Page 1

M

arksist Bak s B ü t ü n

D ü n y a n ý n

Ý þ ç i l e r i

Yýl: 3- Sayý: 16

B i r l e þ i n ! Fiyatý: 2 YTL

Grev, Barikat, Devrim!

Sömürü Düzeninin Hastabakýcýsý Deðil, Mezarkazýcýsý Olmak Ýçin

ÝLERÝ! * Karl Marks ve Ekonomik Kriz * Türkiye’de Büyük Sermaye’nin Geliþimi-I * Çatý Partisi ve Ýdeolojik Zemini * 40. Yýlýnda 1968: Türkiye Devrimci Geleneði-II *Irak Solu: Geçmiþ Geleceðin Aynasýdýr * Parti Örgütü ve Parti Edebiyatý(Lenin)

www.bolsevik.org


TEMEL ÝLKELERÝMÝZ Ya Barbarlýk Ya Sosyalizm: Tüm toplumsal ve ekonomik hayatýn bir avuç kapitalistin çýkarlarý doðrultusunda þekillendiði kapitalist sistem varlýðýný, ancak savaþlarla sürdürmektedir. Ýþsizlik, açlýk, yoksulluk, savaþlar ve doðanýn tahribatýnýn sorumlusu kapitalizm ve onun içkin özellikleri olan kar hýrsý ve rekabettir. Kapitalizmde bütün zenginliði iþçiler yaratýr. Bu zenginliðin çoðunluðun ihtiyaçlarý için kullanýlabilmesi ancak iþçi sýnýfýnýn kolektif olarak bütün zenginliðe, üretim araçlarýna el koymasýyla, üretimi ve daðýtýmý kontrol etmesiyle yani proletarya dikatarölüðü ile mümkündür. Aþaðýdan Sosyalizm: Sosyalizm, ancak tüm ezilenlerin ve yoksullarýn desteðini alarak onlara öncülük eden iþçi sýnýfýnýn kitlesel, doðrudan, militan mücadelesiyle; iþçi sýnýfýnýn kendi eylemleriyle mümkündür. Sosyalizm, küçük bir azýnlýðýn kendini kitleler yerine ikame etmesiyle kurulamaz. Sosyalizm ancak iþçi konseyleri aracýlýðýyla aþaðýdan yukarýya örgütlenen bir iþçi iktidarý ile gerçekleþtirebilir. Bunun dýþýndaki kestirmeci, maceracý, tepeden inmeci her yol kaçýnýlmaz olarak bir azýnlýk iktidarýyla, kapitalizmle sonuçlanýr. Marks’ýn dediði gibi iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu kendi eseri olacaktýr. Sosyal Devrim: Bu düzenin kurumlarý iþçi sýnýfýna karþý kapitalistleri korumak için vardýr. Bu kurumlar iþçi sýnýfý tarafýndan ele geçirilip kullanýlmaz. Mevcut sistem iyileþtirmeler yapýlarak, yani reformlarla düzeltilemez. Sosyalizm parlamento aracýlýðýyla gerçekleþemez. Bir sosyal devrim zorunludur. Yurtseverlik deðil Enternasyonalizm: Bütün dünya iþçileri kardeþtir. Ýþçilerin vataný yoktur. Küresel bir sistem olan kapitalizmin tarihin çöp tenekesine atýlabilmesi için iþçi sýnýfýnýn uluslararasý birliði zorunludur. Marks bu yüzden bütün dünyanýn iþçileri birleþin çaðrýsý yapmýþtýr. Ulus içindeki bütün sýnýfsal ayrýmlarý perdeleyen yurtsever ideoloji ise iþçi sýnýfýný uluslararasý düzeyde böler, bize kapitalizmin çizdiði ulusal sýnýrlarý benimsememizi öðütler. Özünde iþçi sýnýfýný mevcut sisteme eklemleyen bu ideoloji yönetici sýnýflarýn en büyük silahýdýr.

Tek Ülkede Sosyalizm Mümkün Deðildir: Kapitalizm dünya ölçeðinde bir sistemdir. Bunun alternatifi olan sosyalizm de ancak dünya ölçeðinde gerçekleþebilir. Tek ülkede sosyalizmin olamayacaðýýn görmek için Marksist olmaya bile gerek yoktur. Dolayýsýyla herhangi bir ülkede gerçekleþebilecek baþarýlý bir devrimin kaderi (dolayýsýyla tüm insanlýðýn kaderi), devrimin diðer ülkelere sýçramasýna baðlýdýr. Bu mümkündür, çünkü kapitalizmin krizleri küresel, devrimler seridir. Ulusal Sorun: Devrimci Marksistler ezilen halklarýn kendi kaderini tayin hakkýný savunur, ezilen halkýn politik temsilcisine ulusal sorunla ilgili konularda devlet karþýsýnda koþulsuz eleþtirel destek verir. Devrimci Marksistler her türlü etnik ve dini azýnlýðýn üzerindeki baskýlara karþý çýkar, onlarýn örgütlenme hakkýný savunur. Cinsiyetçilik: Yaþadýðýmýz sistem kadýnlarý ezmektedir. Kapitalizm, kadýnlarý iþyerinde ucuz iþ gücü olarak, aile içinde ise yeni kuþak iþçi sýnýfýnýn bedavaya yetiþtirilmesinde ve ev iþlerinin bedava halledilmesinde kullanmaktadýr. Bu durum kadýnlarýn hayatýn her alanýnda geri planda kalýp ezilmesine yol açmaktadýr. Devrimci Marksistler her yerde cinsiyetçiliðe karþý mücadele edip, kadýnlarýn her alandaki eþitliðini savunurlar. Devrimci Marksistler insanlarýn cinsel tercihleri nedenleriyle ezilmelerine, eþcinsellerin aþaðýlanmasýna karþý mücadele ederler. Devrimci Parti: Ýþçi sýnýfýnýn kendiliðinden mücadelelerinin bir iþçi devletiyle sonuçlanabilmesi için devrimci parti zorunludur. Bu parti iþçi sýnýfýnýn en ileri devrimci unsurlarýný bünyesinde toplar, onlarýn sýnýf içerisindeki daðýnýk etkisini merkezileþtirir, onlarý koordine eder ve aktif siyasi hayata ve sýnýf mücadelesine müdahale eder. Bu parti tüm iþçi sýnýfýna öðretir ve ondan öðrenir. Ýþçi sýnýfý içinde kök salmýþ, kitlesel bir devrimci iþçi partisinin sýnýf mücadelesinin kritik anlarýnda ve özellikle devrimci durumlarda var olmasý devrimin baþarýya ulaþmasý için çok hayatidir, bu yüzden böyle bir partiyi inþa etmek ertelenemeyecek bir görevdir. Devrimci Görev: Bu ilkelere katýlan herkesi Marksist Bakýþ Dergisi faaliyetlerini büyütmeye çaðýrýyoruz..

Ýçindekiler Karl Marks ve Ekonomik Kriz Türkiye Büyük Sermayesinin Geliþimi-I Çatý Partisi ve Ýdeolojik Zemini 40. Yýlýnda 68: Türkiye Devrimci Geleneði-II Emekçiler Ýçin Zor Bir Kýþ Gelirken! Irak Solu: Geçmiþ Geleceðin Aynasýdýr! Parti Örgütü ve Parti Edebiyatý(V.Ý.Lenin) MARKSIST BAKIS Üç Aylýk Politik Dergi Yýl: 3 Sayý: 16 Kasým 2008

Sahibi ve Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü: Ayþe Þensöz Yayýn Ýdare Adresi: Kocatepe Mah. Selanik Cad. No: 23/17 Kýzýlay/ANKARA Tel: 0 312 480 95 60 Baský: Yön Matbaacýlýk - Davutpaþa Cad. Güven Sanayi Sitesi B Blok 1.Kat No: 366 Topkapý, Ýstanbul Tel: 0-212-544 66 34 Yayýn Türü: Yaygýn süreli, üç aylýk

Ýletiþim Ýçin: E-mail: marksistbakis@yahoo.com Büro-Adres: Kocatepe Mah. Selanik Cad. No: 23/17 Kýzýlay/ANKARA

.................2 .................8 ...............13 ...............16 ................23 ................25 ................30


MARKSiST BAKIs Marks'ýn Haklýlýðý Tartýþmalarý Sürerken

KARL MARKS ve EKONOMÝK KRÝZ

Krizler, kitleleri mücadeleye iten koþullarý dün olduðu bugün de yaratmaktadýr. Bu kriz de dünyanýn o ya da bu köþesinde kitlelerin sefalete itilmesine paralel olarak mücadele ateþini yakacaktýr.

2

Marks Haklý Mýydý!? "Marks haklý mýydý?" Bu soru, kimilerini þaþýrtsa da yaþadýðýmýz kriz süresince sýkça sorulan sorulardan biriydi. Kendilerini kapitalizmin övgüsüne adamýþ satýlýk burjuva ideologlar bile bu soru karþýsýnda sessiz kalamadý. Ekim ayýnda bir yazýsýnda Milliyet'te Taha Akyol'un "Yaþamakta olduðumuz küresel kriz, Marks'ý haklý mý çýkardý? Kriz, 'kapitalizm krizi' mi? Yoksa sadece mali sektörü þiþiren yöneticilerin sebep olduðu bir 'yönetiþim krizi' mi?" diyerek sözlerine baþlamasý, Marks'ýn haklý olmadýðýný kanýtlamakla kendini görevli saymasý çok þey ifade etse gerek. Ya da Türkiye'deki büyük patronlarý biraraya getiren Turkcell'in bir toplantýsýnda Ýshak Alaton'un Adam Smith'in geçerliliðini yitirmesinden dem vurup "Çözüm için insanlýðýn Karl Marks'ý yeniden keþfetmesi mi gerekiyor?" demesi. Veyahut Anglikanlarýn(ör. Ýngiltere) ruhani lideri Cantenbury Baþpiskoposu Rowan Williams'ýn yazdýðý bir yazýnýn baþlýðýný þu þekilde atmasý: "Marks, kapitalizm hakkýnda kýsmen haklýydý". Ya da BBC News'ta Marks kitaplarýnda satýþ patlamasýnýn haberinin yapýlmasý. Örnekler uzatýlabilir, ama sanýrýz bu kadarý yeterli. Anlaþýlmaz geliyor olabilir. Neden sadece kapitalizmi övmek için açýlan aðýzlardan þimdi Marks'ýn ismi zikrediliyor? Bu duruma bir açýklýk getirmek gerekiyor. Her ne kadar kendi sýnýf çýkarlarýna aykýrý olduðundan burjuvazi Marksizm'in bilimselliðini reddetse de sosyolojiden iktisata, felsefeden tarihe sosyal ve iktisadi bilimlerin kurucu teorileri arasýnda Marksizm'in önermeleri öðretilir. Bu açýdan Marksizmin bilimselliði dolaylý yollardan olsa da burjuvazi tarafýndan bilinir ve kabul edilir. Bugün ortaya çýkan egemenler tarafýndan bilinen, ancak sýnýf çýkarlarýyla çeliþen gerçeklerin yüksek sesle söylenir hale gelmesidir. Ancak çýkarlarý kapitalizmin hizmetine çalýþmaktan geçen bu beylerin sözlerinin ardýnda Marks'ý "sýnýf savaþýmlarýný proletarya diktatörlüðüne götürmek" için mücadele eden kiþi olarak ele alan bir bakýþ yoktur. Marks haklý mýydý diye baþlayan sözler, kapitalizmin vahþi yüzüne vurgu yapýlarak krizden çýkýþ için daha insancýl politikalar çaðrýsýyla son bulur. Böylece ancak diyalektiði kavrayan gözlerin okuyabileceði bir durum ortaya çýkar. Bir yandan toplum nezdinde Marks'ýn meþruiyeti artýrýlýrken, diðer yandan da kapitalizmin insancýllaþmasý çaðrýlarý için Marks kullanýlýr. 1860'larda yazýlan, Marks'ýn sanki bugünkü kapitalistlerin durumunu anlatan Kapital'in 2. cildindeki þu sözleri neden onun burjuva ideologlarca da görmezden gelinemeyecek kadar büyük olduðunu kavramaya yeter sanýrýz: "Üretim süreci salt kaçýnýlmaz bir ara halka, para yapma uðruna katlanýlan zorunlu bir bela gibi ortaya çýkar. Kapitalist üretim tarzýna baðlý bütün uluslar, kendilerini iþte bunun için zaman zaman üretim sürecini iþe karýþtýrmaksýzýn para yapmak için hummalý bir çabanýn pençesine kaptýrýrlar." (Karl Marks, Kapital, Cilt 2, Bölüm 1, s. 57) Kredi Sistemi Kendinden Menkul Hareket Etmez; Kapitalizmin Yasalarýna Boyun Eðer Krizin önce Amerikan, sonra da dünya piyasalarýný sarstýðý günden bu yana belki de en çok duyduðumuz argüman krizin rastlantýsal olduðu, mali sektördeki yöneticilerin hatalarýnýn bir sonu-


MARKSiST BAKIs cu olduðudur. Burada açýkça dile getirilmeyen ama bilinçlerde uyanmasý istenen krizlerin engellenebilir olduðu iddiasýdýr. Krizlerin kapitalizme içkin bir özellik olmadýðý anlatýlmaya çalýþýlýr. Oysaki daha önce Kapital'den alýntýladýðýmýz Marks'ýn sözleri yaþanan bu sürecin 150 yýl öncesinde de farklý þekilde iþlemediðini gösteriyor. Ama yaþananlarýn kapitalizmin kar merkezli doðasýndan kaynaklandýðýný, kredi sisteminin ve onun yöneticilerinin kendinden menkul hareket edemeyeceðini ortaya koymak gerekiyor. Kapitalizmin krizlerle yoðrulmuþ tarihine el atmadan önce krizin günah keçisi gösterilen finans siste-minin temeli olan kredi sisteminin incelemesine girmek uygun olacaktýr. Kredi sistemi ve Marks Kapital'in 3. cildinde Marks, kredi sisteminin bir yandan kapitalist ekonominin ölçeðini geniþleterek diðer yandan da daha üst bir toplum formuna, sosyalizme, geçiþ için temel hazýrlamasýyla can alýcý bir önemde olduðunu ortaya koymaktadýr. Ýlk açýdan, kredi üretici güçlerde muazzam bir geniþlemeye olanak tanýr, çünkü üretim artýk bireysel sermaye üzerinden deðil toplumsal sermaye üzerinden organize edilmektedir. Ayný zamanda, kredi sistemi, bireysel olarak alýnan risk ya da bireysel tasarrufla saðlanan sermaye birikimiyle meþrulaþtýran kapitalist sistemin ideolojik meþruiyet dayanaklarýný yýkar. Birey kendi kaynak ya da birikimlerini riske atmaz, aksine kredi sistemiyle diðerlerininki, yani toplumsal zenginliðin muazzam birikimini, riske atar. Son krizde gözlemlediðimiz gibi, kredi, üretimin toplumsal karakteriyle zenginliðe kiþisel el konulmasý arasýndaki çeliþkiyi daha da derinleþtirir. Kredi sistemi "yeni bir finans aristokrasisi, kurucular, spekülatörler ve düpedüz nominal direktörler þeklinde yeni bir asalaklar zümresi türetir; birleþik kuruluþlar, hisse senedi çýkarmak ve hisse senedi spekülasyonlarý yoluyla tam bir sahtekarlýk ve dolandýrýcýlýk sistemi yaratmýþ olur."(Karl Marks, Kapital, Cilt 3, s. 388) Marks sadece bu sürecin baþlangýcýný görebilecek kadar yaþamýþ olmasýna raðmen sürecin tarihsel önemini çizerek bugünkü durumu özetlemektedir: "Kredi sistemi üretken güçlerin maddi geliþmelerini ve bir dünya-piyasasý kurulmasýný hýzlandýrmaktadýr. Yeni bir üretim tarzýnýn bu maddi temellerini böyle bir yetkinlik derecesine yükseltmek, kapitalist üretim sisteminin tarihsel görevidir. Ayný zamanda, kredi, bu çeliþkinin þiddetli patlamalarýný -bunalýmlarýný- hýzlandýrýr ve böylece eski üretim biçimini çözüp daðýtacak öðeleri oluþturur. Kredi sisteminin özünde yatan iki karakteristiðinden birisi, kapitalist üretimin itici gücü olan, baþkalarýnýn emeðinin sömürülmesi yoluyla

zenginleþmeyi, en katýksýz ve en dev boyutlara ulaþmýþ bir kumar ve sahtekârlýk sistemi halini alýncaya kadar geliþtirmek ve toplumsal serveti sömüren azýnlýðýn sayýsýný gitgide azaltmak, diðeri de, yeni bir üretim tarzýna geçiþ biçimini oluþturmaktýr."(Karl Marks, Kapital, Cilt 3, s.390) Kredi sistemi, kapitalizmin geliþimine ilk evresinde hýz verse de tetiklediði diðer bir süreç daha vardýr: Krizler. Kredi sistemi hem krizleri hýzlandýrýr hem de derinleþtirir. Nedenlerini Marks'ýn sözleriyle ortaya koyalým: "Kapitalist üretim çevrimi, diðer þeylerin arasýndan, krediye dayanýr. Zincirin bir halkasýnýn ödeme gücü diðer halkaya baðlýdýr. Zincir sayýsýz noktadan kýrýlabilir. Er ya da geç, kredi nakit olarak ödenecektir. Bu gerçek çok sýklýkla kapitalist yükseliþ dönemleri boyunca borçlu hale gelenlerce unutulur." (Karl Marks, Kapital, Cilt: 3, Bölüm: 30) "Kredi sisteminin Marks çok uzun zaman önce burjuva uygun bir ortam idealinin üretimin sancýlý süreçlerini saðladýðý, hileli yaþamadan paradan para kazanmak a l ý þ v e r i þ l e r l e olduðunu vurgulamýþtý. Çin dýþýndaki spekülasyonlarý örneklerde bu çerçevede hareket ettikda bir yana leri görülmektedir. ABD, Ýngiltere, býrakalým. Bu Ýspanya, Ýrlanda ve birçok diðer ülkede, durumda bir bankalar spekülasyonlara trilyonlarca bunalým, ancak para yatýrdý. Kapitalistler artýk zenginekonominin çeþitli liðin tek gerçek kaynaðý olan üretimden kollarýndaki üre- para kazanmakla ilgilenmiyorlar. Kumar timde görülen ve spekülasyon peþindeler. Çürüme orantýsýzlýðýn ve çaðýnda kapitalizm tamamen asalak hale k a p i t a l i s t l e r i n gelmiþ durumda. tüketimi ile birikimleri arasýndaki orantýsýzlýðýn bir sonucu olarak açýklanabilirdi. Ama görüldüðü gibi, üretime yatýrýlmýþ bulunan sermayenin yerine konmasý, geniþ ölçüde, üretken olmayan sýnýflarýn tüketim gücüne baðlý bulunuyor; oysa iþçilerin tüketim gücü kýsmen ücretler yasasý ile, kýsmen de, bunlarýn kapitalist sýnýf tarafýndan karlý bir biçimde çalýþtýrýlabildiði sürece kullanýlmalarý olgusu ile sýnýrlýdýr. Bütün gerçek bunalýmlarýn son nedeni, daima kapitalist üretimin üretici güçleri sanki yalnýz toplumun mutlak tüketim gücü bu güçlerin sýnýrýný teþkil edermiþçesine geliþtirme çabasýna zýt olarak, kitlelerin yoksulluðu ve sýnýrlý tüketimidir." (Karl Marks, Kapital, Cilt: 3, Bölüm: 30, s. 429)

3


MARKSiST BAKIs FAÝZ: Para Nasýl Para Kazandýrýr? "…faiz, sermayenin, kendi süreci dýþýnda gerçekleþtirdiði artýdeðerdir."(Kapital, Cilt: 3, s.331) "FAÝZ, …kökeni bakýmýndan, faal kapitalistin, sanayicinin ya da tüccarýn, kendi sermayesi yerine borç alýnan sermayeyi kullandýðýnda, para-sermaye sahibine ve onu ödünç verene ödemek zorunda olduðu kârýn, yani artý-deðerin yalnýzca bir parçasý gibi görünür, ve kökeninde, onun bir parçasý olduðu gibi, gerçekte onun bir parçasý olarak da kalýr. Kapitalist eðer yalnýz kendi sermayesini kullanýyorsa, böyle bir kâr bölüþümü olmaz, kârýn hepsi onun olur. Gerçekten de, sermaye sahipleri bunu kendi yeniden-üretim sürecinde kullandýklarý sürece, faiz oranýnýn belirlenmesinde rekabet halinde deðillerdir. Bu bile, tek baþýna, faiz kategorisinin -bir faiz oraný belirlenmeksizin varlýðý olanaksýz olan bu kategorininsanayi sermayesinin sermaye olarak hareketlerine yabancý bir þey olduðunu göstermektedir." (Kapital, Cilt: 3, s. 325) "Gerçekten de, kârýn bir kýsmýný faize dönüþtüren, genellikle faiz kategorisini yaratan þey, kapitalistlerin kendi aralarýnda böylece, para-kapitalistler ve sanayi kapitalistleri diye ikiye ayrýlmalarý olduðu gibi, faiz oranýný yaratan þey de iþte bu iki tür kapitalist arasýndaki rekabetten baþka bir þey deðildir." (Kapital, Cilt: 3, s. 326) "100 þapkanýn üretim fiyatýnýn = 115 sterlin olduðunu, bu üretim fiyatýnýn, þapkanýn deðeri ile rastlantýsal olarak çakýþtýðýný, yani þapka üreten sermayenin, ortalama toplumsal sermaye ile ayný bileþimde olduðunu kabul edelim. Kâr = %15 ise, þapkacý, mallarýný 115 sterlinlik deðerleri üzerinden satmakla 15 £ kâr elde eder. Bunlar ona yalnýzca 100 sterline mal olmuþtu. Eðer bu þapkalarý kendi sermayesi ile üretmiþ ise, bu 15 £ fazlalýðýn hepsini cebine indirir, yok eðer, borç aldýðý sermaye ile üretmiþse 5 sterlini faiz olarak vermek zorunda kalabilir. Bu durum, þapkalarýn deðerinde hiç bir deðiþiklik yapmaz, ancak, bu deðerin içerdiði artý-deðerin farklý kimseler arasýndaki daðýlýmýný etkiler." (Kapital, Cilt: 3, s. 304)

4

Marks çok uzun zaman önce burjuva idealinin üretimin sancýlý süreçlerini yaþamadan paradan para kazanmak olduðunu vurgulamýþtý. Çin dýþýndaki örneklerde bu çerçevede hareket ettikleri görülmektedir. ABD, Ýngiltere, Ýspanya, Ýrlanda ve birçok diðer ülkede, bankalar spekülasyonlara trilyonlarca para yatýrdý. Kapitalistler artýk zenginliðin tek gerçek kaynaðý olan üretimden para kazanmakla ilgilenmiyorlar. Kumar ve spekülasyon peþindeler. Çürüme çaðýnda kapitalizm tamamen asalak hale gelmiþ durumda. Marks'ýn haklý olarak söylediði gibi "Kapitalist üretimin gerçek engeli sermayenin kendisidir" (Karl Marks, Kapital, Cilt: 3, Bölüm: 15)

Sorun Finansal Sektördeki Baþarýsýz Yöneticilerde Deðil; Sistemin Kendisinde: Yüzyýllardýr Kapitalizm Krizsiz Düþünülemez! 3. Enternasyonal'de yaptýðý sunuþta Troçki, kapitalizmin boom'lar, týkanma, krizler zinciri içinde hareket etmeye yazgýlý olduðunu anlatýr: "Kriz ve boom, tüm geçiþ aþamalarýyla, bir çevrim ya da büyük sýnai geliþme devrelerinden birini oluþturmak üzere karýþýrlar. Her çevrim 8-9 ya da 10-11 yýl sürer. Kapitalizm kendi iç çeliþkilerinin zorlamasýyla, düzgün ve bir çizgi boyunca deðil, iniþ ve çýkýþlarýyla zikzaklý bir tarzda geliþir. Kapitalizm özürcülerinin aþaðýdaki iddiasýna zemin oluþturan þey budur, yani: Savaþtan sonra boom ve krizin birbirini izleyiþini gözlemlediðimizden dolayý öyle görünüyor ki, her þey kapitalist dünyalarýn bu en iyisinde, en iyi þekilde iþlemektedir. Gerçekteyse durum bambaþkadýr. Kapitalizmin savaþtan sonra çevrimsel olarak dalgalanmayý sürdürmesi, yalnýzca kapitalizmin henüz ölmediðini, bir cesetle uðraþmadýðýmýzý göstermektedir. Kapitalizm proleter devrimle yýkýlmadýkça, bir aþaðý, bir yukarý salýnarak çevrimler halinde yaþamayý sürdürecektir. Krizler ve boom'lar kapitalizme daha doðumundan itibaren içkindirler ve mezara kadar da ona eþlik edeceklerdir… Meselenin özü yoldaþlar, þöyle gösterilebilir: Kapitalizmin geliþimini ele alalým -kömür üretiminin büyümesi, tekstil, pik demir, çelik, dýþ ticaret, vb.- ve bu geliþimi gösteren bir eðri çizelim. Eðer biz bu eðrinin bükümlerinde ekonomik geliþmenin gerçek akýþýný ifade edersek görürüz ki, bu eðri yukarýya doðru kýrýksýz bir yay çizerek deðil, zikzaklar þeklinde yukarý ve aþaðý dirsek yaparak yükselir; boom'lara ve krizlere karþýlýk gelen bir þekilde yukarý ve aþaðý. Bu bakýmdan, ekonomik geliþme eðrisi iki hareketin birleþmesinden oluþmaktadýr: Kapitalizmin yukarýya doðru genel yükseliþini ifade eden birincil hareket ve çeþitli sýnai çevrimlere karþýlýk gelen sürekli periyodik dalgalanmalardan oluþan ikincil bir hareket." (Dünya Ekonomik Krizi ve Komünist Enternasyonal’in Yeni Görevleri Üzerine, Troçki tarafýndan Komintern’in 3. Kongresinin Ýkinci Oturumunda sunulmuþtur) Troçki'nin sözlerinde ifade ettiði çevrimi tarihsel süreci içinde ele almak, kapitalizmin yaþlanmasýna paralel olarak giderek kýsalan boom'lar ve giderek uzayan krizler çevriminin kapitalizmin doðumundan bugüne kadarki tarihini incelemek bize nasýl bu sürecin kapitalizme içkin olduðunu tekrar gösterecektir. Kapitalizmin Çevrimleri Kapitalizmin geliþim eðrisinde, 1781'den 1851'e kadarki dönem göreceli olarak yavaþ bir yükseliþ hareketine sahne olmuþtur. Yenilmesine raðmen Avrupa'da kapitalist düzenin alanýný geniþleten 1848 devrimlerini takiben 1873'e kadar süren keskin bir yükseliþ hareketi yaþandý. 1873'teki bankacýlýk ve mali sektördeki kriz sonuçta geçip gitse de eski koþullara geri dönülmedi. Aksine, takip eden yirmi yýl durgunlukla geçti. 1890'larýn ortasýndan itibaren 1913'teki krizle ve 1914'te 1. Dünya Savaþý'nýn patlamasýyla son bulacak geliþme süreci yaþandý. 2. Dünya Savaþý'nýn devamýndaki dönem kapitalist geliþim eðrisinde yeni bir yükselmeye tanýklýk ediyordu. Amerikan kapitalizmi tarafýndan geliþtirilip dünyaya yayýlan, iþçi sýnýfýndan elde edilen artý deðeri artýran ve kapitalist sistem için kar oranlarýný yükselten üretkenliði artýran yeni yöntemler bu yükseliþe kaynaklýk etti. Bu yükseliþ, ancak üstyapýdaki büyük deðiþiklikler (savaþ sonrasý dönemde iþçi sýnýfýnýn devrimci kabarýþýnýn Stalinist aygýt tarafýndan uðradýðý ihanet sonucunda yenilmesi ve ABD'nin savaþa girmesiyle uluslararasý politik iliþkilerde meydana gelen muazzam deðiþiklikler) aracýlýðýyla saðlanabildi. Troçki, savaþtan çok önce, daha 1933'te Amerikan kapitalizminin muazzam geliþimi ile 1930'lardan bu yana dünyanýn imparatorluklara(Ýngiliz Ýmparatorluðu, Asya'yý zapt etme güdüsündeki Japonya ve Avrupa'ya hükmetmek amacýndaki Nazi rejimi) bölünmesi arasýndaki çeliþkilerin yarattýðý patlamaya hazýr duruma vurgu yapmýþtý: "Amerikan kapitalizmi, er ya da geç kendisi için tüm gezegenimizde derinliðine ve


MARKSiST BAKIs geniþliðine yollar açmak zorundadýr. Hangi yöntemlerle? Her yöntemle. Daha yüksek bir üretkenlik katsayýsý, ayný zamanda daha yüksek bir yýkýcý güç katsayýsý demektir. Savaþý mý vaaz ediyorum? Zerre kadar deðil. Hiçbir þeyi vaaz ettiðim yok. Sadece dünyanýn durumunu analiz etmeye ve ekonomik mekanizmalarýn yasalarýndan sonuçlar çýkarmaya çalýþýyorum. Ýdealler ve önyargýlarla çeliþtiðinde olgulara ve eðilimlere sýrtýný dönen cinsten bir zihinsel korkaklýktan daha kötü hiçbir þey yoktur." (Troçki, Milliyetçilik ve Ekonomik Yaþam) Tarih Troçki'nin öngördüðü gibi aktý: Amerikan kapitalizmi, 2. Dünya Savaþý'na girip büyük yýkýcý güçlerin yardýmýyla dünyada kendisi için "derinliðine ve geniþliðine yollar" açtý. ABD'nin 2. dünya savaþýna girmesindeki temel kaygý, tabii ki metalarýn ve sermayenin serbest dolaþýmýný ve eski imparatorluklarýn yýkýlmasýný garantilemek için dünya ekonomisinin yeniden inþasýydý. Savaþ sonrasý dünya ekonomisinin yeniden inþasý, yeni bir ekonomik yükseliþi mümkün kýldý. Bu durum, kar oranlarýný koruyan ve artýran daha üretici metotlarýn yaygýnlaþmasý ve geliþimini garantiye aldý. Ancak olduðu gibi yerinde duran kar sisteminin bütün çeliþkileri, 1960'larýn ortalarýnda kar oranlarýndaki düþüþle kendini ifade etmeye baþladý. Savaþ sonrasý boom'un sonu iþçi sýnýfý mücadelesinin kabarýþýyla kendini gösteriyordu. 1960'lar ve 1970'lerin baþý neredeyse her ülkede iþçi sýnýfýnýn mücadelesinde bir patlamaya tanýklýk etti. 1968'te, Fransa tarihindeki en büyük genel grevle sarsýldý. Dünyanýn bütün önemli ülkeleri ekonomik ve politik mücadeleler dalgasýyla sallandý. 1968'den 1975'e kadarki devrimci kabarýþ, yine 2. Dünya Savaþý sonrasýnda geliþen süreçte olduðu gibi iþçi sýnýfýnýn Stalinist ve sosyal demokrat liderleri tarafýndan ihanete uðradý ve böylece yenildi. Kapitalist geliþim eðrisinde savaþ sonrasý yükseliþ sonunun geldiðini 1973'teki enflasyon ataðý ve savaþ sonrasý dönemde en dip noktayý ifade eden 1974-75'teki resesyonu gösteriyordu. 1975'ten sonra iþ çevriminde bir iyileþme oldu, ancak bu 1960'lardaki karlýlýk ve büyüme oranlarýna dönüþ getirmedi. Aksine, yeni bir olgu ortaya çýktý: stagflasyon (durgunluk içinde enflasyon- yüksek enflasyonla devamlý bir yüksek iþsizlik seviyesinin bileþimi). 70'lerdeki kar oranlarýnýn düþüþüne ve onun yol verdiði aðýr ekonomik sorunlara, sermayenin yanýtý 1980'lerde görüldü. En baþta, bugünlere süregelen iþçi sýnýfýna yönelik bir saldýrý dalgasý baþlattý. Burjuvazinin kar oranlarýndaki düþüþ eðilimine yanýtý iki kanaldan

ilerledi. Bir yandan ücretleri azaltýp iþçi sýnýfýnýn çalýþma koþullarýný kötüleþtirilirken, diðer yandan da kaybeden sermaye kesimlerinin gözünün yaþýna bakýlmadý(krize dayanýksýz olanlarýn elenmesi). Bu, Reagan(ABD) ve Thatcher(Ýngiltere) iktidarlarý tarafýndan yürütülen programýn vazgeçilmez bileþenleriydi. Reagen'ýn hava trafik kontrolörleri grevini kýrmasý, iþçi sýnýfýna karþý burjuvazinin saldýrýsýnýn ABD ve dünyada startýný vermiþ oldu. Ýngiltere'de 1984-5'te dönüm noktasý madencilerin grevinin yenilgisi oldu. Toplumsal mücadelelerin daha da keskin ve burjuvazinin daha büyük krizde olduðu dünyanýn birçok bölgesinde burjuvazinin bu saldýrýsý darbeler ve baský rejimleriyle gerçekleþti: Türkiye, Latin Amerika ülkeleri(Arjantin, Þili…) Bu tedbirlerle birleþtirilerek hem üretim süreçlerinde hem yönetimde bilgisayar ve diðer bilgi teknolojileri kullanýmý aracýlýðýyla sanayide bir yeniden yapýlanmaya giriþildi. Maliyetleri kýsmak ve böylece karlarý artýrmak amacýndaki bilgisayar merkezli yeni üretim ve yönetim metotlarý geliþtirildi. Bilgisayarýn geliþtirilmesi hemen savaþ sonrasý periyotta, transistorün üretimi 1950'lere tarihlense de kiþisel bilgisayar sahneye çýkýþý 1981'i buldu. Kullanýmý, bütün üretim ve yönetim pratiklerinde, iletiþimde ve toplumsal yaþamýn tüm alanlarýnda muazzam bir dönüþüm getirdi. Ancak, bu deðiþiklikler, 1980'lerde kar oranlarýnda yukarý doðru bir deðiþime katký sunsa da, kapitalist geliþim eðrisinde yeni bir yükseliþle sonuçlanmadý. 1990'larýn baþýndan 1997'ye kadar süren uzun süreli iyileþme, 1997'de baþlayýp 2001'e kadar devam eden bir keskin bir düþüþle son buldu. Peki, 1991'de kapitalist geliþme eðrisinde yeni bir yükselmenin baþlamasýný nasýl açýklayabiliriz? Þüphesiz, Stalinist rejimlerin çöküþü, Çin'in küresel sermayeye açýlmasý ve Hindistan gibi ülkelerce takip edilen ulusal ekonomik kalkýnma politikalarýn sonu kapitalizmin tarihindeki en geniþ kapsamlý yapýsal deðiþimlerden biridir. "Kapitalist Geliþim Eðrisi" makalesinde Troçki bir yükseliþ kapitalist ekonomi içsel süreçlerinin deðil, dýþsal koþullardaki deðiþimin (kapitalizmin geliþtirdiði, "yeni ülkeler ve kýtalar"ýn elde

Marks ve Engels’in kaleme aldýðý Komünist Manifesto’nun baþlangýcýndaki “Avrupa’da bir hayalet dolaþýyor: komünizmin hayaleti” sözleri, bugün de geçerliliðini korumaya ve kapitalistlere korku salmaya devam ediyor. Sömürü sistemi sürdükçe de bu böyle devam ede cek. Çünkü kapitalizmin insanlýða sunabileceði tek þey var, onu da Marks’tan dinleyelim: "…bir kutupta servet birikimi, diðer kutupta, yani kendi emeðinin ürününü sermaye þeklinde üreten sýnýfýn tarafýnda, sefaletin, yorgunluk ve bezginliðin, köleliðin, bilisizliðin, zalimliðin, ussal yozlaþ manýn birikimi" (Kapital, Cilt: 1, Bölüm: 25, s. 615)

5


MARKSiST BAKIs

edilmesi gibi) bir sonucudur*. Ortaya çýkan durum tam da budur. Sovyetler Birliði'nin yýkýlmasýyla birlikte Stalinist rejimlerle Çin'in serbest piyasa kapitalizmine açýlmasý. Çin'de Maoist bürokrasi, 1978'den beri piyasa merkezli bir politika, ki bu durumun temelleri 1971'deki ABD ile yeniden yakýnlaþmasý oluþturuyordu, izliyorlardý. Bu politikalar ekonomik olarak teþvik edici bazý açýlýmlar saðlasa da, 1989 olaylarýnda ve Tiananmen Meydaný katliamýnda patlak veren toplumsal çeliþkileri yarattý. Kapitalizm için dönüm noktasý, Çin ve dünyadaki diðer bölgelerin küresel sermayeye açýlmasýyla takip edilen 1991'de SSCB'nin daðýlmasýyla geldi. Sovyet Rusya ve uydu rejimlerinin yýkýlmasýný takiben engin kaynaklar ve Çin'de ve dünyanýn diðer bölgelerinde ucuz iþgücü havuzu dünya pazarýna açýldý. Berlin Duvarý'nýn yýkýldýðý Kasým 1989 tarihinden bugüne yaklaþýk bir milyar iþçi sermayenin mevcut iþgücü piyasasýna katýldý. Hesaplamalara göre, Çin, Hindistan ve eski Sovyet bloðunun dünya piyasasýna açýlmasý yaklaþýk olarak emekgücü piyasasýný ikiye katlamýþtýr: 1.46 milyardan 2.93 milyara. Dünya kapitalizmi tarihinde bu derece bir ucuz iþgücü akýþý görmedi. Ýþte bu süreç, kapitalizmin malileþmesine(financialisation)# dayanan zenginliðin yeni birikiminin modelini mümkün kýldý. Bu kaynaklarýn sömürüsü, dünya kapitalist ekonomisinin 1990'larýn baþýndaki resesyon tarafýndan takip edilen yükseliþin tadýný çýkarmasýný saðladý (Her ne kadar bu durum artan bir istikrarsýzlýðý içinde barýndýrsa da, 1997-8 Asya ekonomik krizinde açýða çýktýðý gibi). Kapitalizm için dönüm noktasý, Çin ve diðer ucuz iþgücü bölgelerinin açýlmasýnýn iki yönlü bir etkisi oldu. Bir Çin ve dünyadaki diðer bölgelerin taraftan, bu kapitalist üretim biçiminde zenginliðin birikiminin kaynaðý olan artý küresel sermayeye açýlmasýyla deðer birikimini artýrdý. Diðer yandan, metalarýn ucuzlamasý ve üretimin ucuz takip edilen 1991'de SSCB'nin iþgücü bölgelerine transferinden kaynaklanan üretim maliyetlerini azaltýlmasý daðýlmasýyla geldi. Sovyet Rusya ABD ve diðer büyük kapitalist ülkelerde 1990'lar boyunca faiz oranlarýnýn ve uydu rejimlerinin yýkýlmasýný düþürülmesini mümkün kýldý, o suretle ucuz kredi saðladýlar. Bu durum da ABD takiben engin kaynaklar ve Çin'de ekonomisindeki boom'un körükledi -1990’larda hisse senedi piyasasý(borsa) ve dünyanýn diðer bölgelerinde balonu, internet ve teknoloji balonu ve 2002'den sonra gerçekleþen konut ucuz iþgücü havuzu dünya pazarýpiyasasýnda patlama. ABD'de kredinin yaygýnlaþmasý ve boom'lar dalgasýnýn na açýldý. Berlin Duvarý'nýn yaratýlmasý, Çin ve diðer ucuz-iþgücü ülkelerinden gelen üretimin büyümesi için yýkýldýðý Kasým 1989 tarihinden gerekli olan piyasalarý ayakta tuttu. Ancak geçmiþte büyüme artýþýna yol açan bu bugüne yaklaþýk bir milyar iþçi süreçler, yüz milyonlarca insanýn hayatýný cehenneme çevirebilecek küresel sermayenin mevcut iþgücü ekonomik krizin koþullarýný yaratmakta. piyasasýna katýldý. Dünya kapitaKrizin Tarihsel Kökenleri lizmi tarihinde bu derece bir ucuz Finansal krizin ilk nedenleri mortgage piyasasýnýn çökmesi olsa da, krizin tarih- iþgücü akýþý görmedi. Ýþte bu sel kökenleri ABD'nin ve dünya kapitalizminin fizyonomisindeki geçtiðimiz 30 süreç, kapitalizmin malileþmesine yýldaki deðiþikliklerde yatmakta. Kapitalist ekonomi ve toplumun tepesinde dayanan zenginliðin yeni birikimeydana gelen olaylar, küresel kapitalist ekonominin yapýsýndaki tarihsel minin modelini mümkün kýldý. deðiþimlerin bir ürünüdür. 2. dünya savaþý sonrasýndan bugüne kadarki süreci kabaca iki döneme ayýrmak doðru olacaktýr. Amerikan kapitalist ekonomisi ilk dönemde üretici sanayinin hegemonyasýyla, ikinci dönemde ise finansal sektörün gitgide artan gücüyle karakterize olmuþtu. Bu süreç, bankalar ve finansal kurumlarýn karlarýnýn giderek daha çok gerçek üretim süreçlerinden ayrýlmasý ve bu karlarýn gitgide daha karmaþýk mali iþlemler ve manipülasyonlardan elde edilmesini içeren bir birikim tarzýnýn geliþimi ve engin kredi daðlarýnýn yaratýlmasýna dayanmakta. Her ne kadar bu birikim tarzý ABD merkezli olsa da þimdi patlayan finansal kriz basitçe ABD'nin meselesi olarak ele alýnamaz. Aksine, yaþanan dünya ekonomisinin kalbi Amerikan finans sisteminde dýþavurumunu bulan küresel kapitalist düzenin krizidir. Kapitalizmin Krizleri Çeliþkileri Bilerken Sýnýf Mücadelesi Cephesi 140 yýldan fazla bir süre önce Karl Marks, geliþtirdiði "Artan Sefalet Teorisi" ile kapitalist üretimin içsel özelliðini açýklamýþtý: "…bir kutupta servet birikimi, diðer kutupta, yani kendi emeðinin ürününü sermaye þeklinde üreten sýnýfýn tarafýnda, sefaletin, yorgunluk ve bezginliðin, köleliðin, bilisizliðin, zalimliðin, ussal yozlaþmanýn birikimi ile ayný anda olur." (Karl Marks, Kapital, Cilt: 1, Bölüm: 25, s. 615) Kar bireyselleþirken, kayýplar toplumsallaþýyor. Saðlýk sigortasý, okullar ya da yaþlý aylýklarý için para yokken büyük bankalar ve sermaye için devlet açýk çekler veriyor. Hemen göze çarpan bu çeliþki milyonlarca sýradan insanýn bilincinde öfke yaratýyor ve ilerleyen zamanlarda bunun muazzam etkileri olacaktýr. Krizin aðýr faturasý, yaþam standartlarýnda ve sosyal harcamalarda kesintilerle sadece bugün deðil geleceði de baðlayacak þekilde insanlarýn yaþamýnda yükünü hissettirecek. Bu durum da bilinçlerde büyük deðiþikliklere yol açacaktýr. Toplumsal mücadelenin görece zayýf olduðu

6


MARKSiST BAKIs ABD'de ayný durum geçerli. Örneðin, bir Ýngiliz kanalýnýn bankalarý kurtarmak için ayrýlan kaynak üzerine röportaj yaptýðý bir Amerikalý kadýnýn büyük bir kýzgýnlýk içinde söyledikleri kitlelerdeki öfkeyi ortaya koyuyor: "Henüz 11 saatlik bir vardiyadan çýktým ve haftada 60 saat çalýþýyorum. Þimdi onlar benim ücretimden 2.300 dolarý alýp bankacýlara vermek istiyorlar." Milyonlarca sýradan Amerikalý insanýn tutumu bundan pek farklý deðil. Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi'nin giriþinde kitlelerin devrimci geliþimi için gerekli olan toplumsal ve psikolojik koþullarý anlatýr: "Bir devrim döneminde kitlelerin bakýþ açýsýnda ve ruh halinde görülen hýzlý deðiþimler, insan aklýnýn esnekliðinden ve hareketliliðinden deðil, fakat tam tersine, onun derin tutuculuðundan kaynaklanýr. Yeni nesnel koþullarýn gerisindeki düþünce ve iliþkilerin belirli bir ana kadarki kronik gecikmesi, bu nesnel koþullar halkýn üzerine bir felaket biçiminde çöktüðünde, bir devrimci dönemde, düþünce ve duygularda bir sýçrama aný oluþturur…" "Kitleler devrime, hazýr bir toplumsal yeniden yapýlanma planýyla deðil, fakat eski rejime katlanamayacaklarýna dair keskin bir duyguyla giriþirler. Yalnýzca bir sýnýfýn önder kesimleri bir siyasi programa sahiptir ve hatta bu bile olaylar tarafýndan sýnanmaya ve kitlelerin onayýný almaya gereksinim duyar. Bu þekilde devrimin temel politik süreci, toplumsal krizden kaynaklanan sorunlarýn bir sýnýf tarafýndan aþamalý biçimde kavranmasýndan - kitlelerin ardýþýk kestirimler yöntemiyle aktif yönlendirilmesinden - oluþur." [Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Önsöz] Krizler, Troçki'nin açýkladýðý kitleleri mücadeleye iten koþullarý dün olduðu bugün de yaratmaktadýr. Bu kriz de dünyanýn o ya da bu köþesinde kitlelerin sefalete itilmesine paralel olarak mücadele ateþini yakacaktýr. Dünyanýn farklý köþelerinin krizin sonuçlarýna yanýtý da deðiþecektir. Kimi bölgeler sýnýrlý eylemlilik süreçleri ile yaþarken sýnýf mücadeABD’de 1929 krizi sonrasýnda lesi açýsýndan önde giden yerlerde devrimci atýlýmlar tetiklenecektir. Büyük oluþan bir iþ kuyruðu devrimci mücadele dalgasý bütün dünyayý sarsa da sorun ayný yerde düðümlen- Troçki: "Bir devrim döneminde meye devam etmektedir: önderlik sorunu. 4. Enternasyonal'in kuruluþ pro- kitlelerin bakýþ açýsýnda ve ruh halinde gramýnýn baþlangýcý olan þu sözler hala geçerliliðini ve aciliyetini korumaktadýr: görülen hýzlý deðiþimler, insan aklýnýn "Bir bütün olarak dünya politik durumuna damgasýný vuran, esas olarak, prole- esnekliðinden ve hareketliliðinden deðil, tarya önderliðinin tarihsel bunalýmýdýr… Proleter devrim için gerekli nesnel fakat tam tersine, onun derin tutucuönkoþullar sadece olgunlaþmakla kalmayýp, neredeyse çürümeye yüz tutmuþtur. luðundan kaynaklanýr. Yeni nesnel Önümüzdeki tarihsel dönemde sosyalist devrimin gerçekleþmemesi halinde bütün koþullarýn gerisindeki düþünce ve iliþkiinsanlýk kültürü bir yýkým tehdidi altýndadýr. Þimdi artýk her þey proletaryaya, yani lerin belirli bir ana kadarki kronik esas olarak proletaryanýn devrimci öncüsüne baðlýdýr. Ýnsanlýðýn tarihsel gecikmesi, bu nesnel koþullar halkýn bunalýmý, devrimci önderliðin bunalýmýndan ibaret hale gelmiþtir." (Troçki, Geçiþ üzerine bir felaket biçiminde çökProgramý: IV. Enternasyonal'in Kuruluþ Belgesi, s. 13-4) tüðünde, bir devrimci dönemde, düþünce Önümüzde duran görev kapitalizmin kaçýnýlmaz krizlerini beklemek deðil, tarih- ve duygularda bir sýçrama aný oluþtusel görevlerimizi yerine getirmektir. rur…" Örgütlenmek için ileri! Aynur AKMAN ----------------*"Küçük çevrimlerin periyodik olarak tekrarlanmasý, kapitalist kuvvetlerin iç dinamiðinden ileri geliyor ve piyasanýn varolageldiði her yerde her zaman kendini gösteriyor. Prof. Kondratiev'ýn ihtiyatsýz bir tutumla, çevrimler olarak görmek istediði büyük(elli yýllýk) kapitalist geliþme dilimlerine gelince, bu dilimlerin karakterini ve süresini kapitalist kuvvetler arasýndaki karþýlýklý etkiler deðil, ama kapitalist geliþmeyi kanallarýndan geçirip akýtan þartlar belirlemektedir. Yeni ülkelerde ve kýtalarda kapitalizmin yerleþmesi, yeni tabii kaynaklarýn keþfi ya da bu keþif yerleþmeler öncesinde, savaþlar ve devrimler gibi 'üst yapý' düzenine baðlý büyük çapta olaylar, yani bütün bunlar kapitalist geliþmenin yükseliþ, duraklama ve çöküþ dönemlerini nitelemekte ve bu dönemlerin yerine geçmektedir." (Troçki, Kapitalist Geliþme Eðrisi, Sosyalizmin Güncel Meseleleri, s.348) # Kapitalizmin malileþmesi, iktisadi etkinliðin aðýrlýk merkezinin üretimden ve hatta büyüyen hizmetler sektöründen finansa doðru kaymasý olarak tanýmlanmaktadýr.

7


MARKSiST BAKIs

TÜRKÝYE BÜYÜK SERMAYESÝNÝN GELÝÞÝMÝ-I Geç kapitalistleþen bir ülkede kapitalizme özgü sýnýflarýn tarih sahnesine çýkýþ þekli ve geliþimi, o ülkedeki sýnýf mücadeleleri ve buna denk düþen politik yaþam üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Söz konusu etki Türkiye özelindeki belirleyiciliðini günümüze kadar sürdürmüþtür. Bugün Türkiye politik yaþamýnda karþýmýza çýkan meselelerin kökenlerinde bu etkinin payýnýn hiç de azýmsanmayacak bir düzeyde olduðu gözlemlenebilir. Bu nedenle Türkiye'de kapitalizmin geliþimini incelemeden ve büyük sermayenin geliþimine paralel olarak geçirdiði süreçleri anlamadan Cumhuriyetin ekonomik yörüngesinin Türkiye sýnýflar çizildiði Þubat 1923 tarihli Ýzmir Ýktisat mücadelesinin Kongresi net bir liberal ekonomik program öne çýkan sorunöngörüyordu. Kongrede yayýmlanan larýna doðru deklarasyonda kurulacak cumhuriyetin, ç ö z ü m l e r özel kesimin yatýrým amaçlarýna uygun iktigetirmek pek de sadi politikalar geliþtirip uygulayacaðý ve m ü m k ü n kademeli olarak tüketim ve yatýrým maldeðildir. Egemen larýnda devlet tekellerinin kaldýrýlarak yesýnýf içerisindeki rine özel yatýrýmlarýn teþvik edileceði çatýþmalarýn dünyaya duyuruluyordu. Böylelikle yoðunlaþtýðý son cumhuriyetin kapitalist yolu, hem içeriye yýllarda baðýmsýz hem de "dýþarýya", gayet net bir biçimde sýnýf tavrýný izleilan ediliyordu. mek devrimci Marksist bir örgütsel donanýmdan beslenilmediði koþullarda özellikle zor olmaktadýr. Kamuculuk, devletçilik, aydýnlanma, sivilleþme, AB, laiklik, cumhuriyet, þeriat tehlikesi, Ýslamcýlýk, egemen sýnýf içindeki çatýþmalar ve bunlarýn uzantýsý olan birçok konu hakkýnda net bir fikir sahibi olmak için Türkiye'nin kapitalistleþme süreci ve Türkiye büyük sermayesinin geliþimini tarihsel süreç-

8

leri içinde kavramak zorunludur. Bu, egemen sýnýflarýn etkisinden kurtularak baðýmsýz sýnýf siyasetinden ödün vermemek ve devrimci Marksizmin ýþýðýnda yol almak adýna çok büyük bir öneme sahiptir. Asyatik Üretim Tarzýnýn Etkisi Türkiye'de kapitalizm, kendi iç dinamikleri ile geliþmemiþ, dýþ faktörlerin dayatmasý sonucu bir devlet projesi olarak yukarýdan örgütlenmiþtir. Asya tipi üretim tarzýnýn hâkim olduðu diðer coðrafyalarda olduðu gibi Osmanlý'da da merkezi devlet, aðýr vergilerle nüfusun büyük çoðunluðunu oluþturan küçük köylüyü soyup soðana çeviriyor ve tüm topraðýn ve mülkün sahibi olarak bireysel zenginleþmeyi (burjuvalaþmayý) önlüyordu. Zanaatkârlýk da kendi kendine yeterlilik içinde, sýký devlet kontrolü altýnda bireysel bir zenginleþme alaný olamazdý. Tüm toplumsal artý, saray þatafatý ve dev bir orduyu beslemek için merkezi devlet aygýtý tarafýndan silip süpürülüyordu. Bu durumda kýrsal kesim sonsuz bir durgunluk içinde zamanýn anlamsýzlaþtýðý yüzyýllarý eritirken þehirler salt bir idari merkez durumundan öteye gidemiyordu. Toplumsal iþbölümü son derece kýsýtlýydý. Ekonomik yaþantýnýn daha baþtan kötürüm kýlýndýðý bu ortamda (özel mülkiyet, bireysel teþebbüs ile meta dolaþýmýndan söz etmek uzun yüz yýllar boyunca mümkün olmamýþtýr) ticaretle zenginleþen bir sivil gücün (burjuvanýn) önem kazanmasý mümkün olamazdý. Piyasaya yönelik kitlesel üretimin ya da kayda deðer bir meta döngüsünün söz konusu olmadýðý kapitalizm öncesi dönemlerde köylünün sýrtýndan elde edilen toplumsal artýyý öðüten dev ordular sayesinde Osmanlý devleti bir imparatorluða dönüþmüþtü. Fetihlerden elde edilen yaðma ve köylülerden alýnan vergilerle saðlanan sarayýn görkemli yýllarý, 18.yy ile birlikte çoktan mazide kalmaya baþlamýþtý. Modern tekniðin ilerlettiði Avrupa ordularý ve seri üretimin yýkýcý gücüne dayanan Avrupa ekonomisi karþýsýnda 19. yüzyýl, Osmanlý Ýmparatorluðu için daðýlma anlamýna gelmiþti. Resmi Türk tarihinin masallarý bir yana Osmanlý'nýn


MARKSiST BAKIs çöküþü, Asya despotizminin Avrupalý kapitalizm karþýsýndaki makûs talihinden baþka bir þey deðildi. Avrupa'da sivil toplumun içerisinden çýkan burjuva unsurlar ekonomik, bilimsel, kültürel ve yönetsel atýlýmýn taþýyýcýsý olmuþlarken Osmanlý despotizminin bu geliþmelere bir yanýt üretebilmesi mümkün deðildi. Despotizmin kendisi bu atýlýmlarýn yeþereceði sivil toplumu baþtan yok ediyordu. Toplumsal dokunun en zeki ve yeteneklileri için belki de tek adres ordu ve bürokrasi idi. Ayrýca imparatorluðu kurtarmak esas olarak askeri ve idari bir mesele olarak görüldüðü için bu kurumlarýn genç unsurlarý Avrupa'daki geliþmeleri yakýndan takip etmek için devlet tarafýndan Avrupa'ya yollanýyorlardý. Troçki 1908 Türk Devrimi adlý yazýsýnda bu konuya þu þekilde deðinmiþtir: "Türkiye'de, ancak embriyon halinde bir endüstri vardý; proletarya zayýf ve sayýca yetersizdi. Türk aydýnlarýnýn en yetiþmiþ unsurlarý yeteneklerini sergilemek için orduya girdiler. Aralarýndan pek çoðu Batý Avrupa'da öðrenim gördü ve orada var olan rejimleri yakýndan tanýdý; Türkiye'ye döndüklerinde ise Türk askerinin yoksulluðu ve bilgisizliðiyle ve devletin yozlaþmasýyla karþýlaþtýlar. Bu durum duygularýný tetikledi ve subaylar, hoþnutsuzluðun ve devrimin odaðý oldular." Gerçekten de toplumun esas zinde gücü subaylarýn önderlik ettiði ordu ile sivil bürokrasideki tepkisel unsurlar ve çok cýlýz olan aydýnlardý. Bu unsurlar, imparatorluðu kurtarmanýn (ayný zamanda kendi ayrýcalýklý konumlarýný kurtarmanýn da) radikal dönüþümler aracýlýðý ile olabileceðini çoktandýr anlamýþlardý, bunun yansýmasý olarak da meþrutiyetten cumhuriyete, Osmanlýcýlýktan milliyetçiliðe ve bunun yansýmasý olarak da yerli müteþebbislere dayanan bir burjuva toplum fikrine doðru netleþmiþlerdi. Ýttihat ve Terakki'den Kemalist kadrolara uzanan zinde güçler, Balkan Savaþý, Birinci Dünya Savaþý ve akabinde gelen Türk-Yunan Savaþý'nýn yarattýðý olaðanüstü koþullar çerçevesinde burjuva cumhuriyeti ortaya çýkaracaklardý. Cumhuriyetin Kuruluþu Milliyetçilik (yurtseverlik) bir burjuva ideolojisidir. Burjuvazinin feodal sýnýflara karþý yürüttüðü mücadelede bir sýnýfýn ifadesi olarak ortaya çýkmýþ ve burjuva devrimlerin ardýndan hýzla yayýlmýþtýr. Çözülen Osmanlý'da milliyetçiliði taþýyacak bir burjuva sýnýf yoktu, sadece burjuva geliþimin etkisinde olan asker-sivil bürokrasi bulunuyordu. Hal böyleyken Osmanlý'nýn daðýlmasý giderek boyutlanýp Anadolu'nun da paylaþýlmasý gündeme geldiðinde vatan savunmasýna geçebile

cek yegâne güç yine asker-sivil bürokrasinin içinden çýkabilirdi. Köylülerin Yunan iþgali karþýsýndaki tepkisizliði, hatta savaþ sýrasýnda cephede savaþanlardan çok cepheden kaçanlarýn olduðu düþünüldüðünde durum daha iyi anlaþýlabilir. Fransýzlara Antep, Urfa ve Maraþ bölgelerinde gösterilen halk direniþinin ulusal duygulardan ziyade dini duygularla, özellikle de Fransýzlarla birlikte intikam için dönen Ermeni milliyetçilerine karþý olduðu hatýrlanmalýdýr. Türk-Yunan Savaþý'nýn kazanýlmasý ve diðer iþgalcilerin Anadolu'dan çekilmesini takiben Kemalist kadrolar, milli mücadelenin neticesinde elde ettikleri büyük prestij ve otoriteyi bir kopuþ yaratmakta kullandýlar ve kafalarýndaki burjuva cumhuriyeti yaratmaya koyuldular. Bunun için Ýttihatçýlardan beri sürekli tekrarlanan "yerli müteþebbislerden müteþekkil bir sermaye sýnýfý" oluþturma projesine koyulacaklardý. Cumhuriyetin ekonomik yörüngesinin çizildiði Þubat 1923 tarihli Ýzmir Ý k t i s a t Kongresi net bir liberal ekonomik program öngörüyordu. Kongrede yayýmlanan deklarasyonda kurulacak cumhuriyetin, özel kesimin y a t ý r ý m amaçlarýna uygun iktisadi politikalar geliþtirip uygulayacaðý ve kademeli olarak tüketim ve yatýrým mallarýnda devlet tekellerinin kaldýrýlarak yerine özel yatýrýmlarýn teþvik edileceði dünyaya duyuruluyordu. Böylelikle cumhuriyetin kapitalist yolu, hem içeriye hem de "dýþarýya", gayet net bir biçimde ilan ediliyordu. Baþýndan beri sahip olunan milli bir sermaye yaratma hedefi bu kongrede alýnan kararlarla hayata sokulmaya baþlandý. Ýþte Türkiye'nin en zengini "Koç" efsanesi borç bataðýndaki bir bakkaldan zirveye bu þekilde çýkarýldý. Devlet desteðiyle yerli bir sermaye sýnýfýnýn oluþturulmasý fikri "modern" burjuva cumhuriyet fikrinin bel kemiðidir. Kemalist kadrolar, Ýttihatçýlarýn yükselttiði "Ey Türk Zengin Ol" ve "Mutavassýt bir burjuvazi ihdas etmek" sloganlarýný takip ederek devletin kaynaklarýný ve siyasi iktidarýn ekonomik imtiyazlarýný ayrýcalýklý koþullarda özel þahýslara

Vehbi Koç Ýsmet Ýnönü ile birlikte: Koç gibi Türkiye’nin köklü sermaye gruplarý, "yerli müteþebbislerden müteþekkil bir sermaye sýnýfý" oluþturma projesi çerçevesinde devlet desteðiyle yaratýldý.

9


MARKSiST BAKIs Yerli sermayeyi teþvik kapsamýnda yerli ortaklar bularak Türkiye'de iþ yapmak isteyen yabancý sermayeye izin verilmiþ, bu sayede yerliyabancý iþbirliðine dayalý birçok þirket ortaya çýkmýþtýr. Yabancý tekeller sadece ortaklýklar yolu ile deðil Türkiye'deki þubeler ve daðýtýmcýlýk iþlerini yerli þirketlere vererek ya da kurulan ithalat baðlantýlarý vasýtasý ile yeni cumhuriyette at koþturmaya baþlamýþlardý. Yani, kimi Kemalistlerin ya da Kemalizme sol bir kisve giydirmek isteyenlerin iddia ettikleri türden bir anti-emperyalistliklikten söz edilemez.

10

devrederek türedi bir zenginler sýnýfý yaratmaya gayret ettiler. Hem Ýttihatçýlar hem de Kemalist kadrolarýn yeni palazlanan iþ çevreleriyle aralarýnda sýký ve organik iliþkiler bulunmaktaydý. Cumhuriyetin ilk yýllarýnda köþeyi dönenler, yeni siyasi kadrolarla yakýn iliþkiler, bazen ortaklýklar kuranlar, bu iliþkilerden elde ettikleri konumlarla ticaret, ulaþtýrma, ithalat gibi alanlarda imtiyazlar elde etmeyi becerenlerdi. Yeni kurulan ulusal bankacýlýk sistemini de kullanarak devlet eliyle zengin olmak Türkiye kapitalist sýnýflarýnýn en köklülerinin geçmiþidir. Tek parti rejiminin taþýyýcýsý CHP, bu dönemde, ayrýcalýklý bürokrasinin palazlanmakta olan yerli sermaye ve Anadolu eþrafý ile sarmaþ dolaþ olduðu bir platforma dönüþmüþtü. CHP bürokrasinin sýralarýndan, elde edilen avantalar ve spekülasyonlar yoluyla, bizzat burjuvalaþma yoluna giren hatýrý sayýlýr bir türedi iþ adamý topluluðu da zamanla geliþecek ve aðýrlýk kazanmaya baþlayacaktýr. Özellikle, küçük bir Anadolu kasabasý iken baþkent ilan edilen Ankara'nýn hýzla baþkentleþtirilmesi sürecinde bürokratik kadrolarýn iþ çevreleriyle döndürdüðü dolaplarla yapýlan vurgunlardan sonra bol miktarda yerli sermayedar yaratýlmýþtýr. Bu dönemde yerli sermayeyi teþvik kapsamýnda yerli ortaklar bularak Türkiye'de iþ yapmak isteyen yabancý sermayeye izin verilmiþ, bu sayede yerli-yabancý iþbirliðine dayalý birçok þirket ortaya çýkmýþtýr. Yabancý tekeller sadece ortaklýklar yolu ile deðil Türkiye'deki þubeler ve daðýtýmcýlýk iþlerini yerli þirketlere vererek ya da kurulan ithalat baðlantýlarý vasýtasý ile yeni cumhuriyette at koþturmaya baþlamýþlardý. Yani, kimi Kemalistlerin ya da Kemalizme sol bir kisve giydirmek isteyenlerin iddia ettikleri türden bir anti-emperyalistliklikten söz edilemez. Ýttihatçýlardan Kemalist kadrolara her anlamda bir devamlýlýktan söz edilebilir. Bunlarýn baþýnda da iþçi sýnýfýna ve sosyalist harekete burjuva düzen lehine tahammülsüzlük geliyordu. 1908 Devrimi'nin ezilen ve sömürülen yýðýnlar arasýnda yarattýðý güven ve mücadele dalgasýnýn yarattýðý grev hareketinin önüne geçmek isteyen Ýttihatçý yeni iktidarýn Ekim 1908'de alelacele hazýrlattýðý Tatil-i Eþgal Kanun-ý Muvakkati ile grevler yasaklanýyor, grevci iþçilere aðýr para ve hapis cezasý öngörülüyordu. Bu, iþçi hareketine vurulmuþ aðýr bir darbe idi. Ýþçi hareketi, geliþiminin daha en baþýnda aldýðý bu darbe

ile süreklilik ve gelenek yaratma þansýný uzun yýllar sonrasýna sarkacak þekilde kaybetmiþtir. Ýþçilerin baþlattýðý grev dalgasý ve sosyalizm fikrinin iþçiler arasýnda yayýlmasý Ýttihatçýlarý korkutmuþtu. Ýttihatçýlar da burjuva yaklaþýmlarýnýn sonucu ve egemen sýnýfýn bir parçasý olarak çözümü iþçi sýnýfýný baskýlamak ve demokratik haklarý ortadan kaldýrmakta buldu. Kemalist kadrolarýn bu gelenek konusunda Ýttihatçýlardan eksiði yoktur, fazlasý vardýr. Bunlarýn baþýnda da TKP'nin Bolþevik önderliði Mustafa Suphi ve 14 yoldaþýnýn katledilmesini saymak gerekir. Bu katliamýn Türkiye sýnýf mücadeleleri üzerinde kendi dönemini aþan çok büyük etkileri olmuþtur. Mustafa Suphi ve yoldaþlarýnýn katledilmesi ile TKP'nin Stalinistleþtirilmesi sürecinin önündeki engeller ortadan kalkmýþ, bu sürecin sonucunda TKP, Kemalist rejimin payandasý tasfiyeci Menþevik-Stalinist bir hatta oturarak düzen dýþý mücadele yolunu terk etmiþtir. Mustafa Suphi ve yoldaþlarýnýn katledilmesinin dýþýnda da her türlü mücadele yolu Kemalist iktidar tarafýndan kapatýlmak istenmiþtir. Kemalist kadrolar, semiren burjuvaziye her türlü kolaylýðý saðlarken kendisi de her türlü avantadan yararlanýrken iþçilerin en basit demokratik haklarýný yasaklamýþ, emekçilere ve ezilenlere karþý baský ve sindirmeye dayalý bir çizgi örgütlemekten geri durmamýþtýr. Ýlk sendikal konfederasyon olan Türk-Ýþ ancak 1952 yýlýnda kurulabilmiþtir, grevler yasaklanmýþ, 1 Mayýs'lar öncesinde fiþlenen isimler düzenli olarak tutuklanmýþlardýr. Emekçilerin olasý uyanýþýna karþý ideolojik alanda da "halkçýlýk" demagojisine baþvurulmuþtur. Halkçýlýk adý altýnda sýnýflarýn varlýðý reddedilmiþ ulusun farklý sýnýflardan oluþmayýp tamamen uyumlu, çýkar birliðine dayalý bir bütün olduðu iddia edilmiþtir. Halkçýlýk komedisinin yanýsýra Kemalist rejim kendi meþruiyetini "devrimci", "antiemperyalist" gibi sýfatlarla bezenmeye çalýþarak saðlamaya çalýþmýþtýr. Komik sayýlabilecek bu iddialar toplumsal muhalefet üzerinde büyük tesir sahibi olmuþ, hatta bu etki bugüne kadar uzanmýþtýr. Bunda sol muhalefetin temel örgütleyicisi ve taþýyýcýsý olma durumundaki TKP'nin Stalinizasyon sürecini takiben teþhire yönelmek yerine Kemalist rejime sunduðu "sol" desteðin ve bu tavrý yeni nesillere öðretmesinin payý büyüktür. 1929 Büyük Buhraný Tüm kapitalist ülkeleri saran 1929 büyük


MARKSiST BAKIs buhraný Ýzmir Ýktisat Kongresi'nde çizilen liberal rotanýn sert bir kayaya toslamasý anlamýna geldi. Bunun ardýndan ekonomide korumacýlýk devri baþlamýþ oldu. Ýthalata kotalar kondu, gümrük vergileri arttýrýldý. TL devlet korumasý altýna alýndý. Kemalist kadrolar tümüyle tarýma dayalý bir hammadde ihracatçýsý ülke konumundan ayrýlmak zorundaydýlar, çünkü kriz söz konusu ihracatý hem epey büyük oranlarda kýsmýþ hem de ucuzlatmýþtý. Bu durumda tek parti iktidarý mecburen devletçiliðe dayalý bir sanayileþme çizgisine geçiþ yapmýþtýr. Bu model, devletin aktif bir yatýrýmcý olarak sermaye birikimini geniþletmesine dayanýyordu. Özel sermaye de devletçiliði destekliyordu, çünkü emekçi sýnýflarýn sýrtýndan karþýlanan bu sanayileþme çizgisi bu sektörlere girdi saðlayan, bunlarýn ürünlerini pazarlayan ve kullanan, kamu yatýrýmlarýný çeþitli ihalelerle gerçekleþtiren özel sermaye için de büyük avantalar anlamýna geliyordu. Özel sanayi kuruluþlarý da Teþvik-i Sanayi adý altýndan büyük avantalardan yararlanýyorlardý. Devletçilik, bir kapitalist geliþme modelinden baþka bir þey deðildi. Bugün dahi devletçilikten ve kamuculuktan matah bir þeymiþ gibi bahsedenler, kamu ve devletin sýnýf karakterini gözler önünden kaçýrarak bu burjuva yönelimlerin savunusunu yapmaya çalýþýyorlar. Ama 1930'larýn hikâyesi, kamuculuk ya da devletçilik gibi kavramlarý bize komünistlikmiþ gibi yutturanlarý yeterince teþhir etmektedir. Söz konusu devletçilik sürecinin sýnýflar üzerindeki etkisi bu konuyu daha açýk bir hale getirmektedir. 1930'lu yýllarda sanayideki %10-12'lik büyümelere karþýn 1932-39 yýllarý arasýnda reel ücretler ortalama %12 oranýnda gerilemiþtir. Yine bu dönemde Kemalist tek parti yönetimi sendikal mücadele ve siyasal örgütlenmeler üzerinde yasaklar ve aðýr baský uygulamalarý iþçi sýnýfýna nefes aldýrmamýþtýr. Haziran 1938'de yayýnlanan Cemiyetler Kanunu her türlü sýnýfsal örgütün, sendikanýn, cemiyetin kurulmasýný, hatta Türkiye'de sosyal sýnýflarýn varlýðýndan bahsedilmesini dahi yasaklýyordu. Emekçi halkýn Tüm kapitalist ülkeleri saran 1929 büyük buhraný Ýzmir büyük sýkýntýlarý karþýsýndan sermaye sýnýfý giderek Ýktisat Kongresi'nde çizilen liberal rotanýn sert bir güçlenmiþ ve siyasi otoriteyle arasýndaki baðlarý kayaya toslamasý anlamýna geldi. Bunun ardýndan nasýl kullanacaðý konusunda büyük tecrübe sahibi ekonomide korumacýlýk devri baþlamýþ oldu. Bu model, olmuþtur. devletin aktif bir yatýrýmcý olarak sermaye birikimini Köylülük ve iþçiler, devletçilik döneminde büyük geniþletmesine dayanýyordu. Devletçilik, bir kapitalist bir yoksullaþmayla yüz yüzeyken Ýkinci Dünya geliþme modelinden baþka bir þey deðildi. Bugün dahi Savaþý'nýn estirdiði sert rüzgârlarýn tüm acýlarýna devletçilikten ve kamuculuktan matah bir þeymiþ gibi da katlanmak zorunda kaldýlar. Seferberlik hali iþçi bahsedenler, kamu ve devletin sýnýf karakterini gözler ücretlerini geriletirken; köylüler, yüksek vergiler önünden kaçýrarak bu burjuva yönelimlerin savunusuve ürünlerine piyasa fiyatýnýn altýndan el konulmasý nu yapmaya çalýþýyorlar. Ama 1930'larýn hikâyesi, gibi uygulamalarla çok zor yýllar geçirmekteydiler. kamuculuk ya da devletçilik gibi kavramlarý bize Devletçilik döneminde sermaye ve bürokrasi el ele komünistlikmiþ gibi yutturanlarý yeterince teþhir emekçilerin kanýný emmekteydi. etmektedir. Ýkinci Dünya Savaþý sýrasýnda savaþ vurgunculuðu almýþ yürümüþ, rüþvet mekanizmasýný ustalýkla kullanarak ve karaborsacýlýk, istifçilik gibi yöntemlerle semiren yeni zenginler ortaya çýkmýþtýr. Bu arada rejim muhalifleri aðýr baský altýnda kalýyor, tutuklamalar sýradan þeyler haline geliyordu. Tüm bunlar olurken Kemalist yönetim, yerli sermaye yaratma konusunda savaþ rüzgârlarýndan istifade etmek için Nazilerden esinlenen uygulamalara baþvurmakta çekince görmedi. Bunlarýn baþýnda varlýk vergisi uygulamasý geliyordu. Buna göre Türkiye vatandaþý olan Müslüman olmayan halklarýn servetinin önemli bir bölümüne bu vergi ile devletçe el konulmuþ, vergiyi ödeyemeyen veya ödemeyen kiþiler Aþkale'de kurulan çalýþma kampýna gönderilmiþtir. Dönemin baþbakaný Þükrü Saraçoðlu CHP grup toplantýsýnda þunlarý söylüyordu: "Piyasamýza egemen olan yabancýlarý böylece ortadan kaldýrarak, Türk piyasasýný Türklerin eline vereceðiz." Aralýk 1942 ve Ocak 1943'te Ýstanbul'da gayrimüslimlere ait binlerce taþýnmaz mülk el deðiþtirdi. El deðiþtiren mülkler arasýnda Ýstiklal Caddesi'ndeki yapýlarýn büyük bir kýsmý

11


MARKSiST BAKIs

bulunuyordu. Satýlan mülklerin %67 kadarý müslüman Türkler, %30 kadarý resmi kurum ve kuruluþlar tarafýndan alýndý. 21 Ocak 1943'ten itibaren Ýstanbul'da binlerce gayrýmüslime ait ev ve iþyerleri haczedilerek haraç mezat satýldý. Yerli sermaye gücünün yettiðince bu vurgundan istifade ederek pastasýný geniþletti. Varlýk Vergisi Kanunu ile toplam 314.900.000 TL vergi tahsil edildi. Bu rakamýn %70'i Ýstanbul'da toplandý. Toplam tahsilât, 394 milyon TL olan 1942 devlet bütçesinin %80'ini buluyordu. Ýkinci Dünya Savaþý Sonrasýnda Taþlar Yerinden Oynamaya Baþlýyor Devleti (ve ayný þey demek olan kendi ayrýcalýklý konumlarýný) kurtarmanýn yolu olarak üstyapýyý burjuva düzenin koþullarý doðrultusunda yeniden örgütlemek ve buna uygun düþen bir yerli sermaye sýnýfý yaratmak olarak gören Kemalist bürokrasi ve ordu kendisini devletin sahibi esas güç olarak görDevleti (ve ayný þey demek olan kendi müþtür. Sayesinde elde ettiði avantalarla zenginleþen büyük serayrýcalýklý konumlarýný) kurtarmanýn maye sýnýfý ordu ve sivil bürokrasinin bu pozisyonunu kabullenyolu olarak üstyapýyý burjuva düzenin miþtir ne de olsa çeþmenin baþýný hala onlar tutmaktadýr. koþullarý doðrultusunda yeniden Ne var ki zamanla giderek palazlanan ve ekonomik güç örgütlemek ve buna uygun düþen bir anlamýnda epey aþama kaydeden büyük sermaye zamanla bu yerli sermaye sýnýfý yaratmak olarak geliþimini politik alanda ve devlet yönetiminde de göstermek gören Kemalist bürokrasi ve ordu kenisteyecektir. Osmanlý Ýmparatorluk geleneðini devralan disini devletin sahibi esas güç olarak Kemalist askeri ve sivil bürokrasi ise devlet katýndaki güç ve görmüþtür. Sayesinde elde ettiði otoritesini paylaþmak istemeyecek, burjuvaziyi son kertede avantalarla zenginleþen büyük sertebaadan saymaya devam etmek isteyecektir. Bu meseleden maye sýnýfý ordu ve sivil bürokrasinin doðan çeliþki, günümüze kadar devam eden egemen sýnýf bu pozisyonunu kabullenmiþtir ne de içerisindeki çatýþmanýn özünü oluþturacaktýr. olsa çeþmenin baþýný hala onlar tutTek parti diktatörlüðü boyunca palazlanan sermaye sýnýfý, kendi maktadýr. siyasal partisini örgütleyemezdi. Bu yüzden CHP içinde varlýk Ne var ki zamanla giderek palazlanan gösteriyordu. Ama ekonomik gücünü arttýrdýkça kendine güveni ve ekonomik güç anlamýnda epey de artan büyük burjuvazi Ýkinci Dünya Savaþý sonrasýnda kendiaþama kaydeden büyük sermaye sine bulduðu uluslararasý ortaklarýn da desteðiyle kendi partisizamanla bu geliþimini politik alanda ni örgütleyecekti. Yeni oluþan uluslararasý konjonktürün etve devlet yönetiminde de göstermek kisiyle çok partili hayata geçiþe set çekemeyen CHP, bizzat isteyecektir. Osmanlý Ýmparatorluk kendi içinden ayrýlanlarca kurulan DP'ye boyun eðecek, böylegeleneðini devralan Kemalist askeri ve likle egemen sýnýf içindeki çatýþma yeni bir evreye girmiþ olasivil bürokrasi ise devlet katýndaki caktý. güç ve otoritesini paylaþmak istemeyecek, burjuvaziyi son kertede Veli U. Arslan tebaadan saymaya devam etmek isteyecektir. Bu meseleden doðan çeliþki, günümüze kadar devam eden egemen sýnýf içerisindeki çatýþmanýn özünü oluþturacaktýr.

12


MARKSiST BAKIs

ÇATI PARTÝSÝ ve ÝDEOLOJÝK ZEMÝNÝ

Devrimci demokratlar, Kürt hareketi, liberal sol çevreler, ulusalcýlar vs. hemen hemen hepsi umut baðladýklarý sandýklarýn kendi lehlerine açýlmasý için, yeni projelere, yeni arayýþlara girdiler.

Yerel seçimler yaklaþýrken, birçok siyasal çevre bu gündem üzerine kilitlenmeye baþladý. Devrimci demokratlar, Kürt hareketi, liberal sol çevreler, ulusalcýlar vs. hemen hemen hepsi umut baðladýklarý sandýklarýn kendi lehlerine açýlmasý için, yeni projelere, yeni arayýþlara girdiler. Baþarýsýzlýkla sonuçlanan temelsiz ve bir o kadar da esnek olan birlikteliklerin, ittifaklarýn (DTP, SHP, EMEP, ÖDP, SDP, 10 Aralýk Platformu vs.) tarihi hatýrlandýðýnda yeni projeler için sývanan kollarýn yine hezimetle kapanacaðý güçlü bir ihtimal olarak önümüzde duruyor. Parlamenter hayaller sol jargonlar ile bütünleþtiriliyor ve bu bütünlüðün sonunda ortaya son derece hatalý ve adeta konulduðu kabýn þeklini alan projeler çýkýyor. Ýktidar(devrimci iktidar) hedefi olmayan ve emek-sermaye çeliþkisini hasýraltý edip sivil toplumcu bir anlayýþa yelken açan bu birliktelikleri ve ittifaklarý Marksist bir perspektifle incelemek gerekiyor. Birlik Arayýþýnda Israrýn Arkasýndaki Tarihsel Nedenler Büyük sýçrama yapýlan 1968-80 arasýndaki dönem Türkiye solu için ayrýþmalarýn tarihi iken ne oldu da sol hareket ayný önderliklerle 12 Eylül ve özellikle 1990 sonrasý süreçte birlik tartýþmalarýnýn güç kazandýðý bir noktaya evrildi? Bu durumun arkasýndaki tarihsel süreçler nasýl iþledi? Bugüne kadar devam eden birlik çabalarýnýn temelinde 12 Eylül darbesi karþýsýnda yaþanan iflasýn 1991'de SSCB'nin yýkýlmasýyla birlikte ideolojik çöküþle perçinlenmesi yatar. 12 Eylül'de büyük ve onarýlmasý zor bir yara alan sol için geleneklerini temellendirdikleri, Kâbe belledikleri SSCB'nin ve devamýnda "baðýmsýz sosyalist" ülkelerin(Arnavutluk) çöküþü sonun baþlangýcý oldu. Burjuvazinin "Tarihin sonu geldi", "Ýdeolojiler öldü", "Sýnýf savaþýmý bitti" zafer naralarý arasýnda kalan sol hareket, dümenini Stalinizmin klasik yorumlarýndan baþka ufuklara kýrdý. O ana kadar Stalinizmin hiçbir eleþtirisini vermemiþ, Stalin'in özünden kopararak sýnýf uzlaþmacý, yurtsever, milliyetçi bir çizgiye hapsettiði "Marksizm" revizyonu damarlarýna iþlemiþ sol hareket için baþka türlüsü de düþünülemezdi. SSCB'nin yýkýntýlarýnýn gölgesinde geçmiþin köklü eleþtirilerini devrimci Marksist perspektifle yapamayan ve iþçi sýnýfý siyasetini somut perspektifleri haline getiremeyen siyasal gruplar için bu kaçýnýlmaz bir sondu. Bu geliþmeler çerçevesinde tarihsel bir fýrsat yakalayan burjuvazi, bu fýrsatý ideolojik hegemonyasýný artýrýp meþruiyet saðlamak için temelde sýnýf siyasetinin öldüðü propagandasýný yapan post-modernist akýma hýz vererek kullandý. Yörüngesi þaþan Türkiye solunun ana akýmlarý ya bu akýma kapýlarak ya da baþka kanallardan reformistleþti. Geçmiþin çoðu "sert", "ortodoks" Stalinisti bugünün sivil toplumcu, feminist, reformist Stalinistleri haline geldi. Bu sürecin etkileri kendini sadece ideolojik alanda göstermedi, örgütsel yansýmalarý da oldu. 12 Eylül'le baþlayan ve Sovyetler Birliði'nin çözülmesiyle perçinlenen "karanlýk dönem"de bu hareketler birbirlerine sokulmaya; iþçi sýnýfýndan, Marksist ideolojiden deðil birlikte durmaktan güç almaya giriþtiler. Sosyalizmin bütün deðerlerine inançlarýný yitiren bu hareketler oluþturduklarý birlikleri sosyalizm sosuyla bulasalar da bütün umut-

13


MARKSiST BAKIs

larýný seçim sandýklarýna baðlamýþlardý bile. Daha çok seçim dönemlerinde kurulan bu birliktelikler, hedeflerine burjuva parlamenter hayallerin ötesinde bir þey koyamadýlar. Ne kadar karamsarlýk yaratýcý olursa olsun, durumun nesnel kavranýþý temelinde sabýrlý ve enerjik bir çabayla gelecek büyük mücadelelere hazýrlanmak yerine, hemen ya da kýsa yoldan yüksek siyasetin bir oyuncusu olmak tercih edildi. Uzun soluklu bir mücadele ile iþçi sýnýfý ve gençliðin en militanlarýný örgütlemek için Türkiye solunun en baþta ideolojik ve buna denk düþen örgütsel bir sýçrama yapmasý gerekirdi. Oysa deðiþim saða doðru yaþandý, yüksek siyasetin peþine gidildi ya da rutinizm temelinde var olan Çatý partisini oluþturan örgütlülük70'li yýllarýn lerin sorunu meclisi ve yerel yönemirasyedisi durutimleri Bolþevikler gibi devrim için munda olan yapýlara bir araç deðil, verdikleri mücadedönüþüldü. lenin amacý ve mücadelelerinin TBKP, BSP, ÖDP, hedefi görmeleridir. Sosyalist devrimden umudu kesen çatý partisi SDP gibi partiler bileþenleri çareyi mecliste ya da somutta bu birlik yerel yönetimlerde güç haline iddiasýný taþýyan gelmekte buluyorlar. Ýþçi sýnýfýnýn y a p ý l a r d ý . devrimci potansiyeline güvensizlik Türkiye'nin içinde olanlar, düzen içi dayanak demokratik, sosyal arayýþýyla sistemin sýnýrlarýný aþahukuk devleti mayan reform mücadelelerine olmasý isteminin yönelmiþ durumdalar. Böyle bir persötesine geçemeyen pektifteki birlik çabasý toplumsal muhalefeti yönlendirecek ve taþýyaprogramlarýyla ve cak bir odak olmayý býrakýn, meclis sýnýf iþbirlikçi ve belediyelerde birkaç koltuðu ele siyasetleriyle, bu geçirmenin ötesine gidemez. Bu partiler tüm yönehedefler de allanýp pullandý. "Meclise limlerini salt meclis tünel kazýp gireceðiz" türünden tumüzerine kurguturaklý laflarla yaratýlan yanýlsamalar ladýlar. Ancak heUfuk Uras deneyimiyle bir kez daha d e f l e r i n i n kendi darlýðýný ortaya koydu. merkezine aldýklarý ne seçimlerde ne de üst siyasette hatýrý sayýlýr bir güç haline gelemediler. Türkiye'de 1990'larýn baþlarýnda Kuruçeþme toplantýlarý ile baþlatýlan ve bugün kadar da deðiþik ad ve biçimlerde sürüp giden birlik çabalarý, baþka ülkelerde de denendi. Örneðin Ýtalya'da geliþen Zeytin Dalý projesi tüm solu birleþtirmek gibi bir niyetle ortaya çýktý ve sonuçta iþçi sýnýfý merkezli siyaset yapmayan tüm parti ve örgütlülükleri bünyesine aldý. Genel seçimlerde büyük bir seçim baþarýsýna da imza attý. Ancak kendi sýnýfsal yapýsýndan kaynaklý olarak, kapitalizmin ve neoliberalizmin azgýn saldýrýlarýna karþý düzenin payandasý olmaktan baþka bir þey yapmadý. Sonuçta ittifak düzenin sýradan bir oyuncusuna dönüþtü ve giderek halkýn nezdindeki prestijini hepten yitirdi. Bir erken seçimle kazandýklarý tüm desteði de kaybettiler ve Berlusconi'ye baþbakanlýk koltuðunu tekrar devrettiler. Türkiye'deki örneðinde herhangi bir parlamenter baþarý

14

mümkün olmadý, durumunda sonucun pek de farklý olmayacaðýný söyleyebi-liriz. Çatý Partisi ve Sýnýf Ýþbirlikçiliði Öncelikle çatý partisinin kurulmasýna önayak olan parti ve örgütlüklerin temsilcilerinin ifadelerine bir bakalým. Demokratik Toplum Partisi (DTP) Merkez Yürütme Kurulu üyesi Þamil Altan: "Türkiye'de demokratik bir dönüþümü isteyen aydýn yazar çevreler, emek örgütleriyle, sendikalar, odalar, yerel yöre dernekleri, Alevi kuruluþlarýyla, demokrasiyi özgürlüklerinin teminatý gören muhafazakâr çevrelerle ezilenlerin bütünüyle temasa geçmeye çalýþýyoruz." Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Baþkaný Filiz Koçali: "Partiyi kurma kararlýðý var. Türkiye'de demokrasinin tesisini savunan topluluklar var. Bugüne kadar kimse "Hayýr bu iþ olmaz" demedi. Çeþitli sosyalist gruplarla, alevi þahýslarla, Çerkezlerle, Gürcülerle, Ermenilerle, sosyal demokrat oluþumlar içinde yer alan þahýslarla, demokrat Müslümanlarla görüþmeler yaptýk. Þimdiye kadar iyi bir tablo çýktý." Ýki parti temsilcisinin alýntýlardan da anlaþýldýðý gibi buradaki dert Türkiye'nin "demokratik"leþmesini isteyenleri biraraya toplamaktýr. Tesis etmek istenen demokrasi ya da savunulan demokratik dönüþüm hangi sýnýfýn demokrasi anlayýþýdýr? Ýþçi sýnýfýnýn demokrasisinden bahsedilmediði ayan beyan ortadadýr. Burjuva demokrasisinin Avrupai tarzda tesisinden öte bir þey istenmektedir. Ki çatý partisi içinde biraraya getirilmesi hedeflenen kesimlerin bir kýsmýnýn tüm derdi yönetimin askerisivil bürokrasinin ellerinden liberal burjuvazinin "demokratik" kollarýna geçiþinden baþka bir þey deðildir. Geçmiþteki örneklerden farklý olarak bu birlik projesi, solu birleþtirmek isteðine bile dayanmamaktadýr. Çatý partisinin tabanýný oluþturan sýnýflar ve kesimler içerisine liberaller, küçük burjuva Müslüman aydýnlar, muhafazakâr çevreler gibi solun tarihsel düþmaný kesimler de dâhil edilmektedir. Ýþçi sýnýfýný tarihsel düþmanlarýyla, liberallerle bir araya getirmek! Ýþte bu kadarýna da pes doðrusu! Belki kimileri çatý partisinin içine samimi Müslümanlar, liberaller, muhafazakar çevrelerin dahil edilmesi karþýsýnda hayret içinde kalmýþ olabilirler. Eðitimini Stalinizmin okullarýndan almýþ bu hareketlerin sýnýf iþbirlikçi çizgileri bizi pek de þaþýrtmadý. Nasýl þaþýrtsýn ki! Burjuva düzenin çöktüðü koþullarda Fransa'da, Ýspanya'da Halk Cephesi hükümetlerinde büyük burjuvazinin temsilcileriyle biraraya gelip sisteme payanda olan komünist partileri; dünya kapitalizmiyle "barýþ içinde bir arada yaþama" söylemiyle 2. Dünya Savaþý'nda dünya kapitalizminin temsilcisi Roosevelt, Churchill'le ayný


MARKSiST BAKIs masaya oturup Avrupa'yý paylaþan Stalin'i; 1979 Ýran devriminde anti-emperyalist diyerek Mollalara iktidarý teslim eden Stalinist Tudeh partisini (örnekler kolaylýkla uzatýlabilir) düþününce karþýmýzdaki sýnýf iþbirlikçiliði pek hayret uyandýrmadý. Sýnýf Ýþbirlikçi Politikalarýn Tek Alternatifi Devrimci Marksizm'dir! Marksizm'e göre tüm toplumsal çeliþkilerin, sömürünün, eþitsizliklerin ve ezilmiþliðin sebebi emek ve sermaye çeliþkisidir. Ve bu çeliþki ortadan kalmadan bu sorunlarýn hiçbirinin çözülmesinden söz edemeyiz. Bu çeliþkilere bir son verebilecek tek devrimci sýnýf iþçi sýnýfýdýr. O halde iþçi sýnýfýnýn devrimci misyonunu görmezden gelen ve onun yerine çözümü farklý mücadelede arayan hareketlerin programý devrimci deðil, düzen içi, reformist bir programdýr. Bugün emekçi sýnýflarý günden güne sefalete mahkûm eden kapitalizm, sömürü yasalarýný bir bir geçirirken, yaratmýþ olduðu krizlerin faturasýný emekçilerin sýrtýna yüklerken samimi Müslümanlar, liberaller ve muhafazakârlar ile kurulan birlik kime hizmet eder diye düþünmek gerekiyor. Ýþçi sýnýfýný açlýðýn pençesine atan liberalizm ile birliktelik emekçi sýnýflara deðil egemen burjuvaziye hizmetten baþka bir þey saðlamaz. Çatý partisinin kurulma nedenine dair hiçbir açýklamada ne emperyalist politikalara ne de kapitalist yasalara karþý mücadele çaðrýsýna rastlayamýyoruz. Varsa yoksa þeklini ve zeminini burjuvazinin belirlediði bir demokrasi hayali ve parlamenter beklentiler… Devrimci mücadele temelinde gerek meclis gerekse yerel yönetimler belli taktikler doðrultusunda devrime hizmet için kullanýlabilir. Örneðin Ekim Devrimi öncesinde Bolþevikler Rusya'nýn meclisi durumundaki Duma'yý mücadele araçlarýndan biri haline çevirmiþlerdi. Duma'yý gerici Çarlýða ve kapitalizme karþý kitlelere propaganda aracý haline çevirmeyi kendi cephelerinden baþarmýþlardý. Ancak iþçi sýnýfýnýn kurtuluþunu hiçbir zaman Duma'ya havale etmemiþler, tersine silahlý Sovyetik ayaklanma ile iþçi iktidarýna yürümüþlerdi. Bu çerçevede çatý partisini oluþturan örgütlülüklerin sorunu meclisi ve yerel yönetimleri Bolþevikler gibi devrim için bir araç deðil, verdikleri mücadelenin amacý ve mücadelelerinin hedefi görmeleridir. Sosyalist devrimden umudu kesen çatý partisi bileþenleri çareyi mecliste ya da yerel yönetimlerde güç haline gelmekte buluyorlar. Ýþçi sýnýfýnýn devrimci potansiyeline güvensizlik içinde olanlar, düzen içi dayanak arayýþýyla sistemin sýnýrlarýný aþamayan reform mücadelelerine yönelmiþ durumdalar. Böyle bir perspektifteki birlik çabasý toplumsal Bugün emekçi sýnýflarýn muhalefeti yönlendirecek ve taþýyacak bir odak olmayý býrakýn, meclis ve belediyelerde birkaç koltuðu ele geçirmenin ötesine gidemez. Bu hedefler de allanýp pullandý. ihtiyacý olan þey kapita"Meclise tünel kazýp gireceðiz" türünden tumturaklý laflarla yaratýlan yanýlsamalar lizmin ufkunu aþamayan ve Ufuk Uras deneyimiyle bir kez daha kendi darlýðýný ortaya koydu. onu sýnýf düþmanlarý (libeDurum böyle olunca, sol adýna girilen çatý partisi süreci emekçi sýnýflarýn taleplerine raller, samimi Müslümanlar, ýþýk olmak bir kenara onu sömüren patronlarý ile uzlaþtýrmanýn bir adý olacaktýr. Bugün muhafazakar çevreler gibi) emekçi sýnýflarýn ihtiyacý olan þey kapitalizmin ufkunu aþamayan ve onu sýnýf düþmanile uzlaþtýrmaya çaðýran larý ile uzlaþtýrmaya çaðýran "demokratik" adýmlar deðil, kapitalizmin yarattýðý tüm "demokratik" adýmlar deðil, çeliþkileri ortadan kaldýracak olan sosyalist dünya devrimidir. kapitalizmin yarattýðý tüm Ekim Devrimi Deneyiminden Öðrenmek çeliþkileri ortadan kaldýraDevrimci Marksistlerin görevi toplumsal kurtuluþun yolunun sosyalizm olduðunun vurcak olan sosyalist dünya gusunu saðlam bir biçimde yapmaktýr. Kapitalizme karþý yükseltilen mücadelenin devrimidir. hedefinde iþbirlikçi, reformist politik odaklar da yer almalýdýr. Þu, her daim hatýrlanmalýdýr ki, iþçi sýnýfý ve tüm ezilenlerin sorunlarýnýn çözümü sistem içerisinde göreceli iyileþtirmelerle deðil kapitalizmin kökünün kazýnacaðý devrimci mücadeleyle olur. Burjuvazinin düzenini zor yoluyla yýkmak, iþçi sýnýfý ve emekçilerin tüm sorunlarýnýn ortadan kaldýrýlmasýnýn baþlangýcý olacaktýr. Bugün Ekim Devrimi'nin tarihsel deneyimi bizlere yol göstermeye devam ediyor. 91 yýl önce burjuvaziye karþý uzlaþmaz bir devrimci savaþ veren Rusyalý emekçi sýnýflarýn mücadelesi, sýnýf uzlaþmacý Menþevik ve sosyalist devrimcilerin tüm çabalarýna raðmen devrimci bir iþçi iktidarýna dönüþtü. Devrimci Marksistler Ekim Devrimi deneyiminden öðrenmelidirler, ancak böylelikle kapitalizme karþý mücadelemiz bilimsel bir temele oturmuþ olur.

Akýn DEMÝRCÝ

15


MARKSiST BAKIs 40 Yýlýnda 68:

Türkiye Devrimci Geleneði-II Türkiye devrimci hareketinin ideolojik geleneðinin oluþumunda iki önemli dönem vardýr: Bunlardan her açýdan ikincisini besleyecek olan ilki, TKP geleneði; ikincisi ise 68 gençlik hareketi içerisinde þekillenen örgüt geleneðidir. Önceki yazýda, 27 Mayýs sonrasý ortaya çýkan sol örgütlenmelerin politik hattýnýn, TKP'nin Kemalist, sýnýf iþbirlikçi politikalarýnýn bir devamý olduðunu vurgulamýþ ve 68 gençlik hareketinin bu gelenek içerisinde politik olarak þekilleniþini incelemiþtik. Bugünün Türkiye sol hareketi ise bu geleneðin köklü bir eleþtirisini yapmak bir yana, bu çizgiye olan sadakatini her zaman açýklamýþtýr. Devrimci Marksistler, 68 hareketinden kalan mirasý, köklü bir eleþtirisini yaparak, doðrularýný yanlýþlarýndan ayýrt ederek sahiplenmelidirler. Bu yazýnýn amacý, bu yönelimle 68 hareketini eleþtirel bir gözle ele almak olacaktýr.

1968'E GELÝNÝRKEN

1968 yýlýna gelindiðinde DÝSK'le ifadesini bulan bir örgütsel atýlým gerçekleþtiren iþçi sýnýfý, yeni patlamalar yaratabilecek potansiyeli mücadelesiyle ortaya koyuyordu. Ayrýca iþçi sýnýfýnýn 60'larýn baþýndan beri yükselttiði mücadelenin açtýðý kanallardan ve dünyada yükselen gençlik hareketinin deneyimlerinden beslenen öðrenci gençlik de toplumsal muhalefetin önemli bir öznesi haline geliyordu.

16

1968 yýlýna gelindiðinde DÝSK'le ifadesini bulan bir örgütsel atýlým gerçekleþtiren iþçi sýnýfý, yeni patlamalar yaratabilecek potansiyeli mücadelesiyle ortaya koyuyordu. Ayrýca iþçi sýnýfýnýn 60'larýn baþýndan beri yükselttiði mücadelenin açtýðý kanallardan ve dünyada yükselen gençlik hareketinin deneyimlerinden beslenen öðrenci gençlik de toplumsal muhalefetin önemli bir öznesi haline geliyordu. Siyasal eðitimini TÝP'in içinde alan gençlik, bu ilk aþamadan sonra mücadelede kendi yöntemlerini ön plana çýkarýyor ve TÝP'in parlamentocu pasifizminden sýyrýlmaya giriþiyordu. Kýsacasý, Türkiye solu 6o'larýn son yýllarýnda, sonraki birkaç on yýla damgasýný vuracak örgütsel ve ideolojik atýlýmlarýn yaþandýðý bir mayalanma dönemine giriyordu. Bu durum devrimci hareketin örgütsel yapýsýnda da kendisini kýsa zamanda hissettirdi. Gençliðin, mücadelesi boyunca TÝP reformizmini ve parlamentarizmini aþtýðýný söylemiþtik. Bu, gençlik hareketinin geliþiminin doðal bir sonucu olarak ortaya çýktý. TÝP, mücadele yöntemini dört yýlda bir yapýlan seçimlere indirgeyen ve faþizme zemin hazýrladýðý gerekçesiyle gençliðin radikal eylemlerini eleþtiren parlamentarist-pasifist çizgisini FKF'ye de egemen kýlmaya çalýþýyordu. Gençlik hareketinin geniþ kesimleri ise TÝP'i devletin ve faþistlerin devrimcilere yönelik baþlattýðý saldýrýlara göz yummakla suçluyordu. Bu durum, FKF içerisindeki hoþnutsuzluðun artmasýna ve TÝP'ten büyük kopuþlara neden oldu. 1968 yýlýnda FKF yönetimine gelen Doðu Perinçek ve çevresinin baþlangýçta TÝP safýnda yer aldýðýný belirtmesine karþýn sonradan Milli Demokratik Devrim(MDD) saflarýna yönelmesi TÝP'in elindeki gençlik örgütlenmesinin hakimiyetini kaybetmesiyle sonuçlandý. Ayrýca bu dönemde gençliðin, TÝP'e karþý muhalefeti sertleþtiren MDD saflarýnda mücadeleye katýlmasý, tesadüften öte MDD liderliðinin kurnazlýðýnýn bir ürünüdür. Mihri Belli önderliðinde MDD içerisinde toplanan eski TKP geleneðinin temsilcileri, gençlik hareketinin radikalleþen çizgisine pratik alanda ket vurmanýn, kendilerini TÝP gibi mücadeleden tecrite sürükleyeceðinin farkýndaydýlar. Özellikle 68 yýlýnda geliþen emperyalizm karþýtý hareket içerisinde MDD kadrolarý mücadelenin eylemsellik bakýmýndan en radikal kesimini oluþtururlar. Fakat MDD'nin eylem anýnda ortaya koyduðu radikalizme, ideolojik çizginin Kemalizm'den ve Stalinizm'in aþamalý devrim gibi teorik argümanlarýndan beslenmesi nedeniyle düzen sýnýrlarýný aþabilen siyasal perspektif eþlik edemedi. Özellikle Mihri Belli TKP geçmiþinden bu yana egemen sýnýflarýn sivil-askeri bürokrasi kanadýnýn kuyruðundan ayrýlmayan çizgisini 68 öðrenci hareketi içerisinde de fazlasýyla hissettirdi. 60'lar boyunca YÖN ve MDD çizgisinin temel amacý olan


MARKSiST BAKIs olan "ilerici" ordu darbesine örgütsel bir zemin hazýrlamak amacýyla 1968 yýlýnda Mihri Belli'nin çaðrýsýný yaptýðý "Devrimci Güçbirliði" (Dev-Güç) Kemalist yapýlanmalarla ittifak temelinde hayata geçirildi. Ne var ki, Dev-Güç'ün içerisinde hakimiyeti ele geçiren 27 Mayýsçýlar hedefi AP hükümetiyle sýnýrlayarak, gençliði sistem karþýtý mücadeleden koparmaya çalýþtý. Ayrýca bu kesimlerin sosyalizm, komünizm gibi kavramlara saldýrmalarý, gençliði onlardan uzaklaþtýran bir baþka etken oldu. Bu kopuþlar, mücadele içerisinde sivrilecek gençlik önderlerinin yeni örgütsel giriþimlerine zemin hazýrladý: Ýlk kez bu süreçte Ýstanbul'da örgütlenmeye baþlayan Deniz Gezmiþ ve Cihan Alptekin önderliðindeki gençlik grubu Devrimci Öðrenci Birliði, gençliðin sempatisini kazanmayý baþardý.

MAYIS 1968 1968 yýlýnýn Mayýs ayý tüm dünyada sýnýf mücadelesi ve gençlik hareketi için bir dönüm noktasý oldu. Özellikle dünya gençlik mücadelesinin kalbi haline gelen Fransa'da yaþanan üniversite iþgalleri pek çok yönüyle Türkiye'de de üniversite gençliðinin ilgisini uyandýrdý. Çok geçmeden bu ilgi somut karþýlýðýný Ýstanbul Üniversitesi'nin iþgaliyle buldu. 12 Haziran'da baþlayan iþgalle birlikte Türkiye'de öðrenci gençlik, ilk kez kendi özeylemlilikleri ve özörgütlülükleriyle mücadele sahnesine çýkýyordu. Ýþgal içerisinde kurulan iþgal komiteleri gibi tabandan gelen öðrenci hareketine dayanan yapýlar, gençlik üzerindeki TMGT, MTTB gibi Kemalist devlet anlayýþýnýn ürünü olan bürokratik yapýlarý paramparça etti ve inisiyatifin aþaðýdan yukarýya örgütlendiði yapýlarýn önünü açtý. FKF'nin de bu eylemlere aktif destek sunmasý, boykot ve iþgallerin diðer üniversitelere sýçramasýný saðladý. Temmuz ayýna gelindiðinde ise mücadele artýk kampüs duvarlarýný aþýp sokaklara taþacaktý. 1968 yýlýnýn Türkiye devrimci mücadele tarihinde simgeleþmesine neden olaylardan biri olan 6. Filo'ya karþý düzenlenen eylem gençliðin emperyalizme karþý biriken öfkesinin bir dýþavurumu oldu. 17 Temmuz'da baþlatýlan eylemlere yapýlan polis saldýrýlarý, faþistlerin ve Ýslamcýlarýn gençlik mücadelesini frenlemek için sokaða salýnmalarý, tutuklamalar ve Vedat Demircioðlu'nun yurt camýndan aþaðý atýlarak öldürülmesi bu öfkeyi pekiþtirdi. Ayrýca sol içerisindeki anlayýþ farklýlýklarý kendini çok net bir þekilde gösteriyordu. Örneðin, 6. Filo eylemlerinde TÝP'li gençlerin ABD askerlerine saldýran kitleyi durdurmak için barikat kurmasý, bu farklýlýðýn derinliðinin bir göstergesidir. 6. Filo eylemleriyle tavan yapan kitlesellik karþýsýnda egemenlerin yanýtý sertleþince 1968 yazýnýn bilançosu yüzlerce öðrencinin tutuklanmasý, yaralanmasý ve iki öðrencinin ölümü oldu. Fakat, eylemlerde ortaya konulan radikalizmin devrimci bir siyasal perspektifle yürütüldüðünü söylemek imkansýzdýr. Emperyalizm karþýtlýðý temelde ABD karþýtlýðýndan ibaret býrakýlmýþtýr. Mihri Belli'nin bu sözleri emperyalizm karþýtlýðýnýn ne denli sýðlaþtýrýldýðýnýn ve sonunda nasýl milliyetçi söylemlere baðlandýðýnýn bir göstergesidir: "Bugün Rusya'yý yöneten Lenin'in kurduðu parti deðil de Romanov hanedanýndan bir çar olsaydý bile gene de Amerikan üslerinden arýnmýþ baðýmsýz bir Türkiye'yi gerçekleþtirme amacýný güden her Türk yurtseveri, Amerika ile Rusya arasýndaki çeliþkiden kendi milli çýkarýna açýsýndan yararlanma gereði duyardý."(Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, cilt: 7, s. 2088) 6. Filo eylemlerinde ortaya konulan emperyalizm karþýtlýðý da benzer þekilde zeminini daha çok milliyetçilik ve ulusalcý bakýþ açýsýnda bulmuþtur. Türk Radikal Solu Üzerine yazýmýzda belirtildiði gibi "6.Filo o dönem Akdeniz'de Türkiye ile Kýbrýs arasýnda nöbet bekleyerek Türkiye donanmasýnýn Kýbrýs'a olan saldýrýsýný engelliyordu. Bilindiði üzere o dönem Kýbrýs'ta düþük yoðunluklu bir etnik çatýþma yaþanýyordu ve Türk Ordusu Kýbrýs'a müdahalede bulunmak istiyordu. Dolayýsýyla bu müdahaleyi engelleyen 6.Filo'ya karþý milliyetçi bir toplumsal öfke birikiyordu. Kaldý ki 6.Filo karþýtý kampanyada Ýstiklal Marþý ve Türk bayraðý deðiþmez objeydi. Denilebilir ki Türk egemen sýnýflarý solcu gençliðin ABD askerlerini denize dökmesini engellememesi bilinçli bir tercihin yansýmasý olabilir. Altý sene sonraysa Türk ordusu Kýbrýs'ý iþgal etmiþ ve Türk solu bir bütün olarak iþgali desteklemiþti." Dönemin siyasal örgütlülüklerinin ise bu bakýþý deðiþtirmeye muktedir olduklarý söylenemez. Aksine polislerin ve faþistlerin eylemlere yönelik baþlattýðý saldýrýlarda askerlerin araya girerek engelleyici tutum almalarý, MDD saflarýndan yükselen "sol cunta", ordunun ilericiliði söylemlerinin bir ispatý olarak öne sürülmüþtür. Ayrýca antiemperyalist mücadeleye bir kýlavuz olarak öne sürülen Kemalizm'in etkisi, "Ordu Gençlik El Ele Tam Baðýmsýz Türkiye!" gibi sloganlarla ve Harbiye Marþlarýyla daha da kökleþtirilmiþtir.

Vietnam'da yaptýðý iþkenceler ve katliamlarla tanýnan "Vietnam kasabý" Kommer'in ABD büyükelçisi sýfatýyla ODTÜ'yü ziyaret etmesi ve arabasýnýn devrimci öðrenciler tarafýndan yakýlmasý, ayrýca 6. Filo'nun yeniden boðaza demir atmasý mücadelenin seyrini deðiþtirdi.

TÜRKÝYE SOLU DÜNYAYA GÖZÜNÜ DÝKÝYOR! Türkiye sol hareketi 60'lý yýllar boyunca yükselen mücadele içerisinde uluslararasý deneyimlerin etkilerini fazlasýyla hissetti. 1960'larýn baþýnda Küba Devrimi'nin, Che Guevara'nýn dünya devrimi için

17


MARKSiST BAKIs Uluslararasý arenada gençlik hareketinin SSCB ve onun elçiliði konumundaki bürokratik komünist partisi geleneðini reddediþini vurgulamak önemlidir. Öyle ki, Rusya'da yaþanan karþý-devrim sürecinden itibaren sýnýf iþbirlikçi politikalarýn birer aracý haline getirilmiþ olan komünist partiler, 68 sürecinde açýktan düzenden yana tavýr aldýlar ve gençliðin mücadelesini baltaladýlar. Dünyada çarpýcý örneklerinin bulunduðu bu durum o dönemde Türkiye'de açýktan SSCB uydusu gibi çalýþan bir örgütün bulunmamasý nedeniyle tam olarak gözlemlenemedi. Gençlik hareketi mücadelesini düzen içiliðe hapseden, dünyadan ilham aldýðý örneklerle baðdaþmayan bir mücadele aracý haline gelen pasifist parlamentarizmi yýkýp geçti ve TÝP'in bürokratik hegemonyasýnýn karþýsýnda konumlandý.

18

mücadelesinin, antiemperyalist mücadelelerin ve ulusal kurtuluþ hareketlerinin gençlik üzerindeki etkilerini baþýndan beri vurgulamýþtýk. Artýk, özellikle gençlik hareketi içerisinde uluslararasý sýnýf mücadelesini kendi çýkarlarý doðrultusunda kullanan SSCB ve onun elçilikleri gibi çalýþan komünist partilerin itibarý zayýflamýþtý. Ayrýca dünyada yaþanan geliþmeler Türkiye solu için SSCB konusunda bir turnusol kaðýdý hazýrlamaya devam etti. Bu noktada en önemli olay Çekoslavakya'ya yapýlan SSCB müdahalesi oldu. Tarihe "Prag Baharý" olarak geçen bu olay beraberinde yoðun tartýþmalarý getirdi. Özellikle, deneyimli eski kuþak, kendisine kulak kesilen gençliðe tatmin edici cevaplar bulmak zorundaydýlar. Bu tartýþmada genel olarak iki argüman ortaya çýktý: Aybar gibi klasik Stalinist önderliðin pratik ve ideolojik anlayýþýna pek uymayan kanat SSCB'nin müdahalesini uluslarýn kaderlerini tayin hakký ilkesini ihlal eden bir hareket olarak gördüler ve karþýsýnda konumlandýlar. Fakat bu muhalefet kesinlikle sosyalist deðerlere baðlýlýðýn bir sonucu olarak ortaya çýkmadý. Aksine bu kadrolar sosyalizmle özdeþleþtirdikleri Stalinizme karþý muhalefeti giderek Ekim Devrimi'nin yarattýðý Bolþevik geleneði, proletarya enternasyonalizmini ve sosyalist dünya devrimini karalamaya kadar vardýrýyorlardý. Yerine ise tamamen milliyetçilikten ve devrimciliðin reddinden beslenen bir "güler yüzlü sosyalizm" edebiyatý alýyordu. Bunu Aybar'ýn kullandýðý dilde rahatlýkla görebiliriz: "Yeni baðýmsýzlýklarýna kavuþan milletler, sosyalizm yolunu hiçbir vesait kabul etmeden kendi güçleri ile araþtýrýyorlar ve buluyorlar. Herhalde biz TÝP'liler Türkiye sosyalizmini kendi anlayýþ çerçevemiz içerisinde, kendi gücümüzle, yani emekçi halkýmýzla el ele omuz omuza gerçekleþtireceðiz… Sosyalizm önce milli ve insancýl anlamda milliyetçi bir harekettir."( Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, cilt: 7, s.2092) Aybar'ýn bu tutumu, TÝP içerisindeki Moskova yanlýsý kanatla olan ayrýlýðýn da derinleþmesine neden oldu ve Behice Boran-Sadun Aren liderliði açýktan SSCB'nin müdahalesini onaylayan bir tutum takýndýlar. Öte yandan MDD hareketi de tutumunu SSCB'den yana belirleyerek, Çekoslavakya'daki geliþmelerin antikomünist kampýn ekmeðine yað sürdüðü söylemine sarýldý. Ne var ki, o güne kadar ulusal baðýmsýzlýk gibi bir söylemi þiar edinen MDD hareketinin SSCB'den yana tavýr almasý gençliðin kafasýndaki karýþýklýklarý artýrdý. Gençlik hareketinin müdahalenin hemen ardýndan SSCB büyükelçiliðine siyah çelenk býrakmasý, ayrýca 6.Filo'nun Türkiye üzerindeki amaçlarýyla SSCB'nin Çekoslavakya'ya müdahalesini ayný kefeye koymasý bunun bir göstergesidir. Ayrýca uluslararasý arenada gençlik hareketinin SSCB ve onun elçiliði konumundaki bürokratik komünist partisi geleneðini reddediþini vurgulamak önemlidir. Öyle ki, Rusya'da yaþanan karþýdevrim sürecinden itibaren sýnýf iþbirlikçi politikalarýn birer aracý haline getirilmiþ olan komünist partiler, 68 sürecinde açýktan düzenden yana tavýr aldýlar ve gençliðin mücadelesini baltaladýlar. Dünyada çarpýcý örneklerinin bulunduðu bu durum o dönemde Türkiye'de açýktan SSCB uydusu gibi çalýþan bir örgütün bulunmamasý nedeniyle tam olarak gözlemlenemedi. Fakat TÝP saflarýnda yaþanan çözülüþü buna dayandýrabiliriz. Gençlik hareketi mücadelesini düzen içiliðe hapseden, dünyadan ilham aldýðý örneklerle baðdaþmayan bir mücadele aracý haline gelen pasifist parlamentarizmi yýkýp geçti ve TÝP'in bürokratik hegemonyasýnýn karþýsýnda konumlandý. Tabii ki, bu sihirli bir deðneðin dokunuþuyla deðil uluslararasý hareketliliðin bir ürünü olarak ortaya çýktý. Küba devrimi, Vietnam savaþý, Avrupa'yý sallayan gençlik hareketi gençliðin önüne yeni deneyimler çýkardý. Ayrýca, 60'larýn sonu itibariyle SSCB'ye karþý kendi hegemonya projelerini ortaya koyan Mao önderliðindeki Çin deneyimi, gerillacýlýk, halk savaþý gibi kavramlarla gençliðin sempatisini kazandý. Gençlik, ilhamýný radikalizmine verebileceði hiçbir cevap kalmamýþ bürokratlardan deðil; Carlos Mariguella, Che Guevara gibi gerilla önderlerinden alýyordu. Gençlik hareketi her ne kadar SSCB'ye karþý cephe almýþ olsa da bu eleþtiri devrimci Marksist bir perspektifle yapýlmadýðý ve sorun SSCB'nin baþýndaki "revizyonist lider"lerden kaynaklanýyormuþ gibi algýlandýðý için gençlik hareketinin yöneldiði ideolojik perspektif yine Türkiye'ye has Stalinizm-Kemalizm karýþýmý siyasi hat oldu. Türkiye'de MDD saflarýna doðru oluþan yýðýlma bunun bir örneðidir. TÝP'le örgütsel baðlarýný koparan gençlik hareketi, MDD liderliðinin pratikte faþistlerin ve AP iktidarýnýn saldýrýlarýna karþý izlediði mücadeleci çizginin büyüsüne kapýlmýþ ve umutlarýný iþçi sýnýfýnýn devrimci mücadelesinden çok "ilerici cunta" hayallerine baðlamýþ önderliðe teslim olmuþtur. Gençliðin 68 sonbaharýnda Mustafa Kemal Yürüyüþü gerçekleþtirmesine bu nedenle þaþýrmamak gerekir. Zaman geçtikçe düzenin gençlik hareketine yönelik bakýþý da deðiþti. Önceleri her ne kadar polis ve faþistler iþbirliðinde bir saldýrý politikasý güdülse de zaman içerisinde daha örgütlü ve sistematik saldýrý politikasý izlenmeye baþlandý. Tabiki bu politikayý tetikleyen yalnýzca gençliðin mücadelesi olmadý. 60'larda mücadelenin esas öznesi olan iþçi sýnýfýnýn uyanýþý, radikalleþen mücadelesi, fabrika iþgalleri, grevleri sistemi sýkýþtýrmaya devam ediyordu. Öte yandan; 1969 yýlýnda Türkiye devrimci hareketinin gençlikle özdeþleþtirilen eylemlilikleri sýkça adýný duyuruyordu. Vietnam'da yaptýðý iþkenceler ve katliamlarla tanýnan "Vietnam kasabý" Kommer'in ABD


MARKSiST BAKIs büyükelçisi sýfatýyla ODTÜ'yü ziyaret etmesi ve arabasýnýn devrimci öðrenciler tarafýndan yakýlmasý, ayrýca 6. Filo'nun yeniden boðaza demir atmasý mücadelenin seyrini deðiþtirdi. 16 Þubat 1969'da 6. Filo'yu protesto etmek amacýyla düzenlenen eylemde polisin bilinçli bir þekilde bin kiþilik kitleye faþistlerin ve Ýslamcýlarýn saldýrýsýna göz yummasýyla Türkiye devrimci tarihine "Kanlý Pazar" adýyla geçen olay gerçekleþti. Bu olay sonucunda TÝP üyesi 2 iþçi yaþamýný yitirdi. Mücadele anlayýþý içerisinde þiddetin daha fazla ön plana çýkmasý ve özellikle SSCB'nin Çekoslavakya iþgaline karþý sol kadrolarýn takýndýðý tutumdaki farklýlýklar sol örgütlenmelerdeki ayrýmlarý derinleþtirdi. Özellikle Prag Baharý'ndan sonra ayrým çizgileri netleþen kanatlara sahip olan TÝP, Aybar ve Boran önderliðindeki iki kutba ayrýldý. Ayrýca Deniz Gezmiþ liderliðindeki DÖB çevresinin FKF'ye katýlmalarý, MDD hareketinin örgüt içerisindeki hakimiyetini artýrdý. Böylece TÝP, elindeki yegâne gençlik örgütlenmesini siyasal rakiplerine kaptýrmýþ oldu. 1960'larýn sonlarýnda sermayenin küresel kapitalizmle bütünleþmesi yönünde adýmlar atmasýnýn Türkiye ekonomisi için getirdiði yük bizzat iþçilerin ve köylülerin sýrtýndan çýkarýlmak isteniyordu. Fakat sermayenin bu politikasý herþeyden önce sýnýf mücadelesinin ve buna paralel olarak gittikçe etki alanýný artýran gençlik ve köylü hareketlerinin önünün kesilmesini gerektiriyordu. Bu dakikadan itibaren çanlar sermayenin dayattýðý bu saldýrý dalgasýný kabullenmeye zorlanan emekçiler için deðil, bizzat düzen sahipleri için çalmaya baþladý. 1969 yýlý boyunca iþçilerin fabrikalarda yürüttüðü iþgal ve grevler, köylülüðün toprak iþgalleri ve öðrenci gençliðin mücadelesinin akademik talepleri aþarak sisteme dönük hedefler belirlemesi sermayeyi köþeye sýkýþtýrýyordu. Köþeye sýkýþtýðý oranda da sokaklarda devrimcilerin hegemonyasýný kýrmak için faþistler silahlandýrýldý ve devrimcilerin üzerine salýndý. Özellikle bu dönemde devlet tarafýndan sokaða sürülen kontgerilla ve faþistler aracýlýðýyla devrimciler sokak ortasýnda katledilmeye baþladýlar. Bugün kontrgerilla tarafýndan katledildiði ispatlanan Taylan Özgür cinayeti bu dönemin en çok ses getiren katliamý oldu. MHP denetiminde kurulan ve faþistlerin eðitildiði CIA destekli komando kamplarýnýn sayýsý artýrýldý. Gençlik, yükselen faþist saldýrganlýða ve devletin baskýsýna karþý iþçi sýnýfý merkezli bir direniþi örgütlemek yerine, saldýrýlara kendi baþýna karþý koyabileceðini düþünerek silahla karþýlýk verme fikrine sarýldý. Fakat Türkiye tarihinden de biliyoruz ki, sokaklarda devrimci mücadeleyi bastýrmak için kullanýlan faþizme karþý sýnýf savaþý yükseltilmedikçe etkili bir antifaþist mücadele örülemez. 70'li yýllarýn "Faþizme Ýhtar Yürüyüþleri" veya Yeni Çeltek maden iþçilerinin faþistlere karþý yürüttüðü mücadele bu konuda önemli örneklerdir. Bu dönem içerisinde 10 Ekim 1969'da FKF Dev-Genç'e dönüþme kararý aldý. Dev-Genç kýsa bir süre içinde MDD'nin etkisi altýna girdi. Fakat bu etki MDD hareketi içerisindeki ayrýlýklarýn filizlenmesini engelleyemedi. Bölünme Aydýnlýk'çý Doðu Perinçek ile Proleter Devrimci Aydýnlýk kanadýndan Mahir Çayan arasýnda gerçekleþti. Tartýþmalarda Mahir Çayan, Doðu Perinçek grubunu iþçi sýnýfýný önemsememekle ve Kemalistlerin kuyruðuna takýlmakla suçluyordu. Doðu Perinçek ise Çayan'ý iþçi sýnýfýný ön plana alarak Milli Cephe'yi daraltmakla suçluyordu. Bu ayrýþma sonucunda Doðu Perinçek ve ekibi Dev-Genç içerisinden tasfiye edildi. Fakat, bu tartýþmalarda aslolan bir þey varsa o da, pratik üzerinden þekillenen ayrýmlarýn sol jargonlarla süslenerek meþrulaþtýrýlmaya çalýþýlmasýdýr. Doðu Perinçek zaten bugün hepimizin bildiði, her zaman için düzene sadýk Doðu Perinçek'tir. Fakat bu tartýþmada iþçi sýnýfýný öne çýkaran Mahir Çayan'ýn söylediklerinin karþýlýðý mücadelesi içerisinde pek varolmamýþtýr. 15-16 Haziran'da gerçekleþen ve iþçi sýnýfýnýn DÝSK'in kapatýlmasýna karþý Ýstanbul ve Ýzmit baþta olmak üzere neredeyse bütün Marmara'yý tutuþturan eylemliliði gerek radikalliði, gerek kitleselliði ve gerekse iþçi sýnýfýnýn örgütlenmesi açýsýndan ciddi atýlýmlar saðlayan yapýsýyla mücadele tarihine altýn harflerle yazýldý. Bu eylemlilik hem umudunu asker-sivil bürokrat-aydýn önderliðinde gerçekleþebilecek sol cunta projelerine baðlayan MDD'cilerin hem de eylemin kendiliðinden niteliðiyle devre dýþý kalan ve düzenin baskýlarý karþýsýnda iþçi sýnýfýný evlerine dönmeye çaðýrarak onu baltalayan DÝSK bürokrasisinin boyutlarýný aþýyordu. Özellikle MDD'cilerin "Ordu-Ýþçi El Ele!" sloganýný kitlelere attýrmaya çalýþmasý, karþýsýna askeri barikatlarý dikilen ve onlarla yoðun çatýþmalara giren iþçi sýnýfýnýn gözünde bir itibar taþýmýyordu. Ayrýca, DÝSK'li iþçilerin mücadelesi sendikal haklar uðruna verilen mücadelenin boyutlarýný aþarak, sömürüye ve sermayenin saldýrganlýðýna karþýt bir nitelik kazandý. Bu durum eyleme katýlan Türk-Ýþ'li iþçi sayýsýnýn DÝSK'li iþçilerden fazla olmasýnýn nedenini açýklar niteliktedir. Sonuçta Türkiye'deki o dönemki siyasal yapýlarýn iþçi sýnýfýna önderlik edebilecek bir ideolojik perspektifte olmamalarý ve Bolþevik bir önderliðin yokluðu iþçi sýnýfýnýn bu kendiliðinden giriþiminin ileri boyutlara taþýnmasýný engelledi.

15-16 Haziran'da gerçekleþen ve iþçi sýnýfýnýn DÝSK'in kapatýlmasýna karþý Ýstanbul ve Ýzmit baþta olmak üzere neredeyse bütün Marmara'yý tutuþturan eylemliliði gerek radikalliði, gerek kitleselliði ve gerekse iþçi sýnýfýnýn örgütlenmesi açýsýndan ciddi atýlýmlar saðlayan yapýsýyla mücadele tarihine altýn harflerle yazýldý.

19


MARKSiST BAKIs

15-16 Haziran'da sýnýf mücadelesinde yaþanan bu olaðanüstü patlamanýn önemli politik sonuçlarý oldu. Her þeyden önce sermayenin dayattýðý küresel kapitalizmle bütünleþme projelerinin bu sosyal atmosfer içerisinde gerçekleþtirilemeyeceði net bir þekilde ortaya çýktý. Burjuvazi açýsýndan parlamento fiilen etkisini yitiren bir yapý olarak duruyordu ve yeni bir askeri müdahale ayak seslerini yavaþ yavaþ duyuruyordu. Ancak askerden beklenti içerisinde olanlar yalnýzca burjuva çevreler deðildi, sol örgütlenmeler içerisinde de bu beklenti konusunda inciler dökülüyordu. Örneðin, eylem sonrasý sýkýyönetimin ilaný edilmesi her ne kadar MDD tezinin bir yanýný sakat býraksa da, Mihri Belli'nin sýkýyönetimin tarafsýz kalmasý konusundaki tavrý, Türkiye sol hareketine yön veren bir siyasal hareketin, sýnýf savaþýmýnýn en basit kurallarýna bile ne kadar yabancý olduðunu ortaya çýkardý. Ayný þekilde Aydýnlýkçýlar da suçu yalnýzca AP iktidarý üzerine yýkarak, iktidarýn askeri iþçilerin karþýsýna çýkararak bizzat Milli Cephe'yi parçaladýðýný belirttiler. 1971 yýlýnda ufuktaki darbe iyice görünürleþti. Buna paralel olarak sol kadrolar içerisinde darbenin renginin ne olacaðý konusundaki iyimserlik, 15-16 Haziran sonrasý bizzat sýkýyönetim tarafýndan uygulanan baský politikasýna raðmen giderek artýyordu. 60'larýn baþýndan beri YÖN ve MDD ile ideolojik zeminini bulan sol cunta projeleri, 15-16 Haziran'la zirve noktasýna ulaþmýþ sýnýf mücadelesine raðmen geniþ kesimler tarafýndan mücadelenin en önemli hedefi haline getiriliyordu. Fakat, 9 Mart 1971'de ordu içerisinde 27 Mayýs'ýn ilerletilmesi gerektiðini düþünen subaylarýn cuntasý hýzla Türkiye'de THKP-C ve THKO'nun ortaya çözülmesi, sol cunta beklentilerini bitiren adým oldu. koyduðu stratejiyi þu þekilde özetle-

12 MART MUHTIRASI mek doðru olacaktýr: Türkiye, yerli 12 Mart Muhtýrasý'yla birlikte egemen sýnýflar, sýnýf mücadelesini ve sol iþbirlikçileri aracýlýðýyla, emperyahareketi ezmek için tüm güçleriyle harekete geçtiler. Küresel kapitalizme lizme baðýmlý bir yarý-sömürge uyum saðlamak adýna uygulanacak politikalarýn hayata geçirilebilmesinin ülkedir. Türkiye'den emperyalizmin ve sömürünün artýrýlmasýnýn önündeki engellerin gayet farkýnda olan ege- defedilerek bu baðýmlýlýðýn kýrýlmasý menler, Ziverbey Köþkü gibi iþkencehaneleriyle, Kýzýldere'yle ve milli bir demokrasinin kurulmasý Nurhak'larla, idamlarla simgeleþecek olan bir saldýrý dalgasý baþlattýlar. ancak tüm yurtseverlerin bir araya Fakat perþembenin geliþinin çarþambadan belliyken, kimi kadrolar trajik gelmesiyle verilebilecek bir mücadebir þekilde cuntadan "ileri"cilik bekleyebiliyorlardý. Bir diðer trajik nokta leyle (ki bu da ifadesini MDD teziyle ise cunta solcularýnýn gözünde 9 Mart giriþimiyle "ilerici"lik üniformasýný bulmuþtur.) mümkündür. Bu aþagiymiþ Muhsin Batur ve Faruk Gürler gibi subaylarýn 12 Mart'ta ayný madan sonra Türkiye'de sosyalist bir kadrolarý ezmek için harekata katýlmalarýydý. 3 günde yýkýlan þey elbette devrimin önünün açýlacaðý savunulaordunun sýnýfsal niteliði deðil, MDD'cilerin ve sol hareketin geniþ kesim- bilir. Fakat bu stratejideki sýnýfsal ittilerinin sýnýf iþbirlikçisi ideolojik hattý oldu. Yýllardýr SSCB'nin uydusu faklar, aþamalar benzerlerine tüm konumundaki, "sosyalist" olarak addedilen Arap milliyetçisi Baas rejim- dünyada rastlayabileceðiniz türden lerine öykünen bu kadrolar, Kemalizm ve Stalinizm'in bileþiminde geliþen yönelimlerdir. Tabii ki, burada sýnýf uzlaþmacý ve aþamalý devrim perspektifli ideolojik çizginin iflasýný, Stalinizm'in birinci dereceden etkisini 12 Mart gibi bir fiyaskodan sonra bile kabul etmediler. Eski kuþaðýn vurgulamak gerek. Ekim Devrimi'nin ideolojik olarak yaþadýðý bu teslimiyet, giderek gençlikle olan baðlarýn geliþimi içinde doðan Bolþevizm'in kopmasýna ve gençliðin artýk mücadelenin geleceðini kendi örgütlü temel yapýtaþlarý olan sýnýf uzlaþyapýlarýyla sürdürmesine neden olmuþtur. Bu süreç aslýnda gençlik mazlýðý, ateþli enternasyonalizm ve mücadelesinin geri çekilmesiyle de baðlantýlýdýr. Gençlik mücadelesinin sosyalist dünya devrimi gibi kavram68 sürecindeki kitleselliði geriledikçe, bizzat bu hareket içerisinde larýn yerine, Stalinist karþý devrim sivrilmiþ gençlik liderleri artýk mücadelenin yükünü kendileri sýrtlamaya sürecinden sonra sýnýf iþbirliði, barýþ karar verdiler. Mahir Çayan, Deniz Gezmiþ, Ýbrahim Kaypakkaya gibi 68 içinde birlikte yaþamak, yurtseverlik hareketi içerisinde sivrilmiþ gençlik önderlerinin egemen sýnýflarýn ve aþamalý devrim gibi kavramlar saldýrýsýný göðüsleyebilecek bir örgütsel yapýlanmaya gitme ihtiyacý duyBolþevik devrim anlayýþýnýn temelleri malarý THKO, THKP-C, TKP-ML gibi örgütlerin ortaya çýkmasýna neden gibi gösterilip devrimci bilinç dumura oldu. Her ne kadar Türkiye solu için iyice belirginleþen yeni bir örgütlü uðratýlmýþtýr. gelenek ihtiyacý, gençliðin bu adýmý atmasýný zorunlu kýldýysa da, bu atýlým devrimci Marksist bir ideolojik temel ve Bolþevik bir örgütlenme anlayýþýyla birleþtirilmedi. Her üç deneyimde incelendiðinde, 68'in kitlesel eylemlilikleri içerisinde liderlik vasýflarýyla sivrilmiþ kadrolarýn, TÝP ve MDD gibi daha geniþ politik unsurlarýn düzen karþýsýndaki teslimiyetlerinin ayyuka çýkmasýna karþý, dar bir militan çevresi içerisinde örgütledikleri görülmektedir. Gençlik hareketi 12 Mart'ýn saldýrý dalgasýyla yüz yüze kaldýðýnda 1960'lar boyunca genel olarak peþinden gittiði Mehmet Ali Aybar ve Mihri Belli gibi eski kuþaðýn temsilcilerini yanýnda göremedi. Özellikle cuntaya karþý örgütlü mücadelenin gerekliliði gençlik saflarýndan ne kadar yükseltilip eskilerin gözüne sokulsa da onlar bu iþe yanaþmadýlar. Aksine "sol cunta" projelerinin ve parlamenter stratejinin 12 Mart'la anlamýný kaybetmesiyle birlikte eski kuþak, yeni bir mücadeleye giriþmek için adým atabilecek ne iþçi sýnýfý merkezli bir ideolojik açýlýma ne de bunu örgütleyebilecek enerjiye sahipti. Bu atmosferde tüm sorumluluðun genç kuþaðýn üzerine yýðýldýðý kabul edilebilir. Ýdeolojik birikimini genel olarak eski kuþak üzerinden yapmýþ, pratik deneyimlerini ise 68'in radikal eylemsellik dalgasý içerisinde ve 60'lý yýllarýn dünya deneyimlerine bakarak geliþtirmiþ bir kuþaðýn gözünü ilk diktiði yerse sýnýf mücadelesinin asýl belirleyici

20


MARKSiST BAKIs olduðu kentler deðil, 15-16 Haziranlar deðil, kýrlar ve daðlar oldu. THKO ve TKP-ML hareketlerinin ilk adýmlarýný bu yönde atmasý bu nedenle tesadüf deðildir. Pratik mücadele hattýný Küba ve diðer Latin Amerika ülkelerindeki gerilla deneyimlerini baz alarak örgütleyen ve önder kadrolarýnýn gerilla deneyimi hazýrlýklarýný Filistin ulusal kurtuluþ mücadelesi içerisinde yaptýklarý THKO "kýrlardan kentlere" doðru bir saldýrýnýn acilen baþlatýlmasý gerektiðini savunmuþ ve Türkiye'de emperyalizme karþý savaþýmýn ancak bu yolla verilebileceðini iddia etmiþtir. Ýbrahim Kaypakkaya önderliðindeki TKP-ML ise dünyada yeni bir kutup haline gelecek olan Mao önderliðindeki Çin deneyimini kendi mücadelesi içerisine yerleþtirmiþtir. Mahir Çayan önderliðindeki THKP-C ise Latin Amerika kökenli þehir gerillacýlýðýný temel almýþtýr ve diðer iki hareketten bu yönüyle bir ayrým gösterebilmiþtir. Fakat THKP-C'nin kapitalizmin motoru olan þehirlerden mücadeleyi yükseltmesi mücadelenin iþçi sýnýfý ekseninde yürütüldüðü anlamýna gelmemektedir. Gençliðin öncelikli hedefi iþçi sýnýfýnýn öncülüðünde sosyalist bir devrime imza atmak deðil, sýnýfsal tabaný muðlaklaþtýrýlmýþ "tam baðýmsýz ve demokratik Türkiye"yi kurmaktýr. Mahir Çayan'ýn þu sözleri bu konuda açýklayýcýdýr: "Bilindiði gibi Türkiye, yarý sömürge ve yarý feodal bir ülkedir. Böyle bir ülkede devrimci mücadele, baðýmsýzlýk ve demokrasi için yapýlan mücadeledir. Yani emperyalizmin ve uzantý ve müttefiklerinin temizlendiði, milli bir demokrasiye sahip, tam baðýmsýz Türkiye'yi kurma mücadelesidir, bugünkü devrimci mücadele. Milli demokrasiye sahip, baðýmsýz Türkiye'yi kurma mücadelesi yalnýzca proleter devrimcilerin deðil, bütün Türkiyeli yurtseverlerin ortak bir mücadelesidir.” (Bütün Yazýlar, s.9, Eriþ Yayýnlarý) THKO'nun 4 Mart 1971'de yayýnlanan kuruluþ bildirgesinde de "Amacýmýz Amerika'yý ve tüm yabancý düþmanlarý temizleyerek, hainleri yok etmek ve düþmandan temizlenmiþ tam baðýmsýz Türkiye'yi kurmaktýr." ifadelerinden THKP-C ile olan benzerlikleri çok rahat fark edebiliriz. Bu örnekler incelendiðinde Türkiye'de THKP-C ve THKO'nun ortaya koyduðu stratejiyi þu þekilde özetlemek doðru olacaktýr: Türkiye, yerli iþbirlikçileri aracýlýðýyla, emperyalizme baðýmlý bir yarýsömürge ülkedir. Türkiye'den emperyalizmin defedilerek bu baðýmlýlýðýn kýrýlmasý ve milli bir demokrasinin kurulmasý ancak tüm yurtseverlerin bir araya gelmesiyle verilebilecek bir mücadeleyle (ki bu da ifadesini MDD teziyle bulmuþtur.) mümkündür. Bu aþamadan sonra Türkiye'de sosyalist bir devrimin önünün açýlacaðý savunulabilir. Fakat bu stratejideki sýnýfsal ittifaklar, aþamalar benzerlerine tüm dünyada rastlayabileceðiniz türden yönelimlerdir. Tabii ki, burada Stalinizm'in birinci dereceden etkisini vurgulamak gerek. Ekim Devrimi'nin geliþimi içinde doðan Bolþevizm'in temel yapýtaþlarý olan sýnýf uzlaþmazlýðý, ateþli enternasyonalizm ve sosyalist dünya devrimi gibi kavramlarýn yerine, Stalinist karþý devrim sürecinden sonra sýnýf iþbirliði, barýþ içinde birlikte yaþamak, yurtseverlik ve aþamalý devrim gibi kavramlar Bolþevik devrim anlayýþýnýn temelleri gibi gösterilip devrimci bilinç dumura uðratýlmýþtýr. Türkiye'nin bu tahribattan Þefik Hüsnü önderliðindeki TKP'den itibaren nasýl etkilendiðini bir önceki yazý da açýklamýþtýk. Gençlik eski kuþaklarýn taþýdýðý bu hafýzadan sýyrýlmak için çabalamýþtýr. Çünkü, bu yönelimi on yýllardýr sürdüren Mihri Belli, Ýlhan Selçuk, Hikmet Kývýlcýmlý gibi eski kuþak temsilcilerin gençliðin gözünde fazla itibarý kalmamýþtýr. Ne var ki, gençlik bu gömlek deðiþimini Stalinizm ve Kemalizm'in reddiyesine kadar taþýyamamýþtýr. Aksine, bunu baþaramadýðý oranda yine tilki misali kürkçü dükkanýnýn yolunu tutmuþ, ayný ideolojik bataklýða tekrardan saplanmýþtýr. Bir de þu noktayý vurgulamak önemlidir: Gençlik hareketi mücadele içerisinde benimsediði referanslardan öðrenme konusunda eksiktir. Bu konuda tartýþýlabilecek en önemli örnek Küba Devrimi ve Che Guevara'nýn gençliðin gözünde yarattýðý imgedir. Küba Devrimi'nin tarihini bizzat inceleyen birisi devrimi gerçekleþtirenlerin 250 kiþilik gerilla grubunun deðil kentlerdeki emekçi halkýn genel grev ve ayaklanmalarý olduðunu görecektir. Ayný þekilde, Che Guevara Küba Devrimi'nin baþarýsý için çarpýþmýþ bir gerilla olmanýn ötesinde, gerçek kurtuluþun ancak dünya devrimiyle gelebileceðine inanmýþ ve sosyalizmin ne olmadýðýný SSCB karþýsýnda kendi deneyimleriyle öðrenmiþ ve bunu dillendirmiþ bir devrimciydi. Ayrýca, Türkiye'deki 68 hareketi dünyada eþ zamanlý yükselen gençlik mücadelesiyle karþýlaþtýrýldýðýnda ideolojik açýdan daha geri noktalardadýr. Dünyadaki gençlik hareketinin ufku kendi ülkelerinin sýnýrlarýný aþýp enternasyonalist bir nitelik kazanýrken, Türkiye'de devrimci hareketin ürettiði söylemlerin Türkiye sýnýrlarý dýþýna çýkabilecek bir ufku bulunmuyordu Türkiye'de gençlik, mücadeledeki hatalarýný kavradýkça, yeni yönelimlerini bu hatalarýn ideolojik zeminini sorgulamadan belirlemiþtir. Örneðin, 70'lerle birlikte gençlik artýk ordunun devrimde ilerici bir rol oynayabileceði rüyasýndan uyanmýþtýr. "Bugün (12 mart'tan sonra) yurdumuzda ordu, kesin olarak gerici ve iþbirlikçi politikanýn halk yýðýnlarýna karþý baský aracý haline gelmiþtir."(Hüseyin Ýnan, Türkiye Devriminin Yolu, Mart 1972) Bu sözler ancak 12 Mart'ýn büyük baský dalgasýndan sonra söylenebilmiþtir. 68 hareketi içerisinden çýkan örgütlenmeler tartýþýlýrken, bir parantezde Maoizm'i temel alan örgütlenmelere açmak gerekir. Bunlardan ilk olarak ortaya çýkan grup Doðu Perinçek önderliðindeki TÝÝKP (Türkiye Ýhtilalci Ýþçi Köylü Partisi)'dir. Programatik açýdan silahlý mücadele, gerillacýlýk gibi eylem

Gençlik hareketi 12 Mart'ýn saldýrý dalgasýyla yüz yüze kaldýðýnda 1960'lar boyunca genel olarak peþinden gittiði Mehmet Ali Aybar ve Mihri Belli gibi eski kuþaðýn temsilcilerini yanýnda göremedi. Özellikle cuntaya karþý örgütlü mücadelenin gerekliliði gençlik saflarýndan ne kadar yükseltilip eskilerin gözüne sokulsa da onlar bu iþe yanaþmadýlar. Aksine "sol cunta" projelerinin ve parlamenter stratejinin 12 Mart'la anlamýný kaybetmesiyle birlikte eski kuþak, yeni bir mücadeleye giriþmek için adým atabilecek ne iþçi sýnýfý merkezli bir ideolojik açýlýma ne de bunu örgütleyebilecek enerjiye sahipti. Bu atmosferde tüm sorumluluðun genç kuþaðýn üzerine yýðýldýðý kabul edilebilir. Ýdeolojik birikimini genel olarak eski kuþak üzerinden yapmýþ, pratik deneyimlerini ise 68'in radikal eylemsellik dalgasý içerisinde ve 60'lý yýllarýn dünya deneyimlerine bakarak geliþtirmiþ bir kuþaðýn gözünü ilk diktiði yerse sýnýf mücadelesinin asýl belirleyici olduðu kentler deðil, 15-16 Haziranlar deðil, kýrlar ve daðlar oldu.

21


MARKSiST BAKIs

hattýný savunuyor görünse de, pratikte gösterdiði yönelim bu kavramlardan uzaktýr. 12 Mart öncesi Kemalistlerle iþbirliðini ön plana çýkaran ve MDD perspektifini sahiplenmeleriyle bunu açýkça ortaya koyan TÝÝKP, gençliðin radikalleþen mücadelesini "27 Mayýs anayasasýnýn meþruiyet dýþýna taþan küçük burjuva anarþizmi" olarak nitelemesi ve 12 Mart darbesi sonrasýnda alýnan pasifist tutum, parti içerisinde kopuþlarýn zemini hazýrladý. Bu kopmalardan en göze bataný Ýbrahim Kaypakkaya önderliðindeki TKP/ML-TÝKKO' dur. Ayrýca Ýbrahim Kaypakkaya ideolojik açýdan da Türkiye solunun tabusu haline gelmiþ bazý konularda önemli kýrýlmalar yaþayacaktýr. Kemalizm karþýsýnda aldýðý sert tavýr ve Kürt sorununa yaklaþýmý Kaypakkaya'yý diðer kadrolardan ayýrýr. Ne var ki, bu bir kopuþ anlamýna gelmemiþ, Stalinizmin bu meselelerdeki genel çerçevesiyle çeliþki anlamýna gelmiþtir. Ancak eleþtirinin genelleþtirilmesi ve kökleþtirilmesi sonucunda devrimci Marksist bir ideolojik temel yaratýlabilirdi. Kaypakkaya, Mao'nun yönelimi çerçevesinde köylülüðü temel aldý ve gelecek devri-min ancak köylülerin önderliðinde verilecek bir halk savaþýyla olacaðýný söylüyordu. Devrimin görevleri ise, Türkiye'deki toprak aðalýðý ve varolduðu iddia edilen feodalizmi yýkmak olacaktý. Bu örgütlenmelerin pratikte gösterdiði yönelimin, ideolojik problemlerden kaynaklandýðýný söylemek yerinde olur. Türkiye solunu neredeyse tüm tarihi boyunca domine eden Stalinizm'in sýnýf iþbirlikçi politikalarý ve bunun doðurduðu Kemalizm sempatisi, Türkiye solunun ideolojik olarak sakat kalmasýna neden olmuþtur. Öte yandan sorun sadece 12 Mart'ýn baský koþullarýyla ve sýnýf mücadelesinin sahneyi geçici olarak terk etmesiyle alakalý da deðildir. Bunu sýnýf mücadelesinin zirvesine ulaþtýðý 60'larýn sonu ve 70'lerin baþýndaki ortam içerisinde çok net gözlemleyebiliriz. Örneðin 15-16 Haziran eylemliliði, sonraki örgütlülüklere imza atacak sol kadrolarý incelemek açýsýndan önemli bir deneyimdir. Ýþçi sýnýfý sömürüye karþý kendi ekonomik ve siyasal taleplerini yükseltirken, bu kadrolar için temel olan ordu tarafýndan yapýlacak "ilerici darbe" için zemin hazýrlamaktý. Sonraki dönemde eski kuþaklarýn aksine gençliðin bu perspektifi aþtýðý Ne olursa olsun 68 gençliði Türkiye devrimci söylenebilir. Fakat sýnýf mücadelesinin ve 68'in kitlesel gençlik hareketinin tarihine korkusuz, kararlý ve hayathareketinin geri çekilmesi sonucunda gençlik hareketinin önderlarý pahasýna devrimci mücadeleyi samimi bir liðinin kitlelerle arasýndaki mesafenin artmasý, mücadele yönþekilde üstlenmiþ savaþçýlar olarak geçmiþtir. temleri konusunda belirleyici olmuþtur. Böyle bir politik atmosBu noktada onlardan öðrenilecek pek çok þey ferde gençlik dünyayý biran önce deðiþtirme gayesini ön plana bulunmaktadýr. çýkardýkça mücadele alanýný belirlemekte sabýrsýzlanmýþ ve bu sabýrsýzlýðýn etkileyici olacaðý küçük burjuva maceracýlýðýna saplanmýþtýr. Ayrýca bu durum, 12 Mart cuntasýna karþý baþlatýlan mücadelede gençliði farklý mücadele alanlarýnda konumlanmaya itti. Egemen sýnýflarýn belini bükebilecek 15-16 Haziran gibi deneyimler yaþatan iþçi sýnýfýný harekete geçirmek ve en azýndan bu hafýzayý yeþertebilmek adýna fazla istekli davranýlmamýþtýr. Gençliðin tercihi kendilerinin öznesi olduklarý gerilla mücadelesinden yana oldu. Yine de gençliðe yönelik yapýlan eleþtirileri birer suçlamaya dönüþtürmek oldukça yanlýþ bir tutumdur. Eski kuþaðýn özellikle ordu karþýsýnda 12 Mart döneminde bile bile lades demesine karþýlýk, gençlik en azýndan bu tavra karþý çýkmýþ ve kendi deneyimlerinden öðrenmesini bilmiþtir. Bugün Ýlhan Selçuk gibi eski kuþak temsilcileri gazete köþelerinde 12 Mart dönemindeki iþkencecilerini haklý bulurken, gençliðin geleceðe samimi bir devrimci mücadele hafýzasý býraktýðýndan emin olabiliriz. Ne olursa olsun 68 gençliði Türkiye devrimci hareketinin tarihine korkusuz, kararlý ve hayatlarý pahasýna devrimci mücadeleyi samimi bir þekilde üstlenmiþ savaþçýlar olarak geçmiþtir. Bu noktada onlardan öðrenilecek pek çok þey bulunmaktadýr. Bu noktada 68'in içinden çýkýp gelen örgütlerin pratik ve ideolojik çizgilerini eleþtirel bir gözle incelemek, bugün birçok sosyalist yapýnýn kutsallaþtýrarak bahsettiði "71 Atýlýmý"ný eksikleri ve hatalarýyla birlikte kavramak açýsýndan önemlidir. 68 hareketin ideolojik ve pratik olarak aþýlmasý, özellikle Türkiye gibi böylesine kutsallaþtýrýldýðý bir ortamda, ancak onun devrimci Marksist bir ideoloji temelinde mümkündür. 68 gençliðinin, 15-16 Haziran iþçi sýnýfý eylemliliklerinin bize býraktýðý miras ancak bu þartla devrimci mücadelenin geleceðine samimi bir þekilde kazandýrýlabilir.

Fikret SEYHAN

22


MARKSiST BAKIs Emekçiler Ýçin

ZOR BÝR KIÞ GELÝRKEN!

Devrimci bir müdahalenin olmadýðý koþullarda, kapitalizm kendi bunalýmýný emekçi sýnýflara yükleyerek (yeni savaþlar ile emperyalist politikalar ile kapitalist yasalar ile vb.) aþacaktýr. Ancak krizi devrimci bir mücadelenin fýrsatý haline çevirmek ve kapitalizmin yarattýðý bunalýmý devrim lehine kullanmak, krize verilebilecek yegâne devrimci yanýttýr. Nasýl 1917'de Bolþevikler, kapitalizmin krizine ve savaþlarýna karþý kitlelerin devrimci mücadelesini örgütleyerek yanýt verdilerse, bizler için de bugünün görevi krize karþý Bolþevik tarzda, kapitalist sistemin topyekûn tasfiyesi için mücadeleyi örgütlemektir.

Tüm dünyayý sarsan ekonomik kriz aðýrlýðýný daha fazla hissettiriyor. Gittikçe artan iþsizlik ve yoksulluk oranlarýnýn, emekçi sýnýflarý daha da zorlayacaðý gözüküyor. Kapitalizmin aþýrý üretim krizinin sonucu olarak, birçok iþyeri ya üretimine ara veriyor ya da tamamen kapýsýna kilit vuruyor. Böylece, milyonlarca iþçi kapýnýn önüne konurken, kapitalistler krizin faturasýný emekçi sýnýflarýn sýrtýna yüklüyor. SSGSS gibi yasalar ile emekçi sýnýflarýn eli kolu baðlanmak isteniyor. Burjuvazi panik içinde çýkýþ yollarý arasa da kriz daha da derinleþerek devam ediyor. Krizden çýkýþ için birçok ülke kendi burjuvalarýna para musluklarýný açtý bile. Örneðin ABD batmakta olan iki bankaya daha el koydu, el konulan toplam banka sayýsý 19'a çýktý, gündemde patronlarýn çýkarý olduðunda acil çareler bir çýrpýda üretiliyor. Tüm dünya hükümetleri kenetlenmiþ sermayeyi kurtarmaya çalýþýyor. Ancak tüm kapitalist iþletmeler kurtarýlan ABD bankalarý kadar þanslý deðil. Örneðin dünya devi Genaral Motors bugünlerde iflasýný açýklayacak duruma geldi. ABD'nin dünya çapýnda en yaygýn bankasý olan Citigroup 50 bin kiþinin iþine son verecek düzeyde krizden etkilendi. Güneydoðu Asya'nýn en büyük bankasý DBS Grup Holding, çalýþanlarýn yaklaþýk yüzde 6'sý olan 900 kiþiyi iþten çýkaracak. Dünya üzerinde birçok ülkenin sanayi kollarýný vuran kriz, Çin'de sanayi üretiminin yýllýk büyüme hýzýný Ekim ayýnda son yedi yýlýn en düþük seviyesi olan yüzde 8,2'ye indirirken, yine Çin'de çelik üretimini Ekim'de yüzde 17 azaltýyor. Ýngiltere Merkez Bankasý Baþkaný King, "Önümüzde çok zor günler var" diyerek ülkeyi son 30 yýlýn en büyük ekonomik krizinin -ki bu iyimser bir tahmin, bu kriz 1929 kriziyle karþýlaþtýrýlýyor- beklediði uyarýsýnda bulunuyor. Ýngiltere'ye ait istatistikler iþsizliðin son üç aylýk dönemde 140 bin artýþ göstererek 1 milyon 820 bine týrmandýðýný gösteriyor. Uzmanlar, durumun böyle devam etmesi halinde iþsizlerin sayýsýnýn önümüzdeki yýlýn baþýna kadar 2 milyonu aþacaðý tahmininde bulunuyor. Krizin Türkiye'deki Yansýmalarý Kriz kendini daha tam hissettirmeden Türkiye ekonomisinde yavaþlama kendini göstermiþti. Türkiye'de de kapitalist kriz, tüm dünyadaki örnekleri gibi fabrikalarý ve iþletmeleri vurmaya baþladý. Kapýsýna kilit vuran iþyeri sayýsý geçen yýlýn ayný dönemindekilere göre % 73 artmýþ durumda. Durum böyle olunca iþsizlikte had safhaya ulaþýyor. Türkiye Ýstatistik Kurumu(TUÝK) verilerine göre Temmuz 2008 dönemi itibarýyla iþsizlik oraný yüzde 9,4 olarak hesaplandý. Türkiye'de toplam sanayi üretiminde Aðustos ayýnda yüzde 4,1, Eylül'de yüzde 5,5 oranýnda daralma yaþanýrken, özellikle tekstil sektöründen yoðun iþsizlik haberleri geliyor. Otomotiv sektörü büyük bir durgunluða girdi ve birçok fabrika iþçilerini ücretsiz izine çýkartýyor. Sermayesi milyonlarca dolar olan Ford bile üretime ara verdiðini açýkladý. Peþ peþe kapanan fabrikalar dolayýsýyla tekstilde iki yýl önce baþlayan iþçi çýkarmalar artýk olaðan bir sürece dönüþtü. TEKSÝF Baþkaný Nazmi Irgat'a göre son iki yýlda tekstil sektöründe 150-200 bin dolayýnda iþçi iþsiz kaldý. DÝSK Genel Baþkaný Süleyman Çelebi iþten çýkarmalarýn en çok Trakya, Bursa, Denizli, Adana, Gaziantep, Kayseri, Adýyaman ve Kahramanmaraþ'ta yaþandýðýný açýklýyor. Dolayýsýyla kriz, bütün iþ kollarýnýn kilitlenmesine neden olurken, yüz binlerce iþçinin iþsiz kalarak günden güne daha da açlýða mahkûm olmasýný saðlýyor. Burjuvazi, derinleþen krizin tüm yükünü omuzlarýndan atmak için emekçilere yeni saldýrýlar baþlatmaktan da geri durmuyor. Ýktidara getirdiði AKP hükümeti vasýtasý ile kendi lehine olan birçok yasayý bir çýrpýda geçiriveriyor. SSGSS ile sosyal güvenlik ve saðlýktaki tüm kazanýlmýþ haklarý týrpanlanýyor. Hýzýný alamayan burjuvazi, emekçilerin kýdem tazminatý hakkýný da gasp etmekten geri durmayacaðýný attýðý adýmlar ile gösteriyor. Ayrýca doðalgaza, temel gýda maddelerine, elektriðe yapýlan zamlar ile iþçi ve emekçilere çok düþük bir hayat standardý reva görülüyor. Krizden etkilenen patronlarý kurtarmanýn yollarý emekçi sýnýflara yüklenen zamlar ve kazanýlmýþ haklara yönelik gasplar þek-

23


MARKSiST BAKIs Kapitalizm, tarih sahnesine çýktýðýndan beri birçok kriz yarattý ve bu krizleri emekçi sýnýflarýn sýrtýna yükleme görevini, sosyal demokratýndan liberaline kendi denetimindeki hükümetlere verdi. Kendi yarattýðý krizlerin kendisini vurmasýnýn sonucunda burjuvazi, hükümetleri devreye sokarak kapitalist yasalarý geçirip krizin yükünden kurtulmak isterler. Bu açýdan AKP'nin politikalarýný krizi yaratan kapitalizmden ayrý düþünmek hatalý bir bakýþ açýsý olur. Türkiye'de krize karþý verilen mücadeleyi birçok siyasal çevre(TKP, ÖDP, Halkevleri) sadece AKP karþýtlýðý ile tanýmlýyor. Türkiye'de krize karþý verilen mücadelenin, AKP'nin burjuvalarýn güdümündeki politikalarýna karþý mücadeleye indirgenmesi, krizi yaratan kapitalist tekellerin görmezden gelinmesi ve çözümün hükümetlerin deðiþiminden ibaret sayýlmasý ya da en azýndan bu illüzyonun kitlelerde oluþmasýný kolaylaþtýrmak anlamýna gelir. Bu da hâlihazýrda krize karþý devrimci bir müdahaleden farklý olarak krizin nedenini sistem deðil, kýsmi olaylar ya da aktörler olarak anlatan burjuva demagojisinin kitlelerce kabulünü kolaylaþtýrýr.

24

linde kendini gösteriyor. Ve böylelikle iþçi ve emekçiler günden güne fakirleþerek kapitalizmin çarklarý altýnda eziliyor. Anlaþýlacaðý üzere kriz tüm dünya emekçi sýnýflarýný ortak bir silah ile vuruyor. Bu da kapitalist krize karþý tüm dünya iþçi ve emekçilerinin ortak bir mücadele hattý izlemelerinin önemini gösteriyor. Kapitalist Krizin Tek Alternatifi Devrimci Mücadeledir Yaþadýðýmýz kriz, dünya üzerinde egemen olan uluslararasý sermayenin daha fazla kar hýrsýnýn yarattýðý aþýrý üretim bunalýmýdýr. Marks, krizin doðasýna þu sözleriyle ýþýk tutar: "Sermayenin artýk-deðer üretme çabasý, üretilen ürünün deðerinin, baþlangýçta sermaye tarafýndan piyasaya sürülen paraya (özellikle iþçi ücretlerine) oranla artmasýný gerektirir. Artýk-deðer dinamiði uyarýnca, bir yandan piyasanýn toplam alým gücü görece azalýrken, bir yandan piyasaya satýlmak üzere sunulan toplam ürün deðeri artacaktýr. Bu nedenle, artýk-deðer sömürüsünü giderek artýrdýðý her 'istikrar' döneminin sonunda, sermaye, kendi eliyle daralttýðý piyasa tarafýndan boðulmak ve aþýrý üretim krizine düþmek tehlikesiyle karþý karþýyadýr." (Marks, Grundrisse, s. 4345) Kapitalist sistem krizleri Marks'ýn da ifade ettiði gibi kendi doðasýnda taþýr. Bu açýdan, krizi yaratan bugün burjuva ideologlarýnýn empoze etmeye çalýþtýðý gibi becereksiz finansal sektör yöneticileri veya burjuvazinin maþasý konumundaki hükümetler deðil, kapitalist sistemin ta kendisidir. Bu nedenle, kapitalist krizlere karþý verdiðimiz mücadele kapitalizmin tüm kurumlarýna dönük bir biçimde yürütülmelidir. Kapitalizm, tarih sahnesine çýktýðýndan beri birçok kriz yarattý ve bu krizleri emekçi sýnýflarýn sýrtýna yükleme görevini, sosyal demokratýndan liberaline kendi denetimindeki hükümetlere verdi. Kendi yarattýðý krizlerin kendisini vurmasýnýn sonucunda burjuvazi, hükümetleri devreye sokarak kapitalist yasalarý geçirip krizin yükünden kurtulmak isterler. Bu açýdan AKP'nin politikalarýný krizi yaratan kapitalizmden ayrý düþünmek hatalý bir bakýþ açýsý olur. Türkiye'de krize karþý verilen mücadeleyi birçok siyasal çevre(TKP, ÖDP, Halkevleri) sadece AKP karþýtlýðý ile tanýmlýyor. Türkiye'de krize karþý verilen mücadelenin, AKP'nin burjuvalarýn güdümündeki politikalarýna karþý mücadeleye indirgenmesi, krizi yaratan kapitalist tekellerin görmezden gelinmesi ve çözümün hükümetlerin deðiþiminden ibaret sayýlmasý ya da en azýndan bu illüzyonun kitlelerde oluþmasýný kolaylaþtýrmak anlamýna gelir. Bu da hâlihazýrda krize karþý devrimci bir müdahaleden farklý olarak krizin nedenini sistem deðil, kýsmi olaylar ya da aktörler olarak anlatan burjuva demagojisinin kitlelerce kabulünü kolaylaþtýrýr. Kapitalizmin krize karþý oluþan öfkenin devrimci bir kabarýþa dönüþmesi için kapitalizmin tümden teþhirini yapmak ve ona karþý mücadeleyi örgütlemek, özellikle de sistemin meþruiyetini kaybettiði kriz dönemlerinde, biz devrimci Marksistlerin görevidir. Krize karþý mücadele, kapitalizme karþý mücadele - sadece hükümetlerine karþý deðil- biçiminde yürütülmediði sürece reformizmin ekmeðine yað sürmekten baþka bir iþe yaramayacaktýr. Köhnemiþ olan sermaye sisteminin tüm kurumlarýna karþý mücadelenin devrimci bir tarzda verilmesi iþçi sýnýfý siyaseti adýna zorunludur. Ki bu da kapitalizmin kendi krizine karþý tek alternatif olan devrimci siyasetin gereðidir. Kapitalizmin kendi çýkarý için yarattýðý kurumlarý ve politikalarý kapitalizmin genelinden kopararak ele almak ve mücadele konusu yapmak, sanki burjuvazinin baþka kurumlarý ve politikalarý olsa bu ve benzeri krizleri aþýlabilir yanýlsamalarýný yaratýr. Bu krizin tek sorumlusu vardýr o da köhnemiþ bir düzen olan "kapitalizm"dir. Ýþçiler ve emekçilerin bugün yapmalarý gereken þey devrimci mücadeleye omuz vermek ve böylece krizi yaratan kapitalizmin iktidarýna son vermektir. Devrimci bir mücadele olmadýðý takdirde burjuvazi bu krizin yaralarýný emekçi sýnýflara sardýracaktýr. Her kriz kesin bir biçimde kapitalizmin yýkýlýþý ile sonuçlanmayacaktýr. Böyle bir bakýþ açýsýna sahip olmak bize sonsuz bir bekleyiþten öte bir þey vermez. Devrimci bir müdahalenin olmadýðý koþullarda, kapitalizm kendi bunalýmýný emekçi sýnýflara yükleyerek (yeni savaþlarla, emperyalist politikalarla, kapitalist yasalarla vb.) aþacaktýr. Ancak krizi devrimci bir mücadelenin fýrsatý haline çevirmek ve kapitalizmin yarattýðý bunalýmý devrim lehine kullanmak, krize verilebilecek yegâne devrimci yanýttýr. Nasýl 1917'de Bolþevikler, kapitalizmin krizine ve savaþlarýna karþý kitlelerin devrimci mücadelesini örgütleyerek yanýt verdilerse, bizler için de bugünün görevi krize karþý Bolþevik tarzda, kapitalist sistemin topyekûn tavsiyesi için mücadeleyi örgütlemektir.

Murat YORULMAZ


MARKSiST BAKIs

Irak Solu: Geçmiþ Geleceðin Aynasýdýr!

Irak'ýn iþçi sýnýfý ve halk direniþleriyle dolu gerçek bir tarihi var. Irak'ýn ve emekçi halkýnýn bir hikayesi var. Irak'ta devrim mücadelesi ne ihanetler yaþadý, ne fýrsatlar kaçýrdý. Ýhanetlerle bezeli bir yol ayrýmlarý ve kader anlarýnýn ardýndan bugünlere gelindi.

Ortadoðu ve Irak özelinde yýllardýr izlediðimiz tablo hakkýnda hepimizin az çok bir fikri var. ABD iþgalini ve iþgal karþýtý direniþi, bazen iþgal güçleri tarafýndan öldürülen Iraklýlar karþýsýnda öfkeyle; bazen de en büyük emperyalist gücün kanlý planlarýný aksatan, iþgale direnen Irak halkýnýn cesaretini umutla karþýlýyoruz. Ama bildiklerimiz ve bize gösterilen tablo dýþýnda kalan, Irak'ýn iþçi sýnýfý ve halk direniþleriyle dolu gerçek bir tarihi var. Irak'ýn ve emekçi halkýnýn bir hikayesi var. Irak'ta devrim mücadelesi ne ihanetler yaþadý, ne fýrsatlar kaçýrdý. Ýhanetlerle bezeli bir yol ayrýmlarý ve kader anlarýnýn ardýndan bugünlere gelindi. Bu yazý, Irak tarihini ve mücadele içerisindeki tutumlarýyla Irak Komünist Partisi'nin hatalarýný incelemek niyetindedir. Komünist Çevrelerin Ortaya Çýkýþý ve Irak Komünist Partisi Irak tarihinde ilk komünist yayýn ve etrafýnda kümelenen çevreye 1924 yýlýnda rastlanýr. Es-Sahife adlý bir gazete çýkartan bu çevre, kadýnlarýn feodal zincirlerinden; burka, çokkarýlýlýk vb. kurtarma mücadelesini ve ilerleyen süreçte Ýslami þeriat yönetimine karþý tarihsel materyalizm fikrini savunmaya baþlar ve hemen kapatýlýr. Daha sonra 1929 yýlýna kadar ciddi bir çevreden pek söz edilemez. 1933 ve 1935'te farklý komünist çevrelerin de izine rastlanýr. Es-Sahife grubunun eski üyeleri, Beyrut Komünist Komitesi'nden gelenler, Moskova Doðu Ýþçileri Üniversitesi'nde eðitim alanlar, Komintern'in kurduðu Anti-Emperyalist Birlik'in üyeleri bu çeþitli bileþenlerinin bir kýsmýdýr. Irak'taki komünist örgütlenmenin asýl dönemeci Baðdat, Basra ve Nasýriye'de bulunan tüm siyasal çevrelerin birleþik bir kongre toplamakta anlaþmasýyla alýnýr ve 8 Mart 1935 yýlýnda Baðdat'ta "AntiEmperyalist Birlik" adý altýnda Irak Komünist Partisi kurulur. Komintern'in o tarihlerde Stalinist bürokrasinin bir oyuncaðýna dönüþmesine karþýn IKP'nin ilk dönemleri Komintern'in resmi çizgisinden bir hayli uzakta devrimci Marksizm'e yakýn bir hattadýr. Birlik illegal çalýþma konusunda deneyimsizlikten ve gerekli disiplinin yokluðundan hýzla darbe alýr. Birlik'in çýkardýðý Kifah-iþ-Þaab gazetesi 1935 yýlýnda kapatýlýr ve gazeteyi çýkartan önderler tutuklanýr. IKP'nin politikalarýnda ciddi bir sapma bu süreçten sonra gözlemlenmeye baþlanýr. IKP'nin çizgisi Moskova'da 3 yýl eðitim gördükten sonra Irak'a dönen Yusuf Salman Yusuf tarafýndan tamamen deðiþtirilir. Kremlin'deki bürokrasi IKP'ye müdahale etmiþtir, bu da IKP'nin Stalinistleþtirilmesi anlamýna gelmektedir. IKP, giderek SSCB'nin Irak gibi önemli bir ülkedeki dýþ politika aracýna dönüþecektir. Mayýs 1941'de, Ýkinci Dünya Savaþý sürecinde Irak'a Ýngiltere saldýrýsý baþlar. IKP, halký Ýngiltere'ye karþý rejimle güçlerini birleþtirmeye çaðýrýr. Komintern'in politikasý bu yöndedir, zira henüz StalinHitler paktý devam etmekte olup Ýngiltere düþman kamptadýr. Daha sonraysa Nazi Almanyasý SSCB'yi iþgale baþlar ve Stalin-Hitler paktý bozulur. Bunu takiben SSCB hýzla saf deðiþtirerek Nazilerle savaþan Ýngiltere ile müttefiklik iliþkisini baþlatýr. Komintern'in resmi çizgisi haline gelen Ýngiltere ile sözde anti-faþist ittifak politikasý tüm KP'ler tarafýndan kabul edilecek ve bunun gereði olarak IKP Ýngiltere'nin Irak'taki emperyalist iþgaline karþý çýkmak bir yana destek verecektir. IKP bu "U" dönüþünü bir özeleþtiri ile gerçekleþtirecektir. 1940-50'ler: Ýþçi Sýnýfý'na Ýhanet, Moskova'ya Tam Sadakat! IKP'nin Stalinist çizgisinin emekçilere ve devrime ihaneti Mayýs 1942'de parti gazetesinde yayýnlanan satýrlarda çok net okunmaktadýr: “Partimiz, þimdi Nazizm'e karþý savaþmakta olan Britanya ordusunu bir kurtuluþ ordusu olarak görmektedir… Bu yüzden, Irak'ta mümkün olan her yolla Britanya ordusuna yardým etmeliyiz.” Parti bu ihanetinden sonra çok sayýda militan ve taraftarýný kaybeder. 1945'e gelindiðinde ilk kongre gerçekleþtirilir. Kongrede yurtsever politikalar ve çeþitli demokratik talepleri birleþtiren 'ulusal bildirge' kabul edilir. Ýþçi sýnýfýnýn devrimci rolünü yok sayan 'Ulusal bildirge'de sosyalist hedeflerden bahsedilmez. Mücadelenin yönü ulusal kurtuluþ mücadelesi ve demokratik haklarla sýnýrlanýr; hedefler 'ulusal burjuva devrimi' aþamasýyla uyumlu kýlýnacaktýr.

25


MARKSiST BAKIs

Nazi Almanya'sýnýn II. Dünya Savaþý'ný kaybedeceði kesinleþtiði anda IKP Britanya emperyalizmine karþý takýnýlacak tutumda yeni bir "U" dönüþü daha gerçekleþtirir. Artýk, Britanya'nýn Irak'taki varlýðý aðýr bir dille eleþtirilmektedir, çünkü Naziler'in yenilgisi kesinleþmiþ, Soðuk Savaþýn ilk belirtileri ortaya çýkmýþtýr. Bu durumda IKP'nin kaderine "sosyalist anavatanýn" çýkarlarý uðruna bir kez daha maymun edilmek düþecektir. IKP'nin Ýngiliz emperyalizmine bir kez daha karþý koymasýnýn ardýndan partiye karþý Ýngiltere ile anlaþan mevcut rejimin baskýsý sertleþecek, bir çok üye ve üst düzey kadro tutuklanacaktýr. Ne var ki IKP geliþmeye baþlamýþtýr ve hýzla etkinliðini arttýracaktýr. Önemli konumlardaki tüm sendika yöneticileri IKP üyesidir. 1945-47 arasýnda sendikal haklar, ücret artýþlarý ve Ýngiltere'nin varMayýs 1941'de, Ýkinci Dünya Savaþý lýðýna karþý ulusal sürecinde Irak'a Ýngiltere saldýrýsý baþlar. b a ð ý m s ý z l ý k IKP, halký Ýngiltere'ye karþý rejimle güçlerini talepli ilk kitlesel birleþtirmeye çaðýrýr. Komintern'in politikasý grevler örgütlenir. bu yöndedir, zira henüz Stalin-Hitler paktý Hükümet bu devam etmekte olup Ýngiltere düþman kamp- grevlere ücret tadýr. Daha sonraysa Nazi Almanyasý artýþlarýný kabul SSCB'yi iþgale baþlar ve Stalin-Hitler paktý ederek cevap bozulur. Bunu takiben SSCB hýzla saf verir, ama grevler deðiþtirerek Nazilerle savaþan Ýngiltere ile biter bitmez müttefiklik iliþkisini baþlatýr. Komintern'in sendika baþkanresmi çizgisi haline gelen Ýngiltere ile sözde larý tutuklanýr ve anti-faþist ittifak politikasý tüm KP'ler s e n d i k a l a r tarafýndan kabul edilecek ve bunun gereði daðýtýlýr. olarak IKP Ýngiltere'nin Irak'taki emperyalist Ýngiltere'nin Irak'ý iþgaline karþý çýkmak bir yana destek vere- sömürgesi olarak cektir. IKP'nin Stalinist çizgisinin emekçilere tutacaðý bir anlaþve devrime ihaneti Mayýs 1942'de parti manýn tasarlangazetesinde yayýnlanan satýrlarda çok net masýyla protestolar yeniden okunmaktadýr: “Partimiz, þimdi Nazizm'e karþý savaþ- a l e v l e n i r . makta olan Britanya ordusunu bir kurtu- Eylemler anlaþprotesto luþ ordusu olarak görmektedir… Bu yüz- mayý eden öðrencilerin den, Irak'ta mümkün olan her yolla gösterileriyle Britanya ordusuna yardým etmeliyiz.” baþlar. Ocak 1948'de Baðdat monarþiye karþý yapýlan en kitlesel ayaklanmaya sahne olur. Halk monarþiden nefret etmektedir. Ocak sonunda ayaklanmalar doruk noktasýna ulaþýr ve fabrikalarýndan çýkan iþçilerle köylerinden sokaklara dökülen köylüler biraraya gelir. IKP eylemleri aktif olarak örgütlemekte ve eylemlerde 'monarþiye son verilmesi ve bir cumhuriyet kurulmasý'ný talep eden döviz ve pankartlar taþýmaktadýr. Monarþi ayaklanmayý kolluk kuvvetlerinin sert müdahalesi ile durdurmaya çalýþýr ve onlarca eylemci katledilir. Ancak hareket geri çekilmez ve baþka bölgelere sýçrayarak, güçlenerek devam eder. 27 Ocak'taki kitlesel protesto eylemine müdahale için hükümet polise ateþ açma emrini verir ve dört yüze yakýn insan katledilir. Bu katliamdan sonra bile protestolar kesilmeyecek ve baþbakan Ýngiltere'ye kaçmak zorunda kalacaktýr. Eski hükümetin devrilmesinden sonra Irak'ta yeni bir hükümet kurulur ama rejim tüm toplumsal desteðini yitirmiþtir. Gösterilere ve göstericilere karþý devlet

26

terörüne devam edilir. Eylemler ve protestolar 15 Mayýs 1948'te sýkýyönetim ilan edilmesine kadar aralýksýz devam edecektir. Rejimin sýkýyönetim ilanýna cevap vermeyen IKP, taraftarlarýnda büyük moral bozukluðuna neden olurken asýl büyük þok Filistin'in bölünmesi ve Ýsrail'in kuruluþu karþýsýnda partinin aldýðý tutumda ortaya çýkar. ABD ve SSCB'nin uzlaþmasý temelinde Ýsrail devleti projesi hayat bulur. Yeni devleti 1948'de ilk tanýyan devlet de Stalin'in SSCB'sidir. IKP, Moskova'nýn dayatmalarýna boyun eðecek ve 6 Temmuz 1948'de "Filistin'in bölünmesi ve Ýsrail devletinin kurulmasý" politikasýný kabul edecektir. Yüzlerce militan hareketin kaybedilmesinin acýsý ve bu ihanete duyduðu öfkeyle partiden ayrýlýr. BAAS'ýn Rolü SSCB, Temmuz 1955'te Mýsýr'ýn "Hür Subaylar"ý (üç yýl önce monarþiyi bir darbeyle yýkmýþlardýr) ile bir silah anlaþmasý imzalar. Komintern, Batý emperyalist güçleriyle çeliþki içinde olan Arap milliyetçiliðini kendisi için uygun bir fýrsat olarak görmüþtür. Bu anlaþmadan sonra IKP, Mýsýr'da iktidarda olan Baas'ýn lideri Nasýr'ýn pan-Arap milliyetçisi çizgisinin yýlmaz savunucusu olacaktýr! Eylül 1956'da düzenlenen ikinci parti konferansýnda bu politika, resmi parti politikasý haline getirilir: “Acil görev, Irak'ýn Arap özgürlük hareketinden tecrit edilmiþliðini ortadan kaldýrmak ve baðýmsýz, yurtseverce bir Arap politikasý geliþtirmek amacýyla yurtsever bir hükümet kurmaktýr.” SSCB'nin Baas ile arayý iyi tutmasý karþýsýnda Batýlý emperyalistler 'Baðdat Paktý'ný (ABD, Irak, Ýran, Pakistan ve Türkiye) örgütlerler ve ardýndan Nasýr'ýn Mýsýr'a karþý açýlan savaþ Irak içinde protesto gösterileriyle karþýlanýr. Hükümetin gösterilere aðýr müdahalesi ve Arap milliyetçisi politika, Þubat 1957'de Birleþik Ulusal Cephe (BUC) kurulmasýna fýrsat saðlar. Cephenin bileþenleri IKP, Ulusal Demokratik Parti (Irak'ýn milliyetçi, anti-monarþik burjuva partisi), Baas Partisi (50'lerin baþýnda pan-Arap milliyetçiliði ilkesiyle kurulmuþtur) ile baþka ufak siyasi gruplardýr. IKP, Stalinist sýnýf iþbirlikçiliði politikalarý çerçevesinde burjuvaziyle ittifak yapmaktan çekinmeyecek, Mýsýr'a açýlan savaþ sonrasýnda Irak'ta patlama yapan antiemperyalist tepkiyi burjuva Arap milliyetçilerinin eline teslim edecektir. Savaþ karþýtý muhalefeti devrimci bir çizgiye taþýmak bir yana, emekçi sýnýflarýn Arap milliyetçisi zehirle bulanmasýna önayak olacaktýr. 1958: Irak Tarihinde Bir Dönüm Noktasý Yine 1957'de, Birleþik Ulusal Cephe'yle ayný amaçlar doðrultusunda ordunun üst kademelerinde de bir birlik oluþturuldu: "Hür Subaylar". Hür Subaylar, bir yandan toprak sahiplerine ve saray etrafýnda toplanan rüþvetçi, kaymak tabakaya öfke, iðrenme ile bakarken; bir yandan da Ýngiltere'nin ülke içinde hegemonyasýna ve Irak'taki mevcut rejimin Nasýr'a karþý ABD'yi desteklemesine karþý büyük bir kin duyuyorlardý. Orduda alttan alta geliþen bu kaynaþma rejimi devirecek bir cuntanýn giderek güçlenmesini beraberinde getirdi. Tugay komutaný Abdülkerim Kasým liderliðindeki 'Hür Subaylar' askeri bürokrasi içinde sevinçle karþýlanacak, ordunun her kademesinde yer edinmek açýsýndan sorun


MARKSiST BAKIs yaþamayacaktýr. Þubat 1958'de Suriye Baasçýlarý ile Nasýr, Suriye'yle Mýsýr'ýn birleþmesi üzerine anlaþmaya varýrlar ve halkýn coþkulu kutlamalarý eþliðinde Birleþik Arap Cumhuriyeti'ni (BAC) kurarlar. Bu birlikteliðin görünen yüzünde, Arap birliðinin temellerinin atýlmasý ve Batý yanlýsý rejimleri yalnýz býrakmak bulunurken, görünmeyen yüzünde komünist partilerin tabanlarýna ve oy potansiyellerine duyulan korku yatmaktadýr. Keza, Suriye Baas Partisi'nin gelecek seçimlerde iktidarý alamayacaðýna, hatta Komünist Parti'nin epey gerisinde kalacaðýna kesin gözüyle bakýlmaktadýr. Ayrýca uluslararasý arenada SSCB de Baasçýlara tavýr almaktadýr, çünkü Baasçýlar Batýlý emperyalistlere tavýr almýþ olsa da SSCB'den de baðýmsýz olarak kendi hegemonyasýný örgütleyecek güçlü bir Arap devleti projesine imza atmak istemektedirler. Bu durumda Nasýr'ýn fenomen olduðu Baas hareketinde SSCB'nin karþýtlýðý ABD'yi aratmayacaktýr. 14 Temmuz 1958'de "Hür Subaylar" Irak yönetimine askeri bir darbeyle el koydular. Irak monarþisi yýkýlýr ve kraliyet ailesi mensuplarý öldürülür. Monarþinin devrilmesinin yarattýðý etkiyle tüm Irak'ta halk coþkuyla sokaklara dökülür ve kitlesel gösteriler patlak verir. Baðdat'ta en az 100 bin kiþinin sokaklara döküldüðü dillendirilmektedir. Bu gösteriler monarþi yanlýlarýnýn cesaretlerini kýrarken, darbeyi devirmeyi planlayanlarýnda hayallerini suya düþürmekteydi. Gösterilerin kendiliðinden sokaklara dökülen halk tarafýndan yapýldýðý tüm gözlemciler tarafýndan kabul edilmekteydi. 'Devrim' olarak anýlan bu süreç, ülke içinde inanýlmaz bir popülariteye sahipti. Devrimin ürünü olan yeni hükümet ise, askeri ve siyasi kadrolarýn bir karýþýmý niteliðindeydi. Baþbakanlýða 'Hür Subaylar'ýn komutaný Abdülkerim Kasým getirilirken, baþbakan vekilliði Albay Abdülselam Arif'e verilmiþti. Ancak hükümette ne Irak Komünist Partisi'nin, ne de Mustafa Barzani'nin Kürdistan Demokrat Partisi'nin temsilcileri bulunmaktaydý. Hükümet, devrimden aldýðý güçle ülkenin her tarafýndaki siyasi tutuklularý serbest býraktý. Toprak reformu yasasý birkaç ay içerisinde kabul edildi ve kademeli vergi sistemi konuldu. Baðdat Paktý'ndan çýkýldý ve Ýngiltere'nin askeri üstleri boþaltýldý. Yýllardýr illegal olan iþçi ve köylü sendikalarý yasallaþtýrýldý. Bu reformlarý izleyen aylarda devlet teþkilatýnýn o kadar da güçlü olmadýðý ortaya çýktý. Yeni Irak ve tepesinde oturan Kasým, iç ve dýþ politika konusunda hareket alanýný seçmekle karþý karþýya kaldý. Irak içinde ülkenin özel ticaret ve sanayi sermayesinin yüzde 56'sýný 23 aile kontrol etmekteydi. Petrol kaynaklarý, Ýngiltere'nin sahip olduðu Iraq Petroleum Company'in elindeydi. Ve kýrsal bölgelerde Ýngiltere ile iþbirliði içinde çalýþan büyük mülk-toprak sahipleri bulunmaktaydý. Bu dönemde ülke içinde iki temel ayrým göze çarpmaya baþladý. Suriye ve Mýsýr'la hemen birleþilmesini savunan Baþbakan vekili Arif'in liderliðindeki pan-Arap milliyetçileri (Baasçýlar) ve onlarýn karþýsýnda ülkenin ulusal kaynaklarýyla geliþmesini savunan liberaller, komünistler ve Kasým bulunmaktaydý. Özellikle IKP'nin politik çizgisinin temellerini ortaya koymak açýsýndan belli tespitler yerinde olacaktýr. IKP, Temmuz günlerinin devamýnda üye sayýsýný 27 bine çýkartarak ülke içinde önemli noktalarý kontrol edecek duruma gelmiþtir. Taleplerini devrimci bir mücadele perspektifiyle yürütmek bir yana, Kasým'ý ilerici hatta devrimci ilan ederek ittifak yollarý aramaktadýr. Komünist saflardaki binlerce militan, Kasým ve iktidarýnýn politik manevralarýna mahkum edilecek ve IKP militanlarý çok aðýr darbelere maruz kalacaðý süreçlerle karþýlaþacaktýr. Ayrýca IKP'nin, Nasýr'ýn Mýsýr'ý ile birleþmeye olanca gücüyle karþý çýkmasýnýn arkasýnda Moskova politikalarý yatmaktadýr. Nasýr'ý ABD karþýsýnda ittifak olan seçen Moskova, Nasýr'ýn kendi baþýna hareket edebilecek bir güç olup kontrolden çýkmasýný da istememektedir. Moskova çizgisine politik kýlýf hazýrdýr. Ýþte IKP'nin önemli liderlerinden Aziz el-Hacý'nýn sözleri: “Biz þu noktada, diðer Arap ülkelerindeki iþçiler, tüccarlar ve kapitalistler zararýna Mýsýr ulusal burjuvazisinin büyümesini ve geniþlemesini saðlayacak olan, demokratik olmayan bir birleþmeyi destekleyemeyiz… Dolayýsýyla, þu aþamada, Irak ulusal burjuvazisi ve onun geliþmesi yararýna mücadele etmek bizim açýmýzdan çok doðal ve yerindedir.” Bu arada Mýsýr ile pan-Arap ideali temelinde birleþme yanlýlarý ile karþýtlarý arasýndaki gerilim giderek kýrýlmaya doðru yol almaktadýr. Baas Partisi'nin kurucusu ve teorisyeni Miþel Eflak ve Eflak'ýn en büyük destekçisi Baþbakan vekili Abdülselam Arif ülke çapýnda düzenledikleri mitinglerde Arap birliði BAC'a katýlýnmasý yolunda geniþ kitlelere hitap ediyor ve büyük destek saðlýyordu. Kasým, Baas lideri Eflak'ýn ve Arif'in kontrolden çýkan baðýmsýz gücünden, halk desteðinden korkar ve aðýr bir saldýrýya giriþir. Baþbakan vekili Abdülselam Arif, 'anavatanýn güvenliðine karþý komplo düzenlemekten' tutuklanýr ve ömür boyu hapse mahkum edilir. Kasým sadece Arif'in ipini çekmekle kalmaz ve sokaklarda pan-Arap milliyetçilerine (Baasçýlara) karþý aðýr bir sürek avý baþlar. Bu avý sürdüren siyasi aktörler IKP militanlarýdýr. Pan-Arap milliyetçisi iþçiler sendikalardan kovulur. Mart 1959'da Musul'da en etkili pan-Arap askeri gücü olan Beþinci Tugay subaylarýnýn baþýný çektiði askeri isyan yenilgiye uðratýldý. Bu kanlý müdahalelerde IKP'nin oynadýðý rol nedeniyle, sadece Irak özelinde deðil tüm Ortadoðu'da geniþ emekçi yýðýnlarýn gözünde komünistler ve komünizm aðýr þekilde karalandý.

IKP'nin siyasal çizgisindeki kaypaklýðýn mutlak bir teslimiyetçiliðe dönüþmesi bile Kasým(resimdeki) rejimini durdurmadý. Temmuz ve Aðustos 1959'da yüzlerce komünist tutuklandý, parti üyesi ve sempatizaný yüzlerce insan iþkencelerden geçirildi ve katledildi. IKP liderleri antikomünist kampanyaya raðmen rejimi ve Kasým'ý desteklemeye devam etti.

27


MARKSiST BAKIs

Kasým, ülke içinde görece geniþ reformlar yapmaya devam etti. Ama bu reformlarýn toplumdaki üretici sýnýflarýn hayatýnda saðladýðý iyileþtirmeler kýsa süreli oldu. Reformlarýn geçiciliðinin en temel kanýtý topraksýz köylülerin hayat standardýndaki aynýlýktý. IKP, tarým reformunu tüm aksaklýklarýna raðmen olanca gücüyle destekliyordu. Oysa müsadere edilen topraklarýn bedeli, yoksul köylülerin ödeyemeyeceði kadar yüksekti ve yararlanýlabilecek kredi benzeri araçlarda yoktu. Yoksul köylüler arasýnda huzursuzluk giderek artýyordu. IKP bu durumu hükümete kendi temsilcilerinin seçilmesinin bir fýrsatý olarak gördü ve topraksýz köylüler arasýnda örgütlenmeye baþladý. Mayýs 1959'a gelindiðinde sayýlarý 3.500 civarýnda olan köylü kooperatifinin yüzde 60'ýndan fazlasý IKP'nin kontrolündeydi. IKP, Baasçýlarýn bastýrýlmasýnýn ardýndan kendisine büyük güven duyuyordu. Ýktidara isyanlarýn bastýrýlmasýnda verdiði desteðin partiyi Kasým'ýn gözünde saygýn bir müttefik yaptýðýný düþünmekteydiler. Gerçekten de orduda ve bürokrasi içinde de IKP hatýrý sayýlýr bir desteðe sahip hale gelmiþti. IKP'nin güç gösterisi Nisan 1959'da baþlayan protesto gösterilerinin ardýndan Baðdat'ta düzenlenen 500 bin kiþilik dev 1 Mayýs gösterisi ile doruk noktasýna ulaþtý. Kasým ise bu süreçten hiç memnun deðildi. IKP'nin ulaþtýðý güç sadece Kasým'ý deðil ABD ve SSCB'yi de ürkütmüþtü. Oysa IKP'nin çizgisi son derece teslimiyetçi ve ýlýmlýydý. Dev 1 Mayýs gösterisinin temel sloganý 'Yaþasýn lider Abdülkerim Kasým!-Komünistler Hükümete!' idi. Bu kaypak çerçevesinde hareket eden IKP'yi korkutucu kýlan arkasýndaki kitle dinamizmiydi. Washington ve Londra hemen harekete geçerek Kasým'a silah satýþýný yeniden baþlattý. Ayný süreçte Moskova'dan Baðdat'a gelen bir elçi, Nikita Kruþçev, Kasým rejiminin istikrarsýzlýða sürüklenmemesi yolundaki Moskova talimatýný IKP'ye iletti. IKP 'barýþ içinde bir arada yaþama' politikasýna uyarak tarým reformuna karþý olmakIKP'nin tarihi ihanetler, tan ve hükümete girme taleplerinden vazgeçti! zikzaklar ve yalpalamalarla IKP'nin siyasal çizgisindeki kaypaklýðýn mutlak bir teslimiyetçiliðe dönüþmesi bile doluydu. Kitlelelerin hasretihükümeti durdurmadý. 1 Mayýs'ýn hemen arkasýndan komünist fikirleri savunanlarý 7 yýl ni çektiði kapitalizme karþý ile ömür boyu hapis cezasýyla cezalandýrýlmayý öngören eski ceza yasasýný tekrar yürür- uzlaþmaz devrimci çizgi lüðe koydu. Temmuz ve Aðustos 1959'da yüzlerce komünist tutuklandý, parti üyesi ve IKP'nin kitabýnda olmayan sempatizaný yüzlerce insan iþkencelerden geçirildi ve katledildi. Kasým hükümeti, þeylerdi. Emekçilerin en Komünist Partisi dýþýnda kalan tüm partileri yasallaþtýran bir tasarýyý kabul etti. Partinin enerjiklerini her defasýnda gençlik -1959 ilkbaharýnda yaklaþýk 84 bin üyesi olan- örgütü polis tarafýndan zorla büyük hayal kýrýklýklarý ve daðýtýldý. Anti-komünist kampanya sýrasýnda, 1960'da 6 bin iþçi iþten çýkarýldý. IKP lider- acýmasýz bir devlet terörü leri anti-komünist kampanyaya raðmen rejimi ve Kasým'ý desteklemeye devam etti, bekliyordu. 'Ulusal burjuvaIKP'nin siyaseti açýk bir intihara dönüþmüþtü. Kasým'a düzenlenen bir suikast giriþimin- zi'ye atfedilen 'burjuva den ardýndan (Kasým suikastten sað çýkmýþtý) düzenlenen geniþ çaplý gösterilerde IKP þu devrim' görevi, yani sloganlarý yükseltmiþti: ekonomik, demokratik talep'Düzenin korunmasý için hükümetle el ele', 'Cesur köylüler, halkýnýz için daha fazla buð- lerin uygulanmasý gerçekday üretin', 'Çalýþkan iþçiler, daha fazla üretin', 'Yaþasýn Albülkerim Kasým Önderliðinde- leþmemiþti. Stalinizmin, ki Halk, Ordu ve Hükümet Dayanýþmasý!' Marksist teoriden en temel IKP, Temmuz devrimindeki tutumuyla halkýn, toprak mülkiyeti meselesinde yoksul sapmasý, aþamalý devrim köylülerin ve aðýr devlet terörüne cevap vermeyerek kendi militaný olan binlerce gencin anlayýþý, Irak'taki mücadeve iþçi önderlerinin gözünde prestijini kaybetmiþti. IKP'nin tarihi ihanetler, zikzaklar ve lenin geleceðini etkiliyordu. yalpalamalarla doluydu. Kitlelelerin hasretini çektiði kapitalizme karþý uzlaþmaz devrimci çizgi IKP'nin kitabýnda olmayan þeylerdi. Emekçilerin en enerjiklerini her defasýnda büyük hayal kýrýklýklarý ve acýmasýz bir devlet terörü bekliyordu. 'Ulusal burjuvazi'ye atfedilen 'burjuva devrim' görevi, yani ekonomik, demokratik taleplerin uygulanmasý gerçekleþmemiþti. Stalinizmin, Marksist teoriden en temel sapmasý, aþamalý devrim anlayýþý, Irak'taki mücadelenin geleceðini etkiliyordu. SSCB'nin IKP'ye verdiði yön her defasýnda uçurumlara çýktý. Devrim perspektifinden vazgeçildiði on yýllar boyunca burjuvaziye ilerici rol tayin ediliyordu. Irak'ta farklý mezheplere ve ýrklara sahip uluslarýn sorunlarý hala yakýcýlýðýný koruyordu ve keskin sýnýf çeliþkileriyle toplum kaynamaya devam ediyordu. Buna karþýn burjuva programýn ötesinde baðýmsýz sýnýf tavrýný gerçekleþtirmeye yeltenmedi IKP. Ancak ülke tarihinde en önemli dönemeç olan Temmuz devrimi kaybedilmiþti ve IKP'nin ataleti yüzünden 1963'teki sürece de devrimci bir yanýt verilemeyecekti. 1963-1990: Askeri Darbeler Tarihi, Baas Partisi ve Milliyetçiler 8 Þubat 1963'te gerçekleþtirilen bir askeri darbeyle Abdülkerim Kasým rejimi yýkýldý ve Kasým hemen idam edildi. Yeni hükümetin baþýna ise, Temmuz Devrimi'nin iki numaralý lideri ve Kasým'ýn 'ülkeye ihanet'ten hapse týktýðý Abdülsalem Arif getirildi. Yeni koalisyon hükümetinde egemen güç Baas Partisi'ydi. IKP, askeri darbeyi 'Silah baþýna! Gerici, emperyalist komployu boþa çýkarýn!' sloganýyla halký ayaklanmaya çaðýrarak karþýladý. Ülkenin çeþitli yerlerinde gösteriler düzenlendi, ordu elinde sadece sopalar olan göstericilere ateþ açarak yüzlerce kiþiyi katletti. Bu katliamdan sonra komünist direniþ ülkenin her yerinde kýrýldý. IKP, ektiði teslimiyetçi politikalarýn sonuçlarýný biçiyordu! Darbenin silahlý gücü, Devrim Komuta Komitesi'nin 13 numaralý bülteni halký katletme yetkisi veriyordu: “Askeri birlik, polis gücü ve Ulusal Muhafýz birimleri komutanlarýna, barýþý bozan herkesi ortadan kaldýrma yetkisi verilmiþtir. Halkýn sadýk çocuklarý, bu suçlularýn yerini bildirmekte ve onlarý temizlemekte yetkililerle iþbirliði yapmalýdýrlar.”

28


MARKSiST BAKIs 8 Þubat'tan, 10 Þubat gecesine kadar 1500 ila 5000 kiþi öldürülmüþtü ve bunlarýn 350'si komünistti. Partinin genel sekreteri Hüseyin er-Radi 20 Þubat'ta tutuklandý ve dört günlük aðýr iþkenceden sonra can verdi. Partinin sonraki iki sekreteri Cemal er-Haydari ve Muhammed Salih el-Ebelli de 21 Temmuz'da tutuklanýp idam edildiler. 1963 yýlýnda, toplam 19 kiþilik parti merkez komitesinden 7 kiþi hükümet tarafýndan öldürülmüþtü. Yasal olarak idam edilen komünistlerin sayýsý 150 civarýndayken, yargýsýz infazlarýn sayýsý tahmin edilemiyordu. Baasçýlarýn, komünistlerin isim ve adreslerini CIA elinden aldýklarý Ürdün Kralý Hüseyin'in aðzýndan da teyit edilecekti. Komünistler ve IKP, 1949'dakinden daha karanlýk bir tabloyla karþý karþýyaydý. IKP, aldýðý aðýr darbelerden sonra artýk ülke siyasetinde etkili bir figür olmaktan çýkmýþtý. Ama devrim için geçmiþin facialarla sonuçlanan hatalarýndan bir sonuç çýkarmamýþtý. IKP'nin ayný teslimiyetçiliði, düzene soldan yamanmayý tekrarlayacaðýný zaman gösterecekti. Abdülsalem Arif'in bir kaza sonucu ölmesinin ardýndan iktidara kardeþi Abdülrahman Arif geçti ve Temmuz 1968 darbesine kadar iktidarda kaldý. 17 Temmuz 1968'de Baas Partisi ve ordunun iþbirliðiyle bir darbe daha yapýldý. Darbe sokaða çýkma yasaðý ilan etme gereði bile duyulmadan gerçekleþtirilmiþti. Yeni hükümet baþkanlýðýna Ahmed Hasan el-Bekir getirilecekti. El-Bekir'le birlikte siyaset sahnesine çýkan önemli figür ise Saddam Hüseyin'di. Saddam Hüseyin iktidar hýrsýyla, çalkantýlý iktidar dönemlerini fýrsat bilecek, 1970'li yýllar boyunca azimle didinerek rakiplerini eleyecek ve iktidara yerleþecekti. Keza 1979 Þubat'ýnda El-Bekir'i devlet baþkanlýðýnda azletti ve iktidara geçti. Moskova'nýn ve tabii ki IKP'nin politik hattý, 1969'da SSCB ve Irak hükümeti arasýnda imzalanan petrol anlaþmasýyla tekrar belirlendi. IKP, Baas Partisi'yle müzakere masasýna oturdu. Müzakereler 1970 ortasýnda Baasçýlar tarafýndan birdenbire kesildi ve yine yüzlerce komünist tutuklandý, onlarcasý katledildi. 1971 sonbaharýnda Iraq Petroleum Company'nin millileþtirilmesi ve Baðdat ile Moskova arasýnda 'stratejik ittifak' kurulmasýnýn ardýndan IKP rejimle tekrar görüþmeye baþladý. Ama bu görüþmeler tutuklama dalgalarýyla, 'müzakere'lere katýlan parti önderlerinin katledilmesiyle ve tabandaki kadrolarýn iþkencelerden geçirilmesiyle sürekli kesintiye uðruyordu! 1972-73 sürecinde ise IKP, Saddam Hüseyin'i Baas Partisi'nin içindeki en solcu kiþi olarak tanýmlýyor ve Irak'ýn 'Fidel Castro'su olarak betimliyordu. Þubat 1974'te IKP, tüm illegal iþyeri örgütlerini feshedip, 1974-75'te Kürt halkýna karþý yürütülen kanlý savaþta dahil olmak üzere, Baasçýlarýn tüm eylemlerini destekledi. Bu politika 1979'da Saddam Stalinizmin Ortadoðu’da Hüseyin'in komünistlerin desteðine ihtiyaç duymayacaðý zamana kadar devam edecekoldukça kötü bir mirasý var. ti. 1979-81 yýllarý arasýnda tahminen 25-30 bin kiþi tutuklandý, yüzlerce insan devlet Stalinizm sayesinde uzun yýltarafýndan katledildi ya da 'kaybedildi'. IKP, 1979'daki aðýr saldýrýnýn ardýndan yok olma lar solun mevzileri olmuþ yersürecine girecektir. lere bugün Ýslamcýlar yerleþmiþ Artýk sahnede Saddam Hüseyin vardý. ABD'nin kýþkýrtmasýyla Irak ordusu Ýran'a durumda. Sol bir bütün olarak saldýracak, tam sekiz yýl sürecek olan savaþta milyonlarca insan ölecekti. SSCB bu oldukç gerilemiþ durumda. süreçte alttan alta Irak'a destek vermekte sakýnca görmedi. Ýran-Irak Savaþýnýn tüm külAma, þunu biliyoruz ki kapitaleri dahi soðumadan, Kürtlere, Þiilere yönelik korkunç katliamlarýn hemen ardýndan lizm var oldukça devrimcilere Saddam, ABD'nin teþvikiyle bu sefer de Kuveyt'i iþgal etti. Ýkili oynayan ABD kapýlar asla kapanmaz. Yeter emperyalizmi Kuveyt'in iþgalini bahane ederek Irak'a saldýrdý. Saddam'ý iktidardan ki sabýrlý ve inatçý bir mücadeindirmeyen ABD Irak üzerinde kalýcý etki sahibi olmaya oynuyordu kuþkusuz. Artýk leyle devrimci Marksizmin SSCB yoktu, IKP ise resmen olmasa da fiilen tükenmiþti, beraberinde iþçi hareketi ve temiz bayraðýný yükseltelim. komünizmi tüketerek.

Özge SARIHAN

29


MARKSiST BAKIs

PARTÝ ÖRGÜTÜ ve PARTÝ EDEBÝYATI […] Bu parti edebiyatý ilkesi nedir? Sosyalist proletarya açýsýndan edebiyat, bireyler ya da topluluklar için bir zenginleþme aracý olmamalýdýr diyemeyiz sadece; edebiyat proletaryanýn genel davasýndan baðýmsýz, bireysel bir “Yalnýz polis baskýsýndan deðil, ama sergiriþim olamaz mayenin de egemenliðinden, tüccarlýktan, kesinlikle. dahasý, burjuva-anarþist bireycilikten arýnKahrolsun parmýþ, özgür bir basýn yaratmak istiyoruz, tisiz yazarlar! yaratacaðýz da.” Kahrolsun edebiyatýn üstün insanlarý! Edebiyat, proletaryanýn genel davasýnýn bir parçasý haline gelmeli, bütün proletaryanýn politik olarak bilinçli bütün öncüleri tarafýndan harekete geçirilen o tek ve büyük Sosyal-Demokrat* mekanizmanýn "küçük bir çarký ve vidasý" olmalýdýr. "Her benzetmede bir kusur vardýr" der bir Alman atasözü. Benim edebiyatý bir diþliye, canlý bir hareketi, bir mekanizmaya benzetiþim de öyle olabilir. Fikirlerin özgürce çarpýþmasýný, eleþtiri özgürlüðünü, edebi yaratým özgürlüðünü, vs., vs., alçaltýyor, öldürüyor, "bürokratlaþtýrýyor" diye böyle bir benzetme karþýsýnda çýðlýðý basacak isterik aydýnlar bulunacaktýr belki de. Ancak bu gibi çýðlýklar, burjuva aydýn bireyciliðinin bir ifadesinden baþka bir anlama gelmeyecektir. Edebiyatýn, mekanik bir ayarlamaya ya

30

da ayný bir düzen içine konmaya, çoðunluðun azýnlýk üzerinde baský yaratmasýna açýk olmadýðý, su götürmez bir gerçektir. Bu alanda kiþisel giriþkenliðe, bireysel eðilimlere, düþünce ve hayal gücüne, biçim ve içeriðe kesinlikle daha geniþ yer verilmesi gerektiði de kuþku götürmez. Bunlarýn hiçbiri yadsýnamaz; ama bütün bunlar, proletarya partisi davasýnýn edebi cephesinin, öbür cepheleriyle mekanik bir biçimde bir tutulamayacaðýný gösterir sadece. Ancak bu da, burjuvaziye ve burjuva demokrasisine yabancý ve garip gelen, edebiyatýn mutlaka, ister istemez Sosyal-Demokrat Parti çalýþmasýnýn bir öðesi olmasý gerektiðini, bu çalýþmanýn bütün öbür öðelerine ayrýlmaz bir biçimde baðlý olduðu gerçeðini ortadan kaldýrmaz. Gazeteler, çeþitli parti örgütlerinin organlarý haline gelmeli ve bu gazetelerin yazarlarý mutlaka bu örgütlerin üyesi olmalýdýrlar. Yayýn ve daðýtým merkezleri, kitapçýlar ve kitaplýklar, kitapevleri ile benzer kuruluþlar, bütün bunlar, Parti denetimi altýnda olmalýdýr. Örgütlü sosyalist proletarya, bütün bu çalýþmalarý kendi gözetiminde bulundurmalý, baþtan sona denetlemeli ve ayrýmsýz, bütün her yere, yaþayan proletarya davasýnýn hayat dolu akýþýný götürmeli ve böylece, "yazarýn iþi yazmak, okuyucununki okumak" diyen o yarý Oblomovcu, yan bezirgân, eski Rus ilkesinin ayaklarýný yerden kesmelidir. Asya'ya özgü sansürün ve Avrupa burjuvazisinin yozlaþtýrdýðý edebi çalýþmalarýn böyle bir anda dönüþüme uðratýlabileceðini öne sürmüyoruz pek tabii. Ölçüleri belirli herhangi bir sistemi savunmak, ya da sorunu bir takým buyrultularla çözmeye kalkmak aklýmýzýn ucundan bile geçmez. Kupkuru þemalarýn uygulanmasý en az


MARKSiST BAKIs söz konusu olacak þeydir burada. Tüm partimiz ve Rusya'da siyasal bilinçli Sosyal-Demokrat proletaryanýn tümü, bu yeni sorunun farkýna varmalý, onu yakýndan tanýmalý ve her yerde çözmeye çalýþmalýdýr, aslýnda yapýlmasý gereken þey budur. Serfçi sansürün zincirlerinden kurtulan bizler, burjuva bezirgân edebi iliþkilerin tutsaðý haline gelmek istemiyoruz, gelmeyeceðiz de. Yalnýz polis baskýsýndan deðil, ama sermayenin de egemenliðinden, tüccarlýktan, dahasý, burjuva-anarþist bireycilikten arýnmýþ, özgür bir basýn yaratmak istiyoruz, yaratacaðýz da. Bu son sözler okuyucuya aykýrý ya da hakaretmiþ gibi gelebilir. Özgürlüðün coþkulu savunucusu birkaç aydýn "ne!" diye baðýracaklardýr belki de. Demek, siz yazý yazmak gibi alabildiðine ince, bireysel bir konuyu ortaklaþa denetim altýna almak istiyorsunuz! Bilimin, felsefenin ya da estetiðin sorunlarýný oy çoðunluðuyla iþçiler çözsün istiyorsunuz! Bütünlükle bireysel olan fikirsel çalýþmanýn mutlak özgürlüðünü inkar ediyorsunuz demek! Sakin olun, baylar! En önce, biz burada partili edebiyatý ve onun parti denetimine baðlýlýðýný tartýþýyoruz. Herkes hiçbir kýsýtlama olmaksýzýn dilediðince söyleyip yazmakta özgürdür. Ama, (parti dahil) bütün özgür kuruluþlar da, parti düþmaný düþüncelere sahip çýkmak için partiden yararlanan üyeleri kovmakta özgürdür. Söz ve basýn özgürlüðü tam olmalýdýr. Ancak, örgütlenme özgürlüðü de tam olmalýdýr. Ben söz özgürlüðü adýna sana haykýrma, yalan söyleme ve canýn ne istiyorsa onu yazma hakkýný tam olarak tanýmak zorundayým. Ama sen de örgütlenme özgürlüðü adýna bana þu ya da bu görüþlere sahip çýkan kimselerle biraraya gelme ya da ayrýlma hakkýný vermelisin. Parti, kendi düþmaný görüþlere sahip çýkan kimseleri kendinden arýndýrmadýkça önce ideolojik, sonra maddi açýdan çözülüp daðýlmasý kaçýnýlmaz olan özgür bir kuruluþtur. Partili görüþ1erle parti düþmaný görüþler arasýndaki sýnýrý belirleyebilmek için ortada parti programý, partinin taktik kararlarý ve tüzüðü, en sonunda da, pro-

letaryanýn uluslararasý özgür kuruluþ1arýnýn, uluslararasý SosyalDemokrasi'nin tüm deneyleri vardýr; proletarya partileri içinde bütünlükle tutarlý, tastamam Marksist, tümüyle doðru olmayan bireysel öðe ve eðilimler varolagelmiþtir hep, ama buna karþýlýk, bu partilerin kendi saflarý içinde hep dönem dönem "temizlikler" de olmuþtur. Ayný þey, burjuva "eleþtiri özgürlükçüsü" baylar, bizim Partimiz içinde de olacaktýr. Bir kitle partisi haline gelmek üzereyiz, açýk bir örgüt olmaya doðru hýzlý bir deðiþim geçiriyoruz; (Marksist açýdan) tutarsýz birçok kimse, hatta bazý Hýristiyan unsurlar, belki mistik kiþiler bile gelip aramýza katýlacaktýr, kaçýnýlmaz bir þey bu. Ama, midemiz saðlam ve taþ gibi Marksistiz. Tutarsýz unsurlarý kendi içimizde özümleyeceðiz. Parti içinde fikir ve eleþtiri özgürlüðü, insanlarýn parti adý verilen özgür kuruluþlarda örgütlenme özgürlüðünü bize unutturamayacaktýr hiçbir zaman. Ýkinci olarak da, sayýn burjuva bireyciler, mutlak özgürlük üstüne çektiðiniz söylevlerin ikiyüzlülükten baþka birþey olmadýðýný söyleyeceðiz sizlere. Para gücü üzerine kurulmuþ bir toplumda, bir avuç zengin insan asalak halinde yaþarken emekçi yýðýnlarýn yoksulluk içinde süründükleri bir toplumda gerçek, fiili hiçbir "özgürlük" olamaz. Siz, Bay Yazar, sizden allý pullu, çerçeve içinde açýksaçýklýk ve "kutsal" sahne sanatý "üstüne örtülü" bir kýlýf içinde fuhuþ isteyen burjuva yayýncýya karþý, burjuva kamuya karþý özgür müsünüz? O mutlak özgürlük denen þey ya bir burjuva palavrasýdýr, ya da (bir dünya görüþü olarak anarþizm, tersine çevrilmiþ burjuva düþüncesi olduðu için) anarþist bir palavradýr. Ýnsan hem toplum içinde yaþayýp, hem de ondan özgür olamaz. Burjuva yazarýn, sanatçýnýn, oyuncunun özgürlüðü, para kesesine, çürümeye, satýlýk olmaya gizlice (ya da ikiyüzlü biçimde gizlice) baðýmlýlýktan baþka bir þey deðildir. Ýþte biz sosyalistler, bu ikiyüzlülüðü açýða seriyor, sahte etiketleri söküyoruz; bunu da, sýnýfsýz bir edebiyat ve sanata varmak için deðil (çünkü böyle bir þey sýnýf-dýþý, sosyalist bir toplumda olabilir

“Sayýn burjuva bireyciler, mutlak özgürlük üstüne çektiðiniz söylevlerin ikiyüzlülükten baþka birþey olmadýðýný söyleyeceðiz sizlere. Para gücü üzerine kurulmuþ bir toplumda, bir avuç zengin insan asalak halinde yaþarken emekçi yýðýnlarýn yoksulluk içinde süründükleri bir toplumda gerçek, fiili hiçbir "özgürlük" olamaz. Siz, Bay Yazar, sizden allý pullu, çerçeve içinde açýksaçýklýk ve "kutsal" sahne sanatý "üstüne örtülü" bir kýlýf içinde fuhuþ isteyen burjuva yayýncýya karþý, burjuva kamuya karþý özgür müsünüz? O mutlak özgürlük denen þey ya bir burjuva palavrasýdýr, ya da (bir dünya görüþü olarak anarþizm, tersine çevrilmiþ burjuva düþüncesi olduðu için) anarþist bir palavradýr. Ýnsan hem toplum içinde yaþayýp, hem de ondan özgür olamaz. Burjuva yazarýn, sanatçýnýn, oyuncunun özgürlüðü, para kesesine, çürümeye, satýlýk olmaya gizlice (ya da ikiyüzlü biçimde gizlice) baðýmlýlýktan baþka bir þey deðildir.

31


MARKSiST BAKIs ancak), ama, gerçekte burjuvaziye baðlý bu ikiyüzlü özgür edebiyatýn karþýsýna, açýkça proletaryaya baðlý, gerçekten özgür bir edebiyat çýkarmak için yapýyoruz. Bu edebiyat özgür bir edebiyat olacaktýr, çünkü bu edebiyatýn saflarýna hep yeni güçler katacak olan þey, hýrs ya da kariyerizm deðil, sosyalizm fikri ve emekçilere duyulan yakýnlýk olacaktýr. Bu edebiyat özgür olacaktýr, çünkü bir takým içi geçmiþ kadýnlara, þiþmanlamaktan yakýnan, caný sýkkýn "üst tabaka"ya deðil, ülkenin gözbebeði, gücü ve geleceði olan milyonlarca, yüz milyonlarca emekçiye hizmet edecektir. Bu özgür edebiyat insanoðlunun devrimci düþüncesindeki son sözü sosyalist proletaryanýn deneyi ve canlý faaliyetiyle “En önce, biz burada partili edebiyatý ve onun zenginleþtirecek, geçmiþin deneyi (ilkel, ütopik parti denetimine baðlýlýðýný tartýþýyoruz. Herkes biçimlerinden baþlayarak geliþen sosyalizmin hiçbir kýsýtlama olmaksýzýn dilediðince söyleyip vardýðý son aþama olan bilimsel sosyalizm) ile yazmakta özgürdür. Ama, (parti dahil) bütün günümüzün deneyi (iþçi yoldaþlarýn bugünkü özgür kuruluþlar da, parti düþmaný düþüncelere mücadelesi) arasýnda sürekli bir karþýlýklý etki sahip çýkmak için partiden yararlanan üyeleri yaratacaktýr. kovmakta özgürdür. Söz ve basýn özgürlüðü O halde yoldaþlar, iþ baþýna! Yeni ve güç bir tam olmalýdýr. Ancak, örgütlenme özgürlüðü görevle karþý karþýyayýz. Ama, Sosyal-Demokrat de tam olmalýdýr. Ben söz özgürlüðü adýna sana iþçi sýnýfý hareketine kopmaz bir biçimde baðlý, haykýrma, yalan söyleme ve canýn ne istiyorsa geniþ, zengin ve renkli bir edebiyatý örgütlemek onu yazma hakkýný tam olarak tanýmak zorun- gibi soylu ve gönendirici bir görev. Bütün Sosyaldayým. Ama sen de örgütlenme özgürlüðü Demokrat edebiyat Parti edebiyatý haline gelmeadýna bana þu ya da bu görüþlere sahip çýkan lidir. Bütün gazeteler, dergiler, yayýnevleri, vs. kimselerle biraraya gelme ya da ayrýlma çalýþmalarýna hemen yeniden çekidüzen vermeli, hakkýný vermelisin. Parti, kendi düþmaný Partinin þu ya da bu örgütüyle þu ya da bu biçimde görüþlere sahip çýkan kimseleri kendinden bütünleþecek bir þekle doðru gitmelidir. "Sosyal arýndýrmadýkça önce ideolojik, sonra maddi Demokrat" edebiyat ancak o zaman kendi adýna açýdan çözülüp daðýlmasý kaçýnýlmaz olan gerçekten yaraþýr bir hale gelecek, ancak o zaman özgür bir kuruluþtur. Partili görüþ1erle parti görevini yerine getirecek ve burjuva toplum düþmaný görüþler arasýndaki sýnýrý belirleye- çerçevesi içinde bile, burjuvaziye kölelik etmekten bilmek için ortada parti programý, partinin tak- kurtularak, gerçekten en ön saflarda yürüyen ve tik kararlarý ve tüzüðü, en sonunda da, prole- sonuna kadar devrimci olan sýnýfýn hareketi içinde taryanýn uluslararasý özgür kuruluþ1arýnýn, yer alacaktýr. uluslararasý Sosyal-Demokrasi'nin tüm deneyV.Ý.LENÝN leri vardýr; proletarya partileri içinde bütünlükle tutarlý, tastamam Marksist, tümüyle doðru Noveya Zhizn, Sayý: 12, 13 Kasým 1905 olmayan bireysel öðe ve eðilimler varo- (Toplu Yapýtlar, Cilt 10, s. 44-49) lagelmiþtir hep, ama buna karþýlýk, bu partilerin kendi saflarý içinde hep dönem dönem "temizlikler" de olmuþtur.”

-----*1914'te Birinci Dünya Savaþý'nda Batý Avrupa sosyal demokrat partileri kendi ülkelerinin savaþ bütçelerine ve dolayýsýyla farklý ülkelerin proleterlerinin birbiriyle savaþmalarýna oy verene kadar Marksistler kendilerini sosyal demokrat olarak nitelendiriyordu. Bu yazýdaki 'sosyal demokrat' sözcüðü 'devrimci Marksistler' olarak okunmalý. (Marksist Bakýþ)

32


(Lenin, Krizin Dersleri, 1917)

“Tüm krizlerin büyük önemi, gizli olaný açýða çýkarmalarý, sýnýrlýyý, ayrýntýyý bir kenara itmeleri, politik moloz yýðýnýný ortadan kaldýrmalarý, gerçekten yürüyen sýnýf mücadelesinin gerçek sahiplerini ortaya koymalarýdýr.”

16dergi  

Grev, Barikat, Devrim! www.bolsevik.org ÝLERÝ! Sömürü Düzeninin Hastabakýcýsý Deðil, Mezarkazýcýsý Olmak Ýçin Yýl: 3- Sayý: 16 Fiyatý: 2 YTL...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you