Issuu on Google+

1. KÜRESELLEŞME Günümüzde geliĢen endüstri, iletiĢim – haberleĢme ve ulaĢım imkânlarının insanlar ve mekânlar arasındaki mesafeleri ortadan kaldırmasıyla; bilginin, hammaddelerin, mal ve hizmetlerin artan bir Ģekilde uluslar arası dolaĢım ve paylaĢıma girmesi, toplumların politik, ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden birbirlerinden istemli veya istemsiz olarak etkilenmeye baĢlaması „küreselleĢme‟ kavramından söz edilmesine neden olmaktadır. KüreselleĢme, ideolojik açıdan değerlendirildiğinde, kapitalist sistemin kendisini devam ettirebilmesi için daha çok üretmek ve daha çok mal satmak ihtiyacını karĢılamak amacıyla dünya pazarında serbestleĢme ve sınırların kaldırılması sürecidir. (Çıtır, 2008) KüreselleĢme taraftarlarına göre küreselleĢme; ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel değerlerin ve bu değerler çerçevesinde oluĢmuĢ birikimlerin ulusal sınırlar dıĢına taĢarak dünya geneline yayılması olup, ülkeler arasında fiziksel ve ekonomik özgürlüklerin geliĢtirilmesi anlamını taĢımaktadır. Yani küreselleĢme, farklı toplumsal kültürlerin ve inançların daha yakından tanınması, ülkeler arasında her türlü iliĢkinin yaygınlaĢması ve yoğunlaĢması; ideolojik ayrımlara dayalı kutupların ortadan kalkması sonuçlarını doğuran kaçınılmaz bir süreçtir. (Köse, 2003) KüreselleĢme karĢıtlarına göre ise küreselleĢme; soğuk savaĢ döneminden sonra, Batı‟nın zaferini yeni bir açılımla dünya geneline yaymasıdır. Bu açılımla uluslar arası sermayenin egemenliği kayıtsız – Ģartsız hale gelmekte ve dünya ölçeğinde tekelleĢmektedir. Dolayısıyla küreselleĢme karĢıtları küreselleĢmeyi “emperyalizmin yeni yüzü” olarak görmektedirler. (Köse, 2003) Önemli teorisyenlerden Giddens küreselleĢmeyi; “… geç modern dönem koĢullarının yaĢandığı, uzak yerlerin birbirleri ile iliĢkilendirildiği, yerel oluĢumların millerce ötedeki olaylarla biçimlendirildiği dünya çapındaki toplumsal iliĢkilerin yoğunlaĢmasıdır” Ģeklinde tanımlarken; küreselleĢme yazınında ilk çalıĢmaları baĢlatan kiĢilerden birisi olan Robertson küreselleĢmeyi Giddens‟tan farklı bir biçimde ele alır. Robertson, analizlerinde küreselleĢme 1


süreçlerini irdelerken küreselleĢme mi, küre-yerelleĢme mi baĢlığını tercih etmektedir. Robertson, küreselleĢme tanımlamasında; farklı kültürlerin birbirlerine göre konumlarını dikkate almaktadır. Genel olarak küreselleĢme kavramı, “… dünya toplumlarının kapitalizmin endüstriyel geniĢlemesine ve kitle iletiĢim araçlarının yaygınlaĢmasına paralel olarak ekonomik, politik ve kültürel düzeyde çok yönlü olarak iç içe girdiği ve dünyanın bir ucunda oluĢmakta olan olayların, kararların, çalıĢmaların ve etkinliklerin yöresel ve ulusal sınırlar ötesinde toplumları etkileyebilmesi‟‟ olarak tanımlanmaktadır. (Karakurt, 2004) 1. 1. Küreselleşmenin Tarihçesi Dünya çapında toplumların tarihsel geliĢim sürecini etkileyen, çağ açıp kapatan önemli olayların çoğu küreselleĢme sürecinin olgunlaĢmasında da doğrudan veya dolaylı olarak etkili olmuĢtur. Bunların ilki; 1453 yılında Osmanlılar tarafından Ġstanbul‟ un fethiyle sona eren Ortaçağ karanlığından kurtulmaya çalıĢan Batı‟nın deniz aĢırı yeni keĢiflere yelken açmasıyla ortaya çıkan zenginleĢmelere dayalı geliĢmelerdir. Bu süreç, Avrupa‟ da 1800‟lü yılların sonlarında baĢlayan endüstri devrimine kadar devam etmiĢtir. Ġkinci temel dönüĢüm noktası ise 1890‟ da baĢlayan endüstri devrimi olmuĢtur. Endüstri devrimini yaĢamaya baĢlayan Kıta Avrupa‟sında ortaya çıkan geliĢmeler çeĢitli Ģekillerde dünyanın diğer bölümlerine de ulaĢarak insanlığı büyük ölçüde etkisi altına almıĢtır. Bu dönemin ardından yaĢanan sömürgecilik ise o dönemdeki küreselleĢmenin nihai sonuçlarını oluĢturmuĢtur. Zaman içinde Ģekil değiĢtirerek küreselleĢme ya da küreselleĢtirme çabaları soğuk savaĢın bittiği 1990‟lı yıllara kadar gelmiĢtir. (Çıtır, 2008) Ayrıca 1848'de yazdığı Komünist Manifesto'da Marx‟ın yaptığı, "yerel ve ulusal düzeyde kendine yeterlilikten vazgeçen uluslar, evrensel olarak karĢılıklı bağımlılığı benimserler" Ģeklindeki değerlendirme bu dönemde küreselleĢmenin ideolojiler üzerindeki etkisini de göstermektedir.

2


1990‟lı yılların baĢından itibaren küreselleĢme üçüncü temel çıkıĢ noktasını yakalamıĢtır. 1970‟li yıllardan itibaren dünya ekonomisinde söz sahibi olmaya baĢlayan çok uluslu Ģirketler, 1990 yılından sonra “yenidünya düzeni” kavramı etrafında tek kutuplu dünyada batıyı, tek ekonomik ve siyasi güç haline getirme planını ortaya koymuĢtur. Dünyanın halkların veya insanlığın çoğunluğunun iradesi ile değil de, yeni dünya düzenine hakim olan uluslararası sermaye üzerinde otorite sahibi bir dünya devleti tarafından yönetilmesi hedef alınmıĢtır. (Çıtır, 2008) (Köse, 2003) 20. yüzyıl içerisinde ise; II. Dünya SavaĢı öncesinde genelde güç dengeleri üzerine kurulu ve eĢit güçte birçok devletin oluĢturduğu “çok kutuplu”, II. Dünya SavaĢı‟ndan sonra ABD ve Sovyetler Birliğinin oluĢturdukları soğuk savaĢ yıllarının etken olduğu “iki kutuplu” ve en son olarak da 1992 yılında Sovyetler Birliği‟nin dağılmasıyla, ABD ile süren ezeli rekabetten vazgeçmesiyle ve soğuk savaĢın sona ermesiyle beliren “tek kutuplu” düzen olmak üzere ayrı uluslar arası sistemler gözlenmiĢtir. (Çıtır, 2008)

1.2. Küreselleşmenin Etkileri 1.2.1. Küreselleşmenin ekonomik boyutu Endüstri devrimi ile ham maddenin serbest dolaĢımı ve yeni pazar arayıĢları güçlü sermaye sahipleri ile emek piyasası arasında yoğun etkileĢimlere sebep olmuĢtur. Siyasi ve ekonomik yönden güçlü olan toplumlar dünya nüfusunun azınlığını oluĢturmasına karĢın küresel sermayenin çok büyük payını ellerinde tutmakta ve bu sermayenin dünya üzerinde akıĢını yönetmektedirler. Buna karĢın tüketim kesiminde yer alan ve yatırıma geçmek isteyen ülkeler ise; üretmek için gerekli olan teknoloji, mal ve hizmetler ile bunları alacak paraya sahip olma çabası içerisine girmektedirler. KüreselleĢmenin ekonomik boyutunun iki etkeni vardır. Bunlar küresel üretim ve küresel finanstır. Üretimin küreselleĢmesi; sermayenin üretim alanı olarak dünyayı bir bütün biçimde değerlendirmesi, küreselleĢmiĢ üretim sisteminin parçalarının maliyet avantajlı ve ekonomik 3


açıdan en uygun bölgelerde gerçekleĢtirmesidir. Hammadde, ara malı, emek ve dıĢsal maliyetler üretim maliyetini dolayısıyla yatırım bölgelerini etkilemektedir. (Çıtır, 2008) Küresel finans veya finansın küreselleĢmesi ise, ulusal devletler tarafından düzenleme dıĢı bırakılmıĢ, kendi kuralı ile 24 saat ve elektronik bir Ģekilde yürütülen para hareketi olarak tanımlanabilmektedir. Finansın bu denli küreselleĢmesinin en önemli nedeni ve hızlandırıcısı bilgisayar teknolojisidir. Bu teknoloji ile tüm dünyada hükümetlerden bağımsız olarak 24 saat boyunca finansın akıĢı, dolayısıyla sermayenin küreselleĢmesi gerçekleĢebilmektedir. Bu akıĢta esas olan da sermayeyi hükümetlerin kendi ülkelerine çekebilmeleridir. (Çıtır, 2008) KüreselleĢmenin ekonomik boyutunun en büyük destekçilerinden biri çok uluslu Ģirketlerdir. Çok uluslu Ģirketler sayesinde üretim, finansman ve diğer ekonomik kaynakların uluslararasılaĢması,

ulus-devletlerin

kendi

ekonomik

geleceklerini

kontrol

etmesini

zayıflaĢtırmıĢtır. Bu Ģekilde Ulus devletlerin iç ekonomileri artık büyük ölçüde küresel ekonomilerin eline geçmiĢtir. (Köse, 2003) Küresel ekonomiyi biçimlendiren baĢlıca olgu, mal ve hizmet ticaretinden çok para akıĢıdır. Bu durum dünya çapında para ve sermaye akıĢını kontrol eden uluslar arası ekonomik örgütlerin ortaya çıkmasına sebep olmuĢtur. Bu örgütlerden en önemlileri; Dünya Bankası, IMF (Uluslar arası Para Fonu), WTO (Dünya Ticaret Örgütü), GATT (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel AnlaĢması)‟dır. Bu örgütlerin çalıĢmaları genellikle dünyayı ekonomik anlamda küresel bir anlayıĢla yönetme amaçları doğrultusunda ticaretin ve üretim faktörlerinin dolaĢımında karĢılaĢılan engellerin kaldırılmasını sağlamaya yönelik olmuĢtur. (URL-1) 1.2.2. Küreselleşmenin siyasal boyutu 21. yüzyılda ülkelerin geliĢmelerini sağlayan ulus devletler artık bazı ekonomik konularda karar verici güçlerini kaybetmeye baĢlamıĢlardır. Ayrıca demokrasinin ve demokratik hakların gündeme getirilmesiyle azınlık haklarının, farklı kimliklerin kendilerini ifade etme ve kültürlerini koruma isteklerinin muhatap ülkelerin sorunları arasına girmesiyle ulus devletin otoritesi zayıflamıĢtır. "Devlet üstü" yetkilerle donatılmıĢ yeni küresel ya da bölgesel örgütlenmelerle 4


klasik "devlet" yapısı sarsılmaya baĢlarken, öte yandan "ulus" kavramı da giderek yerini (etnik, kültürel ya da çıkar birliğine dayalı) "alt topluluk" kavramına bırakmıĢtır. Ülkelerin mevcut siyasi yapılarının değiĢmesi “küreselleĢmenin” bir gereği olarak ortaya çıkmakta, bu noktada da küreselleĢme olgusunun en büyük kozu demokrasi ve hür rejimler olarak gündeme gelmektedir. (Köse, 2003) (URL-2) Uluslararası iliĢkilerin devlet-devlet iliĢkisi olmaktan çıkarak devlet-ulusaĢırı Ģirket ya da devlet-uluslararası örgüt iliĢkileri ile çeĢitlenmesi, geleneksel diplomatik örgütlenmenin tekelini yitirmesine yol açmıĢtır. (Köse, 2003) II. Dünya SavaĢı sonrasında Batı Avrupa ülkelerinin Sovyet Rusya karĢısında güvence altına alınmasını sağlamak amacıyla kurulan NATO buna örnek olarak gösterilebilmektedir. Ayrıca bu durum Batı Avrupa ülkelerinin bu güvenlik Ģemsiyesi altında ekonomik yönden rahatça geliĢebilmelerini sağlamıĢtır. DeğiĢen yeni dünya düzeninde artık bir ülkeyi fethetmek için fiziki ayak basma ve iĢgal etmek gerekli görülmemektedir. Ekonomik olarak zayıf güçleri egemenliği altına almak ve buna bağlı olarak istediği siyasal kararları, aldırabilmek ve uygulatabilmek, menfaatlerine hizmet edecek Ģekilde uluslar üstü seviyede örgütler ve birlikler kurarak ve ilgisi kapsamında olan ülkeleri bunlara üye yapmak, böylece dolaylı yollardan zayıf güçleri kendine bağlamak yeni dünya düzeninde geliĢmiĢ ülkelerin küresel stratejisi durumuna gelmiĢtir. (Çıtır, 2008) Diğer taraftan dünya enerji kaynaklarının giderek azalması, geliĢmiĢ ülkelerin enerji kaynaklarının bulunduğu bölgelerde istikrarı sağlamak görüntüsü altında, etkinliklerini artırmak ve jeostratejik konumdaki ülkeler üzerinde nüfuz etmek ve mevcut nüfuzlarını korumak istemeleri sonucunda da bu oluĢumu kullanmak istedikleri anlaĢılmaktadır. (Çıtır, 2008)

5


1.2. 3. Küreselleşmenin sosyal ve kültürel boyutu Ülkelerin değiĢen global ekonomik ve siyasal yapılara uyum sağlama ya da bunlar karĢısında direnme çabaları kültürel değerlerinin de kısmen de olsa etkilenmesine sebep olmuĢtur. KüreselleĢmeyi kendi sosyal formlarında dünyaya sunan ülkelerin tüketim iliĢkilerinden baĢlamak üzere anlayıĢları ve hayata bakıĢ açıları bir standart olarak yaygınlaĢma eğilimi göstermektedir. Bir yandan mikro milliyetçiliği, azınlık haklarını ve farklı kimlikleri korumayı, insan hakları baĢlığı altında gündeme getiren küreselleĢme, diğer taraftan tüketim iliĢkileri açısından bir genellemeye gitmektedir. Bu durum geliĢmekte olan ülkeler tarafından tespit edilmesi gereken bir gerçektir. (Çıtır, 2008) Kültür, globalleĢme süreciyle birlikte ortaya çıkan toplumlar arası yakınlaĢma ile ekonomik, politik ve kültürel bütünleĢmeyi ön plana çıkarmıĢtır. Avrupa Birliği (AB) bilindiği gibi önce Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET), Avrupa Topluluğu, (AT) ve Avrupa Birliği (AB) sürecini yaĢamıĢ, Avrupa BirleĢik Devletleri adı altında bir bütünleĢmeye doğru gitmektedir. AB politikalarına bakıldığında her bir ülke ulusal kimliğini bu mozaik içinde yerleĢtirmeyi hedeflemektedir. Toplumsal iĢleyiĢe anlam veren ortak hukuki ve sosyal kurumlar her bir toplumun ortak değerleri olarak kabul görmektedir. Bu sürecin iĢlemesinde AB‟nin kentleri hukuki, ekonomik ve sosyal kurumlarını ortak yaĢam felsefeleri bağlamında Ģekillendirmektedir. Bu örnekte görüldüğü gibi kültür yerellikten ulusallığı, ulusallıktan uluslararası ortak değerlerin paylaĢımına yönelmektedir. (Tatlıdil, 2009) KüreselleĢme, bir yandan yerel kimlikleri yıpratırken, diğer yandan değiĢime yol açmaktadır. Yerelin evrenselleĢmesi, bilginin serbest dolaĢımı, dünyada ortak dil birliği yaratılması Ģeklinde geliĢen küreselleĢme farklı kültürlerin, yaĢam tarzlarının tanınmasına imkan vermiĢtir. Farklı dillerin, özellikle de Ġngilizce' nin kullanımının gün geçtikçe yaygınlaĢması, iletiĢim ağının küresel düzeydeki etkinliğini artırmaktadır. (Köse, 2003)

6


Ekonomik, politik ve teknolojik geliĢmelerin etkisiyle kitle iletiĢim araçları üzerindeki devlet denetiminin azalması, bu araçların ticari amaçlarla çok geniĢ alanlara ulaĢmalarını hızlandırmıĢtır. Küresel kitle iletiĢimin bir sonucu olarak da, yerel kültürlerin evrensel bir kültüre doğru dönüĢüme uğramaları kaçınılmaz olmaktadır. (Köse, 2003) Kültür emperyalizmi olarak da nitelendirilebilecek bu durum dünya çapında tek düze bir tüketim kültürü oluĢmasına sebep olmaktadır. Dünyanın farklı yerlerindeki, farklı kültürlerdeki insanların aynı Ģeyleri yemesi ( Mc Donalds, Burger King, KFC, Starbucks), aynı Ģeyleri giyinmesi (Wrangler, Lewis, Adidas, Nike), aynı TV programlarını izleyip aynı müzikleri dinlemesi tüketim kültürünün her biçimde empoze edilmesi sonucu ortaya çıkmıĢ bir durumdur. Fakat kültürün küresel düzeyde homojenleĢmesiyle, buna tepki olarak yerel kültürlerin güçlenmesi eĢzamanlı olarak gerçekleĢmektedir. Küresel kültürün içinde özelliklerini kaybetmeden yaĢayabilme Ģansına sahip olan kültürler için, küresel sistemin teknolojisini kullanarak uluslararası boyutta kendi bölgesel bilgi ve iletiĢim ağlarını kurabilme imkanı vardır. Ayrıca küreselleĢme ve ulusal kültür arasındaki açık rekabet, bizzat ulusal kültürün geliĢimi için de uygun bir ortam oluĢturabilir. (Köse, 2003)

1. 2. 4. Küreselleşmenin mekansal boyutu KüreselleĢmenin kentler üzerine ilk etkileri uluslar arası sermayenin yeniden mekanlaĢması ve sermayelerini biriktirmek için kendilerine yeni üs kurmasıdır. Bu bağlamda küresel kent, dünya kenti gibi kentler küreselleĢmenin bir ürünüdür. (URL-3) Küresel ve yerel süreçler, kentlerin konumları ve üstlendikleri fonksiyonları olduğu kadar kentsel mekanda da değiĢikliğe neden olmaktadır. Kentler 20. yüzyılın baĢlarında sanayi devriminin baĢlattığı ivmeyle aldıkları göçlerden farklı olarak; günümüzde iletiĢim ve ulaĢım teknolojilerindeki yaĢanan geliĢmelerin mekansal engelleri çok daha rahat aĢılabilir hale getirmesi neticesinde gerek ülke içinden gerekse ülke dıĢından yoğun bir insan akınıyla karĢı karĢıya kalmıĢladır. Aldığı iç ve dıĢ göçlerle birlikte hızla büyüyen kentlerin nüfusları milyonları, on milyonları ve hatta yirmi milyonları bulabilmektedir. Göçlerle birlikte kentsel mekan yeniden 7


Ģekillenme sürecine girmiĢtir. Kentsel mekan bir taraftan yeniden Ģekillenirken diğer taraftan da yüksek gelir grubunun zevk ve talepleri doğrultusunda parçalanmaktadır. Mekanın parçalanması ile birlikte aynı kent içinde yaĢayan bireyler de birbirlerinden uzaklaĢmaktadır. KiĢilerin yaĢam mekanlarının ayrılması, farklı toplumsal grupların birbirleriyle olan iletiĢimlerinin azalması sonucunu doğurmaktadır. Böylece kiĢilerin yaĢamları, özel zevkleriyle ĢekillenmiĢ mekanlar içinde devam eder; bu durum oturma bölgelerinde, iĢ yaĢamlarında, eğlence mekanlarında yani kiĢilerin gündelik yaĢamlarının geçtiği tüm mekanlarda gözlemlenebilir bir durum haline gelir. (Karakurt, 2004) GeliĢen teknolojiyle birlikte artık kent mekanında yaĢamaya gerek yoktur, geliĢen yol yapım süreçleri ve araç teknolojisindeki geliĢmeler ile kent içinde yaĢamaya gerek kalmamıĢtır, böylece bireylerin kent dıĢında olan mekanlara yerleĢmeleriyle altkentleĢme (banliyöleĢme) süreçleri hızlanmıĢtır. Otomobil, kentsel yayılmaya katkıda bulunarak bütün bölgeye yayılan bireysel konut alanlarının oluĢmasına ve bunların çeĢitli iĢlevsel alanlara hızlı taĢıt yollarıyla bağlanmasına yol açmıĢtır. ĠletiĢim teknolojisindeki ilerlemelerle kiĢiler dünyanın herhangi bir yerinde olsalar bile tüm dünya ile aynı anda herhangi bir konu hakkında bilgi sahibi olabilirler ve iletiĢim kurabilirler, böylece kent mekanında yaĢama zorunluluğu ortadan kalkmıĢtır ve kentin sınırları belirsiz hale gelmiĢtir. Sonuç olarak, mekan ve teknolojinin bu Ģekilde bir araya geliĢi, belirli bir toplumsal yapının bütünü ile yeni kentsel biçimlenme arasındaki sıkı eklemlenmenin ilk maddi görüntüsüdür. (Karakurt, 2004) KüreselleĢmenin kent üzerine yaptığı en önemli etkilerden bir tanesi, devletin öncü olduğu bir konu, kentlerin dünya kenti olabilmek için girdikleri rekabettir. Bu rekabet nedeniyle küresel sermayeyi çekebilmek için kentsel dönüşüm projelerinin hız kazandığı bir dönem baĢlamıĢtır. Kentler bu dönüĢüm projelerine, kapitalizmin acımasız yüzünün bir fotoğrafı olan gecekonduları kent dıĢına taĢımakla yapmaktadır. Bu uygulamayı konut edindirme yolu olarak gösterseler de Ģehrin dıĢına taĢınan gecekonduların yerine, küresel sermayenin ihtiyaçlarını karĢılamak, kenti bu kürsel sermayeyi çekmek için cazip hale getirmek için yapılan giriĢimlerdir. (URL-3)

8


1. 3. Küreselleşmenin Türkiye’ye Yansimasi KüreselleĢmenin ekonomik boyutu bağlamında Türkiye‟yi incelediğimizde ülkemiz teknoloji, yeterli mal ve hizmet üreterek küreselleĢme olgusu içerisinde yer alma çabası gösteren bir ülkedir. Fakat aynı zamanda küresel güçler karĢısında geliĢimi yeterli olmadığından nüfusu bakımından büyük bir iĢgücü ve emek potansiyeli sağlarken, jeopolitik konumu sebebiyle de büyük bir pazar niteliği de taĢımaktadır. Türkiye üreten batının mal ve hizmet akıĢının kavĢağında olması sebebiyle dünyada dolaĢan sermaye ve yatırım hamlelerinin cazibe merkezi olmaktadır. Türkiye küreselleĢmenin siyasi boyutu açısından, AB‟ ye üyelik ve ABD ile iliĢkiler açısından demokrasinin aksayan mekanizmalarını hızla düzeltme mecburiyetiyle karĢı karĢıyadır. Demokratik sistemin yeniden yapılanması ihtiyacı sadece ülkemiz insanları açısından değil, aynı zamanda küreselleĢme olgusunu dünya ölçeğinde istenilen hedeflere ulaĢması açısından doğubatı, kuzey-güney akıĢında mal ve hizmetlerin iletiĢiminde kavĢak ülkesi konumunda olmamızdan dolayı batı için büyük önem arz etmektedir. Stratejik coğrafyasında, istikrarsız Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkas coğrafyasının sınır komĢusu Türkiye‟nin aynı zamanda bir Ġslam ülkesi olması da, özellikli, önemli ülke konumunda değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. (Çıtır, 2008) Sosyal ve kültürel bağlamda küreselleĢme süreci ile birlikte artan uluslararası iĢbirliği olanaklar; Türk kültür ve sanatının milli kimliği muhafaza edilerek kültürel ve sanatsal etkinlikler aracılığıyla evrensel platformlara taĢınmasına katkıda bulunurken, tarihi ve kültürel mirasımızın da herkes tarafından paylaĢılmasına kapılarını açmaktadır. (Anonim, 1) Kültür

emperyalizmi

tehlikesi

karĢısında

globalleĢmiĢ

kültürlerin

etkisinden

kurtulabilmek adına sahip olunan doğal ve tarihi yerel kültürel değerlerin markalaĢtırılarak etkili bir Ģekilde pazarlanmasıyla Türkiye bu sürecin sosyal boyutundan etkilenen bir ülke olmak yerine bu yarıĢta etkileyen ve aktif rol oynayan bir ülke olarak yerini alabilir.

9


Kentsel mekanda farklı toplumsal grupların birbirlerine konumları Türkiye‟deki kentler açısından ele alınacak olursa; Türkiye‟de büyük kentlerde de diğer dünya kentleri ve uluslararasılaĢmıĢ kentlerde gözlemlenen toplumsal gruplar arasındaki mekansal bölünmeyle birlikte gelen toplumsal bölünme olgusunun var olduğu tespit edilmektedir. Fakat kentsel bölünmeye etkide bulunan banliyöleĢme süreçleri Amerika‟daki ve Avrupa‟daki örneklerinden farklı Ģekillerde oluĢmuĢtur. Türkiye gibi geliĢmekte olan yada azgeliĢmiĢ ülkelerde, sanayileĢmenin önünde seyreden kentleĢme nedeniyle özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kentlere yoğun göçler yaĢanmıĢtır ve kentler düzensiz bir Ģekilde büyümüĢtür. Kırdan kente göç eden birinci kuĢak göçmenler, kentsel mekan içinde sınırlı sayıda bulunan arsa ve konutlara yerleĢerek kent yaĢamına adapte olmaya çalıĢmıĢlardır. Ġkinci kuĢak göçmenler ise, kent içindeki arsa ve konut stokunun sınırlı olması veya kent içindeki mevcut konutlarda yaĢamak için gerekli maddi imkana sahip olamamaları nedeniyle kent çeperinde boĢ buldukları araziler üzerine gecekondular inĢa ederek yada inĢa edilmiĢ gecekonduları kiralayarak kentte tutunmaya çalıĢmıĢlardır. GecekondulaĢma olgusu daha çok Türkiye gibi kentleĢme hızının sanayileĢme hızından daha yüksek olduğu geliĢmekte olan veya az geliĢmiĢ ülkelerde çeĢitli nedenlerle kente göç eden göçmenlerin kente tutunma çabalarının bir uzantısıdır. (Karakurt, 2004) Türkiye‟de gecekondu bölgesi olarak adlandırılan alt gelir gruplarının yerleĢim bölgeleri, orta ve üst gelir grup konut bölgeleri gibi kentin dıĢında ama kente yakın bölgelerde yer almaktadır. Aralarındaki farklar Ģunlardır; orta ve üst gelir gruplarının oturdukları bu bölgelerde konutlar geniĢ, konforlu ve gösteriĢlidir; sitelerin alt yapısı tamamlanmıĢtır veya site içerisinde çözümler yaratılmıĢtır; site içerisinde otopark, çocuk parkı, spor imkanlarını sağlayacak tesisler ve bazılarında alıĢveriĢ imkanını sağlayacak market türü yerler bulunmaktadır. En önemlisi orta ve üst gelir grupları bu bölgelere kendi istekleri ile kentin karmaĢasından kaçarak huzurlu bir ortamda yaĢamak için gelmiĢlerdir. Alt gelir gruplarının yaĢadığı konut alanları ise; genelde imarsız ve yasa dıĢı Ģekilde inĢa edilmiĢtir, alt yapı donanımları yetersizdir veya hiç yoktur, konutlar derme çatmadır ve sağlık koĢullarından uzaktır, bölgede suç oranları diğer bölgelere oranla daha yüksektir. Ve gecekondu bölgelerinde yaĢayanlar baĢka Ģansları olmadığı için zorunlu olarak buralarda yaĢarlar. (Karakurt, 2004)

10


1. 4. Küreselleşmenin Izmir’ e Yansimasi 17. Yüzyılların baĢında Ġzmir Dünya ticaretinde önemli bir yere sahiptir. Osmanlı yönetiminin bazı Avrupa ülkeleri için tanımıĢ olduğu kapitülasyonlar, Ġzmir‟de yabancı ülkelerin konsoloslukların sayısında artıĢ sağlamıĢtır. Ġzmir‟de yer alan bu konsolosluklar ticari faaliyetlerde özellikle gemi yoluyla ticarette önemli rol oynarken her yabancı gemi Ģirketinin kendi yükleme limanının oluĢturulmasında etkin olmuĢtur. Ayrıca Ġzmir limanı, demiryolları ile Anadolu‟nun tarımsal üretim merkezlerine bağlanmaktadır. 1866 yılında bir Ġngiliz firması ĠzmirAydın arasında 130 km‟lik demiryolunu açmıĢtır. Özellikle Avrupa kapitalist sisteminin sosyal ve ekonomik değerlerini Ġzmir‟e taĢımıĢ olması sadece Ġzmir‟in kent yaĢamında Avrupa liman kentlerinin nitelikleri yansımamıĢ aynı zamanda Osmanlı Ġmparatorluğunun ithalat ve ihracatında önemli yer tutan ekonomik bir merkez haline gelmiĢtir. (Tatlıdil, 2009) 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı Ġmparatorluğu‟nun ve Türkiye Cumhuriyeti‟nin batıya eklemlendiği önemli bir liman kenti profili çizmiĢtir. (URL-4) Ġzmir Türkiye‟nin üçüncü büyük kenti olarak iç göçlerle nüfus almaya baĢlamıĢtır. Ġzmir kente yeni gelenleri yerleĢtirmede planlı imar alanları yaratamadığından, gecekondu yaĢam alanlarının büyümesine ve artmasına neden olmuĢtur. Kentin tarihi dokusu üzerinde “Kentsel DönüĢüm Projeleri” bağlamında yeni yüksek blok apartmanlar yükselirken, kente yeni gelen yoksul nüfus tarım ve orman alanlarının imara açılmamıĢ arazilerinde gecekondu bölgeler oluĢturmuĢtur. (Tatlıdil, 2009) Kentin yoğun dokusu ve çeĢitli sorunları Ġzmir‟in üst gelir grubundaki yerli kesiminin kent dıĢına yönelmesine yol açmıĢtır. Kent yakın çevresindeki doğal alanlarda ve sahil kesimlerinde bağımsız konutlardan oluĢan dıĢa kapalı, lüks donatılı (otopark, yeĢil alanlar, çocuk oyun alanları, yüzme havuzları, vb.) siteler yapılmaya baĢlanmıĢtır. Narlıdere, Bornova, Yakaköy, Çiçekliköy, Urla, Güzelbahçe ve Seferihisar‟da bireysel villalar artmıĢ; ulaĢım

11


problemi nedeniyle yerleĢimler çok uzakta istenmemektedir. Ġzmir-ÇeĢme otoyolunun yapımı kentte sıkıĢmıĢ olan üst gelir grubunun kentin batı aksına yönlenmesine yol açmıĢtır. (URL-5) Ġzmir‟deki lüks konut stoku dağılımı Urla, Bornova, Çiğli akslarında geliĢmiĢtir. Genellikle özel sektör temelli üst gelir grubu, Güzelbahçe, Urla gibi kent dıĢında veya Bornova gibi kent çeperinde villa tipi kapalı lüks konut sitelerini tercih ederken, kentli yaĢam biçimini talep eden üst-orta gelir grubunun ise, özellikle Çiğili - Bostanlı‟ da Emlak Bankası‟nın sunduğu villa, çok katlı bloklar gibi farklı konut modellerini içeren siteleri seçtiği görülmektedir. (URL-4) Kentsel geliĢim sürecinde Ġzmir‟de, özellikle 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren sanayileĢmeyle birlikte büyük ilerlemeler meydana gelmiĢtir. Ġzmir‟e ticaret kenti kimliğini kazandıran Ġzmir Limanı iyileĢtirilmiĢ ve ticaretle uğraĢan kentli nüfusta göçlerle birlikte artıĢ görülmüĢtür. Özellikle Levantenlerin (Osmanlı döneminde, özellikle Tanzimat sonrasında Ġstanbul‟da ve büyük liman kentlerinde yoğunlaĢan ve ticaretle uğraĢan, Müslüman olmayan azınlıklar) etkisiyle Ġzmir kenti, Anadolu‟daki diğer kentlerden farklı bir kimlik kazanmıĢtır. Ġzmir‟deki Levanten aileler genellikle Bornova (Bournabat), KarĢıyaka (Cordélio) ve Buca (Boudja) otururlardı. Bu evler, o zamana göre yeterince büyük ve ihtiĢamlı evlerdi. (Tatlıdil, 2009) (URL-6) Ġzmir‟in uluslararası ihracat liman kenti olması ile kültürel etkinliklerin gerçekleĢtirildiği sinema ve tiyatro binaları, dans salonları, gece kulüpleri sayısal olarak artarken, nitelikleri de geliĢmiĢtir. Akdeniz‟in önemli ihracat liman kenti olan Ġzmir‟in kent dokusunda oluĢturulan yeni yapılanmalar ve kültürel zenginlikler, kentte kentli değerlerle yaĢayanların yaĢam kalitesi üzerinde etkili olmuĢtur. (Tatlıdil, 2009) 1990‟lardan günümüze kadar uzanan süreçte; kent ölçeğinde kısıtlı arsa stoku nedeniyle kent çeperlerinde geniĢ alanlar imara açılarak, resmi ya da özel büyük kuruluĢlar eliyle büyük boyutlu sitelerin yapımı gündeme gelmiĢtir. Bunlar, geçmiĢte olduğu üzere toplumun konut gereksinimini karĢılamaktan çok, üst gelir grubuna hitap eden ticari amaçlı oluĢumlar olarak biçimlenmektedir. Bu süreçte küreselleĢme etkileri ile KĠPA, CARREFOUR, EGS gibi büyük

12


alıĢveriĢ merkezleri ile kendi içerilerine kapalı, zengin alt yapıya sahip, yeni yaĢam alanları (siteler) kentteki yeni çekim noktaları olarak gündeme gelmektedir. (Ballice, 2009) Bunların dıĢında en ünlü küresel markalar ve büyük sektörlerin firmaları da Ġzmir‟de yer almaya baĢlamıĢtır. Ġzmir‟de yatırım yapmayı seçmiĢ uluslararası firmalardan bazıları: Japan Tobacco International, KT&G, Philip Morris, Hugo Boss, TESCO, Akzo Nobel, Delphi, Tetra Pak, British American Tobacco, Krone, Rultrans, Schineider Electric‟ dir. (Anonim, 2) Ayrıca küresel düĢün yerel yönet ilkesini baz alan küresel dengelerin dünyanın farklı uçlarında bile aynı nitelikte iĢlemesi sonucu alıĢkanlıkların ve kültürlerin benzeĢmesine sebep olan batı kökenli firmalardan ise Ġzmir‟de ABD kökenli 4 adet KFC, 9 ADET McDonalds, 22 adet Burger King, ve Shaya Aġ. ye ait 8 adet Starbucks Ģubesi bulunmaktadır. ( Bkz. EK-1) Küreselleşmenin Dayatmalarına Karşı ‘Yavaş Şehir’ – Seferihisar Cittaslow Ağı, küreselleĢmenin Ģehirlerin dokusunu, sakinlerini ve yaĢam tarzını standartlaĢtırmasını ve yerel özelliklerini ortadan kaldırmasını engellemek için Slow Food hareketinden ortaya çıkmıĢ bir kentler birliğidir. KüreselleĢmenin yarattığı homojen mekânlardan biri olmak istemeyen, yerel kimliğini ve özelliklerini koruyarak dünya sahnesinde yer almak isteyen kasabaların ve kentlerin katıldığı bir birliktir. YavaĢ Ģehirler, dünyada 5 yıldızlı oteller yerine butik otellerin inĢa edildiği, yerel kültüre sahip çıkılarak sakin yaĢam tarzının benimsendiği, gürültü kirliliği ve trafiğe karĢı yoğun önlemlerin alındığı kentler olarak dikkat çekmektedir. Cittaslow birliğine üye olabilmek için kentlerin, birliğin 59 kriterinin yarısını gerçekleĢtirmeleri gerekmektedir.(URL-7) (URL-8) Cittaslow Kriterleri

Çevre Politikaları:  Hava, su ve toprağın kalitesinin, yasa tarafından belirtilen parametrelerde olduğunun belgelenmesi.  Kentsel çöp ve özel atıkların ayrıĢtırılarak toplanmasının teĢvik edilmesi ve yaygınlaĢtırılmasına yönelik projeler 13


 Endüstriyel ve evsel kompostlamanın yaygınlaĢtırılması ve teĢvik edilmesi  Kentsel ya da toplu kanalizasyon için, atık su arıtma tesisinin bulunması  Özellikle alternatif enerji kaynaklarının kullanılması ve biyokütlelerden ısı üretilmesi yoluyla; enerji tasarrufu ile ilgili belediye projesi  Genetiği değiĢtirilmiĢ ürünlerin (GDO) tarımda kullanılmasının yasaklanması  Reklam grafikleri, panolar ve trafik iĢaretlerinin düzenlenmesine dair belediye planı  Elektromanyetik kirliliği kontrol eden sistemler  Gürültü kirliliğini kontrol etmek ve azaltmak için bir program  IĢık kirliliğini kontrol etmek için sistem ve programlar  Çevre yönetimi sistemlerinin benimsenmesi (EMAS ve ECOLABEL ya da ISO 9001; ISO

14000,

SA

8000

ve

Gündem

21

projelerine

katılım).

Altyapı Politikaları:  Tarihi merkezlerin ve/veya kültürel ve tarihi değer çalıĢmalarının geliĢtirilmesi ve ıslah edilmesi için planlar  Güvenli ulaĢım ve trafik için planlar  Okulları ve kamusal binaları bağlayan bisiklet yolları  Özel taĢımacılık ve trafiğin toplu taĢıma ve yaya alanları ile bütünleĢtirilmesi üzerinden, alternatif ulaĢımı destekleyen planlar (toplu taĢıma alanlarına bağlanan ilave kentsel araba park yerleri, bisiklet yolları, okullar ve iĢyerlerine eriĢim sağlayan yaya güzergâhları, vb.)  Kamusal ve kamu ile ilgisi olan alanların engelliler için eriĢilebilir olması, mimari engellerin kaldırılması ve teknolojilere eriĢimin sağlanmasının garanti altına alınabilmesi için D.L. 503/‟96 uygulanmasının ispatı  Aile yaĢantısını kolaylaĢtıran ve yerel aktivitelere olanak sağlayan programların teĢvik edilmesi (eğlence ve spor faaliyetleri, okul ve aile arasında bağ oluĢturmayı amaçlayan aktiviteler, yaĢlılar ve kronik hastalar için ev yardımı da dahil olmak üzere çeĢitli yardımlar, sosyal tesisler, belediye çalıĢma saatlerinin düzenlenmesi, umumi tuvaletler)

14


 Tıbbi yardım merkezi  Vasıflı yeĢil alanların, D.M. 1444/‟68 doğrultusunda asgari teçhizata sahip olması ve hizmet altyapıları (yeĢil alanların birbiriyle bağlantıları, oyun sahaları, vb.)  Ticari malların dağıtımı ve “doğal ürünler için ticari merkezler” oluĢturulması için plan  Mağaza sahipleriyle, zor durumda olan vatandaĢlarla ilgilenme ve yardım etme üzerine mutabakat: “dost mağazalar”  Bozulmakta olan kentsel alanların ve Ģehrin yeniden kullanılmasına yönelik projelerin iyileĢtirilmesi

Ġzmir‟in Seferihisar ilçesi 28 Kasım 2009‟da Türkiye‟nin ilk “Cittaslow” u (Sakin ġehir) unvanını almıĢtır. Seferihisar sınırları içindeki SĠT ve askeri alanlar sayesinde son yıllarda özellikle Ege kıyılarında yaĢanan betonlaĢmadan ve çarpık kentleĢmeden en az zarar gören yerlerden biridir. Seferihisar‟ın toprağı ve insanı bu kısıtlama nedeniyle küreselleĢmenin dayattığı turizm biçimlerinden ve yaĢam tarzından korunabilmiĢtir. Seferihisar yaklaĢık 6 aylık bir çalıĢma sonucu bu kriterlerin yarısını gerçekleĢtirerek, dosyasını Cittaslow birliğinin Orvieto‟daki (Ġtalya) Genel Merkezine teslim etmiĢtir. (URL-7) Seferihisar‟ ın amacı; esnafına, yerel üretimine, tarihine, doğasına sahip çıkan geri dönüĢümü, yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanmayı özendiren bir kent olarak Türkiye‟ye örnek olacak bir yerel kalkınma modeli yaratmaktır. GüneĢ enerjisiyle çalıĢan bisikletler, ulaĢımda toplu taĢımacılığın ve bisiklet kullanımının özendirilmesi, kaynağında geri dönüĢüm ve sadece yerel üreticilerin mallarını satabilecekleri pazarlar ve benzeri projeler hayata geçmeye baĢlamıĢtır. (URL-7)

1. 4. 1. Dünya Kenti Kavramı ve İzmir KüreselleĢme süreçlerinin yoğun olarak hissedildiği 20. yüzyılda kentlerin, küresel makro-formda ve ulusal-devlet içinde konumları ve rolleri değiĢikliğe uğramıĢtır. Belirli bir ulusdevletin içinde yer alan ve söz konusu ulus devletin parçası olan kent tanımlamaları yerine tüm küre üzerinde nüfuz alanı oluĢturabilen, bunun için de küre üzerindeki diğer kentlerle yarıĢan ve 15


bu süreci hem etkileyen hem de ondan etkilenen kent tanımı ağırlık kazanmaktadır. Bu olgu “dünya kenti” kavramıyla ele alınmaktadır. KüreselleĢme yazınında ilk çalıĢmaları baĢlatan kiĢilerden birisi olan Robertson analizlerinde küreselleĢme süreçlerini irdelerken „küreselleĢme mi, küre-yerelleĢme mi‟ baĢlığını tercih etmektedir. Robertson, küreselleĢme tanımlamasında; farklı kültürlerin birbirlerine göre konumlarını dikkate almaktadır. (Karakurt, 2004) 21. yüzyılda küreselleĢme süreçlerinin yoğun olarak yaĢanmasıyla, ulus devletler modern dönemlere ait anlamlarını ve fonksiyonlarını yitirmeye baĢlamıĢlardır. Ülkeler artık kentleri aracılığıyla birbirleriyle rekabet etmeye baĢlamıĢlardır. Bu yeniden yapılanma içersinde kenti anlamlandırma süreçleri de değiĢikliğe uğramıĢtır. Artık belirli bir ulus devlet içinde yer alan ve söz konusu ulus devletin bir parçası olan kent tanımlamaları yerine; tüm küre üzerinde nüfuz alanı oluĢturabilen ve bunun için küre üzerindeki diğer kentlerle sürekli bir yarıĢ içinde olan ve bu süreci hem etkileyen hem de ondan etkilenen kent tanımı ağırlık kazanmaktadır. Küresel dünya için vazgeçilmez olan uluslar arası mal, hizmet ve sermaye hareketliliğinde kontrol ve komuta merkezlerini barındıran, uluslar arası sermayenin dünya çapında dolaĢımına yön veren kentler ön plana çıkmıĢtır. Bu süreçte küresel sermayeyi çekebilecek altyapıya sahip olan kentler giderek dünya kenti hiyerarĢisinde yerlerini almaya baĢlamıĢlardır. Kentler bu yarıĢta yer alarak küresel sermayeyi çekebilmek için gerekli alt yapıyı oluĢturmanın yanında yerel özelliklerini ve değerlerini ön plana çıkartarak farklılıklarını da vurgulamaktadırlar, bu da beraberinde küreselleĢmenin diğer bir yüzü olan yerel kimliklerin tanınması ve kabul edilmesini içeren yerelleĢme süreçlerinin önemini ortaya koymaktadır. (Pustu,2006) (Karakurt, 2004) Küresel sermayenin ve üretimin yeniden örgütlendiği küreselleĢme sürecinde, sahip oldukları ayrıcalıklarıyla bazı kentler diğer kentlere göre daha önemli hale gelmiĢtir. Friedmann “The World City Hypothesis” adlı kitabında “Dünya Kenti Hipotezi”nde Ģu tezleri öne sürmektedir.  Kent formu ve kentin dünya ekonomisi ile eklemlenme derecesi ve emeğin yeni mekansal dağılımı sürecinde kente yüklenen fonksiyonlar, kentin içinde ortaya çıkan yapısal değiĢikliklerde anahtar rol oynamaktadır.  Yeni mekansal organizasyonda, global sermaye dünya kentlerini üretim ve pazarın eklemlenebilmesi amacıyla, temel düğüm noktaları olarak kullanmaktadır. Böylelikle dünya kentleri arasında kompleks bir mekansal hiyerarĢi ortaya çıkmaktadır. 16


 Dünya kentlerindeki ekonomik sektörler ve istihdamın yapısı bu kentlerin global kontrol fonksiyonlarını yansıtır.  Dünya kentleri uluslararası sermayenin yoğunlaĢtığı ve yığıldığı temel alanlardır, düğüm noktalarıdır.  Dünya kentleri hem iç hem de dıĢ güçlerin akın ettiği temel çekim noktalandır.  Dünya kenti formu, endüstriyel kapitalizmin karĢıtlıkları olan mekansal ve sınıfsal kutuplaĢmayı içinde barındırır.  Dünya kentinin büyümesi, o kentin kentsel yönetiminin mali kapasitesini aĢan sosyal maliyetler yaratma eğilimindedir. (URL-3) Friedmann, “Dünya Kenti Hipotezi”ni oluĢturan bu tezleri sıraladıktan sonra, dünya kentlerini tanımlamak ve global kentsel bir hiyerarĢi oluĢturmak için yedi kriter kullanır. Bunlar: Önemli finansal merkez olma; çok uluslu şirketlere yönetim merkezi olma; uluslar arası kurumların varlığı; hızla büyüyen hizmet sektörü; önemli imalat merkezi olma; dünya taşımacılığında temel eklem noktası olma ve nüfus büyüklüğüdür. (URL-3) Küresel sermayenin ve üretimin yeniden örgütlendiği küreselleĢme sürecinde, sahip oldukları ayrıcalıklarıyla bazı kentler diğer kentlere göre daha önemli hale gelmiĢtir. Günümüzde küre üzerinde bu özelliklere sahip kentler arasında ilk sırada, New York, Londra ve Tokyo gelmektedir. Frankfurt, Zürih, Amsterdam, Chicago, Los Angeles, Sidney, Hong Kong gibi kentler ise bir alt kademe yer alan stratejik kentler olarak tanımlanmaktadır. (Karakurt, 2004) Ġzmir‟ in dünya kenti olma potansiyelini oluĢturabilecek baĢlıca özellikleri;  Çok farklı kültürlerin yıllardır bir arada yaĢadığı, hoĢgörü ve barıĢın egemen olduğu bir kent olması  Çok kültürlü bir sosyal boyutunun yanında ayrıca çok sektörlü bir ekonomik yapıya sahip olması

17


 Bir dünya kenti olma sürecini hızlandıracak yetiĢmiĢ iĢ gücü potansiyeline sahip olması  Vergi tahsilâtı, dıĢ ticaret ve istihdam yaratma gibi daha birçok ekonomik gösterge incelendiğinde, Türkiye ekonomisinin önemli bir parçası olması  78 yıldır uluslar arası fuar düzenleyen bir kent olması,  1971 Akdeniz Olimpiyatları‟nı ve 2005 Universiade‟ı baĢarıyla düzemiĢ olması  ABD ve Japonya gibi güçlü ülkelerin ev sahipliğinin ardından 2010 yılı Basketbol Dünya ġampiyonası‟nın bir ayağı Ġzmir‟de yapılması Ġzmir kentinin bu konudaki potansiyellerini ve fırsatlarını göstermektedir. Ayrıca Ġzmir kültürel anlamda dünya çapında faaliyet gösterebilen bir kent olarak EXPO 2015 doğrultusunda bir pusulaya sahiptir. Ġzmir Kalkınma Ajansı (ĠZKA) ‟‟Ġzmir EXPO 2015 Sürecinin Yarattığı Sinerjinin Sürdürülebilirliğini Sağlayacak Yol Haritası ÇalıĢmasI‟‟ konulu arama karar konferansı gerçekleĢtirilmiĢ ve bu çalıĢma çerçevesinde Ġzmir için 15 öncelikli eylem belirlenmiĢtir. Belirlenen eylemler içinde birinci sırada bulunan Tanıtım Stratejisi Belirlenmesi konusunda 150 kiĢinin katılımının sağlandığı Tanıtım Stratejisi bilgilendirme toplantısı düzenlenmiĢtir. Bölgesel GeliĢme Planı çalıĢmaları devam etmektedir. (URL-9) ĠZKA‟nın diğer faliyetleri arasında ise bünyesindeki Yatırım Destek Ofisi ile Ġzmir'in iĢ ve yatırım olanaklarının tanıtımını yaparak Ģehrin uluslararası tanınırlığa sahip bir dünya kenti olmasını hedefini gerçekleĢtirme çalıĢmaları bulunmaktadır. ĠZKA yatırımcıya yönelik kentsel pazarlama faaliyetlerinde bulunulması, giriĢimcilik ve ortak iĢ yapma kültürünü geliĢtirmeye yönelik faaliyetler ve hibe programları ile teknik, finansal destek sağlama faaliyetleri ile yoğun çalıĢmalarını sürdüreceğini açıklamıĢtır. (URL-9)

1. 4. 2. Marka Kent Kavramı ve İzmir Marka bir veya bir grup üretici ve / veya satıcının mal ve hizmetlerini belirlemeye, tanıtmaya ve rakiplerininkinden ayırıp farklılaĢtırmaya yarayan isim, terim, sözcük, simge (sembol), tasarım (dizayn), iĢaret, sekil, renk veya bunların çeĢitli bileĢenleridir. Marka Değeri 18


ise tüketicinin o marka ile özdeĢleĢtirdiği ve diğer markalardan farklılaĢtırdığı ürün değerlerinin bütünüdür. (URL-10) Günümüzde Ģirketler kadar ülkeler ve kentler de marka geliĢtirmenin önemini anlamıĢlar, kendilerine değer katabilmek, tercih edilirliklerini artırmak, farklılaĢabilmek ve küresel rekabette yer alabilmek için markalaĢmaya yönelmiĢlerdir. Bir ülkenin; kültürü, politik yapısı, uyguladığı iç ve dıĢ politikalar, insan haklarına duyarlılığı, demokrasi ve özgürlüklerin düzeyi, ticari ve insani varlıkları, yatırım potansiyeli, doğası, tarihi ve diğer birçok özellik marka kimliği içinde tanımlanarak stratejik bir marka planı dahilinde ifade edilebilirse „ulus marka‟ yada „kent marka‟ lardan söz edilebilmektedir. Ulus markaları konusunda hükümetlere bağımsız danıĢmanlık yapan Simon Anholt‟a göre bir ulus markayı Ģekillendiren 6 unsur vardır: Turizm, Ġhracat, YönetiĢim, Yatırım ve Göç, Kültür ve Kültürel Miras, Halk. Kent Markası ise; bir kentin sahip olduğu doğal, kültürel, tarihi ve toplumsal özellikleri ile ürün hizmet, olanak, fırsat ve avantajlarını diğer kentlerden ayırt etmek amacıyla bir bütünlük içinde tanımlamak için yaĢama geçirdiği tanıtım – imaj projesidir. (URL-11) Marka olmak isteyen bir kent için ilk olarak Ģehir sakinleri ile yerel yönetimlerin ortak çalıĢması ve bu konuda istekli olmaları gerekmektedir. Bunun dıĢında kent istihdam sağlama kapasitesine sahip olmalı, maaĢlara oranla aĢırı derecede pahalı olmamalı, iyi durumda ve karĢılanabilecek konaklama imkânı sunmalı, yeterli toplu taĢıma imkânı olmalı, iyi okullar ve eğlence/kültür faaliyetleri olmalı, iklim Ģartları iyi olmalıdır. Marka kent olmak için Ģehri merak uyandıran bir yer haline getirmek, keyifle yaĢanacak bir Ģehir ortamı yaratmak gereklidir. Kenti merak uyandıran bir yer haline getirmek için ise, Ģehrin belirli bir özelliğinin ön plâna çıkarılması ve adının dünyadaki insanlara sürekli duyurulması gerekmektedir. (AlaĢ ) Coğrafi değerlerin (yöresel ürünlerin) markalaĢtırılması da kent ve bölge markasına artı değer katar, kalkınmayı hızlandırır. Bu anlamda coğrafi değer; ülkenin bütününde, bir bölgesinde veya bir yerinde üretilen, yetiĢtirilen veya kaynağından elde edilen; belirgin kalitesi, ünü ve diğer özellikleri nedeniyle o coğrafi bölge ile özdeĢleĢen ürünlerdir. Bazı Avrupa Ülkeleri‟nin imajları zihinlerde öyle belirgindir ki isimleri anıldığında akla gelen kelimeler hemen bazı çağrıĢımlar yapar. Mesela: 19


 Belçika: Brüksel, Avrupa‟nın baĢkenti  Danimarka: Kopenhag, Vikingler, Lego, Futbol  Almanya: Berlin, Goethe, Otoyollar, Bira  Ġspanya: Barselona, Boğa güreĢleri, Paella (Ġspanyol pilavı), Sanat  Fransa: Paris, ġarap, Gerard Depardieu, Yemek, Moda  Ġtalya: Roma, Makarna, Sanat, Ayakkabı, Pavarotti  Ġngiltere: Shakespeare, Londra, BBC, Kraliyet, Beatles  Ġrlanda: YeĢil, Ġrish Pub, James Joyce, U2 (Kotler, 2009)

Ayrıca Simon Anholt‟un 2006 yılı City Brand Index‟ inde yer alan ve tek kelime ile özdeĢleĢmiĢ kentler:  Paris - romantizm  Milano - stil  New York - enerji  Washington - güç  Tokyo - modernlik  Lagos - rüĢvet  Barselona - kültür  Rio de Janerio – eğlence olarak yer almıĢtır.

Kentler küresel rekabette yerlerini alabilmek için kentsel pazarlama stratejileri ile kent kimliği oluĢturmakta, kentlilik bilincini yerleĢtirmektedirler.

20


Kentsel Pazarlama Stratejileri;  Kentleri cazip hale getirmek  Kent ekonomisine ve sosyal yaĢamına canlılık sağlamak  Kente yatırımcı kazandırmak  Kentlerin güçlü ve zayıf yönlerini tespit etmek ve sürdürülebilir bir kentsel kalkınma için seferber etmek  Kentlere artı değer kazandırmak,  Kentlere turist çekmek,  Uluslar arası iyi örneklerden öğrenmek, kıyaslama yapmak,  Kentlere kaynak akısı sağlamak  Kentleri markalaĢtırmak, o kente ait ürün-hizmet bazlı baĢka markalar yaratmak hedeflerine ulaĢmaya çalıĢmaktadır. (URL-11)

Kentsel Pazarlamada Başarılı Kentlerin Özellikleri;  Üretim ve istihdam iliĢkisini kurmuĢ olmaları  Özellikle haberleĢme ve iletiĢim sektörlerinin, yeni teknolojilerin, katma değeri yüksek sektörlerin yer alması  Yenilikçi olmaları  ġirketlerin genel merkezlerinin yer aldığı  Bilgi temelli üretimin yer aldığı, yüksek nitelikli elemanların bulunduğu  Orta sınıfın nitelikleri giderek artmakta ancak göç alması nedeniyle vasıfsız isçi sayısının da arttığı  Kentin çatıĢma yönetimi‟ndeki (suç, uyuĢturucu,alkol..) baĢarısı  Kentteki kültürel ve sanatsal aktivitelerin yoğunluğu ve sürekliliği,  Olumsuz dıĢ etkenlere karsı önlemle ilgili ürünlerin üretim ve tüketimi (kirlilik, su kullanımı, hava kirliliği) 21


 DıĢ

iliĢkilerin

geliĢimi

ve

düzeyi

(stratejik

ortaklıklar,hava-deniz-karayolu

bağlantıları..)  Vergi gelirlerinde artıĢ, iyi bir altyapı, iyi kamu hizmetleri  Etkinlik: Ar-Ge, patent baĢvuru sayısında artıĢ, yeni firma ve istihdam sayısında artıĢ, ileri teknoloji (URL-11)

Bir kentin marka olma çabasının altında yok olmama isteği yatar, bu da ekonomik cazibesini arttırarak sağlanabilmektedir. Ekonomik cazibe arttıkça Ģehir, tüm dünyadan ve ülkesinden çeĢitli yatırımcıları, alıcıları ve turistleri kendisine çekmeye baĢlar, bu da ekonomik büyümeyi ve kent sakinlerine daha yüksek hayat standartları sağlar. Ancak içine kapanık Ģehirler küreselleĢmenin yoğun Ģekilde yaĢandığı dünyada er ya da geç kaybolmaya mahkûmdurlar. KüreselleĢme hareketinin bir sonucu olarak insanlar artık istedikleri yerde yaĢayabilir ve iĢ kurabilir hale gelmiĢlerdir. Bu sebeple marka kent olmak, bu özgür yatırımcıları Ģehre çekmenin bir yoldur. (URL-11)

Ġzmir kuruluĢundan bu yana geçen tarihi boyunca hep diğer Ģehirlerden farklı olmuĢtur. Gerek modern ve açık fikirli insan yapısı, gerek lojistik konumu onu farklı kılmıĢtır. Çevre bölgelerindeki Efes, ÇeĢme, Alaçatı gibi turizm ürünlerinin çeĢitliliği ve bu bölgelere ulaĢım kolaylığı bu farklılığa artı değer katmıĢtır. Kentin ne ifade ettiği kiĢiden kiĢiye değiĢmekle birlikte, güçlü bir marka haline gelmiĢ bir kent hemen hemen herkese aynı Ģeyi ifade eder. San Francisco, Barselona ve Amsterdam limanları ile tanınırken, Ġstanbul Boğazları‟yla, Ġzmir Körfez‟i ile tanınır. Ġzmir Ege Bölgesi‟nin en canlı ekonomisine sahip, birçok tarihi güzellikleri içinde barındıran bir kent olması sebebiyle “Ege‟nin Ġncisi” olarak adlandırılmıĢtır. (URL-12)

Ġzmir markalama projesinin amacı; Ġzmir Ģehri için ortak bir marka yaratarak, Ģehrin güçlü ve geliĢen kimliğini dünyaya anlatmaktır. Bu proje kapsamında Ġzmir‟e bir kimlik oluĢturarak onu bütün dünyada bir iĢ ve turizm merkezi haline getirmek ve profilini yükseltmek amaçlanmaktadır. Ġzmir Markası, Ġzmir‟i en doğru Ģekilde yansıtmalı ve Ġzmir‟e yepyeni bir enerji ve motivasyon kazandıracak Ģekilde yapılmalı, turizm ve ticareti arttırmalıdır. (URL-12) 22


Ġzmir kenti için bir marka kent yaratma veya kenti markalama fikri insanların aklında her zaman var olmuĢ bir düĢüncedir. Bu amaç çerçevesinde ilk olarak 2007 yılında Leo Burnett tarafından yürütülen geniĢ çaplı bir algılama araĢtırması yapılmıĢ ve bu araĢtırma sırasında Ġzmir fikir önderleri ve Ġzmirliler ile görüĢülmüĢtür. Bu görüĢmelerde, Ġzmir‟in artıları ve eksileri ayrı ayrı yazılmıĢ, değerlendirilmiĢ ve marka kent projesinin ilk safhası gerçekleĢmiĢtir. (AlaĢ) Yakın zamanda ise Ġzmir‟in marka kent olması ile ilgili hedefi üstlenen yeni kuruluĢ ĠZKA (Ġzmir Kalkınma Ajansı) olmuĢtur. ĠZKA‟ nın bu çalıĢmalarına “Ġzmir Marka Kent Stratejik Planı” hazırlatılmasıyla baĢlanılmıĢtır. Büyük ilgi gören ihaleye Almanya, Ġspanya, Belçika, Ġsveç, Ġngiltere, Hollanda, Ġsrail, Ġsviçre, Yeni Zelanda, Ġtalya, Yunanistan ve Fransa menĢeli yabancı ve Türk ortaklardan oluĢan toplam 19 baĢvuru yapılmıĢ ve ihaleyi Art Grup önderliğindeki Ģirketler birliği kazanmıĢtır. Ayrıca Ġzmir‟i marka kent haline getirecek olan projede, Ģehir pazarlaması konusunda uzman, New York Ģehri, Atina 2004 ve Londra 2012 Olimpiyatları gibi stratejik çalıĢmaları gerçekleĢtirmiĢ Wolff Olins; Hannover, Madrid, Paris, Frankfurt gibi Ģehirlere yatırım alanları belirleyerek bu Ģehirlere yatırımcı çekmiĢ olan American World Services Corporation; Paris, Venedik, Ġstanbul Ģehir tanıtımı projelerinde yer alan Kita Tasarım ve DanıĢmanlık ve dünyanın en büyük araĢtırma Ģirketlerinden biri olan TNS görev yapacak. (Anonim, 3) Projeyle Ġzmir‟in doğal, kültürel, ekonomik, tarihi ve sosyal nitelikleri bütün olarak ele alınacak. Ġzmir‟i diğer Ģehirlerden farklı kılan özellikleri ortaya koyularak, yatırım ve turizm anlamında dünya bilinirliği oluĢturulmaya çalıĢılacak. (Anonim, 3) Avrupa kıtasında yatırım tanıtımı konusunda faaliyet gösteren Ģehir ve bölgelerin katıldığı, iki yılda bir tekrar eden Financial Times grubu tarafından organize edilen “2010/11 Avrupa‟nın Gelecek ġehirleri ve Bölgeleri” yarıĢmasına Ġzmir adına Ġzmir Kalkınma Ajansı baĢvurmuĢtur. YarıĢmada Avrupa‟daki 223 Ģehir ile 142 bölgeye iliĢkin veri toplanarak altı ana kategori altında değerlendirilmiĢtir. Bu kategoriler: ekonomik potansiyel, insan kaynakları, maliyet etkinliği, yaĢam kalitesi, altyapı ve iĢ dostu yatırım ortamı Ģeklinde belirlenmiĢtir. YarıĢmada 99 adet Avrupa bölgesi ve Ģehrinin yatırım tanıtımı stratejileri bağımsız bir jüri tarafından değerlendirilmiĢtir. Baz alınan kriterler: 23


 Yatırım tanıtımına ayrılan personel sayısı,  Yatırım çekmeye yönelik yapılan giriĢimler,  ġehrin yatırım potansiyeli taĢıyan sektörleri ile ilgili bilgiler,  TeĢviklerle ilgili bilgiler,  ġehirdeki altyapı projelerine dair bilgiler,  ġehrin doğrudan yabancı yatırım (DYY) ve gelecek vizyonu  olarak belirtilmiĢtir. (Anonim, 3) YarıĢma sonucunda Ġzmir, Avrupa‟nın kuzey, güney, doğu ve batı olarak dört bölgeye ayrılması ile oluĢturulan gruplar içinde yer alan “Güney Avrupa Ģehirleri” sıralamasında, Barselona ve Roma gibi çok önemli ve marka olmuĢ Güney Avrupa Ģehirleri ile birlikte ilk onda yer almıĢtır. Ġzmir için bundan da daha güzel bir sonuç, yine Güney Avrupa Ģehirleri arasında, DYY stratejisi kategorisinde dördüncülüğü elde etmiĢ olmasıdır. (Anonim, 3) Marka Kent Üzerine New York & İzmir Karşılaştırması New York, çeĢitli ırk ve ulustan insanların bir arada yaĢadığı bir Ģehirdir. Ġnsanların kendi yaĢamlarından farklı yaĢam tarzlarını kabullendiği bir Ģehir olan New York, entegrasyonunu tamamlamıĢ bir Ģehridir. Bu özelliği ile birçok insan için tercih edilen yaĢanacak bir yer olmuĢtur. Birçok tarihi ve sanatsal yapısı Özgürlük Heykeli, Guggenheim Müzesi ile New York, turistlerinde ilgisini çeken bir kenttir. Çok sayıda insanın yaĢamayı tercih ettiği New York Ģehri bu özelliği sebebiyle “The Big Apple” (Büyük Elma) takma adı ile anılmaktadır. Takma adı, dünyanın merkezi olduğunu anlatmak istemektedir. Ġzmir de Ege Bölgesi‟nin en canlı ekonomisine sahip, birçok tarihi güzellikleri içinde barındıran bir kent olması sebebiyle “Ege‟nin Ġncisi” olarak adlandırılmıĢtır. (AlaĢ) Turizmi desteklemek amacı ile baĢlayan çalıĢmalar sonucu ortaya çıkan en iyi ve en bilindik kampanya “I Love New York” (New York‟u Seviyorum) sloganının üretildiği kampanyadır. Amblemi çeĢitli materyallerin üzerine, özellikle tiĢörtlerin üzerine, basılmıĢtır. Böylece büyük bir kitleye ulaĢılmıĢ ve Ģehir tanıtılmaya baĢlanmıĢtır. Günümüzde hala kullanımı devam eden slogan, insanlar ve New York arasında duygusal bir bağ oluĢturmuĢtur. ġimdilerde, 24


dünyadaki en gözde Ģehirler listesinde Paris‟ten sonra ikinci sırada yer alır. Ġzmir Ticaret Odası ve görevli kuruluĢların çalıĢmaları sonucu ortaya çıkan “YaĢanacak ġehir Ġzmir” (Rediscover Life in Ġzmir) sloganı Ġzmir‟in de bu listede yer almasını sağlamaya yöneliktir. (AlaĢ) Marka Kent Üzerine Barselona & İzmir Karşılaştırması Barselona ve Ġzmir kentleri büyük oranda birbirine benzemektedir. Ġzmir sahip olduğu potansiyelleri

değerlendiremezken;

Barselona

yöneticileri

kendi

potansiyellerini

değerlendirebilmiĢ, Barselona bir marka kent ve turizm-ticaret kenti olarak dünya kentleri klasmanına yükselmiĢtir. Oysa Barselona parlak geçmiĢinin ardından iç savaĢlar ve diktatörlük döneminde oldukça yıpranmıĢtır. Kentin yöneticilerinin kentin önüne koydukları vizyon, gerçekleĢtirilen planlı ve programlı projeler, Ġspanya‟nın AB‟ye üye olması ve AB‟ den gelen kaynaklar, 1999 olimpiyatları ve kentlilik bilinci Barselona‟yı adeta yeniden yaratmıĢtır. Barselona kentinin kabuğunu kırıp dünya gündemine geldiği gibi Ġzmir‟in de bu performansı gösterebilmesi için Barselona gibi kentleri iyi analiz edip bir takım esasları alması gerekmektedir. (Baran, 2008)

25


Tablo 1: Marka Kent Üzerine Ġzmir ve Barselona KarĢılaĢtırması ORTAK NOKTALAR

BARSELONA

Kıyı kenti olmaları.

Düz

bir

Ģerit

İZMİR halinde

Akdeniz‟e

Ġzmir coğrafi açıdan daha avantajlıdır çünkü

yönelmiĢtir, deniz ile ilgili pek çok

körfezi bulunmaktadır, ancak denizcilik

faaliyeti

faaliyetleri açısından son derece kısır bir

gerçekleĢtirme

imkanı

mevcuttur. Barselona

Tarihi zenginlikleri

kenttir. ortaçağ

ile

birlikte

kent

Ġzmir 8500 yıllık bir kent olarak çok daha

hüviyetine girmiĢ ancak var olan tarihi

fazla tarihi-kültürel değere sahiptir ancak

doku çok iyi korunmuĢ ve yaĢatılmıĢtır.

bunu değerlendirememektedir. Tarihi doku büyük ölçüde tahrip edilmiĢ, var olanın değerlendirilmesi

çalıĢmaları

ise

aksak

projelerle sağlanmaya çalıĢılmıĢtır. Akdeniz

kültürüne

sahip

olmaları

Barselona geleneksel Akdeniz kültürünü;

Ġzmir kültürel açıdan çok daha zengin ve

evrensel kültür ve kendi karakteristik

renkli olmasına rağmen bu özelliklerini

özellikleri ile birlikte harmanlayıp tüm

daha kendi kentlisine dahi anlatmakta

dünyaya pazarlamada oldukça baĢarılı

yetersiz kalmaktadır.

olmaktadır . Bulunduğu bölgelerin merkezi

Barselona Katalan Bölgesi‟nin merkezi

olmaları

konumundadır.

Ticaret kenti olmaları

Barselona

ekonomik

verileri

hızla

Ġzmir ise Ege Bölgesi‟nin merkezidir. Ġzmir

ekonomisi

sınırlı

bir

geliĢme

artmakta, gün geçtikçe daha fazla çekim

göstermekle birlikte beklenen performansın

gücüne sahip olan bir ticaret merkezi

gerisinde kalmaktadır.

haline gelmektedir. Kent

merkezinde

liman

bulunması.

Barselona limanı çok büyük ve pek çok

Ġzmir Alsancak limanı ise kapasitesi yetersiz

fonksiyon içeren bir liman ve aktivite

ancak geniĢlemeye çok müsait bir limandır.

merkezidir. Kent merkezine yakın kıyı

Ormanlarla birlikte baĢlayan Barselona

Ġzmir‟de Ġnciraltı gibi turizm potansiyeline

Ģeridine sahip olmaları

kıyı Ģeridi; plajlar, restoranlar, kafeler,

sahip bir bölgede uzun yıllar hiçbir geliĢme

marinalar, oteller, casinolar, rekreasyon

olmamıĢtır.

alanları ve fonksiyonlar ile donatılmıĢtır.

kıyılarında da kısmi yeĢil alan düzenlemeli

Narlıdere

ve

Güzelbahçe

dıĢında faaliyet gösterilmemiĢtir. Kordon ve Bostanlı

sahil

kesimi

rekreatif olarak

düzenlenmiĢtir. Lojistik merkez niteliği

Barselona hava, kara, demir ve deniz

Ġzmir‟

Barselona‟dan

çok

daha

yoluyla Avrupa ve dünyanın her yerine

stratejik-jeopolitik önemli bir konumda

ulaĢabilecek altyapıya sahiptir ve ayrıca

olmasına rağmen tüm ulaĢım yapısı çok geç

lojistik bir merkezdir.

geliĢmeye

baĢlamıĢtır,

fazla

eksikleri

bulunmaktadır. Bu sebeple lojistik merkez olma

Ģansını

henüz

tam

olarak

değerlendirememektedir. Deniz

ve

dağlar

arasına

Barselona

Ġzmir‟e

kıyasla

yerleĢime

Ġzmir‟in eski volkanik dağları kenti bazı

26


sıkıĢmıĢ olmaları.

Verimli

tarım

topraklarına

yakınlık

uygunluk açısından daha makul bir eğime

noktalarda daha çok sıkıĢtırmaktadır, kent

sahiptir.

adeta bir çanağın içine sıkıĢmıĢ gibidir.

Barselona hinterlandındaki verimli tarım

Ġzmir çok daha verimli olan tarım toprakları

topraklarında yetiĢen ürünleri dünyaya

her geçen gün daha fazla kirletmekte, katma

pazarlamada

baĢarılı

çalıĢmalar

yapmaktadır.

değer yaratacak ürünlerin yetiĢtirilmesinde gereken performansı gösterememekte ve potansiyelini

değerlendirememektedir.

Ayrıca bu toprakların bir kısmı yapılaĢmalar neticesinde kaybedilmektedir.

KAYNAK: Baran, 2008

1. 4. 3. Küresel Kent Literatürde ilk olarak ünlü sosyolog Saskia Sassen, küreselleĢmeyle ortaya çıkan yeni kent olgusunu "dünya kentleri" nden ayırmak için "küresel kent" kavramını kullanmıĢtı. 1991'de yayımladığı "The Global City: New York, Londra, Tokyo" adlı kitabında Sassen, küreselleĢmeyle birlikte 1980'lerle geliĢen ve yeni bir sürece giren dünya ekonomisinin büyük kentler ile olan etkileĢimini ve söz konusu kentlerde ortaya çıkan değiĢimi gözlemleyerek yeni bir kent tipinin oluĢtuğunu savunmuĢtu. Sassen'e göre finansal ekonominin geniĢlemesi ve uluslararası olması, nispeten küçük olan finansal pazarların da büyümesini ve küresel ekonominin geniĢlemesini destekleyen bir büyümeyi getiriyordu. Ancak endüstrinin en üst düzeyindeki kontrol ve yönetimi Londra, New York ve Tokyo gibi çok az sayıdaki finansal merkezde toplanıyordu. Bu kentlerle ekonomik anlamda bir bağ içerisinde bulunan kentler arasında "küresel ağ" bağlantısı oluĢmaktaydı. Sassen küresel kentlerin, ekonominin küresel bir boyut kazanmasıyla birlikte bankacılık-finans, reklamcılık, muhasebe, hukuk vb. temel hizmet firmalarının

üretim

alanları

haline

geldiğini

belirler.

(URL-13)

Küresel kentlerin sahip olduğu özellikleri sıralamak gerekirse:  Küresel denetim ve kontrol iĢlevlerine sahip,  Küresel ekonominin bölgesel ve/veya ulusal ekonomilere eklemlenme noktaları olan,  Yüksek nitelikli hizmetlerde uzmanlaĢmıĢ uluslararası elitlerin yoğunlaĢtığı, 27


 Yüksek nitelikli büro - konut ve buna bağlı taleplerin arttığı,  Uluslararası yatırımlar için en önemli merkezler,  ġirket yönetim merkezlerinin, ulusal ve uluslararası ticaret ve meslek kurumlarının merkezlerinin,

en

güçlü

medya

kuruluĢlarının

ve

uluslararası

medya

organizasyonlarının yoğunlaĢtığı,  En önemli iletiĢim ve haberleĢme noktalarının olduğu,  Diğer dünya kentleri ile havayolu bağlantısının sıklığının olduğu,  SanayisizleĢme ile birlikte rutin büro iĢlerinin desantralizasyonunun gerçekleĢtiği,  Küresel sisteme ve elitlerine yönelik hizmetlerde artıĢın gözlemlendiği,  Tekstil ve elektronik sanayinin dıĢ satımına yönelik büro hizmetlerinde çalıĢan iĢgücünde artıĢın olduğu,  Konut alanlarında etnik, mesleki ve gelire dayalı ayrıĢmanın yaĢandığı,  Üst gelir grubundaki artıĢ, lüks konut sunumundaki artıĢı ve soylulaĢma koĢullarının oluĢmasının neden olduğu,  DüĢük gelirli iĢgücünün artan rekabetinin ve artan iĢsizliğin ortaya çıkardığı kentsel alt gelir grupları barındırdığı,  Donatılarla ilgili kamusal harcamaların artıĢında paralel olarak serbest piyasadaki sermayenin kontrolündeki azalmaların olduğu,  Ekonomik ve sosyal kutuplaĢma anarĢi (Kentsel Yoksulluk): Irksal çatıĢmalar, Ģiddet ve suç iĢleme oranlarında artıĢın gözlemlendiği ve bu koĢulların da, özel güvenlik sistemlerinde artıĢı getirdiği kentler. olarak sıralanabilmektedir. Bu sıralanan maddelerden en önemlisi olarak, son maddede ifade edilen "kentsel yoksulluk" olgusu belirtilebilmektedir. Aslında bu olgu, küresel kentlerin sahip olduğu tüm özelliklerin etkileĢiminin bir sonucu da denebilmektedir. Bu nedenle küresel kentlerde, sosyal ayrıĢmanın bir sonucu olarak da mekansal ayrıĢmayı görmek mümkündür. (URL-13)

28


2.DIŞ İLİŞKİLER Türkiye; Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu üçgeninin merkezinde yer alan bir ülkedir. Bunun yanında ABD‟ nin stratejik ortağı, NATO üyesi, AB‟ ye aday, nüfusunun %99 u Müslüman olması nedeniyle Arap ülkeleriyle dinsel bir bağı olan Ġslam Konferansı Örgütü‟ne üye; Kafkaslardan Çin‟e uzanan bir kuĢakta oluĢan Türk dünyasının bir parçası ve Balkanlar ile de etnik, dinsel ve tarihsel bağlantısı olan bir ülkedir. Dünya doğal enerji kaynaklarının %70‟i Türkiye etrafında bulunmaktadır. Türkiye jeostratejik konumu nedeniyle, tarih boyunca diğer ülkelerin hedefi olmuĢtur. 2.1. Türkiye’nin Komşu Ülkelerle İlişkileri Türkiye kuzey yarımkürede eski dünya karaları denilen Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birbirine en çok yaklaĢtığı noktada bulunmaktadır. Ülke topraklarının bir bölümü Anadolu Yarımadası'nda, bir bölümü ise Balkan Yarımadası'nın uzantısı olan Trakya'da bulunur. Ülkenin üç yanı Akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Boğazlar ile Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. KomĢuları Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan (Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti) ile Ġran, Irak ve Suriye'dir. (URL- 14) Jeostratejik konumu itibariyle bir bölge ülkesi olması nedeniyle Türkiye‟ye komĢu ülkeleri ‟‟Türkiye‟nin kara ve yakın deniz komĢuları‟‟ olarak tanımlanmaktadır.

2.1.1. Türkiye’ye Kara Sınırı Olan Ülkelerle İlişkiler Türkiye‟nin kara sınırları yaklaĢık 2753 km. dir. Irak ve Ġran sınırları doğal sınır özelliği taĢımaktadır. En uzun sınırımız 877 km. ile Suriye en kısa sınırımız 18 km. ile Nahçıvan sınırıdır. Türkiye‟ye kara sınırı olan ülkeler Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Ġran, Irak, Suriye‟ dir. (URL- 15)

29


2.1.1.1 Bulgaristan Meriç Irmağının Türkiye giriĢinden baĢlar. Uzunluğu 269 km olan bu sınır, 1912-1913 Balkan SavaĢı ile belirlenmiĢ ve Lozan AnlaĢmasıyla da onaylanmıĢtır. Sadece siyasî bir sınır olup belirgin doğal engellerden geçmeyen bu sınır, Türkiye için stratejik öneme sahiptir. Bulgaristan‟dan ülkemize açılan Meriç depresyonu Avrupa ve Orta Doğu arasında Anadolu üzerinden iĢlemekte olan kara ve demir yollarının giriĢ çıkıĢ kapısıdır. Türkiye‟nin en iĢlek ve en önemli gümrük kapısı olan Kapıkule, bu yolların baĢında bulunmaktadır. (URL- 15) Bulgaristan‟dan 1923-1984 yılları arasında 962 000 kiĢi Türkiye‟ye göçtüğü halde Bulgaristan‟da 1,5 milyon Türk nüfusu yaĢamaktadır. Bu nedenle Bulgar yönetiminin Türk nüfusa karĢı izlediği politikadaki değiĢiklikler, iki ülke arasındaki iliĢkileri etkilemektedir. (URL15) Türkiye-Bulgaristan iliĢkileri, 1984-1989 yılları arasında soydaĢlarımıza karĢı baskı ve göç ettirme politikaları yüzünden gerginleĢmesine rağmen, demokratik yönetime geçilmesiyle birlikte düzelmeye baĢlamıĢtır. ( Oran, 2009 )

2.1.1.2. Gürcistan 276 km olan Türkiye Gürcistan Sınırı Sarp Köyünden baĢlar. Eski bir yerleĢme olan bu köy, çizilen sınır nedeniyle ikiye bölünmüĢtür. Karadeniz kıyılarından hemen sonra, eğimli ve dağlık yerlerden geçen sınır, uzun bir süre dağlar ve platolar üzerinde devam eder. AktaĢ gölünü ikiye böldükten sonra güneye yönelir ve Ardahan Platosu üzerinde bir süre devam ettikten sonra Ermenistan sınırına ulaĢır. Bu sınır üzerinde Sarp gümrük kapısı bulunmaktadır. (URL- 15) Türkiye-Gürcistan arasında siyasi, ticari ve askerî kapsamda iĢbirliği alanları mevcuttur. 2004 yılında yaĢanan Acara sorununda Türkiye‟nin Gürcistan‟a destek olan açıklamaları krizin çözülmesinde büyük katkı sağlamıĢtır. Gürcistan Silahlı Kuvvetlerinin yapılanmasında Türk

30


Silahlı Kuvvetlerinin büyük desteği vardır ve hâlen devam etmektedir. Ayrıca, Gürcistan Türkiye‟nin Kafkaslar ve Orta Asya açılım yolu üzerinde olması nedeniyle de önemli rol oynamaktadır. Aynı husus Gürcistan için de geçerlidir. Gürcistan, Rusya Federasyonu ile yaĢadığı ve çözümü pek kolay görülmeyen sorunları nedeniyle, Karadeniz‟den çıkıĢı veya kara yolu ile Avrupa‟ya açılımı Türkiye ile iliĢkileriyle doğru orantılıdır. ( Oran, 2009 ) 2.1.1.3. Ermenistan Genel olarak Arpaçay ve AraĢ vadisini izleyerek Nahçıvan-Türkiye sınırında son bulur. 316 km uzunluğunda olan bu sınır üzerinde Akyaka gümrük kapısı bulunmaktadır. (URL- 15) Ermeni örgütlerince ortaya atılan “Sözde Soykırım” iddiası, Birinci Dünya SavaĢı ve öncesinde cephelerde ve cephe gerisinde Türk Ordusuna karĢı giriĢtikleri isyanı ve ihaneti saptırma amacına yöneliktir. 1970‟li yılların baĢından itibaren silahlı saldırılar Ģeklinde hızlı bir tırmanıĢ göstererek yoğunluk kazanan Ermeni terörü kapsamında, 1973 -1986 yılları arasında 200 silahlı saldırı yapılmıĢ. Bu dönemde çeĢitli ülkelerden destek bulan Ermeni terör örgütleri, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile iĢbirliği içine girerek eylemlerini gerçekleĢtirmiĢlerdir. (Oran, 2009) Türkiye 16 Aralık 1991‟de Ermenistan‟ın bağımsızlığını tanımıĢ ve ekonomik güçlükler ile karĢılaĢan Ermenistan‟a insani yardımda bulunmuĢtur. Ermenistan‟ın uzun süreden beri izlediği, iyi komĢuluk iliĢkilerinin ruhuna aykırı, sabit bazı politikaları nedeniyle Türkiye‟nin Ermenistan ile diplomatik iliĢki kurması mümkün olamamıĢtır. Türkiye ve Ermenistan arasında iyi ve sağlam temellere oturan bir komĢuluk iliĢkisi kurulması, gerçekleĢmesi mümkün olmayan ve iliĢkileri zedeleyen Ermeni isteklerinden vazgeçilmesine ve Azerbaycan toprağı olan Karabağ ile Nahçıvan ‟a yaptığı saldırıları durdurmasına bağlıdır. (Oran, 2009 ) 2.1.1.4. Azerbaycan Türkiye ile Iğdır‟ın Dilucu mevkiinde çok kısa bir sınıra sahiptir. Azerbaycan, 1991′de SSCB‟nin dağılması sonucu bağımsızlığını kazanmıĢtır. Türkiye Azerbaycan arasında çok sıkı iliĢkiler vardır. Ekonomik, siyasî ve kültürel yönden iki ülke arasındaki iliĢkiler giderek 31


güçlenmektedir. Latin alfabesini kabul ettikten sonra kültürel iliĢkiler daha da güçlenmiĢtir. Türkiye‟de çok sayıda Azerî Türkü yükseköğrenim görmektedir. (URL- 15) 2.1.1.5. İran Aras‟ın ülkemizden ayrıldığı yöreden baĢlar ve Türk-Ġran-Irak sınırlarının kesiĢme noktasında sona erer. Türkiye - Ġran sınırı, değiĢik özellikleriyle diğer sınırlarımızdan ayrılır.  Doğal sınır olup genellikle su bölümü çizgisini takip eder.  Türkiye tarafındaki Van gölü havzası ile Ġran tarafındaki Urmiye gölü havzasını birbirinden ayırır. Sınır, bu iki su toplama havzasını birbirinden ayıran dağların, genellikle doruk noktalarından geçer. Bu doruklardan bazıları 3000 metreden fazla yükseklik gösterir.  Çok eski olan Türkiye - Ġran sınırı, milli sınırlarımızın politik açıdan en dengelisidir. Sınır 1639 Kasr-ı ġirin AnlaĢması ile çizilmiĢtir.  Türkiye- Ġran sının doğal bir sınır olduğu halde karĢılıklı geçiĢleri önleyen bir duvar değildir. UlaĢtırmayı sağlayan önemli giriĢ çıkıĢ kapıları vardır. Sınır, etnik yönden aynı milleti ikiye böler. Uzunluğu 454 km kadar olan Türkiye-Ġran sınırı üzerinde bulunan en önemli kapı, Gürbulak Gümrük kapısıdır. Bu kapıdan geçen çok iĢlek yol (E23 devlet yolu), Anadolu‟yu baĢtanbaĢa dolaĢan, Avrupa bağlantılı kara yolu olup, Tebriz üzerinden Tahran‟a ulaĢır. Güzergâh üzerindeki trafik yoğunluğu özellikle 1960 tan sonra önem kazanan milletler arası TIR taĢımacılığı nedeniyle belirgin bir Ģekilde artmıĢtır. Türkiye-Ġran sınırı üzerindeki bir baĢka Gümrük kapısı da Esendere gümrük kapısıdır. (URL- 15) Günümüzde olumlu bir seyir takip ettiği izlenimi veren Türkiye-Ġran iliĢkileri, özellikle ekonomik alanda önemli geliĢmeler kaydetmiĢtir. Ancak;  Türkiye‟nin batı bloğu içinde bulunması,  Ġran‟ın, Türkiye‟ye sığınan Ġran‟ lı rejim karĢıtı unsurları iade talebinde bulunması, 32


 Türkiye‟nin Ġran-Irak SavaĢı sırasında izlediği tarafsızlık politikası,  Ġran‟ın ülkemizi, Devrim Ġhraç Politikası içerisinde görmesi gibi sorunlar iki ülke arasındaki yaĢanmıĢ temel sorunların kaynağını oluĢturmaktadır.

2.1.1.6. Irak Türkiye - Ġran sınırının bitim noktasından baĢlar. Genellikle doğu batı yönünde uzanır ve Türkiye-Suriye -Irak sınırının kesiĢme noktası olan Habur-Dicle çayı kavĢağında son bulur. 331 km uzunluğunda olan Türkiye-Irak sınırı çok dağlık bir sınırdır. (URL- 15) Lozan barıĢ görüĢmelerinde Türkiye, bölge nüfusunun çoğunun Türk olması nedeniyle Musul ve dolaylarının Türkiye‟de kalması gerektiği tezini ileri sürmüĢtü, Ġngilizler kendi çıkarlarına uymayan bu teze karĢı çıkmıĢtır, Ġngiltere ile Türkiye arasındaki uzun görüĢmeler sonucu 1926′da imzalanan Ankara AnlaĢmasıyla Türkiye-Irak sınırı çizilmiĢtir. (URL- 15) Türkiye-Irak sınırının Türkiye kesimi ile Irak kesimi arasında doğal, beĢerî ve ekonomik dengesizlikler vardır. Sınırın Türkiye kesimi, büyük çoğunlukla Hakkâri ili sınırları içindedir. Bu arazi; Buzul Dağları ve Hakkâri Dağları gibi, doruk noktaları 3600 ile 4000 metreyi bulan, çok engebeli, sarp ve dik yüzeylerden oluĢmuĢtur. Buna karĢılık Irak kesimi, yükseltileri 1500-2000 m.yi geçmeyen daha alçak yörelerden oluĢur. Bu nedenlerle, sınırın Türkiye kesimi seyrek nüfuslu ve ekonomik açıdan geri bir bölge, Irak kesimi ise petrol üretim nedeniyle zengin bir bölgedir. Sınırlarımıza 130 km kadar uzaklıkta yer alan Musul‟un nüfusu 600 bine yaklaĢırken Türkiye kesiminin en büyük il merkezi olan Hakkâri, 1990′da 30 000 nüfuslu, kasaba görünümlü bir yerleĢmedir. (URL- 15) Ġki ülke arasındaki iliĢkiler:  Terörist unsurlarca Kuzey Irak Bölgesi‟nin bir üs olarak kullanılması,  Irak‟ın ülkesinde bulunan Türkmenlere karĢı baskı ve sindirme politikası uygulaması yüzünden olumsuz yönde etkilenmiĢ, bugün için ise Irak topraklarında ABD askerî

33


güçlerinin bulunması nedeniyle uzun süreceği tahmin edilen bir karıĢıklık içine girilmiĢtir.  Türkiye, Orta Doğu‟da barıĢın tesisine yönelik izlediği politika kapsamında, her zaman için Irak‟ın toprak bütünlüğünden yana olmuĢtur. (Oran, 2009 )

2.1.1.7. Suriye Uzunluğu 877 km olan bu sınır, kara sınırımızın en uzunudur. Dicle çayı kavĢağından doğu-batı yönünde Hatay il sınırına ulaĢır. Daha sonra Hatay; ilinin doğu güney sınırını oluĢturduktan sonra Akdeniz‟e ulaĢır. Türkiye‟nin en güney noktası (Beysun köyü) bu sınır üzerindedir. Türkiye-Suriye sınırının bugünkü statüsü, Türkiye-Fransa arasında imzalanan 20 Ekim 1921, 5 Haziran 1926 ve 23 Haziran 1939 Ankara AnlaĢmaları ile tespit edilmiĢtir. TürkiyeSuriye sınırının üzerinde çok sayıda gümrük kapısı vardır. Bunların baĢlıcalar Cilvegözü, Cizre ve Akçakale gümrük kapılarıdır. (URL- 15) Ġki ülke arasındaki iliĢkiler, Suriye‟nin Hatay üzerindeki tarihsel iddiaları ve sınır aĢan sular konusundaki problemler yüzünden olumsuz etkilenmiĢ ve yakın zamanda Suriye‟nin terör örgütlerine karĢı açık desteği yüzünden kopma noktasına gelmiĢ ve sıcak çatıĢmaya dönme ihtimali olmuĢtur. Son zamanlarda özellikle ekonomik alanda bazı olumlu geliĢmeler olmuĢtur. Suriye‟nin, Hatay‟ın kendi topraklarına ait olduğu yönündeki iddia ve taleplerinden vazgeçmesi ikili iliĢkileri hızlandırmaktadır. Suriye ile 22 Aralık 2004 yılında imzalanan Serbest Ticaret AntlaĢması ve Dicle Nehri‟nden Suriye‟ye daha fazla su verme taahhüdü ile iki ülke birbirlerine daha da yaklaĢmıĢtır. (Oran, 2009 )

34


2. 1. 2. Ege Denizine Kıyısı Olan Ülkelerle İlişkiler 2.1.2.1. Yunanistan Yunanistan ile kara sınırımız, Meriç ırmağının ağız kısmından baĢlar. Irmak yatağını izleyen sınırı, Türkiye-Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarının kesiĢme noktasında, Kapıkule Gümrük kapısının hemen yakınında son bulur. Lozan BarıĢ AnlaĢması‟na göre bugünkü Ģeklini almıĢ olup, 212 km. bir uzunluğa sahiptir. KarĢılıklı geçiĢleri güçleĢtiren tek engel, Meriç ırmağıdır. Ancak yine de, yapay ve siyasî bir sınırdır. Sınır boyunda iki ülke arasında yer alan gümrük kapıları ve geçiĢ güzergâhları vardır. Bunlar Ġpsala ve Karaağaç gümrük kapılarıdır. Türkiye-Yunanistan karasuları sınırı, Akdeniz‟de Meisten adası önlerinden baslar. Akdeniz‟de Türkiye-Yunanistan karasuları sınırı Meisten sonra On iki Adalar dıĢta kalacak Ģekildedir. Meisten adasının Türkiye kıyılarına uzaklığı 3 km den daha azdır. (URL- 15) Kıbrıs Sorunu: Kıbrıs Adası, tarih boyunca birçok kez el değiĢtirmiĢ, tarihindeki en uzun huzurlu dönemini, 1571-1878 yılları arasında, Osmanlı egemenliği altında yaĢamıĢtır. Doğu Akdeniz ticaret yolunu kontrol eden stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca farklı milletlerin ele geçirmek için mücadele ettiği bir üs niteliği taĢımıĢtır. Ada, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaĢından sonra Ġngiliz idaresine geçmiĢtir. (Oran, 2009 ) 1955 yılında adadaki Rumların; Enosis adı verilen Kıbrıs Adasını Yunanistan‟a bağlama amaçları doğrultusunda kurdukları katliamcı örgüt EOKA, Kıbrıs Türklerine karĢı kanlı katliamlara bağlamıĢ ve kahraman Kıbrıs Türklerinin Ģanlı direniĢi ile karĢılaĢmıĢtır. Daha sonra Türkiye, Ġngiltere ve Yunanistan‟ın katıldığı uluslararası konferanslar neticesinde imzalanan 1959 ve 1960 Zürih ve Londra AntlaĢmaları ile Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuĢtur. Kıbrıs Türk toplumu ile tarihsel ve kültürel bağları olan Türkiye; adada kalıcı barı_ ortamını sağlayan ve millî menfaatlerimizi koruyan BirleĢmiĢ Milletler çatısı altındaki toplumlar

35


arası görüĢmelere destek vermektedir. Ancak Rum tarafının uzlaĢmaz tutumu nedeniyle, Kıbrıs sorununda adil ve sürdürülebilir bir antlaĢma sağlanamamıĢtır. Buna rağmen AB, G.K. R.Y. tüm Kıbrıs‟ı temsilen 01 Mayıs 2004 tarihinde tam üyeliğe kabul etmiĢtir. (Oran, 2009 ) Ege Denizindeki Sorunlar Karasuları Sorunu: 1923 yılında Lozan BarıĢ AntlaĢması imzalandığı dönemde Ege Denizi‟nde Türk ve Yunan kara suları 3 mil idi. Ancak, Yunanistan‟ın, 1936 yılında tek taraflı olarak kara sularını 6 mile çıkarması üzerine, Türkiye de 1964 yılında kara sularını 6 mile çıkarmıĢtır. Yunanistan, Türkiye‟nin taraf olmadığı 1982 Deniz Hukuku SözleĢmesi‟ne dayanarak, kara sularını 12 mile geniĢletme hakkını saklı tuttuğunu beyan etmektedir. (Oran, 2009 ) Kıta Sahanlığı Sorunu: 1982 BirleĢmiĢ Milletler Deniz Hukuku SözleĢmesi‟ne göre Kıta Sahanlığı; “Kara sularının ölçülmeye baĢlandığı esas hattan itibaren, 200 mile kadar uzanan su altı alanlarının deniz yatağı ve toprak altını kapsar.” Ģeklinde tanımlanmıĢtır. Kıta Sahanlığı problemini Yunanistan; Anadolu karĢısındaki Yunan adaları ile Anadolu arasında bir orta hat kabul edilerek çözülmesini, Türkiye ise Ege‟deki adaların Anadolu‟nun doğal uzantısı olması gerçeğinden hareketle Ege‟nin hakça bölüĢülmesinin ikili görüĢmelerle çözülmesini istemektedir. (Oran, 2009 ) Hava Sahası Sorunları: Yunanistan, 1931 yılında o dönemde hava sahası 3 deniz mili olduğu hâlde, sivil havacılık ve hava polisliği amacıyla hava sahasını 10 deniz miline çıkaran ulusal bir düzenleme yapmıĢtır. Yunanistan‟ın mevcut 6 millik karasularına göre hava sahasını 4 deniz mili artıran bu uygulamayı Türkiye reddetmiĢtir. UçuĢ Ġrtibat Bölgesi (FIR) hattından sonra Yunanistan, sivil hava trafiğinden sorumludur. FIR hattı siyasi sınır değildir. (Oran, 2009 ) 36


Egemenliği Uluslararası Antlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar (Coğrafi Formasyonlar) Sorunu: Coğrafi Formasyonlar (Ada, Adacık ve Kayalıklar) üzerindeki egemenlik iddiaları, Ocak 1996‟da “Ġkizce Kayalıkları” krizi ile birlikte resmî nitelik kazanmıĢtır. (Oran, 2009 )

Gayri Askerî Statüdeki Adaların Silahlandırılması Sorunu: Lozan ve Paris AntlaĢmasının silahtan arındırdığı, Türkiye‟ye çok yakın adaların silahlandırılması, Türkiye ile Yunanistan arasındaki iliĢkileri olumsuz yönde etkilemektedir. (Oran,

2009 ) Arama-Kurtarma Sorumluluk Sahası Sorunu:

Arama-kurtarma sahaları, UçuĢ Ġrtibat Bölgesi (FIR) sahaları ile çakıĢık alanlar değildir. Türkiye, arama-kurtarma sınırlarını müzakere etmeye hazır olduğunu birçok kez uluslararası platformlarda açıklamıĢtır. (Oran, 2009 )

2. 2. Yabancı Sermayenin Türkiye’ de Gelişimi 2.2.1. Türkiye’nin yabancı sermaye serüveninin ilk dönemi (1954-1979) Türkiye‟de,

1923 ten Ġkinci Dünya SavaĢına kadar devletin ön planda olduğu bir

ekonomik sistem geçerlidir. Özel sektörün yetersiz olduğu Cumhuriyetin bu ilk yıllarında devletin böylesine ağırlıklı bir rol oynaması ülke ekonomisi içi gerekliydi. (Boratov, 1988) Ġkinci Dünya SavaĢı bitimini izleyen dönemde, yerli ve yabancı sermayenin teĢviki ve dıĢ ticaretin liberalizasyonu ağır bastı. Ġlerleyen yıllarda baĢa geçen DP hükümeti, büyük ödemeler açığını kapatmak için yabancı sermayenin Türkiye‟de fabrikalar kurup, ithal edilen malları ülke

37


içinde üretmesine, böylelikle döviz kaçıĢının da engellenmesi sağlanacaktı. Bu amaçla 18 Ocak 1954‟te halen yürürlükte olan 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi TeĢvik Kanunu, 3 Mart 1954‟te Maden Kanunu ve 7 Mart 1954‟te Petrol kanunu çıkartıldı. (Boratov, 1988) Çok uluslu Ģirketlerin Türkiye‟ye geliĢi de 1950‟lerde baĢladı. Ġlk olarak Amerikan General Electric Ģirketi, Koç Ģirketiyle bir ortaklık buldu. 6224 sayılı yasanın çıkartıldığı 154 yılında Ġsviçre Ģirketi Migros ve Hollanda Ģirketi Unilever Türkiye‟de yatırım yaptılar.

Bu

yıllarda gelen Ģirketlerin çoğu Amerikan ve Ġngiliz Ģirketleriydi, temel olarak petrol, krom, bakır gibi maden kaynaklarının iĢletilmesini hedef alıyorlardı. (Uras, 1979 ) 1958‟de Türk Hükümeti, OECD, IMF ve ABD hükümeti arasında Türk ekonomisinin istikrar sağlamasını amaçlayan anlaĢmalar imzaladıktan sonra, yabancı sermaye yatırımları arttı. (Boratov, 1988) 1970‟ten sonra yabancı sermayenin payı, elektronik, elektrikli makineler, tekstil ve besin kesimlerinde önemini artırdı. (Boratov, 1988) 1979‟da imalat endüstrisine yatırılmıĢ toplam 6,793 milyar liranın 2.378 milyarı yabancı Ģirketlere aitti. (Boratov, 1988)

2.2.2. Türkiye’nin 1980 sonrası yabancı sermaye politikası 1980‟e gelinceye kadar 228 milyon dolar olan yabancı sermaye bu yıldan itibaren ivme kazanmıĢ ve 1986 sonunda 1 milyar 802 milyon dolar olmuĢtur. 1980‟den sonraki bu hızlanmayı 24 Ocak kararlarına ve 12 Eylül harekâtı ile kurulan istikrarı sayılabilir. DıĢa açılma ve ekonomide serbestleĢmeyi amaçlayan 24 Ocak karalarının, 12 Eylülde iĢbaĢına geçen askeri hükümet tarafından da benimsenmesi; yabancı çevrelere istikrarın kurulduğu görüntüsünü vermiĢtir. (Uras, 1979 )

38


Özal Döneminde yabancı sermayeye çeĢitli teĢvik ve kolaylıklar, gerekirse ayrıcalıklar vererek yatırım yapmasını amaçlanmıĢtır ve yabancı sermaye rekabeti artırıcı bir unsur olarak görülmüĢtür. (Uras, 1979 ) Özal Döneminde verimli çalıĢmayan KĠT‟ler, iĢinin uzmanı olan yabancılara devredildi. Boğaziçi Hava TaĢımacılığı, USAġ ve Çitosan yabancı sermayeye satıldı. Türk Ģirketlerinin yabancı Ģirketlerle birleĢmesi ve satın alınması konusunda perdeyi Koç, Sabancı ve EczacıbaĢı açmıĢ durumdadır. Bunları Mensucat Santral, Alarko, Semaplast ve Profilo takip etmiĢtir. (Uras, 1979 ) Tablo 2: Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarının Ġllere Göre Dağılımı

İller İstanbul Ankara İzmir Adana Kocaeli Bursa Kars Elazığ Manisa Antalya Muğla Mersin Tekirdağ Bolu Karaman Çanakkale Denizli Aydın Diğer Toplam

Uluslararası Doğrudan Yatırım (milyon USD ) 16.737,6 199,8 149,2 143,5 133,9 131,3 61,0 56,0 20,2 18,3 5,5 2,7 2,6 2,1 2,0 1,6 1,4 1,1 3,2 17.673,0

Yüzde 94,71 1,13 0,84 0,81 0,76 0,74 0,35 0,32 0,11 0,10 0,03 0,02 0,01 0,01 0,01 0,01 0,01 0,01 0,02 100,00

Kaynak: Hazine MüsteĢarlığı

39


2.3. Uluslararası Sermaye ve Doğrudan Yabancı Yatırımlar

Rekabet güçlerini artırmaya çalıĢan bölgeler yabancı sermayeyi bölgelerine çekmek için rekabet etmektedirler. Ancak çekilen yabancı sermayenin miktarı kadar, yabancı sermayeli firmaların en çok hangi alanlarda yatırım yapmayı tercih ettikleri de bir bölgenin geliĢmesi ve geliĢirken büründüğü kimlik açısından önem taĢımaktadır. Dünyanın geliĢmiĢ ülkeleri artık daha geleneksel veya katma değeri düĢük sektörlerdeki imalat süreçlerinin aĢamalarını ve bazen tümünü emek değerinin çok düĢük olduğu bazı ülkelere kaydırmaktadırlar. Bölgeler ve ülkeler yabancı sermaye tarafından yönetilen üretim süreçlerinin hangilerinin hangi sektörlere yönelmelerini istediklerine karar vermeli ve araçlarını ona göre tasarlamalıdırlar.( Anonim-2) Ġzmir lojistik açıdan çok önemli konumu, doğal kaynaklara yakınlığı, kalifiye ve tecrübeli iĢgücü, yüksek yasam kalitesiyle yabancı yatırım açısından avantajlı özelliklere sahip olmasına rağmen, bu konuda hala tam olarak istenilen hedefe ulaĢamamıĢtır. Yine de ana baslıklar halinde yabancı sermayeli firmaların hangi sektörlere yöneldiğinin incelenmesi ekonomik yapı analizi için önem taĢımaktadır. ( Anonim-2)

2.3.1. Doğrudan Yabancı Yatırım Verileri 2006 yılında en fazla uluslararası doğrudan yabancı yatırım gerçeklesen iller arasında Ġzmir % 0,84 payla üçüncü sırada yer almaktadır. Birinci sıradaki Ġstanbul % 94,71 pay, ikinci sıradaki Ankara ise % 1,13 pay almıĢlardır. Tabloda, 2006 yılında illere göre DYY dağılımı görülmektedir. ( Anonim-2)

40


Ġzmir‟in Doğrudan Yabancı Yatırımlardan (DYY) aldığı pay (Gayrimenkul Gelirleri Hariç olmak üzere) yıllar bazında ülke geneli ile karsılaĢtırıldığında 2003 yılı haricinde düĢük oranlarda seyretmiĢtir. 2003 yılında Kipa‟ nın Ġngiliz Tesco tarafından satın alınması Ġzmir‟in payını büyük oranda artırmıĢtır. Sonraki yıllarda ise finans sektörüne büyük ilgi gösteren yabancı sermaye, merkezleri Ġstanbul‟da olan finans kurumlarını satın alarak, ülkemize giren DYY içinde Ġstanbul‟un payını %95‟lerin üzerinde seyretmesini sağlamıĢtır. Tabloda ve Ģekilde, Ġzmir‟in DYY payının yıllar bazında değiĢimini göstermektedir. ( Anonim-2) Tablo 3: Ġzmir‟in Doğrudan Yabancı Yatırımlardan (DYY) Aldığı Pay

Yıl

Ġzmir‟in DDY Payı

Ġzmir‟e DDY AkıĢı ( USD )

2002 2003 2004 2005 2006 2007

1,84 % 18,50 % 2,42 % 0,90 % 0,90 % 1,56 %

20.802.129,00 139.516.831,37 37.293.393,91 73.355.582,24 153.145.191,08 220.254.703,06

Türkiye‟ye DDY AkıĢı ( USD ) 1.133.000.000,00 754.000.000,00 1.542.000.000,00 8.188.000.000,00 16.997.000.000,00 14.120.000.000,00

Kaynak: Hazine MüsteĢarlığı

Şekil 1: Ġzmir‟in Doğrudan Yabancı Yatırımlardan (DYY) Aldığı Pay

Kaynak: Hazine MüsteĢarlığı

41


Ġzmir‟e 2002 yılından bugüne kadar giriĢ yapan Doğrudan Yabancı Yatırımların (DYY) toplamı incelendiğinde, en fazla yatırımın Ġngiltere‟den geldiği, ikinci sırada Fransa ve üçüncü sırada Belçika‟nın yer aldığı görülmektedir. AĢağıdaki tabloda Ġzmir‟in DYY stokunun Ülkelere Dağılımı yer almaktadır. Bu tablo, tüm dünyada en fazla doğrudan yatırım yapan ülkeler ile uyum göstermekle beraber, DYY miktarlarının düĢük kaldığı gözlemlenmektedir. ( Anonim-2) Tablo 4: Ġzmir‟in Doğrudan Yabancı Yatırım Stokunun Ülkelere Göre Dağılımı

Ülke İngiltere Fransa Belçika İtalya Hollanda Danimarka İsviçre ABD Almanya Yunanistan Diğer

Ġzmir‟deki DYY Stoku ( USD ) 236.031.692,02 132.341.354,26 58.227.456,51 53.361.282,30 45.063.869,14 39.471.724,00 24.539.885,00 21.809.230,18 20.596.622,97 1.924.678,38 9.438.871,43

Kaynak: Hazine MüsteĢarlığı

Tüm bu verilere bakıldığında Ġzmir, ülkemizin yabancı yatırımlardan aldığı payı artırmasına paralel olarak, aldığı doğrudan yabancı yatırımları yıldan yıla artırmaktadır. Ancak ulaĢılan miktar, bir dünya kenti olmayı hedefleyen Ġzmir için yeterli seviyede değildir. Ġzmir'e sıfırdan (greenfield) yatırım yapacak, istihdam ve teknoloji transferi sağlayacak, rekabetçiliği artıracak, üretimini ihraç edecek, Ġzmir‟in ekonomik, çevresel yapısına uygun yabancı yatırımların

Ġzmir'e

çekilmesi

konusunda

stratejilerin

belirlenmesi

ve

uygulanması

gerekmektedir. ( Anonim-2)

42


2.3.2. Uluslararası Sermayeli Firma Verileri Tablo 5: Uluslararası Sermayeli ġirketlerin Sayılarının Ġllere Göre Dağılımı (Ġlk 10 Ġl) Şirket Sayısı (1954-2010/Ağustos)

İLLER ĠSTANBUL ANTALYA ANKARA ĠZMĠR MUĞLA BURSA AYDIN MERSĠN KOCAELĠ ADANA Diğer Ġller Toplam

13.840 3.126 1.692 1.505 1.373 498 444 421 300 188 2.209 25.596

Kaynak: Hazine MüsteĢarlığı

Ülkemizdeki 25,596 adet uluslararası sermayeli firmanın illere göre dağılımına bakıldığında; tabloda görüldüğü üzere Ġzmir 1505 firma ile dördüncü sırada yer almaktadır. Ġstanbul ilinin 13840 adet ile birinci sırada yer aldığı görülmektedir. Ġstanbul ilini, Antalya 3126 adet, Ankara 1692 adet firma ile takip etmektedir.

Şekil 2: Uluslar arası Sermayeli ġirketlerin Sayılarının Ġllere Göre Dağılımı

43


Ġzmir‟de uluslararası sermayeli Ģirketlerin sektörlere göre dağılımı 2006 yılından 2007 yılına geçiĢte uluslararası sermayeli Ģirketlerin sektörler bazında değiĢimine bakıldığında; toptan ve perakende ticaret, gayrimenkul kiralama ve is faaliyetleri, inĢaat ile imalat sanayi sektörlerindeki Ģirketlerin sayılarında en büyük artıĢların gerçekleĢtiği görülmektedir. Motorlu kara taĢıtı, römork, yarı-römork imalatı sektöründe ise uluslar arası sermayeli Ģirket sayısı azalmıĢtır.

Tablo 6: 2001 Yılı Yabancı Sermayeli Firmaların Ġlçeler Bazında Sektörlere Dağılımı Ġlçeler Aliağa Balçova Bergama Bornova Buca Çeşme Çiğli Dikili Foça Gaziemir Karşıyaka Kemalpaşa Konak Menderes Menemen Narlıdere Seferihisar Selçuk Torbalı Urla Toplam Yüzde (%)

Tarım

Madencilik

3

1 1 2

1 2 10

1 1 3

Ġmalat 2

Hizmetler 3 5

29

11

1

1

30

3 8 2

Toplam 5 6 1 45 2 3 38 2

4

5

17 14 1 123

31 24 18 182 1

13 8 15 46 1

2 1

2 1 21 5,6

1

1 2

1

2

2

9 2,4

151 39,9

197 52,1

2 1 1 3 7 1 378 100,0

Yüzde (%) 1,3 1,6 0,3 11,9 0,5 0,8 10,1 0,5 1,3 8,2 6,3 4,8 48,1 0,3 0,5 0,3 0,3 0,8 1,9 0,3 100,0

Kaynak: Efe, 2004

44


Tablo 7: 2001 Yılı Yabancı Sermayeli Firmaların Ġlçeler Bazında Sektörlere Dağılımı

Sektörler Tarım, Avcılık, Ormancılık Ve Balıkçılık Madencilik ve TaĢocakçılığı Ġmalat Sanayi Gıda Ürünleri Ve Ġçecek Ġmalatı Tekstil Ürünleri Ġmalatı Kimyasal Madde Ve Ürünlerin Ġmalatı B.Y.S. Makine ve Teçhizat Ġmalatı Motorlu Kara TaĢıtı, Römork Ġmalatı Diğer Ġmalat Elektrik, Gaz ve Su ĠnĢaat Toptan ve Parkende Ticaret Oteller ve Lokantalar UlaĢtırma, HaberleĢme ve Depolama Hizmetleri Gayrimenkul Kiralama ve ĠĢ Faaliyetleri Diğer Toplumsal, Sosyal ve KiĢisel Hizmet Faaliyetleri Toplam

İzmir ( 2006 ) 25 27 264 36 22 24 21 15 142 8 51 306 61 51 72 42

İzmir ( 2007 ) 32 36 290 41 25 27 24 13 160 22 78 361 64 67 100 55

Değişim Oranı ( Adet) 7 9 26 5 3 3 3 -2 18 14 27 55 3 16 28 13

907

1.105

198

Kaynak: Anonim-2

Yabancı sermayeli firmaların Ġzmir genelinde ana sektörler bazında ilçelere dağılımı incelendiğinde servis ve imalat sektörlerinin baskınlığı hemen göze çarpmaktadır. Ġlçeler açısından da hizmet sektörünün baskınlığına paralel olarak merkez ilçe Konak ve imalat sanayinin baskınlığına paralel olarak Bornova ve Çiğli Ġlçelerinin en fazla yatırım çeken ilçeler olduğu görülmektedir. Yabancı sermayenin genel dağılımına bakıldığında, tıpkı hizmetler sektörü ve üretim süreçlerinin merkez ilçelere yığılması gibi burada da merkez ilçelerin bası çektiği görülmektedir.

45


2.4. İzmir’ in Dış Ticaretteki Yeri ve Rolü Ġzmir 8.500 yıllık tarihe sahip dünyanın en eski liman Ģehirlerinden biridir. Tarih boyunca bir liman kenti olarak Çanakkale'den Fethiye'ye kadar uzanan geniĢ bir hinterlandın merkezi olmuĢtur. Kent, deniz yolu ulaĢımını etkin ve yaygın kullanan bir merkez olmakla beraber aynı zamanda Türkiye'nin deniz yoluyla dıĢa açılan kapısı konumundadır. Tarih öncesi çağlarda bile Ġzmir ve yakın çevresi geniĢ bir ticaret açığına sahiptir. Bu durumun sonucunda, Ġzmir dünya ticaretinin önemli merkezlerinden biri haline geldi. Avrupa ülkeleri ile yapılan ticarete bağlı olarak Ġzmir'de deniz ticareti de büyük geliĢme kaydetti. Bugün ülkemizin en büyük konteynır limanları arasında olan Ġzmir Alsancak Limanı, hem Ġzmir'in hem bölgenin hem de ülkemizin önemli bir ticaret kaynağıdır. (Alptekin, Uzunoğlu,2008 ) Ege Bölgesi'nden yapılan ihracatın yüzde 90'dan fazlası Ġzmir Alsancak Limanı'ndan yapılıyor. Bununla birlikte Ġzmir, Batı Anadolu'nun en uç noktasında olması sebebiyle lojistik merkez olma yolunda ilerliyor. UlaĢım ve ikliminin elveriĢli olması, dağların kıyıya dik uzanması, yetiĢmiĢ insan gücünün varlığı, geçmiĢten gelen zengin kültürel yapı ve Ġzmir Alsancak Limanı'nın varlığı gibi daha birçok neden Ġzmir'in dıĢ ticaret olanaklarını zenginleĢtirmiĢtir. Türkiye ekonomisinde çok önemli bir yere sahip olan Ġzmir'in, dıĢ ticaret potansiyeli ile ülkemizin kalkınmasındaki rolü göz ardı edilemez. (Alptekin, Uzunoğlu,2008 ) 2.4.1. İthalat ve ihracat verileri Bir ülkenin ekonomik geliĢmesi, özellikle ihracat ve yabancı sermaye yatırımlarını artırabilmesine ve ihracatın ithalatı karĢılama oranına bağlıdır. ( Anonim-2) Türkiye‟nin üretim ve ihracatında son yıllarda önemli bir artıĢ olmasıyla beraber; ekonomisinin güçlenebilmesi için ihracatın ithalatı karĢılama oranının da yüksek olması gerekir. Türkiye‟deki üretim süreçleri ve ihraç malları ithal kaynak ve ara mallara bağımlıdır. Türkiye ekonomisinin geliĢebilmesi için dıĢa bağımlılığını azaltması gerekmektedir. ( Anonim-2) Bu

açıdan

bakıldığında

Ġzmir‟deki

sektörlerin

ihracat

ve

ithalat

verilerinin

değerlendirilmesi büyük önem taĢımaktadır. Bir sektörde yapılan ihracatın artması ve ithalatı 46


karĢılıyor olması ve bu oranlardaki artıĢ o sektörün sadece ulusal ölçekte değil, aynı zamanda uluslar arası alanda da güçlenmesi anlamına gelmektedir. Ġzmir sanayisinin 2001 krizinin etkisinden kurtulması ve ayakta kalmasında ihracata yönelmesi önemli bir rol oynamıĢ ve Ġzmir‟in ihracatında, özellikle sanayi ürün ihracatı önem kazanmıĢtır.( Ġzmir Ticaret Odası, 2006) Şekil 3: Ġzmir‟de Ġhracatın GeliĢimi: 2002-2006,$

İzmir'de İhracatın Gelişimi:2002-2006,$ 5.452.221.860 4.652.753.477 4.123.914.143 3.483.479.435 2.788.277.575

2002

2003

2004

2005

2006

DıĢ Ticaret MüsteĢarlığı verilerine göre, 2002 yılında 2 milyar 788 milyon dolar olan Ġzmir ihracatı, 2003 yılında yüzde 25 ihracat artıĢı ile 3,5 milyar dolarlık ihracat gücüne kavuĢurken, 2004‟te 4 milyar dolar çıtasını aĢmıĢ ve 2005‟te de 4,6 milyar doları geçerek 2006‟yı yaklaĢık 5,5 milyar dolar ihracat ile kapatmıĢtır.

47


Tablo 8: Ġzmir Ġhracatı: Firma Sayıları ve Hacimleri Yıllar İhracatçı Firma Sayısı 2.680 2001 2.984 2002 3.335 2003 3.644 2004 3.714 2005 3.814 2006 Kaynak: DTM

İhracat Değeri ($) 2.749.237.963 2.789.378.842 3.483.273.692 4.124.391.954 4.652.753.477 5.452.221.860

Artış,% 1,5 24,9 18,4 12,8 17,2

Ġhracatta, Ġzmir‟in geleneksel ihraç ürünleri olan tütün, meyve, pamuk gibi fasıllar ilk 20 içinde yer almakla beraber sanayi ürün ihracının baĢatlığı dikkat çekmektedir. Ġzmir‟in 20022006 dönemi ihracatı 20 milyar doları aĢarken ilk 20 fasıl toplam ihracatta yüzde 85‟e yakın pay almıĢtır. ( Capital Dergisi; 2005 ) Şekil 4: Ġzmir Ġhracatının BileĢimi, 2002-2006,%

İzmir İhracatının Bileşimi, 20022006,% TÜTÜN VE TÜTÜN ÜRÜNÜ ÖRME GĠYĠM EġYASI DEMĠR VE ÇELĠK

9% 9% 40%

8% 8% 7%

4% 4%

5%

6%

YENĠLEN MEYVALAR ÖRÜLMEMĠġ GĠYĠM EġYASI MOTORLU KARA TAġITLARI KAZAN;MAKĠNA VE CĠHAZLAR MENSUCATTAN MAMUL HAYVANSAL VE BĠTKĠSEL YAĞLAR Diğer

48


Tablo 9: Ġzmir Ġhracatı:2002-2006, Ġhracatta Ġlk 20 Fasıl,$

Fasıl Adı Tütün Ve Tütün Ürünü Örme Giyim EĢyası Demir Ve Çelik Yenilen Meyveler ÖrülmemiĢ Giyim EĢyası Motorlu Kara TaĢıtları Kazan; Makine Ve Cihazlar Mensucattan Mamul Hayvansal Ve Bitkisel Yağlar Plastik Ve Plastikten EĢya Organik Kimyasal Küstahsallar Çimento Elektrikli Makine Deri EĢya Demir Veya Çelikten EĢya Sebze, Meyve TaĢ, Alçı, Çimentodan EĢya Kâğıt Ve Karton Mineral Yakıtlar, Mineral Yağlar Ve Küstahsalları, Mumlar Pamuk Ġlk 20 Fasıl Toplam Ġzmir

2002-2006,$ 1.904.404.669 1.864.991.742 1.652.732.944 1.599.202.432 1.475.918.171 1.219.653.746 1.008.343.286 807.758.386 780.100.888 694.207.398 688.851.470 528.119.126 495.133.913 411.950.655 408.537.403 390.777.642 360.999.105 345.737.279 340.383.221 339.972.054 17.317.775.530 20.500.646.490

% 9,29 9,10 8,06 7,80 7,20 5,95 4,92 3,94 3,81 3,39 3,36 2,58 2,42 2,01 1,99 1,91 1,76 1,69 1,66 1,66 84,47 100

Kaynak: DTM

DıĢ Ticaret MüsteĢarlığı, Ġzmir‟de faaliyet gösteren ihracatçı firma sayısını 3 bin 814 ve 2006 ihracatlarını 5,4 milyar dolar olarak açıklarken, Ġzmir Gümrük BaĢmüdürlüğü‟nün kayıtları, Türkiye ihracatının yüzde 18‟ine yakınının Ġzmir‟den yapıldığını, bunun da takriben 15 milyar dolara tekabül ettiğini ortaya koyuyor. Bu aradaki 10 milyar dolarlık farkı, “gümrüğü-ihracı Ġzmir‟den yapılan, ancak üretimi Ġzmir dıĢından olan ihracat” diye anlamak gerekiyor. Ġzmir limanından yapılan ihracat bu anlamda yüzde 18‟i bulurken Türkiye ithalatının yüzde 14‟e yakınının da Ġzmir Gümrük BaĢmüdürlüğü ��stünden gerçekleĢtiği, dolayısıyla dıĢ ticarette Ġzmir‟in önemli bir liman olma özelliğinin sürdüğü söylenebilir.

49


Şekil 5: Ġzmir Ġthalatının Diğer Ġllerin Ġhracatı Ġle karĢılaĢtırılması Dış Ticarette Paylar,% 13,32 12,59

Diğer Mersin

4,99 4,33

Bursa

7,85 9,99

Ġzmit

Ġthalat%

13,68

Ġzmir

Ġhracat,%

19,76

13,71

17,86 40,40 41,52

Ġstanbul

Kaynak: Gümrükler BaĢmüdürlüğü

Ġzmir‟ in 2010-2009-2008 yılları arasındaki ihracat oranları bin dolar üzerinden TUĠK verileri kullanılarak aĢağıdaki tablo oluĢturulmuĢtur. Tablo10: Ġzmir‟in Gümrüklere Göre Ġhracat Oranları ( bin dolar )

GÜMRÜK Menemen Deri Serbest Bölge Gümrük Müdürlüğü Ġzmir Tır Ġzmir Gümrük müdürlüğü Ġzmir Yolcu Salonu Dikili Gümrük Müdürlüğü Ġzmir (Ege) Serbest Bölge Gümrük Bölge Müdürlüğü Adnan Menderes Gümrük Müdürlüğü ÇeĢme Gümrük Müdürlüğü Aliağa Gümrük Müdürlüğü

2010

2009

2008

12 951 2 198 6 812 464 2 040 22 063 360 302

28 081 1 001 10 556 938 3 399 25 342 317 119

46 115 6 101 13 299 120 2 747 30 967 451 258

174 723

212 492

283 282

1 256

15 045

89 984

4 381 512

3 102 771

7 370 678

Kaynak: TUĠK

50


Tablo 11: Ġzmir‟in Gümrüklere Göre Ġthalat Oranları ( bin dolar )

GÜMRÜK Menemen Deri Serbest Bölge Gümrük Müdürlüğü Ġzmir Tır Ġzmir Gümrük müdürlüğü Ġzmir Yolcu Salonu Dikili Gümrük Müdürlüğü Ġzmir (Ege) Serbest Bölge Gümrük Bölge Müdürlüğü Adnan Menderes Gümrük Müdürlüğü ÇeĢme Gümrük Müdürlüğü Aliağa Gümrük Müdürlüğü

2010

2009

2008

95 723

127 288 175 995

179 458

5 471 909

6 593 346

8 732 059

625

1 138

2 256

145 469

34 867

25 725

265 727

55 903

540 810

615 523

749 503

211 951

219 677

390 044

-

44 415

68

9 358 042

8 382 720

15 747 902

Kaynak: TUĠK

2006 yılında Ġzmir‟de Ġhracat Değeri, Ġhracatın Türkiye Ġçindeki Payı ve Ġhracatın Ġthalatı KarĢılama Oranı Artan Sektörler:  Tahıl ve baĢka yerde sınıflandırılmamıĢ bitkisel ürünler  Turba(turb)  NiĢasta ve niĢastalı ürünler  Hazır hayvan yemleri  Trikotaj (örme) ürünleri  Kürk mamulleri  Tahta plaka; kontrplak, yonga levha, sunta, diğer pano ve tahtalar  Basımla ilgili hizmetler  Ana kimyasal maddeler (kimyasal gübre ve azotlu bileĢikler hariç)  Sentetik kauçuk ve plastik hammaddeler  AteĢe dayanıklı seramik ürünleri

51


 Demir-çelik ana sanayi  Ġçten yanmalı motor ve türbin; (uçak, motorlu taĢıt ve motosiklet motorları hariç)  Pompa, kompresör, musluk ve vana  Mil yatağı, diĢli, diĢli takımı ve tahrik tertibatı  Sanayi fırını, ocak ve ocak ateĢleyiciler  Tarım ve orman makineleri  Takım tezgâhları  Maden, taĢocağı ve inĢaat makineleri  Silah ve mühimmat  Diğer özel amaçlı makineler  Akümülatör, pil ve batarya  Elektrik ampulü ve lambaları ile aydınlatma teçhizatı  Tıbbi ve cerrahi teçhizat ile ortopedik araçlar  Ölçme, kontrol, test, seyrüsefer vb. amaçlı alet ve cihazlar  Otomatik kontrol ve ayar alet ve cihazların aksam-parçası  Optik alet ve fotoğrafçılık teçhizatı  Motorlu kara taĢıtları ve motorları  Motorlu kara taĢıtlarının karasörleri ve römorkları  Eğlence ve sportif amaçlı tekneler  Atık ve hurdalar Dünyada ekonomik geliĢme politikalarına bakıldığında geliĢmiĢ ülkelerin teknoloji ve tasarım düzeyi yüksek sektörlerdeki yatırım ve üretim değerlerini artırmaya çalıĢtıkları görülecektir. Ġzmir‟deki sektörlerin çoğu teknoloji ve yenilik düzeyleri yüksek, çoğu yaratıcı sanayiler olarak nitelenen, yani katma değeri yüksek sektörlerdir ve Ġzmir‟in bu anlamda katma değer yüksek üretim alanlarında ihracatını ve istihdamını dıĢa bağımlılıktan uzak bir Ģekilde güçlendirdiği görülmektedir. ( Anonim-2)

52


2.4.1.1. Liman kullanımı 10 milyon ton/yıl kapasite kullanımı, 3000 m rıhtım uzunluğu ve 2757 gemi/yıl gemi kabul kapasitesi ile ülkemizin ikinci büyük limanı olan Alsancak limanı ile 30 milyon ton/yıl yükleme boĢaltma kapasiteli Nemrut iskeleleri, Dikili ve ÇeĢme limanlarını da bünyesinde barındırmaktadır. ( Anonim-2) Bir liman ve kıyı kenti olan Ġzmir‟de, Ġzmir Alsancak Limanı ile ÇeĢme, Aliağa-Nemrut ve Dikili ilçelerindeki limanlar deniz ulaĢımında önemli noktalardır. ÇeĢme (Altın yunus) ve Ġzmir limanları aynı zamanda yolcu taĢımacılığında da etkindir. Ġzmir`de denizyolu, kent içi ulaĢımda da önemlidir. Kuzeyde Nemrut Körfezi‟nde özel sektörce yapılmıĢ olan dokuz iskele yük taĢımacılığında kullanılmakta olup, sayıları giderek artmaktadır. Çandarlı‟da, Kuzey Ege‟nin en büyük limanı projelendirilmiĢtir. Bu limanlar dıĢında, Foça, Karaburun, Mordoğan, Urla, Güzelbahçe ve Sığacık`ta balıkçı barınakları mevcuttur. Sığacık ve ÇeĢme`de yat limanı inĢaatı sürmektedir. ( Anonim-2) Alsancak Limanı Ġzmir Alsancak Limanı Türkiye‟nin konteynır elleçlemede birinci limanı olmasıyla birlikte, demiryolu ve karayolu bağlantıları ile Avrupa, Ortadoğu ve Asya ülkeleri arasında önemli bir transit liman olma kapasitesine sahip, konumu itibariyle bölge içinde bir ana liman olmaya uygun, zengin tarımsal ve endüstriyel hinterlanda sahip, tamamı beton kazıklar üzerine oturtulmuĢ deniz ve hava Ģartlarına karsı doğal korunaklı bir limandır. ( Anonim-2) Ġzmir Alsancak Limanı, 1876 yılında isletmeye açılmıĢ olup, Türkiye‟nin en eski organize limanıdır. Türkiye Denizcilik Ġsletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından isletilmekte iken Yüksek Planlama Kurulu‟nun 88/121 sayılı kararı gereğince 01.01.1989 tarihinde TCDD‟ye devredilmiĢtir. 3 Mayıs 2007 tarihinde yapılan açık artırma ile Ġzmir Limanı‟nın isletme hakkı 49 yıl süreyle en yüksek teklifi veren Global-Hutchison ve EĠB LĠMAS (Ege Ġhracatçı Birlikleri Liman Hizmetleri ve TaĢımacılık A.S) Ortak GiriĢim Grubu‟na bırakılmıĢtır. Bu giriĢim içinde 53


yer alan Hutchison firması, dünyanın en büyük ve yoğun limanı olan Shanghai limanının altı konteynır terminalinden üçünün ortağı bulunmaktadır. ( Anonim-2) GeniĢ bir hinterlanda sahip olan Ġzmir Limanı, yurt içine kara ve demiryolu ile bağlanmıĢtır. Ġzmir il sınırı içinde bulunan Adnan Menderes Havaalanı ise limana 25 km uzaklıktadır. ( Anonim-2)

Tablo 12: Limanda Gerçeklesen Ġhracat ve Ġthalat İthalat ve İhracat

2004

2005

Ocak-Aralık 2006

Ġhracat Miktar(FOB $)

8.047.747.471

6.301.093.771

7.416.062.393

Ġthalat Miktarı (CIF $)

5.896.692.566

6.084.538.018

6.937.177.428

Tablo 13: Gerçeklesen Konteynır Yükleme ve BoĢaltma Değerleri Yükleme ve BoĢaltma (Tonaj) Konteynır Yükleme ve BoĢaltma (TEU) Yıl 2002 9.652.714 573.231 2003 11.109.599 700.795 2004 12.500.265 804.565 2005 11.811.459 784.377 2006 12.269.933 847.926

Aliağa - Nemrut Limanı Aliağa ilçe sınırları içinde Aliağa Körfezi‟ndeki iskelelerden baĢka bir de körfezin hemen kuzeyinde yer alan Nemrut Körfezi‟nde iskeleler bulunmaktadır. Planlı kalkınma kapsamında Bakanlar Kurulu Kararı ile Ağır Sanayi Bölgesi olarak kabul edilince, 1970'lerden itibaren sanayi yoğun bir ekonomi haline dönüĢmüĢtür. ( Anonim-2)

Tablo 14: Bölgedeki Ġhracat Ve Ġthalat Hacmi İthalat ve İhracat

2004

2005

Ocak-Aralık 2006

Ġhracat Miktar(FOB $)

1.716.447.162

1.876.071.822

2.686.031.478

Ġthalat Miktarı (CIF $)

5.396.138.289

8.142.160.371

10.027.290.412

54


Aliağa ve Demiryolu 5 Mart 2007 tarihinde 6.etap ihalesi yapılan 80 km. Aliağa-Menderes hafif raylı sisteminin tam faaliyeti geçmesi ile Aliağa-Nemrut limanının önemi daha da artacaktır. Pektim, 11.09.1987 tarih ve 87/12184 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile özelleĢtirme kapsamına alınmıĢ olup 2003 ve 2004 yıllarındaki ihaleler çeĢitli nedenlerle iptal edilmiĢtir. PETKĠM‟in sermayesindeki, Ġdare‟ye ait %44 oranındaki hissesi ile T.C. Emekli Sandığı‟na ait %7 oranındaki hissesi olmak üzere toplam % 51 oranındaki kamu hissesi “blok satıĢ” yöntemi ile özelleĢtirilmek üzere 16 Mart 2007 tarihinde ilana çıkılmıĢ olup ihaleye son teklif verme tarihi 15 Haziran 2007 olarak belirlenmiĢtir. (Anonim-2) Yurtiçi ve yurtdıĢından büyük Ģirketlerin ilgilendiği ve geçici teminat tutarının 20 milyon dolar olarak belirlendiği Petkim ihalesinde ön yeterliliği sağlamak için katılımcı ve bağlı bulunduğu grup Ģirketinin toplam varlıklarının 2005 ve 2006 yıllarında en az 200 milyon dolar olması gerekmektedir. Ayrıca katılımcıların ve bağlı grup Ģirketinin öz kaynaklarının ise, 2005 ve 2006 yıllarında 150 milyon dolar olması Ģartı aranmaktadır. ( Anonim-2)

Tablo 15: Aliağa – Nemrut Limanı‟nda GerçekleĢtirilen Yükleme- BoĢaltma Faaliyetlerine Ġliksin Ġstatistikler 2002 7.863.138

2003 7.728.390

2004 9.291.496

2005 10.064.709

2006 11.799.977

2007 11.972.024

Ġthal Yükleri (ton)

17.038.853

17.823.397

19.109.920

20.707.517

23.056.513

25.429.298

Genel Toplam (ton)

24.901.991

25.551.787

28.401.416

30.772.226

34.856.490

37.401.322

Ġhraç Yükleri (ton)

55


Dikili Limanı Liman, ÖzelleĢtirme Ġdaresi BaĢkanlığı tarafından 20.11.2003 tarihinde 4.250.000.- ABD Doları bedelle, 30 yıl süreyle isletilmek üzere Dikili Liman ve Turizm Ġsletmeleri A.S.‟ye devredilmiĢtir. Ġsletmeyi devralan bu ortak giriĢim grubu, ihaleden bir süre önce kurulmuĢ olup, limandan yapılan ihracatın büyük kısmını gerçekleĢtiren Kolin ĠnĢaat, Diperlit, Tasimpeks, Seven ĠnĢaat firmalarıyla Dikili Belediyesi'ne ait Jeotermal A.S.‟nin iĢbirliği ile oluĢmuĢtur. ( Anonim-2) Tablo 16: Bölgedeki Ġhracat Ve Ġthalat Hacmi İthalat ve İhracat

2004

2005

Ocak-Aralık 2006

Ġhracat Miktar(FOB $)

14.458.380

18.705.431

21.154.940

Ġthalat Miktarı (CIF $)

0

6.753.156

17.943.337

Çeşme Limanı ÇeĢme Limanı‟nın toplam rıhtım uzunluğu 300 metre, ortalama derinliği 8 metre, yıllık gemi kabul kapasitesi 1.060 adet/yıl‟dır. ÇeĢme Limanı Türkiye Denizcilik Ġsletmeleri A.S tarafından isletilmekteyken, 28.5.2003 tarihinde 11.250.000.- ABD Doları bedelle, 30 yıl süreyle isletilmek üzere Ulusoy ÇeĢme Liman Ġsletmesi A.S.‟ye devredilmiĢtir. ( Anonim-2) ÇeĢme Limanı, Ġzmir‟in bir diğer uluslar arası kapısıdır. ÇeĢme-Adriyatik hattında sefer yapan Ro-Ro ile Tır, otomobil giriĢ çıkısı mümkün olmakta ve yolcu gemileri sayısında artıĢ görülmektedir. ( Anonim-2)

Tablo 17: Bölgedeki Ġhracat Ve Ġthalat Hacmi İthalat ve İhracat Ġhracat Miktar(FOB $) Ġthalat Miktarı (CIF $)

2004 29.376.057 3.784.581

2005 54.237.139 17.612

Ocak-Aralık 2006 71.745.426 0

56


Kuzey Ege- Çandarlı Limanı 1976 yılından bu yana DPT gündeminde olan Kuzey Ege Çandarlı Limanı projesi, Ġzmir‟in kuzeyinde Çandarlı Bölgesi‟nde Yunanistan‟ın Pire Limanı‟na alternatif olmak üzere 20 Milyon Ton /Yıl kapasiteli yeni bir Konteynır Limanı olarak planlanmaktadır. Söz konusu proje ile ilgili olarak uygun ÇED onayı 17 Mart 2005 tarihinde alınmıĢtır. ( Anonim-2) Liman Konteynır gemilerine hizmet verecek olup, ayrıca Ro-Ro, genel ve dökme yük gemileri de limandan yararlanabilecektir. ( Anonim-2)

2. 4. 1. 2. Havalimanı kullanımı 2003 yılında 73 olan günlük uçak trafiği, 2007 yılında 200 uçağa ulaĢmıĢtır. 2006 yılında 5,5 milyon yolcu, 2007 yılında ise 6,5 milyon yolcu taĢınmıĢtır. DıĢ Hatlar Terminal Binası‟nın faaliyete geçmesi ve Eski DıĢ Hatlar Terminal Binası‟nın Ġç Hatlar Terminal Binası‟na dönüĢtürülmesi Adnan Menderes Havalimanı‟nı toplam kapasitesini 9 milyon yolcu/yıla çıkararak çağdaĢ bir görünüme kavuĢturmuĢ ve en önemli transfer merkezlerinden biri hale getirmiĢtir. Uçakların dağılımının 24 saat esasına göre yapılması halinde havalimanının yıllık kapasitesi 12 Milyon yolcuya çıkabilecektir. Ġzmir‟den, yurt içi 19 noktaya, dıĢ hatlarda 56 hava yolu Ģirketi ile 103 noktaya uçuĢ yapılmaktadır. ( Anonim-2)

2. 4. 1. 3. Serbest Bölgeler Genel olarak serbest bölgeler; ülkenin siyasi sınırları içinde olmakla beraber gümrük bölgesi dıĢında sayılan, ülkede geçerli ticari, mali ve iktisadi alanlara iliĢkin hukuki ve idari düzenlemelerin uygulanmadığı veya kısmen uygulandığı, sınaî ve ticari faaliyetler için daha geniĢ tevsiklerin tanındığı ve fiziki olarak ülkenin diğer kısımlarından ayrılan yerler olarak 57


tanımlanabilir. 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu'nda serbest bölgelerin kurulması ve isletilmesindeki temel amaçlar; ihracat için yatırım ve üretimi artırmak, yabancı sermaye ve teknoloji giriĢini hızlandırmak, ekonominin girdi ihtiyacını ucuz ve düzenli bir Ģekilde temin etmek, dıĢ finansman ve ticaret imkânlarından daha fazla yararlanmak olarak sıralanmıĢtır. Bulundukları ülke ekonomilerine sağladıkları katkıların yanında, esnek ve çağdaĢ idari yapılarıyla dıĢ ticarete yönelmek isteyen firmalara modern ve geliĢmiĢ bir yatırım ortamı sağlayan serbest bölgeler lojistik merkezler olarak ülkemizde de önemlerini artırmaktadırlar. ( Anonim-2) Ülkemizde temel olarak ihracata dayalı yatırım ve üretimi teĢvik etmek amacıyla 1987 yılından bu yana Akdeniz kıyısında, Mersin, Antalya ve Adana-Yumurtalık Serbest Bölgeleri, Ege Bölgesinde Ege (Ġzmir), Denizli ve Ġzmir Menemen Deri Serbest Bölgeleri, Marmara Bölgesinde, Ġstanbul Atatürk Havalimanı, Ġstanbul Deri ve Endüstri, Ġstanbul Trakya, Avrupa, Kocaeli, TÜBĠTAK-MAM Teknoloji ve Bursa Serbest Bölgeleri, Karadeniz kıyısında, Trabzon, Rize ve Samsun Serbest Bölgeleri, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Mardin ve Gaziantep Serbest Bölgeleri, Doğu Anadolu Bölgesinde Erzurum Doğu Anadolu Serbest Bölgesi, Ġç Anadolu Bölgesinde, Kayseri Serbest Bölgesi faaliyete geçmiĢtir. ( Anonim-2) Ġzmir‟deki serbest bölgelerin ticaret hacimleri tablo‟da görülmektedir. 2007 yılında Ġzmir‟deki Serbest Bölgelerin ticaret hacmi, ülkemizdeki tüm serbest bölgelerin % 18,38‟ini karĢılamıĢtır. ( Anonim-2) Tablo 18: Ġzmir‟deki Serbest Bölgelerin Ticaret Hacimlerinin Yıllara Göre DeğiĢimi ve Ülke Geneli ile KarĢılaĢtırılması (1000 ABD $) 2004 Ege Menemen İzmir Türkiye İzmirTürkiye Oranı( %)

3.241.026 309.161 3.550.186 22.110.402 16,05

%20052004 16,20 1,84 14,95 5,66

2005 3.766.021 314.865 4.080.886 23.362.826 17,47

%20062005 6,25 21,66 7,44 1,97

2006 4.001.498 383.072 4.384.570 23.824.029 18,40

%20072006 2,28 10,64 3,01 3,15

2007 4.092.781 423.836 4.516.617 24.573.445 18,38

58


Ege Serbest Bölgesi Türkiye'de özel Ģirket tarafından kurulan ve isletilen ilk üretim serbest bölgesidir. Ege Serbest Bölgesi yüksek teknoloji üretimine dayalı olarak düĢünülmüĢ ve bu yolda çalıĢmalarını hızla ilerletmekte olan bir bölgedir. 14.09.1990 tarihinde hizmete giren Ege Serbest Bölgesi, Ġzmir‟in Gaziemir ilçesinde 220 hektarlık bir alan üzerinde kurulmuĢtur. Uluslararası Adnan Menderes Havaalanı‟na 4 km, Ġzmir Limanı‟na 12 km, otobana 1 km ve ÇeĢme Ro-Ro Limanı‟na 60 km mesafededir. ( Anonim-2) Ege Serbest Bölgesi 73‟ü yabancı 295 firmaya ev sahipliği yapmaktadır. Bu firmalar elektronik, otomotiv, makine, tekstil, enformasyon teknolojisi, optik aletler, elektrik, kimya, mobilya, tıbbi cihazlar ve diğer hafif sanayi kollarında faaliyetlerini sürdürmektedir. Ege Serbest Bölgesi, yabancı sermayeye sunduğu istikrarlı ve kaliteli hizmet doğrultusunda ülkemizdeki serbest bölgelerde gerçeklesen yabancı sermaye yatırımlarının en yoğun olduğu bölgedir. Dünyanın bir baĢka ülkesinden hammadde veya ürün talep edildiğinde gümrük vergisiz ve KDV‟siz getirtilebilmektedir. Bölgeden yurtdıĢına mal hareketinde, yabancı sermayeli kuruluĢların payı yüzde 70 oranındadır. Ġzmir‟in dıĢ ticaret fazlası vermesinde, Ege Serbest Bölgesinde gerçeklesen üretim ve ihracatın önemli bir katkısı vardır. 2007 yılında 4,092 milyar dolar ticaret hacmi ile Ege Serbest Bölgesi 14.562 kiĢiye istihdam yaratmıĢtır. Ege Serbest Bölgesi ülkemizdeki serbest bölgelerin toplam istihdamının yaklaĢık 1/3‟ünü karĢılamaktadır. ( Anonim-2) İDESBAS Menemen Serbest Bölgesi Menemen Serbest Bölgesi, 1998 yılında kurulusu gerçekleĢtirilen ve sermayesinin %100‟ü 142 gerçek kiĢiye ait olan bir bölgedir. Aliağa Limanı‟na 26 km, Ġzmir Limanı‟na 40 km, Ġzmir merkeze 45 km, Çanakkale yoluna 11 km ve Adnan Menderes Havaalanı‟na 55 km uzaklıktadır. ( Anonim-2)

59


Ġzmir Menemen Deri Serbest Bölgesi deri üretimi yapan firmalar deri yan sanayi ve tüm ağır sanayi için altyapısı hazır parselleri ve kullanıma hazır fabrika binaları hizmete sunmaktadır. Bölgede faaliyet göstermek isteyen firmalar DTM ve Serbest Bölge Genel Müdürlüğünden faaliyet ruhsatı almak durumundadırlar. Bölge içinde yapılan yatırımın sermaye katılım payında herhangi bir sınırlama yoktur. Yurtiçinden serbest bölgeye yapılan satıĢlar ihracat sayıldığından, bölge kullanıcıları KDV'siz ve ihraç fiyatına mal satın alabilirler. Ağır sanayi ve özellikle deri üretim firmaları modern atık su arıtma tesisinden faydalanarak dünya piyasalarında rekabet avantajı sağlayabilirler. ( Anonim-2)

60


3. ÖRGÜTLER 3. 1. BÖLGESEL ÖRGÜTLER 3. 1. 1. Ekonomik İşbirliği Örgütü ‘ ECO’ Ekonomik ĠĢbirliği Örgütü (ECO) 1985 yılında Türkiye, Ġran ve Pakistan arasında kültürel ekonomik ve ticari iĢbirliğini geliĢtirmek amacıyla kurulmuĢtur. EĠT, 1964-1979 yılları arasında faaliyet gösteren Kalkınma için Bölgesel ĠĢbirliği TeĢkilatının (RCD – Regional Cooperation for Development) takipçi kuruluĢudur. Orta Asya ĠĢbirliği TeĢkilatı CACO' nun da devamı niteliğindedir. Tarihi köklerinde Sadabat Paktı da vardır. Birlik aynı zamanda Türk/Fars ortaklığını, ortak Selçuklu kültürünü yansıtmaktadır. (URL- 16) Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla diğer Türk Devletleri de bu örgüte dahil olmuĢlardır. Ekonomik ĠĢbirliği TeĢkilatı (EĠT) olarak da bilinir. ECO' nun halen 10 üyesi bulunmaktadır, bu ülkeler: Türkiye, Pakistan, Ġran, Azerbaycan, Afganistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Özbekistan‟dır. ( URL- 17) Üç kurucu üye devlet arasında ilk olarak 12 Mart 1977 yılında imzalanıp; 1990, 1992 ve 1996 yıllarında tadil edilen Ġzmir AntlaĢması, EĠT‟in temel antlaĢmasıdır. Ġzmir AntlaĢması‟nda yer aldığı üzere, sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın teĢviki için bölgedeki ekonomik ve sosyal potansiyellerin harekete geçirilmesi, Üye ülkeler arasında ve dıĢ dünya ile ulaĢım ve haberleĢme altyapısının geliĢtirilmesi, Ekonomik liberalizasyon ve özelleĢtirmenin sağlanması, Ekolojik denge ve çevrenin korunması alanında bölgesel iĢbirliği sağlanması, üye ülkelerdeki yaĢam standartlarının ve hayat kalitesinin yükseltilmesi, bölge içi ve dıĢ ticaretinin attırılması ve ekonomik, sosyal, kültürel, teknik ve bilimsel alanlarda etkin iĢbirliği ve karĢılıklı yardımlaĢmanın özendirilmesi EĠT‟in amaçları arasındadır. ( URL- 18)

61


3. 1. 2. Kalkınmakta Olan 8 Ülke ‘ D- 8’ D-8‟in kurulmasına yönelik olarak atılan ilk adımı, Türkiye'nin daveti üzerine, 22 Ekim 1996 tarihinde Ġstanbul'da düzenlenen "Kalkınmada ĠĢbirliği Konferansı" nın ardından Ġstanbul‟da 15 Haziran 1997 tarihinde yapılan BangladeĢ, Endonezya, Ġran, Malezya, Mısır, Nijerya, Pakistan ve Türkiye Devlet ve Hükümet baĢkanları zirvesinde Ġstanbul Deklarasyonu ile kurulmuĢtur. ( URL- 19) D-8, kalkınmada iĢbirliğini sağlamaya, üye ülkeler arasında ekonomik ve ticari iĢbirliğinin geliĢtirilmesine yönelik bir oluĢumdur. D-8‟in amacı kalkınma yolundaki ülkelerin dünya ekonomisi içindeki konumlarını iyileĢtirmek, ticari iliĢkilerini çeĢitlendirmek ve ticaret alanında

üye

ülkelere

yeni

imkanlar

yaratmak,

uluslararası

seviyede

karar

verme

mekanizmalarına güçlü biçimde katılımlarını sağlamak ve halklarının yaĢam seviyesini yükseltmektir. ( URL- 20) D-8 çerçevesinde iĢbirliği esas itibariyle sektörel bazda yürütülmektedir. Türkiye sanayi, sağlık ve çevre; BangladeĢ kırsal kalkınma; Endonezya yoksullukla mücadele ve insan kaynakları; Ġran bilim ve teknoloji; Malezya finans, bankacılık ve özelleĢtirme; Mısır ticaret; Nijerya enerji; Pakistan ise tarım ve balıkçılık alanındaki iĢbirliği çalıĢmalarını koordine etmektedir. ( URL- 20) Türkiye‟nin D-8 ülkeleriyle olan ticaret iliĢkilerine bakıldığında en çok ihracatın Mısır ve Ġran ile gerçekleĢtiği, ithalatın ise en çok Ġran ile yapıldığı görülmektedir. Kasım 2006 itibariyle Ġran‟a en çok ihraç edilen tekstil ürünü 88 milyon dolar ile dokumacılık ürünleri olurken, Ġran‟dan alınan tekstil ürünlerinin baĢında 13 milyon dolarla yine dokumacılık ürünleri gelir. 2005‟te Mısır‟a ihraç edilen ürünlerin baĢında % 6.3 oranla sentetik suni lifler gelir. Mısır ve Türkiye arasında 1988 yılından itibaren imzalanan anlaĢmalar ve protokoller ıĢığında tekstil sektörü de geliĢmiĢ ve Türk tekstil firmaları Mısır‟da kendi pazarlarını yaratmıĢlardır. (URL-21)

62


3. 1. 3. İslam Ülkeleri Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi ‘ İSEDAK’ Ġslam Konferansı Örgütü (ĠKÖ), 25 Eylül 1969 tarihinde Fas‟ın baĢkenti Rabat‟ta toplanan Zirve sonucu uluslararası barıĢ ve uyumun tesisi çerçevesinde Müslüman ülkeler arasında dayanıĢma ve iĢbirliğinin ilerletilmesi amacıyla kurulmuĢtur. (URL-22 ) 55 üyesi vardır: Afganistan, Arnavutluk, Azerbaycan, Bahreyn, BangladeĢ, Benin, BirleĢik Arap Emirlikleri, Brunei, Burkina Faso, Cezayir, Cibuti, Endonezya, FildiĢi Sahili, Filistin Ulusal Yönetimi, Gabon, Gambiya, Gine, Gine Bissau, Guyana, Kamerun, Katar, Kazakistan, Komor, Kuveyt, Kırgızistan, Libya, Lübnan, Maldivler, Malezya, Mali, Moritanya, Mozambik, Mısır, Nijer, Nijerya, Pakistan, Senegal, Sierra Leone, Somali, Sudan, Surinam, Suriye, Suudi Arabistan, Tacikistan, Togo, Tunus, Türkiye, Türkmenistan, Uganda, Umman, Yemen, Çad, Özbekistan, Ürdün, Ġran. Ġslam Konferanslarının amaçları, ĠKÖ ġartı‟nda Ģu Ģekilde belirlenmiĢtir:  Üye devletlerarasında Ġslam dayanıĢmasını geliĢtirmek,  Ġktisadi, sosyal, kültürel, bilimsel ve diğer önemli faaliyet sahalarında üye devletlerarasında iĢbirliğini güçlendirmek ve uluslararası örgütlerde üye devletlerarasında dayanıĢmayı yürütmek,  Irk ayrımını, fark gözetmeyi bertaraf etmeye ve sömürgeciliğin her Ģeklini ortadan kaldırmaya gayret etmek,  Adalet üzerine kurulu uluslararası barıĢ ve güvenliği desteklemek için gerekli tedbirleri almak,  Kutsal yerlerin korunması için sarfedilen gayretleri ve Filistin halkının mücadelesi için sağlanan desteği koordine etmek, haklarını tekrar kazanması ve topraklarını kurtarması için Filistin halkına yardım etmek,  Bütün Müslüman milletlerin onur, bağımsızlık ve ulusal haklarını korumak amacıyla verdikleri mücadeleyi desteklemek;  Üye devletler ile diğer ülkeler arasında iĢbirliği ve anlayıĢı geliĢtirmeye elveriĢli ortam yaratmak. ( URL- 23)

ĠSEDAK 1981 yılında Mekke ve Taif‟de düzenlenen Üçüncü Ġslam Zirve Konferansında kurulmuĢ olan üç Daimi Komiteden biridir. Üçüncü Zirvede kurulan Bilimsel ve Teknolojik 63


ĠĢbirliği Daimi Komitesi (COMSTECH)‟ nin baĢkanlığına

Pakistan

Devlet BaĢkanı,

Enformasyon ve Kültür ĠĢleri Daimi Komitesi (COMIAC)‟ nin baĢkanlığına ise Senegal Devlet BaĢkanı seçilmiĢtir. ĠSEDAK ise, baĢkanı seçilemediğinden 1984 yılına kadar faaliyete geçememiĢtir. 1984 yılı baĢında Kazablanka‟da yapılan Dördüncü Ġslam Zirve Konferasında, Türkiye CumhurbaĢkanının baĢkanlığına seçilmesi üzerine ĠSEDAK, aynı yıl Kasım ayında Ġstanbul‟da yapılan Birinci Toplantısı ile faaliyetlerine baĢlamıĢtır. Üçüncü Ġslam Zirvesinde kabul edilen karar gereğince ĠSEDAK‟ın görevleri Ģunlardır:  ĠKT tarafından ekonomik ve ticari iĢbirliği alanında alınmıĢ ve alınacak kararların uygulanmasını izlemek;  Üye ülkeler arasında ekonomik ve ticari iĢbirliğini güçlendirebilecek tüm önlemleri almak;  Üye ülkelerin ekonomik ve ticari alanlardaki kapasitelerini arttırmaya yönelik programlar hazırlamak ve öneriler sunmak. ( URL- 24)

Türkiye CumhurbaĢkanı 1984 yılında Kazablanka‟da yapılan Dördüncü Ġslam Zirve Konferansında ĠSEDAK baĢkanlığına seçilmiĢ, böylece, Türkiye, Ġslam Ülkeleri arasındaki çok taraflı ekonomik iĢbirliği faaliyetleri alanında etkin bir konuma da gelmiĢtir. Türkiye üzerine aldığı ĠSEDAK baĢkanlığı görevini, disiplinli ve düzenli yıllık toplantılarla sürdürmüĢ ve proje bazında somut geliĢmeler kaydedilmesini sağlamıĢtır. ĠSEDAK bu çalıĢmalarıyla kısa zamanda temayüz etmiĢ ve üye ülkeler nezdinde saygınlık kazanmıĢtır. ( URL- 24) ĠKÖ bütçesi üye ülkelerin ödedikleri katkı paylarından karĢılanmaktadır. Katkı payları ülkelerin milli gelirine göre saptanmıĢtır. Türkiye'nin ödemekte olduğu katkı payı oranı ĠKÖ Genel Sekreterliği ve yan kuruluĢlarının toplam bütçelerinin % 5‟idir. (URL- 23)

3. 1. 4. Türk Cumhuriyetleri Birliği Gerçek olan dar anlamıyla, bağımsız Türk devletlerinin bir araya gelerek Avrupa Birliği'ne benzer bir yapı oluĢturabileceğine yönelik fikir oluĢumlarıdır. Bu fikir oluĢumlarının çoğu duygusal temellere ve Türkçülük ideolojisine dayanır. Ancak her siyasi görüĢün gerçekte ekonomik temeli olur. Avrupa Birliği benzeri Türk Birliği görüĢü ekonomik bir temelden

64


yoksundur. Ancak kültürel, tarihi, manevi temeli olduğu tartıĢılmaz bir gerçekliktir. Ekonomik temellerin geliĢtirilmesi böyle bir uluslararası örgütü doğurabilir. ( URL- 25) Türk Cumhuriyetleri Birliği ve Türkiye Türkiye, bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra Türk Cumhuriyetleri ile çok yönlü ve özel ekonomik iliĢkiler(ikili ticari anlaĢmalar, kayrılan ülke uygulamaları, gümrük muafiyetleri, vergi muafiyetleri, vb.) kurmuĢtur. Ekonomik ve ticari iliĢkilerin geliĢtirilmesinde ulaĢtırma ve haberleĢmenin önemi nedeniyle, bu alanlarda iĢbirliğine öncelik verilerek kara ve hava ulaĢım anlaĢmaları yapılmıĢtır. Kurulan telefon santralleri ve yer uydu istasyonları ile bu ülkelerin dünya ile haberleĢmeleri Türkiye üzerinden sağlanmıĢtır. Bu arada petrol, doğalgaz ve maden cevherlerinin çıkarımı, iĢletilmesi ve ulaĢımı ile enerji, tarım ve hizmet kesimlerinde ortak yatırım için anlaĢmalar yapılmıĢtır. (Kabasakal, 2001) Ekonomik çıkarlar, Türkçe konuĢan ülkelerin birlikte hareket etmeleri gereğini ortaya çıkarmaktadır. Özellikle enerji alanında Türk devletlerinin sahip olduğu kaynaklar, bu kaynakların piyasaya aktarılabilmesi için birbirine bağlanmasına zemin hazırlamaktadır. TürkiyeAzerbaycan-Kazakistan ve Türkmenistan boru hatlarıyla birbirine bağlanmaktadır. Boru hatlarıyla gelen ekonomik birliktelik (ya da iktisadi bağlılık) siyasi arenada ortak hareket etmeye neden olmaktadır. ( URL- 25) Türkiye‟nin Türk Cumhuriyetleri‟nden daha ziyade hammadde ithalatı yaptığı ve bu ülkelere mamul maddeler ihraç ettiği görülmektedir. Tablo 19: Türkiye‟nin Türk Cumhuriyetleri‟ne Ġhracatı (Milyon $) Ülkeler 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 94.02 68.21 132.12 161.14 239.22 319.80 327.16 248.05 239.73 Azerbaycan 13.72 67.85 106.58 150.77 163.32 210.58 214.30 96.59 116.14 Kazakistan 1.81 17.04 14.85 38.15 47.08 48.43 41.51 23.19 20.28 Kırgızistan 36.62 213.53 131.80 138.54 229.85 210.59 156.18 99.13 82.12 Özbekistan 83.88 84.15 56.28 127.12 117.53 95.81 106.62 119.45 Türkmenistan 7.28 153.45 450.51 469.50 545.08 907.93 907.93 834.96 573.58 567.72 Toplam Kaynak: Öner Kabasakal, “Türkiye‟nin Türk Cumhuriyetleri Ġle Ekonomik ve Ticari ĠliĢkileri, Avrasya Etüdleri 2001

65


Tablo 20: Türkiye‟nin Türk Cumhuriyetlerinden Ġthalatı (Milyon $) Ülkeler 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 25. 46 33.93 8.88 21.77 38.23 58.17 50.34 44.00 95.60 Azerbaycan 8.78 43.74 32.30 86.63 93.69 164.90 253.56 295.91 346.34 Kazakistan 1.34 3.47 3.65 5.51 5.87 7.45 6.77 2.77 2.31 Kırgızistan 20.26 31.93 78.59 61.52 56.47 94.61 96.20 47.47 85.79 Özbekistan 76.89 65.55 111.82 99.89 72.60 41.99 67.02 97.80 Türkmenistan 17.97 73.81 188.97 188.97 287.25 294.15 397.73 448.96 457.17 627.84 Toplam Kaynak: Öner Kabasakal, “Türkiye‟nin Türk Cumhuriyetleri Ġle Ekonomik ve Ticari ĠliĢkileri, Avrasya Etüdleri 2001

Türk Cumhuriyetleri‟ne yönelik ihracat ve yatırım faaliyetleri ilk yıllarda Eximbank kredileri ile desteklenmiĢ ve bu dönemde gerek ihracatımızda, gerek üstlenilen müteahhitlik projelerinde ciddi bir artıĢ görülmüĢtür. Ancak, kredi desteğinin azalmasıyla birlikte bu olumlu süreç hızla tersine dönmüĢ, finansman tercihi bakımından Batılı ve Uzak Doğulu firmalar ile rekabet Ģansı olmayan firmalarımız yavaĢ yavaĢ pazardan çekilmeye baĢlamıĢlardır (Kabasakal, 2001) . Ġstanbul Menkul Kıymetler Borsası öncülüğünde 1995 yılında Avrasya Borsalar Federasyonu kurulmuĢtur.

3. 1. 5. Karadeniz Ekonomik İş Birliği ‘ BSEC’ Karadeniz Ekonomik ĠĢbirliği (KEĠ), Türkiye‟nin giriĢimi ve öncülüğüyle 25 Haziran 1992 tarihinde Ġstanbul Zirvesi sırasında yayımlanan Deklarasyon ile kurulmuĢtur. 12 üyesi vardır: Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Romanya, Federasyonu,

Rusya

Türkiye,

Ukrayna,

Yunanistan,

Sırbistan.

Soğuk SavaĢ sonrası dönemde Karadeniz çevresinde kurulan böyle bir iĢbirliği örgütü ile bölgesel barıĢ, gönenç ve istikrarın sağlanması yanında bölgedeki ekonomik değiĢim sürecinin hızlandırılmasına da katkıda bulunmak hedeflenmiĢtir. KEĠ ġartında, ekonomik iĢbirliği çerçevesinde; ticaretin geliĢtirilmesi, bankacılık ve finansman, iletiĢim, çevrenin korunması, tarım, enerji, bilim ve teknoloji, eğitim, istatistik verileri ve ekonomik bilgi değiĢimi, sağlık ve eczacılık ile ulaĢım önde gelen alanlar olarak sıralanmıĢtır. ( URL-26)

66


Söz konusu alanlarla ilgili olarak iĢ dünyasının ve sivil toplumun görüĢ ve önerilerini aktarmak üzere üye devletlerin iĢ çevrelerinin temsilcilerinin katılımıyla uluslararası bir sivil toplum niteliğinde “KEĠ ĠĢ Konseyi” oluĢturulmuĢtur. Türkiye‟nin ev sahipliğinde kurulan KEĠ ĠK Sekreteryası, 1992 yılından bu yana Ġstanbul‟da faaliyet göstermektedir. Türkiye, KEĠ ĠĢ Konseyi nezdinde DıĢ Ekonomik ĠliĢkiler Kurulu (DEĠK) tarafından temsil edilmektedir. 1 Mayıs - 30 Ekim 2007 itibarıyla dönem baĢkanlığının Türkiye‟ ye verilmiĢtir. (URL- 24)

3. 2. Uluslararası Örgütler 3. 2. 1. Birleşmiş Milletler ‘ BM’ BirleĢmiĢ Milletler (BM) II. Dünya SavaĢı‟nın ardından savaĢların ve barıĢa karĢı tehditlerin tekrarını önlemek ve uluslararası barıĢ ve güvenliği korumak amacıyla kurulmuĢtur. BM Yasası, 25 Nisan - 26 Haziran 1945 tarihleri arasında düzenlenen toplantılarda görüĢülmüĢ ve aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 50 ülke tarafından 26 Haziran 1945 tarihinde San Fransisco'da imzalanmıĢtır. Daha sonra bu toplantılara katılmayan Polonya‟nın da BM Yasası'nı imzalamasıyla, kurucu üye devletlerin sayısı 51‟e yükselmiĢtir. 2006 yılında üye sayısı son olarak 192‟ye çıkmıĢtır. ( URL- 27) Türkiye, BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği boyunca, etkin çok taraflılık ile uluslararası barıĢ ve güvenliğin güçlendirilmesine; terörizm, uyuĢturucu kaçakçılığı ve organize suçlarla mücadeleye; kalkınmaya iliĢkin konulara uluslararası toplum tarafından daha geniĢ yer verilmesine; uluslararası hukuk temelinde Ģekillenecek bir uluslararası düzene ulaĢılmasına ve kültürlerarası diyaloga önemli katkılarda bulunmayı amaç edinmiĢtir. BM Güvenlik Konseyi içindeki görev dağılımına göre 2009 yılında Kuzey Kore Yaptırım Komitesi ile Kongo Demokratik Cumhuriyeti Yaptırım Komitesinin baĢkanlığını yürütmüĢtür. Türkiye, önümüzdeki yıl Afganistan konusunun koordinatörlüğünü ve Terörizmle Mücadele Komitesinin baĢkanlığını devralacaktır. ( URL- 27)

67


3. 2. 1. 1. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ‘ UNDP’ BirleĢmiĢ Milletler‟in küresel kalkınma ağı olan BirleĢmiĢ Milletler Kalkınma Programı (UNDP), insanlara bilgi, deneyim ve daha iyi bir yaĢam kurmaları için kaynak ulaĢtıran ve değiĢimi savunan bir kuruluĢtur. UNDP BirleĢmiĢ Milletler Genel Meclisi kapsamında faaliyet göstermektedir ve UNDP BaĢkanı BirleĢmiĢ Milletler bünyesinde bulunan en yüksek üçüncü üyedir. 2005 yılından bu yana UNDP BaĢkanlığını Kemal DerviĢ yürütmektedir. UNDP‟nin ana çalıĢma alanları Demokratik YönetiĢim, Yoksulluğun Azaltılması, Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma, Enerji ve HIV/AIDS‟tir. ( URL- 37) BirleĢmiĢ Milletler Kalkınma Programı (UNDP) hükümetler, sivil toplum kuruluĢları, uluslararası Ģirket ve örgütlerle iĢbirliği halinde, kalkınma alanında ekonomik ve sosyal çalıĢmalar yapmakta, ülkelerin kendi bünyelerine uygun kalkınma modelleri oluĢturmalarına katkıda bulunmaktadır. UNDP ayrıca, BM Binyıl Zirvesinde kararlaĢtırılan Binyıl Kalkınma Hedefleri kapsamında, iyi yönetiĢim, yoksulluğun azaltılması, doğal afetler, sağlık, AIDS, sıtma ve tüberküloz gibi salgın hastalıklarla mücadele, eğitim, cinsiyet eĢitliği ve çevrenin sürdürülebilir kalkınması konuları üzerinde çalıĢmalar yapmaktadır. UNDP hâlihazırda 166 ülkede faaliyet göstermektedir. (URL- 28) UNDP ve Türkiye Türkiye UNDP iliĢkileri 1950‟li yıllara kadar uzanmaktadır. Bu tarihten itibaren Türkiye‟de, UNDP‟nin teknik yardımı çerçevesinde sosyal ve ekonomik alanda birçok proje hayata geçirilmiĢtir. UNDP ülkemizde özellikle iyi yönetiĢim, yoksulluğun azaltılması, enerji ve çevre, kriz yönetimi, doğal afetlerle mücadele, biliĢim ve iletiĢim konularına ağırlık vermektedir. Bu kapsamda, UNDP ile yürütülen projelerde, yoksulluk, eĢitsizlik (bölgesel kalkınma, gelir dağılımı, cinsiyet eĢitliği v.b.), çevre kirlenmesi konularına karĢı toplumsal duyarlılığın arttırılması, iyi yönetiĢim, katılımcılık ve Ģeffaflık gibi konular ön planda tutulmaktadır. (URL28)

68


3. 2. 1. 2. Birleşmiş milletler sınai kalkınma teşkilatı ‘ UNIDO’ BirleĢmiĢ Milletler Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO), geliĢmekte olan ülkelerin sınai kalkınma faaliyetlerine destek olmak amacıyla 1966‟da kurulmuĢ, 1986‟da BM‟in bir uzman kuruluĢu olmuĢtur. UNIDO: ( URL- 29) UNIDO ve Türkiye: Yabancı

yatırım,

uygun

teknolojilerin

geliĢtirilmesi

ve

transferi,

KOBĠ‟lerin

güçlendirilmesi, hidrojen enerjisi ve çevresel konular, Türkiye-UNIDO iliĢkilerinin her düzeyde geliĢtirilebileceği alanlar arasında yer almaktadır. Doğrudan yabancı sermayenin teĢviki amacıyla, ġubat 2005‟te, Ġstanbul Ticaret Odası bünyesinde UNIDO “Yatırım ve Teknoloji GeliĢtirme Ofisi” (ITPO) faaliyetlerine baĢlamıĢtır. ( URL- 30) 21. yüzyılda hidrojenin en önemli enerji kaynaklarından biri olacağı dikkate alınarak, beĢ yıl içinde 40 milyon Dolar finansman taahhüdü verdiğimiz Güvence Fonu AnlaĢması çerçevesinde Ġstanbul‟da bir “Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi‟‟ kurulmasına baĢlanmıĢ, Ģimdiye kadar sözkonusu meblağın 11,8 milyon Doları ülkemizce UNIDO‟ ya aktarılmıĢtır. ( URL- 31) Ülkemiz 2006, 2007 ve 2008 yıllarında ödenmek üzere UNIDO Sınai Kalkınma Fonu‟na yılda 500.000 ABD Doları gönüllü katkı taahhüdünde bulunmuĢtur. 2006 yılında yapılan katkının 250.000 Doları "Afrika Yatırım TeĢviki Ajansı Ağı" projesine tahsis edilmiĢtir. Katkının diğer yarısı da bazı Latin Amerika ve Karayip ülkelerindeki kalkınma projelerinde kullanılacaktır. Ülkemiz, her yıl UNIDO Ankara Bölgesel ĠĢbirliği Merkezi‟ne 200,000 ABD Doları katkıda bulunmaktadır. (URL-30) 3. 2. 2. Dünya Ticaret Örgütü ‘ WTO’ 1947- 48‟de Havana‟da toplanan 50‟ ye yakın ülke temsilcisi uluslararası ticaretin serbestleĢtirilmesi amacıyla bir araya gelmiĢler ve “geçici olarak” Gümrük Tarifeleri ve Ticaret 69


Genel AnlaĢması (GATT) imzalanmıĢtır. Geçici olarak ortaya çıkan GATT daha sonra sürekli bir kuruluĢ haline gelmiĢtir. Mal ticaretine iliĢkin çok taraflı kuralları belirleyen GATT‟ ın temel amacı üye devletlerin birbirleriyle adil ve tam rekabet koĢulları altında ticaret yapabilecekleri serbest ve açık bir ticaret sistemi oluĢturmaktır. GATT içerdiği kurallar itibariyle temelde dört ilkeye dayanmaktadır. Bu dört temel ilke; gümrük vergilerinin indirilerek konsolide edilmesi, en çok kayrılan ülke kaydı, uygulamada Ģeffaflığın sağlanması ve ulusal düzeyde ayırımcılık yapma yasağı olarak özetlenebilir. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Uruguay Round müzakereleri sonunda, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel AnlaĢması'nın (GATT) yerini alan çok taraflı hukuki belgeyi/anlaĢmayı 15 Nisan 1994 tarihinde MarakeĢ'te (Fas) imzalanan Dünya Ticaret Örgütü AnlaĢması (Final Act) ile kurulmuĢtur. ( URL- 32) Uluslararası ticaretin yönünün belirlendiği bir forum, üye ülkelerin ticari sorunlarını tek taraflı önlemlere baĢvurmadan çözümlediği bir organ ve geliĢme yolundaki ülkelerin çok taraflı ticaret sistemi ile bütünleĢmesine aracılık ve yardım eden iĢlevsel bir örgüt kimliği kazanmıĢtır. ( URL- 32) Günümüzde uluslararası ticaretin yasal temelleri DTÖ AnlaĢmaları ile belirlenmektedir. Bu bağlamda DTÖ AnlaĢmaları bağlayıcıdır ve DTÖ üyelerinin ticaret politikalarını bu AnlaĢmalar çerçevesinde belirlemeleri gerekmektedir. DTÖ‟ nün GATT‟ ın yerini almasıyla, AnlaĢmalara konu olan alanlar da geniĢlemiĢtir. GATT genellikle malların ticaretini kapsarken, DTÖ AnlaĢmaları hizmetlerin ticareti ve fikri mülkiyet hakları gibi farklı konuları da kapsamaktadır. ( URL- 38) Örgüt'ün temel iĢlevleri:  DTÖ'yü meydana getiren çok taraflı ve çoklu ticaret anlaĢmalarının uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak,  Çok taraflı ticaret müzakerelerinin yürütüldüğü bir forum oluĢturmak,  Ticari uyuĢmazlıkların çözümünü sağlamak,  Üye ülkelerin ulusal ticaret politikalarını izlemek, 70


 Küresel ekonomik politikayla ilgili diğer uluslararası kuruluĢlarla iĢbirliğini sağlamak,  GeliĢme yolundaki ve geçiĢ sürecindeki ekonomilerin çok taraflı ticaret sistemi ile bütünleĢmelerine yardımcı olmak. ( URL- 32)

3. 2. 3. Dünya Bankası ‘ WB’ Dünya Bankası, II. Dünya SavaĢı'ndan sonra Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası adıyla kurulmuĢ, 1947 yılında BirleĢmiĢ Milletler'in özerk uzman kuruluĢlarından biri olma özelliği kazanmıĢtır. Günümüzde 181 ülke Dünya Bankasının üyesidir. Bunlardan 11'i, banka sermayesinin % 55'ine sahiptir. Türkiye'nin sermayedeki payı ve oy gücü % 0,5 düzeyindedir. Dünya Bankası dünyadaki kalkınma yardımı kaynaklarının en büyüklerinden birisidir. Temel amacı, yoksul insanlara ve yoksul ülkelere yardım etmektir. Dünya Bankası eğitim, HIV/AIDS ve sağlık programları alanlarında en fazla mali kaynağı sağlayan kuruluĢtur. (URL- 33) Dünya Bankası bünyesinde beĢ ana kurum yer almaktadır. Bunlar: Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası - IBRD 1945 yılında kurulan IBRD, orta-gelirli ve yoksul olmakla birlikte kredi değerliliğine sahip ülkelerde yoksulluğu; krediler, garantiler ve kredi dıĢı olanaklar aracılığıyla sürdürülebilir kalkınmaya destek vererek ve analitik ve danıĢma hizmetlerinde bulunarak azaltmayı hedeflemektedir. IBRD kârı azamileĢtirmeye çalıĢmadığı halde1948 yılından bu yana her yıl net gelir elde etmiĢtir. Elde ettiği kârlar birçok kalkınma faaliyetinin fonlanmasında kullanılmakta ve mali gücüne katkıda bulunmaktadır. Dolayısıyla da, sermaye piyasalarında borç alan müĢterileri için düĢük maliyette ve iyi koĢullarda borçlanabilmektedir. Üye ülkelerin sahibi bulundukları IBRD'de oylama gücü, her üyenin göreceli ekonomik gücüne göre hesaplanan sermaye payına göre belirlenmektedir. ( URL- 39) Uluslararası Kalkınma Birliği - IDA 1960 yılında kurulan IDA, 2.4 milyar insanın barındığı dünyanın en yoksul ülkelerine yılda 6-7 milyar dolar faizsiz kredi verebilmektedir. Piyasa koĢullarında borçlanma kapasiteleri çok düĢük veya hiç olmayan bu ülkelerde, sağlanan bu mali desteğin hayati önemi vardır. Bu ülkelerin büyük kısmında ortalama gelir kiĢi baĢına yılda 500 doların altında olup, ayrıca birçok insan bunun altında bir gelirle yaĢamını 71


sürdürmektedir. IDA, ülkelerin eğitim, sağlık bakımı, temiz su ve sağlık koruma gibi temel hizmetlerden daha iyi biçimde yararlanılmasına yardımcı olmakta ve ekonomik kalkınma ile istihdama yönelik reformlarla yatırımlara destek vermektedir. ( URL- 39) Uluslararası Mali İşbirliği - IFC 1956 yılında kurulmuĢtur. IFC' nin görevi, özel sektör aracılığıyla ekonomik kalkınmayı geliĢtirmek, iĢ ortakları vasıtasıyla geliĢmek yolundaki ülkelerde sürdürülebilir özel giriĢime yatırım yapmak ve müĢterilerine uzun vadeli kredi, garanti ve risk yönetimi sağlamaktır. Bunun yanısıra danıĢma hizmeti de vermekte olan IFC, özel sektörden yatırımcıların uygun bulmadığı bölge ve sektörlerde yatırımda bulunmakta ve IFC katkısı olmadan ticari yatırımcıların fazla riskli buldukları piyasalarda ümit vaat eden fırsatlar geliĢtirmektedir. ( URL- 39) Çoktaraflı Yatırımlar Garanti Ajansı - MIGA 1985 yılında kurulan MIGA, yabancı sermayenin geliĢme yolundaki ülkelerde istimlâk, paranın konvertibl olmaması, transfer kısıtlamaları, savaĢ ve sivil karıĢıklıklar gibi ticari olmayan risklere karĢı korunarak teĢvik edilebilmesi için garantiler sağlamaktadır. MIGA, yatırım olanaklarıyla ilgili bilginin ülkelerce yaygınlaĢtırılabilmesi için teknik yardım da sağlamaktadır. Bu kuruluĢ yatırım uzlaĢmazlığı olduğunda talep üzerine arabuluculuk hizmeti de sunmaktadır. ( URL- 39) Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi - ICSID 1965 yılında kurulan ICSID, ICSID, yatırım uyuĢmazlıklarında uzlaĢma ve tahkim olanakları sağlayarak yabancı yatırımı teĢvik etmeye çalıĢmaktadır. Bu suretle ülkelerle yabancı yatırımcılar arasında müĢterek güvenin olduğu bir ortam yaratılmaktadır. Yatırımlarla ilgili birçok uluslararası sözleĢme, ICSID'nın tahkim olanaklarına referansta bulunmaktadır. ICSID'nin, tahkim hukuku ile yabancı sermaye hukuku alanında araĢtırma ve yayın faaliyetleri de vardır. ( URL- 39) 3. 2. 4. Ekonomik İşbirliği Ve Kalkınma Örgütü ‘ OECD’ Ġktisadi ĠĢbirliği ve GeliĢme TeĢkilatı, OECD, 1947- 1960 yılları arasında faaliyette bulunan Avrupa Ġktisadi ĠĢbirliği TeĢkilatı'nın (OEEC) yerine oluĢturulmuĢ uluslararası bir kuruluĢtur. Ġkinci Dünya SavaĢı sonrasında yıkıma uğrayan Batı Avrupa ekonomilerinin onarımı amacıyla Marshall Planı çerçevesinde ABD'nin yaptığı yardımların

dağıtımına

yardımcı olmak ve Avrupa ülkeleri arasındaki ticari ödemeleri serbestleĢtirerek geliĢtirmek için 72


kurulan

OEEC, zamanla fonksiyonlarını kaybetmiĢtir. Nitekim, 1960'lara

doğru

Batı

Avrupa'nın yeniden imarı ve ekonomik yönden güçlenmesi büyük ölçüde tamamlanmıĢtır. ( URL- 34) 1946 yılında kurulan Avrupa Ekonomik ĠĢ Birliğinin temelleri üzerine 14 Aralık 1960 yılında imzalanan Paris AntlaĢması ile kurulmuĢtur. Örgütün baĢlıca amaçları Ģu Ģekilde sıralanabilir:  Finansal istikrarın eĢzamanlı olarak korunduğu üye ülkelerde ve hem de özellikle geliĢmekte olan ülkelerde halkın yaĢam standartının iyileĢtirilmesi, sürekli ve dengeli ekonomik geliĢim sağlayan politikaya destek ve yardım, iĢsizliğin ortadan kaldırılması;  Ekonomik geniĢleme politikasının uyandırılması ve sosyo-ekonomik eĢgüdümlü geliĢmenin desteklenmesi;  Uluslararası yükümlülüklere uygun olarak çok taraflı ve ülkeler arasında ayrım gözetmeyen dünya ticaretinin geliĢtirilmesine destek verilmesi. OECD'ye üye veya bu örgüte üyelik talebinde bulunan ülkeler, sosyo-politik ve ekonomik yaĢamda, demokrasi, Ġnsan haklarına ve yurttaĢ özgürlüğüne bağlılık ile açık pazar ekonomisi çerçevesinde istikrarlı geliĢimi vazgeçilmez değerler olarak benimsemiĢlerdir. ( URL- 40) OECD ve Türkiye Üyeliğimiz,

her Ģeyden önce, uluslararası ekonomik alanda giderek

süratlenen

geliĢmeleri yakından izleme ve Batılı ülkelerle birlikte ortak politika tespitlerinin yapılmasına katkıda bulunma olanağı sağlamaktadır. Ülkemizin ana hedeflerinden biri, serbest piyasa ve rekabet

ilkeleri

doğrultusunda

söz konusu dıĢa

açılım

ve

bütünleĢme

sürecini

hızlandırmaktır. 3. 1. 6. Güneydoğu Avrupa İşbirliği Girişimi ‘ SECI’ Balkanlar‟da barıĢ ve istikrarın yerleĢmesine yardımcı olmak, bölge ülkeleri arasında her alandaki iliĢkileri artırmak, mevcut sorun ve engelleri azaltmaya çalıĢmak amacıyla, Ocak 1997 tarihinde Güneydoğu Avrupa ĠĢbirliği GiriĢimi (South East European Co-operation Initiative) 73


baĢlatılmıĢtır. Bu giriĢime Türkiye, Arnavutluk, Hırvatistan, Macaristan, Slovenya, Bulgaristan, Romanya, Moldova, Yunanistan, Bosna-Hersek ve Makedonya olmak üzere toplam 11 bölge ülkesi katılmaktadır. SECI bünyesinde gündemde olan 3 proje:  Organize Suçlar ve Yolsuzlukla Mücadele için SECI Bölgesel Merkezi  Sınır GeçiĢlerinin KolaylaĢtırılması  SECI Bölgesinde Ana UlaĢım Koridorlarında Darboğazların TeĢhisi ve Ortadan Kaldırılması için Kısa Vadeli Önlemlerin Belirlenmesi 3. 1. 7. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü ‘ NATO’ II. Dünya SavaĢı'nın bitmesi ve "soğuk savaĢ" döneminin baĢlamasıyla birlikte 12 ülke, 4 Nisan 1949'da Washington'da bir antlaĢma imzaladılar. Buna göre bu ülkeler, içlerinden herhangi birine yapılacak bir saldırıyı, öteki üye ülkelere yapılmıĢ sayacaklarını kabul ediyorlardı. Bu 12 ülke, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, Ġzlanda, Ġtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, Ġngiltere ve ABD idi. 1952'de Yunanistan ve Türkiye, 1955'te de Almanya Federal Cumhuriyeti topluluğa kabul edildiler. Kuzey Atlantik Konseyi'nin yönetim merkezi Brüksel'dedir. Burası, örgütün temel siyasal kararlarının alındığı yerdir. Örgütün en üst dereceli görevlisi genel sekreterdir. Her üye ülke, kendi seçtiği bir büyükelçi ile temsil edilir. NATO baĢkomutanı, kuvvetleri üye ülkelerce sağlanan NATO ordularının askeri planlama ve harekâtlarını denetler. (URL- 35) NATO‟ ya üye 26 devlet bulunmaktadır. Bunlar: Almanya, Amerika BirleĢik Devletleri, Belçika, BirleĢik Krallık, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Fransa, Hollanda, Ġspanya, Ġzlanda, Ġtalya, Kanada, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, Türkiye ve Yunanistan‟ dır.

74


3. 3. Uluslarüstü Kuruluşlar 3. 3. 1. Avrupa Birliği ‘ EU’ Uluslarüstü bir topluluk olan Avrupa Birliği‟nin temeli 1951 yılında Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Fransa, Almanya ve Ġtalya tarafından kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ile atılmıĢtır. Ulusal kömür ve çelik sanayilerinin uluslar üstü bir otorite tarafından kontrol edilmesi amacıyla kurulan bu topluluğun ardından, yine aynı ülkeler tarafından 1957 yılında Roma AnlaĢması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu kurulmuĢtur. AET, aynı zamanda söz konusu ülkeler arasında Gümrük Birliği kurulmasını da öngörmüĢtür. O tarihten bu yana yeni üyelerle geniĢleyen Avrupa Birliği 27 üyeye ulaĢmıĢ ve aynı zamanda ekonomik ve siyasi alanlarda yeni politikalar oluĢturarak gücünü arttırmıĢtır. 1993 yılında imzalanan Maastricht AnlaĢması günümüzde Avrupa Birliği‟nin yasal çerçevesini oluĢturmaktadır. ( URL- 41) Avrupa Birliği oluĢturduğu tek pazar ve tarım, ticaret, ulaĢtırma gibi alanlarda oluĢturduğu ortak politikalar ile uluslararası ekonomik arenada tek ses olarak hareket etmekte ve çok taraflı kuruluĢlar nezdinde tek ses olarak üyelerini temsil etmektedir. AB‟ nin oluĢmasında etkili olan topluluklar: 3. 3. 1. 1. Avrupa ekonomik topluluğu ‘ AET’ AB‟ ye üye ülkelerin 25 Mart 1957 tarihinde imzaladığı Roma AntlaĢması‟yla Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) kurulmuĢtur. Roma antlaĢmasıyla aynı tarihte Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kurulmuĢtur. 1958 yılında imzalanan Roma AntlaĢması ile üye ülkeler arasında gümrük birliğinin uygulanması öngörülmüĢtür. Ancak Roma AntlaĢması'nda nihai hedef, sadece ekonomik değil ortak tarım, ulaĢtırma, rekabet gibi diğer birçok alanda ortak politikalar oluĢturmaktır. Ayrıca ekonomik birliklerin kurulması, ortak dıĢ politikanın ve güvenlik politikasının oluĢturulması da antlaĢmadaki diğer hedeflerdir.

75


3. 1. 2. AB Gümrük birliği teşkilatı Türkiye- AB Gümrük Birliği TeĢkilatı; Türkiye ile Avrupa Toplulukları arasında 1 Ocak 1996

tarihi

itibariye

yürürlüğe

giren

Gümrük

Birliği,

Türkiye-

AB

ĠliĢkilerinin

kurumsallaĢtırılması sürecindeki en somut geliĢmedir. Ankara AnlaĢması 2.

maddesinde,

AnlaĢmanın amacı; “Türkiye ekonomisinin

hızlandırılmış kalkınmasını ve Türk halkının istihdam seviyesinin ve yaşama şartlarının yükseltilmesini sağlama gereğini tümü ile göz önünde bulundurarak taraflar arasındaki ticari, ekonomik ilişkileri aralıksız ve dengeli olarak güçlendirmeyi teşvik etmek” olarak belirlenmiĢ ve bu amaca ulaĢılması da yine ayın maddenin 2. paragrafında aĢamalı olarak bir gümrük birliği tesisine dayandırılmıĢtır. Gümrük Birliği sonrası: Türkiye ile AB üyesi ülkeler arasındaki sanayi malları ile iĢlenmiĢ gıda ürünleri ticaretinde, (gıda ürünlerinin sanayi payı için) hiçbir gümrük vergisi veya benzeri mali yükümlülük uygulanmamaktadır. Ayrıca Türkiye ile AB üyesi ülkeler arasındaki sanayi malları ile iĢlenmiĢ gıda ürünleri ticaretinde, miktar kısıtlamaları uygulanmamaktadır. Türkiye, AB‟nin Ortak Gümrük Tarifesini uygulamaya baĢlamıĢ ve ortak dıĢ ticaret politikasına uyum sağlamak için gerekli çalıĢmaları sürdürmektedir. AB ve Türkiye Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanmasına yönelik çalıĢmalar çerçevesinde kamu kurum ve kuruluĢlarının yapacakları hazırlık ve çalıĢmalarda iç koordinasyon ve uyumun plan ve programlara uygun olarak yönlendirilmesini ve yürütülmesini sağlamak üzere ise Avrupa Birliği Genel Sekreterliği kurulmuĢtur. (URL-36) Türkiye- AB ĠliĢkilerinin Tarihsel GeliĢimi: Genel olarak Batı ve özelde de Avrupa ile iliĢkiler, Türkiye Cumhuriyeti‟nin çağdaĢlaĢma hamlesinin temel dayanağını oluĢturmaktadır. Modern Türkiye Cumhuriyeti‟nin kuruluĢu aĢamasındaki bu tercih, özellikle Ġkinci Dünya SavaĢından sonraki uluslararası sistemin yapılanmasında da doğrultusunu değiĢtirmemiĢtir. 76


Nitekim, Türkiye SavaĢ sonrasında, daha sonra Batı Bloku olarak isimlendirilen inisiyatif tarafından oluĢturulan ekonomik, siyasi ve askeri yapılanmalar içinde yer almıĢtır. Türkiye, insan yaĢamının kalitesinin yükseltilmesini ilke edinen Batı Bloku içinde yer alma kararlılığını, 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğuna ortaklık müracaatı yaparak bir kez daha teyit etmiĢtir. Ortaklık ĠliĢkisinin Hukuki Temeli: „Ankara AnlaĢması‟

Türkiye ile Avrupa Birliği

arasındaki iliĢkilerinin hukuki temeli 1964 yılında yürürlüğe giren Ankara AnlaĢmasıyla atılmıĢtır. Ankara AnlaĢması, taraflar arasında kiĢi, mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaĢımını ve aynı zamanda Türkiye‟nin AB‟ye tam üyeliğini de öngören oldukça kapsamlı bir Ortaklık belgesidir. 1973‟ te yürürlüğe giren Katma Protokol‟ de, Türkiye ile AET arasında sanayi malları ticaretinde uygulanan gümrük vergileri ve her türlü mali yükümlükler ile miktar kısıtlamalarının (kotaların) kaldırılmasına ve Türkiye‟nin AET‟nin ortak gümrük tarifesine uyumuna iliĢkin takvim ve kurallara yer vermiĢtir. Söz konusu Belge ile, AET‟nin, Türkiye‟den ithal ettiği sanayi malları ithalatına uyguladığı her türlü gümrük vergisi, benzeri mali yükümlülükler ile miktar kısıtlamalarının kaldırması ve Türkiye‟nin de 22 yıllık süre içinde Gümrük Birliğinin gereklerini yerine getirmesi öngörülmüĢtür. Türkiye- AB ĠliĢkilerinin Dondurulması: Türkiye, 1978 yılında Gümrük Birliği çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğini ileri sürerek Protokolün 60. maddesi çerçevesinde yükümlülüklerini askıya aldığını açıklamıĢtır.

1980 yılında ise, Yunanistan‟ın

üyeliği ve Türkiye‟de gerçekleĢen Askeri müdahale nedeniyle Türkiye ile AET arasındaki iliĢkiler bir süre için tümüyle dondurulmuĢtur. 1980 sonrasında Ankara ile Brüksel arasındaki kurumsal düzeyde ilk temas, 16 Eylül 1986 tarihindeki “Türkiye-Avrupa Ekonomik Topluluğu Ortaklık Konseyi”nin toplanması olmuĢtur. 14 Nisan 1987 tarihindeki tam üyelik müracaatı ile Ankara yeniden Topluluk gündeminde yer almaya baĢlamıĢtır.

77


ŞEKİL

6:

AB

Uyum

Sürecinde

Etkili

Olan

Aktörler

3. 4. Uluslararası Ve Bölgesel Finans Kuruluşları Ve Yararlanılabilecek Diğer Uluslararası Fonlar 3. 4. 1. Uluslararası Finans Kuruluşu ‘ IFC’ Dünya Bankası Grubu‟nun üyesi olan Uluslararası Finans KuruluĢu (IFC), 1956 yılında geliĢmekte olan ülkelerde özel sektör yatırımlarını arttırmak ve yoksulluğu azaltıp, yaĢam standartlarını iyileĢtirmek üzere kurulmuĢtur. IFC yatırımları Orta Afrika, Doğu Asya ve Pasifik, Güney Asya, Avrupa ve Orta Asya, Latin Amerika, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgelerini kapsamaktadır. ( URL- 42) ġu an 179 ülkenin üye olduğu IFC‟ nin hedefi üye ülkelerinde üretken giriĢimciliği arttırarak ve etkin sermaye piyasalarını hakim kılarak ekonomik kalkınmayı sağlamaktır.

78


3. 4. 2. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ‘ EBRD’ Avrupa Ġmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Orta ve Doğu Avrupa ile eski Sovyet ülkelerinde demokratik bir ortamda özel sektörün yaratılması ve geliĢtirilmesi amacıyla 1991 yılında kurulmuĢtur. EBRD günümüzde orta Avrupa‟dan Orta Asya‟ya kadar piyasa ekonomilerini ve demokrasiyi hakim kılmak için çalıĢmaktadır. EBRD, Ģu anda Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Belarus, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Gürcistan, Macaristan, Kazakistan, Kırgızistan, Letonya, Litvanya, Makedonya, Moldova, Moğolistan, Karadağ, Polonya, Romanya, Rusya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Tacikistan, Türkmenistan, Ukrayna ve Özbekistan‟da projeler yürütmektedir. ( URL- 43) EBRD, bankalar, sektörler ve ticari giriĢimler için proje finansmanı sağlamaktadır. Ayrıca kamu Ģirketleriyle birlikte çalıĢarak, özelleĢtirmelere, bu Ģirketlerin yeniden yapılandırılmasına ve hizmetlerin geliĢtirilmesine destek vermektedir. EBRD‟nin destek verdiği projeler özellikle tarım, enerji, finansal kurumlar, imalat, çevre altyapısı, doğal kaynaklar, turizm, telekomünikasyon, biliĢim teknolojileri, medya ve ulaĢtırma alanlarını kapsamaktadır. ( URL- 43)

3. 4. 3. Avrupa Yatırım Bankası ‘ EIB’ Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Birliği‟nin finansman kuruluĢu olup, kamu ve özel sektör kuruluĢlarına uzun vadeli finansman sağlamak suretiyle Birliğin politik hedeflerinin hayata geçirilmesine yardımcı olmaktadır. Avrupa Yatırım Bankası, kâr amacı gütmeyen bir kurum olup, özellikle kalıcı projelerin finansmanını sağlamaktadır. Banka, Avrupa Birliği‟ne üye devletlere ait olup, kurulduğu 1958 yılından bu yana Birliğe üye ve partner ülkelerdeki projelerin desteklenmesi için 540 Milyar Euro‟dan fazla finansman sağlamıĢtır. ( URL- 44) EIB ve Türkiye Avrupa Yatırım Bankası, 60‟lı yılların ortalarından beri Türkiye‟de aktif olarak faaliyettedir. Bankanın, AB üyesi olmaya hazırlanan bu ülkeye sağlamıĢ olduğu finansman miktarı 2001-2005 seneleri arasında 3,1 Milyar Euro‟ya ulaĢmıĢtır. EIB fonlarından faydalanan kamu ve özel sektör mensupları: yabancı yatırımcıların yanı sıra, merkezi ve yerel yönetimler, 79


yerel bankalar ve sanayi kuruluĢlarıdır. Avrupa Yatırım Bankası, Türkiye‟nin Birliğe üye olma sürecindeki geliĢimini desteklemek amacıyla faaliyetlerini öncelikli olarak aĢağıda açıklanan sektörlerde yoğunlaĢtıracaktır: ( URL- 44)  ĠĢ sektörünün desteklenmesi: Yabancı kökenli Ģirketlerin yanı sıra özellikle de ulusal özel sektörün teĢvik edilmesi amaçlanmaktadır. Özellikle kırsal kesim planlarını hedef alan doğrudan yabancı yatırımlara tanınan öncelik bundan sonra da devam edecek, bu bağlamda az geliĢmiĢ bölgelerdeki geliĢmeyi teĢvik eden projelerin yanı sıra sınır ötesi ticareti veya bölgesel entegrasyonu canlandıracak giriĢimler de özellikle desteklenecektir.  EIB, kredi desteğini Belediyelere, Ģehir içi taĢımacılık sektörüne, katı atık ve ısıtma hizmetleri ile su tedarik iĢletmelerine geniĢletmek suretiyle altyapı sektörünü teĢvik destekletmeye devam edecektir. Avrupa Yatırım Bankası aynı zamanda kamu sektörünün deniz ve hava limanları ile kara ve demiryolu yatırımlarını da destekleyecektir. Banka, kamu ve özel sektör kuruluĢlarının enerji üretimi, taĢımacılık ve dağıtım alanları ile enerjinin verimliliğine yönelik yatırımlarına refakat etmek suretiyle enerji sektörünü de desteklemeye devam edecektir.  EIB, yerel banka ve finansal kurumlarla iĢbirliği içerisinde finansal kaynakların ülkedeki yatırım ortamının iyileĢtirilmesini hedef almaktadır.

3. 4. 4. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Ticaret ve Kalkınma Bankası ‘ECO- TDB’ Ekonomik ĠĢbirliği TeĢkilatı üyelerinden Türkiye, Pakistan ve Ġran tarafından kurulan Ekonomik ĠĢbirliği TeĢkilatı Ticaret ve Kalkınma Bankası‟nın Kurucu AnlaĢması üç ülkenin meclisince onaylanarak 3 Ağustos 2005 tarihinde yürürlüğe girmiĢtir. Üç ülkenin de eĢit oranlarda katkıda bulunduğu banka sermayesi 1 milyar SDR‟dir. Ekonomik ĠĢbirliği TeĢkilatı Ticaret ve Kalkınma Bankası‟nın merkezi Ġstanbul‟ dadır. ( URL- 45) Bankanın öncelikli görevi Ekonomik ĠĢbirliği TeĢkilatına üye ülkeler arasında ticari faaliyetlerin arttırılması ve ekonomik kalkınmanın hızlanması yönünde gerekli finansal kolaylıkları sağlamaktır. ( URL- 45) 80


3. 4. 5. İslam Kalkınma Bankası ‘ ISDB’ Ġslam ülkelerinde iktisadi kalkınmayı desteklemek amacıyla 1975 de kurulmuĢtur. Ġslam Konferansı Örgütünün alt kuruluĢu olarak faaliyet göstermektedir. Ġslam Konfereansı Örgütü üyesi ülkeler arsında ticaretin arttırılması bankanın stratejik amaçları arasında ve bunun için finansman imkanları sağlamaktadır. Ticaret kredilerini için 2005 yılından beri banka Ģemsiyesi altında faaliyet gösteren Uluslararası Ġslam Ticaret Finans KuruluĢu (International Islamic Trade Finance Corporation) ticaretin geliĢmesine önemli katkı sağlamaktadır. ( URL- 46 )

3. 5. Yararlanılabilecek Uluslararası Fonlar 3. 5. 1. Büyükelçilik Fonları  ABD Büyükelçiliği  Ġngiltere Büyükelçiliği  Japonya Büyükelçiliği  Kanada Büyükelçiliği  Hollanda Büyükelçiliği

3. 5. 2. Diğer Uluslararası Kuruluşlardan Temin Edilebilecek Fonlar  BirleĢmiĢ Milletler Kalkınma Programı „ UNDP‟  Dünya Bankası „ WB‟  Bölgesel Çevre Merkezi (REC)  AB

3. 6. ULUSLARARASI ORGANİZASYONLARDA İZMİR 78 yıldır uluslararası fuar düzenleyen Ġzmir ilinin, uluslararası ve ulusal organizasyonlar konusunda büyük bir tecrübesi var. Fuar, kongre ve spor organizasyonlarına baĢarıyla ev sahipliği yapmıĢtır. Ancak Ġzmir‟ de sektörel uzmanlaĢma ve tek sektöre odaklanmanın olmamasından dolayı yıllardır kurgulanan fuar kenti kimliği bir sonuca ulaĢamamıĢtır.

81


Ġzmir Atatürk Stadı, ülkemizin en fazla seyirciye ev sahipliği yapabilen iki büyük spor kompleksinden birisi olması, uluslar arası Ġzmir fuarına sahip olması, kente gelen konukların barınma ihtiyaçlarına yanıt verecek fiziki alt yapıya sahip olmasının yanı sıra; tarihi kimliği ve doğal zenginlikleri nedeniyle uluslar arası organizasyonlarla Ġzmir‟in tanıtımını sağlayan, ilin sahip olduğu önemli potansiyellerdir. Ġzmir‟in ev sahipliği yaptığı uluslar arası spor müsabakalarından bazıları: 1971 Akdeniz Olimpiyatları, 2005 Universiade, 2007 Avrupa Ümitler Basketbol ġampiyonası, 2009 26. Avrupa Erkekler Voleybol ġampiyonası, 2010 Dünya Basketbol ġampiyonası. 8. Türkçe olimpiyatları, gibi uluslar arası kültürel organizasyonlara da ev sahipliği yapmıĢtır. GelenekselleĢtirilen Ġzmir Uluslararası Açık Satranç Turnuvasının yürütülmesi ilin organizasyon konusunda koordinasyon sürecine katkı sağlamakta ve tanıtımı konusunda önemli bir rol oynamaktadır. 2016 Avrupa Futbol ġampiyonasına ev sahipliğini Türkiye‟ nin alması durumunda turnuvanın yürütüleceği Ģehirlerden biri olması; Ġzmir‟ in uluslar arası spor organizasyonlarında bir kez daha tanıtımının yapılabilmesi fırsatını sağlayacaktır. 2015 yılında düzenlenecek Uluslararası EXPO‟ ya Türkiye‟nin aday olmasına ve bu adaylığın Ġzmir tarafından yerine getirilmesine T. C. Bakanlar Kurulu tarafından karar verilmiĢtir. Ġzmir „Daha Ġyi Bir Dünya Ġçin Yeni Yollar ve Herkes Ġçin Sağlık‟ temasıyla; Ġtalya‟ nın “Gezegeni Beslemek, Hayat Enerjisi” temalı Milano kentiyle yarıĢmaktadır.

82


küresel