Page 1


BİR KALKINMA MODELİ OLARAK TARIM KENTLERİ

Dr. Tahsin ÜNAL


BİR KALKINMA MODELİ OLARAK TARIM KENTLERİ

Dr. Tahsin ÜNAL

Yayına Hazırlayanlar Dr. Ali Güler Dr. Tahsin Ünal


(!

;:::0====0=.· � ©

Berikan Yayınlan

l. Baskı, Ocak 2001

Il. Baskı, Nisan 2007

Tüm Haklan Saklıdır. ISBN: 975-83-08-44-0

<:.

';::6=====:::0 .D

Kapak Tasarım ArhSAjans Sayfa Düzeni Halil İbrahim Bülgi

M.L.E

Baskı Organizasyon:

0312 278 12 89

BERİKAN ELEKTRONİK BASIM YAYIM SAN. ve TİC. LTD. ŞTİ.

GMK Bulvan 80/1

Maltepe-ANKARA

� Tel: 0.312.232 62 18119

Fax: 0.312.232 14 99


İÇİNDEKİLER

İ ÇİNDEKİLER SUNUŞ ÖNSÖZ

·······························································

...........................................................................

........

. . ..

...... ........

.

..........

.

....................

1

VII

: ................ IX

BİRİNCİ BÖLÜM DÜNKÜ KÖY 1.

İ LK ÇAGLARDA KÖY A. Köylerin Teşekkülü B. Köylerin Birleşmesi C.

...... .......................

...

� ............

.

. . ........

..... . . . ........

... ........

..............

.

...

.

A. Türklerin Anadolu'ya Yerleşmesi B. Köyün Güç Kaynaklan

.

..

...

...............................

il. OSMANLILAR DEVRİNDE KÖ Y

...........

.

........

.

.

.... ...........

. . . . ..

...

...............................

1

. .. 1

............................ ................

Şehirlerin Teşekkülü

1 . Toprak Ana

.

.

... ....

:·...........

1 2 4 4 5

: ................................................... 5

....

2. Ziraat ve Hayvancılık 3 . Sanat ve Ticaret

.....

............

.

.

.................

.

.................

......................

.

..............

8 1O

4. Sosyo-Kültür . . 11 İ İ C. lk Padişahlar ve dareciler ..................................... 1 3 ....................

D. Köydeki Düzenin Bozulması 1 . Ümit Burnu'nun Keşfi

...

.............................

............

......... . . . . . .

2. Toprak Ana El Değiştirdi

.

.

..............

.

..................

............ . . .

.

.......

.

.....

17

. . 18 .

.......

..

. . 19 .

.


il

3. Celali İsyanları 4. Savaşlar

.. . .

...

...

.

......

..........

....................... .

...... .

.

.

. .

E. 1800�1920 Döneminde Köy 1. Tanzimat Devri . . .

..

.

. . ... ..

.........

...

.

...........

.. . .

...

. . . .....

.

.

.

.

...... .......

..

..........

..

.

...........

.

....

..

..

. ..

20

.. . 21 .

.. 22 ..

.....................

22

Vergi .................................................................. 23 3. Verginin Alınışı . .. . .. 25 4. Askerlik . .. . . . 26

2.

...

.......

5. Aşar

.

..........

.....

.

......

........

........ ...............

.

........·..........................

....................................................................

6. Boş Araziler

7. Kıtlıklar

....

.

....

..

.

.

.

.

.

� ......................................... 27

....

...

......

26

. . .

..

....

F. Köylerden Yana Olanlar

1. 1. Meşrutiyet Devrinde

...

..

......................

.

.

.....

...

........................................

29 30

....................................... 30

2. il. Meşrutiyet Devrinde ...................................... 3 2

iKİNCi BÖLÜM BUGÜNKÜ KÖY 1. CUMHURİYET DEVRİNDE KÖY

A. Kurtuluş Savaşı'nda Köy .. . .

..

..

.

...

. .... .

...........

.........

.. ..... ... ......

.

...............

.. .

.

.

. 37

.....

...

...

...

.

... ....

....................

.

.

.

..

....

.

....

..........

. .. ..

.

.

.

.....

.

.

...

.......

.

...

.............

...

.

.

...

..

.

.

. 40

..

........

. . . ..... . .. . . 3. Karma Ekonomi . . . .. .... . ... . .. 4. Atatürkçü Ekonomik Görüş . . .

2. Sosyalizın

.

:.............. 37

.

B. Kurtuluştan Sonra Ekonomik Görüşler 1. Kapitalizın

..

.

....

.. 40

. . ....

......

.

40

...

41 42

C. Atatürk'ün Gösterdiği Yol ..................................... 43


111

1. Atatürk'te Ana Fikirler

...................................

. 44 ..

2. Alt yapı İnkılapları ............................................ 46

D. Atatürk'ün Tarım Düzeni .. . . . . ...

1. İskan Problenıi . ..

......

.

.

.

3. Toprak Reformu .. ..

.. . .

.

...

..

4. Tannı Reformu ....... .. ..

E. İstatistiklerin Dili

....

.

.....

...

.

.

. .

...

..

.....

.

..

..

.

..

.. ..

.

...

..

.. ...

.....

.

.

.................... .....

....

.. . . . . .

......

..

.

56

......

.

.

........ ......

.......

.

.

...

.

.

.

.....

.........

................................

..

.

.....

65

...

.

.

4. İçme Suyu . .. ............ .... ...

63

..

..... .

...................................................................

.

54

..........

......

.

............................

53

..............

.

...............................

3. Sosyal Hizınetler . ..

5l

.. .

.

2. Sağlık ve Beslenme

50

. .. . ....... . . 51

..........

. . ..

F. Köylerde Genel Görünüş ... l. Evler

... .

.......................................

....

5. Köylü İçin Yapılanlar

.........

. ...........

.

..

.

...

....

2. Tarım Progranıı . .. ..

..

65 66

.

......

.. .

7l 71

.......................

G. Köylerin İskan Durum u ......................................... 72 H. Köylerde Tarım Arazisi ......................................... 73 1. Tarımda Alt Yapı . ..... . .

.

..

..

;�·

...............

.

...........

.

.....

.

....

78

1. Gübreleme .......................................................... 78 2. Sulama

....................................................

3. Tohum .. ... . . . . . .

.

4. Kredi

..

..

..

..

.

..

.

.

...............

.

...

.

......

5. İşleme ve Pazarlama 6. İstihdam

..........................

.

.....

..

...

.

....

...................

.

......

.

..

.

...

.

...

.

...

8. Bizim Halimiz

....

...

..

....

.. .

.. .

......

.. . .

.... ..........

..

.. .

....

.....

....

.........

.....

... .

.

.

.

....

.. .

... 78 .

... . 79

.......

�.

...

...

.

...................................................

7. Dünyanın Hali

.

.

.

...

......

.

..........

..............

..

.............

79 85 87 88 89


iV 9. Kıtlık Dönemleri ................................................ 91 1O. Allah Ne Diyor ................................................. 93 il. PLANLI DÖNEMDE KÖY ....................................... 98

A. Beş Yıllık Kalkınma Planı

...

.

.......................

.

.....

. . 99 .

.

8. il. Beş Yıllık Kalkınma Planı ................................. 101

C. Bu Yol Çıkar Yol mudur?....................................... 103 D. İlla Tarım

................................................................

E. Beliren Ümitler

............................

.

.........

.. .

..............

107 11O

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM YARINKİ KÖY 1. NE YAPMALIYIZ?...................................................... 113

A. Kanunlarımızdaki Köy ........................................... 114 B. Düşünce Yeni Değil

.

........................

C. Yeni Sistemin Karakteri D. Sistem Yürüyor . .

E. Kuruluşun Adı

.......

............

..

.

..............

.. .

......

F. Cazibe Merkezlerinin Kurulması 1. Aradaki Fark 2. Dün Nasıldı? 3. Fayda Var

..

...................

......

.

...

.

.. .

.

.

117

119

............

.................

.

...

.

....

120

. 122

.... ..............

..

. .......

.....................................

.................

115

........

...........................

. . ...

.

.

.................

..........................

.....................

G. Kuruluşta Esaslar

..............

.........

.

...........

.. .

.

......

125 128

.............

130

. . . ; ................................ ,................ 131 ..

.

.


v

4. Kooperatifler H. Mali Güç

.............

.

.....................................

. 1 33 ..

................................................................

1 . Devletin Yatırımlan

................................

2. Halk ve Özel Kuruluş Gelirleri

. .. .

..........................

il. CAZİBE MERKEZLERİNDEKİ FAYDALAR . A. Hükümetin Faydalan

1 . Ekonomi 2. Personel 3. Reform

.....

.

......

............

............

.

.

....................

B. Köylünün İstifadesi

.

.....

.

.

.........................

................... .............................

.........................

. . .. . .

.......

.

.

......

.

.

.....................

...................

..............

.

.

.

1 39 1 39 1 43 1 43 1 43

. 1 44 .

................

..................

1 38

..............

1 45 1 45

1 . Sosyo-Ekonomi ................................................. 1 45 ,

2. Ekonomik Faydalar 3. Sosyal Faydalar

...................

5. Hukuki Faydalar

......................

. . ........... . . ............ .............

...........

C. Özel Durumu Olan Köyler

2. Sahil Köyleri

.

.................................................

4 . Kültürel Faydalar

1 . Orman Köyleri

..

.

. 151

. . . 1 52 ...

.

........................... ..........

...............................

.

.....

...................................................

............. ............

KISA B İBLİ YOGRAFYA

................

.

.

................

.....

. . . .

.

....

.

.

...........

......

1 50

1 95 1 96 1 96 1 98

....... 1 99


Vll

SUNUŞ Merhum Dr. Tahsin Ünal, ülkemizin yetiştirdiği ender şahsiyetlerden birisi idi. Çok yönlü bir kişiliği vardı. Öncelikle askeri öğretmen olarak, başta Kara Harp Okulu olmak üzere Silahlı Kuvvetlerimize ait bir çok eğitim ve öğretim kurum unda

"Tarih Öğretim Üyesi" kimliği ile

binlerce subay adayını milli tarih bilinci ile yetiştirdi. İkinci olanik O, kısa ömrüne, hepsi alanında çok önemli

boşlukları

dolduran,

aşılamayan önemli ilmi ve Üçüncü olarak,

bir

çoğu

bugün

bile

hala

fikri çok sayıda eser sığdırdı. Albay

rütbesinde

Silahlı

Kuvvetlerden emekli olduktan sonra atıldığı siyaset alanında da ülkemize önemli hizmetlerde bulundu. Alışılmış siyasetçi "tipi" dışında hareket eden Dr. Tahsin Ünal, bu alanda da

fikri bir ağırlığın ve seviyenin temsilcisi oldu. Vefatından sonra başta, eşim Azize Hülya Güler'in

"halası" olan çok değerli merhum eşi Kevser Ünal ve oğlu

kıymetli ağabeyim Bahadır Ünal olmak üzere, ailenin diğer üyeleri eserlerini ve evraklarını bize intikal ettirdiler. Dr. Suat

Akgül

ile

birlikte

yaptığımız tasnif çalışmaları sonucunda gördük ki; Dr. Tahsin Ünal ' ın yayınlanmış ve

yayıma hazır olan eserleri ile birlikte makaleleri yaklaşık yirmi kitap olacak seviyededir. .


Vlll

Sayın Bahadır Ünal'ın da teşvikiyle bütün bu eserlerin yayınlanmasına, kamuoyumuza intikal ettirilmesine karar verilmiş bulunmaktadır. Berikan Yayıncılık tarafından "Dr. Tahsin Ü nal'ın Bütün Eserleri" adı ile yayınlanacak olan serinin sekizinci kitabı, elinizde tuttuğunuz "Bir Kalkınma Modeli Olarak Tarım Kentleri" isimli, daha önce sekiz baskı yapan güzel eserdir. Merhum Tahsin Ünal'ın daha 197·1 yılında, "Tahsin Yahyaoğlu" müstear adıyla yayınladığı bu eserinde ortaya koyduğu "kalkınma projesi"nin bugün Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde "pilot köyler" düzeyinde uygulamaya geçirilmeye başlanmış olması sevindirici bir gelişmedir. Eser okunduğunda görülecektir ki, "Tarım Kentleri Projesi'', Türkiye'nin "Güneydoğu Sorunu"nu çözebilecek çok önemli bir kalkınma projesidir. Bu eseri serinin diğer kitapları takip edecektir. Seri , "Dr. Tahsin Ünal: Hayatı, Eserleri, Kişiliği ve Düşünceleri" isimli monografik bir eser ile tamamlanacaktır. Merhum Dr. Tahsin Ünal'ı ve Merhum eşi Kevser Ünal'ı rahmetle anıyor, başta Sayın Bahadır Ünal olmak üzere ailenin bütün fertlerine şükranlarımızı sunuyorum. Berikan Yayıncılık, Kale Ofset ve Artı Beş Ajans'ın değerli yöneticileri ile çalışanlarına ve Yücel Özdemir'e gösterdikleri titiz çalışmalardan dolayı teşekkür ederim.

Dr. Ali GÜLER

Ankara, Ocak 2001


ıx

ÖNSÖZ Tarihimiz ekonomik ve sosyal mücadeleler tarihidir. Eskiden beri tanıdığımız bir çok aydınlarımız şiirleriyle, nesirleriyle toplumumuzdaki ekonomik, sosyal ve kültürel dengesizliklerin

mücadelesini

yapmışlar,

bu

nedenle

başlarına olmadık musibetler gelmiştir. Fakat buna rağmen yılmamışlar, usanmamışlar, halktan yana olmuşlar, halkın yani köylünün hakkını, mutlu azınlığına ve onun lakaydisine

karşı savunmuşlardır. Sanırım ki, bu nedenle biz, onları

takdir ediyor, eserlerini tekrar tekrar okuyoruz. Rahmetle anıyor ve taç yapıp başımızda taşıyoruz. Dikkat edilirse Solcularımız, Yurdakul'u,

Şinasi'yi, hatta

fikirlerinden ötürü

Z.

N.

Kemal'i,

Gökalp

ve

M.

Mehmet

Emin

Kemal'i

sosyal

"Sosyalist" kabul ediyorlar. Kendilerine

mal etmeye çalışıyorlar. Halbuki bu muhterem aydınlar fikirleriyle onlardan önce bizimdir. Halktan

yana

olan

N.

Kemal,

mutlu

azınlığın

temsilcisi durum unda olan Sadrazam Mahmut Nedim paşayı:

"Kedimin her gece böbrekle dolardı sepeti, Çeşm-i şehla nigehiferik idi nik-ü bed-i, Sardı etrafını bin türlü adüvler türedi. Kedimi gaflet ile fare-i idbar yedi " diyerek, alay, tenkit

ve

zem

ederken,

memlekette

gevrek

ekmeğini

yumuşak ekmeğe katık yaparak yiyen, milyonlarca fakir


x

fukara varken, mutlu azınlık ve onun temsilcisi olan M. Nedim Paşa gibiler börekler, çörekler ve böbrekler yerdi. Rahattı, huzuru yerinde idi. Alın teri, göz nuru dökmeden, oturduğu yerde para kazanırdı. Hiçbir konuda ihtisas sahibi değildi. Ama makamı yüksek, nimeti boldu. Gözleri şehla olmakla beraber, paranın pulun, altının, gümüşün, yiyeceğin, giyeceğin, malın mülkün iyisini kötüsünü fark eder ve ayırırdı. Bu ehliyetsiz ve ehemmiyetsiz Sadrazam ve onun gibiler millet ve memleketi zerrece düşünmeden iş-u nüşa dalar ve eğlenirken, etrafını bir sürü dalkavuklar, menfaatperestler \ arardı. O işin nereye varacağım, bir gün makamından olabileceğini düşünmeden, mutlu yaşantısına devam ederlerdi. Büyük bir gaflet içindeydi. Kilerdeki böreği, peyniri ve çöreği yiyip keyfine bakan fareyi, kedinin kapıverdiği, hayatı ona zindan ediverdiği gibi iktidar kedisinin, kendisini takip edip durduğunu gaflet yüzünden fark edemedi. Bir gün iktidar kedisi, bizim fareyi yiyiverdi diyor.

Z. Gökalp, "İşçi Kız" isimli şiirinden başka, "Hak milletin, Şan onun. Gövde senin, baş onun, Sen öl ki, o yaşasın Dökülecek kan onun Salan, hakkım var deme, Hak yok vazife vardır. Ben sen yokuz, biz varız" derken toplumu ferdin çok üstünde tutuyor, hatta ferdi yok kabul ediyor. M. Akif de şiirlerinde bir çok sosyal olaylardan bahseder. Bütün bu


XI edipler "toplumcu" mudur? Evet ama bunların toplumculuğu, "/,eninist" veya "Maoist" bir anlamda değil, milleti ve onun ICrtlerini canından ileri seven "milliyetçi toplumculuk"tur. Bu itibarla, toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel davasından, yoksulluğundan ve derdinden bahseden herkesi, "ihtilalci Sosyalist" sanmamalıdır. Milli sosyal reformları yapmamak, hem

mümkün

değil,

hem

de

doğru

değildir.

Bunların

yapılmasında ekonomik, sosyal ve kültürel zorunlar vardır. Milliyetçi sosyal reformlarla, Komünizmi bir görmek ve bir tutmak, Komünizmin biran önce iktidara gelmesine yardım etmek demektir. Milliyetçi toplumcu reformlar, Komünizmi önleyen önemli tedbirler, kavi baraj lardır. Biz

bu

·

küçük

kitabınızda,

hala

milletimizin/

%72.6' sını, dolayısıyla çoğunluğunu teşkil eden köylü sorunlarını

ele

aldık.

Toplumumuzun

asırlarca

kanayan

yarası mesabesinde olan köy ve köylü davasına eğilmek istedik. Kitabımızın Birinci Bölümüyle "köyün ve köylünün dününü", İkinci Bölümüyle "bugünü" olduğu gibi ortaya koyduk.

Üçüncü

göstermek

Bölümünde,

istedik.

Türk

bu

köylüsü

derde

bir

hal

çaresi

1 600'den beri, çeşitli

yanlarıyla bir perişanlık içindedir. İptidai bir yaşantı içinde bulunan ve çoğunluğu teşkil eden köylüyü kalkındırmadan, bir

kalkınmadan

bahsetmek

en

azından

bilgisizlik

ve

gaflettir. Bugün, milletçe bir yandan bir intikal devri yaşarken, bir yandan da davalarımıza bir hal çaresi Derdimiz, iki kelime ile Bunalımlarımızın tüketimimizin tüketimimize

köklerinde çokluğu

denk

aramaktayız.

"üretim ve tüketim" meselesidir.

gelirse

üretimimizin azlığı, Üretimimiz

yatmaktadır. ferahlamış,

tükettikten

sonra


xıı

üretimimiz artarsa refaha kavuşmuş ve güçlenmiş olacağız. 370 senedir köylü perişanlık içinde yaşamış gelmiştir. Önem vermemek ve lakayt kalmak nedeniyle köylü kalkınamamış ve kalkındınlmamıştır. Köylüyü

ve

köylünün

içinde

bulunduğu

kötü

yaşantıdan kurtarmak, hem de kısa zamanda, az masraf, az ekmek ve az personelle kalkındırmak için biz bir hal çaresi teklif ediyoruz. Çaremizi eksik, hatalı ve hatta yanlış bulanlar olabilir. Fakat, köylü davasına eğilen mütehassıs araştırıcılar, bu

veya buna benzer hal

Hastalık teşhis

edilmiştir.

çareleri

teklif etmektedirler.

Tedavi, muktedir, mütehassıs

iktidarı beklemektedir.

Dr. Tahsin ÜNAL 25 Eylül 1 972 Gazi Mahallesi, ANKARA


Tarım Kentleri

BİRİNCİ BÖLÜM DÜNKÜ KÖY

İLK ÇAGLARDA KÖY A. KÖYLERİN TEŞEKKÜLÜ M.Ö. 6-5000 yıllarında 1.

nehirlerin,

kaynakların,

göllerin kenarlarında, yol kavşaklarında, mümbit ovaların ·

ortasında bazıları

milyonlarca

köy

teşekkül

etmiştir.

Köylerden

1 5-20, bazıları 25-30 haneden ibaretti. O zaman

köyler, bugünkü muhtarların büyük ataları demek olan, köy

kralı, "Rahip Krallar'' tarafından idare diyordu. Her köyün belli

bir

sının,

bir

askeri

kuvveti,

kendisine

mahsus

ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki kanunları mukaddes

tanıdığı bir Allah'ı "ilahi, totemi" ve bir mabedi vardır.

İnsanlık tarihinde bu devir, köy devletleri devridir.

Her şey dini inançlar ve gelenekler üzerinde müessesti.

Bütün müesseslerin başı Rahip Kraldır. Köy evleri ovalarda kerpiçten, dağlarda taştandı. Üzeri kamış veya ağaç dallarıyla

örtülüydü. Köylerin etrafı çitlerle veya hendeklerle emniyet

altına alınmıştı. Giderek bu çitler, kale haline gelmiştir.

B. KÖYLERİN BİRLEŞMESİ Köyler zamanla birleştiler. Savaşlar, ekonomik ve

teknik, sosyal ve kültürel üstünlükler, izdivaçlar köylerin

birleşmesinde başlıca amil oldular. İki köyün, şu ya da bu


2

Dr. Tahsin Ona/

nedenle birleşmesi, askeri, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi

dengeyi,

birleşmelerin

lehine,

birleşmeyenlerin

aleyhine bozdu. Birleşmek suretiyle dengeyi kendi lehine

bozmuş olan köy devleti, süratle öteki köy devletlerini

egemenliği altına topladı. Galip köy kralı, kendi köyünü,

50(iO köyün, ekonomik, sosyal, kültürel, dini, askeri ve siyasi faaliyetlerin merkezi yaptı. Yeni merkez, bir müddet sonra,

aynı nedenlerle büyüdü ve gelişti. Artık Pazar yeri civarında

dükkanlar, imalathaneler inşa edildi. Pazar teşekkül etti.

Hanlar, kervansaraylar yapıldı. Galip kralın köyü dini merkez

olunca, mabetler büyüdü. Zikkuratlar, akropoller teşekkül etti.

İbadet

için herkes buraya geliyordu.

50-60 köyün

garnizonu yeni merkez oldu. Sanat, ticaret, dini, askeri ve kültürel

nedenlerle

kalabalıklaştı.

Aynı

yeni

merkez

pazarda,

sosyal

çarşıda

bakımından

alışveriş,

dükkan

mahalle komşuluğu eden, aynı dili konuşan, aynı ilaha ibadet

eden insanlar arasında zamanla bir yaklaşma, kaynaşma oldu. Dostluklar,

arkadaşlıklar, komşuluklar,

akrabalıklar teşekkül etti.

hatta izdivaçlarla

C. ŞEHİRLERİN TEŞEKKÜLÜ Köy, ekonomik, sosyal, kültürel, dini, askeri ve siyasi

faaliyetlerin çarşılar,

merkezi

haline

imalathaneler,

gelince,

garnizonlar,

pazar,

dükkanlar,

mabetlerle,

binalar

çoğaldı. Buraya gelip yerleşenlerle mahalleler arttı. Nüfus

çoğaldı. Köy büyüdü, şehir oldu. Köy devleti, şehir devletine inkılap etti. Köyün statik hayatı yerine dinamik bir hayat

başladı.

Şehirlerin ve şehir devletlerinin teşekkülü insanlığın

değişmesi tarihinde, önemli dönüm noktalarından biridir.


3

Tarım Kentleri

Köy ekonomisi, toplumu, dini ve kültürü yerine, şehir

ekonomisi, toplumu, dini ve kültürü geçti.

Böylece başfayan değişme ve gelişmeler, ilk, orta,

yeni ve yakın çağlar boyunca devam ederek zamanımızdaki medeniyet seviyesine ulaşmıştır.

O halde, köyün kalkınması için onu ekonomik, sosyal

ve kültürel olayların merkezi haline getirmek lazımdır.

Bu, tarihi oluşumlar içinde, bir tekamüldür. Şehir

devletleri veya devletler, hatta imparatorluklar zayıf veya kuvvetli köyler üzerine kurulmuş olmalarına göre, zayıf veya kuvvetli olmuşlardır.

Köyler kuvvetli ise, onun üzerine

kurulmuş olan devletler de kuvvetli devletler olmuşlardır. Osmanlı İmparatorluğunun

1 300- 1 600 döneminde olduğu

gibi. İlk ve Ortaçağlardaki imparatorlukların kısa veya uzun

ömürlü

oluşlarını,

dayandıkları

ve

üstünde

oturdukları

temelin, yani köylerin, hatta şehirlerin zayıf ve kuvvetli

oluşlarıyla izah etmek mümkündür. Bu sosyal bir kanundur.

Ağaç, topraktan aldığı besinlerle orantılı olarak güçlü olur ve

mahsul veriri.

Genel olarak Rusya dahil, Asya, Afrika köyleri eski

statülerini devam ettirirken, Avrupa ve Amerika köyleri süratle

dinamik

olmuşlardır.

(müdahaleler)

(müdahaleler)

devreler

Çünkü az,

çok

geçirme

birincilerde

fakat

ikincilerde

olmuştur.

talihine

Köyün,

ve

ve

dış

dış

mahzar

etkiler

etkiler

değişmesini

ve

gelişmesini sağlamak, onun statik hayatını harekete geçirmek için içerden ve dışardan tesirli müdahaleler yapmak lazımdır. Aksi

halde

köyler

olduğu

gibi

kalır,

hatta

geriler.

İç

müdahaleler, eğitim ve öğretimle ilgili olduğu gibi, dış


4

Dr. Tahsin Ünal

müdahaleler de

onun ekonomik çabalarını destekleyerek 1 üretimini artırmakla ilgilidir. Köye bu iki

türlü müdahaleden biri yapılmazsa,

asırlarca olduğu gibi kalır, hatta düşmanca müdahalelerle köyler dağılır, hatta ilk kurulduğu devirlere rücu eder.

OSMANLILAR DEVRİNDE KÖY A. TÜRKLERİN ANADOLU'YA YERLEŞMESİ il.

Anadolu'ya gelen Türkler, tabii, coğrafi ve siyasi nedenlerle

yolların,

nehirlerin,

göllerin

kenarlarına,

yol

kavşaklarına, mümbit ovalara, toplu ve kalabalık bir şekilde

"İpek veya Kral Yolu"nun olduğu gibi Kara ve Akdeniz ticaret yollarının

yerleştiler. Anadolu, eski Asya-Avrupa ticaret da

üzerinde

bulunmakta

ve

bu

yollara köprü

vazifesi

görmekteydi. Selçuklular

devrinden

başlayarak,

" 1 1 00-1 600 tarihine kadar," bazı duraklamalar istisna edilirse 500 senelik devir içinde devamlı bir gelişmeye sahip olan Türk köyleri, Anadolu da: a . Yol kavşaklarında v.eya ovanın hakim ve mümbit bir yerinde büyük, kalabalık kasabalar, b . Kasabayı, yakın bir temasla çeviren ve ona çeşitli konularda bağlı köyler, c . Köylerin güç kaynağı olan ve ova ile dağların 2 birleştiği eteklerde, tarımcı ve koyuncu obalar halinde yerleşmişlerdi. 1

Toplum kalkınmasıyla meşgul olanlar, "okut, o kendisini kalkındırır. tezini müdafaa ediyorlar. Bugün, ikinci tez ağır basmaktadır. Her halde eskiden de böyleydi. Kalkındır, o kendisini okutur",


5

Tarım Kentleri Köyler

ekonomik,

sosyal,

kültürel

ve

ahlak

bakımından sağlam, uygar ve güçlüydüler. Köken olarak

köylerden gelen bu güçler, imparatorluğun ekonomik, sosyal, askeri ve kültürel güçlerinin ana kaynağı oluyordu. Nitekim,

ticaret yıllarının kavşak noktalarında bulunan, iç ve dış

pazarlara açık olan Erzurum-Sivas-Kayseri-Ankara, Urfa­

Adana-Konya, daha Selçuklular zamanında ticaret ve kültür

merkezleri olarak büyük gelişmelere sahip oldukları gibi Eskişehir-Bursa-Çanakkale-Gelibolu-Edime,

İstanbul

ve

Selanik

de

Osmanlılar

gelişmelere sahip olmuşlardı.3

İzmir-İzmit­

zamanında

büyük

KÖYÜN GÜÇ KAYNAKLARI 1. TOPRAK ANA

8.

Türk

sistemlerimiz,

olarak,

bizim,

Avrupa'nınkine

medeniyetimizin

kaynakları

kültür

ve

uymaz.

milli

medeniyetimizle,

Bizim

kültür

harsımızdan,

soy

ve

ve

inançlarımızdan gelir. Avrupa medeniyetinin kaynaklan ise

Yunan ve Roma medeniyeti ile Hıristiyanlık inançlarından

gelir. Mesela İslfuniyet'ten önce Türklerde

"Mülk Hakanın'', "Mülk Allah 'ındır" ilkesi hakimdi. Selçuklular ve Osmanlılar "toprak düzenlerini bu ana ilke"

İslamiyet döneminde

esasına göre düzenlemişlerdi.

2 H. R. Tankut, Köylerimiz, Ankara, 1 939, s. 1 3 . Zikredilen kabalann miktarı bütün Türkiye' de 8- 1 0.000 kadardı. Aşağıda izah edeceğimiz köy düzeni de bundan farklı değildir. Cazibe merkezi ve burnunla alakalı köyler, köylerin obaları ve çiftlikleri... O halde bizim istediğimiz, eski düzenin modem şartlara uygun olarak yeniden inşa ve ihyasından başka bir şey değildir. 3 Halil İnalcık,: M. H. Dergisi, Sayı: 9 1 .


6

Dr. Tahsin Ünal

1 300- 1 600 döneminde Osmanlılar, "toprak, Allah padişahındır" ilkesiyle hareket etmişler ve toprakları, başlıca üç şekilde düzene sokmuşlardır. "Arazi-yi Öşriye, Arazi-yi Haraciye ve Arazi-yi Miriye". Öşriye ve

namına

Haraciye arazisi, zan ve tahminlerin hilafına geniş ve sınırsız

değildi. Bunlar

1 50-200 dönüm arasında değişen, fakat asıl

sahibi Allah olmakla beraber, Müslim ve Gayrimüslimlere

tapulanmış arazilerdi. Hür ve müstakil tarım işletmeleri idi ve

tüm tarım arazisinin

1 13 'i kadardı. 4 Bunlar tapulu toprak

sahibi çiftçiler, yani üretici köylülerdi.

Tarım arazisinin 2/3 sini teşkil eden miri arazi ise "tımar, zeamet ve has" diye üçe ayrılırdı. a. Yıllık geliri,

1 000-20.000 akçe arasında değişen

arazilere Tımar,

b. Yıllık geliri,

arazilere Zeamet, c.

Yıllık

20.000- 1 00.000 akçe arasında değişen

geliri,

1 00.000-200.000 akçe arasında

değişen arazilere Has denilirdi.

Tımar, zeamet ve haslar bir takım şahıslara verilirdi.

Bunlara

"Sahibe-/ arz ve Sahibe-/ Dirlik" denirdi. Dirlik

alanlar,

ferağ,

sahibi olanlar, arazi

intikal,

üzerinde satış

yetişen mahsulün aşarım

esnasında

tapu

verip

buna

mukabil bir miktar vergi alan kimselerdi. Mesela bir köyün

arazisi tapu senetleriyle araziyi

sürer,

eker,

50 çiftçi ailesine verilmiştir. Bunlar

biçer

ve

mahsulü

kaldırırlar.

Aynı

köydeki aşar hakkı, devlet namına Dirlik sahibinindir. Aşarı Dirlik sahibi toplar. Dirlik sahibi, dirliği dahilinde boş arazi 4

Z. Karamilrsel, Osmanlı İmparatorluğu Mali Tarihi, İstanbul, 1 969, s. 1 50, 1 70,20 1 .


7

Tanm Kentleri

bırakmaz, ihtiyacı olanlara tohum, çift hayvanı, alet verirdi. Üretimin azalmasına değil, çoğalmasına çalışırdı.

sahipleri,

imparatorluğun

Dirlik

"militarist" karakteri sebebiyle "asker-memur" durumunda idiler. "Tımar sahibi gelirin 300, zeamet ve has sahipleri 5000 akçesini kendi geçimine ayırdıktan sonra, geri kalan gelirin tımar sahipleri her 3000 akçe için, zeamet ve has sahipleri her 5000 akçe için bir asker-cebeli-beslemeye mecburd.urlar. "5 Kanunlardan gelen bu mecburiyet sebebiyledir ki, "padişah, hazinesinden bir kuruş sarf etmeden, tımar ve zeamet sahipleri tarafından beslenen, teçhiz edilen, eğitilen 1O.000-20. 000 kişilik bir süvari kuvvetine sahip oluyordu. Bununla memleketin iç ve dış güvenliğini sağlıyor, üç kıtada egemenliğini devam ettiriyordu. "6 Bu düzenle "vükela, rical, memurlar, valiler de maaştan vareste olup, kalabalık memur kitlesine de maaş verilmiyordu."1 Zeamet ve has sahipleri kendilerine verilen dirliklerde oturmamakta, buraları vekilleriyle idare etmekle beraber,

Tımar

sahipleri

kendilerine

verilen

dirliklerde

oturmaya mecbur idiler. Herkese dirlik verilmezdi. Dirlik sahiplerinde bazı hususiyetler aranırdı. Tımar sahibi azledilir

veya ölürse, ona talipli bulunur, fakat en ehil olana verilirdi.

Çoğu zaman erbaptan olmasına, ocak-zade olmasına, hem

ziraattan hem askerlikten anlar olmasına dikkat edilirdi. Halk

öylelerini büyük görmüş olduğundan, kendileri de ocak­ zadelikle iftihar ettiklerinden, köylerin muhafazasına kadir,

Celali tasallutu ihtimalinde derhal halkı toplayıp def ve tenkil

etmek kuvvetine malik idiler. Evlatların, babalarına halef 5

TOrk Ziraat Tarihine Bir Bakış, Ankara, 1 938, s. 39-62. Mustafa Paşa, NetayicO'l- Vukuat, İstanbul, 1 327, 1 1 1 , 4 1 - 1 42. 7 Aynı eser. 6


8

Dr. Tahsin Ünal

olabilmeleri için ata binmek, kılıç kullanmakta mahir ve silfilışor olmaları icap ederdi. Bunların menfaatleri, dirlikleri

dahilindeki ziraatın gelişmiş olmasına bağlı olduğundan

yardıma muhtaç olanların yardımına koşarlardı. Savaş için de cins atlar yetiştirirlerdi.

Hülasa

didikler,

"erbab-ı seyf,

namuslu dürüst ve işinin ehli" kimselere verilirdi. Yavuz Selim, "cülus ettiğim de gajilane bazı köyleri Ali Paşaya temlik etmiştim. Eshab-ı Seyfin olan bu hakkı başkasına vermediğime hala pişmanım" diyerek kanunlara son derece

itina etmiştir. 8

Dirlik sahibiyle köylü, bir nevi oto kontrol altında

bulunurdu. Şikayet edilen Dirlik sahibi suçlu görüldüğünde

azledileceğini bildiğinden, haksızlık edemez, köylü de Dirlik

sahibinin sözünden çıkmazdı. Bu durum karşılıklı, emniyeti,

huzuru ve güveni temin ediyordu. Tarımsal felaketlerde olduğu gibi, siyasi tehlikeler anında da köylü yalnız değildi.

Toprak sisteminde ve prdu kuruluşunda bu düzen devam

ettiği müddetçe, imparatorluğun ekonomik ve askeri gücü

ayakta kalmış, bu düzen bozulunca ne güçlerden, ne de zaferlerden eser kalmıştır. Kalabalık bir bürokratik kadro ile beraber

üretimi

1 20.000 kişilik eyalet ordusu tüketici değil, üretici ve artırıcı

bir unsurdu.

şahısların eline geçtikçe,

Buna

mukabil

toprak

ana

1 20.000 kişilik tüketici yeniçeri

ordusu ve maaşlı bürokrasi, ötekinin yerine kaim oldukça,

imparatorlukta duraklama ve gerileme başlamıştır.

2.

ZİRAAT VE HAYVANCILIK Prof.

M.

hayvancılığından 8

Aynı eser.

M.

Waht,

bahsederken,

Türk'lerin

"Anadolu 'da,

ziraat

ve

Batının


l'arım Kentleri

9

gözlerini kamaştıran serveti, çalışkan köylülerin üretimi meydana getirmektedir. Türkler, dünyanın da iyi ziraat ve hayvancı/arıdır. Onların elinde ziraat ve hayvancılık bir fendir. Bu konuda yazılmış bir çok eserleri vardır. Avrupa'ya buğday, arpa, susam, nohut, pirinç ve pamuk, tanesi 1.000 altına cins atlar, Ön Asya'ya da koyun satarlar" demektedir. ıo Bundan da anlaşılacağı gibi köylüler, yalnız

kendileri için değil,

kalabalık şehirler, ordu,

Arabistan,

Yunanistan ve Tunus gibi iç pazarlar, hatta İtalya, Fransa ve İspanya gibi dış pazarlar için tanın yaparlardı.

"En kii rlı ticaret/erden biri de tarım ticareti idi. Tarım tüccarları, limanlara yakın yerlerde depolar, ambarlar inşa ediyorlar, devlet rayicinden 5-10 kuruş kdr/a Frenk tüccarlarına satıyorlardı."11 Bunlar, o zaman Anadolu'nun tarım ürünleri ambarı olduğunu izah eder. Türklerin,

koyunculuk,

sığırcılık,

devecilik

ve

atçılıklan da herkesçe bilinen bir keyfiyettir. Koyunculuğun; besin, ticaret, endüstri ve el sanatlarında, sığırcılığın; besin, tanın ve nakliyatta, deveciliğin ticarette ve atçılığın da

nakliyat ve savaştaki yerini ve önemini izah etmeye lüzum yoktur.

Anadolu'nun

geniş

ovalarında

ve

yaylalarında

yüzlerce koyun, sığır ve at sürüleri otlardı. Evliya Çelebi,

yalnız Uzun Yayla ile Çukurova'da 50 şer birden 100.000

koyun gördüğünü anlatır. 1638'de Bağdat seferinde ordunun ihtiyacı

ıçın

80.000

koyun

yazmaktadır. Bu hali M. Akif:

sürüldüğünü

tarihlerimiz

"Dağlar orman, tepeler bağ, ovalar hep tarla; '0 11

Aynı eser. M. Akdağ, Celali isyanları, Ankara, 1 963, s. 48 ve 52. •

_


Dr. Tahsin Ünal

10

Koca mer 'a dolu baştan başa sağmal/arla. İğne atsan yere düşmez, o ekin bir tufan; Atlı girsen gömülür, buğdayın altında kafan. Köylünün kırları tutmuş, yayılırken davarı; Sökemezsin, sarar afakını yün dağları. Dalar etrafa köyün damgalı yüzlerce tayı; inletir at sesi, kısrak sesi, gömgök ovayı " diye

1 anlatmaktadır. 2

1

3. SANAT VE TİCARET

Daha Selçuklular· zamanından itibaren Anadolu'da

köylerimizde hala kullanılmakta olan

"çıkrığa ve ıstara

dayanan" gelişerek el tezgahları haline gelen doyurucu bir

halıcılık, kilimcilik, keçecilik, sanatı, pamuklu, yünlü ve ipekli tekstil sanayiinden başka, bakırcılık demircilik, silah

ve gemi sanayii vardır. Köylerden başlayarak. şehirlere kadar uzanan

sanayii,

sanat bir teşkilat ve disiplin içinde yapılıyordu. Türk iç

pazarlardan

başka

dış

pazarlara

da

ihraç

ediliyordu. Sanayide üstünlük XVII nci asra kadar muhafaza ıJ edilmiş, sonra gerilemeye ve çökmeye başlamıştır. Ümit burnu keşfedilinceye kadar, kara ve deniz ticaret

yollarını

elinde

bulunduran

imparatorluğun

ve

dış

pazarlarında geniş mikyasta ticaret yapılıyordu. Anadolu'da

yerli

tüccarlardan

Avusturyalı, 12 13

İranlı,

başka

Asyalı,

Venedik, Hintli,

Cezayir,

Çinli

M. Akif, Safahat, İstanbul, 1 958, s. 383-384. T. Ünal, Türk Siyasi Tarihi, Ankara, 1 958, s. 60-80.

ve

Ceneviz,

Japonyalı


ıı

Tarım Kentleri tüccarlar şehirler ve limanlar arasında mekik dokuyorlar.

4-5

bin deveye varan ve gezici bir çarşıyı andıran kervanlarla ticaret

yapıyorlardı.

Bugün

Anadolu'da

gördüğümüz

kervansaraylar, bedestenler, kapalı çarşılar, o devirde yapılan

ticaretin

canlı şahitleridir.

Toptancılar gelip

topladıktan

başka, kervanlar da halı kilim, keçe, yular, çuval kolan, havlu

vb. gibi ihtiyaçlarını köylerden temin ederlerdi. Bu da köy sanatına ayn bir hareket ve canlılık verirdi. 14

Osmanlı Türklerinin ilk devirlerinde tarım ve sanat

gelişi güzel olmadığı gibi, başı boş da değildi. İmparatorluk

içinde

ekonomik

faaliyet

kanuni

esaslara

bağlanmıştır.

Tarım, Dirlik sahiplerinin himaye ve kontrolünde olduğu

gibi, sanat ve ticaret de, loncaların kontrol ve himayesinde

idi. XVII nci asırda yalnız İstanbul' da 1.11O lonca vardı ve

buraya 130.000 iş adamı ve sanatkar kayıtlı idi. Ekonomik

faaliyetlerin

böyle

teşkilatlara

bağlanmış

olması,

hem

üretimin artmasını sağlıyor, hem de devletin bu faaliyetleri

kontrol altında tutmasını kolaylaştırıyordu. 4.

SOSYO-KÜLTÜR

Aile pederşahi idi. Aileler kalabalıktı. Akraba, komşu

hak ve hukuku gözetilirdi. Büyükler küçükleri ve fakirleri

korur ve himaye ederlerdi. Ölüm ve askerlik gibi olaylar

aileleri

sarsmaz,

büyürler,

sonra

öksüzler

üretime

dayı

ve

katılırdı.

amcalarının

Köylerde

yanında

fakirler

ve

zenginler olmakla beraber, zenginler fakirleri sömürmeyi 14

H. Sahillioğlu, Belgelerle Tfirk Tarihi Dergisi, Sayı: 9/69. 1 5501 560'da bile İranlı, Hintli, Venedik, Fransız ve Türk tüccarlarının 1 . 1 00 develik bir kervanla Basra'dan Anadolu'ya, Ege ve Akdeniz limanlarına mal getirip sattıkları bilinmektedir.


12

Dr. Tahsin Ünal

düşünmediği gibi, fakirler de zenginlerin malına kin ve hasetle

bakmazdı.

Çünkü,

iki

zümrenin

yaşantılarıyla,

düşünceleri birbirinin aynıydı. Bunun sebebini Türk-İslam

ilkelerinde

aramak

lazımdır.

Türkler,

genel

karakterleri

itibariyle, kanaatkar, cömert, misafirperver ve paraya karşı

hırslı değildirler. Ferdiyetçi değil, toplumcu bir düşünceye sahiptirler.

"Sen, ben yok. Biz varız", bunun ifadesidir.

İslami ilkeler de "serveti değil, hırslı servet düşkünlüğünü kınamış" ve "Allah malı dileyene değil, dilediğine verir" denilerek kanaatkar olmak tavsiye edilmiştir. Fütüvvet-nameler sanatkarlara, "hırs kapısını kapa, kanaat kapısını aç" öğüdünü vermiştir. Genel kanaati bu olan bir toplwnda, insanların birbirlerini sömürmeyi

düşünmelerine ihtimal ve verilemez. Bu bir düşünüş ve ahlak felsefesidir. Batının ferdiyetçi ve maddiyatçı felsefesinden

ayrılır.

Türk toplumunda

bir sömürü

düzeni

varsa,

bu

herhalde 1600'den sonra teşekkül etmiş ve zamanımıza kadar

gelmiştir.

Köylerde, kaynağını, akl-ı selimden, geleneklerden ve

dinden alan sağlam, yapıcı ve bir kültür vardı. Köylünün

yaşantısına, çabasına ve dini görüşlerine taassup ve hurafeler değil,

müspet

hikayeler,

görüşler

çevresel

hakimdi.

masallar,

Nakledilen

koşmalar,

destanlar,

türküler,

dini

menkıbeler, çocukların oyunları, gençlerin ata binip kılıç, kalkan kullanmaları, köy toplwnunu hem kültür bakımından,

hem de ona bir ideal vererek savaş ruhunu besliyordu. En

büyük ideal savaşlara katılmak, Türklüğü ve İslamiyet'i

yaymak ve savaşırken şehit olmaktı. Hala Anadolu'da bazı köylerde

söylenen bir rivayete göre, "savaşa giden kocalarına kadınlar, savaş hatırası olarak bana bir "Gavur


13

Tarım Kentleri

kulağı " getir yeter," derlerdi.

Halkın sağlık ve eğitim

konulan da yine toprak düzeni üzerine oturtulan vakıflarla,

emniyet, güven ve garanti altına alınmıştı. 15

C. İLK PADİŞAHLAR VE İDARECİLER

İlk devirlerde "reaya" denilen köylüye büyük bir

hürmet ve itibar ediliyor,

"Hayat-ı insaniyeyi idame ettiren köylü efendimizdir" deniliyordu. Halk arasında "ehl-i reaya başta" sayılıyor ve "ziraat, ilim ve savaştan daha önemli bir iştir" deniliyordu. 16 İnsan,

sanayiirıin,

tekniğin

ve

ticaretin

darbesine

maruz kalıp bir anda her şeyini kaybedebilir. Aç kalıp

dilenebilir.

Fakat

toprak

ana

böyle

değildir.

Sağmasını

bilirseniz toprak, her zaman sağmal bir koyundur. Büyük İskender, bir ihtilal

bahçede

oturmaya

sonunda

tahtından indirilen ve bir

mecbur edilen

Sayda

Kralını

ziyaret

ederek, bir ihtiyacı, bir eksiği olup olmadığını sormuş, (Toprağı ve elini göstererek), "bu ve bunlar varken kimseye ihtiyacım ve hiçbir eksiğim olmadı", diye cevap vermiştir.

ıs Çoğu zaman köy ve kasabalarda, üstü başı pejmürde, rengi soluk zayıf ve hastalıklı insanlar, eşekleşmiş atlar, keçileşmiş eşekler, sütü çekilmiş inekler ve koyunlar görür, müteessir olur, düşilnilrllm . Atalarım bu zayıf, hastalıklı insanlarla, bu yürümeye takati kalmamış· atlarla mı Viyana önlerine kadar gittiler? Bunlarla mı Avrupa'yı titrettiler? Hayır!. .. Hayır!... Genç, dinç, gürbüz ve tuvana delikanlılarla, Macar kadanaları gibi iri kıyım, Arap atları gibi ince belli, kıvrak atlarla gittiler. Fakat hani o güçlü insanlar? Hani o iri kıyım atlar?... Sahipsizlik, bakımsızlık, besinsizlik yüzünden dejenere olmuşlar. Anadolu'da dejenerasyon, sıhhatimizden zekamıza, hayvanlarımızdan bitkilerimize kadar, her şeyimize sirayet etmiştir. Onu, her yönüyle yeni baştan ele almalı ve tedavi etmelidir. 16 Türk Ziraat Tarihine Bir Bakış, s. 30.


Dr. Tahsin Ünal

14

Toprağı işleyen ana unsur insandır. Bunu bilen ilk

Osmanlı :Padişahları ve idareciler de toprağı işleyen köylüyü

son derece korumuşlar ve üzerlerine titremişlerdir. Pazar

yerine getirilen tarım ürünlerinden baç alındığını gören Osman Gazi,

''pazarda ürün satanlardan alacağınız mı var ki, akçe alırsınız?" diye sorar. "Padişahlar tarafından bu vergi alınır Sultanım" denilince, "Mademki siz öyle söylersiniz, peki alınsın. Satamazsa alınmasın" demiş. 17 Köylüden "malı satarsa pazar vergisi alınsın satamazsa alınmasın esasını" vazetmiştir. l. Murat, Evrenos Beye, milletin idaresi hakkında direktif verirken, "iyi dinle, bil ki kaçan ki etraf-ı memlekete koyduğun vekillerin iyi insanlar olursa, köylünün de hali iyi olur. Beylerin vekilleri, köylerin yanan çırası gibidir. Kimin çırası sönerse, alem harap olur. Her birine emriyle, idareleri altındaki insanları kardeş bilip köylüyü hoş tutsunlar" demiştir. 18 Padişahtan böyle emir alanlar, köylüyü hoş tutmaya mecbur olurlar.

il. Murad'ın borç para aldığını gören Fazlullah Paşa,

"Sultanım, padişahlara hazine gerek, müsaade ederseniz hazine cem idelim" deyince, padişah "nasıl ve nereden hazine cem edebiliriz?" diye sordu. Paşa, "bu vilayet halkında mübalağa mal vardır. Padişahlara zaman zaman bir suretin bulup almak münasip olur". Bunun üzerine padişah "Hay Fazlullah! Bu söz ne sözdür. Bu rey ne reydir ki, söylersiniz. Bizim memleketimizde helal üç lokma vardır. Biri madenler, biri haraç ve aşar, biri de ganimdir. Bizim askerimiz, gaziler askeridir. Bunlara helal lokma gerekir. Şal padişah ki, 17 18

Aşık Paşa Tarihi, İstanbul, 1 332, s. 1 9-20. Türk Ziraat Tarihine Bir Bakış, s. 3 1 .


Tarım Kentleri

15

Qskerine haram lokma yedirir, o asker harami olur. fhıramide sebat olmaz. Çabuk firar eder. Bundan sonra netiC'flll in ne olacağı malumdur" diyerek halktan aynca bir vergi

almak 19

süratiyle

olmamıştır.

Keza

ezilmesini

istemeyen

toplayan

aynı

hazine

teşkil

padişah,

edilmesine

ihtiyaçtan

fazla

razı

para

defterdarı, "padişaha yaranmak için köylünün malını elinden alan ve ziya4e fara toplayan defte rdar bize gerekmez" diyerek azletmiştir.2 Böyle düşünen ve köylünün tesadüf edilir. Fatih

Konstantin

Sultan

tarafından

padişahlara Mehmet,

hapsedilen

sonraki

devirlerde

İstanbul'u

keşişleri

az

fethetmiş, huzuruna

getirmiştir. Birine: "Sizi neden hapsettiler" diye sordu. Keşiş, "Hünkarım muhasara başlayınca bizi çağırdı. Şehri Türkler alacaklar mı? Diye sordu. Biz de gördüklerimize, okuduklarımıza bakarak, evet alacaklar, dedik. Doğru söylediğimiz için hapsetti. Fakat işte siz bizi teyit ettiniz" dedi. Padişah "İstanbul bizim elimizden de çıkar mı?" Diye sordu. Keşiş, "Hünkarım, bu şehrin düşmanı çoktur. Fakat şu hale bakarak şehrin uzun zaman sizin elinizde kalacağını söyleyebilirim. Vakta ki sizin aranızda da fesat artar. Elinizdeki tarlayı, bahçeyi ve emvali şuna buna ve yabancılara satanlar çoğalır. Ve yabancılardan medet umanlar çoğalır. İşte o zaman İstanbul sizin elinizden de çıkar" dedi. Padişah ellerini kaldırıp "Dilerim ki bunlar

19 T. Ünal, Osmanlılarda Fazilet Mücadelesi, İstanbul, 1 969, (Yeni Baskısı: Berikan Yayıncılık, Ankara, 2000) s. 47-48 20 Aynı eser, s. 48.


Dr. Tahsin Ünal

16

Allah 'ın gazabına uğrasınlar" diye beddua etmi �2 1 Şuna buna ve yabancılara toprak satılmamasını istemiştir.2

temlik

Y.

Selim'in, yakınlarından bir paşaya bir araziyi

etmesine

yukarıda

da

temas

etmiştim.

Devlet

ricalinden Defterdar San Mehmet Paşa ile Sadrazam Lütfü Paşanın eserlerinden, köylünün nasıl himaye edildiği daha iyi

anlaşılmaktadır: "Köylünün himayesini önemli umurdandır. Köylünün perişan olmayıp ziyade/eşmesi, onların himayesinde mümkündür. Köylünün azalmasıyla hazineye noksan gelir girer ve devlet nizamı bozulur,"23 "köylünün defteri, Defterhane-i Divanda durmalı. 30 yılda bir kere kayıt yenilenmeli, eskisi ile yenisi karşılaştırılmalı, köylünün azalıp azalmadığı kontrol edilmeli, azalmışsa sebebi araştırılıp, çoğalmasına çalışmalı ki, memleket harap olmasın, köylü azalınca irad-ı padişahfye kıtlık gelir."24 İlk

dönemde,

arıza

yapmadan

işleyen

Osmanlı

ekonomik, sosyal ve kültürel, özellikle toprak, köylü ve ordu

düzeni,

1600'den

sonra

bozulmaya

başlamıştır.

Bunun

elbette ki çeşitli nedenleri vardır. Biz sadece birkaç tanesi

üzerinde kısaca duracak, düzeni bozulan köylünün, o günden bu güne

21

uzanan

ızdırabına temas edeceğiz.

T. Ünal, Osmanlılarda Fazilet MOcadelesi, s. 60-6 1 . Yazık ki, zaman keşişi halklı çıkarmıştır. 1 600'den sonra devletin ve tapulu olan topraklar çeşitli nedenlerle şahısların eline geçmiş, bir çok köylüler topraksız kalmıştır. A. Mecit zamanında da yabancılara toprak satılmaya başlanmıştır (Tanzimat, s. 392). 23 TOrk Ziraat Tarihine Bir Bakış, s. 32-33. 2 4 Ltltfll Paşa, Asaf-name, s. 1 4 l . 22


Tarım Kentleri

17

D. KÖYDEKİ DÜZENİN BOZULMASI

Kansız bir adamın benzinin sararması gibi köydeki

düzenin

bozulması,

süratle

kendisini

devlet

bütçesinde

göstermiş ve bütçenin dengesi bozulmuştur. Y. Selim, hatta

Kanuni'nin son zamanlarına kadar devlet bütçesinde açık olmadığını biliyoruz. Çünkü Y. Selim Mısır Seferinden 1.000

deve yüklü altın getirmiş, hazineyi ağzına kadar altınla

doldurduktan

sonra,

"ben hazineyi altınla doldurdum. Kapısına kendi mührümü vuruyorum. Benden sonraki padişahlar hazineyi bakırla doldururlarsa, kendi mühürlerini vursunlar. Do/duramazlarsa, hazine daima benim mührümle mühür/ensin" demişti.25 Bu para 43 senede bitti ve hazine 1563'ten

itibaren

açık

vermeye

başladı.

zamanımıza kadar da kapatılamadı. Şöyle :

Bütçe

açığı

Gelir

Gider

Açık (Akçe)

Kanuni (1563)

183.088.000

1 89.600.000

6.512.000

ill.Murat ( 1 590)

293.400.000

3 63.400.000

70.000.000

111. Mehmet (1597)

300.000.000

900.000.000

600.000.000

Tarhoncu (1645)

261.800.000

341.000.000

79.200.000

iV.Mehmet (1650)

581.270.000

593.604.000

12.334.000

Devir

ayarını

Açık böylece devam etmiş, bir müddet de, para düşürmek,

saraylardaki

altınları

eritmek,

müsaderelerle para toplamak suretiyle idare edilmiştir. A.

25

T. Ünal, Osmanlılarda Fazilet Mflcadelesi, s. 1 7.


Dr. Tahsin Ünal

18

Mecit zamanından itibaren de istikrazlara başlanmıştır. · İstikraz tablosu şu şekildedir: Devir

İstikraz Adedi

Borç

Elimize Geçen (Milyon Altm)

A. Mecit

4

16

8

A. Aziz

12

227

121

ll. A. Hamit

18

113

77

8

46

37

M. Reşat

M. Vahdettin zamanında ( 1 9 1 9) devlet giderleri 72 milyon Osmanlı atını idi ve bütçede altın açık vardı. Maliye nazın bu açığı istikrazla düşünüyordu. 26 Bu mali sıkıntıların başlıca şunlardır:

geliri 42, milyon kapatmayı nedenleri

30

Ümit Burnu'nun Keşfi 1 497 de Wasko dö Gama Ümit Bumunu keşfetti. Doğuya giden kara ticaret yolunun yanında bir de deniz ticaret yolu açıldı bu tarihten itibaren ticaret kervanları, Asya'dan Anadolu'ya, Doğu Akdeniz'e ulaşan kara yollarını terk etmeye başladılar. Daha yakın olan Hint, Güney İ ran, Basra Limanlarına inmeye başladılar. Avrupalı tüccarlar, Doğu Akdeniz limanlarını terk ettiler. Atlas okyanusu sahillerine, İspanya limanlarına indiler. Zamanla deniz ticaret yolları önem kazanırken, kara ticaret yollan tenhalaştı. 1.

26

T. Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken, Ankara, l 968 11/l 9-30.


l'urım Kenderi

19

Ticaret yalnız i ç pazarlara inhisar etti. Kervansaraylar yıkılmaya başladı. Alan azalınca, satan da azaldı. İspanyol ve Portekizleri Hint okyanusundan atmak, deniz yolunu kapayarak, karayolunu yeniden açmak için Yavuz Selim'in Süveyş Kanalı'nı açmak düşüncesi, Kanuni'nin Hint Seferl�ri. Sokullu'nun Don ve Volga Nehirlerini birleştirme teşebbüsü, müspet bir netice hağlanmadı. Kara yolu açılamadı. 2.

Toprak Ana El Değiştirdi

Kanuni devrinde, Sadrazam Rüstem Paşa, ilk defa ••Miri arazinin vakfa tahvili, emlak ve arazi ile muhtelif mukataların bil müzayede ihalesi suretiyle, devlet varidatının şahıslara verilmesi usulünü kabul etti. "27 Böylece, en büyük üretim vasıtası olan toprak ananın, yavaş yavaş devletin elinden çıkarak, şahısların eline geçerek el değiştirmesine, toplumculuktan ferdiyetçiliğe geçilmesine, bu da sömürücülüğe ve geri kalmamıza zemin hazırladı. Asker-memur durumunda olan, tarımsal üretimin artmasına çalışan Sipahiler tasfiye ediliyor, onlardan boşalan Dirlikler (topraklar) vergi karşılığında iltizama veriliyordu. Mültezimler, üretimin artmasını değil, Dirliği alırken verdiği parayı (rüşveti), devlete vereceği ver� i ve sonra da bu işten ne kadar kar edeceğini düşünüyordu. Bir yandan Sipahiler, yani üretici ordu tasfiye edilir, onun yine tüketici ordunun (Yeniçerilerin) miktarı çoğaltılırken, öte yandan köylüler himayesiz ve yalnız şahsi çıkarını düşünen mültezimlerin

27

M. Ziya Belin, Tfirkiye İktisadi Tarihi, İstanbul, 1 93 1 , s. 1 05. Koçi Bey, "aralarında öyleleri vqrdı ki, 30-40 hatta 50 tımarı na­ meşru yolla alıp hasılatım kendi kesesine koyardı" diyor (s. 1 2- 1 3).

28


Dr. Tahsin Ünal

20 eline

beyler,

bırakılıyordu.

Zenginleşen

mültezimler,

sarraflar,

paşalar ve ayanlar, hatta türeyen mütegal libeler,

halkın ve devletin topraklarını, ya satın almak suretiyle veya zorla

tasarruflarına

geçiriyorlardı.

"Sened-i İttifalf', ele "Tanzimat-ı

geçirilmiş olan toprakların, iktidarla pazarlığını,

Hayriye "de, ele geçirilen toprakların tapulanmasını temin etti. Köylünün büyük bir kısmı topraksız yahut az topraklı kaldı.

3. Celali İsyanları Köy düzeni bozulur, Sipahi ordusu tasfiye edilirken,

hem fetihler durdu, hem de, o sık, kalabalık, uygar ve refahlı

köyleri yıkan, insanları kati, mallan yağma, ormanları tahrip eden,

mümbit ovalan

bataklığa çeviren

Celali

isyanları

başladı. Celali isyanları ile emniyet ve huzur kalktı . Ekim­

biçim yapılamaz, madenler işletilemez oldu. Sanat ve ticaret körleşti.

Her

defasında

zarara

uğrayan

köylüler

oldu.

Köylerde can, mal, ırz emniyeti kalmadı . Can, mal, ırz

kaygısına düşen köylüler, köylerini terk ederek, kuş uçmaz, kervan geçmez dağ başlarına kuytu ormanlara çekildiler. Yahut şehirlere göçtüler.

8-1 O bin köy dağıldı. Bugünkü 65 .277 köy meydana geldi. Halen köylerimizin % 43'ünün dağlarda ve ormanlarda bulunmasının sebebi budur. Köylü ile

Celaliler,

köylü

ile

Yeniçeriler,

Leventler,

devlet

memurları arasında başlayıp asırlarca devam eden29 bu kanlı olaylan anlatan tarihçilerimiz,3 0 köylülerin feryatlarından bahsederken,

"Padişahım, kimde para var zannederlerse

29 Celali İsyanları 1 595'te başlayıp 1 680'de bitmemiştir. Mısır Valisi M. Ali Paşanın isyanına, l 833'e kadar devam etmiştir. 1° Celali İsyanları hakkında fazla bilgi için; Naima Tarihi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Cevdet Tarihi okunabilir.


limm Kentleri

21

tutup zincire bağlıyor/ar. Elimizden malımızı, karımızı, kızımızı, ve oğlumuzu alıyorlar. Kızımız, karımız bizim değildir, perişan oldu. Bunların hakkından gelinmezse, biz de terk-i diyar edeceğiz", diyorlar ve "buğdaylarını harmanda, koyunların sürüde bırakıp köyü terk ediyorlardı. Bu yüzden 31 /600 'den sonra köyler dağılmaya başladı." Anadolu'da bir

çok

yerleri

boşalmış,

gezmiş

hali

olan

Katip

kalmış,

harap

bahsederken; Koçi Bey de,

Çelebi,

olmuş,

ekseri

köyleri

gördüğünden

"1630 'da Sivas, Kayseri, Konya, Erzurum, Diyarbakır, Urfa ve Van ovaları boş ve virandı" der. Peçevi de, "Hey Gazi Sultan Süleyman!... Başını kaldır da bir bak. Senin mamur ettiğin, himaye ve siyanet ettiğin köylülerin acıklı halini anlatır. Şehit Ali Paşa "Nice köyler harqp olup mümbit araziler hali kalmıştır" diyerek32,

Celalilerin tahribatını izah eder. Ekonomik sosyal ve siyasi büyük çalkantılar sonunda

"köylüler, atı, silahı ve çuhayı 33 unuttular. Çula, çaputa ve çarığa alıştılar." Köyün

gucunu

kaybetmesine

paralel

olarak,

İmparatorluk da gücünü kaybediyordu. Anadolu'da her 1 0

-

15 köyün gücünü kaybetmesi, sınırda bir eyaletin elden

çıkmasına sebep oluyordu. Anadolu' da köyler bittiği gün, İmparatorluk da bitti.

4.

Savaşlar Savaşların

üslerden

uzak

mesafelerde

yapılması,

fethedilen toprakların karla değil, zararla elde tutulması ve nihayet

l O- l 5 senede bir kere savaşa girişilmiş olması,

M. Ak.dağ, aynı eser, s. 1 76, 1 80,228 ve 250. TOEM, Sayı: 3, Talimat-• Şehit Ali Paşa, Koçi Bey Risalesi, s. 49. 33 H. R. Tankut, Aynı eser, s. 25. 31

32


Dr. Tahsin Ünal

22 Anadolu

köylüsünü

amillerden korumaya

birisi da

maddeten

olmuştur.

mecbur

ve

manen

İmparatorluğu

edilen

köylü,

bitiren

büyük

kurduğu

çeşitli

gibi

cephelerde

harcanmış, geride kalan 1 O milyon kadar da, hasta, fakir ve 34 cahil bir halde, Cumhuriyet devrine intikal etmiştir. Analar, gidip de gelmeyen kocalan ve çocukları için:

"Burası Yemendir, çayırı, çimendir Giden gelmiyor, acep nedendir? " Diye türkü yakıyor ve söylüyorlardı. Köylülerin tarihi, türkülerimizde yazılıdır.

E. 1800.. 1920 DÖNEMİNDE KÖY 1. Tanzimat Devri Sair konular bakımından olduğu gibi toprak ve köylü konusu bakımından da bu dair , her şeyden önce bir intikal devridir. Bu devirde, yeniden tanzim edeceğiz diye toplumcu olan

"Örfi ve Şer-i" Kanunlar zorlanarak, ferdiyetçi olan

Avrupa kanunlarıyla yer değiştirilmiştir. 1 300 tarihinden beri devlet

mülkiyetinde

bulunan,

1 600

tarihinden

itibaren

şahısların eline geçmeye başlamış, gayr-ı meşru bir şekilde beylerin,

paşaların,

ayanların

zilliyetine

geçmiş

olan

topraklar, beylere nikahlanmış, meşru ve hukuki bir şekilde verilmiştir.

Bu

devirde

kültürel yaşantısı

ile

köylünün ekonomik,

meşgul

olunmamış

sosyal

belli

ve

menfaat

zümreleri güçlenirken, köylü ve ona dayanan imparatorluk biraz daha fakirleşmiş ve zayıflamıştır. Dolayısıyla eski

34

Mondros Miltarekesi'nin imzalanmasından sonra Anadolu'da 1 .560.000 Rum, 1 .248.000 Ermeni ve 1 0.500.000 kadar Tilrk vardı. T. Gökbilgin, aynı eser, 11/82-83 .


Tarım Kentleri

23

devrin, sömürüye çanak açan bozuk düzeni, bütün ağırlığı ile Tanzimat devrinde de devam etmiştir. 2.

Vergi Öyle bir vergi düzeni vardır ki, dikenli bir çalıya

benziyor, dokunduğu yerde yara açıyor, fakat mutlaka bir şey de alıyordu. Yarayı alan ölüyor, kanı içen yaşıyordu. Vergi toplayanlar,

bir

kısmını

mutlaka

ceplerine

indiriyorlar,

köylünün alın terinden, göz yaşından ve bitmeyen çilesinden

"Bir köyün yıllık aşarı 200 liraya Um.ama veriliyordu. Hakikatte köyün aşar geliri 1. 000 lira idi. Mültezim köyden 1. 400 lira topluyor, 200 lirasını hazineye veriyor, kendisine 1. 200 lira kôr kalıyordu. "35 "Mültezimlik, müzayede ile satılırdı. Mültezimlerin müzayedeye girebilmesi için, hazinece makbul bir sarrafı kefil göstermesi lazımdı. Hazine masrafları vücuda gelmişti. Bunlar kendilerine ihale olunan varidat-ı öşriye ve rusumiyenin takibinden ileri gide gide hükümet içinde hükümet olmuşlar, devlete, millete ve halka, idareten, siyaseten ve ahlôken pek çok fenalık yapmışlardı. Mültezimlik ihalelerinin çoğu, Galata da oturan Sani ve para muamelatı dışında, sırf hazineye verdikleri borçların faiziyle yaşayan bankerler korporasyonu kurulmuştu: Bunlar umumiyetle Rum ve Ermeni idiler. Hazine daralıp şu ya da bu öşür veya ağnam gelirini birkaç seneliğine iltizama vermek isteyince, hemen harekete geçen bu bankerler, bir veya birkaç paşa ile uyuşur/ardı. Müzayede paşaların tesiri altında bitirilir, lazım olan para bulunur ve hazineye yatırılırdı. Hazine istediği altınları bulmuştur. Borcun ağır servet topluyorlardı.

35

Ahmet Reşit, Gördüklerim-Yaptıklarım, İstanbul, 1 895, s. 98-1 1 0.


Dr. Tahsin Ünal

24

şartları veya haris bankerler ile paşaların, köylülere yapacakları baskı ve yapacakları zulüm" devletin umurunda olmuyor, hatta alamazlarsa jandannasıyla yardım ediyordu. 3 Bu,

"iktidar-gayr-i

Türk

banker

6

ortaklığı"

köylülerden payitahta kadar uzanan yol üzerindeki geçitleri

tutmuştu. Her geçenden baç alıyor, şikayetçilerin önün kesip geri çeviriyordu.

Bu mültezim, sarraf, banker, Duyuu-u

Umumiye, iktidar gibi menfaat zümre ve şebekeleri, bir

taraftan, düzeni değiştirecek herhangi bir yenilik ve ıslahatı

kabul etmiyorlardı. Öte yandan, bazen birbirleriyle rekabet

ederek,

bazen

anlaşarak

köylüyü

ediyorlardı. Celaliler, şehirlere inmişti. Tanzimat

devri

ricalinden

sömürmeye

devam

N. Kemal, iktidar ile

tefecinin köylüyü nasıl sömürdüğünü, onu ne hale soktuğunu şöyle anlatıyor:

"Ali, orta halli bir çiftçidir. Senede 1. 000 okka pamuk kaldırmış, öşrünü vermiş ve kendisine 900 okka pamuk kalmıştır. Muhtar Jandarma ile Ali 'nin başına dikilir ve 250 kuruş olan vergiyi de/aten ister Ali hükümete koşar. Kozasını ayıklaması, pamuğunu satması için bir mühlet ister. Mühlet verilmez. Çünkü, verginin bu sırada alınması için kaymakama emir verilmiştir. Ali hapis olunacağından korkar. Tüccar adındaki tefeciye koşar. Tefeci, hükümetin tazyikini, çiftçinin aczini bilir. Bin türlü nazdan sonra malın tamamını birden alarak, kozadan ne kadar tohum çıkarsa, okkasını 70 paradan alır. Tamamını 1. 687, 5 kuruş eder. 450 okka tohum çıkar. Bu da 40 paradan 450 kuruş tutar. 1. 687, 5 Türkiye Ziraat Tarihine Bir Bakış, s. 68-69. Sarraflarla iş birliği ettiğine ve onlardan para aldığına dair M. Reşit Paşa hakkında da dedikodular yapılmıştır. "İ. Emin M. Kemal, Son Sadrazamlar." 36


ı ımnı

Kentleri

25

1.23 7, 5 kalır. Bundan 23 7, 5 kuruş vergi, 100 kuruş imam, muhtar hakları verilir. Ali ye 900 kuruş alır. Hiç borcu yoksa bile, çoluk ve çocuğu ile Ali bu parayla bir sene xeçinemez. Geçinebilmesi için 1.200 kuruş daha borç lıulması lazımdır. Ali yine tefeciye gider. Gelecek sene ki mahsulüne mukabil % 30 faizle 1. 200 kuruş borç alır. llöylece iki senelik mahsulünü bir senede tüketen Ali, üç sene sonra çiftini çubuğunu ve tarlasını da elden çıkararak, amele olur.''31 "Tırnaklarıyla yer kazıp da verdikleri vergiler sayesinde, bin türlü nimete gark olduğumuz köylülerden utanalım. Rahat köşesinde binler kazanan bankerler neden az vergi verir. Dünyada ahlak ifşadatının kaynağı, imtiyaz ve eşitsizliktir. "38 450

=

3. Verginin Alınışı "Bab-ı ali" tahsilat için taşra memurlarını sıkıştırdıkça

vali ve mutasarrıf daireleri bayram ederler. Çünkü tahsilat maksadıyla vali ve mutasarrıf kethüdaları veya mühürdarları

kazalara gönderilir. Bunlar bir sürü atlı jandarmalarla baran-ı

bela gibi her gece bir köye inerler. Yem ve yiyecek köylü

tarafından verilir. Köylünün parası yoksa evinden bakır, kap, yatak gibi ne bulunursa haczedilir. Bunlar borcuna kafi gelmezse, tarlada çalıştığı sabanı, boyunduruğu, çapası, beli

alınır. Bazen 30-40 kuruşluk vergi için birkaç ay hapiste

yatılırdı.

Köylünün evlad ve iyali aç, tarlası ekinsiz bırakılır.

Malı telef, ırzı payimal olur. Bazen bir köy halkının tamamı

hapsedilir. Vergi nedeniyle sefaletten, kahırdan hastalanıp 37 38

N. Kemal, İbret Gazetesi , 26 Kasını 1 872. N. Kemal, Hadisat Gazetesi, 16 ve 1 8 Kasını 1 872.


Dr. Tahsin Ona/

26

ölenler olur. Bazı yerlerde borcunu vermeyenler ağaçlara bağlanarak, falakaya yatırılarak dövülür. Karısı ve kızının başında bulunan 5- 1 0 kuruşluk hilliyet koparılıp alınır.

"Hükümet bunlara kaçar ve tefeciye

Kadınların uçkurlarına kadar para aranır.

tevessül ettikçe sığınırdı. "39 4.

köylü,

hükümetten

Askerlik Türk köylüsünün bir de askerlik derdi vardı. Köylü,

her 1 0- 1 5 senede bir kere askere alınmakta ve askerde 8- 1 O sene

kalmaktaydı.

Askerlikte

açlıktan,

susuzluktan,

bakımsızlıktan başka bir de gidip gelmemek vardı. Onun için köylü imkan ve fırsat buldukça, daha köyünde iken veya askere

alındıktan

sonra

kaçmaktaydı.

Onun

için

asker

toplama işleri, köylere yapılan baskınlar şeklinde olmakta ve

"yaka/ananların elleri bağlanarak sevk edilmekteydi. Fakat bunlar ilk fırsatta kaçmakta" ve dağlar asker kaçağı ile, köyler

ihtiyarlarla

dolmaktaydı.

40

Askerlerden

kaçma

hastalığı l 920'ye kadar devam edip gelmişti.

5. Aşar Köylü, buğdayın aşarım hesap etmek için mültezimin gelmesini bekler. Harman yerinde açıkta duran buğdaya el sürmek yasaktı .

Mahsullerin

ambara

konulması,

ekimin

yapılması, bu bekleme yüzünden gecikir, derken sonbahar yağmurları

başlar,

açıkta

duran

buğdaylar

çimlenmeye

başlardı. Köylü mahsulü için en önemli bir zaman olan bu sırada hükümet, aşar iltizamını müzayedeye koymakta ve iltizam bedelini yükseltmek için ihale zamanını uzattıkça 39 40

Ziya Paşa, Arzuhal, s. 56-57. Moltke, Türkiye Mektupları,

s.

220-222

ve

298-300.


Tarım ifentlerl

27

uz.atır. Bunun ıçın mültezimler barınan yerine buğdaylar çimlenmeye

başlayınca

gelebilir.

Mahsulün

bir

kısmı

çürümüş, bir . kısmını da mültezim götürmüştür. Mültezim, adamlarıyla, j andarınalarla ve bir sürü hayvanla barınan yerine geldiğinden, bunları da köylü doyurduğundan aşar, 41 1 / t o'den 4/t o'a kadar çıkar • Bazen 4/6 olur. "Buğdayını

eller yer, bana kalır samanı" diyen köylü, yalnız sömürmeyi düşünen

iktidar-menfaatçi

bağlanmıştır.

Devletten

kıskacı

kaçtı,

başını

içinde

kıskıvrak

tefecilere

çarptı,

"Şamar oğlanı" oldu. "kimseye inanmamak, kalabalıktan kaçmak huyu yarattı. Zorla ihtiyar ettiği bir azlet içinde o, her gün başını vurduğu devlet, tefeci, kısır ve sert tabiatın herc-ü merc ettiği maddi imkansızlıklar arasında ezeli neşesini kaybetti. Gülmeyi unuttu. İmanı, azmi gevşedi. "42 tefecilerden kaçtı, devlete çarptı.

Asırlarca devam eden bu hal Anadolu köylüsünde,

6. Boş Araziler "Anadolu 'da öyle sular akıyor ki, binlerce fabrika işletilir. Öyle cesim ormanlar var ki, ağaçları çürüyüp gidiyor. Çünkü vasıta ve yol yok. Dağlarda ve ovalarda memleketi milyarlara gark edecek bol madenler var. İşletilmiyor. İşleten mutlaka %50-70 kazanır. Köylerin kenarına kadar araziler bomboş.'.43 Konya, Kayseri, Isparta, 41

TDrk Ziraat Tarihine Bir Bakış, s. 65-66. H. R. Tankut, Aynı eser, s. 3 1 . 4 3 Türk Ziraat Tarihine Bir Bakış, s . 66. Kavalalı Mehmet Ali Paşa, A. Mecit'e bir konuşmasında: "Sultanım Anadolu 'da boş ovalar, başı boş 42

akan pek çok sular vardır. Boş araziyi topraksız köylüye dağıtıp tarlaları başıboş sularla sularsanız, lcalkınırsınız. Avrupa ya el· açmaktan kurtulursunuz. Vezir/eriniz aksini söylerler inanmayınız," demiştir. Fakat


Dr. Tahsin Ünal

28 Bergama, ovalan,

Kızılırmak, Yeşilırmak, Mendereslerin

vadileri boş ve bataklık bütün Anadolu ve bu servetlerin 44 kaynağını yeniden canlandırmak Türklerin bileceği bir iştir. Demek ki,

1 600- 1 835 döneminde de hala Anadolu boş

araziler memleketidir. "Türkiye 'de ziraatın gelişmemesinin başlıca beş sebebi vardır: Baştakilerin lakaydisi, köylünün bilgisizliği, el emeğinin, sermayenin azlığı ve yol olmamasıdır. ,,..s Anadolu köylüsü fakirdir. Çünkü, parası yoktur. Buna mukabil Türk köylüsü zengindir. Çünkü, yaşamak için elzem olan kanata ve geçim emtialanna sahiptir. O çoğu zaman ekmeğe, katığa, yakacağa, yağa, yoğurda, sebzeye, berbere, hamama

para

vermez.

Üstü

kapatılmış,

dört

duvarla

çevrilmiş, kerpiçten bir göz oda yaptı mı, biraz ekin, birkaç şilte, yatak, yorgan, tencere, tava, tahta kaşık temin etti mi, dünyanın en mesut insanıdır.

Lakin bu felsefe yaşantı,

hayatın sadeliği ve ihtiyaçların az olması da milletlerin zenginleşmesine manidir. Güçlü ve müreffeh memleket; çok tüketip, az üreten değil, çok üretip, çok tüketen ve ihtiyaçları çok olan, insanı çalışmaya mecbur eden memlekettir.

"

sürükleyen

milli

Bir lokma, bir hırka " veya "b�y de ölür çingene de, Kefenden başka öbür dünyaya, kim ne götürmüştür", diyen, insanlığı meskenete ve mezellete bu

felsefenin

yerine

geleneklerin

ve

tutan ve yapan kim? Bu tablo 1 835' 1erde çizilmiş bir tablodur. 1 3 5 sene sonra aynı tabloyu bugün de çizmek mllmkündür. 44 Aynı eser, s. 78-79. 45 Aynı eser, s. 1 07- 1 08.


Tarım Kentleri

29

İslamiyet'in istediği hareketi, vazetmek, milli vazifedir.

gayreti

ve

dinamizmi

7. Kıthklar Teşkilatsız, himayesiz ve sahipsiz kalmış olan köylüyü fakr ü zarurete sürükleyen nedenlerden biri de kıtlıklardır. 1 874'de böyle bir kıtlıktan bahseden Basiret Gazetesi, "civar köylerden her gün Ankara ya 1500-2000 kişi geliyor. Açlıktan ölenlerden başka, çocuk ve kadınların feryatlarına tahammül edilmiyor. Cümle hayvanlar telef olmuş, halk hicret ettiği için köyler boşalmıştır. Açlıktan hayvan leşi, ağaç kabuğu, ayrık kökü, pamuk tohumu yiyenler var. Durum vilayete bildirilse de ehemmiyet verip yardım eden olmamıştır. Ankara ya gelen yeni vali Abdurrahman Paşa, kendisini karşılayan açız diye, feryat eden 4-5 yüz kişinin karşısına resmi elbisesi ile çıkmamıştır. Buğday, muhtekirlerin kazanmak hırsından ötürü 20 kuruştan 200 kuruşa çıktı" diye bahsetmekte ve köylerdeki telefatı gösteren bir de istatistiki bilgi vermektedir.46 Köyler

1873 1875 Telefat Nüfusu Nüfusu

Göç

1873'de 1875'de Koyun Koyun

42 Köyde

16.900

9.261

4 .800

2 .643

81.240

3 .312

Keskin'de

52.000

32.000

20.000

7.000

-

-

Temeldeki bu büyük hastalığa, derde deva arıyorlar, yazıyorlar, konuşuyorlar, hatta bu dertlere deva aradıkları için, düzenlerinin bozulmasını istemeyen iktidar, yerli ve 46

9. l 2. 1 5 Mayıs

ve

25 Haziran 1 874 tarihli Basiret Gazetesi.


Dr. Tahsin Ünal

30

yabancı menfaat zümreleri ve işbirlikçileri, söyleyenleri ve yazanları kötülüyorlar, itham ediyorlar. Takip ediyorlar ve mahkum ediyorlar. Avrupa'ya kaçanlar vardır. Fakat temele inemeyip

satıhta

kalıyorlar.

Meşrutiyeti

bütün

dertlerin

devası sanıyorlardı. Halbuki dava, bir rejim davası olmadan önce, tüm toplumun ekonomik, sosyal, kültürel ve nihayet çoğunluğu

teşkil

eden köylünün kalkınması

davası

idi.

Meşrutiyet ilan edildi. Fakat dert bütün acılarıyla devam etti. Rej im üretimin ilacı değildir, vasıtası olabilir.

F. KÖYLERDEN YANA OLANLAR 1 inci Meşrutiyet 1 876' da ilan edildi. Rej imin adını Meşrutiyet koymakla davanın halledemeyeceği, yalnız o zaman değil, çok sonraları da anlaşılmadı. Dolayısıyla temel düzende,

ekonomik

sosyal ve kültürel

hiçbir değişiklik

olmadığından köylü için bir şey yapılamadı. Fakat 1 inci Meşrutiyet'ten yükselmeye beraber,

itibaren köylü

başladı.

Müspet

için

bir takım tok sesler

bir

sonuca

ulaşamamakla

"köye doğru bir akım" başladı . Köylüden yana olan

aydınlar yetişti ve bunlar köylünün haklarını müdafaa etmeye başladılar. Bu konu da vereceğimiz örnekler, bir yandan iktidarların, onlarla işbirliği yapan menfaat zümrelerinin ve köylüden yana olanların fikir ve tutumlarını, öte yandan da

köylünün genel ekonomik, sosyal ve kültürel durumunu izah etmesi bakımından önemlidir.

1. 1 inci Meşrutiyet Devrinde Zaten kısa ömürlü olan bu dönemde Ahmet Bey isminde bir milliyetperver vardı. İzmir milletvekili olan Yenişehirli-zade

Ahmet

Bey,

bir

gün

meseleleri konuşulurken kürsüye çıkmış:

mecliste

köylü

"Nazır/arımız masa


Tarım Kentleri

31

başında memleket idare ediyorlar. Biz % 80 'i köylü olan bir milletiz. Köylüler, mali kudret bakımından ne haldedir bilir miyiz? Buğday başağını görmeyen nazırlarla memleket işte böyle idare edilir. Türk ticaret ve sanayiinin başında Artinler, Yasefler var. Para babası olan bu adamlar Ahmetleri, Mehmetleri köle gibi kullanıyorlar. Devlet ne yapalım onlar benim tebaam diyor. Türkler devletin tebaası değil mi? . " maliye nazın oturduğu yerden : . .

"Ayıp!. . . Ayıp!. . . Bunlar acı sözlerdir burada konuşulmaz." Ahmet Bey devamla, "Nazır paşa, bunlar acı sözlerdir, burada konuşulmaz, diyor. Peki bunlar burada konuşulmazsa nerede konuşulur? Bunlara deva Mecliste bulunmazsa nerede bulunur? Bu dertlerin lafı Nazır Paşayı üzerse, derdin bizzat kendisi köylüyü ne hale getirir? Biz bu dertlerin üzerine varıp, dertleri yenmezsek, bu dertler bir gün ifrit olup bizi ve devleti yiyecektir", demiştir. 47 Meşhur Ahmet Rıza Bey II. A. Hamit'e verdiği bir layihada sözü köye getiriyor ve "gençliğimde Anadolu 'nun bazı yerlerini gezmiş, köyleri harap, köylüyü perişan görmüştüm. Felaket ve musibetlerimizin kaynağı zirai ürünlerimizin azlığıdır. Ziraat ıslah edilirse, köylü fakirlikten ve zaruretten kurtulur kanaatine vardım. Bu maksatla Paris 'te ziraat tahsil ettim. Vatana dönünce ziraat nezaretini terakkiye ve milletin ihtiyaçlarına hizmet edecek iktidarda bulmadım. Köyü cahil olup yeni usullerle ziraat etmenin faidesini anlamıyor, fakir olup ziraat aletleri alamıyor. Terakkiye susamış olanların bana yardım edeceğini sanıyordum. Destek yerine kösteklendim ve hor görüldüm. 47

Tarih Konuşuyor Dergisi, Sayı, 2/1 63 .


32

Dr. Tahsin Ünal

Fakat, milleti kurtarmak için ziraatın lüzumunu halka, öğretim yolu ile anlatmalı" diyordu.4 8 2. il

inci Meşrutiyet Devrinde

Bu devirde halktan yana olanların çoğaldığı, fakat iktidarları harekete geçirip bir düzen değişikliği yapılmadığı yine görülmektedir. Bu devirde de köylü 1 600'den beri olduğu gibi kötü yaşantısı içinde kaderi ile baş başadır. l 909'da da köylü yine bizardır. Birisi: "Harmandan üç ay önce bizim zahiremiz biter. Dağlardan ot toplar, kaynatır içeriz. Geçen gün ot kaynattığımız bakır tenceremizi, jandarma alıp götürdü. Borcumuz için tenceremizi haczettiler. Nahiye Müdürüne gittim. Kaymakama git, dedi. Kaymakama gittim. Dava et dedi. Param yok ki dava açam. Param olsa bile dava açtığımda hakim, memuru bırakır da beni mi haklı çıkarır" diye dert yanmaktadır.49 Köylü, yine İstanbul için meçhuldür. İktidarlar, köylüye karşı yine kayıtsızdır. "Anadolu muhakeme, fikir ve teşebbüsleri beslenmemiş, himaye edilip desteklenmemiş, fakat her türlü zulüm ve tahakküme boyun eğmeye mecbur edilmiş, kendini mahkum zanneden, fakir ve cahil insanların yurdudur. Eskişehir ovası, başkasının elinde olsa cennet yapardı. Fakat bu güzelim ova, Sakarya 'nın getirdiği millerle yatağını doldurmuş, taşmış, sazlık ve bataklık olmuş, genel sağlığı durmadan tehdit ediyor. Etrafına ölüm saçıyor. Ayrıca bataklık, ovaya hakim olduğundan ekim biçim de yapılamamakta, insanlar aç bi48 49

Aynı eser, Sayı: 24/1989. Yakın Tarihimiz, Sayı: 1/22 1 .


Tarım Kentleri

33

ilaç dolaşmaktadır. Ya İslahiye Ovası, burası da mümbit ve mahsuldardır. Fakat burada da halk fakir ve cahildir. Öyle ki, 3-5 keçisi olan ağa sayılmaktadır. ,,so Bu tabloyu çizen Ahmet Şerif Bey, Mihalıççık, Sındırgı Ovalarından da bahsederek, "burada halk mısır koçanlarını taş dibekte dövüp fırında kavurarak yemektedir" derken; Yalvaç'tan bahsederken de bir ihtiyarın, "hürriyeti bize pek tatlı anlattılar. Fakat senelerdir asker olan evlatlarımıza tezkereleri verilmedi. Katiller terbiye edilmedi. Borçlarımızı yine Jandarma ile zorla alıyorlar. Birkaç senedir tohum bulup tarlalarımızı ekmedik. Hiçbir yerden yardım görmedik. ister istemez yine ağadan alıp, ağaya vermekteyiz. Meşrutiyet bizim karnımızı doyurmadı bilmem sizi doyurur mu? " dediğini nakleder. Aynı hal Karaman Ovasında da mevcuttu. 5 1 B u genel manzaranın mecliste münakaşaları cereyan etmektedir. Meclisin bir oturwnunda, "Milletvekillerine yolluk ücreti ödemesi" müzakere edilirken İpek Milletvekili Hafız İbrahim Bey oturduğu yerden Maliye Nazın Cavit Bey'e, "Nazır bey, bunu hükümet kabul ediyor mu?" diye sormuş, evet cevabını alınca kürsüye fırlamış ve : "Efendiler, bütçe açık, millet aç, yol yok, su yok, okul yok, ilaç yok, tohum yok, sizlerde de vicdan yok. Yolluk parasını hangi yüzle kimden alıp kime vereceksiniz? " demiştir.52 Başka bir oturwnda aynı şahıs, sarayların tamiri için bütçeden 280.000 altın lira ayrıldığını görüp, "umumi o s

Aynı eser: Sayı : 11/1 69-2 1 l . T. Ünal, Bizim Karaman Gazetesi, 1 -30 Ekim 1 969. sı Tarih Konuşuyor Dergisi , Sayı : 1 6/ 1283. sı


34

Dr. Tahsin Ünal

bütçeden" cevabını alınca, kürsüye çıkarak, "umumi bütçe, yani milletin, fakir köylünün parasından vereceğiz. O köylü ki efendiler, ayağında. çarığı, altında doğru dürüst yatağı yok. Hastasına ilacı, ölürse kefen parası bulamıyor. Köylü ot yiyor. Efendiler ot, siz onun kemiğini kemirip saray yapıyorsunuz. Efendiler, bu fakir köylülere yapacağımız bir iyilik var. Onun toptan canını alalım, o da kurtulsun, biz de" diye bağınnı� meclisten çıkıp gitmiş ve bir daha meclise dönmemiştir. 3 Şüphesiz böyle düşünen, Hafız İbrahim Bey'den başka, daha birçok millet perverler vardı. Bir araya gelip bir kadro, dolayısıyla bir iktidar olabilselerdi, yahut iktidarları köye doğru çevirmek imkanı olsaydı; memlekette çok şeyler yapılabilirdi. Fakat ne yazık ki, vatanın semasını, hizmet yerine şahsi menfaat, gayret yerine atalet, ilim yerine cehalet kaplamıştı. Aydın geçinenler, kayıtsız ve kaygısız. "Memleket baştan başa yosunlu, harap ve perişandı." Anadolu ve onun köylüsü, kentlisi "yaşamak azmiyle çırpınıyor. Samimi, muktedir, kalpleri millet sevgisiyle dolu, fedakar evlatlarını bekliyordu. Bütün kahırları, ızdırapları çeken köy ve onun çilekeş insanları, bütün onlara karşı en küçük bir şikayette bulunmu�ordu. İnliyor, fakat iniltisini duyulacağından korkuyordu." 4 "Köylünün bir şeyi yok; sıhhati ahlakı bitik, Bak o sırtındaki mintan bile tiftik tiftik, Bir kemik, bir deridir, ölmedi kaldıysa diri, Nerede evvelki re/ahin, acaba onda biri. s3 54

C. Kutay, Tarih Sohbetleri, V/1 0- 1 1 . Ş. Gllnaltay, Zulmetten Nura, İstanbul, 1926, s. 1 77, 1 80, 1 82, 1 88.


35

Tanm Ken'(eri

Dam çökük, arsa rehin, bahçeyi icra tutar, Bir kalem borca bedel, faizi defter defter"55 Anadolu köylüsünün, sosyo-kültürel ve psikoloj ik bilgisini belki en iyi izah eden Y.K. Karaosmanoğlu olmuştur. ".. . Anadolu, düşmana akıl öğreten müftülerin, yol gösteren ağların, komşunun malını talan eden eşrafın, asker kaçağını koynunda saklayan kadıların, frengiden burnu çökmüş sahte softaların yeridir. Burada bıyıklarını makasla kırptı, diye nice fakir ve ümit dolu gençlerin kafası ezildi. Yüzü düşmana dönük nice mücahitler arkadan vuruldu. Evet, bütün bunlar doğru. Fakat, yetiştirip büyüttüğü nan ü nimeti ile perverde ettiği, dişinden tırnağından artırıp okuttuğu, Türk aydını, bu cahil, fakir ve dostunu düşmanını bilmez insanlar için sen ne yaptın?... Yıllarca ve yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprağın üstüne attıktan sonra, şimdi ondan bu şekilde bahsetmek, onu kınamak ve ondan tiksinmek hakkını kendinde nasıl bulabiliyorsun? Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde oturduğun bir toprağı vardı, işletemedin. Onun bir ekonomisi, sosyolojisi, tarihi, tekniği ve ticareti vardı, tetkik etmedin. Tetkike de değmez kanaatini taşıdın. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. Ona sahip çıkmadın. Ondan hep aldın, fakat vermedin. O, katı toprakla, kıtlığın arasında bir

55

Mehmet Akif, Safahat,

s.

3 84.


36

Dr. Tahsin Ona/

yabani ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin. Ne verdin ki, ne a/acaksm?"56

�6

Y. K. Karaosmanoğlu, Yaban, İstanbul,

1 968, s. 1 00- 1 33.


Tarım Kentleri

37

İKİNCİ BÖLÜM BUGÜNKÜ KÖY

1. CUMHURİYET DEVRİNDE KÖY A. KURTULUŞ SAVAŞINDA KÖYLÜ Milll Mücadele başlarken köylünün tutumunu şu anekdotta bulmak mümkündür: M. Kemal Amasya'dan kalkmış Sivas'a gelmektedir. Arabası bozulur. Tamir edilinceye kadar ileriye doğru yürür. Çift süren bir köylü ile konuşur. "Bel Hemşehrim, düşman Samsun 'a asker çıkarmak üzeredir. İki gün sonra burada olur. Sen de halô çift sürmekle meşgulsün. Samsun 'a çıkan düşman seni ilgilendirmez mi? Ne yapayım paşam, dedikten sonra durur. Biraz düşünür ve sonra, paşam biz üç kardeştik. Birimiz Çanakkale 'de, birimiz Kafkasya 'da · şehit oldu. Ben kaldım. Başımda 6 yetim ile iki dul var. !fepsi sabanımın ucuna bakar. Düşman gelecekmiş, tarlamın ucuna kadar gelsin. o zamana kadar ben çiftimi sürer, ekinimi ekerim. Tarlamın ucunda düşmanı görünce, her şeyi fe,da eder. Kalkar gelir ve seninle bir/eşirim." Bu konuşma, Anadolu köylüsünün savaştan bıktığını, yorulmuş olduğunu, fakirliğin, tevekkülün, düşman tarlasına


38

Dr. Tahsin Ona/

basıncaya kadar, onunla savaşmak istemediğini, düşman tarlasına basınca silaha sarı lacağını, işbu hale geldikten sonra da onun azmi ve kahramanlığı önünde durulmayacağını izah eder. Köylü asırlarca vergi diye malını, asker diye canını vermiş bitmiş ve tükenmiştir. Yeni bir savaş istememektedir. İnönü, "sabah asker alıyoruz. Silah/andırıyoruz. Akşam hepsi si/ahlarıyla beraber kaçıyordu" derken bu realiteyi anlatmak istemektedir. Büyük Taarruz hazırlığı zecri tedbirler alınmak 57 Köylü, hem malını ve hem canını alan

suretiyle yapılmıştır.

hükilınetin değil, malını alıp kendisini sağ bırakan ağanın, eşrafın yanında ve emrindedir. O aydına ve hükümete değil, 58 ağasına güveniyordu. Köylerde ve kentlerde milli şuur da uyanmamıştı.

"Biliyorum, sen de onlardansın emme. . . Onlar kim? İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa 'dan yana olmaz. Biz Türk değiliz beyim. Biz İslam 'ız elhamdülillah! "59 ...

Mücadeleden Ayşelerden,

sonra

Fatmalardan

Ahmetlerden, yeni

bir

Mehmetlerden,

millet

yaratmanın

zorluğunu Atatürk, daha o zaman anlamıştı. Ortada bir millet olmadığını, köylünün mahalli ağaların, eşrafın, hocaların, " S. Ağaoğlu, Kuva-yı Milliye Ruhu, İstanbul, l 944, "Kabul Edilen Seferberlik Kanunlan" kısmı. 58 Nutuk, s. 1 0-22. " Y.K. Karaosmanoğlu, Yaban, s. 1 00- 1 38. Kendisini MUslUman sayıp, TUrklUğU kabul etmeyen zihniyet bugün de vardır. 10. 10. l 969' da Eczacılık FakUltesi'nin son sınıfında bulunan bir öğrenci kendisini MUslUman kabul ediyor, TUrklUğU reddediyordu. Dinin ayn, milletin ayn iki müessese olduğunu, dinin ruhsa, milletin de beden olduğunu havsalası almıyordu.


Turım Aı:11t/t'ri

39

şeyhlerin arkasında olduğunu, mücadele için lazım olan asker ve paranın bunların aracı lığı ile temin edilebileceğini M. Kemal'de biliyordu. İşgal altındaki yerlerde zenginler, Milli şuura sahip olmadıkları için, hallerinden memnun oldukları gibi

daha

da

işgal

edilmeyen

yerlerde

de

Kuva-yı

Milliyecilerle, "Topla tüfekle gelen düşmana karşı elimizde kıçı kırık bir tüfeğiniz bile yok. Gidin bizim başımızı da belaya sokmayın. Hükümet var" diye alay ediyorlardı. 60 Bu nedenle M. Kemal Anadolu'da aşiret reislerine, şeyhlere, hoca ve ağlara mektuplar yazıyor veya yazdırıyordu. Fakat, tüm mil letin böyle düşündüğünü kabul etmek haksızlık olur.

Böyle düşünenlerin miktarı % l O ise, mücadele azmiyle

yananların miktarı herhalde % 90 idi. Çünkü. daha M. Kemal

Anadolu'ya geçmeden Ege'de, Adana'da, Antep, Urfa ve Maraş'ta,

Samsun

havalisi

ile

Doğu Anadolu'da

siyasi

gruplar, milis kuvvetleri teşekkül etmiş, yer yer mücadeleye başlamıştı . M. Kemal, dağınık teşekkül ve kuvvetleri bir merkez tarafında toplayarak, mücadeleye heyecan ve hız verdi. Bir yandan küçük bir azınlığın mücadeleden kaçtığını kabul ederken öbür yandan büyük bir çoğunluğun genciyle, ihtiyarıyla.

Çocuğu.

Kadın

ve

erkeğiyle

mücadeleye

katıldığını da kabul etmek lazımdı. Büyük Taarruz için

yapılan bir nakliye tatbikatında 1 00 haneli bir köyden 55

genç ve dinç köylü kadının kağnılarıyla beraber tatbikat mahal line

geldiklerini,

"buralara

etmişsiniz

bacılar"

diyen

kumandayı

ele

40

"Kumandanım, 60

alan

kadar

kumandana,

yaşlarında

biz zahmete değil,

bir

gelip

zahmet

kendiliğinden köylü

kadının,

hizmete geldik.

Biz

T. Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken, s. 1 / 1 30- 1 60. Damar Ankoğlu, Hatıralarım, İstanbul, 1 96 1 , s. 1 75- 1 80.


40

Dr. Tahsin Ünal

olmasak işler yarım kalır, dedik de geldik" diye haykırdığını da unutmamak, icap eder. Milli Mücadele, köylünün feragat ve fedakarlığıyla kazanılmıştır.

B. KURTULUŞTAN SONRA EKONOMİK GÖRÜŞLER 1 inci Cihan Savaşının başından beri kalkınmak için, çeşitli ekonomik görüşler ileri sürülüyordu. Bunların başlıcaları, liberalizm, sosyalizm, karma ekonomi ve milliyetçi devletçi ekonomi fikirleriydi. Milli Mücadele'nin başında ve sonunda da bu fikirleri savunanlar da vardı.

1. Kapitalizm Bir kısım aydınlar, Türkiye'nin bağımsızlığı ve bütünlüğünün korwunasını liberalizmde veya kapitalizmde görüyorlar, bunun için de Amerikan mandasını, yahut İngiliz himayesini istiyorlardı. Fakat, bunlar mücadelemizin liberalizm yahut kapitalizmin emperyalizmine karşı yapıldığını unutmuş görünüyorlardı. 2.

Sosyalizm

Bir kısım aydınlar da bağımsızlığımızın ve bütünlüğümüzün korwunasını sosyalizmde görüyorlar, bunun içinde sosyalizmi istiyorlardı . Bunlara, daha o zaman sosyalizmin "komünizmin" emperyalizme başlamamış, kendisine çeki düzen vermeye çalışmakta olması ve sosyalistlerin bize yardım etmesi, hak verdiriyordu. Bunlar bizim de ekonomik, sosyal ve kültürel bir milli yapıya sahip olduğumuzu, bize yabancı olan bir ekonomik düzeni atarken öteki yabancı düzenin kabul edilmesinde bir mana aramanın -loğru olmadığını unutuyorlardı.


41

Tarım Kentleri

3. Karma Ekonomi Bunların içinde bir de "mutedil devletçiliği, milliyetçi

devletçi ekonomik bir düzen" kurulmasını isteyenler vardı. Bunların başında gelen Z. Gökalp, mutedil ve milliyetçi devletçiliği "milliyetçi karma ekonomi düzenini müdafaa

ediyor ve sosyal adaletin tesis edilmesini istiyordu. Siyasi olmamak şartıyla yabancı sermayeden istifade edilebilir. Toplumdaki eşitsizliğin devamı katiyyen caiz görülemez. Köylere toprak tevzi edilip onları ağaların sömürmesinden 61 kurtarmak icap eder" diyordu. Şiirlerinde köylüden bahsederken:

"Ey Türk senin köyün bir yuvadır. Çiftlik değil, yoktur beyi, ağası. Her köylünün var bir çifti, tarlası. Öz evinde o, hem bey, hem ağadır Hiç kimsenin yarıcısı, rençperi, Olmaz, ancak olur vatan askeri. Lakin ey Türk! Bu mesut köy bitiyor. Mü/tezimin, faizcinin, tüccarın Pençesinde, diyor beni kurtarın, Bu üç işi senden çabuk istiyor, Kaldır aşar usulünü, aç banka Yap her semtte bir zirai Sendika.

"

diyor ve köylünün

o günkü halini anlatırken, onu kurtarmak için ne yapılması icap ettiğini de söylüyor. "Aşarın kaldırılmasını, bankanın

açılmasını ve sendikaların kurulmasını" tavsiye ediyor. Bu 61

Ziya Gökalp, Yeni TUrkiye'nin Hedefleri, Ankara, 1 956, s. 50.


-t2

Dr. Tahsin Ünal

suretle köylünün mültezimin, faizcinin, tüccarın pençesinden kurtulacağını ilave ediyor. "İşçi Kız" şiirinde milli sanayii müdafaa eden Gökalp, ''yabancıdan çürük mal almayalım_ Kıreb ve jarse giymeye/im_ Kumaşlarımızı kendimiz dokuyalım_ Yerli malından bu/uz, eteklik, gömlek yaptıralım" diyordu. 4.

Atatürkçü Ekonomik Görüş

Bunu Z. Gökalp yolundan yürüyerek "milliyetçi ve mutedil devletçi düzen ve çağdaş medeniyet" diye özetlemek mümkündür. Milliyetçi ekonomi sevilen, milletin içerde dışarıda ekonomik durumunu düzeltmek ve tam bir bağımsızlığa kavuşturmak demektir. Milleti güçlendirmek ve refaha kavuşturmak için, gidilmesi icap eden yolları arayıp bulmak ve tatbik etmektir. Bu temel kuruluş üzerine ve bu ortamda onu çağdaş, medeniyet seviyesine ulaştırmaktır. Görülüyor ki, "Atatürkçü ekonomik görüş ne kapitalizm ve ne de sosyalizmdir. Kendisine has bir düzendir. Milli ve mutedil devletçi ekonomik düzendir." Bu düzenin kurulması, gidilmesi icap eden yolu gene bizzat ATATÜRK göstermiştir. O, bu yola gidilmesi için önce Türk toplumunu, aydınlar ve halk diye ikiye ayırır ve teşhisini koyar: "Bizde millet iki sınıftan müteşekkildir. Azınlığı teşkil eden aydınlar_ Çoğunluğu teşkil eden halk. Bozuk zihniyetli toplumlarda, azınlığı teşkil eden aydın başka bir istikametle, çoğunluğu teşkil eden halk başka bir istikamettir. İkisi arasında tam bir zıddiyet vardır. Aydınlar, halkı kendi yönüne çekmek ve sevk etmek ister_ Asırların biriktirmiş olduğu itimatsızlıkla halk aydına tabi olmaz. O da başka bir yöndedir. Aydınlar, halkı kendi


Tarım Kentleri

43

yönüne çekmeyince ona tahakküme başlar. Aydınlar halkı kendi yönüne çekememiştir? Neden? Çünkü aydınların halka telkin ettiği fikirler halkın ruh ve vicdanından alınmış değildir. Aydınların halka telkin ettiği fikirler, halkın ruhundan ve kültüründen alınmış fikirler olmalıdır. Telkinlerimize zemin olarak, genellikle kendi milletimizi, tarihimizi ekonomi ve sanatlarımızı kendi ihtiyaçlarımızı almalıyız. Aydın/arımı cihanı tanırlar. Lakin 62 kendi milletimizi tanımazlar." "Aydınlar, milletimizi en mesut millet yapalım derler. Başka milletler nasıl kalkınmışsa, biz de öyle kalkınalım derler. Fakat bir millet için saadet kaynağı olan sistem ve düzenlerin, öteki millet için saadet kaynağı olacağı nazariyesi muvaffak olmamıştır. Aynı sebep ve şartlar birini mesut, ötekini bedbaht edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken, dünyanın her yerinden, her ilminden istifade edelim. Lakin asıl temeli kendi tarihimizden, kendi sistem ve ekonomimizden, kendi ruh ve kültürümüzden çıkaralım. "63, dedikten sonra köylünün, dolayısıyla top yekun milletin kalkınma planını çizer ve yolu gösterir.

C. ATATÜRK'ÜN GÖSTERDİGİ YOL Atatürk İnkılaplarını başlıca iki kısma ayırmak ve

öylece mütalaa etmek mümkündür. Bunlardan biri üst-yapı inkılapları öteki de alt-yapı inkılaplarıdır.

a. Üst yapı inkılapları, zamana ve beklemeye ihtiyacı

olmayan daha ziyade otoriteye ve kesin karara bağlı olan 62 63

T. Ünal, Mesleki ve Teknik Öğretim Dergisi, Sayı: 232/2-3. Atatnrk'iin Söylev ve Demeçleri, Ankara, 11/14.


44

Dr. Tahsin Ünal

inkılaplar olduğu

için,

hayli

kolay olmuştur.

Saltanatın

kaldıfılması, Hilafetin ilgası, medreselerin ve tarikatların kapatılması

şer' iye

kaldırılması, harflerinin edilmesi,

şapka,

vekaletinin

kaldırılarak, bunları

ve

mahkemelerin

kıyafet ve takvim inkılapları, Arap yerine

cümlesi

Latin

üst yapı

harflerinin

inkılapları

kabul

olup

bir

otoriteye, bir güce dayandığı için kısa zamanda halledilmiş ve genel olarak olumlu sonuçlar elde edilmiştir. b. Fakat alt yapı inkılapları dediğimiz, ekonomik, sosyal ve kültürel inkılaplar, hem zaman isteyen ve kısa zamanda sonucu alınamayan inkılaplar o lduğundan hem de bir otoriteye ve güçten ziyade, bilgiye, kültüre ve aynı hedefe yürütmeye

azimli

mütehassıslar kadrosuna

ihtiyacı

olan

inkılap olduğundan kısaca gelişmesi için müsait bir zemin isteyen

inkılaplar

olduğundan,

bunlar

kolayca

ve

kısa

zamanda halledilmemiş ve zamanımıza kadar devam edip gelmiştir. Fakat Atatürk,

bu alt yapı

inkılaplarını

da kısa

zamanda halledebilmek için, kendisine has ve her biri bizim için hayati öneme haiz inkılapların temelini atmış; fakat ondan sonra bunların sadece edebiyatı yapılmış; fakat, onun kurmak üzerinde

istediği

ekonomik

durulmamış,

sosyal

hatta

bu

ve

kültürel

düzenler

düzenler yolundan

saptırılmıştır.

1. Atatürk'te Ana Fikirler Yukarıda da temas edildiği gibi Atatürk, alt yapı ve inkılaplarını nasıl halletmeyi düşünüyordu? Şeklinde bir sual sorulabilir. O tasarladığı düzenin çatısını, şu ana fikirlerle

çatmak istiyordu. Onun 1 922- 1 93 8 döneminde yani 1 6 sene


45

Tarım Kentleri

içinde söylediği bütün söylev ve demeçleri tetkik edilir ve bu fikirler

harman

yapılırsa,

Atatürk' ün

sık

sık

ve

her

konuşmasında : a. Memleketi, köy bölgelerine, her köy bölgesini de köy merkezlerine ayırmalıdır.

!.şelerine,

b. Memleketi ziraat bö ziraat merkezlerine ayırmalıdır. c.

Memleketi

eğitim

ziraat bölgesini de

bölgelerine

ve

her

eğitim

bölgesini de eğitim merkezlerine ayırmalıdır.

d. Bir "Say Misak-ı Milisi'' kabul edilmesi ve millet

topluca belli hedeflerde çalışmalıdır. Çünkü toplu çalışmalar, daima ferdi çalışmalardan üstün ve daha faydalıdır.

e. Atatürk' ün sık sık bahsettiği fikirlerden biri de zaman

mefhumudur. "En kısa zamanda işlerimizi halletmeliyiz, davalarımızı en kısa zamanda başarıya 65 ulaştırmalıyız" diyordu. f. Keza, ondaki başarı faktörlerinden biri de; elbirliği ile ve mütehassıs kadrolarla davaları halletmek azim ve

kararıdır. "İdeallerimizi en /asa zamanda başarmak için şart olan esaslardan biri, fikir ve hareketi beraber yürütebilmek, öteki de önder ve mütehassıs kadrolar yetiştirmektir" diyordu.

66

64

Metinde, "memleketi iklim, toprak ve su durumlarına göre tarım bölgelerine ve her tarım bölgesini de ziraat merkezlerine ayırmalıdır"der.

Tilrkiye'nin yedi iklim bölgesini yedi büyük bölge olarak kabul etmek, bu bölgeleri ayrıca tanın merkezlerine ayırmak milmkilndilr. 65 Millet Meclisi Tutanak Dergisi, 1/28 ve 2/1 9. 66 Millet Meclisi Tutanak Dergisi, 5/20.


46

Dr. Tahsin Ünal Memleketi bölgelere ve merkezlere ayırmak milleti

belli hedefler üzerinde çalıştırmak ne demektir? Bunun açıklanması Mustafa Kemal inkılaplarının alt yapısı demek olan ekonomik, sosyal ve kültürel inkılapları başarmak için nasıl bir düzen kurmak istediğini ortaya koyacaktır. Aşağıda ayrıca izah edileceği gibi, Mustafa Kemal kurmak istediği bu yeni düzenle memleketin mülki ve idari haritasını değiştiriyor, kısa bir zamanda iskan davasını, tarım toprak ve üretim davalarıyla sanayi ve endüstri eğitim ve kültürel davalarını halletmeyi düşünüyordu. Bahsedilen alt yapı inkılapları da ancak böyle bir düzenle halledilebilirdi. 2.

Alt Yapı İnkılapları

a.

Tarım Sahasındaki İnkılaplar Bilindiği gibi "ekonomi" tabiri, genel bir mana ifade

eder ve tarımı, sanayii, ticareti ve bunların konularını kapsar. Biz

konuyu

inkılaplarını

dağıtmadan ele

alıyoruz.

Atatürk' ün Osmanlı

önce

tarımsal

İmparatorluğu'nun

bünyesinde özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da irsen inkılap ede gelen bir ''feodal toprak düzeni" olmakla beraber genel olarak bir "devletçi toprak düzeni" hakimdir. Fakat,

Batılılaşma

ve

Tanzimat' ın

iyi

anlaşılmaması

nedeniyle

Avrupa'nın "ferdiyetçi toprak ve mülkiyet düzeni'' bize getirildi.

Zamanla

Osmanlı

İmparatorluğu'nun

güç

kaynaklarından biri olan "devletçi toprak düzeni" bozuldu.

Topraklar yavaş yavaş devletin elinden çıktı. Şahısların eline geçti. Topraklar şahıslar elinde toplandı ve bunların miktarı çoğaldı.

Dolayısıyla

Türkiye' de

bir

toprak

teessüs etti ve bu hal tabii görülmeye başlandı.

(feodalizm)


47

Tarım Kentleri

1 9 1 3- 1 923 döneminde tarım yapılan tüm arazinin % 65 ' i çiftçi ailelerinin % 5 ' inin elinde bulunurken; tarım yapılan arazinin % 3 5 ' i çiftçi ailelerinin % 87' sinin elinde bulunuyordu. 1 00.000 çiftçi ailesi de topraksızdır. O zaman 1 3 milyon kadar olan nüfusumuzun % 80'i, yani 1 0 milyon kadarı

köylü

idi.

Köylüler

iptidai

vasıtalarla

ancak

kendilerine yetecek kadar tarım yapıyorlardı. 1 876'dan beri, büyük

şehirlerin

ihtiyacı

olan

ekmeklik

buğday

ithal

ediliyordu. Milli gelirden fert başına düşen senelik pay, 3 lira civarındaydı.

b. Atatürk Köylüyü Severdi Atatürk milletini çok seven ve bu nedenle onun her derdine deva bulmak isteyen bir kimseydi. Milliyetperverdi. Köylünün ekonomik, sosyal ve kültürel seviyesini mutlaka yükseltmek istiyordu. Milletin

o/o 80' ini teşkil eden köylü

kalkınırsa, top yekun milletin kalkınacağını söylüyor ve köylüyü

kalkındırmadan,

bir

kalkınmadan

bahsedilemez

diyordu. Daha 1 9 1 9'da yani Milli Mücadele'nin başında bir güreş yarışmasını seyrederken yanında bulunan Ruşen Eşref Beye:

"Bak Ruşen Eşref Bey, şu palas farelerinin içinde görülen insanlar yok mu bunlarda öyle yürekler, öyle cevherler vardır ki, hayran olmamak ve bu insanları sevmemek elde değildir. Çanakkale 'de, Galiçya 'da Kafkaslarda ve Suriye 'de kanlarını, vatan için akıtanlar, canlarını vatan için verenler bunlardır. Fakat buna mukabil fakir ve cahil bırakılanlar da bunlardır. Kara ve kışa, yaza


48

Dr. Tahsin Ünal

ve sıcağa, açlığa ve susuzluğa ve bin bir mahrumiyete göğüs gerenler bunlardır. "67 "Zaferden sonra bu adamların ekonomik, sosyal ve kültürel seviyelerini yükseltmek ilk işimiz olacaktır. Bunların seviyesini yükseltmeye çalışmak emin olunuz hükümet etmekten hem üstündür ve hem de ulvidir. Siyasi çekişmeler beyhudedir. Ama sosyal çalışmalar daha faydalı ve verimlidir. Aydınlar milletin hayat seviyesini yükseltmeye çalışmalıdır. Memleketi gezmeli köylüyü tanımalı. Milleti 68 sevmek ancak böyle olur" dediği gibi bir başka konuşmasında da; "artık bu millet vaatlerle idare edilmemelidir. Onlar çamurdan ve sazdan evlerden kurtarılmalıdır. Çıplak vücutlarıyla çamurların kar ve yağmurların amansız şamar/arını yiye yiye ekmeğe muhtaç edilmiş olan bu halk artık kurtarılmalı ve Türk 'ün şerefine 69 büyüğüne yaraşır bir seviyeye çıkarılmalıqır" demekteydi. Milli

Mücadele' den

sonra

gerek' Mecliste

gerek

seyahatlerinde halktan ve onun seviyesini yükseltmekten bahseden

Atatürk,

Adana' da

yaptığı

bir

konuşmada,

"Dünya 'da yapılan fütuhat/arın iki vasıtası vardır. Biri kılıç, öteki sabandır. Zaferlerinde yalnız kılıç kullanmış olan milletler bir gün girdiği yerden kovulur. Sefil ve perişan olur. Kendi memleketinde bile mahkum ve esir derecesine gelir ve hatta bekası tehlikeye düşer. Bu itibarla asıl olan yalnız kılıçlar değil fakat, aynı zamanda sabanla yapılan fütuhattır.

67 8 6 69

Yakın Tarihimiz, 1 / 1 28. Yakın Tarihimiz, 1 / 1 27.

16

Ocak

1 923

İzmit'te gazetecilerle konuşması.


Tarım Kentleri

49

Saban kullanan kol kuvvetlenir. Kılıç kullanan kol bir gün yorulur kılıcı kınına kor ve kılıç kınında paslanır. Saban ve kılıç, bu iki fetihten birincisi, daima ikincisini yenmiştir. . Türk milleti bin bir badireden ve kanlı boğuşmalardan sonra yine bu topraklar üzerinde kalmışsa, bunun sebebi yeganesi bu milletin çiftçi ve köylü oluşudur. Köylü ve çiftçi olan Türk milleti bir eliyle kılıcını kullanırken öteki eliyle sabana sarılmış ve bu topraklardan ayrılmamıştır. Osmanlılar sabanın önünde yenilmeye başladıktan sonra felaketler devri başlamıştır. "70 "Eğer milletin ekseriyet-i azimesi köylü ve çiftçi olmasaydı, biz bu gün dünya üzerinde bulunmayacaktık." İzmir'de İktisat Kongresi'nde, tarihi hakikatleri dile

getirerek daha ağır konuşmuştur: 7 1

"Efendiler. . . Yedi asırdan beri cihanın dört bucağına salıp kanlarını akıttığımız, ocağını söndürüp karısını dul bıraktığımız, emeklerini ellerinden alıp israf ettiğimiz, fakat buna mukabil kendisini daima tahkir, tezyif ve hakir gördüğümüz, bunca fedakarlıklarına ihsanlarına ve vefakarlık/arına karşı küstahlık, nankörlük ve cabbarlıkla uşak mertebesine indirdiğimiz köylünün önünde artık kemal-i 12 hicap ve ihtiramla hakiki vaziyetimizi almayız." "Fatihler, unsur-u asli olan Türk milletini peşine takıp diyar diyar dolaştırıp onu maddi ve manevi bakımlardan israf ederken zapt edilen memleketler halkı

70

Yakın Tarihimiz, 1 /27. 16 Mart 1 923 Adana çiftçileriyle konuşması. 72 E. Z. Karal, Atatiirk'ten Düşünceler, s. 1 0 1 - 1 02. 71


50

Dr. Tahsin Ünal

sabana, ticarete 13 geçiniyorlardı. "

ve

sanata

sarılarak

çalışıyorlar

ve

·'

"Bu millet, kendisine dost görünüp de ilkfırsatta başq geçen, başa geçtikten sonra kendisini unutan halkın ihtiyaçlarını düşüneceği yerde, kendi ihtiyaçlarını düşünen, ·· milleti kendi isteği ve düşündüğü yola götüren, kahraman ve dost yüzlü insanlardan çok çekmiştir. Çok zarar görmüştür. Bu güne kadar hakkından mahrum edilen varlığına önem dahi verilmeyen bu millet, saadete ve refaha müstahaktır 74 "Bu millet, gitmek istediği bunu herkes bilmelidir. " istikameti gören ve bu hususta kendisine yardım eden 75 evladını daima takdir etmiştir." "Köylü temiz kalpli, asil ruhlu ve üstün kabiliyetlidir. Bu halk karşısındakini sözüne ve samimiyetine inanırsa onun arkasından gelir ve her yenilgiyi kabul eder. Halka güven vermek için ülkümüzü ona açıkça söylemeliyiz. Çalışmalar halkla beraber yapılırsa bu güce dağlar dayanmaz, elbirliği başarının ilk şartıdır"76 diyerek bu kahraman halkın ekonomik, sosyal ve kültürel seviyesinin yükselmesini temin

etmek için tarımda da güçlenmesini temin etmek için tarımda alt

yapı

programını

şöyle

çiziyor

ve

bunun

mutlaka

yapılmasını istiyordu.

D. ATATÜRK'ÜN TARIM DÜZENİ Atatürk devralınan tarım düzeninin bozuk, ekonomik ve sosyal adalet ilkelerinden uzak olduğunu, ilkel vasıtalarla 73

Yakın Tarihimiz, IIl/64. Yakın Tarihimiz, 11127- 1 28. 7 5 Millet Meclisi Tutanak Dergisi, 111 9. 76 20 Mart 1923 Konya TUrk Ocağı'nda gençlerle konuşması. 74


Tarım Kentleri

51

tarım yapıldığını biliyor ve "Ben size milletçe pratik ve kolay

bir kalkınma çaresi söyleyeyim mi?. .. Memleketi köy bölgelerine, her bölgeyi köy merkezlerine ayırmalı ve önce iskan davasını halletmeliyiz. İskan davası halledilirse toprak reformu, tarım reformu, hatta sanayice kalkınma kolaylaşacaktır" diyordu. 1.

iskan Problemi

"Köylerimiz pek dağınıktır. 60. 000 'den fazla köy var. Her köye götürülmesi icap eden bütün hizmetleri götürmemize maddeten im/canlarımız yoktur. Bu itibarla Memleketi önce köy bölgelerine ve her köy bölgesini de köy merkezlerine ayırmalıyız. Birbirine yakın köylerimizi, belli "Köy merkezleri " etrafında toplamalıyız. Bu köy merkezlerinde mülkiyet esasına dayalı, köy kooperatiflerinin traktörlerini, harman makinelerini, biçer döver/erini, kamyonlarını, otobüslerini� . bulundurmalıyız. Bunlardan başka köye götürülmesi icap eden· yol, su, okul, elektrik, doktor, ebe v. b. gibi hizmetleri de buralarda toplamak lazımdır. Köy merkezlerini kurulmasında, devlet Üretme Çiftlikleri model ittihaz edilmelidir. Bu iş devlet bütçesine yük olmadan, mahalli gelir ve güçlerle yürütülmelidir." 77 diyor ve köy adedinin azaltılmasını istiyordu.

2. Tanın Programı İskan

davası

böylece

halledilirse,

sair

tarımsal

�alkınmanın daha kolay olacağına kani olan Atatürk, "milli

ekonomimizin temeli hiç şüphe etmeyiniz ki, tarımdır. Sanayi kalkınmasının yolu, tarımsal kalkınmadan geçer. Bu nedenle tarımsal kalkınmayı sağlamak için önce memleketi tarım ,'o:.r

77

l Kısam 1 937'de Meclis kürsüsünde yaptığı konuşma.


52

Dr. Tahsin Ünal

bölgelerine, her tarım bölgesini tarım merkezlerine ayırmalıdır. Sonra da bir tarım programı hazırlamalıdır. Bu program : a. Her hazırlanmalıdır.

türlü

toprak

ve

tarımsal

bilgiyle

b. Yabancı bilgiler, bu programın hazırlanmasında bize ışık tutmalı fakat, biz kendi tarım programımızı kendi topraklarımızı koklayarak hazırlamalıyız. c.

Tarım programımızı bu toprakların üzerinde çalışan çiftçilerin fikirlerini alarak, ihtiyaçlarını yerinde görerek hazırlamalıyız. Tarım programımızı böylece tespit etmeliyiz. d. Tarımsal kalkınmamız, yıllarca takip edilecek böyle bir programı yıllarca takip ve tatbik edecek ehliyetli bir idealistler kadrosu olmazsa tarım çalışmaları verimsiz kalır.

Bir programa ve böyle bir kadroya dayanmayan kalkınma çabaları şahsi ve keyfi olmaktan kurtulamaz. Bir müddet sonra da hızını kaybeder. 78 Kalkınma çabaları belli zümrelere inhisar eder. Onlar kalkınır. Fakat büyük çoğunluk, dolayısıyla millet kalkınmaz. Her sahada olduğu gibi UJ!ım sahasında da çalışmak lazımdır. Fakat ferdi çalışmaların sonucu, toplum çalışmaların sonucundan daima düşük olduğundan sanayi sahasında olduğu gibi tarım sahasında da bir "Say Misak-ı Millisi " kabul ederek bütün milletin çalışmasını temin

78

Yakın Tarihimiz, 11/384.


Tarım Kentleri

53

etmeliyiz, kuvvetimizi dağıtmadan gayelerimizin en önemli olanları üzerinde toplamalıyız" diyordu. 79 İlave edelim ki, Atatürk' ün işaret buyurduğu "kö.1 merkezleri'' ile "tarım merkezleri'' aynı merkezdir ve aynı

köydür, aynı yerdir.

3. Toprak Reformu Atatürk yalnız tanın programının esaslarını çizmekle kalmıyordu: "Tarım programının tespitinden sonra bir de köylünün kolayca anlayabileceği ve tatbik edebileceği, bir "tarım rejimi de " kurmalıyız. Tarım rejiminde iki yön bulunmalıdır. Biri toprak reformu. Öteki tarım reformu."

"Köy ve tarım teşkil edildikten sonra, toprak ve tarım reformu geniş mikyasta kolaylaşacaktır" diyen Atatürk Toprak reformunda:

a. Topraksız çiftçi bırakılmamak esas olmalıdır.

g

b. Her çiftçi ailesini ge indirecek bir toprağa sahip olmak esasları bulunmalıdır. 8 Vatanın sağlam temeli bu esastadır. c. Köylü ailesinin elindeki toprağın, hiçbir sebep ve bahane ile bölünmesine mani olacak esaslar bulunmalıdır. d. Toprağı tevhit edecek esaslar bulunmalıdır.

e. Büyük çiftçi ve Çiftlik sahiplerinin işleyeceği araziyi, bölgenin nüfus kesafetine ve toprağın verim esasına göre, sınırlandırmak esasları bulunmalıdır.

79 80

1 3 Ağustos 1 923'de T.B.M.M. 2 inci Dönem Açış Konuşması. Millet Meclisi Tutanak Dergisi, 4/2.


54

Dr. Tahsin Ünal

f. Tarım bölgelerine ve tarım merkezlerine göre köylüye verilecek toprak miktarı iyi ayarlanmalıdır. Köylüyü mağdur edecek esaslar bulunmamalıdır. Senelerce ihmal edilmiş olan toprak reformu, bu gün aynı esaslarla ele alınmak isteniyor. 4.

Tarım Reformu Toprak

reformu

tarımsal

ürünleri

artırmak

için,

lazımdır. Fakat kafi değildir. Toprağa sahip olan çiftçinin bu toprağı işleyebilecek ve üretimi artıracak güçlere de sahip olması lazımdır. Bu itibarla toprak reformuyla beraber tarım reformuna da ihtiyaç vardır. Tarım reformunun esaslarında:

a. Toprağın miktarıyla, topraksızların miktarını tespit etmek imkanları olmalıdır. b. Toprağın tahlilini yapmak esasları bulunmalıdır. c. Çeşitli topraklarda, çeşitli tarım yapacak esaslar olmalıdır. d. Köylülerin uğraşacakları tarım kolunda eğitilmesi esasları olmalıdır. e. Tarıma, teknolojiyi sokacak esaslar bulunmalıdır.

82

f. Köy Bankaları kurulmalı ve bunlar bir yandan

köylüye kredi verirken bir yandan ta Tarım Bakanlığı ile iş birliği ederek, tarım teknolojisini geliştirmelidir. 1 922 'de 1 1 O şubesi olan Ziraat Bankası şubeleri 300 'e sermayesi de 83 900 Milyon TL. na çıkarılmalıdır.

82

1 6 Ocak 1 923 'de lzmit'te İstanbul gazetecileriyle konuşma. Yakın Tarihimiz, 111/1 . 28 T.B.M.M. 4 Uncu Yıl Açılış Konuşması. I/1 8.

83


55

Tarım Kentleri

g. Köy ilkokulları programına tarım, hayvancılık, sanat, arıcılık gibi konular konulup çocuklar bu konularda bilgi ve becerili olarak yetiştirilmelidir. h. Çiftçiye "nadas/ama, tohumlama, gübreleme, sulama, hastalıklarla mücadele etmek " imkanları sağlanmalıdır. 84 i. Mülkiyet esasına dayalı, kooperatifler kurmak suretiyle çiftçinin mesaisi değerlendirilmelidir.

j. Köylünün mesaisini neticelerini kendi menfaati lehine, hatt-ı azamiyle çıkarmak, iktisadi siyasetimizin esas ruhu olmalıdır. k Ürünlerin

iktisadiye " temin kurulmalıdır.

değerlendirilmesi ıçın "tedabir-i edilmeli, yani tarımsal kooperatifler

1. Vasıtaların iptidailiği ve köy yollarının yapılmamış

olması, çiftçilerin defedilmelidir. 84a

aleyhine

olmuştur. .

Bunlar

m. Ziraat okullarının adedini artırarak, ilmi ve ameli ehliyete sahip salahiyetli mütehassıs ziraatçılarımızın adedini artırmaya bakmalıyız. 85

n. Sulama işlerine büyük mikyasta önem vererek, bu husustaki gayretlerimizi artırmalıyız. Türk tarımını 86 sulamayla geliştirmeliyiz.

84 Millet Meclisi Tutanak D., 11/1 9, V/20. 84a 1 Mart 1 923'de İzmit'te İstanbul gazetecileriyle konuşması. as

86

Millet Meclisi Tutanak Dergisi, 1/ 1 8. Millet Meclisi Tutanak Dergisi, 11/ 1 9, IIl/ 1 3 .


56

Dr. Tahs�n Onat

5. Köylü İçin Yapdanlar Bu plan üzerinde köylü için çok şeyler yapmak, köylüyü kalkındırmak düşünülmüş, fakat esef edilir ki, çok az

şey yapılabilmiştir. Köylüyü kalkındırabilmek için sosyo­

ekonomik bir devrim yapılması, geri ekonomik ve sosyal yapının temelden değiştirilmesi icap ederdi . Bu yapılmamış veya yapılamamış olduğundan, Cumhuriyet devrinde de, mevcut ekonomik ve sosyal yapının müsaadesi nispetinde köye bir şeyler yapılabilmiş, derinlere inilememiş ve üst yapı devrimleriyle meşgul olunmuştur.

"Köylü davası Milli Mücadele 'den sonra köklü bir şekilde ele alınacaktır. Köylülere yardım edilecektir. Köylüler, tefecilerin, ağaların, eşrafın sömürüsünden kurtarılacaktır." Milli Mücadele' den sonra da "Anadolu 'nun ortasında bir köylü hükümeti kurulmuştur. Köy davsının beklemeye tahammülü yoktur" denilmesine, yukarıda tespit ettiğimiz

köy

kalkınma

planları

da

bir

çok

yerlerde

konuşulmuş olmasına rağmen, köy davası üzerine ciddi şekilde yürünmemiştir.

"Biz milli varlığın esasıyız, köylüyüz. Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz ", gibi marşlar

söylenmiş,

his

ve

heyecanlar

işlenmiş,

fakat

ilmine

inilmemiş, devletçe köye gidilmemiştir. Bu marşlar köye gitmemiş, şehirlerde kalmıştır. Köy odalarında, kahvelerde söylenen, askerlerden dönenlerin getirdikleri yenilikler, ziraat teknisyenlerinin,

öğretmenlerinin

konuşmaları,

köylünün

ekiminde biçiminde bir değişme yapmıyor. Üretimde bir artış olmuyordu. Köylü yine fakirdi, yine açtı . Nereden ve ne zaman olarsa olsun, açlar için bir dilim, ekmek üniversite


57

Tarım Kentleri

tahsil inden, bir çuval nasihatten evladır. Asırların tecrübesi göstermiştir

ki, "köylüyü kalkındırmak için konuşmak. nasihat etmek, yol göstermek kafi değildir. Köylüyü kalkındırmak için ekonomi, tarım, sağlık, yol, su elektrik, okul yönleriyle desteklemek ve böylece kalkındırmak, 87 lazımdır. " Cumhuriyet devrinde köylü için yapılanları

şöyle

özetlemek mümkündür: a. Aşar vergisini kaldırılmıştır. Ziraat Bankası 'nın sermayesi

ve

köylüye

vereceği

krediler

artırılmıştır.

Kooperatifleşmeye önem veri lmiş ve teşvik edilmiştir. Tarım kredileri, 1 923'de 8, 1 928'de 26, 1 936'da 35 mi lyon liraya çıkarılmıştır.

1 929'da Zirai Kredili Kooperatifler Kanumt

çıkarı lmıştır. b.

1 923- 1 93 8

döneminde

göçmenlere

6

milyon,

topraksız köylülere 74 1 .000.000 dönüm arazi dağıtılmıştır. c. 1 927 de Tarım Bakanlığı ' nın bütçesi artırı lmış, Devlet numune çiftlikleri tesis edilmiş, teşvik için Atatürk, Tarım motoru sürerek

çiftçilik

etmiştir.

açılmış, tarım istasyonları tesis edilmiştir.

Tarım

okul ları

1 93 7'de yeni

ziraat alet ve makineleri getirildi. Makineli ziraat yapmak isteyenlere kolaylıklar sağlamak

için kanun çıkarıldı ve

gümrükler indiri ldi. Makine almak ve kullanmak isteyen köylülere, krediler

6. 5000.000. lira geniş

toprak

kredi

sahibi

verildi.

olanların

Fakat, işine

verilen yarıyor,

çoğunluğu teşkil eden ve hala öküzle, sabanla ziraat yapan köylünün yaşantısında bir değişiklik yapmıyordu. Nitekim, 87

H. R. Tankut, Aynı eser, s. 38-40.


Dr. Tahsin Ünal

58

Gümıiik Kanunu müzakere edilirken Kırşehir Milletvekili Yahya Galip Bey kürsüde:

"Efendiler, bizler şuranın veya buranın değil, tüm milletin milletvekiliyiz. Benim ne bir karış toprağım, ne de onu sürecek öküzüm ve makinem var. Oturup arazisi ve makinesi olanlar için makine, yağ, kayış, yedek parça ve Gümrük Kanunu çıkarıyoruz. Anadolu 'da kaç kişinin arazisi ve makinesi var. Anadolu )ıu şöyle bir dolaşınız. Göreceksiniz ki, adamın öküzünün biri ölmüş veya elinden alınmış, adam merkebini boyunduruğun öbür tarafına koşm uş çift sürüyor. Tokat ve Sivas köylerine giderseniz, odunculuk eden zavallı köylüler kazandıklarının bir kısmını vergi olarak verdikten sonra, yemek olarak da ormandan topladıkları otları yerler. Siz bunları düşünüp, bunlara el uzatıp bir hal çaresi düşüneceğiniz yerde, 5. 000 lira verebilen zenginin makine alması için kanun çıkarıyor. Gümrük vergilerini affettirmeyi düşünüyorsunuz. Bunu umumi vicdan kabul eder " ?"88 mı. Şu olay, ekonomik ve sosyal devrimler yapılamadığı ıçın

Meşrutiyet

döneminde

olduğu

gibi

Cumhuriyet

dönem inde de, mutlu azınlığın ön planda düşünüldüğünü, 1 900'de köylünün yaşantısı nasılsa, 1 93 7 'de de bir değişme olmayıp, aynı kaldığını izah etmesi bakımından önemlidir. Halbuki 1 inci B.M. Meclisinin 1 8 Kasım 1 920 tarihindeki oturumunda, Burdur Milletvekili İsmail Suphi (Sosyallıoğlu),

". . . Tanzimat da, bugün daha iyi görüyoruz ki, inhitat derdine deva olmamıştır. Tanzimat devri de, devr-i Hamidi 88

Yakın Tarihimiz, IV/72.


Tarım Kentleri

59

de, bize Avrupa yı getirmiştir. Fakat hangi Avrupa yı getirmiştir?.. Eşkal-ı Zahiresini taklit ile memurları değiştirmiş. Taklit olarak jandarmayı, taklit olarak naftayı, taklit olarak memuru getirmiştir. Fakat, millet ve memleketin bünye-i esasiyesini tetkik ile hastalığa hakiki ilacı vermemiştir. Tanzimat 'ın eseri, asırlardan beri mevcut olan askeri ulema, ve memur sınıflarını yeni şekle kalb etmekten ibaret olmuştur. Memurin sınıfı, yeni esaslar dairesinde teşekkül etmiştir. Bu memurlar halk ile katiyen temas etmiyor. Hatta halkın balay-ı ser 'inde, amir olarak, halkı kendi diledikleri gibi idare ediyorlar. Bu usul-u sakimin, senelerden beri devamı göstermiştir ki, bu memlekette hakiki idare, halkın ihtiyaçlarına muvafık idare, vazedilmemiştir. il. Meşrutiyet de hastalığa çare olamamıştır. Köylü

Meşrutiyet 'ten evvel ne ise Meşrutiyet 'ten sonra da o olarak kalmıştır. 89 Yine köylünün başında jandarma, yine köylünün başında bitmez tükenmez vergiler devam etmiştir. Jandarmanın kırbacı, memurun tazyiki altında öküzünü, teknesini ve tarlasını sağmış ve köylü ezilmiş, harap olmuştur. Sorunuz köylüye, 1 2 senelik Meşrutiyet 'ten ne almıştır. 90 Meşrutiyet 'te, bir takım "Halka doğru " sözleri işitildi. Halkın ihtiyacını düşünmek, yukarıdan aşağıya inerek halkı anlamak, birlikte kalkınmak emelleri baş gösterdi. Fakat bunlar /. Dünya Savaşı 'nın gürültüleri arasında kaybolup gitti. 89

Köylü 1 920'de ne ise, Cumhuriyet devrinde "kalkmıyoruz" teranelerine rağmen, 1 970 Sonbaharında da yine o, olarak kalmıştır. 90 Sorunuz köy!Oye, 47 senelik Cumhuriyetten ne anlamış ve ne kazancı olmuştur?


60

Dr. Tahsin Ünal

Efendiler, bugün dünyanın pek az yeri vardır ki, bizim zulüm-dide topraklarımız kadar harabiye duçar olsun. Bu memleket kadar küllük, harabe, baykuş yuvası, başka yerde yoktur. Nüfusumuz azalmış, yolumuz yok, ormanlarımız perişan, ovalarımız bataklık, servetimiz tükenmiş, sağ kalabilmiş olanlar hasta. . Bundan kimi, kimleri mes 'ul tutacağız? Bundan iktidarlar, memurlar ve aydınlar mes 'uldur. İktidarlar, iktidarsız ve lakayt. Memurlar halkı tanımaz, bulundukları mevkilere, mintarafillah geldiklerine kanidirler. Köylünün üzerinde amir olduklarını, kendileri olmazsa memleketin idare edilemeyeceğini söylerler. 91 Aydınlar, Tanzimat aydınlarıdır. Memleketin ve milletin asıl düşüncesiyle, sanatıyla mutabık bir surette yetişmemiştir. Köylüye gelince, işittiğine inanmadan, "dur bakalım ne olacak " diyerek boynunu bükmüş, mütevekkil beklemiştir ve bugün de beklemektedir. Memleket ve milleti zaafa uğratan yalnız tesirat-ı hariciye değildir. Bunda dahili su-i İdarenin de büyük bir hissesi vardır. Gözümüzün önünde akan kanlara, yıkılmış yuvalara, yuvasız kalmış insanlara, köylünün ah-ı enine bakarak, kendiliğimizden ıslah ve inkılap zaruretini almaktayız. Bu millet ve memleketin yaşaması için ne yapılması icap ediyorsa ve bu nasıl olacaksa, onu

9

1

Bu gün de aynı kanaat değişmemiştir. l 970 Haziran ında her sınıf memur ayağa kalktı . Personel kanunuyla de kendilerine verilecek paranın azlığından bahisle, artırılmasını istedi. Fakat, "maaşlarımıza % 40 değil, % 20 zam yapılsın. Bu değirmenin suyu nereden gelir. Köylü ne

alemdedir. Köylüyü kalkındıralım. O refaha kavuşursa biz de refaha kavuşabiliriz, " diyen olmadı. Tüketici bürokrasi, bir ejderha gibi ayağa kalktı. Az daha h!lkUmet hazinesine saldıracaktı.


Tarım Kentleri

61

yapmaya karar vermeliyiz" demiştir. üzerinde

kalan

temenniler

92

Fakat bunlar hep kağıt

olmaktan

ileri

gidememiştir.

Cumhuriyet döneminde köylü için çok az şeyler yapıldığının en· büyük delili bugünkü köy realitesidir. M. Kemal, yaptığı

1 Kasım 1 93 8 'de Meclis kürsüsünden

konuşmasında,

ayırmalı

ve

her

ziraat

"memleketi bölgesinde

ziraat

bölgelerine

ziraat

merkezleri

kurulmalıdır. Traktör, biçerdöver ve harman makinesi gibi aletler köylülerin ortak malı olmalıdır. Bu yıl planlı, sistemli ziraat ve köy kalkınmasının başlangıcı olmalıdır. Bunlara ait etütler ikmal edilmiştir" demiştir. M. Kemal ' in

Merkezleri" dediğine Merkezleri" dedik.

biz,

"Tanın Kentleri"

veya

"Ziraat "Cazibe

Bir müddet Taksimat-ı Mülkiye Hey'eti Başkanlığı ile Kırşehir Valiliği etmiş olan Mithat (Say lam) Bey 1 936 ve 1 93 7' de yazdığı kitaplarında aynı davayı müdafaa etmiş;

"Köylü çokluğumuzdur. Onun ihmali, kendi felaketimizdir. Köylü bizi insafa ve yardıma çağırıyor. Fakat, biz ona doğru bir adım atamıyoruz. En büyük düşmanımız, dağınık durmamızdır. Köylerimizi toplamalıyız. Toplamak zor değildir. Çünkü yıkılacak bir evi servet değildir. Zaten % 90 'nı yıkılmak üzeredir. Köy evinin köylü gözündeki kıymeti, bir miktar kereste ile 8-1 O kilo çividen ibarettir. Gerisi kerpiçtir. Kendisi yapar. Yapılacak iş birbirine komşu olan 4-5 köyü münasip birinin etrafında toplamaktır. Köylüyü

92

S. İ\ğaoğlu, Kuva-yı Milliye Ruhu, İstanbul, 1 944, 2. Baskı, s. 78-8 1 .


Dr. Tahsin Ona/

62

buna ikna etmek ve idarede birleştirmektir. Burada sayısız faydalar vardır. "93 "Atatürk, işte buna şapka derler, böyle giyilir dedi. Giydi ve giydirdi. Biz de böyle yapmalıyız. Ben köylü işinin zamanla halline taraftar değilim. Zaman öldürücüdür. Her geçen gün ve saat zarardır. Çok aceleye ihtiyacımız vardır. Köyleri ve müesseseleri süratle birleştirmeli. Büyük köyler yapmalıyız. Bunda eğitim, sanat, hukuk, adalet, ahlak, ekonomik, idari bir çok faydalar vardır. 94 Giderken dağ başında yemeğimizi yemiştik. Aynı yoldan geri dönüyorduk, şoför, bizden sonra buradan kimse geçmemiş, dedi. Nasıl bildiniz diye sordum. Bıraktığımız portakal kabukları aynen duruyor. Geçen olsaydı, alırdı. Niçin diye sordum. Evine gidip karı ve çocuklarına koklatmak için, dedi. Milleti seviyorsanız artık vicdanınız sızlamadan gözleriniz 95 sızlamadan bir dilim portakal yiyiniz." Köy

kalkınmasını

yakından

alakadar

eden

bir

tasarıdan bahsederken İnönü : "Köyü kalkındırmak için radikal tedbirlere baş vurmak, özellikle dağınık köyleri birleştirmek lazımdı. Köy sayısı azaltılacak, kurulacak köy birliklerine devletçe yardım edilecektir. Köy için lazım olan hizmetler, köye götürülecektir. Köy birliklerinin teknik iskeletini, kurulacak olan kombinalar sağlayacaktır. Makine ve üretim aç/arına sahip olan kombinaların mihveri etrafında, köy birlikleri teşkilatlandırılacaktır. Nasıl, kredi ve 93

Mithat Saylaın, Köy Ve Köylü Önünde Düşüncem, Kırşehir, 1 936, s. 8-9, 1 5, ı 8-20. 94 Mithat Sayliım, Köy Ve Köylü Önünde Düşüncem, Kırşehir, l 936, s. 3, 2 1 , 25-26, 28, 38, 40, 58. 9s Aynı eser, s. 27.


Tarım Kentleri

63

tüketim kooperatifleri kurulmuşsa, üretimin tanzimi için de planlı bir çalışma devresine girişilecektir. Harman makineleriyle, sürme, sulama tesisleriyle tanzim edilmiş olan, zirai kombinalar vücuda getirmek istiyoruz. Önce 1. 000 kombina tesis olunacak müteakif dört sene içinde kombina miktarı çoğaltılacaktır" diyordu9 •

Atatürk'ün planı tatbik edilecek sanılıyordu. Fakat, bu da diğerleri gibi fikirde ve kağıt üzerinde kaldı. Fiiliyata geçilmedi. Geçilse idi, köylü, dolayısıyla memleket için en hayırlı iş halledilmiş ve şimdiye kadar memleketin şekli değişmiş olacaktı. Belki Enstitüleri

bu

açıldı.

düşüncenin Toprak

kooperatifler kuruldu.

fiiliyatı

Ofisi

tesis

olmak edildi.

üzere

Köy

Bazı

zıraı

Sulama tesisleri geliştirildi.

Fakat

önemli hizmetler ifa edilmedi. Cumhuriyet devrinde köy için neler yapılıp neler yapılmadığını en vazıh şekilde istatistiki rakamlar şerh ve izah etmektedir.

E. İSTATİSTİKLERİN DİLİ Tam olmamakla beraber 1 9 1 3 'te, bir tarım memleketi olan Türkiye'de ekilen topraklar, çiftçi aileler arasında şöyle dağılmış bulunuyordu:

96

R. Aktan, "Zirai İstihsalde Makine Kullanılması," SBF. Dergisi, ( 1 954), s. 42.


64

Dr. Tahsin Ünal

Çiftçi İşlenen lşledijti ailesinin toprak alam arazinin % si 0/o Sİ (Hektar) 1

Çok topraklı

2

Orta

50.000

%5

5.000.000

% 65

870.000

% 87

2.700.000

%35

80.000

%8

-

-

topraklı

3

Topraksız

Çiftçi ailelerinin % 5 ' i, tarım topraklarının % 65' ini ellerine geçirmişlerdir. Çiftçi ailelerinin % 95'i de tarım topraklarının

%

3 5 ' ine

sahiptir.

Fransız

İhtilali'nin

sebeplerinden biri de nüfusun % 1 O'unu teşkil eden asil ve rahiplerin, tarım topraklanın % 80' ine sahip olması idi. 1 9 1 3 deki nüfusumuz 1 6 milyon kadardı. Konunun, insanı üzen tarafı, aradan 50 sene geçmiş olmasına

rağmen,

bu

toplumun

önemli

bir

şekilde

değişmemiş olmasıdır. 1 963 'te ise :

1

Az gelirli aileler

2

3

%0,52

2 . 1 00.000

% 1 2,4

Orta gelirli aileler

% 88

1 7,000.000

%7 1 ,8

Çok gelirli aileler

% 8,8

-

-

% 0,62 oranında bir çiftçi ailesi, ekilen toprakların % 1 2,4 '·ne,

%

96,8

oranında

toprakların % 7 1 ,8' ine şehirde

fabrikalar,

bir

çiftçi

kitlesi

de,

ekilen

sahip bulunmaktadır. Birkaç büyük

gökdelenler,

modem binalar, villalar,

boğaz köprüleri, asfaltlar göze çarpıyor da, asıl unsur olan ve büyilk kitleyi te�kil eden köylüye bir şey yapılmamıştır. O


65

Tarım Kentleri

yine kötü kaderiyle baş başadır. Tannı gelirlerinden aldıktan hisse de:

Aileler

0/o

Tanın Gelirlerinden Alman Pay

si

1

Az gelirli ai leler

% 40

% 1 5,2

2

Orta gelirli aileler

% 40

%3 5 ,2

3

Çok gelirli aileler

% 20

% 49,6 dır." '

O halde % 20 bir aile topluluğu tanın gelirlerinin % 50' sini alırken, % 80 oranında bir aile topluluğu da geri kalan % 50'yi aralarında bölüşmektedirler.

F. KÖYLERİN GENEL GÖRÜNÜŞÜ 1. Evler 1 965

sayımlarına

göre

Türkiye'de

3 .430.000

ev

vardır. Bunun 1 6.000 ' i çadır ve mağaradır. Evlerin % 59'u sağlam,

%

24'ü

onarılabilir,

%

1 7 ' si

de

çürüktür.

Birincisinde 1 .925 .740, ikincisinde 957.727, üçüncüsü olan çürük evlerde 585.347 aile oturmaktadır. Evlerin % 5 1 ,5'i kamış ve ağaç dallarıyla, % 48,5 'çi çatı

ile örtülüdür.

Çatıların 1 /3 ' ü de çamurdur. % 49'u 2 odalı. % 5 1 ' i de 3-4-5 odalıdır. % 48,5 'u pencereli, % 5 1 ,5 ' u ışık delikli 200.000 tanesine ise ışık deliği dahi yoktur.

97

Cumhuriyet Gazetesi, 24 Ağustos 1 969.


66

Dr. Tahsin Ünal

2. Sağlık ve Beslenme 1 .455.936 evde yıkanacak yer, 938.434 evde hela yoktur. 1 .8 1 0.9 1 9 evde gusülhane, 747.628 evin içinde hela vardır.

3 . 068.045

ev

gaz

lambasıyla,

1 26.723

ev

yağ

kandiliyle, 1 55 .796 ev çıra ile, 40.709 ev lüksle, 84. 7 1 0 ev elektrikle aydınlatılmaktadır. Memleketimizde binlerce, var.

hatta milyonlarca hasta

Hasta ihtiyacını karşılayacak, hastane, yatak sayısı,

doktor, sağlık memuru, hastabakıcı ve hemşire pek azdır. Hastane

kapılarında

hastaların

yığılması,

tedaviyi

zorlaştırmakta, derdine deva bulamayan halk, "Allah hekime, hakime düşürmesin. Allah insanı hekime düşürmesin ama yokluğunu da göstermesin" demekte ve kaderine büyük bir tevekküle

nza

göstermektedir.

Hele

ilaç

fiyatları

ateş

pahasında olduğundan, günlük ekmeğini zar zor temin eden ve yevmiye 25-30 Türk Lirasını bulursa çalışan halk, bir günlük yevmiyesi ile ancak bir tüp ilaç alabilmektedir. Ekonomik darlıklar, toplumumuzu beşikten mezara kadar tehdit etmektedir. Tüm az gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye' nin insanı, hayvanı ve nebatı da açtır.

"Sıra sıra açlar dizilmiş açlar. Kadın, erkek, oğlan ve kız Hepsi de sıska ve cılız. " Belki

açlıktan

ölen

ve

mezarı

yoktur

ama

Türkiye'de karın tokluğuna çalışan, kuru ekmekle karın doyuran, kalorisi düşük, kaba ve tek besinle beslenen, bu nedenle zayıf düşen, çeşitli hastalıklara yakalanmış pek çok insan vardır. Gerçi halkın beslenme bozukluğunu izah eden


67

Tarım Kentleri

genel istatistiklere sahip değiliz. Fakat mahalli ve özel araştırmalar dahi bu hususta bizlere önemli ve acı bilgiler vermektedir.

Örneğin

beş

bölgede

1 956'da

ilkokul

öğrencileri arasında yapılan bir araştırma sonunda: 1 .Çocukların % 70.5 ' inin A.B.C.D. vitaminleri ihtiva eden besinleri alamadıklarından hasta oldukları. 2. Çocukların % 67.6' sının Demir ve Riboflin ihtiva eden besinleri alamadıklarından hasta oldukları. 3 .Çocuklann

%

1 4.4'ünün

proteinli

besin

alamadıklarından hasta oldukları, 4.

Çocukların bazı bölgelerde %

1 0. 5 ' inin, bazı

bölgelerde ve mesela Isparta, Burdur, Kastamonu, Giresun ve Rize'de % 30-40' ımn Guatr olduktan� 1 6- 1 7 yaş arasında ve kız çocuklarında Guatr hastalığının % 54' e kadar çıktığı tespit edilmiştir.

KALORİ

Çevre

Genel Ortalama

Az Yeterli

Yetersiz

Şehir

% 57

% 23

% 20

Gecekondu

% 46

% 39

% 25

Köy

% 54

% 25

% 21

NEBATİ PROTEİN

Çevre

Genel Ortalama

Az Yeterli

Yetersiz

Şehir

% 54

% 28

% 18

Gecekondu

% 56

% 28

% 26

Köy

% 35

% 32

% 18


68

Dr. Tahsin Ünal

HAYVANİ PROTEİN

Çevre

Genel Ortalama

Az Yeterli

Yetersiz

Şehir

% 52

% 37

% 11

Gecekondu

% 25

% 20

% 10

Köy

% 32

% 20

% 17

Normal olarak fert başına düşen kalori miktarı 25003000 ve daha fazla olması icap ederken, bu miktarın ancak, yukarıda yazılan orandan, pek az bir kısmını alan, nebati ve hayvani protein den çık noksan besinlerle beslenen insanlar, elbette ki çeşitli hastalıklara müptela olacaktır. Çeşitli memleketlerde fert başına düşen milli gelir ile bu

memleketlerde

birbiriyle

fert

orijinal

başına

düşen

şeklide

kalori

miktarı

orantılıdır.

da

Gelişmiş

memleketlerdeki insanların iyi beslendikleri, geri kalmış ülkelerdeki

insanların

adeta

açlığa

mahkum

oldukları

görülmektedir. Örneğin 1 969'da :

Memleket

Kişi başına milli gelir

Kişi başına et

Kişi başına et

A.8 .D.

3520 Dolar

96

3 1 00

İngiltere

1 620 Dolar

77

3280

Türkiye

300 Dolar

14

2500

Hindistan

90 Dolar

2

1 940


Tarım Kentleri

69

Tüketim dahi bunu ispatlamaktadır:

Et Mamiilleri Tüketimi

Süt Mamülleri Tüketimi

Peynir

Balık

Yumurta

A. B. D.

92, l

1 72,4

5,7

4,8

2 1 ,2

Fransa

68,7

90,7

7, 1

1 0,9

1 0,3

lngiltere

67

1 53

4,2

9,8

1 2,6

lsrail

20,7

89,2

8,9

1 1 ,8

1 5,3

Yunanistan

1 7,8

46,3

9,9

1 0,2

4,6

Türkiye

20,8

1 3,7

7,3

2,2

2,4

Fakir milletler kötü beslenmekte, nesiller cılız, sıska, hasta olmakta, bu nedenler iş gücüne, üretime dolayısıyla milli gece etki yapmaktadır. Zengin milletlerde de bunun aksi görülmektedir. Aileler arasındaki gelir farkları, kendisini besinde de açıkça göstermektedir. Zengin olanlar, en ileri seviyedeki ülkelerdeki gibi beslenirken, büyük çoğunluk kof ve boş besinlerle karın doyurmaktadırlar. Örneğin A.B.D. 'de nüfus başına günde 9 1 gram hayvansal, 65 gram nebati protein, toplam 1 66 gram protein alınırken, Fransa'a 52 hayvansal, 98 nebati

olmak

Yunanistan'da

üzeri

1 50,

34+92= 1 26,

İngiltere'de İsrail'de

52+90= 1 42,

43+84= 1 27

gram

protein alınırken, Türkiye'de 1 6 gram hayvani, 8 1 gram nebati olmak üzere 97 gram protein alınabilmektedir. Çünkü A.B.D . ' de fert başına düşen milli gelir 3250 dolarken, İsrail'de 1 1 60, Yunanistan 660, Türkiye'de ise 300 kadardır.


70

Dr. Tahsin Ünal İstanbul'da hastanede yatan

1 3 00 çocuk arasında

yapılan araştırma sonunda çocukların : 1 . % 26'sının kronik beslenme bozukluğundan, 2. % 44,7'sinin uzun süren ishalden, 3. % 7 1 ' inin kemik yaşı geriliğinden hasta olduğu tespit edilmiş ve besin olarak da; a. % 3 5 ' inin sulu sütle. b. %

1 6'sının

da

sütle

beslendiği

anlaşılmıştır.

98

Şüphesiz besinsizlik nedeniyle çeşitli hastalıklara müptela olan çocuklar arasında ölüm de fazladır, örneğin : b. l . Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya ve Polonya'6a doğan 1 000 çocuktan 30-50'si ölürken, b.2. Rusya, Bulgaristan, İtalya ve İspanya'da I OOO'de 50-60 ölmektedir. b.3. Türkiye'de ortalama olarak her 1 000 çocuktan 1 65-200'ü hatta mahalli bazı yerlerde 1 50-450'si ölmektedir. b.4. Hastanelere gelen 20 ve daha yukarı yaşlardaki hastaların

%

30'unun

taş

hastalıklarından

(besin

kifayetsizliği nedeniyle) hasta oldukları tesbit edilmiştir. Doktor miktarımız da kafi değildir.

Memleket

Nüfus

Bir Hekime Dllşen Hasta

Bir Yatağa Dllşen İnsan

Yatak

Hasta

A.B.D

1 80 Mil. 306.000

250

1 .67 1 . 1 25

1 20

Türkiye

36 Mil.

2760

58.400

605

98

1 2 .000

Cumhuriyet Gazetesi, 6- 1 0 Ocak 1 97 1 .


71

Tarım Kentleri

Memleket

Diş hekimi

Eczane

Hemşire

A.B.D.

98.670

1 22.420

9 1 3 .694

Türkiye

2.246

2.303

8.0 I O

· 600 Hastaya 1 doktor, 1 20 hastaya bir yatak hesabıyla 60.000 doktora ve 300.000 yatağa ihtiyaç vardır. 1 969- 1 970 28.903.025 verem,

kişi

döneminde muayene

1 58.742'sinin

yapılan

edilmiş,

Trahom,

sıhhi

bunun

1 2.600

taramalarda 457.485 ' sinin

Frengi,

400.000

kadarının sakat (kör, çolak, topal, sağır) 780' inin cüzzamlı, 200.000 kadarının felçli olduğu tespit edilmiştir. 1 956- 1 960 döneminde 200.000

hastanelere civarında

istatistiklerine

göre

63.000,

1 969- 1 970

hasta

müracaat

1 0.24 1

mütehassıs

döneminde

etmiştir. 5 .6 1 5

1 970

pratisyen

doktor, 3245 dişçimiz vardır.

3. Sosyal Hizmetler 36.663 muhtarlıkta idare edilen köyde 25.342 okul, 35 .657 cami, 1 277 hamam, 1 6.209 hela, 1 727 dispanser, 4424

okuma odası,

1 9.288

köy odası, 4580 köyde ve

nahiyede telefon, (Jandarma telefonu dahil) 1 96 köyde PTT. telefonu, 27 köyde PTT Merkezi, 1 40 Köyde, PTT şubesi, 99 1 3 6 Köyde PTT acentesi, 1 982 köyde PTT dağıtıcı vardır. 4.

İçme Suyu 1 5 . 1 84 köyde adi çeşmeden, 1 0.364 köyde boru ile

getirilen

çeşmeden,

dereden,

667

köyde

5440

köyde

sarnıçtan,

içilmektedir. 99

1 2679 Sayılı Resmi Gazete, s. 7 1 .

kuyudan, 29 1

köyde

3632

köyde

gölden

su


Dr. Tahsin Ünal

72

Köyün ve köylünün genel manzarası bu olunca, onun çocukları olan aydınların ve onu idare ettiğini iddia eden iktidarın milli vicdanları titremesi icap eder. Türkiye 66 şehirden değil 65.277 köyden ve millet % 25 oranındaki şehirden değil, % 75 oranındaki köylüden ibarettir.

G. KÖYLERİN İSKAN DURUMU Köy Sayısı

Nüfusu

% si

Her Köyde Ortalama Nüfus

Ovada

6623

3 .927.676

% 1 8.7

593

Etekte

8289

4.585 .299

% 23 .4

535

Vadide

3789

1 .9 1 0.080

% 1 0.7

504

Sırtta

5603

2.622 .683

% 1 5.8

468

Yamaçta

1 0284

5 .282.229

% 29. 1

514

Yeri

Görülüyor ki, köylerimiz ortalama % 42 'si ovada, %

58,6'sı dağlardadır ve ortalama nüfus da nazarı dikkati 1 00

çekecek kadar orij inal olup 450-600 arasındadır.

1 00

Nüfus

Köy Adedi

Oturan Nüfus

Ortalama Nüfus

1 -300

1 0.90 1

2.2 1 4.765

208

30 1 - 1 500

2 1 . 1 82

1 5 .338.776

725

1 50 1 -2750

1 .260

2 .598.746

2.063

275 1 +

296

1 .299.280

2. 500

DPT., Köy ve Köylü Sorunu, s. 8- 1 0.


Tarım Kentleri

73

Görülüyor ki, 22.083 köylerimizde ortalama olarak 450.500 kişi oturmakta olduğu ve aşağıda da izah edileceği gibi kanunlanmızm tarif ettiği köy kavramı içine görmediği ve köy nisabını iktisap edemediği anlaşılmaktadır. Buna göre, Türkiye'de nüfusun 1 000 ve 2000 ' in üstünde, köy nisabını iktisap etmiş 8300 köy var demektir. Diğerleri, muhtarlıkla idare edilseler ve öyle anılsalar dahi dağınık ve az nüfuslu iskan bölgeleri, olup, çiftlikler ve komlardır. Zaten köylerimizin % 1 2 ' si dağınık, % 1 6' sı çok dağınık, % 6 8 ' i az topla ve % 4 ' ü de çok topludur. Bu, ortalama olarak köylerimiz %

1 O toplu, % 90 dağınıktır

manasını da ifade eder.

H . KÖYLERDE TARIM ARAZİSİ 36 milyona yaklaşan nüfusumuzun 1 7 milyon kadarı faal olup, bunun da 1 8 milyon kadarı köylerde ve tanın sektöründe

çalışmaktadır.

Üretimimiz

tüketimimize

yetmiyor. Bunun nedenlerini anlayabilmek için tarım arazisi ile tarımda alt yapı çalışmalarının kıyafet derecelerini bilmek lazımdır. Bunun bilinmesi, hem tarım gücümüzün zayıf taraflarını görmeyen, hem de buna bir hal çaresi bulmaya yardım etmektir. Teşhis tedavinin yarıdır.

Türkiye' de Arazinin Bölünmesi Yıllar

Toplam Yüzölçümü Hektar

Ekilen Arazi

Nadas H ektar

1 965

78.059.000

1 5 .294.000

8.547.000

1 966

78.058.000

1 5 .454.000

8.528.000

1 967

70.058 .000

1 5 .5 1 3 .000

8 . 3 23 .000


Dr. Tahsin Ünal

74

Çayır-Mera Hektar

Orman

Bağ-Bahçe

Kıraç

2 8 .232.000

1 0. 5 84.000

2.305 .000

1 3 . 1 00.000

28.0 1 3 .000

1 0.5 84.000

2.3 84.000

1 3 . 1 00.000

1 6. 1 3 5 .000

1 0.584.000

2.4 1 4.000

1 3 .095 .000

Bu rakamlar toplanırsa, topraklarımızın % 30'unun orman ve boş (kıraç), % 3 1 ' inin ekilebilen, % 36'sının çayır ve mer'a, %3' ünün bağ-bahçe olduğu görülür. Bağ ve bahçe arazisi

de

dahil

olmak

üzere

ekilen

hektardır. Bu, tüın yüz ölçünün 1 /3 ' dür.

arazi

26.250.000

101 Bu arazinin 6

milyon hektarı orta, 4 milyon hektarı şiddetli, 8 milyon hektarı da çok şiddetli erozyona maruzdur. Her yıl erozyon nedeniyle 1 .2 milyon m3 bir toprak parçası yani Kıbrıs adası kadar topraklarımız denizlere akıp gitmektedir. Toprağın üretken olan 20-30 cm.lik üst kısmı gidince geriye sert kaya kalmakt� akıp gidenler de baraj ları, limanları doldurup, bu tesislerden

istifadeyi

önlemektedir.

Toplamı

18

milyon

hektar olan bu arazi, erozyondan kurtarılmalıdır. ı oı Geride kalan arazide de ancak 1 ,5 milyon hektarı sulanabilmekte, geri kalanı kuru ziraata terk edilmiş bulunmaktadır. 1 9601 967 döneminde ekilen arazide önemli bir değişme olmadığı gibi alınan mahsulde de önemli bir değişme olmamıştır. ıoı DİE., Tü rkiye İstatistik Yıllığı ( 1 968), s. 164. Ekilebilen arazi TOrkiye'de o/o 3 1 , Bulgaristan ve Fransa'da o/o 39, İtalya'da o/o 48, Romanya'da o/o 49, Macaristan'da, o/o 60 Danimarka'da o/o 77'dir. 102 DPT., Köy Ve KöylO, Sorunu, s. 44. 26 milyondan 1 8 milyon çıkarılırsa doğru dürüst ekilebilen arazi miktarı 8 milyon hektar kalır. Cumhuriyet Gazetesi, 7 Ağustos 1 97 1 .


75

Tarım Kentleri

Üretim artışı nüfus artışı ve milli gelir artışı birbirlerine 1 03 paralel değildir. Üretim, ötekileri geriden takip etmektedir. Bu buğday ithaline sebep olmaktadır.

Tasarruf Şekli

İşletme Sayısı

0/o

si

1 .686. 1 43

72,6

498.838

2 1 ,5

Ortakçı

57. 1 6 1

2,5

Kiracı

1 4.8 1 5

0,6

Diğer şekiller

65 .434

2,8

Mal sahibi Yarı Mal Sahibi

Görülüyor ki, 2.324.39 1 . çiftçi ailesinin, ortalama olarak % 80'i mal sahibi, % 20'si de ortakçı, kiracı, yahut topraksızdır. Mal sahibi çiftçilerin ellerindeki topraklar da 104 birçok parçalara bölünmüştür.

Tasarruf Şekli Parça Adedi Ekilen Arazi Parça Sayısı

103

1 25 .000

1 er parça

1 25 .000

5 1 5 .000

2-3 er parça

1 .307.000

524.000

4-5 er parça

2.350.000

596.000

6-9 er parça

4.270.000

Bar1Ş Dünyası Dergisi, Sayı : 92/37. Şefik İnan : 2 Ağustos l 970 Tarihli Milliyet Gazetesinde "İşletme sayısı 3 milyondur ve % 98'i sahibidir" diyor. Tabii bu da bir görOş ve hesaptır. Muhtemel ki doğrudur. (Bak : 3 'üncü tablo) 104


Dr. Tahsin Ünal

76 5 1 4.000

l O+parça

7.667.000

550.000

+

50.000

640.000 ailenin topraklan 1 -3 parçaya, geride kalan 1 .684.000 ailenin topraklarını n da 4- 1 0 parçaya bölünmüş olduğu görülüyor, parçalar o kadar küçüktür ki, 399.000 topraklan

1 -5, 375 .000 ailenin topraklan 6- 1 0, 495.000

ailenin topraklan da

1 1 -2 0

dönümden,

1 1 4.000 ailenin

elindeki topraklarda 20-50 d ö nüm arasındadır.

si

Toprak Genişliği

% si

69

5.2 1 9.248

26

252. 825

2 7, 5

8. 775 . 1 46

41 ,7

1 1 0. 8 1 4

3 ,6

4.932.427

23,3

4.323

O, 1 4

2. 1 45.757

10

işletme Büyüklüğü

işletme Sayısı

1 -50 hektar

2 . 1 32.288

5 1 -200 hektar 20 1 - 1 000

0/o

hektar 1 00 vd + O toprakların

halde çiftçi miktarı

ailelerinin

1 -50

% 69' unun ellerindeki

hektardır.

ihtiyaçları için ziraat yapabi lirler.

Bunlar ancak kendi

% 3 1 oranındaki çiftçi

urun de ailelerinin yetiştirdiği karşılamamaktadır. Çünkü hakikatte

zıraı

bu

tüketimi

rakamın

1 -5

dönümlük arazide ziraat yapılamayacağı, 70- 1 00 dönümün de (ki yansı nadasa bırakılır) çiftçi için bir mana ifade etmediği hesaba katılırsa, 3 1 rakamının da

% 69 değil, % 80'e yükseldiği, % % 20'ye kadar düştüğü görülür. Tarımda alt


77

Tarım Kentleri

yapı ihtiyaçlarını da karışılamadan, pazar için ziraat yapan o/o 20

oranındaki

çiftçinin

ihtiyaçlarımızı

karşılamayacağı,

bunun da bizi ithale mecbur edeceği aşikardır. Türkiye tarımda, cüce işletmeler memleketidir. 1 963 genel tarım sayımlarına göre 3 milyon tarım işletmesinin ortalama olarak ; o/o4 1 ' i

9 hektar (dönüm)

%28 ' zi

33,6 hektar (dönüm)

% 1 8'i

71 hektar (dönüm)

%9,4 ' ü

1 36 hektar (dönüm)

%3,2' si

284 hektar (dönüm)

%0,3 5 ' i

684 hektar (dönüm)

%0,09'u

1 262,5 hektar (dönüm)

%0,3'ü

3 1 98 hektar (dönüm)

%0,0 1 ' i

8260 hektar (dönüm) dır.

ı uJ

Bu rakamlarla da açıkça görülüyor ki, Türkiye'de işlenen arazinin % 68,3 oranında büyük çoğunluğu cüce işletme, o/o 30,2 oranında bir kısmı orta işletme ve o/o 1 ,5 oranında küçük bir kısmı da büyük işletme şeklindedir. Yine bu rakamlardan, bir yandan, elinde fazla toprağı olan ve toprak ağası denilen insanların az olduğu, öte yandan az toprağın parçalanmalara göre dağılımındaki dengesizliğin, mülkiyete göre dağılımında da mevcut olduğu görülmektedir. ıos

Şefik İnan, Milliyet Gazetesi, 2 Ağustos 1 970.


Dr. Tahsin Ünal

78 Bunlar

üretimi

kıyafetsizliği,

olumsuz

yönden

teknoloj inin

etkilerken,

ziraata

girmesi

alt de

yapının toprağın

kısırlaşmasına, azalmasına, küçük işletmelerin tasfiyesine, köylünün şehre akmasına sebep olmaktadır.

1. TARIMDA ALT YAPI Tarımda alt yapı sorunları, ilkel tarım düzeyinden kurtarılıp ileri tarım düzeyine geçişi sağlayacak şekilde ve yönde bir çözüm beklemektedir. Bu çözüm işini hükümetler ele

alıp

çözmedikçe,

bu

konuda

radikal

reformlar

yapılmadıkça, kimse kalkınacağız diye ümide kapılmasın. Daha

uzun

seneler

ilkel

tarım

düzeyinde

kalınacaktır.

Kalkınmamızın ana mali finansmanlarından (kaynaklardan) 1 06 biri olan tarımdan faydalanılamayacaktır.

1. Gübreleme Türkiye'de her sene ekilebilen 1 5,5 milyon hektar araziden pek az bir kısmı gübrelenebilmektedir. 1 968'de 3 . 1 00.000 hektar arazi gübrelenmiş ve bunun için 2.540 bin ton gübre sarf edilmiş, 1 969'da ise 3 .200.000 hektar arazi gübrelenmi �

etilmiştir. ' 0

ve bunun için 3,4 milyon ton gübre

sarf

2. Sulama Halen sulanabilen 8,5 milyon arazimiz olduğu ve bunu ıslahlarla arttırmak mümkün olduğu halde, akarsuları tanzim

edilmemiş,

yer

altı

suları

çıkarılmamış,

sulama

kanalları yapılmamış köylü bu konuda bilinçlenmemiş ve 106 B. G. Tunalıgil, Ulus Gazetesi, 29. 07. 1 970. DPT. il. Beş Yıllık Kalkınma Plim ( 1 960), s. 1 3 8 ve DİE., İstatistik Yıllığı, s. 1 68. 107


Tarım Kentleri

79

teşkilatlanmamış olduğu için, henüz 1 ,5 milyon hektar arazi 1 08 sulanabilmektedir. Sular akmakta, biz bakmaktayız.

3. Tohum Bire 5 - 1 O, bire 1 5 veren yerlerde yerli tohumlarımızın üretim

kapasiteleri

düşüktür.

Kızıl

hastalıklara mukavim

olduktan

Meksika

tohumluk

veya

Rus

ve

başka

sürme bire

gibi

25-30

buğdaylarından

bazı veren

istifade

edilmeye başlanmıştır. Fakat, bu işin de henüz başlangıcında bulunuyoruz. Nitekim 1 967'de 260 bin ton, 1 969'da da 400 bin ton tohumluk buğday dağıtılabilmiştir. 4.

Kredi Zirai küçük işletmeler, çok defa, yeni üretim yılına

borçlu,

tohumdan,

hastalıklarla

gübrelemeden,

mücadele

girmektedirler.

etme

ilaçlama

gücünden

ve

yoksun

tarımsal olarak

Çoğunluğu teşkil eden bu tip üreticilere

hükümetçe yardım etmek esası kabul edilmiştir. Fakat ad, küçük çiftçilerindir. Krediden istifade edenler, eskiden beri olduğu gibi büyük çiftçilerdir. 2.323 .39 1 çiftçi ailesinden 1 .083 . 728 krediden istifade etmekte 1 .239.633 aile istifade edememektedir.

1 967'de Ziraat Bankasının kredi miktarı

5,90 milyardır. Bunun 4 milyar küsuru Zirai donatım vesaire kredilere,

1 ,663 milyar lirası da 1 .083 . 728 çiftçiye kredi

olarak verilmiştir. civarında

kredi

Bölünürse, çiftçi başına 300-600 lira verildiği

görülür.

Bu

miktar

çiftçiyi

kalkındıracak bir miktar değildir. Belki bir harçlıktır.

ıos

Kuru Ziraat konusunda köylü de bilgisiz olup, kuru ziraat yapan Devlet Üretme Çiftl iklerinde, bire 20-25 alındığından habersiz bulunmaktadır.


Dr. Tahsin Ünal

80

İstatistikler, kredi alanlardan ancak % 25'inin istifade ettiğini % 7 5 ' i nin de daha köy döftmeden şehirde harcayıp bitirdiğini tespit etmiştir. Kredi alanların ortalama olarak % 50'si 300, % 25'i 700 ve % 25'de 700 mukabil

sadece

37

çiftçi

ailesi

+

almaktadır. Buna

630'ar

bin

lira

kredi

almaktadır. ' 09 Yukarda saydığımız faktörlerle beraber, kredi yetersizliği ve verilen kredilerdeki dengesizlik, elbette ki üretimi olumsuz yönde etkilemekle kalmamakta, kredilerin bir mal ipoteği karşılığında verilmesi, topraksız veya az topraklı

köylüyü

tefeciye

itmektedir.

Kredilerin,

tarım

üretimini artırabilmesi için, miras nedeniyle 1 6- 1 8 milyon parçaya aynlmış olan cüce işletmelerin, birleştirilmesinde ı zaruret vardır. ı o Milli gelirlerimizin % 70-75 ' ini tarımdan aldığımız, nüfusun % 72 ' si tarımla uğraştığı halde tarımsal üretimimiz yine de yetersizdir. 1 963 'te yıllık üretimimiz 1 O milyon ton iken beş sene sonra, artması icap ederken l 968 'de 9,5 milyon tona düşmüş, hızla artan nüfusu beslemek için 1 968 de 1 4, l 969'da 54 ve l 970'de 850 bin ton buğday ithal etmek zorunda kalmışızdır. Topraklarımızın verimsizliği, üretimimizin azlığını sadece bir, hatta birkaç faktöre bağlamak mümkün değildir. Topraklar İngiltere'de hektar başına 3585 kg., Hollanda'da 3000

kg.

vermesi

verirken; ne

sadece

Türkiye'de

hektar başına

susuzluk,

ne

de

1 2 1 0 kg.

gübresizliktir.

Verimsizliğin nedeni çok ve çeşitlidir. Ekilebilen 26 milyon hektar arazinin 109 ııo

yarıdan çoğu erozyona maruzsa,

Z. Bankası Genel MüdOrlOk Raporları. Z.Bankası Genel MOdOrlOk Raporları.

Ziraat


Tarım Kentleri

81

Bankası her sene 1 50 milyon lira tohumluk kredi verdiği halde, tüm ihtiyaç olan 400 bin ton tohumluğun ancak 1 00 bin tonu temin ediyorsa, yahut, Ziraat Bankası gübre kredisi verdiği halde; 1 965'de

1 20,

1 966'da

220

1 967'de

300,

1 968'de

470

1 969'da

730,

1 970'de

1 . 1 00 milyon TL

111

yine de gübrenin ismini ve önemini bilmeyen çiftçiler varsa, bilenler de,

Fransa'da hektar başına

Yunanistan'da 40 kg.

sunni

hektar

1 -3

başına

ancak

1 00,

İtalya'da 50,

gübre atılırken; Türkiye'de

kg.

gübre

atılıyorsa,

bunun

nedenlerini başka sahalarda aramak lazımdır. Keza Ziraat Bankası, Teçhiz kredileri (alet ve makine) olarak; 1 966'de

430,

1 967'da

500

1 968'de

6 1 5,

1 969'da

750

1 970'de

800,

Milyon TL. Kredi verdiği 1 ı .ı:

halde 1 970'de dahi ekilebilen 26 milyon hektar arazinin 20 milyon hektarı hayvanla ve karasabanla, 6 milyar hektar kadarı da traktörle ekiliyorsa, bunda başka nedenler aramak 1 1 1 Z.Bankası Genel Md.IUk Raporları 1 12 Z. Bankası Genel Mildilrlftk Raporları, Bankanın bir de kısa vadeli ve özel hayvancılık kredisi vardır. Bu da l 967'de 220, 1 968'de 300, 1 969'da 340 ve l 970'de 380 milyon TL.na çıkanlmıştır.


Dr. Tahsin Ünal

82

icap eder. Bu nedenler şunlar olabilir: Çeşitli isimler altında alınan bu krediler eşit olarak dağıtılmamaktadır. Krediler yerine değil, başka maksatlarda kullanılmaktadır. Krediler pratik ve imrendirici olmamaktadır. Köylü, babadan kalma bilgilerle,

usullerle

tarım

yapmakta,

ayağına

gelmeyen,

faydasını gözüyle görmediği _ çalışma şekillerine ve kredilere itibar etmemektedir. Örneğin; köylü elindeki en iyi buğdayı 70

kuruşa

satıp,

köyünden

kilometrelerce

uzakta

olan

"Tohum Islah Merkezleri"nden ilçeden veya Devlet Üretme Çiftliklerinden, Nakliyesiyle

1 1 0- 1 1 5

beraber

kuruşa

kendisine

tohum

1 30

almamaktadır.

kuruşa mal

olacak

tohumu almaktadır. Bu ona, pratik ve kolay gelmediği gibi kendi buğdayının bire 20-25 verdiğinde, çoğunlukla farkında değildir. Gübre problemi de bunun gibidir.

Bu itibarla

tarımda alt yapı konularını pratikleştirmek, köylünün ayağına kadar götürecek tedbirleri almak, yahut tarımsal alt yapı merkezlerini köye yaklaştırmak lazımdır. Ziraat Bankası 1 968- 1 970 döneminde Zirai Mücadele için her yıl 1 00' er milyondan 300 milyon, mücadele alet ve ekipmanları için de 50' şer milyondan 1 50 milyon TL. kredi verdiği halde tarımsal hastalıkların önü alınamamaktadır. Hayvancılığımız

da

yürekler

acısıdır.

1 958'de

besinsizlik, bakımsızlık ve ilaçsızlık yüzünden 11 milyon hayvan ölmüştür. Meralarımız ihtiyacı karşılayacak durumda değildir. Her sene biraz daha azaldığı gibi kendi başına terk edilmiş

olması

nedeniyle

meralarımız

ya

tamamen

kıraçlanmış veya besin değeri olmayan otlar kaplamıştır. 7075

milyona yaklaşan hayvanlarımızı

besleyebilmek için,

günde bir hayvana 1 ,5-2 kg. besin hesabıyla senede 1 60 mi lyon ton hayvan besinine ihtiyaç vardır. Halbuki halen


83

Tanm Kentleri

Türkiye'de çayır, yonca, fıg ve tabii ot gibi besin üretimi 1 41 5 milyon tondur. Kaldı ki, bu kaba yem (besin), hayvanın beslenmesi

için yeterli değildir. Nasıl insan için sadece

ekmek yeter besin değilse, hayvan için de kaba yem yeter besin değildir. Bu itibarla her hayvana en

az

500 gram arpa,

mısır, yulaf vb. gibi kesif yem hesabıyla, senede 35 milyon ton kesif yeme ihtiyaç vardır. Halbuki 1 962'de sadece �a üretimi 3 . 5 . 1 967'de de 3,3 milyon ton olmuştur. 1 3 yem fabrikasında da senede 3 1 O bin ton yem üretebilmektedir. Öteki kesif yem miktarları da bu kadar kabul edilirse 1 0- 1 5 milyon ton kesif yem eder ki, hayvanlarımızı kesif yemle beslemek için daha 1 5-20 milyon ton yeme ihtiyaç vardır. 1 97 1 'de 80.000 kümes hayvanı 1 2.000 koyun ve keçi, 4000 sığır, 4 1 O at hastalıklardan ölmüştür. Zarar 5, 7 milyon TL.dir. Ziraat Bankası hayvancılık için;

l 966'de

1 30,

1 967'de

1 70

1 968'de

1 95,

1 969'da

200

1 970'de

3 1 0,

Kredi

dağıttığı

halde

1 13

Milyon TL. ,

hayvancılığımız da olumlu bir

düzeye gelmemiştir. Başka memleketlerle karşılaştırıldığında acı gerçek bizi hayretler içinde bırakmaktadır. Hayvanlarımız

1 1 3 9- 1 0 Ocak 1 97 1 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi.


84

Dr. Tahsin Ünal

iyi beslenmeme nedeniyle et, süt, yün, vb. bakımlardan çok gerilerde ürün vermektedir. Örneğin: 1

Fransa'da

2

Danimarka'da

3

Almanya'da

4

Japonya'da

"

22 "

5

Türkiye'de

"

16 "

Bir Koyun Ortalama

64 Kg.

"

45 "

''

46 "

Gelmektedir. Sığırlarımız da bundan farksızdır: Bir Sığır Ortalama

275 Kg.

A.B.D.' nde

"

260 "

3

Almanya'da

"

245 "

4

Danimarka' da

"

242 "

5

Japonya'6a

"

242 "

6

Yunanistan' da

"

1 12 "

7

Tilrkiye'de

"

84 "

1

Fransa'da

2

gelmektedir1 14• Süt üretimi de ötekiler gibidir. Bir senede bir inekten; 1

Hollanda'da

4 1 50 Kg.

Süt

2

Danimarka' da

3740 Kg.

Süt

3

Belçika'da

37 1 0 Kg.

Süt

4

Polonya'da

2 1 4 1 Kg.

Süt

5

Çekoslovakya' da

1 820 Kg.

Süt

114

DPT., Köy Ve KöylO Sorunu ( 1 967),

s.

45-54.


85

Tarım Kentleri 6

Tunus'ta

7

Türkiye' de

..

1 1 30 Kg.

Süt

590 Kg .

Süt

alınmaktadır. ..

"Can boğazdan, süı besinden gelir." Son olarak şunu ilave edelim ki, Z. Bankası Genel Müdürlüğü'nün

raporlarından

anlaşılacağına

göre

Ziraat

Bankası doğrudan üreticiye, Tarım Satış ve Tanın Kredi Kooperatifleri eliyle 1 968'de 5, 1 969'da 7 ve 1 970 'te 1 0 milyon TL. civarında bir para dağıtmış görünmektedir. Bu kadar parayla memleketin tarımsal sahada kalkınmaması, akıllarına durgunluk vermekte, ister istemez bu paraların hedefine varamadığını, belli

zümrelerin elinde kaldığını,

yerine değil, başka sahalarda ve konularda kullanıldığını, hiç değilse bankanın kasalarında kaldığını izah eder. Değilse ortalama olarak her köye 1 00- J 50.000 TL. kredi düşmesi, bunun da köyü kalkındırması icap ederdi.

5. İşleme ve Pazarlam�

Ekilebilen 26 milyon hektar kadar olan arazinin,

büyük bir kısmı hala karısabanla ve hayvanla, bir kısmı da traktörle işlenmektedir. Gerçi zamanla traktör ve traktörlerin işlenen arazi miktarı artmakta ise de, hayvanla işlenen arazi miktarında önemli bir eksilme görülmemektedir.

1 940'da

traktör sayısı 1 066 iken, 1 960'ta 2 1 . 1 36 ve 1 967' de 75 bine yükselmiş, traktörle işlenen arazi miktarı 1 965 'te 4, 1 milyon hektar iken 1 967'de 5 .624 milyon hektara çıkmıştır. Buna mukabil hayvanla işlenen topraklar 1 965 'te de 1 8 ,2 1 2 milyon


Dr. Tahsin Ünal

86

hektara düşmüştür. 1 15 Fakat traktör sayısı artarken, çift sayısı 1 16 da 69.000 kadar artmıştır • Memleketimizde 433.2 1 6 işletmede insan, 2.554.4 1 6 işletmede

hayvan,

3 1 7.584

işletmede

traktör

gucu

kullanılmaktadır. Bu hal, işletmelerin % 80'ni hayvan, % 1 17 20'si traktör gücüyle i şleniyor demektir. Tarımda süratle %

80 makineleşmeye geçerken, köylüye, modem tarım

bilgisi vermekte zorluk vardır. Tabiatın kulu değil, hakimi olmalıyız. Devlet üretme çiftliklerindeki imkan ve bilgiyi Türkiye sathında yaymaya bakmalıyız. Halen üretici ile tüketici arasında bulunup emeğiyle değil,

sermayesiyle üreteni

ve

tüketeni

sömürerek para

kazanan bir aracı sınıf vardır. Üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkı, üreticinin eline geçmemekte, sermaye birikimi yapmayan köylü, üretimini getirip, büyük pazarlarda satma imkan ve hürriyetinden mahrum bulunmaktadır. Köylerde satış

kooperatifleri

teşkil

edilmediğinden,

köylüler

üretimlerini tasnif etme, paketleme depolama nakletme ve pazarlama imkanlarından mahrwn bulunmaktadırlar. Borçlu olan köylü, üretimini ya daha tarlada, bahçede yeşilken veya çürümeden elden çıkarma kaygısına düşmektedir. Fiyatların ı ıs 116

14 Eyiili 1 969 Tarihli Milliyet Gazetesi. DİE., Tfirkiye İstatistik Yıllığı ( 1 968), s. 1 65 . 117 DİE. Tarım İstatistikleri Özeti, No: 506. önceden tedbir alınmazsa, tarımın makineleşmesi, bazı ekonomik ve sosyal olaylara sebep olabilir. Traktörü olanlar, çevrelerindeki meraları , boş arazileri benimseyebilir, arazi satın alabilirler. Araziler belli ellerde toplanır. Traktörün çoğalması, tembellerin adedini artırabilir. Üretici yerine tüketici hasıl eder. Kiracıları ve yarıcılan tasfiye ve bunları şehre itebilir. Köylerde ve şehirlerde çoğalan işçiler, politikacıların ve ideolojik akımların aleti olabilir. B. G. Tunalıgil, Ulus Gazetesi, 29. 07. 1 970.


Tarım Kentleri

87

istikrarsız olup dalgalanması, köylünün itimadını sarsmakta ve biran evvel malını ucuz dahi olsa elden çıkarmaya mecbur etmektedir.

6. İstihdam Top yekun kalkınmada olduğu gibi köy kalkınması konusunda da

istihdam

pek

önemli

konulardan

biridir.

Herkesi çalıştırıp, üretimi artırmak lazımdır. Köylerde milli enerji ve güç atıldır. 1 965 sayımlarına nüfus 9.75 1 milyondur.

�öre

11

tarım sektöründe çalışan faal

Köylerde 1 0-65 yaş arasındaki

çocuk ve yaşlıların da çalıştığı düşünülürse, bu miktarın 1 O milyonun üstünde olduğu kabul edilebilir. İnsan, toprak ve sermaye arasında bir mukayese edilirse, biz de tarımsal insan gücünün (iş gücünün) fazla olduğu görülür. Bu bir kişinin çalışıp beş kişinin hazır yemesi demektir. Tarımda az çalışma kendisini

"işsizlik''

şeklinde gösterir. Mevsimlik işsizlik, gizli işsizlik vardır. Köylerde

tek

ziraat

geleneği

devam

ettiğinden,

köylü

çalışmak istese de, iş bulamamaktadır. İnsan (iş) gücünün fazla, toprak ve sermaye gücünün az olması, köylerdeki gizli işsizliğin başlıca amilidir. Toprak ve sermaye olmadığından, insan

gücü,

beklemektedir.

1 18

atıl 1 19

durmakta

ve

hareket

edeceği

günü

DİE., TOrkiye İstatistik Yıllığı, s. 1 68. Tarımdaki nüfus 1 955'te %77,4 iken, 1 965'te % 72'ye düşerken sanayi de o/o 8,5'ten o/o 1 2'ye diğer sektörlerde ve aynı senelerde % 14,7 den % 1 5,80 yükselmiştir. Bu, bir gün Tilrkiye'de tanının yerine sanayi geçecek demektir. (DİE., TOrkiye İstatistik Yıllığı, s. 1 68) fakat 1

19


88

Dr. Tahsin Ünal Tarımdaki

ışsız

insanları

buradan

alıp

mesela

sanayide çalıştırmak, tüm tarım üretiminde bir azalmaya sebep

olmayacağı

gibi,

bunları

başka

bir

sahalarında

çalıştırarak milli üretimi artırmak mümkündür. Fakat o iş sahası nerede? ... 1 95 5 ' de köylerdeki gizli işsizliğin Haziran ve Temmuz'da 400 bin, Aralık ve Ocak'ta 7,4 milyon, 1 960'ta aynı aylarda 800 bin ve 8,3 milyon, 1 962'de ise 1 milyon, edilmiştir.

kış

1 20

aylarında

1O

milyona

yaklaştığı

tespit

Bu, muazzam bir insan gücünün israfı olduktan

başka üretime küçük bir katkıda bulunmadığı gibi tüketici duruma düşmesi, dolayısıyla kalkınma çabalarını ters yönde etkilemesi demektir.

7. Dünyanın Hali Mişigan Üniversitesi profesörlerinden Prof. John E. Neller,

"Dünyada en azından 350-400 milyon insan, kronik. kalori azlığından, 1, 5 milyar insan da yeter derecede protein "Et " besini alamadığı için beslenme dengesizliği sebebiyle ecel ile karşı karşıyadırlar. Bu/ara ilave olarak ekmek, yağ ve vitamin yetersiz/iği de insanları Azrail 'in kucağına itmektedir. beklemek lazımdır. "Bekleyen derviş murada ermiş, bekleyen derviş beklerken ölmüş de," derler. 120 Bu kadar insanı bir anda, mesela sanayi sahasına aktarmak ve rantabıl bir şekilde çalıştırmak da zordur. Çünkü sanayi veya başka sektörlerimiz, bu kadar insan gücünü emmek kapasitesinde mahrumdur. Sonra bu eğitim meselesidir. Bu itibarla hiç olmazsa şimdilik, bu insanları tarımda bırakmak, fakat verimi artırmak için ancılık tavukçuluk, sebzecilik gibi çeşitli ziraata gitmek, halıcılık, kilimcilik, turistik eşya imali gibi mahalli sanatları geliştirmek yollarına girmek ihmal edilmeyen çalışma mahalleridir.


Tarım Kentleri

89

Dünyada her sene 60 milyon metre küp protein tüketilmektedir. Nüfus artışı sebebiyle bu miktar 1975 ortalarında 70 milyon 1 987 'de 85 milyon metre küpe çıkacaktır. o halde dünyadaki insanlar el, ekmek, yağ ve vitamin azlığı sebebiyle, atom tehlikesinden önce, açlıktan ölmek tehlikesiyle, burun burunadır. Önümüzdeki yıllarda pek çok miktarda çocuk ölümü olacaktır. Büyükler için sari hastalıklar çıkacak ve insan ömrü kısalacaktır" diyor. 1 2 1 Bu sebeple ey insanlar durmayınız. Çalışınız, ekmek, et, yağ ve vitamin üretimini artırınız. Hastalıklarla ve ölümle mücadele ederek ömrünüzü artırmaya bakınız. 8.

Bizim Halimiz Dünya

milletleri

içinde

bize

de

"Geri Kalmış

Türkiye" denilmesi sebepsiz değildir. Şu ihtiyar dünya üzerinde bizim, Türk Milleti 'nin gerek üretim ve tüketim, beslenme ve beslenmeme ve gerekse sağlık ve hasatlık bakımlarından halimiz, hiç de iç açıcı değildir. Bu dertlere, deva arayanlar var mıdır? .. Yoksa yine dertler teessürle dinlenildikten, sefaletler sessiz sedasız seyredildikten sonra hiçbir şey yokmuş, vatan mamur, millet müreffehmiş gibi, yine

parti

münakaşalarına, yine

dönülmektedir?. . .

Bunların

sen ben

cevaplarını

kavgasına mı okuyucularımız

versinler. Biz yalnız şunu ilave etmekle yetineceğiz: 27 Eylül 1 974 'te iki seneden beri kıtlıktan perişan bir halde

olan

köyüme

gittim.

Ağabeylerim

köyde

çiftçi

geçinirler. Traktörleri, harman makineleri, genişçe arazileri ve 400 koyunları var. Bu çiftçi aile 1 974 sonbaharında 2000 kilo buğday kaldırmış, bunu da kış yiyecekleri için un 121

27 Mayıs 1 974 Tarihli Dünya Gazetesi.


90

Dr. Tahsin Ünal

öğütmüşler.

Ekecek tohumluk buğdayları, tohum alacak

paralan yok. Tarlalar boş duruyor. 400 koyundan 200'ünü yaz yiyecekleri, giyecekleri ve sair zaruri ihtiyaçları için, 200-225 TL. ' dan satarak elden çıkarmışlar. 30 tanesi ölmüş. Geri kalan 1 70 koyunu da ilk fırsatta satıp, hem tarlaları için tohumluk buğday temin etmek hem de ot, saman ve arpa gibi hayvan

yemi

masrafından

kurtulmak

emelindedirler.

Bankaya, tefeciye olan borçlarının miktarı 45.000 TL.dir. öylece duruyor. Köyde, kışlık unu olmayan bir çok ailenin bulunduğunu söylediler. Tarlalar bomboş. Gerek mera arazilerin gerek mera arazilerin üzerinde diş kurcalayacak bir çöp yok. Rüzgar erozyonuna

uğramış

topraklar.

Kıraçlaşmış,

bozarmış,

kupkuru topraklar, kırlaşmış topraklar üzerinde, bir deri bir kemik kalmış, cılız, sıska ve hastalıklı koyunlar, sığırlar ve insanlar... Üstleri başlan pejmürde, güneşten yüzleri kararmış ve kavrulmuş kız ve erkek yeğenlerim ve sair köylüler ve onların benzetmek için olmasın, tavşan yavrusu gibi yeni doğmuş çocuklar

..

1 22

Bu yavrular, anaları besinsiz, anaları

sütsüz olduğundan ve şehirlerde olduğu gibi çocuk mamaları alacak maddi imkanlardan mahrum oldukları, dolayısıyla 122

Ankara 'ya döndüğüm gün televizyonda, tahtından indirilen Haile Selase'nin Habeşistan' ına ati bir film gösterildi. Filmde, bakar iki gözü, 35 cm boyunda, bir deri bir kemik cılız, sıska. Habeş analarının yavrularını gösteriyordu. Görenlerin kalbi sızlamış yüreği parçalanmış, buna sebep olanlara lanet etmiş olmalıdır. Ey TRT, neye uzağa Habeşistan'a gidiyorsun? Bunların Anadolu'da daha orij inal örnekleri var. Onları al gel. Onları görmeyenlere göster. Türk Milleti'ni idareye talip � tar, milletin ne halde olduğunu görsünler de, buna bir hal çaresi bulsunlar. 2 1 Ekim 1 974'te TRT. Bu sefaleti "pamuk işçi/erı"' diye gösterdi.


Tarım Kentleri

91

doymadıklanndan, Ankara'da

durmadan

sızlanıyorlar.

Aynı

gün

"Dünya Çocukları Günü" kutlanıyor ve parti

liderleri sen ben kavgası sebebiyle hükümeti kuramıyorlardı. Yukarıda

izahına

çalıştığımız

tablo

yalnız

kendi

ailemizin ekonomik, besin ve çocuklarının tablosu değildir. Bu tablo, son iki seneden beri Orta Anadolu ile Doğu Anadolu'da sık sık görülen binlerce sefalet tablosundan bir tanesidir. Türk Milleti % 2,5-3 oranı ile çok türeyen bir " millettir. Fakat çocuk ölümü de, şehirlerde % 1 6- 1 7, köylerde ise % 26-30 oranı ile çok olan bir millettir.

1 23

Köylerde ekim mevsimi gelmiş geçiyor. Kış süratle yaklaşıyor. geçireceğini,

Bendeniz

köyde

ne yiyeceği

ne

iken,

köylünün

ekeceği konusu

kışı ile

nasıl kimse

alakadar olmuyordu. Köylüler, "belki öğütür, " yeriz diyorlardı.

tohumluk buğday verirlerse un

9. Kıtlık Dönemleri Bugün bilimsel

·

araştırmalarla tespit edilmiştir ki,

ihtiyar dünyamız periyodik olarak her 40-50 senede bir kere, 3-5 sene için bir kıtlık dönemine girmektedir. Yine tespit edilmiştir ki, bu periyodik kıtlık dönemine Amerika 50-60 senede, Avrupa 40-50 senede, Anadolu (Asya) 30-35 senede bir kere girmektedir. Kıtlık dönemi Amerika'da 1 -2 sene, Avrupa'da 2-3 sene, Asya'da ve Türkiye' de 3-4 sene devam etmektedir. Tabii bunun sebepleri göklerde olduğu kadar, aynı zamanda yerlerde ve . tohumlardadır. Göklerde olan sebepleri, dünyanın dönüşü, mevsimlerin oluşu, rüzgarlar, 123

1 8 Ekim 1 974'te Televizyonda TUrkiye'de çocuk ölUmilnün 6 da l yani % 1 6 olduğundan bahsediliyordu.


Dr. Tahsin Ünal

92

yağışlar ise, yerlerde olan sebepler de yormanlar, kıraç ve bozkır ovalar, çöller, toprağın kültüve edilip edilmemesidir. Toplumda olan

sebepler

ise

insanların toprak ilminden

anlayıp anlamaması, toprağa bakılıp bakılmaması, toprağın beslenip beslenmemesi, büyük savaşlar ve nihayet yarını düşünmeye

insanların

ihtiyatsızlıklarıdır.

Bu

itibarla

periyodik olarak gelen kıtlıkların kısa veya uzun sürmesi sadece tabiatın değil, biraz da insanların elindedir. Bunun

en

canlı

örneğini,

bilimsel

araştırmalarla

beraber kutsal kitabımız olan Kur'an'da da görmekteyiz:

"Firavun, rüyasında yedi semiz öküzü, yedi zayıf öküzün yediğini, buğdaylı yedi yeşil başağı, buğdaysız yedi kuru başağın yok ettiğini gördü. Firavun rüyasından korktu. Müneccim/erinden, bu rüyanın tabir edilmesini istedi. Kimse rüyayı tabir edemedi. Zindanda bulunan Yusuf'u getirdiler. Hazreti Yusuf rüyayı tabir etti. Bu rüyada korkulacak bir taraf yoktur. Yedi sene (belki otuz yedi sene) bolluk ve bereket, yedi sene kıtlık olacaktır. Bolluk senelerinde ambarlarınızı (silolarınızı) başkalarından ayırmadan buğdayla doldurunuz. Kıtlık senelerinde hem kendi milletinize verir, doyurursunuz, kıtlık çekmezsiniz, hem de sizden buğday alamaya gelen komşu milletlere satar, hazinenizi para ile doldurursunuz. Darlık çekmezsiniz" dedi.

1 24

Görülüyor ki, kıtlık senelerinin periyodik olarak gelip gittiği

bilinirse,

bolluk

senelerinde

alınacak

bilimsel

(Buğdayı başağından ayırmadan ambara koyunuz diyor. Bu 124

S. Tevfik, Türkçe Kur'an-ı Kerim, İstanbul, 1 926 , Yunus Suresi, Ayet: 42-49.


Tarım Kentleri

93

bilimsel bir tedbir olmalı) tedbirlerle hem kıtlığın önleneceği, hem d� başka milletlere buğday satarak para kazanılacağı açıkça izah ediliyor. 1 O.

Allah Ne Diyor Dinimiz

bize,

tarımımızı,

tarımsal

üretimimizi

arttırmak için bilimsel araştırmalar kadar önemli, bilgiler ve fikirler vermektedir.

Eğer bilimsel

dini görüşlere

sahip

Müslüman aydınlar isek, önce ulvi dinimizi, sufli siyasi emellerimize alet etmenin, Allah katında günah, halka karşı çirkin

ve

ayıp

olduğunu

bilmeliyiz.

Kur'an' ın

sadece

camilerde ve ibadetlerde okunan bir dua kitabı olmadığını, bir ilim ve kültür kaynağı olduğunun bilinci içinde olmalıyız. Kur'an'daki bilgi ve kültürden istifade ederek kendimize çeki düzen

vermek,

ondaki

ilahi

ve

ilmi

bilgilerle

halkı

aydınlatmak, herkesten önce aydınların görevi olmalıdır. Aydın, halkı camide namaz kılarak, Kur'an' dan bir sure okuyarak, siyasi emelleri için aldatmamalıdır. Bakınız Allah tarımcılık hakkında neler diyor:

"Siz, biz bir türlü yemek ile olmayız. Bize sebze, kabak, buğday, fasulye, mercimek, soğan, patates gibi toprakta bitenlerden 5 verin, dediniz. 1 2 Siz istediniz de biz vermedik mi? 126 Kalbleri iman, (kafa/an bitşp ile dolu olanların mahsulleri iki misli ve iri taneli olur. 1 7 Kalb mahsulünüz bol, rızkınız bereketli 1 25 S. Tevfik, TDrkçe Kur'an-ı Kerim, İstanbul, l 926, Bakara Suresi, Ayet: 6-6 1 . 1 26 S. Tevfik, TDrkçe Kur'an-ı Kerim, İstanbul, 1 926, Raht Suresi, Avet: 20-30. . 12, S. Tevfiile, Türkçe Kur'an-ı Kerim, Istanbul, 1 926, Bakara Suresı, Ayet: 26 1 . .


Dr. Tahsin Ünal

94

8 olsun. 1 2 Allah dilediPıine bol, dilediğine (bilgisizliği sebebiyle) az rızk verir. 29 Biz su ile her şeye hayat verdik. Her şeyi suda ha/kettik. 1 30 Sizi yeryüzünde iskan ettik. Orada size bol ve çeşitli maişet verdik. Maişetlerinizi ne yaf'lması gerekirse öğrenerek artırınız ve bize şükrediniz1 3 . Sizin yeryüzündeki maişetinizin sebeplerini de hazırladık. " 132 Kur'an'da bunlara benzer daha yüzlerce ayet var. Biz bu ayetleri tefsir etme salahiyetine sahip değiliz. Bunu ehline bırakırız. Fakat ayetlerden açıkça anlaşılıyor ki, insanlar yalnız ve bir türlü yemek yemeye razı olmamışlar. Toprakta biten bütün buğday, sebze ve meyve çeşitlerini istemişler. Allah da siz istediniz de biz vermedik mi? diyerek, her şeyi vermiştir. Buradaki istemek, el açıp Allah'a dua etmekten ziyade,

adı

geçen buğday, sebze

ve meyveleri,

onların

yetişmesi için toprağın kültüve edilmesini, tarım bilgisini elde etmeyi istemek ve bunu yapmak demektir. Çünkü Cenab-ı Hak,

"Ben dilediğime bol, dilediğime az rızk veririm. Fakat dileyene, isteyene bilgi veririm . " diyor. O halde .

mahsulü de, parayı da ve ilmi de Allah veriyor. Lakin parayı, zenginliği Al lah dilediğine, fakat bilgiyi,

"Allah 'ım bana bilgi ver. Akıl, feraset ve tefekkür ver" diye, isteyene veriyor. 128

S. Tevfik, Tü rkçe Kur'an-ı Kerim, İstanbul, 1 926, Bakara Suresi, A�et: 266. 12 S. Tevfik, Tü rkçe Kur'an-ı Kerim, lstanbul, 1 926, Bakara Suresi, Art: 26-29. 13 S. Tevfik, Türkçe Kur'an-ı Kerim, lstanbul, 1 926, Enbiya Suresi, Ayet: 25-32. 1 3 1 S. Tevfik, Tü rkçe Kur'an-ı Kerim, lstanbul, 1 926, Araf Suresi. Art: I 0- 1 8. . 1 3 S. Tevfik, Türkçe Kur'an-ı Kerim, lstanbul, 1 926, lstanbul, 1 926, H icr Suresi, Ayet: 1 9-25.


Tarım Kentleri

95

Bu, dolayısıyla Allah'ın istediğine, yani bilgisi, çalışması ve

ahlakı ile Allah'ın hoşuna giden insan ve toplumlara bol rızk, bereketli mahsuller vermesi demektir. İstemediğine de, yani

cehaleti tembelliği, kötü davranışlarıyla Allah'a kendisini, sevdiremeyen,

Allah'ın

hoşuna

gitmeyen

insana

yahut

toplumlara az rızk ve mahsul vermesi demektir. Allah,

insanın rızkını tepsiye koyup insanın önüne getirmez. Rızk

isteyen, Allah'ın yanına gider. Allah'ın,

"çalışınız, bilgi iyi insan, yahut toplum olunuz" şeklindeki

öğreniniz,

emirlerini yerine getiren, Allah 'tan

Nitekim,

rızkını

kendisi

alır.

"Kalplerinizi temiz, kafalarınızı bilgili tutunuz. Bilgilerinizi (tarıma, sanayiye vb. ait bilgilerinizi) artırınız ki, mahsulünüz bol, rızkınız bereketli olsun," buyuruyor. Allah, bilgiyi isteyene verdiğine göre, bilgi sahibi olan insan haşa Allah'tan zorla rızkını alıyor, mahsulünün bereketli

yapıyor, demektir. Tarım hakkında bilgisi olan, toprağı tahlil edebilen, tohumlamayı, ilaçlamayı, gübrelemeyi, sulamayı,

pazarlamayı, bilen Allah 'tan zorla rızkını almış, mahsulünü bereketli yapmış olur. Allah isteği ve bilgiyi esas kabul eder. İsteyeni ve bunda azimli, sebatlı olanı eli boş çevirmez.

Bilgili olarak çalışan çok, bilgisiz ve tembele az rızk verir.

"Size yer yüzünde maişet verdik. Maişetinizi, ne yapılması gerekiyorsa, yaparak artırınız ve şükrediniz. Biz mahsul ve maişetiniz bol olsun diye sebeplerini de hazırladık" buyuruyor.

Bilimle

bu

sebepleri

bulmak,

mahsulü

bol,

maişeti bereketli bir hale getirmek, biz insanlara kalmıştır.

Dikkat edilirse görülür ki, bilimsel araştırmalarla, maişet ve

mahsul yetiştirmenin sebeplerini bulan, zemini hazırlayan, isterse

Allah'a şirk

düşmanı

olanlar

koşanlar,

bile

olsa,

sevgili Peygamberine can

mahsullerini

bol,

rızklarını


96

Dr. Tahsin Ünal

bereketli

kılmaktadır.

Hıristiyan

alemi

ve

İ srail

bunun

örneğidir. Şu ayetlere bakınız: "Biz denizleri de, nehirleri de (ve yeraltı sularını da) emrinize tabi kıldık. 1 33 Onlardan içiniz. Hayvanlarınızı, ektiklerinizi sulayınız. Su ile size buğday, sebze ve meyve verdik. JJ4 Kurumuş toprak sulanınca, toprak harekete gelir. Kabarır ve görenleri sevindirecek mahsul bitirir. JJ5 Biz, gökten su indirdik. Yeraltından menbaalar çıkardık. Yer üstünde ve yeraltında nehirler akıttık ve bunları sizin emrinize tabi kıldık" 136 Bu

ayetler

açıkça

sulu

tanına

önem

vermemizi

söylüyor. Allah bize,

"yeraltında ve yer üstünde nehirler akıttık. Bunları boşa akıtmayınız. Yer üstündeki suların önüne barajlar yapınız. Sulama tesisleri kurunuz. Kendiniz içtikten başka, hayvanlarınızı ve mahsulünüzü sulayınız. Kuyu kazınız. Yeraltı sularınızı pompalarla çıkarınız. İstifade ediniz. Sulu tarım yapınız. Gökten yağmur yağacak diye bekleyiniz," diyor. "kan

Toprak o kadar güçlü, o kadar değerlidir ki, halk bunu eksen can biter" diye ifade etmiştir. İnsan bile topraktan

yaratı lmıştır. 1 33

Toprak,

insan

dahil

her canlının anası ve

Aynı Eser, İbrahim Suresi, Ayet: 30-34. Aynı Eser, Nahl Suresi, Ayet: 8- 1 3. 135 Aynı Eser, Haç Suresi, Ayet: 75. 1 6 3 Aynı Eser, Zümre Suresi, Ayet: 2 1 , Cin Suresi, Ayet: 1 -20. 134


Tarım Kentleri

97

cevher-i aslisidir. Allah, ölmüş toprağı her zaman diriltir. Fakat insanlar, bilgisizlikleri, tembellikleri sebebiyle dirilen toprağı

her

zaman

öldürmeye

çalışırlar

da

toprağı

öldürdüklerinin farkında bile olmazlar. Mesela, başka bir yerde de izah ettiğimiz gibi Türkiye'nin topraklan uzun yıllardan

beri

erozyon

hastalığına

yakalanmış,

felç

vaziyettedir. Geçmişin cehaleti, bilgisizliği, tembelliği ve takdirsizliği bugün de devam etmektedir. İ srail çölleşmiş Filistin'de gülistan ve bereket yaratırken, biz bilgisizliğimiz ve tembelliğimiz sebebiyle bereketli ve gülistan memleketi, çölleştirmekteyiz. Türkiye'mizde erozyon sebebiyle her yıl 450 milyon ton toprak akıp gitmekte ve kaybolmaktadır. Türkiye 'nin yüz ölçümüne göre, bu yılda 1 ,5 milimetre, 6-7 yılda 1 O, 70 yılda 80 cm. toprak kaybı demektir.

137 Bu,

1 890'dan bu yana ekilen topraklarımızın üzerinde 80 cm. toprak

kaybolmuş,

Türkiye

bozkırlaşıyor,

çölleşiyor,

demektir. Topraklarımızın yüzünde verimli toprak kalmıyor. Erozyon sebebiyle kayboluyor. Fakat biz bunun farkında değiliz. Yarının Türkiye'sini kuracak olan nesiller, bu ve buna benzer

yüzlerce

hastalığın

ilacını

bulup

tedavi

etmek

zorundadırlar. Yarının Türkiye'sini kuracak olan nesiller, Türk nüfusunun % 70'inin köylü olduğunu, bunun 3 8-40 milyon nüfusta, 27-28 milyonunun köylü olduğunu, 27- 1 8 milyon köylüyü kalkındırmadan, Türkiye'de bir kalkınmadan bahsedilemeyeceğini bilmeleri gerekir. Yarının Türkiye' sini

1 3 7 Anadolu'nun toprakları 1 600'den sonra yavaş, 1 700'den sonra hızla Erozyona tutulmuştur. 1 600'den yana topraklarımız 3 metre 30 cm. aşınmıştır.


98

Dr. Tahsin Ünal

kuracak olan nesillerin köylerde yaşayan ve tarımla uğraşan 27 milyon köylünün: 1 . 1 milyonunun yıllık gelirinin 5 1 .000 TL. olduğunu, 2. 6 milyonunun yıllık gelirinin 7.420 TL. olduğunu, 3 . 1 2 milyonunun yıllık gelirinin 1 . 1 20 TL olduğunu, 4. 8 milyonunun yıllık gelirinin 5.000 TL. olduğunu bilmelidir. Özet olarak 27 milyon köylünün 26 milyonunun aylık gerinin 600 ve daha aşağı olduğunu bilmeleri gerekir. Biz köylü milletiz. Köylü hükümeti kuracağız. Millet olarak, hükümet olarak yüzümüz ve kalbimiz köye dönük olacaktır. Bu davanın halli, bizden Mevlana fazileti, Yunus Emre feragati, Hazreti Muhammet

ımanı,

Dede Korkut

bilgisi istemektedir. 11.

PLANLI DÖNEMDE KÖY Şimdiye kadar köyün kalkınması için yapılan çabalar

planlı değildi. Planlı bir kalkınma devrine girilince, köy kalkınması hakkındaki düşünceler daha çok yüze çıktı. İ lmi tetkikler yapıldı. Köylerin ekonomik,

sosyal ve kültürel

seviyesi ve geriliğimizin, güçsüzlüğümüzün kökenlerinin köylerde olduğu anlaşıldı.

"Sosyal adalet, fırsat eşitliği, toplum kalkınması, toprak ve tarım reformu, tarımda alt yapı, köy birimleri, çekici köy merkezlerinin kurulması, imkan davası, köyler ve şehirler arasındaki dengesizlikler v. b. " gibi sloganlar ortaya atıldı. Ortaya atı lan fikirlerin bir çoğu halledilmek üzere, 1 ve il inci Beş Y ılhk Kalkınma Planlarına girmiş, fakat bazı küçük hesaplar ve politik mülahazalarla

fiiliyata

geçirilememiştir.

yavaşlatılmış, aksatılmış veya yolundan saptırılmıştır.

Plaruar


Tarım Kentleri

99

A. BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI139 Ana hatlarına temas edeceğimiz 1 inci Beş Yıllık Kalkınma Planında:

"Demokratik düzen içinde, kalkınma sağlayacak ve sosyal adalet gerçekleştirilecektir. Kalkınma çalışmalarına, halkın da iştiraki sağlanacak, böylece hem devletin yükü hafifletilecek, hem de atıl duran milli enerji harekete geçirilmiş olacaktır. Çalışmalar dağınıktır. Bakanlıklar arasında olduğu gibi aynı bakanlığın müdürlükleri arasında bile bir koordine yoktur. Bu para, emek, insan gucu, malzeme ve · araç israfına sebep olmaktadır. Programların, bütün illeri içine alması için gerekli tedbirlere baş vurulacak ve 1 967-1 977 döneminde, programlar bütün köyleri ıçıne alacak şekilde uygulanacaktır" denildiği ve özellikle, "Normal kalkınma yolu ve hızı ile davanın halledilemeyeceği, özel yöntemlerin ele alınması zarureti vardır. Köyler dağınık olduğundan rasyonel bir hizmet götürülmemektedir. Köylerin sosyal yapıları göz önünde tutularak bir yerleştirme politikası takip edilerek, bu konuda araştırmalar yapmak" esasları kabul edilmiştir. 140 "Özel yöntem olarak işgücünün değerlendirilmesi, iş sahalarının yaratılması, eğitim ve kooperatifleşme, Bakanlıklar arası kalkınma kurulları" tavsiye ediliyor bu çıkar yol olarak kabul e4iliyordu. 141 1. Beş

Y 1llık Kalkınma Planında en önemli fikir, "normal kalkınma yolu ve hızı ile dava halledilemez. Özel yöntemlerin ele 1 39 DPT., 1. Beş Yıllık Kalkınma Plinı ( 1 963-1 967), s. 1 0- 1 05 . 140 Aynı eser, s. 1 0 1 - 1 05 . 141 S . Çağlar, Toplum Kalkınmasında Başarı Yolları, Ankara, 1 969. Köy kalkınmasına karar veren bir hUkilmet için bu eser ciddi bir rehber olabilir.


100

Dr. Tahsin Ünal

alınmasında zaruret vardır. Köyler dağınıktır. Bir yerleştirme politikası takip edilmelidir" fikridir. Planda buna önem ve ağırlık verilmeli idi.

Yalnız bu değil, planda

yapılacağından bahsedilen işlerin pek çoğundan dönülmüş ve plan

hedefinden

saptırılmıştır.

Planı

hazırlayan

veya

hazırlatanlar, aradan 7 sene geçtiği halde, planda bahsi geçen teşkilatın

kurulması

ıçın,

özel

bir

kanun

bile

çıkaramamışlardır. Halbuki o günlerde "köyün hizmetleriyle yakından ilgili 70 bin memur ve 9, 5 milyar lira para vardı". ı42 Yapılacak iş, özel bir kanun ve teşkilatla bu memur ve parayı koordine ederek, yüzünü köye çevirmekten ibaretti. Planın uygulanması da bunların teyit etmektir. Mesela planda hiç yeri

kabul edilmif. . ı çıkarılmıştır. ı

4

,'3okken, 3

1 964'te' altı y�rde pilot bölge esası

1 965 'te

de

pilot bölge miktarı

l 7'ye

"Köye götürülmesi icap eden hizmet ve yatırımlar, ora halkının gönüllü iştirakine bağlanmış, böyle yapan köylerin çalışmalarım radyo ile ilan etmek yoluna gidilmiştir. ,,ı45 1 966'da da, "köy topluluklarını tümünü içine alacak şekilde yeniden düzenlenmesinden yol, su ve elektrik birimlerinin kurulacağından ve buna ağırlık verileceğinden bahsedilmiş" ise de, ı46 bundan da olumlu bir sonuç çıkarmıştır. Görülüyor ki, tespit edilen plana rağmen, plan hedefinden saptırılmış, pilot bölge kalkınmasına gidilmiştir. 42

F . Yavuz, Memleketim izde Toplum-Köy Kalkınması, Ankara, 1 969, s. 23. 1 4 3 Bunlar, Antalya, Çukurova, Mannara, Muş, Doğu Karadeniz ve Orta Anadolu bölgeleri idi. 144 1 965 Uygulaması, s. 393-395. 4 1 5 1 964 Uygulaması, s. 256-257. 4 1 6 1 966 Uygulaması, s. 683-685. 1


Tarım Kentleri Pilot

bölge

kalkınmasına

101 kalkınması hem

da

başlamak

hedefine icap

varamamış,

ederken,

köy

bölgecilikle

yaptırımlar malzeme, araç, personel ve emek parçalanmış,

bakanlıklar arası koordine edilmemif ve köy kalkınması, ikinci, hatta üçüncü plana itilmiştir. 14

Hele toprak ve tarım

reformuna hiç başlanılmamıştır. 8. il.

BEŞ YILLIK KALKANMI PLANI148 Plan hazırlanmadan önce köy kalkınması konuları

" Özel bir ihtisas komisyonuna" hazırlatılmıştır. Komisyon, "kitleye mal edilen kalkınma hareketleri, memleket sathına yayılmalı, 1 9 7 7 ye kadar bütün köyler bir program dahilinde yönetimin içine alınmalıdır. Koordinasyondaki pürüzler giderilmeli ve köy kalkınması özel fonlarla desteklenmelidir. Bir kalkınma enstitüsü kurulmalı, çabalar tesadüfe bırakılmamalıdır. Köy, ilçe, ve il merkez kalkınma kurulları kurulmalı. Destek fonları yukarıdan gelip aşağıya 149 sarfedilmelidir" gibi esaslar tespit edilmiş, fakat planı hazırlayan veya hazırlatanlar, bunlara itibar etmemişlerdir. Planda daha çok

"insan-toprak ve insan-hayvan ilişkileri, eğitim, kredi, tarımda alt yapı ve köylerin su, yol problemleri üzerinde durulmuş ve köylerimizin genel bir tablosu da 1 50 çizilmiştir." il. Beş Yıllık Kalkınma Planında yuvarlak kelimelerle yapılan vaatlerin da çoğu yapılamamıştır. Hala oyalanmakta, 147 F. Yavuz, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 2, Sayı: 1 1 1 0- 1 7. 14 8 DPT. 11. Beş Y ıllık Kalkınma Plinı, 1 968- 1 972, s. 365-369. 149 F. Yavuz, Memleketimizde Toplum Köy Kalkmması, s. 86.

ı so Bu genel tablo, özetlenerek plana geçmeden önce 2 1 Ağustos 1 967

tarih ve 1 2679 sayılı Resmi Gazete'de ayn�n neşredilmiştir.


Dr. Tahsin Ona/

1 02

memleketi kapsayan bir kalkınma dönemine girilmemektedir.

I. Beş Yıllık Kalkınma Planında, köy kalkınmasını çözecek açık ve belli fikirler, il. Beş Yıllık Kalkınma Planında, dağıtılmış, müphem, mütereddit ve sisler içine itilmiştir. Aradan geçen 7 yıl içinde köy için çok şeyler yapılması mümkün iken, pek az şey yapılabilmiştir. Bunun nedenlerini bulmak zordur.

Belki

de köy

kalkınmasından, bizim anladığımız mana ile hükümetlerin anladığı mana arasında fark vardır. Onlar, bir kaç şehir ve köyün

kalkınması

için

yapılan

yatının

ve

çalışmalara

kalkınma diyorlar. Biz ise, "top yekun köyleri kalkındıracak bir döneme girmeli ve bunu yapmalıyız. Kalkınma budur. Öteki, oyalanma ve israftır, " diyoruz. 1. Beş Yıllık Kalkınma Planını

hazırlayanlar,

klasik

düşünmüşlerdir. 151 Planda bahsedilen

hükilmetler

gibi

"merkezi, il, ilçe ve köy kalkınma kurulları da henüz bir kanunla kurulmadığı gibi"' mevcut

yatırımlar dışında, yatırımlarda şimdiye kadar yapılmamıştır. 1 52 Gönüllü eğitimler ve kurullar kurulması ıçın

çalışmaktadır.

Bu

da

mahalli

olmaktan

ileri

gidememektedir. Atatürk'ün kalkınma için çizdiği plan ve gösterdiği yol,

"milletçe çalışarak, millf kuvvet, enerji ve malf imkanları belli noktalar da toplayarak çalışma/(' esaslan çoktan terk edildiği gibi az çok bunun paralelinde hazırlanmış olan 1. Beş Yıllık

Kalkınma

bulunmaktadır. m

Plfuıı

da

hedeflerinden

saptırılmış

F. Yavuz, aynı eser, s. 96-97. Şimdiye kadar derken, l Temmuz l 970 tarihinden önceki tarihi kastediyoruz. m


Tarım Kentleri

1 03

C BU YOL ÇIKAR YOL MUDUR? Tarım sektöründe % 80 oranındaki .

büyük bir çiftçi

kitlesi, cüce işletmelerde sadece kendisi için ekim biçim yapar, tarım gelirlerinden hissesine mukabil

% 20 düşerse, buna

% 20 oranında bir çiftçi ailesi Pazar için ekim biçim

yapar ve sefahat hayatı yaşarsa, bu yol çıkmaz yoldur. İ nsanın, insanı sömürmesi devam eder, gider. 1 963 'de tarım gelirleri 6 milyar 1 72 milyon lira, vergileri de 1 milyar 1 44 milyon lira olarak hesap edilmişti. Hasat sonunda 1 25 milyon lira gelir gösterilmiş ve

bundan da 24,2 milyon lira vergi ödenmiştir. 153 Keza ilmi tetkiklerden,

batın

gelirlerinden, ancak

sayılır

büyük

çiftçilerin

%

1 00

% 3 'ünü tarım yatırımlarına ayırdıktan

sonra geriye kalan yüzde 97' sini lükse ve sefahate sarf ettiği

anlaşılmaktadır. 1 54

Karlar,

yeni

yatırımlara değil,

büyük

şehirlerde köşkler ve yalılar inşasında, araba sefalarında israf edilmektedir. Kredilerden de aslan payı alanlar bunlardır. Çiftçi ailelerin büyük bir kısmı 1 936' da 3 00 lira kredi alırken sadece 37 çiftçi ailesinin bir senede 630.000'er lira aldığına

yukarda işaret edilmiştir. 155 Bu yol elbette ki çıkar yol değildir. Bu kırık kağnı ile yol alınmaz. Karma ekonomiye önem veren devlet,

1 963 - 1 968

döneminde tarım için 1 O milyar, 1 968- 1 972 döneminde 1 7 milyar yatının yapmış ve yapmayı taahhüt etmiş, özel sektör ise birincisine 3 , ikincisine 5 milyar lira ile iştirak etmiştir. Özel sektörün daha fazla iştirak etmesi lazımdı. Çünkü, 153

DPT., 1 966 Gelir Dağılım Araştırmaları,

Aynı eser, s . 52-53. ı s s Aynı eser, s. 52-53. 1 54

s.

12.


1 04

Dr. Tahsin Ünal

kredilerin en çoğunu alan ve karlarının % 97' sini sefahat hayatında israf edenler bunlardır. Devlet özel sektörün bu tutumundan

memnun

olmamış,

özel

sektörün

tarımda

yapması icap eden işleri de üzerine almış;

" Yem Sanayiini , Et-Balık Kurumunu, süt, bira ve şarap fabrikalarını, tarım ilaçları sanayiini" kendisi kurmuştur. Bu yol üzerinde yürümeye devam edebilir mi? Bu karma ekonomi değil, oy karşılığında

devlet

kesesinden

şahısları

zengin

etmedir.

Devlet, sanayide ve tarımda kendisinin ve özel sektörün yapacağı

işleri

kesin

hatlarla

ayırmalıdır.

Hem

karma

ekonomiyi kabul et, hem de % 95 oranında devletçilik tatbik et, bu elbette çıkar yol değildir.

Atadan kalma, iptidai tarımcılığın da çıkar bir yol olmadığını söylemek icap eder. Tarım reformu yapılmadan, tarımda alt yapı

inşası tamamlanmadan yapılacak tarım

çalışmaları iflasa mahkumdur. Tarımımız, XVII inci asırda başlayan gerilemenin · içindedir. Çünkü cüce işletmelerde ziraat yapılıyor. Ziraata ait bilgiler yoktur. Köyler 65277 parçaya

bölünmüştür.

%

7,8' inin

nüfusu

l 50 kişinin altındadır. Bir çok köylerin birbiriyle ve şehirlerle irtibatları hemen yok gibidir. Verasef sebebiyle topraklar durmadan ufalanmaktadır. 1 56

etmektedir.

1.

Köylerde

Beş

Yıllık

işsizlik

alabildiğine

Kalkınma

Planında

devam 700.000

istihdam hesap edilmişken, ancak 2 1 3 . 000 gerçekleştirilmiştir. İşsizlerin miktarı, nüfus artışı sebebiyle, her sene biraz daha çoğalmaktadır. Mevcut olarak halen ayaktadır. Zaten fakir olan köylüyü sömürmesine devam etmektedir. Devletten kredi, köylüden ucuz emtia olarak ıs6

DPT., Köy ve Köylü Sorunu,

s.

27.


Tarım Kentleri

1 05

ihracat yapanların nasıl tatlı karlar sağladıklarını çocuklar da biliyor. Tütüncüden 680 kuruşa tütün alan tefecinin 1 300 kuruşa satarak, büyük karlar temin ettiği malumdur. Fındık, çay,

fıstık,

üzüm

ve

bazı

meyveler

de

hep

böyledir.

Tefeciliğin önüne ancak kooperatifleşme ile geçilebilir. Fakat kooperatifin manası ve önemi henüz anlaşılmamış, köylüler tarafından benimsenmemiş, durumdadır. Çünkü, ümit edilen yardımı görmemektedirler. Her şeye rağmen köylü yine de kendisini sömüren ağanın

veya

yaptığını

tefecinin

yanındadır.

Çünkü

ağa,

devletin

daha kolay, daha pratik yapmaktadır.

Mahalli

olaylar köyde, geleneklere dayanılarak kolayca halledilir. Fakat bir aşı kağıdı, bir nüfus cüzdanı almak için şehre gitmek icap eder. Köylü işinden gücünden aynlır, yola düşer şehre gelir. Doktor veya nüfus memuru yarın gel

derse,

köylünün işi yamandır. Hırsızlık vakası için köylüler birbirini mahkemeye verirler. Hırsız, mal sahibi, şahitler şehre taşınır. Mahkeme senelerce sürer. Bakarsınız ki, hırsız beraat eder. Bu hal, halkı ağaya bağlayan nedenlerden biridir.

157 Aynca

köylü ile devlet arasındaki işlerin bir çoğunu, şehirdeki tefeci, şehre yerleşmiş ağalar ayarlar. hakimle,

doktorla,

avukatla,

Çünkü

jandarma

şehirdeki,

kumandanıyla

ahbaptır. Köylü işlerini bunların aracılığı ile görür. Köylü köyündeki ağadan başka, şehirdeki tefeciden, tüccardan da memnundur. Köylü bankaya değil, tüccara gider. Çünkü banka, tanımadığı köylüye para vermez, verse bile kefil ister, ipotek ister. Bunlar varsa bile banka köylüye hürmet ve itibar 157 S. Ağaoğlu, l 9 Ekim l 967 Tarihli Son Havadis Gazetesi. Köylerde nice haklı ların haksız çıkanldığını, nice kasıtlı katillerin beraat ettirildiğini biz de biliyoruz.


Dr. Tahsin Ünal

1 06

etmez. Hal hatır sorup kahve ikram etmez. Zamanı gelince

parasını ister, vermezse; malını haczeder. 1 5 00 lira banka�a

borcunu veremeyen Halil Ağanın, iki öküzünü elinden alır.

58

Ağa, tüccar, tefeci bunları yapmaz. Onu dükkanına alır. Hal hatır

sorar,

kahve

ikram eder.

Hastasını tedavi ettirir. Jandarma ile işi varsa aracı oluverir. İstiyorsa mal ve para da verir. Erzincan'ın Tercan (Mamahatun) ilÇesine bağlı Gökçe Köyünden Halit Hasret 9342

lira, Çakırkaya Köyünden

Ahmet Boyacı 8387 lira, Kazım Uzun 8083, Salih Keten 8 1 1 5, Ahmet Şişmandağ 9342, Ahmet Dumandereli 945 7 lira, Fatma Süzer 7444, Hasana Kara 7458, Nazik Sürücü 7432 lira banka borçlarını veremediklerinden icra yoluyla alınmıştır: 159 İ ster tefeci olsun, ister % 7- 1 0 faizle borç veren bankalar olsun köylünün sqmürülmesine, tanın sermayesinin birikmesine mani olmaktadır. Çıkmaz bir yola, fasit bir daireye girmiş olan tanını, bundan kurtarmak için dışarıda bir müdahaleye mutlaka ihtiyaç vardır. Normal kalkınma yolu ve bu yolda yürümekle, bu önemli ve hayati dava halledilemez. Yeni sistemlere ihtiyaç vardır. "Tarımın değişmesi ve gelişmesi sanayie, sanayiinin değişmesi ve gelişmesi ise tarım sahasında yaratılan ekonomik fazlanın, sanayie yatırılmasıyla mümkündür." O halde tanın, hemen arkasından sanayi. Bu bir aşamadır. "Ekonomik fazla, yani karlar, lükse değil, yatırımlara yönetilmeli, atıl iş gücü harekete geçirilmelidir. Cüce işletmeler birleştirilmeli, 158

8 Şubat 1 970 Tarihli Günaydın Gazetesi. 4 Şubat 1 970 Tarihli Tercüman Gazetesi. Köylüyü tefeciden kurtaracağız derken yüzde 8- 1 O faizle bankanın eline teslim etmek doğru . değildir. Köylü borçlanmaya, hazırcılığa ve tüketiciliğe değil, çalışmaya üreticiliğe borçlanmamaya alıştırılmalıdır. 159


1 07

Tarım Kentleri

tarımsal reformlar yapılmalı, kooperatifler kurup aracılığa son verilmelidir. " Bunlar tarımda hızlı kalkınmanın ön

şartlan olarak bilinmelidir. İnsanları doyurmalı , karnı doyan insan, sahada güçlü insandır.

D. İLLA TARIM Ben hiç bir zaman münakaşaya,

ne

girmek

"Tarım mı? Sanayi mi?" gibi isterim,

ne

de

bundan

fayda

mülahaza ederim. Bu itibarla sadece bazı aksaklıklara temas edip ilmi realiteyi ortaya koymakla iktifa edeceğim. Tarım ve sanayi,

sosyo-ekonomik

konuda

bir

aş�adır.

tarımın üstünden yol bulur; aşar gelir.

Sanayi,

Sosyo-ekonomik

tekamülde tarım. evvel, sanayi sonradır. Amerikalı ilim adamı

W. W. Rostow, milletlerin ekonomik gelişmesini sıra ile;

"gelenekse/ sajh.a, kalkınmak için ilk ve ön şartların hazırlanması sajh.ası, kalkınma, olgunlaşma ve kit/evi üretim sajh.ası" olmak üzere baş safhadan mütalaa ediyor. "Türkiye üçüncü yani kalkınma sajh.asındadır" diyor. Fakat iktisatçılarımız buna itiraz ederek, "Rostow, nezaket göstermiş, biz üçüncü kalkınma sajh.asında değil, ikinci yani ilk ve ön şartların hazırlanması sajh.asındayız. Çünkü memleketimizde henüz bir kalkınma zemini hazır değildir. Kalkınmanın ilk ve ön şartların hazırlanması için önce tarım sektörünün sanayi sektörünün geniş mikyasta desteklemesi lazımdır. Tarım sektörü, sanayi sektörünü destekler durumda değildir. Sonra bir kalkınma zemininin hazır/anabilmesi için tarım lazımdır. Bu da hazır değildir. Binaenaleyh memlekette, önce tarım sektörüyle ilgili ön şartların hazırlanması icap eder. Bu şartların hazırlanması da ancak


1 08

ve

Dr. Tahsin Ünal

ancak toplu yani köy kalkınmasıyla

diyorlar.

1 60

mümkündür"

O halde, yukarıda da işaret edildiği gibi ekonomik gelişmede, önce tanın, sonra sanayi bir aşamadır. Kalkınmış milletlerin çoğu sanayi ile, pek azı tarımla uğraşmaktadır. Bir motora tonlarca buğday verilmektedir, deniliyor ve Amerika misal veriliyor. Fakat ekonomik aşamada, tarımdan sanayie geçildiği Amerika'ya göçenlerin önce fabrika değil, çiftlik kurdukları,

1 ,5 asırlık bir tekamül den sonra, bugünkü

seviyeye yükseldikleri unutuluyor. Bu aşamada biz, henüz ikinci safhayı bile geçmemişizdir.

Sektör

1955

1960

1965

Tarımda

% 82

% 79

% 75

Sair

%9

% 11

% 13

%9

% 10

% 12

Hizmetlerde Sanayide

Görüldüğü gibi on senelik bir döneme tarım da % 7 oranında bir iniş olurken, sanayide de % 3, sair hizmetlerde de % 4 oranında bir yükselme olmuştur. Buna bakan bazı aydınlar, özellikle sanayiciler,

"biz sanayi ile kalkınırız. Biz sanayi memleketiyiz, demedik mi? İşte bak sanayide süratle ilerliyoruz." diyorlar. Bu bir realitedir, aksi iddia edilemez. 1 60 Necati Durdağı, Köylerin Birleştirilmesinde Ne Gibi Ekonomik Faydalar Vardır?, İstanbul, 1 962- 1 963, s. 2 9 . Necati bey toplum kalkınması derken, köylerin birleştirilmesini söylUyor ve "bir/eşıiri/miş köyler, sanayii için bir iç pazar olur ve sanayii desıekler" diyor.


Tarım Kentleri

1 09

Lakin on senede % 3

oranında bir yükselme kaydeden

sanayiinin kaç sene sonra % 60-70'e yükseleceği, aksine on senede % 7

oranında bir iniş kaydeden tarımın, kaç sene

sonra % 30'a düşeceği gözden daima uzak tutulduğu gibi, bu on sene içinde tarım ve sanayi dallarına yapılan yatırımların miktarı da unutulmaktadır. Tarımda ve sanayide aynı miktarda yatırım yapılsa, acaba hangisinde daha çabuk ve kolay kalkınırız? Sualine verilecek cevap her halde tarımın lehine olacaktır. Esasen hükümetlerin,

"kalkınma

yatırımlar

daima

da,

yatırımları"

sanayiinin

lehine,

adıyla

yaptığı

tarım

aleyhine

olagelmiştir. Samimi ve ciddi bir kalkınma politikası takip eden küçük Lübnan, yatının giderlerinin % 29 yol, % 1 7 içme suyu, % 1 6 elektrik, % 1 5 'ni sulama, % 23 ' de bunları destekleyecek diğer işlere ayırırken, 1 969' da bizde yatının giderleri, % 22,4 imalat (sanayii), % 1 7,9 konut, % 1 6, 1 ulaştırma, % 1 5,2 tanına ayrılmış ve tarım dördüncü sıraya atılmıştır.

161

Sanayide

bir

şey

denilemez

ama,

acaba

memleketimizde yapılan lüks daireler, lojmanlar, evler ve apartmanlar, tarım kalkınmasından daha mı önemlidir? Bu kamı aç, kesesinde parası olmayan fakir bir adamın Hilton'da düşüp kalkması kadar gülünç ve acı değil midir.

1 62

Bu, milli

geliri lüks binalarla, toprağa gömmek değil midir? İ lkel tanın düzeyinden, birdenbire sanayi düzeyine geçebilmiş bir toplum yoktur. Milletimiz, geri kalmışlığının temelinde yatan ilkel tarım düzeyini değiştirmedikçe, 161

"geri

DPT., il. Beş Yıl Plan, s. 1 09. 1 967 Yatırımlarında ise % 20,4 ile konut başta geliyor, % 1 8,4 ile sanayi, % 1 6,9 ile tarım onu takip ediyordu. 162


1 10

Dr. Tahsin Ünal

kalmışlıktan

İ lkel

kurtulamaz."

tarım

düzeyinden

kurtulamayan milletler, mutlaka bağımlı olurlar.

"Şimdiye kadar sanayi safhasına geçemeyişimizin nedeni, tarımda başarılı adımlar atamayıp, ilkel safhada kalmış olmamızdır." "İlkel tarım düzeyinden sıyrılmadan, sanayi düzeyine geçilemeyecektir. Zahirde görülenler sun 'idir. İleri bir tarım düzeyine geçmeyi de, millet ve onu idare edenler sağlar." 163 Bunun manası; ilkel tarım safhasından, ileri tanın safhasına geçmek için milletçe el ele vererek, yani düzene koyup kanalize

etmek

icap

eder.

Bizim

sıkıntımız

üretim

ve

tüketimdedir. Ne zaman üretim, tüketimden fazla olursa sıkıntılarımız büyük mikyasta halledilecek, gelir fazlaları sanayie yatırılırken, nüfus fazlalığını da sanayie kaydırmak imkan dahiline girecektir.

E. BELİREN ÜMİTLER Ne kadar geri ve iptidai olursa olsun,

bugünkü

köylerimiz, dünkü köylerimiz değildir. Kifayetsiz olmakla beraber toprak tevzii yapılmakta, kullanmasını bilene krediler verilmekte,

tarımda

bulunmakta,

makineleşmeye

alt

yapı

hizmetlerine

başlanılmış

ve kooperatifleşmeye

doğru

gidilmektedir. Köylerde,

eski

devirlerin

sert

ve

haşin

muhafazakarlığı yumuşamış, yeniliklere ilgi artmıştır. Bir çok köylerde, köye girecek yeniliğin, önce kendisi tarafından girmesini isteyen ve bu işe girişen genç müteşebbisler, köy önderleri türemiştir. Köylüler, hükümetten, çeşitli sahalarda kendilerine yardım yapılmasını istemekte, çalışmalara maddi ve manevi sahalarda katılacaklarını söylemekte, katıldıkları 163

B. Galip Tunagil, 4 Haziran l 970 Tarihli Ulus Gazetesi.


111

Tarım Kentleri da görülmektedir.

1 64

Çocuklarına, şimdiye kadar olduğu gibi

değil, ders programlarında değişiklik yapılarak, okuldan sonra da köyde geçerli olan tarım ve hayvancılığa ait daha geniş bilgi verilmesini istemektedir. Köylüler 1 95 5 ' de % 34 okul isterken

1 969' da % 50 okul istemeye başlamıştır.

Köylüler arasında erkek veya kız çocuklarını orta ve yüksek okullarda okutanlar vardır. Köylerine, su yol ve elektrik isteyenler çoğalmıştır. Bu isteklerin sonucu olarak 1 9631 968 döneminde 1 00 köye elektrik, 4000 km. köy yolu, 3000 köye içme suyu yapılmıştır. Böylece elektrikli

köy adedi

1 97 1 'e, içme suyuna kavuşan köy adedi 30 bine yükselmiş, 1 67 Bir çok köyler

koy yılları da 3 7 .000 km.ye ulaşmıştır.

sağlık ocağı, ebe, kütüphane istemektedir. Traktör köye girmiştir. Memleketimizde 1 955 'de 1 50 gazete ve dergi çıkar ve 1 00 bin radyo satılırken 1 966'da 750 gazete ve dergi çıkmaya

2.600.000

radyo

satılmaya

başlanmıştır.

Bu,

köylerde gazete ve dergi okumaya, radyo dinlemeye ve bunun bir ihtiyaç olduğunu anlamaya başlanmış demektir. Bütün bunlar, köyler için ümit verici önemli değişmelerdir. Birçok yerlerde

"örnek köy" çalışmalarına başlanmış, "Ben sattım elliye, al sattı yüz elliye, vaktinde gübre, dairelerde kolaylık'' diye köylü sesleri duyulmaya başlanmıştır.

1 64 Buna, Karaman'ın Akşehir Köyünü örnek olarak göstermek mUmktlndUr. Köylüler, okul inşaatının taş, hafriyat ve kum ihtiyaçlarına aynen, para ihtiyacına da önce 25 bin, 1 968- 1 969'da da 45 bin lira ile katılmışlardır. 167 il. Beş Yıllık Kalkınma Planı, s. 365.


Tarım Kentleri

1 13

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM YARINKİ KÖ Y

1. NE YAPMALIYIZ? Köylerimiz bugünkü ekonomik ve sosyal duruma, ne kendi

arzularıyla ve ne de tabiat şartlarının zorlamasıyla

gelmişlerdir.

"Onlar bu hale, tamamen idari, ekonomik,

siyasi

askeri

ve

sebeplerle

ve

iktidarların

lakayt

davranmasıyla gelmişlerdir. Bu sebepleri ortadan kaldırır, toprak altı ve üstü zenginlikler işletilir, değerlendirilir ve bu değerler

köylüye 1 66

gösteri lirse,

müreffeh

bir

devreye

girilebilir."

Bu nasıl mümkün olabilir?.. 1 949'da hükümete "Türkiye nasıl kalkınır?" adlı bir rapor veren Max Thomburg, bunu "köylülerin, kendi başlarına ve kendi zayıf imkanlarıyla bütün ekonomik, sosyal ve kültürel maniaları aşmalarını ve kalkınmalarını beklemek, makul bir düşünce değildir. Memleketi idare edenler ya bu müşkülleri anlayamamışlar veya bunları anlamak düşüncesi dışında. köylülerle meşgul olan olmamıştır. Şayet köylüler, Türk milletinin bir uzvu ve bir parçası kabul ediliyorsa, onlara daha iyi bir hayat tarzı ve imkanı sağlanmalıdır" derken ; 166 Necati Durdağ, Köylerin Birleştirilmesi Ekonomiye Nasıl Tesir Eder?, 1 962- 1 963, s. 16.


1 14

Dr. Tahsin Ona/

1 95 1 'de aynı konuda hükümete rapor veren James M. Baker de,

"Türk köylerinin çoğu Hititler devri hayatı yaşamaktadır. Bunun sebebi, arazi ve arazide yapılan ıslahatlarla beraber, makineleri ve hayvanları da dahil, zirai sermayenin, ziraatta çalışan nüfusa olan oranındaki düşüklüktür. Türk köylüsünün üretimi, iklim, toprak şartları, bilgisizlik en basit zirai vasıtalarının eksikliğinden ileri gelen tehdit ve tehlikelerle 1 67 daima karşı karşıyadır" demektedir. Görülüyor

ki,

yabancılar

köylerimizin

durumunu

bizden daha iyi biliyorlar ve düzeltme yolları gösteriyorlar. Bu milletin aydınlan olarak bizim fikrimiz nedir? Köylüyü, milletin bir parçası olarak kabul ediyor ve onun kalkınmasını istiyor

muyuz,

bilginlerinin

istemiyor

milletlerin

muyuz?

inkıraz

Sosyo-Biyoloj i

sebeplerini

sayarken,

"köylerin boşalmasını, köylü nüfusunun azalmasını, toprakların kısır/aşmasını ve çoraklaşmasını, şehirlerin ideal yerler haline gelmesini'' başta saydıklarını biliyor muyuz, bilmiyor muyuz? Atatürk' ün, "şayet milletimizin çoğu köylü olamasaydı, biz bugün dünya üzerinde bulunmayacaktı/C' dediğini biliyor muyuz, bilmiyor muyuz? İşte asıl mesele burada

düğümlenmektedir.

Bu,

temel

davanın

hallini

istememek, Türkiye'nin kalkınmasını istememektir.

A. KANUNLARIMIZDAKİ KÖY 1 924 tarihli Köy Kanunu, 2000

nüfuslu yerleri köy ve

daha fazla nüfuslu yerleri de kasaba ve şehir olarak kabul

6 1 7

M. Turgut, Dostluğa Dair, s. 1 1 - 1 2.


Tarım Kentleri ederken;

115

1 68 İ mar ve İ skarı Bakarılığı,

"nüfusu 5000 olan yerleri köy kabul etmekte ve nüfusu bu miktardan az olanlara, oba, çiftlik ve kom" demekte, nüfusu arıcak 5000 oları yerleri köy kabul etmektedir. 1 930 tarihli Belediyeler Karıunu da,

"nüfusu 2000 'den fazla olan yerlerde belediye

kurulabilir" dediğine ve Türkiye'de şehirler dışında belediye kuruluşları da mahdut olduğuna göre nüfusu 2000 oları köy miktarı az demektir. DİE. Daha ileri iderek, "nüfusu 569 1 O. 000 olan yerler köy" demektedir. Bir kısım ilim

ft

adamları da,

"nüfusu 2000 olan ve tarımla uğraşan yerleri

köy" kabul etmektedirler. Karıunlarla tespit edelin şu esaslara göre ve biraz da tolerarıs kabul etmek suretiyle, memleketimizde 1 00 nüfuslu 7200, 2000 nüfuslu 1 1 O olmak üzere, 8300 köy var demektir. Bunun dışında kaları ve köy nisabını iktisap edememiş olan 27 1 1 1 muhtarlık ve 29227 oba, çiftlik ve kom, köy deği l, birer dağınık iskarı bölgeleridir. Oba, çiftlik ve komdur. Köy nisabını

iktisap

edebilmiş

oları

8300

köy

miktarı,

Osmarılıların ilk devirlerinde, Anadolu'da mevcut oları 81 0.000 köy miktarına uygun gelmektedir. Öyle ise köyleri, karıunların tarif ettiği ve ilk devirlerdeki miktara indirmelidir.

B. DÜŞÜNCE YENİ DEGİL Başta, Fransa, Almanya olduğu halde İ spanya, İ srail ve Hindistan, Afrika'da yeni doğan genç devletler yeni metotlarla kalkınmışlar ve kalkınmaktadırlar. Frarısa, nüfusu 168

Yukarıda gördUk ki bizim 2000 nUfuslu köylerimizin miktarı 1 1 00 kadardır. O halde bunun altında bir nUfusa sahip olan yerler köy değil, oba veya çiftliktir. 169 DPT., Köy ve Köylll Soru n u, s. 1 0-20.


1 16

Dr. Tahsi11 Ünal

1 00 kişi olan 3000 köyü, nüfusu 200 olan 5000 köyü, nüfusu 3 00 olan 1 6. 000 köyü birleştirme yoluna girm iş, 22 Ocak 1 959 kararnamesiyle vali lerin, "köyleri birleştirebileceğini" 1 70 Hindistan 'da "40. 000 köyün 80 cazibe merkezi etrafında birleştirilmesi esası" kabul edilmiş 1 7 1 ve kahul etm iştir.

i

köylerde oturan 65 mi lyon kö lü ai lesi bu konuda devletle 17 i şbirliği yapmaya başlamıştır. D ışarıda olduğu gibi içeride de köyleri birleştim1ek likri bir hay l i zamandır, üzerinde dunılan öneml i bir konu

olmuştur. Osman lı lar devrinin 8- 1O bin köyü parçalanmış 65277

köy

adamlarımızın

olmuştur. da

Köylerin

gözünden

birliklerinin kurulması"

dağınıklığı

kaçmamış,

1 937'de

devlet

"Köy

düşünülmüştür. İ l i m adamlarımız da

köyün ve köyleri birleştirilmesi konusu üzerine eği lmi şler, i l m i etütler yapm ışlar, kalkınma konusunda bazı gazetelerde yarışmalar açı lmış, köylerin birleştiri lmesini savunan yazılar 1 73 birinci l iği kazanmıştır. Bazı mebuslar da bu fi ki rleri savundular. Bunların etkisi altında kalan hükümet de 1 9651 967 Özalp Kazasına bağlı Dönerdere ve Emek köylerini merkez köy kabul ederek, bir kısım köyleri bunların etrafında toplamış, ayrıca, Urfa, Diyarbakır, Muş, Malatya, Uşak ve Manisa ' da da köy envanterleri yapılmıştır.

Fakat pol itik

mülahazalarla başlamış olan bu i şten vazgeçi ld i . Görülüyor 170 A. Tolun, Fransa'da Bölge Tanzimi Ve Yeni Komü n Kuruluşları, AİE. Yayını, 1 962, s. 1 9-28. 171 Orhan Türkdoğan, Devlet Dergisi, Sayı: 3717- 1 1 . 172 F. Yavuz, Mem leketimizde Toplum - Köy Kalkınması, s. 1 1 . 1 73 Haziran 1 962 tarihli Cumhu riyet Gazetesi: Yarışmayı kazanan Mustafa Ok idi. l 965'te Milliyet'in açtığı yarışmayı da "Toplum Kalkınması" konulu makale kazandı.


1 17

Tarım Ke11tleri

ki, köyleri birleştirme düşüncesi yeni değildir. Fikir vard ır,

fakat

fiiliyat

ibarettir.

yoktur.

Mesele

fikri

fiil iyata

geçirmekten

C.YENİ SİSTEMİN KARAKTERİ Köyleri

birleştirme

sisteminin

karakteri,

gerek

DPT'nin hazırladığı planlarda, gerek ilim adamlarımızın 1 74 yaptığı etütlerde tespit edilmiştir. Köy kalkınması için çeşitli

fonnü1ler,

(formülün)

iyi

"kornbinazonlar" bulunabil ir. Sistemin

veya

kötü

tarafları

olabilir.

Üzerinde

tartışı labilir. Bir milleti, kısa bir zamanda kalkındıran, güçlü

bir mil let haline getiren sihirli bir anahtar şimdiye kadar

bulunamamıştır. Fakat biz, milletçe bu sihirli anahtarı arayıp bulmaya ve tatbik etmeye mecburuz. Türkiye'nin kalkınması

demek olan köylerin kalkınması için öyle bir kalkınma manivelası bulmalıyız ki, bu manivela yahut sistem; hem

arıza yapmadan çalışan bir makine gibi işlemeli, hem de köyü çeşitli yönleriyle kalkındıracak bir karakter taşımalı. Bu sistem,

demokratik

nizam

içinde

kimseyi

zorlamadan,

malından ve mülkünden etmeden, sosyal adaleti ve fırsat

eşitliğini temin edecek karakterde olmalı. Dava, kendi mali,

teknik ve personel imkanlarımızla ha1 1edilebilecek bir esnek 1 75 program karakterinde olmalıdır. Anayasanın 4 1 , 5 3 , 1 26

ve 1 29' uncu maddeleri, "kalkınma pldna bağlanır. DPT bu planı hazırlar ve özle kanunlarla çalışmaları düzenler. .

174 1 ve il. Beş Yıllık Planları. F . Yavuz : Memleketimizde Toplum, Köy- Kalkınması, C. Orhan Tütengil, Tü rkiye'de Köy Sorunu, Satılmış Çağlar, Toplum Kalkınmasında Başarı Yolları, Yıldızhan Yayla, Köy Hizmet Teşkilatı, SBF. Dergileri vb. 175 Personel ile mali imkanın bir kısmı hazırdır. Bunu planlayıp, yüzünü köye çevirmek kalıyor geride.


Dr. Tahsin Ünal

1 18

Ekonomik ve sosyal hayat, adalete, tam çalışma esasına ve insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşantı seviyesine göre düzenlenir. Tasarrufları artırmak! Yatırımları toplum-köy­ yararının gerektirdiği önceliklere göre yöneltmek devletin görevidir. Devlet, milli kaynakların yeterliği ölçüsünde kalkınma yapar" demektir. Kurulacak sistem, ucuz, kolay ve kabil-i tatbik bir karakter taşımalı, dağıtıcı değil, çeşitli yönleriyle toplayıcı ve birleştirici

olmalıdır.

cezbedici,

ikna edici

Hükümetin ve

gönüllü

önderliğinde, iştirakini

halkı

temin

edici

olmalıdır. Sistem, komünizm ve kapitalizm sistemlerinden

ilham alınarak değil; 1 76 atalarımızın, tam bir sosyal adalet

demek olan ve Atatürk'ün de işaret ettiği gibi, "dayanışma, yardımlaşma ve say-i Misak-ı Milli' 'esası üzerine kurulmalı ve sistem kendimizin olmalıdır. Bu aynı zamanda Halk­ Hükümet dayanışması, yardımlaşması ve çalışma yeminidir. Geri

kalmış

inanmakta,

tüm

milletler,

merhamet

ve

"Halk-Hükümet

hayırseverliği

değil,

işbirliğine karşılıklı

yardımlaşma esasını benimsemektedir. Zorla deği l, rızaya, hürriyete,

insan

haklarına

benimsemektedir. " 1 1 7

dayanan

Kalkınma

bir

çalışmaları,

teşkilatlanmayı köye

hizmet

götürmekle mükellef olan bakanlık ve kuruluşlar arasında koordineli bir takım çalışma esasına dayanmalı,

"bir arada beraberce çalışmak, kalkınmanın vazgeçilmez bir ana unsuru kabuI" edilmelidir. Mesela Bayındırlık Bakanlığı okul ı76 F. Yavuz, Memleketimizde Toplum-Köy Kalkınması, s. 1 2, "Biz kalkmmamlZI batı demokrasi modeline göre ve onlarla işbirliği ederek gerçekleştirmek yolundayız" diyor. B iz bu fikre katılmıyor, sistem

kendimizin olsun istiyoruz. ı ı 1 F . y avuz, aynı eser, s. 1 l .


Tarım Kentleri yaparken,

1 19

Milli

Eğitim

Bakanlığı

ders

programlarını,

aletlerini,

öğretmenlerini hazırlamalı, Karayolları köy yollarını yaparken, Su İ şleri Genel Müdürlüğü içme sularını.

Tarım Bakanlığı ziraat mühendislerini seferber edip, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ile toprak reformunu, tevziini tarımda alt yapı malzemesini hazırlamalıdır. Grup çalışması olmazsa,

"koordineli takım çalışması" zayıflamış olur. Grup

ve takım çalışmaları, zaman, emek, insan gücü, personel, malzeme ve

araç tasarrufunu _sağlar, köylünün iştiraki, 1 78 Atatürk, "toplu çalışmanın sonucu, tek

verimliliği artınr.

çalışmadan daima üstündür" diyor.

D. SİSTEM YÜRÜYOR Kurulmasını istediğimiz sistemi çeşitli bakanlık ve kuruluşlar,

birbirlerinden

habersiz

ve

koordinesiz

yürütüyorlar. Tabii zaman, para, malzeme ve araç israfına sebep oluyor. Ü stelik köy de kalkınmıyor. a. Milli Eğitim Bakanlığı, bir taraftan "her köye okul, her okula öğretmen" sloganıyla çalışırken, öte yandan " Yatılı Bölge Okulları" yapmakta ve 1 968-1 969 ders yılından itibaren de, başta Bursa, Balıkesir ve Manisa köylerinde

"Yatısız-Gündüzlü Bölge Okulları" sistemini kabul ederek çalışmaya başlamış bulunmaktadır. b.

Köy

İşleri

Bakanlığı,

1 965- 1 967

döneminde

"Merkez Köy Sisteminl" kabul etmiş ve bir müddet bu işi yapmış, bazı köyleri birleştirmiştir. c. Sağlık Bakanlığı, bir nevi merkez köy sistemi demek olan 178

F

.

"Sosyalizasyon Sistemini'' kabul etmiş, bir kaç

Yavuz, Memleketimizde Toplum-Köy Kalkınması,

s.

11.


Dr. Tahsin Ünal

1 20 köyün isti fade edebileceği

"Sağlık Ocakları" inşa emekte ve

buralara da ebe, doktor, hastabakıcı, sağlık memuru, eczacı tayin etme işine devam etmektedir.

d. Tarım Bakanlığı, "Birleşik Köy Sistemini kabul etmiş ve bir kaç köyün ist(fcıde edebileceği" Hayvan ıslah nüveleri ,

tohum

i laçlama

hususları,

merkezleri (Ofis) tesis ve inşa etmektedir.

ürün

satın

alma

e. Toprak-Su,

"Tarla Yolları" yaparken, Köy Yol ları Müdürlüğü de bundan birkaç Km. ötede "Köy yolları"

yapmaktadır.

Bunlar koordinesizl ik yüzünden hem pahalı olmakta,

hem de dağınık düşmektedir. Eğitim

Sağlık

Bakanlığı Okulu A. Ocağını

B.

Köyler birleştiri lirse Milli

Köyünde,

Köyünde,

Tarım

Sağlık Bakanlığı, Bakanlığı,

Islah

nüvelerini C Köyünde değil, hepsi hi zmetlerini A Köyünde

toplamış olacaklardır.

E. KURULUŞUN ADI Şimdiye

kadar

olduğu

gibi

kalkınma

çabasına

şehirlerden ve şehirli lerden deği l, köylerden ve köylülerden

başlanılmalıdır. güçlenir.

İrili

Kök

ufaklı

güçlenirse,

65277

dalları

kendiliğinden

köyümüz var. ı19

Yerine ve

çevrenin özel liğine göre 6- 1 O köyün belli ve münasip bir yerinde

"Cazibe Merkezleri" tesis etmekle işe hemen

başlanılmalıdır. Önemli olan isim değil, birleştirme fikrinin

kabulü veya

ve tatbiki idi. "Köy Üniteleri'', " Tarım Kentleri'' "Merkez Köy" yahut "Köy Birlikleri'' denebilir. Köyleri

1 79 A. Tolun, Fransa'da Bölge Tanzimi Ve Yeni Komün Kuruluşları, s. 1 9. Fransa'da 28.000, Hollanda'da 78 1 0, Belçika'da 2670, 5 1 milyonluk Federal Almanya'da 26.544 köy vardır.


121

Tarım Kentleri

zorla kaldırıp bir yerde toplamayı, köylüyü burada oturmaya mecbur etmeyi istemiyor ve tasvip etmiyoruz. Köylüyü şehre cezbeden tesisler kurup aynı mahalde iş bulma imkanları

sağlamak

suretiyle,

köylünün

buralara

kendiliğinden

gelmesini düşündüğümüz ve buranın köylüyü cezbedeceğini tahmin

diyoruz.

ettiğimiz

için

bu merkezlere

"Cazibe Merkezi"

65 bin köyde, 65 bin okul, 65 bin öğretmen, 65 bin

sağlık ocağı, ebe, sağlık memuru, tarım teknisyeni, doktor,

veteriner, 65 bin köye 65 bin su, 65 bin elektrik vb. Temin

etmemiz kolay olmasa gerekir. 65 bin köyü çeşitli yönleriyle

ayrı ayrı kalkındırmak

hem maddi ve mali gücümüzün

dışında ve üstünde hem de uzun bir zaman ve emek isteyen bir davadır.

65

bin köy hizmetlerine sarf edi lecek para

miktarı ile, birleştirildiği takdirde 5 - 1 O bine inecek (cazibe

merkezine) götürülecek hizmetler için sarf edi lecek para miktarı

arasında

büyük

rakam

farkları

olacağı

kabul

edilmelidir. İk incisi, birincisinden on defa daha ucuzdur.

"Cazibe Merkezleri Sistemi" kabul edil irse, büyük

mali tasarruflar yapmak, yahut aynı mali imkanlarla daha

önemli tesisler kurmak imkanı

hasıl

olacağı

gibi , iskan

davası, fırsat eşitliği, tarım davası ve bununla paralel olarak hafif ve ağır sanayi problemleri, üretim ve sanayi mamulleri için

lazım

konuları,

olan

toprak

"Pazar" meselesi, ve

tarım

çabaları, köylere gönderi lmesi 180

1 80

refomıları,

tarımda

alt

yapı

kooperatifleşme

icap eden öğretmen, ebe

Hafif ve ağ ı r sanayi için memleket dah i l inde yaln ı z şehirlerden ibaret

olan

66 1 iç pazar vard ı r. 1 0 bin cazibe merkezi kurulunca I O bin pazar daha açılmış ve iç pazar miktarımız 1 0.66 1 'e yükselmiş olacakt ı r. Bu da

sanayiinin gelişmesinde önemli bir faktördür.


1 22

Dr. Tahsin Ünal

sağlık memuru,

tarım teknisyeni,

doktor,

veteriner gibi

personel konulan vb. en azından % 20 oranında daha kolay halledilme imkanlarına kavuşmuş olacaktır.

F. CAZİBE MERKEZLERİNİN KURULMASI Köy kalkınmasında kurulması icap eden teşkilatlar, yapılması

icap eden araştırmalar,

varıncaya

kadar

incelendiğinden, 1

fırogramlar 1

detaylarına

bunların

üzerinde

durmuyoruz. Cazibe merkezlerinin kurulmasına hükümetçe karar verilip, bu maksatla özel kanunlar kabul edildikten sonra, köye hizmet götüren çeşitli bakanlık ve kuruluşlar, hizmetleri,

çeşitli

köylere

dağıtmayacak

veya

dağıtılmayacaktır. Hizmetler belli merkezlerde toplanacaktır. İlmi bir tetkikten geçirildikten sonra 6- 1 O köyün, "bazı

yerlerde 15 köyün" münasip bir yeri cazibe merkezi kabul edilerek, ilk ve orta okulu içine alan, 20-30 dershaneli okullar yapılacak

ve

çevre

çocuklarına

öğretim

fırsat

eşitliği

sağlanacak ve kıymetlerin yetişmesine, seçilmesine zemin hazırlanacaktır. Sağlık ocağı burada inşa edilecek, sağlık personeli

burada

oturarak,

çevre

insanlarının

sağlıkları

burada kontrol edilecektir. Teşhis, tedavi, doğum burada ve buradan

gidilerek

ilk

müdahaleler

yapılacaktır.

Tohum

ilaçlama ve ıslah istasyonları, hayvan bakım nüveleri burada tesis

edilecektir.

Tanın

teknisyeni,

ziraat

mühendisi,

veteriner burada oturacaktır. Çevrenin tarım ve hayvancılığı buradan murakabe ve hastalıklarıyla mücadelesi yapılacaktır. Kontrollü

181

tanın

ve

hayvancılık,

bu

suretle

mümkün

S. Çağlar, Toplumun Kalkınmasında Başarı Yolları, Ankara, 1 969.


Tarım Kentleri olabilir. 1

82

1 23

Jandarma Karakolu burada bulunacak, 8- 1 O köyün

asayişini temin etmek kolay olacaktır. Hadiselere zamanında el koymak imkan dahiline girecek, mülkün temeli olan adalet

takviye

edilecektir.

Belediye

teşkilatı

burada

kurulacak

belediye başkanları, 2500 değil, 6-7 bin kişiyi temsil ve

onların işlerini takip edecek, köylerin sahibi olacak, halk

başıboşluktan kurtulacaktır.

Zirai donatım kredi kooperatifi buruda birer şube

açacak, yedek parçalar satılıp, krediler burada verilecektir.

Böylece, ekim biçim mevsiminde, köylü, uzak vilayetlerde

parça aramadan, köyünde aldığı krediyi çarçur etmeden

yerine sarf etmek imkanına kavuşmuş olacaktır. Mahalli un fabrikası, meyve suyu, salça imalathanesi, mandıra, halı, kilim, tezgahları, camii, kütüphane ve sinema burada tesis

edilecektir. Bu suretle çevre halkı için iş sahaları açma imkanı hasıl olacaktır. Postane burada açılacak, tapu kadastro

ve gezici mahkemeler burada icra-i vazife edecek, nahiye müdürleri burada bulunacaktır. Ana yol,

santralı

su ve elektrik

buraya yapılacak, bakım memurları burada 83 1 oturacaktır. Burası, şehre giden ilk ve son otobüs durağı, isı

Halen Sosyalizasyon bölgelerinde 300 doktor, 500 sağlık memuru, 850 ebe, 1 50 hemşire çalışmaktadır. 1 O bin cazibe merkezi için 1 O bin personele ihtiyaç varsa, 65 bin köye l 00 bin personele ihtiyaç vardır. Tarım personeli için de durum aynıdır. Bunlar köyleri birleştinnedeki fı:irsonel taraflannı izah etmesi bakımından önemlidir 83 65 bin köye, hangi hilkilrnet, yol, su, elektrik, okul, öğretmen, ebe, sağlık memuru, teknisyen vb. personel getinniştir. B iz getirebilir miyiz? Tilın köylerin, biltiln tesisleri kaça mal olur, hesabı yapılmalıdır? Yol, su elektrik dernek, memleket sathını örümcek ağı ile önnek dernektir. Buna kimin gilcil yetmiş de bizim yetecek? Mesela: l 962- l 966 döneminde köy yolları için 1 000 milyon sarf edilmiş, yolları ancak yüzde I O'u


1 24

Dr. Tahsin Ünal

çevrenin pazar yeri olacaktır. Burada tüın memurlar için lojmanlar yapı lacak ve burada oturacaktır. Cazibe

merkezlerinde,

bunların

tesis

ve

ınşası

başlarken, bunlara paralel olarak kendiliğinden bazı sosyo­

ekonomik olayların cereyan etmeye başladığı görülecektir.

Mesela, Bahsi geçen tesisler ve inşaatlar başlayınca, burada

çalışan işçi, memur ve mühendislerin ihtiyacı için yavaş

yavaş

gazinolar,

lokantalar,

ayakkabı,

elbise

tamir

dükkanları, manav ve bakkal dükkanları açılacaktır. Zamanla ayakkabı, manifatura, terzi dükkanlarının, araba, pulluk,

motor ve tamirhanelerinin, berber, tuhafiyeci dükkanlarının

açıldığı görülecektir. Memurlar için loj man yapıldığını, gelip

oturduklarını gören bu insanlar kendileri için de ev yapıp oturmaya, derken dükkanlar bir sıraya gelip çarşı teşekkül

etmeye

başlayacaktır.

Durağı,

camiyi,

pazarı

ve

diğer

tesisleri gören, hali vakti yerinde olan köylüler burada ev yapıp otaracaklardır. Giderek memurlardan, sanatkarlardan,

işçilerden, köylülerden öğretmen, doktor ve mühendislerle

öğrencilerden müteşekki l yeni, fakat dinamik bir toplum, çeşitli

ekonomik

faaliyetleri

içinde

toplayan,

medeni

imkanlar bulunan, ekonomik bir merkez teşekkül etmiş

olacaktır. İsmiyle müsemma olan cazibe merkezleri, civar köyler

halkını

kendisine

cezbedip

bağladığı

oranda

büyüyecek ve kalabalıklaşacaktır. Şehirden farkı olmayan, medeni bir iskan yeri, dinamik bir üretim merkezi olacaktır.

yapılmıştır. Yüzde 90 için sarf edilecek parayı hesap ediniz. 20 milyon lira ile ancak iki köyün elektriği yapılabilmiştir. 65 bin köy elektriği için lazım olan parayı bulunuz.


125

Tarım Kentleri

Öyle bir zaman gelecektir ki, cazibe merkezinin,

cazibesine kapılan köylüler, kendiliklerinden köylerini ya,

tamamen terk ederek gelip cazibe merkezlerine yerleşecektir,

civardaki küçük köyler boşalacaktır; yahut küçük köyler birer çiftlik veya oba durumuna düşecektir. Sabahleyin kalkan köylü, traktörüne binecek ve zaten çok uzak olmayan eski

köyündeki tarlasına giderek ekecek, yahut biçecek, akşama 1 84 yine cazibe merkezindeki evine dönecektir. Böyle bir

düzenin tesisiyle,

köylerden

şehirlere olan

akın,

büyük

mikyasta önlenmiş, köylü tarlasının çok yakınında bir yere bağlanmış olacaktır.

G. KURULUŞTA ESASLAR Köyler, zorla yerinde koparılmak ve birbiri üzerine

yığılmak

suretiyle

birleştirilmeyecektir.

Bu

demokratik

olmadığı gibi hem toprağına bağlı köylüyü memnun etmez.

Hem de hükümete, altından kalkamayacağı mali külfetler tahmil

eder.

Köylülere,

cazibe

merkezine

geliniz

denilmemeli, fakat istikbal onlara anlatılmalı ve onları bu merkezlere cezbedecek, bazı imkanlar sağlanmalıdır. İmkan,

i ş hızlandırmak için önemlidir. Cazibe merkezlerine gelip

yerleşmek isteyenlere ucuz arsa, uzun vadede ödeyebileceği

az faizli kredi, tarımsal kredi tevziinde öncelik, parasız ve planlı, borcunu inşaatlarda çalışarak veya kum, tuğla vb.

taşımak suretiyle ödemek gibi avantajlar tanınmalıdır. Yahut Fransa'da olduğu gibi bir kanunla nüfusu 500 den aşağı olan 184

Bu sosyo-ekonomik olaylar memleketimizde halen yavaş yavaş olup durmaktadır. Köyler boşalmakta, şehirler dolmaktadır. Çok değil 20 sene evvelki şehirlerle bugünkülere bakınız. Ankara'nın Kırıkkale'si, Konya'nın Çumra'sı, Yerköy ve daha başkaları 30 sene önce birer köy idiler. Bugün 70-80.000 nüfuslu şehir haline geldiler.


1 26

Dr. Tahsin Ünal

köylere

hizmetler götürillmeyecektir, 85 ve bu tatbik edilmelidir.

esası

edilmelidir 1

kabul

Köyler birleştirilirken, köylerin ekonomik, sosyal ve 1 86 8 - 1 O köyden kültürel durumlarına dikkat edilmelidir.

hangisini cazibe merkezi olabileceği tespit edilirken, köyün

nüfusuna, arazinin

anayollara

genişliğine,

ve

şehre

su

kaynaklarına,

yakınlığına

yakınlığına,

bilhassa

dikkat

edilmelidir. Zaten şimdiye kadar tarih, coğrafya, ekonomi ve nüfus, hatta mülki taksimat el ele vererek, cazibe merkezi

olacak köyü tespit etmiştir. Mesela, nahiyedir, 1 000 nüfuslu

köydür, tarihi ve gelişmeye müsait bir köydür. Su kenarında olup mümbit bir ovadır. Bir kısmı köylerde belediye vardır.

Bir kısmında yatılı bölge okulları inşa edilmiştir. Yapılacak iş bunların dışında kalan ve 2-3 ayda bitirilmesi mümkün

olan cazibe merkezlerini tespit etmekten ibarettir. Cazibe

merkezlerini tespitinden sonra mülki teşkilatta küçük bir değişiklik

olabilir.

7

Nah eleri artırmak il, ilçe, cazibe 8 merkezleri tesis etmek. 1 Cazibe merkezlerinin tespiti işi bittikten sonra memleket, ya Beş Yıllık Kalkınma Planı

esaslarına göre, beş veya coğrafi mıntıka esaslarına göre yedi

kısma ayrılmalı, sosyo-ekonomik ve ideoloj ik nedenlerle

kalkınma işine, önce doğudan başlanmalıdır.

Atatürk'ün

"Dağınık çalışılırsa az, toplu çalışırsa çok netice alınır. Bir Say-ı Misak-ı Milli çalışma yemini yaparak, millet birleştirilmeli ve hep birlikte aynı amaca tevcih edilmelidir. Birlikte çalışılırsa başarı muhakkaktır" ilkesine sarılarak, ı as

A.

Tolun, Fransa'da Bölge Tanzimi Ve Yeni Komiinlerin Kuruluşu, s. 20-29.

1 86 1 87

Bu konu, köy envanterleriyle büyük mikyasta hazırlanmıştır. Ü lkUmen, Zirai Politikamız, s. 1 6.

L.


1 27

Tarım Kentleri

çeşitli bakanlıklar, kuruluşlar ve halk işbirliği, ile planı, koordineli bir çalışma devri açılmalıdır. Milletçe, kemerleri

sıkarak, 8- 1 O sene çalışırsak memleketi kalkındırmış ve kurtarmış oluruz.

Türkiye" sloganı işlenebilir. Davanın

"Kalkınan

önemi gazete dergi, radyo ve televizyonla, devlet adamlarının

konuşmasıyla halka anlatılır. Halk ikna edilerek, dava için kazanılır ve o da çabaya gönüllü olarak katılır. Prof. Bernard Lewis,

"köye hizmet götürerek onu kalkındırmayı düşünen ve bunu samimi olarak isteyen devlet kuruluşları, önce kendi aralarında koordine tesis etmeli, bunlar beraberce köye gitmelidir. Onların köye geldiğini, kendilerin için bir şeyler yapıldığını gören köylüler, gönüllü olarak onlara katılacaklar ve en büyük yardımcı olacaklardır" demektedir. Köye hizmet götüren kuruluşlar, halkın arasına karışmalı,

onlarla

hemhal

olmalı,

hatta

planı,

onlarla

yapmalıdır. Halkın iştirakinden doğacak mali

enerj iyi en faydalı yönlere kanalize etmelidir. imanla

tasavvur

işe

konuşarak

�ücü ve milli 1 8 Bu ruh ve

başlanırsa Türkiye' de halledilemeyecek dava

edilemez.

Mahrumiyet

ve

meşakkatlere

katlarunadan, göz nuru ve alın teri dökmeden, kalkıruna mümkün değildir. Üzerinde oturanlar, toprağa alın terlerini

katlamazlarsa toprak yeşermez.

Mali güç, diğer bir ifade ile finansman meselesi,

" Tarım Kentlert"nin kuruluşunda hem de kısa zamanda olumlu sonuçlara varılmasında pek önemli bir yer işgal eder. Tarım 188

kentlerinin

kurulması

için

lazım

olan

parayı,

Turgut Tan, Aİ. Dergisi, Cilt: 1 ., Sayı: 2/266-70. 1 O Ağustos 1 963 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi.


1 28

Dr. Tahsin Ünal

finansman kaynaklarından temin etmek mümkündür. Bu

finansman Kurt Karaca' nın dediği gibi, "Köylü tasarruf sandıklarında 1,8 milyar TL. birikmiş olacaktır." 1 89 Buna aşağıda zikredilen kaynaklardan gelecek olan para da ilave

edilire, tarım kentlerinin kurulması için lazım olan para kolayca temi n edilmiş olur.

1 . Aradaki Fark Köy İşleri Bakanlığı 'nca yapılan araştırmalardan da

anlaşıldığı gibi aklı, bu işlere yatkın olan bir çok köylüler, tarım

kentleri

i stemektedirler.

(cazibe O

merkezleri)

halde

bu

kurulmasını

davanın halli,

bu

hararetle

istekleri

ekonomik, sosyal kültürel, idari ve hukuki imkanları harekete 190 geçirerek, tahakkuk ettirmekle mümkün olcaktır. Köy İşleri Bakanlığı, tanın kentlerinin (kendi tabiriyle merkez

köy

tesislerinin)

kurulması

için

bir

çok

ön

yapmıştır. Plan ve projeler hazırlanmıştır. Mesela :

çalışmalar

l . İç iskanı düzenlemek, etmek,

2. Cazibe

merkezlerini

(merkez

köylerini)

tespit

3 . Küçük ve dağınık köyleri merkezlere nakletmek,

gibi bir kısım ödevleri, üzerine almış ve bunların bir kısmını

189

Kurt Karaca, Milliyetçi Tü rkiye, 2. Baskı, İ stanbul, 1 97 1 , s. 58 ve 9 1 . Konu burada işlendiği için ben üzerinde dunnuyorum. 190 Başka bir münasebetle de söylemiştim. Köylilmilz menfaaıine olan bir şeyi görmeden kabul etmiyor. 5-8 sene önce parçalanmış arazisinin birleştinneyi kabul etmeyen köylü, bundaki faydayı gönnilş ve bugün arazisini birleştirmeyi hararetle istemektedir. Cazibe merkezlerindeki faydayı görünce bunun kedisi isteyecektir ve istemektedir.


Tarım Kentleri

1 29

da yapmıştır. Ötekileri de hızla hazırlanmaktadır. 1 9 1 Fakat mevcut hükümetlerin, bizim ifademizle

onların deyimi i le arasında

farklar

" Tarım Kentleri"nin, "Merkez Köy" veya "Köy-Kenf' kurmaları

olduğu

görülmektedir.

Onlar

küçük

ve

dağınık köyleri bel l i merkezlere nakletmeyi düşünüyorlar.

Biz

nakletmeyi

merkezlerine mevcut

değil,

bunların

geleceklerini

hükümetler,

köye

kendiliklerinden

düşünüyoruz.

götürülmesi

İkinci

gerekli

cazibe

olarak olan

hizmetlerin plan ve projelerini yapmakta, "alın şu plan ve proje ile köyünüzü kalkındırınız" demekte ve hükümetler yine kalkınma çalışmalarını dışında kalmaktadırlar. 1 92 Bize bunlar lazımdır. Fakat kafi değildir. Biz,

"alın şu pliin ve projeyi, alın şu parayı köyünüzü kalkındırınız" demeyeceğiz. "Hükümet olarak, bakan, milletvekili, memur, uzman ve mühendis olarak, tarım kentleri tesisine halk ile, köylü ile beraber katılacağız. Halk-Hükümet işbirliği yapacağız. Hükümetin güç ve imkanlarını belli hedefl,er üzerinde toplayarak, geriliğin, fakirliğin ve cehaletin üzerine milletle beraber taarruz edeceğiz. Bakanı, milletvekilini, mühendisi ve uzmanı yanında beraber çalışır gören köylünün, bu davaya gönüllü katılacağına inanıyoruz. Tarım kentlerinin okulu, yolu, suyu, elektriği, evleri, lojmanları yapılırken, biz de beraber olacağız. Çeşitli kooperatifler kurulur ve çalışırken, biz de kooperatiflerin içinde ve onlarla beraber olacağız, diyoruz. "

Şimdiye

kadar

köylerde

birçok

kooperatifler

kurulmuştur. Fakat bunlardan yine bir çoğu, ya hükümet 19 1

Köy i şleri Bakan lığı, Cumhu riyetin 50. Y ılında Köylerimiz, Ankara, 1 973, s. 1 1 3 - 1 1 5 . 192 Aynı eser, s. 1 1 6- 1 1 7.


1 30

Dr. Tahsin Ünal

kooperatifin içinde ve onunla beraber olmadığından, ya gerekli mali yardım yapılmadığından, yahut kooperatifleri kuranlar cahil, beceriksiz olduklarından hükümet ve önderlik edip yol göstermediğinden çalışamamış, halkın itimadını ve itibarını

kaybetmiştir.

Başta

Almanya'da

olduğu halde, halktan tasarruf sahibi parasını

bir

yere

yatırarak

hem

çalışan

işçiler

bir çok kimseler,

kalkınmaya

katkıda

bulunmak, hem de parasını nemalandırmak istedikleri halde, hükümetin

kooperatif ve

şirketlere

ortak

ve

yardımcı

olmadığını görerek, böyle yerlere girmedikleri her zaman görülen

hallerdendir.

Biz

bu türlü

düşüncelerin,

halkın

yapmak istediği konserve, salça, peynir, yağ, meyve suyu gibi tesislerin, süt, yem, bulgur sanayii gibi çalışmaların daima yanında ve beraberinde olacağız. Karma ekonominin, halk ve hükümet ekonomik işbirliğinin, büyük tesisler ve fabrikalarda olduğu kadar, mahalli ve küçük tesislerin de yanında ve beraberinde olacağız. beraber

olup

kalıplaşmış,

yaşantıyı

katılaşmış

yaşantısının kazanarak,

aynı

ve

çerçevesını onun

çalışkanlığını

ve

Biz

statik

bir

kırmaya,

asırlarca

Türk köylüsü ile

paylaşacağız.

gizli

civanmertliğini

hale

Toplumun gelmiş

fakat

kalmış yeniden

olan

itimatlarını

olan

faziletini,

ihya

ve

inşa

edeceğiz. Onun statik sosyo-ekonomik yaşantısını üstündeki külleri temizleyerek, ona yeni bir ruh, iman ve dinamizm vermeye

çalışacağız.

Milliyetçi

görüşümüz,

kutsal

dinimizden gelen sarsılmaz imanımız, bu hususta en büyük ve yegane motorist gücümüz olacaktır.

2. Dün Nasıldı? Türklerin Asya'da iken ve Anadolu'ya geldikten

sonra ta XVII inci asrın başına kadar, her biri ayn bir sosyal


Tarım Kentleri

131

dilimin lideri demek olan birçok beyleri, şeyhleri ve Dede Korkudan,

vardır.

kahramanlıkları,

Bunlar

imanları

faziletleri,

ve

çalışkanlıkları,

bilgileriyle

topluma

yön

veriyorlardı. Topluma yön veren bu liderler, arkalarındaki sosyal

dilimleri

bir

noktada,

Türklük

ve

Müslümanlık

noktasında birleştiriyorlardı. Bu ittihattan Türk fazileti, Türk çalışkanlığı, gücü, kuvveti, Türk savaşçılığı, Türk sanayi ve tarımı, dolayısıyla Müslüman Türk'ün, cihanı titreten gücü doğuyordu. Milliyetçi, mukaddesatçı ve toplumcu bir nesil olarak biz de aynı şeyleri yapmak zorundayız. Aramızda güçlü l iderler, Dede Korkutlar, yetişecektir. Bunlar bir araya gelecekler,

gönül

birliği,

fikir birliği

�le

yarınki

güçlü

Türkiye'yi kuracaklardır.

3. Fayda Var Başka

yerde

izah

edilmişti.

Tarım

kentlerinin

kurulmasında ayrıca şu faydalar da vardır. Tarım kentleri merkezi bir yerde olacağından; l . Bölgenin emniyeti kolay sağlanacaktır. 2. İnsanların araziye gidiş gelişi kolay olacaktır.

3 . Dağınık araziyi birleştirmek kolay olacaktır. Bunun sonucu olarak derhal çiftlikler kurulacaktır. 4. Makinelerin araziye gidiş gelişleri kolay olacaktır. Yollar yapılacağından, makine aşınmaları, benzin ve motorin sarfiyatı azalacaktır. İnsanın gidiş ve gelişin de olduğu gibi makine gidiş gelişinde de zaman tasarrufu olacaktır. Bu zamanı, başka işlerde kullanma imkanı olacaktır.


1 32

Dr. Tahsi11 Ü11al 5 . Tohumun, gübrenin ve i lacın araziye taşınması ve

kullanılması kolaylaşacaktır. 6.

Ürünün

(özellikle,

sebze

meyve

cinsinden

olanların) buruşmadan, bayatlamadan tarım kentine taşınması kolay

olacaktır.

Mahsulün

depolanması,

paketlenmesi,

pazarl anması kolaylaşacak ve bunları yapacak insan gücü

kolay bulunacaktır. 7.

İnsanın.

yalnız

sanayi i

ile

değil,

tarımla

kalkınabileceği, refaha kavuşabileceği ispatlanmış olacaktır. Dolayısıyla

halk

köylerden

şehirlere

vazgeçerek toprağına bağlanacaktır.

göç

etmekten

8. Suyun temin edilmesi, suyun araziye taşınması ve

mahsulün sulanması büyük mikyasta kolaylaşacaktır.

9. Tarım kentinin civarında, birleştirilen arazilerde

zamanla ve 1 5 -20 senede çiftlikler, bağ ve bahçeler, tavuk kümesleri,

besi

meyve suyu,

ahırları,

salça,

cins

ahır hayvanları

peynir imalathaneleri

türeyecek,

tesis edi lecek,

değirmenler, tohum ve hayvan ıslahhaneleri kurulacaktır.

Yine zamanla tarıma ve hayvancılığa ait hafif sanayi tesisleri

kurulacaktır. Yaşayanlar 1 5 -20 sene sonra, beyaza boyanmış, kırmızı

kiremitlerle örtülmüş tarım kentlerinin, etrafında

yüzlerce çiftlik, tarımcılık, hayvancılık ve hafif yan sanayi

tesisleri göreceklerdir. Ekilmemiş, boş ve sahipsiz araziler göremeyeceklerdir. Tarım

kentlerinin

faydalardan başka:

kurulması,

bu

ekonomik

1 . İnsanlar iyi ve bilgili komşu bulma imkanına sahip

olacaktır.


Tarım Kentleri

1 33

2. Ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmaya dönük

okullar yapma imkanına sahip olacaklardır.

3 . Çevredeki bilgili tecrübeli insanlardan faydalanma

imkanına sahip olacaklardır.

4. Köylünün hayat tarzı, yaşama şekli değişecektir.

Statik toplumdan, dinamik topluma geçme imkanı yolacaktır. 5.

Köy, şehirlinin özellikle aydının ve memurun

gitmekten ve orada yaşamaktan korktuğu bir cefalar ve sefaletler beldesi olmaktan çıkacaktır. Köy, sahipsizler ve kimsesizler yurdu olmaktan kurtulacaktır. 6.

Bugün Ankara'da İstanbul

ve

İzmir'e gitmek

imkanları nasıl sağlanmışsa, tarım kentinden şehre, şehirden

tarım kentine de her an gidip gelme imkanı sağlanacaktır.

7. Kısa zamanda şehirlerdeki tesisler tarım kentinde

de kurulacak, köyle şehir arasındaki sosyo-ekonomik ve sosyo-kültür

farklar

ortadan

kaldırılacak,

köyle

arasındaki uçurum doldurulacaktır.

şehir

3. Kooperatifler a. Çalışması Buna bir kooperatifin kısaca çalışma şekl inin izah

ederek, örnek vermekle yetineceğiz. Öteki kooperatiflerde hemen hemen bunun gibi çalışacaklardır.

Bilindiği

gibi

kooperatifler, tek yanlı, çift yanlı ve çok yanlı kooperatifler

gibi i simler alırlar. Tek yanlı bir kooperatif nasıl çalı şıyorsa

ve

nasıl

çalışması

gerekiyorsa,

ötekiler de

çalışırlar. Bir sulama kooperatifini ele alıyorum.

bunun

gibi


1 34

Dr. Tahsin Ona/

b. Kurulması Tarım kentinde 1 5 kişinin katılması ile bir sulama kooperatifi kurulur. Kuruculardan: 1 . Biri Başkan'dır. (Önceleri maaşsız çalışır, sonra

maaş bağlanabilir). 2 . Biri

Başkan

(Önceleri

Yardımcısı' dır.

maaşsız

çalışır sonra maaş bağlanabilir). 3. Biri muhasip olur. (Önceleri maaşsız çalışır sonra maaş bağlanabilir). 4. Biri veznedardır. (Üyelerden aidat, toplar, parayı bankada saklar). 5. İki

üye propagandacı

olur.

(Halka kooperatifin

önemini, faydalarını anlatırlar. Halkın üye olmasını temin ederler). 6. Dört kişi faal üye olur. 7. Beş kişi yedek üye olarak kalır.

c. Gayesi Sulama kooperatifinin gayesi, tarım kenti çevresinde, yer altı suyu arakamk, araştırmak, yer üsütüne çıkarmak, tarım kentindeki insanların hayvanalrın, sebzeliklerin ekin tarlalarının,

bahçelerin

istifadesine

sunmaktır.

Sulamayı

temin etmek için su şebekesi ve sulama kanalları yapmaktır. d.

Finansmanı 1 . Üyelerin verdikleri aidatlar. 2 . Hayır sahiplerini verecekleri teberrular. Halkımızın

köprü

ve çeşme yaptırarak

malumdur.

hayır ve

hasenat yaptıkları


135

Tarım Kentleri

3 . Hükümetin nakit, olarak verebileceği yardım veya destek fonu. 4. Sulamadan elde edilecek gelirler ki, bu aşağıda görüleceği gibi en önemli finansman olacaktır.

e. Çalışma Şekli Tarım

kentinde

kurulan

kurucuları, hükümete baş

sulama

vururlar.

kooperatifinin

Gayelerini

anlatırlar,

hükümetten bilgisel (yani gösterdikleri mıntıkada yer altı suyu var mı, yok mu tetkik edilmesini isterler) yardım isterler.

Yer altı suyu varsa hükümetten bu suyun kuyu

açmak, pompa koymak

suretiyle yer üstüne çıkarılması

isterler. (Hükümet tarafından da daha önce sulama genel müdürlüğü, DS İ . veya kooperatifler genel müdürlüğü kurulmuş,

bu

konuda

plan

ve

projeleri

hazırlanmış

olmalıdır). Hükümet bu isteği, daha önce makineleri ile uzmanlarını hazırlamış havale

hazırlamış, bulunan

eder.

kurulmuş ve kendisini hizmete sulama (DS İ) Genel Müdürlüğü'ne

Sulama

Genel

Müdürlüğü

müracaatı,

aksatmadan, uzatmadan, gelgitlere meydan vermeden ele alır. İşe dört elle sarılır. Uzmanlarını, montaj makinelerini, kendisine müracaatta bulunan sulama kooperatifinin tarım

kentine gönderir. 193 Sulama Genel Müdürlüğü, adı geçen

193 Burada bir anda yüzlerce müracaat olabileceği Sulama Genel Müdürlüğünün, bwılara aynı zamanda cevap veremeyeceği, işlerin yine sürüncemede kalacağı hatıra gelebilir. Bu işlere, bütün Türkiye sathında aynı zamanda başlanmayacaktır. Türkiye planlı bir şekilde 5 veya AtatUrk'Un ifadesi ile 7 coğrafi bölgeye ayrılacaktır. önce işe, pilot bölge kabul edilen Doğu Anadolu diliminden başlanacaktır. Bir çalışma, bir kalkınma ve dinamizm dönemine giren hükumet, bütün imkanlarını hesap ederek seferber edecektir. Mesela Doğu Anadolu diliminin nerelerinde


Dr. Tahsin Ünal

1 36

tarım kentine gereği kadar kuyuyu açar. Pompalarını koyar.

Sulama kanalları, su depolan yapar. Bunun mali portresini

hesabını yapar. Borç miktarını, sulama kooperatifine bildirir ve onu borçlandırır.

Kabul edelim ki, her biri 1 50'şer milyon TL. dan, 20

kuyu açmış, sulama kooperatifi 20 kuyu için 3 milyar TL.

borçlanmıştır. Kooperatif bu parayı nereden bulup borcunu ödeyecektir? Kooperatif suyu, dönümü 25 TL.dan satacaktır.

Tarım kentinin 1 00.000 dönüm arazisi ve arsa 2,5 milyar TL. sını,

yalnız

bir

senede

alacak

ve

borucunu

kolayca

ödeyecektir. 194 Sulama kooperatifi, aynen büyük şehirlerdeki

su şebekesi gibi bir su şebekesi kuracaktır. Bu su şebeke ile tarım

kentindeki

evlere,

civardaki

tesislere,

hatta

ekin

tarlalarının başına kadar borularla su götürür. Saatini ve musluğunu

takar,

ekinini,

sebzesini,

bağ

ve

bahçesini,

hayvanını sulamak, tesisinde su kullanmak isteyen, musluğu açarak suyu kullanır. Saate bakarak ne kadar su borcu olduğu hesap eder ve su parası toplamaya gelen memura borcunu

öder. Bu şebekeden de sulama kooperatifi ayrı bir gelir

sağlar. Görülüyor ki, devletin kuyu açmak, pompa takmaktan başka bir fonksiyonu yok gibidir. Sulama kooperatifi, hem kendi

kendisini

finanse

etmekte,

hem

de

borcunu

ödemektedir. Ama tarım kenti suya kavuşmuştur. Su olunca topraklar

mümbitleşir,

toplum refaha kavuşur.

mahsuller

bol

ve bereketli olur.

yerllstü sularından, nerelerinde yeraltı sularından istifade edilecektir? Bunun için gerekli uzmanı ve montaj makinelerini hazırlayacaktır. Yoksa temin edin hazır bulunduracaktır. 194 Biz rakamları büyük aldık. Rakamlar küçük alınırsa, o zaman kooperatif borcunu bir senede deği l, 3-4 senede ödemiş olur. Ama öder.


Tarım Kentleri

1 37

5. Dahası Var Sulama

kooperatifi,

komşu

tarım

kentlerinde

ki

sulama kooperatifleriyle i lişki kurar. Ondan bilgi alır, ona

bilgi verir. Gerekirse ondan maddi yardım alır, ona maddi

yardım yapar. Hatta, tarım kentleri sulama kooperatifleri ile birleşirler. Vilayet sulama kooperatifleri müdürlüğü, Türkiye

Sulama Kooperatifleri Genel Müdürlüğü kurulabi lir. Devlet

Sulama Genel Müdürlüğü ile aynı paralele gelir. İş bu hale

gelince

Devlet

Sulama

Genel

müdürlüğü

lağvedilebilir.

Devlet işte böyle "özelleşir ", böyle "küçülür ", mirasyedi gibi parsel-parsel satılarak değil. Vilayetlerden başlayarak, Türkiye çapında bir genel

müdürlük teessüs edince, bu Sulama Genel Müdürlüğü, bir

yandan bölünmüş olan coğrafi dilimlerde kuyu açar. Sulama tesisleri yaparken bir yandan da :

1. Çeşitli su borusu imalatı. 2 . Çeşitli pompa imalatı.

3. Çeşitli montaj makineleri imalatı gibi sulama ile

ilgili yarı sanayi kurar. 4.

Sulama

sahasında,

uzman

yetiştirmeye başlar, tetkik laboratuarları kurar,

ve

mühendis

5 . Sulama konusunda üniversitesi ile i lişki kurar. 6.

Yabanca

ve

komşu

memleketlerdeki

sulama

kooperatifleri i le ilişki kurar. Sulama, sulama borusu, pompa

ve montaj makinelerindeki yenilikleri, icatları memlekete alır ve tatbik eder,

7. Vilayetler dahilinde ve Türkiye sathında baraj,

gölcük inşaatlarına giriş. Akarsu tanzimleri yapar.


1 38

Dr. Tahsin Ünal 8. Su ile ilgili tarla balıkçılığını geliştirir. 9.

Baraj ,

gölcük

ve

akarsu

kenarlarında

yüzme

havuzlan, plajlar turistik tesisleri çoğaltır. Bir tanın kentinin suyunu temin etmek için kurulan bir sulama kooperatifi, böylece gittikçe devleşir ve devletin bu konuda yapacağı

görevi

üzerine

alır.

Devletin işini

hafifletir. Devlet bu konu için sarf edeceği parayı, başka bir işe sarf eder. Bu aynı zamanda sağlam temeller üzerine oturmuş,

karma

ekonomidir.

Bir

kooperatif

ne

kadar

devleşirse devleşsin, daima hüküınet kontrol ve murakebesi altındadır.

Hükümetin

yürümeye mecburdur.

kalkınma

politikası

paralelinde

Sair kooperatiflerle daima beraber

çalışır. Onlarla yardımlaşır, anlan yutmaya değil, yaşatmaya çalışır.

H. MALI GÜÇ Para,

kalkınm'anın

hareketli

kuvveti,

uyanacak

toprağın gıdasıdır. Madem ki, kalkınma için halk ve hükümet işbirliği esastır. O halde lazım olan para da başlıca iki kaynaktan temin edilebilir. Bunlardan biri hükümet, öteki hak ve özel kuruluşlardır. Halk ve özel kuruluşlardan para alma şekli hakkında çeşitli fikirler söylenir ve formüller bulunabilir. Bunlar üzerinde durmayacağız. Sadece bir örnek vermekle yetineceğiz. Rakamlar 1 969 yılı içindir.


1 39

Tarım Kentleri 1.

Devletin Yatanmlan

1

Köye hizmet götürmekle mükellef

olan çeşitli Bakanlıklardan 195

5 Milyar TL.

Devlet gelirlerinden, özel sektör kanndan, tekel maddelerinden, gümrük vergisinden, nakliye ücretlerinden, arazi intikal

2

vergilerinden, bankalarda.ki özel

2 Milyar TL.

cari hesapların faizlerinden, yüzde 2 oranında bir para alınabilir. Ortalama tutan :

2. Halk Ve Özel Kuruluş Gelirleri "Bu gelirler için özel bir kanun çıkarılabilir ve kanuna aşağıda.ki esaslar veya benzeri maddeler konulabilir" Mesela: 1

1 5 bankadan 1 00 er bin teberru1 "°

2

1 00 özel kuruluş ve fabrikadan I O'ar binden

3

1 ,5 Milyar TL. 1 Milyar TL.

-

50 kuruluş ve Bakanlık bü e artığından 20' şer binden

19

1 Milyar TL.

195 1 0 Bakanlık ve kuruluştan 500 er milyondan 5 milyar temin edilebilir. Bu ortalama bir rakamdır. Mesela M. Eğitim Bakanlığı ilk ve ortaokul için 760 Sağlık Bakanlığı sağlık ocakları için 600 milyon yatının yapmaktadır. 196 Bankalar ilan ve ikramiye olarak her sene binler dağıtıyorlar. İ ş Bankası 3,5 milyon TL. ikramiye dağıtacağını ilan edip duruyor.


1 40

Dr. Tahsin Ünal

4

Memlekette bulunan 200 bin zengin

vatandaştan 1 5 'er bin teberru 1 98

5

3 milyon vatandaştan 50'şer lira teberru 1 99

6

80 bin Hacca ve dış geziye

gidenlerden 200'er l ira teberru

200

3 M ilyar TL. 1 50 M ilyon

TL.

1 6 M ilyon

TL

7

800 bin memurdan l O' ar liradan

8 Milyon

TL.

8

Gümrükteki sahipsiz kalan malların

2 Milyon

TL.

9

çıkarılacak kalkınma pullarından

1 Milyon

TL.

10

Unesco'dan

5 Milyon

TL.

11

Ümit edilmedik yerlerden

5 Milyon

TL.

satışından

Toplam

8.192.500.000 TL.

Görülüyor ki basit hesapla, hükümet yatırımları ve bu

i şe halkın yapacağı yardımla beraber lazım olan para mi ktarı

bir 1 97

hamlede

7-8

milyonu

bul maktadır.

Kalkınma

H er mal i y ı l sonunda kuruluş ve müdürlüklerin kasalarında bir m iktar

paranın kaldığı ve bunun maaş, sandalye, boya vb. şeyler alıp çarçur edi ldiğini herkes bil ir. Uu paralar a l ın ı p kalkııımaya sarf edilebil ir.

ıqa i statistiklerle sabittir k i. m i l li gel irin y üzde 60' 1 111 a lan 200 bin büy ük

sanayi ve tarım erbabı vardır. 199

Çanakkale abidesi, körlere yard ım kampanyası aç ı l makta. birkaç ayda

m ilyonların toplandığı görülmektedir.

Kalkınma için daha çok para

toplanacağı ümit edi l ir.

200

1 970'te 52 bin ki ş i Hacca gitm işt i r Hava Kuvvetleri Kumandanı da .

aynı usulle yardım yap ı l ması n ı ist iyordu. 1 Haziran 1 970 tarih l i gazeteler.


141

Tarım Kentleri

çalışmalarına halkın da iştiraki sağlanırsa, lazım olan para miktarının aşağılara düşeceği kabul edilebilir. Zira inşaat için

lazım olan hafriyat, kum, taş halk tarafından temin edileceği

gibi inşaatta iki gün parasız çalışmak, yahut 2 günlük işçi

ücreti vermemek gibi yollar tutulabilir. Özellikle, ordunun çeşitli

yönlerden

çeşitli

konularda

yardımı

sağlanırsa,

kalkınma için lazım olan paranın çok aşağılara düşeceğine

muhakkak nazariyle bakılabilir. İnşaatlar,

kontrolünde

kaçılmadan, 20 1

edilmelidir.

müteahhitlere

taşeronlara fakat

verilmeli

ihtiyaçları

değil, ve

mühendislerin

inşaatta,

karşılamasına

lükse

dikkat

Bu yol inşaat masraflarım büyük nispette

0 azaltacaktır. 2 2 Bu konuda bakanlık ve kuruluşlar arasında yapılacak iyi bir koordine, işbirliği ve takım çalışması da kalkınma masraflarının düşmesine, büyük ölçüde yardım

edeceği malumdur. hatta

Nerede ve ne zaman köy kalkınmasından bahsedilse,

iktidarlar

bile,

buna

hararetle

istekli

ve

taraftar

olduklarını söylerler. Bu konuda herkesin efkarı ve maksadı bir olduğu

halde,

davaya kimse

dokunmak istemiyor. 201

i l.

Cihan

el atmak, her nedense

Sebepleri malumdur. Oy kaygısına

Harb i 'nden

sonra

yeniden

inşa

ed i len

Berl in

mahallelerindeki evlerin dış sıvaları yap ı lmamış, sorulduğu zaman,

"biz şimdi fabrika yapıyoruz. Tasarrufa ve paraya ihtiyacınuz vardır. Fabrikalar işledikten sonra onlarm geliriyle evlerin dış kısmını istediğimiz gibi sıvarız" cevabı alınmıştır. Kalkınmak için bu ruha sahip

olmak icap eder.

202

1 953-1 956 döneminde, devlete 1 m i lyon TL. na mal olması icap eden 53 ders l i k bir okul , taşeron usulilyle, derneğimiz tarafından 247.000

TL.na mal edi l m iştir.


1 42

Dr. Tahsin Ünal

düşen iktidarlar. Bu meseleye el atarsak, belki önümüzdeki seçimi

kaybederiz. Neme lazım demekte, mevcut acıklı

manzaranın ve düzenin devamını ister, görünmektedir. Eski

düzenin devamında büyük menfaatleri bulunan zümreler, düzenim

bozulacak

diye

düşünmekte,

yeni

bir

düzene

geçilmemesi için gizli mukavemet göstermekte ve çeşitli

düşünce ve istekleri mütemadiyen uyutmaya, savsaklamaya

çalışarak baltalamaktadır. Köyler için olduğu gibi köyler

arası kooperatifler kurulmamış,

dolayısıyla asırlarca

içe

dönük olarak yaşamış olan köyler, dışa açılmamıştır. Bunu sonucu olarak, lidersiz kalan köylüler, hala kalabalıktan kaçmakta,

söylenenlere

şüphe

ve

inzivaya çekilmekten hoşlanmaktadır.

tereddütle

203

bakmakta,

Esasında köylerin birleşmesi ve kalkınması isteğinin

alttan (köyden) gelmesi ve yukarıyı (iktidarı) tazyik etmesi lazımdır. Fakat köylerimizde böyle bir uyanış hasıl olmamış

ve

böyle

bir

şuur

uyanmamıştır.

Beklemek,

zaman

kaybettirecektir. Bu nedenle asırlar boyunca olduğu gibi

şimdi de bu işi yukarıdan aşağıya doğru yapmakta, milli bir zorunluluk vardır. Bu hareketin, evvelkilerden farkı da,

yukarı ile aşağının birbirine karışarak, birlikte yapılmasını

istemek ve yapmaktadır. Nüfusunun % 72 ' si köylerde kırsal hayat yaşayan bir millette, ekonomik, sosyal ve kültürel

düzenini, köylerden başlamak suretiyle kurup işletmezse değişmek, gelişmek ve kalkınmak için seneleri beklemeye

mahkumdur.

203

DPT., Toplum Kalkınması Yönünden Köy Maliyesi, s. 1 26.


1 43

Tarım Kentleri Köyleri

kalkındıracak teşkilatın 204 olduğundan ben bu

yazılmış

üzerinde konu

eserler üzerinde

durmayacağım. Bizim istediğimiz bu işe karar verilmesi ve harekete geçilmiş olmasıdır. Nasreddin Hoca'nın hikayesi malumdur. Helva için her şeyimiz var ve imkanların büyük bir kısım mevcuttur. Fakat helva yapıp yiyemiyoruz. Bu millet artık iyi aşçıyı bulmalıdır. il.

CAZİBE MERKEZLERİNDEKİ FAYDALAR Cazibe merkezleri tesis ederek, köyleri birleştirmenin

sayılamayacak

kadar

faydalan

vardır

ve

olacaktır.

Olacakların cümlesini saymak ve izah etmek de zordur. Zira sosyo-ekonomik formüllü

de

olayların kalıbı

yoktur.

Şu

olmadığı

kalıba

gibi

dökersem

belli

bir

H20

bu

formülünden su olur denilemez. Bununla beraber faydalardan bazılarını

zikredebiliriz.

Bunlardan

bir

kısmına,

çeşitli

vesilelerle yukarıda temas edilmiş olmakla beraber faydalan ; hükümetin faydaları, köylünün dolayısıyla milletin faydaları olmak üzere iki kısma ayırarak, kısaca izah edebiliriz.

A. HÜKÜMETİN FAYDALARI Para ve personel bakımlarından büyük tasarruflar yapacak olan hükümet, daha az para ve personel ile daha büyük işler yapmak imkanına sahip olacaktır.

1. Ekonomi Fikrin izahı için bir iki örnek vermekte fayda vardır.

Mesela 65 bin köye, 65 bin okul yapacak olan hükümet

ortalama olarak beş derslik bir okulu 1 50 bin liraya yaparsa 65 .000 204

x

1 50.000

=

1 4 milyar 750 milyon lira verecek

Satılmış Çağlar : Toplum kalkınmasında başarı yolları: S. 77-85.


1 44

Dr. Tahsin Ünal

demektir. Halbuki köyler birleştirilir, 1 O bin cazibe merkezi x

meydana getirilirse 1 0.000

1 50.000

=

1 milyar 500 milyon

verilecek demektir. Okul, beş derslik değil 1 5 derslik dahi olsa 4.5 miyar okul yatının yapacak demektir ki, hükümet 1 O milyar yine karlıdır. Bu düşünüş şekli yalnız bir tesis içindir.

Köye kurulması mutasavver olan diğer tesisler için de hal böyledir.

O

halde

bu

işte

hükümetin

yatırım

fonları

bakımından büyük tasarruflar olacaktır. Bunlarla, köylere yapılması

icap

eden

diğer tesisleri

daha

kolay yapma

imkanına kavuşacaktı.

2. Personel 65 bin köye, en azından 65 bin öğretmen, ebe, sağlık memuru, tanın teknisyeni, hatta doktor, veteriner, tarım elektrik, yol, su, mühendisleri lazımdır. Cazibe merkezleri kurulursa, her meslekten personel miktarı derhal 65 binden 1 O bine düşecektir. Yetişme şekilleri planladığı takdirde lazım olan personeli kısa zamanda yetiştirecek, yetişenlere de iş bulmak imkanına kavuşulacaktı. Mesela daha şimdiden sağlık personeli hazır gibidir. 1 967 sayımlarına göre; 7270 mütehassıs, 46 1 0 pratisyen doktor, 6 1 6 1 hemşire, 5897 205 sağlık memuru ve 5625 ebe mevcuttu. Bunların miktarını derhal çoğaltarak ihtiyacı karşılayacak seviyeye çıkarmak mümkündür.

1O

binlerin

yetiştirilmesi

daha

kolay

ve

mümkündür. Fakat 65 binleri yetiştirilmesi daha kolay ve mümkündür. Fakat 65 binleri yetiştirmek daha zor, külfetli, 206 masraflı bir iştir. 20�

Dİ E., Tfirkiye İstatistik Yılhğı, 1 968, s. 84. Daha pek çok ziraatçıya ve ziraat teknisyenine ihtiyaç olduğu halde plful ve koordinesizlik yüzünden yetişenler kullanılmamakta ve ziraat 206


1 45

l'arım Kentleri 3.

Reform Cazibe merkezlerinin kurulması, toprak, tarım ve

tarım bölgelerinde reformları, prodüktiviteyi (verimlilik) ve

tarımda alt yapı çalışmaları kolaylaştıracaktır. İlkel tarım

düzeyinden, süratle ileri tarım düzeyine geçilmesini, üretimin

artmasını, tarımsal sanayiinin (Hafif Sanayiinin) gelişmesini sağlayacak,

bu da ağır sanayie büyük mikyasta zemin

hazırlanmış olacaktır. Halen mevcut olan 66 1 iç pazara 10

bin pazar daha ilave edilmiş olacaktı. Hammadde için de hal böyledir. Bunda büyük tasarruflar vardır.

B. KÖYLÜNÜN İSTİFADESİ Temeldeki

bu

faydalardan

köylünün

istifadesi,

Hükümetinkinden daha çok olacaktır. Dolayısıyla Hükümetin

köylü nezdindeki itibarı artacaktır.

1. Sosyo-Ekonomik İnsanlar düşünürler, konuşurlar ve öğrenirler. Bilgi

alır ve verirler. Bildiklerini eve aldıklarını tatbik ederek istifade etmek isterler. Köylü de bir insandır. Belki bilgisi

azdır. Fakat o da düşünür, konuşur ve öğrenir. Bunların

üstünde o bir de akl-ı selime sahiptir. Köylünün, dünü ve bugünün tetkik edebilmesi, yarınlara hazırlanabilmesi, görüp

duyduklarını

akl-ı

selim

süzgecinden

geçirerek

tatbik

edebilmesi için, yanında veya yakınında, kendisinden bilgi

ve örnek alabileceği hatta kendisiyle beraber iş yapabileceği,

komşulara sahip olması lazımdır. Küçük, dağınık ve dağ başlarında,

orman

içlerinde

yaşayan

köylüler,

böyle

imkanlardan daima mahrumdur. Muhafazakar bir tutumla,

okuilan fazla mütalaa edilip kapatılmış dUşOnOlmektedir (2 Mayıs l 970 de Tarım Bakanlığı Okullar Şubesi MUdilrlUğU).


1 46

Dr. Tahsin Ünal

dededen,

babadan

gorup

öğrendiklerini,

aynen yapmaya

devam ederler. Kırk yılda bir defa şehre gelen köylü, afall ar ve aptallaşır. Kırk yılda bir defa köye giden şehirli, köyde bunal ır ve hafakanlar basar. vardır.

Köy hayatının, şehir hayatından çok farklı tarafları Bu

farklar,

köyle

şehir

arasındaki

uçuiurnları

meydana getirir. Köylünün kendisine has bir görüşü ve fikir

seviyesi vardır. Köydeki bu görüş ve fikir seviyesini, o köyün ekonomik, sosyal ve kültürel seviyesi hazırlar. O

seviye, dağ başlarındaki, ormanlardaki, küçük, dağınık ve

fakir köylerde aşağıda; toplu, büyük ve zengin köylerde daha

yukarıdadır.

Küçük, dağınık ve fakir köylerde ihtiyaçlar,

çalışmalar az; toplu, kalabalık ve zengin köylerde ihtiyaçlar, dolayısıyla çalışmalar çoktur. Bu ihtiyaçlar daima bir ve aynı

değil, mutlaka çok ve çeşitlidir. Kalabalık yerlerde yaşayan

insanlar, çeşitli ihtiyaçlarını karşılayabilmek için daha çok

çal ışmaya, daha çok para kazanmaya mecburdurlar. O halde

insanların bilgilerini artırmaya ve çalışmaya mecbur etmek için, onların ihtiyaçlarını artırma ve bir araya toplamak

lazımdır.

Cazibe merkezleri teşekkül edince, dağınık köyler

birleştirilmiş,

dolayısıyla

ekonomik,

sosyal

ve

kültürel

merkezler meydana gelmiş olacaktır. İnsanların karşılıklı

etkileri

ve

ihtiyaçları

artmış

olacaktır.

Köylünün

statik

hayatına, dinamizm gelecektir. Süratli değişmeler olacaktır.

Süratle çeşitli

şeylere hizmet eden tarımı, hayvancılığı,

tarımsal mücadelesi kontrol altına alınmış, sosyal adaleti, fırsat eşitliğini temin etmek imkan dahiline girmiş olacaktır.

İş sahaları açılacağından işsizliği bertaraf ve işgücünden istifade etme imkanları olacaktır. Köylü-hükümet işbirliği


1 47

Tarım Kentleri

sağlamak, ürünlerin değerlendirmek, fert başına düşen tarım

gelirini çoğaltmak ve sermaye birikimi temin etmek mümkün

olacaktır.

Biriken

sermaye

yapılacak, yaygın tarımda yoğun

tarımda

ile

yeni

tarım

yatırımları

"çok yerden az üretim almadan", "az yerden çok üretim almaya" ilkeler

tarımdan, ileri tarıma gelişmiş olacak ve bunların yapılması imkanlar dahilinde girecektir. Her toplumda,

ekonomik

faal iyetlerle,

sosyoloj ik,

hususiyetler birbirine etkendir. Çobanlık eden köylü, koyun gibi munis, çiftçilik eden meşakkat-perver, şoför soğukkanlı,

sanatkar dikkatli memur düşüncelidir. Köyler birleşince, bir

yandan

eski

devirlerin

alışkanlığı

muhafazakarlık, tevekkül, öbür yandan,

aza

olan

taassup,

kanaat, kapalı ev

ekonomisi yavaş yavaş yıkılırken, onun yerine tolerans, ihtiyaçları karşı lama düşüncesi, daha fazla çalışma zarureti,

pazar

ekonomisi

başlayan

bu

kaim

olacaktır.

sosyo-ekonomik

Cazibe

dinamizm,

merkezlerinde

kısa

zamanda

tarımda, hayvancılıkta, mahalli sanatlarda ve çeşitli tarımda

müspet sonuçlarını gösterecek, bütün bir memleket sathında görülen bu hareket, top yekun kalkınmamızı temin etmiş

olacaktır. Kendi tarımsal ihtiyacımız temin etmiş, başkasına el açmaktan, buğday ithalinden kurtulmuş olacağız. Nüfus artışı,

besin

maddelerine

olan

talebi,

(hızlı

şehirleşme

nedeniyle de) artırmaktadır. Bu talepler bizi, hem ithale

zorlamaktan, hem de dışa bağlamaya, sömürülmeye mecbur etmektedir. Bunlardan kurtulmak, bir kilo daha fazla tarım ürünü yetiştirmeye bağlıdır.

Cüce işletmeleri süratle birleştirmek, güçlendirmek,

toprak birleşimine gitmek suretiyle, kuru ziraat usullerini öğretmek,

sulamayı

geliştirmek,

krediyi

düzenlemek


148

Dr. Tahsin Ünal

mümkün olacaktır. Şehirleşme sonunda ekonomik, sosyal ve kültürel erozyonlar olmakta, köyler şehirlere doğru boşalıp, batıya toplanmakta ve yığılmaktadır. Yarınlarımızı tehdit eden bu tehlikeler, cazibe merkezleri kurup, halkı buralarda toplamak ve kalkındırmakla önlenebilir. Bu suretle hem köylünün üretimi değerlendirilmiş, eline para geçmiş, refahı artmış olur. Hem de devletten kredi alarak

sözde

tüccarlık

eden,

üreticiden

daha çok

para

kazanan, aracılar, tefeciler zümresi ortadan kalkmış olur. Giderek

fazla

kooperatifleri,

karları çiftçi

bünyesinde

ailelerinin

toplanan

tarıma,

bu

üretimi

krediye,

giyime,

yiyime, nakliyeye ait ihtiyaçlarını temin eden köyün bankası (sandığı), ekonomik güç kaynağı, kalkınmanın muharri ki, 207

okul, su, yol, elektrik inşalarının teminatı olur. Realite

bu

olmakla

beraber Atatürk'ün

1 929'da,

"çalışan köylüye işleyebileceği kadar toplum temin etmek üretimi artırmak, halkın refahını temin etmek hükümetin ödevidir" , 1 936'da da, "her çiftçi ailesinin geçinebileceği ve çalışabileceği toprağa sahip olması behemehal lazımdır" ilkelerine ve 1 96 1 Anayasasının, "Devlet, topraksız olan veya yeteri kadar toprağı olmayan çiftçiye toprak sağlamak" amacına

dayanarak

toprak

dağıtımı

yapılabilir

ve

yapılmalıdır. Mesela Doğu ve Güney Doğu Anadolu'da hala hüküm sürmekte olan

''feodal tarım" işletmeciliğine son

i

verilebilir. Modem tarım işletmecili i yapan ve ellerinde 2 fazla toprak bulunan kimselerin ellerinde bulunan 207

Köy Sendikaları, Uretim kooperatifleri hak.kında geniş bilgi için bakınız: Kurt Karaca, M illiyetçi Tp rkiye, Ankara, 1 970, s. 88, 1 1 1 . 208 Kurt Karaca, M illiyetçi Türkiye, Ankara, 1 970, s. 1 9-20.


Tarım Kentleri

149

topraklara, özel bir kanunla miktarlar

tespit

edildikten

et konularak, taban ve tavan sonra.

fazla topraklar

bedel

mukabilinde alınıp, bedel mukabilinde topraksız köylülere dağıtılabilir. Bu arada, bir de miri arazi (Hazine Arazisi) vardır. Bu da üzerinde durulması ve köylünün lehine halledilmesi icap eden önemli konulardan biridir. Tümünü bilmemekle beraber, 1 965- 1 968 döneminde kadastro yapılmış olan yerlerde, 1 3 milyon 877 bin dönüm

hazine arazisi olduğu ve tespit edilen bu miktarın % 1 ?'sinin ortalama olarak dönümün 4 liradan kiraya verildiği, geri

kalan % 83 ' den kira alındığını, kapanın elinde kaldığı tespit 209 Memleket sathında kadastro tamamlandığı g\in

edilmiştir. Hazine

arazisinin

13

milyonun

birkaç

katına

çıkacağı,

kapanın elinde kalan milyonlarca dönüm arazinin bulunduğu anlaşılacaktır. Bu arazi de, bir taban ve tavan esası kabul ederek köylüye dağıtmak suretiyle yüz binlerce fakir köylü ailesinin yüzünü güldürmek mümkündür. Hazine arazisinin

%

8 3 ' ünü kapan,

kira vermeden işleyen açık gözlerin

elindeki bu miri arazisine, fakir köylüler el uzatınca, kira mukabilinde biz ekeceğiz, yahut tapu ile bize verin, vergisini verelim deyince, devletin bir kolu olan jandarma harekete geçerek, hayır olmaz demekte, haksız gaspı ve açıkgözü müdafaa etmekte, haklı fakat fakir köylüyü sürüm sürüm süründürmektedir. Toplum zararına kullanılan ve anayasanın 3 7 inci maddesiyle kendisine verilen hakları elde etmek isteyen köylü, aynı silahlarla fakirliğin dehlizine itilmektedir.

209

Hilmi Özgen, 6 Eylül 1 970 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi.


Dr. Tahsin Ünal

1 50 Çıkarı lacak

özel

bir

kanunla,

"tevhid-i

arazi

düzenine" geçilebilir. Bununla ekilebilen araziler biraz daha çoğalırken, üretimin artması, zamandan tasarruf edilmesi,

müstakil

ve

sağlanabi lir.

üretici

çiftliklerin

Unutulmamalı

ki,

kurulması

imkanları

"toprak reformu, yalnız topraksız köylüye toprak dağıtmak, böylece adil olmayan toprak dağılışlarını düzeltmek değildir. Toprak reformunun bu yönü kadar, önemli ve zaruri olan bir yönü de, tarım, " teknik ve kredi yönü de vardır. 2 1 0 B u itibarla, Türkiye'de rasyonel ve radikal tarım

yapabilmek için ister istemez, tarım reformuna yönelmek,

önem vermek, yaygın tarımdan, yoğun tarıma gitmek icap eder. Bunda, cazibe merkezleri kurulmasının büyük rolü ve 11 hissesi olacaktır. 2

2. Ekonomik Faydalar Yukarıda bahsedilen

"tasarruf sandıkları" gibi, "köy yatırım sandıkları" da kurulacaktır. Siz buna, " Tarım Kenti Kooperatifleri" diyebilirsiniz. Yatının sandıklarında yahut yatırım

kooperatiflerinde

çevresinde tesis edilecek

toplanan

paralar,

tarım

kredi

"gübre sanayiine, tarım aletleri yapan makine sanayiine, tohum, tarım ilaçları sanayiine, mandıra ve süt sanayiine, yahut uçakta akan bir suyun, köye getirilmesine, kanal açılmasına, yem sanayiine" yöneltilecektir. Tarım kentleri, aynı zamanda "Sanayi Kentleri"ne dönüşecektir. Buralarda kurulacak küçük el sanatları da hem

gelişme, hem alıcı bulma, pazarlama

imkanların kavuşacaktır. 21° 211

Kurt Karaca, aynı eser, s. l l 5- l l 6. DİE., Tllrkiye istatistik Yıllığı, s. l 64.


151

Tarım Kentleri Tarım

kooperatifleriyle,

kentlerinde tarımda

alt

kurulacak ve

üst

olan

yapı

üretim

imkanları

kolaylaşacak, gelişmeye, dolayısıyla üretimin artmasına sevk

etme, paketleme pazarlama imkanlarına kavuşacaktır. Fiyat

dalgalanmaları, aracıların istismarı önlenecek, köylü para, dolayısıyla

kapital

sahibi

olacak,

parasını

çömlekte

saklamayıp yeni yeni yatırımlara gidecektir. Bu da köylünün refahını, köyün, dolayısıyla memleketin imarını ve milli gücün artmasını temin edecektir. Tarım

kentlerinin

kurulması,

toprak

reformunu,

teknik ve kredi reformlarını kolaylaştıracaktır. Ufalanmış tarım topraklarının tevhidini, suluda l 00- 1 50, susuzda 300350

dönüm

çiftçiliği

toprak

meslek

dağıtımını

edinmiş

kolaylaştıracak,

vatandaşlara,

tevzi

hem

de

edilmesini

mümkün kılacaktır. Kırsal arazilerin ıslahını batak arazinin

kurutulmasını, mera hayvancılığından ahır hayvancılığına geçilmesini kolaylaştıracaktır.

3. Sosyal Faydalar Köylüler, hala kabile yaşantı ve zihniyetini devam

ettirmekte, dini (Sunni-Alevi) ayrıntılarıyla, etnik (Türkmen, Yörük,

Laz,

Arap,

Kürt)

parçalanmaları

devam

edip

gitmektedir. Birçok köylerin, şiveleri, giyinişleri, adet ve

ananeleri birbirine benzemektedir. Parçalar birleşmemiş, bir

bütün olmamıştır.

Köyler,

bir cazibe merkezi

etrafında

birleştirilince, şimdiye kadar ayn ve uzak yaşamış birbirine

yabancı kalmış insanlar bir araya gelmiş karışıp kaynaşmış

olacaklardır. geleneklere

Yeni

görüşlere,

sahip yeni

yeni

bir toplum

düşüncelere,

doğacaktır.

tehlikeler kolayca bertaraf edilmiş olacaktır.

yeni

İdeoloj ik


1 52

Dr. Tahsin Ünal

Yeni toplum çiftçilerden, sanatkarlardan, esnaftan tüccarlardan, memurlardan ve aydınlardan müteşekkil olacak, çeşitli meslek sahibi insanların bir araya gelmesiyle üretimde, mahalli el sanatlarının gelişmesinde, çeşitli tarıma geçmeden, önemli adımlar atılacaktır. Parçalanmaların yerine, işbirliği, emniyetsizlik yerine güven gelecek, eski devirlerden kalan, kan davası, derebeylik ve mütegallibe tutumları yıkılacaktır. Tefecinin sömürüsü (kooperatifler işleyince) politikacının avcılığı azalacaktır. 4.

Kültürel Faydalar

Köyler, tek dershaneli, tek öğretmenli ve formasyon sahibi olmayan öğretmenlerin eğitiminden kurtulmuş olacaklardır. 8 seneye çıkarılmış olan (ilk ve ortaokul) okullarda köy çocukları da okuma imkanlarına kavuşmuş olacaklar, üstün kabiliyetleri bulup, üst sınıflarda yetiştirmek imkanı olacaktır. Aynı bir çevreye, ihtiyaçlara cevap veren kütüphaneye kavuşan köyler, birer fikir ve kültür merkezi haline gelirken, çocuklar okuduklarını unutmaktan kurtulacaklar, öğrendiklerini tatbik etme imkanına kavuşacaklardır. Halk eğitim kolaylaşacak ve bir gün dava kendiliğinden halledilmiş olacaktır. Yetişkinlerin iş ve meslek sahalarında yetiştirilmesi mümkün olacaktır. Birleştirilmiş olan köylerde çeşitli görüş kanaat ve gelenekler birleştirilmiş olacaktır. Bunun sonucunda eskileri yıkılmış, yerlerine daha sağlam yenileri konulmuş olacaktır. Köyler, ekonomik bakımdan olduğu kadar, kültür, gelenek ve inanç bakımlarından da, şehir seviyesine yükselmiş olacaktır. a.

Eğitimin Gayesi


Tarım Kentleri

1 53

Her millet ilk, orta ve yüksek öğretim ders planlannı hazırlarken bir yandan gayesini, genç kuşaklara aktarmayı ve kabul ettirmeyi düşünürken, öte yandan genç kuşaklan hem üretici olarak, hem de koordineli bir planla yetiştirmeyi düşünür. Her eğitim ve öğretimin bir gayesi vardır. Gayesiz eğitim ve öğretim olmaz, mesela: 1 . Eğitim ve öğretimin bir ilim gayesi vardır. Genç kuşaklan bilgili, kültürlü yetiştirmek ister. 2. Eğitim ve öğretimin bir fikir ve ahlak gayesi vardır. Genç kuşaklan terbiyeli, edepli, saygılı yetiştirmek ister. Vatanını, milletini bilen, seven nesiller yetiştirmeyi ister ve bunlar hakkında genç kuşaklara kültürel fikir ve ruh verir. 3 . Eğitim ve öğretimle genç kuşaklan becerikli, ameli

ve üretici olarak yetiştirmek gayesini güder. Üst sınıflara devam edemeyecek olan gençleri, toplum kalkınmasına katkıda bulunacak şekilde becerikli yetiştirir. 4. Eğitim ve öğretimle mahalli ekonomik, sosyal ve kültürel olduğu kadar, siyasi ve politik önderleri yetiştirme gayesi de takip edilir. Buna "önderler havuzu yahut devlet adamı fidanlığı da" denebilir. Kendi kendini yetiştirmiş bazı siyasi ve politik önderlerimiz istisna edilirse, bizim geri kalmışımızın nedenlerinden biri de devlet adamı fideliğimizin olmamasıdır. İngiltere, daha lisede iken lider veya önder olabilecek kabiliyette gördüğü çocuktan Oxfort veya Cambridge üniversitelerinde eğittikten sonra onu hayata atmakta, bir müddet hayatta da bu tip çocuklan takip ettikten sonra, ona önemli vazifeler vermektedir. Olgunluk çağına kadar da önemli vazifelerde bulunan bu insanlar, buradan


1 54

Dr. Tahsin Ünal

mebus olarak meclise gelmekte, bakan veya başbakan olmaktadır.212 Böylece yetişen bu tip aydınlardan 1 95 1 'de % 82 7' si kabineye, 1 96 1 'de de % 7 6' sı parlamentoya ve kabineye girmiştir. Bildiğimiz kadarıyla West Point de Amerika'nın liderler okulu ve devlet adamı fidanlığıdır. 5. Eğitim ve öğretimin gayesinden biri de mevcut

düzene sadık müdafiler yetiştirmektir. Marksist ve Maoist eğitimle yetişen genç kuşaklar bu düzen ve rej imin düşmanı, milliyetçi eğitim ve öğretimle yetişen genç kuşaklar böyle bir düzen ve rejimin sadık müdafileri olarak yetiştirilmektedirler. Rejimler, kendilerini müdafaa edecek olan nesilleri kendi okullarında yetiştirirler. 6. Eğitim ve öğretim, aynı zamanda bir yükselme

merdiveni vazifesi de görür. Bugün küçük bir memur olarak görünen üniversite mezunu, 1 5 sene sonra bir genel müdür veya bakanlıkta müsteşardır. Ama bu seviyeye yükselmiş lise mezunlarının, hele ortaokul mezunların oranı % 6-8 kadardır. O halde eğitim ve öğretimin bir gayesi de, toplwnda yükselme merdiveni inşa etmektir.

212

Böyle bir eğitim ve öğretim, tetkik edilirse bizim tarihimiz de vardır. Ehl iyet ve kabiliyeti görülenler Acemi Oğlanlar Ocağından seçilir, Enderun Okuluna getirilirdi. Enderun Okullarını bitirenler Sancak Beyliklerine tayin edilirdi. Sancak Beyleri, Beylerbeyi, Beylerbeyleri arasından iki tanesi Anadolu'ya Rumeli Beylerbeyi tayin edilirlerdi. Anadolu veya Rumeli Beylerbeyinden biri Kubbe Altı Vezirliğine getirir ve Baş Vezir (sadrazam) olmak için sıraya girerdi. Sadrazam ölür veya azledilirse Kubbe Altı Vezirlerinden ikincisi, Birinci Vezir yani sadrazam olurdu. Sadrazam diğer Kubbe Altı Vezirlerinden en kıdemlisi ve tecrübelisi, en kabiliyet ve l iyakatlisi idi.


Tarım Kentleri

1 55

7. Eğitim ve öğretimin en önemli gayesi de dışarıdan

ithal edilen fikir ve programlarla değil, tamamen mil li olan fikir ve programlarla, üretici, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma çabalarına katkıda bulunucu, idareci, aydın ve idealist genç nesiller yetiştirmektir. Çünkü sahipsiz millet ve memleketler her devirde askeri istilalardan daha tehlikeli olan kültürel istilalara maruz kalmışlardır. Ve kalmaktadırlar. Bu pek acı gerçektir. Hindistan İngiliz sömürgesi iken, Hindistan Genel Valisi Lord William Bentincak, öğretim teşkilatına yayınladığı bir tamimde, "size şunları bildirmek benim, bunları yapmakta sizin vazifenizdir. İngiltere politikası, kendi dilini bütün ülkeye yaymak ve halkın resmi dili haline getirmektir" dediği gibi; Lord Locudley de, "şimdilik idare ettiğim milyonlar arasında tercümanlık yapabilecek bir sınıf meydana getirmeliyiz. Fakat sonra kan ve renkleri Hintli olmakla beraber zevkleri, düşünce ve zihniyetleri, yavaş ve ahlakları tamamen İngiliz olan bir elit sınıfyetiştirmek gayemiz olmalıdır" diyordu. Bizim uzak ve yakın tarihimizde de, kanları ve renkleri Türk olmadığı halde, zevkleri, düşünür ve zihniyetleri, hatta yaşayışları ve ahlakları Türk olmayan bir elit zümre yetiştirilmiştir. Millet ekonomik, sosyal ve kültürel dertlerine deva bulamayan, üstelik geri kalmamızda büyük hissesi bulunan, bu tip aydınlardan Ziya Gökalp de2 1 3 yakınır. Bunları teyit eden Prof. H. Topçuoğlu 1 969'da bile bakınız ne diyor: "Geri kalmış milletlerin aydınlarının ve devlet adamlarının çocuğu, hiç değilse bir kısmı, yabancı m

M. Emin Erişirgil, Bir Fikir Adamının Romanı, s. 1 49.


1 56

Dr. Tahsin Ünal

memleketlerde okuduklarından ve memleketlerde okuyanlara ayrı bir değer verildiğinden, onlar, okudukları yabancı memleketlerin okullarındaki. konuların ders programlarının en iyi konular, en iyi ders programları olduğunu sanırlar. Okudukları yabancı memleketlerdeki ekonomik düzenleri en iyi ekonomik düzen kabul ederler. Okudukları yabancı memleketlerin yaşayışını, zihniyetini ve ahlôkını benimserler. Kendi memleketlerinde de aynı düzenlerin kurulmasını isterler ve tesis ederler. Halbuki bu eğitim sistemleri, bu ekonomik düzenler, bu zihniyet ve yaşayışlar o memleket içindir, o toplum içindir. Bunlar yarı sömürge olan, geri kalmış milletlerin eğitim hatalarıdır ve bu hataların en büyüğü de aynen taklit "2 1 4 hatasıdır. Oxford Üniversitesi Profesörlerinden Thomas Balogh, "gerin kalmış milletlerin öğretimde yaptıkları en büyük hata, Avrupa okul sistemlerini körü körüne taklit etmiŞ olmalarıdır" derken, taklitçiliğin başlangıcını anlatan Alber Tevodire de, "milletler sömürge rejimini yendikten sonra dahi, sömürgecileri, kalkınma konusunda örnek saymışlardır. A vrupa 'yı taklit etmişlerdir. Onun gibi düşünmek, onun zihniyeti taşımak, onun gibi yemek ve giyinmek, onun gibi yaşamak istemiş/eridir. Geri kalmış bir memlekette ideal olan şey, Avrupalı bir memur olmaktır. Herkes tarımdan, maden işletmek ve işlemekten, hayvancılıktan kaçarak, bir büroda memur olmaya bakmıştır" der. Taklit eğitim üretim değil, tüketim esasına dayalı bir eğitimdir. Körü körüne

214

H . Topçuoğlu, Eğitim Sosyoloj isi, Ankara, 1 97 1 , s. 125.


Tarım Kentleri

1 57

Avrupa'yı taklit etmek bizi de bu kalıbın içine sokmuş,

okullarımız memur yetiştiren fabrikalar haline gelmiştir.

b. Eğitimin Yeni Şekli Yukarıda kısa izahına çalıştığımız eğitim ve öğretim hatalarını, vakit geçirmeden tashih etmek zorunluluğu vardır. Bir yarı somurge durumunda olan Osmanlı İmparatorluğu'nun hem de batıcılığa en çok önem verildiği bir dönemde 1 83 5'de ilk öğretim mecburiyeti kabul edilmişti. 1 35 senelik ilk öğretim mecburiyeti Türk toplumuna çok az şey getirmiştir. Sadece hayali ve nazari esaslara dayanan bir ilk öğretim ne üretimi artırabilir, ne yetiştirdiği insanın, kalkınma çabasına katkıda bulunmasını temin edebilir. Ne sanatkarlar yetiştirebilir, ve ne de hayat seviyesini yükseltebilirdi. Böyle bir eğitim ve öğretim sistemi ve okul, bizatihi kendisi ve yetiştirdikleri, tüketici olabilirdi ve olmuştur. Bu itibarla öğrenime mutlaka yeni bir şekil verilmelidir ve bu şekliyle eğitim ve öğretim; üretici, beceri kazandırıcı, kalkındırıcı, öğretici, özellikle mahalli ekonomik, sosyal ve kültürel sahalarda yetiştirici olmalıdır. Sully, ''yegane servet insanların kendisidir" derse de, biz milletlerin hakiki serveti çocuklarıdır, kanaatindeyiz. Bu serveti beslemek, bu serveti değerlendirmek lazımdır. Bu servet aile ocağında, ilk ve daha yüksek okullarda beslenmeli ve bir değer kazanmalıdır. Kalkınabilmek için yeni eğitim ve öğretimle çocuklara beceriler kazandırmalı, onu bir.mesleğin sahibi yapmalıdır. Onun kendi hayat çabası içinde, mutlaka üretici bir faaliyet için hazırlamalıdır. Yeni eğitimde çocuklara tarih, coğrafya, matematik, fizik ve kimya ve önder


1 58

Dr. Tahsin Ünal

olma vasfı, sebep-sonuç ilişkileri düşüncesi, çalışma ve bulma

tecessüsleri

verilmeli

ve

şahsi

meziyetleri

geliştirmelidir. Tabiata hakim olacak teknik bilgiler metot, mantık

ve

muhakeme

gücü

verilmelidir.

çocuklara, tanına, hayvancılığa, arıcılığa, sanatlarına

ait

öğretecek ehil

beceriler

verilmelidir.

Yeni

eğitimle

sebzeciliğe,

Bunları

öğretmenler yetiştirmelidir.

el

çocuklara

Bütün bunlar

tanın kentlerinde inşa edilecek ve sekiz sene devam edecek olan

"bölge okulları"nda hem kolay, hem de ucuz verilebilir. Bugün

memleketimizde

doğwn

hızı

(%

2 . 8)

okullaşma hızından (% 2) ilerdedir. Bu itibarla okullaşma, doğumla

meydana

gelen

ihtiyacı

karşılamayacaktır.

Karşılayabilmesi için genel bütçenin % 50' sini okullaşmaya

ayırmak lazımdır ki, bu da mümkün değildir. Öyle ise

okullaşma hızını, doğum hızına yetiştirmek ve okul çağına gelen her çocuğu okutabilmek için tarım kentlerinde 8 sınıflı

bölge okulları

açmaktan başka çare yok gibidir. Tarım

kentlerinde bölge okulları açılırsa:

1 . Hem bu davanın halli kolay olacaktır. Hem de ucuz

olacaktır.

2. Fırsat eşitliği sağlanmış olacaktır. Eğitimde fırsat "kabiliyet havuzu" teşkiline öte yandan

eşitliği bir yandan bir bu

havuzdan

üstün

kabiliyetleri

yetiştirmeye zemin hazırlayacaktır.

tanımaya,

bulmaya

ve

3 . İlk sınıflardan üniversite sını flarına kadar çocukları

kabiliyetlerine göre tasnif etmek, bunları kendi sahalarında istihdam ederek, prodüktiviteyi artırmak mümkün olacaktır.

4. İlk sınıflardan üniversitesi sınıfların kadar tüm

çocukları ciddi elemelerden geçirerek üstün zekalı çocukları


Tarım Kentleri

1 59

tespit etmek, bunları ihtiyaca göre ve bir plan dahilinde yetiştirmek, devlet mekanizmasında yer vermek imkan dahiline girecektir. 5 . Sekiz senelik ilkokulu bitirdikten sonra üst sınıflara gidemeyenleri ki, bunlar büyük çoğunluğu teşkil eder. Elde ettikleri becerilerle, babalarından daha iyi üreticiler haline getirmek mümkün olacaktır. 6. Yeni eğitim, 8 sene esasına olduğu gibi seçme ve seçilme esasına da dayalı olacaktır. Seçmeyi çocuğun kendisi, seçilmeyi öğretmen yapacaktır. Mesela 1 00 öğrenciden 5-6 tanesi tarımcılığı, 5-6 tanesi hayvancılığı, 5-6 tanesi sebzeciliği, 5-6 tanesi tavukçuluğu, arıcılığı vb. isteyecektir. Böylece günümüzde de olduğu gibi çocukların % 75-SO'i köyde kalacak, babalarından daha iyi üretici olacaklar, 20'de lise ve yüksekokula devam edecektir. 7. Tüm geri kalmış milletlerde olduğu gibi bizim kalkınabilmemiz, için de üst kademelerden alt kademelere kadar, çeşitli sahalarda kadrolar yetiştirmemiz icap eder. Bu kadrolar mesela, iktidar kadrosu, merkez veya bakanlıklar kadrosu taşra veya vilayetler kadrosu, tarımcılar, sanayiciler, sanatkarlar, imalatçılar, kadrosu vb. gibi kadrolara ihtiyaç vardır. Bu kadrolarla geriliğe, fakirliğe, cahilliğe, tembelliğe ve ahlaksızlığa taarruz edebiliriz. Milletlerarası Kalkınma Merkezi Genel Sekreteri Mauris Guemier güçlü devletlerden yardım alan geri kalmış milletlerin hatalarını sayarken, "yardımı israf ettiler, yardıma hazır olmadıklarından kullanmasını bilemediler, yardımı alan devletlerin hükümetleri de, kendilerinin neler yapmaya muktedir olduklarını, neler yapmaları icap ettiğini


Dr. Tahsin Ünal

1 60

bilmediler. Bu konuda ne bir rehber, ne bir danışman kabul ettiler. Bunun ıçın de toplumlarını kalkınmasını hızlandıracak ne esaslı bir eğitim düzeni, ne esaslı bir iskan düzeni, ne bir tarım ve ne bir üretim düzeni kurabildiler. Onların tek endişeleri günlerini gün etmek sonra da işin içinden sıyrılmaktır" diyor. 2 1 5 Genel sekreter sanki bizim halimizi anlatıyor ve bizim ilköğretim konusundaki, tarım kentleri konusundaki fikirlerimizi teyit ederek, "kalkınmak isteyen milletler iskan davalarını hallederek tarım kentleri kurmak, tarım ve endüstrilerini kalkındırmak, ithalat ve ihracat dengelerini temin etmek çabasına girmeli ve bu çabaların eksenleri etrafında toplanmalıdır/ar, diyor. "

c. Eğitim Niteliği Yıllarca statik kalmış bir memlekette, il inci Cihan Harbi'nden sonra, milletin tüm çocuklarını okutmak zarureti anlaşıldı. Bunun sonucu olarak eğitime karşı talep hızla arttı . Talep kimsenin karşı duramayacağı bir güç kazandı. Ailelerin çoğu okur, yazar olmadığından daha iyi eğitim değil, daha çok eğitim talep ediyordu. Daha çok okul açmak, daha çok okwna yazına öğretmek adeta gaye oldu. Daha çok ilkokul talebi, daha çok ortaokul talebini, bu da daha çok lise talebini körükledi. Fakat daha çok okul yerine, daha iyi eğitim üzerinde kimse durmadı. Öğretmenlerden % 80-90 oranında başarı istenmesi ve bunun da ayrı bir gaye telakki edilmesi, az bilenlerle çok bilenlerin, iyi bilenlerle fena bilenlerin, tembellerle çalışkanların üst sınıflarda toplanmasına sebep oldu. Ekonomik amaçlara yönelmemiş, üretime faydası ve katkısı olmayan bir eğitimin olumsuz m

H. Topçuoğlu, Eğitim Sosyolojisi, Ankara, 1 97 1 ,

s.

1 9.


Tarım Kentleri

161

sonuçlar tevlit edeceği, velilerin aklına gelmediği gibi öğretmenlerin ve M.E. Bakanlığının da aklına gelmedi. Daha çok eğitim, daha çok okul, tabii olarak daha çok öğretime olan ihtiyacı ortaya koydu. Çok okula, çok öğretmen bulmak düşüncesi, öğretmenin kalite ve kapasitesinin düşmesine sebep oldu. Bunlar eğitimi olumsuz yönde etkiledi ve eğitimi sathileştirdi. Eğitim sathileştiren nedenler sadece bunlar değildir. Çok eğitim ve çok okul, bir yandan kütüphanesiz, laboratuarsız okulların adedini çoğaltırken, öte yandan kitapsız, deftersiz, kalemsiz, hatta öğretmensiz okulların da adedinin çoğalmasına sebep olmuştur. Prof. F. Bowley, "Ortadoğu 'da Profesörsüz üniversiteler, malzemesiz kütüphaneler, kitapsız laboratuarlar, diplomalı işsizler, tüketici insanlar gördüm. Bu nedenle onların idarecileri beyin gücünden, güç gücünden devlet bütçesini israftan, ehliyetsiz oldukları halde iktidara talip olufı, orada ısrarla kaldıklarından 16 sorumludurlar" diyor. Okullaştırma denilen bu tür çabalar yalnız bizde değil, bizim gibi geri kalmış başka ülkelerde de olumlu bir sonuç vermemiştir.2 1 7 Çünkü okula başlayan çocukların bile, beş sene sonra okuldan % 50 bilgi oranın da mezun oldukları çok görülmüştür. Cılız ve kifayetsiz elemanlar yetiştirecek, çalışmayı zahmetli, külfetli ve süfli bir iş, memur olmayı kolay ve haysiyetli bir meslek kabul eden bir memlekette okullar memur yetiştiren bir fabrika olmaktan kurtarılmayacaktır. 216 217

H. Topçuoğlu, Eğitim Sosyoloj isi, Ankara, 1 97 1 , s. 128. Aynı Eser, s. 164, 1 66.


Dr. Tahsin Ünal

1 62

LİSE ÖNCESi Yıllar

Okul Çağı Nüfus

Okula Giren

Okullaşma %

1 96 1 - 1 962

1 ,783,000

320,000

18

1 962- 1 963

1 ,882,000

336,770

18

1 963- 1 964

1 ,98 1 ,000

347,740

1 7,6

1 964- 1 965

2,000,000

354,800

17

Yıllar

Okul Çağı NDfus

Okula Giren

Okullaşma %

1 96 1 - 1 962

1 ,500,000

1 44,700

9,6

1 962- 1 963

1 ,580,000

1 75,200

11

1 963- 1 964

1 ,674,000

1 8 1 ,250

1 0,8

1 964- 1 965

1 ,770,000

1 83,250

1 0,4 dür.

LiSELERDE

Okullaşma oranı batı, mesela İzmir'de % 98 olduğu halde, Doğu Anadolu'da mesela Hakkari 'de % 27 olması doğu ile batı Anadolu arasında da önemli farklar bulunduğunu izah eder. Köy okulları ile şehir okulları arasında da önemli farklar vardır. 1 96 1 - 1 965 döneminde köylerde öğretmen sayısı % 30 artarken şehirlerde % 40 oranında artmıştır. Halbuki, aynı dönemde köylerde 20.550.000 nüfus varken, şehirlerde 1 0.800.000 nüfus yaşamakta idi ve öğretmen artışı köylerde fazla, şehirlerde az olması icap ederdi. Öyle bir Eğitim düzeni tesis etmeliyiz ki, ilk sınıflardan üniversitenin son sınıfına kadar ciddi elemeler yapılmalıdır. Eleğin üstünde kalanlara üst sınıflara devam etme imkanı sağlanırken eleğin altına geçmiş olanları da halk


Tarım Kentleri

1 63

yahut mesleki eğitimlerden geçirerek becerikli iş sahibi üretici ve kalkınmaya katkıda bulunucu vatandaşlar yetiştirmelidir. Üst sınıflarda eleğin altına kalmış olanları bir yandan keza becerikli bir iş sahibi olarak yetiştirirken, bir yandan da planlanmış olan ihtiyaçlara göre ziraat, sanayi, makine, inşaat, elektrik, motor, tıp vb. teknikerleri, bir yandan da iş adamı, sanatkar vb. yetiştirmelidir. Eleğin daima üstünde kalanlardan da yine bir plan dahilinde ehliyetli ve kabiliyetli uzman kadrolar yetiştirmelidir. Yetişen uzmanları da kendi sahalannda hem halkla temas ederek onu tanıması, dert ve ihtiyaçları yerinde tespit edebilmesi, hem de vazifesi başına gelince halktan kopmaması, isabetli kararlar alabilmesi için mecburi hizmetler tahmil ederek tarım kentlerine göndermelidir. Burada haşan gösterenlere diplomaları verilmeli oradan vilayete, vilayetten de merkez kadrosuna alınmalıdır. Merkez kadrosu aynı zamanda devlet fideliği ve uzman havuzu olmalıdır. 2 1 8 Tanın Kentleri tesis edilirse bütün bunlar imkan dahiline girecektir. Bilindiği gibi i lköğretim çalışmaları, 0- 1 2 yaş arasındaki bütün çocukların eğitilmesini-öğretilmesini kapsar. Bu çalışmalar: Kreşler, anaokulları, ilkokullar, sakatların eğitimi (körler okulu vb.), halk eğitimi ve kurslar şeklinde yapılmaktadır. Bunlan sıra ile değil, öncelik derecesine göre: 218

B iz bu suretle öğretimin maddi yanının çatısını çatmaya çalıştık. Konunun manevi yanı için bakınız: N. Hacıeminoğlu, Dokuz lşık'ta Eğitim Sistemi, Ankara.


1 64

Dr. Tahsin Ünal

I . İlkokul öğretimi çalışmaları, il.

Yan öğretim çalışmaları şeklinde iki kısma ayırarak mütalaa etmekte, konunun izahı ve anlaşılması bakımından fayda vardır. Burada asıl ve önemli olan konu, "İlköğretim" konusudur. Bu konu halledilirse "yan öğretim çalışma/arz" da kendiliğinden halledilecek veya çok kolaylaşmış olacaktır.

1. Öğrenci Durumu : N üfusumuz 1 964 sayımlarına göre 3 1 .390.000 olduğu halde 1 970 sayımında 36 milyon küsur olduğu anlaşıldı. % 2.8 bir oranla, her sene 890 bin kadar artıyoruz. Buna paralel olarak çocuk miktarı da artıyor. Çocuk artışı, bizi her sene 7- 1 2 yaş arasında ve adedi oldukça kabarık bir çocuk ve bu çocukların eğitimi problemi ile karşı karşıya getirmektedir. Mesela:

Yıllar

7- 12 Yaşa Arasındaki Çocuklar

1 950

2.326.059

1 955

2.697.052

1 960

3 .534.883

1 965

4. 1 62. 1 94

1 966

5.098.000

1 967

5.520.000

1 968

5 .520.000


Tarım Kentleri

1 65

Çocukla karşı karşıya gelinmiştir. Bu kadar çocuğun tamamının eğitilmesi, öğretilmesi icap ettiği halde, mali imkanlarımızın zayıflığı, okul ve öğretmen yolluğu sebebiyle bunların ancak bir kısmı okutulabilmekte, bir kısmı, öğretim nimetlerinden mahrum kalmaktadır. Mesela:

Yıllar 1 968 1 950 1 955 1 960 1 965 1 966 1 967

7-12 Yaş Arası 5,520,000 2,326,058 2,697,052 3,534,883 4, 1 62, 1 94 5,098,000 5,390,000

Ok. Kaydolan 4,950,000 1 ,95 1 ,039 1 ,866,666 2,5 1 4,000 3,8 1 3,709 4,260,000 4,736,000

Olmayan 570,000 735,0 1 9 830,386 1 ,020,29 1 348,485 838,00 654,000

Çocuk ogrenim çağında olduğu halde okula kaydolamamıştır. Okula kaydolamayan miktar ile, kaydolduğu halde sonradan okulu terk eden miktar "ki bunların miktarı % 50 kadardır" birleşerek yarınlarımızı tehdit eden tehlikeler olmaktadır. Yarının cahil ana ve babalarıyla memleketi kalkındırmak zorlaşmaktadır. Çünkü; 1 967'de 1 0.5 1 9.000 olan okuma-yazma bilmeyenlerin miktarı l 972'de 1 3 .480.000, aynı sene okuma çağına gelen çocuklarla beraber 1 9 milyona çıkmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı önümüzdeki senelerde artacak çocuk miktarını ve bunun için lazım olacak derslik adedini şöylece hesap ederek planlamıştı.


Dr. Tahsin Ünal

1 66

Yıllar 1 969- 1 970

Çocuk Miktarı 5 ,650,000

1 970- 1 97 1

5,780,000

İlave Derslik Adedi 7,000 6,500

1 97 1 - 1 972

5,840,000

8,000

Ve 1 972'de ilköğretim davasını halledeceğini, kabul etmiş ve etmektedir. Halbuki, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da çocuk miktarına lazım olan dershane (okul) bulmak mümkün olmayacaktır. Çünkü, daha şimdiden şehirlerde 1 960, köylerde 2680 ilkokulda ikili ve üçlü öğretime gidilmeye başlanmıştır. 219 Bu toplum olarak 4600 ilkokula daha ihtiyaç var demektir. Okula kaydolduğu halde bir müddet sonra okulu terk edenler yine olacaktır. Bunlar halk eğitimi konusunda toplanıp oranını, yükünü ağırlaştıracaklardır. Bugünkü sistem ve anlayışla çocukların okulu terk etmesinin dolayısıyla halk eğitim çalışmalarının yükünü hafifletmesinin önüne geçmek mümkün görülmemektedir.

2. Okul Durumu: Milli Eğitim Bakanlığı hızla artan çocuklara derslik bulma çabası içindedir. 1 966- 1 967 dönemine kadar mevcut bulunan 78.400 dersliğe, ikinci be� yıllık plan döneminde 30.500 derslik daha ilave ederek, 22 miktar 1 1 4.000'e çıkarılacak, ve okul davası halledilmiş 2 19 220

-1967-1 968 İlköğretim, s. 9. Derslik miktarı hakkında 1 967-1 968 ilköğretim istatistiği, s. l 7'de

8.669 derslik gösterirken il. Beş Yıllık Plan hedeflerine uygun eğitim çalışmaları istatistiğinde bu miktar 78.400 olarak gösteriliyor.


Tarım Kentleri

1 67

olacaktır demektedir. Halbuki; bu hesabı yapan M. Eğitim Bakanlığı her dershaneye 40-4 1 öğrenci düşeceğini de hesaba katmıştır. Fakat mesela, 1 967- 1 968 döneminde faal olan 78.400 dershanede 4.492.232 öğrenci okumakta olduğuna göre,221 her sınıfa 56-57 öğrenci düşmektedir. Realiteler bunun da aksine göstermektedir. Çünkü, bir sınıfta 5657 öğrenci olmuş olsaydı yukarıda da temas edildiği gibi bir çok yerlerde ikili ve üçlü öğretime gidilmezdi. Sınıflardaki öğrenci miktarının fazla olması hem psikolojik ve pedagojik hataların doğmasına, bu da çocuklarımızdaki bilgi ve kültür seviyesinin, istenilen seviyeden çok aşağılara düşmesine sebep olmaktadır. Kalabalık sınıflarda okuyan çocuklarla, okumayanlar arasında az çok farklar vardır. Bunun misallerini, özellikle köylerde görmek mümkündür. Okuldan çok zayıf mezun olan halk eğitiminin işini ağılaştırmaktadırlar. 1 96 1 - 1 965 döneminde ve beş senede 1 0.000 okul yapılması,222 kararlaştırılmış olduğu halde ancak 3900 okulun yapılmış olması,223 ister istemez yarınlara matuf düşünce ve planlar hakkında insanı tereddüde düşürmektedir. Beş sene içinde yatırımlara ayrılan para miktarından (2 milyar 200 milyon) yeniden yapılması düşünülen 30 yatılı okul parası çıkarılırsa (ki 2 1 .000.000 TL. ediyor) geriye kalan 2 milyar liranın 3 5.000 dersliği tamamlayamayacağı hakikati de üzerinde durulmaya değer bir konudur. Çünkü bugünkü fiyatla bir dershane 60.000 lira civarında 221 222 223

1 967-1 968 İlköğretim, s. 47-48. ilköğretim Komitesi Raporu, I O Yıllık Plan, s. 1 5. Devlet ist. Ens. Milli Eğitim Hareketleri, s. 1 3 .


1 68

Dr. Tahsin Ünal

tamamlanmak.tadır. Artan fiyatlar karşısında bir dershane 5 sene sonra bu fiyata çıkmayacaktır.

3. Öğretmen Durumu: Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen bulsa, her yerde eğitim yapacaktır. Fakat bulamamaktadır. Bakanlık: a. Artan çocukları okutmak, b. Öğretmensizlikten kapalı duran 84 okula öğretmen bulmak, c. 3. sınıf okulları 5. sınıfa çıkarırken lazım olan öğretmeni temin etmek, d. Yeni yeni açılan okullara öğretmen tedarik etmek çabası içindedir. İhtiyaçlarını da il. Beş Yıllık Plan dönemi içinde, daha fazla öğretmen yetiştirerek tamamlayacağına ve bu meseleyi de 1 973 'de halledeceğine kani bulunmaktadır. Mesela, 1 9671 968 döneminde 1 05.21 1 öğretmenin mevcut olduğu kabul edilerek, müteakip senelerde yeniden yetiştirecek öğretmenlerle miktarın 1 972- 1 973 döneminde 1 46. 1 50.000'e çıkarılacağını ve bu davanın da halledilmiş olacağını kabul etmektedir. Halbuki; M. Eğitim Bakanlığı'nın öğretmen yetiştiren yegane kaynağı, ilk öğretmen okullarıdır. Hazırlanmış planlara rağmen bu okullarda her sene aynı miktarda öğretmen yetiştirmek mümkün olmamaktadır. Bakanlık bunu yakinen bildiği için öğretmen ihtiyacını, "stajyer, lise mezunu ve kurstan geçirilmiş, yedek subay ve vekil öğretmenlerle" karşılamaya çalışmaktadır. Çoğu zaman ya da bu sebeplerle öğretmenliğe girenlerle, ayrılanlar arasında önemli bir fark olmadığından öğretmen farkı kapatılamamaktadır. Mesela l 966- 1 970 döneminde 8500 kişi öğretmenlikten ayrılırken, l 2.200 kişi öğretmenliğe girmiştir.


Tarım Kentleri

1 69

Diğer bir hesaba göre de, her sene 4229 öğretmen idarecilik sebebiyle ders vermekte 8500 öğretmen de meslekten ayrılmakta, dolayısıyla 1 2. 729 öğretmen meslek dışı kaldığından öğretmene olan ihtiyaç azalacağına artmaktadır. Bu hususta hiçbir mütalaa beyan etmeden rakamları vermekle iktifa edeceğim. Köylerdeki bütün bu başarısızlıkların yanı başında, onun paralelinde, fakat bunlardan daha önemli olan, köylerde tatbik edilen eğitim politikasının muhteva bakımdan hataları, eksiği ve manasızlığıdır.

1

Öğretmen Asıl öğretmen

2

Stajyer öğretmen

3

Er öğretmen

607

5.525

4

Yd. Sb. öğretmen

223

764

5

Geçici öğretmen

825

1 0.688

6

Vekil öğretmen

1 .277

6.040

7

Eğitmen öğretmen

43

2.482

Öğretmen Adedi Öğretmenli okul Öğretmenli okul Öğretmenli okul Öğretmenli okul

Şehirlerde 1 25 1 39 1 09

Köylerde 1 3 .3 1 3 1 0.340 3 . 1 78

101

1 .389

292

840

1 75

347

1 2 3 4 5 6

Öğretmenli okul Öğretmenli okul

Şehirlerde 1 4.455

Köylerde 33. 1 55

1 .9 1 7

1 0.2 1 o


Dr. Tahdn Ünal

1 70

25 1

1 43

8

Öğretmenli okul Öğretmenli okul

227

87

9

Ö ğretmenli okul

263

64

1 0 Öğretmenli okul

276

43

Şehirlerde 10

Köylerde 1 .344

7

1

Sınıf miktarı Sınıflı okul

2

Sınıflı okul

18

913

3

Sınıflı okul

22

834

4

Sınıflı okul

49

5

Sınıflı okul

3.730

1 .409 25.340.l.l'l

Bütün Türkiye'de okuma-yazma bilenlerin oranı % 48. 7, bilmeyenlerinki % 5 1 .3 'tür. Köylere doğru gidildikçe bu oran, bilenlerde % 38.6 düşerken, bilmeyenlerin oranının % 61 .4'e yükseldiği görülür. İ smini yazacak, sokağın adını okuyacak kadar okuma-yazma bilmek de bugün bir mana ifade etmemektedir. Köylerde, adetleri az, mesleki formasyonu iktisap etmemiş öğretmenlerin istihdam edilmesi, köylerdeki okuma­ yazmayı, okuduktan sonra unutmayı, köy kalkınmasını olumsuz yönde etkilemektedir. 1 963- 1 964 döneminde ilkokulu bitiren tüm öğrencilerin ancak % 65'i üst sınıflara devam etmiştir. Bunun ancak % 1 5 kadarı köy çocuklandır. 222 sayılı kanunun bir gereği olan, "köylerde 1 4 yaşında 224

1 967-1 968 ilköğretim istatistikleri, s. 1 O- 1 2.


Tarım Kentleri

171

olup ilkokulu bitirenler için mecburi, bitirmeyenler ıçın ihtiyari olan yetiştirici ve tamamlayıcı kurslarda" henüz açılamadığından, köylerde ilkokul öğretimi şu duruma göre, lüzumsuz hale gelmektedir. Köy ilkokullarında program uygulamaları da kayıpları telafi etmekten uzak kalmaktadır. Bu itibarla, "köylerde tüketici ve yok olucu eğilime değil, üretici ve yaratıcı eğitime ağırlık verilmelidir. " Fırsat eşitliği sağlanarak, yetişenlerin üstün kabiliyetli olanları üst sınıfa gönderilmelidir.

Bu davanın bir de ruh yanı vardır. Şimdiye kadar davanın ruh yanı üzerinde duran, hemen hemen hiç olmamıştır. Duranlar da "gericilikle" itham edilmiştir. Bu hali, ta! .. o zamandan beri olmalı ki M. Akif şöyle anlatıyor: "Köylü cahilse, hayvan mı demektir? Ne demek? Kim tepe nimeti, insan meğer olsun eşek. Koca bir köy ıitreştik, odunsuz yattık. O büyük mektebi gördün ya biz yaptık. Kimse evladını cahil komak ister mi a yol? Bize lazım iki şey var: Bir mektep biri yol. Sonra baktık ki, hükümetten umup durdukça Ne mühendis verecekler bize ne hoca Para bizden hoca sizden deyiverdik. . . o zaman Çıkagelmez mi bir soysuz, aman Al/ahım aman. Görmeliydin o muallim denilen maskarayı. Geberir camiye girmez, ne oruç var, ne namaz.


Dr. Tahsin Ünal

1 72

Gusül abdestini, Allah bilir amma tanımaz. Huyu dersen, bir adamcık ki, sokulmaz adama! Bari bir parça alışsaydı ya... adama. Bir selam ver be herif, ağzın aşınmaz ya. . . hayır. Ne bilir selam vermeyi, ne de sen versen alır. Yağlı yer, çeşmeye gitmez, su döker el yıkamaz, Kafa orman gibi lakin o bıyık hep budanır, Ne ayıptır desen anlar, ne tükürsen utanır. Tertemiz yerlere kirlifotinlerle dalar. Kaldırımdan daha berbat olur odalar. Hiç ayık gezdiği olmaz bizim farmasonun. İçki yüzler suyu, ahlôkını bir bilsen onun. "

İ şte bu tip öğretmenle Türk köylüsü asla bağdaşamamış, dolayısıyla öğretmen köye ve köylüye faydalı olamamıştır. 4. Para durumu: Milli Eğitim Bakanlığı, genel bütçeden 1 968- 1 969'a 2.500.000.000 lira almak suretiyle Milli Savunma, Maliye Bakanlıklarından sonra 3., Bayındırlık Bakanlığından sonra yatırım yapan 2. bakanlıktır.

Genel bütçeden aldığı paradan başka (bazı teberru ve halk yardımı istisna edilirse), hiçbir geliri yoktur.


1 73

Tarım Kentleri

İLKOKUL YATIRIMLARI iÇiN AYRILAN PARA Yıllar Yatırım Miktarları TL. 630.552,000 1 964 1 965

583.01 9,000

1 966

662.349,000

1 967

262.444,000

1 968

537.600,000

1 969

472.500,000

1 970

361 .000,000

1 97 1 -72

602.000,000 liradır.

Bu miktarların günümüze kadar olan kısmı sarf edilmiştir. Bundan sonra da, senede ayrılan miktarları sarf ederek, yukarıda da temas edildiği gibi 35,500 dershane daha inşa edip, okul ihtiyacını karşılayacaktır ve M. E. Bakanlığı buna inanmış vaziyettedir. Halbuki; rakamlardan da anlaşılacağı gibi yatırım için ayrılan paralar (Plan esasına göre olmakla beraber) artacağı yerde zaman zaman azalmaktadır. Yatırımları azaltmak, inşaatı anormalleştirecektir. Plilnlarda, eskiyenin, yıkılıp yeniden yapılması icap eden binaların adedi, 1 967- 1 968 döneminde. 1 - Yıkılıp yeniden yapılması icap eden: 479 1 derslik, 2- Büyük küçük onarım yapılması icap eden: 2467 derslik,


1 74

Dr. Tahsin Ünal

3- İ lave edilmesi icap eden: 8 1 7 derslik olarak tespit edilmektedir. Toplam olarak 1 5 .975 dersliğin hangi gelirle (fonla) tamir edileceği açıkça tasrih edilmemiştir. Ortalama olarak bir dershanenin en az 40.000 liraya tamir edilebileceği (çünkü, yeniden ilave edilecek olanlar da vardır) kabul edilirse 1 5.975x40.000= 649 milyon liraya ihtiyaç gösterir. Bu para hem yatarım için alrılan paradan, hem de onarım 22 için ayrılan paradan çoktur. Bunlar ve okulların mefruşat, ders araçları, laboratuar malzemeleri gibi ihtiyaçları, bugünkünden daha çok paraya ihtiyaç göstermektedir. Ya bu parayı bulup M. E. Bakanlığı emrine vermeli veya ihtiyaçlarımızı, daha kolay temin edecek sistemler bulmalıdır. Bir an için ilköğretim davasının halledildiği kabul edilse bile yarın bunu orta ve lise davaları takip edecektir. Keza memleketin ilk ve orta öğretim davaları halledilmiş olsa bile memleket yine kalkınmış olmayacaktır. Öyle ise, bizi hem sosyal ve kültürel hem de ekonomik, sanayi ve teknoloji bakımlardan kalkındıracak, dünya milletleri içinde ilklerden biri edecek bir düzen bulup tatbik etmeye mecburuz. Bu düzen "Tarım Kentleri"dir. ç.

Eğitimde Kendimize Döneceğiz

Bizde ilköğretim mecburiyeti, II. Mahmut zamanında kabul edilmiştir. Aradan geçen ( 1 835- 1 969) 1 34 senede okuma-yazma oranı % l 'den % 48.7'ye çıkarılabilmiştir. 226

Çeşitli onarımlar için M.E. Bakanlığı'nın ayrıldığı para 390 milyon liradır. Yani ayrılması icap eden paranın yarısı kadardır. 1 967-1 968 İlköğretim, s. 96.


Tarım Kentleri

1 75

Sadece okwna-yazına bilmekte önemli bir mana ifade etmemekle beraber, hala okwna-yazına bilmeyen vatandaş miktarı, % 5 1 .3 oranıyla çoğunluğu teşkil etmektedir. Halbuki, bizimle, hemen hemen aynı senelerde ilköğretim mecburiyeti kabul etmiş olan batılı milletler bu davalarını % 97 oranla, hem de elli sene kadar önce halletmişlerdir. 227 Onlar neden muvaffak olmuşlar, biz neden muvaffak olamamışız. Bunun elbette ki, birçok nedenleri vardır. Bu nedenlerin başlıcaları ekonomik ve kültürel noksanlıklardır.

1. Ekonomik Sebep: Milletin dolayısıyla devletin fakir olmasıdır. Millet ve devlet fakir olduğu için uzun seneler Eğitim ve öğretim müesseseleri kuramamış, bunun için yeter derecede ne mali ve eleman imkanına sahip olabilmiştir. Yabancı memleketlerde (mesela Yunanistan'da) olduğu gibi Türk zenginleri de okul yapmayı düşünmemişlerdir. Netice olarak devlet tarafından yetiştirilen eleman ve yapılan okulların miktarı da mahdut kalmış, ihtiyacı karşılayamamıştır. Dava çok yavaş yürümüştür. 2. Kültür Noksanhğı: Kanaatimizce sebebin büyüğü kültür noksanlığıdır. Çünkü, kendi realitelerimizi İ görememişizdir. mparatorluk devrindeki hatalı dini görüş ve ümmetçi zihniyet, Cwnhuriyet devrinden evvel başlayarak, Cumhuriyet devrine intikal eden "taklitçilik" bizi başarıya ulaştırmayan kendi realitelerimizi görmekten alıkoyan en büyük amillerden biri olmuştur. Eğer böyle olmasaydı, Cumhuriyet .devrinde köyde açılmış olan ilk okulların, oralar için birer ışık kaynağı olması, açılmış olan okulların 227

Mesela, Amerika'da okur-yaz.ar oranı % 96.5, lngiltere'de % 97, Fransa'da % 96.5 tir.


1 76

Dr. Tahsin Ünal

bulundukları yerleri aydınlatarak, zamanla değiştirmesi ve geliştirmesi icap ederdi. Okullar açılmış, fakat ümit edilen, değişme ve gelişme olmamıştır. Küçük gibi görünen bu nokta, önemli bir dönüm noktasıdır. Aristo, "vatandaşlar eğitimle, mensup oldukları toplumu destekleyecek şekilde yetiştirilmelidirler . " der. Asırlarca vatandaşlarımız acaba, "mensup oldukları toplumu destekleyecek şekilde" eğitilmiş ve yetiştirilmiş midir? Buna evet demek kolay değildir. Böyle eğitilmiş ve böyle yetişmiş olsalardı, toplumu destekleyecek ve toplumda bir gelişme ve değişme olacaktı. Bu gelişme ve değişme olmadığına veya çok yavaş olduğuna göre, vatandaş toplumu destekleyecek şekilde yetiştirilmemişler, yetiştirilmiyorlar demektir. Aydınlar adeta kendi toplumumuz için değil, başka toplumlar için yetiştirilmişlerdir. .

.

Durkheim, "insan tabiatın değil, toplumun istediği şekilde eğitim. görmeye mecburdur" diyor. Acaba biz, toplumumuzun ihtiyaçlarına ve istediğine göre mi eğitim görüyor ve gösteriyoruz? Yoksa toplumumuzun ihtiyaç istediği düşünmeden, batıdan alınan taklit ve o milletlere has isteklere ve ihtiyaçlara göre hazırlanmış programlarla mı eğitim görüyor ve gösteriyoruz? Yani kafalarımızdaki bilgiler kendi milli, tarihi, edebi, ekonomik, hukuki vb. konularımızdan alınmış bilgiler midir? Yoksa batı milletlerine ait bilgiler midir? Buna da müspet cevap vermek mümkün değildir. Madem ki, insan tabiatın değil, toplumun istediğini şekilde eğitim görmeye mecburdur, bizim de bu mecburiyete uyarak, eğitim esaslarımızı kendi toplumumuzun ihtiyaç ve isteklerinden almamız icap ederdi. Halbuki, biz batı eğitim görmüş olan, dolayısıyla kendi


Tarım Kentleri

1 77

toplwnwnuzu derinliğine ve genişliğine bilmeyen ve tanımayan aydınlarımızın istediği şekilde eğitilmişizdir. Başka bir ifade ile biz, kendi milletimizin değil, başka milletlerin eğitimin görmeye adeta mecbur edilmişizdir. Bunun sonucu olarak aydınlar ile halk birbirinden ayrılmış, aynı iki zümre meydana gelmiştir. Aydınlar halkı, halk da aydınları anlayamamış, birbirine yabancı kalmış ve aydınlar halka önder olamamışlardır. Batı toplwnlarına has bilgi ve fikirle, Türk aydını, kendi toplwnuna düzen vermek istemiş, "İngiltere ekonomik düzeni, Fransız eğitim sistemi, Alman sanatı bizim için de doğrudur. Alır tatbik edersek bu düzenler onlar gibi bizim de kalkınmamızı temin eder" zannedilmiş, alıp tatbik edilmiş. Fakat onları kalkındıran düzenler, bizi dejenere edip yıkmıştır. Deniz, balık için hayat, fakat insan (çin ölümdür. Aydınlarımız halktan geldiği halde, halktan kopmuş ve ayrılmıştır. Aydınlarımızın nazarında halk cahildir. Aklı bir şeye ermez. Onun bir fikri yoktur ve olamaz... Halbuki, dert ve ihtiyaçlarla daima karşı karşıya kalan odur. Bu itibarla yok gibi görünürse de, halkın mutlaka müşterek ve maşeri bir fikri vardır. Bunun için kendimize, kendi milli sosyal yapımıza ve kültürümüze dönmeli, daima halka dönük olmalıyız. Kalkınmak için en büyük hazine, en büyük enerji kaynağı halktır. Bir çok aydınlar da bu kanaattedirler.

O halde, kültürel noksanlığı bertaraf etmek için önce kültürde kendimize dönmeli, Durkheim'in dediği gibi kendi toplwnwnuzun istediği şekilde eğitim görmeli ve onu tanımalıdır. Sonra da onu kalkındıracak sistemi arayıp


1 78

Dr. Tahsin Ünal

bulmalıdır. Bu sistem, Tannı Kentleri kurmak ve buralarda ilköğretim seferberliği ilan etmektir. d.

Öğretim Seferberliği

Çocuklar, milletlerin temeli ve teminatıdır. Bu temel eğitim ve öğretim harcıyla sağlamlaştınlmaz ve güçlendirilmezse, milletin bekası teminat altına alınamaz. Osmanlı İ mparatorluğu bu temeli güçlendirmemiş, bekasını teminat altına alamamış olduğu için çökmüş ve yıkılmıştır. İ lköğretim her şeyden önce vatandaşlara insan olmanın zevkini, düşünce ve şuurunu aşılar. Milletin ve vatanın ne olduğunu, Türk milleti ile sair milletlerin ekonomik, sosyal, kültürel ve medeni seviyelerini öğretir. Mensup olduğu toplumda diğer toplumlardaki yeniliklere, değişikliklere kolayca uyabilme, hayatına tatbik edilebilme mahareti verir. Kendisinin, ailesinin ve çevresinin maddi ve manevi gücü artıracak duruma getirir. İ lköğretim vatandaşı okuduğunu anlar, muhakeme edebilir ve seviyeye çıkarır. Hülasa ilköğretim, insan olmanın, medenileşmenin ve kalkınmanın tek yoludur. Bu itibarla ilköğretim davasını behemehal halletmek, bunun için de ilköğretim seferberliği devri açmak icap eder. Seferberlik, adı üstünde 7'den 70'e kadar bütün bir mil1eti seferber ederek asırlardır ayağımızı köstekleyen cehalet düşmanına taarzru etmek, tıpkı bir savaş anında birçok fedakarlıklara katlanıldığı gibi bu savaş anında da bazı fedakarlıklara katlanabilmektir. Cehalete yapacağımız taarruz esnasında ilköğretim merkezi sıkleti, halk eğitimi ve kurslar da cenahları teşkil etmelidir.


Tarım Kentleri

1 79

İ llCöğretim davası mücerret bir dava değildir. Çocuklarımızı cehaletten kurtarıp istenilen seviyeye ulaştırabilmek için şimdiye kadar olduğu gibi ilköğretim davasını yalnız başına ve mücerret bir dava olarak ele almamak, icap eder. Çünkü şimdiye kadar toprak evlerde oturan köylülere, yalnız başına kırmızı kiremitli ilkokullar, fazla bir şey getirmemiştir. Köylüler, Hititler devrinde olduğu gibi ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik, sahalarda geri ve iptidai bir hayat yaşarken, tek başına ilköğretim davasını ele almak ve bundan fayda beklemek, çöl ortasında gül yetiştirmek kadar zor ve gülünçtür. Tarih boyunca, ıslahat ve kalkınma davalarımızı, sanki birbirleriyle hiç alakası yokmuş gibi (mesela sosyal, hukuki, öğretim ıslahatları, idari, ekonomik ve sanayi ıslahatları gibi) ayn ayn bir münferiden ele almış ve aralarında bir koordine kuramadığımızdan muvaffak olamamışızdır. Bu itibarla ilköğretim davasını, şimdiye kadar olduğu gibi tek başına ve mücerret bir dava zannetmemelidir. İ lköğretim davası aynı zamanda, "bir iskan davası, bir küçük sanayi davası, bir üretim, tarım, hayvancı/ık, kısaca top yekun köy kalkınması davasıdır." İlköğretim davası, bu davalarla beraber mütalaa edilir ve beraberce ele alınırsa, hem sağlam temellere oturmuş olur, hem de yan kalkınmalarla güç kazanı r. Bütün kalkınmaların ana temeli ve hareket noktası · ilköğretimdir. Ekonomik, sosyal, kültürel, teknolojik ve askeri kalkınma ve güçlenmenin, ruhunda ve hamurunda, ilköğretim vardır. Sömürücü milletler, müstemlekelerde


1 80

Dr. Tahsin Ünal

fabrika kurarlar da, okul açmazlar, açarlarsa, ders programlarını kendi menfaatlerine göre tanzim ederler, yahut ettirirler. XIX uncu asnn başında Alman devlet adamları ve aydınları toplanıp "nasıl kalkınalım" konusunu müzakere ederler. "Bir kısmı sanayiden veya tarımdan bir kısmı ticaretten veya askerlikten işe başlayalım" der. Arka sıralarda oturan ve bütün teklifleri dinleyen ihtiyar bir profesör, "bütün kalkınmaların temeli ilköğretimdir. İşe ilköğretim davasını halletmekle başlayalım. Bu dava hal/edilince, bu zemin üzerine kurulacak müesseseler ve tekamülleri kolay olacaktır" der ve işe, ilköğretim davasını halletmekle başlamışlardır.228 İ lköğretim davasının halline, 62 1 şehirde oturan 1 0.800.000 kişinin oturduğu ve 3 milyon okuma-yazma bilm·eyen bulunduğu yerde değil, 70.000 köyde oturan 20.500.000 insan yaşadığı 1 O milyon okuma-yazma bilmeyen köylerden başlamalıdır.

Çoğunluk kök ise, azınlık kökün dal ve yapraklarıdır. Aşı yapılsa bile, kök kuvvetlendirilmedikçe mahsul almamız mümkün olamaz ve 1 600 den beri alınarnamlştır. Yılanın başı (cehalet), çoğunluğun arasında ve köydedir. Onun başını çoğunluğun arasında ve köyde ezmekle işe başlamalıdır. 228

Bu konuda Konfllçyüs de "hapishanelerdeki mahkumların çoğu ya cahil veya fakir insanların çocuk/arıdırlar. Bundan anladım ki, insanları suç işlemeye sevk eden şey cahillik ve fakirliktir. İnsanları egiıirsek cahilligi, kazanca getirecek işleri öğretirsek fakirligi ortadan kaldırmış oluruz" diyor. B iz de ilköğretim davasını halledelim derken cehli, ilköğretimi yan kalkınmalarla takviye edelim derken, fakirliği ortadan kaldıralım demek istiyoruz.


Tarım Kentleri

181

Bunlar ancak ve ancak �'Tarım Kentlerf' kurmakla mümkün olur ve bu davalar böylece halledilebilir. e. Okul İnşaatında Ucuzluk

1 . Her bölgede birçok orta veya bölge okulları yapılmış ve hazırdır. Bu ihtiyaç olan parayı azaltacaktır. 2. Şimdiye kadar ihtiyacımızı karşılayacak okullar değil, lüks okullar inşa etme yoluna gidilmiş ve mesela 1 5 dershaneli bir yatılı bölge okulu 7 milyon liraya mal edilmiştir. Lüks okul inşaatı terk edilir, ihtiyacımızı karşılayacak daha sade okullar inşa etme yoluna gidilirse; 20 dershanelik bir ilk ve ortaokul binasını 1 milyon liraya çıkarma imkanı hasıl olacaktır. 229 3 . Okullar mahalli inşaat malzemesiyle ve müteahhitler eliyle değil, taşeronlar eliyle yaptırılırsa, masrafların daha da azalacağına muhakkak nazarıyla bakılabilir230 • 4. Okul inşaatına, halkın maddi yardımı (ayni, kum, taş, hafriyat konularıyla beraber 2 gün inşaatta ücretsiz çalışmak veya 2 günlük işçi ücretini vermek gibi) sağlanırsa lazım olan paranın daha da aşağılara düşeceği muhakkaktır.

229

Kalkınan Afrika milletlerinin, çocuklarını topraktan yapılmış masalarda yemek yedirdiklerini bir mecmuada okumuş ve resimlerini

�örmüştüm.

30 Devletin 1 milyon liraya mal olacak 53 dershaneli ilk ve ortaokul binasını 250.000 liraya yaptırdığını biliyorum. İnşaatlar taşeronlara verildiği takdirde, paralar dernekler veya mahalli mal müdürlükleri eliyle sarf edilebilir. Zaten okul yaptırma dernekleri vardır. Bunlar çoğaltılabilir.


1 82

Dr. Tahsin Ünal 5.

Ordunun,

çeşitli

yönlerden,

çeşitli

konularla

yardımı sağlamalıdır. Bu yardım sağlanırsa dava, daha kolay halledilir.

"Ordu üretime katılmalıdır" denirken kastedilen

mana budur.

6. Bakanlık arasında yapılacak ciddi bir koordine de,

maliyetin düşmesinde ayrıca önemli bir rol oynar.2

31

Bütün

bunlar elbette önceden planlara bağlanarak koordine edilmiş, ondan sonra harekete geçilmiş olacaktır. Prof. Bamard Lewis,

"köye hizmet götürmeyi, köylüyü kalkındırmayı düşünen devlet kuruluşları, önce kendi aralarında birleşmeli ve koordine tesis etmelidir. Bunlar beraberce ve topluca köye gitmelidir. Onların köylerine geldiğini bir şeyler yaptığını gören köylüler, kendi istek ve arzularıyla onlara katılacaklardır. Köye hizmet götüren kuruluşlar, halkı kalkındırmak için halkın arasına karışmalı, onlarla hemhal olmalı, onlarla beraber yaşamalıdır. Bu arada gereken planı yaparak, halkın iştirakinden doğan mali gücü enerjiyi, faydalı yönlere kana/ize etmelidir" diyor. Bu ruh ve imanla işe başlanıldığı takdirde, biz Türkiye' de halledilemeyecek dava göremiyoruz.

Mahrumiyet ve meşakkatlere katlanmadan, alın teri

ve göz nuru dökmeden kalkınma mümkün değildir.

231 Okullarımızın lüks ve pahalı yapıldığı UNESCO delegemizin de gözUnden kaçmamış, okullanmızın daha ucuza mal edilmesi için TUrkiye'de "Milletlerarası Okul İnşaatı Enstitüsü" kurulması için teklifte bulunmuştur. Bakınız: Eğitim Dergisi (Mart l 963), s. 20. Şunu da ilave edelim: Böyle lüks okullarda öğretim yapanları, konfora alışmış olanları, bunların olmadığı yerde tutmak ve görev yaparmak da zorlaşmaktadır. Bugün köy enstitüsünden mezun olanlardan % 85 inin köylerden şehirlere kaçmış olmasının sebeplerinden biri de budur.


1 83

Tanm Kentleri

f. ôtretmen ihtiyacında Kolaylık Öğretmen

karşılayacaktır

diye

kaybettirmektedir. M .

ihtiyacım,

bekleyip

öğretmen

durmak,

bize

okulları

zaman

E. Bakanlığı, zaten öğretmen ihtiyacını

öğretmen okullarından karşılayamadığı için senelerden beri

"vekil, yd. sb. öğretmen, eğitmen vb." gibi aslında öğretmen olmayan,

fakat öğretmenlik yapabileceğine

kani

olduğu

kimselerle karşılamak, hatta lise mezunlarını dört aylık kurslara tabi tutarak öğretmen kabul etmektedir. Fakat yine

de ihtiyacını karşılayamamaktadır.232

Milletçe bir kalkınma devrine girildiği zaman bu

kalkınmanın

liderliğini

yapacak · olan

ehil

ve

enerjik

öğretmenlere daha çok ihtiyacımız olacaktır. Artık ihtiyacı karşılamak için:

1 . Öğretmen okullarının ve öğreten okul mezunu

öğretmenlerin adedini artırmamız icap edecektir. .

2. Her sene fakültelere müracaat edip de giremeyen 1 5-20.000 lise mezunu açıkta kalmakta ve iş diye devlet

kapılarını aşındırmaktadır. Bu gençlerden istekli olanları

almalı, daha önce başlamış olan işe, daha geniş çapta devam

edilmelidir. Şimdiye kadar lise mezunlarını kurstan geçirmek suretiyle

2000 öğretmen yetiştirilmiştir. Mesele bu miktarı, 5-7000 çıkarmaktan ibarettir.

232

Böyle bir yol açılırsa, bunların arasından gönüllüler çakacaktır. Okulu bitirdikten sonra bulunduğu şehirde öğretmenlik yapmak isteyecekler çakacaktır. Öğretmenler arasında bunları istemeyenler olacaktır. Asıl öğretmenleri, kalkınma sahalarında toplamak, oralara tayin etmek gibi meseleler ortaya çıkacaktır. Bütün bunlar alınacak kararlarla ve çıkarılacak kanunlarla düzenlenebilir. Yeter ki, bu yola gidilmeye karar verilmiş olsun.


1 84

Dr. Tahsin Ünal

3. Medeni memleketlerde 60-70 yaşındaki insanlara iş bulunur ve çalıştırılırken, bizim genç, dinç, bilgili ve tecrübeli binlerce insanı emekli edip, iş ve çalışma hayatından ayırarak, bir köye itmemiz, bu insanların şahısları, aileleri namına olduğu kadar, millet ve memleket namına da büyük bir zarardır. Emekli aydınlar, göllenmiş ve atıl bir hale sokulmuş, bilgi, tecrübe ve enerji yığınlarıdır. Bunları harekete geçirmemiz bunlardan istifade etmemiz icap eder. Sivil ve asker emekliler arasında yüzlerce bilgili, tecrübeli ve yüksek tahsil mezunu insanlar vardır. Bunlardan da, 45 aylık bir kurstan geçirdikten sonra öğretmen olarak istifade etmek daima mümkündür. 233 Bu yol tutulursa bunların genç ve tecrübesiz eğitmen, yd. sb. öğretmen ve lise mezunu öğretmenden daha üstün, daha faydalı öğretmen olacaklarına muhakkak nazarıyla bakılabilir. Emekliler öğretmenliği kabul ederler mi? Gibi bir sual hatıra gelebilir. Evet eder. Her külfet bir nimet mukabilidir. Bulundukları yerde kendilerine tahmil edilecek külfete mukabil ve mütenasip bir nimet verilirse ve mesela aldıkları emekli maaşına ek olarak 4.500 lira daha verilirse, bu hizmeti kabul etmeyecekler pek az çıkar sanırım. Sonra biz çoğu zaman her şeyin para ile olacağını sanırız. Öyle milli meseleler, öyle davalar parasız talipler de bulunur. Milli Mücadele'nin başında silahını çekip düşmana 233

Senelerdir köylerde öğrebnenler vardır. Fakat Atatürk ilkeleri köye g�tllrillUp köylüye mal edilememiştir. Köylerdeki imam, öğrebneni "dinsizlikle"; öğrebnen, hocayı "softa/ı'/Ç' ve "gericilikle" itham ederler. İki unsur birbiriyle anlaşamamış, birleşememiştir.


Tarım Kentleri karşı

1 85

koşanlar maaş

ve

mükafat beklemiyorlardı .

Mücadele'de şaha kalkmış olan "Milli yeniden harekete geçirmek lazımdır234•

Milli

Mücadele Ruhunu"

4. Öğretmen ihtiyacını kolayca temin edebilmek için

alınması icap eden tedbirlerden biri de, nicelik ve nitelik bakımından öğretmenlik mesleğini cazip bir hale getirmektir.

Öğretmenler, milletlerin yarınını kanalize eden insanlardır. Bu

meslek

kendisine

önem

verildiği

nispette, üstünlük

kazanır. Öğretmene değer veren milletler geri milletler değil, medeni milletlerdir.

Öğretmenliğin maddeten ve manen değerlendirilmesi,

hem mesleği kıymetlendirecek, hem ehil öğretmen sayısını artıracak, hem de öğretmenlikten ayrılmaları önleyecektir.

İlköğretim seferberliğine katılan öğretmenin bilgili,

kültürlü, tecrübeli, vasıflarından başka toplumcu, milliyetçi,

ahlaklı, terbiyeli, Atatürkçü, müspet dini ve ilmi bilgilerle

mücehhez olması, ayrı bir önem taşır. Ancak böyle bir

öğretmen ilkokul seferberliğinde, halk önderliği edebilir.235 Bugün bunun aksini yapıyoruz ve

6234 sayılı kanunla okulu

bitiren, bilgisi, tecrübesi noksan gençler köye gönderiliyor,

gençlere de kadirlik ediliyor.

g. Yeni Ders Programları Bir

Ders programı konusunu hafife almamak lazımdır.

memleketin

aydınları

okullarında yetişir.

o

memlekette öğretim yapan

Aydınların düşünce zihniyet yapıları

okudukları derslerin konularına göre şekil alır. Ders konuları da okullardaki ders programlarıyla tayin ve tespit edilir. Ders 234 235

Resmi Gazete, 2 1 Ağustos 1 967, Sayı: 1 2679, s. 47. E. Z. Karat, AtatOrk'ten DOşOnceler, s. 79.


1 86

Dr. Tahsin Ünal

programlarında dini ilimler yer alır. Bunlar okutulur ve müspet ilimler ihmal edilirse, bu dersleri okuyarak yetişen bir kimsenin düşünce ve zihniyet yapısı, dini ve teokratik bir şekil alır. Aksine yalnız müspet ilimlere yer verilir, dini ilimler ihmal edilirse, bunları okuyarak yetişen bir kimsenin düşünce yapısı da tamamen, natüralist ve materyalist bir şekil alır. Bunun örneklerini milli tarihimizde görmek mümkündür. Dünkü ve bugünkü ders programlarımızın ve öğretim sistemlerimizin esasını batıdan aldığımız için taklitçilik yoluna gidilmiş, taklit programlarındaki ders konuların okuyan (okuduğu konularda pek az milli unsur bulunan) aydınlarımız halktan ayrılmış ve kopmuştur. Çeşitli seviyelerdeki okullarımızdan mezun olanlarımızın gayesi, halka karışarak ona hizmet etmekten ziyade, süslü bir dairede memur olmaktır. Okullarda çocuklarımıza terbiye olarak, itaatkar, başı yerde, her şeye itiraz etmeden, pekiyi demesini istiyor ve öğretiyoruz. Onlar bu hava içinde şahsi teşebbüsten medeni cesaretten mahrum, çekingen ve mütereddit olarak yetişiyorlar. Bilgi olarak biz onlara, bizim olmayan hayali ve nazari bilgiler veriyoruz. Çocuklarımızın okul hayatlarıyla hakiki hayatları arasında uç�lar vardır. "Okul hayatı başka, hakiki hayat başka" sözü, darb-ı mesel haline geldi. Okullarımızı memur yetiştiren bir fabrika olmaktan çıkarıp ekonomik, sosyal ve milli hayatımızın kıymetlerini yetiştiren kurumlar haline getirmeliyiz. 2.

Köy ilkokul programlarında tarımsal konulara fazla bir yer verilmekle beraber sair konular, şehirlerdeki programların aynıdır. Buna mukabil şehirlerde 200 gün yani


Tarım Kentleri

1 87

7 ay; köylerde 1 70 gün, yani 6 ay öğretim yapılmaktadır. Geri kalan 5-6 ay, şehirlerdeki çocuklar, zamanlarını değerlendirmekten mahrum ve avare dolaşarak, köylerdeki çocuklar da çiftin çubuğun arsından koşturularak öğrendiklerini tamamen unuturlar. Ertesi sene her şeyden bi­ haber yeniden derse başlarlar. Bu durumda köy okullarını her sene, bir senelik öğretim süresinde bir sene noksan öğretim yapması demektir. Bu hal, köylü çocuğun ortaokullarda başarısına tesir etmekte, fırsat eşitliği ilkesine aykın düşmektedir. "Şehirde ve köyde program ve zaman farklılıklarını, köylerde üst sınıflara devam etmeyecekleri için, belirli kabiliyetleri geliştirici tedbirler mutlaka alınmalı ve köy okullarının ders "236 programları revizyondan geçirilmelidir. Öğrencileri, bilhassa köylü öğrencileri unutmak hastalığından, eskiye rücu etmekten kurtarmak için okuduğu konuları okuldan sonra meşgul olacağı konulardan seçmelidir. Bu hiçbir zaman köye uyalım demek değildir. Aksine okutacağımız konuları köylerin, çevremızın realitelerinden, kendi uğraştığımız_ konulardan seçelim demektir. Ders programlarımızı taklitten kurtaralım, kendi konularımızı öğretelim, demektir. Çünkü çocuğa, küçük yaşlardan itibaren kendi meşgul olduğu konular ve realiteler öğretilirse, gerek okuldaki, gerek hayattaki başarılarının temeli atılmış olur. Yeni ders programları konusunda Atatürk bakınız ne diyor ve bizim, çocuklarımıza neleri öğretmemizi istiyor: 236

Senelerdir köylerde öğretmenler vardır. Fakat Atatürk ilkeleri köye götürülllp köylllye mal edilememiştir.


1 88

Dr. Tahsin Ünal

"Hükümetin en önemli ve en gerekli vazife:!ıi millf eğitim işleridir. Bunda muvaffak olabilmek için öyle bir program takip ve tatbik etmeye mecburuz ki, o program, 1-

Milletimizin bugünkü haliyle,

2-

Milletimizin toplumsal ve hayati ihtiyaçlarıyla,

3-

Milletimizin çevresel (muhiti) şartlarıyla ve,

Asrın icaplarıyla tamamen mütenasip ve mütevafik olsun. Bunun için de anlaşılması zor, muğlak hayali mütalaalardan uzak kalalım. " 4-

Bu fikirlerin üzerine biraz eğilirsek o bize nasıl bir ders programı takip ve tatbik etmek lazım geldiğini açıkça söylüyor. Hayati olan, anlaşılması zor olan fikirlerden, konulardan uzaklaşalım. Milletimizin halini, toplumsal ve hayati olan ihtiyaçlarını, çevresel şartlarını ve asrın icaplarını düşünerek bir ders programı hazırlayalım, diyor. Peki ama ilkokul ders programlarına hangi konulan "yahut dersleri'' koyup okutalım. Bunu da açıklıyor ve "köylü bugüne kadar eğitimin nurundan mahrum bırakılmıştır. Bu itibarla bizim takip edeceğimiz eğitim siyasetinin temeli evvela mevcut cehli ortadan kaldırmak olmalıdır" dedikten sonra, halk çocuklarına:"1-

Okuma-yazma öğretmeliyiz.

2- Vatanını, milletini, dinini, dünyasının tanıyacak kadar tarih ve �oğrafya öğretmeliyiz. 3- Dini ve ahl<ikf malumat vermeliyiz. 231 diyor. 4- Amel-i erbaa okutmalıyız"

237

Resmi Gazete, 2 1 Ağustos, 1 967, s. 1 2679, Sayfa: 47.


1arım Kentleri

1 89

Biz, milletin halini, hayati olan ihtiyaçlarını ve asrımızın icaplarını düşünerek, bahsettiği konulara bir şekil vermek, hayati ihtiyaçlarımıza, asrımızın icaplarına uygun yeni konular ilave etmek zorundayız. Bütün bunları düşünerek ilkokul ders programlarını taslak olarak şöyle tespit edebiliriz:

1 - Okuma-yazma dersleri, 2- Türkçe dersleri,

3- Matematik ve aritmetik (Aınel-i erbaa), 4- Vatanını, milletini, dünyasını tanıyacak kadar tarih,

coğrafya, yurttaşlık bilgisi (sosyal bilgiler) dersleri.

5- Dini ve ahla.ki dersler, 6- Tarımsal dersler, 7- Hayvansal dersler, 8- Sanat dersleri, 9- Köye, köyün idaresine ve kalkınmasına ait

dersler.238

1 0- Tatbiki dersler239 konulmalı ve okutulmalıdır.

Çocuğun okulda öğrendikleri ile hayatta uğraştığı konular arasında mutlaka bilimsel bir bağlantı kurulmalıdır. Tarımsal, hayvansal ve sanat dersleri nazari değil, tatbik ve ameli (uygulamalı) olmalı ve bu dersleri tarım kentlerinde bulunan 238

E. Z. Karal, AtatOrk'ten DOşOnceler, s. 79. "Din ve ahlak konula�ı" a:?i1en Atatürk'iln ifadesidir. 2 9 Bu ders konuları tartışılabilir. Fakat biz bu konuların böylece okutulmasına taraftarız. KöyilnU, çalıştığı işin mahiyetini tanımayan çocuklarımıza, Babil Kulesini, Mısır Ehramlarını ve Roma Katedralini öğretmekte bir fayda görmüyoruz.


1 90

ziraatçı veteriner verdirmelidir.

Dr. Tahsin Ona/

ve

sanat

kursu

öğretmenlerine

Ders programlarının tespitinde en salim olan yol şu olabilir: Bir kere Milli Eğitim Bakanlığı program hazırlanmasında halka dönük olma ilkesini kabul etmiş olmalıdır. Bundan sonra Bakanlıkça bir heyet teşkil edilmeyi, bu heyet köylere kadar giderek, köylülerle konuşarak, röportajlar yaparak mahalli anketler yaparak,240 başöğretmenler vasıtasıyla fikirler tespit etmelidir. "Halkın ne fikri, ne düşüncesi olabilir. Bilginler, aydınlar dururken halktanfikir mi alınır" diye düşünmemelidir. Unutmamalıdır ki, kafasındaki yabancı bilgilerle halktan ayrılmış, halkını tanımayan aydınlar, bizi hayati ve taklit ders programlarıyla bu hale getinnişlerdir. Milleti kalkındırmak, millete dönmeli ve onun yok sanılan saf düşüncelerini, fikirlerini, akl-ı selimini görmelidir. 241 Bütün bunlar toplandıktan, ilmin ve metodolojinin süzgecinden geçirildikten sonra programlar hazırlanmalıdır. h. Milli Güvenliğin Güçlenmesi 240 Tatbiki derslerin tatbik şekli şöyle olabilir. Mesela 1 ve 2 nci sınıflar okul bahçesindeki veya okul civarındaki tatbikat tarlasındaki otları toplar. 3 ncü sınıflar okul bahçesini beller, yahut çapalar. 4 ncü sınıflar ekerler. Hep beraber sularlar. 5 nci sınıflar köyün ekinlerini, hayvan sürülerin apılan sanat işlerini tetkik ederler. Zaman zaman bunları bizzat yaparlar. 4 1 20 sene köylerde öğretmenlik etmiş, halen de öğretmenlik eden l brahim Cengiz adındaki dostuma, 35 37 senelik tecrübeli

"

-

öğretmensiniz. Köy çocuklarına ne öğretmelidir? Onlara hangi bilgiler daha çok lazım oluyor?" diye sordum. Önce afallayıp kaldı, sonra "Evet bunca senedir öğretmenim. Fakat şimdiye kadar böyle bir sual ile karşılaşmadım. Dolayısıyla böyle bir şey de düşünmedim" dedi. Fakat, "çok faydalı bir sonuç elde edilebilir" diye ilave etti.


Tarım Kentleri

191

Gerek milletler için ve gerekse milletler arasında, zaten önemli bir konu olan eğitim ve öğretim konusu, özellikle 1 . Dünya Savaşı'ndan sonra, ekonomik, sosyal ve kültürel konularda olduğu kadar, teknolojik, askeri ve milli güvenlik konularında da yeniden önem kazandı. Savaş sonrasında ortaya çıkan yenilikler, birçok memleketlerde yeni birtakım organizasyon ve koordinasyon zorunlulukları hissettirdi. Organizasyon ve koordinasyon zorunluluklarını ekonomik ve teknolojik, kalkınma hamleleriyle paralel olarak başarılı bir şekilde yürütebilenler kalkındılar. Yürütemeyenler kalkınamadılar, geri kaldılar. il. Dünya Savaşından sonra memleketimizin de dahil

bulunduğu "geri kalmış milletler", içinde bulundukları ekonomik, sosyal, kültürel, teknolojik ve askeri müşkülleri yenmek, milli güvenliklerini teminat altına almak için ilköğretim (öğretim) davalarını halletmek zaruretını hissettiler. Biz de bu zarureti hissediyoruz. Çünkü, ilköğretim davası halledilirse, sair davaların ve bu arada milli güvenlik davasının halledilmesi kolaylaşacaktır. Çünkü, eğitilmiş millet, çeşitli sahalarda iş görmek için yetişmiş millet demektir. Bugün geri kalmış millet, tabii kaynaklarından, insan gücünden mahrum kalmış millet demek değildir. Geri kalmış millet tabii kaynaklarından, insan gücünden ilmi olarak istifade edemeyen, kendi milli güç ve milli kaynaklarından başkalarını istifade ettiren millet demektir. Bir milletin kalkınabilmesi, milli güvenliğini emniyet altına alabilmesi için, onun her şeyden önce kendi insanlarını, memleketin ekonomik, askeri ve milli güvenlik potansiyeline katkıda bulunacak şekilde eğitmesi, bilgi ve teknikle teçhiz etmesi


1 92

Dr. Tahsin Ünal

lazımdır. Çeşitli nitelik ve nicelikte insan yetiştirmek ve insan gücü hazırlamak hem kalkınmamızın hem de milli güvenljğimizin en büyük dayanağıdır. Eğitim

ve

güvenliğimizin

öğretim,

teminatı

kalkınmamızın

olduğu

kadar,

ve

milli

demokratik

düzenimizin de garantisidir. İlköğretimlerini halledememiş olan

milletler,

demokratik

kuramamışlardır.

düzen

Düzenlerinin adı demokrasi olmuştur. Fakat ruh ve icraatı olamamıştır. İç

ve

dış

güvenliğimizin

tehlikelerin

teminat

altına

bertaraf

edilmesi,

alınarak

güçlendirilmesi,

milli

ilh�ını milli tarihinden alan, yarına ait fikirlere sahip, kalkınmak ve kuvvetli olmak için ekonomik, sosyal, kültürel, teknik ve askeri bilgilerin yetiştirilmesiyle

zaruretine

mümkündür.

inanmış vatandaşların

Vatandaşlara

bu

fikirler

öğretimle verilir ve bu fikirler öğretimle onda şuur haline gelirler. Eğitilmiş bir millet, her zaman eğitilmiş bir ordudur. Eğitilmiş bir millet, her zaman savaşa hazır veya kısa zamanda savaşa hazırlanabilir bir kuvvettir.

Bir toplum

içinde, çeşitli sahalarda yetişmiş elemanların bulunması, savaş anında orduda büyük mana ve kıymet ifade eder. Özellikle günümüzde seferberlik ilan edilir edilmez, ordunun kadrosu birden bire genişler ve çoğalır. Subaya, doktora, ihtiyaç

teknikere, hasıl

olur.

sanatkara, Hangi

şoföre,

millet

en

okumuş kısa

elemana

zamanda bu

ihtiyaçlarını tamamlar, cepheye sürebilirse, savaşı o taraf kazanır. Şöyle ki;


1 93

Tarım Kentleri

a. Askeri tamirhanelere, ağır bakım merkezlerine binlerce arızalı vasıta, top, tüfek gelir. Bunların kısa zamanda tamir edilerek, hizmet yerlerine iade edilmeleri, hizmetin

aksamaması, önem kazanır. Bunların yapım ve onarımı, en kısa zamanda hizmete iade edilmesi yüzlerce mühendise, teknikere, ustaya ihtiyaç gösterir. b. Savaş başından sonuna kadar hastaların, yaralıların en

kısa

zamanda

cephedeki hizmetin

tedavi

gediğine

hemen

aksamadan ifası,

edilerek,

boş

bırakıp

gönderilmesi icap yüzlerce

doktora,

geldiği

eder.

Bu

hemşireye,

hastabakıcıya, hatta alet, ilaç ve hastaneye ihtiyaç gösterir. c. Ordunun hemen tamamının elinde bulunan modem silahların, füzelerin, radarların, elektronik uçaksavarların, mayın aracının, silahların bakımı, işletilmesi, tamiri, ikmali ve bütün bunların öğretilmesi ve savaş anında kullanılması hayati önemi haizdir. Savaş zamanında bunları kullanacak askerin daha barış zamanında bu teknik konularda eğitilmiş olması icap eder. Savaş zamanında öğretmeye kalkmak, çok geç kalmak demektir. Bugünkü

savaşlar tekniğe dayanmaktadır.

Teknik

silahlarla ve teknik bilgiyle mücehhez bir ordu, hareket kabiliyeti ve vurucu gücü üstün bir ordudur. Böyle bir ordunun

milli

güvenliğimizi

teminat

altında

tutacağı

malumdur. Bu

çeşitli

hizmetlerin

müşkülata

uğramadan

ifa

edilebilmesi, daha barış zamanında millet çocuklarının çeşitli teknik ve kültür sahalarında yetiştirilmesiyle mümkündür. İhtiyaçları ve noksanları zamanında ikmal edilmiş bir ordu vazifesini daha iyi yapma imkanına sahip bir ordudur.


1 94

Dr. Tahsin Ünal

Savaş zamanında toplum içinde ve çeşitli sahalarda yetişmiş olan elamanlar, ordunun ihtiyacını karşılayacak, onun hizmetlerini daha iyi ifa etmesine yardım ettiği gibi barış zamanında da ordunun pilot, şoför, muharebeci, fotoğrafçı, komando, okwna-yazına, doktor, öğretmen, mühendis, hukukçu vb. gibi çeşitli sahalarda yetiştirdiği elemanlar da sivil sektörde çeşitli hizmetler ifa ederek toplwnun kalkınmasında rol oynamakta, bu da milli güvenliğimiz artırması bakımından önem kazanmaktadır. Milli güvenlik, aynı zamanda, milletin kuvvetli olmasıyla temin edilir. Kuvvetli olan, her zaman kendisini emniyette hisseder. Bir milletin kuvvetlenmesi, o milletin ekonomik, kültürel, sınai, zirai vb. bakımlardan kalkınmış olmasıyla mümkündür. Her çeşit kalkınmayı temelden etkileyen faktör ise eğitimdir. İşin ıyı, zamanında yapılmasını, o işleri kolayca kavrayan, bilen elemanların mevcudiyetiyle kaimdir. Bu bakımdan ordunun yetiştirdiği elemanların diyetiyle kaimdir. Bu bakından ordunun yetiştirdiği elemanların toplwna, toplwnun yetiştirdiği elemanların, icap edince orduya destek olması milli güvenliğimizin en büyük desteklerindendir. Nitekim, Hava Kuvvetleri 'nden ayn lan pilotlar Türk Hava Yolları 'nın, doktorlar sivil hastahanelerin, öğretmenler M. Eğitim Bakanlığı'nın, muhabereciler PTT.nin. komandolar emniyet kuvvetlerinin, şoförler özel ve resmi sektörün hizmetlerini ifa ederek, kalkınmaya katkıda bulunmaktadırlar. Yarın bir savaş anında toplwn içinde yetişmiş olan elemanların da seferi ordunun birçok ihtiyaçlarını karşılayacakları muhakkaktır.


1 95

Tarım Kentleri

Milli güvenlik konusunda eğitimin önemini izah eden en önemli, biraz da herkesin bildiği delillerden biri de düne kadar lise mezunlarının, bugün de üniversite mezunlarının 6 aylık bir kurstan sonra muvazzaf subaylar gibi başarıyla orduda hizmet görmeleridir. Güçlü tarım kentleri bir savaş esnasında ve bir anda, günün güvenlik icaplarından olan bir "Milis", yahut "Gerilla" merkezi haline geliverir. Bir mukavemet yuvası olurlar. 5. Hukuki

Faydalan

Yargı haklarının ve adaletin eşitlik içerisinde cereyan etmesini isteyenler, her yerde ve hadise mahallinde, mahkeme kurup hazır bulundurmadıkça, halkın arasında ve adli hadisenin içinde bulunmadıkça, hakkı tanıyıp adaleti tahakkuk ettiremeyeceklerdir. Hakime ve hakim kapısına kadar uzanan uzun yol üzerinde nice haksızlıklar, nice adaletsizlikler olmaktadır. Her biri, bir sistemi yıkmaya kafidir. Hakime ve hakim kapısına kadar halkın yorulmasına, masraf etmesine, şahit dinletmeye, z.aman kaybetmeye değmez, öyle küçük tecavüzler vardık ki, önü alınmadığı için birikmiş büyük tecavüz haline gelmiştir. Küçük tecavüzler, basit gibi görünen adaletsizlikler yerinde müdahale ile men edilirse, 242 65.000 köye, 65.000 ahlaki müessese kuvvet kazanı r. mahkeme açamayız. Fakat 8- 1 0.000 cazibe merkezine bu kadar mahkeme açmak adalet yolu ile halkın arasında bulunmak mümkündür. Bugün "adalet mülkün temeli" 242

M. Saylam, KftylOler Arasmda, Kırşehir, 1 937,

s.

53.


1 96

Dr. Tahsin Ünal

olamıyorsa, onun köylerdeki temelinin çoktan sökülüp atılmasından, yeniden inşa edilmemesindendir. Köylerde öyle adil vakalar olur ki, mali imkana sahip olan, şehirde tanıdığı bulunan, arabasını dağdan aşırır, haksızken, haklı olur. Mali imkandan mahrum olun, düz ovada yolunu şaşırır. Haklı iken hakkı yenir, haksız olur.

C. ÖZEL DURUMU OLAN KÖYLER 1. Orman Köyleri Memleketimizdeki ormanlarda bugün 1 3 .270 köy vardır ve füm köy miktarının % 37'sini teşkil etmektedir. Bunların, a. 5.020'si ormanın içindedir ve 2,5 milyon insan yaşamaktadır. b. 8.250'si ormanın kenarındadır ve araziler ormanın içindedir. Buralarda 4.5 milyon insan yaşamaktadır. Toplam 7 milyon orman köyleri nüfusu, tüm nüfusun % 30'udur. Yapılan araştırmalar, orman köylerinin % 62'sinin bulundukları yerde kalkındırılmalarının zaruri ve daha ekonomik, % 38'inin de bu imkandan mahrum olup, başka yerlere kaldırılmalarında zaruret olduğunu göstermiştir. Bulundukları yerden kaldırmak zorunluluğu olan köylerin orman içinde ve kenarında (ki ormanı tahrip ederek bu araziyi elde etmişlerdir) arazilerinin miktarı 5-800 m2'yi geçmektedir. Orman içinde bırakılması icap eben 5 .020 köyde belli merkezler etrafında toplanabilir ve bu merkezlerde, devletin ve halkın birlikte yapacağı merkezi tesislerden başka: 1 . Az arazi isteyen bağ-bahçe ve sebzecilik.


1 97

Tarım Kentleri 2. Ancılık ve tavukçuluk yapılabilir.

3 . Kereste, mobilya, marangozluk, fabrika ve tesisleri yapılabilir. Orman Kanunu da böyle tesislerin kurulması için kredi

vermeye

elverişlidir.

Nitekim

1 957- 1 95 8 ' de

1 2.5

milyonluk bir kredi ayrılmıştır. 4. Orman için köylerin halkı; a. Orman işletmelerinde, b. Orman ürünlerinin naklinde, c. Orman ıslahında, d. Orman yollan yapımında, e. Orman korunması ve bakımında kullanılabilir. Orman kenarındaki köylerde, ormandan uzak köylerle birleştirilir ve bunların ormanla ilişkileri kesilir. Hatta küçük olanlar

yerlerinden

kaldırılarak

başka

köylerle

birleştirilebilir. Orman köyleri demek, aynı zamanda dağ köyleri demektir. Şimdiye kadar bu köylerde. 1.

Yollan

olmadığından,

bu

ise

köye

gitmeyi

zorlaştırdığından, 2. Dağınık köy tipi manzarası

arz

ettiklerinden,

3 . Küçük ( 1 0-20) hane olduklarından, hiçbir şey yapılamamış ve kendi kaderlerine terk edilmişlerdir. Zaten buralarda: 1 . Tabiat sert ve haşin olduğundan, 2. oluşundan,

Yaşamının

zor

ve

ekmeğini

aslanın

ağzında


1 98

Dr. Tahsin Ona/

3. Medeni a.Iemle alakası kesik, eğitimin nadiren işitilir bir kelime oluşwndan ötürü birçok kimseler kendi arzularıyla kaçmaktadırlar. Bu itibarla buralara bazı küçük imkanlar sağlanırsa hemen kabul edeceklerdir.

2. Sahil Köyleri Bunlar da birleştirilebilir. Büyük bir kısmı balıkçılık ve tarımla iştigal eden sahil köylerinde:

1 . Balıkçılık tesisleri, 2 . Balık konserveciliği, 3 . Deniz nakliyatı şirketleri, 4 . Turizm, plaj tesisleri kurulmak suretiyle kalkındınlabilir. Bu tesislere; 5. Buzhaneler, 6. Depolamalar, 7. Pazarlama ve paketlemeler, 8. Kiralamalar da ilave edilebilir ve bunlar kooperatiflerle donatılır ve krediler verilebilir.


Tarım Kentleri

1 99

KISA BİBLİYOGRAFYA

1 . Hasan Reşit Tankut, Köylerimiz, Ankara, 1 938. 2. Mustafa Ak.dağ, Celali İsyanlan, Ankara, 1 963. 3 . Mustafa Naima, Tarih-i Naima, İstanbul, 1 2 1 9. 4. Mustafa Koçu Bey, Koçi Bey Risalesi, İstanbul, 1 303. 5. Ahmet Aşık Paşa, Aşlk Paşa Tarihi, İstanbul, 1 332. 6. Mustafa Nuri Paşa, Netayicü'l- Vukuat, İstanbul, 1 327. 7. Türkiye Ziraat Tarihine Bir Bakış, Ankara, 1 938. 8. Tarih Konuşuyor D., Sayı: 2-1 6-24/1 63, 1 898. 9. Cemal Kutay, Tarih Sohbetleri, V/1 0- 1 1 . 1 0. Yakın Tarihimiz, 1 122 1 , W 1 69-2 1 1 , IV/72. 1 1 . S. Ağaoğlu, Kuva-yı Milliye Ruhu, İstanbul, 1 924. 1 2. Ş. Günaltay, Zulmetten Nura, İstanbul, 1 924. 1 3 . Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban, İstanbul, 1 968. 14. M. Akif, Safahat, İstanbul, 1 948. 1 5. Atatürk, Söylev Ve Demeçler.

T

1 6. R. Aktan, "Zirai İstihsalde Makine .Kullanılması", SBF. Dergisi, 1 954. 1 7. 24 Ağustos 1 969 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi. 1 8. 4 Haziran 1 970 Tarihli Ulus Gazetesi.


200

Dr. Tahsin Ünal

1 9. M. Turgut, Dostluğa Dair. 20. DPT., Köy Ve Köylü Sorunu, 1 967. 2 1 . C. O. Tütengil, Türkiye'de Köy Sorunu, İstanbul, 1 967. 22. F. Yavuz, Memleketimizde Toplum-Köy-Kalkınması, Ankara, 1 969. 23. S. Çağlar, Toplum Kalkınmasında Haşan Yollan, Ankara, 1 969. 24. Yıldızhan Yayla, Köye Hizmet Teşkilatı, İstanbul, 1 966.


Tahsin Ünal - Bir Kalkınma Modeli Olarak Tarım Kentleri  
Tahsin Ünal - Bir Kalkınma Modeli Olarak Tarım Kentleri  
Advertisement