin ve Euskirschen’de çeşitli kişisel sergiler düzenlemiştir. 1971’de TRT Resim Yarışması’nda Başarı Ödülü alan Nadide Akdeniz, 1988 Kapadokya Resim Yarışması’nda birincilik, 1992 DMO Resim Yarışması’nda ikincilik, 1993 Ahi Evran Resim Yarışması’nda mansiyon ve 1995 Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde de resim ödülüne layık görülmüştür. 77


NADİDE AKDENİZ (d.1945) Tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 160 x 75 cm. 78


NADİDE AKDENİZ (d.1945) Tuval üzeri yağlıboya, imzalı. 160 x 75 cm. 79