Issuu on Google+

OTOMASYON

MAKiNE &

Makine - Otomasyon - Elektrik - Üretim Teknolojileri ve Endüstri Dergisi - Ocak - Şubat 2017 Yıl : 6 Sayı : 39 Fiyat : 20 TL

WORLD MEDİA ENDÜSTRİ 4. 0 ZİRVESİ *SIEMENS * EMAS

ROBOTİK * ABB * MİTSUBİSHİ

*İNFOMA *ETG ROBOTİCS

İLAÇ SEKTÖRÜ *KOÇAK FARMA * CPhI İSTANBUL

SENSÖR *SICK


Yayın Türü Yaygın Süreli

EDİTÖR ilker kaplan

Yayıncı Dünya Medya Basın Yayın Reklam Tanıtım Hizmetleri İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İlker Kaplan 0 505 400 94 34

World Media Makine & Otomasyon Dergisi Gelişiyor

İdari İşler Müdürü Hatice Karabay 0 505 400 94 33 Reklam Müdürü Ziya Alkan 0 546 675 59 49 Muhasebe Müdürleri Sevda Öncü Düzgün Turgut 0 542 292 83 85

Türkiye Endüstriyel devrimlerde; hep geriden gelerek

Halkla İlişkiler Müdürü Ayşe Savranoğlu

'Muasır Medeniyetler seviyesine' ulaşmayı amaçladı. Buharın gücünün kullanılmaya başlandığı dönemlerde, yaşadığımız coğrafyanın çok farklı gündemleri vardı ve bu gündemler arasında boğuluyordu. Elektrik ve otomasyonun üretimde devreye girdiği dönemlerde de yine farklı gündemlerle boğuşuyordu. Buharda üçyüz yıl, elektrikte yüz yıl, otomasyonda yarım asır gibi bir farkla batıyı takip eden ülkemiz; yeni sanayi devriminde, 4-5 yıl gibi bir farkla üretim faaliyetlerini şekillendirebilir. Ancak konuyla ilgili farkındalık yaratmak şartıyla. World Media Endüstri 4.0 Zirvesi ve Dergisi Türkiye'nin gelişimi ve değişimi için World Media olarak; sektörlere ışık tutan yedi adet spesifik yayınımızın içeriklerindeki gelişimi daha farkedilir bir düzeye taşıdık. Şimdi World Media - Endüstri 4.0 Zirvesini başarılı bir organizasyon ile sonuçlandırdıktan sonra, periyodik bir yayınla farkındalık yaratmaya devam ediyoruz. World Media Endüstri 4.0 Dergisi iki aylık periyotlarla sizinle bulaşacak. Sektöre farklı bir soluk getireceğimizi şimdiden müjdeliyoruz. Yıl sonunda da yine aynı şekilde World Media Endüstri 4.0 Zirvesinin organizasyonuna da başlamış bulunuyoruz. World Media Makine & Otomasyon Dergisi de, 2017 yılında otomasyon sektörü ağırlıklı bir yayın olarak yoluna devam edecek. Logomuzdan içeriğe uzanan bu değişimi sizde hissedeceksiniz. Reklam Bölümümüzü Güçlendirdik Türkiye'de sektörel spesifik yayıncılıkta önemli bir kaç reklamcının ismini saydığınızda; Ziya Alkan bu isimler içerisinde yer alır. World Media Reklam Müdürü olarak göreve başlayan Ziya Alkan'a hoşgeldin diyoruz. Bize güç kattı. Dergilerimize Abone Olabilirsiniz Spesifik sektörel yayıncılıkta öncü yayınlarıyla World Media Dergileri; Sizi hedef kitlenize ulaştırmanın yanında, bilimsel - teknik yazıları ve haberleriyle, sektörel bilgi aktarımında da önemi bir işlevi yerine getiriyor. Dergilerimize abonelik işlemlerinizi yaptırırabilirsiniz. Bizi izlemeye ve okumaya devam edin.

Editör - Künye

Yazı İşleri Simgenur Savranoğlu Gamze Onat Grafik Tasarım Ezgi Kamburoğlu Abone Sorumlusu Defne Deniz Kaplan Beste Kamburoğlu Fotoğraf Editörleri Murat Çapkın Sinan Temur İnsan Kaynakları Müdürü Sibel Şanlı İletişim Danışmanı Alper Tuna Bilişim Sorumlusu Kerem Mercan Bölge Temsilcileri Çetin Sülün (Ankara) Mesut Karabay (İzmir) Umut Yıldız (Bursa) Avrupa -Almanya - Temsilcisi Pınar Açıkgöz Sosyal Medya Fatma Kurşun Dağıtım Ali Savranoğlu Zafer Kamburoğlu Genel Koordinatör Süleyman Kaplan Hüsniye Kaplan Katkıda Bulunanlar Meryem Savranoğlu Fatma Kaplan Selda Kamburoğlu Dağıtımcı Aras Kurye - PTT - Yurtiçi Kargo Yönetim Yeri Akşemsettin Mah. Güneş Sokak No: 48 D :10 Eyüp / İstanbul Tel:0 850 532 94 68 Fax : 0 212 427 00 15 www.endustri40dergisi.com www.kesicitakimlardergisi.com www.worldmedyatv.com www.makineotomasyondergisi.com makineotomasyondergisi@gmail.com worldmediareklam@gmail.com

Makine Otomasyon Dergisi Basın Meslek İlkelerine Uymaya Söz Vermiştir. İçeriğindeki yazınsal ve görsel malzemeler, izin alınmaksızın; yazılı, görsel, işitsel ve elektronik medyada kullanılamaz. Reklamların hukuki sorumluluğu reklamveren firmaya aittir. Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

3


İÇİNDE İçindekiler

İÇİNDEKİLER Editör – Künye:

3 WORLD MEDIA MAKİNE & OTOMASYON DERGİSİ GELİŞİYOR ABB, BİNA ÇÖZÜMLERİNİ EBO’DA ANLATTI

6

8 KONUT SEKTÖRÜ JENERATÖR PAZARINA DA HIZ KAZANDIRIYOR

ABB ARTTIRILMIŞ PERFORMANS SAĞLAYAN DODGE® 10 QUANTİS® MOTORLU REDÜKTÖRLERİ SUNUYOR

18

ABB’NİN İNSAN İŞBİRLİĞİ TEMELLİ ROBOTU YUMİ “2016’NIN EN İYİ ENDÜSTRİYEL ROBOTU” SEÇİLDİ

4

Makine & Otomasyon

/ Ocak - Şubat 2017


EKİLER 20

SANAYİ 4.0’A YANIT E-F@CTORY

İçindekiler-Reklam İndeksi

İNDEX SIEMENS - Arka Kapak

MAKİNA TV - Arka Kapak İçi ETG Robotic- Ön Kapak İçi

26

İLAÇ SEKTÖRÜNÜN DEVLERİ BİR ARAYA GELECEK

WNT - 11 . Sayfa

WİN METAL - 13.Sayfa

WİN OTOMASYON - 15. Sayfa AUTO MECANİKA - 17 . Sayfa GUHRING - 19 . Sayfa YTU - ROK - 21. Sayfa

KOÇAK 32 FARMA: TÜRK İLAÇ SANAYİİ AR-GE İLE BÜYÜYECEK

İMTOS - İNDİA - 23. Sayfa

ENCİMACH - İNDİA - 25 . Sayfa CPHI İSTANBUL - 29 . Sayfa

KONMAK - KONYA - 27 . Sayfa ÇAM GRUP - 31 . Sayfa KONMAK - 33. Sayfa

ERGEN ENDÜSTRİ - 34. - 35 . Sayfa

WORLD MEDİA ENDÜSTRİ 4.0 ZİRVESİ 2016 40

SANDVİK - 37 . Sayfa

EMEK MAKİNE MODEL- 39 . Sayfa KRİSTAL - 41. Sayfa

WORLD MEDIA İNTERNET- 53. Sayfa GÜVENTEK - 61. Sayfa

WM-KESİCİ TAKIM ZİRVESİ -63.Sayfa 2.WM - END. 4.0 ZİRVESİ - 65.Sayfa WORLD MEDİA - ABONE-66. Sayfa

Makine & Otomasyon

/ Ocak - Şubat 2017

5


Bina Otomasyonu

24-27 Kasım 2016 tarihlerinde Ankara’da gerçekleşen, Elektrik Teknolojileri Bina Otomasyon Fuarı’nda ABB Elektrik Bina Çözümleri ile C07 Nolu standında ziyaretçileri ile buluştu.

ABB

ABB, BİNA ÇÖZÜMLERİNİ EBO’DA ANLATTI

2

4-27 Kasım tarihlerinde ABB Elektrik Elektrifikasyon Ürünleri Bölümü bina çözümlerini sergiledi. Ziyaretçiler C07 nolu ABB standında, ABB i-bus KNX sistemi ile ilgili demoları inceledi ve uzman mühendislerden detaylı bilgi aldılar. İ-bus KNX; modern ev ve bina kontrolünde, uygulamalar için en yüksek gereksinimlerini karşılayan, basit ve kanıtlanmış; endüstriyel, konut ve ticari bina tiplerinde kullanılan dünyanın ilk açık standartı olan KNX teknolo6

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

jisine dayanan akıllı kurulum sistemidir. Projeler de yaygın olarak kullanılan; yeni yapılan her türlü bina tipinde marka bağımsız olarak çalışabilen KNX enerji tasarrufu ilkesini en üst seviyede uygulamak amacı ile tasarlanmıştır. Genel olarak aydınlatma sistemlerinde kullanıldığı düşünülen KNX otomasyon sistemi aydınlatma dışında iklimlendirme, güvenlik sistemleri, perde/panjur sistemlerinde de yaygın olarak kullanılmaktadır. 2013 yılında ABB ailesine katılan ELBI konvansiyonel anahtar prizleri ile ABB

standında ürünlerini sunacak. Farklı ihtiyaç ve zevklere göre sunduğu anahtar&priz çeşitliliği ile yaşam alanlarınıza değer katan ELBİ hem modüler hem de sağlam, kompakt ve modern ürünleri ile yaşam alanlarınızı güven ile kullanmanızı sağlar. Ayrıca, %50’ye kadar yer tasarrufu sağlayan kombine kaçak akım cihazları, 4 - 72 modüllük seçenekleri ile konut ve ticari binalardaki elektrik dağıtım sistemi cihazlarının montajını mümkün kılan ve petrol yeşili şeffaf kapağıyla şık ve kullanışlı MISTRAL sigorta kutusu ve


Bina Otomasyonu

darbe akımlarından eksiksiz koruma sağlayan OVR parafudur ürün ailesi fuarın özel konuklarndandı. ABB (ABBN: SIX Swiss Ex), elektrifikasyon ürünleri, robotlar ve hareket, endüstriyel otomasyon ve güç şebekeleri alanlarında kamu

hizmetleri, sanayi, ulaşım ve altyapı sektörlerindeki müşterilere global çapta hizmet veren öncü bir teknoloji lideridir. Kırk yılı aşkın bir süredir ABB, endüstriyel dijitalleşmenin geleceğini belirlemektedir. Tüm müşteri segmentlerinde kurulu mevcut 70,000’den fazla kontrol sistemi

ile birbirine bağlı 70 milyondan fazla bağlantılı cihazıyla ABB, Enerji ve Dördüncü Sanayi Devrimi’nin avantajlarından yararlanacak şekilde konumlanmıştır. 130 yılı aşkın bir mirasa sahip ABB, yaklaşık 135.000 çalışanı ile 100’den fazla ülkede faaliyet göstermektedir. www.abb.com Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

7


Bina Otomasyonu

KONUT SEKTÖRÜ JENERATÖR PAZARINA DA HIZ KAZANDIRIYOR

aksa

Bankaların kredi faizlerini yüzde 1’in altına çekmesiyle, inşaat sektöründe yaşanan hareketlilikler beraberinde yan sektörlere de hayat veriyor. Bu ekonomik canlanmanın yeni taleplerin oluşmasına zemin hazırladığını dile getiren Aksa Jeneratör CEO’su Alper Peker, inşaat sektöründe yaşanan canlanmanın jeneratör sektörünü de olumlu yönde etkileyeceğini belirtiyor.

Y aklaşık üçyüz yan sektörü içinde barındıran inşaat sektöründeki hareketlilikler ülke ekonomisine doğrudan yansıma gösteriyor. Her geçen gün gelişen inşaat sektöründe artık enerji ihtiyacını kesintisiz karşılanmasını sağlayan jeneratörler de önemli bir role sahip. 8

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

Birçok inşaat firmasının artık jeneratör olmadan yola çıkmadığını dile getiren Aksa Jeneratör CEO’su Alper Peker; “Emlak sektöründe yapılan kampayalar ile başlayan hareketliliğin inşaat sektörüne bağlı tüm pazarlarda kısa ve uzun vadede hissedileceğini ön görüyoruz. Sektör kendini her gün daha da geliştiriyor.

Yapılan yatırımların karşılığını almak için yeni yapılarda günümüzün en önemli gerekliliği olan kesintisiz enerji desteği sunmak büyük önem taşıyor. Sektörün canlanmasıyla, jeneratör pazarında da taleplerin artacağına inanıyoruz” dedi. Konut tercihinde jeneratör markası da önemli Beklenmedik elektrik kesintile-


Bina Otomasyonu

rinde maddi zararlara uğramamak için konut satın alırken değerlendirilecek kriterler arasında kullanılan jeneratörlerin markası yer alıyor. Jeneratör konusunun oldukça hassas olduğunu belirten Aksa Jeneratör CEO’su Alper Peker; ‘‘Konut satın alırken değerlendirilen birçok kriter bulunuyor. İleride herhangi bir sorun yaşanmaması için artık insanlar konut alırken, jeneratörlerin de markasını sormalı. Türkiye’de merdiven altı tabir edilen, küçük metrekareli al-

anlarda üretim yapan birçok jeneratörcü bulunuyor. Bir jeneratörden beklentiniz elektrik kesintilerinde kısa sürede sorunsuz bir şekilde devreye girmesidir. Bunun yanında herhangi bir arıza olduğunda da jeneratör firması tarafından satış sonrası hizmet de büyük önem taşır.’’ dedi. Jeneratör Türkiye jeneratör pazarında lider olan Aksa, 1 kVA’dan 3.000 kVA’ya kadar olan güç seçenekleriyle, benzin, dizel ve doğal gaz yakıtlı jen-

eratörler, marin yardımcı jeneratörleri ile enerji alanındaki her ihtiyaçta yanınızda oluyor. Aksa Jeneratör, Türkiye genelindeki 300 çalışanı, 85 servis noktası ve yedek parça stoku ile kalite standartlarında ve teknik talimatlara uygun garantili bakım hizmeti sağlıyor. Türkiye’nin yanı sıra jeneratör ihracatı yaptığı her ülkede servis hizmeti veren Aksa Jeneratör, her kıtada bulunan bölge müdürlüklerine bağlı servis noktalarıyla satış sonrası desteğini sürdürüyor.

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

9


Motorlu Redüktör ,

ABB ARTTIRILMIŞ PERFORMANS SAĞLAYAN DODGE® QUANTİS® MOTORLU REDÜKTÖRLERİ SUNUYOR

ABB

Dodge® Quantis® motorlu redüktörleri, resimdeki ayna mahrutili konik redüktör gibi, diğer marka ürünlerine oranla 50% daha fazla başlangıç torku ve aşırı yüklenme torku sağlar.

Tüm motorlu redüktörler arasında Quantis® en fazla başlangıç torku üretirken, en kolay mil montajı yapılabilmesi için dizayn edilmiştir.

A BB Dodge® Quantis® motorlu redüktörlerinde IEC

güç değelerinde olan ancak 50% ‘ye varan oranlarda daha fazla başlangıç torku ve aşırı yüklenme torku sunan “NEMA Design-B” tork karekteristiğine sahip motorlar kullanılmaktadır. Bu sayede motor soğukken veya tam yüklü durumda kaldırılmak istendiğinde dahi ekipmanın hareket etmesini garanti edecek daha fazla tork bulunur. Bazı uygulamalarda iş makinası miline geçirilerek kullanılan delik milli redüktörlerde kolay montaj ve demontaj sağlayan, bakım süresini ve zamanını azaltan patentli çift konik burç sistemi Quantis® motorlu redüktörlerde bulunmaktadır.

10

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

Quantis® ürün müdürü Ben Hinds ürünün farklılaştığı özelliklere şu şekilde vurgu yapıyor: “Bu ürün hem motor hem de redüktör olarak benzersiz şekilde tasarlanarak soğuk kalkış sırasında motor sargılarına veya dişlilere zarar vermeden yüksek tork sunabilmektedir. Diğer önemli avantajı ise başka markalarda bulunmayan çift konik burç kiti ile milde hasar oluşturmaksızın hızlı montaj ve ne kadar uzun süre çalışmış olursa olsun kolay demontaj yapılabilmesidir.” Quantis® motorlu redüktörleri avrupa pazarı için 3 tip olarak erişilebilir durumdadır. Önden milli (ILH), Konik – ayna mahrutili (RHB) ve Paralel milli (MSM). 0,18 kW ile 7,5 kW güç aralığı, 14.000 Nm max. çıkış torku ve

350:1 max. tahvil oranı ile yeni Quantis® motorlu redüktörleri aralarında pompa, konveyör, karıştırıcıların da olduğu birçok farklı uygulama için idealdir. Daha fazla bilgi için : http:// new.abb.com/mechanicalpower-transmission ABB, elektrifikasyon ürünleri, robotik ve hareket, endüstriyel otomasyon ve güç şebekeleri alanlarında kamu hizmetleri, sanayi, ulaşım ve altyapı sektörlerindeki müşterilerine global çapta hizmet veren öncü bir teknoloji lideridir. 125 yılı aşan inovasyon tarihine sahip olan ABB, bugün endüstriyel dijitalleşmenin geleceğini yazıyor ve Enerji ve Dördüncü Endüstriyel Devrimi harekete geçiriyor. ABB, yaklaşık 135,000 çalışanı ile 100’den fazla ülkede faaliyet göstermektedir.


Ayın Firması

Makine & Otomasyon / Temmuz - Ağustos 2016 11


Gear Motors

The new Quantis® gearmotor is engineered to provide the highest starting torque and easiest shaft mounting of any major gearmotor available.

ABB İNTRODUCES DODGE® QUANTİS® GEARMOTORS THAT DELİVER İNCREASED PERFORMANCE

abb

A BB introduces the Dodge® Quantis® gearmotor featur-

ing IEC rated motors that have NEMA Design B torque characteristics offering up to 50 percent more starting and overload torque versus competitive products. This means more torque is available when cold or fully loaded starting is required, ensuring equipment gets moving. For shaft mounted applications, Quantis® gearmotors feature the patented twintapered bushing system that provides easy installation and removal of the reducer from the shaft, saving time and maintenance. “This product is unique in that both the gear reducer and the motor are designed to withstand the high torque required

ABB Product Manager - MPT Recep Besceli Tel: 216 528 2339 recep.besceli@tr.abb.com 12 Machine & Automation / January - February - 2017

during cold starting with no damage to motor windings or gearing,” explains Ben Hinds, Dodge® Quantis® product manager. “Another critical advantage for customers is the exclusive twin-tapered bushings that cause no shaft damage, making it fast and easy to remove the reducer no matter how long it has been in service.” Quantis® gearmotors are readily available for the European market in three styles; Inline (ILH), right angle helical bevel (RHB), or offset parallel (MSM). With ratings from 0.18 kW to 7.5 kW, up to 14,000 Nm output torque, and ratios up to 350:1, the new Quantis® gearmotor is ideal for pumping, material handling, conveying and mixing applications found

in a variety of industries. For more information visit: http://new.abb.com/mechanical-power-transmission About ABB ABB (ABBN: SIX Swiss Ex) is a pioneering technology leader in electrification products, robotics and motion, industrial automation and power grids, serving customers in utilities, industry and transport & infrastructure globally. Continuing more than a 125-year history of innovation, ABB today is writing the future of industrial digitalization and driving the Energy and Fourth Industrial Revolutions. ABB operates in more than 100 countries with about 135,000 employees. www.abb.com


Fair

LOOKING INTO THE FUTURE OF PRODUCTION TECHNOLOGY

Hannover Messe

Registration documents dispatched for the EMO Hannover 2017

14

2 017 is EMO year. Following a four-year break, the

world’s premier trade fair for the metalworking sector will be held once more in Hanover, from 18 to 23 September 2017. Under the motto of “Connecting systems for intelligent production”, manufacturers of production technology from all over the world will be showcasing what needs to be done in order to generate maximised customer benefits from digitisation and networking of production operations. At the same time, of course, they will be striving to improve their own competitiveness

Machine & Automation / January - February - 2017

with these corporate capabilities. “Although there is no product called Industry 4.0, trade visitors will be encountering digitisation and networking at the fair in multifarious manifestations,” says Carl Martin Welcker, General Commissioner of the EMO Hannover 2017. “The organisers of the EMO Hannover have expanded the event’s nomenclature in order to render this important issue transparent for the visitors,” adds Carl Martin Welcker. Exhibitors will accordingly be showcasing solutions for predictive maintenance and software programs, plus

consultancy services for Industry 4.0 and the internet of things. Condition monitoring and predictive maintenance based on data analyses, for example, are important aspects of Industry 4.0. They offer users extensive potential for efficiency enhancements. The same applies for simulations, economic resource utilisation and other new options opened up by analysing the enormous quantities of data from production operations. New solutions for this are emerging on the market every day. “The EMO Hannover is the ideal platform for obtaining a comprehensive overview


Fair

Carl Martin Welcker

of the production, consultancy and service-oriented business models so far available, as made possible by Big Data and the networking of the entire value creation chain,” says Carl Martin Welcker. Examples of best practice like these illustrate the possibilities inherent in digitisation and networking of production operations, particularly for small and mid-tier companies (SMEs). These ought to give this target group a shake-up, because they frequently overestimate the risks of Industry 4.0, like IT security or also the cost factor. This, at least, is the result of a study conducted by researchers at the German Academic Society for Production Engineering (WGP). In July, they unveiled their “Position paper on Industry 4.0” to the public, and warned that only one in ten of Germany’s manufacturing companies was intensively addressing this issue in an operative context. The WGP’s stance is intended as a wake-up call for the SMEs, urging them to make a change. The EMO as the premier innovation platform for production technology is the ideal place for taking this wake-up call on board, and inspiring users by means of practical solutions. Increased presence of additive processes in production operations Not only Industry 4.0, but additive manufacturing as well, is meanwhile a much-discussed topical issue among international production 16

Machine & Automation / January - February - 2017

specialists. Due to rising levels of interest in this technology throughout the metalworking sector, the EMO’s nomenclature has been expanded for 2017 to include four new sectors: machines and systems, materials, additional systems, and components and services for additive processes. Traditional vendors are also positioning themselves in this field with hybrid systems. It’s no accident that additive manufacturing is gaining ground. A recent study commissioned by the VDW shows that 3D printing in production operations is admittedly a niche phenomenon at present, but the sector is growing exponentially, and will continue to do so in the years ahead. “So firms would do well to engage with the new production technology in the field of mechanical engineering too, and to keep advances under observation in each specific sector,” advises Carl Martin Welcker. But the technology should on no account be seen as a danger for the machine tool industry. On the contrary, it’s an opportunity. “Manufacturers should most definitely engage with new components for their own products. But they should also keep the market under observation in regard to additive processes, and in cases of doubt factor in changes to their customers’ products, and modify their corporate capabilities appropriately,” warned Carl Martin Welcker. The EMO Hannover 2017 will for

these reasons also provide insights into the latest developments in the field of additive manufacturing and communicate to visitors ideas that will enable potential niche markets to be opened up in the future. Since in terms of industrial applications the process is as yet in its infancy, machinery manufacturers, says Carl Martin Welcker, have excellent opportunities for “adapting to the technology and changes in demand patterns”. There are still plenty of aspects that need clarifying in regard to both additive manufacturing and Industry 4.0. Will 3D printing in the foreseeable future achieve a higher degree of automation for integration into industrial production operations? How can you design individually modified functions for your company on the basis of networking? Answers to questions like these will be found at the EMO Hannover – a place for soundly-based interchange of knowledge and empirical feedback. This is assured not only by the corporate capabilities of the exhibitors, but also by multifarious forums and accompanying events. A special show themed around the EMO’s motto of “Connecting systems for intelligent production”, for instance, highlights aspects from a scientific viewpoint with examples of practical solutions. The fair is thus a reflection of the very latest advances in production technology.


Robotik

ABB, Şangay’da düzenlenen CIROS Uluslararası Robot Fuarında teknik inovasyon ve uygulama geliştirme dalında kabul gördü.

18

ABB’NİN İNSAN İŞBİRLİĞİ TEMELLİ ROBOTU YUMİ “2016’NIN EN İYİ ENDÜSTRİYEL ROBOTU” SEÇİLDİ

A BB, dünyanın ilk gerçek insan işbirliği temelli robotu olan YuMi robot çözümünün, Şangay’da düzenlenen Enternasyonel Robot Fuarında (CIROS) 2016 yılının en iyi endüstriyel robotlarından biri olarak Altın Parmak ödülüne layık görüldüğünü açıkladı. Çin’in Makine Sanayi Federasyonu ve Robot Sanayi Birliği tarafından düzenlenen CIROS fuarı, dünyadaki en büyük üç robot teknolojisi etkinliğinden bir tanesidir. Çin’in 13. Beş Yıllık Kalkınma Planının ve 2025 Stratejisinin bir parçası olarak, CIROS ve Çin Makine ve Elektronik Ticareti gazeteleri tarafından ortaklaşa düzenlenen Altın Parmak ödülleri ilk kez 2016’da gerçekleşti. Çin bu stratejiyle global bir üretim liderine dönüşmeyi amaçlarken, üretkenliğin iyileştirilmesinde ve ülkenin üretim hedefini ‘büyük’ olmaktan ‘güçlü’ olmaya doğru kaydırmakta robotlar kilit bir rol oynayacaktır. Günümüzde satılan her dört robottan biri, dünyanın en hızlı büyüyen robotik piyasası olan, Çin’de satılıyor. Uluslararası Ro-

Machine & Automation / January - February - 2017

botik Federasyonuna göre, 2015 yılı boyunca Çin’de yaklaşık 68,000 kadar robot satıldı ki bu da 2014 yılına göre yüzde 17’lik bir büyümeye işaret ediyor. Kişisel elektronik cihaz endüstrisi gibi sektörlerde daha özelleşmiş ürünlere olan ihtiyaç ve daha yüksek kalite beklentisi üretim yöntemlerini değiştiriyor. Üretim, aynı ürünü uzun bir süre boyunca seri üretmekten daha kısa bir ticari döngü içinde daha çeşitli ürünlerden oluşan küçük partiler üretmeye kayıyor. Robotlar, sürekli artan çeşitlilikteki tüketici ihtiyaçlarına yetişirken, üretkenliğin sürekliliği ve kalitenin iyileştirilmesi için esneklik ve çeviklik sunuyor. ABB’nin YuMi robot çözümü, özellikle insanların ve robotların güvenli bir şekilde birlikte çalıştığı yeni inovatif yardımcı üretim çözümlerinin önünü açarak tüketiciye yönelik elektronik ürünlerin bu zorlukları aşmasına yardımcı olmak üzere tasarlandı. ABB İmalat Otomasyonu ve Hareket Sistemleri bölümü başkanı Sami Atiya “Çin’deki inovasyon tutkusu olağanüstü. ABB, üretimlerini dönüştürerek esnek, verimli

‘geleceğin fabrikasının’ önünü bugünden açmanın yeni yollarını bulmalarına yardımcı olmak için müşterileri ile birlikte yakın çalışma içerisinde. İşbriliği temelli otomasyon, bu yolculukta kesinlikle büyük bir rol oynayacak” şeklinde konuştu. “Çin’de bu ödülü almak ve dünyanın en önemli robot teknolojisi etkinliklerinde, seçkin rakiplerince kabul görmek ABB için büyük bir gururdur.” 2016 Nisan ayında Almanya Münih’te şehrinde düzenlenen Automatica ticaret fuarında, ABB’nin YuMi robot çözümü, inovatif robot teknolojilerinin ticarileştirilmesinde kazandığı önemli başarılardan dolayı Buluş ve Girişimcilik Ödülü (Invention and Entrepreneurship Award - IERA) ile ödüllendirildi. ABB (www.abb.com) kamu, sanayi, ulaşım ve altyapı alanındaki müşterilerinin performansını artırırken, çevre etkilerini azaltmalarını mümkün kılan güç ve otomasyon teknolojilerinin önde gelen firmalarından biridir. ABB Grup şirketleri 100 civarında ülkede yaklaşık 135,000 çalışanı ile faaliyet göstermektedir


Robotik

SANAYİ 4.0’A YANIT E-F@CTORY

Elektrik, elektronik ve oto-

masyon alanında önemli bir firma olan Mitsubishi Electric, “Sanayi 4.0” olarak da adlandırılan dördüncü sanayi devrimine e-F@ctory konsepti, yani digital fabrikalar ile yanıt veriyor. Üstelik eF@ctory yeni bir oluşum da değil. Mitsubishi Electric, e-F@ctory konseptini kendi üretim bantlarında 2003 yılından bu yana kullanıyor. Bu sayede edindiği tecrübelerini ürünlerine ve dolayısıyla müşterilerine yansıtıyor. Dijital fabrikalarda tüm ürünler internette haberleşiyor eF@ctory konseptinde, fabrika otomasyon alanındaki robotlar dahil tüm yeni nesil ürünler internette haberleşebiliyor. Böylece üretim hatlarını kişisel bazı ihtiyaçlara göre optimize ederek pazardaki rekabet koşullarına ayak uydurmak hiç olmadığı kadar kolaylaşıyor. Yönetimden üretim katına kadar tüm fabrika katmanlarını optimize etmek için ileri teknolojileri kullanan ve üretimde çok ciddi maliyet tasarrufu sağlayan e-F@ ctory, küresel rekabette bir adım önde olmayı sağlıyor. Kendi fabrikasında e-F@ ctory ile üretim kapasitesini yüzde 190 artırdı Mitsubi20 Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

shi Electric’in en önemli avantajlarından biri fabrika otomasyonu içinde tüm prosesleri kapsayan bir çözüm üretilebilmesi. Mitsubishi Electric ile bir fabrikayı yeni endüstri evresindeki tüm ihtiyaçları karşılayacak şekilde kurmak ve kurmadan önce bir sanal fabrika oluşturarak ortaya çıkacak fabrikayı ve üretimi test etmek mümkün. Örneğin, Mitsubishi Electric’in kendi üretim merkezi olan Nagoya Fabrikası’nda e-F@ ctory konsepti kullanıma alındı ve üretim kapasitesinde yaklaşık yüzde 190 artış, üretimde yaklaşık yüzde 180 artış ve sistem içi mimari tutarlarda yaklaşık yüzde 65 düşüş gibi çok etkileyici sonuçlar elde edildi. e-F@ctory konseptine büyük ödül Mitsubishi Electric’in Sanayi 4.0’a yanıtı olan e-F@ctory konsepti, Frost & Sullivan tarafından, “En İyi Uygulama Ödülleri” kapsamında “2015 Frost & Sullivan Güneydoğu Asya Etkinleştirici Teknoloji Ödülü”ne layık görüldü. Bu ödül, yeni iş modelleri, yıkıcı teknolojiler ve mega trendler gibi değişimi hızlandıran unsurların hakim olduğu bugünün ekonomik ortamında, şirketlerin

dönüşüme dayalı büyüme elde etmesine yardımcı olan gelişim ortaklığı şirketi Frost & Sullivan’ın pek çok endüstri ve uygulama sahasında en iyi uygulamaları belirleyen saygın programının bir parçası. Robot Teknolojisi Gelecekteki yeni nesil robot sistemlerinin çok robotlu, paralel yapılı, çok parmaklı eller ve yürüyen makinalar içeren mekanizmalar olacağı öngörülüyor. Robotlar arası veri transferinin hızlanması ile robotlar kendi kendilerini daha detaylı ve koordineli kontrol edebiliyor. Hatta bu bilgileri insan kontrolünden bağımsız kendi aralarında ve fabrikayı kontrol eden ana sistem ile de paylaşıp verimliliği artırmak için hazırlar. Bu noktada ileri robot teknolojisi ile dikkatleri üzerine çeken Mitsubishi Electric; gıda, ilaç, ambalaj, otomotiv, beyaz eşya gibi pek çok sektörde insan kolu veya eline yakın hassasiyette çalışan hızlı robotlarıyla fark yaratıyor. Robotlarının tüm parçalarını da kendisi üreten Mitsubishi Electric, böylece üretimden gelen bilgi birikimi ve tecrübesini robotlarıyla birleştirerek sanayinin farklı kollarına hizmet veriyor.


Maden

Makine & Otomasyon / EylĂźl - Ekim

2015

21


Robotics

HELPING ROBOTS TO COMMUNICATE MORE EFFECTIVELY WITH MACHINES

First international interface standard launched for automated manufacture of workpieces Dr. Hartmuth Müller Klingelnberg

ılips,ndustry 4.0 is on everyone’s but practical implementation is still rather tentative. This is due not least to the lack of standards for linking the digital machines to each other. The VDW (German Machine Tool 22

Machine & Automation / January - February - 2017

Builders’ Association) in Frankfurt am Main is now engaged in changing this. It has for the first time formulated a comprehensive and nonetheless flexibly applicable standard with which robots or other workpiece carrier systems can be integrated

more simply into a production system. This standard is scheduled for submission to the responsible technical committee of the International Organization of Standardization (ISO) in the upcoming weeks. “We are thus launching a first


Fair - interview

Machine & Automation / September - October 2016

23


Robotics globally valid standard for interfaces in automated production systems,” says a gratified Dr. Hartmuth Müller, Chairman of the VDW’s “Machine Tool – Automation Interface” Working Group, which has drawn up the standard. Boost for automation It was only recently that the WGP (German Academic Society for Production Engineering) – a grouping of front-ranking German professors in this field – warned the small and mid-tier companies not to miss out on the revolution involved in digitised value creation chains made possible by Industry 4.0. The lack of standards for networking production lines, let alone entire production chains, is deplored not only by academics. “The firms often have to endure protracted struggles before their machines are able to communicate with each other in an automated production chain,” concurs Ralf Reines, a technical consultant at the VDW. The problem is this: “Machines are not going to understand each other if the interfaces concerned are not compatible because they have not been standardised, just as people cannot talk to each other if they don’t speak the same language.” Depending on the manufacturer concerned, signals like “Release the workpiece” and “Place the workpiece in the loading station” have different names, and the meanings behind them are not uniformly defined. This is why, for example, a robot cannot necessarily “agree” with

the processing machine involved on how to load and then process the workpieces. Costly and elaborate reprogramming not required Sizeable production lines are in most cases installed without being able to test beforehand whether the machines are actually able to communicate with each other via the various interfaces provided. The individual machines involved are frequently too large and complex to be transported into a test environment. For this reason, the individual interfaces (i.e. the connections via which the data from the various machines are exchanged with each other) are discussed and coordinated beforehand by system integrators on the basis of numerous documents. Then comes the great moment when the line is switched on – and only too often nothing works. The amount of time and money expended on reprogramming the interfaces can be avoided – if all interfaces conform to a standard right from the start – as laid down in the new standard. “This will impart significant momentum to digitisation of production operations, and is an important step forward on the path to Industry 4.0,” says Hartmuth Müller confidently. New standard is flexibly applicable The newly created standard can be applied on a modularised basis, in order to meet a huge spectrum of disparate requirements – wher-

ever particular workpieces have to be moved from transporting machines to processing machines. This may involve simple removal of a product’s parts or complete complex production lines, e.g. in an automotive production facility, where the workpieces are processed at different machines. In all, users can choose between three stages and different options for interpreting the standards to suit the specific project involved. Certain control system signals can be added or omitted, e.g. depending on whether the processing machine possesses a loading door guarding the machining area or not. The most important safety-engineering-related aspects are also laid down in a special safety interface. In order to guarantee simplicity in actual use, the experts at the VDW have described the standard in an Excel file, with which the signals can be easily filtered for the various stages and options involved. The formal procedure at the ISO begins with a survey on whether the standardisation project is of international importance. For this to apply, at least four countries have to regard the project as deserving of standardisation. Should this be the case, the work involved in international standardisation will be commenced. The experts are in no doubt that this will happen before the end of this year.

VDW Ralf Reines

24 Machine

& Automation / January - February - 2017


Fair - interview

Machine & Automation / September - October 2016

25


İlaç Sektörü

İLAÇ SEKTÖRÜNÜN DEVLERİ BİR ARAYA GELECEK

26 Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017


İlaç Sektörü

Dünya ilaç devlerinin Avrasya’daki ortak buluşma noktası CPhI İstanbul 2017, 08-10 Mart tarihleri arasında İstanbul EXPO Center’da sektörün önde gelen firmalarını ağırlayacak. Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Kafkasya bölgesindeki ilaç sektörüne erişmeyi hedefleyen firmalara ikili görüşme imkanı sunan fuar, sektörün ortak buluşma platformu olacak. Türkiye’yi ilaç sektöründe bölgenin merkezi haline getiren fuar, bu sene bir ilki gerçekleştirerek Bio Konferansı’na da ev sahipliği yapacak.

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017 27


İlaç Sektörü

İolanlaç sektörü için yükselen bir değer İstanbul; Asya, Avrupa ve Af-

rika kıtalarının merkezinde yer alan stratejik konumu, gelişen ekonomisi ve altyapısı sayesinde önemli fırsatlar sunuyor. Bu yıl dördüncü kez İstanbul EXPO Center’da ilaç sektörünü bir araya getirecek Avrasya’nın en büyük ilaç fuarı CPhI İstanbul, ihtiyaca yönelik segmentleri ve seminerleri ile Türkiye’nin sektörde yükselen değerini dünyaya tanıtacak. Sektördeki gelişmelerinin takip edilmesi ve iş geliştirme için referans bir platform kurduklarını dile getiren UBM EMEA Marka Direktörü Mehmet Dükkancı; “CPhI İstanbul ile amacımız; yerli ve yabancı ilaç üreticilerini bölge tedarikçileriyle bir araya getirerek büyümeyi teşvik etmek ve küresel ilaç endüstrisinde, bölgenin ve Türkiye’nin önemli bir rol üstlenmesini sağlamaktı. Bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda Türkiye’nin önümüzdeki birkaç yıl içinde yatırımın ilgi odağı olacağını öngörmek bizi oldukça mutlu ediyor’’ dedi.

CPhI İstanbul’a her yıl farklı bir konferans ekleyerek ilaç sektörü için önemli bir misyon üstlendiklerini belirten Dükkancı, ‘‘Sektör devlerini bir araya getirdiğimiz CPhI İstanbul’da bu sene bir ilki gerçekleştirerek Bio Konferansı düzenleyeceğiz. Bu konferansın CPhI İstanbul çatısında olması katma değerimizi artırıyor” dedi. Dört farklı kategoriyle tüm ihtiyaçlara cevap verecek Sektör için önemli çözümleri tek bir çatı altında toplayan CPhI İstanbul, ilaç sektörüne yönelik dört farklı kategoriden tedarikçi, yerli ve yabancı alıcıları bir araya getiriyor. CPhI İstanbul, ilaç ve içerikleri konusunda tedarikçiler ile alıcıları buluştururken; ICSE İstanbul, ilaç endüstrisine servis sağlayan firmalar ile alıcılar arasında sıcak temas kurulmasını sağlayacak. InnoPack İstanbul kategorisinde ise katılımcılar en son yenilikleri de izleyerek, ambalaj ve benzeri çözümleri ile ilaç dağıtım sistemlerine ulaşabilecek.

Fuarın bir diğer kategorisi olan PMEC İstanbul’da da ilaç sektörüne yönelik en yeni makine, ekipman ve teknoloji ürünleri sergilenecek. Başta Özbekistan ve İran olmak üzere Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan gelecek alım heyetleri ile katılımcı firmalar arasında ikili görüşmelere sahne olacak fuarda, Türkiye’de ilaç sektörünün üretim kapasitesi, teknoloji ve Ar-Ge’deki gelişmeler katılımcılarla paylaşılacak. Yerli ve yabancı otoritelerin katıldığı seminerlerde ise sektörde son dönemde yaşanan gelişmeler masaya yatırılacak. CPhI Istanbul 2017, UBM EMEA (İstanbul) tarafından T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK) destekleri, İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası’nın (İEİS) resmi ortaklığı ve DEVA Holding’in elmas, BD Medical Pharma altın ve Koçak Farma’nın gümüş sponsorluğunda düzenlenecek. Analitik Kimya ve MTM de CPhI İstanbul’un sponsorları arasında yer alıyor.

UBM EMEA (Istanbul) hakkında: Merkezi Londra’da bulunan UBM, hisseleri Londra Borsası’nda işlem gören, dünyanın 40’dan fazla farklı ülkesinde bulunan ofisleriyle, 5 bin 500 kişinin üzerinde çalışanıyla lider küresel fuar organizasyon şirketidir. Dünyanın en büyük ikinci salt etkinlik organizatörüdür. Yılda 450’den fazla etkinliği ile FTSE 250 endeksi üyesidir. Geleneksel fuarcılığın dışında teknolojiye ve içeriğe önem veren ve her fuarın her yıl sektörünü bir üst seviyeye taşımasını sağlayan öncü bir şirkettir. Detaylı bilgi: ubmistanbul.com/tr/ 28

Makine & Otomasyon

/

Ocak - Şubat

2017


İlaç Sektörü

DÜNYA İLAÇ DEVLERİNİN GÜNDEMİ: BİYOTEKNOLOJİK İLAÇLAR

Biyoteknolojik ürünler ilaç sektörünün yüzde 17’sini oluşturuyor İlaç sektörünün geleceğini oluşturan biyoteknolojik ilaçların dünya ilaç pazarındaki yeri gün geçtikçe artıyor. Bu yıl biyoteknoloji ile ilgili dünyadaki gelişmeleri CPhI İstanbul’da tek bir çatı altında toplamaya hazırlandıklarını belirten UBM EMEA İstanbul Marka Direktörü Mehmet Dükkancı; Türkiye’nin jeopolitik konumu sayesinde ilaç sektöründe küresel bir oyuncu olabileceğini aktarıyor.

İürünlere laç sektörü biyoteknolojik doğru yönelirken,

dönüşeceğine inanıyoruz. Hızlı büyüyen bir pazar söz konusu olunca daha emin adımlarla ilerlemek ve daha bilinçli olmak gerekiyor. Bu nedenle CPhI İstanbul 2017’de gerçekleştireceğimiz Bioteknoloji Konferansı ile katılımcılarımıza biyoteknolojik ilaç pazarı hakkında son gelişmeleri aktarmak hem bizim için hem de Türkiye için oldukça önemli” dedi.

Türkiye jeopolitik konumu ile cazibe merkezi olabilir 2016 itibariyle küresel ilaç pazarının yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan biyoteknolojik ürünlerin, Türkiye ilaç pazarında değeri 2.57 milyar TL ve yüzde 17’yle önemli bir paya sahip.

Lider isimler Biyoteknoloji konusunu masaya yatıracak CPhI İstanbul 2017 kapsamında gerçekleşecek olan Bioteknoloji Konferansı; İran, Cezayir, Suudi Arabistan, Etiyopya, Ürdün, Kanada, Kazakistan, Bahreyn, Hindistan ve İspanya’dan birçok konuşmacıya ev sahipliği yapacak. Konferansta; Türkiye, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde başarılı pazara giriş stratejilerini Roche, Sanofi, Cinnagen, Turgut İlaç ve Amgen gibi sektörün önde gelen firmaları anlatırken, stratejik pazarlama hakkında vaka çalışmaları da oturumlara taşınacak.

dünya üzerindeki ilaç üreticileri ve satıcıları Ortadoğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Kafkasya bölgelerindeki pazar payını keşfetmeye başladı. Bu potansiyelin farkında olan CPhI İstanbul, sektöre yön verecek olan biyoteknoloji konusunu bu yıl fuar seminer programına ekledi.

UBM EMEA İstanbul Marka Direktörü Mehmet Dükkancı; “Türkiye ilaç pazarında 183 referans ve 38 biyobenzer ilaç bulunurken, biyobenzer ilaçların yüzde 34’ünün üretimi yerel olarak yapılıyor. Bu tabloya bakarak Türkiye fırsatları iyi değerlendirirse, lokasyon olarak biyoteknolojik ilaçların Ar-Ge merkezi haline 30

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

CPhI İstanbul’un bu yıl bir ilki gerçekleştireceği Bioteknoloji Konferansı’nda ilk gün “Yerel teşvikler, düzenlemeler ve Bio know-how konularına değinilecek. İkinci gün “Türkiye, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde başarılı pazar stratejileri, iş modelleri ve fiyatlandırma politikaları” üzerine konuşmacıların yer alacağı konferansta, üçüncü gün ise “biyobenzer ilaçların geleceği, AR-Ge ve biyobenzer ilaçların geliştirilmesi üzerine konuşmacılar yer alacak. CPhI Istanbul 2017, UBM EMEA (İstanbul) tarafından T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK) destekleri, İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası’nın (İEİS) resmi ortaklığı ve DEVA Holding’in elmas, BD Medical Pharma altın ve Koçak Farma’nın gümüş sponsorluğunda düzenlenecek. Türk İlaç ve Serum Sanayii, American Chemical Society, Shangai Acebright Pharma Group, Analitik Kimya ve MTM de CPhI İstanbul’un sponsorları arasında yer alıyor.


Fuar


İlaç Sektörü

Türkiye ilaç endüstrisi, biyoteknoloji alanında daha yüksek katma değerli ürünler üreterek, küresel bir ilaç üreticisi ve ihracatçısı konumuna gelmeyi hedefliyor. CPhI İstanbul 2017’nin gümüş sponsoru olan Koçak Farma CEO’su Uzm. Dr. Hakan Koçak, Türkiye’nin ilaç üretiminde bölgesel üs haline gelmesinin ancak güçlü bir Ar-Ge yapılanması ve yüksek teknolojili yatırımlarla mümkün olabileceğinin altını çiziyor.

32

KOÇAK FARMA: TÜRK İLAÇ SANAYİİ AR-GE İLE BÜYÜYECEK

Türetim ürkiye’de ilaç sektörü, ve ihracat olanağına

sahip, katma değeri yüksek olan sektörlerden biri. Dünya ilaç pazarındaki yeri gittikçe artan biyoteknolojik ilaçların Türkiye’deki üretimine yönelik çalışmaların önemi artarken, üretici firmalar ise Ar-Ge noktasında çalışmalarına hızla devam ediyor. CPhI İstanbul Türkiye’nin ilk biyoteknolojik ilaç üreticisini ağırlıyor Türkiye’de ilaç sektörünün geleceğini belirleyecek en önemli unsur, karlılık sıkıntılarına rağmen şirketlerin Ar-Ge yatırımlarına ağırlık verilmesi olarak görülüyor. Koçak Farma, Türkiye’nin ‘Vizyon 2023 Stratejik Planı’ doğrultusunda, geleceğin ilaçlarına yönelik araştırma ve inovasyon etkinliklerini yürütmek amacıyla, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan onaylı Ar-Ge merkezine sahip. Ar-Ge merkezinde 70 civarında bilim insanı, yeni moleküller ve biyoteknolojik ürünlerle ilgili çalışma yapıyor. Türkiye’de ilk biyoteknolojik

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

ilacı üreterek tıbbın hizmetine sunduklarını ve CPhI İstanbul 2017’de, ileri teknoloji donanımlı biyoteknolojik ilaç tesislerinde üretilen insülini tanıtacaklarını belirten Koçak Farma CEO’su Uzm. Dr. Hakan Koçak; “2016 yılı bizim için biyoteknolojiye yatırım yılı oldu. Biyoteknoloji ilaçların yanında aşılar, kan ürünleri ve özellikle kanser ilaçlarında, iç piyasada ve uluslararası pazarlarda büyümeyi öncelikli hedefimiz olarak belirledik. Bu hedefle birlikte, Eczacıbaşı-Baxter Grubu serum ruhsatlarını, markalarını ve teçhizatını satın alarak global serum teknolojisini de firmamızın portföyüne kazandırdık” dedi. “Türk İlaç Sanayii global ilaç pazarında hak ettiği payı alamadı” Türkiye’nin Avrupa, Afrika ve Asya coğrafyasının ortasında gelişen doğal bir lojistik ve ticari merkez konumunda olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Hakan Koçak; “Türkiye ilaç sektörü, sahip olduğu yetişmiş insan gücü ve teknoloji üretebilecek yetkinliğe ulaşmasına rağmen yüksek katma değerli,

ileri teknoloji gerektiren onkoloji ve biyoteknoloji ürünlerinde ithalata bağımlıdır. Bu nedenle 2016 yılında Türkiye İlaç Sanayisi ihracatta ve global ilaç pazarında hak ettiği payı alamamıştır” dedi. CPhl İstanbul 2017 İlaç Fuarı ile Türkiye, 4’üncü kez uluslararası bir ilaç etkinliğine ev sahipliği yapacak diyen Koçak; CPhI İstanbul’un ülkemizin önde gelen ilaç firmaları ile uluslararası firmalar arasında rekabetçi iş birliği olanakları sunduğunun altını çiziyor. CPhI Istanbul 2017, UBM EMEA (İstanbul) tarafından T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK) destekleri, İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası’nın (İEİS) resmi ortaklığı ve DEVA Holding’in elmas, BD Medical Pharma altın ve Koçak Farma’nın gümüş sponsorluğunda düzenlenecek. Türk İlaç ve Serum Sanayii, American Chemical Society, Shangai Acebright Pharma Group, Analitik Kimya ve MTM de CPhI İstanbul’un sponsorları arasında yer alıyor.


Sensor

FREE SPACE FOR IDEAS AND SOLUTIONS

SICK AppSpace – a flexible solution concept for software and hardware

İbirlaçdeğer sektörü için yükselen olan İstanbul; Asya,

Avrupa ve Afrika kıtalarının merkezinde yer alan stratejik konumu, gelişen ekonomisi ve altyapısı sayesinde önemli fırsatlar sunuyor. Bu yıl dördüncü kez İstanbul EXPO Center’da ilaç sektörünü bir araya getirecek Avrasya’nın en büyük ilaç fuarı CPhI İstanbul, ihtiyaca yönelik segmentleri ve seminerleri ile Türkiye’nin sektörde yükselen değerini dünyaya tanıtacak. Sektördeki gelişmelerinin takip edilmesi ve iş geliştirme için referans bir platform kurduklarını dile getiren UBM EMEA Marka Direktörü Mehmet Dükkancı; “CPhI İstanbul ile amacımız; yerli ve yabancı ilaç üreticilerini bölge tedarikçileriyle bir araya getirerek büyümeyi teşvik etmek ve küresel ilaç endüstrisinde, bölgenin ve Türkiye’nin önemli bir rol üstlenmesini sağlamaktı. Bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda Türkiye’nin önümüzdeki birkaç yıl içinde yatırımın ilgi odağı olacağını öngörmek bizi oldukça mutlu ediyor’’ dedi.

36 Machine & Automation / January - February - 2017

CPhI İstanbul’a her yıl farklı bir konferans ekleyerek ilaç sektörü için önemli bir misyon üstlendiklerini belirten Dükkancı, ‘‘Sektör devlerini bir araya getirdiğimiz CPhI İstanbul’da bu sene bir ilki gerçekleştirerek Bio Konferansı düzenleyeceğiz. Bu konferansın CPhI İstanbul çatısında olması katma değerimizi artırıyor” dedi. Dört farklı kategoriyle tüm ihtiyaçlara cevap verecek Sektör için önemli çözümleri tek bir çatı altında toplayan CPhI İstanbul, ilaç sektörüne yönelik dört farklı kategoriden tedarikçi, yerli ve yabancı alıcıları bir araya getiriyor. CPhI İstanbul, ilaç ve içerikleri konusunda tedarikçiler ile alıcıları buluştururken; ICSE İstanbul, ilaç endüstrisine servis sağlayan firmalar ile alıcılar arasında sıcak temas kurulmasını sağlayacak. InnoPack İstanbul kategorisinde ise katılımcılar en son yenilikleri de izleyerek, ambalaj ve benzeri çözümleri ile ilaç dağıtım sistemlerine ulaşabilecek. Fuarın bir diğer kategorisi olan P-MEC

İstanbul’da da ilaç sektörüne yönelik en yeni makine, ekipman ve teknoloji ürünleri sergilenecek. Başta Özbekistan ve İran olmak üzere Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan gelecek alım heyetleri ile katılımcı firmalar arasında ikili görüşmelere sahne olacak fuarda, Türkiye’de ilaç sektörünün üretim kapasitesi, teknoloji ve Ar-Ge’deki gelişmeler katılımcılarla paylaşılacak. Yerli ve yabancı otoritelerin katıldığı seminerlerde ise sektörde son dönemde yaşanan gelişmeler masaya yatırılacak. CPhI Istanbul 2017, UBM EMEA (İstanbul) tarafından T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK) destekleri, İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası’nın (İEİS) resmi ortaklığı ve DEVA Holding’in elmas, BD Medical Pharma altın ve Koçak Farma’nın gümüş sponsorluğunda düzenlenecek. Analitik Kimya ve MTM de CPhI İstanbul’un sponsorları arasında yer alıyor.


Sensor An all-in-one solution for more than just vision applications

SIM 4000 SENSOR INTEGRATION MACHINE BY SICK

The SIM4000 Sensor Integration Machine from SICK is a one-box solution for complex vision applications.

W hen it comes to sophisticated image processing

algorithms – involving the fusion of 2D or 3D sources to form a scatter plot, for example – a powerful, hardware-accelerated multicore processor ensures image pre-processing and I/O handling in real time. The integrated HALCON image processing library and the open SICK AppSpace software platform make it possible to flexibly develop customer-specific solutions for ambitious 2D and 3D vision applications. SIM4000 – flexible, intelligent, communicative The programmable SIM4000 Sensor Integration Machine offers system integrators and OEMs the freedom and

38

Machine & Automation / January - February - 2017

Waldkirch/Stuttgart, November 2016 – The SIM4000 Sensor Integration Machine from SICK is a highperformance multi-camera and sensor processor that provides a one-box solution for multi-technology sensor integration which extends far beyond vision applications. As part of the SICK AppSpace eco-system, it not only opens new doors for customized application solutions, but also enables advanced object transformation for quality control, process analysis, and predictive maintenance for vertical integration in Industry 4.0.

opportunity to develop applications to fit the customer’s specific requirements. Alongside the conventional, relevant image processing tasks, data from SICK sensors and cameras can be merged into a point cloud, evaluated, archived, and transmitted. 8-gigabit Ethernet interfaces are available for 2D or 3D cameras, and in some cases feature a voltage supply over Ethernet (PoE). Additional SICK sensors can be integrated via IO-Link to include distance and height measurement, for example. Thanks to a fast multi-encoder interface, it is also possible to synchronize data via all of the connections. In addition, SIM4000 can be integrated into a SICK CAN sensor network. The

HMI and data visualization features can be provided on any browser-enabled notebook, PC, or tablet. SIM4000 can be used in all areas of factory and logistics automation for multi-sensor or camera-based inspection, for the measurement and identification of objects and devices, as well as for data acquisition and archiving for quality control, process analysis, and predictive maintenance. Thanks to the high-performance multicore processor featuring hardware support, SIM4000 enables image preprocessing and handling of input and output signals in real time.


Metal İşleme

Makine & Otomasyon / Eylül

- Ekim 2016

39


Endüstri 4.0 Zirvesi

3- 4 Aralık 2016 Tarihinde Vialand Palace Otel’de gerçekleştirilen Endüstri 4.0 Zirvesi Başarılı bir şekilde sonuçlandı. 2. Endüstri 4.0 Zirvesi 2 Aralık 2017 Tarihinde gerçekleştirilecek.

ENDÜSTRİ 4.0 ZİRVESİ GELECEĞE UMUT TAŞIDI

WORLD MEDIA tarafından organize edilen ve SIEMENS altın sponsorluğunda 3-4 Aralık 2016 tarihinde Vialand Palace Otel’de gerçekleştirilen Endüstri 4.0 Zirvesi; 2 gün boyunca altı farklı oturumla hayata geçirildi. Başarılı bir şekilde sonuçlanan zirvenin ikincisi, aralık 2017 tarihinde gerçekleştirilecek.

W ORLD MEDIA Genel yayın Yönetmeni İLKER KAPLAN’ın

“Bilim İçin Aydınlanma Aydınlanma İçin Bilim” açılış konuşması ardından; iNFOMA Yönetim Kurulu Başkanı MUSTAFA CERAN “Endüstri 4.0 Ne Yapmalıyız” üst başlığıyla bir konuşma gerçekleştirdi. EMAS Yönetim Kurulu Başkanı GAZAN-

40 Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

FER SANLITOP’un: “Neden Geri Kaldık Nasıl Kalkınırız” konuşması ardından günün son konuşmasını; SIEMENS TÜRKİYE Genel Müdür Yardımcısı ALİ RIZA ERSOY “Dünyada ve Türkiye’de Endüstri 4.0 uygulamaları üzerine gerçekleştirdi. Endüstri 4.0 Zirvesine 2. gününde de ilgi yoğundu;

ETG ROBOTICS Genel Müdür Yardımcısı CANDAN SEZGİN GÜLÜNAY ; “Osmanlıdan Cumhuriyete Sanayileşme” konuşmasını yaptı. Endüstri 4.0 Zirvesi’nin son konuşmasını; SIEMENS TÜRKİYE Dijital Fabrikalar Bölge ve OEM Satış Müdürü- HAKAN MAVRUK gerçekleştirdi.


Endüstri 4.0 Zirvesi

World Media Genel Yayın Yönetmeni İlker Kaplan

“BİLİM İÇİN AYDINLANMA AYDINLANMA İÇİN BİLİM ”

İnsanlık tarımsal devrimden sonra hızlı bir gelişim seyri izledi. Son 13 bin yılı kapsayan bu dönemde; ara sıra kesintiye uğrayan ilerleme, belirli dönemlerde ivme kazanarak sürdü. Aydınlanma çağı sonrasında ortaya çıkan Birinci sanayi devrimi – buhar gücünün devreye girmesi- sonrasında bu ilerleme daha da ivmelendi.

42 Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017


A ydınlanma Çağı olarak adlandırılan tarihsel dönem, aydınlanma felsefesinin 18. yüzyılda doğup benimsenmeye başladığı dönemdir. Batı toplumunda 17. ve 18. yüzyıllarda gelişen, akılcı düşünceyi eski, geleneksel, değişmez kabul edilen varsayımlardan, ön yargılardan ve ideolojilerden özgürleştirmeyi ve yeni bilgiye yönelik kabulü geliştirmeyi amaçlayan düşünsel gelişimi kapsayan dönemi tanımlar.

Aydınlanmaya yol açan başlıca düşünsel gelişmeler Rönesans ve Reform hareketleridir. Aydınlanmanın ilk temsilcileri olarak genellikle Rene Descartes ve Gottfried Wilhelm Leibniz kabul edilir. Almanya’da Johann Gottfried Herder, Immanuel Kant, Christian Wolff; Fransa’da Denis Diderot, Claude Adrien Helvétius, Montesquieu, Jean-Jacques Rousseau, Voltaire; Büyük Britanya’da David Hume, John Locke ve Thomas Paine Aydınlanma çağının en önemli temsilcileridir. DOĞA BİLİM - BİLİM DOĞA DİYALEKTİĞİ İnsanlık her zaman teknolojik gelişmelerde doğayı taklit etti. Doğa bize bu kadar ilham verirken biz doğaya zarar vererek ihanet etmemeliyiz. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik doğayı gö-

zlemleme ve onu kendi yararına kullanma yetisine sahip bir düşünsel ard plana sahip olmasıdır diyebiliriz. MATBAAYA DİRENENLER VE ENDÜSTRİYEL GELİŞMEYE DİRENENLER Matbaanın bulunduğumuz coğrafyaya girişi kimi görüşlere göre 300, kimi görüşlere göre 400 yıllık bir gecikmeyi kapsıyor. Bunun sebebi Matbaanın gelişi sonrası yalnızca 20 adet dini kitabın basılması. O da Şeyhülislam’ın izniyle… Şimdi matbaanın bulunduğumuz coğrafyaya girişi sonrası yaşanan süreç endüstriyel gelişmelerle aynı. O dönemde matbaaların yaptığı işi daha uzun sürelerde gerçekleştiren yazıcıların ve ulemanın direnişi bu ileri adımı yavaşlattı. Bu günde sanayinin gelişimine direnen böylesi bir kesim mevcut. Ancak tarihin gelişimi önüne set çekmeye çalışmak tabi ki zor hatta imkansız. ÖZETLE Bilimsel aydınlanmanın başlangıcının; son iki yüz yılla – buharın devreye girmesi- başlatılması bizi eklektik ve nominalist bir yere götürür. İnsanlığın ortaya çıkardığı birikimi son 13 bin yıl öncesinden başlatmak daha doğru

Endüstri 4.0 Zirvesi olur. Aslında ondan daha önceki tarihlerde de insanlık medeniyet biriktiriyor ve her geçen an gelişim gösteriyordu. Bulunduğumuz coğrafyanın güneyinde buğdayın aşılanması ve depolanmaya başlaması tüm gelişmelerin hızlanmasına sebep oldu. Özetle birinci vurgulayacağımız nokta; bilimsel gelişme ve aydınmanın insanlığın evrimsel süreciyle paralel geliştiği. Son 200 yıla sıkıştırılamayacağı. Ancak şöyle bir ekleme yapmanın da önemli olduğu kanaatindeyim. O da son ikiyüz yıldır; insanlığın yarattığı bilgi birikimi, başdöndüren bir hızla gelişti ve ivme kazandı. Biz ülke olarak bu gelişimi; 1. Endüstri Devriminde 300 yıl, 2. Endüstri Devriminde 100 yıl, 3. Endüstri Devriminde 50 yıl geriden takip etmek zorunda kaldık. Şimdi elimize bir fırsaat geçti. 4. Endüstri Devrimini 4-5 yıl gibi çok kısa bir sürede takip etme şansımız var. Ancak bunun için bir an önce farkındalık yaratmak zorundayız. WORLD MEDİA olarak SIEMENS ana sponsorluğunda düzenlediğimiz zirveiz bu farkındalığı yaratmaya hizmet ediyor. Gelecek yıl daha geniş kapsamlı bir zirvenin organizasyonuna girişiyoruz. Bilimle kalın, pozitif aklın yolundan ayrılmayın.

World Media Endüstri 4.0 Zirvesi - Organizasyon Ekibi Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017 43


Endüstri 4.0 Zirvesi

İnfoma Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ceran

“ENDÜSTRİ 4.0 - NE YAPMALIYIZ”

Mustafa Ceran

Endüstri 4.0 sunumumuza geçmeden önce, bunun ülkemiz için neden önemli olduğu, nelere dikkat etmemiz gerektiği konusunda açıklamalarda bulunmakta fayda var. Ancak daha öncesinde kendimizi biraz tanıtalım ve firmamızın nereden nereye geldiğini anlatalım.

Y aklaşık İnformatik

30 yıl önce olarak, ülkemiz endüstrisine ileri teknolojilere dayalı çözümler kazandırmak ve ARGE bilincinin yaygınlaşması amacıyla, yola çıktık. Gelişim ve değişimlere ayak uydurarak - mekatronik çalışmalar yapıyorduk. İnformatik bölümünün mekanik ile ilgili kısmını geçtiğimiz aylarda İspanyol bir firmaya devrettik. INFOMA olarak, Endüstri-4.0 uyumlu, yeni nesil elektronik çözümlerle yola devam ediyoruz. Odak noktamız her zaman endüstri ve ARGE’ler idi oradan yola çıktık ve bugüne kadar geldik. Endüstri 4.0 veya 4. Endüstri Devrimi olarak tanımlanan ve adından da anlaşılacağı üzere 44

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

devrim niteliğindeki konuya geldiğimizde bu endüstride tamamen yeni bir dönem ve yeni bir boyuttur. Kartopu gibi büyüyerek hızla büyüyen bu konuda bizimde vakit kaybetmeden bir yerden başlanması gerektiği inancıyla bu konuya özel önem vererek yolumuza devam ediyoruz. Konu henüz dünyada da yeni olduğu için, Endüstri 4.0 konusunda çok geç kalmadık ama çok geçmeden bu konuyla ilgili acil çalışmalar başlatmazsak, geç kalmaya yakınız. Siz iki kişiyi bilgilendirebilirseniz o iki kişi, başka iki kişiyi daha bilgilendirebilirse bir farkındalık ortaya çıkar. Kartopu bu şekilde yuvarlanarak büyür, bizim de amacımız, sizlerle birlikte bu bilinçlenmenin

başlangıç hareketini verip, hız kazanmasını sağlamaktır. Bu milli bir kalkınma meselesidir. Eğer geri kalmışlıktan kurtulmak istiyorsak, mutlaka ama mutlaka üretime sahip çıkmamız gerekiyor. Aynı zamanda, eski hataları tekrar etmemek için mevcut durumun sonuçlarına değil sebeplerine inmemiz gerekiyor, üretmemiz gerekiyor. Bunu bir türlü kavrayamıyoruz ve maalesef, hızla gelişen ülkeler az laf çok iş üretirken, biz ise çok laf az iş üretiyoruz. Kore bunun en güzel örneğidir. 30-40 yıl önce biz onların çok önündeyken, şu anda onlar çok daha hızlı bir teknoloji üreten ülke konumuna gelmişlerdir. Çalışma sahamız Bilimsel,


Teknik ve Mühendislik Biz firma olarak bilgisayar destekli mühendislik üzerine çalışmalar yürütüyoruz. Endüstri konusunda faaliyetimiz; savunma, uzay, uçak, otomotiv, elektronik, makina gibi sektörlere hitap ediyor. Çünkü ARGE, bu sektörler için olmazsa, olmaz bir alan olup, bu alanda yatırımlarını onlar daha çabuk yapıyorlar. Dünyada da sanayi ve teknoloji alanındaki tüm buluşlar; ilk olarak uzay, uçak ve savunma sektörlerinde başlar. Amerika’da da, Japonya’da da, Almanya’da da aynı durum geçerlidir. Uzay ve uçakla başlar; yavaş yavaş diğer endüstrilere yansır. Türkiye’de de aynı durum geçerli. Dolayısıyla bizde bu teknolojileri üreten şirketlerle işbirliğine giderek, bunları ülkemize kazandırmaya önem verdik, çünkü o tip teknolojileri maalesef şimdilik biz üretemiyoruz. Konusunda dünyanın en iyilerini tercih ederek, dünya ile aynı anda bu ileri teknolojileri Türkiye’ye kazandırmaya gayret ettik yani bu alanlarda önemli tecrübe sahibi olduk.. Aynı şekilde, dünya ile aynı anda Endüstri-4.0 konusunda farkındalık için gayretimiz de bu nedenledir. Bütünleşik ürün geliştirme teknoloji platformları evrilerek? endüstri 4.0 ortaya çıkmış oldu. Vizyon sahibi olmak çok önemli. Bu tip konular açıldığında veya seminerlerimizdeki yorumlardan bizim bunları yapamayacağımız düşünülüyor veya kendimizde bu cesareti göremiyoruz. Türkiye kendi uzay aracını yapabilecek kabiliyete sahip ama özgüven eksikliği yanında vizyon ve yönlendirme eksikliği var. Herkes mum ışığı gibi kendi etrafını aydınlatmakla meşgul. Biraraya gelsek ve odaklanabilsek, çok daha fazla alanı rahatlıkla aydınlatacak birikimimiz var. Kimsenin kusura bakmasın ama, bir ülkenin gelişmişliği denildiğinde, laftan çok elindeki patent sayısına bakma yeterli olacaktır. Endüstri 4.0, Almanya ve Amerika gibi gelişmiş ülkelerin üretimlerinin hızlı bir şekilde Çin’e kayması nedeniyle,

Alman’yanın arayışlarının bir sonucu olarak doğmuştur ve bir hükümet politikasıdır. Amerika’da ise 2004 yılından başlayarak, daralan ekonomi ve savunma sanayiindeki hızlı çöküşe çare üretebilmek amacıyla o yıllarda savunma sanayisini canlandırmak için körfez savaşı gibi yeni savaşlar başlatılmış, paralellinde Endüstri-4.0 gibi üretimde verimlilik çarelerine özel önem ve ağırlık verilmektedir. Tam da bu nedenle, bizde Endüstri 4.0’ü ıskalamadan, odaklanarak üretimde verimliliği ve gelirimizi arttırmamız kendimizi güvence altına almamız lazım. Geri kalmış ülkelerin en temel problemleri; eğitilmiş insan gücüdür. Eğitim yetersizliği nedeniyle endüstrisi geride kalıyor. Bu ülkeler, üretemediği için her şeyi dışarıdan alıyor. Türkiye’de geçmişte bu durumdaydı, ama son 30 yıldır yapılan bazı radikal politikalar ve yapılan yatırımlar nedeniyle birtakım şeyleri üretir ve ihraç eder hale gelmiştir. Türkiye’de şu an en çok ihracat yapılan sektöre bakıldığı zaman bunun otomobil sektörü olduğunu görüyoruz. Ancak, maalesef üretilen her otomobilin hemen hemen %70 parçası ithal yoluyla geldiği için, yapılan ihracatın ülke ekonomisine katkısı oldukça düşük kalmaktadır. Bunun da sebebi, yüksek teknoloji gerektiren parçaları kendimiz yapabilecek konumda henüz değiliz. Bu çerçeveden bakıldığında, dünya otomotiv sektörüne yön veren Almanlar (bu konuda lider olmalarına rağmen), bulundukları konumu beğenmiyorlar ve 20 sene sonra kendimizi nasıl garanti altına alırız diye durmadan çalışıyorlar. Ülkeyi yöneten politikacılar da dahil olmak üzere, ilim adamları ve endüstri liderleri 2,5 sene önce bir araya gelerek, yeni bir atılım yapma kararı alıyorlar ve bunun da adını ‘Endüstri 4.0’ koyuyorlar. Yapılan çalışmanında havada kalmaması için çalışma grupları oluşturup, icraata başlıyorlar ve aradan geçen bu kısa zamanda dahi,

Endüstri 4.0 Zirvesi devrim niteliğinde birçok buluş ve endüstriyel gelişmeler başarıyorlar. Bu çalışma gruplarında politikacılar yanı sıra bilim adamları ve sanayiciler yer alıyor. Ana temaları Endüstri 4.0’ın referans mimarisi olup, bunun için öncelikli alanları (siber-güvenlik, insan eğitimi vb) belirleyerek çalışmalar yapıyorlar.. İlk düşünceleri, tüm müşterilerin ihtiyacını karşılayabilecek esnek üretim hattı oluşturarak, tüm müşterilerin ihtiyacını karşılayabilen “Akıllı Fabrika” konseptini oluşturuyorlar. Akıllı Fabrika’ların özünü teşkil edecek şekilde “Siber-Fiziksel” sistemler geliştirerek, bu sistemler kendi kendilerine karar verebilme yetenekleri sayesinde daha önce mümkün olmayan üretim ve verimliliği sağlayan ilk örnek fabrikaları kuruyorlar. Bununla, verimlilik artışı yanı sıra, iş gücünü dengeleyebilme kabiliyeti ile gelirlerde değer artışı sağlıyorlar. Kısaca dünyanın tamamını saracak bir konseptten bahsediyoruz. Otomotiv fabrikaları, rekabetin en hırçın olduğu alan olduğu için, kârlarını daha da arttırabilmek ve rekabette öne geçebilmek için konuya insansız araçlar gibi inanılmaz yatırımlar yapıyor. Bütün dünyada elektrik ile çalışan arabalara doğru gidiliyor ve onların gelirlerine destek vermeye çalışıyorlar. Kendi arabamızı yapmak düşüncesi çok güzel ancak, bu gelişmeleri dikkate alarak, geceğe hitap eden, rekabetçi konumu olan araçlar yapabilmek için mutlaka inovativ ve ARGE odaklı çalışmalarla yeni teknolojileri içeren ürün geliştirmek gerekir diye düşünüyorum. Biz zamanında kendi uçağımızı, kendi arabamızı yapmışız ama yaptırmamışlar, bir yerlerde taş koymuşlar ve bunları durdurmuşuz. Yeni yayınlanan bir rapora göre, dünya nüfusundan 3,5 milyar insanın sahip olduğu tüm varlıkların eş değerine sahip insan sayısı 62 kişi. Böyle dengesiz bir ortamda yaşıyoruz ve kapitalizm artık, bu vahşi bütçelere sahip ortamlar nedeniyle devlet tanımayan bir boyuta doğru evriliyor. Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

45


Endüstri 4.0 Zirvesi Teknoloji Transformasyonu Bu oluşumda, odak noktası herşeyde olduğu gibi insan, bunun yanı sıra çevre ve teknoloji olmalıdır. Bu üçünü harmonik kullanmamız, bunlara dikkat edilmesi, bundan sonraki bütün politikacılarının ve bilim adamlarının temel parametresi olması lazım. Bir şey yaparken mutlaka önce insanlık düşünülmeli, çevre düşünülmesi, kirlilik ve ekonomi düşünülmesi lazım. Endüstride son dönemlerde birçok araştırmalar yapılıyor. Başka neler yapılması gerektiği konusunda. Bulgular akıldığında, firmaların para harcadıkları en önemli noktalar; %23’ ünü satışını geliştirmek için, %19’ unu EIPS’ ini (?) geliştirmek için, %6’ sını insan kaynaklarını geliştirmek için, % 47’ sini üretim ve tedarik zincirini koordine etmek için harcıyor. Burada en önemli pay global ortamda üretim olarak ortaya çıkıyor. Günümüzde, endüstrinin temel maddeleri olan petrol ve üretilmiş mallar, büyük yük gemileri ile taşınmaktadır. Oysa, önümüzdeki dönemde bir taraftan petrolün tükenmesi ve diğer taraftan Endüstri-4.0 kapsamında “Akıllı Fabrika”ların esnek üretim kabiliyetleri sayesinde yerinde üretilecek yarı mamül ve mamül ürünler sayesinde belki de bu tür çok büyük yük gemileri ve taşımalara ihtiyaç kalmayacaktır. Bugün dahi,

46

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

3D yazıcılar sayesinde isteyen kendi mutfak eşyasını kendisi evde yapabilme imkanına sahiptir. Bu mümkün. Konu çok yeni olması nedeniyle, Endüstri 4.0’ın tanımı tam oturmuş değil. Ben özetini söylemek istiyorum - Her insanın ihtiyacına cevap verebilecek ürünlerin, her an ve her ortamda üretilebilmesi için esnek üretim hatlarının oluşturulması. – “ Ancak, b urada Endüstri-4.0 yanı sıra, birde 4. Endüstri Devrimine işaret etmekte yarar var. Endüstri4.0 denildiğinde genel olarak “Akıllı Fabrika”lar akla gelirken, Dördüncü Endüstri Devrimi ise, bu değişim ve dönüşümün sonunda, topluma ve yaşamımıza yansıyacak kümülatif etkileri anlatılmak istenmektedir. Bir başka gözle konuya bakmak gerekirse, içerisinde herşey için “Akıllı” nesneler ve çözümler içeren 4. Endüstri Devrimi, bir bakıma sanki “insanı” anlatıyor gibi... Şöyle ki, yapay zeka sayesinde düşünüp kendi kendine karar veren araçlar, hissesed, koku alan, gören, işiten özelliklere sahipler. Bu da bir bakıma insanın özellikleri değilmi? İnsanı simüle ettiğiniz zaman bunun sanalıyla gerçeği arasında nasıl bir olay ortaya çıkacak ve “robotlar” kendi kendine ne kadar fazla karar verebilecek ve kendi kendine ne kadar bir şeyler üretebilecek şu anda bununla ilgili çok bir şey söyleyemeyiz. Sanal aleme girdiğiniz zaman, zamanda ve mekanda istediğiniz herhangi

bir sınır olmayacağı için, zaman zaman gerçek ortam ile sanal ortamı karıştırır hale gelecek insanlar. Realiteye çok yakın kurgulanmış bir yapı içerisinde insan beyninin hatasını görmeden inanabileceği bir boyutta hazırlarsanız onun çıktısı nasıl olur, bunu bugünün ne psikoloğu, ne fizyoloğu, ne de doktoru söyleyebilir. Çünkü daha bilmiyoruz. Burası karanlık bir bölüm yaşadıkça göreceğiz. Çocuklar nasıl olacak, nasıl büyüyecek; bunları bilmiyoruz önümüzdeki dönemlerde belkide gerçek topraktan yetişmiş bir salatalığı göremeyeceğiz. “Akıllı Otomasyon” ve robotların gelişmesiyle, vasıfsız insanların işlerini kaybedeceği ve işsizliğin artacağı muhakkak. Cahilliğe fırsat yok. Dolayısıyla, bu gelişmelere paralel olarak eğitimin önemi ve insanlarında aynı hızda değişmesi (dönüşmesi) gerekiyor. Bilhassa, ülkemiz açısından bu treni de kaçırmak istemiyorsak, bu bilinçlenmeye bir an önce önem vererek, önce “insan” diyerek bilhassa eğitime ve bu değişimi bilinçli ve eğitimli bireylerle karşılamaya hazırlanmak şart. Ancak, tarih boyunca ve her dönem ve şartta olduğu gibi, su aka aka mutlaka yolunu bulacak ve bir denge sağlanacak. İnsanın sağduyusu her zaman üstün gelir, ben buna inanıyorum.


Endüstri 4.0 Zirvesi

Siemens Türkiye Genel Müdürü Ali Rıza Ersoy:

“2020 YILINDA YİRMİ SEKİZ MİLYAR NESNENİN İNTERNETE BAĞLI OLACAĞI ÖNGÖRÜLÜYOR” Ali Rıza Ersoy

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

47


Endüstri 4.0 Zirvesi

Sleketiemens olarak biz bu işi memmeselesi olduğu için yapıyoruz.

Sadece biz değil diğer şirketlerde bir şeyler yapıyorlar ama onlar biraz geriden geliyor ve bu konu ülkede bu kadar yoğun konuşuluyorsa çok ciddi emeğimizin olduğunu düşüyorum. Bizim dört yüze yakın mühendisimiz var ve çoğu otuz beş yaşın altında. Hepsi Ar-Ge yapıyor. Üç yüz tanesi endüstri 3.0, diğerleri endüstri 4.0 üzerine. Global anlamda çalışıyorlar ve Ar-Ge yapıyorlar. Çok başarılıyız o kadar başarılıyız ki 2017 yılı için yüz yeni Ar-Ge mühendisine ihtiyacımız olacak. Gelecek yıl SIEMENS açısından Endüstri 4.0’ın yazılımları dünyanın sadece üç ülkesinde gerçekleştirilecek. Bu ülkelerden bir tanesi Türkiye olacak. Endüstri 4.0 Almanya’nın markası olduğu için şirketler kendi alt markalarını yaratmak zorundalar. Şirketler bize ‘biz nereden başlayacağız’ diyorlar. O zaman iş ticarileşmeye başlıyor. Endüstri 4.0 için yarını beklememize gerek yok, halihazırda 30 civarında teknoloji var. Bu teknolojilerin neredeyse tamamı dünyada mevcut. Hepimiz 3.0’ da değiliz ki birden 4.0’a geçelim. Hepimizin uzun yolları var. Bu ürün teknolojilerini de öğrenme şansımız var. Bana endüstri 4.0’ı birkaç kelimeyle anlat derseniz: “sanayinin dijitalleştirilmesi eşittir endüstri 4.0” derim. Endüstri 1784 yılında İngiltere’de başlamıştır. O döneme kadar tarımsal bir çizgi izleyen insanoğlu, kas gücü yerine su ve buhar makinesinin icadıyla ilk kez endüstriyle tanıştı. Tarihte görülmeyen, ciddi bir sıçrama oluştu çünkü köyden şehirlere göçler gerçekleşti. Şehirlerde; eğitim, sağlık, sanat, endüstri gibi sosyal olguların var olmasını sağladı. Elektriğin endüstriyle tanışması şu anlama geliyor; elektrik motoru döndürüyor, motor hattı yürütüyor ve böylece seri üretim başlıyor. Seri imalat sayesinde sanayi ürünleri herkesin erişebileceği fiyatlara gerilediği için tekrar sıçrama yaşanıyor. Sonra elektronik devreye girdiğinde otomasyon çağı başlıyor. Otomasyon 48

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

çağı başladığında üçüncü bir refah sıçraması oluyor. Çünkü otomasyon sayesinde aynı hatlarda çok farklı sanayi ürünleri üretir hale geliniyor. Şu anda biz halimizden memnun değil miyiz ? Niye 4.0’dan bahsediyoruz ? Endüstri 4.0 dendiğinde aklımıza ilk gelecek olan şey kocaman yazılı bir tehdit... Bu tehdit batının ama bizde batının bir parçası olduğumuzdan aynı zamanda bizim için de, ülkemiz için de büyük bir tehdit. Çünkü doğunun sanayi üretimi batının sanayi üretimini geçti. Yani endüstrinin başlangıcından itibaren krallığını koruyan batı tahtını doğuya kaptırdı. Şimdi soru şu: Batı buna izin verecek mi? Hayır. Mücadele edecek fakat başarılı olacak mı? Olmayacak mı? Bunu zamanla göreceğiz. Ucuz iş gücü, göreceli iş gücü üzerinden bir rekabet var ve endüstri 4.0 öncesi doğu koltuğu kapmış durumda. Batı da üç konuya konsantre olursam, tekrar eski koltuğumu kazanmış olurum diyor. Bu konuların birincisi; yeni jenerasyon (nesil) ürünlerini o kadar hızlı üretmeliyim ki ben o ürünü pazara sunduğumda doğu beni taklit edemeden bir sonraki bölümden sunabileyim. Kısacası hız. İkincisi esnek hatlar... Doğunun avantajı, hattı bir yere kuruyor, ucuz isçileri de etrafına yerleştirip aynı üründen üretiyor ve ucuz isçiler sayesinde rekabeti yakalıyor. Batı da “ben bunun tam tersini yapmalıyım” diyerek , yani hattı durdurmaya gerek kalmadan kişiselleştirilmiş ürünleri aynı hatta üretebilecek yani esnek hatlar yapmak istiyor. Peki bunu yapınca ne olacak? Gelecekte ürünler kişiselleşmiş olacak. Doğu bunu yapamıyor. Çünkü hattı durdurmadan farklı bir ürüne geçemiyor. Üçüncü konu ise verimlilik... O kadar verimli üretim gerçekleştirmeliyiz ki; Çin’den ucuz olsun. Bunun tek yolu da insanı sistemden çekme. İnsanı sistemden çektiğiniz zaman iki mucize eş zamanlı gerçekleşiyor. Bunlardan biri sistem geçmişte olmadığı kadar mükemmel, yani hatasız çalışıyor. Diğeri ise sistem geçişi olmadığı kadar ucuzluyor çünkü pahalı olan insan... Endüstri 4.0 dediğimizde akla gelen bir başlıkta insansız ortamlar yaratmak. İlk duyulduğunda

negatif gibi bakılabilir ama hemen atlamayın bekleyince göreceksiniz ki; çok güzel bir şey olacak. Endüstri 4.0’ın kendi içinde tarihi var. O tarihler şunlar; 2011 yılında Language Sanayi Fuarında konuşulmaya başlandı, 2012 yılında Alman hükûmeti bu konuyla ilgili 40-50 kişilik bir takım kuruyor. Bu takımlar bir yıl boyunca Almanya’nın gelecekteki 20 yıllın yol haritasını hazırlıyor. 2013 yılının nisan ayında Almanya: “Ey dünya ben kendi endüstrimi 3.0’dan 4.0’a önümüzdeki 20 yıl içinde geçireceğim, yol haritamda bu” diyor. Böylece 2013 yılında tamamen endüstri 4.0 konuşulmaya başlıyor. Bunlardan on ay sonra SIEMENS Türkiye olarak bizde İstanbul’da basın toplantısı düzenliyoruz ve “Ey ülkem, Almanya 4.0’a adım atmaya başladı. Gelin bunu ıskalamayalım” diyoruz. Biz geçen zamanlardan anlıyoruz ki; ıskalamıyoruz ıskalamayacağız da… Şimdi, ‘İşletmemde ya da fabrikamda ne yapmalıyım ki Endüstri 4.0’a geçiyorum - geçtim’ diyebileyim sorusunun cevabını arayacağız. Aslında farklı yaklaşımlar var. Bu geçiş sürecinde Almanya kendine 20 yıl öngörüyorsa bizimde kendimize 30 yıl öngörmemiz lazım. Gelecekte hiç bir ürün daha önce üç boyutlu yazılımlarda dizayn edilmeden fiziksel dünyaya geçmeyecek. Fiziki dünyada bunu deneme yanılma yöntemiyle yaparak hem para harcayacaksınız, hem de zaman kaybı olacak. Halbuki bunu üç boyutlu simülasyonlarda yaptığınızı varsayarsak; bir gecede tüm fabrikayı değiştirebilirsiniz. Bu yöntem zamandan tasarruf sağlar ve ucuz bir yöntem. Bir sonraki teknoloji, 2020 yılında yirmi sekiz milyar nesnenin internete bağlı olacağı öngörülüyor. Beş sene sonra çiplerimiz bağlanmaya başlayacak. ‘ Ben istemem bağlatmam’ derseniz faydası olamayacak. Çünkü zaten şu an cep telefonlarımız üzerinden yirmi dört saat izleniyoruz, bir şey fark etmeyecek, elimiz mahkum kalacak. T.C kimlik numaramız olmayacak. Hepimiz nesneymişiz gibi IP numaramız olacak. Eğer bunu yapmazsak, sistem dışında kalacağımız için kaybolacağız. Hepimiz bu teknolojile-


rin içinde bulunacağız, kurtuluş yok. ‘Olmaz böyle şeyler’ falan demeyin, zaten elli sene önce bırakmalıydık bu ‘olmaz’ kelimesini... Gebze’ye yeni fabrikamızı kuruyoruz, Kartal’daki teknolojimiz eskidi. Yeni bir hat olacak, üretim hattı, elektronik cihazlar üretir olacağız. ? Burada kurulumu yapanlara aylar önce ‘bu hatlardan herhangi birisiyle arıza yaşandığında insan girişimi olmadan diğer hatlar birbirleriyle konuştuktan sonra o hattın üretimini üstlenebilirler mi ?’ diye sorduk. Yaparız dediler, üzerine çalışıyorlar. Eğer bunu yapabilirsek, başarabilirsek Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmiş olacağız. BÜYÜK VERİ VE ANALİZİ 2020 yılında verilerin elli misli artması bekleniliyor. İnsanlık tarihinde ne siyasal ne kültürel ne ticari hiçbir şey on yılda elli misli kadar artmadı. Önce hız artardı ve hızlanırdık. Geleceğin sanayisi, akıllı telefonların son bir kaç yılda hayatımıza bu kadar çabuk girmesi ve hayatımızı yönlendirmeye başlaması gibi olacak yani çabuk alışacağız. Geleceğin sanayi işçileri de; bugünkü gibi olmayacak her yeni ürün geldiğinde kullanma talimatları olmayacak. Gözlükler olacak, talimatlar gözlüğün önüne gelecek, ürünün önünde kamera olacak ve hata olursa gözlükler söyleyecek. Son alt teknoloji olarak siber güvenlik... Bugün idare edebiliyoruz ama geleceğin çok karmaşık fabrikalarında insanların ve robotların yan yana çalıştığı ortamlarda hack-in iyi niyetle sadece hacklemek istemesinden daha önemli hata yapmasıyla insanların ve robotların girmesini hiç kimse görmek istemeyecek. Siber güvenlik; geleceğin en önemli konularından bir tanesi olacak. Yani güvenlik insanlık tarihi boyunca ortadan kalkmadı, kalkmayacak. Dolayısıyla çok ciddi tehditler devam edecek. Eğer bu teknolojileri şirketinizde ya da fabrikanızda uygulayabiliyorsanız ‘Endüstri 4.0’a geçtim’ diyebilirsiniz. DÜNYA’DA NELER OLUYOR ? Almanya’da Amberg Fabrikası’na sanayi bakanı ile birlikte gitmiştik. Fabrikada insan sayısı azdı,

dolayısıyla kas gücü yoktu. Endüstri 4.0 iki büyük vaatle geliyor. Biri çok insancıl (insani) olması yani bir insanın eğitimini, bilgisini, öngörü kabiliyetini, takım çalışmasını, problem çözebilme kabiliyetini ve program analizi kabiliyetini kullanmasını istemesi. İkincisi de daha az elektrikle daha fazla üretmek. Bu fabrikada, fabrika alanını ve çalışan sayısını değiştirmeden dokuz yılda dokuz misli arttırmışlar. Bin değişik ürün üretebiliyorlar. Çok robot var ve işi onlar görüyor. İnsan etkisi çok az sadece yüzde 25... Bu yüzde yirmibeş; satış, muhasebe, pazarlama, programlama, mühendislik gibi meslekler. Hata oranı yok denilecek kadar az. Çünkü insanı sistemden çekmişler ve sistem mükemmel çalışıyor. Mesela Çin, ucuz iş gücüne dayalı global rekabet avantajını batıdan tekrar aldı. Bir kaç saat sonra kaybetmeye başladı. Çin’in robotlaşma hızı batıdan daha yüksek, fakat çok endişeleri var. Mesela yıllarca Çin’e Almanlar yatırım yapardı. Son iki yıldır; Çinliler Almanya’da yatırım yapıyorlar. Bu konuyla ilgili farklı faktörler var. Örneğin işçiler; sanayi işçileri köyden geldi. Çünkü şehirde sanayileşme daha yeni başlamıştı. Önceleri köylüler şehirlere gelmiyordu. Hiç insani olmayan barınma şartlarından dolayı. Kapitalist sisteme köylü gelmek istemiyordu. Bir zamanlar sadece köyden şehre ev almak için giderlerdi o da kısa süreliğine. Finlandiya’nın şu anda bile sanayisinin yaklaşık yarısı internete bağlıymış ve gelecekte sürpriz; Endüstri 4.0 ülkesi olabileceğini düşünüyorum. Şu anda bizim endüstrimizin; 2.0 ile 3.0 arasında bir yerlerde olduğunu düşünebiliriz. 2.0’ı geçtik her yerde elektrik var, onda sorun yok. 3’0’ı geçmiş 4’0’a yakın şirketlerimiz de var. Savunma Sanayi, Otomotiv Sanayi, Havacılık sanayinin büyük bölümü bu kategoride. Eğer fabrikanız tam otomatik ise 4.0’dan bahsediyoruz demektir. Türkiye’nin Endüstri 4.0’da nasıl bir format izleyeceği yani yol haritasını; 2017 yılının ilk baharında hazırlamış olacağız. Almanya’nın yol haritası; 2013 yılında hazırdı. Biz 2017 di-

Endüstri 4.0 Zirvesi yoruz dolayısıyla sadece 4 yıl geriden gitmiş olacağız ve böylece de endüstri 4.0’ı ıskalamayacağız. ŞİMDİ NE OLACAK ? Türkiye’nin hiçbir komşusunda seksen - doksan yılda içselleştirilmiş kapitalist anlayışlı iş dünyası yok. Bizim hocalarımızın yetiştirdiği gibi mühendisler, ekonomistler yok, bizim gibi gaza gelmeye müsait bir toplum yok. Lojistik avantajımızı kullanarak, batıdaki üretim şansını yakalayabiliriz. Endüstri 4.0’daki “tehdit” kelimesi şimdi “fırsat” oldu ve ben eminim ki beş - altı yıl sonra çok ciddi şekilde ülkemizde üretim yapıyor olacağız ve bağımsızlığımızı tam anlamıyla kazanacağız. İŞSİZLİK İşsizlik değil de tam tersi istihdamdan artışından bahsediyoruz. Su buharı bulunduktan sonra, elektrik bulunduktan sonra işsizlik olmadı, dijitalleşmeden sonrada olmayacak. Bilgisayarlardan sonra bile on beş – yirmi tane yeni meslek ortaya çıktı. Daha da adını bilmediğimiz on altı yeni meslek, 2020 yılında yani dört yıl sonra icra edecek. Bundan altı – yedi yıl önce sosyal medya uzmanı gibi bir meslek yoktu mesela... Dört tane üniversitemizde endüstri 4.0 dersleri kondu, önümüzdeki yıl kırk üniversitede konacak bu dersler. Biz Türk – Alman üniversitesiyle Türkiye’nin ilk endüstri 4.0 laboratuvarını kurmaya çalışırken; Kocaeli Belediyesi Endüstri 4.0 laboratuvarı kurdu. Burdur Sanayi Odası Endüstri 4.0 kursları düzenliyor. Sekiz ay önce Vestel üç yıllık endüstri 4.0 planları hazırdı. Yine İzmir’de bir şirkette endüstri 4.0 departmanı kuruldu. Biz sanayicilere düşen görev; yönetim kurulunda bu konuyu başlatıp aşağı doğru departmanlar kurmak yani ana yol haritanızı hazırlamaya başlamadıysanız bile başlamanız gerekiyor. Son olarak, biz şu an teslim aldığımız dünyayı çok daha iyi bir şekilde çocuklarımıza devretmek için çalışıyoruz, uğraşıyoruz amacımız da budur. Teşekkürler... Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

49


Endüstri 4.0 Zirvesi

Siemens Türkiye Dijital Fabrikalar Bölge Satış Müdürü Hakan Mavruk :

“ENDÜSTRİ 4.0’DA FARKINDALIK ARTACAK”

Hakan Mavruk Öncelikle; Endüstri 4.0 ile ilgili dünyada ve Türkiye’de var olan uygulamalara ve 21. yüzyılda bizi nelerin beklediğine değineceğiz.

Eayırtndüstriedici4.0’ın en önemli özelliği, müm-

kün olduğunca karmaşık ürün üretmek. En karmaşık ürünü en iyi maliyete, en hızlı şekilde pazara çıkarmak. Gün artık tüketicinin her zaman kral olduğu, standart üretimin artık bittiği, kişiselleştirilmiş ve farklılaştırılmış ürünleri talebe uygun bir şekilde ve hızlı üretme günü. Amerikalıların çok güzel bir tarifi var ‘eşitlik rekabeti doğurur’ eğer iki ürün eşitse; yani her şeyiyle aynıysa, neye bakıp alınır? Farklılaştıran bir tek fiyat kalır ama diğer taraftan ödeyebileceğimiz bir paraysa karşılaştırmadan o ürün alınır, sadece ödenecek limite bakılır. Daha da ileriye taşıdığımız zaman bu geliştirilmiş ve ütopik gözükmekle beraber - çokta öyle gözüktüğünü düşünmüyorum- internetten 50

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

lisansı satın alıp kendi evimizde ürünümüzü, üretmeye doğru giden bir noktadayız. Bu vizyonla bile çok ciddi kalemler ortadan kalkabilir, örneğin malzeme -lojjistik- tehdit altında. Ya bugünün trendini yakalayacaksınız ya da fabrika bir anda yok olacak. Yok olma zincirinin halkasının bir köşesinde yer alacaksınız. İnsanların ilk tepkisi genellikle ‘abartıyorsunuz’ oluyor ama abartmıyoruz. Yüzlerce ArGe merkezi yoğun bir çalışma içerisinde. Endüstri 4.0 hayatımıza hiç beklemediğimiz anda, beklemediğimiz bir hızla girecek. NE YAPACAĞIZ VEYA SU AN NELER YAPILIYOR... Kitapçıya gidip kitap alıyorduk fakat bu geçmişte kaldı. Artık herhangi bir e-book üzerinden tabletinize indirebilirsiniz.

Hatırlarsınız eskiden plaklar vardı, artık yerini bir sürü uygulamalar aldı. Herkes her şeyi uygulamalardan indirebiliyor. Teknoloji, bu kadar hızlı değişiyor, bunların hepsi yıkıcı değişimler. Sadece en basitleri gittikçe hayatımızın her noktasında bize dokunacak şekilde ilerliyoruz. ‘Dünyanın verisini bulut teknolojisiyle yukarı taşıyacağız ’ diyoruz. Fakat o veriyi kim koruyacak? Nasıl koruyacak? En çok üzerinde araştırma yapılan konu; yani endüstri security. Türkiye’de şu an bize; ‘bizim firmamız dışarıdan gelecek bir atağa karşı yeterince güvende mi? Lütfen bizi denetleyin’ şeklinde onlarca talep geliyor. Bizde kendimizi geliştiriyoruz, çünkü tehdidi tarif edemediğimiz sürece koruma duvarlarını ayarlayamıyorsunuz. Kendi bilgisayarlarınızın içinde de maksimum seviyede güven-


lik var ayrıca virüsten korumak icin veya tüm güvenliği sağlaması için kurulan programlar var. Bunlara rağmen saldırı altında kalabiliyorsunuz yani bir şekilde güvenlik duvarları aşılabiliyor. O halde saldırıyı önce tarif edebilmek lazım ki; koruma duvarlarını tarif edebilelim. Üretim genel olarak parça parça eklenerek oluşur. Otomotiv, şişeleme gibi üretimin bir kerede bitmediği, bir hat üzerinde gittiği fabrikaların ve makinelerin üzerine odaklanacağız. Bunun yanında; petrokimya fabrikalarını, gübre fabrikalarını, maden arama veya deniz altından petrol çıkartma platformlarını ön plana çıkartarak yolumuza devam edeceğiz. Bunları yaparken ilk yapmamız gereken; ürünün tasarımı, üretimin planlanması, ürünün vergisi ve bunun tamamının servisi. Bu aslında uygulanan bir proje, biz bunu yaymaya çalışıyoruz. Fakat olmayan, bulut teknolojisi. Fabrikalar; nerede olursa olsun, bütün verilerin yukarda bulut teknolojisiyle birleşip birbirlerine veri aktarabildikleri bir ortam. Bütün üretimin bir noktada gözlemlenebildiği ve burada biriken verilerin tamamının sentezlenip veri dönüştürülmesi ve onları işlemek. Big data ve veri analizi diye çok büyük bir iş var şu an karşımızda. Basit bir

örnek; cep telefon uygulaması, bir makinenin yanına koyup bir dakikalık kayıt yaptıktan sonra o kayıttan makinenin hangi parçasının ne zaman bozulacağını sadece sesini dinleyerek öngörebilen bir programın varlığını ve bunun bulutta durduğunu düşünün. Fabrikaya bağlı bütün o cihazların bu şekil öngörüler sonucunda, bizi bilgilendiren veya bize yönlendirebilen endüstri 4.0 yani en önemli özelliği bilgi tabanlı olması. Benim bir veriyi analiz edebilmem için o verinin ne anlama geldiğini adlandırabilmem lazım. Bunun arkasında yatan ne olacak, o işin detayı (matematiksel kısmı) ama işin özü bugünden daha fazla çünkü endüstri 4.0 nedir diye sorulduğunda ‘ kas gücünden beyin gücüne geçiş ‘ diyorsak o zaman beynimizi daha fazla kullanacaksak beyin aktivitelerinin yoğun olarak kullanılacağı yerde kesinlikle analitik kısım olacak. O analitik kısmı da yapay zekânın gelişmesiyle bizimle yarışır bir halde paralel veri olacak ve biz onlarla yarışacağız. Şimdiden gözüküyor ki; biz algoritmaların kurgulamayı bitirdikten sonra bu verileri işlemeyi bilgisayara devrettiğimizde onla yarışamaz bir hale geliyoruz. İnanılmaz verileri 15 dakikada önümüze sunabilen bilgisayar programları var. Bunları

Endüstri 4.0 Zirvesi biz yaptık, şimdi bizimle yarışıyorlar. O nedenle yaptığımız her şey yarın bize dönecek ve beynimizi yarattığımız beyinlerden daha iyi kullanmak zorunda kalacağız. Gelecekte halen yarışabiliyor olmak için... Dijital ikizlik noktasına geldiğimizde, tasarladığınız veya üretmeyi planladığınız bir ürünü (ne olduğu çok önemli değil) ya da makineyi önce dijital ortamda tasarlıyorsunuz. Her şartta testlerini yapıyorsunuz, çalıştığını görüyorsunuz sonra fiziksel ortamda bunu üretmeye başlıyorsunuz. Dijital ikizlik dediğimiz sayısal ikizlik prensibi; önce bilgisayar ortamında; net, tereddütsüz, çalıştığından ve verimliliğinden emin olduğumuz, kesinlikle bizim beklentilerimizi karşılayacak bir ürün olduğunu gördükten sonra üretiyoruz. Bunların tamamı; ürünü, süreçleri, makineleri bir tarafta tasarladığınız sistem, endüstri 4.0’ın ruhuna aykırı. Bunların tamamı bir ortam, bir platform içerisinde ve tek elden yapılması gerekiyor. Ana konumuz; ürünün bir noktada değil, bir çok noktada üretiminin devam etmesiyle mümkün olan, bütün fabrikanın ya da bütün üretim tesislerinin birbirini de besler şekilde, akışın olup olmadığını kontrol edip daha iyi görmemizi sağlayacak

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

51


Endüstri 4.0 Zirvesi

bir platform üzerinde durmaktı. Bir robotun çalışması için gerekli olan programlar neyse onları da dijital ortamda tasarlayıp içine yükleyebiliyorsunuz. Her şey hayali ortamda veya siber ortamda ama tek gerçek yazılan kodlar. Bu platformda gerçek robot neler yapabilir görebiliyorsunuz. En çok karşılaşılan problemler daha tasarlama aşamasından çözülecek. Bir fabrikanın otomasyon içerisinde aklınıza gelebilecek bütün parçaların tamamını donanımsal olarak bu platformda, kullanmanız için olanak tanınıyor. Eksik kalmıyor, varsayımsal olarak hiçbir şey yapmıyorsunuz, her şeyi yüzde yüz tasarlayıp test ediyorsunuz ve bunu hayata geçiriyorsunuz. Bütün fabrikalarda, bulutta biriken veriler analiz edilir. Ürünün herhangi bir yerinde problem varsa hızlı bir şekilde uyarı yapılır. Bu uyarıların akabinde eksikleri gidermek için tekrar dizayn aşamasına dönülebilir. Geri bildirimlerin verildiği ürünlerde değişiklikler yapılır. Ürünün ömrünü uzatmak amacıyla çalışmalar gerçekleştirilir. Örneğin, bir noktada sıcaklık yükselmesi olabilir, çevresel şartları yanlış tarif etmiş olabiliriz. Çevresel şartları değişimlere göre 52

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

uyumlaştırıp dizayn aşamasında hızlı bir şekilde yeni aldığımız verilere bağlı güncel bir tazeleme yapabiliriz. Üretimimizi hızlı bir şekilde daha güvende, daha kalitesi yüksek bir şekle getirebiliriz. Makine tasarımı da mantık aynı şekilde devam ediyor fakat sadece isimler değişiyor. Çocukların oynadıkları bilgisayar veya tablet oyunları aslında oyun gibi görünüyor ama oyun değil. Bu oyunları oynadıklarını sandıkları zaman aslında hiç haberi olmadan oynarken kodlama yapıyorlar, yani kodları kullanmış oluyorlar. Hiçbir şey tesadüf değil, fotoğrafı iyi okumak lazım ve bizimde bunlara hazırlıklı olmamız gerekiyor. Gelecekte üç disiplinli meslekler, örneğin mekatronik daha revaçta olacak. Geleceğin mesleklerden biri de robotların yaratacağı problemlerle ilgili sistemlerin nasıl olacağı... Makinenin Afrika’da çalışmasıyla, İstanbul’da çalışması veya bin metre yükseklikte çalışmasıyla, deniz seviyesinde çalışması arasında inanılmaz değişkenlikler bulunur. Makinenin üzerine yüzlerce sensör (algılayıcı) bulunur. Bu algılayıcılar; nem, sıcaklık, basınç, gürültü gibi dış etkenlere

maruz kalmasa verimliliğinin; yüzden iki yüze, üç yüze çıkacağı varsayılıyor. Çünkü inanılmaz veri biriktirilecek ve bu veriler makinemizin A noktasında yüz verimle çalışırken, B noktasında seksenle niye çalışıyor’u algılayıp hızlı bir şekilde müşteri şikâyet etmeden, gelen verilerle dizaynlarımızı geliştirip ilk servise sunabileceğiz. Daha sonra müşterideki memnuniyeti siz düşünün... Talep olmayan bir şeyi üretmek kayıp olur. Kaynakları doğru ve verimli kullanmak gerekli. Amerikalıların sözüyle örnek vereceğim: “ilerlemiyorsanız geriliyorsunuzdur”. Bence çok doğru bir söz. Bugün siz yapmazsanız başka biri yapacak önemli olan bizim önce yapmamız. Baktığımızda lüks gözüken, yapmasak da olur dediğimiz şeylerin tamamı geleceğin standardını oluşturacak. Burada World Media tarafından organize edilen ENDÜSTRİ 4.0 toplantısı gibi etkinlikler; öngörü ve uzağı görmek açısından çok başarılı, umarım ülkemizde bu konuda farkındalık artar, teşekkür ederim...


Ayın Firması

www.worldmedyatv.com Ekonomi, Sanayi, Otomotiv sektörünün internet televizyonu...Yakında ...

www.makineotomasyondergisi.com Makine - Otomasyon - Elektrik Elektronik Sanayi sektörünün aylık dergisi...

www.kesicitakimlardergisi.com Kesici Takımlar ve Tutucular sektörünün ilk ve tek dergisi...

www.tuningworld.com.tr Otomobil, otomobil yan sanayi ve tuning sektörünün tek dergisi...

www.endustri40dergisi.com 4. Sanayi Devrimi - dijital transformasyon - robotik sektörünün tek dergisi

Makine & Otomasyon / Kasım - Aralık 2016 53


Endüstri 4.0 Zirvesi

Emas Yönetim Kurulu Başkanı Gazanfer Sanlıtop:

“ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİ DESTEKLENMELİDİR”

O rganize sanayinin

Sanayi Bölgeleri; uygun görülen alanlarda yapılanmasını sağlamak, çarpık sanayileşme ve çevre sorunlarını gidermek, kentleşmeyi yönlendirmek, kaynakları rasyonel kullanmak, bilgi ve bilişim teknolojilerinden yararlanmak, sanayi türlerinin belirli bir plan dâhilinde yerleştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla; sınırları tasdik edilmiş arazi parçalarının imar planlarındaki oranlar dâhilinde gerekli idari, sosyal ve teknik altyapı alanları ile küçük imâlât ve tamirat, ticaret, eğitim ve sağlık alanları, teknoloji geliştirme bölgeleri ile donatılıp planlı bir şekilde ve belirli sistemler dâhilinde sanayi için tahsis edilmesiyle oluşturulan ve ilgili kanun 54

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

hükümlerine göre işletilen mal ve hizmet üretim bölgeleridir. Organize Sanayi Bölgeleri, yukarıda belirtilen özelliklerin dışında “istatistikî bilgiler” ve “ölçülebilirlik” açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü dağınık bölgelerde rastgele yerleşmiş küçük işletmelerin kontrolü ve değerlendirmesini yapmak oldukça zor, hatta imkânsız gibidir. Bu bölgelerdeki firmalarda ise eleman istihdamı; hammadde kullanımları; elektrik, su, doğalgaz tüketimleri; yapmakta oldukları ihracat ve ithalat bilgileri, hatta vergileri kolayca izlenebilecek durumdadır. Bu bilgiler ışığında gerekli her türlü istatistik hazırlanabilir, planlama konusunda büyük yararlar sağlanabilir.

Ancak devlet tarafından verilen büyük desteklere rağmen, Organize Sanayi Bölgeleri ve Sanayi sitelerinin yapımında büyük zorluklar, aşılması güç engeller hâlâ bulunmaktadır. Gelişmiş, altyapısı daha önceden tamamlanmış alanlarda inşaat yapmak kolaydır. Çünkü hemen yanı başınıza elektrik, su, doğal gaz, telefon ve kanalizasyon şebekeleri getirilmiş, yollarınız yapılmıştır. Size düşen tek şey; iyi bir proje hazırlamak, bilgili ve deneyimli ekiplerle işe başlamaktan ibarettir. Sanayi sitelerinin durumu ise çok farklıdır. Çünkü o işlerde her şeye sıfırdan başlama zorunluluğu vardır. Yol, su, elektrik, kanalizasyon, telefon, hepsini de siz yapmak zorundasınız.


Üstelik bunu yaparken sadece paraya değil, bilgi ve deneyime de ihtiyacınız olacaktır. Her iki konu da çok büyük zorluklarla kuşatılmıştır. Önce bilgiyi ele alalım. Sanayi siteleri, genellikle küçük ve orta boydaki işletmelerin bir araya gelmeleriyle hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bunun için, öncelikle konuyu ortaya atacak girişimciler gerekiyor. Onların başlattığı fikir hareketi uygulamaya konulmaya başlanıldığı anda bir yönetim kurulu oluşturuluyor. Kurul üyelerinin işletme sahipleri arasından seçilmesi ise işin olmazsa olmazı gibidir. Çünkü bu konuda dışarıdan birilerini çalıştırmaya, ne maddi olanak, ne de güven vardır. Dolayısıyla, daha işin başında proje yara almıştır. Zira kendi özel işlerinde ne kadar başarılı olsalar da, genellikle inşaat konularında fazla bilgisi olmayan kimseler başa geçiriliyor ve sırf o nedenle, projeler daha işin başında ölü doğmuş olabiliyor. Olayın bir ikinci boyutu daha var. Ortaklar arasında maddi yönden eşitlik sağlamak kolay değil. O zaman ikinci mahzur ortaya çıkıyor. Çünkü yatırım demek, her şeyden önce para demek. Ayrıca paranın düzenli bir şekilde akması gerekiyor. Daha önceki yazılarımda kooperatifler konusunda belirttiğim gibi, sanayi sitelerinin en büyük dezavantajı; “Tavşanlarla kaplumbağaları, kaplumbağa hızıyla yarıştırmaktır.” Çünkü siz ne kadar güçlü olursanız olun, o işyerine ne kadar acil ihtiyaç duyarsanız duyun, en zayıf ortağınızın ödeme temposuna uymak zorundasınız.

leri tam olarak yerine getirmemiştir. Sanayi siteleri inşaatları yıllardır tam bir başıbozukluk içinde yürütülmüş ve her biri çok büyük gecikmelerle ve ortaklar bir şekilde kendi başlarının çaresini bulduktan sonra tamamlanabilmiştir. Siteler tamamlandıktan sonra da başta eleman temini ve ulaşım konularında büyük güçlüklerle karşılaşılmıştır. Eleman çalıştırma konusuna biraz değinmek istiyorum. Son zamanlarda “esnek çalışma” adı altında güzel bir sistem uygulamaya konulmakla birlikte, değişken siparişlerle ilgili olarak geçici eleman temini konusu hâlâ büyük önem arz ediyor. Bu işin yolu da özellikle “Sanayi Siteleri” ve “Organize Sanayi Bölgeleri’nden geçiyor. Çünkü bu yöntemin sağlıklı bir biçimde uygulanabilmesi için iş ve eleman kapasitesinin büyük boyutlarda olması gerekiyor. Bilindiği üzere sabit gider; işletme hiç çalışmasa da yapılması zorunlu olan masrafların toplamıdır. Değişken gider ise; hammadde, enerji ve işçiliklerden oluşur. Üretim arttıkça, değişken giderler miktarlarla orantılı olarak artarken, sabit giderler teorik olarak sabit kalmaktadır. Dolayısıyla da birim ürün başına isabet eden sabit gider payları azalmakta ve maliyetler önemli oranda düşmektedir. Üretim azalınca ise aynı mekanizma ters olarak işlemektedir.

Devlete ve özellikle kendi bölgelerinde sanayi yönünden gelişme bekleyen bütün belediyelere düşen en büyük görev, araziyi ve altyapıyı önceden hazırlayarak tam bir şeffaflık içinde üyelere uygun bedeller karşılığında ve uzun vadelerle sunmaktan ibarettir. Ayrıca proje ve detay konularında, devlet tarafından şartlara uygun tip projeler geliştirilmeli ve inşaatlar sıkı bir şekilde denetlenmelidir.

Olaya krizle birlikte baktığımızda ise durum zannedilenden çok daha düşündürücüdür. Çünkü kriz dönemlerinde değişken giderlerin işçilikle ilgili önemli bir bölümü de sabit gidere dönüşmekte ve maliyeti ikinci bir yönden etkilemektedir. Zira boş da otursalar, gerek iş kanunları, gerek vicdani sorumluluklarınız ve gerekse yetişkin elemanları kaybetme riski nedeniyle iş veremediğiniz elemanlarınızı işten çıkaramıyorsunuz. O zaman da çalıştırmadan içeride tuttuğunuz her eleman, masraf yönünden sabit gider unsuru olarak karşınıza çıkıyor.

Üzülerek belirtmek gerekirse; bu konuda devletimiz üzerine düşen görev-

Bu konuda farklı bir örnek teşkil etmesi nedeniyle, bir süre önce

Endüstri 4.0 Zirvesi İtalya’da bizzat tanık olduğum ilginç bir durumdan söz etmek istiyorum. İtalya’nın değişik bölgelerinde faaliyet gösteren büyük bir firmanın Milano yakınlarındaki depolama bölümünü geziyorduk. Sözünü ettiğim bölüm, içerisinde tren istasyonu bile bulunan çok büyük ve üstelik tümüyle özel teşebbüse ait olan bir organize bölgedeydi. Bizim ilgimizi çeken esas konu ise işçilerle ilgiliydi. Ülkenin dört bir yanındaki fabrikalardan gelen ürünlerin depolanıp uluslararası pazarlara dağıtımının yapıldığı o dev tesiste müdür dışında, firmaya ait hiçbir eleman yoktu! Ne zaman, ne kadar insana gerek duyarlarsa, o kadar elemanı organize bölge yönetiminden istiyorlar, işleri bitince de hepsini birden geri gönderiyorlardı. Bu ise değişken giderin her zaman üretimle doğru orantılı olarak değiştiği anlamına geliyordu. Yukarıda da belirttiğim gibi böyle bir organizasyonun yapılması ve sağlıklı şekilde işletilebilmesi için, eleman ve işçilik yönünden büyük kapasiteye sahip olan “Sanayi Siteleri” ve “Organize Bölgeler” akla geliyor. Çünkü ancak o zaman, yapılan düzenlemelerin sağlıklı olarak gerçekleştirilmesi mümkün olabiliyor. Böyle bir organizasyon depo tarzındaki işletmelerde yüzde yüzlere varan oranlarda verimli olurken, hassas ve deneyim isteyen konularda üretim yapan işletmelerde de maliyetler oldukça düşecektir ama yine de bir tasarruf sağlayacaktır. Çünkü geçici eleman temin eden kuruluşlar, elden geldiğince aynı işletmelere aynı elemanları gönderme konusunda titiz davranıyorlar. Bu imkândan yararlanmak isteyen işletmeler, elbette işlerinin hassasiyetine ve deneyim ihtiyacına göre kendi özel şartlarına uygun “çekirdek kadro” oluşturabilirler. Ama kalan sıradan eleman ihtiyaçlarını da o kuruluşlardan geçici olarak sağlayabilirler. O sıradan elemanların zaman içinde daha işe yarar hâle gelmeleri ve devamlı kadroya geçebilmeleri de mümkündür.

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

55


Endüstri 4.0 Zirvesi

ETG ROBOTİC CANDAN SEZGİN GÜLÜNAY: “OSMANLIDAN CUMHURİYETE SANAYİLEŞME SÜRECİNDE TÜRKİYE”

ETG ROBOTİC Ssonlarından anayi Devrimi 18.yüzyılın itibaren

Avrupa’da hız kazanırken, Avrupalıların Doğu’yu daha yakından tanımak eğiliminde de belirgin bir artış ortaya çıkmıştı. Romantik bir akım olarak nitelendirebilecek Oryantalizmle kendini gösteren bu ilginin gerçekten romantik bir arka plana dayanıp dayanmadığını ise yaşayanlara geçen yıllar gösterecekti. 1789 Fransız İhtilali’ni takibeden yıllarda Doğu ve Doğulu sıfatları, Batılıların gezi kitaplarında, anılarda, tablolarda, mimaride, ev dekorasyonunda, mobilyada ve daha sonra çekilen sayısız fotoğrafta, yarı imge-yarı gerçek bir imajla yer aldı. Ancak başlangıçta toz pembe görülen bu yakın ilgi ve merak, Sanayi Devriminin Batılı ülkeler arasında yarattığı rekabet ve hammaddeden pay alma mücadeleleriyle, kısa sürede doğal kaynaklarından faydalanılmak iste56

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

nen Doğuya, doğrudan ya da dolaylı nüfuz etmek ve ona hakim olmak idealine dönüşecekti. Bu nüfuz etme ve hakim olma isteği, Batının önce kendi arasında ve sonra da Doğuyla yasayacağı birçok savaş ve çatışmayı günümüze taşımıştır. Sanayi Devrimi, dünya toplumlarına eşit bir memnuniyet ve refah kazandırmayacak, güç ve paradan yoksun kalanlar için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Sanayi Devrimiyle birlikte yaşam tarzında doğal olandan, kurgulanmış, planlanmış, önceden belirlenmiş olana geçiliyordu. Bunun dışında kalanlar, dışlanmaya, sanayileşen topluluklara yabancılaşmaya ve gittikçe fakirleşmeye mahkûm olacaklardı. Büyük bölümü tarım toplumu olarak doğayla barışık yaşayan, yaşam felsefesini yaşamını sürdürecek kadar üretip tüketmek üzerine kurmuş olan Doğu, Batı’da ortaya çıkan hareketliliği

uzun süre uzaktan izlemiş, buna dahil olmak kaçınılmaz hale geldiğinde ise kendini, sermaye, yeni üretim bilgileri, tesis ve işgücü yönünden arayı kapatamaz durumda bulmuştu. Bu nedenle Doğu’nun ve tabiki Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyıl sahnesine, Batı için istifade edilmesi gereken kaynaklara sahip “edilgen” birer oyuncu olarak çıktığı söylenebilir. 19. yüzyıl, özellikle Avrupa ve Amerika için bir akıl çağı olmayı kesinlikle hak eder, ancak onun bir aydınlanma çağı olup olmadığı, aynı yüzyılda ortaya çıkan kapitalizm ve emperyalizm kavramlarıyla tanışmış, sömürüye maruz kalmış, işkence görmüş ve halen görmekte olan pek çok ülke ve bölge halkı için tartışmalıdır. Sanayi Devrimi temel anlamda bir artı ürün devrimiydi. Sanayileşen ülkeler, seri üretimle kısa zamanda çok sayıda ürün elde ederek, ihtiyaç fazlasını tüm dünyaya satmayı hedefliyorlardı.


Ulaşılmak istenen, yalnızca daha fazla para değil, elde edilen zenginlikle daha konforlu ve kaliteli bir yaşamı temin etmekti. Bu amaçla feodalizmin çöküşünün ardından kölelikten kurtulan az gelirli grupların organize edilmesiyle işçi sınıfı oluşturulmuş, 19.yüzyılın başında Avrupa ve Amerika’da pek çok sanayi kasabası kurulmuştu. Buhar gücüyle önce ağır sanayi tesis edilmiş, eşzamanlı olarak, karada düzenli ulaşımı mümkün kılacak binlerce kilometrelik demiryolu ağıyla şehirler ve ülkeler birbirine bağlanmıştı. İmal edilen farklı fonksiyonlara sahip makineler sayesinde, 19.yüzyılın ortalarından itibaren hassas ve incelikli ürün imalatı mümkün olmuş, makineden makine üretmek kabiliyetine erişilmişti. Bu durum günlük yaşamı kolaylaştıracak yeni icat pek çok alet, araç ve gerecin imalini kolaylaştırmıştı.

nakit paraya çevrilmiştir. Batıda makineleşme, üretim potansiyeli ve ürün çeşidi hızla artarken, Doğu’da geleneksel üretim yöntemleri devam etmekte, çoğunlukla işlenmemiş ya da yarı işlenmiş hammadde ile yarı mamul ürün ticareti sürmektedir. Peki Doğu’da hem bitmiş ürün hem de para yoksa durum ne olacaktır? İşte bu soru, 200 yıl sonra bugün halen sormak zorunda olduğumuz önemli bir soru olarak karşımızda durmaktadır.

19. Yüzyılda icatlara, makine ve ürün geliştirme çalışmalarına önemli miktarda para aktarıldığını, dönemin ünlü İngiliz sanayicisi Rothschild şöyle ifade etmekteydi:

Her tür mülkiyet halk adına devlete ait olduğundan, toprağı ve doğal kaynakları işletenler yaşam boyu devletin kiracılarıydılar. Üretim belli bir kontenjana tabiydi ve genellikle bunu tüketecek olan pazarın büyüklüğündeydi. Bu tür bir sistemde, artı ürün elde etmek ve bunu satarak zenginleşmek mümkün değildi. Halkın yaşamı daima, merkezin öngördüğü sınırlar, kanunlar ve sağladığı imkânlar dâhilindeydi. Durum böyle iken, 1838 yılında Baltalimanı Ticaret Antlaşması’nın imzalanarak Osmanlı pazarının önce İngilizler sonra diğer Avrupa ülkelerine kontrolsüzce açılması, pazarı kısa sürede Avrupa ürünlerinin hâkimiyetine mahkûm etmişti.

“Paranızı kaybetmenin üç yolu vardır: Kadınlar, kumar ve mühendisler. Bunların ilk ikisi muhtemel, üçüncüsü ise en kesin yoldur”. Sanayiciler için makine ve teknoloji geliştirme süreci yüksek maliyetleri olan riskli bir işti. Ancak uzun vadeli getirileri ve sağlayacağı kolaylıklar göz önüne alındığında bu işe para yatıranlar pişman olmayacaklarının farkındaydılar. Şimdi, yeni icatlar, geliştirilen üretim bilgileri (know how)ve makineleşme, Batıdaki üretim potansiyelini ve ürün çeşidini hızla arttırırıp, sanayileşen ülkelerde ekonomik büyümeyi sağlarken Osmanlı İmparatorluğu’nda durumun ne olduğuna birlikte bakalım. O yıllarda en dikkat çeken ayrıntılardan biri şudur ki, piyasaya sunulan sayısız çeşitteki Batılı ürüne, Doğuda takas edecek karşılıklar bulmak artık zor olduğundan, Batı ile Doğu arasında çoğu zaman takas sistemiyle yürütülen ticari ilişkiler, 19.yüzyılda neredeyse tamamen

Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. Yüzyıl ortalarına kadar ürün denilince, sipariş usulüyle, belli zamanda, belirli sayıda ve çoğunluğu el emeğiyle üretilen şey anlaşılmaktaydı. Çiftçi ve esnaf devlet politikasına uygun olarak her yıl tüketeceği kadar üretir, ürettiğinin bir kısmını ihtiyaç duyan çevre illere gönderir, bir kısmını ise devlete vergi olarak verirdi.

İmparatorlukta sermaye, tesisi kurma, malzeme işleme, üretim yöntemi, organize etme, işletme ya da pazarlama gibi sanayileşmenin gerektirdiği unsurların, yerli girişimlerle sağlanması mümkün olmadığından Osmanlı idarecileri, 19. yüzyılda Batı’dan yalnız gelişen teknolojileri değil, bu teknolojileri kullanmayı öğretecek ve hatta bunları kullanacak olanları da ithal etmek zorunda kalmıştır. Bu hazırlıksız olmanın ve yakın coğrafyadaki gelişmeleri zamanında

Endüstri 4.0 Zirvesi tahlil edememenin ağır bedelidir. Kendi üretmediği bilgiyi, tesisi, ürünü satın almaya, toptan ithal etmeye ne kadar güç yetecektir? Para verilse bile karşılığında istenen alınabilecek midir? Sanayi ve teknolojiyi Osmanlıya ihraç etmek için çok yüksek ücretler ve ayrıcalıklar talep eden yabancı yatırımcılar, yerli halkı eğiterek üretim sürecine dahil etmek konusunda istekli davranmamışlardır. Yabancıların kendilerine kısa ve uzun vadede zaman ve para kaybettireceğini düşündükleri bu durum, kısıtlı olan Osmanlı sermayesini hızla, yüksek işçi ücretlerinden kaynaklanan bir açmaza sürükler. Yüzyılın ikinci yarısından sonra, tükenen sermaye ve deneyimli eleman yokluğu nedeniyle, imparatorluktaki üretim ve hizmet amaçlı tesislerin önemli bölümü yabancılara kiralanmıştır. Devletin geride kalan yüzyıllar boyunca, sahip olduğu zengin kaynakları değerlendirecek sistemi kuramamış olması, Osmanlı üreticisi ve esnafını yabancı mallarla arasındaki rekabet gücünü koruyabilmek için uzun ve zorlu bir mücadeleye maruz bırakır. Ancak, bu direnç, ne teknik ne de ekonomik anlamda, yabancıların eline geçmiş olan sanayileşmeyle boy ölçüşebilecek bir güç haline gelememiştir. O yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun sanayileşen Batılı ülkeler karşısında çizdiği profile bakınca, imparatorluğun yeterli antrenmanı yapmadan maraton koşmaya çalışan bir koşucuya benzediği söylenebilir. Gittikçe açılan arayı, acilen kapatmak için, gelişen sanayi ve teknolojiyi tüm kollarıyla ithal etmek üzerine kurulan politika, kısa sürede iflas etmiştir. Bir süreliğine her şey satın alınabilir, ancak Avrupa’nın sayısız deneme yanılmayla, sanayileşmede yaklaşık 100 yılda elde ettiği birikim, birkaç yıl içinde imparatorluğa nasıl kazandırılacaktır? Problemlerin net olarak görülebilmesi ve ciddiyetinin anlaşılabilmesi, uzun ve çok sancılı yılların geçmesiyle mümkün olur. Osmanlı

idarecileri

geçmişin

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

57


Endüstri 4.0 Zirvesi yanlışlarına karşın, durumun düzeltilebilmesi için bir takım adımlar atmış ve yerli sanayinin gelişebilmesi için çaba göstermişlerse de bu girişimler sürdürülebilir olmadığından beklenen faydayı sağlamada zayıf kalmışlardır. İhtisas meclislerinin kurulması, Ticaret Kanunnamesinin çıkarılarak şirket kurmaya ilişkin düzenlemeler yapılması (1850), Islah-ı Sanayi Komisyonu’nun kurulması, fabrika kurmak isteyen girişimcilerin yurtdışından getirtecekleri alet, edevat ve makinelere bir defaya mahsus gümrük muafiyeti sağlanması (1873), 1869 ve 1908 yıllarında kapitülasyonların tanınmayacağına ilişkin yapılan ancak fiilen uygulanamayan bildirgeler ve küçük sermayelerin birleştirilerek milli girişimci oluşturma gayretleri (1908 sonrası) ile yerli malı kullanmaya teşvik kampanyaları bu çabaların belli başlı olanlarıdır. 1917 yılı başında kurulan Milli Fabrikacılar Cemiyeti, ülkenin gerek duyduğu sanayi işletmelerinin kurulabilmesi için, vatandaşlar arasında işbirliği ve güç birliği oluşturmayı hedeflemiştir. Ülke ekonomisinin yabancı vesayetinden kurtarılabilmesi, küçük tasarrufların yatırıma dönüştürülebilmesi için 1 Ocak 1917 tarihli iradeyle Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası kurulmuş, bankanın hisse senetlerinden alabilmek için Osmanlı uyruklu olmak şartı getirilmiştir. Banka, ülkede bayındırlık işleri, tarım, ticaret ve sanayi alanlarında faaliyetlerde bulunacak olan milli şirketlere ortak ve destek olacaktı. Bunu, Anadolu şehirlerinde kurulan bankalar takip etmiş, böylece Müslüman-Türk unsurun, o zamana kadar uzak durduğu bankacılık aracılığıyla faaliyet göstermesi teşvik edilmiştir. Bir araya gelerek tekel oluşturan, ürünlere düşük fiyat biçerek yerli üreticiyi zarara uğratan yabancı ve azınlık tüccarlara karşı, yerli üreticilerin korunmasını ve örgütlenmesini temin etmek üzere kurulan kooperatiflerle, ticari faaliyetlerin yabancı ve azınlıkların elinden alınarak Müslüman-Türk unsura intikalinin sağlaması amaçlanmıştır. 58

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

Osmanlı Devleti, ülkede yeni iş kollarının açılmasına olanak tanıyabilmek, geleneksel üretim yöntemlerinden çağdaş üretim yöntemlerine geçebilmek için hammadde, bölge olanakları, doğal kaynaklar, sermaye, nakliye, pazarlama gibi sanayileşme için gerekli kalemler yanında, eğitimli personel ihtiyacının da karşılanması gereğinin bilincine varmıştı. Zira ithal edilen makinelerin işletebilmek için teknik işgücünü ithal etmenin maliyeti çok büyüktü. Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk teknik okul, 1773 yılında Sultan III. Selim tarafından, orduya teknik eleman yetiştirmek amacıyla kurulmuş olan Mühendishane-i Bahr-i Hümayun’du. Ardından, ordudaki el becerisi olan askerleri pratik şekilde yetiştirerek üretime kazandırmak için İdâdi-i Sanayi Alayları kurulmuş, böylece askeri fabrikalarda çalışacak elemanların temini gerçekleştirilmişti. 1860’lara gelindiğinde Osmanlı’nın, sanayileşme çabasına cevap verecek iş gücünün yetiştirilmesinde etkin rol üstlenecek sanayi okulu kurma projesi gündeme alınmış ve bu tasarı ilk kez Niş Valisi Mithat Paşa tarafından 1861 yılında Niş’te gerçekleştirilmiştir. Müslüman ve Hıristiyan kimsesiz çocukları toplayarak, Islahhane adıyla, sanat ve zanaat öğreten yatılı bir hayır kurumu olarak kurulan Islahhanede gündüzleri dışarıdan gelen yetişkinlere de sanat eğitimi verilmiştir. 1869 yılında Sultanahmet’te İstanbul Sanayi Mektebi hizmete girmiş ve ardından imparatorluğun pek çok şehrinde yatılı ve gündüz öğretim veren uygulamalı derslerin yapıldığı sanayi mektepleri açılmıştır. Sanayi Mektepleri dışında Osmanlı İmparatorluğu’nda belli meslekler üzerine eğitim veren ihtisas mektepleri de sanayileşmeye yönelik eğitimde önemli pay sahibidir. Ziraat, çiftçilik, amele mektepleri, bahçıvanlık, ipekçilik, ormancılık, veteriner okulu, şimendifer okulu, mühendis mektebi, posta ve telgraf mektebi, kadastro mektebi, kondüktör mektebi gibi birçok Batılı tipte

eğitim veren meslek okulu, yeni iş alanlarında gereken yeni uygulamaları bilen personelin yetişmesine hizmet etmişlerdir. Açılan halka yönelik yaygın eğitim kurslarıyla, 19.yüzyılın son çeyreğinde, ithal edilen alet ve makinelerin kullanımını öğretmek amacıyla çeşitli kişiler ve firmalar tarafından kısa süreli pratik ve teorik eğitimler verilmiştir. Halk arasında en fazla talep gören kurslar dikiş makinesiyle dikiş-nakış, fotoğrafçılık ve daktilo kursları olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nda Teknolojinin Günlük Yaşamda Kullanımı Osmanlı İmparatorluğu’nda halkın günlük hayatta gerçek Batılı yaşam biçimleriyle yakından tanışmasına sebep olan ilk olay, 1853-1856 yılları arasında devam eden Kırım Harbi olmuştur. Ruslara karşı sürdürülen savaş sırasında, cephelerden imparatorluğun liman kentlerine taşınan Türk ve Avrupalı yaralı askerler ile onlara bakmak üzere Avrupa’dan gelen gönüllü ya da görevlilerin şehirlerde bir arada yaşamaya başlaması, Avrupa’da günlük yaşamda kullanılmaya başlanan yeni ürünler ve yeni icat cihazların Osmanlı şehirlerine getirilmesini sağlamıştır. Avrupa malları satan dükkânların açılması, çok sayıda aracı, komisyoncu ve dağıtımcının faaliyete geçmesi, bu savaş sonrasında halk için yabancılarla yaşama deneyimini başlatır. 1851 yılında Londra Cristal Palace’de düzenlenen ilk uluslararası fuarın resmi katılımcısı olan Osmanlı İmparatorluğu’nda, Avrupa’dan ithal ürün ve yeniliklerin ilk olarak saray tarafından denenmeye ve uygulanmaya başladığı izlenmektedir. Türk evi plan tipinde olmakla birlikte tamamen Batılı üsluplar gözetilerek inşa edilmiş olan Dolmabahçe Sarayı, inşasında ve dekorasyonunda Avrupa’da günlük hayatta kullanılmaya başlanmış tüm teknolojilerin kullanıldığı bir saray olmuştur. Kaynağı imparatorluk dışında olan teknolojiyle, bunun ortaya koyduğu her türlü yöntem ve cihazın bilinip kullanılmasında “görenler görmeyenlere anlatsın” metodunun gayri


ihtiyari kullanıldığı anlaşılır. Zira halk günlük yaşamda kullanılmak üzere tasarlanan pek çok teknoloji ürününü ilk olarak, bir gazetede, bir mağazada, resmi bir dairede ya da zengin bir komşusunda görerek kullanımı hakkında bilgi sahibi olmuştur. Teknolojik ürünü edinme ya da onu kullanabilme süreci, ürünün niteliğine göre farklılık göstermiştir. Bir gramofonu, dikiş makinesini ya da sobayı hemen satın alıp nasıl kullanıldığını satıcısından ya da bir kullanıcıdan öğrenip onu kullanabilirken, telefonu kullanabilmek için hat çekilmesini, havagazlı bir şofben içinse eve havagazı bağlanmasını beklemek gerekmiştir. Adları yeni verilen, biçimleri ilk kez belirlenen birçok araç-gerecin tasarımında, pek çok farklı dekoratif öğe kullanılmış, yeni teknolojiyi kullanan ürünlerin görsel yönüyle de ilgi çekmesine gayret edilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda bir ürünün icat, üretim ve dağıtımını üstlenen kişi veya kurumlar için tescil ve patent haklarını düzenleyen kanun, 22 Mart 1880 tarihinde ilan edilmiş ve impara-

torluk sınırları dahilinde “ihtira beratı” uygulaması başlatılmıştır. 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda görülen, teknolojik yeniliklerin temsilcisi araç ve gereçlerin büyük çoğunluğu Avrupa ve Amerika kökenliydi. İmparatorluğa yedek parçalarıyla beraber doğrudan ithal edilen bu araç-gereçler karşısında, Osmanlı esnafının, bunların benzerlerini yapmaya çalıştığı ya da kendine ait atölyelerde günün ihtiyaçları doğrultusunda kendi tasarladığı ürünleri imal ederek, gelişmelerin ardında kalmamaya gayret ettiği görülür. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Avrupa’dan gelen benzerleri örnek alınarak çamaşır kazanları, basit tarım aletleri, su pompaları, buğday öğütme makineleri gibi fazla ayrıntısı olmayan, ağır sanayi gerektirmeyen ve kas gücüyle çalıştırılabilen birçok araç ve gerecin yerli versiyonları üretilmiştir. Osmanlı üretici esnafı bu yolla, bilinçli veya bilinçsiz olarak Avrupa ürünleriyle rekabete girmiştir. Osmanlıda üretim yapanlar, ham-

Endüstri 4.0 Zirvesi maddeyi işlemek suretiyle servetin artmasına hizmet eden kurallar ve sanatların hepsini sanayi kabul ederler. Bu nedenle, üretimde sanat, zanaat ve sanayi kavramlarının çoğu zaman bir arada ve aynı anlamda kullanıldığına tanık olunur. Ürüne dönüşen icatlar, Osmanlı pazarına girmeden önce, ürünün pazarda dolaşımına izin verecek olan ve aynı zamanda en büyük alıcı konumunda bulunan devletin ilgili birimlerine sunulmuştur. Eğer yeni ürün ya da makinenin yararı görülmüş, her seviye ve durumda kullanımı uygun bulunmuşsa, ilgili dağıtımcı, satıcı ya da kurucu şirkete, alınan onay ve izinler doğrultusunda pazara girme, uygulama yapma izni verilmiş ve imtiyaz tanınmıştır. İmparatorluğun Avrupa’da geliştirilen teknolojilerden haberdar olmasını sağlayan en önemli aktivite uluslararası fuarlardır. Siyasi ve ekonomik durumun elverdiği zamanlarda bu fuarlara katılan Osmanlı Devleti, katılamadığı fuarlara gözlemciler yollamış, yeni gelişmeler konusunda rapor ve izlenimlerini almıştır. Fuar-

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat 2017

59


Endüstri 4.0 Zirvesi larda Osmanlı Devleti’ni temsil edecek ürün, sergi pavyonu ve aktiviteler dikkatle belirlenmiş, gönderilecek malzemenin seçimi için ülke genelinde yarışmalar düzenlenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu tarafından organize edilen ve 27 Şubat 1863’te İstanbul Sultanahmet’te açılan uluslararası sergi sırasında, imparatorluğa gelen ilk organize turist grupları da misafir edilmiştir. Sergi-i Umum-i Osmanî adıyla gerçekleşen sergi, Avrupa’da büyük ilgi uyandırmış, başta Viyana olmak üzere çeşitli Avrupa şehirlerinden aralarında gazeteci, işadamı ve fabrikatörlerin bulunduğu gruplar, sergi için İstanbul’a gelmişlerdir. El emeği ürünlerle, makineleşmenin getirdiği seri üretime dayalı ürünleri bir arada tanıtan fuar katalogları, Osmanlı piyasasının yeniliklerden haberdar olmak için her zaman ilk başvurduğu kaynaklardan biri olmuştur. Halkın teknolojik ürünleri tanımasında ise resimli gazeteler,

60

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017

dergiler, el ilanları, firma kartları ve broşürler önemli rol oynar. Ticaretin yoğunlaştığı yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı kentlerinde çok sayıda ürün ithal eden kişi ve firma faaliyete geçmiş, bunların bir kısmı Osmanlı piyasasında yer edinip kurumsallaşırken bir kısmı ise henüz yabancı mallar ve yurtdışına alım satım prosedürlerini yeni öğrenen yerli alıcıları dolandırarak ortadan kaybolmuşlardır. Dolandırıcılık vakalarına ait en fazla adli kayıt sigorta, teminat ve ürün garantileri hakkındadır. Tüm bu çabalara rağmen, Birinci Dünya Savaşı başladığında Osmanlı sanayisinde sermayenin yüzde 15’i Türklerin, yüzde 10’u yabancıların, yüzde 75’i ise azınlıkların elindedir. 1913 yılında hükümet kadrolarında çalışanların sayısı 190 bine ulaşmış olup bürokrasi dev bir tüketici kitleye dönüşmüştür. İthalat, transit ticaret, hammadde ihracı, tarım ve

el emeğine dayalı ürün ihracının gerçekleştiği bir liman kenti olan İstanbul’da, 20 yüzyıla girildiğinde bankacılık, sigortacılık, ulaştırma, yüksek öğretim, altyapı ve sağlık hizmetleri ana hizmet sektörleri olup, su, elektrik, gaz, aydınlatma, tramvay hizmetlerinin büyük bölümü yine yabancı sermaye yatırımıydı. Türkiye, ancak 10 yıllık savaşın sonunda ulusal kurtuluş hareketi başarıya ulaştığında ve Misak-ı Milli sınırları içinde egemenlik sağlandığında kendine yeten çağdaş bir ülke olma idealine kavuşabilmiştir. Halk yorgun, ülke yetişmiş insan gücünün yüzde yetmişini kaybetmiş, ancak yaşamı yeni baştan üretme azmine sahiptir… ve yeni Türkiye, halkın Çanakkale’den beri hayranlıkla izlediği lideri Mustafa Kemal’le milli kalkınma ve modernleşme yolunda yeniden sayısız reforma girişecektir.


Endüstri 4.0 Zirvesi

WORLD MEDİA ENDÜSTRİ 4.0 ZİRVESİ 2016

WORLD MEDIA olarak bir yayın grubu tarafından ilk kez organize edilen Endüstri 4.0 Zirvesi; SIEMENS’in Altın Sponsorluğunda ve 25 firmanın desteğiyle; yüzlerce firmanın katılımı ve ziyaretiyle gerçekleştirildi. 2017 Yılnda yine aynı dönemde gerçekleştirilecek olan Endüstri 4.0 Zirvesi çalışmaları başladı. Bu yılın görsellerinden seçtiklerimizi aşağıda inceleyebilirsiniz.

62

Makine

&

Otomasyon / Ocak - Şubat 2017


World Media

KESİCİ TAKIMLAR - TALAŞLI İMALAT METAL İŞLEME ZİRVESİ r

*Kesici Takım *Tutucular *Makine * Cad Cam Cae PLM * Kaynak

SEKTÖRLER

* Kaynak Sarf Malzemeleri *Rulman * Lineer * Aşındırıcılar * İş güvenliği

* Metal İşleme * Borulama * Proses * Otomasyon *Kalıp

TARİH: 17 HAZİRAN 2016 YER : VİALAND PALACE OTEL SAAT: 10:00 - 18:00

Sponsorluk için temas kurabilirsiniz : 0 505 400 94 34 - 0 505 400 94 33

www.kesicitakimlardergisi.com - makineotomasyondergisi@gmail.com

Endüstriyel Borulama - Mekanik Tesisat - Basınçlı Kaplar 2016 / 4

65


Endüstri 4.0 Zirvesi

64

Makine & Otomasyon / Ocak - Şubat

2017


World Media

2 . ENDÜSTRİ 4. 0 ZİRVESİ 2 ARALIK 2017 *Otomotiv * Chip * Cad Cam * Lineer * Proses * Ana Sanayi *TedarikSanayi *Kesici Takım * Aşındırıcılar * Plastik *Jant *Vip Dİzayn *Tutucular * İş güvenliği * Fuar *Lastik *Makine * Kaynak * Metal İşleme *Organizasyon *Amortisör *Otomasyon *Rulman * Borulama *Kalıp Sponsorluk için temas kurabilirsiniz : 0 505 400 94 34 - 0 505 400 94 33 www.endustri40dergisi.com - makineotomasyondergisi@gmail.com


WORLD MEDİA BÜNYESİNDE YAYINLANAN DERGİLER Haber İletişim İlker Kaplan WORLD MEDİA Genel Yayın Yönetmeni 0 505 400 94 34 makineotomasyondergisi@gmail.com

Reklam İletişim Hatice Karabay WORLD MEDİA Reklam Koordinatörü 0 505 400 94 33 makineotomasyondergisi@gmail.com

Reklam İletişim Ziya Alkan WORLD MEDİA Reklam Müdürü 0 546 675 59 49 worldmediareklam@gmail.com

Dergilerimizde yerinizi ayırtın, hedef kitlenizi ulaşın!...

www.endustri40dergisi.com

www.makineotomasyondergisi.com

www.worldmedyatv.com

www.kesicitakimlardergisi.com

World Media Bünyesinde yayınlanan Dergilere abone olmak için aşağıdaki hesap numaralarına istediğiniz dergilerin Yıllık abone ücretlerini yatırabirsiniz. İsim soyisim ve adresinizi dekont fotokopisiyle birlikte makineotomasyondergisi@gmail.com adresine mail ya da 0 212 427 00 15 numaraya faks’a gönderebilirsiniz. Ayrıca Aboneliğinizi mail order sistemiyle kredi kartınızdan ödeyerekte yapabilirsiniz.

*Kredi kartınızın ön yüzündeki 16 rakam: .......................................................................... *Kredi kartınızın son kullanma tarihini ay / yıl : ................................................................. *Kredi kartınızın arka yüzündeki üç haneli güvenlik numarası: ..........................................

ABONE FORMU Ad

:...............................................................................................

Soyad

:...............................................................................................

Adres

:...............................................................................................

ABONE FORMU

...............................................................................................

İlçe

:...............................................................................................

Şehir

:...............................................................................................

Posta Kodu

:...............................................................................................

Telefon

:...............................................................................................

Faks

:...............................................................................................

e-mail

:...............................................................................................

Tarih

İmza

Dergi

İsmi

-

Yıllık Abone Ücreti

Makine & Otomasyon: Auto Tuning World: Kesici Takımlar Tutucular : Rulman & Lİneer: Endüstriyel Borulama: Cad / Cam / Cae / Plm : Endüstri 4.0 : Kaynak Makine :

120 120 120 120 120 120 120 120

TL TL TL TL TL TL TL TL

+ + + + + + + +

KDV KDV KDV KDV KDV KDV KDV KDV



Makine Otomasyon Dergisi