Issuu on Google+

191254

SAYI: 2010/05

DAH‹L) 01 Mart - 15 Mart 2010 5 TL (KDV

TEKEL D‹REN‹fi‹

Mola m›, sat›fl m›? “SEND‹KALI OL” KAMPANYASI

106 L A S Y O N A E N T E R N

fi A L A L A

Çeperden merkeze tazyik TÜRK‹YE E-K‹TAP’A HAZIRLANIYOR

Tersten “1984” mü? YAPRAK Z‹HN‹O⁄LU’YLA 8 MART ÜZER‹NE

Sakl› tarih

HANG‹ DEMOKRAS‹? YA DA

Ne olacak bu TSK’n›n hali?


MERAM 106: NE OLACAK BU TSK’NIN HAL‹

Hangi demokrasi? emleketin bütün kaleleri zaptedilmifl, bütün ordular› da¤›t›lm›fl, bütün kozmik odalar›na girilmifl... Gaflet, dalalet ve hatta h›yanet alm›fl yürümüfl... Tam cumhuriyet mitingleri düzenlemenin zaman›. Yasama krizi, yürütme krizi, baht› dahas› yarg› krizi. Tam tekmil üstyap› krizi. Altyap› zaten çoktand›r felç. Yok mu kurtaracak kara maderini? Cumhuriyetin bekçileri nerede? Hadi kaflarlar içeride, genç subaylar rahats›z de¤il mi? Nerede o zinde kuvvetler? Atatürkçü Düflünce Derne¤i, Kuvayi Milliye, ayd›nlar, sanatç›lar? Bütün or’lar toplanm›fl, toplanm›fl, konuflmufl, konuflmufl, laf dönüp dolafl›p hep ayn› yere gelmifl: Ne olacak bu TSK’n›n hali? Fena efkâr basm›fl. Keflke bir DJ ça¤›rsalard›. Harbiye marfl›ndan gireydi, “Benden Nefret Et, Ama Bana Ac›ma”dan ç›kayd›. ‹ttihat-Terakki, hiç bu kadar madara olmam›flt› Hürriyet-‹tilaf’a. Ne Prens Sabahattincilere, ne Terakkipervercilere, ne Serbest F›rkac›lara, ne Menderesçilere, ne Süleymanc›lara, ne de Özalc›lara... ‹ki f›rka sistemine geçildi geçileli, tahterevalli misal›, bir ‹ttihatç›lar ç›k›yordu üste, bir ‹tilafç›lar. ‹tilafç›lar seçimle ç›k›yordu, ‹ttihatç›lar cebirle. 1913’te “Bab›âli Bask›n›”yla bafllayan gelenek 2007’ye kadar sürdü. Ve trajedi ac›kl› komediye dönüfltü. 1913’ten beri zorun yan›nda r›za da vard›. Her darbe, flu ya da bu ölçüde, ama az›msanmayacak düzeyde bir toplumsal destek buluyordu. 2007 nisan›na, cumhuriyet mitinglerini arkas›na alan 27 Nisan “bildirisi”ne kadar sürdü bu. Her seferinde trajedi biraz daha ac›kl› güldürüye evrildi ve 2010 manzaralar›na dönüfltü. Halbuki, 27 Nisan “bildirisi”nin akabinde, 4 May›s’ta, Dolmabahçe’de bir mutabakat sa¤lanm›flt›. O mutabakat bozulmasayd›, TSK bu kadar madara olmayabilirdi. Neydi o mutabakat ve niye bozuldu? Seyfi Öngider’den dinleyelim: “Ergenekon davas›yla ilgili soruflturman›n 2007 haziran›nda bir ‘ihbar mektubu’ ile bafllad›¤› unutulmamal›. Bu tesadüf de¤il. Çünkü bu soruflturman›n dü¤mesie 4 May›s 2007 tarihinde, ‘Dolmabahçe Mutabakat›’ diye bilinen, Tayyip Erdo¤an ile Yaflar Büyükan›t aras›ndaki gizli görüflmede bas›ld›¤›n› tahmin etmek zor de¤il. ‹çeri¤i hâlâ aç›klanmayan bu görüflmede hükümet ile ordu aras›nda sa¤lanan mutabakat›n daha sonraki siyasî geliflmelere yön verdi¤i aç›k. Örne¤in, bu görüflmede Erdo¤an’›n cumhurbaflkanl›¤›na Abdullah Gül d›fl›nda birinin aday gösterilmesi için söz verdi¤i, karfl›l›¤›nda Büyükan›t’›n ordu içindeki cunta örgütlenmelerinin, Ergenekon’un üzerine gidilmesine yol verdi¤i anlafl›l›yor. Erdo¤an Gül konusunda sözünü tutmad› veya 22 Temmuz seçimlerinde yüzde 47 oy al›nca tutamad›. Büyükan›t ise Ergenekon tutuklamalar›n›n baz› ‘çürük elmalarla’ ve emekli subaylarla s›n›rl› kalmay›p ordu ve kuvvet komutanlar›na kadar gelece¤ini öngöremedi. (Hatta belki de 27 Nisan muht›ras› nedeniyle kendisine kadar gelecek.) Büyükan›t’›n ard›ndan gelen ‹lker Baflbu¤ kuca¤›nda buldu¤u Dolmabahçe Mutabakat›’na esasen sad›k kald› ve hükümet ile ordu aras›ndaki anlaflmay› sürdürdü. Bazen hükümeti, bazen orduyu rahats›z eden kimi geliflmelere ra¤men, ordu ile hükümet aras›ndaki mutabakat ‘Balyoz Operasyonu’ ile çok say›da generalin gözalt›na al›nmas›na kadar bozulmufl de¤ildi.” (Radikal ‹ki, 28.2. 2010) Mutabakat›n ne oldu¤u, nas›l bozuldu¤u özetle böyle. Peki, niye bozuldu? ‹tilafç› olsak biz de bozard›k. fiunun fluras›nda seçimlere bir y›l kalm›fl. Alt›na girilmifl projeler

M

Kapak: Turgut Yüksel (Chagall’dan bozma)

• Manzara . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .4 • Tekel direnifli . . . . . . . . . . . . . . . . . . .8 • Mavi Daktilo . . . . . . . . . . . . . . . . . . 12 • Slavoj Zizek . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 13 • “Sendikal› ol” kampanyas› (2) . . . 14 • “Tafl atan çoçuklar” . . . . . . . . . . . . 18 • Özgür sosyolojiye devlet linci . . . 20 • Radyo Express . . . . . . . . . . . . . . . . . 22 • K›raat & Duman› Üstünde . . . . . 26 • Yaprak Zihnio¤lu . . . . . . . . . . . . . . 30 • Bar›fl Kad›nlar› . . . . . . . . . . . . . . . . 34 • Saime Tu¤rul . . . . . . . . . . . . . . . . . .36 • Radyo Brecht . . . . . . . . . . . . . . . . . . 40 • A¤›r Çekim . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 44 •Meflin Yuvarlak . . . . . . . . . . . . . . . 48 •Müzik Dolab› . . . . . . . . . . . . . . . . . . 49 • K›lavuz . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 50 Ahmet Ergenç, Ahmet Gürata, Alican Tayla, Asena Günal, Arslan Ero¤lu, Atalay Göçer, Aykut K›l›ç, Ayfle Çavdar, Cemil Cahit, Ceylan Begüm Y›ld›z, Çi¤dem Öztürk, Doruk Yurdesin, Ender Ergün, Erdir Zat, Ertan Keskinsoy, Fevzican Abac›o¤lu, F›rat Genç, Göksun Yaz›c›, Hakan Lokano¤lu, Haziran Düzkan, ‹rfan Aktan, Koray Löker, Merve Erol, Muhsin Akgün, Murat Meriç, Özay Selmo, Pelin Özer, Pınar Uygun, Ragıp Duran, Saner fien, Sarkis Paçac›, Serkan Köybafl›, Selçuk Oktay, Serra Akcan, Siren ‹demen, fiahan Nuho¤lu, Tan Morgül, Tolga Sezgin, Turgut Yüksel, U¤ur Biryol, Ulus Atayurt, Yücel Göktürk, Zeynep Nuho¤lu Bask›: Ezgi Matbaac›l›k, Sanayi Caddesi Altay Sok. No:10 Yenibosna / ‹stanbul Tel: 0.212.452 23 02 bas›m yeri ve tarihi ‹stanbul, Mart 2010 da¤›t›m Do¤an Da¤›t›m A.fi. yönetim yeri: Erol Dernek Sok. no: 11/4 Oda 3 Beyo¤lu - ‹stanbul tel-faks: 0.212.251 87 67 email expressroll@gmail.com abonelik expressroll@gmail.com y›l 6 say› 106 1 Mart 2010 imtiyaz hakk› Bilge Ceren fiekerciler sorumlu yaz›iflleri müdürü Merve Erol ilan irtibat Özay Selmo (0.533.514 90 49) YEREL SÜREL‹ YAYINDIR. 15 GÜNDE B‹R YAYINLANIR. ISSN 1307 - 461X

var, iktidarlar›n› borçlu olduklar›, iktidarda kalmalar› için gere¤ini yapmaya mecbur olduklar› projeler... Toplumsal muhalefeti t›rmand›racak, dirençle karfl›laflacak projeler bunlar. Uza¤a gitmeyelim, Tekel iflçileri seslerini ne kadar duyurabiliyor? Ya da atamas› yap›lmayan ö¤retmenler? Ya da ayaklar›n›n alt›ndaki topra¤›n çekildi¤ini gören çiftçiler? “Te¤et” geçen krizle hayatlar› iyice kararan AKP seçmeni yoksul emekçiler, say›lar› katlanan iflsizler bir yana, bekleyen AB uyum yasalar›, sarpa saran “Kürt aç›l›m›” cabas›. Kim bozmaz ki o mutabakat›? Üstelik, ad›m ad›m oluflturdu¤u onca medya gücüne sahipse ve dahi “Balyoz” gibi bir koz varsa elinde? Kim savunabilir TSK’y›? “Apoletli medya”y› geçelim, bizzat apoletler bile savunam›yor. Hiç bu kadar madara olmam›flt› TSK. Kenan Evren, Türkçesinin k›tl›¤›ndan m›, yoksa Freud’yen bir sürçmeden mi, 12 Eylül için “halk›m›za müstehakt›r” demiflti. Bu “Balyoz” da TSK’ya ve ondan medet umanlara müstehak. Bir musibet bin nasihatten evlâd›r demifller. fiapkay› önlerine koyup düflünsünler, “ne olacak bu TSK’n›n hali?” Eskisi gibi olamayaca¤› ortada. Peki “yeni”si nas›l olmal›? Ak›l verecek de¤iliz, o onlar›n meselesi. Bizim meselemiz, sayfa s›ras›na göre söylersek, Tekel iflçisi Kerem K›l›ç’›n, Petrol-‹fl’in “Sendikal› Ol” kampanyas›n›n, “Tafl atan çocuklar”›n, “Bar›fl Kad›nlar›”n›n meselesi. Ve hepsinde hem ‹tilafç›larla hem de ‹ttihatç›larla, yani “düzen partisi”yle karfl› karfl›yay›z. Slavoj Zizek, 13. sayfam›zda nakletti¤imiz mülâkatta, “Dinamik bir yeni kapitalizm, otoriter bir iktidarla mükemmel uyum içinde iflliyor. Bu e¤ilim, farkl› biçimlerde, bütün dünyaya bulaflacakt›r” diyor ve “Berlusconi’nin ‹talya’s›”n› örnek veriyor. Berlusconi’nin yerine kankas› Erdo¤an’› koyun ve buyrun ‹tilafç›lar›n hayalindeki ülkeye, “kaplanlar” Türkiye’sine. O Türkiye’de TSK’ya düflen, baflrolden çekilip G8 protestolar›nda Carlo Giuliani adl› 23 yafl›ndaki göstericiyi gözünü k›rpmadan vuran ‹talyan güvenlik güçleri misali, yard›mc› role geçmek. Bu kadar› liberallere yetebilir, solun meselesi o türden bir “demokrasi” de¤il. “Hangi sol” ve “nas›l bir demokrasi” mi? Zizek’in flu sözleri meram›m›z say›l›r: “Hâlâ tek ufkumuz kapitalizm ve onun liberal devleti olabilir mi? Bu soruya herkes evet diyor, sol bile. Vaktiyle sol, insan yüzlü bir sosyalizm istiyordu, bugünse insanî bir küresel kapitalizm için mücadele ediyor... Marx’›n ‘dünyan›n bütün iflçileri, birleflin!’ sözüne kulak verirken, bugün proleteri her düzeyde düflünmemiz gerekiyor. Ruhsal proleterler, ekolojik proleterler, biyogenetik manipülasyonlar›n ma¤durlar› ve elbette geleneksel iflçiler ve modern dijital emekçiler, ayn› zamanda, yeni yoksullar ve milyonlarca göçmen... Kapitalist evrenselcilik ile milliyetçi ve fundamentalist irtica aras›nda kalan küresel sistemin dinamizmine sadece yeni bir sol son verebilir. Kapitalizm ve demokrasi aras›ndaki uçurum geniflliyor. Kapitalizmin ilelebet devam edemeyece¤i aflikâr. Umutlanmam›z için baz› nedenler de var. Stalinistler art›k komünist de¤iller. Rusya’da, Çin’de ve her yerde kapitalizme mükemmel uyum sa¤lad›lar. ‘Stalinizmin geri dönüflü nas›l önlenebilir’ diye sorduklar›nda, ‘Stalinistler zaten sizin saflar›n›za geçti’ diyorum. Mahçup mahçup duvar›n gölgesine saklanmadan komünist oldu¤umuzu söyleyebiliriz yeniden. Yeniden bafll›yoruz!”

3


MANZARA Edirne’den Ardahan’a

Kald›r›mlar›n dili yok

Devlet Bakan› Selma Aliye Kavaf, dizilerdeki erotik sahnelerden “irite oluyormufl”. Bu görüntüler, muhafazakâr aile yap›m›za zarar veriyormufl, de¤erler sistemimizin erozyona u¤ramas› noktas›nda s›k›nt› yarat›yormufl. Bir Ebeveyn ‹zleme Kurulu kurulmas› elzemmifl. Yaz›k. Demek ki Kavaf ailesi do¤ru dürüst film de, yabanc› dizi de izleyemiyor. Halbuki Türk dizisinde gösterilen de ne, iki öpüflme, iki ç›plak s›rt filan. Y›llar›n “Aflk-› Memnu”su. Allahtan genç k›zlar›m›z Kavaf kafas›nda de¤il. Behlül’ü oynayan K›vanç Tatl›tu¤ geçenlerde Kumburgaz’da bir kafeye girmifl, siparifl vermifl. Fakat öyle bir izdiham olmufl ki, yeme¤ini yar›da b›rak›p kaçmak zorunda kalm›fl.

Ama bahçelerin var. Tarihimizin benzersiz bir zevk ve sefa dönemini hat›rlat›yorlar, baharla birlikte ‹stanbul’a yay›l›yorlar. Bu sene de 9 milyon laleyle bir zümrenin sefahatinden pay›m›z› düfleni alaca¤›z. Allahtan ya¤mur çamur geçmifl olacak, mesela ‹stiklâl Caddesi’nde yürürken son iki senede yirmi kere de¤ifltirilen kald›r›mlardan üzerimize bir fley s›çramayacak. Hem laleler Türk ifliymifl, bu sayede istihdam da yarat›l›yormufl. Hey yarabbi!

Memlekette normal bir gençlik de var demek ki. Geçen hafta Galatasaray’da eylem yapan Lambdaistanbul’cular›n dedi¤i gibi: “Bihter, Behlül’ü de, Katya’y› da öpebilmeli!” (Bihter’e benzeyen plastik kad›n projesine biz de oha diyoruz.)

Y‹NE B‹R MADEN PATLAMASI

MEMLEKET‹ BÖLSE BÖLSE...

Yerin alt›ndaki Tuzla

Long live rock’n’roll

aden facialar›n› çok duyar olduk. En M son, 23 fiubat’ta Bal›kesir’in Dursunbey ilçesinde fientafl flirketine ait linyit kömürü oca¤›nda yaflanan patlamada 14 iflçi hayat›n› kaybetti. Ayn› ocakta son patlamadan befl sene önce bir, dört sene önce de tam 17 iflçi hayat›n› yitirmiflti. Maden Mühendisleri Odas›’n›n verilerine göre, 2008’de 43, 2009’da 92, bu y›l›n ilk

iki ay›nda 19, son iki y›lda toplam 154 kifliyi maden oca¤› kazalar›nda yitirmifl bulunuyoruz. Sürekli kamu denetimiyle güvenli¤in maksimum düzeyde tutulmas› gerek e n maden ocaklar›nda, kâr kayg›s› ve özensizlik sebebiyle, iflçinin can› Allaha emanet kalmaya devam ediyor. Maden ocaklar›na acilen mercek tutmak gerekiyor...

ki ay evvel Siverek’e ‹heykeli dikilen fiivan Perwer’in Viyana konserini, Mesut Barzani’den Ahmet Türk’e, pek çok insan izledi. Kültür Bakan› Ertu¤rul Günay da Perwer’i Newroz’a davet etti. Perwer’in cevab› güzeldi: “fiu anki Türkiye'nin beni kald›rmas› mümkün de¤il. Ben de zor bir insan›m. Gerçeklerimden hiçbir zaman geri kalmam.” Yine de, AKP çevrelerinden Perwer’in kesin gelece¤i yönünde aç›klamalar var. AKP Grup Baflkanvekili Suat K›l›ç

mesela, bak›n ne dedi: “Bu ülkenin gençleri yirmi-otuz senedir rock'n’roll dinliyor, yani bu memleketi Michael Jackson'›n ‹ngilizce flark›lar› bölmüyor da, fiivan Perwer'in üç tane Kürtçe flark›s› m› bölecek?” Perwer’in öyle flark›lar› var ki, K›l›ç’›n akl› uçar. Ama demek ki rock’n’roll için de istikbal var memlekette. fiok etme ve sarsma yetene¤i, Türkiye’de mevcut anlafl›lan. “Let’s rock” o zaman...

Ç‹ROKEK Z‹V‹STANE

‘90’LAR POPUNDA CEVHER VARMIfi

Teatral aç›l›m

Aslan›m Corç

rojeyi aç›klad›¤›nda P inanamam›flt›k, prömiyeri Diyarbak›r’da yapt›. Halbuki bu “aç›l›m” hamlesi klasik kitlesi için daha faydal› olabilirdi. Olsun, Haldun Dormen, flu uzun kariyerinde bir de Kürtçe oyuna, Cemal Fehmi Baflkut’un “Buzlar Çözülmeden” oyunundan uyarlad›¤› “Çirokek Zivistane”ye imza att›. Niye bir do¤u kasabas›nda geçen bir

4

Bihter’e özgürlük

oyunu seçti de, uzman› oldu¤u Broadway farslar›na el atmad›, bunlar› bölge halk›na lây›k m› görmedi, Kürtçeyi “monden” hayata m› yak›flt›rmad›, ayr› tart›flma. Bir uyarlama da Tiyatro Boyal›kufl’tan bu arada: Henrik Ibsen’in “Nora”s›yla dengbej eseri “Saliho ve Nure”yi harmanlayan ekip, “Nora / Nurê”nin prömiyerini bu ay Batman’da yapacak.

oksanlar›n popçular› ilginçlefliyor. Aç›l›m D kahvalt›s›nda Bülent Ersoy VIP talebini iletip Orhan Gencebay “berhudar ol baflbakan›m” derken, as›l kahraman Hakan Peker oldu. “Aç›l›m tamam ama, bir yandan da belediye baflkanlar› gözalt›na al›n›yor” gibi basit bir realiteye iflaret etti, tek cümleyle cilay› süpürdü... Tarkan’›n kahvalt›ya davetli oldu¤u halde kat›lmad›¤› için gözalt›na al›nd›¤›n› söyleyenler var (ger-

çi k›sa bir süre sonra da polis balosuna randevuluymufl). Geniflçe bir operasyonda bir tak›m torbac›larla beraber gözalt›na al›nan, evinde esrar bulunan, kokain kulland›¤›n› söyleyen Tarkan için düflüncemiz Ferdi Tayfur’unkiyle ayn›: “Zevkidir, içer.” Eski 45’likler flu s›ralar moda. Herhalde yavafl yavafl doksanlar popu furyas› da bafllayacak. Hangi kasetlere el atabilece¤imizi yavafl yavafl kavr›yoruz. Gerçi Tarkan’› hep severdik, en az›ndan çifli geldi¤inden beri...

ÜN‹VERS‹TELER ÇÖKERKEN

Düzenin matemi 2 Eylül’ün simge isimlerinden biri, Vivaldi’nin “Yaz”› eflli¤inde 1 u¤urland›. Hocabey derlermifl, ahbaplar› öyle yaz›yor köfleyaz›lar›nda. Ard›ndan söz söyleyenlerin hepsi çal›flkanl›¤›n›, iflbilirli¤ini vurguluyor ve hiçbiri “ama”s›z bitiremiyor laf›n›. O “ama”, YÖK demek. Devam ettirelim: T›pç› rektörlerin siyasî mülâhazalardaki tutuculu¤u demek. E¤itimin özellefltirilmesinin fünyesini çekmek demek. Ve üniversitelerin liseleflmesi demek. Geçti¤imiz ay Hacettepe Üniversitesi’nin (yani bizzat kendi kalesinin) ö¤rencilerinin ailelerine –baflka okullarda da son zamanlarda s›k s›k gördü¤ümüz gibi– idare taraf›ndan mektup yaz›ld›, ö¤renciler hakk›nda soruflturma bafllat›ld›. Suçlar›, Tekel iflçilerine destek eylemi yapmakt›. “De¤erli velimiz” diye bafllayan mektuplarda “en büyük arzular›n›n vatana ve millete yararl›, bilimsel bilgi ve becerilere sahip evlatlar yetifltirmek” oldu¤u, “gelece¤in güvencesi olan gençleri geçmiflte oldu¤u gibi bugün de yasad›fl› eylem ve görüfllere yöneltmek isteyen kifli, odak ve/veya kurulufllar›n olabilece¤i” –transkript eflli¤inde– hat›rlat›l›yordu. Bundan sonra yazacaklar›m›z Bas›n Yay›n Kanunu’na ayk›r›d›r. Radikal Cumartesi ve Penguen yazar› Kaan Sezyum’un genç efli beklenmedik flekilde hayata gözlerini yumdu. Sevenlerine sab›r diliyoruz...


FORBES L‹STES‹ VE AKP’N‹N DAYANAKLARI

Zenginin mal›, zü¤ürdün oyu Türkiye’nin en zenginleriF orbes, ni yine aç›klad›. Amerikan Forbes’›n›n dünya listesinde de s›ras› her sene yükselen Hüsnü Özye¤in, ân itibariyle Türkiye’nin en kodaman flahs›. Geçti¤imiz günlerde flirketlerinden birinde emeklili¤inin ard›ndan Veli Küçük’e genel kurul üyeli¤i ba¤›fllad›¤› Taha K›vanç taraf›ndan hat›rlat›lan Özye¤in, geçti¤imiz haftalarda, Finansbank’› Yunan bankas› NBG’ye satt›ktan dört sene sonra Millenium Bank’›n Türkiye hisseleriyle bankac›l›¤a dönmüfltü. Eski Do¤u Bloku ülkelerinde birçok yat›r›m› bulunan, Türkiye’de emlâk iflinde iyice palazlanan, enerji ifline de girece¤i söylenen, Befliktafl’ta Demirören’in listesi için ad› geçen, Swiss Otel’den Marks & Spencer’a pek çok tan›d›k markay› elinde tutan Özye¤in, üç sene önce kurdu¤u üniversitesi için de Çekmeköy’de 400 dönümlük yer kapatt›... Listenin ikinci s›ras›nda Mehmet Emin Karamehmet var. Hüsnü Özye¤in’le ikisi Robert Kolej’den arkadafl. Özye¤in Karamehmet’in Pamukbank’›nda ve Yap› Kredi’sinde y›llarca genel müdürlük yapt›ktan sonra Finansbank’› kurmufltu. Bugünlerde bafl›nda kara bulutlar dolaflan Karamehmet’te de her fley var tabii: Offshore hesaplar bir

yana, Turkcell’i, Digiturk’ü, Show TV’si ilk akla gelenler. Geçti¤imiz ay, Pamukbank kredilerinde zimmet suçlamas›yla 11 y›l 8 ay hapis ve 471 milyon para cezas›na mahkûm edildi, yurtd›fl›na ç›k›fl yasa¤› kondu. Üçüncü s›radaki fiar›k Tara’n›n Enka fiirketler Grubu, Sovyetler Birli¤i topraklar›ndaki yat›r›mlar› ve inflaat projeleriyle ad›n› duyuruyor en çok. Forbes’›n listesine göre, en zengin aile ise Sabanc›. Oral Çal›fllar, listeyi farkl› bir gözle okumufl. Çal›fllar’a göre, 100 zengin içinde AKP’ye yak›n olanlar›n say›s› 10’u bulmuyormufl, ki onlar›n da servetleri AKP’den önce büyümeye bafllam›fl. Yani, “liman burjuvazisi”nin yan›nda Anadolu kaplanlar›n›n hükmü okunmuyor, son sözü yine TÜS‹AD söylüyormufl. Müstakbel geliflmelere Forbes listesi eflli¤inde bakmakta fayda var...

B‹R AYAKKABI ETRAFINDA TÜRK‹YE

Güzel üçlüden darbe olay›na nce Bush’a f›rlat›ld›. Sonra IMF Ö baflkan›na. fiimdi de Tayyip Erdo¤an’a. Hem de “medeniyetler ittifak›” için gitti¤i ‹spanya’da, “viva Kürdistan” slogan›yla. ‹spanya dönüflünde Tekel direnifliyle, Balyoz tutuklamalar›yla, AKP milletvekillerinin “flimdi fiflleme s›ras› bizde”, “AKP’ye karfl› olan›n kan› bozuktur” gibi ifflaatlar›yla karfl›laflan Erdo¤an, cumhurbaflkan› ve Genelkurmay baflkan›yla buluflmas›n›n ard›ndan medyaya da yüklendi, külhanbeyi edas›yla köfleyazarlar›n›n yaz›lar›ndan medya patronlar›n›n sorumlu olaca¤›n› söyledi. Do¤an Grubu’na yönelik operasyondan sonra zaten ortal›k süt limanken sarfedilen bu sözler, Mehmet Bekâro¤lu’nun “kendini III. Abdülhamit zannediyor” dedi¤i Erdo¤an’›n demokrasi nam›na t›ynetini de iyice ortaya koydu. Ve hayrettir, “yandafl medya” yazarlar›ndan da gereken tepkiyi ald›. Erdo¤an’›nki kadar aç›ktan a盤a olmasa da, benzer bir tav›r and›çlarla, yönergelerle 28 fiubat’ta vard›. Abdurrahman Dilipak’tan Lale Mansur’a genifl bir kat›l›mla protesto edilen 28 fiubat’›n y›ldönümünde, gözalt›na al›nan emekli kuvvet komutanlar› serbest b›rak›l›rken, Bat› Çal›flma Grubu’nun önemli ismi emekli orgeneral Çetin

Do¤an tutukland›. “Mücadele yeni bafll›yor” diyen Do¤an’›n yan›nda, toplamda kaç muvazzaf subay ve astsubay›n tutukland›¤›n› saymak da giderek zorlafl›yor. Silahl› kuvvetlerin siyasete müdahalesine yönelik her türlü soruflturman›n gönül rahatl›¤›yla savunulmas›n›n önünde yine e¤reti hukuk düzenimiz dikilmeye devam ediyor. Bu arada, bir tür propaganda arac› m› bilinmez, bir de ‹lker Baflbu¤ kitab› yay›nland›. Ercan Çitlio¤lu imzal› kitapta Baflbu¤, sürekli “12 Eylül olay›”, “12 Eylül durumu” gibi ifadeler kullan›yormufl. “Neden darbe kelimesini kullanm›yorsunuz” diye soran Çitlio¤lu’na Baflbu¤, “ben o sözcü¤ü telaffuz dahi etmek istemiyorum” cevab›n› vermifl. Halbuki memleketin düze ç›kmas› Can Yücel stratejisine ba¤l›. Yani öyle “olay”la, “durum”la olmuyor, evvela memlekette darbeye darbe diyebilmek gerekiyor.

5


GAP’› kim gapt›?

Çeber raporu

Kafalar denkse

Bir halk düflman›

“GAP’› gapt›rmam” derdi Çoban Sülü, hakikaten de çobanlara kapt›r›lmad›. Yok bölge suyunun kontrolü, yok a¤alar›n topraklar› derken, GAP’› Coca-Cola kapt›. Türkiye Coca-Cola’n›n ba¤l› oldu¤u Tuncay Özilhan’›n Anadolu Holding’inin Özgörkey Holding ve Brezilyal› Cutrale firmas›yla ortaklafla kurdu¤u Anadolu Etap flirketi, 100 bin dönümde 10 milyon kiraz ve fleftali a¤ac› yetifltirecekmifl. Tabii bilimsel ve endüstriyel usûllerle. Hem zaten Türk tipi sofral›k meyve veren a¤açlar verimli olmuyormufl. 30 milyon portakal a¤ac› bulunan endüstriyel tar›m devi Cutrale firmas›n› da, Coca-Cola’n›n üretilecek meyveleri sat›n alma garantisi vermesi ikna etmifl. Anadolu Etap genel müdürü Demir fiarman, “bölgede büyük oyunculara ihtiyaç oldu¤unu” söylüyor (tabii istihdam da yarat›lacakm›fl, meyvecilik bölümü ö¤rencilerine burs verilecekmifl). Yani, GAP’›n suyu, bölgenin topra¤› Coca-Cola’ya, alavere dalavere Kürt Memet büyükflehrin kenar mahallesine, o meyve sular›n›n sat›laca¤› marketlerde ömür tüketmeye.

Teftifl, bir aklama kurumu oldu. Hrant Dink cinayetinde ‹çiflleri Bakanl›¤›’n›n müfettiflleri, Baflbakanl›¤a ba¤l› kurulun raporunu yalanlam›fl, Emniyet ‹stihbarat›’n› aklam›flt›. Engin Çeber davas› için de ‹stanbul Emniyeti’nin bir y›l sonra lütfen açt›¤› soruflturma sonucunda, Çeber’in ölümünden sorumlu tutulan 13 polisin suçsuz oldu¤u rapor edildi. Polis müfettifli Hüdai Say›n, "cezaya gerek yok, öfke kontrolü e¤itimine gerek var" dedi. Meclis raporuna göre, cezaevinden önce de Çeber’e iflkence yap›lm›flt›...

‹ki cümlelerinden birinde hakikat geçer, ama bir soruyu do¤ru dürüst soramad›lar. “Kafa Dengi”nde konuk ‹skender Pala. Tar›k Tufan o temel soruyu soracak, ama Express’i unutmufl, laf› da toparlayam›yor. Ve soru güme gidiyor. Soru basit: Demokrat Pala, 12 Eylül’ün en h›zl› zaman›nda, iflkence sesleri alt›nda, ordu mensubu olmay› kendine nas›l yedirebildin? Hadi onlar ald›, sen niye gittin?.. Fakat S›rr› Süreyya Önder’in laf kalabal›¤› aras›nda flunu ö¤renebildik: Önder cezaevindeyken okutulan askerî marfllardan birinin yazar›ym›fl Pala. Üstelik! Peki hakikat ve cesaret nerede arkadafllar?

Ne Yeflilçamm›fl arkadafl, kepçeyle al›yorlar bitmiyor. fiimdi de “Gönülçelen” diye bir diziyle Türkân’›n Roman› geliyor. Bir de reklam var: Robdöflambrl› adam, k›z›ndan ayr›lmas› için yoksul gence para teklif eder... Geçti¤imiz günlerde Tekel iflçileri için yürüyen (hey gidi AST) Rutkay Aziz’in sundu¤u para yetmiyor da kredi kart›na öyle kahkahalarla tav oluyorlar ki, insan›n midesi bulan›yor. Öyle bir fley ki, ironi duygusu da yetmiyor...

TAR‹H‹ GREV‹N TEMY‹Z DAVASI SONUÇLANDI

Sabah-Atv’de greve devam Özkök’ün “32. Gün”de E rtu¤rul dedi¤i gibi, bütün hükümetlerin medyaya minnettar olmas› lâz›m, krizleri, iflsizli¤i, ekonomiyi görmedikleri için. Hakl›. O medya, sendikay› da, grevi de görmüyor. Ama Sabah-atv bünyesinde bafllayan ve mahkeme karar›yla geçersiz k›l›nan grev, Yarg›tay karar›yla kald›¤› yerden devam ediyor. Karara göre, sendikan›n toplu ifl sözleflme yapma hakk› var. Ve “bu iflyerinde grev var” pankart›, Turkuvaz Medya plazas›na yine as›lm›fl bulunuyor. IBM çal›flanlar› için de Dan›fltay’da benzer bir karar al›nd›; toplu ifl sözleflmesi görüflmelerine bafllanmas› gerekiyor. “Prekarya” için tarihî günler yeni bafll›yor.

6

TÜRK‹YE S‹LAHLANIYOR

Silah›m kanunumdur mniyet teflkilât›n›n a¤›r sald›r› siE lahlar›na kavuflmas›n›n k›y›s›ndan döndük. Zab›ta ekipleri her gün “silah isteriz” diye ba¤›r›yor. Ve özel mülkiyetin her geçen gün daha yüksek çitlerle çevrilip kutsand›¤› “küçük Amerika”m›zda bireysel silahlanma art›yor. Geçti¤imiz günlerde Nuray Mert hat›rlatt› Radikal’de: “TBMM ‹çiflleri Alt Komisyonu’nda görüflmesi süren Silah Kanunu Tasar›s›, silah ruhsat› alman›n kolaylaflt›r›lmas›n› öngörüyor. Oysa, b›rak›n kolaylaflt›rmay›, mevcut s›n›rlar›n daha da daralt›lmas› gerekiyor.” Zira Türkiye’de 2.5 milyonu ruhsatl›, afla¤› yukar› 10 milyon silah bulundu¤u tahmin ediliyor. Her on kifliden birinde, her üç evden birinde silah bulunuyor. Tasar›ya gö-

re, av silah›, kuru s›k›, pompal› tüfek alma yafl› 18’e, tabanca alma yafl› 21’e çekiliyor, silah tan›t›m› serbest b›rak›l›yor (Vakit’teki pompal› tüfek ilanlar› gibi), bir y›la kadar hapis cezas› alanlar silah edinebiliyor, bir kifliye befl ruhsat verilmesi öngörülüyor. Türkiye’de her sene ateflli silahlarla yüzlerce insan ölürken, onlar›n aras›na kat›lmamam›z için art›k talihe de ihtiyac›m›z var.


ES DEL‹ RÜZGAR ES

Uzatmal› artistin biri Zülfü’nün filmi “Veda”, çocukluk arkadafl› Salih Bozok’un zaviyesinden, Atatürk’e boydan boya bir güzelleme... cevit giderayak “Vahdettin hain E de¤ildi” diye suyu buland›rd›¤›nda, hayat arkadafl› Demirel, ifladamlar›na hitaben “bunlar tehlikeli laflar, Atatürk bize en az 150 y›l lâz›m” demiflti. ‹dris Küçükömer duysa, bu ters okumaya akl› flaflard›. Engin Ard›ç’›n da akl› flaflm›fl. fiimdi içerde bulunan bir generalin emir subayl›¤›n› yapm›fl oldu¤unu söyleyen birinden imzas›z bir mektup alm›fl, “iflleme koymam›fl”. Generalin “köpekler” diye and›¤› gazetecilerin ad›n› da tabii vermiyor. Ama flu notu düflmüfl: “Ayn› mektupta, imzas›z kifli, flimdi tutuklu bulunan generalin ‘bu ....nin de 10 Kas›m’lar›ndan b›kt›k ama, iflimize yar›yor’ fleklinde bir söz sarfetti¤ini de belirtiyordu. Tüylerim diken diken olmufl, a¤z›m bir kar›fl aç›k kalm›flt›.” Valla, bizimki aktarma. “fierh” koyal›m, “yandafl”tan apartma. Yoksa gün o gün de¤il, gün 10 Kas›m gü-

nü. Her gün, her seans hem de. Yul Brynner, Franco Nero filan oynayacakt›, ifl Kevin Costner’a kadar geldi (ona THY amortisi ç›kt›), ihale Rutkay Aziz’e kald›. Fakat flimdi “auteur bilinci”ne erdik, Can m›, Zülfü mü diye tart›fl›yoruz... Her siyasî hamlesinde (belediyeye gelir de Hilton arazisi zora girer diye belki) Hürriyet’in ›s›t›p sürdü¤ü gibi, “uzatmal› itin biri” diye bafllam›flt› sanat hayat›na. 1973, “Chants révolutionnaires turcs”: “Uzatmal› itin biri Yusuf’u gaflette vurdu...” Asl›nda iyi “artistik” denemeydi. Sonraki “Merhaba”lar filan da öyle. Derken “üç telli”den Atilla Özdemiro¤lu orkestrasyonuna, Nâz›m fliirlerine geçti, uzun, hayli uzun süre, hem de “zor y›llar”da çok insan›n sesi oldu. Epeydir biliyoruz, o bir rüzgârm›fl. fiimdi baflka rüzgâr esiyor. Arada liberal oldu. Geçen sene “Özgürlük”ü Vodafone’a satt›¤›nda gelen elefltirilere canl› yay›ndan cevap verdi: “Özgürlük’ü neden satm›fl›m! ‹t o¤lu it, sen de yaz, sen de sat.” Bir ittir, gidiyor. ‹tin karfl›s›na da nihayet bir kurt duruyor. Ama sonuçta bizimki bir “artist” (Frenk deyifliyle). Sinemada da “me-

saj kayg›s›” gütmüyor. Yoksa flu konjonktürde Baykal –ya da Baflbu¤– bir seansa gidip ç›k›flta duygusal bir demeç att›rabilirdi pekâlâ. Gerçi serde rekabet de hâlâ var herhalde... Ha it ha kufl ha düflman ha gerici, rüzgâr estikçe karfl›dan bilumum haflerat geliyor. Biz izleyiciler de tarlada karga kovalamaktan filan bafll›yoruz. Yok küçük Mustafa’ya birdirbir oynatmaya çal›flacaklar da (bunlarda bir it potansiyeli var), o sar›fl›n kurt “ben e¤ilmem” diyor. Film böyle gidiyor. Bir koca millet, çocukluk kankas›, harp yoldafl›, baflyaver Salih Bozok’un gözünden Ata’ya bak›yoruz. O Bozok ki, 9’u 10 geçe ( o da meçhul ya, hadi neyse) silah› flaka¤›na dayamaya kalkm›flt›. Veda halinde, ilk kritik Dolmabahçe buluflmas›... Galiba her ömür kendi filmini hak ediyor. Kendini canland›racak oyuncuyu, yönetmeni, bak›fl›... “Bu belgesel de¤il, film” diye yutturmaca yok. Bizim “auteur”ün gözü de Bozok’un merce¤inden baflka bir fley kullanm›yor. Belki Youtube’a filan düflmüfltür, görürsünüz, Beyaz Show’da –mealen– flu cümleleri savururken gözleri parl›yordu: “Müthifl yak›fl›kl› bir adamd› bir defa, dünya liderleri aras›nda görülmeyen bir yak›fl›kl›l›k...” Ya da flu: “Bir devlet adam›yd›. Bu öyle kolay kazan›lan bir meziyet de¤il, o tam bir devlet adam›yd›...” “Anlat›c›”n›n bak›fl›n› edinmifl herhalde. Her ad›m› gerilimli, hayatî ve tarihî bir ömrü bir filme s›¤d›rmak da ancak böyle mümkün olabilir herhalde. Gardroptan Bozok bak›fl› ç›kararak, önlüklü çocuk gözleri tak›narak. Bu arada, “uzatmal›”dan “devlet adaml›¤›”na gelerek... Üç telli saz›n› severdik. fiimdi teknolojiden, Hollywood’un bile filmin tekni¤ine hayran kald›¤›ndan filan bahsediyor (“Türkler bunu nas›l yapm›fl?” demifller). Üç telliden HD’ye gelmek, bir tür regresyon olabilir mi acaba? Aman, “modern” karfl›t› gibi de “t›nlamayal›m”flimdi. Modernli¤in bir ifade, bir tav›r, tercih, hele “özgürlük” meselesi oldu¤unu hâlâ zannediyoruz çünkü. Ama rüzgâr da rüzgârm›fl ha, bana m›s›n demiyor. Haber bültenlerinin sonunda grafikle gösteriyorlar, ordan da esiyor, burdan da, ayn› anda. Ayn› flimdi oldu¤u gibi. Bazen insan dört yöne karfl› koyarak ancak ayakta kal›yor, ancak öyle do¤rulup tekrar yürüyor. Dünya tersine dönüyor da, sen kameranla durdu¤un yerde kal›yorsun (ha HD, ha iptidaî). Yoksa bir tarafa gö¤sü siper edince, geriye, en geriye düflmek de var. Bafll›k m›? Haa, amaan, yok can›m, bafll›k tabii ki ilk reis-i cumhur, baflvekil ve Meclis baflkan›, Ebedî fief, Baflkomutan Mareflal Gazi Mustafa Kemal Atatürk Pafla Hazretleri’ni –o yak›fl›kl› ve devletlûyu– imlemiyor, hiç olabilir mi öyle fley? – M.E.


TEKEL ‹fiÇ‹S‹ KEREM KILIÇ

Baflbakan da ideolojik, biz de Hükümetin Tekel iflçilerine 1 Mart itibariyle 4/C’ye geçmemeleri halinde iflsiz kalacaklar› tehdidi Dan›fltay’dan döndü: 4/C’ye geçifl için 30 gün süre öngören düzenleme durduruldu. Tan›nan sürenin bitimine bir gün kala ç›kan karar, direnifli yeni bir aflamaya tafl›d›. Dan›fltay karar›ndan sonra Tek-G›da ‹fl baflkan› Mustafa Türkel, 2 Mart itibariyle çad›rlar›n kald›r›laca¤›n› ve hükümete 1 Nisan’a kadar süre tan›d›klar›n› aç›klad›. 1 Nisan’da on bin Tekel iflçisinin Ankara’da toplan›p bir gecelik oturma eylemi gerçeklefltirece¤ini, hükümetin olumlu ad›m atmamas› halinde “her türlü eylemi” serbest b›rakacaklar›n› söyleyen Türkel’e göre, direnifle son verilmedi, “sadece yirmi-otuz günlük mola” verildi. ‹flçilerse bu “mola”ya da, Dan›fltay karar›n›n zafer olarak lanse etmesine de öfkeli. Zira somut bir kazan›m elde edilmifl de¤il. Dan›fltay karar› hükümetin direnifle son vermek için yapt›¤› hamlelerden sadece birinin iptalini sa¤lad›. Ve direnifl sendika karar›yla sona ermifl oldu. 80 gün süren direniflin muhabesesini Ad›yamanl› Tekel iflçisi Kerem K›l›ç’tan dinliyoruz... Bugünlerde çad›rlarda en çok memleketlerine geri dönen ve direnifle hiç kat›lmayan iflçiler konufluluyor. 58 gün direndikten sonra Ad›yaman’a neden geri döndün? Kerem K›l›ç: Rapor sürem dolunca geri dönmek zorunda kald›m, çünkü bizim fabrikam›z faaliyetini sürdürüyor. Baflbakan yan gelip yatt›¤›m›z› söylüyor ama, biz iki gün gitmezsek, üçüncü gün ifl akdimiz fesholur. Tekrar rapor alma flans›m var, önümüzdeki günlerde direnifl için Ankara’ya dönece¤im. Direnifle hiç kat›lmayan iflçi say›s› ise abart›lmas›n. AKP’den hâlâ medet uman bir kesim var, ama onlar›n say›s› çok az. Her kasada çürük elma olur, ama o elmalar kendi kendilerini ay›klad›klar› için bizim direnifli çürütemediler. ‹flçilerin direnifle destek veren ö¤rencilere daha so¤uk yaklaflt›¤› söyleniyor. Bu tav›r de¤iflikli¤i sence neden? Gerçek anlamda emek mücadelesi veren bir sürü örgüt, bir sürü yap› oldu¤unu gözlerimizle gördük. Bunlar›n içinde macera peflinde koflanlar da var. Kendi reklam›n› yapmak, bayraklar›n›n say›s›n› art›rmak amac›nda olanlar da var. Ama onlar›n say›s› gerçekten çok az. ‹flçiyle dostluk kurup ezilmeye direnmek isteyenlerin say›s› çok fazla. Mesela, Sibel Özbudun her gün gelip bizimle sohbetler etti ve her gün izlenimlerini yazd›. Bu, bana göre, teoriyi prati¤e dökmektir. S›rf polise laf atmak, kendince iflçiye ak›l vermek isteyenlere iflçiler tepki göstermifl olabilir. Sen gerçek bir mücadele verirken baz›lar› sana gerçekçi olmayan fleyler yapt›rmaya çal›fl›rsa, tepki göstermen normaldir. Düflünsenize, biz polisle kavgaya tutuflsayd›k, çoktan da¤›l›p gitmifltik. Bizim mücadelemiz polise karfl› de¤il ki. Biz emek sömürüsüne, kazan›lm›fl hakk›n gasp›na karfl› mücadele ediyoruz. Bizim mücadelemiz Türkiye’deki sendikac›l›¤›n varl›k-yokluk mücadelesi haline geldi. Bizden sonra fleker fabrikalar› özellefltirilecek; orada da bizim duruma gelmemek için mücadele veren insanlar var. Atamas› yap›lmayan ö¤retmenler de bu mücadelede kendini gördü. Daha önce 4/C’de çal›fl›p at›lanlar›n umudu haline geldik. Biz art›k sadece kendi mücadelemizi vermiyoruz. So-

8

Kerem K›l›ç

rumlulu¤umuz çok büyük oldu¤u için dikkatli olmak zorunday›z. Tekel iflçileri kaybederse, ne olur? Bizden sonra Türkiye’de iflçiler ya örgütlü olacak ya da örgütsüz. Ya güçlü olacak

Bizden sonra Türkiye’de iflçiler ya örgütlü olacak ya da örgütsüz. Ya güçlü olacak ya da köle. ‹flçilerin sendika hakk›, insanca yaflama hakk›, eme¤inin karfl›l›¤›n› alma hakk› da elinden al›nd›¤›nda, asl›nda darbe yap›lm›fl olunuyor. ya da köle. Tekrar söyleyeyim, bize destek vermeye gelen pek çok yap›da teori var, ama pratik yok. Pratikten kast›n ne? Karl Marx’›n bir laf›n› söyleyeyim: ‹flçiler ayd›nlanmal›, ayd›nlar iflçileflmeli... Ö¤renciler bizim yapt›klar›m›za destek olsunlar, öncü de¤il. Solcu yap›lar iflçilerin taleplerinin arkas›nda dursun, önünde de¤il. Onlar önde olunca, bizim önümüzde engel de oluyorlar. Örne¤in, Türk-‹fl Baflkan› Mustafa Kumlu’yu be¤enmiyorlar. Biz de be¤enmiyoruz, ama adam diyelim istifa etti, ne çözülecek? En kötü sendika bile sendikas›zl›ktan iyidir. Biz Kumlu’yla, Kumlu’ya ra¤men bir fleyler

elde etti¤imiz zaman, Kumlu’ya ihtiyac›m›z kalmaz. Ama flu anda Kumlu’suz iflimiz daha kolay olmaz. Biz bir hak talep etmiyoruz, kazan›lm›fl hakk›m›z› istiyoruz. Bunu isteyebilmemizin sebebi de örgütlü olmam›z. Ne yapal›m, örgütün bafl›nda Kumlu gibi bir adam var. Ama bizim flu anda onu öteleme flans›m›z yok. Elefltirdi¤in sol gruplar bu direniflin baflka mücadelelerin de önünün aç›lmas›na katk›da bulunmas›n› istiyor olabilirler mi? ‹flsizin iflçiden fazla oldu¤u bir ülkede, iflçi mücadelesinin büyük bir anlam› yok zaten. Ad›yaman’da 50 bin kotal› tütün ekicisi vard›. Her biri üç kifliye baksa, 150 bin insan eder. fiu anda hepsi iflsiz. Peki, Tekel’in Ad›yaman çal›flan› kaç kifli? 600! Sümerbank özellefltirildi¤inde, umurumuzda olmam›flt›. Ne oldu? Kerpeten bizim etimize dokundu¤u an ac›y› hissettik. fiimdi fleker fabrikalar›ndaki iflçiler de bizim mücadelemizin sonucunu bekliyor. Oysa biz s›ram›z› bekledi¤imiz için bugünlere geldik. Fakir Baykurt’un çok güzel bir sözü var: “Kar›ncalar birleflirse, filleri yutar” diyor. Baflbakan çok fliir okur, ama emekten yana fliirleri asla okumaz. Ahmed Arif’in tütün iflçileri için “tütün iflçileri yoksul, tütün iflçileri yorgun, ama yi¤it, p›r›l p›r›l, namuslu” dedi¤i fliiri niye okumuyor? Okuyamaz. Çünkü din ve dil siyaseti yap›l›yor. Bize destek veren arkadafllara, “bize dil siyaseti yapmay›n” diyoruz. Gerçek flu: Dinden ve dilden konuflursan, insanlar› soka¤a dökebilirsin. Ama emek mücadelesini böyle sürdüremezsin, çünkü insanlar ancak ezildi¤i zaman sokakta bekleyebilir. T›pk› bizim Ankara’da yapt›¤›m›z gibi. Ad›yaman’a döndükten sonra çocuklar›na, ailene, çevrene neler anlatt›n? ‹ki çocu¤um var. Onlara davam›z› kazanaca¤›m›z›, flimdiye kadar onlar› nas›l okuttuysam yine okutaca¤›m› söylüyorum. Hayat›mda ilk defa, çocu¤uma 10 liral›k kitap alamad›m. Dünyada insanl›k hep atalar›n›n kazan›mlar› üzerinden daha rahat yaflamaya çal›fl›r. Bu ülkede demokrasi mücadelesi verilmifl, darbeler olmas›n diye. Ama flimdi Ergenekon gibi olaylar var. Baflbakan niye bunlarla mücadele ediyor? Çünkü kazan›lm›fl demokratik haklar› kaybetmek istemiyor. Sonuna kadar hakl›d›r. Ama, Kemal Türkler’den bu yana iflçilerin de kazan›lm›fl haklar› var. Baflbakan bunlar› bir ç›rp›da silip atabilece¤ini düflünüyor. Onun bunu yapmaya hakk› varsa, darbeciler de kendilerinde hak görebilir. Adam diyecek ki “demokrasinin can› cehenneme, ben darbe yapar›m”. “Can›m istedi, darbe yapt›m” diyecek. Böyle bir fley olabilir mi, olamaz. Olmamal›. ‹flçilerin sendika hakk›, insanca yaflama hakk›, eme¤inin karfl›l›¤›n› alma hakk› da elinden al›nd›¤›nda, asl›nda darbe yap›lm›fl olunuyor. Yaprak-tütünde çal›flt›¤› için kansere yakalanan, bel ve boyun f›t›¤›, solunum sorunu yaflayan arkadafllar›m›z var. Hükümete siyasetçi de¤il, iflçi sözü veriyorum: Onlar›n sa¤l›¤›n› geri versinler, ben tüm haklar›mdan vazgeçerim. Hükümet “Tekel iflçilerinin 40 trilyon maliyeti var” de-


kâr etmiyor”. ‹flte o söz beni çok de¤ifltirdi. Biz de televizyonda polisin ö¤rencilere sald›rd›¤›n› gördü¤ümüzde, aç›k söyleyeyim, polisin taraf›n› tutard›k. ‹lk defa anlat›lana de¤il, gördü¤üme inand›m. Bu deneyim bundan böyle de hayat›nda etkisini sürdürür mü? fiu anda bir travesti bile yürüse, ikinci adam olarak yan›nda yer al›r›m. Ne dinine ne iman›na ne de cinsiyetine bakar›m. Kendi emellerim için de¤il, o kendi hakk›n› elde etsin diye yapar›m. Horon çek deseler, hayatta yapamazd›m. Ama horon çekmeyi ö¤rendim, halay çekmeyi ö¤rettim. Kürt laf›na g›c›k olan adamlara Kürtçe ö¤rettim. Bir arkadafl›m›z namaz k›lmaya gidecekti, biri dedi ki, “yahu Kürtler de mi namaz k›l›yor?” Düflünebiliyor musun, ayn› dinden oldu¤umuzu bile bilmiyorduk. Soruyorum: Sigara fabrikas›n› satt›n, paras› nerde? Sümerbank’›, Et-Bal›k’›, içki fabrikalar›n› satt›n, paras› nerde? Türkiye’yi satm›fls›n, paras› nerde? Bunun faturas›n› iflçiye ç›kar›yorsun, insaf›n nerde? Kapitalizmde insan›n istekleri s›n›rs›zd›r. Bir evin olur, ikincisini, araban olur jipi, jipin olur heli-

bizi dinleme gere¤i bile duymad›. San›yorlar ki, Ankara’ya gidip Deniz’i, Mahir’i sevmek yetiyor. ODTÜ’ye gittik, bizi ba¤›rlar›na bast›lar. Onlara dedim ki: “Yar›n mezun olacaks›n›z, ama bizim gibi 4/C’ye mahkûm olacaks›n›z; ne yap›n edin, bizim yan›m›zda durun. Çünkü bu, sizin gelece¤iniz için de verilen bir mücadeledir.” ‹flçi Partililer çad›rlarda çay da¤›t›yor. Bir arkadafl›m›z “bu iyili¤inizi nas›l ödeyece¤iz” diye sordu. “Oyunuzu verin, yeter” dedi adam. Böyle olunca, olmuyor, anl›yor musun? TKP’li arkadafllar Kürt sorunu konusunda devletten bile geride. Bizim kitaplarda okudu¤umuz komünizm de¤il onlar›n savundu¤u. O kadar anlatt›m onlara burada yaflad›klar›m›z›, ikna edemedim. Müslüman “ben kelime-i flahadet getirmiyorum” diyebilir mi? Derse, Müslüman olamaz. Bir komünist Kürtler konusunda devletten

Fakir Baykurt “Kar›ncalar birleflirse, filleri yutar” diyor. Baflbakan çok fliir okur, ama emekten yana fliirleri okumaz. Ahmed Arif’in “tütün iflçileri yoksul, tütün iflçileri yorgun, ama yi¤it, p›r›l p›r›l, namuslu” dedi¤i fliiri okuyamaz.

Foto¤raf: Mehmet Kaçmaz / NarPhotos

di. 40 trilyonu 12 bin iflçiye böldü¤ünde, kifli bafl›na 3 milyardan fazla maafl tutuyor. Ee, en k›demli iflçi 1 milyar 400 bin al›yor. Soruyorum, nerede geri kalan 20 trilyon? Yalan söyleyerek halk›n bize olan deste¤ini azaltmaya çal›fl›yorlar. Ankara’dayken, halk deste¤inin azald›¤›n› hissediyor muydun? Emekli paras›yla, gücü neye yetiyorsa, bir paket sigara al›p bize getiren insanlar gördüm. Evindeki battaniyesini getiren, bunu yaparken ezilip büzülen Ankaral›lar› gördüm. Bu gözler 58 gün boyunca akla gelmeyecek fleyler gördü. Gözün gördü¤ünü akl›n unutmas› için vicdan›n olmamal›. Ben açl›k grevindeyken yafll› bir adamla kar›s› geldi. Emekliydi ikisi de. “AKP’ye oy veren ellerim k›r›ls›n, koltu¤a yap›flan herkes patronlar›n, zenginlerin, a¤alar›n yavfla¤› oluyor” diyordu. Çok mülâyim ve mümin insanlard›. O insanlar›n say›s› asla azalmad›. Yan›m›za gelemeyip evinde dualar›n› esirgemeyen insanlar oldu¤unu da bu gözler gördü. Otobüse binerken, lokantada yemek yerken, çarfl›da gezerken gördüm. Gelelim sendikac›lara... 10-20 milyar ayl›k alan bir sendikac› nas›l iflçinin yan›nda olabilir, sorar›m sana! Bunlar›n içinde Mustafa Kumlu da var. Baflbakan di¤er konfederasyon baflkanlar›yla de¤il, sadece Kumlu’yla görüflmeyi kabul ediyor. Kumlu iflçinin yan›nda olsayd›, “di¤erlerini kabul etmiyorsan, ben de seni kabul etmiyorum” derdi. Türk-‹fl yüz bine yak›n insan› S›hhiye Meydan›’nda toplad›. Ne yapt› sonra? fiark›c› Aliflan’› getirdi, flark› söyletti. Tek-G›da ‹fl Baflkan› Mustafa Türkel’in Türk-‹fl genel sekreterli¤inden istifa etmesini nas›l yorumluyorsun? ‹flçiler Mustafa Kumlu’yu protesto etti¤i için istifa etti. ‹flçi, hak edenin hakk›n› veriyor. Baflbakan dedi ki, “Tekel iflçisinin oyunu almad›m”. Köylüye “gözünü toprak doyursun”, çiftçiye “anan› da al git” dedi. Do¤rudur, baflbakan›n milleti iflçi, köylü, emekçi de¤ildir. Patronlar, zenginler, ifladamlar›d›r onun milleti. Ama sendikac›n›n milleti, iflçidir. Her fleye ra¤men, Türk-‹fl’e ra¤men, Türkel üstüne düfleni yap›yor. Türk-‹fl’te onun gibi etki sahibi yirmi adam var. Ama genel grev yap›yoruz, bir tek ‹zmir’de etkili oluyor. Demek ki burada sendika bitmifl. Yunanistan’da Alex’in ölümünden sonra sokaklar t›kl›m t›kl›m doldu. Hükümet geri ad›m atmak zorunda kald›. Farkl› illerden ve görüfllerden iflçiler bu direniflle birbirini tan›ma f›rsat› buldu. Bu sizde bir de¤iflim yaratt› m›? Ben Abdi ‹pekçi Park›’ndaki polis müdahalesinde, yani ilk eylemimizde çok de¤ifltim. Denizlili bir arkadafl›n elinde iki, boynunda da bir bayrak vard›. Polis sald›rmas›n diye ben de ondan bir bayrak ald›m, beraber ‹stiklâl Marfl› okuduk. Ama polis sald›rd›. Kaçarken o arkadafl çamura sapland›. Diyarbak›rl› bir arkadaflla onu s›rt›m›za al›p S›hhiye Köprüsü’nün alt›na götürdük. Dedi ki, “y›llard›r san›yordum ki, bayrak tafl›mad›¤›n›z için polis sald›r›s›na u¤ruyorsunuz. Anlad›m ki hakk›n› arad›¤›nda, bayrak da

kopteri istersin. Biz Tekel iflçilerinin tek iste¤i, çocu¤umuzu okutabilmek, onlar›n karn›n› doyurmak. Geçen gün, “biz de Ad›yaman’›n burjuvas›yd›k, bizden fakirlerin halinden anlamazd›k” demifltin... ‘94 model arabam oldu¤u halde, yeni bir model istiyordum. Evim var, daha büyü¤ünü istiyordum. fiimdi isteklerimizden çark ediyoruz. ‹nsanlar üniversiteye gider veya bir felsefe kitab› okur, etkilenir, hayat› de¤iflir. Biz Tekel iflçileri ne yapt›k, biliyor musun? Bu direnifl s›ras›nda Ankara’da bir üniversite bitirdik. Ankara Üniversitesi’ne gittik, konferansa. Deniz’in, Mahir’in, ‹bo’nun resimlerini asm›fllar. Birileri konufluyor... Ö¤renciler

bile gerideyse, komünist olabilir mi? Ben Kürt olarak da eziliyorum, Alevî olarak da, iflçi olarak da. Komünistsen, bunlar›n hepsine karfl› mücadele etmelisin. Direniflte seni en çok ne etkiledi? Ad›yaman’da yemek yerken bile kad›nlar ayr› odalara gider. Bir bayanla bir erkek konufltuklar›nda art niyet arard›k. Ankara’da böyle olmad›¤›n› anlad›k. Ad›yaman’dan gelen bayan arkadafllar hayatlar›nda ilk defa erkeklerle rahatça sohbet etti, halay çekti, tart›flt›. Üniversiteli k›zlar yan›m›za geliyor, bize sar›l›yor, bizi öpüyordu. Birbirine yabanc› kad›n-erkeklerin kardefl olabilece¤ini gördük. Sistemin marjinal gösterdi¤i, d›fllad›¤› insanlar bizi evlerine götürdü. Parti-

9


zan, Kald›raç gibi isimlerini ilk defa duydu¤um gruplardaki insanlar elbiselerini verdiler bize. Hayal gibi gelirdi. De¤ilmifl. Sen olsan, sana gaz atan polisin yan›nda m› olursun, seni yata¤›nda yat›r›p yerde uyuyan adam›n yan›nda m›? Yar›n polis çad›rlar› ve iflçileri da¤›t›rsa, iflçiler haklar›n› alamazsa, bu birikim ne ifle yarayacak? Sana dedim ya, biz Ankara’da bir üniversite okuduk. Direnifl bitti¤inde mezun olaca¤›z. Üniversiteden mezun olan insan ne yapar, göreve bafllar. fiu anda iflçinin en cahili bile benden daha fazla olaya hâkim. Bizim bölgede devlet iflletmesi olarak bir tek polis ve jandarma karakollar› kald›. Biz iflsiz kal›nca çocuklar›m›z madde ba¤›ml›s› olacak, bu karakollara da ifl ç›kacak! Geçen gün televizyoncu biri arkadafl›m›za “siz ideolojik misiniz” diye sordu. O da “hay›r hay›r, biz ideolojik de¤iliz” dedi. Ben mikrofonu ald›m ve “baflbakan ne kadar ideolojikse, biz de o kadar ideoloji¤iz” dedim. Zaten biz saf›m›z› söyleyemedi¤imiz için bu kadar eziliyoruz. Halbuki baflbakan da ideolojik, biz de ideoloji¤iz. Dünyan›n hiçbir yerinde iflçiler yalvararak, el-etek öperek hak elde etmemifl. Sekiz saat çal›flma, kad›nlar›n emzirme hakk›, haftasonu tatilleri, ikramiyeler... Bunlar› kimse bize hediye etmedi. Bizden öncekiler direnerek bu haklar› kazand›. Ne yaz›k ki, onlar›n kazand›klar›n› bile savunam›yoruz. Sence Tekel iflçileri kime oy verecek? Oturup sayd›m, tam tam›na 54 solcu yap› varm›fl. Niye bir de¤il de 54? Benim bir oyum var, iflçi olarak cahilim, hangi birine vereyim oyumu? ‹ktidara böyle gelinmez ki! Nas›l gelinir peki? Dinciyle, yobazla mücadele edeceksin, ama dindara da sonuna kadar sayg› göstereceksin. Bizi hep din üzerinden sömürdüler. Senin sol olarak bunu anlaman lâz›m. ODTÜ’de komünizmi anlatman kolayd›r. Ö¤renci adama her fleyi anlat›rs›n. Ama önemli olan, komünizmi buradaki adama anlatabilmek. Bu direniflten önce hiç eyleme kat›lm›fl m›yd›n? Sigara fabrikalar› özellefltirilince birkaç eyleme kat›lm›flt›m. Ama ses getirmedi. Bu sefer bu kadar direnece¤imiz akl›m›n ucundan geçmezdi. Ankara’da çok güzel bir söz ö¤rendim: Kapitalistler, gölgesini satamad›¤› a¤ac› bile kesermifl. Bunlar gölgesini satt›klar› a¤ac›, yumurtlayan tavu¤u bile kesiyor. Tekel, kazanan bir kurumdu. Yeni bir uygulama bafllayacakm›fl. ‹nsanlar kendi tarlas›na, kendi ihtiyac› için bile tütün ekemeyecekmifl. Yar› sömürge olmak budur iflte. Ad›yaman milletvekillerinden biri demiflti ki, “Tekel’de bir makinenin bafl›nda befl iflçi çal›fl›yor. Ama özel fabrikada bir iflçi, befl iflçinin yapt›¤› ifli yap›yor”. Dedim ki, “bu sana göre kazanç, ama o iflçiye göre sömürüdür”. Befl kiflinin iflini birine yapt›rmak maharet midir? Dayanamay›p “bu ülkede 550 milletvekiline ne gerek var, niye 100’e indirmiyoruz?” dedim. O gün o milletvekilini alk›fllamak yerine yuhalasayd›k, flimdi bu halde olmayabilirdik.

10

TEKEL ‹fiÇ‹LER‹ AL‹, FATMA, LEYLA, MEHMET, SÜLEYMAN ANLATIYOR

Bizi satt›lar, haberimiz yok! “Toplant›dan geliyorum, ‘çad›rlar› kald›r›n’ diyor sendikac›lar. ‘Gerekirse evinize dönersiniz, biz tekrar buraya ça¤›r›r›z sizi’ diyorlar. fiaka gibi. Kulaklar›ma inanamad›m.” Leyla Yi¤it’in “flaka gibi” dedi¤i fley gerçekleflti. O “sat›fl”tan iki gün önce görüfltü¤ümüz Tekel iflçilerini dinliyoruz... Mustafa Türkel’in Türk-‹fl genel sekreterli¤inden etmesi iflçilerde neden tepkiye yol açt›? Süleyman Y›lmaz: (‹zmir) Biz san›yorduk ki, yan›m›zdaki tek kifli Türkel’dir. Ama demek ki en küçük harekette o da kaç›p gidiyor. Resmen çocuk gibi küsüyor. Neymifl, biz Mustafa Kumlu’yu protesto etmifliz, o da buna istinaden küsmüfl, istifa etmifl. Böyle sendikac›l›k olur mu? Ben tam 75 gündür buraday›m. Üstelik, ‹zmir-Balatç›k’da çal›flmaya devam ediyorum. Mehmet Gün: (‹zmir) 1999’da hükümlü kadrosundan Tekel’de ifle girdim. ‹zmir merkezdeki fabrikay› kapat›nca bizi Bayrakl›’ya, oras› da kapan›nca Yaz›bafl›’na gönderdiler. Evim Karfl›yaka’da, her ay 300 milyon yol paras› veriyorum. ‹lk günden beri “ölmek var dönmek

Bizi buraya sendika getirmedi ki. Kendimiz geldik, kendimiz direniyoruz. “‹flçi olmadan sendika, sendika olmadan iflçi olmaz” diyorlar. ‹kinci k›sm› yanl›fl: ‹flçi olmadan sendika olmaz, bu kadar! yok” slogan› at›yorsunuz. Bugün-yar›n müdahale olmas› bekleniyor; o zaman ne yapacaks›n›z? Süleyman: 75 gündür direniyoruz, bir arpa boyu yol alamad›k. Oturmakla ge-

çiyor zaman›m›z. Eylem yapal›m diyoruz, bir flekilde engelleniyor. Leyla Yi¤it: (Ad›yaman) Bizim arkadafllar AKP binas›n› iflgal etti ya, az önce Türkel diyordu ki, “benim haberim yok, ben buna karfl›y›m”. Mehmet: O eylemde ben de vard›m. Sendikaya kalsa hiçbir eylem yapmayaca¤›z, kaderimizi bekleyece¤iz. Sendika böyle olursa, Süleyman gibi arkadafllar tabii ki umutsuz olur. Süleyman: Bizi satt›lar, haberimiz yok. Mehmet: Bir hakem maç› 90 dakika yönetir. Hakemin anas›na da bac›s›n› da küfredilir, kafas›na bozuk para at›l›r, ama maç› bitirir. Sendikalar maç› yönetemiyor. Leyla: Bu saatten sonra sendika olmufl ne yazar, olmam›fl ne yazar. Bizi buraya sendika getirmedi ki. Kendimiz geldik, kendimiz direniyoruz. Onlar›n tavr› aç›kças› benim umurumda de¤il. As›l biz sendikaya sahip ç›kt›k, haberleri yok. Onlara kalsa, bugün yollarlar bizi. Az önce toplant›dan geliyorum, “çad›rlar› kald›r›n” diyor sendikac›lar. “Gerekirse evinize dönersiniz, biz tekrar buraya ça¤›r›r›z sizi” diyorlar. fiaka gibi. fiu ya¤an ya¤mura bak, çad›rlar kalkt›ktan sonra kimi tutabilirsin burada? “Polis müdahalesi sert olmas›n diye kendi kendimize y›kal›m çad›rlar›” diyor sendika. Duy-

Soldan saga: Mehmet Gun, Leyla Yigit, Suleyman Yilmaz


Foto¤raf: Mehmet Kaçmaz / NarPhotos

lar› oynan›yor. Bir kitapç›k haz›rlay›p bizi bilgilendirmediler bile. Mehmet: Arkadafllar haber geldi, gözalt›ndaki arkadafllar serbest b›rak›lm›fl! (çad›rda sloganlar at›l›yor) Fatma: Sadece devlet de¤il, aileler de bask› yap›yor. Bir arkadafl›m o yüzden 4/C’yi kabul etti. Kocas› demiyor ki “bu kad›n yirmi y›ld›r bana ekmek kap›s› oldu, flimdi köle olmas›n”... Süleyman: Tekel iflçileri tam birlik olsa, dünya yerinden oynard›. Adam›n ifline son verilmifl, ama bir gün olsun buraya

Bizi Ergenekoncu yapt›lar, PKK’l› yapt›lar, fleytan yapt›lar...Herkes bilsin, bu bizim direniflimiz olmaktan ç›kt›, iflçi s›n›f›n›n direnifli oldu. Yenilirsek utanmayaca¤›z. Tekel iflçileri kazansa da kaybetse de tarihe geçecek. u¤ramam›fl. Bugün ekme¤ine sahip ç›kamayan yar›n namusuna da sahip ç›kamaz. 2007’de 61 bin 4/C’li varm›fl, bugün 20 binden az. Bu ne demek? K›rk bin insan› iflten atm›fllar. 4/C böyle bir olay. Leyla: Rakamlara gerek yok ki, hayat›n kendisi anlat›yor 4 C’yi. 700 lira ne demek? Kiran› öde, ama aç kal, çocu¤unu okutma, elbise alma, dinlenme, tatil yapma, köle ol demek. Ali Beyaz›t: Eflim Tekel iflçisi, ona destek için ‹zmir’den geldim. AKP binas›n› bast›klar› için iki gündür gözalt›ndayd› eflim. Az önce 17 arkadafl›yla serbest b›rak›ld›. Tekel iflçileri kazansa da kaybetse de tarihe geçecek. Gördü¤üm kadar›yla, buradaki hiçbir arkadafl direnifli kolay kolay b›rakmayacak. Mehmet: Sendikay› karfl›m›za de¤il, yan›m›za alaca¤›z. Karar›m›za sayg› duymak zorunda sendika.

Leyla: Geçen gün Kumlu kendini zor att› arabas›na. ‹flçiler nerdeyse dövecekti, kaçt›. Mehmet: Kaçs›n, ama dönece¤i yer yine buras› olacak. Süleyman: Kumlu’ya küfrediyorlar, Türkel istifa ediyor. Çocuk gibi, “oynam›yorum” diyor. Leyla: Sendikalara güvenmiyordum ama, böyle olduklar›n› da bilmiyordum. Süleyman: Biz buraya çad›r kurmaya de¤il, hakk›m›z› almaya geldik. Ben bir hafta fluradaki iki büfenin aras›nda, betonun üstünde yatt›m. Bütün bunlardan sonra çekip dönemem. Mehmet: Anlam›yorum, bu kadar direniyoruz, bu kadar destek buluyoruz, ama genel grev karar› ç›km›yor. Bak Yunanistan’da neler oldu. Neden burada olmuyor? Leyla: ‹flçi s›n›f› bilinçsiz, o yüzden. Süleyman: Hay›r, Mustafa Kumlu AKP yanl›s›, o yüzden. Bak buraya yaz›yorum, zaman› gelecek, Kumlu AKP’nin çal›flma bakan› olacak. Mehmet: Bir avukat “müvekkilimi savunmuyorum” diyebilir mi? Sendika bizim avukat›m›z, istese de istemese de bizi savunacak. Herkes bilsin, bu bizim direniflimiz olmaktan ç›kt›, iflçi s›n›f›n›n direnifli oldu. Bizimle oyun oynamas›nlar. Ha, biz yenilirsek utanmayaca¤›z. Sendika ve vatandafl›n› köle olarak gören hükümet utans›n. Süleyman: Yirmi sene çal›flt›m, flimdi üstümdeki atleti söküp almaya çal›fl›yor. ‹ki o¤lum var, onlar›n bafl›n› e¤meyece¤im. Arkadafl›m›z Hamdullah Uysal bu u¤urda can›n› verdi. Onu mezar›nda ters döndürtmeyece¤iz. Onun ruhunu flad edece¤iz.

Söylefliler: ‹rfan Aktan

du¤umda kulaklar›ma inanamad›m. Kim söyledi bunu? Leyla: Aha befl dakika önce, bizzat Türkel gelip çad›rlara söyledi. “Gerekirse geri gelirsiniz” diyor. Sanki flimdi burada olmam›z gerekmiyormufl gibi… Ayr›ca, ben nas›l geri döneyim? Beyin olarak, beden olarak y›pranm›fl›m. Süleyman: Türkel istiyor ki, kuyru¤umuzu k›st›ral›m, çekip gidelim. Zaten psikolojikman y›k›lm›fl›z. Arkadafl, biz buraday›z. Gelip y›ks›nlar, yaks›nlar, biz gene buraday›z. Leyla: Polis zorla ç›karts›n, biz niye kendi kendimize müdahale edelim? Fatma Kale: (‹zmir) Esas mücadele müdahaleden sonra bafllayacak. Sendika destek vermek zorunda bize. “‹flçi olmadan sendika, sendika olmadan iflçi olmaz” diyorlar. Bence ikinci k›sm› yanl›fl: ‹flçi olmadan sendika olmaz, bu kadar! Mecbur, sendika yan›m›zda duracak. Ben 20 y›ld›r Tekel’de çal›fl›yordum. Emeklili¤e bir buçuk y›l›m kalm›flt›. Ömrümü o toz-topra¤›n içinde geçirdim. Yeni bir ifle girsem, oran›n ortam›na al›flas›ya, iflini kavrayas›ya... Hadi diyelim biz 4/C’ye imza atmad›k, köle olmad›k. Bizden sonra gelenler ne yapacak? Mücadelemiz onlar içindir de. Ben bugün do¤an çocu¤un da mücadelesini veriyorum. Bizim s›rt›m›zda sopa, a¤z›m›zda lokma. Bizden sonrakilerin s›rt›nda sopa olacak ama, lokmay› da bulamayacaklar. Leyla: Özel sektörde zaten öyle. Ad›yaman’da ayl›klar 300 liray› geçmiyor. Usta bile 400 lira alabiliyor. Üç-dört ay deneme amaçl› çal›flt›r›p sonra iflten at›yor, yeni köleler al›yorlar. S›rf sigorta yat›rmamak için 17 yafltan küçük çocuklar› çal›flt›r›yorlar. Direniflçi iflçi say›s›nda azalma var m›? Mehmet: Azalma var. 4/C’ye imza atacaksak, niye 75 gündür mücadele ettik? Çad›rlar› y›karlarsa, bu sefer Türk-‹fl binas›na gireriz, mücadeleye devam ederiz. Bu saatten sonra 4/C’ye geçsek bile, üç ay sonra talimat verip “Tekel’den gelenleri sessiz sedas›z at›n” diyecekler. Bu aflamadan sonra 4/C’ye imza atanlara sayg› duymuyorum. Süleyman: Hakk›m›z› helâl etmiyoruz. Leyla: Hükümet sa¤l›kl› düflünme f›rsat› vermiyor insanlara. Ya açl›k ya 4/C diyor. ‹nsanlar mecbur kal›yor. Y›llard›r bizden iflsizlik sigortas› paras› kesiliyor. Ben flimdi iflsiz kalsam, sekiz ay, bin lira iflsizlik paras› alaca¤›m, ama 4/C’ye geçsem, ilkokul mezunu oldu¤um için 700 lira. Devlet özellikle 4/C’ye geçirmek istiyor, iflsizlik sigortas›n› da kulland›rtmamaya çal›fl›yor. Ayr›ca, iflsizlik paralar› GAP için do¤uya yollanm›fl. Orada da bir derde derman olmam›fl, çünkü hep a¤alara, patronlara da¤›t›lm›fl. Mehmet: Geldi¤imiz günden beri bizi Ergenekoncu yapt›lar, PKK’l› yapt›lar, fleytan yapt›lar... Fatma: Befl kifli kalsak, direnece¤iz. Yeter ki sendika bize sahip ç›ks›n. ‹flçi kalmazsa sendikac› da kalmaz. Zaten sendika kalmas›n diye 4/C’yi ç›karm›fllar. Leyla: Sendika çok sahtekârl›k yap›yor. Tekel’de on y›ld›r bu özellefltirme oyun-

11


‹NG‹L‹Z MADENC‹LER‹N‹N BIRAKTI⁄I M‹RAS

MAV‹

Teslim olmak yok! Thatcher vahflice bast›rd› grevi. ‹flveren-hükümet cephesinin tüm taleplerini kabul etmek zorunda kald› sendika. Madenler kapat›ld›. Ertesi sabah sokakta, akflam ekranda gördüklerim, iflçi s›n›f›n›n ne oldu¤u konusunda bana unutulmaz bir ders verdi. eçen gün üniversitede derste Libération gazetesinin Paris’teki liseli ö¤rencilerin eylemleriyle ilgili bir haberini çeviri perspektifiyle incelerken, ö¤rencilerden biri, “hocam, Fransa’daki lise ö¤rencisi sendika kurmufl, bizdekilerse ‘Kurtlar Vadisi’ne özenip saçma sapan filmler çekiyor” dedi. Ifl›k ve ihtilâl kenti oldu¤u kadar, sendika ve grev kentidir Paris. Ö¤rencim, liselilerin sendika kurmufl olmas›na flafl›rm›flt›. Çünkü bizde b›rak›n lise ö¤rencisini, koskoca flirketlerde kadrolu, sigortal› iflçilerin ço¤u bile, binbir engel nedeniyle sendikalaflam›yor. Ö¤rencimi iyice flafl›rtmak için bir bilgi daha aktarmay› uygun buldum: ‘’Fransa’da ordu içinde bile askerlerin kurdu¤u bir sendika vard›. Her sene 1 May›s gösterilerine kat›l›rlard›. Hâlâ var m›, bilmiyorum. Asker sendikas›n›n slogan›n› da hat›rl›yorum: Üniforman›n alt›nda olsan da, sen yine bir iflçisin!” fiubat sonu Ankara sokaklar›nda gençlerin, halk›n Tekel iflçilerine sa¤lad›¤› deste¤i görünce, sendika ve grev filmleri geçti gözümün önünden. ‘70’li y›llar›n bafl›nda Fransa’da tahsil ederken, Marsilya civar›nda 20-25 kadar kaçak Türk iflçisinin bir tafl madeninde adeta köle gibi çal›flt›r›ld›¤›na tan›k olunca, yerel sendikalar›n da deste¤iyle esasl› bir grev bafllatm›flt›k. O zaman doktora ö¤rencisi olan arkadafllar›m›z›n üçü bugün profesör oldu, ikisi de ‹fl Hukuku profesörü. Ondan önce ‹stanbul’da heyecanl› bir flekilde 15-16 Haziran’› yaflam›flt›m. Lise ö¤rencisi olarak. Gazeteci olarak daha yak›n zamanda (Ocak 1991) Zonguldak maden iflçilerinin Ankara yürüyüflüne kat›lm›flt›m. Ama beni en çok etkileyen, ‹ngiltere’de Thatcher döneminde (1984-85) maden iflçilerinin dev grevi oldu. Lon-

G

dra’da BBC Türkçe Servisi’nde çal›fl›yordum. London Times, Sun ve News of The World gibi gazetelerin sahibi, Muhafazakâr Parti yanl›s› Rupert Murdoch, gazetelerini geleneksel bas›n mahallesi Fleet Street’ten (Ca¤alo¤lu) Times nehri k›y›s›ndaki Dock semtine (‹kitelli) tafl›yor, bilgisayarlaflma ve robotlaflma bahanesiyle onlarca çal›flan› iflten at›yordu. Grevci gazete çal›flanlar›n› desteklemek için bu yeni tesislerin önüne gidip grev k›r›c›lar›n gazeteyi ç›karmas›n› ve da¤›t›ma vermesini önlemeye çal›fl›yorduk. Kadanalar üzerindeki uzun coplu ‹ngiliz polisleri de (Not at all gentelmen!) Murdoch’un ç›karlar›n› korumak amac›yla bize sald›r›yordu. Dönelim yine meflhur kömür madenleri grevine: Ultra-liberal Thatcher, ‹ngiltere ve Galler bölgesindeki yirmi kadar kömür madenini ekonomik olmad›klar› gerekçesiyle bir günde flak diye

Dev bir yürüyüfl düzenlemifllerdi. Davullar, trompetler, borazanlar iflçi marfllar› çal›yordu. Sanki iflçiler kazanm›flt›. Hiçbir yenilgi emaresi yoktu. En baflta kocaman k›z›l bir pankart vard›: “United we stand!” (Birlefltik ayaktay›z!) kapat›p iflçileri de soka¤a dökmüfltü. Thatcher daha sonra “yeteri kadar müflterisi yok” gerekçesiyle devlet hastanelerini de kapatm›flt›! Hükümet, herhangi bir haz›rl›k yapmadan, sendikayla görüflmeden, anlaflma yapmadan, tepeden inme bir kararla madenleri kapat›nca, iflçiler sendikan›n (NUM) ve galiba esas olarak da yurttafllar›n deste¤iyle grevi bir y›l kadar sürdürdü. Londra sokaklar›nda avurtlar› çökmüfl iflçilerle gözlerinin feri kaçm›fl, bir deri bir kemik kalm›fl madenci eflleri ve çocuklar›, kumbaralarla para topluyordu. Ayr›ca isteyen yiyecek ya da giyecek yard›m› da yap›yordu. O dönem Londra’da bir konser veren Bruce Soldaki foto¤rafta, önde, sa¤da, efsanevî sendika lideri Arthur Scargill

12

DAKT‹LO

Springsteen, son flark›s›n› (No retreat no surrender - Geri çekilmek yok, teslim olmak yok) maden iflçileri için söylemiflti. Aradan belki en az on y›l geçtikten sonra sendikan›n bir yetkilisi aç›klad›: Springsteen, o Londra ziyaretinde sendikaya 1 milyon dolar ba¤›fl yapm›fl! Woody Guthrie ve Pete Seeger gelene¤inden gelen bu sendikal de¤er, her üç flark›c›n›n dizelerine de yans›r. Öykünün bir yerinde mutlaka bir “We went to the union” (Sendikaya gittik) geçer. BBC, grevi son derece düzgün veriyordu. Hem iflçi cephesini hem de patron ve hükümet cephesini, geliflmeleri haberlefltiriyordu. Bir maden kuyusu önündeki röportajdan akl›mda kalm›fl: “Benim dedem de, babam da maden iflçisiydi. Dedem 1915 Güney Galler grevinde, babam da 1972 grevinde en öndeydi. Benim o¤lum da madenci olacak” demiflti belki 40 yafl›nda gösteren 27 yafl›ndaki bir madenci. A¤›r aksanl›, anlafl›lmas› güç bir ‹ngilizce konufluyordu. Kendinden emindi ve çok sempatikti. Thatcher, maden iflverenlerinin talepleri do¤rultusunda, ayr›ca da nükleer enerji lobisinin hizmetinde hem ayak oyunlar›yla hem de vahflice bast›rd› grevi. Sendikan›n efsanevî baflkan› Arthur Scargill bütün karizmas›na, bütün direniflçili¤ine ra¤men yenildi. Masaya oturuldu ve iflveren-hükümet cephesinin tüm taleplerini kabul etmek zorunda kald› sendika. ‹flçilere cep harçl›¤› say›labilecek bir para verilip madenler kapat›ld›. ‹flte ertesi gün sabah sokakta, akflam ekranda gördüklerim, iflçi s›n›f›n›n ne oldu¤u konusunda bana unutulmaz bir ders verdi. Sendikac›lar, iflçi önderleri, iflçiler, eflleri, çocuklar›, akrabalar›, destekçiler en fl›k k›yafetlerini giymifller, yakalar›na k›rm›z› karanfiller takm›fllar, müthifl gururlu bir flekilde, sert bir ifadeyle, gö¤üslerini fliflirerek, muzaffer bir edayla dev bir yürüyüfl düzenlemifllerdi. Davullar, trompetler, borazanlar iflçi marfllar› çal›yordu. Sanki iflçiler kazanm›flt›. Hiçbir yenilgi emaresi yoktu kortejde. Gözyafllar›n› tutmak imkâns›z. En baflta alt›n sar›s› püsküllü, bordürlü kocaman k›z›l bir pankart vard›: “United we stand!” (Birlefltik ayaktay›z!) Rag›p Duran


Yeniden bafll›yoruz “Kapitalizm ve demokrasi aras›ndaki uçurum geniflliyor... Bugün komünizmi istemek kötü bir flaka gibi görülebilir. ‹yi ama, hâlâ tek ufkumuz kapitalizm ve onun liberal devleti olabilir mi? Kapitalist evrenselcilik ile milliyetçi ve fundamentalist irtica aras›nda kalan küresel sistemin dinamizmine sadece yeni bir sol son verebilir.” Slavoj Zizek’e ba¤lan›yoruz. 16 fiubat tarihli Inrockuptibles’ten naklen... 2008 krizi için, 11 Eylül 2001 trajedisinin fars biçiminde tekerrürü diyorsunuz. Ne kastediyorsunuz? Slavoj Zizek: 1989’da Berlin duvar›n›n y›k›l›fl›ndan sonra, ütopyalar›n sonu ve kapitalizmin zaferi ilan edilmiflti. Çat›flmalar›n ve tarihin bitifliyle beraber, tersine, Fukuyama’n›n teorize etti¤i sahici bir ütopya bafll›yordu. Bu ütopya iki kez ölümle burun buruna geldi: 11 Eylül 2001 trajedisi, demokrasinin küresel düzeni zorla kabul ettirmeye kadir olmad›¤›n› gösterdi; 2008 ekimindeki finansal kriz fars› ise ekonomik liberalizmin sonunu ilan etti. Bugün art›k herkes piyasan›n her geçen gün daha güçlenen devlet düzenlemeleri gerektirdi¤ini biliyor. ‹lan etti¤iniz komünizmin dönüflü niçin az ya da çok kanl› bir fars biçiminde olmas›n? 1990’l› y›llarda komünizmin içler ac›s› bir flekilde çöküflünden sonra, bugün komünizmi istemek kötü bir flaka gibi görülebilir. ‹yi ama, hâlâ tek ufkumuz

kapitalizm ve onun liberal devleti olabilir mi? Bu soruya herkes evet diyor, sol bile. Vaktiyle sol, insan yüzlü bir sosyalizm istiyordu, bugünse esas olarak insanî bir küresel kapitalizm için mücadele ediyor. Maalesef, kapitalizmin çözmesinin mümkün olmad›¤› temel çeliflkiler var. Bunlardan dördünü flöyle saptayabiliriz: Ekoloji, entelektü-

“Dünyan›n bütün iflçileri, birleflin!” sözüne kulak verirken, bugün proleteri her düzeyde düflünmemiz gerekiyor. Ruhsal proleterler, ekolojik proleterler, geleneksel iflçiler ve modern dijital emekçiler, yeni yoksullar ve milyonlarca göçmen...

Slavoj Zizek

el mülkiyet, biyogenetik ve yeni apartheid duvarlar›. Krizin tek kurban› sol mu? Sanki kapitalizm bu krizi çok ciddi ve a¤›r bir durumda dahi, solun cevap verecek halde olmad›¤›n› ispatlamak için icat etmifl gibi. fiu ironiye bak›n: Almanya’da, Fransa, ‹talya ve Britanya’da ›l›ml› sol çözülürken, ABD sosyal demokrasinin nimetlerini keflfediyor. Obama, ABD’nin ilk sosyal demokrat baflkan›. Kapitalizmi kurtaraca¤›n› ve üç y›l sonra da seçimleri kaybedece¤ini tahmin ediyorum. Kapitalizmi ortadan kald›rmak ve devleti devletsel olmayan biçimde kullanmak gerekti¤ini söylüyorsunuz... Kapitalizm çerçevesinde çözemeyece¤imiz sorunlar oldu¤unu söylüyorum. Çin’de yaflananlar bana çok can al›c› geliyor. Dinamik bir yeni kapitalizm, otoriter bir iktidarla mükemmel uyum içinde iflliyor. Bu e¤ilim, farkl› biçimlerde, bütün dünyaya bulaflacakt›r. Berlusconi’nin ‹talya’s›, biçimsel demokrasinin flahsî bir iktidara hizmet etmesinin bir örne¤ini sunuyor bize. “Yeni komünistler” ne istiyor? Kolektif hareketlenme ortak varl›klar›m›za, ortak olarak paylaflt›¤›m›z varl›klara yönelik olmal›. Ekoloji bunlardan biri, do¤al varl›¤›m›z tehlikede. Entelektüel mülkiyet de özellefltirilemez. Biyogenetik de öyle, biyolojik miras›m›z›n piyasalaflt›r›lmas› düflünülemez. Ve

son olarak da, yeni komünizm ortak varl›klar›m›z›n özgür ve serbestçe kullan›m›n› engelleyen yeni apartheid biçimleriyle mücadele etmelidir. Berlin duvar›n›n y›k›l›fl› komünist y›k›m›n simgesi olmufltu; halbuki bugün dünyan›n her yerinde duvarlar dikiliyor: Meksika ile ABD aras›nda, ‹srail ile Filistin aras›nda, içerilenlerle d›fllananlar aras›nda... Bu yeni sahnede, eskiden iflçi s›n›f›n› oldu¤u gibi, tek bir etmeni di¤erlerinden yal›tamazs›n›z ve Marx’a dayanarak, “iflte evrensel tekillik, bütün insanl›¤›n kurtuluflunun vücut bulaca¤› özgül toplumsal grup budur” diyemezsiniz. Proletarya aidiyeti art›k bir s›n›f meselesi de¤il mi? Proleterleflmenin birçok flekli var. Ekolojik felâketler karfl›s›nda mesela, hepimiz proleterleflmifl, do¤al varl›¤›m›z›n güvencesinden yoksun b›rak›lm›fl durumday›z. Ayr›ca, ruhsal proletarya diye de bir fley var. Felsefeci Catherine Malabou “Les Nouveaux Blessés” (Yeni Yaral›lar) adl› kitab›nda, günümüzün psikolojik rahats›zl›klar›n›n en yayg›n figürünün, kendi tarihinden yoksun b›rak›lm›fl, ruhsal aç›dan bir tür canl›-ölü halindeki post-travmatik karakter oldu¤u tezini ileri sürüyor. Marx’›n “dünyan›n bütün iflçileri, birleflin!” sözüne kulak verirken, bugün proleteri her düzeyde düflünmemiz gerekiyor. Ruhsal proleterler, ekolojik proleterler, biyogenetik manipülasyonlar›n ma¤durlar› ve elbette geleneksel iflçiler ve modern dijital emekçiler, ayn› zamanda, yeni yoksullar ve milyonlarca göçmen... Pek iyimser say›lmazs›n›z aç›kças›. Il›ml› bir k›yamet tellal›y›m. Solun olmas› gerekenin tersi yönde akt›¤›na bakarsak, bu s›k›nt›y› siyasî olarak ifade edebilecek güçler nerdeyse sadece fundamentalizm ve ›rkç›l›k. Walter Benjamin’e göre, her faflizmin arkas›nda baflar›s›z bir devrim vard›r. Kapitalist evrenselcilik ile milliyetçi ve fundamentalist irtica aras›nda kalan küresel sistemin dinamizmine kan›mca sadece yeni bir sol son verebilir. ‹çinde bulundu¤umuz durum tehlikeli. Kapitalizm ve demokrasi aras›ndaki uçurum geniflliyor ve bu da karamsarl›¤›m› art›r›yor. Beckett’in ünlü sözünü komünizm için kullan›yorsunuz: “Yine dene. Yine yenil. Daha iyi yenil.” fiart de¤il, ama kuvvetle muhtemel öyle olacak. Kapitalizmin böyle ilelebet devam edemeyece¤i aflikâr. Hatta umutlanmam›z için baz› nedenler de var, zira Stalinistler, art›k komünist de¤iller. Rusya’da oldu¤u gibi, Çin’de ve her yerde kapitalizme mükemmel uyum sa¤lad›lar. Stalinizmin geri dönüflü nas›l önlenebilir diye bana sorduklar›nda, “mesele ne?” diyorum, “Stalinistler zaten sizin saflar›n›za geçti”. Mahcup mahcup duvar›n gölgesine saklanmadan komünist oldu¤umuzu söyleyebiliriz yeniden. O kadar da kötü de¤il yani durum. Yeniden bafll›yoruz!

Çeviren: Siren ‹demen

2008 KR‹Z‹ VE SONRASI

13


“SEND‹KALI OL!”: BU KAMPANYADA HAYAT VAR (2)

Çeperden merkeze tazyik Geçen say›da kald›¤›m›z yerden devam ediyoruz, iflçi hareketine, sendikal mücadeleye yak›n çekim yap›yoruz. Yak›ndan bak›nca emek dünyas›nda yaflananlar›n uzaktan göründü¤ü ve/veya medyada yans›t›ld›¤› gibi olmad›¤› gün yüzüne ç›k›yor. Kocaeli Üniversitesi ö¤retim üyesi ve “Sendikal› ol” kampanyas›n›n oluflturucular›ndan Hakan Koçak’› dinliyoruz... “Sendikal› ol” kampanyas›nda Düzce’nin pilot bölge olmas›n›n sebebi ne? Hakan Koçak: Düzce’de Petrol-‹fl’in örgütlenmeyi hedefledi¤i büyük bir iflyeri var. Petrol-‹fl, al›fl›landan farkl› olarak, “bu iflyerinde örgütlenmek istiyoruz” diye aç›kça söyledi. Düzce’de, bir ortam oluflturma kampanyas› bu. Gebze-Kocaeli hatt› düflünülürse, Düzce görece daha geri, iflçilerin toprakla ba¤lar›n›n yo¤un olarak sürdü¤ü bir bölge. Yine de, Desa direnifli ve “Sendikal› ol” kampanyas› emek hareketinde bir canlanma sa¤lad› ve Düzce’de y›llar sonra 1 May›s kutlamas› oldu. Ayr›ca, Düzce’de baflka sendikalar›n, örgütlenme faaliyetlerinin de h›zland›¤›n› duyuyoruz. Abart›p hepsini bu kampanyaya ba¤lamak do¤ru olmaz ama, kampanyan›n etkisi oldu¤u da flüphesiz. Düzce’de geliflen bir organize sanayi bölgesi var. Oradaki kampanya kurak bir topra¤› yeflertmek, hiç de¤ilse tav›na getirmek anlam› tafl›yor. Kampanyan›n önceli¤i flehirden flehire de¤ifliyor. Bursa’da öne ç›kan, güven vermek. Tarihsel olarak Bursa bir sanayi kenti; otomotivde çok inkiflaf etmifl, onun yan sanayileri var. Bursa, çeflitli sendikal örgütlenmelerin içinde olmufl; kimi sendikalardan kendi deyimleriyle “kaz›k yemifl” emekçilerin, sendikalara dair olumsuz bir tortunun, güven zedelenmesinin oldu¤u bir yer. Dolay›s›yla, Bursa’da iletiflim kanallar›n› açmak, güveni tesis etmek daha önde. Türkiye’de herhangi bir sendikayla biraz yak›ndan iliflkisi olup da flikâyet etmeyen yok gibi... Sendikalar ço¤u yerde örgütlenme çal›flmas› dahi yapm›yor; direnifllerde, grevlerde kendi üyelerine yeterince güçlü destek olmuyor... Asl›nda, “ben örgütlenmeyeyim” diyecek sendika yoktur. Ama bir yandan da yaflanm›fl çok say›da baflar›s›z deneyimin ürkütücü etkisi görülüyor. Y›llarca, ay-

14

larca süren grevler ve bunlara dökülen büyük paralar var. Bunlar›n sonucunda baflar› kazan›lamad›¤› için oluflan özgüven eksikli¤i var... Patronlar›n, iflverenlerin suçu da bir anlamda sendikalara yükleniyor. Sendikal› diye iflçileri çat›r çat›r iflten at›yorlar, her türlü hukuksuzlu¤u yap›yorlar; sendika ve iflçiler güçleri oran›nda direniyor. Baflar›l› olamay›nca, “sendika baflar›s›z” deniyor. Sendikalar›n zamanla baz› reflekslerini, ifllevlerini, becerilerini yitirdikleri de do¤ru. Ama örgütlenmek gerçekten çok zahmetli, çok meflakkatli ve riskli bir ifl. Ne aç›dan riskli? Mesela, aylarca süren bir direnifle ya da Sabah’ta oldu¤u gibi on kifli üzerinden bir greve gitmek sendikan›n maddî imHakan Koçak

kânlar›n› tüketecek, fizikî imkânlar›n› zorlayacak bir fley. Uzun soluklu bir direnifl, küçük bir sendikan›n bütün enerjisini oraya vermesi demek. Sonuçta baflar›l› olmad›¤›n›zda, büyük kayb›n›z olur. Kasa meselesini küçümsememek gerek. Yürürlükteki mevzuata göre, noter kanal›yla sendikaya üye olunuyor. Bir kiflinin noter masraf› 20-30 lira. Bir iflyerinde yüzlerce kiflinin üye oldu¤unu düflünün, küçük bir sendika için noter paras› bile büyük yekûn tutar. Sonra, sendikal› çal›flanlar iflten at›l›r, ifl direnifle kal›r. Sendika çad›r kuracak, iflyerinin önünde bekleyecek, yürüyüfl yapacak, iflyerine davalar açacak... Her birinin muazzam masraf› var. Tekel direniflinin Tek G›da-‹fl’i aflacak çok büyük masraf› oldu¤unu tahmin edebiliyorum. Neyse ki dayan›flmalarla destek olunuyor. Konfederasyon olarak Türk-‹fl’in sahip ç›kmas› gereken bir durum de¤il mi bu? Türk-‹fl’in kendisinin büyük bir fonu yok ki. Türk-‹fl zengin bir konfederasyon de¤il mi? Türk-‹fl aidatlar›n› zor belâ toplayabilen bir konfederasyon. Ayr›ca, bir grev fonu yok. Bu politik bir mesele. Türk-‹fl’e, asl›nda, gerçek anlamda bir konfederasyon demek zor. Mesela D‹SK’e ba¤l› bir sendikada örgütlenmifl bir iflçiye sorsan›z, sendikas›n›n ad›n› bilmeyebilir, size “D‹SK’liyim” der. Türk-‹fl’te böyle bir fley yoktur. 1952’den beri böyledir. Tamam, bir çat›d›r, ama bütün sendikalar› kasas›yla, ruhuyla kapsayan bir konfederasyon olmam›flt›r. Türk-‹fl’te sendikalar son derece özerktir, kendi gündemlerine göre davran›rlar. Türk-‹fl, çok gerekli olursa, baflvurulan bir kap›d›r. Ço¤u zaman da galiba “köstek olmas›n yeter” deniyor... Kimi zaman da öyledir. Dedi¤im gibi, asl›nda bu politik bir mesele. Bir s›n›f hareketi perspektifiniz olursa, güçlü bir dayan›flma ve grev fonu da oluflturursunuz. Türk-‹fl’te bir fon var, ama tamamen sembolik düzeyde. Muhalif sendikalar›n gündeme getirdi¤i konulardan biri de budur. Ama politik perspektif bu yönde olmay›nca, olmuyor. Örgütlenme konusunda sendikalara fazla yükleniliyor. Evet, sendikalar›n kusurlar› var, ama bugün Anadolu’nun her yan›nda, a¤›rl›kl› olarak gençlerden oluflan, 19. yüzy›l koflullar›nda çal›flan büyük bir iflçi kitlesi var. Patronlar tepenize çökmüfl, hakikaten 19. yüzy›l koflullar›nda çal›fl›yorsunuz. Türkiye’de asl›nda bu aç›dan bir “terör” eylemi sürdürülüyor, insanlar› sendikas›zlaflt›rmak için yap›lanlar sözlük anlam›yla terör (TDK sözlü¤üne göre terörün y›ld›rma, korkutma, tedhifl gibi anlamlar› var). Yörsan’da 400 iflçi bir günde kap›ya kondu. Bu bir y›ld›rma, tedhifl de¤il midir? Ama sendikalara yönelik bu fliddetli bask› dile getirilemiyor. Medyan›n sendika konusundaki tavr›na en belirgin örnek Nefle Düzel röportajlar›d›r; görüflünü destekleyecek sendikal camiadan insanlar› bulur, sendikalar›n ne kadar bürokratik oldu¤unu, yolsuzlu-


¤a batt›¤›n›, kasalar›n›n dolu oldu¤unu, bafllar›nda a¤alar oldu¤unu anlatt›r›r durur... ‹flçilerin paras›na yönelik öyle yüksek bir duyarl›l›k sahibidirler ki, ama nedense bu duyarl›l›k iflçilerin sendika nedeniyle iflten at›lmas›na, cop yemesine karfl› ifllemez! 19. yüzy›l koflullar› derken abartm›yorum, ustabafl›lar›n iflçileri dövdü¤ü, patronlar›n iflçilere silah çekti¤i iflyerlerinden bahsediyorum. Bunlar›n merdiven alt› firmalar oldu¤unu sanmay›n, duyulmufl, anl› flanl›, beflyüz büyük firma gibi listelerde yer alan firmalar bunlar. Yanl›fl anlafl›lmas›n, kesinlikle kol k›r›ls›n yen içinde kals›n, sendikalar elefltirilmesin demiyorum. Tersine. Ama, her fleye ra¤men, kimilerini d›flar›da tutarsak, bugün birçok sendika siyasal partilerin hepsinden daha demokratiktir. Mesela, Petrol-‹fl’te iflyeri temsilcileri dahil her organ seçimle belirlenir. Bu zaten iflin alfabesi de¤il mi asl›nda? Yasaya göre, iflyeri temsilcisinin atanmas› gerekiyor; sendikalar bunu fiilen afl›yor. Genel merkez iflyerlerinde seçilen temsilcileri at›yor. Pek çok yerde 19. yüzy›l koflullar›n›n hüküm sürdü¤ü do¤ru, ama diyelim ki, 21. yüzy›l koflullar› olsa da sendika yine bir gereklilik de¤il mi? Elbette. Hatta 21. yüzy›l koflullar›nda belki daha da gerekli, çünkü oralarda çok daha ince taktikler söz konusu. Örne¤in, bilgi ifllemciler, program yaz›l›mc›lar› örgütlenmeye çal›fl›yor, çal›flma koflullar› hiç de iç aç›c› de¤il. Sendikal› olal›m, iyi güzel de, baflta sendikalar yasas› olmak üzere sendikalar›n halini düzeltme konusunda yap›lmas› gereken çok fley var; öncelikle de galiba sendikalar› iyilefltirmek için sendikal› olmak gerekiyor... Geçti¤imiz ilkbaharda yeni bir sendikalar yasas› tasla¤› gündeme geldi ve sendikalar camias›nda yo¤un olarak tart›fl›ld›. Hükümet geleneksel takti¤i uygulam›fl görünüyor. Hazirandaki ILO toplant›s› öncesi yasay› “de¤ifltiriyoruz” deyip sonra rafa kald›r›yor, bunu kaç›nc› kezdir yap›yorlar. Bu kez görünen flu ki, sendika içi demokrasiyi engelleyici nitelikteki hükümlerde ciddi iyilefltirmeler sa¤layan, fakat gel gör ki, örgütlenme önündeki engeller konusunda ferahlat›c› bir ortam yaratmayan bir düzenleme getiriyor hükümet. Olumlu buldu¤unuz de¤ifliklikler neler? Ortal›kta dolaflan ve dondurulmufl görünen taslak, devleti sendikan›n iç ifllerinden çekiyor, bunlar› büyük ölçüde tüzü¤e b›rak›yor. Bu olumlu bir fley. Buna karfl›l›k, örgütlenme önündeki barajlar› ve y›ld›r›c› toplu sözleflme prosedürlerini ortadan kald›rmayan, hak grevi, dayan›flma grevi gibi grevle ilgili özgürlükleri tan›mayan bir yasa. Türk-‹fl’in haz›rlad›¤› yasa tasla¤›n›n hükümetinkinden daha ileri oldu¤unu söylemek de zor... Türk-‹fl’in haz›rlad›¤› öneri içler ac›s›. Aç›k söyleyeyim, bu benim ay›plad›¤›m bir öneri. Bir sendikac›n›n “baraj flu kadar de¤il de bu kadar olsun” diye öner-

mesini ay›p say›yorum. Baraj, ilkesel bir konu. Girifl dersinde ö¤rencilere “sendikalar devletten, sermayeden ba¤›ms›zd›r” diye anlat›yoruz. Baraj ise devlete “gel bir ölç bakal›m, ben burada yetkili miyim?” diye sormak demek. Bu konuda da geçmifl y›llara göre revizyonlar oldu zihinlerde. Baraj on y›l önce tart›fl›ld›¤›nda, “iflveren küçük sendikalar kurdurur, baraj› kald›rmak sar› sendikac›l›¤a neden olur” deniyordu. fiimdi sar› de¤il ya sendikac›l›k; sanki k›z›l sendikalar var! Ama art›k baraj› savunman›n ay›p oldu¤u giderek görülüyor. Baraj d›fl›nda, gördü¤ünüz en temel sorunlar neler? Türk-‹fl’in tasla¤›ndaki bir baflka ay›p da genel grev hakk›n›n, hak grevinin, dayan›flma grevinin olmamas›. Hatta öyle bir tezat var ki, Türk-‹fl, anayasaya ra¤men, fiilen genel grev yapm›fl bir konfederasyon –1991 3 Ocak eylemini hat›rlay›n. Ama bunu bir hak olarak k⤛da geçirmiyor.

Patronlar›n suçu da sendikalara yükleniyor. Sendikal› diye iflçileri çat›r çat›r iflten at›yorlar, her türlü hukuksuzlu¤u yap›yorlar; sendika ve iflçiler güçleri oran›nda direniyor. Baflar›l› olamay›nca, “sendika baflar›s›z” deniyor. Neden? Korkuyor herhalde. Elinde güçlü silahlar›n olmas›n› istemiyor, çünkü elinizde silah olursa, kullan›rs›n›z. Türk-‹fl yöneticilerinde geleneksel olarak “hükümetle, bürokrasiyle anlaflarak iflleri bir flekilde en az zararla hallederiz” anlay›fl› var. Eskiden hükümetlerden bir fleyler kopar›labiliyordu, ama bunun art›k son demleri oldu¤unu, nesnel bir karfl›l›¤› kalmad›¤›n› düflünüyorum. Kamu kaynaklar›n›n tamamen tasfiyesinden ötürü mü art›k bu yöntem ifllemiyor? AKP’den allah raz› olsun, bu kadar siyasal katk› sa¤lanamaz herhalde; hele baflbakan›n sözleri: “Devleti flirket gibi yönetmek gerekir!” Daha ne diyebilir ki? Durum bu kadar ç›plak. Neoliberalizmin babas› diye Özal’a k›z›l›r ama, o zaman dahi durum bu kadar ç›plak de¤ildi. T›rnak içinde popülizm ya da “karfl›l›kl›l›k ekonomisi” asl›nda 2000’lere kadar yine de bir flekilde varl›¤›n› sürdürüyordu. Bugün AKP bunlar›n her alanda tasfiyesini gerçeklefltiriyor. Türk-‹fl’in sendikal anlay›fl›na da zemin kalm›yor. Bürokrat›n kap›s›n› çald›¤›n›zda, bürokrat yüzünüze bakm›yor. “Madem öyle, ben de buna karfl› flunu yapar›m” dedi¤inizde ise “umurumda de¤il” diyor. Tekel bu anlamda bir devrin kapan›fl›n›, Türk‹fl’in çaresizli¤ini de sembolize ediyor. Bakanl›k kap›s› sendikac›l›¤›na belki son darbe bu. Her özellefltirmede Meclis koridoru sendikac›l›¤› denendi asl›nda. Art›k istense de o popülist “sa¤ elimle döverim ama, sol elimle de biraz veririm” politikas› yürütülemez. Kamu tamamen tasfiye edildi. Örgütlü hak mücadelesine karfl› net ve sert tutum alan, buna karfl›l›k bireysel düzeyde bir tak›m fleyler ve-

ren popülist politikan›n alan› kalmad›; art›k sol elin verece¤i bir fley yok. ‹flçi s›n›f›n›n de¤iflen profilini, tafleronlaflman›n yayg›nlaflmas›n›, emekliler, iflsizler dahil, genifl sosyal kesimlerin örgütlenmesini göz önünde bulundurursak, örgütlenmenin önündeki temel engeller neler? Mevzuat anlam›nda yap›lmas› gereken bence çok basit; çok sade, çal›flma tarz›n› sendikalar›n ve iflçilerin inisiyatifine b›rakan bir düzenleme gerekiyor. “Yetkiyi nas›l tespit edece¤iz” deniyor. Sand›¤› koyars›n, referandum yapars›n, iflçilere b›rak›rs›n. Sendikal nedenlerle iflten ç›karmalar›n yasalarla engellendi¤i, iflten at›lma durumunda gerçek bir ifle iade sisteminin kuruldu¤u, barajlar›n tümüyle kalkt›¤›, bol miktarda “sar› sendikan›n” kuruldu¤u bir düzenleme gerekiyor. Bunun müthifl bir dinamizm kazand›raca¤›n› düflünüyorum. O sendika m›, bu sendika m› aramak yerine, iflyerindeki on kifli, yirmi kifli toplan›p bir sendika kuracaks›n›z. Sonra, bunu baflka bir sendikayla belki birlefltirme, belki bir federasyon oluflturma aflamalar› gelecek. Türkiye’nin 1950-80 aras› tarihinde durum böyle. 1980’e gelindi¤inde, 800 civar›nda sendika var. Bugün kaç sendika var? 100 küsur civar›nda. Muazzam bir tekelleflme sa¤lanm›fl durumda, ama bunun daha güçlü bir iflçi hareketi yaratmad›¤› ortada. O zamanki sendikalar sar›yd› da flimdikiler devrimci mi? Birçok öykü var; bizzat iflverenin kurdurdu¤u sendika, bir süre sonra, içeriden fethedilip iflçilerin yönetimi almas›yla baflka bir kimli¤e bürünüyor. Barajlar›n kalkt›¤›, insanlar›n kolayca örgütlerini kuruverdikleri veya kurulmufl sahte sendikalar›n ele geçirilme imkânlar›n›n oldu¤u bir ortamda çok daha güçlü bir iflçi dinamizmi yakalanabilir. fiu anda varolan, ama çok bast›r›lan, yer yer uç veren dinamizm çok daha fazla ortaya ç›kabilir. Tabii ki o evrelerde yanl›fll›klar da olur, ama sonuçta deneyim diyoruz, bütün bunlar bir ö¤renme süreci. Atalar›m›zdan daha m› az ak›ll›y›z? ‘50’lerde insanlar bir yol buldular, küçük sendikalar› vard›, federasyonlar kurdular, konfederasyona gittiler... ‹flkolu temelli örgütlenme ayr›m›na ne diyorsunuz? ‹flkolu ayr›m› bugün art›k fiilen de zor. Otomotiv yan sanayiinden örnek vereyim, öyle ifl yerleri var ki, üretti¤i aksam›n bir k›sm› plastik, bir k›sm› metal. Metal iflkolunda m› olmal›, plastik iflkolunda m›? Bu bir sürü kavgaya dövüfle, bitmek bilmeyen iflkolu yetkisi davalar›na neden oluyor. Makine bafl›nda çal›flan iflçiyle mühendis ayn› sendikada örgütlenebiliyor mu? Hukuken iflveren vekili pozisyonunda olmayan herkesin sendika üyesi olma, sözleflmeden yararlanma hakk› var. Fakat, ‘80’lerden bu yana o s›n›r fiilen da-

15


ralm›fl durumda. Birim amirleri, müdürler, yani fabrikalardaki beyaz yakal›lar›n büyük bölümü ve idarî pozisyonu olanlar sözleflmelerde d›flar›da b›rak›l›yor. Onlar da asl›nda kalabal›k bir kesimi oluflturuyor. Mühendislerin di¤er iflçilerle ayn› sendikada örgütlenmeleri hem onlar› hem de sendikalar› karfl›l›kl› olarak dönüfltürücü bir etki yaratmaz m›? Kesinlikle, bu zaten olmas› gereken bir fley. Mesela, Petrol-‹fl üyesi olan mühendisler, teknisyenler oldu¤unu biliyorum. Ama bu nadir bir uygulama. 1980’den sonra, sendikal alana sokulan iki kama var. Biri üstten sokulan; daha vas›fl› personelin kapsam d›fl›na do¤ru itilmesi, sendikalar›n da bu konuda sa¤lam tutum gelifltirememesi veya yeterince öngörülü olamamas›. ‘80 öncesinde, pekâlâ mühendisi de, teknisyeni de sendika üyesi. Bir de alttan sokulan kama var, o da görece vas›fs›z ve ana faaliyetle ilgili olmayan bahçe iflleri, temizlik, yemekhane ifllerinin taflerona verilmesi. Sendikal› bir iflyerinde kimi zaman sendika üyeleri neredeyse az›nl›k durumunda, sadece üretim birimlerinde çal›flan mavi yakal› kesimi temsil ediyorlar; üstte kapsam d›fl›lar var, altta tafleronlar var. Ama taflerona b›rak›lanlar›n sendikal›laflamamas› sorgulanmaya baflland›. O konuda birçok giriflim var. Tafleron flirketleri örgütlemenin önündeki temel engel birimlerin çok küçük olmas› m›? Hay›r. Bir fabrikada X flirketi olarak ihale al›yorsunuz, 40 kifliyi sözde siz çal›flt›r›yorsunuz. ‹flçiler fabrikan›nkinden ayr› unvanl› bir flirkette çal›fl›yor gözüktü¤ü için sendikan›n o iflçileri ayr› örgütlemesi lâz›m. Fakat, flirketiniz belki baflka iflkolunda, baflka flehirde, baflka fabrikalarda da hizmet veriyor. Hatta uluslararas› firmalar var. Tam bir flirketteki çal›flanlar› örgütlüyorsunuz, deniyor ki, “bu flirketin flu flehirlerde de çal›flan› var”. Baraj› geçebilmeniz için bütün iflyerlerindeki çal›flanlar›n yüzde 50 art› birini örgütlemek zorundas›n›z. Ayr›ca, baz› durumlarda ifl daha da karmafl›klaflabiliyor, mesela catering, temizlik, güvenlik vs. hizmetleri sunan bir flirketi hangi iflkoluna sokaca¤›z? Mevcut mevzuata göre hareket edeyim derseniz, örgütlenmeniz hemen hemen imkâns›z. Bir kanal da, “bu muvazaal› bir durum” diyerek, asl›nda iflçilerin as›l iflverenin iflçileri oldu¤unu, sözde bir tafleronluk sistemi kuruldu¤unu ispatlamak için hukukî mücadele yürütmek. Mevzuata göre, ancak as›l ifl aç›s›ndan gerekli olmayan ifller taflerona devredilebilir. Fiiliyatta, patronlar taraf›ndan sonuna kadar zorlan›yor bu. Bir kamu hastanesi laboratuar hizmetini taflerona verebilir mi; bu, as›l iflin ayr›lmaz parças› de¤il mi? Ya da temizlik iflleri as›l ifl için gerekli de¤il mi? Çal›flma Bakanl›¤› hangi ifl as›ld›r, hangisi yard›mc›d›r konusunda ayr›nt›l› bir yönetmelik yay›nlad›. Ama, bölge çal›flma müdürlü¤üne baflvurman›z, müfettifl getirtip tespit ettirmeniz lâz›m. Raporun sonucuna göre dava açabilirsiniz. Ama

16

bütün bunlar› yapabilmeniz için, orada bir örgüt olmas›, duruma itiraz etmesi lâz›m. Ama, bildi¤im kadar›yla, mesela Dev Sa¤l›k-‹fl “ben iflkolu filan bilmem, hastanede çal›flan herkesi hangi firmada, hangi birimdeyse üye yapar›m” diyor ve fiilen örgütleniyor. Sonra da hastane baflhekiminin karfl›s›na ç›k›p “bunlar benim üyelerim, onlar ad›na benimle görüflmek durumundas›n” diyor. Böyle fiilî bir sendikac›l›k damar› da var. Dev Sa¤l›k-‹fl yürütüyor bunu ve çok büyük baflar› da kazand›. Adana’da bin kadar tafleron iflçiyi kadrolu iflçiye dönüfltürdüler. Tabii bu arada kimi çal›flanlar iflten at›l›yor, direnifller sürdürülüyor... Henüz daha yeni, mayalanmakta olan bir tarz. Aksi takdirde, sadece mevcut mevzuat›n içinde kalarak örgütlenmeniz çok zor. Tuzla tersanelerinde Limter-‹fl’in durumu da bu fiilî örgütlenmeye bir örnek... Tabii. Asl›nda çok kifli bilmiyor, orada birçok tersanede Türk-‹fl’e ba¤l› Dok Gemi-‹fl yetkili sendika. Ama görmüyorsu-

Medyan›n sendika konusundaki tavr›na en belirgin örnek Nefle Düzel röportajlar›d›r; görüflünü destekleyecek sendikal camiadan insanlar› bulur, sendikalar›n ne kadar bürokratik oldu¤unu, yolsuzlu¤a batt›¤›n› anlatt›r›r durur.

nuz bile, bir hak kazan›m› söz konusu de¤il. Buna karfl›l›k, mevzuata göre yetkili olmayan Limter-‹fl’in sa¤lad›¤› kazan›mlar daha fazla. Bu damar› ben çok önemsiyorum. Merkez-çevre kavramsallaflt›rmas›yla bakabiliriz duruma. Çevrede, çeperde, Tekstil-Sen gibi, Limter-‹fl gibi, Dev Sa¤l›k-‹fl gibi yetkisiz, geleneksel olmayan iflçi örgütleri veya sendikas›z iflçi hareketleri, güvencesiz ö¤retmenlerin platformu gibi yap›lar, çok çeflitli örgütlenmeler zuhur etti, ediyor; mücadele ediyorlar ve giderek görünürlük kazan›yorlar. Çeperdeki bu kaynaflman›n merkeze do¤ru tazyik yapaca¤›n› ve iflçi hareketinin ya da iflçi s›n›f›n›n yeniden oluflum sürecinin buradan geçti¤ini düflünüyorum. Bu anlamda, örne¤in Tekel iflçileri durufllar›yla özgüven kazand›rabilirler, ama bugün, yeniden oluflumda bafl› çekecek olanlar›n geleneksel damar olmad›¤›n› düflünüyorum. Nitekim, Tekel iflçileri çepere do¤ru kayma durumuna geldiklerinde direnifl gösterdiler. Tersi olursa, ki oluyor, yani çeperdekilerin

mevzuat engellerini aflarak sendikal› olma talepleriyle ilgili mücadelesi büyür, yükselir, birleflirse, ki e¤ilim giderek o yönde, o zaman emek hareketi geniflleyip yükselebilir. ‘80 sonlar› ve ‘90’lar›n bafl›nda iflçi hareketinin bafl›n› çeken kamu iflçileriydi; bozulan konumlar›n› düzeltmek için hareketlendiler. ‘90’lar›n ortalar›ndan itibaren, kamu emekçileri, memurlar hareketlendi. 2000’li y›llarda ne öne ç›k›yor? Emine Aslan öne ç›k›yor, Tuzla’da Limter-‹fl öne ç›k›yor. TekstilSen’in iliflkide oldu¤u veya olmad›¤› birçok tekstil fabrikas›nda iflçiler makinelere el koydular, t›rlar› engelleyerek patronlar›n makineleri kaç›rmas›n› engellediler... Veya TOK‹ iflçileri birçok yerde eylemler yapt›... Tekel direnifli ortaya ç›kana kadar temsil edici figür, iflçi eylemi olarak görünür olanlar afla¤› yukar› bunlard›. Asl›nda, genel olarak bir de¤iflim e¤ilimi var: Telekom greve gitti, kamu emekçileri sendikalar›nda her fleye ra¤men bir toparlanma var, 25 Kas›m Genel Eylemi önemli ve verili koflullarda baflar›l›yd›. Klasik deyimle söylersek, 2000’lerde, AKP ve onun temsil etti¤i trend’lerle, yo¤unlaflan ve derinleflen bir proleterleflme süreci var. Do¤al olarak, bunun sonuçlar›na karfl› direnifl de yo¤unlafl›yor. Beyaz yakal›lar proleterlefliyor ve buna isyan ediyor. En alttakiler, henüz küçük örneklerle de olsa, “biz mevzuat falan bilmeyiz” demeye bafllad›. Ana damar›n içindekilerin konumlar› geriliyor, buna itiraz ediyorlar. Tabii bunlar birleflmifl, birbirleriyle gündemlerini çak›flt›rm›fl de¤iller. Ama bir etkileflim de var... Tabii, mesela baflbakan ö¤retmenlere k›zd›, “senin ne alâkan var Tekel’le” dedi. Bütün hareketler birbirini etkiliyor. ‹tfaiye iflçileri belediyenin önüne çad›r kurmay› ak›l ediyorsa, Tekel örne¤inin etkisi vard›r. Gaziosmanpafla’da tekstilde bir fabrikan›n önünde 100 iflçi direniyorsa, ki bunlar›n yar›s› türbanl› genç kad›n iflçiler, di¤er fabrika da bunu yap›yor. Çok sert fleyler yap›labiliyor, örne¤in demiryolcular›n eylemi verili ortamda çok sert bir ç›k›fl: Tren durdurmak, sonra iflten at›lan arkadafllar› nedeniyle yeniden durdurmak. 25 Kas›m’da her fleye ra¤men baflar›l› denebilecek bir genel grev gerçeklefltirildi. Bütün bunlar, iflçi hareketinde, en önemlisi çeperde olmak üzere, bir yükselifl trend’i oldu¤unu gösteriyor. Bugün bedenini ortaya koyarak verilen bir mücadele var. David Harvey de “Umut Mekânlar›”nda dikkat çekiyordu beden üzerinden yap›lan mücadeleye, s›n›f mücadelesinin beden üzerinden iflleyifline. Son dönem iflçi eylemleri bana biraz bunu hat›rlat›yor. Tuzla’da, Tekel iflçilerinin direniflinde, Emine Aslan’›n direniflinde hep bunu görüyoruz. Hareket mevzuat›n çok ötesinde, neredeyse ç›plak bedenle, bedenin kendisi ortaya konarak yap›l›yor. ‹nsanî olarak çok sert ve trajik örnekler. Ancak böyle karfl› ç›kman›n mümkün oldu¤u, meflru oldu¤u yönünde bir bilinç yay›l›yor. Bu da iflin iyimser yan›. AB ile uyum çerçevesinde, önümüzdeki


da yayg›n olan “kötü”, “sahtekâr” sendikac›lar sorunu de¤il mesele, keflke o kadar basit olsa– o kapsay›c›l›k yok. Y›llar içinde oluflan kireçlenme, arka planda politik enerjinin olmay›fl›, genel olarak hak bilincinin zay›f olmas›... Sözünü etti¤imiz aran›fllara yan›t verecek sendikac›l›k prati¤i yok. Bunun geliflmesinin önünü açabilecek her fleyin yap›lmas› gerekiyor. Prosedürler, barajlar vs. ile s›n›rlanmam›fl, sendika kurman›n, üye olman›n, içinde çal›flman›n çok daha rahat, özgür oldu¤u bir sendikac›l›¤› savunmak. ‹kincisi, sendikal demokrasi. Sendikal kadrolar›n de¤iflimi de netameli bir konu. Mesela, Kemal Türkler, uzun uzun anlatmaya gerek yok, k›ymetli bir iflçi önderiydi, 1950’li y›llar›n sonlar›ndan öldürüldü¤ü tarihe kadar Maden-‹fl sendikas›n›n genel baflkan›yd›. Ama Kemal Türkler’in bir sendika bürokrat›, sendika a¤as› oldu¤unu söyleyebilir misiniz? Baflka örnekler de var. O nedenle, uzun süre sendika yönetiminde bulunmak eflittir çürümüfl sendika bürokrat› olmakt›r denklemi çok do¤ru de¤il. Tabii ki sendikal kadrolar›n de¤iflmesi, her fleyden önce gerçek seçimlerle gelip gitmesi çok temel bir ilke. Kimi sendikalarda seçimler gerçek de¤il, göstermelik. Kadrolar›n de¤ifltirilebilir, denetlenebilir olmas› çok önemli. Her sendikada denetleme kurullar› vard›r, fakat bunlar da ço¤unlukla göstermeliktir. Gerçek denetim kurullar› olsa, hem duyarl›l›¤›n çok yüksek oldu¤u malî alanda, hem de idarî alanda çok önem-

Tekstil-Sen, Limter-‹fl, Dev Sa¤l›k-‹fl gibi yetkisiz, geleneksel olmayan iflçi örgütleri veya sendikas›z iflçi hareketleri zuhur ediyor. Bu kaynaflma merkeze do¤ru tazyik yapacak, iflçi s›n›f›n›n yeniden oluflum süreci buradan geçecek. li bir ifllevi yerine getirir. Sendika içi demokrasi ve kat›l›mla ilgili her talebin do¤ru oldu¤unu, gelifltirilmesi gerekti¤ini düflünüyorum. Ama bence bütün bu meselelerin temelinde yatan, iflçi s›n›f›n›n örgütlü kapasitesinin zay›fl›¤›d›r. Kabaca yuvarlayarak ulaflt›¤›m›z bir buçuk milyon örgütlü çal›flan say›s›n› üçle çarpsan›z, baflka bir fley konufluyor olurduk flimdi. Örgütlenmeyi ve dolay›s›yla eylem kapasitesini art›ran, geleneksel olarak s›n›f›n d›fl›nda oldu¤u varsay›lan kesimleri de içeriye alan bir perspektif yok ise, salt “sendika içinde seçimler flöyle olsun, böyle olsun” gibi taleplerin eksik oldu¤unu düflünüyorum. Bu ikisinin bir aradal›¤› gerçekçi ve ilerletici olabilir. Bu noktada, meflruiyeti hak temelinde aramak önemli; yani temel insan haklar›na göre, uluslararas› sözleflmelere göre, iflçi s›n›f›n›n tarihsel meflruiyetine göre, grev hakt›r. Tekel’in önemli bir kazan›m› da bu. Telekom’daki gibi “vatan elden gidiyor” çerçevesinde bir meflruiyet aranmad›. “Telekom vatand›r” argüman›yla meflruiyet aray›fl›na gidilmiflti Telekom’un özellefltirilmesi karfl›s›ndaki eylemlerde. Tekel’de direnifli karakterize

eden milliyetçi bir renk olmad›. Hak kavram› öne geçti, bu çok k›ymetli bir fley. Bugün, topyekûn bir mücadeleyle mevzuat›n zincirlerinden kurtulup özgürleflmek gerekiyor. Çeperdeki emekçilerle ba¤ kuracak esnek formlar bulmak gerekiyor. Ana sendikal damarla çeper aras›nda çok büyük bir mesafe var, gündemleri birbirinden çok uzak; bunlar› birlefltirmek gerekiyor. Örgütlenme alan›n› da iflyeriyle s›n›rlamamak, mahallelere, insanlar›n yaflam alanlar›na yaymak gerekmiyor mu? Elbette. Ufuk geniflli¤ine ba¤l› bu. fiu iflkolundaki, flu iflyerindeki iflçileri örgütleme bak›fl aç›s›n› b›rak›p iflçi s›n›f›n› örgütlemek olarak bakmak lâz›m. ‹flkolunu aflarak, “hangi sektör oldu¤u beni ilgilendirmez, ben iflçileri örgütlerim” diyen giriflimler var. Bu örnekleri desteklemek, büyütmek gerek. “Sendikal› ol” kampanyas›nda Bursa’da küçük ölçekli de olsa, öyle bir bak›fl oldu. Kahvelere gidildi, kahve sohbetleri yap›ld›. Kimi kahvelere afifller as›ld›. Mahallelerde, yaflam alanlar›nda sendikay› görünür k›lma yönünde çabalar oldu. Geçmifl y›llarda D‹SK’te ve Türk-‹fl’te, iflçilerin yo¤un olarak bulundu¤u havzalarda örgütlenme ofisleri açma önerisi gündeme gelmiflti, ama maalesef hayata geçirilmedi. Bir organize sanayi bölgesinde iflçiler karfl›lar›nda bir örgütlenme bürosu görse, bu bürolar sendika, iflkolu ayr›m› gözetmeden iflçilere dan›flma hizmeti, hukuk deste¤i verse... Muhalif sendikalar bunlar› gündeme getirip genel kurullardan karar ç›kart›yor, bu örgütlenme bürolar› da Türk-‹fl’in genel kurul karar›d›r. Ama bu genel kurul kararlar› genel merkezlerce aç›kça ihlâl ediliyor; bu kararlara ›srarla sahip ç›kmak gerekli. Solun da bence sendikalar konusunda çok temel bir yanl›fl› var. “Sendikalar berbat, sendikac›lar sahtekâr, bats›n bu sendikalar” e¤ilimi var. Hangi sendikalar? Türk Metal mi? Limter-‹fl mi? E¤itim-Sen mi? Petrol-‹fl mi? Kocaman bir çuval. Birbirleriyle alâkas›z sendikalar... Ayr›mlar gözetilmeyip herkes ayn› çuvala konunca, uç veren olumlu e¤ilimler desteklenip büyütülmeyince, sendikalar cenah›nda genel olarak ayd›nlara, entelektüellere karfl› bir so¤uma gelifliyor veya giderek “zaten herkes sendikalara sald›r›yor” diye savunmac› bir refleks gelifltiriliyor. Bugün, sendikalar içinde iyi niyetli, aray›fl içinde olanlara pedagojik bir destek lâz›m gibi geliyor bana. Ve tabii tüm iyi niyetli ve s›n›f perspektifi olan çabalar›, kanallar› bir araya toparlayacak bir ilerici emek oda¤›na, solculuk ad›na m›zm›z konfederasyon elefltirilerini b›rak›p bugünden emek hareketinde mevziler yaratmaya, emek hareketini yeniden infla etmeye dönük ezber bozucu hamleler yapmaya ihtiyaç var.

Söylefli: Siren ‹demen - Yücel Göktürk

dönemde sendikalar›n gerçek üye say›lar›n›n a盤a ç›kaca¤› ve pek çok sendikan›n yetkisinin düflece¤i söyleniyor... Gülümseyerek izliyorum bu süreci. Ve sendikalar hâlâ “baraj m›, asla baraj istemeyiz” demiyor. Bakal›m ne olacak? Aç›kça söyleyeyim, burada kirli bir pazarl›k söz konusu. Demokles’in k›l›c› sendikalar›n tepesinde salland›r›l›yor: “‹leri giderseniz, yetkinizi düflürürüm.” Bu y›llard›r oynanan bir oyun. Ya bu oyuna ilânihaye raz› olacaks›n›z ya da “yokum bu oyunda, kald›r barajlar›” diyeceksiniz. Gerçek say›larla k⤛t üzerindeki durum ne kadar farkl›? Gerçek rakamlara göre, flu anda yetkili sendika hemen hemen yok. Türkiye’de çal›flanlar›n ne kadar› kay›tl›, ne kadar› örgütlü? Ücretli çal›flanlar›n yaklafl›k üçte ikisinin kay›tl› oldu¤u söylenebilir. Türkiye ‹statistik Kurumu rakamlar›na göre, 13 milyon civar›nda ücretli çal›flan var. 5-6 milyon kadar da kay›t d›fl› ücretli oldu¤u tahmin ediliyor. ‹statistiklerde bir de “kendi hesab›na çal›flanlar” kategorisi var; kendi hesab›na çal›flanlar emekçi say›lmal› m›, say›lmamal› m› tart›flmas›n› ayr› tutuyorum. 13 milyon ücretli çal›flan içinde toplu sözleflme kapsam›na giren sendikal› say›s› 500 binin alt›nda. Çok çok küçük bir rakam. Buna kamu çal›flanlar› sendikalar›nda örgütlü olanlar› da eklersek, yukar› do¤ru yuvarlarsak, 12 milyon kay›tl› çal›flan›n 1.5 milyondan daha az bir bölümü sendikal›d›r. Genel grev hakk›nda, eylem hakk›nda konuflurken, “sendikalar›n hali niye böyle” diye flikâyet ederken, fonda bu rakamlar olmay›nca, çok afakî ve ezberden suçlamalar soldan da gelebiliyor. Resmî say›lara göre sendikal› say›s› ne kadar? Çal›flma Bakanl›¤› istatistiklerine göre, sendika üye say›s› 2.5 milyon civar›nda gözüküyor. “Kirli pazarl›k” da burada dönüyor. Herkes biliyor, en fazla 3-4 bin üyesi olan bir sendika, flube say›s› belli, örgütlü oldu¤u fabrikalar belli... Bakanl›¤›n y›lda iki kez, ocak ve temmuzda ilân etti¤i istatistiklere bak›yorsunuz, o sendika 20-30 bin üyeye sahip görünüyor. Bakanl›k da bunu AB’ye karfl› asl›nda yüksek bir sendikal›l›k oran› varm›fl gibi kullan›yor. Sendikal camiada herkesin bildi¤i bu garip durum y›llard›r devam ediyor. Yasal de¤iflikliklerin d›fl›nda sendikalar›n içinde öncelikli olarak hangi ad›mlar›n at›lmas› gerekiyor? Bence her fleyden önemlisi, s›n›f örgütü olma yönünde ad›m at›lmas›. Bazen o an sendika için iyi olan, genel olarak iflçi s›n›f› için iyi olmayabilir. Mesela, bir iflyerinde iflverenle uzlafl› gelifltirerek örgütsel varl›¤›n›z› sürdürüyorsunuz, ama bu daha ilkeli bir sendikac›l›¤›n geliflmesine engel oluyor... Çeperlerde geliflmekte olan aran›fl› kapsayam›yorsunuz, mevzuat ve hukuka tümüyle s›k›flm›fl bir sendikac›l›k gözlü¤üyle bak›yorsunuz. Çok iyi niyetli dahi olsan›z –ki ben ço¤unlu¤un iyi niyetli oldu¤una eminim, solda

17


SEZG‹N TANRIKULU’NUN GÖZÜYLE “TAfi ATAN ÇOCUKLAR”

Korkunç bir kuflatma Hükümetin yapt›¤› yasal düzenlemelerle, gösterilere kat›lan, polise tafl atan çocuklar›n alabilece¤i cezan›n alt s›n›r› 16.5, üst s›n›r› 34.5 y›l oldu. 2006’dan bu yana bölgede yarg›lanan çocuk say›s› 4 bin civar›nda. Mevcut yasa 15-18 yafl aras› çocuklar› kapsarken, uygulamada, hakk›nda yasal ifllem yap›lan çocuklar›n yafl s›n›r› 8’e inmifl durumda. Devletin ve hükümetin bak›fl›n› Adana Valisi ‹lhan At›fl, Aral›k 2009’da veciz bir ifadeyle özetlemiflti: “Gerekirse devaml› olaya kar›flan çocuklar› ailelerinden alaca¤›z. Terörle mücadele satranca benzer. Türk milleti de, Türkiye Cumhuriyeti de satranç oynamay› iyi bilir.” Bu satranc› Diyarbak›r Baro baflkan› Sezgin Tanr›kulu’na sorduk. Diyarbak›r 6. A¤›r Ceza Mahkemesi, 13 “tafl atan çocuk” hakk›ndaki iddianameyi, “suçun sonuçlar›n› anlamad›klar›, davran›fllar›n› yönlendirme yeteneklerinin geliflmedi¤i” yönündeki sa¤l›k raporunu gerekçe göstererek reddetti. Bu karar› nas›l yorumluyorsunuz? Sezgin Tanr›kulu: Normal bir hukuk sürecinde, iddianame yaz›lmadan bu raporun al›n›r, iddianame bu rapor ›fl›¤›nda haz›rlan›r. Rapor uzman psikolo¤un da oldu¤u bir heyetin nazar›nda haz›rlan›r. Yarg›lama s›ras›nda da psikolo¤un olmas› gerekiyor. Psikolog, çocu¤un, eylem yapt›¤› s›rada suç iflleme bilinci olup olmad›¤›n› tespit eder. Fakat çocuklar ço¤unlukla üç-dört ay hapis yatt›ktan sonra mahkeme karfl›s›na ç›kt›klar› için, neyi niçin yapm›fl oldu¤unu anlayacak “k›vama” getirilmifl oluyorlar; yani çocuk politiklefliyor bu süreçte, sanki eylemi o bilinçle yapm›fl izlenimi veriyor. Söz konusu örnekte, iddianamenin haz›rl›k aflamas›nda savc› çocuklar› heyete göndermifl. Rapor, çocuklar›n suç iflleme bilincinin olmad›¤›n› gösteriyor. Savc› iddianamesini raporu göz önüne alarak haz›rlad›¤› için, çocuklar›n suçsuz oldu¤una kanaat getirilmifl. ‹HD Diyarbak›r flubesinden Burhan Zoro¤lu, çocuklar›n tutuklanmas›n›n, devletin 1990’lardaki faili meçhul cinayet politikas›n›n yeni versiyonu oldu¤unu söylüyor... Genel e¤ilime bak›nca böyle bir tablo ç›k›yor ortaya. Di¤er yandan, 1990 do¤umlular›n alg›s›yla önceki kuflak aras›nda çok ciddi bir fark var. Binlerce faili meçhul cinayete, köy boflaltmalara tan›k oldu flimdinin 20 yafl›ndaki gençleri. Lice’de, Cizre’de, Yüksekova’da savafla tan›k oldu bu çocuklar. Örgüt ça¤›rs›n ça¤›rmas›n, fliddete kolay meylediyorlar. Çocuklar›n bölgedeki örgütlülü¤ünün de çok kuvvetli oldu¤u söyleniyor... Bütün bölgede çok güçlü bir gençlik yap›lanmas› var. Örgüt gençlere büyük önem ve de¤er atfediyor. Gençler de bunun fark›nda. Ben bugüne kadar örgütün çocuklara “soka¤a ç›kmay›n” veya “soka¤a ç›k›n ama, fliddete baflvurmay›n” dedi¤ini duymad›m. Bu da iflin ayr› bir yönü. 1980-97 aras›nda, Diyarbak›r’daki mahkeme kay›tlar›nda bir araflt›rma yapm›flt›m. O zaman böyle sokak gösterileri yoktu. ‹nsanlar örgüt üyeli¤i veya yard›m ve yatakl›ktan tutuklan›rd›. Üstelik, bunun için ciddi veri ve kan›t sa¤lamaya çal›fl›yordu yarg›. O dönemde

18

yarg›lananlar ço¤unlukla do¤rudan örgüt saflar›ndan gelen çocuklard›. fiimdi durum çok farkl›. Hem örgüt hem de devlet çocuklar› fliddetin içine sürüklüyor. Oysa, uluslararas› sözleflmeler çocuklar›n çat›flma ortam›ndan uzak tutulmas›n› gerektiriyor. Fakat biliyoruz ki, 15 yafl›ndaki çocuklar eskiden beri örgütün saflar›nda kendine yer bulabiliyor. Elbette gençler siyaset yapabilmeli, ama fliddet ortam›ndan uzak kalarak. Örgütün flu ça¤r›y› yapmas› lâz›m: “Ey Kürt gençleri, saflar›m›za 18 yafl›ndan küçükleri alm›yoruz.” PKK bu konuda Hamas’› örnek almamal›. Devletin görevi ise çocuklar› bu ortamdan uzak tutmakt›r, yarg› k›skac›na almak de¤il. Göç sonras› yaflanan yoksulluk, eylemlere kat›lan çocuklara verilen a¤›r ceza-

fiu anki durum OHAL’den daha tehlikeli. Hak ve özgürlükler konusunda 1990’lardan çok daha kötü bir ortamday›z. Cenaze törenine kat›ld›¤› için örgüt propagandas›ndan yarg›lanan insanlar›n haddi hesab› yok. 1990’larda yoktu böyle bir fley.

Sezgin Tanr›kulu

lar, da¤a ç›kan çocuklar›n say›s›n› art›ran unsurlar›n bafl›nda gelmiyor mu? Sadece yarg›lama süreciyle ilgili de¤il, çocuklar› soka¤a ç›karan sebeplerin ortadan kald›r›lmas› gerekiyor. Kürt sorunu ba¤lam›nda sosyal, ekonomik ve siyasal tedbirler al›nmal›. Çocuklar›n e¤itim olanaklar›n›n düzeltilmesi yetmez, makro düzeyde Kürt sorununun demokratik yollardan çözümü öncelikli yoldur. 15 yafl›ndaki çocuk da¤a ç›k›yorsa, düflünceleri siyasal anlamda olgunlaflmam›fl olabilir, fakat belli ki sosyal ve

siyasal ortam ona böyle bir fikrî temel oluflturuyor. Devlete düflen görev, sosyal ve siyasal ortam› demokratik hale getirmektir. Hükümetin Terörle Mücadele Kanunu’nda (TMK) düzenleme yapmamakta diretmesine ne diyorsunuz? Bence hükümet yarg›sal bir düzenlemenin, insanlar›n sokaklara ç›kmas›n› daha da teflvik edece¤ini düflünüyor. Klasik devlet mant›¤› bu: Cayd›r›c› tedbirler almak. Yeni Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) üç, TMK’n›n befl y›ll›k bir geçmifli var. Fakat bu k›sa sürede ö¤rendik ki, cayd›r›c› tedbirler ne sokaktaki eylem say›s›n› azaltt› ne de da¤a ç›kma oran›n›. Her geçen gün, çocuklara daha fazla fley kaybettiriyor ve devlete yönelik öfkeyi art›r›yor. Bu çocuklar hapisten ç›k›nca ya kendini da¤da buluyor veya yine kendini fliddetle ifade ediyor. Erdo¤an meflhur “one minute” ç›k›fl›nda ‹srail’e “siz çocuklar› öldürmeyi iyi bilirsiniz” demiflti. Hükümet benzer bir politikay› Kürt çocuklar›na karfl› uygulam›yor mu? Ortalama Türk akl› Filistinli çocuklar›n eylemlerini meflru görür. Filistin halk›na zulüm yap›ld›¤›n›, buna karfl› direniflin de meflru ve tek yol oldu¤u düflünülür. Bu alg›, baflbakan›n kendi ortam›n› görmemesini, ama Filistin için böyle bir söz sarfetmesini normallefltiriyor. Kürtlerin önemli bir kesimi Kürt silahl› hareketini meflru görüyor. Meflru gördükleri için de bu kadar kitlesel bir destek oluyor. Baflbakan›n bölgedeki durumu meflru görmesini beklemiyoruz, ama Filistinli çocuklar için “one minute” derken, Diyarbak›r’daki eylemler için “bu, terörle mücadeledir, güvenlik güçleri çocuk, kad›n ay›rmaz” demesi hukukla, insan haklar›yla, demokrasiyle izah edilemeyecek bir bak›fl aç›s›d›r. Meclis gündemine getirilmeyen TMK tasla¤›n›n içeri¤i nas›l? 5, 9 ve 13. maddelerinin de¤ifltirilmesi öngörülüyor. Böylece, çocuklar›n iflledi¤i suçlar TMK kapsam›ndan ç›kar›lacak. 5. madde, ifllenen suç terörle ilgili oldu¤u için yar› oran›nda ceza art›r›m›n› öngörüyor; 13. maddeye göre de, cezalar paraya çevrilip ertelenemiyor. Bu düzenleme sorunu çözecek mi? Cezalarda k›smî bir indirim olacak, ama çocuklar›n alaca¤› cezalar mevcut hukuk konseptinde üç y›ldan fazla olaca¤› için, bu de¤iflikli¤in pratikte bir faydas› olmayacak. TCK’daki maddelerin yan›s›ra, 2911 say›l› Gösteri ve Toplant› Yürüyüflleri Yasas›’n›n da yeniden düzenlenmesi lâz›m. TCK’n›n 220. maddesinin 6. f›kras› “örgüt üyesi olmamakla birlikte, örgüt ad›na suç iflleyen kifli, ayr›ca örgüte üye olmak suçundan cezaland›r›l›r” diyor. As›l mesele budur. Bu maddeye göre, soka¤a ç›kan her çocuk örgüt üyesi kabul ediliyor. Bu kadar genifl bir suç tan›m› yüzünden, çocuklar, yapt›klar› eylem ve düflünceden ba¤›ms›z olarak örgüt üyesi say›l›yor. Diyelim ki 15 fiubat Öcalan’›n yakalan›fl günü, örgüt de herkesi sokaklara ça¤›rm›fl. Diyelim ki çocuk bu kalabal›¤› gördü, soka¤a ç›kt›, otomatik ola-


polisi tafllamaya, Öcalan lehine slogan atmaya bafllad›. Bu gençli¤i bir biçimde kendinize ba¤layabilirsiniz, ama kontrol edemezsiniz. Siyasî suçlamalar d›fl›ndaki hukukî uygulamalar di¤er bölgelerden farkl›l›k gösteriyor mu? Tabii, burada istedi¤iniz gibi adlî suç da iflleyemezsiniz. (gülüyor) Cezalar›n ço¤u terörle ba¤lant›land›r›l›r; ayr›ca, yarg›ç bölgede takdir hakk›n› ço¤unlukla en a¤›r cezadan yana kullan›r. Bat›daki uygulaman›n böyle olmad›¤›n› biliyoruz. Samsun’daki ihaleye fesat kar›flt›rma suçuyla Diyarbak›r’daki aras›nda nas›l bir fark olabilir Allah aflk›na! Ama burada, “senin örgütle bir iliflkin var ki, o fesatl›¤› yapm›fls›n” denerek ceza kapsam› geniflletiliyor. Bir anonim flirket ihaleye fesat kar›flt›rm›fl, iddianameye bak›yorum, örgüte finansal kaynak sa¤lamaktan tutun da akl›n›za ne gelirse, her fleye ba¤lan›yor. Bir duruflma öncesinde çat›flma yaflan›rsa, ne yap›p edip o duruflmay› ertelemeye çal›fl›yoruz, çünkü biliyoruz ki, yarg›çlar çat›flman›n etkisiyle aleyhimizde karar verebilir. fiu anda, herhangi bir sivil toplum veya meslek örgütünde çal›flanlar, istendi¤i anda KCK üyesi olmaktan tutuklanma riskiyle karfl› karfl›ya. OHAL döneminde hakikaten yoktu böyle bir fley. Sokakta uzun namlulu silahlarla dolaflan güvenlik güçleri olmayabilir ama, ortam›n daha demokratik oldu¤u anlam›na asla gelmiyor bu. Söylefli: ‹rfan Aktan

örgüt üyesi olmad›¤› halde örgüt üyeli¤inden cezaland›r›lmak. Yüzlerce insan s›rf eylem günü sokakta oldu¤u için ceza ald› veya hâlen yarg›lan›yor. Bu korkunç bir kuflatma. Yani eylem günlerinde bölgede fiilî soka¤a ç›kma yasa¤› m› uygulan›yor? Aynen öyle. fiu anki durum OHAL’den daha tehlikeli. Faili meçhuller d›fl›nda, hak ve özgürlükler konusunda 1990’lardan çok daha kötü bir ortamday›z. Yarg›lanan insan say›s› çok daha fazla. Cenaze törenine kat›ld›¤› için örgüt propagandas›ndan yarg›lanan insanlar›n haddi hesab› yok. 1990’larda yoktu böyle bir fley. Bugün, da¤da yakaland›¤› için veya yard›m ve yatakl›k etti¤i için tutuklananlar›n say›s› bir elin parma¤›n› geçmez. Yap›lan haks›zl›k ve adaletsizlik, Kürtlerin devletle yurttafll›k ba¤› kurmas›n› daha fazla engellemeye bafllad›. Üstelik, ortalama yurttafl›n adalet duygusunun y›pranmas›, olaya siyasî ve ideolojik temelde yaklaflan örgüt eleman›n›n duygular› ile ayn› sonucu do¤urmaz. Örgüt yar›n öbür gün politika de¤ifltirebilir, ama s›radan insanlar›n bu duygular›n›n zedelenmesi daha vahim sonuçlar yarat›r. fiuna içtenlikle inan›yorum, örgütün kendisi bile çocuklar› kontrol etmekte zorlan›yor. Geçenlerde Fenerbahçe-Diyarbak›rspor maç›nda, Diyarbak›r hayat›n her alan›nda yenilirken, bir de sahada yenildi. Fenerbahçe zaten burada en güçlü devlet simgesi olarak görülür. Bir anda gençler formalar›yla yüzlerini kapat›p

Resim: Sevinç Altan, Da¤lar ve Tafllar Serisi’nden “Masumiyet”

rak örgüt üyesi kabul edilir! ‹ddianameye mutlaka örgütün ça¤r›s› eklenir, çocu¤un o ça¤r› üzerine soka¤a ç›kt›¤›, dolay›s›yla örgüt üyesi oldu¤u iddia edilir. TCK’n›n bu maddesi herkesi zorla örgüt üyesi haline getiriyor. Ben buna “mahkeme karar›yla örgüt üyeli¤i” diyorum. Oysa ceza hukuku mant›¤›na göre, bu insanlar örgüt üyesi say›lamaz. Bu madde sadece PKK kapsam›nda m› uygulan›yor? Genellikle Bat›’daki benzer eylemlere kat›lan, ama Kürtlerle alâkas› olmayanlar için uygulanm›yor. Diyelim ki 15 fiubat’taki bir toplant›ya kat›ld›n›z. Ne slogan ne tafl att›n›z ne de z›plad›n›z. S›rf orada bulunmaktan, en alt s›n›rdan 11-12 y›l ceza alabilirsiniz. Eski TCK’yla 2004’te haz›rlan›p Haziran 2005’te yürürlü¤e giren yeni TCK aras›nda bu anlamda nas›l bir fark var? Önceki TCK’da böyle bir fley yoktu. Yeni TCK’daki ikinci cümle flu: “Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç ifllenmesi halinde, bu suçlardan da ayr›ca ceza hükmolunur.” Bu ne anlama geliyor? Eski TCK’ya göre, birden fazla yasan›n maddelerini ihlâl etmiflseniz, en yüksek ceza hangisiyse, di¤er eylemler onun içinde kabul edilir, tek eylemden ceza al›rd›n›z. Mesela örgüt üyesisiniz. Ne yapar örgüt üyesi? Propaganda yapar, tafl atar, gösteri yürüyüflüne kat›l›r veya birini cebir kullanmadan tehdit eder. Bunlar›n her birinin diyelim cezas› birer y›l, ama örgüt üyeli¤inin cezas› diyelim on y›l. Eski TCK’ya göre on y›l hapis yatard›n›z. Yeni TCK’ya göre bütün suçlardan ayr› ayr› ceza al›yorsunuz. Üstelik, üye olmad›¤›n›z halde, s›rf eyleme kat›ld›n›z diye üye say›l›yorsunuz. Barolar yasa ç›karken durumun vahametini görüp itiraz etmedi mi? Diyarbak›r Barosu olarak Haziran 2004’te TCK’n›n ilgili hükümlerinin vahim sonuçlar do¤uraca¤›n› anlatan iki kitapç›k haz›rlad›k, hükümet, Adalet Komisyonu ve bakanlar dahil herkese yollad›k. Ama kimse dikkate almad›. Yeni TCK 2004’te tasarland›, PKK de ayn› tarihte, 1 Haziran 2004’te ateflkesi bozmufltu. Yeni TCK’daki a¤›r hükümlerin o süreçle ilgisi olabilir mi? Yeni TCK 10-15 y›ll›k bir çal›flman›n sonucuydu. Ama mutlaka güncel geliflmeler de sirayet etti, çünkü Kürt hareketi o dönemden itibaren devlet aç›s›ndan da¤dakileri aflt›, kitleselleflti. “Örgüt üyesi olmamakla birlikte” diye bafllayan madde, bence bununla ba¤lant›l›d›r. Bu, devletin tüm Kürtleri örgüt üyesi olarak alg›lamas›n›n TCK’ya yans›mas›d›r. Gündemde çocuklar var ama, yetiflkinler de çok a¤›r cezalara çarpt›r›l›yor. Bu niye gündeme gelmiyor? Tart›fl›lmas› gereken, çocuklar veya yetiflkinler de¤il, TMK ve TCK’n›n hükümleri olmal›. O yüzden TMK’n›n 9 ve 13. maddelerinin de¤ifltirilmesi pratikte bir fley de¤ifltirmeyecek. Sadece çocuklar›n TMK dolay›s›yla cezalar›n›n yar› oranda art›r›lmas›n›n önüne geçilmifl olacak. Esas ma¤duriyet, mahkeme karar›yla,

19


B‹AT ETMEYEN B‹R SOSYAL B‹L‹MLER ‹Ç‹N: PINAR SELEK’E TANI⁄IZ

Özgür sosyolojiye devlet linci Murat Belge’nin dedi¤i gibi, P›nar Selek ve M›s›r Çarfl›s› davas›n›n nas›l bafllay›p nereye vard›¤›na bakarak Türkiye’de pek çok duruma iliflkin verimli sonuçlar al›nabilir. Elbette, öncelikle, baflka düzlemlerde çokça tart›fl›lan hukukun ve yarg›n›n niteli¤ine dair fikir sahibi olunabilir. Bu ak›l durdurucu davaya sosyal bilimcilerin yorumlar›n› aktar›yoruz... Gerçek-d›fl›’ndan bakmak Hazal Halavut: Express’in bundan tam bir y›l önceki say›s›n›n kapa¤›nda bir duvar yaz›s›n›n foto¤raf› vard›. Kocaman harflerle “gerçek fotoflokla düzeltilemicek kadar çirkin” yaz›yordu duvarda. P›nar Selek, daha en bafl›nda böyle bafllam›flt› yola. Birilerinin hizmetinde, himayesinde, ötekilerin derisinde olan gerçek bu kadar çirkindi madem ve düzeltilme imkân› yoktu, o zaman gerçe¤i yok etmek, bunun için de bak›fl›n› gerçek-d›fl› olana, gerçek-d›fl› k›l›nm›fl olana çevirmek gerekiyordu. Öyle de yapt›. Sadece bak›fl›n› de¤il, hayat›n›n yönünü “gerçek”ten s›n›rd›fl› edilenlere, sokak çocuklar›na, travestilere, transseksüellere, Kürtlere, kad›nlara çevirdi. Bir sönüp bir alevlenen sokak çocuklar› ya da tinerci çocuklar “tehdidi”, üçüncü sayfalarda öldürülmelerini, tecavüze u¤ramalar›n› gerekçelendirilmifl flekilde okudu¤umuz kad›nlar, “ölü ele geçen”, “etkisiz hale getirilen teröristler”, ço¤u kez katledilmeleri haber bile olamayan en tekinsizler, travesti ve transseksüeller... fiiddetin bazen faili, ço¤u kez de ma¤duru olduklar›nda görünürlük kazanan bu gerçek-d›fl›’lar›n öldürülmeleri, yok edilmeleri, iflkenceye u¤ramalar› kimseyi sarsmaz. “Çünkü zaten hep kay›pt›rlar, ya da daha ziyade hiç olmam›fllard›r ve öldürülmelidirler, çünkü, ölülük hâlinde inatla yaflamay› sürdürüyor gibidirler.” P›nar Selek hayat›n›n yönünü gerçek-d›fl›’lara çevirdi¤i zaman, hiç tahmin etmemiflti kendisinin de gerçek-d›fl› k›l›narak yok edilmeye çal›fl›laca¤›n›. 12 y›ld›r bir “bilimkurgunun” ya da bir “Kafka roman›n›n” içine hapsedilen Se-

20

lek, 2006’da mahkemeye verdi¤i savunmas›nda “insan›n sürekli kendini anlatmak zorunda kalmas›n›n özgürlü¤ünü, özgünlü¤ünü, hakikatle iliflkisini” nas›l bozdu¤unu anlat›yordu. Planl› ve kararl› bir flekilde kurgulanan “bombac› P›nar Selek” gerçekli¤iyle, feminist, antimilitarist, hayat›n› birlikte dönüfltürmeye adam›fl P›nar’› ve onun biricikli¤ini gerçek-d›fl› k›lmaya çal›fl›yorlar. P›nar’› bu kadar tehlikeli yapan gerçek’le olan derdi, dert edindi¤ini de¤ifltirme yolundaki inad›, inanc›, umuduydu. Sosyal bilimler, etraf›nda olup biteni, içinde yaflad›¤›n› anlaman›n arac› oldu P›nar için, ama asla bununla yetinmedi. Gerçek-d›fl›l›¤a itilmifllerle kur-

Planl› ve kararl› bir flekilde kurgulanan “bombac› P›nar Selek” gerçekli¤iyle, feminist, anti-militarist, hayat›n› birlikte dönüfltürmeye adam›fl P›nar’› ve onun biricikli¤ini gerçek-d›fl› k›lmaya çal›fl›yorlar.

“Sürüne Sürüne Erkek Olmak” kitab›yla P›nar Selek’e verilen Duygu Asena ödülünü, 20 fiubat’ta Amargi’deki törende, babas› Alp Selek, PEN Türkiye Baflkan› ‹nci Aral’›n elinden ald›.

du¤u iliflkilerden kendi bak›fl›n› tek gerçek, kendini tek özne yaprak ç›kmad›. Gitti¤i sahalardan dönmeyi reddetti. Bugün, mahkûm edildi¤imiz “gerçek”le derdi olan herkesin P›nar’›n davas›n›n takipçisi, müdahili olmas›, P›nar’›n P›nar’l›¤›na sahip ç›kmas› gerekli. Sahip ç›karken de P›nar’dan örnek alacak çok fley var. O nas›l kimseleri ma¤duriyetin edilgen s›n›rlar›na hapsetmediyse, öznellikleri, dönüfltürücülükleriyle tan›maya çal›flt›ysa, P›nar Selek’e de ayn› flekilde sahip ç›k›lmal›. P›nar’›n biat etmeyen sosyal bilimcili¤i, P›nar için oldu¤u kadar, sosyal bilimlerin nas›l bir araç olabileleci¤iyle, nas›l dönüfltürülebilece¤iyle de ilgili pek çok fley söylüyor.

Sosyal bilimler neye yarar? Özgür Sevgi Göral: Sosyal bilimler biat eder, haz›rola geçer, flu ya da bu iktidar›n hofluna gitmek için konuflur, konufltu¤u meseleyi ehlîlefltirerek ve “tehlikesizlefltirerek “ anlatmay› becerir. Sosyal bilimler, t›pk› marangozluk gibi, mesleklerden bir meslektir ve ço¤unlukla itaat eder, zaten her zaman yaz›lacak makaleler, yap›lacak sunufllar, okunacak k⤛tlar vard›r; zaten her zaman al›nacak evler, ödenecek faturalar, büyütülecek çocuklar vard›r. Dikkatli olmak gerekir, ne söyledi¤ine dikkat etmek, ya hiç konuflmamak ya da oyunun kurallar›na uyarak konuflmak. Hem zaten sosyal bilimler en ak›ll›lar demektir, o en ak›ll›lar hem bafllar›n› belâya sokmadan hem de “fl›k” bir muhaliflikle konuflmay› bilir. Sosyal bilimler neyi nas›l söylemek gerekti¤ini ö¤retir insana. Bir de ö¤renmeyenler var, ö¤renmek istemeyenler, ö¤renmeyi reddedenler. “Sosyal bilimler”i yüceltmeden ve de¤ersizlefltirmeden, estetize etmeden ve fetifllefltirmeden hakk›n› vererek yapma çabas›ndakiler. Onlar sosyal bilimlerin en çok masallardan, a¤›tlardan, sessizliklerden, korkudan ve korkuya inat bafl›n› dik tutmaktan, kaybetmekten ve mücadeleden, terden ve ›sl›k çalmaktan geçti¤ini bilir. P›nar Selek iflte onlardan biridir. Sosyal bilimlerin d›fllananlar›n ve yaral›lar›n hakiki dilinden beslenece¤ini bilir, sezer. ‹nsanlar› ve hayvanlar› ve ruhlar› ve iç çekiflleri ve ›st›rab›n sessizli¤ini dinler, de¤er verir. “Sosyal bilimler” denen fleyin en çok onlardan, elinde tafl izi oldu¤u için hapse at›lan Kürt çocuklar›n türküsünden, a¤z› burnu k›r›lan bir travestinin 盤l›¤›ndan, buz gibi bir direnifl çad›r›n› ›s›tan iflçi soluklar›ndan ve bofland›¤› için vurulan bir genç kad›n›n son nefesinden ö¤renece¤ini bilir. Bu yüzden P›nar iktidar sahipleri için tehlikelidir. Bunun için müebbet karar›n› veren savc›n›n bile asl›nda inanmad›¤› bir suçlamayla etkisiz hale getirilmeye çal›fl›l›r. Kürt sorunuyla ilgili söylediklerim yüzünden YTÜ’den beni atanlar›n, can›m arkadafl›m ve kardeflim P›nar’›n müebbet kâbusunu yaflatanlar›n ve burada sayamad›¤›m nice haks›zl›¤›, adaletsizli¤i ya-


panlar›n amac› da bu zaten: Sosyal bilimlerin hakikatle ba¤ kurma aray›fl›n› kesmek. Peki, söyler misiniz, bunu yapmayan bir sosyal bilimler neye yarar?

Özgürlük patikalar› Evren Gönül: Sosyoloji yüksek lisans tezim “kentin çeperlerinde adaleti ve özgürlü¤ü talep etmek...” diye bafll›yordu. Birkaç sene boyunca tarihini ve bugününü araflt›rmak amac›yla gitti¤im gecekondu mahallesindeki bar›nma hakk› temelli mücadeleyi böyle isimlendirdim. P›nar Selek’in tan›m›yla “kenardakiler”in hikâyelerine yaklafl›p yine onun kelimeleriyle “adalet ve özgürlük mücadelesinin çeflitli ac›larla da olsa nas›l yürütüldü¤üne, bu mücadele içinde varolunabildi¤ine, ayakta kal›nabildi¤ine” tan›kl›k ettim. “Gitmek” eyleminin insan özgürleflmesini dert edinen sosyolojinin (veya biat etmeyecek bir sosyal bilimlerin) temel prati¤i olmas› gerekti¤ine de. Beni insan hikâyelerine do¤ru iten, sosyolojik araflt›rmay› bir “özgürlük patikalar› kazma” alan›, özgürlü¤üyse “ölesiye ilkelerinin arkas›nda durmak” olarak gören, “sokak insanlar›”yla birlikte eylemenin yollar›na kafa yoran, insanlar› ›srarla politikan›n sokaklar›na, varolufllar›n›n öznesi olmaya, yani cesur, daha cesur olmaya, “k›sac›k hayatlar›n› dürüstlü¤ün ve ahlâk›n dingin sular›nda geçirmeye” ça¤›ran ve “bozamaz m›y›z?” diyen P›nar Selek’in güçlü hayk›r›fl›d›r. Selek’in feminist, anti-militarist, fliddet karfl›t› araflt›rmac› kiflili¤ine tan›kl›k etmek hayatî bir dayan›flma alan› aç›yor, ancak daha fazlas›na tan›kl›k etmeliyiz. Çünkü biliyoruz ki, devlet sizi y›llarca yarg›lam›fl, gözalt›na alm›fl, hapsetmifl veya iflkencede öldürmüflse a priori suçlusunuz demektir. Kim oldu¤unuz, ne yapt›¤›n›z veya kimlerin size niye tan›kl›k etti¤i önemli de¤ildir. Devletin iflledi¤i suça tan›kl›k etmeliyiz. 12 sene önce (daha sonra Hürriyet’in yazarlar kadrosuna dahil edilecek olan) Sevil Atasoy’un baflkanl›¤›ndaki ‹.Ü. Adli T›p Enstitüsü’nün verdi¤i gerçekd›fl› bir kararla ve zorla al›nm›fl çeliflkili ifadelerle devlet lincine tâbi tutulan P›nar Selek’in özgürce yaflama hakk›n›n aç›k bir flekilde elinden al›nd›¤›na tan›kl›k etmeli ve Arat Dink’in vurgusuyla sormal›y›z: 12 y›lda adalet ad›na ne olmufltur?

Sorular ve kavramlar Zeynep Direk: P›nar Selek’in bir sosyalbilimci olarak yetene¤i yeni sorular sorabilmesindedir. Akademinin d›fl›nda kalmay› seçmesi de soru sorma hakk›n› özgürce kullanmak istemesine ba¤l›d›r. Soru sormak için insan›n kavramlar› olmas› gerekir. Ama kavramlar akademik düzen ve söylem içinde kat›lafl›p donakalabiliyor. Kavramsallaflt›rmay› ö¤rendikten sonra, kavramlar› yaflamdan toplayabilmek ve aç›klayabilmek sosyoloji için çok önemli. P›nar Selek özgürlü¤ünden, iliflkilerinden taviz vermedi¤i için özgürce soru sormay› baflar›yor. Dünya kültür birikiminin bize hediye etti¤i kavramlar›

sorular haline getirmeyi, yerel bir alanda s›namay›, dönüfltürmeyi ve yeniyi düflünmeyi hedefliyor. “Sürüne Sürüne Erkek Olmak”› ele alal›m. Selek bu araflt›rmas›nda toplumsal cinsiyet kavram›n› erkekli¤i düflünmek için çok önemli bir alanda, orduda s›nar: Zorunlu askerlik, toplumsal cinsiyetlendirme ifllevini nas›l yerine getirmektedir? Erkekleri erkeklefltiren erkekler aras› bu özgül dünya nas›l bir dünyad›r? Selek’in orduyu bir cinsiyetlendirme mekân› olarak okumaya açmas›, elbette onun militarizm kavram›n› ne kadar önemli buldu¤unu gösterir. Toplum nas›l militarist, otoriter bir toplum oluyor? Kad›nlar›n erkekler taraf›ndan ezilmesinin zorunlu askerlikle iliflkisi var m›? “Sürüne Sürüne Erkek Olmak” antimilitarizm ile feminizmin neden birbirinden ayr›lmayaca¤› sorusuna aç›k bir cevap veriyor. P›nar Selek’in sosyal bilimci olarak yapt›¤› araflt›rmalar, toplumun ezilenlerini, d›fllananlar›n› gündeme getirmek, onlar için adalet talep etmekle yetinmez; teorik sorunlar› çözmeye yarayabilecek yeni ad›m› atar.

Sevil Atasoy’un baflkanl›¤›ndaki ‹.Ü. Adli T›p Enstitüsü’nün verdi¤i gerçekd›fl› bir kararla devlet lincine tâbi tutulan P›nar Selek’e tan›kl›k etmeli ve Arat Dink’in vurgusuyla sormal›y›z: 12 y›lda adalet ad›na ne olmufltur? Onun zihninde, soyut olan h›zla somut olana, yaflananlara, somut tecrübeler de h›zla soyut kavramlara dönüflür. Yal›n, akademik aç›dan naif, özgür dili, onun düflüncesinin gücüdür. Ondaki bu dönüfltürücü hareketin tek bir aray›fl› oldu¤unu söylemek gerek: Her baflka için, ama hep beraberce özgürlük.

P›nar Selek’in yol haritas› Begüm Özden F›rat: Jean-Paul Sartre ya da Edward Said gibi “iktidara hakikati söyleyen” angaje entelektüel figürünün miad›n› doldurdu¤u iddias›ndan yola ç›karsak, bugün bu co¤rafyada biat etmeyen bir sosyal bilim anlay›fl›n› nas›l oluflturabiliriz? Bana kal›rsa, P›nar Selek bize kendi özgün aray›fl› do¤rultusunda bir yol haritas› sunuyor. Sosyal bilimcinin iktidar mekanizmalar›n›, toplumsal, ekonomik ve kültürel tahakküm ilifliklerini ve biçimlerini iffla ederken, ayn› zamanda, bilgi üretme sürecinin kendisinin de de¤ifltirilmesinin önemini gösteriyor Selek’in çal›flmalar›. Tâbi edilenleri, marjinallefltirilenleri, görünmez k›l›nanlar› araflt›rmas›n›n nesnesi olarak kurgulamayan, toplumsal muhalefetin öznesi olarak, özgürlefltirici, dayan›flmac›, diyalojik, kolektif bir eylem-bilgi üretmenin, akademik araflt›rman›n yabanc›laflt›r›c› mekanizmalar›na direnerek dönüfltürmeye çal›flman›n (eril bürokrasiden akademik mükemmeliyet ölçütü ve projecili¤e kadar), sosyal bilimlerin geleneksel kurumlar› d›fl›nda özerk ve özgürlefltirici karfl›laflma alanlar› yaratman›n ve en önemlisi, ›srarla yürümenin, ›srarla soru sorman›n sosyal bilimler için küçük, bizler için büyük bir ad›m oldu¤unu düflünüyorum.

Tahakküm dilini bofla ç›karmak Nil Mutluer: P›nar Selek, çal›flmalar›nda hayattan beslenmekle kalmay›p o hayat›n bir parças› haline gelmeyi baflaran ender sosyolog ve sosyal bilimcilerden. O, ayn› zamanda, Türkiye’de birçok insan›n akl›na bile gelmeyen veya cesaret edemedi¤i konular› tart›flmaya açan biri. Sokakta yaflayan çocuklarla kurdu¤u atölyeler, Ülker Sokak’›n boflalt›lmas› s›ras›nda travesti ve transseksüellerle bir arada direnmesi, Kürt meselesinin bar›flç› çözümü için gerçeklefltirdi¤i çal›flmalar ve “yaflamak en önemli akademik faaliyettir” slogan›yla Amargili arkadafllarlar›yla ç›kard›¤› dergi ve yürüttü¤ü etkinlikler, son kitab›nda askerlikerkeklik iliflkisinin toplumdan beslenen ve topluma dönen yanlar›yla incelemesi bu durumun hayata dokunan en önemli örneklerinden. P›nar tüm bu çal›flmalar› gerçeklefltirirken akl›ndaki argüman› do¤rulamak için yola ç›km›yor. Toplumsal olaylar›, ötekilefltirilenlerin ve az duyulanlar›n bilgisiyle anlamaya çal›fl›yor. Bu yolculuk içinde ö¤renmeye ve paylaflmaya aç›k kal›yor. Aç›kl›k, ö¤renmek ve paylaflmak... Bu gibi kavramlar iktidarlar› rahats›z edebilir, çünkü içinde çokseslili¤i, bar›fl› ve diyalo¤u bar›nd›r›r. Tahakküm dilini ve mekanizmalar›n› bofla ç›kart›r. Bir sosyal bilimcinin en zorlu ifli çal›flmalar›n›n arkas›nda durabilmekte; Bo¤aziçi Sosyoloji bölümü ö¤rencilerinin gelifltirdikleri sloganla, sosyal bilimci olarak “biat etmemekte”. P›nar “biat etmeyen” ve karfl›laflt›¤› zorluklar karfl›s›nda yol almaya devam edebilen bir sosyal bilimci.

“Bilgelik tekelleri”ne karfl› Ayflegül Tafl›tman: P›nar Selek, insanlar›n belle¤ine korku ve y›k›m olarak kaz›nm›fl sokaklara girmifl, asla üstten olmayan bir bak›flla soka¤›n ruhunu anlamaya çal›flm›fl, kendi deyimiyle “kenardakilerle” çal›flm›fl ve onlar›n sesini duyulur k›lmak için büyük çaba sarf etmifltir. Ötekilerin hayat›na dokunmufl ve tüm toplumsal kabullere karfl› onlar›n da bu topraklarda yaflad›¤›n› görünür k›lmaya çal›flm›flt›r. “Maskeler, Süvariler, Gac›lar”la insanlar›n an›msamak istemedikleriyle yüzleflme sorumlulu¤unu paylaflm›fl, ac›lar›na ortak olmufltur. Sosyal bilimin egemen olandan farkl› toplumsal gruplara yönelik çal›flmalar yürüten araflt›rmac›lar› ma¤dur konumuna soktu¤unu görüyoruz. Ayn› zamanda, çeflitli sosyal bilim topluluklar› kendilerini de¤iflik siyasal konumlar içerisinde var ederek ç›kar iliflkilerinin do¤mas›na da zemin haz›rlam›flt›r. Böylece “bilgelik tekellerini” kurma hakk›n› kendilerinde bulan ve iktidar taraf›ndan onun düflünen birer nesnesi haline gelen cemaatler söylenmemifl bir dili kullanarak konuflmaya çal›flan yeni seslerin duyulmas›na engel oluflturmaktad›r. P›nar ise çal›flmalar›nda “öteki”yi sergilemeden, onlar› sistemin kurbanlar› olarak göstermeden yaflanm›fll›klar›na sahip ç›kmaya çal›flan bireyler olarak sunmufltur.

21


S‹YAH KALEM

18-28 fiUBAT 2010

fiimdi de su bask›n›

Deprem ucuz atlat›ld›

HA‹T‹ Ocakta yaflanan depremin flokunu henüz atlatamayan Haiti, flimdi de ya¤mur mevsiminden kaynaklanan do¤al felaketlerle bo¤uflmak durumunda. Yer yer 1.5 metreyi geçen sel bask›nlar›na neden olan a¤›r ya¤murlar s›ras›nda ilk belirlemelere göre 11 kifli yaflam›n› yitirdi. Depremden sa¤lam ç›kan 400 kadar ev suya teslim oldu. Resmî rakamlara göre 230 bin kiflinin yaflam›n› yitirdi¤i deprem, 1 milyona yak›n insan› evsiz b›rakm›flt›. Yaz aylar›nda gelmesi beklenen kas›rga ve hortumlar, yard›m çal›flmalar›n›n zaten güçlükle sürdürüldü¤ü Haiti ile ilgili endifleleri art›r›yor.

fi‹L‹ Yüzy›l›n en fliddetli depremi olarak kaydedilen Haiti depreminden bir ay sonra, ondan 900 kat daha fliddetli bir baflka deprem fiili’yi vurdu. Richter ölçe¤ine göre 8.8 fliddetindeki depremde en az 400 kifli hayat›n› kaybetti. Dünya tarihinin yedinci büyük depremi olarak kaydedilen fiili depreminin, fliddetine oranla oldukça düflük say›lan can kayb› ve y›k›m oran› dikkat çekiciydi. 5 bin kiflinin ölümüne yol açan 9.5 fliddetindeki 1960 depreminden ders ç›karan fiili, bu süreçte, altyap›y› güçlendirdi, depreme dayan›kl› binalar infla etti ve halk› deprem konusunda baflar›l› biçimde e¤itti.

AFGAN‹STAN Koalisyonda çatlak Afganistan’da Taliban’a karfl› bafllat›lan “Müflterek Operasyon”un yol açt›¤› sivil ölümler, NATO içindeki çatlaklar› gün yüzüne ç›kard›. Hollanda’da bu yüzden hükümet çöktü. Birçok NATO ülkesi Afganistan’a bulaflmak istemiyor, ABD ve Britanya giderek yaln›zlafl›yor. NATO Genel Sekreteri Rasmussen yeni strateji belirlenmesinden söz ediyor. Obama’n›n planlar› flimdiden ifllemez oldu... NATO güçleri Afganistan’da el yordam›yla yeni bir strateji ararken, emperyal koalisyon çatlamaya devam ediyor. Geçti¤imiz ay, ABD yönetimi için s›k›nt›l› bir ayd›. Önce Demokratlar, Boston’da kaybettikleri ara seçim yüzünden Senato’da nitelikli ço¤unlu¤u kaybettiler; ard›ndan 15 fiubat’ta Afganistan’daki bir NATO roket sald›r›s›nda 12 sivil daha, ay›n 21’inde de bir NATO hava sald›r›s›nda 33 sivil daha öldürüldü. Hemen ayn› gün, Hollanda’daki koalisyon hükümeti, Afganistan politikas›ndaki anlaflmazl›klar yüzünden çöktü. Teybi biraz geriye saral›m: 28 Ocak’ta, Londra’daki Afganistan Konferans›’nda konuflan kukla baflkan Karzai bile, NATO’nun düzenledi¤i operasyonlarda sivil kay›plar›n›n çok fazla oluflundan flikayet ediyordu. Yaln›zca geçti¤imiz y›l sivil ölü say›s› 2400 idi.

K›ta Avrupas› yan çizerken Bat› ülkeleri, vaziyeti kurtarmak için her seferinde “Elimizden geleni yap›yoruz, ama ne yapal›m, oluyor böyle kazalar” dese de, b›rak›n Afgan halklar›n›, Bat› kamuoyunun bile sabr› taflmaya bafllayal› epey olmufltu. Kanada hükümeti, Hollanda hükümetinin düflmesinden aylar önce, çekilme takvimini aç›klam›flt› bile. Hollanda güçlerinin yaz›n dönece¤inin anlafl›ld›¤› gün, NATO, h›zla bir di¤er üye Avustralya’ya Hollanda’n›n yarataca¤› bofllu¤u doldurmas› önerisiyle gitti. Ayn› h›zla ret yan›t› ald›. NATO’nun en büyük ikinci ordusu Türkiye’nin de tüm bask›lara ra¤men benzer bir tutum izlemesi cabas›. K›sacas›, ABD ve Britanya, Afganistan’da h›zla yaln›zlafl›yor. Önemli olan “kelle say›s›” de¤il, özellikle k›ta Avrupa’s›n›n Afganistan’›n iflgaline gitgide olumsuz tepki vermesi. Bunun nedeni yaln›zca sivillerin ve yaflamlar› k›ymetli Bat›l› askerlerin ölümü de¤il, kimsenin Afganistan’da NATO’nun ne yapt›¤›na ve ne yapaca¤›na dair ikna edici bir yaklafl›m sunamamas›. Öyle ki, NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in, 24 fiubat’ta yeni bir strateji belirlenmesi için bir uzmanlar kurulu oluflturul-

22

mas› önerisi, yaflanan acizli¤in itiraf›yd›. Bir yandan NATO, Karzai arac›l›¤›yla Taliban’a masaya oturma mesajlar›n› aylard›r gönderse de, hep ayn› yan›t› al›yor. Taliban sözcüsü Kari Muhammed Yusuf Ahmedi, Taliban’›n yay›n organ› Afgan ‹slâm Haber Ajans›’na “Ancak ülkede tek bir yabanc› asker kalmad›¤›nda savaflmay› b›rak›r›z” diyor ve ekliyordu: “Tüm dünya, yabanc›lar›n Afganistan’› iflgal etti¤ini biliyor. Ayr›ca savafl› da onlar bafllatt›.” Ayn› günlerde ülkedeki Taciklerin lideri, ülkenin kuzeyindeki en popüler siyasetçi olan Abdullah Abdullah –kendisi Karzai’nin kazand›¤› seçimleri usûlsüzlük gerekçesiyle boykot etmiflti–, Karzai’yi Taliban ile masaya oturmay› akl›ndan bile geçirmemesi için uyar›yordu. Pafltunlar aras›nda örgütlü olan Taliban’a ülkenin kuzeyindeki Tacikler, Hazarlar ve Özbekler taraf›ndan duyulan nefret, uzlaflma olas›l›¤›n› bafltan s›f›rl›yor.

egemen etnik topluluk Pafltunlar, “kurtar›c›lar›” Bat›l›lara duyduklar› antipatiyi, ehven-i fler olarak Taliban’› kabul ettiklerini saklam›yor. ‹kincisi ise uzun vadeli: Obama, Afganistan’a 30 bin asker daha göndermeyi, sonra da tüm askeri gelecek y›l geri çekmeyi planl›yor. Ya bu süre “hegemonya” kurmak için yeterli de¤ilse? Ya bir y›l sonunda boflalt›lacak alanlara Taliban gelip yeniden yerleflirse? Karzai’nin önerisi, operasyon yetkisinin Afgan ordusuna h›zla devredilmesi. Bu öneri her ne kadar herkes taraf›ndan desteklense de yüzde 90’› okuma yazma bilmeyen 50-60 bin kiflilik bir ordunun, gücü 74 bin Amerikan ve

28022010-33 Savafl gezegeni BUSH döneminde neo-con’lar›n bayraktarl›¤›n› yapan Foreign Policy dergisi, halen sürmekte olan savafllar› foto¤raflarla listeledi. 28 ülkenin 33 farkl› bölgesinde kanl› çat›flmalar ve bunlar›n yol açt›¤› insanî y›k›mlar yaflan›yor. Listeyi aynen yay›ml›yoruz. Tabii bu manzaran›n oluflmas›nda büyük pay› olan Foreign Policy’nin yorumlar›n› dikkate almadan...

Hegemonya Stratejisi ifller mi? 13 fiubat’ta, ABD ve Britanya kuvvetleri, yanlar›na Afgan askerlerini alarak, Taliban kontrolündeki Helmand bölgesinde 15 bin askerle sald›r›ya girifltiler. Ad›na “Müflterek Operasyon” dedikleri bu sald›r›ya bir üçüncü Bat›l› ülke bulamamalar›n›n ironisi bir yana, bu sald›r› bafllad›ktan sonra Irak’ta hep yanlar›nda olan Hollanda’n›n deste¤ini kaybetmeleri de ifltiraktaki çatla¤›n derinli¤ini göstermeye yeter. Bu yaz› bask›ya haz›rlan›rken, bölgenin kontrol alt›na al›nd›¤› haberleri Bat›l› ajanslarda ve bizim memleketin d›fl haberlerini ajanslardan devfliren gazetelerinde dolafl›yordu. ‹lginç olan, sald›r›n›n haftalar öncesinden ba¤›ra ba¤›ra ilan edilmesi. Bunun en önemli nedeni, Taliban’›n gerilla güçlerine flehirden kaçacak kadar zaman tan›mak isteyen NATO güçlerinin yeni stratejisi: Bir yeri ele geçir, orada kendi hegemonyan› kuracak kadar uzun süre kal. Ancak burada iki sorun var; ilki k›sa vadeli: Helmand’›n, özelde 100 bin nüfuslu Marcah’›n de¤il, hemen do¤usundaki 1 milyon nüfuslu Kandahar’›n kontrol alt›na al›nmas›. Bölgedeki

Afganistan 11 Eylül’ün ard›ndan Afganistan’› iflgal eden ABD’nin yeni bir rejim infla etme çabalar›, Taliban’› güçlendirmekten baflka bir ifle yaramad›. Koalisyon güçleri geçen ay yeni bir askerî harekât bafllatt›. Da¤lara çekilen Taliban direniyor. Burma Dünyan›n en uzun süreli içsavafllar›ndan biri. Tayland s›n›r›nda

Endonezya


a

Zarar: 2.2 trilyon dolar

Bir darbe daha

Falkand krizi hortlad›

Berlusconi’nin yarg› sanc›s›

BR‹TANYA Dünyan›n en büyük flirketlerinin çevreye verdi¤i zarar›n hesab› bu flirketlere kesilebilseydi, kârlar›n›n üçte birinden fazlas›n› kaybederlerdi. Londra merkezli Turcost’un BM ad›na yürüttü¤ü, dünyadaki 3 bin büyük küresel flirketin faaliyetlerini inceleyen çal›flmaya göre, 2008 y›l›n›n toplam çevresel zarar› tahminen 2.2 trilyon dolar tutar›nda. Bu rakam, dünyadaki yedi ülke hariç bütün ulusal ekonomilerden daha büyük ve flirketlerin toplam cirosunun yüzde 6 ilâ 7’sine, yani kârlar›n›n ortalama üçte birine tekabül ediyor. Bu hesaba toplumsal etkiler ve uzun vadeli etkiler dahil de¤il.

N‹JER Ordu, on y›ld›r ülkeyi yöneten Mamdou Tanja’y› devirdi; anayasa ask›ya al›nd›, hükümet ve devlet kurumlar› feshedildi. Kendini Demokrasiyi Yenileme Konseyi olarak tan›mlayan cunta yönetimi, General Djibo’yu yeni devlet baflkan› ilân etti. Darbenin ard›nda Tandja ile muhalefet aras›ndaki iktidar mücadelesi yat›yor. Eski bir subay olan Tandja 1999’daki seçimlerle devlet baflkanl›¤›na seçilmifl, 2004 y›l›nda bu makama yeniden getirilmiflti. Tandja üçüncü kez baflkanl›¤a aday olabilmek için parlamentoyu la¤vetmek ve anayasay› de¤ifltirmek isteyince siyasî kriz do¤mufltu.

ARJANT‹N 1982’deki savafltan y›llar sonra Arjantin ile ‹ngiltere aras›ndaki Falkland Adalar› (Malvinas) gerilimi yeniden t›rman›yor. Arjantin’in do¤u k›y›lar›na 800 kilometre uzakl›ktaki adalar›n egemenlik hakk›n›n kime ait oldu¤u tekrar BM gündemine girerken, ‹ngiliz petrol flirketi Desire’›n Falkland bölgesinde sondaj çal›flmalar›na bafllamas› gerginlik yaratt›. Arjantin Devlet Baflkan› Cristina Fernandez de Kirchner, Falkland’in Arjantin için keyfî bir konu de¤il, ülke müdafaas› anlam›na geldi¤ini belirterek ‹ngiltere’yi devletler hukukunu çi¤nemekle suçlad›.

‹TALYA Rüflvet ve yolsuzluk davalar›yla bafl› dertte olan Baflbakan Berlusconi’nin ‹talyan yarg›s›n› Taliban’a benzetmesi infiale yol açt›. Aralar›nda muhalefet parti liderlerinin de bulundu¤u 200 bin kifli Roma’da sa¤c› lideri protesto etti. Eski vergi avukat›na yalanc› tan›kl›k yapmas› için para verdi¤i iddias›yla Berlusconi aleyhine aç›lan davan›n görüflülmesine Milano’da baflland›. Berlusconi’nin davay› zaman afl›m›na u¤ratmayan yarg›y› elefltirirken kulland›¤› jargon pek tan›d›kt›: “Taliban çetesinin eline düflmüflüz, bugün demokrasimiz bu halde. Egemenlik milletin de¤il, savc›lar›n elinde.”

45 bin NATO askerinden hangi yetkinlikle devralaca¤›, yan›tlanmam›fl bir soru. Belki de bu yüzden, NATO Genel Sekreteri, Türkiye’nin “Biz Afgan askerlerine e¤itim veririz, baflka da bir fleye kar›flmay›z” yan›t›n› kabullenmek zorunda kald›. Ayr›ca, Karzai’ye kendi ülkesinde duyulan derin mi derin antipatinin kendisinin suyunu iflgal güçleri çekildikten sonra 2200 watt’l›k kettle h›z›nda kaynataca¤› kesin. K›sacas›, iflgal güçleri bofla koysa dolmuyor, doluya koysa alm›yor. Bu arada, Afgan halklar›n›n k›ymetsiz yaflamlar› eksikli ifltirak taraf›ndan al›nmaya devam ediyor. Ertan Keskinsoy

ba¤›ms›z bir devlet kurmak için 1949’dan beri hükümetle savaflan yerli Karen gerillalar› cang›l›n derinliklerinde konufllan›yor. Çad ‹çsavafl›n beflinci y›l›na giriliyor. Sudan’dan destek alan isyanc›larla hükümet kuvvetleri aras›ndaki çat›flmalar yer yer sürüyor. Ama Sudan’daki savafllar›n tek cephesi merkez de¤il. Do¤u s›n›r›nda gene Sudan’la iliflkili ikinci bir cephe var. Buras› sadece Darfur’dan kaçan mültecilerin de¤il, ayn› zamanda Orta Afrika Cumhuriyeti’nden kaçanlar›n da s›¤›nma yeri. Çin fiincan (Do¤u Türkistan) özerk bölgesinin baflkenti Urumçi’de geçen yaz yaflanan Uygur ayaklanmas›ndan sonra Pekin yönetimi bölgedeki bask›s›n› art›rd›. Bölgedeki en büyük etnik grup olan Müslüman Uygurlar ba¤›ms›zl›k isterken, bölgenin zengin do¤al kaynaklar› ve stratejik konumu Çin için vazgeçilmez görünüyor. Endonezya En do¤udaki iki eyalet, Papua ve Bat› Papua, 1960’lar›n bafl›ndan beri tak›madalardan ayr›lmak için ba¤›ms›zl›k mücadelesi veriyor. Ok ve yaylarla silahlanan Papual› isyanc›larla ordu aras›nda düflük yo¤unluklu çat›flmalar sürüyor. Etiyopya Somali içlerine kadar uzanan yerli etnik gruplar›n oluflturdu¤u Ogaden Özgürlük Cephesi, 1984’ten beri bölgenin ba¤›ms›zl›¤› için savafl›yor. Filipinler Asya’n›n en uzun süren savafllar›ndan biri, 40 y›lda 40 bin-

den fazla insan›n yaflam›na mâl oldu. Marcos diktatörlü¤üne karfl› mücadele etmek için kurulan komünist NPA geleneksel gerilla savafl›n› sürdürüyor. Gazze Geçti¤imiz y›l sivil yerleflimlere fliddetli sald›r›lar düzenleyen ‹srail’in kara, deniz ve havadan uygulad›¤› abluka devam ediyor. Güney Osetya Rusya’n›n deste¤iyle Gürcistan’dan kopup ba¤›ms›zl›¤›n› ilân eden Güney Osetya’daki ayr›l›kç› Halk Cephesi, asl›nda ba¤›ms›zl›k de¤il, Rusya’ya ba¤lanmak istiyor. Hindistan 1967’deki köylü ayaklanmas›yla ortaya ç›kan Maocular (HKP-M) o zamandan beri rejime karfl› silahl› mücadele veriyor. Hareketin k›rsal kesimdeki üye say›s› son on y›lda dört kat›na ç›kt›. Irak Fiilen ABD ve Britanya’n›n iflgali alt›nda. Muhalif gruplar terör eylemleri düzenleyerek iflgale karfl› direnifl gösteriyor. Obama yönetimi asker çekmeye haz›rlan›rken, seçimlere Saddam’›n gölgesi düfltü. ‹ran Bat›’n›n Ahmedinecad yönetimiyle savafl› diplomatik düzeyde sürerken, 2009 seçimlerinde ortaya ç›kan “yeflil devrim” hareketiyle rejim yanl›s› Besiç milisleri çat›fl›yor. Keflmir Hindistan ve Pakistan’›n bölündü¤ü 1947’den beri dünyadaki en önemli çat›flma noktalar›ndan biri. Toprak paylaflamayan iki ülke, bu süre içinde üç kez savafla tutufltu. S›n›r çat›flmalar› hâlâ sürüyor.

Keflmir

Kolombiya Hükümet, paramiliter güçler, uyuflturucu kartelleri ve FARC, ELN gibi Marksist gerilla örgütleri 1964’den beri savafl halinde. Kongo 1994’te Ruanda’da yaflanan soyk›r›m›n laneti Kongo’nun do¤u kesimlerini etkisi alt›na ald›. Hutu milisler ile Tutsi orduyla savafl›yor. Kore Savafl biteli yar›m yüzy›ldan fazla oldu, ama komünist Kuzey Kore ve kapitalist Güney Kore aras›ndaki gerginlik durulmad›. Kuzey ‹rlanda As›rl›k Sinn Fein, 1998’deki Good Friday anlaflmas›ndan beri meflru siyasetin içinde. Ama anarflist siyaset baz› ‹rlandal› gençler aras›nda hâlâ yayg›n. Meksika Çok cepheli bir baflka içsavafl ülkesi. Hükümet kuvvetleriyle uyuflturucu kartelleri iki y›ld›r çat›fl›yor. Toplumsal hareketler ve yerli örgütleri istim üstünde. Nepal Monarflinin y›k›lmas›na öncülük eden Maocular silah b›rak›p siyasete at›ld›, ama huzur gelmedi. Nijerya 1995’te askerî rejim taraf›ndan öldürülen çevre eylemcisi Ken Saro-Wiwa’n›n mücadelesini, bugün Nijer Deltas›’n› Özgürlefltirme Hareketi (MEND) sürdürüyor. Orta Afrika Cumhuriyeti Kabile siyasetinden kaynaklanan on y›ll›k kaos, 2003’te darbe, 2004’te içsavafl, 2007’de bar›fl anlaflmas›... Buna ra¤men fliddet ülkenin çeflitli noktalar›nda sürüyor.

Özbekistan Radikal ‹slâm tehdidi bahane edilerek Müslüman nüfusa karfl› sistematik bask›lar uygulan›yor. S›cak çat›flma her an kap›da. Pakistan Afganistan’la aras›ndaki 2500 kilometrelik geçirgen s›n›r bölgesi, 2001’den beri ‹slâmc› militanlarla Pakistan Ordusu aras›nda sert çat›flmalara sahne oluyor. El Kaide’nin üst düzey liderlerinin burada bulundu¤u tahmin ediliyor. Somali Çok cepheli içsavafl ülkesinde 1991’den beri merkezî hükümet yok. Etiyopya ordusunun iflgali ‹slâmc› direnifli k›ramad›. Sudan Darfur’daki soyk›r›m›n izleri silinmedi. El Beflir’in Cancavid milisleri 2003 y›l›ndan bu yana 300 bin Darfurî’yi katletti. ‹kinci cephe Güney Sudan, özerklikten sonra ba¤›ms›zl›¤›n pefline düflünce 2005’te imzalanan bar›fl anlaflmas› tehlikeye girdi. Tayland Hükümetin Müslümanlara uygulad›¤› bask› geri tepti. 2004’te Pattani’deki ‹slâmc›lar ayr›l›kç› bir hareket bafllatt›. Uganda H›ristiyan fleriatç› Joseph Koni, sadece ülkesinde de¤il, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Sudan’da terör estiriyor. Yemen Hükümet 2004’ten beri Hutiler olarak bilinen fiii militanlarla savafl›yor. Bu savafla yak›nlarda Suudi Arabistan’da dahil oldu.

23


KADIN Yükselifl ve Bölünüfl Devrimler çocuklar›n› yer denir. Levy, feminizm için bunun aksinin söz konusu oldu¤unu düflünüyor. Feminizmin kazan›mlar›ndan yararlanan modern Amerikan kad›n›ndaki feminizm karfl›tl›¤›na dikkat çekiyor. Ve Dünya Kad›nlar Günü’nün 100. y›ldönümünde soruyor: Feminizm neden hâlâ böylesine bölücü? ARIEL LEVY

Muhafazakâr kad›n yorumu

New Yorker, 16 Kas›m 2009

Hiç olmam›fl fleyleri hat›rlaman›n ve olanlar› unutman›n siyasal sonuçlar› vard›r. E¤er modern feminizmle ilgili olarak bütün bildi¤iniz feministlerin iç çamafl›rlar›n› yakt›klar›ysa, Leslie Sanchez gibi, feministlerin “i¤renç” oldu¤u sonucuna varabilirsiniz. Sanchez, “ben feminist bir gündemi kabul etmiyorum” diyor: “Benim aç›mdan ‘feminist’ sözcü¤ü, geçmiflteki y›k›c› bir dönemin afl›r›l›klar›n›n ifadesi.” Onun tercihi sutyen yakmayan, avaz avaz ba¤›rmayan kad›nlar; kendisi oturdu¤u yerden bu tip kad›nlar›n dünyayla nas›l bafl etti¤iyle ilgileniyor. Sanchez’in kafas›ndaki dünya asl›nda tam tamam›na Washington, D.C.’ye tekabül ediyor. Kendisi Cumhuriyetçi Parti’nin siyaset yorumcular›ndan. Belki de bu yüzden geliflmeyi sadece devlet memuru, sutyenli kad›nlar›n yüzdesiyle ölçüyor. Ölmeden önce bir kad›n›n baflkanl›k koltu¤una oturdu¤unu görmek en büyük hayali. Eski Alaska Valisi’nin bunu baflaramam›fl olmas›ndan esef duyuyor. “Ço¤umuz flu ya da bu ölçüde Sarah Palin’leriz” diyor ›srarla: “Palin büyük bir samimiyetle nas›l bir hayat tarz› seçti¤ini aç›klad›; her hal ve flartta çal›flma ilkesine sadakat, art› pek çok kad›n›n hayranl›k duydu¤u geleneksel de¤erler.” Bir kad›n vali “gelenekçi” olarak betimlenir

SUTYEN yakmak – kad›n kurtulufl hareketinin en çok ses getiren eylemlerindendi– ‘70’lerde bir hayli korku salm›fl, duman›ysa uzun süre da¤›lmam›flt›. Evli barkl› kad›nlarla anneler denetimin bu en mahrem simgesini kundaklam›flt›; bundan sonra neyi atefle vereceklerini kim bilebilirdi? ‹lahiyatç›, filozof ve elefltirmen Michael Novak, 1979’da, “günümüzde aile hayat›na de¤er verenler evlerinde bile kendilerini boyuna tehdit alt›nda hissediyor” diyordu. Ona göre, kad›n kurtulufl hareketinin hedefleriyle geleneksel aile yap›s›n›n ba¤daflmas› asla mümkün olamazd›. Sutyen yakman›n ça¤dafl feminizmin en güçlü ve tedirgin edici imgesi olarak ak›llarda kalmas› bu yüzdendi. 1968’de Atlantic City’de yer alan Miss Amerika Güzellik Yar›flmas›’n› protesto eden feministler, kad›nlar›n ezilmesinin simgesi oldu¤unu düflündükleri Playboy dergilerini, yüksek ökçeli ayakkab›lar› ve korseleri Özgürlü¤ün Çöp Tenekesi’ne att›lar. The Post muhabirlerinden Lindsy Van Gerder, kad›nlar›n çöp tenekesi eylemini savafl karfl›t› yürüyüfllerde silah alt›na alma belgelerini yakan gençlerin protestosuyla k›yaslad›; böylece bir efsane do¤mufl oldu. Gail Collins, “Her fieyin De¤iflti¤i Zaman: Amerikal› Kad›nlar›n 1960’tan Günümüze Ak›l Almaz Serüveni” adl› fevkalade çarp›c› kitab›nda, Gelder’in, “korkar›m mezar tafl›ma da bunu yazacaklar” yollu yak›nmas›na de¤indikten sonra bir aç›klamada bulunuyor: “Sutyen yakmak onun uydurmas›yd›.” Feminizm adeta bir tür bellek zaaf›ndan mustarip. Biz kad›nlar, görkemli yürüyüflümüz s›ras›nda nerelerdeydik diye düflünürken, bunun ço¤u zaman gerçeklerle, kayg›lar›m›z ve arzular›m›zla örtüflmedi¤ini görüyoruz. Örne¤in, ‘50’lerde ve ‘60’lar›n bafllar›nda Amerikal› kad›nlar›n büyük ço¤unlu¤unun ev kad›n› oldu¤unu sanmak gibi bir yan›lg› içindeyiz. “Oysa, ‘60’larda çal›flan kad›nlar›n say›s› asl›nda II. Dünya Savafl›’n›n en zorlu günlerindekinden az de¤ildi ve bu kad›nlar›n büyük ço¤unlu¤u evliydi” diye yaz›yor Collins. Çocuklar› okul ça¤›nda olan kad›nlar›n yüzde 40’›n›n evin d›fl›nda bir ifli vard›. Bu sadece geçmifle özgü bir yan›lg› de¤il: Kad›nlar da kendilerini ev kad›n› olarak görüyordu. Baflkan Kennedy’nin Çal›flma Bakan› Yard›mc›s› Esther Peterson, liseli k›zlarla dolu bir toplant› salonunda k›zlara, kaç›n›n evlenip çoluk çocuk sahibi olmay› arzulad›¤›n› sormufl. Eller hemen havaya kalkm›fl. Peterson’un, kimlerin çal›flmay› düflündü¤üne iliflkin ikinci sorusuna ise tek tük el kald›ran olmufl. Son olarak kimlerin annelerinin çal›flt›¤› sorusuna ise nerdeyse herkes el kald›rm›fl. Peterson 1995’te, “tedirginlik” diye not düflmüfl defterine: “On k›zdan dokuzu ev d›fl›nda bir iflte çal›flmak zorunda kalacak, ama her biri onuncu k›z olma umudunda.”

24

de kimse bununla dalga geçmezse, bu kültürel haf›zam›z›n sakatl›¤›na delalet eder. Meslek sahibi muhafazakâr kad›nlar kendilerini bu gibi sözcüklerle tan›mlamaya bay›l›rlar. “Ben s›fatlardan hofllanmam” diyor Cumhuriyetçi baflkan aday› McCain’in kar›s› Cindy seçmenlere: “Ama e¤er bir s›fat yak›flt›r›lacaksa bana, bu ‘gelenekçi’ olmal›. Geleneklerimize ba¤l› olmaktan gurur duyar›m.” Oysa Cindy McCain, 2000 y›l›ndan beri y›ll›k geliri 300 milyon dolar› aflan, ABD’deki en büyük bira da¤›t›c›lar›ndan Hensley & Company’nin baflkan›. Ne o, ne de Sarah Palin gelenekçi kad›nlar de¤il, elbette. Geleneksel bir ailede efl ya da anne baflar›y› evinin d›fl›nda aramaz. Peterson’un iflaret etti¤i gibi, kad›n nüfusun büyük bir kesiminin d›flarda çal›flt›¤› dönemlerde bile kad›nlar kendilerini geleneklere ba¤l›, ideal ev kad›nlar› olarak tasavvur edebilmek için bu gerçe¤i gözard› etmeyi ye¤lediler. Gelenekte kad›nlar›n iktisadî ve meslekî ba¤›ms›zl›¤a kavuflmalar› uygun görülmedi¤i gibi, ne kadar baflar›l› olurlarsa olsunlar siyasî önderli¤e kalk›flmalar› da kabul edilemez. Geleneksel evliliklerin temelinde tart›flmas›z erkek egemenli¤i yatar; geçmiflte kimilerinin kraldan çok kralc› olmas› ve gerçekleri örtmeye çal›flmas› bu yüzdendir. Kad›nlara her fleye sahip olabileceklerini telkin eden feministler çoktand›r bu yüzden elefltirilere maruz kal›yor. Oysa muhafazakârlar daha da ileri gidiyor: Her fleye sahip olup ayn› zamanda da gelenekçi olabilirsiniz. Bayan McCain, ABC televizyonuna, baflkan yard›mc›s› adayl›¤›n›n aç›klanmas›n›n hemen ard›ndan, Sarah Palin’e bu sorumluluklarla anneli¤i nas›l ba¤daflt›raca¤›n› sordu¤unu anlat›yor. “Palin gözlerimin içine bakt›” diyor Bayan McCain:

Özgürlü¤ün Çöp Tenekesi, 1968


“Biliyorsunuz, de¤il mi? Anneyim ben. Elbette baflarabilirim.” Eskiden muhafazakârlar anneli¤in kad›nlar›n tam zamanl› ifllerde çal›flmas›na engel teflkil etti¤i düflüncesindeydi, oysa art›k yüksek mevkilere gelmeleri için bir referans yerine geçti¤i karar›na vard›klar› anlafl›l›yor. Bütün bunlar bir soruyu getiriyor akla: fiimdiye kadar pek çok alanda yürüttü¤ü savafl›m› kazanmay› baflaran feminizm –örne¤in art›k bir kad›n›n meslek sahibi olmas›na kimsenin itiraz› yok– bu baflar›lar›n meyvesini toplayan milyonlarca kad›n taraf›ndan neden tu kaka ediliyor?

Aileyi dinamitlemek Bir zamanlar feminizmin ne anlama geldi¤ini aç›klamak kolayd›. 1840’larda Birleflik Devletler’de kad›nlara oy hakk›n›n yan›s›ra erkeklerle eflit vatandafll›k hakk› talebi büyük destek gördü. Bundan yüz y›l sonra, 1966’da Betty Friedan’›n çal›flma hayat›nda yasal güvence ve erkek-kad›n eflitli¤i talebiyle kurdu¤u Ulusal Kad›n Örgütü (NOW) ayn› geleneksel çizgideydi, eflitlik siyasetine odaklanm›flt›. Burada gözden kaçan bir ayr›nt›y› hat›rlatmakta yarar var: Tarihsel olarak Cumhuriyetçi Parti’nin kad›n haklar›na yaklafl›m› Demokratlardan daha ›l›ml›yd›. Collins, “Tabanlar›, Katoliklerin yo¤un oldu¤u flehirlerle semtlerde ve Güney’de oldu¤u için, Demokratlar kad›nlar›n ba¤›ms›zl›¤›n› teflvik edici taleplere direndiler” diye aç›kl›yor. Cumhuriyetçilerin temsil etti¤i varl›kl› s›n›flarsa bu konuda daha rahatt›. Zira evin han›m› d›flarda bir tak›m faaliyetlere kat›lsa da evin düzeni pek bozulmuyordu: Nas›lsa hizmetkârlar vard› iflleri gören. ‘60’lar›n sonu ve ‘70’lerin bafl›na gelindi¤inde gündem büyük ölçüde de¤iflmiflti. Tart›flmalar eflit yurttafll›k hakk› talebinden kiflisel özgürlüklere yönelmiflti. Feministler orgazmlar› kadar arzu ve ihtiraslar›ndan da söz etmeye bafllam›flt›. Miss Amerika Güzellik Yar›flmas›’nda tepkilerini dile getirenler, bundan böyle kad›n yarg›çlar›n yoklu¤unu de¤il, güzellik yar›flmalar›n›n temelindeki de¤erleri protesto ediyordu. Susan Brownmiller 1970’te, Times Magazine’de, “kad›nlar›n kurtulufl hedefleri art›k basit bir eflitlik kavram›n›n çok ötesinde” diye yazm›flt›: “NOW’›n yasal de¤ifliklik önerilerini ›srarla gündeme tafl›mas› radikallere v›z geliyor.” Betty Friedan kendi kurdu¤u örgütten d›fllanm›flt› adeta. Ço¤u vatandafll›k haklar› mücadelesinde ve savafl karfl›t› eylemlerde yer alm›fl olan radikaller feminizme sahip ç›kt›. Çocuk bak›m›, ev ifli, yüksek ö¤renim, aflk, ifl dünyas›, sanat, siyaset, e¤lence, cinsellik... Uzun laf›n k›sas›, hayat›n her veçhesinin de¤iflmesi gerekiyordu; bu yüzden de patriyarka y›k›lmal›yd›. Bunlardan kimi gerçekleflti, kimiyse gerçekleflmedi. ‘70’lerin bafllar›nda Anayasa Mahkemesi do¤um kontrolü ve gebeli¤i sonland›rmayla ilgili yeni düzenlemelerde bulundu. Kad›nlar do¤um kontrol olanaklar›ndan yararlanabilecek ve üç ay› geçmemek kofluluyla istenmeyen gebelikleri sonland›rabilecekti. Ne var ki, eflitlik politikas› –özgürlük flöyle dursun– çok geçmeden ciddi bir direniflle karfl›laflt›. Katolik ve Protestan muhafazakârlar kayg› verici bir tehditle yüz yüze olduklar›n› keflfettiler: Geleneksel ailenin yok edilmesi. Yak›nlarda Virginia valisi seçilen Cumhuriyetçi Bob McDonnell, 1980’lerde yazd›¤› lisans tezinde yaklaflan tehlikeyi flu sözlerle ifade ediyordu: “Çal›flan kad›nlar ve feministler, yeni ve dinamik bir yönelimle aile bütçe-

Sarah Palin

sini güçlendirme ya da kal›plaflm›fl rol modellerini k›rma amac›yla iflyeri koflullar›nda eflitlik ve kifliliklerini gelifltirme çabas› içindeler. Bu çaban›n nihaî amac› aileyi dinamitlemektir.” McDonnell seçim kampanyas› s›ras›nda ‘80’lerdeki tezinin arkas›nda durdu¤u izlenimi vermekten kaç›nd›. Ne var ki, bu arada liberallerle muhafazakârlar›n kendilerine özgü sebeplerden dolay› yüzleflmeye cesaret edemedikleri bir do¤ruyu dile getirdi: Anne de, baba da çal›fl›nca çocuklara kim bakacakt›? Böyle ailelerin ço¤unlukta oldu¤u toplumlarda, devlet bu gerçekli¤i kabul ederek, çocuklar›n bak›m› için gerekli kurumlar› oluflturuyordu. Aksi takdirde çocuk bak›m› sadece zengin ailelerin alt›ndan kalkabilece¤i bir lüks haline geliyor ve maddî imkân› olmayan insanlar için muazzam bir sorun yarat›yordu.

Feministsiz feminizm Ordu benzeri toplumsal kurulufllar yenilgileriyle de¤il, zaferleriyle tan›mlar kendilerini. Feminizm çocuk bak›m›n›n herkes için ulafl›labilir olmas›n› sa¤layamad›; üstelik devrimci feministlerin, çekirdek aileyi sorgulay›p ülkeyi hücre düzeyinde topyekûn yeniden yap›land›rma hayali de gerçekleflmedi. ‘60’lar›n ve ‘70’lerin pek çok ülküsü gibi devlet destekli, her bak›mdan eflit bireylerden oluflacak aile tasavvuru, bafllang›çta mümkün ve kaç›n›lmaz gibiyken, çok geçmeden toplum düzenine ayk›r› görüldü. Kürtaj karfl›t› tepkilere ra¤men kad›nlar›n devlet dairelerinde ve özel sektörde artan oranda mevki sahibi olmas› kad›n hareketinin baflar›s›yd›. Bu minvalde ana-ak›m feminizmin gidiflat› de¤iflmeye bafllad›. Kurtuluflu amaçlayan siyaset yerini büyük ölçüde kimlik siyasetine b›rakt›. Lâkin, feminizm kimlik siyasetine indirgenecek olursa, ideolojisi önemini tamamen yitirir. Zira kimlik siyasetinin adalet türünden soyut ideallerle pek derdi yoktur. Bildik kay›rmac› sistemin yeni bir uyarlamas›ndan baflka bir fley de¤ildir. E¤er devrim talebi ehlîlefltirilir de sadece s›radan bir temsiliyetle yetinilirse, hangi kad›n olursa olsun, fark etmez. Buna, “feministsiz feminizm” denilebilir bir bak›ma. Yani, ha Leslie Sanchez olmufl, ha Sarah Palin! Devrimlerin çocuklar›n› yiyip yuttu¤u söylenir; feminizm içinse bunun aksi söz konusu. Sanchez, reform geçirmifl ve görece adaletli bir

Amerika’da yaflamaktan ve çal›flmaktan mutlu olan çok say›da kad›n ad›na konufltu¤unu, ama bu de¤iflime önayak olan hareketten nefret etti¤ini söylüyor. “Belki onlar da benim gibi kad›n haklar› savunucular›n›n küstahl›¤›ndan ve usand›r›c› gündemlerinden bunalm›fl olabilir” diye aç›kl›yor. Simgesel temsille yetinen Sanchez, eylem yerine siyasî uyufluklu¤u ye¤leme noktas›nda: “Kad›n›m ben, duy horlamam›.” Sanchez ve k›zkardeflleri (kad›nlar›n yüzde 37’si kendini muhafazakâr olarak niteliyor ve dört kad›ndan üçü “feminist” s›fat›n› reddediyor) taflk›n devrimci tav›rlardan hofllanmayabilir. Oysa kad›n hareketi sayesinde yeniden flekillenen, geleneksel ailenin giderek önemini yitirdi¤i bir ülkede yafl›yoruz. Eylül 2009’da ‹flgücü ‹statistik Dairesi yirmi yafl ve üstündeki Amerikal› kad›nlar›n yüzde 60’tan fazlas›n›n çal›flt›¤›n› ya da ifl arad›¤›n› saptad›. Shriver Raporu’na göre ise, Amerikan ailelerinin üçte ikisinin geçimini sa¤lamakta kad›nlar ya aslî rol oynuyor ya da eflleriyle ortak. Pek çok kad›n için bu bir güç kazanma deneyimi de¤il; özellikle çal›flan anneler için hayat›n› kazanmaktan ibaret, hem de nas›l bir hayat! Kimlik siyasetinde feminizm gerçek zaferler kazand›. Kad›nlar›n Anayasa Mahkemesi’nde yer almas›, ifl çevrelerinde, hükümette, üniversitelerde ve medyada söz ve karar sahibi olmas› önem tafl›yor. Ne var ki, zaman›n› “temsilcilik” ile harcamak, feminizmin uzak erimli emellerini yitirdi¤ini düflündürüyor. Son k›rk y›lda çok yol kat ettik; bundan hiç kuflku yok. Sorun flu ki, yolculuk her zaman niyet edilen do¤rultuda ilerlemedi. Günümüzde, federal hükümetin çocuklar› okul ça¤›nda olan kad›nlar için keseye uygun bir çocuk bak›m› sa¤lama ihtimali çok düflük. E¤er böyle bir fleyin gerçekleflebilece¤ini kimsenin akl› alm›yorsa, gene bir bellek zaaf›yla karfl› karfl›yay›z demektir. Zira ‘70’lerin bafl›nda nerdeyse elde etmifltik bu hakk›. 1971’de, bir grup senatör ülke çap›nda okul öncesi e¤itim ve ders sonras› etütle ilgili kapsaml› bir yasa tasar›s› haz›rlad›. Ö¤retim giderleri ailenin gelir düzeyine göre ayarlanacakt›. Program herkesin hizmetine sunulacak, kat›l›m zorunlu olmayacakt›. Yasa tasar›s› Senato ve Temsilciler Meclisi’nce kabul edildi. Bugün kimse hat›rlam›yor böyle bir fleyi, zira ayn› y›l›n sonunda Baflkan Nixon yasa tasar›s›n› veto etti. Tasar› veto edilmemifl olsayd›, ülke çap›nda kurulacak gündüz bak›mevleri sayesinde anneler gözleri arkada kalmadan çal›flabilecek, çocuklar›n›n güven içinde, sa¤l›kl› koflullarda büyümesi mümkün olacakt›. Veto, Birleflik Devletler’de So¤uk Savafl siyaseti mant›¤›n› gözler önüne seriyordu. Nixon, tasar›y›, “çocuk yetifltirmeyi toplumsallaflt›raca¤›, aile ba¤lar›n› zay›flataca¤›, komünizme zemin haz›rlayaca¤›” gerekçesiyle reddetti¤ini savundu. Aile merkezli geleneksel hayat tarz› kad›nlara annelik d›fl›nda tüm emellerinden feragat etmeleri gerekti¤ini telkin ediyordu. Elimizi uzatsak yakalayacak gibiyken, flimdi her fley ne kadar uzak... E¤er girilmeyen kimi yollara akl›n›z› takmazsan›z, Amerikal› kad›nlar›n ak›l almaz serüveninden gurur duymak kolay olabilir. Ancak çocuklar›n› okutmaya çabalarken, bir yandan da hayatlar›n› kazanmak için mücadele eden tüm o kad›nlar› düflünüp de, kaç›r›lan imkânlar› hayal etmeye bafllayacak olursan›z, bir fleyleri yakmak için hakl› sebepler bulabilirsiniz. Çeviren: Beril Eyübo¤lu

25


k›raat

X - KÜTÜPHANE

*

Benjamin Arditi Liberalizmin K›y›lar›nda Siyaset –Farkl›l›k, Popülizm, Devrim, Ajitasyon (Metis) Dan Diner Yüzy›l› Anlamak –Evrensel Bir Tarih Yorumu (‹letiflim) Elçin Aktoprak Devletler ve Uluslar› –Bat› Avrupa’da Milliyetçilik ve Ulusal Az›nl›k Sorunlar› (Tan) Erasmus Delili¤e Övgü (K›rm›z›) Eric Hobsbawm S›rad›fl› ‹nsanlar –Direnifl ‹syan ve Caz (Yordam) Ernst Bloch ‹zler (‹letiflim) Georges Corm Yeni Küresel Ekonomik Düzensizlik (Phoenix) Gregory Elliott Tarihin Sonlar› –Marx Fukuyama Hobsbawm Anderson (Versus) Herman Melville Katip Bartleby (Helikopter) ‹zzeddin Çal›fllar (haz.) Dersim Raporu (‹letiflim) John Pilger (der.) Bana Yalan Söyleme (Agora) Kemal Safa Güntekin Rita (‹letiflim) Lukas Bärfuss Yüz Gün (Metis) Samir Amin Kapitalizmden Uygarl›¤a (Özgür Üniversite) Selma James Cinsiyet, Irk, S›n›f –Kad›nlardan Yeni Bir Perspektif (BGST) Semih Gümüfl Modernizm ve Postmodernizm –Edebiyat›n Dünü ve Yar›n› (Can) Seyfi Öngider Türkün Darbe ile ‹mtihan› (Ayk›r›) Sidney Finkelstein Caz –Bir Halk›n Müzi¤i (Bilim ve Gelecek) Vefa Sayg›n Ö¤ütle & Güney Çe¤in Toplumsal S›n›flar›n ‹liflkisel Gerçekli¤i –Sosyo-Tarihsel Teorinin”S›n›f”la ‹mtihan› (Tan)

deyince or. Kemal Tahir 100 yafl›na bas›y r n kökhi da Ta ›n al l›¤ m an Ke k romanc› at-Terakki düflm ih ‹tt , t” vle t› hade 13 Mart’ta büyü ya im esin? Ama ha tart›flmalar›, “ker niye sahiplenm u on aval r rn akla elbette ATÜT ›la ka ¤c r bi sa , n Kemal Tahir’i emalizm geliyor inde, ralarda tan›flan lenen bir anti-K es bu öt yla in u” en ol ltm ad “derin An halk, yüce romanlar›ndaki pislerde geçen, durumuna rla parlayan köy gla de insanl›¤›n o lo n ya di gü bu ¤ü dü ki, nî gibi ör sa in vi, karfl›t›ne le r öy bi Tahir’inki, , zaaflar›yla rüler var. Kemal o kadar gerçek gö at kendi zz ön î bi as de siy li r, ha le ak ders kaç›naca¤›m›z ›; as er “Rahbak›fltan al›nac ac an m nd a r Yaylas›” nusuna kap›lm r› tabii. “Yediç›na ay i na dönüflme, ko vk ze a um ok koruyor. iyor. Fakat ölümsüzlü¤ünü hayat›yla göster yüklü bir külliyat e, i”y st Ke r› lla met Yo

* Evrenin radikal yeniden yap›- • land›r›lmas›n›n devrim say›labilmesi için ne kadar radikal olmas› gerekir? Benim buna cevab›m, Jakoben çözümün son derece net olmakla beraber, tatmin edicilikten uzak oldu¤u yönünde. Jakobenizmdeki topyekûn yeniden tesis ça¤r›s›, devrimi metafizi¤in alan›na yerlefltirir, zaten s›n›rlarla iliflkili olarak radikalizm fikri üzerine düflünmek için iki metodolojik ölçütü takip etmeyi önermemin nedeni de budur. Bu do¤rultuda önerdi¤im ilk ölçütü de¤iflim iflareti olarak adland›rd›m: Devrim yapma etkinli¤i verili olan›n kesintiye u¤rat›lmas› ya da bozulmas›, mevcut mutabakat› sorgulayan bir ihlâldir. Bu kesintinin kapsam› belirsiz oldu¤undan ötürü de –bir ihlâl ne kadar ihlâlci olabilir?– ikinci bir ölçütü, yani uyuflmazl›k veya polemiklefltirmeyi devreye soktum. Bu ikinci ölçüt, söz konusu bozman›n radikalizmini infla etmenin bir arac› olman›n yan›s›ra, –daha da önemlisi– ontolojik statüsü stratejik bir iliflkinin veya uygunsuz bir ad›n statüsüyle örtüflen kavramlar üretmenin bir vas›tas› ifllevi görür. Bu iki ölçüt, devrim yapma etkinli¤ini devrimin standart anlam›n›n ötesine konumland›rma amaçl› bafllang›ç bafllang›ç niteli¤indeki bir yayl›m atefli say›l›r.

26

Toprak kay›plar› Jöntürkleri radikallefltirirken, sultan›n H›ristiyan tebaas›n› oluflturan cemaatleri birbiri ard›na kaybetmesiyle Ermeniler, vaktiyle Osmanl› ‹mparatorlu¤u için tipik olan çok etnisiteli ve çok dinli çeflitlili¤in korumas›ndan mahrum kald›lar. Bir zamanlar sultan›n “millet-i sad›kas›” olan Ermeniler büyük Avrupa savafl›n›n arifesinde Anadolu’da giderek Türkleflen Müslümanlar›n karfl›s›nda neredeyse yapayaln›z kalm›fllard›. Sadece Küçük Asya ve Pontus bölgesindeki Rumlar 1922’deki mübadeleye kadar, insan akl›n›n alabildi¤i en eski zamanlardan beri yaflad›klar› topraklar›nda kald›lar. Ama Rumlar›n durumu Ermenilerinkinden temel bir farkla ayr›l›yordu: ‹fl zora bindi¤inde Ortodoks Rumlar› kabul edecek bir Helen devleti vard› ve ‹ttihat ve Terakki’deki Türk milliyetçileri ve Pantürkist radikal hizip hesaplar›n› bu olgu üzerine bina edebiliyordu. Böyle bir anlaflman›n ilk ad›mlar› zaten 1914 yaz›nda at›lm›flt›. Ermenilerinse gidebilecekleri kendilerine at bir toprak yoktu. Anadolu Ermenilerinin kaderinde yaz›yordu felaketleri. Osmanl› Ermenilerinin üçte biri hayatta kalabildi; o zaman Osmanl› s›n›rlar› içinde kalan Lübnan ve Filistin’dekiler de dahil olmak üzere afla¤› yukar› 600.000 Ermeni. Baz› Anadolu Ermenileri tehcirden Rus topraklar›na s›¤›narak kurtuldular, di¤er bir k›sm›, Musa Da¤›’n›n efsanevî müdafileri, ‹tilaf Devletleri gemileri taraf›ndan tahliye edildi ve di¤er bir k›sm› da Suriye çöllerindeki kamplarda hayatta kalmay› baflard›lar.

Gerçek, caz›n baz› bak›mlardan yepyeni bir müzik oldu¤udur, buna karfl›l›k baflka ve de çok önemli bak›mlardan caz, hiç de yeni bir müzik de¤ildir. Bilginlerin bildikleri müzikler içinde, caz›n t›pk›s› olan hiçbir müzik olmam›flt›r. Ama ayn› zamanda caz› önemli k›lan bir yan› da, bizlere geçmifl müzi¤in tarihinde tümüyle eksik olan bir alan›n haritas›n› ç›kar›yor olmas›d›r. (...) Caz, müzi¤in insanlar›n yapt›¤›, ayn› zamanda dinledi¤i bir fley oldu¤u gerçe¤ini, sanat›n meslekî bir uzmanl›kla s›n›rlanmay›p herkesin mal› olmas› gerekti¤ini vurgular. Her kültürün, sa¤l›kl› olmak istiyorsa, bir parças› olmas› gereken “amatör” yarat›m› yeniden canland›r›r. Müzi¤in, insanlar›n yaflad›klar› araçlardan biri oldu¤u kadar, yaflamlar›n› kazand›klar› bir araç oldu¤unu ilan eder. ‹nsanlar aras›nda müzi¤e duyulan iste¤in ve sevginin ne denli derin oldu¤unu, onlar›n yaratma kaynaklar›n›n ne denli büyük oldu¤unu gözler önüne serer. ‹nceden inceye ve ayr›nt›l› bir biçimde ifllenmifl teknik ve bilginin önemsiz de¤il, önemli oldu¤unu, ama bunlar›n esas oluflturmad›¤›n›, halk›n kendi müzik aletlerini alabilmesi ya da bunlar› yapabilmesi durumunda bu aletleri nas›l kullanaca¤›n› ö¤renece¤ini, aletleri yoksa sesini kullanaca¤›n›, müzi¤in insano¤lunun bir iletiflim dili oldu¤unu ve f›rsat verildi¤inde onun varl›¤›n› duyumsatan capcanl› bir heyecan tafl›d›¤› için halk›n ondan her zaman büyük sanat haline gelen bir fleyler yarataca¤›n› kan›tlar.

Meta, kendi ideolojisini meflrulaflt›racak bir düflünce tarz›n› keflfetmifle benzemektedir. Hal böyle olunca da eflsiz, özerk, kendini belirleyebilen özne, metan›n yürüttü¤ü politik sistemin siyasî ve ideolojik bir zorunlulu¤u olarak ona eklemlenmifltir. Oysa modernli¤in gramerinde öznenin konumu bütünüyle farkl› iken flimdi özne, cenazesi çoktan kald›r›lm›fl bir nostaljiyi and›rmaktad›r. Simgesel alanda sayg›n bir role sahip olan tarihsel özne, mevcut flimdi taraf›ndan ters yüz edilmifltir. Siyasal bir gücün (buradaki haliyle s›n›flar›n) belirlenmesindeki güçlük de buradan kaynaklanmaktad›r. (...) Marksistler dura¤an “kendinde s›n›f” kavray›fl›n›n ve bundan temellendirilegelen kendinde s›n›ftan kendisi için s›n›fa geçifl sahte sorunsal›n›n yerine iliflkiselci ve ampirik bir anlay›fl› ikame etmedikleri ve pratikte emekçi kitlelere olmas› gereken “kendisi için bilinç”i dayatmak yerine mevcut bilinç formlar›n› devrimcilefltirmeye çal›flmad›klar› müddetçe, söz konusu nesnelci ve öznelci hamlelere, yani ikili k›skaca daima maruz kalacaklard›r.


Duman›

üstünde

Bir amok koflucusu Küçük ‹skender - Gözlerim S›¤m›yor Yüzüme (Sel)

üçük ‹skender imzas›n› kullanan Derman ‹skender Över’in 1988 y›l›nda Adam Yay›nlar›’nca yay›nlanan ilk kitab› “Gözlerim S›¤m›yor Yüzüme”nin yeni bask›s› Sel Yay›nc›l›k taraf›ndan raflara gönderildi. Bu vesileyle, aradan geçen sürede belirli bir etki alan›na ulaflan bu fliir çizgisinin kitap oylumundaki ilk dura¤›na, çeyrek yüzy›l kadar sonra bir kez daha u¤ramak istedik. Bu kitapta ortaya ç›kt›¤› haliyle, Küçük ‹skender fliirini neyin oluflturdu¤u sorusuna eksiksiz bir cevap vermek kolay de¤il. Bu bir anlamda bir “öz” aray›fl› olur ki, hemen her zaman baflar›s›zl›kla biter. Ne var ki bir baflka soru iflimize yarayabilir: Bu fliirden neyi al›rsak art›k Küçük ‹skender fliiri olmaz? Bu soruya getirdi¤imiz befl cevap önerisi, ayn› zamanda bu fliiri ortaya ç›karan yazma süreçleri hakk›nda da ipucu verebilir. “Tatl› Özgürlük” filminde (yön: Alan Alda) “teenager”lar›n sinemadan bekledi¤i üç fley say›l›r: Otoriteye sayg›s›zl›k, mala zarar verme ve ç›plakl›k. K.‹skender fliirinin içeri¤i ve yönsemesi bu beklentiye cevap vermek üzere oluflturulmufl gibidir. Manzaran›n “ç›plakl›k” k›sm›nda, K.‹skender fliir ülkesinin en bölünmez, bölünürse birlik ve beraberlikten eser b›rakmaz topra¤› olan homoerotizm ve pornografi vard›r. Örnekleri neredeyse her sayfada görülen ve zaman zaman i¤rendirme, irkiltme niyetli gibi duran bu pornografi, estetik bir araçtan ziyade, ideolojik bir tutum halini al›r; fliire bir ö¤e olarak girmez, adeta fliir onun aflk›na yaz›l›r. Cinsel özgürlük bayra¤› bazen bir vaiz edas›yla yükseltilir: “ben öpüflmek istersem bir at kestanesiyle / ve yatmak isterse azrail kendi öz annesiyle / kim karfl› ç›kacak! kim, ama kim, h›?” Ad›, Nietzsche’nin “Ecce Homo”sundan (‹flte ‹nsan) mülhem “Ecce Homo’seksüel” fliiri, Alman felsefeciden mânâl› bir al›nt›yla aç›l›r: “siz ey bugünün yaln›zlar›, ey çekilenler, siz ilerde bir ulus olacaks›n›z: sizden, kendini seçmifl kiflilerden bir

K

ulus do¤acak: - bu ulustan da, üstinsan.” Muhtemelen üstinsanl›¤›n eflcinsellikle bir ba¤lant›s› vard›r. Manzaran›n otorite karfl›tl›¤› ve Vandalizm k›sm›n› tabu k›r›c›l›k oluflturur ki, en az›ndan ç›k›fl noktas› itibariyle bir önceki hususla do¤rudan ba¤lant›l›d›r. Her fley sald›r›n›n hedefidir. Özellikle de ahlâk. Üstüninsan için “iyinin ve kötünün ötesinde” bir ahlâk öngören ve kendini “köle ahlâk›”n›n düflman› ilan eden Nietzsche’nin cephaneli¤i hep el alt›ndad›r. Onun sürü ahlâk› tespitini ça¤r›flt›racak flekilde sorulur: “niçin sanki / baz› insanlar / yaln›zca herkese ayak uydurmak için/vard›r?” Zaman zaman “hakk›d›r her halta tapan kendimin ihtilâl!” gibi dizelerle baflka otorite alanlar›na da uzan›r gibi görünse de, K.‹skender’in baltas› daha çok cinsel ahlâk›n putlar›nda bilenir; yahut, körelir. Bahtin’in karnavalesk’i otoriteye dair olan her fleye kahkaha silah›yla sald›r›r; K.‹skender’de ise olsa olsa satir vard›r. Karnaval kahkahas›n›n b›ça¤› çift tarafl›d›r, karnavala kat›lanlara da do¤rultulur; oysa “üstinsan” pek özelefltiri heveslisi de¤ildir. Bir yerde flöyle yazar: “anlaml› de¤il’in anlams›z hiç de¤il’e oran› / eflittir kan eflittir isyan eflittir devrim!..” ‹kinci dize, muhtemelen flairin kendi fliirinde mevcut varsayd›¤› içerik ve tutuma iflaret eder, ilki ise yap›ya. K.‹skender’in anlam peflinde koflmayan, fakat anlams›z hiç olmayan bir fliir arad›¤› söylenebilir; buldu¤u, de¤il –ama bu baflka bir tart›flma. Bu fliirin biçimsel plandaki bölünmez ö¤elerinin ilki, serbest ça¤r›fl›m / otomatik yaz›m / bilinçak›fl›’d›r. ‹kinci Yeni üzerinden, özellikle de erotizmiyle K.‹skender’i etkileyenlerden Cemal Süreya günlüklerinin bir yerinde bir kooperatif toplant›s›n› anlat›r. Kürsüye yöneticiyi devirmek üzere ç›kan adam kürsüden yöneticiyi göklere ç›kararak inmifltir. Süreya, bunu, adam›n belki de bir sözün ça¤r›fl›m›na kap›l›p gitmesine yorar. K.‹skender’de ise seslerin ve sözlerin ça¤r›fl›m›na kap›l›p gitmek had safhadad›r. Gökkufla¤› ona “gökte bir kufl a¤›”n› hat›rlat›r; patlam›fl m›s›r, M›s›r’›! “Eski” dediyse “ekfli” de der, “sofra” dediyse “sofa” da. Örnekler öyle çoktur ki: Mezar-mecaz, kütürküfür, küskün-nüksetme, felç-felfecir, preveze-prezervatif vs. vs... Bir süre sonra, bakal›m bu söz neyi ça¤r›flt›racak diye tahmin oyunlar› bile oynayabilirsiniz. Seçmeci ve özenli kullan›lsa zaman zaman baflar›l› imgeler ortaya ç›kartabilecek bu oyun giderek biçimin en bask›n ö¤esi haline gelince s›k›nt› vermeye bafllar. André Breton ve arkadafllar› geçen yüzy›l›n bafllar›nda otomatik yaz›ma baflvurdu¤unda, bunun, rü-

yalar gibi, Freudyen bilinçd›fl›n› ortaya ç›karman›n bir arac› olmas›n› umuyorlard›. K.‹skender ise anlams›zl›klardan “anlams›z hiç olmayan”› ç›kartmay› umuyor ki, ço¤u zaman flapkadan tavflan ç›karmak daha kolayd›r. Zaten kendisi de ara ara özelefltiri yapar gibidir: “da¤›lan fley sis de¤il mikado mikado yüzüm / saçmalad›k!” Bu serbest ça¤r›fl›m oyununun en önemli tetikleyicileri sessel ö¤elerdir. Bu da bizi bu fliirin yap›s›ndaki bir baflka oynat›lamaz tu¤laya tafl›r: Ses ve söz oyunlar›, özellikle aliterasyon. Aliterasyona özellikle tutkundur flair, bütün sözcükleri g’yle bafllayan bir fliiri bile vard›r (‘lâkin’). Sessel ö¤eler serbest ça¤r›fl›m katar›n›n lokomotifli¤ine soyunur s›k s›k. Tipik bir örnek: “farz›muhal katolik / alkoliklerden / hadi! piyonlardan, pasl› piyanolardan / ispiyonlardan, kara flapkal› sivillerden / ya da durup dururken beliren / sivilcelerden söz edin bana.” Burada sözcük gruplar›n›n birbirlerini sessel olarak tetikledikleri ve flairin yaz›m tekni¤i olarak bütünüyle buna yasland›¤› görülür. Retorik, bu fliirin ayr›lmaz parças› olarak sayaca¤›m›z son unsur.

k›ndad›r, karnavalesk kahkahas›n› de¤ilse de, alayc› gülümsemesini onun üstünden eksik etmez. Son zamanlarda Yeflilçam filmleri, TV dizileri, reklamlar vb. kaynaklar›n klifle söylemlerinin, ama hemen her zaman dalga geçilerek, günlük konuflmalar›n içine ne denli girdi¤ini fark ettiniz mi? Eskiden klifleler naif ve inanarak dile getirilirlerdi, flimdi dalgas›na, sonuna bir “...dermiflim!” eklenerek dile geliyorlar. Ama geliyorlar. Burada gayr›samimi bir fleyler var. Hem o kliflenin gücü kullan›l›yor, hem de onunla dalga geçilerek daha “bilinçli” bir konum tutuluyor. K.‹skender’in söylem parodileri belki de bu e¤ilimin ilk tezahürlerindendi. S›kl›kla ünlem iflaretleriyle beslenen bir aforizma esteti¤i, retori¤inin önemli bir parças›d›r: “meyve vermeyen tek a¤aç, dara¤ac›d›r!..”, “her flairin infaz› kalem tutmas›yla yaz›l›r!”, “savafllar› ülkeler ilan eder, insanlar yapar!” Bu aforizma esteti¤inin bir parças› da uzat›lm›fl metaforlar, aç›klamal› benzetmelerin kullan›m›d›r: “irtica problemini çözmek için karatahtada / kald›r›lm›fl parmaklard› minareler”, “telefon rehberi gibi ayr›l›klar bildim

Bunun bileflenlerinden biri s›k s›k ortaya ç›kan söylev e¤ilimidir: “sizler! / hayatta yaflamaktan baflka gayesi kalmayanlar / co¤rafya bilmeden öpüflmeye çal›flanlar / sizler!” Bazen, içine bolca “hiç” serpifltrilmifl sorular halini al›r: “hiç sabah›n sa¤›r vakti / dünölmüfl bir kediyi okflad›n›z m› siz”, “‹nsana özgü / kutsall›¤a omuz silkmek niye?”, “sorar›m, bunu kim bilebilir?” Bazen çarp›c› olmas› için u¤rafl›ld›¤› belli bir cevap, soruyu takip eder: “Uyan›r uyanmaz ilkin ölüm ilanlar›n› / neden okurlar.. O gece ölenler aras›nda olup olmad›klar›n› / ö¤renme telafl›ndan..” Kimindeyse buram buram patetizmle beslenir: “bir mart›y› a¤latt›n iflte / bir çocuk garanti intihar eder art›k”, “anneler / orospu olmas›n efendiler..” Bu patetizmin kendisi de far-

ben / alfabetik s›rayla yaflanm›fl.” Eksik oldu¤u zaman bu fliiri bu fliir olmaktan ç›kartacak ve hepsi birbirinin içine geçmifl bu befl ö¤eye, onlar kadar belirleyici olmasa da de¤inmeye de¤er bir veçheyi de eklersek, söyleyeceklerimizin sonuna yaklaflm›fl olaca¤›z. Kitab›n yay›nland›¤› y›llarda, 1980 öncesinin politik bahar›n›n tomurcuklar› ezilmifl olsa da, s›ca¤› henüz unutulmam›flt›r ve yeni tomurcuklar yeflermektedir. Grev, lokavt, “yok edilen gençler” gibi tek tek sözcük ve sözcük öbeklerinden “ödenir bir gün ne tutarsa hesab›!” gibi slogans› dizelere ve hatta “bir k›z ç›kar: ad›n› may›s koyar›m / bir erkek ç›kar: ad›n› bayram koyar›m / koyu lacivert bir kahkaha gibi / ç›nlat›r karanl›¤› hürriyet..” gibi daha uzun fliir pasajlar›na dek bu iklimi sez-

27


mek mümkündür. Elbette tabu k›r›c›l›k tak›nt›s› “geceler masus markus, biraz enguls lunin” gibi dizelerde sosyalist düflünürlere de eriflir; “sosyal yanlar› kapitalleri, kapitalleri / yaln›zca so¤an-ekmek-sosyalizm olanlar!” gibi dizelerde elefltiri oklar› kimi sosyalistlere yöneltilmeye çal›fl›l›r. Mikrosuz anlamda politik de¤ildir K.‹skender’in fliiri, ama politikan›n gölgesi ara s›ra hissedilir. (“Her fley politiktir” mi dediniz? ‹ddia basit olunca, cevab› da basit: Hay›r, de¤ildir.) K.‹skender fliirinin bir gücü vard›r. Ne kitsch’in s›n›rlar›nda dolaflmas›, ne tabu k›r›c›l›k merak›, ne pornografi, ne verimi ve sürümü art›ran kolayc› yaz›m tekni¤i bu gücü aç›klamaya yetmez. Sese ve dizeye hâkimiyeti, günlük yaflamdan ve argodan da beslenen zengin sözcük da¤arc›¤›, güncel olan› tam ümü¤ünden yakalayabilmesini sa¤layan hayata yak›nl›¤›, yeralt› edebiyat›ndan ve ‹kinci Yeni baflta olmak üzere Türkçenin fliir gelene¤inden beslenme kanallar› bu fliirin önemli hasletleri aras›nda. Bu yaz›, onun fliirini vasat bir düzey ve ömrün kayalar›na do¤ru çekebilecek aldat›c› sirenlere de¤inmeyi amaçlad›. Yap›da ço¤u zaman dizginlerini koparan bir serbest ça¤r›fl›m, içerikte ayr›m gözetmez bir ikonoklastizm bu fliiri körelten fleylerin bafl›nda geliyor. Bir amok koflusu halinde a¤aç, kaya ve insan demeksizin her fleye dal›p ç›kan bir k›l›ç nas›l körelmesin? – Bar›fl Y›ld›r›m

Tavuskuflunun gözleri Flannery O’Connor - ‹yi ‹nsan Bulmak Zor çeviren: Aylin Ülçer (Metis)

az›n›n gözleri vard›r. Daha ilk anda, bir k⤛da sabitlendi¤inde bafllar bakmaya, kalp gibi atar bu bak›fl, ama sessizce. Rahats›zl›k vermeden, hayat bulmak için göz göze gelmeyi umut ederek durur, bekler. Okuyan olsun olmas›n, o

Y

gözlerini bir an bile kapatmadan bakmay› sürdürecektir, ama baz› özel anlarda, yaz›n›n gözüyle okurun gözü birleflti¤inde, okur yazar›n keskin kavray›fl›n› iliklerinde hissederek bakt›¤›nda bekleyiflin tozu al›nm›fl gibi olur, bir mucize gerçekleflir ve yaz›n›n gözbebe¤i zaman›n günefliyle ilk yaz›ld›¤› günkü gibi ›fl›ldamaya bafllar. Çakan ›fl›k binlerce parçaya bölünüp okurun bafl›ndan afla¤›ya saç›l›r ve okur, tepesinde gözlerini tafl›yan bir tavuskufluna dönüflür. A¤aca s›çram›fl, daldan büyük bir tavuskuflu: “Kuyru¤u kad›n›n önüne saç›lm›flt›, üstünde her biri yeflil harelerle çevrelenmifl gözleri olan vahfli gezegenler vard›”. Gözleri olan vahfli gezegenler... Flannery O’Connor’›n, yaflad›¤› çiftlikte yüzlerce tavuskuflu besledi¤i ve yazd›¤› mektuplara birer tavuskuflu tüyü ekledi¤i bilgisi, “‹yi ‹nsan Bulmak Zor”u okuduktan sonra daha bir anlam kazan›yor. Gerçekd›fl› bir hayvan tavuskuflu; flafl›rt›c›, afallat›c› ve hiç de san›ld›¤› gibi zarif de¤il. Hayvanat bahçelerinde, görkemli tüylerini açarak heykelsi pozda durdu¤unda hayranl›k uyand›r›r ama, siz de e¤er bizim gibi a¤açtan a¤aca atlayan bir tavuskuflu gördüyseniz ve onun susturulmas› imkâns›z estetikten uzak sesini duyduysan›z, bir daha tavuskuflunu görkemiyle tarif etmeyi akl›n›zdan bile geçirmezdiniz. O’Connor’›n benzersiz öykülerini okuyup bu tezatl›k merce¤inden insanlara bakt›¤›m›zda, gerçe¤in gerçekd›fl› gibi de¤erlendirilebilece¤ini, simgelerin hayata kar›flabilece¤ini, ola¤an boyutlar›n keskin alg›yla de¤iflebilece¤ini görürüz. ‹ncil’in söylemi gerçeklikle s›nan›rken öldürür, aflk romans› sadece bafllarken mümkündür, bir ad›m sonras› en kestirmeden terk edilifl, küçük düflürülme ve yaln›zl›k... Grotesk sözünün anlam› için sözlü¤e bak-

maya gerek kalmaz, yazar gerçekli¤e katt›¤› simgeleriyle konuflmay› seçmifltir. Tavuskuflu da gerçektir, renkleriyle devinim halinde bir manzara, eflyaya renk veren bir Pantone katalo¤u. O’Connor’›n karakterler galerisi kolayl›kla bugüne uyarlan›r, yöntemini ödünç alarak dolaflt›kça ve çevremizdeki gündelik, s›radan diyaloglarda, monologlarda her daim tekrarlanan, fark›na bile var›lmadan vurgulanan kötülük iflaretlerini takip ettikçe yazara tavuskuflu tüylü mektuplar yazd›¤›m›z› hayal eder, onun gözünden kendimizi içimizden, d›fl›m›zdan kolaçan etmeye bafllar›z. O’Connor’›n berrak, berrak oldu¤u için de hazmedilmesi zor keskin gerçe¤inin görüntüsü, her bir okuru bak›fl›n›n perdesini tek tek açmaya, manzaray› netlemeye itiyor. Kolay de¤il; öyle ki bu görüntü baz›lar›n› hayal kurmaktan ve tüyleri okflamaktan al›koyar, baz›lar›n› erteledi¤i hesaplaflmalara sürükler, kimisi öykülerin kimyas›n› anlay›nca b›rak›p kaçmay› seçer, kimisi günümüzde kötülü¤ün aktar›m›na kafay› takm›fl baz› yarat›c›lar›n ne kadar geride oldu¤unu hat›rlar, sevdi¤i, ona akraba yazarlar› düflünür, kimisi de iyi insan bulunmayan öykülere katabilece¤i o iyi insana dönüflme arzusuyla dini olmayan içgüdüsel bir s›çray›flla harekete geçer. Yoklu¤unda daha da parlayan bir idealdir bu, karanl›kta ›fl›¤›n de¤eri artar ve nesnellik bazen ütopyalardan daha haf›zada kal›c›, dönüfltürücüdür. Flannery O’Connor bize yazarlar› edebiyat terminolojisinin donuk tan›mlamalar› ›fl›¤›nda anlay›p tan›maya çal›flman›n nas›l beyhude bir çaba oldu¤unu bir kez daha hat›rlat›yor. Bir yazar› derinden tan›man›n en iyi yollar›ndan biri (elbette yap›t›n› kat ettikten sonra) onun peflini b›rakmad›¤› tak›nt›lar›n›n ve hayat›n›n oda¤›nda yer alan, ona keskin

görüfl kazand›ran patikalar›n izini sürmek. O’Connor, güney goti¤i, grotesk gibi tan›mlamalar›, s›n›fland›rmalar› bir bak›ma Güneyli yazarlara giydirilmek istenen bir kostüm gibi de¤erlendirdi¤i için ciddiye almam›fl, bu e¤ilimle f›rsat buldukça dalgas›n› geçmifl. 1964 y›l›nda 39 yafl›ndayken ölen yazar, 13 y›l boyunca babas›ndan devrald›¤› deri veremiyle mücadele etmifl ve a¤r›lar çekerek, koltuk de¤neklerine mahkûm yaflam›fl. A¤r›n›n insana Avrupa seyahatinden daha çok fley ö¤retti¤ini söyleyen yazar, her ne kadar koyu bir Katolik olarak tan›t›lsa da, dindarl›¤›n örtüsünü her f›rsatta kald›rm›fl ve öykülerinde din müessesesini elefltirmekten geri durmam›fl. O’Connor’›n Güney’inin genifl topraklar›nda, nadiren kasaba ve kentlerinde canlanan karakterler; yafll›lar, çocuklar, engelliler, sakatlar, mülteciler, zenciler, toprak sahipleri, iflçiler, din adamlar›, hizmetkârlar, evde kalm›fl k›zlar›yla yaflayan dul kad›nlar... Ortak özelliklerii iyi olmamalar›, bunu hiç sorgulamamalar›, her birinin (özellikle en cahil olanlar›n) kendilerini ak›ll› sanmalar› ve nefleden uzak bir hayata basmakal›p sözleri yineleyerek tutunurken h›rç›nl›klar›n›n ve huzursuzluklar›n›n k›y›s›nda ölüm oldu¤u üzerine de fazla kafa yormamalar›... ‹sim de¤ifltirmifl karakterlerle bir bak›ma öykülerini imal ederken ço¤altan, ölüm ân›n› ölünün a¤z›ndan hayata katarak anlatacak kadar yetkin, en tekinsiz atmosferleri eli titremeden çizecek kadar usta olan yazar insan do¤as›ndaki kötülü¤ü, zalimli¤i, bencilli¤i, umursamazl›¤›, kibiri ve yok etme, öldürme arzusunu tavuskuflunun tüyleri gibi tek tek önümüze koyuyor. O tüylerdeki gözlere gözümüzü dikti¤imizde kamaflan sadece biz olmay›z, bizden k⤛da düflecek yaz› da sersemler. – Pelin Özer


CUMHUR‹YET FEM‹N‹ZM‹ NASIL BASTIRDI?

Sakl› tarih Feminizm bu topraklarda 1860’larda bafllad›. Ve yayg›n kan›n›n aksine, cumhuriyet kad›n hareketini bast›rmakta Osmanl›’dan geri kalmad›. 8 Mart’›n 100. y›ldönümünde, “Kad›ns›z ‹nk›lâp” adl› kitab›nda birinci dalga feminist hareketi, Kad›nlar Halk F›rkas›’n› ve bu hareketin öncülerinden Nezihe Muhiddin’i anlatan Yaprak Zihnio¤lu’na kulak kesiliyoruz... Cumhuriyetin kuruluflundan 87 y›l sonra bugün, vatandafll›k tan›m›ndan laikli¤i nas›l tan›mlayaca¤›m›za, kamusal / özel alan tarifinden rejimin tarifine, cumhuriyetin temellerini tart›fl›yoruz; yarg›dan orduya bütün kurumlar çat›rd›yor; yeni bir anayasadan söz edilirken zaman zaman 1921 anayasas› gündeme geliyor. Cumhuriyetin kuruluflundaki temel meseleler bütün a¤›rl›klar›yla üzerimizde duruyor. Osmanl›’n›n son dönemini, cumhuriyetin ilk y›llar›n› incelemifl bir araflt›rmac› olarak bugünü nas›l görüyorsunuz? Yaprak Zihnio¤lu: Kitapta 1923-27 dönemine odaklansam da, vatandafll›k tart›flmas› çok daha öncelere gidiyor. Özellikle kamusal alana ç›kma tart›flmas›, Osmanl›-Müslüman-Türk modernleflmesine paralel olarak 1850’lerde bafllad›. Cumhuriyet de 1923 y›l›nda do¤an bir fikir de¤il. 1850-1923 y›llar› aras›ndaki tart›flmalarda “vatandafll›k” meselesinin hafife al›nmad›¤›n› görüyorsunuz. Vatandafll›k tan›m› ne olacak, anayasal düzen nas›l kurulacak, Rousseau’nun toplumsal sözleflmesi bâb›nda haklar nas›l garanti alt›na al›nacak çerçevesinde bir tart›flma var. 1923’te siyasal bir k›r›lma yaflan›yor. Hemen ard›ndan, Halide Edib de dahil dönemin birçok ayd›n›n›n diktatörlük olarak adland›rd›¤› dönem bafll›yor. Cumhuriyetin kurulufl y›llar›ndaki temel tart›flma ve siyasî ayr›l›klar, san›ld›¤› gibi ya da bizlere resmî tarihçe sunuldu¤u gibi imparatorlukçuluk ve cumhuriyetçilik aras›nda de¤ildi. Yeni rejime geçerken hangi yöntemleri kullanaca¤›z tart›flmas›yd›. Yani “nas›l?” so-

30

rusuydu. Otoriter, bask›c› ve yukardan afla¤›, despotik yöntemlerle mi, yoksa “tedricî,” demokratik ve halk›n kat›l›m›na izin veren yöntemlerle mi yeni rejim kurulacakt›? Bu sorular›n cevab› da esas k›r›lmay› oluflturdu. “Tedricen ilerleme”yi savunanlar, Terakkiperver Cumhuriyet F›rkas› gibi, Halide Edib gibi, bu çat›flmada yenik düfltüler. Mustafa Kemal önderli¤indeki Birinci Grup siyasete a¤›rl›¤›n› koydu. Bu tarz daha sonralar›, kimi Bat›l› sosyal bilimciler taraf›ndan “Ayd›nlanmac› despotizm” olarak da elefltirildi. Kemalist elitler, Bat›l›laflma

yönündeki ad›mlar›, reformlar› hemen atmak istiyorlard›. “Tedricî bir geliflme sa¤layal›m, reformlar› yavafl yavafl yapal›m” diyenler Birinci Grup taraf›ndan bast›r›ld›. Ve çerçevesini kurucu siyasal elitin çizdi¤i “izin verilmifl bir vatandafll›k” tan›m› ç›kt› ortaya. O vatandafll›k tan›m›n›n temel unsurlar› nelerdi? Toplumun önüne Bat›l› ve eril bir vatandafll›k fikri kondu. Seçme ve seçilme hakk› Bat›’da bir seyir izliyor. Önce kademeli seçim yap›l›yor, yani bir grup siyasal elit seçilecekleri seçiyordu, do¤rudan genel oy daha sonra ortaya ç›kt›. Türkiye Cumhuriyeti ise reformlar› yaparken cumhuriyete flüpheyle yaklaflan bir erkek kitlesiyle anlaflmak durumundayd›. Onlar› bir yandan “cumhuriyeti desteklerseniz size oy hakk› verece¤im” diyerek, öte yandan talâk (‹slâmî usûlle boflama) ve taaddüd-i zevcati (erkek çokefllili¤i) kald›rarak denge sa¤lamaya çal›flt›. Münevverler 1919 y›l›nda bir kad›n ink›lâb›ndan söz ediyor. Birinci Dünya Savafl›’nda cephede çok erkek öldü¤ü için kad›n iflçiler erkeklerin yerini ald›. Kad›nlar ilk defa çal›flma hayat›na bu kadar büyük say›larla kat›ld›lar. Bu geliflmeyi “kad›n ink›lâb›” olarak de¤erlendirdiler. Bu dönemde, Osmanl› toplumunun üst ve orta s›n›flara özgü yasaklar› ortadan kalk›yor, aile yap›s›nda önemli bir de¤iflim oluyor. Cephedeki a¤›r kay›plar nedeniyle kad›nlar›n çal›flt›¤› ve eve ekmek getirdi¤i bir dönem bafll›yor. Bir yandan da 1915 Ermeni tehciri ve 1918 sonras›ndaki mübadeleler yüzünden toplumun nüfus yap›s› da büyük bir de¤iflime u¤rad›. Anas›r›n, yani bütün dinî ve etnik gruplar› oluflturan unsurlar›n bir arada yaflad›¤› “millet sistemi” ortadan kalkt›. 1912’lerde etkin olan Türkçülük ak›m›yla beraber, vatandafll›¤›n tan›m›n›n Türk, Sünnî Müslüman ve erkek olmakla s›n›rland›¤›n› söyleyebiliriz. Bu tan›ma uymayan herkes, kad›nlar da dahil, vatandafll›¤›n d›fl›nda b›rak›ld›. Bu, bugün de böyle. Vatandafl dedi¤in, Türk, beyaz, orYaprak Zihnio¤lu


ta s›n›f, Sünnî, erkek. Kad›nlar›n eflit vatandafl kabul edilme mücadelesi de o dönem mi bafll›yor? Kad›nlar›n kendilerinin de ismiyle zikretti¤i gibi “kad›n meselesi”, 1850’lerden itibaren, kad›nlar›n matbuatta görünmesiyle tart›fl›lmaya bafllad›. ‹slâm’da kad›n, taaddüd-i zevcat, kad›nlar›n giyiminin ve soka¤a ç›kmas›n›n üzerindeki bask›lar, kad›n›n e¤itimi ve meslek sahibi olmas› önündeki engeller ve yasaklar gibi birçok konu o dönemin bas›n›nda yer almaya bafllam›flt›. Erken dönem kad›n hareketinin öncülerinden Fatma Aliye, Emine Semiye gibi kad›n yazarlar taraf›ndan “kad›nl›k davas›” savunuluyordu. ‹kinci Meflrutiyet döneminde “hürriyetin ilan›” ile birlikte gelen yeni kad›n kuflaklar› bu mücadeleyi daha da üst düzeye tafl›d›. 1919’da kad›n meselesi bas›nda genifl olarak yer ald›. Yani kad›n meselesi cumhuriyetin ilk y›llar›nda yeni bir fley de¤ildi. 1860’larda bafllayan, “erken dönem Osmanl› hareket-i nisvan›” dedi¤iniz y›llarda, kad›n meselesini kimler dile getiriyordu, bu kad›nlar hangi s›n›ftand›, ana talepleri nelerdi? ‹ktidara yak›n olan devlet erkân›n›n k›zlar›, eflleri, yak›nlar›... Erken dönem kad›n hareketinin beyaz, münevver, hanedana yak›n, üst s›n›ftan kad›nlar öncülü¤ünde geliflti¤ini söyleyebiliriz. Ancak, sadece ‹stanbul’la s›n›rl› de¤il, o dönemde baflka eyaletlerde de güçlü bir kültürel yaflam vard›. Diyarbak›r’da, ‹zmir’de de kad›n hareketini görüyoruz. ‹stanbul ise imparatorlu¤un merkezi, kültürel ve siyasî aç›dan Londra ve Paris’le beraber üç önemli kentten biriydi. Bu büyük kentler aras›nda bir iletiflim mevcuttu. Mesela, Fatma Aliye’nin bir kitab› ç›kt›¤›nda ya da bir konuflma yapt›¤›nda, d›fl bas›nda haber olarak yer al›yordu. Bat›’daki kad›n haberleri de içerdeki bas›nda yer al›rd›. Birinci dalga feminizm dedi¤imiz “süfrajet” hareketinin talepleri ve eylemleri, Osmanl› milletlerini oluflturan tüm topluluklar içindeki kad›nlar› etkilemiflti. Mesela, Fatma Aliye’nin “mavi çorapl›lar” üzerine bir yaz›s› var. Feminizm kelimesi kullan›l›yordu. Siyasî jargonda “kad›nl›k” kavram› belirmiflti ve bu kavram “kad›nl›k mefkûresi”ne, yani kad›nl›k idealine dönüfltü. Son y›llarda, dönemin Ermeni feministlerini keflfediyoruz, yay›nlar› oldu¤unu ö¤reniyoruz. Osmanl›-Müslüman-Türk kad›n hareketiyle di¤er unsurlar›n kad›n hareketleri iç içe miydi? En bilinmeyen konulardan biri bu. Ermeni ve Rum toplulu¤undaki kad›n hareketleri yeni yeni ayd›nlan›yor. Bildi¤im kadar›yla, iç içe geçme yoktu, ama birbirlerinden haberdard›lar ve birbirlerini izliyorlard›. Araflt›rd›¤›m belgelerde beraber bir eyleme rastlamad›m. Osmanl›Müslüman grupla di¤er aidiyetler aras›nda yaflam alanlar›nda bir ayr›flma vard›. Müslüman kad›nlar soka¤a pek ç›kam›yordu, kamusal alanda serbest de¤illerdi. Peçelerinin kal›nl›¤›ndan nerede dolaflabileceklerine kadar kesin fetvalar mevcuttu. Sokakta de¤il ama matbuatta,

düflünce alan›nda etkindiler. Kad›nlar›n ço¤u okuma-yazma bilmese de, bir sözlü kültür gelene¤i vard›. Kad›nlar için ilk önemli rol modellerinden olan fiair Nigâr’›n fliirlerini okuyanlar di¤erlerine aktar›yor, ezberliyorlard›. O dönem için bir kad›n flairin kitab›n›n bas›lmas› muazzam bir olayd›. 23 Temmuz 1908’de ise birden bas›n alan›nda bir patlama oldu. Bas›n üzerindeki y›llarca sürmüfl sansür kald›r›l›nca, ertesi gün yüzlerce gazete ç›kmaya bafll›yor. Bunlar›n aras›nda kad›n gazeteleri, dergileri de var. Kad›n gazetelerinin büyük k›sm›n› erkekler ç›kar›yor, ancak kad›nlar da yaz›yordu. Dönemin kad›n gazeteleri sadece haklar odakl› de¤ildi elbette, moda da iflin içindeydi. Paris modas›, süslenme, çocuk bak›m› gibi bugünün kad›n gazetelerindeki konular o zaman da bas›n›n temalar›yd›. Bugünden farkl› olarak, zaman›n kad›n gazetelerinde edebiyat önemli yer tutuyordu, hikâye çok geçerli bir edebî türdü. ‹lginç bir durum da, dönemin “modern-

“Süfrajet” hareketi Osmanl›’y› oluflturan tüm topluluklar içindeki kad›nlar› etkilemiflti. Feminizm kelimesi kullan›l›yordu. Siyasî jargonda “kad›nl›k” kavram› belirmiflti ve bu kavram “kad›nl›k mefkûresi”ne, yani kad›nl›k idealine dönüfltü. leflmeci erkekleri” bugüne göre çok daha reformcuydular. Edebiyat alan›nda, mesela Nezihe Muhiddin’i günün önde gelen edebiyatç›lar› olan Süleyman Nazif, Hüseyin Rahmi destekliyordu. Erkeklerin kad›n haklar›n› savunan dergiler ç›karma ihtiyac› duymalar›n›n nedeni neydi? Kamusal alanda belli bir özgürlük isteyen erkekler iki nedenle kad›n haklar› konusunda yaz›yorlard›. Birincisi, modernleflme ba¤lam›nda, “kad›nlar geliflmeden cemiyet ilerleyemez” diye düflünülüyordu. Çocuklar› e¤itimli anneler yetifltirmeliydi. Bence ikinci neden , kendileri içindi. Modernleflmeyi savunan erkekler kimle evlenecekti? Tabii ki okumufl yazm›fl, e¤itim görmüfl kad›nlarla evlenmek istiyorlard›. O dönem devaml› Avrupa’ya erkek ö¤renci gönderiliyor; onlar da dönünce geleneksel ailelerde yetiflen genç kad›nlarla uyum sa¤layam›yorlard›. Nitekim, pek çok ünlü yazar, Avrupal› kad›nlarla evlenmifltir. Bugün birçok kesimde yayg›n bir Osmanl› nostaljisi, Osmanl› güzellemesi var. Cumhuriyete kadar farkl› etnik ve dinî unsurlar›n kaynaflm›fl biçimde, özgürce yaflad›¤› çok s›k dile getiriliyor. Osmanl›’ya dair en s›k dile getirilen iddialardan biri de köleli¤in olmad›¤›d›r. Bu neo-Osmanl›c› anlay›fl hakk›nda ne düflünüyorsunuz? Osmanl› güzellemesine karfl›, önce Osmanl›’n›n köleci bir toplum oldu¤unu

Nezihe Muhiddin

belirtelim. Bu durum son y›llara, cumhuriyetin ilan›na kadar hiçbir flekilde de¤iflmedi. Afrika ve Kafkasya’dan devaml› kölelerin getirildi¤i bir toplumdan bahsediyoruz; üretim ve hizmetler bu flekilde örgütleniyor. Kafkaslar’dan özellikle güzellikleriyle bilinen kad›nlar getiriliyor. 11-12 yafllar›ndaki k›z çocuklar›n› köle tüccarlar› topluyor, sonra bunlar saraya, tüm ülkedeki konaklara sat›l›yordu. Kad›n köleler hem seks hem de hizmet sektörü için al›n›yordu. Güzel olmayanlar, temizlikten bahçe bak›m›na kadar çeflitli hizmetlere kofluluyordu. Odal›klar, cariyeler ya da köleler Osmanl› toplumunda hiç isyan ettiler mi, buna dair flimdilik bir bulgumuz yok. Dönemin feministleri köleli¤i mesele ediyor muydu? Hay›r. Dönemin kad›n yay›nlar›nda yüksek s›n›f›n hâkimiyeti var ve s›n›fsal durum tart›flmaya da yans›yor. Kölelik hiçbir flekilde konu edilmiyor. “Biz kad›nlar” derken köle olmayanlar› kastediyorlar. Öte yandan, Rum ve Ermeni kad›nlar›n Beyo¤lu’na ç›kt›¤›n›, hatta çal›flt›klar›n› biliyoruz. Edebiyatta görebildi¤imiz kadar, Müslüman-Türk kad›nlar, iyi kad›n / kötü kad›n ayr›m›yla da gayrimüslim kad›nlar› d›fll›yordu. Buna göre, iyi ve iffetli kad›n Müslümand›. “Kötü kad›n” esas olarak Rum kad›nlar›yd›. Bu noktada kad›n haklar› hareketiyle feminizm ayr›m› yapmam›z gerekmiyor mu? O dönem kad›n hareketine feminizm diyebilir miyiz? “Birinci dalga feminizm” diyebiliriz. Bugün de varolan bir tan›m bu. Ve birinci dalga feminizm bence bugün de devam ediyor. 1908’le beraber Türkçülük ak›m› gelifliyor. Kad›n hareketi ideolojik de¤iflimlere göre dönüflüyor. 1912’de tamamen hâkim olan Türkçülükle beraber kad›n haklar› savunucular› Türkçü olup ‹ttihad ve Terakki program›n› içsellefltiriyorlar. Bu Türkçü damar, bugüne kadar gelen orta s›n›f Türkçü bir damard›r. Ancak, kad›nlar milliyetçili¤i hemen benimsemiyor. Daha çok “‹slâm kad›n›” vurgusu varken, milliyetçilik yavafl yavafl öncülerle bulafl›yor. Cumhuriyetin ilk y›llar›nda bile çok yayg›n de¤il. Kad›nlar daha çok bu reform döneminde “biz ne talep edebiliriz” diye düflünüyor. ‹mparatorlu¤un çözülüp parçalanmas› döneminde Avrupa’ya karfl› hissedilen ezikli¤in de bu Türkçülükte pay› var m›? Bugün AB reformlar› karfl›s›nda Kemalist kad›nlar›n tepkisiyle bir paralellik düflünülebilir mi? 1908’e kadar en temel düflünce, Bat›’n›n fen ve biliminden yararlanmak, siyasal, iktisadî ve kültürel alanda ‹slâm kültü-

31


ründen gelen de¤erleri korumak. Modernleflme kavram› kullan›lm›yor. “Muas›r medeniyet”ten bahsediliyor. Erken dönem feminizminde, Fatma Aliye, fiair Nigâr kufla¤›nda “as›l medeniyet ‹slâm medeniyetidir” yaklafl›m› var. Birinci Dünya Savafl›’na de¤in emperyal bir tonda, güçlü imparatorlu¤un verdi¤i güvenle konufluyorlar. Bir “Osmanl› narsisizmi” var. Sömürgecili¤i ve kölecili¤i insan baflka nas›l içsellefltirebilir ki? 1908’den 1923’e, Kad›nlar Halk F›rkas›’n›n (KHF) kurulufluna uzanan süreçte nas›l bir zihnî dönüflüm yaflan›yor? 1908’den sonra, toplumun kendi dinamikleriyle yaflanan bir modernleflme söz konusu; dayat›lan bir durum yok. Talihsiz bir dönem, zira 1911’de savafllar ve yenilgiler bafll›yor. Dünyada yeniden paylafl›m süreci yaflan›rken, art arda gelen ma¤lubiyetler ve y›lg›nl›klar yaflan›yor. Kad›nlar “vatan ana hasta” diye konuflmalar yap›yor. Hemflirelik, asker elbiselerinin dikilmesi, k›yafetlerin toplanmas› gibi bir seferberlik yaflan›yor. Fatma Aliye cephe arkas›nda çal›flm›fl bir kad›n. Görebildi¤im kadar›yla, bu ülkenin tarihinde kad›nlar seferber ediliyorlar. Bu aç›dan cumhuriyet mitingleriyle benzerlik var. Seferberlik hali cumhuriyet mitinglerinde de “fleriata karfl› kad›nlar›n seferber olmas› lâz›m” fleklinde a盤a ç›kt›. Ayn› durum 1923’ten sonra Kemalist iktidar›n sa¤lamlaflt›r›lmas› için de kullan›ld›. Kad›nlar o zaman da mitinglere ça¤r›ld›. 1930’da, kad›nlara belediye seçimlerine kat›lma hakk› tan›nd›¤›nda, subay, vekil ve devlet erkân› eflleri gösteri yapmaya ça¤r›l›yor. Cumhuriyet reformlar›yla kad›nlara sa¤lanan haklar hep Atatürk’ün kad›nlara bahfletti¤i haklar olarak sunulur; “kad›nlar haklar› için mücadele etmediler” tezi genel kabul görür. Cumhuriyetin ilk y›llar›nda kad›nlar›n mücadelesi reformlara nas›l yans›d›? Resmî tarih büyük ölçüde yarat›lm›fl olgular üzerine kurulu. Bunlardan biri de kad›n haklar› meselesi: “Onlar mücadele etmedi, biz verdik” söylemi. Kemalist dönemde muhalefeti ve di¤er reformcular› bast›ran bir hükümet ve tek parti var. Bat›’dan “diktatörlük” elefltirileri geliyor. Halide Edib yurtd›fl›ndan bu do¤rultuda elefltiriyor. Bu konuda fiirin Tekeli’nin tezi 盤›r açm›flt›r; Bat›’n›n elefltirilerine karfl› demokrasinin göstergesi olarak hükümetin kad›n haklar›n› gündemine ald›¤›n› yazar. Bir yandan gazeteler, dernekler kapat›l›r, idamlar devam ederken, takrir-i sükûn dönemindeki a¤›r bask›lar yaflan›rken ve yavafl yavafl tüm toplum ve muhalefet terörize edilerek susturulurken, demokratik cumhuriyet izlenimi vermek için kad›n haklar› söylemi kullan›l›yor, yani kad›n haklar› araçsallaflt›r›l›yor, simgeselli¤i öne ç›kar›l›yor. Nezihe Muhiddin ve feminist kad›nlar, cumhuriyetin kurulaca¤›n› ö¤renince, “Kad›nlar Halk F›rkas›’n› kural›m ve mebus olup haklar›m›z› do¤rudan savunal›m” diyerek yola ç›k›yorlar. Kad›nlar›n toplumsal, siyasal ve ekonomik haklar› olan eflit vatandafllar ol-

32

Ulviye Mevlan’›n öncülü¤ünde yay›nlanmaya bafllanan Kad›nlar Dünyas›’n›n 4 Nisan 1913 tarihli ilk say›s›. Dergi, savafl sebebiyle kesintiler olsa da, 1921’e kadar yay›n hayat›n› sürdürdü. Kendini feminist olarak tan›mlayan, tüm yazarlar› kad›nlardan oluflan Kad›nlar Dünyas›, 1913’te kurulan Osmanl› Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti’nin resmî yay›n organ›yd›.

mas›n› savunuyorlar. KHF nas›l örgütlendi? F›rka birdenbire kurulmad›. Erken dönem hareketin (1868-1908) ideolojik birikimi vard›. Düflünsenize, 1895-1908 y›llar› aras›nda tam 609 say› kesintisiz “Han›mlara Mahsus Gazete” yay›nlan›yor. Bugün hâlâ hiçbir kad›n gazetesi bu say›ya yaklaflamad›. Ahmed Mithad Efendi, Ahmed Rasim gibi erkekler yazsa da, esas olarak kad›nlar›n yazd›¤› ve yönetti¤i bir yay›nd›. Yazarlar› aras›nda Fatma Aliye, Emine Semiye, Fahrünnisa, ‹kbal, fiadiye, Zeynep, Remziye, Arife han›mlar vard›. Yüksek ö¤renim kurumlar›na girifl hakk› dahil, erkeklerle eflit toplumsal haklar talep ediyorlard›. 1908 sonras›nda, dergilerin ço¤almas›yla Han›mlara Mahsus Gazete ifllevini tamaml›yor. Birinci dalgan›n bu ikinci evresinde (19081922) bu kad›nlar›n yetifltirdi¤i yeni ku-

1914’te kad›nlar üniversite e¤itimi almaya bafll›yor. Dernekler kuruluyor. Yavafl yavafl k›yafetler inceliyor, saçlar görülmeye bafllan›yor, yasaklar bir nebze deliniyor. Kad›nlar hatta peçelerini havaya f›rlat›yor ve bunu kutluyor. flaklar geliyor. 1914’te ‹nas Darülfünunu aç›l›yor, kad›nlar üniversite e¤itimi almaya bafll›yor. Daha militan, daha çok fley isteyen bir kad›n grubu ortaya ç›k›yor. Daha önce terennüm edilen talepler bu kad›nlar taraf›ndan do¤rudan eyleme dökülüyor. Dernekler kuruluyor. Yavafl yavafl k›yafetler inceliyor, saçlar görülmeye bafllan›yor, yasaklar bir nebze deliniyor. Kad›nlar hatta peçelerini havaya f›rlat›yor ve bunu kutluyor. Ama bir yandan dinî cemaatin bask›lar› da üzerlerin-

de. “Kad›nlar› kontrol edemezsek, toplum elimizden gider" düflüncesindeki dinî cemaat neredeyse sadece kad›nlar›n toplumsal kontrolüne çal›fl›yor. Kad›nlar›n yaz›lar›nda dine dair elefltiriler de var m›? Kesinlikle, bafltan itibaren var. 1868’de Terakki-i Muhadderat gazetesinde “Bir Kad›n” imzal› ilk mektupta kad›nlar›n ne kadar bask› alt›nda olduklar›, evde dayak yedikleri, kötü muamele gördükleri, sürekli kuma geldi¤i, birinci kad›nlar›n soka¤a at›ld›¤›, tüm bu ac›lar dile getiriliyor. Daha o zamandan sorun tan›mlan›yor. Erken dönem olsun, ‹kinci Meflrutiyet dönemi olsun, kad›nlar di¤er kad›nlar› bugünkü kadar unutmam›fllard›. Oysa yüksek s›n›fa mensuplard›. Kölelik hariç, tüm kad›nlar›n durumunu k›yas›ya elefltiriyorlard›. Erkeklerin çokefllili¤i her s›n›fta çok yayg›n m›yd›? Kesinlikle. O dönemde evlenilecek kad›n say›s›nda s›n›rlama bile yoktu. KHF’nin kurulufl nizamnamesinin esaslar› neler? Partinin amaçlar› ilk dokuz maddede aç›klan›yordu; bafltan afla¤› bir siyasî haklar bildirgesidir: ‹çtimaî, ekonomik ve siyasal, tüm haklar. ‹lk maddede kad›nlar›n örgütlenmesinin yayg›nlaflt›r›laca¤›n› ve kad›n meselesini tüm boyutlar›yla ele alacaklar›n› belirtiyorlar. Siyasal haklar, yani seçme ve seçilme hakk› için mücadele edilece¤i ikinci maddede belirtiliyor. Kad›nlar›n tüm mesleklere girmesini savunuyorlar, savaflta yoksullaflan çok say›da kad›na muavenet edilece¤ini, yani dayan›flma kurulaca¤›n› vurguluyorlar. KHF’de hiyerarflik bir yap›lanma, bir lider var m›? Nizamnamenin haz›rlanmas›nda yer alanlar›n listesini ç›karmak zor. fiükûfe Nihal gibi yazarlar, K›br›sl› Mehmet Emin Pafla’n›n torunlar›, Güzide Osman, Aliye Esat gibi kad›nlar öne ç›k›yor. Darülfünun’dan ilk mezun olan 15 genç kad›n var, flu anda ismini bilemedi¤imiz o kadar çok genç kad›n var ki. Hiyerarfliden daha çok, öncülere ve daha yafll›lara sayg› var. Kad›nlar›n da askere al›nmas› talebi de var, de¤il mi? Evet, ilginç bir madde o. 1860’lardan beri kad›nlara “madem hak istiyorsunuz, o zaman erkekler gibi askerlik yap›n” diyerek karfl› ç›kmak çok yayg›nd›. KHF daha bafltan bu tart›flmay› kesip at›yor ve “harp vukuunda” ve “icap ederse” kad›nlar›n askerlik yapabilece¤ini bir maddede belirtiyor. Meselenin özü, militer bir talepten çok, bu konudaki itirazlar› daha bafltan karfl›lamak bence. KHF’ye izin verilmedi¤i için 1924’te Türk Kad›n Birli¤i (TKB) kuruluyor. Bu süreç nas›l gelifliyor? ‹zin alabilmek için nizamnamenin içeri¤ini tamamen de¤ifltirmek zorunda kal›yorlar. Ancak hedefleri içten içe yine KHF’nin program›. KHF tam anlam›yla “süfrajet” bir hareket, siyasî haklar› çok önemsiyorlar. 1927’ye kadar TKB büyük yayg›nl›k ka-


Hangi yöntemlerle TKB bitiriliyor? Karalama yöntemini kullan›yorlar. TKB’nin içine kendi yandafllar›n› yerlefltiriyor, onlar vas›tas›yla memnuniyetsizlik yarat›yorlar. Devlet erkân›n›n eflleri gibi kad›nlar siyasal haklar talebi için “bunlar çok afl›r› talepler, zaman› gelince cumhuriyetimiz hepsini halledecek. Afl›r›l›¤a gerek yok, biz hay›rseverlikle u¤raflal›m” yollu elefltirilerini dile getiriyor. Bu talep, TKB’deki militan kesimde, süfrajet’lerde karfl›l›k bulmuyor. Ancak, içeride bir çeliflki bafll›yor. Bu arada, Nezihe Muhiddin’in efliyle aras›n›n çok iyi olmad›¤›n› biliyoruz, afl›r› çal›flmaktan ve mi-

Kad›nlar›n seçme-seçilme hakk› yokken, s›rf propaganda yapmak için Halide Edib ve Nezihe Muhiddin’i mebus aday› gösteriyorlar. Her seçimde eylem yap›yorlar, seçimleri bir mücadele platformu olarak kullan›yorlar.

litanl›ktan eve gidemiyor, TKB’nin fiehzadebafl›’ndaki merkezinde ikinci kattaki bir yatakta geceledi¤i oluyor. Bunu ö¤renince, Nezihe Muhiddin’i Birlik’in mülkünü suiistimal etmekle suçluyorlar. ‹kincisi, 1925-27 aras›nda 31 say› ç›kan Kad›n Yolu dergisinin ilk dört say›s›n› Nezihe Muhiddin kendi imkânlar›yla ç›kar›yor. Sonra TKB dergiyi Birlik’in dergisi haline getirmek istiyor. Bu nedenle kasadan para al›p verme gibi ifllemler oluyor. Ve Nezihe Muhiddin h›rs›zl›kla suçlan›yor. Bu flekilde, toplumda öyle bir itibar kayb›na u¤rat›l›yor ki, bir daha siyasal hayatta yer alam›yor. Derne¤i polis bas›yor ve mühürlüyor. TKB kapat›l›yor, yönetim kurulu ilga ediliyor. Nezihe Muhiddin’in tüm arkadafllar›, radikal grup tasfiye ediliyor. Dernek içindeki hükümet yanl›s› kad›nlarca Türk Oca¤›’nda bir kongre icra edilerek TKB yeniden aç›l›yor. Yeni dernek yönetim kurulu “Nezihe Muhiddin çok ileri gitmifltir,

biz art›k hay›rseverlikle ilgilenen bir kurum olaca¤›z, cumhuriyetin ve büyük halaskâr›m›z›n –yani Mustafa Kemal’in– zaman› gelince bize haklar›m›z› tan›yaca¤›ndan kuflkumuz yok” diyor. O günden bugüne gelen Kemalist kad›n dernekleri gelene¤i böyle ortaya ç›k›yor. Kitaptan, elefltirilerinizle birlikte, Nezihe Muhiddin’e sevgi duydu¤unuz intiba› ediniyor insan. Nezihe Muhiddin’i araflt›rmay› seçme nedeniniz ne? Bir tarafa Afet ‹nan’›, di¤er tarafa Nezihe Muhiddin’i koysan›z, ne söylersiniz? Nas›l karfl›laflt›rabilirim ki ikisini? Afet ‹nan, resmî tarih yaz›c›s› bir flahsiyet. Türk Tarih Tezi’nin yarat›c›s›. Kad›n tarihini de resmî tarih aç›s›ndan belirlemifltir. Atatürk’ün tüm haklar› verdi¤ini ve kad›nlar›n mücadele etmedi¤ini yazan Afet ‹nan’d›r. Oysa, her fley gözünün önünde gerçekleflti. Bile bile bir ret ve toplumun belle¤inden silme söz konusu. Mustafa Kemal taraf›ndan Avrupa’ya gönderilen parlak k›z talebelerden Afet ‹nan. ‹sviçre’de okuyor. Anadolu’da 64 bin iskelet kal›nt›s› üzerinde inceleme yaparak Türk kafatas›n› konu edinen tez yaz›yor. Döndü¤ünde, 21 yafl›nda Türk Tarih Kurumu’nun bafl›na atan›yor. Nezihe Muhiddin ise toplumsal hareketlerden gelen bir aktivist, sesi gür ç›kan bir kad›n. Nezihe Muhiddin’e bir sevgi duyuyorum tabii, bu kadar haks›zl›¤a u¤ram›fl, böylesine parlak bir kiflilikken, engellenme bunal›m› nedeniyle ak›l hastanesinde son bulmufl bir hayattan bahsediyoruz. Nezihe Muhiddin’in milliyetçi yan›yla apaç›k bir sorunum var tabii. Ancak, Muhiddin bir kad›n haklar› savunucusu, birinci dalga feminizmin en önemli öncülerinden biriydi. Edebiyatç› Nezihe Muhiddin hakk›nda ne düflünüyorsunuz? Nezihe Muhiddin çok iyi bir siyasî yazar, hatip ve stratejist. Romanlar› konusunda henüz bir inceleme yap›lmad›. Romanlar›n›n bütününü okudu¤unuzda, çok farkl› konulara girse de, oda¤›nda hep kad›n ve kad›n sorunu oldu¤unu görürsünüz. Bence s›radan bir romanc› de¤il, külliyat›na bakt›¤›n›zda ortalaman›n üzerinde bir yazar. Nezihe Muhiddin’i, o kuflaktan kad›nlar›n mücadelesini yeni feminist olurken tan›y›p biliyor muydunuz, yoksa daha sonralar› m› keflfettiniz? Annem büyük bir ihtimalle Nezihe Muhiddin’i tan›yordu, ancak benim incelemem annemin ölümünden sonra oldu¤u için onunla bu konuyu konuflma f›rsat›m olmad›. 13 yafl›ma bast›¤›m gün annem “art›k bir genç k›zs›n” diyerek Halide Edib’in romanlar›n› önüme koydu. Nezihe ve Halide’den gelen etkinin tafl›y›c›s› benim için annemdi. TKB grubunu oluflturan bu kad›nlara bir vefa borcu hissediyorum. Bu çal›flmam da bu borcu bir nebze olsun ödemek içindi. Bu kad›nlar sadece kendileri için yaflamad›lar, kad›nlar için mücadele verdiler. Onlara çok de¤er veriyorum. (devam› gelecek say›da: 1930’lardan bugüne feminist hareket...)

Söylefli: Siren ‹demen - Ulus Atayurt

zan›yor. Ne boyuta ulafl›yor, üyeleri kimler? KHF ve TKB’nin kurucular›ndan Nezihe Muhiddin’in 1927’de sesinin k›s›lmas› ve engellenmesinin nedenleri var. Birlik 400’den fazla aktif üyeye sahip hale gelmifl, 15 ilde örgütleniyorlar. O denli büyük bir bask› grubu haline geliyorlar ki, bunu durdurmak için bir neden bulmak zorunlu hale geliyor. Bu yüzden Nezihe Muhiddin’e bir daha siyasî arenaya ç›kamayacak kadar büyük suçlar isnat ediyorlar. Nezihe Muhiddin 1924 ile 1927 y›llar› aras›nda bir bas›n toplant›s› yapt›¤›nda, ertesi gün konuflmas› gazetelerin birinci sayfas›nda, manfletlerde yer al›yor. TKB’nin bütün eylemleri foto¤raflarla yay›nlan›yor. TKB bas›n› çok iyi kullan›yor, propagandif faaliyetler yürütüyorlar. Kad›nlar›n seçme-seçilme hakk› yokken, s›rf propaganda yapmak için Halide Edib ve Nezihe Muhiddin’i mebus aday› gösteriyorlar. Her seçimde eylem yap›yorlar, seçimleri bir mücadele platformu olarak kullan›yorlar. Rejim TKB’yi nas›l bir tehdit olarak görüyor? Cumhuriyet Halk F›rkas› program›n›n “‹çtimaî ve S›hhî Siyaset” k›sm›nda sadece nüfus siyasetinden bahsediliyor. Kemalistler “kad›nlar›n haklar›n› zaman› geldi¤inde, istedi¤imiz boyutlarda ve çerçevede gerçeklefltirece¤iz” diye düflünüyorlar. Öyle de yap›yorlar. Kad›n› efl ve anne olarak gören, vazifelerini evle s›n›rlayan bir muhafazakârl›k ortaya ç›k›yor. Falih R›fk› ve Yunus Nadi gibi yazarlar›n dile getirdi¤i, kad›nlar› hakir gören anlay›fl da hâkim, de¤il mi? Evet, Yunus Nadi kad›n meselesinden sorumlu bakan gibi davran›yor. Kad›nlar Mustafa Kemal’le görüflmeye gitti¤inde, Yunus Nadi hep haz›r bulunuyor. Hükümetin sözcülü¤ünü o yap›yor. Bugün de devam eden “Mustafa Kemal’e afl›k kad›nlar” nesli ortaya ç›k›yor. Cumhuriyetin resmî ideolojisinin benimsetilmesinde bu kad›nlar nas›l bir rol oynuyor? Kemalizm asl›nda yavafl yavafl yarat›lan bir “atac›l›k” kültürü. Osmanl› döneminde padiflaha yak›flt›r›lan bütün o unvanlardan, yap›lan methiyelerden gelen bir yüceltme kültürü var. Bu, cumhuriyet dönemi siyasal kültürüne de de¤iflmeden yans›yor. Öte yandan, Mustafa Kemal’in kad›nlar aras›nda hayranl›k uyand›ran bir fizi¤i var. 1924 sonras›nda, t›pk› padiflahtan söz ederken oldu¤u gibi, Mustafa Kemal hakk›nda da bafl›na övgü sözcü¤ü konmadan hiçbir fley söylenemedi¤i için kad›nlar da isteseler de, istemeseler de bu dili kullan›yorlar. Ancak iç yaflamlar›nda böyle yapmad›klar›n› görüyoruz. Mesela 1927 TKB kongre metinlerinde bu övgüleri göremiyorsunuz. 1927’de TKB’nin tasfiye operasyonu niye bafll›yor? Örgüt çok büyüyor ve güçleniyor, Diyarbak›r’da bile flubesi var. Bu kadar büyüyüp kontrol edilemez hale gelece¤i Kemalistler taraf›ndan tahmin edilemiyor. Bütün muhalefet bast›r›ld›¤› için baflka muhalif örgüt de pek kalmam›fl.

33


BARIfi ‹Ç‹N KADIN G‹R‹fi‹M‹

Bar›fl›n yolu kad›nlardan geçer “Savafl, evde, sokakta, iflyerinde hayatlar›m›zdaki fliddeti beslemiyor mu? Cinsiyetçilik, milliyetçilik, militarizm kayna¤›n› zaten fliddetten alm›yor mu? Her gün ölümlerin yaflanmas›na neden olan bu savafl, erkekegemen fliddetin bir sonucu de¤il mi?” Bu sorularla 2009 yaz›nda yola ç›kan Bar›fl ‹çin Kad›n Giriflimi, yürüdükçe büyümeyi, büyüdükçe daha etkili olmay› istiyor. Giriflimin ‹stanbul koordinasyonundan Nilgün Yurdalan, Serpil Kemalbay ve Zehra ‹pek’i dinliyoruz. Bar›fl ‹çin Kad›n Giriflimi neden ve nas›l bir araya geldi? Zehra ‹pek: Demokratik aç›l›m›n tart›fl›ld›¤› dönemde kad›nlar olarak “söyleyecek sözümüz var” diyerek yola ç›kt›k. Derdimiz, bu konuda sözü olanlar›n sadece “akil adamlar” de¤il, “akil kad›nlar” da oldu¤unu göstermek ve Kürt sorununun çözümü, bar›fl konular›nda yeni bir söz üretmekti. Demokratik aç›l›m tart›flmalar›nda bizi rahats›z eden durumlar vard›. Seçimlerin ertesinde DÖKH (Demokratik Özgür Kad›n Hareketi) üyesi kad›nlar ve birçok DTP üyesi tutuklanm›flt›. ‹stanbul’dan biz kad›nlar, feministlerin ve kad›n örgütlerinin ça¤r›s›yla bir platform oluflturup tutuklanan arkadafllar›m›z için dayan›flma eylemlerine bafllad›k. Nilgün Yurdalan: Haziranda Diyarbak›r’da 200 kad›n›n kat›ld›¤› bir toplant› yap›ld›. Daha sonra Ankara’da bir toplant› yap›ld›. Süreç içinde DÖKH’lü Kad›nlarla Dayan›flma ‹nisiyatifi olmaktan ç›kt›k. Baflta Kürt kad›nlar› olmak üzere bu memlekette yaflayan hepimizin evde, sokakta, her yerde bar›fla ihtiyac› olmas› sebebiyle birlikte bar›fl talep etti¤imiz bir hareket olarak Bar›fl ‹çin Kad›n Giriflimi ortaya ç›kt›. Giriflim olarak ne gibi eylem ve etkinlikleriniz oldu? Zehra: Diyarbak›r’›n ard›ndan Ankara ve ‹stanbul’da toplant› ve forum yapt›k. Sokakta da kad›nlar›n sesinin duyulur

34

olmas›n› konufltuk. Maçka park›nda flenlik yapt›k. Ankara toplant›s›ndan Berçelan ve Taksim sabahlama eylemleri, ‹stanbul forumundan sonraki tart›flmalarda ise “bar›fl noktas›” eylemleri fikri geliflti; bu eylemler ‹stanbul ve baflka flehirlerde devam ediyor. Demokratik aç›l›m›n hükümet taraf›ndan Meclis gündemine getirildi¤i gün siyasî partilerle görüflerek taleplerimizi ilettik, oturumu izledik. Güzel bir geliflme de BDP milletvekili Gültan K›flanak’›n talepleri mizi Meclis kürsüsünden okumas› oldu. Büt-

Fabrikadaki iflçi kad›nlarla, mahalledeki, sokaktaki kad›nlarla nas›l konuflabiliriz, tart›flabiliriz üzerine düflündük. Taksim gibi merkezlere gelemeyen kad›nlara da ulaflmak için yöntemler bulmaya karar verdik. çe tart›flmalar› yap›l›rken, askeriyeye ayr›lan bütçenin kad›n s›¤›naklar›na, sa¤l›¤a ve e¤itime ayr›lmas›n› talep ettik. Serpil Kemalbay: Taksim’de yapt›¤›m›z sabahlama eyleminin etkisi büyük oldu. Herkese aç›k bir alanda, her kesimden kad›n mikrofonu al›p bar›fltan ne anlad›¤›n›, bar›fl›n neden gerekli oldu¤unu, kendisinin savafltan nas›l etkilendi¤ini anlatt›. Bu deneyim, bundan sonraki kad›n bar›fl hareketini belirleyecek itici gücü oluflturabilir. Nilgün: Memleketin pek çok ilinden gelen kad›nlarla birlikte sald›r›lar›n en yo¤un yafland›¤› Berçelan yaylas›nda sa-

baha kadar diz dize söylefltik. Gerçi halay çekmekten pek söyleflebildik denemez, ama yüz yüze durduk hiç de¤ilse. Serpil: Bar›fl konusunu tart›flt›¤›m›z kad›nlar belli bir kesimle s›n›rl› kal›yordu. Savafl bütün kad›nlar› etkiledi¤ine göre, örne¤in fabrikadaki iflçi kad›nlarla, mahalledeki, sokaktaki kad›nlarla nas›l konuflabiliriz, tart›flabiliriz üzerine düflündük. Daha çok kad›n›n kat›l›m›n› sa¤lamak ve Taksim gibi merkezlere gelemeyen kad›nlara da ulaflmak için yöntemler bulmaya karar verdik. Bar›fl için at›lmas› gereken öncelikli ad›mlar sizce neler? Serpil: Kürt aç›l›m› diye bafllayan, daha sonra millî birlik projesine dönüflen ve devletin bölgedeki geliflmelere göre kendini yeniden yap›land›rmaya çal›flt›¤› bir dönemdeyiz. Bar›fl talebinden, bu haks›z savaflta zarar gören kesimlerin ma¤duriyetinin giderilmesini, demokratik taleplerinin kabul edilmesini ve geçmiflte yaflanan travmalarla, gözalt›nda kay›plarla yüzleflebilece¤imiz bir süreci anl›yoruz. Örne¤in, Eren Keskin'in “Hepsi Gerçek” adl› kitab›nda mahkeme ve tan›kl›klardan ç›kan belgelere dayanarak anlat›lan Kürt co¤rafyas›nda yaflanm›fl asker ve korucu tecavüzleri, kad›nlar›n yaflad›¤› cinsel fliddet, toplumun konufltu¤u, bildi¤i konular de¤il. Bu konu yurtd›fl›nda bir panelde tart›fl›ld›¤›nda Eren Keskin suçland›. Bunlarla hesaplaflarak sorunlar› gerçekten çözen, yaflanan ac›lar› onaran bir sürecin herkes için tarif edilmesi gerek. Biz kad›nlar böyle bir bar›fl için yola ç›kt›k, bar›fl› bu co¤rafyada yaflayan tüm kad›nlar, çocuklar, tüm halklar için istiyoruz. Nilgün: Bu giriflimde sald›r›larla, tutuklamalarla karfl› karfl›ya kalmayan, göçe zorlanmayan, anadilinde e¤itim özgürlü¤ü olan kad›nlar›n da savafl nedeniyle hayatlar›ndan çal›nanlar› dillendirmeye bafllad›k. “Niye bar›fla bütün kad›nlar›n ihtiyac› vard›r?” sorusunu do¤ru sorup do¤ru tart›flt›¤›m›z zaman, bütün kad›nlar› do¤rudan ilgilendiren cevaplar› ç›kacakt›r. Ço¤u zaman Taksim’de, Galatasaray meydan›nda pankartlar›m›zla, dövizlerimizle yüksek sesle slogan atarak derdimizi anlatmaya çal›flt›k. Bu geleneksel eylem biçimlerini zenginlefltirebilece¤imiz, baflka sözlerle buluflup birlikte güçlenebilece¤imiz eylemlere yüzümüzü döndük. Örne¤in, 21 fiubat’ta Esenyurt’ta oradaki kad›nlarla birlikte meydandaki bir çayhanede bar›fl noktas› oluflturduk. fiark›lar, konuflmalar, foto¤raf ve film gösterimiyle tüm gün süren bir buluflma gerçeklefltirdik. Hem savafl hem bar›fl dönemlerinde “annelik” kavram›n›n ön plana ç›kar›lmas›n› nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Zehra: Savafl, otuz y›l boyunca, sadece asker ve gerillalar aras›nda yaflanmad›. Siyasal, ekonomik ve sosyal alanda, her aç›dan, tüm toplum taraf›ndan yafland›. Ama, en yak›c› olarak biz kad›nlara yans›d›. Savafl, kad›nlar üzerinde erkekegemen fliddetin devam›n› getirdi. Kad›nlar üzerindeki fliddet savafl›n süreklileflmesinin zeminlerinden birini oluflturdu.


Bar›fl ‹çin Kad›n Giriflimi, annelik meselesini de tart›flmaya devam ediyor. Kad›nlar erkeklerden farkl› olarak savafltan nas›l etkileniyor? Nilgün: Savafl dedi¤imiz fley malûm, politikan›n silahla, fliddet araçlar›yla, yöntemleriyle yap›lmas›. Özellikle egemenler sivil politika yaparken bile cinsiyetçi, homofobik, çok “erkek” olunca, bu politikan›n savaflla sürdürülmesinin sonuçlar›n›, baflta Kürt kad›nlar› olmak üzere, hepimiz yafl›yoruz. Bosna, Irak, Filistin, Türkiye, hep ayn›. Savafl, milliyetçili¤in, ›rkç›l›¤›n ve kimlik politikalar›n›n güçlenmesine yol açan nedenlerin bafl›nda geliyor. Kad›n hareketi içinde de ortak sorunlar›m›z yerine farkl›l›klar›n çok fazla a盤a ç›kt›¤› zamanlar oldu. Böylesi durumlarda ortak sorunlar›m›z etraf›nda buluflamad›¤›m›z için güçsüzlefliyoruz. Bar›fl giriflimi içinde feministler, sosyalistler, sadece bar›fl isteyenler, farkl›l›klar›m›z› unutmadan bir arada çal›fl›yoruz. Savafl varken “kad›nlar öldürülmüfl, tecavüze, tacize u¤ram›fl, iflten at›lm›fl, sosyal haklar› çok geriletilmifl” gibi meseleler sorun olarak bile alg›lanm›yor. Gündelik hayat›m›zdaki her türlü fliddetin askerî anlay›flla, savaflla do¤rudan iliflkisi de saklan›yor. Zaten çok güçlü bir erkek egemenli¤i, özellefltirme, sendikas›zlaflt›rma gibi so-

Kad›nl›¤› sadece anal›¤a s›k›flt›r›p savafl›n sadece çocuklar›n› kaybeden kad›nlar› etkiledi¤ini deklare etmek ciddi bir problem. Kald› ki, anneler sadece gözyafl› dökmüyor. Y›llard›r oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri var. runlar varken, tüm bunlara savafl ekonomisi eklendi¤inde hayat herkes için, özellikle kad›nlar için cehenneme dönüyor. Misal, bizler sadece kendi sa¤l›¤›m›zdan sorumlu de¤iliz ki. Bak›m eme¤inin tüm yükü zaten bizde olunca, çocuklar›n, yafll›lar›n sa¤l›¤›ndan da biz sorumlu oluyoruz. Erkekler bir tak›m ihtiyaçlar›ndan, al›flkanl›klar›ndan kolay vazgeçmiyor, ama kad›nlar ihtiyaçlar›ndan, kendini gerçeklefltirmeye harcayaca¤› para ve zamandan vazgeçiyor.

Serpil Kemalbay, Nilgün Yurdalan ve Zehra ‹pek

Serpil: ‘90’l› y›llarda kentlere göçün sebebi, savafl ve liberal politikalar. Savafltan benim etkilenmem, Kürt hareketine dair bir söz söyleyince, devletin fliddetiyle, gözalt›s›yla, iflkenceyle tan›flarak oldu. Söz söyledi¤in zaman, kad›n-erkek farketmiyor, büyük bir fliddetle, bask›yla karfl›lafl›yorsun. Bugün de DÖKH’lü veya ‹stanbul’daki muhalif kad›nlar gözalt›na al›nd›klar›nda, taciz veya tecavüzle karfl› karfl›ya kald›klar›n› biliyoruz. Bunlar hâlâ yaflanan fleyler. Nilgün: Namus ad›na kad›n cinayetlerini, bask›lar› düflününce, savafl›n, vatan sevgisi bahanesiyle da¤a tafla yaz›l› “vatan namustur” anlay›fl›n›n kad›n bedeninin gasp›n› nas›l da kolaylaflt›rd›¤›n› görmemek mümkün de¤il. Fatih Altayl› “ordu kad›nlar›n bacak aralar›n› koruyor” diyor, büyük bir TV ve gazetede önemli biri olarak çal›flmaya devam ediyor. Ayr›ca, anadilinde konuflam›yor olmak bafll› bafl›na bir fliddet. Sa¤l›¤›nla ilgili bir sorunu anlatam›yor olmak, alt› yafl›na kadar anadilini konuflup birdenbire Türkçe e¤itime zorlanmak ne büyük bir travma. Anadilde e¤itim olmadan anadilde özgürlük olmaz ki. Neden karma bir platform yerine, kad›nlar olarak ba¤›ms›z bar›fl politikas› yapmay› tercih ettiniz? Zehra: Yeni bir dile ihtiyaç var. Bu politik dili hiçbir politik kayg›ya girmeden kad›nlar oluflturabilir. Kad›n özgürleflmeden nas›l toplum özgürleflemezse, onurlu bir bar›fl da kad›ns›z gelemez. Bar›fl politikas›n› karma kurumlarda yürütmek çok zor. Serpil: Bütün sorunlarda, s›n›fsal meselelerde, savaflla ilgili meselelerde kad›nlar hep iki kat fazla eziliyor. Kad›nlar olarak herkesin kat›ld›¤› bir bar›fl hareketinden ayr› söyleyece¤imiz çok fley var, çünkü art› olarak yaflad›¤›m›z baflka sorunlar var. Y›llarca bunu konuflmam›fl, farketmemifliz. Kad›nlar kendileriyle ilgili sözleri kendileri söylemeli, kendileri özne olmal›. Kad›nlar›n ayr› bir bar›fl hareketi oluflturmas›nda birçok neden var: Çocuklar›n› kaybetme, kendi bedenleri üzerinde devletin politika üretmesi, kad›n s›¤›naklar› yerine askeriyeye bütçe ayr›lmas›... Kad›nlar kendi dillerini, taleplerini oluflturmal› ve topluma aktarabilmeli. Nilgün: Karma çal›flmalardan ç›kan baz› metinleri okumak bile neden ayr› politika yapmam›z gerekti¤ini gösteriyor. Mevcut muhalif yap›lar, erkekegemen. “Ben muhalifim” dedi¤inde, istesen bile erkeklik avantajlar›ndan, reflekslerinden birdenbire ar›nma olmuyor. Erkeklerin kulland›¤› dil, tav›r toplant› yapmay›, örgütlenmeyi çok zorlaflt›r›yor. Karma örgütlenmelerde, hem savaflta kad›nlar›n neler yaflad›¤›n› anlatmakla hem de erkekegemen anlay›flla u¤raflman›z gerekiyor. Her yerde çifte mesai. Karma bar›fl platformlar› bar›fla dair tam olarak bir politika oluflturmak istiyorlarsa, kad›nlar›n savaflta ayr› olarak neler yaflad›¤› meselesi yokmufl gibi davranmamal›lar. Söylefli:Begüm Acar - Gülflin Ketenci

Demokratik aç›l›m sürecinde baflbakan “analar a¤lamas›n istiyoruz” dedi. Kad›nl›¤› sadece anal›¤a s›k›flt›r›p savafl›n sadece çocuklar›n› kaybeden, anne olan kad›nlar› etkiledi¤ini deklare etmek ve bunu gözyafl›yla ifade etmek ciddi bir problem. Kald› ki, anneler sadece gözyafl› dökmüyor. Yaflanan kay›plar›n bulunmas› için y›llard›r oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri var. Gerilla çocuklar›n› yitiren annelerin bir araya geldi¤i, daha fazla ölüm yaflanmamas› için çaba harcayan Bar›fl Anneleri var. Serpil: Savaflta çocuklar›n› kaybeden kad›nlara –asker anneleri, gerilla anneleri veya gözalt›ndaki çocuklar›n› kaybeden annelere– yönelik ortak bir çaba içine giremedik. Bar›fl ‹çin Kad›n Giriflimi’nde, flehitlikte eylem yapal›m m›, yapmayal›m m› konusunu da tart›flt›k ve yapmamaya karar verdik. Asker annelerini hem ekonomik, hem sosyal, hem de iktidar›n güç iliflkisi içinde kuflatan ve flehitlik mertebesi, din gibi kavramlarla avutan, müthifl flovenist ve ›rkç› bir yap›ya hapseden bir yaklafl›m var. Bar›fl ‹çin Kad›n Giriflimi bu kad›nlara nas›l ulaflacak? Bu buluflman›n yollar›ndan biri, kullan›lan dil olacakt›r. Bar›fl›n dilini oluflturdu¤umuz ve görünür k›labildi¤imizde, flehit annelerine de ulaflabiliriz. Aksi durumda, savaflta ölmüfl askerlerin annelerine hiçbir söz söylememifl oluyoruz. fiehit aileleri dernekleri alt›nda özellikle erkeklerin, savafl›n devam etmesi için aç›klamalarda bulundu¤u flovenist yaklafl›mlar görüyoruz. Buna dair sözümüzü söylememiz gerekiyor, aksi durumda Bar›fl ‹çin Kad›n Giriflimi hedefine ulaflmayacak. Nilgün: Kad›nlar›n anneli¤e, hele “bar›fl annesi” ya da “flehit annesi” kimliklerine indirgenmeleri bana iyi gelmiyor. Annelik, do¤urganl›k, pek çok kad›nl›k hallerimizden sadece bir tanesi. Önemli bir tanesi, ama bu, ö¤retilmifl bir hal. Bütün di¤er kad›nl›klar›m›z›n gözard› edilmek istendi¤i bir hal. Kad›nlar›n fliddetle dolu kutsal aile içine hapsedilmesinin en kolay yolu. Baflbakan bofluna m› “en az üç çocuk do¤urun” diyor?

35


MODERN‹N ‹Ç‹NDEK‹ “KUTSAL”, ‹L‹KLER‹M‹ZE YAYILAN “KURBAN”

Dikeyleflen yuvarlaklar Modernite, dinin ve gelene¤in de¤erlerini afl›p yok mu etti, yoksa kendi kutsal›n› m› yaratt›? “Son dakika”larla, “flok”larla hayat›m›za giren insanlar vicdan›m›za kurban edilirken modern bir aflk›nl›k da her birimize kendi kutsal›n› m› dayat›yor? Ulus-devletin ve fikrî altyap›s›n›n ameliyat masas›na yat›r›ld›¤› zaman›m›zda, Bilgi ve Ifl›k üniversiteleri ö¤retim görevlisi Saime Tu¤rul’un araflt›rmas› “Ebedi Kutsal, Ebedi Kurban”, dinler tarihinden siyaset felsefesine uzanarak kritik noktalarda ufuk aç›yor... Bundan topu topu 10-15 y›l önce kültürel antropologlarla din tarihçilerinden baflka kimsenin pek ilgisini çekmeyen konular, popüler gündemlerde de kendine yer bulur hale geldi. Kitab›n›z›n konusu olan kurbanl›k da böyle gibi görünüyor. Bunun sebebi ne olabilir? Saime Tu¤rul: Kurbanl›k sorunsal›, modern dünyan›n içinde moral bir sorun olarak ortaya ç›kt› son y›llarda. Hastal›¤›n, yafllanman›n, ölümün uza¤›nda yaflamaya çal›flan –ve bunu da önemli ölçüde baflaran– modern birey, bir yandan da kendisinin çok uza¤›nda, sadece televizyon ya da gazete haberleriyle dünyas›na giren insanlar›n ac›lar›yla duygulanabilir, dünyan›n öteki ucundaki felaket kurbanlar›yla yandafll›k kurabilir hale geldi. Haiti’deki deprem felaketi için Bat› seferber olmufl durumda mesela. Bir anlamda, Guy Debord’un tan›m›yla “gösteri toplumu”, medyan›n sundu¤u felaket ve kurban gösterileriyle küçülerek en uzaktakine merhamet duymam›z› mümkün k›l›yor, yan›bafl›m›zdakinin ac›s›n›, hastal›¤›n› görmezden gelmemizin suçlulu¤unu, a¤›rl›¤›n› da hafifletiyor. Etik aç›dan, kendisine sunulan kurbanlar arac›l›¤›yla, modern birey yeniden, her seferinde, insanl›¤›na kavufluyor; merhamet, dayan›flma duygular›ndan yoksun olmad›¤›n›n bilincine var›yor. Bu sistem içinde “kurban” tan›m› da genifl bir yelpazede sunuluyor; savafl, do¤al afet kurbanlar›ndan “trafik canavar›” kurbanlar›na, töre kurbanlar›ndan moral taciz kurbanlar›na, açl›k, sefalet kurbanlar›ndan “tüketim toplumu kurbanlar›”na uzanan bir liste içinde kurbanlar silsilesi birbirini izliyor. Bu liste içinde, gerçek kurbanlar ve “yak›flt›rma” kurbanlar (bu da benim yak›flt›rmam) ayn› düzlemde, yan yana duruyor. Bu kavram kargaflas›nda, neredeyse herkes potansiyel bir kurban durumunda. “Kurban” sözcü¤ünün geçmedi¤i bir gazete, televizyon haberi yok; her günümüz bu birbiriyle alâkas›z, ama bize ayn› duyarl›l›k (veya duyars›zl›k) ve farks›zl›k içinde sunulan “kurban” hikâyeleriyle dolu. Dolay›s›yla, “kurban”, “kurbanl›k” kavramlar› da antropolojinin, din tarihinin kavramlar› olmaktan ç›k›yor, popüler kültürün, reality show’lar›n, gündelik hayat›m›z›n içine giriyor. Kitab›n›zda “kutsal” kavram›n›n dönüflümünü anlat›rken “kutsall›¤›n sekülerleflmesi” sürecinden söz ediyorsunuz. “Kutsal” ve “seküler” birbiriyle çeliflen kavramlar de¤il mi? Kutsall›k ve sekülerleflme birbirinin karfl›t› gibi görünen iki kavram, ama ben

36

Saime Tu¤rul

Saime Tu¤rul’un “Ebedi Kutsal, Ezeli Kurban –Çok Tanr›l›l›ktan Tek Tanr›l›l›¤a Kutsal ve Kurbanl›k Mekanizmalar›” bafll›kl› çal›flmas› ‹letiflim’den yay›nland›.

Carl Schmitt ve özellikle Agamben’in izinden gittim; sekülerlerleflme ile kutsall›¤›n, birbirinin z›tt› olmaktan çok, birbirine ba¤lanabilecek, hatta birbirini tafl›yan iki kavram oldu¤unu anlatmaya çal›flt›m. Schmitt, modern devlet doktrinine iliflkin kavramlar›n sekülerleflmifl teolojik kavramlar oldu¤unu vurguluyor. Bu ba¤lamda, kutsall›k gibi teolojik kavramlar, modern dünyada da varl›klar›n› sürdürmeye devam ediyor. Sekülerlik, özellikle H›ristiyan teolojisi ile modernite aras›nda kopmay› sa¤layan yap›sal bir kimlik olsa da, sekülerleflme siyasî kavramlar› belirleyen, iflaretleyen ve onlar› teolojik orijinlerine yollamaya yarayan stratejik bir operatördür. Agamben ise, “Signatura Rerum, sur la méthode” adl› kitab›nda, imza teorisi çerçevesinde, sekülerleflmenin, teolojiye gönderme ya-

Kutsall›k modernite içinde kaybolmaz, sadece yer de¤ifltirir. Vatan u¤runa ölen askerler, töre cinayetleri kurbanlar› ya da “feda” kültürünü içeren di¤er eylemler, içeriklerinden öte, arkaik formlar›n› da koruyan kurbanl›k mekanizmalar›d›r. pan bir imza olarak ifllevsellik gösterdi¤inin alt›n› çiziyor. Agamben’e göre, bir nesnenin üzerindeki imza, nesnelli¤ine hiçbir fley katmasa da o nesneyle olan iliflkimizi ve otoriteye ba¤l› tavr›m›z› belirleyen karmafl›k bir iliflkiler a¤›na sokuyor; elimizdeki k⤛t ya da metal parças›n› örne¤in, “paraya” çeviriyor. ‹mza sadece imzalanan ile imzalayan aras›ndaki semiyotik bir iliflki de¤il; bu iliflkinin içinde kalarak, o iliflkiyle ayn› yerde olmayan, ama baflka bir içeri¤e tafl›yarak yeni, pragmatik ve hermenötik iliflkiler aras›na yerlefltiriyor. Öte yandan, Claude Lévi-Strauss’un gösterdi¤i gibi, gösteren gösterilenden hep daha fazlas›n› tafl›r ve bu fazlal›k gösterilenin doldurdu¤unu aflt›¤›ndan, gösterge hep bir afl›r›l›¤a sa-

hiptir. Aradaki aç›kl›k ise, özgür ya da oynak anlamdan yoksun gösterenlerin varl›¤›na yol açar. Bu nedenle, imzan›n her zaman iflaretten fazlal›¤› vard›r. Kutsall›k da taflk›n bir kavram oldu¤undan, iflaret etti¤inden hep daha fazlas›n› gösterir. Dolay›s›yla, sekülerleflen bir dünyada kutsall›k kaybolmaz; sadece, imzas›n› dinsel alandan seküler bir alana tafl›r ve “kutsall›k” atfedilen her alanda, kutsal›n dinsel imzas›n› görmek mümkündür. Örne¤in, “kutsal vatan”, “kutsal topraklar” dedi¤imiz zaman, teolojinin tam ortas›nday›zd›r, dili ve iflaret ettikleri dinsel bir imandan farkl› de¤ildir. Üstelik taflk›nl›¤› ile taflk›n eylemleri tetikler, fliddeti ve feda etmeyi içeren kurbanl›k mekanizmalar›n› harekete geçirir. Kitab›n›zda, evreni (ve bu evrende kendi bulundu¤umuz yeri) kavrama çerçevemiz olarak kozmolojinin “mükemmel yuvarlakl›k”tan dikeyli¤e geçti¤ini söylüyorsunuz. Bu mükemmel olmay›fl›n ne türden sonuçlar› olabilir? “Mükemmel yuvarlakl›ktan” bahsederken bir yandan Peter Sloterdijk’in “Küreler” teorisine gönderme yap›yorum, öte yandan da biz modernlerin tan›mad›¤› bir baflka kozmolojiye at›fta bulunuyorum. fiimdilerde ad›n› çok duydu¤umuz kozmik odayla alâkas› yok tabii. (gülüyor) Sloterdijk’in küreler teorisinin temel ilkesi, varl›¤›n ontolojik alanlar›n›n küreler oldu¤udur; “küre”nin içinde varolmak insan›n temel konumudur. Bu küreler d›flar›ya karfl›, iç ortam koflullar› oluflturmaya yönelik morfo-ba¤›fl›kl›k yap›lar›d›r. Bu küresel-kapal› ortam içinde, insan d›flar›ya bakan, ama d›flar›ya dönük olmayan içsel iliflkiler içindedir. Ana karn›nda bafllayan anne-cenin-plasenta iliflkisi, füzyonel (eriyik), ilksel ve ilk küresel iliflkidir. Ancak bu “monadik” bir iliflkidir, yani ikili¤i içinde tafl›yan, ikili¤in teklik içinde oldu¤u bir kapsüldür, çünkü ana karn›ndaki cenin tek de¤ildir, bir çifti vard›r, o da plasentad›r. Bu mükemmel yuvarlaktan ç›k›p “dünyaya at›ld›ktan” sonra da insan hep “monadik”, eriyik iliflkiler kurma çabas›ndad›r; örne¤in, anne-çocuk, sevgili iliflkileri –en az›ndan fantazma düzeyinde– monadik iliflkilerdir. Öte yandan, eski Yunancada, evren yerine, “düzenli dünya” anlam›nda kozmos kullan›l›rd›. Kaosun karfl›t› olan kozmos, bir yuvarlak olarak temsil edilirdi. Bu yuvarla¤›n içindeki düzen, düzenli bir dünya idi. Kozmosun oluflumu ise –birçok dünya kurulufl mitlerinde oldu¤u gibi– bir Tek’in ikiye bölünmesiyle gerçekleflir; Gaya ile Uranus kaos içinde yap›fl›kt›rlar, “tek”liklerinin ikiye bölünmesi ile gökyüzü-yeryüzü birbirinden ayr›fl›r. Bu düzen içinde görünen (maddî dünya) ile görünmeyen (ruhlar, tinler ve tanr›lar) monadik bir birlik içindedir. Kutsal ile profan olan ayr›flm›fl olsalar da, ayn› kozmosun içindedirler. Animist, flamanist ya da totemik dinlerde, ayn› kozmosun parçalar› olan do¤a elemanlar› (görünenler) içlerinde ruhlar›, tinleri tafl›rlar, yani kutsall›k bir içkinliktir. Panteist bir dünya da diyebiliriz. Ancak, bu yaklafl›mdan, kozmik bütünselli¤in daha


okumak son derece verimli oluyor. ‹nsan›n dünya ile iliflkisinin niteliksel de¤ifliminin anlam› üzerinde düflünmemizi ve ister istemez bunun çevre felaketlerinden savafllara ve sömürü biçimlerine kadar pek çok alandaki izlerini takip etmemizi sa¤l›yorsunuz. Kitab› ikincisi izleyecek galiba, orada tema ne olacak? Öncelikle, ilk saptaman›za bir ekleme yapmak isterim. Kozmik oda, do¤ru, kendi içinde morfo-ba¤›fl›k bir yap›, ancak baflka ve özellikle bireysel “monad”lar› y›rtma pahas›na... Oysa, mo-

Kutsal yeni alanlara tafl›n›rken, kutsala ulaflman›n eflikleri de farkl›lafl›yor; canl› hayat› kutsallafl›yor ama, kutsala ulaflman›n eflikleri de siyasî iktidarlar taraf›ndan bio-siyaset çerçevesinde ölüme aç›k hayatlar üreterek belirleniyor. dernli¤in en önemli ö¤elerinden biri, bireysel özel alan›n korunmas›d›r. Sloterdijk, küreler kitab›n›n üçüncüsü olan “Köpükler”de, modern bireyin kendi bafl›na minik bir küre oluflturdu¤unu ve modern toplumun yan yana, birbirine dokunan (ayn› köpük gibi), ama ba¤›ms›z ve her biri ayr› bir “monad” olan bireylerden olufltu¤unu anlat›r. As›l sorunuzun cevab›na geçersek, evet, bu kitab› ikincisi izleyecek. Asl›nda, bu projeye bafllad›¤›mda, “kutsal, kurban ve modernite” bafll›¤› alt›nda tek kitap olarak düflünmüfltüm. Ama sonra, modernite bölümünü ay›rmaya karar verdim. ‹kinci kitap modernite sürecindeki kutsal ve kurbanl›k mekanizmalar›n› aç›klamaya yönelik olacak. Tek Tanr› ve özellikle H›ristiyanl›k modeli üzerine kurulmufl ege-

menlik ve siyasî iktidar mekanizmalar›, kutsal ve kurbanl›k tertibatlar›n› üretmeye devam ederler. Egemenin icraat alan›nda olan kutsal›n niteli¤i ve kutsal olmayandan ay›rma yollar›, modernite sürecinde de, gene dinsel imzas›n› koruyarak egemen taraf›ndan belirlenir. Daha önce de belirtti¤im gibi, kutsall›k ve ona ba¤l› olarak kurbanl›k mekanizmalar› modernite içinde kaybolmaz, sadece yer de¤ifltirir, parametreleri farkl›lafl›r. Örne¤in, modernleflmenin efli¤inde, uluslaflma sürecinde, vatan u¤runa ölen askerler, töre cinayetleri kurbanlar› ya da “feda” kültürünü içeren di¤er eylemler, içeriklerinden öte, arkaik formlar›n› da koruyan kurbanl›k mekanizmalar›d›r. Kutsal vatan topra¤› ya da kutsal namus ad›na feda edilenler, ayn› arkaik kültürlerde oldu¤u gibi, kutsala ulaflman›n temel yoludur. Modernite sürecinin daha ileri aflamalar›nda, özellikle Bat› demokrasilerinde kutsal yeni alanlara tafl›n›rken, kutsala ulaflman›n eflikleri de farkl›lafl›yor; insan hayat›, hatta canl› hayat› kutsallafl›yor ama, kutsala ulaflman›n eflikleri de siyasî iktidarlar taraf›ndan bio-siyaset çerçevesinde ölüme aç›k hayatlar üreterek belirleniyor. Öte yandan, kurbanlar da yeni bir sosyal kategori olarak, ma¤durlar ve mazlumlar olarak kamusal alanda kendilerine yer açarken merhamet, ac›ma, ac› çekme, masumiyet, suçluluk gibi kavramlar, kurbansal›n yeni parametreleri olarak ifllevsellik gösteriyor. K›saca, ikinci kitap daha çok Türkiye örnekleriyle bu konular› irdeleyip aç›klamay› amaçl›yor. Söylefli: Aksu Bora

mükemmel ve iyi oldu¤u ç›kar›lmamal›d›r, sadece bu dünyada baflka bir varolma biçimidir. Tek tanr›l› dinlere geçiflle birlikte, bu yuvarlakl›k, daha do¤ru bir deyiflle, insan›n küresel varolma biçimi özünde de¤iflmez, ama kutsalla ve ilâhî olanla iliflkisi de¤iflir. Tek ve yarat›c› Tanr›, bu kozmosun içinde de¤ildir; görünmezli¤i ve d›flardanl›¤› ile maddî dünyay› fetheder. Tanr› dünyan›n elemanlar›n› teker teker, s›rayla, en son da kendi suretinden insan› yarat›r. Bu yaratt›¤› dünyaya yabanc›d›r, ama insana tanr›sal nefesini vererek onunla özel, monadik bir iliflki kurar ve insan› di¤er canl›lardan ay›r›r, yani dikey bir hiyerarfli kurar. Burada farkl› olan, yarat›c› Tanr›’n›n bu maddî dünya içinde görünmezli¤i ile insanla özel bir iliflki kurabilmesidir, bu da ancak bir aflk›nl›k iliflkisi içinde mümkündür. Dünyan›n d›fl›nda, ama tümüne hâkim bu ilâhî güçle kurulan ba¤ dikey bir ba¤d›r. Öte yandan, insan›n içinde yaflad›¤› kozmosun d›fl›nda, üstünde bir Tanr› ile ba¤ kurabilmesi için kendisini de bir parça bu yuvarla¤›n d›fl›na tafl›yabilmesi, kozmosun di¤er elemanlar›yla aras›nda bir dikeylik oluflturmas› gerekir. Bu hiyerarflik dikeylik iliflkisinde insan Tanr›’ya aflk›nl›k yoluyla ulafl›rken, alt›ndaki di¤er canl›larla içkinlik ba¤›n› kopar›r. “D›flar›ya karfl›, iç ortam koflullar› oluflturmaya yönelik morfo-ba¤›fl›kl›k yap›lar›” tarifinizden sonra, insan Sloterdijk’in küreleri ile kozmik oda aras›nda ba¤lant› olmad›¤›ndan emin olam›yor do¤rusu... Yuvarlaktan dikey iliflkiye geçifl sürecini toplumsal tarihle birlikte


KARA TREN: J.D. SALINGER (1919 - 2010)

Muz bal›klar›ndan kaç›fl Hippilerden önce Beatnikler vard›. Beatniklerden önce de Salinger. ‹kinci Dünya Savafl›’n›n hemen ard›ndan, dünya Amerikan tarz› hayata al›fl›r, refah toplumunun tüketim al›flkanl›klar› yerleflirken, Salinger’›n karakterleri bir ev, bir araba, bir televizyonla yetinemeyecek insanlard›. Amerikan rüyas› foto¤raf›n›n arab›n› gösteren Salinger, kendinden sonraki bütün rahats›z gençlerin de ilham› oldu. 91 yafl›nda yitirdi¤imiz münzevi yazar› u¤urluyoruz... ünzevili¤iyle bir efsaneye dönüflmüfl olan J.D. Salinger, 91 yafl›nda bir kalp krizi eflli¤inde dünyay› terk etti. Ama bilindi¤i gibi, dünyay› asl›nda çoktan terk etmiflti. Hikâyeleri ve karakterleri dünyan›n çeflitli noktalar›n› tavaf ederken, o dünyan›n bir köflesinde sessizce gözden yitmeyi, mümkünse unutulmay›, yok say›lmay› tercih etmiflti. Son k›rk y›ld›r hiçbir fley yay›nlam›yor ve yüzünü kimseye göstermiyordu. Asl›nda bu dünyadan uzaklaflma, mevcut dünyay› ve sunulan hayat yollar›n› kiflisel, bilinmez bir yol haritas› için terk etme hareketi, Salinger’›n yazd›klar›n› hakikaten yaflayan bir yazar oldu¤unun göstergesiydi. Uyumsuz, yabanc›laflm›fl, anlafl›lamam›fl, dünyan›n yol yordam›yla bir türlü bar›flamam›fl, dünyada yer almay› içine sindiremeyen ve sonuçta da zihinsel olarak iflas eden karakterleri anlatt› ve kendisi de bir Salinger karakteri gibi yaflamay› tercih etti. Sahih, sakin, k›y›da köflede kalm›fl bir hayat. Temel yörüngesi reddiye olan bir hayat. 1951’de yay›nlanan ve 20. yüzy›l klasikleri aras›nda say›lan ilk ve tek roman› “Çavdar Tarlas›nda Çocuklar”›n (nam-› di¤er “Gönülçelen”in) anti-kahraman› Holden Caulfield, bu yaflam biçiminin ilk örne¤iydi. Etraf›ndaki her fleyi duvar gibi bir so¤uklukla reddeden, koflulland›rma mekanizmalar›n›n d›fl›nda kalm›fl ergen akl›yla (“yazarlar daimî bir ergenlik hali içindedirler” laf›n› hat›rlatan bir hal bu tabii ki) bütün verili de¤erlerin alt›n› boflaltan, uyumsuz Holden. Dört okuldan at›lm›flt›r, a¤z› bozuk bir kaybedendir, sayg›s›z, sorumsuz ve güvenilmezdir. Her fleyin d›fl›ndad›r, ama beceremedi¤i için de¤il, istemedi¤i için. Gündelik hayata dair basit fakat y›k›c› gözlemlerini birinci tekilden flah›sla anlatt›¤› birkaç günlük hikâyesi dev bir uygarl›k elefltirisi olarak okunabilir, ama hikâyenin basitli¤i ve buruklu¤u, insan› böyle “dev” laflar etmekten imtina etmeye sevk ediyor. Herkesin akl›ndaki soru fludur: Acaba 17 yafl›ndaki halinin birkaç günlük bir kesitine tan›k oldu¤umuz Caulfield’›n “büyümüfl” halinin hikâyesi nas›l olurdu? Bence bunun için Salinger’in hikâyeyi yazd›ktan sonraki inzivas›na bakmak yeterli, zira Caulfield tek istedi¤i fleyin “küçük bir kulübe infla edip hayat›n›n sonuna kadar orada yaflamak” oldu¤unu söylemiflti “gelecek beklentisi” olarak. Salinger’›n bütün külliyat› için en önemli kelime galiba “sadelik”. Beckett’in ve Kafka’n›n sessizli¤i mümkün

M

38

oldu¤unca az bozarak kurduklar› anlat› dünyas›n›n içinden “grotesk” faktörünü ç›kar›r ve her fleyi daha da “gündelik” hale getirirseniz, Salinger’a ulaflabilirsiniz. Salinger o kadar “basit” yaz›yor ki, okuyan ve biraz kalem oynatma niyetinde olan herkesin yazma iste¤ini körüklüyor. Sanki bir günde yaz›lm›fl, hiçbir yazma / yazamama buhran› içermeyen do¤al bir ak›fl›n sonucunda ç›km›fl gibi duruyor hikâyeleri. Bu üslûbun arkas›nda Salinger’›n Zen Budizmine, mümkün olan en az kelimeyle en çok fleyi anlatmay› hedefleyen Zen metinlerine duydu¤u ilginin oldu¤unu belirtmek gerekiyor. Salinger ilk roman›ndan sonra bir daha asla roman yazmayaca¤›n› aç›klam›flt›, zira k›sa hikâye onun bu minimal edebiyat anlay›fl›na daha uygundu. Öyle de yapt› ve derdi-

Beckett’in ve Kafka’n›n sessizli¤i mümkün oldu¤unca az bozarak kurduklar› anlat› dünyas›n›n içinden “grotesk” faktörünü ç›kar›r ve her fleyi daha da “gündelik” hale getirirseniz, Salinger’a ulaflabilirsiniz.

ni uzun uzun aç›klad›¤› romanlar yerine, tuhaf, uyumsuz Glass ailesinin fertlerini anlatt›¤› hikâyeler yazd›. Bu karakterler de yine Caulfield’› and›r›yordu; üstün kavray›fl yetileri nedeniyle “yaflayamaz” hale gelmifl, çizilen hayat yörüngesine s›¤amayan, modern dünyan›n bo¤untusunu kald›ramayan ve sessizce da¤›l›p giden uyumsuzlar. Zihinlerini bir an için ›fl›¤a bo¤an, ama sonra hayatlar›n› tamamen karartan epifaniler yaflayan modern zaman azizleri: Seymour, Franny, Zooey, Buddy, Boo Boo ve di¤erleri. Bütün bu yak›c› ve üzücü karakterleri burada anmak mümkün de¤il, ama bence azizlerin en azizi ve en traji¤i olan Seymour’u ve onun intihar›n› anlatan “Muz Bal›klar› ‹çin Mükemmel Bir Gün”ü anmadan geçmek olmaz. ‹kinci Dünya Savafl› sonras›, Seymour bir plajda günefllenmektedir, yan›na gelen küçük bir k›za “muz bal›klar›”ndan söz eder. Garip bal›klard›r bunlar: Muz dolu bir ma¤araya girerler, ama orada çok fazla muz yedikleri için girdikleri delikten d›flar› ç›kamayacak kadar fliflerler ve afl›r› tüketim nedeniyle orada s›k›fl›p ölürler. Seymour hikâyesinin ismini tekrarlayarak “muz bal›klar› için mükemmel bir gün” der ve sonra kald›¤› otel odas›na gidip, buz gibi ve aniden gelen bir sahnede kafas›na silah› dayay›p teti¤i çeker. Muz bal›klar› neyi temsil ediyor derseniz, hikâyenin bafl›nda oteli dolduran reklamc› güruhundan bahsedildi¤ini hat›rlatal›m: Amerika’n›n ‹kinci Dünya Savafl› sonras›nda, varolufla anlam katan her fley çökmüflken yakalad›¤› ekonomik büyümenin ve sonucunda kap›ld›¤› tüketim ç›lg›nl›¤›n›n paradoksal resmi. Yoksunluktan de¤il, afl›r› beslenmeden ölen insanlar. Salinger bu afl›r› beslenme ve tüketimden hep uzak durmaya çabalad›. ‹nziva evinde, dünyadan mümkün oldu¤unca az fley almaya ve arkas›nda mümkün oldu¤unca az fley b›rakmaya çal›flt›. Kitaplar›n›n tasar›m› için koydu¤u kurallarda da bu tavr› sürdürdü: Kitab›n ön ve arka kapa¤›nda sadece yazar›n ve kitab›n ad› olacakt›, al›nt›, aç›klama, yazar bilgisi, foto¤raf ya da tan›t›m konulmas› yasakt›. fiimdi Salinger’›n ard›ndan ortal›kta garip bir ifltah dolafl›yor: Evinde y›llard›r yazd›¤› ve yak›nda yay›nlanaca¤› rivayet edilen yeni hikâyeler. Keflke yaksayd› Salinger onlar›, ifltahl› bal›klar› –dev yay›nc›lar ve miras bekçilerini– kaç›racak güzel bir yang›n ç›kard›. Güzel bir son olurdu. Belki de yakm›flt›r. Ahmet Ergenç


KARA TREN: COLIN WARD (1924 - 2010)

‹flgalci iliflkilerin mimar› ‹ngiliz anarflist yazar ve mimar Colin Ward, 11 fiubat günü, 86 yafl›nda hayata veda etti. ‹kinci Dünya Savafl› sonras›nda Yeni Sol hareketin paralelinde ortaya ç›kan pragmatist anarflizmin fikir babalar›ndan olan Ward, ‹ngiltere’deki bar›nma hakk› mücadelesinin de öncülerindendi. olin Ward, anarflist harekete 1940’lar›n sonunda, Freedom dergisinin editoryal kadrosunda yer alarak girdi. Avrupa ‹kinci Dünya Savafl› sonras› bunal›mlar›n› yaflarken, anarflist ekol de ‹spanya’daki devrimci deneyimiyle u¤rad›¤› yenilgiyi anlamland›rmaya çal›fl›yordu. Freedom dergisinin ve Ward’un bu dönemde cevap aramaya çal›flt›klar› soru, anarflizmin böylesi bir ortamda kendini nas›l ifade edece¤iydi. Anarflizmin ve di¤er devrimci ekollerin gözünde ilk bak›flta tuhaf gibi görünebilecek bir yol açt›lar: Pragmatist anarflizm. Pragmatist anarflizmin kaynaklar›, savafl sonras› dönemin Yeni Sol’u ve Herbert Read, Alex Comfort, Paul Goodman, E.P. Thompson gibi yazarlard›. Freedom ekibi, 1961’de Anarchy adl› bir dergi daha yay›nlamaya bafllad›. Benzer aray›fllar›n ürünü olan New Left Review ile birlikte Anarchy, solun güncellenmesinde önemli bir ifllev gördü. 1970’te Colin Ward, Anarchy’nin yay›n yönetmenli¤ini b›rakt›, 1973’te ilk ve en etkili kitaplar›ndan birini ortaya koydu. “Anarchy in Action” (“Eylemde Anarfli”, Türkçesi 2000’de Deniz Güneri çevirisiyle Kaos Yay›nlar› taraf›ndan bas›ld›), anarflizmin toplum içindeki dayan›flma a¤lar›nda zaten mevcut oldu¤unu ortaya koyuyor ve eylem fikrini buradan yola ç›karak yeniden tan›mlamay› öneriyordu. Devrimci solun ve anarflizmin “ya hep ya hiç” beklentisinden s›yr›lmas›, sundu¤u alternatifi flimdiki zamanda ve en küçük birimlerden yola ç›karak hayata geçirmesi fikrinden yola ç›k›yordu. Pragmatist anarflizm fikrini bu kitapla iyice gelifltiren Colin Ward’un as›l amac›, eylemi isyandan ibaret gören klasik anlay›fla bir alternatif sunabilmekti. Bu flekilde, isyan›n baflar›s›zl›¤a u¤rad›¤› ya da özgün bir proje üretip süreklili¤ini sa¤layamad›¤› bir dizi tarihsel vakan›n ard›ndan anarflizm fikrini gündelik hayat›n tam ortas›na yerlefltirebilece¤ini düflünüyordu. Ward ve dönemin di¤er anarflist yazarlar›n›n bu noktaya gelmelerinin sebebi ise, devleti yeni bir gözle görmeye bafllamalar›yd›. “Eylemde Anarfli”de Ward, devleti devrimle ortadan kald›r›labilecek bir “fley” olarak görmek yerine, insanlar aras›ndaki iliflkinin evrilerek geldi¤i bir koflul olarak kabul ediyordu. Bu koflul, ancak söz konusu iliflkilerin yeniden formüle edilmesi, dolay›s›yla alternatif iliflki biçimlerinin yarat›lmas›yla de¤ifltirilebilirdi. Bu elbette zahmetli ve uzun bir yolculuk olacakt›. Ward, bu düflüncelerini, ‹kinci Dün-

C

Colin Ward

ya Savafl›’ndan hemen sonra ‹ngiltere’de bar›nma mücadelesi çerçevesinde baflgösteren kimi hareketlere dahil olarak hayata geçirmeye bafllad›. ‹lgisini çeken ilk hareketlilik, savafl sonras›nda patlak veren konut krizi esnas›nda iflçi ailelerinin boflalt›lan askerî üsleri iflgal ederek bar›nma ihtiyaçlar›n› gidermeleriydi. Asl›nda bar›nma sorunlar›n› kendiliklerinden çözmüfllerdi. Geriye burada oluflan yaflam›n organizasyonu ve di¤er temel ihtiyaçlar›n giderilmesi kalm›flt›. Bu da ailelerin birbirleriyle daya-

Ward’a göre, devlet politikalar› yüzünden otoriter kurgunun yüzeyinde bir y›rt›k olarak beliren bar›nma sorunu, yaflam›n mikro düzeyde yeniden ve alternatif ilkelerle örgütlenebilece¤i bir imkân olabilirdi.

1979 ‹ngiltere’si: Thatcher iktidara geleli yedi hafta olmufl, punk’lar kullan›lmayan bir evde iflgal pozunda

n›flmalar› ve bu dayan›flman›n üsleri boflaltmak isteyen idareye karfl› kendili¤inden bar›nma temelli bir direnifle dönüflmesi anlam›na geliyordu. Bu ilk deneyimin ard›ndan Colin Ward, ölümüne kadar bar›nma mücadelesinin içeri¤i, biçimi ve sundu¤u imkânlarla igilendi.

Ward, savafl sonras› ‹ngiltere’sinde bar›nma sorununun afl›r› modernist yöntemlerle çözülüyor olmas›na itiraz ediyor, bu itiraz› mimarl›k, tarih ve sosyal bilime dayanarak gerekçelendiriyordu. 1974’te dönemin ‹ngiliz Çal›flma Bakan› Tony Crosland’e yazd›¤› mektupta flunlar› söylüyordu: “Evsizli¤in, kötü yap›laflman›n ve flehirdeki afl›r› kalabal›¤›n fark›ndas›n›z, yeni evliler Bar›nma K›tl›¤› Kulübü’ne kat›lmak için yola ç›kt›lar bile. Onlar› Bar›nma Sorunlar› Endüstrisinin hammaddesi olarak kullanmak istedi¤inizi görebiliyoruz.” Ona göre, bar›nma sorunu hükümet politikalar›n›n bir sonucu olarak ve ar›zî bir flekilde ortaya ç›km›yor, aksine, bu alanda endüstrinin geliflebilmesi için bizzat söz konusu politikalar taraf›ndan üretiliyordu. Dolay›s›yla idarenin bar›nma sorununu çözmesini beklemek safdillikti. “Squatting” (iflgalcilik, bofl binalar›n bar›nma sorunu olanlar taraf›ndan bir nevi “kamulaflt›r›lmas›” olarak tan›mlanabilir) bar›nma sorununa yerinde ve kendili¤inden bir çözüm zaten getiriyordu. Colin Ward, hayat› boyunca, iflgal evi giriflimlerine ve bu evlerin örgütlenmelerine destek oldu. “Do it yourself” (“Kendi iflini kendin yap” ya da yaln›zca “kendin yap”) fleklinde özetlenen ve devletten, otoriter kurumlardan ba¤›ms›z olabilmek için bar›n›lan alan›n gereksinimlerini dayan›flmayla çözme anlam›na gelen eylem biçimini gelifltirmek için u¤raflt› yaklafl›k altm›fl y›l boyunca. Bu u¤rafl, teorik deste¤in ötesinde, mimarl›k e¤itiminin bar›nma mücadelesine nas›l ortak edilebilece¤ine iliflkin bir örnek teflkil etti. ‹flgal evlerinde bar›nanlar›n kooperatif ya da kolektifler etraf›nda örgütlenmesini öneriyor, ancak bu flekilde güçlü otoriter kurumlardan gelebilecek sald›r›lara karfl› direnebileceklerini söylüyordu. Asl›nda Ward, tam da devletin, idarenin ihmal ya da politikalar› yüzünden söz konusu otoriter kurgunun yüzeyinde bir y›rt›k olarak beliren bar›nma sorununu, yaflam›n mikro düzeyde yeniden ve alternatif ilkelerle örgütlenebilece¤i bir imkân olarak görüyordu. Ward’un bar›nma sorununa bak›fl›n›n merkezinde flehri alg›lama biçimi yat›yordu. Kitaplar›nda Lefebvre’in “flehir hakk›” kavram›n› ça¤r›flt›r›r biçimde, flehrin otoriteyle al›flverifli en k›s›tl› olan kesimlerce nas›l yumuflak bir dönüflüme tâbi tutulabildi¤ini gösteriyordu. Örne¤in, 1978’de yazd›¤› “The Child in the City” (fiehirde Çocuk) kitab›nda, çocuklar›n flehrin kimi olanaklar›n› kendi oyun ve yaflam alanlar›na dönüfltürdüklerini anlat›yordu. Sevimli ama istisnaî ve küçük gibi görünen bu örne¤in Ward’u bu kadar heyecanland›rmas›n›n sebebi, kuflkusuz, anarflizmin asl›nda her birimizin ili¤inde kemi¤inde varoldu¤unu, ama onu zamanla, toplumsal iliflkileri otoritenin büyüsüne kap›lm›fl zihinlerimiz arac›l›¤›yla dönüfltürerek ortadan kald›rd›¤›m›z› göstermekti. Ayfle Çavdar

39


Demokratik e-kitaplar

Haz›rlayan: Koray Löker

“E-kitap okuyucunuz haklar›n›za ne kadar önem veriyor?” Electronik Frontier Foundation sekiz maddelik bir liste haz›rlayarak bu soruyu soruyor. Gerekçe basit: Dijital kitaplar›n gelece¤i yazar, yay›nc›, kitapç› ya da kütüphanelerce belirlenmesin. Okuyucular da bu konuda söz söyleyebilsinler. Bunu yapmak için bilgilenmemiz, tart›flmam›z ve hizmet ald›¤›m›z yerleri sürekli sorgulamam›z gerekiyor. Listeyle bunu mümkün k›labildilerse ne mutlu... (http://tinyurl.com/eff001)

Ücretsiz ulafl›m için sanal örgüt Bir web sitesi üzerinden toplu tafl›ma araçlar›na ücretsiz binebilmenin pratik ve kaçak yollar›n› resimlerle, videolarla anlatarak “bu hizmet zaten ücretsiz olmal›, sivil itaatsizlik eylemleriyle yönetimleri buna zorlayal›m” diye örgütlenen eylemciler siteye bir de abonelik koydular. Ayl›k toplu tafl›ma kartlar›n›n alt›da biri ücret karfl›l›¤›nda, yakaland›¤›n›zda avukat›n›z sanal örgütünüz taraf›ndan sa¤lan›yor. Örgütün facebook sayfas› flu anda birçok ülkedeki tüm siyasî partilerin gruplar›ndan daha çok üyeye sahip. (http://tinyurl.com/xprs012)

TÜRK‹YE E-K‹TABA HAZIRLANIYOR

Tersten “1984” mü? ‹nternet hayat›m›za öyle bir girdi ki, kitap belki de bir form olarak tarihe kar›fl›yor. Dijital kitap piyasas› devasa tekeller taraf›ndan flimdiden paylafl›l›rken, bir yandan yay›nc›l›¤›n ifllevi, di¤er yandan içeri¤in bizatihi kendisi de dönüflüme gebe. Türkiye bunlara haz›r m›? Bir yay›nc›, bir telif haklar› ajans›, bir de e-yay›nc›ya sorduk... MÜGE GÜRSOY SÖKMEN (Metis Yay›nlar›)

Hesap vermek flart Amazon ve Apple aras›ndaki tart›flmaya bakarsak, e-kitap dünyas›nda as›l f›rt›na imtiyaz haklar›nda kopuyor gibi görünüyor. Her da¤›t›mc› yay›nevlerinin içeri¤ine tek bafl›na sahip olmak istiyor. Bu bir yay›nevi için ne demek? Müge Gürsoy Sökmen: Bu durum yay›nevi için avantajl› olabilir, ama yazar aç›s›ndan bakarsak? Yazar›ma “kusura bakma, kitab›n sadece flu kanaldan sat›lacak” diyebilir miyim?.. Yurtd›fl›na bir kitab›n haklar›n› satarken, o yay›nc› ayn› özeni göstermeden haklar› verebilir korkusuyla, e-kitap haklar›n› do¤rudan vermiyoruz. E-kitap bölümünü iptal ederek imzal›yoruz, “e-haklar öncelikle çeviriyi yapan bu yay›neviyle tart›fl›lacakt›r” diye bir olanak sunuyoruz. Bu bir hak, çünkü çeviri bir zahmet, bir yat›r›md›r. Ama sadece bir yere verilen hak, geri dönüflsüz bir hak devri olur. Düflünebiliyor musunuz, sadece Beyaz›t kütüphanesinde bulunabiliyor Murathan Mungan’›n kitaplar›! Ama yay›nc› da sonuçta kamu iflletmesi de¤il, piyasada yaflamak, kendini döndürmek zorunda. Benim için avantajl› fleylere yanaflabilirim, ama bundan ibaret de¤il durum. Yazar bana haklar›n› teslim etti¤inde, benim baflka sorumluluklar›m da var, onu bir yere k›s›tlayamam... Henüz geliflmeleri tam olarak anlayam›yoruz da. Mesela Kindle’da okunabilen bir kitap, baflka bir okuyucuda okunam›yor anlad›¤›m kadar›yla. Formatlama çok ciddi bir mesele; birbiriyle konuflabilen sistemler olmas›n› zorlamak gerekiyor. Ben bir kitab› bast›¤›m zaman, Türkçe okunan her yerde görünebilir k›lmakla yükümlü say›yorum kendimi. Yurtd›fl›nda da buna dikkat ediyoruz. ‹ngiltere’de bir yay›nc› Amerika’da da¤›t›m yapm›yorsa, bunu ayr›ca çözerek Amerika’da da da¤›t›l-

40

mas›n› sa¤laman›n yollar›n› ar›yoruz. E-kitap dünyas›nda böyle bir fley yok galiba. Evet, flu anda Amazon’un talep etti¤i flartlar tek da¤›t›mc› olmas›n› zorunlu k›l›yor. Hatta belki de ileride yay›nc› olarak önemli yazarlarla kendisi anlaflmak istiyordur. Yay›nc› olmak öyle kolay bir fley mi; ne yapar bir yay›nc›? Yay›nc› ifle seçmekle bafllar. Seçti¤i kadar, seçmedikleriyle de bir ifl yapar. Sonra metin ifllemekle, da¤›tmakla devam eder bu ifl. Bunu yürütürken iki taraf› birden gözetmek bir vazife. Kendi ç›kar›n› düflünerek yazar› ihmal edersen, vazifenin bir bölümünü yapmam›fl olursun. Da¤›t›mda çeflitlilik önemli. Metis küçük ve daha yoksul bir yay›neviyken, tek bir da¤›t›m flirketiyle çal›flt›¤›m›z bir dönem oldu. Çok avantajl› görünüyordu, bizi koruyacaklard›, ama koz olarak kulland›lar. Biz de hep küçük ve önemsiz kald›k, sonunda neredeyse bat›yorduk. Hiçbir da¤›t›m flirketi normalde bir kitabevine küstü¤ünü, ona kitap vermeyece¤ini söylemez, ama illâ ki aras›n›n kötü oldu¤u bir kitapç› vard›r. Dijital da¤›t›mc›lar asl›nda en bafltan baz› kitabevlerine küs olduklar›n› söylemifl oluyor. Yay›nc›l›¤›n flu andaki esprisi, küçük sermayeyle yap›labilen bir ifl olmas›. Televizyon yap›mlar› ya da filmler gibi milyonlar› de¤il, küçücük topluluklar› hedef alarak

çal›flan bir yap›. Farkl›l›¤a, özgünlü¤e, marjinalli¤e, popüler olmayana, özel ilgiye imkân tan›yan neredeyse tek alan flu anda. ‹nternette çeflitlilik yay›nc›l›ktan bin kat fazla, ama bir yandan da pazar kalabal›¤›nda kayboluyor her fley. Yay›nc›n›n bir imzas›, arkas›nda durdu¤u bir tav›r var; hesap sorulabilir bir sorumlulukla davran›yor. ‹nternet ‹ngilizcenin çok hâkim oldu¤u bir alana dönüflüyor, bu aç›dan çok büyük bir çeflitlilik de yok asl›nda. 10-15 servisten, siteden ibaret bir fleye internet der hale geldik. E-kitaplar›n bask›n oldu¤u bir gelecek olursa, çeviri eserler bundan nas›l etkilenir? Kitaplar›n elektronik olmas› durumunda iki fley gerçekleflebilir. Birincisi, kitaplar çevirileri bast›racak kaynak bulmadan diller aras› hareket edebilir. Türkiye’den bir kitab›n Almanya’da bile sat›lmas› zahmetliyken, tüm dünyada Türkçe sat›lmas› mümkün olabilir. Bu bir avantaj. ‹kincisi, Anglo-sakson dünyada yay›nlanan hukuk, ders, gezi gibi kitaplar da dahil tüm kitaplar›n yüzde 3’ü çeviri. Buna bakarak, hangi dehfletin geldi¤ini görmemek imkâns›z. Kendisi dünyaya katiyen bakmayan bir kültürün dünyay› sadece kendine bakmaya zorlamas› dehflet verici. Dünyan›n bütün kaynaklar›n› çeflitli savafllarla dünyan›n üzerine atma hakk›n› kendinde görüyor. Bu insanlar ne yap›yor, ne düflünüyor, bana nas›l bak›yor diye düflünmüyor. Tamamen kör bir mekanizma. ‹ngilizce art›k iyice bask›n; bir de, sanal bile olsa bir mekân› tamamen kaplamas› böyle bir sorun yarat›yor. E-kitaplar›n burada bir de¤ifliklik yapmas›n› hayal edebilir miyiz iyi niyetle? Türkçeden çevrilecek eserler için e-kitap iste¤i geliyor mu? Herkes e-kitap haklar›n› ›srarla istiyor. Çevirmen de bir eser sahibi oldu¤u için yazarla benzer bir duru-


Müge Gürsoy Sökmen

piyasas›nda birisi dolduracak m›, bu bir ihtiyaç m›, dolmazsa kay›p m›? Yay›n dünyas›yla böyle bir paralellik kurulabilir mi? Yay›nc›l›¤›n esprisi bu zaten. Bunu piyasa dalgalanmas›na b›rak›rsak özgünlü¤ü yaratma imkân› yok. ‹nternetin t›rnak içindeki demokrasisi, herkesin birbirine her aç›dan eflitlendi¤i ve her fleyin yalan oldu¤una dair bir sinizme yol aç›yor. Müzik örne¤iyle düflünürsek, prodüktör için mesele müziktir, sat›fl de¤il. Ba¤›ms›z yay›nc› için de cazibesi olan, heyecan› olan fley eserdir, sat›fl sonra gelir. Yay›nc› için önemli olan dün ciklet, bugün kitap, yar›n ayakkab› de¤ildir. Bunlar›n hepsini birden satana tekel diyoruz zaten. Demokratik oldu¤u iddias›yla seni s›f›rlayan bir fleyle rantabl olmad›¤›n için seni s›f›rlayan aras›nda bir tercih yapmamal›y›z. Bir de sansür taraf› var. Üç dev flirketin izniyle ne kadar konuflabilece¤iz? Dakikas›nda sat›l›r›z. Kimse bizim için dövüflmez, oras› kesin. Finli iki gazetecinin çok güzel bir kitab› vard›, filmi de yap›ld›. Küresel flirketlerin Çin’de,

ma sahip. Yurtd›fl› anlaflmalar›nda bir maddeyi standart olarak kullanmaya bafllad›k. Hak dönemi sona erdi¤inde baflka bir yay›nc›ya geçerken eserin çeviri haklar› da dolacak flekilde anlaflma imzalan›yor. Yani bir yay›nevi, yapt›rd›¤› çevirinin haklar›na sahip oldu¤u ‹nternetin t›rnak içindeki demokrasisi, herkesin birbirine için çeviri haklar› her aç›dan eflitlendi¤i ve her fleyin yalan oldu¤una dair bir konusunda daha güçlü pazarl›k ya- sinizme yol aç›yor. Ba¤›ms›z yay›nc› için cazibesi olan, pam›yor. Çevirmen heyecan› olan fley eserdir, sat›fl sonra gelir. de yazar› takip edeTürkmenistan’da yürüttükleri faaliyetrek baflka bir yay›nevine geçmek zoleri “flirket yasas›” falan diye sunulan runda kal›yor, yoksa çevirisi ölür. Yay›ilkelerle karfl›laflt›r›yorlar. Nokia’n›n nevleri eskiden iyi çeviriler yapt›rarak flunu yapmayaca¤›m, bunu yapmayave çevirmeniyle iliflkilerini iyi tutarak ca¤›m diyen flirket yasas›n›, bir de yapkoz elde edebiliyordu, art›k bu pazart›klar›n›, yap›lmas›na göz yumduklar›l›k yap›lam›yor. ‹ngiltere’de ünlü olan n› görüyorsun. Herhalde onlardan bibir anlay›fl tüm dünyada yayg›nlaflt›: zim için dövüflmesini beklemeyeceKüçük ama baflar›l› bir yay›nevi çok iyi ¤iz... Bu yüzden hesap verebilir yay›nbir keflif yaparak baflka bir dilden yeni c› tan›m›n› önemsiyorum. Yay›nc› hem bir yazar yay›nlad›¤›nda, art›k büyük be¤enir ve önerir, hem de yazar›n bafl›bir yay›nevi gelip çevirmenin haklar›yna bir ifl geldi¤inde peflinden koflar, la birlikte o yazar› kendi bünyesine alahaklar›n› savunur. Kendi varl›¤›, yazabiliyor. r›n›n, çevirmeninin varl›¤›na ba¤l›d›r. Yar›n Apple “yazar› yay›nc› keflfetsin, Sacaya¤› gibidir ve bunun parças› olan metni ifllesin, tan›t›m› planlas›n, ama da¤›t›mc›yla, kitapç›yla çal›flmak ister. fiyat politikalar›na, ekonomik hacme 1980’den sonra bütün kitapç›lar k›rtasiben karar vereyim” dedi¤inde kim ye oldu diye kendimizi yerden yere atbuna karfl› ç›kabilecek? m›flt›k. Kampanyalar yapt›k kitab› geri Bunun önü zaten holdingleflme mant›getirelim diye. Kitap o y›llarda suç un¤›yla çoktan aç›lm›flt›. Alternatif Küresuru olarak televizyonlarda teflhir ediselleflme ‹çin Yay›nc›lar Birli¤i diye bir liyordu, insanlar kitap satmaktan korbirli¤imiz var, orada “biblio-diversité”, kuyordu. Biz en yak›n müttefikimiz dikitap çeflitlili¤i kavram›ndan bahsediye kitapç›lara döndük, ki sonra onlar yoruz. Bio-çeflitlilik gibi bu da çok da bize döndü. ‹nternette bir site ikinci önemli ve sansürle, savafllarla, flirketledakikada terlik de satmaya bafll›yor. rin küreselleflmesiyle zaten tehdit alt›n‹nternet konusunda muhafazakâr›m, da. Türkiye ise istikrars›zl›k, piyasa iliflkilerimi muhafaza etmeyi önemli dalgalanmas› gibi nedenlerle hâlâ yagörüyorum çünkü. y›nc› çeflitlili¤ine sahip. Almanya’da, Yay›nc›lar ne yapabilir? ‹ngiltere’de, Fransa’da binlerce yay›nBilgilenmeye ihtiyac›m›z var. Genellikc›yla anlaflmak bile gerekmeyecek. Bir le pazarlama üzerinden konufluluyor imza yetecek tüm yay›nc›lar› kapsamaama, mesela format hikâyesi çok önemya. Ben yay›nc›l›¤a bafllad›¤›mda Metis li. Bafl›m›za ne gelece¤ini konuflmak kadar ba¤›ms›z yay›nc›lar olan La için bu karar› tek bafl›na yazarlara b›Découverte, Seuil gibi yay›nevleri art›k rakmamam›z gerekiyor. Herkes LeGubirer ray üzerindeler. in de¤il. Yay›nc›lar›n da yazarlarla birMüzik prodüktörleri üzerinden düflülikte düflünmesi, bilgilenmesi, tart›flnelim: Onlar›n yerini mp3’le farkl›lamas› gerekiyor. flan, özgürleflen, ama da¤›lan müzik


NERM‹N MOLLAO⁄LU (Kalem Ajans)

Nermin Mollao¤lu

Türkiye’de e-kitap zor Kalem Ajans ne yap›yor tam olarak? Nermin Mollao¤lu: Bir telif haklar› ajans›. Diyelim ki, Tuna Kiremitçi’nin Türkiye’deki sözleflmelerinin düzenlenmesi, bunlar›n takibinin yap›lmas›, bas›n çal›flmalar›, yurtd›fl›na çeviri haklar›n›n sat›lmas›... Ayr›ca yurtd›fl›ndaki yay›nevlerini Türkiye’de temsil etmek. ‹lgili oldu¤umuz alan ‹ngilizce, Almanca, Frans›zca d›fl›nda kalan diller. Otuzdan fazla ülke ve dilin temsilcili¤ini yapmaya çal›fl›yoruz. Bu dillerin edebiyatlar›yla u¤raflmay› seviyoruz. Ajans›n›z örne¤in o ‹srailli yazar›n Türkiye’deki temsilcisi mi? Kimi zaman yazar, kimi zaman yay›nevi ya da bizimki gibi bir baflka ajansla anlaflarak hareket ediyoruz. Siz konuya yazar›n haklar› taraf›ndan m› bak›yorsunuz? Ben daha çok masan›n k›sa kenar›nda, hem yazar›n hem yay›nc›n›n taraf›n› görebilece¤im bir yerde oturmay› tercih ediyorum. Yurtd›fl›nda ajanslar yazarla ayn› yerde, hatta onun önünde oturuyor zaman zaman. Türkiye pazar› da, yazarlar da ajanslara o kadar haz›r de¤il. Geçti¤imiz aylarda MÜYAP’›n baflvurusuyla iki büyük amatör müzik sitesi, last.fm ve MySpace bir süre kapat›ld›. MÜYAP baflkan› Bülent Forta’n›n “flark›lar›n sahipleri bestecileri de¤il, plak flirketleridir” aç›klamas› kald› ak›llarda. Kimdir hak sahibi? Buna kat›lmak durumunday›m. Bir yazar sözleflmesini gelecek kitab› için de yapabiliyor. Telif ücretinden avans ald›¤› kitab›n› Facebook’ta yay›nlarsa, yazardan söz alan yay›nevinin haklar› ne olacak? Çok kapitalist bir bak›fl aç›s› de¤il bence bu. Maddî haklarla manevî haklar› ayr› düflünmek gerek. Manevî haklar, bir eserin sahibinin kim oldu¤una, bafll›¤›na, bütünlü¤üne dairdir. Yarat›c›s› bunlara tek bafl›na karar verir, ama maddî haklara gelince, ticaretin her alan›ndaki kurallar, rekabet, gizlilik sözleflmesi, cezalar, faiz, hepsi geçerlidir. Bugün amatör müzisyenler kendi albümlerinin prodüktörlü¤ünü yaparak internet üzerinden profesyonel müzik ürünleriyle rekabet edebiliyorlar. Emarketlerin raflar›nda, demolar ve telifli albümler yan yana. Kendi e-kitab›n› pazara sokan bir yazar›nkiyle bir yay›nevinden ç›kan kitab›n yan yana durmas› yay›nc›l›¤› nas›l etkiler? Masraflar› yazarlar taraf›ndan karfl›lanan kitaplar› basan yay›nevleri zaten var. Hiçbir büyük yazar bu yöntemi kullanmaz. Belki bafllarda keflfedilmek için bunu yapanlar olabilir. Ayr›ca, hat›r için kitap basmak da var bunun içinde. Örne¤in, ABD’de bas›lmak istiyorsunuz, orada görüfltü¤ünüz yay›nevinin de burada bas›lmas›n› istedi¤i bir kitab› var. Yay›nc›n›za bu kitab› Türkiye’de bast›r›yorsunuz, ticarî olarak anlams›z bir hareket, ama bir al gülüm ver gülüm

42

Büyük ile küçük aras›ndaki fark çok artacak. Türkiye’de de kaç›n›lmaz olarak bir sektör olmaya do¤ru gidiyoruz. Medya sektörü taraf›ndan desteklenmeyen, bir banka taraf›ndan sübvanse edilmeyen yay›nc›lar›n ba¤›ms›zl›¤› öne ç›kacak. iliflkisi oluyor. Kendi masraflar›n› karfl›layarak kitap bast›rmak dürüstçe bir yöntem. Müzikte amatörle profesyonel birlikte sunuldu ama, hepsine ayn› muamele yap›lmad›. ‹nternette müzik yapan çok kifli oldu ama, Öykü-Berk kardefller hepsinin aras›ndan ç›kt› mesela. E-kitap hacmi çok daha büyüdü¤ünde, telif ajanslar› örne¤in Amazon’la do¤rudan konuflarak yazarlar›n›n baflka bir arac› olmadan Kindle’da okunmas›n› sa¤layacak f›rsatlar arar m›? Gidip Amazon’la görüflmeyi düflünürüm gerçekten. Zaten yay›nc›lar ajans gibi, ajanslar da yay›nc› gibi düflünmek zorunda, ama elbette bir ajans yay›nc›y›m diye ç›kmaz, misyonu farkl›d›r. Bu örnek daha çok Orhan Pamuk’un son kitab›n›n Milliyet’te bas›lmas›na benziyor. O durum Pamuk’un tan›t›m faaliyetinin parças› olarak ortaya ç›kt›. Yay›nevi de bundan zarar görmedi. E-kitap dünyas›na egemen olma savafl› veren büyük flirketler, herkesin onlara hizmet etti¤i bir sektör tasar›m› yap›yor demek do¤ru olur mu? Gelecekte dev yay›nc›lar olacak, hem bas›l› kitaplarda hem de e-kitaplarda. Bir yay›nevi “ben sadece bask› bas›yorum” diyemeyecek ya da e-haklar› bunu yapan flirketlere vererek sadece bask› haklar›na talip olacak. Ama büyük ile küçük aras›ndaki fark çok artacak. Türkiye’de de kaç›n›lmaz olarak bir sektör olmaya do¤ru gidiyoruz. Piyasay› yönlendiren birkaç dev yay›nc› var, di¤erleri onlar› takip ediyor. Yurtd›fl›nda bunun s›n›rlar› çok çizili. Ba¤›ms›z yay›nc›lar da bir pazarlama de¤eri tafl›yor: “Ben bu ifli para için yapm›yorum, özgürüm, iyi edebiyat bas›yorum” diyor. Türkiye’de banka destekli olanlar d›fl›nda bütün yay›nc›lar ba¤›ms›z oldu¤u için bu ayr›ca vurgulanm›yor, ama sektörlefltikçe bu fark do¤acak. Bir dönem sonra, Alfa gibi bir grubun içinde olma-

yan ya da Do¤an gibi medya sektörü taraf›ndan desteklenmeyen, bir banka taraf›ndan sübvanse edilmeyen Metis gibi yay›nc›lar›n ba¤›ms›zl›¤› öne ç›kacak. E-kitap geliflmeleri Türkiye’ye niye bu kadar geç yans›yor? Almanya 15 y›ld›r sesli kitap yay›nl›yor, piyasas›nda bunun çok büyük etkileri var, Türkiye’deyse özel çal›flmalar haricinde sesli kitap bulunmuyor. E-kitap geliflmesini de atlayabiliriz, ama bu kadar cep telefonu merakl›s› bir ülkede bunun olaca¤›n› sanm›yorum. Türkiye’de e-yay›nc›l›¤›n ilerleyebilece¤ine inanm›yorum ama, “neden ‹stiklâl Caddesi’nde cep telefonu satan ma¤aza say›s› kitapç›lardan daha çok?” diye de soruyorum kendime. ‹ki y›l öncesinde ekitap konuflulmayan bir konuydu; flimdi Amazon ve di¤er e-kitap satanlar›n kitaplar›n sat›fl›n› yar›ya kadar indirmesi bir zorlama oldu. Yay›nc›lar için çok kötü, çünkü telif oranlar› düflüyor. Kitap ulafl›labilir olunca, bask› kopyalar daha az sat›lacak. Bu önce güzel bir durum gibi görünüyor, ama burada bir hak yeme durumu da var.

MURAT GÜLSOY (Altkitap)

Yeni biçimler geliyor Elektronik bir yay›nevi kurma fikri nas›l geliflti? Murat Gülsoy: Yay›nc› olmay› hiç düflünmüyordum, ama y›llar içinde epey deneyim edinmifl oldum. Önce dergicilik (Hayalet Gemi), sonra internet siteleri ve en sonunda da elektronik bir yay›nevi olarak 2000’de Altkitap’› kurduk. Kitaplar› internetten bedava da¤›t›yoruz, çünkü internetin bedava bir ortam oldu¤una inan›yoruz. Bir fley internette bir kere varolunca, herkesin onu paylaflmas›na engel olunam›yor. Müzikte de böyle oldu, sinemada da. As›l soru, bu gerçek her fleyi nas›l de¤ifltirecek? Bu flartlarda, birilerini bedava içerik üretmeye ikna etmek gerekmiyor mu? Gutenberg projesi ve benzeri elektronik ortamlar çok zengin, çünkü ‹ngilizcede telif sorunu olmadan yay›nlayabilece¤iniz çok metin var. Türkçede telif eseri yaratmak, bulmak zorundas›n›z. Hal böyle olunca bu ifl biraz gönül ifli oluyor. ‹lk önce yazar›na, editörüne, yay›nc›s›na kayna¤› sponsorlardan karfl›layal›m diye düflündük, ama Türkiye sponsorluk aç›s›ndan pek verimli bir ülke de¤il. Altkitap’ta yay›nlad›¤›m›z kitaplar› baflka sitelerde de görüyoruz, sponsora bunu aç›klamak zor. Belki engel olmak lâz›m, ama hem olam›yoruz hem de olmuyoruz... Türkiye kitap sektöründe, mevcut yay›nc›lar bast›klar› kitab›n içeri¤ini ayr›ca elektronik olarak sunuyorlar. Bu seçenek daha da yayg›nlaflacak, belki daha da ucuzlayacak. Bunu okumak için bilgisayar ekran› kullan›labilir, ama burada bir de kitaptan ne anlad›¤›m›z önemli. Edebiyat kitaplar› daha keyfekeder düflünülebiliyor, tatile giderken yan›n›zda tafl›yaca¤›n›z bir fley


olarak bak›l›yor. Araflt›rma yaparken, tez yazarken bir kitaba h›zl› ulaflmak istiyorsunuz, elektronik kitap çok önemli bir fark yarat›yor. Edebiyatta elektronik kitab›n geliflmesi biraz da okumak için tasarlanan ürünlerin ne kadar sevimli olaca¤›yla ilgili. Altkitap’› kurarken bu alan›n daha h›zl› geliflece¤ini tahmin ediyorduk, elektronik k⤛t bizi çok heyecanland›rm›flt›, ama geliflmedi. Elektronik kitap art›k bir tek eskicilerin ilgilenebilece¤i kitaplar için, kullanma k›lavuzlar›, ders kitaplar› ya da ucuz bask› yap›lan ve kütüphanede saklanmaya ihtiyaç duyulmayan kitaplar için faydal› olabilir. Bugün bir kitapç›ya girdi¤imde koca bir çöp y›¤›n›yla karfl›lafl›yorum, gerçek kitaplara ulaflmakta zorlan›yorum. K›sa ömürlü kitaplar›n daha ucuza ve kolay bulunmas›nda Türkiye’de e-kitaptan önce korsan alternatifi var. Sadece k⤛t masraf›n› karfl›lad›klar› için ak›l almaz fiyatlara satabiliyorlar, okuyucu da ona yöneliyor. Ama bilmiyor ki “kitap daha ucuz olsun” dedi¤inde redaktörün, editörün bedava çal›flmas›n› isti-

üzerine kurguland›lar. ‹lk ad›mlar hep böyle olur, ama sonra bir baflkas› der ki, “ben hepsini birden okuyorum”. O zaman bütün flirketlerin satt›¤› araçlar, hepsini birden okuyan araçlar olmak zorunda kal›r. fiimdi içerik de do¤rudan bu flirketler taraf›ndan sa¤lan›yor. Hatta içeri¤i okumak için kullanaca¤›m›z oyuncaklar çok ucuza sat›l›yor, as›l para içerikten sa¤lan›yor. Tafl›nabilir oyun konsollar›nda Nintendo, Sony gibi flirketler bunu yapm›flt›... Yay›nc›l›kta bunun olabilece¤ini sanm›yorum, oturmufl bir yay›n dünyas› var çünkü. Deneyimi al›flveriflten ibaret olan bir kurum yay›nc›l›¤a kolay kolay giremez. Kendini bir marka haline getirece¤ine, kurulu, güvenilir bir yay›nevini kullanmay› tercih edecektir. Belki çok satan yazarlarla, best-seller dünyas›yla bir fleyler yapmay› deneyebilirler, galiba Stephen King denemiflti bunu, olmad›. Best-seller bile olsa bir yazar da¤›t›mc› üçk⤛d›na gelmez. ‹nternetin yazma deneyimini de de¤ifltirdi¤i söylenebilir. Blog’larda okuyucuyla do¤rudan iletiflim kurarak farkl› bir anlat›m ortaya ç›k›yor. ‹çerik nas›l etkileniyor bu ortamdan? Ortama göre yazma fleklimin çok de¤iflti¤ini biliyorum. Dergiye yazarken baflka türlü metinler ç›k›yordu, çünkü insan›n kafas›nda bir uzunluk s›n›r› olufluyor; derginin atmosferinden do¤an bir etki oluyor. Altzine.net’teyken interaktif metinlere izin veren bir yap› vard›. Belki yeni kuflaklar hem flash programlayacak, hem edebiyatla ilgili, yarat›c› yazarl›k ifllerine bulaflacak, kendi dünyas›n› yaratacak. Bu çok heyecan verici. Eskiden fanzin yapan insanlar flimdi burada bir fleyler yap›yor, k⤛da basmaya, da¤›tmaya gerek kalm›yor. Edebiyat Murat Gülsoy aç›s›ndan, çok h›zl› üretebilmek ve ulaflabilmek de bir de¤ifliklik yaratacakt›r. Gazete televizyonla kar›fl›k bir fley haline geldi internette. Belki daha k›sa meTersten “1984” oldu asl›nda: Her fleyin ay›kland›¤› tek bir tinler, daha farkl› hikâyenin anlat›lmas› yerine, her fley birden anlat›l›nca da kurgular öne ç›kacak. Belki resim, hahemen hemen ayn› etki oldu. reketli görüntü, ses, grafik, bütün bunlar› içerecek bir anlayor. Korsan, e-kitab›n da geliflmesine t›m biçimi eklenecek. ‹nternet siteleri, engel oluyor. bloglar, sosyal a¤lar derken, her yeni Neyin yay›nlanaca¤›na bugün bir beürün kendi kitlesini, yeni biçimleri geti¤eni ve tercih sonucunda yay›nevleri riyor. De¤iflimi en çok gazeteler yaflad› karar veriyor. E-kitap da¤›t›c›lar› yay›galiba. Önce hepsi hay›r dedi, ama bunevlerinin elinden bu gücü alabilir, tegün elektronik olarak okunabiliyorlar, kel olabilirler mi? bu müthifl bir devrim bence. Ölmediler, Belki elektronik da¤›t›mc›, bas›lmam›fl aksine, sat›fllar› artt›. Para verip de albir kitab› kendi da¤›tarak fiilen yay›nc›mayaca¤›m gazeteleri bile internet üzeya dönüflebilir. Tekelleflmesi ihtimalini rinden okuyabiliyorum. Bir de gazete pek düflünmüyorum, çünkü birden çok hep güncellenen bir fley oldu, televizelektronik yay›nc› olacakt›r. Dünya asyonla kar›fl›k bir fley haline geldi. Okur l›nda birbirine çevrilebilir formatlara için bu kadar bilgiye maruz kalmak sodo¤ru gidiyor. Eskiden Macintosh ve run olabilir, bu kadar yo¤un bilgiyi iflleWindows’un dünyalar› çok ayr›yd›, yebilecek bir beyin kapasitesine sahip ama art›k hepsi her dosyay› aç›yor. de¤iliz. Bu kadar çok ac›ya tahammül Muhtemelen ne kullanarak okudu¤uedemiyoruz ve duyars›zlafl›yoruz. Tersnuzdan ba¤›ms›z olarak her içeri¤e saten “1984” oldu asl›nda: Her fleyin ay›khip olacakt›r okuyucu. land›¤› tek bir hikâyenin anlat›lmas› yefiu anda tablo bunun tersi gibi görünürine, her fley birden anlat›l›nca da heyor. Kindle ve iPad sadece kendileri tamen hemen ayn› etki oldu. raf›ndan okunan içerikler sa¤lanmas›


Haz›rlayan: Ahmet Gürata

A

I

R

Ç

E

21. ANKARA ULUSLARARASI F‹LM FEST‹VAL‹

Ankara’da iktidar ve isyan nkara sokaklar› Tekel iflçilerinin direnifliy-

A le canlan›rken, Ankara Uluslararas› Film Festivali “‹ktidar ve ‹syan” temas›yla perdelerini aç›yor. Bu y›l 21. kez izleyiciyle buluflacak olan festivalin temelleri Mahmut Tali Öngören ve Aziz Nesin taraf›ndan at›lm›flt›. ‹syan›n gereklili¤ini vurgulayan festival, Glauber Rocha’n›n “Trans Halindeki Ülke”sinden (1967) daha yak›n tarihli “K›z›l Ordu”ya (Kôji Wakamatsu, 2007) bir seçkiyle izleyiciyi ahvalimiz üzerine düflünmeye ça¤›r›yor. “Dünyan›n Her Köflesinden” bafll›kl› bölümde geçti¤imiz y›l›n öne ç›kan filmleri yer al›yor: “Afyon Savafl›” (Siddiq Barmak, 2008), “Alt›n Ça¤dan Öyküler” (C. Mungiu, I. M. Uricaru, H. Hofer, R. Marculescu, C. Popescu, 2009), “Metropya” (Tarik Saleh, 2009), “Öteki

Yaka” (George Ovashvili, 2009), “Rövanfl” (Götz Spielmann, 2008) ve “Samson ve Delilah” (Warwick Thornton, 2009) göze çarp›yor. Ankara Film Festivali’nde, 2000’lerin yükselen sinema âlemlerinden biri olan Brezilya’ya yedi filmlik özel bir bölüm ayr›lm›fl. “Ustalar”da ise, Robert Guédiguian’›n Ad›yaman do¤umlu direniflçi Misak Manuflyan’› anlatt›¤› “Suç Ordusu”nun Türkiye prömiyeri var, heyecanla bekliyoruz. Bölümün di¤er a¤›r toplar› ise, “Beyaz Kurdele” ile Haneke, “Akhilleus ve Kaplumba¤a” (Takeshi Kitano, 2008), “Cennet Bat›da” (Costa-Gavras, 2009) ve “Rembrandt: ‹tham Ediyorum” (Peter Greenaway, 2008). Art›k hayatta olmayan ustalar Eric Rohmer, Akira Kurosawa ve Luis Buñuel de ikifler filmle an›l›yor.

K

M

Ankara’y› di¤er festivallerden farkl› k›lan en önemli özelli¤i, sinemay› yaln›z sinema salonunda gösterilen filmlerle s›n›rl› saymamas›, deneysele ve videoya büyük önem vermesi. Dahas›, deneysel filmlere yar›flma bölümünde yer veren ender festivallerden biri. Bunun yan›s›ra, Ankara Film Festivali’nde k›sa ve belgesel sineman›n iyi, önemli örnekleri de kendine yer buluyor. Festivalin a¤›r toplar› ise, “BellekMekân” bafll›kl› video bölümünde sergileniyor. Ege Berensel’in küratörlü¤ünde haz›rlanan bölüm, sinemadan sergi salonlar›na uzan›yor. Bu bölümde, bellek ve an›msama odakl› 24 film ve video yerlefltirme var. Sanatç›larsa, Harun Farocki, Antoni Muntadas, Genco Gülan ve Hakan Akçura. “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” (Michel Gondry, 2005) filminin senaristi görsel sanatç› Pierre Bismuth’un üç gün sürecek atölye çal›flmas› (16-18 Mart) ise merakla bekledi¤imiz etkinlikler aras›nda.

“Suç Ordusu”

“Trans Halindeki Ülke”

X Sinematek Alis Harikalar Diyar›nda (Alice in Wonderland) (Tim Burton, 2009): Burton, favori oyuncular› ve 3-B teknolojisiyle harikalar diyar›nda.

A⁄IR ÇEK‹MDEN A⁄IR TAVS‹YE: HARUN FAROCKI

“Filmlerimiz karfl›d›r abiler” arun Farocki, Thomas Elsaesser’in tan›m›yla “Almanya’n›n en ünlü tan›nmam›fl yönetmeni”. Görsel sanatç›, yazar ve aktivist Farocki, 1960’lardan bu yana, görüntüler ve görüntü üretimi üzerine gerçeklefltirdi¤i say›s›z çal›flmas›yla akademik camiada hakl› bir üne sahip. Ancak, Elsaesser’in de belirtti¤i gibi, filmleri genifl kitlelere ulaflma olana¤› bulmuyor. Bu nedenle, festival kapsam›nda Ankara’ya gelecek olan Farocki ve filmleriyle tan›flmak kaç›r›lmayacak f›rsat. 14 film ve videosunu izleme olana¤›n› bulaca¤›m›z Farocki, 19 Mart’ta “‹majlarla Düflünmek” bafll›kl› bir atölye çal›flmas› düzenleyecek. Farocki, filmlerini “sinemaya ve televizyona karfl›” olarak nitelendiriyor. Asl›nda Godard’la birlikte “A¤›r Çekim”e en yak›flt›rd›¤›m›z yönetmenlerden. Bir yak›n arkadafl›n›n ifadesiyle söyleyecek olursak: “Farocki, h›zla tüketti¤imiz görüntüleri, yak›ndan inceleyebilmemiz için, sakin bir biçimde sunuyor. Farocki’nin filmindeki nesneler ve insanlar adeta a¤›r çekim hareket ediyor.... Her aç›, izleyiciyi farkl› bakmaya, görünenin ard›ndaki derin anlam› aramaya davet ediyor.”

H

44

Arkadafl›m Canavar (Where the Wild Things Are) (Spike Jonze): Hem çocuklara hem büyüklere. Befl k›sa film (Hamlet Hovsepian): 1970’ler, Kafkaslar’da bir avangard... (www.ubu.com/film/hovsepian.html) Her Devrin Adam› (A Man For All Seasons) (Fred Zinnemann, 1966): Her devirde izlenmeli (DVD). Kara Köpekler Havlarken (Mehmet Bahad›r Er ve Maryna Gorbach): S›n›f atlama mücadelesi, güvenlik ve flehir rant›, k›sacas› gündeme dair.

Moral Bozuklu¤u ve 31 (Dirty Cheap Creative, 2010): F. Özgüven’in deyimiyle “Tutunamayanlar’›n torunlar›”ndan. (internetten eve: moralbozukluguve31.com/) Otel Odalar› (Sevinç Yefliltafl, 2008): Bir odaya s›¤an hayatlar›n belgeseli (TRT Market’te: www.trt.net.tr) Touki Bouki (Djibril Diop Mambéty, 1973): Scorsese’nin Vakf›’ndan bir dünya klasi¤i daha (www.theauteurs.com/films/2036 Zaman›n Tozu (I skoni tou hronou) (Theo Angelopulos, 2008): 20. yüzy›lda Theo ustayla bellekler aras› bir yolculuk (DVD) Zindan Adas› (Shutter Island) (Martin Scorsese): Sinefilleri doyuraca¤a benzeyen bir gerilim.


Bütün filmler tecavüz eder Haneke sinemas› deyince, so¤uk so¤uk ürpermeyen var m›? En gündelik durumun yine gayet s›radan bir k›l›kta, ama kanl› ve ola¤anüstü bir terör durumuyla bozulmayaca¤›n› düflünen? Haneke Alt›n Palmiye ödüllü son filminde yine benzer sularda yüzüyor, ama ifli bir köy çerçevesinde toplumsallaflt›r›yor, Nazilerin iki ad›m öncesine, I. Dünya Savafl› arifesine götürüyor. Cineuropa, Der Spiegel ve Film Comment’den aktar›yoruz... Neden I. Dünya Savafl› arifesinde bir Alman köyünü filminize merkez seçtiniz? Michael Haneke: Amac›m, bir mutlaka dönüfltürülen de¤erlerle e¤itilen bir grup çocu¤u ele almak ve onlar›n bunu nas›l içsellefltirece¤ini görmekti. ‹ster politik olsun, ister dinsel, bir ilkeyi mutlak statüsüne yükseltmek, gayr›insanî bir fleydir. Ayr›ca film sadece faflizmle ilgili de¤il; belirli bir kal›b› ve çarp›k ideallerle ilgili evrensel bir durumu konu al›yor. Köydeki iliflkiler içten içe sorunlu. Kahraman yok, kurtulufl yok. ‹nsanl›k görüflünüz bu kadar olumsuz mu? Hay›r, fakat dünyam›za düzensizlik hâkim. Draman›n amac›, çat›flmalar› göstermek, kuflkudan ar›nmam›za, rahatlamam›za izin vermemektir. Bütün filmler

se de, onlar›n çocuk yetifltirme konusundaki ideallerini somutluyor. Luther’in ‹ncil’inde flöyle deniyor: “Ben k›skanç bir tanr›y›m, babalar›n›n günhalar›ndan dolay› çocuklar› cezaland›r›r›m.” Tarihsel bir geçmifli olan kötülük ya da bir kuflaktan di¤erine aktar›lan fliddet, “lanet”in kökeninin nereye dayand›¤› sorusunu gündeme getiriyor. E¤er günah kavram›ndan kaç›nmak istiyorsan›z, konuyu tarihsel ya da sosyolojik temellere dayand›rman›z gerekiyor. Herkesin her türlü kötülü¤ü yapabilece¤ini ya da tam tersi davran›fl sergileyebilece¤ini düflünüyorum. Goethe’nin dedi¤i gibi, “daha önce ifllemedi¤im tek bir suç yok”. ‹yi ve kötü aras›ndaki denge hep vard›; esas mesele, koflullar›n ve kiflisel tercihlerin buna na-

“Beyaz Kurdele”

Michael Haneke

manipülatiftir, izleyiciye tecavüz eder. Mesele flu: ‹zleyiciye neden tecavüz ederim? Bunu izleyiciyi düflünmeye, zihinsel olarak ba¤›ms›z olmaya ve bu oyunda kendi rolünü görmeye zorlamak için yap›yorum. “Beyaz Kurdele”de çocuklar bile so¤uk ve zalim... Ben çocuklar›n masum oldu¤una inanm›yorum. Asl›nda kimse buna cidden inanm›yor. Oyun parklar›na gidin ve kum havuzunda oynayan çocuklar› izleyin! “Tatl› çocuk”, ailelerin arzulad›¤› romantik bir kavramdan öte bir fley de¤il. Filminizde, çocuklar›n kat› bir Protestan e¤itimi alt›nda nas›l otoriteye tâbi ve suça meyilli köleler olarak yetifltirildi¤ini anlat›yorsunuz... Evet, bu çocuklar emirlere uyan bireyler olarak yetifltiriliyorlar. Otoriteyi kabul etmeyi ö¤renmeleri gerekiyor. Ancak e¤itim, her zaman, bireyin topluma uyum sa¤layabilmesi için özgürlü¤ünün terbiye edilmesi anlam›na gelmifltir. Filmdeki çocuklar, her ne kadar ebeveynlerine mutluluk ya da nefle getirme-

Filmlerim fliddeti çekici hale getirmiyor. Öylesi müstehcen olurdu. ‹zleyicinin fantezisi görüntüden daha güçlüdür. G›c›rdayan bir zemin, kap›daki canavardan daha ürkütücüdür. Korku, insan varl›¤›n›n en temel koflullar›ndan biri. s›l neden oldu¤u. Dünyada derin bir adaletsizlik hâkim. Filmde ‹ncil’den yapt›¤›m al›nt›ya gelince, özellikle korkunç oldu¤u için kulland›m. Çocuklar aç›s›ndan, bu kasabadaki en güçsüz kifliye iflkence yapma hakk›n› getiriyor. Fanatikler böyle davran›yor... Tarihsel aç›dan bakt›¤›m›zda, filmdeki çocuklar›n kufla¤› ve tâbi olduklar› “e¤itim”, bize gelecekte birer yetiflkin olarak üstlenecekleri rolü ve hatta onlar›n çocuklar›n› düflündürüyor. San›r›m bu nedenle anlat›c›n›n sesi yafll› bir adama ait. Filmdeki genç ö¤retmenle bu ses aras›ndaki mesafe, arada geçen tarihsel deneyimleri ça¤r›flt›r›yor... “Beyaz Kurdele”de koflullar kiflisel tercihleri nas›l etkiliyor? 1914 gerçek bir kültürel k›r›lmayd›. I. Dünya Savafl›’n›n patlak vermesiyle, Tanr›, ‹mparator ve Anavatan aras›nda-

ki birliktelik koptu. Bir bak›ma, II. Dünya Savafl› ve sonras›nda yaflanan geliflmeler de bununla iliflkilendirilebilir. “Beyaz Kurdele”de 8 ila 15 yafllar› aras›nda gördü¤ümüz çocuklar, nasyonal sosyalizmin yükselifl döneminde sorumluluk üstlenecekleri bir yafla gelmifl olabilirler. Akl›mda sol terörizmin, K›z›l Ordu Fraksiyonu’nun tarihçesi de vard›. Gudrun Ensslin, Protestan bir rahibin yedi k›z›ndan dördüncüsü; Ulrike Meinhof da son derece dinsel bir aile ortam›ndan geliyor. Her ikisi de benim çok ilginç buldu¤um bir ahlâkî kat›l›¤a sahip. Meinhof’u ‘60’lar›n sonundan biraz tan›yorum. Bambule adl› televizyon oyununu haz›rlad›¤› dönemde ben de yay›nc› olarak çal›fl›yordum. Fanatik birine benzemiyordu. Etkileyici, iyi e¤itimli ve çok komik biriydi. Bir keresinde çocuklar› okula geç kalm›flt›. Onlara, e¤er ayn› fley bir daha bafllar›na gelirse, “kapitalizmin suçu” diyerek mazeret göstermelerini söylemiflti. Filmlerinizin çok fazla fliddet içerdi¤inden flikâyet ediliyor... Ama fliddeti çekici hale getirmiyorlar. Öylesi müstehcen olurdu. ‹zleyicinin fantezisi görüntüden daha güçlüdür. G›c›rdayan bir zemin, kap›daki canavardan daha ürkütücüdür. Korku, insan varl›¤›n›n en temel koflullar›ndan biri. Sizin korkular›n›z neler? Çok özel fleyler de¤il. Hastal›k korkusu, ac› duyma korkusu... Sevdi¤im birini kaybetme ve ölüm korkusu... ‹nsanlar›n zaten çok fazla korkusu var, sinema onlar› daha da endifleli hale mi getirmeli? Pasolini’nin faflist ‹talya’daki cinsel sapk›nl›¤› konu alan filmi “Salo ya da Sodom’un 120 Günü” beni o kadar korkuttu ki, 14 gün hasta yatt›m. Filmden hiçbir fleyden olmad›¤› kadar çok fley ö¤rendim, ama bir daha asla böyle bir cehenneme bakmad›m. Modern orta s›n›f toplumunda böyle cehennemlerden çok var. Siz de dönüp dolafl›p buraya dönüyorsunuz. Bu, en iyi bildi¤im fley. Filmlerimin bafll›ca izleyicileri de bu s›n›ftan; bu durum, filmlerdeki karakterlerle özdeflleflmelerini kolaylaflt›r›yor. Sanki orta s›n›f kökenli olmakla ilgili bir derdiniz var... Hay›r, böyle ayr›cal›kl› yetifltirildi¤im için minnettar›m. Üçüncü Dünyal› insanlar›n yaflad›¤›m›z yere gelebilmek için neler yapt›¤›n› her gün görüyoruz. Ve biz de onlar› içeri almamaya çal›fl›yoruz. Çünkü paylaflmaktan korkuyoruz. Ama korku sald›r›ya neden olabilir. “Sakl›”daki karakterlerden biri flöyle der: “Hiçbir fley yitirmemek için yapt›¤›m›z onca fleyi bir düflün.” Toplumumuz aç›s›ndan çok önemli bir cümle. Siz baflkalar›ndan daha m› iyisiniz? Hay›r. Ben de herkes kadar korkak ve bencilim. Bir göçmen kap›ma gelip “çok fazla odan var, burada yaflayabilir miyim?” deseydi, onu içeri al›r m›yd›m? Hay›r. Ben bir aziz de¤ilim. Filmlerimde di¤er insanlara ve kendime belirli bir flüphe gelifltiriyorum.

Çeviren: Neslihan Akp›nar - Ahmet Gürata

MICHAEL HANEKE “BEYAZ KURDELE”Y‹ ANLATIYOR

45


BERL‹N’DEN ALTIN AYI ‹ZLEN‹MLER‹

HES’lere karfl› bal kovanlar› Dünyan›n en k›demli film festivallerinden Berlin ve ödülü Alt›n Ay›, bu sene her zamankinden daha çok girdi gündemimize. Sebep, elbette Semih Kaplano¤lu ve “Bal”d›. 60. yafl›n› kutlayan festivalde daha fazlas› da vard›, Express oradayd›... erlin’de bizi eksi derecelerde seyreden bir so¤uk karfl›l›yor. Kald›r›mlardaki buz kal›nl›¤› 10 santimetreye yaklafl›yor. Gözlerimiz Türkiye’de s›k s›k hizmetlerinden yak›nd›¤›m›z belediyeyi ar›yor. Ancak Berlinliler, tuz atma, kar küreme gibi uygulamalar›n burada geçerli olmad›¤›n› hat›rlat›yor. Gerekçe, ekolojik dengenin korunmas›. Bir bildikleri vard›r diyerek kendimizi festival merkezine ve sinemalara at›yoruz, kâh kayarak kâh düflerek. So¤uk ve buz, Berlinlileri y›ld›rmam›fla benziyor. Berlin, kent olarak festivali çok sahipleniyor. Festival biletleri günler öncesinden tükeniyor. Bu y›l sat›lan bilet say›s› 300 bine yak›n. Bir fenomene dönüflmüfl “Berlin izleyicisi”, bilet alabilmek için uyku tulumlar›yla giflele-

bafllayan gösterimlerden söz etmek hemen hemen olanaks›z. Berlin’de öncelik sinema. K›rm›z› hal›, ünlü oyuncular›n kat›ld›¤› galalar ilgi çekiyor. Ancak, film al›flveriflinin ve “networking”in önplana ç›kt›¤› Cannes’daki gibi bir flov havas› yok. Festival’in havai fifleklerle gökyüzünü donatmas›n› elbette kimse beklemiyor, yine de 60. yafl›n› kutlayan bir festival program›n›n biraz daha doyurucu olmas› gerekti¤i tüm kat›l›mc›lar›n ortak de¤erlendirmesi. Bu zay›fl›k, içinde bulundu¤umuz

B

“Bal”›n Alt›n Ay›’y› almas› çok sürpriz olmad›. Gerek yar›flmada, gerekse di¤er bölümlerde öne ç›kan filmlerin say›s› s›n›rl›yd›. Elbette, bu yorum “Bal”›n kötünün iyisi oldu¤u anlam›na gelmiyor.

nin ölümcül hastal›¤› etraf›nda oluflan çaresizlik çemberini anlat›yor. Öne ç›kan filmler aras›ndaysa, Norveç’ten ince mizah anlay›fl› tafl›yan “A Somewhat Gentle Man” (Hans Peter Moland) ile Danimarka’dan arabesk tad› getiren “Submarino” (Thomas Vinterberg) var. Daha festival bafllamadan favoriler aras›nda gösterilen “How I Ended This Summer”, iyi örneklerini görmeye hasret kald›¤›m›z Rusya’dan s›k› bir film. Son y›llarda Türkiye sinemas› gibi merakla takip edilen Romanya’dan gelen “If I Want to Whistle, I Whistle” (Florin fierban) ilgi çekiyor. Roman Polanski’nin son filmi “The Ghost Writer”›n, ev hapsindeki ustaya “en iyi yönetmen” ödülünü getirece¤ine festivalin bafl›ndan beri kesin gözüyle bak›l›yordu. Festivalin yan bölümlerinde öne ç›kan ve bir yerlerde izleme flans› bulunursa kaç›r›lmamas› gereken filmlere de hakk›n› teslim etmek gerek. Panorama’n›n gözdesi, Ekümenik Jüri ve C.I.C.A.E. ödüllerini de alan “Kawasaki’s Rose” (festival takipçileri Çek yönetmen Jan Hrebejk’i “Bölünerek Ço¤al›yoruz” filmiyle hat›rlayacakt›r). Festivalin Forum bölümünde gösterilen ve Sundance Film Festivali’nden ödülle dönen Debra Granik imzal› “Winter’s Bone”, Amerikan taflras›nda yaratt›¤› kasvetli atmosfer, yal›n oldu¤u kadar ac›mas›z dili ve baflrol kad›n oyuncusuyla övgüyü hak ediyor. Macaristan’dan etkileyici görselli¤iyle “Bibliotheque Pascal”, Freudyen göndermelerle dolu, kara bir peri masal›. Yeni keflifler say›lmasa da, bir kez daha kay›p parçalar› eklenerek restore edilen “Metropolis”i (Fritz Lang) ve Forum bölümünün k›rk y›ll›k tarihçesinden öne ç›kan (aralar›nda Nuri Bilge Ceylan’n›n “Kasaba”s›n›n da bulundu¤u) filmleri beyazperdede izlemek ise ayr› bir keyif.

Berlin “Bal”›

rin önünde sabahl›yor. Üstelik bu çaba, örne¤in ‹ngilizce altyaz›l› olarak gösterilen bir Güney Kore filmini izlemek için sarfediliyor. Bafllar›nda ö¤retmenleriyle gelen okul çocuklar›n›n çoklu¤u da dikkat çekiyor. Onlar da simültane çeviri filmleri pür dikkat izliyor. Anlafl›lan sinefiller çekirdikten yetifliyor. Bir de kentteki tüm otelleri dolduran uluslararas› sinemac›lar ve bas›n mensuplar› var. Baz› Berlinliler bu “yabanc›” ilgisinden s›k›lm›fla benziyor. Bir izleyici, film gösterimi öncesi, “buras› Almanya, anonslar› Almanca yap›n” diye ba¤›r›yor. Slogan tan›d›k. Neyse ki, bütün salonun tepkisiyle karfl›lafl›yor. Bu tür tats›zl›klar ve kimi teknik aksakl›klar, Berlin Film Festivali’ne gölge düflüremiyor. Zira, neresinden baksan›z 400’e yak›n film gösteriliyor. Bu derece yo¤un bir programda teknik aksakl›ktan, zaman›nda

46

Semih Kaplano¤lu (sa¤da), ödülünü Berlin Film Festivali Yar›flma Bölümü Jüri Baflkan› Werner Herzog’un elinden ald›

krizin sinema sektörüne etkisi olarak yorumlanabilir belki, ancak festivalin solu¤unun tükendi¤i, yaflland›¤› gözlemlerine neden oluyor.

Hayal k›r›kl›klar› ve kaçmazlar Alt›n Ay› adaylar› aras›nda Michael Winterbottom ve Zhang Yimou gibi ustalar da var. Oysa, son filmleri “The Killer Inside Me” ve “A Woman, A Gun and A Noddle Shop” (Coen kardefllerin “Blood Simple” filminin yeniden-çevrimi) beklentileri karfl›lamaktan çok uzak. Gerard Depardieu’lü komedi “Mammuth” ve ‹ran-Almanya ortak yap›m› “The Hunter” da istenen atmosferi bir türlü yaratamayan filmler. ‹lk filmi “En Soap” ile umut vaat eden Danimarkal› yönetmen Pernille Fischer Christensen’in “A Family”si ise, art›k görmeye çok al›flt›¤›m›z bir konuyu, aile bireylerinden biri-

Berlin’de bu y›l Türkiye gözle görünür bir a¤›rl›¤a sahip. Semih Kaplano¤lu’nun “Bal”› Alt›n Ay› için yar›fl›rken, Reha Erdem’in “Kosmos”u Panorama bölümünde, Tayfun Pirselimo¤lu imzal› “Pus” ise Forum bölümünde gösterildi. Yar›flma filmlerine genel olarak bak›ld›¤›nda, “Bal”›n Alt›n Ay›’y› almas› çok sürpriz olmad›. Zira yukar›da and›¤›m›z gibi, gerek yar›flmada, gerekse di¤er bölümlerde öne ç›kan filmlerin say›s› s›n›rl›yd›. Elbette, bu yorum “Bal”›n kötünün iyisi oldu¤u anlam›na gelmiyor. Film Bar›fl Özbiçer imzal› güçlü sinematografisiyle dikkat çekiyor. Baflroldeki çocuk oyuncu Bora Altafl ise, filmdeki performans›n›n yan›s›ra canayak›nl›¤›yla festivale kat›lan herkesi etkiliyor. Ödülünü jüri baflkan› Werner Herzog’un elinden alan Semih Kaplano¤lu’nun, filmin Çaml›hemflin’de çekildi¤ini hat›rlatarak Karadeniz’de infla edilmesi planlanan hidro-elektrik santralleri projelerine dikkat çekmesi ve ödülün do¤an›n korunmas›na yard›mc› olmas› dile¤i, yerinde bir tav›r olarak haf›zam›zda yer ediyor. P›nar Evrenoso¤lu


BGST YAYINLARI’NDAN YENİ KİTAPLAR İKTİDARI ANLAMAK

DANS TARİHİNİ YENİDEN DÜŞÜNMEK

ABD’nin saldırgan dış politikası, küreselleşme, üniversitelerin ve aydınların işlevi, sosyal bilimlerde ideolojik denetim, Marksizm ve Leninist entelijansıya, anarşizm, toplumsal mücadelelere dönük stratejiler ve başka birçok konuyu ele alan bu kitap, Chomsky’nin bir başyapıtı niteliğinde.

Batı merkezli, doğrusal ve ilerlemeci bir anlayışla yazılan dans tarihi kitaplarına bir alternatif sunan Dans Tarihini Yeniden Düşünmek, okuyucuyu sahne dansları tarihinin dönüm noktalarına “yeniden bakmaya” davet ediyor.

YERYÜZÜ DEMOKRASİSİ

CİNSİYET, IRK, SINIF

Yeryüzü Demokrasisi, geleneksel bilgi, kültür, gen ve su kaynakları gibi yaşamsal kaynaklarımızın, toplulukların yönetiminden alınıp nasıl birer özel mülk haline dönüştürüldüğünü tarihsel ve güncel örnekleriyle ele alıyor.

Selma James’in 1953-2005 arasındaki yazılarının bir seçkisi niteliğindeki bu kitap, ev içi emeğin ücretlendirilmesi, seks işçiliği, göçmenlik, annelik, yoksulluk ve benzer konulara eğilen, feminist harekete katkı sunabilecek bir çalışma.

Tomtom Mahallesi, Kaymakam Reşat Bey Sok. 9/1 Beyoğlu - İstanbul bgst@bgst.org 0212 2511921 EXPRESS ILAN.indd 1

15.01.2010 17:56


FUTBOLCUYU SEVMEK

Ceasar’›n hakk› Akl›selim birkaç yazar›n zaman zaman “biz asl›nda futbolu da, futbolcular› da sevmiyoruz” serzenifllerini duyar ve hak veririz. Ama asl›nda herhangi bir sebepten be¤enmedi¤imiz bir futbolcu hakk›nda fikir beyan ederken onun hangi aflamalardan geçerek o noktaya geldi¤ini pek düflünmeyiz. ok de¤il, alt› y›l önce heyecanla beklenen bir genç y›ld›z› hat›rlayanlar vard›r. ABD’de ç›kt›¤› ve buralarda da haber olan ilk profesyonel karfl›laflmas›ndan önce bile, futbol bas›n›n›n pek sevdi¤i “harika çocuk” haberlerinin bafl›n› çekiyordu o zamanlar. Gana as›ll› Amerikal› futbolcu Freddy Adu: Y›llarca büyümesi heyecanla beklendi, bir Major League Soccer maç›nda henüz 14 y›l 9 ayl›kken DC United formas›yla büyük tezahüratlar eflli¤inde San Jose Earthquakes karfl›s›nda oyuna yedekten girdi, gelmifl geçmifl en genç profesyonel futbolculardan biri oldu, iki hafta sonra da ilk golünü att›. Gelece¤in bu büyük y›ld›z› bugün 20 yafl›nda, Benfica’dan kiral›k gitti¤i Yunanistan’›n Aris tak›m›nda oynuyor. Aris, Benfica’n›n Adu’yu 2007’den beri kiral›k verdi¤i üçüncü, bu sezonki ikinci tak›m. Bu kadar umut ba¤lanan, Manchester United’›n bile denemeye ald›¤› bir y›ld›z aday›n›n ço¤u kiflinin ad›n› duymad›¤› bir tak›ma yollanm›fl olmas›n› ço¤u kifli baflar›s›zl›k addedecektir. Bu de¤erlendirme, futbol seyircisinin, hele de Türkiye gibi maçlar›n daha çok TV’den seyredildi¤i ülkelerde futbola ve dahas› futbolcuya bak›fl›n› da belirler. Seyircinin bahfletti¤i dokunulmazl›ktan pek az futbolcu nasibini al›r, di¤erlerinin gözden düflüp tamamen yitmesi bazen tek bir harekete ba¤l›d›r. TV’de maç seyretmek için toplanan cemaatin küfürlerine maruz kalan en isimsiz futbolcunun bile oralara nas›l geldi¤i, o bilmifl cemaati çal›ma dizebilece¤i hiç düflünülmez. Freddy Adu henüz 20 yafl›nda, kariyerinin nas›l an›laca¤›n› görmek için en az on y›l var önümüzde. Ama gözü sadece büyük y›ld›zlar› seçen ço¤u kiflinin nazar›nda ne yapsa yeterli olmayacak, çünkü çok ileride bafllad›¤› bir yar›flta k›yasland›¤› yafl›tlar›n›n gerisinde kald› bile. Televizyon liglerinden uzakta, bir avuç Aris taraftar›n›n gününü flenlendirmesini umal›m, daha eskilerden bir genç yetene¤e geçelim. Ve The Times taraf›ndan birkaç y›l önce ‹ngiltere’nin en üst seviye liginin gelmifl geçmifl en kötü üçüncü futbolcusu seçilen Gus Caesar’›n kariyeri üzerinden futbolculara bak›fl›m›z› tartal›m. Neyi seyretmedi¤imizi bilirsek, seyretti¤imizin de¤erini daha iyi anlayabiliriz belki. Gus Caesar, Nick Hornby’nin otobiyografik kitab› “Futbol Atefli”nde bir bölüm ay›rd›¤› eski Arsenal’l› defans oyuncusu. Hornby, yazarl›k kariyerinin

Ç

48

ç›kmaz sokak gibi göründü¤ü günlerde tribünden izledi¤i bu oyuncu üzerinden azim ve yetene¤in hayatta baflar›l› olmak için yeterli olup olmad›¤›n› sorgular. Ve Caesar’›n tribünlerin flaklaban› oldu¤u günlerden birine dönerek, futbolda, hatta sporda baflar›n›n, hayat›n di¤er alanlar›na göre ne kadar zor oldu¤unu farkeder: “Gus Caesar kendini adamam›fl m›yd›? Tabii ki adam›flt›. Kendini adamadan büyük bir tak›m›n yan›ndan bile geçemezsin. Peki iyi oldu¤unu bilmiyor muydu? Biliyordu muhtemelen ve bunda hakl›yd›. Okulda arkadafllar›ndan çok çok daha iyi olmal›yd› ki, önce okul tak›m›, sonra da Fulham, Brentford ya da West Ham de¤il, koskoca Arsenal’dan denemelere kat›lma teklifi alm›flt›. ‹fl bu kadarla da kalmam›flt›, çünkü herhangi bir Birinci Lig tak›m›n›n o zamanki genç kadrolar›na baksan›z ço¤u ismi tan›mazs›n›z, çünkü ço¤u yok olup gitmifltir. Caesar bütün bu aflamalar› ge��mifl, hatta Arsenal’›n defans›nda önemli bir ismin sakat oldu¤u günlerden birinde ç›kt›¤› ilk maç›nda, Manchester United karfl›s›nda tak›m›n›n deplasmanda gol yemeden galip gelmesini de

Seyircinin bahfletti¤i dokunulmazl›ktan pek az futbolcu nasibini al›r, di¤erlerinin gözden düflüp tamamen yitmesi bazen tek bir harekete ba¤l›d›r. Küfürlere maruz kalan en isimsiz futbolcunun bile oralara nas›l geldi¤i hiç düflünülmez. sa¤lam›flt›r. Ard›ndan ‹ngiltere 21 Yafl Alt› Millî Tak›m›’na seçilir, ülkenin en iyi yirmi küsur genç futbolcusunun aras›nda yerini al›r. fiimdi bu noktada Gus’›n gard›n› biraz indirmesi anlafl›labilir. Gençtir, yeteneklidir, kendini seçti¤i hayata adam›flt›r, ve uzun vadeli hayalleri olan herkese bir biçimde bulaflan güvensizlik duygusu kaybolmufl olmal›d›r. Burada art›k baflkalar›n›n yarg›lar›na Freddy Adu

kulak vermeniz gerekir. Ve bu baflkalar› aras›nda iki Arsenal menajeri ve bir ‹ngiltere Millî Tak›m› çal›flt›r›c›s› varsa, fazla endiflelenecek bir fley olmad›¤›n› düflünürsünüz.” Gus bu genç yafl›nda Arsenal tak›m›n›n gedikli yede¤idir, hatta taraftarlar ona “befl dakikal›k adam” ismini takarlar. Ama sonra ifller birdenbire tepetaklak olur. ‹lk 11’de flans buldu¤u Tottenham ve Chelsea maçlar›nda karfl› tak›m forvetleri onu periflan eder. Kariyerinin en sefil ân› ise 1987 Littlewoods Cup (Lig Kupas›) finalinde Luton karfl›s›nda 2-1 öndelerken maç›n bitimine yedi dakika kala ceza alan› içerisinde topu ›skalay›p tak›m›n›n gol yemesine ve ard›ndan 3-2 yenilmesine yol açmas›d›r. Hornby’nin tasviriyle Caesar, o an verdi¤i flaflk›n görüntüyle “art›k bir profesyonel futbolcu de¤il, bir flekilde sokakta yürürken piyangodan bir Wembley finalinde stoper olarak oynama flans› kazanm›fl biri gibidir”. (Hornby burada Caesar’›n o s›ralarda f›t›k ve bilek sakatl›klar›yla bo¤ufltu¤unu atlar.) Gus Caesar, Arsenal’da giderek azalan maç süreleriyle üç-dört sezon daha geçirir, Wimbledon’a yenildikleri, verdi¤i her geri pas ve uzaklaflt›rd›¤› her topta taraftarlar›n alayl› tezahüratlar›na maruz kald›¤› maç, Birinci Lig kariyerinin sonu olur. 24 yafl›ndayken kulübü taraf›ndan serbest b›rak›l›r, önce Cambridge United’a gider, oradan da iki ay sonra Bristol City’ye, ve en nihayetinde önce ‹skoçya’n›n –o zamanki– ‹kinci Lig tak›m› Airdrie, son olarak da ‹ngiltere dördüncü seviye tak›m› Colchester’a gidip nihayet otuz yafl›nda amatör seviyede futbol yaflam›n› sonland›r›r. “Geldi¤i noktaya ulaflabilmek için kendi kufla¤›ndaki herkesten daha fazla yetene¤i vard› (geri kalanlar›m›z onun yetene¤ine ancak rüyalar›m›zda sahip olabiliriz) ve bu yeterli de¤ildi” diye yaz›yor Hornby. Ve her ne kadar “Spordaki en müthifl fleylerden biri ac›mas›z sarihliktir: Kötü bir yüz metre koflucusu ya da ümitsiz stoperin flans›n›n yaver gitmesi diye bir fley söz konusu de¤ildir; sporda sizi bulurlar. Ayn› flekilde bir köflede açl›¤a terkedilmifl bir dâhi forvet de yoktur” dese de, asl›nda on y›l belli bir seviye tutturabilmek sadece çal›flma, azim ve yetene¤e de¤il, baflka bir sürü de¤iflkene de ba¤l›d›r. Mesele bu isimlerin “büyük futbolcu” olmas› de¤il, sadece önlerindeki onca engeli y›karak o seviyeye gelebilmifl futbolcular olarak takdir edilebilmesi, onlara bir de bu gözle bak›labilmesidir. Be¤enmeyerek yuhalad›¤›m›z bir millî tak›m defans oyuncusunun, ülkedeki on binlerce defans oyuncusunun en iyisi olmas›d›r. Aynen, üst seviyedeki bir hakemin, tak›mdan tak›ma itilip kak›lan teknik direktörlerin, bunlar›n hayalini kuran binlerce aday›n aras›nda en iyisi ve bu konuda en çok sebat gösterenler olmalar› gibi... Ve asl›nda kendilerini, hayatlar› boyunca hiçbir fleyde en iyiler aras›nda olamayacak, bunu hayal bile edemeyecek milyonlara be¤endirmek zorunda olmalar›d›r... Doruk Yurdesin


Müzik dolab›

Indie Hindi Hindi Zahra - Handmade (EMI)

ünya küçüldü. Hem enine hem boyuna. Hem tarihsel (geçmifle ve gelece¤e do¤ru) aç›dan, hem co¤rafî (kuzeyden güneye, metropolden kasabaya köye). Dünya küçüldü, ama insan büyüdü. Hindi Zahra, bunun kan›tlar›ndan biri... Fasl›, Berberî. Paris’te büyümüfl. Damarlar›nda eski zaman soul’u, Marley reggae’si, Touareg havalar›, M›s›r divalar›, Fas rock and roll’u, Berberî ayinleri ayn› anda dönüp duruyor. Hindi Zahra, dünyan›n bu yeni durumunun organik müzisyeni olarak, bunlar›n hiçbirini öne ç›karm›yor, hiyerarfli kurmuyor, hiçbir fleyi de itmiyor. Yani “dünya müzi¤i” yapm›yor, bu dünya içinde kendi müzi¤ini bulup ç›kar›yor. Hafif cazl› bir soul’la arabesk, Magrip ifli el ç›rpmal› ritmlerle groove’lu rock el ele gidiyor, hiçbir fley tam olarak kendisi olmuyor, her fleyin aras›nda bir Hindi Zahra binas› dikiliyor. Fes kentinin darac›k sokaklar›nda çekilen Tony Gatlif imzal› klipte mesela, “Beatiful Tango” diyor, bir bahar meltemi b›rak›p gidiyor. ‹nsan›n üzerine gelmeyen, dinleyeni hafifleten bir albüm “Handmade”... – M.E.

D

10 albüm Bedük Go Chumbawamba ABCDEFG Corinne Bailey Rae The Sea Dinar Bandosu Aya da Gidelim Osman Groove Armada Black Light Hayko Cepkin Sand›k Lightspeed Champion Life Is Sweet! Nice To Meet You Midlake The Courage Of Others Sade Soldier Of Love Yeasayer Odd Blood

5 flark› Hot Rats The Lovecats ‹lkay Akkaya Jiyan Mirkelam - Kargo Rak›n Rol Disko Parti Peter Gabriel Heroes Selda Ba¤can Maden ‹flçileri

‹RAN’DA ‹K‹ müzik gazetecisinden 5 Ocak’ta gözalt›na al›nmalar›ndan bu yana haber al›nam›yor. Müzik dergisi Farhang Va Ahang’›n iki editörü, Behrang Tonekaboni ve Kayvan Farzin için Uluslararas› Af Örgütü bir kampanya bafllatt›. ‹ran’da Pink Floyd dahi “satanist” addediliyor. Ünlü yönetmen Cafer Panahi de gözalt›nda bulunan çok say›da insan aras›nda. BONNIE “PRINCE” Billy’nin The Cairo Gang’le beraber yapt›¤› yeni albümü “The Wonder Show of the World”ün eli kula¤›nda. PRÖM‹YER‹ SUNDANCE festivalinde yap›lan The Doors belgeseli “When You’re Strange” ABD’de gösterime girdi. Grup üyelerinin bizzat destek verdi¤i ve oynad›¤› belgeselde Jim Morrison’›n arfliv görüntüleri kullan›lm›fl. Tom DiCillo imzal› belgeselde anlat›c› sesi Johnny Depp’e ait. ‹NTERNETTE MÜZ‹K paylafl›m›na savafl açan, Çin’in sansür uygulamas›n› sal›k veren Bono ve grubu U2, geçen senenin en çok kazanan müzikçileri seçildi. Plak sat›fllar›, konser gelirleri derken, ekip 109 milyon dolar› kald›rm›fl. U2’yu Bruce Springsteen (59 m.), Madonna (47 m.), AC/DC (43 m.) ve Britney Spears (38 m.) takip ediyor. THE FALL’UN yeni albümü “Your Future, Our Clutter” inflallah nisan ay›nda geliyor. THOM YORKE’UN solo albümü “The Eraser”›n sahne icras› için kurdu¤u Atoms For Peace grubunda tan›d›k simalar var: Radiohead prodüktörü Nigel Godrich, Beck davulcusu Joey Waronker, Red Hot Chili Peppers basç›s› Flea, perküsyoncu Mauro Refesco.

“Caz yapmay›n” dedikleri fievket Ak›nc› - Demirhan Baylan - fienol Küçüky›ld›r›m - Robert Reigle / Century (A.K. Müzik)

itarist fievket Ak›nc›, Roll’un 138. say›s›nda Islak Kö-

G pek projesini anlat›rken, “elli bin y›l öncesinin müzi¤ini yap›yoruz” diyordu: “Armoni, melodi, ritm olmadan da müzik yap›labiliyor, bunlars›z da bir doku oluflabiliyor ve bu da çok heyecan verici olabiliyor.” Bir dönem “Uçurumda Açan” adl› albümüyle tan›d›¤›m›z, sonras›nda pek çok projenin içinde rastlad›¤›m›z Ak›nc›, Bulutsuzluk Özlemi’nden solo albümlere, Kesmefleker’den Pinhani’ye uzanan kariyeri boyunca takip etti¤imiz basç› Demirhan Baylan’la bir araya geldi ve bu ekip Berklee mezunu davulcu fienol Küçüky›ld›r›m ve MIAM’l› tenor saksofoncu Robert Regie ile güçlendirilerek tümüyle do¤açlama üzerine kurulu “Century”yi yay›nlad›. Albüm, armoni, melodi, ritm gibi kavramlar›n uza¤›nda, hem hiçbirinin olmad›¤›, ama belki de hepsinin birden oldu¤u bir cümbüfl! Dört müzisyenin her biri bu kavramlar için y›llard›r kafa yormufl, neticede geldikleri noktada müziklerini bunlar› birlefltirmekten öte ayr›flt›rmak ve birbirinden ba¤›ms›zlaflt›rmak üzerine kurmufl. “Century”de süreleri 10 ila 25 dakika aras›nda de¤iflen dört “flark›” var. Aç›l›fltaki “M”, yüksek enerjili bir kakafoni gibi bafll›yor, ayn› h›zla sonlan›yor. “Teorema” ve “Sans Soleil” görece sakin, ancak ilerleyen dakikalarda onlar›n da enerjisi yükseliyor. “Pixote” ise tersinden bir “dalgaland›m da duruldum” durumu: Ara ara sakinlese de, albümü yüksek bir enerjiyle kapat›yor. “Century”nin özelli¤i bu yüksek enerji zaten. ‹flin erbab› isimler bir araya gelmifl, konuflup anlaflmadan stüdyoda neler yapabileceklerine bakm›fl, ortaya bu albüm ç›km›fl. O karmafla aras›nda kulaklar›m›z enstrümanlar› seçti¤inde tek tek harikalar yaratt›klar›na flahit oluyoruz. Ortaya ç›kan›n “harika” oldu¤unu ileri sürmek zor, lâkin “yeni” bir fley oldu¤u muhakkak. Bu “yüzy›l”da de¤il, sonrakilerde daha iyi anlafl›laca¤› da... fievket Ak›nc›’n›n Islak Köpek projesinden haberdar olanlar, Demirhan Baylan’›n içinde bulundu¤u jam-session’lara rastlayanlar bu albümü yad›rgamayacakt›r. Ancak Baylan’› “Bulutsuzluk Özlemi’nin basç›s›” olarak hat›rlayanlar için ayn› fleyi söyleyemeyece¤iz. Onlar, bildikleri dönemin fersah fersah uza¤›nda bir bas virtüözüyle karfl›laflacaklar. Önerimiz, sakin ve sessiz bir ortamda ve içindekileri ayr›flt›rarak dinlemeniz. Aksi takdirde, CD’yi h›zla ç›kart›p bir daha eriflilmeyecek bir noktaya koyman›z mümkün! Sebat edin, sabredin, kendinizi verin ve “Century”nin tad›na ilk varanlardan olun. – Murat Meriç

Bak bir varm›fl bir yokmufl eski günlerde Fecri Ebcio¤lu / Karma Pop 1 (Odeon)

zellikle yabanc› flark›lara

Ö yazd›¤› Türkçe söz ve beste-

lerle tan›nan Fecri Ebcio¤lu an›s›na haz›rlanan bu karma albüm, popüler müzi¤i sevenlerin kaç›rmamas› gereken bir derleme. Albümde sözleri Fecri Ebcio¤lu taraf›ndan yaz›lm›fl 18 flark› var. Alpay’dan Nesrin Sipahi’ye, Nilüfer’den Semiramis Pekkan’a, Dario Moreno’dan Tanju Okan’a, popun bir dönemine imzas›n› atm›fl seslerin orijinal plak kay›tlar›yla yer alan flark›lar, toplumsal haf›zam›zda yer etmifl eserler. Albümün aç›l›fl flark›s›, Ebcio¤lu’nun hayattayken kaleme ald›¤› son flark› sözü, Alpay’›n seslendirdi¤i “Hayalimdeki Resim”. Ard›ndan

Ebcio¤lu’nun kendi sesinden “Dünya Dönüyor” geliyor. Albümün sürprizlerinden biri stüdyoda birlikte okunmam›fl,

ancak teknolojik imkânlarla kotar›lm›fl Nesrin Sipahi - Juanito düeti “Bebek.” ‘60’lar›n ikinci yar›s›n›n popüler yabanc› flark›c›lar› Marc Aryan ve Luigi’nin Türkçe seslendirdikleri flark›lar›n yan›s›ra, sanat müzi¤i âleminden Gönül Akkor, Güneri Tecer, Gönül Yazar ve Nesrin Sipahi de albümde yerlerini al›yor. Ebcio¤lu’nun 33’lü¤ünden devflirilen kapaktaki çizim, Bedri Koraman’a ait. Albümün devam› önümüzdeki aylarda yay›nlanacak, ancak herhalde onda da Ajda Pekkan yer almayacak. Fikret fienefl’li y›llardan evvel, ‘60’lar›n ikinci yar›s› boyunca Ebcio¤lu flark›lar› söylemiflti Pekkan. fiimdi eski defterlerin aç›lmas›, kendisini yafll› gösteriyormufl. – U¤ur Biryol

49


Sendikal hareket ve gelece¤i, taban›n sorunlar› ve çareler üzerine üç oturumluk bir mini sosyal forum. 13 Mart'ta Bahçelievler Ö¤retmenevi'nde Tekel iflçileri, Fikret Baflkaya, Munzur Pekgüleç, Kemal Parlak ve Limter‹fl baflkan› Cem Dinç olacak. (ww.gokkusag›hareketi.com)

expressroll@gmail.com

Tophane - Bo¤azkesen caddesindeki Galeri NON, farkl› medya araçlar› ve malzemelerle disiplinleraras› ifller üreten Günefl Terkol’un video ve kumafl üzerine dikifl-çizim teknikleriyle icra etti¤i görsel hikâyelerine ev sahipli¤i yap›yor. Klavyesi bafl›nda, HaZaVuZu sanat kolektifinden tan›d›¤›m›z Günefl Terkol’un at›k kumafllar› iflleyerek ördü¤ü ikinci kiflisel sergisi galerinin üç kat›na yay›larak çeflitli insanl›k durumlar›n›, farkl› ruh hallerini sorguluyor. Rüyalar›m›z, geçmifl, ölüm, uyku hali, sosyal meseleler, gündelik hayat ve gelece¤e dair düflüncelere temas eden “Ak›nt›n›n Tersine T›rmanmaya Çal›fl›yorlard›” 3 Nisan’a dek görülebilir...

Picasso Gravürleri

Cenk Taner Diskotek

Nublu Festivali

Bir+Bir

Metin ve Oktay’›n babas›, Kesmefleker’in kaptan›, memleket rock’unun medar-› iftaharlar›ndan, s›radan hayatlar›n ozan›, Kad›köy sound’un nev-i flahs›na münhas›r ismi Cenk Taner’i bu defa elinde gitar›, önünde mikrofonuyla de¤il, kendisine var eden plaklar›n aras›nda görece¤iz. Taner, “Ne o ne bu flu”adl› setleriyle Rolling Stones’dan Hüsker Dü’ye, Peter Tosh’tan Dylan’a genifl uzun bir otoyolda sevenlerini seyire ç›kartacak... Kad›köy Karga’y›, 9 ve 23 Mart’› not düflelim. Gerçekten özlemifltik!

New York ‹stanbul’a tafl›n›yor desek yeridir. Sadece bat› yakas› de¤il, tüm dünyaya kollar› uzanm›fl ‹lhan Erflahin, saz arkadafllar› ve caz âleminin mahir simalar›n› yan›na katarak yeni bir festival do¤urtuyor. 2 Mart’ta Babylon’da tumturakl› bir “cem”le bafll›yor Nublu Festivali. 3 Mart’ta Taylor McFerrin’l› Love Trio’yla, 5 Mart’ta ‘70‘lerin efsane trompetçisi Eddie Henderson’lu ‹stanbul Sessions’la, 6 Mart’ta Rubin Steiner’li I Led 3 Lives, 10 Mart’ta Oslo’dan Bugge Wesseltoft ç›karmas›nda nefesler vurmal›lara kar›flacak, 21. yüzy›l›n müzikal manifestosu yaz›lacak...

Shakespeare’in dedi¤i gibi, “iki kafa bir kafadan daha iyidir”. Roll’a nokta koyunca Express tek tabanca kalm›flt›, bir yoldafl lâz›md›. Yoldafl›n ad› Bir+Bir, bugün-yar›n bayilerde. ‹çeri¤inden bahsetmeyelim, sürpriz olsun. Elefltirileri, önerileri yekyekk@gmail.com adresine bekliyoruz.

Yüzy›l›n en meflhur sanatç›s› yeniden ‹stanbul’da: Düzen ve fliddet, klasisizm ve biçimbozum, dinginlik ve kaos aras›nda gidip gelen Picasso diyalekti¤ini aktaran 100 parçal›k gravür seçkisi 18 Nisan’a kadar Pera Müzesi’nde... Üstad›n 1930’larda üretti¤i aflk, erotizm, portre, Akdeniz, Girit mitolojisi, Rembrant ve kiflisel yaflam›na iz vuran baflka temalar üstüne yo¤urdu¤u çal›flmalar› pek çok büyük ressam› dünyaya tan›tan simsar ve sanatç› hamisi, yay›nc› Ambroise Vollard koleksiyonuna ait; bütün halinde korunabilmifl, dünyada sadece befl adet bulunan tak›mlardan biri.

Kay›p Mekân Küreselleflmeci politikalar›n mekânda yaratt›¤› dönüflümün tahripkâr sonuçlar›n› tuval üstünde f›rça darbeleriyle renk paletinde arayan Burcu Perçin, endüstriyel iç ve d›fl mekânlar› ayn› düzlemde buluflturan pentürsel görsel z›tl›klar yaratarak gittikçe etraf›m›z› kuflatan distopik manzaralar resmediyor. Bu yeni pastoral mekânlar›n tan›ms›zl›¤›n›n, tükenmiflli¤inin, varolufl çabas›n›n ve bir yok olufl hikâyesinin anlat›ld›¤› çal›flmalar 10 Mart’a kadar Ankara Galeri Nev’de sergileniyor.

50

› fl › k v e

Prestijli foto¤raf festivali Noorderlicht için baflvurular bafllad›. Konumuz “taflra.” Tan›l Bora editörlü¤��nde ‹letiflim’den yay›nlanan “Taflraya Bakmak” serisi kafa açar...

s e s

“Bir travestinin ezberinizi bozmas›na izin verecek kadar cesur musunuz?” diye soruyor Esmeray. Kad›nl›k-erkeklik halleri, cinsel politikalar üstüne, do¤udan ‹stanbul’a bir özyaflamöyküsel tek kiflilik performans›nda... “Cad›n›n Bohças›”, 5 ve 19 Mart’ta Rengahenk Sanatevi’nde...

g ö s t e r i s i

k›lavuz

Volkan Aslan’›n “Ayn› Tiflörtü Giyenler” isimli videosu, Türk bayra¤› tiflörtü giyenlerle kimlik, ulus, millet, aidiyet kavramlar›n› tart›fl›yor. Pi Artworks’de 20 Mart’a dek izlenebilir...

Ak›nt›n›n tersine...


Foto¤raf: fiahan Nuho¤lu, Kabatafl’ta bir elektrik dire¤i.

Ölümünün 45. y›ldönümünde Malcolm X’e sayg› duruflu (19 May›s 1925 / 21 fiubat 1965)


Express106