Page 1


Bugün AZERBAYCANDA ••

PANTURKiZM ve

PANiSLAMiZM

YASiN ASLAN

İSTANBUL 1990


YAYINLAYAN Baysan Basım ve Yayın Sanayii A.Ş. Akbıyık Qeğinneni Sok. Kapıağası İşhanı, Nu: 35/10 Sultanahmet-İSTANBUL Tel: 512 43 47 - 517 03 10- 526 83 85

Fax: 517 03 12

***

Dizgi -Tertip : Baysan AŞ. Kapak Baskısı : Beta Matbaacılık : Metinler Matbaacılık Ltd. Şti. Baskı cilt

ISBN 97 5-77- 16-03-0 Yayın Nu: 5


Tarih boyunca insanların kimliğini, kökünü, vatanını, ecdadını, dilini, dinini, tarihini ve kül­ türünü unutturmak insanları köleleştirmenin başlıca yolu ve usulü olmuştur. Sovyet Parti lideri Gorbaçov 'un yürüttüğü "Aşkarlık" ve "Yeniden kurma" siyasetinin en önemli yanı Sovyet vatandaşlarını 70 yıllık uyku­ dan uyandırmak ve onların gözünü açmak oldu. Gaflet uykusundan uyanan milletler, küçük ve büyüklüğü ile ilgili olmadan, gasb edilen hak­ larını, hukuklarını geri almaya, tarihinin boş bırakılmış sahifelerini doldurmaya, diline, dinine ve tarihine indirilen darbenin zararlarını telafi etmeğe, barbar Rus çarları birer kahraman ilan edilirken, hakiki Türk kahramanlarının birer terörist olarak gösterilmesine itiraz etmeye, kendi geçmişini tanımaya, milli ve md.nevi mirasını ko­ rumaya, başka bir ifade ile kendine dönmeğe başladılar. Bundan başka "Aşkarlık" ve "Yenidenkurma"


daha evvel gözden kaçmış veya tahrif edilmiş bazı olayların, meşhur şahsiyetlerin eserlerinin ve çalışmalarının yeni düşünce tarzına uygun olarak tahlil edilip halka takdim edilmesine imkdn ya­ rattı. "Aşkdrlık" ve "Yenidenkurma" siyasetinden en iyi şekilde faydalanan cumhuriyetlerden biri de Azerbaycandır. Azerbaycan Yazarlar Birliği'nin başkanı, Anar, bu yeni siyasetin açmış olduğu devri şu cümlelerle ifade ediyor: "Azerbaycan halkı tarihinin en gergin, heyecanlı ve huzursuz günlerini yaşıyor. Ama bu devir halkımızın milli şuurunun, siyasi yetkinliğinin, kendi haklarını ve haysiyetini koruma azminin günden güne, aydan aya sağlamlaştığı ve zenginleştiği bir devirdir." (1) Her gün hattd her saat sosyal hayatta, buna uygun olarak da sosyal şuurda büyük değişik­ likler oluyor. Yıllar boyu dokunulmamış problem­ lere hal çareleri aranıyor. Kütlelerin haklarını ta­ lep etmeleri miting, yürüyüş ve grevlerle kendisini daha bariz bir şekilde gösteriyor. "Halklar Zindanında" yaşayan milletler, son 70 yılda geçmiş ve yeni nesilde vatanperverlik duygularının köreldiği endişesi içindeydiler. Fel­ sefe ilimleri profesörü Babek Kurbanov AZER­ BAYCAN GENÇLERİ gazetesinin 24.9.1988 ta­ rihli sayısında çıkan "Yabancı ldeoloji: Hedef Gençler" başlıklı yazısında şimdiye kadar ne tip bir insan yetiştirdiklerini ve endişelerini bu cüm­ lelerle ifade ediyordu: "Gençlerimizin bir kısımı hala ülkemizin sosyal, kültürel ve iktisadi haya­ tına faal şekilde iştirak etmiyor. Hdla asalak ha6


yatı yaşayan, bazen içkiye ve diğer uyuşturucu maddelere düşkün, bedava gelir elde etmek arzu­ sunda olan, ana babasının korumasından istifade eden ve netice itibariyle acaip ahlak değerlerine sahip gençlere rast geliyoruz. Bu türden olan şahıslar egoizm, milliyetçilik, sosyal pasiflik, nihi­ lizm (Çarlık zamanında Rusyada, çok yayılmış bir çeşit anarşizm), faydalı emekten kaçınma v.s gibi menfi değerler ile zehirlenmiş oluyorlar" (2) Ancak Azerbaycandaki son hadiseler bu endişelerin yersiz olduğunu ispat etmiştir. lsken­ der Etibar AZERBAYCAN GENÇLERİ gazete­ sinin 27.12.1988 tarihli sayısında çıkan yazı­ sında her zaman gençler hakkında ümitsizliğe kapıldıklarını belirtip şunları söylüyor: "Ancak son olaylar bizim yanıldığımızı göstermiştir. Va­ tan aşkı bugün de her birimizde oldukça güç­ lüdür." (3) lskender Etibar "Vatan" ifadesi ile Sov­ yetler Birliğini değil, 1828 yılında ikiye bölünen Azerbaycanı kasd ediyor. Azeri aydınları Azerbaycanda Sovyet sistemi zorla kurulduğu günden beri şuurlu bir şekilde gençleri yeni rejimin tesirinden korumaya çalış­ mışlardır, bunda büyük ölçüde de başarılı olmuş­ lardır. Onun için Azerbaycan basın yayın organ­ larında yer alan "Artık milletimiz uyanmıştır, uyanıyor" gibi ifadeler bazı Azeri aydınlarının onuruna dokunmaktadır. Filoloji ilimleri Doktoru Mehmet Kasımov AZERBAYCAN adlı aylık derginin 1988/:? sa­ yısında çıkan yazısında milli şuurun kuvvetlen­ mesi ile ilgili olarak şunları yazıyor: "Son zaman­ da radyo ve televizyon programlarında, basında 7


sık sık "Milletimiz artık uyanmıştır" ve buna ben­ zer ifadeler kullanılmaktadır. Tarihte kendi yeri olan, zamanın tecrübesinden başarı ile çıkmış bir millet hakkında bu ifadeleri kullanmak bence yer­ sizdir. Peki, biz şimdi mi uyanmışız, şimdi mi kendimizi anlamaya başlamışız, daha önce bizim gayretimiz ve milli gururumuz olmamış mıdır? Hakikat bundan ibarettir ki, biz daha evvel sö­ zümüzü açıkca demekten korkmuşuz, şimdi ise herşeye "Aşkarlık" ve "Demokrasi" ışığında ba­ kıyoruz." (4) Azerbaycanda şu anda milli şuur en yüksek zirvesine ulaşmıştır. Dağlık Karabağ hddiseleri bunu ispatladı. Azeriler arasında milliyetçi duy­ guların süratle gelişmesi, onları yalnız kendi problemleri ile değil, aynı zamanda Sovyetler Bir­ liği ve hattd Sovyetler Birliği'nin sınırlarının dı­ şında yaşayan Türklerin problemleri ile ilgilenme­ ğe ve onlarla ilişki kurmağa sevk etti. Bulgar şar­ kıcı Emil Dimitrovun Azerbaycandan kovalanma­ sı buna küçük bir misdldır. Yüzbinlerce Azeriyi Bakfidaki Lenin yeni adı ile ''Azadlık" meydanında toplayan, genel grev yaptırabilen, mevcut komünist yetkililere diz çök­ türen en güçlü siyasi teşekkül olan Azerbaycan Halk Cephesi de Azerbaycandaki şuurlu çalışma­ ların bir neticesidir. Azeriler ile Ermeniler arasındaki ihtilaf dünyanın dikkatini stratejik öneme haiz Kafkasya üzerine celb etmiştir. Konu ile ilgili bir hayli yazı ve araştırmalar yayınlanmıştır. Ancak bunların çoğu tek taraflıdır ve hadiseler dar bir çerçeve içinde değerlendiriliyor. Hattd bazı araştırmacı ve 8


yazarlar Azerilerin elinden üç renkli ay yıldızlı Azerbaycan bayrağını alıp, onların eline zorla lslam bayrağını verme gayreti içindedir. Azerile­ rin lslttm bayrağını taşımaları halinde başvere­ bilecek hadiseleri şimdiden tahmin etmek müm­ kündür. Kanlı Baka hadiseleri gözler önündedir. Baka olaylarına uydurma "lsldm amili" sebep ol­ madı mı? Nedense hiç kimse Azerilerin neler iste­ diğini ve niçin istediklerini objektif olarak kaleme almıyor veya almak istemiyor. Ben, bu kitapta 150 den fazla Azerbaycan kay­ nağından faydalanarak, Azerbaycanda gelişen Pantürkizm hareketini izah etmeye çalıştım. Ki­ tap, yalnız Sovyet dönemine ait olayları kapsa­ maktadır. Azerbaycanın sosyo-ekonomik, kültürel ve diğer problemleri hakkında geniş bilgi veren yazıları "Can Azerbaycan" adlı kitabımda bulmak mümkündür. Zaruret karşısında, "Can Azerbay­ can" adlı kitabımda kullandığım bir kaç parag­ rafı bu kitapta da kullanmak zorunda kaldım. Bunu, hoşgörü ile karşılayacağınızı ümid ediyo­ rum. Yakın ilgi ve yardımları için arkadaşım Sayın Dr. Buğra Atsız'a teşekkür ediyorum.

KAYNAKLAR 1- Edebiyat ve lncesenet 29.9.1990 2- Azerbaycan Gençleri, 24.9.1988 3-Azerbaycan Gençleri, 27.12.1989 4-Azerbaycan (aylık edebi dergi), 1988/2

9


A3EP6AH.DJl(AH B CEl-'t:.).111Ht:. AVlll

n.

(o6pa309tlHUt X4HC,,..)

Ycıoa-- noxoa Myuın11a X><11·n"• Ooıa.t •ıru•·UU

Atmapa

Kuıupa

.... noa:aA me:ıntwaroro unı

_

_.. f1a1oa lltlfUlllKSCM'O URA

= M.oc:ta n•p80K1..,•110<0 o6puotıa•n We· aııııaorc>, Kıpa6ıxc_... • KJG•ııcıroro •MaS � Cto.lll1lW Ull<n � r.,.u·çeııocn o tt............ ııjırımı - - � l"pa&ıaı Axplllbuııa a XVlll a. Ucnııw me-.ııctN

llepeııpau ::> K...11 0.-W• 'tOpn>aV•

l=:

Q)'Tll

C>

� �M�IPllAAUlll �.-� tıı•ıılflN o


,_'--..,J (

,,

4M�KW

MAKl1HCKO( XAHCUO

re

\, e

't.1 �

-9-Co».ııH<rmıar

o

� ıa

o

a

IG

1J

tOD

m...

MaCW1111 1:2500000


lMIJ'nL,rr..ft lMIIE§lEILJE W ID>AGm �<G Stalin ve Brejnev iktidarı yıllannda "Aşikar­ lığın" olmaması, milli mesele (Milletler Meselesi) ve milletlerarası ilişkiler sahasında yapılmış haksızlıklann, adaletsizliklerin ve büyük zıtlık­ lann halk kütlelerinden saklamasına sebeb ol­ muştur. Türk ve müslümanların kınlmalanna kadar varan Stalin irticası, milli dillerin kullan­ ma sahasının büyük ölçüde daraltılmasına yöne­ len durgunluk yıllan (Bu ifade Brejnevin iktidan yıllan için kullanılıyor) milletler sinesinde derin yaralar açmıştır. Bir avuç insanın yapmış olduğu hatalar baha­ ne edilerek, milletlerin kütle halinde sürgün edil­ meleri veya durgunluk yıllannda Abhazyada ve Kuzey Osetiyada milli zeminde vuku bulan iti­ razlann açığa vurulmaması v.s eninde sonunda siyasi bakımdan değerlendirilmeli ve adalet de yerini bulmalı idi. ( 1 ) Aşikarlık, milli mesele ve milletlerarası iliş­ kiler sahasındaki kusurlann su yüzüne çıkma­ sına ve onlann siyasi bakımdan değerlendirilme13


sine yol açmıştır. (2) İktisat İlimleri doktoru Kudret Abdülselim­ zade KOMMUNİST gazetesinin 3 1 Ağustos 1989 tarihli sayısında çıkan yazısında, S. Birliğinde milli meselenin kökünden halledildiğine dair id­ dianın arkasında, milli dillerin kullanım saha­ sının daraltılmasından, müttefik cumhuriyetlerin egemenlik haklarının çiğnenmesine, azınlık teşkil eden milletlerin kendi öz yurtlarından sürgün edilmesine ve cumhuriyetler arası ekonomik iş­ birliği sahasında kanunların kaba bir şekilde çiğ­ nenmesinin yatması gibi bir çok adaletsizliğin ar­ tık gizli kalmayacağını açıklamıştır. (3) 15 müttefik cumhuriyetin kağıt üzerinde eşit haklara sahip olmasına rağmen, Azerbaycan gibi küçük bir cumhuriyet yıllık milli gelirinin % 2025'ini Moskovadaki itifak fonlarına gönderirken, Beyaz Rusya milli gelirinin % 14'ünü, Gürcistan % 7.6'sını, Ermenistan % 8.2'sini, Ukrayna % 4.8'ini, Moldonya % 7.6'sını, Türkmenistan % 2.9'unu aynı fonlara göndermektedir. Diğerleri ise subvansiyona muhtaçtır. Azerbaycan bu fona her yıl yaklaşık 2.5 milyar ruble vermektedir. Bununla Azerbaycanda bir yıl içinde ev problemini hal etmek mümkündür. Dahası var. Azerbaycan her yıl Moskovanın karan ile Ermenistana 420 milyon ruble değerin­ de mal verdiği halde, ondan yalnız 1 1 7 milyon ru­ ble değerinde mal alıyor. Halbuki, ticaret ilişki­ lerinin karşılıklı olarak Azerbaycan ve Ermenis­ tan tarafından tesbit edilmesi Azerbaycan aydın­ larının da belirttiği gibi, milletlerarası ilişkilerin 14


gelişmesine yardım edip, komşuları birbirine daha da yaklaştınrdı. (4) İktisadi ve diğer sebepleri de dikkate alan Azerbaycan aydınlan federasyon sisteminin göz­ den geçirilerek, eşitlik esasında yeniden kurulma­ sını talep ediyorlar. Sovyetler Birliğinde milli mesele hiç bir za­ man şimdiki kadar ciddi bir problem olarak orta­ ya çıkmamıştı. Şimdi, bu problemin köklerinin ol­ dukça derinlere gittiği ve çok karışık olduğu daha da iyi anlaşılmaya başlamıştır. Bundan başka Sovyet toplumu, uzun zaman milletlerarası ilişkilerin geliştirilmesi meselesine önem vermemiş, yalnız iki amilden, bir tarafta hayatın bütün sahalarının beynelmilelleştirilme­ sinden, diğer tarafta ise her bir millet ve halkın gelişmesi prosesinin birliğinden ve karşılıklı iliş­ kilerden bahsedilmiştir. (5) Özbekistan Yazarlar Birliğinin başkanı Adil Yakubov, EDEBİYAT VE İNCESENET gazetesi ile röpörtajında bu konuya temas etmiş ve millet­ lerarası ilişkilerin bozulmasının esas sebeplerini, 70 yıldır mevcut olan milli mesele konusunda sus­ mak ve bu problemin giderek buhran haline gel­ mesinde gördüğünü söylemiştir. Yakubov: "Her­ şeyin yolunda olduğuna dair kendi kendimizi te­ selli etmişiz. Milli diller kısa zamanda "Büyük Kardeşin" dilinin içinde eriyip gidecek ve tek dilli Sovyet halkı ak günlere kavuşacak. v. s Hattd bu mantıksız siyasete uluslararası bir çehre kazan­ dırmağa çalıştığımız zamanlar da olmuştur" de­ miştir. (6) 15


Doçent Elikram Tağıyev ile Doçent Selim Yolçuyev AZERBAYCAN MÜELLİMİ gazetesi­ nin 10 Mart 1989 tarihli sayısında çıkan yazıla­ rında, slavlann diğer milletlere nazaran daha bü­ yük imtiyazlara sahip olmalarına isyan edip şun­ ları yazıyorlar: "Büyük ve küçüldüğ ü ile ilgili olmadan Sovyetler Birliğinde yaşayan bü­ tün milletlerin anayasada aynı haklara sa­ hip olmalarına rağmen, ''Büyük Kardeş" ve ''Büyük Bacının" kabul edilmesi gerçeği ne de rece doğru.dur." (7) Milletlerin birleşmesi gibi gürültü koparan bir fikir, milletlerarası iliş_kilerin gelişmesine çok bü­ yük zarar vermiştir. Ulke haklarının dostluk ve karşılıklı anlaşmasını kuvvetlendirmek yerine, onların mekanik olarak birleştirilmesi, milli fark­ lılığın ve fertlerin mahv edilmesi siyasetinin esası olmuştur. (8) Şair Bahtiyar Vahapzade bu konuda fikirleri­ ni şöyle izah ediyor: "Eğer bugün Rus yazarları vatan tehlikededir, gelin bu konuyu düşünelim di­ yorlarsa, biz vatan da, millet de, milli varlığımız, şeref, namus ve gayretimiz de tehlike karşı-sın­ dadır demeliyiz. Son zamanlarda Türklerin başına açılan oyunlar tesadüfi değildir. Mesele, bizim düşündüklerimizden daha derindir. Eğer biz bu tehlikeyi sezip, onun köklerini araştırıp bu­ lamazsak, ona karşı tedbirler almazsak, siyasi körlük gösterirsek, gelecek ve tarih karşısında utanmak mecburiyetinde kalacağız." (9) Azerbaycanda Sumgayıt gibi bazı yeni şehir­ lerin kurulması, sanayinin Azerilerin geleneksel olmayan sahalarının genişletilmesi, Azerbaycana 16


haddinden fazla ordu birlikleri yerleştirilmesi, da­ hili, ve harici göçün artmasına ve milli dengenin bozulmasına sebep plmuştur. Stalin iktidarı yılla­ rında şekilleşen, Brejnev iktidarı yıllarında ise değişmeden kalan prensiplere uygun olarak, Türk ve müslümanların ihtiyaçlanna lakayıt davra­ nılması özel bir durum arz etmiştir. ( 10) Bugünkü merhalede, milli ilişkilerin en zor problemlerinden biri yerli millet ile bu cumhuri­ yetlere gönderilen yabancılar arasında çıkan ih­ tilaflardır. Bu mesele, Baltık cumhuriyetlerinde, Kazakistanda, Moldavyada ve Beyaz Rusyanın bazı muhtar cumhuriyet ve vilayetlerinde daha ciddi bir şekil almıştır. Sovyet hakimiyeti yılla­ nnda bu yerlere defalarca başka milletlerin tem­ silcileri, özellikle de Ruslar gönderilmiştir. ( 1 1 ) Elvan Aliyev, ELM VE HEYAT dergisinin, 1989 yılı 1 1 . sayısında çıkan yazısında bu konu­ lardan bahs etmiş, açık bir şekilde kendi ırkdaş­ lannı savunarak ve Alma Ata olaylanna hak ka­ zandırarak Kazakistanı misal göstermiştir. Ali­ yev yazıyor: "Kruşçev bakir toprakların fethi programını göklere çıkardığı zaman, Kazakistan­ da buna ciddi itirazlar oldu. Kazakistan Komü­ nist Partisi Merkezi Komitesinin o zamanki sek­ reteri Şayahmatov ve parti liderliğinde onunla aynı fikirde olanlar bu programa ciddi bir şekilde itiraz etmiş, bu programın bazı müsbet tarafları ile birlikte menfi tarafları da olduğunu göster­ mişlerdir. Onlann fikrine göre, "Bakir Toprak " programının tatbik edilmesi, asırlardır hayvancı­ lık ile uğraşmış Kazakları kendi tarihi otlak­ lanndan mahrum etmek demekti. Bundan başka, 17


göç, Kazakistand.a milli münasebetleri bozabilir­ di. Nitekim Bakir Toprak programının uygulan­ ması ve Kazakistan arazisinin atom silahları de­ neme meydanına çevrilmesi, Kazakların asırlar­ dan beri muayyen tarzda sürüp giden hayatına büyük darbe vurmuştur. Bu suni göç, Kazakistanıda milliyet dengesini bozmuş, şikayetleri arttırmış ve 1986 yılının Ara­ lık ayında Alma Ata hadiselerinin ·başgöstermesi ile sonuçlanmıştır." ( 12) Azerbaycan İlimler Akademisinin başkan yardımcısı Guliyev, EDEBİYAT VE İNCESE­ NET gazetesinde çıkan yazısında milli mesele­ nin halledilmeden kaldığını ve halledilemeyece­ ğini de beyan ederek şunları yazıyor: ''Yalnız Dağ­ lık Karabağ değil, ülkenin diğer yerlerinde baş­ gösteren hadiselerin sebeplerinden biri de budur ki, biz teoride, sosyal ve iktisadi sahada bekleme pozisyonunda kalmış ve zannetmişiz ki, milletler meselesi çözümlenmiştir ve onunla meşgul ol­ maya gerek yoktur. Elbette bu fikir yanlıştır. " (13) Bugün milli mesele yalnız dil ve tarih, kültür ve ekoloji, ihtilaflı sınırlar ve zorla sürgün edilen halklar problemi değildir. Şimdi milli mesele de­ nildiği zaman ister istemez insanın gözünün önü­ ne Dağlık Karabağ, Fergana, Yeni U zen ve Ab­ hazya geliyor. Bugün milli mesele, insani facialar, dökülen kanlar, türlü belalar, yakılan evler ve yüzbinlerce insanın evsiz barksız kalması demek­ tir. ( 14) Dağlık Karabağ Azerilerin en önemli proble18


midir. Dağlık Karabağ büyük küçük her bir Azer­ inin gönlündedir. O, bir arazi parçasından çok, bir namus sembolü olmuştur. Dağlık Karabağ aynı zamanda Azerilerin en kutsal andıdır. Sovyet vatandaşlan ve batılı ülkeler, Dağlık Karabağdaki gelişmeleri yakından izliyorlar. Ta­ raflararasında gerginlik azalmak bilmiyor, durum daha da kötüleşiyor, kan akıyor, yalnız köprüler ve demir yollan değil, aynı zamanda iki millet arasındaki asırlık ilişkiler de temelinden dinamit­ leniyor, sosyal ve iktisadi ilişkiler kesiliyor ve düşmanlık körükleniyor. Erzak taşıması gereken helikopterlerde silah ve patlayıcı maddeler bulu­ nuyor. Dehşet, korku ve şüphe vatandaşlar ara­ sında kol geziyor. (15) Azeriler, atayurdu Dağlık Karabağı verme­ mek, Ermeniler ise Dağlık Karabağı Azerbaycan­ dan koparıp almanın heyecanını yaşıyorlar. An­ cak gelişen hadiseler Azerilerin Dağlık Karabağı kolay kolay Ermenilere teslim etmeyeceklerini gös-teriyor. 1988 yılının Kasım ve Aralık aylarında çoluk, çocuk, genç, ihtiyar, kız, gelin, yüzbinlerce Azeri­ nin Bakudaki Lenin Meydanında (şimdi Azadlık Meydanı deniyor) toplanması ve hatta şiddetli so­ ğuğa rağmen gençlerin çoğunun geceyi meydanda geçirmesi, Azerilerin bu meseleye ne kadar büyük önem verdiklerini, aynı zamanda Azerbaycanda milli şuur ve milli birliğin ne kadar güçlü oldu­ ğunu göstermiştir. Azerbaycan yetkililerinin verdikleri bilgiye gö­ re, Ermenistan da yaşayan bütün Azeriler artık 19


orayı tamamen terk etmişlerdir. Bu elbette, Aze­ rilerin Ermenistandan kütle halinde ilk çıkanl­ malan değildir. Azeriler içinde yaşadığımız asırda ilk defa 19 18, ikinci defa 1948, üçüncü defa 1953 ve son olarak da bilindiği gibi 1988 yılında Erme­ nistandan Azerbaycana göçmek mecburiyetinde kalmışlardır. (16) Bu göçlere paralel olarak Sovyet döneminde Azerilerin topraklan da azalmağa başlamıştır. Yalnız 1984- 1987 yıllan arasında Azerbaycandan Ermenistana 3. 243 hektar toprak bağışlanmış, buna karşılık 1603 hektar toprak alınmıştır. Kel­ becer Rayonunda ise 1 14 hektar arazi kanunsuz olarak işgal edilmiştir. Rıza Nesibov bu konuda KOMMUNİST gazetesinde çıkan yazısında şunu söylüyor: 'Yüzyıllar boyunca milletin kanı paha­ sına korunan ve alınteri ile sulanan bu mukad­ des topraklarımızı niçin "satışa" çıkarıyorlar? Milletin bundan niçin haberi olmamıştır? Gözle­ rimizi kimler bağlamıştır? Vatanımızın güzelliği ve tadı çoklarının damağında kalmıştır. Her za­ man bu konuda sohbet açılınca kahrımdan ölü­ yorum. Topraktan da pay mı olurmuş?" (17) Bağımsız Azerbaycan Demokratik Cumhuriye­ ti 1920 yılında yıkıldığı zaman Azerilere 1 14. 000 km2 büyüklüğünde toprak bırakmıştı. O küçüle küçüle 86.600 1un2 ye düşmüştür. (18) Azeriler, Ermenilerin sonradan gelip Dağlık Karabağa yerleştiklerini iddia ediyorlar. Akade­ mik Ziya Bünyadov AZERBAYCAN GENÇLERİ gazetesi ile röpörtajında Ermenilerin 1978 yılında Dağlık Karabağın Mardakert Rayonunun Mara­ ğasen köyünde bir abide diktiklerini ve abidenin 20


·� .s ...

·a


üzerinde şu sözlerin yazılı olduğun bildirmiştir: "llk 200 Ermeni ailesinin Dağlık Karabağa göç­ mesinin üzerinden 150 yıl geçmiştir. llk 200 Er­ meni ailesi 1828 yılında ilk defa olarak Karabağ'a göçmüştür." (19) Ancak Dağlık Karabağ ile ilgili olarak hadiseler büyüyünce, örülen bir duvarla bu yazının üstü kapatılmıştır. 13.4. 1989 tarihli KOMMUNİST gazetesinin verdiği bilgiye göre, Ermenistandan kaçıp gelen Azeriler, Azerbaycanın 7 şehir ve 5 1 Rayonuna yerleştirilmiştir.Ermenistandan gelenlerin yakla­ şık olarak 35 binini çocuklar, 3 binini de emekli­ ler teşkil ediyor. Çocuklar için 19 okul, 300 sınıf, 25 günü uza­ tılmış kurs, 2 yatılı okul ve 4 çocuk yuvası açıl­ mıştir. Azerbaycanda işsizliğin ciddi bir problem olmasına rağmen, Azerbaycan yetkilileri Erme­ nistandan gelenlere iş ve ev yapmaları için de toprak veriyor. Azerbaycanda çalışma gücünde olan insanların % 25' i işsizdir. (20) Gençlerin iş bulmak için şehirlere akın etmesi sonucu yüzlerce Azeri köyünün viraneye dönme­ sine rağmen, Azerbaycan yetkilileri Ermenistan­ dan gelenler için yeni köyler kurmuştur. Tovuz Rayonunda kurulan kasabaya sakinlerin arzusu­ na uygun olarak "Güneşli" adı verilmiştir. Tovuz Rayonunda yaşayan Azerilerin yardımı ile kuru­ lan bu kasabada 136 aile yaşamaktadır. (21) Bun­ dan başka "Kaygı" ve "Oğuz" adlı kasabalann ku­ rulması işi de devam ediyor. "Oğuz" kasabasında 250 aile yaşayacaktır. (22) Dağlık Karabağın Hocalı köyünde ise Erme22


nistandan gelenler için 50 prefabrik ev yapılmış­ tır. (23) 29 Eylül 1989 tarihinde kurulan Kara­ bağa Yardım Komitesinin hesabında şimdiye ka­ dar 6 milyon rubleden fazla para toplanmıştır. (24) Azeriler Ermenistandan kaçıp gelen kardeş­ lerine ellerinden gelen her türlü yardım yapmaya çalışıyorlar. Tabiri caizse, son lokmalarını da on­ larla paylaşıyorlar. Dağlık Karabağı geçici olarak idare etmek için Moskova tarafından tayin edilen "Hususi Komite" işe başladıktan sonra Stepanakertden (Hanken­ dinden) 12.000 Azeri kovulmuş, yalnız üç ay içinde 27 ev yakılmış, talan edilmiş ve 227 evde yaşayanlar sokağa atılmıştır. Hususi Komite ku­ rulana kadar dağlık Karabağda sadece 2 Azeri öldürüldüğü halde, Komite işe başladıktan sonra yalnız Esgeran Rayonunda 6 Azeri ve 1 Ermeni öldürülmüştür. (25) Stepanakertde toplam 362 ev dağıtılmış ve 49 Azerinin evi de yakılmıştır. (26) Bütün bu hadiseler ise Azerileri tek yumruk halinde birleştirmiştir. Belki de Azeriler ile parti liderlerinin hemfikir oldukları yegane konu Dağ­ lık Karabağdır. Azerbaycanın parti lideri Vezirov 29 Ağustos 1989 tarihinde Azerbaycan televizyonundaki ko­ nuşmasında vatandaşların taleplerine uygun ola­ rak şöyle diyordu: "Sınırların değiştirilmesini ta­ lep edenlere cevabımız katidir. Biz milletlerarası döğüşlere sebep olanlara karşı tereddüt etmeden en sert tedbirleri alacağız. Azerbaycanın arazi bü­ tünlüğüne yönelen her çeşit kas't hiyanettir ve 23


halkımız buna asla izin vermeyecektir. Söz, Azer­ baycanın egemenliği, halkın namus ve liyakatını korumaktan açılınca, hiç kimse şüphe etmesin ki, hepimiz aynı fikirdeyiz, sözümüz ve işimiz birdir. Biz Azerbaycanı hakikaten bir egemen cumhuri­ yet olarak görmek istiyoruz." (27) Vezirovun bu konuşmasından tahminen iki hafta sonra, Azerbaycan Yüksek Sovyeti 15 Eylül 1 989 tarihinde Azerbaycan Anayasasının 70. maddesini aşağıdaki şekilde değiştirdi. "Azer­ baycanın egemenliği (Suverenliği) onun bü­ tün arazisine şamild ir. Azerbaycan arazisi bölünmez ve ayrılmazdı r. Azerbaycanın sınırlarının değiştirilmesi, Azerbaycan cum­ huriyetini n müstesna hakkıdı r ve Azerbay­ can Yüksek Sovyetinin karan ile ve referan­ dumla değişitrilebilir." (28) Bu Anayasa değişikliğinden sonra, Azerbay­ can 23 Eylül 1989 tarihinde egemenliğini ilan etti ve bu konudaki karar 25 Eylül 1989 tarihinde yürürlüğe girdi. (29) Moskova Azerbaycanın ege­ menliğini tanımasa da, 28 Kasım 1989 tarihinde Azerbaycanın kendi tabii hakkını kendisine iade ederek, Dağlık Karabağın idaresini yeniden Azer­ baycana devr etti. (30) Son zamanlarda Dağlık Karabağ problemini nüfus gelişmesine bağlayanlar da var. Bunlardan biri Ermeni yazan Zori Balayan ile V. Grigor­ yandır. Hatta onlar, Dağlık Karabağ probleminin yalnız müslümanlann nüfus artışı ile ilgili ol­ madığını, aynı zamanda Dağlık Karbağın Turan devletine giden yola engel teşkil ettiğini ve bu se­ bepten de onun Ermenistana verilmesi gerektiği24


ni iddia ediyorlar. Balayan ve Grigoryan 6 Ekim 1989 tarihli Avangard (Ermenice çıkıyor) gazetesinde çıkan makalelerinde şöyle demekteler: "Onlar (Pantür­ kistler) Türk ve müslümanların sayısını artı­ rarak gayelerine varmağa çalışıyorlar. Leninin ik­ tidarı yıllarında şimdiki Rusya topraklarında 10 milyondan biraz fazla Türk yaşıyordu. 1980'li yıl­ larda ( 1989) yapılan nüfus sayımının neticesine göre, bu rakamın 70 milyona vardığı belli oldu. Bu nüfus asrın sonunda 100 milyona varacaktır. Rusyanın birçok yerinde her aileye birden az ço­ cuk düşüyor." (31) Ancak burada hemen şunu P,atırlatalım ki, Sovyet hükumeti nüfus ve çocukların sayısının artması için çok çocuklu analara "Kahraman Ana" gibi sıfatlar veriyor ve küçük çocuğu olan analar için özel şartlar getiriyor. Dahası var. Sov­ yet yetkilileri, nüfusun az arttığı ve iş gücüne ih­ tiyaç olan yerlerde genç ailelere bazı imtiyazlar tanımıştır. Bunlar, kredi ve ev almakta önceliğe sahiptirler. Kredi alan ailelenin ilk çocuğu olduğu zaman, borcun bir miktarı, ikinci çocuk olduğu zaman borcun 200 rublesi, üçüncü çocuk olduğu zaman ise borcun 300 rublesi iptal edilmektedir. Bu karar 1982 yılından beri Uzak Şark, Sibirya rayonları, Kareliya ve Komi muhtar cumhuri­ yetlerinde, Arhanklesk, Murmansk, Volga, Nov­ gorat ve Pskov vilayetlerinde tatbik edilmeğe başlanmıştır. Yine bu kanun 1 Nisan 1983 tari­ hinden itibaren Rusya Federasyonunun başka ra­ yonları, Ukrayna, Beyaz Rusya, Moldavya ve Bal­ tık cumhuriyetlerine şamil hale getirilmiştir. (32) 25


Böyle bir teşvik S. Birliğinin büyük bir kıs-mını kapsadığı halde Türk ve müslümanlan niçin içine almasın? Başka bir mesele, eğer bir Türk anası hem pamuk tarlasında çalışıp, hem de 10 çocuk doğuruyorsa, bunu takdir etmek gerekir, bundan dehşete kapılmaya gerek yoktur. Kaldı ki, manza­ ra hiç te bazılarının çizdiği gibi parlak değlidir. Mesela, Azerbaycan da tarım sektöründe çalı­ şanların % 5 1'ini kadınlar teşkil ediyor. (33) Top­ rağa haddinden fazla zehirli kimyevi maddelerin serpilmesi sonucunda zehirlenmiş topraklarda çalışan veya çalışmak mecburiyetinde kalan 2034 yaşlan arasındaki Azeri gelinlerin % 42'si ana­ lık kabiliyetini kayb etmiştir. (34) Toprağa serpilen pestisit miktarında Azerbay­ can birinci sırada yer alıyor. S. Birliğinin başka yerlerinde toprağın her hektarın 2-5 kilo pestisit atılırken, Azerbaycanda pamukçuluk ve sebzeci­ lik sahasında hektara 40 kiloya kadar, üzümcü­ lük sahasında ise 183 kiloya kadar zehirli kimye­ vi preparatlar verilmektedir. (35) Özbekistan Yazarlar Birliğinin başkanı Adil Yakubovun da dediği gibi çocukların sakat doğ­ masına, ana rahminde ölmesine, verem ve diğer hastalıkların yayılmasına sebep olan pamuk, ne­ dense Türklerin milli bitkisine çevrilmiştir. Ö z­ bekistanda yılda 5 milyon ton, Azerbaycanda 650 bin ton pamuk üretilmesini talep eden yetkililer, Ermenilere pamuk ürettiremiyor ve Türklerin topraklanın mahv etmekten çekinmiyorlar. Güya, Orta Asyanın münbit topraklan yalnız bugün için lazımmış. Onlar, bu topraklara gelecekte de ihti­ yaçların olacağını hiç düşünmüyorlar mı? Ama 26


yılda 5 milyon ton pamuk üreten Özbekistanda 17 milyon kişinin 9 milyonu yoksulluk içinde yaşı­ yor. Bu da ayn bir problemdir. (36) Türk ve müslümanların sayısı artıyor ve gele­ cekte imparatorluk için büyük tehlike teşkil ede­ cektir diye yaygara koparanlar bu gelişmeleri ni­ çin dikkate almıyorlar veya almak istemiyorlar? Yine dönelim Balayan ve Grigoryanın makale­ sine. Onlar daha sonra şöyle devam ediyorlar: "Müslüman Sosyalist devletin (Azerbaycan kast ediliyor) kurulduğu devri hatırlayalım. O zaman burada 1 milyondan biraz fazla Kasfas Tatarı (Le­ nin Azerilere böyle hitap ediyordu) yaşıyordu. Şimdi onların sayısı 7 milyondur ve 2000 yılında 10 milyona varacaktır... Bir zamanlar azınlık teş­ kil eden Tatarlar (Azeriler) şimdi bir millet haline gelmişlerdir." (37) Son zamanlarda Türk ve müslümanlann sa­ yısı ile ilgilenenlerden biri de Erivan Zoo Baytar­ lık Enstitüsünün kürsü başkanı B. Mirzoyandır. O, 14 Aralık 1989 tarihli KOMMUNİST (Erme­ nistan baskısı) gazetesinde çıkan "İstatistik Ne Diyor" başlıklı yazısında 1917- 1921 yıllan arasın­ da Azerbaycanın milli terkibini gösteren rakamla­ ra başvurmaktadır. Halbuki, genelde bu yıllara ait bu tür rakamları bulmak mümkün değildir. Mirzoyan, 1959-1979 yıllan arasında Azerbaycan­ dan 130.000 Rusun çıkarıldığını, 1970'li yıllarda Azerbaycanda azınlık teşkil eden milletlerin sayı­ sının süratle azaldığını, mesela Rusların % 8.8, Ermenilerin % 1.7, Gürcülerin % 16.2, Ukrayna­ lıların % 9.6 azaldığı ve bu temayülün 1980'li yıl­ larda da devam ettiğini bildiriyor. (38) 27


Sovyetler Birliğinin İlimler Akademisinin Nü­ fus Problemleri üzre ilmi şurasının üyesi K.V Me­ medov AZERBAYCAN GENÇLERİ gazetesinin 28 Aralık 1989 tarihli sayısında Mirzoyanın de­ diklerine cevaben yayınlanın röpörtajında şöyle demiştir: "Doğrudur, 1959-1979 yıllan arasında Azerbaycandan muhtelif milletlere mensup 1 18 bin insan çıkmıştır. Bu dönemde Azerbaycandaki Rusların sayısın 26.000 azalmıştır. Azerbaycan­ daki azınlık teşkil eden milletlerin sayısının azal­ ması meselesine gelince, bu sözkonusu milletlerin tabii artış oranının Azerilerinkinden daha aşağı olması ile ilgilidir. 1 959-1979 yıllan arasında Azerbaycanda doğan çocuklann sayısı Rusların­ kinden binde 2, Ermenilerinkinden binde 1.5 defa fazla olmuştur." Memedov aslında Ermenistanda yaşayan ve azınlık teşkil eden milletlerin sayısının süratle azaldığına işaret ederek şu misalleri vermiştir. " 1897 yılındaki nüfus sayımına göre, Erivanda ya­ şayanların % 43. l'ini Ermeniler, % 42.S'ini Azeri­ ler teşkil ediyordu. 1926 yılında Erivanın nü­ fusunun % 88.7'sini Ermeniler, % 7.7'sini Azeriler teşkil etmeğe başladı. 1979 nüfus sayımının neti­ celerine göre ise, Ermeniler Erivan nüfusunun % 95.S'ini teşkil etmiş, Azeriler yalnız % 0.2'sini oluşturabilmiştir. Bundan başka 1939 yılında Er­ menistanda 139.000 Azeri yaşıyordu, tabii nüfus artışı dikkate alınırsa, şu anda Ermenistanda en azından 400.000 Azeri yaşamalıydı. Ama maale­ sef Ermenistanda yaşayan 2 10.000 Azerinin hepsi Azerbaycana gelmiş, orada tek bir Azeri bile kal­ mamıştır. Peki sonuç nedir? 1926 yılında Ermeni­ ler, Ermenistan nüfusunun % 84.5'ini, 1 970 yı28


lında % 88.6'sını ve 1979 yılında % 93.3'ünü teşkil etmiştir." (39) Ermenistandan, kovulan yalnız Azeriler değildir. Azerilerden başka onbinlerce müslüman Kürt de Ermenistandan çıkarılmıştır. 1927-1 936 yılları arasında Ermenistandan 120.000 kürt, yalnız 1988 yılında ise 18.000 kürt kovulmuştur. (40) 1979 nüfus sayımına göre Ermenistanda 51.00 Kürt yaşıyordu. Aslında bu tek milletli cumhuri­ yet yaratma teşebbüslerinden başka birşey de­ ğildir. (41) Türklerin sayısını aklında tutmaya çalışan ve onların heseplanması ile meşgul olanlardan biri de Hukuk İlimleri namzedi 1. Grankindir. O, NE­ DELYA gazetesinin 40. sayısında çıkan yazısında çok çocuklu ailelere verilen devlet yardımından ve doktorların görüşlerine istinaden devlet yardımı alan çocukların has�� do� .dukları:r;ıdan bahs edi­ yor. Aslan Beşirov TURKUN SESi gazetesinin 1. sayısında Grankinin makalesine cevaben yayın­ lanan alaylı yazısında şunları yazıyor: "Grankin, Sovyetler Birliğinde çok çocuklu ailelerin çoğunun Türk cumhuriyetlerinde olduğundan dem vuru­ yor. Türk çocuklannın derdine yanan Grankin (!) "Kahraman Ana" madalyasının bileşiminde altun olduğunu, bunun ise Türklerin sağlığına kötü te­ sir yapabileceğini bildiriyor. Bundan başka Türk­ ler devletin altun rezervlerine de ilgi gösterme­ liymiş. Ya Türklerin nüfus artışı azaltılmalı ya da devlet her çocuğa mükafat verilmesini yasak et­ melidir. Çünkü zavallı Rusların madalya alması için altun kalmıyormuş. Ülkede doğum kontrolü uygulanmasını talep eden Grankin, bazı cumhu29


riyetlerde yeni doğan çocuğa verilen devlet yar­ dımının kesilmesini istiyor. Elbette bu cumhuri­ yetler Türk cumhuriyetleridir. Nedense, Türkle­ rin artışı bazılarının gözüne batıyor." (42) Grankin ve onunla hemfikir olanların taleple­ ri ile ilgili olacak ki, Kazakistanda doğum kontro­ lu uygulanması teklif edilmiştir. 18 Ocak 1990 tarihli SOSYALİSTİK KAZAK­ İSTAN gazetesinin yazdığına göre, Kazakista­ nın Ahmet Yesevinin mezarının olduğu Türkis­ tan kazasında zorla da olsa, bazı kadınlara sprial takılmağa başlanmıştır. (43) Dağlık Karabağ ve onun etrafında baş gös­ teren hadiseler yalnız Azerileri değil, aynı zaman­ da diğer Türk-Müslüman cumhuriyetlerini de ra­ hatsız etmektedir. Özbekistan Yazarlar Birliğinin başkanı Adil Yakubov Ermenilerin Dağlık Kara­ bağın Azerbaycandan alınıp Ermenistana veril­ mesi talebini şöyle değerlendiriyor: "Bir baş­ kasının toprağına göz dikmek, toprak sahibinin hakkını ve şerefini çiğnemek ve karşı tarafı açık bir şekilde savaşa tahrik etmektir. (44) Alim Ziya Bünyadov KEYHAN gazetesi ile rö­ pörtajında Dağlık Karabağ konusunda şunları söylemiştir: ''Ermeni kendisini bu toprağın sa­ hibi sanıyor. Sanki bu memleket onların malıdır. Resmi belgelere göre, Ermeniler bu toprağa 1828 yılında imzalanan Türkmença� anlaşmasından sonra getirilmişlerdir. Onlar bu toprağı bizden almak istiyorlar. Lakin, eğer bu toprak bizden alı nı rsa, o zaman Azerbaycan halkı için Sovyetler Birliğind e 30


yaşamak haramdır." (45) Şair Halil Rıza ise:

"insan gibi yaşamaktır en çetin; Kırmak mümkün olmayacak Azerbaycan kudretini Boğmak mümkün olmayacak Azerbaycan gayretini. "diyor. (46)

KAYNAKLAR

1- Elrn ve Heyat, 1989/11 2- Aynıkaynak 3- Komunist, 31.8. 1989 4- Komunist, 14.9.1989 6- Edebiyat ve lnceİıen8t, 17.2. 1989 6- Edebiyat ve lnceııenet, 10.3.1989

31


7- Azerbaycan Müellimi, 10.3.1989 8- Edebiyat ve I ncesenet, 17 .2.1989 9- Edebiyat ve Inceııenet, 13.10.1989 10- Elm ve Heyat, 1989/l 11- Aynı kaynak 12- Aynı kaynak 13- Edebiyat ve Inceaenet, 17 .2.1989 14- Azerbaycan Gençleri, 10.8.1989 15- Edebiyat

ve

Inceaenet, 15.12.1989

16- Azerbaycan Gençleri, 1.9. 1988 17- Komunist, 10,11,1989 18- Aynıkaynak 19- Azerbaycan Gençleri, 1.7. 1989 20- Komunist, 13.4.1989 21- Komunist, 29.11. 1989 22- Komunist, 23.11.1989 23- Azerbaycan Gençleri, 9.12. 1989 24- Komunist, 31.8.1989 25- Edebiyat ve Inceaenet, 29.9.1989 26- Edebiyat

ve

Inceaenet, 22.9. 1989

27- Komunist, 31.8.1989 28- Komunist,17 .9.1989 29- Komunist, 5.10.1989

32


30- Komunist, 29.11.1989 31- Azerbaycan Müellimi, 13.12. 1989 32- Muasir merhalede Demografiye Siyaseti, 1986/ Baku eh 66 33, Komunist, 26.6. 1989 34- Komunist, 22.11. 1989 36- Azerbaycan, 1989/2 (aylık edebi dergi) 36- Edebiyat ve Incesenet, 27.10.1989 37- Azerbaycan Müellimi, 13.12. 1989 38- Azerbaycan Gençleri, 28.12. 1989 39- Aynıkaynak 40- Dönü9, 1989/ 1 Dirçeliş Partisinin yayın organlanndan biri 41- Azerbaycan Gençleri, 28. 12.1989 42- Türkün Sesi, 1989/l (Türk Medeni Birliğinin yayın organı) 43- Sosyalist Kazakistan, 18.1.1990 44- Edebiyat ve I ncesenet, 27.10.1989 45- Edebiyat ve lncesenet, 25.12. 1989 46- Azerbaycan Gençleri, 21.12. 1989


Dağlık Karabağ yüzünden baş gösteren hadi­ ;eler ile ilgili olarak Ermenistan'da kendi tarihi topraklarında yaşayan 200.000 den fazla Azerinin baskı ve tehdit sonucu Azerbaycan'a gelmesinden başka, Azerbaycan Ö zbekistanın Fergana Vilaye­ tinde yaşayan Meshet (Ahıska) Türklerine de ku­ cağını açmış ve onlara kardeş elini uzatmıştır. Azerbaycan bunu, cumhuriyetde 400.000 den faz­ la işsizin ve 200.000 den fazla göçmenin olduğu bir zamanda yapmıştır. Kendi topraklan üzerindeki sanayi üretiminin yalnız % 7'sini kontrol edebilen Azerbaycan, "Rus­ yanın topraklan büyüktür, onları başka yerlere yerleştirsinler" de diyebilirdi. Ancak Odlar Yur­ du, Dede Korkut Yurdu Azerbaycan'a 1940'lı yıl­ larda olduğu gibi kardeşine yardım elini uzatmak yakışırdı. 1989 yılının yazında Ö zbekistanın Fergana Vilayetinde hücuma maruz kalan 60.000 Meshet Türkü oradan göçürülüp, Rusya Federasyonuna getirilmişti. Ancak 60.000 Meshet Türkünün 2/3'ü Azerbaycana getirilmiştir. Meshet Türkleri 1944 yılında sürgün edildikleri zaman Azerbaycan on35


lara yine yardım elini uzatmıştı. 14 Aralık 1944 tarihinde Gürcistanın Adıgün, Ahıska, Ahalkalak, Aspinza ve Bogdanovka ra­ yonlarını kapsayan 200'e yakın köyün ahalisi asırlardan beri yaşadıkları ata yurdundan sürgün edildiler. (1) KOMMUNİST gazetesinin 2 Temmuz 1989 tarihli sayısında çıkan "Bir Evde Yüz Gonag"m başlıklı yazıda şöyle deniliyor: " 1944 yılına kadar Meshet Türkleri Gürcistanın Türkiye sınırına ya­ kın yerlerde yaşıyorlar ve burada çoğunluğu teş­ kil ediyorlardı. Bu dağlık arazide uzun zamanlar­ dan beri Gürcüler, Azeriler, Meshet Türkleri ve başka milletler yanyana yaşamışlardır. Devlet müdafaa komitesinin 14 Kasım 1944 tarihli özel karan ile 100.000 den fazla insan son­ suz eziyete düçar oldu. Bu konudaki kararda "Sı­ nırda emniyeti temin etmek için Türkler oralar­ dan çıkarılmalıdır" denilmekteydi. Bu, aslında günahsız insanların sürgün edil­ mesi demekti. (O zamana kadar bundan başka hiç bir sebep gösterilmemiştir) Bu adaletsiz kararın tatbik edildiği 4 ay içinde 17 bin insan (yolda soğuk ve hastalıktan) öldü. O zaman düşman S. Birliğinden kovulmuştu. Cephede döğüşenler arasında 40.000 Meshet Türkü vardı. Muharebeden sonra çoğu yaralı ve sakat olarak geri dönen 16 bin Meshet Türkü, ai­ lelerini ve akrabalarını yurtlarında göremediler. Bu, azmış gibi çok geçmeden onlar da sürgün edil­ diler. (1) Gonag: Misaf'ır

36


Batıdan 209 köyden çıkarılanlar, doğuda Öz­ bekistan, Kazakistan ve Kırgızistan'a yerleştiril­ diler. Meshet Türkleri 12 yıl özel rejim altında ya­ şadılar. Onların sınıra yaklaşmaları mümkün de­ ğildi, komutanın özel izni olmadan hiç kimse losa müddet için dahi olsa yaşadığı yerden aynlamaz­ dı. Muhtelif köylerde yaşayan Meshet Türkleri­ nin bir biriyle evlenmesi dahi yasak edilmişti. Ka­ nunlara uymayanlar ailesi ile birlikte en azı 25 yıl Sibiryaya sürgüne gönderiliyor veya haps edi­ liyordu. Onlara ancak 1959 yılında serbestlik verildi ve Sovyetler Birliğinde yaşayan diğer milletlerle aynı haklara sahip oldular." (2) Mevlüt Bayraktarovun başkanlığında bir grup Meshet Türkü 1957 yılında Kruşçov ile görüşmek için Orta As yadan Moskovya geldiler. Onlar, Kruşçov ile görüştükleri zaman ana vatanlanna dönmelerine izin verilmesini talep ettiler. Kruş­ çov da onlann bu talebini Gürcistan Komünist Partisinin o zamanki başkanınına iletti ve mese­ leyi tetkik etmesini istedi. Gürcistan Komünist Partisinin başkanı Kruşçova verdiği cevapta Meshet Türkleri taleplerinin yerine getirilmesi­ nin mümkün olmadığını, çünkü onlann yurt­ lanna başkalarının yerleştirildiğini bildirdi. Azer­ baycan Komünist Patsinin o zamanki baş-kanı İmam Mustafayev de bu toplantıya katıl-mıştı ve Bayraktarova istedikleri zaman Azerbaycana yerleşebilecek-lerini söyledi. Bayraktarov ve onunla birlikte Moskova'ya ge38


lenler, Mustafayev'in teklifini kabul ettiler. 19571959 yıllannda orta Asyaya sürgün edilen Meshet Türklerinden bir grup geldi ve Azerbaycanın Sa­ atlı, Sabirabad, Guba ve Haçmaz rayonlanna yer­ leştiler. Bu arada Kuzey Kafkasyaya gidenler de oldu. (3) Şu anda, 1 989 yılında gelenler hariç, Saatlı Rayonunun yalnız 9 köyünde 10.237 Meshet Türkü vardır. 1989 yılında Ferganadan gelenlerle birlikte Azerbaycanda 70-80 binden fazla Meshet Türkü yaşamaktadır. 1989 yılı nüfus sayımında en büyük nüfus artışı binde 123. 7 ile Meshet Türkleri arasında olmuştur ve Sovyetler Birliği genelinde 207.000 Meshet Türkü vardır. Azerbaycandaki Meshet Türklerinden Ahmet Mercanov şunlan söylemiştir: "Biz Azeri kardeş­ lerimizden memnunuz. Onlar bizi samimi bir şe­ kilde karşıladılar, bizim için ellerinden geleni yaptılar. Elbette bunun için hepinize minnettarız. Ancak bugün bizi en çok rahatsız eden şey, gele­ cekte kaderimizin ne olacağıdır. ( 4) "

Meshet aksakalları bir Meshet çiftinin düğü­ nünde onlara saadetler diledikten sonra şu nasi­ hatte bulunmuşlardır: "Evlatlar, temiz adınız ve muhabbetinizle ulu atalarımızın, Türklerin ulu geleneklerini yaşatın. Bütün Sovyet toprağı sizin vatanınızdır, Azerbaycan toprağı da bu vatanın ışıklı bir köşesidir. Türklerin, Oğuzların uludan ulu ateş ve su inancına bağlı bir topraktır. Onun da şerefini korumak, sizin için şeref olsun." (5) Meshet Türkleri de aksakallarının nasihatle­ rine uygun olarak 19 Ocak 1990 tarihinde Sovyet 39


Ordusu Bakuya girip günahsız insanlan öldür­ düğü zaman ellerinde silah Azeriler ile omuz omuza Kızıl Orduya karşı döğüştüler. Fergana Vadisinde zuhur ede n hadiselere "Pan-İslamizm", "Pan-Türkizm" ve "İslam Funda­ mentalizmi" damgası vurulmaya çalışılıyor. Halbuki, bu odakların kendileri de Sovyetler Birliğindeki 40 milyondan fazla yoksuldan 9 mil­ yon unun yılda 5 milyon ton pamuk üreten Ö zbekistanda yaşadığını herkesten daha iyi bil­ mektedirler. (6) Aslında "Nerede açlık varsa, ora­ da isyan çıkar" sözlerinin değerini idrat etmek gerekir. Sovyet basınında çıkan bir çok yazıda, Ferga­ nada meydana gelen kardeş kavgasına "Pan-İsla­ mizm" veya "Pan-Türkizm"in sebep olmadığını açıkca göstermektedir. Albay P. Studenikin SOVETSKAYA ROSSİ­ YA gazetesinin 13 Temmuz 1989 tarihli sayısında çıkan "Fergana Ateş Almış Yanıyordu" başlıklı yazısında, Ferganadan Sovyet Parlemantosuna gönderilen mektubdan şu satırları iktibas etmiş­ tir: "Özbekistandaki hadiselerin çok evvelden ola­ cağı belliydi. Olayların güya pazarda çilek yü­ zünden çıktığından bahs etmek elbette ma­ nasızdır. Talan ve adam öldürme hadiselerinin başlamasına, pazar olayı sebep olmamıştır. Yol­ suzluklar, rüşvet, sosyal adaletsizlik, bazıları re­ fah içinde yaşarken diğerlerinin sefalet içinde boğulması, suçluların yakalanmaması ve çalış­ madan büyük miktarda para kazanmak, olaylara sebep olan asıl amillerdir. 40


'

Ancak, yetkili organlar bahtsız insanları kur­ tarmak için hiçbir iş yapmamışlardır. Polisin ya­ vaş davranması, yetkili organların biganeliği, suçluların cezasız kalması serserilere cesaret ver­ miştir." (7)

Özbekistan Yazarlar Birliğinin başkanı Adil Yakubov Fergana hadiselerinde merkezi basının asıl gayesinin bir milletin milli haysiyetini alçalt­ mak olduğunu ifadeyle şunlan söylemiştir: "Hiç kimse, Pan Türkizmle suçlanan bir Türk hal­ kının, başka bir Türk halkının yani öz kardeşi­ nin ve dindaşının kanını döktüğünün farkına varmıyordu." (8) Yakubovla röpörtaj yapan Metin Osmanoğlu ise onun söylediklerini tasdik ederek şunlan söy­ lüyor: "Fergana hadiseleri sosyal adaletsizlikten doğan içtimai itirazın çok feci bir şeklidir. Yani bu hadiselerin sebeplerini son yıllarda Ö zbek ka­ dınlannın kendilerini yakmak gerçeği ile bir ara­ da aramak lazımdır." (9) Bugün Sovyetler Birliğinde yaşayan 207.000 Meshet Türkünün % 40 ı Özbekistan Fergana, Namangan, Andican, Taşkent, Semerkant, Buha­ ra ve Kaşkaderga vilayetlerinde % lO'u Kazakis­ tanınn Alma Ata, Kızılordu, Cambul ve Çimkent şehirlerinde diğer bir kısmı ise Türkmenistan ve Kırgızistanda yaşamaktadır. '

E. Ferzeli AZERBAYCAN GENÇLERİ gaze­ tesinde Meshet Türklerinin Azerbaycana gelmesi hakkındaki yazısında "Meshet Türklerinin, o küs­ künlerin bir kaç bini gelip çıktı bütün dünya Türklerinin uludan ulu ocağına, Odlar Y ur41


du Azerbaycana. İnanın bu diyarda sizin kalbi­ nizi kıracak veya sizden yardımını esirgeyen ol­ mayacaktır" demektedir. ( 1O) Bu, Türkler arasındaki dayanışmaya güzel bir misaldir. Son zamanlarda Türkler arasında daya­ nışmanın arttığı dikkati celb etmektedir. Bir Aze­ ri Türkü, Kazağın ve Özbeğin haklarını koruyup savunurken, bir Kazak ve Ö zbek de Azerinin hak­ larını savunmaktadır. Buna Kazak Rüstem Can­ guzinin Azerbaycana gönderdiği mektubu misal göstermek mümkündür. Rüstem Canguzin Azer­ baycan Halk Cephesi Oktyabr (Ekim) Rayonu şubesinin yayın organı MEYDAN gazetesinin Ekim 1989 sayısında yayınlanan "Karabağdan Ferganeyedek" başlıklı mektubunda şunlan ya­ zıyor: "Kardeşler! Ben size bizim irademiz ve dil­ lerimizin yakınlığına rağmen, son yıllarda ko­ nuşmağa mecbur olduğumuz Rusça ile müracaat ediyorum. Biz uzun yıllardan beri tarihi yakınlığımızı inkar ederek kendimizi aynı dilde, ana dilimizde konuşmaktan mahrum etmişiz. Uzun yıllar biz birbirimize sınır bekçilerinin gözü ile bakmağa mecbur olmuşuz. Biz büyük bir gayretle birbiri­ mizde genetik, tarihi, kültürel ve manevi yakın­ lıkları değil, yalnız farklı tarafları aramışız. Bu bizlere ne verdi? Ne vermesi gerekli ise onu da verdi, sözümona ideolojileşdirme, bizim genel tarihimize bolca yalanlar, çoğu zaman da if­ tira kattı. Kendi tarihinden mahrum edilen halk ise doğru düzgün bir hayat yaşayamadı. Tuzak öyle kurulmuştu ki, bizim öz geçmişi42


mizi araştıran vatandaşlarımız, idarenin güçlü mukavemeti ile karşılaştı ve bu da bizi 1986 yılın­ da Alma Ata hadiselerine getirdi ve birçok insa­ nın ölümü ile neticelendi. Bu da tesadüfi değildir ki, aynı proses Azerbaycanda güçlü mukavemet ile karşılaşmıştır. Karabağ, Azerbaycan halkının tarihi, milli, etnik ve manevi değerlerinin öğre­ nilmesine giden yolun üstüne atılmış bir mihenk taşıdır ve bir deneme meydanıdır. Onu da biliyo­ rum ki, sizin her bir başarınız, her bir Türkün, yani hepimizin geleceğine aksi seda veriyor. Aynı zamanda her biri yenilgi, Yakutistanda, Altayda, Kazakistanda, Tataristanda, Başkırdistanda ve bütün Orta Asyada yaşayanların yenilgisidir, çünkü bizim hepimizin kaderi ve tarih yolumuz birdir. Basit bir hakikati tekrar etmeğe ihtiyaç duymuyorum, nereden geldiği ile ilgili olmayarak, hiç bir komisyon Azerbaycan cumhuriyetinin ege­ menlik hakkına, onun arazi bütünlüğüne, tek ke­ lime ile dahili işlerine karışmaya hakkı yoktur. Zor mücadele yolunda bizde tecrübe oluşuyor. Başarılarımız vardır, ancak mağlubiyetlerimiz daha çoktur. Onlardan biri olan Fergana ha­ tasının bütün Türkistan'da düzeltilmesinin gerek­ tiğine inanıyorum. İnsan topraktan yaratılıyor ve daha sonra ona Vatan diyor. Onu kaybetmekten daha büyük bir facia yoktur. Ermenistana verilmiş topraklar, yüzbinlerce tarihi sahibi kovulmuş topraklar, bizi evlatlık borcuna ve liyakatımız uğrunda müca­ deleye çağırıyor. Ecdadlarımızın tahkir edilen me­ zarları bizi çağırıyor. Sonuncu savaşın efsanevi kahramanlarından 43


bizim Barjan Mamış şöyle diyordu: "Savaşın en zor yanı darbeden sonra ayağa kalkmaktır." Evet, bu zordur, büyük tehlikedir. Ancak bizim erdem­ lerimiz ve tarihimiz her zaman olduğu gibi bizi yine ayağa kaldıracaktır. Bırakın, parolamız her bir Türk için mukad­ des olsun: NAMUS ve BİRLİK" ( 1 1 ) Diğer bir Türk dayanışması d a Bulgaristan konusunda gösterilmiştir. Azeriler konser vermek için Bakuya gelen Bulgar Emil Dimitrovu oradan kovmuşlardır. Dirçeliş (Diriliş) Partisinin yayın organı DİR­ ÇELİ Ş gazetesinin 21 Ek.im 1989 tarihli sayı­ sında çıkan "Türk Dayanışması" başlıklı yazıda Emil Dimitrovun kovalanması hadisesi şöyle tas­ vir ediliyor: " 1 1 Ağustos 1989 tarihinde Lenin Konser Salonu önünde büyük bir gösteri ya­ pılmıştır. Gösteride, Azerice, İngilizce ve Rusça şu dövizler taşınmıştır "Türkler Arasında Düş­ manlara Yer Yoktur!", "Türklerin Göçüne Son Ve­ rilsin!", "Bütün Dünya Türkleri, Birleşsin!", "Soy­ kırımına Son Verilsin!". Bundan başka gösteri­ ciler tek ses, tek yürek olarak milli marşlar oku­ muşlardır. Dirilmekte olan Türk Birliğinin goncası olan bu gösteri, Bulgar şarkıcının konserine karşı ya­ pılmış ve sözüm ona barış elçisi Emil Dimitrov ar­ dına bakmadan kaçmıştır. Kardeşlik dayanışması olan bu gösteri Türk.i­ yede büyük tepki yaratmış ve Türkiye basın yayın organlan Azeri Türklerine minnettarlıklarını bil­ dirmişlerdir." (12) 44


Türkler arasında dayanışmanın artması ister istemez bazı çevreleri rahatsız etmeğe başlamış­ tır. Bu konudaki gelişmeler Türk Medeni (Kültür) Birliğinin yayın organı TÜRKÜN SESİ adlı gaze­ tede çıkan "Türkün Sesi Çıktı" ve "Tanrının Hükmünü Kimse Bozamaz" başlıklı yazılarda en güzel ifadesini bulmuştur. Firudin, "Türkün Sesi Çıktı" başlıklı yazısında şöyle diyor: "Türkün sesi çıkmıyordu, konuşmuyordu Türk. Bazen düşün­ mek istiyordu, "Büyük Kardeş" onun düşüncele­ rine de ortak oluyordu. Ve "Büyük Kardeş" bü­ yük olmak için zaman zaman azman Türkü kü­ çük küçük parçalıyordu, sonra bu parçaların tari­ hini bulandınp birbirinden ayınyordu. Türke kendi adını unutturmaya çalışıyordu. "Büyük Kardeş" Türke kendi adını bile unutturdu, alfabe­ sini de elinden aldı ki, atasının kitabını oku­ masın, Türkün özünü özünden ayırdılar. Çünkü "Kardeşler" Türkün ne olduğunu çok iyi biliyor­ lardı. Yüzyıllardır Kültigin Kitabelerinde Bilge Kağanın bir hikmeti yaşıyor: "Ey Türk Titre ve Kendine Dön". Türk, tarihte kendi sesi olan bir kavimdir. Bü­ tün Asya ve Avrupayı silkeleyen bu kavim, önüne çıkan bütün engelleri yıkıp geçti. Ancak, Türkü de balık gibi yakaladılar. Doğradılar. Her küçük parçasına bir ad verip dediler: "Sen Türksün, Sen Türk.mensin, sen Kırgız ve Kazak, sen Azerisin, sen Kazan sen de Kırım Tatarı v .s Türke verilme­ miş ad kalmadı. Türke geçmişini unut dediler, unut ağana şükret dediler. Senin dünün aynı bu­ gündür. Düne kadar diyorlardı ki, Sümerler ve Akadlar Türk uluslarıdır, bugün ise söyleyene deli gözüyle bakıyorlar. 45


Büyük bir milletin iradesini "Ağa" ya vermiş­ ler, "Ağa" ise bu milleti uçuruma sürüklüyor. Şimdi ise önümüz uçurum, arkamız duvar. Artık namusa boğulup diyoruz "Ağa önümüz uçurum­ dur". Ağamız ise endişeye kapılıp Türkün de sesi çık.armış diyor. Çıkar efendiler çıkar." ( 13) Turan Kurt (Herhalde takma ad) aynı gazete­ nin birinci sayfasında çıkan "Tannnın Hükmünü Kimse Bozamaz" başlıklı yazısında Sovyetler Bir­ liğinde yaşayan Türkler arasında yakınlaşma meyilinin açıkca görüldüğünü, bu yakınlaşmanın Türkleri ne kadar sevindiriyorsa, düşmanı da o kadar korkuttuğunu izahla şöyle devam ediyor "Derler ki, Türklerin hayatında kabarma ve çekil­ me dönemleri vardır ve Türklerin gelişmesi ve ge­ rilemesi bu devirlere bağlıdır. 20. asır Türklerin gerileme devri oldu. Türk dünyasının yalnız bir ülkesi (Türkiye) boyunduruksuz yaşadı. Ekim ih­ tilalinden sonra Türklerin en meşakkatli günleri başladı. Son 70 yılda yalnız Brejnevin iktidan yıllannda Türk halklanna karşı soykınm siyaseti biraz yavaşladı. Daha doğrusu şekiller değişti, la­ kin öz aynı kaldı. İmparatorluğu idare edenler, çalışma kamplannı pamuk tarlalan ile değiştir­ diler. Genelde savaşı seven Türklere emek cep­ hesi verdiler. Stalin işini tamamlamıştı. İmpara­ torluğun Avrupa kısmındaki Türkler geleceğin bitkisi olacak pamuk bölgelerine sürgün edilmiş­ lerdir. Meshet Türkleri (Sovyet basını böyle bahs ediyor) de, Kının Tatarlan da kendi topraklann­ dan kovuldular. İmparatorluğa köle lazımdı ve imparatorluğu idare edenler çok iyi biliyorlardı ki, Türk belini doğrultursa, işler kanşacaktır. 46


Gorbaçov ve onun etrafındakiler geç de olsa, bu milletler hapisanesinin dağılacağını çok iyi bi­ liyorlar. Cumhuriyetlerde milli hürriyet hareket­ leri yetişmekte idi. Daha evvel cumhuriyetlere ge­ niş hürriyetler tanınmış olsaydı, imparatorluğun ömrü uzatılabilirdi. Ama bu hürriyet, Türkleri, özellikle Türk-Müslüman halkları uyandırıp bir­ birine yakınlaştırabilirdi. İmparatorluğu idare eden mafya, Türklüğün ne olduğunu çok iyi bil­ diğinden, uluslararası irtica ile birleşerek Türklü­ ğe darbeler indirdi. İlk darbe Kazakistanda indirildi. Ülkenin nü­ fuzlu Türk liderlerinden biri olan Din Muhammed Kunayev rezilane bir şekilde vazifesinden uzak­ laştırıldı. Bundan evvel de rahmetli S. Reşidovun ölüsünü muhakeme etmişlerdi. Burada maksat, Reşidovun şahsiyetini bir cani olarak mahkeme etmek değildi. Maksat Özbekistan ve Kazakistan­ da baskı rejimi için zemin hazırlamaktı. Aynı za­ manda Sovyetler Birliğinde yaşayan Türkleri, hem Sovyet toplumunun, hem de kendi gözle­ rinden düşürmekti Sovyetler Birliğinde yaşayan Tatarların tem­ silcileri Bakudaki Türk halklarının toplantısına katılmışlardır. S. Birliğinde Türkler arasında ya­ kınlaşma açıkca hissedilmektedir. Lakin bu ya­ kınlaşma Türkleri ne kadar sevindiriyorsa, düş­ manları da bir o kadar korkutuyor. Sovyet basın yayın organlan yine Pantürkist, Panislamist yay­ garaları ile doludur. Bir milletin halkına ve dini­ ne bağlılığı güya kabahatmiş gibi. Aynı zamanda bu kabahat yalnız Türkler ve müslümanlanndır. Sanki ne Panslavist var, ne de Paningilist. Meğer 47


dünyaya korku salanlar yalnız Pantürkistler, ya­ ni Türkçülermiş! Rus imparatorluğunu idare edenler ve bazı Avrupa ülkelerinin liderleri uyku­ larında "Türkler, Türkler" diye sayıklıyor ve Türklüğe karşı yeni planlar hazırlıyorlar. Ağa kö­ lelerden olan Bulgar hukümeti de kendi soy ve kökünü inkar edip Türklüge karşı yürüyüşe katıl­ mıştır. Cenapları Türklüğün kabarma devrini karşılamak istiyorlar. Geç kaldınız cenaplar, tan­ rının hükmünü kimse bozamaz." ( 14) Ocak ayının 19'unu 20'sine bağlayan gece Ba­ kuda olan hadiseler artık herkes tarafından bilin­ mektedir. Kazak yazan Oljas Süleymanov bu va­ him hadiseyi öğrenir öğrenmez Ocağın 2 1 'de uçakla Bakuya gelmiştir. Onu alelacele Bakuya getiren amil, ırkdaşlannın kederine ortak olmak arzusudur. Süleymanov, Baku sokaklarında gör­ düğü vahim manzara karşısında gözyaşlarını tu­ tamamış ve hüngür hüngür ağlamı�tır: Oljas Süleymanov AZ ERBAYCAN MUELLIMI gaze­ tesinin 2 Şubat 1990 tarihli sayısında yayınlanan "Ağlamayın, Ağlamayın, Analar!" başlıklı röpör­ tajında Azerilere Kazak halkının başsağlığı dilek­ lerini bildirerek şöyle ruyor: "Bakuda kanlı bir fa­ cianın patlak verdiğini öğrendim ve bir gün sonra buraya geldim. İlk gördüklerimden çok etkilen­ diğimi söylemem lazım. Çocuk, kadın, genç ve yaşlıların haksız yere kati edilmeleri yüreğimi parça parça etti. Hadiseleri etraflı olarak tasvir eden fotoğraflara, video filimlerine baktım, kur­ şunlarla delik deşik edilmiş binaları heyecanla ve gözyaşları arasında gözden geçirdim. Bunların hepsini tekzip edilmez deliller olarak elimde sak­ lıyorum. 48


Ben burada muhtelif milletlerden olan insan­ larla konuştum. Hepsi "Sovyet ordusunun Baku­ ya girerken Azerbaycanın egemenlik haklannı çiğnemedi mi?" sorusunu sordular. Tabir Bakıl faciasının hududu yoktur. Biz şim­ di onun muhtelif sahifelerini teker teker çeviri­ yor ve dikkatle öğreniyoruz. Bunun ilk sahifeleri bile bizi dehşete düşürüyor ve hepimizi düşün­ meye zorluyor. Sovyet parlemantosunun üyelerinden bazıları Bakuya gelmiş ve durumu yerinde görmüşler. Eminim ki, onlar bu hadiseleri objektif olarak de­ ğerlendireceklerdir. Ben sıkı bağlarla bağlandığım, zengin tarihi­ ne, kültürüne ve diline derin hürmet beslediğim Azerbaycan halkına, Kazak halkının başsağlığı dilekleri ile birlikte, bir dost olarak tavsiyemi de bildirmek istiyorum: "Allah şehid olanlara rahmet etsin. Onların kabri nurla dolsun. Feci günler du­ manlı başlan ayıltsın, hakkı haksızlıktan ayır­ mağı sizlere öğretsin. Karamsarlığa kapılmayın. Aşkarlık ve demokrasi zemininde Yenidenkurma­ ya tam varlığınızı vermek istiyorsanız, bedbinlik­ ten kurtulup ayağa kalkmak, çalışmak ve müca­ deleyi devam ettirmek şarttır. Alma Ata ve Tifliste cereyan eden hadiseler önceleri Sovyetler basınında tamamen başka türlü yorumlanıyordu. Lakin yine de zaman bun­ lara hakiki değerini verdi. Merkezi basının Baku faciasını yansıtma tarzı konusunda sizinle aynı fi­ kirdeyim. Hadiseler derinlemesine incelemeyen bazı gazeteciler ve yazarlar ölenlerin yalnız "aşı49


rılar" olduğunu, onların arasında çocuk, kadın ve yaşlıların olmadığını yazıyorlar. Mesela, İZVES­ TİYA gazetesinin yayınladığı bir resimde dize ka­ dar çıkan karlı bir günde askerlerin kalabalığı kontrol ettiğini gördük. Fotoğrafın altında ise şunlar yazılı idi. "Bunlar Bakuda askerlerin kon­ trolünde otobüslere bindirilen asker aileleridir. "Halbuki, bu yıl Ocağın 22'sinden itibaren Baku­ da kar olmamıştır. Bakudaki hadiselerden kor­ kup, kendi arzusu ile orayı terk eden asker ailele­ rini "mülteci" diye dünya komuyona lanse etmeğe çalışanlar hangi mezhebe hizmet ediyorlar? Bundan başka merkezi basın, radyo ve televiz­ yon yayınlarında da Azerilerin haklı sesleri du­ yulmuyordu. Onların, ata yurdunun bölünmezliği yolundaki mücadelesi skolastik olarak değerlen­ diriliyor. Bunun da nereden kaynaklandığını her­ kes biliyor. Yine de tekrar ediyorum. Gelin acele etmeye­ lim. Daha evvel de dediğim gibi bu yıl Ocağın 19'unu 20'sine bağlayan gece Bakuda meydana gelen kanlı olaylar hem insan, hem devlet, hem cumhuriyet kanunları ve hem de cumhuriyetin egemenliğinin korunması ve Anayasa haklan ba­ kımından ciddi şekilde değerlendirilmelidir. Ben de bir yazar ve milletvekili olarak bu yolda elim­ den gelen her şeyi yapacağım. Ağlamayın, ağlamayın, Azeri analar! Bırakın, sizin mert davranışınız ve tavrınız şehitlerin ru­ hunu okşasın! Bilin ki, sizin büyük kederiniz, bü­ tünlükte kazak halkının da büyük kederidir. Her sert kışın bir hoş bahan var. Ben bütün kalbimle inanıyorum ki, o bahar Azerbaycan toprağına ge50


lecektir. Ve ben bir daha güzel Bakiiya misafir olacak, güzel çiçeklerden bir çelenkle şehitlerin yattığı, o mert Azeri oğul ve kızlarının mezar­ larını ziyaret edeceğim". (15)

KAYNAKLAR

l· Azerbaaycan Gençleri, 15.5.1989 2· Komunist, 2.7. 1989 3· Azerbaycan Gençleri, 11.6. 1989 4· Komunist, 11.5.1989 5· Aynı kaynak 6· Edebiyat ve Incesenet, 27.10. 1989 7- Komunist, 16.7.1989 8- Edebiyat ve lncesenet, 27.10.1989

51


9- Aynı kaynak 10- Azerbaycan Gençleri, 23.12. 1989 1 1- Meydan, Ekim/ 1989 Azerbaycan Halk Cephesi Oktyabr Rayon Şubesinin yayın orgam 12- Dirçelit, 21. 10.1989, Dirçelit Partisinin yayın orgam 13- Türkün Sesi gazetesi No: 1, Türk Medeni Birliğinin yayın orgam 14- Aynı kaynak 15- Azerbaycan Müellimi, 2.2. 1990

52


Lenin muhtelif milletlerin hür ve dostça bir arada yaşayabilmeleri için işçi sınıfı tarafından desteklenen bir demokrasinin olması, herhangi bir millete veya dile üstünlük tanınmaması ( 1 ), it­ tifaka dahil olan cumhuriyetlerde milli dillerin kullanılması konusunda ciddi kanunların kabul edilmesi ve onların dikkatle kontrol edilmesi ge­ rektiğini söylemiştir. (2) Ancak, Leninden sonra milletlerin varlığına büyük zarar verilmiş, milletler kendi ana dilinde eğitim görmek imkanından mahrum edilmiş, milli dillerin kullanılma sahası daraltılmıştır. 1937 yılına kadar pasaportlarda Azerilerin milliyeti "Türk" olarak ifade edildiği halde, bu yıldan sonra onlara "Azerbaycanlı", kullandıkları Azeri Türkçesine ise "Azerbaycanca" denilmeye ve onlara suni bir hüvviyet verilmeğe başlandı. An­ cak 70 yıldan beri Sovyetler Birliğinde yaşayan diğer milletler gibi Azeriler de kendilerine verilen bu suni hüvviyete cesaretle karşı koymuş ve büyük ölçüde Moskovanın eritme politikasını za­ rarsız hale getirmişlerdir. Hatta onlar "Şekil iti53


bariyle milli, muhteva itibariyle sosyalist toplum­ lar kurmak" teorisini tam tersine çevirerek "Şekil itibariyle sosyalist, muhteva itibariyle milli cum­ huriyetler" kurmuşlardır, 1 930'lu yıllarda devlet dairelerinde Azeri Türkçesinin kullanılma sahası daraldığı gibi, Rus okullarında Azeri Türkçesinin öğretilmesine de önem verilmemiştir. (3) Buna paralel olarak da Azerbaycandaki okullarda Azeri Türkçesi ted­ risinin kalitesi de düşmüştür. Bu da emirle idare sistemi için ortam ve milletlerarası ilişkilerde ka­ nşıklık yaratmıştır. O yılların meşhur Azeri şairlerinden Semed Vurgun, Azeri Türkçesinin, Rusca dahil olmak üzere Arap ve Fars dillerinin boyunduruğundan kurtanlmasını istemiştir. Onun fikrine göre, "Dil bir milletin namusu demektir, tarihi demektir, vicdanı demektir. Azerbaycan edebiyatının dili de muhtevası gibi kütlevi olmalıdır. Büyük, derin fikir ve hisler, sade bir dille halka verilmelidir." Yine Vurguna göre, Azeriler Rusçadan Azerbaycan diline girmiş olan kelimeleri halk dilinin kurallanna uygun olarak yazmalı ve kullanmalıdır. Mesela, Vurgun "Mobilizasiya" yerine "Seferberlik" , "Finans" ye­ rine "Maliye", "Kutura", yerine "Medeniyet" ke­ limelerinin kullanılmasını istemiştir. Vurgun harf ve ses meselesinde de haklı olarak demiştir ki, Azerbaycan dilindeki bir çok ses Rusçada kul­ lanılmıyor. Mesela, açık e, ö, h, q gibi. Oysa ki, bu sesler Azeri Türkçesinin özelliklerini doğuran ses­ lerdir. Bu sesler daha sonra Kiril alfabesinde de­ falarca yapılan düzeltmeler sonucunda dile ka54


zandırılmıştır. (4) Azeri Türkçesinin kullanım sahasının daral­ tılması her Azeri gibi Semed Vurgunu da rahatsız ediyordu. O, bir şiirinde duygularını şu sözlerle ifade etmiştir: "Neden söylemesin ana dilinde Öz nutkunu yo/,daş komiser? Türkçe konuşmasın sevgilisiyle... Bu menhus adette büyüklük mü var? "(5)

Bugün Azerbaycanda dil sahasındaki en önemli problemlerden biri Stalin ve onun yardak­ çılannın emri ile diğer cumhuriyetlerde olduğu gibi Azerbaycanda da alfabenin zorla Kiril Alfabe­ si ile değiştirilmesidir. Azerbaycanda Sovyet hakimiyeti kurulana ka­ dar sadece Bakuda Arap alfabesi ile 160'dan fazla gazete ve dergi neşrediliyor, ilmin, kültürün, gü­ zel sanatların ve tekniğin bütün sahaları ile ilgili kitaplar yayınlanıyordu. Alfabenin zoraki değiş­ tirilmesine karşı çıkanlar "Milliyetçi" damgası altında yok edildiler. 1929 yılında Arap alfabesin­ den Latin alfabesine geçilmesi bir gelişme olarak kabul edilse bile, insanların yeni yeni öğrenmeğe başladığı Latin alfabesi 10 yıl (!) sonra 1940 yılın­ da dildeki bütün sesleri ifade etmek için yeterli olmayan Kiril alfabesi ile değiştirildi. ( 6) Akade­ mik Ziya Bunyadova göre, "Böylece Azerilerin sos-yal ve entellektüel şuurunua iki defa darbe vuruldu. Azeri Türkleri çok kaba bir şekilde kendi milli tarihinden, kültüründen ve tarihi geçmişin­ den uzaklaştırıldı. (7) 55


Azerbaycanın meşhur şairlerinden Bahtiyar Vahapzade, Dağlık Karabağ hadiseleri ile ilgili olarak Azerbaycan Radyo ve Televizyonunda yap­ tığı konuşmasında gençleri sabırh ve temkinli ol­ mağa çağırmış, Azerilerin en önemli problemle­ rinden birinin Azerbaycanın dil, tarih ve kül­ türüne ait olduğu söylemiştir. Vahapzade daha sonra "Dilimizin başına ne oyunlar açıldığını he­ pimiz biliyoruz. Aslında biz Azerilerin elinden milli dilimiz alınmıştır. Bundan 40-50 yıl evvel de resmi dairelerde Azeri Türkçesi kulanılmamıştır. Peki, bu milletin hiç mi milli dili olmamıştır? Bir milletin alfabesi kaç defa değiştirilmiş? Biz kah Midyalı olduk, kah Farsın döküntüsü. Gelin bir defalık ve kesinlikle diyelim: Bu millet Azerbay­ can Türküdür. Biz kendi ana dilinde konuşama­ yan bakanlardan ve teşkilat başkanlarından çok şey talep edeceğiz." demiştir. (8) Azeri Türkçesi 1956 yılında cumhuriyetin dev­ let dili ilan edildiyse de bütün sahalarda araş­ tırmaların Rusça yapılması ve bu dilde müdafa edilmesi milli dilin· kullanılmasına gem vurmuş­ tur.

1965-1972 yıllan arasında Azerbaycanda Rus okullarına kayd olan Azerilerin sayısı % 5.2 azal­ mıştır. Ancak diğer taraftan Rusça öğreten okul­ ların nüfus sahası genişletilmiştir. Azserbaycan­ da yalnız 1984 öğretim yıllında mevcut Rus okul­ larına 20 okul daha ilave edilmiştir. Ağsu, Len­ keran ve Nahcıvandaki 3 yatılı okul da Rusça öğ­ reten okullara çevrilmiştir. Azerbaycanda 14 bin­ den fazla işsiz öğretmen olduğu halde, 1984 yılın­ da köy ve kasaba tipli okullardaki Rusca öğret56


menlerin maaşı % 15 artırılmıştır. (9)

1979 nüfus sayımına göre, Azerileri n : % 97.9'u Azeri Türkçesini birinci dil yani ana dili olarak göstermekteydi. Şimdi bu oran % BB'e inmiş-tir. (10)

AZERBAYCAN MÜELLİMİ gazetesinin 25 Ekim 1989 tarihli sayısında yayınlanan başma­ kale birçok bakımdan ilgi çekicidir. Baş makalede şöyle deniyor: "Herhangi bir müstebid ve müs­ temlekeci devletin bir milleti yok etmek istediği zaman, ilk.in onun dilini, gelenek ve görenekleri­ ni mahv etmeğe çalışması tesadüfi değildir." ( 11) Azerbaycanın Dağlık Karabağ Muhtar Vilaye­ tinde de durum pek iç acıcı değildir. Devlet dili Azeri Türkçesi olan Dağlık Karabağın idari mer­ kezi Stepanakertde (Hankendinde), vilayet, parti ve icra komitelerinden başka bir yerde Azerice yazıya rast gelmek mümkün olmazdı. Nüfu­ sunun % 30'una yakınını Azerilerin teşkil ettiği Dağlık Karabağda Azeri Türkçesiyle ne gazete ya­ yınlanıyor ne tiyatro var, ne de yüksek okul. Azerbaycan Yazarlar Birliğinin başkanı Anar bu duruma bir anlam veremediklerin ifade etmiştir. O daha sonra şöyle bir soru soruyor: "Ne zamana kadar biz beyaza siyah, siyaha-beyaz diyecek veya orta yolu takip edip herşeye boz derneğe de­ vam edeceğiz?" (12) Bu tutarsız politika yüzünden Azerbaycanda Rusca eğitim görenler arasında şöyle bir durum ortaya çıkmıştır.

IJ 60-65 yaşlarında olan nesil: Bunlar Rusca

eğitim almalarına rağmen, Azeri Türkçesini Rus57


çadan daha iyi biliyorlar.

D 45-50 yaşlarında olan nesil: Bunlar Rusca eğitım görmüş olsalar bile, her iki dili iyi biliyor­ lar. a 30-35 yaşlarında olan nesil: Bunlar ana diline Rusca kelimeleri katarak konuşuyorlar. Ruscayı Azeri Türkçesinden daha iyi biliyorlar. il ıB-20 yaşlarında olan nesil: Bunlar kendi ana dilini çok az biliyorlar, Rusçayı ise bir Rus kadar konuşamıyorlar. 1 8-10 yaşlarında olan nesil: Bunlar kendi ana dilini hiç bilmiyorlar, ancak konuşulanları anlıyorlar. Eğer durum şimdiki gibi devam ederse, bu son grupa dahil olanlar "Azerbaycan" kelimesinin hangi manaya geldiğini dahi bilmeyecekler. (13) Adının belirtilmesini istemeyen çocuk doktor bir kan koca Bahtiyar Vahapzadeye mektup ya­ zarak, çocuklarını verdikleri Rus okulundan çı­ karıp Azeri okuluna vermek istediklerini ve artık şahsen geleceğe ümitle bakmadıklarını duyura­ rak ne yapmaları gerektiğini sormuşlar. Doktor çift mektubunu "Bir cümle yazın, çocukların oku­ lunu değiştirelim mi, değiştirmeyelim mi? Her­ halde siz geleceği bizden daha iyi görüyorsunuz" ifadesi ile bitirmiştir. Elbette Bahtiyar Vahapzadenin tavsiyelerine başvuran yalnız doktor çift değildir, herkes her konuda Vapahzadeye müracaat edebilir. Çünkü Bahtiyar Vahapzade Azerbaycanın ve aynı za­ manda bütün Türk dünyasının "Dede Korkutu58


dur". Ancak doktor çiftin ticari zihniyetli mektu­ bu, haklı olarak Vahapzadeyi sinirlendirmiş ve gerekli cevabı da almıştır. Vahapzade EDEBİ­ YAT VE İNCESENET gazetesinin 12 Ocak 1990 tarihli sayısında çıkan yazısında aynen şöyle di­ yor:" Helal olsun bu tacir psikolojisine! Adam za­ mana göre iş görme prensibini gizlemiyor ve di­ yor ki, "Şahsen benim gelecekten ümidim yoktur". Yani demek istiyor ki, şimdi ana diline hürmet gösterilmesi geçicidir, yann bu dil yine hürmetten düşebilir. Görüyor musunuz, o burada da kendi men­ faatlerini düşünüyor. Benim bu kardeşe cevabım budur: yok, azizim ben senin düşündüğün gibi ge­ leceği görenlerden değilim. Eğer öyle olsaydı ben de senin gibi çocuklarımı ve torunlarımı Bakuda­ ki Rus okullarına verirdim. Ben bunu yapmadım. Ama sen bir şeyi unutu­ yorsun, ana dili milletin namusudur. Namus ise elbise değil ki, hava ve mevsime göre değişesin. Namusu köpeklere atmışlar yememiş, ama yiyen­ ler vardır. Ben bir şeye şaşıyorum, sizde zaman göre iş yapmak kabiliyeti bu kadar güçlü iken siz şimdi­ ye kadar niçin daha yüksek vazifelere tayin ol­ madınız. Size tavsiyem, yine zamana göre iş yapmaya devam etmenizdir. Siz mektubun da geleceğe ümidiniz olmadığını bildiriyorsunuz. Eğer inan­ cınız yoksa, halkın namus ve gayreti olan ana di­ lini istediğiniz zaman istediğiniz dili değişebi­ lirsiniz. Sizin gibiler bunun için dert çekme59


yebilir. Bana gelince benim, büyük Fuzulileri, Sabirle­ ri ve Üzeyir Beyleri yetiştiren halkımın geleceği­ ne, diline, ve kültürüne inancım büyüktür. Siz henüz ana dilinin zamana göre seçileme­ yeceği hakikatini bilmiyorsunuz. Vatanı güzelliği için değil, vatan olduğu için severler, ey vatanım "Uzak görüşlü" oğlu!." ( 14) Elbette bu durum milliyetçi Azeri aydınlarını oldukça rahatsız etmektedir. Onlar milli düşünce ve şuurun yalnız ana dili sayesinde gelişebile­ ceğine inanmaktadırlar. Rus yazan Poustovski ana dilinin önemini en güzel bir şekilde ifade ederek "Her bir insanın ana diline münasebeti onun kültür seviyesi ile birlikte vatanperverlik gayretini de tayin eder. Ana dilini sevmeden vatanı sevmek mümkün de­ ğildir. Kendi ana diline bigane olan adam vah­ şidir." ( 15) demiştir. Şair Bahtiyar Vahapzade ve Akademik Ziya Bünyadov gibi meşhur Azeri aydınlarının ana di­ lini cesaretle müdafa etmeleri, bu meselenin Azerbaycan basınında daha güzel bir şekilde tar­ tışılmasına zemin hazırlamıştır. Vahapzade daha evvel yazdığı "Latin Dili" adlı şiirinde Azerbaycan dilinin bir gün Latin dili gibi ölü bir dile çev­ rilebileceğine dair endişelerini dile getirmektedir. Salman Salmanov EDEBİYYAT VE İNCE­ SENET gazetesinin 14 Nisan 1 989 tarihli sayı­ sında çıkan yazısında ana dilin önemini vurgula­ yarak "Tarihimiz dilimizle yaşıyor, ecdadımızdan 60


Bahtiyar Vahapzade


başlayan dialektik düşünce dilimizle ortaya çıkı­ yor ve vatanımıza bağlılığımızı dilimizle ispat edi­ yoruz. Ana dilimiz ruhumuzdur, varlığımızdır, özümüzdür ve tarihimizdir." demektedir. (16) Gerek sıradan vatandaşlar, okumuş, işçi, ol­ sun, gerek Azeri aydınlan özellikle de milliyetçi Azeri aydını, fırsattan faydalanarak kendisinin Türk, dilinin ise Azeri Türkçesi olduğunu hay­ kırıyor ve Stalin tarafından verilen suni hüviyeti Üzerlerinden atmağa çalışıyor. Prof. Kamil Veliyev milli şuurun yalnız ana dili sayesinde şekil alabileceğini, ana dilin bir inanç olduğunu, bu inanca ihanet edenlere ise "Hain" den başka isim verilemeyeceğini beyanla "Azerbaycan dili bir Türk dilidir ve bütün dünya Türkleriyle kan akrabalarıdır. Her bir Azeri ana dilinin bekçisidir. " demiştir. (17) Ali Memedov da ELM VE HEYAT dergisinin 1 98911 1 sayısında çıkan yazısında Azerbaycan dilcilerini ana diline uydurma ad koymam.ağa ça­ ğırmış, onun bir Türk dili olduğunu ve onun baş­ ka bir adı olmadığını bildirmiştir. Memedov "Ge­ lin 1000 yıllık yazımıza geleneklerimize ve ede­ biyatımıza hürmet edelim, kendi benliğimizi ucu­ za satmayalım. Eğer bizi babamız Türkoğlu Türk, anamız şair Semed Vurgunun dediği gibi çar­ şafsız, boyasız bir Türk kızı olarak dünyaya getir­ mişse, aslımızı niçin inkar ediyoruz" biçiminde samimi düşüncesini belirtmiştir. (18) Mübalağasız demek mümkündür ki, ana dili konusunda sıradan bir Azeri ile en yüksek mevki­ deki bir Azeri aynı endişeleri taşıyor ve aynı duy62


gulan paylaşıyorlar.

Azerbaycan Komünist Partisi Merkezi Komi­ tesinin Birinci katibi Vezirov, Komünist Partisi­ nin 1988 yılının Ağustos ayında yapılan plenu­ munda (toplantısında) Azerbaycanda bazı daire ve teşkilatlarda dile gerekli değerin verilmeme­ sine asla müsamaha edilmeyeceğini, İlimler Aka­ demisi ve ilgili organların yardımı ile konu ile il­ gili tedbirlerin alınmasının zaruri olduğunu ifade etmiştir. ( 19) Buna paralel olarak Azerbaycan Komünist Partisi Merkezi Komitesi Azerbaycanda Azeri Türkçesinin devlet dili olarak daha geniş bir şe­ kilde kullanılması gayesinde mühim bir karar ka­ bul etti. (20) Azeriler, geç alınmış bir karar bile olsa, bu ka­ ran büyük bir memnunlukla karşıladılar. Onlar dil probleminin yalnız dilcileri ilgilendiren bir problem olmadığını, bu meseleye hiç bir zaman bu kadar önem verilmediğini, Merkezi Komitenin bu meseleye ilgi göstermesinin, Azerbaycan aydınla­ rının radyo ve televizyondaki konuşmalarının halk üzerinde büyük bir etki yaptığını kaydedi­ yorlar. Şimdi Azerbaycan diline ilgi bir hayli artmış­ tır. Azerbaycanda diğer milletlere mensup olanla­ ra dil kursları açılmıştır. Azerbaycandaki yüksek okulların Rusca bölümlerinde talebelere mecburi olarak Azeri Türkçesi öğretiliyor. (21) Hüseyin Aliyev KOMMUNİST gazetesinin 30 Mayıs 1 989 tarihli sayısında çıkan yazısında, alı­ nan tedbirlerin şimdilik yeterli olmadığını, Baku63


daki bir çok daireye gittiği zaman insanın kendi­ sini Azerbaycanın başşehrinde olduğunu hisset­ mediğini, çünkü bütün bilgilerin Rusça olduğunu beyan etmiştir. (22) Azeriler aynı zamanda bir milletin iki dilinin olmayacağını, halkın bir dili, onun da ana dili ol­ duğunu ve buna üstünlük verilmesi gerektiği fık­ rini savunuyorlar. "Büyük kardeş", "Büyük bacı" ifadelerinin manasız olduğu kanaatindedirler. Prof. Fahrettin Veyselov, müttefik cumhuriyet olmalarına rağmen, Ö zbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistanda Rus­ çaya üstünlük verildiğini, Rusçanın ise Sovyetler Birliğinde hem milli, hem de devlet dili vazifesi gördüğünü bildiriyor. Halbuki, Orta Asya cumhu­ riyetleri ve Kazakistanda milli dillerde gazete, dergi ve kitap çıkıyor, radyo ve televizyon prog­ ramlan yapılıyor, çocuklar kendi ana dillerinde eğitiliyorlar ve insanlar aralarında kendi ana di­ liyle konuşuyorlar. Ama yine de bu cumhuriyet­ lerde milli diller devlet dili değildir. Ancak milli dillerin devlet dili olması yolunda teklifler artmış ve çalışmalara başlanmıştır. Milli dillerin devlet dili olmaması gerçeğini dilde sömürgecilik ile izah etmek mümkündür. Azerbaycan aydınlan bu tehlikeyi daha evvel sezmiş olacaklar ki, onlar, Azerbaycan Türkçesi­ nin kullanım sahasının daraltılmasına rağmen, şuurlu bir şekilde dili millileştirmeğe çalışmış­ lardır. 1920'li yıllarda meydana çıkan eserlerde çok Rusça kelimelere rastlanmaktaysa da, daha sonra Rusça kelimeler, dilden sökülüp atılmak is­ tenen Arapça ve Farsça kelimeler ile yeniden 64


değiştirilmişlerdir. 1940 ve 1975 yıllannda yayınlanan Orfagraf­ ya Sözlükleri karşılaştınldığı zaman 1940'lı yıl­ lardan sonraki devirlerde edebi dilin sözlük ter­ kibinin süratle millileştiği görülmektedir. Yaban­ cı kelimelerin oranı % 47.S'den % 19. l 'e inmiştir. Sözlük terkibinin millileşmesi daha çok Azerice kelimelerin artması ile olmuştur. Azerice kelime­ lerin miktan 4 defa, yabancı kelimelerin miktarı ise 1 . 14 defa artmıştır. (23) Azerbaycan aydınlan bir taşla bir kaç kuş bir­ den vurmaya çalışıyor. Onlar bir taraftan Azeri Türkçesinin devlet dili olarak daha geniş bir şe­ kilde kullanılmasını temin etmeğe çalışırken, diğer taraftan da başta Türkiye olamk üzere, di­ ğer Türk diyarlan ile yeniden irtibatı sağlamak ve Türk birliğini temin edebilmek için Latin al­ fabesine geçilmesi fikrini savunuyorlar. Burada asıl maksat ilk etapta Türkiye ile dil birliğini te­ min etmektir. Şair Bahtiyar Vahapzade, Merkezi Komitenin devlet dili hakkındaki son kararını yorumlarken, ilmi bakımdan Azeri Türkçesinin bütün kanun­ larına tam uygun olan Latin alfabesinin yeniden Azerilere geri verilmesi gerektiğini vurgulamıştır. (24) Türkiye de, Atatürk mükafatına layık görülen Azerbaycanın meşhur şairlerinden Refik Zeka Handan Latin alfabesine geri dönülmesinin se­ beplerini şöyle izah ediyor: ''Adımızı, soyadımızı elimizden aldılar. Bizim Latin alfabesine geçmemiz herşeyden önemlidir. Çünkü biz 65


bunu gerçekleştirmekle çok şey elde ede­ ceğiz. Birincisi, aydınlarımızın dahi Türkçe gazete ve dergileri okuyamadıkları sır değil­ dir. Türkiyede ise kiril harfleri ile yayın­ lanan eserimizi okuyanlar neredeyse yok gi­ bidir. Latin alfabesine geçtik ten sonra, biz Türklerin, onlar da eserlerimizi rahatça okuyabilecektir. Çağdaş Türkiyede oldukça g erekli ve değerli kitaplar yayınlanmak­ tadır. Yüzümüze zengin ve engin hazineler açılacaktı r. O zaman Azerbaycan da çıkan kitaplar Türkiyede, Türkiyede çıkan kitap­ lar ise Azerbaycanda okunacaktır. O zaman kitaplarımızın tirajı da binlerce değil, mil­ yonlarca olacak tır. Unutmayalım ki, bug ün Türkiyede 60 milyon insan yaşıyor" (25) ELM VE HEYAT dergisi 1989/1 1 sayısında 1929- 1939 yıllan arasında kullanılan ve Azerbay­ can dilinin bütün inceliklerini kapsayan, ilmi, fonetik ve orfografık taleplerine cevap veren Lat­ in alfabesi yayınlanmış ve halk tartışmasına su­ nulmuştur. Bu konudaki yazıyı kaleme alan Ali Memedov Latin alfabesine geçlimesi, eski Türk­ Arap alfabesi ile birlikte okullarda öğretilmesinin zamanının geldiğini bildirmiştir. Derginin redaksiyonu ise Ali Memedovun ya­ zısına şöyle bir yorum ilave etmiştir: "Tartışmaya takdim ettiğimiz Azerbaycan alfabe projesi, Latin alfabesinin sadeleştirilmiş, defalarca yüksek se­ viyeli alimlerin meclisinde müzakere edilmiş va­ hit dünya alfabesi esasına göre hazırlanmıştır. Alfabe, Abdullahbey Efendizadenin (Azakbeyli) hazırladığı prensiplere tam uygun olarak mo66


dern ilmi dilin bütün taleplerine cevap veriyor." (26) Efendizadenin "Son Türk Alfabesi" adlı ki­ tapcığı 1919 yılında Bağımsız Azerbaycan Cum­ huriyeti tarafından basılmıştı. Özbekistan Yazarlar Birliğinin başkanı Adil Yakubov EDEBİYYAT VE İNCESENET gaze­ tesinin 27 Ekim 1 989 tarihli sayısında yayın­ lanan röpörtajında Ö zbekistan ve Moldovyada milli dillerin devlet dili statüsü kazanmasına dair kanun teklifinin tartışmaya takdim edildiğini bil­ dirmiştir. Yakubov daha sonra şöyle demiştir: "Lakin Rusca konuşan milletler bu kanun tartış­ masına karşı çıkıyorlar. Çünkü onlar milli dilin hiç bir şeye yaramadığı devlet dairelerinde kazan­ dıkları üstünlükleri kaybedeceklerinden korku­ yorlar. Peki, niçin egemen devlet kabul edilen Öz­ bekistan, Tacikistan, Moldavya, Estonya v.s ken­ di dilini devlet dili olarak resmileştirmesin?" (27) Kazak yazan Olj as Süleymanov da AZER­ BAYCAN adlı aylık edebi derginin 1989/8 sayı­ sında yayınlanan röpörtajında, Sovyet Şarkında alfabenin zorla değiştirilmesinde yalnız Ermeni ve Gürcülere dokunulmadığını, böylelikle Kazak, Özbek, Azeri, Tatar, Türkmen, Tacik, Kumuk, Balkar ve Karaçayların zorla öz geçmişlerinden ve eski medeniyet tarihinden koparıldığını açıkla­ mıştır. (28) Baku Televizyonunun redaktörü Hacı Cafe­ roğlu, Yağmur Atsızın hazırladığı ve 15 Ağustos 1989 tarihinde Köln Televizyonunda yayınlanan röportajında alfabe konusunda şunları söyle67


miştir: "Biz, dilimizin Türkçe olmasını ve Latin alfabesine geri dönülmesini talep ediyoruz. Bunu söylerken yalnız Osmanlı Türkleri ile dil, tarih ve kültür birliğinin temin edilmesini değil, aynı za­ manda yeryüzündeki bütün Türklerle aynı bir­ liğin temin edilmesini içtenlikle düşünüyoruz. " (29)

KAYNAKLAR

1- Komunist, 5.11.1989 2- Komunist, 28.10.1989 3- Azerbaycan Müellimi, 25. 10.1989 4- Yasin Aslan, "Semed Vurgun", Yeni Forum 1 Mayıs 1987 5- Komunist, 24.10.1989 6- Elm ve Heyat, 1988110 7- Aynı kaynak 8- Komunist, 25.11.1988

68


9- Azerbaycan Mektebi, 1984/11 10- Azerbaycan Gençleri, 29. 10. 1988 11- Azerbaycan Müellimi, 25.10.1989 12- Edebiyat ve lncıesenet, 12.10.1989 13- Edebiyat ve lncıesenet, 22.10.1990 14- Edebiyat ve Incesenet, 12.1.1990 15- Yasin Aslan, " Azerbaycan Rusca Ö ğretiminin teşviği, 1-15 Şubat 1988 Yeni Forum 16- Edebiyat ve lncesenet, 14.4.1989 17- Azerbaycan Müellimi, 1.11.1989 18- Elm ve Heyat, 1989/11 19- Azerbaycan Müellimi, 28.11.1989 20- Edebiyat ve lncesenet, 25.8.1989 21- Komunist, 30.5.1989 22- Aynı kaynak 23- Elm ve Heyat, 1989/4 24- Edebiyat ve Incesenet, 13.10.1989 25- Azerbaycan Gençleri, 5.110.1989 26- Elm ve Heyat, 1989/11 27- Edebiyat ve lncesenet, 27.10.1989 28- Azerbaycan, 1989/8 (aylık edebi dergi) 29- WDR 15.12.1989

69


Sovyetler Birliğinde dine karşı mücadelenin tarihi oldukça eskidir. V. 1. Lenin Rusya Komü­ nist (Bolşevik) Partisinin 1920 yılının Mart ayın­ da yapılan 8. Kurultayında "Parti Programı" üzerindeki konuşmasında Rusyada azınlık teşkil eden milletlerin ve Müslüman işçilerin din adam­ lannın tesirinden kurtulması meselesine itina göstererek şöyle diyordu: "Şimdiye kadar hoca­ lann tesiri altında olan Kırgız, Özbek, Tacik ve Türkmenlere ne yapabiliriz? Rusyada ahali uzun tecrübeden sonra keşişleri reddetti ... Biz bu haik­ lara yaklaşıp, sizi istismar edenleri yok edeceğiz diyebilir miyiz? Biz bunu yapamayız, çünki onlar tamamen kendi din adamlarına itaat ediyorlar. " Yine Lenin 1920 yılında G.K Orçonikzadeye gönderdiği telgrafta onun İslam dininin yaygın olduğu yerlerde belli sebepler yüzünden dini gele­ neklerin çok güçlü olduğunu dikkate alması ge­ rektiğini hatırlatıp şöyle diyordu: "Senden bir da­ ha rica ediyorum, dikkatli davran ve Müslüman­ lara, özellikle de Dağıstana girdiğin zaman en bü­ yük iyilikleri yap." ( 1 ) 71


Leninden sonra Müslümanlara gereken ilgi gösterildi ( !), dine karşı mücadele maskesi altında Sovyet Müslümanlarının dini itibarı zedelendi, camileri viran edildi ve gelenekleri yasak edildi. Elbette Azerbaycan da bundan payını aldı. Kafkasya Müslümanları din idaresinin baş­ kan yardımcısı Hacı Sabir Hasanov'un 20 Ekim 1989 tarihli EDEBİYAT VE İNCESENET gaze­ tesinde yayınlanan röportajında belirttiği üzre "Uzun yıllardan beri başka dinler gibi İslam dini de büyük kayıplara uğramıştır. Medreseler ve ca­ miler kapatılmış, din ile meşgul olanlar ve ülema şiddetli cezalara çarptırılmıştır. 1 920'li yılların sonu ve baskı yıllarında bu takip daha da şid­ detlenmiş, neticede bir çok günahsız aydın gibi dindarlar da ya kurşuna dizilmiş, ya sürgün edil­ miş ya da hapse atılmıştır. Her şeyden önce geçmiş asırların tarihi mi­ marlık abideleri olan camilerin çoğu bakımsız­ lıktan harap olmuş ve kullanılmaz hale gelmiştir. Halbuki, bu abidler ve katledilen dindarlar Azeri milletinin tarihi, kültürel ve manevi hayatının şekil almasında ve onun doğru yönde gelişmesin­ de önemli rol oynayabilirlerdi. Kaybettiklerimizin acısını bugün çekmekteyiz. Yeni rejimi anlamadı diye insanları bu rejimin düşmanı ilan edip, daha sonralar ise halkları ata yurdundan topluca sür­ gün etmeğe gerçekten mi ihtiyaç vardı?" Hacı Sabir daha sonra Kafkasya Müslüman­ ları Din idaresinin başkanı Hacı Allahşükür Pa­ şazade'nin vicdan hürriyetine dair kanunu ha­ zırlayan komisyondaki iki din adamından biri ol­ duğunu, 1929 yılında hazırlanan dini ayinler hak72


kındaki kanunun oldukça sert olduğunu hatır­ latıp şöyle devam ediyor: "Tasavvur edin, 7 mil­ yonluk bir milletin son zamanlara kadar yalnız 18 camisi vardı. Onun medreseleri ve dini eğitim ocakları ise yerli-köklü tarihin karanlıklarına gömülmüştü. Azerbaycan her yıl ilahiyat tahsili için Özbekistana ancak 1-2 talebe gönderebiliyor­ du. Son zamanlarda 19 caminin yeniden açılması keyfiyetinin dinimizin gelişmesinde dönüm nok­ tası olacağını ümid ediyoruz. Bu yıl Baku'da açılan Medreseye lOO'den fazla müracaat olmuş­ tur. Biz onların yalnız 2 1 'ini kabul edebildik. Bunların arasında Azerilerden başka Acarlar ve diğer milletlerin temsilcileri de vardır. Gelecekte kızlarımız için Medreselerde Kuran kursları açılmasını düşünüyoruz. Bunu da kayde­ delim ki, dini tahsil almak için Medreseye müra­ caat eden kızlarımız da olmuştur. " (2) Burada iffetli ve vefakar Azeri kızlarının baş­ ka bir özelliğinden de bahsetmek gerekir. Azeri kızları, Azeri gençlerinin Sovyet ordusuna hizmet etmesine engel olmak için, fakülte ve enstitülerin gündüz bölümlerine müracaat etmiyorlar, akşam bölümlerini veya mektupla öğretimi tercih ediyor­ lar. İşte, milli ahlak güzelliği budur. (3) Hacı Allah Şükür Paşazade ise Medresenin açılması münasebeti ile KOMMUNİST gazetesi­ nin lEkim 1989 tarihli sayısında yayınlanan rö­ portajında şöyle demiştir: "Medreseler geçen asır­ larda Azerbaycanda eğitimde büyük rol oyna­ mışlardı. Onlar, edebi ve sosyal simaların yetiş73


mesine, dini ve dünyevi ilimlerin yayılmasına büyük katkıda bulunmuşlardır. Maksadımız dini ve dünyevi ilimleri iyi bilen ve vatana sadık ila­ hiyatçılar yetiştirmektir. Azerbaycanda Kommu­ nizm yerleşmezden evvel mevcut olan medresele­ rin geleneklerinden ve Buhara Medresesinin tec­ rübesinden faydalanacağız. Burada Kuran, din tarihi, İslam kaideleri, Arapça ve Farsça öğreti­ lecek kıraat dersleri verilecektir." (4) Azerbaycanda özellikle ELM VE HEYAT der­ gisi İslamın şartlan, Hz. Muhammedin hayatı, halifeler, Ramazanlık, Kurban Bayramı, hac, Ka­ be ve diğer dini konularda geniş yazılar yayın­ lamaktadır. Türk Medeni B irliğinin yayın organı TÜ RKÜ N SESİ gazetesi Kur'andan sureler yayınlamıştır. Azerbaycan Devlet Matbuat Komi­ tesinin ve Gönüll l! K.itap severler Cemiyetinin yayın organı YENi FIKIRgazetesi ise Kur'anın Azerice tercümesini yayınlamaktadır. Ancak bu­ rada bir konuya açıklık kazandırmak gerekir. Çünkü ELM VE HEYAT dergisi bu bilgileri Rusçadan tercüme etmektedir. İlgili yazıların yayınlandığı NAVKA i RELİGİYA dergisi ise ge­ nellikle İslam dinine düşmanlığı ile tanınmıştır. Mesela, bu dergide Hz. Muhammedin hayatı ile ilgili yazıda "Hz. Muhammedin düğünü Hz. Ha­ ticenin evinde oldu. Misafirler, esasen her iki ta­ rafın misafirleri bolca şarap içtiler et, meyve ve tatlı yediler. Develer kesildi, et yoksullara da­ ğıtıldı, çalgıcılaın tanburu susmadı, Hz. Haticenin dul kadınları misafirleri ihtiraslı oyunları ile neşelendirdiler" denilmektedir. Bu gibi ifadelerin 74


dini bilgisi az olan insanlara menfi tesir yapa­ cağını söylemek mümkündür. Daha doğrusu, Azerbaycanda ve Diğer Türk-Müslüman cumhu­ riyetlerinde İslam yine tehlike karşısındadır. Alinza Balayev AZERBAYCAN GENÇLERİ ga­ zetesinin 23 Kasım 1989 tarihli sayısında çıkan "İslam Dinine Ciddi Münasebet" başlıklı yazı­ sında İslam dini ve hatta onun ulu şahıslarının yeni bir tehlikeye maruz kaldıklarından bahse­ diyor. Balayev, Azerbaycan basın yayın organlarının uzun yıllardan beri ortaya çıkan boşluğu doldur­ mak ve okuyucuları celb etmek için dini yazılan yayınlamak istediklerini, ancak kaynaklan rast­ gele seçtiklerini, aslında ilk etapta kaynağın iyi seçilmesi gerektiğini kaydedip şöyle yazıyor: "Yazılar prensip itibarıyla Rusça eserler arasın­ dan seçiliyor. Bunlar İslam hakkında Hıristiyan dünyasında yazılan eserlere has olan iftira, uy­ durma ve şuurlu tahriflerden annmamıştır. Neti­ cede, bu çeşit kusurlu eserlerin Azericeye tercüme edilip yayınlanması ile Azerilere objektif ve ilmi olmayan bilgiler veriliyor, bu da dindar Azerilerin dini duygularına dokunuyor. İslam aleminde Hz. Muhammedin hayatı ile ilgili yüzlerce eser ol­ duğu halde, V.F. Panovanın makalelerini tercü­ me etmeğe ne gerek var? Bu konuda Türkiyede çıkmış kitaplardan birini yayınlamak hem tercü­ me, hem de mana bakımından daha faydalı olmaz mı?" (5) Kur'anın Rusça başka tercümelerinin olma­ rağmen, Sovyet döneminde yalnız Kraçkovs­ kinin tercümesi yayınlanmıştır. sına

75


Azerbaycan Sovyet Ansikpopedisi en iyi Kur 'an tercümesinin Kraçkovskiye ait olduğunu yaz­ maktadır. (6) Halbuki, Alinza Balayave göre, Kraçkovskinin tercümesinde büyük tahrifler var­ dır. Kraçkovskinin kendisinin müsvedde olarak kabul ettiği tercüme, onun vefatından sonra, ar­ şivinden alınarak. yayınlanmıştır. Bu yayınlanır­ ken herhangi bir ilmi şur'anın kontrolünden de geçmemiştir. Son zamanlarda Kraçkovski tercü­ mesinin yeniden yayınlanması konusunda sohbet­ ler olmaktadır. Elbette bunun gerçekleşmesi halinde İslama yeni bir darbe indirilmiş olacaktır. Ancak her hal­ de buna ihtiyaç olmayacaktır. Çünkü Akademik Ziya Bünyadov ile V. Memedaliyev Kur'anı Azeri­ ceye tercüme etmişlerdir ve en kısa zamanda yayınlayacak.lardır. Kur'anın Arapça olarak temin edilmesi imkanları da vardır. Bakın Azerbaycan hükumeti nasıl iflas etmiş­ tir ki, Kur'ana 4 bin ruble fiyat koymuştur. Peki bunu kimler alabilir? (7) En aşağı ücretin 75 ruble olarak belirlenme­ sine rağmen, 7 milyon nüfusu olan Azerbaycanda nüfusun % 33'ü, yani 2.320.000 insan 75 rubleden daha az maaş alıyor, daha doğrusu bir petrol ülkesi olan Azerbaycanda 2.320.000 insan yoksul­ luk içinde yaşıyor. Ortalama aylık gelir seviyesine gö-re, Azerbaycan Sovyetler Birliğinde sonuncu sıradadır. Normalde ortalama aylık maaş Azer­ baycanda 178 ruble, Baltık cumhuriyetlerinde ise 230 rubleden fazladır. Genelde Sovyetler Birliği nüfusunun %12'si, 76


Baltık cumhuriyetlerinde ise % 4'ü yoksuluk sevi­ yesinde yaşıyor. (8) Zengin ülke, yoksul insanlar, tezat değil mi? Bu arada KOMMUNİST gazetesi Ekim ayın­ da bildirdi ki, Nahcıvandaki 200 camiden 97 tane­ si vatandaşlar ve yerli milletvekillerinin maddi yardımları sayesinde yeniden ibadete açılmıştır. (9) Azerbaycanın bir çok yerinde camiler vatan­ daşların yardımları ile açılmıştır. Bir çok tarihi eserin onarımına başlanmıştır. Bu konuda faali­ yet gösteren teşkilatlar da kurulmuştur. Diğer taraftan KOMMUNİST gazetesi 9 Tem­ muz 1989 tarihli sayısında bazı Azeri aydınlan, gençler ve sıradan vatandaşların Bakudeki Taze­ pir camiinde toplanıp Azerbaycanda dini esaslara dayalı bir devlet kurmak meselesini tartışdık­ lanna dair süpriz bir haber verdi. ( 10) Ancak daha sonraki gelişmeler, bu meseleyi tartışan­ ların kendilerine yeteri kadar taraftar bulama­ dıklarını göstermiştir. Elbette Gorbaçovun "Aş­ karlık" ve "Yenidenkurma" siyasetinin yaratmış olduğu ortamda herkes kendi fikrini söyleyecek­ tir. Tazepir camisinde toplanıp bu meseleyi tar­ tışanlar da kendi fikirlerini söylemişlerdir. Ancak bu bir tarafa, bazı Rus yazarları ve uzmanları ( !), İslam Fundamentalizmi diriliyor diye bir bardak suda fırtına koparmaya başladılar. Bunlardan biri İgor Belyayevdir. Bu uzman kişi, LİTER­ RATURNYANA GAZETA da çıkan yazısında Özbekistanda kurulmuş "Yalla" Pop gurubunun adında "Allah" ve İslam propogandasının olduğu77


nu yazdı. Beylayev hatta Muhammed, İsa, Süley­ man ve İbrahim gibi isimlerin de yasak edilmesi­ ni teklif etti. (1 1) Ancak uzmanımız ''Yalla"nın ne m§.naya gel­ diğini öğrenmek için bir Özbekçe sözlüğü açıp bakmak zahmetin bile katlanmamıştır. Ö zbek­ çede "Yalla" hafif ve oynak şarkı manasına gel­ mektedir. LİTERATURNAYA GAZETA'nın siyasi yo­ rumcusu olan Belyayev, gazetenin 10 Ocak 1990 tarihli sayısında çıkan yazısında ise N ahcı­ vandaki olaylan sosyal, siyasi ve iktisadi taraf­ larına dokunmadan "Müslüman hareketi " olarak tasvir etmiştir. ( 12) Halbuki Nahcıvan Muhtar Cumhuriyeti Yüksek Sovyetinin başkanı Sakine Abbas kızı Aliyeva, 4 Ocak 1990 tarihli K O M ­ MUNİST gazetesinde Nahcıvan hadiselerinin asıl sebeplerini etraflı olarak izah etmiştir. Bayan Aliyeva beyanatında aynen şöyle diyor. "Aras Nehri sahilinde zapt edipmiş 17.000 hektar mün­ bit arazinin tanına açılması meselesi geciktiril­ miştir. Muhtar cumhuriyette toprağa şiddetle ih­ tiyacımız olduğu bir devirde, bu arazi tanına açılmıyor. Ermenistandan kaçan Azerilerin bir kısmının Nahcıvana gelmesi, problemi daha da kötüleştirmiştir. Ahalinin diğer arzuları da yerine getirilmemiştir. Mesela, Aras Nehrinin her iki ta­ rafındaki akrabaların kolayca görüşebilmeleri te­ min edilememiş, sınır ticaretine başlanmamış ve sınır rejimi hafifletilmemiştir." (13) Görüldüğü gibi Belyayev meseleye objektif olarak bakmamış, hadiseleri olduğu gibi değil de düşündüğü gibi aksettirmiştir. Arzuların gerçek 78


olarak ifade edilmesi gibi. Belyayevin, Sovyetler Birliğindeki Türk-Müslüman cumhuriyetlerine karşı uzun zamandan beri mevcut olan "Derin muhabbeti" burada da kendisini açıkça göster­ miştir. Halbuki, Belyayev ve onun gibi düşünenler devamlı olarak bu çeşit fikirleri ileri sürmese­ lerdi, belki de Sovyetler Birliğinde milletlerarası münasebetler bu kadar kötüleşmez ve Azerbay­ canda İslam Fundamentalizmi hortluyor bahane­ si altında Müslüman kanı akıtılmazdı. Dini duygulan tahrik eden, farklı dinlere mensup insanlan karşı karşıya getirmek isteyen yalnız Belyayev midir? Elbette hayır. Ermeni ya­ zan Zori Balayan, "Ocak" ve ''Yol" adlı kitapla­ nnda aynı metotlara el atmaktadır. Tarih İlimleri doktoru Kamram Rehimov bu konuda Zoru Balayana yazdığı açık mektubunda şunlar temas ediyor: "Siz, ''Yol" ve "Ocak" adlı ki­ tap-lannızda konunuzla ilgili olmayan bir mesel­ eye de dokunmuşsunuz. Siz bu kitabınızda Müs­ lümanlan kötülüyorsunuz. Bu kitaptaki yazıla­ nnızdan İslam dinine ve Müslümanlara nefret beslediğiniz açıkça belli oluyor. Siz, "Hangi ül­ kede olursa olsun İslam, İslam olarak kalıyor" sözlerini yazarken hiç düşünmediniz mi ki, İslam dini Sovyetler Birliğindeki milyonlarca insanın atababa dinidir. Siz niçin onlann dini duygula­ rına dokunuyor ve onlan tahrik ediyorsunuz. Onu da hatırlatayım ki, son zamanlarda sizin kalem dostlannız da sık sık İslam konusuna dokunuyor­ lar, ancak objektif olarak değil, kasıtla. Sizin böy­ lece bu ülkede yaşayan Müslüman ve Hıris79


tiyanlar arasında anlaşmazlık yaratmak ve düş­ manlık tohumlan serpmeğe çalıştığınız açıkça gö­ rünmüyor mu?" ( 14) Belyayev ve onu gibileri Azerilerin sinirlerine dokunmuş olacaklar ki, Vagif Semedoğlu da Azer­ baycanda gerçek halk gücünü temsil eden Azer­ baycan Halk Cephesinin yayın organı AZADLIG gazetesinin 24 Kasım 1989 tarihli sayısında çıkan yazısında aynı konuya dokunup şunl arı yaz­ mıştır: "Azerbaycan Halk Cephesinin elinden de­ mokrasi bayrağını alıp, halkımızı ve hak müca­ delemizi başka yöne çekmek istiyorlar. İlk etapta başımızın üzerinde dalgalanan üç renkli Azerbay­ can bayrağının yerine İslam bayrağının dalgalan­ masını istiyorlar. Ve o an bağıracaklar: "Aman, Azerbaycan kendi egemenliği ve toprak bütün­ lüğü yolunda mücadele ediyor! Azerbaycan Hıris­ tiyanlığa karşı dini savaşa başlamış! Çabuk olun zavallı Ermeniler ve Hıristiyanlann yardımına koşun." Bu eski bir oyundur. Bu oyunun nereden gel­ diğini de çok iyi biliyoruz. Bu oyunun ideoloji hazırlığına da şimdi değil, çoktan başlandığından haberiniz vardır. İgor Belyayevin kasıtlı yazıla­ rını okuyoruz, onların İslam dünyasına olan ne­ fretlerinden köpüklenen ağızlarını görüyoruz. Biz çok iyi biliyoruz ki, geçen yılın ( 1988) Kasım ve Aralık aylarında olduğu gibi bugün de İslam bay­ rağı görünür görünmez "Büyük Kardeşimizin" (Moskovanın) tankları harekete geçecektir." ( 15) Ama gerçek, İslam bayrağı görünmese de, Rus tanklarının Bakude binlerce insanı ezip geçmesi vakıasıdır. 80


Vagif Semedoğlu daha sonra şöyle devam ediyor: "Biz Allaha inanıyoruz. Kur'an mukaddes kitabımızdır. Üç renkli bayrağımızda, dinimizin rengi yerini almıştır. Toprağımızı, dilimizi ve hürriyetimizi koruduğumuz kadar var gücümüzle İslam dinini de koruyacağız. Lakin ben ancak İslam dininin demokrasi zemininde yükselmesine taraftarım, ifrat İslamcılık üzerinde değil. Sovyet­ ler Birliğinde ve Azerbaycanda demokrasi kurul­ maz, ''Yenidenkurma" durursa, ilk etapta yine ca­ milerimiz kapatılacak, pirlerimiz ve ocaklarımız söndürülecektir. Bu, hepimizce bilinmektedir. " (16) Kafkasya Müslümanları Din İşleri idaresinin başkanı Hacı Allahşükür Paşazade kanlı Baku olaylarından hemen sonra Sovyet Parti ve Devlet başkanı Gorbaçova gönderdiği ve içinde "Ben han­ gi kelimeleri kullanırsam kullanayım, Azerbayan halkının kederini ve milyonlarca yürekte kalıcı iz bırakmış derdi ifade edemem. Ben bunu, bizim derdimize ortak olasınız diye söylemiyorum. Si­ zin, bize şefkat göstermenizi de istemiyorum. Bu, benim halkım için bir hakaret olurdu. Tankların paletleri altında ezilmiş ve otoma­ tik silahlarla yakından öldürülmüş insanların ce­ setleri tüyler ürpertici idi. Bir devlet başkanı ola­ rak sizin emrinizle gerçekleştirilen bu kanlı mu­ harebeye ve bu dehşetli cinayete hiçbir şekilde hak kazandırmak münün değildir" ( 17) gibi sert ifadelerin yer aldığı mektubun da olaylara sebep olan uydurma "İslam amili'� meselesine de temas etmiştir. Paşazadenin mektubunun birer sureti BMT Genel Sekreteri, bütün devlet başkanları ve 81


din

işleri başkanlarına gönderilmiştir.

Paşazade, 30 Ocak 1990 tarihli Azerbaycan Gençleri gazetesinde konu ile ilgili olarak yayın­ lanan röportajında şunları şöylemiştir: "19 Ocakı 20 Ocağa bağlayan g ece Bakude baş göste­ ren vahşet akıl almazdır. Şehirin caddeleri yüzlerce g ünahsız çocuk, kadı n ve yaşlı nın kanına bulanmıştır. Bu kanlı kırgına ve deh­ şetli cinayete hiçbir şekilde hak kazandır­ mak mümkün değildir. Azerbaycan halkı kendisine karşı ileri sürülen, güya Bakuye Sovyet ordusunun gönderilmesine sebep olan suçlamaları reddediyor. Bu suçlamalardan biri, Sovyet devletinin varlığı için tehlike teşkil ettiği id­ dia edilen sözüm ona ''İslı\m amilidir" Zakafkasya Müslüman ruhanileri , siyasi mücadelede dinden faydananılmasına imkan ta­ nınmasının doğru olmadığını bildirmişlerdir ve bildiriyorlar. Biz bölgede durumun çor gergin ol­ duğu anlarda bile akıllı davranmaya, banş ve dostça komşuluğa çağırmışız. Bunun için, bölgede durumu "İslam amilinin" kötüleştirdiğini iddia et­ mek özellikle hiddet doğuruyor. Açık olarak görü­ nüyor ki, bunu iddia edenler, Müslüman ve Hıris­ tiyanları karşı karşıya getirmek isteyenlerdir. Böyle bir durum, milletlerarası ilişkileri daha da gerginleştirebilir. Bakıi'de insaların yüreklerine ateş açılmıştır. Ben, bütün Azerbaycan halkının iradesini ifade ederek, Sovyet ordusunun derhal Bakıiden çıkarılmasını talep ediyorum. Azeriler de dahil 82


hiçbir milletle silah vasıtası ile konuşmak müm­ kün değildir. Allah'a dua ediyoruz ki, o, günahsız kurban­ ların cennet mekan ruhlarım daima şad etsin, ka­ tillere, onların teşkilatçılarına ve onları teşvik edenlere en ağır cezayı versin!. Allah-ü Teala merhametini bizlerden esirge­ mesin! Amin ( 18) İslam, Sovyetler Birliği'nde yaşayan birçok miletin mili ve kültürel özelliklerini belirlemiştir. Dünya kültür geleneklerinin ayrılmaz bir parçası olan İslami fikirler, cemiyet hayatında oluşan proseslerde muayyen müsbet rol oynamağa kadir­ dir. ( 19)

KAYNAKLAR

1- Tarih, Felsefe, Hukuk 1989/2 sh 96 2- Edebiyat ve Incesenet, 20.10.1989 3- Dönüş, 1989/l, Azeraycan Dirçeliş Partisinin yayın organ-

83


lanndan biri 4- Komunist, 1.10.1989 5- Azerbaycan Gençleri, 23. 11. 1989 6- Azerbaycan Sovyet Ansiklopedisi, 3. cilt, sh 275 7- Dönüş, 1989/l Azerbaycan Dirceliş Partisinin yayı organ­ lanndan biri. 8- Azadlıg, 6. 1. 1990 Azerbaycan Halk Cephesinin ayın organı 9- Komunist, 17.10.1989 10- Komunist, 9.7.1989 11- Azerbaycan, 1989/8 (aylık edebi dergi) 12- Literatumaya Gazeta, 10.1.1990 13- Kommunist, 4.1.1990 14- Azerbaycan Müellimi, 18.8. 1989 15- Azadlıg, 24.11.1989 Azerbaycan Halk Cephesinin yayın or­ ganı 16- Ayı n kaynak 17- Gencenin Sesi gazetesi (Rusça), 24.1.1990 (Azerbaycan Komünist Partisi Gence Şehir Komitesi ve Şehir Halk Deputat­ lan Sovyetinin yayın organı. 18- Azarbaycan Gençleri, 30.1.1990 19- Edebiyat ve Incesenet, 14.10.1988

84


Azerbaycanda Sovyet hakimiyeti kurulduktan sonra milliyetçi fikirleri teşvik eden ve canlı tut­ maya çalışan Azeri aydınlan, ütopya da olsa Sov­ yet ve İran Azerbaycanını milli bir devlette bir­ leştirme fikrini işlemeğe başladılar. Ö zellikle gençleri Sovyet tesirinden korumanın en iyi yolu bu idi. Azerbaycanın batıda da tanınan ve Türkiyede çok sevilen şairlerinden Bahtiyar Vahapzade 1958 yılında Azerbaycanın ikiye bölünmesine se­ bep olan ve 1813 yılında İran ile Rusya arasında imzalanan "Gülistan" anlaşması ile ilgili olarak "Gülistan Poemasını" yazmıştı. O, bu şiirini Set­ tar Han, Şeyh Muhammed Hiyabani ve 1 945 yı­ lında Güney Azerbaycanda kurulan hükumetin başkanı Pişeveriye ithaf etmiştir. Ancak Vahap­ zade o zaman bu şiirini hiç bir yerde yayınlata­ mamıştı. Yalnız ŞEKİ FEHLESİ gazetesi onu 2326 Ekim 1926 tarihli sayılarında yayınlamıştır. ŞEKİ FEHLESİ gazetesinin başyazarı bununla büyük bir cesaret örneği göstermişti. 85


Bundan başka Vahapzade'nin şiir kitabının edisyonunu yapan şahıs "Gülistan Poemasını" ki­ taptan çıkarmı�tı. O, bununla da kalmamış şiirin bir nüshasını partinin Merkezi Komitesine gön­ dermişti. Merkezi Komitenin ideoloji işleri sekre­ teri, Azeri aydınlannın İlimler Akademisindeki toplantısında bu şiiri şiddetli bir şekilde tenkit etmiştir. İş bununla da bitmemiş ŞEKİ FEHLE­ Sİ gazetesinin başyazan da cezalandınlmıştır. O günden itibaren B. Vahapzade için zor günler baş­ lamıştır. Vahapzade'nin yazdıklan artık basın ya­ yın organlannda yayınlanmıyordu. Ama "Gülis­ tan Poeması" elden ele dolaşıyordu. Vahapzade­ nin "Gülistan", "Ana Dili", "Oğluma", "Latin Dili" ve "Riyakar" şiirleri de tenkitlere hedef olmak­ taydı. Vahapzade'nin daha evvel yayınlanmış olan "Kökler, Budaglar" adlı kitabı da resmen ya­ sak edildi ve kütüphanelerden toplatıldı. "Gülistan Poemasında" İran şahının kanlı reji­ mi ve Leninin "Milletler Hapishanesi" olarak tas­ vir ettiği Çar Rusyasının Azerbaycan'ı ikiye bölen sömürge siyaseti üzerinde durulmuştur. Vahap­ zade Milli Azadlıg fikri esasında yazılmış olan bu şiirin o zaman yasak edilmesinin sebeplerini an­ layamamaktaydı. Vahapzadenin başına belalar açan şiirin sözleri şöyle: lpek yaylığıy/,a1 o, asta asta2 SUdi eyneyini3 gözüne taktı Eyilip yavaşça masanın üste, 1- Yaylık: Mendil, 2- Asta, asta: Yavaş yavaş, 3- Eynek: Gözlük,

86


Bir möhüre baktı, bir gola4 baktı. Kdğıza hevesle o da gol attı, 5 Dodağı altından gülümseyerek. Bir kalem, asırlık hicran yarattı. Bir halkı yarıya böldü kılıç tek. 6 Öz sivri ucuyla bir lelek7 kalem Deldi sinesini Azerbaycanın. Başını kaldırdı, Ancak dembe dem Kestiler sesini Azerbaycanın. O, güldü kağıza gol çeken zaman Kıydı, yüreklerin hicran sesine. O, güldü hak için daim çarpışan Bir halkın tarihi faciasına. Eyleşip kenarda topsakal ağa, Herden mütercime suallar verir. Çevrilir kah sola, bahır kah sağa, Başını yelledib tesbih çevirir. Goyulan şartlara razıyıg deye, Taraftar gol çekti mukaveleye TarfT,ar kim idi? 4- Gol: İmza 5- Gol attı (çekti): İmzaladı, 8- Tek: Gibi. 7- Lelek:

Kuş teleği

87


Her ikisi yad! Yadlar mı edecek bir halka imdad!! Goy kalksın ayağa ruhu Tormisin, Babekin kılıcı parlasın yine, Onlar bu şartlara sözünü desin, Zenciri kim vurdu şir bileğine! Hani bu eflerin mert oğulları! Açın bereleri, açın yolları. Bes hani bu asrın öz Köroğlusu Kılıç Köroğlusu, söz Köroğlusu! Babaların şanı, şerefi elbet, Bize emenettir, büyük emenet... Yok mu kanımızda halkın gayreti? Bele saklayarlar bes emeneti? Koy yıldırım çaksın, titresin cihan! Yürekler gazaptan çoşsun, patlasın, Daim hak yolunda kılıç kaldıran Yiğit babaların goru8 çatlasın! Goy eğsin başını vakarlı dağlar, Matemi başladı büyük bir elin. 9 Mersiye söylesin akar bulaklar, Ağılar çağırsın bugün kız, gelin!. 8· Gor: Mezar, Kabir, 9- El: Millet, yurt, Oba

88


Taraftar sakindir, gazaplı değil, Mahv olan goy olsun, onlara ne var. imzalar atılır bir bir, ele bil, Sevgi mektubuna gol çekir onlar. Atıp imzasını her kes varağa,

10

Eyleşip sakitce geçip yerine. Eynekli cenabla, tesbihli ağa Kalkıp el de verip bir birine. Onların birleşen bu elleriyle Ayrılır ikiye bir el, bir Veten. Akıtıp gözünden yaş gile gile,

11

Bu dehşetli hale ne deyir veten! Bir diyen olmadı durun, ağalar! Ahı, bu ülkenin öz sahibi var. Siz ne yazırsınız bayagdan12 beri, Bes, 13 hani bu yurdun öz sahipleri? Bes, hani hakikat, bes hani kanun? Büyüktür bu yurdun tarihi, yaşı. Bes, hani göğsüne serhed koyduğun, Bir vahit ülkenin iki kardeşi! Görek bu hicrana bu musibete, 10· Varag: Yaprak, kağıt, 1 1 · Gile, gile: Damla damla 12· Bayag· dan: Deminden, 13· Bes: Peki,

89


Onların sözü ne, sualı nedir? Bu halk ezel günden düşüp zillete, Öz doğma yurdunda yoksa, köledir? Nece ayırdınız tırnağı etten Yüreği bedenden, canı cesetden! Ahı, kim vermiştir bu hakkı size Sizi kim çağırmış vetenimize? Neçe vaht14 sengerde15 hey ulaşdılar, Gülistan kendinde hey ulaşdılar, Bir ülke ikiye ayrılsın diye! Gök de gürüldemiş, deyirler o gün. Çölleri, düzleri bulutlar sarmış, O gök gürültüsü ulu Babekin Ruhuymuş hönkürüb feryat koparmış. Gülistan kendinin gül çiçekleri Bir günün içinde soldu sarardı. "Gülistan" bağlandı, o günden beri, Bu kendin alnında bir leke kaldı. Bağrı göz göz oldu yanık "Keremin" Teller inildedi yandı ne yandı. Aşığın sazında daha bir hazin Daha bir yanıklı perde yarandı. 14- Vaht: Vakit, zaman. 15- Senger: Siper

90


Hemin gün ülkeyi apardı sel, su Tutuldu çehresi günün, ayın da. Baba Fuzulinin aşkı arzusu, O gün batmadı mı Arpaçayında! Ağlayıp dağlardan esen külekler, 16 Bu meş 'um haberi aleme yaydı. Sanki dile geldi güller, çiçekler: "Bu işe gol koyan kollar sınaydı. "1 7 Arasın suları gazaplı, taşkın Şirin nağmeleri, ahdır, haraydır.1 8 Veten kuşa benzer, kanatlarının Biri bu taydırsa, 19 biri o taydır. Kuş gibi kanatlar uçar, yükseler, Men nece yükselim tek kanadımla Yürekler bu dertten tuğyana geler Akar gözümüzden yaş damla damla Cenablar bir anlık düşündünüz mü, Verdiğiniz hükmün ağırlığını? Bu hükmün dehşeti elli mi, yüz mü? Biz nece götürek bu göz dağını? Başı kesilende bu meğrur elin 16· Külek: Rüzgar, 17· Sınaydı: Kırılaydı, 18- Haray: Feryad, 19- O tay: Arasın diğer yakası, diğer taraf,

91


Kalbin ağnsını his ettiniz mi? Goca Fuzulinin, yiğit Babekin ltiraz sesini işittiniz mi? Cenablar bir damla mürekkeble siz Düşünün nelere, gol çekmişsiniz! Bir damla mürekkeb, bir vetendaşı Kanına bulayıp ikiye böldü. Bir damla mürekkeb olup göz yaşı illerle gözlerden aktı, töküldü. Bin leke vurdular şerefimize Verdik, sahibimiz ''Yine ver!" dedi, Lap yahşı20 eleyib doğrudan, bize Biri "Baran" dedi, biri "Har" dedi Bizi hem yediler, hem de bindiler Ancak dalımızca hey deyindiler. Hükmü büyük olur her öten21 anın Mühür de basdılar varağa tekrar. Yok, varağın değil, Azerbaycanın Göksüne dağ boyda dağ basdı onlar. imzalı mühürlü, ey cansız varag Ne kadar büyükmüş, kuvvetin, gücün Asırlar boyunca vuruştuk, ancak 20· Lap yahşı: Çok güzel, 21· öten: Geçen 92


Sarsıda bilmedik hükmünü bir gün Ey kfiğıt parçası, evvel hiç iken Yazıtıp, gollanıp yoktan var oldun. Büyük bir milletin başını kesen Kolumu bağlayan hükümdar oldun. Bir eli ikiye parçaldın sen, Özün kağıt iken parçalanmadın. Göğsüne yazılan kalp ateşinden Niye alışmadan, niye yanmadın! Aras sarhed oldu, esdi külekler, Sular yatağında kalktı, köpürdü. Üstü, dama dama tahta direkler Çayın kenarında saf çekip durdu. Sular sizden temiz ne var dünyada, Lekeden halidir22 ahı gelbiniz. Bağrınız alışıp niye yanmadı Bu çirkin emele gol goyanda siz! Ey Aras, sepirsen gözyaşı sen de Keçdiniz üstünden gülün, çemenin Seni arzulara set eyleyende Niye kurumadı suların senin? Dayanıp Arasın bu tayında men 22· Hail! Boş, temiz, tenha, uzak 93


Can gardaş deyirem" o da "Can" deyir. Ey zaman sorguma cavap ver, neden Sesim yeten yere elim yetişmir!.. Kanşıp gözümde karışıp alem, Dert derdi doğrayır, gam gamdan geçir Arasın üstünden geçe bilmirem, Aras derdim olup sinemden geçir. Tahta direkleri toprağa değil, Koydular Fuzuli Divanı üste. Yarıya bölündü yüz, yüz elli yıl Geraylı, bayatı, muğam, şikeste. Demir çeperleri,23 aşkım, dileğim Tarihin, an 'anem üste koydular Yarıya bölündü canım, yüreğim Yarıya bölündü Arasta sular. Tahta direkleri koydular, ah, ah! Kalbimin, ruhumun, dilimin üste Biz güldük, ağladık, yene de ancak Bir sazın, bir telin, bir simin üste Yürekten, yüreğe ne köprü, dayan! Derdimiz dinirse, bir sazın üste Şehriyar yaralı mısralarından 23- Çeper: bBir şeyin veya bir yemi etrafına tahta ve başka

şeylerden yapılan duvar,

94


Köprü salmamış mı Arasın üste!!. Bu taydan o taya akıştı sel tek Göze görünmeyen gönül telleri Bu selin önünü ne çay,

ne

direk

Kesebilmemiştir yüz yıldan beri. Ağalar bilmedi, birdir bu toprak Tebriz de, Baka da Azerbaycandır. Bir elin ruhunu, dilini ancak Kağıtlar üstünde bölmek asandır.24 Ayırmak kimseye gelmesin asan Bir halkın bir olan derdi-serini O taydan bu taya Mustafa Payan Okuyor Vahidin gazellerini. Dolandı zamane, döndü gerine Şairler od tökdü yene dilinden. Vurgunun o hasret nağmelerine Şehriyar ses verdi Tebriz elinden. "Heydar Baba, göyler gara dumandı, Günlerimiz bir birinden yamandı Bir birizden ayrılmayın, amandır Yahşılığı elimizden alıplar Yahşı bizi yaman güne salıplar. 24· Asan: Kolay 95


Bir ucaydım25 bu çırpınan elinen, Konuşaydım dağdan aşan selinen, Ağlaşaydım uzag düşen elinen, Bir göreydim ayrılığı kim saldı, Ölkemizde kim gırıldı, kim galdı. "

Mart/1958

GENÇLİK dergisi son sayılarından birinde Bahtiyar Vahapzade'nin "Gülistan Poeması", "Gü­ listan" ve "Türkmençay" anlaşmalarının özeti ve 1925 yılında İran Azerbaycanında dünyaya gelen, 1946 yılında İrandaki Azerbaycan Milli Demokra­ tik hükumeti devrildikten sonra ölüm cezasına mahkum edilen, 1947 yılında Sovyet Azerbaycanı­ na gelen ve şuanda M. F Ahundov Kütüphanesin­ de çalışan Müseddik Memedli'nin konu ile ilgili mektubunu yayınlamıştır. Memedli mektubunda özetle şöyle diyor: " 1828 yılında Azerbaycan ta­ mamen ikiye bölündükten sonra İran Azerbay­ canında Arasın diğer yakasında (Sovyet Azerbay­ canında) kalanların unutulmaması için çocuklara "Köşkün Baladan" adlı bir oyun öğretiliyordu. Oyunda bir kaç genç ele ele tutarak bir çember oluşturuyor, iki genç de onların omuzlarına çıka­ rak oyunun adı ile ilgili şiiri okuyorlardı. On­ ların okudukfan şiirin sözleri şöyle idi: 26- Uca: Büyük, yüksek, ulu

96


Köşkü Baladan Arasa bakar, Arasın suyu gözlerden akar. Ey vatandaşlar, yar ve yoldaşlar Aras nehri gibi akar göz yaşlar. Biz darıharıg, (1) köşke çıkarız Hasret gözü ile size bakırz. Siz ki, kardeşsiz, Arası aşdız Bizden ne gördüz, çok uzaklaşdız. Dövremiz (2 dağdır, bahçedir, bağdır J Sizlere çatsak, keyfimiz çağdır. (1)

Memmed Rıza Suann 1 967 yılında İran da "Azerbaycan dili Hakkında Bahisler" adlı kitabı yayınlamıştır. Farsça yayınlanan bu kitap, Azeri Türkçesinin aleyhine olsa da, önemli bir hakikati su yüzüne çıkarmıştır. Kitapta İranda 22 milyon insan yaşadığı, onun yarısından çoğunun ise Türkçe konuştuğu kayd edilmektedir. Eğer aynı temayül bugün de devam etse, demek ki, İran nü­ fusunun yarıdan çoğunu Azeriler teşkil ediyor. İran Azerbaycanında 20. Asrın başlarında 1905-19 1 1 Meşrutiyet hareketi, 1 920 Şeyh Me­ med Hiyabani hareketi, 1 945-1 946 da Pişeveri­ nin başkanlık ettiği Azerbaycan Milli Demogratik hareketi olmak üzere İstiklal yolunda üç defa si­ lahlı mücadele yapılmıştır". (2) Son zamanlarda Azerbaycan basınında Sovyet Azerbaycanı dışında yaşayan Azerilerin sayısı (1) Darıhmag: Sıkılmak, (2) Dövremiz: Etrafımız 97


hakkında bilgiler yayınlanmaktadır. ELM VE HEYAT dergisinin 198212 sayısında bu konuda yayınlanan makalede, 1979 yılının başlarında İran basınında yer alan gayri resmi bilgilere göre, lranda 14 milyon Azeri olduğu bil­ dirilmektedir. Son bilgilere göre, bu rakam 15, hattd 18 milyon olarak gösterilmektedir. (Bak: KEYHAN gazetesi 28 Mart 1979, YOLDAŞ dergi­ si 1979/8 sh 35, DEDE KORKUT dergisi 1980 Nu: 4-5 sh 1, İ NKILAP YOLUNDA dergisi 1981/ 1 1 ). Son tahminlere göre 53 milyonluk İran nüfusunun en az 20 milyonunu Azeriler teşkil et­ mektedir. Kaba hesaplamalara göre, Sovyet Azer­ baycanındaki 7 milyon Azeri de dahil, bütün dün­ yada 30 milyondan fazla Azeri yaşamaktadır. (3) Azeri şairleri yazdıkları şiirlerde, Azeri ay­ dınlan yazdıkları kitap ve makalelerde Güney Azerbaycan meselesini canlı tutmağa çalışıyorlar. Bu meseleye hasr olunan kitaplardan biri belki de en önemlisi Sabir Rüstemhanlının kaleminden çı­ kan ve 1988 yılında Baku'da yayınlanan ÖMÜR KİTABI adlı eserdir. "Dünyada hiç kimse kendi ömrünü yaşa­ mıyor... Bana öyle geliyor ki, kendi ömrümde aynı zamanda yurdumun ömrünü yaşıyorum. İyilik bi­ zim en uzun yolumuzdur. Biz tabiatca iyi olmak ve iyilikleri görmek için yaratılmış bir milletiz". Ancak yazar Azerilerin ecdadını, ulularını araya araya, manevi değerlerini izleye izleye çok uzak­ lara gidip geliyor. Bu yolda onun kalemine ışık tutan unsur vatan muhabbetidir, vatan idealidir. ÖMÜR KİTABI Azeri Türklerinin m§.nevi de98


ğerlerine, ahlaki ve tarihi geleceğine hasr olun­ muştur. ÖMÜR KİTABI zaman hakkında, vatan hak­ kında, insan hakkında, ikiye bölünmüş Azerbay­ can hakkındaki fikirlerin kitabıdır. (4) Aslan Kemerlinin şiir kitabındaki ilk şiir "Va­ tan" şiirdir. Kemerli şiirini 100 den çok milletin yaşadığı Sovyetler Birliğine değil, parçalanmış Azerbaycana hasr etmiştir. Dağı dağ üstüne koymak asandır, Vatanı vatan tek korumak çetin. Arasın vatanı Azerbaycandır, Arasa baş çekip, el vurmak çetin. (5)

Eldar Bakış ise daha ileriye giderek bu günkü Sovyet Azerbaycanını kendi devleti olarak kabul etmiyor ve Afrikada Çad ve Zaire gibi küçük dev­ letler olduğu halde yeryüzünde bir Azerbaycan devletinin olmadığını söylemek cesaretini göste­ riyor. Tarih de gözümde hürmetten düşüb Tarihin tarihe hürmeti yoktur Zair devleti var, Çad devleti var, Bizim Azerbaycan devleti yoktur. (6)

Bıyıklan yeni yeni terlemeğe başlayan tütün işçisi Veli Ekberovun İran Azerbaycanı hakkın­ daki şiiri ise ondaki milli şuurun ne kadar güçlü olduğunu, Güney Azerbaycana nasıl muhabbetle bağlı olduğunu, Güney Azerbaycan meselesinin 99


hala tazeliğini ve aktüelliğini koruduğunu açıkca göstermektedir. 18-20 yaşındaki bir işçide gelişen bu milli şuur hangi kıstasla değerlendirmeye tabi tutulabilir? Bir milleti ikiye bölen Arasa sitem yağdıran, destanlar koşan yalnız tütüncü Veli Ek­ berov mudur? Artık Aras manilerin, destanların, en yanık ayrılık türkülerinin, kitapların en önem­ li konusu olmuş, ayrılık ve gözyaşı nehirine çev­ rilmiştir. Tütüncü Veli Ekberov da şiirine Arasa sitemle başlıyor: Aras derdim benim, Tebriz niskilim, 1 Yoktur bir elacım, 2 yaş kan ağlaram. Bu taydan dayanıp, üzü o yana Edebil, Marağa, Zencan ağlaram. Toyumuzdan, yasımızdan bihaber Ömür geçir, kdhdan şirin kah zeher Şaggalandı3 elim menin seraser Yazık Hoyum, yazık Miyan ağlaram. Veli deyer arzumuza bir çatıp Neşemizi, gammımızı bir katıp "Şimal", "Cenub" kelmesini biz atıp Ne Vaht ollug ''Azerbaycan" ağlaram. (7)

Kuzey ve Güney Azerbaycanın birleşip tek bir Azerbaycan olacağı güne kadar ağlayacağını bil­ diren tütüncü Veli Ekberov belli ki, iyi bir hoca­ dan ders almış ve güçlü bir kaynaktan su içmiş­ tir. l· Niskil: Dert, bir şeyden dolayı yürekte kalan memnuniyet­ sizlik hissi, 2- Elaç: Çare, 3- Şaggalandı: Parçalandı, bölündü

1 00


Azeriler,şi.mdilik kuzey ve güneyi şiirlerde bir­ leştirmeşlerdir. Şiir onların ortak dili olmuştur. İran Azerbaycanı'nın en meşhur şairlerinden merhum Şehriyar, Arasın diğer yakasından kar­ deşlerinin sesine ses verip şöyle diyor: Bu veten tarihin köksünde (1) yara Bu derdi tarihe bağışlamaram Ayağım değmese hesret yollara Birce oğlunu da algışlamaram. (8)

Sovyet ve batı basını, 1 988 Kasım ayında Azerbaycanda düzenlenen gösterilerde İslami pankartlar ve Humeyninin resminin taşındığın­ dan söz ettiler. Bu ilk etapta Azerbaycanda İran nüfuzunun arttığı imajını yarattı. Ancak Azerbay­ canda gerı.elde cemiyeti teşkil eden bütün tabaka­ larda meydana gelen gelişmeler dikkate alındığı zaman, İran nüfuzunun Bakuda güçlü olmadığı ortaya çıkar. Doğrudur. İran ile Sovyet Azerbay­ canı arasında din birliği mevcuttur, Azerbaycan nüfusunun büyük bir çoğunluğu şiidir, ancak Şah ve onu devirerek iktidarı ele geçiren Humeyni, İranda yaşayan 18-20 milyon Azeriye baskı siya­ seti uyguladığı için, Kuzey Azerbaycandaki Aze­ riler İran rejimini beğenmiyorlar. Halbuki, Hu­ meyni İranda iktidara geldiği zaman, birkaç batı ülkesi İran rejiminin Sovyet müslümanlanna, özellikle de Azerbaycana büyük tesir göstere­ ceğini tahmin ediyorlardı. Ancak olaylar bu tah­ minlerin doğru olmadığını göstermiştir. İranın Cumhurbaşkanı Refsancani Bakuva gittiği za(1). Köksünde: göğsünde

1 02


man, bazı kaynaklara göre 300, bazı kaynaklara göre ise 3000 kişi tarafından karşılanm ası buna en güzel bir misaldır. Halbuki, Türkiyeden giden bir turist kafilesini 10.000 kişi karşılamıştır. Humeyni iktidarının ilk yıllarında, İran Azer­ baycanında yaşayan Azeriler bazı haklar elde et­ tiler, mesela kendi dillerinde gazete ve dergi çı­ karmaya başladılar, hatta Azeri Türkçesi yerli okullarda tedris dili bile oldu. Ancak Humeyni ye­ rini sağlamlaştırdıktan sonra, devirdiği Şah gibi koyu bir Fars şövenisti olduğunu gösterdi. Azeriler Baku gösterilerinde Humeyninin res­ mini, Ermeniler ve Moskovaya bir gözdağı ver­ mek için taşımış olabilirler. Çünkü İranın Sovyet­ ler Birliğine yönelik dini konuları kapsayan radyo yayınlan özellikle Türk.menistanda oldukça tesirli olmuştur. Bundan başka Humeyninin bütün yetkileri mollaların elinde toplamasına karşı çıkan Azeri Ayetullah Şeriatmedarinin ev hapsine alınması da Azerileri ve diğer Türkleri tedirgin etmiştir. Humeyninin ölümünden sonra Refsancaninin zi­ yaret ettiği ilk ülke ise Sovyetler Birliği olmuştur. Humeyni Azerbaycanda bir model olarak değil bir sembol olarak yaşamaktadır. Azerbaycan ay­ dı nlan ve eli kalem tutan Azerilerin ekseriyeti ilk etapta Türkiye, daha sonra ise İran ile iktisadi, Hosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesini is­ ti yorlar. Azerbaycanın Türkiyenin bazı şirketleri i l e ortak tesisler kurulmasına dair anlaşmalar i mzalaması buna iyi bir misaldir.

1989 Eylülü sonunda Vahapzade, Azerbaycan I 03


parlamentosundaki konuşması esnasında, Azer­ baycan dışında en çok Azerinin Türkiyede yaşa­ dığını, bunun için Türkiyenin Bakuda, A:z.erbay­ canın ise Ankarada konsolosluk açması zama­ nının geldiğini vurgulamıştır. (9) Azerbaycan Dirçeliş (Direniş) Partisinin yayın organı DÖNÜŞ dergisinin 1989/1 sayısında çıkan "Azerbaycandan Azerbaycana Geldim" başlıklı yazıda Azerbaycanın ikiye bölünmesi konusunda şu cümleleri okuyoruz: "Sömürgeci kuduzlar Azerbaycanın ikiye bölünmesini ebedileştirmek için her türlü alçaklığa başvurdular. Yıllar boyu bizi güya kendi ülkemizi idare edemiyeceğimize inandırmaya çalıştılar. Güya birine yama olmak veya birinin yumruğu altında yaşamak mutluluk­ muş. Allah bu mutluluktan Ruslara da nasib et­ sin." Sömürgeciler, yerli satılmışlardan her zaman özel usüllerle faydalanmışlardır. Hem Arasın bu tarafında (Sovyet Azerbaycanı) hem de o tara­ fında (İran A:z.erbaycanı) en rezil güçleri rüşvetle kendi taraflarına çekmiş, onlara cani gönülden sadık olan köleler yetiştirmişler ve halkı sustu­ rurken, kendi milli simasını kaybetmiş köle ağa­ lara yaslanmışlardır. Lakin ne şövenizmin kuduzluğu, ne de köle ağaların şerefsiz siyasi fahişeliği halkımızın hür­ riyet azmini kıramamıştır. Zaman zaman hem Güney, hem de Kuzey Azerbaycanda menfur sö­ mürü esaretine karşı itiraz sesleri yükselmek­ tedir. 1988 yılının Kasım ve Aralık aylarında va­ tan manen bütünleşti. Bu, şövenistleri dehşete düşürdü. Şövenizm, yerli satılmışların yardımı ile 1 04


Azerbaycan Milli Hareketini mahv etmek için ha­ reketin önde gelen liderlerini haps etti." ( 10) Azerbaycanda Güney Azerbaycan ile ilgili fi­ kirlerin tohumları uzwı yıllar evvel serpildiği için onu yok etmek mümkün değildir. Belki, yeni diki­ len bir fidanı kökünden söküp atmak mümkün­ dür, ama ulu bir çınan kökünden sökmek im.km dışıdır.

KAYNAKLAR

1- Azerbaycan, 1946/3 (Aylık edebi dergi) 2- Gençlik Dergisi, 198819 3- Elm ve Heyat, 198812 4- Komunist, 31.3.1989 6- Edebiyat ve lncesenet, 18.12.1987 6- Azerbaycan, 1988/ 7 (aylık edebi dergi) 7- Azerbaycan Gençleri, 10.10.1989 8- Azerbaycan Müellimi, 15.12.1989 9- Komunist, 19.9.1989 10- Dönüş, 1989/1 (Dirçeliş Partisinin yayın organı)

105


Şahıs adlan insanın kimliğinin belli olmasına yardımcı olurken, yer adlan bir milletin milli his­ leri ve tarihiyle sıkı sıkıya bağlıdır, milli kahra­ manların, ilim ve devlet adamlarının isimlerinin ebedileştirilmesine de yardım eder. Coğrafi adlan öğrenmek ise milletin tarihini, dilini ve varlığını öğrenmek demektir. Yer adlarını hoşa gelmiyor diye değiştirmek, geçmiş ile gelecek arasında ilişkiyi keser ve bu sahada boşluk yaratır. Sovyet döneminde Azerbaycanda bu keyfi dav­ ranışa baş vurulmuş ve bazı tarihi şehirlere ve yerlere Azerbaycan ile hiçbir ilgisi olmayan isim­ ler verilmiştir. İş o hale gelmiştir ki, Azerbaycan­ da 1 1 yerleşim bölgesi, 15 Kolhoz, 9 Sovhoz, 2 yüksek okul, 1 teknik ilim merkezi, 1 körfez ve 1 f?ehir, kasaba ve köylerde caddeler v.s. Kirov'un, 7 yerleşim bölgesi, 2 rayon, 10 Kolhoz, 8 Sovhoz, hastane, kültür sarayı, şehir ve kasabalarda cad­ deler v.s. de Şaumyanın adını taşıyor. ( 1 ) Elbette, Azerbaycan milli kahramanlarının hnrbar olarak gösterilmesi, onların adlarının ta107


rih sahifelerinden silinmeye çalışması, bunun ak­ sine milyonlarca günahsız insanın kanını alatan, Türk topraklarının zorla Sovyetler Birliğine katıl­ masını sağlayan ve Azeriler ile uzak yakın hiçbir aldkası olmayan Rus ve diğer milletlerden insan­ ların adlarını şehir, kasaba, köy, cadde ve mey­ danlara verilmesi, tarihine ve milli değerlerine sıkı sıkıya bağlı olan ve Türklüğü ile öğünen Azerileri rahatsız etmekteydi. Bu sebepten Bakıl Şehir Parti Komitesi ve Bakıl Şehir Sovyeti İcra Komitesi 1988 yılının Mayıs ayında şehrin cadde, meydan ve diğer yer­ lerine ad koyacak ve onların adlarını değiştirecek bir komisyon kurulmasını kararlaştırılmıştır. Bu komisyon Haziran ayında Bakudeki adlan değiş­ tirmeye başlamıştır. O, ilk olarak Şaumyan Rayonundaki 828 nu­ maralı geçide General Şıhlınski C addesi, 1728'inci geçide General Memedov caddesi, Yuka­ rı Orta Park caddesine Aşık Elesker adlarını ver­ miştir. (2) Bundan başka Azerbaycanın başka yerlerinde de yer adlan değiştirilmeğe başlan­ mıştır. Mesela Jıdanov adı değiştirilerek, Beyle­ gana tarihi adı geri verilmiştir. (3) Azeriler Gence tarihi adının geri verilmesi yo­ l unda büyük mücadele verdiler. Bu mücadeleler neticesinde Azerbaycan Yüksek Sovyeti 30 Aralık 1989 tarihinde aldığı kararla, şimdiye kadar Ki­ rovabad olarak bilinen Genceye tarihi adını geri verdi. (4) Gencenin adı 1 804 yılında Yelizavetpol ve 1935 ylında ise Kirovabad olarak değitirilmiştir 108


(5) Ama Azeriler ona Kirovabad ismini yakış­ tırmadıkları için genellikle Gence demekteydiler. Bundan başka Azerbaycan Yüksek Sovyeti 5 Ocak 1990 tarihli karan ile de BakO.deki Şaum­ yan Rayonuna HATAİ adını verdi. Şu anda diğer isimlere paralel olarak değiştirilen isim, Şaum­ yandır. Yalnız Şaumyanın adı değiştirilmiyor, aynı zamanda onun heykelleri de ortadan kaldı­ rılıyor. Azerbaycan Devlet Üniversitesi Komsomol Komitesi sekreteri Yalçın Nesirov, Tarih Fa­ kültesi öğrencisi Resül Hüseyinov, Hukuk Fakül­ tesi talebesi Ali Kerimov, Tarih Fakültesinin ta­ lebeleri ve başkaları AZERBAYCAN GENÇ­ LERİ gazetesinin 24 Haziran 1989 tarihli sayı­ sında çıkan yazılarında P. Ludmila caddesinin Üniversite caddesi veya bağımsız Azerbaycan cumhuriyetinin kurucusu Mehmet Emin Resul­ zade caddesi olarak değiştirilmesini teklif etmiş­ ler. (6) Akademik Ziya Bünyadov, Azerbaycan İlimler Akademisinin 28 Haziran 1989 tarihinde yapılan ilmi toplantısında Azerbaycan Devlet Üniversi­ tesinin üzerinden Kirov adının kaldırılmasını, ona Mehmet Emin Resulzadenin adının verilme­ sini, bağımsız Azerbaycan Demokratik Cumhuri­ yetinin kurulduğu 28 Mayısın (19 18) resmi bay­ ram günü kabul edilmesini ve mevcut kiril alfa­ besinin kullanılmasına son verilip 1939 yılına ka­ dar kullanılmış olan Latin alfabesinin kabul edil­ mesini teklif etti. Azerbaycan Devlet Üniversitesinin llmi ŞO.ra1 09


sı bir toplantı yaparak Üniversite ve Üni-versite caddesinin adının değiştirilmesini talep eden tale­ belerin dilekçelerini gözden geçirdi ve 27 Ekim 1989 tarihinde de Üniversiteye Mehmet Emin Re­ sulzade adı verilmesini kararlaştırdı. Böylelikle 1919 yılında Azerbaycan Demokratik Halk Cum­ huriyeti tarafından kurulan üniversi-tenin adı 4 defa değiştirilmiş oldu.

n Azerbaycan Halk Maarif Komiserliğinin 6 Aralık 1922 tarihli karan ile üniversiteye Azer­

baycan Devlet Üniversitesi,

fJ El

3 Ocak 1924 tarihinde V. 1. Lenin adı, 1939 yılında ise S. M. Kirov adı verilmiş­

tir. (7) Burda konu ile ilgili bir gerçeği de kaydetmek lazımdır. Azerbaycan Sovyet Ansiklopedisinde üniversite ile ilgili yazıda bu üniversitenin Sovyet döneminde kurulduğu ima edilmektedir ki, böyle bir iddia tamamen yanlıştır. Son zamanlarda Azerbaycanda şahıs adlan da bir hayli millileşmiştir. İnkılap Marks, Parti, Traktör, Komite, Kolhoz, Sovhoz, Kombayn ve Oktyabr (Ekim) gibi uydurma şahıs adları ile bir­ likte bazı Arap ve Fars kökenli Şahıs adlan da artık tarihe karışıyor. Filoloji İlimleri namzedi Adalet Tahirzade AZERBAYCAN GENÇLERİ gazetesinin 12 Aralık 1989 tarihli sayısında bu konuda çıkan yazasında şöyle diyor: "Çok sevindi­ ricidir ki, son yıllarda halkımızın şahıs adlan bir hayli millileşmiştir. Artık yeni doğan çocuklara Turan, Oğuz, Selçuk, Korkut, Karabağ, Türkay, Türkel, Turgut, Güneş, Tural ve Günel gibi isim1 10


ler verilmektedir. (8) Buna paralel olarak adını, soyadım, babasının adını ve milliyetini değiştirmek için ilgili daire­ lere müracaat eden Azerilerin sayısında da büyük artış olmuştur. Azerbayanda 1 987 yılında 567 insan adını, soyadım ve babasınının adını değiştirmişse, bu rakam 1988 yılında 656'ya, 1989 yılının ilk 6 ayı içinde ise 1 170'e yükselmiştir. (9) Azerbaycan basınında çıkan yazılar bu rakamın 1 990'lı yıl­ larda onbinlere varacağını göstermektedir. "O, senin boynuna binince utanmıyor da, sen boynumdan in demeğe mi utanıyorsun?" Sederek Köyünden İsmail SEFERS OYLU'nun E D E ­ BİYAT VE İNCESENET gazetesinin 1 3 Ekim 1989 tarihli sayısında çıkan soyadı ile ilgili yazısı bu sözlerle başlıyor. Sederek Köyünden İsmail Se­ fersoylu daha sonra şöyle devam ediyor: "Utan­ madan bizim alfabemizi, soyadımızı ve milliyeti­ mizi elimizden aldılar, biz ise onları geri istemeğe utanıyoruz. Bu tür utangaçlık pahalıya mal olu­ yor. Hatta onlar camilerimizi de yıkıp, dinimizi de elimizden almağa çalıştılar. Biz Hz. lsanın doğum gününü yeni yıl olarak kutluyoruz, bizim asıl yeni yılımız "Navruz bayramımız" ise yasak edilmişti. Çok iyi hatırlıyorum, babam ve annemin pasa­ portlarının milliyet kısmına "Türk" yazılıydı. Bu­ gün onların torunlarının pasaportlarına milliyet­ leri yaşadığı toprağın adı ile ilgili olarak "Azer­ baycanlı" yazılmıştır. Soyadlarımızdaki "Ov" ve "Ova" ekleri kulağa hoş gelmediği gibi milli mensubiyyetimizi de 1ıı


karıştırıyor. Bu, halka hiçbir zaman söz açıklığı getirmemiştir. Kendimize ait soyadımız tesbit edi­ lirse, bu, bizim gelecek nesillere en büyük hediye­ miz olacaktır. Soyadlanmızda "Soylu" ekini kul­ lanmak çok iyi olacaktır, çünkü bu durumda soyad hem mana, hem de ahenk bakımından güçlü oluyor. Benim soyadımı sordukları zaman "Sefersoyluyum" dersem çok daha düzgün bir ce­ vap olur. Eliyev, Elili yerine Elisoylu, Halilli ye­ rine Halisoylu demek daha doğrudur. "Ova" eki­ nin yerine bütün kadın adlarına "Hanım" keli­ mesi ilave edilirse daha güzel olur. Mesela, Ali­ soylu Sevda Hanım Mehmet Kızı, Halilsoylu Tur­ na Hanım Aras Kızı v.s. Birkaç yıl içinde bu kelimeler insana o kadar tabii gelecektir ki, başka yerlerde Hasansoylu Ab­ bas İmranoğlu veya Velisoylu Sara Hanım Bah­ tiyar kızı sözlerini işitince derhal bu adamların AZERİ TÜRKLERİ olduğunu herkes bilecektir. " (10) Soyadı babadan, bazen de anadan evlatlarına kalan, şahıs adlarına ilave edilen, nesli ve ailevi adlardır. Soyadının öğrenilmesi hem ilmi, hem de pratik önem haizdir. Onlar doğrudan doğruya bir milletin tarihi, etnik, sosyal ve siyasi hayatıyla il­ gilidir. Aşkarlık ve Yenidenkurma şartlarında yapıla­ cak her bir olumlu iş ve ileri sürülen mantıklı bir teklif, gelecek nesiller karşısında manevi bir borç olarak değerlerdirilmelidir.

1 12


KAYNAKLAR

1- Azerbaycan Gençleri, 16.8.1988 2- Komunist, 25.5. 1988 3- Komunist, 12.9. 1989 4- Komunist, 31.12. 1989 5- Yasin Aslan, "Azerbaycan Onomastikası ve değiwt;irilmit ad­ lar meselesi" Yeni Forum, 15 Mart 1989 6- Azerbaycan Gençleri, 24.6. 1989 7- Azerbaycan Gençleri, 8.12. 1989 8- Azerbaycan Gençleri, 12.12. 1989 9- Komunist- 14.7. 1989 10- Edebiyat ve Incesenet, 12.10. 1989

113


lMÜITLJIJt IP'�� 'll'IE�'TI' WIE [)�

28 Nisan 1920 tarihinde Azerbaycanın bağım­ sızlığına son verildikten sonra, bütün düşünen Türk beyinleri yok edildi. Ancak Azeri Türkle­ ,rinin Rus İmparatorluğuna karşı milli kurtuluş mücadelesi hiç bir zaman durmadı. Hürriyet mücadelesi 1940 yılına kadar devam etmiş, 1960'lı yıllarda Azeri gençliğinin siyasi hareketini baskı ve tutuklanmalar takip etmiştir. 1970'li yıl­ larda şu anda Azerbaycan Halk Cephesine baş­ kanlık eden Ebülfez Eliyevin (Elisoylu) liderlik ettiği siyasi hareket başlamış, bunu da bu hareke­ tin liderinin hapsi, başka hapsler ve baskılar izle­ miştir. 1980'li yıllarda ortaya çıkan Milli Hürriyet Hareketi ise gözler önündedir. Aradan 70 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, Azerilerin Rus işgalcilerine karşı olan nefreti azalmak yerine daha da artmıştır. Dirçeliş (Diriliş) Partisinin yayın organlarından biri olan SOY adlı derginin 1989/1 sayısında yayınlanan "Azerbaycan Faciası" başlıklı yazıda bu duygular tam ifadesini bulmuştur. Yazıdan şu satırları ay­ nen aktarıyorum: "Rus İmparatorluğu ve onun devamı olan Kızıl İmparatorluk niçin keskin diş1 15


lerini hep Türklere gösteriyordu? Bunun tek bir sebebi vardı. Büyük Türk tarihi ve güçlü Türk kı­ lıcının karşısında Kızıl İmparatorluk mevcut ola­ mazdı. Çünki daha önceleri de Asya ve Avrupa, Türk bayrağından daha ulu ve Türk kılıcından daha keskin lo.lıç tanımamıştı. Bu yerlerde kendi devletini kurmak ve burada yaşayanları köle­ leştirmek için ilkin Türkleri köle yapmak lazımdı. Rus lmaparatorluğu (ister yeni, ister eski olsun) kısmen de olsa bunu başarmıştır. Türkoğlunu inandırdılar ki, sizi biz adam ettik ve Türkoğlu da bu yalana inanarak dedi: ''Açıldı güzel seher Işıklandı obamız Azadlığ verdi bize Lenin aziz babamız"

Türkoğlu obasına zulmet getireni "güneş", kol­ larına ·pranga takanları "hürriyet meleği" ve ata yurdunu viran edenleri kendisine baba saydı. Be­ şer tarihinde buna benzer ikinci acayip bir hadise olmamıştır. Acaba bu acayip hadise neyin pa­ hasına olabilmiştir? Elbette vatanın yaralarına merhem olmak isteyenlerin başlarının kesilme­ siyle. Ancak şimdi zalim düşmanın elleri ve dizle­ ri esiyor ve kılıcı kesmiyor. Eğer şimdi yeniden düşmanın kuvvetlenmesine izin verirsen, o za­ man düşman Azerbaycan topraklarını senin ka­ nınla sulayacaktır. Bu basit gerçeği bil ve artık ayağa kalk!" ( 1 )

116


Bu şuur milyonlarca Azeriyi meydanlar­ da toplayabilen ve Moskovanın yüreğine korku verici güçlü Halk Cephesi teşkiJAtı­ mn ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Azerbaycan Halk Cephesinin başkanı Ebülfez Eliyev (Elisoylu) Halk Cephesinin yayın organı AZAD LIG gazetesinin 24 Aralık 1989 tarihli sayısında yayınlanan röportajında Halk Cephesi­ nin kuruluş sebeplerini şöyle özetliyor: "Azerbay­ canda Halk Cephesinin kurulmasını arzulayan muhtelif güçler vardı. Misal olarak, ÇENLİBEL birliği onun kurulmasını arzu ediyordu. Ondan başka Azadlıg (Lenin) Meydanındaki kütlevi yü­ rüyüş ve gösteriler zamanı kurulan VARLIK adlı sosyal-siyasi teşkilat da Halk Cephesini kurmayı asıl gayesi olarak gösteriyordu. Nihayet 1988 yı­ lının Kasım olaylan başladı. Bir bütün olarak ayağa kalkmış Azeri halkı, aynı meydanda Azer­ baycan Halk Cephesinin kurulmasını talep etti. Lakin bu başarılı olmadı. Çünkü halk fikri kabul etmişti, ama teşkilat şeklini bilmiyordu. Azerbay­ can aydınlan halka izah ettiler ki, Halk Cephesi bir kuruluştur ve ayn ayn kuruluşlar birleşip bir mekanizma oluşturmalıdır, Halk Cephesi yalnız meydanda kurulamaz. Eğer Kasım, Aralık hadiseleri mağlUbiyet ile bitmeseydi, Halk Cephesi daha evvel kurulabilir­ di. Nihayet Mart ayında ÇENLİBEL, VARLIK ve GENÇ ALİMLER gibi teşkilatlardaki sağlam güçler tesbit edildi, Azerbaycan Halk Cephesinin müteşebbis heyeti oluşturuldu. Program ve tüzük bir daha gözden geçirildi ve böylelikle de Halk Cephesi fikri gerçekleşmeğe başladı. Başka bir 1 18


ifade ile Azerbaycan Halk Cephesini Azerbaycan içtimai hareketinin kendisi doğurdu. (2) Ancak Azerbaycan yetkilileri AHC'ni tanı­ makta gönülsüz davranıyorlardı. Nihayet KOM­ MUNİST gazetesinin 7 Ekim 1989 tarihli sayı­ sında çıkan çok losa bir ilanda cephenin resmen kabul edildiği bildirildi. (3) Halk iradesini temsil eden Azerbaycan Halk Cephesinin tanınması Azerileri çok sevindirmiş­ tir. Şair Bahtiyar Vahapzade Halk Cephesinin resmen tanınması münasebetiyle Azerbaycan Parlamentosunda yaptığı konuşmasında şunları söylemiştir: "Ben bugün Azerbaycan Halk Cephe­ sinin tanınması münasebeti ile halkımızı tebrik ediyor ve halkın taleplerine cevap verdikleri için yetkili organlara minnettarlığımı bildiriyorum. Artık Halk Cephesi halkın istek ve arzularını, halk iradesini ve kudretini temsil eden bir güç ol­ duğunu ispat etmiştir. AHC yalnız ve yalnız hal­ ka güvendiği için halk da ona inanıyor ve onun peşinden gidiyor. Kendi sıcak makamlarını, iyi geçimlerini ve büyük imkanlarını kaybetmek iste­ meyenlerin Halk Cephesine attıkları iftiralar ar­ tık boşa çıkmıştır." (4) Azerbaycan Halk Cephesinin programı da ol­ dukça uzun ve geniştir. Mesela: - AHC'nin siyasi faaliyetinin esas gayesi Sov­ yetler Birliği terkibinde Azerbaycanın siyasi, ekonomik ve kültürel egemenliğini temin etmek ve onu hukuk devletine dönüştürmektir. Azerbay­ an bir egemen devlet olarak Uluslararası teşki­ latlarda temsil edilmelidir. (BMT. UNESCO) 119


Yeni Musavat Partisi Lideri Doรง. Dr. Mansur Alisoy


- AHC, Azerbaycanın dışında yaşayan Azerile­ rin vatandaşlık haklarının korunmasını kendisi­ nin mukaddes vazifesi sayar. - AHC, Güney Azerbaycanla ekonomik ve kültürel ilişkilerin gelişmesini aksatan bütün en­ gellerin ortadan kaldırılmasını talep eder. - AHC, insan haklarının esasını teşkil eden vicdan ve din hürriyetine tam riayet edilmesini talep eder. Bütün dini abideler tamir edilip yeni­ den dindarların hizmetine verilmelidir. - AHC, Azeri gençlerin sınırların korunması maksadıyla, askerliğini Azerbaycanda yapmasını zaruri sayar. - Azerbaycanın milli, geleneksel sembolleri ye­ niden bütün kuruluşlarda tam uygulanmaladır. - AHC, Azerbaycanın dışında yaşayan Azeri­ lerle kültürel ilişkileri geliştirmek için Azerilerin toplu olarak yaşadıklan yerlerde kültür merkez­ lerinin açılmasının gerekliliğine inanır. - AHC, Stalin ve Brejnev iktidarı yıllannda Azerilere karşı yapılmış haksızlıklann kurbanlan hakkında tam bilgi verilmesini talep eder: a) Komşu Kafkas cumhuriyetlerinden Azerile­ rin sürgün edilmesi, b) Azerilerin Orta Asya ve Kazakistana sür­ gün edilmesi, c) Azerilerin mahvedilmiş evlatları, (AHC'nin programından) v.s. (5) Burada yeri gelmişken Stalin kurbanlan hak122


kında da bir kaç söz söylemek gerekir. "Hakikat dalgalı deniz gibidir, sık sık yalan ve iftiraları vurup sahile atar". (6) İşte yalanlar te­ ker teker sahile vurmaktadır. Azeriler 1920'li yıl­ larda vatan sevgisi ile yanan ve bunun için de kah "Pantürkist", kah "Panislamist" damgası altında öldürülen ve 1930'lu yılların katliamla­ rının kurbanları hakkında söylemeğe ve yazmağa başlamıştır. 1930-1940'lı yıllarda en azından 250.000 Aze­ ri, Stalin terörünün acısını tatmıştır. (7) Sabir Rüstemhanlı KOMMUNİST gazetesinin 7 Kasım 1 988 tarihli sayısında çıkan "Dirilen Yaddaşımız" başlıklı yazısında şöyle diyor: "Kendi göz yaşlarımdan özür diliyorum. Çünkü o yaş­ ların, halkımın göğsünde tarih boyu iyileş­ meyecek yaralar açan bir celladın ölümüne dö­ küldüğünü bilememişiz." (8) Prog. Murtaz Sadıkov KOMMUNİST gazetes­ inin 4 Eylül 1989 tarihli sayısında çıkan "Kendim Şahidim" başlıklı yazısında Stalin terörünü şöyle tarif ediyor: "Bizi akıldan mahrum, yalnız insan kıyafetinde robotlara çevirmeğe çalışıyorlardı. Anasının memesini dahi kesmeğe hazır olan ha­ ramzadeler, basın yayın organlarının yardımı ile insanların şuuruna kölelik ruhu yerleştirmek için her şeye baş vuruyorlardı. Terör yıllarında Azerbaycanda ve 1946 yılında Güney Azerbaycanda ne kadar kardeşimizin öl­ dürüldüğünü bilen var mı? 1937 yılında Nahçıvandan yola çıkan yük tre123


ni 39 gün, 39 gece yol aldıktan sonra menziline vardı. Yolda ölen öldü, doğan doğdu. Ne kadar in­ san tahkir ve hakarete tahammül edemiyerek kendisini öldürdü. Mesken kurduğumuz yerlerde 1940'lı yılların evvellerinde 50 yaşından büyük tek adam bile kalmadı. Şu anda Kazakistanda 90.000 Azeri yaşıyor. Onlar 1930'lu yıllarda Kaza­ kistan çöllerine sürgün edilen Azerilerin soyudur" (9) Hasan Mustafayev Kırgızistanda Rusça çıkan Literaturnaya Kırgıziya dergisinin 1988/1 sayı­ sında çıkan yazısında, 1933 yılında Azerbaycan­ dan sürgün edilen 10.000 Azerinin başına gelen belalardan bahsetmektedir. Sınıf düşmanı diye Kazakistanın kuzey bölgelerine sürgün edilen bir Azerinin oğlu olan Mustafayev şunları yazıyor: "Sınıf düşmanı diye sürgün edilenlerin çoğunlu­ ğunu kadın, çocuk ve yaşlılar teşkil ediyordu. Sürgün yerinde soğuk, açlık ve hastalıktan 10.000 Azeriden 9000'i ölmüştür. Bu insanlar "Taş olsa­ lardı erirlerdi, toprak idiler dayandılar." (10) Azerbaycanın lirik şairlerinden Mikail Müşfik: " Ben gencim, bilirem istikbalim var, Hele pert 1 olmamış bir HİLALİM var. Yelkenim açılır kara yel esme, Benim bu dünyada bir sandalım var. "

diyordu. (11) Bu şiir, hilalin henüz ölmediğini ve ona olan l· Pert: perişan, bozulmuş, dağılm.ış, incilmiş

1 24


ümidinin henüz solmadığını bildiren bir şairin kurşunlanmasına sebep olmadı mı? Bugün de aynı hilale beslenen ümitler vardır. Dün Mikail Müşfik, "ay yıldızlı" bayrağa nasıl gu­ rurla bakıyor, ona ümit besliyorduysa, Azeri Türkü bugün de aynı duygu ve düşünceleri muha­ faza etmektedir. Azerbaycan Halk Cephesinin ya­ yın organı MEYDAN gazetesinin Ekim 1 989 ta­ rihli sayısında yayınlanan şiirde şöyle deniyor: ''Aras akıp Kür'e deyip durulur Deli gönül AY YILDIZA vurulur. Bugün yarın Hudaferin2 kurulur, Dedem gözün aydın, ay gözün aydın." (12)

Azerbaycan Dirçeliş Partisi, Yeni Musavat Partisi (Azerbaycan Milli Demokratik Partisi), Sosyal Demokrat Partisi ve Vatan Cemiyeti Azerbaycanda kurulan diğer önemli siyasi ve sos­ yal teşkilatlardır. Vatan Cemiyeti 28 Aralık 1987 tarihinde ku­ rulmuştur. ( 13) Bu teşkilatın asıl gayesi, yurtdı­ şında yaşayan Azeriler ile vatan arasında bir ma­ nevi köprü oluşturmaktır. Cemiyet kurulduktan sonra derhal bir çok Avrupa ülkelerinde temsilci­ likler açılmış ve buralarda yaşayan Azeriler ile ilişki kurulmuştur. Vatan Cemiyetinin tespitle­ rine göre, 7 milyon Sovyet Azerisi ve 1 8-20 milyon İran Azerisi olmak üzere dünyada 30 milyondan fazla Azeri yaşamaktadır. Karabağa Hak yardımı Komitesinin yayın or2· Huda!er: Bir eski köprünün adı 1 25


gam AZERBAYCAN gazetesinin 1 1 .12. 1989 ta­ rihli sayısında çıkaıı "Sayımız, Facialanmız" baş­ lıklı yazıda ise dünyada 36 milyon Azerinin ya­ şadığı iddia edilmektedir. Elbette bunlar tahmini rakamlardır. ( 14) Vatan Cemiyetinin başkanı Elçin, AZERBAY­ CAN GENÇLERİ gazetesinin 25 Haziraıı 1988 tarihli sayısında. yayınlanan yazısında cemiyetin gaye ve faaliyetlerini şöyle özetliyordu: "Vatan onun içindir ki, o, kaderin hükmü ile vatandan ayn düşmüş evlatlarını unutmuyor ve bu evlat­ larından da aynı vefayı talep ediyor. Vataıı Cemiyeti siyasi değil, sosyal bir teş­ killattır, bunun için de gayesi, dış ülkelerde ya­ şayan ve tarihimize, dilimize, halkımıza ve vata­ nımıza ihtiram hissi ile yaklaşaıılan kendi etra­ fında birleştirmektir. Vatan Cemiyeti dış ülke­ lerde yaşayan Azeriler ile vataıı arasında mdnevi köprü rolü oynamaktadır. ( 15) Bu cemiyet bir zaruretten doğmuştur ve bü­ yük bir boşluğu doldurma gayesi gütmektedir. Uzun yıllar Azeriler dışarıda akrabası olup ol­ madığı konusunda anket sorularına cevap verir­ ken ne yapacağını bilmiyordu ve bazen de büyük korku geçiriyordu. Elbette, bir çok Azerinin Türkiye ve lranda akrabaları vardır. Nasıl ol­ masın ki? Geçen asırda bir millet sanki bıçakla iki eşit olmayan parçaya bölünmüştü. Böylece de kardeş ve bacı, baba ve oğul, ana ve kız her biri sınırın bir tarafında kalmıştı. 1 920'li yıllarda ise elinde İran pasaportu olan 60.000 insan zorla Azerbaycandan çıkartılmıştı. Bunun için, Azeriler 126


anket sorularına cevap verirken dış ülkelerde ak­ rabalannın olduğunu bildirmenin özel hayat­ larına, işlerine ve mesleklerine menfi tesir yapa­ cağını çok iyi biliyorlardı. Bunun için de çoğu gerçeğe aykın olarak dışanda akrabası olma­ dığını söylüyordu. Aslında buna akrabalık demek de doğru olmazdı. Çünkü onlar birbirlerini ziya­ rete gidemiyor, mektuplaşamıyor ve hatta sınınn diğer yakasındaki akrabalannın sağ olup ol­ madığım bile bilmiyordu. 12 Ağustos 1989 tarihli KOMMUNİST gazete­ sinde çıkan "Azizim, Vatan Yahşı" başlıklı yazıda da kayd edildiği gibi "Azerbaycan muhacereti bir hakikattir. Biz bu konuda uzun yıllar susmuşuz, yeri geldiği zaman aslında bu muhaceretten ha­ berimiz olmadığı halde ona Musavat ve anti Sov­ yet muhaceret, demişiz." ( 16)

1 27


KAYNAKLAR

1- SOY, 198911 Di.rçeli9 Partisinin yayın organlanndan biri 2- Azadlıg, 24.12. 1989, Azerbaycan Halk Cephesinin yayın organı 3- Komunist, 7.10. 1989 4- Edebiyat ve Incesenet, 13.10.1989 6- Azerbaycan Halk Cephesinn programından 6- Edebiyat ve Incesenet, 22.9. 1989 7- Komunist, 2.9. 1988 8- Komunist, 7.1.1988 9- Komunist, 4.9. 1989 10- Literatumaya Kirgiziya, 198811 1 1- Azerbaycan, 198817 (Aylık edebi dergi) 12- Meydan, Ekim-1989, Azerbaycan Halk Cephes Oktyabr (Ekim) Şubesinin yayın organı 13- Komunist, 31. 12. 1987 14- Azerbaycan, 1 1 . 12. 1989, Karabağa Halk Yardımı Komitesi­ nin yayın organı 15- Azerbaycan Gençleri, 26.6. 1989 16- Komunist, 12.8. 1989

1 29


AZERBAYCAN BAYRAGINA Bırakınız, seyr edelim, düşünelim, okşaya­ lım, Bu sevimli, üç boyalı, Uç md.nalı bayrağı. Meleklerin kanadı mı üzerime gölge salan Ne imiş bu, aman Allah! Od Yurdunun bay­ rağı! Gök yapraklar, al çiçekler, yeşil otlar topası1 ml? 1· Topaaı: Yıjın, küme

1 30


Hayır, Hayır, o çiçek solar, otlar yerde tap­ danır.2 Fakat bizim bayrağımız yüksekleri hep sevi­ yor,

Yıldızlardan, hilalden de yükseklerde herle­ nir.3 Gelgesinde ay ekilip bir gazeli gucmada,4 Gucaşarak5 sevdikile yükseklere uçmada. Bu görünüş bir ananın şefkatine ohşayır,6 Düşündükçe zevklerimi, vicdanını okşuyor. Bu ay, yıldız, boyaların kurultayı ne demek, Bizce böyle söylemek: Bu gök boya, gök Moğoldan kalmış bir Türk nişanı, Bir Türk oğlu olmalı. Yeşil boya lslamlığın sarsılmayan imdnı, Yüreklere dolmalı. Şu al boya, azadlığın, teceddadün7 fermanı, Medeniyet bulmalı. Sekiz uçlu yıldız da, sekiz harfli Od Yurdu.z Esaretin gecesinden fırsat bulmuş kuş gibi, Seherlere uçmuştur. 2- Tapdanır: Çiğnenir, ezWr, 3- Herlenir: Gezer 4- Gu.cmada: Kucaklamada, 5- Gu.calqarak: Ku.caklllfU'llk, 6- Olı.-yır: Ben­ ziyor :ıı: "Azerbaycan" Arapça Mkiz harfle yazılıyor. 7- Te­ ceddüd: Yenileşme.

131


Şu hil4lde Türk bilgisi, düzgün sevgi nişanı Yurdumuzu gucmuşdur. Allah emellerim edip şu bayrağı intikal, Yüreğimde bir dilek var, o da doğru kesilsin, O gün olsun bir gök bayrak Turan üste açılsın.

CAFER CABBARLl/1919

1 32


Yasin Aslan - Bugün Azerbaycan'da Pantürkizm ve Panislamizm  
Yasin Aslan - Bugün Azerbaycan'da Pantürkizm ve Panislamizm  
Advertisement