Page 1

Eski Türklerde Kayak.çılık

Yazan: A. Zeki Velidi Togan

Askeri

Mecmuanın 115 sayılı 19S9 yıl birincikanun nüsha sından ayrı basılmıştır.

1

9

3

9


Eski Türklerde kayakçılık Yazan: A. ZEKİ VELİDİ TOGAN

.

.ayağın eski türkçe ismi « çana» olııp, şimdi dünyada taammiim K eden «ski» (şi) kelimesi Norveç dilinde ağaç yoııgası ve tahta

parçası demek olan skidh ve Almanca scheil ile birdir. Kayakçılık eski Şimali Cerman destaıılannda zikrediliyorsa. da1>, kayak iizeriııcİe hızlı gezen adamlara ait tariheıı rnazlıut kayit ancak kırallardan birine ait bir gözgii üzerine yazılmış lıuluııuyor. İsviçreli Prof. J. J. H e s s'in kayakçılık tarihine ait topladığı kayitlere göre2> «Ski» Skandinavyalıların kendi malları olmayıp Finlandiya tarafından getirilmiştir. Firılere kardeş olan Lapp kavmi altıncı asır yunan müverrihi P r o k o p i s'te sk rithiphinnoi, Gott'ların tarihini yazan J o r da n e s'te ise sceredefennae ismile kaydolun muştur ki, her ikisi «Kayakçı Finler» demek oluyor. Bilhassa Lapp'ları;t böyle kayakçı ismi verilmesini H e s s bu san'atin Şimali Cermanlar arasında o zamanlar daha tanınmamış olması ile izah ediyor. Finltrde kayak kullanmasının çok eski olduğu keyfiyeti Şimali Finlandiyada Kemja'nm civarında kesek arazide bulunan ve tunç devrine yakın bir balta ile beraber keşfedilen çifte kayaktan malum oluyor 3>. Fin kavimleri yaşıyan ülkelerde bulunan en eski ve iptidai kayak örnekleri elyevm Helsinki milli müzesinde gayet ehemmiyetle toplanmış bulunuyor. Kayakçılığa ait tabirler üzerinde lisani tetkikler Fin kavimlerinin kayakçılığı daha Ural dağlarında hepsi beraber ve Türklerle komşu olarak yaşadıkları en eski devirlerde, yani milattan evvelki zamanlarda iyi bilmiş ve oradan şimdiki Finlandiya taraflarına beraber getirmiş olduklarını göstermektedir4>. Her halde Finlerin tarihte kayakçılıkta mehareti ile tanınan şubeleri asıl Ural taraflarında, türk kavimlerile komşu olarak yaşıyan kısımları olmuştur . Biruni Şarki Finlerden Ves (İsu) ların şimdiki Viatka vilayetinde, eski Bulgar Türklerine komşu olarak yaşıyan bir kısmı hakkında diyor ki: <Bulgardan bunlara ağaç kızaklar iizerinde yirmi günde gelinir. Bunlar erzaklarını bu kızaklar üzerine koyarak kendileri çekerler; yahut ta köpeklerine çektirirler. Başka bir nevi kızakları da vardır ki, kemikten yapılmıştır; onu ayaklarına bağlarlar ve kısa vakitte 1) MULLENHOF, De ut s c he A 1 ter t u m s k n n de, 11, 47. 2) J. J. HESS, Z ur Ge s c h i c te de s S ki' s, V o x Ro m a n i c a, 3) J o u r n a 1 de 1 a S o c i e t e F i n n o O u g r ie n ne, XXX, 30.

4)

-

Yine orada, S. 76.

11 (1937),

170 - 172,


-2-

uzun me sa feleri kat'ederler1> » . Ay nı malumat ese'rini 1220 senelerinde yazan A vfide daha tafsilli olarak lıuluııuyor ve Bu lgar Türk tücca rlarınm mallarının ııak li dol ayısile zikredil ırıiştir; o diyor: «Bulgar ahalisi onların (yaııi isu, Ves'lmııı) ülkesine sefer ederler ve onlnra elbise , tuz ve kendi �ulgar D m et aların da n daha başka mevat getirirler. Bunları n ul gar l arıı ı) rn et�la nrıı t af;iıy<w l r küçük araba çarklarına bem." l' bir � şey ya pımşl a r ln, oııu kiipeklerı çeker. Ç üııkü kar çok olduğund an başka hayvanlar o yollarda y ür üyeme z. Bunlarda insanlar sığır kemiklerini ay,1k]arına bağl ı yarak gezerler, elleriııe de başları dişli iki dayak alırlar ve onları kar ü zer in e arkaları tarafından dayı ya rak k a ya rlar ve öyle bir süratle koşarla r ki, giirnle bi rço k mesafe kat'ed erler2> » . Bazan da «sığır k e m iğ i ı y eriıı e «at ke m iğ i » zikredilir. «At kemiklerini ayaklarına bağ·lıyarak J.;ar lize r i ıı de koşaıı» fin k avimleri eski Yunanlılara3> ve SilJiryada Türk kavimleri Çiıılilere4> mal um olmuştur. Bu nevi kemik kayaklar elyevm Finlaııdiya milli müz esin de görü lebilir Müze Müdürü Prof. Ham alain en izahatına göre bu kemikler yumşak kar üzerinde değil buz üz er in de kaymak için kullanılmıştır. Yani btpılar zamanımızın «demir kayak» ları yeri ni tutan spor buz ka ya kları iıniş ki, Biruni ve Avfi'ye mPhaz olan e serin s&.hihi, keza Yunanlı ve Ç in lilere malumat veren zevat buııları a vcı ve köylü hayatında mühim yer tutan «ağaç k::ı.yak» larla kctrıştırmışlardır. Türklerde lrnyül•çılıkla marnf olan kabileler hakkında ilkönce Çinliler rnalürnat verıniş!Prdir. Buıılar tlaha zi yad e Orta Sibiry•t, .A i tay ve Sayan dağla rında Ye oıılarııı şimaliııde ya şıyan kavimlerdir . Tang sülalesi tarihin in hilhas:'la yedinc i a�ra ait olan kayitlerinde ort-a Sibiryanııı Gök Tiirk kabilel e r i (Tu . kiu, yahut Tut. kw at) sığ'll' kem iklerinden yapılmış lrnz kayaklarıııda koştuklarıııdan «sığır ayaklı Thrk,, tesmiye edilnıişlenlir5ı . EHkidPıı � Fin lerde de kullanıl·lı�;ırıdan şimdi:

·

'

.

a1

-

1) Bu kayit BirCıııi'ııiıı

rn

ak i ıı

cijlc_Jk- J>4,1.ı_Jkll

Fatih kütiiplıanesiıı<le 31.l86 numarada

maJ.f

..

z

ıı:ım esPriıırlc, H. 136 da lmluıımaktadır ki, arabi metni budur:

.:.ı\!\_l\lf".

.)\)\ lı:9

0}....?_ "':'".:..;,.. ,jA .:.ı\i'Yj Jc l..J'. j0� j )\;.�

0J·ı...� J

Tah d i d n i hay:\. t

d _,-!1 w

2) \vfiıı iıı hu malfımatıııı J . MARQU,\HT Un gar is c lı da neşir ve i1.alı etmiştir. "

.

c

J ah r b ü cher,

3) M,\HQUAHT lııı kayitleri ıııakalcsiııiıı BOi. sıılıifesin<lc göstermiştir.

4)

ooo

J

d-""!,

w

i\.>,j'YIJc l�_,..ı._.!.� iua.. t0A LS.;>-1 J'J rr.)�l..I )r L..I •

289

jl

E. CllAVA:\NES t.ırafıııdaıı, Les

pa:vs

cl'occident

d'apres le

trJ..?.: •.,,�.aAJ \ .)..ı..l\j

IV

(1924), 264,

Wei-lio nam

eserinde (T' o ıı ıı g P a o, s c r. lJ, vol. VI, p. 561) nakledilen bir kaydin bu mealde iıa lıı MARQUART,

S. BOi

-

508

de buluııur.

ö) MARQUART, Fes ts c lı r i f t f ü r H i

r

t h, Berliıı, 1920, S. 298.


-3bahsettiğimiz im

nevi buz kayakları zamanımızda bazı moğol kabilelerinde kullanıl•ıp � onların şivesinde «dtişiir» yahut « t(isür � te sm iye ' � edilmektedir ki,1ı çizmelerinin altına ba ğla dıkl arı hu Şıdı't kemikleri zamanımızdaki kuruçtan yapılan dPmir kayaklar yerinde kullanılır ve bununla buz da kayılır. Aynı Gök Tü rkl erin «denizin şarkında» yaşıyan bir kısmına, ağaçtan yapma kayaklar ilzerinde koştuklarından Çinliler «ağaçatlı Türk» «Mu· ma tu kiu » dPmişlerdir ki, o zaman iiç kabileden mürekkı=ıp idi: Tupo (Tuba), Mi - lie. ko (l\'Ierkit). ve O - ci (galilıa «avrı»l İşte bunl ar hakkında Tang sülalesi tarihinde fckniliyor ki : :13��l; r; ağaçtan yapı�an ve çatı sı kayın kabuğu (tıız) ile ö rtil l il ıwlerde oturıırlar. İyi atları vardır. Bunlar buz üst ün de ağaç ata binerek koşar ve oynarlar. Ayaklarına kayak bağlarlar. Koşarken bir iğri ağaç dalını ellerine (Hyacinth: koltukları altına ) alırlar ve kayak yarışı yaparken ona dayanarak iter ve büyük siiratle koş arla r2ı» . Yani bunlarda buzda kayacak buz kayakları da ağaçtan m am u l imiş3ı. Burada zikri g-eçen <deniz» Kosogöl olacak ki, Tubalılar o zaman şimdiki İrkutsk taraflarında yaşamışlardır. Burada dikkate şayan olan ııokta, gPrdc lmzda kay manın ve gerek kar üzerinde kayakçıhğın Sayan (hığ·larmda yaşıyan im Tuba Türklerinde spor olarak kullanılmış olmasıdır, Dayak koltuk altına alırıdığıııa güre bir olmayıp iki elde iki iğTi dayak olmak üzere lrnllanılmış olacaktır. Tuba Türklerinin g ar b i n d e Yenisey nehri başlarında yaşıyan Kırgızlar hakkında yine o zamana ait olan Çin ınehnzı Huan- ju - ki diyor: t Bunfaı_·ın ülkesinde kahrı kar yağar, oıılar ağaç at lizp,rinde avcılık ed�rler. Bununl a avcılar dağ yamaçlarıııda yukarı ve aşağı iiyle bir süratle koşnyorlar ki, adeta uçuyorlar4lıı . Kırgızlarda k a ya kç ılık hakkında Çinliler�n Moğol sülalesi tarihinde de k ayitle r bulunmaktadır. İ l e rde bahsedP,ı_;(>ğ·imiz Urarıha Türkleri ve lıııgünki1 'Tanım - Tuva Cümhuri yeti > ııin ahalisini teşkil eden Urıtnhay ve Tuba Tiirldf'ri eski Tuba ve Kırg .zJarırı torunlarıdır. Yedinci asırlarda mezkur Yeııisey J{ ırgızlarırıın cenulrn�arkisiııde (Hangay dağ·la:·ırıda) yaşamış olan Pa ·si· m i , y an i Basmıl Türkleri hakkında ay11� 1Iuan- ju ki'de deııiliyor: «Bunlar ağaç at deııilen kayaklar ·

·

t) G. RAMS'l'EDT K a 1 rn u k i s cbe s W örterlı u c h, 100 a , 408 a, 2) VI�DELOC, S ıı p 1 e m e nt iı 1 a Il i lı 1 i o t lı eq u c O r il' ıı ta 1 e, p. 79; SCTTOTT, Abband l u ngeıı der B e r lincr Akade m i e 1864, S. 43G; HmTH, Naclıw o rt ıu m Tunjuk o k , 40; da ı1:ı tafsilli ola ıı r k lIYACJ'.\'TH, S o brani e sv e rleııyi, 1, 4-17 - 48� "ağa a ç .t tabirleri, belki de daa h Huslarcla demirkayak ıııaııasııırla 3) İhtimal ki, Çi Hcrin � b r kulla.nan" korı eu k" �iiçük at tah i ri Türkler arasınela. huz kayağı maııasıııuakııllaıı ı l a ı lı!r tai ile a a i kaa d r ol m ut ş ur ('?) 4) SCHOT T, A blı a ıı l uıı g eıı de r B er l irı e r A k a d e rn ie, 1864, S. 433.

lı\. /


-

4

-

üzerinde kayarlar, bunun baş (ön) tarafı (Ucu) kalkık olup (arka tarafının) altı beygir derisile, kılları önden arkaya yatmış bir halde kapatılmıştır. Bunlar böyle yapılan kayaklarile dağlarda öyle bir süratle koşarlar ki, (takip ettikleri) geyiğin arkasmdan yetişir ve geçerler. Kayakçı düz yerde koşuyorsa elinde bulundurduğu dayak ile kara dayanarak iter ve (suda) kayık üzerinde kürek çekmek gibi (bir manzara arzeder) ve şöylece (kendileri tarafından takip olunan) hayvanın arkasından yetişirler� Eğer kayakçı dağa çıkacaksa aynı ağaç ona dağa çıkış işinde de yardım ediyor1> » . Uygurlara kardeş olan Basmılların diğer bir kısmı, beU.i de büyük kısmı Şarki Tiyarışan taraflarında oturmuşlardır ve ihtimal orada da kayakçılık yapmışlardır. Türklerde kayakçılığı en güzel bir surette tavsif eden zat te Reşideddindir ki, 1310 da ikmal ettiği Türk ve Moğol tarihine ait eserin de Sayan dağlarında yaşıyan Türk ve Moğ·ol kabilelerinden bahsederken yukarda mezkur Uranhalarda kayakçılığm çok inkişaf etmiş olduğunu güzel anlatmıştır. Bu parçanın ônce Berezin, Radloff - Salemann ve sonra Marquart tarafından neşrolunan metni, keza bu zevat ve Quatremere tarafından yapılan terciimeleri2> eksik olduğundan burada kitabın daha müellif zamanında, belki de onun oğlu tarafından yazılmış olan Topkapı Sarayı nüshası (N. 1518) üzerinden yaptığım yeni bir tercümesini ve fotoğrafını ilave ediyorum. Varak 32 de Reşideddin şöyle diyor: <Bu vilayette (Yani Sayan dağlarındaki Orman Urarıhaları ülkesinde) dağlar ve ormanlar çoktur, kar çok yağar ve kışm kar iizeriııde çok avcılık ederler. Bunun için tahtadan (hir alet) yapıyorlar ki, ona (çana) derler ve ayaklarile onun üzerine basanı k dururlar3> , kayıştan bir bağ yaparak (kayaklanın tahtaya bağlarlar)4>, ellrrine de bir ağ·aç alırlar ve l;m ağacı (Dayağı) karın sathına dilyıyarak, suda (kürek çekmekle) kayığı ileri siirrııeğe henziyen (lıir hareketle) gerek düz sahrada ve gerek dağ l) V

2)

(1858)

Yi ne or adaS. 448. İ. BEREZtN,

Trudy

v ost-otd e l en y a

91 - 92 (rusça tercümesi,',

VII

(18Gl\

rus s k

ar ch eo l og.

o b şçes tv a

115 - 116 (farsi m e tn i) ; RAl>LOFF - SALEMANN,

ser ie 8. vol. 8. N. 7 (1908), S. 5'1, 85; J. �IARQUART, U ilga r is che J alır b ü c he r. iV (1924), !:!05 - 307; M. QUATRE�IERE, No t i c es e t E x tr ai t s ele s m ail us c ri t s de 1 a B i b 1 i ot heq u e du R oi XIII (Pari s, 1838), p. 274 - 75. 3) QUATREMERE hata: il s s'as seyellt.

M em o ire s el e l 'A c ad em i e de s Sc i eıı c es ele P et er s bu r g

4)

RADLOFF

·

SALEMANN da

cüm l e yi şöye l anlayıp befe s tige ıı sie mit Riemen di ye tercüme

�..ı..:.:<.f ,:� �,ıT J. ..) J;...

etmişlerdir; ohal d e metindenakı s ol a n ci i nıleaslında

sld .ı.:>L JIJ..)jl JL:c. J

gibi bir şekil arıetmiş olacak. QU ATRE�IERE: i l s ont pou r b r ide ullebande de c uir; böyl e olduğ u takdirdeBa şku r t kayaklarıııda olduğu gibi kayağı l ü zum u olanda çekmek için başındaki deli ğe eç irdik ler i ip "dizgin" g

(Jl:ı::)

i�i n ba ğ la n a n ip zannet mi�tir.

di yeanlatım l ış

oa l bi l i r. MARQUART i seb u ipi yandaki k ızağı çek me1c


-

5

-

aşağı ve yukarısına doğru öyle (bir hızla) koşarlar ki, dağ sığırı (Yani geyik) nın ve (takip ettikleri) diğer hayvanların arkasından yetişir ve (onları) öldürürler1> İkinci bir yük çanasım (Kızağı) 2> da avcı kendisi üzerinde bulunduğu 3> çanaya (Kayağa) bağlıyarak 4> (beraberinde) çeker ve öldürdüğü avı onun ü�erine yükler; eğer iki üç bin men ağırlığında bir yük 5> olsa bile ona yükletirler ve (çeken adam da) onu az bir zahmetle kar üzerinde kolay kolay yürütür. Eğer bu işte cahil olan yahut onu henüz öğreıımeğe başlıyan6> müptedi birisL.. kaymağa başlarsa _onun ayak araları biri diğerinden ayrılarak kendiliğinden (başı boş) gider dı=ı kırılır7), bilhassa dağ aşağısına doğru hızlı koşarken (zaptedemezsE>) vesselam8>. Bu hüneri öğrenmiş olan adam ise gayet büyük kolaylıkla koşar, öyle ki, bunu kendi gözile görüp bilmiyen adam inanmak istemez. Bu söz, Tanrı ülkesini ve sultanlığını yaşatsın . İslam padişahı (yani İlhani Gazan Han) hazretlerinin kulaklarına erişmişti. O da o vilayete (yani Uranha tarafından ) me_n8up adamlardan bir bölüğü9) huzuruna 1) QUATREMERE hata: leur marche est si rapide, qu'ils atteignent !es boeufs saveges et !es •

autres animaux. BEREZİN ve SALEMAN da onun hatasını tekrarlamışlardır. 2)

Topkapı

nüshası:

�\.:- �,T .J ..:...� Ç.) 4;\.:- J okunuyor ki, �:O:•

....

yük hayvanı demektir.

R a d l o f f - S a l e m an bu kelimeyi anlıyamamışlar. B e r e z i n tab'ında ise '

ve •kızağın yanına• tercüme edilmiştir.

3) o.J

l:-ı_l

4)

QUATREMERE,

hata: ils sont assis, metindeki

�;

�b�l � . .. ..

basılmış

kelimesi MARQUART'ın dediği gibi

yerine gelmiştir.

Cümle "diğer bir çana (Kızak) da kendisi üzerinde bulunduğu çana (Kayak) nın yanına hamule

olarak (alınır ve) bağlanarak çekilir" diyerek te tercüme edilebilir ki, o halde kızağı kayağa değil de o adamın beline fil:inına bağlanmış olduğu ifade edilmiş olur. Kızağı lıayağm kendisine bağlamak imkansız bir iştir. Ama kayak üzerinde olan bir Tirol köylüsünün ot getirmek için küçük ve hafif bir kızağı beraber götürdüğü veya çektiği her vakit görülen bir keyfiyettir. Şimal Ostiaklarma,ı kayakla yürüyen birisinin yandan bir kızak çektiği resimlerde de görülür; bak, iL es Fi g u r es d e t o u t es l e s N a t i o n s d e Ru s s i e, St. Petersburg. ı 776, fig. 231.

6)

6)

·•Man,, yanl Reşideddinin mensup olduğu Tebriz "men" i, takriben üç kilogram olmuştur.

._,�.J

B EREZİN'de

j:.-1.J

7) Cümle Saleman tarafından dürüst okunmuş

"-'

JO�.!J -'JJ)� (°'jl -' 1 -.>� .)� ..�; IJ� ıJ �

QUATREMERE ve MARQUART bu cümleyi kayağın kendisi

anlamışlar, BEREZİN ise bizim gibi anlamıştır. subjekt'tir. 8)

r �_J 1

_,I -.>� .)\:°

başı boş

giderek

kırılır manasında

kelimesi adverbial bir şekil değil belki

J sözü bu nüshada fasıl ahirlerine ilave edildiğinden

burada ayrı bir

mana

ifade

etmemiş te olabilir.

9) B urada Uranha kabilesinden Iranda İlhaniler memleketinde bulurıanlarm getirilmesi irade edildiği gibi, bu adamların asıl kendi memleketlerinden, Sayan dağlarından getirtirilmeleri de murat edinmiş olabilir. İlhani Gazan Han o zaman Altay taraflarının .A!yaruk ile güzel dostane münasebetlerde olduğu ma!Umdur.

İmparatoru

Kaydu

Han· ve kızı


.- 6 -

getirmelerini ve onların bu (kayak aletlerini) yapmalarını emir buyurdula.r. ( Onları getirdiler ve onlar da kayakları yukarda ) tarif olunan veçhile yaptılar ve filhakika söylenen sözlerin ( doğruluğu ) tahakkuk etti ve şüpheye mahal kalmadı ve ( Gazan Han da bu san'atin ) zamanımızda tekrar ( ihya edilip ) yapılmasını emir buyurdulrr . Bu çan a ( san'atini, kayakçılığı ) Türkistan VR Moğolistanın ekser vilayetlerinde bilirler ve ona vakıftırlar. Bilhassa Barkuçin Tüküm, Kurı, Kırgız, Uraeüt, Tülengüt ve Tümat vilayetlerinde bu usul kayakçılığı kullanırlar. Bu kavimler bu resim ve adette muktedirdirler ve daima ormanlarda gezerler. Burada zikri geçen Türk ve Moğol kavimlerinden ve vilayetlerden Barkuçin - Tüküm, Baykal gölünün cenulmşarki sahillerine tesadüf eden bir ülke ve kabile ismidir. Kurı'lar Yakutlardır. Kırgızlar Yenisey Kırgızları olup, Urasüt, Tülen güt ve Tümetler de şimdiki Altay ve Tilevut kavimlerinin yine aynı Altayda yaşıyan ecdadı olmuşlardır. Çok canlı olarak yazılan bu tavsiflerde kayakçının elindeki dayakla seyrini idare etmesi suda kürek çekerek kayığın idare edilmesile mukayese edilmiştir. Dayak ister iki elde iki tane olsun, ister birçok şimal kavimlerinde ve hatta Tirolda ( biraz daha evvel zamanda ) görüldüğü gibi iki ucile iki tarafa işletilen uzunca bir sırık olsun idare edildiğinde kayığı iki kürekle ( yahut Paddelboot'ta olduğu gibi iki başlı uzun bir kürekle ) idare etmeyi şüphesiz ki, hatırlatır. Keza zamanının en büyük reformatörü olan Gazan Hanın kayak hünerini kendi ülke�indeki Türk ve Moğollar arasına tekrar sokmuş olinası hakkımlaki kayit te çok mühimdir. Herhalde o zaman yaz yayla yerleri olan Ala1laglarda hayat kışın Hanın kayakçıları tarafından idame ettirilmiş olacak. Elyevm Türkiyeye dahil olan bu dağların muhteşem kayakçılık sahalarını zamanımızın dağcı seyyahları öğüp bitiremiyorlar. Yukarda adı geçen İsviçreli Prof. H e s s kayakçılık tarihinden bahsederken diyor ki: «Bütün kış karla örtülü olan Sibiryamn kayakçılığın asıl vatanı olması tabii olduğu gibi, tarihi. deliller de bu kayakçılığın Sibiryanın en şimali noktalarına kadar yayılarak yaşıyan Türk ve Moğol kavimlerine ait olduğunu gösteriyor>; sonra makalesini şu sözlerle bitiriyor: " Tarihi deliller gösteriyor ki; kayak Sibiryanın icadıdır. Oradan bu san'at bundan iki biu yıl önce Fin kavimleri tarafından Avrupaya getirilmiş ve orarlan bunu İskandinavya kavimleri öğrenmişler>. Bizim burada topladığımız tarihi kayitler H e s s'in fikirlerini bir daha takviye etmektedir. "Ça_na» kelimesine gelince bu medeniyet tarihi itibarile fevkalade bir ehemmiyeti haizdir. Ruslarda sani Sırplarda sanjke ve diğer Islav ·


-7-

kavimlerinde Je yine ona benzer şekillerde çoktan maruf olarak kullanılan bu kelimeyi lisaniyatçılar Islavca olarak izah etrneğe çalışmışlardır1>. Kelimenin menşe itibarile Türkçe ve Moğolca olduğu ancak son zamanlar­ da kalıul edilmişti12>. Altay, Tilevut, K uu lehçelerinde çana 3> kayak manasında kullanılır, kızağa ise çanak denilir 4>, Keza Çağatay ve Kaşgar şivelerinde de kızak mauasında sanak ve Baraba, Kuar ve Kumandı şivelerinde lsanak tabiri kullanılır 5>. Kazan türkçesinde, Baş­ kurtçada, keza Garbi Sibirya Türklerinde çana, sana yahut lsaria tabirleri Moğolcada tsana sı kızağa ıtlak olunur, nasıl ki, Islav ve bazı Fin dillerinde ( mesc>la: fince saani, estonca san, Kola Lap dilinde: çioine, Vogulçada: şun vahut sun) hep kızak manasındadır. Başkurtlar kayak manasında sanga, Baraha Tiirkleri tsanga, tabirlerini kullanırlar. Çok uzaklardaki Kamçadalların dilinde de sannka tabiri bulunuyor 7> •

Mahmut Kaşgari 1,357 l�� kelimesini veriyor; Brockelmanın okuduğu gibi çanqa okumak icap eder, fakat bu zat bunu yanlış olarak «Art Netz> diye izah etmiştir. Kitabın aslında ise �l.al.10-4 tf ,,,. J J_,,..\..lll bulunuyor. Dahı1r kelimesi arapça lı1gat kitaplarının bana malum olanlarından hiçbirisinde bulunmadı, fakat kelime her halde kovmak manasında olan ,,.,pr, -r J,...J kökündendir. Dr. Takiyeddin � HilaliYkeTimesinin Almanca Treiber, kağucu, manasında izah ederek, buna avcılık aleti olarak kullanılan kayağa ıtlak olunmuş olacağını ileri sürüyor. Herhalde Tanrı &ğı ve civarında yaşıyan Türklet,'-'Garbi Sibiryadaki Barabalarda olduğu gibi kızak manasında çanak ( sanak) ile beraber kayak manasında da çaY"Jka kelimesinin kullanılmış olduğu anlaşılıyor. Türk medeniyeti tarihinde mühim rol oynayan çana ( yahut çanak), çaY"Jka (yahut ça'l'Jga) kelimeleri tekrar tarihteki mevkilerini alabilirlerse güzel olur. Mahmut Kaşgari, III, 319 bir de « barsgag» kelimesini veriyor ve « dağlarda vesairede kaymak aleti» diye izah ediyor; ( ·� J J}-lj � )1 t_\i.._.1.) fakat bunun kayak mı yahut ta kızak mı olduğu kestirilemiyor. Zamanımızda dağcılık ve kayakçılığın bir memleket vatandaşları arasında kendi vatanlarını hücra ·köşelerine kadar yakından öğrenmeleri ·

1)

Bak mesela: R o s

z

nik

S 1a w i s t y c

z

n y. VI,

1913, S. 8c; - 85.

2) Bak: RADLOFF, Die j a k u ti s c h e S p r a c he. M em o ire s d e 1' Aca de rn i e d e s

S c i e n c o s de P etre s bur g,

8.

serie

8. N. 7

vol.

Jahrbüche r, iV, 305, A. 3.

W örte r b u c h,

3) RADLOFF, T ürk,

(1908). S.

85;

iV, 1855

4) Yine o eser, ili, 298.

5) Aynı eser, rn, 192. 6) G. J. RAMSTEDT,

K a 1 m u ki s c h e s

7) Bak, QUATREMERE,

N o tic es

et E

W ö rterbu c h, 421 b.

x

tr aits, XIII, 277.

MARQUART, U n gar.


s

yolunda ne kadar faydalı olduğu ve arzın geniş sahalarına kuşbakışındarı bakabilmek coğrafi görüş dairesini genişletmekte bazı itibarla belki havacılıktan daha elverişli olduğu muhakkaktır. Keza şimdiye kadar metruk ve gayrimeskun kalan sahaların, kimsenin gidip yürüyemediği yüksek dağların zamanımızda dağcılık ve kayakçıhğın büyük bir süratle intişarı sayesinde geniş mikyasta imar edilmeğe yüz tuttuğu da dikkate değer bir noktadır. Türk ülkeleri en yüksek dağlara ve kışın en geniş ve güzel kayak sahaları olan muhteşem yaylalara malik bulunuyorlar; şüphe yoktur ki, Türk dağlarında dağcılık ve kayakçılık bir gün inkişaf ederek oralarının imarma sebebiyet verecektir. Son asırlarda epeyi paslanmış olan bu hünerin ve milli sporun bizde tekrar milli bir şekil alarak yeniden inkişaf ettirilmesi hu8usunda belki de dağlı Türklerin dağcılık ve kayakçılık an'anatını etraflıca öğrenmek te faydalı olabilir.

Askeri Mecmuanın 115 sayılı, 1939 yıl birinııikanun nüshasından ayrı basılmıştır .


Jıeeide4diniu Topkapı s ra­ ;r.ında 1618 11'ltm rada 111ahfuz

,

yazm;mndan 32. varak.

Zeki Velidi Togan - Eski Türklerde Kayakçılık  
Zeki Velidi Togan - Eski Türklerde Kayakçılık  
Advertisement