Issuu on Google+

M

arksist Bak s B ü t ü n

D ü n y a n ý n

Ý þ ç i l e r i

Yýl: 3- Sayý: 11

B i r l e þ i n ! Fiyatý: 1.5 YTL

Faþizme Þovenizme Militarizme Karþý ENTERNASYONALÝST SAFLARA * Çanlar Kimin Ýçin Çalýyor? * Ölümünün 70. Yýlýnda Gramsci ve Ýtalya’nýn Kýzýl Yýllarý * Saðlýkta Neler Oluyor? * Hegel, Lenin ve Dünya Devrimi (Michael Löwy) * Emperyalist Savaþ ve Ýran * Sýnýf Mücadelesi ve Kadýnýn Kurtuluþu-I (Chris Harman)

www.bolsevik.org


TEMEL ÝLKELERÝMÝZ Ya Barbarlýk Ya Sosyalizm: Tüm toplumsal ve ekonomik hayatýn bir avuç kapitalistin çýkarlarý doðrultusunda þekillendiði kapitalist sistem varlýðýný, ancak savaþlarla sürdürmektedir. Ýþsizlik, açlýk, yoksulluk, savaþlar ve doðanýn tahribatýnýn sorumlusu kapitalizm ve onun içkin özellikleri olan kar hýrsý ve rekabettir. Kapitalizmde bütün zenginliði iþçiler yaratýr. Bu zenginliðin çoðunluðun ihtiyaçlarý için kullanýlabilmesi ancak iþçi sýnýfýnýn kolektif olarak bütün zenginliðe, üretim araçlarýna el koymasýyla, üretimi ve daðýtýmý kontrol etmesiyle yani proletarya dikatarölüðü ile mümkündür. Aþaðýdan Sosyalizm: Sosyalizm, ancak tüm ezilenlerin ve yoksullarýn desteðini alarak onlara öncülük eden iþçi sýnýfýnýn kitlesel, doðrudan, militan mücadelesiyle; iþçi sýnýfýnýn kendi eylemleriyle mümkündür. Sosyalizm, küçük bir azýnlýðýn kendini kitleler yerine ikame etmesiyle kurulamaz. Sosyalizm ancak iþçi konseyleri aracýlýðýyla aþaðýdan yukarýya örgütlenen bir iþçi iktidarý ile gerçekleþtirebilir. Bunun dýþýndaki kestirmeci, maceracý, tepeden inmeci her yol kaçýnýlmaz olarak bir azýnlýk iktidarýyla, kapitalizmle sonuçlanýr. Marks’ýn dediði gibi iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu kendi eseri olacaktýr. Sosyal Devrim: Bu düzenin kurumlarý iþçi sýnýfýna karþý kapitalistleri korumak için vardýr. Bu kurumlar iþçi sýnýfý tarafýndan ele geçirilip kullanýlmaz. Mevcut sistem iyileþtirmeler yapýlarak, yani reformlarla düzeltilemez. Sosyalizm parlamento aracýlýðýyla gerçekleþemez. Bir sosyal devrim zorunludur. Yurtseverlik deðil Enternasyonalizm: Bütün dünya iþçileri kardeþtir. Ýþçilerin vataný yoktur. Küresel bir sistem olan kapitalizmin tarihin çöp tenekesine atýlabilmesi için iþçi sýnýfýnýn uluslararasý birliði zorunludur. Marks bu yüzden bütün dünyanýn iþçileri birleþin çaðrýsý yapmýþtýr. Ulus içindeki bütün sýnýfsal ayrýmlarý perdeleyen yurtsever ideoloji ise iþçi sýnýfýný uluslararasý düzeyde böler, bize kapitalizmin çizdiði ulusal sýnýrlarý benimsememizi öðütler. Özünde iþçi sýnýfýný mevcut sisteme eklemleyen bu ideoloji yönetici sýnýflarýn en büyük silahýdýr.

Tek Ülkede Sosyalizm Mümkün Deðildir: Kapitalizm dünya ölçeðinde bir sistemdir. Bunun alternatifi olan sosyalizm de ancak dünya ölçeðinde gerçekleþebilir. Tek ülkede sosyalizmin olamayacaðýýn görmek için Marksist olmaya bile gerek yoktur. Dolayýsýyla herhangi bir ülkede gerçekleþebilecek baþarýlý bir devrimin kaderi (dolayýsýyla tüm insanlýðýn kaderi), devrimin diðer ülkelere sýçramasýna baðlýdýr. Bu mümkündür, çünkü kapitalizmin krizleri küresel, devrimler seridir. Ulusal Sorun: Devrimci Marksistler ezilen halklarýn kendi kaderini tayin hakkýný savunur, ezilen halkýn politik temsilcisine ulusal sorunla ilgili konularda devlet karþýsýnda koþulsuz eleþtirel destek verir. Devrimci Marksistler her türlü etnik ve dini azýnlýðýn üzerindeki baskýlara karþý çýkar, onlarýn örgütlenme hakkýný savunur. Cinsiyetçilik: Yaþadýðýmýz sistem kadýnlarý ezmektedir. Kapitalizm, kadýnlarý iþyerinde ucuz iþ gücü olarak, aile içinde ise yeni kuþak iþçi sýnýfýnýn bedavaya yetiþtirilmesinde ve ev iþlerinin bedava halledilmesinde kullanmaktadýr. Bu durum kadýnlarýn hayatýn her alanýnda geri planda kalýp ezilmesine yol açmaktadýr. Devrimci Marksistler her yerde cinsiyetçiliðe karþý mücadele edip, kadýnlarýn her alandaki eþitliðini savunurlar. Devrimci Marksistler insanlarýn cinsel tercihleri nedenleriyle ezilmelerine, eþcinsellerin aþaðýlanmasýna karþý mücadele ederler. Devrimci Parti: Ýþçi sýnýfýnýn kendiliðinden mücadelelerinin bir iþçi devletiyle sonuçlanabilmesi için devrimci parti zorunludur. Bu parti iþçi sýnýfýnýn en ileri devrimci unsurlarýný bünyesinde toplar, onlarýn sýnýf içerisindeki daðýnýk etkisini merkezileþtirir, onlarý koordine eder ve aktif siyasi hayata ve sýnýf mücadelesine müdahale eder. Bu parti tüm iþçi sýnýfýna öðretir ve ondan öðrenir. Ýþçi sýnýfý içinde kök salmýþ, kitlesel bir devrimci iþçi partisinin sýnýf mücadelesinin kritik anlarýnda ve özellikle devrimci durumlarda var olmasý devrimin baþarýya ulaþmasý için çok hayatidir, bu yüzden böyle bir partiyi inþa etmek ertelenemeyecek bir görevdir. Devrimci Görev: Bu ilkelere katýlan herkesi Marksist Bakýþ Dergisi faaliyetlerini büyütmeye çaðýrýyoruz..

Ýçindekiler Çanlar Kimin Ýçin Çalýyor? Ölümünün 70. Yýlýnda Gramsci ve Ýtalya’nýn Kýzýl Yýllarý Saðlýkta Neler Oluyor? Hegel, Lenin ve Dünya Devrimi (Michael Löwy) Emperyalist Savaþ ve Ýran Okurlarýmýzdan: 1 Mayýs ve Anlamý Sýnýf Mücadelesi ve Kadýnýn Kurtuluþu-I (Chris Harman) Bir Mektup, Bir Cevap

..... 2 ..... 5 ..... 11 ..... 15 ..... 21 ..... 25 ..... 27 ..... 31

MARKSIST BAKIS Üç Aylýk Politik Dergi Yýl: 3 Sayý: 11 Mayýs 2007

Sahibi ve Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü: Ayþe Þensöz Yayýn Ýdare Adresi: Mithatpaþa Cad. 34-F Blok Daire No: 28 Kýzýlay/ANKARA Tel: 0 312 480 95 60 Baský: Yön Matbaacýlýk - Davutpaþa Cad. Güven Sanayi Sitesi B Blok 1.Kat No: 366 Topkapý, Ýstanbul Tel: 0-212-5446634 Yayýn Türü: Yaygýn süreli, üç aylýk

Ýletiþim Ýçin: E-mail: marksistbakis@yahoo.com Büro-Adres: Mithatpaþa Cad. 34-F Blok Daire No: 28 Kýzýlay/ANKARA


MARKSiST BAKIs

ÇANLAR KÝMÝN ÝÇÝN ÇALIYOR? Bu ülkede Nakþibendi tarikatý üyesi olan Turgut Özal cumhurbaþkanlýðý yaptý. Ne deðiþti? Turgut Özal ile bugün AKP'nin seçeçeði cumhurbaþkaný arasýnda ne gibi farklar olabilir "laik, demokratik cumhuriyet" açýsýndan? Son kertede bu ikisi de ABD ve Türkiye kapitalist sýnýflarýndan destek alan, onlarýn adamý olan siyasal kiþilikler deðil midir? Bu kesimlerin esas korktuklarý yeni cumhurbaþkanýnýn bürokratik mevzilerin kontrolünü de imtiyazlý statükocularýn elinden alma ihtimalidir, bunlarý esas korkutan budur. Kendileri açýsýndan tehlikenin çok farkýndalar ama emekçi halkýn ekmek ve özgürlüðü için tehlike bambaþka yerdedir.

Cumhuriyet Gazetesi'nin baþlattýðý ve diðer ulusalcý-milliyetçi kesimlerin hemen üzerine atladýðý bir sloganla sýk sýk karþýlaþmak mümkün: Tehlikenin Farkýnda Mýsýnýz? Kendileri açýsýndan bir tehlike olduðu kesin. Çok uzun yýllar boyunca devlet iktidarýnýn nimetlerinden faydalanmýþ kesimlerin artýk bu imtiyazlý pozisyonlarýný kaybetme riski gündeme gelmiþtir. Askeri ve sivil bürokrasi TC'nin kuruluþundan beri Osmanlý devlet geleneðini devralmýþ, kendisini her zaman memleketin esas efendisi gibi görmüþtür. Þimdiyse kendi yetiþtirdiði sermaye kesimleri tarafýndan aþýlma tehlikesini hissedince yaygarayý koparmaktadýr. Bu kesimlerin sivil ayaðýný örmek görevi de Cumhuriyet Gazetesi, ADD gibi kuruluþlarla, yine devleti kuran parti olan CHP gibilerine düþmektedir. Onlar kendi sýnýfsal dürtülerini “laik, demokratik cumhuriyet tehdit altýnda” diye pazarlamakla meþguller. Düzene çoktan entegre olmuþ, büyük sermayenin, AB ve ABD'nin iþbirlikçisi olan AKP iktidarýný rejime büyük bir tehditmiþ gibi göstermeye çalýþarak aslýnda kendi sýnýfsal çýrpýnýþlarýný sergilemekteler. Bunun için de laik yaþam çizgisi seyreden toplumsal gruplarý sürekli ürküterek kendi saflarý arkasýna sokmaya çalýþmaktalar. Örneðin cumhurbaþkanlýðý seçimlerini düþündüðümüzde koparýlan bunca fýrtýnanýn neye hizmet ettiðini daha net göreceðiz. Bu ülkede Nakþibendi tarikatý üyesi olan Turgut Özal cumhurbaþkanlýðý yaptý. Ne deðiþti? Turgut Özal ile bugün AKP'nin seçeçeði cumhurbaþkaný arasýnda ne gibi farklar olabilir "laik, demokratik cumhuriyet" açýsýndan? Son kertede bu ikisi de ABD ve Türkiye kapitalist sýnýflarýndan destek alan, onlarýn adamý olan siyasal kiþilikler deðil midir? Bu kesimlerin esas korktuklarý yeni cumhurbaþkanýnýn bürokratik mevzilerin kontrolünü de imtiyazlý statükocularýn elinden alma ihtimalidir, bunlarý esas korkutan budur. Kendileri açýsýndan tehlikenin çok farkýndalar ama emekçi halkýn ekmek ve özgürlüðü için tehlike bambaþka yerdedir. Emekçi kitleler için imtiyazlý kesimlere yedeklenmek baþlý baþýna büyük bir tehlikedir, çünkü bu kesimlerin hegemonyasý altýnda emek hareketi baðýmsýzlýðýný hepten kaydetmek zorundadýr, bunun sonuçlarý da ölümcül olacaktýr. Irkçý-Milliyetçi-Ulusalcý Tehdit “Tehlikenin Farkýnda Mýsýnýz” kampanyasýnýn oturduðu zeminin en belirgin yaný laik cepheciliðin yanýsýra milliyetçiliði de büyük bir tempoyla pompalamasýdýr. Faþist, ýrkçý, ayrýmcý, ulusalcý çizginin sýçrama tahtasý ise Kürt sorunu. Yýllarca ayrýmcýlýða ve baskýya maruz býraktýklarý Kürtlerin mücadelesi karþýsýnda paniðe kapýlan hakim sýnýflar, bir yandan da sürekli bir þekilde çözümsüzlüðü dayatmaktadýr. Buna paralel olarak da faþist çeteler sokaklara salýnmakta, toplumun büyük bölümü militarize edilmektedir. Caddelerde, sokak baþlarýnda, bulvarlarda ýrkçý sloganlarla karþýlamamak mümkün deðil. Linç giriþimi sýradan hale getirildi bu ülkede. Rahip Santoro cinayeti, Hrant Dink suikastý ve son Malatya katliamý destekli faþist çetelerin artýk rahatlýkla kan dökebilecekleri göstermesi bakýmýndan önemlidir. Ayrýca deðinilmesi gereken bir nokta da bu azgýn þovenist dalganýn, cinayet ve suikast serisinin gösterdiði gibi, sadece Kürtleri ya da devrimcileri deðil, tüm azýnlýklarý ve Türk-Ýslam çizgisinden sapan rockçýlar dahil muhalif olan her kesimi etkilemektedir. Hatta vatan millet edebiyatýna eklemlenen TKP-Yurtsever Cephe bile üzerinde yükselmeye çalýþtýðý milliyetçi zeminin saldýrýlarýndan Ereðli'de olduðu gibi nasibini almaktadýr. Milliyetçi histeri ve hezeyanlarýn sol güçlerin ve farklý olanýn, ezinlenlerin alanýný daraltacak þekilde büyütülmesiyle karþý karþýyayýz. Bazý satýlýk medya kalemleri milliyetçiliðin yükseldiði bir dönemden bahsediyorlar. Burada kesinkes açýklýða kavuþturmak gerekir ki milliyetçilik insanlarda kendiliðinden geliþen deðil, yaratýlan, özellikle yükseltilen bir duygu, düþüncedir. Öyleyse yükselen deðil, yükseltilen, kýþkýrtýlan milliyetçilikten bahsetmek gerekir. Ki bu gerçekliði Hrant Dink cinayetinden, Malatya'daki faþist terörden sonra topluma yansýyanlardan bile anlayabiliriz. Basýna yansýyan Hrant Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast'la çektirilen hatýra fotoðraflarý, Malatya saldýrýsýndan sonra bazý manþetlerin saldýrýyý olumlamasý iþte bu histerinin nasýl kýþkýrtýldýðýný ortaya koyar. Örneðin iþsiz güçsüz insan süprüntüleri için bir idol haline getirilmiþtir Ogün Samast. Kahraman gibi

2


MARKSiST BAKIs gösterilmek istenmiþ, sýrtý sývazlanmýþ, cevaevinde aða gibi karþýlanmýþtýr. Bundan sonrasý için de düzenin egemenleri Ogün Samast'ýn geleceðinin parlak olduðu izlenimini bundan önceki deneyimlerle göstermiþlerdir. Bahçelievler katliamýndan 7 kez idama çarptýrýlan Ercüment Gedikli'nin BBP MKYK üyeliðine getirildiði yansýdý haberlere geçtiðimiz günlerde. Yine Kahramanmaraþ katliamýnýn bir numaralý sanýklarýndan Ökkeþ Kenger'in önceki dönemlerde milletvekili seçildiðini biliyoruz. Örnekler o kadar çok ki. Þunu demek istiyoruz, Malatya'da katliama imza atan 18-19 yaþýndaki canilerin kendileri açýsýndan kahramanlýk imajlarýyla yüklü bir kariyer yarattýklarýný düþünmediklerini kimse iddia edemez. Milliyetçilik ve Egemen Sýnýflar Tarihsel bir inceleme de bizi ayný noktaya getirecektir. Toplum milliyetçi dalganýn ne zaman etkisi altýndaysa o anlar egemen sýnýf için kýrýlma anlarýdýr. Çýkarlarýndaki farklýlaþma nedeniyle toplumu arkasýna yedeklemeye isteyen egemen sýnýf en güçlü zehire, milliyetçiliðe baþvurur. Çoðunlukla da planlanan olur. Çarklar egemen sýnýflarýn çýkarlarý doðrultusunda iþlerken iþçi sýnýfý ve yoksullarýn yanýna kapitalist sistemin vahþeti, sefaleti, barbarlýðý içinde yaþamak kar kalýr. Milliyetçilik bir milliyet temelinde bir birliði öngörür. Bu birlik geçmiþten gelen, geleceðe yol alan bir kader birliðidir. Hepimiz ayný geminin yolcularýyýz þeklinde ifade edilebilecek bu söylem, egemenlerin kitleleri kandýrmak için kullandýðý bir demogoji olmaktan öte bir anlam taþmaz. Hangi çýkar ortaklýðý! Hangi kader birliði! Sermayedarlar, üst düzey askeri ve sivil bürokratlar ardýna kadar açýlmýþ kaynaklarla günlerini gün ederken bize düþen ölesiye çalýþmak, yapýlmayan sigortalar nedeniyle emekli olmak hakkýna bile sahip olamamak, hastalanýnca soluðu bir sosyal güvencemiz varsa üç beþimizin ayný anda muayeneye alýndýðý hastanelerde, güvencemiz yoksa eczanelerde almak, iþsiz kalýp psikolojik sorunlar girdabýnda boðulmak ve daha nicesidir. Kendimize þu soruyu soralým: bir gün bile kendinizi Sabancý, Eczacýbaþý ailesi ya da bir üst düzey bürokratla ayný kaderi paylaþýyor hissettiniz mi? Dünya üzerinde yaþanmayacak kadar kötü hale gelse kapitalistlerin uzayda kendilerine yeni yaþam alanlarý inþa edip bizi buradaki kadersizliðe terk edeceðini bir kez bile mi kurmadýn? Hani milyon dolarlar verip uzaya turist olarak gidenlerin yaþandýðý çaðýmýzda tamamen de kurgu olmasa gerek bunlar! Anlatmaya, vurgulamaya çalýþtýðýmýz þeyi toparlarsam milliyetçilik bizleri kendi çýkarlarý için nefer yapmak isteyen egemen sýnýflarýn demogojilerinden baþka birþey deðildir. Bizim kapitalistlerle üst düzey askeri-sivil bürokratlarla hiçbir kader ortaklýðýmýz, ne bugün ne de yarýn için vardýr. Yükseltilen milliyetçiliðin politik aranedaki güçlere etkisine bakarsak her zaman olduðu gibi sað kimliðine uygun þekilde milliyetçiliðin en büyük sahiplenicisi oldu. Sað ve sol kavramlarýnýn emekten ya da sermayeden yana olmakla belirlendiði düþünüldüðünde (bu belirlenme hareketin kadrolarýný baðlar, oy verenler açsýndan olsa olsa bu egemen sýnýfýn fikirlerinin büyük oranda kabulünü, sýnýf bilincini geliþtirememiþ olmayý gösterir) Saðýn egemen sýnýfýn çýkarlarý için toplumun geri kalanýný mobilize etmeyi hedefleyen milliyetçiliði karakterleri yapmalarýndan baþka birþey beklenemez. Peki ya solun (aslýnda burada sol diye çok geniþ çizilen sýnýrlar da tartýþmalýdýr) bu milliyetçi histeriden

payýný almasýna ne demeli? Öz deðerlerine aykýrý bu duruþu ismini deðiþtirerek (ulusalcýlýk, vatanseverlik, yurtseverlik) cismini (niteliðini) de deðiþtirdiðini iddia edenlere ne demeli? Tarih yurt, ulus kavramlarýnýn çýkýþýna kapitalizmin doðuþu ile tanýklýk eder. Osmanlý Ýmparatorluðu yüzyýllarca ümmet anlayýþý ile yaþamadý mý? Ulusçuluk hareketlerinin çýkýþý ortak bir döneme tekabül etmiyor mu? Elbette ki ediyor. Çünkü tarihin tekerleði benzer coðrafyalarda benzer ritimlerde dönüyor. Kapitalizmin filizlendiði coðrafyalarda yeni filizlenen kapitalist sýnýflar sýnýrlarý net þekilde belirlenmiþ, üzerlerinde hakimiyet kurabilecekleri toprak parçalarýna ihtiyaç duyarlar. Bu kara parçalarýnýn sýnýrlarýnýn belirlenmiþ olmasý da yeterli deðildir. Bu sýnýrlar içinde uyumun, merkezileþmenin olmasýnýn tek yolu bir vücut olabilmek ya da bu hissi saðlayabilmektir. Bir etnik kökenin di��erlerinin lehine yükseltilemesi ve ulus devletin kurucu figürü olarak yansýtýlmasý da bundandýr. Bu dünyanýn bütün coðrafyalarýnda ayný þekilde iþler. Örneðin modern Ýtalya'nýn güney ve kuzeyin birleþerek kurulduðu 1860 tarihlerinde güney kesim Ýtalyaca'dan bir haberdi. Hatta Mussollini döneminde köylü-

Malatya’daki faþist katliam Malatya halkýnca protesto edildi lerin yaþamýný tasvir eden Fontamara kitabý da o tarihte bile Güneyin ne kadar Ýtalyanlýktan uzak olduðunu ortaya koyar. Ulus kavramý, yurt kavramý sermayenin çýkarlarý doðrultusunda yaratýlmýþtýr. Ne Yapmak Gerek? Yükseltilen ýrkýçý-milliyetçi dalga özgürlüklerimiz için büyük tehdit durumuna yükseldi. Buna karþý devrimciler olarak ne yapmamýz gerekiyor? Gençliðin tutarlý ateþli enternasyonalistler olarak eðitimi büyük önem taþýyor. Bu zaten Bolþevizmin Türkiye'de inþasý açýsýndan zorunlu ve olmazsa olmaz bir görevdir. Bu genel görevin yanýnda bulunduðumuz alanlarda, üniversitelerde mahalelerde ve iþçi semtlerinde faþizme ve þovenizme karþý enternasyonalist birlikler örgütlemeliyiz. Böylelikle kitlelerin beslenebilecekleri alternatif odaklar yaratabiliriz. Kitlelerin buna ihtiyacý var. 14

3


MARKSiST BAKIs Ýçinde bulunduðumuz evrenin bir özelliði de uluslararasý boyutta emperyalist savaþlarýn belirleyiciliðinin artmasýdýr. Pazarlar ve bölgeler yeniden paylaþýlmakta bu uðurda milyonlarca kiþinin öldürüldüðü emperyalist vahþet sergilenmektedir. Ýþte bu durumda düzen solcularý sosyal þovenizmin bayraktarlýðýný yaparak emekçi sýnýflarý milliyetçiliðe baðlamak suretiyle düzenin merkezkaç kuvvetlerini etkisiz hale getirmeye çalýþmaktadýrlar. Birinci Dünya Savaþý'nda II.Enternasyonalcilerin izlediði sosyal þovenizm geleneði her daim iþçi sýnýfýnýn devrimci mücadelesi önünde büyük bir engel teþkil etmiþtir.

14 Nisan mitinginin de gösterdiði gibi sosyal demokrat yýðýnlar Kýzýl Elmacýlarýn ajitasyonundan etkileniyorlar, oysa bu kiþilerin önemli bir kýsmý sosyalist ajitasyonun etkisi altýnda kalabilecek insanlar. Devrimcilerin yapmasý gerekenlerden birisi de sol içerisinde hatta radikal sol içerisinde gözüküp de sosyal þovenizm temelinde egemen sýnýfýn gemisine binenlerin emekçi kesimler üzerinde yaratacaðý ilüzyonlarla mücadele etmektir. Ýçinde bulunduðumuz evrenin bir özelliði de uluslararasý boyutta emperyalist savaþlarýn belirleyiciliðinin artmasýdýr. Pazarlar ve bölgeler yeniden paylaþýlmakta bu uðurda milyonlarca kiþinin öldürüldüðü emperyalist vahþet sergilenmektedir. Ýþte bu durumda düzen solcularý sosyal þovenizmin bayraktarlýðýný yaparak emekçi sýnýflarý milliyetçiliðe baðlamak suretiyle düzenin merkezkaç kuvvetlerini etkisiz hale getirmeye çalýþmaktadýrlar. Birinci Dünya Savaþý'nda II.Enternasyonalcilerin izlediði sosyal þovenizm geleneði her daim iþçi sýnýfýnýn devrimci mücadelesi önünde büyük bir engel teþkil etmiþtir. Yurtseverliðin, vatanseverliðin milliyetçilikten farklý birþey olduðunu söyleyenlerin demogojileri net bir þekilde çürütülmelidir. Bu kavramlarýn doðuþ süreci bile kavramlarýn burjuva niteliðini ortaya koyar. Býrakýn onu, yurtsever iddialarla yola çýkanlarýn üzerlerine giydikleri manidar kýrmýzý-beyaz önlükleri ve Kuzey Irak'a girme tartýþmalarýnýn üzerinden ABD ile iliþkilerin gerildiði bir dönemde yine manidar Amerikadan Korkmuyoruz söylemleriyle bile duruþlarýnýn nasýl da milliyetçi bir eksende olduðunu kendileri ortaya koyarlar. Bu konuda daha sayýsýz örnek TKP-Yurtsever Cephe'den ve onunla ayný kulvarda koþturanlar için verilebilir. Lenin 1914 Kasým'ýnda ele aldýðý Bolþevik Partisi Manifestosunda yurtsever sosyal þovenizmi nasýl mahkum etttiðini görebiliriz: "Sosyalistlerin görevi her þeyden önce savaþýn anlamýný açýða çýkarmak" ve "egemen sýnýflar, toprak sahipleri ve burjuvazi tarafýndan savaþý savunmak için yayýlan yalanlarý, safsatalarý, 'yurtsever' palavralarý acýmasýzca teþhir etmek"tir. "oportünistler, bütün ülkelerin sosyalistlerini, her koþul altýnda þovenizme karþý mücadele etmekle, burjuvazi ve hükümetlerin baþlattýklarý her savaþý daha güçlü bir iç savaþ ve sosyal devrim propogandasýyla yanýtlamakla yükümlendiren Stuttgart Kopenhag ve Basel kongrelerinin kararlarýný çiðnemiþlerdir. II. Enternasyonal'in çöküþü, geride býraktýðýmýz (barýþçýl denen) tarihsel koþullarýn hazýrladýðý ve son yýllarda Enternasyonalde fiilen egemenlik saðlayan oportünizmin çöküþüdür. Oportünstler sosyal devrimi terk ederek ve yerine burjuva reformizmini koyarak; belli bir anda iç savaþa dönüþmesi zorunlu hale gelecek olan sýnýf mücadelesini terk ederek ve sýnýf iþbirliðini vaaz ederek; yurtseverlik ve yurt savunmasý adý altýnda burjuva þovenizmini vaaz ederek ve daha Komünist Manifesto'da yer alan iþçilerin vataný yoktur ilkesini görmezden gelerek ya da inkar ederek; militarizme karþý mücadelede bütün ülkelerin burjuvazisine karþý bütün ülkelerin proleterlerinin devrimci savaþýnýn zorunluluðunu kabul etmek yerine dar kafalý-duygusal bir bakýþ açýsýna savrularak burjuva parlamenterizminden ve burjuva yasallýðýndan yararlanmanýn kaçýnýlmazlýðýný bir yasallýk fetiþizmine dönüþtürerek ve kriz dönemlerinde illegal örgüt ve ajitasyon biçimlerini yaratma yükümlülüðünü unutulmaya terk ederek, bu çöküþü uzun zamandan beri hazýrlamýþlardýr."

4


MARKSiST BAKIs Ölümünün 70. Yýlýnda

Gramsci ve Ýtalya’nýn Kýzýl Yýllarý

Gramsci, 1919-20 Kýzýl Yýllarý’nýn Ýtalyasý'nda, Rusya'nýn Vyborg'u olan Torino bölgesinde fabrika konseylerinin kurulmasýna öncülük etmiþ, Ýtalyan Komünist Partisi'nin(PCI) kurucusu olmuþ, Musollini hapishanelerinde 11 yýl devrimci dirençle dayandýktan sonra yaþamýný yine bu hapishanelerden kaybetmiþ ve belki de en önemlisi devrimci duruþunun enerjisini Ekim Devrimi ve Bolþeviklerden almýþtýr.

Ölümünden 70 yýl sonra Gramsci'nin adýnýn en çok üniversite dersliklerinde, akademik yayýnlarda anýlmasýnýn, "takipçi"lerinin (bunlarýn niteliði yazýmýzda tartýþmaya açýlacaktýr) büyük çoðunluðunu devrimci saflardan deðil de Euro komünistlerden, sivil toplumculardan, akademisyenlerden bulmasýnýn nedenlerini en iyi Lenin'in þu sözleri açýklar: "Egemen sýnýflar, saðlýklarýnda büyük devrimcileri ardý arkasý gelmez kýyýcýlýklarla ödüllendirirler; öðretilerini, en vahþi düþmanlýk, en koyu kin, en taþkýn yalan ve karaçalma kampanyalarýyla karþýlarlar. Ölümlerinden sonra, büyük devrimcileri zararsiz ikonlar durumuna getirmeye, söz uygun düþerse, azizleþtirmeye, ezilen sýnýflarý "teselli etmek" ve onlarý aldatmak için adlarýný bir hâle ile süslemeye çalýþýrlar. Böylelikle, devrimci öðretileri içeriðinden yoksunlaþtýrýlýr, deðerden düþürülür ve devrimci keskinliði giderilir."(1) Ne yazýk ki Gramsci'nin de baþýna gelenler iþte bunlardýr. Mussolini'nin hapishanelerinde 11 yýl yaþam çürüten ve burada ölen Gramsci'nin devrimci yaný ve devrimci ruhu unutturulmuþ, silinmiþ, deðiþtirilmiþ ve yerine burjuvazi için kabul edilebilir ya da öyle görünen þeyler, ön plana çýkarýlmýþ ve övülmüþtür. 1919-20 Kýzýl Yýllarý’nýn Ýtalyasý'nda, Rusya'nýn Vyborg'u olan Torino bölgesinde fabrika konseylerinin kurulmasýna öncülük eden, Ýtalyan Komünist Partisi'nin(PCI) kurucusu, Musollini hapishanelerinde 11 yýl devrimci dirençle dayandýktan sonra yaþamýný yine bu hapishanelerden kaybeden ve belki de en önemlisi devrimci duruþunun enerjisini Ekim Devrimi ve Bolþeviklerden alan Gramsci, hapishanelerindeki koþullar ve sansür dolayýsýyla muðlaklýklar ve belir-

5

sizlikler içeren Hapishane Defterleri çalýþmasýný çarpýtarak yarattýklarý Gramsci'yi kabul eden sivil toplumcu, Euro komünist "takipçileri" nedeniyle hala hakettiði saygý ve ilgiyi görememektedir. Oysa ki Hapishane Defterleri'nin içerdiklerine dair haklý olunan noktalarda bile Gramsci'nin Marks ve Engels'in yayýnlanmamýþ eserleri hakkýndaki þu uyarýsýný dikkate almak gerekir: "Yazarýn ölümünden sonra ortaya çýkarýlan eserlerin içeriðinin büyük bir titizlik ve dikkatle ele alýnmasý gerektiði açýktýr. Çünkü, bunlarýn nihai biçimlerini almamýþ, yalnýzca hala iþlenmekte olan ve hala geçici olan þeyler olarak görülmeleri gerekir. Ayrýca bunlar üzerinde çok uzun zamandýr çalýþmaktaysa ve hiçbir zaman sonuçlandýrmaya karar vermiþ deðilse, bu eserlerin yazar tarafýndan bir yana býrakýlacaðý veya bütünüyle ya da kýsmen yetersiz bulunacaðý ihtimali de gözardý edilmemelidir."(2) Gramsci'nin devrimci tarihimizdeki yerini anlamak için öncelikle Ýtalya'nýn iki kýzýl yýlý 1919-20 ve onun bu süreçteki katkýlarýný ele alarak baþlamak yerinde olacaktýr. Ýtalya'nýn Kýzýl Yýllarý Ýtalya 1860'da birleþtirilmiþti, ancak birleþik olmaktan uzaktý. Birleþme döneminde halkýn çoðunluðunu oluþturan köylüler Ýtalyanca konuþmuyordu(3), yeni liberal devlette politik temsiliyetleri reddedilmiþ ve ekonomik politikalarla yoksullaþtýrýlmýþlardý. Görece zengin Kuzeyle son derece yoksul Orta ve Güney Ýtalya arasýndaki bölünme þiddetlenmiþti. Bu koþullar altýndaki Ýtalya'da 1. Dünya Savaþý hiç de popüler deðildi. 1. Dünya Savaþý varolan sosyal eþitsizlikleri derinleþtirdi. Savaþ, yoksullara yiyecek kýtlýðý ve artan fiyatlar nedeniyle sýkýntý çektirirken, Güneyin köylü askerlerine hiç bir yarar getirmezken, zenginlerin karlarýný artýrýyordu. Askere gitmeyip fabrikada kalanlarý grev yasaklarý, iþyerinde askeri disiplin bekliyordu. 1916'ýn ortalarýna gelindiðinde toplumsal protestolar boy göstermeye baþlamýþtý, ama artýk iþler farklý bir zeminde yürüyordu.


MARKSiST BAKIs

Rusya'daki 1917 Devrimi ve Çarlýðýn devrilip iþçilerin ve askerlerin kendi demokratik organlarýný kurduklarý haberleri Ýtalya'da devasal bir etki yarattý. Ýþverenlere yönelik öfke ve kýzgýnlýk devrimci bir örneðin verdiði ilhamla birleþince tarým ve sanayide yaygýn savaþýmlara yol açtý. Tarým iþçileri mevsimlik iþçiliðe karþý ve ücretlerin yükseltilmesi için mücadele ediyorlardý. Ýþçiler ise sekiz saatlik iþgünü ve ücret artýþý için mücadele ettiler ve kazandýlar.

Savaþ dönemi üretim istekleri sanayiyi oldukça geliþtirmiþti, özellikle de fabrikalarýn yoðunlaþtýðý Torino, Milan ve Genova'yý içine alan sanayi üçgeninde. Sanayideki bu geniþleme iþçi sayýsýnda patlamaya yol açtý ve sosyal çatýþmalarýn doðasý ve ölçeðini niteliksel olarak deðiþtirdi. Savaþýn sonlarýnda savaþ sanayinde çalýþan 900 bin iþçi vardý. Savaþ döneminde üretimdeki büyüme çoðu kadýn ve eski köylülerden oluþan iþçilerde güveni artýrdý ve bu güven de yaþam standartlarýnýn yükselmesi talebiyle militan mücadeleleri körükledi. Kýrsalda yiyecek kýtlýðýna karþý çoðunlukla polis ya da zenginlere þidddet uygulanmasýyla sonuçlanan eylemler oluyordu. Bu eylemlerin çoðu kasabalarda cepheye gönderilme tehlikesi olmayan kadýn iþçilerin eylemleriyle birleþiyordu. 1917 Aðustosu’nda polisin yiyecek kýtlýðýndan çýkan eylemde iki kiþiyi katletmesinden sonra Torino'da genel grev baþladý. Bu, hýzla potansiyel olarak devrimci savaþ karþýtý mücadelenin bir ifadesi haline geldi. Þubat'ta Rusya'da yaþananlara benzer manzaralar yaþanýyordu. Kadýnlar, kendilerine silah doðrultanlarý "kardeþlerinize ateþ etmeyin" propagandasý ile etkilemeye çalýþýyorlardý. Torino ayaklanmasý vahþice bastýrýldý. Polis 50 kiþiyi öldürdü, 800 kiþi yaralandý. Çoðunluðu Fiat iþçisi olan 1000 eylemci cepheye gönderildi. Savaþýn bedeli aðýrdý. Ýtalya'da yaklaþýk 5 milyon insan savaþýn parçasý olmuþtu. En az 600 bin kiþi ölmüþ, yarým milyonu sakat kalmýþ, 1 milyonu ise yaralanmýþtý. Ýþçiler, köylüler ve askerler fedakarlýklarýnýn ödüllendirileceði beklentisiyle savaþýn sonlanýþýný umutla karþýlamýþlardý. Oysa savaþ sonunda karþýlaþtýklarý iþsizlik, enflasyon, yoksulluk, ekonomik kriz ve kýtlýklardan baþka birþey deðildi. Rusya'daki 1917 Devrimi ve Çarlýðýn devrilip iþçilerin ve askerlerin kendi demokratik organlarýný kurduklarý haberleri Ýtalya'da devasal bir etki yarattý. Ýþverenlere yönelik öfke ve kýzgýnlýk devrimci bir örneðin verdiði ilhamla birleþince tarým ve sanayide yaygýn savaþýmlara yol açtý. Tarým iþçileri mevsimlik iþçiliðe karþý ve ücretlerin yükseltilmesi için mücadele ediyorlardý. Ýþçiler ise sekiz saatlik iþgünü ve ücret artýþý için mücadele ettiler ve kazandýlar. Gramsci, 1911'de Torino'da öðrenciydi. Savaþ yýllarýna, 1917 olaylarýna ve þehirdeki sanayi geliþimine tanýklýk etmiþti. Savaþ bütün sýnýflarýn koþullarý ve psikolojileri üzerinde büyük etkiler yarattý. Bütün Ýtalyan toplumu militarize olmuþtu ve insanlarýn yaþamý acý bir dönüþüme uðramýþtý. Gramsci, savaþýn üretim yeniden kuracak ve kitle bilincini dönüþtürecek devrimci olasýlýklar için uygun aný yarattýðýný söylüyordu. 1919'da 1,663 sanayi grevi yaþanmýþtý. Bir milyonun üzerinde sanayi iþçisi grevdeydi.Bu eðilim 1920 boyunca da devam etti. Köylü grevleri de týrmanýþtaydý. Bir milyondan fazla köylünün katýldýðý 189 grev yaþanmýþtý. Savaþýn bitimi nedeniyle askerlerin tahliyesi ertelendi ve bu tavýr toplumsal hoþnutsuzluðu artýrmaktan baþka bir iþe yaramadý. Hükümet ise 100 binlerce kýzgýn silahlý adamý iþsizliðin, hoþnutsuzluðun göbeðine göndermekten korkuyordu. Ülke boyunca militan gazileri toprak iþgallerine önderlik ediyordu. Ekonomik ilerleme isteði ve deðiþim umudu, ayrýca sol örgütlenmeleri devasa oranda büyüttü. Italyan Sosyalist Partisi (PSI) üye sayýsýný neredeyse on katýna çýkarmýþtý. Biennio Rosso (Kýzýl Yýllar) döneminde, CGL sendika federasyonu çeyrek milyondan iki milyona çýkmýþtý. Kasým 1919'da yapýlan seçimlerde PSI, iki milyon alarak parlementoda 156 sandalye kazandýlar. Ne yazýk ki PSI, taraftarlarýnýn isteklerini karþýlayamýyordu. PSI, reformist, Maksimalist ve parti merkezi olmak üzere üç farklý akýmýn egemenliði altýndaydý. Parti farklý kanatlara bölünmüþtü. Parti ortak hareket edemediði gibi büyük oranda da reformist unsurlarýn egemenliði altýndaydý. Mayýs 1919'da PSI üyesi Gramsci, Palmiro Togliatti, Tasca and Umberto Terracini Torino'da L'Ordine Nuovo (Yeni Düzen) gazetesini çýkarmaya baþladýlar. Gramsci Rus Devrimi ile yükselen sovyet demokrasisi konusuyla ilgileniyor ve sovyetlerin ya da iþçi konseylerinin embriyonlarý olabilecek Ýtalyan iþçi sýnýfý örgütlerini araþtýrýyordu. Gramsci, sovyet tipi yapýlanmalarýn sadece devrim sonrasýnda üretimin örgütlenmesinin organlarý deðil, devrimin anahtar bileþenleri olduðunun bilincindeydi. L'Ordine Nuovo, 21 Haziran 1919'da bu konudaki ilk makalesini yayýnladý. "Ýþçi Demokrasisi" makalesinde, Gramsci, iþçi sýnýfý kurumlarýnýn sosyalist sistemin embiyonlarýný içerdiðini tartýþýyordu. Gramsci, Ýtalya'da iþyerlerindeki iç komisyonlarý iþçi iktidarýnýn organlarýna dönüþtürmek gerektiðini söylüyordu: "Ýç komisyonlar, giriþimcilerin yükledikleri sýnýrlamalardan özgürleþtirilip yeni bir hayat ve enerji ile dolmasý gereken iþçi demokrasisi organlarýdýr."(4) L'Ordine Nuovo'nýn iç komisyonlarýn fabrika konseylerine dönüþtürülmesine yoðunlaþmasý Torino iþçilerinden devasa bir yanýtla buluþtu. Aðustos'a kadar Torino'daki en büyük fabrika olan Fiat Centro'daki iç komisyon fabrikanýn her sanayi dalýndan bir komiser içeren bir konsey seçilmesi çaðrýsý yaparak çekildi. L'Ordine Nuovo'nun yeni meselesi fabrika konseylerinin nasýl geliþtirileceði idi. L'Ordine Nuovo fabrika konseylerin yayýný haline gelmiþti. 1919 Ekimi'ne kadar 30 fabrikadan 50 bin iþçi konseylerde örgütlendi ve yýl sonunda bu rakam

6


MARKSiST BAKIs 150 bine çýktý. Metal iþçilerinin sendikasý olan Fiom'un Torino þubesi Kasým'da fabrika konseylerinin ilkelerini kabul etti. Gramsci, sýnýfýn kendisi onun aracýlýðýyla eðiteceði ve devrimci potansiyelini fark edeceði iþçi sýnýfýnýn tamamýný örgütleyen organlarýn varlýðýnýn gerekli olduðu savunuyordu. Savaþ döneminde üretimde yaþanan deðiþimler sovyetleri kurmayý mümkün kýlan koþullarý yaratmýþtý. Fabrikalar büyüdükçe ve makinalaþtýkça iþçilerin özerkliðinin arttýyordu. Gramsci, teknisyenler, sekreterler ve masabaþý çalýþanlar proleterleþtikçe onlarýn mavi yakalý iþçilerle birliðinin mümkünlüðüne dikkat çekiyordu. Teknisyenleri üreticilerin, kapitalistlerle sömürücü sömüren çýplak iliþkisi ile baðlanmýþ, durumuna indirgeyen süreçler iþçilerin teknisyenlere baðýmlýlýðýný da azaltýyordu. L'Ordine Nuovo Ekim 1919'da fabrika konseyleri için doðrudan demokrasinin taslaðýný çizen bir program hazýrladý. Konseylere delegeler sendikalý ya da sendikasýz iþçiler tarafýndan seçilecek, sadece sendikalý iþçiler delege olabilecek, delegeler tarafýndan seçilen yürütme komitesi eski iç komitelerin yerini alacaktý. Delegelerin görevleri üç temel alanda idi: iþçilerin haklarýnýn korunmasý, fabrikalarda iktidarý ele geçirmek için hazýrlýk ve iþçilerin eðitimi. Baþarýlarýna raðmen, fabrika konseyleri PSI'ýn da içinde olduðu bütün taraflarýn muhalefetiyle karþý karþýyaydý. PSI içindeki Turati ve reformist kanat konseylerin kendi denetimlerindeki sendikalarýn gücünü kýracak yapýlanmalar olarak görüyorlardý. Bordiga konseylere sadece ekonomik alanda iþlevli, reformist yapýlar olarak bakýyor ve egemen sýnýfýn iktidarý altýnda sadece komünist partinin iþçi sýnýfýnýn genel çýkarlarýný savunabileceðini söylüyordu. Gramsci bütün bu eleþtirilere karþý iþçi sýnýfýnýn kendi eylemini devrimci mücadelenin merkezine koyan Marksist özü savundu. Gramsci, iþçi iktidarýnýn kapitalist devletin kurumlarýyla kurulamayacaðýný tartýþýyor ve iþçi kontrolü ve iþçi demokrasisinin organlarýnýn dýþarýdan kurulamayacaðýný söylüyordu. Ýþçi sýnýfýnýn öz organlarýnýn devrim için hayatiliðini þöyle açýklýyordu: "Devrim bir sihirli bir olay deðil, tarihin geliþimin sürecinin bir diyalektiðidir. Ýþte iþ birimim çerçevesinden yükselen her bir sanayi ya da tarým iþçilerinin konseyi bu geliþme için bir kalkýþ noktasýdýr." Komünistlerin rolü konseyleri geniþletmek ve birbirleiyle iliþkilerini kurmak ve içlerindeki iþçilerin çoðunluðunu devrimci fikirlere kazanmak için mücadele etmekti. Gramsci bu süreçte derimci partinin rolü üzerine dönem dönem az eðildi. Bu tutumun altýnda da PSI'ýn devrimci kapasitesine yönelik güvensizlik vardý. Sürekli olarak partinin kendisini acilen fabrika konseyleri ve iþçi sýnýfýna yeniden yönlendirmesi gerektiðini tartýþýyordu. Gramsci partinin içindeki reformist akým nedeniyle iþçi hareketiyle iliþkilenemediðini söylüyordu. Fabrika konseylerinin ulusal çapta yayýlmasýyla PSI iþçi kitlesini yeniden birleþtirebilir ve Ýtalya çapýnda patlayan mücadelelere liderlik için mücadeleye baþlayabilirdi. Gramsci'nin bu argümanlarý 1919-20 boyunca güçlü bir aciliyet hissiyle karakterize oldu. Gramsci'nin bu aciliyet hissinin doðruluðu kanýtlandý. PSI'ýn felç olmuþ olmasý iþverenler ve devlete nefes alma þansý tanýdý. Mart 1920'de Ýtalya'daki mücadelenin doruk noktasýnda, sanayiciler biraraya gelerek fabrika konseylerini yok etmeye kodlanmýþ merkezi bir örgüt, Confindustria'yý kurdular. Aðustos'ta

7

toprak sahipleri örgütü toprak iþgalleri ve kýrsal grevlere yanýt olarak kuruldu. Hükümet silahlý polislerin sayýsýný 25 binden 160 bine çýkardý ve polisin yetkileri de artýrdý. Nisan 1920'de yarým milyon iþçi iþverenler tarafýndan kýþkýrtýlan bir genel grev baþlattýlar. Bu eylem kýsa zamnda fabrikalarda üretimin kontrolü için bir savaþýma dönüþtü. Devlet iþverenlere desteðini þehri 15 bin birlikle doldurararak gösterdi. 11 gün sonra büyük çoðunlukla PSI'ýnýn Torino iþçilerini desteklemeyi reddetmesi nedeniyle grev yenildi. Gramsci sýnýf savaþýmýnýn politik iktidarý ya iþçi sýnýfýnýn ya da mülk sahibi sýnýflar ve onlarýn devletinin karþý devriminin ele geçireceði bir evreye girdiðini tartýþtý. PSI ise süreci anlamaktan ve iþçi sýnýfý mücadelesiyle olduðu kadar kýrsaldaki mücadeleyle ve köylülükle de iliþki kurmaktan acizdi. Gramsci ise bunun çok büyük bir hata olduðunu söylüyordu. Güney Ýtalya'nýn köylülerinin ekonomik sefaletten kurtuluþu ancak Kuzey iþçi sýnýfýyla oluþturacaklarý birliklerinden ve ortak mücadelelerinden geçiyordu. Bu nedenle, fabrika konseylerinin propagandasýný kýrsala taþýyarak deðiþik mücadeleler arasýnda bað kurmaya çalýþmasý

Mussolini Ýtalya’nýn Kýzýl Günlerini ezmiþti, fakat mücadele bitmemiþti. Partizanlar faþizme karþý güçlü bir yeraltý hareketi örgütleyeceklerdi. gerekiyordu. 1920 yazý sürecinde konseyler üzerine tartýþmalar PSI içindeki komünist grubu böldü. Dolayýsýyla L'Ordine Nuovo'yý çýkaran bu grup içindeki bölünme, L'Ordine Nuovo içinde de bölünmüþlüðe yol açtý. Bu bölünmüþlük ulusal çapta destek aðý kurma sürecine engel oldu. Fabrika Ýþgalleri Aðustos 1920'de Fiom metal iþçileri sendikasý iþverenlerin Milan'da toplu sözleþmeye son vermesi üzerine eylem çaðýrdý. Alfa Romeo þirketinde iþçiler çaðrýya uyarak fabrikayý iþgal ettiler. Milan çevresinde 280 fabrika daha iþgal edildi. 1 Eylül'de Torino iþçileri de iþgal hareketine katýldý. Hareket büyük fabrikalardan küçüklerine doðru yayýlýyordu. Üretim fabrika konseylerinin denetimi altýnda devam ediyordu. Yüzbinlerce silahlý ya da silahsýz iþçi fabrikada çalýþýyor,


MARKSiST BAKIs

uyuyor ve fabrikayý koruyordu. Gramsci eylemin önemine vurgu yaparken iþgallerin politik iktidarý ele geçirmekle ayný þey olmadýðýný vurgulayarak iktidarýn hala kapitalistlerde, silahlý kuvvetlerin hala burjuva devletin denetiminde olduðunu tartýþýyordu. Baþbakan iþgallere saldýrmaya kalkýþmadý, PSI ve sendika liserlerine uzlaþmak için bir çaðrý yaptý. Bu yaptýðý sanayicileri öfkelendirse de PSI ve CGL'ye mücadelenin fitilini sökme fýrsatý tanýdý. Sanayiciler iþçi kontrolü ilkesini "sözde" kabul ederek Eylülün son haftasýnda fabrikalarý geri aldýlar. Devrime inanmýþ on binlerce iþçi demoralize olmuþ bir þekilde iþlerine geri döndüler. Artan iþsizlik iþverenlerin gelecek saldýrýlarý karþýsýnda onlarý güçsüzleþtirdi. Bu süreçten sonra sýnýf güçlerinin dengesinde radikal bir deðiþim oldu. Sanayiciler, toprak sahipleri ve devlet savaþýn sonuçlarý, liberal düzenin zayýflýðý ile canlarýndan bezdirilmiþti ve toplumsal harketlerle de korkutulmuþlardý. Artýk öfke ve hüsranlarýný salýverebilirlerdi. Özellikle faþistler olmak üzere onlarýn karþý-devrimci politik alternatiflere açýklýðý 1920'nin son aylarýnda faþist harekette sayýsal ve etkisel hýzlý bir büyüme getirdi. PSI'yý yönlendiren reformistler Torino iþçilerinin mücadelesini desteklemedi ve Nisan 1920 genel grevini iþverenlerce yenilmesine yardým etti. Ýtalya'yý saran Eylül 1920 militan fabrika iþgallerine devrimci liderlik sunmayý reddetti. Böylece Ýtalyan iþçi sýnýfýnýn devrimci mücadelesine ihanet etti ve Ýtalya'nýn Kýzýl Yýllarý yenilgiyle sonuçlandý. Bu yenilgi Gramsci'yi PSI'dan ayrýlýp 1921'de Komünist Parti'nin kurmaya itti. 1921 yýlýnda Gramsci ve Togliatti önderliðindeki devrimci fraksiyon PSI'dan (Ýtalyan Sosyalist Partisi'dan) ayrýlarak PCT'yi kurdu. Partinin merkez komitesinde yer alan Gramsci, Bordiga ve ekibininden farklý olarak faþizmin yükseliþi Gramsci'nin en önemli teorik katkýlarýnkarþýsýnda birleþik cephe politikasýný savundu. Mayýs 1922-Kasým dan birisi Marksizmin kaderci yorumlarý1923 arasýndaki süreyi Üçüncü Enternasyonal delegesi olarak na, ekonomik determinizme karþý felsefi Moskova'da geçirdi. Nisan 1924'te PCT'den milletve-kili seçildi ve bir yanýt oluþturmasýydý. Lenin ve Troçki 1926 yýlýnda tutuklanana kadar PCT'nin parlemento grubunun baþkanhem 2. Enternasyonal'in hem de kadercilýðýný yaptý. Kasým 1926'da PCT'nin kapatýlmasýnýn ertesi günü liðin diðer versiyonlarýyla hesaplaþMussolini iktidarýnca devletin güvenliðine karþý komplo kurmak, sýnýf masýný felsefi alanda deðil, pratik kavgasýný körüklemek, sýnýf düþmanlýðýný kýþkýrtmak ve suç övgüsü mücadele düzeyinde gerçekleþtirmiþleryapmak suçlamalarýyla tutuklandý. 1928 yýlýnda yirmi yýl hapse di. Onlarýn argümaný uzun vadede prolemahkum edildi ve Milano Hapishanesi'nden faþist rejimin en kötü zintaryanýn birliði, sosyalizmin zaferinin danlarýndan biri olarak bilinen Turi di Bari Merkez Cezaevi'ne kaçýnýlmaz olduðu, ancak sorunun bu nakledildi. Mussolini'nin "bu beynin çalýþmasýný yirmi yýl süreci nasýl hýzlandýrýlabileceði, þimdi ve engellemeliyiz" dediði Gramsci ünlü Hapishane Defterleri'ni hemen sonra ne yapýlmasý gerektiði nokMussollini'nin hapishanelerinde yazdý. Defterlerde Ýtalyan toplumu, tasýnda dönüyordu. Ekonomik yasalarýn devlet iktidarý mücadelesi için taktik ve stratejiler, devrimci partinin kendiliðinden sosyalizme götüreceði inþasý ve devrimci basýn üzerine yazdý. Defterlerin kendisiyle ayný algýlayýþýndaki ekonomistlere karþý Gramsci, bir durumun gerçek Marksist devrimci amaçlarý güdenlere yardýmcý olmasý dileðiyle tuttuðu notlar analizini yapmak isteyenlerin deðiþim Marksizmi akademik ve devrimci olmayan bir çalýþma alaný haline halindeki güçler iliþkisinin somut anagetirmek isteyenlerce gasp edildi. PCI, Gramsci'nin fikirlerinde yaptýðý lizini yapmasý gerektiðini tartýþýyordu. sistematik çarpýtmalarla bunu mümkün kýldý. Gramsci saðlýk problemlerine raðmen zor hapishane koþullarýna karþý üstün bir direnç gösterdi ve okumaya, yazmaya devam etti. Hapishane Defterleri'ni 1929-1935 yýllarý arasýnda yazdý. Gramsci'nin zayýf olan saðlýðý 1933'te iyice kötüleþti. 1935'te yazamaz hale geldi, 27 Nisan 1937'de çok geç gönderildiði Roma'daki Quisisana Hastanesi'nde öldü. Gramsci'nin Teorik Geleneði Gramsci'nin en önemli teorik katkýlarýndan birisi Marksizmin kaderci yorumlarýna, ekonomik determinizme karþý felsefi bir yanýt oluþturmasýydý. Lenin ve Troçki hem 2. Enternasyonal'in hem de kaderciliðin diðer versiyonlarýyla hesaplaþmasýný felsefi alanda deðil, pratik mücadele düzeyinde gerçekleþtirmiþlerdi. Onlarýn argümaný uzun vadede proletaryanýn birliði, sosyalizmin zaferinin kaçýnýlmaz olduðu, ancak sorunun bu süreci nasýl hýzlandýrýlabileceði, þimdi ve hemen sonra ne yapýlmasý gerektiði noktasýnda dönüyordu. Ekonomik yasalarýn kendiliðinden sosyalizme götüreceði algýlayýþýndaki ekonomistlere karþý Gramsci, bir durumun gerçek Marksist analizini yapmak isteyenlerin deðiþim halindeki güçler iliþkisinin somut analizini yapmasý gerektiðini tartýþýyordu. Bu analiz en az üç düzeyde yapýlmalýydý: 1.baðlamda: "Toplumsal güçlerin iliþkisi insan iradesinin yapýsý, hedefi ve baðýmsýzlýðý ile yakýndan baðlantýlýdýr ve pozitif veya fizik bilimlerin sistemleri ile ölçülebilir." Bu baðlamda "belirli bir toplumda, bu toplumun dönüþümü için gerekli ve yeterli koþullarýn var olup olmadýðý" anlaþýlabilir. 2.baðlamda: Politik güçlerin iliþkisi açýsýndan "çeþitli toplumsal sýnýflarýn ulaþtýklarý homojenliðin, özbilincin ve örgütlenmenin deðerlendirilmesi" gereklidir. 3.baðlamda: Askeri güçlerin iliþkisi baðlamýnda "tarihsel geliþme sürekli olarak birinci ve üçüncü düzey arasýnda, ikincisi aracýlýðyla salýnýr"(5)

8


MARKSiST BAKIs Gramsci, determinizmi reddetmesinin yaný sýra tarihte bilinçli insan unsuruna yaptýðý vurgu ile doðrudan devrimci parti sorununa ulaþýr. Devrimci parti teorisini sadece felsefi düzeyde geliþtirmez, Ýtalya'nýn Kýzýl Yýllarý ona somut analiz yapacaðý zemini saðlar. Torino deneyimi Gramsci'yi þekillendiren en can alýcý noktalardan biridir. Gramsci, Hapishane Defterleri'nde Modern Prens olarak kodladýðý devrimci partiyi þöyle anlatýr: "Modern prens… gerçek bir kiþi, somut bir birey olamaz. Ancak, kabul edilmiþ ve kendini bir ölçüde eylemde kanýtlamak zorunda olan bir kollektif iradenin içinde somut biçim kazanmaya baþladýðý toplumun bir organizmasý, karmaþýk bir unsuru olabilir. Þimdiki halde tarih bu organizmayý ortaya koymuþ bulunmaktadýr ve bu siyasal partidir - evrensel ve bütünlüklü olmaya eðilimli bir kollektif iradenin tohumlarýný bir araya getiren ilk hücre."(6) Gramsci, Bolþevik geleneðinin bir devamcýsý olarak devrimci eylemde iþçi sýnýfýnýn merkezi rolüne ve dolayýsýyla devrimci partinin de iþçi sýnýfýnýn üzerinden yükseleceðine vurgu yapar. 1919-20 Kýzýl Yýllarý'ndaki Torino fabrika konseylerine katýlýmý onu iþçi sýnýfýnýn devrimci süreçlerdeki merkezi rolü konusunda donatmýþtýr. Lyons tezlerinde partinin üretim merkezlerinde üslenmesi gerektiðini ýsrarla vurgular. Devrimci parti tek bir sýnýfýn, iþçi sýnýfýnýn partisidir. "Partinin üretim merkezlerine dayanmasý gerektiði ilkesine bütün karþý çýkýþlar proletaryaya yabancý algýlayýþlardan yükselir… bunlar iþçileri devrimin bilinçli ve zeki aktörleri olarak görmeyen küçük burjuva entellektüellerin ifadeleridir." Parti içinde entellektüelleri ve köylüleri de barýndýrmalýdýr, ancak partiyi heterojen elementlerin bir sentezi olarak gösteren algýlayýþlara karþý mücadele verilmelidir. Çünkü tek belirleyici devrimci güç iþçi sýnýfýdýr. Gramsci'nin teorik katkýsý kaderciliðe karþý duruþu ya da parti konusundaki bakýþý ile sýnýrlý deðildir. Gramsci, Stalinist tahrifat okulunun iþçi iktidarýný tek parti diktatörlüðü olarak anlatan çizgisine inat Marksizmin iþçi demokrasisi anlayýþýna sahip çýkar, Marksizmin özünü savunur: "Bu nedenle görüþümüz þudur: 1. Burjuva devletinin yýkýlmasýný önerse ve gerçekleþtirse de devrim zorunlu olarak proleter ve komünist olmaz; 2. Merkezi hükümetin burjuvazinin Gramsci, Mayýs 1922-Kasým 1923 arasýndaki politik iktidarýný sayesinde yürüttüðü idari mekanizmayý ve süreyi Üçüncü Enternasyonal delegesi olarak temsili kurumlarý tahrip etmeyi önerse ve gerçekleþtirse de pro- Moskova'da geçirdi. leter ve komünist olmaz; 3. Hatta halk ayaklanmasýnýn yükselen dalgasý iktidarý kendilerine komünist diyen (samimi olarak) insanlarýn ellerine verse bile devrim proleter ve komünist olmaz. Devrim ancak, proletaryayý ve komünist üretim güçlerini, sermaye sýnýfýnýn yönettiði toplumun içinde geliþmekte olan güçleri kurtardýðý ölçüde proleter ve komünist olur. Devrim, üretim ve daðýtým iliþkilerinde yeni bir düzenin inþasý için gerekli olan sabýrlý ve yöntemli çalýþmayý baþlatabilecek proleter ve komünist güçlerin büyümesini ve sistemleþtirilmesini ilerlettiði ve geliþtirdiði ölçüde proleter ve komünist olur."(7) Hapishane Defterleri Gramsci'nin ünlü Hapishane Defterleri, Avrupa çapýnda çeþitli akýmlar Stalinizmden Euro komünizme, Euro komünizmden de reformizmin farklý görüngülerine geçiþlerini aklamak için argüman kaynaðý olarak kullandýlar. Hapishane Defterleri faþist cellatlarýn sýký gözetimi altýndaki hapishane koþullarýnda yazýldý. Bir çok þifreleme kullanýldý. Marksizm yerine praksis felsefesi, Lenin yerine Ýllich, devrimci parti yerine modern prens gibi… Büyük zorluklarla hapishane dýþýna çýkarýlan Defterler Gramsci'nin ölümünden sonra basýldý ve Gramsci'nin tekrar gözden geçirme, düzeltme fýrsatý olmadý. Tartýþmalarýn sansürlü olmasýnýn yarattýðý muðlaklýklar ve belirsizlikler var. Ancak görmeyi isteyen gözler için Defterlerin devrimci duruþu açýk. Silahlý ayaklanma, "mücadelenin belirleyici aný" olarak Defterler'de geçmekte. Takipçisi olduðunu söyleyenlerin pasifistliðine, evrimciliðine karþýn onca tehlike barýndýrmasýna raðmen Defterler'de iktidarýn zor yoluyla ele geçiriliþine urgu yapmaktadýr: "Ýktidarýn zor yoluyla ele geçiriliþi kapitalist devlet aygýtýnýn her biriminde askeri tipte bir örgütlenmiþ bir iþçi sýnýfý partisinin yaratýlmasýný gerekli kýlar. Bu örgüt, mücadelenin belirleyici anýnda öldürücü darbeyi kapitalizme vurmaya kadir olmalýdýr." Gramsci'nin yazýlarýnda kafa karýþýklýðý ve reformist yorumlara boþ alan býraktýðý yerler vardýr. Örneðin iþçilerin devlet iktidarýný ele geçirmeden önce kültürel hegemonya kurabilme kapasiteleri konusundaki bakýþý böyle bir noktadýr. Ancak dikkatli bir okur Gramsci'nin burada sosyalistlerin kültürel hege-

9


MARKSiST BAKIs Gramsci, Stalinist tahrifat okulunun iþçi iktidarýný tek parti diktatörlüðü olarak anlatan çizgisine inat Marksizmin iþçi demokrasisi anlayýþýna sahip çýkar, Marksizmin özünü savunur: "Bu nedenle görüþümüz þudur: 1. Burjuva devletinin yýkýlmasýný önerse ve gerçekleþtirse de devrim zorunlu olarak proleter ve komünist olmaz; 2. Merkezi hükümetin burjuvazinin politik iktidarýný sayesinde yürüttüðü idari mekanizmayý ve temsili kurumlarý tahrip etmeyi önerse ve gerçekleþtirse de proleter ve komünist olmaz; 3. Hatta halk ayaklanmasýnýn yükselen dalgasý iktidarý kendilerine komünist diyen (samimi olarak) insanlarýn ellerine verse bile devrim proleter ve komünist olmaz. Devrim ancak, proletaryayý ve komünist üretim güçlerini, sermaye sýnýfýnýn yönettiði toplumun içinde geliþmekte olan güçleri kurtardýðý ölçüde proleter ve komünist olur. Devrim, üretim ve daðýtým iliþkilerinde yeni bir düzenin inþasý için gerekli olan sabýrlý ve yöntemli çalýþmayý baþlatabilecek proleter ve komünist güçlerin büyümesini ve sistemleþtirilmesini ilerlettiði ve geliþtirdiði ölçüde proleter ve komünist olur."

monyasýnýn bütün toplum üzerinde deðil de sömürülen sýnýf, iþçi sýnýfý üzerinde kurmasýndan bahsettiðini anlayabilir. Gramsci'nin Hapishane Defterleri'nde yarattýðý kafa karýþtýrýcý noktalardan biri de kapitalizme karþý iþçilerin mücadelesinin metaforu olarak feodalizme karþý burjuvazinin mücadelesini kullanmasýydý. Bu karþýlaþtýrma tehlikeli bir þekilde yanlýþ yönlendirici olabilirdi ve oldu da. Ancak baþta Gramsci'nin Marks ve Engels'in kendilerinin yayýmlamadýðý eserleri hakkýndaki yorumunda belirtildiði gibi hapishane koþullarýnda yazýlan ve tekrar kontrol edip gerekli düzeltme ve ayýklamalr yapýlma fýrsatý bulunmayan bir eserin içindeki kimi noktalarýn kimilerince Gramsci'nin taþýdýðý kimlikten farklý noktalarý çekilmesi olsa olsa onlarý baðlar. Euro komünistlere, sivil toplumculara, pasifist akademisyenlere inat Hapishane Defterleri, gelecek devrimci mücadelelere ýþýk tutmak için Bolþeviklerin yarattýðý devrimci heyecanla yazýldý ve kapitalist cehennemin ancak bir silahlý ayaklanma ile ortadan kaldýrýlabileceðini savundu. Toparlamak gerekirse, Toparlamak gerekirse, Gramsci proleter devrim mücadelesi için burjuva akademisyenlere terk edilemeyecek kadar deðerli bir önderdir. Gramsci fikirleri ve eylemleriyle mücadelemize yön veren devrimci önderlerimizden birisidir. Bu açýdan tarihimizi bilmek ve ona sahip çýkmak zorundayýz. Son olarak, unutulmamasý gerek bir nokta da Gramsci'nin tartýþmalara yol "Hapishane Notlarý"nýn hapishaneden kaçýrýldýktan sonra Stalinist Togliatti'nin elinde kaldýðýdýr. Gramsci zindandayken giderek daha da saðcýlaþan ve Stalinist sahtekarlýk okulunun önemli bir figürü haline gelen Togliatti'nin Hapishane Defterleri üzerinde "gerekli" oynamalarý yapmýþ olabileceðidir. Aynur Akman

(1) Lenin, Devlet ve Devrim, Bilim ve Sosyalizm Yayýnlarý, 1978, s.13 (2) Aktaran Kürkçü, Ertuðrul, Antonio Gramsci, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, Ýletiþim Yayýnlarý, 1988, s. 758-9 (3) Fontamara kitabýnda Mussollini döneminde bile Ýtalya'nýn kýrsal bölgelerinde Ýtalyanca konuþulmadýðýndan bahsedilir. (4) Antonio Gramsci, Selections from Political Writings 1910-1920 (Londra, 1977), s. 66 (5) Antonio Gramsci, Selections from the Prison Notebooks, Londra 1971, s. 180-181, 183. (6) Antonio Gramsci, Selections from the Prison Notebooks, Londra 1971, s.129 (7) Antonio Gramsci, Soviets in Italy, Londra 1969, s. 22-23

10


MARKSiST BAKIs

SAÐLIKTA NELER OLUYOR? Kapitalizm küçük bir azýnlýðýn kocaman bir çoðunluðun kaderini belirlediði, çoðunluðun yaþamýna dair politik, ekonomik, eðitim, saðlýk gibi alanlarda kendi çýkarlarýna göre kanunlar ve uygulamalar çýkardýðý, tüm bunlarý yaparken de kar etmenin tek amaç olduðu bir sistem olarak tekrar saðlýðýmýza saldýrýyor. Kocaman olan saðlýk pastasýndan( Dünyada en büyük 3 piyasa alaný silah sanayisi, petrol sanayisi ve saðlýk hizmetleridir.) payýný almaya çalýþan sermaye, türlü kýlýflarla ve süslü adlarla (saðlýkta dönüþüm, kentsel dönüþüm, küreselleþme vb…) çokta yakýndan bildiðimiz bir oyunu oynamak ve bizi saðlýksýzlaþtýrmak istiyor. Türk Tabipler Birliðinin(TTB) ve Saðlýk Emekçileri Sendikasýnýn(SES) üzerine sürekli açýklamalar yaptýðý, eylem-grev örgütlediði Genel Saðlýk Sigortasý(GSS), Aile Hekimliði ve performansa dayalý yeni maaþ düzenlemesi aslýnda basit reformlar, basit geri adýmlar ya da basit saldýrýlar deðil.Tüm bu yeni düzenlemeler toptan bir dönüþümün ana eksenlerini oluþturmaktadýr. Dünyada saðlýk hizmetlerine ayrýlan para 2005 yýlýnda 3.1 trilyon dolardýr. Bunun da tümü kamu bütçelerinden karþýlanmaktadýr, yani bizim ödediðimiz prim ve vergiler bu harcamanýn tek kaynaðýdýr.Avrupa 1 trilyon dolar, Latin Amerika 136 milyar dolar, Türkiye de 2004 yýlýnda saðlýða 19 milyar dolar ayýrmýþtýr, 2006 yýlýnda Türkiye'nin saðlýða ayýrdýðý para 20 milyar dolarýn üzerindedir. Bu kadar büyük paranýn döndüðü bir alan tabi ki sermayeni aðzýný Türkiye'de AKP iktidarýyla beraber, tek sulandýrmakta ve buradan pay kapma derdiyle hükümetlerle baþýna hükümet olmanýn verdiði güvenle yapýlan anlaþmalarla saðlýk hizmetlerimize göz dikmekteler. hiç olmadýðý kadar özelleþtirme yapýldý ve Petrolün kontrolü için Irakta son 4 yýlda 1 milyona yakýný insaný kamu alaný piyasanýn kanunlarý terk edil- katledenler saðlýk gibi çok büyük paralarýn döndüðü bir baþka di. Saðlýk da bundan payýný aldý, alýyor. alanda yapacaklarýný hayal etmek hiçte zor deðil. ABD gibi kapitalizmin alabildiðine saldýrgan olduðu ülkelerde bu dönüþüm yani saðlýk çoktan serbest piyasanýn adaletine teslim edilmiþ durumda. Bizim saðlýðýmýzýn çokta derdinde olmayanlar, sadece kazanacaklarý paraya bakan kapitalistler artýk yalnýz hastalara deðil, herkese ilaç satmak için hastalýk tanýmlarýný deðiþtirerek ve geniþleterek kendiside ciddi riskler taþýyan ilaç kullanýmýný alabildiðine yayarak aslýnda niyetlerini net ortaya koymaktalar. ABD dünya nüfusunun sadece %5 ine sahip olmasýna raðmen dünya reçete sayýsýnda % 50 lik paya sahiptir, bunun yanýnda saðlýk hizmetleri kamu ve piyasa arasýnda bir alýþ-veriþ unsuru haline gelerek, en çok yolsuzluk yapýlan alanlardan biri olmuþtur, yine tahmin edilebileceði gibi en çok yolsuzlukta dünya saðlýk harcamasýnýn toplamý olan 3.1 trilyon dolarýn, 1.6 trilyon dolarýný harcayan ABD'de de olmaktadýr(ABD 2003 yýlýnda saðlýða %15.6'lýk pay ayýrmýþtýr). Saðlýk ve AKP Türkiye'de AKP iktidarýyla beraber, tek baþýna hükümet olmanýn verdiði güvenle hiç olmadýðý kadar özelleþtirme yapýldý ve kamu alaný piyasanýn kanunlarý terk edildi. Burada aslýnda daha önceden baþka ülkelerde hayata geçmiþ ve saðlýðý alýþ-veriþ unsuru haline getiren yeni düzenlemelerin temeli, bu hükümet döneminde yukarýda saydýðýmýz ana eksenler etrafýnda yapýlmaya çalýþýlýyor.

11


MARKSiST BAKIs

AKP, kamu saðlýk kurumlarýnýn hizmet üretmesini engelleyerek, saðlýk hizmetinin satýn alýnmaya zorunlu hizmet haline dönüþtürmeye çalýþýyor. Bir çok hastanenin bazý bölümlerinin tamamý özele kiralanabilir hale getirilmiþ hatta bu kiralama hizmetini yapan özel saðlýk birimi kendi personelini beraber getirme hakký verilmiþti ama gelen tepkilerle bu uygulamada bazý deðiþiklikler yapýldý ve hastanelerde toptan bir bölüm kiralama uygulamasý yerine personel dýþý iþletme yani araçgereç, mal gibi konularda özele kiralama uygulamasý þekline dönüþtürüldü.

Tüm bunlarýn nereye denk düþtüðünü bazý rakamlarla ortaya koymaya çalýþalým. 20022004 yýllarý arasýnda saðlýða ayrýlan paranýn ulusal gelirdeki payý %5.6 dan %6.3 düzeyine çýktý(11 milyar dolardan 19 milyar dolara). Bu kendi baþýna bakýldýðýnda iyi bir þey. 1980 yýlýyla kýyaslandýðýnda ise saðlýða ayrýlan parada nerdeyse 6 kat bir artýþ var. Böyle bakýldýðý zaman AKP hükümetinin saðlýða ayýrdýðý paranýn artmasý, bir yanýlsama yaratýyor. Hatta AKP hükümeti döneminde saðlýða hiç olmadýðý kadar para ayrýlmýþ olarak gözüküyor. Ýþin gerçeði ise bundan çok farklý. 2000 yýlýnda Ulusal saðlýk hesabýna göre saðlýða ayrýlan paranýn %62'lik bölümü kamusal kaynaktan geliyor, bunun da en büyük kýsmýný %32 ile sosyal güvenlik kurumlarý tarafýndan karþýlanýyor. Bu oran 2003 %76, 2005 de % 85 olarak yükseliyor. Yani her geçen yýl saðlýðýn kamu kaynaklý gelirlerle karþýlanma oraný artmýþ durumda. Saðlýða ayrýlan paranýn kamusal kaynaklardan karþýlanan kýsmýnýn sürekli artmasýndaki ana belirleyici ise sosyal güvenlik kurumlarýnýn daha çok para aktararak bu artýþa neden olmalarý. 1996 yýlýnda sosyal güvenlik kurumlarý %38'lik bir paya sahipken, 2002 de bu oran %53 yükselmiþtir. Bunu yapan AKP hükümeti yani sürekli sosyal güvenlik kurumlarýna yüklenen ve saðlýða ayrýlan paranýn çok büyük bir bölümünü buradan karþýlayan hükümet ayný dönemde SSK'ya el koyarak baþka bir gelir yolu daha bulmuþtur. SSK Saðlýk Bakanlýðýna baðlanarak bakanlýðýn bütçesi artýrýlmýþ ve Saðlýk Bakanlýðýnýn saðlýða ayýrdýðý payýn ana kaynaðýný oluþturur hale gelmiþtir. Bunun anlamý genel bütçeden saðlýða ayrýlan pay sürekli düþmesi ve 1999 yýlýnda %35 olan oranýn, 2004 yýlýnda % 23'e gerilemesidir. Buraya kadar olan bölümden bir çýkarým yapacak olursak, saðlýðýn ana kaynaðý sosyal güvenlik kurumlarý ve döner sermaye gelirleridir. Yani vergilerimizle oluþturduðumuz ülke bütçesi artýk saðlýða pay ayýrmamakta ve her geçen gün ayýrdýðý payý da düþürmektedir. Bakýldýðýnda saðlýða ayrýlan paranýn genel bütçeden deðil de sosyal güvenlik kurumlarý aðýrlýklý olmasý yani sosyal güvenlik kurumlarýnýn sýnýrlarýnýn zorlanmasýyla son 25 yýlýn en çok kamu saðlýk harcamasý miktarý ortaya çýkmýþtýr. Tüm bu veriler ýþýðýnda yani saðlýða gelen ana para bütçeden deðil de sosyal güvenlik kurumlarýndan olmasýna raðmen bu kaynak bile bize yani hastaneye baþvuranlara ya da orada çalýþan personele yansýmasý diðer bir iki yüzlülüktür. Çünkü 2000 yýlý verilerinde saðlýða ayrýlan paranýn %62'lik bölümünün sadece %38'lik kýsmý kamu saðlýk kuruluþlarýna gitmekte aradaki fark olan %24'lük kýsmý özele aktarýlmaktadýr. 2003 yýlýnda oran %76 ya yükseldiðinde ise kamu saðlýk kurumlarýna %39'luk pay düþerken özele giden oran artarak %37 olmuþtur. 2004'te özele giden pay daha artmakta ve %47 yi bulmaktadýr. Yani 2004 rakamlarýyla saðlýða ayrýlan 19 milyar dolarýn 8.9 milyar dolarý özele gitmektedir. Baþta da söylediðimiz gibi saðlýða ayrýlan payý sürekli sosyal güvenlik kurumlarýna yüklenerek artýran ve genel bütçeden payý sürekli kýsan AKP hükümeti özele de en çok para aktaran hükümet olmuþtur. Bu nedenle artýk saðlýkta köklü yapýsal deðiþiklik hedefleyen AKP bu uygulamasýný daha da sertleþtireceðini göstermekte ve saðlýða ayrýlan payýn daha çoðu özele akmaya devam edecektir. Üstelik kamu saðlýk kurumlarýnýn hizmet üretmesini engelleyerek, saðlýk hizmetinin satýn alýnmaya zorunlu hizmet haline dönüþtürmeye çalýþýyor. Bir çok hastanenin bazý bölümlerinin tamamý özele kiralanabilir hale getirilmiþ hatta bu kiralama hizmetini yapan özel saðlýk birimi kendi personelini beraber getirme hakký verilmiþti ama gelen tepkilerle bu uygulamada bazý deðiþiklikler yapýldý ve hastanelerde toptan bir bölüm kiralama uygulamasý yerine personel dýþý iþletme yani araç-gereç, mal gibi konularda özele kiralama uygulamasý þekline dönüþtürüldü. Bunun gibi dýþarýdan satýn alma 2005 öncesi çok az paya sahipken 2006 sonrasý %30'u geçmiþtir. Kamunun saðlýk dýþýnda da hizmet satýn almasý bütçede artan harcamalar arasýnda ilk sýradadýr. Kamunun saðlýk hizmeti üretmesini engelleyerek, özele daha çok para aktarmaya gayret eden hükümet, kamu saðlýk yatýrýmýný nerdeyse sýfýr noktasýna çekmiþtir. 2000'de %6.6 olan yatýrým oraný, 2001'de %3.2, 2002'de %3.6, 2004'de %5.6 olmuþtur.Yani saðlýk yatýrýmsýz kalmýþtýr. Hatta 2004 yýlýnda yapýlmasý öngörülen komik yatýrýmlarýn dahi 1/3'lik bölümü yapýlmamýþtýr. Burada ki amaç hizmet üretemez hale gelen saðlýk kurumlarýnýn üretemedikleri hizmeti özelden satýn alma zorunluluðu yaratýlmasýdýr, yani kamunun finanse ettiði ama özelin yürüttüðü ve kaynaðýnýn ana kýsmýný bütçenin deðil de sosyal güvenlik kurumlarýnýn karþýladýðý kocaman paranýn özele aktarýldýðý saðlýk hizmetidir. Böylesi bir durumda bu dönüþümün daha çok baþýndayken, özel hastanelere daha kolay gidilir olmasý, SSK'lýlarýn eczanelerden ilaç alabiliyor olmasý gibi deðiþimler hayali bir iyi

12


MARKSiST BAKIs tablo çizmektedir. Çünkü saðlýða ayrýlan ana kaynaðýn geldiði pay ve yer deðiþmiþtir. Üstelik bu kaynaðýn gittiði yerde artýk kamu saðlýk kurumlarý deðil özeldir yani geri dönüþümü olmayan bir yere kaynak harcanmaktadýr, yatýrýmda yapýlmadýðý için kamu saðlýk kurumlarýnýn çökmesi an meselesidir. Bunun yanýnda sýnýrlarýnýn aþýrý zorlandýðý sosyal güvenlik kurumlarýnýn da bu yükü çok daha uzun dönem çekemeyeceði nettir. Bunu 2006 bütçesi ortaya koymaktadýr. Hükümet 2006 bütçesinde 3.5 katrilyon olan alacaðýný sosyal güvenlik kurumlarýndan almayacaðýný açýklamýþtýr böylece sýnýrlarý zorlanan bu kurumlar bir süre daha zorlanmaya devam edilebilir hale gelmiþtir. Ama bu konuda hükümet kadar hesapsýz olmayan IMF hemen uyarýda bulunmuþtur. Saðlýktaki bu köklü deðiþimle ya da onlarýn cici laflarýyla saðlýkta yeniden yapýlanmayla piyasa açýlan hizmetlerin yapýlandýrýlmasý ve yeni sisteme uyum için hükümet GSS kanunu çýkararak askeri ücretin 1/3 altýnda maaþ alanlar hariç herkesten topladýðý primler ile özele akacak olan saðlýk harcamalarýný finanse etmeyi amaçlýyor. Hükümet askeri ücretin 1/3 altýnda maaþ alanlarýn primini ise devlet tarafýndan karþýlanacaðýný söylüyor bunun içinde sadece maaþýnýzýn askeri ücretin 1/3 altýnda olmasý yetmiyor üstünüze kayýtlý hiçbir mal varlýðý örneðin köyde bir tarla ya da bir gecekondunuzun olmamasý gerekiyor yani devlet aslýnda çok az bir nüfusun primini ödemeyi tahayyüt ediyor. Sadece prim ödeyerek de þimdiki gibi bazý kýsýtlamalarý da olsa göreceli olarak sýnýrsýz olan saðlýk hizmeti alamayacaksýnýz. Priminiz kadar saðlýk hizmeti alacaksýnýz. Alabileceðiniz hizmetler sýnýrlarý deðiþtirilebilir halde tanýmlamýyor. Sýnýrlar içine giren bazý hizmetlerinde belli yüzdelerini sadece sigortanýz karþýlayacak, geriye kalan kýsmýný ve sýnýr dýþý týbbi müdahalelerin parasýný ödemek zorundasýnýz.(Örneðin en basitinden ayakta tedavi için þimdilik 2 ytl alýnýyor.) Bu tanýmlar dýþýnda hastalýðýnýz için özel sigorta yaptýrabilirsiniz, bu nedenle þu günlerde artan ve daha da artacak olan özel sigorta reklamlarý hiçte rastlantýsal deðil. Kar Hýrsý ve Saðlýk Finansman konusunda prim ödeyenlere yüklenmek için GSS çýkaran hükümet, personel içinde bu yeni yapýlanmaya uyarlanma adýna personel rejimi kanunu hazýrlayarak, performans kriteri uygulamasýný baþlattý. Bu uygulamada performans olarak deðerlendirilen kriter ise hastanýn saðlýðýna kavuþmasý, tedavinin iþe yarar olmasý ve hastaneye daha az gelmesi ya da hastanýn çýkarýna olan uygulamalar deðil. Kaç hasta baktýðýn, kaç tahlil-tetkik yaptýðýn ve hastaneye ne kadar para kazandýrdýðýn önemli olan. Bu uygulamayla aslýnda saðlýk hizmeti vermek yerine poliklinik sayýsýný þiþirmek ve yaptýðýn müdahalelerle mümkün olan en fazla gelir elde etmek tek amaç haline geliyor. Bu uygulamanýn diðer bir sorunda hekim-hemþire arasý 25 kat, hekim-hekim arasý 10 kat olabilen maaþ farkýyla haksýz ve adaletsiz gelir daðýlýmýna neden olmasý. Bu kriter ile bazý hekimleri ve diðer saðlýk çalýþanlarýný farklý kutuplara getirerek aslýnda bu yasaya karþý toptan karþý duruþu engellemeyi amaçlayan hükümet, çoðunluðun zararýna olan uygulamalarýn tümünü hayata geçirmek için meslek gruplarýndan birini kayýrarak hatta onu diðer çalýþanlarla çatýþtýrarak amacýna ulaþmaya hedefliyor.Yani sýnýfý bölerek iþini kolaylaþtýrmaya çalýþýyor. Saðlýk hizmetlerinde çalýþanlar arasýnda kutuplaþma ve zaman zaman hekimlerin grev kýrýcý olmalarýna neden oluyor. Uygulamaya soktuðu sözleþmeli personel sistemiyle iþ güvencesi olmayan, sendika hakký bulunmayan her an kovulma tehdidi altýnda bulunan, taþeronlaþan saðlýk hizmetleri savunmasýz ve örgütsüz býrakýlmaya çalýþýlýyor. Bugün doktorlar dýþýndaki diðer tüm personelin yüzde olarak bakýldýðýnda çoðu sözleþmeli statüsünde. Aksaray bölgesi hastanelerinde hekimler dýþý sözleþmeli personel oraný 2 yýl öncesi rakamlarýyla %60 civarýnda. Mesleki tanýmlarýn deðiþtiði, herkesin her iþ yapabildiði, saðlýk hizmetlerinin olmazsa olmazý olan ekip olarak

13

Finansman konusunda prim ödeyenlere yüklenmek için GSS çýkaran hükümet, personel içinde bu yeni yapýlanmaya uyarlanma adýna personel rejimi kanunu hazýrlayarak, performans kriteri uygulamasýný baþlattý. Bu uygulamada performans olarak deðerlendirilen kriter ise hastanýn saðlýðýna kavuþmasý, tedavinin iþe yarar olmasý ve hastaneye daha az gelmesi ya da hastanýn çýkarýna olan uygulamalar deðil. Kaç hasta baktýðýn, kaç tahlil-tetkik yaptýðýn ve hastaneye ne kadar para kazandýrdýðýn önemli olan.


MARKSiST BAKIs Kapitalizmin insan merkezli deðil de kar merkezli olduðu gerçeði bize her türlü yutturma çabasýna ve süslü laflara raðmen net olarak görülüyor. Kapitalizm 250-300 yýllýk dünya tarihinde yaptýðý onlarca yýkým nihai çözümün kapitalizm içinde yapýlacak reformlar yada yeniden düzenlemeler olmadýðýný ortaya koymaktadýr. Her seferinde saldýrmaya devam edecek olan sistem toptan devrilmeli ve tüm kurumlarý ortadan kaldýrýlmalýdýr. Hayatýmýzýn her alanýna saldýrmayý hak bilen sistemden kurtulmanýn tek ve kesin yolu sosyalist devrimdir. Bunu bilerek saðlýðýmýza göz diken, bizi saðlýksýzlaþtýrmaya çalýþan, kendileri için kar alaný olarak gören egemen sýnýf saldýrýlarýna her alanda olduðu gibi saðlýkta da örgütlü mücadele ile karþý koymak ve sýnýf perspektifli mücadele hattýmýzý örmek zorunludur. Nihai çözüme varýncaya kadar sahip olunan haklarýmýzý korumak hatta bir adým ötesini istemek sermaye ve onun hükümetlerine karþý yapýlacak eylemlerin belirleyici unsuru olacaktýr.

çalýþmanýn yok edildiði, bir rekabet, çatýþma ortamýna sürüklenen saðlýk hizmetleri kendisini temizlik þirketi olarak tanýmlayan þirketlerin hemþire, laborant tahsis edebildiði bir pazar haline dönüþmüþ durumda. Çalýþanlarýn çoðunun haklarýnýn gasp edildiði, mesleki olarak isimsizleþtirildiði, iþ güvencesiz, örgütsüz çalýþmaya mecbur býrakýldýðý, saðlýk hizmetlerinin ideal olmayan standartlarda üstelik eskisini aratýr hale gelmesi bir de paralý olmasý. Ýþte tüm bunlarýn nedeni de saðlýkta yeniden yapýlanma adý altýnda çýkarýlan yasalar ve yeni uygulamalar ile serbest piyasanýn saðlýðýmýza saldýrýsýdýr. Kapitalizmin insan merkezli deðil de kar merkezli olduðu gerçeði bize her türlü yutturma çabasýna ve süslü laflara raðmen net olarak görülüyor. Kapitalizm 250-300 yýllýk dünya tarihinde yaptýðý onlarca yýkým nihai çözümün kapitalizm içinde yapýlacak reformlar yada yeniden düzenlemeler olmadýðýný ortaya koymaktadýr. Her seferinde saldýrmaya devam edecek olan sistem toptan devrilmeli ve tüm kurumlarý ortadan kaldýrýlmalýdýr. Hayatýmýzýn her alanýna saldýrmayý hak bilen sistemden kurtulmanýn tek ve kesin yolu sosyalist devrimdir. Bunu bilerek saðlýðýmýza göz diken, bizi saðlýksýzlaþtýrmaya çalýþan, kendileri için kar alaný olarak gören egemen sýnýf saldýrýlarýna her alanda olduðu gibi saðlýkta da örgütlü mücadele ile karþý koymak ve sýnýf perspektifli mücadele hattýmýzý örmek zorunludur. Nihai çözüme varýncaya kadar sahip olunan haklarýmýzý korumak hatta bir adým ötesini istemek sermaye ve onun hükümetlerine karþý yapýlacak eylemlerin belirleyici unsuru olacaktýr.

Robin Aram

14


MARKSiST BAKIs

Hegel, Lenin ve Dünya Devrimi "Bu kadar aptalca þeyler söyleyen biri tehlikeli olamaz" (Stankeviç, sosyalist, Nisan 1917). "Bunlar saçmalýklar, bir delinin saçmalamalarý!" (Bogdanov, Menþevik, Nisan 1917). "Bunlar saçma sapan düþler..." (Plehanov, Menþevik, Nisan 1917). "Bakunin'in Rus Devrimi'ndeki uzun yýllar boyunca boþ kalan yerini þimdi Lenin dolduruyor" (Goldenberg, eski Bolþevik, Nisan 1917). "O gün (4 Nisan) Lenin yoldaþ kendisine bizim saflarýmýzda bile açýk taraftar bulamamýþtý" (Zaleski, Bolþevik, Nisan 1917). "Lenin yoldaþýn genel planýna gelince: Bu plan, burjuva demokratik devrimi tamamlanmýþ gibi sunduðu ve bu devrimin hemen sosyalist devrime dönüþeceði varsayýmýna dayandýðý ölçüde bize kabul edilir gibi gelmiyor" (Kamenev, Bolþevik Partisi yayýn organý Pravda'nýn 8 Nisan 1917 tarihli baþyazýsýndan). Ýþte, Lenin'in, önce zýrhlý bir arabadan Petrograd Finlandiya Tren Ýstasyonu önündeki meydanda toplanmýþ olan kalabalýða, ertesi gün de Bolþevik ve Menþevik Sovyet delegelerine sunduðu, resmi doktrine aykýrý tezler, yani "Nisan Tezleri", Rus Marksizmi'nin resmi temsilcilerince tam bir fikir birliði içinde, bu þekilde karþýlanmýþtý. Suhanov (sonralarý bir Sovyet görevlisi olacak olan bir Menþevik) ünlü anýlarýnda, Lenin'in merkezî önemdeki siyasal formülünün -bütün iktidar Sovyetlere- "masmavi bir gökte duyulan bir gök gürültüsü gibi yankýlandýðý"ný ve "kendisine sadýk olan yandaþlarýnýn en bilgililerini bile þaþkýnlýða düþürüp kafalarýný karýþtýrdýðý"ný itiraf eder. Suhanov'a bakýlýrsa, önde gelen bir Bolþevik " (Lenin'in) bu konuþmasýnýn sosyal demokratlar arasýndaki ayrýlýklarý derinleþtirmeyip tersine bastýrdýðýný" bile açýklamýþtýr, "çünkü Lenin'in tavrý karþýsýnda Bolþevikler'le Menþeviklerin anlaþmaktan baþka çareleri yoktu"! 8 Nisan tarihli Pravda'da çýkan baþyazý, Lenin karþýsýnda tam bir fikir birliði oluþtuðu izlenimini o gün için doðruluyordu: Suhahov'un ifadesiyle "Bolþevik Partisi'nin Marksist temelleri sapasaðlam ve sarsýlmaz olarak ayakta duruyor, parti kitlesi de geçmiþin bilimsel sosyalizminin temel ilkelerini savunmak üzere Lenin'e karþý ayaklanýyor gibi görünüyordu. Heyhat! Meðer yanýlýyormuþuz!". Lenin'in sözleri üzerine kopan bu olaðanüstü fýrtýnayý ve söylediklerinin koro halinde lanetlenmesini nasýl açýklayabiliriz? Suhanov'un safdil ama açýklayýcý betimlemesi bu sorunun yanýtýný ima ediyor: Lenin

15

gerçekten de "geçmiþin bilimsel sosyalizmi"nden, Marksizm'in "temel ilkeleri"ne iliþkin belirli bir anlayýþtan kopmuþtu; bu anlayýþ, Rus Marksist sosyal demokrasisinin bütün akýmlarýnýn bir ölçüde paylaþtýðý bir anlayýþtý. Gerek Menþevik gerekse Bolþevik parti önderlerinin Nisan Tezleri karþýsýnda sergiledikleri þaþkýnlýk, kafa karýþýklýðý, öfke ya da hor görme, bu tezlerin ima ettiði bir þeyin, II. Enternasyonal'in "ortodoks Marksizm" geleneðinden köklü bir kopuþun belirtileridir yalnýzca. (Burada, II. Enternasyonal'in radikal solundan -Rosa Luxsemburg vb.- deðil, hegemonik olan akýmdan söz ediyoruz.) Bu geleneðin mekanik-determinist-evrimci maddeciliði katý ve felçleþtirici bir çizgi halinde billurlaþmýþtý: "Rusya geri kalmýþ, barbar, yan-feodal bir ülkedir. Sosyalizm için gerekli koþullar burada yeterince olgunlaþmamýþtýr. Rus Devrimi bir burjuva devrimidir." Tarihsel sonuçlan bakýmýndan, Lenin'in Petrograd Finlandiya Tren Ýstasyonu'ndaki konuþmasýyla baþlattýðý teorik dönemeç kadar zengin baþka bir dönemeç nadirdir. Bu dönemecin yöntemsel kaynaklan nelerdi? "Geçmiþ'in" ortodoks Marksizmi'nin düsturlarýyla karþýlaþtýrýldýðýnda, onun yönteminin özgül farklýlýðý nedir? 1923 Ocaðý'nda, tam da Suhanov'a karþý yazdýðý bir polemik yazýsýnda Lenin kendisi bu soruyu þöyle yanýtlýyor: "Hepsi de marksist olduklarýný söylüyorlar, ama Marksizm'i mümkün olan en bilgiç biçimde anlayarak. Marksizm'in özünde yatan þeyi, yani onun devrimci diyalektiðini hiç kavramamýþlar". Marksizm'in devrimci diyalektiði: Ýþte Lenin'in II. Enternasyonal Marksizmi'nden ve, bir ölçüde de, kendi "geçmiþ" felsefî bilincinden koptuðu noktanýn özet ifadesi. Birinci Büyük Savaþ'ýn patlak vermesiyle birlikte baþlayýp, marksist diyalektiðin Hegel'deki kaynaklarýna dönüþle beslenen ve 3 Nisan 1917 gecesinin anýtsal, "çýlgýnca" ve "saçmalamalarla dolu" meydan okumasýna yol açan kopuþ...

I. "Eski Bolþevizm" ya da "Geçmiþin Marksizm'i": 1914 Öncesinde Lenin Lenin'in 1914-öncesi felsefi düþüncesinin ilk kaynaklarýndan biri, 1895'te okuduðu ve bir not defterinde özetlediði, Marks'ýn Kutsal Aile (1844) adlý kitabýydý. "Kitabýn en deðerli bölümlerinden biri" olarak nitelendirdiði "Fransýz maddeciliðine karþý eleþtiri savaþý" baþlýklý bölüm özel olarak ilgisini çekmiþti. Ne var ki, tam da bu bölüm, Marks'ýn, XVIII. yüzyýl Fransýz maddeciliðine eleþtirel-olmayan bir biçimde "yan çýktýðý" ve onu komünizmin "mantýksal temeli" olarak sunduðu tek metnidir. Kutsal Aile'nin adý geçen bölümünden yapýlan alýntýlar, herhangi bir Marksist akýmdaki "metafizik" maddeciliði teþhis etmeyi


MARKSiST BAKIs 4 Aðustos 1914 tarihli Vonvarts'ta (Alman Sosyal Demokrat Partisi yayýn organý) çýkan, sosyalistlerin savaþ kredileri lehinde oy verdikleri haberi kendisine gösterildiðinde, "Bu, Alman genel kurmayýnýn bir kalpazanlýðý!" diye baðýrmýþtý Lenin. Bu ünlü aný (ve bunun yaný sýra, Plehanov'un Çarlýk Rusyasý'nýn "ulusal savunmasý"ndan yana tavýr almýþ olduðuna inan mayý reddetmesi), bir yandan Lenin'in "Marksist" sosyal demokrasiye iliþkin yanýlsamalarýný ve II. Enternasyonal'in iflâsý karþýsýndaki hayretini, öte yandan da sosyal vatanperverlere dönüþmüþ olan "eski Ortodokslar" la onun arasýnda açýlmýþ olan uçurumu gösterir. 4 Aðustos felâketi, Lenin için, resmi Marksizm ortodoksisinin Bizansý'nda bir çürümüþlük olduðu nun çarpýcý kanýtý oldu. Dolayýsýyla, ortodoksinin siyasal iflâsý Lenin'in, Kautskyci-Plehanovcu Marksizm'in felsefî öncüllerini gözden geçirmesine yol açtý.

saðlayacak ölçütlerden biridir. Öte yandan, Lenin'in o dönemde felsefî olarak büyük ölçüde Plehanov'un etkisi altýnda olduðu açýk ve iyi bilinen bir gerçektir. 1903 kopuþundan sonra Menþevizm'in baþ teorisyeni haline gelen hocasýndan politik olarak çok daha esnek ve radikal olmakla birlikte Lenin, Plehanov'un "diyalektik-öncesi" Marksizmi'nin bazý temel ideolojik öncüllerini ve bu Marksizm'in stratejik uzantýsý olan, Rus Devrimi'nin burjuva niteliði saptamasýný benimsiyordu. Bu ortak temel olmasaydý, Menþeviklere yönelttiði, liberal burjuvazinin "kuyrukçuluðu'nu yaptýklarý yolundaki aðýr ve saldýrgan eleþtiriye karþýn 1905'ten 1910'a kadar sosyal demokrasinin iki hizbinin birleþmesi için gösterilen çabalan nasýl olup da desteklediðini anlamak güç olurdu. Zaten, "Rus Marksizmi'nin babasý"nýn felsefî etkisinin gözle görünür ve okunabilir olduðu Marksizm ve Ampiriokritisizm'i Plehanov'a politik olarak en çok yakýnlaþtýðý dönemde (1908-1909'da likidasyonizme karþý) yazmýþtýr. Ýlginç olan ve 1914-öncesi Lenin için son derece tipik sayýlabilecek bir þey vardýr: Bu dönemde Lenin'in Plehanov'a karþý polemiklerinde sýk sýk baþvurduðu Marksist otorite Kari Kautsky'den baþkasý deðildir. Örneðin, Kautsky'nin Rus Devrimi üzerine yazdýðý bir makalede (1906) "Plehanov'a indirilmiþ dolaysýz bir darbe"yi tespit eder ve hevesle Kautskyci tahlille Bolþevik tahlilin kesiþtiði noktalarýn altýný çizer: "Burjuvazinin istikrarsýzlýðýna karþýn proletarya ve köylülük tarafýndan gerçekleþtirilmiþ burjuva devrimi... Bolþevik taktiðin en önemli tezlerinden biri olan bu tezi Kautsky tümüyle doðrular." Lenin'in bu döneminin en önemli siyasal metni olan Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin Ýki Taktiði'nin (1905) titiz bir tahlili, onun düþüncesinde, dahiyane bir devrimci gerçekçilik ile "ortodoks" denen Marksizm'in sýký boyunduruðunun dayattýðý sýnýrlar arasýnda bir gerilim olduðunu olaðanüstü bir açýklýkla ortaya koymaktadýr. Burada bir yandan, Rus burjuvazisinin demokratik bir devrimi sonuna kadar götürme yeteneðinden yoksun olduðuna ve bu devrimin ancak, devrimci diktatörlüðünü uygulayan bir iþçi-köylü ittifaký tarafýndan tamamlanabileceðine iliþkin aydýnlatýcý ve derinlikli tahliller bulunmaktadýr; proletaryanýn bu ittifaktaki öncü rolünden bile söz eder Lenin. Zaman zaman da, sosyalizme kesintisiz bir geçiþ düþüncesinin üzerine parmaðýný basýyor gibidir: "Bu diktatörlük (devrimci geliþme sürecinin bir dizi ara aþamasýndan geçmeden) kapitalizmin temellerine dokunamaz." Lenin bu küçük parantezle sosyalist devrimin bilinmeyen ufkuna bakan bir pencereyi açmaktadýr; ama açar açmaz da, ortodoksinin sýnýrlarýnýn çevrelediði kapalý mekâna geri dönmek üzere tekrar kapar. Bu sýnýrlan, Lenin'in Rus Devrimi'nin burjuva niteliði üzerinde kategorik olarak ýsrar ettiði ve "iþçi sýnýfýnýn selâmetini, kapitalizmin ileri bir evresinden ibaret olan bir þeyde arama" düþüncesini "gericilik" olarak mahkum ettiði Ýki Taktik'in çeþitli ifadelerinde saptamak mümkündür. Bu tezi desteklemek için ileri sürdüðü temel iddia, "diyalektik-öncesi" Marksizm'in "klasik" temasýdýr: Rusya sosyalist bir devrim için yeterince olgun deðildir: "Geniþ proleter kitlelerinin bilinç ve örgütlülük derecesi (nesnel koþula kopmaz bir þekilde baðlý olan öznel koþul), iþçi sýnýfýnýn hemen ve tümüyle kurtulmasýný olanaksýz kýlmaktadýr. Geliþmekte olan demokratik devrimin burjuva niteliðini yalnýzca en cahil olanlar gözden kaçýrabilir." Nesnel olan öznel olaný belirler; ekonomi bilincin koþuludur: Ýþte II Enternasyonal'in, kendi aðýrlýðýyla Lenin'in dahiyane siyasal sezgisini ezen maddeci Ýncili'nin Musa ve On Emri'nin kýsa özeti. Savaþ-öncesi ya da "eski" Bolþevizm'in özünü oluþturan formül, Leninizm'in bu ilk biçiminin bütün ikircikliliðini baðrýnda taþýr: "Proletarya ve köylülüðün devrimci diktatörlüðü". Lenin'in (onu Menþevik stratejiden köklü bir biçimde ayýran) bu son derece devrimci buluþu, esnek ve gerçekçi bir formül olan iþçi-köylü iktidarý formülünde dile gelir; bu formül (Troçki'nin deyiþiyle) "cebirsel" bir nitelik taþýr; burada sýnýflarýn her birinin özgül aðýrlýðý önsel olarak belirlenmemiþtir. Buna karþýlýk, görünürde paradoksal olan-"demokratik diktatörlük" terimi, ortodoksinin turnusol kâðýdý, "geçmiþin Marksizmi"nin dayattýðý sýnýrlarýn gözle görünür varlýðýdýr: Devrim yalnýzca "demokratik", yani burjuvadýr; bu öncül, Lenin'in açýklayýcý bir metinde belirttiði gibi "Marksist felsefenin bütününden çýkan zorunlu sonuçtur" -yani Kautsky'nin, Plehanov'un ve o dönemde "devrimci sosyal demokrasi" olarak adlandýrýlmasý adet haline gelmiþ olan düþüncenin baþka ideologlarýnýn anladýðý biçimiyle Marksist felsefeden. Ýki Taktikin, bu Marksizm'in analitik niteliðini oluþturan yöntemsel sýnýra iþaret eden bir baþka temasý da, Paris Komünü'nün Rus Devrimi'ne model olarak alýnmasýnýn açýkça ve resmen reddidir. Lenin'e göre Komün, "demokratik devrim ile sosyalist devrim öðelerini ayýrt etmeyi" bilmediði, "Cumhuriyet için mücadelenin hedefleriyle sosyalizm mücadelesinin hedeflerini birbirine karýþtýrdýðý" için yanýlgýya düþmüþtür. "Dolayýsýyla da" Komün "bizim hükümetin (kurulacak olan geçici devrimci hükümet. M.L.) benzememesi gereken bir hükümet." Bunun tam da, 1917 Nisaný'nda Lenin'in "eski Bolþevizmi parçalayan revizyona giriþirken yakaladýðý düðüm noktasý olduðunu aþaðýda göreceðiz.

II. 1914 " Kopuþ" u 4 Aðustos 1914 tarihli Vonvarts'ta (Alman Sosyal Demokrat Partisi yayýn organý) çýkan, sosyalistlerin savaþ kredileri lehinde oy verdikleri haberi kendisine gösterildiðinde, "Bu, Alman genel kur-

16


MARKSiST BAKIs mayýnýn bir kalpazanlýðý!" diye baðýrmýþtý Lenin. Bu ünlü aný (ve bunun yaný sýra, Plehanov'un Çarlýk Rusyasý'nýn "ulusal savunmasý"ndan yana tavýr almýþ olduðuna inanmayý reddetmesi), bir yandan Lenin'in "Marksist" sosyal demokrasiye iliþkin yanýlsamalarýný ve II. Enternasyonal'in iflâsý karþýsýndaki hayretini, öte yandan da sosyal vatanperverlere dönüþmüþ olan "eski Ortodokslar" la onun arasýnda açýlmakta olan uçurumu gösterir. 4 Aðustos felâketi, Lenin için, resmi Marksizm ortodoksisinin Bizansý'nda bir çürümüþlük olduðunun çarpýcý kanýtý oldu. Dolayýsýyla, ortodoksinin siyasal iflâsý Lenin'in, Kautskyci-Plehanovcu Marksizm'in felsefî öncüllerini gözden geçirmesine yol açtý. "II. Enternasyonal'in iflasý, Lenin'i böylesine derin bir ihanetin teorik temelleri üzerinde düþünmeye yöneltmiþti.' Lenin'i, 1914 Aðustosu travmasýndan hemen bir ay sonra Hegel'in Büyük Mantýðýna götüren yolu bir gün tam olarak yeniden kurmak gerekir. Yalnýzca marksist düþüncenin kaynaklarýna geri dönme isteði miydi bu? Yoksa, yöntem açýsýndan II. Entemasyonal Marksizmi'nin Asil topuðunun diyalektiðin anlaþýlmamasý olduðuna iliþkin berrak bir sezgi mi? Her ne olursa olsun, onun Marksist diyalektiðe bakýþýnýn köklü bir dönüþüme uðradýðý konusunda hiçbir kuþku yoktur. Bunun kanýtý yalnýzca Felsefe Defterleri metninin kendisi deðil, ayný zamanda Lenin'in, Granat Yayýnevi'nin redaksiyon sekreterine 4 Ocak 1915'te, Mantýk Bilimi'ni okumayý bitirdikten (17 Aralýk 1914) hemen sonra, yazdýðý mektuptur: Bu mektupta "(Kari Marks adlý çalýþmasýnýn) diyalektik konulu bölümünde bazý düzeltmeler yapmaya vakti" olup olmadýðýný sorar Lenin. Bu, hiçbir þekilde, "geçici bir heves" deðildi, çünkü yedi yýl sonra, son yazýlarýndan biri olan Militan Marksizm'in Anlamý Üzerine (1922) adlý yazýda, Parti'nin teorik dergisinin (Marksizm Bayraðý Altýnda) yayýncýlarýný ve katkýcýlarýný "Hegel diyalektiðinin maddeci dostlarý olarak bir tür dernek oluþturmaya" çaðýrýyordu. Burada "Hegel diyalektiðinin maddeci bir bakýþ açýsýndan sistematik olarak incelenmesinin ve Marks'ýn diyalektiði uygulayýþ tarzýna iliþkin örneklerle açýklamalar getirilmesinin" gerekliliði üzerinde ýsrarla durmaktadýr. II. Enternasyonal Marksizmi'nin, ona diyalektik-öncesi bir nitelik veren eðilimleri (ya da en azýndan dürtüleri) nelerdi? 1- Her þeyden önce, Marks'm diyalektik maddeciliði ile Helvetius, Feuerbach vb.'nin "eski", "bayaðý", "metafizik" maddeciliði arasýndaki ayrýmý ortadan kaldýrma eðilimi. Örneðin Plehanov þu türden þaþýrtýcý þeyler bile yazabilmektedir: Marks'ýn Feuerbach üzerine tezleri "Feuerbach'm felsefesinin temel fikirlerini hiçbir þekilde bir kenara itmez, yalnýzca onlarý düzeltir... Marks ve Engels'in maddeci anlayýþlarý tam Feuerbach felsefesinin iç mantýðýnýn iþaret ettiði yönde geliþmiþtir"! Zaten Plehanov Feuerbach'ý ve XVIII.yüzyýl Fransýz maddecilerini tarih alanýnda fazla idealist bir anlayýþa Diyalektiði, tarihin farklý evrelerinin (kölecilik, sahip olduklarý için eleþtirir. feodalizm, kapitalizm, sosyalizm), "tarih 2- Bu eðilimden çýkan ve tarihsel maddeciliði, "nesnel olan"m her zaman yasalarý" tarafýndan katý bir biçimde belirlen"öznel olan"ýn nedenini oluþturduðu mekanik bir ekonomik belirleyiciliðe miþ bir sýraya göre birbirini izlediði Darvinci indirgeme eðilimi. Örneðin Kautsky, "sosyalist bir toplumun ekonomik bir evrimciliðe indirgeme eðilimi. II. olduðu kadar psikolojik de olan ilk koþullan yeterli bir biçimde oluþmadýkça Enternasyonalin bu eðilimi, daha sonra proletaryanýn hakimiyetinin ve toplumsal devrimin gerçekleþemeyeceði" Stalinizm tarafýndan aþamalý devrim stratejisi düþüncesinde hiç usanmadan ýsrar eder. Bu psikolojik koþullar nelerdir? olarak devralýnmýþtýr. Kautsky'e göre, "akýldýr, disiplindir, bir örgütlenme yeteneðidir". Bu koþullar nasýl yaratýlacaktýr? Bunu gerçekleþtirmek "sermayenin tarihsel görevidir". Tarihten çýkarýlacak ders þudur: "Ancak kapitalist üretim sisteminin ileri derecede geliþmiþ olduðu yerlerdedir ki, ekonomik koþullar, üretim araçlarý üzerindeki kapitalist mülkiyetin halk iktidarý aracýlýðýyla sosyalist mülkiyete dönüþtürülmesini mümkün kýlar." 3- Diyalektiði, tarihin farklý evrelerinin (kölecilik, feodalizm, kapitalizm, sosyalizm), "tarih yasalarý" tarafýndan katý bir biçimde belirlenmiþ bir sýraya göre birbirini izlediði Darvinci bir evrimciliðe indirgeme eðilimi. Örneðin Kautsky Marksizm'i "toplumsal organizmanýn evrim yasalarýnýn bilimsel incelemesi" olarak tanýmlar. Aslýnda Kautsky marksist olmadan önce Darvinciydi; yandaþý Brill'in, onun yöntemini "biyolojik-tarihsel bir maddecilik" olarak tanýmlamýþ olmasý boþuna deðildir. 4- Soyut ve bilimci-doðalcý bir "tarih yasalarý" anlayýþý: Ekim Devrimi'nin haberini aldýðýnda Plehanov'un sarf ettiði þu þahane cümle bunu çarpýcý bir biçimde ortaya koyar: "Ama bu bütün tarih yasalarýnýn ihlâli demek!" 5- Rusya-Almanya, burjuva devrimi-sosyalist devrim, parti-kitleler, asgari program-azami program ikiliklerinde olduðu gibi, yalnýzca, "farklý ve ayrý" nesneleri farklýlýklarý içinde dondurarak kavrayan analitik yönteme geri dönme eðilimi.Kautsky ve Plehanov'un Hegel'i dikkatle okuyup inceledikleri kuþku götürmez; ama onu evrimciliðin ya da tarihsel determinizmin baþlatýcýsý olarak teorik sistemlerine bir anlamda "özümlemiþ" ve sindirmiþ"lerdir. Lenin'in, Hegel'in Mantýðý üzerine (ya da hakkýnda) yazdýðý notlar diyalektik-öncesi Marksizm'e ne ölçüde bir meydan okumadýr? 1) Her þeyden önce Lenin, "aptal", yani "metafizik, azgeliþmiþ, ölü, kaba" maddecilik ile tersine "akýllý" idealizme daha yakýn olan marksist, yani diyalektik maddeciliði birbirinden ayýran uçurum üzerinde ýsrarla durur. Dolayýsýyla Plehanov'u, Hegel'in Büyük Mantýðý, "yani aslýnda, felsefe bilimi olan diyalektik" hakkýnda hiçbir þey yazmadýðý ve Kantçýlýðý "Hegelvari bir tarzda" deðil de bayaðý maddecilik bakýþ açýsýndan eleþtirdiði için sert bir biçimde eleþtirir. 2) Lenin nedenselliðe iliþkin olarak diyalektik bir anlayýþý benimser: "Dolayýsýyla neden ve sonuç, karþýlýklý baðýmlýlýðýn, evrensel baðýntýnýn, olaylar arasýndaki karþýlýklý baðlantýnýn duraklarýndan baþka bir þey deðildir."

17


MARKSiST BAKIs

Ayný zamanda, Hegel'in, öznel olan ile nesnel olan arasýndaki sorunu pratik, somut ve gerçekçi bir açýdan incelemeye giriþir: "katý ve soyut karþýtlýðý" gevþetmesini ve aralarýndaki tekyönGerçekte sosyalizme doðru bir geçiþi oluþturacak ve halkýn lülüðü kýrmasýný saðlayan diyalektik yöntemini destekler. çoðunluðuna, yani iþçi ve köylü kitlelerine kabul ettirilebilecek 3) Lenin, geliþmeye iliþkin bayaðý evrimci anlayýþ ile diyalekolan önlemler nelerdir? tik anlayýþ arasýndaki can alýcý farký vurgular: Ýlki, yani "azalma III. 1917 Nisaný Tezleri ya da artma, tekrar anlamýnda geliþme" ölüdür, çoraktýr, kuraktýr; Aslýnda "Nisan Tezleri" Martta, daha kesin olarak da 11 ve 26 öteki, çeliþik kutuplarýn birliði anlamýnda geliþme, Mart tarihleri, yani Uzaktan Mektuplarin üçüncüsü ile beþincisi "sýçrayýþlar"in", süreklilik içinde kopuþ"un, eskinin yok oluþuarasýnda doðmuþtur. (1917'de henüz yayýmlanmamýþ olan) bu iki nun ve yeninin doðuþunun "anahtarým veren" tek anlayýþtýk. belgeyi yakýndan incelediðimizde Lenin'in düþüncesini hareket 4) Lenin, Hegel'e katýlarak, "yasa kavramýnýn mutlaklýðý"ný, halinde yakalayabiliriz. Þu can alýcý soruyu, “Rus Devrimi "onun basitleþtirilip, fetiþleþtirilmesini" eleþtirir (ve ekler:" bu, sosyalizme geçiþ önlemleri alabilir mi?”sorusunu Lenin iki aþamodern fizik için de ne kadar doðru!"). Þunu bile yazar: "Yasa, mada yanýtlar: Ýlk aþamada (3.Mektup) geleneksel yanýtý sorguher yasa sýnýrlýdýr, tamamlanmamýþtýr, yaklaþýktýr." lar, ikincisinde (5.Mektup) yeni bir yanýt getirir. 5) Lenin bütün kategorisini, yani "gerçekliðin bütün durakÜçüncü Mektup, karþý karþýya getirilmiþ iki aþamayý çözümlenlarýnýn tümünün geliþmesi"ni, diyalektik bilginin tam da özü memiþ bir çeliþki olarak kendi içinde barýndýrýr. Lenin, üretimin olarak görür. Lenin'in bu yöntemsel ilkeyi hemen nasýl uyguve bölüþümün denetlenmesi alanýnda, Devrim'in ilerlemesi için ladýðýný o dönemde yazdýðý II. Enternasyonalin iflasý adlý vazgeçilmez olduðunu düþündüðü bazý somut önlemleri betimbroþürde görmek mümkündür; burada, Marks'ýn diyalektiðinin ler. Önce, bu önlemlerin henüz sosyalizm ya da proletaryanýn "tam da, incelenen nesnenin yalýtýlarak, yani tek yanlý ve diktatörlüðü anlamýna gelmediðini vurgular; bunlar "proletarya çarpýtýlmýþ bir biçimde ele alýnmasýna izin vermediði"ni vurgular ve yoksul köylülüðün devrimci demokratik diktatörlüðünün ve Sýrplarýn Avusturya'ya karþý savaþlarýndaki "ulusal etken" sýnýrlarýnýn ötesine geçmemektedir. Ama hemen ardýndan, kendi nedeniyle Büyük Savaþ'ýn emperyalist niteliðini reddetmeye söyledikleri hakkýnda açýk bir kuþkuyu ima eden, yani "klasik" çalýþan, "ulusal savunma" özürcülerini sert bir biçimde eleþtirir. tezleri belirtik olarak sorgulayan þu paradoksal cümleyi ekler: Bu can alýcý bir önem taþýmaktadýr çünkü, Lukacs'ýn dediði gibi, "Þu anda bu düzenlemelerin teorik bir sýnýflandýrmasýna gidiyalektiðin kategorisi olan bütün (kavramý) bilimde devrimcilik riþmek gerekmez. Devrimin görevlerini, bu pratik, karmaþýk, acil ilkesinin taþýyýcýsýdýr. ve hýzla geliþmekte olan görevleri, donmuþ bir teorinin ameliyat Gerçekliðin farklý duraklarýnýn yalýtýlmasý, sabitleþtirilmesi, birmasasýna yatýrmaya kalkýþýrsak en ciddi hatayý yapmýþ oluruz..." birinden ayrýlmasý ve soyut bir karþýtlýk haline getirilmesi, bir Onbeþ gün sonra, beþinci Mektup'ta uçurum aþýlmýþ, siyasal yandan bütün kategorisiyle, öte yandan da Lenin'in þu saptakopuþ tamamlanmýþtýr: Sözü edilen önlemler (üretimin ve masýyla aþýlýr: "Diyalektik, insan aklýnýn, karþýtlarý neden ölü ve bölüþümün denetlenmesi) "bir arada ve evrimleri içinde taþlaþmýþ olarak deðil de, canlý, koþullara baðlý, devingen, birdüþünüldüðünde, Rusya'da doðrudan, en baþtan, geçiþ önlemleri birine dönüþür olarak kavramasý gerektiðini... gösteren teoridir." olmaksýzýn giriþilemeyecek, ama bu tür düzenlemelerin ardýndan Kuþkusuz, burada bizi ilgilendiren, Defterler'in "kendi içinde" pekâlâ gerçekleþtirilebilir olan ve kendini kaçýnýlmaz olarak dafelsefi içeriðinden çok siyasal sonuçlarýdýr. Defterler'in yöntemyatan bir sosyalizme geçiþi oluþtururlar." Lenin artýk bu önlemsel öncüllerini Lenin'in 1917'deki tezlerine baðlayan damarý bullerin bir "teorik sýnýflandýrmasý"ný kendine yasaklamamaktadýr mak güç deðildir: Bütün kategorisinden emperyalist zincirin en ve onlarý "demokratik" önlemler olarak deðil, sosyalizme geçiþ zayýf halkasý teorisine; karþýtlarýn birbirine dönüþmesinden önlemleri olarak tanýmlar. demokratik devrimin sosyalist devrime dönüþmesine; nedenselBu süre boyunca, Petrograd'da Bolþevikler eski þemaya sadýk liðin diyalektik olarak kavranýþýndan Rus Devrimi'nin niteliðinin kalmýþlardýr (Rus Devrimi'ni, bu dik kafalý, evcilleþtirilemeyen, yalnýzca "geri ekonomik temel"e dayanarak tanýmlanmasýnýn zincirlerini koparmýþ kýzý "dondurulmuþ bir teorinin Proküst reddine; bayaðý evrimciliðin eleþtirisinden 1917'de "süreklilik yataðýna..." yatýrmaya çalýþmaktadýrlar) ve temkinli bir bekleiçinde kopuþ"a vb.... Ama en önemlisi þudur: Hegel'i eleþtirel, yiþle yetinmektedirler: 15 Mart tarihli Pravda, "Geçici Hükümet maddeci bir gözle okumasý, Lenin'i, gericilik ve karþý-devrimle açýkça ve düpedüz, II. mücadele ettiði ölçüde" bu Defterler'in yöntemsel öncüllerini Enternasyonal'in sözde-ortodoks Lenin'in 1917'deki tezlerine baðlayan hükümete (Kadetler!) koþullu bir Marksizmi'nin sýký boyunduruðundamarý bulmak güç deðildir: Bütün destek bile veriyordu. Bolþevik dan, onun kendi düþüncesine dayatkategorisinden emperyalist zincirin önderlerden Þliyapnikov içtenlikli týðý teorik sýnýrdan kurtarmýþtýr. en zayýf halkasý teorisine; karþýtlarýn tanýklýðýnda þöyle diyor: 1917 Hegel Mantýðý incelemesi, Lenin'in, birbirine dönüþmesinden demokratik Marü'nda, "feodal ve köleci iliþkidevrimin sosyalist devrime dönüþme- lerin devrimci tasfiyesi evresinden Petrograd Finlandiya Tren Ýstassine; nedenselliðin diyalektik olarak geçtiðimiz ve bunlarýn yerini burjuyonu'na varan yolu açmasýný kavranýþýndan Rus Devrimi'nin va rejimlerine özgü her tür 'özgürsaðlayan alet olmuþtur. niteliðinin yalnýzca "geri ekonomik lüðün' 1917 Mart-Nisaný'nda diyalektikalacaðý düþüncesinde temel"e dayanarak tanýmlanmasýnýn Menþeviklerle mutabýktýk." öncesi Marksizm'in temsil ettiði reddine; bayaðý evrimciliðin Dolayýsýyla, Petrograd Finlandiya engelden kurtulmuþ olan Lenin, eleþtirisinden 1917'de "süreklilik Tren Ýstasyonu'nda iþçiler, askerler olaylarýn itiþiyle kýsa sürede kendini içinde kopuþ"a vb.... Ama en önemlisi onun politik uzantýsýndan da sýyýrýr: ve denizcilerden oluþan kalabalýk þudur: Hegel'i eleþtirel, maddeci bir Bu, soyut ve dondurulmuþ bir ilke önünde, Lenin'in ilk sözleri sosyalist gözle okumasý, Lenin'i, açýkça ve olan, "Rus Devrimi ancak bir burju devrim için mücadeleye çaðrý olundüpedüz, II. Enternasyonal'in sözdeva devrimi olabilir -Rusya sosyalist ortodoks Marksizmi'nin sýký boyun- ca, duyulan þaþkýnlýðý anlamak bir devrimin gerektirdiði olgunluða duruðundan, onun kendi düþüncesine mümkün. eriþmemiþtir" ilkesidir. Bu sýrat dayattýðý teorik sýnýrdan kurtarmýþtýr. 3 Nisan akþamý ve onu izleyen gün köprüsünü geçtikten sonra, Lenin Lenin partiye "Nisan Tezleri"ni

18


MARKSiST BAKIs sundu. Petrograd komitesi üyesi Bolþevik Zaleski'ye göre, bu tezler patlayan bir bomba etkisi yaptý. Zaten 8 Nisan günü, ayný Petrograd komitesi, 13 aleyhte oya karþý 2 lehte, 1 de çekimser oyla Lenin'in tezlerini reddecekti. Þunu da belirtmek gerekir ki, "Nisan Tezleri" Uzaktan Mektuplar'ýn beþincisinde varýlmýþ olan sonuçlara göre bir ölçüde geri bir adýmdý: Bu tezlerde sosyalizme geçiþten belirgin olarak söz edilmiyordu. Belli ki Lenin, yoldaþlarýnýn þaþkýnlýðý karþýsýnda sözlerini kýsmen yumuþatmak zorunda kalmýþtý. Aslýnda Nisan Tezleri'nde, devrimin birinci aþamasý ile "iktidarý proletarya ve köylülüðün yoksul katmanlarýna verecek olan" ikinci aþamasý arasýndaki geçiþten açýkça söz edilir, ama bu "eski Bolþevizm'in geleneksel formülü ile (bir bütün olarak köylülük yerine "yoksul katmanlar" ifadesinin kullanýlmasý dýþýnda -ki hiç kuþkusuz bu çok anlamlýdýr) zorunlu olarak çeliþmez, çünkü bu iktidarýn görevlerinin içeriði (yalnýzca demokratik mi, yoksa þimdiden sosyalist mi?) tamamlanmamýþtýr. Lenin þunun bile altýný çizer: "Acil görevimiz sosyalizmi 'baþlatmak' deðil, yalnýzca toplumsal üretimin ve ürünlerin bölüþümünün iþçi temsilcileri Sovyetleri tarafýndan denetlenmesine hemen geçmektir"; bu, sözü edilen "denetim"in içeriðinin niteliðini belirlemeyen esnek bir ifadedir. Eski Bolþevik anlayýþýn, en azýndan örtük olarak gözden geçirilmesi anlamýna gelen tek tema, Sovyet Cumhuriyeti için bir model olarak gösterilen Komün-Devlet'tir. Bu iki nedenle böyledir: (a) Marksist yazýnda Komün, geleneksel olarak, ilk proletarya diktatörlüðü deneyi olarak tanýmlanýrdý; (b) Lenin'in kendisi Komün'ü, ayný zamanda hem bir demokratik devrimi hem de bir sosyalist devrimi gerçekleþtirmeye çalýþmýþ bir hükümet olarak nitelendirmiþti. Bu yüzdendir ki, 1905'te, "geçmiþin Marksizmi"ne hapsolmuþ olan Lenin onu eleþtirmiþti. Ama yine ayný nedenle, devrimci diyalektiði benimsemiþ olan Lenin 1917'de onu model olarak alýr. Tarihçi E.H.Carr, Lenin'in Petrograd'a geliþinden sonraki ilk yazýlarýnýn "sosyalizme geçiþi ima ettiðini, ama bunu açýkça ilân etmenin sýnýrýnda durduðunu" vurgulamakta bu yüzden haklýdýr(3°). Nisan ayý boyunca, Lenin Parti'nin tabanýný kendi siyasal çizgisine kazandýkça, bu ima belirtikleþecektir. Bu, en çok da iki eksen etrafýnda gerçekleþecektir: "Eski Bolþevizm"in gözden geçirilmesi ve sosyalizme geçiþ perspektifi. Bu konudaki en can alýcý metin, muhtemelen 8 Nisan tarihli Pravda'da çýkan Lenin-karþýtý baþyazýya tepki olarak, 8-13 Nisan tarihleri arasýnda kaleme alýnmýþ olan -ve pek bilinmeyen- Taktik Üzerine Mektuplar adlý broþürdür. Burada, Lenin'in yol açtýðý tarihsel dönemeci ve onun, "geçmiþ"in Bolþevizmi'ndeki eskimiþ olan herþeyden kesin, açýk ve köklü kopuþunu özetleyen þu anahtar cümle yer alýr: "Bugün, proletaryanýn ve köylülüðün demokratik diktatörlüðünden baþka bir þeyden söz etmeyen herkes, hayatýn gerisinde kalmýþ, bu yüzden de pratik olarak küçük burjuvaziye katýlmýþ demektir ve devrim-öncesine ait "bolþevik' antikalar arþivine -'eski bolþevikler' arþivi de denebilir- kaldýrýlmayý hak etmektedir." Ayný broþürde, sosyalizmi "hemen" baþlatmak istemediðini savunmakla birlikte, Sovyet iktidarýnýn "sosyalizme doðru ilerlemek" üzere önlemler alacaðýný ileri sürer. Örneðin, "bankalarýn denetimi, bütün bankalarýn tek bir banka halinde birleþmesi, henüz sosyalizm deðil, sosyalizme doðru atýlan bir adýmdýr.'' 23 Nisan'da yayýmlanan bir makalede Lenin Bolþevikleri Menþeviklerden ayýran þeyi þu terimlerle tanýmlar: Menþevikler "sosyalizm taraftandýrlar, ama sosyalizmi düþünmek, ve onu gerçekleþtirmeye yönelik pratik önlemleri þimdiden almak için henüz erken olduðu kanýsýndadýrlar"; buna karþýlýk Bolþevikler "sosyalizmin zafere ulaþmasý için", Sovyetlerin, "pratikte gerçekleþebilecek olan her önlemi hemen almasý gerektiði"ni düþünürler. "Pratikte gerçekleþebilecek olan önlemler" ne demektir? Lenin için bu, her þeyden önce halkýn çoðunluðunun desteðini alabilecek olan önlemler anlamýna gelir. Yani yalnýzca iþçilerin deðil, köylü kitlelerinin de. Diyalektik-öncesi þemanýn dayattýðý teorik sýnýrdan -"sosyalizme geçiþ nesnel olarak olanaksýzdýr"- kurtulan Lenin, artýk "sosyalizme doðru adýmlar atýlmasýný" saðlamak üzere dikkatini gerçek siyasal-toplumsal koþullara yöneltmiþtir. Nitekim, Bolþevik Partisi'nin VII.Kongresi'nde (24-29 Nisan) yaptýðý konuþmada sorunu gerçekçi ve somut bir þekilde ortaya koyar: "Pratik edimlerden ve önlemlerden söz etmek gerekiyor... Sosyalizmi baþlatmak'tan yana olmayý savunamayýz. Rusya'da nüfusun çoðunluðu, sosyalizmi hiçbir þekilde istemeyecek olan köylüler ve küçük mülk sahiplerinden oluþmaktadýr. Ama bunlarýn, iþletmelerinin daha iyi çalýþmasýný mümkün kýlacak biçimde, her köyde bir bankanýn kurulmasýna ne itirazlarý olabilir? Buna karþý hiçbir þey ileri süremezler. Bu pratik önlemleri köylüler arasýnda yaygýn bir biçimde savunmalý ve onlarda bu gerekliliðin bilincini pekiþtirmeliyiz." Bu baðlamda sosyalizmi "baþlatmak", nüfusun çoðunluðunun iradesine karþý tam kamulaþtýrmayý hemen, "tepeden" dayatmak anlamýna gelir. Buna karþýlýk Lenin, (iþçilerin hegemonyasý altýndaki) Sovyet iktidarýnýn aldýðý ve nesnel olarak sosyalist nitelik taþýyan bazý somut önlemler için köylü kitlelerinin desteðini saðlamayý önermektedir. Bu yaklaþým, bazý nüanslar dýþýnda, Troçki'nin 1905'ten beri savunduðu þu anlayýþa çok benzer: Demokratik devrimden sosyalist devrime kesintisiz bir geçiþi gerçekleþtirecek olan, "köylülüðün desteðindeki proletarya diktatörlüðü". Dolayýsýyla, 1917 Nisan'ýnda

19

"Bugün, proletaryanýn ve köylülüðün demokratik diktatörlüðünden baþka bir þeyden söz etmeyen herkes, hayatýn gerisinde kalmýþ, bu yüzden de pratik olarak küçük burjuvaziye katýlmýþ demektir ve devrimöncesine ait "Bolþevik' antikalar arþivine -'eski Bolþevikler' arþivi de denebilirkaldýrýlmayý hak etmektedir."


MARKSiST BAKIs Lenin'in "eski Bolþevik" Kamenev tarafýndan "Troçkist" olarak nitelendirilmiþ olmasý bir rastlantý deðildir.

Sonuç "Nisan Tezleri'nin, Savaþ-öncesi Bolþevizm'den teorik-siyasal bir kopuþu temsil ettiði kuþku götürmez. Buna karþýn, Lenin 1905'ten baþlayarak proletarya ile köylülüðün devrimci ittifakýný (ve devrimin liberal burjuvazi olmadan hatta ona karþý radikal bir biçimde derinleþtirilmesini) savunmuþ olduðu ölçüde, 1917'de doðan "yeni Bolþevizm" "eski Bolþevizm'in gerçek mirasçýsý ve meþru çocuðudur. Öte yandan, Defterler'in "ilk Leninizmden felsefi bir kopuþ olduðu yadsýnamazsa da, Lenin'in 1914-öncesi siyasal yazýlarýnda kullandýðý yöntemin Plehanov ya da Kautsky'nin yönteminden çok daha diyalektik olduðunu kabul etmek gerekir. Nihayet, ve olasý yanlýþ anlamalarý engellemek üzere, hiçbir þekilde, Lenin'in "Nisan Tezleri"ni Hegel'in Mantýðýndan "türettiði"ni ima etmek istemedik... Bu tezler, yeni bir durumla karþý karþýya kalmýþ gerçekçi bir devrimci düþüncenin ürünleridir: Dünya Savaþý, onun Avrupa'da yarattýðý nesnel olarak devrimci durum; Þubat Devrimi, Çarlýðýn hýzlý yenilgisi, yaygýn bir biçimde Sovyetlerin ortaya çýkýþý. Yine bu tezler, Leninist yöntemin özünü oluþturan þeyin sonucudurlar: Somut durumun somut tahlili. Lenin'in Hegel'i eleþtirel bir biçimde okumasý,onun, tam da bu somut tahlilin önünde bir engel oluþturan soyut ve donmuþ bir teoriden kurtulmasýnda yardýmcý olmuþtur: Bu Lenin'in "Nisan Tezleri"... yeni bir teori, II. Enternasyonal'in diyalektik-öncesi sözde-ortodoksisidir. durumla karþý karþýya kalmýþ gerçekçi Ýþte bu anlamda, ama yalnýzca bu anlamda, Lenin'i, 1914 Eylülü'nde bir devrimci düþüncenin ürünleridir: Bern Kütüphanesindeki Büyük Mantýk incelemesinden, 3 Nisan Dünya Savaþý, onun Avrupa'da yarat1917 akþamý Petrograd Finlandiya Tren Ýstasyonu'nda "dünyayý týðý nesnel olarak devrimci durum; sarsan" meydan okuyucu sözleri ilk kez sarf etmeye götüren teorik Þubat Devrimi, Çarlýðýn hýzlý yenilgisi, bir güzergâhtan söz edilebilir. yaygýn bir biçimde Sovyetlerin ortaya Michael Löwy çýkýþý. Yine bu tezler, Leninist yöntemin özünü oluþturan þeyin sonucudurlar: Somut durumun somut tahlili. Lenin'in Hegel'i eleþtirel bir biçimde okumasý,onun, tam da bu somut tahlilin önünde bir engel oluþturan soyut ve donmuþ bir teoriden kurtulmasýnda yardýmcý olmuþtur: Bu teori, II. Enternasyonal'in diyalektik-öncesi sözde-ortodoksisidir. Ýþte bu anlamda, ama yalnýzca bu anlamda, Lenin'i, 1914 Eylülü'nde Bern Kütüphanesindeki Büyük Mantýk incelemesinden, 3 Nisan 1917 akþamý Petrograd Finlandiya Tren Ýstasyonu' nda "dünyayý sarsan" meydan okuyucu sözleri ilk kez sarf etmeye götüren teorik bir güzergâhtan söz edilebilir.

20


MARKSiST BAKIs

EMPERYALÝST SAVAÞ VE ÝRAN Prusyalý general, filozof ve askeri tarihçi olan Clausewitz, "savaþ, politikanýn baþka araçlarla devamýndan baþka bir þey deðildir" demiþtir. Lenin'in de ifade ettiði gibi Marksistler, haklý olarak, bu sözü, daima, her savaþýn özelliðini kavramada teorik temel olarak görmüþlerdir. Gerçekten de emperyalist güçler þu an savaþlarýn devam ettiði Ortadoðu'da on yýllar boyunca çýkarlarý doðrultusunda her haltý karýþtýrmamýþlar mýdýr? Darbeler, iktidara getirilen diktatörler, yaðma ve talan, suikast ve sabotajlar, halklarý birbirine düþürme, ambargo, kýþkýrtma, abluka, tehdit vs. Savaþlar, iþte bu politikalarýn bir uzantýsý deðildir de nedir?

Lenin, 20.yy'ýn savaþlar yüzyýlý olacaðýný söylemiþti. Egemen sýnýflarýn yaðmalarýný sürdürmek ve büyütmek için giriþtikleri savaþlarýn ayný zamanda sýnýf savaþýný tetiklediðini ve yaðma düzeninin yýkýlmasýnýn koþullarýný yarattýðýný emperyalizm çaðýnýn acý deneyimlerinden biliyoruz. 20.yy emperyalist barbarlýðýn ve bunlarýn halk üzerinde yarattýðý yýkýmýn sayýsýz örneðiyle dolu. Kapitalizm bunca mücadeleden ve ödenen bedelden sonra hala ayaktaysa bunun nedeni proletaryanýn devrimci Marksist öncüsünün yok edilmesi ve bununla baðlantýlý olarak Stalinizmin ile onun cisimleþmiþ hali olan SSCB'nin (Stalinizm'in Sovyet rejimine hakim olduktan sonraki kýsmýný kastediyoruz) dünya devrimini uzun yýllar boyunca sabote etmesidir. Bu yüzden kapitalist barbarlýk hala tarihin çöplüðüne atýlmayý bekliyor. Bu anlamda kapitalizm ve onun en yüksek aþamasý olan emperyalizm varlýðýný koruduðu sürece Lenin'in 20.yy için söyledikleri 21.yy için de geçerli koruyor demektir. 21.yy'ýn daha bir on yýlý bile geçmeden Afganistan, Irak, Lübnan savaþlarý ile aralarýnda Somali'nin bulunduðu büyük çapta bölgesel çatýþma yaþandý ve yaþanýyor. Emperyalist kudurganlýðýn savaþ rüzgarlarý estirdiði son yer ise olasý bir savaþ durumunda sonuçlarý ve seyri bakýmýndan hepsinden farklý olacak olan Ýran. Irak'tan Sonra Ýran Mý? ABD, Irak'ý sadece zengin petrol ve doðal gaz kaynaklarýnýn kontrolünü ele geçirmek için deðil, kuzey Afrika'dan Orta Asya'ya dek uzanan geniþ coðrafyayý Amerikan tekellerinin çýkarlarý doðrultusunda yeniden düzenlemek için iþgal etti. Mesele, SSCB sonrasý emperyalist sistemdeki aktörlerin ve süreçlerin yeni bir evreye girmesi. ABD kapitalist sýnýflarý uzun zamana yayýlan istikrarlý bir gerileme içinde. ABD ekonomisi halen dünya GDP'sinin %20'sine sahip olmakla beraber, bu oran 1945'te %45'ti. ABD, en büyük rakibi SSCB'den 8 kat daha fazla çelik ve 10 kat daha fazla otomobil üretmekteydi. Bugün ABD'nin en önemli rakibi durumuna yükselen Çin her yýl ortalama olarak %10 büyürken ABD kapitalizmi ancak %3 büyüyebiliyor. ABD'de tüketici refahýnýn Çin'de üretilen ucuz ürünlerle korunduðu gözleniyor. Öte yandan bu durum ABD ekonomisinin tarihi açýklar vermesini beraberinde getiriyor. ABD, bu açýðý Çin'e sattýðý hazine bonolarýyla kapatýyor. Yani bir anlamda Çin'in rekor dýþ ticaret fazlalýðý ABD ekonomisini çökmekten koruyor. ( Dev Çin sanayisinin ürettiði sýnýrsýz çokluktaki metanýn en büyük emilme alanýný Amerikan pazarý oluþturuyor. Yani, bir tarafta büyük bir çekiþme varken diðer tarafta karþýlýklý baðýmlýlýk söz konusu. Bu iliþkinin de gösterdiði gibi kapitalist sistemde baðýmsýzlýk sloganý en güçlü ülkeler için bile içi fazlasýyla boþ bir slogandýr.) Küresel kapitalizmin tepesine koþar adýmlarla ilerleyen Çin'in yanýsýra, Putin ile birlikte yeniden toparlanan Rusya, ABD kuyrukçuluðundan kopmaya çalýþan Almanya-Fransa eksenli AB gibi diðer emperyalist güçler de ABD'nin tek kutuplu dünya hedefini yerle bir ediyor. ABD'nin en saðlam müttefiklerinden biri olan Japonya bile Çin'in patlayan büyümesinden faydalanma niyetiyle ABD'yle ters düþmekten kaçýnmýyor. Bu durum, emperyalist çekiþmenin boyutlarýný týrmandýrdýkça týrmandýrýyor, hala dünyanýn süper gücü ve esas patronu kalmaya devam etmek isteyen ABD savaþ makinasý ise dünyayý kana bulamaya hazýr durumda. Emperyalist çekiþme, Birinci Dünya Savaþý öncesi koþullarý andýrýrcasýna dünyanýn birçok bölgesinde büyük fýrtýnalar yaratýyor. Ortadoðu, Orta Asya, Doðu Avrupa, Afrika ve Güney Amerika'da pazarlar, doðal kaynaklar ve ucuz iþgücü için sürdürülen emperyalist kudurganlýk en son örneðini Afrika'da Sudan ve Somali'de gördüðümüz üzere savaþlara yol açabiliyor. Emperyalist çekiþme dünyanýn hemen her bölgesinde büyük bir tempoyla yükselirken Afrika, Latin Amerika Orta ve Uzak Asya emperyalist aç gözlülüðün yoðunlaþtýðý bölgeler durumuna gelmiþtir. Olasý Ýran Savaþý'ný böyle bir iklimin ürünü olarak ele almak gerekiyor. Ýran dünyanýn en büyük 2. doðal gaz üreticisi ve 3. en büyük petrol üreticisi ülkesi durumunda. Ýran'ý asýl özel kýlansa bu büyük kaynaklarý barýndýran, bölgede hegemonya kurmayý amaçlayan bir devlet olarak, ABD karþýtý cephede yer almasý. Bu durum, Ýran'ýn kendisini ister istemez Rusya, Çin ve hatta AB'nin yanýnda bulmasýný saðlýyor. Ýran'ýn ABD-Çin rekabetinde de önemli bir yeri bulunuyor.

21


MARKSiST BAKIs

Ortalama %10'dan fazla büyüme kaydeden Çin ekonomisinin Çin devletini emperyalist hiyerarþinin tepesine taþýmasý için Çin'in enerji güvenliðini uzun bir dönem için garanti altýna almasý gerekiyor. Hýzla yükselen Çin'de ekonomik sistemin en büyük ihtiyacý ülkede yetersiz olan enerji kaynaklarý. Bu yüzden Çin, Afrika'dan Latin Amerika'ya kadar uzanan geniþ bir coðrafyada at koþturuyor, yatýrýmlar ve ekonomik anlaþmalar yapýyor, bunun karþýlýðýnda da o ülkelerden çeþitli imtiyazlar elde etmeye çalýþýyor. Çin, saðladýðý emperyalist kazanýmlardan ötürü Darfur'da katliamlara imza atan enerji zengini Sudan rejimine arka çýkmaktan çekinmiyor. Bu da emperyalizmin doðasýnýn ABD veya müttefiklerine içkin olmadýðýný, alt emperyalistinden tutun diðer yükselen güçlere kadar diðer burjuva devletlerin de ayný hamurdan olma olduðunu bize gösteriyor. Çin'in bu stratejik ataklarý Ýran'ýn Çin için (dolayýsýyla ABD için) önemini ortaya koyuyor. Ýran'da ABD karþýtý rejimin çökmesinin bir anlamý da Ortadoðu cofrayasýnda ABD'nin tam kontrolünü saðlayarak Çin'i Uzak Asya'ya sýkýþtýrmak ve Çin'in yükseliþini ABD'ye baðýmlý kýlmak stratejisidir. ABD savaþ makinasý bu büyük enerji bölgesini denetimine almak istemesinin en bariz getirilerinden birisi de bu olacak. Öte yandan Ýran savaþýnýn seyredeceði çizgi, þüphesiz Irak ya da Afganistan'a benzemeyektir. Ýran Rejiminin Durumu ABD'nin Ýran karþýsýndaki temel stratejisi Ýran'ý tecrit yoluyla yalnýzlaþtýrýp zayýflatmak, psiklojik üstünlük kurmak, ekonomik amborgolarla zayýflatmak, ülke içindeki muhalif örgütleri ve etnik ve dini azýnlýklarý destekleyerek istikrarsýzlýk yaratmak ve bu arada AB emperyalizminin ve sünni Arap rejimlerini Ýran'a karþý birleþtirmek ve Ýran ile önemli ortak siyasal, askeri ve ekonomik çýkarlarý olan Rusya ve Çin'i etkisizleþtirmek olarak özetlenebilir. Bu strateji baþarýya ulaþtýktan sonraysa askeri operasyon gündeme gelecekti. Kaðýt üzerinde rahatça hayata geçirilebilecek olan bu planýn öyle rahat rahat devreye sokulamayacaðý açýkça gözükmüþtür. Ýlk olarak Ýran devleti, bölgesel bir güçtür. Ekonomik ve askeri olarak Irak ile karþýlaþtýrýlamayacak kadar geliþkindir. Ýran devletinin sahip olduðu çok derin devlet ve diplamasi geleneði, sahip olduðu uluslararasý ortaklar, geliþkin silahlar, petrol gelirleri, þiilik etkisi sayesinde sahip olduðu Hizbullah ve Iraklý þii gruplarýn desteði, Müslüman coðrafyasýnda sahip olduðu psikolojik üstünlük gibi etkenler Ýran'ý bölgesel bir güç yapmaktadýr. Ýran burjuvazisi bu gücünün farkýndadýr. ABD -Ýngiltere -Ýsrail -Avustralya ve diðer müttefiklerinin zayýflayan yanlarýný iyi görmekte ve çeliþkilerinin üzerine gitmekten çekinmemektedir. Ahmedinecad'ýn çýkýþlarýndan ve izlediði þahin çizgiden anlaþýlacaðý üzere Ýran burjuvazisinin baskýn görüþünün ABD karþýtý bölgesel bir güç olma yolunda devam edilmesi olduðu anlaþýlýyor. Ýran devlet aygýtýnýn tarihten gelen diplomasi geleneði bu süreçte de baþarýlý hamleler yaparak Ýran devletine mevziler kazandýrmaktadýr. 23 Martta Ýran Devrim Muhafýzlarýnýn, Ýran karasularýna girdiði gerekçesiyle 15 Britanyalý denizciyi gözaltýna almasý ve ardýndan

geliþen psikolojik savaþ Ýran'ýn hanesine önemli bir kazanç olarak geçti. Amerikan karþýtý hislerin çok yoðun olduðu Müslüman coðrafyada Ýran'ýn sahip olduðu prestij biraz daha artmýþ oldu. Ayrýca, nükleer silahlar konusunda üzerinde yoðunlaþan basýnçtan da dönemsel olarak kurtulmuþ oldu. Daha da ötesi Ýran egemen sýnýflarý ABD ve müttefikleri karþýsýnda kolay kolay geri adým atmayacaklarýný göstermiþ oldu. Zaten, Basra Körfezi'nde sýk sýk yaptýklarý askeri tatbikatlar ve diðer "savaþ oyunlarý" Ýran'ýn kendine güvendiðini ortaya koyuyordu. ABD'nin bir süredir devam eden, Ýran'ý psikolojik savaþ yoluyla tedricen zayýflatma ve yýpratma politikasý ise hýzýný yitirmiþ gibi görünüyor. Bu alt baþlýðý toparlayacak olursak bu denklemde Ýran'ýn güçlü kozlarý vardýr. ABD ve müttefiklerinin Ýran'ý Irak'ta olduðu gibi istila etmesi mümkün deðildir. Bir tarafta Irak bataðýna gömülmüþ olan ABD savaþ

arabasýnýn Ýran'da izlemeye çalýþtýðý savaþ ve Ýngiliz askerlerinin Ýran savaþ hazýrlýðý süreci donanmasý tarafýndan esir dengelerin Ýran lehine alýnmasý Ýran burjudönmesi nedeniyle aðýr vazisinin ABD ile darbeler almýþtýr. Hava restleþmek konusunda operasyonunun kýsa kendi içerisinde netlik sürede sonuç alýcý olakazandýðýnýn bir göstergesi mayacaðý, uzun sürede oldu. ise verimliliðin düþeceði ve savaþýn kontrolünün ABD'nin elinden çýkma ihtimalinin yüksek olacaðý gözüküyor. Bu yüzden, ABD nükleer silah kullanýmýný gündemde tutuyor. Bu baþlýk altýnda deðinilmesi gereken bir nokta da Ýran egemen sýnýfýnýn ABD'nin "terörizmle savaþ" stratejisinden karlý çýktýðýdýr. ABD, Ýran'ýn bölgedeki tarihsel düþmanlarý olan Taliban ve Saddam rejimlerini yýkarak Ýran'ýn kendi gücüyle hayal bile edemeyeceði bölgesel koþullarý yaratmýþtýr. Ayrýca, Ýran bir taraftan AB, Rusya ve Çin ile büyük ekonomik anlaþmalar yaparken, diðer taraftan Ýkinci Körfez Savaþý'ndan beri yaklaþýk 4 katýna çýkan petrol fiyatlarýyla büyük kazançlar elde ediyor.

22


MARKSiST BAKIs ABD'ye kafa tutmasý, Hizbullah eliyle Ýsrail ile savaþmasý iþ birlikçi Arap rejimleri karþýsýnda Ýran'ý Ortadoðu'nun liderliðine yükseltiyor. Peki bu durum Ýran'da yaþayan emekçi sýnýflara nasýl yansýyor? Ýran'da ezilen ve sömürülen kitlelerin yaþamýnda deðiþen bir þey yok. Yaygýn iþsizlik ve yoksulluk, yoðun bir sömürü ve iþçi sýnýfý ve gençliðin üzerindeki baskýlar aynen devam ediyor. Diðer taraftaysa molla burjuvalar, yolsuzluklarla bezenmiþ bir oligarþik saltanat sürmekteler. ABD'nin tehditleri halkýn öfkesinin ve enerjisinin baþka kanallara akýtýlmasý için Ýran egemen sýnýfýna sunulan büyük bir nimet. Þu sýralar kitleler ABD saldýrganlýðý karþýsýnda milliyetçi ideolojiyle uyuþmuþ durumdalar. Bu da ABD'nin Ýran yönetici sýnýflarýna yaptýðý en büyük hizmetlerden biri. Ýran devleti için ABD'ye karþý duyulan nefret ve antiemperyalist duygular kullanýlmasý gereken durumlardýr, çünkü kendileri içeride bir hayli zor durumdadýrlar. 2000'lerin baþýnda kolluk kuvvetlerinin giremediði üniversite kampüsleri vardý Tahran, Tebriz gibi büyük Ýran kentlerinde ve bu Ýran burjuvazisinde büyük rahatsýzlýða neden oluyordu. Oysa, þimdi Ýran'da yükseltilen milliyetçi alarm durumu büyük kitleleri Ýran devleti yanýnda seferber etmiþ durumda. Baas rejiminden farklý olarak Ýran'daki burjuva molla rejimi topluma nüfuz edebilme yeteneðine sahip bu da onun ABD karþýsýnda en büyük kozu durumuna geliyor. Savaþ ve Sosyal Yýkým, Devrimci Çizgi Irak'ta öldürülen yüz binlerce insan, herkes için akýllara durgunluk verici bir olay gibi gözükse de gerçekte belirleyici olan dünya kapitalizminin ekonomik yapýsý ve bunun motoru olan yönetici sýnýflarýn kar hýrsýdýr. Bu sistem, içerisinde barýndýrdýðý çok büyük çeliþkilerle emperyalist savaþlarý yaratmaya mecburdur. Ýlk olarak, üretim ve hayatýn yaratýlmasý tam bir kolektiviteyle olurken üretim araçlarý özel mülkiyete tabi olarak bireysel kapitalistlerin elinde ve ekonomik sistem de bununla paralel olarak piyasa anarþisine dayanmaktadýr. Ayrýca üretim, bölüþüm ve pazar kavramlarýnýn küreselleþme eðilimi ile kapitalist ulus devlet kalýbý birbirine uymamaktadýr. Gümrük duvarlarýnýn yýkýldýðý, ulusal korumacýlýðýn ve bariyerlerin büyük ölçüde zayýflatýldýðý neoliberal ajandýnýn son 25 yýldýr yoðun biçimde uygulanmasý, kapitalist ulusal devlet biçimi ile kapitalizmin iþleyiþi arasýnda çeliþkinin büyük oranda týrmanmasýna neden oldu. ABD yönetici sýnýfýnýn dünyanýn tek egemen gücü, karþý konulmaz süper güç olma arzusunun arkasýnda bir anlamda bu çeliþkiyi kendi lehine çözme güdüsü var. Ama kapitalist ekonomik küreselleþme kapitalist sistemin temeli olan burjuva devlet kalýbý birbirleriyle çatýþmaya devam edecektir. Emperyalist savaþlarla emekçi sýnýflara yönelik yýkým projeleri el ele gitmektedir. Geçmiþ kuþaklarýn uzun mücadeleler yoluyla elde ettikleri kazanýmlar sürekli biçimde saldýrý altýndadýr. Daha vahþi bir sömürü düzeni genç kuþaklarýn kaderi yapýlmak

istenmektedir. Sýnýflar arasýndaki uçurum her geçen gün açýlmaktadýr. Dünya nüfusunun %1'lik kýsmý dünyadaki zenginliðin %40'ýný, %2'lik kýsmý ise %85'ini elinde bulunduruyor. Avrupa, Amerika, Asya'da yeniden yapýlandýrma adý altýnda emekçi sýnýflardan devasa kaynaklar kapitalist sýnýflara aktarýlýyor. Hükümetlerin emekçilerle savaþýmda en büyük silahlarý iþsizlik olurken, iþ güvencesinin ortadan kaldýrýlmasýný temel hedef olarak görüyorlar. Emperyalist savaþlarýn emekçi halka en büyük getirilerinden birisi de demokratik hak ve özgürlüklerin sistematik bir biçimde erezyona uðratýlmasý oluyor. Te r ö r i z m l e mücadele adý altýnda burjuva parlementolarýndan geçen Þu sýralar kitleler ABD saldýrganlýðý y a s a l a r l a karþýsýnda milliyetçi ideolojiyle uyuþö z g ü r l ü k l e r muþ durumdalar. Bu da ABD'nin Ýran týrpanlanýyor; yönetici sýnýflarýna yaptýðý en büyük i þ k e n c e n i n , hizmetlerden biri. Ýran devleti için insan haklarý- ABD'ye karþý duyulan nefret ve na aykýrý antiemperyalist duygular, kullanýltutum ve masý gereken durumlardýr, çünkü davranýþlarýn kendileri içeride bir hayli zor durumönü açýlýyor. dadýrlar. 2000'lerin baþýnda kolluk Tüm dünya kuvvetlerinin giremediði üniversite ç a p ý n d a kampüsleri vardý Tahran, Tebriz gibi yaþanan bu büyük Ýran kentlerinde ve bu Ýran g e l i þ m e l e r i burjuvazisinde büyük rahatsýzlýða kapitalistlerin neden oluyordu. Oysa, þimdi Ýran'da e m p e r y a l i s t yükseltilen milliyetçi alarm durumu savaþa ve büyük kitleleri Ýran devleti yanýnda s o n u ç l a r ý n a seferber etmiþ durumda. karþý geliþebilecek sosyal tepkilere karþý alýnmýþ bir ön tedbir olarak yorumlamakta fayda var. Emperyalist savaþlarýn ayný zamanda sosyal devrimlerin tetiklenebileceði bir sýnýf savaþýmý dengesinin koþullarýný yaratacaðýný iyi bilen kapitalistler sýnýf çatýþmasýnýn sert geçeceði günler için þimdiden yýðýnak yapmaktadýrlar. Savaþ Karþýtý Hareket ABD ve müttefiklerinin izledikleri militarist çizgiye karþý düzenlenen gösterilere dünya çapýnda yüz milyonlarca insan katýldý. Fakat bu büyük gösterilerden sonuç alýnamadý çünkü savaþ karþýtý hareketin ufku güç sahiplerine karþý yapýlan kýnama hareketinden öteye gidemedi. Böylelikle hareket belirli sýnýrlarý geçemeyen bir protesto hareketi olarak kaldý. Bugün için gerekli olan ise emperyalist savaþlara karþý iþçi sýnýfýnýn uluslararasý birleþik mücadelesini ön plana çýkaran yeni bir devrimci politik perspektiftir. Þubat 2003'te Irak'ýn ABD tarafýndan iþgal edilmesinin hemen öncesinde böyle bir uluslararasý kavganýn mümkün olduðunu gösteren dünyanýn gelmiþ geçmiþ en büyük gösterilerinden birisine imza atýldý. Eþ zamanlý gösterilerde her kýtadan 10

23


MARKSiST BAKIs milyondan fazla insan sokaklara döküldü. Fakat gösterilere hakim olan politik hat emperyalist savaþlarý durdurabilecek türden deðildi. Savaþýn basitçe kamuoyunun fikirsel desteðinin kazanýlmasý, ABD savaþ makinasýnýn ikna edilmesi, iþlerin diplomasi masasýnda halledilmesi, BM ya da AB'nin(Fransa ve Almanya'nýn Irak iþgali öncesinde gösterdiði sözüm ona muhalefeti hatýrlayýn) ABD'yi frenlemesi yoluyla durdurulabileceðine olan inanç savaþ karþýtý hareketi baþtan kötürüm kýlmýþtý. Bugün ABD'de savaþ karþýtý hareketin sembolleþen ismi olan Sindy Sheehan ABD'nin (2.Dünya Savaþý'ný kast ederek) uzun yýllar boyunca dünya barýþýný savunan bir güç olduðunu söyleyebilmektedir. Dünya genelinde geçerli olan savaþ karþýtý hareketteki bu kafa karýþýklýðý, Bush ve temsilcisi olduðu tekellerin Irak'ýn iþgalini hala sürdürmesinin arkasýndaki esas nedendir. Bugün emperyalist savaþa karþý verilen mücadele týpký 1. ve 2.Dünya savaþlarýnda olduðu gibi uluslararasý bir sýnýf sorunudur. Barýþ çaðrýlarý, iþçi sýnýfýnýn baðýmsýz sýnýf hareketinin inþasý mücadelesi paralelinde söylenmediði ölçüde, suya yazýlmýþ bir yazý olarak kalacaktýr. Savaþa karþý verilecek mücadele savaþlarýn nedenleri ve sonuçlarýný açýða çýkarýp, buradan elde edeceði mantýksal sonuçlarla sonuç alýcý, hedefe giden hamleler yapacaksa ister istemez düzenin sýnýrlarýný aþmak zorunda kalacaktýr. Kapitalist sistem bir dünya düzeni olduðundan emperyalizmin içine girdiði krizin uluslararasý boyutlarý olacaktýr. Bu yüzden emperyalist savaþ karþýtý cephenin uluslararasý sosyalist bir stratejisi olmak zorundadýr. Savaþ karþýtý hareket bu genel mücadele hattýný kitlelerin temel gereksinimleriyle birleþtirmelidir. Militarizm ile sosyal eþitsizliklerin nasýl el ele yürüdüðünün, þovenizm ile egemen sýnýflarýn ezilen kitleleri nasýl uyutmak istediði ortaya konmasý gereklidir. Bu baðlamda görev devrimci Marksistlere düþmektedir. Devrimci Marksistlerin tarih sahnesine çýkmasý ve toplumsal mücadelelere etki edebilecek duruma gelmeleri þarttýr. Çürüyen emperyalizm döneminde bir kez daha haykýrmak gerekiyor: "Ya Barbarlýk Ya Sosyalizm". V.Umut Arslan

Ahmedinecad ile Ýran egemen sýnýflarý bölgesel bir güç olmaya yönelik politikalarýný hýzlandýrdý.

24


MARKSiST BAKIs OKURLARIMIZDAN

1 Mayýs ve Anlamý Yoldaþlar, bir 1 Mayýs sürecinden daha geçtik, geçiyoruz. Türkiye'de iþçi sýnýfý ve gençliðin devrimci Marksist öncüsünü yaratmaya çalýþan bizler yaptýðýmýz çalýþmalarý tam hakkýný vererek yapmalýyýz. Salt birer takvim günüymüþ gibi yapýlan ya da rutinizm temelinde geleneksel olarak yapýlagelen iþlerin bir süre sonra içi boþalacaktýr. Diðer çalýþmalarda olduðu gibi 1 Mayýs çalýþmasýnda da bu günün tarihsel olarak nereye oturduðunu, þuanki çalýþmalarýmýzla bu tarihsel baðlamýn nasýl kesiþtiðini iyice kavramamýz gerekiyor. 1 Mayýsýn anlam ve önemini ile tarihsel olarak ne anlama geldiðini k a v r a m a y a yardýmcý olmak adýna önce biraz tarihinden bahsedelim. 1 Mayýsýn Doðuþu Öncelikle herkesin bildiði gibi 1 mayýs tarihinde gerçek emekçilerin bir iþgününde çalýþma süresinin 8 saat olmasý için yapýlan istekler büyük ölçüde yer tutar. Bu tarihe gelmeden önce bu çok önemli günü hazýrlayan düþünsel süreçten bahsetmek istiyorum. 1769 yýlýnda filozof Helvetitus fikirlerinde iþgününün 7 veya 8 saat olmasý gerekliliðini savunmuþtur. Bu tarihten 30 yýl sonra Amerikan baðýmsýzlýk savaþýnýn önemli figürlerinden olan ve burjuva aydýnlanmacýlýðýnýn son isimlerinden olan Benjamin Franklin, herkesin çalýþmasý gereken sürenin 4 saat olduðunu ve herkesin insanca yaþabilmesi için bunun bir ihtiyaç olduðunu ileri sürdü. Ve en nihayetinde de ünlü Ýngiliz sosyalistlerinden Robert Owen, 1817 yýlýyla beraber 8 saatlik iþgününün liderliðini yapmýþtýr. Bu düþüncelerin etkisiyle Ýngiltere'de 18301847 yýllarý arasýnda çeþitli iþçi eylemleri görülmüþtür. Bu sebeplerden ötürü de bir iþgününde günlük çalýþma saatinin sýnýrlandýrýlmasýna yönelik önlemler Ýngiltere'de alýnmýþtýr. Buradaki olaylar Fransa'yý da etkilemiþ, 1848 devriminden sonra Paris'te iþgününün 11 saatten 10 saate indiren önlemler alýnmýþtýr. I. Enternasyonal de 1868'den sonra kongrelerinde taleplerini Marks'ýn tavsiyeleriyle 8 saat doðrultusunda belirlemiþtir. Ýngiltere ve Fransa'da bu olaylar olurken, Amerika'da da kýpýrdanmalar görülmektedir. Amerika'ya bu fikirler Avrupalý göçmenler tarafýndan taþýnmýþtýr. 1866'da Baltimor'da Amerikan iþçilerinin

25

çoðunun temsil edildiði kongrede, iþgününün 8 saate indirilmesi "kapitalist esaretin hüküm sürdüðü bu ülkede ilk ve en büyük ihtiyaç" olarak kabul edilmiþtir. 1868 yýlýnda da Amerikan hükümeti iþçilerden gelen baskýlar sonucunda 8 saatlik iþgününü benimsemek durumunda kalmýþtýr. Amerika'da da bu kuralýn diðer sektörlerde de uygulanmasý yolundaki mücadelelere güç katar. Bu ükede ilk iþçi örgütlenmelerinden biri olan ve kendilerini"Ýþçi Þövalyeleri" olarak adlandýran örgütlenme, genel grev de dahil olmak üzere iþgününün 8 saat olmasý yönündeki kararlýlýklarýný tüm yollara baþvurarark göstermiþlerdir. Nihayetinde de 1884'te Chicago'da toplanan AFL'nin 4. kongresinde 1 Mayýs 1866 yýlýndan itibaren 8 saatlik iþgünü için mücadele edilmesi kararý çýkmýþtýr. Alýnan bu kararlar iþçiler arasýnda büyük yanký uyandýrýr ve yoðun gösteriler yapýlmaya baþlanýr. 1 Mayýs 1886 gününe yaklaþýlan her gün bu eylemler daha da güçlenir. Özellikle bu tarihe birkaç gün kala Chicago kaynayan kazandýr. Yapýlan eylemler öyle bir boyuta gelmiþtir ki etekleri tutuþan otoriteler topluluða ateþ açtýrýrlar ve bu gösteriler sýrasýnda 8 kiþi hayatýný kaybeder. Ýþverenler müthiþ acýmýsýzdýr. Sokakta bunlar olurken basýnda da karalama kampanyasý baþlatýlmýþtýr. Burjuva basýnda "grevcilere verilecek tek cevap kurþundur", "sosyal sorunun tek çözümü hapis ve zorunlu çalýþmadýr" haberleri yer almaktadýr. Chicago iþçileri büyük çapta grev baþlatýrlar. Etrafýnda tek bir yumruk olduklarý slogan þudur: "Bugünden itibaren hiçbir iþçi sekiz saatten fazla çalýþmayacaktýr. Sekiz saat çalýþma, sekiz saat dinlenme, sekiz saat eðitim!" bu eylem esnasýnda iþverenlerin tavýrlarý olaylarý körükleyecek nitelikte olmuþtur. MacCormick tarým fabrikalarýnýn yöneticileri, 1200 kiþiyi sokaða atýp yerine "sarý" iþçileri yerleþtirmiþlerdir. 3 Mayýs günü iþçiler sarý iþçiler aleyhinde slogan atmak için fabrika çýkýþýndadýrlar. Tabi ki orada polis de vardý. Polisin açtýðý ateþte 6 kiþi hayatýný kaybeder, 50 kadar iþçi de yaralanýr. Oysa iþçiler çocuklarýyla birlikte gelmiþlerdir eyleme. Bu olaylardan sonra çark iþlemeye baþlamýþtýr. Ýþçi liderleri tutuklanýr. 7'si ölüm, 8'i müebbet hapis cezasýna çarptýrýlýr. Böylece ilk 1 Mayýs bastýrýlmýþ olur. Ýlerleyen yýllarda 1890'da II.Enternasyonal'in kararlarý doðrultusunda dünyanýn çeþitli yerlerinde 1 Mayýs gösterileri düzenlenmesi çaðrýsý yapýlýr. Ve gerçekten de her yanýnda gösteriler düzenlenir. Ancak, Rusya'da gizlilik içerisinde yürütülen eylemler sýnýrlý kalýr. O zamana kadar iþçi hareketi pek bilinmeyen Meksika ve Küba'da da 1 Mayýs gösterilerinin yapýlmasý büyük sürpriz yaratýr. Bugünden sonra dünya ne kadar hýzlý kapitalistleþtiyse 1 Mayýs da iþçi sýnýfýnýn enternasyonalist birlik ve dayanýþma günü olarak o kadar yaygýnlaþtý. Ve her zaman olduðu gibi bastýrýlmaya çalýþýldý. 1891 1 Mayýsý'nda Fransa'da askerlerin kalabalýk üzerine ateþ açmasý sonucu 10 kiþi öldü, onlarca kiþi yaralandý. Bir yýl sonra da Polonya'da iþgalci Rus askerleri 1 Mayýs'ta greve baþlayan iþçilerin üzerine


MARKSiST BAKIs

25 Mayýs'ta saldýrýrarak 150 iþçiyi katlettiler. Kanlý 1 Mayýs: 1 Mayýs 1977 Ve Türkiye'de hepimizin bildiði "Kanlý 1 Mayýs" geçmiþimiz var. Türkiye'de 1970'lerden itibaren tel tel dökülen rejim karþýsýnda iþçi hareketi ve devrimci hareketler büyük bir ivme kazanmýþtý. 1977'e gelindiðinde sol en güçlü durumuna gelmiþti. 1977 1 Mayýsý'nýn çok güçlü geçeceði biliniyordu. Devrim korkusu Türkiyeli burjuvalarla uluslararasý sýnýf kardeþlerini þeytan çarpmýþa çeviriyordu. Bu yüzden 1977 1 Mayýsýndan itibaren karanlýk emellerini çok pervasýzca uygulamaya soktular. 1977 1 Mayýsýnda DÝSK, önceden yaptýðý açýklamalarda 1 Mayýsa katýlacak örgütleri ve atýlacak sloganlarý kamuoyuna duyuruyordu. 20 bin DÝSK görevlisi de güvenlik için hazýr bulunuyordu. Diðer yandan saðcý basýn kýþkýrtmalara baþlamýþtý bile. Ortadoðu Gazetesi "sol halký galeyana getiriyor" gibi maksatlý yayýnlar yapmaktaydý. Tercüman Gazetesi yazarý Rauf Taner "Arabalar tahrip edilecek inþallah aldanýrýz, ama kanlar akacak." diye yazýyordu. Bayrak Gazetesi de "DÝSK ve Maocular arasýnda çatýþma bekleniyor" diye manþet atmýþtý. Böylece daha baþtan provakasyon çarký dönmeye baþlamýþtý. 18 Nisan gecesi Kocamustafapaþa'da öldürülen Sadýk Canaslan isimli öðrencinin sol içindeki çatýþmalarda öldüðü söylentileri yayýlmaya baþlandý. 28 Nisan sabahý Ýzmir'de yapýlan afiþlemelerde ise bu sefer Ýdris Türkoðlu adlý bir baþka öðrenci öldürülürken ayný iddialar öne sürülmüþtü. Ve en nihayetinde insanlar böyle bir gerilim ortamý içerisinde 1 Mayýs 1977 sabahýna uyandýlar. Türkiye'nin dört bir yanýndan gelen iþçi, emekçi ve devrimci gençler Taksim Meydaný'ný doldurdular. Tarihimize geçen bu olayý bu kadar önemli kýlan sebepler, DÝSK genel Baþkaný Kemal Türkler'in 19:00 civarýnda yaptýðý konuþma sýrasýnda patlak vermiþtir. Katýlým yaklaþýk 500 bin civarýndadýr. Saatler 19.00'u gösterirken katýlýmýn umulanýn çok üstünde olmasý nedeniyle miting hâlâ bitmemiþ, Anadolu'dan gelen kortejler henüz alana girememiþtir. Bu sýrada kalabalýðýn üzerine Taksim'i her cepheden gören Sular Ýdaresi'nden ve Ýntercontinental Oteli'nin çatýsýndan kimliði hala belirlenemeyen kiþilerce ateþ açýldý. Halk o anýn verdiði panikle kaçmaya baþladý. Bu sýrada Kazancý Yokuþu'nda ezilenler ve panzer altýnda kalanlar dahil 34 kiþi yaþamýný haybetmiþ, 130 kadar insan da yaralanmýþtý. Ve ertesi gün burjuva basýnda karalama kampanyasý baþlatýldý. Hiçbir gazete olayýn iç yüzünü yazmadý. Saðcý basýn "Kýzýllar kudurdu" diyebilecek kadar ileri gitti. Günaydýn gazetesinden Necati Doðru, "5.katta bir odanýn kapýsý açýktý. Odanýn pencerelerinden alaný seyreden kiþiler ve masa üzerinde teleobjektifli makineler gördüðüm için gazetecilerin bu odada olduðunu sanarak içeri girdim. Adýmýmý atar atmaz oldukça mütecaviz bir biçimde itilerek durduruldum. Garsona bu odadakilerin kim olduklarýný sordum, 'polisler' yanýtýný aldým" diyordu. 510 numaralý odada ise MÝT yuvalanmýþtý. dikkat çeken bir baþka grup ise, ellerindeki çantalarý bir an bile yere býrakmayan ve o gece uçakla ülkeyi terkeden 8-10 kiþilik Amerikalýydý. Son derece açýk olan þey, ateþin kalabalýðý kürsüye doðru sýkýþtýrarak panik yaratma amacýydý. Panzerler kitleyi sýkýþtýrýyor ve insanlarý en dar yokuþa, Inter Continental Oteli ile Pamuk Eczanesi arasýnda kalan Kazancý Yokuþu'na doðru yöneltiyordu. Olaylar baþlamadan az önce Kazancý yokuþu baþýna park edilen mavi renkli bir Fiat kamyonet ve yerlerde rastgele duran tekerlekli el arabalarý Kazancý'ya iniþ ve çýkýþý engelliyorlardý. Sel halinde akan insanlar kamyonetin iki yanýndan ve el arabalarýnýn üzerinden geçerek Kazancý Yokuþu'ndan aþaðýya doðru kaçmaya çalýþýyorlardý. Tam bu sýrada yokuþun biraz aþaðýsýndaki garajdan çýkan beyaz renkli bir Renault uzun menzilli silahlarla kitleyi tarayacaktý. Sonuçta o gün Taksim Alaný'nda 126 kiþi yaralanmýþ, 34 kiþi de þehit düþmüþtü. 1 Mayýs 1977 her açýdan önemli bir milat olarak tarihe geçti. Egemen sýnýf ve ortaðý ABD bu tarihten itibaren artýk açýkça Türkiyeli iþçi ve köylülere karþý kirli bir savaþ yürütmeye baþlamýþtýr. Toplumu terörize ederek devrimci dalganýn enerjisini tüketmeyi hedefleyen bu sistematik politika, o dönemki sol hareketlerin iþçi hareketinden ve proleter devrim ve enternasyonalizm perspektifinden uzak olmasý sebebiyle geri püskürtülememiþtir. Darbenin koþullarý oluþtuðundaysa, egemenler tüm vahþiliðini ortaya koymuþlardýr. 1996 1 Mayýs'ý Ama katliamcýlarýn unuttuðu þudur ki devrimcilerin biri ölüyorsa arkasýndan onlarcasý gelir. Darbe yýllarýndan sonra yasaklanan 1 Mayýs gösterileri bedeller ödeyerek tekrardan kazanýlmýþtýr. 1996 1 Mayýsý ise 80 sonrasý dönemde devrimci mücadelenin ne kadar verimli bir zemine sahip olduðunu göstermiþtir. Kadýköy Meydaný 16 Haziran 1970'ten beri böyle bir eyleme sahne olmamýþtý. Ýstanbul Kadýköy'de toplanan 100 bin civarýnda iþçi ve kent yoksuluna polis saldýrmýþ, egemenler emekçilerin üzerine ateþ açmýþlardýr. Polisin kurþunlarýnda 3 kiþi öldürüldü. Egemenlerin katliamcý yüzü bir kez daha gözükmüþ oldu. Eylem sonrasýnda gözaltýna alýnan ve iþkenceden geçirilen yoldaþýmýz Akýn Reçber de iþkence sonrasý yaþamýný kaybetti. Böyle uzun bir mücadele deneyimine sahibiz. Geçmiþten aldýðýmýz devrimci kararlýlýk ve inatçýlýðý geleceðe taþýmalý ve bu hattý Marksizmle donatmalýyýz. Ýþte o zaman geçmiþin hatalarýný tekrarlamayacaðýz ve yeni bir geleceði ellerimizle yaratabileceðiz. Emine Bozdoðan YAÞASIN 1 MAYIS! YAÞASIN DEVRÝMCÝ MÜCADELEMÝZ! ÞAN OLSUN 1 MAYIS ÞEHÝTLERÝNE! YAÞASIN SOSYALÝST DÜNYA DEVRÝMÝ!

26


MARKSiST BAKIs

SINIF MÜCADELESÝ VE KADININ KURTULUÞU-I Marksist Teori Kadýnýn Ezilmesini Nasýl Açklar? Devrimci Marksistler, kadýnlarýn özgürlüðünü savunan birçoklarýndan çok önemli bir noktada ayrýlýr. Bizler kadýnýn ezilmesinin cinsler arasýndaki biyolojik farklýlýklardan veya erkek ruhunun doðasýna özgü herhangi bir nedenden ötürü her zaman varolan bir olgu olduðuna inanmýyoruz. Kadýnýn ezilmesinin tarihin belli bir anýnda, toplumun sýnýflara bölünmeye baþlamasýyla ortaya çýktýðýný savunuyoruz. Sýnýflý toplumlarýn hepsinde kadýnlar ezildiler. Ancak, sýnýflý toplum öncesi en azýndan bazý toplumlarda böyle bir baskýnýn olmadýðýna iliþkin kanýtlar var. Neden kadýnlar toplum sýnýflara bölünürken ezilmeye baþladý? Bu sorunun yanýtý oldukça basit. Üretici güçlerin geliþmesi toplumun ancak geçinmesine yetecek miktarýn üzerinde bir artýk üretilmesini saðladýðýnda toplumun sýnýflara bölünmesi baþlamýþ oldu. Ancak, bu artýk herkesin geçinme düzeyinin üzerinde yaþamasýna izin verecek kadar büyük deðildi. Yalnýzca bazý insanlarýn bunu yapmasýna yetecek büyüklükteydi. Bu durum, üretici güçlerin daha çok geliþmesini ve beraberinde uygarlýðýn, sanatýn ve kültürün büyümesini mümkün kýldý. Böylece, artýk miktarýndaki büyüme, sömüren ve sömürülen sýnýf arasýnda gittikçe artan bir bölünmeyle yan yana ilerledi. Artýktaki büyümeye iþbölümünün artmasý eþlik etti. Bu iþbölümünde belirli konumlara yerleþenler ve artýk üzerindeki denetimi ele geçirenler ilk sömürücü sýnýfý oluþturuyordu. Bu noktada, kadýnlarla erkekler arasýndaki biyolojik farklýlýklar o güne kadar hiç olmayan bir þekilde önem kazandý. Çocuk doðurma yükünün kadýnlarýn üzerinde olmasý kadýnlarýn belirli üretici rollere doðru kanalize olmalarýna ve artýða ulaþmayý saðlayan rollerden uzaklaþtýrýlmalarýna yol açtý. Örneðin, toplum hamile kadýnlarýn da yapabildikleri çapa tarýmýndan aðýr sabanlarýn kullanýldýðý veya sýðýr yetiþtiriciliðinin yapýldýðý tarýma doðru ilerlerken kadýnlar üretimdeki anahtar rollerini kaybetmeye baþladýlar ve artýðýn denetimi erkeklerin eline geçti. Egemen sýnýf geliþmesini tamamladýkça egemen sýnýfýn kadýnlarý ikincil bir rol oynamaya yöneliyordu. Bu kadýnlara neredeyse erkek egemenlerin malý muamelesi yapýlýyordu. Ayný durum baðýmsýz köylü ve zanaatkâr aileleri arasýnda da geçerliydi. Bir erkek (patriark) ev ile dýþ dünya arasýndaki iliþkileri kontrol ediyordu. Çocuklar ve hizmetçiler erkeðe ne kadar baðýmlýysa karýsý da o kadar baðýmlýydý. (Þu istisnalar kaideyi bozmuyor: Dul bir kadýn ölen kocasýnýn yerini aldýðýnda evdeki tüm erkek ve kadýnlara hükmediyordu. Kadýnýn üretici rolü pazarlanabilir bir artýk ürettiði durumlarda kadýnlar erkek egemen ailenin kimi yanlarýna karþý çýkmaya yönelmiþlerdi). Kapitalizm öncesi sýnýflý toplumlarda tüm sýnýflardan kadýnlar erkeklerin egemenliði altýndadýr. Ama bütün erkeklerin deðil. Çünkü erkeklerin belirli bir kesimi de ezilmektedir. Antik çaðýn erkek köleleri ve erkek egemen hanenin erkek çalýþanlarý kadýnlarýn sahip olduðu Kadýnlarýn en çok özgürlüklerden daha fazlasýna sahip deðillerdi. (Her ne kadar patriarkal ailenin içindeki bazý erkeközgürleþtiði dönemler lerde patriarkýn yerini alarak bir gün bu köleliklerinden kurtulacaklarý umudu olsa da). sýnýf mücadelesinin Kadýnlarýn ezilmiþliði belirli üretim iliþkilerini zorunlu kýlan üretici güçlerin geliþme biçiminden doðaktif özneleri olduðu maktadýr. Toplumun maddi tarihine dayanmaktadýr. Elbette üretim iliþkileri kadýnýn ezilmesine yol açtýðýnda, bu ezilmiþlik ideolojik olarak da ifadesini dönemlerdir buluyor. Kadýnlarýn aþaðýlanmasý ve erkeklere tabi kýlýnmasý doða yasalarýnýn bir parçasý olarak görülmeye baþlanýyor. Bu görüþ, incelikle iþlenmiþ inanç sistemleriyle, dini törenlerle, yasalarla, kadýnlarýn fiziksel zayýflýklarýyla ve diðer birçok þeyle destekleniyor. Fakat bunlarýn kökenlerini ancak üretici güçler ve üretim iliþkilerinin geliþmesi baðlamýnda anlayabiliriz. Kapitalizm, sýnýflý toplum biçimlerinin en devrimci olanýdýr. Kendisinden önce geliþmiþ olan sýnýflý toplumlarýn bütün kurumlarýný ele geçirmiþ ve kendine uygun biçimde yeniden þekillendirmiþtir. Onlarýn hiyerarþilerine ve önyargýlarýna boyun eðmemiþ, hatta eskisine karþý yeni hiyerarþiler yaratmýþ, tüm eski önyargýlarý yeniden biçimlendirmiþtir. Böylece tüm bunlarý kendi birikim süreci içinde kullanabilmiþtir. Kapitalizm doðarken bütün eski kurumlarla karþý karþýya gelmiþtir (büyük dinler, monarþiler, babadan oðula geçen kast sistemleri, inanç sistemleri vb.) ve bunlarýn hepsine yalýn bir ikilemi dayatmýþtýr: Ya sermaye birikiminin çýkarlarýna uygun olarak þekil deðiþtirmek ya da imha olmak. Bu durum aile için de geçerlidir. Kapitalizm, kapitalizm öncesi ailenin belli özelliklerini devralmýþtýr. Ama bunu tamamiyle yeniden düzenlemek ve kendi çýkarlarýna uyarlamak için yapmýþtýr. Kapitalizmin itici gücü ne aileyi (ve beraberinde kadýnýn ezilmesini) sürdürmek, ne dini propaganda yapmak, ne monarþileri sürdürmek, ne de kafa karýþtýrýcý fikirleri yaymak isteðidir. Kapitalizmin tek bir itici gücü vardýr: sermaye birikimi için iþçilerin sömürüsü.

27


MARKSiST BAKIs Kapitalizm eski patriarkal aileyi parçaladýktan sonra ondan belirli unsurlarý devraldý, yeni iþçi sýnýfý ailesi haline getirdi ve tabii ki, iþçilerin ve tek tek kapitalistlerin yeni aileyi kabul etmelerini saðlamak için de eski patriarkal aileyi tamamlayan ideolojinin birçok unsurunu (dini kitaplar ve merasimler, vb) kullandý. Ancak kapitalist sýnýfýn amacý bu patriarkal ideolojiyi sürdürmek deðil, iþgücü arzýný garantilemekti. Yeni iþçi sýnýfý ailesi aslen erkek, kadýn ve çocuktan oluþan çekirdek aileydi. Erkekten tüm gün çalýþmasý ve bütün aileye asgari bir yaþam düzeyi saðlayacak bir ücret kazanmasý bekleniyordu. Kadýndan ise çocuk doðurup onlarý yetiþtirmesinin yanýsýra, erkeðin emek gücünün yeniden üretimini saðlamasý bekleniyordu.

Din ve monarþi gibi aile de kapitalizmin bu amacý gerçekleþtirmesine yardým ettiði sürece gereklidir. Bu nedenle kapitalist aile duraðan, deðiþmeyen birþey deðildir. Marks ve Engels'in Komünist Manifesto 'da belirttiði gibi, birikim itkisi, kapitalizmin kendi yarattýðý kurumlarý yeniden þekillendirmesi anlamýna gelir: "Burjuvazi, üretim araçlarýný ve böylelikle üretim iliþkilerini ve onlarla birlikte toplumsal iliþkilerin tümünü sürekli devrime uðratmadan varolamaz. Daha önceki bütün sanayici sýnýflarýn varlýk koþulu bunun tersine, eski üretim biçimlerinin deðiþmeksizin korunmasýydý. Üretimde sürekli devrimsel deðiþikliklerin yapýlmasý, bütün toplumsal koþullardaki düzenin kesintisiz bozuluþu, sonu gelmez belirsizlik ve hareketlilik, burjuva çaðýný önceki çaðlarýn hepsinden ayýrdeder. Bütün sabit, donmuþ iliþkiler beraberlerinde getirdikleri eski ve saygýdeðer önyargýlar ve görüþlerle birlikte tasfiye oluyorlar, yeni oluþmuþ olanlar henüz kemikleþmeden eskiyorlar. Yerleþmiþ olan ne varsa eriyip gidiyor, kutsal olan ne varsa lanetleniyor..." Kapitalist Aile Sanayi kapitalizmi ilk dönemlerinde yalnýzca kapitalizm öncesi patriarkal köylü ve zanaatkâr aileyi deðil, yeni iþçi sýnýfý içindeki aile baðlarýný da tamamen ortadan kaldýrma eðilimindeydi. Bunun eski inançlar sistemiyle çeliþki içinde olmasýný çok az umursuyordu. Bu nedenle Marks ve Engels Komünist Manifesto 'da "proleterler arasýnda ailenin fiilen yokluðundan" söz etmekteydi. Fakat bir bütün olarak kapitalist sýnýf bu durumun, sermaye birikiminin sürekliliðinin temeli olan þeyi, yani iþçi sýnýfýnýn yeniden üretilmesini baltalamakta olduðunu görmekte gecikmedi. Ýþçilerin daha sonraki iþ günleri için kendilerini yeniden üretebilmesini ve ücretli iþgücünden beklenen fiziksel ve zihinsel gereklilikleri karþýlayabilecek yeni kuþak iþçilerin yetiþtirilmesini garanti altýna almanýn bir yolu olmalýydý. Kapitalizm toplumsallaþmýþ yeniden üretimi (kreþler ve komünal yemekhaneler, vb) karþýlayacak kaynaklara ve teknolojiye sahip deðildi. Bu nedenle kapitalist sýnýfýn temsilcilerinin en uzak görüþlü olanlarý, iþçi sýnýfý için yeni bir aile yapýsý yaratmanýn gerekli olduðunu görebiliyorlardý. Bu yapý hem varolan iþçi kuþaðýnýn maddi ihtiyaçlarýný karþýlayacaktý, hem de gelecek kuþak iþçilerin yetiþtirilmesinin sorumluluðunu üstlenecekti. Kapitalizm eski patriarkal aileyi parçaladýktan sonra ondan belirli unsurlarý devraldý, yeni iþçi sýnýfý ailesi haline getirdi ve tabii ki, iþçilerin ve tek tek kapitalistlerin yeni aileyi kabul etmelerini saðlamak için de eski patriarkal aileyi tamamlayan ideolojinin birçok unsurunu (dini kitaplar ve merasimler, vb) kullandý. Ancak kapitalist sýnýfýn amacý bu patriarkal ideolojiyi sürdürmek deðil, iþgücü arzýný garantilemekti. Yeni iþçi sýnýfý ailesi aslen erkek, kadýn ve çocuktan oluþan çekirdek aileydi. Erkekten tüm gün çalýþmasý ve bütün aileye asgari bir yaþam düzeyi saðlayacak bir ücret kazanmasý bekleniyordu. Kadýndan ise çocuk doðurup onlarý yetiþtirmesinin yanýsýra, erkeðin emek gücünün yeniden üretimini saðlamasý bekleniyordu. Elbette bu ideal aile pratikte nadiren gerçekleþti. Tek tek kapitalistler erkek iþçilerine "aile ücreti" ödemeye nadiren razý oldular. Ýþçilerin karýlarý ev iþlerinin ve çocuk bakýmýnýn yükünü taþýmanýn yanýsýra ekonomik baskýlar nedeniyle çalýþabilecekleri ne iþ olursa çalýþmak zorunda býrakýldýlar. Yine de bu ideal bir anlamda sermaye birikiminin uzun dönemli ihtiyaçlarýyla uyum içindeydi. Ýdeali belirleyen, erkek iþçiler ve erkek iþverenler arasýndaki bir komplo deðil, sözü edilen ihtiyaçlardý. Yeni iþçi sýnýfý ailesi sistem için yeni ideolojik avantajlar saðlýyordu. Her ne kadar erkek iþçi artýðý kontrol edemediði için patriarktan farklýysa da, kendisini eski patriark olarak düþleyebiliyordu: Tüm ailenin geçim parasýný kontrol ediyordu. Ücretin kendisine ait olduðunu, onu istediði gibi harcayabileceðini hayal edebiliyordu. Her ne kadar sistem açýsýndan yalnýzca kendisinin ve çocuklarýnýn ücretli köleler olmasýný saðlayacak araçlarýn efendisi ise de, kendi evinin efendisi olduðuna inanabilmekteydi. Yeni aile, erkek iþçileri kendilerini sömürenlere ait deðerlere inanmaya teþvik ettikçe, iþçi sýnýfý içinde bölünme yaratmaktaydý. Ayný zamanda, kadýnýn ev içerisinde tecrit olmuþluðu onun toplumsal hareketlerle iliþkisini koparýyordu. Ezilmeleri çoðu zaman sisteme karþý mücadele etme yeteneklerini azaltýyor ve toplumdaki tutucu düþüncelere açýk hale getiriyordu. Kilise gibi kurumlar kadýnlarýn bu durumunu toplumsal deðiþikliklere karþý olmalarýný saðlamak üzere sömürdüler. Bu nedenledir ki Marks ve Engels kadýnlarýn kurtuluþunun önkoþulunun onlarýn toplumsal üretime katýlmasý olduðunu savundu (kapitalizm en keskin sömürüyü gerçekleþtiriyor olmasýna raðmen). Bütün bunlara raðmen, ne iþçi kadýnlarýn ne de iþçi erkeklerin yeni iþçi ailesinin dayatýlmasýna karþý kitlesel bir mücadeleye giriþtiðini sanmak yanlýþ olur. Görece daha iyi ücretli iþlerden uzaklaþtýrýlan kadýnlarýn kimi karþý koyuþlarý oldu. Ancak, genelde kadýnlarýn içinde yaþayýp çocuklarýný yetiþtirebilecekleri ideal ailenin alternatifi, tehlikeli kürtajlar, tekrarlanan düþükler, bir fabrikada günde 12 saat çalýþtýktan sonra çocuk bakmak veya zorunlu bekarlýk olduðundan kadýnlar ideal aileyi tercih etmek zorunda kaldýlar. Sistem iþçi ailesi idealini yeni kuþak iþçiler istediði için yarattý, ama bu durum en azýndan mevcut iþçi sýnýfý annelerinin saðlýðý ile de ilgilenmeyi gerektiriyordu. Bu nedenle, kadýnlarýn karþý koyuþlarýnýn idealin kendisine karþý deðil de, ideal ile gerçekler arasýndaki mesafeye yönelmiþ olmasý þaþýrtýcý olmasa gerek. Dýþ dünya ile baðlarýný kopmasý ve kocalarýna baðýmlý olmalarý kadýnlarýn yeni aile yapýsý içinde ezilmeleri demekti. Ancak, doðumun verdiði acý ve çocuk yetiþtirme yükü biraz olsun azalmýþtý. Ýþçi sýnýfý erkekleri için de yeni aile avantajlýydý. Ailenin bakýmýndan sorumlu olmalarý gerekiyordu ve sýk sýk buna içerlemekteydiler. Fakat karþýlýðýnda saðlýklý ve zinde olmak için ihtiyaç duyulan yalýn fiziksel gereksinimleri karþýlanmaktaydý. Ýþçi sýnýfý erkekleri ve kadýnlarý için ailenin bir diðer avantajý daha vardý. Aile yalnýzlýk ve psikolojik yabancýlaþma dünyasýnda bir sýðýnak gibi görünmekteydi. Kapitalizm iþçileri þehirlere çektikçe onlarý eski dostlarý ve akrabalarýndan ayýrmaktaydý. Aile, dostluðu ve sevgiyi garantilemenin bir yolu olarak görünmekteydi. Ýdealin gerçeklikte yaþadýðý baþarýsýzlýk yine de insanlarýn idealin özlemini çekmesini engellemedi.

28


MARKSiST BAKIs Yeni aile, bazý feministlerin iddia ettiði gibi, kapitalist erkeklerle erkek iþçiler arasýndaki gizli bir anlaþmanýn sonucu deðildi. Yeni aile, sistemi devirme olasýlýðýný göremeyen erkek ve kadýn iþçiler için de benimsenebilir olan, sistemin çýkarlarý doðrultusunda bir reformdu. Bu nedenledir ki "ailenin korunmasý" sloganý her zaman gerici güçlerin kadýn iþçiler de dahil olmak üzere iþçi sýnýfýndan destek almak için kullandýklarý bir slogan haline gelmiþtir. Kapitalist Toplumda Kadýnlarýn Ezilmesi Bugün kapitalizm altýnda kadýnlarýn ezilmesinin maddi kökeni çekirdek ailenin iþgücünün yeniden üretimine hizmet ediyor olmasýdýr. Çocuk yetiþtirme ve ev iþi yükünden dolayý iþçi kadýnlarýn evin dýþýndaki dünya ile iliþkileri sýnýrlýdýr ve bu onlarý erkek iþçilere baðýmlý hale getirir. Bu nedenle iþçi sýnýfý kadýnlarýn ezilmesi, ev iþlerini ve çocuk yetiþtirmeyi toplumsallaþtýrmak için gerekli büyük toplumsal deðiþiklikler olmadan son bulamaz. Elbette baský yalnýzca maddi deðildir. Maddi baský tüm ideolojik unsurlarýn bombardýmanýyla desteklenmektedir. Kadýnlar evden ayrýlsalar da, çocuk sahibi olmamaya karar vermiþ olsalar da, çocuklarýný büyütmüþ olsalar da ezilmeleri son bulmaz. Maddi ve ideolojik baskýlar birleþir ve kadýnlarý örneðin, erkek iþçilerin çalýþtýklarýndan daha az ücretle çalýþmaya ikna eder. Ýdeolojik baskýdan söz ederken baþka bir unsuru daha göz önüne almalýyýz. Bu ideoloji iþçi sýnýfý tarafýndan üretilmemiþ, burjuvazinin temsilcileri tarafýndan yukarýdan dayatýlmasý gerekmiþtir. Marks'ýn belirttiði gibi "egemen fikirler egemen sýnýfýn fikirleridir". Ýþçi kadýn ve erkeklerin birbirlerini nasýl gördükleri ve aralarýndaki iliþkiler yalnýzca onlarýn maddi koþullarý tarafýndan belirlenmez. Ayný zamanda egemen sýnýf ailesinin ürettiði ideoloji tarafýndan belirlenir. Kapitalizm altýnda iþçi kadýnlara paralel olarak (her ne kadar köken ve içerik olarak farklý da olsa) burjuva kadýnlar da ezilirler. Klasik burjuva ailesi içinde kadýnlar, çocuk yetiþtirme yükünden (ev içinde çalýþtýrýlan birçok hizmetçi yardýmýyla) büyük ölçüde kurtulmuþlardý, ama üretim içinde herhangi bir rol almalarý sözkonusu deðildi. Kocalarý artýðýn kontrolünü elinde tutar ve kadýnlara çoðunlukla meta olarak davranýlýrdý. Evlilik erkek egemen aileler arasýnda fiilen bir ticaret iliþkisiydi ve kadýnlar kocalarýnýn evlerinde birer süs eþyasý olarak görülürdü. Egemen sýnýf kadýnlarý evlerine iþçi kadýnlar gibi öldürücü bir çalýþma temposu içinde deðil, rehavet içinde hapsedildiler. Yaþanan bu iliþkilere denk düþen ideoloji "çalýþkan", "kendine güveli", "atak" niteliklere sahip erkeklerden farklý olarak kadýnlarý "pasif", "nazik", "sevecen", "duygusal", "gayrý ciddi", "diþi" olarak tanýmladý. Böyle bir görünüm evde veya fabrikada ölesiye çalýþan kadýn iþçilerin gerçek durumuyla hiç bir þekilde örtüþmemektedir. Buna raðmen, sadece egemen sýnýf erkek ve kadýnlarýna deðil, iþçi sýnýfý kadýn ve erkeklerine de birbirlerinde bulmayý bekledikleri bir dizi imaj sunulmaktaydý. Ýþçiler varolan dünyayý deðiþmez olarak kabul ettikleri sürece onlarý sömürenlerin dünyayý tanýmlayýþlarýný kabul etmeleri için üzerlerinde büyük bir basýnç vardýr. Erkek iþçi burjuva toplumunda baþarýlý olabilse neler yapabileceðini hayal eder. Bunlardan birisi kadýnlara birer meta gibi sahip olabilmektir. Ýþçi sýnýfý kadýný baþarýlý olabilmek için üst sýnýfa ait kadýnlarýn sahip olduðu söylenen kadýnlýk özelliklerine sahip olmayý ister. Bu hayaller kendi sýnýflarýnýn üstünde birisiyle evlenen kadýnlarý konu alan magazin hikayeleri ve pembe dizilerle desteklenir. Bütün bunlar, iþçi sýnýfý ailesinin gerçek durumunu idealize ederek ve kutsallaþtýrarak kapitalizm için önemli bir iþlev üstlenir. Ýþçi sýnýfý ailesini bir arada tutan ve sistemin devamýný saðlayan bir mekanizma olarak iþler. Din, pornografi, pembe diziler, kadýn magazinleri, yasalar, hepsi birlikte ailenin, deðiþen dünyanýn deðiþmeyen bir kurumu olarak kaçýnýlmaz ve gerekli olduðunu göstermeye çalýþýrlar. Fakat kapitalizm altýnda hiçbir kurum sonsuza dek deðiþmeden kalamaz. Hiçbir kurum üretim güçlerinin geliþmesi karþýsýnda radikal bir þekilde deðiþtirilmeden kalacak kadar kutsal deðildir. Tipik iþçi sýnýfý ailesinin kurulmasýndan bir süre sonra, kapitalist toplumun maddi koþullarýnýn deðiþmesi ile birlikte aile kurumu sarsýlmaya baþladý. Geçen yüzyýlýn ortalarýnda emek gücünün yeniden üretimi ortalama bir iþçi karýsýnýn sekiz ya da on doðum yapmasý ile mümkündü (1850 yýlýnda Londra'da yaklaþýk olarak çocuklarýn %60'ý 5 yaþýna gelmeden ölüyordu.) Bu nedenle, kadýnlar evlendikten sonra neredeyse hayatlarýnýn tamamýný ya çocuk doðurarak ya da çocuk yetiþtirerek geçirmek zorundaydý. Ancak, üretici güçlerin geliþmesi bir yan ürün olarak emek gücünün yeniden üretimine sarfedilen çabanýn radikal olarak azalmasýný saðlayacak yeni teknolojiler yaratýyordu. Saðlýk alanýndaki geliþmeler daha az çocuðun ölmesi anlamýna geliyordu. Kapitalizmin ilk dönemlerinde kullanýlan zahmetli yöntemlerden çok daha ileri, yeni doðum kontrol yöntemleri kullanýlmaya baþlandý (önce prezervatif, 1960'larýn ilk yýllarýndan sonra doðum kontrol hapý ve spiral). Ýþgücü ihtiyacý tehdit edilmeden doðum oraný azaltýlabiliyor ve kadýn iþçiler çocuk doðurmanýn çeþitli sorunlarýndan kurtulabiliyorlardý. Ayný zamanda, yeni teknoloji, çocuklarýn büyütülmesinde, erkek iþçilerin bakýmýnda kullanýlmaya baþlandý. Çamaþýr makinasý, elektrik süpürgesi, buzdolabý, modern ýsýtma sistemleri v. s. evdeki aðýr ve sýkýcý iþlerin yükünü azaltmakta etkili oldu. Birçok yazarýn ev iþlerine iliþkin olarak belirttikleri gibi, bunlar sürekli olarak evin içine týkýlýp kalan kadýnlar için (özellikle bir de bakmalarý gereken çocuklarý varsa) sýkýcýlýðýn ve yabancýlaþmanýn aþýlmasý anlamýna gelmiyordu. Fakat anneleri veya büyük anneleri için mümkün olmayan ev dýþýnda çalýþmayý düþünebilmelerini saðlýyordu. Özellikle çocuklarý 5-6 yaþýna geldiðinde emeðini satarak ev iþlerinin yükünü azaltacak yöntemlere (çocuk bakýcýlarý, dondurulmuþ yiyecekler, çamaþýrhaneler, haftalýk alýþveriþler, vb) yetecek kadar parayý kazanabilirlerdi.

29

Kadýnlar iþ yaþamýnýn parçasý oldukça mücadelenin de özneleri haline geliyorlar.


MARKSiST BAKIs

Sermaye birikimi açýsýndan deðerlendirildiðinde tipik eski aile oldukça savurgandý. Kadýnlar sistem için gerekli iþgücünün yeniden üretimini saðlamak için gerekenden fazla emek harcýyorlardý. Ortalama bir ailede doðan çocuk sayýsý sekiz veya daha çoksa çocuk yetiþtirmenin evde gerçekleþmesi sistem için daha ekonomik olacaktýr. Ama aile baþýna çocuk sayýsý ikiye düþtüðünde iþler tersine dönmeye baþlar. Ortalama bir kreþte bir bakýcý 6 çocuða bakmaktadýr. Yani her yeni alýnan ücretli bakýcý, iki kadýnýn sömürülmek için serbest kalmasýný saðlayacaktýr. Eðer kadýn kendi kazancýndan çocuk bakýmýna para ödüyorsa sistem açýsýndan bu daha da ekonomiktir. Böylece sistem toplumsallaþtýrýlan çocuk bakýmýnýn maliyeti konusunda hiç endiþelenmeksizin kadýnýn ürettiði artýða el koyabilir! Yaþlanan kapitalizm açýsýndan iki çocuk ve kocasýyla eve týkýlmýþ olan kadýn potansiyel artýk deðerin israf edilmesi demektir. Kadýnýn bütün gün evde çalýþýyor olmasý sistemi teselli etmez, çünkü emeði daha verimli bir þekilde kullanýldýðý takdirde ücretli köleliðe de zamaný kalacaktýr. Bu nedenle, kadýnlarýn iþgücü içindeki sayýsýnýn arttýðý uzun dönemli bir eðilim yaþanmýþtýr. Bugün Ýngiltere'de evli kadýnlarýn yarýsýndan çoðu çalýþmaktadýr. 1950'de bu oran beþte bir idi. ABD'de 20-25 yaþ arasý kadýnlar arasýnda çalýþanlarýn oraný 1957'de %31'den 1968'de %43'e çýkmýþtýr. Bu artýþ eðilimi 1920'lerden beri devam etmektedir. Ne 1930 krizi, ne de son on yýlýn ekonomik küçülmeleri bu eðilimi deðiþtiremedi. Her iki dünya savaþý sýrasýnda kadýnlarýn iþgücüne kitlesel olarak katýlýmlarýnýn savaþ sonunda erkeklerin kadýnlarýn yerlerini almasýna dönük önlemlerle son bulduðu doðrudur. Ancak, bu durum yarým yüzyýlý aþkýn bir süredir evli kadýnlarýn çalýþma oranlarýndaki uzun dönemli artýþý deðiþtirmedi. Sermaye birikiminin ihtiyaçlarýna uygun koþullarýn devamýndan sorumlu olan kapitalist devlet bütün ülkelerde bu deðiþime tepki göstermek zorunda kaldý. Ýþgücünün yeniden üretiminde giderek artan düzeyde aileyi destekleyecek önlemler almaya zorlandý (iþsizlik ödeneði, çocuk yardýmý, okul öncesi eðitim, vs.) Deðiþiklikler birikerek büyümekteydi. Ýþgücüne katýlan iþçi sýnýfý kadýnlarýn sayýsý arttýkça, iþe girme olanaklarýnýn arttýrýlmasý yönündeki talepleri de arttý. Baðýmsýz gelir kaynaklarý edindikçe kocalarýna baðýmlý olmalarý gerektiði varsayýmýný sorgulamaya baþladýlar. Etkili doðum kontrol yöntemleri, tehlikesiz kürtaj, daha az çocuk yapmak, ev iþlerinin bazýlarýnýn kocalarý tarafýndan üstlenilmesini talep etmeye baþladýlar. Mutsuz evliliklere son verme konusunda giderek insiyatiflerini geliþtirdiler. Sistemin bugün yaþadýðý, Marks'ýn 100 yýl önce yaþanacaðýný düþündüðü ailenin zayýflamasý eðilimidir. Ancak, bu eðilim karþý faktörlerin etkisi nedeniyle hiçbir zaman aileyi yok edemez. Karþý faktörleri þöyle sýralýyabiliriz: 1) Çocuk bakýmýnýn tamamen toplumsallaþtýrýlmasý kapitalist sistemin geniþleme döneminde bile harcamaya isteksiz olduðu bir yatýrým düzeyi gerektirmektedir. 2) Aile ideolojisi sistemin istikrarý için hala çok önemli olmaya devam ediyor. Kadýnlarýn kendi görevlerinin öncelikle çocuklarýna bakmak olduðunu düþünmeleri onlarý erkeklerden daha az ücret alarak çalýþmaya ikna ediyor. Kadýnýn tecrit edilmiþliðinden yararlanan ve

ailenin savunulmasý sloganýný kullanan dini kurumlar sistem için deðerli bir ideolojik kaynak oluþturuyor. Bu nedenle hükümetler, kendi baþlarýna sistemin ekonomik ihtiyaçlarý için önemli sorunlar olmasa da kürtaja karþý yasalar geçiriyor ve boþanmanýn kolaylaþtýrýlmasýný engelliyor. 3) 1970'lerin ortalarýndan bu yana süren yeni ekonomik krizler dönemi daha çok kadýný iþgücüne çekerek iþgücü arzýný arttýrma yönündeki baskýyý hafifletti ve sistemin "ailenin korunmasý" sloganýný kullanan gerici güçlere baðýmlýlýðýný arttýrdý. Bu durum giderek daha fazla kadýnýn iþ aramasýný engelleyemezken sistemin iþ bulmalarý için gerekli yatýrýmlarý yapmasýný gereksizleþtirdi. Üretici güçlerin geliþmesi iþçi sýnýfý ailesinde yaþanan eski toplumsal iliþkiler üzerinde basýnç yaratmakta, ancak yokedilmesi için yeterli deðil. Kapitalizm Sürdükçe Kadýnlarýn Ezilmesi Sürecektir Özelleþtirilmiþ yeniden üretim ortadan kalkmadýkça kadýnlarýn ezilmesi son bulamaz. Bu, ancak toplumsal iliþkilerin toptan bir devrime uðramasýyla mümkündür. Bunun gerçekleþebilmesi ise iki koþula Bugün kapitalizm altýnda baðlýdýr: kadýnlarýn ezilmesinin 1) Eðer kapitalizm maddi kökeni çekirdek üretici güçlerin kesinailenin iþgücünün yeniden tisiz olarak geliþtiði yeni bir geniþleme üretimine hizmet ediyor dönemine girerse, olmasýdýr. Çocuk yetiþtirme özelleþtirilmiþ yeniden ve ev iþi yükünden dolayý üretimi toplumsaliþçi kadýnlarýn evin dýþýndalaþtýrabilir, ev iþlerini ki dünya ile iliþkileri sýnýrmekanize eder ve hatta lýdýr ve bu onlarý erkek bebek çiftlikleri bile kurabilir. Ancak, iþçilere baðýmlý hale getirir. çözümü böyle koymak Bu nedenle iþçi sýnýfý kadýnbile pratikte ne kadar larýn ezilmesi, ev iþlerini ve olanaksýz olduðunu çocuk yetiþtirmeyi toplumgöstermeye yetiyor. sallaþtýrmak için gerekli Sistem böylesi bir büyük toplumsal deðiþikgeniþleme dönemine likler olmadan son bulagiremez. Yaþlanan kapitalizmin durgunmaz. luðu, kadýnlarýn kurtuluþunun sistem içi reformlar yoluyla gerçekleþtirilmesinin önünü kapatýyor. 2) Eðer sosyalist devrim gerçekleþirse, kapitalizm altýnda israf edilen muazzam kaynaklar çocuk bakýmý ve ev iþlerinin toplumsallaþtýrýlmasý için kullanýlabilir. Kadýnýn özgürleþmesi yalnýzca iþçi sýnýfý kadýnlarý için deðil, iþçi sýnýfý erkekleri için de bir nimet olduðundan devrimi yapan sýnýf bu konuyu gündeminin baþýna koyacaktýr. Elbette böyle bir devrimden sonra, cinsiyetçilik de dahil olmak üzere, kapitalizmin ideolojik mirasý hemen yok olmayacaktýr. Ama maddi temeli yok edildiðinde, bu mirasla mücadele etmek çok daha kolay olacaktýr.

Chris Harman

30


MARKSiST BAKIs

BÝR MEKTUP BÝR CEVAP Merhaba arkadaþlar, Ben, kafamda bir takým soru iþaretleri olmakla beraber genel anlamda Marksizm'e sempati duyan bir insaným. Marksist Bakýþ dergisinin Marksizm'in iyi bir savunucusu olarak deðerlendiriyorum ve dostlarýma tavsiye ediyorum. Bu arada www.bolsevik.org web sitesini de fýrsat buldukça takip ediyorum. Orada karþýlaþtýðým bir tutumunuzu eleþtirmek istiyorum. 12 Nisan baþlýklý bir yazýda iþçi ve emekçileri 14 Nisan mitingine katýlmamaya çaðýrmýþsýnýz. Merak ettiðim ise bugün cumhurbaþkanlýðý ve genel seçimler öncesinde gündemi bir hayli meþgul eden laiklik tartýþmasýnda nasýl bir tutum alýnmasý gerektiði. Bir yanda büyük Ýslami sermayeyle ve bu sistemin iþlerliðini saðlayan her bir diþliye kadar inmiþ kadrolaþmayla dinci gerici güçlerin elde etmiþ olduðu büyük bir güç var. Hukuk sistemi ve üniversitelerin bir ölçüde de olsa korunabilmiþ olmasýnýn bir kazaným olduðunu düþünüyorum. Muhalefet cephesinde bu kadrolaþmaya ve gericileþmeye dur demek isteyen insanlar 14 Nisan eylemini gerçekleþtirdiler. Tamam bu insanlarýn büyük kýsmý devrimci deðildi ama demokrat deðerlere sahip insanlar bunlar. Meydanýn þeriatçýlara kalmasý çok mu iyi olur sanki? Ya da dinci güçler azýlý birer iþçi, emekçi, özgürlük düþmaný deðiller mi? Askerin de ne olduðunu biliyoruz ama açýkçasý o mitingde asker de yoktu. Oraya gidip, içeriden insanlarý dönüþtürmek daha mantýklý deðil miydi? Açýkçasý bu durum beni karamsarlýða sürüklüyor. Devrimciler bu gerici tehlike karþýsýnda nasýl bir tavýr almalý? Bu konuda yorum yazarsanýz çok sevinirim. Çalýþmalarýnýzda baþarýlar. Merhaba Yoldaþ, Türkiye'de hakim sýnýflar içerisinde sürgit bir iç mücadele yaþandýðý tespitine sen de rastlamýþsýndýr dergimizde. Bu iç mücadelede statükocu ordu-bürokrasi, diðer tüm sýnýflar gibi kendi sýnýfsal duruþuna genel toplumsal destek saðlamak için belirli bir söylem tutturmak zorunda. Yani kendi özel çýkarlarýný toplumun genelinin ya da büyük çoðunluðunun menfaati gibi göstermek durumunda. Ayný zamanda bir büyük sermaye grubu olan statükocu "devletlü" kesim de buna uygun olarak "laiklik, cumhuriyet" söylemlerine dayanarak, toplumda genel bir þeriat korkusu yaymaya çalýþýyor. Böylelikle kendisi laikliðin ve "modern" cumhuriyetin koruyucusu rolünü oynayarak toplumsal destek kazanýp kendi sýnýfsal pozisyonunu güçlendirebilsin istiyor. Þimdi þu soruyu sormak gerekiyor: Türkiye'de gerçek anlamda bir þeriat tehlikesi ya da Ýslami bir devrim ihtimali var mý? Bu soruya Ýslami politik hattýn önderliðini yapan kesimlerin sýnýfsal pozisyonunu ortaya koyarak baþlamakta fayda var. Ýslamcýlar, 1990'lar boyunca kendi doðal sýnýrlýlýklarýný aþarak kent yoksullarý içerisinde hýzla büyük bir güç kazandýlar. Eski doðal sýnýrlýlýklarý Orta ve Doðu Anadolu'daki geleneksel muhafazakar küçük burjuvaziyle ifade edilebilir. O dönemki Ýslami önderlikler ise orta boy sermaye sahipleriydi. 1990'lardan itibarense Ýslami çizginin kent yoksullarý baþta olmak üzere örgütsüz iþçi sýnýfýný da büyük ölçüde etkisi altýna aldýðýný görüyoruz. Bundaki temel belirleyenler 89-91 arasý iþçi hareketinin neoliberal dalga karþýsýnda önemli mevziler elde edemeden geri çekilmesi,

yerel yönetimler ve daha sonra da parlamentoda iktidara yükselen sosyal demokrat SHP'nin reformist partilere yakýþýr þekilde kapitalist sýnýflarla iþbirliðine gidip sermaye programýný uygulamasý ve sosyalistlerin kent yoksullarý içerisinde alternatif konumuna yükselemeyiþidir. Bu koþullar altýnda Erbakan'ýn önderlik ettiði Refah Partisi (RP) muhalif bir söylem tutturarak "adil düzen"le cisimleþen bir sol söylemi Ýslami bir retorikle birleþtirdiðinde, çok sahtekarca da olsa toplumsal muhalefet pozlarýný takýnýp bir seçim önce SHP'ye oy veren kitlelerin aklýný çelmeyi baþarmýþtýr. Bunun sonucu olarak 1994 yerel seçimlerinde Ankara, Ýstanbul ve ilçelerinin de aralarýnda bulunduðu büyük kentlerin belediye baþkanlýklarýný kazanmayý bilmiþtir RP. Daha sonraki genel seçimlerde ise %21 oy alan RP'si DYP ile koalisyon kurarak hükümete gelmiþtir. Bu arada iktidarýn nimetlerinden yararlanan Ýslamcý liderlikler hýzla ekonomik olarak yükselmiþ, tarikatlar holdingleþmiþ, büyük sermayeye adýmlarýný atmýþlardýr. Bu yüzden de bu kesimlerin rejimle sorunu olamaz. Ýslami devrim vb riskli yollara kesinlikle girmezler. 28 Þubattan sonra bir çok tarikat ve holding sahipleri Erbakan'a "gereksiz radikal çýkýþlar" yaptýðý gerekçesiyle aðýr eleþtiriler yöneltmiþlerdir. Düzenle bu kadar çok çýkar baðýna sahip bir hareketin radikal metodlar uygulamasý zaten beklenemez. Bir zamanlarýn ateþli Amerikan aleyhtarý olan Tayyip Erdoðan ve çizgisinin bugün en büyük Amerikancý ve TUSÝAD’çý olmasý tesadüf deðildir. Burada asýl anlatmak istediðimiz 1990'lardaki Ýslamcýlýðýn yükseliþinin ve daha sonra 2000'lerde geçirdiði evrimin sýnýf-

31


MARKSiST BAKIs sýnýfsal dinamiklerinin olduðudur. Ýslamcýlýðýn asýl patlama yaptýðý 1990'larda sosyalistler alternatif koyamadýlar. Neoliberal politikalarla beli bükülmüþ, vahþi bir dünyada yalnýzlaþtýrýlmýþ yýðýnlar için Ýslamcýlar ve tarikatlarý hem maddi hem manevi bir dayanak olarak algýlanmýþtýr. Tarikatlarýn dayanýþma aðlarý, belediyelerin düzenli yardýmlarý örgütlü sýnýf mücadelesinin çok zayýf olduðu koþullarda yoksul yýðýnlarý Ýslamcýlara çekmiþtir. Mesele bu yýðýnlarý örgütlü sýnýf mücadelesine kazanmaktýr. Bu yýðýnlar, kendileri de aslýnda sömürgen üç kaðýtçý olan Ýslami gruplarýn etkisinden kolayca çýkacaklardýr, yeter ki umut veren bir sýnýf hareketi alternatif olarak kendisini kitlelere sunabilsin. Bu insanlarýn çok büyük kýsmý týpký 1970'lerin sonunda ya da 1989 iþçi hareketinde olduðu gibi onurlu bir yaþam için onurlu bir kavgaya katýlacak ve destek verecektir. Yani Ýslamcýlýkla mücadele yolu, generallerden deðil; sokaklarý, toplumsal muhalefeti sosyalist hareketin devralmasýndan geçer. Asker ve statükocu bürokratlarla iþbirliði ise dönüp dolaþýp tekrar Ýslamcýlýðý güçlendirecektir. Çünkü bu sayede Ýslamcýlar kendilerini toplumsal muhalefet olarak pazarlayabiliyorlar. Halkýn büyük bir kýsmýnýn türban meselesi ya da cumhurbaþkanlýðýna kimin çýkacaðýyla hiç ilgilenmediðini görüyoruz. Toplumla aralarýnda büyük uçurumlar olan statükocu güçlerin gemisine binmek demek toplumsal muhalefet odaðý olarak Ýslamcýlarý býrakmak demektir. 14 Nisan mitingini ADD organize etmiþti ve ADD'nin baþkaný eski ünlü þahin paþalardan eski Jandarma Genel Komutaný Þener Eruygur'dur. Yine mitingin en önemli örgütleyicisi YÖK ve rektörlerdir. Ama bunlar demokrat mýdýr sence? ADD Genel Baþkaný hakkýnda fazla söze gerek yok? Peki YÖK ve rektörler? YÖK zaten 12 Eylül'ün sembolleþmiþ kurumlarýndan biridir. Bugün o rektörler ýsrarla solcu öðrencileri disiplin cezalarýyla okuldan uzaklaþtýran ya da atan unsurlar deðil midir? Bir eylem deðerlendirilirken, eylemin içeriði, eylemi düzenleyen siyasal ifadenin özü ve tabi önderliði baþat unsur olarak ele alýrýz. 14 Nisan eylemi katýlýmcýlarýnýn büyük kýsmýnýn þeriat tehlikesiyle korkutulan sosyal demokrat insanlar olduðu tespiti yanlýþ olmaz, ama bu sosyal demokrat kesimler eylemin asýl düzenleyici olan ulusalcýlarýn liderliði ve hegemonyasý altýndalar. Bu kesimler, ellerde Türk bayraklarý sürekli olarak kitleye þovenist ayrýmcý nutuklar attýlar. Ýçlerinde bazýlarýnýn MHP söyleminden hiçbir farký yoktu. Kendisi de asker postalý altýnda ezilen bir kuþaðýn þimdilerde askerci olmasý bir yandan çok acý birþey diðer yandan solun neden bu hallerde olduðunu açýklýyor. Sol muhalefet bayraðýný býrakýrsa kiþiliksizleþir ve Türkiye gibi derin sýnýfsal çeliþkilerin olduðu bir ülkede ise bu hata ölümcül etkiler yaratýr. Laik, anti-laik tartýþmasýna gelelim tekrardan. Egemen sýnýf içindeki çatlak ifadesini bugün AKP, genelkurmay çatýþmasýnda ifade buluyor. Sisteme karþý en ufak bir muhalifliði kalmamýþ bu partinin, kapitalist sömürü çarký içinde üzerinde yükseldiði muhafazakar çevreleri biraz hoþ tutmaya yönelik söylemlerden fazla bir anlam ifade etmeyecek kimi çýkýþlarýný rejime yönelik bir tehditmiþ gibi göstermek, þeriat tehlikesi karþýsýnda demokrasinin, laikliðin savunuculuðuna soyunan ulusalcý kliklerin bilinçli çabalarýdýr. Solculuða karþý Ýslamcýlýðý pompalayan, Alevi köylerine zorla camiler diken, imam hatip liseleri ve Kuran kurslarýnýn sayýsýnda patlama yaþatan 12 Eylül askeri rejimi deðil midir? Bunlar ne çabuk unutuldu. Biz devrimcilerin görevi, laklik tartýþmasýnda, bu ayrýmýn yapay bir gündem olduðunu kitleye anlatmaktýr. Bugün Ýslami holdinglerin kendi kazançlarýný riske atarak Ýslam devrimi yolunda mücadele vermeleri bir komplo teorisinden öteye geçemez. Bizler iþçi sýnýfýna ve tüm ezilenlere laiklik tartýþmasýnýn bugün yönetici sýnýf arasýnda bir taraf tutmak anlamýna geleceðini, bizim asýl olarak uðrunda mücadele etmemiz gereken asýl hedeflere, iþsizliðe yoksulluða, pahalýlýða, ezilmeye ve sömürülmeye yönelmemiz gerektiðini haykýrmamýz gerekiyor.

BÝZE YAZIN marksistbakis@yahoo.com

32


"Sosyalistlerin görevi her þeyden önce savaþýn anlamýný açýða çýkarmak" ve "egemen sýnýflar, toprak sahipleri ve burjuvazi tarafýndan savaþý savunmak için yayýlan yalanlarý, safsatalarý, 'yurtsever' palavralarý acýmasýzca teþhir etmek"tir. Sosyal devrim propogandasýyla yanýtlamakla yükümlendiren Stuttgart Kopenhag ve Basel kongrelerinin kararlarýný çiðnemiþlerdir. II. Enternasyonal'in çöküþü, geride býraktýðýmýz (barýþçýl denen) tarihsel koþullarýn hazýrladýðý ve son yýllarda Enternasyonalde fiilen egemenlik saðlayan oportünizmin çöküþüdür. Oportünstler sosyal devrimi terk ederek ve yerine burjuva reformizmini koyarak; belli bir anda iç savaþa dönüþmesi zorunlu hale gelecek olan sýnýf mücadelesini terk ederek ve sýnýf iþbirliðini vaaz ederek; yurtseverlik ve yurt savunmasý adý altýnda burjuva þovenizmini vaaz ederek ve daha Komünist Manifesto'da yer alan iþçilerin vataný yoktur ilkesini görmezden gelerek ya da inkar ederek; militarizme karþý mücadelede bütün ülkelerin burjuvazisine karþý bütün ülklelerin proleterlerinin devrimci savaþýnýn zorunluluðunu kabul etmek yerine dar kafalý-duygusal bir bakýþ açýsýna savrularak burjuva parlamenterizminden ve burjuva yasallýðýndan yararlanmanýn kaçýnýlmazlýðýný bir yasallýk fetiþizmine dönüþtürerek ve kriz dönemlerinde illegal örgüt ve ajitasyon biçimlerini yaratma yükümlülüðünü unutulmaya terk ederek, bu çöküþü uzun zamandan beri hazýrlamýþlardýr." V.I. Lenin Bolþevik Partisi Manifestosu - Kasým 1914


Marksist Bakış 11