Page 1

MÜSTECiB ÜLKÜSAL

••

K IRI

TURK- TATARLARI (D ünü-Bu günü-Ya r1n1 J

KlRlM

1980


Bu naçiz eserimi Kırım Türk- Tatarı'nın kutsal kurtuluş davası uğrunda hayatla­ rını vakf veya feda etmiş olanların aziz batıralarına bağışlıyorum. Müstecib ÜLK ÜSAL


İ Ç İ N D EK İ L E R Sayfa Önsöz . . . . .. . . . .. . . . . . .

XI

.

I.

B Ö L Ü M:

IIunlar, Türk Adı, Türk Dili, Türk Boyları, Türklerin Dini İnançları Eski 'fürklerde Tamga . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Eski Türklerde Sosyal Hayat, Türk Göçleri ve Akınları Tatarlar . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . ... Altın Ordu Devleti; Sosyal ve Eko . nomik Hayat . ; ... Altın Ordu Devleti'nin Dağılması; KasımHanlığı, Ruslar . . . ...

..

...

II.

.

1 5 7 9 17

B Ö L Ü M:

Kırım Yarımadası, Dağları, Ovası, İklimi, Toprak Mülkiyeti, Kırım'ın Zenginlikleri , Üzü m Ürünü,Hayvan Zenginliği, Demir Cevheri, Tuz Kırım'da Yaşayan Halklar . . . . . . . . . . . . .. . .. . . . . .. . . KırımHanlığı'nın Kuruluşu; Hac i Giray Han .. . . . . . Mcnğli GirayHan ( 1468 - 15 14) Giray Sözünün Kaynağı . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . '" .. . .. Kırım'da Devlet Teşkilatı : Dini Kuruluşlar, Toprak Rejimi .. . . .. Kalgay, Nureddin, Mirzalar, Memurlar, Askerler, Nogaylar . . . Azınlıklar, Han Divanı . .. . �.. .. . . . . . . . Mehmet Giray Han (1514 - 1523) . . . � .. . Scadet Gira yHan (1523 - 15321) . . .. .. . . . . Sahip Giray Han ( 1532-1551) ... . . . . . . . . . . . . . . . . . Devlet Giray Han ( 1551 - 1577) . . . � .. .... .. Sernin ,Mehmet GirayHan ( 1577 - 1584) . . . . . . . . .. . . . . . İslam Gii·ay Han (1584 - 1588) . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. .. , Bora Gazi Giray Han (1588 - 1608) . . . . . . . . . . . . . . . . . . Selamet Giray Han ( 1608 - 1610) . . . . . .. . . . . . . . . ,,, Canbek Gir ay Han (1610-1630) .. . . .. . .. 3. Mehmet Giray Han ( 1630 - 1635) . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . ... , .. , .. Çoban Giray'ın Ortaya Çıkışı . . .

.

...

...

...

...

. . .

...

.

...

..

...

.. ..

...

...

..

. ..

...

...

...

.

..

.

..

.

.

.

...

...

.

..

..

..

..

..

...

. ..

..

.

..

..

.

.. .

.

..

..

...

..

...

.

.

.

.

..

. ..

..

.

.

..

..

-v--

.

.

.

.

. ..

..

.

..

..

..

.

..

.

.

..

..

.

19 24 25 27 30 31 34 40 42 45 47 49 52 n .ı tır\ Iili rııı 110 nı


1ııuyol

62

Clll'li.Y lfıııı ( ıtı:ıri 111:17 J Hc;J.mi Bnhudll' Clı·ııy Uıllı (JO:rt- 1010) ......... ......... .... . . 8

...

...

...

...

...

...

...

...

...

...

.. .

4. Mehmet GirayHan (1640- 1655) . . . . .. . . . . .. . . . . . . . .. . . . . . . . . . 3. İslam Giray Han (1655 - 1665') .. . . . . ... ... . .. .. . . . . . . Adil GirayHan (1665 - 1670) . . . . . . . . . .. . . . . :·. . .. . . . . . . . . . . .. . . . . .Selim Giray Han (1670 -1677) . . . . . . . . . .. .. . . . . . . . . . . : . . . . . . Murat Giray Han (1677 - 1683 ) ... . . : ... . . . .. . . . . . . . .. . .. . . . . . . . . . · 2. Haci Giray Han (1683-1684) . . . ... . ... . .... . . . . ... . . . . .., . . . Selim Giray Han (İkinci kez ı684 - ı69ı) ... . . . . . . . . . .. . .. . 2. Seadet GirayHan (ı691 -1692) . . . . . . . . . . . . . . .. . ' ·safa . Giray Han (1692) . . .. . . . . . . . . . .. . . . . . . . .. .. . . . . . . . :" Haci Selim GirayHan (Üçüncü kez ı692 - 1699) . . . . . .. . 2. Devlet Giray Hari (ı699-1702 ) .. � . ... ... ... ... .. . 2. Gazi Giray Han (ı 702 - 1707) . . . . . .. . . . . . . . . . . : . . . . Kaplan Giray Han (1707) . .. ... . .. ... ... .. . . ... ��. . 2. Devlet ' Giray Han (İkinci kez 1707 - 1713) . . . ... .. . : . . . . . . Kaplan Giray Han (İkinci kez 1713-1716) . .. .. . . .. . . .. . .. . .. . Kara De vlet GirayHan (1716 - 1717) 3. Se adet Giray Han (1717-1724) .. . . . . . . . . 2. Menğli Giray Han (1724 - 1730) . . . .. . . . . .. . Kaplan Giray Han (Üçüncü kez 1730 -1736) 2. Fethi Giray Han (ı 736 - 17371) . . . .. . ... .. . 2. Menğli Gir ay Han (İkinci . kez ı 737 - ı 739) 2. Selamet GirayHan (1739-1743) 2. Selim Giray Han (1743- ı 748 ) Arslan GiraYHan (1 748-1756) Halim GirayHan (1756 - 1758) .. . Kırım Giray Han (1758- 1769) . . 3. Selim Giray Han (1764-ı769) ...... 2. Sahip Giray Han (1772-1775) Küçük Kaynarca Antiaşması .. . 4. Devlet Giray Han . .. . . . . .. .. . Şahin GirayHan (1777-1783) .. . . Şahin GirayHan'ın Toprak Reformu, Vergi Sistemi İsyanlar . . . . . . . . . .. . . .. . . , . . . . . . .. . .. , .. Aynalı Kavak Antıaşması .. . ... ... . .. .. . . :.. .. . .. . . . Yeni isyanlar ve ŞahingirayHan'ın Tahtı Bırakması Hanlık Devrinde Öğrenim ve Yetişen Bilginler: Seyitmusa Efendi Kefevi, Hüseyin Efendi Kefevi, Şeyh İbrahim Efendi, Abdullah Seyitahmet Kırımi, İbrahim Efendi Kefevi, Ferah İsmail Efendi, Mustafa Rahmi Efendi, Devletşahoğlu Habibullah Efendi, Haci Mehmet Senai, Mehmet Salih Efendi . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . .. . . . .

. . .

.

'

·

.

.

.

. .

.

.

. . .

.•.

. .

.

.

.

.

.

.

.

.

. .

. .

.

.

.

. .

.

·

·

.

.

. . .

. .

. .

.

.

.

-VI'-

.

.

64 64 66 68 69 70 . 71 . 72 74 74 74 75

78 79 80 82 83 83 85 86 90 91 92

92 93 93 94 96 97 ıoo 102 ıo5 108 110 113 . 115

120


Hanlık Devrinde İmarcılık. Tatarlarda Ahlak Hanların Dış Siyaseti .. .

.

..

.

. • .•

.

/-' . .

-' � .:

.

.

.... .

.

-.

.

;

. .

•• • , • • •.

� - '

125 126 126

.

..

. ' ' .. ._;,>"- .•••

·: • •

. . .•

-�

'' . .

. ·�: .....

.

', �-�

·III. ' B Ö LÜM: ?

Kırım'da Rus İdaresi 'l'oprak Yağması . . . ; .. J)ini Baskı ve Tahribat Milli Eğitim ve Kultür Ya'sağı l. , Goçıer . . l� ırım'ın Türk- Tatar Kalışı . . � .. . , G öçen Türk- Tatar'ların Yerleştikleri Yerler f<:ırım Türk- Tatar'larının Uyan·ı ş Hare, ketleri Gaspıralı İsmail . . . . . n.us İstibdadı ve İlıtilaif .. Rus Siyasi Partileri . . : . . . Çar 2. Nikola Tahtından Vazgeçiyor Rusya Müslümanlarının Moskova Kongresi Kerenski İktidara Geliyor . . . . : .

.

.

..

.

. .

. .

... •

. . ..

. . .·

. . .

. . .

.

.

. . .

. .. ·

: · ·

)

,

..

. . :

. . .

.

. . .

.. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

.

. . .

. . . · . .

.

.. .

.. .

. . .

IV.

. .

.

. . .

. . .

. .

..

..

.

. . .

.

. .

.. .

:· · ·

. . .

. . .

. . .

. . .

. .

.

..

.

. .

. ..

.

..

. . . '

..

. . .

.

. ...

. . .

.

. .

. ..

.

.

..

.. .

B Ö L Ü M:

Kırı m Türk- Tatar'larının Milli. Kurtuluş Hareketi . Milli Kurultay'ın Açılışı . : . .. . : Kırım Cumhuriyeti Anayasası . Kurultay'ın Parlamentoya Çevrilmesi ·ve Milli Hükumet Ukrayna Cumhuriyeti Manifesti . . Kırım Ordusunun. Kuruluşu .. . ; ,. . Kerson'daki Süvariler Kırım'a Getiriliyor .. . . . . ... . . .. .. Romanya'daki Müslüman Kolordusunun Kırım'a . Getirilll!-e Teşebbüsü Rus Subayları .. . .. . .. . .. . .. ·1 . . Bolşeviklerin Ultimatomu . : .. Bolşevikler Saldırıya Geçtiler ' Çelebi Cihan'ın Şehadeti ... . . . Bastırık Şiiri . . . ... . . . . :. ... .. . .. . . . . Kırım'da İlk Bolşevik İdaresi .. Rus İlıtilali ve Türkiye Gazeteleri '" kırım ve Türkiye Basını . . . . . . . KırımHükumet-i Milliyesi ve İbtina Ettiği Esasa_t-ıHukukiye ... Cafer Seyitahmet Beyin Türkiye 'ye Varışı Kırımlıları n Çay Ziyafeti . . . . . . Alman Ordusunun Kırım'ı İşgali . . . .. . . . . ·.

.

. . .

. . .

. . .

. . .

.

. ..

. . .

.

. .

.

...

. .

.

.

.

. . .

� . .

. . .

.

. . .

. .

..

. .

. .

. .

. .

, .

. . .

. . .

""

. ..

. .

. .

.

.

.

.

.. .

. •

.

,. ,,

. . ••

.•. .

;

· ' ·

.

.

127 127 129 133 133 142 142 144 144 '156' 157 157 158 166

.

.

, .

. .

..

-

.

VII

-

169 176 178 182 185 186 186 187 188 189 190' 192 194 104 100 1011 liiiJ :.wo 201 :.w :ı


'!'atar Parlamento Knlcıııl ...... ........ .

Parlamentonun

Toplarıması

ı ll

ı 1 ı

. . . . . . . . . . ..

Kırım Hükumetinin Teşkili Teşebbüsü ... Rus . Kadet Fırkasının Kararı .. . . .. . .. .. . Generaı Süleyman Sülkeviç HükUıneti

1918 Yıhnd�

Almanların Şark Siyaseti

,

.

. .. . . . Türkiye ile Almanya Arasında Kafkaslar'daki Gerginlikler

Kırım Müslüman Parlamentosu'nun İlk Temsilcileri .... Kırım ve Ukrayna ...

.. � •...

..

. . . . .. .

{1

Ukrayna'nın Notası, Kırım'ın Cevabı ... ... � .. Kırım Murahhaslan ile Konuşma ... ...

.

..

..

.

.·. Ukrayna K:ırım'a Ticari Blokus htm Ediyor ... Kırım Müslüman İsviçresi ... ... ... ... ... ... . ..

Kı�ım'ın. Yeriisi ve Karakteristik Vasfı Türk - Tatar'dır

. Beyaz Rus Generalleri ve Salomon .Kırım Hükumeti ... Protesto

Kongreleri:

Akmescit

Kongresi;

Kongresi; Or Kongresi; Gözleve Kongresi ...

Kefe

Kongres�;

Bolşeviklerin Kırım'ı İkinci Kez İşgali ...

·

Yalta

. . . ·. . .

Parlamento Murahhası Cafer Seyitahmet ...

. . . ·. . . .

Cafer Seyitahmet Muhtıralar Veriyor ; .. , Milletler Cemiyetine Verdiği Muhtıra General Wrangel'in Kırım'ı İşgali .:.

V.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin Kuruluşu ., . ... ... Muhtar Kırım Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin İdaresi ... Toprak Meselesi ... ... ... .. . ... .., ... .. . . .. , .. ... ... .. . ...

1�21

ve

1922

Açlık Felaketi : •.

... ...

...

... ... ...

Huzura: Çorabatır. (Raşit Aşki) nin Cafer Beye Mektubu ...

Yeni Ekonomik Politika (NEP) ... ... ...

Veli İbrahim Devri ... ... ... . .. ... ... ... .. .

Yahudileri Kırım'a Yerleştirme Meselesi ... ... Milli Fırka

Meselesi

. ..

.. .

Veli İbrahim Hadisesi ., . . ..

... ... ...

.

.

. . . .

... ...

.. .

Veli İbrahim'in Son Savunması ve İdaını ... . . 1931-1933 Açlığı . .. .. . ... ... ... . .. ...

60

220 222 223 224 225 226

B Ö L ÜM:

Bolşeviklerin Kırım'ı Üçüncü ve Son Kez İşgali ve Muhtar Kırım

Kırım'da

204 204 205 207 208, 209 21p' 2Ü 212 2 216 ·, 21J t1 . 21 ll· 21J 219

.

. ..

•.• •

249

Kişilik Kırım Tiyatrosu Taşkent'te ...

Ruslaştırma Siyaseti

• • •1

Edebi Dil Meselesi ... Kırım Halk Edebiyatı -VIII-

227 228 228 229 2 31 234 234 235 238 243 248 252 253 256 260


.:. ,.,. , ... ... . ;._, 262 262 (1621-: 1707) ; ... Canmuhammed ... . ., . . . .. . . 26 3 .... . . . . . . ... . . _.. . İstemiy; Mehmet Nüzhet (Ü388 -1933) · . . .. . ... ... .. .. :'.... -<:{_:·264. 265 Cafer Gaffar (1898-1938);_ Abdurrahim Şehiade (Altanlı '(1898 �' 266 Ş n mil Toktargazi (1881 - 1913); Hasan Çergiyef (1879 - 1946) 267 Ömer İpçi (1897-1944ı); Bekir Sıtkı Çobanzade (1893- 1938) Abdullah Latifzade (1894-1938) .., 269 ; 270 Ynkup Şakir Ali (1890 -1930) ... ... ,.. :. 271 Harndi Giray (1901 -1930) . . .. . . . ·. . ... ... . . . ... ... Kırım Halk Oyunları, Kırım Artistieri Moskova'da .. ), il 272 <

Edebiyat Krestomatyası

,. .

Aşık Ömer

.. .

.

.

.

. ._;

. . .

.

.. •

.

.

.

.

.

.,

.

. ..

.

.

. . ;

·

. .

. . .

. . .

.

. . .

·

..

;

B Ö L Ü M:

VI. Dobruca'daki

J�mel

(

...<_:�2�t:273

Kırımlılar ve KırırR Davası

Mecmuası. ve Kırım Davası

F:mel · Yayınları .: . .. . . . , . . . . . . . Seyahatler : Polanya Seyahati ... .

..

..

.

.

.

.

.

. .

.

..

. .

.

.

.. ; X ·,. ::·.274 :

.. '276 . 281 281 235 29! 295 297 . .. 304 309 313 319 · .'· ·

. .. .

Polanya Türk - Tatarları ve Kırım Davası Varşova'da Kurultay'ın

20.

Yıl Dönümü Kutlandı

Promete Teşkilatının Dil Kongresi .. . . . .

...

Karay Türkleri (Karaimlar) ... .. .'

.

..

.

. .. . .. . .. ..

. .

, .

.

.

İkinci Dünya Savaşı İçinde Alman- Rus ·savaşı ... A:r.at Kırım Gazetesi

... :

..

..

.

.

..

Datı Avrupa:ya Sığınan Kınmlılar

.

.. . . .

. .

.. .

.. .

. .

.

.

.

.

..

.

.

.

..

..

Kırım Türk- Tatarlarının Yurdundan Sürülmesi ..

Mustafa Cemiloğlu'nun Dilekçesi

.

..

Kmm Milli Merkezi ve Kırım Davası ve Muhtıralar

. .. ... ... . .. ... ... ... . .. ...

Moskova Protesto

Edildi

..

.

.

.

.

... .. :

.

;

.. .

.

·

.

. . .

. ,.

...

.• .

..

Bunun Adına

..

Verilen

. .

Sekizinci Yüksek İslam Konferansı Başkanlığı'na ... .. . , .; ... ....... Uluslararası

Teşkilatlar

ve

De:vletle;r

Başkanlarına . ·.Gönderilen

Muhtıralar ve Alınan Cevaplar.: .. ... ... ... ......

:..

. . .

. . �

.

;.

..

.

..

.

Milletlerarası Konferanslarda. Kırım Türk - Tatarları Milli Merkezi

.. .

Adına Gönderilen Temsilci'

323 331 334

336

.. . .

341

Kırım Türk- Tatarının Kurtuluş. ve Yurda Dönüş Siyaseti

3'13 :\44 :.111 :117 :ın�! :ıtı'l :1(14

.. . ... ... ... Dergisi (Ankara} . . .. . . Hanlığı'nın Yıkılış Sebepleri .. .

Kırım Dergisi Birlik

Kırım

(Ankara)

.

. •

.

...

'·. ·

,

Kırım Türk- Tatarının Milli Siyaseti Nasıl Yürütülmelidir? ..... ,

Gösterilen Kayna,k Eserler . .. . ..

.

..

. ..

.. .

..

. ...

Kırırh Hakkında Şu Eserlerden Faydalanılır .. - IX -

.

..

. ... . .

.

. , ,

. .. ,, ,

, , ,

.,


1< l'l'i\ 1''1' i\ 1\, l uıı:NII\tl.lı:at Gaspıralı İsmail Bey (lU!H- Hll4) tsrnail

Azerbaycanlı

Gaspıralı,

Topçubaşı

. .

.

. ... ... ... ...

... ... ... . . . . . .

.

Hasan

Zerdabi

ve

Ali

148

Mcrdaan

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . .

155

1917 Yılı 1 -ll Mayıs Arasında Mostkova'da Toplanan Rusya Müslü-

manları Delegeleri

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

165 172

'. . .

Çelebi Cihan Hansaray'da Milli Müzeyi Açış Konuşmasını Yapıyor

26 Kasım· 1917 günü açılan Kurultay üyeleri toplu halde Cuma namazını kılmak üzere dirniye gidiyorlar . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Kurultay'a seçilen. ilk kadın üyeler: soldan 1 . hanım Şefika Gaspıralı . . ... ...

181

. .

·. . .

. .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . .

. . . ·

184

. .

Parlamento Hükumeti üyeleri; sağdan sola: Cafer Seyitahmet, Çelebi Cihan, Ahmet Şükrü,

Seyitcelil Hattat

Lehistan Ordusunda Tatar Süvarisi .

. .

. .. . . . . .. . .. . . .. ... . .. . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . .

188 282

. .

Kırım'a dönen ·Mahmut Musa, yurdundan tekrar sürgün edildiğini anlayınca protesto

olarak kendisini yakarak

intihar etti

Mahmut Musa'nın polis tarafından yıkılan evi ve ailesi . Kırım'da evi yıkılan diğer bir Tatar ailesi

. .

... ... ... . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . .

XV. ve XVIII. yüzyılarda Kırım Hanlığı'nı tarama ile gösteren harita Kırım Türk- Tatarlarının Tarihi ve Anayurdu Kırım Yarımadası

.:..,-. x-

.

321 322 322 355 356


ÖNSÖZ

İnsan toplumunun bir kavim, bir toplum veya bir azınlık olmaktan çıkıp bir millet vasfını haiz olarak yaşaması için bir milli ideale sahip olması şarttır. Milli ideal kuvvetli bir kültüre ve tarihe dayandığı tak­ dirde temelli ve sağ'lam olabilir. Milli idealin gerçekleşmesi için milletin yli;:ı:yıllardan beri toplu halde yaşadığı bir yurdun bulunması da gerektir. Buna göre milli ideal : Ulusal bir dili, kültürü, d ini, tarihi, yurdu olan bir milletin hür ve mi.istakil yaşamak ve diğer hür ve müstakil milletler topluluğuna katıl­ ınak dilek ve e melidir. Bu, bir devlete sahip olmak anlamına gelir. Bugün yer yüzünde hür ve müstakil millet olarak yaşayan ve meyda­ na getirdikleri Birleşmiş Milletler T'e şkilatı'na üye olan 150 kadar devlet mevcuttur. Bunların · yanında millet va&fını haiz oldukları halde başka devletlerin esaret ve hegemonyası altında hak ve hürriyetlerden mah­ rum olarak inleyen milletler de vardır. Bunlar arası nda, bizi bilhassa ilgilendirenler, Sovyet Rus İmparatorluğu ile Çin Halk Cumhuriyeti İm­ paratorluğu'nun esaret ve hegemonyaları altında yaşayan ve sayıları 65 milyonu bulan Türkistan, İdil- Ural, Azerbaycan, Kafkasya, Kırım ve Doğu Türkistan Müslüman ve Türkleridir. Bu iki Komünist imparatorluk, bu Türklere, sözde, kendi yurtların­ da diledikleri şekilde yaşama hakkı tanımışlardır. Kendi adiarına birer

' mlistakil veya muhtar cıimhuriye tler kurmalarına izin vermişlerdir. Ama, bunlar. aslında Türk milletini parçalamak, eritmek ve Ruslaştırniak ve Çinlileştirmek sıiyasetüıden başka birşey değildir. Bununla beraber, bu Türkler kukla cumhuriyetlerinde oynanan dra­

ını n tehdit ve tehlikelerini anlamakta, milli varlıklarını korumak için

biitün gayret ve cesaretleri ile mücadeleye girişmiş bulunmaktndıt"lnr.

Dış memleketlerde yaşayan soydaş aydınlarından destek de

gc)rnwltlcı�

dirle r.

Esaret altındaki Türkler arasında, yurdundan bile sürgün qdllııwl( ıııı· rctiyle, en şiddetli zulme uğramış olanlar, şüphesiz ki, Kırımlılnl'ılcı·. lltıv· Jet Başkanı sıfatını taşıyari Yüksek Sovyet Başkanının 5 EyH\1 IIHI7 t.ııı·llıll

- XI -


ıH luili\ll!tll\1�•1 ll�

li!lı�hllllıı tıilllıllhlrıı i

hıtıhl dili'lıtil

Vl'

hnklnrına ka­

\ ııtlıııuhhıhlıH ıl 111\ıı t•ılllıiiAI l1rılıhı 1\ ırıııılılııı' yunhuut döncmemekte, ıliHıtiıılııt '"'' dıııl1ııl ı�ılır111 �ılll'l:lillltı J-!llııtl��rilmektedirler. Sürgündeki l(ıi ııııltlıııııı lıııtılıı•n Uıı,Yt•HI VI' cı,yll'tll ııitı.l'lı�t şimdi bu konu üzerinde

tı ıp lıtıtllıt � 1 ııı lııı ıı ııııl\l.ı.ulıı·,

l\11'111ı'ııı d ı :sı ı ı d ı.1 , Türkiye'de ve di[�Cr nı �mleketlerde en az altı mil­ you lwdııı· Kınm Tiirk -Tutar'ı yaşamaktadır. Bunun büyük kısmı ben­ liğ'lnl ve m i ll l şuurunu unutmamıştır. Sovyet Rus İmparatorluğu'ndaki

kunteşlerinin ölüm - dirim mücadelesini ilgi, dikkat ve heyecanla takip

etmektedir. Onlarla mfmen dayanışma içindedir.

·

Kırım Türk- Tatarlarinın hürriyet ve istiklal davasını, yurda dö­ nüş ve eski haklarını elde. etme mücadelesini karar ve azirole destekle­ yen, ve medeni dünyaya duyurup tanıtmaya çalışan EMEL Dergisi bu husustaki çalışmalarını, Kırım Türk� Tatar'ları Milli Merkezi ile birlik­ te, 1930 yılında R<;>manya'da başladığı ve. yirmi yıldan beri Türkiye'de devam ettirdiği ya�ınlan ile dışarda sürdürmektedir. İkinCi Dünya Sava­ şı'ndan sonra ABD'nin New York ve diğer şehirlerinde yerleşmiş bulunan

Kırım Türk- Tatar teşkilatları da bti mücadeleye destek ve yard�mla­ t'iyle katılniaktadırlar;

-

'

Türkiy'e'deki yerli. milliyetçi teşkilatlar, yazarlar, aydınlar da. bütün

cr.ir kardeşlerinin kurtuluş hareketlerini sempati ·ve samirniyetle kar­ şılayıp desteklemektedirler.

Milleti'er ve halklar ·ancak aydınlaı::ı, yazarları,.· idealistleri tarafın­ dan manen beslenmek, eğitilmek suretiyle canlı ve ayakta tutula'bİlirler.

Besleme ve eğitme gazeteler, dergiler, kitaplar, konferanslar ve diğer

yayın vasıtalariyle yapılır. Kırım Türk- Tatarları olarak elimizde ancak gaz�te, dergi ve kitap yoluyle bu vazifemizi yapmak imkanımız vardır. Bunu yapmaya çalış­

mak, bu vasrtlardan yararlanmak mecblJ,riyetindeyiz.

Bu maksatla bu kitcı.bımı yazdım ve buna <<Kırım Türk - Tatarları>>

adını. verdim.

Niçin bu adı verdim? Neden yalnız «Kırım Türkleri>> demedim? EMEL Dergisinin 1978 Mart - Nisan 105.

«Bi r Açıklama» yazınıda

�ayısında 6

sahifeden ibaret

bu sorunuı:ı cevabını açıklamış bulunuyorum.

Burada ancak . şu kadarını yaımakla yetineceğim : XIII. yüzyıl başlarında Asya'dan Batıya yürüyüşe geçerek bugünkü Rusya'dan Orta Avrupa'ya kadar geniş sahaları işgal eden Cengiz Han ve Batu Han. ordularının büyük çoğunhiğunu Türk kavimlerinin askerleri oluşturuyordu. Bunların arasında- savaşçılık ve sertliği ile şöhret yapmış

- XII -


olan Tatar'lar da bul�İmy�rdu. Bunla�ın sayısı Mogollarınldnden de ..az­ dı. Orduların yüksek komutanlan Mogollar oldugu için Ruslar ye Avru­ pnlılar bu istila ve fütuhata (Mogol: Tatar İstilası) adım· verdiler. Batu Han'ın kurduğu imparatorluğa <<Altın Orda>> denildi. Devletin .

-

. :

'

-'

' .

\

ı·csmi dili ilk yüz yılında :Mogolca)di. Ama. halkın· büyük çöğunluğu

beri bu bölgelerde yerleşmiş bulunan pek çok Türk kavimlE�ri vardı. Bunun için Mogollar kısa zamanda kendi dillerini unutmuşlar ve Türkçe konuşmaya iwşlumışlardı; Türkleşmişlerdi. Bütün halk hanları ile beraber İslclmiyeti luıbul etmişlerdi. Bunlar yarlıklarını (fermanlarım) Türkçe yazmaya baş­ lıımışlardı. Konuşulan Türkçe Kıpçak lehcesi idi. XV. yüzyıl ortasına dottnı Altın Orda Devleti dağıldı; yerine Kazan, Kırım, Astrahai:ı Han­ lıklan çıktı. Bu Hanlıklarda yaşayan halkiara <<Tatar>> elenildL :Ruslar Moı:rol sözü ile Tatar sözünü eş anlamda kullandılar. 19. ve 20. yüzyıllarda Tiirk l<avimleri üzerinde geniş araştırmalar yapan etnologlar, sosyologlar, t.ıırilıçiler ve dilciler <<Tatarlar»ın da menşe (köken), dil, tarih bakımla­ ı·ııH1nn aynı olduklarını tesbit ve kabul �tmişlerdir. Bu itfb a�i'a, K �zan (!dil- Ural) ve Kırım Tatarlan'nın Türk kavimlerinden sayılmalarıriı, ko­ nuştukları dilin Türkçerün bir lehcesi olduğunu kabul etmek gerektir.. 'l'ürk olduğu için Turkçe ·k<n1uŞuyordu. Miladi beşinci· y'üzyıld�n

.

Kırım Yarımadası'nın kuzey bölgesinde yaşamış olan Kınmlılar Kıp­ çıık lchcesiyle kbnuşurlar. Kırım hanlanndan şiir yazmış olanlar, bazı �llrlcrini bu lehcede yazmışlardır. Çoğunu Osmanlıca. dediğimiz Arap ve /\cem sözleriyle karışık Oğuz lehcesinde yazmışlardır. Yarırriada'nın Gü­ tii'Y bölgesinde yaşamış olan Kırımlılar, Selçuklular ve Osmanlılar de­ vlrlcrinde buraya gelmiş olan Oğuz Türklerinin etkisi altında kalarak ( >ı1ıız lchcesine çok yakın bir lehce ile konuşurlar. Kınmlılara ve Kırım haniarına Yalnız Rı;ıs ve Avrupa tarihlerinde �'L'ııl:nr» denilmemiştir. Osmanlı tarihlerinde de <<Tatar>> ve, Kırım. han­ lıırınn «Tatar Hanları» denilmiştir. Bu bir alışkanlık olmuştul": Bu se­ lu•ple ve Tatar ile Türk'ün aynı menşeden olduğunu anlatmak maksa­ diyle bu iki adı yanyana koymayı gerekli ve faydalı buldum. Rusların ldnresindoki Türk boylarının adiarına da Türk sözünün eklenmesinde, ııw�eli\ Özbek Türkleri, Kazak Türkleri, Kırgız Türkleri, Azeri Türkleri ıiPııilmcsinde . Rusların bunları ayrı milletler şeklinde gösterrne ve oluş­ t.ıınnn gaye ve çalışmalarına sed çekilmiş olur kanaatindeyim,. Bunun tııı·lh ve etnoloji bakırnindan olduğu kadar siyasi açıdan da yarar sağlayııen�ı muhakkaktır. ·

Kırım Türk - Tatarlarının tarihini «Gülbün-ü Hanan>> adı ile top! u ıwk i l dc ilk yazan kişinin 1756'larda Halim Giray Sultan oldu�unu lilllll• yoı·um. Bu tarih aslında Kırım Hanlarının hal tercümeleri şokllııdtı ,VII· :t.ılınıştıı·. İlk basımı Hicri 1287'de yapılmıştır. Bu tarihi Kırını ııyılııı ıııJI. -XIII-


llyctçllerlndcıı ı\l'(f,.,llıh• ı\, Hilmi; «Kmm'ın tarihi ve siyasi olaylarından bahseden birçok tarih kitabını inceleyerek ve üslubunu değiştirerE\k daha iyi şekle getirmiştir.» A. Hilmi'nin bu kitabını Eskişehir avukatlarından merhum Osman Cudi bey H. 1327 yılında İstanbul'da Necm-i İstikbal matbaasında bastırıp yayınlamıştır. Üçünü de bu kıymetli hizmetlerinden dolayı minnet ve ·şükranla anmak borcumuzdur.

Ben, ldtabımın giriş kısmından ve Altın Ordu devrinin özetlenınesin­ den sonra gelen Hanlar kısmını, bazı küçük ilavelerle, bu tarih kitabın­ dan aynen özetledim. Kitabıını altı bölüm altında topladım. Bölümde dört bin kadar eskiye gidip Türk kavimlerin dili, .dini inançları, kabileleri, tamgaları, yaşamları, göçleri, akınları hakkında çok kısa olarak bahsettikten sonra Altın Ordu Devleti'nin kuruluşundan, sos­ yal,· iktisadi ve idari teşkilatından, dağılışından söz ettim. I.

II. Bölümde Kırım Yarımadası'nın coğrafyasından, zenginliklerin­ den, halklarından ve Kırım Hanlığı'nın meydana çıkışından bahsederek ilk Han Haci Giray ile başlayıp son Han'a kadar hepsini «Gülbün-ü Hanan» tarihi çerçevesi içinde anlattım. Hanlık zamanındaki devlet teş­ kilatı, dini kuruluşlar, toprak rejimi, yabancı azınlıklar hakkında, başka kaynaklardan da yararlanarak, bilgi verdim.

Menğli Giray Han'ın Fatih Sultan Mehmet ile anlaşıp Kırım Hanlığı'nın Osmanlı İmparatorluğunun himayesine sokmasının sebeplerinden; 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması ile bu himaye ve ittifakın bozulmasın­ dan doğan sonuçları belirttim. 1783'de Rusya'nın Kırım'ı istila ve ilhakını kolaylaştıran isyanların sebepleri ve doğurdukları sonuçlan . üzerinde önemle durdum. ·

Bölümde, Rus idaresi, toprak yağması, dini· baskı ve eğitim yasağı, göçler ve yüz yıllık karanlık devir; 19. yüzyıl sonlarında Kırım Türk - Tatar'larında uyanış hareketleri, Rus siyasi partileri, Rus ihtilali ve getirdikleri olayl,arı özetledim. III.

IV. Bölümde, Kırım'da Tatar Kurultay'ını:q., açılış·ı, Kırım Cumhu. 1 ' riyeti ve Anayasası'nın ilanı, Kırım ordusunun kuruluşu, Kırım- Bolşevik çatışması, Kırım'ın Almanlar tarafından işgali, General Süleyman Sülke­ viç hükumeti, Kırım- Ukrayna ilişkileri, Rus generallerinin Kırım'ı işgali ve Salomon Kırım hükumeti hususılannda oldukça geniş bilgi vermeye çalıştım. V . Bölümde, Bolşeviklerin Kınm'ı üçüncü ve son kez işgali ve Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetini meydana getirmeleri, 1921-XIV-

.··


lll22 uçlığmın funilleri, Veli İbrahim devri ve bunun idam sebepleri, 1931 ııı:ı:l nçlığı, Ruslaştırma siyaseti, Stalin'in hapis, sürgün_ ve imha zulmü 1\wrinde durdum.

-

Bölümde, Kırım dışındaki Kırımlıların Dobruca'da, Polonya'da · t.ı·•ıJidlutlunıp çalışmaları, İkinci Dünya Savaşı ve Almanya'nın Sovyetler lllrllği'ııe saldırması ve yenilgisi, Kırım'ı işgali yüzünden doğan felaketli ıu•t.lcclcri, bir kısım Kırımlının Dobruca'ya ve Batı Avrupa memleketleri­ Ilti ııığ'ınınası, Kırım'da kalanların Stalin tarafından toptan sürgün edil­ llıt•:-ı·l lı u k kı n d a kısa bir özetierne yaptım. VI.

Kırımlıların vatana dönüş mücadelesi, Türkiye'deki Kırımlıların bu ııılh-ndclcye katkıları, Kırım Türk- Tatarının ·kurtuluş mücadelesinin na­ tııl yapı lın ası gerektiği anlatılarak kitap sona ermiştir. :1114

sayfadan ibaret 24 formalık. (Kırım Türlt- Tatarları) kitabımda

1\ll'lınlılnra ve bilhassa gençlerine Kırım Türk- Tatarlarının ne oldukla­

ı·ıııı, 15 nsır içinde geçirdikleri çok parlak ve çok acı günlerini ve bu1{1\ııltli durumlarını ve gelecekte ne olmak ihtimali bulunduğunu <<Karın­ ı•ıı, ltnrnrınca» kabilinden anlatmaya gayret ettim. Bu kitabıını yazmak ı,tıı mınunda gösterdiğim kaynaklardan yararlandım. Bu kaynakları teş­ ldl Pdı•n kıymetli · eserlerin ve makalelerin ilmi ve tarihi değerleri bü­ yllldilı·. Dunları yazanların Hak'kın rahmetine kavuşmuş olanlarını min­ ııııt. vı• �ükranla anmayı; sağ olanlara uzun ve başarılı ömür dilemeyi ve tıoı)Piddirlerimi sunmayı zevkli bir ödevin yerine getirilmesi sayıyorum. 1\.it.ııbımın değerli kaynaklarından birisi de, uzun yıllar boyunca bir­ JIIdı• c;nlışınak zevkini bulduğum ve bugün bir kısmı Hak'kın rahmetine

IIIIVII:JillUŞ ve bir bölümü yaşamakta olan aziz arkadaşlarımın gayret ve l'ıodııkiırlıldarı ile yayınlann EMEL Dergisinin eski ve yemi sayılarındaki lıllglll't' ve yazılardır. Bu vesile ile bu arkadaşlarıma ve Emel'in yazarla­ I'IIIII minnet ve şükranlarımı bildiririm.

Yayın hayatının 31 ci yılına başlamış olan EMEL Dergisinin koleksi­ yoıılım, Kırım Türk - Tatar'ları hakkında yapilacak araştırma ve incele­ ıııı• c;nlı�ınaları için sağlam kaynaklardan birini teşkil etmektedir. T•�peyce uzun bir çalışmanın ürünü olan bu kitabımla Kırımlı kardeş­ Jpı·lıııc ve bilhassa gençlerimize ihtiyaç duydukları bilgilerin bir bqlümü­ ııl\ vermeyi başarabildimse, kendimi, vazifesini yapmış bir insan huzuru ı..-ıııclo hissederek bahtiyar sayacağım. Bu bahtiyarlık, ·ömrünün altını� yılıııı böyle bir yolda harcamış ve bundan sonrakini de harcayacnh: olıııı lılı· ld�i için en büyük sevinç kaynağıdır. · vı•

Me:-tleJ1im tariheilik olmadığı halde, ancak iyi niyetim d <' ı ı, lıııllwıııı ymdumu olan sevgi ve bağhlığımdan dolayı yazmaya Cl'Haı·d t•lll/llııı

-XV-


ldt.ntııınıhı bulııııııııtıll tnlıil olıııı lwmırlııl'lın l�ln ıııulıtoı·om okuyucuları­ ının beni bııf:tnJlıınıulııı·ıııı rlt!u ediyorum.

Kitabıının hazırlanmasında bazı Rusca ve Kiril harfleriyle basılmış Türkçe kitapları okuyup bana anlatmış olan eşim Sayın Emine Ülküsal'a, hasılınasında onar bin lira yardımda bulunan Sayın İlyas Çokay'a, Ahmet Ekmekçioğlu'na ve Avukat Nureddin Altuğ'a teşekkür etmeyi borç sa­ yıyorum. Kitabıının dizilinesinde ve hasılınasında dikkat ve himmetlerini esir­ gememiş olan Matbaa sahipleri Sayın Baha· ve Cengiz Batur, haritaları ve kapak kompozisyonunu yapan Sayın Murat Yakuboğlu ve linotip ope­ ratörü Mehmet Akar'a samimi teşekkürlerimi su�arım.

M üstecib ÜLK ÜSAL

-XVI�


BİRİN Cİ BÖLÜM HUNLAR

Milnttan yirmi asır kadar evvel Çin memleketinin kuzeyinde ya§ayan ıııruııılarn Çinliler Şang-yung (Dağ barbarları)* diyorlardı. Bu insanlar toplu halde kendi önderlerinin yöntem ve buyruğu al·

t.ırıdıı

yaşıyorlardı. Kalabalık hayvan ve koyun sürüleri besliyorlardı. Bu

lıııuııdnrın iki tekerlikli arabaları, bunların üstlerine tutturulup gerilmi§

c;ııdıl'lnrı vardı. Akar suları� kenarlarındaki bol otlu geniş çayırlarda 111\l'!lledni otlatırlar, bunların etleriyle beslenirlerdi. Bir süre sonra bu­ J'ıılıınn otları azalınca başka atıaklara göçerlerdi. Giysilerini koyunları­ llltı yünlcrinden dokuyorlar, ayakkabılarını derilerinden dikiyorlardı. İp olıll'lık kestikleri hayvanların etlerinden çıkardıkları sinirleri kullanıyorlıırdı. Bu insanlar kendilerine KUN, Çinliler ise HİYUNG-nu diyorlardı. l.'olt

duha

sonra Avrupalılar bu insanlara HUN dediler. Bunlar Hiyung-nu

dı•vlt•tin i kurdular (1). Kun veya Hun'ların büyük hükümdan METE Milattan

300 yıl evvel

hUyilk Kım veya Hun İmparatorluğuriu meydana getirdi. Ülkesini Kore'

dr•ıı, Çin'den İtil (Volga) nehrine kadar genişletti; birçok kavmi buytu·

ıtıı ııllına aldı (2).

··

AHya bozkırları, vadileri, çölleri ve dağları denizlerden uzak ülke­ lı•ı·dlı·. Bu yüzden iklim yazın· gündüzleri çok sıcak, geceleri nisbeten

twı·lı ı, k ı şın sert ve soğukt:ur. Akar suları çok değildir. Dağların eteklerin­

dıı, ııu kenarlarında binlerce yıl evvel kurulmuş köyler ve bunlarda yer­ lı•rllk olarak ya§ayan insanlar vardı. İklim kuraktı ama, toprak sulandı­

ıtı ı ıdıı verimli idi. Bu sebeple köylerde çiftçilik yapılıyordu. Hatta_ daha ııoı ı ı·ıılurı, su boylarında bağlar, bahçeler de vücuda getirildi. Bu tip alanlar Aral Gölünün güneyinden Amu Derya deltasından l.'ln Hıııırlıırına kadar uzanıyordu. •

o zaman yabancı anlamında lnıllunılmuya başlanmıştır.

llııı·l�:ır sliı.ü ııııııdu

-1-

kullanılırdı. Sonradan zaiim ıınlıı­

.

·


T Ü RK

A DI

Kıtaların en büyüğü olan Asya kıtasındaki kavimler, bin yıllar bo­ 'yunca birbirleriyle en çok çekişen, vuruşan ve o nisbette karışan insan toplulukları olmuşlardır. Bu kavimler arasında soy ve dil bakımlarından benlik ve kişiliğini, varlığını sürdürmüş olanlardan birisi Türk kavim­ leridir. Türk kavimlerinin dilini, benlik ve kişiliğini belirterek ortaya çıkış başlangıcını tesbit etmek zordur. Ama, büyük insan toplulukları gibi binlerce yıl evvel yaşadıkları kesinlikle söylenebilir. Ancak son za­ manlarda yapılan kazılarda bulunan toprak kaplar, madeni kaplar ve süs eşyasından bu kaivmlerin Doğu Asya dağ'larında ve ovalarında yaşadık­ ları meydana çıkmıştır. Türk kavimlerinin ilk temas. ettikleri, savaş ve barış ilişkileri kur­ dukları topluluğun Çinliler olduğu belirlenmiştir. Türk adının ne zaman ortaya çıktığı, bu adın hangi tarihte verildiği kesin ol9-rak bilinmiyor. Türkolağlar bu konu üzerinde tam olarak bir­ leşmiş değillerdir. Çin işaretleriyle ifade edilen bu adı bazı türkoloğlar, Türküt, Türkit diye okudukları halde, bazıları Törküz olarak okuyorlar. Son araştırmalara göre Törküt üzerinde duruluyor. Bazı Rus yazılarında bir bölüm Türk kavimlerine Torki (tekili Tork) deniliyor. Arap tarih- · çileri Turk (çoğulu Etrak) diyorlar. Yunanlılar Turkos diyorlar (3). Türk adının Miladi 6. yüzyıl ortasında Kök yahut Gök Türkler ta­ rafından kurulmuş olan Devlet (552 -744) ile ortaya çıktığı kabul edil­ mektedir (4).

T Ü RK

DİLİ

Türk dilinin Türk kavimleri gibi çok eski olduğu ve Asya'nın geni§ alanlarına yayıldığ'ı, komşu kavimlerin dillerini etkilediği ve hatta bun­ lar arasında üstün bir yer tuttuğu muhakkaktır. Latince'nin Batıda, Arap­ ça'nın İslamiyetİn nüfuz ettiği Afrika'da kazandığı önemi Türkçe'nilll Asya'da kazanmış ve diğer dillere hakim olduğu bir gerçektir (5) . Bu­ nunla beraber yakın . komşuları ve ilişkileri olan Çinlilerin ve Mogolla· rın dillerinden, geleneklerinden ve dini inanışlarından etkilenmiş olduk· ları da bir gerçektir. Hele Mogolcadan Türkçeye ve Mogol diline Türk dilinden pek çok söz geçmiştir. Türkler, iklim şartlarının değişmesi ile Güneye, Batıya yaptıklan akınlar, göçler· ve fetihler sonunda temas ettikleri diğer ırkiara mensur ' toplulukları etkilerlikleri gibi kendileri de onların te'sirleri altında kal· dılar. Bu, normal ve bütün topluluk ve kavimlerde oluşan karıŞımlar ve · gelişimlerdir. Bunun sonucu olarak Türk dilinde de farklı lehceler or· taya çıkmıŞtır. . · · ·

-2-


T Ü RK

B O Y LARI

'l'lirk kavimleri, aralarından akıllı ve kahri.man bir kişi çıktığı za-

1111111 onun yöntemi altında toplanıp büyük bir kuvvet oluşturuyorlardı.

bir kahramanın yokluğunda parçalanıp dağılıyorlar ve küçük gu­ ı·ı ı pl ı ı ı· halinde zaif şeflerinin veya hanlarının ida.resi altında yaşıyorlar Vf! b i rbirleriyle didişip savaşıyorlardı. Uzun veya kısa aralıklarla süren lı ı 1 d ı ı rum yüzünden Türkler birçok boylara, kabilelere ayrıldılar ve ayrı ııd l n l' ı ı l d ı lar : Hazar, Peçenek, Kuman, Tatar, Kazak, Uygur, Kırgız, Öz- . l ıı•l<, 'l'Urkmen v.s. l llly lo

'l'ii rklcrin fizik yapıları ve yüz çizgileri, Asya'nın tabi bulunduğu · l ld l ı ı ı ve hava şartlarına ve karıştıkları kavimlere , göre az-çok farklı­ l ıırJı ı ı ııjt. ı r. Orta Asya'da yaşayanlar buğday, Kuz�y Asya'da yaşayanlar l\ l t ı l l ı·ıı l , Doğ"u Asya'dakiler, Çinli ve Mogollar ile temas edip karışanlar, ı ı ıoı ıl{oloid tipindedirler. Bu tipler, kavimlerin, boy ve · kabHelerin hü­ ld l l ı ı nınl ı k devirlerine göre birbirine üstünlük arz etriüştir. . Cengiz Han dı• v l ' l ı ıdc Orta Asya'da ve hatta Batı bölgelerde mongoloid tipindeki in· -ııı ı ı l ıı ı· ı n arttığı görülmüştür. ·

T ÜRKLERiN DİNİ İ N A N Ç LARI 'I'Orklcr bir kaç kez din değiştirmişlerdir : Ateşe tapınak, Şamanlık, l lı ı d l rı t l i lt, Manilik, Musevilik, Nasturilik, Hristiyanlık ve sonunda İslam­

l ı l\ l.ıı lm nır kılmışlardır. Budistliği ,yaratılış ve yaşayışlarına uygun bul­

ı ı ı ı ı ı ı ı us l ı ı rdır. Çünkü bu din hayvan eti yemeyi yasaklamıştır. Oysa Türk-

1 1.1 1' c;ok ct yerler. Savaşın da aleyhindedir. Türkler ise savaşcıdır (6) .

Ç l ı ı kaynakları Hunların kültüründen bahsederken tapınakları bu­

l ı ı ı ı d t ı �tı ı ı u yazarlar. Bu kaynaklara göre Hun Hakanının karargahında l ı t ı l ı ı ı ı ıı ı ı tn pınakta her yılın başında ayin ve tören yapılırdı. Bu ayine

l l ı ı ı ı lıırııı

yirmidört boyunun başbuğları katılırdı. Yılın beşinci ayında

1 r t ı ı ıv.·Çt.� ı ı g dı;nilen şehirde toplanıp atalarına, Göktanrı'ya, Yer - Su ruh­

l u ı· ı t t ı ı k ll rban sunarlardı. Sonbaharda atların iyi beslendikleri zaman or-

1 1 1 11 1 1 y ı ı t t ın da toplanıp çevresinde dolaşırlardı. Hakan her sabah çadırın­ ı l ıl l l

c; ı lt ı p

Güneş'e, geceleri Ay'a seeele ederdi (7) . VI. yüzyılda -büyük

'l'll ri< J )\ı vletini kuran Gök Türk sülalesi Şamanist boyların yetiştirdiği ımy d ı ı ı ı i d i . Bu sülale devlet idaresinde milli yazı ve milli dil kullanacak

t lt• t'ı•ı·ı•rle g e l i ş miş

bir milleti temsil ediyordu. İyice gelişmiş olan kültür rnğ"men 7. ve 8. yüzyılların Gök Türklerinde bugünkü Altnylı t,lu ı ı ı ı ı l l l :i !. 'l'Li rklcrde görülen iptidai putların bulunduğunu yine Çin luıy· ı ı n ld ıı ı·ı ı Hiun öl!reniyoruz (8) . tı ı ı v l ,vı•ıı l ı ıo

-

3

-


EMki Türkler ölülerinin hatırasına büyük aş (ziyafet) törenleri ya­ parlar ve zenginler yüzlerce hayvan keserlerdi. Hazırlanan yemeklerden

bir kısmını ölünün mezan üzerine dökerlerdi. Bu müşrik izlerine Doğu ve Batı Müslüman Türkler arasında rastlandığı etnografya ve folklor · · meraklıları tarafından tesbit edilmiştir (9) . · . Türklerden İslamiyeti ilk kabul edenler Horasan ve Curcan (İran) Türkleridir. Hazreti Osman'ın . halifeliği zamanında Arap orduları İran'ı zapt ettiler (653 - 700) . Buralarda yaşayan Türkleri Müslüman yapınaya başladılar. Türkler .bu yeni dini kolay kabul etmiyorlardı. Müslüman ol­ duktan sonra da birçok eski dini adetlerini icra ediyorlardı. Bugün bile Müslüman Türkler arasında Şamanizmden kalmış bazı gelenek ve adet-,Y,:: !erin devam ettiği görülüyor. Türklerin büyük çoğunluk halinde müslü- ... man olmaları ikiyüz yıldan fazla sürmüştr. Türk hanlarından geç müslüman olan Berke Han İslamiyeti Altın Ordu Devleti'nin resmi dini olarak kabul etmiş ve teb'asının büyük çoğunluğu müslüman olmuştur (1257 1266) . Türklerin İslamiyete ve bu dinin yayılıp müslüman sayısının art­ ınasma 10. ve l l . yüzyıllarda büyük hizmetleri olmuştur. Müslüm,ari olan ·. . . Türkler olmayanlara karşı . cihad ilari ederek saldırmışlar ve bunları da· : hak dine getirmişlerdir� ·

·

·

,

·

·

·

·

·

Uygur ilinde yaşayan Türklerin bir kısmı Buda dinini Çağatay han- . lannın müslüman olduklan 14. yüzyıla kadar korumuşlardır. Müslüman . olmayarilar Tibet ülkesine göçüp budist kalmışlardır. Bunlara Sarı Uygur adı verilmiştir. . ·

.

Bugün, az da olsa, Hristiyan, Yahudi, Şaınan, Buda dinlerinde olan, Türkler vardır. Bugün hiç bir semavi din (Tanrı kitabına dayanan din) naklettikleri buyruk ve yasaklar bakımından yüzde yüz saflığını koru­ mamaktadır. Her dine mensubu olanlar tarafından eski cahiliyet devrin­ den kalma inançlar, adetler karıştırılmıştır. Bunu önlemek mümkün ol-" mamaktadır.

E S Kİ TÜRKLERDE T A M G A Türk boyları ve kabileleri kendilerine mahsus ve birbirinin tıpkısı olmayan tamgalar kullanırlardı. Hayvan ve koyun sürülerini ve hatta eşyalarını bunlarla tamgalarlardı. Böylece mallarını ayırırlardı. Bu tam­ galar ayni zamanda başbuğların hükümranlık senıholleri idi. Hakaniye Türklerinde Hakanın tamgasına <<Tugrak» denilirdL Bu söz daha sonra Batı Türklerinde <<Tuğra» ve Cengiziiierde «Tarak» şekillerini almışlar. dır (10) . ·

Tamgalar totomden kalmıştır; · her tamga bir totcmd i r. � 4 --


E S Kİ

TÜRKLERDE S OSYAL HAYAT

Türk kavimleri totemizm devrinde demokrat idiler. <<Potlaç» yoliyle ve emperyalist oldular. Potlaç'ın karşılığı «Şölen» büyük zi­ yıı feıtir. Şölen bazen 7 gün 7 gece ve bazen de 40 güri 40 gece sürerdi. i lt t ı ı a bütün il halkı çağrılırdı. Herkes yedirilir, içirİlir. ve · giydirÜircÜ; l ıor·ı; l u l nrın borçları ö denirdi. Şölenleri boy ve kabile reisieri yaparlardı. �JIIIt•n çok büyük masafları gerektirirdi. Bununla reislerin, beğlerin var­ l ı ldıı l'l ve cömertlikleri ölçülürdü. Şölen - yapmayanlar totemlerini, yani t.ı ı ı ı ıl{n l urı n ı kayıb ederler ve şölen yapanların buyruğuna . geçerl�rdi. 'l'il rldo rdc en büyük şan ve şeref cömertlikle kazanılırdı. · .. «<•;r malına kıymayınca adı çıkmaz.» atasözü yaygındı (ılı) : . 'I.'U ı·k erkekleri hayvan sürülerini güder, avcılık yapar sava a gider­ l ı ı n l l . Kadınları inekleri, koyunları sağarak yağ, peynir, yoğurt yapar­ l ı ı rd ı . Çudırları, giysileri dikerlerdi; keçe ve kilim dokurlardı; çocukları l ı ily O W l'lcrdi. Erkek çocuklar küçük yaşlarında ata binmeyi, avlamayı, u i l r·ı•ısmoyi öğrenirlerdi. Asya dağlarının kışın sert, yazın sıcak havasına d uyu rup tahammül etmeye �lışırlardı. ·_,.;> ">.'; ıı ı·lfı toltrat

;{;: Ş

;

: ..', · _.: .:, : : · _ :_ _

:;

.

'

··

.

T Ü R K G Ö Ç L E R İ V E A K I N LA R I 'J'( i ddcrin yaşadıkları eski yurtlarİnı ve bölgelerini bırakıp başka

l.tı m fl ı ı m göçmeleİine iklim şartlannın değişmeleri kadar, gerek kendi

ıl l'lı l ı ı l'l lıd:ı ve gerek yabancı kaivmle:de meydana gelen savaşlarda ye. ı ı l l ı ı ıoh•rl sebep olmuştur. .

sık sık çatışan ve savaşan Hunların bir .. kısmı Milattan � ll l'. y ı l kadar sonra Batıya göç etti. Tanrı dağları ile Batı Türkistan'ın lı ı ı :t.ı•yl ııdc toplandı ve Göktürk imparatorluğunu kurdu. Bir bölümü de t\ ld ı ı ı ı ı Hfıkunlığı'nı meydana getirdi. . .l l ı ı n l n r bununla durmadılar; Batıya doğru yürüyüşe geçtiler. 395 yıl­ l ı ı n ı ıdıı Hazar denizinin kuzeyinden geçip Rı.isya'nm gÜneyinden ilerler­ lwı ı Got (Ccrmen) lerin kırallığını ortadan kaldırdılar. . Kırım Yarımada­ c.� l n l ilcrlc

'

l{h'd ller.

lll ı ı 11

l l ı m l ıırın

başına daha sonra meşhur AÜla geçti ve büyük Hun İmpa­

l'ıı l.orl ııP,u'nu kurdu ve batı sınırları Atiantik Okyanusu'na dayandı. 447'de Hı ı ı ı ı ı ı

l ın puratorlu�u'nu haraca bağladı. İmparatorluğu'nun sınırını Ku­

�ı.ı.v ı lıı llı ı l t.ı k deni zinc, Güneyde .Tuna nehri'ne ve Doğu'da Sasaniler mem­ lıı lw l l ı ı ı ı kndur genişletti. Bir müddet sonra bugünkü Macaristan'da mon 1\ l l l 1 1 ' ı ı ın nüııızzmn İmparatorluğu oğullan arasında paylaşıldı. Çok l{t'Ç� ı ı ıııı lcııı l ı ı ın l n r

dn duitılıp yok oldular.

-5-

·


J l ı ı ı ı l ı t t·c l n ı ı cweıvl 1 \ıt t ı y ıı gı• l ı · ı ı I H lt i t l e l' i ı ı

kule ltıt• de

Ti.l l'lt ıı:ıı ll ı

Asya'dan geldil<loı·t ımıhuk;.

oldukları · kesinlikle tesbit ve kabul edilmiş dci!il­

dir; muhtemel görülmektedir.

Hazar TÜrkleri 4. yüzyılda Orta Asya'dan çıkıp kendilerinden ev­ vel gelenlerin yolunu takip ederek Ural dağlarını geçtiler; Hazar Deni­ zinin kuzey bölgelerine ve Astrahan'a yerleştiler. Büyük Hazar Devleti'ni kurdular. Güney Rusya'yı, Kırım Yarımadası'nı işgal ettiler ve orada yerleştiler. Bu sebeple Yunanlılar Kırım'a Küçük Hazaria dediler. Ha­ zarlar Gotlaniı Kırım'daki bağımsız şehirlerini denetimlerine ve ellerine geçirdiler. 787'de Gotların güney. Kırım'daki Doros �lesini zapt ederek onları tamamiyle hakimiyetleri altına aldılar. Kırım 8. yüzyılda Hazar Devleti'nin bir vilayeti haline geldi. Hazarların bir, kısmı 9. yüzyılda Yahudiliği, bir bölümü Hıristiyan­ lığı kabul ettiler. Bir bölümü de 10. yüzyılda İslamiyeti kabul etti, küçük bir bölümü de eski dinleri Şamanizmde kaldı. Museviliği kabul etmiş olan Hazar Türklerine Karaim ve Karayit deniliyor. Bunlardan az sayıda bugün Kırım'da, Polonya'da ve İstanbul' da yaşayanlar bulunmaktadır. İstanbul'daki Karaköy Karayit Türkleri­ nin ilk gelip yerleştikleri ve kendi adlarını ve�dikleri yerdir. Musevi Karayitlerin din ve dua kitaplan Türkçe yazılmış olduğu için anadilleri Türkçeyi unutmamışlardır. Hazar .Türkleri dört dine bölünüp · parçalanmış olduklarından. siyasi birliklerini ve devletlerini kayıb etmişlerdir. Hazarlar, 1012 - 1013 yıllarında Orta Asya'dan gelen Türk Kuman­ ların hükmü altına girdiler. Kumanlar Güney Rusya bozkırlarına, Kırım Yarım Adası'na yayıldı ve yerleştiler. Kuman, diğer adiyle Kıpçak Dev­ letini kurdular. ll. yüzyıldan 13. yüzyıl ortalarına kadar Ukrayna ve Romanya'nın bugünkü topraklarına da hükmettiler. Kendilerinden evvel buralara: gelmiş bulunan Avarlar ve Peçenekler ile karıştılar ve büyük Türk toplulukları meydana getirdiler.

Kumanlar ve Peçenekler Huslarla savaştılar; onları bozkırlarni öte. sindeki ormanıara çekilmeye mecbur ettiler. Kumanlardan evvel Peçe-. nekler Balkan Yarım Adasına inmişler, Bizanslıları sıkıştırıp baskıları al­ tına almışlardı. Bizans, Kumanlar ile anlaştı ve onların yardımı ile Pe­ çenek tehlikesini uzaklaştırdı. Kumanlar Bizansın entrika ve hilesine al­ danmayıp soydaşları Peçeneklerle birleşmiş ol�alardı Bizans İmparator1• luğu ta o zaman ortadan kalkmış olabilirdi. Kumanlar, diğer adlariyle Kıpçaklar, deniz ticareti yapan ve sahil şehirlerde yaşayan Yunanlılara, Bizanslılara, İtalyan asıllı Venedikli ve Cenevizlilere Kırım salıillerindeki ticaret merkezleri ve §Ubelerini geliş-

.

.· ;


tirme imkanı verdiler. Bu sayede bu tüccar milletler Avrupa ile Asya arasındaki ticaret ve kültür alış - verişini geliştirip zengin kolonHer ve güzel şehirler meydana getirdiler. Kumanlar ve Hazarlar komşuları Hıristiyan Ruslar ile sıkı ilişkiler kurdular; kız alıp vermeye ve karışmaya başladılar. Bu olayla� Türk kavimlerin zararına oldu. Ruslar Kumanların savaş kültüründen, maden . işçiliğinden yararlanıp aletler yapmasını öğrendiler. Falklorundan etki­ lendiler, musikisinden faydalandılar. Ruslardan Hristiyanlığı almış olan Kumanlar, Peçenekler ve Hazarlar zamanla Ruslaştılar, Rumenlerle karışanlar Rumenleştiler. '

.

Rus tarihçileri Polovets dedikleri Kumanları göçebe bir kavim ola­ rak göstermişlerse de bu yanlıştır. Kuman1arın bir bölümü yerleşik ha­ ayta geçmişti; çiftçilik yapıyordu. Bu, bir çeşit feodalizm düzeni de­ mekti (13) . Bu sırada Cengiz Han'ın dinç ve kuvvetli Türk - Tatar - Mogol or­ duları geldiler. Kırım Yarımadası'nın kuzeyinde Kalka denilen yerde 31 Mayıs 1222'de yaptıkları meydan savaşında Kumanları mağlup ettiler ve Kıpçak hakimiyetine son verdiler. Dağılan Kuman - Kıpçakların bir kısmı Litvanya ve Galiçya'ya, Karpatlara, Romanya'ya ve Balkaniara kaçtılar; bir bölümü Kafkasya ve Kırım'ın dağlık bölgelerine yerleştiler. 1237'de Cengiz Han'ın torunu Batu, meşhur komutanı Sobutay ile, 1�ürk - Tatar - Moğollardan oluşan 150 bin kişilik orduları ile İtil (Volga) ı ıchrini geçtiler; yerlerinde kalmış olan Kuman - Kıpçakları yendiler ve b i r bölümünün Batıya kaçmasına sebep oldular. Kaçanlar Macaristan'a �idip soydaşları Hunlar ile karıştılar (14) . Yerlerinde kalanlar Batu Han'ın kurduğu Altın Ordu Devletine tabi oldular. Bugünkü Don Kazakları depilenlerin Hıristiyan ve Ruslaştırılmış Kumanlar oldukları bilinmektedir (15) . '

TATARLAR Tatarlar müstakil bir kavim midir; yoksa Türklerin veya Moğolların h l r boyu İnudur? Bu hususta, kesin olmamakla beraber, birbirine uyma­ ynn mutalaalar ortaya atılmıştır. Ziya Gökalp; . <<Kun'lar Çi�lilerin J lyung-nu, Avrupalıların daha sonra Hun dedikleri kavim olup Milattan yiizlcrce yıl evvel Hyung-nu Devletini kurmuştur. Bu Devlet, Çinliler ve• Doğ'u'da oturan Avar ve Süvar Tatarlarının müşterek hücumu ile or­ t.ııdn n kalkmıştır. Bu kavmin bir kısmı Batıya gitmiş, bir kısmı Çin l ı ı ı p:ıratorluğu'nun ve bir kısmı da Avar Tatarlarının kurdukları Cuccn l >c�vldi'nin hükmü altına girmişlerdir» diyor (16) . Devam ederek «Mete, -

7

-


Mllnttnn. önce · 3. usır bnşlarmdu 'l'ııtuı·lllt'n ıııwııııı h ücu m tıı ll• n• k bunları savaşa hazırlıksız yakaladı ve mağlup etti; pekçoğunu eııl ı· ııld ı ve hü­ kümdarlarını öldürdü. Sağ kalan Tatarlar Pekin vilayetinin kuzeyindeki Tataristan dağlarına kaçtılar. Orada ileride iki ayrı 'millet vücude geti­ ren iki ayrı kavme ayrıldılar : Avar ve Süvar milletleri» (17) . Ziya Gökalp, ayni eserinin 240. sahifesinde, bugünkü Şimal Türkleri . denilen Kazan ve Kırım Tatarlarının bu Tatarlar ile soy biİ'liği bulun­ madığını ve Türk olduklarını yazmıştır (1 7) . 7. yüzyıldan kalan Orhun anıtlarında (Otuz Tatar) ve (Dokuz Tatar) lardan söz edilmiştir. 725'te başkomutan Tonyukuk için, 732'de Gül-Tigin için ve 734'de Bilge Kağan için taş anıtlar dikilmiştir. Bu taşlardaki ya­ zılarda On Ok Budun, Tokuz Oğuz, Otuz Tatar, Üç Koru Kan gibi boy ve kavim adlarından bahsedilmiştir. ll. ve 13. yüzyıllrada yazılmış olan Hudud al-Alern, Camiüt-Tevarih gibi Arapça eserlerde Tatarların bir Türk boyu olduğu kayd edilmiştir. Adları geçen eserlerden · birincisinde şunlar yazılmıştır : «Tatar kavmi birçok şu'be (boy') dan mürekkep olup takriben yetmişbin aileden olu­ şuyordu. Ülkesi Çin hududu ile (Boyur) gölüne . komşu idi. Her kabile özel bir sahaya malik idi. Tatarlar ekser zamanda Hıtay (Çin) İmpa­ ratorlu�unun uyru�u ve haraç verenleri idiler. Ekseriya filan veya falan kabile isyan eder ve ancak silah kuvvetiyle itaat altına alınırdı. Çok kez bu kabileler birbirleriyle savaşırlardı.»

Gardizi gibi Arap yazarlan 10. ve l l . yüzyıllarda yazdıkları eser­ lerde Tatarları konuştukları dile bakarak bir Türk kabilesi saymışlardır. · Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lügat-üt Türk kitabındaki haritada Tatar­ ların Başkurtların komşuları olduğunu ve İrtiş nehrinin batısında. yaşadıklarını göstermiştir. ·

Cengiz Han 1202'de Dalan-Nemürger denilen yerde Tatarlar ile sa­ vaşa tutuştu. Kendisine boyun e�eyen Tatarları yok etmek azminde · idi. Bu gayesine ulaşmak için, savaş sonuna kadar kimsenin ayrılmama­ sını tenbih etti. Tatarlar bütün inat ve cesaretleriyle dö�şmelerine ra�­ men yenildiler; ama yok edilmediler (18) . Tarihçi Sir: Olof Caroe, «Mogol kanının Tür� kanı ile karışmasından bu mirasın hatırası olarak sadece (Tatar) adı kaldı» diyor (19) . Batılı etnologlardan V. Thomsen ve W. Barthold Tatar adı altında yaşayan kavmin Mogol menşe'li oldugunu sanmışlardir... Buniın do� olmadı�ı anlaşılmiştır. . r' Türkolog Alman Prof. Dr. G. Jaschke : «Ruslar, 15. yüzyıldan itiba­ . ren istila ettikleri Türk topraklarında yaşayan bütün Müslümanlara «Ta- · tar» adını vermişlerdir>> : (20) . ·

.

-8-


Sosyoloji profesörü E. Pittard : «Tatariar Türktürler ve antropoloj l bakımından birdirler.» «Mogol tabiri çok karışıktır. Çinlil�rin Ta-Ta, yani Tatar adını ver­ dikleri Türk boyunu Avrupalılar Mogollarla karıstırmışlardır. Bugünkü Tatarlar Türktürler veya Tatariaşmış Türktürler. Tatarların bir kısmın­ da yüz, göz, deri ve saç bakımlarından Mogollaniıkine benzerlik vardır; bunlar Mogollarla karışmış olanlardir>> (99) . Bir toplumun hangi millete mensup olduğunu belirleyen ve isbatla­ yan en temelli ve kuvvetli unsurlar ve deliller O ·. toplumun konuştuğu anadilidir ve halk edebiyatıdır; ruhunda beslediği milli duygu, şuur ve emeldir; toprağına ve gelenekler!ne yürekten bağlılıktır. Bugün (Tatar) denilen Kı rım Türklerinin anadilleri Türkçedir. Söz­ lerinin kökleri ve cümlelerinin kuruluşları itibariyle bütün Türk ille­ rinde konuşulan Türkçedir. Konuştılan Türkçenin lehce farkları vardır. Lehce farkı her milletin anadilinde v�rdır. Dil birliğini bozacak, leh­ celeri birbirinden uzaklaştıracak şekilde yabancı ve uydurma sözler tü­ retilmemeli ve kullanılmamalıdır. Bunu yapmak düşmanlarımızın Türk­ leri bölmek, parçalamak ve eritip yok etmek siyasetireine yardım et­ mek sayılır. Çarlık ve Komünistlik rejimleri altmda Kırım'da basılmış olan Türk- . çe kitapları ve gazeteleri Türkiye Türklerinden biraz dikkat ederek kim okursa kolayca anlar. Anlamayacağı sözler yüzde onu bulmaz. Bunların da kökleri araştırılırsa unutulmuş Türk sözleri oldukları görülür. Hiç bir tarihte tamamen dili ve edebiyatı ile yaşamış olan bir Tatar kav­ minden veya milletinden bahs edilmemiştir; tam tersine Tatarların Türk milletinin bir boyu olduğundan bahs edilmiş ve edilmektedir. Sonuç olarak, Kırım Tatarlan anadili,, duygusu, şuuru, vicdanı ve emeli ile büyük Türk milletinin ayrılmaz bir parçası, bir boyudur.

ALTIN

O RD A D E V L E T i

Cengiz İlan bütün Mogol ve TÜrk kavimlerini ve kabilelerini yöne- . timi altı�a alıp büyük imparatorluğunu kurduktan sonra 1227'de · öldü. Geniş ülkesi oğulları arasında paylaşıldı. · Batı bölgesi, Cengiz . Han'dan birkaç ay evvel ölmüş olan oğlu Cuci'nin oğlu Batu'ya düştü. Bu bölge­ lere, Milattan sonra 500. yıllarda, Bulgar Türkleri gelmişlerdi. Kama ve İtil (Volga) nehirleri boylarında Bulgar Devleti'ni kurmuşlardı. 8. yilı­ yı lda ve ondan sonra gelen Hazar ve Peçenek Türkleriyle karışmışlnrd ı . 02l'de bir kısmı İslamiyeti kabul etmişti. B u sırada Ruslar komşu top· raklarda, küçük prenslikler şeklinde, yaşıyorlardı. Kuzeyde ve Kuzoy':'

-9-


l ııı l. ı d ıı Oka nehri boy u n d a l<asabaiar· ve köyler meydana getirmişlcrd i. l•'ıı lwt Bulgar Türkleri kadar medeni ve zengin bir düzeye ulaşamamış­ l ıırdı. ikide bir Bulgar ülkesinde baskın ve soygun yapıp memleketlerine

dönüyorlardı. Bugünkü güney Rusya'yı, Ukrayna'yı ve Kırım Yarımadası'nın kuze­ yini kaplayan geniş bozkırlara Araplar ve İranlılar (Deşt-i Kıpçak ) Kıp­ çak Bozkın adını vermişlerdi. Çünkü buralara - 1030'dan beri Kumanlar ve diğer adiyle Kıpçaklar . sahip ve . hakim bulunuyorlardı. Buralar ken­ dilerinden evvel gelmiş olan Bulgar, Hazar ve Peçenek Türklerini de idareleri altına almışlardı. Birkaç beylik kurmuşlardı. Bu beyliklere dair tafsilatlı bilgi vermek için elde yeterli vesikalar yoktur (21) . Kumanların Dnepr ve Tuna nehirleri arasında hareket. halinde ol­ duklarını K.V. Kudryaşov 1948'de Moskova'da yayınladığı Poloveckaya Step adlı eserinde yazmıştır (22) . Kuman hanları ordularında zamanın bütün silahlarını ve ateş atan manciniklerini kullanıyorlardı. Rus prensiikierine baskınlar yapıp kasaba ve köylerini talan ediyorlardı. Aldıkları Rus esirlerini satıyorlardı. İşte Batu, Bulgar, Hazar, Peçenek, Kuman Türklerinin yerleşmiş ve devlet kurmuş oldukları bu toprakları eline geçirdi ve üzerinde büyük bir devlet kurdu. Buna Doğu kaynaklarında Cuci Ulusu, Gök Ordu, Rus tarihlerinde Altın Ordu adları verildi. Deşt-i Kıpçak Mogol-Tatar İmpa­ ratorluğu'nun Mogolistana en uzak bölgesi idi. Batu 1238'de Ryazan ve Vladimir Rus Prensliklerini zapt etti. 1240'da Kief şehrini eline geçirdi. 1242'de Polonya, Macaristan ve Dalmaçya'ya girdi; fakat buralarda kalmadı . Eflak ve Bogdan (Romanya) üzerinden Deşt-i Kıpçak'a döndü. Buna sebep büyük Hakan Oguday (Oktay) ın öl­ müş olması idi. Arap tarihçilerinden Al-Cuzcani ve Cüveyni Batu Hanın dürüst ve adaletli olduğunu, Müslümanlara ve bütün ahaliye iyi muamele yaptı­ ğını ve yardım ettiğini, O'nun hiç bir dinden olmadığını, fakat bütün diniere saygı gösterdiğini yazmışlardır. Bu tarihçiler o sırada yaşamışlardır. Cüveyni 1283'de ölmüştür. Prof. Lazlo Raşoni'nin . Tarihte Türklük eserinde yazdığına göre, Batu Han ordusunun ancak dörtte biri Mogol idi. Daha sonra büsbütün azaldı ve Türkleşti. Tanınmış Arap seyyahı İbni Batuta 1 333'de Deşt-i Kıpçak'tan geçtiği zaman buradaki halkın yalnız Türkçe konuştuğunu yazmıştır. Ord. Prof. Sadri Maksudi, <<Mogollar 40 bin çadır · halkından oluşu­ yordu. Cengiz devrine kadar Mogolistan'da mevcut Türk haniarına tabi idiler. Hanlıkların en büyüğü ve kuvvetiisi Kerayt Hanlıftı idi. Bu Han­ lık Çin ülkesi ile sınırdaş idi. ·

- 1 0 -'-


Cengiz'in oluşturduğu İmparatorluğun büyük nüfusunu Türk unsu� ru teşkil ediyordu. Türkçe konuşan ve tarih bakımından halis Türk olan bazı Türk zümrelerine (bunların bir müddet Mogol haniarına tabi ol· maları yüzündenl) Avrupalılar ve İranlılar tarafından «Tatap> adı ve· rilmiştir. Türk ismini muhafaza eden Türk devletlerindeki Türk han ve sul· tanları ve bu sultanları tutan aristokrasİ ve münevverler de Türk ülkesi haricindeki, şarktaki ve şimaldeki Türklerin Türkten farklı <<Tatar» de. n ilen ayrı bir kavm telakki olunmasını bazen şuursuz, bazen şuurla des· tcldediler» (179) . . Batu Hanın halefi ve kardeşi Herke Han (1256 - 1266) İslam dinini l<:abul etmiştir. Teb'asının büyük çoğunluğu da buna uyarak Müslüman olmuştur. Herke Han'ın ve bundan sonra gelen hanların adaletli, düzenli ve güvenli idaresi saeysinde Altın Ordu Devletinde ticaret san'at ve ta­ ı·ı m işleri hızla gelişmiş ve memleket zenginleşmiştir. 14. yüzyılda Mogol d ili yerine Türk dili resmi dil olarak kabul edilmiş ve yarlıklar Türkçe yn;r,ılmaya başlanmıştır. Tudamengu 1283'de Mısır Sultanına gönderdiği yarlığını Mogolca yazmıştı. Toktamış Han 1382'de yarlıklarını K:lpçak ­ O,tt u z lehcelerinin özelliklerini taşıyan Orta Asya edebi Türkçesi ile yaz­ m ıştır. ·

Krıım Yarımadası'nda yerleşmiş olan Mogollar da tamamen Türk­ l l'�mişlerdir. Berke Han yaptırdığı Saray şehrini Altın Ordu Devleti'nin merkezi yıı pınıştır. Bunun harabeleri bugünkü Stalingrad şehri civarında Volga ı ı ı� l wi nin Aktuba kolu üzerindedir. Batu Han'ın inşa ettirdiği ilk Saray IJ« ' h r i nin kalıntıları bugünkü Astrahan Şehri yakınındadır. Bu iki Saray :ıJPhl'i Altın Ordu tarihinde kültür, siyaset ve ticaret bakımlarından bü­ yl\k rol oynamışlar ve önemli medeniyet merkezleri olmuşlardır. Batu

Han 1256'da ölmüştür. Yerine geçen. Berke Han 1260 · yılında

M ı ıwıl İmparatorluğu'ndan ayrıldığını ve egemen bir Devlet olduğunu

l l ı ı ı ı etmiştir. Bu sırada Cengiz Han'ın oğlu Tuli'nin oğlu Hilagü, İran'd a

Kıı fltnsya'yı içine alan bir Mogol İmparatorluğu kurmuştur. Bağdad'ı zapt ı•ı l l p Arap Halifeliği'ni yıkmıştır. Azerbaycan yüzünden Herke Han ile

ıı rıı:ı ı ı ı d n savaş çıkmiştır. Bu durum iki Mogol Devleti arasında . yüz yıl 1\ ııılıı ı· s lirıni.iştür. Bu savaşların

devamını istemiş ve körüklemiş olan M ı tıı ı · M em lükleri bundan yararlanmışlardır (23) .

Han akıllı, tedbirli ve siyasi görüşü kuvvetli bir H.an idi. Altın Ord u'ya vergi ödeyen Rus Prensliklerinde insan ve mal sayımları ynptır­ ı l ı ; w rgi kııçnkçılığını önlemeye çalıştı . Ruslar 1259'da Novogorod . ıwh· ı· l ı ı ı lı • ı ı y ı ı k l an dıl a r; fakat itaat altına alındılar. Berke Han l 26Wı1ıı l l l ı l l l . Vıq·J ı ıc• Meııgu Timur geçti. 1280 yılına kadar hükümdarlık yn pf.ı, Hllnl-(11 Bel'l<e

- ll -

.


l lu tıııvaşı şürdürd!l. Bl:t.ıı tıHi ı l n ı· l l l l n g l l ' y i l , M ı' l n l l\ldı11' A l t. ı ı ı Ord u Dev­ lclln i . destekliyorlar ve bunların çarpışma:m ıclun y ı ı ı·ıı ı · J ı ı ı ı ı yo l ' l ı ı ı·dı.

1287'de Kırım'daki Sulhat (Salkat) şehrinde inşasına bıı:J i unnn dımi­ ye Mısır Sultanı El-Melik el-Mansur iki bin dinar değerinde inşaat mal­ zemesi gönderdi. Camiye bu sultanın adı .verildi ve taş üzerine kazıldı (24) . . Eski Kırım şehri Kırım sıra dağlarının eteğinde Milat'tan önce ku­ rulmuştur. Bir rivayete göre, Milat'tan evvel , Kimmer'lerin yaşadıkları zamanda 6. yüzyılda yapıldı.ğı sanılmakta ise de bunu isbatlayan bel­ gelere henüz rastlanmamıştır. 13. yüzyılda Araplar bu şehre (Sulhat) adını vermişlerdir. Türk ­ Tatarlar (Eski Kırım) demişlerdir. Bu şehir Altın Ordu Devletinin önem­ li bir şehri idi ve Kırım'ı idare eden genel valiler burada otururlardı. Şehirde Türk - Tatarlardan başka Yunanlılar, İtalyanlar, Ermeniler de yaşıyorlardı. Fransız seyyahı Dö , Gina'nın bildirdiğine göre, şehir oldukça bü­ yüktü. İyi bir at üstünde çepeçevre yarım günde dolaşılırdı. Mısır Sul­ tanı, Kıpçak Ranından izin alarak şehirde büyük ve güzel bir cami yaptırmıştır. Caminin duvarları mermerden ve üstü somaki taşından inşa edilmiştir. Bundan başka büyük ve güzel binalar şehre güzellik ve­ rip zenginleştiriyordu. İçinde birçok Him şubesi olan bir yüksek okul bulunuyordu. Yunanlılara, İtalyanlara ve Ermenilere · ait kiliseler de vardı (98) . Prof. Brozdin bu şehir hakkında şu bilgiyi vermiştir : Sulhat şehri 13. ve 14. yüzyıllarda iktisat ve medeniyet bakımların­ dan büyük bir merkez· idL Doğu'nun çeşitli memleketlerinden buraya birçok kervan türlü mallar getiriyordu. Bu şehirde birçok dil konuşu­ luyordu. Geniş çapta alış - veriş yapılıyordu. Borsa oyunlan oynanıyor­ du. Anadolu, Mısır, Türkistan ve hatta Hindistan bu Türk - Tatar şehri · . ile · ticari ilişkiler kurmuşlardı. Sulhat, bir ticaret merkezi olduğu kadar bir sanat ve kültür merkezi idi de. Birer sanat . abideleri olan camiler, medreseler, saraylar ve türbelerle süslenmiş bir. şehir idi (99) . Kırım Ranı Mengli Giray, Bahçesaray'ı başkent yaptıktan sonra Sul­ hat önemini ve parlaklığını kayıb etmiş ve terk edilmiştir. 1578'de bu şehri gezmiş olan Martin Bronowy bunun bir harabeden . farkı kalmadığıni yazmıştır. Ruslar ayrı ve küçük Prenslikler halinde yaşıyorlar ve aralarında sık sık çatışıyorlardı. Altın Ordu Devletine vergi ödüY.orlardı. Yaranmak için birbirlerini müzevvirliyorlardı. Moskova Prens� Yuriy 1319'da Tver · Büyük Prensi Mihail Yaroslaviç'i öldürttü; Mihail'in oğlu da Yuriy'yi öldürdü. - 12 :-


Kiliseler ve papazlar Hanlardan hi�aye ve. yardım gördüler. Kilise malını çalanlar idam edildiler. · Berke Han 126+' de Saray şeh;finde · Pisko­ posluk ihdasma izin verdi. Papazlar vergilerden muaf tutuldu. (Tarihte Türkiük, Prof. Lazlo Raşoni) . ·

Mengu Timur':un ölü�u · sırasında Nogay adında bfr · tümen . b�yi peyda oldu. Zeki, kurnaz ve hilebaz olduğu kadar entrikacı idi. Mengu Timur'un oğulları arasındaki taht ihtirasmı körükledi. Han olan Tula­ buğa'ya karşı Tokta'yi destekledi. Aralarında çıkan savaşta . Tulabuga yeniidi ve öldürüldü. Bundan sonra Nogay büyük nüfuz sahibi oldu. Dilediğini tahta oturtma ve ondan indirme kudretini elde etti. Haniara ' dilediğini yaptırıyordu. Kendisi han alamıyordu; çünkü, Cengiz Han so� yundan değildi. Timurlenk bile Hanlığının meşruluğunu kabul ettirmek için kendisinin Cengiz Han sülalesinden geldiğini iddia etmek zorunlu­ ğunu duymuştur. ·

Nogay, Tokta Handan kaçıp kendisine sığinan noyanları, (prensleri) Hana vermediği için Hanla arasında savaş çıktı. Nogay savaşı kayıb etti ve tutulup 1300 yılında öldürüldü. Tokta Han, zamanmda Kefe'de bulunan Cenevizliler ye diğer > Hris­ tiyanlar ile Altın Ordu Devleti arasındak� ilişkiler iyi gitmiyordu. Hris­ tiyanlar vergi ödememek için başkaldırıyorlar ve huzursuzluk çıkarı­ yorlardı. Tokta Han 1312'de öldü. Yerine Özbek Han geçti. l340 yılına kadar hanlık yaptı. Müslümanlığın yayılmasına hizmet etti. Kırım'da · Sulhat şehrinde güzel bir cami inşa ettirdi ve kapısının üstüne adiyle . inşa tarihini yazdırdı. . KlRlM, Altın Ordu Devletinin en zengin, abadan, medeni, ticarete açık ve elverişli şehir ve limanlan çok bir bölgesi idi. Bu limanlara Ak­ deniz ve Karadeniz'den gemiler çeşitli mallar getirirler ve bunlardan da . çeşitli mallar alıp götürürlerdi. Toprağının bereketliliği, otlarının ve yemişlerinin çeşitliliği ve lezzetliliği, tahılının bolluğu yüzünden de Devletin en zengin köşesi icli. ·

SOSYAL VE EKONOMİK . HAYAT

Memleketin idaresi ve toprağı Han ile Han ailesine mensup noyan-

lar (Prensler, Mogol ve Kıpçak Feodalleri!) arasmda paylaşılmıştı; Yük­

sek askeri ve miLl{i mevkileri noyanlar işgal ediyorlardı. Otlaklar ke­ sinlikle feodaller arasmda taksim ediliyordu. Bunlar da kendilerine baglı bulunan Tümen (onbin) , bin, yüz ve on . beğlerine taksim ediyor· . ]ardı. Bunlar askeri teşkilatiardı ve Cengiz Han'ın ordu teşkilatından kalma idi. Orduda disiplin çok sert idi; cezalar · ağırdı. Savaş zamanın­ da her askerin }{atılacağı bölük ve yer belli idi. Her askerin birkaç ntı - 13 -·

.


vıı ı·ı.J ı ve bunlnrı ııübdle kuHunır<.lı. Ulus ile asker birbirinden nyrıl­ niuzdı. Bütün erkekler asker sayılırdı. Savaş zamanlarında geri hizmetlerin hepsini kadınlar görürdü. ·

İbn-i Batuta Altın Ordu memleketini görüp gezmiş; kadınlara çok saygı gösterildiğini yazmıştır. · Bunların sosyal hayatta çok önemli yer­ leri olduğunu belirtmiştir. Arap tarihçileri Al Omari ve Al Makrizi de aynı şeyleri tesbit ve kayd etmişlerdir. Hanların yokluğunda karıları­ nın yarlığ (ferman) çıkardıklarını bildirmişlerdir. Hanların Kurultayıa­ rına karıları da katılırlardı. Kurultay Hanların başkanlığında noyanların, komutanların, Beğlerin ve kabile başkanlarının bir arada toplanmasından teşkil olunurdu. Savaşlarda ele geçirilen mal, eşya, esirler Cengiz Han Yasalanna göre paylaşılırdı. Paylaşmayı kontrol eden askeri memura Bukavul deni.. lirdi. Her tümende bir bukavul bulunurdu. Kırım Hanı Mengli Giray 1453 tarihli yarlığında bu tabiri kullanmış olduğuna göre bu usulün Kı­ rım Hanlığı'nda da yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Hanlar yab �ncı elçileri huzurlarına kabul ettikleri zaman yanlarm­ da karıları da bulunurdu. Mogol - Türk - Tatar cemiyetinde erkekle ka­ dın eşit tutulurdu. . Altın Ordu Devletinde İslamiyet resmi devlet dini olarak ka}:ml edi­ lineeye kadar hukuk ve ceza davalarında Cengiz yasaları uygulanırdı. lslamiyetin kabulünden sonra Şeriat hükümleri yanında bazı hususlarda Cengiz Yasaları da uygulanmaya devam etti. Yasaları uygulayanlara Yargucu, Şeriat hükümlerini uygulayanlara Kadı denilirdi. Memlekette düzeni sağlamak için yasaları yürütmekle görevli memurlara Baskak de­ nilirdi. Mal sayımı yapıp buna göre vergi toplayan tahsildara Daruga denilirdi. Memleketin iç ve dış idaresi ile yükümlü teşkilatın en üst ka­ demesi Han Divanı idi. Divanda başkatip ve yardımcıları olan kEttipler bulunurdu. İdare kuruluşlarını bunlar kontrol ederlerdi. Vergilere ait defterleri bunlar tutar ve saklarlardı. �yalet ve şehir halklarının vergi­ leri bu defterlerde toplanırdı. Ayrıca valiler ve darugalar da vergi def­ terleri tutarladı. Katipler, darugalar ve mültezimler çoğunlukla müslü­ man taeirierden seçilip tayin edilirlerdi. Vergileri götürü olarak Devlete ödeyen ve sonra bunları halktan toplayan kişilere Mültezim denlliyordu. Bunlar daha sonraları haksızlık ve şiddet gösterip halkı soymaya başla­ dılar. Valiler, aldıklan rüşvetlere karşılık, mültezimleri korudular. Hak­ sızıklar ve süi istimaller arttıkça memnuniyetsizlikler ve düzensizlikler, şikayetler çoğaldı. Toplanan vergilerin büyük bölümü kişileriri cepleri. ne; küçük bölümü Hazineye akınaya başladı. Bu yolsuzlukları örtrnek için sahtecilik yollarına sapıldı. Bil . yüzden halkın Devlete olan güveni - 14 -


ve saygısi zayıfladı. Devlet de eski kudret ve otoritesini yitirdi; fakir ve zayıf düştü.

Bu sırada imparatorluğunu kurup sınırlarını ge�işletmeye başlamış olan Timur, 139l'de Altın Ordu Ham Toktamış Han'ın üzerine · saldırdı ve yapılan savaşta O'nu bozguna uğ-rattı: Toktamış Mısır Sultanı ve Lit­ vanya büyük Prensi ile anh:tştı ve onlardan aldığı yardımlar ile ordusunu yeniden topladı. 1395 yılının Nisan ayında Kafkasya'daki Terek nehri yakınında Timur ile savaşa tutuştu ve şiddetle vuruştu. Timur yine yen­ di. Toktamış bütün hazinesini bırakıp · kaçtı. Bütün varlığı Timur'un cli.ne geçti. Arap tarihçisi İbn-i Arabşah'ın bildirmesine göre , Timur Toktamış' ın hazinesini başarı göstermiş olan komutanlarına, subay ve erlerine da­ ğıtmıştır; ülkesini yağma etmelerine izin vermiştir; ahalisini öldürtmüş­ tür; esirlerin bir kısmını öldürtmüş ve bir kısmını alıp götürmüştür. Brışka Arap ve Acem tarihçilerinin yazdıklarına göre Timur Kırım'a da gelmiş; Kefe'yi ve diğer şehirleri de yağma ettirmiştir. Kefe'nin mu­ h asarası 18 gün sürmüştür. Azak kale ve kasabasını da zapt etmiş; Müs­ l ümanların Hristiyanlardan ayrılıp serbest bırakılınasını ve Hristiyan­ l nrın kılıçtan geçirilmesini emretmiştir. Timur bundan sonra Rusların l'ı :wrine yürüyerek Ryazan şehrini alıp yağma etmiştir. Daha ileri gidip Huslarla savaşmamış, Doğuya dönüp Astrahana gitmiş, zapt ve yağma etmiştir.· Berke Handan kalan Yeni Saray şehrini de zapt ve yağma t�t.l.i kten sonra yakıp kül etmiştir. Timur bu hareketleriyle H.uslara iyilik w Türk Müslümanlara kötülük etmiştir. Bu savaşlar sırasında Cenevizliler " Kefe şehrini tam olarak hükümleri ı ı l tına almışlardır. Toktamış Han 1397'de Kefe'yi geri almak için Cene­ vizl ilere savaş açıp şehri sardı. 1 Sonunda onlarla anlaştı.

Altın Ordu Hanlığında taht kavgaları da başlamıştı. Memleket bu ıw f(!r içinden de yıkılıyordu. Tahta Timur Kutluğ oturmuştu . Toktamış l lo savaştı ve galip çıktı. To�tamış Litvanya Büyük Prensi Vitold'a tuJtı ııdı. Timur Kutluğ Vitold'dan Toktamış'ın kendisine verilmesini is- . I.Pd i . Vitlod bu iste.ği reddedince 1399'da Vorslda nehri kıyısında savaş o l d u . Timur Kutluğ yenildi; bütün ateşli silahını, toplarını ve hazinesini . bımkıp kaçtı. Bu yenilgi Toktamış'ın da sonu oldu; 1405 Ocak ayında öldü. .

.

'fi ınur Kutluğ'un bu savaşlarında yararlık gösteren komutanı Edige l ı l l y i i k şöhret kazandı. Edige bu sırada Mangıt boyuna mensup Akordu ı• ı n l ı·i idi. Bir ara Toktamış'a karşı olarak Timur'un yanında bulunmuş­ t. ı ı . Soııra Timur'dan ayrılıp Timur Kutluğ ile birleşti. Doğulu tarihçilcr. Jı:ı l l gp'yi destanlaştırıp bir kahraman yaptılar. W.W. Barthodl Edigc'yl l ı ı ı i'IH, entrikacı ve Tokta'mış Hana ihanet eden bir komutan olarak gör·üı'.

-- 15 --


Jı:d l gc'nin enerjik ve ihtiraslı bir kişi olduğu muhakkaktır. Altın Ordu tuhtını eline geçirmek istemişti. Fakat, Cengiz Han soyundan gelmediği lı;in han olamayacağını biliyordu. Bunun için bütün prensleri mağlup edip Nogay gibi dilediğini han yapıp kendi te'sir ve hükmü altında tut­ mak istiyordu. Nitekim Timur Kutluğ'u Toktamış ile savaşında Edige galibiyete ulaştırmış ve tahta oturtmuştu. Timur Kutluğ da Edige'yi Tü­ men Beği yapmıştı. Altın Ordu Devleti · bunların zamanında biraz dü­ zene girmiş gibi olmuştu. Ama, Noyanlar (Prensler) arasındaki taht çe­ kişmeleri yatışmıyor, Devlete huzur ve halka güven gelmiyordu. Altın Ordu Devleti'nde durum böyle iken Rus 'illerinde . uyanıp to­ parlanma hareketleri başlıyordu. Onlar da her ne kadar küçük Prensiik­ Iere bölünmüş idiseler de tarımlarını geliştiriyorlar, şehirlerini büyütüp zanaat erbabını çoğaltıyorlardı. Teknikte ileriiyorlar ve askeri bakımdan kuvvetleniyorlardı . Volga nehrinde gemiler yapıp işletiyorlar ve su yolu taşımacılığını tekellerine geçiriyorlardı. Türk - Tatarlar bu hususta on­ lardan geri kalmaya başlamışlardı. Timur istilası ve tahribatı bu gerile­ melerde büyük rol oynamıştı. Feodal Rus prensleri birleşip merkeziyetçi bir devlet kurmaya doğ­ ru giderlerken Altın Ordu Devleti �özülüp dağılma · işaretleri veriyor ve · kargaşalıklar içinde çalkalanıyordu. Ruslar bu durumu dikkatle gözete­ rek son yumruğu indirme fırsatı bekliyorlardı. 2.. Vasili ( 1 389 - 1425) Al­ tın Ordu Hanlığı'nda çeşitli yollardan enrikalar çevirip taht kavgalarını şiddetlendirme yolları buluyordu. Timur Kutluğ Han 1405'de. içkiden öldü. Edige, Şadi Beğin Altın Ordu Ham olmasını sağladı ve şımaran bir diktatör kesildi. Şadi Beğ, Edige'nin tahakkümünden kurtulmak için Rus prensi Tver'den yardım alıp Edige ile savaşa tutuştu; fakat yeniidi ve Kafkasya'daki Derbent 'emirinin ya­ nına kaçtı (1407) . Edige 1409'da Moskova'ya saldırdı; zapt edeceği sırada Altın, Ordu Hanı Polat Han'dan bir haber aldı; Memleketinde bir prensin başkaldır­ dığını ve hemen geri dönmesi gerektiğini öğrendi. Edige döndü ve Moskova kurtuldu. .

Toktamış Han'ın karılarından ve cariyelerinden doğmuş 13 oğlu vardı. Bunlar Polat Hana ve Edige'ye düşman idiler ve bunlardan babaları- ' nın öcünü' almak istiyorlardı. Moskova Büyük Prensi Vasili Dimitriyeviç bu kardeşleri kışkırtıyordu; yanına aldı. Edige bunların kendisine tesli­ mini istedi. Dimitriyeviç vermedi. Polat Han 1410'da öldü. Tahta Timur Kutluğ'un oğlu Temirhan çık­ tı. Edige bununla anlaşarnadı ve Harezme kaçtı. Orada da bazı macera­ lara giriştikten sonra, bir rivayete göre, 1419'da Seyhun nchrinde boğul- 16 -


du. Diğer bir rivayete göre, Altın Ordu Hanı Kadirberdi tarafından aynı yılda öldürtüldü. ·

AL T I N O R D U ' N U N D A G I L M A S I Kardeşler arasındaki tahta geçme kavgası her geçen gün biraz daha şiddetleniyordu. Altın Ordu artık bir devlet olmak�an çıkıp parçalanıyor­ du. Başarısızlığa ve yenilgiye uğrayan prensler canlarını kurtarmak için . ülkesini bırakıp başka memleketlere kaçıyorlardı. Bunlar arasında seç­ iilderi memleket Kırım idi. Kırım, Altın Ordu Devletinin merk;ezden uıak olduğu kadar oldukça sakin ve zengin bir parçası idi. Sibirya'dan gelen Burak Han 1424'de Timurlengin oğlu Şehruh'un himayesi ve yardımı ile Altın ' Ordu. Hanı Uluğ Mehmet'e saldırdı ve O';nu ' Litvanya'ya kaçmaya mecbur etti. Burak Han Devletberdi Han'ı da yen�· u l ; bunun üzerine kalan ordusu ile 1427'de Kınm'a gitti ve orada yer­ k•şti. Bu gidiş Kınm'ın müstakil olma yolunu açtı. Uluğ Mehmet Litvanya Prensi Vitod'un yardımı ile bozkıra döndü

VO Burak Ham mağlup edip Saray şehrine vardı. Burak Han 1428'de

lwndi adamlan tarafından öldürüldü. Altın Ordu Devleti böylece fiilen

l ldyc bölünmüş oldu : Kazan ve Kırım Hanlıkları.

·

H.usya ve Litvanya bu Haniıkiann kuvvetlenmelerini istemiyorlardı. ve muhaliflerine . J!ıı l l p gelip Han olma5ını sağladılar. Uluğ Mehmet'te ülkesini ve tahtım . h ı ı·ııkıp kaçmak zorunda kaldı. Seyitahmet bir ara Kırım.'ı da eline Utı\lrd i ve durumunu oldukça kuvvetlendirdi. N i tekim Toktamış oğlu Seyithamet'e yardım ettiler

KA S I M HANLIGI Uluft Mehmet'in oğlu Kasım 1446'da ka�deşi Yusuf ile birlikte büyük 1\lı rdt·�lcri Mahmutek'ten kaçıp Moskova Prensi Vasiliy Temniy'ye sı­ Q ı ı ı d ı l ı ı ı· ve buna tam altı yıl hizmet ettiler. Moskova Prensi Kasım'a l ı l w w l.i rıin mükafatı olarak 1452'de Ryazan eyaletinde Oka nehri kıyı� tı ı ı ıı l u ld Gorodek kasabasını verdi. Bu kasaba biraz sonra Kasimof adını tı l d ı . Bıı kasabanın çevresinde henüz müslüman olmamış Türk asıllı Mor­ ı1ıı v l ı ı ı· ve Mişerler yaşıyorlardı. Moskova ile Kazan arasındaki bu kasa­ l ıı ı y ıı yerleşen Kasımı Ruslar casus olarak kullanacaklardı (25) .

RUSLAR yüzyıldanb�ri Ruslar ile temas hali�de idiler. Ruslnr, tH11m ı l l ı ı n vyu'dcın gelen Vareglerden Rurik'i kendilerine Şef seçtiler. Ru· 'l'll l'!dcr 7.

-17 -

'


· 1'11< (861 - 874) cesur bir savaşçı ve etkili bir kanun udamı idi. Şarlman

(Charlemagne) kurallanna

göre

Novogrod kanunlarını yaptı.

Oleg II; (879 - 912) Islavlar ile Varegleri Rus adı altında birleştiri­ yor; Büyük Kiev Dukalığı'nı kuruyor; Kiev Prensi ünvanını alıyor. Vladimir I; (980 - lOlı?) Hristiyanıi.ğ1 kabul ediyor; Bizans imparato­ runun kızkardeşi ile evleniyor. Kiril alfabesini kabul ediyor. Jaroslav (1016 - 1054) ; Roskai Pravda adiyle bir Kanun KüÜiyatı

meydana getiriyor. Kızkardeşini ve üç kızını Avrupalı prenslerle evlen­ diriyor. Devletini milletlerarası toplantı yeri haline getiriyor. Kumanlar­ la savaşmak zorunda kalıyor. � ivan İII (1462 - 1505) ; Moskova Prensi; Bizans p�ensesi Sofya ile e v­ leniyor; iki başlı kartal arınasını kabul ediyor. İtalyan ve Yunan mimar­ lannı getirip Moskova'yı güzelleştiriyor. Kendisini Rus Çarı ilan ediyor (100) .

- 18 -

·


İKİNCİ BÖLÜM KlRlM YARIMADASI Kırım Yarımadası, gerek Altın Ordu Devleti'nin, gerek Kırım Han.; siyasi ve askeri idare ve hareket merkezi olarak her iki Deviet­ tin en önemli yeri sayılmıştır. l ığı'nın

TABÜ YAPISI Kırım Yarımadası güneyinden ve batısından Karadeniz, doğusundan /\zak (Azav) denizi ile sarılmıştır. Kuzeyinden karaya ürkapı (Perekpo) . l l e bağlanmıştır. Bu toprak parçasının uzunluğu 30 ve genişliği 9 kilo­ ınetredir. Burada eskiden meydana getirilmiş olan hendekler deniz suyu · l lı! doldurulduğunda Yarımada tam ada şekline sokulmaktadır; tabii is­ t.l l ı l<um halini almaktadır. Kırım Türk - Tatarları Kırım'a (Yeşil Ada) tlo l'l. c r. Azak denizi ile Yarımada arasında Kerç Yarımadasından kuzeye doğru uzayan bir dar kara parçasi vardır; buna Arabat denilir. Arabat l lu Yarırn ada arasında bulunan sığ ve durgun suya Kırımlılar Sasık ııı ı -Kokmuş su derler. Bu su kışın donar. Kırım Yarımadası'nın en geniş yeri, Kafkasya'yı Kırım'dan · ayıran 1\ Mç Boğazı'nın batı salıilinden Yarımada'nın batı salıilindeki Tarhankut humuna kadar 320 kllometredir. En kuzey noktasından en güney nokta� t H ı ı n kadar olan uzunluğu 200 kilometredir. Bu ölçülere göre Yarımada' ı ı ı ıı y üzölçümü 26.140 kilometre karedir. Kıbrıs Adası'ndan bir kat bü:­ y ll ltt.Ur.

Kırım Yarımadası sahillerinin uzunluğu bin kilometre kadardır. Gi­ r l ı ı l. l l l körfez ve koyları ile çıkıntılı, burunları çoktur. Bu sebeple liinan VI' l : ı ke l c si çok, deniz ulaşımlarına elverişlidir. Azak denizinin kıyıları

çıpl�tır. . · . KPrç Boğazı'ndan batıya takip edilen sahil Takıl burnundan batıya uıııyı ı m k Tımtır ve Geyik Atlama burunları arasında kuzey - doğuya kıv­ n l ııl'l l k Kefe körfezini oluşturur. Devam ederek Karataş burnundan· son. nı (,:ohıın Bastı, Ayu Dağ burunlan arasında Sudak ve · Aluşta :!imanları · ı ıl ı ırıı ı rl ı ı r. Ayu Dağ ile Aytodor burunları arasında manzarasının güzel­ I l g i , l ı ı ı vaıı ı m n letafeti ve ılıklığı ile meşhur Yalta ve Livadya koyları ı ı l u uı ı l' l ı ı ı·. Bundan sonra dik ve sarp kayalıklar peyda olur. Sahil batı vo h ll'l.ı•y l ıı ı tıya doğru uzayarak Sariç, Lapsi, Aya çıkıntılarından sonru ylno ı.ı n �.ı-ıl l l t\ 1 ilc tan ı n an Balıkiava limanını ve biraz daha: güneybntıdu mou· ıı lı;ıık ve

.

.

·

.

- 19 -:-


h u r Akyar (Sivastopol) limanı meydana çıkuı·. Al(ylll' lwyu 7 ldlometre

derinliginde karaya girmiş dar ve çok muhafazulı ve geınllcı·ln korun­ mnsına çok elverişli bir sığınak durumundadır. Akyar'dan sonra alçala­ rak kuzeye uzanan, Alma burnu ile Sasık göl arasında karaya doğru ge­ niş bir yay çizerek kuzeybatıya kıvrılan sahil Gözleve körfezini ve li­ manını meydana getirir. Buradan daha batıya gidip Tarhankut Yanm­ adası'nı ve bumunu ohi�turup kuzeydoğuya uzar; Karkinit körfezini oluşturup ürkapı'da son bulur.

DAGLARI Güney yalısının Aya burnundan Karadağ'a kadar uzayan kısmını soğuk ve sert kuzey rüzgarından koruyan Yayla dağları ormanlık ve ka­ yalıktır. Yayla dağlarının uzunluğu 150 ve genişliği 50 kilometre kadar­ dır. Bu dağların doğusunda az.-çok geniş boğazları olan daha alçak dağ­ lar vardır. Yayla dağlarının batı ucunda Akyar, doğu ucunda Kefe li­ manlan yer alırlar ve dağlarla bozkır arasındaki bölgelere düşerler. Bu sebeple kuzey rüzgarıarına açık bulunurlar. Yayla dağları güneye ba­ kan cephesinde destere ile kesilmiş gibi dik yüksek kaya duvarlar oluş­ turduklarından kuytularında kalan yerlerin havasını ıbk hale getirirler. Bunun etkisi ile bu bölgede çok çeşitli ve en iyi cinsten yemiş, sebze, çiçek, tütün yetiştirilir. Yayla dağları kuzeye doğru yavaş yavaş alçala­ rak inişli ve yokuşlu bir yüzey meydana getirir ki bu gayet güzel çam ormanı ile örtülüdür. Yayla dağlarının en yüksek noktası Çatır T'av (Çadır Dağ) 1523 metre yüksektir. Çatır Tav Yayla sıra dağlarının orta yerinde olup bunları sağ ve sol olarak ikiye bölmüş gibidir, Bu dağların Kafkasya dağlannın uzantısı olduğu ve yeraltı su sırtı ile ilgili bulun­ duğu kabul edilmektedir. Çokrağını (Kaynağını) Yayla dağlarından alıp kuzey . bölgelere inen ve toprağı nemli ve bereketli hale getiren birçok küçük ve orta büyük­ lükte akarsular vardır. Bunlarla yemiş bahçeleri, tütün ve ekin tarlalan sulanır ve bol ürün alınır.

OVASI Kırım'ın dörtte üçünü kaplayan ve bol miktarda çeşitli ekin yetişti­ ren · ve pamuk veren bozkır bölümü üç bölge meydana getirir : Orta ve batı, ·Tarhankut bölgesi; kuzey doğu (Sıvaş) bölgesi. Bu bölgeler kuzeye doğru hafif meyilli olup geniş ovayı meydana getirirler. Hayvan yetiş. tirmeye çok elverişli otlakları da vardır. Sıvaş bölgesi diğer bölgelerden daha alçak olduğundan çok temiz ve bol tuzluklara sahiptir. Elde edilen tuz Kırım'ın nüfusundan artar ve ihraç edilir. Tarhankut bölgesinin Şi­ falı kaplıcaları ve çamurlan vardır. - 20 -

·

·


tKLtMt : Kınm, kış aylarında Dogu Avrupa üzerinden güneybatıya ve Kara� denize doğru esen kuzey rüzgarının etkisinde kalır. Batıdan ve güney­ batıdan gelen rüzgfmn oğrağı olur. Bu yüzden bazı kışlar, esen rüzgar� !ara göre, sert ve soğuk olur; bazen bol yağmurlu ve ılık oluT. Yaz ay� larında ise kuzeybatı ve güneybatı rüzg_arlarının e'tkisi altında kalır. Tar� hankut ve Kerç Yarımadaları ve bozkır bölgeleri susuzluk sıkıntısı çeke� bilirler. Kuzeydoğudan - Azak denizinin üstünden - gelen rüzgar -' buna Kırımlılar <<Azav Yeli» derler - kışın havayi çok sdğutur. Kırım'da sıcaklık ortalama kışın 2, yazın 22 - 23 derece olur. Kış Ka­ sım ayında başlar ve Mart sonlarında hava ılıklaşır ve tohum işlerine müsait olur. Yalıboyunun iklimi Fransa ve İtalya'nın Akdeniz sahillerinin hava­ sına benzer. Ama daha az yağmurludur. Yazın hararet gölgede 25 - 30 dereceye kadar yükselir. Sonbahar çok güzel olur. Kırım'da yetişen bitkilerin ve hayvanların cinsleri genel olarak Anadolu'da ve Kafkasya'da ve Balkan Yarımadasıudakilere çok benze­ diklerinden, Kırım Yarımadasının çok eski zamanlarda bu memleketlerle bitişik olduğu kanaatini uyandırmıştır . (27) .

TOPRAK MÜLKİYETİ Eski Tavrida vilayetinin plan idaresi 1917 yılında Kırım'daki toprak­ ların · mülkiyetini aşağıdaki şekilde göstermiştir :

Desatine 1 - Zadegan ve pomeşçiklerin (büyük çiftlik

sahiplerinin) mülkiyetindeki topraklar Köylülerin mülkiyetindeki topraklar KiJiselere ait vakıf topraklar (Bunun yalnız 80.000 desatinası camilere ve medreselere aittir) Cemaatlara ve kişilere verilen Hazine toprakları · 4 5 Cemaatlara kullanılmak üzere verilen topraklar 6 Hazine mülkiyetindeki topraklar 7 - Şehirlerin mülkiyetindeki topraklar 8 Çar ailesine ait topraklar 9 - Alman göçmenlerine verilen topraklar 10 Çeşitli kuruluşlara verilen topraklar 2 3

-

-

-

944. 160 . . 577.998 621.624

424.872 47.208 94.416 70.812 2.360 32. 1 02

-

.

-

.

-

-

44 .0411 2.!l(}0,ıt(){)

- 21 -


Bu toplam rakamda Sıvaş ve dilter batald ı k

V l'

gllllt:ıı· d n h i l dir.

Ayni kaynak Kırım topraklarının kullanış taksimatın ı ı.Jiiylc göster­ miştir :

Desatina Ekilen topraklar Otlak (mera) Orman Biçilen ot · yeri Sebze bostanları · Bağ, bahçe ve tütün yerleri İşe yarayan diğer topraklar Yayialar Göller ve bataklık İşe yaramayan topraklar

1 .155.315 296.250 223.039 28.562 25.182 26.562 369.628 40.000 163.000 32.862

% 48.95 12.55 9.44 1.21 1.12 1 .70 15.66 1 .90 6.91 1.39 (173)

1917'de yapılan hesaplara göre Kırım'da bulunan 64.945 köy ailesi (hazaystuvası) ndan ancak 39.500'ünün kendi toprağ·ı var idi. Kalanı, ya­ ni % 40'ı topraksız idi. Bunun büyük çoğunluğu Kırım'ın ova kısmında idi. Or üzeydi (kazası)nda % 56.40'ı, Gözleve kazasında % 26.2, Yalfa ka­ zasında % 17.4'ü topraksızdı ( 174) . Hanlık devrinde bu topraklarin hemen hemen tamamı Türk - Tatar- · ]arın mülkiyeti ve tasarruflarında iken Rus hakimiyetinden sonra büyük kısmı Ruslara, Rus kuruluşlarına ve kiliselere geçmiştir. Türk - Tatarla�ın pek azında toprak kalmıştır. ·

. KlRlM'IN ZENGİNLİKLERİ Dağlarda ve ormanlarda kereste ve odun elde edilir; ağaç kömürü yapılır. Güney kıyılannın geniş bağlannda pek çok çeşit üzüm, bahçe� lerinde çok çeşit yemiş yetiştirilir ve ürün alınır. En iyi cins tütün yetiştirilir. ·

·

1938 tarihli ve 215 sayılı «Kızıl Kırım» gazetesinde yayınlanmış aşa­ �daki bilgileri bir örnek olarak verelim : Toprağı · tuzlu olan Sıvaş rayonunda (bölgesinde) Tatarlar pamuk yetiştirme tecrübesi yapmışlardır. Sonunda ürün almanın mümkün ol­ duğunu ve hatta bol miktarda alınacağını görmüşlerdir. 1938 yılında Kırım'da Nikita nebatat bahçesinin 125. yıl dönümü kut­ lanmıştır. Bu vesile ile ayni gazetenin 232. sayısında şunlar yazılmıştır : Bahçede 493 çeşit şeftali, 235 çeşit kaysı, 350 çeşit badem, 264 çeşit incir, 47 çeşit zeytin bulunmaktadır . (281) . - 22 .:..._


B l r l ııci Dünya Savaşından evvel Kırım'ın tarım sanayiinden bir · yılda 1 1 0 milyon altın ruble gelir elde edilirdi. Bunun 60. milyonu toprak ürün� lerinden alınırdı.

1926 - 1927 yılında toprak ürünlerinden elde edilen gelirin taksimi şöyledir :

Çeşitli ekinlerden alınan gelir. Hayvancılıktan alınan gelir Bağ, bahçe ve tütünden gelir Orman, avdan ve balıktan gelir

Ruble

%

27.146.000 14.384.000 9.393.000 1.124.800

52,2 27,6 . 18 2,2

52.047.800

100,00

Kırım'ın güney sahillerinde kokulu sular (levanta, kolonya gibi) yapmak için çeşitli güller ve çiçekler yetiştirilmektedir. 150 hektar Kı­ ınnlık gülleri; bir hektarda 3300 gül fidanı vardır. 600 hektar levanta ç i çeği; 720 hektar şebboy; 9 hektar rozmarin; 820 hektar diğer kokuları veren çiçekler yetiştirilir. Bu güllerden ve çiçeklerden yağ da çıkarılır. 1 IJ26 - 1927 yılında 2,615.000 rublelik ve 1935'de 3.134.000 rublelik çiçek yıı[tı elde edilmiştir. , 1938 yılında 8300 hektar tütün ekilmiş . ve 6.059.000 kilo ürün alın­ m ıştır.

Sudak gül bahçeleri bu yıl 71 hektardan 26 kilo gül yağı ürün ver­

m i ştir. Gül yetiştirmekte tecrübeli olan Fransa ve Bulgaristan bile bu

ınlktara henüz ulaşmış değildirler. Bulgaristan'da bin kilo gül yaprağın­ ı lım 350 gram yağ çıkarılırken Sudak gül yaprağınİn bin kilosundan 550 v,mm yağ çıkarılmıştır. Kırım'ın bu alanda ne kadar bereketli ve zengin ol<l uğu görülmektedir. Gül yağının bir kilosu 22 bin rubledir.

ÜZÜM t'JRÜNÜ Sudak kasabasının Arhat köyündeki hağın bir hektarından 1933'de O t.on, 1 934'de 14 ton ve 1935'de 15 ton üzüm alınmıştır. Bağın emekdarı M ı ııı lufn arkadaş bu miktann 1 936'da 17 tona çıkarılacağını söylemiştir.

IlAYVAN ZENGİNLİGİ 1 036 yılında 786.000 koyun ve keçi, 80.000 at (1916'da 193.000) , 260.000

l ıllyl'ık baş hayvan, 146.000 domuz vardır. 1895'de hu hayvanların sayı·

l ı ı ı·ı b i r kat fazla olmuştur. O tarihte Kırım'da binden fazla deve bu· l ı ı ı ı ın ııştur. 1 936'da hiç kalmamıştır.

- 23 -


DEM:tıi CEVJUtRl 1935 yılının 25 Eylül günü Kerç demir fabrikasında bin ton çelik !mal edilmiş ve rekor kırılmıştır. 8 aylık plana göre elde edilen çelik miktarı 143.591 tondur (29) . Kerç bölgesinde bulunan demir yataklarının 1 1 5 milyar . pud (30) olduğu tahmin edilmiştir. Rusya'daki demir yataklarının en zengini ve dünyadaki demir yataklarının dördüncüsüdür. ·1913 yılında · 29.5 milyon put külçe demir elde edilmiştir..

TUZ Kırım'da dörtyüzden fazla tuz veren göl vardır. 1913 yılın�a 20 mil­ yon pud tuz elde edilmiştir. Aynı bölgede petrol, kükürt, sulfat gibi cevherler . de bol miktarda bulunmaktadır (31) . Toktamış Han ile Cenevizliler arasında 1381 yılında yapılan bir an­ laşmadan sonra Kefe'de yerleşmiş olan Cenevizliler Kırımı «Cenevre'nin Ambarı» saymışlardır. Yalnız bu: bölgeden alınan hububat o asırlarda Ve� nedik Dükalığ'ı'na yetişmiştir. Kefe, Sudak ve Kalamita (İngerman!) iskelelerinden götürülen ye­ miş, baharat ve hububat Cenevizlilerin . en büyük ticaretlerini teşkil eder­ ôi. Bu olay, Kırım'ın o tarihte de bereketle dolu olduğumin bir delilidir. ' 1578'de Kırım'da bulunan Lehistan diplomatlarından Martin Bronov­ sky Kırım'a dair yazdığı eserinde : «Kefe taraflarında çok ekin ekilir ve bol ürün alınır. Uçsuz ve bucaksız bağ ve bahçeler vardır. «Sudak civannda birkaç millik arazi hep bağ' ve bahçedir. Bahçe­ saray civarındaki bağlar ve bahçeler bol ve güzel ürünler verirler. Alma Boyu:, Hersones tarafları boydan boya bağlık ve bahçeliktir.» demiştir. 1796'da II. Katerina'nın daveti üzerine Kınm'ı ziyaret etmiş olan Alman alimi Pallas Kırım'ın zenginlik ve güzellikleri karşısında hayran kalmış; Katerina'yı buradan Tatarları göçürüp yerlerin,e Almanları ge-· . tirtip yerleştirmeye teşvik etmiştir. ·

K l R l M ' D A Y A Ş A Y A N H A I� K L A R Kırım Yarimadası'n#ı. tarihte ve coğTafyada taşıdığ·ı Ük ad · TüRİDA KERSüN'dır. Heredot ve Strabon TüRİ veya TüR'ları SKİT'lere men­ sup saymışlardır. SKİT'ler Asya'dan çıkıp ve İran üzerinden geçip Kafkasya yoluyla Kırım'a, güney Rusya'ya ve taa Balkan;lara kadar in­ mişlerdir. SKİT'lerin Türk kavminden olduklan sanılıyorsa da buna dair henüz kesin bir belge elde edilmiş değildir. Yunan,lılar Kırım Yanmada­ sı'nı bü.yük SKİ�YA'nın bir parçası saymışlardır. ___.;

24 -


Profesör Alexandre Başmakof; «Kırım'ın tarihten önceki halkının Simmer'ler veya Tavr'lar oldukları söylenir. Simmer, Kimmer, Kırım, Karaim, Karayt adları ile Yarımada'nın adı arasında yakınlık vardır. Kefe' ye 23 kilometre uzaklıkta bulunan «Eski Kırım>> sözü bunu kuvvetlendi­ riyor. Ortaçağ'ın ilk yıllarında bilinen bu yerin daha sonra Mogollar devrinde Kırım Tatarları'nın merkezi olduğu bilinmektedir, diyor (32) ; · Devamla : «Dağlı Kırım Tatarları Mogolların fizik çizgilerini taşımazlar. Karayılerin yüz ifadeleri ve fizik yapıları Yahudilerinkine, ayni dinden oldukları halde, hiç benzemez. . «Kırım Yanmadası'na kuzeybatıdan gelen «GOT»lardan kalan bir : miktar insan Yarımada'nın dağlık ve güney yalı bölgelerine yerleşmiş­ lerdir. Kendilerinden evvel buralara gelmiş bulunan İranlı Skitler ve yerli Tavrlar ile karışmışlardır. Got'ların konuştukları bir çeşit Almanca diğer dillere üstünlüğünü kabul ettirmiş ve 16. yüzyıla kadar varlığını korumuştur. Got'lar Bizanslılar tarafından hristiyanlaştırılmış iseler de, çok muhtemeldir ki, bunların torunlarından bir bölümü İslamiyeti ka­ bul ederek dağlı T;ıtarlar ile karışmışlardır» (33) . Yukarıda, Göçler ve Akınlar bölümünde görüldüğü gibi, Türk kav­ minden olan Hunlar, Bulgarlar, Hazarlar, Peçenekler, Avarlar, Kuman­ lar ve diğer adlariyle Kıpçaklar, Mogollar ile birlikte gelen Tatarlar ve . diğer kabileler Kırım'ın içinde ve dışında yaşayan nüfusun · büyük ço­ ·ğunluğunu teşkil etmişlerdir. Bunlara, Mülümanlığı kabul etmiş bulu­ nan Türk asıllı olmayan ve sonradan Türkleşmiş olan küçük gruplar da katılmıştır. 12. yüzyıl başlarında en kudretli devrini yaşamış olan Ana­ dolu Selçuk Devleti'nden Kırım'a ticaret yapmak maksadiyle pek çok Türk tü�carı gelmiştir. Nitekim Ceneviz kaynakları 13. yüzyıl sonlarında Kefe şehrinde Anadolu'lu pekçok tüccann bulunduğunu yazmışlardır. Kırım Hanlığı devrinde Kırııp'da büyük çoğunluğu teşkil eden Türk­ ler yanında az sayıda Ermeni, Yahudi, Rum, Yunan, İtalyan olmuş ise de Rus, Ukrain hiç olmamıştır. Bunlar, Almanlar ve diğer bazı halklar Kırım'ın Rusya'ya geçmesinden sonra gelmişlerdir. ·

K l R l M H A N L I G I ' N I N !{ U R U L U Ş U H A C İ G İRAY H A N Altın Ordu Devleti'nin çözülmesi üzerine Giyasettin'in oğlu Haci . G i ray 15. yüzyılın ilk yarısında Kırım'da müstakil, bağımsız, Hanlığını ilfın etti. 1441 yılında Hanlığının özel paralarını bastırdı. Haci Giray'ın kurduğu Kırım Hanlığı 1453 yılında, Kırım Yarım­ ndası dışında çok geniş bölgelere yayılıyordu. Bunlar : Kıpçak Bozkırı, ·

- 25 -


11ıunrın ve Kabartay İlleri, Azak denizinden Dnyt'Htı• 11t1l ı l' l nt1 kndnr No­ UIIY Ü l kesi; kuzeyde Don, Özü ve Dnepr nehirle ri n ı.· nı-ı ı ı ı c l ı ı ld Don Ka­

;,ı;ldun memleketi Belgorod'a kadar olan yerler idi (87) .

Kınm'ı Altın Ordu Devletinin bir eyaleti sayan ve kendisini bu Devletin hakimi iddia eden Seyitahmet Han, bu sebepten Haci Giray'ı düşman gördü. . Litvanya 1447'de Polanya ile birleşti. Hükümdar olan Kazimir, Kırım'ın ve bütün Bozkır bölegsinin Seyitahme t Han'ın elinde kalmasını kendisi için tehlikeli gördü ve Haci Giray'ı destekledi. Seyitahmet Han 1455'de Litvanya'ya saldırdı; fakat mağlup ve esir düştü. 1457'de esaretten kaçıp kurtuldu ve Kazan'a döndü. Ruslarla sa­ vaşa girdi. Haci Giray Han Seyitahmet Hana yardımcı ve destekçi ol­ madı. İki Türk hanının rekabetinden Ruslar yararlandılar. Haci Giray Han geleceği açısından tdebirli ve uzak görüşlü bir si­ yaset .takip ediyordu. Mevkiini ve Hanlığını kuvvetlendirrnek için, Altın Ordu'dan kaçıp Kırım'a. gelmiş ve gelmekte olan kabile beğlerini fe­ raset ve nezaketle etrafında topluyor ve bunların yardım ve destekle­ rini kazanıyordu. KabHelerin en sözü geçeni Şırın Kabilesi ve bunun beği idi. Haci Giray Beğlerle anlaştıktan sonra, İstanbul'u zapt etmiş olan Osmanlı Padişahı Sultan Mehmet Fatih ile mutabık kalarak Os­ ınanlılar denizden ve Kırımlılar karadan 1457 yazında Kırım'ın güney sahiliı:ıdeki Kefe şehrini kuşattılar. Şehrin hakimi olcin Cenevizliler bü­ yük korku ve telaşa düştüler. Hem Osmanlılara hem de Kırımlılara ver- · gi vermeyi kabul ederek yakalarını kurtardılar (34) . Haci Giray Han kendisini Altın Ordu Hanlarının mirascısı sayıyor; Kefe'den başka Taman, Kabartay bölgelerinin ve Kıp�ak Bozkın'nın da Hanlığına ait olduğunu iddia ediyordu. Bu iddiasını bir yarlığında açık­ laınıştı (35) . Cenevizliler 1261'de Bizans imparatoru Mihail Paleolog'a yaptıkları yardımın karşılığı olarak Karadeniz ticaretini ellerine geçirmişlerdi. 1266 da Altın Ordu Hanı Mengu Timur'dan Kefe'de ticaret kolonisi kurma izni koparmışlardı. Burasmı surlar ile çevirip müstahkem hale _getir­ mişlerdi. Kefe çok' ab'adan bir ticaret merkezi olmuştu. Sciltberger, şehir içinde 6 bin, şehir dışında (yeni bir şehir olarak:) ll bin, dış mahallelerde 4 bin ev bulunduğunu yazmıştır. Cenevizliler bu koloni­ lerini serbestçe idare ediyorlardı. Fakat toprak Altın Ordu Devleti'nin mülkü sayılıyordu. Cene:vizliler Altın Ordu Devleti'ne belli . bir gümrük resmi ödüyorlardı. Kefe'de yaşayan Müslüman halkın işlerine bakan bir müslüman memur bulunuyordu ve bunun ünvanı Tudun idi. Kefe'den ve diğer limanlardan Bizansa, Mısıra ve di/ter ülkelere Uzak Doğudan gelen ipek, kürk ile Kırım'dan ve · Bo;ı:lmdnn çıkan - 26 -


buğday, deri, balık ve tuz Cenevizlilerin gemileri ile alınıp götürülü­ yordu. Haci Giray Han 1466'da öldii. Yerine oğullarından Nur Devlet geç­ ti. Kardeşi Mengli Giray buna karşı çıktı. Aralarında savaş oldu; Mengli Giray bozguna uğradı; Kefe'ye kaçıp Cenevizlilere sığındı.

M E N G Lİ G İ RA Y H A N (1468 - 1514) Mengli Giray Han 1468'de Cenevizlilerin ve Şırın Beği Aminek Mir­ zanın yardımı ve diğer kabile beğlerınin desteği ile Kırım Ham oldu. Fakat kardeşleri karşı koydular. Aralarında olan çatışmada Mengli Giray gene yeniidi ve tekrar Kefe'ye kaçtı. Cenevizliler tarafından hapse atıl­ dı. Yerine Nur Devlet Han oldu. Kabile beğleri Sultan Mehmet Fatih'e başvurdular ve yardım iste­ . diler. Padişah 1475'de Gedik Ahmet Paşa'nın kamutası altında kuvvetli bir deniz filosu gönderdi. Kefe ve diğer sahil şehirler zapt edildi. Mengli Giray serbest bırakıldı. Kırım tahtına geçirildi. Kazan Ham Seyitahmet Han 1476'da Kırım'ı işgal etti, Mengli Giray Kırk Er (Çıfıt) Kaleye sığındı. Seyitahmet Han Sulhat ve diğe� adiyle Salkat kasabasını yıkıp yerle bir etti. Epeyce insanın ölümüne sebebiyet verdi. Salkat kasahası önemli bir ticaret ve kültür merkezi idi. Havasının ve suyunun latifliği ile meşhurdu. Bir daha kalkınma imkanı bulamadı ve Hanlığın merkezi olamadı. . Osmanlı Padişahı Sultan Fatih, Seyitahmet Ham Kırım'ı bıra,kıp git­ meye mecbur etti. Kırım tahtına yeniden Nur Devlet oturtuldu. Mengli Gi ray tutulup İstanbul'a götürüldü. Bir müddet sonra Şırm Beği Aminek ve di.ğer kabile beğleri Nur Devlet'ten . şikayet ederek Osmanlı Padişahına bir heyet gönderdiler ve Mengli Gir�yı Kirıma Han olarak göndermesini ' rica ettiler. Mengli Giray 1478'de üçüncü kez Kırım Ham oldu ve aralıksız 1514 yılına kadar hanlık yaptı. Bazı tarihçilere göre, Osmanlı Devleti 1475 ve 1478 olayları sırasında Kırım Hanlığını kendisine tabi · kılmıştır. Diğer bazı tarihçilere · göre de Kırım Hanlığı ile Osmanlı Devleti yani Sultan Fatih ile Mengli Giray arasmda bir anlaşma yapılmış olmalıdır. Buna göre : ­

Kırım Hanl1;1rı ancak Cengiz sülalesinden gelen Girnylnr Royun· 1 dan olabilir. -

2 Hanları Kırım Kurultay'ı (Han Divanı) inha edC' t', Pnı l l � ı ı l ı tn· yin eder. -

- 27 -


--

Hanlar Padişah tnrnfm dnn n:d ccl l l cb l l l ı•, rnkıü l d ıı ın odilemezler;

4 Padişah Kırım Hanlarını düşmanlariyle yapaca�·ı savaşlarda yar­ d ı nı n çn�ırabilir; .

--

5 - Kırım Ranları, Osmanlı Devleti'nin onayı olmadan, kendi baş­ lnı·ına düşmanlariyle barış anlaşması yapabilirler; 6 - Kırım Hanları hutbelerde kendi adlarını zikr ettirirler ve kendi adlarırta para hasarlar. Bir müddet sonra hutbelerde Padişahların adları da okunmuştur. Yukarıda adları geçen Padişah ile Han arasında böyle bir anlaşma­ nın resmen ve yazılı olarak tesbit ve imza edildiği hususunda bir belge henüz ortaya çıkarılmış değildir. · Varlığı da bilinmemektedir. Mevcut olsaydı bunun Kırım Kurultay'ı (Han Divanı) tarafından tasdik edilmiş olması gerekirdi. Bununla. beraber, zikr edilen maddelerin hükümleri Osmanlı Padişahları ile Kırım Hanları arasında . fi'len icra edilmiş ve yürütülmüştür. Feodal sisteme dayanan Kırım Hanlığı'nın merkeziyetçi, istikrarlı ve · kuvvetli Osmanlı Devleti'nin himayesine girmesi O'nun üçyüz yıldan fazla bir süre ayakta kalmasına imkan vermiştir. Osmanlı İmparator­ luğu'nun 17. asırdan itibaren zayıflayarak gerilemesi ve büyüyüp kuv­ vetlenen Rusya'nın saldırılarına karşı duramaması sonunda Kırım Han· lığı da varlığını koruyamamış ve Çarlığın esaretine düşmüştür. Osmanlı Devleti'nin sınırlarından çok uzak olduğu için bunun askeri kuvvetinden yardım göremeyen Altın Ordu Devleti, Kazan ve Astrahan Hanlıkları daha az süre hükümran olmuşlar ve Kırım'dan çok daha evvel Rusya' nın istilasına uğramışlardır. Mengli Giray, Hanlığında iç istikrarı. sağladıktan sonra, 1484'de Os­ manlı Padişahı 2. Beyazıt'ın Akkerman seferine 50.000 Kırım süva:dsi . ile katılarak Kırım Hanlığı'nı ilk defa Osmanlıların futuhat harekatına sak­ muştur. Kırım süvarileri Akkerman kalesinin zaptında büyük' yardım sağladıklarından Osmanlı Padişahı Mengli Giray Hana değerli hediyeler vermiştir. Ayrıca Kırım askerlerinin Tuna nehri boyunda zapt ettikleri Balta, Tombasa.r, Kavşan kasabaları ile civarlarını Kırım Hanlığı'na bırak'mıştır. Mengli Giray, 1502 yılında Saray şehrini zapt ve tahrib etmiştir. Bu hareketiyle Kazan Hanlığı'na zarar vermiştir. Bu hareketi ile, sözde, Rusya'nın Kazan ve A:tsrahan üzerindeki rekabetini ve baskısını önle­ mek istemiştir. Oysa, Rusya bu Hanlıklar üzerindeki baskı ve inüdaha­ lesini,' bundan sonra:, daha çok arttırmıştır. ·

·

Mengli Giray'ın üvey o�lu ve kazan Hanı Abdüllatif'in kötü idare­ sinden Kazanlılar Rus knazı 3. İvan'a şikayette bulunnrnk nzlini iste- 28 -


diler. Abdüllatif Hanlıktan alınarak Moskova'ya çağrıldı. Buna canı sıkı­ lan Mengli Giray 3. İvan'a .sert bir mektı.ıp yazıp . tutumunu kınadı . . Bu olay üzerine Kırım Hanlığı ile Moskof · Knazlığı'nın arası soğudu. 3. ivan'ın yerine geçen oğlu 4. Vasili Abdüllatifi hapisten çıkardı; fakat Kırım'a yollamadı. Mengli Giray'ın karısı Nursultan Bike oğlu Abdülla­ tifi görmek için küçük oğlu Sahip Giray ve üç elçi ile birlikte 1508'de Mo"skova'ya gitti. 4. Vasili tarafından büyük saygı ile karşılandı; Nur­ sultan Bike Moskova'da bir ay kaldı. Abdüllatif'in yerine Kazari Ham olarak gönderilmiş olan oğlu Mehmeteınin'i görmek için Kazan'a gitti. Kazan'dan dönerken Moskova'ya uğradı ve 6 ay kalarak Kırım'a döndü. Mengli Giray 151 1'de Polonya kralları Yagellon'lar ile ittifak anlaş­ ması yaptı. Akrusya ve Ukrayna üzerindeki hakimiyet iddiasından · Po­ lonya lehine vazgeçti. Polonya Kırım Hanlığı'na yılda 15 bin altın ver­ meyi kabul ve taahhüd etti. Osmanlı Padişahı 2 Beyazıt ihtiyarlaınış olduğundan tahta oğulla­ rından birini geçirmek istedi. Vezirler ve bilhassa başvezir; Padişaha yumuşak huylu olan oğlu Ahmed'i tavsiye ettiler. Ahmed'in kardeşi Se­ lim bu teklife karşı çıktı ve bir miktar askerle İstanbul'un üzerine yü­ rüdü. Fakat vuku bulan · çatışmada yenildi. Kaçıp Kırım'a kayınbabası Mengli Giray'ın yanına geldi. Bunu öğrenen Pa<;lişah . Sultan Ahmet' te­ laşa düşerek Mengli Giraya bir mektup gönderdi. Kendisine sığmmış olan kardeşi Selim'i hapsettiği takdirde.. Kefe'yi ve diğer kale şehirleri Kırım Hanlığı'na bırakacağmı bildirdi. . Mengli Giray, mektubu getiren elÇiye şu cevabı verdi : - 'Memleketimize şerefli bir Hanedanın oğlu geldi. Sebep ve · mak­ sadını henüz anlayamadım. Ama Rumeli'ye geçmek isterse biz buna na­ sıl mani olabiliriz? Hapsetmek kardeşliğe yakışmaz. Mengli Giray'ın oğlu Mehmet · Giray şehzade Seİim'in tutuklanma­ sını istedi. Mengli Giray buna razı 'olmadı. Küçük oğlu Saadet. Giray'ın eşliğinde ve koruması altında kara ' yoluyle Rumeli'ye geçmesini sağladı (36) . Mengli Giray akıllı, kiyasetli, siyasi görüşleri isabetli ve şair idi. Kıpçak lehcesinde yazdığı şiirleri vardır. Bağçesaray'daki Han sarayını yaptırmadan evvel Bahçesaray'daki Zincirli Medreseyi yaptırmıştır. Böy� lece ilme ve kültüre olan saygı ve bağlılığını göstermiştir. Bu medresede ' , ders verecek müderrislerin ve okuyacak talebenin yaşamlarını sa�lamak . için dörtbin sekizyüz desetina . toprak vakf etmiştir. Medresenin kapısı üstüne Arapça yazılan sözlerin Türkçesi şöyledir : ·

..

. .

·

<<Bu medreseyi Tanrı'nın yardımiyle Hacigiray oğlu Mengligiray Han yaptırmıştır>> Hicri yıl 916 -

29

-


Mııııgli Giray 1514 yılında (hicri 919) ölmüştür. Bı ı l ıçcsaray'da yaptırdığı Zincirli medrese yanındaki türbesine gö­ . m Ulmi.iştür.

G İRAY S ÖZ ÜN Ü N K A Y NAGI Kırım Hanlarının sülalesi Cengiz Han'ın oğlu Cuci'nin küçük oğlu Tokay Timur'a dayanır. Tokay Timur'un oğlu: Öreng Timur Altın Ordu Ham Mengu Han'dan (1266 - 1280) Kırım'ı ve Kefe'yi Yurtluk olarak almıştır. Tokay Timur oğullarından Baştimur · oğulları Kırım'da devamlı bir Hanlık kurmuşlardır. Giraylar bu Baştimur oğullarından gelmiştir. Baştimur'un oğlu Giyaseddin Kırım'daki muhalifleri ile anlaşamayınca Litvanya Büyük Dükü Vitold'un yanına gitti. Hacigiray orada dünyaya geldi. Bu sırada Kırım'da Giyaseddin'in kardeşi Devletberdi hüküm sü­ rüyordu. Giray; lakabını ilk kullanan Han Hacigiray'dır. Ondan sonra bütün hanlar kullanmışlardır. Kabile beğlerinin en itibariısı olan Şırın beğle­ rinden Haniara güveği · olanlan bu lakabı kullanmışlardır. Kutlugiray gibi (Ümdet-üt Tevarih salı. 200) . Tanınmış Macar tarihçisi Prof. Dr. Nemeth Gyula (doğ. 2.11.1890 ölm. 14.12.1976) Giray sözünün KER (Dev, en kuvvetli yaratık anlamı­ na) sözünün küçültme şekli Ker-ey den yapılmıştır. Bunun çeşitli şekil­ leri vardır : Kerey, Kirey, Kiray, Giray. Bu sözleri boy adlan olarak kullanan Kazak, Türkmen, Başkurt, Buret ve Mogol kabilelerine rast· lanmaktadır (37 ) . -

Cengiz Han'ın İmparatorluğu zamanında Mogolistan'ın en güçlü si­ yasi toplumunu Türk Kereytler oluşturuyorlardı. Cengiz Han bunları şiddetli savaşlar sonunda yenebiidi ve çeşitli Mogol kabileleri arasmda dağıttı. Bununla beraber Kereytler Cengiz İmparatorluğunda önemli bir yer tuttular. Cengiz Han yendiği Kereytler Hanının yeğeni ile evlendi. Kereytlerden bir kol, Altın Ordu Devleti'nde başlayan kargaşalıklar sı­ rasında, Sırderya boylarından Kırım'a geçen «Sağ-kol» Özbekleri ile Kı­ rıma gelmiştir (38) . Bugün Orta Asya'da Kazakların <<Ortayüzünü» oluş­ turan beş büyük boydan birisi Kereyt'lerdir. Bunlardan İrtiş, Sarısu ve Çu nehirleri . kıyılannda dolaşan Uvak Kirey'ler arasmda «Taraklı» adın­ da bir kabilenin bulunması çok ilginçtir (39) . .

'

Kırım Hanlarının Tamga'sı üç . dişli TARAK'dır. Bu Tamga Altın Ordu Hanlarının Tamga'sma benzer. Kazan'ın ilk ham Ulutt Mehmet (Muhammet) Han'ın 1428 tarihli bir Yarlığında bu Tcıınuıı lw l ln ı ı ı l m ış­ tır (40 ) . .

- 30 -:--


Kırım Hanlarının yarlığ ve paralarında TARAK Tamga basılmıştır. Kalgay ve Nureddin ile bütün han çocukları Giray lakabını k'llllanmış­ lardır. Kırım Hanları Yarlığlarında (Fermanlarında) kendilerini şöyle ifa­ de ediyorlardı : Uluğ Orda ve Uluğ Yurtnun ve Deşti Kıpçaknın ve Tahtı Kırım'nın ve sansız köp çerunun ve sagışsız Tatarnın ve tagara Çerkesnın ve Tat bile tavgaçnın Ulug Padişahı ve hem Ulug Ham bolgan emaretmeab eya­ letnisab seaadet iktisab azametlu ve rif'atlu ve sehavetlu Han . . . Kırım tahtına oturan Hana Osmanlı Padişahı Hanlık alameti olarak: Sancak, kılıç, mücevherli sorguçlu kalpak ve sarnur kürk gönderirdi ve buna (Hanlık Teşrifatı) denilirdi. Bumin için parlak tören yapılırdı. Kırım Hanını savaşa çağıran Padişah Hattı Hümayununda daima «Din-i islama Yardım, Al-i Osmana Kardeşlik» formülünü kullanırdı .

KlRlM'DA

DEVLET TE ŞKİLATI

Kırım Hanlığı, Feodal sisteme dayanan, monarşik Devlet teşkilatı idi. Feodal sistemi oluşturan dört büyük aristokrat kabile . vardı: Şınn, Argın, Barın ve Mansur. Bunların başları olan beğlerine (Dört Karaçi Beği) deniliyordu. Bunlar Kabile Aristokrasisi'ni teşkil ediyorlardı. En itibarlı kabile Şınn ve. en nüfuzlu beğ Şırın beği idi. Daha sonra bu dört ka­ hileye Sicuut kabilesi de katıldı. Kırım Hanlığı toprak olarak Kırım Yarımadası, Kıpçak Bozkın, Ku­ han, Taman, Kabartay bölgelerinden meydana geliyordu. Bunların yüz­ ölçümü 600.000 km. kareye aykın idi. Kırım Yarımadası doğrudan, hem siyasi ve hem idari bakımdan, Hana bağlı sayılırdı. Fakat öteki bölgeler ancak siyasi bakımdan Hana tabi idiler;. ama, bir çeşit iç muhtariyetieri vardı. Hele Bozkırda yaşayan , göçebe ve yangöçebe Nogaylar belli bir otoriteye kolayca boyun eğmiyorlar ve sürekli olarak tabi kalmıyorlar� dı. Bağımsız ve serazat yaşamaya alışmışlardı ve , bunu korumak, istiyor.: lardı. Hanlığın · sınırları da bugünkü anlamda kesin olarak belirlenmiş değildi. Kefe, Sudak, Mangup kasabalarında Yenikale, Kılburnu ve Özü ka­ lelerinde ve cia'vrlarında Osmanlı Devleti hüküm ve otorite sahibi idi. Bunların yönetimini İstanbul'dan gönderilen Sancak veya Beğler bey ! yapıyordu. Sancak veya Beğler beyi Kefe'de otururdu. Diğer yerlcrdo . memurları vardı. Bu durum, Sultan Fatih i le Mengligiray Han ı ı ı·ııııı ııclu · varlığı sanılan anlaşmaya dayanıyordu. Osmanlı Devleti'nin b u �l· l ı l ı· VIJ kaleleri elinde tutmaktan gayesi, Rusların Azak ve Karadl•ı ı l z ıuı l ı l l lvl'l · -

31

-


r?.i,f4L.fL . ,) , .·l ;.

. i

· ·; v·�"'T"' . '"'

.

' "

ncı w 1\ ı ı:ım'a. inip yerleşmelerini önlemek ve Karadeniz'in bir Osmanlı 'J.'II I'I\ l{il l ii şeklinde elde tutulmasını sağlamak idi. Hanla�dan bazılan J ı u u ı ı l nşmayı veya durumu, kabul etmek istememiştir. Bu yüzden Padi­ �ulılık ilc Hanlık arasında bazan anlaşmazlıklar çıkmıştır.

Hanın �mirleri . ve Han Divanı'nın kararları yukarıda adları geçen kabHelere beğlerinin aracılığı ile bildirildi. Çünkü, kabHelerin halkları . kendi beğlerine tabi idiler ve emirleri ve kararları bunlardan öğrenirler ve alırlardı. Beğler askerlerini kendi kabilelerinin kişilerinden toplar­ lardı. Beğlerin maiyyetinde kendi kabilesine mensup mirzalar vardı. Beğ­ lerin ve mirzaların komutaları altında bulunan askeri süvari birlikleri beğlerinin özel renkteki bayrakları ile savaşlara katılırlardı. Savaş plan­ larını Han'ın, Kalgay'ın ve Nureddin'in kabile beğleri ile teşkil ettikleri Savaş Divanı hazırlardı. Bu planların _ dışında, askeri olmayan maksa:tlar­ la, yapılacak hareket ve akıniara izin verilmezdi. Ordu birlikleri kuv­ vetli ve sert bir disiplin kurallarına bağlı tutulurdu. Bunlara aykın hareket edenler şiddetle cezalandırılırdı. Baş komutan Han idi. Osmanlı Devleti açtığı savaşlara katılma fermanını Han'a gönderir O da bunun gereğini yapardı. Padişah fermanı gereğince Han Beğlere çağrıda bulu­ nur, onlar da. savaşa katılırlardı. Kırım' da 18. yüzyıl sonlarına doğru Fransa konsolosu olan Macar asıllı Baron de Tott, savaşta Han'ın koroutasında 100 bin, Kalgay'ın ko­ mutasında 60 bin ve Nureddin'in koroutasında 40 bin süvariden oluş�n üç ordu topluluğu bulunduğunu, zaruret halinde bu sayının bir misli arttırıldığını; bu orduları meydana getiren kabile birliklerinin başlarında kendi beğlerinin ve mirzalarının komuta görevi yaptıklarını, her sü­ varinin yanında bir yedek atı bulunduğunu yazmıştır (41) . KabHelerin beğlerini mirzaları seçiyorlardı. Seçilen beğleri Han tas­ dik ediyordu. Beğlerin büyük önemleri ve yetkileri vardı. Han Divanına katılıp oylarını kullanıyorlardı. Olum�uz oy verdikleri takdirde olumlu karar alınamıyordu. Şırın beğleri, çoğu zaman, Hnaların tayin ve azille­ rinde, Osmanlı Padişahı, Sadrı Azaını veya Şeyhül islamı ile mutabakat halinde olup büyük rol oyn:uyorlardı. Bu yüzden Hanlar üzerinde nüfuz sahibi idiler. Kınm'ın doğu kesimindeki topraklar Şırın Kabilesinin elinde idi. Bu · kesime Kefe'nin kuzeyi, doğusu ile Azak kıyıları giriyordu� Şırın kabi­ lesinden sonra Argın ve Barın kabileleri geliyordu. 18. yüzyıldan sonra Şınn'dan sonra Mansur, Barın ve Sicuut kabileleri pnem kazandılar. . Mansur Kabilesine ait bölgeyi Or ile Yarımada'nın kuzey bölümi.ino gi­ ren topraklar oluşturuyordu. Karasu Bazar ve etrafındaki toprıı ldu ı· Ba­ rın ve Argın kabileleri arasında paylaşılıyordu.

- 32 -


DİNİ KURULUŞLAR Müftülük, Kadılık, camilerde görev yapan din aclamları, :niedresE;!­ lerde dini öğretim yapan müderrisler ülema ve din adamları sınıfını · ' oluştururlaı�<iı. Müftü Ülema sınıfı tarafından seçilirdi; elini kunıluşların · ei:ı yüksek makam ve otoritesini temsil . ederdi. Birçok . işlerde · ·.· fikir ve kararları alınırdı; kararlarını Şeriat hükümlerine gö�e verirdi . ve b.un­ · lara fetva denilirdi. Herhangi bir muamelenin Şeriat hükmüne uygun olmadığı hakkında verdiği karara (Fetva'ya)_ Han bile uymak zorunda idi. Kadıların en bü;v.üğü olan Kadıaskeri aslıncla Padişah tayin ederdi ve b.u, Kefe'de otururdu. Kadıasker Kırım'daki . kadıları tayin . ederdi. · Kırım'da 48 kadı vardı� Bunla� kendi kaza dairelerinde ve. mahkemei şe­ riyelerde hukuk ve ceza davalarını Şeriat hükümlerine göre hallederler­ di. Bazan, çok seyrek olsa da, ceza davalarında .Cengiz yasalarına . göre hüküm verdikleri de ol�du. Kırımlılar dindar ve Şeriat kurallarına çok bağlı idiler. Cinayet, fu­ huş ve hırsızlık, dolandırıcılık gibi suçları hemen hiç işlemezlerdi. .Bir-: den fazla kadın ile evlenen çok azdı. Boşanma olayları çok az olurdu. Geleneklerine çok bağlı idiler. ·

Hanlığın hemen bütün köylerinde ilkokullar, kasaba ve şehirlerin.; de medreseler: vardı. A,rap harfleri ile dini tedrisat yapılırdı.

TOPRAK REJiMi �'oprak Han'a, Kalgay'a, Nureddin'e, dini müesseselere, kabHelerin beğlerine ve halka gelir sağlayıp yaşamlarını mümkün kılmak için tak­ sim edilmişti. Bu toprak�arı işleyenierin elde ettikleri ürünlerden herkes paylarını belli bir oranda alırdı. B:u toprakların dışında kalan ve s ahipsiz sayılan topraklar Han tarafmdan köylülere (şenletilmek) adiyle ve iş­ lenmek şartiyle tirnar olarak ver:ilirdi. Bu topraklan işleyeniere (Çele­ bi) denilirdi. Çelebiler savaşlara, Han silahdarlarmın komutası altında kendilerine özel bayraklada katılırlardı. Beğlerin ve mirzaların toprak larını çoğunlukla hristiyan esirler işlerlerdi. Bu esirlerin sayısı 17. yüz' yılda 100 bini buluyo�du. ­

,

Han, Kalgay ve Nureddin sultanlar toprak gelirlerinden aldıkları pay yanında Bahçesaray, Akmescit, Karasu, Gözleve, Or şehirlerinin· gelirle­ rinden de belli bir · oranda hisse alırlardı. Bunlardan başka savaş gani­ metlerinden, Rusya'dan, Lehistan'dan, Kazak'lardan, Moldavya ve Boğd an Beyliklerinden alınan vergi ve haraçlarından ve Liman şehirlerin ı{Lim-: rük resimlerinden de belli oranlarda payların ı alırlardı. Hanzudclor, l in· nın anası ve eşleri de, Beğler ve mirzalar da bu tür gelirlerd en dL•n•ı•u derece pay alırlardı. Böylece bolluk ve refah içinde yaşarlard ı 1\ı ı b l l tı· .

- 33 -


ljjl' l n hejtlcri ve mirzaları. aldıkları payların ve gcllrlcrl n bi r bölümünü ı ı ı ı ı lyyc tlcrine ve askerlerine dağıtırlardı.

llan'ın, Kalgay'ın ve Nureddin'in ayrıca Padişahtan çeşitli ad altında uldıkları hediye, bahşiş ve ihsanlar da vardı. Katıldıkları savaşlarda as­ kerleri için para yardımları da alıyorlardı. Bu suretle Osmanlı Padişah­ lığı ile Kırım Hanlığı arasinda mal ve can ortaklığı ve işbirliği vardı. Kı­ rımlılar Osmanlılara daha ziyade asker vermek ve savaşiarıria katılmak suretiyle · yardım edivorlardı. ·

J{ALGAY Kalgay Han adayı, veliahd demektir. Kalgay Han'ın _kardeşlerinden veya oğullanndan birisi olur ve Han tarafından tayin edilirdi. Bu tayin kesin bir usule bağlanmamış olduğundan bazen arada memnuniyetsizlik doğ�r, dargınlık olurdU: . Bu yüzden kargaşalık çıkarıp Hanlığın kudretini zedeleyen sultanlar yani hanzadeler olmuştur. Feodalizm sistemi esasen bu gibi karışıklık ve huzursuzluk yaratmaya müsaittir. Osmanlı Devleti' nin daha düzenli ve devamlı ve disiplinli bir idareye kavuşmuş olması merkeziyet sistemini ve veliahdlık müessesesini kesin kurallara dayan­ dırmış ve bunları dikkatle tatbik etmiş olmasındandır. Kırım Ranları, memleketinde hanzadelerin karışıklık ve huzursuzluk çıkarmalarını önlemek için bunları mümkün olduğu kadar merkezden uzak bölgelere Bucak, Tarnan ve Kıpçak Bozkırma ve aralardaki birlik­ lerin başlarına tayin ederlerdi. Tayin edilecek yer bulunmayınca Rume­ li'ye Padişah'ın emrine yollanılırdı. Bunlara (Rehin) denilridi . Böylece Padişah da Hana karşı bir güven tedbiri almış olurdu. Kırım hanlarının çoğu İstanbul'da yıllarca kalıp Osmanlı sarayların­

daki usul ve adetleri görüp öğrenmişler, bunları, Kırım tahtına geçtik­ ten sonra, kendi saraylarında uygulamışlardır. Bu suretle masraflar, is­ raflar, debdebe, ihtişam artmış; Hanlar özel defterdar, haznedar, kapıcı başı, silahdar gibi memurlar tayin etmişlerdir. Bu usuller Kalgay ve Nureddin sarayiarına da . yayılmıştır. Devlet idaresinde en yüksek mevkide Han, O'nun altında Kalgay bulunurdu. Kalgay'ın özel veziri ve memurları vardı. Danışma divanı vardı. Kendi kaza dairesindeki kadıların verdikleri bazı hükümleri di­ vanında yeniden muhakeme ederdi. Kalgay ve divanı ölüm cezası ve­ remezdi. Bu hak ve yetki yalnız Han'a aitti. Han savaşlarda bulunmadığı zaman orduya Kalgay komuta ederdi. Kalgayın Akmescit civarında Salgır suyu kenarında büyiilt ve geniş bahçeli sarayı vardı. --.. 34 -


NUREDDİN Kalgay adayı, ikinci veliahd demektir. Bunu Sernin Mehmet Giray Han ihdas etmiştir. Cengiz töresine göre Kalgay Han'ın büyük kardeşi olmak gerekiyordu. Oysa Sernin Mehmet Giray oğlu Saadet Girayı Kal� gay tayin etmek istiyordu. Bunu yapamadığı için bu oğlunu Kalgay ada� yı yaptı ve buna Nuraddin ünvanını verdi. Padişah da bunu ta�dik etti ve bir daha sürüp gitti. Nureddin'in veziri vardı ama divanı yoktu. Dava göremez ve karar veremezdi. Bahçesaray şehri civarında kendisine mahsus sarayı vardı. Cesaretleri, asaletleri, milli gelenekleri ve ailevi durumları ile şöh� ret bulan Kabartay ve Çerkezistan Kırım hanlarının dikkat nazarını ve hayranlığını celp ediyorlardı. Bunun içindir ki Kırım hanları çocukları� nı tercihan Kafkasya'nın bu eyalet halklarından birisinin yanına talim ve terbiye için gönderiyorlardı. Dr. Abdullah Zihni Soysal bu hususta şu bilgi vermektedir : «Hanın veya Han ailesinden birisinde erkek çocuk dünyaya geldiği zaman derhal özel bir haberci ile Çerkez ve Kabartay beğlerine haber gönderilir ve çocuğun bakımı, talim ve terbiyesi ile meşgul olacak bir sütanne ve mürebbiye seçmek üzere halk toplantıya çağrılırdı. Seçilen sütanneye ve mürebbiyeye bu işin önemi anlatılırdı. Bundan sonra süt� anne ve mürebbiye 300 atlının eşliğinde Kınm'a yollanırdı. Heyet Bah� çesaray'da Kalgay veya Nureddin tarafından bir heyetle birlikte karşı� lanırdı. Karşılıklı nazik sözler söylenirdi. Sarayda üç gün üç gece ağır­ lanan misafirlerden yedi kişilik bir heyet Han'ın huzuruna çıkarılırdı. Han çocuğu öz annesinden alıp sütanneye verirdi.

·

Çocuk · sütanne ve mürebbiye tarafından büyük bir dikkat ve itina ile büyütülüp yetiştirilirdi. Sekiz yaşına geldiğinde ata binmesini ye si� lah kullanmasını öğrenirdi. OnbeŞ yaşını doldurduğunda Kırım'a dön� mesi gerekirdi. Yine 300 atlı ile ;getirilip alındığı yere teslim edilirdi. Misafirler ağırlanır; Kafkas ve Kırım oyunlarından ve türkülerinden olu� şan ve Hanın orkestrasının eşlik ettiği eğlenceler düzenlenirdi. Misafir­ lere değerli hediyeler vetilirdi. Bu giraylardan çerkezleşip kalanlar ol­ · muş ise de çoğunluğu dönmüştür. Bunlar Kırım ile Çerkez ve Kabartay­ lar arasında samimi dostluk bağlarının kurulmasına vesile teşkil etmiş� lerdir. Bu gelenek Hanlığın sonlarına doğru kalkmış, prensler İstanbul'n gönderilmeye başlamıştır (91!) .

- 35 -

·


MlıtZALAR İki kısma ayrılırdı : · ,·

.

a) Eskiden asılzadeliğe hak kazanmış ve · Altın Ordu Devletin den gelmiş olanlar;

b)

Halktan olup büyük bir başarı sonunda Han taraıfndan verilen asılzadelik ,ünvanı ile mirza olanlar. (a) bölümünde olan evvela dört, sonra beş kabile vardı ve adları yukarda beyan edildi. Bunların başlarına beğ denilirdi; maiyyetindekiler asil mirzalardı. (b) bölümünde olan mirzaların büyük itibar ve nüfuzları yoktu.

MEMURLAR Halktan atanırdı. Bunlarin okuma ve · yazma bilmeleri, yasaları, ge­ lenek ve adetleri iyi bilip doğru uygulamaları şarttı. Tara� tutmak, hele rüşvet almak ve haksızlık yapmak şiddetie cezalandırılırdl.

SERASKERLER Evvela Or beği, sonra üç Nogay ordusunu idare eden üç ser:asker

yüksek mevki sahibi idiler. Seraskerlerin vezirleri, malıkerneleti ve di­

vanları vardı. Geniş yetki sahipleri idiler.,... . Asilzade olan mirzalardan başka herkesi muhakeme edebilirlerdi. Verdikleri hükümleriri Han tara­ fından tasdik edilmesine gerek yoktu. Bunlar asılzade mirzalar arasın­ dan tayin edilirlerdi. Hanlığın idare teşkilatını oluşturan ve yöneten bütün yetkililer · ve sorumlular, başta Han'ın kendisi olmak üzere, Kalgay, Nureddin, seras­ kerler, bütün din ve mülki idare adamları hukuk kurallarını, halkın 1 gelenek ve adetlerini çok iyi bilmeleri ve bunlara saygı göstermeleri zorunlu idi. Bilerek veya bilmeyerek işledikleri kusur · ve suç cezasız kalmazdı. Bu yüzden memlekette güven , huzur ve sükun hüküm sürerdi.

NOGAYLAR Kıpçak Bozkırında yaşayan · Türklerin büyük bir bölümünün, yukarıda kendisinden bahs ettiğimiz, Nogay adında bir Tümen beyinin adını almış olduğu bilinmektedir. 1556'da Ruslar Astrahan'ı aldıktan sonra bu Han· lıktaki Nogayların bir kısmı Kırım Hanlığı'nın sınırları içersine girmiş ve yerleşik hayata geçmiştir. Bir kısmı, da göçebe ve yarıgöçebe haya­ tına devam etmiştir. Kırgız Nogayları Kafkasya'da Kuben nehrinin ku· zeyinde, Don ve :Volga nehirleri arasında yaşamışl a rd ı r. Ycdiçkul No-

..... 36 -


gayları Kırım'ın kuzeyinde Kıpçak Bozkırlarında yaşadılar. Canboyluk ve Yedisan Nogayları Özü nehri etrafındaki topraklarda, · Bucak (Besa­ rabya) Nogayları Dniestr ile Tuna nehirleri arasındaki ve Karadeniz sahillerindeki" topraklarda bulunuyorlardı. Sondakiler Kırım Hanlığı'ndan · ziyade Osmanlı Devleti'ne bağlı ve tabi idiler. Kırım Hanlığına bağlı ve Yarımada dışındaki Nogaylar bozkırlarda serbestçe dolaşırlar ve Hanlık otoritesine tam olarak başeğmeyi sevmez­ lerdi. Hatta baskı yapıldığı takdirde ayaklanırlardı; zapt ve rapta gel­ mezlerdi. . Nogaylar Kırım Hanlığı nüfusunun % 40'nı teşkil ederlerd.i. Kı rım Hanlığı nüfusunun 4 ile 5 milyon arasında olduğu tahmin edilmekte idi. Rumen tarih profesörlerinden İon İ. Nistor Tatarlar ve . Nogaylar \ hakkında şunlar} yazmıştir (79) :

·

·

-

·

'

«Rumenler, talihsiz bir kaderin cilvesi olarak, Dnepr nehrinin ötesin­ den gelmiş olan Tatarların istilasına uğramışlardır. Rumenler, çeşitli ekin­ Ierin yetiştiği ve bol hayvan türlerinin bulunduğu yurtlarından Tatarları koğmak için yüzlerce yıl uğraşmak zorunda kalmışlardır. Tatarlar yüzyıl­ lar boyunca Modavya'ya, Polanya'ya yaptıkları ani akınlar sırasında al. ı dıkları esirleri kendi ülkelerine götürüp tarlalarında çalıştırmışlar ve bir kısmını Yakın Doğu'nun esir pazarlarında s atmışlardır. Hele 1475 tari­ lünde Osmanlı Tükleri ile yaptıklan himaye ve ittifak anlaşmasından sonra daha da kuvvetlenen ve cesaretlenen Tatarlar, akıl ve hayallerin­ den çıkaramadıklan Moldavya'nın zenginliklerinden yararlanmayı ken­ dileri için gaye edinmişlerdir. Osmanlıların ortak müttefikleri haline ge­ len Tatarlar, Moldavya'yı istila ve_ zapt eden Osmanlıların yardımcıları olarak, Rumenierin savunma savaşlafında büyük tehlikeler yaratap bir �ınsur olmuştur. Osmanlıların Kiliya ve Akkerman kalelerini almalann­ da 1'atarlann büyük yardımları dokunmuştur. Polonyalıların Karadeniz'e Inmek için yaptıkları saldırıları, Kazakların yağma maksadiyle Moldavya' yu yönelttikleri akınları durdurtnı;ı' hususunda Osmanlılara en etkin yar­ d ı rolari Tatarlar sağlamışlardır. Bu Tatarlardan bir kısmı zengin Moldav­ yıı'da ve Bucak'ta kalıp yerleşmeyi rahat yaşam sağlama bakımından ter­ l'i h etmişlerdir. Buraları eline ve idaresine geçirmiş olan Osmanlı Padi­ tJnhl ı l{ı ne zaman başı sıkılsa Dnepr'in ötesinden Tatarların yardıma gel­ ınesini istemiş ve Tatarlar bu daveti sevinçle kabul etmişlerdir, . Tatarlar Bucak'ın ve Rumen topraklarının alabildiğine geniş ovala­

ı'ı tH1ıt koyun, at ve deve sürülerini otlatmak için gerekli besleyici bol ııti u meraları bulmuşlardır. Böylece yavaş yavaş buralara yerleşmişler Vl'

gittikçe sayılarını artırmışlardır. Kırım Hanlığı'nın kuvvet ve hük­

nı !in ü buralara da götürmüşlerdir. Zamanla Osmanlıları bile rahatsız

ve

t<.ı·

d l ı·giıı etmeye başlayan bu durum, ancak Moldavya rumenierinin znmr vo

- 37 -


fl lııyl ı l ııc olmak ·üzere halledilmiştir. İç karışıklıklar Rumcn topraklarının

lımııl ve istilasını kolaylaştırmıştır. Muhteşem Sultan Süleyman zama­

n ı ı ı cla Tigina ve Hotin bölgelerini zapt eden Osmanlılar Kuzeye doğru tır­

manmaya devam etmişlerdir. Buna karşılık Rumenler de Kuzeye, Tigeçe ·· doğru çekilmişler ve o bölgelerdeki ormanlarda sükun ve huzurlarını bulmaya çalışmışlardır. Bucak'tan çekilen ve kuzeye giden Rumenierin yerlerine 1 538 yılın­ dan itibaren Tatarların Nogay kabilesinden olan Nogaylarr gelip yerleş­ ıneye ve nüfuslarını çoğaltınaya başladılar. Kantemir'in açıklamasına gö­ re, bu · Tatarlar Rusya'dan Kırım Hanlığı'nın Kıpçak bölgelerine gelmiş ve Kırım Yarımadası hepsini alamamış olduğundan Bucak iline göçmüş · 30 bin aileden oluşuyordu. Bunlar iki büyük kola ayrılıyordu : Orak Or- j dası, Orumbeğ Ordası. Orak Ordasının kabileleri Sarata ile Kogalnik arasındaki bozkırlara yerleştiler. Orumbeğ Ordasının kabileleri Yalpug nehri boylarındaki top- . raklara yerleştiler. Bunlardan bir müddet sonra gelen İsmail hanesi kabileleri İsmail reayasının kuzey sınırlarının ötesinde Katlabug bölgesine yerleştiler. Böylece Rumen ülkesinin de adını Bucak'a çevirdiler ve burasını gele­ nekleri, adetleri ve yaşam tarzları ile tamamiyle tatarlaştırdılar. Bucak Osmanlı Devletinin hakimiyeti altında bulunmasma rağmen buraya yerleşmiş bulunan Tatarlar Kırım Hanlığını tanıyor ve Kırım Ha­ nma bağlı bulunuyorlardı. Kırım Ham sefer ve sava·ş münasebetiyle Bucak'a geldiğinde veya buradan geçtiğinde Kavşan'da bulunan sarayı- . na iniyordu. Buradan yola gittiğinde yerine Serasker derecesinde bir ve­ ' kilini bırakıyordu. Tatarlar, eski devirden kalan askeri teşkilatlarını ku­ ruyorlar, ani bir haskın karşısında kaldıkları veya bir akın yapmak istedikleri zaman bu teşkilatlarını derhal harekete geçiriyorlardı. Han vekilinin temelli yaşadığı yer Akkerman'm kuzeyinde Hankışla denilen mah'alde idi. Han vekilinin en seçkin mirzalar arasından tayin edilmesi ve bunun Hana yılda 4800 ley vergi ödemesi şart idi. Bu ve maiyyetinde­ ki mirzalar, kabilelerinin yöneticileri ve askeri birliklerinin komutan­ lan idiler. Hanlarm gittikleri savaşlara katılıyorlardı. Savaş olmadı.i'fı za­ manlarda tek e�lenceleri olan sürek aviarda vakit geçiriyorlardı. Bazen bu aviarı komşu memleketlere düzenleyecekleri akınları gizlemek mak­ sadiyle de tertipliyorlardı. Bucak'ta Tatar köylerinin (avullarınm) sayısı 300 kadardı. Bunlara Orak :Mirza, Can Mirza, Kan Mirza, Kasu Mirza, Korak' Mirza v.b.g. adlar veriyorlardı. Tatarlarm «Tatar Pınar» adında tanınmış bir (Pannyır) yeri variiı. - 38 -


Bucak'ta kalan Moldavyalılar kendi köylerinde serbest, din ve kül­ türlerinde muhtar bir yönetim içinde yaşıyorlardı. Gelirlerinden onda ı · oranında vergi veriyorlardı. Bu vergiyi Han tarafından seçilen bir Ru­ meiı beyi topluyordu, ki buna «Yalı ağası» veya «Hristiyan Köylerinin beyi» adı veriliyordu. Vergileri köylerdeki halktan bu Bey tarafından tayin edilen «Subaşılar» topluyorlardı. Rumen Beyi Kavşan'da oturuyor ve Kırım Ranına yılda 15 bin " ley ödüyordu. ı 4 yaşından yukarı olan her Hristiyan bir (Kafa haracı) ödemek zorunda idi. Bunu ancak müs­ lümanlığı kabul ederse ödemekten af ediliyordu. Osmanlı Devleti'nin idaresi altında bulunan Rumen Prensliklerinde bu haracı kadınlar ödemiyorlardı. Rumenierin haradarını Osmanlı Dev­ leti'ne toptan Rumen Voyvodası ödüyordu. Kafa haracı ödendiğine dair her yıl ayrı renkteki kağıtlara yazılmış makbuzlar veriliyordu; bunları Hristiyanlar, ne zaman sorulsa, göstennek zorunda idiler. Dniyepr nehrinin ötesinde, Han Ukraynası denilen böigede, · 40 kadar Hristiyan köyü bulunuyordu. Bunların çoğunda Moldavyalılar yaşıyor­ lardı. Bunları idare etmek için Kırım Ham bir Hatman tayin ediyordu. Bu Hatman Tigina'dan yukarı Dniyepr nehrinin sağ yakasındaki buba­ sar'da yaşıyordu. Bu Hatman'ın Rumen Beyi gibi Hristiyan olması ve Kırım Ranına yılda 8 bin ley ödemesi gerekiyordu. Osmanlı Padişahlığı ve Kırım Hanlığı bu memleketlerde kendilerine harac, vergi ödeyen Hristiyanlara, Rumen Prensliklerindeki kilise erka­ nının etkisi altında kalıp yaşamalarını önlemek için, iç idarelerinde," dini gelenek ve adetlerinde tam muhtariyet vermişler ve bu sebeple 1595'ler­ de İsmail'de ve Proilav'da birer müstakil Piskoposluk kurulmasına im· !din sağlamışlardır '(80) . 1585 yılında b U: bölgelerden geçmiş olan bir Fransız seyyah göçebe Tatarlar hakkında şunları yazmıştır : <<Deniz boylarındaki birçok yerde zaman zaman, meradan meraya çadırlarını değiştirip gezen aileler gördüm. Dört tekerlekli arabalarından gayri evleri yoktU'. Arabalarını çok sayıda at veya öküz çekiyordu. Ara­ balar birkaç katlı idi. 4 veya 6 kanatlı yel değirmenlerinde ihtiyaçları olan unu sağlıyorlardı. Beslendikleri baş yemeklerini darıdan yapıyorlar­ dı. Nehirden balık tutuyorlardı. Kısrak sütü içiyorlardı. Bundan peynir yapıp uzun zaman korumak -için kurutuyorlardı. Yemeklerine bu pey­ nirierden koyup yağlı ve lezzetli olmasını temin ediyorlardı.>> 1787 - ı788 Osmanlı Rus savaşında Rusya Akkennan ve Kiliya kasaba ve kalelerini işgal etti. ı792 Ocak ayında Yaş kasabasında imzalannn <<Yaş Muahedesi>me göre, Rusya Prut ve Nistru nehirleri arasındnld, Yedisan Nogaylarının yaşadıkları ve evvelce Kırım Hanlığı'na bat:'h olnn Ukrayna topraklarını eline geçirdi. Eski Haci Beğ kasabasının buhıncl tt· - 39 -


�ll yt\ro Fransız mUheıııl lıılor l n l rı yndlı mlyk• Od<�HI\ IJ!'h ı:J n l kurdu. Ben­ ılııt·'i ve civarını da zapt ettikten sonra bu bölgede yaşayan Tatarların ve Nogayların memleketten çıkıp gitmelerini emr e tti ve bunu yapmaya

zorladı. O zaman 12 bin Tatar ve Nogay bu top rakları bırakıp bir kısmı Kırım'a dönmek ve bir kısmı Dobruca'ya göçrnek zorunda kaldılar. 1806 yılında Bucak'ta yalnız 5 bin Nogay ve Tatar ailesi (25.000 nüfus) kal­ mış bulunuyordu. Bunlar da kısa bir süre sonra Rusya tarafından kısmen Kırım'a ve kısmen Kuban bölgesine götürülüp dağıtıldılar. 1812 yılında Bucak'ta artık bir tek Tatar ve Nogay kalmamıştı (81') .

AZlNLIKLAR Kırım Hanlığı'nın Yarımada bölümünde Grigorien Ermeniler, Orto., doks Rumlar, Musevi Yahud iler yaşıyorlardı . Bunların sayıları 35 - 40 hin kadar tahmin ediliyordU:. Şehir ve. kasabalarda sanat ve tiçaretle iştigal ediyorlardı. İktisadi durumları iyi idi. Rumlar ve Ermeniler, daha sonra son han Şahingiray zamanında görülecek sebeoler yüzünden, Baş­ papaz İgnati'nin teşviki ile de, büyük kitleler halinde Kırım Yarımada.:. sı'ndan çıkıp Azak denizinin kuzey salıilindeki Stavropol şehrine ve ci­ varına göçüp yerl eştiler. Göçen bu Ortodokslar arasında anadilJeri Türk­ çe olan Hazar Türklerinden kalmış olanlar da bulunmakta idi. Ruslar bu Türk Hristiyanlara yerleştikleri yeni şehir ve kasabalarda özel okullar açarak Rumca öğretim yaptırmışlar ve bunları tam olarak rumlaştırAıış­ lardır. Bunların sayısı 20 bin civarında idi. Polonya Kralı Stefan Batori Mengli Giray Hana Martin Bronievski adındaki elçisini gönderdi. Elçi, Bahçesaray şehrine yakın olan ve Cene­ vizlilerden kalmış olan bir koloniyi ziyaret e!ti . Katalik ol:�m kolani hal­ kının bir kilise yapması için Han'dan müsaade istedi. Han müsaade etti. Daha sonra, 17. yüzyılda, bu koloniyi ziyaret etm iş olan rahip Dortelli d'Ascoli, koloni halkının kendi anadilini unutup Türkçe konuştuğunu görmüştür. Daha sonra bu Ceneviz' asıllı Müslümanlar Tatariaşmışlar . :ve . dağlı Tatariara karışmışlardır (46) . Hanlıktaki hu . azınlıklar asker olmazlar ve savaşlara katılmazlardı . Yalnız kazanç vergisi öderlerdi. Ticaret ve sanattan başka gemicilik yap­ tıklarından zengin i diler ; rahat ve müreffeh yaşıyorlardı. ·

·

'

HAN DİVANI Ümdet-ül :A.hoar'a göre Han Divanı şöyle teşkil edilirdi :

Han'ın oaşkanlı� altında Kalgay, Nureddin, Dört . Karaçi Be�i. Üle­ mai İzam (Büyük Bilginler), Güleç Şeyhi, Kaçı Şeyhi, Çöyüncü S.evhi. Taşlı Şeyhi, Kefe Müftüsü, Osmanlı Devleti'nin Kefe'deki Kadı askeri toplanarak Han Divanı'nı oluştururlardı. · _.:..

40 -


Dört Karaçi Beği ,ve Kapıkulu İhtiyarlar Meclisini kurup işler üze­ rinde konuşarak kararlar alırlar; bu kararlarını Ülema Meclisine hava­ le ederler. Ülema Meclisi bu kararlarda Şeri Şerife mugayir bir cihet görülmediği takdirde bunları kabul ederdi. Sonra en büyük merci olan Hana arz edilip onaylatılırdı. ·

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Han'ın Divanı Cengiz yasasına göre şöyle teşkil ettiğini nakleder : . Kapı kulları, kapıcı halkları Hanın bulunduğu saraya gelip adetleri üzere yerlerine otururlar� Han da gelip kendi yerine oturur. Sağında Kal­ gay ve solunda Nureddin sultanlar yerlerini alırlar. Kalgay'ın sağında Hanefi şeyhülislam ve Şafii, Maliki ve Hanbeli müftüler otururlar. Nu­ reddin'in solunda Kadıasker, Bahçesaray mollası ve Kırım'ın çeşitli yönlerinden gelen 24 kadı oturur. Han Ağası daima ayakta durur; bazen de Nuteddin'in yanına gider. Kapı kethüdası, elinde bir gümüş bastonla dolaşır ve işleri Divana getirir. Defterdar Kalgay Bultan ve . Divan Efendisi Nureddin Sultan yanlarında · otururlar. ·

Emirler, hazinedar, mültezimler, Divan katipleri Ruznameci tarafın­ da bulunurlar. Divan üyeleri böylece yerlerini aldıktan sonra Kalgay Sultan idaresi altında bulunan Akmescit'ten, Kırn�ı'ın doğu kenanndan Lers Kalesine kadar olan 300 şehir ve köyün bütün dert ve davalarını gördüğü gibi, Nureddin Sultan da kendi idaresinde olan Samahi Deresinden ta Gözleve, Or, Çekişke, Arbat kalelerine varıncaya kadar o çevre içinde olan 250 kasaba ve köyün dert ve davalarını Han'ın ve Divan'ın huzurunda gö- · ri.irlerdi. Bu Mecliste ülemanın mevkii pek ehemmiyetli ve . nazik idi. . Hükümlerde sakatlık ve çürüklük meydana çıkarsa Tatarlar onları (Asi taş) lar ile tepelerler ve hiç aman vermezler. . .

Han, bu Meclisten çıkan k �rar ve hükümleri imza ederek Yarlıjt (F'erman) haline getirir.

Meclise son verildikten sonra içinde mutlaka tay eti olmak şartiyle nefis yemekler hazırlanır ve sofralar kurulur. Divan üyeleri sofrala'rda şu suretle yer alırlar : 1. 2. 3. 4. 5. 6.

sofrada, Han, Kalgay, Nureddin Sultanlar, müftüler, şehir mollası. sofrada kadılar. sofrada Han ağası, Karaçi Be.ğleri, inirzalar. sofrada Kapıcılar kethüdası, kapıcı başları. sofrada Kapı kullarının reisleri, defterdar. sofrada Başkatipler, ruznameciler.

Han Ağasına tnuğ Ağa denilirdi ki Sadrı Azam demekti. - 41 -


])lvıın toplandı�ı günde 22 yerde Peygambere sal uvnt

ınolc yenildikten sonra dua, hamd-ü sena edilir.

getirilir; ye­

Devlet işleri Han'ın idare ettiği bir Divan tarafından yürütülürdü. Divan üyeleri : Han, Kalgay, Nureddin; Bucak, Yedisan, Kuban Se­ raskerleri, Şırın Beği, Müftü, Uluğ Ağa, Kadıasker, Hazinedar başı, Def­ terdar, Aktaçı Beğ, Kilerci başı, Divan efendisi, Kadıasker naibi, Bahçe­ saray kadısı, Kullar ağası idiler. Bazen çok acele durumlarda Şırın Beği Divan'ın toplanmasını sağlıyordu. Şırın Beği Osmanlı Sadrı azaını ile daima mutabakat halinde bulundu.ğundan Hanların nasb ve aziinde mü­ him roı · oynuyordu. Kırım'da huzur ve sükCınun te'mini için Hanlar bununla · uzlaşmak zorunda idi. Bu Divana Osmanlı Devleti'nin tayin ettiği Kefe Kadıaskeri ile Müftüsü de katılırlardı. Hristiyan azınlıklar­ dan hiç kimse bulunmazdı.

MEHMET

GİRAY HAN

(1514 - 1523) Mehmet . Giray Han, Mengli Giray Han'ın 8 oğlunun en büyüğüdür. Babasınin sağlığında Kalgay tayin edilmiştir. Mengli Giray Han, Meh­ met Giray'a kalgay iken tuz ve gümrük gelirlerinden de hisse vermiştir. Akmescit ve Karasu şehirlerinin ve civadarının idaresini de bırakmış­ tır. * * Akmescit şehri 16. yüzyılda Bahçesaray şehri ile .a ynı zamanda kurul� muştur. Kalgay Akmescit'te ve Nureddin Bahçes:3ray'da yaşamışJardır. Daha sonra Akmescti'in dışmda Salgır nehrinin kenarında büyük bahçeli bir saray yapılmış ve Kalgay'a tahsis edilmiştir. Saraym önünde büyük bir çeşme i n Ş(:I edilmiştir. Ruslar buna Gorodski Fonten (Belediye Çeşmesl ) adını vermişlerdir. · Assebüs - Seyyar tarihinde yazıldığına göre, Bahçesaray Hacigimy'in de d esi Küçük Mehmet Han tarafından kurulmuştur. Bezçinski, bu hususta şu bilgiyi veriyor : Bahçesaray'ın tarihi 1 50 1 'de başlar. Tatarlar Kırım Hanlığını kurmada n evvel orada Rumlar yaşıyorlardı. Hanların ilk sarayı Salacık'tadır. Bugün bu saraydan kalan tek şey Mengli Giray'ın 1510 d a babası için yaptırdığı türbedir ( 4 2 ) . Kırım Hanliğı'mn payİtahtı Mengli Giray Han tarafından Eski Kırım (Sul­ hat) şehrinden Bahçesaray'a nakledildL Burada Hanlığm şerefine yakışır bir sarıay yaptırıldı. Mengli Giray'dan sonra gelen Hanlar ve bilhassa Kırım Giray Han buna ek, fakat ayrı güzel saraylar yaptırdılar; yahut mevcut olanları onar. dılar. 1736, 1737 ve 1738 yıllarında Ruslar tarafından yakılıp yıkılan saraylar ye­ niden yapılıp meydana çıkarıldılar. Bu saraylar arasında en güzeli ve · ünlüsü Han Sarayı'dır. Farnin bu Sj3ray hakkında şunları yazmıştır : «Bu saray, Endü ­ lüs'teki Arapların Grenada şehrinde inşa ettikleri Elhamra Sarayı'nı n ıınheser bir örrieğidir. Bu güzel saray Bahçesaray Tatariarına müstahak olcl ı ıklııı·ı şam ve gururu veriyor. Yeşil ağaçların gölgesind e ve berrak sulu şelıılı•ııl ıı �l l'lltısı

- 42 -

·


Mehmet Giray Han Ru_sların gizli siyasetler!nin düşmanlık oldugunu kavramış, onlann dost görünmelerine inanmamıştır. Bir taraftan elçisini Moskova'ya gönderip Knaz Vasili ile b arış anlaşması yaparken, diğer ta­ raftan Lehistan kralı Sigizmond ile de ittifak anlaşması . yapmıştır. 1516'da Kazan Ranı Mehmetemin Han iyileşemeyeceği b!r hastalığa tutuldu. Yerine kardeşi Abdüllatif'in tayinini istedi. Vasili Abdüllatif'i sevmiyor ve O'na güvenmiyordu. Fakat Mehmet Giray'ın zoru ile bu teklifi kabul edip Abdüllatif'i Kazan'a göndermeye razı oldu. Çok geç­ meden Abdüllatif öldü. Bunun üzerine Mehmet Giray, kardeşi Sahip Giray'ı Kazana Han tayin etti ve . bunu Vasili'ye bildirip kabul e tmesini istedi. Moskova Knazı bu tayini Rus menfaat ve rekabetine bir darbe olarak gördü. Bunu kabul etmek Kazan' ı ve . Astrahan'ı Kırım Ranına kendi eliyle teslim etmek anlarnma gelirdi. Oysa bu iki Hanlığı Rusya eline geçirmeli idi. Bu olay Kırım ile Rusya arasında mevcut olan düş­ manlığı daha da arttıracaktı. Vasili şimdilik buna rıza göstermekten başka çıkar yol olmadığını anladı. Vasili bu tayine karşı çıkamayacağını :mlaymca hileye başvurdu : Kazan'a adamlarını gönderip halk arasında fesad propaganda ettirdi. Ka­ mu oyunu Sahip Giray aleyhine hazırladı. Yerine �oskova'da bulunan ve Rus çıkarlarına hizmet edecek Şekilde yetiştirilen Şeyhali'yi tayin etti. Şeyhali Kazan'ın eski Ranı Seyitahmet'in tarunu idi. Mehmet Giray Han, bunu Moskova'daki elçisi Appak Mirza vasıtasiyle protesto etti. Vasili, Kırım elçisine : .<<Mehmet Giray'm kardeşi Sahip Giray'ın han olmasını, ka rşısında

Tatarlar barış zamanında

ııtal arının

kahramanlık

destanl arını

seltip kudretlerini arttırıyorlar.»· Dubois

ile Molinari şunlar ı

dinlenmek,

.

ı

ı:ıg_vaş

zamanlarında

hatırlıamak suretiyle

cengaver

mfmeviyatlarını . yük'

·

yazmışlardı r :

«Biz,

güzel

bahçelerle

çevrilen,

Endülüs Arap mimari 1ı3.rzının bütün incelik ve zarafetlerini ihtiva eden, muvazi çizgili geniş Han Sarayı'na giriyoruz. Çatısı

·

İsviçre köşklerinin üstü gibi geniş

b i r saçak olşuturup uzanıyor. Duvarları Arap üslubunda beyaz ve kırmızı renk.

lcrle badana edilmiş; pencerelerine !t;ı.kılan kafesl er kırmızı renge d ızı ile

boyanmış. Bahçede,

Sarayın

alt katında, Kur'an

ve altın ya!.

ayetleriyle süslenmiş,

hayranlı k . veren şadırvanlar, fıskıyeler var. Çok güzel ve manrılı şekilde işlenmiş

ve tarihi

bir olayı canlandıran

«Gözyaşı

Çeşmesi»

görünüyor.

Gül

fidanları ,

ııkasyalar, trementin. ve bı!ldem ağaçları ortasında yer alan Harem Dairesi yüksek

d uvarlada çevrilmiş.

Sarayın arka

tarafındaki

büyük bahçede beyaz · mermer.

lerle abanoz ağacından yapılmı ş hamam ile vaktiyle sedef, abanoz ve mozaik ilc

işlenmiş köşkler var. Karşılarında bakımlı mezarlığı bulunan bir cami görünil­ yor. Mezarlıkta, baş ucunda hurma sarıklı bir taş dikili kabrin altırickı, Mosltovıl' nı n

Müdhiş Çarı'nı titretmiş ve haraca bağlamış olp.n Han yatıyor. «Bize

nadide

eserler olan Venedik

işi bardaklar, çekmecelcr, Hocld luılunıt

sıındıklar, telt ayı!lklı masalar, bu-nlar gibi, hayli kıymetli ve zaı·i r tcrdiler»

( l lO ) .

- 43 -

ııv

ı•tJ.Yıırtı ullıl•


h i i W ı ı çal ışmalarına rağmen, Kazun lıııl k ı ı ıa knb ı ı l ıd. l.l ı·ı• ı ııccl igini, Şeyh­ nil'yi t fıyi n etmemiş olsaydı, halkın hem Mehmet G i ray' ı n ve hem Rusya' .

ıı m düşmanı olan Nogay vey<i. Astrahan prenslerinden birisini tayin etti­ receğini, }?u sebeple Şeyhali'yi tercih ve tayin etmek zorunda kaldığını, yoksa Mehmet Giray Hana karşı olmadığİnı>> söyleyerek Appak Mirzayi kandırdı ve Mehmet Giray'a da . kıymetli hediyeler gönderip razılığını sağl�dı. Hatta İstanbuJ'a elçi gönderip Padişah Sultan Selim'e Mehmet Giray'ın zulüm ve kötü idaresinden şikayet etti ve böylece Han'ın Eusya'ya hücum etmesini bir süre engellerneyi başardı. ·

Korktuğu Sultan Selim'in ölümü ile Mehmet Giray'ın önündeki sed yıkıldi. Ruslara şiddetle saldırıp şehir ve köylerini yakıp yıkmaya, yağ­ ma etmeye, Vasili'den intikamını . alınaya girişti. Vasili yeni Padişah Sul. tan Süleyman Kanuni'ye elçisini gönderip hem tahta çıkışını tebrik etti, hem de Mehmet Giray'dan şikayet edip saldırılarır1a engel olmasını ve merhametini diledi. Sultan Süleyman Kanuni Mehmet Giray'dan saldı­ rılarına devam etmemesini ve Rusları rahat bırakmasını istedi. Mehmet Giray Han, Sultan Süleyman'a gönderdiği özel sefiri ile <<Rusya'nın İslam memleketlerini zapt edip buralardaki camileri kiliseye çevirmek ve Müslümanları hristiyanlaştırmak niyet ve gayesi güttüğü­ nü, kendisinin buna engel olmak istediğini» bildirdi ise de Padişah bunu öneınsemedi ve kulak arkasına attı. Rus elçisi tarafından rüşvetle kaza­ nılan vezirlerin . etkisi altmda kalıp Mehmet Giray'a gönderdiği (Yasak Fermanı:) nda ısrar etti. Mehmet Giray, Sultan Süleyman'a Rus asıllı karısı Rokselan (Hür­ rem Sultan)ın ve başvezirinin te'sirleri yüzünden söz geçiremediğini gö­ rünce Kazan'daki haı:p.iyetli din adamları ve Devlet yetkilileri ile anlaş­ ma yolunu tuttu. Zaten Kazan halkı arasında Rus tarafdarlığı ve uŞak­ lığı sebebiyle Şeyhali'ye karşı derin bir nefret hissi doğmuştu. Mehmet Giray'ın kardeşi Sahip Giray'ın. Han olarak gönderme teklifini istekle kabul ettiler. Sahip qiray bir miktar Kırım süvarisi ile Kazan'a gidip tahta oturdu. Rus sefiri Carboni (Karboni) ile Şeyhali'yi haps etti. Bir müddet sonra bunları serbest bırakıp Moskova'ya gitmelerine izin verdi. Mehmet Giray Han, Kabile Aristokrasİ liderleri ve Lehsitan kralı ile anlaşıp memleketinin iç ve dış huzur ve güvenini sağladıktap sonra Ruslara karşı sürekli hücumlarını yenilerneye başladı. Knaz Andrey ve Knaz Bilski'nin komutaları altındaki Rus orduları ile 1521'de Oka nehri kenarında vuku bulan şiddetli meydan savaşında Ruslar · büyük hezime­ te uğradılar, ve çok kayıp verip kaçmak zorunda kaldılar. Savaş meyda-: . nında Knaz Vladimir Şermitef gibi birçok RUs prensinin cesetlerini bı­ raktılar. Birçoğu da Kırımlılara esir düştfi . Kaçan Rusları kovalayan Kırım süvarileri Moskova'ya dayandılar ve şehri kuşatı p ynlmHıyu baş'- 44 �


l ndılar. Ruslar korku ve dehşetten şaşkına döndüler. Papazlar, kiliseler­ de ve meydanlarda ellerindeki haçlarla durmadan Allah'tan yardım is- . tiyorlardı. Civar köylerden kaçan Rus halkı da Moskova'ya sığınmıştı. Karışıklık ve kargaşalık son derecede artmıştı. Vasili, Moskova'yı ve hal­ kını savunmaktan ikizdi. Hana elçisini gönderip <<Aman» diledi. Han'ın i stediği cizye ve tazminatı vermeyi kabul · ve taahhüd etti. . ·

Mehmet Giray Han istediği tazminat ile vergi (Tıyış) ı almaya ra.zı olup geri döndü. Ruslar, bu felaketten canlarını kurtardıkları için Tanri'ya «Şükran» ulı1meti olarak «Siritniya>> manastırını inşa ettiler. Orada her yıl, Mosko­ va'nın Timurlengin, Seyitahmet Han'ın, Mehmet Giray ve Devlet Giray I lanların hücumlarından kurtulmuş olmasından dolayı üç kez toplanıp «Şükran Duası» yaparlardı. Komünistler bunu yasaklamış olmalıdırlar. '

Mehmet Giray Han 1522'de Astrahan'ı zapt etti. Böylece, planladığı {?ekilde, Kazan Hanlığı'nı ve Astrahan Hanlığını Kırım Hanlığı ile birleş­ ti rdi. Merkezi Kırım'da bulunmak üzere eski Altın Ordu Devleti'ni yeni şekliyle meydana · getirdi. Aynı zamanda Türklük ile Rusluk arasında s ürdürülen Altın Ordu sahasına sahiJ? ve hakim olma mücadelesi de, bir süre için, kazanıimiş oldu. Mehmet Giray Han, bu zaferleri ile Kınm Hanlığını en parlak devrine ulaştırdı ve Devleti'nin sınırlarını Karaeleniz ııahillerinden, Bucak'tan Hazar denizine ve İtil (Volga) nehrinin orta­ lanna kadar geniş bir sahaya yaydı. Mehmet Giray Han ecdadı gibi geniş bir imparatorluk kurmayı tasarlıyordu. Kahramanlığı ve savaşçılı­ t{ı kadar siyasi tecrübe vi:! kiyaseti de olsaydı belki başanya da ulaşabi ­ J i rdi. Ama n e yazık k i Astrahan seferinden Kırım'a dönerken, kendisine. muhalif olan mirzaların ve Nogayların kurdukları pusuya düşürülerek mertliğe yakışmayacak şekilde öldürüldü. Yanında bulunan Kalgay Bu­ hudir Giray'ı da öldürdüler. Mehmet Giray 58 sene yaşadı ve 10 yıl hanlık yaptı .

SEADET

GİRAY

HAN

{1523 - 1 532) Mehmet Giray'ın ölümü üzerine tahta, bazı kabile beğlerinin rızası

i lc, Mehmet Giray'ın oğlu Gazi Giray geçti. Fakat Kınm halkının b i ı·

kısmı ve bazı kabile aristokpsi bu yüzden anlaşmazlık çıktı . .. Şırın Beği Memiş Mirza b u işi olacağını düşünerek İstanbul'a Heyet gÖnderildi. Bu müracaat

reisieri bunu istemediler. Halk arası ııdu Bunun kargaşalık doğutaeağını an l nyıı ı ı Osmanlı Padişahma havale etmcn l ı ı I y i bir heyet gönderilmesini tavsiye c • t . l 1 . Osmanlı Padişahlarının Kırım ll ıı ı ı l n l' l • - 45 -


ı ı ı ı ı n ıml ı ı ı ı ı ı vıı ıızl lııc ç ığ·ır açtı. Dokuzuncu Padişah Yavuz Sultan Selim W l'ny'ı tahtından indirip yerine eskiden tanıdığı ve yardımını

O ıı z l

gllı·d O�ü Saadet Giray'ı Han nasb etti. Donanma ile Kırım'a gönderdi.

Böylece Gazi Giray .yalnız 6 ay hanlık yapmış oldu. Gazi Giray bir . bayram günü, Han olan Seadet Giray'ı tebrik için huzuruna çıkarken ve 20 yaşında iken katı edildi. Kırım tahtma Han tayini Şırın, . Argın, Barın ve Mansur kabileleri­ nin (Dört Karaçi Beğin) oy vermesi ve Padişahın bunu onaylaması ile yapılırdı. Bunlar yapılmadan hiç bir Giray Han olamazdı. Aralarında anlaşmazlık v_e uyuşmazlık olması kargaşalıklara yol açardı.

Seadet Giray Han tarafından öldürtüldüğünü sanan Gazi Giray'ın kardeşleri Hana baş kaldırdılar ve yanlarına topladıkları tarafdarlarının yardımı ile O'na huzur vermediler. Memleketin sükfınunu bozdukları gibi Ruslara da harekete geçmek imkan ve cesaretini verdiler. Asi kar­ deşlerle Han arasındaki bu kan davası tam beş yıl sürdü: Bunlarla ba. şa çıkamayacağını anlayan Seadet Giray 9 yıl 3 ay hanlık yaptıktan sonra tahtı bırakıp İstanbul'a gitti. Bu kargaşlıktan. Ruslar yararlanma fırsatını kaçırmadılar. Moskova Knazı Vasili, bir yıl sonra, Kazan'ı almak maksadiyle, Şeyhali ile birlikte Kazan'a karadan ve Volga'dan asker sevk etti. Karadan ve nehirden sevkedilen Rus kuvvetleri Kazan civarında birleştiler. Etraftaki köyleri yağma ettiler. Halkın bir kısmı­ nı öldürdüler. Birkaç yere kale inşa edip Kazan Türklerini korkuttular. ' Kazan Ham Sahib Giray bunu görüyordu fakat karşı duracak ve sa­ vaşacak kuvveti yoktu. İstanbul'a Sultan Süleyman'a elçi gönderip Rus­ larm Kazan'ı zapt etmeye hazırlandıklarını bildirdi; yardım ve himaye istedi, Padişah asker göndermedi ama Moskova'ya İskender Mengubi adında bir Yunanlı elçi yolladı. Rusların Kazan'a saldırmaktan vazgeç­ melerini, Kazan'lıları kendi himayesine aldığını söylemesini emretti. Vasili, Yunanlı elçinin ceplerini altınla doldurduktan sonra şunları söyledi : <<Kazan halkı taa ivan zamanından beri Rusya'nın tabiiyet ve hi· mayesine geçmiştir. Kazan Sahib Giray'ın elinde değil ki O'nu birisinden alıp başkasına verebilsin.>> ·

1525'de Vasili Bilski'nin ko�utası altında Kazan'a kuvvetli bir . ordu gönderdi. Bu orduya Şeyhali de katıldı. Sahib Giray Han savunmadan ve savaştan acizdi, Yerine yeğeni Safa Giray'ı bırakıp Padişahtan yardım isteyeceğini ileri sürerek Kazan'ı terk etti ve İstanbul'a gitti. Seadet Giray İstanbul'a gittikten 6 yıl sonra 46 . yaş ınun öldü ve Eyüp Sultan Camii yanındaki türbesine gömüldü. - 46 -


Seadet Giray Han okumaya ve bilgi edinmeye çok hevesli ve düş­ kün idi. Pek çok kitap toplayarak zengin bir kütüphane meydana getir­ mişti. Halim Giray'ın yazdığı Gülbünü Hanan (Hanlar Tarihi) eserini bastırmış olan :merhum Abdülhakim Hilmi . bu eserin 36. sahifesinde Han'ın mührü ve imzası ile işaretlenmiş Ali Şir Nevai'nin hamse'sinin tesadüfen eline geçtiğini evinde saklı bulunduğunu yazmıştır *.

SAHİB GİRAY HAN (1532 - 1552) Seadet Giray Han'a kar�ı isyan etmiş olan kardeşlerden İslam Giray, halkın rızası ile, Kırım tahtına geçmiş ve . beş aydan beri hanlık yap­ makta idi. Padişah bunu onaylamamıştı . İslam Giray durumunun sa(;­ lam olmadığını anladı ve Sultan Süleyman'a ariza gönderip tahttan çe­ kildi ğini bildirdi. Gazi ve. İslam Giray'lar, Kabileler Aristokrasisin bir kısmı Kırım Hanlarının Cengiz Yasasına göre seçÜmelerini, memleketin bu yasaya göre idare edilmesini ve bu işlere dışarıdan karışılmamasını hıtiyorlardı. Fakat bir taraftan Giraylar arasındaki taht kavgalan, diğer taraftan ülemadan ve halktan ileri gelen bir bölümünün İstanbul'a başvurup müdahale istemesi yüzünden kargaşalık ve çatışma sürüp git­ ti ve ortalığı büsbütün karıştırdı. Bu durum Osmanlı Padişahının . Kırım ' ii:�.erindeki otoritesinin ve . müdahale imkanının güçlenmesine imkfm ımğladı. Bunun üzerine Sahib Giray Padişah tarafından Kırım Han'ı nasb edildi. Yanına 60 topçu, 300 cebeci, 1000 sekban, 40 müteferrika, 30 ça­ vuş, 60 tirnar ve ziamet sahibi koşularak Kırım'a gönderildi. Bu Osman­ l ı l arın yaşam masraflarını karşılamak üzere . Padi şah tarafından belli bir mikdar para da verildi. (Sekban akçası) adı verilen bu para Han· l ı ı1ın sonuna kadar değişik miktarlarda hep gönderildi. ·

Sahib Giray Han, altı nehir (Cem, Cayık, İtil, Kuban, Tel, Özü ) ke­ nurl arında çadırlarda yaşayan göçebe Tatarları ve Nogayları yerleştir·. di ve birer miktar toprağa sahib kıldı. Ellerine kızıl ve mavi tamgalar basılmış «mülkname»ler verdi . Sahib Giray Han Sultan Süleyman'ın Bogdan seferine Kırım süvarileri ile bizzat katıldı ve, yararlıklar gös­ te rdi.

Sahib Giray Han askerleri ile Çerkez İli Tarnan havalisine · gitme!{

"'

Abdülhakim

l' m m'dn

Hilmi

müderrislik

t\ l ınıınlnrl u

Dobruca'ya

ve

Efendi

Kırım'da

Kurultay

· üyeliği

· doğmuş, yapmıştır.

İstanbul'da

2.

çıkmış, Köstence'nin Kiracı köyünde

Dünya

okumıı:ıtıır.

Snvııljı ııclıı K t l'tlll'

kaimıştır.

dııld k ü tüphanesi herhalde. komünistler tarafından imha edilmiş olaculttı ı·.

- 47 -


1 1 "·1-11'�1 l(tı ttı c· l vn ı·ı ı H i ı ı ı ı geçerken, Osman lı gü ınrtik m ı.• nı u r l urınm şehir ıılııı l l rı i ı ıt• l ıttrı l� ı w ıul üın yaptığından şikayet edildi. Bu nun üzerine Han Orı n ıı ı n l ı ı ıwm urlurını azarladı� Bu yüzden Han ile Kefe'de Beğler beği olıın Kusım Paşa arasında soğukluk doğdu. Kasım Paşa, Han hakkında

lstanbul'a gerçeğe uymayan bir rapor gönderdi. Bunda Kırım Hanının Kefe'yi kendi mülküne katmak istediği bildirilmiştir (43) .

Asılsız olan bu habere canı sıkılan Sultan Süleyman Sahib Giray Hanın öldürülmesini ve yerine Devlet Giray'ın Han nasb edilmesini · ferman buyurmuştur. Bu olay, Padişah ile Han arasına giren insanların oynadıkları kötü rolün ne kadar zararlı olduğunu gösterdiği gibi, Devlet başının aslını ve sebebini araştırmadan inandığı dedikoduların ve iftiraların büyük felaketiere . meydan verdiğini anlatmak bakımından ibret vericidir. ·

Meselenin aslı ve esası şudur : Sahib Giray Han . Sultan Süleyman Kanuni'ye bir mektup göndere· rek : «Rusların Kazan şehrini aldıklarını; bu şehri ve içinde yaşayan . Müslümanları kurtarmanın Osmanlı Padişahı ile Kırım Ranına vacib . olduğunu; amcazadesi Devlet Giray'ı Kazan'a Han nasb edip bir mik­ tar askerle göndermesini arz ve rica ettL O sırada Padişahın başveziri olan Rüstem Paşa ve etrafındaki dalkavukları Sahib Giray'ın b u mek­ tubundaki dileğini şöyle yorumladılar : «Sahib Giray, Devlet Giray'ı öldürtmek için böyle bir plan hazırlamıştır. Sahib Giray'ın bundan evvel Gazi Giray'ı, Selim Giray'ı ve Baki beği öldürttüğü bilinmektedir. Kefe Beğler Beğimizin raporu da bu Hanın aleyhindedir. Bundan dolayı Sahib Giray'ı öldürtüp yerine Devlet Giray'ı Han nasb etmek Dev.let-i Şahanenizin hayırma olacaktır.>> dediler ve PadiŞahı buna ikna ve razı ettiler. Sahib Giray Han, siyasi görüşü kuvvetli, sezişleri isabetli bir Devlet adamı idi. Rusların siyasi gayelerini çok iyi keşfetmişti. Bunların Batı' daki Devletlerden ziyade Müslüman Türk ülkeleri üzerinde gözleri oldu­ ğunu anlamıştı. Bu düşünce ve görüşlerini Osmanlı Devlet adamlarına da bildirmişti. Bu sebeple Sahib Giray Han Rus iline sık sık akınlar yaparak kuvvetini hırpalamış ve büyümesine imkan verınemeye çalış­ mıştır. Safa Giray'ı Kazan tahtına yeniden oturtmuş 1549'da Astrahanı Osmanlı topçularının yardımı ile Buslardan geri almıştır. ·

·

·

Osmanlı Padişahı Sultan Süleyman'ın nazarında itibarı · artan ve O'nunla doğrudan mektuplaşan Sahib Giray Han'ın bu nüfuzunu veziri azam Rüstem Paşa ve Kefe Beğler Beği Kasım Paşa kıskandılar; Sahib Giray hakkında tezvir ve iftiralar uydurmaya giriştiler. O'nu Kırım'dan uzaklaştırmak için Tarnan ilinde kargaşalık çıkarmış hu l u n :ın Çerkez

- 48 -


luıbilclcri arasında asayiş ve sükfuıu sağlamak üzere

oralara gitmesi hususunda Padişah'tan Han'a ferman gönderttiler. Aynı zamanda Sahib G i my Han'ın öldürtülmesi için planlar hazırladılar. Bu ferman üzerine Snhib Giray Han, yukarıda anlatıldığı gibi, Çerkez iline gitmek üzere yola çıkmıştı. Suhib Giray Han, Kırım'a ve

Osmanlılara unutulmaz hizmetler

ynpınış olmasına rağmen, Çerkezler arasında asayiş ve huzuru sağlamaya

çulı�ırkcn, yalan ve iftiranın kurbanı olmuş ve planlanan suikast sonun­ du 155l'de öldürtülmüştür. Bununla da yetiniımeyerek İstanbul'dan 1\. ı nm'a Han olarak gelen Devlet Giray'ın emriyle Sahib Giray'ın bütün ltnnlnrı ve çocukları öldürtülmüştür. Bütün maliarına ve mülklerine el Jwı ı muştur (44) . Sahib Giray Han Kırım'da cami, mescit, hamam gibi hayır mües­ ııt•Hclcri ve saraylar yaptırdı, Or kalesini inşa ettirdi. Aba deresi kena­ ı· ı ı ıcla yaptırdığı son derece güzel ve süslü Görünüş sarayı tam yed� y ı l d a tamamlandı. Sarayın etrafı bağlar ve taşduvarla çevrildi. Kap­ l ı t d ı j.tı alanın genişliği beş bin adım idi. Evliya Çelebi bu saray hak­ k ı t ı d a Seyahatnamesi'nin Kırım'a ayrılan bölümünde geniş bilgi ver­ nıoktcdir. Suhib Giray elli yıl yaşamış, yirmi yıl hanlık yapmış ve Bahçesa­

l'ıty'du gömülmüştür.

DEVLET G İRAY HAN (1551 - 1577) Devlet Giray Han, Osmanlı ,Padişahı Yavuz Sultan Selim'in Mısır �ıı l'e ı·i nde şehit düşmüş olan Mübarek Giray Sultan'ın oğludur. Seadet C l l l'l l y Han zamanında Kalgay tayin edilmiştir. İslam Giray vak'ası üze­ ı· l ı ıo Scudet Giray tahtı bırakıp İstanbul' a gidince o da gitmiştir. Sahib ( : ı ı·ıty'ın öldürülmesi üzerine Padişah'tan Hanlık heratı alıp Kırım'a

dllıımüştür.

Bu sırada Ruslar Astrahan'a hücur,n ettiler. Bunu haber alan Dev­

l o t G i nıy Han, Kalgay Ahmet Giray ile birlikte, Şırın Beğleri ve mir­

w l n n maiyyetine alıp Astrahan'a gitti. Kırım'da oğlu Sernin Mehmet

< l l ı·ny' ı bıraktı. Astrahan'da yapılan savaşta Kırıınlılar Ruslara yenildi­

IN· Vl�

çok şehit verdiler. Bunlar arasında Kalgay Ahmet Giray ve

l l ı ı t � ı Giray'dan başka birçok Şırın Beği ve mirzalar da vardı. Kırımlılar

ıw yı.ıpacnklarını bilmeden şaşırmış durumda iken Han'ın oğlu Sernin Mı•lı mct Giray ansızın çıkageldi. Oysa babası O'nun Kınm'da idarenin l ıı uJı ı ıdıı lwlmasını emr ve tenbih etmişti. Sernin Mehmet Giray, mnly� -·-

49 -

.


Yl�Lindeki erlerine Astrahan'u savaşa gltml� olun mıl<orl crc zahire götü­ ı·eccğini söyleyerek yola çıkmıştı. Kırım'lılar, beklemedikleri bu asker­ lerin yardımı ile toparlanıp Ruslara karşı ansızın şiddetli bir saldırıya geçtiler. Rusları bozguna uğratıp kaçırdılar ve muzaffer oldular. Devlet Giray şehit düşen Ahmet Giray'ın yerine oğlu Sernin Mehmet Giray'ı Kalgay tayin etti. Devlet Giray, savaşı seven kahraman bir kişi idi. Rusların. . Türk ülkelerine musaHat olup sık sık hücum etmelerine · karşılık veriyor ve kq.rşı , saldırılara geçiyordu, Son seferinde kuvvetli ordusu ile Rusları Moskova'ya kadar kovaladı; Rus başkentini kuşattı ve 40 gün sonra eline geçirdi. Rus Çarı olduğunu ilan etmiş �lan 4. Müdhiş İ van * pay­ tahtını bırakıp kaçtı. Bütün hazinesi Devlet Giray Han'ın eline düştü. Rus Çarı, bundan başka, yılda belli bir vergi vermek suretiyle bir anlaş­ ma imzaladı. Kırım Türk - Tatarları Devlet Giray Han'a (Taht Algan Taht Alan) ünvanını verdiler. Kırım Hanlarının Ruslara karşı kazandıkları bu zaferler, ne yazık ki, yurt içinde arada bir başgösteren kargaşayı ve taht kavgasım ta­ -mamiyle önleyemiyordu. Bu durum dÜşmanların derlenip · toparlanmaia­ rına fırsat ve imkan verirken, Hanlığın iç huzurunu sarsıyor, . bozuyar ve dışa karşı kuvvet ve itibarını zedeliyor; düşmanların saldın cesa-:retlerini arttırıyordu. Müthiş İvan 1552'de Kazan Hanlığı'na saldırdı. Kazan Türk - Ta­ tarlarının bütün gayret, fedakarlık ve kahramanca döğüşmelerine rağ­ men şehri zapt etti. Kazanlılar çok şehit verdiler. Ruslar, Kazan şehrini­ ' yağma ettikten sonra yaktılar, yıktılar. Beğlerin, mirzaların ve. ileri gelen zenginlerin ve din adamlarının birçoğunu öldürdüler, bir kısmını zorla Moskova'ya esir olarak götürdüler. Bunları Hristiyaiı olmağa zor­ ladılar. Olmayanları kılıçtan geçirdiler. Müslüman halkının bir kısmını Kazan şehrinden çıkarıp uzak yerlere sürdüler, Kazan Hanlığını toprak­ ları, şehir ve köyleri ile ve bütün ahalisiyle Rusya Çarlığına kattılar. __,_

* 4. ivan ( 1534 - 1 584) doğuştan çok sinirli ve za.lim idi. Bu sebepten Rus­ lar O'na Grozni - müthiş - lak,abını verdiler. 13 yaşında tahta geçti. Anası . Helen O'na naibelik yaptı. Metropolit Maker tara.fından terbiye ve taiim edildi. Koyu ve mutassıb bir hristiyan olarak yetiştirildi. Çar olduktari sonna mem­ leketinde şiddetli bir İcraata başladı. Ruslar isyan ettiler ve aleyhine suikastler düzenlediler. Bunu haber alan 4. ivan 1zulmünü şiddetlendirdi; binlerce Rus'u öldürttü. Bu arada kendisine karşı çıkari oğlunu da- öldürdü. Basit ve aptal oğlu .Fedor'u bıraktı. Müthiş ivan Rus ordusunu Batı usulüne göre düzcnlcmı•yı� ve yetıştirip savaş kudretini arttırmaya uğraştı ve başarı da elde etti ( �H i ) . ·

-- 5 0

·--

'


. Müthiş İvan, ' J5 56'da Ast�ahana saldirdı; burasını da zaptetti. Kazan Hanlığının başına gelen acı felaket Astrahan'ın başına da · geldi. Böylece Müslüman Türk - Tatar dünyasının hanları, b�ğle�i, mirza­ ları, üleması arasında sürüp giden anlaşmazlık, rekabet ve · kavga yü­ zünden büyük Altın Ordu Devleti'nden miras kalan bu iki Hanlık kısa zamanda Rusya'nın eline geçti. Bu günkü Tü:ı:-k - Tatar dünyasının devlet adamları, aydın.ları ve idealistleri tarihin bu olaylarından gerekli ders­ leri almalıdırlar. 1569 yılında Kırım Ham Devlet Giray Osmanlı Padişahı Sultan Sü­ leyman Kanuni ile anlaşarak Volga ve Don nehirlerinin birbirine en yakın olan yerleri arasında bir kanal açıp bu iki nehri birleştirmeyi plunladılar. Karadeniz'den Astrahan'a kadar gelecek bir Osmanlı donan­ masının yardımı ile Astrahan ve Kazan şehirleri . Rusya'dan geri alın­ ınak için ortak bir savaş açılacaktı. Zafer kazanıldığı takdirde . ' Kazan ve Astrahan Hanlıkları Osmanlı Devletinin himayesi altında yeniden meydana getirilecek ve Osmanlı İmparatorluğu buralara kadar genişle• yccekti. Aslında iyi ve muazzam bir iş olan bu planın tatbikine · başlandı ve Ruslara savaş açıldı. Fakat bir taraftan kanal bitmemiş ve şiddetli . ltı ş başlamış olduğundan, diğer taraftan yine arada çıkan rekabet ve r uıluşmazlık, haset ve fesat yüzünden zafer elde edilemedi ve bu işten ııırarlı çıkıldı. Zaten Osmanlı vezirlerinden bazılan evvelden bu · işe muccra diye bakmışlardı. Kırım Ham da Osmanlı Devleti'nin buralara ltndur yayılmasını kıskanmıştı. .İyi düşünce ile başlamış olan bu iş, �ııhsi ihtiraslar yüzünden olumlu sonuç vermedi. 'fanınmış tarih Profesörü Dı;-. Halil İnalcık, Emel Dergisinin 1963 . y ı l ı 15. sayısında l:m mesele hakkında şu de.ğerli makalesini yayınla- . ı nı �tır : .

.

·

«Osmanlı hükumeti 1562' de Avusturya ile aniaşınca Kuzeyde hare­ ı�o tc geçme kararı verdi. Kırım Hcınına . ilkbaharda Astrahan'a bir ordu f{lindcreceğini, Don - Volga arasında bir kanal açılacağını, Han'ın da. bu Ho rere hazırlanmasını bildirdi. Kırım Han'ı Devlet Giray, Kırım'ın bu d u rumda bir Osmanlı vilayeti durumuna düşeceğini, bu cihetle Padişcı• l ı ı n bu seferden avzgeçirilmesi lazım geldiğini düşündü. Nitekim Pa­ d l�nha Astrahan'ı zaptetse bile orasını muhafaza edemeyeceğini, biUıha­ ı·o burasının tekrar Büyuk Knaz tarafından alınabileceğini izah etti. Hi6B'de Osmanlı Divanı Astrahan meselesini görüştü. Sokullu'nun I Ozuınlu olduğuna inandığı kuzey seferi bazı karşıt düşünceler olmasına rııf:tıncn Padişah tarafından kabul edildi. Kunnlm açılmasiyle Azerbaycan'a ve İran'a yapılacak sefcrhm.hl 1\ ıu·ııcll�niz ve Hazar denizi birleştirilmiş olacaktı. Bunun için de Kıı ııı ıı ·

- 51 -


llo Asırahım'ın nl ııımn�ı. tJIIl't.l.ı . Hu uttul'dıı Uwılnrl n b i r savaş bile göze ıılınmıştı. Bu sefer için Kırım Hamndan ve Kefe Beğ'inden bizzat Pa­ dişah tarafından teknik ve siyasi malumat toplattınldı. Gerekli mühimmat ve erzak Kefe'de ve Azak'ta depo edildi. Kefe Beği Kasım Bey Beğlerbeği yapılarak orduya kumandan tayin . edildi. Silistre, Niğbolu, Amasya, Ç0ruh ve diğer Beylere askerleri ile birlikte Kasım Paşa'nın kamutasında toplanmaları emredildi.

ll bin kişiden başka Kefe'ye büyük toplar, çapa, kürek, kazma ve ahaliden , ücretli arnele getirildi. Kırım Haruna da Kalgayı koroutasında ordusunu göndermesini yazdı. Kırım Han'ı Çar'dan Astrahan'ı kendisine bırakmasını istedi. Padi­ şaha da b � seferden vazgeçmesini; askeri kendi emrine vererek doğru­ dan doğruya Moskova'ya hücum etmelerinin daha doğru olacağını ; ya da ilkbaharda Astrahan'a hücum edilse bile muvaffak olunmadığı tak­ dirde şehrin karşısına bir kale yapılarak devamlı baskıda tutmak ge- · rektiğini açıklıyordu. Ancak seferin gereksizliğini izah e derek Azak denizinde büyük gemilerin bulundurulamayacağını, küçüklerin ise Ka­ radeniz'in dalgalarına dayanamayarak oraya kadar ulaşamayacağını izah etti. Bu: sebeple de Rus gemilerinin boş bırakıldığı zamanlarda bu ka­ naldan sarkarak Karadeniz sahillerini vuracaklarını anlattı. Bundan açıkça anlaşılıyor ki, Kırım Hanlığı iki İmparatoHuk arasın� da varlığını korumak için çeşitli siyasi cereyanlara baş.vurmaktadır. Ken­ di hakimiyetini korumak için nazik bir politika takib edilmektedir.

Sokullu'nun ısrarı üzerine ordu gemilerle Kefe'ye çıkarıldı. Bu or-. duya Kırım ordusu da katıldı. Üç hafta Don nehri boyunca hiç bir en­ gele rastlanmadan gidildi. 1969 Ağustosunda Prevelok mevkiinde kana­ Lın kazılmasına başlandı. Üç ay çalışma sonunda kanalın ü çt� birine yakın kısmı kazıldı. Kasım Paşa Astrahan şehrine hücum ettiyse de alamadı. Kış başladı. Kasım Paşa ordusunu geri çekip döndü. Bir daha bu işe devam edilmedi.» Devlet Giray 27 yıl hanlık yaptıktan sonra 67 yaşında iken 1577'de öldü. Devlet Giray Gözleve şehrinde bir cami ile birkaç çeşıne yaptır­ mıştır.

SEMİN

MEHMET G İRAY HAN (1577 - 1584)

, Sernin Mehmet Giray, babası Devlet Giray Han'ın ölümü üzerine Kırım Han'ı oldu. Osmanlı Devleti .İran'a karşı savaş açmış olduğundan _;_ 52 -


Kmm Hanını bu savaşa yardıma çağırdı. Han, süvarileri ile Kafkasya'

du n geçerek Osmanlı ordusuna · yetişti. Serdar Lala Mustafa Paşa yerine

Öztimur

oğlu Osman Paşa'yı vekil bırakıp geri , dönmüştü. Bu muamele

Kırım Hanının haysiyetine dokundu. Çü,nkü kendisinin sıradan' bir pa­

şanın emrine girmesi gerekiyordu. Buna katianmamak için Han bir mik­

dar askrele oğlu Seadet Girayı, Adil, Gazi ve Mübarek Girayları bırakıp

ı;üvarileri ile Kırım'a döndü.

,· ··,

Osman ' Paşa, Kırım Giraylarını düşmanın sınır boylarındaki hare­

ketlerini gözetlemeye gönderdi. Giraylar Mahmud Abad denilen yerde

1 mn

şehzadelerinden Hamza Mirza kumandasındaki kuvvetli . bir İran

o rdusunun ani saldırısına uğradılar. Adil ve Gazi Giraylar esir düştüler.

Mübarek Giray kurtuldu ve Kırım'a döndü. Gazi Giray Acemlerin Kah­ l<llha zindanında yedi yıl yattıktan sonra bir yolunu bulup kaçtı . ve Er­

't. urum valisi ölan. Osman Paşa'nın yanına gitti. Adil Giray, bir müddet �ın n ra, kaçmak istediği bahane edilerek, Acemler tar�ıfından öldürülcW *.

Sernin Mehmet Giray, kendi oğlu Seadet Giray'ı,

Cengiz . töresine

ftllrc, kendisinin büyük kardeşi varken Kalgay tayin edemedi. Hendet Giray'ı

«Nureddin» ünvaniyle

ikinci

kalgay yaptı.

Oğlu

Bu suretle

yeni bir derece makam ihdas olundu. Osmanlı Padişahı bunu onayladı vo bu makam sonuna kadar sürüp gitti.

Sernin Mehmet Giray, Osmanlıların ikinci kez açtıkları İran sava­

çağrıldı. Han, bu sefer, Kefe Beği Mehmet Beği başbuğ tayin et�i . vu kumandasına 10.000 Tatar süvarisi verip savaşa O'nU: gönderdi. Biraz

uı ııa

tıo ı ı ı·n

bir mikdar süvari , ile kendisi de gitti. Şirvan'da Osman Paşa- ile

l ıı ı l ı ı�?iu. Kış bastınnadan ve s avaş yerine gitmeden Şirvan'dan Kırım'a

ı lliı ı d ii. Padişah bu yüzden Han'a gazaplandı. Osman Paşa'ya Şirvan'dan J\ p fc'ye varıp Han ile hesaplaşmasını emretti. Osman Paşa aldığı · emr

ll zt-r·.i nc Kırım'a vardı ve Han ile savaşa girdi. Kırım Kalgayı Alp Giray ( >ı ı ınan Paşa tarafına geçti ve Han savaşı kayıb etti. Han canını kur­ tıı ı·ınnk ümidiyle İtil nehri kenarında yaşayan Nogay kabilesine kaçar­ lu• ı ı ıırlmsından · yetişeri kardeşi Kalgay Alp · Giray tarafından öldürüldü

( l !'ill4 ) . Yerine İstanbul'da bulunan İslam Giray Han nasb oluntıp gön-.. .

c lı•rl l di.

-

'

Sernin Mehmet Giray 7 yıl hanlık yaptı ve 52 yaşında öldürüldü.

Mıwı ı·ı Bahçesaray'da Eski Yurt denilen yerdedir.

Kmm · Hanlığı'ndaki taht kavgalarının "'

Osmanlı

şairi ve

aydıru

Namık Kemal'in

çıkardiğı

·

sık

kargaşaların

yazdığı «Cezmi» adlı romnnrlA

A d l i O l nıy'ın Acem Şahını n karısı Şehriyar ve torunu Perihan ile okın ilişld lt• rl vıı �Jı • h ı· l ynr'ın Adil Giray'ı ı;>eriruan'dan kıskanması olayları şairane '''ve dokunnldı

l ı l ı· l l rı l ı ıplu unlııtılmıştır.

·

'

- 53 -

·


11oboplerinden birisi de Taht hak ve ın iruH ı n ı n l!f.W Klı ve iyi bir şekle bn�J anmamış bulunmasıdır. Han'ın ölümü ile tahta oltlu yerine büyük kardeşinin geçmesi, Osmanlı Padişahının Kırım'daki Karaçi Beğleri ile' üzerinde anlaştığı veya itiraz etmediği bir kardeşi Han nasb etmesi çoğu kez kardeş Giraylar arasında rekabet ve hatta düşmanlık çıkmasına ve ülkenin uzun süre huzur ve sükundan yoksun kalmasına meydan ver­ miştir.

İ S LA M

GİRAY

HAN

(1584 - 1588) Seadet Giray, babası Sernin Mehmet Giray'ın intikamını almak için, sığındığı Nogay kabilelerinin yardımları ile büyük bir kuvvet topladı ve öldürme olayından üç ay sonra Bahçesaray'a hücum etti. İstanbul' dan Kınm'a Han olarak gönderihniş olan İslam Giray Seadet Giray'a karşı s avaşamıyacağını anladı ve Kefe'ye kaçtı. Osmanlı'dan yardım iste­ di. İslam Giray, Kefe'deki Osmanlı Beğlerbeğinin ve civardan topladığı askerlerin yardımı ile Seadet Giray'ı bozguna uğrattı ve yeniden İtil kenarındaki Nogay kabilelerine kaçmaya zorladı. Seadet Giray bir müd- .· • det sonra yeni bir kuvvetle Bahçesaray'a tekrar saldırdı ise de Alp Giray tarafından mağlup edildi. Seadet Giray yine Nogaylara gitti ve bir daha saldırıya geçmeden sessizlik içinde öldü. ·

.

.

·

·

Kıpçak Bozkınndaki göçebe veya yarıgöçebe kabHelerin Girayların veya Aşiret beğlerinin teşvik ve tahrikleri ile veya çeşitli vaad, ihsan ve paralarma kapılıp Kırım Haniarına karşı başkaldırıp saldırınaları da Kırım Hnlığını zayıf ve takatını düşürmüştür. Bir memleketin ve dev� letin içinde sükun ve anlaşma olmazsa bundan dış düşmanların yarar, lanacakları şüphesizdir ve bunun tarihte yüzlerce örneği vardır. Ruslar da Kırım'ın bu durumundan her zaman yaradanmışlar ve fırsatı · hiç kaçı�amışlardır. Bu sebeple de Kazan ve Astrahan üzerindeki sahiplik ve hakimliklerini temelleştitip sağlamlaştırmışlardır. Kınm üzerine de sık sık saldırmaya ve O'nu hırpalamaya imkan bulmuşlardır. İslam Giray'ın hanlığına kadar Kırım camilerinde okunan hutbe� ·

lerde yalnız Kırım hanlarının adları söylenirdi. Bunun zamanında, Os- . manlı . Padişahlarının şahıslarında Halifelik sıfat ve ünvanı da toplanmış bulunduğu ileri sürulerek hatbelerde Padişahların adlarının da okun­ ması emredildi ve okunınaya başlandı. Bu usul Kırım Hanlığının yıkıl� masına kadar devam etti. ·

·

Osmanlı DevJeti'nin Kırım işlerine müdahalesi ve Hanlı,ğın otorite­ sine baskısı gün geçtikçe ve Hanlıkta anlaşmazlık sürüp gittikçe artıyor-

- 54 -


d u . K ı rım Hanlığım sık sık açtığı savaşlara çağırıyor ve katılmaya mec­ b u r ediyord u. Avusturya - Macaristan ile olan savaşlarıİıa, Bogdan ve .

Voyvodalannın ayaklan:r:nalarını bastırma savaşianna durmadan

l•! fl ıık

çııttırılan: Kınm Hanhğı buı - yüzden hem _ kendi işlerini ve kalkınmasını

etmek ve hem -de kuvvet ve tahammülünü kayıb etmek durumun- . da kalıyordu. Bu durum Kırımlılan Rus•lara karşı yurtlarını savunm ak­ Lll giiçlüklere uğratıyordu ve memnuniyetsizliklere sürüklüyordu. , l l ı mnl

D i r mü ddetten beri . Bucak'taki Nogay kabileleri Bogdan ve Mol­ dııvyu Rumen halkına saldırıp atiarını ve d avarlannı alıyorlardı. Padi­ �ol ı ı ı ı emri üzerine, alınan bu mallar Nogaylardan alınıp s ahi plerine gıı ı·l veril di .

..

·

İıılnm Giray dindar ve mütteki bir Han i di. Çoğu zamanını İstanbul'

c l ı ı ge ç i rmiş ve üç Osmanlı Padi ş ahının teveccühüne nail olmuştu r.

·

1 !i88 yılında Bucak'taki Akkerman yanında ölmüş ve Akketman ka' IPrıl ynn ı ndaki camiin bahçesine gömülmüştür.

' BORA GAZi GİRAY HAN

(1588 - 1608)' G n il Giray Acemiere esir düşüp Kahkaha zindanında yedi yıl kal­

ı;onra: kaçınayı '9aşarıp !stanbul'a gitti. Padişah tara�ndan " Han Nli1di ve Kırım'a d önd ü.

ı l ı ld.nn ı ı ıırılı

1 fif)ô'da

3. S ultan Murat zamanında çıkan Eğri savaşına Kırım'd an

1• ı ı ı·ı l ı m istenildi. Kalgay Fethi Giray bir miktar askerle savasa katıldı:

l ı l l v ll k v ararlıkl ar gösterdi. B'Unun - üzerine mükafat olarak Sacfrıaz::ım t't l ııo t t Paşa'nın teşviki ile PadiŞah tarafından Kırım'a Han nasb� olun- ' ı1 ı ı . Oysa Kırım'da Han vardı. Gazi Giray Han ou haoeri alınca bir gemi l lı• ılt� ı·hnl Sinob'a gitti . Bu sırada: Sadrıazam Sinan Pasa diisürülmiis. . �· ıq·l ııP 1brnhim Pasa getirilmişti. . Yeni Başvezir Bora Gazi Giray'ı tu­ l ı ı vnnln. Yapılan de�işikliğin Kırım 'da huzursuzluk ve karı;rasalık ı:;ıka­ ı·ııı ·ııJtı hnsusunôa: Padişahı ve vezirleri ikna etti. Ama, Fethi Girav

-

ı ı mıh e dilmiş oldu�ndari Padişahın ,hundan dönmesi

da

de · e:üctiL l l ı ı ·t ı l ı l ın Pn�a buna şU formül-li: ouldu : İki Berat yazılıp Müteferrjk-<i h��ı ('ı•l'lıt'Z TTnndan Ağa ile Kı nm' a ı;ı:önderildi. Müteferrika bası Handı:ın ·A ntı, !llı•ınn, Bej�ler ve halk iki handan hangisini tercih ederlerse Hanlık Hı•nı l.ı n ı O'na verecekti. l fu ı ıclnn Alta, İbrahim Paşa ve Bora Gazi · Giray -far�ftarı oldu�ti lı.ı l ı ı ılo � n ıea S i n ob'a yollandı. Bo�a Gazi G iray'ın heratını orada kendi­ �t l ı ı�J W l'<l l . S inop'tan herab'erce Kırım'a gittiler. Kırımlılar iki heratı hlr· l l ı t ı ı g-1\l'll nec hnyret ettiler. BU tufum hallc arasında çeşitli şekilde yo· t ltııı

- 55 -


l'l ı t l l h ı ıı nu ıyıı bıı � l n n d ı. Bunun üzerine müftüler, kadılar ve diğer hocalar top l ıııııp h l r iHti şare meclisi kurdular; durumu enine boyuna tartıştılar. Kııftı Jmd ı sı Abdurrahman efendi : «Fethi Giray'a yazılan heratın tarihi dnhn sonradır; eski tarihli beratı .fesh ve ilga eder; Hanlık Fethi Giray' m

hakkıdır;» diyordu.

Kefe müftüsü Azaki efendi ise : «Fethi Giray için yazılan heratta Padişahın mühür ve imzası yoktur; bununla amel caiz olamaz. Gazi Giray için yazılan berat eski dahi olsa Padişahın mühür ve imzasını taşıdığı için mu'teberdir ve amel edilmesi gereken berat budur.>? diye fetva verdi. Meclis bunu kabul etti ve Gazi Giray ikinci kez Kırım Han'ı oldu *. Bazı tarihçiler Fethi Giray'ı Bora Gazi Giray'ın öldürtinediğini, bu cinayeti maiyyetindekilerden birisinin Gazi Giray Han'a yaranmak maksadiyle işlediğini yazmışlardır.

·

Nitekim Bora Gazi Giray, Fe1thi Giray'ın ölümünden d-qyduğu keder ve acıyı şu mısra ile duyurmuştur :

Katı zulüm etti bugün Fethi Giray Han'a felek Yeridir a �Iarsa yerde · beşer gökte melek. . . ' Osmanlı Devletine tabi E.flak voyvodası M ihay isyan etti ve asker- · leriyle Yerköy kalesini ellne geçirdi ve şehirde yaşayan Müslümanları öldürdü. Padişahın isteği üzerine Gazi Giray Han asi Mihai'yi ve Ru� men halkını uslandırıcı tedbirleri aldı. Gazi Giray, katıldığı Rus, İran, Engrus, Satırcı Paşa muharebelerin-

·.

de büyük yararlıklar gösterdi. Buna karşılık Eflak Voyvodalığma Beğ olarak Kırım Giraylarından birisinin Genel Vali · tayin e dilmesini is­ tedi. Padişah, Kırım Hanının Rumenierin memleketine sahip olmak ia: . terliğinden şüphelenerek bu isteğini redd,etti (48) , Osmanlı: Padişahı, Bora Gazi Giray'ın bu isteğini reddetti ama O'nu · mükafatsız bırakmadı. Hazinesinden otuz bin altın �ep h arçıı'ğı bağıŞta bulundu · (49) . Bora Gazi Giray Han mert ve kalırmaan olduğu gibi büyük bir şair idi. Musikişinas ve bestekar idi. Türkçeden başka Arapça ve Farsça çok iyi biliyordu. Türkçe ve Farsça şiirleri, divan ve gazelleri vardır. Peçevi Gazi Giray'ı şahsen tanıdığını, �elgrad şehrinde bir kış bo­

yu: beraber kaldığını yazmıştır.

* Fethi Giray şöyle demiştir : «Beni m?zur görünüz, kabul edemem. Çün­ ltü bu şerefli hizmet büyük biraderim Gaz! Giray Han'ıri hakkıd ı r. Ben O'nun bir bendesi, bir hizme�çisiyim» (47 ) .

� 56 -


B i r ri vayete göre, İstanbul'a gideceği zaman «veda'laşmak» üzere hu­ :t. ı ı ı· u na gelen Fethi Giray'ı Bora Gazi Giray Han, maiyyetlerinden birisi· ı ı t • <lldü rtmüştür. Bunu Öğrenmiş olm Kalgay Devlet Giray kendisinin de

ll l d ü l' iü lebileceğinden korkup kaçmış, fakat yine de bulunup öldürül· ıni\ �tiil'. Bora Gazi Giray 55 yıl yaşamış; 2 0 yıl hanlık yapmıştır. ·

Akmcscit'te bir cami yaptırmıştır. Dora Gazi Giray'ın epik ruhunu en güzel göstere n

l ı m· gazelidir *

:

yazısı şu meş·

«Rayete meyl ideriz karnet-i . dilcu yerine Tuga bel bağlamışız kakül-ü hoşbu yerine Heves-i tir-ü keman çıkınadi dilden asla Navek-i gamze-i dildoz ile ebru yerine . Süreriz tiğımızın zevk-u safasın her dem Sim-tenlerle olan lezzet-i pehlu yerine Gerden�i tusen-i Zibada kotas-ı dilbend Bağladı gönlümüzü zülf ile geysu yeı·ine » . . .

Dnşka bir örneK :

«Telh-kam olmak aceb mi halimizni bir görün Burnumuzdan geldi biHah act suyu Sunbor'un Ehl-i İslAm illerin kafir basaret eyledi Ey Huda-nateresler siz rüşvet alın oturun Arsa-i rezm içre biz kanlar döküp kan ağlarız Vadi-i işrette siz cam-i safa zevkin sürün Hayli bi-ahenktir kanun-i devlettiağınesi Ey müdebbi�ler anın bari kulağını burun Sanmanız darü'l-eman olan mekan kalur size . Böyle kalsa bir iki gün dahi sabr idun görün » . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

"' 'Pı·of. İsmuil Hikmet Ertaylan; G azi Girıay Han, Hayatı ve Eserleri uiıı l lrı ı lı •ltı·ı· l l b i r· kitap yazmış; bu kitabı 1 958 yılmda İstanbul'daki Kırım T(lı•lt• lııı·l ı ı l ı ı 'K !'ı l tli ı· ve Yardımlaşma Derneği yayınlamıştır.

- 57 -


N '1111 , A M ltl 'l'

H

t ll l\ V l l A N

( 1 fWH - Hi lO)

.

Dora Gazi Giray Han ve Fethi Giray olayına benzeyen bir }ı&dise ·

Toktamış Han ile Selamet Giray Han arasında ortaya çıktı. Gazi Giray ölünce Padişaha bu haber varıncaya kadar Kırım tahtına Toktamış Giray geçtL İstanbul'daki Şeyhülislam Sunullah efendi ve Ahmet . Paşa Toi�tamış Giray'ın tahtta bırakılınasını is·tediler. Kapdam Derya (Deniz kuvvetleri komutanıl) ile Karamanlı Hafız Paşa bu isteğe . karşı çıktı­ lar. Selamet Giray Kırım' a han nasb edildi ve denizden Kınm'a yollandı . Bunu öğrenen Toktamış Giray Han, kardeşi Sefer Giray ile karadan · ·· İstanbul'a kaçarlarken, İstanbul'dan Kalgay heratını alıp kara yolundan Kınİn'a gelmekte bulunan Mehmet Giray ile karşılaştı ve kavgaya tutuş­ tu. Arkadaşları Toktamış Giray'ı ve karde şini yalnız bırakıp kaçtılar. Mehmet Giray ve askerleri ikisini de öldürdüler. Toktamış Giray henüz 19 ve kardeşi Sefer Giray 1 7. yaşlannda idiler. Kalgay Mehmet Giray bir süre sonra Selamet Giray Han'a karşı isyan emınareleri gösterince öldürülmekten korkup Çerkezlerin arasına kaçtı. Selarnet Giray iki yıl hanlik yaptı. Bu süre içinde Ruslarla ve . Leh­ tilerle çarpıştı. 52 yaşında öldü.

CANBEK

GİRA Y HAN

(1610 - 1630) Canbek Giray Han da, bütün diğer Kırım Hanları gibi, Osmanlıla­ rın İranlılar ve Lehliler ile yaptıkları savaşlara katılmış; asi Kırım . prensleri Mehmet ve Şahin Giraylar ile çarpışmıı;ıtır. Kalgay Devlet Giray ' Lehliler ile olan s avaşta yenilmiş ve sehi.t . olmuştur. Canhek Giray Han, hunun yerine tayin ettiği Kalgay Aza­ met Girayı şüphe üzerine . öldürtmüştür. Oğlu Sahih Girayı sünnet olur­ · ken Nureddin tayin etmiş ve bu işi ciddiyyetten çıkarıp oyuncak haline · getirmiştir. Canbek Giray Han 1614 yılında 40.000 süvarİ ile Gence ve Nahciv::ın . bölgelerine gidip franlılan mağlup ve tenkil etmiş; bol ganimet alıp Diyarbakıra gitmiştir; Osmanlılar ile İranlılar arasındaki s�vaşa katıl­ mıştır. Serav ovasında Karçgay Han ile yaptığı müharehede pusuya düşürülüp . ma,ğlup edilmiştir. Buna sebep, daha evvel. İran�::ı kaçmış bulunatı Şahingiray adındaki Kırım prensinin İran Şahı Abbas Hana Kırım Tatarlarının savaş usulu hakkında · ve stratejisi hususunda bilgi vermis : ye ona göre gerekli tedbirlerin alınmiş olmasını saJtlnmım d ı r. ·

- 58 -


Şahin Giray ve Mehmet Giray 1624 yılında Han Canbek Giraya karşı harekete geçtiler . . Han Padişahtan yardım istedi. Padişah d,enizden ve karadan asker yardımı yolladı. Bunların yardımı ile Şahin ve Mehmct , Giraylar mağlup edildiler. Osmanlı Devleti, 16. yüzyıl ortalarından itibaren, Avusturya, Le�is­ . t an ve Boğdan sefe�İeri ·ne Rus ve İran savaşları�ıı arttirnu:ş ve daima K ı rım Hanlığı'nın bunlara· katılmasını istemiştir. Kırım bu seferle�e ve · fl:ı vşalara katılmak zorunda kaldığı gibi, Haniara karşı başkaldıran prens­ terin, Nogayların ve .kabilelerin doğurdukları huzursuzluk ve kargaşaları da bastırıp yatıştırmak için bunlarla uğraşmak mecbutiyetinde· kalmı�­ t.ı ı·. Kırım bu · ardı arası kesilmeyen didişmeler ve savaşlarla . ÇÔ� · sarsılı ­ yor idiyse de kısa zamanda yine toparlanma. imkanını bulabiliyordu. ():;manlı Devleti de gerilerneye başlamış ve fakat .· henüz büyük sarsm1.ı ya uğramamıştı. Geniş · imparatorluğunu ve savaş kudretini muhafn ·.� � nd iyordu. Ama bu gidişin iyi sonuç doğurmayacağı dikkatli gözlerden kuçmıyordu. Buna karşılık düşman Rusya toparlanıp güçleniyor ve za­ manın şartlarına uygun şekilde gelişiyordu. Hesaplı ve dikkatli'· şekil,de l ı nr.ırlayıp uyguladığı planiarına göre Kırım'a ve O'nu himaye eden Oıımanlı I)evleti'ne fırsat kaçırmadan saldırılarını sürdürüyordu; Rusya' n ın saldırı kuvvet! arttık'ç a Osmanlı ve Kırım Devletlerini11 / korunma Vü savunma kuvvetleri O nisbette azalıyordu. .··

Ruslar 1614 yılında Sinop'a bir filo gönderdiler ve şehri top ateşine

l ı ı l.u p yakıp yıktılar. 1625' de İstanbul Bağazı'na girip Yeniköye asker

ı,;ı l<ardılar v� · burasını yağma ettiler. l637'de Azak kalesini Osmanlılardan ıı l cl ıhr. Osmanlıların Kırımlılar ile birlikte şiddetli hücumlarına ra.ğmen hıı kuvvetli kaleyi tani beş yıl ellerinde tuttular. Ruslar artık Osmanlılar VI' bunların ön karakolu olan Kırımlılar için ciddi tehdit ve tehliJ\eleri �!li� tenneye başlamışlardı. · · ı· . . .· · Osmanlıların ve Kırımlıların arada bir savunma ve saldİrı , :savasl rı­ ı·ı nda gösterdikleri üstünlük, kahramanlık ve zaferler genel gidişi tersi­ llll çevirecek sonucu veremiyorlardı. Kırım kuvvetleri · bdş yere harca..

·.

n ıyordu.

.

Osmanlı vezirleri arasındaki ent:rika:lar ve çekişmeler Kırım Han­ lu mmı nasb ve azillerinde ciddiyetsizlik ve güvensizlik yaratıyor; Han­ l u n ver.irlerin oyuncakları derecesine iridiriyor; savaş meydanlarında pnrJıılnrı n maiyyetleri derecesine . düşürüyordu. Bu tutumlar H�nları ve K 1 1'1 ın lı ları incitip gücendiriyor; bazı hanların ve prensierin başkaldırmal�t ı· ı ı ı n sebep oluyordu. G n flet ve ihtiras içinde olan Osmanlılar ve Kırımlılar, Rusların h ıı· v. ı l' l n tl ı �'l büyük tehlikeyi ya gereğince göremiyorlar veya bunun vnh fnı r:ııııı ucunu hesaplıyamıyorlardı. Gafletlerinin temelinde geçmişteki znfor· ·

·

.

- 59 -

.


hıl'l n l rı lflll'l l l'l l

vu

ıilltııııınlıı ı·ı ı ı ı

lı flı: il l< gllı·nwı ı l n hıı tttHı da yatıyordu.

K ı ı v vı:ı l lıcı ı · t lı ı l lb!�'l'll ı ı l ı ı ı ı l t1y l ı l c o ı · l ı ı d t � d c ı J:! I ı1 ı ı ll' k le

olduğunu fark edemiyor­

hii'C i ı . l l ı ı rı ı l'ı•yıı luı ı;ı ı ı ı IJiı:t. ı l ı ımH� lul'L ve taassupları değişen şartları kav­

rıı nıu l m ı ı ıa engel oluyordu. Zamanın gerektirdiği reform ve icatlan al. malarını önlüyordu. Canbek Giray Han, Osmanlı Devleti'ne unutulmaz hizmet ve yar:­ dımlarda bulunduğu halde, yersiz dedikodular yüzünden, üç kere tah­ tından indirilip tekrar Han nasb edilmiştir. Sonunda yine Rodos Adası' ı;ıa sürülmüş ve orada 70 yaşında iken ölmüştür. 20 yıl 6 ay hanlık yapmıştır. Rodos Adası'nda toprağa verilmiştir. ·

3.

MEHMET GİRAY

HAN

(1630 -'- 1635) Mehmet Giray Edirne Vilayeti'nin Vize kasabasında yaşıyordu * Nasuh Paşa tarafından Edirne'ye çağrıldı. Paşa, kendisini Kırım Hanı nasb ettirmek için Padişah katında tavassut edeceğini söyledi. O'nu elli kişilik maiyyeti ile İStanbul'a gönderdL' Bazı entrikacı vezirler bunu Pa­ dişah aleyhinde bir suikast tertibi olarak gösterdiler. Padişah buna inan­ dı. Nasuh Paşayı öldürttü. 3. Mehmet Giray'ı Yedikule zindanına attırdı. Genç Osman Padişah ilan edildiği gün, 3. Mehmet Giray kalabalık­ tan yararlanıp, sadık emekdarlarından Halef Mirzanın hazırladığı atlar- · la ve kırk adamı ile zindandan kaçtı. Ama çok zam:an geçmeden Bul­ garistan'ın Pravadı kasabasi yakınlarında yakalandı. Yeniden İstanbul'a getirildi ve Rodos adasına sürüldü. Maiyyetindeki kırk kişi asıldı. Bir müddet sonra Başvezir değişti. 3. Mehmet Giray'ıri dostu Hüseyin Paşa Başvezir oldu. Yeni Sadr-ı azam Padişaha Canbek Giray Han'ı tahttan aziettirip yerine 3. Mehmet Giray'ı Han tayin ettirdi. Yeni Han 3. Meh­ m�t Giray İran'daki kardeşi Şahin · Giray'ı Kırım'a çağırdı ve kendisine Kalgay yaptı. Oğlu Ahmet Giray'ı rehin olarak İstanbul'a yolladı. Bu olaylar sonunda Kırım'daki prensler Rumeli'ye gittiler. 3. Meh­ met Giray Han kendisine Nureddin tayin edecek bir Giray bulamadı. * Kırım tahtımLan aziedilenler ya yeni tayin edilen Hanlar tarafından öldürülüyor; ya Osmanlı Devleti tarafından Rodos gibi bir adaya sürgüne gön­ deriliyor veyahut Rumeli'de Yanboli, Pravadı, Saray kasabalarından birisinde ikamete mecbur tutuluyordu. Kendi istekleri ile tahttan ayrılan Hanlar ile Kırım'ı terk eden prensler de bu kasab:oılardan birisinde oturma . hakkım ka­ zanıyorlardı. Osmanlı Devleti bunlara çiftlik veriyor ve maaş bağlıyordu. Bunlardan Kırım'a tekrar Han nasb edilenler de oluyordu. 3. Mehmet Giray Selamet Giray Han zamanında Kalgay iken Kırım'dan kaçıp yulmrıda adı ge­ çen kasahada yaşıyordu.

-

-


Çoban

Mustafa adında birisini Devlet

Giray adı

ile Nureddin tayin

l• l.ti. Kısa bir zaman sonra 3. Mehmet Giray'ı Han · tayin ettirmiş . olan

Bıı�vezir Hüseyin Paşa azl edildi; 3. Mehmet Giray .da tahttan indirildi ve yerine yeniden Canbek Giray Han yapıldı. Ama 3. Mehm�t Giray ·

tııhtı bırakmadı. Canbek Giraya ve İstanbul'dan gelen Osmanlı asker­

k• rine ve memurlanna silahla karşı çıktı.

Kamil Paşa, Siyasi Tarih'inde şu bilgiyi vermektedir : Bir müneccimin : <<Bir kuş adını taşıyan birisi cihana hakim olacak­ tı 1"» sözüne inanan Padişah, Kalgay Şahin Giray'ın Osmanlı Devleti'ne kötülük yapacağını sanmıştır. 3. Mehmet Giray'ın Rus elçilerinden iki­

ıı l n i öldürtmesine gazaplanmıştır. Bu sebeple 3. Mehmet Giray'ı · Hanlık­

ırın azl etmiştir. Bundan sonra vezirlerinden Hüseyin ve İbrahim Paşa­ l u n kara y.oluyle, �aptan-ı Derya Halil Paşa'yı deniz yoluyla Kırım'u

ı,:öndcrmiştir. 3. Mehmet Giray Han bunları yüzbin Nogay ve sekiz yüz Donski Kazak askerleri ile karşılayıp savaşa girmiş ve bozguna uğrat­

ı ı ı ı :ı tır. Bin esir ile onyedi top almıştır. Kefe'yi zapt etmiştir. Şehirde

l ıı ı l unun bütün Osmanlı uyruklarının 3 gün içinde şehri terk etmelerini

t• ı mctmiştir. Şehirdeki Osmanlıları

alıp götürecek kadar gemi yoktu.

Oııınunlı memurları Bab'ı ali ile haberleşip 3. Mehmet Giray'ı tahtında

l l l l'uktırmak suretiyle anlaşmazlığı halettiler. . Padişah derhal 3. Mehmet

U l rııy'a yeni bir berat ile birlikte hediyeler gönderdi.

.1. Mehmet Giray beş yıl sonra tekrar azi . edildi. Bu sefer de Padişa­

l ı m fermanını dinlemeyip Don Kazaklan ile anlaştı ve Padişaha karşı

lwydu. Fakat mağlup oldu. Bir kurşun isabetiyle öldü.

:ı. Mehmet Giray Han 5 yıl saltanat sürdü ve 45 yaşında öldü. Bah­ ı,;ı•ıııı nıy'da eski Yurtta defn edildi.

ÇOBAN GİRAY'IN ORTAYA ÇIKIŞI 1

ı

.

.

F'cthi Giray Kalgay olduğu sırada Lehliler ile savaştı. Boyarlardan ' l ı l l'lııl n in kızını esir aldı. Kızı bir müddet sarayında alıkoydu. Kız müs11\ ı ı ı ı ı n olmayı kabul etmediği için Fethi Giray ile evlenemedi. Bunun

1\t.ı•rlnc kız Hacı Ahmet adında birisi ile Lehistan'a gönderildi. Lehistan ,v ı ı l ı : ı ı l uğu bazı sebeRlerle uzun sürdü. Kızın gebe kaldığı anlaşıldı. Han

l ı ı ı ı ı u öğrenince ikisinin de öldürülmesini emretti. Kız Lehistan'a ulaş­ t ı ıı ı d l l n yolda çocuğunu doğurdu ve kısa bir süre sonra öldü. Hacı Ahmet

ı,;uı · ı ı �·u bir Tatara emanet edip ortadan yok oldu. •

Boyıır büyük topr.ak sahibi demektir;

.

- 61 -


lt\ı t l ı l <H ı·u,y ' ı ı ı 1 1 1 1 \ ı ı ı l\ 1 \ 'l.e:ı l' l ı m l l ıll ' ı A l ı ı ı ı c ı t. A lo ı ı ww i L'c döndü. Oğlunu

lı l l'l ı l\ l.ı,P.ı ııt l ıı ı ı ıc l ı ı ı ı ı ı l ı p b ! l y i H UI . A t l ı ı ı ı M wı lı ı l'u koydu. Çocuk bir müd­

dd c,;olm ı ı l ı k yuptı. Hacı Alunet oğlunu bir cariye ile evlendirdi; Musta­ fa'nın karısı iki oğlan doğurdu : Kul Boldu, Çul Boldu adlan verildi. .

3. Mehmet Giray kendisine Nureddin tayin edecek bir Giray bula­ mayınca Çoban Mustafa'nın Fethi Giray'dan olduğu sanılarak adını de­ ğiştirdi ve onu Devlet Giray diye adlandırdı. Kul Boldu'yu Fethi Giray,

Çul Boldu'yu Adil Giray yaptı. Böylece Kırım Giraylarının soyunu al­

ççı.lttılar. Bunların torunlarına Çoban Giraylar dediler. Bunlardan ancak birisi (Çul Boldu) Adil Giray Han olmuştur *.

İNA Y E T · GİRA Y

HAN

(1635 - 1637) Gazi G iray Han'ın oğlu olan İnayet Giray uzun yıllar kardeşleri ile e b raber bugün Bulgaristan'daki İslimye kasabasında yaşartuş ve civa­ rında birkaç çiftlik sahibi olmuştur. Bunlar daha sonra Sultan Meydanı ve Sultan Odaları adlariyle tanılmıştır. İnayet Giray han olduğu sırada Osm�nlı İran savaşı başladı. Padi­ şah buna Han'ın katılmasını emretti. Halbuki bu esnada Mansur kabile­ sinin beğlerinden Kantemir Kınm Ranın a karşı isyan etmiş ve bütün ' kabile halkını alıp Bucak diyarına gitinişti. İnayet Giray Han Kantemir'i takib ve tenkil etmek üzere askerini ona karşı göndermişti. !nayet

Giray Han, bu sebeple, Padişah 4. Murat'ın emrini yerine getiremedi. Osmanlı Padişahı buna çok kızdı.

Kantemiri takib eden Kalga.y ve Nur�ddin

Sultanhir,

müslüman

malını yağma etmenin uygun ve caiz olmayacağını düşünerek Akkerman

* Buna benzer vak'alar hemen hemen her milletin tarihinde görülmüştür. Mesela Rusların tarihinde . sahte Dimitriler türemiştir. 1 605 - 1610 yılları arasında patlay.an bir isyan sonunda Boris Godunof'un Çarlıktan indirilmesi üzerine ortaya sahte Dimitriler çıkmıştır. Bunlar 1 ., 2. ve 3. Dimitriler diye tanımlanmışlardır. 1. Dimitri Polonya kralının yardımı ile Çarlık tahtına oturmuştur. . 3 yıl saltanat sürdükten sonra boyarlar tarafından öldürülmüştür. 2. Dimitri 1608'de ortaya çıkmıştır. 3. Dimitri «Tuşina Haydutu» lakabiyle şöhret bulmuştur. İkisi de Polony:a Kralının yardımı ile birer. sene Çar olmuşlardır. Daha fazla tutunarnayıp Rusların ayaklanması sonunda öldürülmüşlerdir. Boris Godunof Ruslar tarafından Çar seçilmiştir. Sibirya'yı feth etmiştir. Ruslar arıasında yaygın olan ayyaşlığı frenlemiŞtir. · Zamanında meydana ge­ len ve 3 yıl süren açlığın doğurdugu sefalet sebebiyle Rusları ayaktandıran Prens Dimitri tarafından Çarlıktan atılmıştır. Boris Godunof rnh i p olarak Ma­ nastırda ölmü�Üir ( 50) .

- 62 -

·


kulesi yanında durup eğlenirken Kanıemir'in kumandanlarından Orak,

K.clcmet ve Süleyman Şah tarafından ansızın basılıp öldürüldüler. Bu

esnada Kantemir LehlileJ;in şikayeti sebebiyle İstanbul'da bulunuyordu. .l nayet Giray Kalgayının :ve Nureddinin öldürülmelerine çok üzüldü ve kızdı, telaşa düştü. Doğruca İstanbul'a koştu. · ·

Padişah, İnayet Giraya, İran savaşına katılmadığı için zaten kızgın idi. İnayet Giray ile Kantemiri huzuruna alıp ikisini sorguya çekti. İkisi

de birbirine karşı ağır sözler ve hakaretler sarfettiler. Padişah büsbü­ lii n gazablandı. İnayet Giray'ın idamına karar verip davayı bitirdi. Han hemen idam edildi (1637) .

.

· İnayet Giray 2 yıl hanlık yaptı ve 40 yaş;nda ik�n idam edildi. . l:ı lunbul'da Beşiktaş'ta gömülmüştür. .

.

. ·

.

.

Naima tarihinde Nogaylar hakkında şunlar yazılmıştır : «Nogay tayfası üç kısımdır : Biri Ulu Nogaydır ki hiç bir padişaha lfdıl değildir. İkincisi Küçük Nogaydır ki görünüşte Kırım Hanlığına Lfl bi olsa da bu Hanlığa içten bir düşmanlık beslemekten geri kalmaz. Oçiincüsü Mansurlardır ki şiddet ve kan dökücülükle meşhurdurlar. Kan­ ll•rnir Mirza bunların reisidir. Bu kabile bir müddet Kırım Hanlığına l fl hi olmuş ise de daha sonra isyan ederek Akkerman havalisine çe­ ld l ıniştir. Kantemir Hotin muharebesinde . Osmanlılara yardım ederek ve­

yıı ı·ııı·lık gösterdiğinden kendisine Mirmiranlık (Beğlerbeği) ünvanı

ı·l h•rek kabilesi Devlet-i aliye tarafından himaye edilmiştir.» (511) .

Osmanlı Devleti'nin Nogayları Kırım'a karşı himaye ettiği ve kış­

lmltı�ı ve böylece Hanlığı tehdit altmda tuttuğu, fakat bundan bazen lı ı•ııd isinin . de zarar gördüğü belirlenmiştir. Bazen Hanlada birleşip

Orı nınnlı Devleti'ne karşı s avaştıkları ve bazen de Ruslar ve Kazaklarlu n ı ı l n ş ı p Kırım Hanına karşı saldırdıkları oluyordu.

Assebus - Seyyar tarihinde 9

ı•ı l l k rck şunlar yazılmıştır :

sınıf Nogay kabilesi olduğundan söz

Mnnsur, Orak, Mamay, Or, Mambet, Kasay, Tmmaz, Yedicek, Cam­

hoy l ıık. Bu kabileler İtil kenarlarmda yaşarlardı. Bunlardan Orak, Ka­ ""Y· Or, Mambet, Tınmaz kabileleri sonraları Özü ve Ten nehirleri boy­ l ı ı r ı ı ıda göçebe olarak yaşadılar. Sahib Giray Han bu kabilelere Bucak' hı ı • v l e r ve camiler yaptırdı; onları. göçebelikten kurtardı. Daha sonra t lıı l ı l h Giray Han Mansur kabilesini de Kırım'da yerleştirmeye muvaf­ rıı ı� oldu. Yedicek k �bilesi de İtil çöllerinden kalkıp Kuban · nehri boy­ l ıı ı · ı ı ııı gelip yerleştiler. Camboyluk kabilesi ge . buna katılmak ?.oı·uı ıclıı lı ıı l d ı

(52) .

··- 6 3 -


11 •� ı M

J

n i\ 1 1 " u 1 11

n

� n " v 11 A N

( 1 11:17 - HiiJO)

Babası Selamet Giray Han zamanında İstanbul'a rehin olarak gön­ derilen Balıadir Giray'a Padişah tarafından Yanboli kasabası (Has) ola­ rak verilmiştir. Balıadir Giray Han olarak Kırım'a geldikten birkaç ay sonra Man­ sur kabilesi isyan etmiş ve birçok insanı öldürüp mallarını almıştır. Doksan Oklu lakabı ile tanılan Zeynem ve Kutluşah adianndaki ki­ şiler, Kongrat kabilesinden ileri gelen dokuz mirzanın birbirine mirza demelerini çekemeyip: <<Bizden başkalarına Mirza denilmez.>> diyerek do­ kuzunu da öldürmüşlerdir. Balıadir Giray Kefe'nin meşhur müftüsü Afifüddin efendinin fet­ . vası üzerine Mansur kabilesinin kadınlarından ve büluga ermemiş ço­ cuklarından mağda bütün ileri gelenlerini ve mirzalarını öldürtmüştür . . . Balıadir Giray Devlet Giray Han zamanında her yıl ödemeyi taah­ hüd ettiği vergileri vermeyen Rusya Çarına Töretemir Mirza ile şiddetli bir Yarlı.ğ gönderdi. Bunun üzerine Çar Han'a elçisi ile hem vergilerini hem de hediyelerini gönderip özür diledi. Kalgay İslam Giray da vergilerini ödemeyen Çerkezlere gidip (Ku­ dumiye ve Avaid) vergilerini ödemeye mecbur etti.

Bir müddet sonra Rusya'ya tabi Don Kazaklan Osmanlıların elinde:.

ki Azak kalesini kuşattılar. İstanbul'dan gelen Ferman üzerine Han or­ dusu ile oraya gitti. Kaleyi kuşatan Kazakları vurup dağıttı. Kırı�a dönerken yolda Taun hastalığına tutulup öldü (1640) . Balıadir Giray, Han 40 yıl yaşamıŞ 4 yıl hanlık yapmıştır. Balıadir . Giray güzel söz söyler ve şiir yazardı. Osmanlı ca yazdığı şiir çoktur. Balıadir Giray Han'ın eşi Hanzade Hanım Bora Gazi Giray'ın kızı idi. Babası gibi o da şair idi; bilgili idi. Türkçeden başka Farsça ve Arap­ ça bilirdi (53) .

4.

M EHMET

GİRAY

HAN

(1640 - 1655)

,

Yanboli kasabasında bulunmakta iken ağabeği Balıadir Giray'ın v�­ fatı üzerine dostları olan vezirlerin aracılığı ile Kırım'a Han n ;sb olun­ du. Canbek Giray Han'ın kalgaylığını yapmış olduğundan kardeşleri kendisine kırgın idiler. Bu sebeple Hanlığını kutlaınnya gclıncınişlerdir.

- 64 -·


Kurdeşlerinden başka Kınm halkını ve Osmanlı vezirlerini de memnun edemediği için üç yıl sonra tahttan indirildi. Yerine İslam Giray getiril­ d i . Fakat iki yıl 10 ay sonra İslam Giray öldü. 4. Mehmet Giray, ikinci lw:r. tekrar tahta çıkarıldı. Bı.ı sefer kendisini �!burnu denilen yerde geleneğe göre ülema, mirzalar, hocalar ve . halk törenle karşıladılar. Ama tören çok soğuk ve neşesiz geçti. Herkes susuyor, kimse sevinç alameti I{Ö::ıtermiyordu. Bu duruma üzülen Güleç Şeyhi Hana şöyle hitab etti : oSultanım! Yüzünüzde bir üzüntü, simanızda bir solgunluk görüyorum.>>

.

'förene katılanların yüzlerinde birbirlerine karşı gösterilen soğukluk­ l.ılll yüreklerindeki kini ve düşmanlığı sezen Han Şeyhe şu cevabı verdi: «10 yıl yurd:umdan ayrı düştüm. Gurbette, zindanlarda dayanılması

v.ot· meşakkatlara dayandım, katlandım. Ama, hiç bir zaman · zerre ka­

dar üzülmedim. Halbuki birkaç aydan beri acı bir yeis, büyük bir ıztırab

l � l p dcyim. Çünkü aranızda haset ve fesat olduğunu işittim. Bugün mil� ld leri harab eden bu hali sizde de görüyorum.» dedi.

Şeyh efendi, Han'ın bu dokunaklı konuşması üzerine pek müteessit törende bulunan kalabalığa uyarıcı te'sirli sözler söyledi; herkesi . l ıı ı ı·ı�tırdı. Bundan herkes sevinç duydu. Kardeşçe ve neşe ile hep bir1 1 1\ t<.ı Dahçesaray'a gittiler (54) . 4 . Mehm�t Gitay Han, ;saşağalık yapan Sefer Gazi ağayı, İslam C l l my'ı Han yapmaya çalıştığı için, öldürttü; bütün malına . el koydu. l l ı ı l huki Sefer Gazi ağa iş bilir, doğru ve akıllı bir kişi idi. Gerek halk Vtı J{l�rck mirzalar arasında çıkan anlaşmazlıkların birçoğunu öğütleriy­ lı•, l. l•dbirleriyle halleden barış sever idi. Bu yüzden O'nu herkes sever VII .ıııyardı. Öldürtülmesi, bu sebeple, Han aleyhinde hoşnutsuzluk yarat­

u l ı ı rult,

t ı,

Gazi ağanın oğlu İslam ağa Adalet Divanına başvurup Han' şikayette bulundu. O sırada Osmanlı Sadr-ı azaını olan Köp­ ı l l l l \ ,.;ııdc Ahmet Paşa, Han'ın Uyvar savaşına bizzat katılmamış olmasın­ l l ıı ı ı c l lürü O'na kızgındı. Oysa Kırzm Han'ı yüzbin süvari ile oğlu Ahmet l l l l'lly'ı bu savaşa göndermişti. Ahmet Giray savaşta Macarlara karşı l ı ı t y l l k kahramanlık ve yararlık göstermiş ve zaferin kazanılmasında 1 \ ı ı ıı ı ı ı l l rol oyp.amıştı. Hari'ın savaşa bizzat gitmemesinin sebebi, Kırım' t l tt cı ııı mda karışıklık ve huzursuzluk olması idi. Han, bu durumu Pa� ı l l �;ı l ı n bildirip O'ndan özür dilemişti (55) . Ht•fcr

ıı lı•y l ı i ı ıde

Mehmet Giray tahttan indirildiğini öğrenince bütün malını ve çocuklarına ve eşierine paylaştınp Dağ'lstan'a gitti. . Oradu ı1ı ı lı ı t z y ı l daha yaşadı ve öldü. Bir yıl sonra na'şı Bahçesaray'a getirildi� •1 .

ı ı d l l ldl ı ı i\

110 Nl' llC

•1 .

yaşadı; 15 yıl 3 ay hanlık yaptı.

Mehmet Giray hanların en zengini idi. Bahçesaray civarında blı• - 65 ·-

,


movl o v l h n ı ıo, Duhçcsnray'da bir hamam yaptırmış ve bunun gelirini öl­

mUş

Ilanların ruhlarına okunacak Kur'an ve dua için sarf edilmek üzere vakfetmiştir B:unların dışında çok hayratı vardır. •.

. 3.

İ S L A M (; İ R A Y H A N (1655 - 1665)

3. İslam Giray Han, Canbek Giray Han zamanında, Lehlilere esir düşmüş ve orada 7. yıl kalmıştır. Osmanlı Padişahı 4. Sultan Murat za­ manında Lehliler ile yapılan barış anlaşmasına göre serbest bırakılmış­

tır. Bir müddet Yanbolu'da oturmuştur. Balıadir Giray'ın vefatından son­ ra İstanbul'a gidip Haliç'te yaşamıştır. Kırım'a Han �lmak için uğraştı­ gını öğrenen 4. Mehmet Giray, Sadr-ı azam Mehmet Paşa'dan O'nu Ro­ dos adasına sürgün etmesini istemiş ve yaptırmıştır. (Asseb'us Seyyar tarihi) .

İslam Giray bir buçuk ay Rodos'ta kaldıktan sonra Osmanlı sara­

ymda büyük nüfuzu olan meşhur Cinci Hoca'nın iltiması sayesinde kur­

tuldu ve İstanbul'a getirildi ; Kırım'a Han nasb edildi. Padişahın huzuru­

na çıktı. Padişah Han'a şu yolda öğüt verdi : <<Sen yalnız bana bak; gay­ rinin sözünü dinleme! » İslam Giray Padişahın bu sözünden gurur duy­

du. Arkasından gelen Başvezire şöyle dedi :

«Çun (mademki) bizi Tatar Ham yaptınız, şimdiden sonra yazaca­ ğım şeylere kulak verin! Filan Hristiyanla bozuşma, falana müdara et, filanı incitme, filanı filan yap! diye zinhar kağıt gönderip o tarafların

işlerini bu taraftan gayibane rey ve tedbir edip karıştırmayınız!» (56) . Kırım'a gelen 3. İslam Giray Han, içişlerini düzene koyduktan son­

ra Ruslar ile Lehlilere saldırdı; mal ve esir aldı. Çerkez ilindeki Jane ka­

bilesinin isyanını bastırdı. Kabilenin reisi Akçomku'yu astırdı. Naima Tarihinde şu bilgi verilmiştir :

<<Han, Şırın Beğlerinden Mirza Kutluşah'ı düşman memleketler�ne akına göndermişti. Kutluşah Mirza birçok ganimet ve esirle döndü. l3u ganimetierden beşte birini Hana vermek hususunda vezir ile kapıkulu

arasında kavga çıktı. Bu yüzden epeyce insan yaralandı. Han veziri haps

ett'i. · Biraz sonra vezir hapishaneden kaçtı. Kabileleri Han'a karşı kış­ kırtınaya girişti. Kara Tatarlar buna kamp Haniarına düşman kesildi-

ler. Han'a şu isteklerini bildirdiler :

. <<Han maiyyetinde bulunan Mehmet ağanın oğlu İlyas ağayı ve ha­

len · vezirleri olan Ramazan ve Murtaza ağaları ve Meydan Beğini bize teslim etsin! Razı olursa kendisine boyun

' - 66 -

eğeriz.» clC'dilor.


Bu sırada 80.000 kadar Rus askeri Azak kalesini kuşatmak için geli­

yordu.

Bu iki olay 3. İslam Giray Han'ın metaneti ve tedbiri sayesinde ·

bcrtaraf edilrnişt�.»

3. İslam Giray bu olayları atlattıktan sonra Nureddin Sultanı kuv­

vetli bir ordu ile Rusya'dan cizyeyi almak için gönderdi. Nureddin Sul­ tan Rusları döverek Moskova'ya vardı. Rus Çarı, altmışbin altın değe­

rinde S•incab ve sarnur kürkler, kırk bin altın ve daha birçok kıymetli . lıediyeler verdi. Ayrıca defterde adları yazılı prenslere, mirzalara, üle­ ınuya verilmesi gereken

tıediyelerle

birlikte tesbit edilen cizyeyi her

yıl vermek şartiyle barış imzalamak zorunda kaldı. İslam Giray Han Ruslar ile bu şekilde bir barış imzaladıktan sonra

Lehistan'a yürüdü ve Lehlileri mağlup etti. Onlardan beş top ve 200 bin

ultın aldı. Lehistan ile de her yıl cizye ve hediye göndermek şartiyle b i r anlaşma imzaladı.

Lehli Bartuşeviç : <<Tatarlar şöhret veya toprak zaptetmek, yahut ı; i yasi bir anlaşmazlığı halletmek için harb etme�lerdi. Onlar yalnız kendilerine lazım olan vergileri alarak memleketinin ihtiyaçlarını te'min

Için

harb ede:derdi. Tatarlar intikam almak veya başka bir arzularını

t.ııtmin etmek için başkalarını öldürmezlerdi. Kendilerine gerekli parayı ımğlamakta karşı duranla.rla şiddetle çarpışırlardı. Karşı çıkılınadığı zaman,

gerekli şeyleri aldıktan sonra çekilip giderlerdi.>> (57ı) .

·

.

3. İslam Giray devri Kırımllların Osmanlılar ile sıkı işbirliği içinde

I tuslara karşı şiddetle savaştıkları devirdir.

Kırım Ham Zaparog Kazaklarını bağlı oldukları Lehistan Devletin­

den ayırdı. Lehistan Kralı Hmelnitski Zaparoglar üzerinde evvela Kırım

1 Ianının sonra Osmanlı Padişahının hakimiyetini tanıdı.

3. İslam Giray ile Lehistan arasında yapılmış olan Anlaşmayı Naima Tarihi şöyle anlatmıştır (58) : «Leh Kralı pek müşkül mevkide bırakıldı. Bir taraftan zahiresizlik, d i ğer taraftan kaleden çıkmak imkansızlığı. Askerleri, hayvanları açlıktan kırılmaya başladı. Nihayet Kral Se­

fer Gazi Ağaya mektuplar göndererek Han'dan sulh nİyazında bulundu. I [an, bu arizalar üzerine ülemayı, mirzaları bir yere toplayıp meşveret

meclisi kurdu.

·

Ümeradan baziları : <<Bu fırsatı kaçırmak muvafık olmadığını, Le­

h i stan kıtasını tamamen tahrib etmek lazım oiduğunu>> söyledilerse do

1 fı ı n yine ellerinde altı sene esir kaldığı Lehlilere acıdı ve dedi ki : «D ll bi r ocaktır; kendileri de bizden sulh niyazında bulunuyorlar, aman i H· ti yorlar; bu ocağı söndürmek layik değildir.>;_ Bu sözlerden sonra Dov·

- 67 -


lo L uduın l ı ı n u ı·l. ı lı;, w ulı11 lulu L u l. ı ı ıtıdi lm· vo Htı fol' (lmd uJ!a maiyyetinde blı· heye t güudurlp u�ıı!1ıclukl �artlar içinele Krul ile Anln�ına imzalandı :

1 -

Heı; yıl vergilerini Kırım hükumetine vaktinde teslim etmek;

2 - Hamu eli altında b:ul:unan YJırtlara, kabHelere zarar vermemek;

3

-

Kazak vilayetine zarar getirmemek;

4 - Beylerinden iki adamın oğulları (rehin) olarak Kınm . hüku­ metine teslim ec1ilmek; 5. - Kırım Hanının dostlarıyla dost, düşmanları ile düşman olmak, icabında Kırım hükUmeti tarafından düşman üzerine açılacak savaşa Leh bükılıneti istenilen miktarda asker vermek sure­ tiyle iştiraki deruhde etmek.» 1

3. Selim (}iray Han kendi parası ile . Or kalesini tamir etti� Devlet

Giray Han'ın Gözleve'de yaptırdığı camii esaslı şekilde onardı. Şehirde çeşmeler yaptırdı ve halkı s:us:uzluktan kurtardı. '

3. Selim Giray �O yıl yaşadı, 10 yıl hanlik yaptı.

A Di L GİRAY H A N (1665 - 1670) Adil Gitay; Çoban Mustafa'nin oğludur. İlk adı Çul Bold:u idi. Edirne' ·

nin Vize kasabasıri.c1a yaşamakta ve Kırım Hanının dileği üzerine Rodos

adasına sürülmüş iken Kırım'a Han nasb olundu. Kardeşi Devlet Giray'ı

(ilk adı Kul boldu) Kalgay tayin etti. Sefer Gazi ağanın oğlu İslam ağa­ yı Başağa tayin etti. Bir müddet sonra, bazı tezvircilerin yalan ve fe­

satlarma kapılıp, İslam ağayı öldürttü. Halb:uki O'nun Han olmasma bii­ yük yardımı dokunmuştu. Birçok Şırm Beğ ve Mirzaları kendileİ'inin ele öldürtüleceklerinden

korktular; mal ve mülklerini bırakıp Kırım'dan kaçtılar. Adil Giray

bunların mailarına ve mülklerine el koydu. Padişah bütün bu malların

sahiplerine geri verilmesini emretti. Han b:u emri dinlemedi. · Bunun üzerine Hanlıktan azledildi.

Adil Giray birkaç sene daha yaşadı; 55 yaşında öldü. 5 yıl hanlık

yaptı. Cahil, idaresiz, mağrur ve gafil bir kişi idi. Bundan sonra Çoban

Mustafa soyundan Han olan çıkmadı. Fakat Giray ünvanını muhafaza

ettiler.

-:- 68 -


S E L İ M G i iı A Y H A N (1670 - 1677)" Selim Giray Han, Banadir Giray'ın o�ludur. Çok' kü.çuk' yaşında iKen babasız kalmıştır. Ablan kabilesine mensup Mirzaş ağanın terbiyesini n l ım ştır.

Bunun yanında iken Mübarek Giray'ın oğlu Adil Giray bir

m i ktar aslierle baskın yapıp Selim Giray'ı öldürmek istemiştir. Fakat

�elim Giray arkadaşlarıyla kaçıp Şırın kabilesine sığınınayı ve böylece kıırtulmayı başarmıştır.

Selim Giray' Han olduktan ·sonra, Lehista.n'ın uyruğU olarak yaşa­ ynn Mü.sluman Tatarlar Han'a başvurup kendilerini kurtarmasint Boçuk hillg-esinde iskan edilmelerini istediler. Selim Giray Han bu müracaatı fRtnnbul'a Padişaha bildirdi. Silistre valisi Halil Paşa'ya da yazıp deste­ V,lni istedi. Halil Paşa, bu isteği desteklemedi, aksine, Başvezire gizlice mektuplar gönderip bu isteğİn güçlüğünden ve uygun olmadığmrlan �ıiiı etti; Lupka Mü.slümanlarının (Lehistan Tatarlarının) müracaatları­ tı r neticesiz bıraktırdı. Selim Giray buna çok üzüldü'. Bu sırada Çerkezis-· tım'da karışıklık' zuhur etti. Seİim Giray askerleriyle orada sükuneti s;:ığ. ]nmnğa çalışırken Osmanlı Padişahı 4. Mehmet', Selim Giray'ı K1mıniçe ruı vnşına katılmaya ça�ırdı. Selim Giray bu ferman ü'zerine Çerkezist:m' rlnki harekatını birakip hemen Kınm'a" döndü. Ordusunu taniayın 1672'de

yola koyuldU. Kırnıniçe yaKınlarında :Leh ordusuna rastladı. Aralarında l'ıkrın munarenede :Cehlileri b"ozgU:na u'ğrattı. Bir süre sonra Lehistan'a

l( ll l'St açılan savaşa Selim Giray yeniden çağrıldı. Kahraman olan ve Dl'vlet'e hizmeti şeref saydı.gını söyleyereK Selim Giray hasta yata�ın:. ·

dıın kalktı ve savaş meydanına k'oştti (59). Umdet-ul Ahb'ar b·u savaş hakkında şU tafsilaiı' veriyor ; «Osmanh ordusu Selim: Giray Hanın askerleriyle birlikte Kaman1ce

1\nlrsini kuşatfi. Saltlam ve muhKem olan kalevi ancak 35 '!Ün sonra ·n ı ııt ettiler; civarında bulunan tekmil kücük' kaleleri de eiJerine ı;ı-e�ir,.

ı 1 1 1<�1'. Sonra. Selim Girav Han ile İkinci Vezir, KapJan Pasa Lehistan'ın ı ı ı ı ı rkcz kalesi İlnadi'yi' oe zapt etmekle g-örevlendirildiler. Kalab::ıhk hil' lt Nk('r kuvveti ile k'aleyi sarôılar; etrafında meterezler. Ia:ıt1m1ar ka ?:ma­ n/1 hnşla:dılar. Leliistan kralı, Hatmanlar · (Ukrayna: A.tamanları) , . Voyvo. ılıılnr ve papazlar yazı ile rica: ve istirhamda bulunup sulh istediler: Sc-· T l ın Giray Handan Padişali katında tavassut etmesini dilediler '(60) . Selim 'Giray Han PacÜsalia L'ehisfan'ın sulll şartlarını bildirdi. Pıırl l · " " h role memnun ·:Kaldı . Hana, oğUllanna, mirzalara büyük ihsa nlnrcl ıı

l ı ı ı l ı ı nau·. ....;. 69 -


savaştan sonra tahttan çekilmek istedi. Padişah savaşa gönderip Çigrin kalesini kurtarmaya yeniden O'nu lmhı ı l o l.ı ı ıedi. ın<• rn u r ed ilen Seraskerin yanına verdi. Fakat kaleyi kurtarama:dılar. Sadr-ı azam Kara Mustafa Paşa Seraskerinin ve kendisinin yüzünü ak� Hı•l l ı ıı C : l rııy hu

lamak için kusurlarını Selim Giray Hana yükleyip O'nu hanlıktan azi ettirdi (1677) .

Selim Giray tahttan indididikten sonra ilkbalıara kadar Kefe kale­ sinde kaldı:, Sonra İstanbul'a gitti. Yerine Han olan Murat Giray'ın isteği

�zerine Rodos adasına sürgün edildt. ·

MURAT G İRAY H A N (1677 - 1683) Başvezir Kara Mustafa Paşa, Kırım tahtından azi ettird(ği Selim Giray'ın yerine Murat Giray'ı nasb ettirdi. Murat Giray Han, Rus, generali Menşikofun Kalmukların komuta­ nı

Kasbolat ile birlikte büyük bir ordunun başında Özü nehrini gec;tiğini

haber aldı. Tat'ar ve Nogay kabilelerinden topladığı büyük bir kuvvetle düşmana . karşı çıkmak . üzere Tasmalı suyunu geçti.

Durumu Osmanlı

Devleti'ne bildirip önemli bir kuvvet göndermesini istedi. Bu isteği ka­ bul edildi. Seyit Osman ve Dilaver Paşalarm komutaları altinda bir ordu yolladı. 1678 (1089 rebiul-evvel ayının 8 inde) hareket eden Osmanlı ordusu 21 gün sonra Ukrayna'da bulunan Çiğrin kalesi yanma geldiler ve Kırım ordusu ile birleştiler. Gerekli savaş planlarını hazırladılar. Ba­ taklık kenarında şiddetli bir savaşa tutuştular. Ruslar ileri hareketi yap­ madılar; istihkamlarına çekildiler. Osmanlılar ve Kınmlılarm Rusların bir hileye başvurduklarını anlamadılar; rahatlanmak için çadıriarına da� . �ıldılar. Böyle bir fırsat kollayan Ruslar şiddetli bir top ateşi yağdır­ ' ınaya giriştiler. Osmanlılar ve Kınmlılar hızla toplanıp şiddetle saldırıya geçtiler.

Ruslar

dayanarnayıp

kalelerine

sıgınmak

zorunda

kaldılar:

Türkler kalenin lc(ğımlarına yerleştirdikleri barutları ateşlediler; açılan gediklerden kaleye girdiler. Kalede bulunan 20 bin kadar Rus askerinin çoğunu öldürdüler; Çiğrip. kalesini ellerine geçirdiler. Bu .başarı üzerine İstanbul'da yedi gün şenlik yapıldı (61 ) . Murat Giray Han bundan sonra Osmanlıların Lehliler v e Avustur� yalılar ile giriştiği savaşa çağnldı. Fakat bu savaşlarda başarı sa.i�'lana­ madı. Sadr-ı a'zam bu sefer de başarısızlık sebep ve kusurlarını Murat Giray Han'a yükledi ve Padişaha O'nu azi ettirdi . · (62). Rusya Osmanlı Devleti ile görülecek mesele ve i�lerini daima Kınm Hanlarının aracılığı ile yapar ve elçilerini Kmm Hnnları n a gönderirdi.

...,. 70 -


Murat Giray Han, Rus elçilerinden birisine hakaret etti. Bu olaydan­ �:�onra, Rusya Osmanlı Devleti ile olan ilişkilerini Bender' deki Osmanlı valisinin aracılığı ile görüşmeye başladı. Daha sonra elçilerini doğrudan t�tanbul'a: gönderdi'. Murat_ Giray Han Cengiz yasalarına çok bağlı ve saygılı idi. İçkiye cHi şkündü. Han'ın bu düşkünlüğünü gören Kaçı Şeyhi, dervişlerinden b irisini Han'a bir mektupla yolladı ve şunları yazdı : <<Siz kendinizi zip ve salan ile tezyin etmeye muhtacsımz. Ta ki indallah mükrim, inden� ııas sözleriniz fermanlarınız nafiz ve hükümleriniz İcra oluna.» Şeyh bu Hirütünü Hana dinietmeyi başarmıştır. -(Asseb'us Syyar tarihi) . Bu söz� lcrin bugünkü Türkçe ile anlamı : «Siz kendinizi iyilik ve sağlikla süs� lemeğe muhtacsımz. Ancak böyle Tanrı katında cömert ve insanlar giizünde buyruklarınız - ve sözleriniz geçerli olur ve hükümleriniz yürürl ii �e :Kontilılr.» Murat Giray Han tahttan indirildikten sonra çiftliği hulunan Sara­ ccl i köyüne gitti ve orada 13 sene daha yaşadıktan sonra 69 yaşında l)l d ü. 5 yıl 10 ay hanlıK yapmıştır. ,

2. H A C İ G İ R A Y H A N (1683 - 1684)' İkinci Haci Giray, Selhn Giray Han ile birlikte, Avusturya'ya karşı nçılan meşhur Viyana Kuşatması savaşında bulundu. Cesaret ve kahra:.. mnnlı:K gösterip ün kazandı. Bozguna lJ�rayan Osmanlı ordusunun (Li­ vııy-i İslam)' İslam Bayra�ı'm duşmamn eline duşrnekten kurtardı . Askerleri ile bu savaştan Kırım'a dönerKen Bucak'taki İsmail ge� r i rli yanında I:en ordusuna rastladı. Aralarında meydana gelen çarpıs.�

ıııada Leh ordtıSunti perişan edip : komutamm esir aldı; Lehlileri Buca�' l.nn dışari aHi. Nureddin Sultanı Azamat Gi�ay'i Budin kalesinin imdadına gönder­ ıli. Kendisi muzaffer bir kaliraman olarak yurduna döndü.

2. Hacİ Giray liasis bir Kişi idi. Murat Giray ve Selim Giray H�mlar­

rlıın hol hanşiş almaya alışmış olan komutanlar hu handan bunu göreme­ v i nce kızdılar. Kenôi çıkarları u./1runda halk arasında fitne ve fı:-s::tt tohumları saçıp isyan çıKarttılar. Halkı Han'ın sarayına saldırttı] ar: ha­

� f n csini ve mallarını ya-�ma ettirdiler. Kadınlarının harem dairelerine hile hücum ettirôiler. Han, canını kurtarmak için maiyyeti ile kacın Mn ngup :Kalesine sıgınma'K zorunda kaldı. Kalgay Devlet Giray'ın bu I My:ma seyirci' :Kalması, Han'a yardım etmemesi a'Kıl ve iyi niyet snhlp­ !ı• l'i n i kederlendi'rmiştir. (A'sseoi.ıs - Seyyar tarihi) .

.....;. 71' -


l h ı ı ıc1u n tıfl l ll'l.\ Kıı• ı ı nl ıl ıw 1 1ı� ı l l �li1 1 ı ı:ı hn�vın·ııp 2. Hnci Giray'ın hiç su­ çıı ııl n ı ıı ı1 ı n ı l ı ıll ıhı tl ·t. l l ı ı l I H I.t1 ı l l l tn'. Yol'Ine Selim Giray'ın him olarak

et.U1cr.

rica . . Kırı mlıların dileğini kabul eden . Padişah 2. Had Giray•ı · tahttan i.ndirdi ve Rodos adasına sürdü. Yerine halkın isteği üzerine Selim .. Gi­

f{ll ı ı t'l ıır l l ınmıl ni

. . ·· . . ·

ray'ı tekrar Han nasn etti.

·2. Haci Giray 41 yıl yaşadı ve yal:t11z :g ay h anl ık yaptı .

S E L İ M G İRAY HAN (1684 � 1691 ikinci kez) Selim Giray ikinci kez Harı nasb edildiği sırada Avusturyalılar Os­

manlı memleketine saldırıp Sofya yakınlarına kadar geldiler. Padisah.

buna karşı gerekli. tedbirleri almak ve harekata geçmek· iı:;in vezirleri i l e Edrine'de bir askeri danişma meclisi topladı. Bu mecl ise katı1 m rı k

üzere Selim Giray d a çağrıldı.

Paşa'nın sarayına indi.

Han İstanbul'dan gelip Kara

Mustafa

Bu mecliste verilen karar a göre , Kmm Han'ı

Basvezirin maiyyetinde Avusturyalılara karşı savaşa katılmakla göre v­

fendi.

Han, Edirne sınırına yaklaştığı sırada, Rusların Kalitiş boyarlannadındaki generalin k'omutası altında 200 bin askerden ve ı ono

. r'! ::m G aliç

t.oota n oluşan büyük ve kuvvetli bir ordu ile Kırım'a saldırmak üzere

toınırı geçip Or kalesine yürüdüğünü haber aldı. Ruslar Azak ve . Karade­

niz s�hillerindeki Jialeleri . kuşatmışlardı. Selim Giray

hes ı?."iin icinrlP

yı1 dırım hıziyle Edirne'de n Kınm'a geldi. S ekiz gün iç inde acele hazır­

ligını yapıp Rusların ü'stüne gitti. Kara Yılga denilen yerde Ruslarla kar­ şılaştı. Hanın ask'erleri . Ruslardan azdı� . . .. Selim G��ay . ordusunu üçe ayırdı :

1)

Kendi komufasında;

21)

Kalgay Devlet Giray'ın

3) · Azamat ve Selamet Giraylarin komutasında.

komutasında;

Bu t'erlip ifzerlne Ruslarla . savaşa tutuştular ve t�m bir gün vurus­

. t.ular. . Kırımlıla:r alışılmamış bir cesaret ve ustalıkla döğüştüler. Aks ::ı m

k::ıranlık basi.nca . sava'ş durdu. Han·, he�lerin, komutan : l arın ve --ülemı:ının t _ . . -.

k:::ıtıldıği bir as:Keri danışma meclisi topladı, ikinci günü uy:ı;!ulanacak mu-

harebe planını hazırladı. . . Ertesi günü cenk yeniden başladı. Mııh<.ırı>hP- · ni n e n şidd�tİi bir anında Nuredd in Sultan atından yer€ atlavm dalkılıc

Rus ordusunun merliezİne saldırdı. Bunu gören Kırım askerieri sasil ::ı ,..

, cak bir kahramanlıkla yıldırım gibi hücuma geçtiler. Rusları saskmhğa

. 'uğrattıl ar ve geri atiılar; . bin kadar esirle ' 30 top aldıl ar. Ama tamamen - 72 -


mağlup edemedÜer, Ruslar

pek

çoktular; boşalan sıraları arkadan gelen· ·

ler hemen dolduruyorlardı: Bi� ara toplanıp toparlandılar. Or kalesine yakın Kuyaş (Güneş) denilen yerde istihka.mlar kazıp savaşı yeniden k ı zı ştırdıl ar

. Or kalesindeki Kırım .askerinin sayısı azdı. Han, ağası Balıadır ağ'ayı kaleye serdar tayin etti. . Kırım askerleri de Rus ordusunun karşısına · istihkam kazdılar. Ruslar su yokluğundan zahmet çekiyorlardı, - deniz su­ .

.

.

.

.

·•

yu içiyorlardı. Tahammülleri kalmamıştı. Kaçmak istiyorlardı; fakat bunu daha tehlikeli görüyorlardı, Bir hileye b aşvurdul ar : Evvelce .Rus uyrukluğ'unu almış olan Alanur kabilesinin reisi Kalmuk ağayı Han'a gönderip· barış teklif ettiler. Han da Yaşlav kabilesi ileri gelenle rinden Kemal mirzayı Ruslara elçi gönderdi. Han, Rusların Kırımlıları1 oyalayıp kaçmak istediklerini anlamıştı; buna göre hazırlık ve tertibatlhı yapmıştı. Gerçekten bir sabah, düşmanın ortadan kayıb olduğunu gö:r�rı. Han pe· şine düşüp onu kovalamaya girişti. Dokuzlu Oba yakınlarında arkaSından yetişip epeycesini öldürdükten sonra sın ırın ın dışına attı. .. · Selim Giray Han bu savaşta Rusların geçecekleri . yol boyunqaki b ü tün saman ve erzakı yaktırmıştı {63) . . .r Selim Giray, 1689'da vuku bulan Osmanlı Avusturya sav�Şına ça�­ rıldı. Kalgay ve Nureddin Sultanlan Kınm'ın savunması ve korunması ile görevlendirfp, kendisi ordusunu alıp Rumeli'ye · geçti. flızll bir yürü· yüş yapan asker: çok yorulmuştu. Töbe Çokrak denilen yerde 12 gün kalıp dinlendiler. Buradan yola çıkıp Ferah Kerma:na ve oradan Yay­ dib'e vardılar. Burada da birkaç gün dinle nip yorgunluklarını giderdikten sonra Üsküp'te düşman ordusuna rastladılar ve h�men saldirıya geçti­ · ler. Kaçanik geçidinde düşmanı bozguna uğrattılar. Karboz adındaki . Hersek voyvodasını esir. aldılar Bu çatışmada Kırım'ın meş�ur kahramanlarından Çelebi oğlu Mus­ tafa Ağa ve Abdu:trahim Çelebi gibi kişiler şehit oldular. Muharebe Mus­ tafa ağanın gösterdiği olağanüstÜ cesaret sayesinde kazanılmış tır Padişah Han'ı Edirne'ye çağırdı; memnuniyet ve takdirini. bildirip bol hediyeler ile gönlünü aldı; iltifat etti. · Selim Giray, Köprülüzade Mustafa Paşa ile· yeniden sa\Taşa gönde · rildi. Belgrad kalesi onarılıp sağlamlaştırıldı. Niş kasabasına · döndükleri zaman Han, oğlu ve Nureddin'i Azarnet Giray Sultanın öldüğünü öğrendi ve çok kederlendi. Acısına dayanarnayıp 1691'de Hanlıktan istifa etti. Kışı Edirne civarındaki Timurtaş çiftliğinde geçirdi. • ••• . Yerine Amcasının oğlu Seadet Giray Han tayin olundu. Selim Giray İstanbul'a ve oradan Mekke'ye gidip hac farizasını oı1n .

·

·

.

·.

.

.

-

·

gÖndtwl p Silivrl'do blı•

etti ve Haci ; oldu. Hacdan dönüşünde Padişah özel adamlannı Hnn'ı törenle karşılattı. Hediyelerle taltif etti. . İkameti için

çiftlik tahsis olundu.

·

'

.

-- 73 -


2,

H lt. A 1 ) W l'

O

t lt A Y II A N

(1691 - 1692) 2., Seadet Giray, maiyyetindekilere ve halka kendisini sevdirip say­ dıramadı. 9 ay hanlık yaptıktan sonra Kırımlıların isteği üzerine Han­ lıktan çıkarılıp Rodos adasına sürüldü ve orada öldü.

SAFA GİRAY HAN (1692) Safa Giray Han olunca, Haci Ali Paşa maiyyetinde olarak Osmanlı Avusturya savaşına çağrıldı. Ordusu ile Yerköy civarına geldi. Bir gece, komutanlar ve Mirzalar askerlerle anlaşıp Kırım'ın yolunu tuttular. B"!ln­ ları kaçmaya ve Ham yalnız bırakmaya teşvik ve tahrik edenler İstan­ bul'dan Kırım'a gönderilmiş ve sarayda kapıkulu (muhafızi) adiyle kul� lanılan bekçiler idiler. Bunlar İstanbul'da balışişler ve ihsanlar alıp şı­ martılmış kimselerdi. Sonraları ümera ve ülemanın ellerinde tagallup vasıtaları olarak kullanıldılar ve Devlette ikide bir kargaşalık çıkardı­ lar. Kırım'daki ümera ve ülema da bunlara göz· yumup cesaretlerini ar'­ tırdılar. Hanlık'ta disiplinin bozulmasına büsbütün sebep oldular.

HACI SELİM GİRAY HAN (1692 - 1699 üçüncü kez) Kırım Beğlerinin ve ülemasının ısrarlı isteği üzerine Hacı Selim Gi- · ray üçüncü kez Kırım'a Han tayin edilip gönderildi. O sırada .Osmanh Devleti Rusya ve Avı.isturya ile savaşta idi. Hacı Selim Giray hem Ruslara ve hem Avusturyalılara karşı Osmanlılara yardıma koşuyordu. O arada Devlete karşı ayaklanan Sırplan itaat altına almak görevini de yükleniyor ve yerine getiriyordu. Bir taraftan da Osmanlıların elinde bulunan Azak kalesindeki ve şehrindeki Osmanlı askerlerine erzak gön­ deriyordU. Bütün bu işleri aynı zamanda ancak Hacı Selim Giray gibi meharetli ve yildırım gibi süratli bir Han başarabilirdi. 1699'da Osmanlı Devleti ile Rusya ve Avusturya arasında Karlofça kasahasında bu ad ile bir mu�.hede imzalandı. Bu muahede gereğince : . l Lehistan'ın Kırıma ödediği senelik vergi kaldırılmıştır :

·

-

3

-

AzaJi kalesi Rusya'ya bırakılmıştır :

3

-

Kınm Hanlı� Osmanlı Devletine vergi ödemekten af edilmiştir. - 74 -


Neticede Osmanlılar ve Kırımlılar bu muahede şartlarına göre za­ rarlı çıkmışlardır. Ruslar, çok önemli olan Azak kalesini ellerine geçirip Kırım'a ve Karadeniz.e doğru bir adım atmışlardır. Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı arasındaki bağlantı daha gevşe­ miştir (64) .

Yine Karlofça Muahedesine göre; Podolya ve Ukrayna Lehistana; Dalmaçya'dan bazı yerler Venedike; Erdil (Ardeal) ile Macaristan'ın bir bölümü Avusturya'ya bırakıldı. O zamana kadar bu Devletlerden ' alı­ nan cizyelerden vazgeçildi. Bu Muahede 72 gün tartışıldıktan sonra im­ zalandı. Osmanlı murahhas heyetinde Mavrokordato Panayoti adında bir Rum da bulunuyordu. Bu Rum ayni zamanda Divan-ı Humayun'un ter­

cümanı idi.

Haci Selim Giray Han Başvezir ile beraber Edirne'ye çağrıldı. Han iyice ihtiyarlamış bulunuyordu. Padişahdan Hanlık görevinden af edil­ mesini istedi. Padişah Han'ın dileğini kabul ederek Silivri yanındaki

Kadıköy çiftliğinde yaşamasına izin verdi ve yıllık 8.000 altın (salyaneı) tahsis etti. Hanlıktan çekilen Haci Selim Giray'ın yerine büyük oğlu . Devlet Giray Han tayin edildi.

D E VL E T G İ R A Y H A N (1699 - 1702)

Devlet Giray Han olunca kendisine Kalgay tayin ettiği kardeşi Şeh­ baz Giray asi Çerkezlerin eline esir düştü ve öldürüldü. Bunun yerine

Seadet Giray'ın Kalgay tayin . edilmesi Nureeldin olan Gazi Giray'ı gü­

cendirdi. Bunun üzerine Bucak'a gitti ve Devlet Giray Han'a isyan et­ miş olan Nogaylara katıldı. Gazi Giray evvelce Bucak seraskeri olmuştu. Oradaki Orak ve Mamay kabileleri yanında kalıp yaşamış olduğundan onların etkisi altında idi. Orak kabilesinden olan ve Bekmirza Oğulları adı verilen mirzalar;

cesaret ve dirayetleri olağ·anüstü bir şöhret kazanan Urus · Oğlu Arslan­ bek Mirza, Kasım Oğlu Cavım Mirza Gazi Giray'ı yanları:ria alıp Lehis.. tan'a akın ettiler. Pek çok mal ve esir alıp döndüler.

Devlet Giray . Han Gazi Giray'ın ve Mirzaların bu işini Lehistan ile Kırım arasında mevcut anlaşma hükümlerine aykırı gördü ve kendilerini tenkid etti : <<Leh hükumeti ile sözleşmemiz var; benden izinsiz niçin böyle işler yaparsınız? Aldığınız her şeyi tekmili ile sahiplerine çov i ı•J.

n i z ! >> dedi .

- 75 -


M l ı·�.nlıı ı•

lfu ı ı' ı n h ı ı t•nH'I ıı l ı l l ı ı 1mnnı1 1 1N,

Ollid Gi l'ny'ı da kandırıp

lıı• p l ı l l ' l l l\ 1 11 l 'n ı l l � n l ı'n n l' l zıı /.(iiıı.dm·dilcr ve bundan böyle kendilerinin

nıwnlt Otı ın n ıı l ı Dcvlctlııc

.· · . ·

·

tabi olup ona hizmet edeceklerini bildirdiler.

Devlet Giray Han, bunları itaatı altına almak maksadiyle kış orta­ sında Özü nehrini geçip Brezen suyu üzerine geldi. Su buz tutmuştu. Orak ve Mamay Oğullarının askerleri ile karşılaştı. Kabile reisieri Han'ın ordusunu 24 saat buz üstünde bekletti. Han bunlarla başa çıkamayaca­ ğını anladı ve Kırıın'a dönmek zorunda kaldı. Devlet Giray Han ilkbaharda yeniden asker topladı. · Hava düzelince asilerin üzerine gitti. Brezen suyu kenarında onlarla karşılaştı ve savaşa tutuştu. Bu sefer Han asileri yendi ve kendisine baş eğdirdi. Gazi Giray ve Mirzalar kaçıp Çiğrin kalesine gittiler.

2. Devlet Giray Han büyüklük, alicenaplık gösterdi. Kendilerinden intikam almayacağ1nı, itaat ederlerse hepsini af edeceğini ve hatta ken­ dilerine vasıta dahi sağlayacağını vaad etti. Cavım Mirza Hanın elçisine şu sözleri söyleyerek Han'a itaat ettiği­ ni bildirdi : «Bir hatadır bizden sadır oldu. Pekala bilirim ki Han şan sahibidir; asla yalan söylemez. Yiğit ve cesur olduğu için kimseden de korkmaz. Bize ihtiyacı olmadığı hald� bizi af edip çağırması sırf memle­ ketin nizarn ve asayişini bozmamak içindir. Ben yemin vermesini iste­ mem; zira sözü yemin makamındadır. Kefil de istemem; çünkü harniyet ve merhameti bir yabancı kefilden daha kuvvetlidir.» dedi . Cavım Mirza'nın Hana itaat etmesi üzerine ötekiler de aynı şeyi yapmak zorunda kaldılar. Han, Cavım Mirza'nın bu sözlerinden ve tutumundan çok memnun oldu. O'na teveccüh ve ihsanlarda bulundu. Ötekiler de itaat edip yer- · lerine döndüler. Yalnız Gazi Giray biraz korkutulmak için İstanbul'a gönderildi ve kapı arkası denilen korkunç · bir zindanda bir müddet haps edildi. Sonra Rodos adasına sürüldü. !şler bu kadarlıkla yatışınadı. Prensierin kendi aralannda ve bun­ larla Han arasında, çeşitli dedikodular ve yorumlar yüzünden, anlaş­ mazlıklar ve ·zıtlaşmalar sürüp gidiyordu. Kaplan Giray, Çerkezlerin Besieni kabilesi tarafından öldürülmür olan Şahbaz Giray Saltanın intikamını almak için Han'ın ve Kalgay'ıı müsaadesini alıp Çerkez iline gitti. Devlet Giray Hanı büyütmüş olan Besieni kabilesine aşırı derecede işkence yaptı. Han, Kaplan Giray'ın bu hareketini tasvih etmedi ve O'nu azarladı. Kaplan Giray, gençlik gu­ ruruna dokunan bu muamelesinden ötürü Han'a gücendi; Kefe'ye ve oradan İstanbul'a gitti (66)'. Kırım'daki durum böyle zararlı bir hal almışk(m, Ruslar Özü neh-

- 76 -


rine yakla§mış ve istihkamlar kazmaya girişmişlerdi. Hatta Gazikcrman kalesine 5 saat mesafede b:ulunan Acı suyun Özü nehrine karıştığı yer­ de Mamanke kalesi yanında ve Or kalesine 15 saatlik uzakta birkaç kale de yapıyorlardı. 2� Devlet Giray · Han b:u durumları İstanbul'a bildirdi. Rusların yakın bir zamanda Kırım ve Osmanlı topraklarına saidıracakları hususunda uyarıda bul:undu. !stanbul hükıimeti mahalline bir yoklamacı gönderip gerçek dur:umu .öğrenmek istedi. Ruslar gelen . yoklamacıyı rüş­ vetle elde ettiler. Yoklamacıya böyle bir durum olmadığım Kırım Han'ı tarafından bildirilen haberin asılsız olduğunu söylettiler. Han da kede­ rinden kalır oldu ve :. «Benim kabahatim sadakatimdir.» dedi. Üstelik Padişah tarafından tahtından da indirildi. . . Haci Selim Giray dördüncü kez Kırım'a Han· nasb olundu. İstanbul' dan hareket edip Tuna. ağzındaki Kiliya kasabasına geldL 2. Devlet Giray'ın hanlıktan aziedildiğini öğrenen Kırım üleması, Beğ ve mirzaları : «Biz senden ayrılmayız; ayrılmamaya yemin ettik: Bü­ tün Kırım senden ayrılmayacaktır; bunun iÇin tekrar yemin ederiz.» dediler. ·

2. Devlet Giray : <<Sizler bu işin üstesinden gelemez8iniz; . kendinizi ve beni zahmete koyarsınız.» diye onları muhalefetlerinden caydırmak istedi ise de razı edemedi. Hep birden Karasu Bazar şehri yanındaki Ak Kaya denilen yerde toplandılar ve : «Tahta senden başka kim gelirse baş eğmeyiz, savaşırız. Hatta Haci Selim Giray bile gelse O'nunla da sava­ şırız. Akkermana gidelim; Osmanlıya rica edelim. Kabul etmezse O'na da baş eğmeyelim.» diyerek Akkermana gittiler. Orada bulunan Orak ve Mamay kabileleri ile anlaşıp ittifak ettiler ve orada Haci Selim Giray'ı beklediler.

Haci Selim Giray'ın ülema, ümera ve halk üzerindeki eski nüfuzu ve Kefe müftüsü Ebussuut efendinin : <<Asiler ve bagiler Halife hazret­ lerinin Fermamna ııymazlarsa hepsinin katli lazım gelir.» fetvasını kap­ sayan ve her tarafa dağıtılan · risalesi Devlet Giray'ı tutanlar ve sevenler üzerinde derin bir korku yarattı. Evvela Şırın kabilesinden Sarı Kadır­ şah Mirza ile Bıyık Mehmetşah Mirba Hacı Selim Giray Hana biat etti­ ler. Bunların arkasından diğerleri de direnmeden vazgeçip baş eğdiler ve O'na bağlandılar. Böylece Haci Selim Giray 4. kez Han olunca Devlet Giray önce Çcr­ kezler bölgesine kaçtı. Sonra Tarnan'dan gemi ile BalıkJava'ya ve ornc.Juıı lstanbul'a gitti. İstanbul'dan Rpdos adasına sü�üldü. Kırım tahtından indirilen Hanların hemen hepsi İstanbul'n J{ l ıl l p Osmanlı Devletine teslim oluyorlar; Rodos adasına sürülüp yaşamııyı 1(11· bul ediyorlardı. Bunların suçsuz oldukları 'anlaşılınca, cesaret Vl' c l l ı·ı.ı ·

- 77 -


yc tlerinc

ı ardı.

ihtiyaç hasıl oluucu ycn ldcıı K ırı ın'ıı 1 lnıı olıtl'lll( gönderiliyor­

Kırım Hanları Padişah tarafından aziedilip idam edilcınedikleri an­ laşmasına göre, tahttan indirildikten sonra teslim olmamanın daha teh­ likeli olacağını · düşünüp teslim olmayı tercih ve ilerde daha iyi durumun olacağını ümit ediyorlard ı . Hacı Selim Giray'ın 4 . hanlığı 2 yıl sürdü. Ruslar bu yıllar içinde Çar Deli Petro'nun idaresi altında bulunuyorlardı *. Hacİ Selim Giray 22 yıl 7 ay Hanlık yapmış, 73 yaşında ölmüştür. Kınm hanlarının en meşhurlarındandır. Akıllı, azimli, dirayetli ve kah­ raman bir kişi idi. 2.

GAZi GİRAY HAN (1704 - 1707)

Devlet Giray Han'a darılıp ve isyan edip Bucak'taki kabHelere sı­ ğınmış olan 2. Haci Giray babası Haci Selim· Giray tarafından af edilmiş­ tir. Memleket idaresinde ve kabileler arasında tecrübe edinmiş oldu­ ğundan ülkesinin idaresini oldukça düzene koyup asayişi sağlamayı ba­ §ardı. Nureddin Sultanı karışık durumu düzeltmek üzere Çerkes iline gönderdi. 1705 yılında Bahçesaray'da veba hastalığı zuhur etti. Han Gözleve kasabasına taşındı. Kutluk Timur Mirza ile Kart Mirza adlarındaki kişi­ ler Yusuf Paşayı rüşvetle kandırıp istiklal isteği ile ayaklandılar ve bu isteklerini Yusuf Paşa delaletiyle İstanbul'a bildirdiler. Bu haberi duyan Han endişelendi. Akmescit civraında Sarı Hafız denilen yerde Beğleri, * Tarihte Büyük Petro diye tanınan Rus Çarı ( 1 696 - 1725) takma bir ad ile Avrupa'nın Batı memleketlerini dolaştı; sanayi merkezlerini ve fabrikalarını gördü; yeni fikirler edindi ve benimsedi. Memleketine döndükten sonra Rusları değiştirmeye ve modernleştirmeye azın etti. Arlıaizmin sembolü olan uzun sa kallarını kestirip uzun etekli ruhalarını bıraktırmaya karar verdi. Yeni bir ken, inşa ettirip adını Sen Petersburg koydu. Petro, reforınlarına karşı çıkanları acı­ masızca haps ve idam etmiştir. Bunlar arasında kendi oğlu bile bulunmuştur Deli Petro öldüğü zaman Rusya'da maden işlerindeki arnelenin sHyısı on­ binleri bulmuş; çalışan fabrikaların sayısı 233'e ulaşmıştı. Yine bu sıralarda Pan İslavizm ıakımı başladı; Islav milletleri Rusya'nın et­ kisi altına alma ve kurtarma gayesi uyandı. Osmanlı esareti altında y,aşayan Hristiyanları kurtarmak ve Doğu Roma imparatorluğunu diriltmek hedefi can­ landı. 3. ivan zamanında Moskova Knazlığımn yüzölçümü 40 bin . kilometre kare iken Petro zamanında nüfusu 10 milyon oldu.

- . 78 -


Mirzaları, ülemayı ve halktan ileri gelenleri topladı. Yusuf Paşa'nın azli istenilerek İstanbul'a dilekçe gönderildi. Yusuf Paşa azledildi. Fakat kısa bir müddet sonra tekrar yerine getirildi. Asiler cesaretlenip yeniden ayaklandılar. Bu sefer Han ağası Mustafa Ağa da bunları destekledi ve İstanbul'a gidip Ham şikayet etti. Han azl edildi.

2. Gazi Giray Han 2 yıl � ay hanlık yaptı.. 36 yaşında iken taun has­ talığından öldü.

K A P LA N

(1 7 0 7

GİRAY -

HAN

17 07 )

Kaplan Giray Haci Selim: Giray'ın oğludur. Babası Rodos'ta sürgün­ de iken doğmuştur. Kardeşlerinden Menli Girayı Kalgay tayin etti. Çerkezler eskiden beri Kınm Hanlığına tabi · idiler. Fakat asla' . baş eğmezler, ikide birde ayaklanıp Hanlığı huzursuz ederlerdi. Maksatları bağımsız yaşamaktı. Ama bu maksatlarina erişemiyorlardı. Bunun iÇin yurtları Beştav'ı bırakıp daha sarp ve savunulması kolay . olan Belçnecan· denilen yere göçtüler. Kaplan Giray Han Çerkezlerin maksat ve gayesini anladı. Elçi gön­ derip onlara .: «Eski yurdunuzu niçin bırakıp gittiniz? Bunu kimin izniyle yaptınız? Size eski yurdunuza dönmenizi emrediyorum. Dinlemezseniz sizi cezalan­ dırırım.» dedi. Çerkezler kabilelerinin çokluğuna ve yeni yurtlarının sarp­ lığına güvenip Han'ın emrini dihlemediler.

Han, 1707 yılında Kalgay'ı Menli Giray'ı büyükçe bir kuvvetle üzer­

Ierine yolladı. Çerkezler yine de baş eğmediler; üstelik karşı gelip çar­ pışmaya giriştiler. Menli Giray başarısızlığa uğrayıp Kırım'a dönmek •

zorunda kaldı. Kaplan Giray Han, artık Çerkezlere iyi bir ders vermenin zamanı geldiğine karar verdi. . Bucak Nogaylarından, Kırım Tatarlarından, Jane Çerkezlerinden topladığı büyük bir kuvvetle asilerin üstüne yürüdü. Bu sefer Çerkezler cevap olarak : <<Kırım Hanlığı'na eskisi gibi itaat edecek­ lerini ve Ayıpilk * adı ile Han'ın istediklerini vereceklerini, fakat eski

yurtlarına dönmeyeceklerini» bildirdiler.

* Çerkezler, bir suç · işledikleri zaman Kırım Ranına para, mal, rirlerdi; buna (Ayıplık) denilirdi.

- 79 -

carl yı.• VP•


Kııplan Giray I-Inn, fıs i Çcrkezleri � i ddctlc Lc' d i ptcıı başka çare kal­ ınııd ığ"ına kanaat getirdi ve askerleriyle Derbend agzında saldırıya geç­ tl. Akşama kadar süren vuruşmada · Han muzaffer oldu. Han'ın oradaki l11lcrini idare eden Ali Ağa ve bazı emekdarları, «Çerkezlerin teslim ol­ maktan başka çareleri kalmadığını, bu sebeple öz kullarını atların ayak­ ları altmda çiğnetmenin uygun olmayacağını>> söyleyerek onları af et­ melerini Han'dan rica ettiler. Han bu sözlere inanıp ve onlara acıyıp or­ dusunu geri çekti. ·

Han'ın ordusunda bulunan Çerkezler asilere haber gönderip gecele­ yin Han;ın ordusuna ansızın baskın yapmalarını, kendilerinin de katıla­ caklarını bildirdiler. Çerkezler sabaha karşı birden bire her taraftan ateş açıp hücunia geçtiler. Kırım ordusunda bulunan birçok beği, mirza ve ülemayı kati ettiler: Padi§ah bu olay sonunda Kaplan Giray'ı tahtından azl etti. 2.

D E V L E T G İ R &Y

HAN

(2. kez 1707 - 1713) Birinci Hanlığı zamanında azi edilip Rodos adasına sürülmüş bulu­ nan Devlet Giray ikinci kez Kırım'a Han tayin edildi. Bu sırada. Rusya ile Devlet-i Aliye arasında savaş başladı. Rusların üzerine 40 bin süvarİ ile akın yapan 2. Devlet Giray Han, Rusya'ya tabi Zaporog Kazaklarını Osmanlı Devleti'ne tabi kıldı. Pekçok mal ele geçirdi. Bir çok Rus köyü­ nü yakıp yıktı. Kırımlılar bu akma ('roban Cakkan Akını - Saman Ya­ kan Akını) dediler (67) . Bu sırada Rusya Çarı olan . Deli Petro, 1711 yılında büyük bir ordu ile Edirne'ye gitmek üzere yola çıktı. Bu haberi alan 2. Devlet Giray Han, büyük oğlu Cihan Deli'yi Kalgay tayin edip Kırım!ın muhafazasına bı­ raktı ve kendisi atlı ordusu ile Akkerman semtine hareket etti. Turla su­ yunu geçip Prut nehri sahiline yaklaştıkta Rus ordu�una rastladı ve he­ . men savaşa tutuştu. Orakoğlu Cavım . Mirza, kabilesine mensup askerleri . ve maiyyeti ile Rus ordusunun merkezine saldirdı; Ruslara epeyce kayıb verdirdi; birkaç top ele geçirdi. Şırınlardan ve diğer kabilelerden de bü­ yük yararlıklar gösterenler oldu. Han, düşmana zahire, yiyecek ve savaş mlazemesi gelecek yolları da­ ha erken tutup kapatn'nştı. Ruslar dana kalabalık oldukları halde bu du­ rumdan telaşa kapıldılar; ama, Deli Petro azimli ve kararlı idi. Tuna bo­ yuna inme gayret ve ümidini yitirmedi. Bu sırada Baltacı Mehmet Paşa, Osmanlı ordusu ve Yeniçeri ağası Yusuf Paşa ve diğer vezir ve komutan­ ları ile Tuna nehrinin sağ kenarındaki İsakaçı kasabasına gelmişti. Fakat

- 80 � ı


nehri geçmek için tereddüt ediyordu. Kırım Ham · ise sık sık haber gönde­ rip derhal Tuna'yı geçmelerini ve kendisine yetişmelerini istiyordu. Ken­ di askerinin düşmanınkine nazaran az olduğunu, düşmanı Tuna'yı geç� meden evvel geri püskürtrnek gerektiğini bildiriyordu. Başvezir Baltacı Mehmet Paşa ve komutanlan : <<Tatarlar vefasızdır; onlara güvenilmez.» gibi sözlerle vakit kayıb ediyorlardı (68) . Bu sırada Deli Petro Bucak'ta�i kabile şeflerine ve mirzalarına dur­ madan mektup ve adam gönderiyor, onlara büyük vaadlerd� bulunuyor, onları kendisine çekmeye çalışıyordu. �akat, şefler ve mirzalar bu mek­ tupları herrıen Kırım Ham'na gönderip O'nu durumdan haberdar ediyor­ lardı. Han da bu mektuplan Osmanlı Devlet adamlarına gönderip duru­ mun vehametini daha iyi · anlamalarını istiyordu. Ama, onları yine de ' §Üphe ve tereddütten kurtaramıyordu. . Deli Petro Türkiye'deki Hristiyanlar arasında beyannameler dağıtti­ rıyor; bu beyannamelerde : «Hristiyan koyun sürüsünü, Osmanlı kur-\ . , dundan kurtaracağını» yazıyor ve yazının altına (Rus ve Yunan İmpal'atoru Birinci Petro) diye imza atıyordu (69) . İkinci Devlet Giray Han Osmanlı Başvezirinin ve yanındakilerin tu­ tumundan üzüntü duyuyordu. Vaziyetin nezaketini doğrudan Padişaha ımiatmak için Han Tuna'yı geçti. Ertesi gün Yeniçeri bölükleri ile karşı­ laştı. Arkalarından Başkomutan Baltacı Mehmet Paşa da ordusu ile ye­ tişti. Büyük Balyemez topları da geldi ve tepelere yerleştirildi. Sabaha kadar savaş planları tamamlandı. Sabah erkenden savaş başladı. Topla­ rın yirmisine birden ateş ettirildi. Ruslar dar, alçak ve bataklık arazide bulunduklarından top merrnileri düşmanı gereği gibi hırpalıyor ve öldü­ rüyordu. :biğe:r taraftan Kırım süvarileri ve Yeniçeri bölükleri Ruslara göz açtırmıyorlardı. Ruslar karşı saldırıya geçecek kuvvetlerini tamamiy­ · le yitirmiş!er, her taraftan beyaz bayaklar sallamaya başlamışlardı. Bu­ nun üzerine Başkomutan askerlerine «Ateş kes!» emri verdi. Bi� · askeri: ıura toplandı. Gereği yapılmak üzere, konuşulmaya: başlandı. Başvezir ve Başkomutan Baltacı Mehmet Paşa ve maiyyetindeki komutanlar «Dev­ letin namusunu ikmal şartiyle» barış yapılmasının kabul edilmesine oy verdiler. Devlet Giray Han buna itiraz ederek şunları söyledi : <<Moskof gibi kavi ve amansız bir düşman kendi ayağiyle gelip eli• nize geçti. Bu öyle bir fırsattır ki, şimdi biz murad edersek Rusya'yı baştan başa ele geçirebiliriz. Çünkü, çok iyi biliyorum ki Rusya'nın ha. yatını bu ordusu .teşkil ediyor. Bizim vazifemiz bu Rus ordusunu kım ıl� d ayamayacak kadar hırpalayıp esir almaktır. Moskova'ya kadar gid ip Hus Çarını bizzat Pad1şah tarafından tayin ettirmektir.» - 81 -


l\ ı l'ıııı komutanları ve prensleri Ham destekleyerek : <<Hiç olmazsa l 'ı ı ı l l ııı ı l ı m fikrini alalım. Sulh . şartlarını daha iyi hazırlayalım.» dediler.

İHVCÇ Kralı Karl da bunlara katıldı.

Baltacı Mehmet Paşa : «Siz Tatar işlerini bilirsiniz.. Osman!( Devle­ ti'nin işleri bana havale edilmiştir. Sizin karışmaya hakkınız yoktur.>> diye hakaret edici sözl�rle Kırım Hanını ve maiyyetindekileri gücen� dirdi. ·

Bazı rivayetlere göre, Balt�cı- Mehmet Paşa'yı Petro'nun karısı IL Katerina mücevherleri, altınlan ve işvesi ile büyülemiş ve :ucuza satın almıştır.. ··

·

Diğer bir rivayete göre, Osmanlı ordusu da fazla yorulmuş ve kayıb vermiş, Yeniçeriler arasında sızıanmalar başlamış olduğundan Baltacı Mehmet Paşa barış yapmak mecburiyetinde kalmıştır. Bir müddet evvel Petro'ya yenilmiş olan İsveç Kralı 12. Karl İstan­ bul'a sığınmıştı. Pnit savaşından sonra Karl'ın memleketine dönmesi istenildi. Fakat Karl dönmek istemedi. Bunun üzerine 2. Devlet Giray_ Han'a Padişah tarafından şu ferman gönderildi :

·

«Kral memleketine dönmek isterse kendisine gereken kolaylığın ya� ' pılıp gönderilmesi; gitmek istemezse diğer nasara (Hristiyanlar) gibi Osmanlı Devleti'nhı himayesinde kalmak üzere Edirne'ye yollanması.» bildirildi. .

Han, Padişah'ın bu fermanını İsveç Kralına tebliğ etti. Kral her iki , şartı kabul etmeyip Kırım'da kalmak isteP,i. Osmanlı Padişahının emriy- . le Han ve İsmail Paşa Kralı hapsettiler. Sonra da Han bu işde kabalıatlı görülüp aziedildi ve Rodos adasına sürüldü (70) ., Baltacı Mehmet Paşa da hatasını başı ile ödemiştir.

2. Devlet Giray ikinci Hanlığında 8 yıl 5 ay kalmış, 70 yaşında öl­ �üş, Vize kasabasında Saray mevkiinde toprağa verilmiştir. ·çok kah­ . raman, heybetli bir kişi idi. ·

K A P LA N G İRA Y H A N (İkinCi kez 1713 - 1716) 2 . Devlet Giray tahttan indirilince. yerine Kaplan Giray 2. kez han nasp olundu. Padişahın emri ile Hotin kalesini tamir- ettirdi. Bu sirada . Osmanlı Avusturya savaşı başlamıştı. Han savaşa çağrıldı. Kırım'dan Belgrad'a geldiği zaman savaş bitmiş olduğundan Han tahtından indirildi. .:.._

82 -


3.

;K A R A

D EVLET

GİRAY

HAN

(1716 - 1717)

1716 yılında Avusturya ile Osmanlı Devleti arasmda başlayan sa:­

vaşa büyük bir kuvvetle gelmesi şartıyle Kırım tahtına getirilen 3. Kara Devlet Giray, asker toplamak üzere Bucak iline gitti. Kalgay'mı da as� kerleri ile birlikte gelmesi için Bahçesaray'a gönderdi. 3. Kara Devlet

Giray'm bu teşebbüs ve ;hareketini öğrenen kabile beğleri, mirzaları, üle� ma ve halk 3. Kara Dvelet Giray'm hanlığını kabul etmediler ve İstan­ bul'a ariza gönderip bu itirazlarını bildirdiler. İstanbul hükumeti Kırım'

dan gelen bu birlik ve kuvvetli dileği kabul ederek 3. Kara Devlet Giray'ı tahttan indirmek zorunda kaldı (1717) (71 ) .

Osmanlı Devleti Avusturya'ya karşı b u savaşı kaybetti ve. imzaladığı Pesarofça anlaşması gereğince Tamşuvar, Belgrad ve Dalmaçya'yı Avus�

tury'ya bıraktı.

3.

SEADET G İRAY

HAN

(1717 - 1724)

3 . Seadet Giray Han, ilkbaharda Osmanlı ordusuna katılmak üzere .

çağrıldı. Kışı Bucak'ta · geçiren Kırım Han\ zamanında Sofya OVC!sında Osmanlı ordusuna ulaştı. O sırada düşman ile

barış

yapılmıştı. Han

Padişah'ı görüp bunu kutlamak için bizzat Edirne'ye gitti. Sonra Kırım'a

döndü.

Çerkezler yine ayaklandılar. Han, bunu bastırmak üzere oğlu Salih

Giray'ı gönderdi. Salih Giray orad�m babasına şunları bildirdi :

«Yari­

l nrında büyüdüğüm ve atalığım olan Atagozukoğlu Mehmet ve İnayetşah beyler ile Karakasay ve kardeşleri gönül birliği ile bizim isteğimize göre

h arekete hazırdırlar. Canbolatoğlu denilen Kaytukaoğullan ile Bekmirza . tıı�ulları bize muhalif iseler de Kabartay'ın asıl kudret sahibi olanlan . bi:t.im taraftarlarımızdır.. Asker gönderilirse başarı sağlanacaktır.» Bu haber üzerine

ı 719 (1132

sıçan) yılında Kabartay'a sefer yapıldı:

ı 720 (1133 safer) yılın� da Kızıl burun denilen yere vardılar. Bu zaman içinde Kaytukaoğullan : o:l�ğ"er Kırım Hanına baş eğerseniz bütün çoluk çocuğuntız esir olacaktır; kaçarsanız kurtulursunuz.» diye Çerkezleri kendisine çekti. Bunun üze� ı·i ne Han, üzerlerine gitmekten vazgeçti. Ancak Baht Giray sultam bir ın iktar askerle KaŞka dağının çevresini yağmaya gönderdi. Çetkezler bu­ ı ı u öğrenerek gerekli tedbirleri aldılar. Baht Giray da hareketinde başarı ıuıjtlayamadı. K ırım a:s.kerleri bir yıl b civarda vakit geçirdiler.

- 83 ...:...


llu tıı ı·ıı<lu nı iJ':f,ll lm· ııı·uaındu uzun zamaı�dan beri mevcut olan anlaş­

mazl ı k ltııtljmış idi. 1nayetşah ağanın oğlu Er Mirza, Argın beği olan

Bahadırşah mirzanın kızı ile nikahlandı.

Oysa Muratşah ağanın oğlu

Kutluşah mirza daha e\Tvel bu kızla evlenmek için sözleşmiş bulunu­ yordu. Bunun üzerine Kutluşah Mirza Han'a başvurdu. Han, bir fer­ man ile, kız Kutluşah mirzadan başkası ile evlenirse ikisinin de . ceza­ landırılacağını ilfm etti. Er mirza Han'ın hışmından korkuyordu;

ama

hikahlısmdan da vazgeçemiyördu. Kaçıp Salgır halkına sığındı. Bir ta� raftan da Şırın mirzalarından yardım istedi. Şınnlar Cantimur mirzaya . gidip :

<<Hepimizin babamız yerinde büyüğümüzsünüz.

Bu kardeşimize

zulüm ediliyor; sahiplik edesiniz.» diye ricada bulundular.

·

Bu haberi alan Han büsbütün kfzdı. Er mirzanın öldürülmesine ka-< rar verdi. Faka:t araya giren beğlerin, ülerrianın ve mirzaların ricaları ·

üzerine Han Er mirzay! afetti. Ama Er Mirza Han'a yine güvenemedi. Bu sırada, bir kısmı Han tarafına geçen

bir grup

şımarık genç

·

Yediler kabilesinin mallarını yağma etti. Gençleri bu işe mirzaların ve ihtiyarların teşvik ettikleri sanıldı. Halbuki mirzalar ve ihtiyarlar, bunu · duyar duymaz, yağma edilen maliari sahibierine . geri verdirttiler. Ama · .

i

'

ok bir kere yayından fırlamıştı. Kırımlı tarihçi Abdülgaffar efendi bu olay hakkında şöyle demiştir : . «0 vakit Şırınlar Eyaletinde şer'iye hakimi idim. Bunu, aynen böyle .

.

· biliyorum; doğrudur.» (72)

·

Umdetü-1 Alıbar tarihinde bu olay şöyle yorumlanmıştır :

'

<<Bu esef verici vak'a Assebus Seyyar ve Asım tarihlerinde biraz· değişik yazılmış ise de vak'a sebebinin bir nikah meselesi olmaktan zi­ yade karanlık bir cehalet, çirkin bir menfaat, haince bir zulüm zihniyeti ve akılsızca bir idareden ibaret olduğu dermeyan olunuyor.>> . '

\

«Gariptir ki Rusların Petroları,- Katerinaları bütün ümerası ile elele

·:

vererek bütün hırsiariyle devletlerini kuvvetlendirmeye, askeri ve mül­ ki idarelerini hızla ge,liştirip topadamaya çalıştıkları, kuvvet ve satvet­ lerini birkaç kez Kırım Devletine acı tecrübelerle gösterdikleri halde, Kırım Devlet ileri gelenleri bunlardan ders ve ibret alınayıp durmadan birbirleri ile uğraşıp

l;ıoğuşuyorlardı.»

(73)

Şırın beğleri, mirzalar ve ileri gelenler 3. Seadet Giray Han'a baş­ vurup tahttan çekilmesini istediler. Nureddin Sultan, bu fesatçıları ez­ mek gerektiğini arzetmiş ise de Han O'nu dinlememiş; 1 724'de tahttan istifa etmiştir.

.

3. Sead�t Giray . 70 yıl yaşamış, 7 yıl l l ay hanlık yapmış; Yanbolu

· kasabasında toprağa verilmiştir.

3. Seadet Giray yumuşak huylu ve cesaretsiz bir kişi · idi. - 84 -·


2.

M E N G L İ G İ.R A Y H A N

. (1724 - 1730) 3. Seadet Giray'ın kendi isteği ile tahttaı;ı çekilmesi üzerine, Osmanlı Padişahı Üçüncü Sultan Ahmet, o _ ana k�dar takib ettiği idare-i masla� hat politikasının doğru olmadığı kanaatine varmış ve . derhal Başvezir . İbrahim Paşa'yı Siyavuş Paşa çiftliğinde yaşayan Kaplan Giray ve Mengli . Giray ile gizli inüzakerede bulunmaya göndermiştir.· Başvezir Kaplan Giray'a : <<Padişahın Kırım Hanlığını kabul etmesi hususundaki emrini tebliğ etti. Kırım beğlerinin, ınirzalannın,: üleması� . nın ve ileri gelenlerinin Hanlığın şerefi:r�e · sürdükleri lekeyi temizlemek gerektiğini>> söyledi. K�plan Giray Padişahın sözle�iİıi doğrU buldu. Ama «l:iöyle müşkiH

bir zamanda sorumluluğu almasına vücudunun zayıflığı engel olduğunu» ileri sürüp özür diledi. <<İki kez hanlığı zamanında kalgaylık yapmış vo tecrübe görmüş olan kardeşi Mengli Giray'ın bu hizmet ve Sf.>rumluht/tu üstüne alırsa başaracağından · emin olduğunu; başaramazsa bütün engel� lere rağlnen hanlığı kabul edip zorluklan yenrneğe çalışacağin�» vand etti. Başvezir razı oldu ve Padişah katında delalette bulunup 2. Mengll Giray'ı Han nasb ettirdi. 2. ·Mengli Giray Han olunca Kalgayı Safa Giray'ı 6 bin Kırım' süvarisi ile İrarı savaşında Osmanlılara yardımcı olmak üzere gönderdi. Oysa Padişah 10 bin süvari istemişti. Han, Nureddin Selamet Giray'ın komu� tası altında İstanbul'a 5 bin süvari daha yolladı. Hemedan . Seraskeri­ nin kumandası altında !ran'a doğru yola çıktılar.

2. Mengli Giray Han Kırım'a geldiği zaman memleket karışıklık için� de çalkalanıyordu. Han'ın ilk işi · bunu d üzeltmek oldu. Han, Cantimur'u ve maiyyetini huzuruna çağırdı. Kalplerini tatlı sözler ve hediyelerle yumuşattı. Karıştırıcılarm ileri gelenlerinden Abdüssamet efendi ile Ke� mal ağayı yüksek memurluklara tayin etti. Bir yandan da Cantimur'un . muhalifi olan Murtaza mirza ile de gizlice görüşüp Cantimur mirzanın . yandaşlarını ezdirmek içiri planlar hazırladı. Han'ın bu hareketini öğre� nen Kemal ağa ile kadıasker Abdüssamet efendi Han'dan şüphelenmeye başladılar. Han bunları şöyle iknaya çalıştı : «Benim görevim mirzalar ile ahali arasındaki ayrılıklan kaldırıp memleketi nifaktan ve tehlikedon kurtarmaktır. Hanlık sıfatım, herkese eşit muamele yapmamı emr ed i · yor. B u: tutumum sizi şüpheye düşürmesin. Nazarımda hepiniz muhtl•ruın ve teveccühe şayansınız.» dedi. 1726'da 2. Mengli Giray Han bir fermanıcı: bütün ümera, ülomu - 85 -

w


l l tı l' l

Utı l ı;ı ı ı

h h ; l l ı:ı l'l

w ı ı ı l l l ıı l ıı tı l ıı ı· l l tı r l

t ı ıpl ıı ı ı t. ı y n c:ı ı j:tıı·tl ı . Bu toplantıda ne

Htı l ı � ı ı ttı ı ı·ı ı y'du

lı i ı ı ı ı ı�ıı l ı ı ı · ı ı � t , � ı ın ı ı ı ı ı l ı ı

ı ı ıı ı ı l ı wı ı tı ı

l ı ı ı ld< ı ı ı ı l n

i.i necden

çeşitli düşünceler

tı ll r l l l ı l l l . Cı ı ı ı t.i m t ı r ve tarafdarları tereddüt ve şüphe

J �· l ı ı c lt • l d l l ı ' l', 'J'o p l ı ı ı ı l. ı ı l a g i zli bir maksat olduğu hususunda kulaklarına

b�) ı ı :-ıiizl(• t• de ulaştı. Bunun üzerine Cantimur ve ınaiyyetindeki genç m i rzalar Bahçesaray'dan kaçtılar. Bunu öğrenen Han, derhal, her -tarafa takipçiler

oylladı :

Çongar

geçidine 200

adam, Kuban eyaletine Baht

Giray sultan bir miktar askerle gönderildiler. Azak kalesinin muhafızı Mustafa Paşa'ya da haber gönderHip asilere karşı geçidin kapatılınası istenildi. Müftü Ebussuud efendi, Kırım üleınasının tereddüt ve muhalefetine

rağmen, kaçan mirzaların mailarına elkonınasının

caiz olduğuna fetva

verdi. Bu fetvayı kadılar icra ettiler. Kaçanlardan yakalananlar asıldılar.

Bir kısmı Baht Giray'a teslim olduklarından af edildiler.

İran'daki Kırım süvarilerinin başında bulunan ve isyanı teşvik eden Kalgay Seadet Giray Köprülüzade Abdullah Paşa tarafından tutulup Sa­ kız

adasına sürüldü, Üleınadan sayılan fesatçı Abdüssaınet efendi de

cezası verilmek üzere İstanbul'a

gönderildi.

Orada evvela haps, sonra

idam edildL

Bu suretle alınan şiddetli tedbirler, verilen cezalar sonunda Kırım'

da anarşi söndürüldü. Osmanlı Padişahı 2. Mengli Giray Han'ı İstanbul'a

Çağınp iltifat ve misafir etti.

Bu sırada İstanbul'da Yeniçerilerin Sultan. Ahmet meydanında isyan bayrağını dalgalandırıp Padişahın sarayına giderek : <<Sadr-ı azaının ve

Kaptan�ı Derya paşanın baŞlarını isterük . .

kesmekle de sakinleşmeyip işi

.

>>

dedikleri; bunların başlarını

büsbütün a zıttikları öğrenildi.

Nihayet

3. Sultan Ahmet, 28 yıldan beri öturduğu tahtını ağlayarak bırakmak zo­ runda kaldı (1730) . (Uındetü-1 Alıbar tarihi) . Yerine Birinci Mahmut padü;ah oldu ; 2 . Mengli Giray'ı Kırım tah­

tından indirdi. Bu yılda Türkiye'de _Patrona Halil adında bir şaki türedi.

Etrafına toplanan isyancılar ile akla sığınayan rezaletler yaptı. Sonunda

Patrona Halil'in ve

15 zorhasının başları kesildi ve isyanlarına son ve­

rildi.

KAPLAN GİRAY HAN '(3. kez. 1730 - 1736) Patrona Halil'in Padişah Birinci Sultan Mahmut'a yaptığı baskı al­

tında tahttan indirilen 2. Mengli Giray'ın yerine Kaplan Giray

Kırım Han'ı nasb olundu.

- 86 -:-

3. kez


Kaplan Giray Han, Kınm üleması, mirzaları ve

hoşnutsuzlukları ve zıtlıkları şiddet ve

halkı arasındaki

zulümden, hapis

ve idamdan

ziyade iyilik, yumuşaklık ve af yollariyle halletmenin daha yararlı ola­

cağı kanaatini taşıyordu. Bunu Padfşah da uygun ve doğru buldu. Kap­ lan Giray, bu düşünce ile, Lehistan'da bulunan Çırçır Mehmet ağa, Kara Devlet ağa ile Şırın

mirzalarını ve

Limni

adasında hapiste

bulunan

Cantimur oğlu Mustafa mirzayı ve Devlet Giray'ın bütün aile . efradı�ı

afetti ve· Kırım'a çağırdı. Kırım'ın ileri gelenleri ile bazı Nogay kabile- . lerinin ileri gelenleri arasındaki dargınlıkları kaldırıp bunları barıştırdı.

Gazi Giray Han'ın,

�almuk,

Çerkez ve Nogay beğlerinin muhalif olan­

larını hediyeler vermek ve mansıplar tevcih etmek suretiyle Hanlığa olan ba.ğlılıklarını tazeledi ve kuvvetlendirdi (74) .

Kaplan Giray Han 1734'de İran seferine çağrıldı. Han, süvarileri ile

savaşa katılmak üzere Kafkasya'da Temirkapı'ya vardığında Osmanlı İran anlaşması yapıldı. Han İstanbul'a çağrıldı. 1735'de Kasım gününe 16 . gün kala Rusların 100 bin kişilik bir ordu ile Kırım'a yürüdülderi duyuldu. Bu korkunç haber delallar vasıtasiyle bütün Kırım'da ilan edildi; herkes va-: tan müdafaasına çağrıldı. Genç, ihtiyar bütün ahali Or dışına çıkıp Kı­

rmi'ı

savunmaya hazırlandı *.

·

Or dışına çıkanlar zaif, takatsız ve savaşmaktan aciz insanlardı. Çün­

kü, güçlü, kuvvetli savaşa yarayan bütün erkekleri Han alıp İran - Os­

manlı savaşına gitmişti.

Ruslar, Kara Çokrak denilen yere geldiklerinde şiddetli bir kar fır­

tınasına tutuldular. Fırtına ve . bora yüzünden göz gözü görmez oldu.- Ka­ rın kalınlığı atların karınıanna kadar ·yükseldi; Ruslar korkup �e şaş�

kınlığa uğrayıp hücuma geçemediler ve geri döndüler. Böylece Kınmlı-

1ar, Ulu Tanrı'nın yardımı ile, büyük bir musibetten ve tehlikeden · kur-

tuldular.

'

Kırımlılar, bu olaydan sonra, Ruslara asla inanmamak gerektiğini,

onlara karşı he r an ihtiyatlı ve hazırlıklı olmanni lüzumunu daha iyi

anlamış oldular. Hemen bir mektup yazılıp Şınnlardan İnay�tşah mirza ' ile Han'a gönderildi. Han zaten bu olaydan haber almıştı. Fakat asker­ lerine yılgınlık gelir düşüncesiyle bum.ı gizlemişti. İnayetşah mirza kor­

kunç olayı teferruıatiyle anlattı. Komutanlar, kadınlannın ve çocukları­ nın düşmanın zulüm ve hakaretine uğrayacaklarını; ayakları altında ezi­

leceklerini ve yurtlarının düşman eline geçeceğini söyleyerek Han'dan hemen Kınm'a dönülmesini istediler. · *

Bu olayı anlatan Umdetü-1 Alıbar sahibi : «Ben bu esnada Hicaz'dıın uı•l� ve hasta idim. Fakat, bu dehşetli haber üzerine J;ıastalığımı unuturnlc lıc1ıt vatan müdafiıasını yapmak için kendimi Or dışına attım.» diyor.

miş de

- 87. -


,ıı�.,l'llU\IH 1 1 1ı dtln nwlt h l z l ın için büyük bir suç olur.» dedi ise de lwın ı ı t.ıı ı ı l ı ı ı· ı tı ı·ın• t't t l l ! ' ı'. H ı ı n dönüşc razı oldu. Kış şiddetli ve kar çoktu. Orc l ı ı h l ı ı h l r zuhmctlc Kabartay iline ulaştı. Birkaç gün mola alındıktan : ıum ra tekrar yola düştü. Tamana vardığında karşısına İstanb ul'dan gönl Tnn

:

derilen Ahmet ağa çıktı. Padişahın Han'ı İstanbul'a çağıran fermanını verdi. Bunun üzerine Han İstanbul yolunu tuttu. Özü nehri civarında, Kıl burnu kalesi semtinde Ulaklıkermana geldiğinde Rusların büyük bir kuvvetle Kınn1'a yeniden saldırıya hazırlandıklarını öğrendi; · İstanbul'a gitmekten vazgeçti. Kırım'ı kurtarmak, için geri döndü. 1736'da Azak Kalesi'nden * gelen habereiden Rusların 100' bin asker� le bu kaleyi kuşattıkları öğre�ildi. Bu durum İstanbul'a bildirildi. Kaplan

·

Giray ordusu ile düşmanı Or kapısı dışında beklerneğe başladi. Yedisan kabilesi de bütün malı ve eşyası ile Kınm'a geldi! silahlanip askerler ile birlikte düşmanı bekledi. Han'ın ordusunda asker az değildi. Fakat ateşli silahları ve bilhassa topları azdı. '15 gün sonra Ruslar Gazi Kerman kalesine geldiler. Sefer Gazi mirza -

·

Rusları gözetlernek üzere gitmişti. Rus süvarileri Sefer Gazi Mirza'yı Han'ın ordugahına kadar kovaladılar. '

'

Dr. Rıza Nur aynen şöyle yazar :

<<.İstanhul'un gözünü duman bürümii.ştü. Kırım böyle tehlikede, düş­ man kapıda iken ve- hu tehlike, inühim kale hizmetini gören Kınm düş• tükten sonra, .T ü rkiye'nin dışında patlayacak iken, bunları hesah etme­ yip, zavallı Kırım' ı İran, Avusturya ve Lehi stan' da bir ufak koz gibi ve boşuna sarf edip duruyordu.>> (75) Ruslar, 30 bin kişi ile üç generalin koroutası altında Safer ayının ilk günu Or kalesine saldırdılar. Karşılarında ve merkezde Han, sağında Kalgay Fethigiray, Kırım ve Yedisan askerleri ile, solunda Nureddin Ars­ lan Giray dört Şırın mirzası ve askerleri ile yer almışlardı. RUs süvarileri. general Münnih'in koroutası altında şiddetle saldırıya geçtiler. Fakat Kırım süvarilerinin daha . şiddetli · karşı saldırılarına dayanamadılar, geri çekildiler. . Aradan üç · gün geçti. Ruslar bütün kuvvetlerini ve toplarını alıp tek­ rar geldiler. Ordularının çevrelerini birkaç sıra arahalada sarıp muhafazn altına aldılar. Askerlerinin hepsinde ateşli silah vardı. · · * Azak Don nehrinin denize döküldüğü yerde yapılmış bir şehirdir. Yakı­ nında eski Yunan kolonisi Tanais şehri bulunmuştur. Bu şehir daha sonra Hazpr · ve Peçenek Türklerinin ellerine geçmiştir. XI. yüzyılda Kuman (Kıpçak) Türl<· leri tarafından zapt edilmiştir. Sonra Altın Ordu Devletinin olmuştur. Zengin Cf'• neviz, Venedik tacirleri alış - veriş yapmışlardır. 15. yüzyılda Osmanlıların el i · ne geçmiş v e nihayet Ruslarda kalmıştır. ·

- 83 -'


Ruslar� karşı koymada yetersiz kalan Kırım ordusu Kara Cılga'ya, oradan Kanlı Cak mevkiine kadar geriiemek zorunda kaldı: Fakat orada da tutunamadı; Or kapısından içeri Kırım'a girdi. Kırımlılar kahramanca döğüşüyorlardı. Ama asker s ayısı ve silah kuvveti b akımından Ruslar çok üstündü, İstanbul'dan da yardım gelme mişti. Kırımlılar, Balçık Hendek denilen yerde üç gün direndiler; Rusları i lerletmediler. Fakat dördüncü günü sabaha' karşı Rusla;r sessizce BalçıkHendekiere kadar s okulup ansı­ zın hücuma geçtil�e. O esnada Or kalesinde bulunanHan'ın atı bir kur. şunla öldürüldü. Yanında bulunan Cantimur mirzanın atı da bir kUI'§Ul1 Kalede kuşatılmış kalan , isabetiyle telef oldu. Han canını zor . kurtardı. . · ·. · askerlerin hepsi şehit oldu. '

Han, Ceterlik suyu bölgesine gidip yEmiden askenni toplaeli ve Or ka­ lesini kurtarmaya koştu. Fakat Ruslar kaleyi tamamen ellerine geçirmiş­ ler ve askerlerini Kırım içersine sürmüşlerdi. Kara Doğanı, oradan Göz­ . Ieve'yi e llerine geçirdiler. İkisini de yağma e ttikten sonra yakıp yıktılar. t\rtık Ruslan durduracak kuvvet yoktu. Nitekim Bahçesaray'ı da yakıp yıktılar ve yağma ettiler. Sonra Karasu Bazar ve Akmescit şehirlerini de ellerine geçirdiler. O sırada Kıı�ım'da zuhur eden taun hastalığı pekçok Rus'un ölmesine sebep oldu. Bundan korkan Ruslar 94 gün kaldıktan son­ ra Kırım'ı bırakıp gittiler. Giderken Selim GirayHan'ın meydana getir­ diği çok zengin ve · değerli kütüphaneyi yaktılar. Or kalesini havaya · uçur­ dular.

. Bu olay Rusların ne kadar kuvvetlendiklerini, Kırımlıların artık on­ lara karşı durmakta büyük zorluğa uğradığını anlatmak bakımı'rı,dan çok düşündürücü idi. Batı Avrupa'da icad edilip geliştirilen silahlarla dona­ tılan Rus orduları karşısında artık ok, yay, kılıç, kalkan ve süngü ile veya eskimiş demode silahlarla korunmanın ve hele saldırıp savaş kazan­ manın mümkün olmayacağı meydana çıkmıştı. Bundan başka gerek Os­ manlı ü lkesinde ve gerek Kırım'da düzenli bir devlet kurulması, milletin birlik olması, hurafelere dayananı taassubun atılması zaruretlerinin, anla­ �ılması şart olmuştu. Ama, ne yazık ki bu zaruretler henüz .tam olarak anlaşılmış değildi. ,

;, .

Kır�m'da meydana gelen bu acı olaylardan sonr� 1736 yılın� n s �nuna doğru Kaplan GirayHanlıktan aziedilip Sakız adasına. sürüldü ve orada . . ·. . Öldü. 1 . Kaplan Giray siyasette ve idarede meharetli, cesur ve tedbirli idi. Fakat hastalıklı idi. 60 yıl yaşamış, üç kez olmak üzere l l yıl 6 ay hanlık yapmıştır. ,'

'

- 89 -


2.

F E T Il İ

(1736

G İ R A Y ll A N -

ı737)

2. Fethi Giray, Kaplan Giray'ın son Hanlık devrinde, İran'a · giden Kırım süvarilerine komuta etmiştir. Demirkapı'dan geçip Gence muha­ fız komutanı Ali Paşa'nın maiyyetine girmiştir. Gence kalesini İran Şa­ hının muhasarasından kurtarmıştır. Bunun üzerine İsta�bul'a gitmiŞ, ken­ disine Vize sancağ1 arpalık olarak verilmiştir. İstanbul'dan Kırım'a Kal­ gay tayin edilerek gönderilmiştir. Kaplan Giray hanlıktan indirilince ye­ rine geçirildi. Cesur, tez tabiatlı ve ateşli karaktere sahipti.

O sırada Han Divanı'na katip olan Umdetü-1 Alıhar sahibi şu bilgiyi vermiştir : <<0 yıl Kırım her yandan bahtsız idi : Bir taraftan kıtlık ve açlık;

diğer taraftan veba ve taun hastalıkları şiddetle hüküm sürüyordu. Ça­ resiz halk o derece ye'se düşmüş idi ki üçbuçuk asırdan beri içinde ha­ kim olarak yaşadığı vatanından bile ümitli değildi. O sene Kırım'ın en önemli kalesi olan Azak kalesi de Rusların eline düşmüştü. «Güz günlerinde Han, Kartal'da oturan Serdar Seyit Mehmet Paşa' nın daveti üzerine maiyyeti ile Kızıl Ağaca, oradan beraberce Bucak semtine gittiler. O sırada Nemse Kralının gönderdiği . elçi vas.ıtasıyle Osmanlı Devleti ile Rusya arasında barış anlaşması yapılmıştı. H:ılbuki bu barış anlaşması bir hile, bir igfalden ib aret imiş ki birkaç hafta sonra Nemçe ile Moskof ittifak edip ehl-i islam üzerine hücum edince anlaşıldı. <<Nemçe (Avusturya) ordusu (Vodin'e) hücum edip Eflak ve Bağdan ülkelerini zapt etti. Moskof generali Münnih de Özü kalesine hücum edip Yahya ve Mustafa Paşaları ve birçok ehli islamı esir ettiği gibi general '(Lisin) de Kırım üzerihe"yürüdü. Çekişke kalesine girdi. Azak denizinden bin kadar gemi ile cepnane ve zahire götürüp (Tatlıbulak) denilen yerde bir istihkam yaptı. Oradan (Arabat) üstüne hareket etti. Aslında Ruslar . Kınm'a başka yerden geçemeyeceklerdi. Han ve Serasker Paşa askerle­ riyle Rusları Arabat'ta .beklediler. Çünkü (Sasık) tabir olunan Çekiçke deresinin Karasu nehrine ulaştığı yerde bir yaya geçidi bulunuyordu .ki bir atlı adam geçmekte zorluk çekerdi. Bu sebeple düşmanın oradan gel­ mek ihtimali hiç hatıra gelmemişti. Halbuki Rusların büyük fıçılardan sallar yapıp toplariyle birlikte birden bire (Bekkerman� dan geçtikleri görüldü. Bundan gafil bulunan islam askerlerine düşman ansızın hücum edip d�ınık olanların hepsini telef etti. Oradan Karasu şehrine doğru ilerledi. Bir taraftan geçtiği yerde bulunan köyleri ve kasabaları yağma ediyor, diğer taraftan Karasu şehrini ateşe veriyordu. Kadınlar, çocuklar, _ go ......:.


ihtiyarlar ve hastalar feryad ve istlmdat ediyorlar; fakat kimııc hu ııl ıtt'l duymuyordu. Bu vaziyet, feryat ve figan ve dehşetli · levha karşısındn düşman aldırmıyor, şehri baştan başa yakıyordu. Kalmuk askerleri in­ safsız hücumları ile kadınları kocalanndan, çocukları babalarından ayı­ rıyorlardı. İşte bu dehşet veren anda Osmanlı askerleri imdada yetişti. Ak Or denilen yerden düşmanın üzerine yağdırdığı top gülleleri insan kıyafetindeki vahşileri korkuttu; şehri bırakıp kaçmaya mecbur kıldı. Rus . generali Münnih'in Kırım'a iki defa girişinde Müslüman ehaliye yaptığ'ı mezalim her türlü tasavvurun üstündedir. <<Nureddin Sultan düşman elinden bir kısım biçareyi kurtarabiidiyse de yine birçok ehl-i islam kafirlerin esaret pençesine düştüler.>> Bu felaketler 2. Fethi Giray'ın ihmal ve tedbirsizliğine bağlanıp 1737 yılında hanlıktan azl edildi. 2. Fethi Giray 50 yıl yaşamış bir yıl tahtta kalmıştır. Vize kasabasında Ayaz Paşa camUndeki türbeye gömiil­ müştür.

2.

MENLİ GİRAY H A N (2. k�::z 1737 - 1739)

2. Menli Giray ikinci kez han tayin edildiği sırada Türkiye Rusya ve Türkiye Avusturya savaşları oluyordu. Ruslar Kınm'a saldınyorlardı; Han bunları def etmekle meşgul idi. Osmanlılar ve Kırımlılar başarı . gösterdiler. Rusya ve Avusturya barış istediler. Barış şartlarının konu­ şulması için Han İstanbul'a çağrıldı.

Yapılan barış şartlarına göre Tuna nehrinin güneyi Osmanlıda kala­ cak. Azak kalesi yıkılıp sıııır onun yakınından başlayacak; Rusya Ka­ hartaylara · karışmayacak; Azak d(mizinde gemi yapamıyacaktır. Rusya ne . zaman Osmanlı Devletine karşı savaş açsa, Avustuwa Rus­ ya'nın Osmanlılan mağlup edip , toprak koparacağını düşünür, kendisi de bu yağmadan mahrum kalmamak için Osmötnlı Devletine savaş açardı. Yahut Avusturya Ege denizine çıkmak için Osmanlı Devletine savaş aç­ ::ıa, O'nun Balkaniara ineceğini düşünüp kıskanan Rusya hemen Osmanlı Devletine karşı savaşa girerdi. Bu karşılıklı rekabet bu iki devleti Os­ manlı Devletine karşı birleştirmiş ve savaşa birlikte girmelerini sağ'ln­ mıştır. Bu siyaset çok sürmüş ve Türkiye bundan ço� zarar görm iiştiir. Türkiye, bu. iki imparatorluğa karşı çıkıp saldırılarını def ot.nwlc gücünü artık kayıb etmişti. Bu durum ve sonuç ayni zamanda 1\ ı ı· ı ın Hanlığı'nın da büyük zarar görmesine sebep oluyordu. Kınm, ııık ıı ı lc, �:ığdan ve soldan Rusların saldırılarına uğruyor,- sıkıştırılıyor, ım vuı ı ı ı ın· __;

91 -


dn rıı•v,cı d fl�fl rll l t i ,V OI'ı1 ı ı . l l.ı ıııytı' ı ı ı n I{IIY«'�I u rtı k Kırım'ı eline geçirmek,

Oımı rı ı ı l ı . ll uv lıı t.l ı ı l ı ı 1\ı ı V I ' rı ı ı ı ı ı• kıı rakolu ol an bu kaleyi yıkmaktı. Türki�

ytı'yu H l dt• ı ı dı�ı ı l ı ve.• kııı.·a yollarını açmaktı. Bu hedefine ulaşmak için her

çc�lt t' ı ıgel i yıkmaya karar vermiş görünüyordu.

2. Menli Giray Han 1739'un ramazan ayı içinde 60 yaşında iken öldü ve Bahçesaray Han cam�sinin türbesine gömüldü. 8 yıl 6 ay haniık yap� mıştır� Akıllı, tedbirli ve edip bir kişi idi. Karasu Hazar şehrinde cami, tekke, Bucak'ta Tatar Pınarında medre­ se inşa e ttirmiştir. Gazelleri vardıt. .

2.

S E LA M E T

GİRAY HAN

(1739 - 1743) 2. Menli Giray'ın ölümü üzerine Kırım'a Han nasb olundu. Ruslar tarafından yakılıp yıkılan Bahçesaray şehiini ye�iden onardı. Han ca_mil adı verilen büyük bir cami yaptırdı.

1741'de İstanbul'a çağrılıp Padişah Birinci Mahmut ile görüştü. Kı� rim'a dönüşünden bir müddet sonra Ruslardan alınmış olan esirleri, an­ laşma şartlarına göre, serbest bırakmak gerekli iken, bunu yapması için Padişahtan ferman almış iken, yerine getirmemiş olması yüzünden 1743'. de hanlıktan indirildi; Gelibolu kasabasında ikamete mecbur edildi. Bir süre sonra affedilip Yanbolu civannda Fındıklı köyünde yaşamasına mü� saade edildi.

2. Selamet Giray temiz kalpli, dindar, hayrat yapan bir kişi idi . 60 yıl yaşamış 3 yıl 9 ay hanlık yapmıştır.

2.

S ELİM

GİRAY HAN

(1743 - 1748) 2. Selamet Giray'ın yerine tayin olundu. Devlet idaresinde c iddi ve . ·

sert olduğundan halk arasında (Katı Selim Giray) lakabiyle şöhret bul­ muştUr. Anlaşma gereğince Rus esirlerini serbest bıraktığından Padişahın iltifatını görmüştür. İstanbul'a çağrılmıştır. İ:;;tanbul'dan döndükten son­ ra hastalanıp 1 748'de ölmüş ve Hansaray bahçesinde gömülmüştür. 40 yıl yaşamış, 4 yıl 9 ay hanlık yapmıştı�. � 92 -

·


A R S LA N G İ R A Y H A N (1748 - 1756) Arslan Giray Han memleketinin onarılınasına ve yeiıi inşaata çok önem vermiş ve hizmet etmiştir. Bu cümleden olarak Rusların yıktıkları Or ve Arabat kalelerini'onarmış; Üç Oba, Çongar ve Cuvaş ,istihkftmlanna tabyalar yaptırmış ve eksiklerini tamamlamıştır. Hendekleri temizletmiş ve kalelerdeki muhafızları çoğaltmıştır. Böylece Rus saldirılarına karşı savunma kudretini arttı!ffiıştır. Han ' sarayı yanında bir medrese ile bit· ..

okul yaptırınıştır.

Kalmuk hanlarının ellerinde buunan Tatarları Kinm'a · getirip yer� leştirmiş ve bir kısmını Arabat kalesine yerleştirmiştir. Padişahlann sarayında uzun zaman harem ağalanna hocalık ederek saraya intisab etmiş oln Kırımlı Rıza efendinin teşvikiyle 1756'da azl edi·

len Arslan Giray Sakız adasına sürqlmüş, sonra Gelibolu'da . o�urmasınn

izin verilmiştir.

.

.

1

.

l l yıl sonra, 17!)6'da, ikinci kez tekrar Han nasb 1olundıı ise de bu se­ fer yalnız üç ay; hanlık yapmıştır.

y

Arslan Gira

l

Han ilk hanlığı zamanında, yukarda yazılanlan yap­

tırdı darından başka, Gözleve' deki büyük camii onarmış, şehirde çeşme­ ler yaptırmış, eskilerini onarmıştır. Vize kasabasında kimsesiz fakir ço­ cukların bakımlan için vakıf bırakmıştır. Ergene suyu üzerinde bir köp-. rü yaptırmıştır.

. Gözleve camiine ait olmak üzere Hanlar tarafından iki medrese, bir

imarethane; bir çamaşırhane, bir hamam yaptırılmıştır. Gözleve camii�. nin masrafıarına ve içinde çalışan hatip, imam ve müezzinlerinin maaş­ Iarına tahsis olunmak üzere dükkanlar yaptırılmıştır. Çongar'da Köstel adını taşıyan köyde

1300 desatina . vakıf toprak.

bırakıl�ıştır ki Çarlık zamanında yılda 15 bin ruble . gelir sağlamıştır. Bu kadar zengin pir vakfa sahip olan bu oami içinde vazife görenler tarafından . bakımsız ve tamirsiz bırakıldığından ve bütün . gelirleri ken­ di şahısları için harcadıkl<imndan harap olmuştur. İçindeki kilimler ve ·

halilar da yok edilmiştir. (A.H.) Şimdi ca�ide hasır bile · bulunmadığın­ dan halk bayramlarda, cumalarda abasını, hırkasını yere serip namaz kılarlarınış (77:) .

H A :l.. İ M G İ R A Y

HAN

(1756 - 1758) Arslan Giray'ın yerine tayin olunan Halim Giray . gençli�i n l Hu m�· l i'de kendi halkından ve memleketinden uzakta geçirmiş

- 93 -

old uJ;tu ııdııı ı


u ı ı l ı:ı ı · ı ı ı u�• lı:ı ı ı ı • ld �·ı· l ı ı l l ı l l ı ı ı ly ı ı l 'd ı ı . luıtı ı ı l ' l ı ı ı· l � l ıyuı·d ı ı . lt ıy i lı J uı y ı ı uyı ı ııııı d ı

Hu

l lı ı l lu i lc goruşme

ve konuşmalarında

l u ı l l y U:t.ütıdmı memleketinin ileri gelenleri ve hal­

ve

unlaşamadı. Bucak halkı da ondan memni.m ve

hoşn ut olmadı. Bu durumlar O'nun tahttan indirilmesine sebep olP,u. 70 yıl yaşamış; iki yıl birkaç ay hanlık yapmıştır.

KlRlM

GİRAY HAN

(1758 -1769) Halim Giray'ın tahttan indirilmes1 üze;rine Kırım Giray tayin olun­

du. 6 yıl bir ay hanlık yaptıktan sonra 1 764'de azledildi. 4 yil sonra 1768 de ikinci kez Han nasb oluİıdu. Ancak 7 ay yaşayıp öldü.

Kirım Giray Han Bucak'taki kabileler tarafından tutulup isteniyor­

du. Bender kalesinin muhafız komutanı ve İsmail valisi tarafından da istenildiği ve hakkında iyi raporlar verildiği için Kırım'a Han nasb olun­ . du. Gösterişli, zevk ve sefayı . seven, içki ve çalgıya düşkün idi. Fakat, aynı zamanda, cesur, sözünü geçiren, disiplinli ve otorite sahibi idi. Kırım Giray zamanında Osmanlı ·Rus savaşı oldu. Kırım süvarileri ile savaşa katıldı. Bu savaş. sırasında Kırım'da Fransa konsolosu olarak bulunan Macar asıllı Baron de Tott Han'ın yanında bulunmuş ve bırak­ tığı hatıratında şunları yazmıştır (78) : «Ukrayna'ya yapılacak sefer İstanbul'da Kırım Giray ile danışılarak karara bağlandıktan sonra Kırım Değlerinin Kurultay'ında da kabul edil­ di. Eyaletlerden asker toplanması için sağa ve sola buyruklar gönderildi.

Her sekiz aileden üç atlı istep.iyordu. Bölyece aynı anda saldırıya geçe­

cek olan üç ordunun teşkil edileceği tasarlanıyordu. Nureddin'in 40 bin

kişilik ordusu küçük Don nehri üzerine gidecek; Kalgay'ın 60 bin kişilik

ordusu Dniyestr'in sol yakası boyunca ilerleyecek ve Han'ın bizzat yönet­ tiği 100 bin kişilik ordusı.ı, da doğrudan Ukrayna'ya dalacaktı. Genel bu­

luşma yerinin Tombasar olarak tesbit edildiği bu büyük orduya özellikle Yedisan ve Bucak birlikleri alınmıştı:»

· Kırım Giray Han'ın Kırım Hanlığına ait olan Olmar kasabası civa­ rında karargahını kurduğunu anlatan ve havanın çok soğuk, kışın şid­ detli ve kar tabakasının epeyce kalın olduğunu tasvi:ı:- eden Baron de

Tott şöyle devam ediyor (sahif7 199) : -

.

<<Toplanan ordu savaş düzeninde ilerlerken yolda rastladığımız kü.:.

çük bir tepe, Kırım Giray'da birliklerini toplu halde gözlerinin önünde

: görme fikrini uynadırdı; durulmasını buyurdu. O'nunla birlikte tepeye

çıktığımda Kırımlıların boz renkli elbiseleriyle beyaz kar iiıl• ı · i n de zor- 94 -


lukla seçildiğini fark ettim. Çe§itli sancaklanyla eyaletlerin birlikleri n i ayırt etmek mümkün oluyordu.· B u ordunun 2 0 sıra halinde gayet dü:t.· gün bir şekilde sıralanmış olduğunu gördüm. Her sultan (prens) serasker kurmay heyeti ile birlikte alayının önünde bulunuyordu. Ordunun bü­ tününden daha ileride ve ortada hükümdar ve kalabalık maiyyeti yer alını§tı. Her biri 40 atlıdan meydana gelmi§ iki sira halinde yürüyen 40 bölük.)) Baran de Tott, Han'ın, Ruslardan alınacak esirlerin öldürülmemesini emrettiğini .ve : «Önüme c�llat gibi çıkan her Kınmlıyı hemen asarım.» dediğini yu• ı zıyor (sahife 205). Baran de Tott devamla :

·

«Bu arada Osmanlı ordusunun Tuna boylarına doğr:u hareket ettiJ:tl .hakkında �tanbul'dan gelen haberler Kırımlılara uzun bir barış vaad et­ miyordu. «Kırım Giray, yorgunluğunu gidermek için tertipiediği eğlenceler sırasında bile ihtiyatı terketmeyerek yeni birliklerin toplanması için buyruklar veriyordu.» qiyor. Baran de Tott, bu sırada rahatsızlık geçiren Kırım Giray'ın yanına Siropolu adında bir Ortodoks Rum daktorun geldiğini, bu daktorun Eflak beyinin başhekimi ve Kırım elçisi olduğunu, daktorun hasta Hana bir ilaç verdiğini; fakat bu ilacı aldıktan sonra daha ziyade fenalaştığını ve çok geçmeden öldüğünü yazıyor; verilen ilacın zehir olmasından şüphe• tendiğini belirtiyor. Bu arada Sirapalo'nun hemen Eflak beyinin yanına gittiğinden, Kırımlıların dikkat , ve takibinden kurtulduğunu açıklıyor.

Kırım Giray Han Ruslardan 15 bin esir alarak Bucak'taki Kavşan kasabasına dönmüşken burada hastalanıp ve şüpheli ilacı alıp ölmüştür. Na'şı buradan Kırım'a götürülüp Han camii · bahçesinde toprağa veril­ miştir (1 769) . Kırım Giray Han, Bahçesaray'da Dilara · adında bir cami, Kavşan kasabasında da bir cami ve birkaç çeşme yaptırmıştır. Bahçesaray civa­ rında Haniara mahsus aşlama bahçesini pek çok para harcayıp mükem­ mel bir gezi, güzel bir gül bahçesi şekline sokmuştur. Rumeli'deki ynşıı· dığı Pınarbaşı çiftliğinde büyük bir saray yaptı�ş ve etrafında gi'ı �l·l bir bahçe vücuda getirmiştir.

II. Katerina (1762 - 1796) 1763 yılında Kırım Ranına Nikiforo r n d ı ıı · daki bir adamını Hanlığın merkezinde Rusya'yı temsil eden lwı ı rıol oım olarak kabul ettirdi. Görünürdeki görevi, Kırım'daki Rus: tiiccn l'ln ı·ı ı ı ı ı ı - 95 -


l�lui' J ı ı l l\oll ll'lll c tmok

ve

lwJuylu§tırmak.tı. Fakat esas , görevi, Kırım'daki

Iç d u n ı ı ı ı u w uluyJun dikkatle takip edip gelişmeleri ve yönlerini giz­ lice Huı:ı hükümetine bildirmekıL Nikiforof, Rusya t�afından Don nehri üzerinde yapılacak kaleler için Han'dan izin koparınayı başarmakta da

gecikmedi: Asıl önemlisi, Kınm Hanlığı'nın siyasi, askeri ve ekonomik durumları hakkında :uzun raporlar düzenleyip gizlice bizzat Çariçe'ye göndermesidir. Bu raporlarda Kırım'ın askeri teşkilatı, mülki idaresi, nüfusu, Halkın Han'a karşı bilhassa Osmanlı Devletine karşı psikolojik tutum ve durumu, iktisadi teŞkilatı · ve vaziyeti, Hanlığın g�liri, ihtiya,ç­ ları, zaafları velhasıl içyüzünün tam bilançosu bildiriliyordu. Nikiforof çok daha ileri gidip Han'a baskı yapmaya ve Han'lığın içişlerine karışma­ ya başlayınca ve hele halk arasında bazı karışıklıkların çıkmasına sebep olduğu anlaşılınca 1765'de askeri muhafaza altmda Or kalesine götürül' dü ve oradan sınır clışı edildi. 3.

·

S E L İ M. G İ R A Y H A N (1764 - 1769)

; Kırım Giray'ın 1764'de üıhttan indirilmesi ile yerine getirlie� 3. S�- · Um Giray 1767'de indirildi. 1770'de yeniden Han tayin edildi. Rumeli'de . oturan bütün sultanlan y�nına alıp Dobruca'daki Babadağ kasabasında Osmanlı ordusuna katıldı. İlkbaharda Ruslar Kırım'a saldırdılar. Or ka­ lede meydana gelen savaşta Osmanlılar ve Kırımlılar iyi döğüştüler. Se- . rasker İbrahim Paşa, Rusları koğdu. Fakat Ruslar Bucak'ı' işgal ettiler. · General Dolgoruvki bir beyanname yayınladı, bunda :

·

«Siz Kırımlılar, Cengiz sülalesinden eski ve müstakil bir Devlet idi­ niz. Şimdi Osmanlı Devleti'nin bir eyaleti haline düştünüz. Hanlarınız O'nun keyfine göre nasb ve azi olunuyor. :]3izimle beraber olunuz. İs­ tiklalinizi tanınz.» dedi. Sultanlardan ve mirzalardan bu sahte sözlere inananlar çıktı. Zaten evvelden iberi böyle yalaniara aldananlar yok değildi. Bunlar, Rusların Kl.rımlılıları Osmanlılardan ayınp himay'esiz ve yardımcısız bırakmak ve sonra yurtları ile bitlikte ellerine geçirmek maksadı güttüğünü kavraya­ mayacak kadar saf ve gafil kişilerdi. Ruslar 1 77l'de Kırım'a yeniden saldırdılar. Osmanlılar ve Kırımlılar fena halde bozguna uğradılar. Serasker İbrahim Paşa esir düştü. Han, Kefe'den gemi ile İstanbul'a kaçtı. Savunmasız kalan l{:ınm'ı Ruslar 'baştan başa işgal ve istila ettiler. Bunun üzerine ·. Türkiye ile Rusya ara­ sında Romanya'nın · Fokşan kasabasında sulh konuşmal1anna başlandı, - 96 -


sonra Bükreş'te d�vam etti. Türkiye'yi Dışişleri bakanı Abdurrazzak Ba­ hir efendi, Rusya'yı elçisi Obraşkof temsil ettiler. Rusya murahhası Kı­ rım'a istiklaliyet tanılmasını, Kerç ve Azak kalelerinin Rusya'ya bırakıl­ masını . istiyordu� Türkiye murahhası Kırım'ın müstakil ol;rnası şartını kabul etmedi; öteki şartları, Tarnan'da yeni bir kale yapmak şartiyle kabul etmek zorunda kaldı. 1771'de Kınm'a ikinci kez hücum eden yine general Dolgoruvki idi. Bunun dağıttığı beyannamedeki yalan sözlere inananların başında prens

(sulta:p.) Şahingiray ile bazı Kırım ve Nogay mirzalan vardı . Kırımlıları

tereddüde. düşürerek parçaladılar ve Rus generali Dolgoruvki'nin saldı­ rısına karşı mukavemeti zayıflattılar. İstanbul'a kaçan

·3. Selim Giray Han'ın arkasından pek çok ülema,

mirza . da kaçtı. Bir kısmı Osmanlı o dusuna katıldı.

Kınm Hanlığında düzeri iyice bozulmuş, millet şaşırmıŞ:, bölünmüş ve

kime inanacağını ve neye karar vereceğini bilemiyordu. · MAK S UT

Bu durumda

G İRAY

Han tayin edildi, fakat kud­

ret ve otorite sahibi olmadığı görülerek biraz sonra azledildi. Yerine KAPLAN

RAY

·tayin edildi. Osmanlı

Rus savaşma

·

katılmak

üzere Bucak bölgesine gitti. Fakat Hantepe ve civarındaki savaşta Rus­ lara mağlup oldular . . . Ruslar Bender, Kiliya, Akkerman, İsmail ve Bük­ reş şehir ve kalelerini zapt ettiler. Kaplan Giray ll ay sonra kendi arzusu ·

ile tahttan çekildi.

2.

SAHİB

GİRAY HAN

(1772 ___: 1775) Bu kanşıklık içinde Şırın, Mansur mirzaları ve halkın ileri gelenleri Sahip Giray'ı

Kırım'ın

bağımsız Han'ı seçtiler. Sahip Giray bağımsız

Han olarak R:uslarla Karasuhazar 'anlaşmasını imzladı. Bu anlaşmayı tartışmak ve imzalamak üzere Beğ ve mirzalardan oluşan bir murahhas heyeti seçilerek Şahingiray'm başkanlığı altında Peters.b urg'a gönderildi. Böylece Kırım Hanlığı ile Rusya Çarlığı arasm­

da dostluk ilişkileri kurulmasına yol açılmış oluyordu. Murahhas heyeti 1772 yılının Kasım ayında Petersburg'a ulaştı. Kırım Murahhas Heyeti Rusya'ya şu tekliflerini bildirdi :

1 - Bundan sonra Kırım Hanları Han Divam (Kurultay'ı) tııl'll rııı­ dan seçilecektir;

2

-

Hanlar yalnız Cengiz soyundan olacaklardır; - 97 -


:a

�··

J lı ı ıw� l ı ı ı l l' I'U Oıı ı ı ı ıı ı ı l ı w HuHyn

Devletleri asla karışmayacak�

J l l l'l i ı ı·;

4

-

1\ IL'.ı ın 1laı ıl11n

hiç bir Devlete tabi olmayarak tam bağımsız

hareket edeceklerdir;

- Ancak, Kırım Tatarları Müslüman olduklarından Halife sıfat ve ünvanım taşıyan Osmanlı Padişahına dinen ve manen bağlı kalacaklardır; 6 Kırım elçileri, bütün Devletlerin elçileri gibi, . serbest ve · , eşit muamele göreceklerdir. 7 Kırım Hanlarının seçimleri ve seçilen Hanların adları Rusya' ya bildirecektir; 8 Kırım Hanlığı'nın tarafsızlık : ve bağımsızlığını koruyabilmek için Rusya Kerç, Yenikale, Kılburnu kalelerinde askerlerini bulunduı:acaktır; 9 Rusya, yapacağı savaşlarda Kırım Hanlığından yardım istemeyecektir; 10 Kırımlılar bundan sonra Rusya'ya akın yapmayacaktır; ll Rus uyruklu esirler serbest bırakılacaktır; 12 Rusya Kırım'da bir elçi bulunduracak ve Ruslar serbest ticaret yapabileceklerdir. 5

-

-

-

-

-

-

-

Bu anlaşma ile Rusya Kırım üzerindeki gizli düşünce ve gayesini gerçekleştirmek imkamın bulacaktı. Bu teklifler Rusya'nın işine geliyordu. Onun da maksadı Kırım'ı Osmanlı Devletinden ayırmaktı. Kırım'ın tek başına kendi kuvveti ile . Rusya'ya karşı koyamıyacağını, bir gün mutlaka kendisine boyun eğ­ mek zorunda kalacağım biliyordu. Kırım Tatarları arasına fitne ve fesat sokup onları birbirine düşüreceğine ve Kırım'ı kolyca eline geçireceğine inanıyordu. Rusya, 1 774'de, daha sonra bu inançla, Küçük Kaynarca Antlaşma­ sına Kırım'ın bağımsızlık şartım israrla koydurmuştur. Osmanlı murah­ hasının direnmesine karşı bu şart kabul edilmeden Antlaşmayı imzala­ mayacağım bildirmiştir. Bu düşüncelerle Rusya Kırım heyetinin tekliflerini kabul etti . ve şu şartlarla Karasuhazar antlaşmasını imzaladı : Ruslar Kerç, Yenikale, Kılburnu ve Kefe'ye askerlerini yerleştire­ ceklerdir. Bazı beğ, mirza, ülema ve halktan ileri gelenler bu şartı çok zararlı gördüler, tenkid ettiler. Bu tutumları halkın büyük kısmı tarafından doğ­ ru olarak olumlu karşılandı. Böylece halkın içine · ikilik ve parçalanma -

98

-

·


tohumu ekilmiş oluyordu. Rusların maksadı gerçekleşme yoluna giriyor­ du. Zamanla işler büsbütün karışmaya başladı : Bu durumun İslam dini­ ne ters düştüğünü, Osmanlı Devletinden ve Halifeden ayrılmanın tehli­ keli olduğunu söyleyenler Kırımlıları gittikçe heyecaniandırıyorlar ve is­ yana hazırlıyorlardı. Rusya'nın istediği yavaş yavaş oluyor ve müdahale zemin ve zamanı yaklaşıyordu. Rusya Çariçesi II . Katerina Kırım Hanım koruyacağını, ıztırabını çektiği ekonomik bunalımdan kurtaracağını bildirerek Hanlığı himaye edeceği haberini yayıyordu. Karışıklık Kuban ve Tarnan'da yaşayan . Kabartaylara ve Çerkezlere de yayıldı. İstanbul hükumeti bu bölgelere Baht Giray'ı gönderdi. Nogay kabHelerin şefi Can Mambet Rusları tutuyor, onlardan yılda 2000 r:uble tahsisat alıyordu. Osmanlı idaresine karşı çıkıyordu. Kırım'dan İstanbul'a kaçmış olan Devlet ve Şahbaz Giraylar ile mir­ zaların bir kısmı Kuban ve Tamana gönderildiler. Bunlar Nogayları ve Çerkez1eri Rusya'ya ve Kırım Hanlığı'na karşı isyana teşvik ettiler. No­ gaylar bu propagandanın etkisi altında kalarak Karasuhazar anlaşmasını ve Han'ı tanımadılar. Kendilerine Gazi Giray'ı Serasker seçtiler. Rus ge­ nerali Dolgoruvki telaşa düştü. ır. · Katerina, Dolgoruvki'ye Kirım'ı ve Sahip Giray'ı · savurunasını emretti. 1773'de Şahin Giray'ın eline Kırım Hanlığı'nın heratını verip yola çıkardı. Masraflık olarak 10 bin ruble ihsanda bulundu. Şahingiray' ın Petersburg'ta bıraktığı 12 bin ruble borcunu da ödedi. Kırım Hanı Sahip Giray, bu sırada, İstanbul'dan aldığı bir yazıdan, Osmanlı . Devleti'nin Rusya'ya karş� kuvvetli ordularla savaşa hazırla:o.­ dığını; Kırım'a çıkarma yapacağını, · Soğucuk'ta 4. Devlet Giray'ın kornu­ tasında toplanan askerlerin Kırım üzerine yürüyeceğim öğrendi. Sahip Giray Bahçesaray'da bulunan Rus elçisini tutukladı. Osmanlılar kendileri için stratejik önemi olan Özü kalesini tahkim ettiler. Rusya bu arada Urallarda ortaya çıkan meşhur isyancı Pugaçofun Isyanını bastırmak için uğraşıyor; başka işlerle pek meşgul olamıyordu. II. Katerina Kırım'da bulunan Şahingiray'ı pek güven altında görmedi­ t{i için Poltava şehrine aldırdı; O'na aylık bin ruble tahsisat bağladı. II. Katerina, Pugaçof isyanından dolayı Osmanlılar ile savaşı göıo ıılamadı. Savaş yapmadan barış imzalamayı tercih etti. İki yıla yukı n ı-ı!l­ ı·cn çetin tartışmalardan sonra 1 774'de Küçük Kaynarca AnlaşmuHII11 lı n· :r.aladı. - 99 -


KÜÇÜK ;KAYNARCA ANLA�Mı\Sl 1774 · .Ocak tarihli Küçük Kaynarca Anlaşması 28 maddeden oluşu­

yordu. Anlaşmanın �öyle diyordu :

3. ve 20. maddeleri Kırım Hanlığı ile ilgili idi ve

3. Madde. - Kırım, Bucak, Kuban, Yedisan, Canboyluk ve Yediçkul kabilelerinin ve bütün Tatar Taifelerinin fark gözetilmeden hiç bir ya­

bancı Devlete �bi olmayacaklarını, serbest ve müstakil yaşayacaklarını.

iki Devlet (Osmanlı ve Rusya Devletleri) kab:i.ıl. ve ikrar ederler. Bu taifeler ve kabileler Cengiz soyundan olan birisini kendilerine Han ola..,

rak seçeceklerdir. Bu hus.usta hiç bir yabancı Devlete hesap vermek mec-

. buriyetleri olmayacaktır. Kendilerine mahsus kanun, örf ve adetleri ile

idare edilecekler ve bu hususta ne Osmanlı ve ne Rusya Devletleri hiç

bir şekilde müdahalede bUlunmayacaklardır� Ecnebi Devletler gibi müs­

takil hareket edeceklerdir. Tanrı'dan başka kimseye karşı sorumlu ol� · ı:nayacaklardır. .Osmanlı Padişahı yer yüzündeki. bütün Müslümanlarİn Halifesi olmak hasebiyle İslam dininden olan Tatarların din ve mezhep ışierini Şeriat hükümlerine göre düzenlemek hakkını haiz olacaktır. Kırım ve Kuban'daki şehirler, kaleler, meskun yerler Kırım Tatar­ larına; Oçakov kalesi ve etrafındaki topraklar Osmanlı Devleti'ne bıra­ kılacaktır. Kerç kalesi ve Yeni Kale ve civarlarındaki araziler, meskenler ve . toprakları Rusya'ya bırakılacaktır. Bab-ı Ali (Osmanlı Devletil) Berda, Konski, Vogi, Dnepr hehirleri ile

Bug ve Dinyestr· nehirleri arasındaki toprakları Rusya'ya terk edecektir. Bu Anlaşıpanın inızalanmasından ve şartları yerine getirilriıesinden

sonra Rusya Devleti bütün askerlerini Tatar memleketlerinden geri çek• meyi taahhüd eder.

Osmp.nlı Devleti Kırım'da, Kuban'da ve Taman'da, kalelerde, kasaba

ve binalarda az veya çok her çeşit istihkakından elini çekmeyi ve bundan sonra buralara asker ve muhafız göndermemeyi ve buraları Tatar Tai­ fesinin istirdad eylemesini ve bunları müstakilen tesahüp ve · idare et­ mesini kabul ve taahhüd eder.

Rusya da bu şartlara aynen riayet edeceğini ve bunlar üzerinde bir gU.na hak talebinde bulunmayacağını kabul ve ikrar_ eyler�

20. Madde. - Büyük ve küçük Kabartaylar Tatar Taifesiyle yakınlığl ve komşuluğu olduğundan Kırım Hanları ile ilgilidirler. Bunların: Rusya Devletine tahsis olurunalan ciheti Kırım Hanlarının ve Tatar başlarının

kendi aralarındaki kararianna bırakılmıştır.

- 100 -


BU: Muahede her iki Devletin ileride Kırım üzer�nde kullanmayı düşündükleri müdahale sebeplerini kapsıyordu. Bu hususta yorum yap­ mak kapısı iki devlet için de açık bırakılmıştı. Ortada sıkışık ve aciz durumda bırakılan . zavallı Kırım Hanlığı ve halkı idi. Rusya için durum daha elverişli ve şanslı görünüyordu. Bu, Rus diplomasisinin bir başarısı idi. 1772 Karasuhazar Anlaşması ile tesbit edilen kurallar olduğu gibi bırakılıyordu. Buna göre Rusya Kerç, Yenikale, Kıl Burnu kalelerine as­ kerlerini yeHeştirmiş idi. Bu durumda Kırım Hanlı�ı'nın ha�msızlığı ve istedi� gibi hareket etmesi söz konusu_ olamazdı. *

Kuçük Kaynarca Anlaşması'.nın 3. maddesine uygun olarak, Kırım'ın bağımsız Hanı seçilen Sahip Giray tahtında kalmaya devam etti. Fakat, Kabile be�lerinden, mirzalardan ve ileri gelenlerden bir kısmı Sahip Giray'a karşı olduklarınd1m 1775'de tahtından indirildi. Rumeli'deki çift­ li�ne gidip, hiç dışarı çıkmadan, 33 yıl daha yaşadıktan sonra 61 yaşında orada öldu. ·

Sahip Giray, ba�ımsız olarak, 3 yıl 10 ay hanlık yapmıştır. Küçük Kaynarca Anlaşması, Kınm Hanlı�'nın Rusya tarafınd�m yu'­ tulmasının: yolunu açtı. Deli Petro'nun meşhur vasiyetnamesinin Çarlık tarafından yürürlüğe konmasına imkan doğurdu. Osmanlı Devleti'nin hızla gerilemesine ve . çöküntüye gitmesine sebep oldu. Bu hususta . şu düşü.nceler ve mutalaalar ileri sürülmüştür :

1

'-

Kırım be� ve mirzalanndan ve ülemasındaı:i bir bölümü : .

Ba�ımsız Han seçilmiş olan Sahib' Giray'ın Osmanlı De.vle.tinin hi­ mayesine girmesini ve Anlaşma şart ve hiikümlerine uyuimamasım iste­ yerek Osmanlı Devleti'ne. başvurdular. Osmanlı Devleti Kırımlıların bu dileğini kabul etmedi; Anlaşma şart ve hükümlerine uymak mecburiya­ tinde olduğunu bildirdi. Birinci Sultan Abdülhamit, Halifelik sıfatına dayanarak, ancak dini ve manevi otoritesini kullanabilece�ini söyledi.

2 İngiltere ve Fransa Devletleri Kırım'ın artık Rusya tarafından ilhak edilecek bir ül:Ke naline getirildi�ini; ilhaktan sonra kendisine Ka- . radaniz'de serbest hareket etme ve Balkaniara inme yolunu ·açacağını <;Öylediler ve bU: durumdan: endişe duydUlar. . 3 Cevdet Paşa Tarih kitabında şu mutalaayi yazmıştır : -

-

«Osmanlı Devleti'nin bu Anlaşmadan maddi ve m�nevi zarnrı pcM çoktur. Katarina ise diişündü�nden ziyade faydalanmıştır. Evvela'; Kazak ve Taygan Rusların elinde k�ldıktan başka Yoh l l<ıılc,,

- 101' -


Kerç ve Kılburnu kaleleri; Tin ve Özü nehirleri arasındaki bir hayli yer Ruslara kaldı. Osmanlı Devleti Kabartay'lardan elini çekti.

·

İkincisi; Kınm'da serbestlik usulü . kurulmakla Rusya'nın Tatarlar üzerinde elde ettiği himaye hakkından dolayı Kırım'ı mfmen istila etmiş oldu. Üçüncüsü; kabul edilen şartlar neticesi Eflak'ta, Bogdan'da, Akdeniz . adalarında Osmanlı Devleti'ni zarara sokacak pek çok köprü başları ele geçirdi. Dördüncüsü; bir savaş sırasında Rusya, Prusya ve Avusturya arasın� da Lehistan'ın yapılan birinci paylaşılmasında (1 772) Rusya'nın eline geçen kısmı Tuna sahillerine asker sevk etmesini kolaylaştırmakla Os� manlı Devleti'nin sınırlarına kolayca tecavüz yolunu açtı. Bunlardan baş� ka D.evletin imhasını da yakınlaştırdı. Hülasa, Petro vasiyetinin birçoğunu yerine getirip Avrupa'da nüfuz ve şan kazandı.» Padişah Birinci Sultan Harnit : «Şahingiray bir vasıtadır. Ruslann asıl gayesi Kırım'ı zapt etmektir.» demiştir (84 ) .

4. D E V L E T

GİRAY HAN

1774 yılında 4. Devlet Giray yai).ına 10 kadar girayı alarak Canikli Ali Paşa ile birlikte İstanbul'dan Tarnan bölgesine gönderildi. Tarnan'da bulunan Nogay ve Çerkez'lerden topladığı askerlerle 1775 başlannda Aluş­ ta limanından Kırım'a çıktı. Kırım'da bulunan Ruslada savaşa tutuştu. . Rusları ani baskınlada bozguna uğrattı. Kefe'yi zapt ettiler. Sahip Giray Han Kırım'ı bırakıp İstanbul'a kaçtı. Bu arada Sahip Giray'a gönderilmiŞ olan Hanlık heratı yanlışlıkla Devlet Giray'a verildi. Devlet Giray Kırım Han'ı oldu. Sahip Giray'ın tutukladığı Rus elçisi Vesilitski'yi serbest bı� raktı. Bu suretle Rusya'nın giİvenini kazanacağını umdu. Osmanlı Dev­ leti tarafından Kubana gönderilmiş olan Şahbaz Giray'ı kendisine Kal­ gay tayin etti. Bununla da Padişahın güvenini kazanacağını sandı. Küçük Kaynarca Anlaşmasına riayet edilmeyip bozulmasını isteyen Feyzullah efendiyi . kadıasker yaptı. Böylelikle Kırımlıların sevgisini kazanacağını ümit etti. Her kabilenin reisini çağırıp bir danışma meclisi kurmayı dü­ şündü. Fakat bu meclis hiç toplanmadı. Çariçe Katerina Devlet Giray Han aleyhinde gizlice bazı entrikalı tertipiere başvuruyordu. Kırım üleması ve halkı 1775'de Devlet Giray'dan memnun olmadıklarını ve şikayete başladıklarını meydana vurdular. Ay­ m yıl içinde birçok ülema, mirza ve ileri gelen Kırımlı akrabaları ile bir­ likte Turkiye'ye göçtüler. Daha evvel İstanbul'a gelmiş olan Kınnilılnr, - 1 02 -


yeni gelenlerle birlikte, Osmanlı Devleti'nde·n vatanları Kırım'ın kuı·tn· rılmasını istediler. Devlet Giray Han, 16 mirzadan oluşan bir. heyeti İstanbul'a gönderdi; bu heyet vasıtasiyle Küçük Kaynarca Anlaşması'nın iptalini istedi. Kırım meselesi İstanbul'da büyük bir önein kazandı ve günün meselesi haline geldi. Sadr-ı azam Derviş Paşa Kırımlıları destekledi. Fakat buna karşı çıkan islahatçılar Kınmlılara yardım verilmesini ve isteklerinin dikka­ te alınmasını önlediler. Zaten, Osmanlı Devleti'nin bunu yapacak kuvveti kalmamıştı. , II. Katerina'nın maksadı , Hanlık tahtından Devlet Giray'ı indirip _ yerine himaye ettiği Şahingiray'ı oturtmak ve bundan yararlanmaktı. Bu maksadına erişmek için önce Kırım Hanlığı'nı parçalamayı düşündü. Bunun için Kuban'da bir Nogay hükumeti kurmayı planladı. Bu hükCI­ metin başına Şahingiray'ı koydu. Daha sonra bunu bütün· Kınm'a teşmi l edip hakim kılacağını umdu. Şahingiray bu planı çok beğenip kabul etti. Çariçe, bu planının gerçekleşmesi için Kuban'daki tarafdan Can Mam­ bet'e bol para gönderdi ve bu para .ile kendisine yardımcılar edinmesini sağladı. Aynı zamanda Can Mambeti ŞahingirfJ.y'ın yardımcısı olmaya ikna ve razı etti. Şahingiray'ın Tarnan'daki Osmanlılara saldırması ka­ rarla§tırıldı ve tarafdarlarına dağıtması için 150 bin ruble para gönde­ rildi. Rusya, Osmanlı Devleti'ni Kırım'dan gelen heyeti kabul etmek ve Devlet Giray'ı Han olarak tanıyıp O'na eskisi gibi Hanlık heratı gönder­ mek ve bu suretle Kırım'ın içişlerine karışmak ve bağımsızlığını boz­ makla suçladı. Osmanlı Devleti de Rusya'yı Kırım Hanlığı'nda entrikalar çevınp ve tarafdarlarını isyana hazırlayıp kargaşalıklar çıkartmak ve böylece Içişlerine karışmakla suçladı. ·

1775'de bu olaylar ve karşılıklı suçlamalar cereyan ederken Rusya Or Kapı bölgesine general Prozorovski'nin koroutasında kuvvetli bir Rus or­ d usu gönderdi. Azak'a da askeri birlikler yolladı . Bu ordular, Kınm'daki olayların alacağı duruma göre �erhal harekete geçme emri almışlardı.

Devlet Giray Han, gün geçtikçe, Şahingiray'ın, Rusların yardım ve lıi ınayesi sayesinde kuvvetlendiğini ve kendisinin ise iktidar ve itibarını loıyıb ettiğini . anlıyordu. Bu tehlikeli durumu bir an evvel önlemek maksadiyle Padişaha başvurup Hanlık tahtının veraset yoluyle büyük o,:tula intikal etinesini teklif etti. Padişah buna razı olmadı. . Bu usulü ! K ı rım beğleri, mirzaları ve üleması. da istemediler. 1775 - 1776 kışında Kuban'da Şahingiray'ın tarafdarları ile Osmıınl ı t.ıı mfdarları arasında vukua gelen bir çatışmada Şahingiray yenilgiyo ııJt· ı·ııdı. Bunun sonunda Nogaylardan bir kısmı Şahingiray'dan ayrıld ı , H I · - 103 -


ı·ııı "oı ı ı·ıı C n ı ı Mnnıbct'in

�ıı l ı l ı ı g l ı·ııy'ı l.t•ı·k e l t.iler.

ölümü ilc Yedisnn ve Ycd içk u l kabileleri de ·

Dnvlet G i ray, İstanbul'a ikinci bir heyet gönderip kendisinin Padi­ FJ:ıh tarafından resmen Kınm Ham tanındLğımn delili olan berat ile bi­

linen hediyelerin gönderilmesini istedi; bu seferki dileği kabul edildi (82) .

Osmanlı Devleti, 1776'da İran ile yeni bir savaşa hazırlandığından, Kırım'a vaad ettiği askeri yardımı yapamadı. Oysa II. Katerina, bu arada Pugaçof isyanını bastırmış, askerinin bir kısmını daha Kınm ve Kuban bölgelerindeki ordularına gönderip onları takviye etmiş Şahingiray'ı bı­ rakmış olan kabile başkanlarını bol paralada tekrar eline almıştı. Şahingiray, Nogay kabllelerinden seçtiği 800 genci batı Av:rupa'dakı askeri usul üzerine eğittirdi ve donattırdı. Bu genç askerler daima be.�er· beşer gezdikleri için «Beşliler» adını aldılar. II. Katerina bunlara Rus­ ya'da yapılmış yeni silahlar ve kılıçlar gönderdi. Bunlar Şahingiray'm <<Hassa Alayı»nı t�şkil ettiler. Şahbaz Giray, Şahingiray'a bir mektup gönderip O'ndan Ruslar ile olan ilişkisinden ve dostluğndan vaz geçmesini istedi ve şunları yazdı : «Tanrı'nın yardımı ile atalarımızdan kalan Hanlığımiza tekrar kavu­ şabiliriz, Rusların kendi dinlerinden olan Poloriyalılara neler yaptıklarİnı biliyoİ1mn . . . Biz Müslümanlara Ruslardan hayır gelir mi?>> diyordu. Bu mektup Şahingiray'ın eline ya hiç geçmedi, yahut geçti de hiç tesir et' medi (83) . II. Katerina durumu her bakımdan uygun ve elverişli bulup 21 Ka­ sım 1776'da general Borozovski'ye Or Kapıya saidırmasım emretti. Ge­ neral 14 bin kişilik kuvvetiyle saldırdı. Or Kapı istihkamları bir gün evvel Kırımhlar tarafından boşaltılmış olduğundan Ruslar kurşun atma­ dan Kaleyi ellerine geçirdiler. Hızla Bahçesaraya ilerledilre. Bunun üze­ rine ve Rus parasının da yardımı ile Kuban'da bulunan kabHelerin ve bilhassa Nogayların bey ve mirzaları Şahingiraya katıldılar. Hatta Bah­ çesaray'da Han'ı korumakla görevli 30 Yeniçeri de Ruslar tarafından satın alındı:. Rus idarecileri, düşmanlan içindeki zayıf karakterli, para.ya düşkün kişileri her zaman bulup satın almayı bilmiş ve başarmıştır. Nitekim 1771'(!.en beri Bahçesaray'da Yakup ağa adında: bir usta casusu para ile satın alıp kullanmışlar ve onun vasıtasiyle gizli haberleri elde etmiş­ lerdir. Mansurlardan ve diğer kabilelerden bir kısmı Şahingiray'ın hanlı­ �ını şimdiden kabul etmişlerdi. Devlet Giray Han'ın maiyyetincieki beğ­ ler ve askerler O'nu o kadar bırakıp dağılmışlardı ki yanında sadık ola­ rak yalnız birkaç yüz asker kalmıştı. ' Devlet Giray, han olarak, yalnız askersiz değil, parasız da kalmıştı. ·

-

1 04

-


Kırım tam şaşkınlık ve kararsızlık içinde idi; he yapaı:ıı� ı n ı l ı l l ı ı ı l · yordu. Daha 1 0 - 12 yıl evvel 200 bin kişilik kuvvetli süvari ordul n n çı­ karan Kırımlılar darma dağın olmuşlardı. Koca Han askersiz ve parmıız kalmıştı. Bu dağılmanın temelinde feodalizmin zamana uymayan ve ce­ vap vererneyen şartlan yatıyordu. Askeri ve . idari teşkilatlar buna daya­ nıyordu. Oysa düşmanı ' hızla modernleşmiş, gelişmiş ve kuw�tli ordulur ve bunJarın başlannda bilgili komutanlar yetiştirmişti . Bunları yeni si­ lahlarla donatmıştı. En acıklısı, Kınmlıların arasına derin bir ayrılık, ild­ lik ve hatta parçalanmalar girmişti. Milleti idare · edenler yurtlarını bıra­ kıp kaçıyorlardı. Kırım, düşman karşısında cesaretini, direnme gücünü, savunma kudretini yitirmiş; zafer ümidini kayıb etrn_işti. . . :

Halkıp. bir kısmı hala Osmanlı Devletinden yardım bekliyor ve umu­ yordu. Bir kısmı Şahingiray'ın bir an evvel Kırım'a geçip Hanlığını ilt'\n etmesini istiyordu. Bir kısmı da olayların gelişmesine göre durum ve t n ­ tum almayı düşünüyordu. Bu kaos içinde bulunulduğu sırada Şahingiray'ın 1777 Ocak ayı n cln Prozorovski'nin yardımı ile Tarnan'daki kabileler ve bilhassa Nogaylnr tarafından Kırım Ham olarak tanındığı ilan edildi . Devlet Giray, nihayet, bizzat İstanbul'a gidip derdini ve dileği n i n n­ latmaya karar verdi; deniz yoluyla 9 Nisan 1 777'de İstanbul'a vardı. Fn­ kat, yardımlı:ı. değil azi fermanı ile karşılandı . . Devlet Giray 4 yıl sonra Vize kasabasında 52 yaşında öldü. 2 yıl l O ay hanlık yaptı.

Ş A H İ N G İR A Y H A N (1777 - ı783) Şahingiray'ın Kırım tahtına oturmasına artık hiç bir engel kalma­ mıştı. Kırım Yarımadası'n a geçip Bahçesaray'daki Han sarayına girmesi kalmıştı. Rusya memnundu; Şahingiray'ı Küçük Kaynarca Anlaşmasına göre halk tarafından Han seçtirmişti. Oyununu kitabına uydurmuştu. Osmanlı Devleti Rus oyununu anlamıştı; ama, bunu bozacak kuvvet­ ten yoksundu. Osmanlı Devlet Divanında iki hizib cereyanı vardı : Mu­ hafazakarlar ve Islahatçılar. Muhafazakarlar din adamlan ile bazı eski ve yaşlı vezirlerden olu­ şuyordU:. Kırım'ın elden çıkmaması için savaşı bile göze almak hıtiyor­ lardı. Islahatçılar yenilik ve reform isteyen daha genç devlet adıımln ı·ı l d l · ler. Savaş istemeyip memleketi maddeten v e İnanen kalkınd ı rnıult lıtt.l·

-'105 -


karşısında savaşı kaybedeceklerini söylü­ ellerinde tutanlar ve idare edenler bunlardı. l;ıı l ı l ı ıg l l'lly Vencdik'te yıllarca kalmış, İtalyanca öğrenmiş ve Batının moderı ı fikirlerini almıştır. 1772'de Heyet başkanı olarak Petersburg'a gidip II. Katerinci ile tanıştıktan ve O'nun teveccüh. ve sevgisini kazan­ dıktan sonra maddi yardımını ve himayesini de görmüştür (85) . . II. Katerina Fransız muharriri Voltaire'e yazdığı mektuplardan birisinde şunları yazmıştır : «Kırım Kalgayı Şahingiray çok zeki, son derece yakışıklı ve sevimli bir Tatar genci.» diyerek O'na karşı duyduğu hay­ ranlık ve tutkuuluğunu belirtmiştir. Çariçe, saraya yerleştirdiği Şahin­ giray'a ayda 100 ruble tahsisattan başka ayrıca beşbin ruble ödenek vermek suretiyle ihsanda bulunmuş ve bu suretle de O'nu tesiri altına almıştır. II. Katerina * Şahingiraya karşı olan sevgi ve himayesini 10 yıldan fazla sürdürmüş; O'nun birçok siyasi ve idari kusurlarını gör­ mezlikten gelmiştir (86) . ' Şahiİıgiray milletini sevmeyen, O'nun şeref ve haysiyetini düşünme­ yen bir insan değildi. Şahsi gururu da yüksekti. Karasu Bazar anlaşma­ sım imzalatmak için Heyet başkanı olarak Petersburg' a gittiği zaman Rus hükumet adamları ile arasında geçmiş olan şu olay bunu göster­ mektedir : Şahingiray, evvela Rus başbakanının kendisil}i ziyaret etmesi ve sonra kendisinin O'na ziyaretini çevirmesi gerektiği hususunda ısrar edi-· yordu. Bu tartışma birkaç gün sürdü. Anlaşmazlığı nihayet şöyle hallettiler : Şahingiray evvela Rus Çarlığının Başbakanını ziyaret edecektir. Şa­ hingiray, dini ve milli geleneklerine uygun olarak resmi ziyaretlerde ve törenlerde kalpağını başından çıkarmayacaktır. Öyle anlaşılıyor_ ki, Şahingiray, Rus saraylarında şahit olduğu Avru­ pai debdebe ve ihtişam yanında, Çariçe'nin büyük otoritesini de görmüş ve bunun Devlet idaresinde merkeziyet usulünün tatbikinden ·ileri gel­ diğine inanmıştı. ,v ıırl n rı1ı. yııt'lıii'C l ı .

l( ı ı vvıi t. l tı rı tın Hı ıHyn

1 h ı ı:ı ı ı·m ln ])(ı v leti

·,

* 1762 yılında Rusya Çariçesi ol•an II. Ka terina Alman asıllı idi · ve Hristi­ yanlığın Protestan mezhebinden idi. Zeki, kurnaz, haris ve inatçı bir kadındı. Siyasi gayesi ve hırsı uğrunda, Rusların mezhebi olan Ortodoksluğa geçmiş,

Protestanlıktan vıazgeçmiştir. Sof.ia Frederika adını bırakmış, Kater�na adını al­ mıştır. II. Katerina ders alıp- Rusça öğrenmiştir. Fransız Liberal felsefesint be­ nimsemiş ve Rusya'da uygulamaya girişmiştir. Müslümanlara, o zamana kadar şiddetli baskı altında tutulan Esir Türklere, dini serbestlik tarumıştır. Şovenist Rus asılzadeleri bu tutumuna karşı çıkmışlar ve O'nu frenlemişlerdir. Pugaçef isyanından sonra zulüm ve diktatörlüğe yönelmiştir. Prusya , Avusturya ile Po­ lonya'yı paylaşmıştır.

- 106 -


Büyük Petro'nun yaptığı köklü reformlar sayesinde Hus l ı ı ı l lw ı ı la Avrupalılaştırmış olduğuna da kanaat getirmişti.

ı.ot'•

Şahingiray, Kınmlılan da dizlerine kadar uzun hırkalardan, anlam­ sız taassub ve yersiz hurafelerden, buna benzer değişiklikler yapınalt suretiyle, kurtarıp Avrupalılaştıracağını düşünmüş olabilir. Bu sebepJc · halkının muhafazakarlığını, geleneklerine bağlılığını hiç dikkate alma­ dan, Kırım · Hanlığı'nın durumu ile Rusya'nın vaziyetini karşılaştırma­ dan, halkının içinde bulunduğu karışıklığı ve aynlığı dikkate almadan bir takım değişiklikler yapmaya kalkışmış olabilir. Bu acele tutumu ve teşebbüsü O'nun kötü niyetinden değil, aceleciliğinden, tecrübe ve bil­ gisizliğinden ileri geliyordu. - \

Şahingiray, Asırlarca mühim rol oynamış olan beğlerin, mirzaların ve ülemanın Hanlık idaresindeki mevki ve rollerini birden bire geçcrslı hale getirmek istemiş ve bilhassa ülema sınıfının şiddetii direnişi i lc karşılaşmıştır. Oysa, II. Katerina Çarlığa dahiİ çeşitli milletlerden 564 1< 1 · şilik bir Meclis toplamış bulunuyordu. Memleketinin birçok yerinde okul­ lar, hastaneler, talimhaneler açmıştı. Yabancı memleketlerde basılın ı � birçok kitap v e eserleri Rusçaya çevirtmişti. Evvelemirde halkının uyıın· masını, yeni fikir ve reformları hazınedebilecek duruma gelmesini sııP,· lamaya gayret etmşiti. Şahingriay, birden bire, Feodal sistemi kaldırmaya, yerine otokrnt bir rejim kurmaya, idareyi, bütünü ile kendi eline almaya girişti. Bunun için toprak rejimini, vergi salma ve toplama usulünü, askeri teşkilatı, idari mekanizmayı temelinden değiştirmeye başladı. Topraklar beğlerin, mirzaların, iilema sınıfının tasarruflarında idi. Hanlığa gelirlerin büyük kısmını bunlar sağlıyordu. Hanlığın mali kud­ ret kaynakları bunların ellerinde idi. Para vermedikleri anda Hanlığın ihtiyaç ve masrafları karşılanmayacaktı. Bu takdirde toprak rejimini ıs­ lah ederek Devletin bijtçesini kendi gelirine bağlayıp dayandırmak ve düzenlemek ilk iş olarak ortaya çıkıyordu. Bu maksaila topraklann bü­ yük kısmının Hazineye intikal ettirilmesi tasarlandı. İkinci iş olarak, askeri teşkilatı modemleştirmek, askerleri Batı usu­ lünde eğitmek v� silahiandırmak gerektiğine karar verildi. Kırım Hanlarında Han Divanı tarafından seçim yoluyla getirilmesi şartı Küçük Kaynarca Anlaşması'nda öngörülmüş olmasına rağmen bu şarta uyulmaması istenildi. Hanlık tahtının babadan büyük of{uJ a geçmo­ si kararlaştırıldı. Şırın ve Mansur beğleri, mirzaları ve ağaları Şn lı 1 n RI· ray'ın bu kararını makbul görüp tasvib ettiler; sağlığında ycrl n o w•c;t•• cek Kalgayı tayin etmesini, varis olarak tahta �eçmesini kabul f'cll'n vn bundan sonra bu usulün geçerli olmasını tesdik eden bir (ahitn ıııno) JH'II• ·

- 107 -


tokol i.mzaladılar. Bunu Kırım · halkının ve ülemasının bir bölümü iyi karşılamadı.

, Şahingiray, bu abitnarneyi Rusya'ya bildirdi. Rus hükumeti bundan memnun . olmadı. Çünkü, bu takdirde hanların seçimine müdahale sebep ve bahanelerine yer olmayacaktı. Bununla beraber, bu kararı, şimdilik kaydiyle, kabul etti�ini bildirdi. . Şahingitay, Han Divanı'nın üye sayısını de�iştirdi; 12'ye indirdi. 6'sı

Şırın ve 6'sı Mansur kabilelerinden olacaktı. Di�er kabilelerden ve ülema sınıfından üye alınmamasına karar verildi. Saray içindeki · gelenekiere pek dokunmadı. Silalıcıbaşı ve Kapı Ağası gibi memurları yerlerinde bı­ raktı.

Şahingiray din işlerini dünya işlerinden ayırdı. Dini vazifelere ve

memurluklara kendisine ve reformlarına aykın olmayan hocaları tayin etti.

Akmescit ve Karasuhazar kadıaskerleri, kadıları ile müftüden te-

şekkül eden bir toplantı yaptı. Bunlardan şu üç sualin cevaplarını istedi :

1 - Osmanlı Padişahı tarafından tayin edilmeden Kınm .Hanı olmak, 2 - Osmanlı ordularına karşı savaşmak,

3 - Osmanlılara karşı Rusya'dan yardım almak şer'an caiz midir? Kadıaskerlerle kadılardan ve müftüden oluşan meclis : <<Caizdir>> diye ·

fetva verdi (89) .

Şahingiray, Bahçesaray'daki han sarayını ve içindeki eşyayı beğen­ medi. Bir tepe üstünde Petersburg'taki Tsareskoe Selo sarayının bir ör­

neğini yaptırdı ve içini Avrupa'dan getirttiği eşya ile doldurdu. Bu sara­

yın hem şehir dışında hem de tepede bulunmasiyle korunmasının kolay

olacağıni düşündü. O daha ilk zamanında böyle gereksiz israflar ile de ·

Kırımlıların nefretini çekti.

Şahingiray, askeri kuruluşların kökünden değiştirilmesine . karar ver­

di. Kabile beğlerinin ve mirzalarının · emir ve komutaları altındaki bir­

likler yerine doğrudan Hanlığa bağlı ve başkomutan olan Han'ın emir

ve komutasına tabi ordular teşkiline teşebbüs etti.

Osmanlı Yeniçerilerinden teşkil edilen ve görevi, daha ziyade, Hanı

göz altında tutmaktan ve Osmanlı Devletine karşı girişilebilecek brr ha­ reketten alıkoymaktan ibaret olan muhafız alayını kaldırıp yerine . yal­

nız Kırımlı askerlerden teşkil etmeyi kararlaştırdı. Daha evvel Avrupai biçimde kurmuş oldu�u (Beşliler) hassa birli�i, kurmaya teşebbüs ettiği

ordusunun çekirdeğini oluşturuyordu. İlk hamlede 20 bin kişilik bir tü­ men kurmayı planladı. Bu düşüncesini general Prozorovski'ye açıkladı.

Rus generali, alaycı bir tavırla : «Bunu yapmak �çin parayı nereden ve

- 108 -


nasıl bulacaksın?» diye sordu, ve : · <<Bu kadar askerle ne Osmanlılul'll, ne de Rusya'ya karşı durabilirsin.» dedi. Rus generaline göre buna zaten gerek yoktu. Çünkü . Kırım Hanlı­

ğını Rusya koruyacaktı.

Şahingiray, aklına koyduğunu yapmak isteyen bir Han idi. Kırımlı her beş aileden bir genci askere almaya başladı. Beş aile bu askere at ve silah verecekti, satın alacaktı. Bu askerler Avrupalı askerler gihi gi­

yinecekler, eğitilecekler ve silah kullanacaklar'dı. Teşkilatını Rus usu­

lüne uygun şekilde düzenliyordu. Oysa Kırımlılar eski Cengiz Han usu .. lüne göre : 10 bin, 1000, 100 ve 10 olarak düzenliyorlardı. Ruslar da bu usulü eski Mogol - Tatarlardan almışlardı. Şahingiray, Bahçesaray civarında bir dinarnit fabrikası ile bir döküm­

hane yaptırmaya başladı.

TOPRAK REFORMU 1783 yılından evvel Kırım Yarımadasında iki bine . yakın cami

vo

ikiyüz kad�r me,drese vardı. Her camide iki veya üç hoca vazife görU ı·­ dü : Hatip, · imam ve müezzin. Medreselerde müderrisler talebelere derH verirlerdi. Bu din ve kültür ocaklarının onarımlarıni ve hizmetçiler i n i sağlamak . . üzere püyük ölçülerde topraklar vakf edilmişti. Bunları b u müesseselerin başlannda bulunanlar diledikleri gibi kullanırlardı. Şah iıı­

giray bu topraklan kamulaştırıp gelirlerinden gerekli masraf ve ücret­

Ierin ayrılıp çalışanlara verilmesini kararlaştırdı. Osmanlı Devletine nit araziyi de Hanlık hazinesine mal · etti. Beğlerin, mirzaların ve ağaların

bir kısım topraklarını Kırım köylülerine dağıttı. Kadıaskerlere ve kadı-. lara tahsis edilmiş toprakları da Devletin idaresine alıp bu. işlerde hi:t.·

met g;örenlere maaş bağladı.

VERGİ SİSTEMİ Bütün Kırımiılan vergiye bağladı . ve müterekki vergi sistemini t'atbik etti. Herkes gelirine göre vregi ödeyecekti. Bundan beğler ve mir­

zalar istisna edilmedi. Evvelce Kınm'ı bırakıp Türkiye'ye göçmüş ve ge­

ri dönmemiş olanların topraklarına elkonup Devlete mal edildi.

Şahingiray bütün bu işleri henüz cetvel ve deftere geçirmcmiş, VOl'•

gileri toplatma imkanını bulamamış olduğundan, bu vergileri 1777 y ı l ı ı ıdıı Mavroerii adındaki bir Hristiyan Kazak'a mültezim olarak 2 1!i l ı l ı ı ı·ı ı h·

leye satmıştır. Ama bir süre sonra patlamış olan iç kargaşalıkluı· y l l ı.ll ı ı · elen Mavroeni vergileri toplayamamıştır. ·

Şahingiray, malzemesini Ruslardan alarak, �endi admn pn ı·n l ımd ı !'• - 109 -

·


dı. Askerlerinin ve meıııurluı·ıııın m aaş ve ücretlerini ödemek için borç para aldı. Dini ve milli gelenek ve adetlerine bağlı olan, menfaatlerine, . ünvan­ ıarına düşkün bulunan insanlar bu değişiklik ve reformlar sebebiyle Şa­ hingiray'ın karşısına çıktılar. Askerlerine pantalon ve ceket giydirmesi, Avrupa eğitimi verdirmesi, Rus esirlerini fidyesiz serbest bırakması, hris­ tiyan halktan da asker alması, Müslüman ve Hristiyan uyruklar arasında eşit muamele görmesi mutaassıpları galeyana getirdi. Bunlar halk ara­ sında Şahingiray aleyhine açık ve gizli propaganda yaparak ahaliyi is­ yana teşvik ettiler. Yalan ve kışkırtıcı propagandalarında o kadar · ileri gittiler ki Şahingiray'ın gavur olduğunu, domuz eti yediğini söylediler. Kamuoyunu kaynayan ve taşmaya hazır bir kazan haline getirdiler. Küçük Kaynarca Anlaşması ile Osmanlı Devleti'nin hükümranlığına geçmiş olan Kavşan, Balta ve Tombasar bölgelerine de memurlarını gön­ derip vergi toplatınaya çalışan Şahingiray, Osmanlı Devleti ile de ara­ sında anlaşmazlık çıkmasına .sebebiyet verdi. Şahingiray, idari ve siyasi tecrübeden yoksundu. Öz halkı ile çok az temasa gelmişti; onun hasletlerini ve zaaflarını iyi tanımıyor ve bilmi­ yordu. O'nun eski geleneklerine ve adetlerine, dini inançlarına gerekli · değeri vermiyordu. Kendisini büyük, kuvvetli, bağımsız bir devletin im­ paratoru gibi görme hayaline kapılıyordu. Büyük Petro'yu izlemeye ça­ Lışıyordu. II. Katerina'nın gerçek siyasetini ve sonucunu tam olarak kav­ rayamıyordu. O'nunla zaten esaslı bir anlaşmaya bağlanan siyaset de ku­ rulmuş değildi. Çariçe'nin kendisini bir alet · olarak kullandığım anla­ mıyordu. Kırım'daki bu memnuniyetsizliklere, galeyanlara Rus casuslarının gizli kışkırtıcı faaliyetleri de katılınca kaynayan fitne, fesat kazanı taştı, isyan başladı. İlk çatışma, Rusya'nın Balkanlardan getirip Yenikale ve Kerç civarlarına yerleştirdiği Yunanlılar ile aralardaki Müslümanlar ı;ırasında meydana geldi; hemen isyan halini aldı;. kısa zamanda bütün Yarımadayı ve Kuban'ı sardı. Şahingiray'ın başveziri Abdullah A�a Bah­ çesaray halkını isyandan vazgeçirmek için iknaya çok çalıştı ise de ba­ şaramadı. Han, üç bin kişiden ibaret ordusunu Kefe'ye gönderdi. Fakat bunlar isyancılarla birleştiler. Bunlara Kuban'daki Nogaylar da katılın­ ca isyan ateşini söndürmek imkanı kalmadı. Şahingiray, Yenikalede bu­ lunan Rus generaline sığındı. isyancılar Han'ın Bahçesaray'daki sarayına hücuriı edip ateşe verdiler. Burada ve diğer şehirlerdeki Rus tüccarlarını öldürdüler. Kırım hercü merc içinde başsız kaldı. Kuban'daki Yediçkul kabile­ sinden seçilen bir heyet istanbul'a gönderHip Osmanlı Devleti'nden yar­ dım istendi. Bu heyetin gelişi İstanbul'da Kırımlı ve yerli '1\il'ldcr ara- · -

1 10

-


sında büyük heyecan uyandırdı. Ruslar aleyhinde çeşitli rivayetler ya­ yıldı. Halk Rusya'ya savaş açılmasını isteyerek gösteriler ve yürüyüşler yaptı. Osmanlı Devleti bu umumi galeyan karşısında Rusya'ya savaş aç·

mak zorunda kaldı.

2 Ocak 1778'de toplanan Divan'ı Hümayun eski hanlardan Selim Gi­ ray'ı Kırım'a Han tayin etti ve sekiz bin askerle karadan Kırim'a gön­ derdi. Canikli Haci Ali Paşa yedi kalyon ile denizden Kınm'a gönderildi. Aynı zamanda Kafkasya'da Soğucak, batıda Özü ve Bender kaleleri ye­ niden tahkim edildi. Selim Giray 60 kadar Giray ile Kırım'a yaklaştığın­ da Ruslar Kırım'ı işgal etmiş ve isyanı bastınp duruma hakim ol:pıuşlardı. General Prozorovski Şahingiray'ın başarısızlığı ve yenilgisi karşısın­ da, Çariçe'nin emriyle, hemen müdahale etmiş; Akmescit ve Karasuha­ zar şehirlerini ve civadarını top ateşiyle tahrip etmiş ve isyanı söndür­ müştü. General Balmen Kefe'yi yakmış; 600 Kırımlı aileyi kılıçtan geçirip çocuk ve kadın hepsini öldürtmüş.tü. Sahil halkına, Şahingirayı Han ola­ rak istediklerine dair zorla bir protokol imzalatmıştı. İstanbul'dan gönd_erilen yedi kalyon asker yüklü olarak Akyar (Si­ vastopol) !imanına geldi. Fakat Rus topçularının ateşi ile karşılaştı ve askerlerini karaya çıkaramadı. İsyanın beklenen sonucu vermemesi karşısında İstanbul'dan gelen Selim Giray ve mirzalar geri döndüler. Şahingiray Rusların yardımı ile duruma hakim olmuştu. Bunun üzerine pekçok Giray ve mirza Osmanlı idaresindeki toprak· lara göçtüler. Göçenierin boş bıraktıklan kasaba, köy ve topraklara Rus­ lar kısa zamanda 75 bin Rus ve Hristiyan göçmen getirip yerleştirdiler. ·

Şahingiray, İstanbul'a bir heyet gönderip Padişahtan kendisinin Kı­ rım Ham olarak tanınmasım istedi. Sadr'ı azam bu heyet üyelerini tevkif ettirdi. İstanbul'daki Rus elçisi Stakihef bu muamelesinden dolayı sadr'ı azaını protesto etti. Bağımsız bir . Devlet sayılan Kırım Hanlığı'nın he­ yetine yapılan bu muamelenin milletler arası hukuk ve diplomasi kurallarına aykırı olduğunu söyledi.

·

Bu olay iki kardeş Devletin arasını daha da açtı ve Şahingiray'ı Rus­ ya'ya daha çok yaklaştırdı. Osmanlı Başveziri, Rus elçisine �u karşılığı verdi : <<Bağımsız olarak tanman Kırım Hanlığı'nda büyük bir Rus ot'll iiHII• nun bulunması devletler arası hukuk ve diplomasi kuralları na ı ı ,yl{ ı ı ı ı

mudur?>> .<<Kırım halkı general Prozorevski'den askerlerini Kırım'd ı ı ı ı l.(rı•

ri çekmesini istedi. Generalin bu · isteği top ateşiyle karşılamaRı

- lll -

dof,tnı


ı nı ı d ı ı ı•'f Uıı� ı ı ı ı rı ı :d ı ld ıı l ı ı ı P, d mJ ı ı ı ı ı k l.n m ı d ır'! » dedi. İlave ederek : <<Heyet

Uyu l l'r l ı ı l l!l l l l l ıı nı ı ı g U w ıı u l tı ı ı a almak maksadiyle tutukladığını ve bu

heyetin gdinliği pro tokolun Rus generali tarafından halka zorla imzala­

tıldığını». söyledi.

Ruslar Kırım'ın, bütün sahil şehirlerine ı:ıskeri birlikler çıkararak, '

Kınm'ı denizden de abluka altına almışlar, dış ülkelerle bağlantısını kes·

mişlerdi.

Şahingiray, ı 778'de ikinci isyanın da bastırılmasını sağlay�rak ikinci

kez Bahçesaray'a dönmüş ve tahta oturmuştur. Şahingiray, sabit fikir }J.alindeki reformlarından vazgeçmek istemedi. Kırımlıların

büyük ço..

ğunluğu bu reformların mana ve değerini henüz aniayacak seviyede de­

ğildi. Buna rağmen Han'ın hareketinde inad etmesi hem kendisine ve .

hem halkına iyilik getirmeyeceğini, ancak düşmana yarayacağını takdir etmemesi üzücü idi. isyanların bastırılmasında en büyük rolü oynayan Rus generalleri

ve askerleri idiler ve bunu kendi maksatlarını gerçekleştirmek için yapı- . yorlardı. Bunlara Kırım'daki Hristiyan azınlıkların da yardımı oldu. Bu

yüzden Kırım Tatarları ile Hrisyanlar arasındaki

zıtlaşma düşmanlık

şeklini aldı. Hristiyanlar, bir fırsat zamanında, Müslüman Tatarların ken-: dilerinden intikam almaya kalkışacaklarından ve katliam yapacakların�

dan korktular ve bu sebeple Kırım'dan Rus topraklarına göçmeye baş­

ladılar. Rusya bu göçü destekledi ve piskopos İgnati'ye bunu kolaylaştır­

ması için bol para gönderdi.

Şahingiray ' . bu göçü durdurmaya çalıştı. Bunun iki sebebi vardı :

ı

-

Hristiyanların çoğu tüccar, sanatkar, esnaf idi ve devlete çok

vergi veriyordu;

2

-

Hristiyanlar Han'ın reformlarını kolayca

memlekette yerleşmesini kolaylaştırıyorlardı.

kabul ediyorlar

'

ve ;

Petersburg'taki siyasetçiler arasında bu hicret hususunda .görüş · bir­

Ş

liği yoktu. Lehinde ve aleyhinde tartı ma oluyordu. Aleyhinde olanlar,

Kırım'ın nasıl olsa Rusya'ya ilhak edileceğini düşünüp Hristiyanların

göçmemeleri gerektiğini savunuyorlardı. Rus askerleri Kırım'da kaldığı

sürece Tatarların Hristiyanları katliam edemiyeceklerini ileri sürüyor­ lardı.

Hicretin lehinde olanlara göre, Hristiyanlann Kırım'dan göçmeleri so­

nunda Şahingiray, Hristiyanların desteğinden yoksun kalarak, Tatarlar ile karşı karşıya kalacaktır. Sonunda isyan yeniden daha şiddetli şekilde

başlayacak ve Ruslar bu sefer Kırım'ı kolaylıkla ve hızla istila ve işgal edeceklerdir.

- 112 -


Bu sırada hastalanan general Prozorevski'nin yerine · general Suvorof getirilmiştir. Hicret bunun yardımı ile hız kazandı. Göçenlei" daha ziyade Ruslar idi. Rumların ve Ermenilerin büyük ç9ğunluğu yerlerinde kalı­

yorlardı. Bunların Tatarlardan şikayet ve korkuları yoktu. Bu iki ılıillet­ ten zaten çok ta yoktu.

ı 778 yılının sonunda hicret etmiş olan Hristiyanların sayısı 30 bini

ancak bulmuştu. Bu hicretleri düzenleyip yönetmiş olan papazlar Rus­

ya'dan epeyce çıkar sağlamışlardır. Göçenierin çoğu üzgündü. Rahat ve

serbest yaşadıkları güzel ve zengin Kırım'ı terk etmekten dolayı göz­

yaşlarını tutarnayıp ağlayanlar vardı. Hatta İgnati bile ağlamıştı.

Çariçe II. Katerina hristiyanların göçmesini istemiŞ ve İgnati'ye masraf olarak 53 bin ruble göndermiştir. Şahingiray bu yüzden II. Kate­ rina'ya çok öfkelenmiş ve hatta bu yüzden tahtından bile çekilmeyi dü­

şünmüştür (90) .

AYNALI KAVAK ANLAŞMASI Ruslar Kefe, Yalta ve Akyar limanlarını ve diğer ·önemli merkezle­ olduklarından Şahingiray isyancıların saldırısınd.;ın kurtul�

ri işgal etmi

muş ve rahi:ttlar gibi olmuştu. Ruslar aynı zamanda .Or Kapı'da ve Arabat'

ta asker bulundurduklarından kuzeyden Özü kalesinden ve batıdan ge.:

lecek Osmanlı kuvvetlerinin yolunu kesmiş durumda idiler. Şehir ve ka­ Habalarda bulunan Rus askerleri göçmüş olan Hristiyanların evlerine yer­ lcşmişlerdi.

İstanbul'da halk Ruslara karşı ateş püskürüyordu; savaş açılmasını

istiyordu. Muhafazakarlar halkı destekliyordu. Islahatçılar karşı çıkıyor­ d u. Anadolu'nun bazı yerlerinde çıkacak kargaşaların ve İran'a karşı sa­ vaşa hazırlanmanın zorlukları içinde Rusya ile yapılacak savaşın yenilgi

i le sonuçlanacağını ileri sürüyorlardı. Fakat Divan'daki muhafazakarların çoğunluğu ile Kırım'a 40 kalyondan oluşan ve Kaptan Gazi Hasan Paşa'. nın komutasına verilen bir filonun gönderilmesi kararlaştırıldı . ı 778 yı­ l ı nın Ağustos ayında asker dolu filo evvela Sinob'a ve oradan Akyara f�itti. Ruslar bunu öğrenmişler, Bahçesaray'daki askerlerini Akyara gc­ tirmişlerdi.

12 Ağustos'ta Akyar limanı önüne gelen Osmanlı filosunun karaya nH· kcr çıkarması, limandaki Rus topçularının şiddetli ateşi karşısında m!i m­

ltiin olmadı. Filo geri çekildi.

Osmanlı amirali Rus generaline ınc w ı ı L

ımiaşma hükümlerini bozan Rusya'yı protesto ettiğini bildirdi.

Filonun Kırım'a asker çıkaramadan geri çekilmek zorundn lw l ı ııı�

ol ması İstanbul'da hayal kırıklığı ve derin üzüntü uyandırdı. D u ıı ı·ıı ı hı

- 113 -


Rusya Çariçesinin İran Şahı ile Osmanlılar aleyhine bi� anlaşma imzala­ mış olduğu haberi c:le buna eklenince üzüntü büsbütün . arttı. Osmanlı Devleti, islahatçıların baskısı ile 1779 yılının Ocak ayında · Rusya ile Aynalı Kavak Anlaşmasını imzaladı. ·

Bu anlaşmaya göre :

1

-

K.ırımlıl� v� Osmanlı Devleti Şahingiray'ı Kırım Han'ı olarak tanıdılar;

2

-

3

-

Rusya, askerlerinin tamamını Kırım' dan üç ay içinde, Kuban' dan üç ay 20 gün içinde çekip götürmeyi taahhüd etti; Küçük Kaynarca Anlaşması ile Osmanlılardan alınmış olan Bug ve Dınyestr nehirleri arasındaki topraklar Osmanlı Devle­ ti'ne geri veriliyordu.

4

-

5

-

Osmanlı Devleti . bu topraklar üzerinde kale inşa edemiyecekti. Rusya Kırım'da temsilci bulunduracak, . ama Osmanlı Devleti

bulunduramıyacaktı. Bu hüküm Rusya'nın zor:u ile kabul edil­ mişti. Bu hükme göre Kırım Hanlığı adeta Rusya'nın himayesi­

ne terk edilmiş ve buna karşı Osmanlı Devleti'nin müdahale hakkı ortadan kalkmış oluyordu.

Şahingiray Aynalı Kavak Anlaşmasından memnun kalmadı. Bunun

kendisine bir darbe olduğunu anladı. Bilhassa Bug ve Dınyestr nehirleri arasındaki bölgenin Osmanlıya verilmiş olmasından hayal kırıklığına uğ­ radı. Çünkü buraların Kınm Hanlığı'na ait olduğunu iddia ediyordu.

Ösmanlı Padişahı tarafından gönderilen ve halifelik sıfat ve ünvanına dayanan .hilati kabul etmek istemedi. Bunun bir resmi yazı ile ve iki

bağımsız devlet arasındaki merasim şekline uygun olarak gönderilmesini

istedi. Şahingiray bu iddiasiyle Osmanlı Devleti'nin dini ve manevi des­ teğini de kayıb ediyordu. Şahingiray, kuvvetinin sınırını çok aşan ger­ çekleşmesi imkansız olan birçok istek ve iddiada bulunuyordu. Hele Ta­ man ve Kuban'da Osmanlı himayesindeki Çerkez ve Abazaların Kırım

Hanlığı'na tabi olmalarını istemesi; hatta Soğucak ve Sohum kalelerine

göz dikmesi Osmanlı Padişahının öfkesini iyice arttırdı ve Hanlığın ta.: . mamen himayesiz bırakılınasına yol açtı. Bu istekleriyle bu kalelerdeki Osmanlı askerlerinin arttırılınasına amil oldu.

II. Katerina, Aynalı Kavak Anlaşmasına uyarak Kırım'daki general- ·

lerine askerlerini geri çekmelerini emretti. Fakat Şahingiray savunmasız kalacağından korktu ve general Suvorof'tan Bahçesaray'da bir miktar

Rus askeri bırakmasını istedi. Çünkü, kendisini destekleyen pek az Kı­ rımlı kaldığını biliyordu. Ayrıca gemi inşaat ustaları ve mü tehassısları

- 114 -:-


göndermesini rica etti. General Suvorof bu istekleri kabul etmedi. 1779

Haziran ayında bütün Rus askerleri Kırım'dan çıkmiş, bir teki bile kal•

mamıştı.

Şahingiray, tasarladığı reformları yapmaya1 askeri ve

şiklikleri düzenlemeye devam etti.

ı

idari

deği-

Kont Vincente" Potoçki delaletiyle

1780'de Polanya'dan yeni silahlar aldı. V. Potoçki, Şahingiray'a Polonya­

lı ve Avusturyalı mültecilerden yeni bir ordu kunnayı vaad etti. Kınm'

da Rusya'yı temsil eden Veselitovki, Şahingiray'ın dış memleketlerden

silah satın almasını kabul etti. Fakat ücretli askerlerden birlikler mey· dana getirmesini iyi karşılamadı. Polonyalı Kont Vicente Potoçki 30 top

ile silahların bir kısmını ancak 1781'de teslim edebildi.

Şahingiray, tasarladığı değişiklik ve reformları gerçekleştirmek için

büyük mali kaynaklara muhtaç idi. Oysa elindeki

gelirler

Devletin gün·

lük masraflarını bile karşılamıyordu. Aldığı yanlış mali tedbirler ve ik­ tisadi kararlar sonunda geliri büsbütün azaldı. Rusya O'na ancak 150 bin

ruble yardımda bulundu.

YENİ ' tSYANLAR Kuban'da yaşayan Nogaylar 1781 Nisan ayında büyük bir kuvvet

toplayıp Stavropol civarındaki Don Kazaklarına saldırdılar; 70 bin ka­

darını öldürdüler. Şahingiray, düzen ve sükunu sağlamak için temsilcisi Halil efendiyi Tamana gönderdi. isyan halindeki Nogaylar Halil efen­

diyi de saldınp esir ettiler. Kuban nehri kıyısına döndüler. Bu arada Şahingiray Yediçkul ve Yedisan kabilelerinden vergi toplamaya girişti.

Paşasından yardım istedi. Paşa bu isteği kabul etmedi. Bunun üzerine

bu kabileler de isyana katıldılar. ,Şahingiray Rusya'dan askeri yardım is­

tedi. Asilerin toplu halde yerlerinden alınıp başka bölgelere nakledil -

mesini istedi. Rus generali Paternkin isyanın bastırılmasını sağladı; fakat kabHelerin başka yerlere dağıtılması teklifini reddetti. Bu teklif yerine

getirildiği takdirde Rus birliklerinin de yerlerini değiştirmek gerekece­

ğini

ileri sürdü. Gerçek sebep, isyan halindeki Nogaylar Kırım'ın kuze­

yine sürüldükleri takdirde bunların Hristiyan göçmenlerin ve Rus asker­ lerinin hareketlerini güçleştirmesi ortaya çıkacağı idi.

Rus askerlerinin hastırdığı isyanın getirdiği suskunluk uzun sürme­

di. 178l'in sonbaharında bir Nogay heyeti Sağucak kalesindeki Osmnnlı Paşasından yardım istedi. Paş a bu isteği kabul etmedi. Bunun Nogaylar, Şahingiray'ın kardeşi Balıadir Giray'm kamutası

ve

altında yeniden ayaklandılar ve Kuban nehri boyunca ilerlediler,

Ü:f.t lrl ııo ldıı ı·cırıl

Şıılıln·

giray'ın (Beşlileri) Tarnan'da b u sefer d e asilere katıldılar. Şııh l ı ıul ı·uy bu kez daha zor duruma düştü. Çünkü, 1777 isyanmda az da

- 115 -

ohuı, O'ı ı ıt


taraftar olan beğler, mirzalar ve hatta ülema vardı. Fakat bu sefer hiç birisi yardım etmedi ve katılmadı.

. Şahiiıglray'ın kardeşleri Balıadir ve Arslan Giraylar Ham reforınla� nndan ve müstebitçe davranışlarından dolayı kınıyor ve suçluyorl�rdı. İsyanoılara Şınn ve Mansur kabilelerini, hocaları ve Kefe kadısını da katınayı . başardılar ve kuvvetlerini geniş çapta arttırdılar. Şahingiray . çok müşkül durumda kaldı. Bahçesaray'da dahi askerleri ile düzeni ve sükfuıu sağlamakta güçlük çekti, başaramadı ve kaçmak zorunda kaldı. 200 kişilik maiyyeti, haremi ve 160 beşiisi ve sekbanı ile deniz yolundan Kerç kalesindeki Rus askerlerine sığındı. Kırım'ın ileri gelenleri Balıadir Giray'ın Kırım'a Han nasb edilmesi için hemen İstanbul'a bir heyet gönder4iler. Toplanan Divan-ı Hüma­ yun'da tartışmalar sonunda, Balıadir Giray'ın Han nasb olunması kabul · edildi. Kınm Hanlığı'mn üçüncü bağımsızlık dönemi de böylece son bul­ du. Kalgay tayin edilen Arslan Giray, 1500 kişilik Nogay askeri ile Arabat bölgesini idaresine aldı. II. Katerina 1782 Haziramnda prens general Poternkine gönderdiği ·

yazısında Şahingirayı korumasım ve Kırım'daki hükümranlığını yeniden kurmasını emretti. Çariçe, sevdiği bu Han'dan yardım ve himayesini he­ nüz tamamiyle kesmiş değildi. O'na 50 bin ruble yardım da gönderdi. Kerç, Yenikale ve Kılburnu kalelerini Osmanlı Devletine geri verme­ yeceğini bildirdi. Bahçesaray'daki Rus elçisi Kırım beğlerine, mirza ve mollalarına mektuplar gönderip Şahingiray Han'a itaat etmelerini istedi. Mektupları alanlar cevap vermediler; Tersine, O'na itaat etmemeye ve isyana devam ettiler. Han olarak Balıadir Giray'ı tanıdılar.

General Potemkin Çariçe'ye yazdığı bir mektubunda : <<Diğer devlet­ ler ne derlerse desinler, Kırım'ın Rusya'ya ilhak zamanı gelmiştir ve bu işi yapmak zaruri olmuştur.» demiş ve bunu gerçekleştirmek için şöyle bir hile düşünmüştür : «Şahingiray, İran'dan zaptedilen topraklar üze­ rinde kurulacak yeni bir memlekete Han nasb olunduğu takdirde Kırım · Hanlığından istifa etmeye razı olacaktır. Bunun için General . Samailof'u Kırım'a gönderip Şahingiray'ı buna ikna etmesi gerektir.» tavsiyesinde bulunmuştur. Bunun üzerine II. Katerina Samailofu Kırım'a gönderip Şahingiray ile konuşmasını emretmiştir. Samailof Şahingirayı bu yolda kandırmaya çalışırken Han'ın büyük üzüntüye düştüğünü görünce şöyle konuşmuştur : «Sizin faziletlerinizi takdir edemeyen böyle bir memleketi idare etmektense, İran'dan alınan topraklar üzerinde kurulacak yeni bir hanlığın idaresini almanın daha uygun olacağı muhakkaktır. Ama, sizin evveıa ' Kırım Hanlığı'ndan çekilmeniz gerektir.» , demiştir. Bu yalana ve hileye inanan Şahingiray istifasını vermiştir (100) . - 116 -


Şahingiray'ın 1783 yılının Ekim ayında Poternkine yazdığı mektubun

bunu doğrulayan bir belge olduğu yazılmıştır (101) .

, Kırım'ın Rusya tarafından böyle bir yalana dayanılarak ilhak edil�

miş olmasını Boudrier şu sözlerle tavsif etmiştir : <<Tarihte bu hadise,

örneği bulunmayan saygısız bir hilebazlık olarak kalacaktır» (1021). ,

Bunun üzerine II. Katerina Poternkine Kırım'ı istila emrini verdi.

1782'nin Ekim ayında Rus askerleri Kırım'ın her tarafım işgal ve istila

ettiler. İsyan halinde olanların pek çoğunu kılıçtan geçirdiler. Bunların sayısının 30.000 olduğu tesbit edilmiştir. Bunlar arasında pek .çok kadın ve çocuk olduğu anlaşıİmıştır. Paternkin'in bu davranışı insanlık tarihi· ne vahşet olarak geçmiştir. Kılıçtan �urtulan giraylar, beğler, mirzalar ve mücahitler Kırım'ı terketmek zorunda kaldılar. Ruslar bu. sefer her

zamankinden çok daha gaddar ve acımasız hareket ettiler.

1783 yılının 8 Nisan günü zorla toplanılan Kırımlıların önünde oku·

nan Çariçe beyannamesinde şu acı satırlar yer alıyordu :

«Küçük Kaynarca Anlaşması ile Kırım Tatariarına tanıninış olan

bağımsızlığa son verilmiş ve Kırım Hanlığı ortadan kaldırılmış, toprakları Rusya'ya katılmışttr.

<<K:ırım Tatarlarının dinine, örf ve adetlerine daima saygı gösterile­

ceğine kendi adıma ve benden sonra gelecek Rus Çarları adına dönül­ memek ve bozulmamak kaydiyle yemin ediyorum. Tatarların canları, namusları ve malları te'minat · altındadır ve her zaman olacaktır. Rus­

ya'da mevcut halk sınıflarına, vatandaşlarına tanınan bütün haklar Kı­ rım Tatariarına da aynen tanınacaktır.»

II. Katerina Şahingiray'a evvela Tarnan ve Kuban'da kuracağı bir

tampon hükumetin başına getirmeyi teklif etti; fakat Şahingiray bu

teklifi reddetti. Sonra O'na general rütbesi verip Rus -ordusunda kalmayı teklif etti. Şahingiray bunu da kabul etmedi. Prens ve general Potem­

kin'den ve Kırım'a ilk genel vali tayin ettiği İgelstrom'dan Şahingiray'ı Petersburg'a gitmeye ve orada kaımaya ikna etmelerini istedi.

II. Katerina Şahingiray'a bizzat yazdığı mektubunda : <<Bab'ı ali tah·

tını kayıb eden hanları iyi karşilamaz. Diğer yandan Osmanlılar size ga­ vur derler ve hiç bir zaman bizim gibi 200 bin ruhielik bir tahsisat ver­ mezler.» diyordu.

Şahingiı·ay sonunda Voronej kasabasına gitm�yi kabul ' etti.

:kendisine yalnız yılda 20 bin ruble tahsis edildi.

Orndu

. Şahingiray'ı 1786'da bu kasahada ölmüş olan Lady Craven CRN'I t Hln

«Şahingiray acınacak halde idi.» diye . yazmıştır.

Şahingiray 1786 yılında İstanbul'a dört mirzarun teşkil ettilfl lıl ı· ıı.,. yet gönderip Padişahtan Rumeli'de yaşamasına izin rica etti v e b lt' � � f'l· -

1 17

-


lik verilmesini diledi. Heyet, Şahingiray'ın Rusya'da esir muamelesi gör� düğünü, 400 askerin gözü altında bulunduğunu bildirdi. Padişah eski Han'ın Türkiye'ye gelmesine i zin verdi. Çariçe Şahin­ giray'ın maiyetindeki 250 kişi ile birlikte Rusya'dan gitmesine müsaade etti. ··. . Şahirigiray 1787 yılının · ilkbaharında İstanbul'a geldi. İlk sıralarda kendisine iyi muamele edildi. Biraz sonra Padişah Birinci Sultan Ab­ dülhamit'i O'ndan şüphelendirdiler. Padişah'tan Şahingirayın Rodos ada­ sına sürülmesi fermanını çıkarttılar. Şahingiray Rodos adasına sürüldü ve 1787 yılının Ağustos ayında · orada boğdurulmak suretiyle öldürüldü. ·

·

.

.

·

..

..

.. .·

Böylece, Kınm Hanlığı'nın son hükümdan genç yaşında acemilik ve tecrübesizliğinin ve hatalarının cezasını hazin şekilde çekmiş oldu. $ahingiray, İtalya'da . 've Rusya'da 'batı medeniyetinin ve tekniğinin eser ve icatlannı görmüş; bunları kendi halkının ve yurdunun da kısa za� · manda edinmesini gaye edinmişti. Oysa halkının bunlar hususunda hiç· bir fikri hazırlığı yoktu. Zihniyet değişmeden, taassubun baskısından kurtulmadan tamamiyle ayn ve farklı düşünceleri kabul ettirmenin müm� kün olmadığını anlamak istemeyen Şahingiray, en ziyade bu hatasının . . kurbanı olmuştur. Halkı arasında do�an parçalanma:, asiller ve ülema tarafından gelen direnme, yapılan hesapsız harcama, Rus casuslarının oy� nadığı şeametli fitne ve fesat, Osmanlı Devletinde hızlanan gerileme ve ' · zayıflama, bunlara mukabil Rusya imparatorluğunda gelişen kalkınma ve kuvvetlenme kraşısında halkının desteği, asillerin ve ülemanın yardımı olmadan, askersiz, parasız ve tamamlanmayan çok zayıf bir . teşkilat ile çok geniş kapsamlı bir programın gerçekleştirilmesinin imkansız olduğu­ nu kavrayamayan· Şahingiray'ın başarısızlığa uğrayacağını dü.şümnemiş ve sonucu görmemiş olması büyük bir gaflettir. . �·

·

Bu sıralarda dunyanin birçok yerinde büyük hareketler oluyor, de­ �işiklikler meydana geliyor ama hepsi halkın, milletin uyanıklığı, katkısı ve desteği ile oluyordu. ··

Kuzey Amerikalılar İngilizlerin sömürgeci idaresinden kurtulmak . için hilıTiyet ve ba�ımsızlık savaşına girmişler ve başanya ulaşmışlarçlı , . (4 Temmuz 1776) . Fransa'da hü.rriyet fikri kuvvetlenerek krallık idare;. sine son: verilip cumhuriyet rejimi yaratılmak hareket ve ihtilali başla· mak üzere idi. (1789 Fransız Büyük ihtilali) . İngiltere'de çoktan beri kralın yetki ve haklan kısıtlanmış, Lortlar ve :A:vam kam�raları çalışıyordu. . Batıda idari ve asker! teşkilatlar çok liuvvetlenmiş, disiplin altına alınmış, çeşitli silahhi.r icad edilmiş ve geliştirilmişti. . . Şahingiray'dan yirmi yıl sonra • osmanlı Padişahı Üçü'ncü Selim de ·

- 118 -


memleketinde reformlar yapmaya kalkmış ve elinde modcrıı t.fıll m gl\ı•. müş 24 bin askeri , de varken, ülema ünvanı altında İslam dininin L�ı:ıım· larından habersiz cahil ve mutaassıb yobazların şımarmış Yeniçerileri kışkırtıp isyan ettitmeleri yüzünden 3. Sultan Selim de başarısızlıga ug. radı ve iyi düşünce ve niyetinin bedelini başiyle ödedi. ·

Rusya; asırlardan beri kendisini ,aralıksız akınları, baskınları ile ra­ hatsız edip haraç, vergi, tazminat ödemeye mecbur eden Kırım Hanlıgı' nı ortadan kaldırdıktan sonra Balkanlar'a, Karadeniz'e, Kafkasya'ya giden yolları aÇtı ve buralara yayılma planlarını uygulamaya başladı. Büyük Petro'sunun bıraktığı vasiyetnarneyi iatbike girişti. İlk aşama ve gayesi . karadan ve denizden İsta:p.bul Boğadna ve şehrine el koymaktı. Bu ni­ yetinin ilk işareti olarak hastırdığı madeni paralarının bir yüzüne Aya· sofya'nın resmini bastırmış olması idi. Rumlar; Bulgarlar, Sırplar ve di­ ğer · Hristiyan milletler arasına casuslar gönderip hepsini Osmanlı Devleti ve Türkler aleyhine kışkırtmaya ve düşmanlıkla zehirlerneye girişti. Knf· kasya'daki Hristiyan Gürcistanı himayesine aldı. Osetin, İnguş, Kabardin halklarından oluşan askerlerini Rus subaylarına eğittirmeye başladı. Rusya'nın bu çalışmaları İstanbul hükumetinin gözünden ve dikka­ tinden kaçmıyordu ve O'nu kuşkulandırıyordu; Rus tehlikesinin büyüdü­ ğünü ve yaklaştığını görüyordu. Bu durumlar Kırım'ın kaybından doğan acıyı şiddetlendiriyordu. Divan'daki vezirler arasında kısır tartışmaların uzayıp gitme>ine � ve muhafazakar ve ıslahatçı didişmelerine yol açıyordu. Muhafazakarların hislerine ' kapılarak ve halkın şuursuz galeyanına uya­ rak Rusya'ya intikam savaşı istemlerine karşı çıkan ıslahatçılar orduların modernleştirilmeden savaşın kazanılamıyacağ�nı söylüyorlardı ve bunda haklı idiler. 1785'de Kafkas dağlarında Şeyh Mansur adında Dağistanlı bir: kahr:a­ man din adamı etrafında topladığı vatansever mücahitlerle R"!JSY�'nın saldırısına karşı koymaya başladı. Osmanlı Devleti'nderi silah, asker ve para yardımı istedi. İstanbul, imkanı nisbetinde, yardımda bulunmaya çalıştı. II. Katerina, ne pahasına olursa olsun, Hristiyan Gürcistanı sa:. vunacağırtı bildirdi. .. ·

İstanbul'da Başvezir Koca Yusuf Paşa'nın başkanlığında topliman Divan'ı Hümayun Rusya'nın Balkanlarda ve Kafkasya'da giriştiği hare­ kattan vazgeçmesi ve Kınm'ı bırakıp gitmesi için Rus elçisi Bulgakofa bir ultimatom verdi. Rus elçisi ultimatomu reddedince tutuklandı. 19 · Ağustos 1787.'de Rusya'ya .. harp ilan edildL Osmanlı ordu1nrı. .lm­ radan Kılbumuna ve denizden. Tamana saldırdılar. Fakat Ruslur tnrtı• fından geri çekilmeye mecbur edildiler. Avusturya da Türkiyc'yn I'III VII� ilan etti. Ruslar Özü, Hotin ve İsmail Kalelerini ellerine geçir<l i ll'ı'. Hıı arada Şahbaz Giray Kırım Han'ı tayin edilip Bog.dana göndcrl.l<l l . On1•

- 119 -


da öldürüldü. Yerine . Baht Giray yollandı. Bir sure sonra O da öldü­ rüldü. Bunlar · faydasız hareketler olarak sonuÇlandı. Osmanlı Devleti savaşı kayıb etti. 1792'de Yaş şehrinde bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı. Bu anlaşmaya göre, Özü ve Bug nehirleri arasındaki topraklar Rusya'ya bırakıldİ. Böylece Osmanlı Devleti'nin · Kırım Yarımadası ile . karadan sağlamayı düşündüğü imkan ortadan kalktı. Rusya ise Rumen Prensliklerinde, Balkanlarda ve Kafkasya'da daha serbest ve kolay < ça­ lışma imkanı buldu. Batı Avrupa. devletleri ile daha eşit şekilde konuşma . ve <<Şark Meselesi» dediği Türkiye meselesini ortaya atıp tartışma fırsatı eline geçirdi.

·

Bundan sonra Ru�ya, Sırpları, Karadağlıları; Rumları, Bulgarlan bi� rer birer isyan ettirip Balkaniara sızacak ve Türkiye'ye arka arkaya · sa- · vaş açacak ve O'nu mağlup edecektir. Aynı zamanda Kafkasya'ya _ da saldıracak, oradaki halkları · egir edecek . ve yurtlarını imparatorluğuna" katacaktır. -

·

HANLIK DÖNEMİNDE ÖGRENİM VE . .YETİŞEN BİLGİNLER . Kırımlılar, butün Türkler gibi, İsl�m dininin emirlerini ve yasakla'­ . nnı öğrenmeye · ve uygulamaya çok önem vermişlerdir. Bu sebeple erkek ve kız çocuklar 6 - 7 yaşlarından itibaren .(Subyan Mektepleri) denilen ilkokullarda Arap harfleriyle yazılmış din · kitaplarını okumaya başlar� ; latdı. Birkaç yıl içinde mukaddes kitapları Kur'an'ı kerimi tecvit ile okU:� ·. masını ve İslam dininin temelini teşkil eden fa:rzlan öğrenirler, · kısa ·. : sureleri ezberlerler, Türkçe okuyup yazmayı becerirlerdi. ·

.

Erkekler ilkokulu bitirdikten sonra, istedikleri takdirde, medreseİ�r� devam ederek Arapça ve Türkçe olarak sarf, nahiv, avamil, multaka> fıkıh, kelam, tefsir gibi dinin itikadat, ibadat, muamelat hususlarını geni·ş \'e derin şekilde . öğrenebilirlerdi. - Din bilginleri olarak yetişirlerdi. Din Ulema�ı, miiftüler, ka:dılar, hocala'r bunlardan çıkardı. · Orta Asya'da, Altın Ordu'da, Kırım'da ve di�er İslam memleketlerin- .· · de din biİgileri yanında tıp, edebiyat, tarih', . fizik, kimya, mantık (fel'- ·. sefe) hukuk ve bilhassa heyet ilmi (kosmografya) okunurdu ve bu ilim� ler çok geliştirilmiş idi. Altın Ordu'da olduğu gibi Kırım'da da rasatha- . n�ler yapılmıŞtı'. Kırım'da iklim de�işikli,ğini gösteren orijinal bir takvim düzenlendi. f �ni bazı tarihçiler yazmışlardır. ASkeri muhendis WİLHELM BADPLAN Ukrayna · h�kkinda yazdığı . ·. eserhıde (Kırım askerlerinin _ ellerinde Nurenberg pusulası b·ulunduğunu� kaydetmiştir. ·

.

- 120 --


· 16. yüzyılda Kırım Hanlığı'nda Lehistan elçisi olarak bulunım ı� ol11 1 1 Martini Bronyovski; 17; yüzyılda ayni ·vazife ile Lehistan'ı temsil etmiş olan Bigonovski; ' ıs. yüzyılda Lehli .papas Sestrenseviç Tavrida Tarihi eserinde Kırım'ın her köyünde okullar, şehir ye kasab �larında medrese· ler bulunduğunu, bunlarda pek . çok çocuğun ve gencin ,·okuduğunu, oku­ ma · ve yazma . bilmeyen hemen hemen hiç kimse · · bulunmadığını yazmış­ lardır. .

Markof adındaki Rus bilgini : «Kırım Tatarları, işgalden sonra çok ·

sayıda Kırım'dan göçmüş olmalarına rağmen, 1867'de Kırım'da yine 23. medrese vardı. 6 - 15 yaşları arasındaki çocuklar okula gidiyorlardı. 21 çocuğa bir ilkokul, 28 öğrenciye bir öğretmen isabet ediyotdu. O tarih· lerde Rusya'da 2747 kişiye bir okul, 68 çocuğa bir öğretmE;!n isabet edl· yordU» diyor. Devamla : «Unutulmamalıdır ki Tatar okullarının masrnf­ ları Tatar halkı tarafından; Rus okullarının masrafları Rus devleti tımı· fından karşılanıyordu.» diyor * (92) . Kırı;m hanlarından ilme ve edebiyata büyük önem ve değer verip saraydan evvel okul ve medrese yaptıranlar, kütüpharle açanlar, kitap yazanlar ve yazdıranlar olmuştur. Kıpçak ve Osmanlı lehcelerinde şiir, divan, gazel ve manzume yazan hanlar çıkmıştır. Kırım Türk - Tatarları · da, bütün diğer Türk boyları gibi, yaradılıştan manzum konuş�n.aya ve ' yazmaya istidatlıdırlar. Bu kabiliyet Türk boylarında yüzyılların oluş­ turduğu bir haslettir. Bozkır Tatarlarınd�, Nogaylannda ve, diğe� boyla­ rında çın, cır, ağıt, tapmaça (bulmaca) , atasözleri, destanlar çoktur ve derin anlamlar taşırlar. Çınlar çoğunlukla irticali söyleni�. MeŞhur çmeı­ lara (keday) denilir (93) . Kırım medreselerinde okuyarak ve sonra İstanbul ı�edrese ve külli­ . yatında yüksek .tahsilini tamamlayarak · yetişmiş çok din bilgini olduğu . gibi hukuk, eqebiyat ve tarih kitapları yazmış bÜginler de yetişmiştir. Bunlardan bazılarını kısaca zikredelim : '

SEYiT MUSA EFENDi KEFEVİ 1583 yılı�da Kefe şehrinde doğmuşhır. ' Kırım'da başladİğı öğrenimi*

.

.

Yukarıya alınan kısa bilgiler Dr. Abdullah Zihni Soysal'in (92) numara­ da işaret edilmiş olan makalesinden ·alınmıştır. Dr. A.Z. S9ysal, Kırtın hıınJnrı, hanlıirm yarlığları hakkında Emel Dergisinde pek çok değerli makaleler ynyın· lamıştır. Bunların bir kısmı Leh dilinde broşür ve kitap olarak da yayı nlıınnıı�­ tır. Türkçe çeşitli dergi ve gazetelerde de çıkmıştır . . Dr. Abdullah Z, Hoyııı.ı l, kendi ifadesine göre, 1905'de Kırım'ın Gönçek köyünde. doğmuş, ilk w oı·tıı tıı lı­ sili orada yapmış; 1923'de İstanbul'a gelmiş; 1929'de İstanbul Ünlwı·MHı1NI Jı:ıt u biyat Fakültesini bitirmiş ve 1933'de _Krakov Üniveı;sitesinde Pwr. Dı·. 'J', ICıı-• valski'nin talebesi olarak felsefe doktora diplaması almıştır. ..

- 121 -


ııl 1Ht.ııııhııl'ıla t.ıı ınnınlumış ve müderris payesini almıştır. 1615 yılında K ı rı m'n diinıni.iştür. Evvela Kefe kadısı ve sonra Kefe müftüsü olmuştur. Kırım edebiyatma dair eserler bırakmıştır. İslam hukukuna dair kitap­ lar yazmıştır. Şemsü-ttevarih (Tarihlerin - güneşi)

adındaki eseri İstan­

bul Müze-i Hümayununda saklıdır. Eserde şu bölümler bulunmaktadır :

Bab-ı Siyasiyat, Tevarih-i Ekabir-i Berriyat, İlan-ı Mahmudat ve Mez­

mumat, Acayib Mahlukat (94) .

HÜSEYiN EFENDi KEFEVİ İlk ve orta derecedeki öğrenimini Kırım'da yapmış, yüksek tahsilini

İstanbul'da tamamlamıştır. Burada ilim ve irfanı ile tanınmış ve kendi­ sine (Müellifler Sultanı) ünvanı verlimiştir. Bora Gazi Giray devrinde yaşamıştır. Han'a bazı seferlerinde yoldaşlık yapmıştır (95) .

ŞEYH İBRAHiM EFENDi Hak Mehmet efendinin oğludur. Babası Kıpçak bozkınndan · Kırım'a

göçtükteri ve yerleştikten sonra Kırım'da

doğmuştur.

Öğrenimini Kırım'

da tamamladıktan sonra (Bulgaristan) Filibe'deki Nureddinzade tekke­

sinde bir süre kalmış ve tekrar Kırım'a dönmüştür. O sırada Kırım'da ;

karışıklık zuhur etmiş olduğundan İstanbul'a giderek Küçük Ayasofya'da kalmıştır. Sultan Ahmet camiinde ezber tefsir-i şerif okutmuştur. Mek­

tepler ve medreseler adındaki eserini yayınlamıştır. Sonra Babadağ (ku­ zey Dobruca'da) kasabasına gitmiş ve orada ders okutmuş.tur. Derin ilim

ve irfanı sayesinde büyük saygı görmüştür. Şeyh İbrahim efendi İstan­

bul'da

1593 yılında ölmüş, Edirnekapı dışındaki Sırt Tekke civarında

gömülmüştür.

ABDULLAH AFİFÜDDİN EFENDi Şeyh İbrahim efendinin oğludur. Zamanın büyük bilginlerinden sa­

yılmıştır. 3. Sultan Murat'tan iltifat görmüştür. Kefe müftülüğü yapmış­ tır. Selamet Giray Han zamanında Kınm'da çıkan isyanları ilim ve ir­

fanı, adaletli tedbirleri sayesinde bastırmayı başarmıştır, Afifüddin efen­

di şeriatın hükümlerini ve emirlerini tam olarak icra etmeye çalışırdı.

Kefe kalesinin dışında bulunan küçük bir mahkeme kadısının davalardaki rüşvet aldığını duyarak onU!

derhal azietmiş ve cezalandırmıştır. . Bu

olaydan dolayı çok üzüntü duyarak memurluğundan çekilmiştir. Müftü­

lükten ayrıldıktan sonra Kefe yakınındaki Sirili köyünde ömrünün so- .

nuna kadar müderrislik yapmıştır. Afifüddin efendinin tasavvuf anlammda çok · güzel şiirleri vardır (96) .

'

- 122 -


A'TU' ' EFENDi BİNİ SEYiTAHMET 1 399 yılında Gözleve şehrinde doğmuştur. Kırım Hanlığının kurucu­ su olan Had Giray Hamn siyasi müşavirliğini yapmıştır. Ayni zamanda bir din bilginidir. Babası Seyitahmet efendi Altın Ordu'dan Kırım'a gel· miştir. 1469 yılında ölmüştür.

ABDULLAH OGLU SEYiTAHMET KRİMİ Kirım'ın ilk Ham Haci . Giray zamanında yaşamıştır. Gençliğinde Türkiye'ye gelerek hem dini tahsilini tamamlamış, hem de Osmanlı dev- · let adamlarının bazıları ile tanışmıştır. Kırım'a dönerek Kırım Hanı ilc görüşmüş, O'na Osmanlı Devleti hakkında faydalı bilgiler vererek bu kardeş Devlet ile ilişkiler kurmasını tavsiye etmiştir. Bunun üzerine Had Giray Han Seyitahmet Efendiyi zamanın tanınmış ülemasından Şerafed .. din efendi ile birlikte Türkiye'ye elçi olarak göndermiştir. Bu iki bilgi n Kırım Hanlığı ile Osmanlı Devleti arasında ilk siyasi ilişkiler kurmuş­ lardır. Seyitahmet efendi iyi bir şair ve hatip idi de. Şiirleriili n altında Seyitahmet Krimi diye imza ederdi.

İstanbul fatihi Sultan Mehmet tarafından kabul edilerek iltifat gör­ müştür. Sultan Fatih'in Kırım salıillerindeki Cenevizlilerin ellerinde bu­ lunan liman kasabaları hükümranlığı altına almasında rolü olduğu ya­ zılmıştır. Seyitahmet Krimi Bursa'da ölmüş ve gömülmüştür (97i) .

İBRAHiM KEFEVİ EFENDi Kırım'ın tanınmış siyaset yazc:u·larından ve tarihçilerindendir. '1736 senesinde yazdığı (Tevarih-i Tatar Han ve Dağıstan ve Mosku ve Deşti Kıpçak Ülkelerinindir) eseri meşhurdur. Emel dergisi tarafından Roman· ya'daki matbaasında Arap harfleriyle yeniden basılmıştır. Tarihçi ve siyasetçi İbrahim Kefevi şöyle yazmıştır : <<Moskof taifesi eyyamı kadimeden beri kizbu hileyi mürtekib olup (eski zamanlardan beri yalancı ve hileci olup) kelamları adimülitimad bir grühu rnekruh olmalariyle (sözlerine inanılmaz bir tiksindirici top­ luluk) kavilleri fiilierine mugayir olduğu cümle mileli nasara devlctıcrl beyninde durubu emsalden bermu'tattır. (Sözleri 'işlerine tcrli oln rıılc Hristiyan milletler arasında tanınması atasözleri halini almıştır) . İbrahim Kefevi Rusların kara�terini çok iyi tanıyan ve onlıırı tu ı ı ı · tan bir kişidir. - 123 -


J< ı r ı ı ı ı 'dıı don ı ı ı ı tıı l ıN I I t ı ı l yıı pınış zengin, bilgin olduğu kadar taassup­ t.ı ı t ı ı ı � ı ı lt , ycı ı ı ll oıJ i p :t.ıtın a ınn şartlarına göre yetişmeyi isteyen ve telkin

t'dfH l hl r ıt'tşl olmuştur. Kırım'dan İstanbul'a gelerek Bab'ı ali',d�. yüksek bir memuriyete tayin edilmiştir. Kıymetli tefsiri, mesnevi şerif'in manzum tercümesi, ahlaki kıssalar­ dan oluşan değerli bir kitabı vardır. 125� yılında Beşiktaş'ta ölmüş ve Yıldız sarayının Ortaköy'deki kabristanında gömülmüştür. Mezar taşına (al�mt amil, fazılı kamil, İsmail Ferah efendinin kabridir) diye . yazılmıştır. ·

. . .MUSTAFA RAHMi EFENDi

.�

Tahsilini Kırım'da yaptıktan sonra İstanbu'l'a gelmiştir Osmanlı D� � leti tarafından 1160 h. yılında İran'a sefir olarak gönderilen Kesriye'li Haci . Ahmet Paşa'nın maiyyetine katib verilmiştir. Üs:küdar'dan başlayarak İran'a kadar geçtikleri yol üzerinde gördükleri hakkında değerli bir İran Seyahatnamesi yazmıştır. Türkiye'de Kırımlı Mustafa Rahmi veya Tatar Mustafa Rahmi efendi adlariyle şöhret bulmuş ve şair ve tarihçidir. . . 1 164 h. yılında İstanbul'da taun hastalığından ölmüştür. · . .

,

.

DEVLETŞAH OGLU HABİBULLAH EFENDi .,.

.

:�. .

Bahçesaray'da 164l'de dünyaya gelmişt�r. Iyi bir tahsil görmüş, Zin� . cirli medreseden me'zun olmuştur. Türk ve İslam tarihlerini çok iyi teF kik etmiş, Türk ·ve İslam devletlerinin gerileyiŞ ve çöküş sebeplerini araş- . tırmış zeki bir tarihçidir. Bu devletlerin çöküşlerinin . temelinde ve hayatında hanların ve sultanların bencil, müstebit, mutaassıb ve hari� ol- · malarının ve düşmanlannın 7alan ve hilelerine aldanmalarının yattrğı neticesine vardığını tesbit etmiştir. Kırım hanlarından Haci Giray ve Mengli Giray Hanların · Osm;mlı Devleti ve bilhassa Sultan Mehmet Fatih ile ilişki kurmalarının siyasi bir başarı olduğunu yazmış ve bu hanları övmüştür. Çoban Giray oiarak tanınan cahil ve bencil Adil Giray'ın sarayında bulunup O'nu iyi Lve doğru yolda yürütmeye çalışmış ise de tam başarı sağlayamamış ve bir gün bu cahil Han kendisini de öldürtebileceğini düşünerek ' Kırım'dan İstanbul'a gitmiştir.

·

·.

·

·.

·.

.

HACİ MEHMET SENAİ

Kırım'da kadılık yapmış ve 3. İslam Giray Han ve zamınında iç du­ rum ve 1648'de Hmelnitski isyanları hakkında bir tarih y8.zmıştır. Ese­ rinde Kırımlılann Polonya, Rusya ve Rumen ülkelerin� yaptıkları akın­ lardan ve başarılı sonuçlardan bahsetmiştir. Tarihçi, eserini yazarken 3.

- 124 ;;,.__


İslam Giı·ay Han'ın ve 4. Mehmet Giray Han'ın baş�ezirliğini yapnıı� olan meşhur H�n Ağası Sefer Gazi'den ve diğer kaynaklardan d� yarar· lanmıştır. Bu tarihi eserin Kırım Hanlarınm Polonya ve Osmanlı Devleti ile olan ilişkileri · hususunda değerli ve. önemli bilgiLeri. kapsaması sebe­ biyle . bÜyUk kıymeti vardır. Bu eser ı97l ,yılında Lehceye çevrilerek Zig­ munt · Abrahamoviç tarafından yayınlanmıştır. ,i

ı

MEHMET SALiH EFENDi Kırımlı Abdullah efendizade Yahya efendinin oğludur. İlk tahsilini Kırım'da tamamladıktan sonra İstanbul'a gelmiştir. . Yenişehirli şeyhüliR· lam.

Abdullah

efendi tarafından yüksek tahsili ikmal edilmiş .ve sonru

kendisine damad edinilmiştir. Padişah 3. Mustafa'nın baŞ ·· imamlıjtm ı yapmış; sonra sırasiyle Halep, Şam ve Medine kadılıklarında bulunmu�­ tur. 1746'da İstanbul kadısı, ı749'da Anadolu Kazaskerliğine yükselmiştiı.·. ı 758'de Feyzu�lah efendinin azli üzer,ine yerine · Şeyhülislam tayin o di ı. miştir. ı759'da ayni padişah �arafından aziedilmiş ve Kanlıca'daki yulı· sında oturmasına izin verilmiştir. . ı yıl, 5 ay ve 5 gün şeyhülislam olan Mehmet Salih efendi ı761 yı­ lında ölmüş ve İstanbul'da Raziye kadın'ın . damadı Kazasker . Mehme t efendi medresesinin mezarlığına gömülmüştür. Yukarıda adlarından ve çok kısa olarak geçmişlerinden söz ettiğimiz bilginlerden başka daha birçok Kırımlı şair, yazar, tarihçi olmuştur. Gül­ ·

,

bünü Hanan tarihini yazmış olan Haİim Giray Sultan bunlardan biridir. Şair Fazıl Mehmet Paşa, şair Abdullah Ramiz Paşa gibi bütün ş&ir ve yazarların adlarını burada vermeye kitabımızın hacmi müsait . değil­ dir. Ancak İstanbul'a doktorluk (tıbı) ilimlerinin Türkçeye çevrilmesinde btiyük hizmeti geçmiş bulunan ve Tıpbiyede ders . vermiş olan Kırım'lı "

.

ı

'

'

'

'

.

'

Aziz Idris beyi; Harbiye yüksek okulunda ders okutup birçok subayın yetişmesine hizmet etmiş ve eser bırakmış bulunan Hüse'yin Rıfkı beyi hatırlatmak k,adirbilirlik olacaktıı;.

HANLIK DEVRiNDE İMARCILIK Kınm Hanlan vatanlarını . imar etmeye çok önem verirlerdi. Memlc·

ketin · her tarafına camiler, medreseler, hamamlar ve şifahaneler

neler)

(hasta­

yaptırmışlard1r. Şehirler, kasabalar ve yol boyları akan çoşmclt1 1'lll

d?lu idi. Schnitzlet'!n yazdığına göre yalnız Bahçesaray şch ı.·i ndo :J I I)

çeşme vardı. Bunun . 50's•i umumi, 56'sı özelkişilerili, 13'ü sı:ırnyl ıı ı ·ıı fı 1 H I . Pallas (Bemerkungen auf einer reise) eserinde bu çeşmclenflı ı ı l ııı l ı · sederken, suyun uzaklardaki . dağlardan künklerle getirildiı! i n l , bol vtı tıı. miz olduğunu yazmıştır�

� 125 -

·


Jl'n ın l n, Dubois, Molinari gibi seyyahlar Bahçesaray'daki han sarayla­ rının güzelliklerini oluşturan çeşmelerin, odalarının döşenişlerini, duvar­ larının ve tavanlannın altın yal dızlarını, Kur'an surelerinin yazılarını anlatıp bitiremezler. Dubois, biz Bağdad ve Şam şehirlerinde de s araylar ve çeşmeler gör­ dük. Ama, Bahçesaray' dakilere benzeyenlere ve o kıymette olanlara rastlamadık, diyorlar. ·

·

TATARLARDA AHLAK Hanlık devrinde Tatarların yüksek bir ahlak, terbiye ve gelemeğe sa­

hip olduklarını yazan yabancı seyyahlar şöyle diyorlar : Mehmet Giray Han zamanında Stefan Batori'nin Kırım'da büyük

elçisi olan aristokrat Martin Bronyovski 1578'de şunları yazmıştır: «Ta­ tarlar entrika, intikam, haset, dolandırıcılık, kavga ve cinayet gibi ahlak ve terbiyeye uygun olmayan şeyleri bilmezler. Namuslu ve temiz insan­ lardır. Kırım'da dokuz aydan fazla kaldığım zaman içinde ne bir kanun­ suzluktan ve ne de bir cinayetten söz edildiğini duymadım. Tatarlar mi­ safirleri - çok iyi karşılıyorlar ve hele ihtiyarlara karşı çok s aygılı ve kü­ çüklere karşı çok şefkatli davranıyorlar.» (213) Tatarlar çok ve samimi olarak dindardırlar. İslam dininin emirlerine

ve kendi geleneklerine uyarak . öksüzlere, hastalara, acizlere ve çaresiz­ lere, fakiriere yardım etmeyi kendilerine borç bilirler. Mesela, küçük ye fakir kalan bir öksüzün tarlası köy komşuları tarafından parasız olarak. sürülür; ekini orak zamanında biçilir ve harman yapılır. Buğdayı değir­ mende öğütülür. Aynı yardımlar atı ve arabası olmayan veya hastaian­ mış veya ölmüş olanların çocuklarına ve dul eşine de yapılır. Bu yar­ dıma Tatarlar «meci>>, Anadolu'da Türkler «imeci� · derler. Bir kız veya erkek evlendirilir ve evlilik masrafı verilir. Buna benzer yardımlar Çok yapılırdı (214) .

HANLARlN DIŞ SiYASETi Kırım hanları, Rusya'nın kuvvetlenınesini hem kendi memleketi� hem de Türkiye, Polonya ve Ukrayna gibi komşu memleketleri için dai­ ma tehlikeli görmüşler ve bu sezgi ve kanaatlerini bu komşularına bil­ dirmişlerdir. Rusya'nın Polonya ve Ukrayna üzerindeki istila siyasetini sezen ve gören Kırım hanlan, bu memleketlerin devlet adamları ile Rus- : ya'ya karşı müttefik olmayı aramışlardır. Hanların uyarılarına önem ver,. ineyen Ukraynalılar Rusların ağına düşmüşlerdir. Rusya, · bundan sonra . Kırım üzerine daha şiddetli ve başarılı saldırılara girişmiştir. Polonyalılar bile Kırım hanlarının işaret ettikleri tehlikeyi görertıemişler, .. Rusya'ya karşı teklif ettikleri ittifakı layikiyle tatbik etmemişlerdir. Nihayet Rus­ ya, hem Kırım'ı ve hem Polonya'yı istila ve e sir etmiştir.

- 126 -


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM K l R l M ' DA

General Potemkin,

Kırım'da

RUS

İ DARESi

150.000 Rus askeri bulunduruyor vo

l l lt· Çn­

Türk - Tatarları şiddetli baskı altın�a tutuyordu. II. Katerina 1784

baharında Kınm'a geldi. Potemkin, bir harabeye çevirdiği Kırım'da

riçe'nin geçeceği yol boylarına göstermelik tahta evierden oluşan yc ı ı l

köyler yaptırdı. B u sayede yaptığı vahşeti örtrnek ve ' İmparatoıiçesin l n

gözlerini boyamak istedi.

Çariçe'nin isteği ve emri üzerine Kırım Yarımadası Novorossisk Eyıi­

leti'ne bağlandı. Aynı zamanda bu eyalete Besarabya, Herson, Yekateri­

noslav, Stavropol ve Don ilieri de bağlandı. Böylece, Kırım Hanlığı'nın

eski sınırları içindeki bu topraklar büyük bir eyalet haline getirildi.

1802 yılında bu eyaletten çıkarılıp Tavrida Guvernatorluğu'na bağlandı . Ek olarak, Oçakov, Dnepr bölgeleri ile Nogay Bozkırı'nı teşkil eden Mili­

topal ve Berdiyansk bölgeleri de koş_uldu. Bu Guvernatorluk içinde Kı­ .

rım Yarımadası Akmescit (Simferopol) , Yalta, Kefe (Teodosya') , Or ve

Gözleve (Evpatoria) ilçelerine ' ayrıldı.

·

Rus askeri, polis, j andarma ve sivil idarelerinin bir tek ortak gayesi

vardı : Kırım Hanlığından kaliD;ış olan bütün Türk - Tatarları koğmak vo

boş kalan topraklara Rusları ve Hristiyanları yerleştirmek. Hanlık dev­

rinde sınırlan içinde yaşayan 5 milyon Türk - Tatar ve Nogaylarındım

1,5 milyonu Kırım Yarımadası içinde yaşıyordu. Rus idaresi bunları göç­ ıneye zorlamak için şu metodları . kullanmıştır :

1

-

TOPRAK YA'GMASI :

Kırım Türk - Tatarları ve

Türk - Nogayları geçimlerini

çoğıı n l uldıı

· toprak işçiliğinden sağlıyorlardı. Ova ve bozkır bölgelerinde yıı�ııy: ı ı ı lııı: çiftçilikle, dağ yamaçlarında v e eteklerinde yaşayanlar buj:te ı l ı l� ,

hıı l ı �·ıı .

cilik ve tütüncülükle iştiğal · ediyorlardı. Kasaba ve şehirlenh• yn�II,Yıt ı ı l ll t' din ve kültür işleriyle, çeşitli zanaatlarla uğraşıyorlardı.

- 127 -

·


K ı rt ın l ı l a r için esas olan yaşam unsuru t<>praktı. . Onları . bu temel maddeden yoksun bırakmak açlık ve sefaJetten ölümlerine sebebiyet vermek demekti. İşte Rus idaresinüı ilk işi, Kırı:mlıların her çeşit toprağına el koymak oldu. ·

.'

. :

a) Ranların, Kalgay ve Nureddin Sultanların topraklarını, Devlet topraklan sayarak, Rus Hazinesine geçirdi; b) Camilere, medreselere, tekkclere ve sair dini kuruluşlara ait va. kıf topraklarını, bu kuruluşların kapanmalarını sağladıkça, sahi:psiz · kal­ . dıklarını ileri sürerek devletleştirdi, hazineye maletti; c)

Pek çok özel mülkleri tapusuz diyerek aldı;

ç) Pek çok özel mülk sahiplerinin ellerinde bulunan senetleri ye­ terli tan:unıyarak topraklarına el koydu; d) Rusların Türk - Tatar'lardan hile, desise, tehdit ile. satın alıp im­ zalattıkları senetiere dayanarak aldıklan topraklan Rusların malı saydı. e) Ellerinden toprakları alınıp açlığa ve sefalete zorlanan Türk ­ Tatarların bit kısmı Rus çiftliklerinde, tarlalannda çok az ücretle, ortak­ lıkla çalışmaya mecbur edildi; f) Büyük Rus çiftliklerinin sınırları içinde kalan Türk - Tatar köy� leri bütün insanları ile birlikte, Rusya içersindeki Rus serileri (köleleri) gibi esir muamelesine tabi tutuldu. g)

Gasp edilen haklarını aramak için Rus mahkemelerine başvuran Türk - Tatarlar mahkeme kapılannda yıllarca süründürüldükten ve bir çok masrafa boğdurulduktan sonra haksız çıkanlarak topraklarını kayıb etmişler ve Rus adaletsizliğinin kurbanları olmuşlardır;

h) Maliye memur�arı, şişirilmiş veya asılsız vergi borçları için köy­ lülerin topraklarını satılığa çıkarmışlar ve ellerinden para ödemeden al­ mışlardır; i) Tavrida Genel Valisi, Hl.91 yıİında yaptırdığı inceletmeler sonun­ da, Türk - Tatariara ait toprakların üçte ikisinin çeşitli hileli yollardan, sahte belgelerden yararlanılarak Rus hazinesine devredilmiş ve Rusların mülkiyetine· geçirilmiş bulunduğunu tesbit ettirmiştir (107) . . Rusya' da 191 7'de Bolşevikliğin ilanından sonra Devlete ait gizli ve ç'ak gizli diye herkesin gözünden uzak tutulan arşivler açılmış ve pek çok statistikler ele geçirilip incelenmiştir. Bu statistiklerden anlaşıldığına gö-. re, Rus idaresinin 12 yıl içinde gasp ve musadere yoliyle eline geçirdiği, Rus zadeganına, general ve subaylanna ve muhacrlerine üleştirdiği top­ raklann toplamı 288.064 desetina (300 bin hektardan fazla) dır. ' Bunun _ dışında yüksek memurlar, polisler tarafından tehdit, hile ve sahte senet­ lerle alınan topraklar da vardı ki, toplamı 500 bin hektarı bul makta idi; .

.

- 128 -


General Potemkin, Yalı boyunda, Bı:ı.ydar'da, Foros ilc ;Li ın u ı ın ı ı ı·n· sında en iyi topraklardan 73A60 desetina kadannı kendi adına geçirmiş­ tir. Öldüğü zaman bu topraklar amcasının oğlu General Visutski'ye inti· kal etmiştir. Bu da Baydar'daki topraklannı Amiral Mardinofa satmıştır; 1799 senesinin 14 Ocak ayında tapu senetleri tanzim edilmiştir. Mardino1 bu topraklardaki 12 Tatar köyü ile halkının da sahibi olduğunu iddia ederek Tatarlada bir sözleşme yapmıştır. Bu sözleşmeye göre Tatarlar Mardinofa Kırım Haniarına ve Sultanianna verilmiş olan, (Öşür - on­ dalık) yerine yılda 300 bin ruble para ödemeye veya bu kadar para tu­ tarında odun kesip taşımaya mecbur tutulmuşlardır. Tatarlar kısa bir süre sonra Mardinofun . bu sözleşmeyi kendilerine hile ile kabul ettirdi­ ğini ileri sürerek mahkemeye başvurmuşlardır. 13 yıl sür�ı:i dava sonunda Tatarlar davayı kayıbetmişlerdir. Mahkeme topraklar_ın Mardinofa, ev­ lerin de Tatariara ait olduklarına, isterse bu evlerde oturabileceklerinc karar vermiştir (115). 1872 yılında Kefe· kazasında Gramatçikof adındaki bir çiftlik sahibi ile Türk- Tatar cemaati arasında çıkan bir dava 124 Türk - Tatar ailesinin perişan halde yerlerinden çıkanlıp koğulmalanna sebep olmuştur (13li) . Tatarlar tarafından açılan buna benzer davaların 10 yıldan 40 yıla kadar sürdüğü ve nihayet Tatarların çoğunun bıkıp ve bezip davalarını bırakıp göçtükleri çok olmuştur. 1833 yılında yayımlanan bir emirname ile, Tatarlar tarafından tapu· suz veya geçerli olmayan tapular ile işlenen tarlalar yeni sahipleri Rus­ ların zilyetliklerinde 10 yıl kaldıktan sonra zaman aşıını bakımından bunların mülkü oluyordu. Bundan sonra dava açmanın da bir yararı kalmıyordu. 2 - DİNİ BASKI VE TAHRiBAT Rus idaresi, Kınm Türk - Tatarlarının dinlerine çok bağlı olduklarını; din adamlarına derinden bağlı bulunup saygı ve sevgi beslediklerini bil­ diğinden ve ortodoks taassubu içinde bulunduğundan Müslüman. ma'bet­ lerine ve din adamlarına karşı baskıya ve saldırıya geçti. Bir taraftan din adamlannı, müderrisleri tutuklayıp haps ve sürgün ederken, diğer taraf­ tan camileri ya ortodoks kilisesine seviriyor veya yıktırıyordu. İstilanın daha ilk yıllarında Sudak'taki cami ortodoks �ilisesine çev­ rildi. 1793'de Pallas'ın bizzat şahit olduğu üzere, Tarnan şehrindeki cfi m l d e kilise şekline sokudu. Bu saldırı tam 120 yıl devam etti. 1805 y ı l ı n cin Kırım Yarımadası'nda 1556 cami mevcut iken bu sayı 1914 yıl ı nda 7:.ıll'ıı indi. 5139 imam ve hatip mevcut iken 942'ye düştij. Fransız yazarı ve seyyahı Dubois, yazdığı hatıralannda : «KoJ'u ��ı l ı · - 1 29 -


rindeki büyük ve güzel cami kiliseye çevrildi. Birçok camiierin kubbele­

rindcki kurşun levhalar Rus askerleri tarafından sökülüp kilo ile satıl­

dıktan sonra yıkıldı. Kefe valisi Kazanciyef, Kefe şehrinin en güzel ca­ milerinden birisini ve bunun yanındaki Türk hamamını yıktırıp yontma

taşlarını kendi inşaatında kullanıyordu. Değerli eserleri takdirden aciz bu ' valinin tahribatını durdurmak, hiç olmazsa, hamamın yıkılmasını önle- .

rnek için, Müslümanlardan oluşan bir heyet Kont Voronsof'a başvurdu.

Fakat, Konttan durdurma emri alan heyet gelinceye kadar, vali işini o · kadar çabuk tutmuştu ki, ortada camiden ve hamamdan bir şey kalma­ mıştı,>> , demiştir.

Clarke, Kefe, Bahçesaray ve Karasu Bazar şehirlerinde gördükleri

hakkında şUnları . yazmıştır :

<<Kefe'de bulduğumuz sırada Rus askerlerinin, biraz para elde, etmek

için, bu şehirdeki güzel camileri yıkıp kurşunlarını sattıklarını gördük.

Bazı camiierin mağaza haline getirildiklerine, güzelim minareleri devir­ diklerine, çeşmelerin kurşunlarını ve musluklarını kopardıklarına üzün­ tü ile seyirci olduk.>>

«İşte · Moskova'nın himaye siyaseti ve tatbikatı böyledir. Kendi kuv­

vetine ve idaresine boyun eğdirmek istediği zayıf milletlerle yaptığı itti­

fakın mahiyyeti bundan ibarettir. Moskova'nın oyunlarına aldanıp alet.

olmak için çok az aydın olmak gerektir. Rus askerleri bu tahribatı yapar­ ken subayları da bundan zevk ve haz duyuyorlardı. Göklere doğru siv­

rilerek yükselen, şehirlere güzellik ve yücelik veren minareler birer birer

yere yuvarlanıyo,rdu. Mabetler de aynı şekilde hakaret ve tahribata uğ­

ruyorlardı. Halkın sağlığı gözönünde tutularak uzak dağlardan menba su­

larını şehirlere getiren kurşun borular, birkaç askere biraz para sağlamak

ve subaylarına pay çıkarmak için sökülüp satılıyor, en yararlı bir kamu aracı ortadan kaldırılıyordu. Rusların bu tutumu çok üzücü ye elem

verici idi. Yıkılan çeşmelerden ve su depolarından bazıları mermerden

l

yapılmış ve üzerlerinde kabartma şekiller ve yazı ar bulunan eski çağ­ ıara ait idi. Müslümanlar tarafından itina ile sağlam olarak korunmuş

olan Yunan ve Roma eserlerinin şimdi Ruslar tarafından tahrib edilmesi

çok üzücü idi.» <<Karasu Bazar kasabasında yapılan tahribat büyük şehirlerdeki ka­

dar değildi. Burada da tahribat · olmakla beraber, seyyahlann gördükleri

dükkanların sıralandığı uzun bir çarşı bulunuyordu. Mezar taşları sökü­

lüp hakaret ve saldırıya uğrayan Tatar kabristanları görülüyordu. Rus

göçmenleri bu taşları evlerinin yapımında kullanıyorlardı.»

Kırım'ın eski ve Hanlık devirlerinden kalan bu medeniyet ve kültür

eserleri, bilhassa 1921'lerden sonra; «Bilim ve Araştırma Çalışmaları>>nı n -

130

-


arkeolajik kazılanndan elde edilen kalıntılar sayesinde, asırlarca evvel Asya'dan gelip Altın Ordu Devletini, bunun dağılması sonunda çeşitli

Hanlıklar kuran Mogol - Türk - Tatarlann, iddia edildiği gibi, yalnız yı­

kan, yağma ve çapul yapan bir kavim ve millet olmadığı anlaşılmıştır. Kazıları yapan . heyet başkanı Prof. Brozdin, bu sahada ,daha . ciddi ve de­

rin araştırmalar ve kazılar yapıldığı takdirde gerçeğin daha iyi anlaşıla­ cağından şüphe edilmemesini, Rus ve Batı tarihlerinde Mo$ollar ve Tatar· lar hakkında yersiz ve haksız olarak kullanılan <<barbar» sözünün asılsız­

lığı daha açık şekilde meydana çıkacaktır (112 ) , demiştir.

Prof. Brozdin : «Mogol - Türk - Tatar medeniyeti mimari eserlerinde, su yollan yapımında, ele geçen çeşitli paralarda, kaplarda ve el sanatla·

rmda Çi�, İran ve Türkistan sanat eserlerinin büyük etkileri olduğuna,

fakat özel düşünce ve zevklerinin de büyük oranda rol oynadığına hük­

medebiliriz.» mutalaasındadır.

«Bahçesaray'ın evvelce nasıl olduğunu ve şimdiki tahribat sonunda ne hale geldiğini gereğince tasvi( etmek çok güçtür. Ruslarm yaratılış­ larmdaki yıkıcılık ve barbarlık karakterini anlamak için bu şehirlerdeki

yıkıntıları görmek gerektir (105) . «Hristiyanların Kudüs'teki

kutsal yerlere,

Katoliklerin

Vatikan'a

duydukları derin inanç gibi Müslümanların da Mekke-i Mükerrem'deki Ka'be-i şerife samimi inanç ve saygıları vardır. Zengin olan Müslüman­

ların ömürlerinde bir kez bu mukaddes yeri ziyaret etmesi dinlerinin em­ ridir. Çarlık kanunları arasında Müslümanların Hacca gitmelerini ya­ saklayanı yoktu. Ama, Tavrida Genel Valisinin maiyyetindeki memur­ lara gönderdiği 14 Kasım 1829 tarihli gizli emrinde, Ka'bede toplanan Müslümanların <<yeni kuvvetler oluşturacakları» gözönünde tutularak, oraya gitmek isteyen Tatariara pasaport verilmesinin zorlaştırılması ten­ bih . ediliyordu (109) .

Tavrida Genel valisi, Kohovski, ilhaktan hemen sonra, Gözleve ve

Or kazaları imam ve hatiplerini Akri:ıescite çağırmış, tutuklayıp gruplara

ayırmış ve her grubu tesbit ettiği yerlere sürgün etmiştir. Bu kararını 7 Şubat 1787'de Potemkin'e yazıp bildirmiştir. Bu kararına gerekçe olarak, bu din adamlarının, <<normal zamanda üç gün oruç tuttuklarını ve koyun kestiklerini» göstermiştir (106) .

Çarlık idaresinde senatör ve daha sonra 1917'de kurulan Kırım TU I'l< .. Tatar bağımsız Curi:ıhuriyetinde · Adiiye bakanı olan· Ahmetoviç, lO ifl'do

yayınladığı bir bildiride :

«Yalnız İslam kanununda değil, he( devletin medeni kanunuııdıı Vll

bizzat Rus medeni kanununda kişilerin son ömürlerinde serbest ıı ı·ı.u vı;ı

- 131 ...:_


iradeleri ilc yuptıkları vasiyeHere s aygı göstermek temel hukuk kural­ larından sayılmış iken, Çar idaresi Kırım Tatarianna karşı bu prensibi de ayaklar altına almıştır» demiştir (108) . Rus idaresi, Kırım Türk - Tatarlarının dini duygularını ve inançları- · nı zayıflatmak, ahlaki salabetlerini

bozmak için bilgili din adamlarını

çeşitli sebep ve bahanelerle vazifelerinden uzaklaştırmıştır. Yerlerine · ca­ hil, mutaassıp,

ke;ndisine

kulluk edecek . yobazları getirmiştir. Bunları

Duhovni - Ruhani sınıfına dahil ederek meslek mirası hakkından yarar­ landırmıştır. Bunlar arasmdan dilediğini seçmek ve tayin etmek yetkisini Dinler ve Mezhepler Bakanlığına vermiştir. Bakanlık da b�ların en c a­ hillerini tercih · ve tayin etmiştir. Böylece din hürriyetini yıkmış ve Müs­ lümanları din. narnma hürafelerden başka bilgisi olmayan cahil yobazların · ellerine bırakmıştır. Medreseler de cahil hocaların ellerine verilerek yoz­ la§tırılrnış, birer ilim ve eğitim ocağı olmaktan çıkanlarak birer tenbel­ hane şekline sokulmuştur. Türkiye'de, Mısır'da hatta Kazan ve Orenburg' taki ileri görüşlü medreselerde okumuş olan hocalar vazifelerinden uzak­ laştmlmışlardır. Rus idaresi, Kırım Türk

4 sınıfa

Tatarlarını, Ruslara yaptığı gibi;

ayırmıştır :

1

-

Zadegan (asılzadelert) beyler, mirzalar; bunlar imtiyazlı kişiler­

dir. Toprakları ellerinden

alınmamıştır. Zadegan sınıfına mahsus

lardan ve imtiyazlardan yararlanmışlardır

2

-

hak­

(lll) .

Duhovni (Ruhani) ler; hocalar. Bunlardan Rus idaresi tarafın·

dan resmen tanınıp belge almış olanlar, vakıfları bulunan camilere ve medreselere tayin edilmişler ve vakıfların bütün gelirinden faydalanmış­ lardır.

3 - Meşcan (şehirli) lar; Küçük memuriyetlerde çalışanlar, esnaflar, ·zanaatçılar, tüccarlar.

4

-

Foselen - Kristiyan (köylü) ler. Köylerde çalışıp toprak işleri, ·

çiftçilik yapanlar.

Bu dört sınıfa ayrılan Türk - Tatar halkı arasına soğukluk sokulmuş­ tuı�. Beyler ve mirzalar kendilerini (Aksüyek) asil sayarak ve imtiyazla· riyle gururlanarak diğer sınıfların halklarına yukardan ve küçük göre· rek bakmışlar, onların da kendi soydaşları ve kardeşleri olduklarını dü­ şünmemişlerdir�

Rusların

pohpohlamasına

aldanmışlardır,

aralanndan

kendi dindaş ve milletdaşlarına eziyet edenle r bile çıkmıştır. Göçen Türk­ Tatarların topraklarını ucuz fiyata ve hatta parasız ellerine geçirenler bile olmuştur. Bu tutumları ve davranışları ile halkın eski saygısını Vl' sevgisini kayıb etmişlerdir.

- 1 32 -


3

-

MİLLİ ,EGİTİM VE KÜLTVR YASA'GI

Rus idaresi, Kırım'da yüzyıllardan · beri milli ve islami e!titim ve kültürün öğ"retildiği kuruluşların çalışmalarına engel oldu ve hepsini bi� rer birer kapattı. Müderrisler, öğretıpenler ve diğer bilim ve din adam­

ları uğradıkları baskı, haksızlık, hapis ve sürgün karşısında Osmanlı top­

raklarına göç etmek zorunda kaldılar. Ancak Rus idaresine dalkavukluk, kulluk edenler, halkının derdiyle ilgili ve muztarip olmayanlar kaldılar.

Bunlar ve yukarda sözünü ettiğimiz cahil mollalar Rus · idaresinin emir­ lerine ve talimatına boyun eğerek milleti cehaletin ve taassubun karan., lık perdesi altında uyuttular; milli tarihini, parlak geçinişini öğrenmek� ten yoksun bıraktılar.

Türk - Tatarların cehalet, taassub ve geriliğin karanlığı içinde yaşa­ tılması, uyanmaması, birlik ve dayanışma kuvvetinden mahrum edil­

mesi Rus idaresinin temel gayelerinden idi. Bunun için milleti uyandır­

maya yarayan bütün kitapları okumak, bulundurmak yasaktı. Bunlar (Yasak Kitaplaıı) sayılıyordu. Tarih ve coğrafya kitapları bunların ba­

şında yer alıyordu. Bu sebeple Türk - Tatar aydınlarının, zenginlerinin

orta, lise ve bilhassa modern programla öğretmen okulları açmak için

yaptıkları başvurular çeşitli bahanelerle karara bağlanınayıp geeiktiri­ lİyor ve sonunda reddediliyordu. Bu yüzden Türk - Tatarların anealt ilkokulları vardı; bunlar da sık . sık basılarak kontrol ediliyordu:. Bu okul­ larda da yalnız Kur'an, ilmü hal ve biraz da hesap, okuma ve yazma

öğretilmesine müsaade veriliyordu. Rus idaresi bunlara hiç bir maddi

yardımda bulunmuyordu. O)rul binalarını, öğretmenierin ücretlerini ce­ maatler te'min ediyordu.

' Rus yazarı Markofun bu husustaki tenkidini yukarda nakletmiştik

(130)'.

GÖÇLER Rus idaresinin Kınm'da Türk - Tatariara karşı uyguladığı bin bir

çeşit baskı, haksızlık, adaletsizlik, gasp, soygun, hapis, sürgün muamele ve hareketlerine dayanamıyan, sabır ve tahammü l kuvvetini kaybeden

Türk - Tatarlar güzel, bereketli, havası temiz ve sağlam, her bakımdan

zengin vatanlan Kırım Yarımadası'ndan Osmanlı İmparatorluğu'nun ida-· resindeki memleketlere : Balkanlara, Rumeli'ye, Dobruca'ya, Anadolu'yn,

hatta bazı Arap topraklarına göçrneğe başladılar.

Bu göçler, büyük Türk tarihinde defalarca vuku bulmuş olu n l l uıı, Bulgar, Hazar, Peçenek, Kuman, .Selçuk, Oğuz ve sair Türk lm v l ın vn

kabilelerinin Batıya yaptıkları akınlan anımsatıyor ve andınyord u . A t li'II It büyük bir farkla : İlk göçler yeni topraklar, �emleketler, kıtalnr fııt.l t ı, l •

- 133' -


nwlc l � l ı ı �ııpıl ıyc ll'tlı ı . Rnn ı·ı1 ld l<ı ı• hıo il ıcrinde en

az

ı5 as�r yaşadıklan ve

ıuı l l ıı ı ı t:ı lı ıı l l ı·d l l ld ı • l ' l c. . u ı ıl ' l. Jwd a ı.· güzel ve mutluluk diyan yurtlarını

ı l fl u ı ı ı ıı ı ı ıı l ı t l'ıı l� ı p 1-( l l.nwl< l c,; i n yapılıyordu. Arkalarında şehirler, kasabalar,

lt lly l ı • t', l.ı ı l'l n l ı ı r, l ıııttl at', bahçeler, yüzbinlerle . at, koyun, deve, büyükbaş

koy u n bırakıyorlardı. Bunların değerleri milyonları, milyarları oşıyordu. Bunları titreyen yürekleri, , ağlayan gözleri ile, yanık muhacir türküleri söyleyerek terkediyorlardı. Çapulçu, soyguncu işgalciler ve istilacılar da bu göçleri zevklenerek, gülerek teşvik ediyorlardı. Hatta ' Gözleve'de yaptıkları gibi, Rus· hüku­ metinin göç iznini davul zurna ile ilan ediyorlardı.

hnyvı ı n ,

General Potemkin ı 784'de 25 No.lu emriyle Tatarların Kırım'dan göçürülmesi için hükumet makamiarına gizli talimat göndermişti (1 03) . Potemkin'in ı794'de kendi eliyle yazıp Grigori Aleksandroviç'e gön­ derdiği şu tezkere Rus idaresinin gerçek maksadını açıkça göstermekte­ dir :

<<Tatarları Belbek'ten, Kaçı' dan, Sudak'tan, Üsküt'ten, Eski . Kırım' dan ve genel olarak dağlık bölgelerden çıkarmak; steplerde (ovada, boz­ kırda) yaşayan Tatarlardan hiç birisini bırakmamak; mirzalardan git­ mek isteyenler olursa bunları da; şimdi . verilen cetvelde yazılı olanların hepsini 24 saat içinde çıkarmak gerektir.» Bu emrin doğruluğu Boris tgelstrom tarafından tasdik edilmiştir (113) .

İlhakın ilk gününden itibaren planlı, devamlı ve acımasız şekide uygulanan bu siyaset yüzünden Kırım Türk - Tatarları ve küçük kütleler halinde yurtlarını gözyaşları içinde terk�derek (Hak - Ak - Toprak) adını . verdikleri Türkiye'nin çeşitli bölgelerine göçmeye başladılar. .

Önce 1785 ve ı 788 yıllarında iskelelere ve limanlar<;ı yakın yerlerde yaşayanlar Karadeniz salıillerindeki iskelelerden Anadolu'ya, Dobruca' ya:, Bulgaristan'a çıktılar ve içerilere yayılıp yerleştiler. Rus idaresi, ilk göçenierin yerlerine, Rus köylülerini getiremeyince, İtalya ve Alman' ya'dan 160 kişi getirip yerleştirdiler. 1789 ve 1790 yıllarında göç faciası en şiddetli ve acıklı halini aldı. Bu 1800 yılına kadar devam etti . 16 yıl içinde göçmüş olanların sayısı yarım milyonu buldu. Osmanlı Devleti'nin o zamanki defterlerinde yazıldığına göre, gÖçenierin ancak 300 bini Osmanlı topraklarına ulaşıp yerleşmiştir. · 200 bin kadarı karada yolsuzluk, hastalık ve saldırıya uğramak yüzün­ den; Karadeniz'de fırtınaya tutulan eski ahşap ,gemilerin hatmasından, varmak istedikleri yerlere ulaşamadan ölmüştür. Yalnız Kırım Yarımadası'nda 1,5 milyon Türk - Tatar'ın yaşamış ol­ duşünülurse kısa zamanda % 33 oranının yurdunu bırakıp gittiği meydana çıkar ki böyle bir felaket insanlık tarihinde a:z görülmüştür ( 1 14) .

du�

-- 134 -


Göçler · sırasında Yarımadaya yerleşenlerden bilhassa Almanlnr

vo

Bulgarlar göçenierin topraklarını ve mallannı - mülklerini çok ucuz fiyat­

larla satın alıp zengin olmuşlardır. Bu olaylar daha ziyade Or ve Gözleve kazalarında meydana gelmiştir. beri

Kırım'ın güney bölgelerinde ve

ba.ğ

bilhassa Yalı Boyu'nda asırlardan

ve bahçecilik Türk - Tatar'lann eİı !yi şekilde işledikleri ihtisas

haline gelmiş ol uğundan buralara yerleştirilen Rus köylüleri bağların ve bahçelerin kendilerine verilen kısımları kurutmuşlar ·ve öldürmüşler­ dir. Bu yüzden buralara Rusların iskanı durdurulmuş ve Türk Tatar'la� •

rm göçmesi de nisbeten önlenmiştir.

Novorossisk Genelvalisi Mihelson,

1800 yılında yazdığı

kitabında :

Kırım Tatar'larıinn toprak davalan ve çiftlik sahiplerinin kötü muame­ leleri yüzünden büyük sıkıntılar çektikleri hususunda örnekler vermiştir. 1804'lerde Fransa Dışişleri Bakanı Richelieux (Rişliyö� Rusya'yı zi­

yaret etti ve Kınm'ı da dolaştı. Türk - Tatar'ların durumunu görüp bu­ nun memleket için faydalı ve iyi sonuçlar vermeyeceğini bir raporla . Rus

hükumetine bildirdi. Bunun üzerine bir hükumet karan ile Tatar'lara

göç pasaportu verilmemesi, verilmiş olaİ:ıların geri alınınası emredildi (116) .

Napoleon Bonapart'ın 1812'de Rusya'ya saldırmas�

ve

Türkiye'nin

Fransa'yı manen desteklemes.i üzerine R1,1sya'nın Yalı Boyu'ndaki Türk ·

Tatar'ların bir bölümünü çöl

(ova) tarafına göçürmek, Tatar'ların Tür­

kiye'ye göçmesini kolaylaştırmak hususunda aldığı karar ve tedbirler göç

hareketini yeniden alevlendirdi.

Toprak davaları uzadıkça, haksız vergiler alındıkça, boşalan köylere

Ruslar geldikçe, Rus memurlarının baskısı ve zulmü arttıkça, soygun ve

gasp olayları sıkiaştıkça Türk - Tatar'ların fakirlik ve sefaleti de artıyor

ve göç akını şiddetleniyordu.

Hükumet, mühendislerden kurulu bir heyetle durumu yeniden ince­

letti. Heyet, el konulan toprakların kÖy cemaatlerine ait olup kamu ya­

rarlarına tahsis edilip edilmediğini soruşturup araştırdı. Rusça bilmeyen ve anlamayan Tatar'lar incelemenin sebep ve mahiyetini kavrayamıyor­

larqı. Bu yüzden birçok toprak ve· bu arada özel mülkler de Rus Hazine­

sine geçiriliyordu.

1815, 1818 ve 1829'da büyük kütleler halindeki göçler yeniden hızlan­

dı. Toplam sayısı 200 bin kişiyi buldu (117) .

Levitski, Kırım Tatarlarının gördükleri bu kadar . hakaret, haksııl ı k

ve adaletsizlik karşısında gene dayanıp kalanların sarsılmayan b i r m l\no­

viyata bağlı olduklannı; Kırım'ın bereketli toprağına, bolluğunn

]oynnııı·

dıklarını yazıyor ve : <<Tatarları göçe mecbur eden maddi ve mfiıwv! tıeı· -- 1 35 -


bcpler ve faktörler o kadar çok tuı.·· ki, bu n lan ta m olat'ak yazıncık zordur.» diyor *. Rus idaresi, Kırım Türk - Tatar'larının uygun bir zaman . ve durum­ da Osmanlı Devletine yardımcı olacağından korkuyor ve bunları Kırım' dan uzaklaştırmayı düşünüyordu. Bu maksatla bunların Rusya . içerilerine . . ı sürülmesini planlamıştı. Bu planın uygulanması için bir bahane de bulunmuştu; Tavrida Guvernatörlüğü Hazine toprakları genel müdürü baş­ kumandan kınaz Menşikof adına 1854 Temmuz ayında · hükumet merke­ zine yazdığı raporunda : <<Kınm. Tatarlarının Rus çiftliklerinde iyi çalış­ madıklarını ve bu yüzden bol ürün alınmadığını ileri sürüyordu. Bu in- · simların, zararlarını önlemek için, Kırım'dan çıkarılıp Rusya'nı� uzak vi- · · layetlerinden birisine göçürülmelerini» teklif ediyordu. Bu planın yürürlüğe konmasına o yıl içinde Rusya'ya karşı Osmanlı; Fransa ve İngiltere üçlü ittifakı'nın açtığı . Kınm Savaşı engel olmuştur (119) . ' Kırım Savaşı sırasında müttefik ordulan Yarımada'nın büyük bir bö­ lümünü işgal etmişlerdir. Savaş bittikten sonra Rusya Kırım'ı yeniden işgal ve zaptettL Sa­ vaş sürdüğü sırada, guya, asayişi korumak. maksadiyle, Kazaki asker bö­ lüklerini, sınırsız ve kontrolsuz bir yetki ile, görevlendirdi ve Tatar köy- .· terine baskın yaptırdı. Birçok Tatar'ı · düşmanıara yardım etmekle suç­ layıp tutuklattı . Bunların bir kısmını kurşuna dizdirdi; bir kısmıni .· hap-. se attı ve bir takımını da sürgüne gönderdi. Kazakiler bu fırsattan yarar­ landılar : Pek çok Tatar'dan 10 - 50 ruble arasında (rüşvet) alıp bıraktı­ lar. Para vermeyenleri «kaçak, hain» diye s avaş divanına götürdüler. · Sürgüne gönderilenler Kerson, Poltava, Orlov, Kursk gibi uzak . vi­ l&yetlere sürüldüler. Kazakiler bu davranış ve hareketleriyle Kırini Türk ­ Tatariarına derin yaralar açmışlar . ve ıztırap vermişlerdir. Sürgün edilenlerin Kırım'a dönmelerine hiç bir vakit izin ·· verilmemiş; mal ve mülkleri Rus göçmenlerine üleştirilmiştir. ·

·

Levitski, bu sürgün hakkında şunli:ın yazmıştır : «Yurdundan . uzak vilayetlere . sürülenlerin sayısı çoktu; hesabını bi­ len yoktu. Durumları da o kadar kötü id( ki, kürek cezasiyle Sibirya'ya sürülen mahkumlar bile bu hale gıpta edemezlerdi.» (120) * Levitski 19. yüzyılın son yarısında askeri levazımat dairesinde çş.lışan çok dürüst bir general idi. O vakit Kırım Tatar'1art hakkında yazıp bıraktığı hatıru­ ları, ( 1879) ölümünden sonra mirascıları tarafından (Vesnik Yevropi) dergisino verilip yayınlanmıştır.

- 1 36 -


Konduraki; bükılınetin tutumunu tenkid ederek şunları yazıyord u : «Kırım Tatar'ları bize karşı düşmanlık besleselerdi, savaş esnasında evlerini bütün kıYmetli eşyalariyle bırakıp kaçmış olan Rusİarın evlerini talan ve yağma ederlerdi. Böyle birşey yaprrıamışlardır. Tatar'lar o ka� dar terbiyeli ve akıllı davrandılar ki yerlerinde kalan (Rus) ları incite� cek bir söz bile söylememişlerdir» (ı2ı) . Çar hükumeti buna rağmen Kırım Türk- Tatarlarının Rusya için za� rarlı bir halk olduğunu iddia ederek ilk fırsatta, asılsız sebeplerle, cınları yurdundan sürmüştür. .

Çar 2. Aleksandr'ın 64 no .lu emri bu siyasetin canlı bir delilidir. Çu­ rı� bu emrinin uygulanacağını öğrenen Türk - Tatar'lar sürgünden kur·· tulınak için kafileler halinde göçmeye koyulmuşlardır. Kırım'daki insanın azaldığını, görüp telaşa düşen vali Graf Stroganof, 3 Ekim ı860 tarihli 983 no.lu raporunda : <<Hiç olmazsa Yalı Boyu Tatar' larının vatanlarında bırakılması gerektiğini, aksi takdirde, Yalı Boyu baft, bahçe ve tütün işlerini yapacak ve Tatarların yerini dolduracak işçilerin bulunması çok güç ve hatta imkansız olacağını» belirtmiştir (ı22) . Vali ile Tarım Bakanlığı arasında çıkan anlaşmazlık üzerine mahal­ linde soruşturma ve inceleme yapılmak için ı Ocak 186l'de kınyaz Vasil­ çikof Petersburg'tan Kırım'a yollandı. Soruşturma ve inceleme sonunda Kınyaz, Tarım Bakanlığına verdiği raporunda bilhassa şunları açıkla­ mıştır : ı Tatarlar, Kırım'ı yalnız dini taassuplarına kapı�arak bırakıp git' miyorlar, En 'çok şu setJeplerden ötüril göçüyorlar: -

a) Tarım Bakanlığı ile çiftlik sahipleri (pomaşçikler) . orı!arın top: raklarını . zaptetmişlerdir; ·

b)

Hazine'nin ağır vergileri altında ezilmekte ve inlemektedirler;

c) Büyük çiftlik sahipl�ri ile· aralarındaki durum ve ilişkinin neden ibaret olduğu hala tesbit edilip karara bağlanmamıştır; d) Orman memurları ve çiftlik sahipleri Tatarlariİi. . serbest hayvan. · larına elkoymaktadırlar; · · ·

·

'

e) Rükılmete karşı hizmet borçlarını (angaryalc;ırını ) hem at ve ara· baları ile yapıyorlar, hem de para ile ödüyorlar (ödel):leye zorlanıyorlar1) ; f) Amirler ..;e memurlar onlara hem haksızlık yapıoyrlar, hem do rüşvet alıyorlar. ·

·

Levitski, Tatar'lardan toplanan haksız vergi · paralarındım Yn l l. ıı'dn, Aluşta'da yaptırılan kiliseler için 70.200 ruble 5() kapik harcnn cl ı j:tı ı ı ı ; R l ı ı ı · feropol (Akmescit) deki büyük kilisenin çevresine taş duvur yıı p ı l d ı Jt ı ı ı ı j - ı37 -


Oılı:ıtut ıtlltıi.I UI \If' M l n ı ı ı u ı.yı• ( l lıw) :-ıi ıı<.lc zfldegfm çocuklarının eğitimine ""'d llc l l h l t tl l ı ı l ,Y irt. ı ı ı ıul.ı ı· ( 1 2:J) .

1\ ıı ı ı ı ı ı ı l ı ı r, �ı: l l'tl l k !-ıalıiplerine, topraklarını Türk - Tatar'lara kiralama­

muk, .ld ra lu d ıklnrı takdirde bir yıl için kiralamak hakkını tanıyordu ve iHtcdiklcri zaman onları topraklarından kovabilirlerdi (124) .

Tatar'lar oturdukları kulübemsi evler için yılda 5 - 10 ruble vergi ve­ riyorlardı. Çiftlik sahipleri bunları diledikleri anda bu evierden atabili­ yorlardı. Otlaklarda otlayan hayvanları için ve bazen de ' içtikleri su . için bile kira ödüyorlardı. Bütün bunların yanında çiftlik sahiplerine yı� lın belli günlerinde angarya yapmak mecburiyetinde idiler. Tatar'ların hali esir Rus köylüsünün duru�undan daha iyi değildi (132) . ·

Türk - Tatar'lar, bu haksız ve adaletsiz muameleler sonunda % 72 oranmda topraksız kalmışlardır. Ancak orüıkçı, ırgat ve işçi olarak çalış� mak durumuna düşmüşlerdir.

Gasp edilen topraklar Rus ve yabancı hristiyan göçmenlere üleştiri­ lirken, Türk - Tatar'lar kendilerine de birer parça toprak verilmesini . is­ temişlerdir. Kefe kazasındaki köylüler 1858 ve 1859 yıllarında Tarım Bakanlığı, Kırım'da kendilerine toprak verilmeyeceğini, toprak istiyor­ larsa Orenburg vilayetine göçmelerini bildirmiştir. Bundan da anlaşıla­ cağı gibi, Rus idaresi, Kırım'da Türk - Tatar bırakmama gayesini her vesile ve fırsatta açığa vurmuş ve tatbik etmiştir. 1860, 186 1 ve 1862 yıllarında Türk - Tatar'lar büyük kütleler halinde göçtüler. Tavrida vilayet müdürlüğünün ve Hazine dairesinin dosyala­ rından alınan rakkarnlara göre bu üç yıl içinde göçenierin 101.605'i kadın, 126.022'si erkek olmak üzere 227.627 kişidir. Bunlar üç grupta toplanmışlardır : ·

·

1. Grup, pasaport alıp gitmiş olanlar

137.410 kişi

2. Grup, pasaport alıp kışı Kırım'da geçirenler

29.476 kişi

3. Grup, pasaport alıp gitmeden kalmış olanlar

60.741 kişi

Bu hesapta 1854'den )860'a kadar göçenierin sayısı bulunmadığı gibi kayıt olunmayan ve istatistiğe geçmeyenierin de sayısı yoktur. Göçler sı­ rasında karada ve denizde 60 bin: kadar Türk - Tatar'ın ölmüş bulunduğu sonradan anlaşılmıştır. Bu üç yıl içinde Kırım'ı terk etmiş olan Türk Tatar'ların 300 bin civarında olduğu sanıhi:ıaktadır. Bu göçler sonunda Kınm'ın ova (çöl) kısmında pek çok köy insansız kalmıştır. Bu göçlerin Kırım Türk - Tatarları için ne büyük ve acı facialar ve felaketler kaynak., ları haline geldiği bir gerçektir. Bu göçler sırasında, rıhtım ve iskele boy­ larında aylarca gemi bekleyenierin paralarını yiyip bitirdiklerini, sonba­ harın devamlı yağmuru altında humma ve lekeli humma gibi bulaşıcı -

· - 138 -

·


hastalıklardan kınlan zavallıların acıklı hallerini (Ruskaya Sta rlna) 1lm·· gisi yazarı Berge'nin pek dokunaklı şekilde tasvir etmiş oldujtunu Dı·. Ahmet Özenbaşlı, dergiden naklen, (Çarlık Hakimiyetinde Kırım Faciası yahut Tatar Hicretleri) eserinde yazmıştır (126 ) . Rus idaresinin 18'10'de tesbit ettiğine göre yalnız Or kazasında 278 köy kısmen boşalmış, 244 köy tamamen boşalarak kimsesiz kalmıştır. Bü­ tün Kırım'da Türk - Tatar'ların bırakıp _gittikleri köyün sayısı 687 olup bunun 315'i tamamen boş kalmış, yıkılarak yerle bir olmuştur (127) . ·

Aynı yıllar içinde Kafkasya'dan Çerkesler ve Türk - Nogaylar da bü­ yük kütleler halinde Kefe iskelesine gelip Türkiye'ye göçmüşlerdir. Bun­ ların 1859 - 1864 yılları arasında toplam sayısının 800 bini bulduğu tesbit edilmiştir. Bunun 200 bin kadarırtı Türk - Nogaylar teşkil etmişlerdir. Ne var ki, Kırım'ın Yalı boyunda 6 - 7 ay gemi bekleyen bu zavallıların bU­ yük bölümü açlık, hastalık ve soğuk yüzünden hayatlarını kayb�tmişler; ancak bir kısmı Osmanlı topraklarına çıkabilmiştir (128\) . 1873 yılında Kırım'da büyük kıtlık oldu ve açlık ve hastalıktan çok insan öldü. Bazı köylerin nüfusu yarıya indi. Rus hükumeti yardım ede­ ceğine, ölen Tatar'ların mülklerini ve tarlalarını «mirasçılan k�Hmadı>> bahanesiyle Hazineye kaydetti. Bunu örnek alan büyük çiftlik sahipleri (pomaşçikler) de açlık çeken Türk - Tatar'ların topraklarını çok az para karşılığında veya buğday, arpa, darı karşılığında ellerine. geçirdiler. İşte bu sırada Kırımlılar arasında : <<Arpa, kurpa aş eken; altın, gümüş, taş eken!> > Yani <<arpa, bulgur aş imiş; altın, gümüş taş imiş!>> sözü yayıldı'. 13.1.1874 tarihli bir emirname ile Kırım Türk - Tatar'İarından da as­ ker. alınacağı ilan edildi . Bu haber, Kırım'da bir şok tesiri yaptı ve büyük heyecan ve kaynaşma doğurdu. «Rus gavuruna asker olmam, Osmanlıya kurşun atmam, kılıç çekmem.>> sözleri her tarafta «yıldırım hıziyle» do­ laştı. Bundan s onra pek çok Türk - Tatar genci Kırım'ı bırakıp Osmanlı topraklarına gitti. Arkalarından da çoğunun aileleri göçtü. Felaket halini alan ve Rus idaresini de tedirgin eden göçleri biraz önlemek ve yavaşlatmak üzere 1875'de İçişleri Bakanlığı müdürlerinden Kosakovski Kırım'a gönderilip mahallinde inceleme yapmak ve. rapor ver­ mekle görevlendirildi. Kosakovski, raporunda : <<Tatar'lar dinlerine ve milli geleneklerine çok bağlı bir millet olduğunu; faka:t hükumetin bun� lara önem vermediğini ve bu sebepten Tatar'ların hükumete karşı sem­ pati ve güven duymadıklarım, Türkiye'ye karşı büyük sevgi besledikle­ rini, hükumet Tatar'lara da toprak vermedikçe, mahkemelerdeld dfıvnln­ rı kabul edilmedikçe, toprak sahipleri ile hak ve adaletçe sözleşme yn pıl­ madıkça, yaşadıkları yerlerden · çıkanimamaları sağlanmadıkçn Tn l.ıı ı·'l ıı­ rın göçlerini durdurmanın miimkün o�ayacağını» .bildirmif?iir. n ı ı rı4 ı ııı­ . run mahallinde yeniden �ncelenmesi için İçişleri Bakan yardım eıHı Şlıl· - 139 -


lnvııl\ l ' ı ı l ı ı hıı � luı ı ı l ı � ı ı1 l t ı ı ıd ı ı 1 117!1'dn K ı rım'a bir heyet gönderilmiştir. Bu

I I".Y" 1. 1\ ı nıtı lw Vtı ld ' ı ı l ı ı ı·ıı po ı·ıı n d a k i tesbit ve teklifleri birer birer incele­

d l ld.cı ı ı ıw ı ı ı·n lıı ı ı ı l ı ı r ı ı ı doğnıl uğunu görmüş ve gerçekleştirilmesi için te­

�t•lıh!lHu geç i l nw:-ı ini istemiştir. Fakat 1877'de Türk - Rus savaşının patıa� mu:-ıı üzerine teşebbüs ve uygulama geri bırakılm�ştır (133) .

Rus idaresi, arada bir durumu iyileştirmek ister görünmüş ise de, Türk - Tatariara karşı planladığı siyasetini yürütmekten geri kalmamış, baskısını biraz azaltınakla beraber sürdürmüştür. Bu yüzden 1890, 1891 ve 1893 yıllarında 18, 20 biner kişilik toplu göçler olmuştur. Bunlara toprak., sızlar yanında mülk ve toprak sahipleri de katılmışlardır. Buna Rus ve Tatar zadegEmlarının yeni topraklar satın almak hırsiarı . da sebep ol­ .. muştur. Nitekim gidenlerin topraklarını ucuz fiyatlarla satın almışlardır.' Canlı ve cansız mallarını da bezirganlar kapışmışlardır (134) . ·

Yalı Boyu Türk - Tatar'ları, 1861 ve 1862 göçlerine katılmamış oldukları gibi bu son göçlere de katılmamışlar ve büyük çoğunluklarını koru­ muşlardır. Kırım'dan göçüp gidenlerin vardıkları yerlerde tutunarnayıp Kırım'a dönenleri de olmuştur. Fakat çoğunun bırakıp gittikleri topraklar ve ev­ ler Ru� ve yabancı göçmenlerin ellerine geçmiş oldUğundan bunlar çift: · lik sahiplerinin ortakçıları veya ırgatları olarak çalışmak zorunluğunda kalmışlardır. Bu da topraksız Türk - Tatar sayısını arttırniıştır. Kırım'dan göçenierin % 73'ü Yarımadanın kuzeyinden yani çöl - ova. \ kısmından, % 27'si Yalı boyundan ve dağlık bölgeden olanlardır. Bun� sebepleri üzerinde şu mutalaa yürütülmektedir : ·

1 - Ov:anın korunınayı sağlayan tabii engellerden yoksun oluşu ve savunmayı imkansız kılışı; Rus ve _.yabancı göçmenlerin buraya daha kolay yerleştirilmesi ve toprak dağıtımının daha kolay yapılması; 2 - Rus ve yaban/cı göçmenlerin dini ve milli geleneklerinin ovada yaşc,tyan Türk - Tatar'ların üzerinde daha etkili olması;3 '- Ovada kurulan çiftiikierin büyük, Yalı boyunda ve dağlık böl­ gede küçük olması. Or ve Gözleve kazalarındaki çiftlikler 1028 ile 1340 desetina arasında olduğu halde Yalta kazasındaki çiftiikierin en büyüğü 14 desetina olmuştur (136) . . 4 - Yalı boyundan ve dağlık bölgeden göçen Türk .. Tatar'ların % 27'sinden % 24'nü Dağlık bölgeden göçenler ve ancak % 3'nü Yalı bo­ yundan göçenler teşkil etmişlerdir.

5 Bundan ötürü Yalı Boyu ve dağ bölgelerindeki Türk - Tatar'lar daima çoğunlukta olduklan için Rus baskısına daha kuvvetli şekilde di­ · renebilmişlerdir. -

- 140 -

·


6 - Bu bölgelerdeki Türk - Tatar kasaba ve köyleri hem d aha b!\­ yük ve kalabalık hem de daha sağlam · ve güzel kıirulmuşlardır.

.7. - Bu bölgedeki Türk - Tatar'lar gerek bu köy. ve kasabalarını ve gerek asırlcrr boyunca çalışıp meydana getirdikleri güzel, bereketli ve zenginlik ıtaynağı bağ ve bahçelerini ve tütün tarlalarını kolayca bırakamamışlardır. ·

8 - Rus idaresi Yalıboyunu, dağlık ve orman bölgelerini yaz ayla­ nnda gezi ve dinlenme · yerleri durumuna sokmuştur. Buralara Çarlar . için yazlık saraylar, daçalar yapmıştır. Rus zadeganları ve zenginleri için . oteller, gazinolar açmıştır. Buralara gelenlerin . sayısı her yıl artmıştır. Birçoğu yerleşmiştir. Rus milletinin aydın ve zengin tabakasun teşki l eden bu insanlar Kırım'ın yeriisi olan Türk - Tatar'lara karşı yakınlı k gösterinişler ve onlarla iyi ilişkiler kurmuşlardır. Bu davranış sayesinde göç önemli oranda önlenmiştir. 19. yüzyıl ortalarına kadar Kırım'a yerleşen yabancı göçmenler : 9828 Menonit, 9844 Alman (Nemse) , 15184 Bulgar olmuştur. Bunlara top· . lam olarak 443.855 desetina toprak verilmiştir (125) . Dr. Ahmet Özenbaşlı, adından söz ettiğimiz eserinde, bu göçler kar­ şısı.İı.da şunları yazmıştır : «Çeşitli vasıtalar, desise . ve tehditlerle halkın göçmesi karşısında ne mal ve mülke tamalı ederek yiğitliğini yitiren beylerden ve mirzalardan ve ne de ilimde, dinde nasibleri olmadan ülema kisvesine bürünen müf­ tülerden, mollalardan hiç birisi hayırlı bir teşebbüste bulunmamıştır. Bu hali bize Tavrida Guvernatorü Jukovski'nin Novorossia Genelvalisi Graf Stroganof'a yazdığı bir resmi yazısı açıkça anlatmaktadır» (129) .

1883 yılının 23 Nisan tarihinde Türkçe « T E R C Ü M A N » adında ilk gazeteyi çıkarmaya başlamış olan Gaspıralı İsmail Bey gazetesinde şunları yazıyordu : <<Bineceğiniz gemiler, Karadeniz'in coşkun ve merhametsiz dalgaları­ nı zor aşacaktır. Karşılaşacağınız hastalıklara ve zorluklara bulacağınız çareler ehemmiyetsiz kalacaktır. Gideceğiniz yerlerin tabiat ve iklim şart­ ları başka olacaktır. Oralardaki hazırlıklar kifayetsiz kalacaktır.>> <<Aziz kardeşler! Satmak kolay, almak zordur. Gitmek kolay, knytınıık (dönmek) zordur. Yıkılmak kolay, kalkmak zordur.>> gibi öj.tlith•rl l l o Kırımlıları uyarmaya, göçrnekten vaz geçirmeye gayret ediyord u ( 1 : ıı; ) . Bir taraftan bu yazıların, diğer taraftan Kırım T'ürk - 'rıı t.ıu·' l n ı · ı ı ı d ıi başlayan milli uyanışın göçleri yavaşlattığı muhakkaktır. B ı ı ı ı ı ı ı ı l ı ı l ıtı • raber göç hareketi, a z s1ayıda d a olsa, 1914 yılın�a başlayan D i l'l nrl I >O ı t,Y H

- 141 -


Savaşı'na kadar sürüp gitti. Böylece, Kırım Hanlıgı'nın kuzey bozkınnda ve Bucak (Besarabya) bölgesinde yaşayan Türk Nogay ve Tatarlanndan kimse kalmamış; Kırım Yarımadası'nda ancak 250 bin Türk - Tatar kal­ mıştır. 130 yıl gibi, tarih açısından, kısa olan bir zaman kesinu içinde kuvvetli bir Türk Hanlığının, kendisine asırlar boyunca vergi ve haraç veren düşmanı tarafından böylesine yok edilişi çok düşündürücü ve ib­ ret vericidir. KlRlM'IN TÜRK - TATAR KALIŞI

.Kırım Yarımadası'ndaki Türk - Tatar nüfusu b1rbuçuk milyondan çey­ rek milyona inmiş olmasına rağmen 20. yüzyıl başlarında Türk - Tatar- ' lık vasfını ve hüviyetini korumakta idi. Türk - Tatarların büyük çoğunlu­ ğu köylerde hayatın temelini oluşturan toprak ürünlerini yetiştiren in- . sanlar olarak görünüyordu. Diğer milletiere mensup olan insanların bü� yük çoğunluğu şehirlerde ve kasabalarda yaşıyorlardı; üreticiden ziyade tüketici idiler. Bunların başında Ruslar gelir : Memurlar; askerler, zengin tüccarlar ve fakir işçiler. Köyiere yerleşen ve ioprakla uğraşan Rus, Ukrayna, Bulgar, Nemse ve sair halklar Türk - Tatar köylülere oranla azınlıkta kalıyorlardı. Bunların dışında kalan Yahudiler, Ermeniler, Rum­ lar, Karaimler, Kırımçaklar, Lehliler ve· diğerleri çoğunlukla esnaf ve tüccar idiler ve şehirlerde ve kasabalarda yaŞıyorlardı. Toprakla hemen hemen hiç ilgileri yoktu. Bunların sayıları da fazla değildi. Bu itibarla Kırım'a karakterini veren millet T'ürk - Tatar'lar idi. Bunların . çoğuiıluk oluşturdukları kasabalar da vardı : Bahçesaray, Karasu Bazar, Aluşta, Alupka, Gözleve , Perekop. 1897 nüfus istatistiğine göre Kırım Yarımadasi'nda temelli olarak yerleşip yaşayan etnik gruplar arasında Türk - Tatar'lar birinci sırada idiler. Bunlardan sonra sıra ile : Ruslar, Almanlar (Nemseler) , Ukrainler, Bulgarlar, Yahudiler, Çekler, Estonyalılar, Karaimler, Rumlar, Kırımçaklar, Ermeniler geliyorlardı. , Büyük Rus Ansiklopedisi'nin 1903 seneki baskısında yayınlanan 1897 nüfus sayımına göre Kırım Yanmadası'nda toplam 538.893 insan yaşıyor­ du ve bunun yarısından fazlası, 300 bin kadarı, Türk - Tatar'lar idi (1401) . GÖÇEN TÜRK - TATARLARlN YERLEŞTİRLERİ YERLER

Kırım'dan göçen Türk - Tatar'ların bir kısmı, 1877 Osmanlı - Rus sa­ vaşına kadar, o zaman Osmanlı Devleti'nin toprakları olan Dobruca ve Balkan memleketlerine yerleşmiştir. Bir kısmı doğrudan İstanbul'a ve Anadolu'ya gitmiştir. Dobruca'ya ve Balkaniara yerleşenler, deniz yoJiy. - 142 -


le Köstence, Mangalye, Kavarna, Balçık, . Varna, Burgaz iskelelerine çık­ mışlardır. Dobruca'nın 1güney ve bilhassa kuzeyinde bulunan eski köy­ lere yerleşmişler ve yeni köyler meydana getirmişlerdir. Güney Dobrucu' da yerleşenlerin çoğu eski Türk köylerine yerleşmişler ve birazı da yeni köyler kurmuşlardır. Eskiden gelmiş olanlarla birlikte yeni göçmenler Kuzey Dobruca' daki Türk - Tatar nüfusunu o kadar çoğaltmışlardır ki, Batılı coğrafya­ cılar buraya «Küçük Tataristan» adını vermişlerdir. · 1812'de Bucak'ın (Besarabya'nın) Rusya tarafından ilhakından sonra burada yaşayan No­ gay Türklerin bir kısmı Kuzey Dobruca'ya göçmüştür (138) . Lehistan kralı 3. Sigizmond zamanında Litvanya Türk - Tatarlarının · küçük bir bölümü Kırım'a ve Dobruca'ya göçmüştür (139) . 1878'de Kuzey Dobruca'nın ve 1913'de Güney Dobruca'nın Romanya' ya bırakılmasından sonra, iki Dobruca'da yaşayan Kırım ve Anadol u asıllı Türklerin sayısı 210 bini bulmuştur. 1880 yılında Türk - Tatar'lar toplam nüfusun Hırsova'da % 15'ini, Si­ listre'de % 7'sini, Meddiye'de % 65'ini, Köstence'de !% 54'ünü, Mangalye' de % 76sını ve bütün Dobrucada % 38ini oluşturuyarlardı (141 ) : Vaktiyle Osmanlı topraklarından getirilip yerleştirilmiş olan Türklerle birlikte büyük çoğunluğu teşkil ediyorlardı. Bulgarlar, Rumenler, Ruslar, Erme-' niler, Rumlar, Yahudiler birer azınlık milletle� idiler. . Kuzey Dobrucanın Romanya'ya ve .Güney Dobruca'nın Bulgadara kalmasından sonra iktisadi, dini sebepler ve askerlik yüzünden Türkler durmadan Türkiye'ye göçmüşlerdir. Bilhassa 1934 yılında Türkiye Cum­ huriyeti ile Romanya krallığı arasında yapılmış olan Muhaceret Anlaş­ ması'ndan sonra İkinci Dünya Savaşı'na kadar pek çok Türk göçmüştür. 1944'de Komunist rejimin ye�leşmesinden sonra alınan yasaklama ted­

'birleri sebebiyle Romanya'dan göçler durmuştur. Rumen idaresi, 1978 senesindeki Türk -: Tatar'lann sayısını 42 bin civarında göstermekte ise de 55 bin kadar oldukları tahmin edilmektedir. Anadolu asıllı Türkler, le birlikte 60 bin civanndadırlar�. Komünist Rumen idaresi, Kırım asıllı Türkler ile Anadolu asıllı Türkleri iki ayn millet saymış; okullarını ayırrnış ve s<;mra hepsini ka­ patmıştır. Mecidiye kasabasında bulunan, Viyana gazilerinden Ali Pa­ şa'nın vakfiyle yaşayan, Dobruca Türklerine öğretmen, müftü, kadı, imam ve hatip yetiştirmiş olan (Müslüman Seminan) (Seminarul Musulmnn') ı da kapatmıştır. İstanbul Türkçesiyle yayınlanan� gazeteleri de yaımldıı. mıştır. Türk kültür, falklor ve spor derneklerini de ortadan kald ırm ı ı�t.ı ı·, Kırallik devrinde Türklüğü koruyup yaşatmış olan ilk okullardıııı, l{ıı:t.tı· telerden; derneklerden hiç birisi bugün yoktur. Türk çocukları H ı ı ı ı ı c • ı ı okuHanna gitmeye zorlanmakta v e hızla rumenleştirilmektedirlcl'. - 143 -


Bulgaristan' dan, Rumeli'den 'l'l l ı·h ı,vıı',vı• J,!llı: ı ı ı l l� c ıl ıı ı ı l ıı ı·ı ı ı ıu ı y ı :n birkaç milyonu bulmuştur. Bunlar · d l l w ı ı l l , p l ıı ı ı l ı l ı l ı· y ı • r l t·�li nnc usulüne, alıştıkları iş ve iklim şartlarına uyv,ı ı ı ı ıw ld lde hıki'tn edilmemişler ve bu yüzden büyük kayıplar vermiş­ lcı·di r. Zamanla memleketin coğrafya ve iklim şartlarına ahşarak uy• muşlar, bulundaklan bölgelerde Devletin de yardımı ile büyük ve marnur köyler kurmuşlardır. Tecrübeli ve çalışkan çiftçi olduklanndan tarımcı­ lıkta örnek olmuşlar ve bol ürün alınmasını sağlamışlardır. Kasabalarda ve şehirlerde yerleşmiş olanları ticaret ve sanatla uğraşarak maddi. du:. rumlarını düzeltmişlerdir. Çalışkanlık ve doğrulukları ile . güven kazan­ mışlardır. Okuyanları, nüfuslanna oranla; az olmakla beraber, öğretim ve eğitim sahalarında, mülki ve askeri idarelerde yüksek makamlara ulaş­ mışlardır. Son yıllarda gazetecilik, güzel sanatlar, sinema ve müzik sa­ halarında da büyük başarı gösterip ün sahibi olanlar vardır. (Hak Toprak) dedikleri, ikinci vatan diye yerleştikleri Türkiye'ye tam sadakat ve imanla bağlıdırlar. Bu yurdun kederli ve kıvançlı her çeşit kaderine yürekten katılmayı başta gelen görev ve ödevleri bilmek- . tedirler. Türklüğün tek hür ve müstakil Devleti Türkiye Cumhuriyeti' nin sonsuza dek paydar o,lması için her fedakarlı.ğı yapmaya hazırdırlar , ve bundan hiç bir zaman çekinmemişler ve çekinmeyeceklerdir. Tarihi yurtlarını kaybetmiş, esirliğin binbir çeşit acısını çekmekte olan esir kardeşlerinin de bir gün kendi vatanına, hürriyetine kavuşması­ nı temenni ve ümit etmektedirler. Bütün esir Türklerin de öz vatanla- · rında kendi mukadderatlarına kendileri sahip ve hakim olmadıkça tam bahtiyarlık ve saadete . erişmenin mümkün olmayacağına inanarak onla­ rın kurtuluş gayret ve faaliyetlerine katılmayı da milli, islami ve insani vazife saymaktadırlar. 1\ ı ı·ı ı ı ı 'c l ı ı ı ı ,

l l ı t t • t ı l\ ' l.ı ı ı ı',

l >c ı h n l l ' ı ı ' d n ı ı ,

KlRlM TÜRK TATARLARlNDA UYANlŞ HAREKETLERİ Kırım Türk - Tatarları tam yüz yıl gaflet ve cehalet içinde hicretle uğraştılar. Kırım'ın vatanlan olduğunu, ileride O'na yeniden sahip ve hakim olmayı düŞünmediler. Ne Müslüman dünyasında olup bitenlerden haberleri vardı; ne de ilerlemiş, zenginleşmiş, dünyanın her tarafında sömürgeler edinmiş, yerleşmiş Hristiyan aleminden bilgileri vardı. Kırı� Türk - Tatarının bulunduğu bu koyu karanlık içind� bir · yıldız doğdu : '

. .

··

GASPIRALI İSMAİL 1851 yılında Bahçesaray şehrine iki saatlik mesafede bulunan Avcı-: köy'de dünyaya geldi. Babası Mustafa Ağa'dır. Anası, mirza İlyas Kay- 144 -


tazof'un kızı Fatma'dır .. Babası. Mustafa Ağa, , Yalıboyundald Gmı p ı ı·a köyünde doğmuş olduğU için Gaspirinski soyadını almıştır. Mustafa Ağa, 1854 Kırım Savaşı sırasında ailesiyle Bahçei:iaray'a yerleşti. İsmail 10 yaşına kadar burada kaldı. Alfabeyi Haci İsİnaiL efendiden öğrendi: Bu yaşta iken Akmescit'teki Rus gimnaziyesine (lisesine) verildi. İki yıl sonra Voronej şehrindeki askeri liseye, oradan, da Moskova askeri lisesine gönderildi. İsmail, bu okullarda iken· birkaç Türk öğrenci ile tanıştı. Bunlar ara­ sında en çok anlaştığı, aslerr Kırım'lı olup Litvanya'ya yerleşmiş olan bir ailenin oğlu, mirza .Mustafa Davidoviç idi. ·

Moskova, bu devi�de, Slavcılığın ve Rus şov�nliğinin merkezi sayı­ lıyordu. Derslerde ve gazetelerde bundan çok söz ediliyordu. Bu arada · Türk'e karşı olan eski düşmanlık şiddetlendiriliyordu . Bu telkinler İsmail ile Mustafa'nın ruhlannda Ruslara karşı derin bir kırgınlık ve kin yarat­ tı. Bu duyguları o kadar şuurlaştı ki, 1867 yılında yaz tatilinde, Girit'te asilerin isyanlarını bastırmak için çarpışan Türk askerlerine gönüllü ola­ rak katılmak üzere, Odesa'ya kadar gidiyorlar. Buradan Vapurla İstan­ bul'a geçip onadan Girit'e gitmeyi planlıyorlar. Fakat pasaportsuz olarak vapura binerierken polis tarafından yakalanıyorlar ve Bahçesaray'a .gön­ deriliyorlar. İsmail okuluna gitmedi. Bahçesaray'daki Zincidi medreseye Rusça öğretmeni tayin edildi. Burada birbuçuk yıl öğretmenlik yaptı. Bu sıra­ da Rusça pek çok kitap okuyarak Rus edebiyatına, tarihine, siyasetine vakıf olmaya gayret etti. Rus gazetelerini ihmal etmeden okuyar ve ge­ lişen siyasi cereyanları ve sosyal hareketleri takip ediyordu. Bir ara Yalta'daki Dereköy okuluna öğretmen oldu. Burada çok kalmadı. Tek­ rar Zincirli medreseye döndü. Bu sefer, dersi dışında öğrencilere Türkçe ders verdi. Medresenin eski usul üzerine ders vermesini tenkid etti. Rus­ ça ders saatinin bittiğini çan çalarak bildirdi. Bu tutumu hoş karşılan­ madı . Öğrenciler arasında O'na karşı kuvvetli bir düşmanlık uyandırıldı ve hatta ölümle tehdit edildi (142) . Bu yüzden medreseden ayrılmak zo­ runda kaldı. İsmail Bey bu ve diğer birçok olaydan şu sonuç:u çıkardı : «Bizde ilk tedris ve terbiyenin olmadığını mektepte ve dini mekteplerimizin 'kor­ kunç geriliklerini daha sonra Zincirli medresede tamamiyle öğrendim ve buna dayanarak daha bu devirlerde her şeyden evvel bu esasların ı slnhı lüzumuna iman ettim» (143) . İsmail Bey, 1872'de, cebinde 200 ruble ile, Viyana, Münih üzt'ri ndon, Paris'e gidiyor; 2 yıl orada kalıyor. Rus edibi Türgeniyefin �iiVl'n w teveccühünü kazanıyor ve O'nun yazılarını temize çekiyor. Frnı ıHt zı·ıı y ı epeyce öğrendikten SC?nra bir ilan �irketinde tercümanlık yapıyor. Bu ıı ı·ı ı ·

- 145 -


da Batı

medeniyetini

iyice tanımağa

gayret

ediyor. Zenginlik içinde

yaşayan insanlarla fakirlik içinde kıv.ranan insanlar arasındaki boşluk ve uçurum dikkatini çekiyor. İstanbul'a döndüğünde «Avrupa medeni­ yetine bir nazar-ı muvaz ene» adiyle 29 sahifelik bir broşür yayınlıyor. Bu eserinde : «Avrupa medeniyetinin dışına bakar ve maişetin içyüzüne dikkat etmezsek birşey anlayamayız. Ancak kudretlerine, akıllarına şaşıp kalırız.>>

dedikten sonra muazzam bir binada yaşayan zengin bir aile

ile rutubetli, karanlık,

havasız bodrumlarda

ailelerin günlük masraflarını

karşılaştırıyor.

oturan kalabalık nüfuslu . Zenginin bir günde yap­

tığı yemek, yemiş ve içki masrafı ile 10 fakir ailenin geçineceğini belir­ tiyor. İsmail Bey, böylece, Batı medeniyetinin kuvveti kadar zayıf tara­

fını da, dış görünüşü kadar içyüzünü de anlamış ve be!lirtmiştir. İsmail Bey İstanb�l'da kalıp Osmanlı ordusunda subay olmak için yetkili

makama başvuruyor. . Zamanın Sadr-ı azaını Mahmut Nedim PaŞa bu müracaatı Rus sefiri İgnatiyef'e danışıyor. :Sunun üzerine İsmail Beyin dileği reddediliyor. 1875'in kışında Kırım'a dönüyor. İstanbul'da kaldığı

süre

içinde Osmanlı Devleti'nin iktisadi,. ticari,

durumunu iyice tetkik ediyor.

iş ve çalışma

Sonunda bu sahaların tamamiyle Müs­

lüman ve Türk olmayan

unsurların ellerinde bulunduğunu, T ürklerin ancak memurlukla yetindiğini yüreği sızlayarak tesbit ediyor. İsmail Bey 1878'de Türkçe

Bahçesaray Belediye Başkanı seçiliyor:. 1879'da

bir gazete çıkarmak için

Rus hükumetine

başvuruyor, fakat

reddediliyor. 1881'de <<Genç Molla» takma adiyle, «Rusya Müslümanları>> başlığıyle yazdığı Rusç a makalelerini Akmescit'te yayınlanan «Tavrida» gazetesinde neşrediyor. Rus idaresini eleştiriyor. Gaspıralı İs mail Bey'in 188l'de Akmescit'te basılmış Rusca (Rusya Müslümanları eseri ciddiyeıle tetkik edilirse bunun pek fazla . yumuşak olan üslubunun

gizlediği cümlelerde

Rus

hükumetine karşı ne kadar

kuvvetli hücumlar vardır. Eserin 9.

sahifesinde :

«Elim değil midir ki Rus hakimiyeti Müs­

lümanları terakkiye, medeniyete

götürmüyor; hatta ben · büyük eseflc

kayt ve tasdik ediyorum ki, Rus hakimiyeti Müslümanların fikren suku­ tuna sebep olmuştur.» 13. sahifesinde : «Rus v-atandaşlar; bize ilim ve medeniyet lazımdır. Bunları bize veriniz. Aksi takdirde sizin hakimiyetiniz Çiniiierin haki· miyetinden daha aşağıya düşecektir.» ( 147) İsmail Bey 1882'de, ikinci kez, Kazan eşrafından, fabrika sahibi zen­ gin İsfendiyar beyin kızı Zühre hanım ile, evleniyor. 41 yıl birlikte ge­ çen hayatlarında iki kız ve üç erkek çocuk sahibi oluyorlar. Zühre lin· nım asil ruhlu, anlayışlı bir kadın olduğundan İsmail Beyin idealini tak·

- 146 -


dir etmiş ve bütün mücevheratını bir matbaa kurmasına sarf etmesini severek kabul etmiştir. «İsmail Bey teşebbüs ettiği işlerde ne kadar müşkülata uğtarsa uğ­ rasın, ruhu sönmez, ümidi kırılmazdı. Vücudu zaif olmakla beraber sağlamdı. Büyük bir metanet ve cesaret-i medeniyeye rrialikti. Ruhsuz­ lara ruh, ümitsizlere ümit verirdi. Beyhude yürümez, . nafile söz söyle­ mez, maksatsız geçmezdi>> (144) . İsmail Bey, Rus idaresinin, Rusya'daki Müslüman Türkleri birleş­ tirmemek, rlıslaştırmak için bunların kabile lehcelerini ayn diller ha­ line getirmek istediğini ve bu yolda çalıştığını seziyor; meşhur misyoner ilminski'nin bu husustaki gizli ve açık tavsiyeleri üzerinde dikkatle duruyor. Tehlikenin kaynağını keşfediyor. Bu sebeple, Türk dil birliği­ nıin korunmasilm hassasiyet ve heyecanla savunuyor ve bu prensibi ha­ yatının sonuna kadar müdafaadan vazgeçmiyor; Bu kanaat ve gayretini 188l'de yayınladığı <<Tonguç.>> * ceridesinin ilk sayısından itibaren mey­ dana koyuyor. İsmail Gaspıralı, 8 Mayıs 1881 tarihinden itibaren, her ay başka ad altında, yeni bir broşür yayınlamış, bunlara : Şafak, Kamer (Ay) , Yıl­ dız, Güneş, Mirat'ı Cedit (Yeni Ayna) adlannı vermiştir. , «İsmail Bey, nihayet dört yıl uğraşarak ve bu müddette iki _ vali, üç nazıra müracaatla ve birçok defalar Petersburg' a giderek 1883'de, Türkçe kısmı aynen Rusçaya da tercüme edilmek şartiyle « T E R C Ü M A N »'ı neşre müsaade alabildi.» (145) Tercüman'ın 1 . sayısı 10 Nisan 1883 günü çıktı. Bu tarih, Kırım'ın Rusya tarafından 100 yıl evvel istila ve ilhak edildiği gündür. İsmai1 Gaspıralı'nın bu tarihi seçmiş olması bir rastlantı değildir, tamamiyle maksatlı ve çok manalıdır. Tercüman'ın ilk sayısından 320 tane satıldı. Zama,n · geçtikçe satışı ve abonesi arttı. Yalnız Kırım'da değil, Kafkasya'da, Kazan'da, Türkis­ tan'da, Sibirya'da, Türkiye, Dobruca, Bulgaristan'da okuyucuları oldu. 1885'de sayıları 1000'i geçti. Daha sonraki yıllarda 15 :- 20 bini bulmuştur. İsmail Gaspıralı'nın temel düşüncesi, yalnız Kırım Türk - Tatarlarını değil, bütün Türk ve hatta Müslüman alemini uyandırmayı, ayağa kal­ dırmayı sağlamaktı. O, <<Sönmüş kalpleri ne ile yandırmalı? Basi reti kesmiş perdeleri ne ile kötermeli (kaldırmalı) ? Gaflet salırasında serHi p kalmış koca bir milleti ne ile ayağa turguzmalı (kaldırmalı) ?» soru In r ı i le işe başlamış, bütün ömrü boyunca bu suallerin cevaplarını vcrmt'lt ve uygulamak için çalışmıştır. ·

*

Tonguç, ilk doğan çocuk, ilk ürün anlamında kullanılır . .:_

1 47 -


İsmail Guspırulı'nın temel ideali, bütün Türklerin her sahada bir­ leşmesini, büyük bir kitle ve kuvvet meydana getirmesini sağlamaktı. Bu idealini veciz biİ' şekilde şu formülde ifade etmiştir : «Dilde, Fiki:rde, İşde Birlik». .

.

,

.

Büyük bir taktik kabiliyeti ve uygulama ustalığı olan iSınair · Bey, Rus idaresini fazla kuşkulandırmamak ve aleyhinde daha şiddetli ve yasaklayıcı tedbirler aldırtmamak için, hiç bir zaman bu si;izleri:n,i açık­ lamak cihetine gitmemiştir. Dört sözden kurulu bu cümlenin manasını aniayıp açıklamayı okuyucularının idrakine ve zekasma bırakmıştır.

Gaspıralı İsmail Bey (1851 '- 1914)

·

İsmail Gaspiralı, ihtiyat ve temkin duygusu ç�k kuvvetli, tedbirli ve uzak görüşlü bir düşünür ve önderdi. Hissine ve · heyecanına kapılıp söyle·nmesi:tıde zararlı olacak düşüncelerini sır olarak saklar, zamanı gel­ medikçe açıklamazdı. Ancak akıllılığı ve ihtiyatkarlığı sayesindedir ki (TERCÜMAN) gazetesini aralıksız şekilde Rus sansürünün kapatma ka­ rarından koruyabilmiştir. Rusya Müslümaniarına .tanınacak haklardan yalnız bunların değil, bizz;at Rusya'nın da zarar p.eğil, fakat, fayda gi;)reciğini mantıklı ve delilli surette anlatmaya ve Rus idarecilerini iknaa çalışmıştır. Meşhur Ruslaştırma misyoneriİlminski, Gaspıralı İsmail Be­ yin bu ferasetini itiraf etmek ve zek&sına hayran olduğunU �öylemel<: mecburiyetinde kalmıştır. . - 1 48 -


1905 yılında Rus Sosyalistlerinin hızlı hareketlerine kapılan Kazanlı ve Kırımlı heyecanlı Türk - Tatar gençleri, İsmail Gasl?ıralı'yı fazla mu'' ' . hafazakarllk ve çekingenlikle tenkid ettiler. Kazan Türk - Tatar'larının büyük şairi Abdullah. Ttikay 1905'de ya­ makalesione İsmail yınla:dığı «Tatarlarga Tercüman'ın alakası» . başlıklı . Gaspıralı'yı şöyle tenkid ediyordu : · · . 1 Kuzeydeki Tatar'ların anlayamadı� bir · Kırım lehcesf ile yazıyor; · �

'

. ·

O, bir ruhani, bürokrat ve monarşist reaksiyonerdir; . . . . ' _ ,... 3 � Müstebit Türk Sultanına çok tabi'dir; > 4 � Nihayet devri · tamaln.en geçmiş bir skolastik yazardır. .... .... · · 1 . İsmail Gaspıralı'ya en şiddetli tenkid, küçük burjuva ile köylü sını­ fından çıkmış olup Türkiye'de okuyanların <<Genç Türkler»in, Rusya'da okuyanların Rus Sosyalistlerin etkileri altında kalan <<Genç Kınmlılar» dan geliyordu. 1905'de hareket ve faaliyete geçen bu genç grup daha .· ziyade öğretmenlerden ve üniversiteli öğrencilerden oluşuyordu. Bu gi"u­ . bun önderi Sosyalist fikirli Reşit Mehdi (yef) idi *. Reşit Mehdi İ. Gas­ imalı'nın eğitim ve kültür siyasetiqin taraftan idi. Ama, Panislamist ve Pantrükist düşüncelerini benimsemiyordu. O, daha çok Jürım Müs­ lümanlarının Çarlık Rusya'sının b oyunduruğundan bir an evvel kurtul­ masını istiyordU:. O'nun çalışmalarının ağırlık merkezini Kırım köylü­ sünün durumu ve tarım sorunu teşkil ediyordu. Şiddetli pir Rus aleyhdarı olan Reşit Mehdi bir Tatar sosyalisti · olarak 1905 olayıarına karışmış ve ön planda rol almıştır. İ. Gaspıralı'nın İlımlı siyasetine ve tutumuna karşı çıkmıştır. <<Tercümam>ın 25. kuruluş yılmda yapılan kutlama tö­ · reninde bu görüşünü bildirerek : <<İsmail Mirza'nın sosyal ve siyasal pla­ nına tamamen karşıyım.» demekten çekinmemiştir ( 160) . <<Genç Tatar'lar» 1906'da Bahçesaray'da (UÇKUNı) «Kıvılcım» · a dın. 2

-'--

\,

. _.

ı

,

* Reşit Mehdi 1 880 yılında Perekop bölgesindeki Karangı köyünde orta ıialli bir köylü aileden dünyaya gelmiştir. Akmescit'teki Tatarski Şkola (Tatar Öğretmen Okulu) nu bitirdikten sonra Karasu Bazar T.atar okUluna oğretmen tayiri 'edilmiştir. 1907'de İkinci Duma (Millet Medisi) 'ya Kırım milletvekili se­ çilmiştir. Duma'daki Müslüman Fraksiyonu'Iiun sekreterliğini yapmıştır. Duma' da Kırım Tatar'larının vekili oLarak şunlari söylemiştir : «Kırım Tatar'larının sefaleti zengiriliklerinin, hazineierinin ve toprak mülkiyetlerinin bnskuJorınm ceplerine gitmesinden ileri geliyor. 50 biri köylümüz topraksızdır. Vnkıf.l ıum, Devletin ve Hanedanın toprakları :ancak birkaç imtiyaziıyı besleyerek Hnnwı·t•l'llı kalmaktadır. Oysa bu toprakların hepsi .evvelce Tatar halkının mUIIdyt•thu1rı idi. Şimdi burilar başka ellere geçmiş bulunmaktadır ( 1 63) . Reşit Mchcll 1\ııt'f.III U Bazar'ın belediye başkan yardüncısı olmuş. 1912'de ölünceye kadar bu ul\ı•uvı1ı.ı kalmıştır ( 1 6 1 ) . · ·

- 149 ..,..


dıı bir dergi çıkardılar. Bir süre sonra bunu kapatıp Karasu Bazar kasa­

bası nda haftada iki kez yayınlanan (Vatan Hadimi) siyasi gazetesini çıkardılar. Bunun başyazarı Hasan Sabri Ayvaz (of) . oldu *. Sorumlu Müdürü Reşit Mehdi idi. Bunun siyasi görüşü tervic ediliyordu. Gazetede bunlardan başka Hafız Osman Murasof, Hüseyin Şamil, Toktar Gazi, Yahya Bayburtlu, Hüseyin Baliç, Hasan Çergi (yef) gibi istidatlı yazarlar ve şairler yazıyorlardı. Kırım milliyetçis•i olan ve Pantürkizme pek iltifat etmeyen Gazete­ nin şiarı «Hübbül Vatan minel iyman - Vatan Sevgisi İmandadır» ha­ disi idi. Vatan Hadimi gazetesinin yazıları itinalı ve İstihbaratı kuvvetli olduğu için yalnız Kırım'da değil bunun dışında da okuyucu bulduğu görülüyordu. Bu vasfına ve resmi makamların şüphesini çekmemesine rağmen ağır maddi zorluklar yüzünden 1908'de kapanmak zorunda kalmıştır. İsmail G�pıralı kendisini ılımlı, aşırı , temkinli ve ihtiyatlı bulan gençlere şu anlamlı sözleriyle cevap . verdi : ·

Okum nişan ursa edi Atım lwşu ozsa edi Çapar edi · Çorabatır; Atım koşu ozınaganda Okum nişan urmaganda Ayt, nişlesin Çorabatır? (145) İstanbul lehcesi ile :

Okum nişan vursa idi Atım yarışta . geçse idi Yarışırdı Çorabatır; Atım yarışta geçmezse Okum nişana vurmazsa Söyle, ne yapsın Çorabatır? * Hasan Sabri Ayvaz Kırım'ın tanınmış y.azarı, dramaturgu ve . siyaset adamıdır. Tercüman gazetesinde İ . Gaspıralı'nın sağ kolu olarak çalı�mıştır. «Genç TatarLar»ın sol kanadını temsil etmiştir. Orta öğretimini Türkiye'de yap­ mıştır. Gazetecilik mesleğine Vatan Hadimi gazetesinde başlamıştır. Alupka'da öğretmenlikte bulunmuştur. 1909'da Türkiye'ye hicret etmiş ise de 1. Düıı_,v n Sava�ından evvel Kırım'a dönmüştür. O zaman İsmail Gaspırah tarafından Tercüman'ın başına getirilmiştir. 1917 Şubatında Milli Fırka'nın yayınlamaya başladığı «MİLLET» gazetesinin başına getirilmiştir. 27 Ş)lbat ihtilalinden son­ ra siyasi hayatta önemli rol almıştır. Rusya Müslümanlarının Moskova Kong­ resine delege gönderilmiş, Kırım Müslümanları İcra Merkez Komitesi ve Kurul­ tay üyesi seçilmiş; Akmescit Tatar Pedagoji Enstitüsünde hocalık yapmıştır. Yeni DUnya gazetesinin bildirmesine · göre (5 Ekim 1936 tarihli ) 1 936'da milli­ yetçilik suçu ile öldürülmüştür (162 ) . ·

- 150 -


İsmail Gaspıralı, geri kalmış milletierin evvela ilim, fen, sanat ım­ halarında iyi yetişmiş insanlara muhtaç olduklarına inanırdı. Rusya Müslümanlarının okuma ve yazma işinde yenileşme hareketine girmeleri gerektiği kanaatinde idi. Bu sebeple «Usulü Cedid - Yeni Usul» meto­ dunu ortaya attı ve tavsiye etti. Bi�zat bunu öğretmeye ve bun� ço­ cuklara öğretecek öğretmenleri yetiştirmeye girişti. Kurs açtı. Kısa za­ manda bu usul üzerine ders veren okulların sayısı beş bini buldu. . , Okullara yardım edilmesi, fakir çocukların okutulması için <<Cemiyeti Hayriye» adiyle Yardım Dernekleri açtı. Bu yardım dernekleri saye­ sinde birçok Kırımlı genç Rus üniversitelerinde okuyup yetişti. İsmail Gaspıralı yazılarını: imkanı nisbetinde, Arap ve Acem söz­ lerinden yararlanmadan, bütün Türklerin anlamasını sağlamak için �ürk ülkelerinde konuşulan ortak sözleri kullanarak yazmağa gayret ediyordu. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Çobanzade, İsmail Gaspıralı'nın dil birliği iden­ Iini gerçekleştirmek hususunda kesin bir kural teklif etmediğini, ancnk O'nun yazılanndan şu neticeyi çıkarmanın isabetli olacağını şöyle belirt­ miştir : 1 - Yabancı sözleri ve gramer kurallarını mümkün oldq:ğu kadar

Türkçeden atmak;

2 - Halk tarafından anlaşılınayan Arap ve Fars tabir ve terkiplerini kullanınamak; 3 - Türk lehcelerinde pek kaba olmayan mahalli sözleri Osmanlı Türk tasrifine uydurarak kullanmak . (146ı) . .

. 1917 senesinin 1 - 1 1 Mayıs günleri arasında Moskova'da toplanan Rusya Müslümanlan Kongresi, İsmail Gas.pıralı'nın bu düşüncesine uy­ gun olarak, Türk ülkelerindeki ilk � okullarda eğitimin mahalli lehce ile yapılmasını, ancak orta okuldan itibaren ortak bir Türk edebi lehcesi ile yapılmasını kararlaştırmıştır. Kısa bir süre sonra bütün Rusya'da Bol­ şevik rejiminin yürürlüğe konulması üzerine ortak Türk edebi dili tat­ biki imkansız hale gelmiş; mahalli' lehcelere önem ve kuvvet verilmiş; bunlara Rus s.ö zleri karıştınlmış ve Kiril harfleri kabul ettirilmiştir. İdil - Ural müftüsü Rizaeddin bini Fahreddin «ŞURA» mecmuasının 23. sayısının 708. sahifesinde İsmail Gaspıralı'nın şu sözlerini nakletmiştir : ·

«35 yıl evvel düşündüğüm fikirlerimden birçoğunun gcrç('klC'� I11 1� olmasından bahtiyar oldum. Bir emelim daha var ki onu d n gii r':-ıı•,vd l ın . Bu da Bahçesaray şehrinde anadilinde bir idadi (lise) ya ki dl\r!l l ı ı ı ll ı ı l · limin açılmasıdır. İnşaallah bunu da görürüm. · Eğer görm<.•do ıı Ill i! ı·· sem gözlerim açık kalacaktır.» (148) - 151 -


Cl ııtıpırıı l ı İtıınnll bu saadeti görmek bahtiyarlığına erişe:ri:ıemiştir. A ınıı 1\ ı n m M i ll i Kurultay hükumeti ilk icraatından biri olarak Bahçe­

ııı.n·ııy'da İ::ımail Gaspıralı adiyle 1917'de bir Öğretmen Okulu ile bir Kız

Sanat Okulu açmıştır.

İsmail Gaspıralı 1906 yılının Ocak ayında 14 sahifelik «Alem'i Nisvan» <<Kadınlar Alemi» adiyle 15 günlük bir dergi çıkardı. Bu dergiyi kızı Şefika Han:ım Gaspıralı * idare etti. Dergide Rus medeni kanununun ve İslam şeriatının kadınlarla ilgili maddeleri ve hükümleri; çocukların eğitim ve terbiyesine ait bilgiler; aile sağlık ve idaresine ilişkin öğütler; · . Rusya ve diğer memleketlerdeki kadınların aile hayatları ile ilgili haber­ ler; ilmi ve · fenni yazılar; Türk - Tatarca manzume ve şiirler; hikayeler · yaymlanıyordu. Gaspıralı İsmail Tercüman'ın ilavesi olarak çocuklar için «Alem'i Sübyan - Çocuklar Alemi» adiyle haftalık 4 sahifeden ibaret bir dergi çıkardı ve bunu ölümüne kadar devam ettirdi. 1906'da «Ha, Ha, Ha» adiyle haftalık güldürücü, fakat düşündürücü bir dergi . yayınladı. Bu dergide skolastik usulü ve gericiliği tenkid ederek yenileşmenin gerek­ liğinden ve iyiliklerinden bahseden makaleler yazdı. Müslüman memle­ ketlerin uyanmasını öğütlüyor,· bunları idare edenlerin Batı mede­ niyeti karşısında sömürgeciliğe düşmelerini kinıyor, bu acı durumdan kurtulmalarının çarelerini göstermeye çalışıyordu. .

İsmail Gaspıralı l l Eylül 1914 tarihinde Bahçesaray şehrinde kendi evinde öldü. Ölümünden sonra TERCÜMAN gazetesinin ida�esini büyük oğlu Rifat Gaspıralı eline aldı. En büyük yardımcısı Hasan Sabri Ayvaz oldu. Bolşeviklerin Kurultay hükumetini savaşta mağlup ve fesh etme­ leri üzerine 10 Şubat 1918 tarihinde TERCÜMAN da kapatıldı. 1918 Nisan ayında Almanların Kırım'ı işgal etmeleri üzerine Şefika Gaspıralı mat­ haayı açarak başka milli gazetelerin yayınianmasına tahsis etmiş ise de 1919'un Ağustos ayında matbaa General Denikin tarafından musadere edilmiştir. İsmail Gaspıralı'nın ölümü yalnız Kırım'da değil, bütün Rusya'da, Türkiye'de ve hatta bazı müslüman memleketlerinde · ve Batı Avrupa * · Şefika Hanım 1886'da: Bahçesaray'da doğdu . 1 903 yılından itibaren ara­ da bir Tercüman'da yazıyordu. «Alem'i Nisvan»ın devamlı yazarı oldu. Aynı yılda, sonradan Azerbaycan milli hükumetinin başbakanı olan Yusuf Nesib bey ile evlendi. Bolşevik ihtalilinden sonra Bahçesaray şehir idare meclisine seçildi. 1917 Nisan ayında Müslüman Kadınlar Komitesine müdil :ı- tayin edildi. Kasım ayında İsmail Gaspıralı Pedagoji Enstitüsü müdür yardımcısı tayin olundu. Kurultay'a milletvekili ve Başkanlık Divanına üye seçildi . Kurultay devri kapandıktan sonra Türkiye'ye göçtü ve İstanbul'a yerleşti. 31 Ağustos 19715 tarihinde İstanbul'da öldü. ..;_

15 2 -


basınında hakkında uzun ve hizmetlerini övücü yazılar yazılmasına VO· sile olmuştur. Bunlardan birkaçını Cafer Seyitahmet Kınmer'in Gaspt­ ralı İsmail Bey adlı eserinden aldığımızı bildirelim : · Tanınmış gazeteci ve yazar FATİH KERİMOF imzası ile · Kazan şehrinde yayınlanan VAKiT · gazetesinin 12 Eylül 1914 tarihinde çıkan «BÜYÜK MİLLİ MATEM» . S. İBRAHİMOF imzasiyle ; İKBAL gazetesinde. çıkan «BÜYÜK TARİHİ MATEM» ABDULLAH BATrAL imzasiyle YILDIZ gazetesinde çıkan «ZOR

VAK'A>>

SADRİ MAKSUDi imzasiyle ayni gazetede çıkan «MİLLİ ÜSTAD» FATİH EMiRHAN imzasiyle KuYAŞ gazetesinde çıkan «ULUÖ . MİLLETCİ HAKKINDA KÜÇÜK BİR HATIRA» NUMAN ÇELEBİ CİHAN imzasiyle TERCÜMAN . gazetesinin 1915 senesi 203 sayısında çıkan «ANLAYA BİLSEYDİK» HAMDULLAH SUPHİ (TANRIÖVER) imzasiyle TÜRK YURDU Dergisinin 1330 yılı 12. sayısında çıkan «BEN O'NU GÖRDÜM» AGAOGLU AHMET imzasiyle aynı dergide çıkan «İSMAİL BEY GASPİRİNSKİ»

AKÇORAOGLU DAİR>>

YUSUF

imzasiyle aynı dergide çıkan <<MUALLİME

AYAZ İSHAKİ imzasiyle İL gazetesinin 1914 yılı 40. sayısında çıkan <<BÜYÜK ÜSTAD İSMAİL BEY» .

SELİMA YAKUB imzasiyle aynı gazetenin ayni sayısında çıkan «MÜSLÜMAN KADIN VE KIZLARININ HAMİSİ İSMAİL BEY GAS­ . PİRİNSKİ» OSMAN AKÇOKRAKLI imzasiyle TERCÜMAN . gazetesinin 1915 yı_lı 202 sayısında çıkan «MİLLİ HA�İNEMİZ»

FEVZi ALTUG imzasiyle, İstanbul'Q.a yayınlanmış olan, KIRIM Mecmuasının 5. sayısında «KIRIM GEN LiGİ VE RUS İHTİLALh

Ç

1918 yılında Osman Kemal Hatif tarafından yayınlanan <<GÖK BAY­ RAK ALTINDA MİLLİ FAALİYET» eserinde olduğu gibi .birçok eser­ de İsmail Gaspıralı'dan ve hizmetlerinden bahsıedilmiştir. ALİ ABBAS MÜZNİP imzasiyle · yazılan bir şiir Baku'da DtnrJ I< dergisinde 19 Eylül 1914'de çıkan AKYOL Mecmuası İsmail Goı4pı ı·ııl ı 'y u tahsis edilmiştir. Fahrülislarn Aliyefin «Kartbabamız Bahtlı Olarak Öldil» nı ııluıltıt-11 ile Baku'da çıkan Çocuk Dergisinde <<Milli Matem» yazısı ynyı ı ı l ıu ı ı ı ı ı � t.ı ı•, ·

- 153 -


Bunlardan başka pek çok gazete ve dergide merhum hakkında l'ltth ifcler dolusu yazılar ve övgüler · yayınlanmış O'nun büyük hizmet­ lerinden bahsedilmiştir. İsmail Gaspıralı, Kırım Muhtar Sovyet Cumhuriyeti devrinde de ' üzerinde durulan ve yazılar yazılan kişi olmuştur. Şair ve Prof. Dr. Bekir Sıtkı Çobanzade O'nu ve TERCÜMAN'ı Sen Petersburg ve İstanbul'un tutumlarına uygun olarak hareket etmiş olmak, ihtilal karşısında passif kalmak, Müslümanları Sosyalizme ve Çar Rusyası ile bağları koparmaya iten hayatın gürültülü akımını köstekle� mekle eleştirmiştir (158) . ·

Dr. Ahmet Özenbaşlı * da şöyle eleştirmiştir : «Gaspirinski'nin sa�e bir şiir şekli olan «Dilde, Fikirde, İşde Birlik» dışında hayatiyeti olan bir teşkilat kuramamış olmasını görmek elem vericidir. Otuzüç yıl içinde çok: yükseklerde kalan sözleri hiç bir zaman yere inip hayatın bizzat ortaya koyduğu sorunlara açık cevap vermemiştir>> (159) . .

Prof. Osman , Akçokraklı **, 1915 yılında 202 No.lu TERCÜMAN gazetesinde çıkan yazısında : «Bizim ne mlili umumi kütüphanemiz var; ne milli umumi müzemiz var; ne milli tarih'i cedidimiz var; ne milli akademimiz var.

«Bizim 23 ciltlik TERCÜMAN'ımız var. Bu, büyük, milli bir hazine­ mizdir. Her ne vakit milli emellerimizden feyiz almak istesek o RAZİ­ . NEYE müracaat ederiz.» demiştir. 27 Şubat Rus ihtilalinin başladığı tarihten itibaren 1920 yılının so­ nuna kadar, Rusya Müslüman Türklerinin muhtariyet devrinde, yaşa­ dıkları 53 şehir ve kasabada, çeşitli Türk lehcelerinde 256 gazete yayın- . lanmıştır. Bunun 139 adedi Kazan Türk - Tatar'ları tarafından Kazan leh­ cesiyle yayınlanmıştır. Sovyet rejiminin yerleşmesiyle bütün bu gaze­ teler ortadan kaldırılmış, yerlerini Sovyet basını almıştır (164) . * Dr. Ahmet Özenbaşlı Kırım'ın Yalta k,azasının Büyük Özenbaş köyünden olup Odesa'daki Tıp Fakültesini bitirmiştir. Kırım Türklerinin yazar ve tarihçi­ lerindendir. Milli Fırka üyesi olarak Kırım Türk - Tatar hayatında önemli faal rd oynamıştır. 1 925'de «Çarlık Hakimiyetinde Kırım Faciası Yahut Tatar Hic­ rdlı>ri» adlı tarihi eseri değerlidir. 2. Düny.a Savaşı sırasında Almanlarla bera­ ber K1rım'dan · çıkıp Dobruca'ya gitmiş, oradaki Tatar'lardan himaye görmüş­ tür. 1945'de Bükreş'de Ruslar tarafından yakalanıp Sibirya'ya sürgün edilmiş ve orada ölmüştür. Hanımı ile bir kızı ve oğlu Romanya'da uzun yıllar kalmış­ lardır. Prof. Osman Akçokraklı 1 936'da Stalin'in emriyle milliyetçi diye öl­ ** dürtülmüştür.

- 1 54 --


-

155

-


Komünist Rus idaresi esaretinde yaşattığı milyonlarca Türk'ü tarihi önderlerinin kutsal yolundan saptırmaya çalışmakta ise de bunu başara­ mayacaktır. Türk aydınları, er veya geç, yoiunu şaşıran yolcuların K�tup Yıldıziyle yönlerini tayin ettikleri gibi, birer kutub yıldızı olan })üyük idealistlerin gösterdikleri selamet yolunda yürüyecekler ve bir gün mutlaka <<Dilde, Fikirde, İşde Birlik» emelini gerçekleştireceklerdir. ·

RUS İSTiBDADI . VE iHTiLALi Rus Çarlığı koyu bir istibdat rejimi üzerine kurulmuş devlet idi. Rus köylüleri büyük toprak sahipleri zadegari sınıfınin karın tokluğuna çalışan köleleri idiler. Bu kölelerin değil siyasi, sosyal, insan hakları bile yoktu. Rusya'da 18. yüzyılda başlayan batılılışma hareketi sonunda i9. yüzyıl başlarınd� demokrat ve sosyalist akımları da kuvvetlenmişti. 1825 de Dekabristler Ayaklanması kan ve ateşle bastırılmıştı. Çar 3. Alexandr (1881 - 1894) kanlı diktatörlüğünü kurmuştu. İcraa­ tini şiddetle . yür�tüyordu. Sosyalistler ve ihtilalciler de faaliyetlerini arttırıyorlardı. UlianoJ adındaki ihtilalci suikast suçundan idam edildL Bu adam, sonra ;Bolşeviklerin lideri olan ve Lenin adını alan Vladimir tliç Ulianofun ağabeği idi. Vladimir İliç illi anof 1870 yılında Batı · Sibirya'nin Simbriski kasa- . basında dünyaya gelmiştir. Zeki ve haristir. 17 yaşında Kazan Üniver­ sitesjnde öğrenci iken ihtilalci düşünce ve konuşmalarından ötürü üni­ versiteden kovulmuştur. Petersburg'a gitmiş ve ilk arkadaşları ile . işçi , teşkilatını kurmuştur. Çar 2. Nikola (1894 -. 1918) mistik ruhlu ve zayıf karakterlidir. Aynı ruh haletinde olan karısı ile şarlatan papas Rasputin'in tesiri altındadır. Her türlü yeniliğe karşı koymaktadır. Lenin 1895'de Sibirya'ya sürülmüştür. Bir yıl 'sonra Sibirya'dan ka­ çıp İsviçre'ye gitmiştir. Orada Rusça «İSKRA>> (Kıvılcım) gazetesini çıkarmaya başlamıştır ( 149) . .

·

Sosyal Demokrat Partisi, 1898 senesinde, Minsk şehrinde ilk kong­ resini �opluyor. İkinci kongresini 1 903'de Londra'da yapıyor. Burada üye­ leri iki gruba ayrılıyor : Bolşevikler (Çoğunluk) ve Menşevikler (Azın. lık) . Bolşeivklerin lideri LENİN. Menşeviklerinki Plehariof oluyor. 1 904 Rus - Japon savaşında Rusya yeniliyor; 9 Şubat 1905 günü ayak­ lanma oluyor ve kan ve ateşle bastırilıyor. Tarihe <<K�:"llı Pazar» adiyle geçiyor. ·

·

Aynı yılın 14 Haziran günü Paternkin zırhlısında isyan çıkıyor. ' 1 7 - 156

-7-'


Ekim günü Çar Nikola Anayasa ilan ederek 1 . Duma (Millet Mm: l l t� l ) y l açmak zorunda kalıyor. Lenin, gazetesinde puma'nın boykot edilmesini, gerici Kadetlere ve Liberallere karşı mücadele yapılmasını, işçi diktatörlüğü kurulmasını1 askeri ayaklanmalara girişilmesini tavsiye ediyor. 1906'da Çar Duma'yı kapatarak istibdada dönüyor. Rusya'da huzur. suzluk ve kaynaşma daha şiddetli şekilde hisseailmektedir. 1912'de maden işçilerinin ayaklanması bastırılmıştır. 1 914'de Birinci Dünya Savaşı başlamış, Rusya Almanya'ya ve müt· tefiklerine karşı savaşa girmiştir. , Lenin, Zinoviyef ile birlikte İsviçre'de gazete çıkarmaya devam ediyor; kongreler topluyor. bunlara Sosyalist ve Sosyal Demokrat Pur· tilerinden · delegeler katılıyor. Rus orduları Alman orduları karşısında yenilip geri çekiliyorlar. Cephelerde bozgunluk, Rusya'da düzensizlik, karışıklık ve huzursuzlult artıyor.

RUS SiYASİ PARTİLERi Rus Siyasi Partileri Sağcılar, Muhafazakarlar, Liberaller, çeşit frak­ siyonlu Sosyalistler, Bolşevikler olmak üzere parçalanmışlardı. Muhafa­ zakarlar, Sağcılar Çarlık devrinin hayali içinde yaşıyorlar, ümitlerini henüz kaybetmemişlerdi. Liberaller inkilabın olmasını, fakat Rusya'nın parçalanmasını arzu .etmiyorlardı. Zafere kadar savaşın devamını isti­ yorlardı. Sosyalistler, Rusya'nın bütün halinde kalıp federatif bir cum­ huriyet olmasını savunuyorlardı. Bolşevikler ise her milletin ve hatta azınlıkların bile ayrılabileceklerini ve kendi mukadderatlarını kendileri­ nin tayin edebileceklerini, dilerlerse hepsinin birlikte bir Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (ittifakı) kurabileceklerini kabul ve ilan ediyor­ lardı. Bolşevikler iktidar olduktan ve kuvvetlendikten sonra bu prensip­ lerini inkar ederek bütün milletleri köleleri haline getirdiler ve , kurduk­ ları kukla curnhuriy;etlerden hiç · birisinin ayrılmasına müsaade etme­ diler.

ÇAR 2. NİKOLA TAHTlNDAN VAZ GEÇiYOR 1914 yılından beri sürüp gelen Birinci Dünya Savaşı Çarlık Rusya' sını yenilgilere, darlığa, sıkıntılara, kçı.ynaşmalara getirmiştir. 23 Şubat 1917 günü halk Petersburg'ta erzak kıtlığı yüzünden mağazalara saldırip yağmaya gir��miştir. 7 Mart'ta tekrarlanan isyanda halk polis ve güvenlilt - 1 57 -


l( t ı V v t • l l t • l' l y l o t;ıı l'p ı � ı r ı ı ş t ı ı·. ll I I W J I. ı ı·

.

Mart'ta çıkan kargaşaya askerler de katıl­

1 11 \y lt•t:e, beldenen ayak�anma hiç bir teşkilatın teşebbüs ve ida­ .

ı·u:-ıl o l ı n ı ı k:m � ı ı ı

12 Mart'ta alevlenmiştir. 14 Mart günü Zemstvalar (ma­

lıulli iuareler) Birliği başkanı Prens Lvof ilk geçici hükumetini kur­

muştur. Ertesi günü Çar İkinci Nikola tahtından ferağat etmiştir.

Lvof idarede bazı ılımlı değişiklikler yapmakla beraber savaşa devam kararı vermiştir. Sosyalistler daha köklü sosyal ve siyas·al · değişiklikler yapılmasını, işçi ve köylü meselelerinin esaslı surette hallini istemişler­ dir. Tartışmalar, kavgalar kapısı açılmıştır. Üzerinde en çok tartışılan mesele, Rusya bölünmez merkezi bir Cumhuriyet mi olsun? yoksa fede­ ral bir Cumhuriyet mi olsun? meselesidir.

RUSYA MÜSLÜMANLARININ MOSKOVA KONGRESİ Rusya'da disiplin bozulmuş, otorite yıkılmıştır. Rus cephesi çözül­ meye başlamıştır. Anarşik olaylar artmıştır. Her millet kendi mukadde­ ratını kendi eline almaya girişmiştir. ı906 yılında Rus Dumasmda · (Meclisinde ) Rusya müslümanlannın temsilcileri sıfatiyle bulunmuş olan tanınmış milletvekillerinden oluşan bir grup, Rusya Müslümanlarının tanınmış kişilerini 15 - 17 Mart ı9ı7 tarihinde Petersburg'ta toplantıya davet ediyor. Toplantıya gelenler, Rusya Müslümanlarının dini, milli, kültürel ve siyasi meselelerini tartı­ şıp gerekli kararları almak üzere toplanacak büyük bir Kongrenin hazır­ lığını yapmak için 28 kişilik geçici bir Merkez Bürosu seçti. Bu Büronun başkanlığına Dağıstanlı ve Sosyal Demokrat Parti üyesi · olan Ahmet Salkof getirildi. Geçici Merkez Bürosu ı91 7 Mayısının ı - l l günleri arasında bütün Rusya Müslümanlarının gönderecekleri murahhasların Moskova'da Öü­ yük bir Kongresini yapmayı kararlaştırdı; şu maddeleri tesbit etti : ..

ı

2 3

-

-

-

Rusya Müslümanlarının yaşadıkları bütün il · ve ilçelerden se­ çilecek murahhasların Kongreye gönderilmesi; Murahhasların her i l ve ilçede yaşayan Müslüman nüfusunun sayısiyle orantılı olması; Murahhasların eğitim, kültür, din müesseselerini, üniversite öğretim üyelerini ve öğrencilerini, işçi, asker, köylü, esnaf men­ suplarını temsil edecek yteki ve sıfatı haiz olmaları da öngö- . rüldü.

Kongrenin ·gündeminde şu mesele ve konular yer ahyordu : a - Rusya'nın y�ni Devlet şekli ve kuruluşları; -- 1 58


b - Müslüman İllerinin benimseyip kabul edecekle ri ldnl'l şekiller : Milli, Medeni, Mülki - Mahalli muhtariyet;

vo

Mlyuiil

c - Müslümanların din, kültür, eğitim vesair işleri ve meseleleri; d - İşçi, köylü ve askerlik meseleleri; e - Doğudaki Müslüman illerinde iskan ve sömürü işleri. Kongre, Moskova'da Azerbaycanlı Şemsi Esadullayefin vakfı olan Türk okulunun büyük salonunda 900 murahhasın katılması ile 1 Mayıs 1917 tarihinde toplandı. Saat 15.00'de Merkez Bürosu Başkanı Ahmet Salikov Kongreyi bir konuşma ile açtı ve ilk sözü Petersburg Müslü­ manlan mutahhası ve din bilgini Musa Carullah Bigiyefe verdi. Musa ·carullah : «Cemaat! Hürriyet günlerindeki meclisimiz Kur'an'ı

kerim okunarak başlamalıdır.» demiş ve Eci imaını İbrahim Orman efen­ diyi Kur'andan bir ayet okumak üzere kürsüye davet etmiştir. İmam İbrahim efendi «V'atesimu bihablillahi cemian vela teferreku .. » (Hepiniz birleşiniz, parçalanmayınız! . . . » ayeti celilesini okumuştur. Ya­ pılan duanın sevabı okulu bağışlayanın ruhuna hediye edilmiştir (167) . Musa Carullah kısaca şu konuşmayı yapmıştır * : <<Üç yıl çok kan döküldükten sonra hürriyetin parlak günlerine eriştik. Buna gelinceye kadar biz Rusya Müslümanlan da büyül:c gayret ve kuvvet harcadık; karşılığında hürriyeti kazandık . Bu uğurda en çok kan dökmüş olanlar askerlerle işçilerdir. . Bunların arasında bizim de askerlerimiz ve işçilerimiz vardır. Bunları tebrik ediyoruz. Elimize ge­ çen hürriyeti muhafaza için burada toplanmış bulunuyoruz. Hürriyeti korumak isteyen bütün milletlerle işbirliği yapacağız; bunlara İslami­ yet adına katılacağız. Bu kongre Rusya Müslümanlarının beşinci kong­ residir; bunu hürriyet yolunda ve saatinde yapıyoruz. Ş!mdi her dilek ve ihtiyacımızı açıklayabiliyoruz. Bu kongreden maksadımız her isteği­ ınizi açılacak Millet Meclisine söylemek için hazırlık yapmaktır. Ayni zamanda gelece.ğimiz günler hakkındaki kutsal emelimizi tayin ve tes­ bit etmektir. Bütün gayelerimizi hedeflerine ulaştırmak için sebatla ve elbirliğiyle mücadele etmek zorundayız. Hanım murahhaslanmız Kong­ remizi süslüyorlar; kendilerini saygı ile sehimlarım. Biz evvelce aksak idik. Şimdi iki ayaklı ve iki kollu olarak yola çıkıyoruz . Bir gözlü idik, iki gözlü olduk. * Konuşmalar Türkçenin mahalli lehçeleriyle ve Rusça yapılmış, zahıtlıı r Kazan lehcesind e yazılmıştır. 500 sahifelik zabıtlar Müstecib Ülküsıal tarııfındıın İstanbul lehcesiı;ıe çevrilmiş İstanbul'da yayınlanan Bel gelerle Türk Tarihi Dt!ı·· gisi'nde yayınlanmaya başlamıştır.

-- E9 -


t.Cmmwt.l

I loenmızın okuduğu ayet bizi

birliğe

çağrıyor. Bütün

Hım,vıı vo h11Wt d ünya müslümanalrının gözleri bize bakıyor. Birlikte 111 g'Ö I'e l i m .

I lcpinizi saygı ile selamlıyor, engin başarılar diliyorum.»

Musa . Carullah Biki'den sonra, Sosyal Demokrat Partisinin üyesi ve ayni zamanda Petrograd asker ve işçi temsilcisi olan Başkan Ahmet . Salikof şunları söylemiştir : «Çarlık istibdadı yıkıldı; parlak hürriyet şafakı �oğdu. İkinci ve hat­ ta üçüncü vatandaş muamelesi görmüş olan Rusya Müslümanları da h ür · ve eşit oldular. Bu hürriyeti getiren şanlı askerlerimizi selamlayalım.>> (Bütün kongre üyeleri asker delegeleri ayakta selamlıyorlar ve alkışlı­ yorlari) . Kongre murahhasları asker, işçi, çiftçi, köylü, şehirli, aydın, hoca, üniversiteli öğrenci erkek ve kadından oluşmuştur. Kongre Başkanlık Divanına 12 kişi seçilmiş ve şunlardır : Ahmet Salikof, Musa Carullah Biki, Ayaz İshaki, Ali Merdan .Top­ çıbaşı, Fatih Kerimi, Cafer Seyitahmet, Selime Yakuboğlu, Ubeydullah Hocaoğlu, Hasari Ata Abşi, İlyas Algin, İbrahim Ahtem, H<;ılil · D0st " Mehmet. Komisyon ve seksiyonlara üyeler seçilmiştir. Kongre toplantıları, Rusya Türklerini yakından ilgilendiren bütün temel meseleleri heyecanlı ve bazen kızgın konuşmalar ve tartışmalarla l l Mayısa kadar devam ediyor ve sonunda yararlı kararlar alınıyor. Bunları burada belirtmenin imkanı yoktur. Biz bazı önemli konuşmalan çok kısa olarak:, vermeye ve o zamanın yarattığı havayi ve cereyanı gös­ termeye çalışacağız.

·

Geçici hükümetin yetkili temsilcisi ve Diyanet Nezaretinin yabancı dinler şubesi komiseri s.A. Kotliarevsky söz alarak uzun bir konuşma yapmış, özet olarak şunları söylemiştir : «Rusya'da yaşayan milyonlarca Müslümanın murahhasları olarak, hürriyete, eşitliğe ve adalete kavuşmuş olan memleketimizin hürriyet şenlikleri içinde kendi meselelerinizi konuşup halletmek için toplanmış bulunuyorsunuz. Kesin vi.cdan hürriyeti içinde dileklerinizi ve kararları­ nızı ortaya koyacaksınız. Bu hakkınızdır. Biz, kimsenin dini hürriyetin� kısıtlamayacağız. Her insan dinli veya dinsiz yaşamakta ne kadar serbest ise, milletler de kendi dinlerini diledikleri gibi icrada hürdürler. «Rusya bütün ve bölünmez olarak kalmalı; ama, her · toplum ve ka­ ·

bile k�İıdi sınırları içinde kendi kurultayını kuTmalıdır. Fakat ne Rusya ezici olmalı, ne de İl Kurultayları bölücü yol tutmalıdır. Ahenk içinde işbirliği yapmalıdırlar. Bu gayeyi gerçekleştirecek �Tasalar çıkanlma­ h n ır.

- 160 -

·


<<Memleketimizin bazı bölgelerinde tehlikeli hareketlerin btd l rıllği gözden kaçmıyor. Bunları birlikte önlemek zorunluğu vardır. Halledile­ cek pekçok meselemize elkoyma fırsatı henüz doğmamıştır.» Geçici hllkfunet temsilcisine cevap vermek üzere söz alan Azerbay­ can delegesi, uzun konuşmasında, özetle şöyle demiştir : <<Sayın meslekdaşım hükumet temsilcisinin konuşması eski hükumeı zamanındaki konuşmalara benzemediği içiri Müslümanlar tarafında:Q 'memnuniyetle karşılanacaktır. Temsilcinin «vicd<�;n hürriyeti»nden balı� setmesi, milyonlarca Müslümanın istibdat devrinde mahrum ve hasret kaldığı bu fazileti beklediğini takdir ettiğini gösteriyor: ki bu şükran!;\ şayandır. «Yabancı dinler şubesinin Rusya Müslümaniarına karşı asırlar bo­ yunca yürüttüğü kanunsuz baskının kara sahifelerini bu departmanın (şubenin) defterlerinde bulursunuz. Müslümanlar bu haksız haskılara ses çıkarmadılar, sustulı;ı.r. Şimdi doğan hürriyet güneşinin ışığı altında dertlerini ve acılarını söyleyebiliyorlar. Biz, hep birlikte, bu vatanın se­ lameti için' çalışmaya hazırız. Yeter ki siz bizi anlayınız ve ı bize · inanınız. Biz, sizin bizi anlamayışınızdan korkuyoruz. Biz, bize ait ve mahsus bütün dini, medeni ve milli işlerimizin haliirun bize havale ve tevdi edil­ mesini istiyoruz. Aklın ve medeniyetin yolu budur. Hak ve hürriyetin mantığı bunu emrediyor. Biz tam muhtariyet talep ediyoruz. Okullan­ mızın idaresinde ve dilimiz meselelerinde tam serbest hareket edebilme­ liyiz. Rusçanın da öğretilmesi taraftarıyız; ama, kendi imadilimiz Türk-. çeyi en iyi şekilde okutınalı ve öğretmeliyiz. Bütün milletierin ayni hÜr­ riyet ve hak eşitliği içinde yaşadıkları takdirde anlaşmayacaklarına se- · bep görmüyorum.» demiştir. ·

Ayaz İshaki, Moskova Müslüman Halk Komitesi adına şunları söy­ lemiştir : . <<Ben arkama baktığım zaman yalnızlığımı, uzak soğuk diyarıarda Türk - Tatar milletinden ayrı yaşamak inecburiyetinde kaldığıını görü­ yorum. O zaman gönlümde doğan bir iman bana : Senin bu yalnızlığın geçicidir; milletin hürriyetini alacaktır. Senin idealin O'nun kalbinde yaşıyor, der ve beni ısıtırdı. imanım beni aldatmadı; halkım hürriyete kavuştu. İsterim ki bunu asla kayıb etmesin. Artık iş bize kalıyor. Bu hürriyetten faydalanmak; bundan beklediklerimizi gerçekleştirmek bizim görevimiz oluyor. «Hükumet temsilcisi, konuşmasında, _ biz Müslümanların yalnız din meselesi olduğundan bahseder gibi davrandı; bundan başka meselemi� bulunmadığı anlamı�a getirdi. Bu, hatalı bir görüŞtür. Bizim din işin den -

161

-


mc::ıcl dcrimiz vardır; bunların milyon Müslümanın dertlerine çare aramak ve b ıı l ı ı ı ı ı k b t ı Kongeenin üzerine düşüyor. Bütün milletler kendi ülke·· lerine ve ka<lrelcrine sahip ve hakim olmalıdırlar.>> demiştir; hıı�l< ı ı h l ı·�nlt

n ı cıı1ıın!,

n ı l l l t vo Jd .I I Hir

ııı ı ı l. l ı ı l' " l ı ı ı l l l ı ı l hı t. l ,voı·ııı., :.ıo

Cafer Seyitahmet (Kırı:dıer) şöyle konuşmuştur : «Rusya'daki milletiere hürriyeti getiren inkilabm Albayrak'ı altında işbirliği yapmalıyız. Bu bizim istikbalimizi de te'min edecektir. Ecdadı­ mızdan kalan vakıflar milletimizin malıdır. Bu mal millete verilmelidir. Biz Kırım'da yaptığımız Kongrede vakıfları Kırım Tatarlarına, onların seçtiği idareye verdik. Biz, bundan sonra, milletin istediklerini O'na vermeye mecburuz. Hükumet sandığında bulunan paralarımızı da alıp milltee vermek hem hakkımız hem de borcumuzdur. Milletimizin hakla­ rını Geçici Hükümetten, vakit geçirmeden, telgr;üla istemeliyiz.» de­ miştir. Kongrede Polonya, Litvanya, Estonya gibi dost ve Rusya'dan ayrıl­ ma yolunda olan ülkelerin ve milletierin temsilcileri de konuşmuşlar ve hepsi hürriyetin getireceği hak, adalet ve eşitlikten söz etmiştir; Rusya Müslümarı)arına da başarı dilemiştir. Kongrede açık şekilde göze çarpan husus, dindar ve hatta muha­ fazakar mollalardan en geniş sosyalizm taraftarı olanların bir arada · bulunup müzakere edebilmeleri idi. Her sınıf ve mesleğin temsilcileri kendi haklarını ve menfaatlerini ortaya koyup açık şkeilde savunabil­ melen idi. Bu durum, Kongrenin olumlu ve çoğunlukla kararlar alma­ sını engellemiştir. Kongrede en çok ve heyecanla tartışılan konu, medeni ve kültürel muhtariyetli ülkelerden kurulu bölünmez bir Rusya Cumhuriyeti ile, bu vasıf ve haklarla birlikte mülki (topraklı) muhteriyetli cumhuriyet-. lerden oluşan federal Rusya Cumhuriyeti idi. Birinci tezi ve görüşü savunanlar arasında Ahmet Salikof ile Ayaz İshaki ön planda geliyordu. Bunlara göre, Rusya Müslümanları birbirin­ den ayrı ve uzak bölgelerde kalabalık topluluklar ve küçük azınlıklar halinde bulunuyorlardı. Azınlık halinde yaşayanların mülki muhtariyet · kurup yaşatabilmeleri mümkün değildi. Bütün Müslümanlan medeni ve kültürel muhtariyetieri ile seçecekleri bir genel merkezin idaresinde ve ortak bir esas ve program dahilinde yöneltmek ve korumak daha faydalı olurdu. Mülki muhtariyet şeklini savunanların başında Azerbaycan Türk­ lerinin önderi Mehmetemin Resulzade bulunuyor ve şöyle diyordu : «Rusya dünyanın altıda birini işgal eden bir koca kıtadır; bir tara­ fında gece başlarken diğer tarafında sabah açılıyor. Bu kıtada 170 mil- 162 -


yon insan yaşıyor. Bunlar çeşitli ırk ve . millete mensuptur ve ayrı ge­ leneklere, dinlere, tarihlere sahiptirler. Bunların hepsini hem bu bakım­ dan hem de ayrı coğrafya şartları bakımından bir merkezden yöneltmek doğ-ru ve hatta mümkün değidir. Bu sebeple Rusya, adem'i merkeziyet usulü ile idare edilen bir Federatif Cumhuriyet olmalıdır. Bu da mülki muhtariyetle mümkün. olur. «Biz Türküz ve kolayca bir Müslüman Türk kültür federasyonu meydana getirebiliriz. Cehalet ve mezhep ayrılığı 30 milyon Türkü bir­ birinden bölüp ayırmıştı. Ama, biz şimdi milli birliğimizi isbatlamak durumundayız. Ayrı .Türk illerinde yaşayan Türk boylarının, İdil - Ural­ lıların, Kazakların, Türkistanlıların geliştirilmiş edebi lehceleri vardır. Biz Azerbaycanlıların da mahalll edebiyatı gelişmekte ve bu lehcede gazeteler ve ·dergiler yayınlanmaktadır. Bunların hepsi çeşitli Türk ne­ hirleri olup ortak bir Türk Okyanusu meydana getireceklerdir. Türk İllerinin kendilerine mahsus Üzellikleri vardır. Bu özellikleri ortadan kaldırmak ne mümkündür ne de faydalıdır. Türkler ayni dinden olduk­ larından, dini işlerini ahenkli bir şekilde yürütmek için, bir ortak din] şura kurabilirler. Dil birliğini yaratmak içln ortaya atılan usul sonunda bakarsınız ki, bir gün, arzu edilen dil birliği de gerçekleşmiş olabilir. İşte bu suretle biz Türkleşir; İslamlaşır ve Muasırlaşırız.» ·

Bu· iki tezin tartışılması uzun ve çetin olmuştur. Kazak Türklerinin temsilcisi Dost Mehmet, Ahmet Salikof'a karşı epeyce sert konuşmuştur. «Müslüman Milleti>> olmadığı gibi özü muhtar olmayan millet de yaşaya­ maz. Milliyet, kan, _ruh, gelenek, dil, kültür ve toprak demektir.» de­ miştir. Türkistan murahhası Abdullah Hocayef de Mehmetemin Resulzade' nin ve Dost Mehmet'in fikirlerine katıldığını söylemiş ve : · «Biz Türkis­ tanlılar otonomi istiyoruz; çünkü m!lli bütünlük elde etmenin tek · yolu budur.» demiştir. İdil - Ural Türk - Tatar'ları arasında Federasyon tezini kabul ve mü­ dafaa eden tek murahhas Fuat Tokt�r olmuştur. HemşerHerini bu yolda iknaa ve Kongrenin bu yüzden çıkınaza girmesine engel olmaya çalış­ mıştır. Bu tartışmalar sırasında bazı İllerin murahhasları, İdil - Ural · Türk - Tatar'ları delegelerinin yalnız medeni ve milli muhtariyet ve Mrekezi Dini Şura kurulması ile yetinmelerinde bunların Rusya Müs­ lümanları üzerinde hakimiyet kurma maksadı beslediklerinden şüphelenınişlerdir. Başkır Türklerinin temsikisi Zeki Velidi (Toğan) Federasyon tezini destekiemiş bazı bölgelerde yaşayan Müslümanların % 61 - 96 oranında · olduklarını, bunların , toprak muhtariyetine sahip olmaları gerektiğini savunmuştur. Kırım delegeleri de bu görüşe katılmışlardır. •

- 163 -


Ahmet Salikof'un ve Ayaz İshaki'nin goruş ve tezini daha ziyade sosyalistler desteklemişlırr; topraklı muhtariyette idareyi ellerine . zen· ginlerin alacaklarını, işçi ve köylülerin bunlar,ın baskısı altında kalıp haksızıkiara uğrayacaklannı, bu durumu ancak merkezi solcu bir . idare� , nin önleyebileceğini savunmuşlardır. Kadın murahhaslann çoğu .. bu görüşe katılmış, bu tezi desteklemiştir. Heyecanlı ve gürültülü tartışmalar sonunda iki tez hakkında oyla­ ma yapılmış, A. Salikof ve A. İshaki tezi 271, Mehmetemin Resufzade'nin tezi 466 oy alarak kabul edilmiştir. Kongre, Rusya Müslümanlarının resmi siyaset programlarının esası olarak Geçici Hükumetten aşağıdak� üç prensibin kabulünü istemiştir :

1 - Federatif prensip üzerine muhtar milli cumhuriytelerin kurul­ ması; 2 - Kendilerine mahsus tarihi ülkeleri ol,mayan Müslüman toplu­ luklarına milli, medeni ve kültürel muhtar idare tanınması; 3 - Rusya Müslümanlarının ortak din ve kültür işlerini diizenli ve ahenkli şekilde yöneltecek bir Yüksek İsam Şurası'nın meyda­ na get�rilmesi. Kongre, milli eğitim hususunda şu kararı almıştır : Bütün Müslüman Türk İlleri, çocuklarını kendilerinin, ilk . okullarmda öz mahalli lehceleri ile okutacaklardır. Orta, lise ve yüksek tahsil ortak okuma - yazma ve edebi dil . olarak kabul edilecek sade İstanbul Türk­ çesi ile yapılacaktır. Rus dili bu üç devrede okutulacak, ama, Türkçeden daha önemli sayılmayacak ve ondan fazla saat işgal etmeyecektir. . Kongre, Orta Asya'dan gelen molla murahhasların şiddetli itirazı ile karşılarran ve 195 murahhasın ka'rşı önergesi ile reddi istenilen kadın .. erkek eşitliği üzerinde önemle durmuştur. Bu eşitliğin . kabulünü Musa Carullah Biki gibi aydın din bilginleri desteklemişlerse . de, yine Kongre' nin selamete erişemeyip çıkınaza girmesini önlemek içiri bu hususta ke· sin bir karar alınamamıştır ve geleceğe bıra�ılmıştır. Ayaz İshak!. bununla ilgili olarak, 1937'de şunları · yazmıştır : · «Bu mesele bizim için yalnız nazari değil, ayni zamanda siyasi. ve aktüel bir mesele idi. Çünkü, yeni Parlamento kanunu geniğince meb'us­ lar memleketin erkek ve kadın bütün evlatları tarafından sağlanacak idHei: O vakitlerde İdil - Ural ve Kırır!l kadınlarının durumları bu siyasi vazifeyi yapmalarına müsait idi. :Fakat Türkistan kadınları tamamiylo kapalı idiler ve Kafkasya'nın da çok vilayetindeki kadınlar bu haktan faydalanacak durumda değildiler. Hal!:mki, bu, bizim yarı sesimizin kn- 164 --

·


- 165 -


yıh o] ması ve Kurucu Meclis'teki mevkiimizin yarıya inmesi demekti. Dü tiin çalışmalarımıza rağmen · bu hususta müsbet bir karar alınama�

dı.» (177)

Ahmet Salikof, Kongre'nin son l l Mayıs günü, heyecanlı bir konuşma yapmış ve Stokhelm'de toplanan Sosyalist Partiler Kongresini Rusya Müs� lümanları Kongresinin desteklediğini ve savaşa son verilmesini istediğini bir telgrafla bildirmesini önermiş ve bu teklifi çoğunlukla kabul edil� miştir. Kongre, Rusya Kurucu Meclisi seçimlerine kat!lacak Müslüman aday­ larının listesini hükümete «Müslüman Demokratik Blok» adı ile vermeyi kararlaştırmıştır. J ' ' ·

Kongre, alınan kararların yürürlüğe konulmasını sağlamak üzere geçici bir <<Yüksek Müslüman Şurası» kurmuştur. Şura'nın çalışma mer­ kezi Petrograd olmuştur. Heyecanlı tartışmalar ve l l günlük çalışmalar sonunda alınmış olan bunca değerli ve ehemmiyetli kararlar, ne yazık ki, Rusya'da günden güne artan kargaşalık, istikrarsızlık ve iç savaş yüzünden tatbikat saha� sın a geçirilerr:ıemiştir. Her ülke gibi Müslüman Türk ilieri de kendi baş� larının çaresini arama yolunu tutmuş ve birlikte hareket edememişlerdir. Bolşevikler bu durum ve tutumdan yararlanmışlardır.

KERENSKİ İKTiDARA GELiYOR Artan darlık, sıkıntı ve birbirini kavalayan kargaşa yüzünden Lvof hükumeti 26 Nisan 1917 tarihinde istifa ediyor ve yerine Kerenski iktida­ ra geliyor. Kerenski daha ılımlı ve demokrat bir idare kurmakla beraber cephe� lerde savaşa devam kararı vermiştir. Oysa millet ve asker savaş isteme� mektedir. ·

Bir hafta sonra Bolşevikler yeni hükümete karşı a:yaklanıyorlar. Hükumet isyanı bastırıyor ve . ileri gelen bazı Bolşevikleri tutukluyor. Lenin ile Zinovief Finlandiya'ya kaçıp kurtuluyorlar� Bolşevik propa­ ganda ve hareketini oradan idare ediyor. Propagandasımn temel ·konusu şudur : Savaşı derhal durdurarak barış yapmak; askerleri köylerine gön� dermek; fabrikalara işçileri sahip kılmak; _toprakları köylülere dağıt-· mak; memlekette halk idaresini kurmak; bütün halklara kendi mukad�· · deratıarını tayin hakkı tanımak. . . · L'enin gayesine erişmek için her türlü vaadi yı;ıpmakta sakınca gör­ müyor. Nazari işlere değil, pratik işlere önem ve değer veriyor.

- 166 -

··


Yayınladığı bildiride : «Askerler dağılınız, evlerinize dönü n tl:t.. T<l\yltı• rinizde topraklar payıaşılırken hisselerinizi alınız.» diyor ve askc r l o l'l can yerinden vuruyor. Bu propagandanın yankıları Rusya'nın her tara­ fında derin etkisini gösteriyor. Bolşevikler 20 Eylül ' 1917'de Trotski (asıl adı Levi Davidoviç Bronş­ tein) yi Petersburg Sovyeti'nin başına getiriyorlar. Trotsld'nin teklifi üze­ rine 25 Ekim'de (buraya kadar kullanılan takvim tarihi eski olup Bolşe­ vikler Batılılara uyup buna 13 gün ilave etmişlerdir. Bu takdirde 8 Kasım tarihinde, ki bundan sonra Bolşeviklerce hep yeni tarih kullanılacaktır) . Petersburg Sovyetinde Askeri Devrim Komitesi kurulmuştur. Bir gün sonra Kronştad'ta Aurore (Şafak) adlı zırhlının askerleri ayaklanmış, bu­ na diğer deniz askerleri de katılmışlardır. Silahlı küçük gruplar istasyon ­ ları, elektrik santrallarını, cephanelikleri ve levazım anbarlanlT'lı, sular idaresini, devlet bankasını, büyük matbaaları, posta - telgraf 've telefon merkezini işgal etmişlerdir. Çarın kışlık sarayını basınışlardır. Nazıriarın toplantı halinde bulundukları salona, muhafızları teslim aldıktan sonra, dalıyarlar ve nazıriarın hepsini tutukluyorlar. Böylece Kerenski hükumetini düşÜrüp iktidara geçiyorlar. ·

Bolşevik iktidarı 28 Kasım 1917 tarihinde şu esasları kapsayan ilanı yayınlamıştır :

1

-

Rusya'da yaşayan bütün milletler ve halklar eşit olarak mukad­ deratlarına sahip ve hakimdirler;

2 - Bu milletler ve halklar, istedikleri takdirde, Sovyetler ittiha­ dından ayrılıp kendi devletlerini kurma hakkı dahil, kendi mu­ kadderatlarını kendileri tayin ederler; 3 - Milli, dini bütün imtiyazlar kaldırılmıştır;

4

-

Bütün azınlıklar da kendi kaderlerini tayinde serbesttirler.

Rusya Müslümaniarına özel olarak hitab eden ve Milletler Komiseri Stalin'in imzasını taşıyan 12.12.1917 tarihli bildiri şu ilginç vaadleri kap­ sıyordu : '

'

«Rusya Müslümanları! Volga Tatarları, Kırım Tatarları; Kırgızlar;· Sibirya ve Türkistan Sartlan! Kafkasya Türkleri ve Tatarları; Çeçenler, Kuzey Kafkasyalılar! Rus çarları, zalimleri . tarafından bütün ca�ileri, mimberleri yıkılmış, dinleri, adetleri çiğnenmiş olanlar; biz, sizlere hitap ediyoruz! Sizlerin· dinleriniz, adetleriniz, mil�i ve kültür ·' müesseseleriniz bun­ dan sonra her türlü tecavüzden masun (korunacak ) dırlar. Milli haya:. tımzı tam manasiyle hür olarak düzenleyiniz, bii hakkınızdır. BUiniz ki, -

1 57

-


ftUJ'Ilk H l 1.lc ı·J n ve gerekse Rusya'da yaşayan butün milletierin ve halk-. Jıu·ın hnldurını devrimci Sovyetler koruyacaklardır.

Bu devrime ve onun hükumetine yardım ediniz. Arkadaşlar! Yükselttiğimiz bayrakla her mahkum millete . hürriyet götürüyoruz. Müslüriıanlar! Sizden maddi ve manevi yardım bekliyoruz.» Bu parlak sözleri söyleyenlerden kim şüphelenebilirdi? Dünyaya ye­ ni bir doktrin, yeni bir rejim getirileceği vaad ediliyor, sıkınt�ların, İŞ·· kencelerin, eşitsizliklerin kaldırılıp herkese saadet. ve refah sunulacağı bildiriliyordu. İnsan topluluklannın, halkların, milletierin fakir, yoksul kütleleri buna inanıyorlar ve katılma eğilimi gösteriyorlardı. ilerde bun­ lann yalandan ibaret olacağını nereden bilsinlerdi? Bunu a\ı olaylar so· nunda görüp anlayacaklardı.

- 168 -


DÖRDÜNCÜ BÖLÜM KIRIM TÜRK - TATAR'LARININ MİLLİ KURTULUŞ' HAREKETİ

Bütün Rusya bir kaos içine düşmüştü. Sağlam ve düzenli bir idare kurulamıyordu. Can ve mal güvenliği sağlanamıyordu. Her ülke ve bölıse kendi başının çaresini bulmaya çalışıyordu. Bu durum içinde Kırım Türk - Tatarları 25 Mart 1917 günü, Kırım'ın şehir, kasaba ve köylerinden, gelen binbeşyüz kadar murahhasın katıl­ ınasiyle Akmescit şehrinde bir kongre yaptılar. Aşağıdaki kararları al­ dılar : 1

-

50 kişiden oluşan «Kırım Müslümanları Merkez İcra Komitesi>> kurulmasını;

2 - Müslüman vakıflarının bir m�dürlüğe bağlanmasını; ·

3 - Kırım'da muhtar bir idarenin kurulması için KURULTAY'ın toplanmasını;

4 5 6

-

-

-

Kurultay'a milletvekillerinin seçilmesini; Seçimlere 21 yaşını dolqurmuş bütün kadın ve erkeklerin ka­ tılmasını; Odesa'da hastanede yatan Nurnan Çelebi . Cihan'ın «Kınm Müs­ lümanları Merkez İcra Komitesi>> başkanlığına getirilmesini; Kırım Başmüftüsü seçilmesini;

7 - Kırım Vakıflar Mü dürlüğüne Cafer Seyitahmet'in getirilmesini kararlaştırdılar. Bu kararların sıkı bir şekilde tatbike geçirilmesine başlandı. Kırım Müslümanları Merkez İcra Komitesi'nin 23 maddelik çalışma programı kaleme alındı. Kırım'ın her şehir, kasaba ve köyünde milli ko­ miteler kuruldu; bunlar merkezi korniteye bağlandı. Çelebi Cihan· Ode­ sa'dan getirildi. K.M.İ.M. Komitesi Başkanı ve Kırım Başmüftüsü olarak _ görevine başladı. · - 169 -

·


'.l'O ı·l( . 'I'n tııı·' l a rm milli heyecan ' ve şuur içinde başlayan· bu hareket vo fııa l ly(�tl.en endişelenen Kerenski hükumetinin Kırım Genelvalisi Bog­ d n ı ıo f 2:ı Haziranda Çelebi Cihanı, Kırımlılan kanunsuz harekete teşvik e lmek suçu ile, tevkif ettiriyor. Milli haysiyet ve şerefine vurulan bir

darbe olarak gören bu tutuklamayı bir anda toplanan 5 binden fazla Türk - Tatar şiddetle protesto ederek Çelebi Cihan'ın derhal serbest bı­ rakılmasmı ve Bogdanof'un gö�evinden alınmasını istiyor. Bu sırada Ka­ zan şehrinde kongrelerini yapmakta olan İdil - Ur�l Tatar askerleri, ay­ dınları telg:raflarla haberdar ediliyorlar. Bunlar da telgraflarla Kerenski hükumetinden aynı şeyi talep ediyorlar. Bu şiddetli galeyan karşısında Çelebi Cihan serbest bırakılıyor ve Bogdanof görev'inden alınıyor. Bu başarıdan sonra milli birlik şuuru daha da kuvvetlendi. K.M.İ. M.K. işe daha büyük cesaretle girişti; milletin geniş yardım ve deste­ ğine mazhar oldu. Mevcut okulların ıslahına, yenilerinin açılmasma baş­ landı. Matbaa açılarak «MiLLET» gazetesi yayınlandı. Rus ordu birlik­ terinde dağınık bulunan Kırımlı askerlerin toplanmasına ve Kırım or­ dusu Genel Kurmay teşkilatı kurulmasına geçildi. 21 Ekim 1917 günü Bahçesaray'daki Han sarayında milli müze açıldı. Çelebi Cihan o gün irad ettiği nutukta şunları söyledi : <<Millet! «Bizler şanlı ecdadımızın harabeleri içindeyiz. O ecdad ki mert idi. adil idi, yüksek idi. Evet büyük ecdadımızın mukaddes abideleri arasın­ dayız. «Dirileri yaşatan ölülerdir», ölülerin asaridir. Bizler, ölmüş de­ delerimizin şanla, şerefle kazandıkları milli serveti hüsnü istimale (iyi kullanmaya) karar verdik. Bunun için de · milli müzeyi açmaya karar verdik, teşebbüs ettik. Bu milli asar'ı atika (eski eserler) müessesesine bir me'va ,(yurt) olmak üzere en mukaddes bir kaşanemiz olan Han sarayını . zapt ettik. Biz, ecdadımızın şanla, şeref!�, şevketle etrafında bıraktığı ne kadar asar varsa hepsini toplayıp oraya koymaya karar verdik. <<Evet, siyasilerimizin doğurduğu KURULTAY'ı da onun içinde bu­ lundurmaya karar verdik. Bir zamanlar cihanın her tarafında karada, de­ nizde şanla ve şerefle, şevketle ve adaletle sayeban olup birbuçuk asır­ dan beri mahkum ve mahpus halde bulunan milli Gök Bayrak'ımızı da onun üzerinde dikmeye and ettik. . <<Milletlerin medeniyette ilerlemeleri için dört merdivenden geçme­ leri gerektir ki bunlar da edebiyat ve ilim, ticaret ve sınaat, siyasettir. «Millet! «Bilirsiniz ki eski menfur idare her şeyimiz gibi yüzelli sene mu­ kaddem siyasi müesseselerimizi de almıştı. Siyas.i heyetimizi esir etmişti. - 170 -


Bize niz am ve adalet, · ilim ve marefet vaad etmişti. Her �eye :-ıufvot vo samirniyetle bakan Kırım Müslümanı buna da: inanmıştı. Tam bi rlıuçttl( asır sabrettik. Fakat, edebiyatsız, ilimsiz, sanatsız, ticaretsiz ve siyasct­ '>İZ olarak mahkumiyetler ve mahrumiyetler içinde yaşadık. «1905 inkılabı ve hürriyeti Kınmlılann hayatı ictimaiyesine (sosyal yaşamına) ait birşey doğurdu mu? Hayır, asla. O bizim için ne bir mek­ tep, ne bir medrese, ne bir ticari ve ictimai müessese meydana getirmedi. Yine cehaletler, yine mahkumiyetler, yine mahrumiye·tler içinde kaldık. «Vaktaki 27 Fevral (Şubat) inkilabı eski idareyi temelinden yıkıp mahvetti, bizler artık Rusya'da nizarn ve · intizam geleceğini ümit etti k, bekledik. Kızıl Bayrak altında dahi milletimiz : <<Ben var olacağım , ben de yaşayacağım, ben de yükseleceğim; bütün milletlerle ben de bernb<.'l' olacağım» dedi. Fakat aylar geçtiği halde ne ilim ve marefet, ne ele Rn· nat, nizarn ve adalet: . . Milletin beklediği şeylerden hiç biri do�m nd ı . Nizarn ve intizam daha ziyade bozuldu. Doğan birşey varsa o d a he r tn· rafta bir hiçlik, hem de korkunç bir hiçliktir.» * «Kırım Müslümanı, Kırım'ı daha mükemmel ve daha muntazam b i r surette idare ve muhafaza etmek, kendi kanununu, kendi nizarnını kendi­ si tertib eylemek için KURULTAY'ını açmaya karar verdi. Çünkü, KU­ RULTAY, o mukaddes heyeti kanuniyedir ki Türk ırkına asırlarca inti· zam ve adalet te'min etmiştir. Yalnız Türklere değil, onlarla beraber Numan' Çelebi Cihan Kırım'ın kuzeyinde, Canköy yakınındaki So n.nlc * köyünde 1885 yılında dünyaya geldi. Babası İbrahim Çelebi, anası Cihanşah'd ı r. Tahsilini köy okulunda, Akçom ve Zincirli medresele:rde yaptı. Düşünceli, ciddi, okumayı seven .bir gençti. Kırım ve İstanbul gazetelerini takib ederdi. H.uı:ıçu öğrenm�ye çalışıyordu. Bu suretJe günün sosyal ve siyasi akımlarını izliyordu. Medrese tahsili Çelebi Cihanı tatmin etmiyordu. İstanbul'a gidip Mercan idıı­ disine girdi. Bitirdikten sonra Hukuk tahsili yaptı ve ilahiyat .derslerine de . devam etti. 1906'da kt,ndisi gibi İstanbul'a tıahsile gelmiş olan Kırım'lı gençlerle gizli bir cemiyet 'kurdular. «Genç Türkler»in hürriyetçilik yolunu Kırım'da uygulamak için hazırlanıoyrlardı . Türkiye'deki 1 908 inkilabı ümi t ­ lerini kuvvetlendirdi. VATAN adını verdikleri gizli Cemiyet Üyeleri Çelebi Cihan'ın idaresi altında Kırİm'ın kurtuluşu yolunda şiirler, broşürler, hikayclcr, siyasi ve tarihi makaleler yayınladılar. Aynı zamanda Rus esiri diğer Türk illcrl· nin mücahitleri ile temas kurdular ve yayınlarını takib ettiler. Çelebi Cihon 1 9 1 2'de tahsilini tamamlayıp Kırım'a dönüyor. Biraz sonra S. Petersburg'ıı gl­ diyor. Rusya'yı daha yakından öğrenmeye çalışıyor. En yakın fikir ve ideal ar­ kadaşı Cafer Seyitahmet ile Kırım'da yürütecekleri milli kurtuluş hareketinin progranıını hazırlıyor. O'nunla ve diğer arkadaşlarının katkısiyle Kurultay'ı açıyor, Milli Hükumeti kuruyor. 23 Şubat 1 9 1 8'de, 27.1.1918 gününden beri tu· tuklu bulunduftu Akyar hapishanesinde Bolşevikler tarafından · kurşuna dizf. liyor ( 18 8 ) . ·

·

-

171

-


b l l ll\ıı n ı l l lııt.lıı ı•ı, ı1ıı ııılıılıı t. ( m l ı ı l c ı t.

vu l ı n ll.fı

h!\ W n cihana bile saf ve temiz bir şem'ai

IIJ ı tt ı ) Mt! l'p ı n l � l. i r.

«Mi l l e ti m i z bunu (Kurultayı) yalnız kendisi hüküm sürmek için aç­ m ıyor, belki, Kırım'da yaşayan bütün milletlerle beraber, elele, başbaşa vererek çalışmak için açıyor. Milletimiz adildir. O yalnız kendisini dü­ şünenlerden, yalnız kendi saadetini te'mine çalışanlardan değildir. Mille­ timiz başka milletleri hatta kendi omuzlarına almaya karar verdi. O müessesei siyasiye kuı�banı değildir. O kuvvei ictimaiye aşıkıdır. . Buna O'nun parlak ve şanlı tarihi şahittir. O hürriyeti ve cumhuriyeti sever. Kendi hukukunu ne derece mukaddes tanırsa diğerlerinin hukukunu da o derece takdir eder.

Çelebi Cihan Hansaray'da milli

müzeyi açış konuşmasını yapıyor. . .

<<Kırım Yarımadasında türlü renklerde birçok zarif güller, şebboylar, zanbaklar, laleler vardır. Bu latif ve ruhnüvaz çiçeklerin kendilerine. mahsus güzellikleri, latif kokuları vardır. Bu güller, bu çiçekler Kırım' da yaşayan milletler : Türk - Tatar'lar, Ruslar,· Yahudiler, Nemseler'dir, ve başkalarıdır.» ·

«Kurultay'ın maksadı, bunları bir yerde toplayıp hepsinden güzel ve nefis bir büket yapmaktır. Güzel Kırım Yarımadası'nda hakiki ve me-

- 172 -

·


deni bir İsviçre te'sis etmektir. Kurultay . diğer milletleri de lıje dı'twl ederek onlarla beraber kolkola gidecektir. Milletimiz bu işde bir amir değil, belki bir müteşebbis, yalnız bir. inisyatörluk vazifesini · icra ede­ cektir.» Rusya Kurucu Meclisine Kırım'dan seçilecek 2 milletvekili adayını tesbit etmek içiri 1 Ekim. 1917. · tarihinde Akmescit'te bir Kongre toplandı. Burada Cafer Seyitahmet ile Ahmet ÖzenbaŞlı aday olarak tesbit edildL Cafer Seyitahmet uzun konuşmasında şunlan söyledi : <<Biz mahalli muhtariyetli cumhuriyet taraftarıyız. Bu goruşumuzu Kurucu Mecliste savunacağız. Ya bu hakkımızı tanıtırız veya o meclh;to kalmayız. İşte seçeceğiniz vekiller böyle ağır bir sorumluluk altına giro­ cekler�.:l) Ahmet Özenbaşlı konuşmasında : «İctimai hurriyet ancak milletin mustakil yaşamasiyle olur. Kurucu Meclis, her milletin kendi yurdunda kuçuk kurultayını kuİ'masına karar vermeden geri dönmemeye çalışacağız. istiyorum ki Tatar milletinin ku­ . çuk Kurultay'ı da diğer kurultaylar buketi arasında bir çiçek olarak yaşaşın . » (1�3) <<MİLLET» gazetesinde bu iki vekil adayının seçilmesi�de çok dik­ katli olunması tavsiye ediliyordu (182) . Kongrenin 2 Ekim· gunku toplantısında Çelebi Cihan şunlan söy· ledi : «27 Şubat Rusya'nın çehresini tamamen değiştirdi. Kırım Tatarı da düşundü ve yolunu tesbit etti. Programını . yaptı. Buna göre, hukumeti­ mizin şekli, Rusya Devleti içinde milli, medeni muhtariyet uzerine ku­ rulmuş Cumhuriyet idi. Daha ileriye gidebilmek için KURULTAY lazım­ dır. Yani Mahalli Muhtariyet Kanunu Esasisi lazımdır. İşte Kurultay'ı bu­ nun için toplamaya karar verdik.» dedikten sonra Kur�ltay'ın ne olduğu hakkında uzun tarihi bilgi vermiştir. Konuşmasına . şöyle devam etmiştir : «Arkamızda şanlı bir tarih ile beyaz kefenlere burunup bize bakan bir ecdat var. «Benim torunlarım bu muhim gunlerde acaba ne yapa­ caklar?» diye bizi temaşa ediyor. Ecdadımızın ahfadı isek onlar gibi fe­ dakarlık gösterip iş yapmalıyız. Onların yaptıkları işleri tekrar yapmak vazifemizdir.» demiştir. Hasan Sabri Ayvaz şunları söylemiştir : · . <<Merhum İsmail Bey Gasıparlı hayatinın . son günlerinde beni yanına . çağırarak :

- 173 -


biten Sıvastopol muharebesinden Aksüyek (zadegfm ) ağalarını çağırıp ister­ lcnıo Kl l'l ııı'n ın ti l ki mu hiariyet almak mümkün olacağım söylediklerinde, bizim o zamanki ağalar kulaklarım tıkayıp gerisi geri kaçmışlardır. Ki:qı bilir, belki, öyle bir · zaman daha gelir. Fakat ben korkuyorum ki öyle bir teklifi kabul edecek · yine bulunmaz. Zira ağalarımız gafil, milletimiLl ise henüz sabidir.>> demişti. e Hı ı. h ı · l , Jl u rıyıı ' ı ı ı n ı ı ıııf.tl ı ıh l y c l. l He

tıonı·ıı ı,:ıi l l h dt• v l l ' l.lt•r 1\ ı rı ı n'ı ıı

<<Ama, bugün ben diyorum ki : Tatar milleti sahilikten çıktı; sinni rüşte (olgun yaşa) erdi. Hatta siyasi terbiyesi de kemali buldu. Çünkü o zaman «Kara Tatar>> namile yad olunan Kırım Tatar'ı bugün kendi hakkını kendi istiyor ve bu hakkını alacağına iman ediyor.» Bundan sonra söz alan Cafer Seyita�met * ve Çelebi Cihan uzun ve te'sirli konuşmalar yapmışlar ve şu kararların alınmasını sağlamışlardır: 1 2

-

-

Mili Kurultay'ın (Uçriditelni Sobrayne) nin toplanmasına karar verilmiştir; Milli Kurultay için yapılacak seçim işlerini hazırlamak üzere kurulan Komisyona her üyezden (sancaktan) birer murahhas olmak üzere 5 üye daha seçilecektir;

* Cafer Seyitahmet Yalta'ya yakın Kızıltaş köyünde 1 Eylül 1 889 tarihinde doğmuştur. İlkokulu Kırım'da okumuş, orta ve lise tahsilini İstanbul'da yapmış­ tır. Bu sırada «Genç Türkler»in yarattığı hürriyet havası il e yaşamış , onlardan ilham almıştır. Çelebi Cihan ve diğer Kırım'lı gençlerle «Kırım Talebe Cemi� yeti»ni kurmuşlardır. Ayrıca gizli «Vatan» adında bir cemiyet te kurmuşlar, bunun gayesini «kurtuluş» olarak tesbit etmişlerdir. Bunun önderi Çelebi Cih;:ın, en yakın' sırdaşı Cafer Seyitahmet'tir . Cafer 1 910'da lise mezunu olarak Kırım'a dönüyor. Gençlerle gizli toplantılar yaparak on�:ırı kurtuluş için teşkilatlan­ maya çağrıyor; onlarla uzun konuşmalar yapıyor. Ayni yıl sonunda yüksek tah­ sil yapmak için İstanbul'a dönüyor. Şahap Nezihi takma adiyle «Yirminci Asır­ da Tatar Milleti Mazlumesi» adiyle bir broşür yayınlıyor. Rus sefiri Çarikof broşürü · yazanın tutuklanmasını Türk hükumetinden ısrarla istiyor. Bu talep kendisine mahrem şekilde bildiriyor. C::ıfer 23 Nisan 1 9 1 1 günü Paris'e gidiyor. Orada Senyobos'un (Rus hükumeti veya Kamçı Saltanatı) eserini Türkçeye çeviriyor, İstanbul'da yayınlıyor. Paris Hukuk Fakültesine devam ettiği gibi gazetecilik, siyasi ve içtimai bilgiler derslerini de izliyor. P,:iris'teki Türk ve ecnebi çevreleriyle temas kuruyor; fikri gelişmesini olgunlaştırmaya çalışıyor. 1 9 1 3'de Batı Avrupa'daki siyasi gerginliği görerek geleceğini umduğu mühim günlerde Kırım'da bulunmak üzere oraya dönüyor. Birinci Dünya S,avaşı baş­ layınca Cafer yedek subay olarak Rus ordusuna alınıyor. Arkadaşları da Fılın­ mıştır. 1 9 1 7 ilkbaharında Çelebi Cihan ve diğer birkaç arkıadaşı ile birlikte Odesada iken Akmescit'teki Kongre tarafından alman kararları öğrenerek se­ viniyor�ar. Rusya çözülmeye başlamıştır. Cafer de arkadaşları da ;Kirım'da top­ lanıyorlar ve milli hareketlerine başlıyorlar. 1 9 1 9'da Kırım'dan ayrılmak zorun­ da kalan Cafer Seyitahmet bir müddet İsvi Çre'de kaldıktan sonra İstanbul'a yerleşiyor ve 'orada 3 Nisan 1 960 tarihinde ölüyor ( 189) .

- 174 ..,-


3

-

Bu murahhıslar Kırım Müslümanları Merkez İcrn şubeleri tarafından seçilecektir.

I<o ın l lmı l

4 � Milli Kurultay Umumi Rusya Kurucu Meclisinden evvel top­ lanacaktır; 5

-

Milli Kurultay'ın nerede olacağını, kaç bin nüfustan bir · mil­ letvekili seçileceğini hususi komisyon tesbit edecektir;

6 - Milli Kurultay için seçimler ı 7 Kasım ı sı 7. günü yapılacak vo Milli Kurultay 24 Kasım günü toplanacaktır (ı841) . Kırım Müslümanları Merkez İcra Komitesi ı5 Kasım tarihinde ya� yınladığı beyannamesinde «Kırım Kırımlılarındır» şıarını ilan edercl< Kırım Yarımadası'nda yaşayan bütün milletleri Kırım'ın idaresinde iş­ birliğine çağırdığını belirtmiştir. Yine o günlerde milletierin temsilcilerinin katılınasiyle yapılan bir toplantıda söz alan Cafer Seyitahmet: �<Biz, Kırım'da yaşayan Rus, Ya­ hudi, Ukrain, Nemse ve diğer milletierin işbirliğine «Milletlerin Serbest ittifakı>> gözüyle bakıyoruz. İdarenin ve hakimiyetin ancak böyle olma­ sını arzu ediyoruz» (ı85) . demiştir. MİLLET gazetesi, ı 7 Kasım tarihli nüshasındaki «Tatar Kurultay'ı­ na Saylav» başlıklİ yazısında : «Bugün Kırım Yarımadası'nın her ta­ rafında Kırım Tatarları, asırlardan beri mahrum bulundukları Milli Ku­ rultay'ına vekil sayılıyorlar. Bugün birbuçuk asırdan beri istibdadin, zul­ mün, hakaretin, esaretin her türlüsünü görmüş; menfur, mel'un sabık idarenin her türlü darbesini yemiş, muhtelif vasıtalarla inkırazına ça­ . lışılmış Kırım Tatarı: - Ben yine varım ve var olacağım, - Ben yine yaşıyorum ve yaşayacağım, - B€n ölmedim, ölmemeye and ettim ve ölmeyeceğim. diye varlığını göstermek, asırlardı;ın beri kapalı bulunan Kurultay'ını aç­ mak için mebuslarını seçiyor.>> diyordu. Kınm Müslüman Kadınları Merkez. Komitesi, «Millet Kurultayı ve Tatar Kadınlarİ>> başlığı ile yayınladığı bildiride şunları yazıyordu : «Kınm Tatarları denildiği zaman bunun içine biz kadınlar da giri­ 'oyruz. Seçimlerin her birine girme hakkımız erkeklerinki ile eşittir. Milli Kurultay'a kadınlardan da vekil seçmeye gayret edelim. Mahalli kadın komiteleri erkek komiteleri ile . anlaşıp birlikte hareket edeceklerse, Ku­ rultay'da çalışacak muktedir ve liyakatli . kadın adaylarımızın listeye ko­ nulmasını şart koşalım. Bu günler tarihimizin en mühim aı;ılarıdır.>> Kırım Türk - Tatar'ları olgunluk ve birlik iÇinde hem Kurultay, hem

- 175 -


de llu::ıya Kurucu Meclisi seçimlerine katıldılar. Siyasi hazırlıklarının ve

gayretlerinin diğer milletlerinkinden aşağı olmadığını· isbat ederek başa.;. rılı sonuçlar aldılar. Kınm Yarımadası'nın dahil bulunduğu Tavrida Ge� nel Vilayetinde Tatar Fırkası birinci sırayı tutarak 68629 oy aldı. Kırım' daki seçim dairelerinde en çok oy topladı. Bilhassa Yalta ve . Akmescit sancaklarında başta geldi. Küçük Özen bucağında Türk - T'atar'larm 2875 oyuna karşı diğer milletlertn oy toplamı 36 oldu (186.) 17 Kasım gunü yapılan Kurultay seçmileri sonunda Yalta sancağın: dan 24, Akmescit sancağından 19, Kefe sancağından 16, Gözleve sancağın� dan l l ve Or sancağından 6 milletvekili seçilmiştir. Seçilen 76 vekilii:ı 4'ü kadındır. ,

MİLLİ KURULTAY'IN AÇlLIŞI .

·

. ·

Daha evvel Kurultay'ın 24 Kasım 1917 tarihinde açılinası kararlaş- . tınlmış ise- de bazı milletvekillerinin o günde Bahçesaray'a gelememeleri yüzünden, iki gün gecikme ile, 26 Kasım günü açılmıştır (180) . Kurultay'ın p.çılışı münasebetiyle Kırım'ın bütün şehir, . kasaba ve köylerindeki Türk - Tatar daireleri, evleri ve sokakları Gök Bayrak'larla süslenmiştir. B\iyük şenlikler yapılmıştır. MiLLET gaze,tesinde tadhi yazılar yayınlanarak . bu · şerefli ve seadetli gün tebrik edilmiştir. '

.

·

. Yazılarda şöyle deniliyordu : <(Bugün Bahçesaray'da Han sarayıı;ı muhteşem <<Babı Divan)> salo­ nunda Kırım Tatar Kurultayı açılıyor. Bugün Kırım Tatarı kendi ir.�de­ siyle kendi mukadderatını tayin için mazisi şanh, geleceği parlak Kurul� tayı'nı, Kurucu Meclisini açıyor. .

·

<<Kırım Tatarlarının Ba'sü Ba'delmevti (ölümden sonra dirilmesi) demek olan bu günü Kırım Tatanmn teceddüd (yenileşme) , temeddün (medenileşme:) ve taali (yükselme) devresine girdiği bu tarihi ve mühiı:p. yavmi mesudı (mutlu günü) görüp de sevinmemek, sevinç gözyaşı . · dökmernek mümkün değildir.» .. 26 Kasım Cuma günü 76 milletvekili Hansaray camiinde Cuma na­ ma'zını birlikte' kıldıktan sonra, Gök Bayrak ve İnkilap Bayrağı ile süs� lenmiş Hansarayın Babı Divam'na girerek yerlerini ahnıştır. .

·

·

· ·

.

·

.

Kırım'daki milletierin temsilcileri, gazeteciler ve misafirler d e yer..: lerine oturduktan sonra Kırım Müslümanlan İcra Merkez Komitesi B aş­ kanı Çelebi Cihan aşağıdaki konuşması il� Kurultayı açmıştır : . «Muhterem meb'us efendileri «Btıgün birbuçuk asırdan beri kapalı olan siyasi tarihimiz yeniden ··

- 1 76 -


açılıyor. Bugün bi.ı Babı Divan'da toplanan Kınm Kurultayı Rusıya hüldı ­ meti tarafından öldürülen Tatar iradei milliyesini yeniden canlandirıyor. , «Kırım Tatar inkılapçılarr tarafından teşkil edilen Kırtin Müslüman­ ları İcra Merkez Komitesi uhdesine almış ölduğu milli emanetleri sekiz aylık siyasi ve ktimai fa aliyetten sonra bugün milletin sayladığı millet­ vekilierine teslim etmekle şerefyab oluyor. Vekillik vazHemizi tam ına­ nasiyle · icra etmemizi vicdanı milli bize emrediyor. <;Kırım Kurultayı, Kanunu Esasisinin 16. m addesi ile büfün Türk dü�yasın(la ilk olarak «Kırım Halk Cumhuriyeti»ni kurarak · «Kırım Kırınılılarındır» şıarını kabul ediyor. Bunu Kırımllların en mukaddes · ··•· ve tarihi hakkı · telakki ederek müdafaaya karar vermiştir. «Kınm Müslüinanlar� İcra Merkez Komitesi geçmiş zulüm ve istib­ .

.

.

.

'

.1

.

·

· ·

·

'

·

dat rejiminin açtığı yaraları sarsılmaz bir , azim ve metcmetle, yılmaz bir fedakarlıkla, bütün vukuf ve kuvvetinizle sani.cağınızı uzun yıllardan be­ ri titreyen vicdanmızdan bekleyerek Tatar milletinin şeref ve haysiyeti ile mütenasib muvaffakiyetler temenni ederim.» Kurultay açılışının töreni iki saat sürdü. Hansarayın dışında asker ve halk büyük bir kalabalık ve heyecan halinde vekillerii). çıkışü:ıt bek­ liyordu. Askeri bando Borlu marşını çalarak vekilieri selamladilar ve «YaŞa» sesleriyle alkışladılar. Kurultay Başkanlık divanı üyeleri vekille­ rin önünde giderek yıkılmış «Romanof Çeşmesi» önünde durdu . Çelebi . Cihan Kurultay'ın açıldığını, Başkanlık divanının seçildiğini millete ilan etti. Kurulqy'ın başkan yardımcılarmdan ho,c a Hacı Bedreddin .efendi «Şükran Duasi» okudu ve bütün halkın «Ami n'>> sesıi çevrede yankı yaptı. ·

Bundan sonra Kırım'da yaşayan milletierin temsilcileri · tarafindan tebrik konuşmaları yapıldı. Konuşmalar <<Yaşasın Tatarların l(ırım'da hak, adalet ve hürriyeti yaşataca� Kurultayı» sözleriyle tamamlanıyor­ du. Havanın soğuk olması . ve yerde biraz kar bulunması. kalabalığın töreni heyecanla izlemesine engel olmuyordu . Kırım süvari ve yaya asker 'birlikleri tarafından baiı do eşıİginde . yapılan geçit rsemine Albay Rüsteİn Parfetof komuta etti.. •'

,

.

Kurultay'ın . geçici başkanı olarak en yaşlı 'milletvekili kapıshorlu Hacı Ali 'efendi seçilmiş ve bunun riyasetinde Kurultay Başkanlık Diva. nı'ria şu mebuslar seçilmiştir : , · O� sancağından Çelebi Cihan, Yalta sancağından Caf�r . Seyitahmet, Göz.leve s ancağından Şefika Gaspıralı, Akmescit sımcağından Abdiiihakim ·

Hilmi, Kefe sancağından Hacı Bedreddin. .

ı

.

Kurultay Kitabet Heyetine (Sekreterliğine) .iki Türkçe ve iki Rusça, . Yakup Kedört katip seçilmiş, . Halil Çapçapkı ve Aİi Badan�nski Rusç'a, . mal ile İsmail Lom�nof Türkçe. ,

- 17 7 -

·

·

·

·

·

·

·


Kurultay'ın 27 Kasım günkü eelsesinde gelen tebrik telgrafları okun­ muş ve bizzat gelenlerin konuşmaları dinlenmiş<tir. Telgraflar Kınm Ta.. tar Talebe Komitesinden, Sivastopol Ukrain Komitesinden, Sivastopol Moldavya İcra Komitesiriden gelmiştir. ·

Ukrayna Rada (Meclis ) temsilcisi ile Sivastopol ordu ve donanma temsilcileri konuşmuşlardır. Hepsi Kurultay'ın hak, hürriyet ve adaleti bütün insanlara eşit olarak tatbik edeceğinden, komşu ve uzak millet­ lerle barış içinde yaşayacağından emin olduklarım beyanla Kurultay'ı tebrik etmişlerdir (ı87) . Yalnız Kırım'da . değil Rusya'nın başka bölgelerinde çıkan gazeteler de Kurultay'ın açılışını kutlayan yazılar yayıulamışlardır

KlRlM CUMHURİYETİ ANAYASASI Hiç bir Devlet Anayasasız idare edilmediğinden Kurultay ilk iş ola­ rak Kırım Cumhuriyeti'nin Anayasa'sını hazırlamak için Çelebi Cihan, Cafer Seyitahmet, Cafer Ablay ve Hasan Sabri Ayvaz'dan oluşan bir komisyon seçti. Bu komisyon, hazırladığı projeyi Kurultaya sundu. Mü­ z�kere sonundı;ı aşağıdaki şekliyle kabul edildi. Madde ı Kurultay, her milletin kendi iradesiyle milli hayatını idare etmesin\. kabul eder. -

Madde 2 Tatar milletinin hayatını kendi iradesiyle yöneltınesi . için serbest, gizli, eşit, vasıtasız olarak kadın ve erkeklerin kullanacakları oy ile seçilen Kurultay'ının devaınım kabul eder. -

Madde 3

-

Kurultay üyeleri seçimi üç yılda bir yapılır.

Tenbih ı Kurultay, memleketin bugünkü sarşıntılı halinde yeni­ den vekil seçiminin büyük güçlükle karşılaşaca,ğına inandığından, Kurul­ tay üyelerinin bir sene müddetle Parlamentoyu teşkil etmelerini kabul eder. -

Tenbih 2 Kurultay, Tatar Parlamentosunun beş ila yedi bin candan bir mebus sağlanarak teşelr.kül etmesini kabul eder. -

·

Madde 4 Meclisi Mebusamn alelade toplantıları kendi tarafından tayin edilir. Fevkalade toplantılar ise üyelerin üçte birisinin Başkanlık­ tan resmen talebiyle toplanır. -

Madde 5 Tatar Parlamento üyesi her taarruzdan masun ve asker­ lik mecburiyeti oldukça askerlik mükellefiyetinden muaftır. -

Madde 6 Meclisi Mebusan Tatar milletinin ilmi, dini, adli; 'askeri, mali, siyasi işlerine ve icabı takdirde ticari, zirai ve sınai işlere taalluk -

- ı78 -


eden kanunları vazetmekle mükelleftir. Meclisi Mebusanda her şube I ç i n hus'usi komisyonlar aynlacaktır. Madde 7 Kurultay, kuvvei teşriiye, kuvvei icraiye, kuvvei adliye­ nin her birinin tamamiyle istiklaliyetlerini kabul · ile milli idarede her şubenin kendi dairelerinde hukuku tarnıneye malikiyetlerini kabul eder. -

Tenbih ı

-

Kurultay, Milli İdare azaları Şurasını kabul eder.

Tenbih 2 Kurultay, bütün Müdürlüklere birer müdür seçilmesini kabul etmekle beraber gereğinde bir müdürün iki müdürlüğe seçilmesini ve her müdürün Müdürler Şurası kararlarına tevfikan birbirlerine vazi­ felerini tevkil etmelerini kabul eder. -

Madde 8 Tatar milletinin milli işlerinin muntazam bir surette ida­ resi için milli işlerinin her şubesine ayrı kanunlar iktiza ettiği kadar da onlara ayrı daireler elzemdir. -

Tatar İdarei Milliyesi Maarif, Diniye, Maliye ve Vakıf, Adliye, Hari­ ciye ve Başmüdürlük dairelerinden ibarettir. a Maarif İdaresi; Bütün milli mektep ve medreseleri, Kırım Halk Cumhuriyetine tabi ülum ve fünun ocaklariyle Tatar milletinin olacak münasebetlerini tayin eder ve müntahap ilmi teşkilat ile birlikte bütün ilim ocaklarının muhtariyeti esası üz�rine layihalar hazırlar. -

b Diniye İdaresi; Tatar milletine taalluk eden itikadat ve ibadata ait dini maselelerde Şeriati Muhammediyeye tevfikan alıkarn ve tebliğa­ tın i'tası ve icrasiyle mükelleftir. -

t Maliye ve Vakıf İdaresi; bütün. milli vergileri toplamak, bütün İdarei Milliye bütçesini hazırlayarak Meclisi Mebusana takdim etmekle mükelleftir. Maliye İdaresinde vakıfların ıslahını te'min edecek, vakıf bu­ lunan köylerde yaşayan Tatarların iktisadi durunHarını düzeltecek çare­ leri hazırlayacak bir şube bulunduracaktır. -

J

· Tenbih ı Kurultay, Tatar Milli İdaresi'nin masraflarını temin için Parlamentonun kabul ettiği esaslara tevfikan milletten milli vergiler alın­ masını kabul eder. -

s Adiiye İdaresi; Tatar milletinin hukuku adiyeye taalluk eden davalarını gerek Şeriati İslamiyeye ye gerek Tatar adati ve hayati icti­ maiyesine tevfikan ruyetle mükelleftir. Binaenaleyh Müftülük makamı­ nın lağviyle yerine Adiiye Müdürlüğü tesis eder. -

c Hariciye İdaresi; Tatar milletinin şehir ve zemstvalar teşkilatİy­ le olan münasepatını, askerlik mecburiyeti devam ettikçe askeı;i hayata . ait işlerini, başka. milletlerle olan siyasi; medeni,. iktisadi, ictimai müna­ sebatını tanzim ve icra edecek şubeleri açacaktır. -

-

179

-


h

-

İdarei Milliye Reisliği; bütün idarei milliye şubelerine esas ol­

muk üzere tertip edilen kanunların tatbik olunduğunu tetkik ve bütün

idarei milliyede yaşatacağı ahenkle O'nu bir emeli milliye doğru götür- · mekle mükelleftir. ·

Madde 9 - Tatar İdarei Milliyesi şubelerinden her biri kendi dai­ resinin kanun layihalarını tertiple Meclisi Mebusanın tasdikine takdime mecburdur. Madde 1 0 - İdarei Milliye şubeleri reisleri, yani Kuvvel İcraiye, Meclisi Mebusanın ekseriyetinin güvenini kazanan bir İdarei Milliye rei� si tarafından Meclisi Mebusan üyelerinden saylanıdar ve Meclisi Mebu­ san çoğunluğunun verdiği güven oyu ile vazifelerini icra ederler ve · an� cak P�rlamento önünde mesuliyete çekilirler. Madde l l - Meclisi Mebusan milletvekillerinin dörtte birinin ve on kişiden eksik olmamak üzere her fraksiyonun talebi üzerine İdarei Milli­ ye ve Kuvvei İcraiye'den istediği zaman İstizahatta bulunmak hakkına maliktir. Madde 12 - Kurultay her kıtanın (İlin) idare şeklini orada yaşa­ yan ahalinin ekseriyeti mutlakası arasını (kesin çoğunluk oyunu) can-· landıran dört esasa tevfikan sağlanan Meclis Müessesanmn (Kurucu Mec­ lisin) vereceği · kararlarla takarrur edeceğini kabul ettiğinden Kırım'ı idare şeklinin ancak Kırımlılar Meclisi Müessesanı tarafından halledile­ ceğini kabul eder ve Tatar Parlamentosunu herhalde en kısa bir zamanda Kırım Meclisi Müessesanının ictiminnı te'minle mükellef kılar. Madde 1 3 - Kurultay, Kırımlılar Meclis Müessesanı toplandıktan sonra memleketin hayatına taalluk .e den iktisadi, mali, siyasi kanunla­ rm, toprak meselesinin ve milletler münasebatının ancak Kırımlılar Mec­ lisi Müessesanı tarafından halledilmesini tamr. Madde 14 - Kurultay, Kırım hayatı siyasiyesine dair her nerede bir hüküm verilecekse orada Kırımlılar Meclisi Müessesanının Kırım'ın şekli idaresine dair vereceği kararım ve Kırım Meclisi ·Mebusanının bahis mevzuu meselelerde verdiği hükmünü tebliğ için vekil göndermesini tanır. .

'

Madde 15 -:- Tatar Kurultayı her kıtanın her sulh konferansmda diplomatların kararlarından ziyade oralarda yaşayan milletierin reyleri9'­ le kaderinin hal olunması düstürünü kabul ettiğinden sulh ile alakaÇlar olan kıtaların (illerin) ve milletler vekillerinin sulh ve her türlü konferansıara kabullerini talep eder. ·

Madde 16

-

Kurultay, gerek hayatı ictimaiyede yaşatılması elzem - 180 -


- 18 1 -


olrın ı�nlwı, ikametgah, kelam, vicdan, ittifak, ictima, mntbuat, tatili eşgal

(l{t'e v) h U rriyetlerini ve hayat sigortasını temin ve gerekse akalliyette

( n z ı ıı l ıkta) kalan milletierin hukuku milliye ve siyasiyelı:riyle Kurultay

tarafından Tatar hayati milliyesinin temelleri olarak kabul edilen kava­ nini esasiyenin ancak halk cumhuriyeti ile yaşatılacağına inandığından Halk Cumhuriyeti esasını kabul ve ilan eder. Madde 17 Kurultay, Kırım'da Tatarlar arasında bulunan mirzalık, beğlik, çelebilik, duhuvnilik, duvaranlık, knazlık, meşcanlık, poseJanlık gibi ünvaniarı ve bunların verdikleri imtiyazları fesheder. -

Madde 18 Kurultay, müsavatı beşer (insan eşitliği) esasını kabul ettiğinden kadınların da erkeklerle beraber ayni hukuka malik oldukla­ rını tasilik eder ve bu müsavat ü zerine bir kanun yapılmasını Meclisi Mebusana havale eder. -

KURULTAY'IN PARLAMENTOYA · ÇEVRiLMESi ve MİLLİ HÜKÜMET Kurultay, Kurucu Meclis olarak, Kanunu Esasi (Anayasa)yı kabul ettikten sonra 13 Kanunuevvel (Aralık) 1 917 tarihinde kendisini Meclisi Mebusan (Parlamento) olarak 'ilan etti . 3. maddenin 1. tenbihinde beyan · edildiği gibi Kurultay üyeleri bir sene için Meclisi Mebusan (Parlamen­ to) üyeleri yerine geçtiler. Parlamento reisi olarak Hasan Sabri Ayvaz, Başkanlık Divanı üye­ leri olarak Cafer Ablayef ve Abdiiihakim Hilmi seçildiler. Türkçe katibliğe Seyitömer Tarakçı ve Rusça katibliğe Ali Bada­ nİnski seçildiler. Anayasa'nın 1 0. maddesi gereğince Tatar İdarei Milliyesi'ne Başmü­

ôür olarak Çelebi Cihan seçilmiştir.

Çelebi Cihan, teşkil ettiği İdarei Milliye hükumeti üyelerini aynı gü� nün akşamki toplantısında Parlamento'ya takdim etmiş ve güven oyu istemiştir. 20 muhalif oya karşı 40 güven oyu olarak ilk hükumeti kur� muştur. Hükumet üyeleri şu zatlardan teşekkül etmiştir : · Hükumet başkanı ve adiiye müdürü : Nurnan Çelebi Cihan, Hariciye müdürü : Cafer Seyitahmet, Diniye müdürü : Ahmet Şükrü, Maarif müdürü : Ahmet Özenbaşlı, Maliye ve Vakıf Müdürü : Seyitcelil Hattat. - 182 -

·


Bu işlerden sonra Parlamento kendisine birbuçuk ay tf.ıtll vot·ml �tl r, Hükumet, 18 Aralık 1 917 tarihiyle Türkçe ve Rusça bir bildiri yayın­ . ladı ve buna Anayasanın Türkçe ve Rusça metnini ilave etti. Bildiri aynen şöyledir : <<Vatandaşlar! <<Kırım Tatarının milli Kurultayı kendi Kanunu Esasİsini tanzim et­ tikten sonra Kırım Tatar Meclisi Mebusanı'na (Parlamento) münkal ib oldu. Meclisi Mebus�m tarafından kendisine itimad beyan edilen Kırım Tatar Milli hükumeti bugünden itibaren kendi vazifesini icraya başlıyor. ((Rusya'nın her köşesinde isyan ve anarşi ateşleri hükümran iken Kı­ rım Tatarları böyle parlamenter bir milli hükumet tesisı etmeye muvaf­ fak olduğu için kendisini ve bütün Kınrolılan bahtiyar addeder. Kırım . Tatar milli hükumeti ya}nız Tatar milletinin saadet ve selametini temin etmeye değil, belki bütün Kırım'da bulunan bütün vatandaşların gasb ve .garttan, anarşi ve iğtişaş felaketlerinden mallarını, canlarınr, ırz ve na­ muslarını müdafaa etmeyi kendisi için en mukaddes bir vazife tanır. Kırım Tatarı sabık Rusya merkezi hükumeti müstebidesinin zulüm ve istibdadı altında bütün Kırımlılarla inlemiş, beraber muztarih olmuş ve o büyük siyah kabustan azad olabilmek için onlarla beraber kanlı gözyaşları akıtmışlardı. Şimdiden sonra yine ayni kardeşlik, ayni vatandaş­ lık hissi necibiyle bütün asari medeniyeyi parçalayan, abideleri yıkan, mabetleri, kaşaneleri yakan ve kül eden, marnur ve abadan Kınm Ya­ rımadası'nı dahi harab ve perişan etmek üzere bulunan ihtilalin kanlı pençesinden kurtulmak için de umum demokrasi alemiyle müttehit ve mütekabil bir fedakarlıkla çalışacaklardır. ı

«Kırım Tatar Milli hükumeti Kırım Yarımadası'nda emniyet ve asa­ yişi temin etmeye katiyen karar vermiştir. Açlığı bitirecek, mali bulıra­ nın önünü alacak, neheb v� garta yol vermeyecekiir. «Kırım Tatar Milli hükumeti herkesin ve her milletin hukuku şah­ siye ve milliyesine hürmet ettiği gibi kendisinin de hukuku milliyesine başkalarının ihtiram etmesini taleb ettiğinden her tatar için muhterem ve vacibul ittiba ('uyulması şart) ve her vatandaş için lazimul ihtiram (saygı değer) olan Kırım Tatar Kanunu Esasİsini umumun nazarına arz ve ilan eder. Hükumet reisinin ve üyelerinin imzalan - 183

...;.__

·


_ :r;;f

. ., -l��:J1 �

-�

.-�

..... 00 ""'

Kurnitaya seçilen ilk kadın üyel-er soldan

1. hanım

Ş efika

Gaspıralı . . .


UKRAYNA CUMHURİYETİ MANİFESTİ Ukrayna · Cumhuriyeti Savaş · İşleri (Milli Savunma) · Başkomiseri PETLİURA, Ukray'na Merkezi Radası tarafından kabul edilmiş olan aşa­ ğıdaki «MANİFESTİ» 1917 · senesi 9 Kasım tarihinde telsiz telgraflı:\ her tarafa bildirmiştir : ·

UKRAYNA MİLLETLERİ! Rusya Cumhuriy�ti ağır ve zor günler . geçirmektedir. Kuzeyde Boş­ kent'te kardeş sayaşı oluyor. Hükumet merkezi yok. Bütün memlekctto hükumetsizlik ve anarşi hüküm sürüyor. Bizim kendi memleket�miz du tehlike içindedir. Merkezi, temelli ve birleşik bir Halk Hükumeti kurul­ maz ise Ukrayna dahi anarşiye ve başsızılklara uğrayacaktır.

UI<:R.i\YNA MİLLETİ! Sen, bize, Ukrayna'daki kardeş milletlerle birlikte savaşıp, sen in hakkını almak, sana nizarn v e intizam vermek ve kendi toprağımızda geleceğimizi ve saadetimizi te'min etmek vazifesini yüklemiştin. İşte, bi1., Ukrayna Radası olarak, kendi memleketimizde senin idarenİ yaşatmak ve bütün Rusya'yı kurtarmak adına bugünden itibaren Rusya Cumhuri­ yeti'nden ayrılmamak ve O'nun tamamiyetini korumak şartiyle Ukrayna Halk Cumhuriyeti'ni ilan ediyoruz: , Aynı zamanda Rusya'ya yardim etmek ve Rusya Cumhuriyeti'nin eşit ve serbest milletlerden teşekkül eden bir .Federasyon haline getiril­ mesi için kendi ülkemizde çok kuvvetli ve sağlam şekilde birleşmeliyi7.. Kurucu Meclis açılmcaya kadar kendi toprağımızda hükümran ol­ mak, düzen ve huzur kurmak, kanun çıkarmak, icraat yapmak ancak ken­ di Radamıza, kendi Hükumetimize aittir. Biz, kendi ülkemizde kendi hükumetimi zin otoritesini tanı dı i:hmı7. için yalnız kendi inkilabımızın ve haklarımızın değil, bütün , Rusy;ı'nı n korunmasın a çalışacağımızdan, çoğunluğunu Ukrayna halkının teşkil et­ tiği Kiyev, Padolya, Volinya, Çernigov, Harkov, Poltava, Yekarinosl av, Kerson vilayetlerinin tamamı Ukrayna Halk Cumhuriyeti'ne girdiği gibi Tavrida Eyaletinin kuzey kısmı : Militopol, Berdiyansk ve Dınyepr uyezd� leri de Ukrayna Cumhuriyeti'ne dahil olmakta, Kınm Yanmadası ise Kı­ rımlılara kalmaktadır. Ukrayna Cumhuriyeti sınırlarının kesin olarak tayini, yani Kursk, Hulm, Varonej vilayetlerinin de birer kısmının Ukrayna'ya ilhakı (ko­ şulması) meselesi ilerde bakılacaktır. Ukrayna Halk Cumhuriyeti Savaş İşleri Komiseri Petliura - 185 -

·


KlRlM ORDUSUNUN 1\.URULUŞU Çnr h i.ikO.meti Kınm Türk - Tatar'larını 1874 yılında askere almaya

başl adı. Bunlardan bilhassa süvari birlikleri teşkil etti. Kırım Türk ­

Tatar'ları, gelenekleri gereğince, Hanlık devrinde de suvari idiler. Bun... l ar, hızlı hareket etmek, vurucu ve caydırıcı kuvvet niteliği taşımak hassasına sahip idiler. Çar idaresi, Kırım suvarilerini Kırım'ın dışında tutuyordu. Bu yüzden .ihtilal zamanında Kırım'da pek az suvari bulu�u­ yordu. Kırım'ın dışında olanlar da bir yerde toplu değillerdi. KERSON'DAKİ SUVARİLER KIRIM'A GETiRiLİYOR Kırım milli hükumetinin Harbiye Müdürü Cafer Seyitahmet, hüku� metin kararı ile, Odesa Kurmaylığına bağlı olup Ukrayna'nın Kerson şehrinde bulunan Kırım suvarilerini Kırım'a getirmek üzere 12 Ekim 1917 tarihinde Odesa'ya gitmiştir. Kurmay başkanı general Marx'ı ziya­ ret ederek maksadını anlatmıştır. Kurmay başkanı, Cafer beyin bu is­ teğinin idamla cezalandırılması gerek bir cür'et olduğunu, fakat kendi� sine bu cezayı vermeyeceğini söyleyerek reddetmiştir. Harbiye müdürü Cafer Seyitahmet, hükumetinin aldığı bu kararı yerine getirmeye kararlı ve azimli idi; Kersona gitti. Oradaki Alay Komitesi ve ayrı olarak Kırım suvarileri · ile görüştü. Milli duygusunun kuvvetli, zeki ve uyanık olduğunu anladığı Ayvasıl köyünden Seyitah­ met Emirali ile haşbaşa görüşüp çıkış ve gidiş planını hazırladı . . İşin . ciddiyet ve önemine göre çok gizli tutulması ve acele edilmesi gereki� yordu. Suvarilerin anlayışı ve planı uygulayışı ve gösterdikleri cesaret ve disiplin sayesinde üçbin kişilik süvari Alayı, birkaç tren dolduran er­ zakı ve cephanesi ile Çeşitli zorluk ve _ tehlikeyi atıatarak vatanı Kırım'a vardı (193) . 17 Ekimde Kırım'a gelmeyi haşaran suvari alayını Türk: - Tatar'lar sevinç gösterileriyle karşıladılar. Suvari alayı komutanı Seyitahmet Emir.. ali, kendilerine . <<hoşgeİdi>> söylevi ve tebrik · konuşmaları yapan milli , teşkilat temsilcilerine verdiği cevapta : <<Bizler üç yıldanberi vatanımıza karşı borçlu oldu�umuz dış borcu� muzu yaptık. Şimdi ise Kırım Müslümanları Merkez İcra Komitesi'nin daveti üzerine iç vazifemizi yapmaya geldik. Bizler, hürriyetin, inkilabın yaşatılmasına, Kırım'da nizarn ve intizamın, sulh ve asayişin muhafaza� sına, Kırım Federatsiyasının husulüne çalışaca�ız: İcab ederse bütün Pol� kumuz (Alayımız) bu' uğurda canını fedaya hazırdır. Yaşasın Kırım Cumhüriy"'t.i.>> - 1136


Kırım Başmüftüsü ve Kırım Müslümanları Merkez 1cru Komlt.tml Başkanı Çelebi Cihan, kendisini makamında ziyaret eaen suvari A luyı­ na yaptığı konuşmada şunları söylemiştir : <<Şanlı' asker! <<Biliyorsunuz ki Rusya bugün anarşi içindedir. Bu anarşinin Kırım'n sirayet etmemesi ancak sizin elinizdedir. Biz, sizleri ancak Kırım'ı ve Kırım'lıları anarşiden korumak, kardeşleri�izin namuslarını, canlarını ve mallarını muhafaza etmek için getirdik. Ben eminim ki sizler üçbuçuk yıldan beri savaş meydanlarında, dağlarda, akoplaeda (istihkamlardn) dost ve düşmana karşı vazifenizi nasıl yaptı iseniz vatanımızı d a iç kar­ gaşalıklardan öyle muhafaza edeceksiniz. «A:sker kardeşler; hepinizi Kınm Müslümanları adına sefmalarım. Yaşasın Kırım atlı Polku. Yaşasın Tatar askerleri.» Bu askerlerin bir kısmı asayişi ve huzuru sağlamak üzere Yalta, Gözleve, Bağçesaray Kefe ve Aluşta şehir ve kasabalarına dağıtılıp yerleştirilmiştir. Bolşevilderin liman şehirlerde ve bilhassa Akyar (Sivastopol) ve Kerç gibi işçilerin ve bahriyelilerin çok ve silahlı bulundukları yerlerde hızla teşkilatlandıkları ve saldırıya hazırlandıkları haberleri yayılıyordu. Kuv­ vetli propagandaları ile de insanları kendilerine çekmeyi başarabiliyor­ lardı. Sivastapal'daki işçi ve asker Sovyetinin (Konseyinin) Ukr<!-yna ve Petrograd Bolşevik teşkilatları ile bağlantı kurdukları ve onlardan ta­ limat aldıkları öğreniliyor ve bu halk arasında endişe uyandırıyordu. Bu haber ve söylentilerin doğruluğu Kırım Müslümanları İcra Merkez Komi­ tesine karşı düşmanca vaziyet alınmasiyle meydana çıktı.

ROMANYA'DAI{İ MÜSLÜMAN KOLORDUSUNUN KlRlM'A GETİRİLME TEŞEBBÜSÜ Romanya Cephesindeki Rus tümenleri Kerenski hükfuneti zamanın� da Cephe komutanı general Krilenko tarafından dağıtıldı. Bunun yerine. 37. kolordu düzenlendi ve komutanlığına Lehistan Müslümanlarından General Süleyman Sülkeviç getirildi (171 ) . Bu kolordunun askeri birlik­ leri tamamen Müslümanlardan teşekkül ediyordu. 4 yaya ve 1 topçu ala­ yından oluşuyordu. Kırım Halk Cumhuriyeti Harbiye Müdürü Cafer Se­ yitahmet iki subay ile General Süleyman Sülkeviçe bir mesaj gönderdi. Kolordusunu Kırım'a getirmesini istedi. 28 bin asker kapsayan bu kolor­ du Kınm'a gelebilmiş olsaydı Kırım'ın durumu tamamiyle başka olırbi­ lir ve Sivastopol Bolşevikleri saldırmaya cüret edemezlerdi. - 187 -


Her geçen gün içinde Bolşeviklerin aşırı asılsız vaadlerinden yanı l­ gıya düşen insanların: sayısı o kadar . artıyordu ki 1917 sonunda 28 b in kişilik Müslüman kolordusundan birkaç yüz neferden başka kimse kal­ madı. 1 918 yılının Mart ayında bunlar da ortadan kayıb oldu (172) .

·Parlamento

hükumeti

üyeleri

sağdan

s.ola :

Cafer

Seyitahmet,

Çelebi

Cihan,

Ahmet Şükri ve Seyitcem Hattat . . .

RUS SUBAYLARI 1917 sonlarında Kınm içinde dağınık halde yaşayan üç bin kadar Rus subayı bulunuyordu. Bunlar Kınm Milli İdaresinin Genel Kurmayı tarafından hizmete çağrıldılar. Çağrıyı kabul �den Albay Makuşin Kırım

- 188 '"":'

.


Genel Kurmaylığını teşkilatıandırma işiyle görevlendirildi. Kc ı ı d l �ı l ı ııı epeyce Rus subayı katıldı. Rus subaylarının katılması bilhassa bolşevik­ liğin yayılmasını ve rejiminin yerleşmesini - önlemek maksa dına dayaiu­ yordu. Çünkü Bolşevikler eski subaylan nerede' görseler . hemen kurşun :ı diziyorlardı. Bu yüzden Rus subayları Akmescit'te bir Rus Subay Alay ı , vücuda getirdiler. Bolşeviklere karşı savaşa girmeyi kabul ettiler. Rwı subay alayı, bolşevik propagandasını, faaliyet ve hareketini önlemek için şehirde sıkı yönetim ilanını teklif etti. Fakat Kırım Milli Hükumeti durumu büsbütün karıştırır ve daha fazla kan dökülmesine sebebiyet ve­ rir endişesiyle bu teklifi kabul etmedi; cezri ve şiddetli tedbirler almıılt• tan çekindi. Çekingenliği tecrübesizliğinden Heri geliyordu. Hükumet, toplantılar yapıp halkı aydınlatma ve kendi tarafıı-la çekme · yolun u tut. tu. Fakat sav,aştan bıkmış, korkuy 1 düşmüş olan kütleler Bolşeviklerl n parlak vaadlerine ve sağlayacaklarını söyledilderi yeni düzenin cazi be· sine kapılıyorlardı., Rus halkı Kırım Türk - Tatarı'nın kurduğu hükumcto de ısınamıyor ve güvenemiyordu. Milli İdarenin Kırım'daki bazı garn i. zonlara ve buralardaki cephaneye elkoyması, kısa zamanda milli kültü­ rünü, milli maliyesini ve siyasetini teşkilatlama yolunda büyük hamle­ ler ve hareketler yapması Rusları sessizce düşünmeye ve birleşmeye sevk etti.

BOLŞEVİKLERİN ULTİMATOMU

.

Milli hükumet 24.12.1917 tarihinde Gözleve'de Ukrayna'lı askerlerin ellerinde bulunan bir bataryanın iki vagon cephanesini Akmescit'e ge­ tirdi. Sivastopol Bolşevik Komiserliği bunu protesto etti. 5.1.1918 tari­ hinde bir ultimatom gönderip silahların geri gönderilmesini, suçluların cezalandırılmasını, dilekleri 'yerine getirilmezse Gözleve'ye savaş gemi­ leri göi:ıdereceğini bildirip tehdid etti. Kırım Genel Kurmaylığı, Cafer Seyitahmet imzasiyle şu cevabı gönderdi : · ·

1 Kırım'da Milli Tatar Hükumeti'nin meydana getirdiği Genel Kurmaylık, Kırım'ın en yüksek ':e salahiyteli askeri makamıdır. Odesu Savaş Dairesi ve Kırım Halk temsilcileri tarafından kabul ve tasdik edilmiştir. -

2 Göz�eve'den Akmescit'e getirilen silahlar iki garnizon arasında yapılan nakil işinden ibarettir. Bu nakil işine Ukrayna Rada'sının (Mil)ct Meclisi'nin) , Akmescit'teki asker ve işçi te�silcilerinin muvafakatıeri vardır. -

- 189 -


:l - Milli Hükümetin aldığı tedbirler sayesinde Kırım'da, Sivastopol huric, her tarafta kan dökülmesinin önüne geçilmiş�ir.

4 - Kınm Genel Kurmaylığı asayişi ve can güvenini korumaya ka.. rarlıdır. Sivastopol Sovyetinin tutumu, Kırım ahalisine karşı hazırladığı kanlı harekatın ilk adımlarını teşkil ettiğini düşündürtmektedir. Sivastopol Bolşeviklerinin maksadı Kırım'ı ellerine geçirmek ve bu­ rada da kızıl diktatörlüğü kurmaktı. Milli Hükumet, bilhassa başkanı Çelebi Cihan'ın ısrarı üzerine, kuv­ vet ve otoritesini göstermek, milli heyecanı ve şuuru kuvvetlendirrnek gayesiyle, (Narodni Dom - Halk Evi) haline getirilmiş olan ve Rusların elinde bulunan eski Vilayet konağını askerle işgal etti. Bu olay bütün Rus Partileri erkanını Milli Hükumet aleyhine çevirdi. Milli hükumet güç duruma düştü. Çelebi Cihan istifa etti. Narodni Dom'dan askerler çekildi; ortalık biraz yatıştı. Kınm gençlerinin kısa bir zamanda muayyen ve sağlam bir prog­ ramla işe geçerek siyasi varlık göstermeleri ve ilk hamlede bütün milli ve dini işlerini kendi ellerine almalan Rusları düşündürdiL Hele Han­ saray'da milli müze açmaları, Kurultay'ı meydana gteirmeleri ve tepe­ sine Gök Bayrağı dikmeleri düşüncelerine endişe kattı. Türk - Tatar süvarilerini Kırım'a getirmeleri, Genel Kurmay kurmalan endişele­ rini telaşa çevirdi (181 ) .

BOLŞEViKLER SALDlRlYA GEÇTiLER Sivastopol Bolşevik Sovyet Komiserliği 18.1.1918 (yeni takvim olup eski takvimden 13 gün sonradır ve buradan itibaren yeni takvim kulla­ nılmıştır) günü iki savaş gemisini Yalta'ya gönderip şehri top ateşi altına aldırdı. Bölgedeki küçük Rus çeteleri de harekete geçtiler. Hacıbey zırhlısı Yalta'ya asker çıkardı. Şehri ve bölgeyi- savunmakla görevli olan 700 kadar Kırım süvarisi ile karşılaştı. Yalta ile Gurzuf arasında iki gün çarpıştı­ lar. İki taraftan da ölü ve yaralı verildi. Bolşevikler halktan bazı kişileri öldürdüler. Savaş gemileri karaya çıkan bolşevikleri top ateşinin hima­ yesine almasına rağmen, Tatar süvarileri Yalta'yı iki kez geri aldılar. Sü­ variler, cephanelerinin tükenınesi ve geriden de gelmemesi üzerine dağla­ ra çekilmek zorunda kaldılar. 19.1. 1918 günü Sivastopol'dan gelip Kefe şehrine çıkarma yapan Boi­

şevikler, 120 Tatar süvarisi ile çatıştılar. Düşmanın sayı ve silah üstünlü­ gü karşısında süvariler Eski Kırım ve Akmescit bölgelerine çekildiler. Bolşevikler, aynı günlerde, Gözleve ve Kerç şehirlerine de saldırıyar­ lar ve bunları da ellerine geçiriyorlar. - 190 ·--,


23. 1.1918 günü bir tren dolusu Bolşevik Sivastapal'dan Ba l ı�t·�ıı ı·ııy istasyonuna geliyor. Askerden terhis e dildiklerini ve memlekcilcrlııe, · Rusya içine, gittiklerini söylüyorlar. Oysa hepsinin elinde silah vardır. Terhis eelilen askerin silahsız olması usuldendir. Yalan söyledikleri belli idi. Sonradan meydana çıktığına göre, bunlar Ukrayna'ya gidiyorlarmış. Hükumet kuvvetleri b u askerlerin silahlarını alıp kendilerini serbest bı­ raktı. 25.1 .1918 günü, başka bir Bolşevik birliğinin Bağçesaray'a yakın Slly· ren istasyonuna yaklaştığı görülüyor ve Bağçesaray'da alarma geçiliyor. 800 kişilik bu Bolşevik birliğinin iki topu vardır ve arkasından 3 bin Id· şilik bir kuvvetin gelmekte olduğu tesbit ediliyor. İlk gelen 800 kişilik birliği Süyren istasyonunda 120 süvariden ol u�ıı ıı milli kuvvet ateşle karşılayıp durdurmaya çalışıyor. Fakat Bolşevi klerln top ve silah ateşi karşısında süvari müfrezesi yavaş yavaş Bağçc�:amy'u çekiliyor. Bolşevikler, böylece, Kırım'ın birkaç önemli noktasını ellerine geçirmişlerdir. Bu durum karşısında Milli Genel Kurmay bütün kuvve­ tini Alma Boyu cephesinde toplamayı ve meydan muharebesini buradu vermeyi kararlaştırıyor. Süvari birlikleri gece vakti hızla hareket edc· rek birkaç saat içinde Alma cephesinde toplanıyorlar. 26.1.1918 günü Kırım Türk - Tatarının alın yazısını belgeleyecek bir tarih olacaktır. Durum şöyledir : Bolşeviklerin çıkarma yaptıkları şehirlerden başka Canköy bölgesi de Bolşevikler tarafından işgal edilmiştir. Demiryolu personeli ve işçileri grev yapıp işlerini bırakmışlar, trenleri çalışmaz hale getirmişlerdir. Bun­ ların yerlerini tutacak Tatar işçi ve personel yoktur; yetiştirilmemiştir. Rus halkından ve köylüsünden Bolşeviklere karşı direnmek ve savaşmak . şöyle dursun onlara katılanlar ve milli kuvvetleri arkadan vuranlur vardır. Kınm Hükumeti ile Ukrayna Hükumeti arasında evvelce yapılmış bir anlaşma gereğince Kırım süvarilerinin bir bölümü Ukrayna'nın Ale· xandrovsk şehrinde bulunup anarşiye karşı düzeni sağlamaktadır. Ukray­ na hükumeti bu hizmete mukabil ne taahhüd ettiği silah ve cephaneyl ve ne bu süvarileri Kırım'a göndermiştir. Yukarıda adlarını bildirdiğimiz şehirlerin müdafaası için oralara yerleştirilmiş olan askerlerin dışında Alma cephesinde Bolşeviklere karşı savaşan süvari ve askerlerin sayısı beş bini geçmiyor. Buna mukal;>il Bolşeviklerin denizci, işçi ve piyade birliklerinin sayısı 30 bini buluyor. Bol miktarda s ilahları ve cephaneleri de vardİr. .;_ 191 -


211 < kıılt I IH8 günü Bolşevikler şiddetli hücuma geçiyorlar. Milli kuv-: Vf' tl n b i r k ısım cepheden karşı hücuma geçerken, bir kısmı Bolşevikleri arl<ıu..l u ı ı aarmaya ve Sivastopol'dan gelen yardımı kesmeye teşebbüs ve gayret ediyor; fakat düşmanın çokluğu · karşısında başarı kazanamıyor. Saatlerce süren kar*ılıklı ve şiddetli kanlı saldırılardan sonra milll bir­ likler Akmescit ve Bahçesaray bölgelerine doğru geri çekiliyorlar, dağlık bölgeye sığınıyorlar. Bu şehirlerde yaşayan ve o zamana kadar tarafsız kalmış bulunan gizli Rus Komünistler sokaklara dökülüp kargaşalık çı-; karıyorlar, şehirlerde yağmaya ve Türklere saldırmaya başlıyorlar, bir­ çok Türk'ü şehit ediyorlar. Bu hal bazı büyük Rus köylerinde de ' meydana geliyor. ·

Bolşevikler gerek savaş sırasında ve gerek savaştan sonra . ellerine esir olarak geçirdikleri subay, assubay ve erl_eri, savaş kurallarına ve in­ sanlık ahlakına aykırı şekilde işkenceler yaparak, cesetlerini parçalayarak ve hatta başlarını vücutlarından ayırarak öldürmüşlerdir. Türk - Tatar mbayları ı arasında cesetleri parçalanarak öldürülenlerden Albay Aliyef, ııubaylardan Burnaşef, Miralay Osman Binaslan, Yüzbaşı A. Bayburtlu bulunmuştur. · Bu arada şehirlerden kaçmamış olan ileri gelen tüccar, zengin ve aydın Müslümanlar da kurşuna dizilmiştir. Meyve ihracatçı- , larından tanınmış Abdurrahman Mehmet bunlardan biridir.

ÇELEBİ CiHAN'IN ŞEHADETİ Şefika Gaspıralı

o

günk(i durumu bir yazısında şöyle anlatmıştır :

«Cepheden gelen haberler endişe verici idi; herkes me'yustu; içi­ miz kan ağlıyordu. Akşam olmuştu, Par'ıamento üyeleri da�ılıyordu. Bu ara Çelebi Cihan efendi, Bekir Odabaş, Dost Mehmet Hacı, Veli İbrahim ve beni dinlenme odasina davet etti. Sinirleri gergin, bitkin halde idi. Çelebi Cihan efendi : «Çaresiz haldeyi'l. Türkiye'ye geçmek ve oradan Kırım'ın kurtuluşu için çare aramak, askeri yardım te'min etmek için uğraşmak lazım» dedi. Bana, kendisi ile birlikte Türkiye'ye tayyare ile gitmeye razı olup olmayacağıını sordu. Konuştuk, düşündük ve teklifini kabul ederek ayrıldık. Fakat, maalesef, Kırım'daki karışık durum buna imkan vermedi. Çelebi Cihan efendi de Odabaş ile beraber arabaya binerek gitti idi. Bolşevikler de Akmescit dolayiarını işgal etmiş, cephe bozulmuştu. Çelebi Cihan efendi ikamet ettiği pansiyona gitmeyerek ma­ hallede bir ahbabm evine gitmiş; Orada toplanan arkadaşlarının tavsi­ yesi üzerine, şimdilik Yalta civarında dağ köylerinden birinde gizlenme­ sinin uygun olacağı:na ikna edilmiş. Fakat, yola kıyafetini değiştirip çık­ maya arkadaşları O'nu asla razı edememişler. O gece, sırtında kürkü, ·

·

- 192 -


yanında bir can saklar (muhafız) ile açık · araba içinde Aluşta'yn doı;tnı yola çıkmış. Fakat iki saate varmadan dönüp gelmiş. Yolda birk,aç bol.. şevik arabayı durdurarak kim olduklarını ve nereye gittiklerini Sprmuş· lar. Çelebi Cihan efendi hüviyetini gizlememiş, Ö'nu hemen tutuklayıp Akmescit'e getirip Narodi:ıi Doma hapsetmişler. Bizler kara haberi sabah aldık. Parlamento binası olarak kullanılan Zadegan Cemiyeti binasında buluştuk. Çok hazin bir toplantı idi bu. Bir iki mebus konuşmak üzere kürsüye çıktı; sözlerini tamamlayamadan in· diler. Ali Badaninski : «Arslanların yerini köpekler aldı.» diye ağlıyordu. D�rken avluya sel gibi denizci bolşevikler doldu. Kurşunlar camları de­ lerek binanın içinde uçuştu. Salon savaş meydanına döndü. Arkadaşların bir kısmı yere yattı; bir kısmımız kürsülerin, sıraların altına saklandık: Bahriyeliler içeri · girip her .tarafı ve bizim üstlerimizi aradılar. Burada silah deposu olduğu haberini aldıklannı söylediler. Tabii birşey bulama· dılar. Bulmuş olsa imişler halimiz harab olacağını söylediler. Bir. gün sonra, Bolşevik şeflerinden Jan Müller ile bir heyet halinde görüşme imkanı bulduk. Kendisinden Çelebi Cihan'ın serbest bırakılma· sını rica ettik. Bize şu cevabı verdi : <<Bu gece , O'nu Sivastopol'a götüre. ceğiz; orada iyi şartlar altında muhafaza edeceğiz. Böyle yapmamızın sebebi de O'nu korumaktır. Tahliyesi ise şimdilik hiç bir suretle müm. kün değil. Çunkü O'nun hem soldan, hem sağdan düşmanı pek çok. Hal­ buki Çelebi Cihatı kıymetli bir şahıstır.» dedi. O gece O'nu Akyara gö' türdüler.» '

Şefika Gaspıralı, Çelebi Cihan'ı hapishaneden kaçır�ak için bazı yolların arandiğını ve hatta teşebbüs de edildiğin,i, fakat bir türlü bunun gerçekleştirilemediğini yazmıştır. Çelebi Cihan 23 Şubat 1918 günü hapishanenin avlusunda kurşuna dizilmek suretiyle şehid edilmiş ve cesedi, aynı yerde ve aynı şekilde kurşuna diziimiş birçok kişinin cesedi ile birlikte Karadenize atılmıştır:

1919 yılında Sivastopol'da denizden çıkarılan birçok ceset arasında Çelebi Cihan'ın cesedi de üç kişilik bir heyet tarafından aranmış ise de cesetleri teşhis etmek imkanı olmamıştır (190) . Çelebi Cihan Sivastopol hapishanesinde tam 27 gün kalmıştır. Bu süre içinde Bolşevikler tarafından sorguya çekilip çekilmediği, çekildi ise ne sorulup ne ce;vap alındığı hususunda herhangi bir yazı · ve tutanağa rastlanmamıştır. Hapishanede tutuklu olan herhangi bir kimse il� konu­ şup konuşmadığı, konuştu ise kimlerle ne konuştuğu hakkında da hiç bir bilgi elde edilememiştir. Bu safha tamamiyle karanlıktır. Bilinip aydın. lanması tarih bakımından önemlidir. Çelebi Cihan'ın · hapishanede iken, fırsat ve imkan buldu ise, Bolşe· - 193 -


v l k �oJ'I c ri n c Kırım Milli Hükumetinin demokratik gayesini ve idaresini n n l ı ı t.ınayu çalıştığı, bunun Sovyetlerin program ve iddialarına aykırı

bul unmadığı hususunda onları iknaa gayret ettiği sanılmaktadır.

Çelebi Cihan'ın hapishanede kaldığı günlerde <<BASTIRIK>> adiyle yazdığı aşağıdaki şiirini bıraktığı rivayet edilmekte ise de bunu nasıl ve kimin aracılığı ile bıraktığı hususunda kesin bir bilgi bulunamamıştır.

BA S T I R I K * Dört taş duvar, en töbede bir kiçkene pencere; içke temir çabaklardan ışık tnvul dert kire. Her köşede dım kölgeler, yeşil küfler ltöpüre; Yatak takta, yemek fena, cerden suvuk üfüre. llizmetçi de hergün bunu suvlap, su:vlap süpüre. Kimerde bir anaynı da söğüp sala közköre. Akşamlar bu kara üyge lmra perdeler }{ere. Cangızlıklar, cangız canga canlı tüşler köstere; Garip cürek çapalana, tenler, tükler ürpere; Neçün könül hırpalanıp alçala bomboş yere? Nöbetçiler kece, kôndüz karap, cürüp teşkere Kapıday avur �ilitni her saat dört beş kere . . . B u kölgeli, kardan suvuk kilitli kara mezarga . Camandan bek ille yakşı insan köp kire. Kirgenden son işler belli : Tura, tura ya çud, Yada haksız azaplarga dayanalmay delire . . . KlRlM'DA İLK BOLŞEViK İDARESi Bolşevikle'r iki üç gün �çinde _bütün Kırım Yarımadasını işgal ettiler. Şehir, kasaba ve köylerde asker, işçi ve köylü (Sovyet Meclisleri) kurdu­ lar. Bunların başlarına hep cahil ve sabıkalı kişileri geçirdiler; üyelikle.: rine de fakir, cahil, hırsız kişileri getirdiler. Aydınları, zenginleri, din adamlarını kendilerinin düşmanları sayıyorlardı; bunları halkın idare işlerine karıştırmıyorlardı; yukarıda adı geçen meclisiere sokmuyorlardı. *

;Bastırık Kırım lehcesinde hapishane demektir. Sayın Aziz Bözgöz'ün Emel Dergisinin 1 968 Ocak - Şubat tarihli ve 44. sa­ yısında ( Çelebi Cih1an Efendi hakkında hatırladıklarım) başlıklı makalesinde bildirdiğine göre, Çelebi Cihan Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus ordusunda askere alınmadan evvel Çar hükumeti tarafından Akmescit hapishanesine atıl­ mıştır. Orada ike"' «13astırık» şiirini yazmıştır.

- 194 -


Nüfusunun % 88'i Türk - Tatar olan Bahçesaray'da kurulan Sovyet Meclisinin başkanı olarak 1905 yılından beri Tatar Sosyalist Partisine bağlı bulunan Abiyef getirildi. Bu kişi Bahçesaray Türk - Tatarlarını Bol­ ışeviklerin aŞırı hareketlerinden korudu. Bu yüzden Bolşevikler bir ara Abiyeften şüphelenerek onu tutukladılar. Fakat sevgi ve . güvenini ka­ zandığı Tatarların ve hatta Rusların yardımı ile serbest bırakıldı ve öl­ dürülmekten kurtuldu. Milli İdare devrinde yayınlanmış olan MiLLET ve GOLOS TATAR (Tatar Sesi:) gazeteleri kapatıldı; yerlerine haftada üç gün yayınlanan İŞÇi HALK gazetesi çıkarıldı. Kınm Tatar Sosyalist Partisi Reşit Mehdiyef ve arkadaşları tarafın­ dan 1905 yılında kurulmuştu. Bolşevikler gelince, Partinin Merkez Ko­ mitesi Bolşeviklerle işbirliği yapıp Kırım MÜslümaniarına gelecek zarar­ ları mümkün olduğu kadar önlerneyi düşünmüş ve bunda başardı da olmuştur. Nitekim MiLLET ve KIRIM OCAGI matbaalarını Bolşeviklere kaptırmamak için bunların kendisine ait olduğq.nu iddia etmiş ve onlar­ dan kurtarmıştır. Kırım süvari kışlası yanındaki camii şerifin ve Kırım Tatar Parlamento binasına yerleşerek bunun bütün eşyasını gasp edil­ mekten kurtarmıştır. Bolşevikler tarafından ilk günlerde Akmescit civa­ rında şehit edilmiş olan 70 kadar · Müslümanın naaşlarını Akmescit imaını Seyit Mehmet efendi vasıtasiyle buldurup İslam usulüne göre dua ve cenaze namazı eda edilmek suretiyle ayrı ayrı mezarlara gömdürmüştür. Çünkü Bolşevikler bunların hepsini bir derin ve geniş çukura atmışlardı. Bütün bunlardan başka tutuklanmış olan 150 kadar Müslümanı hapisten çıkartmış ve bir kısmını da ölümden kurtarmıştır. Bunlar arasında bir­ kaç Kurultay üyesi de bulunmakta idi. Bazı yerlerde Bolşeviklerle mü­ cadele için gizli tedbirler ve tertipler de almıştır. Bolşevikler Kırım Türk - Tatar'larının bütün işlerini kendi ellerine almak için bir Tatar İşleri Komiserliği vücuda . getirmeyi kararlaştırdılar. 14 Şubat 1918 tarihinde Akmescit'te (Firdevs Arkadaş) lakabı ile tanınan eski komünist İsmail Kerimcanorun başkanlığı altında 300 kadar Türk ­ Tatar'ın katılması ile bir miting düzenlediler. Bunların çoğu Tatar Sos­ yalist Partisi üyesi idi. Mitingte İsmail Kerimcanof, Halil Çapçakçı ve Hurşit Kırımtayef birer konuşma yaptılar. Bütün Rusya Müslümanları murahhaslarının yapılacak kongresine kadar Kırım Türk - Tatarlarının işlerini görecek bir Müslüman İşleri Komiserliği kurulmasını teklif et­ tiler. Bunun üzerine Tatar Sosyalist Partisinin elinde bulunan bütün iş­ ler alınarak Müslüman İşleri Komiserliğine devredildi ve bu komiserlik nezdinde çalışmak üzere, aşağıdaki üyelerden kurulu bir geçici heyet seçildi :

- 195 -


1. İsmail Kerimcan (Müslüman İşleri Komiseri)

2. Hurşit Kırımtayef (Sulh Hakimi) 3. İsmail Lurnan (Siyasetçi) 4. Halil Çapçakçı (Doktor) 5. Halil Habibullahoğlu (Öğretmen!) 6. Yakup Kemal (Müderris)

7. · Ömer Mansurski (Öğretmen)

8. İlyas Yaşlavski (Öğretmen yedek subay) 9. Rüstem Bekof (Doktor) 10. Selamet Şirinski (Ziraat Mühendisi) ·

ll. · Abbas Şirinski

12. Süleyman İdris (Talebeı) 13. İsmail Arabski (Öğretmen)

14.

Abdullahoğlu Seyitahmet (Müslüman İşçi C�miyeti . Başkanı)

Bir süre sonra Yakup Kemal heyetten istifa etti, İsmail Kerimcan resmen Komünist Partisine g�rdi. Diğerleri girmediler. Geçici Heyet Kı­ rım Tatariarına Bolşeviklerden gelecek kötülükleri çeşitli yollardan ön' leyebildi; onları mümkün mertebe korudu. Heyet, yerleştiği milli hükumet binasının kapısına (Akmescit ihtilal Komitesi nezdinde Müslüman İşleri Komiserliği ) levhasını astı. Müslü.. man Komiserliği bilhassa Müsltlman okulları ve öğretmenleri ile ilgilendi Zincirli Medrese, Öğretmen Okulu (Darülmuallimin) (Güzel Sanatlar: Okulu) ö�etmenleri iki aydan beri maaşlarını almamışlardı: Ama Korni­ serliğin bu derede çare bulacak kuvveti de yoktu. Bununla beraber, Kırım . Tatariarına fazla baskı ve zulüm yapılmasını da kısmen önleyebilmiştir

(231) . Sivastopol Bolşevikleri Kırım'da sağlam şekilde yerleşemediler; fazla icraat yapamadılar; teşkilatlarını ve otoritelerini istedikleri gibi kura­ madılar. Başlannda ve içlerinde idari ve siyasi işlerden. analyanlar, bu sahalarda tecrübe görmüş olanlar yoktu. Çelişki ve şaşkınlık içinde bo­ calıyorlardı. Bu yüzden idarelerinde bozukluk, beceriksizlik sebebiyle tam bir kaos hüküm sürüyordu. Eski idareden kalan teşkilatı bile yürütecek insanları yoktu. Zaten eskileri yıkıyorlar, yenilerini de becerip işletemi­ yorlardı. İşçi Halk gazetesini kapatarak yerine ALBAYRAK gazetesini çıkar­ maya başlamışlar, · fakat doğru dürüst bir yazar bulamamışlardı. Kı:nm Türk - Tatarları bu idareyi hiç iyi görmüyor, milli idaresini yıkmış oldu­ ğundan ona için için kin ve nefret besliyordu. Birinci Dünya Savaşı henüz bitmemiş; Rusya içerisine yuvarlandığı ihtilal anarşisinden çıkmamıştı. Almanya Bolşeviklerle Brest - Litovsk Anlaşmasını imzahtyacak, ama or-

- 196 -


dularını Ukrayna ve Kırım yönünde yürütecektir. Bu hareket Dol�cv ik· leri tedirgin edecek, fakat düşmanıarına ümit · ve cesaret verecektir. Nitc­ kim kısa bir süre sonra Alman ordulan Ukrayna'yı ve Kırım'ı işgal edc. cekler ve bu ülkelerde mahalli idarelerin yeniden kurulmalarına müsaa­ de edeceklerdir.

RUS İHTİLALİ VE TÜRKİYE GAZETELERİ 1917 yılında Rusya ihtilal sancıları ve , Türk İlleri kurtuluş hareket­

.

leri ile çalkalanırken İstanbul'da çıkan mühim gazeteler ve bunların başyazarları Türklerin kurtuluş mücadelelerini dikkat, heyecan ve övgti ile takib ediyorlar, hergün yazılar yazıyorlardı. Türkçülük ve milliyetçi­ lik devrinin en hararetli safhalarından biri olan o zamanın gazetelerini 1940 ve 1941 yıllarında üniversite · talebeleri olan genç idealistlerimizden Avukat İbrahim Otar, Dr. Fehmi Basmacı, Dr. Halil Akkurt ve merhum İsmail Çığır toplayarak bu yazıların kopyalarını çıkarıp saklamışlardır. Bu gazetelerde çıkan yazıların başlıklarını, tarih ve numaralarını Av. İbrahim Otar . EMEL Dergisinin 1961 Eylül 6. sayısında yayınlamıştır. Tarihi belgeler niteliği taşıyap. bu yazılan aşağıya almakta fayda gi::) ' rüyoruz. Gazetenin adı

İkdam »

»

)) ))

» » »

))

23.5.1917 9.6.1917 30.6.1917 2.9.1917 23.3.1918 2.4.1918 22.4.1918 23.4.1918 27.4.1!>18

» .

7.5.1918

>>

5.6.1918 6.6.1918

»

7.6.1918

»

10.6.1918 18.6.1918 19.6.1918 20.6�1919

))

))

»

Yazının başlığı veya konusu

Tarihi

·

Rusya'da milliyet meselesi Ruslar ve· İslam Alemi Rusya Müslümanları Rusya MüslümanLarı Kırım Hükumeti Kırım ve Ukrayna - Karadeniz'deki limanlara dair Kırım'lı kardeşlerimiz hakkında mülakat, Kırim Hükumeti Harbiye ve Hariciye Müdürü Cafer Kırım Faciası Kırım'lı kıardeşleriınizle hasbihal, Şerefine verilen ziyafette Cafer Seyitahmet Beyin sözleri Kırımlıların Protestosu, Ukrayna Kırım İşierine ne karışıyor? Kırım Kabinesi Kırım Hüku�eti; Cafer Seyitahmet Beyin. Baş­ vekaleti Kırım Hükumeti Müslüman Parlamentosunun mukarreratı Kırım Parlıamentosunda Cafer beyin nutku Kırım mebuslarının \ perapalas'a inişleri Kırını mebuslarının Enver Paşa'yı ziyareti Şehrimizdeki Kırım mebusları ile mülakat

- 197 -


Gazetenin ndı

İkdam »

»

»

»

» »

» » »

»

»

T a n i 'n » »

»

» » »

»

Tasviri Efkar ))

»

»

»

» » »

»

»

Sabah » »

V a k .i t » »

Zaman At i »

Tarihi

2 1 .6 . 1 9 1 8 24.6. 1 9 1 8 25.6.1 9 1 8 26.6. 1 9 1 8 27.6. 1 9 1 8 29.6. 1 9 1 8 30.6. 1 9 1 8 1 0.7.1 9 1 8 5.8. 1 9 1 8 2.9.1 9 1 8 23.9. 1 9 1 8 25.9. 1 9 1 8 9.4. 1 9 1 8 29.4.1 9 1 8 30.4. 1 9 1 8 1 . 5. 1 9 1 8 4.5. 1 9 1 8 5.5. 1 9 1 8 ı 7.5.1 9 1 8

3 1 .5 . 1 9 1 8 29.3. 1 9 1 8 21.4.1918 3.5. 1 9 1 8 1 6.5. 1 9 1 8 4.6.1 9 1 8 5.6 . 1 9 1 8 9.6.1918 13.6.1918 30.6. 1 9 1 8 1 6.7. 1 9 1 8 22.3.1 9 1 8 27.3.1 9 1 8 30.6 . 1 9 1 8 23.3. 1 9 1 8 1 5.6.1 9 1 8 30.6.1 968 27.4. 1 9 1 8 27.4 . 1 9 1 8 9.9.1 9 1 8

Yazının baı;lığı. veya lwıuısu

Şehrimizdeki Kırım mebus1arı Kırım Hükumeti Kırım idaresi, yeni hükumet, diktatörlük . Rayhştag'da Alman siyasetine diUr beyanat Rusya İslam muallimleri Kongresi Ukrayna Kırım'ı ilhak matlahında Kırım'lıl,arın haklı bir mukabelesi (Ukrayna hak.) Şarkta gayeler Kırım'in teşkili Rusya Müslümanları · Ukrayna Hatmanının siyaseti ve Kırım Kırım ile Ukrayna arasında ve Kırım Kabinesinde bulınan Müslümanlar aleminde Ukrayna'nın Kırım mutalebatı Kırımlıların Ukrayna'ya cevabı Odesa Müslümanları Kırım'ın hakkı, Kırım Müslümanlarının faaliyeti siyasiyesi (Bekir Sıtkı Beyin beyanatı) İstanbul - Sivastopol Kırım hakkında Düveli Merkeziye'nin efkarı Rusya Müslümanlarının Protestosu (Çelebi Cihan' ın öldürülmesi hakkında) Kırım milliyetçileriyle mülakat Kırım Hariciye müdürünün beyanatı Kırım'ın mukadderatı Kırım Kanunu Esasisi Kırım Kuvvei İcraiyesi. Parlamento · kal � minin . be­ yannamesi Kırım'd,a teessüsü hükumet, muhtelit kabine Kırım Alıvali Ş.M. Kerimof Kırım Mektupları Ş .M. Kerimof Cafer Seyitahmet beyle mülakat Kırım Alıvali Ş.M. Kerimof Kırım Müslümanları Kırım Müslümanlarının ricası, Bolşeviklerin tahri­ katına kıarşı muavenet talebi Kırım hakkında : Ukrayna'nın ·ihtirasatını protesto Kırım Hükumeti Milliyesi Kırım Hükumeti ve Yalta'da bir ictima Kırım'lıların haklı bir mukabelesi (Ukrayna h1ak. ) Çay ziyafeti Kırım'lılar tarafından mürettep çay ziyafeti Kırım Parlamentosu'nun küşadı (açılışı) .

Yukarıda adları ve numaraları verilen gazetelerin büyük bir kısmı İstanbul Üniversitesi kütüphanesinde mevcuttur.

- 198 -


KlRIM VE TÜRKİYE BASlNI İstanbul gazete ve mecmualarında Rusya Müslümanlan ve Kırım olayları hakkında Türk kamuoyunu yakından ilgilendiren çeşitli haber; makale ve yorumlar çıkıyordu. Tarihi değer ve ehemmiyet taşıyan ve o zamanın havasını ve nabzını gösteren bu yazılardan bazılarını özet halinde vermenin yararlı olacagı kanaatindeyiz. Bunlard�n 23 Mart ı9ı8 tarihli <<ATİ» gazetesinde yayınlanmış ol an

KlRlM HÜKÜMETi MİLLİYESi VE İBTİNA ETTİÖİ ESASATI llUKuKİYE <<Kırım Milli Hükumeti ve Dayandığı Hukuk Temelleri» başlığı altındaki yazıda : <<Kırım'da ırkdaş ve dindaşlarımızın kurmaya giriştikleri milli hüku­ mctin, güya milletierin serbestli.ği taraftarı olan Bolşevikler tarafından na­ sıl gaddarca zulümlere uğratılarak yıkılmak istenildiği okuyucularımızca bi linmektedir. Kırım'da Tatar Hükumetinin rastgele ve köksüz olarak de­ ğil, belli temellere ve hukuk kurallarına dayanılarak kurulduğunu sayın okuyuculanmıza açıklamak isteriz :

ı Kırım . Müslümanları, birbuçuk asır evveline gelinceye kadar, orada düzenli bir devlete sahib bulunmuş olmaları bakımından · Kırım üzerinde� tarihi hakları vardır. -

2 Rusya Hükumeti, imzaladığı milletlerarası antlaşmalar ile, her milletin kendi mukadderatını tayin etmesini ve dilerse Rusya'dan tarna­ miyle ayrılmasını kabul etmiştir. Kırım Müslümanları, bu Yarımada'da yaşayan milletlerden. çoğunluğu bulunan tek topluluk qlması itibariyle, bu haktan faydalanması gereken tek unsurdur. -

3 Brest - Litovsk barış konuşmalarına katılmış olan Ukrayna mu­ rahhas heyeti, Konferansın ıo Ocak ı9ı8 tarihli oturumunda Hükume­ tinin barış hakkındaki şartlarını ve isteklerini ortaya koyarken, her mille­ tin kendi mukadderatını tayin prensibini resmen kabul ettiğini bildir­ miştir. Hatta ı Şubat ı9ı8 tarihli oturumunda Trotski'nin, Bolşevik Hü· . kumeti murahhas heyeti başkanı sıfatiyle, Bolşevik Hükumetini tanıma­ yan Kırım Tatarlarını, Don Kazaklarını, Kafkasya milletlerini ve Mol� davya halkını temsil edemeyeceğini ve kendisinin de bu milletierin ve Kırım Tatarlarının temsilcisi olmadığını beyanla, bunların Rusya'dan ay­ rılmış bulunduklarını tanımıştır. Ukrayna'nın sınırlan içersine eski Tav-

- 199 -

·


rida cyulctinin yalnız kuzey kısmının alınması ve Kırım'ın Rusya'dan ayrılmış ve Ukrayna'ya koşulmamış bulunması da buna bir delildir.

Kınm Müslümanları, gerek Rusya ve gerek Ukrayna hükumet­ lerinin kabul etmiş oldukları «Her milletin kendi mukadderatını tayin hakkı»nı kullanarak kendi Kurultay'ını toplamış, süvari ve piyade askeri birliklerini teşkilatlandırmış ve bir Hükumet kurmuştur.

4

-

5 Bu Devlet, Devletler Hukuku alanına da çıkarak Ukrayna Hü­ kumeti ile bir anlaşma imzalamış ve böylece bir Devlet işlemi de yapmış­ tır. Kırım milli hükumeti bir devlet niteliği taşıdığını gösteren bu ilk anlaşmasını hakkiyle yürürlüğe koyarak, Ukraynalılar ile çarpışmak için kuzeye giden Bolşevik trenini Bahçesaray İstasyonunda durdurmuş ve Bolşevikleri silahsızlandırmıştır. Bolşeviklerin Kırım Hükumetine saldır­ malan, Kırım'ın Ukrayna ile yaptığı bu anlaşmayı tatbiki yüzünden ol­ muştur.» denilmiştir. -

CAFER SEYiTAHMET BEYiN TÜRKİYE'YE VARIŞI Bolşeviklerin Akmescit'i işgal ederek Kurultay üyelerini tutuklama· ları ve Hükumet Başkanı Çelebi Cihan'ı Sivastopol'a alıp götürmeleri, yağma ve talana başlamaları üzerine Harbiye Müdürü olan Cafer Seyit­ ahmet, kıyafetini değiştirip ve binbir tehlike atıatıp Ukrayna'dan Kaf­ kasya'ya geçiyor. Azerbaycan'ın merkezi Baku'ye uğrayarak Azerbaycan milli hükumet �rkanı ile görüşüyor. Binbir müşkülatla Batum !imanına geliyor. Oradan Trabzon'a çıkıyor. Nihayet, bir aya yakın bir zaman son­ ra, 20 Nisan 1918 tarihinde İstanbul'a vanyor. Rıhtımda <<Kınmlılar Cemiyeti Hayriyesi» üyeleri tarafından karşılanıyar (202) . Aynı gaı;etenin 23 Nisan 1918 tarihli nüsh�ında · başyazarı Cela1 Nuri beyin makalesinden aynen şu satırları (bugünkü Türkçeye çevirip) alıyoruz : «Birinci Dünya Savaşı'ndan olsa olsa iki, ikibuçuk ay evveldi, Paris caddelennde dolaşırken Darülfünunun (Üniversitesinin) kütüphanesine daldım. Orada, beylik masalardan birinin önüne oturmuş, kitabını okuyan bir öğrenci kim olduğumu anladığından yanıma geldi, Pürüssüz bir Os- . tnanlı türkçesiyle, kendisiyle görüşmeye başladık. Konuyu hala unut­ madım. <<Geçen gün, Kırım Hükumetinin Harbiye ve Hariciye nazırının şeh­ rimize geldiğini Çiğrendim. Bu zatın benimle görüşmek istediğini söyle­ diler. Pazar günü Perapalas'a gidip kendisiyle teşerrüf eltim. Kardeş hü­ kumetin dış ve savaş mukadderatının koruyucusu kim imiş biliyor mu­ sunuz? Karşıma - bu sefer - aydın öğrenci elbisesi ile değil, asker kı­ yafeti ile, kütüphanede rastladı.ğım Türk çıkmasın mı? Memnun oldum. -

200

-


<<Cafer Seyitahmet bey dostumuz, pek genç olmasına rn�mcn, y l l ltrHIIt fikirler sahibi, ira�eli, az zamanda çok tecrübe görmüş, Kuzey Ti.i rld U· ğ�nün varlığı ile iftihar edecek bir zattır.» dedikten sonra Kırım hakk� ndn şunları yazıyor : .

<<Kırım! Sözü · bize bütün tarihimizi olanca- büyüklüğü, felaketi ile hatırlatır. ürkapı berzahı ile Avrupa kıtasına hafifçe bağlanmış olan Kı· rım Yarımadası, bütün güzellik ve zenginlikleri ile, mahalli şekil ve ren­ gini korumuş ve sanki memleketimizin bir minyatürüdür. Orada ynşn­ yan kardeşlerimiz ile ırk, din ve hatta mezhep ve dil bakımlarından In· kar edilemeyecek tarihi birliğimiz vardır. Milliyetlerini, hürriyetleri n i Rus uyrukluğuna değişmeyen Kırımlılardan bir çoğu Rumeli'ye, burnyn, Anadolu'ya hicret ettiğinden memleketimizin her yerinde Kırım'dan kop­ muş birer parça vardır. Aramızdaki ilişki hiç bir vakit kesilmemiştlı·. Kırım ahalisinden üçte birinden biraz fazlası Türk ve Müslümandır. Köy topraklarının çoğu bunların ellerindedir. R�sların tasarruf ettikleri top­ raklar ise kinaziarın malikaneleri · olduğundan Kırım'daki mevkileri suni· dir. Ruslar orada müstevli durumdadırlar: Türklerin hakları zaman aşı­ mına uğrayacak haklardan değildir.» denilmiştir. Celal Nuri beyin bu yazıs.ının gerçekleri pek isabetli olarak yansıttı· ğı açıktır. Yazar, değerli makalesini şu cümlelerle bitiriyor : <<Ne yapmalıyız ki, şu ikinci Türkiye, şu olağanüstü Ada tekrar csu­ ret altına düşmesin. Osmanlı Hükumeti Kırım'ın mukadderatını unutn­ mayacağı gibi, siyaset ve askerlik açısından da bu memleketin gelecegin l hiç· bir vakit, asla, ihmal edemez. «Kırımlıların hürriyet ve istiklal hakları vardır. Buna itiraz etmek doğru olmaz. Millet ve Hükumetimiz bu hakkı tanıyor ve daima tanıya­ caktır.» demiştir.

KlRlM'LILARlN ÇAY ZİYAFETİ . Kırımlılar Cemiyeti Hayriyesi, Cafer Seyitahmet beye Beyoğlu'nda Galata Saraylılar Yu,rdu'nda 26 Nisan 1918 günü saat 17'de bir çay top­ lantısı düzenlemiştir. Bu toplantıya ayandan Müşir Osman Paşa, Merkez komutanı Cevat, Genel Karargah istihbarat Şubesi müdürü Seyfi, Dr. Rıza Tevfik, Celaleddin Arif, Dr. Akil Muhtar; Muslahaddin Adil, Ah· met Ağaoğlu, Hamdulla� S�phi, Celal Nuri gibi tanınmış kişilerden ba§· ka birçok Kırım'lı katılmıştır. Dr. Rıza Tevfik, Hamdullah Suphi, Cela] ' Nuri beyler samimi konuşmalar yapmışlardır. cafer Seyitahmet bey bu --!.. 201 -


konuşmalarn samimi duygular ve yüksek düşüncelerle dolu cevap veren bir konuşma yapmıştır (204) . İstanbul gazetelerinden bazıları Cafer Seyitahmet bey ile röportaj yaparak yayınlannşlardır. 3 Mayıs 1918 tarihli (Ati) gazetesinde kısaca şöyle yazılmıştır : <<Cafer Bey bilhassa Kırım ile Ukrayna arasındaki ilişkiler üzerinde durmuş, Ukrayna'nın Kınm'a karşı hiç bir suretle herhangi bir hak id­ dia etmesine imkan bulunmadığını, bunu kendisinin Brest-Litovsk mü­ zakereleri sırasında . ikrar ettiğini, Osmanlı ve müttefiklerinin devlet adamlannın da beyanları gereğince Müstakil Kırım Hükumeti Bolşevik­ ler karşısında mağlubiyete uğramakla siyasi mevkiini ve İstikialiyet hak� kım kayıb etmediğini, Kırım'ın mukadderatını tayin hakkının Kınmlıla� ra ait olduğunu söylemiştir.>> Cafer Seyitahmet bey, 21 Nisan . - 1918 günü Harbiye Nazın Enver Paşa ve Başvekil Talat Paşa ile görüşmüştür. Talat Paşa'ya «Kırım gençliğinin Brest-Litovsk'ta Trotski, Ukrayna murahhas heyeti, Alman heyeti reisi Hoffman Kırım konusunu konuştukları halde Osmanlı Dev� leti heyetinin müdafaa zımnında hiç bir söz söylememiş olmasını üzün­ tü ile karşıladığını» söylemiştir. Talat Paşa <<Bu tarihi hatayı ölmeden, herhalde, tamire çalışacağını ve Kırım'a borcunu ödeyeceğini» söyledikten sonra <<Kırım'daki milli hareketin birkaç aydın idealist. gencin işi olduğunu zannettiğini, bunun bütün Kırım Türkleri tarafından benimsenmiş bir milli hareket olarak sanmadığını» beyan ettiğini hatıratinda yazmıştır (205') . Cafer Seyitahmet bey, Kırım Hükfunetinin dışişleri bakanı olarak, 1918 yılının Eylül ayında Berlin'de Talat Paşa ile Kırım konusunu görüş­ mek üzere buluştuğunda, Talat Paşa'nın kendisine : <<Alman Genel Ka­ rargahının ve Hariciyesinin Ukraynalıların Kırım'a karşı tatbik ettikleri ticari blokusu kaldırmaya' karar verdiklerini ve Genel Barış Konferansına kadar Kırım'ın istikaline hiç: bir vecihle müdahale edilmeyeceğini kabul ettiklerini» müjdelediğini, bu başarının sağlanmasında Talat Paşa'nın amil olduğunu yazmıştır (206 ) . Alman ordusunun Kırım'a girdiğini, Bolşeviklerin dağıldığını, Alman ordusu komutanı general Foş'un Kırım Müslüman Parlamentosunun top­ lann:ıasına ve hükumet kurmasına izin verdiğini öğrenmiş olan Cafer Seyitahmet .Bey, 9 Mayıs 1918 günü Osmanlı Devleti'nin emrine tahs·i s ettiği bir geminin direğine Gökbayrak çektirerek ve Kırım'da hizmete ko� şan elli kadar Kırım'lı aydını da alarak Kırım'a dönmüştür. Türkiye'den Kırım'a gidenlerin büyük, kısmını İstanbul Üniversitesini bitirmiş veya burada tahsilde �ulunan genç öğretmenler teşkil etmişlerdir. Bunlar Balı-

- 202 - ·


çesaray Zincirli medresede, lise ve orta okullarda, ilk okull ı ı rdıı w nıtotılııft enstitülerinde ögretmenlik yapmışlardır, Birkaçı da idari işle rde b u l ıı ı ı · muşlar v e Parlamentoya üye· seçilmişlerdir. Böylece esaretten k u r t u l u n millet ve yurtlarına canla ve başla hizmet etmeye koşmuşlardır. B u n l a r ın bir kısmı Kırım'da yerleşmiş ve evlenmiştir. Kınm yeniden Rus eHirli­ ğine düşmemiş ve hür ve müstakil yaşamaya devam etmiş olsaydı d i j:tcr ülkelerde yaşayan Kirım'lıların da vataniarına gidip hizmet edecekleri şüphesizdi. Böyle bir günün tekrar doğuşunda ayp.ı hareketin tered<Hi tı;U:�, yapılacağı muhakkaktır.

ALMAN ORDUSUNUN KIRIM'I İŞGALİ Alman orduları, Kırım'ı işgal etmiş olan Bolşeviklerle Pere kop (Ot·· kapı) da önemsiz birkaç çatışmadan sonra 24 Nisan 1918 . tarihi n de lnı ı·n· dan Kırım'a girdiler. Dağlarda gizlenmiş Tatar askerleri ve gö n i.i l l i.i le l ' l bunu öğrenince hızla kasaba ve köylere indiler; buralarda saklıı ı ı ı n ı � olan Bolşevikleri Almanlardan evvel temizlediler. Hatta süvariler Akyn­ ra bile daldılar ve Almanları orada karşıladılar. Alman ordu komutanı ge­ neral Foch bunun manasını anlamış ve takdir etmişti. Ukrayna Hatmanı Skoiopadsky, 19 Nisan 1918 tarihinde Ataman Meşnikovu Sivastopol kalesinin ve Karadeniz donanmasının atarnam (ko· mutanı ) tayin etmişti. Şimdi de 200 kadar Ukrayna süvarisini Almanlar· l a birikte ürkapıdan Kırıni'a sokuyordu. Maksadı Almariya ile anlaşı p Kırım Yarımadası'nı Ukrayna'ya katmak ve O'nu sömürmekti. Bu tııım · rısını Almanlara verece.ği buğday ve tarım ürünleri karşılığında gerçı!l<· l eştireceğini tasarlıyordu. Kırım Türk - Tatar'larının bu tasavvura şld· detle karşı çıkacaklarını · ve Türkiye'nin bu hususta Kırım'ı destekl<'yc· teğini aklına getirmiyordu. İstanbul'daki Alman sefiri Kont Brensdoİ'f Kırım'daki gerçek ve son d u rumu İstanbul'da bulunan Cafer Seyitahmet beyden öğrenmiş bulun u ­ yordu. Bolşevik çetelerin Kırım'daki ahaliye ve bilhassa Türk - Tatariara yaptıkları kötü muameleleri ve işkenceleri İstanbul basınının nasıl tepki ile karşıladığını ve şiddetle tenkid ettiğini yakinen müşahade ve tesbit etmiş· ti. Bunun manasını da çok iyi kavramıştı. Kont Brensdorfun bu durumu ve basının tepkisini Berlin'e bild i rmc­ m i ş olması varid olamazdı. Bunun raporlarınİ te'yid eden Kırım'daki ge­ neral Foch'un Genel Karargahına gönderdiğine şüphe edilmeyen raporla· n s;ıyesine ve sonunda Ukrayna Hatmanı Skoropadsky Kırım'daki süvn· r i l c r i n i geri çekmek zorunda kalmıştı. Sivastapal'daki Rus Karadeniz donanınası da mürettebatı ve askerlerı çalışamaz hale getirilmiş bulunuyordu.

l n r: ı rı ndan

-' 203 -


«TATAR PARLAMENTO KALEMİ» 8 Mayıs 1918 tarihinde Akmescit'te Garnizon gazinosunda · toplanan Tatar Parlamentosu üyeleri, acele yapılması gerekli işler hususunda mü­ zakere ederek bir milli hükümetin kurulmasına kadar (İcra Kuvveti) ni oluşturmak üzere bir Parlamento Kalemi meydana getirdiler. Kalemin Başkanlığına Abdülhakim Hilmi'yi ve üyeliklerine Kefe, Yalta, Bahçesa­ ray ve Akmescit milletvekillerfnden birer üye seçtiler. Parlamento Kalemi aşağıdaki maddeleri kapsayan bir bildiri ya�ınla­ mıştır : 1 - Kırım'ı geçici bir zaman için işgal etmiş olan Bolşeviklerin oluş­ turduğu Komiserlik idaresinde Müslüman işlerini yürütmek için meyda­ na getirdiği ve İsmail Kerimcan'ın başkanlığı altına verdiği komiserlik ortadan kaldırılmıştır.

2 - 27 Ocak 1918'den 26 Nisan 1918'e kadar Kırım hükumeti adına yapılmış olan işlerin sorumluluğunu Parlamento ,Kalemi kabul etmedi­ ğini beyan eder. 3 - Acele işlerin konuşulup karara ba.ğlanması için Parlamentö üyeleri toplantıya davet edilmiştir.

4

-

olunur.

Parlamento üyelerinin Parlamento Kalemine başvurmaları rica

5 - Parlamento üyelerinin masuniyetleri Anayasa ile sağlanıruş ol­ duğundan gerek Parlamento ve gerek üyeleri aleyhinde yapılacak her çeşit kışkırtma ve saldırıları işleyeceklerin Alman askeri kuvvetlerince tutuklanaçağı ve cezalandırılacağı açıklanır.

6 Alman işgal kuvveti ile varılan anlaşmaya göre, Kırım Süvari Alayına ait at, eşya vs. yi ellerinde bulunduran kişilerin bunları 15 Mayıs 1918 tarihine kadar Kırım Genel Kurmaylığına teslim etmeleri, aksine hareket edenlerin cezalandıtılacakları bildirilir. -

PARLAMENTONUN TOPLANMASI 18 Mayıs 1918 tarihinde toplanan Parlamento aşağıdaki kararları alıp bir bildiri ile yayınlamıştır; 1 - Kırım Müslüman Parlamentosu kendisini muvakkat (geçici) ola­ rak Kırım Parlamentosu ilan eder. Bütü11: memlekete ait ve şamil bir hü­ kümetin kurulmasını ve parlamentonun toplanmasını ·üstlenir.

2 - Müslüman Parlamentosu, Kırım Parlamentosu tbplanıncaya ka­ dar yalnız Müslümanlara ait işleri görecektir. -

204

-


3 - Kırım Kurucu Meclisi'nin toplanmasına karar veın1ck h uııutı ı ı ı ı ı ı Kırım Parlamentosuna bırakır. Kırım Hükumeti, nüfusu, sosyal ve ekonomik durumları bakı m­ larından önemleri olan milletierin (toplumların:) temsilcilerinden kurulu­ 'caktır.

4

-

5 - Hükumet başk�nı Müslüman Parlamentosu tarafından seçilcccl<; Hüklimet başkan tarafından, güven: oyu alabilecek kişilerden teşkil ed i· lecektir. ·

6 -:- Hükumet, Kırım Parlamentosu toplanıncaya kadar, Müsli.iınıın Parlamentosuna karşı sorumlu olacaktır.

7

-

Hükümetin resmi dili Tatarca ve Rusçadır.

-

Hükumet Kabinesi bir Başbakan ile sekiz bakandan oluşacaktır.

8 __:_ Toplanacak Ölan Kırım Kurucu Meclisi tarafından kesin ku ı·m• verilineeye kadar Kırım'ın resmi bayrağı Gökbayrak olacaktır. 9

Bakanlıklar : 1) İçişleri; 2) Dışişleri; 3) Milli Savunma; 4) Ulu· şım ve PTT; 5) Milli Eğitim; 6) Ticaret, Tarım ve Sanayi; 7) Maliye; 8) Adliye.

10

-

KlRlM HÜKÜMETİNİN TEŞKİLİ TEŞEBBÜSÜ Müslüman Parlamentosu tarafından, Hükumeti kurmak üzere, Baş· , bakanlığa Cafer Seyitahmet seçilmiş ve kendisine aşağıdaki tezkere ilc bildirilmiştir : Muhterem Cafer Seyitahmet Efendi, Memleketin siyasi, idari 'Ve iktisadi hususlarda şiddetli sarsıntıl ara uğradığı bir zamanda muvakkat Kınm Parlamentosu sizi Hükumeti kur­ mak üzere birinci Kırım Başbakanlığına tayin etmiştir. '

.

Bir sene inkilab ve üç ay Bolşevik anarşisine uğramış bulunan Kırım'daki milletierin size güven göstereceğini bilerek, Kınm'daki bütün toplumlarin desteğini kazanmış olan Müslüman Parlamentosu, sizin siyn· si tecrübeniz sayesinde, memleketi siyasi, idari ve iktisadi bunalımdun çıka:racağınıza güveni olduğunu beyan eder.

18 Mayıs 1918, Akmescit Müslüman Parlamentosu Başkanlık Divanı : Abdilihakim Hilmi ve Hasan Sabri Ayvaz. Katipler : S . . Tarakçı ve A. Badaninski. . Cafer Seyitahmet Bey, Başbakan seçildikten sonra,

- 205 -

siyasi

durum


hakkında, bi rbuçuk saat süren bir konuşma yaparak ı 783 Rus is tilası ile

ı9ı 7 Kırım'ı n kurtuluşu konuları üzerinde durmuş ve :

«Tarihte gömülmüş sanılan Kırım yeniden dirilmiştir. Kırım Müslü­ manlarının haklarına artık mezar taşı dikilemeyecektir.>>

<<Hükumeti kurmak Parlamento'nun Hükumet teşkili hususunda : · hakkıdır. Bu hakkını kullanmadığı takdirde, Kırım'ın mukadderatı, ı 783' de olduğu gibi, sorumsuz grühün elinde kalacaktır. Buna engel olmak Kırım gençliğinin vazifesidir. Gençlik, Kırım'ın siyasi yolunu görmüş-. tür.» demiş ve bu tutumun Almanya'ya karşı bir tehlike teşkil edip etmeyeceğini sorarak şu cevabı vermiştir : <<Hayır, etmeyecektir. Çünkü, Alman milletinin temsilcisi olan Rayhstag milletierin kendi mukadderat­ larım kendilerinin tayin etmesini kabul etmiştir. Kırım, maddi imkansız­ lık yüzünden, Brest-Litovsk müzakerelerine murahhas gönderemedi; ama, Kurultay Anayasası milletimizin kendi mukadderatını kendisinin tayin esasını kabul .etti. Türkiye Devlet adamları da bunu kabul ettikleri gibi, Almanya'nın İstanbul'daki sefiri de Almanya'nın Kırım'ın istikalini ta­ nıdığını, Alman ordusunun Kırım'a asayiş sağlamak maksadiyle gelip Ku­ rultayın çalışmalarına yardımcı olacağını beyan etti. «Almanya'nın Kırım'daki komutanı general Foş da Kırım'ın dış ve iç siyasetlerinin selametle yürütülmesine yardım edeceğini vaad ve be­ yim etti.» «Kırım'daki diğer milletlerden memnun olmayacaklar var mı?>> so­ rusuna şu cevabı vermiştir : «Kırım Müslümanları, Kırım'ın istiklali ile diğer milletierin haklarını çiğnemek istemiyorlar ve istemezler. Şu halde korkmalarına hiç de mahal yoktur.» Cafer Seyitahmet : «Kdrım istiklalinin ilanı siyasi bir hata mıdır?» sorusuna, beş ay ka,dar önce Kiyev'ten geldiği zaman Kırım Müslümanları İcra Komitesi'nin sözlerini hatırlatarak : <<Almanya, Doğuda kendisi için Rus tehlikesi görüyordu, Rusya O'nun için Doğu ticaretinde bir rakib idi. Almanya, Doğudaki meselelerin siyasi ve iktisadi açılardan menfaatlerine uygun bir surette halli için birçok kurban verdi. Rusya'da yaşayan mil­ letierin alacakları durumu düşündü. Bunun sonuçlarını bugün götüyoruz. Eğer Rusya tekrar canlanarak bugün istiklallerini kazanmış bulunan mil­ letleri ezebilecekse Almanya'nın bu kadar gayreti boşa gitmiş olacaktır. Tarihin cereyanı durumu böyle gösteriyor. Bunu değiştirmek kaabil de­ ğildir.» şeklinde konuşmuştur (207) . · Bu sırada Kınm'da yaşayan Nemseler (Almanlar) Büten köyünde bir toplantı yapmışlar; Alman hakimiyetinin Kırım'a teşinil edilm'esini, yahut kendilerinin Almanya'ya götürülmelerini istemişlerdir. Kırım'da 25 bin kadar Alman'ın yaşaması bakımından ilk istekleri nazarı dikkate alınmamıştır.

- 206 -


RUS KADET FlRKASlNIN KARAlU Kırım Parlamentosu . ve kuracağı Kırım Hükumeti hakkında müzu· kere yapmak üzere Rus Kadet Partisi 31 Mayıs 1918 tarihinde Yaltu şehrinde bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıya hükumeti kurmalda yetk i l i kişi olarak Cafer Seyitahmet bey d e katılmış v e bir konuşma yapmı ştı ı·. Konuşmasında özetle : «Kırım'ın Kırımlılara ait olduğunu, mem leke t mıi· kadderatının bütün vatandaşlar tarafından tayin edilmesi gerektiğini» ııily· !emiş ve bu sebeple kabİneye bütün partilerin katılmasmı istemişti r. Toplantıda hazır bulunan Rusya'nın sabık hariciye nazırı Saw ııov, eski Rusya'nın unutulmasını, Kırım idaresinin Kırımlılar tarafından ü l u alınıp bütün toplumların çoğunlukta bulunan Tatarlar ile işbirl iiti yn p· malarını tavsiye etmiştir. Müzakereler sonunda kesin bir karara vım l n · mamış, kesin karar verilmesi Akmescit'te toplanacak Partinin gc t ıl' l kongresine bırakılmıştır. Haziranın ilk günlerinde Akmescit'te genel Kongresini yapan Huıı Kadet Fırkası :

1

-

Kırım'da Kurucu Meclis için genel seçimler yapılmasına;

2 - Kırım Hükümetinin kurulması hususunda Müslüman Parlamcn · tosuı:'ı.un karar verme yetkisi bulunmamasına; 3 - Kınm Hükumetinin genel seçimlerden sonra teşekkül edecek Kurucu Meclis tarafından tayin edilecek yetkili kişi tarafından teşk ili nc ; 4 - Cafer Seyitahmet'in başbakan sıfatını haiz olmamasına ve K ı ­ rım Hükumetini kuramamasına; 5 - Genel seçimlerin sonuna kadar bir geçici bükilmetin Zemstuvıı (Rus İdari Kuruluşları) murahhasları ile birlikte teşkili gerektiğine karııı· vermiştir.. Kongre, aldığı bu kararını üç kişilik bir heyeti ile Müslüman Parlu­ mentosuna göndermiştir. Kırım Parlamentosu Rus Kadet Partisinin bu kararını olumsuz kar­ şılamış; şiddetli konuşmalada protesto etmiştir. Milletvekili Ahmet Şlik· rü şöyle konuşmuştur : ·

«Müslümanların Kırım'da müstakil bir hükumet kurmaya haklıırı vardır. Diğer milletleri işbirliğine çağırmaları iyi niyetlerinin bir del i · li dir. Kadetlerin bunu başka türlü anlamaları .hatalıdır. Artık K ı r.ım Müslümanlarının kendi haklqrını kuvvetle tanıtmaları _icab etmektqd i r • demiştir. . Kırım Parlame-ntosunun ertesi günkü toplantısında kürsüye çıknn

- 207 -


Sosyalist Partisi başkanı Selim Mehmetov; <<Partisinin ve kendisinin bir tek toplumun diğerlerine hakim olmasına karşı çıktığını, Kırım'daki bü­ tün milletierin kabinede temsilci bulundurması gerektiğini, oysa kadet­ lerin bu prensibi kabul etmeye . yanaşmadıklarını, artık Müslümanların diğer toplumlar ile işbirliği yapmalarını istediğini ve .. Kırım için başka yol kalmadığını» söylemiştir. ' Kadet Partisinin Müslüman Fraksiyonu (bölümü) başkanı Nakizade . Ahmet Mirza söz alarak : «Müslüman kadetlerin, Kadet Partisinin kong­ resinde alınan kararları desteklediklerini» beyan ·etmiştir. Meydana Ç1kan bu görüş ayrılığının Kırım'da huzur ve sükunun mu­ hafazasını güçleştireceğini, milletler arasındaki işbirliğini e�gelleyeceğini düşünen Cafer Seyitahmet yüklendiği görevinden istifa etmiş; Parlamen­ to da kabul etmiştir.

GENERAL SÜLEYMAN SÜLKEVİÇ HÜKÜMETi Birinci Müslüman Kolordosu komutanı ve aslen Polonya Müslüman Tatar'ı olan general Süleyman Sülkeviç 4 Haziran 1918 tarihinde Kınm'a gelmiş bulunuyordu. Birkaç gün sonra Parlamento Başkanlık Divanı üye­ lerini ve Alman ordu komutanı general Foş'u ziyaret etti. Siyasi görüş­ meler yaptı. General Süleyman Sülkeviç doğruluk ve dürüstlüğü ve ta­ rafsızlığı ile tanınmış hatırı sayılan _ bir kişi idi. General Foş'un tasvibi ve Müslüman Parlamentosunun kararı ile Süleyman Sülkeviç Kırım Hükumetini kurmakla yetkili kılındı . General Süleyman Sülkeviç Başbakan olarak, Milli Savunma ve İç­ işleri Bakanlıklarını da üzerine aldı v� Hükumetini kurdu. Dışişleri Bakanlığına Cafer Seyitahmet'i, İçişleri Bakan Müsteşarlığına Seyitcelil Hattatı, Milli Eğitim Bakanlığına Litvanya Müslüman Tatarı ve sabık Senato üyesi A?met Ahmatoviç, Sağlıkişleri Genel Müdürlüğüne Cafer Rüstem �ekofu getirdi (203) . Başbakan Süleyman Sülkeviç, bütün dairelere ve müdürlüklere gön­ derdiği özel resmi yazısında Ukrayna Hükumeti ile hiç bir şekilde ilişki ve bağlantı kurulmamasını ve her hususta Başbakanlık ile temas edil­ mesini ve bundan talimat alınmasını sıkı surette bildirdi (208) . General Süleyman Sülkeviç Hükumeti, sıkı disiplini ve ·otoritesi yü­ zünden diktatör bir idare sayılmak ve böyle yorumlanmak istenildi. Bu­ nun Alman ordusuna dayanılarak yapıldığı ileri sürüldü. O hengamede bunun tabii görülmesi icab ediyordu. Başka türlü sükun ve huzuriın korunması çok güçtü, hatta mümkün değildt

- 208 -


1918 YILINDA ALMAN'LARlN ŞARK SİYASiiil'l Brest Litovsk'tan Birinci Dünya Savaşı'nın Sonuna Kadar •

WİNFRİED BAUMGARD adında genç bir doktora öğrencisinin ta­ rih tezi olarak yukardaki başlık aitında yazdığı· kitaptan Almanların Kırım üzerinde çeşitli ve kararsız görüş ve tasavvurlara sahip oldukları . anlu· şılmaktadır. Bu genç öğrencinin birçok vesikaya dayanarak yazdığına göre : (<Alınanların Doğuya ait siyasetleri gibi, Kınm üzerinde diişünil p tasarladıklan siyasetleri de, kararsızlık içinde idi. Brest Litovsk aıılu�· ması, Almanların Kırımı işgal etmesini kapsamıyordu. Askeri komutun· lık kenui başına hareket ediyor, hükfunetini oldu - bitti karşısında bırıı· kıyordu; ·

<<General Ludendorf Irak ve ' Filistin'in muhtemel kaybını karşıla· mak için, ilerde Türkiye'ye bırakmak üzere, Kırım\ şimdilik, elde tut· mayı düşünüyordu. Daha sonra, fikrini değiştirip; Kırım'da <<Alman si· lahlarının himayesinde müstakil bir Tatar Cumhuriyeti» kurulmasını düşündü. Alman Hükumeti ise bu planlara itiraz ediyordu. Bir taraftan Türkiye'nin Karadeniz'de fazla kuvvetlenmesinden, diğer taraftan Arap memleketlerini kaybetmeye razı olabilecek İngiltere ile Türkiye ara· sında bir anlaşma yapması imkanından Çekinerek Kınm'ı Ukrayna'ya vermeyi düşünüyordu. Çünkü Kırım'ın müstakil bir devlet olmasının Ukraynalllarda Almanya'ya karşı güvensizlik doğurmasından ve onların , Rusya ile anlaşmaya yanaşmasından korkuyordu. Bunun da Türkiye yönünden Almanya'ya güçlükler çıkarılacağından çekiniyordu. ·

<<Askeri kademeler arasında da görüş birliği yoktu. General Hoff­ man, Kırım hakkında, Almanya'nın gelecekteki Riviyerası (Deutche Ri· ' viera) diye konuşuyordu. <<Alman kolonistleriİıin temsilcisi olan rahip . WİNKLER ise Besa­ rabya ve Kerson bölgelerini, Volin, Volga ve Kafkasya Alman kolonile­ rini, Kırım ve kuzey Tavrida'yi sınırları içersine alacak bir çeşit devlet ucubesi meydana getirilmesini teşvik ve telkin ediyordu. General Lu­ dendorf bu fikre meyl etmiş, bu bölgelerden derhal asker alınm�sını, ııskerlik hizmetine karşı olan Menonit'lerin bu· bölgelere bırakılmama· sını istemiştir. Alman Hükumeti, bu tasavvurun hem Türkiye'de hem de Ukrayna'da kuşku uyandıracağını ileri sürüp buna karşı çıkmıştır. ·

«Almanya Dışişleri Bakanı Kühlmanİı ise Kırım'da mÜstakii bir devlet kurup bunu ne Ukrayna'ya, ne de Rusya'ya bırakmayarak iler� deki diplomatik oyunlar için elde yedek tutmak düşüncesinde olmuştur. - 209 -


«Aınirallik ise «İttifak Politikası» yardımı ile Karadeniz'de Alman nüfuzunu sağlamak, Kafkasya ve Hazer denizi vasıtasiyle Asya'ya bir köprü kurmak fikrini taşıyordu. Bu maksadına yardımcı vasıta olarak da <<Alman muhtevalı Ukrayna Donanması» hizmet edecekti . <<Alman askeri makamları, 1918 Haziranında Kırım'da General Sü­ leyman Sülkeviç Hükumetinin kurulmasına razı oldular. Bu devrede Berlin'de Almanlar ile Bolşevikler arasında müzakereler sürdürüldüğün­ den, Alman Hükumeti General Ludendorf'tan Bolşeviklere karşı müsa­ mahalı davrahmasını istemiştir. Bunun üzerine Ludendorf Kınm'daki ordu komutanına gönderdiği talimatta, Kırım'ın durumu devletler hu­ kuku açısından henüz kesinlik kazanmadığı için, general Süleyman Sül­ keviç Hükumetinin Ukrayna ile dostane ilişkiler kurup devam ettirme­ sini tavsiye etmiştir. <<General Ludendorf, Alman Dışişleri Bakanlığına s'ormadan, Süley­ man Sülkeviç Hükumeti murahhas heyetinin 1918'de Berlin'i ziyaretine müsaade etmiştir. «Kırım murahhas heyetinin Berlin'den mali yardım talebi reddedil­ miş, doğrudan doğruya ·Ukrayna ile anlaşmaları tavsiye edilmiştir. «Alman komutanlığının baskısı ile Süleyman Sülkeviç kabinesi ye­ nilenmiş ve Kırım ile, Ukrayna arasında 5 Ekim 1918. tarihinde görüşme­ lere başlanmış ise de Almanya'nın savaşı kaybetmesi ile müzakereler sona ermiştir.» (232)

TÜRKiYE İLE ALMANYA ARASINDA KAFKASLAR'DAKİ GERGINLİKLER «Rusya'nın harpten çekilmesinden ve Rus Kafkas ordusunun ken­ diliğinden dağılmasından sonra Kafkaslar'daki Türk ve Alman çıkarları · birbiri ile çatıştı. Türkl�r, Kafkasya'yı kendi çıkar alanları olarak gör� düklerinden Almanların Kafkasya'da ilerlemelerine açıkça karşı çıktılar. Kafkaslar'da birkaç bağımsız cumhuriyet kurulunca Türk hükumeti he­ men bunlarla barış görüşmelerine başladı. Türk hül.d�metinin ilk açık hedefi, Tiflis - Bakü demir yolunu ve Bakü'deki dev petrol depolarını ele geçirmekti. Gelecekte, Orta Asya'nın içlerine kadar uzanan büyük bir Türk. ,. İslam Devletinin kurulması tasarlanıyordu. Bu planların gereği olarak Türklerin bölgeyi tek başlarına yöneltmek ve ham maddeleri Almanya'ya bedeli karşılığında satmak için Alman ' etkisini Kafkaslara sokmak istemedikleri açıkça görülüyordu. Almanlar derhal tepki gös­ terdiler; bir Alman tümenini Kırım'dan Kafkaslara naklettiler. Alman demir yolu birlikleri Bakü demir yolunu çalıştırdı ve Türkiye'den ana-

- 210 -


yurda dönmüş olan Kress von Kressenstein yetkili tcm:;ilci olu ı·ıtlt ıttıt ıı· dı.» denildikten sonra Türkler ile Almanlar arasında bazı çatı�ın ıtlm meydana geldiği, Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa'nın Türk Ba�komu­ tanlık karargahında Alman aleyhtarı bir hava yarattığı yazılmıştır. Du durumun çıkmasına Türklerin ekonomik düşüncelerinden çok ideoloj ik düşüncelerinin sebep olduğu belirtilmiş ve bunun baş temsilcisinin Enver Paşa olduğu açıklarumştır : «Pek sevdiği Turan rü'yasının yakında ger­ çekleşeceğine inanıyordu. Bu konuda Almanya'nın desteğini de he1iubn katabileceğini sanıyordu. O'na bu umudu veren nedenlerin birincisi, bu ideolojiyi tutan pekçok yayından bir kısmının Alman kalemlerinden çı k· mış olması idi.>> denilmiştir (233) .

KlRlM MÜSLÜMAN PARLAMENTOSUNUN İLK TEMSİLCİLEitl Kırım Müslümanları Parlamentosu üyesi Bekir Sıtkı Odabaş Kırım' ilk temsilcisi olarak 1918 Nisan başlarında Ode�a'dan İstanbul'a git­ miştir. Bekir Sıtkı Odabaş 3 Mayıs 1918 günü İstanbul'daki Türk Ocaı!ı salonunda Rusya Müslümanları konusunda ve çalışmaları hakkında bir konferans vermiştir. Konferanscı, konuyu ve çalışmaları üç devreye ayırmıştır :

m

Birinci devre 1905 yılından evvelki devre olup Müslümanlar bu devrede dini idarenin etkisi . ve baskısı altında yaşamışlar, Çarlık zulüm ve yasakları ile gereği gibi gelişip kalkınma imkanı bulamamışlardır. İkinci devre, 1905'den 1912'ye kadar sürmüş olup bu müddet içinde Müslüman gençleri uyanmaya, teşkilatlanmaya ve harekete hazırlanmayn başlamışlardır. Bütün kabile ve boyların aydınları aynı milletin, Türl< milletinin, birer parçaları olduklarını kavramışlar ve kabul etmişlerdir. Gazeteleriyle, dergileriyle millete .bu fikri aşılamaya ve Türkçülük ideuli vermeye yönelmişlerdir. Üçüncü devrede, ki 1917'de başlayıp hızla gelişmiştir, genç milliyet­ çiler harekete geçmişler, milletin destek ve yardımı ile emellerinde muvaffak olarak bütün Türk illerinde hür ve müstakil Cumhuriyetlerini kurmuşlardır. Bekir Sıtkı Odabaşı, Kırım'da kurulan Kurultay ve milli Cumhuri­ yet ve Bolşevikler ile vuku bulan savaş hakkında bilgi vererek konfc· nmsını bitirmiştir (210) . Bekir Sıtkı Odabaş İstanbul'a giderken, Köstence'ye uğrayıp oradaki Kırım asıllı eşraf ve bilhassa şair, yazar ve öğretmen Mehmet Niyazi i l e görüşmüştür. Yakup Kemal ve Hüseyin Badaninski 16 Haziran 1918 tarihinde l�tunbul'a gelmişlerdir. - 211 -


Kırım murahhasları evvela Osmanlı Devlet ricalini ziyaret ederek görüşmeler yaptıktan sonra Alman, Avusturya - Macaristan, Bulgaristan devletlerinin İstanbul'daki sefirlerini ziyaret etmişler ve bunlarla ko­ nuşmuşlardır. Gerek Osmanlı Devlet adamları ve gerek müttefik . devletlerin İstan­ bul'daki sefirleri Kırım'da kurulmuş olan hükumetten memnuniyet duy­ duklarını ve hükumetleri nezdinde resmen tanılması için tavassut ve yardımda bulunacaklarını vaad ve beyan etmişlerdir. Kırım murahhasları ile İstanbul gazeteleri de röportajlar düzenle­ mişler, yönelttikleri soruların cevaplarını gazetelerinde uzun uzun ya­ yınlamışlardır (2U) .

KlRlM

ve

UKRAYNA

191 7'nin Ekim ayında Ukrayna'nın merkezi Kiyev şehrinde toplanan Kongreye Kırım . Türk - Tatar heyeti de katılmıştı. Kongre Rusya'nın mahalli Federasyon esası üzerine Cumhuriyet olması fikrini kabul et­ mişti. Buna oy verenler ar�sında Kırım heyeti de vardı. Kırım Heyeti Rada bürosunda Kırım Yarımadası'nı Kefe'den Gözleve'ye çekilen bir çizgi ile ikiye ayıran bir harita gördü. Çizginin kuzeyinde kalan kısmı Ukrayna rengi ile boyanmış, yani Ukrayna'ya katılmıştı. Kırım'a dönen heyet bu müşahedesini Kırım Müslümanları İcra Komitesine bildirdi. Komite durumu Ukrayna nez'dinde şiddetle protesto etmişti. Ukrayna milli lideri ve savaş işleri komiseri Petliura, bunun üzeri- . ne, 19 Ekim 1917 tarihinde yayınladığı bir bildiride Kırım Yarımadası' nın tamamının Kırımlılara ait olduğunu kabul ve ilfm etmişti. Tarih boyunca Kırım'ın Ukrayna'ya tabi ve bağımlı olduğu hiç bir zaman· görülmemiştir. · Ama Ukrayna'nın güney 'bölgesi Kırım Hanlığı' nın sınırları içinde asırlarca kalmıştır. Kırım Hanlığı Ukrayna'yı Rusya' ya . ve Polonya'ya karşı savunmuştur; korumuştur. Rus Çarlığı, Kırım Hanlığını ilhak ettikten sonra güney Ukrayna bozkırında yaşayan Türk Tatarları ve Türk - Nogayları insafsızca vatanından söküp hicrete zorla­ mamış olsaydı orası hala onların yurdu olurdu, ve orada Ukrainler yer­ leşip çoğalamazlardı.

UKRAYNA'NIN NOTASI, KlRlM'IN CEVABI Ukrayna Cumhuriyet Hükumeti Dışişleri Bakanı Duraşenko, l l .Ha­ ziran· 1 918 tarihinde Kiyev'teki Alman sefiri Mumsuratestein'e Kırım hakkında bir nota vermiştir. Ukrayna Hükumeti bu notasında Kırım'ın mutlaka Ukrayna'ya koşulması gerektiğini iddia etmiştir. Ukrayna nota­ 'sında özetle şu iddialara yer verilmiştir. - 212 -


ı _.:.._ Kınm Yarımadası, siyasi, iktisadi ve etnik açılardan Ukrnynn' ya bağlıdır. Kınm Ukrayna'ya koşulmazsa Ukrayna tabii gelişmesi ni sağlayamaz. ' 2 Milli Ukrayna Cumhuriyeti, Üçüncu Esas Layihasında (3. Üni� versal Act) ında Kırım'ı ilhak etmemiş ise de strateji ve iktisadi bakım­ lardan bu lüzumu unutmuş değildir. -

3 Ukrayna askerleri Alman askerleri ile birlikte Kırım'ı i11f�HI harekatına katılmış olduklarından ilhak işi kendiliğinden oluşmuş sayılır. -

Kınm ahalisinin çoğunluğu Kınm'ın Ukrayna'ya koşulması ge­ rektiğine inanmış bulunmaktadır. 4

-

Kırım Cumhuriyet Hükumeti, Ukrayna notasındaki bu id�ial �rıı �u cevabı . vermiştir : Kınm'ın Ukrayna ile iktisadi ilişkileri vardır. Fakat, siyasi ve ı etnografik açılardan zerre kadar bağlantısı yoktur. Ukrayna'nın tabii ge· lişmesi için Kınm'ın kurban edilmesi asla kabul edilemez . . -

2

-

Kırım'ın Ukrayna sınırları içine alınmadığı inkar olunmaktadır.

a) Ukrayna Radası 1917 Ekim ayında Kınm Müslümanlan İcra Mer· kez Komitesi'ne, mura:hhasları Cafer Seyitahmet ve Ahmet ö'zenbnşlı aracılığıyle, Kırım'dan toprak isteği bulunmadığını yazılı olarak bildir-

1

�� · b) Kırım Tatar Kurultayı müstakil bir Cumhuriyet teşkil ve ilfı n ettiğini Aralık 19ı7'de Ukrayna Rada'sına bildirmiş ve Rada buna itl• raz etmemiştir. c) Almanya Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Von D. Buşe Ukrnynn Cumhuriyeti'nin sınırlarını belirleme hususunda yaptığı açıklamada Tav­ rida Eyaletini bu sınırın içinde sayarken Kırım Yanmadası'nın bun un dışında kaldığını bilhassa kaydetmiştir. d) Ukrayna Dışişleri Bakanı Lubinski 1918 Nisanında bütün Rus· ya Müslümanlan Harp Şıirası üyeleri Osman Tokumbetof ve Yusu f Muzafferof ile yaptığı resmi görüşmelerinde Kırım'dan toprak isteği bu­ lunmadığını ; çünkü bu hususun Birinci ve Üçüncü. Üniversal Act'lardn, Brest - Litovsk antiaşmasında Kırım'ın Ukrayna'dan ayrı olduğunun ya.: zılınış bulunduğunu beyan etmiştir. 3 Kırım Bolşeviklerden temizlendikten sonra, Alman işgal ordu· su komutanı general Foş, Akmescit Belediye Başkanına Kırım'ın yalnız Alman ordusu tarafından işgal edilmiş olduğunu, Ukrayna'nın bu işle hiç �ir ilgisi bulunmadığını resmen beyan etmiş ve Alman ordusu ile bir m iktar (200 kada�) Ukraynalı askerin Kın.m 'a girdikten son.ra d�rh nl :ı ı lah larının alınıp sınır dışı edildiklerini bildirmiştir. -

- 2ı3 -

'


Kırım ahalisinden çoğunun Ukrayna'ya koşulmak istediği id­ 4 diasını kesinlikle reddederiz : -

a) Kırım Müslümanları Merkez İcra Komitesi, belli ve kesin ta.; limat ile Kiyev'e murahhas heyetleri göndermiştir. b) Kırım Alman ordusu tarafından işgal edildiği sırada Ukrayna' nın Merşnikov'u Kırım'ın Sivastopol limanında bulunan Karadeniz filo­ su Atamanı tayin etmiş olmasını Odesa'da bulunan Kırım ve bütün Rus­ ya Müslümanları teşkilatları bu tayin ve müdahaleyi UKrayna . ve Müt­ tefik Devletler nezdinde 1918'in Nisanında protesto etmişlerdir. c)

Kırım ile Ukrayna arasında eski bir ilişki yoktur.

d) Ukrayna'nın Kırım'ı ilhak iddiasında bulunması, özellikle ken­ disinin teşekki..i.lüne sebep ve dayanak olan 3 Mart 1918'de imzalanan Brest - Litovsk Antlaşmasına aykırıdır (212) . UKrayna'nın Kınm'ı ilhak ederek yüzbinlerce Türk - Tatar'ı bir fe­ derasyon şeklinde dahi idaresi altında yaşatması ne ırk, ne din, ne mil­ liyet ve ne de insan hakları açılarından mümkün değildir1 Bu, millet]erin kendi mukadderatlarını kendilerinin tayin haklan prensibine aykın ol­ duğu gibi tarihi gerçekiere de terstir. Gerçekten, tarihte Kırım'ın Ukray­ na'ya tabi olduğu hiç görülmemiştir. Ama, Kırım Hanlığı UKrayna'yı sa­ vunan, · O'nun varlığını ve devamını korumasına yardım eden bir Devlet olmuştur. Hatta UKrayna'nın güney bozkın Kırım Hanlığ'ı'nın sınırları içinde idi. Bu topraklarda Türk Nogaylar yaşıyorlardı ve Kırım Hanlı ­ ğına bağlı idiler. UKraynalılar buraya ancak Rus Çarlığı'nın burasını istila ve ilhak edişinden ve Nogayları oradan göçmeye zorlamasından sonra gelip yerleşmişlerdir. Kinm'ı UKrayna'ya bağlamak, yüzbinlerce hatta milyonlarca Kırım Türk - Tatarının mukadderatını O'nun eline ve ihtiyarına bırakmak de­ mektir. Kırım, tarım, orman ürünleri ve maden zenginlikleri ile, sanayii ye ticareti ile, teknik ve medeni müesseseleri ile pekala kendi başına yaşa­ yabilecek kudrette olan bir memlekettir. Bunu illa büyük çoğunluğu teşkil edecek ve mukadderatma hakim olacak başka bir memlekete ve idareye ba.ğlamanın gereği ve anlamı yoktur. Bu hareket İnsan Haklan Evrensel Beyannamesine aykırıdır. ·

Skoropadski'nin Kırım'ı UKrayna'ya bağlama teşebbüsüne Kırımlıla­ rın karşı çıkmış olmalarının sebebi ve bunda sonuna kadar ısrar etmiş olmalan bunun içindir. Prof. Pittard'ln yazdığı gibi, milletierin kendi mukaddeı:atlarına sa­ hip olmaları açısından çok veya az sayıda olmaları hak eşitsizliği ve far- 214 -


kı doğurmaz. Her mWet, kendi vatanında kendi iradesi i lc kendi lm<hı· rini tayin etme hakkına sahiptir. Hatta bir milletin başka bir kuvvet tarafından vatanından zorla sürülmüş bulunması da sürülen milleti tekrar kendi yurduna dönmek ve mukadderatına sahip ve hakim olmak haklarından mahrum etmez. Ukraynalılar ve Kırımlılar ayni müstevlilerin yüz yıllar boyunca c::ıu­ retini, zulmünü ve acılarını çekmişlerdir. Şimdi Ukraynalılann sayı çok· luğunu ileri sürüp Kırım Türk - Tatarlarını esaretleri altına almaya knl· kışmaları, kendi hürriyet ve istiklaliyetlerini dayandırdıkları prensipiNI baltalamak ve hatta inkar etmek olur. Birçok Ukraynalı ideal ve premılp milliyetçisinin bizim düşüncemizde olduğuna kaniiz. Nitekim, 1 958 y ı l ı · nın Temmuz . ayında Paris Bloku'nun Münih'te yaptığı toplantı sı ras ı nd a İsmail Otar ile birlikte Ukrayna'nın muhaceretteki Ukrayna 1stildı11cl Teşkilatının ve aynı zamanda Paris Bloku'nun Başkanı olan Mr. Levitsld, kendisi ile Ukrayna Teşkilatı merkezinde yaptığımız özel görüşmede : <<Biz Ukraynalılar, Kırım'ın Ukrayna'dan ayrı bir memleket olduğunu ve Kırım Tatarlarının kendi kaderlerini kendilerinin tayin etme hakkı­ na sahip bulunduklarını kabul ediyoruz. Kırım'ın arkasında bütün Türk Ülkelerinin ve bu meyanda bilhassa Türkiye'nin bulunduğunu da biliyo­ ruz. Moskova'nın 1954 yılında Kırım Muhtar Sovyet Cumhuriyetini or­ tadan kaldırıp Kırım'ı Ukrayna Sovyet Cumhuriyetine bağışlamış olma7 sının bir siyasi oyundan ibaret olduğunu ve bununla Türk dünyası ile bizim aramızı açmak istediğini de biliyoruz. Biz bu bağışı reddediyo­ ruz. Boğazlar bizim için çok mühim ve nazik bir meseledir.» dem iş t.l.

1918 Haziranında İstanbul'a gelmiş bulunan Kırım Hükumeti murııh­ hasları Yakup Kemal ve Ruseyin Badaninski Kırım Hükumetinin Ukı:tty· na notasma verdiği cevabın pirer tasdikli suretlerini Türkiye Dışiı?lcı:l Bakanlığına ve Müttefik Devletlerin İstanbul'daki sefaretlerine vermiş· lerdir. Aynı zamanda Ukrayna notasının özeti ile Kırım'ın · cevabı İstan­ bul'da yayımlanan İkdam, Sabah, Ati, Tasviri Efkar gazetelerinin 28, 29 ve 30 Haziran 1918 tarihli nüshalarında çıkmış ve Türkiye kamuoyu­ na bildirilmiştir. Bu gazeteler Kırım murahhasları ile röportajlar düzenleyerek do yayınlar yapmışlar ve Kırıriı Müslümanlarının milli · hareketlerini kuv­ vetle desteklemişlerdir. Bu sırada İstanbul'da kitapçı Süleyman Sudi tarafından çıkarılmak· ta olan KlRlM Mecmuasında Kırım hakkında çok değerli tarihi makn­ leler yayımlanmakta, şiirler basılmakta ve Türkiye kamuoyu Kırım' daki milli hareket hususunda aydınlatılmakta idi.

- 215 -


JU lU M MURAHHASLARI İLE KONUŞMA

Ati gazetesinin bir muhabiri, Kırım murahhasları Yakup Kemal ve Hüseyin Badanİnski ile yaptığı konuşmayı 1 Temmuz 1 918 tarihli nüsha­ sında özet olarak şöyle nakletmiştir : Murahhaslar : «Kırım'a «kurort» sayfiye mevsiminde Rusya'nın her tarafından pek çok misafir (turist) gelir. Kırım'da Rus işçiler ve me­ murlar vardır. Bunların hepsi gelip geçici. sayılır. Çarlık zamanında, Sivastopol, Akmescit, Kerç, Kefe şehirlerinde işçi merkezleri vardı . İşçi­ lerin sayısı 100 bin kadardı. İnkilaptan sonra bunların hepsi memleket­ lerine döndüler. Şehir ahalisinin yerlileri Tür�ler ile yerleşmiş olan Ruslardır. Bunların bir kısmı ticaret sahibidir, esnaftır, memurdur. Köy­ lülerin büyük bölümünü Türk - Tatar'lar teşkil ederler. Memleketin asıl yeriisi bunlardır. 15 asırdan beri Kınm'ı vatan ittihaz etmişlerdir. Kırım'ın müstakil bir Cumhuriyet olarak diriltilmesi, Rus esaretin­ den kurtarılması Kırım Türkleri için uzun yıllardan beri kuvvetli bir emel idi. Bunun gerçekleşmesine yardım eden arniller doğar doğmaz Kırım Türkleri, benzeri görülmeyen bir şevk ve gayretle milli teşkilatı· nı ·kurdu. Nitekim, Rus kurucu meclisi kurulmadan, biz en demokratik usul ve genel oy sistemi ile KURULTAY'ımızı vücuda getirdik. Kırım'ın Ukrayna'ya katılma eğilimini beslediği iddiası çok boş bir iddiadır. Kırım müstakil ve tarafsız bir Cumhuriyettir. Bizim buradaki · görevimiz, bu Cumhuriyetin 'tanılması için Osmanlı Devleti ve mütte­ fiklerinin resmi makamları nezdinde gereken temasları yapmaktır.>> de­ mişlerdir. Gazete muhabiri şunları kendi tarafından ilave etmiştir : «İşte, Kırım'ın yetkili heyetine ait bu beyanat Ukrayna istekle�inin ne derece haksız ve boş olduğunu isbat etmektedir. İstiklal Kırım'ın ta­ rihi bir hakkıdır. Kırım Türkleri, siyasi kuruluşları ile (siyasi erginlik­ lerini) hakkiyle ve kemaliyle isbat etmşilerdir. Ukrayna, ortaya attığı teklifi çok geçmeden geri alacaktır.>>

UKRAYNA KIRIM'A TİCARİ BLOKUS İLAN EDiYOR SkoroDadsky 1918'in Temmuzunda Kırım'a ticari Blokus ilan etti. Bununla Kırım'ın çok önemli ihracat maddesi olan meyvelerinin trenler­ le Ukrayna'dan geçmesine izin vermeyeceğini bildirdi. Ancak Kırım'daki . Alman askerlerine Ukrayna'dan getirilecek gıda maddelerinin taşınma­ sına müsaade ·edeceğini açıkladı. Böylece Ukrayna ile Kırım arasında ticari ulaşım kesilmiş ve Kırım baskı altına alınmış oluyordu.

- 216 -


Kırım Parlamentosu bu hareketi protesto etti. E:ırım tüccar ve cımn !

birlikleri Akmescit'te büyük bir Kongre toplayarak Ukrayna'nın kam­

rmı şiddetle kınadılar ve Kırım hükumetinin gerekli harekete geçmesini istediler.

Bunun üzerine Hükümetin İstanbul'a bir temsilci gönderip Türkiye '

den destek istenmesi, Dışişleri Bakanı sıfatiyle Cafer Seyitahmet beyin

Berlin'e gidip Alman Hariciyesi ile temas etmesi kararlaştırıldı . Bu sıra­

da Skoropadsky'nin Berlin'e gideceği öğrenildi. Sadrıazam, Talat Pnşıı ' n ı n

d a Berlin'de bulunacağı evvelden biliniyordu. Cafer : Seyitahmet Eylülünde

Berlin'de Talat

Paşa

ile buluştu.

Yukarıda

19!8'ln

bahsettijtlın i z

şekilde bildirdiği "''.lüjdeyi aldı.

KffiiM, MÜSLÜMAN İSVİÇRESİ Ati gazetesi,

4 Temmuz 1918 tarihli nüshasında N . . . imzası ile yuk u·

rıdaki başlık altmda bir yazı yayınlamıştır. Önemine binaen bu yazıyı ·

özetiiyoruz :

«Vaktiyle bir «Şark Meselesi» vardı. Sık sık <<Boğazlar Meselesi>> söz konusu edilir; Karadeniz'de hakim olan Rusya, Akdeniz ile de bağlantı kurmaya çalışırdı. «Boğazlan elinde bulunduran Türkiye'nin zayıflaması; saka,tlanması; dııha doğrusu boğulması arzu ediliyordu. Türkiye, bütün . bu suikastler içinde fırt"lnaya tutulmuş bir gemi gibi bocalayıp duruyordu. Başka bir·

şey yapacak kudreti yoktu. Kendisine ezelden düşman bir devlet, Kara· deniz'de hükümrandı.

<<Bugün artık bu düşman Devlet dağılmıştır. Karadeniz'in kuzeyinde bir Kırıın Cumhuriyeti kurulmuştur. Din ve ırk bakımından bizim kar­ deşimiz olan bu küçük Cumhuriyet milli meclisince kabul edilen bir hü­ kiımet şeklidir. Biz Karadeniz'in kuzeyinde emin olmalıyız. Bu lüzum :ı rtık tarihe mal olmuş olaylarla sabittir. <<Son günlerde Ukrayna Kırım'ı kendi eline geçirmek

gayesine

ka­

pı ldı . Fakat bu, boştur ve gerçekleşmesi mümkün değildir. Bu cihetten

emi niz. Kırım ahalisi istiklali hak etmiştir. Biz bundan memnunuz ve ona taraftarız.

<<Kırımlı

kardeşlerimiz

memleketlerini

bir

«Müslüman

İsviçresi»

ya pmak emelindedirler. Kırım çeşitli zenginlik ve güzellik ile doludur.

nu hususta gerekli şartları haiz olduğundan bunları geliştiriderse emel­

lerinde muvaffak olabilirler.

<<Biz, hayatımıza daima can:avarca kasd eden bir varlığın yıkılm.ış

\'(! kardeş

bir

hükümetin kurulmuş olmasından memnun ve mutluyuz.»

- 217 -


IHRIM'IN YERLiSt VE J{AitAKTERİSTİl\: VASI•'I TÜRK - TATAR'DIR Kırım'ın etnik bakımdan yerli çoğuuluğunu teşkil edenler, ve O'na milli karakteristik vasfını verenler, Birinci Dünya Savaşı'na kadar ve hatta Komünist idaresi altında yapılan toplu sürgünlerden ve imhalar­ dan evvel, Yarımada'da, en az 15 asırdan beri yaşamakta olan, Türk ­ Tatar'lar idiler. Bunların büyük çoğunlu.ğu köylere yerleşmiş olup haya­ tın temelini oluşturan toprak ürünlerini ve besin maddelerini istihsal ediyorlardı. Diğer halklar şehirlerde yaşarlardı. İlk sırada Ruslar olup memurlardan, askerlerden, fabrika işçilerinden ve emlak sahipleri zen­ ginlerden ibarettirler. Bunların. toprak işleri ile pek ilgileri . yoktur. İkin­ ci sırada Ukraynalılar gelir. Bunların büyük çoğunluğu köylerde yerleş­ ınişlerse de Türk - Tatar'lara oranla azdılar. Bunlardan sonra gelenler köylerde yerleşip ekincilik yapan Alınanlardı ve bunların sayısı da 2S bini geçmemekte idi. · Bunların dışında kalan Yahudiler, Ermeniler, Rum­ lar, Karaimler, Kırımçaklar, Lehler ve sairleri şehirlerde ticaretle uğra­ şıdar ve sayıları 35 - 40 bini geçmezdi. Bu bakımdan Kırım'ın milli vas­ fını ve havasını oluşturanlar Türk - Tatarlar idi. Bunların çoğunlukta . yaşadıklan şehirler de vardı : Bahçesaray, Karsıubazar, Aluşta, Alupka, Gözleve. 1897 istatistikine göre, Kırım Yanmadası'nda yaşayan yerli halkların arasında etnik orij in bakımından Türk - Tatar'lar rp 88 idiler. Büyük Rus Ansiklopedisinin Provetchthenie 1903 baskısında 1897 is­ tatistiğinde şu rakamlar verilmiştir : Kırım Yarımadası'nın Gözleve böl­ gesinde 62.441, Perekop bölgesinde 46.435, Akmescit bölgesinde 201.670, Yalta bölgesinde 70.228 ve Kefe bölgesiride 158. 119 insan yaşıyordu. Top­ lam : 538.893. Bu nüfusun yarısından fazlası, 299.638'i Tatar idi. 1917 yılındaki genel nüfus 600 bine yakındı. Bunun yarısından faz­ lası yine Tatar'lar idi. Ukraynalıların nüfus oran ı % 20 idi. Büyük Fransız ansiklopedisi, (1901 baskısı, sahife 381 ) <<KlRlM» maddesinde şu rakamı. vermiştir : <�Rusya Kırım'ı işgal ve ilhaktan sonra 1 9. yüzyıl i�inde Osmanlı Devletine karşı defalarca savaş açtı ve Tatar' lar Türkiye'ye göçtüler. Buna . rağmen Kırım'daki Müslüman (Tatar) nüfusu 550 bin % 90 civarında idi.» (215) Bu durum karşısında Kırım Türk - Tatar'larının 1917 yılında ortaya çıkan Rus İlıtilali ve anarşisi içinde, kendi vatanlarında kendi mukadde­ ratlannı tayin hakkını kullanmaları kadar tabii bir hareket olamazdı.

� 218 -


BEYAZ RUS GENERALLERİ VE SALOMON KlRlM IIÜJ{ÜMETl Almanya ve müttefikleri 1 918 yılının Ekim ayında savaşı kaybedip ' mütareke anlaşmasını imzaladıktan ve Kırım'ı bırakıp gittikten sonra, Galip İtilaf Devletleri, Almanya ve müttefikleri tarafından kurulduklan­ nı ve himaye edildiklerini iddia ettikleri Kırım'ı ve bazı Müslüman ve Türk hükumetlerini tanımak istemediler ve tanımadılar. Amerika B i rle­ şik Devletleri Cumhurbaşkanı Wilson'un 14 maddelik prensiplerini kar­ sayan ve her millete kendi mukadderatını kendisinin tayin hakkını tn nı­ yan Beyannamesi de bu hususta yürürlük kuvveti gqsteremedi. B u yü:�.­ ·den ve Almanların Kınm'da Kurultay hükümetinin kurmak istedi!1i ns­ keri teşkilata izin vermemiş olması sebebinden Süleyman Sülkeviç K ı ­ rım'da düzen v e güveni sağlamakta ve devam ettirmekte güçlük çek ti. Bu arada Beyaz Rus Generali Denikin'in teşkil ettiği Gönüllü Ordu birlikleri de Kırım'a girmeye başlayınca işler büsbütün karıştı ve çı,it­ rından çıktı. Bu durumdan yararlanan ve idareyi eline geçirmek isteyen Vilayet Toprak Şahipleri Teşkilatı Rus siyasi partileri temsilcilerinin ve Zeros­ tuva (mahalli belediye) ların i ştirakiyle Akmescit'te bir Kongre yaptılar ve şu kararları aldılar : ·

·

1 - Rusya'nın parçalanmamasına ve bölünmez bir Devlet halinde kalmasına çalışılacaktır;

2 - Bölünmez Rusya'nın rejim ve .idare şekli Rusya , Kurucu Meclisi ve an ayasası tarafından tayiil ve tesbit edilecektir; 3 - Hükumet o zamana kadar gerekli yasaları çıkarmak ve uyguln. ınak · yetkisine sahip olacaktır; 4 - İki ay zarfında bütün Rusya'ya şamil bir merkezi hükumet kurulamazsa, Hükumet Kırım'da seçimler yapıp Kırım Parla!flentosunu toplayacaktır; 5 Hükumet bu süre içinde yapacağı işlerin sorumlusu olarak Parlamentoya karşı mesul olacaktır; -

6 - Kabineyi teşkil edecek Hükumet başkanını Kongre seçecektir. Kongrede sağcı liberal Kadet Partisi · ağırlığını koymuş ve üyelerin­ d e n Salomon Kınm'ı yeni hükümetin başkanı olarak seçtirmiştir. Yahudi dinine mensup olan Salomon Kırım, Karaim (karay Türkü) idi. Kabinesine 4 Kadet, 2 ihtilalci Sosyalist ve 2 partisiz ile General Denikini alarak 16.11.191 8 tarihinde hükumetini kurdu. 18.11.1918'de is· ti fasını veren S. Siilkeviç'in yerini aldı. Devletler hukuku kurallarına ve toplumlar menfaatlerine aykırı olan --- � If) -


ve ancak Rusculuk gayesine h izmet eden bu hükumeti tanımayan Kırım Türk - Tatar'ları Akmescit'te 800 delegenin katılmasİyle büyük bir kong­ re yaptı ve şu iki esası kararlaştırı-p Salomon Kınm Hükumetine bildirdi: a - Genel Barış Konferansı ,toplanıp karar alıncaya kadar Salo­ mon Kırım Hükumeti Kırım'ın mukadderatı hakkında karar almaınalı. tarafsızlığını korumalıdır; 1

b - Kırım'da yaşayan milletlerden her biri, kendi nüfusu ile orantılı olarak, Hükumet kabinesinde temsil edilmelidir. Salomon Hükumeti ile Tatar heyeti arasında olumlu bir sonuca va­ rılamadığı için Tatarlar S. Kırım kabinesine girmeyi ve İcraatının sorumiuluğunu paylaşmayı kesin olarak reddettiler. ·

Aynca Beyaz Rus generallerinin; Kızıl . Rus Bolşeviklerin her türlü hareket ve savaşına katılmamak; dünyada ve bilhassa Avrupa'da Renel siyasetin alacağı şekil ve yönü beklemek; Rusya'daki mi.lletler mesele­ sinin halline kadar tarafsız kalmak; bunlar anlaşılıncaya kadar milli, medeni, kültürel ve dini işleri teşkilatıandırmak gerektiği hususunda oy­ birliği ile karar aldılar (192) .

PROTESTO KONGRELERİ Kırım Türk - Tatar'ları; Akmescit, Kefe, Yalta, Or ve Gözleve şe­ hirlerinde yaptıkları büyük kongrelerde Salomon Kırım Hükumetini ve Dışişleri Bakanı M. Vinaveri'i ve teşebbüs ve başvurularını şiddetlQ pro­ testo etmişlerdir.

AKMESCİT KONGRESİ 21 Aralık 1918 günü toplanan Akmescit Üyezdi Tatar'larının kongresi aşağıdaki kararı almıştır : 1 Kırım Hükumeti Dışişleri Bakanı M. Vinaver'in, memleket halk� lannın fikir ve oylarını almaksızın ve bunlar tarafından yetkili kılın­ maksızın Sivastapal'daki Müttefik Kuvvetlerin komutanları önünde Kı­ rım Halklarının mukadderatlarını etkileyecek nitelikte yaptığı beyanları protesto eder: -

2 - Yaş (Romanya) şehrinde Müttefik Kuvvetlerin temsilcileri ile, kimse tarafından yetkili ve yükümlü bulunmadıklan halde, Rusya halk­ ları adına ve bunların mukadderatları hususunda görüşmeler yapan ki­ şileri ve tutumlarını protesto e.ttiğini ve kendilerine böyle bir hak tanı­ madığını bildirir. . - 220 -

·


KEFE KONGRESİ Kefe'de iioplanan İl Tatarları Kongresi, Salomon Kırım Kabinesinin ve Dışişleri Bakanı M. Vinaveri'n Yaş şehrindeki teşebbüs ve müracaat­ larını kamuoyun kanaatine ters ve Kırım Kurucu Meclisini toplama isteğine aykırı bulduğu içi� protesto eder. (19 Aralık 1918)

YALTA KONGRESİ 16 Aralık 1918 tarihinde Yalta'da toplanan Tatar Kongresi, mnhnllt ve genel siyasi durumu gözden geçirdikten sonra, Rusya mukaddcrntı nı n ancak bütün Rusya Kurucu Meclisi tarafından karar altına alınabi liıll'· ceğine inanır. Kongre, Rusya'daki bütün milletierin katıldığı kanlı büyük bir ihtl· lal sonunda meşruiyetini yitirmiş olan sağcı partilerin memleketin ınu­ kadderatını tayin . etme ve bütün Rusya adına Müttefik Devletlere baş­ vurma teşebbüs ve hareketlerini şiddetle red ve protesto · eder. Kongre, Kınm'ın mukadderatını tayin hakkını bütün Kırımlılar ta­ rafından seçilecek olan Parlamentoya tanır. Seçilecek bu Parlamentonun kararını beklemeden, Memleket adına memleketin istiklaline aykın ka­ naatler beyan .·eden S. Kırım Hükumetini protesto eder.

OR KONGRESİ 1� Aralık 1918'de toplanan Or Üyezdi Tatar'ları Kongresi, M. Vina· ver'in memleketin gelecekteki kaderi ile ilgili olarak Müttefikler önünde yaptığı beyanatı protesto eder.

GÖZLEVE KONGRESİ 18 Aralık 1918 tarihinde Gözleve'de toplanan mahalli Kongre, mü­ imkereden sonra şu kararı almıştır : 1 - Kırım halkları adına yetkili olmaşarak Sivastopol'daki Mütte­ fik Kuvvetler komutanı ile konuşmuş olan Kırım Dışişleri Bakanı M. Vinaveri'yi. protesto eder. . ·

2 - Yaş şehrinde bütün Rusya milletleri adına konuşmak iddiasında bulunmuş olan kişileri protesto eder.

3

-

Protestolarını kaleme almak üzere bir redaksiyon komisyonu

tı'l yin eder ki buna Ahmet Özenbaşlı'yı, Y. Vezirofu ve A. Ramazanoru

Hl'Çtniştir.

4

-

·

Bu protestoları Sivastopol'daki Müttefik Kuvvetler Komutanlı­

�· ı ııa ve Kırım Hükumetine sunar.

- 22 1 -


5 B.u protestoları yetkili diğer makamlara da sunmak üzere Milli Parlamento Büro Başkanlığını yükümlü kılar (222) . -

Salomon Kırım Hükumeti, meşruiyetsizliğine rağmen, müstakil bir hükumet gibi, Kırım'a mahsus özel bir para çıkardı. Kırım Yüksek Mah­ kemesi ve Devlet Ştirası meydana getirdi . Kırım Parlamentosunu topla­ mak üzere hazırlık görmeye girişti. Kırım'da yaşayan millet�erin ve bil­ hassa «Kalabalık Tatar Halkının>> kanunlara dayanan istekleri ile men­ faatlerini sağlayacağını ilan etti. Fakat bu vaad ve taahhüdlerin hepsi . sözde ve kağıtta kaldı. Çünkü Hükumette hakim olan O değil, General Denikin idi. O, Bölünmez «Bütün Rusya>>yı yaratmak istiyor; eski çar­ ların istibdadını hortlatmaya çalışıyordu. spahlı kuvvetlerine dayanarak zulüm ve işkence etmeye başladı. Türk - Tatar'ların candan bağlı bulun­ dukları Kurultayı'nı kapattı. Milli İdareyi dağıttı. Türk - Tatar'lardan zorla asker toplamak istedi, fakat alamadı (217) . Bunu başaramayınca hapsetrneye, döğmeye ve hatta kurşuna dizmeye başladı. 30 Türk - Ta­ tar'ı Bolşeviklerle işbirliği yapmakla suçlayarak idam ·etti. Bunlar ara­ sında tanınmış musikişinas Mithat Rifat da vardı. Kırım'da milli hare­ keti baŞlatmış, yürütmüş ve Kurultay'ı açıp Milli İdareyi ve Cumhuri­ yeti kurmuş olan Milli Fırkayı lağvetti. Ama, Fırkanın sol kanadını tem­ sil edenler Bolşeviklerle gizili görüşmelerini devam ettirdiler. Denikin Türk - Tatarca ve Rusça çıkan Türk - Tatar gazetelerini ka­ pattı. Tercüman gazetesinin matbaasına el koydu.

BOLŞEVİKLERİN KIRIM'I İKİNCİ KEZ İŞGALİ Bolşevikler 1919 yılının yazında Ukrayna'yı ve kısa bir süre sonra da Kırım Yarımadası'nı işgal ettiler. Denikin ordusu dağıldı; Salomon hü­ kumeti düştü. Bolşevikler Kırım'da yaşayan azınlıklara ve Türk - Tatar'lara karşı .müsamahalı davranmak taktiğini kullandılar. Kırım'da Komiserliklerden oluşan bir idare kurdular. Komisaryatlann çoğunun başına solcu Türk Tatar'ları koydular. Böylelikle onların sempatisini ve katılmasını sağla, maya önem verdiklerini gösterdiler. MiLLET ve KIRIM gazetelerinin sol görüşü tervic şartiyle yeniden yayınianmasına izin verdiler. Türkiye'li Mustafa Suphi *'nin daha evvel Moskova'da yayına baş-

r

* Mustafa Suphi Türkiye'de Giresun kasabasında bir memur aileden doğmuştur ( 1883 ) . İstanbul'da Hukuk Mektebini bitirdikten sonra Paris Siyasi Bilimler Fakültesinden diploma almıştır. 1 908'de İkinci Meşrutiyetin ilanı üze­ rine Türkiye'ye dönmüş ve İstanbul'da gazeteciliğe başlamıştır. İstı!mbul Darülmuallimini'nde öğretim kadrosuna girmiştir. 1910 yılında Sosyalist Partisine üye olmuş; bir süre soma Komünist . Partisini kurmuştur. Komünistlik -. propa-

- 222 -


lumış olan <<Yeni Dünya>> gazetesini Akmescit şehrine getirdiler. Guwle yerli Müslümanlardan ziyade Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya'da esir kalmış bulunan Türkiye'li subay ve eriere seslenerek Bolşevik üm­ delerini aşılamaya çalışıyordu. Bolşevikler bu sefer de Kırım'da fazla tutunamadılar� Kafkasya'da General Wrangelin orduları karşısında yenilgiye uğradıklarından Kırım Yarımadasını, sarılı kalmamak için, boşaltmak zorunda kaldılar;

PARLAMENTO MURAHHASI CAFER SEYiTAHMET General Denikin kuvvetleri Kırım Tatar Parlamentosunu kapatma­ dan birkaç gün evvel Parlamento, eski Dışişleri Bakanı ve parlamento üyesi Cafer Seyitahmet'e aşağıdaki yetki vesikasını vererek O'nu Avru­ pa'da ve dünyada Kınm Türk - Tatarlarının her türlü haklarını koru­ mak ve savunmakla görevlendirmiştir. Pariement National Tatar de la Crimee

10 Fevrier 1919 Le Pariement National Tatar de la Cirmee elu au suffrage universel,

direct, egal et secret, avec participation des hommes e t des femmes, a,

canformement aux status arn�tes par le Constituante Tatar, le 10 Decem­ bre 1917, nomme le sieur Djafer Seidamet en qualite de Delegue en vue de defendre les droits du peuple Tatar, le dit sieur Dj afer Seidamet auru le droit, au nom du Pariement Tatar de la Crimee, de partkiper a tous congres, conferences et pouparlers ou le sort de la Crimee et de la Russic ııera debattu et de faire toutes les demarehes qu'il aura jugees necessaireıı des Etats europeens , et des Etats-Unis d'Amerique, ainsi qu'aupres des institutions internationales, telles que cangres de paix, Ligues des Na­ tions, ete. ------ ··-------- --·

-------'--

gıındası yapJlliak suçundan tutuklanarak hapsedilmiştir. 1914 yılında Hapisha­ neden kaçmış ve Rusya'ya sığınmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus polisi tarafından tutuklanıp evvela Kaluga'yıa ve sonra Ural'a sürülüp hapsc­ d llmiştir. 1915 yılında Bolşevik Partisine yazılmıştır.· Mustafa Suphi 1920'de Bakü'de Rusya'daki Türk savaş esirlerinden olu�nn 'l' !lrk Komünist Pıartisini kurmuş ve başkanı olmuştur. Narkomnak teşkilatı nclıı lılrinci planda rol oy�amıştır. Koministlerin birinci kongresine katılmı ııtı ı·. Mıtı·ksi zm - Leninizm doktrin ve prensiplerini kapsayan birçok eseri Türkçcyt! çı·•viı·ıniştir. İstiklai Savaşının başladığı sırada arkadaş�ariyle Anadolu'ya gelip l l' li k i l a tı nı kurmaya çalışmış ise de Atatürk'ün emriyle 'bir mavnaya bindiril ip Hıısyu'ya iade edilirken, 28 Ocak 1 921 tarihinde, ma:vna ile birlikte Kar a de ni z' i n ııol!ıık sularına gömülmüştür.

--- 223 -


l l u · lo d l'Oit, le cus ccheant, de prendre des engagements au nom du

Pa rleıncıü Tatar de la Crimee.

Lcs Etats et ies institutions auxquels il s'adressera dahs l'accomp­ Jissement de sa mission, sont pries de vouloir bien l'accueillir comme fonde de pouvoir du Pariement National Tatar ·de la Crimee. Le President de bureau du Pariement National Tatar.

S. D. Hattatoff

Türkçesi : Kınm Tatar Milli Parlamentosu 10 Şubat 1919 Erkeklerin ve kadınların doğrudan, eşit ve gizli oyları ile seçilmiş olan Kırım Tatar Milli Parlamentosu, Tatar halkının haklarını savunmak üze­ re, Tatar Kurucu Meclisi'nin 10 Aralık 1917 tarihli tüzüğü hükümlerine uygun olarak, Cafer Seyidahmet'i murahhası tayin etmiştir. Mumaileyh, Kırım Tatar Parlamentosu adına, Kırım ve Rusya mukadderatının ko­ nuşulacağı bütün. kongrelere, konferansiara ve müzakerelere katılma hak­ kını haiz olduğu gibi, Avrupa Devletleri, Amerika Birleşik Devletleri, barış kongreleri ve Milletler Cemiyeti vs. milletlerarası kuruluşlar nez­ dinde zaruri göreceği bütün müracaatlan yapmak yetkisine de sahiptir� İcabı halinde, Kırım Tatar Parlamentosu adına taahhütlerde bulun­ mak yetkisini de haizdir. Kırım Tatar Milli Parlamentosu, mumaileyhin görevini yerine ge­ tirmesi hususunda başvuracağı Devletler ve müesseseler tarafından sa­ lflihyetli murahhası . olarak lütfen kabulünü rica eder. Milli Tatar Parlamento Bürosu Başkanı S. D. Hattatof

CAFER SEYiTAHMET MUHTIRl\LAR VERİYOR Kırım Tatar Milli Parlamentosunun yetkili murahhası olarak Cafer Seyitahmet, İstanbul'daki Galip Devletler Kuvvetleri Komutanlığına ve Milletler Cemiyeti Başkanlığı'na Kırım Türk - Tatar'larının hakları ve dilekleri hususunda Fransızca muhtıralar sunmuştur. İstanbul'daki Müttefik Kuvvetler Yüksek Koriıiserliğine sunduğu muhtırasında Kırım'daki genera:l Denikin'i ve zalim idaresini ve icraatini protesto ederek özeti� şunları belirtmiştir : <<General Denikin'in emri üzerine Kırım'daki Tatar Milli İdaresinin çalışınalarına .son verilmiştir. Tatar halkını yok etmek için· Çarlık devrin- 224 -


de yürütülmüş olan istipdat idaresi horlatılmıştır. Oysa, 1917'de annr�l içinde çalkalanan memlekette emniyeti sağlamak imkansız bir hale gel­ mişken, Kırım'da çoğunluk teşkil eden ye bir nizarn unsuru olan Tutar halkının anarşiyi önleme tedbirleri aldığı, kadın ve erkeklerin eşit, gizil ve doğrudan verdikleri oyları ile Milli Parlamentosunu kurduğu; 1917 sonlarında Bolşeviklerle ilk olarak savaşa girdiği, ancak Bolşeviklerin sayı bakımından üstünlüğü karşısında yenilgiye uğradığı bilinmektedir. Kısa bir süre sonra Almanlar Kırım'ı işgale başlayınca dağlara çekilip gizlenmiş bulunan Tatar askerleri sel gibi şehir ve köylere inerek Kızıl askerlerin bozguna uğrarnalarını kolaylaştırmışlardır. Büyük Suvuıjı Juıy· beden Almanların Kırım'da Tatar ordusunun kurulmasını engc l lcıncltırl yüzünden Bolşevikler Kırım'ı ikinci kez yeniden ellerine geçirmektc gu· cikmediler. Bir süre sonra bunları kovarak Kırım'a giren Denikln'ln gönüllü ordusu Tatar Milli İdaresini yıkarak Çarlık devrinin istipdad ın ı yeniden zulüm ve işkence makinesi haline getirmiştir . . . Demokrasiye, Milletler Cemiyeti kurallarına, hak ve adalet prensiplerine aykırı olan bu .tutumu ve kayna� olan Denikin idaresini Kınm Tatar Milli . Parla­ mentosu . adına protesto ederim» demiştir (220) .

MiLLETLER CEMİYETİ'NE VERDi(;i MUHTffiA Cenevre'deki Milletler Cemiyeti'ne verdiği ikinci uzun muhtırasındn Kırım Tatar halkının Milletler Cemiyeti'nin Vesayetine alınmasını iste· yerek özetle şunları yazmıştır : . Kınm Tat�rlarının tarihi · haklarını, 15. yüzyılda Kırım Yarım­ adası'nda meydana getirdikleri Hanlığa ve bunun medeni prensiplerl no riayandırmakta, Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya Çarlığı arasında im­ zalanan 1774 tarihli Küçük Kaynarca Antiaşmasında tamlan . Kırım'ın istiklaliyetine bağlamaktadır. << .

.

<<Rusya'nın bu Antlaşmayı �iğneyerek 1783'de Kırım'ı işgal ve ilhak ettiğini; yürüttüğü insanlık, hak ve adalet dışı zulüm, gasb ve hapis ilc Tatar halkını yurdundan gitmeye zorladığını ve bu yüzden memleketin­ de azalmış olmasına rağmen 1917 ihtilali zamanında kendi mukadderatı­ nıı hakim olarak milli idaresini kurduğunu, Bolşeviklerle savaştıg-Inı, Almanların Kırım'ı kısa bir süre için işgal ettiklerini, bundan sonra general Denikin ve W rangel'in Kırım' ı işgalleri sırasında . Tatar halkına zulüm ve işkence yaptıklarını belirttikten sonra. Tatar halkının isteklerini �iiylc özetlemiştir : . «1 Kırım Tatar halkının Milletler Cemiyetine kabul edilmesi. . ·

-

«2 Milletler Cemiyeti'nin tercih edeceği manda şekli altında bir l ı l ınııyeyc mazhar olması. -

-- 225 -


<<3 - Kırım'ın müstakil bir Devlet olarak tanılması hususunda Mil­

letler Cemiyeti'nin yardım etmesi.

Cafer Seyitahmet, muhtırasını şu cümlelerle tamamlamıştır : «Kırım Tatar halkı kendi mukadderatının artık bir <<Rusya Meselesi>>

telakki edilmeyece�ini, çünkü Rus meselesi ile Rusya tarafından esir

· edilmiş yerli halk meselesinin ayrı iki konu teşkil ettiğinin kabul edilece�ini ümit eder.

·

'

«XX. yüzyılda ADALET kavramı büyük insanlık ailesinde Rus mil­

letine bir yer vermeyi gerektiriyorsa, hürriyetleri zorla alınmış millet­ ler için de birer yer ayrılmasını zaruri kılar.»

(221)

GENERAL WRANGEL'İN KIRIM'I İŞGALİ General WRANGEL, Beyaz Rus rejiminin son temsilcisidir. Denikin'

in u�radı�ı başarısızlıktan ders almışa benzeyerek, Kırım'daki milletiere

ve bilhassa Türk - Tatar'lara karşı ılımlı ve müsamahalı bir idare uy­

gulamaya başladı. Türk - Tatar'lara medeni, dini ve kültürel muhtariyet vaad etti. <<Kırım Müslüman Sadası» adiyle bir gazete yayınianmasına

·

izin verdi.

Gazete <<MİLLET» gazetesi matbaasında basıldı.

Gazetenin

başyazarı Müftüzade ve daimi yazarları S.M. Mehmetov ve O. Murasov

oldular.

Kırım Müslüman Sadası

1920 yılının Kasım ayında Bolşevikler · Kı- '

nm'a 3. kez ve son gelişl�rine kadar çıkmaya devam etti. General Wrangel

20 Mayıs 1920 tarihinde Akmescit'te bir kongre

topladı; Her miletten, Türk - Tatar'lardan da delegeler çağırdı. Konuşma­

sında <<Tatarlara eğitim, kültür ve din işlerinde hak tanidı�ını>> söyledi.

Bu beyanı eski vaadlerinden dönmek anlamını taşıyordu. Bununla bera­

ber bütün halkları Bolşeviklere karşı kendisine yardımcı olmaya çağırdı. Kırım Türk - Tatar'ları Generalin çağrısına katılmadılar; yardım verme­ diler. Çünkü O'nun vaadlerine güvenmediler. Gayesinin eski rejimi ya­ ratmak ve istibdadı hortlatmak olduğunu bildiklerinden sözlerine inan­

madılar.

Türk - Tatar'ların bu menfi tutumu ve direnişi karşısında Wrangel

yüzündeki maskeyi atarak Türk - Tatar'lara karşı zulüm ve insanlık dışı muameleler yapmaya girişti. Denikini gölgede bırakan işkenceler uygu­ lamaya, gençleri kurşuna dizmeye başladı. Bu duruma karşı Türk - Ta­

tar'lar dağlarda hırpalayıcı, vurucu kuvvetler oluşturdular ve arada bir

baskınlar yaptılar.

Wrangel'in zulüm ve işkence idaresi Türk - Tatar'lara baş eğdirte­

medi. Ama Bolşeviklerin

1920 yılının ll Kasım tarihinde gelmesine ka­

dar sürüp gitti. Kırım Türk - Tatarının alın yazısı idi bu . . .

- 226 -


BEŞİNCi BÖLÜM' BOLŞEVİKLERİN KIRIM'I ÜÇÜNCÜ VE SON I{EZ İŞGA 1 ,t VE

·

MUHTAR KlRlM SOVYET SOSYALİST CUMHUUİYB1'İ'N I N KURULUŞU

Rusya'nın her tarafında her millete mensup fakir, işçi, köylü çoJtt: luğui:ıun Bolşevik vaadlerine kapılarak saflarına katılmasıyle kuvvet nen Bolşevikler WRANGEL ordusunu da yenerek 1 920 yılının ll Kns: tarihinde Kırım'ı işgal ettiler. Kırım idaresinin başına tanınmış Mııc komünisti Bela Kuhn'u getirdiler. Müstebit ve zalim olan yeni idare Kırım Türk - Tatar'larını şiddet, zulüm ve işkence ile korkutup sind. meye girişti. 60 bin kadar kişiyi yok etti (194) . Bela Kun'un bu tutum na karşı birçok orta yaşlı ve genç Kırım Türk - Tatar'ı şehir, kasubn köylerini bırakıp dağlara çekildiler ve Yeşiller adını aldılar. Sayısı 3 bl bulan Yeşiller arada bir gerilla baskınları yaparak sabotaj harekctlol'lı giriştiler. Emperyalist batılı sömürgecilerin idarelerinde yaşuyun Do� nun fakir ve esir halklarının ve milletlerinin sempatisini kazananıl< ıı . fuz sahasını genişletmek siyaseti güden Bolşevikler Kırım Türk - Tntıı larına müsamahalı davranarak, ilan ettikleri 12 Aralık 1917 tarihli b. dirilerinin prensiplerine bağlı ve saygılı olduklarını göstermek istedile 1 Mayıs 1 921 İşçi Bayramı münasebetiyle çıkardıkları bir kanu n i Kırım'lı mahkumları ve dağlarda gizlenenleri affettiler. ·

23 Eylül 1921'de Bolşevikler bütün partisiz (tarafsız) Kırımlılur Akmescit'te büyük bir Kongresini topladılar. Türk - Tatar'lar da kutıld lar. Bolşeviklerle iktisad ve kültür · sahalarında beraber çalışmayı l<nbı ettiler. Bu anlaşma Kırım'da anlayış ve barış devresinin başladığ'ı ilm dini verdi. Bolşevikler, Hükumet merkezini 12 Mart 1 918'de Petrograd'tan Mo kova'ya nakletmişlerdi. 1 918'in Temmuz ayında kabul ve ilan etmiş oklul ları Rusya Federal Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (R.S.F.S.R.) An·aymınH na uygun olarak, Komünist Merkezi İcra Komitesi'nin 18 Ekim 1921 tnrllı ve Lenin imzalı kararı ile . Muhtar Kırım Sovyet Sosyalist Cumhuriyo

- 227 -'


kurulduğunu i:lfm ettiler: Aynı zamanda Akmesdt'te toplanan İkinci Kongre'de Muhtar Kırım Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin Anayasası da kabul ve ilan edildi. Bu Kongrede Komünist Partisi üyelerinden başka· Türk - Tatar'ların, Rusların, Alınanların, Yahudilerin ve diğer azınlıkla­ rın da temsilcileri bulundular. M.K.S.S. Cumhuriyeti'nin kurulmasında Lenin'in büyük rolü . ve etkisi olmuştur. Kısaca, Kırım Cumhuriyeti, Anayasasına göre, R.S.F.S.R. yani Rus­ ya Cumhuriyeti'nin bir bölümüdür ve bu sebeple O'na bağlıdır ve O'nun­ la işbirliği yapmak zorundadır. Kırım Cumhuriyeti'nde Tatar dili de Rus dili ile birlikte resmi dil olarak kabul edilmiştir. Muhtar Kırım Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Anayasası, memleketin ve üstünde yaşayan halkların ve miÜetlerin şartları, örf, gelenek ve eği­ limleri gözönüne alınarak yapılmış değildir. Komünist doktrinine göre aynı prensip ve kurallara göre yapılmış ve bütün komünist cumhuriyet­ lerinde uygulanması kararlaştırılmış Anayasa'nın bir kopyasıdır.

MUHTAR KlRlM SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETİ'NİN İDARESt Aşağıdaki Meclisler ve Komiteler arasında şöyle paylaşılmıştır : ı İşçi, köylü, Karadeniz Kızıl Ordu kuvvetlerinin temsilcilerin­ den oluşan Sovyet (Meclis) (Ş�hirlerde her 500 işçi 1, köylerde her 2500 köylü ı üye tarafından temsil edilir) . -

2 1. maddede gösterilen Meclis 50 üyeden oluşan Kırım Merkezi İcra Komitesi'ni seçer; Bu Komite, kendisini seçen Meclise karşı so­ rumludur. -

Görüldüğü gibi Bolşevikler 12.12.1917 tarihli bildirilerinde iltm ettik­ leri prensipleri değiştirmişlerdir. Bütün milletleri ve halkları Merkezi Bolşevik hükumetine bağlamışlardır. O'nun denetimi altına almışlardır. Bu gerçek ilerde gösterilecek olaylarla daha açık şekilde ortaya çıkacaktır. ·

TOPRAK MESELESi Kırım . Sovyeti'nin ilk işlerinden birisi toprak meselesine bir çözüm getirmek oldu. Bu çözümü R.S.F.S.R. kanunundan kopya edilen bir ka· nun ile getirdi. Buna göre : .

ı - �özel mülkiyet kaldırıldı. Ama, köylülerin toprak ihtiyaçları karşılanacaktır. Devletin ve köylünün hizmetindeki toprakların . rejimi teşkilatlandınlacaktır. ·

-- 228 -


2 - Toprak meselesinin halli son şeklini alıncaya kadar )töylülcl'l tl ellerinde bulunan topraklar bir müddet için kendileri tarafından kulln· nılacaktır. 3 - Köy teşkilatlarının ve Devlet kurumlarının idaresine verilecek çiftlikler teşkilatlandırılacaktır. 4 - Terkedilmiş topraklarla evkafa ait topraklar köy cemaatlcrln· · den teşkil olunan komiteler vasıtasiyle, geçici olarak, topraksızturn vo­ rilecektir. 5 - . Memleketin genel iktisadiyatı ve toprak işleri özel Kom iRel'l llt tarafından düzenlenip idare edilecektir. Köylüler ilk sıralarda bu durumdan memnun �öründülerse de 1 02 l ve 1922 yıllarında zuhur eden açlık yüzünden iyi sonuç alamadılar. Ar;· lık yılları geçtikten sonra köylüler işe hevesle sarıldılar. Fakat bu sefer Sovyet tarafından Razvertska Pradnalog adı altında ağır vergiler konu­ lunca yeni bir yükün altına sokuldular. Bunun yanında her aileye nüfuı-ıu oranında toprak verilmesi ve sınırının tayin edilmesi işi de ortaya çıktı. Bu işlemi yapan mühendislerin ücretleri de köylülere ödetildi. Mühen­ disler bu işleri ancak iki yılda bitirdiler. Bu süre içinde aldıkları ücretler köylüleri bıktırıp usandırdı. Toprak işleri güney ve orta Kırım'da güçlükle yürüdü. Buralardn yaşayan halkın bir bölümü kuzeye, toprağı bol halkı az bölgelere göçü· rüldü. Yapılan masrafların büyük kısmı köylülere ödetiliyordu. Köyi ii ler hem parasızlık hem de alıştıkları köylerinden ve çevrelerinden ayrı lmn· mak istediler ve göçürülmekten kaçtılar. Bu işlerde Yahudilerin Kırı m'n yerleştirilme işinin de rol oynadığı anlaşıldı. Toprak meselesi 1928 yılına kadar halledilerneden bu durumda ııtl· rüp gitti. O tarihte hükumet bir toprak kanunu çıkardı. Buna göre köy­ lülerin ellerindeki bütün topraklar alınıp devletleştirildi. Yeniden toprnk edinilmesi yasaklandı. Köylüler Kolhaz denilen teşkilatlarda çalışmayn mecbur tutuldu. Buna karşı çıkanlar sürgüne yollandı. Kolhaziara gir­ miş olan köylülerin bir kısmı da «İyi çalışmıyor», «Aleyhte propaganda yapıyor>> suçlamalariyle de sürgüne gönderildiler. Bu sürgünler Kırım'n yeni acılar ve. zorluklar getirdi.

KffiiM'DA 1921 VE 1922 AÇLlK FELAKETi Bolşevikler, son işgallerinden sonra, Kırım'da ne buldularsa heps i n i yağma ve talan ettiler. Bolşevik İhtilal Komitesi'nin Kirım Şubesi b u Işi sistemli bir şekilde yürüttü. Bütün taşıma vasıtalarını seferber �deı·ck Kırım'ın bütün bereketini, yıllardan beri kıtlık çeken Kuzey Rusya'yn

- �29 -


o kadar ileri gi tm i � lc rdi r ki, Kırım' buldukları bir torba unu bile almışlardır. <<Biz ne yiyeceğiz?» :tlye sormak cesaretini göstereniere şu cevabı vermişlerdir : <<Sizin şim­ :liyc kadar yediğiniz yeter; sizde saklı olanı vardır.>> Bazan da kurşunla �evap vermişlerdir. ;ıışı ltı. Dolşcvl klcr bu yıı ı!ımıc ı ] ı ktn

. ı n ı n evinele

Kırım'da açlık çıkmasının birinci sebebi budur. İkinci sebebi, 1921 yılı ilkbaharının ve yazının kurak, yağmursuz geçmiş olmasıdır. Bu yüzden 25 - 30 :milyon pud yerine ancak 9 - 10 pud lııhıl alınmıştır. Bu miktar zahire Kırım halkına yetişmezdi, ama açlık­ lan ölüme de yol açmazdı. ihtiyacı olan daha 4 - 5 milyon pud tahılı tasarrufla veya satın almakla bulup açlığını giderebilirdi. Nitekim, aç­ D ı ktan birçok insan öldükten sonra, bu durumu duyan komşu memieket1crin zahire tüccarları Kırım sahilerine gemilerle zahire getirmişler, al­ tın, gümüş ve mücevherat karşılığında satmışlardır. Bunu haber alan Bolşevik İhtilfıl Komitesi <<Yabancı gemiciler halkı aldatıyor» bahanesiy­ le, bunun alım - satımını kendi eline alarak kooperatifler aracılığıyle ve nltın, gümüş karşılığında kendisi yapmıştır. Çünkü o sırada kağıt paranın h iç değeri kalmamıştı. Bu suretle de halkın elindeki altın, gümüş ve mü­ t:evherat Bolşevikler tarafından toplanmıştır. Halk, yabancı tüccardan ııldıgını kooperatiflerden beş ve hatta sekiz kat fazla fiyatla satın almıştır. Du da açlığın üçüncü sebebini teşkil etmişti. Doğrudan halka satış yapa­ mayan, hükumete satmak mecburiyetinde kalan yabancı tüccar artık Kı­ rım'a zahire getirmez olmuştur. Bu da açlığın diğer bir sebebidir. Bütün bunların yanında başka bir sebep te, ihtilal Komitesi'nin top­ layıp anbarlara depo ettiği binlerce pud buğdayın çürüyüp yenilmez hale geldiğidir. Kırım'a senede 25 - 30 milyon pud (1 pud 16 kilo) tahıl, 3 - 4 milyon pud fide, 1 milyon 200 bin pud üzüm, 200 bin pud nefis tütün ve 25 mil­ yon pud tuz elde edilir ve bunların bir kısmı ihra:ç edilir. Kırım halklnın tükettiği tahılın mikdarı yılda 14 - 15 milyonu geçmez. Bu sebeple açlık olmaması icab ederdi. Tarım istatistiğine göre, 1925 yılında 438.750 desetina ekilmiş ve 35 milyon pud tahıl elde edilmiştir. 1921 yılında ise 572 bin desetina ekilmiş · ve ancak, guya, 1 .850.000 pud ürün elde edilmiştir. Bu rakam, bir hata değil ise, idarenin düzensizliğinin neticesidir; yahut açlığı ma'zur göster· rnek için kasden uydurulmuştur. Kınm'da açlık 1921 yılının Kasım ayında başlayıp 1922 Ocak ve Şubat aylarında en şiddetli boyutuna ulaştığı halde, Açlara Yardım Komitesi bu durumu Moskova Merkezi Hükumete ancak bir yıl sonra bildirmiş ve Moskova da açlara 1923 yılının 16 Şubat tarihinde yardım etmeye başla­ mıştır. -

2 30

-

·


1921, 1922 açlı�nda 100.000 insan ölmüştür. Bunun 51.612'si köylüdi. lr. Açlıktan ölmemek için Kırım'dan Ukrayna'ya 19.132 kişi hicret etmiştir. Ahalinin dörtte biri yani 1 30.759 kişi açlık çekmiştir. Açlıktan ölenlerin

% 60'nı

Tatar halkı teşkil etmiştir. (Bütün Kırım Kitabı, Methal s. 8, 1925

Akmescit) . Çünkü Tatar'ların yaşadıkları şehir, kasaba 've köylere daha az gıda yardımı yapılmış ve bu yüzden Tatar'lar arasındaki ölüm nisbeti fazla olmuştur. Mesela : % 80 oranında ahalisi Tatar olan Bahçesaray'da öli.iın oranı ·% 55, Karasu Bazar kasabasında % 48, Gözleve'de % 43, Eski Kırım kasabasında % 41 , Kefe'de % 36, Yalta'da % 29, Kerç'te % 28, Akmcsclt'to

% 13,

Akyar'da (Sivastopol'da) % ll olmuştur.

1922 �lında Akmescit'te yapılan bir Kongrede Kırım'ın yerli hnlkı

Türk - Tatar'larİn temsilcileri olan

delegeler açlığı doğuran

sebeplerin

başlıcası Sovyet idaresinin düzensizilği, tedbirsizliği olduğunu söylemek ve sorumluların cezalimdırılmasını isternek cesaretini göstermişlerdir. Bu şekilde korkmadan konuşulabilmesi, o yıllarda Sovyet idaresinin henüz s·ağlam şekilde yerleşmemiş olmasından, dağlarda <<Yeşiller» adın­ daki antikomünist teşeküllerin faaliyette bulunmasından ve hatta Beyaz Rus generallerinin yeniden harekete geçmek ihtimalinin ortada dolaşma­ sı ndan ileri geliyrodu (150) . Kırım Yanmadası'nın yüz ölçümü 26.140 km2 dir. Yerüstü ve altı zenginlikleri ile en az birbuçuk milyon insanı rahtaç<l besleyebilir. Hatta, bugünkü teknolojik gelişme ve metod sayesinde üç milyon insanı besler ( 1 51). Kırım Yarımadası'nda hububat ekimine elverişli arazi iki

milyon

hektara yakındır. 1925'de bunun % 39,1, 1926'da % 58,1, ekilmiştir. 1926

y ı l ında 35 milyon pud ürün alınmıştır (152) . Bu arazinin yarıya yakın

lwımı hayvan yetiştirmek ve bunların ürünlerinden besin maddesi ola­ I'IIk yararlanmak için ayrılır ( 153) . (Çorabatır) imzası ile Emel'de pek çok şiiri çıkmış ve asıl adı Raşit A�ki olan milliyetçi şairimiz 27 Şubat 1922 tarihi ile Cafer Seyitahmet heyc çok ilginç ve tarihi değeri olan bir mektup yazmıştır. Bu mektubu nyncn - bazı arap ve fars sözcüklerini bugünkü türkçeye çevirerek "!1ııt.tıya alıyorum : 27 Şubat 1 338 (1922)

Huzura Kıymetli Ağam, Bundan evvel yazdığım mufassal mektubumu ümit ederim ki almış­ ıı ı n ı zd ı r. Dün Kırım'dan geldim. Fakat Akyar (Sivastopolı) dan ileri gi-

-- 231 -


Çünkü alıvali ticariyem ..öyle iktiza etmekle beraber Kırım'ın ııı .; l l l( pc• r l �ıı n lı ğ ı nı daha yakından görüp de ağlamamak için gidemedim; ı ı ı ıı' ı ı ı ı ı f'l l ı c;ı ı pçııkçı ilc görüştüm. Günün meselesi yalnız ekmektir. Ayır­ tnııH ı :t.cı ı l ı ı· l'kmı y ı ı l ı ı ı ı ekmek için daralmış; iki üç ay ekmek yüzü gör­ mcyen evlcriıniı hemen hemen yüzde ellidir, desem ca.izdir. Allah gös­ termesin, bu gidişle, bir ay sonra o güzel yurdun o bahtsız aileleri yıkan­ madan, namazları kılınmadan toprağa gömüleceklerdir. İki ay evvel gör­ düğüm yurdum bugün tanınmayacak bir hale gelmiştir. Bahçesaray, Ka­ rasu Bazan, Baydarova tarafları, hele Gözleve ve köyleri ile Eski Kırım ve köyleri tamamiyle açtırlar. Karasu ve Bağçesaray'da ölü eti yenildi­ ğini ağlayan gözlerden akan yaşların şehadetiyle öğrendim; velhasıl öy­ le bir sefalet ki. . . Af edersiniz, artık yazamıyacağım zira tahammül ede­ miyorum. doıno d i m .

9 Kanunsani (Ocak ) 1922 tarihli mektubunuzu okudum. Beş on gün sonra gitmek üzereyim. Mümkün olursa mektubu aynen veya not edip önemli noktalarını Çoban'ımıza söylerim. Ben Kırım'dan çıkarken Ayva­ zof ile Osman Derenayırlı'nın Ankara'ya gönderildiklerini, Moskova ta­ rikiyle Batum ve Ankara'ya hareket ettiklerini Çapçakçı söyledi. Resmi surette Kırım açlarına yardım isternek için ise de . . . Açıklamaya gerek yok, maksat sizce bilinmektedir. Ahmet Özenbaşlı bir hafta evvel (Yeni Dünya) da yazdığı uzun bir makalesinde «Her ne kadar açlık ile boğuşup ölen milletin kazıbınayan yüzbinlerce mezarları arasında bu gibi tartışmalara gerek görmiyor isem de bir nebze de olsa yazmaktan kendimi alamıyorum>> diyerek başlamış ve bütün karalamış olduğu satırları arasından meydana çıkarmak istediği «Şuralar Cumhuriyeti'nden milli varlığımızın tasdikı ve milli esaslar dahilinde düzen ve teşkilatlanmamızın kurulması ihtiyacından» söz -edi­ yor ve sonunda .diyor ki : <<Bizim için komünizm propagandaları o kadar gereksiz ve tatbik kabiliyeti olmayan bir takım kurallardır ki, bııgün Kırım Şuralar Cumhuriyeti adı altında toplanan Hükumetimizin milli gayelerimizden hiç birisine temas etmediğini görmkele üzülüyo,. w• ke-' derleniyoruz. Mesela, resmi dll Tatarca - Rusça kabul edildiği halde hiç bir dairede tatbik edildiğini göremiyoruz. Bunda bize. düşen görevler de var ya! Şuralar Hükumeti bu gibi önemli meseleleri kağıt üzerinde ka­ bul edince, biz Tatarlar ve hele gençlerimiz derhal faaliyete geçip bun­ ları tatbik yolunu aramalıyız ki. . . » Özenbaşlı bu makalesini pek açık yazmış ve bugün iktidar mevkiinde olan Partiyi hırpalamakla beraber henüz uykudan baş alamayan gençliğimize de uyarı tokatını indirmiş · oluyor. Size bu satırları yazmaktan maksadım, milli cereyanlar gün be­ gün çoğalmakla yarının zapt ve raptım ele geçirmeğe girişen az da olsa Çalışanlarımız vardır. Kırım Şuralar Cumhuriyeti Yasama Heyeti Baş- 232 '..,;,.;

·


·

kanı Rus ve yardımcısı da Rus idiler. Fakat bugün başkan yuı·dımcıııı Veli İbrahimof ikincisi de Çobanzade'dir. Bugüne kadar Sivastopol ithalut ve ihracatını kalıredici elinde inim inim inleten Yahudi Turkistano! gençlğimizin tokatı ile yuvarlandı, yerine Akyar'ın gümrük müdürü Se· lim Mehmetof geçti. Bu gibi değişiklikler önemli olmakla beraber var· lığımızın birer delili sayılacağından idare makinesine de yavaş yavaş olsa bile nüfuzumuzu gösteriyor. Evvelce yazdığım gibi Akmescit Kırım Tatar Toprak Alma Şi rke ti yirmibinden fazla üyeye sahiptir. Büyük başarı ile iktisadi vaziyctim lt.l ele aldıkları görülüyor. Hele Selim Mehmetof'un ithalat ve ihracııt clnl· resinin başkanlığını eline alması herhalde daha yararlı ve ürünlü işleı·l ıı meydana gelmesinde büyük rol oynayacaktır. Benim görüşüme giiı·o, Kırım ithalat ve ihracatını eğer serbest yaparsa onbeş gün içinde bugün­ kü dehşetli ve öldürücü durumdan kendisini kurtarır. Eğer bugünkü gi­ bi, spekulatsiyeniıi (ihtikarın) önünü alacağım diye bile bile bu yanlış yolu takib ederse Mart nihayetinde Tatarlıktan, hele köylü ve işçi hal­ kımızdan hiç bir va�lık beklenilemez. Zira hepsi ölmeye mahkumdurlar. Baturo ithalat kapılarını açtığı için Kafkasya Cumhuriyetleri hayatlarını kurtardıl ar. Ankara'ya giden heyet ya vardı veyahut varmak üzeredir. Burada size de çok büyük hizmet terettüp ediyor. İşe mümkün olduğu kadar önem verip ne de olsa Ankara'nın yardımını, zahire ve aşayt ciberilme­ sini sağlamaya çalışmaktır. Ben Ankara'da bulunan arkadaşlara yazdım.

Döneceğim gün Badanİnski geldi. <<Nasıl görüyorsun, Kınm bize kn­ . lacak mı? Bize burada yaşama hakkı olur mu acaba?» dedim. <<Eğer bu millet varlığını kurtarıp bu yurda .hakim olamaz diye knl· biıne zerre kadar bir ümitsizlik gelse idi, hiç çalışmaz, yorulmazdım. Gö­ rüyorsun ya şu koltuğumdaki ç�nta asırlardan beri yaşayıp gelen milleti­ min varlığını gösteren eserlerle dolu.>> dedi ve · birtakım hanımızın mutlu devrinin parasını ve sairesini gösterdi. Hülasa, tekmil arkadaşlar, büyü-. ğü ve küçüğü, yarından ümitli ve emindirler. Yalnız bir kabahatları var : Bazı muhalif görünenleri hırpalayıp olur olmaz yerlerde şahsi garezle· rini ortaya çıkarıyorlar. Bugünk.ü şu felaketli sıralarda muvafık ve mu­ halif olarak birbirleriyle İtişmelerini hiç beğenmiyorum. Bununla bera­ ber, genel olarak, çalışıyorlar ve çoğu zaman da başarılı oluyorlar. İnşal' talı bu başarılar sürekli olur. Hürmetle ellerinizden öperim. İmza Raşlt Aşki. Dr. Edige Mustafa Kınmal : «1921 - 1941 yılları arasında geçen 20 yıllık Bolşevik idaresinde Kırım Türk - Tatar'ı açlıktan, hapisten , s ü r­ günden 160 - 170 bin kadar kayıb vermiştir ki, bu sayı, onların 1917 y ıl m ­ daki nüfusunun yarısı kadardır.» (216) -

233

-


Aynı yazar : <<Bolşevikler, 1941 Haziranında başlayan Alman - Ruı, savaşı Kırım'a yaklaşırken Yarımadayı boşaltmaya başiamışlardı. Bu ve­ sile ile pekçok insanı Türk - Tatar, Rus, Ukrain, Yahudi vs. ayırmaksızın ya kurşuna dizdiler veya birlikte alıp götürdüler.;> (Kırım'da Türk - Tatar Kutliamı, İstanbul 1962. Toprak Dergisinin yayınladığı broşür) .

YENİ EKONOMİK POLİTİKA (NEP) 1921 - 1922 açlığından sonra bizzat Lenin'in kararı ile Rusya'da bir Yeni Ekonomik Politika (NEP) devresi başlatıldı. Bu yeni ekonomik po­ litikaya göre halka serbest çalışma, kazanma ve ticaret yapma hakkı ,tanıldı. Bu sebeple, Rusya'nın diğer yerlerinde olduğu gibi, . Kırım'da da birden bire her şeyde bir artış görüldü. İnsanlar az - çok bolluğa ve ra­ hata kavuştular. Kırım Türk - Tatar'ları, aşağıda anlatıldığı gibi, Veli tbrahim'in başkanlığı sırasında maddi ve manevi bir kalkınma hamlesi yaptılar. Bu devre 1924 · yılında Lenin'in ölümü ile de sekteye uğrama­ dan, Stalin'in idareyi fi'len eline aldığı 1928 yılına kadar sürdü. Stalin'in muhaliflerinden bazılarını temizledikten ve Trotski'yi memleket dışına attıktan ve bilhass� Veli İbrahim'in kurşuna dizilmesinden ve biraz sonra 3500 Türk - Tatar aydının sürülmesinden sonra Kırım Türk - Tatar'ları çeşitli bahaneler ve uydurma suçlarla yüzlerden ve binlerden oluşan in­ san kütleleri halinde Kırım'dan uzak diyarlara sürülmeye başlandı. İlk sırada sürülenleri öğretmenler, yazarlar, edipler, şairler yani milletin bey­ nini teşkil eden aydın unsurlar oluşturdu. Böylece Türk - Tatarın yurdun­ daki manevi, milli kalkınması, kuvvetlenınesi ilk darbeyi yemiş ve bü­ yük bir sarsıntıya uğramış oluyordu. Bu · sindirme ve darbe karşısında sıranın kendilerine de gecikmeden geleceğini anlayan ve henüz tutuk­ lanmamış bulunan üstteki aydınlar hayatlarını kurtarmak için diğer Türk ülkelerine gidip kendilerini takib . ve tevkiften uzak tutmak mecburiye­ tinde kaldılar. Bu durum aynı zamanda Kırım'da yaşayan Rus olmayan milletleri ve bilhassa Türk - Tatar'ları Ruslaştırma işlemine tabi ve mec­ bur tutmanın şiddetle tatbikata konulması demekti. V E L i İ B RA H i M DEVRi Kırım'da ve bütün Sovyetler Birliği'nde açlığın yarattığı derin ızdı­ rabı ve sıkıntıları yok etmek ve hiç olmazsa hafifletmek için 1922 yılın­ dan itibaren idarede bir gevşetme ve hoşgörü taktik ve siyaseti uygula­ ma devresi açıldı. Buna bizzat Lenin'in teşebbüsü ve kararı ile geçildi. Buna NEP dönemi adı verildi. Ticaret, tarım, meslek ve iş sahipleri ol­ dukça serbest çalışma, kazanma fırsat ve imkanı buldular. Milletler ken- 234 -


ve dilekleri içinde okuyup yazma, yayın yapma ve teşkilnt· hürriyetine sahip oldular.

d i i radeleri l ıı n ma

Bu durumdan imkan yaratılmasını ve Türk - Tatar'ların yararlan­ masını sağlayan Kırım Sovyet İcra Merkez Komitesi Başkanı Veli İbra­ h i m (of) , bu döneme kendi damgasını ve adını vermeyi başarmıştır. Beş y ı l kadar sürmüş olan bu kalkınma ve gelişme devresinde Kırım Türk ­ Tatar'ları adeta kendilerinin gerçek muhtar devletinde imişler gibi Kı­ mn'ın bütün şehir, kasaba ve köylerinde Türk - Tatarca öğretim yapan l i k, orta, sanat ve meslek okulları, gece kursları açmışlar, kız ve erkek l iğı·encilerin birlikte okudukları Pedagoj i Enstitüsü meydana getirmi�ler, ı ıı i l li müziklerini geliştirmişler, halk oyunlarını, destanlarını, çın l a rı n ı , u lasözlerini velhasıl milli edebiyatlarını teşkil eden bütün unsurları top· l ı ımışlar ve yayınlayarak milletin istifadesine arz etmişlerdir. Tiyatro ça­ l ı�maları, folklor ekipleri, dervizalar düzenlenerek hızlı ve sıkı bir tem­ po ile tam faaliyete girilmiştir. Müzeler, kitaplıklar açılmış, piyesler ya­ l'.ı ı n tiyatrocular, şiirler yazan şairler çoğalmış, Yaş Kuvvet (Genç Kuv­ vc•l) Yeni Dünya, Okuv İşleri, Bütün Kırım gibi günlük gazeteler, haf­ l ı ı l ı k ve aylık dergiler yayınlanmıştır. Maddi kalkınma yanında manevi lw l kınma ve yükselme gözle görülür ve elle tutulur şekilde hız almıştır vo meyvelerini vermiştir. Bolşeviklerin : «Şekilde milli, ruhta sosyalist ­ lwınünist» parolasına karşılık Türk - Tatarlarda : <<Şekilde sosyalist - ko­ ı ı ı ii nist, ruhta milliyetçilik» şiarı uyanıp canlanmıştır. Birçok Türk - Ta­ l ı ı ı· aydınları, profesörleri, şair ve yazarları eski Çarlık istibdadını ve l ı ı ı ı ı u n haksızlık ve baskısını eleştirerek yeni rejimden azami derecede ,v ıı rıı rlanmayı başarmışlar ve Türk - Tatar'ların geçmişine ve bugünkü d ı ı nı muna dair birçok faydalı ve tarihi eserler yayınlama imkanı bul­ ı ı ı wJl ardır. · Bu çalışmaların ve kalkınmanın sonucu olarak Türk - Tatar'lar ıırııı> ında kuvvetli bir milli şuur uyanıklığı ve canlılığı ortaya çıkmıştır. M ı ı l ı tar Kırım Sovyet İcra Komitesi Başkanı adeta müstakil bir Kırım '1'1 \ rk - Tatar Devleti Başkanı gibi kararlar alıp hareket etme, Moskova'da l ı ı ı z ı rlanan ve yürürlüğe geçirilmeye başlanan «Ruslaştırma» ,siyasetini gll rı' meme veya küçümseme gaflet ve hatasına düşmüştür. Moskova'dan \'« ' ı·l len emirleri ve kararları tereddütle karşılamaya ve hatta uygulama­ ı ı ı ı ı,vıı başlamıştır.

YAHUDiLERİ KlRlM'A YERLEŞTiRME MESELESi Bol şevikliğin Rusya'da çıkmasında ve yerleşmesinele Yahudilerin l ı l \ ,v l i k ve etkin rol oynadıkları..bilinmektedir. Çarlık zamanında Rusya'da \' ı ı l ı ı ıd i Ic re uygulanan pogromların haksızlık ve acılarını unutmayan \' ıı l ı ı ı d i lc r bunların intikamlarını alırcasına Rus minetinin başına Bolşe-

2 35

-


viklik musibetini sarmışlar, bunun icraatcısı olarak Stalin gibi bir des­ pot celladı getirmişler ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuşlar· dır. Ticaret, maliye, matbuat, öğretim alanlarında kuvvetli insanlar ye­ tirmiş olan Yahudiler, propaganda, siyaset ve entrika işlerinde de kurnaz ve usta kişiler yetiştirmişler ve önemli mevkiler elde ederek başka mil­ letierin ve toplumların zararına uğursuz roller . oynamışlardır. Bolşevikler Yahudiler için Sibirya'nın kuzey - doğusunda Birubey­ can adı ile bir Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurmuşlardır. Ora­ ya bir mikdar Yahudiyi yerleştirmişlerdir. Fakat, dünyadan uzak; soğuk ve gayri medeni bu bölgede yerleşmek ve yaşamak istemeyen Yahudiler, yalnız Rusya'nın değil, dünyanın en güzel ve zengin bölgelerinden biri olan Kırım Yarımadası'na göz dikmiş ve burada Yahudileri yerleştirme­ yi Moskova'ya kabul ettirmişlerdir. «l{ırım'da Yahudileri İskan Ceıniye- ti» adiyle bir teşkilat kurmuşlardır. Bu Cemiyete yalnız Devletin ve - · . Hükumetin değil, hatta Komünist Partisinin, İşçi Teşkilatlarının ve koo­ peratifierin bile yardımlarını sağlamayı başarınışlardır. Kırıın'a getirilip yerleştirilecek Yahudilere tahsis edilmek' üzere Kırım'ın kuzey - doğusun­ da 1924 yılında 20.000 hektar toprak ayrılınıştır (198) . Moskova'da alınan bu karara Muhtar Kırım Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti İcra Merkez Komitesi Başkanı Veli İbrahim Hükumeti aşağıda- - ­ ki sebep ve gerekçeleri göstermek suretiyle itiraz etmiş ve kararın uy­ gulanmasını önlemiştir : ·

<<Müstebit Çarlık idaresi sırasında Kırım'ın yerli halkı olan Tatarlar, her türlü baskı, zulüm, işkence ve soygun olayları ile vatanlarını bırakıp yabancı memleketlere göçmeye zorlanmışlardır. Bunun sonunda milyon­ larca Kırım Tatarı Romanya, Bulgarya Dobrucasında ve Türkiye'de yer­ leşmiştir. Bugün artık Rusya'da bu zulüm, soygun, baskı yoktur. Hürri­ yet vardır. Vaktiyle yurtlarını bırakıp gitmiş olan Tatarlar öz toprakla­ rına dönmek istemektedirler. Onlar bu dileklerinde haklıdırlar. Mazlum milletiere hürriyet ve adalet, hak ve eşitlik tanıyan Devletimiz, rejimi­ miz öz yurduna dönmek isteyen bu halka bu hakkı tanımalı, bir asırdan beri yapılan haksızlıkları sona erdirmeli ve tamir_ etmelidir. Gelecek Tatar göçmenlerinin yerleşmelerine, ,üretici hale gelmeleri için Vatanı­ mız elinden gelen yardımı yapmalıdır ve yapmaya hazırdır.» mealinde yazışmalar, müzakereler sonunda Moskova Kırım Hükumetinin bu dile­ ğini kabul e tmek ve Yahudi iskanını durdurmak zorunda kalmıştır. Bu karar 1 925 yılında gayri resmi yoldan Mecidiye İma� - Hatip Oku'

.

lu'nda (Seminarul Musul:ı:nan) öğretmen olan Mehmet Niyazi beye bildirildi. Fakat o zaman Romanya ile Sovyetler Birliği arasında siyasi mü� nasebet olmadığından, Kırım'daki rejimin sonu bilinmediğinden bu karar halkımıza açıklanınadı ve Kırım'a gitme hususunda hiç bir teşebbüse ge� -

236

- -

·


çilmedi. 1925 yılında Bükreş Üniversitesi Hukuk Fakültesinde talebc idim. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde talebe olan tarihçi olu­ rak yetişen ve mufassal Kırım Tarihini hazırladığını bildiren rahmetli Harndi Giray'dan bu hususta bi:c mektup almıştım. Bu olaydan iki yıl sonra Kırım'a dönmüş olan Harndi Giray, kısa bir süre sonra, tutuklanmış ve idam edilmiştir.

1928 yılında Veli İbrahim tutuklanarak ölüme mahkum edildikten vo ' 3500 Türk - Tatar aydın milliyetçisi sürgün, hapis ve idam cezalım nu çarptırılarak yok edildikten sonra Kırım'da şiddetli bir imha siymıctl başlatılmıştır. Sovyetler Birliği'nin idaresini eline alan ve göri.i l mcml� bir diktatörlük rejimi kuran Stalin «kolhoz»lara girmek istemeyen veyn bıınların aleyhinde propaganda ve sabotaj yaptıkları bahanesi i l e yul ıı ı ı Kırım'dan Türk - Tatar'ı Urallara, Solofki buz adalarına, Arhangelsk Buı Denizine sürmüş, birçoğunu da «Kulak» (zengin köylül) diye hapishanc' lerde öldürtmüştür. Bu zulümler ve idamlar sonunda ve 1930 yılında Kırım'a Yahueli yerleştirme işi yeniden ele alınmıştır. Yukarda kurulmuş oldugunu bil­ dirdiğimiz Kırım'da Yahudileri İskan Cemiyeti 5 Aralık 1930 tarihinde Akmescit (Simferopol) şehrinde topladığı kongrede Yahudi iskanının Kırım'da Bolşevikliğe yakışır bir şekilde hızla devam ettirilmesini ka­ rarlaştırmıŞtır. Bu işe Komünist Partisini, İşçilerin Teşkilatlarını ve kooperatifleri yardıma çağırmıştır. Kırım'ın kuzeyindeki bereketli top­ raklarda 340 bin hektarı gelecek Yahudi göçmenlerine ayırtmıştır. Bu­ ralara 3146 Yahudi aile yerleştirilmiştir. 1931 yılı �onuna kadar 2582 f\ile (yaklaşık 34 bin nüfus) daha iskan edilmiştir (199) .

Krasni Kırım gazetesinin .13 Mart 1930 tarihli sayısında Karadeniz, Azof denizi ve Dnepr nehri ile sınırlanacak bölge içinde yeni bir Yahueli Muhtar Bölgesi meydana getirileceğinden bahsedilmiştir.

Bu haberleri neşretıniş olan 15 Şubat 1931 tarihli Emel Mecmuası (Romanya) kısa olarak şu yorumu yapmıştır : «Vaktiyle Çarhğın feci pogromlanna ve şeni katHamiarına uğrn­ yarak zulmüri bin bir çeşidini görmüş olan Yahudilerin, Kızıl musibetin bundan daha beterine maruz kalan Kırım Türklerinin mahvine alet ol­ maları ve onların viranelerine baykuşlar gibi tünemeye çalışmaları insu· niyet, milliyet vicdanı ve tarihi karşısında ne büyük bir şindir. Bolşo· viklik cehenneminde yanan masumların figanı intikamsız ve 'cehennem zebanilerinin fiili elbette cezasız kalmayacaktır. Bunu, er veya geç tarih ve tabiat düzeltecektir.» Varşova'daki Yahudilerin yayınladıkları Lehce «Naş Pşiglond - Bi­ zim Görüşümüz» gazetesinin 25 Şubat 1931 tarihli sayısında : «Kırım'n - 237 -


yerleştirilecek Yahudilere 342 bin hektar toprak tahsis edildiği ve bu ta­ rihe kadar 8000 Yahudi ailesinin inşa edilmiş bulunan 2200 eve yerleşti­ rilmiş bulunduğu>> yazılmıştır. «Bu Yahudiler kurdukları 200 kolhozda 464 traktör ve binden fazla tarım araçları almışlardır. Tarialarma pamuk ekmekte, bağ yapıp şarap yapmaktadırlar.>> «Kefe şehri civarında Tatarların toprakları zorla alınıp Yahudilere verilmektedir. Buraya Freidorf adı verilmiş ve Muhtar bölge ilan edil­ miştir. Yahudiler burada nüfusun % 35'ini teşkil ediyorlar'sa da getirile­ cek Yahudilerle % 70'ini bulacaklardır.»

«Bu Yahudilere Sovyet hükumeti tarafından % 3.50 faizle ve 10 sene müddetle kredi verilmiştir. 3 yıl süre ile her türlü vergiden muaftırlar. Kara ve deniz yolları taşıtlarından % 75 oranında indirim görmüşlerdir.» demiştir. 1941 yılında Kırım'ı işgal eden Almanlar, kaçarnayıp Kırım'da kal­ mış olan Yahudilerden 17.000 kişiyi, Akmescit dışında kendilerine kaz- ' dırdıkları derin ve uzun hendek kenarında, gece vakti, kurşuna dizmiş­ ler ve hendekiere gömmüşlerdir (200) . İbret . . .

M İ L L İ FIRKA

MESELESi

İstanbul'da tahsil etmiş ve Kırım Türk - Tatar'larının mukadderatın- . da rol oynamış olan Kırımlı aydınlar, Rusya'da inkilab hareketleri baş­ layınca, <<Milli Fırka - Parti National» ı kurdular. Fırkanın önderleri Çe­ lebi Cihan ve Cafer Seyitahmet olmuştur. Fırka, demokrat, hatta sosya� list eğilimli idi. Aşırı muhafazakarlara ve şeriatçılara iltifat etmiyordu. İlk sıralarda, milliyetçi federalist iken durumun ve şartların değişmesi ile toprak muhtariyetçisi olmuş, yani istiklalci yolu seçmiştir; sosyalist­ Lerden uzaklaşmıştır.

25 Mart 1917 tarihinde Akmescit şehrinde bin beşyüz Türk-Tatar mu­ rahhasının toplandığı Kongreyi oluşturan ve 50 kişilik Kırım Müslüman­ ları Merkez İcra Komitesi'ni seçen bu Fırka üyeleri idiler. 1917 içinde hızlı bir faaliyet devrine girip her şehir, kasaba ve köyde şubelerini kurmuş olan Fırka, Kırım Türk - Tatarının mukadderatını eline alarak yu­ . kraıda kısaca belirtilmiş olan çalışmaları yapmıştır. Milli Fırka, 27 Haziran 1917 tarihinde, yazar Hasan Sabri Ayvaz (of) un idaresi altında <<MİLLET» gazetesini yayınlamıştır. 22 Temmuz 1917 tarihinde de <<GOLOS TATAR - TATAR SESİ» gazetesini çıkarmıştır. Bu gazetenin başlıca yazarları İbrahim Özenbaşlı, Ali Badanınski * ve Dr. Halil Çapçakçı ** idiler.

* Ali Badaninski ihtiHUci sosyalist idi. Milli Fırka'nın sol kanadını temsil ediyordu. Kırım Müslümanları İcr1a Merkez Komitesi Rusça sekreterliğini yap-

-

2 38

-


Milli Fırka'nın sol kanadını oluşturan Azınlık Grupu 30 Hazi nın 1 0 1 7 tarihinde Akmescit'te «KIRIM OCAGI» gazetesini yayınladı. Uuıılnı· solcu olmakla beraber Sosyal Demokrat ve hele Bolşevik hiç de/{1 1 · !erdi. Fırkanın sağ kanadının bazı görüş ve icraatını tenkid ederler vo fakat milliyetçilik ve müslümanlık çizgilerinden asla uzaklaşmnzlard ı . Gazetenin sahibi Mehmet Kocaahmet Vecdi ***, başyazarı Abdülhnklın Hilmi, yazarları Mustafa Berke ****, Hüseyin Cahit Macit, Ve l i lbruh l m, Romancı Batıray Tuvgan ***** daimi yazarları idiler. Kırım Türk - Tatarı'nın meşru ve tarihi haklarını savunup konı ıı ı n l<· tan ve aynı zamanda Kırım · Yarımadası'nda yaşayan diğer ıı;,ınl ıklıını dıt eşit haklar tanıyan Milli Fırka'yı Rus şovenistleri gibi Rus• Dolşc v l ld lll'l de şüphe ve düşmanlıkla karşılamışlardır. T'ürk - Tatar aydın l a n ı rı n lwp· sini bu Fırkanın tabii üyeleri sayarak ve hatta sol - sağ farkı gö;,ct nw l<­ sizin öldürmüşlerdir. Türk - Tatar'lara hiç bir suretle hak tanıma d ı lt i a r ı ­ nı göstermişlerdir. Rus Çarı 2. Alexandr'ın : «Kırım'ı zararlı Tatar'lııı·­ dan temizlemek için bunları Rusya içerilerine sürmek» hususundakl planını uygulama yolunda yürüdüklerini her vesile ile meydana koy­ muşlardır. A.K. Buçagov, 1930 yılınd� Akmescit'te yayınladığı <<Milli Fırka» adındaki l l 7 sahifelik kitabında :

«Milli Fırka'nın gerici olduğunu, burjuvaziyi temsil . ettiğini, mil l i ­ yetçileri ve dincileri himaye ettiğini, topraksız köylüleri düşünmediı{i n l , işsizierin sefaJet ve ıztıraplarmı gidermeyi düşünmediğini, pantiirkiHt ve panislamisı olduğunu» yazmış; bu fırkaya yersiz iftirada bulunmuşluı·, mıştır. Kurultay üyesi idi ve Bolşevikler ile işbirliği taraftarı olmuştur. 1920 yı­ lının Haziran ayında Kızıl Ordu saffında iken öldürülmüştür. ** Halil Çapçakçı ilerici ve milliyetçi Tatar aydını idi. Tıatarski Şkola ('fnlur Öğretmen Okulu) ve Odesa Tıp Fakültesi me'zunudur. Kırım Müslümanları Mcı·· kez İcra Komitesi üyesi idi. 1 9 1 7 Mayıs ayında Moskova'da toplanan büy U I( Kongreye Kırım delegesi ol.arak gitmiştir. Kurultay'a milletvekili seçilmtşl l ı·. Bolşevikler tarafından öldürülmüştür. *** Mehmet Kocaahmet Vecdi, Kırım'ın Dağdayır medresesiı·iin müderrisl vıı müdürü idi. İleri görüşlü ve yenilik taraftarı idi. 1 9 1 1 yılından beri medrcııcn l n prograrnında bulunan fizik ve jeoloji derslerini okutuyordu. Kırım Türk - 'l'u t.ıı ­ rının siyasi ve ilim hay,atında önemli rolü ve çalışması görülmüştür . . **** Mustafa Berke Kefe'de doğmuştur. Kurtiyef soyadı ile tanılmıştır. l ııtıı ıı· bul'da bir müddet tahsil görmüştür. «Genç Tatar'lar» hareketine kutı l nı ı 11 t t ı•, Kurultay üyesi olmuştur. Batıray Tuvgan, 1899'dıa Karasu Bazar kasabasında doğmuştur . Homn ı ı **** * yazarı dır. Kırım Müslümanları Merkez İcra Komitesi'ni seçen Kongreye · dl'IL'Il'' olarak katılmıştır. (Genç Tatarlar Birliği) başkanlığını yapmıştır. Kurultuyıı !lyı• seçilerek faaliyet göstermiştir. -

239

-


Kerç şehrinde yayınlanan «Kerç Amelesi>> gazetesi 18 Ekim 1931 ta� rihli 231 No.lu sayısında : «Milli · Fırka'nın burjuvazinin emellerine ve '!'ürkiye lehine çalışan mürteci (reaksiyoner:) bir fırka oldugunu» yazmış� tır. Ruslar, gerek Çarlık ve gerek Bolşeviklik devirlerinde daima Türki� · ye ile kendi esaretleri altında bulunan Türk ülkelerindeki Türkler ara� sında yakınlık, gizli · işbirliği olduğundan şüphe ve kuşku duymuşlardır. Dışardaki ve esaret altındaki mahkum Türklerin hür ve müstakil Türki� . ye'deki kardeşleri ile yakınlık duyguları beslemelerini, onların ıztırapla� rından acı ve mutluluklarından sevinç duymalarını tabii görmeleri ge� rekirken bundan kuşku duymaları ve düşmanlıklarını meydana vurma� ları anormal bir tutumdur. Bu yüzden de idaresindeki Türkleri sürekli baskı altında Ruslaştırmaya veya yok etmeye çalışmışlar ve çalışmak� tadırlar. Cafer Seyitahmet Kırımlı, EMEL Mecmuası'nın Dobruca'da yayınla� nan 1 Aralık 1931 tarihli ve 46 " 47 sayılı nüshasında A.K. Buçagov'a verdiği cevapta : «Kırım'daki vakıfları birtakım tufeylilerin ellerinden alarak milletin malı yapan, bunları ucuz fiyatlarla fakir köylülere kiralayan, büyük top­ rak sahiplerine 'karşı topraksız köylüleri her vecihle yaşayabilecekleri kadar toprağa sahip kılınağa çalışan, işçilerin 8 saatten fazla çalışma" tnsını proğramının esaslı maddelerinden birisi olarak ilan eden, medre" seleri birer ilmi mektep haline sokan, kadınların bütün haklarda eşit­ liğini savunan ve bunu sosyal ve siyasal hayatta uygulamayı başaran, ve" raset kanununu bile bu yolda değiştiren gençlere <<İnkilapçı» vasfını kü" çük gören A.K. Buçagov'un bu iddiası ne cehaletinden ve ne de saflığın­ dandır; belli bir kastındandır» diyen Cafer Seyitahmet, devamla : «A.K. Buçagov, kitabında, Türk " Tatar köylüsünün % 50'sinin topraksız oldu" ğunu kaytetti,ği halde bunlardan 35 bininin çoluk çocuğu ile birlikte kuzeyin buzlu diyarıarına sürüldüğünden, hem topraksızları Tatar'lardan az hem de sayılan çok olduğu iddia edilen Ruslardan yalnız 4 bin Rus'un ancak Kırım'ın dışına sürülmüş olduğundan neden bahsetmiyor? Neden bunda bir kastı mahsus olduğunu yazmıyor?» diyor. Cafer Seyitahmet devam ederek : «Rus, · Yahudi ve sair milletierin yalnız zengin ailelerine değil, aristokrat sınıfına mensup aydınlarının bile Komünist saflarında çalışmalarına müsaade edilirken, % 90'nı fakir ailelerin evlatları olan ve tahsillerini . binbir müşkülatla yapmış olan bütün münevverlerimiz ÇKA zindanlarında veya Solofki'de öln:ıeye malı" kum edildiler. Buna sebep olarak . da Milli Fırka'nın gerici, işçileri ve fakirleri ezici bir siyasi teşekkül olduğunu ve aydınlarımızın bu Fırka' nın üyeleri olmasını gösterdiler. Maksatları, aynı zamanda, Türk - Tatar komünistlerini Milli Fırka aleyhine daha şiddetli şekilde tahrik etmekti. - 240 - ·

·


Milliyetçi ve komünist Rusları bize karşı daha aşırı ıjcki ldc d i h J ı ı ı ı ı ı ı yııp· maktı. Yahudilerle aramızda intikam fırtınaları yaratmaktı. ı:>oı ı ı ı ı ıd n Kırım Tatarlarını yurdundan tamamiyle sürüp veya mahallinde yolc edip Kırım'ı bu unsursuz bırakmak idi.»

-;Bütün Kırım

Komünist matbuat ve hatta Pravda gazetesi bile Hus mufritlerinin Kırım'da oynadıkl<irı menhtis rolü gizlemedikleri halde Milli Fırka eserinin sahibi A.K. Buçagov kitabuida acaba neden bu mli· him mesele üzerinde durmadı? Çünkü O da aşırı Rus milliyetçisidlr. Çünkü bu eserin hasılınasma izin veren Komünist Partisi de Rus Eınpcr· yalistlerinin koyu bir ocağıdır.» diyor. «1934 yıiının Ekim ayında Akmescit'te Üçüncü İlmi Dil Kon fcrunıu açılmış ve bir hafta devam etmiştir. Konferansta uzun bir konuşma yn· pan Kırım Maarif (Eğitim) komiseri (Lehistan Tatarlarından) Alcxuıı· droviç şunları söylemiştir : <<Kırım Milli Fırkacıları ve bunların ajanları Tatar edebi dilini Türk dili yönüne götürmeye çalıştılar ve hala çalışıyorlar. 1927'de toplanan bi· rinci ve 1929'da toplanan ikinci . dil konferanslarındaki tartışmalar ta­ mamiyle Milli Fırkacıların tesiri altında cereyan etmiştir. Milli Fırkacı­ ların gayesi Tatareaya R.us sözlerini karıştırtmamaktır. Oysa Rusçadan kaçınmak komünistlikten uzaklaşmak demektir. Rusçaya ecnebi diller­ den alınan proleter inkilap sözleri aynen Tatar edebi diline de alınmalıdır.» ·

«Alexandroviç, okuduğu raporunda pekçok Rusça sözler kullanmış ve bu sözlerin edebi Tatar diline de alınmasını önermiştir. Böylece edebi Tatarcanın ilmi tarzda geliştirilmiş olacağını iddia etmiştir. Edebi Tatur dilinin gelişmesi üzerindeki çalışmaların Moskova ve Leningrad'taki ilmi dil enstitülerine bağlanmasını uygun bulduğunu söylemiştir. Yalnız Alexandroviç değil, bu konferansa katılanların birçoğu bu vesile ile Milli Fırkacılara hücum etmişler ve O'nları Pantürkistlikle suçlamışlar- · dır. Maksatları açıktır; Kırım'ın Türk - Tatar edebi dilini ruslaştırmak ve buna uymayanlan veya itiraz edenleri Milli Fırkacı olarak suçlamak ve ortadan kaldırmaktır. Oysa Milli Fırkacı diye şüphelendikleri bütün Kırımlıları 1933 yılına kadar yok etmiŞlerdir.» Cafer Seyitahmet makalesini şöyle tamamlamaktadır : <<25 teşrinisani (Kasım) 1920'de Milli Fırka narnma Bolşeviklcrln «Kırım İhtilal Komitesi»ne verilen muhtırada Milli Fırka'nın bazı ilın· ları Bolşeviklerle yalnız işbirliği imkanı aramakla kalmamış, hatttı Bol· şcvikler tarafından tanılıp çalışmasına imkan verilmesini teklif ctn�ilj· lcrdir. (Bu vesika Bolşevikler tarafından yayınlanan (Milli Fırka) esc· rinde vardır.) Milli Fırka niçin Bolşeviklerle anlaşıp milletimizin bu fe· - 241 -


laketlere

düşmesine · mani

olmadı?

diyenleri

acaba .

uyandırmayacak

<<Son günlerde Kırım'dan gelen bir köylü, · kendi

saf dili ve açık ·

mıdır?. yüreğiyle, benim bir sualime. şu cevabı verdi :

«Biz Bolşeviklere karşı çıkmamış değil, hatta Bolşevik bile olsaydık yine onların bizi mahvetmelerinden kurtularriıyacaktık.» ;,.;,,

Cafer Seyitahmet : <<Kızıl Kırım gazetesinin

6.4.1931 tarihli ve 79 sayılı nüshasmda Bes-

1)alçefin Karadeniz başlıklı makalesinde Sivastopol'un ve Kırım'ın as­ keri ehemmiyetini tahlil eden şu cümleleri çok açık olarak takib edilen siyasetin. maksadını göstermektedir.» . <<Sovyet düşmanlarının, Kırım ahalisinden bize düşman olan sınıflara dayanacağı açıkça bilindiğinden Sovyet düşmanlarının Kırım'dan atılma­ sı ve zenginlerin mülkiyet haklarına son verilmesi ve bütün Kırım'da Kolhozların mutlaka kurulması kesin bir zaruret idi.» Cafer Seyitahmet devam ederek :

«Yazarın Sovyet düşmanı olarak

gördüğü düşman Sınıf Kırım Türklerinden başkası değildi! onları Kı­ rım'dan atmak gerekti. Milli Fırka'nın ve Kırım Türklerinin imhası, ne Sovyetler ittihadının varlığını tehdit ve ne de Komünist prensiplerini · iflas ettirecekleri için değil,

fakat mufrit Rus ve Yahudi şovenlerinin

emperyalist hayallerini tahakkuk ettirebilmeleri için gerekli idi.» <<Sovyetleri yıkacak kuvvet Kırım olmadığı gibi, Kafkasya, Türkis­ tan, İdil - Ural ve hatta Ukrayna da değildir. Kızıl Ordu'da ve en mühim arnele merkezlerinde canlanmakta olan kuvvetli Rus şovenliğidir. Bu şo­ venlik bütün mahkum miletleri mahve yürüdüğü gibi Komünizmi de o sarsacaktır. Malıklım milletierin rolü bu inhilalden sonra başlayacak­ tır. Ancak böyle bir fırtınadan sonra bu milletler kendilerini topada­ maya imkan bulabileceklerdir.>> «Bolşeviklerin

(169) .

10 yıllık idareleri zamanında Kırım Türk - Tatariarına

karşı işledikleri haksızlık, zulüm ve işkence bu halkın en fakir ve cahil

olanlarını bile bu kanaate getirmeye yetmiştir. Bolşevi lerin, Komünist� lerin Kırım Türk - Tatar'larına karşı bugüne kadar uyguladıkları zulüm, işkence, imha siyaseti bu halkı yıldırmamış, tersine hak ve adalet kavra­ mına daha çok bağlamış, yurduna ve milletine olan duygusunu ve şuuru­ nu daha fazla kuvvetlendirmiş, bunlar için mücadele cesaret ve azınini daha çok arttırmaya yaramıştır. Bugün ne Rusya'daki ve ne de herhangi bir memleketteki Kırım Türk - Tatarları arasında Milli Fırka

diye bir

teşkilat veya bunun mensubu bulunmadığı halde sürgündeki ve dışar­ daki Kırım Türk - Tatar'larının ö z vatanları Kırım'ı unutmamaları, O'na

--- 242 -


birgün mutlaka dönüp yerleşecekleri ve sahlb olaeliklAM JfifinOtm sUlilli meleri gelişen insanlık hak ve adaletinin bir gcrclti w tubl 1 ıwlh!t1til Nh• yılmalıdır.»

V E L i İ B R A H i M H A D i- S E S i Muhtar Kırım Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Merkezi İcra Kom i tes i, diğer bir deyişle Cumhuriyeti, ilk başkanı olan Veli İbrahim 1 8HB'dc fakir bir aileden doğmuştur. Bu yüzden ancak ilk okulu bitirebilm i � U ı-. Bir ara Tercüman gazetesinde mürettiplik yapmıştır. Küçük yn�ın d ı ı ı ı beri zekası, atikliği, cesareti ile tanılmıştır._ 1917 olayları s ı rasıııdıı ııı l l l l ­ yetçilere katılmış ise d e sol düşüncelerin savunuculuğunu ya pıntıl( ttı ı ı vazgeçmemiştir. Bolşeviklerin Kırım'a yerleşip idareyi ellerine ıılmtıH I I I· dan sonra Komünist Partisine girmiştir. Mensup olduğu 'l'i.irk - Tu tm· halkına karşı daima yakınlık ve sevgi beslemiş, O'nun derdiyle mc:m ul olmayı ve O'nun kalkınması için elinden geleni yapmayı gaye e d i n m i�­ tir. Tahsili ve tecrübesi az olması sebebiyle iyi ve yararlı arkadaş seç­ mekte acemilik ve hatalar yapmak yüzünden kurnaz, hilebaz· ve tecrübell Yahudi ve Rus komünistlerin tuzağına düşmüş, hem kendisinin ve hem Türk - Tatar halkının başına büyük felaketler gelmesine sebebiyet ver­ miştir. 1928 senesini� Mayıs ayında kurşuna dizilmek suretiyle idam edil­ miştir. Veli İbrahim'in Kırım Muhtar Cumhuriyeti başkanlığı sırasında Türk - Tatar'ların maddi ve manevi kalkınmalarının gerçekleştiği yuku­ nda kısa şekilde anlatılmıştır. Kırım'da 1928 yılında yayınlanan « V E L İ İ B R A H İ M O V vo . B A Ş K A L A R I N I N İ Ş İ » adlı 70 sahifelik kitapta uzun şekildo anlatılan olayı özet olarak anlatalım : «Mahkumlar iskemiesinde oturan adam, adi bir adam olmayıp Kırım Merkezi İcra Komitesinin sabık reisi ve emekdar ahali tarafından men­ faatlerini müdafaa etmek için Şuralar başına getirilen bir adamdır» de­ nilmektedir. Kitapta Veli İbrahim'in yargılanmaya başlanmasından çok evvel tutuklandığı; O'nun taraftarları ve O'nunla ilişki kuran IFişilerin bu işi ve tutuklamayı siyasi ve hukuki bir iş olarak görmeyip bir m i lli mesele şeklinde yorumladıkları ve propagandasını yaptıkları yazılmaldn· dır. <<Ama bu propaganda tutmadı ve tutamazdı>> denilmektedir. Kitapta, sanık olarak tutuklanmış ve mahkemece henüz mnhlui ın edilmemiş bu insan hakkında : <<habis, şayka, haydut, kaatil, hır:-ıı:t., IH· rafçı, cani gibi sıfatlar kullanılmakta, en şiddetli monarhisttcn dıılıu tehlikeli olduğu» yazılmaktadır� Mahkemenin kararından evvel hiç · bl r

- 2 43 -


medeni ve demokrat memlekette herhangi bir sanı�ın bu ve buna benzer sıfatlarla suçlandığı görülmemiş ve görülmemektedir. . Sovyetler Birliği'ndeki yayın organlarında kullanılması adet olan bu suçlamalardan maksat, peşinen verilmiş olan «İDAM>> cezasına kamuoyu­ nu hazırlamak ve inandırmaktır. Hadise şöyle anlatılmaktadır :

·

«Haydutluğa karşı mücadele etmek vazifesiyle kurulmuş «TROY­ KA» Başkanlığına ve Kınm Muhtar Sovyet Cumhuriyeti İşçi - Köylü Halk Komiserliği'ne tayin edilen Veli İbrahimov 1924 senesi Kırım Muh- . tariyetli Sosyalist Şuralar Cumhuriyeti Başkanı yapıldı. 1927 senesi or­ talarından itibaren, Kırım Cumhuriyeti'nde bir seri cinayetin işlenme­ sine Veli İbrahim'in göz yumdu,ğu, hatta bu cinayetleri işleyenlerle iliş­ ki kurduğu söylenmeye başladı. Yapılan soruşturmalar şunları tesbit etti : 1 - Veli İbrahim, akıldaşı Ahmet Kayser ile birlikte, kulakların (zenginlerin) öncüsü Müslimof kardeşlerin muhakemesini önlemeye ça­ lıştı. 2 - Mahkemede şahitlik yapan Abdurrahman Seyitahmetov ve Ço­ lak İbrahim, Ahmet Kayser'in 1918'de Kurultay taraftarı olup Bolşevik­ lere karşı çıktığını, Wrangel zamanında Bolşevikler aleyhinde verilen cezaları infaz ettiğini; bolşevik oldukları için kendilerini tel kamçı ile dövdüğünü; Avutka köyünden Rüstemi öldürdüğünü; 1920 yılında Kırım' da Şuralar hakimiyeti kurulduğu zaman haydutlarla birlikte dağlara kaçtı.ğını; köylere baskın yaptığını; sonunda 1 92 1 senesinin Mayıs ayın­ da çıkarılan umumi af kanunundan, Veli İbrahim'in yardımı sayesinde, faydalanıp kurtulduğunu söylemişlerdir. 3 - Veli İbrahim, Troyka'nm başı sıfatiyle Ahmet Kayseri Troyka' nın yanmda bulunan Atrivad'ın (müfreze) kumandanı tayin etmiş ve arkadaşları Işpan Sadık, Hacı Emir, Mecitov, Çalbaş, Gıjık Hüseyin ve diğerlerini Atriyada almıştır. 4 - Veli İbrahim, bu cinayetleri ve diğerlerini işleyen Ahmet Kay­ seri, Kırım Merkezi İcra Komitesi Reisi olduğu zaman kendisinin özel sekreteri tayin etmiştir: O'na mücevherle süslü bir rovölver hediye et, : ı ; i miştir. ·

5 - Veli İbrahim ve Ahmet Kayser, Çolak İbrahimi ve Abdurrah­ man Seyitahmetovu birkaç kere ölümle tehdit etmişlerdir. 6 - Ahmet Kayser, 1927 yılının 29 Mayıs gecesi saat 22'de Abdur­ rahman Seyitahmetovu Dereköye giderken silah ateş�yle öldürmeye · teşebbüs etmiş, fakat baş�ramamıştır. Yanında bulunah çocuk öldürül- 244 -


mü·ştür. Bu cinayet olayına Ahmet Kayser'in yukarda adları verilen ur· kadaşları katılmışlardır. Ahmet Kayser, bunlarla ve daha sonra bunlaru katılanlarla -birlikte, tutuklanacağından korkup, dağlara kaçmış ve gl:t.· lenmiştir. Tutuklandıkları zaman gizlendikleri mağarada birçok silah ve kurşun eie geçirilmiştir. Bu silahlar ve kurşunlar Veli İbrahi�· tara fı n­ dan verlimiştir. Veli İbrahim . Ahmet Kayser ile gizlice ara sıra görilş� müştür. 7 - 1927 senesinin 13 Eylül günü Akmescit'in 300 sajın (600 m.) kn· dar dışındaki bir çöplükte Çolak İbrahim'in cesedi bulunmuştur. BoJtul up, ağzı ve burnu tıkanmış olarak öldürüldüğü tesbit edilmiştir. Çolak t um­ him eski bir bolşevik olup Beyazlara karşı savaşmış gerçek bir devl'imcl idi. Ahmet Kayser'in geçmişi ve kimliği hakkında Partiye değerli b i l giler vermişti. 8 - Çolak İbrahim'in 1 927 senesinin 12 Mayıs günü saat 16 - 17 ara­ Veli İbrahim'in evine çağrılıp gittiği, orada Hafız Fakidov'un giı­ lendiği, Çolak İbrahim'in Veli İbrahim'e verdiği dilekçe üzerinde Veli' n in 12 Eylül tarihli rezolutsiyasından (şerhinden) anlaşılmıştır. Aynı 3aatlerde Çolak İbrahim'in, Başkanlıkta nöbet tutan bir askere Başkan Veli İbrahim'in evine gideceğini söylediği de tesbit edilmiştir. . Aynı ıı k�am saat 18'de Veli İbrahim, Habibullah da o saatte İbrahim'in evine l{i lmiştir. Veli İbrahim çuvala sarılıp iplerle bağlanmış bir şeyi Habl­ bul lah'ın arabasına koymuş ve beraber Habibullah'ın evine gitmiştir. Veli İbrahim orada bulunan Hafız Fakidovu arabaya bindirmiş ve k c n ­ d i ı-;i evine dönmüştür. Habibulah, Fakidov ile birlikte cesedi götürtip giimmüş; fakat ertesi gün cesed yari açık olarak bulunmuştur. sı n da

9 - Veli İbrahim, Çolak İbrahimi öldürdüğünü günlerce istıntakı �ı rnsında hep reddettikten sonra nihayet 1928 senesinin 9 Şubat günü 1 tiraf etmiştir. 10 - Veli İbrahimov'un Çolak İbrahimi bolşevik olduğu ve Bolşe­ vikleri öldürenleri tanıdığı ve bunlar hakkında çok şey bildiği ve şahit­ l ik yapacağı için öldürdüğü sabit olmuştur. l l - Veli İbrahimov Ahmet Kayseri otomobili ile evine bi rçok ay gizlemiştir.

getiri p

Şayka, haydut çetesine mensup üyeler : Abdi Tüleyef, Mustafa Ah· d ul l ah Celilov Osman, Mustafa Şevket, Habibullah İsmail (Alimkn) A kmescite getirilip gizlenmişler ve daha sonra dış memleketlere kaçıı:ıl­ nıak istenilmişlerdir. Işpan Sadık� Seytahmet Mecidov, Mustafa Mecidov, Ahtcın Sofu, Hacı Emir, Osman Kurtseyit, Seyitali Mehmet Sultan kö­ y ü ndeki Abiakim Abbasov'un evine götürülmüşl�rdir. ,

- 245 -


Üniversite talebesi Ethem Kulane'nin evine de ·bazı haydutları sak­ la �ışlardır. 12 - Veli İbrahim, Ahmet Kayseri deniz yoliyle Türkiye'ye kaçır­ mak için teşebbüste bulunmuşsa da başarı elde edememiştir. 13 .,-- Veli İbrahimov, Hafız Fakidov'un yardımı ile ş�ür Harndi Gi­ raybayı Türkiye'ye göndermiştir. Harndi Giraybay 1927'de İstanbul'dan Kırım'a döndükten sonra bu olay anlaşıhruştır. 1 - <<Göç Cemiyeti>> adına toplanmış olan 37941 ruble 41 kapik pa­ ranın harcama makbuzları ibraz edilememiş, bu paranın İbrahimov ve şayka üyeleri tarafından sarf edildiği ortaya çıkmıştir. Devlet Suçlayıcısı (Savcı) Yahudi Fridberg yukarda sıraladığı suç­ lamalarla sanıklar hakkında aşağıdaki cezaları istemiş ve mahkeme de vermiştir. Mahkemede halkı temsil etti.ği iddia olunan Tatar Çağar, Veli İbra­ himi suçlama konuşmasında şunları söylemiştir : «Veli İbrahim Kırım Merkezi İcra Komitesi reisi idi. O'na Komünist Fırkası, İşçi - Köylü Hükumeti, Şuralar Hakimiyetinde ve Kırım'da ya­ şayan bütün milletiere mensup işçiler ve köylüler güvenmişlerdi. o, bu güveni kötüye kullandı; yanında haydut, şayka besledi ve bunlara önder­ lik ve hamilik yaptı. Halktan topladığı paraları haydutlara ve şaykalara harcadı. Bazı kişiler Veli İbrahim meselesini Kırım Tatarlarının meselesi ola­ rak - görüyorlar. Bu doğru değildir. Bu bir sınıf davasıdır. Yüksek Malı- · keme, Kırım Cumhuryetinde yaşayan milletiere mensup işçi ve emek­ darların menfaatlerine ters hareket edenlerin davasını görmektedir. Bu­ nun aksini iddia edenler milliyetçilerdir. . Veli . İbrahim'in arkasında 20 - 25 kişiden fazla insan olmadığından bu mesele Kırım Cumhuriyeti ölçüsünde küçük bir meseledir.» Mahkeme tarafından sanıkiara verilen cezalar : 1 - Veli İbrahimov : 40 yaşında olup 1906'dan itibaren kahvehane veznedarlığı yapmıştır. Tahsili ilkokuldur. 1918 senesinde Komünist Par­ tisine yazılmıştır. Şimdi Partiden çıkarılmıştır; İbrahim Arif Çolağı plan kurup öldürmüştür. Seyitahmetovu öldürtıneye teşebbüs etmiştir. Ahmet Kayseri ve çete arkadaşlarını yabancı memleketlere kaçırmak istemiş­ tir. <<K,ırım Köylü Göç Cemiyeti»nin parasını yemiştir. Kontrbandacı Ha­ fız Fakidovu evinde gizlemiştir. Kurşuna dizilmek suretiyle idamına karar verilmiştir. -

246

-


2 Mustafa Abdullah : 34 yaşında olup tahsili ilkokuldut·. K o r ı ı !\ ı ı l tı t Parti üyesidir. «Kırım Köylü Göç Cemiyeti» sabık başkan yard ımcı�ı vo sorumlu sekreteri, Şaykanın ve üyelerinin dış memleketlere kaçmalannu yardım etmişse de başaramamış; Cemiyetin parasını yemiştir. -

.

Kurşuna dizilmek suretiyle idamına karar verilmiştir.

3 Hafız Muhtar Fakidov : 35 yaşında olup iahsili ilk okul, fırkıı· sızdır. İbrahim Çolağ'ın öldürülmesine ve cesedinin gömülmesine yur· dım etmiştir. 10 yıl ağır hapsine karar verilmiştir. 4 Habibullah İsmail (Alimkal) : 45 yaşında, kasap, okuması nı, fır· kasız. İbrahim Çolağ'ın gömülmesini sağlamıştır. 10 yıl ağır hapsine ltıı· rar verilmiştir. -

-

5 Hacı Emir Hüseyin : 32 yaşında köylü, tahsili ilkokul, fırkmıı ı. 10 yıl ağır hepsine karar verilmiştir. -

6 Işpan Sadık : 34 yaşında. Köylü, tütüncü. Okuyup yazması nı, fırkasız. 5 yıl hapis ve 3 yıl Solofki adasına sürgün cezalarına ma� _k(\m edilmiştir. -

7 Çalbaş Süleyman : 35 yaşında, köylü, şarapçı; cahil, fırkasız. 5 yıl hapis, 3 yıl Solofki adasına sürgün cezalarına çarptınlmıştır. -

8 Seyitahmet Mecidov : 32 yaşında. Köylü, şarapçı . Cahil, fırkn· sız. 5 yıl hapis ve 3 sene Solofki'ye sürgün cezalanna çarptırılmıştır. -

9 Abbas Hüseyin (Gıjık) : 39 yaşında. Köyevi müdürü. Okuyup yazması az, fırkasız. Abdurrahman Seyitahmetov'un öldürülmek istenll· diğini bildiği halde Hükumete haber vermemiştir. 5 yıl hapsine ve 3 y ı l Solofki'ye sürgün cezasına çarptırılmıştır. -

Bu son dördünün suçu, Ahmet Kayser'in Şayka teşkilatma katı l mn· l arı ve Abdurrahmanı 13 yerinden yaralamalarıdır. Ayrıca Işpan Sfid t l(, Mustafa ve Mecidof sahte evrakla Dış memlekete kaçmak istemişlerdir.

10 Abiakim Abbasov : 40 yaşında; okuması yazması az, fırkasız, tütüri işçisi, 3 yıl hapse mahkum edilmiştir. -

11 Mustafa Şevket hapis verilmiştir. -

ne

:

27 yaşında, köylü, okuması yazması az. 1 sc·

12 Ethem Emirhüseyin (Kfılane) 24 yaşında; Kırım Pedagoji Enstitüsü öğrencisi 9 senelik okul öğretmeni. 3 yıl şartlı olarak hapsino karar verilmiştir. -

13 Hacı Abdullah Mehmet : 31 yaşında; eski prikaşçık. Okur · yn· zar, fırkasız. Türkiye vatandaşı, 3 yıl şartlı olarak hepsine karar veril· mi ştir -

.

..

14 - Mecidov Mustafa : 42 yaşında, köylü; az okur yazar, fırkmııı. Suçu sabit olmamış ve heratııla karar verilmiştir.

- 247 -


15 Seyitali Mehmet : 37 yaşında, köylü. Az okur yazar. Suçu sabit olmadığından beraatına karar verilmiştir. -

16 Osman Kurtseyit : 20 yaşında, köylü, cahil, fırkasız; . suçsuz heraat etmiştir. -

'

Mahkemenin verdiği kararlar kesindir; temyizi yoktur. Veli İbrahim'in ve Mustafa'nın cezalarının bağışlanmaları hakkındaki müracaat, bütün Rusya Merkezi İcra Komitesi Başkanlığı tarafından red olun­ muştur. Veli ve Mustafa haklarında verilen kurşunla idam kararı 9 Mayıs 1928 tarihinde yerine getirilmiştir. ·

VELi

İBRAHiM'İN S O N S A VUNMA S I VE İDAMI

Veli İbrahim savunmasının sonunda şunları söylemiştir : <<Moskova, benden Kırım'a Yahudilerin yerleştirilmesini istedi; ba­ na bu hususta kesin emir verdi. Ben : Kırım'da boş toprak varsa, bu, Kırım'ın öz çocukları olan ve müstebit çarlar tarafından koğulan Tatar­ ların hakkıdır. Önce bunların hakkı tanılmalıdır. Komünizm bize bunu emreder. Gerçek Lenin Yolu budur. Bu sebeple ben Yahudi göçmenleri­ ne bir karış toprak veremem>> dedim. <<Benim bu düşüncelerimi ve söz­ lerimi haklı gören arkadaşlarımla birlikte Komünizm perdesi arkasında Siyonistlik politikası yürüten hain insanlık düşmanıarına karşı ç1ktım. Bu yüzden beni yok etme kararı verildi. Bu kararı Siyonist üyelerden oluşan bir mahkeme heyetine verdiriyorlar. Ben efkarı umumiye kar­ şısında temiz ve günahsız bir inkilapçı isem de önünde bulunduğum Mahkeme Heyetine karşı çok suçluyum. Onlar nazarında kabahatliyim. Beni kimlerin muhakeme ettiklerini ve niçin suçladıklarını pek iyi bili­ yorum. » demiştir. «Ben, Mahkemeden bir tek şey dilemekten kendimi alaınıyorum; o da şudur : Beni idam ediniz. Ama beni İnkilap düşmanı diye lekelemeyiniz. Çünkü ben 25 yıllık bir inkilapçıyım. Geçmişim bunu isbatlamaktadır.>> demiştir. Veli İbrahim; «Ben bir Çolak Tatar İbrahimi öldürdüğüm için değil, Yahudileri Kırım'a yerleştirmek istemediğim, burada bir Yahudi Muh­ tar Cumhuriyeti kurulmasına fırsat ve imkan verınemeye çalıştığım için öldürüldüm. Kmm Tatar'larının haklarını korumayı, onları bir buçuk asır sonra tekrar öz yurtlarına toplamayı planladığım ve teşebbüse geç­ tiğim için Komünist - Siyonist Birliği tarafından öldürüldüm.>> demek istemiştir. Veli İbrahim, cahil olmasma rağmen milletini seven ve O'na hizmet - 248 -


ctnick isteyen bir kişi idi. Kırım'ı Türk - Tatar'ların öz yunhı b l l ın l �. başka milletiere ve halklara peşkeş çekilerek çiğnetilmesini iste mem!�· tir. Buna engel olmaya çalışmıştır. Veli İbrahim, Yahudilerin, ilk bolşevik devrinde oynadıkları mcştim rollere ve işgal ettikleri yüksek makamlara aldırmayarak Yahudilerin Kırım'a yerleştirilmelerine karşı çıkmış ve ilk sıralarda başarı da elde etmiştir. Nüfusu kalabalık, fakat toprağı dar olan Güney K ır ı m'dııl< l Türk - Tatar'ları nüfusu az, fakat boş toprağı geniş olan Kuzey K ı rı m bozkırma göçürüp yerleştirmeyi tasarlamıştır. Aynı zamanda kendiiiin i n Moskova'ya verdiği cevabında belirttiği gibi, Çarlık zamanında K ı r ı ın ' ı bırakıp göçrnek zorunda kalmış olan Kırım göçmenlerini de f.tp l l ı·l p yE!rleştirmeyi planlamış ve teşebbüse de geçmiştir. Bu maksatla K ı rı m Cumhuriyetinin bütçesine tahsisat ta koydurmuş ve bazı ürünlerin ıoıntı­ şından elde edilen paralar da bu işe ayrılmıştır. Bu uğurda yapılmış olan bazı harcamaların israf olarak nitelendirilmesi veya Kayser şaykalarınn verildiği söylentisi doğru değildir. Öldürtme ve öldürtıneye teşebbüs olayları kısmen gerçek olabilir. Başka Bolşevik başkanları ve hükumet adamları yüzbinler ve milyon­ larca insanı bir gaye için olmaktan ziyade şüphe ve kuşkuları yüzünden iildürttüler. Bunlardan hangisi kurşuna dizildi? Veli İbrahim'den sonrıı K ı rı m Türk - Tatar'larından aynı mevkiye getirilmiş olan Mehmet Ku­ huy, İlyas Tarhan ne bir Rus, ne bir Yahudi ve ne de bir Bolşevik öl­ d ii rmedikleri veya Moskova'mn emirlerine karşı hiç bir çıkışta bulun· marlıkları halde akibetleri ne oldu? Sürgün ve imha değil mi? Veli İbrahim'in ancak gerçekleri ifade eden sözleri ve savunmasının 'l'iirk - Tatar halkının zihninele ve ruhunda uyandırdığı yankı ve tepkiyi l'l i l ınek ve O'nu bir hftin olarak göstermek için Bolşevikler kitaplar yaz­ d ı ıttılar; propagandacıları konuşturttular. Mahkeme başkanı Yahudi Schults'un Veli İbrahim hakkında verdi­ 6 ay bile geçmeden, 9 Ekim 1 928'de, Kırım gençlerin­ den yüzlercesini milliyetçilikle suçlayıp tutukladılar, hapse, sürgüne yani iil lime mahkum ettiler (170) . tti karardan sonra

1931 - 1933 AÇLIGI 1 929 - 1930 yıllarında eskiden toprak ve çiftlik sahibi olmuş Türk . Tutar'lardan 35 bin kişi, hiç bir suçları olmadığı halde, sırf kurulmaya lııışlanan kolhoz teşkilatlarına karşı çıkarlar düşüncesi ile ve köylüler.e · lwl'im vermek maksadiyle Ural dağlarında ve Sibirya ormanlarındaki iş luıın plarına sürüldü. Kırım köylerinin boşalmaya başladığırü, sürgüne

- 249 -


gi)ııdel' i l e ıı erkeklerin geride kalan e·şlerinin, küçük çocuklarının fer­ yatları göklere çıkıyor, manevi perişanlıkları yürekleri sızlatıyordu.

Grigori Alexandrov «Sosyalist Muhabir»in 3. sayısındaki . «Kırim Tatarlar1nın imhası» başlığı altında yazdığı makalesinde ( 1950 Paris) : «Bütün köyler dağıtıldı. Tel örgülerle çevrilmiş çalışma kamplarına bin­ lerce aile sürüldü. Güney Kırım'ın ılık iklimine alışmış ve memleketten dışarı çıkmamış olan bu insanlar Sibirya ormaniarına ve tunduralarına götürüldüler ve ölümün kucağına bırakıldılar. Bu tutum herhangi bir tedbir değil, bütün bir halkın zalimce ve ahlaksızca yok edilmesi de­ mektir.» demiştir. Bu insafsız ve gaddarca yapılan işlem Güney Kınm'da 1929 Aralık ayında halkı isyan ettirmiştir. <<Alakat Ayaklanması» adiyle tarihe geç­ miş olan bu olay sırasında Bolşevikler 18 Ocak 1 930 tarihinde isyan ma­ halline kara ve deniz askerleri gönderip, halk arasında haklı ve haksız ayırmaksızın, şiddetli işkencelere ve tutuklamalara girişmişlerdir. Yalnız Üsküt köyünden 53 erkek tutuklanmış ve bunlardan 42'si kurşuna di­ zilmiştir. Kırım'da yetişen hububatın büyük çapta · ihraç edilmesi, kasaplık hayvanların başka bölgelere gönderilmesi yüzünden 1 931'de Kırım'da ikinci açlık olmuş ve 1932 yılı boyunca devam etmiştir. 35 bin Türk Tatar'ın ölümüne sebep olmuştur.

·

Bu sırada Yalıboyu köylerinden Körbek halkı, Merkez İcra Komitesi Başkanı İlyas Tarhan'ı köylerine davet etmişler ve : . <<Zenginleri öldür­ dünüz. Orta halli köylüleri <<kulab diye sürdünüz. Bize, siz fakir köy­ lülersiniz, işçilersiniz, rahat yaşayacaksınız, dediniz. Oysa biz de ne du­ ruma düştük?» dediler; durumlarından . ve açlıktan yakındılar. Köylüle­ rin bu sözlerine ve şikayetlerine cevap bulamayan Başkan İlyas Tarhan, Akmescit'e döner dönmez, acıklı durumu ve köylülerin şikayetlerini Mos­ kova'ya bildirdi, acele yardım· isteğinde bulundu. Moskova, ancak bir ton, evet yalnız bin kilo un gönderdi. Ama çok geçmeden İlyas Tarhan da başkanlıktan alınıp sürgüne yollanmıştır. Grigori Alexandrov, yukarda adı geçen yayında şunları yazmıştır : '

«1931 - 1933 yılları arasındaki açlıkta şehirlerin ve köylerin sokakl arı açlıktan ölüp şişmiş insan cesetleri ile dolmuştur. Bu sırada Kırım !imanlarına yanaşmış yabancı gemilere altın gibi sarı yüksek kaliteli Kırım buğdayı yükleniyordu.>> Bu feci duruma dayanarnıyan Kınm İcra Komitesi Başkanı Mehmet Kudayef, cahil ve milli duygusu zayıf olduğu halde, Merkez Komitesinin bir toplantısında, kendisini tutamamış ve : <<Moskova Kırım Cumhuri­ yetini talan ediyor. Kırım'ın bütün mahsulünü dışarı satıyor ve halkın - 2 50 -


açl ıktan ölmesine sebep oluyor.» demiştir. Bu sözü üzerine, Sovyet Duv­ letine iftira etmek suçu ile tutuklanan ve mahkemeye sevked ilen Meh· ınet Kubayef mahkeme önünde : <<Evet, Moskova Kırım Cumhuriyetin· deki halkı açlıkla mahvetti. Kırım halkı bir: dilill} ekmeğe muhtnçl<cn, Moskova Kırım'ın bütün mahsullerini ihraç etmiştir.>> diye bağırın ı ş t ı ı·. Mehmet Kubayef, doğruyu söylediği için Kırım Cumhuriyeti Meı·­ kez İcra Komitesi başkanlığından alınmakla kalmamış, sürg ü n ceı.mıı n n çarptırılmış ve orada ölmüştür. Sovyetler Birliği'nde hüküm süren bu açlık faciaları batı A v nı pn gazetelerinde yer almıştır. Morning Post gazetesinden : Loyd George'un sekreterlerinden olan Garet Jöns, Rusya'dııld sc­ yahatine dair yazdığı makalelerinden brinde : <<Moskova sokakları n da O yaşlarında bir kız çiçek satıyordu, Kızı Tatara benzettim. Kend i sine Moskova'ya niçin geldiğini sordum. Dedi ki : <<Annemle Kırım'dan kaçtık. Orada hiç ekmek kalmadı. Çiçek satıp ekmek alacağım. Şimdi Kırım'da meyve de kalmadı. Yaz gelse meyve yeyip geçiniriz.» Köhlnishes Zeitung'dan : «Ukrayna'nın Harkov şehrinde açlık hüküm sürmektedir. E'kmcl< Hatan dükkanıarın önlerinde 6 - 7 bin kişi sırada kuyruk tutmuştur. Bunların büyük çoğunluğu kadındır. Domuzun çokluğu ile meşhur Uk· rayna'da domuz kalmamıştır. Eskiden domuzların yedikleri çürüklcrl şimdi insanlar yiyor.>> Niyus Service gazetesinden : «Rusya müthiş bir açlığa sürükleniyor. Bolşevikler Rusya'yı sanayi­ leştirmek gayesiyle ahaliyi soyarak 21 milyar markı sanayi işlerine har­ r.:amışlardır. Bunun sonu açlık ve sefaJet olmuştur. Stalin : «Biz, kapita­ l ist devletlerden yüz yıl geride kaldık. Ya bunları 10 yılda geçeriz, yu onlar bizi ezerler.>> demiştir. Dr. A. Menele Viyana'da yayınladığı bir kitapta, geçen yıl Rusya'cln açlıktan ölen insanların sayısını, topladığı rakamların vasatisi ile, göster· mekte, bu açlık hakkında dünya tarihinde şimdiye kadar görülen fe)(\. ketelerin en büyüklerinden biri demektedir. Rusya'da köylerde kol hoı (kollektivizatsiye) yapılması Birinci Dünya Savaşı kadar ölüm ve sc fn· Jet doğurmuştur. 1933 açlığı Rusya'da altı milyon insan öldürmüştür.» du­ mcktedir. Dr. A. Menele'nin yazdığına göre, Amerika Rusya'ya yard ı m etmemiş olsaydı 1934 yılında tarihin e n büyük açlık faciası doğacaktı. Komünizm sistemi ve idaresi ile, yalnız Sovyetler Birliği'ndeki in-

- 251 -


saniara de�il, kapitalist sistemi yıkarak, bütün dünyadaki insanlara dahi bolluk ve refah sağlayacağını vaad etmiş olan Moskova Komünistleri, tam tersine, 10 yıl içinde en azından 15 milyon insanı açlıktan öldürmüş­ lerdir. Dünyanın altıda birini işgal eden Sovyetler Birliği'nde çok geniş ekim sahaları; ovaları bulunduğu halde ve komünist sistem ve idarenin . tatbikinden bu yana 60 yıl geçmiş bulunmasına rağmep. O'nun Amerika Birleşmiş Devletlerinin . ve batılı gelişmiş ülkelerin bolluk ve refah düze­ yine ulaşamamış olması, hala gelişmekte olan memleketlerden dahi buğ­ day, un, patates gibi besin maddelerinin en basit olanlarını da satın alması, içinde bocaladığı iktisadi doktrininin geriliğini göstermek bakı­ mından çok ilgi ve dikkat çekicidir. Komünist sistemin insanlara bol­ luk ve refah değil normal bir yaşamı bile sağlayamadığı anlaşılmıştır.

60 KİŞİLİK KlRlM TiYATROSU TAŞKENT'TE «Kızıl Özbekistan>> gazetesinin 3.7.1934 tarihli nüshasında yukardaki başlık altında çıkan bir yazıda Kırım Muhtar Sovyet Cumhuriyeti baş­ kanı merhum Veli İbrahim hakkında aşağıdaki yazı yayınlanmıştır. Bu y�zıda Veli İbrahim ve arkadaşları milliyetçilikle suçlanırken, Kırım ve Özbekistan Türkleri arasındaki kardeşlik ve yakınlık belirtilmektedir. Yazı şöyledir · «1923 yılında Kırım Sovyet Cumhuriyeti Meclisi'nin bir kararı ile «Kırım Devlet Dram Tiyatrosu» teşkil edilmiş ve O'na tiyatro alanında şöhret kazanmış artistler alınmıştır. Burada şunu da yazmak icab eder ki, 1928 yılında ortaya çıkarılıp dağıtılmış olan Veli İbrahimcilerin mil­ liyetçi teşkilatları, kendi ajanlarını birçok müesseseye yerleştirdikleri gi­ bi, Kırım Tiyatrosuna da yerleştirmişler ve milli tesirlerini orada da yürütmüşlerdir. Sabık mirzalardan olari Nogay, Celal Muin Veli İbra­ himcilerin ajanları olup yıllarca tiyatroya rehberlik etmişlerdi. O vakit­ lerde Kırım Devlet Dram Tiyatrosunun repertuarları «Leyla ile Mecnun>>, <<Yusuf ile Zaliha>>, <<Tahir ile Zühre» gibi dini ve feodalizm devrine ai1 eserlerden oluşuyordu. Rusçadan ve Sovyet edebiyatındau tercümeler yapılıp sahneye konulmasına Veli İbrahimciler ve ajanları karşı idiler. Hatta şekil açıs�ndan milli, muhteva (kapsam) açısından sosyalist eser­ lE!re de karşı çıkıyorlardı . . . Ancak Veli İbrahimciler ve ajanları darma ­ dağın edildikten sonradır ki Rus ve Sovyet piyesleri tercüme edilerek ve orijinal piyesler yazılarak sahneye konulmuştur.» denildikten sonra 60 kişilik Kırım · Devlet' Dram Tiyatrosu'nun Taşkent'teki Sverolov ve Mir Muhsin tiyatro sahnelerinde Kırım Cumhuriyeti İcra · Merkez Komi- 252 -

·


. tcsi Başkanı llyas Tarhan'ın «Hücum» ve Öıncı· fpçl'ıılıı . n n � ı ı ı ıı ı ı .. , «Mcşcannın Duvar�anlığı» piyesleri sahnelenecektir.» deı ı l 1 1 1 ı l ıı t l r.

Vfl

Yazı şu cümlelerle tamamlanmıştır : «Kırım Devlet Dram Tiyatrosu»nun Taşkent'e gelişinden maksud ı, iki birader (kardeş) Cumhuriyet arasında daimi medeni alaka bağlayış, birbirlerinin tiyatro sahasındaki tecrübelerinden faydalanış, hem de Öz­ bekistan işçi ve kolhozcılarına Kırım Tatar Tiyatrosu'nun muvaffakiyet­ lcrini gösteriş ve onlara bedii hizmet kılıştır.» (219) «Kızıl Özbekistan» gazetesi, Komünist Rus baskısının zorlaması ile Veli İbrahim'in milliyetçiliğini . �leştiriyorsa da, gönlünün arzusu ve mil­ li şuurunun etkisi ile, yazısının sonunda Özbekler ile Kırımlılar arasın­ du yaşayan kardeşliği, ilgiyi belirtmekten kendini alamamıştır. Komünistlerin, Türkleri, çok tabii olan bu duygu . ve şuurdan, ülke­

lel'i birbirinden ne kadar da uzak olsa, mahrum edemeyeceklerine bu yıı:r.ı iyi bir örnek teşkil etmektedir. Nitekim, Komünist Rusların bütün

�ııbalarına rağmen, Türkler arasındaki bu şuur ve eğilim giderek kuv­ wtlenmekte ve sonuçlarını vermektedir.

RUSLAŞTIRMA SiYASETi Husya, esatetine aldığı milyonlarca Türk'ün parlak tarihinden ve

lul{ıın imanından alacağı kuvvetle oir gün milli şuurunu bulacağını dü­ � ( l ı ıerck

ve kendisine büyük tehlike olacağından korkarak, bunları Rus­ gerektiği kanaati ile iki prensibi kabul ve tatbik etmiştir :

lııısllrmak -

Türkleri çok bağlı bulundukları İslam dininden çıkarıp Hristikabul etmeye zorlamak; bunu yapmayanlara �ziyet etmek, ceza Vt'l'ınek ve birçok haktan yoksun bırakmak. Hristiyanlığı kabul eden­ ll•l'e hak ve imtiyaz tanımak. 1

-

,YII I I l litı

2 - Türk'e kendi tarihini öğrettirmemek; dilini, geleneklerinf ve ldlltürünü unutturmak ve böylece milli şuurunu kaybettirmek. Bunun l � l n okul açtırmamak, mevcut olanları sıkı baskı ve kontrol altında tut­ l ı ı ıık, basın işlerini engellemek ve yasaklamak.

Müslüman Türkleri Hristiyan olmaya zorlama siyaseti Çarlar dev­ başlamış, yüzyıllarca sürmüştür. Korkunç ivan 1552 senesinde, Al1.1 n Ordu Devletinin da�lmasından meydana gelen Haniıkiardan biriıd olıın Kazan Hanlığını istila ve ilhak ettikten sonra Kazan Müslüman 'l'il r k - Tatar'larını Hris.tiyanlığı kabul etmeye zorladı. Çünkü, Müslü­ ı ı ııınlık. bunların Ruslaşmasını engellediği gibi, birlik ve dayanışmala· . 1: 1 1 1 1 da sağlıyordu. Zorlamaya karşı Türk - Tatar'lar 1556'da ayaklandılar. r l ı ıdc

- 2 53 -


Rus Hükt1meti, bir tedbir olarak, Türk - Tatar'ları Kuzun şehrinden çı­ karıp dağıttı ve şehre dönmelerini yasakladı. Camiierin çoğunu yıktı. Bir kısmını kapattı. Çünkü, camileri İslam dininin kaynağı olarak gö­ rüyor, Hristiyanlaşmaya engel olan bir kuvvet sayıyordu. 1592'de çıkarıdğı bir emirname ile bütün camiler yıktırıldı ve Eus hükumetinin izni alınmadan cami yapılması yasaklandı. 1681'de çıkarılan başka bir emirname ile Hristiyan olmayan zengin asilzadelerin topraklarına elkondu. Bu asilzadelerin Hristiyan esir satın almaları yasaklandı. 1743'de Hükümetin izni alınmadan yapıldığı ileri sürülerek 500 ye­ ni cami yıktırıldı. Bu kadar baskıya rağmen Hristiyanlığı kabul eden Müslüman Türk-Tatar çok azdı. Hıristiyan olanları da gizli olarak müs­ lümanlığın gereğini yapıyordu (166 ) . Hıristiyanlığı kabul edenler, daha ziyade, büyük toprak sahibi olan asilzadeler (aristokratlar) idiler. Çünkü, Rus Hükumeti, Hıristi­ yanlığı kabul eden asilzadeye hem toprağını hem de ünvanını bağışlı­ .yordu. Bunlar prens ve kınaz mevkiine çıkarılıyordu. Bunlardan Mosko.. va'da yerleşenlerden Çarların çevresine girenler ve Rus Devletinde mü­ him mevki işgal edenler ve rol oynayanlar olmuştur. Çarlar, daha sonra, bu siyasetlerini biraz yumuşatmışlar ve daha geç tarihlerde istila ve ilhak ettikleri Kırım'da, Kafkasya' da ve Türkis­ tan'da başka metodlarla yürütmüşlerdir. Tahribatı daha küçük ölçüde yapmışlardır. 1805 yılında Kırım'da mevcut olan 1556 camiden 1914'de yalnız 739'u kalmıştır. Komünistlere gelince; bunlar esasen din ve mezhep tanımadıkları ve dini afyon gibi bir zehir saydıklan için dine düşman gözle bakmış­ lardır. Rejim ve idarelerini bütün Rusya'da iyice temelleştirdikten sonra camileri, medreseleri, mescitleri kapatmaya, anbara, toplantı ve oyun yerlerine çevirmeye ve hatta yıkmaya başlamışlardır. Yenileri­ nin yapılmasını şiddetle yasaklamışlardır. İmamları, hatipleri ve umu­ mi olarak din adamlarını haps etmişler, sürmüşler ve öldürmüşlerdir. Birçoğuna dini inkar ettirmişler ve insanlan (din afyonu) ile zehir­ lediklerini söyletmişlerdir. 1917 yılının Aralı� ayında Rusya'daki Müslümanlara hitaben yayın­ ladıkları bildiride vaad ettikleri izinierin ve hakların hiç birisini verme­ mişlerdir. Şiddetli bir baskı, zulüm ve işkence ile Müslümanları Ruslaş­ tırma siyaseti uygulamaya girişmişlerdir. Müslüman Türkleri bugün de hem dininden · hem dilinden yoksun ederek Ruslaştırmaktadırlar. Komünistlerin Kırım'da bu yoldaki uygulamalarına birkaç örnek vermek suretiyle gerçeği meydana koyalım : - 254 -


1 - 3 Temmuz 1929 tarihinde çıkarılan bir cmirnamcdc Dovll't. lwu. pcratiflerinde, resmi dairelerde ve teşkilatlarda Tatarca k u l la ı ı ı l ı ı ı t ı H ı emredilmiştir. Eyalet Parti Komitesi de bu Emirnarneyi tasdik etmi!1ti ı·. Aradan bir yıl geçtiği halde bu Emirname yürürlüğe konmamıştır. Yııltu Sancağı'nda yaşayan ahalinin % 74'ü Tatar'dır. Bu vilayette Devlet ve cemaat kooperatiflerinde ve resmi dairelrede toplam 1771 memur çul ı�­ ' ınaktadır. Bunlardan ancak 160'-ı yani % 9'u Tatar'dır. Bu yıl memur olarak işe 1 00 kişi daha alınmış, bunlardan yn lıııı 25'i Tatar'dır. Bunlardan ancak 16'sı sorumlu işlerin başına getirilm i�tlr. 2 - 1929 yılına kadar bütün Rusya Müslüman Türkleri Ara p h n ı· f. leri ile okuyup yazıyorlardı. Gazeteleri, dergileri, okuma ki ta pl an h o p bu harflerle yazılıyordu. 1929 yılında Moskova'nın tavsiyesi ve te l k i n ! V<! bazı ileri gelen müslümanların taraftadığı ile Latin harfleri kabul ed i l d l v e yürürlüğe kondu. Kitaplar, gazeteler v e dergiler basıldığı gibi resmi yazışmalar da bu harflerle yapılmaya başlandı. Bu harflerin memurlam ö�retilmesi için özel kurslar açılması kararlaştırıldı. Latin harflerinin kabul edilmiş olması bazı din adamlarını ve mil­ l iyetçileri memnun etmedi. Bunlar, dini kitap olan Kur'anı Kerimin okunmayacağından ve Latin harfleri ile tam olarak basılamayacağından Müslümanlarda .din duygusunun zayıflayacağından korktular. Milliyet­ \ l l c r de bu düşünce ve endişeye katıldılar. Bu durum, Müslümanlar ara­ mıda ayrılık ve mücadele yaratacağını bilen ve bunu körükleyecek olan Moskova idarecilerini memnun ediyordu. Nitekim sonraki olaylar bunu do,:trulamakta gecikmedi. Kırım'daki Hükumet, Tatar memurlarına ve halkına Latin harflerin i llılrctmekte kasden ihmal gösterdi; gerekli ve vaad edilen özel harf kurıı­ l n n nı açmadı. Bu yüzden işlerde . zorluklar . ve aksamalar meydana geldi ve Tatar memurları işten çıkarıldı. ·

Yalta vilayetindeki resmi dairelerde (Sovhoz - Devlet çiftliği) ve ( Kolhoz - köy çiftliği) larda çalışan işçilerin büyük çoğunluğu Tatar'lar olduğu halde başlarına Rus amirlerini koyuyorlar. Bunlardan yalnız bir lunesi Tatar'dır. Sağlık işlerinde çalışan 173 memurdan yalnız beş tanesi Tatar'dır. Tatar köylerine Hükumetin emirlerini bildirmek uzere Rus mem u ı·­ ları gönderiliyor. Bunlar Tatarca bilmediklerinden yüklendikleri işi Iy i ve tum olarak yapamıyorlar. Sonunda T'atar köylüleri çeşitli bahnnelerlo ' Kuçlanıp hapse veya sürgüne yollanıyorlar (218) . Bekir Sıtkı Odabaşı, Hakim Selim, Abdi Zekai, Yakup Kemal Ken; l l , Ablayef gibi aydın v e milletine hizmetten başka hiç bir suçlııı·ı

Cnfcr

- 255 -


· olmuyan Türk - Tatar'lar 1929 yılı içinde uydurma suçlar icad edilip Urallara veya Sibirya'ya sürgün edilmişlerdir.

Komünist Ruslar, böyle kişilerin, milletine doğru yolu gösterecekle­ rinden korkup, yok edilmelerine Rusluğun çıkarları bakımından yarar görmektedirler. ·

3 - 3 Temmuz 1931 tarihli ve 145 sayılı «Yeni Dünya>> gazetesinde Kutubzade ile B Nogayefin bu mesele hakkındaki makalelerinde acı gerçekler dile getiriliyor. .

.

Kutubzade yazısında şunları yazıyor : <<Bahçesaray bölgesinde yaşayan · ahalinin % 83;ü Tatar olup sadece % 17'si başka halklardandır. Bununla beraber, bütün Devlet ve belediye

teşkilatlarİnda Tatar memurları çok azdır. Evrak dosyalarının üstüne, köz boyamak içün, Tatarca yazılmıştır. Ama, dosya içindeki yazıların hepsi Rus dilindedir. Tatarları memur almamak için Rus müdürler : <<Bizde . Tatarca yazan makina yok.» diyorlar. Posta ve telgraf işlerinde çalışacak mutahassıs Tatar memurlar yetiştirmek istemiyorlar. Çeşitli bahanelerle bu işi ihmal ediyorlar ve geri atıyorlar.>> Nogayef de şunları yazıyor : <<Toplantılarda bulunanların çoğu Tatarlar olduğu halde ve Tatarca konuşulduğu halde alınan kararlar hep Rusça yazılıyor.» devamla : ·

<<Bundan evvel 6 Haziran 193l'de Bahçesaray'da Belediye ve Parti üyeleri bir toplantı yaptılar. Toplantıya 109 üye katıldı. Bunların 20 ta­ nesi Rus olduğu ve Tatarca bildiği halde bütün zabıtlar ve kararlar Rusça yazılmıştır.>> demiştir. Komünist Partisinin üyeleri olan bu yazarlar, makalelerini Tatar milliyetçiliği yapmak maksadiyle değil, Komünist prensiplerinin ve Parti kararlarının yerine getirilmediğinden, disiplinin bozulduğundan şikayet gayesiyle yazmışlardır.

EDEBi DiL MESELESi 1930 ve onu takib eden yıllarda Tatar Edebi Dili meselesi günün konusu olarak Türk - Tatar yazarlarını ve . aydınlarını çok meşgul etmiş­ tir. Türk - Tatarca yayınlanan yazılarda ve yapılan konuşmalarda çok sayıda Rusça sözler kullanılmaya başlanması endişe doğurmuştur. ·

<<Yeni Dünya» gazetesinin 14 Haziran 1931 tarihli sayısında «Akay» imzalı ve «Büyük Rus Şovenizmine karşı Ateş Açmalı>> başlıklı yazıda Tatar Komünistlerin bile Ruslaştırma siyaseti karşısında isyan ettikleri açığa çıkmaktadır. ·

- 256 -


Kırım Türk - Tatarcasının Ruslaştırıldığını, aynen aşa�ıya aldı!tımız b i rkaç cümle meydana koymaktadır : «Kırım'da milli, medeni yapıcılık ve dil meselelerine uğraşkan İlıni Enstitüsü meydana getirildi. O, Kırım Tatar dili yapıcılı�ının yazı işlerinin ilmi bazası (temeli:) * sayılmaktadır.

'l'cdkik ve

«1931 Oktabr (Ekim ) ayının 18'inde R.S.F.S.R. (Rusya Sosyalist Fe·

<k-nıtif Sovyet Cumhuriyeti) nin bir kısmı olarak aftonomyalı (muhtnı·l· yi'Lli) Kırım Sosyalist Sovyet (Şura) Respublikası'i:ıı (Cumhuriyet. l n l ) ııwydanga ketiru hakkında Lenin ve Kalinin'in imzalarına d n b (i l(l n :-loy uz (Birlik) Merkezi İcra Kornitetinin R.S.F.S.R. Halk Komiserll•ı·J · Ho v y c t i n in tasdik kararı ilan etilgendir. Pomeşçikler (çiftlik sah i p l c r fi , ı ı ı l n-:alar, kapitalistler (sermayedarlar) vlastını (hakimiyetini ) deviruv, 1 ı ı ll• rvcntlerini (müdahalecileri) , imperyalist derjavalarnın (devletlerin) � t ıı v Ic n i klerini (yüksek mevkidekilerini) . . . v.s.

K ı rım'da Bolşevik rejim ve idaresinin yerleşmesinden sonra onbeş

y ı l l ı,: l ııde Kırım Türk - Tatarcasının aldığı şekil ve durum bu dereceyi

Ondan sonra aradan 45 yıl geçti. Bugün ne hale geldiğini ta­ etmek pek zor olmasa gerektir.

h ı ı l ı ı ı uştur. ıııı v v ı ı r

'l'ii rk - Tatarcanın aldığı bu şekil eleştiren yazariara cevap veren · 1\ ı rı ın Köy İşleri İşçi Fakültesi» müdürü İsmailof, 8 Temmuz 1931 ta· ıliıli

«

Ye ni Dünya>> gazetesinde şunları yazmıştır :

�Btnlin, bütün dünya komünist olduktan sonra bütün dünyada gekonuşu�ması. gerekli bir ortak dil yaratılacaktır.» dediğini ve bu ı t ı l t ı ı Husça olacağını hatırlatmış, Rusçanın diğer diller üzerinde hakim rol oynamasını sağlamak için Rusça sözlerin çoğalmasında bir sakınca l ı ı ı l ı ı ı ı ınııdığını ileri sürmüştür. , ı�ın nilof, <<Biz öz milli dilimize ve medeniyetimize ehemmiyet ver­ ı ı ı ., l t y l ı. Sosyalist esasında kurulan hayatımızda milli medeniyetimizi ile­ ı l l{ll l i i rınck vazifemizdir. Bunun yollarını aramalıyız. Bu gayenin ger­ ı.;ı•ldı ·�ınesinde milli dilin mühim rol oynadığından Şüphe edilemez.» de­ ı l t ld ı • ı ı ııonra Kırım Tatarcasının Osmanlı Türkçesinin tesiri altmda kal­ ı l ı P, ı ı ı ı ; Arap ve Acem sözleri ile karışık bu dili Kınm Tatarlannın anla· ı ı ı ı ı ll l ıı ıorluk çektiklerini iddia etmiştir. Eleştirisinde Kırım Türk - Tu­ l ı ı ı cıı:ı ı n ı Rus sözlerinden kurtarmak gerektiği hakkında tek bir söz yaz­ ı ı ı �ı ı ı ı ı �. yalnız Osmanlı'cadan bahsetmiş olması dikkati çekmektedir. Bu­ ı ıı ı ı ı �:ihi Rusçuluk gayesine hizmet edenlerin, az veya çok her Türk ilin­ ı lı•, b u l u nduğu maalesef gözden kaçmamaktadır. 1,;1' 1 ' 1 1 ve

Knvis içine alınan sözler Rusça sözlerin Türkçeleridir.

-

2 57

-


İsmailof, Kınm Hanlığı'nın kuruluşundan beri Hanlar ve ülema ara­ sında Tatarca denilen Kıpçak lehcesi ile olduğu kadar Osmanlıca ile de şiir, divan ve hatta kitap yazanların bulunduğunu, Osmanlıca yazılanları Türkiye köylüsünün ve halkının da ancak Kınm köylüsü ve halkı kadar aniayabildiğini ya bilmemezlikten geliyor veya cehaletinden dolayı bil­ miyordu. Osmanlıca Kırım'da çoktan terkedilmiştir ve Türkiye'de de . terkedilmiş ve ediliyordu. Olmayan şeyi ortaya atıp, bırakalım demenin anlamı ve yeri yoktu. «Yaş (Genç) Kuvvet» gazetesinin 20 Eylül 1931 tarihli ve 202 sayılı . nüshasından :

«Fırkanın ve Hükumetin Kararları Yerine Getirilmiyor» <<Sanat okullarındaki Tatar talebeleri sanatlarını iyice öğrendikleri halde bunlara ayrı çalışma tezgahlan verilmiyor. Şoven Rus hocaları bu­ nu kasden yapıyorlar.>� Aynı gazete 27 Eylül 1931 tarihli ve 209 sayılı nüshasında : <<Okul balalarma eşit muamele yapılmıyor. Okulların Rus müdür­ leri, «Tatar Talebelere ayakkabı yok» diye bunları ayakkabısız bıralu­ yorlar.» «Yaş Kuvvet» gazetesinin 18 Aralık 1932 tarihli ve 278 No.lu sa.. yısında : Kırım Hükumeti başkanı Mehmet Kubayef; Fırkanın Aluşta böl­ gesi toplantısında : «Rus tilini bilmegen Tatariara Kırım'da yaşamak hakkı tanılmay, Rusça bilmegen Tatarlar işke alınmay.» demiştir. ·

«Yeni Dünya>> gazetesinin 5 Ağustos 1932 tarihli ve 3838 No.lu nüshasından :

«Yerleştiruv Planları İcra Olunmay» «Asıl v�zifesi yerli halknı Sovyet İdarelerine yerleştiruv olan Hüku- . met bugün de hususen Tatarlan idarelere aluv meselesinde gerekli dik­ kati göstermiy. Şehirlerde ve köylerde birçok idareler hala eski durum- . lannda dev.am ettirile.» <<Yerli kooperatifierde memurların % 70'ni yerlilerden olması gere­ kirken Yalta'da ancak % 40'dır. Birçok yerli kişi başvurdukları halde işe alınamay. Ekmek dağıtma işinde yerlilerden ancak % 23 kişi çalıştırıl­ malda. «Kurortlarda - sayfiyelerde - durum daha da kötüdür. 1932 planı - 258 -


gereğince % 80 yerli halk y·erleştiruv icab ettiği halde Yıı l l11'da �;. 1 4, Livadya'da % 13.3 ve bütün kurortlarda toplam olarak % 1 6,B'd i r. Kerç şehrinde Rusça <<Kerç Amelesi» gazetesinin 18 Ekim 1931 tarihl i ve 231 No.lu nüshasında B.T. remziyle yayınlanan makalede Emir Hucl İsmail adındaki Tatar işçisinin intiharına şoven Rusların sebep old ult­ .Ları ve Türk - Tatarca yayınlanan «Kerç İşçisi>> gazetesinin Tatar işçi leri­ ne dağıtılmasının engellendiği; bunlara benzer birçok olayın cercyun o L­ tiği yazılmıştır. 25 Ekim 1931 tarihli ve 255 No.lu «Kızıl Kırım»

gazeteıil ndt! ı l :

«Bolşevikler, ilk senelerde, · mahalli Cumhuriyetlerde ve M ı ıl ı tı ı ı· l ıl l l · gelerde Kültür işlerinin Ruslaştırılmaktan kurtarılacağın ı v e Çnl' l ı k t i iJ V• rindeki temsil (eritip yoketme) siyasetinden vazgeçildiğini ynza ı· iJu söylerlerdi. Fakat bunun aksini yaptılar ve yıllar ilerledikçe t u t u n ı l ı t n ı ı ı şiddetlendirdiler.» A. Yusuf imzası ile yazılan yazıda : «Aluşta bölgesinde idarenin % 90 oranında Tatarlaştırılması gere· kirken (çünkü buı:ada Tatar oranı % 90) bölgede çalışan 70 memurdan yalnız 10'u Tatardır.» Küçük Lambat köyündeki kooperatifin resmi kayıtlarında Tatar' l ar hakkında kullanılan tabirlerin çok üzücü olduğunu ve şoven Ru si n­ rm haksızlık yapmaktan çekinmediklerini yazmakta ve bunları vesilmlıı­ rı ile isbat temektedir. İdarelerin halklılaştırılması işinin çok yavaş gittiğini yazan Titomi ı·, Sivastopol'da deniz işleri fabrikasında 7740 işçiden yalnız 480 tanesi nin Tatar olduğunu yazmıştır. Kırım inşaat işlerinde % 20 Tatar işçisi çalıştırılması gerekli iken ve buna karar verilmiş olduğu halde ancak % 2 Tatar işçi çaliştırılmaktadır. Bolşevik idaresinin Kırım Muhtar Cumhuriyetinde memleketin asıl yerli halkı olan Türk - Tatar'lara ne demli haksızlık ve eşitsizlik yaptı­ ğını, Rusçuluk ve Ruslaştıı·ma siyasetinde eski Çarlık idaresinden as}[i geri kalmadığını gösteren ye isbatlayan. gazetelerdeki yazıları, şikayetleri c;oğaltmak mümkün ise de yukarda verilen örnekler bu durumu anlat­ maya yetmektedir. Rus Bolşevik idaresinin bu çeşit haksızlıkları, baıı­ kıları İkinci Dünya Savaşına kadar azalmamış ters.ine daha da nrtm ı� v e şiddetlenmiştir. Komünistleri.n bu tutumu Kırım Türk - Tatnrlım ı ıt l ıı Ruslara ve Komünistlere_ karşı şiddetli bir kin ve intikam duygusıı y n · ı·atmıştır. Bu ruhi durum Almanya'nın Sovyetler Birliği'ne lmr�ı ııc,:{ ı p;ı savaşın ilk sıralarında kendisini açıkça göstermiştir. Ne yazık ki H i tl e r v e idaresi bu durumdan yararlanmasını bilmemiş; yalnız Kırım Ti.irlt . - 259 -


Tatariarına karşı değil bÜtün Sovyetler Birliği'ndeki milletiere ve azın­ lıklara karşı uyguladığı çok yanlış siyasetin büyük zararlarını hem ken­ disi görmüş, hem de oradaki milletiere ve halklara göstertıniştir.

KlRlM HALK EDEBiYATI Kırım Halk Edebiyatının zenginliği eskiden beri bilinmekte idi ise de bunları halk arasında gezip toplamaya çalışan edebiyatçılar ancak 1917 yılından sonra ortaya çıkmıştır. Veli İbrahim'in Kırım Cumhuriyeti baş­ kanlığı sırasında bu alanda başlatılan çalışmalar O'nun ölümünden sonra da sürdürülmüştür. Ciltler dolduracak kadar çok destan, çın, masal, mani, atasözü, tapmaca (bulmaca•) , ağıt, takmak v.s. toplanmıştır. Bunlardan bir kısmı 1929 yılına kadar yayınlanmış olan «İleri» mecmuasında basılmış­ tır. Bunları nakl eden ihtiyarlardan birkaçının resmi de bu mecmuada çıkmıştır. Çınlar, atasözleri, ağıtlar, takmaklar tamamiyle denilecek derecede Kıpçak lehcesinde söylenmiştir. Maniler daha ziyade Yalıboyu Türk ­ Tatarlarının konuştukları Oğuz lehcesinde söylenmiştir. Kırım destanları da bı.ı lehcede çoğunluk teşkil eder. Masallar ve tapmacalar her iki lehce­ de vardır. Çorabatır, Adil Sultan, Edege gibi efsaneler birkaç lehcede ve birçok Türk boyunda söylenmekte ve yaygın hale gelmiş bulunmak­ tadır. Birkaç çın :

Aylanaman karaldın, sayaman ta§ın Kısmet etse a§arman pi§irgen a§ın Ay mübarelt havada, şavlesi cerde Kavu§saydık senmen tez kunde Sözümden hiç dönmem, karardan kaytınani Hiç adetim tuvuldur : Dost mugaytmam Deren kuyuga ta§ atsan çıngırday keter Dostun bellep söz aytsan düşmanga ceter. Senin közün torlansa men cılayman Uçkan kuştan başınnı korçalayman. Gül bakçaga barıp gül a§layık Lakırdını ta§lap çınga başlayık. Gül bakçanın çeçegi, sarmaşıgı Çınlayık, kelsin cıyınnın caraşıgı. Kız degenm kıdırlez lalesı eken Okuv degen cigitnin kalesi eken. - 260 -


Kız ile delikanlı arasında karşılıklı çın : Delikanlı :

Kız

Bir körgende men seni candan süydüm Dülberim senin derdınden candım da kOydüm Catsam yastık sulayman, tursam cavlık Muradına erersın, tile savlık.

Delikanlı :

Kız

Cüregimde ot cana çıkmay tütün Asretlikmen ketecek . ömrüm bütün Asretlik kıyın şi, ölümden beter Uzun cıllar ömrüm cılavman keter.

Delikanlı :

Kız

Akransız östiim men, boldum inisiz Kuvnagım cok menım dünyada sensiz. Karamaga közümden kıskanaman. Dünya bir yak, sen bir yak, şay sanaman

Birkaç mani :

Ay buradan aşmaz mı, yol boradan şaşmaz mı? Yanma dostum, sen yanma, ayrılan kavuşmaz mı? Atım başı dağadır, ata mingen ağadır Deste perçem, kalem kaş, bu sevdalık sanadır.

Gökte yıldız yüzaltınış, kaşların kalem çatmış Cümle alemi to�raktan, .seni nurdan yaratmış. Al'dır yüzüğüm taşı, yandı yüregim başı. Yanın anda, men mında, kurumaz gözümün yaşı. Bu

konularda

Romanya'da

yayınlanmış

olan

Emel

Mecmuasında

u wn yazılar ve örnekler verilmiştir. Çınları,

masalları,

atasözlerini,

_tapmaçaları,

manUeri

söylcycnll'l',

uyduranlar belli değildir. Bunlar dedelerden oğullara, toniniuru intlluıl ı•dcgelen ve halk arasında yaşayan edebi ve manevi varlıklar ve m i l l i zenginliklerdir. Zamanın ve yaşam şartlarının ağırlaşması ve dcı!işııw.ııl

l le bu milli zenginlikler yavaş yavaş unutulmaktadır. Hayat mücadelt•Hl ve zamanın buna sarf edilmesi, masallara, hikayelere vakit bırakmamuk·

- 261 -


tadır. Daha çok taylarda (düğünlerde) , cıyınlarda (toplantılarda) söyle­ nen çınlar, maniler, artık eski· taylar ve toplantıların §ekilleri değişmeye ba§adığından, söylenınernekte ve unutulmakta, bunların . yerlerini ba§ka şeyler, danslar, oyunlar almaktadır. Bu sebeple, milli edebiyatımızın zen­ gin ve renkli kaynakları olan bunlar henüz yaşamakta olan ve sayıları çok azalan ihtiyarlardan toplanmaktadır ve toplanmalıdır.

EDEBiYAT KRESTOMATYASI (Edebiyat Okuv Kitabı) Adı ile 1971 yılında Özbekistan Cumhuriyeti'nin başkenti Ta§kent' te Kırım Türk lehcesi ile bir kitap yayınlanmıştır. Kitabı tertip edenler : Abdullah Değirmenci, Abdullah Baliç ve Cafer Bekirofdır. Kitap, Taş­ kent Üniversitesi'nin Özbek edebiyatı ve dili Fakültesinin bir bölümü olan Kırım Tatar edebiyatı ve dili öğrencileri için yazılmıştır. 431 sahifeden oluşmaktadır. Ba§tan aşağı kiril (Rus) harfleriyle yazılmıştır. Bu harf­ ler Kırım Türk - Tatar dili ve edebiyatını tam ve düzgün olarak ifade etmekten ve seslendirmekten çok uzaktır. Okunınası da bu bakımdan zordur. Mesela (c) harfinin sesini vermek için (dj ) harfleri kullanılmak­ tadır. Bu kitapta 1 936 yılına kadar Kırım'da yetişmiş ve Kırım Türk - Ta­ tar lehcesinde edebiyat alanında yazmış olanların hal tercümelerinden bahsedilmekte ve eserlerinden örnekler verilmektedir. Bunlar arasında, şehit edilmiş olan Harndi Giray gibi değ·erli şair, edebiyatçı yazılmamış­ tır; tehlikeli görülmüştür. Biz, bu kitapta adları yazılan şairlerin; hikaye, piyes, roman yazarla­ rının hal tercümelerini kısaca, siyasi görüşleri hususunda verilen bilgi­ leri dikkate almaksızın, Komünist rejimi ve idaresinin baskısı ve korku­ su altında dahi nasıl çalıştıklarını göstermeye çalışacağız.

AŞlK

ÖMER

(1621 - 1707) Asıl adı Abdullahoğlu Ömer olan Aşık Ömer, 1621 yılında Kırım'ın Gözleve şehrinde doğmuştur. ·Ailesinin tek oğludur. . İlkokulu köyünde okuduktan sonra Cuma cami medresesinde zamanın tanınmı§ bilgini sayılan, Kefeli Seyit Alıdülkerim Şerefi'den ders aldı. Yazdığı · şiirleri Besteleyip saziyle çalınağa ba§ladı. Böylece Aşık Ömer şöhretiyle her ta­ rafta tanıldı. Birçok saz şairleri ve yırcılar kendisinden ders . almak üzere Gözleveye akın ettiler.

- 262 -


Birkaç yıl sonra Da�ıstan, Azerbaycan, İrnn va TUı·lc l yo lltlyllhl\ t l ı ı " Aş ı k Ömer bu ülkelerde sekiz yıldan fazla dolaştı ; ş i i rlcrl ı ı l oluıdu, Hnzını çaldı ve dinleyenlerini iyiliğe, doğruluğa, kardcşliğe ça� ı nl ı . ç ı kan

Aşık Ömer, gazel, koşma, beyt, tekerlernelerden başka kahramanlık destanları söylemiş, bestelemiş ve yazmıştır. İstipdadın ve taassubun aleyhinde olmuştur; insanlan hür düşünmeye ve yaşamaya çağırmıştır. Aşık Ömer Türkmenistan'ı da dolaşiıktan sonra, ömrünün son yıl­ l arını Kınm'da geçirmek üzere öz yurduna döndü. Hiç evlenmeden Bô yaşında öldü ve Gözleve'nin Kalentir burnu mahalde toprıı�a gö­ ın i.ildü (*) .

O şöyle demiştir :

·Bir küçük lı;aıtradan var olmuş cismim. Kendim Gözleveli, Ömer'dir ismim, Kıpçak aşiı·eti necibi neslim, Hatrımdan çıkmaz ola bir zaman.

CANMUHAMMED Canmuhammed 17. yüzyılda yaşamıştır. 14. yüzyıldan beri Polonya K nıl larının esaret ve zulümleri altında yaşamakta olan Ukraynalılar 1\ ı rı m Ranına başvurup Polonya'ya karşı kendilerine yardım etmesini l:ı lt>diler. Kırım Ham, 1648 - 1651 yıllarında Ukraynalılanri Hatmam Bog­ d ı ı n Hımelnitski'ye Polonya'ya karşı açtığı savunma savaşına, komutan­ l n l'l lıdan Togay beğin idaresi altında gönderdiği Kırım askerleri ile yar­ d ı mda bulundu. Canmuhammed işte bu savaşı 2 bin satırlık uzun ve ı ı ı ıı ı ı wm eseri <<SEFERNAME» adı ile canlı bir şekilde anlatmaktadır. Kırım Ranı bu yardımı Polonya kralı Pototski'nin Ukrayna gibi K ırım'ı da kendi idaresi altına almak istemes·ini önlemek için yapmı ştır. Pototski şöyle diyor :

Mende olan mal, hazine kimde vaı·? Moskova, Nemçe, Fransız illeri, Her birisi verir bana askeri, İşte bu yıl ben sefer kılsam gerek, Kırun Tatar halkını kırsam gerek. •

Aşık Ömer

hakkında daha fazla bilgi için yukarda adı geçen k l trılın 1975 yılı 9 1 . sayısına başvurulabilinir. 1936 sonlarında H n ­ dı•ıld i n Nüzhet Ergün Aşık Ömer hakkında İstanbul'da 550 sahifelik bir cHcr· yı ıyı ı ıla mıştır vı• F.mel Dergisinin .

- 263 -


Tatar halkı acep (acnyip) halktır kl bilin, Tezine olmaz, bar, ulu tedarik kılın. Düşmanıınızdır bizim ki korkarız, Sanki kurttur, koyun gibi iirkeriz. Gelip onlar yel gibi · eser gider. . . . . . . . . . . . . . . . ., . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . *

İSMETİY 18. yüzyılın son yılları ile 19. yüzyılın ilk 50. yılı arasında yaşamış olan şftir İsmetiy'nin doğum ve ölüm tarihleri tesbit edilememiştir. Epey­ ce yazı bıraktığı zannedilmekte ise de bunlardan yalnız <<Kefe Destanı» adını taşıyan elyazması bulunmuştur. Bu destanda Kırım'ın Rusya tara­ fından ilhak edilmesinden sonra halkın Ruslardan gördükleri haksızlık, zulüm ve soygun anlatılmaktadır. Durumun 1812 yılında Napoleon Bo- · napart'ın Rusya'ya hücumundan sonra daha da kötüleştiğinden bahsedil­ mektedir. Veba hastalığının zuhur ettiği, pekçok insanın bund:ın öldüğü, açlık ve sefaletin arttığı anlatılmaktadır. Destandan birkaç satır :

Zebbaniler dört yanıma geldiler, Baştan ayak meşin urba giydiler, Kalçer ile ölüleri çektiler Kana kimden yardım olsun Kefege. Karadan hem deryadan bağlandı yollar Ba;şımıza nedir bu gelen hallar Cemolup hepisi zarlanıp ağlar Bu en büyük zor felaket Kefege. **

MEHMET NÜZHET

(1888 - 1933) Şair Mehmet Nüzhet 1888 senesinde Kırım'ın Közleve İlinin Hay­ dargazi köyünde doğdu. İlk okuyup yazmayı köy hocasmdan öğrendi. 1898 senesi Közleve şehrindeki medresede dört yıl okuduktan sonra Bahçesaray'daki Zincirli Medresede okudu. Buradaki tahsil O'nu tatmin *

**

Fazla bilgi için .aynı esere ve Emel Dergisinin 92. sayısına başvurulabilinir. FazLa bilgi için adı geçen esere ve Emel'in 94. sayısına bakılabilinir.

- 264 -


etmedi. Özel ol arak Rusça ögrendi. Boş znmanlnrt nı hnlkln' ltorıll,lll) geç irdi. 1 905 yılında Rusya seyahatine çıktı. Moskova, Pe tcrııbu rg, 1\ l l i'. l l l l , Ufa, Orenburg şehrilerini gördü ve oralarda birkaç yıl kalıp i n cc lc ı nt• l c r yaptı. İdil - Ural Türk - Tatarlarının büyük şairi Abdullah Tukayı tn ı ı ı d ı . 1 9 1 0'da Ufa'daki Aliye medresesine devam etti. Mehmet Nüzhet ilk şiirini 1912'de Tercüman gazetesinde yayınladı. Kınm Türk - Tatarlarının yaşamını, adetlerini, masallarını; atasözleri n i , destanlarını çok iyi öğrenen ve yazan şairin yazıları, kitapları hulk tımı· fından sevilerek okundu. ·

Mehmet Nüzhet şiirlerinde ve yazılarında halk arası nda ya�ııyn ıı inanışları, yanlış düşünceleri, zararlı adetleri eleştiriyar ve lı lcwd l · yor, halkın bunlardan vazgeçmesine çalışıyordu. (Yukarda n d ı gı•c;ı• ı ı Id ta pta ve Emel Dergisinin 97. sayısında şiirlerinden örnekler val'd ı r ) . l<i>tü

CAFER

GA FFAR

(1898 - 1938) Bu şair Tavdayır köyünde dünyaya gelmiştir. Babası öğretmendir. Cu fer Gaffar ilkokuldan sonra medreseele okumuştur. Öğretmenlik yap­

ı ıı ı ştır. Evvela komsomol, sonra komünist olmuştur. «Yaş (genç) Ordu», « Ynş Kuvvet» adlı komsomol gazetelerinde çalışmıştır. Bu gazetelerde � i i ı·lcri çıkmıştır. Daha sonra <<İleri>> dergisinde daimi yazarlık yapmıştır. • 1\ zmanlar>>, «Proletar Çelebi>>, «Erke (Şımank) Seyitcemilçik», <<Yolcu­ l u kta», <<Kaynana>> adlı hikayeler yazmıştır.

ABDURRAHİM

ŞEYHZADE

(1898 -

(ALTANLI )

>

Karasuhazar şehrinde şeyh aileden doğmuştur. 4 yaşında babasmı ve '

1 :ı yaşında anasını kaybetmiştir. İlkokulu bitirdikten sonra bir yıl Rusça

olw muştur. 19 1 3'de Rus askerine alınmış, Birinci Dünya Savaşına katı­ l l l ra k yaralanıp sakat kalmıştır. 1919 yılında Bahçesaray'da Zincidi med­ n•scde hazırlık sınıfında okumuştur. 1921'de öğretmen okuluna girmiş; bir süre sonra Milli Eğitim İdnrcııl lwsabına Moskova'daki Şark Dilleri Enstitüsüne gönderilmiş ise de, Ol'll• dıı okuyamamış, İşçi Fakültesine girip 1925'de bitirmiştir. 1930'da Pc da ­ �:oj i Fakültesinden de mezun olmuştur. Aynı yılda Kırım'a dönmli11tll ı·. K ı rı m Tatar Tiyatrosu müdürlüğüne tayin olunmuştur. Edebiyat ve K i.i l ­ t !l r Dergisinin sorı_;mlu katipliğini de yapmıştır. 1 94l'de Semerkant şeh- 265 -


l'inc gönderilmi� ve 1943 yılına kadar orada çalışmış; 1946'dan itibaren Özbekistan yüksek okullarında ve daha sonra Üniversitesinde Rus ve Batı Avrupa edebiyatları dersi vermiŞtir. Komünist Partisine yazılmıştır. Rusçadan Türkçeye çeviriler yapmıştır. Yazarlar Birliği üyesi de ol­ muştur. ŞAMiL TOKTARGAZi (1881 - 1913) Yalta İlinin Kökköz köyünde doğmuştur. Küçük yaşında babasını kaybetmiştir. Bu yüzden okula gidememiştir. Otodidaktik (kendi kendi­ ne okumuş) olup yetişmiştir. Sonradan Akmescit'teki (Tatarski Şkola)ya (Öğretmen Okuluna) girip bunu bitirmiş ve öğretmen olmuştur. <<Molla­ lar», <<Akılsız Nogay», <<Rahim Balalar», <<Aşkka Mübtelalar», piyesleri ile <<Saadet Adası>> hikayesini yazmıştır. Orenburg'ta yayınlanan <<Şura>> dergisinde de yazıları çıkmıştır. Lermentof'tan, Puşkin'den, Krilof'tan çeviriler yapmıştır. Kefe ilindeki Karcıbiye köyünde 1913 yılında öl­ müştür.

HASAN

ÇERGİYEF

(1879 - 1946) Or ilinde Açıkeç köyünde doğmuştur. Toprak sahibi Mirza aileye mensuptur. İlkokulu köyünde okuduktan sonra 1892'de Akmescit Öğret­ men Okulu (Tatarski Şkola) na girmiş ve 1899'da bitirmiştir. Köyüne dönüp öğretmenlik yapmıştır. Or ili zemstuvasında (belediyesinde) me­ murluk yapmıştır. 1909'da Akmescit şehrine yerleşmiş; 1914 yılına kadar orada öğretmenlik yapmıştır. Birinci Dünya Savaşına asker olarak katıl­ mış; 1 920'de terhis olunmuş; Kırım'da uzun yıllar öğretmenlik yapmış; 1944'de bütün Kırımlılar ile birlikte sürgüne gönderilmiş ve 1 946'da Özbekistan'ın Audican kentinde ölmüştür. Öğretmen okulunda öğrenci iken <<Kart Bokçacı>>, <<Çeşme>> adların­ daki manzumelerini yazdı. Canköy'de öğrtemen iken 1 905 yılında <<Eşit Mevta Ne Ayta?» (İşit Mevta Ne Söylüyor?) manzurrtesini yayınladı ve bu yüzden hapse atıldı. Romanov hanedanının tahta geçişinin 300. dönüm yılı münasebetiyle çıkarılan genel af kanunundan yararlanıp seı�best bı­ rakıldı; 1 909'da Akmescit'te «Takdir>> manzumesini yazdı. 1 924'de yazdı­ ğı «Çırak Ömer>> manzumesi Yeşil Ada gazetesinde çıktı. 1924 - 1 935 ara­ sında «Yıl Dönümü» piyesini, «Tilki ve Koyan (Tavşan) >> ve «Hayvanlar Ne Ayta? » şiirlerini yazdı (*) . *

Son manzumesi Emel Dergisinin 1 968 Mart - Nisan 45. sayısında çıkmıştır.

- 266 -

_


ÖMER

lPÇ

(1897

İ

-

(ALREDAY)

1944)

Bahçesaray'da doğmuştur. 8 yaşında iken babasız kaldı. İ l kok u l ci n 2 yıl okuduktan sonra Tavdayır medresesinde serbest cl i nloyid olarak okudu. Asker olmamak için Ufa şehrine gitti ve oradak i A l i ye ı ı ıedrcsesinde dinleyici olarak okudu. İhtilal yılında Kırım'a dön d ü . 1 0 1 11. 1 !)21 arasında köylerde öğretmenlik yaptı. 1924 yılında tiyatrol a rda n•J I ­ •;ii diik . yaptı ve sonra Kırım Tatar Dram Tiyatrosunda m ii d li r ııld ı ı . «Yeni Dünya» gazetesinde yazar oldu. Birçok manzuıne, hikfıy c v e pl,vt•H yazd ı . Bunlar : «Güreş», <<Traktor», «Zinep Teyze», <<Kartlar ( İ l ı ti y a rl : l l' ) ı> , <t Miislüman Bürosu» , <<Azat Halk», <<Motor», «Düşman» ve d iğerle ı ' i . Yn1.· ı l ı n ı piyeslerin sayısı 17 tanedir ve hepsi sahneye konulmuştu r.

ı ı ı u.:ak

Rusçadan Gogol'un «Ölü Canlar», Tolstoy'un «Kazakilen> , Sar:ı fi ı n · ov iç'in «Demir Taşkını»; Şekspir'in «Hamlet» ve Şiiler'in <<Hay d u t l a r» ı•ıw l'lerini Türkçeye çevirmiştir. Maksim Gorki'nin bazı hikayeleri n i d e I,'I'Virmiştir. B unlardan başka Sovyetler devrinde yetişmiş şu yazarlardan söz (!Cli· lı•bilinir :

MAHMUT DİBAK : <<Konser>>, <<Gökten Zenbilnen İngen», <<Taş

Du­

ı l ı ı •> , <<Misafir Peşinden, «Gizli Nişan» hikayelerini yazmıştır. ı ıııi

İLYAS TARHAN : <<l:Iücum>> ve <<Moskova A�ta (söylüyor) » piyeslc­ yazmıştır.

CEMİL SEYiTAHMET : <<Kanlı Gömlek», «Hamam Aralığı», <<K u y u 'l'iibünde>>, <<Hücum» adlarında hikayeler «Ufukka Doğru» adında h i ı· ronıan yazmıştır. YUSUF BOLAT : <<Halim>> romanını, <<Toy Devam Ete», «İşlegen

'l' i ş­

l ı • l'>>, <<Yaşamak İstiyim (istiyorum) » hikayelerini yazmıştır.

Yukarıda adlarını ve kısaca hal. tercümelerini verdiğimiz yazar

ve

ı•ı l i plcrden başka : Harndi Halim, Şamil Alaaddin, Maksut Süleyman, Os­ l l l : ı ı ı Hamit, Fettah Hakim, Eyüp Değirmenci, Reşit Murat gibi ist i d :ı t l ı .

da vardır. Irgat Kadir, Harndi Halim, Osman Hamit, Mrıh m ı ı t 2. Dünya Savaşı'nda ölmüşlerdir.

y ı ı za rl ar l >il>nk

BERİR SITRI

ÇOBANZADE

Bekir Sıtkı Çobanzade, Türk -Tatar dünyasının en büyük şfıi rll·ı· i ı ı · kadar Türk dilini ve lehcelerini e n iyi bilenlerdendir. D i l hnH·

ı lı·ıı o l d uğ u

- 267 -.


sa Kırım Türk - Tatar dili ve edebiyatı uzmanıdır. Bu lehcede yazdıgı şiir­ leri birer milli ve felsefi fikir kaynaklan olduğu kadar şiir güzelliği ör­ nekleridir. Şiirlerini 1914 yılında yazmaya başlamıştır. , Çobanzade, Türk - Tatar dili ve lehceleri bilgini, filolog, olarak Turk - Tatar Edebiyatı Tarihi, Türk - Tatar Diline Methal, Türk - Tatar Sarf ve Nahvi, Türk - Tatar Dilinin Gelişimi gibi değerli eserler vermiştir. B.S. Çobanzade Şiirlerini Kırım'ın çöl tabir edilen kuzey bölgesinde konuşulan Kıpçak lehcesinde yazmıştıı::. Şiirlerinin pekçoğu 1927 yılında Kınm'da «BORAN>> adı ile bir arada yayınlanmıştır. Bunlar Emel Der­ . gisinin Romanya'da yayınlanan nushalarında Arap harfleriyle çıkmıştır. Orada basılmış olanların bazıları yeni Türk harfleriyle Emel'de yeniden hasılınaktadır. Bekir Çobanzade, 1893 . yılında, Kırım'm Kefe İlinin Argın köyünde dunyaya gelmiştir. Babası çoban idi. 7 - 8 yaşlarmda iken onunla beraber Karabay yaylasında yaz aylarında çobanlı k yapardı. İlkokulu köyünde okudu. 1905'de Karasu Bazar kasabsındaki Türk Rüştiyesine girdi. 1909'da pek iyi derece ile bitirdi. Bekir'in okumaya olan is.tidatını ve hevesini takdir eden (Cemiyeti Hayriye) O'nu İstanbul'a gönderdi. İstanbul Li­ sesine yazılan Bekir, O'nu da 1915'de pekiyi derece ile tamamladı. Kırım'a döndü. Biraz sonra Odesa'ya gitti. Rus ve Islav dilleri 'üzerinde inceleme yaptı. Bekir Sıtkı Çobanzade, 1916'da Budapeşte Üniversitesinde Doğu Dilleri üzerinde tahsil yaptı. 1919'da altın madalya ile Doktor ünvanını kazandı. . 1920'de Kırım'a, dönen Bekir Sıtkı Çobanzade Akmescit'te Totayköy Pedagoj i Yuksek Teknik Okulu Öğretmeni oldu. Kırım Milli Eğitim Bakanlığı'nda Şube müdürlüğü yaptı. 1922 yılında Akmescit Üniversitesi Doğu Dilleri profesörü ve Türk Dili bölümuni.in kürsü başkanı oldu. Türk dili lehcelerini inceleme ve gramerlerini okutma görevini yük­ lendi. Kırım'da yayınlanan Türkçe gazete ve dergilerde makaleler yazdı. Bu dergilerden bazıları : Maarif İşleri, Yeni Çolpan, İleri, Okuv İşleri v.s . 1 924 yılında Bekir Sıtkı Çobanzade Azerbaycan Cumhuriyeti baş­ kenti Bakü Üniversitesine davet edildi. Oraya gitti ve yıllarca Bakü Üniversitesinde hocalık yaptı. Değerli eserler verdi. Tanınmış bir Türko­ log ve filolog oldu. Rus düşmanlığı ve komünist zulmü nihayet 1938 yılında O'nu sürgü­ ne gönderdi ve henüz 45 yaşında, en verimli çağında ölümüne sebep oldu. 7 Ağustos 1942 tarihli <<Azat Kırım» gazetesinde Abdullah !�mail imzası ile çıkmış olan bir yazıda Bekir Sıtkı Çobanzade'nin ölümü hak­ kında aşağıdaki bilgiyi edindik : - 268 -


«1938 yılının Aralık ayında, 38 derece soğuk bir havada, Sibi rya'dıık i küçük akar sulardan biri olan Troyk - Peçorski'nin kenarındaki Pokrovl<n köyü civarında ucu - bucağı olmayan ormanda gardiyanın emri altındu odun kesiyorduk. Kampımızın karşısından bir mahkumlar süryisünün geçtiğini gördük. Onlar da bizi görmüş olacaklar ki, sigara içmek bahu· nesiyle, durdular. Bizden 1 0 - 15 adım kadar uzak idiler. Nereden gel· diklerini sorduk. Kafkaslardan geldiklerini söylediler. Merakımız dulut da arttı. İnsan kılık ve rengini kayıb etmiş olan zavallılar birbirlerl ııo bakıştılar. Bu arada içlerinden birisi benim adımı ağzından Juıç ı nl ı . , O'na dikkatle baktığım zaman Bakü'de yayınlanan (Yeni Yol) ga?.cteH i ı ı· de tam on yıl beraber çalıştığım eski gazeteci, lisan ve tarih ö�rctnw ı ı l Hasan İmamof'un solmuş çehresini güçlükle tanıyabildim. Sürgün mııh· kumları içinde, 1924 senesinde Kırım'dan Azerbaycan'a gelip Bakü Ü ı ı l · versitesinin Türkoloji kısmında Türk dil ve edebiyatı profesörlüğü yap­ m ı ş olan Bekir Sıtkı Çobanzade, tanınmış tarihçi Abdullah Taki7.adc, Cebbar Mehmetzade ve daha birçok münevver bulunuyordu. «Sizleri niçin kapattılar?» sorumun cevabını aynı soru ile aldım : o Yu seni niçin kapattılar?» Bundan çıkarttığım sonuç pek acı ve düşündürücü oldu : GPU ve

N KVD bütün Türk - Tatar halklarının aydın kişilerinde kendilerinin düş­

ı ı ııııılarını görüyor, onlan Sibirya'nın taygalarına ve tunduralarına sür­ ediyorlardı. Uzaktan, birbirimize yaklaşmayarak, 15 dakika kadar konuştuktan ımnru, ÇEKA ajanının yırtıcı «Kaalk! » sesi Kafkas sürgünlerini bizden ıı y ı rd ı . Uzaklaştılar ve gözden kayıp oldular. . . Anlaşıldığına göre dahn 1\ u zey'deki Barkut'a gittiler. . .

l{ i l ı ı

Şimdi, sevimli şair ve profesörümüz ve arkadaşlarının kaderi göze ı�l l rii nmeyen o kuvvetin elindedir. Kim bilir, belki yine görüşürüz . . . » Ui.iyük şair ve meşhur profesör Kırımlı Bekir Sıtkı Çobanzade 40 b kış ölmüştür.

c lı•ı·ccc soğuğa dayanamamış ve

Rus esiri Türk illerinden Sibirya'ya sürülen yüzlerce ve binlerce

'I'Urlt aydını, milliyetçisi, yurtseveri idealleri uğrunda, insanlık ' dışı zu. IOnı ve işkence içinde böyle yok ediimişler ve edilmektedirler.

ABDULLAH

LATİFZADE

(1894 - 1938) Abdullah Latifzade Akmescit ilinin Yediler köyünde 1894 yılında

ı loftımıştur. Küçük yaşında babasız kalmıştır. Köyündeki ilkokulu bitir· d i kten sonra Akmescit Türk Rüştiyesinde okumuştur. Üç yıl Ufa'daki - 269 -


Aliye medresesine devam etmiştir. l!.H3'de Moskova'daki Şark Dilleri Enstitüsüne girdi. Bir yıl sonra Birinci Dünya Savaşı başlayınca devam edemeyip Kırım'a döndü; öğretmenlik yaptı. Milli Eğitim Müdürlüğünde vazife aldı. 1921'de Moskova'ya gitti ve Güzel Sanatlar Akademisi'ne yazıldı. 1932'de bitirip Kırım'a döndü. Milli Eğitim Bakanlığı'nda so�m­ lu göreve atandı. Abdullah Latifzade kuvvetli, hisli şiirler yazmıştır. Bilhassa 1921- 1922 açlık felaketi zamanında <<BER» şiiri pek dokunaklı ve kuvvetlidir. Bu şiiri hem Arap harfleri ile Emel'in eski sayılarında hem de latin harf­ leri ile yeni sayılannda yayınlanmıştır (*) . - Bu . şiirden birkaç satır :

Ber tişindeıı, tırnagındaıı arttırıp Aç ölümge kurban bolgan halkına. Ber! Uzatır belkim bir gün hayırın Öleyatkan bir sabinın ömürün. Satıp, savup yerın, yurtun, çayırın Ber! irkilmiy; son körersın ecirin . . .

Y A I\: U P

ŞAKiR

ALİ

( 1890 - 1930) Yakup Şakir Ali 1890 yılında Bahçesaray'da doğmuştur. İlkokulu ve Rüştiyeyi bitirmiştir. 15 yaşında iken «TERCÜMAN» gazetesinde mü­ rettiplik yapmıştır. Bu vesile ile zamanın şair ve ediplerinin ürünlerini okuma fırsatı bulmuştur. İstidadı ve hevesi sayesinde kendisi de manzu­ meler yazmıştır. Bunlar Çalpan ve İleri gazetelerinde yayınlanmıştır. Yaşamının son yıllarını öğretmenlik yapmakla geçirmiştir. 1917 yılında Bahçesaray Öğretmen Cemiyeti'ne üye yazılmıştır. ZİYAEDDİN CAVTÖBELİ, Halk edebiyatı üzerinde . araştırmalar ya­ pıp manzumeler ve şiirler yazmıştır. KERİM CAMANAKLI; Akmescit, Totayköy Pedagoji Teknik Okulunu bitirmiştir. Manzumeler ve şiirler yazmıştır. Ama, asıl meşgul olduğu saha pedagojidir ve edebi araştırmadır. EŞREF ŞEMİZADE; Lirik şairdir. Epeyce şiiri ve manzumesi yayın­ lanmıştır. Arap harfleri ile 1933 yılı Eylül ayında s.ahife 1 6 - 1 7'de. Yeni Türk harf­ * leri ile 1969 y.ılı 51. sayıda 1 6 - 1 7 sahifelerde.


HAMDİ

GİRAY

(1901 - 1930) Harndi Giray 1901 yılının 14 Şubatında Kefe İlinin Yanisala köyliııdo doğmuştur. 1910'da Karasu Bazar İlkokulunu birineilikle bitinnj şll ı·. 12 yaşında manzume yazmaya başlamıştır. Öksüz, Ka rtal i, Yaz, K ış, Bahar adlı küçük manzumeleri vardır. 1917'de Akmescit'te açılan Hüştiiyu ok uluna dilekçe verip ilk yazılan o oldu. Okulda öğrenci dernejti lnınlu ve okuma odası açtı. Birinci Dünya Savaşı yüzünden 192l'c kadaı· olt ı ıyll• madı. Bu tarihte Gimnaziye (lise) de okudu ve İşçi Fak ü l tes i n e dı • v: ı ı ı ı e tti. 1 922'de Kırım'daki açlık sebebiyle okulunu bıralpp Milletler Koı ı ı l · scrliği'nde çalışmak zorunda kaldı. Kırım'ın pekçok köyü n ü d ol aştı vo Türk - Tatar halkını yakından tanıdı ve O'nun kültür zenginl iği n i a n l a d ı . 1 92l'de Kırım Muhtar Cumhuriyeti'nin ilanı münasebetiylc yapı l n ı ı toplantıya, Türk - Tatar öğrencilerinin tarafsız delegesi olarak lmlıl d ı . l 922'de Tatar Toprak · Ürünleri Kooperatifine girdi ve Tatar Ünivc rs i lu 'l'alebeleri Kooperatifi'ni kurdu ve bunun müdürü seçildi. Aynı .zam :ı nd:ı Şı\rk Fakültesi Talebe Derneği'nin Başkanı seçildi. 1923 yılına ka da r bu Fakültede okudu. Ama, tatmin olunmadığı için aynı yılda d e n i z yoluyle İstanbul'a gitti; Edebiyat Fakültesine yazıldı. Burasını üç yılda başarı ile tamamladı. «Kırım Tarihi>> hakkındaki tezi profesörlerin ce ta kdir edildi. Tezine, Kırım Tatar Edebiyatı hakkında bir yazı da ekled i ve çok beğenildL Harndi Giray, değerli bilgiler yanında, kuvvetlenen milli ideali vo çalışma aşkı ile 8 Kasım 1 926 tarihinde Kırım'a döndü. Milli c.Lti t i m alanında çalışmaya, kuvvetli şiirler yazmaya başladı. Cigitke, Cig i t n ı n C ı rı , Darülmuallimat'nı Bitirgen Kızlarımızga, Yaş Tatarlarga, N e Sak· landın O Kadar? şiirleri bunlardan bir kaçıdır. Bolşevikler, O'nu 13 EylUl 1 930 tarihinde öldürüp şehitlere kattılar. Yukarıda adları ve kısaca hal tercümeleri verilen yazarlar ve şairlcr, görüldüğü gibi, genç yaşlarında babasız kalmışlardır. Devamlı üzünt ü ler ve kesintile rl e ve ancak kendi gayretleri ile okuyup, kendilerini yetiş· tirmişlerdir. Babaları, çeşit bahanelerle sürgüne gönderilmiş ve bir daha yurtlarına dönemeden can vermiş Iriağdur ve mazlum insanlardır. Ko· ın ünistlerin zulüm ve işkencelerine kurban gitmiş olan bu insanların evlatlarının isteyerek ve severek komünistliği kabul etmiş olma l a ı·ı ıııı h liküm vermek doğru olamaz. Bunların hepsi kendi halkını seven w acıyan kişilerdir. Bu duygularını manzumelerinde, şiirlerinde, hik[ıyelo · r i n de ve piyeslerinde üstleri örtülü şekilde göstermişlerdir. Eserl c r l ı ı l ynyınlayabilmek için komünistliği bir perde olarak kullanmak zorunluı!u d u yın uşlardır. Başka türlü zaten birşey yazamazlar ve yayınl ayam azl nrtl ı . - 271 -


KlRl M

HALK O YUNLARI

Kınm Türk - Tatar halkı oyunlarının çok orijinal, güzel ve anlamlı . olduğunu, bunları seyredenlerin ve folklordan anlayanların hepsi, söz­ biriğ·i ile, kabul ve tasdik ederler. Bu gerçeği aşağıda verdiğimiz bir tek olay isbatlamaktadır.

KlRlM ARTİSTLE�İ

M O S K O VA ' DA

(Kızıl Kırım Gazetesi, Yıl 1936, No. 269) <<Moskova'da yapılan bütün Rusya Folklor Festivalinde milli Tatar Oyuncuları, büyük başarı gösterip takdir edildiler. «Kınm artistierinin nazik ve ahenkli oyunları, renkli ve dülher mil­ . li Tatar kaftanları (giysileri) seyircileri juri üyelerini hayran etti. <<Meşhur Rus dans artistierinden olan DOLİNSKAYA, Nazife Osman' ın oynadığı Kefe «Tın- Tın» oyununu seyrederken şöyle demiştir : «Bu dans, seyredenlerin zihninden asla çıkmayacak derecede tesirlidir. Dans yaşıyor; her hareket sonuna kadar getirilmiştir. «Seyitahmet, Abdülmecit, Bilal ve Arif kızları tarafından oynanan Karasu'nun «Dört Kız Oyunu» hakkında şöyle konuşmuştur : <<Bu dansta Kırım Güneşinin parlak nurları süzülüyor. Dans yaşıyor. Hareketler çok ahenklidir.» <<Başka bir meşhur artist LUPUHOV şöyle demiştir : «Kırım Tatar dansları çok güzel; bunların hiç tabii olmayan ve hiç fals (sahte, uydurma) bir tarafı yok. Tatar kızları, bunları sanki öz köylerindeld . toylarda (düğünlerde1) imişler gibi gayet ustalıklı ve serbest oynuyorlar.» <<Bu dansların hepsi filme alınmıştır. «Moskova festivaline, dansçılardan, başka, kompozitör (besteci) Şer­ fedinof'un idaresi altında Kırım T'atar solistlerinden Recebova, Aliyeva, Süleymanova, İslamova ile beraber bir Koro Heyeti de gelmiştir. Bu heyet önce Moskova Radyosunda, sonra Moskova Konservatuarında çok başarılı birer konser vermiştir. Bütün bu yırlar (türküler) sesli filimlere alınmıştır.» 1944 sürgün faciasından sonra Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te yer- . leşmiş olan Kırım T'ürk - Tatarları, 1960 yılından sonra 60 kişilik bir folklor ekibi kurmaya ve Sovyetler Birliği'nin çeşitli bölgelerinde Kırım Türk - Tatar milli oyunlarını göstermeye, takdir ve alkış toplamaya baş­ lamışlardır. «Ansambl» dedikleri çalgı ekibi de konserler vermeye ve çok sayıda plak doldurmaya koyulmuşlardır. Milli dilini, edebiyatmı, folklorunu ve müziğini kayıb etmeyen bir millet yok edilememiştir ve edilemeyeecktir. Tarih bunun şahididir.

- 272 -


ALTINCI BÖLVM DOBRUCA'DAKİ KIRIIULILAR

ve

KffiiM DAVASI

Kırım Hanlığının 1783 yılında Rusya tarafından zapt ve . ilhakındun evvel, buradan ve Bucak (Basarabya) dan çıkıp Osmanlı idaresindeki Dobruca'ya yerleşmiş Türk - Tatarların bulunduklan ve yeni köyler kur­ d ukları bilinmektedir. Hatta Altın Ordu Devleti'nin Bizans'ın sınırlarına dayandığını ve bununla ticaret yaptığını, prens ve prenseslerinin evlen­ ı l i lderini düşünürsek Türk - Tatarların, Osmanlılar Balkaniara ve Dob­ l'llcu'ya gelmeden evvel burada yerleştikleri görülür. Bunlardan evvel, lııınların cedleri sayılan Peçeneklerin ve Kumanların Romanya'ya, Bal· lwıı l a ra ve bu meyanda Dobruca'ya geldikleri· tarihçe sabittir. Kınm Türk - Tatarlannın Dobruca'ya . büyük kafileler halinde göç üp Yl'l'leşmeleri, yeni köyler meydana getirmeleri 1878 tarihine, Dobruca'nın < )ımıanlı idaresinden alınıp Romanya'ya verilmesine kadar devam etmiş­ ı l l' (223) : Kınm Türk - Tatarları 1878'den sonra Osmanlı toprakları olan Hu meli'ye ve bilhassa Anadolu'ya göçmeye başlamışlar ve Kırım'ı he­ ı ı ıı·ıı hemen tamamiyle unutmuşlardır. Kırım adında bir Türk - Tatar vatanı olduğunu, orada bir Hanlık devyaşandığını Dobruca'da ilk olarak şiirleri ve yazıları ile dile getiren llı1,1'ctmen ve şair Mehmet Niyazi olmuştur. 1'1

1917 Rusya ihtilalinde Kınm'da Milli Hükumet kurulduğunu, Kurul­ t rıy'ın açıldığını, vaktiyle vatanını terk etmiş olan evlatlarını geri çağıt­ d 1,:t 1 1 11 1 918'in Nisan sonlarında vapurla İstanbul'a giderken Köstence'ye 1 1P,1·nyan Milli Hükumet murahhası Bekir Sıtkı Odabaş görüştüğü Meh­ ı ı ıı•t Niyazi'ye ve arkadaşlarına haber vermiştir. Daha evvel Rumen ordulan ile birlikte Moldova'ya çekilmiş, oradan

l\ 1 n m'a gitmiş ve o günlerde ailesiyle görüşmek üzere gelmiş olan Pu­ � ı ın: 1 k müftüsü ve Mecidiye Öğretmen - İmam - Hatip Okulu hocaların­ c l ıın Halil Fehim efendi de bu haberin doğru olduğunu teyid etmiştir. Bu.

1 1 1 11 1 üzerine Dobruca'daki Kırım Türk - Tatarları arasında eski vatanları

- 273 -


Kırım'a gitme ve milli harekete katılma hevesi uyanmıştır. Kısa bir müddet sonra Mehmet Niyazi, Dr. Mehmet Nuri ve Halil Fehim Alman işgal orduları komutanlığından aldıklan izin sonunda kara yolundan Odesa'ya ve oradan vapurla Kırım'a gitmişlerdir. Bu eserin yazarı da otuz kadar arkadaşı ile Alman Komutanlığına başvunıp Kırım'a gitme izni istemişlerse de, henüz genç ve askerlik ça­ ğında oldukları bahanesiyle izin alamadılar. Bunun üzerine bu eserin yazarı, tek başına, Köstence rıhtımında bulunan ve Almanların Rus­ lardan ele geçirdikleri <<Korkovada» adındaki vapura iki Rus tayfasiyle anlaşıp, pasaportsuz ve biletsiz binmeyi başardı; vapur Sivastopol'a var­ dığında Alman askerleri tarafından yakalanıp hapse atıldı. ı5 gün yattık­ tan sonra Milli Hükümetin tavassutu ile kurtuldu ve ı920 yılının Mayıs ayına kadar Yalta Sancağının Fotisala köyünde ilkokul öğretmenliği yaptı.

EMEL MECMUASI

ve

KIRIM DAVASI

ı926 yılının sonbaharında güney Dobruca'nın Pazarcık şehrine avu­ kat olarak yerleşen bu eserin yazarı, ı930 yılının ı Ocak günü dokuz milliyetçi ve idealist arkadaşı ile birlikte EMEL MECMUASI'nı yayınladı. Arkadaşlarınca Mecmuanın sahibi ve başyazarı ve mesul müdürü olarak seçildi. Mecmua, on arkadaşın küçük sermayesi ile satın aldığı üçbin kiloluk Arap harflerinden oluşan mürettiphanede diziliyar ve bir Bulgar matbaasında basılıyordu. Böylece tam iki yıl hiç aksamadan ı5 günde bir ı5 X 23 cm. ebadında ı6 sahife olarak çıktı. ı932 yılı başından itibaren ı940 yılının Ekim ayına kadar ayda bir 40 sahife olarak yayınlandı. ı54 sayı yayınlandıktan ısonra 2. Dünya Savaşı içinde Almanların Rus­ larla anlaşmaları ve Romanya'ya gelmeleri üzerine kapandı. Emel Mecmuasını kuran 10 arkadaştan bugün yalnız Müstecib H. Fazıl (Ülküsal) ile Emin Zekeriya (Bektöre) yaşamaktadır; diğerleri rabmete kavuşmuşlardır. Emel Mecmuası, 20 yıllık bir aradan sonra, ı960 yılının ı Kasım tarihinde, Ankara'da yeniden yayınlanmaya başlandı (224) . Emel Mecmuası, ı930'da ilk sayısında çıkış maksadını anlatan baş­ yazısında özetle : «Millet, kendisine fikir ve emel yolunda yürümek için bir ışık aramak ve bulmak ihtiyacını duymuştur. Büyük Türk milletinin çeşitli boy ve kabileleri arasında fikir ve emel birliği doğurarak Türk­ çülük yapmaya çalışacaktır. Çelik süngülerin arkasındaki sınırlar için­ de kalan milletdaşlarımızın kalpleri ve ruhları ile kalplerimiz ve ruhla­ rımız ararsmda sıkı bir bağlantı kurmaya gayret edecektir.>> diyordu. Çe­ lik süngülerin arkasındaki sınırlar içinde kalan milletdaşlarımız Komü­ nist Rus İmparatorluğunun esiri olan Türklerdi. - 274 -


Kırım Milli Hükumeti'nin eski dışişleri bakanı ve K ı rı m Pıı rl ı ı ı ı w ı ı · tosu murahhası merhum Cafer Seyitahmet (Kırımer) Emel Mec ı n ı ı ııı� ı ' ı ı m 1 Mart 1930 tarihli 5 . sayısındaki yazısında özetle : <<Ün senc d i ı· K ı n ın öksüzlüğü ile yanan bağnma <<Emel» serin ve tatlı bir sevinç �c q ı t l . On senedir. Kırım'dan gelen acı ve kara haberler karşısında m ü t h i � aıııp ve ıztırapla çırpınan ruhumu <<Emel» sadık bir dost eli ilc oltşııcl ı . » diyordu. Devamla : <<Dobruca, coğrafi vaziyeti ile Kırım'ı kıı r� ı ı; ı ı ı uıı '>elamlayan yakın bir nokta ise, tarihi ile . bilhassa O'na bajtl ı cl ı r. B u ı.· n· daki halkımızın ictimai hayatı da Kınm'dakinin aynıdır. Gcnç l i f.t l ı ıı l z l ı ı ilmi faaliyetlerini Kırım'ın bu kara günlerinde ümitli b i r ya ı·d ı ıı ı c l iylı görüyoruz ve <<Emel»in büyük emelimizdeki muvaffakiyetiııi cıı n d ı ı ı ı d i l i­ yoruz.» diyordu. <<Emel Mecmuası»nın kurucuları Kırım'ın kurtuluş davasın ı lıeı ı l ı ıı ­ sediklerini ve bu kutsal davanın yayınlayıcısı ve savunucusu olcl u klıı r ı ı ı ı Dergilerinin 1 5 Temmuz 1930 tarihli 14. sayısında resmen Htm ettiler. «Emelciler» adiyle anılan gençler, Kırım davasının en yetkili tcmsilchıl olan Cafer Seyitahmet Kırımer ile davanın savunması yolunda kayts ı z ve şartsız işbirliği yapmayı, esir vatanları ve halklarına karşı yapılması gerekli en mühim ve şerefli görev ve ödevleri saymışlardır. Bunu, Cafer S. Kırımer'i tanıdıkları 1 930 yılının Ocak ayından ölüm tarihi olan 3 Nisan 1960 yılına kadar sadakatle devam ettirmişlerdir. O'nun ölümün­ den sonra ise daha büyük bir sorumluluk ve fedekarlıkla devam ettir­ ınektedirler.

Cafer S. Kırımer, Emel Mecmuası'na pekçok makale yazmıştır. 2. Dünya Savaşı başlayıncaya kadar yılda bir iki kere Dobruca'ya gelcrcl< yupılan toplantılarda bulunmuş; konferanslar vermiş; gençlerle özel huı;­ lıihaller ve konuşmalar yapmıştır. Kırım davasının yayilıp kuvvetlen­ ınesine ve halkımız arasında benimsenmesine büyük yardımı olmuştur. Emel lV!ecmuası, çalışmalarını Polanya'da ve Bulgaristan'da yaşayan K ı rımlılara da teşmil etmiş, bu memleketlerde bulunan idealist milliyet­ ı;ilcrden de büyük destek ve yardım görmüştür. Emel Mecmuası çalışma programını şu esaslar üzerinde yürütmüştür: Küçük hacimde kitaplar, broşürler yayınlayarak halkı ve bilhas­ sa gençleri milli dava hususunda daha iyi aydınlatmak; 1

-

2 Milli, dini bayramlarda ve tarihi günlerde Kırımllların yaşad ık· lan kasabalarda, şehirlerde ve köylerde toplantılar yapıp konuşmıı lıır ya pmak, konferans vermek, piyesler sahnelemek, milli müzik ve oy u r ı ­ lardan oluşan müsamereler düzenlemek; -

3 l a rına

Milli dava yolunda ölmüş ve Şehit olmuş kahramanların ruh­ camilerde mevlit okutmak ve dua etmek;

-

- 275 -


4 Milli ve dini duygu ve şuuru kuvvetlendiren bu çalışmalardan sonra gençlere kültür ve folklor dernekleri kurdurmak; spor klüpleri -

meydana getirtmek; 5

Derneklerde ve klüplerde birer kitaplık meydana getirtip genç­

-

leri okumaya teşvik edip kültürünü arttırmak ve bilhassa milli Türk ta­ rihi hakkında bilgi sahibi kılmak;

6

Her bakımdan milli birlik ve dayamşmayı sağlamak için zaruri

-

olan bir milli teşkilat kurmak; disiplin içinde belli bir programa bağlı olarak milli hedefe yönelmek ve sağlam adımlarla yürümek;

7

-

Büyük milli hedefin bütün tarihi Türk illerinin hür ve müstakil

Devletler haline gelmelerini; nihai hedefin ise büyük Türk Konfederas­ yonunun meyda�a getirilmesini şuurlara yerleştirmek;

8

-

Bu geniş muhtevalı programı tatbikat alaruna koyacak milli

imanı · sağlam, davaya tam bağlı, ilmen hazırlıklı, tecrübeli kişiler yetiş­ tirmek; bunlara kudret ve kabiliyetlerine göre görev ve sorumluluk yük­ lemek. Büyük gayret ve fedakarlık isteyen bu çetin yoldan arkadaşların bir kısmını vakitsiz gelen ölüm ve bir kısmını olaylar ayırdı. Açılan boşluk­ lan yeni idealistler doldurdu ve böylece 2. Dünya Savaşı sonunda,

bu

faaliyetlerin yürütüldüğü memleketlerde komünist rejim yerieşineeye kadar sürüp gitti. Bu rejim içinde teşkilatımız birçok kurban verdi.

Emel Yayınları : 1

-

SAGIŞ (Özlem) :

1931 yılında yayınlanmış ve şair Mehmet Niyazi'nin şiirlerinden �eydana gelmiştir.

2

-

TARİH-İ TATAR HAN ve DAGISTAN ve MOSKU ve DEŞT-1 KIPÇAK ÜLKELERİNİNDİR

Bu eser İkinci Fethigiray Han'ın Divan katipliğini yapmış olan Kefeli

Ali oğlu İbrahim tarafından 1736 yılında yazılmıştır. Eseri yazan İbrahim efendi bir tarihçi olmaktan ziyade kuvvetli bir siyaset adamı idi. O ta­ rihlerde Osmanlı Devlet adamları tarafından Rusya'ya karşı yürütülen ">iyaseti tenkid etmiş ve Rusya'nın yakın bir gelecekte · Osmanlı Devleti ve Türklük için büyük bir tehlike teşkil edeceğini belirtmiştir. _

Bu eser 1932 yılında aslına uygun olarak Arap harfleriyle basılıp

yayınlanmıştır.

3

-

·

CAVŞILIK ve CAŞ FİDANLAR :

Bu iki eser, piyes şeklinde, Necib

H.

Fazıl tarafından 1933 yılında

yazılmıştır. Kıpçak lehcesinde kaleme alınmış olan bu piyeslerde Kırım

- 276 -


Türk - Tatarlannın nişan ve evlenme fidetleri anlutılmnktn w bu vt• K I I tı ile yapılan aşırı ' masraflar v e israflar tenkid edilmektedir. B u yil:r.dcn iktisadi çöküntüler belirtilerek israftan vazgeçilmesi tavsiye

ve

telkin

edilmektedir.

4

-

KARTMAN CAŞ ARASINDA, TOY, BAYRAM, ÖDELEK

Pİ·

YESLERİ : Öğretmen ve yazar Mehmet Halim Vani (Yurtsever) tarafından yn· zılmış olan bu piyeslerde Kırım Trük - Tatarlarının adet ve gclenckl<'rl anlatılmakta; ihtiyarlar ile gençler arasındaki gö�ş ve zihniyct fnl'ld ı ı ı·ı belirtilerek zamanın şartlarına göre okuyup yetişrnek gerekli!ti

tnvHiyo

ve telkin olunmaktadır.

5

-

Bayram

Şenliği

piyesi

Müstecib

H.

Fazıl

(Ülküsal) ,

Kıl'ıın

piyesi Necib H. Fazıl, Bora piyesi Halil Abdtilhakim (Kırımman)

tnm·

fından, Çorabatır piyesi İ.Z. tarafından manzum olarak yazılmışlardır. Bayram Şenliği,

dini adet

ve

gelenekierimize uygun olmayan şe­

kilde dini bayramlarda içki içilip sarhoşluk yapıldığı tenkid edilerek bun­ dan vaz geçilmesi tavsiye edilmektedir. Kırım piyesinde Kırım'dan Dobruca'ya göçüp gelen bir ailenin yurt hasreti dile getirilmektedir. Manzum sözlü ve Kırım türkülerinden olu­ şan bir pperet türüdür� Bora piyesi, manzum olup Bolşeviklerin Kırım'ı ilk işgali sırasında Tatariara yaptıkları zulüm ve işkenceleri tasvir etmektedir. Bir müddet sonra Bol_şeviklerin kovulup

Kurultay'ın

yeniden

toplandığı,

üstünde

Gökbayrağın dalgalandığı ve şenlik törenleri yapıldığı gösterilmektedir. Çorabatır, piyesinde Kırımlı bir kahramanın menkibeleri canlandırıl­ ınaktadır. Çarabatır efsanesi Kazak ve Başkurt illerinde de söylenir. Bu programın tatbik alanına konulması yolunda yapılan çalışmaları ve düzenlemeleri ahenkli

ve disiplinli bir şekilde gerçekleştirmek için

1 933 yılında Emel Mecmuası heyeti tarafından Pazarcık şehrindeki genç­ ler arasında «Dobruca Türk Hars Birliği>> adı ile bir Kültür Derneği ku­ rulmuştur. Sonra diğer şehir, kasaba ve köylerde bunun şubeleri açıl­ mıştır. Yukarda

adlarını verdiğimiz bütün piyesler bunlar

tarafından

salınelere konulmuştur. Halk tarafından büyük heves ve heyecanla sey­ rcdilmiştir. Bu sayede kuvvetli bir milli kültür akımı başlamıştır. '

«Dobruca Türk Hars Birliği>> teşkilatının en samimi, candan çalışan liyeleri ve idarecileri, başkanları Mecidiye Öğretmen - İmam - Hatip oku­ l u n u bitiren gençler olmuştur. Bunların bulunmadıkları yerlerde köy

dc­

l i kanlıları bu görevi hevesle yükenmişlerdir. Rumen orta okul ve liselerinde ve Bükreş Üniversitesinde okuyan

- 277 -


gençlerimiz de bu milli harekete candan katılatıik çalışmışlar, davaını­ zın mahiyet ve maksadını, Rumen menfaatlerine ters ve zararlı olmadı­ ğını Rumen gençlerine anlatmaya çalışmışlardır. 27 Mart 1934 akşamı Pazarcık şehrinde sahneye konulan tarihi Şa­ hingiray · Han piyesini " Türklerden başka Rumen vali muavini, Rumen, Bulgar, Rum ve Ermeni doktorlar, avukatlar ve tüccarlardan pek çoğu aileleri ile görüp seyretmişlerdir. Seyirciler arasında bulunan Rumen ve Bulgar gazeteciler de bu kültür hareketini gazetelerinde yazmışlardır. . Bükreş'te yayınlanmış olan büyük <<Univesul» gazetesi 2 Nisan 1934 tarihli sayısındaki uzun yazısında şunları önemle belirtmiştir : <<Avukat Müstecib Haci Fazıl efendi tarafından idare edilen «Emel Mecmuası» erkanı 27 martta <<Modem» sinema salonunda 4 perdelik (<Şahingiray Han» isminde tarihi bir piyes temsil etmiştir. Konu : Kınm'ın Rusların eline geçmesi (1783) . <<Rollerin mükemmel yapılması, dekorların zenginliği, orijinal Tatar giysilerinin güzellikleri yediyüz seyirciyi daimi bir dikkat ve heyecan içinde tutmuştur. <<Şahingiray Han'ın subayları Tatarların milli Gökbayrak'ı ile (gaze­ teci bayrağı tasvir ediyor) sahneye çıkarak Hana sadakat yemini yaptık­ ları vakit bütün seiyrcilerin coşkun ve heyecanlı alkışı salonu sarmıştır; <<Piyesin temsilinden kazanılan maddi ve manevi başarı beklenen · ve umulanı kat kat geçmiştir. Gazeteci, temsil ettikleri şahısların rollerini çok mükemmel oyna­ yan aktör ve aktristleri adları ile övdükten ve hepsinin adını verememek­ ten duyduğu üzüntüsünü bildirdikten sonra, yazısını şu satırlarla bitiriyor : 1 ·

«Rumen halkı, Müstecib Haci Fazıl tarafından başlanan ve idare edi- · len bu harsi (kültürel) ve edebi hareketleri iyi gözle görmekte ve takdir etmektedir. Mumaileyh, birkaç arkadaşının yardımı ile, Müslümanlar ta­ rafından sevinç ve takdirle okunan <<Emel Mecmuası>>nı yayınlamaktadır. Bizim memleketimize karşı sadakat, iyi niyet, temiz duygu ve saygı besleyen Müslümanlar, din bakımından bizden ayrı olsalar da, bizim ta­ rafımızdan da saygı, sevgi ve himaye görmekte ve bizimle bir ruh teşkil etmektedirler.» (225) Aynı piyes 29 Mayıs 1934 günü Köstence'de de temsil edilmiş ve binden fazla seyirci katılmıştır. Aynı günde <<Dobruca Türk Hars Birliği»nin Köstence'de genel top­ lantısı yapılmış, Genel Merkez Yönetim Kurulu seçilmiş ve başkanlığına Avukat Müstecib H. Fazıl (Ülküsalı) seçilmiştir. Genel Toplantı (Kongre) ya «Dobruca Türk Hars . Birliği>>nin . kurul�uğu 6 kasabadan gelen dele- 278 -


geler ile, teşkilatın bulundugu 85 köyde n 67'slndcn gelon dcılcgı.ılo r kA• tılmıştır. Cafer Seyitahmet (Kırımer) , büyük bir seyirci kütlesinin dinledi/tl, NEDEN MİLLİYETÇİ, TÜRKÇÜ, GARP MEDENiYETİNİN TA­ RAFTARI VE NEDEN İSTİKLALCİYİZ? konuları üzerine uzun bir konferans vermiştir (226) . Kıpçak lehcesinde yazılıp sahneye konulan bu piyeslerden başka, İıı­ tanbul'daki şairler ve yazarlar tarafından yazılmış (Taş Parçası) , (At l l n ) , (Akın) gibi milli piyesler d e teşkilat üyeleri tarafından başarı ilc tinh­ neye konulmuştur. Emel Mecmuası'nın ve Dobrtica Türk Hars Birliği Genel Mcrkcıl n l n şubelerinin gayretleri ile Mehmet Niyazi'nin Meddiye'deki kab rl ı ı o mermerden güzel bir anıt (Berigü Taşi) dikilmiştir. Bunun açılış törc n l no Cafer Seyitahmet (Kırımer) riyaset etmiş, uzun bir konuşma yapmıştı r. Törene 4 bin kişi katılmış, hocalar ve hafızların okudukları Kur'an-ı Kerim ve dualar ile muhteşem dini bir gün yaşanmıştır; milli, tarihi bir eser meydana getirilmiştir. Birçok kişi konuşmuş, merhum şair Meh­ met Niyazinin şiirleri öğrencileri tarafından okunmuş, hal tercümesi an­ l atılmıştır. ve

Cafer Seyitahmet (Kırımer) 'in siyasi hayatının 25. yıl dönümü Kös­ tence'nin Grand Hotel salonunda 200 kişilik ziyafet verilmek suretiyle kutlanmıştır (227 ) . 6 - Avukat Müstecib H . Fazıl (Ülküsal) tarafından Pazarcık şehrin­ de <<Kırım'm Kurtuluş Davası» hakkında verilen bir konferans 1934 yı­ l ı nda basılıp yayınlanmıştır. 7 - KIRIM ŞİİRLERİ

1 935 yılında 96 sahifelik bir kitap olarak yayınlanmıştır. 1930'da Kı rım'da B.Olşeviklerce şehit edilen Harndi Giray'ın ruhuna bağışlanmış­ t ı r. Kitabın başına merhumun «Kırım Edebiyatma Kısa Bir Bakış» tezi eklenmiş ve resmi konmuştur. Kitapta Kırım'da ve Dobruca'da yetişmiş ı,;ıiirlerin şiirlerinden örnekler verilmiştir. 8

-

HALK GAZETESi

1936 yılında Köstence'de Türkçe - Rumence haftalık ve 2 sahifelik bir gazete yayınlanmıştır. Emel Mecmuası'nın himayesi ve direktifi al­ tında çıkmıştır. Merhum avukat Hamdi Nusret (Orlu) gazetenin müdürU olmuştur. 9 - KIRIM İSTİKLAL DAVASI Elektrik mühendisi merhum Selim Ortay tarafından 1939'da yazıl- 219 -


mış ve Emel Mecmuası tarafından yayınlanmıştır. Eserde davanın esasla­

rı toplu ve veciz olarak açıklanmıştır. 10 --' DOBRUCA VE TÜRKLER

Avukat Müstecib H. Fazıl (Ülküsab) tarafından yazılmış ve 1940 yılmda Köstence'de Emel Mecmuası tarafından basılıp yayınlanmıştır. 285 sahifeden oluşan ve tarihi resimler ihtiva eden bir eserdir. İkinci baskısı Ankara'daki «Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü» tarafından, Romanya ve Dobruca'da komünist devri hakkındaki ilave yazı ile ya­ yınlanmıştır. Resimli ve haritalıdır. 2. baskısı 1966'dadır.

SEYAHATLER Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde yaşayan ve Kınm'm milli yırlannı bilen ve öyunlarmı oynayan Kırımlılardan dört kız ile beş erkek 1933 yılının 30 Ağustos günü, Emel Mecmuası'nın daveti üzerine, vapurla Köstence'ye geldiler. Kalabalık bir heyet tarafından karşılandılar. Öğle­ den sonra Pazarcık şehrine gittiler. Orada misafirler birer veya ikişer kişi olmak üzere birkaç ailenin yanına verildiler. Ertesi günü misafirler Müftülük, Kadılık ve İslam Cemaati makamlarını ziyaret ettiler. Akşam Nümune okulunun büyük salonunda büyük bir toplantı yapıldı. Misafir­ ler halka takdim edildi. Konuşmalar yapıldı; kardeşce bir kaynaşma ol­ du. Bunu takib eden günlerde geziler yapıldı; ziyafetler verildi. 4 EylUl günü <<Modern» sinema salonunda misafirler Kırım'ın milli oyunlarını, yırlarını, kendilerinin oluşturdukları küçük orkestranın eşliğinde, sahne­ lediler; büyük heyecan yarattılar ve takdir topladılar. Bu müsamereye Türklerden başka Rumen, Bulgar, Rum, Ermeni ve Yahudi cemaatlerin­ den katılanlar ve takdirle uzun zaman bahsedenler olmuştur. 5 Eylül günü Azaplar köyüne gidildi; akşam kadın ve erkek bütün köy halkına oyun­ lar gösterildi, türküler yırlandı. Halk çok memnun kaldı; etkilendi; bu olayı hiç bir zaman unutmadı. Azaplarda misafirlere Kırım'ın meşhur milli yemeği <<Çibörek>> ziyafeti verildi. - Nutuklar çekildi; unutulmaya­ cak bir gün yaşandı. Rumen hükumeti tarafından köyün adı sonra değiştirildi; «Tatarul» adı verildi. Bu, Tatar köyü anlamına gelir. Söylendiğine göre bu köy, 450 yıl kadar evvel Osmanlıların Azep askerleri tarafından kurulmuş­ tur; bunun için Azaplar denilmiştir. Fakat, Kırım'ın Ruslarca alınmasın­ dan sonra buraya gelen Kırım göçmenleri yerleşmişlerdir. Çalışkanlıkları sayesinde kısa zamanda zenginleşmişler, toprak ve çiftlik sahipleri ol:.. muşlardır. Oç mahallesi, üç camisi ve_ üç ilkokulu olan köyün nüfusu 1 944'e kadar 2 bin civarında idi. 1906 yılında resmi ilkokul binası yapıl­ mış ve burada yarım gün Rumence ve öğleden sonra Türkçe okutulmuş- 280 -


tur. Dobruca'daki Kırım göçmenlerinin en zengin, en çok olmyı ı n vu aydın kişi yetiştiren köyü olmuştur. Birçok üniversite, ö�rctmcn - i mııın ­ hatip ve sair yüksek okulları bitiren gençler yetişmiştir. 1944'dc Kom U­ nist rejimin yerleşmesi ile köy dağılmış, eski parlak ve şöhretli d u ru m u · nu kaybetmiştir. 6 Eylül günü Köstence'ye gelindi. 7'sinde gündüz ve akşam biiy U k <<Tranulis» sinemasında aynı program sahnelendi. Türklerden başl<n Ru­ menler ve diğer milletlerden olan büyük bir kalabalık seyirci oyu nla l'ı vo türküleri büyük bir coşku ile alkışladı. İki gün içinde geziler yapı l d ı vo ziyafetler verildi. 9 Eylül akşamı yine vapurla misafirler İstnnbul'n yol c ı ı edildiler (228) .

POLONYA SEYAHATİ Polanya'nın merkezi Varşova'da ve diğer şehirlerindeki üniversite­ lerde okuyan Türkiye'li ve Polonyalı kardeşlerimiz, 1937 senesinin 26 Kasım günü Kırım Kurultayı'nın açılışının 20. yıl dönümü büyük bir törenle kutlamaya karar vermişti. Buna Türkiye'deki ve Dobruca'daki Kırımlı milliyetçilerden 17 kişilik bir grubu davet etmişlerdi. Grup tren­ Ic 23 Kasım gunü Köstence'den hareket ederek ikinci günü gece Varşe­ va'ya vardı ve kalabalık bir grup tarafından karşılandı. 20 gün sürmüş olan bu seyahat hakkında Polanya'daki çalışmalar bahsinde daha fazla l ı i lg i verilecektir.

POLONYA TÜRK - TATAR'LARI

ve

KlRlM DAVASI

Bugün Polanya'da yaşayan 10 bin kadar Türk - Tatar'ın ilk dedelerl 1 �l96'da Timur tarafından savaşta yenilen Altın Ordu Ham Toktamış'ın Li tvanya Prerisliği'ne sığınmış .olan ailesi ve askerleridir. Bu olaydan sonra Altin Ordu hanları ile Litvanya prensleri ve bil­ ' l ı ııssa Prens WİTOLD arasında dostluk ilişkileri artmıştır.

Litvanya'daki Türk - Tatar'ların sayısı, Kazan ve Kırım Hanlıkların­ dan kendi istekleri ile gitmiş olanların veya sığmmak zorunda kalahiarın veya

savaşlarda esir düşenierin katılmalan ile çoğalmıştır.

1428'de Kırım'da egemenliğini . il.fm etmiş olan Hacigiray Han'ın Lit­ vn nya Türk - Tatariarına mensup olduğuna dair muteber bir ves*a bu· l ı ınduğu yazılmıştır. Hacigiray Han'ın ölümü üzerine oğulları arasında çıkan taht kavgn. ıı ı nda Mengligiray'ın tahtı eline geçirmesi ile diğer oğulları Nurdevlet l le Haydar'ın 1469'da Litvanya'daki Türk - Tatar'lara sığındıkları kayded i l miştir (229) . - 281 -

·


Litvanya ile Polanya'nın 1566'da Yagellon'lar devrinde birleşmeleri üzerine Türk - Tatarlar, özel bir kanunla, zadegfm sınıfına alınmışlardır. Polonya Krallığı'nda yüksek ve mühim siyasi ve askeri mevkilere eriş­ mişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı ile Polonya Krallığı arasında dostluk bağları kurulmasında olumlu ve önemli roller . ayna­ mışlardır.

Lehistan ordusunda Tatar süvarisi . . .

1 7. y. yıl ortalarından itibaren Polonya Türk - Tatarlarının mühim bir kısmı, çeşitli sebeplerle, Osmanlı memleketlerine göçmüştür. 1 831 ve 1863 yıllarında Rus idaresine karşı vuku bulan isyanlar sebebiyle şiddet­ lenen Rus mezalimi sonunda Osmanlı topraklanna göçenierin sayısı art� mıştır. •

1

Polanya'da kalanlar, Leh vatanperverliğini ve kültürünü benimse­ mekle beraber, Rus esiri diğer T'ürk - Tatar'ların milli hareketlerine ka­ tılmaktan ve onlarla kader birliği yapmaktan da geri kalmamışlardır. Nitekim, esir Türk İlleri temsilcilerinin 15 Ağustos 1905 tarihine Oka nehri üzeri�de bir vapurda· yaptıkları ilk gizli toplantıya katılmışlardır, - 282 -


1906 yılının Ocak ayında Petersburg'ta topladıkları İkinci Koı ıg ı·u'yu dl� leınsilcilerini göndermişlerdir. 1906 Ağustos ayında Nijnlnovgorod'ta yu· pılan 3. Müslüman Kongresi'nde Lehistan Müslümanlarını, o s ırudu Dalıçesaray belediye başkanı olan, Polanya Türk - Tatar'ı Musta fa Dn· vidoviç temsil etmiştir. Polanya Türk - Tatarları, milli işlerini daha sağlam ve disipl inli yil· için, 1 909'da Vilno şehrinde ve 1913'de Varşova'da demeklcri ı ı i kurınuşlardır. B u sayede diğer Türk İlleri ile temaslarını daha kolnyl ı k l u sağlamışlardır. Birinci Dünya Savaşı içinde Petersburg'ta d a b i r de me!< açmı şlardır (230) . rÜ tınek

Polanya Türk - Tatarları, hemen her sahada, yüksek ın evkilc rc ç ı lu ı n kişiler yetiştirmişlerdir. Profesörleri, senatörleri, . adliyecileri, subnylıı ı·ı olmuştur. Ordu komutanı Süleyman Sülkeviç, kurmay başkanı gcn e l'tl l Yusuf Bazareviç, senatör Ahmetoviç, Varşova Temyiz Mahkemes i b a �J· ıınvcısı Ulgerd Mirza Kriçinski bunlardan bazılarıdır. General Süleyman Sülkeviç bir ara Kırım'da başbakanlık ve Azerlıııycan'da ge �elkurmay başkanlığı yapmıştır. ·

·

'

Polanya Türk - Tatarları kaderlerini, ıiyrUğu bulundukları ve 'Qütün �n ınamiyetleri ile bağlandıkları Polanya'nın mukadderatına bağladıkları l � l n O'nun her hareketine , savaşına candan katılmışlar, kahramanlıklar, fl•dakarlıklar göstermişler ve kayıplar vermişlerdir. Bu yüzden İkinci l > ii ııya Savaşı içinde Polanya'yı istila ve taksim eden Almanların ve H ı ı :-ıl arın gazabına ve hışmına uğramışlardır. Bilhassa Ruslar Türk - Ta­ l ı ı rl arın yaşadıkları doğu Polanya'yı ellerine geçirdikten sonra birçok ayd ınları, din adamlarını, subayları ya Sibirya'ya sürmüşler, yahut ha· p l ı-ı l crde, kamplarda açlıktan ve işkenceden öldürmüşlerdir. Ha,tta meş­ l ı ı ı ı· Katin Ormani cinayetine kurban edilmiş olan 10.000 Leh subayı ara­ H i l l ci a Türk - Tatar subayları da bulunmuştur. . Polanya Türk - Tata.rlarının pek azı, ancak l /3'ü, Rus İstHasından lwç 1 p Polanya Halk Cumhuriyetine sığınabilmiş ve canını kurtarmıştır. :.ı;:rti Komünist Rus idaresi altında yaşayan milyonlarca dindaş ve mil­ lt• l.daşının kurtuluşu ile birlikte kendi kurtuluşunu beklemekte, bütün O ın i d ini onunkine bağlamaktadır. Polanya, Kahraman ve Büyük Devlet adamı Mareşal Pilsudsky'nin l l 1 ı c l c rliği altında, Birinci Dünya Savaşı akabinde, Bolşeviklere karşı ka­ w ı ı d ı ğı parlak zaferden sonra, hürriyet ve egemenliğine kavüştu ve mil· l l devletini kurdu. Milli varlığını ve . devletini ebedileştirmek için, Çalrık idaresin in ,V I i< ı lınası gibi, Sovyet idaresinin de yıkılıp Rusya'nın parçalanmasını v� ııHıı rcti altında yaşayan gayri Rus milletierin kurtulup milli Devletlerini l\ ı ı rınnlarının gerekliğini ve hatta zaruretini idrak ve kabul eden Mare·

- 283 -

·


şal Pilsudsky ve arkadaşları, bu milletiere yardım elini uzattılar ve tem­ silcilerinin ve idealistlerinin Polanya'da çalışmalarına geniş imkan sağ­ ladılar. Sovyet Rus İmparatorluğunun esiri gayri Rus milletierin temsil­ cilerinin Paris'te kurdukları <<PROMETE» teşkilatının en canlı faaliyet merkezi bu sebeple Varşova'da meydan� getirildi. Türkistan, İdil - Ural, Azerbaycan, Kuzey Kafkasya,

Kınm

gençle­

rinden birer grup Polanya'da ve Almanya'da üniversitelerin çeşitli fakül­ telerinde tahsillerini yapmak ve milli davaları için

çalıştılar.

bitirmek

imkanını bÜldular.

İkinci Dünya

Savaşı

ve

neticesi

Yıllarca yalnız

Polonyalılar için değil, Sovyet Rus esiri memeketler için de felaketli oldu. 1934'de Varşova Üniversitesi'nin Hukuk Fakültesine kaytolunan İb­ rahim Otar, Emel Mecmuası'nın 1935 Mayıs sayısında yayınladığı

(Po­

lonya'da Kırım İstikiali Yolunda) başlıklı uzun makalesinden özet olarak · aldığımız aşağıdaki satırlar, yapılan · faaliyetin önemini ortaya koymak· tadır :

1 tan'ın

-

Dr. Abdullah

Z. Soysal, 193l'de (Ayın Tarihi;} dergisinde, Lehis�

çeşitli kütüphanelerinde bulunan,

Osmanlı

Sultanlan

ile Kırım

Hanlarının Polonya krallarına göndredikleri, kıymetli vesikalar üzerinde bir inceleme yazısını;

2 - Emel Mecmuası tarafından yayınlanmış olan «Tevarih-i Tatar . Han ve Dağıştan ve Mosku Deşt-i Kıpçak Ülkelerinindir» kitabını Leh­ ceye çevirip Varşova'da yayınlanan

(Vishod - Doğu)

dergisinde tefrika

etmiştir. Bu eser, daha sonra, İngilizceye de çevrilip basılmıştır. 3 - Aynı yazann aynı dergide <<Romanya'da �ının Tatarları» ma­ kalesi yayınlanmıştır. Bunların Kırım Davası için nasıl çalıştıklan anla­ tılmıştır.

4 - Dr.

Abdullah

Z. Soysal, Lehistan ve bi(hassa Varşova ve Krakov

kütüphanelerinde bulduğu Kınm Hanlarının yarlıklarını aynen ve gön­ deren hanlar hakkında

bilgi

vermek suretiyle Dobruca'da

yayınlanan

Emel Mecmuası'nda yayınlamıştır. Edige M. Kırımal, «Kırımlı Yiğit» imzası ile, birçok Türkçe ve Lehce dergilerde Kırım . Türk - Tatarları

ve davaları hakkında pekçok tarihi

ve siyasi makale yazmıştır. Bunlardan bazıları :

1

Varşova'da yayınlanan (Kafkasya Dağlıları) dergisinin 1.9.1933

tarihli sayısında <<Rus Faşizmi» ; 1. kanun (aralık) 1933 sayısında <<Kızıl Emperyalizm>> makaleleri çıkmıştır. Bu makaleler Finlandiya'da yayın­ lanan (Prometeuşi} dergisinde de basılinıştır.

- 284 �

.

·


ll

2 - Vilno'da yayınlanan (Tatar Hayatı) dergisinin ı u:H yıl ı ı ı ı ıı 6, lO,

ve ı2. sayılannda ve ı935 yılının ı, 2, 3. sayılarında (İran'du Scyuhut)

makaleleri ile 8. ve 9. sayılarında (Doğu Türkistan'da Milli S ava ş ) vo

ıo. sayısında (Bütün Asya Kongresi ve Japonya) yazılar basılmıştır. İbrahim Otar tarafından yayınlanan makalelerden birkaçı :

ı - «Tatar Hayatı» dergisinin ı935 senesinin 1. sayısında «Romanyu

Türkleri» başlığı altında Osmanlı ve Gagauz Türkleri hakkında bi.Jgi ve­ rildikten sonra, Kırım Türklerinin Dobruca'ya gelişleri, ictimai durum­

ları ve son yıllardaki çalış�alan hususunda geniş bilgi vei'erck

(l!�mul

Mecmuası) nın ve (Türk Hars Birliği) nin milli ideal yolundaki h h ı;ınot· lerini anlatmaktadır.

Bu yazılardan başka Krakov'ta yayınlanan

(İleri) gazetesinin

1 9:.1:.1

Ocak sayısında ve aynı şehirde yayınlanan (Ç.K.İ.) gazetesinin aynı ta­ rihli sayısmda Kınm ve Kınm hanlan ile Lehistan kralları arasındaki Ilişkilere dair makaleler çıkmıştır.

(Vıshod) dergisinde (Tercüman)

gazetesinin 50. dönüm yılı dolayı­

Riyle gazete ve yayınlayıcısı Gaspıralı İsmail hakkında uzun, bir. makale yazılmış ve büyük Türkçü Gaspıral'nın hizmetleri anlatılmıştır.

(Gazeta Varşavskaı) nın ı933 Nisan sayısında Kırım'ın Ruslarca İsti­

Insının ı50. yıl dönümü münasebetiyle basılan yazıdan ı905 ve ı91 7 inki·

hıplannda Kırım'daki milli çalışmalar ve başarılar hususunda bilgi ve .. ı·llmiştir. Aynı gazetenin aynı sayısında Gaspıralı İsmail beyin Tijrk ale­ mindeki hizmet ve etkisinden bahseden uzun bir makale yayinlanmıştır. Sovyetlerin (Cemiyet-i Akvama - Milletler Meclisine)

kabul edil­

ıneleri münasebetiyle Rus esiri milletler temsilcilerinin bu Meclis Baş·

kıınlığma çektikleri Protesto Telgraflan bütün Polonya gazetelerinde ba­

ııılmıştır.

Mir kasabasında Safiye Hanım tarafından 10 Ağustos 1 934'de İdil ·

Ural milli hareketi ve 20 Ağustos 1934'de Polonya Türk - Tatarlarından Mihal Sulkiyeviç haklarında konferanslar verilmiştir.

Kristina Viniçka hanım ı9 Nisan 1937 tarihinde Valiçka kız lisesinde

Kırım'ın zenginlikleri, Türk - Tatarların karekterleri, dürüstlük ve çalış­ knnlıklan, · �>:anları ile Polonya krallan arasındaki ilişkiler, Kırıin Tatar­ Inrının edebiyatı, kültürü ve kurtuluş mücadelesi, komünistlerin istilnsı

hususlarında değerli bir konferans vermiştir (ı 76)

VARŞOVA'DA KURULTAY'IN 20. YIL DÖNÜMÜ KUTLANDI Polonya'nın çeşitli fakültelerinde okuyan talebelerimiz Kırım Kurul­

lny'ının 20. yıl dönümün\,i anmak üzere büyük bir program hazırladıklarını,

'l'lirkiye ve Dobruca'dan 1 7 kişilik bir grupu davet ettiklerini bildirdiler.

- 285

-·-


Gerçeklc�tiri lmiş olan bu toplantı ve seyahat hakkında Emel Mec­ Aralık 1937 tarihli sayısında verilen bilgiden özet olarak aşağı­ daki satırları alıyoruz : muası ' nın

23 Kasım 1 937 tarihinde sabah trenle Köstence'den hareket eden 17 . kişilik grup gece saat 1 .25'de Rumen - Polonya sınır istasyonu (Sniyatin) 'e ulaştı. İstasyon şefi olan bir Karaim kardeşimizin yardımı ile gümrük muamelesini kolayca ve çabucak yaptırdıktan sonra, istasyon şefi evinde bizi ağırladı ve misafir etti. 24 sabahı saat lO'da trenle Varşova'ya hare� ket eden grup saat 22.30'da Başkent Varşova'ya ulaştı; Kırım'lı, İdil ­ Ural'lı, Azerbaycan'lı kardeşler ve dostlar tarafından karşılandı. Grup üyeleri Kırımlı ve Karaim talebelerince hazırlanmış pansiyonlara yerleş­ tirildi. 25 Kasım günü (Meçhul Asker) anıtma merasimle çelenk konuldu. Saat 18'de (PROMETE) teşkilatı bir çay verdi. Çayda Türk ilieri tem­ silcileri yanında Ukrayna, Gürcis:tan temsilcileri ile Polonyalı dostlar da bulundular. Temsilciler tarafından misafirlere «Hoşgeldi» nutukları söy­ lendi. Misafirler tarafından cevaplar verildi. Bu merasimden sonra misa­ fir genç kızlar ve erkekler Kırım türküleri söylediler, şiirler okudular, İdil - Ural'lı ve Azerbaycan'lı gençler de şiirler söylediler. 26 Kasım saat 13'de (Şarkıyatçı Gençler Birliği') ile (Vıshod) dergisi ortak zengin zir ziyafet verdi. Nutuklar çekildi. 27 Kasım saat 12'de haf­ talık jurnal filimleri (Pat Şirketi) genç ınİsafirlerin milli Kırım giysileri ile oynadıkları milli oyunları ve yırladıkları milli türküleri filme çekti. Saat 18'de (Şark Enstitüsü) kendi salonunda zengin bir çay partisi verdi. Misafirler ve davetliler Enstitü'nün fahri paşkanı Senatör . Şedletsky ve faal Başkanı Prof. Gurka tarafından karşılandılar. Senatör Şedletsky ve Prof. Gurka Enstitüsü'nün zengin kütüphanesinde bulunan bazı eski ve çok kıymetli eserler ve kitaplar hakkında açıklamalar yaptılar. Burada da oyunlar oynandı ve türküler yırlandı, resimler çekildi. 28 Kasım saat 12'de Varşova Tıp Talebe Cemiyeti salonunda KU­ RULTAY'ın 20. kuruluş yıldönümü parlak şekilde anıldı. FROMETE'ye mensup milletierin temsilcileri, Polonya'nın tanınmış Devlet ve ilim adamları, gazeteciler, talebeler katıldılar. Sahne Gökbayrak, Gaspıralı İsmail'in ve Çelebi Cihan'ın portreleri ile süslenmişti. Salona Promete üyeleri m illetierin ve Polonya bayrakları asılmıştı. Merasim Divanı Baş­ kanı olarak Prof. Gurka, sekreterleri olarak İhrahim Otar ve Karaim Miyetek Şulimoviç seçildiler. Divan Başkanı kısa bir konuşma ile me­ rasimi açtı ve şu zaWıra sıra ile söz verdi : Leh milleti adına senatör Şedletsky; Lehistan Türk - Tatar'ları adına Temyiz Mahkemesi Başsavcısı Ulgerd Mirza Kriçinski; ' Şark Enstitüsü Gençer Şubesi adına Bonçikovsky; İdil - Ural Türk - Tatarları adına Ayaz - 286 -


·

İshaki; Kafkasya milletleri ve Azerbaycan Türkleri n d ı ı ı : ı Me l ı ı ı w t.o ı ı ı l ı ı Resulzade ; Karaim Türkleri adına avukat Novakoviç; Ukraynal ı lı ı r ııd ı ı ı n bir Ukraynalı temsilci çok dostça v e iyi temennilerle birer konu�ınn yaptılar. Bu konuşmalardan sonra Vilno Üniversitesinde okuyan Edige M wıtn­ fa Kırımal, Kırım ve Kurultay hakkında Lehce bir konferans verdi. B u ı ı ­ dan sonra Türkiye'den, Dobruca'dan, Almanya ve Fransa'dan gelen tcb· rik telgrafları okundu. En sonra, misafir grup tarafından salondaki Pll­ sudsky'nin büstüne büyük bir çelenk konularak merasime son vcl' l l d l . .

.

Aynı salonda saat 20'de (Kırım Gecesi) düzenlendi. Saloı ı u ı ı h l ı• köşesi Kırm milli elişleriyle döşelip süslendi. Kırım'ın milli oy u n l n l l oy· nandı, türküleri yırlandı. Saz enstrumanları ile milli konser veril d i . Geec gelenler daha çok oldu. Leh ve Alman gazetelerinden, Japon büyi.ikclçl­ li �inden gelenler vardı. Sabaha kadar coşku içinde eğlenildi; resim ler çekildi. Zengin büfeden bol bol yenilip içildL '

29 Kasım saat l l'de Mareşal Pilsudsky'nin yakın fikir ve silah arka­ daşı Lehistan Türk - Tatarı General Kara Mustafa'nın mezarına misafir­ ler tarafından çelenk konulup saygı duruşunda bulunuldu. Öğleden sonra Polanya'da okuyc:n gençlerin refakatinde Polanya Türk - Tatarlarının çok bulundukları Vilno şehrine trenle hareket edildi. Saat 22.30'da Vilno'yu varıldı; . Tatar, Karaim Cemaat başkanları ve üyeleri ile kalabalık bir grup tarafından hararetle karşılanan misafirler hazırlanmış evlerde ıığırlandılar. 30 Kasım saat ll'de Müftü Yakup Şinkiyeviç makamında ziyurct edildi. Pilsudsky'nin kalbi gömülmüş mezar ziyaret . edilerek bir çelcnk konuldu ve yanındaki küçük müze gezildi. Temyiz Mahkemesi Baş Sav­ cısı Ulgerd Mirza Kriçinski Varşova Radyosu'nda Kırım hakkında Lehce ı5 dakikalık bir konuşma yaptıktan sonra Polanya'nın bütün Radyo is­ tasyonları Vilno Radyosuna bağlandı. Misafirler bu Radyoda sesli ve ınüzikli yarım . saat süren başarıılı bir konser verdiler. ı Aralık saat ll'de Vilno'daki Karaim kardeşlerimizin dini ve milli reisieri Prof. Süreyya Şapşal ziyaret edildi. Saat ı 7' de zengin bir çay partisi veren Prof. S. Şapşal'ın zengin kütüph·anesi ve müzesi gezildi ; resimler çekildi. Saat 20'de İslam Cemaati tarafından mükellef bir ziyu· fet verildi ve konuşmalar yapıldı.

2 Aralıkta Polonya Türk - Tatarları Cemiyeti'nin Genel Merkez bin n· sının açılış töreni yapıldı ve hararetli nutuklar söylendi. . Saat ı7'de Müftülük binasında zengin bir çay verildi. Müteakip günlerde Siyasal Bilgiler Yüksek Okulu; Türkoloji Yükıwl< Okulu ziyaret edildi. Burada bir kız öğrenci Türkçe olarak duyarlı bir - 287 -


konuşma yaparak Türkçenin güzellik ve eskiliğinden bahsetti. Üniversite talebesinin geleneksel Korporasyon teşkilatı ziyaret edildi.

4 Aralık sabahı trenle Slonim kasabasına hareket edildi ve saat 17'de

ulaşıldı. Misafirler İslam Cemaati başkanı binbaşı Davut Yanoviç ile

Türk - Tatar'lar tarafından sevgi ile karşılandılar. 5 Aralık sabah camii şerifte Kurban Bayram . namazı kılındı; kurbanlar kesildi; büyükler ziya­ ret edildi; akşam İslam Cemaati adına mükellef bir ziyafet verildi. Kı� ·. . nın'ın milli oyunları oynandı; yırları ve müziği dinlendi. Lehistan Türk - . Tatarları, asırlardan beri görmedikleri bu oyunları ve söylenen yırlari büyük bir heyecan ve gözyaşları içinde seyrettiler. Anadillerini, ne yazık ki, unutmuşlardı ve söylenenlerden birşey anlamıyorlardı. Bununla be­ raber, milli şuurları ve imanları canlı idi. 6 Aralıkta ziyaretler, ziyafetler ve konuşmalar yapıldı. Gece

saat

22'de Lehistan Türk - Tatarlarının geleneksel balosu başladı ve sabaha kadar sürdü. 7 Aralık sabahı otobüslerle kalın karla örtülü yollardan ve ormandan ge·çilerek saat 17'de Novogrodek kasabasına ulaşıldı. Türk - Tatar genç­ lerinin askeri tarzda kurulmuş Avcı Teşkilatı binasında karşılama töreni yapıldı. Gece ziyafet, müsamere ve dansla geçirildi; hararetli konuşmalar yapıldı; yine gözyaşı ve hasret giderme . . . 8 Aralık akşam trenle Haliç kasabasına hareket edildi; ertesi günü saat 17'de varıldı. Misafirler Haliç

kasabasında yaşayan Karaim Cemaati başkanı ve üyeleri ve halkı tara­ fından karşılandılar ve evlere dağıtılarak misafir edildiler. 10 Aralıkta (Ulutav') (Uludağ) ve (Turla - Dınyester) nehri üzerindeki büyük köprü görüldü. Ertesi günü Karaim Evi'nde mükellef bir ziyafet verildi; hara­ retli konuşmalar yapıldı. Gece milli oyunlar oynandı, müzik yırlandı. Balo sabaha kadar devam etti.'

ll

Aralıkta sabah trenle aynı yoldan Romanya'ya dönüldü.

Polonya üniversitelerinde okuyan Türkiyeli ve Polonyalı kardeşleri­ mizin dikkatle hazırladıkları ve kusursuz şekilde uyguladıkları bu zengin program sonunda Kırım kurtuluş davası yolunda büyük propaganda ya­ pılmış ve başarı sağlanmıştır. Doktor Abdullah Z. Soysal, Kurultay'ın 20. açılış yıldönümünü anma toplantısında yapılan konuşmaları Emel Mecmuası'nın 1938 Şubat sayı­ sında, 8 sahife içinde, iyi bir şekilde özetlemiştir. Bu özetlerneden bazı mühim . parçaları okuyucularımıza sunuyoruz : <<Merasim>>, «Ant Etkemen» marşı ile başladı ve Prof. Gurka'nın ko­ nuşmasıyla açıldı. Profesör konuşmasında ezcümle : <<Kurultay'm Kırırrr daki tarihçesini anlattıktan sonra Bolşevikler tarafından kapatıldığını, fakat Tatarların hak ve adaleti çiğneyen bu hareketi kabul etmediklerini, bu ideali şimdi dış me�eketlerde yaşattıklarını, ·bu idealin ölmeyeceğini - - 288 -


söylediğini ve <<Biz· Lehliler de sizler gibi es a re t i n ıztı mpl a r ı ı ı ı çok !;l!k� ii k; biz de vatanımızı bırakıp yabancı memleketlere dağıldık; fakat, h iç bir zaman Polanya'nın hürriyet ve istiklalihi alacağından asla şiiphe e t­ medik. Sizin yurdunuz Kırım da sizler gibi idealist gençlere ve Cnfcr Seyitahmet gibi büyük önderiere sahib oldukça mutlaka kurtulacaktır.» dediğini yazmıştır. SenatÖr Şedletsky Leh · milleti adına şunları söylemiştir :

«Kınm'da açılan Kurultay'ın 20. yıl dönümü arnlan ve huzurln n ı ı ızln şereflerren bu toplantıyı, Tatarların tekrar kurtuluşunu c an d a n h ı tPYl' l l Leh milleti adına selamlarım. Hürriyet ve istiklalini çok seven Lelı ı ı ı l l ­ letiniİı, ·bu nimetiere kavuşuncaya kadar n e ıztıraplar çektiğini lıa tı dıı ı·­ sınız. 18. y. yılda istiklalini kaybeden Leh milletinin ·esaret altında Çl'k­ tiği zulüm ve işkencelerin dehşetini anlamak için Miskiyeviç, Sovaıısl<y gibi vatanperver şfıirferimizin şiirlerini okumak kafidir. Bu sebeple Lehlilerin mahkum milletierin dertli ve acı hallerinden anlamaları ve onların kurtuluşunu istemeleri tabiidir. Bunun içindir ki, Rus esiri mil­ letierin kurtuluş idealini taşıyan «PROMETE» teşkilatı ilk önce Lehis­ tan'da meydana getirildi. <<Saygılı Kırımlılar! «Esir milletierin kurtulmaları için milli birlik · ve sağlam teşkilat ka­ dar, kuvvetli ve disiplinli bir askeri eğitimin de gerek olduğunu tarihi­ ıniz bize isbat etmiştir. Kurultayınız, istiklal davanız size iman, kuvvet ve enerji kaynağı olmalıdır. Burada siz istiklalcileri selamlamak, bun n l ıayatımın en büyük zevklerinden birini veriyor. Prometeye dahil millet­ krle birlikte Kırım'ın da mutlaka kurtulacağına inanıyorum; yaşası n Kırım İstiklali.>> '

Şarkiyatçı Gençler Birliği adına konuşan yazar Bonçikovsky şöyle demiştir : . <<Sizin mutlu yıldönümünüzü kutlama törenine katılmakla bahtiya­ Bizim için büyük ehemmiyeti olan Kırım'ın mukadderatı. her Po­ J o nyalıyı yakından ilgilendirmektedir. Polonya tarihini karıştırırsak he­ men hemen her bölümünde Kırım ve Tatar sözlerini okuruz. Demek ki geçmişimiz birbirine yakından bağlıdır. Geçmişte sizi ve bizi esir eden ı l ii � ınan aynı idi; zaman zaman ona karşı birleşmiştik. Fakat, düşman ı n ı ı e kadar hilekar ve entrikacı olduğunu anlamayanlarımız yüzünden h l r­ lı ·�; memiz uzun sünnüyor ve ebedi alamıyordu. Artık biz Lehliler inan ı · y oruz ki, tarihte yapılmış olan hatalar tekrarlanmayacaktır. Biz Lch l l · l ( · ı·, Rus esiri milletierin mutlaka kurtulacaklarına inanıyoruz.» dem i fjt i ı·. rı ın.

İdil - Ural Türk - Tatarları adına liderleri Ayaz İshaki şunları ıo:öy­

ı , · ı n iştir :

- 289 -

·


<<Kazan

ve Kırım Türk - Tatarlan kardeş oldukları gibi, hayatları

ortak düşmanları Ruslara karşı s avaşmak ve savunmakla geçmiştir. Kı­ rım'ın Türk toplumu içinde önemli bir durumu vardır. K{rım, bizimle ve diğer Türklerle Türkiye

arasında manevi bir köprü vazifesini gör­

müştür. Gaspıralı İsmail bey bütün Türk dünyasının manevi öğretme­ nidir. Bu . sebeplerle Kırım'ın kaygısı bizim kaygımızdır. Dobruca bugün Kırım'ıri Küçük bir örneği olmuştur. «Kırımlıları bugünkü bayramınız münasebetiyle candan kutlar, bun­ dan sonraki bayramlarınızı mukaddes yurdunuz

Kırım'da

kutlamanızı

dilerim.» . Azerbaycan lideri Mehmetemüı Resulzade Kafkasya Konfederasyo- . nu adına şu konuşmayı yapmıştır : <<Kırımlı Kardeşler! <<Biz Azerileri size bağlayan birinci vasıta, birbirimize aracılıksız hi­ tab etme imkanını veren dilimiz,

Türkçemizdir. Dil birliğinden gelen

ortak kültür davamızdır; her çeşit engele karşı Türk kalma emelimizdir. «Büyük şehit Çelebi Cihan'ın ma'ruf tabirince sizin birbuçuk a5ır­ dan sonra başlayan siyasi hayatınızdan yirmi yıl geçtiği gibi, bizim · de siyasi hayatımızdan yirmi yıl geçiyor. Demek, işde de beraberiz; aynı zamanda çarpışıyoruz. <<Dilde bir, fikirde .bir, işde biriz. «Bundan yirmi yıl evvel Rusya malıkumu Türkler ve Müslümanlar tarafından tertip olunan Moskova

Kongresinde

Kırım'ın Cafer Seyit­

ahmet, Ahmet Özenbaşlı, Seyitcelil Hattat gibi değerli azaları ile buluş­ muş; ilk görüşmede hemen anlaşmıŞ, Rusya'nın milli cumhuriyetiere bö­ lünmesi tezimize onların şahıslarında en hararetli taraftarları bulmuş.tuk. «Azerbaycan ile Kırım arasındaki siyasi ve mfınevi bağlılığın ırki, dini ve kültürel arnillerinden başka iş bağlılığını sembolize eden iki ör­ neğini vermekten de kendimi alamıyorum :

1

-

Azerbaycan başvekili merhum Nasib Bey arkadaşımız,

bir za­

man, İsmail beye vekaleten (Tercüman) gazetesinin başyazarlığını yap­ mıştı . .

2

-

Bir zaman, Kırım Hükumetinin başında bulunmuş olan General

. Süleyman Sülkeviç, kızıl Ruslar tarafından şehit edildikte, Azerbaycan Cumhuriyetinin Genel Kurmay Başkanı idi: <<Tarih, bizim neslimizi, · yirmi yıl evvel yeniden başlayan siyasi ha­ yatımızın çok kanlı, amansız ve zalim bir devrinde bulundurmuştur. Arkadaşlarımızdan bir kısmı, şanlı kahraman Çelebi Cihan gibi, vazife­ lerini aziz kanlarını akıtmak suretiyle yapmışlardır. Sağ kalanlar içi n

- 290 -


de milletlerinin uğradıkları en dehşetli facialan yaşamak ve görmek u zıı­ bı ile beraber bu azaba karşı her türlü engele göğüs gererek mücadcl<� etmek ve mukadder olan zaferi sağlamak uğrunda durmadan çalı şmuk vazifesi vardır. Çetin fakat şerefli vazife . . .

«Ortak tarihimizin en büyük gadrine ve menhus· talihimizin en acı­ masız · darbesine uğrayan küçük Kınm'ın mensup olduğu büyük Türk­ ı ük toplumundan kahramanca yaşadığı tarihinden ve milli vicdanından aldığı kuvvet ve azimle galip geleceğinden şüphe etmiyoruz; çünkü hak O'nunladır. «Sizinle yalnız biz Azerbaycanlılar değiliz; büyük mücahit Şamil'in yurdu Kuzey Kafkasya ile birlikte, Şc;ırk medeniyetinin değerlerini milli ıckasıı,ıın adesesinden geçiren büyük şair Rustaveli'nin vatanı Gürcistan da dahil olduğu halde Birleşik Kafkasya dahi Kırım'la yan yanadır. <<Konfederatif Kafkasya adına sizi, bugünkü ihtifal vesilesiyle, can­ dan tebrik ve aynı zamanda tebşir e derim. «Yeşil Kırım, Kurultay ve Gökbayrak altında tekrar hür ve müsta� k i l olacaktır.»

Bu konuşmalardan sonra Ukraynalılar adına Dr. Kovalevsky; Polon­ ,v n Türk - Tatarları adına Nayman mirza . Kriçinsky; Karaim Türkler ııd ı n a Dr. Novakoviç konuşmuşlardır. En son olarak, Polanya Türk - Tatarlarından, Vilno Üniversitesi ta- · l ı ı l ımıi olan Edige Mustafa Kırımal, Kırım Türk - Tatarları ve töreni ter­ l l p lcyen arkadaşları adiarına bütün konuşmacılara ve davetli misafir­ IP re candan teşekkür ve minnetini bildirmiş, Kırım'ın geçirdiği parlak, tJı ı ı ı l ı ve mutlu günlerini anlattıktap. sonra yeniden düştüğü Bolşevik Rus ı orıı ı retinin geçici olacağını, Kırım Türk - Tatarlarının da bütün diğer l!. ı ı s malıkumu milletler ile birlikte kurtulup hep birlikte hürriyetlerine V I ' i stiklallerine kavuşacaklarını ve bu mesut tarihin uzak olmadığını l ıt•y:ııı etmiştir.

PROMETE TEŞKiLATININ DİL KONGRESİ Promete Teşkilatma dahil Rus esiri milletierin temsilcileri, 31 Mayıs ı u:ırı tarihinde Varşova'da büyük bir kongre topladılar. Bu Kongreye

A ·J,c • ı'h;ıycan, İdil - Ural, Türkistan, Kuzey Kafkas.ya, Kırım, Kumuk, Gür­ l ' l t ı l.n ı ı , Ukrayna, Don, İngerya, Karelya, Kuban, Moldavya' temsilcileri l\ ıı lı l d ı lar.

K.ong;:-enin tartışma konusu, Sovyetlerin esareti altında yaşayan mil­ ld l ı ı ı·i n ana dillerini Ruslaştırma siyaseti idi.

- 291 -


Lehistan'ın eski bakanlarmdan Leon Vasilevski, Birinci Dünya , Sa­ vaşı' ndan evvel «Çarlığın Ruslaştırma siyasetine karşı Leh milletinin mücadelesi» üzerine çok dokümanter ve faydalı bir konferans vermişti�.

gün devam eden Kongrede, yukarda adları yazılan ülkelerin yet­

kili tem&ilcileri söz alarak Moskova tarafından milli dillerinin nasıl Rus­ laştırıldığını uzun şekilde

anlatarak ve örnekler vererek ortaya koy�

muşlardır. Sonuç olarak şu hususlar tesbit edilmiştir : 1 - Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Stalin'in, Partinin birinci Kongresinde aldığı karar hakkındaki, beyanına göre : Proletarya İlıtilali bütün dünyada başanya ulaştırıldıktan sonra bütün dünyada bir tek ortak dil ve bir tek ortak kültür yaratılacaktır. 2 - Son yıllarda ortaya çıkan beklenmedik olaylar, Sovyet Komü­ nist Partisinin dünya ihtilalini gerçekleştirme planını geciktirmekte ise de, er veya geç bu hedefe varılacak; Rus dili Proleteryanın Oktobr İlıtilali olarak ilan edilecektir. 3

-

Sovyet Komünist Partisinin bu planı ilk olarak Sovyetler Birli­

ği'nde tatbik edilip gerçekleştirilecektir.

4

-

Bunu sağlamak üzere yeni bir <<Dil Bilgisi» yaratıp bütün «dil­

cileri» <<Dilleri birleştirme tekniği» üzerinde çalıŞmaya yöneltecelüir.

5

-

Çarlığın istediği halde yapamadığı Ruslaştırma siyasetini Sov­

yet Komünist Partisi en uygun metod ve sistemle kesin olarak gerçek- . leştirmeye çalışacaktır. Kongre, tesbit ettiği bu sonuç karşısında, aşağıdaki kararları almıştır : a - Moskova'nın esareti altındaki milletierin ana dillerini, tatbik . ettiği sistemli ve şiddetli bir metodla Ruslaştırmasını medeni dünya nez� dinde şiddetle protesto eder; b - Milletler arası bilim ve kültür teşkilatlarını, kuruluşlarını- ve işbirliği komisyonlarını

bu husustaki s avunma çalışmalarına yardımcı

olmaya çağırır; c - Milletler Cemiyeti'nin üyesi olan Sovyetler Birliği'nde cereyan eden bu olayların Teşkilatın Anayasası'na, adalete ve fikir hürriyetine ters düştüğüne Milletler Cemiyeti'nin dikkatini çeker; d - Sovyetler Birliği'ndeki, sözde,

kendi Cumhuriyet idarelerine

sahip bulunan milletlerin, öz dillerinden tam olarak faydalanmak değil, medeni ülkelerdeki azınlıkların haiz oldukları hak derecesinde bile yararlanma hakkından yoksun olduklarını dünya kamuoyuna bildirir; e ___.: 21.9.1922'de Milletler Cetniyeti'nin kabul ve 1933'de Devletlerin - 292 -

·


tasdik ettikleri «Toplantı hürriyeti, din, dil,

ırk hwııwl ıın n ıl n l ım dt ı yn•

pılmainas·ı ve toleransı gösterilmcshni ve bu hakl a ra tecnvll :t. cd l l ı ı ı t• ı ı ı tı· Bini talep ve beyan eder; f - Milletler Cemiyeti'nin, bu yıl yapacağı toplantısında, Sovyetler · Birliği'nin Rus olmayan milletierin dilleri ve kaderleri üzerinde uygu­ ladığı baskı ve Ruslaştırma siyaseti hakkında inceleme ve araştırma ynp· masını, bu milletierin anadillerini diledikleri gibi öğrenip geliştirmeleri hususunda tam hürriyete sahip olmalarını ister ve bu istekler hakkınuı\ Milletler Cemiyeti'nin karar almasım diler. Bu büyük kongrede Türk İlleri temsilcilerinin söylediklerini, b u mcin çok kısa özetler halinde d e olsa, vermenin tarihi b i r vazife oldu.[tu

kn·

naatini taşıdığımızdan aşağıda veriyoruz : Azerbaycan temsilcisi Mirz a Bala şunları söylemiştir : Milli dilin milli varlığı korumadaki rolü kesindir. Milli özelliklcrr i n i , dillerini v e kütürlerini kaybeden milletler, milli benliklerini ve ilham kaynaklarını da kaybederler� Bunu çok iyi bilen Moskova idarecileri, . Azerbaycanı istila eder etmez., 7 asırlık parlak bir edebiyata malik ola n Azerbaycan'ın edebi türkçesini imhaya girişmiştir. Bunun için Azerbay­

can Türklerini küçük kabHelere ve ortak edebi dilini de kabile dillerine bölmüş ve parçalamıştır. Azerbaycan edebi türkçesini miliyetçilik, <<Mü­ savatizm» terennüm eden, . Feodalizm ve Kapitalizm ideolojisini· yaşatan bir «dil» diye ortadan kaldırmıştır. Edebi dili yaşatan milli kadroyu d n imha etmiştir. Aydın kadronun yerine, her şeyi Rusçadan çeviren <<cnh i l mütercimler kadrosu>> v e edebi Türkçe yerine <<Proletarya dili» getir· miştir. Bu işlem sonunda yarı türkçe ve yarı rusça bir edebiy�t doğmuştur. Şiir, roman, hikaye, makale v.s. de gittikçe artan Rus etkisi ve müda­ halesi ile türkçe anlaşılmaz hale gelmiştir. Azerbaycan Komünist Partisi Başkanı Yagirof bile genç Azeri ko­ ınünistlerin l l . Kurultayında şöy�e demek zoruuluğunu duymuştur : «Ben, çok zamandır, Fırka üyeleri ile komsomolların konuşmalarına dikkat ediyorum, türkçe konuştukları zaman Türk, Rusça konuştukları zaman Rus birşey anlamıyor.» Azerbaycan aydınları ve halk kütlesi bu durumu protesto ederelt edebi dilimizin korunmasını defalarca istemişlerse de dışardan yardım görmedikleri için bütün dilekleri neticesiz kalmıştır. İdil - Ural Türk - Tatarları lideri Ayaz İshaki konuşmasında şunlnrı �:öylemiştir : Dünyanın geniş bölgelerine dağılan milyonlarca Türk · milletini b i''!'· birine bağlayan Türk dilinin birleştirici kudretini gören Rus Çarlığı, çe-

2 93

-


şitli vasıtaları ve misyonerleri ile, Türk dilini parçalamuya çalıştı ise de tam başarı sağlayamadı. Bugün Rus Bolşevikliği de bütün tehdit, gayret ve baskısına. rağmen bunu başaramıyacaktır. Komünistlerin Rusya'daki Türkler� gruplara bölerek 27 çeşit alfabe düzenledikleri, uzun mücudele­ den sonra bunu ll'e indirdikleri, Rusların «yok etme», Türklerin «korun­ ma» savaşını gizlice yürüttükleri bilinen bir gerçektir. İdil - Ural'da o�ul­ lardan türkçeyi kaldırıp yerine rusçayı koymaya çalışıyorsa da halkımız buna karşı direnmektedir, savaşmaktadır. Bolşeviklerin siyaseti de Çar­ l ığınki gibi mutlaka iflas edecektir. ·

Kuzey Kafkas� a'lıların temsilcisi Bilatti şunları söylemiştir : , Kuzey Kafkasya'da yaşayan halklar, ortak anlaşma dili olarak Arap­ çayı kullanıyorlardı. Rus işgalinden sonra Rusçayı kullanmaya başladılar. Bunun yanında Kuzey Kafkasya'nın doğusundaki Kumuk türkçesi de ortak dil olmaya başlamıştı. 1918'de Kuzey Kafkasya'nın istiklalini ilan eden Milli Kongre, Kumuk türkçesini memleketin resmi dili olarak ka­ bul etmiştir. Bu vaziyet 1 929 yılına kadar sürdürülmüştiir. O tarihte Sovyetler bunu kaldırmışlar, kabile dillerine resmilik vermişlerdir. Bu­ rtu red ve protesto eden aydınlar sürülmüş, imha edilmiş; Ruslaştırma siyaseti yürütülmüştür. Türkistan temsilcisi Dr. Tahir Çağatay şunları söylemiştir : , Meşh�r Ali Şir Nevai'nin türkçesi bütün Türkistan için edebi bir dil iken Sovyetler bunu yasaklamıştır. Türkistanlıları kolayca parçalamak . için Özbekçe, Türkmence, . Kırgızca, Kazakça, Karakalpakça gibi birçok «edebi diller» meydana getirmişlerdir. Bu dillerdeki ortak Türkçe ıstı­ lahları da yasaklayarak Rus:ça ıstılahlar kabul ettirmiştir. Her lehce için ayrı alfabe, gramer ve terminoloji yaratmıştır. Bu uygulamalara karşı olanları ağır cezalara çarptırmıştır. Dr. Abdullah Z. Soysal, Kırım temsilcisi olarak, şöyle konuşmuştur : . Kırım Türkleri, coğrafi durumları ve tarihinden aldıkları ilham ile Türk İllerinin milii fikir ve hareketlerini daima birleştirmeye çalışmış­ lardır. Mesela, Gaspıralı İsmail b,eyin çalışmalan ve didinmeleri hep bu hedefe yönelmiştir. Türk alemi için düstur olarak koyduğu «Dilde, fikir� de, işde birlik» şıarı yüzünden Rus Çarlığının şiddetli hışmına uğradığı gibi Komünist Moskova'nın da amansız zulmü altında ezilmiştir. Her iki rejim, Türk illerintle tatbik ettiği parçalama ve Ruslaştırma siyasetini, buradaki Türklerin azlığını da gözönünde tutarak daha kolay ve çabuk Ruslaştırabileceklerini sanmışlardır. Bu sebeple de Kırım'da Ruslaştırma siyasetlerini çok daha gaddarca ve zalimce tatbik etmişlerdir. Komünist Moskova, Türk dilini parçalama ve Ruslaştırma siyasetini - 294 ---'


daha ustaca ve sins ice yapmakta ve daha başarılı ol makL: ı d ı r. <.� l l ı ı ld l , · Türkleri yaşadıkları bölgelere göre sun'i ve göstermelik cumhul' iydiNo ayırıp dilini, alfabesini, edebiyatını ve tarihini bozarak dilediği gibi uy­ durmaya ve böylece Türkleri ayrı milletler ·haline getirmeye girişm iş bulunmaktadır. ·

1934 yılında Kırım Komünist Partisinin Akmescit şehrinde topl an an 17. Kongresinde kırım Eğitim Komiseri Alexandroviç şöyle konuşmu ştuı·: «Kırım' daki Tatar milliyetçileri gizli emellerinden ve . Gaspıralı'nı n kesin bir kural ve ideal olarak miras bıraktığı <<Dilde, fikirde, işde birli k» , şıanndan vaz geçmiş değillerdir. 1929 ve 1930 yıllarında Tatar milliyet­ çilerine karşı takib edilmiş olan siyaset gevşetilmiştir; yapılmış olnn tenkidler zaiflatılmıştır. Gaspıralı'ya ve idealine karşı yapılan hücum­ lar bugün artık eski şiddetini kaybetmiştir. Bütün bunlar hatalı bir tu­ tumdur» (157) . «Kınm Eğitim Komiseri Alexandroviç'in bu sözleri tamamen yersizd ir, gerçeğe aykırıdır. Çünkü, 1936 yılına kadar Stalin'in görülmemiş derecc­ deki şiddetli zulmü Kırım'daki bütün aydınları ve milliyeU;ileri hapse ve sürgüne göndermiş ve böylece imha etmi� bulunmaktadır. Değil aydınlar, milliyetçiler, siyasetle hiç bir ilgileri ve eğilimleri omayan sade ve saf köylüler bile <<kulak - zengin», <<brujuva», milliyetçi ve hatta inkilap düşmanı diye kütleler halinde Urallara, Solofkilere ve Sibirya'ya sürül­ müş ve imha edilmişlerdir. Alexandroviç'in söyletdikleri yeni sürgünler, hapisler ve imhalar yaratmak için bahaneler ve sebepler- uydurmaktan başka birşey değildir.>>

KARAY T ÜR K L E R İ (KARAİMLER) 1 Mart 1 937 günü Lehistan'ın Vilno şehri radyosunda <<Karaim Tür­ kuleri» konseri verilmiştir. Konserden önce, Lehistan'da yaşayan Ka­ raimler hakkında Karaim hanımlarından Valantina Hanım bir konuşma yapmıştır. Karaimler hususunda şunları söylemiştir : «Karaim sözünün menşei «Karay>> (Okuyan) demektir. Karaimlik din olarak sekizinci yüzyılda meydana çıktı. Kurucusu, Bağdad c �varındnn olan Anan bini Davud olarak bilinir. Karaim dini, Musevilerin mukaddoıı kitabı karanlıklaştıran yorumuna karşı doğan bir tepkinin ifadesidir. İnsanın Allah ile ilişkil�rini tesbit eden dini ve ahlaki esaslar ve lımn­ cinsine karşı olan bordar Karaimliğin temelini oluştururlar. Karaim diı ı l Suriye'den Bizans'a geçti. Bir kısım Bizanslı bu dini kabul etti. Anan

- 295 -


bini Davud'un bazı şakirtleri, başlarında İzak Sangari olduğu h::ı.lde, o devirde Hazeristan'ın (Hazer Imparatorluğunun) bir eyaleti olan Kmm Yarımadası'na giderek orada dinlerini yaydılar. tzak Sangari, dokuzuı;ıcu yüzyılda, Hazer kralımn oğlu Bolat'a orada bu dini kabul ettirdi. Daha sonra İtil şehrinde tahta geçen Bolat tebasına da bu dini kabul ettiı�di. Hazerler Ural - Altay , halklarındandır. Hazerierin hakim olan züm­ resi, Karaim dininin mensupları, asırlarca temessül edilmediler; bugünkü Rusya'nın güney steplerine ve çoğu Kırım Yarımadası'na geldiler. Karaim dili büyük Türk ailesi diline mensuptur. Lehce

itibariyle

Kafkasya'da yaşayan Karaçay Türklerinin lehcesine daha yakındır. Ka­ raim türküleri ile Kırım türküleri arasında hemen hemen fark yok bidir.

gi­

Lehistan'daki Karaimlerin, bilhassa Litvanya'daki Karaimierin geç­ mişleri, kayıtlara göre, 1 398 yılına kadar uzanır. O zaman Litva beği Vitold, Kırım ham ile yaptığı savaşta 383 Karaim ailesini getirip Trok' ta yerleştirmiştir. Bunlar, Kırım'd a kalmış olan soyduşları ile bağlarını _ hiç bir zaman kesmemişler; dinlerini olduğu gibi, dil, gelenek ve adetle­ rini de muhafaza etmişlerdir. Bu sebeple Kırım'a bağ·lıdırlar ve Tatar halkını kardeş saymaktadırlar (1 75) .

Lehistan'dald Karaimierin ruhani reisieri olmuş olan Prof. Süreyya · Şapşal şunları yazmıştır : Lehistan'daki Karaimler, 1924 yılından başlayarak,

<<Karay Düşün­

cesi» . ve 1931'den başlayarak <<Karay Avazı» adları ile ve Karay lehcesi ile iki periyodik dergi yayınlamışlar ve uzun yıllar devam ettirmişlerdir. Merhum Prof. Dr. Zayançkovski, Prof. Süreyya Şapşal ve Prof. Dr.. T. . Kovaiski gibi tanınmış bilginler bu dergilerde tarihi, edebi ve ilmi ma­ kaleler yazmışlardır. Merhum Miyetek Şomiloviç ve S. Şişman gibi yazarların da değerli makaleleri çıkmıştır. Prof. Süreyya Şapşal Karaimler hakkında şunları yazmıştır : <<Evvelce kudret ve şevket sahibi olup Ruslar, Bizanslar, Araplar ve _ daha başka saltanatlar tarafından dostluk ve yardımları istenilen köca Hazar Türk Devleti'nin bakiyei ihtişamını temsil ve şimdiki Karayların

en büyük kısmını teşkil eden Kırım Ka_rayları geliyor ki bunların 10.000 nüfusu Kırım Yarımadası'nda, kalan 4.000 Rusya'nın güney vilayetinde ve 1000 kadarı da Lehistan'da sakin olup hepsi 15.000 nüfustur.»

Karay Türklerinin büyük dini reisi Prof. Süreyya Şapşal, Müslüman Türklerde unutulmuş olan Ayların adlarının Karay Türklerinde son za­ manlara kadar kullanılmış olduğunu yazmış ve bunları şöyle s ıralamıştır:

. «1

-

Koralay; Nisan ayı. Bu adın Kırgız Türklerinde de kullanıldıj1ı

Radlofun sözlük kitabında yazılmıştır. - 296 -


2 - Baş kuskan - Mayıs. 3 - Yaz ayı - Haziran. 4 - Ulağay - Temmuz.

ll.

yüzyılda Orta Asya 1'ürlderincc ( Uı�la­

kay) şeklinde kullanıldığı Mahmut Kaşgari sözlüğünde yazılmıştır. ' 5 - Çürükay - Ağustos. 6 - Ayruksıay - Eylül. Kutsal ay anlamına gelir. Çünkü Karny'lu­

nn bayramları bu aya rastlar. 7 - Kuz ayı - Ekim. Kuman (Kıpçak) lann da böyle kullandığı Ko­ deks Kuınanikus kitabında yazılmıştır. 8 - Sogumayı - Kasım. Kırgız Kazakları Aralık ayına bu adı ver­ mişlerdir. Prof. Samoyloviç Kumanların buna Azuk ayı dediklerini yaz­ mıştır. 9 - Kış ayı - Aralık. Kumanlar da böyle derlı;rmiş. 10 - Kara kış - Ocak ayı.

ll

- Süyüç ayı - Şubat. Bu ayda Karaimierin sevinç bayramları

kutlandığından bu adı vermişlerdir. Bunu Kumanlar da kullanmışlardır. 12 - Artı Arık - Mart ( 1 78) .

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI İÇİNDE ALMAN - RUS sA:VAŞI Hitler ile Stalin, uzun gizli konuşmalardan sonra, dışişleri bakanları Ribentrop ile Molotov'a 2 1 Ağustos 1939 tarihinde Moskova Anlaşması'nı imzal atmışlardı. İngiltere ile Fransa bu işde iyice atlamışbr ve oyu na düşmüşierdi. Hitler Stalin'e Polonya'nın doğudaki yarısını, Romanya'nın

Basarubya'sını ve Bukovina'sını, üç Baltık memleketini (Litvanya, Le­ tonya ve Estonya) . bağışlamıştı. Stalin, bunlara karşılık, Sovyetler Birli­ ği'nin guya tarafsızlığını korumayı ve Almanya'ya savaş için gerekli hammadde ve buğday vermeyi taahhüd etmişti. Hitler, böylece, arkasını garantiye aldıktan sonra, bütün kuvvetiyle Polonya'ya saldırdı ve O'nun bi� hafta içinde saf dışı olmasını becerd i. Polanya'ya verdikleri garanti taahhüdüne uyarak Hitler'e savaş ilan eden İngiltere ve Fransa, Polanya'ya hiç bir yardımda bulunamadıkları gibi, İngiltere kendi adasına çekilip savunma savaşı yapmak zorunda kul­ dı, Fransa teslim oldu. Almanya, dost ve garantör sıfatiyle Romanya'ya asker yığdı. Yugoıı· lavya ve Yunanistan'ı kuvvetle işgal etti. 23 Eylül 1940'da Japonya Berlin - Roma mihverine katıldı. 20 Kn:ı ı m 1940'da Macaristan, 2 3 Kasım'da Romanya, 2 5 Kasım'da Slovakya V Q 2 Mart 194 1'de Bulgaristan Alman - İtalyan - Japon üçlü paktma girdi t m·. - 297 -


Bunlar arasmda en büyük gadre uğrayan memleket Romanya olmuştu. Çünkü, Hitlerin zoruyla Bulgaristan'a güney Dobruca'yı ve Macaristan'a Transl.ıvanya'yı vermek mecburiyetinde kalmıştı. Stalin, Hitler'in plan ve hareketlerinden kuşku duymaya başlamıştı. Hele Stalin'in Boğazb.r üzerinde bir anlaşma yapma isteğini reddedince ve Tuna Komisyonuna dahil olma arzusunu sınırlı şekilde kabule yanaş­ tığını anlayınca kuşkusu iyice arttı. Savaş hazırlığını hızla arttırmaya girişti.

�Iitler,

Sovyeler'e karşı savaşa karar vermişti; ilanı için bahane bul­

makta güçlük çekmedi; Taahhüdünü yerine getirmekte ihmal gösterdiğini, hoşa gitmeyen hareketlere giriştiğini ileri sürerek 1941'in 22 Haziran sa­ bahı saat 5'de Silahlı kuvvetlerine Sovyetler sınırlarını geçme emri verdi. Kısa zamanda Ukrayna'yı, Akrusya'yı ve Ekim ayında, Sivastopol hariç, Kırım Yarımadası'nı işgal etti Doğuya ilerlemeye ve kış başlarında Mos­ kova'ya yaklaşmaya başladı. Hergün onbinler .ve yüzbinlerle esir aldı. Rusya adeta çöküyordu. Alman ordusu 31 Ekim 194l'de ürkapı'dan Kı­ rım'a girdi. 2 Kasırhda Kırım'ın merkezi Akmescit (Simferopol) şehrini aldı. Sovyetler Birliği'nin boyunduruğundaki Rus olmayan milleiler ve hatta Ruslar için kurtuluş çanları çalmaya başlamış ümidini uyandırdı. Kırım'daki Türk - Tatar'ların bir kısmı Almanlar ile işbirliğine başlamış­ lardı bile. Dışardaki Kırım Kurtuluş hareketinin önderi ve Kırım Kurultay hükumetiP-in ve Parlamentosu'nun yetkili ve resmi murahhası Cafer Se­ yitahmet Kırımer, harekete geçmemiz gerektiğine karar verdi . 21 yıldan beri beklenilen saat çalmış değil miydi? Düşmanımızın düşmanı bizim

dostumuz ve onunla savaşan bizim müttefikimiz sayılmaz mıydı? Önde­ rimiz Türkiye Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu ve Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Von Papen ile görüştü. Benim, arkadaşım Edige Kınmal ile Berlin'e gidip oradan Kırım'a yollanmamız hususunda anlaştı. ·

·

Bu anlaşma ve Berlin'den gelen izin üzerine, 27 Kasım 1941 tarihinde trenle İstanbul'dan Berlin yolculuğumuza başladık. 2 Aralık 1941 günü öğ­ le üzeri Berlin'e ulaştık. Ertesi günü Dışişleri Bakanlığı ve birkaç gün sonra işgal edilmiş Sovyet toprakları Nezareti (Ostministerium) ileri ge- · lenleri ile temasa girdik. Alman Genel Kurmay subayları ve Nazi Par­ tisi ileri gelenleri ile görüşmeye başladık: Hepsine Kırım'a gitmek, ora­ daki Alman işgal kuvvetleri Ve Türk - Tatar kardeşlerimiz ile işbirliği yapmak isrtediğimizi, bu işbirliğimizden gerek esir Türk ve gerek Alman­ lar açısından yararlar elde edileceğini anlatmaya çalıştık. Hazırladığımiz 30 sahifelik .muhtıramızı Büyükelçi Von Şulenburg delaletiyle, Hitler'e gönderdik. Muhtırada, kısaca, Kırım'ın Hanlık devrinden, medeniyetin.·

- 298 -


den, adaletinden ve Avrupa tarihinde oynadıt(ı öncınli ro I li rıdt•ıı, Çıı l'l ı lc Rusyasına karşı kuvvetli bir denge unsuru olduğundan, l 7B:l d c Çıı r l ı lc tarafından istila edilerek Türk - Tatar milletinin imha edilmesi somıııdn Rusya'nın Balkaniara ve Orta Avrupa'ya doğru ilerlemesine imldn bu­ J.unup dengenin boz�lmuş olmasından, 1917'de Bolşevik İlıtilali ilc H.wı olmayan milletierin hürriyet ve istiklallerine kavuşmasından ve bu nda Almanya'nın önemli rol oynadığından, şimdi; Komünist Rus idaresin den bıkmış ve zulüm görmüş olan milletierin ve bilhassa Türk unsurları n ın Alman ordularının kendilerinin kurtulmalarına yardımcı olacaklarını uın­ · duğundan bahsettik, Alman ordularının ve Devletinin Kırım'da uygula­ yacağı idarenin ve davranışın henuz kurtanımamış bölgelerdeki ınillctlc· re örnek . olacağını ve ortak düşman komünizme karşı ortak bir cepho kurulmasına yardım edeceğini belirttik. Kırım temsilcileri olarak bi;d m en yakın b i r zamanda Kırım'a gönderilmemize izin verilmesini arz vo rica ettik. '

Hitler, bu diJeğimizin ancak savaş sonunda ve zafer esnasında dü· şünülüp bir karara bağlan::ıbileceğ�ni, şimdilik bunlarla uğraşmaya vakti bulunmadığını bildirdi. Buntınla beraber, Alman Dışişleri ve Doğu Nezareti erka�u bizimle görüşmeye devani etmekte yarar buldu, biz de henüz ümitsizliğe kapı!· manın doğru olmayacağını düşündük. Alman Hariciyesi, 1942 Şubatında benim Romanya'ya · ve Edige' n in Polanya'ya gidip cralardaki Kırım asıllı Türk - Tatarların aydınl�rı ve gençleri ile görüşüp davamız yolunda kendilerinden yardım sağlamamızn izin verdi. Onbeş gün sonra tekrar Berlin'e döndük ve temas ve çal ı�­ malarımıza devam ettik. Böylece aylar geçti; Kırım'a gitmemize bir tü r­ ı ü izin çıkmadı. Biz ısrar ettikçe, çeşitli bahanelerle gitmemiz ertelcni­ yordu. ·

Dışişleri Bakanlığında en çok görüştüğümüz büyükelçi . Von Hentik, Doğu Nezaretinde Prof. Dr. Von Mende oluyordu. Von Hentik bir iki kez Kırım'a gidip döndü. Orada Tatarların dini ve eğitim işleriyle uğraşmak ii zere özel komiteler kurduklarını, camileri onarıp cemaate açtıklarını, i l kokullarda Tatar çocuklarının din ve dil dersleri okumaya başladıkla­ rı nı, yeniden teşkilatıandırılan falklor ekiplerinin Alman askerlerine çok güzel müsamereler tertip ettiklerini ve Alman askerlerine çok hoş günler gcçirttiklerini, Alman askerlerinin Tatarlar ile çok iyi anlaştıklarını vo i�birliği yaptıklarını överek anlattı ve bizim Kırım'a gitmemizle· bu işlo· ri n daha da iyileşeceğini ümit ettiklerini söyledi. Kırım'daki dini ve eğitim komitelerinin ayrı ayrı çalıştıklarını, b l ıı ge nel merkeze ve proğrama bağlanmadığını, oradaki Alman Komutn ı rl ı ­ �· ı nın buna izin vermediğini ileri sürerek komite üyelerinin kongre ynp- 299 ---:


malarına, işlerinin daha iyi ve ahenkli şekilde yürütülmesi için kararlar

almalarına ve komiteleriı:ün bir genel merkezini kurmalarına, bizim Ge­ nel Merkez ile mektuplaşmamıza izin ve imkan verilmesini yetkili ma­ kamlardan istirham ettik. Bu dileklerimizi reddetmemekle beraber olum­ lu _ cevap da vermiyorlar, bu hususu araştıracaklarını ve gereğini yapa­ caklarını, söyleyip bizi atlatıyorlardı. 1942'nin Haziran ayında Kırım'dan kadın, erkek bir çok genç insanın işçi olarak getirildiğini ve Berlin yakınında bi r kampa yerleştirildiğini _ öğrendik. Bunlarla görüşmek üzere izin alabilmek için günlerce uğraş­ mak durumunda kaldık. Nihayet telörgü ve makineli tüfekli askerlerle sarılı kampa gidip Türkçe bilen iki Alman askerinin kontrolu altında hemşerilerimizle ancak yarım saat · kadar konuşabildik Almanların bu samimiyetsiz, sert ve güvensiz d avranış ve tutum­

larından Von Hentike ve Von Şulenburga ve Prof. Dr. Von Mende'ye birkaç kez yakındık, üzüntümüzü arz ettik. Kırım Türk - Tatarlarının

fedakarlıkianna karşı yapılan bu muamelenin diğer milletiere ve bilhas- • sa Türklere hiç iyi etki yapmayacağını, Almanlardan soğutacağını söyle­ dik Her üçü, bu davranış ve tutumdan kendilerinin de memnun olma­ dıklarını, bunun . Alman milletine yardım ve sempati değil güvensizlik ve hatta nefret getireceğini, fakat bu gerçeği Nazilere anlatıp kabul etti­ remediklerini yakmarak anlattılar. Alman Ostministerium idarecileri Kırım'da o kadar akılsızca hareket ettiler ki Bağçesaray'daki nüfusun % 80 i Türk - Tatar olduğu ve birçok '

aydını bulunduğu halde şehirde yaşayan dört Rum ailesinden birisinin erkeğini Bahçesaray'ın belediye başkanı tayin ettiler ve Kırım Türk - Ta­ tarının pişmanlık ve nefretini kazandılar. Komünist Rus idaresi Kırım'da vazife görecek din adamlarını ve eği­ tim işlerinde hizmet edecek kişileri sürmek, öldürmek suretiyle çok azalt­ mıştı . Kalanları da askere almıştı. Bu bakımdan din ve eğitim hizmetleri yapacak kişilere büyük ihtiyaç vardı. Bu ihtiyacı karşılamak üzere Dob­ ruca'dan Kırım' a bu vazifeleri görecek genç arkadaşlarımızın gönderilme­ si için Romanya Dışişleri ve diğer bakanlıklar nezdinde delalette bulu­

nulmasını ve bu hususta Alman hukumetinin de yardımını esirgerneme­ sini Alman makamlarından rica ettim. Dışişleri Bakanlığından Bükre�j' teki Alman büyükelÇisine tavsiye mektupları alıp götürdüm. Rumen hü­ kümeti nezdinde gerekli tavassutu yapacakları vaadini aldım. Fakat bun­ ların hiç birisinden olumlu sonuç alınamadı. Bütün vaadler lafta kaldı. Kırım'da <<Azat Kırım» adında haftada birkaç kez yayınlanan bir gazete çıkarılmasına . izin verildiğini Prof. Dr. Von Mende'den öğrenip sevinç duyduk. Rus harfleriyle basılan gazeteye Dobruca'dan Emel Mec­ muasından kalan latin harflerinin gönderilmesini sağladık Gazetenin bir- 300 -


lmç sütununun bu harflerle çıkarıldığını öğrendik, memnun olduk.

Guzc.

tede kural olarak daha ziyade Alman askerlerinin zaferinden , Hi tler'in büyüklügünden bahsedilmek mecburiyeti oluyormuş. Bunun yanında fay­ dalı yazılar da yayınlanıyormuş. Biz Almanya'da kaldığımız süre içinde ne bu gazeteyi görebildik, ne de bunun yazarları ve idarecileri ile tı kurabildik Bu, bizim için üzücü bir durum idi.

bağlan­

Kırım'da bazı kardeşlerimizin Komünist Parti üyesi ve Komsomol tcş· kilatı idarecisi oldukları ihbar ediliyor, b':mlar hakkında esaslı araştırma

ve soruşturma yapılmaksızın SS'ler tarafından kurşuna diziidikle rini d u­

yuyor ve büyk üzüntü içinde kalıyor ve tedbir almak ve önlemek imkfı­ nını da btılamıyorduk. Bu durum karşısında bazı gençlerimizin dağlara çıkıp komünist çetelere karıştıklarını ve sabotaj hareketlerine katıldıkla­ rını derin üzüntü ile duyuyorduk. Bütün bunlar Almanların egoistce ve mantıksızca hareket ve muamelelel'inden doğuyordu. Kırım'da yaratılan bu acıklı ve şuursuz durumu,· Kırım'a gönderil­ meyişimizin çok mfmasızlığını ve zararlarını Alman Dışişleri Bakanlığın­ daki ve Ostministeriumdaki yetkililere anlatarak şikayet ettiğimiz zaman bunlar bu işleriı\ düzeleceğini, Kırım'a gönderileceğimizi .bilmem kaçıncı kez olarak vaad ediyorlar, böylece bizi avutup, . beklernemizi uzatmaya çalışıyorlardı . Bu şekilde Berlin'de boş yer7 tam yedi ay geçirdik.

Hele · bir gün yetkili bildiğimiz bir kişinin bana : <<Sen fazla milliyetçi ve Türkçü ola­ rak biliniyorsun; senin Kırım'a gitme şansın çok azdır» deyince ben uıııidimi tamamen yitirdim ve Türkiye'ye dönmeye kesin olarak kartir verdim. Pasaportumun bana geri verilmesini ve dönmeme müsaade e dil­ mesini istedim . Bu dileğimi bir ay sonra kabtll ettiklerini bildirdiler ve dönmeme izin verdiler. Ben

artık

Kırım'a

gönderilme

ümidimi

kestim.

Ben İstanbul'a döndüm; bir müddet sonra Dr. Abdullah Z. Soysal ile Halim Baliç'in Berlin'e gelmelerine Alman hükümetinden izin geldi ve gittiler. Bir süre sonra da Edige ile Halim Baliçi 1942 Kasım ayında Kırım'a gönderdiler. Orada ancak bir ay ve- kontrol altında kalıp ve bazı hcmşerilerle görüşüp hiç bir iş yapmalarına müsaade edilmeden Berlin'e döndüler. Benim Berlin'e gidip İstanbul'a dönüşüm tam sekiz ay sürdü. Bu mild­ dot içinde günü gününe not tuttum ve buna dayanarak (İkinci Dünyu Savaşında 1941 - 1942 Berlin Hatıraları ve Kırım'ın Kurtuluş Davnm) adiyle İstanbul'da 1 976'da 152 sahifelik bir kitap yayınladım. Bu kitup· ta yazdıklarımın burad� çok kısa bir özetini bildirmekle yetindim . Alman işgali sırasında Türk eğitim işlerinin başmda bulunup hizmet - 301 -


etmiş olan merhum Kerim Toktar * (Kırım Türk Tiyatrosu) ve (Kırım' da Eğitim Meseleleri Hakkında Bazı Notlar) başlıkları altında beş makale yazmıştır. (Bu makaleler Emel Dergisinin 1963 senesinde 16, 17 ve 18. sayıları ile 1964 senesinin 20 ve 23. sayılarında yayınlanmıştır. )

Kırım Türk Tiyatrosu hakkında yazdıklarından şunları özetliyoruro : _<<Kurultay devrinde gelişmeye başlayan milli tiyatro Veli İbrahim devrinde de aynı ruhu taşıyan bir ilerleme kayt etmişti. Gençlik, Sovyet devrinde yaşasa da, milli örf ve geleneklerine, kültürüne, terbiyesine sa­ dık kalmış ve varlığını muhafaza etmişti.

(Sahnede)

oynanan

eserler

bu ruhu aksettiren eserler idi. (Çorabatır) , (Halim) , (Altın Beşi k) , (Arzı Kız) , (Bağçesaray Haremi) gibi piyesler ve operetler çok kuvevtli şekil..: de temsil ediliyor ve milli ruhu besliyordu. «Sovyet idaresi 1 929'dan, yani Veli İbrahim'in kurşuna dizilmesinden sonra, milli piyeslerin sahneye konulmasını yasakladı; yalnız Rusçadan Türkçeye çevrilen Rus piyeslerinin oyuatılmasına müsaade etti.» 2. Dünya Savaşı içinde Kırım'ı işgal eden Alman devri hakkında yazdıklarının özeti şöyledir : «Alman askeri makamları 66 kişlik Kırım Türk Tiyatro kadrosunu tasdik ve bunun faaliyetine müsaade ettiler. Sanatkarlarm hepsi Akmes­ cit şehir idaresinin Kültür Şubesine bağlı maaşlı kimselerdi. Alman as­ ' keri makamları da bunlara ayrıca tayın veriyorlardı ki harp zamanınd a bu büyük bir yardım s ayılıyordu. Savaş bütün şiddetiyle devam ettiği sürece ve bu sebeple siyasi konular üzerinde durmak mümkün olamıyor ve buna askeri makamların esasen yetkileri de bulunmuyordu. Askeri makamlar Türklere yalnız dini ve kültürel alanlarda çalışma imkanı vermişti . Bundan dolayı Kırım Türkleri şimdilik bu karlarına razı olmak

ve bu alanlarda faaliyet göstermek zorunda kaldılar.

<<Hazırlanan repertuarda yukarıda adlarını verdiğim piyesler ve Azer­ baycanlı kardeşlerimizin memleketlertnde sahneledikleri (Leyla ile Mec­ nun ve Arşın Mal Alan) piyes ve operetleri de vardı. Bunları daha ziyade türküler ve oyunlada zenginleştirip şehir ve kasabalarda İstirahata çe­ kilen izinli askerlere ve nekahet devresinde olan hasta askerlere gös.te­ riyorduk. İkibuçuk yıl içinde bu operet piyesler pek çok kez sahnelendi. * Kerim Toktar, Kırım'ın Yalıboyu'nda Temirci köyünde 1905 yılında doğ­ muştur. Bütün tahsilini Kırım'daki okullarda ve üniversitede t,'!mamlamıştır. Akmescit Üniversitesinin Edebiyat Fakültesi Türk ve Rus edebiyatları doçenti olarak öğretim üyesi kadrosunda yer almıştır. 2. Dünya Savaşı sonlarına doğru �lm!in orduları ile beraber Almanya'ya gitmiş, oradaki kamplarda yaşayan Kı­ rımlıların çocuklarına ve gençlerine ders vermiştir. 1947 yılında Türkiye'ye gelip İstanbul'da yerleşmiş ve 31 .5.1969 tarihinde beyin kanamasından ölmüştür. De­ ğerli ve fedakar bir Kırım eviadı idi.

- 302 -


«1942 yazında Kırım'ı ziyaret etmiş olan Türkiye guzcLccl l e l'l ııdeıı nıhmetli Necmeddin Sadak, Selim Sarper, Nadir Nadi, Hikmet 'l'unn, Ası ı n Us ve Mithat Güven beyler d e b u sahneleri görmüşler, hoşlanarak takd i ı· etmişlerdi. Şereflerine verilen ziyafette Gazeteciler Heyeti Başkanı Nce­ meddin Sadak, arkadaşları ve kendi adına, tiyatro mensuplarına ve ida­ recilerine teşekkür temiş, takdirlerini bildirerek bizleri çok memnun ve mütehassis etmişti. <<Kısa bir süre içinde büyük gayret ve başarı göstermiş olan bu fc­ dakar arkadaşlarımız ı943 yılında Almanların çekilmeye . başlamasiyle o n­

larla birlikte çekilmeye mecbur kalarak büyük kısmı Dobruca'daki K ı rı m ;1sıllı kardeşlerine ve bir kısmı Almanya'ya gitmişlerdi. Köstence'de do birkaç müsamere yaparak Dobruca'daki Kırımlı Türklerin ve Rumenie­ rin takdir ve alkışiarını toplamışlardı. «1 944 yılında Romanya'nın Kızılordu tarafından ani işgali sonundu Romanya'dan kaçmaya muvaffak olamayan bu kardeşlerimiz komünist­ ler tarafından tevkif edilerek Sibirya'ya sürgün edilmişlerdir.» Kerim Toktar'ın eğitim ve öğretim özetleyebiliriz :

alanlarında yazdıklarını şöyle

<<Komünistlerin Türk kültürü, düşüncesi, İslam inancı üzerinde Rus baskısının ve bolşevik ideoloj isinin izlerini ve tesirlerini silmek için 20 y ıldan beri uyguladıkları okul ders programları değiştirilip milli ruh esıasında yeni programlar hazırlandı. Yeni kitaplar basmak ve öğretmen­ leri eğitmek işine girişildL Askerler tarafından işgal edilmiş olan okul­

l a rın bir kısmı boşaltılıp onarıldı ve öğretime açıldı. Okul çağındaki ço­ cukların sayımı yapılıp listeleri düzenlendi. Buna göre öğretmen bulun­ maya çalışıldı. Karşımıza en mühim mesele olarak alfabe işi çıktı. Çün­ kü bütün kitaplar Rus (Kiril) : harfleri ile basılmıştı . Bu harfler bizim türkçemizi doğru olarak ifadeden uzak ve acizdi. Türkiye'deki gibi, latin harflerinin kabul ve tatbik edilmesi kararlaştırıldı. Ama, bu işi tatbik

:-;ahasına koymak çok güçtü. Alman askeri matbaasının yardımı sayesin­ de bu işi kısmen halledebildikse de daha çok büyük ihtiyacımız vardı . Yayınlanan <<Azad Kırım» gazetesi de Kiril harfleri ile bas.ılıyordu. Köy­ l üler de latin harfleri ile basılan kitaplar istiyorlardı. Bu ihtiyaç ve is­ tekleri latin harfli daktilo makineleri ile tatmine ve karşılamaya çalı· şıyorduk. «1942 - ı 943 öğretim :yılında okul mevcudumuz şöyle idi : <<Yalnız Akmescit'te ve civarında ı4 ilkokul ile biri 10 ve diğer ikisi

7 yıllık 3 okul, birkaç sanat okulu, 25 kişilik tiyatro ve bale okulu, mer­ kez müze yanında 20 kişilik resim okulu, Rus dişd okulunda bir Türk

şubesi, 7 anaokulu, ı terzi okulu, ı makine tamir kursu, bir kadın eliş-

- 30 3 -


leri kursu açıldı. Bunların yanında Rus yüksek o:kullarına giden gençle­ rimiz de vardı. Kısa zamanda, büyük gayret ve himmetle açılan bu okul­ larda, çocuklarımız ve gençlerimiz öz milli yollarına yeniden dönme imkan ve mutluluğunu buldular. <<Akmescit Üniversite�inin de açılması için gerekli girişimiere ve hazırlıklara başlandı. İlk olarak Tip ve Edebiyat fakülteleri açılacaktı. Akmescit Belediye Başkanı Sevastyanov ve şehir komiseri Herr Hum ile bu hususta mutabık kaldık ve Dr. Ahmet Özenbaşlı'yı üniversite rek­ törU tayin edecektik. Ama, ne yazık ki, bu güzel plfmı yürürlüğe koy� · maya zaman ve imkan bulamadık. «Akmescit radyo istasyonunu da onardık; Türkçe ve Rusça yayınlara başladık. Türkçe şarkı ve türküleri Recebova ve Abselam söylüyor ve idare ediyorlardı. Türkçe iskeçler yayınlanıyordu. «Kırıın Türkleri, bu hummalı çalışınaları ile varlıklarını, kültürlerini ve kuvvetlerini yeniden geliştirmeye ve geniş çevreye tanıtmaya başla� ınışlardı. Bu faaliyet Alman işgal makamlarının diklmtinden kaçmıyor, ··

takdirleriyle karşılanıyordu.

<<Kırım Türkleri, giriştikleri bu yoğun çalışınanın ürünlerini topla­ maya başlayacakları bir sırada Kızılordu'nun ı944 ilkbaharında Kırım'ı tekrar işgal ve istilası ile karşılaşmak bahtsızlığına uğradılar ve çok gad­ darca yurtlarından sürgün edildiler.

«Kırım Türklerinin tarihi bununla kapanmış değildir. Onlar, geçir­ dikleri acı tecrübeler sonunda bağımsız yaşama imanlarını bi.r kat daha kuvvetlendirmişlerdir. Dünyanın neresinde bulunursa bulunsunlar, bu

imanları artan bir azim ve irade ile kuvvet ve kudret kazanacak ve bir­

gün öz vatanlarında emellerini mutlaka gerçekleştireceklerdir.»

«A Z A T

KlRlM»

G A Z E· T E S İ

ı944 yılında Almanlada beraber Kırım'ı terk edip Almanya'ya sığın­ mış olan Kırımlılardan birisi, Alman işgali zamanında Kırım'da yayınlan­ mış olan «AZAT KIRIM» gazetesinin ı - 2ı0 sayıdan oluşan kolleksiyonu­ nu - 46 sayısı eksik olarak - ı948 senesinde İstanbul'a getirip Milli Mer­ keze teslim etmiş idl. Gazetenin mevcut sayılarını gözden geçirip yaptığımız tesbiti şöyle özetleyebiliriz : ı - Azat Kırım gazetesiniri ı inci sayısı Akmescit şehrinde l l Ocak 1942 Pazar günü çıkarılmıştır. Rus (Kiril) harfleriyle basılan ve 2 salıi­ ·

feden oluşan gazetenin Alınaneası «Die befreite Krim>>dir. Ebadı 30x45 santimdir. Haftada 2 kez çıkarılmaktadır. Kırım Müslüman Komiteleri'nin - 304 -


ntışin efkUrı oldugu yazılıdır. İdarehanesi : Akmescit, Puşk in sokııftı No. 1 4'dir. 3 Mart 1942 tarihinden itibaren 4 sahife olarak çıkmaya başla m ı ş t ı r. 2 - Gazetenin 18 Temmuz 1 942 tarihli ve 5 1 . sayısında ve birinci su­ lıifesinin ortasında Kırım Hanlığı'nın tuğrası olan tarak tamganın bü­ yükçe bir resmi bulunmakta ve kısaca bunun tarihçesi anlatılmaktadır. 'l'arak tamga gazetenin 57. sayısından 210. sayısına kadar Azat ile Kırım ı;özleri arasına konulmuştur. 3 - Gazetenin 7 Ağustos 1942 tarihli ve 57 . sayısının baş makalesi i l k defa latin harfleriyle dizilmiştir. Latin harflerinin Emel Dergisinin Dobruca'dan gönderilmiş olan harfleri olduğu anlaşılıyor. Halkımızın latin harflerini öğrenmesi için bundan sonra bazı yazıla­ I'ın bu harflerle yazılacağı, okul kitaplarının da bu harflerle hasılınası �l' rektiği, çocukların bu kitapları okumalarının faydalı olacağı, bu su­ l't• tlc Kırımlıların diğer Türk - Tatar dünyası ile aynı harfleri kabul et­ Il l i :; bulunacağı ve bağlantı kuracağı anlatılıyor. İlerki gazetelerde latin l ıt � dlcri yayınlanıp öğretiliyor. 4 - 18 Ocak 1944 tarihli ve 200 sayılı gazetenin ebadı küçülüyor :

!!.Ox:J2 oluyor; ama 6 sahife çıkıyor. 5 sahifesi Latin ve bir sahifesi Arap l ı u rflcriyle basılıyor. Bu sefer ilk sayısından son sayısına kadar haftada 2 lu · � çıkarılıyor. Bu sayılarda Cafer beyin Nurlu Kabirler hikayeleri ya­ y 1 ıı lanıyor. 5 - Gazetede Alman ordularının savaş harekatına, komutanlığının ' l ı i ldirilerine, resimlerine çok yer tahsis edilmiştir.

6 - Gazetenin ilk sayısmdan itibaren Rusya'daki halkların ve bu 1 ı ıeynnda Kırım Türk - Tatarlarının Bolşevik idaresinden gördükleri hak­ rı ı zl ı klar, zulümler, sürgünler, idamlar hemen her sayısında örnekler ve­ rl l<'rck anlatılmaktadır. Sovyetler Birliği'nde yaşayan 40 - 45 milyon müs­

l i i ınnn Türk - Tatar . halkının parçalandığından, dilinin Ruslaştırıldığından

l ıı ı l ıscdilmektedir.

7 - Kırım Tatarlarının ..{\lman orduları sayesinde

esirlikten azat

ı•ı l i l diklerinden, her şehir, kasaba ve köyde Müslümari Komitesi kuruldu­

J:t ı ı n dan, bu komitelerin camileri; okulları onardığından, camilerde namaz lt ı l ınmaya, okullarda okunınaya başlandığından, bu hürriyetten faydalan­

lıınk. gerektiğinden, Komitelere yardım edilmesi ve katkıda bulunulması vo böylece milli varlık ve dayanışma gösterilmesi icab ettiğinden sık sıl� l ııı l ısedilmektedir. B - Gazetede Atasözleri, Çınlar, hikayeler, manzumeler yayınlana­

I'I I k bunların halk edebiyatını oluşturdukları, halkın ruhunu beslediği ya­ �. ı l ı nnktadır.

- 305 -


9 - Bolşeviklerin 20 yıllık idarelerinde aydınların % 90'nının hapis, sürgün, idam suretiyle yok edildiği, Allahsızlık, dinsizlik propagandası yapıldığı, dini ve milli geleneklerin unutturulduğu, ahiakın bozuldi.ığu an­ latılmakta; şimdi dinden habersiz, cahil kişiler ortaya çıkıp hoca kılığına girip halka din yerine hurafeler öğretiyorlar denilmektedir. Halkın uyanık olması, böyle insanlara aldanmaması tavsiye edilmektedir. 10 - Halkın Müslüman Komitelerine çok sayıda katılmadığından, gereği kadar yardımda bulunmadığından, gazeteyi az aldığından yakı­ nılmakta; doktorlarımız, agronomlarımız, öğretmenlerimiz, hocalarımız gazetemizde faydalı yazılar yazıp halkımızı aydmlatmıyorlar denilmek­ tedir.

l l - 1 942'nin Eylül ayı başından itibaren ilk ve orta okulların açıla� cağı, sanat ve tarım kurslarının başlayacağı, bu hususlarda Alman ko­ mutanlığından müsaade alındığı bildirilerek çocukların okullara ve kurs-. lara gönderilmesi tavsiye ediliyor. Akmescit şehrinde okullara 480 öğ­ renci yazıldığı halde bunun ancak 260'ının devam ettiğinden yakınılmak­ tadır. 12 - Din ve Kur'an derslerinin okutulmasına henüz Alman komu­ tanlığından müsaade alınmadığı, alınmaya çalışıldığı bildiriliyor. 1 3 - Gazetede bu konular üzerinde sürekli şekilde yazılan tavsiyele­ rin, öğütlerin faydası görüldüğü anlaşılıyor. Komitelere ve gönüllülerin ailelerine yapılan yardımların arttığı, gazete okuyucusunun çoğaldığı, fa-· kat posta teşkilatı sağlam ve düzenli olmadığından gazetenin köylere tam ulaşamadığı anlatılarak buna çare aranıyor. 14 - Müslüman Komitelerinin bir tek statüye ve bir merkeze bağ­ . lanmasına Alman Komutanlığının müsaade etmediği, bu yüzden komite­ terin disiplin ve kontrol altında çalışmadığı, bazı Komitelerin idarecileri arasında sui istimallerin zuhur ettiği anlaşılıyor. 15 - Akmescit Müslüman Komitesinin 16 Ekim 1942 tarihinde bir dini şube oluşturduğu, 9 maddelik bir karar beyannamesi çıkardığı ve buna göre camilerde dini vazife yapacak kişilerin imtihana tabi tutula­ cakları, başarı sağlayanlara hüddamlık hakkı tanılacağı ayni tarihli ga­ zeteden anlaşılıyor. ·

16 - 2 Ağustos 1942 tarihli ve 57 sayılı gazetenin <<Ulu Azatlık Har·

bi» başlıklı başyazısı aynen şu cümlelerle bitiriliyar : «Biz Kırım Tatarlarının bugünkü siyasi yolu, diğer Türk - Tatar kar­ deşlerimizin siyasi yolu olmak gerek. Çünkü bu ulu azatlık harbinde biz Türk - Tatarlar içun yegane yol Almanlada bir safta bulunmak, Bolşc· vizm ej derhasının başını ezmek içun sonuna kadar kureşmektir. Biz Tür!< · Tatarlar içun başka türlü halas yolu yoktur.>> - 306 -


Gazetenin 25 Ağustos ı942 tarihli sayısında aynen :

<<

B i zi m, hcp i ın l·

zin boyun borcumuz milli birlikni köz bebeğimiz kibi saklamak, hur J �clo

birlik olmak, biri birimizge yardım etmek, hakikaten milletçi, temiz bir halk olganımıznı herkesge tanıtmak,

bizge işanılagan işni

namusnon

eda etmekitir. İşte bugünun can meseleleri böyledir. Bunu yapmasıık, teferrukaga (parçalanmaya) yol hersek biz hem tarih, liem de milletim l ı. ogunde bagışlanmayacak kabahat,

cinayet işlemişten olurmuz.>>

den ll·

miştir. Gazetenin ı 7 Kasım ı942 tarihli ve 88 sayılı nüshasındaki <<Bugun 1< 11

Harp ve Bizim İstikbalimiz» başyazısında; aynen : «Barsın Russiye'dc.ı nu kibi bir tarzı idare kurulacağı hususunda ait kimselernın, ait halkl al'l1 1 1 1 beyinleri işlesin, başları yorulsun. Bizim kendi talihimiz çizildi. Bü�iın içun başka yol olamaz deymiz. Biz kudretli bir hükumetnin doğru, hak

bir siyaset kütken, başkasının haklarına hürmet etken bir hükumetnin eli altında bahtlı, hür, serbest ömür kurmaknı hayallana keldik. Bugun ümitvarız ki biz buna nail olmak arfesindemiz. Bu hususta: çalışamıı, çalışacakmız. İşte hepimiz bunu anlamak, buna göre çalışmak, işke sa­ rılmak kerek.» denilmiştir.

ı7

-

2 Nisan ı943 tarihli ve 27 sayılı gazetenin başmakalesini Dr.

Ahmet Özenbaşlı «Şiarımız Ne Olmalı?» diye yazmış ve : «İslamlaşmak, Tatariaşmak ve Muasırlaşmak olmalıdır. Bunu her Tatar benimsemege ve tatbik etmege borcludur. «İslamlaşmak bizge büyük manevi kuvvet bahş eter, bütün dünya Müslümaniarına bağlar. «Tatarlaşmak demek yiğitlik, doğruluk, birbirini sevmek, yardımlaş­ mak, dayanışmak, Tatar tarihini öğrenmek, onun geleceğine

inanmak,

parlaklığı içun çalışmak demektir. Diğer milletler arasmda onun da bir yeri olmasını isternek ve buna gayret etmek demektir. <<Muasırlaşmak Avrupa medeniyetini, tekniğini öğrenmek ve tatbilt etmek demektir. Avrupa dillerinden birkaçını iyice öğrenmek demektir.

Medenileşmektir. Her çeşit meslek sahibi olan kişiler yetiştirmektir. Biz · de Finler, Lehliler, Macarlar, Rumlar, Bulgarlar gibi muasırlaşmak ve bu sayede haklarımızı tanıtmak imkanını kazanabiliriz.>> demiştir. Dr. Ahmet Özenbaşlı, ikinci makalesini <<Davamız Nedir?>> başlığı ila 23 Temmuz 1943 tarihinde yazmış v e aynen şöyle demiştir : «Alman orduları sayesinde azatlıga kavuştuk, yeni bir hayat düzmu

i mkanına nail olduk. Amma bu imkandan nasıl faydalanmamız kerektiği­

ni hepimiz ciddi olarak düşünüyoruz. itiraf etmeliyiz ki, Komiteler! mi­ zin yaptıkları işler Cemiyeti Hayriye'ciliktir; halbuki Kırım Tatarı bu devreyi çoktan geçmiştir. Mevlit, sünnet duları iyi, unutulmamalıdır; am­ ma, daha mühim meselelerimiz var. Çelebi Cihanlar, Odabaşlar, Hakim :....._

307 -


Müslimler, Geraybaylar, Veli İbrahimler ve bunlar kibi binlerce kurbanla­

rımız, şehitlerimiz, bugun spekulatsiye renkleri almış olan sünnet toy­

lar içun, ne de han ve kahve işletmek içun çalışmadılar, yalnız bu adet­

leri yaşatmak içun genç canlarını feda etmediler. Tarihin cilvesiyle bu­

gün Kırım'da bulunabilip, Kırım Tatarının mümessili sıfatiyle milletin

mukadderatını ellerinde tutanlar burasını iyice nün yarını da olduğunu unutmamalıdırlar.

düşünmelidirler,

bugü­

«İşte bu mesuliyet karşısında titreyen vicdanlar şüphesiz anlayabilir·

ler ki, Kırım Tatarının ölmez bir emeli, tarihi bir davası bar edi, bardır ve olacaktır. Bizim şehitlerimiz bu emel ogrunda ölmüştür; bugün sür­

günlerde, uzaklarda kalan mücahitlerimiz de larıdır.

kene

bu ernelin kurban­

«Bu emel, bu dava şu esaslarla icmal edilebilir (özetlenebili:rf) : 1.

Tarih içun pek küçük bir zaman ad edilen (sayılan) 160 yıl zar­

fında 3,1/2 milyonluk Tatar halkı dagıtıla - tarkatıla, ezile - ezile bugun

Kırım daglan eteklerinde üçyüzbin kadar süzülüp kaldı. 2.

Kırım'ın Russiye'ge koşuldugu günden beri Kırım Tatarı İkinci

Katerina'nın bu desisesini hezm etmemiştir. Buna anatopraktaki ve hic­

retteki halkımız bugune kadar kendi milli siyaseti, kendi milli ananat ve barlığını saklayabilmesi buyuk bir delildir. 3.

1783'den bu yakka başımıza gelmiş olan bütün felaket, siyasi bar­

lıgımıznı kayıb ettigimizden ileri kelmiş oldugu kanaati artık cümlemiz­ ce kabul olunmuş bir hakikattır. 4.

Bunun içun kerek anatopraktaki ve kerekse hicretteki halkımız

kendisinin yutulmuş milli hakkının illa bir kun ikame ve iade olunacagı

kavi imaniyle yaşaya kelmiş ve bugun mazlum milletlernin azatcıs.ı bu­

yuk Alman ordusunun yardımiyle bu imanının tecellisi bayramını yap­

makta ve azatcı Alman ordusuna yardımcı . olgan gönullulerinin saflarını arttırmaktadıı\ 5.

160 yıl boyunca çil yavrusu kibi dünyanın dört köşesine dagılıp

ayrı ayrı, koloniyelerde yaşamakta olgan fazla

bir

vakit hüküm

Kırım

Tatarı üçyüz seneden

sürmüş oıdugu anavatanına tekrar toplanmak

hakkını ve imkanını bekliyor. 6.

Kırım Tatarı böylelikle bir millet olarak kendi mukadderatına

hakim olmak istiyor. Netekim Kırım'ın siyasi mezarlıgı bekçisi olakelmiş

Sivastopol'da bugun yelpirernekte (dalgalanmakta) olan Adolf Hitler bay­ ragı bunu müjdeliyor.

«Milletimiznin yegane tercümanı efkarı olan gazetemiz milletni bu

�arihi davamızia geniş surette haberdar etmek, efkan umumiyeni bunun

etrafında toplamak lazımdır. Her birimiz şimdiki imkandan faydalana- 308 -


rak alicenap Alman hükumeti vekilieri ni bu huswıta hubcnl ı ı l' e l i p yııı•ı. : nımız içun zemin hazırlamalımız. «Bizim siyasi barlıgımız dogmak ariesinde bulunuyor kanant.i ııdey l m , Fakat unutmamalı ki her dogumun bir sıra agrılardan sonra meyd ana �ol· digi tabiatın kanunlarındandır. Bu agrılara sabırla dayanmak

ti.i:�cr. ÇUn·

k ü agrılardan sonra dünyaya gelen çocugun agrılarını anasının cmzi rınc· si unutturdugu kibi, yarın dogacagı şüphesiz olan bizim siyasi bnrl rgıım· zın ferahı da bugune kadar çekmiş oldugumuz bütün acı ve aguları rn ı :t. n ı unutturacaktır.»

1943 yılının 8. ayından sonra yazılan makalelerde ve haborlt�rdo Almanl�rın savaşı kayıb edecekleri hususunda doğan ihtimaller ve �ilp· heler karşısında halkın tedirgin ve rahatsız olamaya başladığı anl n�ı l ı yoı•, Bu husustaki endişe ve ihtimalleri hertaraf etmek için yazılar ç ı l<uı· ı l · dığı, yorumlar yapıldığı görülüyor. Hatta Dr. Ahmet Özenbaşlı, Amp

ve Latin harferiyle basılan «Telaş İçin Zemin Yoktur» başlığı ile yayın· lanan bir kısa makale bile yazmıştır. (Tarih 21 Eylül 1943, s. 76):

Alman - Rus savaşının sonu, Kızıl Ordunun 1 944 ilkbaharında Kı· rım'ı yeniden işgal ettiği ve Kırım Türk - Tatarlarının başına gelen si.ir· gün felaketi ve sonucu bilinmektedir. Bunlar hakkında diğer sahifelcrdo kısaca bilgiler verilmiııtir.

BATI AVRUPA'YA SIGINAN KIRIMLILAR Rusya'da savaşı kaybedip geri çekilmeye başlayan Alman orduların ı n

Kırım Yarımadası'nda bulunan birlikleri d e çekilmişlerdir. Bunlarla be­ raber birçok Türk - Tatar da, bazıları aileleri ile beraber ve bazılan e� vo çocuklarını almaya imkan bulamadan gözyaşları ve hicran içinde yurtlıı· rını bırakıp Romanya'ya, Almanya'ya, Avusturya ve İtalya'ya gitmişler­ dir. Bunların 10 bin kadar nüfus olduğu tahmin edilmektedir. '

Romanya'nın Dobruca bölgesinde kalmış olanlar, buradaki eski Kırım muhacirlerinden fe�akar gençlerin kurdukları yardım komiteleri · tara fın­ dan kasaba ve köylere yerleştirilmiş ve ellerine Dobrucalı imişler gibi resmi hüviyet cüzdanıarı alınıp verilmiştir. Ne yazık ki, bunların hemen hepsi, Kızıl Ordu'nun Romanya ve Dobruca'yı işgal edip buralarda komü· nist rejimi yerleştirmesi üzerine Bolşevik ajanları tarafından tutulup n ıııı· ya'da diğer Kırımlılar ile birlikte sürgüne gönderilmiştir. Bunların nrn• sında Dr. Ahmet Özenbaşlı ve ailesi ile folklorcu ve artist Hüseyin llıık· kal ile kızlan da bulunmaktadır. Rus ve Rumen komünistleri, yardım komitelerinde bulunup yal n ı ı vo ancak soydaşlık ve insanlık görevlerini yapmış_ olanları tutuklayıp yı l l ıı l'· ca hapse mahkum etmişler ve bu komiteleri idare eden ı:nerkezin başimm - 309 -


Nccip H. Fazılı öldürmüşlerdir. DiJ1cr birçok uyd ı n ve ıc ngi nleri, tarafsız ve hareketsiz kaldıkları halde, bulundukları şehir, kasaba ve köylerden alıp başka yerlerdeki iş yerlerinde çalışmaya mecbur ve mahkum etmiş­ lerdir. Almanya, Avusturya ve İtalya'da. kamplara alınmış olan Kırım Türk ­ Tatarlarının kamp hayatları hakkında merhum Kerim Toktar (Emel Der­ gisinin 1967 Temmuz - Ağustos tarihli 41. sayısında:) bir makale yazmıştır. Bunda özetle şu bilgileri vermiştir : «1943 senesinin Ekim - Kasım aylarında başlayarak 1944 senesinin Ni­ san ayına kadar devam etmiş olan Kırım Türk muhacereti, birçok Kırım' lı Türk'ü Bolşeviklerin eline düşmernek için öz vatanını terke .zorlamış­ tı. Bunlar Almanya'da toplanıp : «Harp bitecek, tekrar Kırım' a dönüle­ cek» ümidi ile yaşamakta idiler. Fakat biraz sonra bu ümitlerinin kırıl-

_

dığını görmek bahtsızlığına uğradılar.» <<Savaşın sonu belli olmaya başlayınca Almanya'daki Türk - Tatar ko­ mitesi, ayrı bölgelerde yaşayan Kırımlıları bir yerde toplamaya çalışmıştır. <<İtalya'da bulunan Kırımlıların bir kısmı, işgalin ilk günlerinde, Rus­ lara teslim edilmişti:ı;"; bir kısmı teslim olmamak için intihar etmiştir. <<Almanya'da bulunan Kırım'lıların büyük kısmı Mittenwald şehri . yakınındaki kampta; Avusturya'dakiler önce Landek kampında ve sonra Tirol'da Bregenz şehri civarındaki Alberschwende

köyündeki kampta

toplanmışlardır. «Alberschwende kampında toplanmış olanların sayısı 300 kadardı. Bunların çoğuuluğunu aileler teşkil ediyordu. Kamplardaki aileler, ağır şartlara rağmen, çocuklarının okumaları için Landek kampında bir ilkokul açmışlardı. Bu okulda, halen Türkiye'de bulunan Kelam Çongarlı, Mus­ tafa Cankılıç, Kemal Ortaylı ve merhum Fahri öğretmenlik yapmışlardır. Öğretmenler, kitap, defter, kalem gibi temel araçlar bulunmayan bir za­ manda çocuklara dil, din ve yazı dersleri vermek için gayret etmişlerdir. «Feldkirch şehrinde bulunan birkaç Kırım'lı ailenin yardımı ve mer­ hum Abdullah Kırımcan'ın teşebbüsü ve iki öğretmenin katkıs.ı ile bir «Okuma Kitabı» hazırlanmış ve şapirografla çoğaltılarak çocuklara da­ ğıtılmıştır. <<Fransızların işgal bölgesinde kalan Alberschwende kampının Fran­ sız komutanı anlayışlı ve medeni bir insan gibi davranmış ve Türk - T'atar · çocuklarına okul olmak üzere bir baraka tahsis etmiştir. Okula gerekli masa, iskemle ve yazı tahtası da vermiştir. Baraka üç kısma bölünüp ted­ risat normal şekilde yapılmıştır. Fransız komutan ayrica okula ve çocuk-_ lara rnaddi yardımda bulunmuş ve bö:ylece tedrisat tabii şekilde ve 6 sı­ nıf halinde üç yıl sürmüştür. Bu sırada Türkiye'deki Kırımlıların teşkilatı - 310 -


tarafından da çeşit kitap, dergi ve ga:1.ete gilı ı doı· l l ın l � Li ı·. l \ı ı y ım l ı ı ı d t ı ı• sayesinde Türk dili, edebiyatı, tarihi, coğrafyası, yul't bi l g l :-ı l , l ıt•:-ıı ı p, l l l' l k ve din dersleri programlı şekilde okutulmuştur. Son zamanda hıı l't:ıcl:ı l ld saat Almanca dil dersi de verilmeye başlanmıştı. Bu okulda, yukardı.ı nd lıı· rı yazılan öğretmenlerden başka bu satırların yazarı (Kerim Toktar rncı:­ hum) ile Şefika Hanım da öğretmenlik yapmış ve 53 genci ve çocuttu eğitmişlerdir. '

.

·

«1 948'de Türkiye'ye gelen bu ailelerin çocukları, ellerindeki şehadct­ nameler ve tasdiknamelerle tahsil derecelerine ve yaşiarına göre ortn­ okullara ve liselere kabul edilmişlerdir. Bu çocukların ve gençlerin çoltu tıp doktoru, kimyager, mühendis, diŞ hekimi, iktisatçı, eczacı ornuş ve re­ faha kavm�muşlardır. İş sahalarına · atılanlar çalışkanlık · ve doğrulukları ile iyi durumlara ulaşmışlardır. Kırım Türk - Tatarları, . nerede ve hangi şartlar altında bulunurlarsa bulunsunlar okumaya ve medeniyete olan he­ ves ve kabiliyetlerini daima gôstermişler ve isbat etmişlerdir.» Komünist rejimi altında hak ve hürriyetten yoksun olarak zulmün binbir acısını çekmiş olan Kırımlıların Türkiye'de kavuşmuş olduklan hür� riyet ve imkan içinde elde ettikleri iyi durumlarİ hepünizi sevindirmek­ tedir. Bunun yanında gönül arzu ediyor ki , bu kardeşlerimiz, vatanından sürgün edilmiş, kara yazısı ve acı çilesi henüz bitmemiş olan sürgündeki l<nrdeşlerimizi de unutmasınlar; onların kaderleriyle de meşgul olsunlar; vatana dönüş davasını ve eski haklarını kazanma mücadelesini daha faal �ekilde desteklesinler; yapılan çalışmalara daha çok ilgi gösterip yardım­ da ve katkıda bulunsunlar. Kalp ve kafa birliği ile ay.nı emel ve hedef etrafında topanıp milli kurtuluş şuurunu daha çok kuvvetlendirsinler. Yapılan gayretierin daha çabuk ürün vermesini kolaylaştırsınlar. Bu münasebetle bir nokta üzerinde daha durmanın gerekli ve faydalı olduğu kanaatindeyiz : Hemşerilerimizden bazı kişiler, dış memleketlerde, Kırımlıların haklı davası ile dayanışma ve işbirliği halinde bulunmanın Sovyetler Birliği'n­ deki yakın akrabalarını maddi ve manevi sıkıntılara soktuğunu ileri sü­ ı·erek bu hareketlerden sakınmak gerektiğini telkin ediyorlar. Bu suretle · bu kişiler, istemeyerek, halkımız arasındaki dayanışma ruhunun ve milli d�ıva etrafında birleşme şuurunun zayıflamasına sebep oluyorlar. Stalin devrindeki despot idarenin muhakemesiz ve kanunsuz şekilde uygulanan şiddetli zulüm, işkence, sürgün ve ölüm cezaları Hruşçov 'dev­ ı·i nin başlaması ile oldukça kanuni bir yola sokulmuş, göstermelik de olsa, malıkernelerin denetimi altına alınmıştır. Brejnev, Helsinki antlaşmsınn i mzasını koyarak insan haklarına saygılı olacağını, zoraki de olsa, kabul ve taahhüd etmiştir. Moskova, gün geçtikçe dünya kamuoyunun artcı " etkili kontrolünün baskısı altına girmiştir. · Büyük çapta propagandaya

- 31 1 -


dayanan kuvvet ve etkisini kaybetmemek içi n knmuoyunun gösterecegi tepkiyi dikkate almak zorunluğunu· duymaktadır. Bu zorunluk karşısında Sovyet idarecileri keyiflerince ve umursamazlıkla hareket etmekten çe-

1\ l ı ı ı ı ıt'l< l.t'd i rkr. Komünist dünyasınin tek merkezi ve otoritesi olma şansı­ nı ı; oktmı y i ti rdiği ve karşısına dev Çin çıktığı için gerek Avrupa'daki peyklerine ve gerek esareti altındaki milletiere karşı eski gaddar ve ha­ şin davranışlarını sürdürememektedir. Muhalif vatandaşlarından siyasi suçlar işleyeniere mahkemeler ancak kanunların gösterdikleri cezaları ver­ mekte, psikiyatri hastanelerine koymakta, fakat uluorta ölüm cezalan verememektedir. Suçların ve cezaların şahsi olup babaların suç ve cezala� rının çocuklarına, eşlerine, hısım ve akrabalarına sirayet ettirilemeyeceği prensibini kabul ve tatbik etmek zorunda kalmaktadır. Bu derin ve geniş değişim neticesidir ki Soljenitzin, General Grigorenko ve diğerleri gibi kuv­ vetli ve tehlikeli sayılan muhalifleri kanunen mahkum bile edemiyerek sınır dışı etmişlerdir. Bu değişikliğin sonucu olarakdır ki Sovyet aydın­ ları İnsan Haklarını Savunma teşkilatları kurup kitaplar ve makaleler ya­ yınlayabilmekte, rejimin daha insani şekle getirilmesini isteyip müca­ dele edebilmektedirler. Bu teşkilatların ve aydınların destek ve yar� dımları iledir ki birkaç yüzbin Kırım Türk · Tatarının şuurlu, cesaretli ve hak arama yolunu bilen aydın idealistleri ve kahramanları Moskova . ida­ recilerine karşı haklı mücadelelerini yürütebilmektedirler. <<Hak verilmez, alınır>> düsturunu çok iyi kavramış olan bu aydın

idealistleri simgele.yen 35 yaşındaki genç kahraman Mustafa Cemi!, ya:l- . nız Sovyetler Birliği'ndeki hak ve adaletseverlerin değil, medeni ve de­ mokrat dünyadaki hak, hürriyet ve adalet taraftarlarının destek ve tasvi­ bini de görmektedir. Bu sebeple, Türkiye ve diğer memleketlerdeki Kırım­ lıların kardeşlerinin haklı davasını ve mücadelesini milletlerarası hukuk kurallarına ve antlaşmalar hükümlerine dayanarak desteklemeleri saydaş­ lık ve kardeşlik görevi yanında insanlık vazifesidir de. Kişiler yalnız kendileri için yaşamazlar; yalnız kendi çıkarlarını dü­ şünmezler. İnsan dışındaki bütün canlı yaratıklar bile soylarının korunup tükenmemesi için toplu halde ve dayanışma içinde yaşamaya çalışmakta­ dırlar. Aynı soydan olan insanlar dilleri, kültürleri bir olduğu halde bu his ve şuurdan nasıl yoksun olabilirler veya uzak kalabilirler? Bunu duymamak ve kavramamak için insanlık vasfını yitirmiş ve birer parazit hüviyetini almış olmalan gerekir. Bu duruma düşmüş olan toplumlar yer yüzünden silinmeye ve ancak tarih sahifelerinde kalmaya mahkum olmuŞlardır. En az beşbin senelik bir tarihi olan, büyük devletler kurup insani­ yete, mede'niyete ve islamiyete unutulmaz hizmetler yapan büyük Türk milletinin şerefli ve kahraman bir kolu, boyu olup Altın Orda İmpara-

- 31 2 -


torlultu ve Kırım Hanlı�ı devirlerinde 600 yıl hür ve müstakil yaşuynn,

arkasında parlak ve şanlı bir tarih bırakan Kırım Türk - Tatarları

yer

yüzünden silinmeyecektir ve silinmemelidir. Bu hakikate her Kmın'lı

kadın ve erkek, ihtiyar ve genç yüreği ve şuuru He inanmalı ve çnlışmu• lıdır. Daha az sayılı, daha sönük tarihli, medeniyete henüz girmemiş

olun

toplumların ve halkların bir vatana, bir devlete sahip olmak, hürriyet vo

istiklale kavuşmak için nasıl birleştiklerini, gayret ve fedakarlı.ğa ka t 1 n n·

dıklarını görmeli ve düşünmelidir. İdealsiz milletin böyle bir ideale RU• hip olmadıkça, bireyleri (fertleri) ne kadar servet ve refah içinde ynşnr•

larsa yaşasınlar, bir millet teşkil edemiyeceğini, bir vatana sahip olıımı.

yacağını, hürriyet ve istiklale kavuşamıyacağını aklından çıkarmam n l ı d ı r, Kırım Türk - Tatar'larına gerekli olan ve yakışan bunlardır.

KlRlM TÜRK - TATAR'LARININ YURDUNDAN SÜRÜLMESİ Almanlar Stalingrad muharebesinde yenilgiye uğrayıp ve geri çeki·

lip Rus topraklarını terke başladıktan sonra, Kızılordu birlikleri 1944 yı­

lının Nisan ayı içinde Kırım Yarımadasına girdiler; 24 saat Türk - Tatnr'

ları NKVD ajanları ve askerler kurşuna dizdiler, mallarını yağma etti­

ler, namuslarına ve ırzlarına geçtiler. Stalin'in caniyane bir emri ile 18 Mayıs günü bütün Tatarları kamyonlar ve arabalada istasyonlara ta�t·

yıp kapalı hayvan ve eşya vagonlanna tıktılar ve kapılarını kilitledilcr.

Bunu yaparken suçlu, suçsuz, kadın, çocuk, ihtiyar, genç ayırmadılar; amn,

aileleri' parçaladılar; çocukları ana ve babalarından,

eşleri birbirinden

ayırdılar. Kundaktaki sahileri ve yataktaki hastaları bile bırakmadıl nr;

feryad ve figim içinde, dipçik ve jop darbeleri altında hepsini mechul

yerlere sürdüler. Yanlarına ancak iç çamaşır ve birer örtü almalarına ve

birer günlük yiyecek almalarına izin verdiler. Bu sürgün, guya, Kırım

Tatarlarının Almanlar ile işbirliği yapmış olmalarının cezası idi. Oysn

Türk - Tatar'ların küçük bir bölümü, daha ziyade gençler, Alman işgal­ cileri ile, bazıları karınlarını doyurmak ve bazıları da mecbur kalmak

sebebiyle işbirliği yapmışlardı. Bu durum Stalin için iyi bir bahane ol­

muş, vahşice emrinin tatbikine yol açmıştır. Gerçekte ise, Moskova Tatur­ ların Kırım' dan götürülmesi

kararını Almanlar Kırım'ı

işgal etmeden

evvel almıştır; fakat buradan çekilirken bu kararını tatbike 'fırsat ve zn· man bulamamıştır.

Savaş sırasında Alman askerleri ile işbirliği yapanlar yalnız Kırı m l ı •

l a r d a değildi.

Ukraynalılar,

Kuzey Kafkaslılar, Baltık memlckctl l lcı ı•,

Akruslar ve hatta Ruslardan da Almanlada işbirliği yapanlar

olmuı,t.lll',

Bunlardan yalnız Kırım Tatarları toptan sürüldü ve memleketle�inc cllln·

dürülmedi. Diğer milletlerden ve halklardan sürülenler yerlerine ·dlln· dürüldüler; eski haklarına kavuşturuldular. Moskova despotları bu tutum·

- 313 -


lurı ile Kırım Tatariarına karşı (jenosid - Soykmm suçu) işlediklerinin

delilini ortaya koydular.

Kapalı vagonlar içinde 10 gün havasız, aç, susuz kalıp hastalananla­

rın ve ölenlerin sayıları onbinleri buldu. Sürgün yerleri olarak bırakıl­

d ıklan Özbekistan Cumhuriyetinde ve diğer cumhuriyetlerde evsiz, bark­ sız, aşsız ve susuz, bakımsız ve yardımsız açıkta, soğukta ve yağınurda kaldılar;

hastalandılar ve

idare adamları Kırımllları

onbinlerce ölü verdiler.

Komünist

yerli halka vatan haini, düşmana

ajanları,

satılmış,

casusluk yapmış, hırsız, cani insanlar olarak tanıttılar. İlk sıralarda bu yalan propagandanın etkisi altında kalan yerli müslüman

Türk halkı

kısa bir süre sonra .gerçeği anlamakta güçlük çekmedi. Onların vatan haini, satılmış, hırsız,

casus, cani olinadıklarını, kendisi gibi müslüman

ve Türk olduğunu gördü. Kırımlılar bu büyük felaket sırasında nüfusUnun % 46'sını kaybetti. Kırımlılar

23 yıl büyük sıkıntılar, zorluklar, yoksulluklar, acılar ve

lı:ahirler gördüler. Fakat ruhlarında olan dayanma ve direnme kuvveti, geleceğe ve milli

imana olan ümidi ve güveni sayesinde, çalışkanlığı,

doğruluğu, aklı ve zekası sayesinde toparlandı,

ev, hark, iş ve güç sa­

hibi oldu, yaşamını düzene koydu. Yüksek Sovyet Başkanı

N. Podgorni imzası ile 5 Eylül 1967 tarihinde

yayınlanan bir kararname ile Kırımlılar af edildiklerini öğrendiler . Kırımlılar tarafından Özbekistan'ın

(Lenin Bayrağı) gazetesinin

başkenti Taşkent'te yayınlanan

9 Eylül 1 967 tarihli Cumartesi günü

( 1 1 97 ) sayılı nüshasında çıkmış olan kararname aynen şöyledir :

1

-

107

Kırım'da yaşamış olan Tatar halkına mensup vatandaşları top­

tan suçlama hakkında Devlet makamları tarafından verilen karar hüküm­ süz ilan edilmiştir.

Özbekistan ve diğer Sovyet Cu� huriyetlerinde yerleşen Kırım Tatarları, Sovyet vatandaşlarının mazhar oldukları her türlü sosyal ve

2

-

siyasal haklardan yararlanabilirler. Mahalli, bölge ve daha yukarı Sovyet

meclislerine, millet vekiliikierine seçilebilirler. Mahalli idarelerin sorumlu

organlarında görev alabilirler. Anadillerinde gazete çıkarabilirler. Bütün medeni ve kültür işlerinde vazife görebilirler.

Kırım Tatarlarının yaşadıkları bölgelerin

daha iyi kalkındırılması

için Sovyetler Birliği Bakanlar Kurulu, Kırım Tatarlarının milli özellik

ve menfaatlerini gözönünde tutarak, kendilerine yardım yapılmasını tav­

siye eder.

SSCB Yüksek Sovyet Prezidyumu Başkanı :

.

N. Podgorni

SSCB Yüksek Sovyet Prezidyumu Sekreteri : M. Georgad:ıre

5 Eylül 1967 -

3 14

-


SSCB Yüksek Sovyet Prezidy umu'nun 28 Nisan 1956 tarih l i 1\.n ı ·ııı·­

naıncsinin

2. Maddesinin tatbiki hakkındaki Kararnamesi aynen şöylccl i t' :

Tatar milletine mensup olup evvelce Kırım'da yaşamış olan vatan­

da§lar ve aileler, diğer Sovyetler Birliği vatandaşları gibi, iş ve pasn­

port rejimleri hususlarında yürürlükte olan kanunlar gereğince Sovyet ­

ler Birliğinin bütün bölgelerinde çalışma ve yerleşme haklarından yn­

rarlanırlar.

SSCB Yüksek Sovyet Prezidyumu Başkanı : N. Podgorni

SSCB Yüksek Sovyet Prezidyumu Sekreteri : M. Georgadze Moskova, Kremlin. Bu kararnameler Türkiye'deki birçok

gazete

5 Eylül 1967

ve dergide

(Emel ) i ıı

1967 Eyül - Ekim tarihi 42. sayısında; Özbekistan'da (Pravda Vostokn ;'

New York'ta (Novoye Russkoye Slovo) gazetesinde «G€mocide Kurba n ı

Tatarlar Affedildi» başlığı ile; (The New York Times) gazetesinin 18 Ey­

lül

1967 tarihli sayısında <<Tatarlar için adalet» başlığı ile yayınlanmıştır.

Bunlardan başka diğer dünya basınının büyük çoğunluğu da bu ka­

rarnameleri yayınlamıştır.

EMEL Dergisi, yayınladığı kararnarnelerin altına şu kısa notu yaz­

ınıştır :

Kırım Türk - Tatar'larının

haksız

olarak uğradıkları

sürgün cezası

affedilmiş ve kendilerine her türlü sosyal, siyasal ve kültürel haklar iade edilmiştir. Kınm Türk - Tatarları, bundan sonra Sovyetler Birliği'

nin her tarafına gitmek hakkına sahiptirler. Ama, 23 yıldan beri ayrı kal­

d ı kları ve hasretini çektikleri öz yurtları Kırım'a dönüp yerleşmeyi el­

bette başka bölgelere yerleşmeye tercih ederler. Böylece yüzbinlerce gü­ n ahsız insanın kanayan yarası kapanmış ve kendilerine ev, hark, iş ve

hakları verilerek yapılmış olan büyük bir haksızlık onarılmış olur. Haksız yere gadre ve zulme uğratanların da hata ve günahlarının kefareti, bi­ raz da olsa, verilmiş ol"l;lr. Doğruluk, dürüstlük, Evrensel İnsan Hakları

B2yannamesi ve Hukuk Devleti kuralları bunu gerektirmekte ve emret­ m ektedirler.

Kırım Türk - Tatar'larının hak ettikleri muameleler bu

suretle

ta­

mamlandığı takdirde bir değer ve mfma ifade edecektir. Aksi takdirde platonik ve fiktiv bir karardan ibaret kalacaktır.

İlan edilen bu kararnamelerde Kırım Türk - Tatar'ların a tanıldığı ve

iade edildiği bildirilen hak ve imkanlardan hiç birisi verilmemiştir. .Kı­

l ' ı m'a gidip yerleşmek ve yaşamak isteyenler polisler · ve ajanlar tarafın­

dan döğülmüş, evleri üstlerine yıkılmış ve tekra� geldikleri yere gönde."

ri l mişlerdir.

- 315 - .


Bu durumlan anlatmak ve vataniarına dönme izni verilmesini iste­

rnek üzere Moskova'ya gidip en yüksek makamlara başvuran Kırım dele­ geleri asılsız vaadler ve sahte s özlerle aldatılıp oyalanmışlardır. Birkaç bin Tatar'm, Lenin'in doğumunun

100. yıldönümü münasebetiyle Taş­

kent'e yakın Çırçık şehrinde yaptığı mitinge

katılanlar, üzerlerine ze­

hirli gazlar sıkılmak, jandarmalar ve · polisler tarafından joplarla döğül­ mek suretiyle dağıtılmışlar,

tutuklanmışlar ve

hapsedilmişlerdir.

Sovyetler Birliği Anayasası ve kanunlarının açık ve koruyucu hüküm­

lerine dayanarak, Kırım'a dönme hususunda onb�nler ve yüzbinlerce im­

zalı, verdikleri dilekçeleri dikkate alınmamış yine yalan vaadlerle avu­

tulmuş ve sonra hasıraltı edilmiştir. Bu hareketlere önayak olanlar, teş­ kilatiandıranlar tutuklanıp

güdümlü yargıçlar tarafından kesi n delilsiz,

uydurma belgeler ve yalancı şahitlerle hapse, işkamplarına seneler boyu ·

mahkum edilmişlerdir.

Sovyet Anayasasına, kanuniarına ve ilan edilen kararnarnelerin hü­

kümlerine zerre kadar saygı ve uyarlık göstermeyen Sovyet makamları­

nın en büyüğünden en alt tabakasına kadar bütün derecelerinin bu tür

hürmetsizlik ve yalancılığını Rus bilginleri, generalleri, yazarları, hak v� adalet severleri de insanlık ve Rusluk adiarına utandıklarını açıklamışlar;

Kırım Tatarlarını ciddiyetle desteklediklerini ifade ve beyan etmişlerdir. Moskova despotları tarafından Tatariara karşı yapılan bu adaletsiz­

lik, zulüm ve işkence karşısında birçok medeni ve demokrat memleket­

lerdeki hukuk ve bilim adamları,

hak ve adalet taraftarları da broşürler,

beyannameler dağıtarak Kırımiılan savunmuşlar, Moskova tarafından in­

sanlık vicdanına sürülen bu lekenin silinmesini istemişlerdir. Bütün bu

yazıları dikkat ve devamlı şekil,Çle takib eden EMEL Dergisi sahifelerinde

Türkçeye çevirip yayınlamış ve Türk kamuoyuna sunmuştur.

Kırım Türk - Tatar'ları , hakkından, imanından, tarihinden, mensup bu­

lunduğu Türk milletinin

kahramanlık şuurundan kuvvet · alarak,

Sov­

yetler Birliği'ndeki hak ve adalet idealistlerinin desteklerinden kuvvet­ lenerek,

Moskova

despotizmi

karşısında

yılmamakta,

mücadelesinden

vazgeçmemekte, haklarını alıncaya, yurduna dönünceye kadar, kanunla­

rın verdikleri imkan ölçüsünde,

savaşına devama azimle karar vermiş

bulunmaktadır. Savaş cephesinin ilk saflarında şehit düşen askerlerin yer­ lerini arkadan gelenlerin doldurması gibi, hapse atılanların veya ortadan

kaldırılanların boşluklarını daha genç idealist · kahramanlar almaktadır. İşte bu kahraman idealistlerden . biri Mustafa Cemiloğlu'dur.

Sürgün sırsında henüz sekiz aylık bir sabi . olan Mustafa Cemil,

1968

yılından itibaren Tatar milli hareketinin başına geçmiş, bütün liyakati,

cesareti, imanı ve kanuni bilgisi ile mücadeleyi sürdürmüş ve sürdür­ mektedir.

Bu yüzden defalarca, . yalancı

- 316 -

şahitlerin

beyanlarına,

sahte


belgelerin kapsamına dayanılarak, kanunların hükümlerine aykm olarak

hapse mahkum edilmiştir. Dayanacağı ve güveneceği kanun, hakim kal­

mayınca açlık grevine başvurmuş, adaleti bu sayede elde edebilecegini

ummuştur. Fakat, adalet yerine zulüm, kanun yerine emir, merhamet

yerine

vahşet yaşayan bir memlekette

(Beşeri Adalet! )

aramanın bo­

şuna olduğu bir daha sabit olmuştur. Kendi anayasasının, kanunlannın

hükümlerini çiğneye11ı kendi vata�ıdaşlarını kendi kanunlarının himaye­ sinden yoksun kılan böylesine

antidemokratik

bir Devletin

vatandaşı

olmak istemediğini bildiren bir dilekçe ile Mustafa Cemi! Moskova des­ potlarından vatandaşlıktan çıkarılmasını ve dış memleketlere gitmesine

izin verilmesini istemiştir. Fakat, · O'nun bu haklı, kanuni dileği de, bü­

tün diğer dilekleri gibi, hoyratça, kabaca, haksızca reddedilmiştir. Mos­ kova, bu kararı ile Kırım Türk - Tatariarına karşı yalnız h:aksızlık ve

zulüm kasdmı göstermekle kalmamış, düşmanlık, jenosid içinde olduğu­ nu da ortaya koymuştur.

Mustafa Cemi!, despotların bu tutumu karşısında yeniden açlık gre­

vine başlamış ve bu suretle onların kararlarını Rusya ve bütün dünya kamuoyu önünde protesto ettiğini söylemiştir.

Tarihte benzeri çok az olan bu sürgün faciasından, cezasından İkinci

Dünya Savaşının

başlamasından

beri

Kırım'da

bulunmayanlar kurtul­

madıkları gibi , Almanlara karşı subay ve asker olarak s avaşan ve büyük

yararlıklar gösterip nişan almış olanlar da müstesna tutulmadılar

*. Böy­

lesine adaletsiz ve caniyane bir <<ceza>> hiç bir medeni devlet tarafından kendi tebalarına reva görülüp tatbik edilmiş değildir.

Moskova'nın bu gaddar tutumu sürdükçe Kırımlıların haklı ve kah­

ramanca savaşı devam etmekte, protesto maksadıyla kendilerini asmak

ve yakmak şeklindeki kurbanlar! artmaktadır. Moskova despatlarının akıl almaz,

insanlığa sığmaz, medeniliğe ya­

kışmaz bu davranış ve yöntenilerini dünyada duymayan ve öğrenmeyen kalmamıştır. Dünyanın en meşhur ajanslan zamanında ve yerinde tes­

bit ederek gazetelerde, dergilerde, bilhassa Türkiye'de yayınlanan gazete

ve dergilerde bu olayların yayınianmasını sağlamaktadırlar. Emel Der­

gisinin pek çok sayısında tadır.

bütün bu hadiseler yorumlan ile yazılmak­

Moskova, şu maksadını açıkça ortaya koymuştur : Kırım Türk - Tatar'larını

insan ve

munevi varlık ve tesirleri ile yok etmek .

millet

olarak,

bütün maddi ve

.* Bu hususta Dr. Edige Kınmal'ın 1970 Temmuz - A�ustos tarihli ve 59 sa­ y ı l ı Emel dergisindeki makalesinde canlı örnekler ve deliller verilmiştir.

- 31 7 --


Bu yönteme ve harekete insanlık tarihinde, hukuk dilinde, medeni­

yet çağında (Genocide - insan toplumunu yoketme suçu) denilir. Bu hareket . <<VAHŞET>> deyimiyle ifade olunur. EMEL Dergisinin

(Büyük Facianın

yazmıştık :

1967 Mayıs - Haziran tarihli 40. sayısında yazdığımız 23. Yıl Dönümü) başlıklı yazımızda aynen şunları

«Türkiye Türklerinin, İranlıların, bütün · h ür ve esir milletierin bu­

günkü ve yarınki mukadderatları için Kırım Türkünün bu büyük facia­ sında uyarıcı gerçekler ve ibretli dersler gizlidir. Rusluğun, beslediği dün­

ya hakimiyeti gayesi bakımından, beyazı ile kızılı arasında hiç bir fark olmadığını ve hele kızılının bu uğurda en caniyane usulleri en hileli

şekilde tatbik etmek fırsatını kaçırmadığını bütün milletierin asla unut­ mamaları gerektir.»

İşte, Moskova despotları,

20. yüzyılda her türlü insani duygulara ve

kurallara meydan okuyarak , saygısızlık ederek bu · ağır (genocide - insan

toplumunu yok etme suçunu) işlemektedir. Bu sebeple insanlığın ve ta­ rihin nefret ve lanetine müstahak olmuştur.

Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Yüksek Şurası'nın

4.3.1945 tarihli bir kararnamesi ile Muhtar Kırım Sovyet Sosyalist Cum­

huriyeti ortadan kaldırılmış ve bir eyalet şekline sokulmuştur. Bu iş o kadar gizli tutulmuştur ki, kararname ancak mıştır.

25.6. 1 946 tarihinde yayınlan­

Türk - Tatar'ların yaşadıkları şehir, kasaba ve köylerdeki boş kalan

evlerine Breslav, Kursk, Penza ve Rostov gibi vilayetlerden Ruslar ge­ tirilip yerleştirilmiştir.

Moskovalı idareciler, Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyetleri Bir­

liği Yüksek Şurası'nın

27.2.1954 tarihli bir kararnamesi ile Kırım toprak,

ekonomik, kültürel bağları bulunduğu gerekçesi ile Ukrayna Sovyet Sos­

yalist Cumhuriyetine eklenmiştir.

Kırım Türk - Tatar'larının yurtlarına dönmelerini sağlamak için yıl­

lardan beri kahramanca savaşan Mustafa Cemiloğlu

22 Ocak 1979 tarihin­

de Sovyetler Birliği Başkanlığı'na Sovyet vatandaşlığından çıkarılmasına

ve dış memleketlere gitmesine izin verilmesine karar alınması' . hususun­ da bir dilekçe vermiştir. Bu

dilekçesi reddedildiği gibi, bu dileği

suç

sayılarak dört yıl kampta hapsedilmesine de karar verilmiş ve böylece en büyük haksızlık ve adaletsizliklerden birisi daha işlenmiştir.

- 3.18 -

· ·


MUSTAFA CEMİLOGLU'NUN DİLEKÇESİ Aynen §Öyledir : SOVYETLER BİRLİ(�İ YÜKSEK ŞURASI BAŞKANLI'GINA Taşkent şehri Oktabr Rayonu İcra Komitesi İçişleri Şubesince udı ..

ma verilmiş olan Seri IV-HO C,

653039 sayılı pasaportumu iade edc r·clc

Sovyet vatandaşlığını reddettiğiınİ bildiririm.

Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan akrabalarıının

1975 ve l 07fl

yıllarında adıma gönderdikleri davetiyelerin suretlerini de ekte suııııyo­

rum; Sovyetler Birliği'ni terkedip gitmeme müsaade etmenizi diliyonı m . Sovyet vatandaşlığını reddetmem,

1783 yılında Rusya'nın cebren zapt c t t.l­ 1944 y ı l ın ·

ği ve halkının büyük kısmının yok edildiği ve kalanlarının da

da sürgün edildiği öz milli yurdum Kırım Yarımadası'nı reddettiğim an­

lamına gelmemelidir. Dünyanın neresinde bulunursam bulunayım,

hal·

kırnın öz vatanı olan Kırım'a dönebilmesini ve üzerindeki hükümranlık hakkını yeniden kurabilmesini talep etmekten vaz geçmeyeceğim. Ben,

Kırım Tatar halkının milli hareketine ve insan haklarını koruma dava­

sına katıldığı m . için mahkemelere verilelim ve açıkça yalan ve iftiralarlıı

dört kere mahkum edildim; Sovyet hapishanelerinde ve kamplarında se­

kiz yıldan fazla kaldım ve bu sırada bir yıl açlık çekip bodrum hücre­

lerinde yattım.

1977 yılı Aralık ayında malıkurniyet süremi tamamlayıp çıktık tım

sonra, memleketin kanuniarına aykırı

olarak,

haksız şekilde, hakarete

uğradım; yaşama yerimi ve hatta oturacak evimi seçme hakkım aşağı l ı k

şekilde elimden alındı. Zorla yerleştirildiğim evim dinleniyor, kanunsuz

şekilde girilip aranıyor, polisler gece b askın yapıyor; bu durum

benim

ve evlerinde kaldığım v e hiç b i r suçları olmayan akrabalarıının hayat­

larını tahammül edilmez ·hale getiriyor. Hak aramaktan vaz geçmediğiın ve sorumlu makamların

istedikleri yaşam şartlarına dönmediğim

tak·

dirde beni yeniden hapishanelerin beklediği ve ömrümün sonuna kadnr oralarda kalacağım bana sık sık hatırlatılıyor.

29 Aralık 1978 tarihinde biten nezaret altında kalma süremi üçiindl

kez yeniden uzattılar ve beni, kardeşimin ve ailesinin müsaadeı;ini nl· madan, dört kişiden oluşan ailesinin küçük dairesine zorla yerleştinl l loı•, Şehirde ikamet kayit ve ruhsatım

(propiskam)

olmadığındmı

l ı l ı;

bir tıbbi yardım almak imkanım da yoktur. Aynı sebepten herhangi bl ı• işe girmek 've ekmek parasını kazanmak imkanına da sahip değilim.

Kırım'a gitmek müsaadesi istemem vesilesiyle bana polis dairesihdu

Özbekistan Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı'nın

26 Nisan 1978 tarihli ve 221 sayılı Anayasa'ya aykırı bir talimatını anlattılar. Bu talimata gün.•, - 319 -


Kırım Tatar · milletine mensup kişilerin Kırım'a gitmeleri yasaklanmış imiş. Hiç bir kanuni mesnedi olmayan bu talimatı protesto ederek Sov� yetler Birliği Yüksek Mahkemesine gönderdiğim itira-z ve şikayetnarnem <<mutalaa verilmesi» dileğiyle aynı Bakanlığa geri gönderildi. Bakanlık, kanun gereğince, meselenin esası hakkında yazılı cevap vermek mecburiyetinde iken, sözlü tehditler göndermekle yetindi, Yakın akrabalarım ve bilhassa 80 yaşındaki hasta babamla görüşmek için dilediğim en kısa süreli bir müsaadeyi bile vermediler. Babam iki yıl evvel Kırım'a gitti · ve bugüne kadar, oraya gitmiş olan yüzlerce aile gibi, orada ikamet ruhsatı (propiska) alamadı; bu yüzden çeşit takibata uğra· makta ve zorluklarla karşılaşmaktadır. Bana, Taşkent'ten 100 kilometre mesafede yaşayan kızımı dahi görme müsaadesi verilmiyor. Sovyetler Birliği Başsavcılığına, Sovyetler Birliği Yüksek ' Şurası Başkanlığına ve bunlar gibi yüksek makamlara yerli idarelerin kanunsuz tutum ve işlemlerini şikayet zımnında gönderdiğim dilekçelerim: ya ce­ vapsız kalıyor veya <<mutalaa verilmesi>> dileğiyle, haklarında şikayette bulunduğum idarelere veya şahıslara geri gönderiliyor. Bu <<mutalaa»la­ rın sonuçları da yeni kanunsuzluklar oluyor. Hakkımda yapılan bu mua­ melelerin yukarıdan, daha doğrusu KGB'den gelen talimata göre yapıldı­ ğını bana açıkça söylüyorlar. Böylece, ben memleket kanunlarının dışına itilmiş bir insan durumunda kalıyorum. Yaşlı anne ve babamın, sürgünde yaşayan halkımın, akrabalarımın, dostlarıının ve· yakınlarıının kaldıkları bir memleketten dışarı çıkmak izni isternek benim için kolay bir iş değildir; fakat, katı ve keyfi bir ida­ renin hüküm sürdüğü, en ipt�dai medeni hakların ve insan haysiyetinin . çiğnendiği şartlar içinde yaşamak d a imkansız hale gelmektedir. Usülden olduğu üzere, herhangi bir bahane ile, dışarı çıkma izni ta­ lebimin reddedileceğini tahmin ediyorum; fakat, her ne suretle olursa ol­ sun, beni Sovyet vatandaşlığından çıkarınanızı rica edioyrum. Vatansız­ lığı, hatta enterne edilmişliği, esir alınmışlığı, bunlara benzer başka du­ rumları, kendi öz kanuniarına saygı gösterilmeyen bir memleketin va­ tandaşı sıfatını taşımaya tercih ederim. Kırım Tatarlarının hiç bir engelsiz ve zorluksuz Kırım'a dönmelerine izin verildiği, onların milli ve medeni haklarını tanımayan ve çiğlleyen açık veya gizli bütün kararnameler, emirnameler, talimatnameler hüküm­ süz bırakılıp yürürlükten kaldırıldığı takdirde, ancak, ben Sovyet vatan­ daşlığından çıkma talebimi hükümsüz sayarak geri çekerim. .22

Ocak 1979

Mustafa Cemiloğlu Adres : 700020 Taşkent Uz. 27 Yr. Tepynu, 3, KI. 85 - 320 -'-


-- 32 1 -


Mahmut Musa'mn polis tarafından yıkılan evi ve ailesi

Kırım'd� evi yıkılan diğer bir Tatar ailesi. . .


«KlRlM MİLLİ MERKEZİ» ve KlRlM DAVASI <<Kırım Milli Merkezi» kavramı, Kırım Türk - Tatarının esirlikten kurtulmasını, siyasal, sosyal, kültürel haklarına kavuşmasını sağlamak gayesi ile 1 9. yüzyıl sonlarında Kınm'da başlamış olan bir kutsal dava­ yı temsil eder. 1 905 ve 1 906 yıllarında ve daha sonra kuvvetlenerek teşkilatını vo hızını arttırmış, 1917 yılında gayesini gerçeklei'itirmiştir. 1920'den itibaren Kırım'da Marksist - Bolşevik rejimin kurulma:ıM çalışmalarını Kırım'ın dışında yürütmek zorunluğunda kalmıştır.

ilo

«Kırım Milli Merkezi>>nin çalışmalarından bundan evvelki sahifclcı·d� kısa olarak ve örnekler verilerek bahsedilmiştir. Türkiye'deki çalışmalarından da kısaca ve örnekler verilmek sure­ tiyle bilgi verilmekte yarar olduğu kanısındayız. <<Kırım Milli Merkezi» 1944 yılında Moskovaca, haksız olarak sürgün cezasına çarptırılmış olan ve halen büyük çoğunluğu Sovyetler Birliği'nin Özbekistan Cumhuriyetinde yaşayan Kırımlı kardeşlerinin vatanıarına dönme hakkının tanılıp gerçekleştirilmesi, siyasal, sosyal, kültürel ve ev­ rensel insan haklarına kavuşturulması uğrunda yürüttükleri haklı da­ vasını ilk günden beri kanuni ve meşru şekilde desteklemektedir; onlarla manevi dayanışma içindedir. Bu destek ve dayanışmasını beyan ve ifa­ de ederken, çeşitli dış memleketlerde yaşayan milyonlarca Kırım asıllı Türk'ün düşünce ve duygusunu da yansıttığına inanmaktadır. <<Kırım Milli Merkezi>> bir kavram olarak çalışmalarını ·makale, muh­ tıra, müracaat şeklinde gazeteler, dergiler vasıtasiyle ve milletlerarası kongre ve konferansıara katılmak suretiyle dünya çapında yürütrneğe . ve Sovyetler Birliği'ndeki kardeşlerinin mücadelesine yardımcı olmaya gayret etmektedir. İlk sayısını 1 Ocak 1 930 yılında Romanya'da yayınlayıp 10 yıl 9 ay bu yolda muntazaman faaliyet ve neşriyat yapmış olan (EMEL Mecmua­

sı ) , bu çalışmaları 1 960'dan beri Türkiye'de devamlı olarak destekleyip sürdürmekte, bunun ayrılmaz bir parçası haline gelmiş bulunmaktadır. <<Kırım Milli Merkezi» biraz yukarıda ifade etmeğe çalıştığımız kut­ ı-:al davayı milletierarası resmi kuruluşlara ilk kez 1 961 yılının 10 Ağ"us­ tos tarihinde ABD Temsilciler Meclisi üyesi Sayın Daniel Flood'a gön· clerdiği mektup ile açıklamıştır. Temsilciler Meclisi üyesi Sayın Daniel Flood, Meclise verdiği bir takrirde, Doğu Avrupa'nın komünist rejimii memleketlerinde yaşayan e:·ıir milletierin durumlarını devamlı olarak gözden geçirecek bir özel Komitenin kurulmasını teklif etmiştir. Bu komitenin diğer bir hedefi - 32 3 -


de «Demir Perde» gerisindeki Sovyet müstemlikecilik siyaset ve işlem­ lerinin hür dünya kamuoyunu aydınlatacak bilgileri toplayıp yaymlaması olacaktır. Avukat. Müstecib ÜlkUsal, Kırım Türk - Tatarları Milli Merkezi baş­ kanı sıfatiyle, 10 Ağustos 1961 tarihinde söz konusu takriri sunan ABD \Temsilciler Meclisi üyesine bir mektup göndererek teşebbüs ve takririni sevinç ve ümitle karşılayıp desteklediklerini bildirmiştir. ·

_

İstanbul'da yayımlanan « C U M H U R İ Y E T » gazetesi 23 Ağustos 1961 tarihli nüshasında, bu mektubun muhtevasını, Washington Büro­ sundan öğrenip,

SOVYET RUSYA, «MiLLETLER HAPİSHANESİ»NE BENZETİLDİ <<Kınmlı esir Türkler, Amerikan Temsilciler Meclisi'ne bağlı Doğu Avrupa'nın esir milletlerindeki gelişmeleri gözden geçirecek bir özel komite teşkil teklifini desteklediler. . . >> başlığı altında yayınladığı yazıda şunları bildirmiştir: <<Ülküsal, Flood'a yazdığı mektupta Hür Kırımlıların <<Sovyet baskı� sı altındaki halkların kaderleriyle>> meşgul olacak özel komite teşkili teklifi haberi karşısında duydukları» memnuniyet ve minnetdarlıkdan · bahsetmekte ve şöyle devam etmektedir : <<Esir halkların hürriyet ve bağımsızlık mücadelelerine paralel ola­ rak giriştiğiniz şerefli beşeri hizmette Tanrı'nın size yardımcı olmasını dileriz. Kendi hissemize düşeni yapmağa her zaman hazırız. <<Rusya'daki <<Milletler Hapishanesi>mde esir olarak yaşayan halk­ lardan biri de Kırım Türkleridir. 1941'deki Alman işgali sırasında, Kı­ rım Türkleri gönüllü birlikleri teşkil ederek vicdan hürriyetlerini koru­ mak uğruna komünistlere karşı çarpışmışlardır. Zira Almanlar, Kırım Türklerinin vicdan hürriyetlerini teminat altına almışlardı . Aynı zaman­ da, gene Almanlar tarafından vaadedilen siyasi hürriyetimiz için çalı­ şıyorduk. Fakat Ruslar, hürriyetin düşmanı oldukları için 1944 yazında Kırım Türklerini Sibirya'ya ve Merkezi Asya'ya sürdüler. Kırımlı Türk­ lerle, aynı sebepten sürgüne gönderilen Kuzey Kafhs Müslümanlarının daha sonra Anavataniarına dönmelerine müsaade edildi. Ancak, Kırım Yarımadası'nın stratejik önemi dolayİsiyle Kırım Türkleri bu haktan mahrum bırakıldılar. <<Kırım Türkleri 1420'de Altın Ordu İmparatorluğu'ndan ayrılıp ba­ ğımsızlıklarını kazandılar ve 1783'de Çarlık Rusya'sı tarafından ilhak edilene kadar bir Hanlık olarak yaşadılar. 1917'deki Bolşevik İlıtilalin­ de Kırım Türkleri bağımsızlıklarını ilan ettiler ve ilk tarihi pai-lamen- 324 -


tolarını kurdular. Kırım 'l'i.irkleri, şu anda Rusya'da yaşayan 40 milyon Türk'ün sadece bir kısmıdır ve kaderi aynıdır. Hür memleketlerdeki milliyetçi Kırımlılar Rusya'daki kardeşlerinin hürriyetleri için çal ış­ makta ve onların hayatları için Allaha dua etmekte ve dünyanın hür milletlerinden yardım istemektedirler.» Kırım Türklerinin yayın organı olan E M E L dergisinde yayınlanan pekçok makale yanında Kırım Türk - Tatarları Milli Merkezi de Birleş­ miş Milletler Genel Sekreterliği'ne ve diğer Uluslararası siyasi, sosyal ve İnsan Hakları Komisyonları gibi teşkilatlara sürgünde bulunan Kırım Türk - Tatarlarının yurtları Kırım'a döndürülmeleri hususunda Moskovn hezdinde tavassut ve yardımda · bulunmaları için müracaatlarda bulun­ muştur. Sovyetler Birliği'nden ayrılarak bağımsız devletlerini kurmak iste­ yen Rus esiri milletierin birliği olarak çalışan Paris Bloku'na dahil Kı­ rım Milli Merkezi, Paris Bloku Başkanlığı'na 20 Aralık 1969 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği'ne sunulmak üzere, gönderilmiş olan İngilizce muhtıranın Türkçesi şöyledir :

BİRLEŞMiŞ MİI�LETLER GENEL KURULU BAŞKANLIGI'NA SUNULMAK ÜZERE PARiS BLOKU BAŞI{ANLIGINA (Sovyetler Birliği'nde yaşayan gayri Rus milletierin kurtuluş ve egemenlik davalarını dış memleketlerde yürüten Milli teşkilatları PA­ RiS BLOKU adı ile 1953 yılında merkezi Paris'te bulunan bir kuruluş vücuda getirmişlerdir. Bu kuruluş Birleşmiş Milletler Genel Sekreter­ liği'ne ve Genel Kurulu Başkanlığı'na sunulmak üzere 20.12.196 9 tarihin­ de bir muhtıra hazırlamıştır. Bu muhtırada Kırım Türk - Tatarlarının durum ve dileklerinin bildirilmesi ·için Kırım Milli Merkezi Başkanlığı tarafından Paris Bloku Başkanlığına aşağıdaki yazı sunulmuştur) «Çarlık zamanından beri Milletler Hapishanesi sayılan Rus İmpara­ torluğundaki gayrirus milletiere karşı güdülen siyaset, komünist idare­ nin yerleşmesinden sonra daha da kötüleşmiştir. Gayrirus milletiere mem­ sup olanlar hızla imha edilmeye ve sağ kalanlar ruslaştırılmaya başlan· mİştır. «Rus dili ve kültürü ile hiç bir ilgisi olmayan, etnik ve din .!:>akım­ larından tamamiyle ayrı bir millet olan Kırım Türk - Tatarları, 1783 Rwı işgalinden sonra tatbik edilen tehcir ve imha siyaseti neticesinde nüfuscn azalmış, kültürce zayıflamış ve iktisatça fakirleşmiştir. ·

·

«1917 Bolşevik İlıtilali sırasında, diğer gayrirus milletler gibi, kur­ tuluş hareketi yaparak milli Kurultay'ını toplamak ve kendi mukadcle­ ratını tayin ve idare etmek hakkına kavuşmuş olan Kırım Türk - Tatar- 325 -


ları 1 920 sonlarında Bolşeviklerin esaretine düşmüştür. Bu tarihten iti� baren komünist sistemi altında Muhtar Kırım Sovyet Sosyalist Cumhu� riyeti olarak devam eden Kırım, İkinci DÜnya ·savaşı sırasında ve 1941 1944 seneleri arasında Nazi Almanları tarafından işgal edilmiştir. Bu süre içinde Rus veya Alman, her türlü işgalciye karşı hürriyetçi Kırım Türk � Tatarlarından bir kısmı dağlara çekilerek çarpışmaya devam et� miş, bir kısmı da bu işgalcilerin baskısı sonunda Alman silah ve ünifor� ması ile donatılarak savaşa itilmiştir. �

«Moskova idarecileri tarafından, Nazilere ·katılmış olanlaıın bunlarla birlikte Kırım'ı terk edip gittikleri, kalanları . suçsuz oldukları, Kızıl Ordu'da subay ve er olarak çarpışan Türk - Tatar'ın çoğunluğu nazarı itibara alınmayarak kadın, çocuk ve ihtiyar seçilmeden topyekun Si­ birya'ya, Urallara ve yaşanılması güç diğer bölgelere sürüldüler. Türk · Tatar'lar, facialarla dolu geçen sürgün hayatının ilk yıllarında nüfusu­ nun % 46'sını kaybetti. «Kırım Türk - Tatarla�ı, ağır şartlar altında geçen uzun yıllardan sonra Orta Asya'daki dindaş ve milletdaşları arasında, kısıtlayıcı kayıt ve şartlar altında da olsa, yerleşme ve yaşama imkanı buldular. «1944 - 1969 yıll arı arasında geçen süre içinde yeni bir nesil yetişti. Bu nesle mensup gençler, haklı olarak, suçsuz olduklarını ileri sürdüler, bütün Sovyet vatandaşları ve milletleri gibi, Sovyet Anayasası'nın ve Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin insanlara ve milli gruplara tanıdıkları haklardan yararlanmak istediler. Azimli ve sebatlı çalışma­ ları, hak ve adaletsever Sovyet vatandaşlarının da yardımları sayesinde Yüksek Sovyet Prezidiumu'nun 5 Eylül 1967 tarihli bilinen Kararna� mesi ile suçsuz olduklarını kabul ettirdiler. Bu kararnamenin kapsadığı hükümlere dayanarak Kırım'a dönüp yerleşmek isteyen Türk � Tatar' · lar Sovyet makamlarının çeşitli yasaklamalariyle karşılaştılar. Yurda dönmüş olanlar da zorla Kırım'ın dışına atıldılar. Bunun üzerine, Kırım­ lıların yürüttükleri haklı ve kararlı mücadeleye hak ve adaletsever Uk­ raynalılar, Ruslar ve diğerleri de baskı ve tehditlere rağmen, insanlık . vazifesi sayarak katıldılar. «Bu medeni ve yiğitce mücadele dünya kamuoyunQa, basınında ve radyolarında derin yankılar yaptı, Sovyet kamuoyunu da saran ve he­ yecana getiren bu savaş karşısında Sovyet Veekly Dergisi, gerçekiere . tamamiyle aykırı, aslı olmayan uydurma işleri yapıldı gösteren bir ma­ kale yayınlayarak dünya kamuoyunu aldatmaya kalkıştı. «Biz, Kırım Milli Merkezi olarak, Kırım Türk - Tatarlarının bütün dilek ve mücadelesini EMEL dergisinde ihtiyatlı ve temkinli şekilde des­ tekledik. Bu mücadelenin mana ve kuvvetini herhangi bir şüphe altına düşürerek zayıflatmamak, Taşkent'te, Akmescit'te, Moskova'da Kırım mü- 326 -


cuhitlcri aleyhinde açılan davaların yönlerini b li�ıbi\ W n dc• n ! tl l l ı l ı ı ı ıı ı l lulc için sabrettik. Sözü geçen yerlerdeki muhakemclel'iq VL•rd l ld L' I' I 111 1 l ı lı, sonuçlar, Moskova'nın aldığı kararlar, Sovyet Ve ckl y dergi s i ı ı ı i L• yny ı ı ı lll· nan yalanlar ve tehditler karşısında, Sovyet diktatörlüğün ü n L's i r l i ı� l ıı· den kurtulup egemen yaşamak isteyen milletierin teşkilatı olan Paris Bin­ ku kanalı ile Kırım Mill! Merkezi adına aşağıdaki düşünce ve clilcklcrl· mizi beyan ederiz : Stalin zamanında Sovyetler Birliği anayasasına, medeni kanunu· 1 na, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesine tamamiyle aykırı olarak K ı rı m Türk - Tatar'larının yurdundan sürülmesi hususunda alınmış olan ve tn ı n anlamiyle bir Genocide suçu teşkil eden karar ve icraat 5 Eylül 1 !l(l7 tarihli Prezidium Kararnamesine rağmen hala hükmünü icra etmektc olduğundan, bu yüz kızartıcı insanlık dışı duruma kesin olarak son ve· rilmesini; -

insanların ve milli (etnik) grupların istedikleri, bilhassa lwn· 2 dilerinin asırlardan beri intibak ederek yaşadıklan topraldar üzerinde yaşama hakları bulunduğu gözönünde tutularak, Kırım Türk - Tatarları­ nın kendi yurtlarında yerleşip yaşama hakkının tanılmasını; -

3 İkinci Dünya Savaşı içinde sıkışık durumuna bakmayarak Türk Tatarları sürgüne yollama ve yerlerine başkalarını getirme masrafiarına katianmış olan Sovyetler Birliği hükumetinin bu sefer Kırım Türk - Ta· tarlarını yurduna taşıyıp yerleştirme ve eski haline getirme işini daha iyi şartlar altında yapması gerektiğini; -

4 Yurduna yerleştirilecek ve eski haline getirilecek Türk - Tatar· lara Savaştan evvel Kırım'da kişi ve toplum olarak haiz ve sahip bul un· dukları bütün medeni ve siyasal haklarının iadesini; -

5 Sürgünden dönen Kafkasya milli gruplarına yapıldığı gibi, Kı­ rım Muhtar Sovyet Cumhuriyeti'nin yeniden meydana getirilmesini; -

Bu dileklerimizin Birleşmiş Milletler Teşkilatınca desteklenc­ 6 rek Kırım Türk - Tatarlarının UNO'nun anaprensiplerine, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesine uygun dileklerinin Sovyetler · Birliği Hükumeti nezdinde kabul ve icra edilmesi hususunda girişimde . bulunulmasını ve böylece büyük bir Genocide'in ortadan kaldırılmasına delalet ve yard ı m edilmesini derin saygılarımızla talep v e istirham ederiz. -

Kırım Milli Merkezi Ba�kıın ı Avukat Müstecib Ülküsnl Paris Bloku Başkanı Sayın M. Liwyckyj ve Sekreteri Ali Akish imM zaları · ile 20 Aralık 1969 tarihinde Biı:Jeşmiş Milletler Teşkilatı Gcı'ı cl Sekreteri H.E.U. Thant'a gönderilen, Emel Dergisinin Mayıs - Haziran - 327 -


1 970 tarihli ve 58 sayılı nüshasında aynen yayınlanan Türkçe ve İngilizce muhtırada dileklerimiz açıkça belirtilmiştir. Dr. Kurt WALDHEIM Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri New York Sayın Genel Sekreter, XV. yüzyıl başlarında Altın Ordu Devleti'nin dagılma.sı sonunda ku­ rulan bağımsız Haniıkiardan birisinin Kırım Hanlıgı olduğu ve bu Han­ lığın 1783 yılına, yani Rus Çarlı ğı tarafından hileli ve haksız bir şekilde ilhak edilene kadar 360 yıl saltanat sürdüğü ve Osmanlı İmparatorluğ:u ile 300 yıl ittifak halinde kaldığı bir hakikattir. 1917 Bolşevik İlıtilali yıllarında, Rus esiri diğer milletler gibi, Kırıı:.1 Türklerinin de muhtariyetini ilan ettikleri, Bolşeviklerle yaptıkları sa­ vaşta yeniden esarete düştükleri de bilinmektedir. 1921'de Muhtar Sovyet Cumhuriyeti şeklini alan Kırım'ın 1 941'de Alman Nazilerince işgal edildiği, 1944'de Kızıl Ordu tarafından tekrar ele geçirildiği ve aynı yıl içinde bütün Kırım Türklerinin, Stalin'in hak­ sız bir kararı ile en gayri insani bir şekilde, Orta Asya'ya sürgün edil­ dikleri, bu sürgün sırasında ve ilk 10 yıl içinde nüfusunun % 46'sını kay­ bettiği de bilinmektedir. Halen Özbekistan Sovyet Cumhuriyeti'nde dağınık halde yaşamakta olan Kırım Türklerinin 5 Eylül 1967 tarihinde çıkarılan bir Prezidyum kararnamesi ile yurdundap haksız olarak sürgün edilmiş bulunduğu ve bu sebeple kendilerine her türlü vatandaşlık hakkının . iade edildiği kabul edilmiş bulunmasına rağmen, öz yurdu Kırtın Yarımadası'na dönmelerine Sovyet idaresince izin verilmemektedir. Bu hususta yüksek Sovyet makamıarına verdikleri onbinlerce imzalı dilekçeleri reddedil­ miştir. Bunlara liderlik edenler mahkum edilmişlerdir. Yüzbinlerce Kı­ rım Türk'ü, bu haksızlığın tamiri ve felaketin sona erdirilmesi için Bir­ leşmiş Milletler Teşkilatı'nın, yani Yüksek Makamınızın yardımını rica etmekte ve beklemektedirler. Kırım Türkleri kendi lehcelerinde tedrisat yapacak ilk ve ortaokul­ lada liselerde okumak ve eğitim görmek hakkından da yoksundurlar. Sovyetler Birliği'nde her milletin ve azınlığın malik bulunduğu bu hak­ tan yararlanmak dileğindedirler. Kırım Türkleri bu ve diğer haklı dileklerini Yüksek Makamımza doğrudan ulaştırma hakkına bile sahip değildirler. Onların . bu dilek­ lerini Sovyetler Birliği dışında yaşayan milyonlarca Kırım Türkleri Milli Merkezi adına biz ulaştırıyoruz. Evrensel İnsan Hakları Beyannamesine - 328 �


ve Sovyetler Birliği Anayasası'na uygun olan <.li lcklel' l ı ı l ıı ltul ı ı ı l ll v.ı ı t ı · n ında Kossygin Hükumeti nezdinde yüksek ve etkin del a l l' ll ı ı l :t.l ı·kn ediyoruz.

KIRIM MİLLİ MERKEZ! Başkanı Müstecib Ülküsal

:İstanbul,

Türkiye 20.7.1972

Bu muhtıranın aynı Birleşmiş Milletierin Genel Kurulu Başkanlı�ı' n a da gönderilmiştir. Bu muhtıranın Türkçe ve ingilizeesi EMEL Dergisinin 1972 Temmuz · Ağustos tarihli ve 71 sayılı nüshasında yayınlanmıştır. Emel'in 72. sayı­ sında : BİZİM ANADOLU gazetesinin 2 1.7.1972 tarihli sayısında bu muhtıra ile ilgili yazılar yanında Sayın Necdet Sevinç'in BİLMEK ve SUSMAK başlıklı yazısı yayınlanmıştır. Ankara'da yayınlanan ADALET gazetesi aynı tarihli sayısında KIRIM TÜRKLERİ HAK İSTİYOR başlığı altında makale yayınlamıştır. _Emel'in aynı sayısında Türkiye ve yabancı gazete ve radyolarında yayınlanmış olan haberler ve yazılar hakkında bilgi verilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Richard Nixon'a, Türkçesi ve ingilizeesi Emel Dergisinin 1 973 Temmuz - Ağustos tarihli ve 77 sayılı nüshasında yayınlanmış olan aşağıda Türkçesi yayınlanan muhtıra gön­ derilmiştir : 22 Mayıs ı973 Sayın Başkan Richard Nixon Cenapları, Sovyetler Birliği'nde ve dış memleketlerde yaşayan Kınm Türkleri (Tatarları) adına, dünyanın ı numaralı Devlet Başkanı sıfat ve yetkisini taşıyan Zati Devletlerine sunduğum aşağıdaki dileğimin, Haziran ayında memleketinizi ziyaret edecek olan Brejnev'e iletUmesine delalet buyura­ rak yardımda bulunmanızı istirham ederim. Kırım Hanlığı'nın ı 783'de Çarlık tarafından ilhak edilmesinden son­ beş milyona yakın Türk - Tatar zorla hicrete icbar edilmiş; Kırım Yarımadası'nda ancak 300 bini kalabilmiştir. ra

İkinci Dünya Savaşı'nda Kınm'ın Alınan orduları tarafından işgal eelilmesi üzerine _ Kırım Türk - Tatarlarının küçük bir kısmı yardımcı sı� fatiyle askere alınmış, bir kısım . kadın ve erkek işçi olarak Almanya'ya gö türülmüştür. - 329 -


1944 Mayısında Kırım Yarımadası Kızıl Ordu tarafından tekrar işgal edilince bütün Kırım Türk - Tatarları, Almanlada işbirliği yaptıkları ba­ hanesiyle, Stalin'in emri üzerine, 1 insanlık dışı şartlar altında Sibirya'ya sürgün edilmişler ve kamplarda 10 yıl tutulmuşlardır.

Sürgün esnasında ve kamplarda sürülenlerin % 46'sı ölmüştür. Sovyetler Birliği Prezidiumunun 5 Eylül 1967 tarihli

bir kararna­

mesi ile Kırım Türk - Tatarlarının suçsuz olarak sürgün edildikleri k c:ı:bul edilerek af edilmeleri ve Sovyetler Birliği'nin diledikleri yerinde yerleş­ meleri kararlaştırılmıştır. O tarihten sonra Kırım'a gitmiş ve yerleşmek istemiş olan Türk - Ta­ tarlar polis ve asker kuvvetleriyle çıkarılarak tekrar sürgün edilmiş­ lerdir. Bunun üzerine Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreter­ liğine, Sovyet Yüksek Konseyi Başkanlığına, İçişleri Bakanlığına ve diğer Yüksek Makamlara verilen dilekçe ve Kırım'a dönüp yerleşmek isteyen yüzbinlerce Kırımimm müracaatları daiına reddedilmiş, bunlara önayak olan ilim, fikir ve sanat adamları tutu�lanıp hapse mahkum edilmişlerdir.

Sovyetler Birliği dışında yaşayan ve beş milyonun üstünde olan · Kırım Türk - Tatarlarının Milli Merkez Teşkilatı adına, aynı maksatla, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği'ne, Genel Kurul Ba,şkanlığı'na yap­ tığımız müracaatlar da sonuç vermemiştir. Bütün insanlara ve milletiere (Evrensel İnsan . Hakları Beyanname­ si) nin balışettiği ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı üyelerinin onayladıkları hak ve hürriyetlerden Sovyetler Birliği'ndeki Türk - Tatarların da yarar­ lanarak vatanları Kırım Yanmadası'na dönmeleri

bu beyanname hü­

kümleri, Birleşmiş Milletler Anayasa prensipleri gereği değil midir? . Sovyetler Birliği Anayasası ve 5 Eylül 1 967 tarihli · Prezidium Ka­ rarnamesi kapsamlarına giren bu hak ve hürriyetlerin Kırım Türk - Ta­ tarlarına da uygulanması insanlık ve adalet gereği değil midir? 16/ yıldan beri yurduna dönmek için başvurmadık Sovyet makamı bırakmamış olan Kırım Türk - Tatarlarının bu haklı dileklerini bir kere de Yüksek Makamımza ulaştırmak, kabulü hususunda Sovyetler Birliği Prezidiumu ve Hükumeti ve tensib buyurucağınız diğer makamlar nez­ dinde delaletinizi rica ve istirham ediyoruz. Dünya barışını sağlamak, mağdur ve mazlum milletiere hak ve hür­ riyet verilmesini gerçekleştirmek hususunda gösterdiğiniz eeladet ve sarf ettiğiniz büyük gayret, Yüksek Makamımza ve otoritenize yapılan müracaatımızın kabul edileceği ve 300 bin Kırım Türk-Tatarının yur­ duna dönme hakkına kavuşacağı ümit ve inancını vermektedir. Dileğimizin kabulü hususunda elde edilecek başarı zati alinize yal- 330 -

·


nız beş milyon Kırım Türk-Taturının dcğ'iJ,

y ü z m l ly u ı ı T O I ' I� ' O ı ı ı ı ı l ı ı ı ıu l

ve şükranını kazandıracaktır.

Sonsuz saygı, minnet ve şükran duygularımın lütfen kabu l ii n i.l rlcıı edermi, Sayın Başkan. Kırım Milli Merkezi Başkn ı ı ı Müstecib Ülküsal

MOSKOVA PROTESTO EDiLDİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Başkanlığı'na, Genel Sekrctcl'l lı-11' ne, Devletler Başkanlarına aşağıda metni yayınlanan PROTESTO göndl!· rilmiştir: İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği'ne karşı Almanlarin işbirliği yaptıkları ileri sürülerek, birkaç gün evvel, iki Sovyet vatandaşı kurşuna dizilmek suretiyle idama, bir Sovyet vatandaşı 15 yıl ağır hapse mahkum edilmişlerdir. Bunların üçü de Kınm Türk-Tutarıdır. İdaınn mahkum edilenlerin adları: Ahmet ve Hasan'dır. Ağır hapse mahkum edilenin adı Nasrullah'tır. Kırım Türk-Tatarlarının İkinci Dünya Savaşı sırasınd!i Almanlarla işbirliği yaptıkları iddiası ile · Stalin tarafından 18 Mayıs 1 944 tarihinde Kırım'dan sürgün edildikleri, daha sonra, Kırımlllara verilen bu ceınn ı n mesnetsiz v e haksız olduğu v e b u sebeple düşürüldüğü v e Kırım Tli rk· Tatariarına bütün hakları iade edilerek Rusya'nın istedikleri yerinde y('l'• leşebilecekleri 5 Eylül 1 967 tarihli ve N. Podgorni imzalı Devlet Başkan· lık kararnamesi· ile aynı tarihli Sovyet resmi gazetesinde yayınlaınıştı. Sürgünden 30 yıl ve kararnamenin yayınlanmasından 7 yıl soıırn Almanlarla işbirliği yaptıkları ileri · sürülerek üç Kırım Turk - Tatanııuı bu şekilde cezaya çarptırılması tamamen gayri insani ve genel ceza hukuku kurallarına aykırıdır. ·

'

Bu kararı adalet narnma şiddetle protesto ederken Birleşmiş Mil lct­ ler Genel Kurulu Başkanlığı'nın ve Genel Sekreterliği'nin, dünya dev­ letleri başkanlarının Sovyetler Birliği hükumeti nezdinde bu haksız V(l gayri insani cezanın infazını durdurmalarını; Kırımlıların Kırım'a d ö n ­ melerini sağlamalarını insanlık adına dünya kamuoyu önünde tale p Vll istirham ederim. Kırım Türk Tatarları Milli Merkezi •

Başkanı

Avukat Müstecib Ülkü.s al - 33 1 --


J lı ı ı m ılt•ııt.o mıı l ı ı l fıi lmıhııl'd ı ı yııy ı ı ı l ımıın Son I luvııdi:-ı, Orta Doğ'u,

B l ı.l ın A ı ı ııılol ı ı p,ııı.o ll'le l'l tıırı ı f ı ı ı d : ı ı ı lmıı me t i n ve Cumhuriyet gazete­

'l'crcüman

Kl ı ıdo li ıc t olıırı ı lt 1 1 . 1 2 . 1 !)74 ve

ri ııclc

yayınl anmıştır. Yeniden

Milli

tum metin halinde yayınlanmıştır. Türkiye'yi

Alexi Kosigine

gönderilmiştir :

ziyaret

etmekte

gazetesinde

Mücadele

bulunan

ve

Sovyetler

13.12.1974 tarihle­

Güven dergilerinde

Birliği

Başbakanı

27.12.1975 tarihinde, aşağıda metni aynen verilen telgraf

Sayın Aleksi Kosigin, Sovyetler Birliği Başbakanı, Ankara 1 944 yılından beri Orta Asya'da sürgünde yaşamaya mecbur tutulan

Kırım Tatarları Sovyet yetkili makamıarına defalarca başvurdukları hal­

de Kırım'a dönüp yerleşme izni alamamaktadırlar.

l i�i

Dış memleketlerde yaşayan milyonlarca Kırım Tatarı , Sovyetler Bir­ Yüksek Şura Başkanlığınca yayınlanmış

5 Eylül 1967 ta'rihli karar­

name ile suçsuz,lukları kabul ve il�m edilmiş bulunan Kırım Tatarlarının

Kırım'a dönmelerine izin ve imkan verilmesini sizden diliyor ve bekliyor. Saygılarımla, Emel Dergisi Başy �zarı ve

Kırım Tatarları Milli Merkezi Başkanı Avukat Müstecib Ülküsal Bu telgrafın metni

yınlanmış, İstanbul'da

29 Aralık günü TRT'nin saat 12.00 haberinde ya­

yayınlanan Milliyet, Orta Doğu,

Anadolu,

Ter­

cüman gazetelerinde ve Ankara'd a çıkan Adalet, Zafer, Memleket, Flaş gazetelerinde

30 Aralık tarihli nüshalarında· aynen yayınlanmıştır.

İstanbul'da yayınlanan Yeniden Milli Mücadele haftalık dergi, met­

ni yorumlayan uzun ve değerli bir yazısını

6 Ocak 1976 tarihli nüsha­

sında yayınlamıştır. Bu makal e şu paragrafıarı kapsamaktadır:

Kosigine Kırım Türklerini Hatırlatan Bir Devlet Yetkilisi Çıkmadı·. Rusya'nın Dostluk Anlayışı. Kırım Türklerinin İsteğİ. Yöneticilerimizden Beklediğimiz.

- 332 -


4 Şubat 1976 . tarihinde Cenevre'de toplanan İnsan Ilı ı k. l ıı ı· ı 1\oı ı ı l rıy ı ı ı ı ı ı Başkanlığına gönderilen muhtıranın metni : Bundan 32 yıl evvel Stalin'in özel bir emriyle Orta Asya'ya sürülmil� bulunan Kırım Türk - Tatarları, vatanıarına dönmek için birçolt kc� müracaat etmişlerse de izin alamamışlardır. Kırım Türk � Tatarlarının ll· deri Mustafa Cemiloğlu, Moskova'nın bu anlaşılmaz tutumunu protesto maksadiyle açlık grevi yapmış ise de başarı sağlayamamış ve sonundn Omsk hapishanesinde ölmüştür *. . .

Moskova'yı insan haklarını çiğneyen bu tutumundan ve Mwıtufn Cemiloğlu'nun ölümüne sebebiyet vermiş olmasından dolayı şiddetle pı·o· testo ederim. Kırım Türk - Tatarlarının İnsan Hakları Beyannamesine müstcn ldcıı ·yurtları Kırım'a dönmelerine izin verilmesi hususunda Moskova nezdindo delalette bulunmanızı en seçkin saygılarımla rica ederim. 4.2.1976 Kırım · Milli Merkezi Başkanı Avukat Müstecib Ülküsal · Emel Dergisinin 1976 Mart � Nisan tarihli ve 93 sayılı nüshasındn yayınlanmış olan bu muhtıranın metni ile çeşitli milli kuruluşlardan, kişilerden gelen taziye mektupları da çıkmıştır. Dergilerde ve gazeteler· de yazılar yayınlanmıştır. Dernekler bildiriler yayınlamışlardır. n.�1.ı milliyetçi dernek üyeleri, tanılmış kişiler oruç tutmuşlar; açlık grevi llL'ın etmişlerdir. 1976 Mayıs f).yının son günlerinde Moskova'dan memleketimize b l ı• Parlamento heyeti gelmiştir. Heyet başkanı Mr. Samoyloviç gazetelere bir demeç vererek : «Sovyetler Birliği'ndeki Türk halkına büyük suygı gösterilmekte>> olduğunu beyan etmiştir. Bu demeç üzerine kendisine aşağıdaki teluaf çekilmiştir : Sovyet Parlamento Heyeti Başkanı, Yüksek Şura Prezidiumu Başkan Yardımcısı . Sayın Samoyloviç, Ankara «Sovyetler Birliği'nde Türk halkına büyük saygı beslenmektcıo oldu· ğunu söylemişsiniz. Şu halde, suçsuz olduklarını 5.9.1967 tarihinde kabul * O sır ada Paris'te yayınlanan Rusça bir gazete Mustafa Cemilef' l ı1 33 kiloya düştüğünü ve ölüm halinde bulunduğunu ve belki de ölmüıı uldu,:tunıı yazmıştı. -- 333 -


ettiğiniz Kırım Türk - Tatarlarını lütfen yurtları Kırım'a bırakınız. Bu, hem saygınızın, hem de sözünüzün delili olacaktır. Kınm Milli Merkezi Başkanı Avukat Müstecib Ülküsal 16 Mayıs 1977 tarihinde Libya'nın başkenti Trablus şehrinde top­ lanmış olan 8. İslam Devletleri Dışişleri Bakanları Konferansına Arap­ ça; İngilizce ve Fransızça yazılıp aşağıdaki muhtıra gönderilmiştir :

5EKİZİNCİ YÜKSEK İSLAM KONFERANSI BAŞKANLIGI'NA Tripolis - Libya 1 3. yüzyılda Ural - Volga havzasında kurulmuş bulunan Altın Ordu Devletinin 15. yüzyılın başlarında yıkılıp parçalanması sonunda Kırım Yarımadası'nda ve etrafında müstakil bir Müslüman Türk Kırım Hanlı­ ğı'nın meydana geldiği bilinmektedir. 1783 yılının Nisan ayında Çarlık Rusya'sının işgal ve esir ettiği bu Müslüman Türk memleketinin beş milyon civarındaki Müslüman . halkı binbir zulüm ve işkence ile hapis ve hicrete mahkum edildi. Bu gayri in­ sani olaylar sonunda Yanınada'da kalan 300.000 civarındaki Müslüman Türk 1944 yılının Mayıs ayında, Stalin'in özel bir emri ve Almanlarla i şbirliği yaptıklan bahanesiyle, gayri insani çok ağır şartlar altında Orta Asya'nın muhtelif bölgelerine sürgün edildi. Bu esnada nüfusunun % 46 oranını kayıb etti. Hayatta kalanlan Sovyetler Birliği Prezidiumunun 5 Eylül 1967 tarihli bi_r kararnamesi ile aifedildikleri ve 33 yıldan beri istedikleri halde yur.tlan Kırım'a dönemiyorlar. Halbuki bunlarla beraber sürülmüş olan Kuzey Kafkasya halkları, Baltık halkları ve Volga Almanlan kendi yurtarına dönmüşlerdir. İkinci Dünya Savaşı'nda Kırım Müslümanlarından küçük bir kıs­ mının zorla veya aldanarak Alman işgal kuvvetleriyle çalışmış olması, suçsuz büyük bir kütlenin, hiç fark gözetilmeksizin, toptan sürgün edil­ mesi ve affedilişinden sonra yurduna gönderilmemesi Sovyetler Birliği' nin kendi kanunlanna, af kararnamesine, İnsan Hakları Beyannamesi­ ne tamamen aykırıdır. Sovyetler Birliği'ndeki ve dışındaki Kırım Müslüman Türklerinin, Jindaş ve milletdaşlarının milletlerarası kuruluşlara ve Moskova'daki yetkili makamlara defalarca bu hususta yaptıkları müracaatlarının ka­ bulü için Müslüman memleketlerin muhterem Dışişleri Bakanlarının "Jekizinci Yüksek İslam Kongresinin Sovyetler Birliği Prezidyumu ve - 334 -


Komünist Partisi Genel Sekreterliği katlarında e tkili tnv:ıs�nı t. vı.• �' ll l'• dımlarını lütfen esirgememelerini derin saygılarımla isti rhaın l'dc l'i m , 10 Mayıs 1 977 Kırım Milli Merkezi Başkanı Avukat Müstecib Ülküsal · .Sekizinci İslam Kongresine gönderilmiş olan bu muhtıradan birer suret bütün İslam memleketlerinde yayınlanan büyük gazetelere ve ku­ ruluşlardan en önemlisi olan Rabıtatül Alemi-l İslami kuruluşu Başkan· lığına da gönderilmiştir. Bu kuruluştan alınan Arapça cevabın Türkçeye çevirisini aynen ğıya alıyoruz.

n�ll·

İSLAM ALEMİ CEMİYETİ GENEL SEKRETERLİGİ Mekke-i Mükerreme No. 8 (1/15/45) Tarih : 18.6.1397 (5 Haziran 1977) Sayın Müstecib Ülküsal Kırım Milli Merkezi Başkanı !stanbul - Türkiye. Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullah-i ve Berekatuh Sadede gelince, yazınızı ve ilişiğinde , 33 yıldan beri yurtlarından uzaklarda sürgünde yaşayan Kırım Müslümanları hakkında bilgileri ih­ tiva eden, yardıma ve savunmaya muhtaç Kırımlılar hakkında Trablus' da toplanan İslam Devletleri J?ışişleri Bakanları Konferansı Yüksek Başkanlığı'na sunduğunuz muhtıranın bize gönderilen suretini aldık. Size önce, ulvi duygularınızdan dolayı teşekkürlerimizi sunar, bize yukarıda zikredilen muhtıranm bir suretini göndermek li'ıtfunda bulun­ duğunuzdan dolayı sizi ayrıca takdir ederiz. İçindeki bilgilere vakıf ol­ duk. İnşallah bu konu dikkatle etüd ve takib edilecektir. Herkese İsitım milletlerinin hayrma çalışmalarını tavsiye eder, bunu teınenni ederiı., Allah sizi korusun. Genel Sekreter Muhammed Ali Al-Harakan imza - 335 -


1 5 Haziran 1 977 tarihinde Belgrad'da toplanan İNSAN HAKLARI KONFERANSINA İngilizce ve Fransızca olarak gönderilen telgrafın bu dillerdeki metinleri aynen Emel Dergisi'nin Temmuz - Ağustos 1977 ta­ rihli ve 101 sayılı nüshasında yayınlanmıştır. Telgrafın Türkçe metni 1 7.6.1977 tarihiyle Anadolu Ajansı tarafın­ dan aynen bütün gazetelere ve ajansiara bildirilmiştir. Anadolu Ajansı'nın bildirisi aynen şöyledir : KIRIM TÜRKLERİ MİLLİ MERKEZi KIRIMLILARIN SÜRGÜNDEN KIRIM'A DÖNMELERİNİN SAGLANMASINI İSTEDi ANKARA - Kırım Türk - Tatarları Milli Merkezi Başkanı Müste­ cib Ülküsal, Belgrad'da çalışmalarını sürdüren Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Hazırlık Toplantısı Başkanlığına bir telgraf gönde­ rerek yurdundan uzak yaşamak zorunda bırakılan Kırım Türk - Tatarl�­ rının ülkelerine dönmelerinin sağlanmasını istemiştir. M. Ülküsal, Sovyetler Birliği'nin, bu tutumu ile, Helsinki Anbş­ masını ve İnsan Haklarını çiğnediğini kaydettiği telgrafında şunları zikretmiştir : «1944 Mayısında Stalin'in emriyle yurdundan Orta Asya'ya sürül­ müş bulunan 300.000 Kırım Türk - Tatar'ı 5 Eylül 1967 tarihli Sovyet Prezidiumu Kararnamesiyle affedilmiş olduğu halde Kırım'a dönmekten men edilmektedir. Dönenler yeniden zorla sürgüne gönderilmektedir. Moskova hükumeti bu tutumu ile İnsan Haklarını ve Helsinki · Anlaş-.-. · masını çiğnemektedir. Kendi yurdu Kırım'da yaşama mücadelesi yapan Kırım Türk - Tatarianna bu hakkın sağlanmasını Kongrenin Yüksek Baş­ kanlığından istirham ederim.» Anadolu Ajansının basma verdiği yukardaki Türkçe metni Bayrak gazetesi 18.6. 1977 tarihli sayısında, Millet gazetesi aynı tarihli sayısın­ da, Anadolu, Tasvir gazeteleri de aynı günkü sayılarinda çeşitli başlık­ lar altındaki yazıları ile yayınlamışlardır.

ULUSLARARASI TEŞKiLATLAR ve DEVLETLER BAŞKANLARINA GÖNDERiLEN MUHTIRA Kırım Milli Merkezi tarafından Türkçe, Arapça, ' İngilizce, Fransızca ve Almanca olarak hazırlanan ve Kırım Türk - Tatarlarının yurduna dön­ melerine teşkilatların ve devletlerin yardım etmelerini isteyen muhtıra­ nın aslı Ankara, İstanbul Üniversiteleri ile Eskişehir yüksek okulların­ daki bazı öğretim üyeleri ve bu şehirlerdeki doktor, avukat, mühendis, - 336 -


veteriner, öğretmen, tüccar, sanatkar 250 vııtu ndaıs tıırıı r ı ı ı ı l ı ı ı ı l ı ı ı t. ı ı l ıı ı ı . mıştır. Beş dilde hazırlanan b u muhtıra yüzlerce ni.iı;lıa o l ı ı ı·u lt ı ı ı u l l ın ıı ı h ı bastırılmıştır. Bunlar, imzaların fotokopileri eklenmck ı;ure tiyle, l O A ı·ıı· lık 1977 tarihlerinde, Birleşmiş Milletler Genel Se�reterlilti'nc, Cl eıwl Kurul Başkanlığı'na, bazı Devlet ve Hükumet Başkanlarına, İslam ül· keleri . Dışişleri Bakanlıklarına, Konferans Başkanlığı'na, Genel Sckrcter­ liği'ne, Helsinki Anlaşmasını imzalayan Devletlerin Dışişleri Bakunlık­ larna, İnsan Hakları Komisyonu . Başkanlığı'na Belgrad Konferansı Duş­ kanlığı'na, Soveytler Birliği Esiri Milletierin Kurtuluş Birliği (Pnı·ls Bloku) Başkanlığı'na, New York'taki Esir Milletleri Kurtarma Komi te­ sine, diğer uluslararası teşkilatlara, Arapça, İngilizce, Fransızca ve Al­ manc a yayınlanan büyük gazetelere gönderilmiştir. Muhtıranın Türkçesi Anadolu Ajansı tarafından Türkiye'deki yayın vasıtalarına teleks ile hemeri iletilmiştir. Muhtıranın tam metni veya özeti aşağıdaki gazeteler tarafından 14 Aralık 1977 tarihinde yaymlnn­ mıştır. Muhtırayı tam olarak yayıniayan gazeteler : BAYRAK, ORTA DOGU, ZAFER, HERGÜN, ADALET. Özet olarak yayınlayarı gazeteler: MİLLİYET, TASVİR, YENİ DEVİR, YENİ ASYA, YENİ TÜRKİYE, SABAH ve MİLLET, Yeniden Milli MÜCADELE haftalık dergi tam metni yayınlamıştır. Emel Dergisinin 1978 Ocak - Şubat tarihli ve 104. sayısında metnin Türkçesi aynen yayınlanmıştır. Kırım Türk - Tatarının eski tarihini, 1917 ihtilali sırasındaki istildnl hareketini ve 2. Dünya Savaşı esnasındaki sürgün olayını özetleyen muhtıra şu dileklerle bitirilmektedir : 1 Milletler tarihinde devletler kurmuş ve medeniyet eserleri b ı ­ rakmış olan Türk milletinin bir: boyu olan ve yüzyıllarca hür yaşamış bulunan Kırım Türk - Tatarlarına, Sovyet Yüksek Şurası Prezidyumun­ ca iade edilen itibar ve haklarının geçici bir sözden, palyatif bir tedbir­ den ibaret kalmaması; -

2 Yapılan haksızlık ve adaletsizliğin tamamen ortadan kaldırılıp insanlık tarihinde kara b1r leke şeklinde kalmasının önlenmesi; 3 İsnat edilen suçlarla hiç bir ilgisi bulunmayan, fakat ölmüş babalarının haksız mahkumiyetlerinin ıztıraplarım çekenlerin haklı di· teklerinin kabul edilip vatanları Kırım'a dönmelerinin sağlanması; Dönüşlerinin ve iskfmlarının gerektirdiği vasıtaların ve mas­ 4 rafların velhasıl bütün imkanların sağlanması; -

-

.-

5 Sürgünden evvelki statülerinin iade edilip uygulanması iç,in gerekli teşebbüs ve hareketleri yaparak kararlar alınanızı ve bunlnrın gerçekleşmesine kadar Kırım meselesinin gündemlerde tutulması h uswı-

- 337 -


larında yardım ve himmetlerinizi insanlık, hak ve adalet adına talep ve rica ederiz. 250 imzanın fotokopileri Bu muhtıra Kırım Milli Merkezi Başkanı M. Ülküsal'ın bir sunuş yazısı ile yukarıda . belirtilen bütün makamlara ve gazetelere gönderil­ miştir.

MUHTIRA HAKKINDA GÖNDh�İI.EN CEVAPLAR Sayı : 3/7246 Tarih : 3 Ocak 1978 Sayın Avukat Müstecib Ülküsal Kırım Türk - Tatarları Milli Merkezi Başkanı Dr. Şakir Paşa Sokağı No. 25/8 Kadıköy - İstanbul İlgi

:

5 Aralık 1977 tarihli muhtıranız.

İlgi'de kayıtlı müracaatımzdan bilgi edinilmiş, gereği takdir olun­ mak üzere, 3 Ocak 1978 gün ve 3/7246 sayı ile Dışişleri Bakanlığı'na ya� zılmıştır. Bilginizi rica ederim. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri)

ü Haluk Bayülken . .

Genel Sekreter Büyükelçi

İNGİLTERE DIŞİŞLERi BAKANLI'GI'NIN CEVABI (İngilizcesinin çevirisi) İNGİLTERE BÜYÜKELÇİLİGİ Ankara

10 Ocak 1978

Sayın Müstecib Ülküsal . . Kınm Türk - Tatarları Milli Merkezi Başkanı Dr. Şakir Paşa Sok. 25/8, Kadıköy - İstanbul. Sayın Bay, İngiltere Dışişleri ve Commonvealt Sekreteri (Dışişleri Bakanı) . Dr. David Owen tarafından, adına gönderdiğiniz Kırım Türk - Tatarları hak­ kındaki muhtıranız için size teşekkürünü bildirmekle görevlendirilmiş bulunuyorum. - 338 ___:


İngiliz Hükumeti, bütün insan hakları konuları ile yakından i l gilcn· mekte ve yetkili idarelerin bu meseleye eğilmelerini sağlamak için uygun her türlü fırsatı değerlendirmektedir. Bütün memleketlerde insan hnldn· rına ve temel özgürlüklerine tam saygı gösterilmek suretiyle mi!l ctlcı· arasındaki gerginliğin anakaynağı ortadan kaldırılacaktır. Bu sebeple D ı·. Owen her fırsatta insan haklarına atfettiği önem ve değeri açıkça bel irt· miştir. Geçen Eylül 29'da Chicago'da yapılan dış ilişkiler konulu toplan tı· daki konuşmasında : <<İnsan haklarına olan bağlılığımızın bir şaşırtma taktiği, bir provo· kasyon kampanyası ve detantı sabote etme teşebbüsü olmadığına Sovyet· ler Birliği'ni ve yandaşlarını ikna etmeye çalışmalıyız.

<<Bunun yanında, bu mesele, bizim bütün dış siyasetimiZin ana unsu· ru, Batı - Doğu ilişkilerinde detantı (yumuşamayı) yeni ve daha yüksel< seviyeye çıkarmayı düşündüğümüz ciddi bir teşebbüstür. İnsan hakların­ d a hiç bir zaman geri dönüş yoktur. Bunda ısrar edilecektir. Sovyet l l· derleri, insan haklarına duyulan genel ilginin Batı dış siyasetinin temel unsuru olduğunu gözönünde tutroadıkça detantın geleceği şüphelidir.» Avrupa İşbirliği . ve Güvenliği Konferansı'nın Nihai yesikası'na imın koyanlardan biri olarak Sovyetler Birliği, İnsan Hakları Genel Deklaras· yonu'nun her ülkenin sınırları içersindeki bütün halklanit yerleşme ve seyahat hak ve hürriyeti veren 13. maddesini uygulamayı taahhüd c t· miştir. Belgrad'ta yapılan Avrupa İşbirliği ve Güvenliği Konferansı n ın uygulamaları gözden geçirme toplantısında, İngiliz Hükumeti Nihai Ve· sika hükümlerinin, vesikaya imza koymuş olan ülkelerde tam an layı�ln uygulanması gerektiği hususunu açıklıkla belirtmiştir. Nihai vesikn ş:ı l't· !arına riayet edilmemesi halleri İngiliz Hükumeti ve halkı için bir nwıJ I'll ilgilenme konusu teşkil eder. Bu bakımdan İngiliz Hükumeti, muhtelif zamanda, özel veya gcm•l olarak, Sovyet otoritelerinin İngilizlerin insan hakları konusundaki d uy· gularından şüphe etmemeleri için yararlı açıklamalar yapmıştır . En yüksek saygılarıının kabulü için bu vesileyi bir fırsat sayıyorum. Derek DOKSON

İSVEÇ DIŞİŞLERi BAI<:ANLIGI'NIN CEVABI (İngilizcesinin çevirisi) Stockholm, Aralık 12, 1 077 . DIŞİŞLERi BAKANLIGI Mr. Müstecib Ülküsal Dr. Şakir Paşa Sok. 25/8 Kadıköy - İstanbul, Turkey -

3 39

-

·


Sayın Bay, Dışişleri Bakanı adına Kırım Türk - Tatarları ile ilgili mektubunuzu almaktan şeref duyduğumu ve münderecatını Dışişleri Bakanının bilgi� sine sunduğumu bildiririm. Saygılarımla Krister İsaksson Aralık 1977 tarihli 5 dil üzerine düzenlenen muhtıradan İngiliz, Fran­ sız ve Alman dillerinde bastırılmış olanlarından birer nüsha Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Cenevre Temsilciliği'ne de gönderilmiştir. Bu temsilcilikten alınan İngilizce cevabın Türkçeye çevirisi aşağıdadır : 10 Mayıs 1978

Birleşmiş Milletler Cenevre Temsilciliği REF, No . G/SO 215/1 «USSR» İlgi : 5 Aralık 1977 tarihli yazımza karşılıktır. Sayın Müstecib Ülküsal Kırım Türk - Tatarları Milli Merkezi Başkanı ·

Dr. Şakir Paşa Sok. 25/8, Kadıköy - İstanbul, Türkiye Sayın Ülküsal Bey,

Yukarıda anılan yazınız alınmıştır. Gönderdiğiniz şikayetin bir su­ reti, ilişikteki kararlar gereğine uyularak, şikayet edilen ilgili Devletin makam:larına, hulasası özel olarak İnsan Hakları Komisyonuna, ikinci bir hulasası da azınlıklan koruma ve ayrılık yapmayı önleme altko­ misyonuna gönderileceğini bilginize sunarım. Saygılarımla İnsan Hakları Şikayetler Ünitesi Bölümü Şefi Jacob Th . Möller

MiLLETLERARASI ÇALIŞMALAR PARiS BLOKU Bolşevik Rus esırı milletierin temsilcileri 1953 yılında Paris'te top­ .lanıp uzun konuşmalardan sonra «Bolşevik Rus Esiri Milletleri Kurtar­ ma Teşkilatı>>nı vücuda getirmişler ve buna kısaca <<PARİS BLOKU» adını vermişlerdir. Paris Bloku'nda Kırım Milli Merkezi'nin Avrupa temsilcisi olarak Dr. Edige Mustafa Kırımal tayin edilmiştir. E.M. Kırımal, aynı zaman- 340 -


da; Münih'te Amerika'daki özel kruuluşların maddi yardımı ile çalışan «Sovyetler Birliği'ni Öğrenme Teşkilatı»nda Kırımlılar adına uzun yıl· lar çalışmış ve Türkçe yayınlanmış olan «DERGİ»nin sorumlu miid i.lr­ lüğünü yapmış olan bir arkadaşımızdır. O'nun gerek bu «DERGİ»dc w gerek EMEL Dergisinde çok yazılan yayınlanmıştır. Paris Bloku'nun her yıl Münih'de yapılmış olan genel kongrel eri­ ne, Kırım Milli Merkezi adına, 1956'dari itibaren 1961 yılına kadar, K.M.M. Başkanı da katılmıştır. •

Paris Bloku'nun genel kongreleri; 1961'den sonra, Amerilı::a ve Sov­ yetler Birliği arasındaki yakınlaşma teşebbüsleri sebebiyle, yapılmamış ve Blok tarafından İngilizce olarak çıkarılan aylık dergi de yayınlanmamıştır.

LUZERN KONFERANSI 1978 senesinin 1 3 - 15 Ocak tarihi arasında İsviçre'nin Luzern şehrinde «İnsan Haklan ve Milletierin Kendi Kaderlerini Kendileri Tayin Etme Konferansı» toplanmıştır. Konferansta bilhassa Sovyetler esiri milletierin durumları ve kaderleri konuşulmuştur. Bu önemli toplantıda Kırım Milli Merkezi'ni temsil etmek ve Kırım Türk - Tatarları'nın tarihteki ve bu­ günkü durumlarını anlatmak ve kurtuluş davasınİ dile getirmek üıero, Ankara Dil - Tarih ve Coğrafya Fakültesinde Arap Dili ve Edebiyatı uı.­ manı olarak görev yapan Sayın Yusuf Uralgiray bulunmuştur. Ywıı ıl Uralgiray'ın uzun ve değerli konuşması Emel Dergisinin Mart - Nisan 10711 tarihli ve 105 sayılı nüshasında Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanmıştı r. ·

Konferansta Azerbaycan, İdil - Ural ve Kuzey Kafkasya haklarındııld konuşmalar da Emel Dergisinin 1978 Mayıs - Haziran tarihli ve 106 sayı h nüshasında çıkmıştır. Konferansta alınan kararlar, Düriya Umumi Efkı\· rına Çağrı başlığı altında yayınlanmıştır.

KARAŞİ KONFERANSI 1978 yılının 6, 7, 8 Temmuz günlerinde Pakistan'ın Karaşi' şehrinde <<Asya Müslümanlarının Birinci Konferansı» toplanmıştır. Bu KonferanHtn da Kırım Müslümanlannin geçmişteki ve şimdiki acıklı duruml arını anlatmak ve davasını dile getirmek üzere Kirım Milli Merkezi ndınn temsilci olarak Sayın Yusuf Uralgiray katılmıştır. Kongre iiyclcrlno Arapça olarak hitab etmiş olan Kırım temsilcisinin bu değerli komışnıaRt, Türkçeye çevrilip Emel Dergisinin 1 978 Temmuz - Ağustos tarihli vo 107 sayılı nüshasında özetlenmiştir. - 341 -


Kon feı·ıt ı ı H ln şu kural'lar alı n ınıştır :

1 - Kı rım Müslümanlarının Orta Asya'dan Kırım'a iade edilmeleri, millet olarak sürgüne gönderilmeden önceki statülerine kavuşturulmaları ve bu problem halledilinceye kadar konunun Konferans gündeminde kalması; 2 Tarih sahifelerinde ve insanlığın alnında kara bir leke olarak devamını önlemek üzere Kırım Müslümanlarının maruz bulundukları zu­ lümlerin ortadan kaldırılması; 3 Kırım Müslümanlarının dönebilmeleri ve Kırım'da ·ikamet ede­ -

-

bilmeleri için bütün imkan ve vasıtalann sağlanması;

4 Kırımlıların, Kafkasyalı ların, Azerbaycanlıların, İdil - Urallıl a­ rın ve Türkistanlıların Ruslaştırılmalarının durdurulması; - -

5 İslam · imanlı bir gençliğin yetiştirilmesi için bu memleketler­ de Müslüman okulların açılması; -

6

-

Milli okulların açılarak tedrisatın Türkçe yapılması;

7 Kıbrıs davası dahil bli.tün İslam davalarının kayıtsız ve şartsız desteklenmesi. -

Kırım Türk - Tatarının milli davası, milletlerarası kongrelerde, kon­ feranslarda, toplantılarda temsilci bulundurmak suretiyle daima anlatıl­ maya, kabul ettirilmeye ve lehte karar aldırtılmaya çalışılmalıdır. Bun. larda temsilci bulundurmak imkanı olmadığı takdirde bunlara muhtıralar gönderilmek suretiyle müracaat edilmelidir. Konuşmalar ve muhtıralar milli gazete ve dergilerde yayınlandıktan başka, imkan nisbetinde, ya­ bancı basında da yazdırılınaya gayret edilmelidir. Davaların tanıtilması ve kabul ettirilmesi için bu şekilde çalışmanın büyük önemi ve değeri vardır. Bu işin iyi yapılabilmesi için mutlaka İngilizce, Fransızca , Almanca-. dan birisini iyi bilmek lazımdır. Batı dünyasında bu diller geçerlidir. Bunlardan İngiliz dili bugün dünyada milletlerarası toplantılarda konu­ şulan ve geçerli olan bir resmi lisan haline gelmiş bulunmaktadır. Bu dili öğrenmek ve bilmek gerektir. İslam ülkeleri ve hele Arap memleketleri arasında yapılan toplantı­ larda, kongre ve konferanslarda Arapça bilmenin ve konuşmanın büyük faydası olacağı muhakkaktır. Batı memleketlerine ve basınına gönderilecek muhtıraların mutlaka İngilizce veya Fransızca olması, İslam ülkelerine ve konferans ve kong­ relerine gönderileceklerin Arapça veya İngilizce olması gerektir. Milletlerarası kongre, konferans ve toplantılarda milli davayı an­ latacak veya savunacak, bunlara katılan· yabancı · temsilcilerle konuşa� 342 -


cak, gazetecilerin sorularına cevap vermek ınecb u l'iyc ll ı ıdu n l ı ı ı·ıı l\ t ı • ı ı ı ·

silcHerimi zin Kırım tarihini, Türkleri n gene l tarihini çok iy i ! ı l l ı ı ı u l o l'l

gerektir. Bunun yanında Kırım'ın ve Kırımlıların, Türk dii nyas ı ı ı ı ıı btt·

günkü siyasi, ictimai ve iktisadi durumlarını iyi bilmeleri

gerekti ı·. 'J'li l'it

kabilelerinin ayrı milletler olduğunu değil, bir tek millete mensu p top·

lurnlar olduğunu; bir tek Türk dili olup bunun lehceleri bulu n d u tt u n u

v e bu lehcelerin Türk kabHelerin birbirlerini anlamalarma engel olma­

dığını, biraz dikkat ve gayretle birbirlerini anladıklarını ve terc i.i m a n n

gerek kalmadığını söylemeleri gerektir. B u husus b i r gerçek olduğu g i b i bütün Türklere v e bilhassa b i z Kırımlllara büyük bir kuvvet sağlam u ldu

ve manevi kaynak olmaktadır. Bunun örneklerini çok gördük ve yaşa d ı k . Türk Milleti,

125 - 130 milyon nüfusu ve dünyada işgal ettiği sah a l a r

itibariyle v e bunlar gerek yerüstü v e yeraltı zenginlikleri ve gerek stratc·

jik önemleri bakımından ciddi ve gerçek büyük potansiyeller oluşturmak·

tadır. Bunların ileride alq.bilecekleri önem ve oynayacakları roller bii·

yük değerler taşımaktadır. Kırım

Türk - Tatarının

milli davasını yürütenierin ve

ileride

yü­

rütecek olanların faydalı ve başarılı olabilmeleri için bütün bunları bil­ meleri, benimserneleri ve hesaba koymaları gerektir. Bunda büyük fay­

dalar vardır.

Kırım Türk · Tatarlarının öz yurtlarından uzaklaştırılmış, dünya n ı n

birçok ülkesine küçük gruplar halinde

dağılmış

olması acıdır v e n,:tır

bir durum yaratmıştır. Fakat, kuvvetli milli kültürüne, yürekten inandıltı islam dinine b ağlı ve sadık kaldığı müddetçe bu ağır durumun yaratt.ıP.ı

şartlara Kırım Türk - Tatar ruhtındaki sağlamlığı, şuuru ile dayanıp d i · renebilecek ve varlığını koruyacaktır. Bunun için ilimde, iktisatta kuv­

vetli olması şarttır. Yani okumuş aydın insanlara, zengin insanlara sah i p

olmaları ve b u i nsanların kendi milli davasına inanmaları, bağlı olma·

ları

ve yardım etmeleri

şqrttır.

Böyle

insanlardan meydana

gelecelt

teşkilatlı bir kadro ile milli da'.(anın başanya ulaşması mümkündür, kar· şılaşacağı engelleri yıkabilecektir.

KlRlM DERGİSİ 1957 yılının Ocak ayında Ankara'da Cafer ORTALAN tarn fın d n n

<<Dilde, fikirde, işde birlik» şiarı v e

lizere

<<KIRIM>> adı ile

ayda bir cıl n ı n lc

32 sahifelik bir dergi çıkarılmaya b aşlanmıştır. Dergini n y n :f. J

işleri müdürü Serınet ARISOY'dur. Derginin

8 sayısı her ay çıkmış, 9, 10, l l ve 12 (Eylül1 Ekim, KnH"ı ın

ve Aralık) sayıları bir arada yayınlanmıştır. Bir yıllık koleksiyon u :ı:ıo

sahifedir. Dergi yayınma iki yıl ara verdikten sonra

- 343 -

1960 yılının Tcmm ııı


ayında

13. sayısını 24 sahife oluralt çıkarıp 1961 yılının Temmuz ayına kadar devam etmiş ve toplam 172 sahifelilt ikinci koleksiyonunu tamam­ lamıştır. Ne yazık ki yayınını sürdüreıneıniştir.

KlRlM Dergisinde Kırım Türk - Tatar edebiyatına, sanatına, zengin­

liğine ve tarihine dair birçok makale, hatıra ile vatani ınanzume ve şiir­

ler vardır. Kırım'ın tarihi binalarını, tabii güzellikllerini gösteren resiın­

ler ve folklor toplantılarını yansıtan fotoğraflar çıkmıştır. Faydalı bir dergi olmuştur.

<<Dilde, fikirde, 'işde . . . »

BİRLİK Adındaki aylık, 80 sahifelik bu «Dış Politika Dergisi»ni istidatlı genç

yazarlarıınızdan Necib ABDÜLHAMİTOGLU, Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin

Gazetecilik

Bölümünde

henüz öğrenci iken

1977 yılının

Şubat ayında yayınlamaya başlaınıştır. Derginin sahibi ve yazı işleri mü­

dürü kendisidir.

Sekiz sayısını her ay düzenli olarak yayınlamış iken, ne yazık ki,

maddi sıkıntı sebebiyle,

9 ve 10, l l ve 12 sayılarını iki kerede çıkarmak

zoruuluğunu duymuştur. Bundan sonra devam ettirememiştir.

· BİRLİK dergisi çok ilginç, faydalı · ve tarihi yazılar, resimler ve ·

fotoğraflar ihtiva etmektedir.

İstidatlı, çalışkan ve aziınkar bir genç olan Necib ABDÜLHAMİT­

OGLU'n un bu sahada gayret ve başarı göstererek Türklüğe hizmetleri

olacağını umuyor ve teınenni ediyoruz.

KffiiM HANLIGI'NIN YlKILIŞ . SEBEPLERİ Kırım Hanlığı · kuruluşunun başlangıcında

sağlam merkezi bir oto­

riteye dayandırılınamıştır. İlk anında rekabet ve kavga ile başlamıştır.

Altın Ordu Devletinin dağılması ile ortaya çıkan hanlar birbirlerini ta­

nımamışlar, aralarında savaşa tutuşmuşlardır.

Kırım hanlannın tahta geçmelerinde kabile beylerinin oy ve karar­

lan önemli rol oynamış, hanların tam serbest hareket etmelerini olum•

suz şekilde etkilemiştir. Şırın, Argın, Barın ve Mansur adlarını taşıyan ve

bir' arada <<Dört Karaçi Beyi» olarak tanımlanan bu feodal usul ve yön­

temin bu işde rol oyuarnası Hanlığın zaaflanndan birini teşkil etmiştir.

Bir süre sonra bu dört kabile beyine Sicuut kabile beyinin katılması ile feodallerin Han üzerindeki . etkisi .. biraz daha yoğunlaşmıştır. .

Bu karışık ve zayıf durum karşısında İkinci Han Menğli Giray, Os-

344

-


mnnlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet ile bir anlaşma ynpnrn l� O:ı ınıı ı ı l ı Devleti'nin himayesini kabul etmek zorı.mluğunu duymuştur. Du h i nınyo, Kırım Hanlığı'nın müstakil hareketini kısıtlayan başka bir amil olmuş­ tur. Bu himaye, yıllar geçtikçe ve Kırım'da · anlaşmazlık ve rekabet dc­ rinleştiği zamanlarda, baskısını arttırarak . bir tahakküm şeklini almıştır. Hanların aziinde ve · nasbında Padişahların . kararları temyizi mümkün olmayan bir hüküm mahiyetini kazanmıştır. Padişah.ın hanları idama hıılt ve yetkisi olmadığı öngörülmüşken buna bile hüküm verip bu hükmün U infaz ettiren padişah olmuştur. Herhangi bir sebepten veya hiç bir mf1kul sebepsiz tahttan indirilip İstanbul'a çağrılan ve Rodos adası gibi nclnl nl'n sürgün cezasına mahkum edilen hanların sayısı epeyce kabarıktır. Karaçi Beylerinin en etkilisi olan Şırın beyinin Osmanlı Başvczl r·l ile anlaşıp veya Başvezirin bu bey ile mutabık kalıp ve Padişaha tes i r ederek tahttan indirdikleri ve yerine diledikleri Girayı tahta oturttuk­ ları hanlar da az değildir. Bazı hanlar asılsız sebep ve bahanelerle aziedildikten sonra birkaç yıl geçince yeniden tahta geçirilmişlerdir. Bu indir - bindir olayının ü ç dört kez tekrarlandığı görülmüştür. Kırım Hanları böylece padişahların ve başvezirlerinin adeta dama taşları gibi değiştirilen ve oynatılan oyun­ cakları yapılnııştır. Kırım Ranları, Osmanlı padişahlarının İran, Macaristan, Avusturya, Lehistan: gibi Kırım'adn uzak memleketlerde sık sık açtıkları savaşlarda yardıma çağrılmışlar ve bunlara katılmak zorunda tutulmuşlardır. Ken· dilerinin şahsen katılamadıklarına süvarileriyle kalgaylarını (veliahtla­ rını) yollamışlardır. Hanlar, gerek Hilafete pek bağlı olduklarından ve gerek padişahın hışmından çekindiklerinden bu çağnlara gitmemezl ik yapamamışlar ve hatta bazen ke.ndi yurtlarını düşman tehlikesi karşısı n­ da bile ihmal edip ve bırakıp gitme}{ durumunda kalmışlardır. Kırım Hanlarının başlıca görev ve gayesi, tehlikeli düşman Rusya' ya karşı her an hazır durmak, 0'nun kuvvetlenınesini önlemek için ara vermeden üze:dne saldırıp ülkesini talan ve halkını perişan etmek ve zayıflatmaktı . Bu hazırlık ve saldırıların Kırım Hanlığı'na olduğu kadar Osmanlı İmparatorluğu'na da büyük yararları vardı ve oluyordu. Dolt· makta olan büyük bir düşman kuvvetin oluşmasını ve gelişen imparator­ luğunun hızını yavaşlatıyor, önlüyordu. Bu siyasete önemle riayet ed i l i p devam edilse idi · ve Kırım süvarileri ve halkı boş yere yıpratılmasa ve zayıf düşürülmese idi tarih ve coğrafya bugün başka türlü yazılabillrd l . Hal ve gayenin böyle olması icab ederken, Kırım Süvarilerinin her savıı­ şa çağrılmaları, yıpratılıp zayıf_ ve kuvvetsiz düşüriilmeleri uzak görüş.li.i siyaset esaslarına aykırı, ileriki meıifaat ve selamet kurallarına ters id i. Bunu gören ve bileri Osmanlı padişahları ve devlet adamları olduğu gibi - 345 -


IJl q;uk Vı!

K ı l' l l ı ı 1 J ı ı ı ı ı vu de vl e t

adamı da yok değildi. Bazı Osmanlı başvezir hanlarının bu yöndeki düşünce ve tavsiyelerini yt •d l ruı nuyerek reddetmişlerdir.

lwı ı ı ı ı t.ı ı ı ı l ı ı rı I< 1 1' 1 ın

gıını rlııı·ıı ı u

Mesela : 1 7:3:> y ı lında Ruslar yüzbin kişilik bir ordu ile Kırım'a lılicum hnzırlıj:tına haşlamışlardı. Bu sırada Kırım Ham Kaplan Giray, Osmanlının İran'a açtığı sefere çağrıldı; süvarİlerini alıp oraya gitmek ıorunda kaldı. Kırım, Rusların bu saldırısından hava şartlarının ters ve muhalif çıkması yüzünden kurtulabildi ise de bunu takib eden yıl­ larda Ruslar, Hanın kuvvetleriyle uzaklarda bulunmasını fırsat sayarak Kırım'a saldırmış ve içerilerine girerek şehir, kasaba ve köyleri yakıp yıkmış ve halkı talan ve katliam etmiştir.

Osmanlılar ve Kırımlılar eski kuvvet ve durumlarını zayıflattıkça \ düşman Rusya sık sık saldırıya geçiyor, Hanlığın kuvvetini çökertıneye çalışıyordu. Düşmanın bu stratejisi karşısında Hanlığın yalnız süvari kuvvetleriyle yetinmeyip yaya ve topçu birlikleri teşkil etmesi, Osmanlı Devletinin bunu desteklemesi; hatta Azak ve Karadeniz'de bir filo mey­ dana getirmesi ve gelecekte düşmanla zuhur edecek daha kanlı ve kesin neticeli s avaşlara hazırlanması gerekirdi. Bu bir lüzumdan zi­ yade bir zaruret idi. Fakat, maalesef, bu hususlar tamamiyle ihmal edilmiştir. Padişahlarla Hanlar arasında, Kırım'da halk arasında düşman casus­ larının paralarına, hilelerine, yalan ve entrikalarına inanarak fitne ve fesat tohumları saçan, şüphe, kuşku, vesvese yaratan hfdn kişiler mey­ dan bulup uğursuz roller oynamağa başladılar. Bazı padişahlar ve ve­ zirleri Kırım hanlarının çok kuvvetlendikleri takdirde başlarına dert açacaklarına· inandırıldılar. Bunu önlemek maksadiyle bazı Nogay ve Çerkes kabilelerini kışkırtıp Hanlığın başına dert açma taktiğine itildiler. Buna karşı bazı sultan Giraylar Osmanlı' Devletinden ayrılıp müstakil bir Hanlık olma teşebbüs ve hareketini tasarladılar ve halk arasında · propagandaya geçip ikilik ve ayrılık yarattılar. Bu durumdan yararlanan düşman casusları uğursuz ve yıkıcı rollerini daha da arttırıp Hanlığın temellerini sarsına ve kazma imkanı buldular. Nihayet 1774 Küçük Kay­ narca Anlaşması'nın Osmanlı Devleti ile Rusya Çarlığı arasında, dış ba­ kıştan Kmm'ın lehinde, ama gerçek yüzü i le . tam aleyhinde olan bu an­ laşmanın, imzalanmasını sağladılar. Yüksek ve temiz islami kurlların zamanla birtakım akıl ve mantık dışı hurafelerl'e yozlaştırıtmasının ve 'bunların adına devlet işlerine müdahale edilmesinin ve aşırı taassubun da Osmanlı ve Hanlık idaresin­ de olumsuz etkiler yaptığı bir gerçektir. Şahin Giray Han'ın milletinin kültür ve medeni seviyesini, taassu­ bunu gözönünde tutmayarak taşkın ve hesa:ı;>sız reform hareketine gi-

346

-

·


rişmesi fanatiklerin aşırı muhalefctine, kendisini guvurlukla suçlummııııu ve halkı isyana çağırmasına sebebiyet vermiştir. Her iki tarafın bu hatalı hareketlerini uzun zamandan beri ti ti?.liklo hazırlamış olan Rusya, casusları vasıtasiyle halk isyanlarını körüklerkcn, Hanı da destekleyip cesaretlendirmekten geri kalmamış, Halk ile Han arasındaki uçurumun kapatılmayacak derecede derinleştirilmesini başar­ mıştır. isyanları yatıştıramayan Şahingiray Ruslara kaçıp sığınırken Rus or­ duları Kırım'ı baştan başa işgal ve istila ederek Kırım Türk - Tatarının hürriyet ve İstikialine son vermiş ve boynuna esirlik zincirini geçirmiş­ tir. Osmanlı Devleti de bu işe aciz içnde bakakalmıştır. Sonradan yaptıltı birkaç zayıf teşebbüs sonuç vermemiştir. Bazı tarihçilerin Şu görüşünü burada hatıriatmakta yarar olduğu kanaatindeyiz : Fatih Sultan Mehmet'd�n itibaren Avrupa'nın ve dünyanın en kuv­ vetli devletini kurmuş bulunan Osmanlılar Kırım Hanlığı'nı himaye et­ memiş olsa idi, bu Hanlık da, Kazan ve Ejderhan Hanlıklan gibi, 16. belki 17. yüzyıllar içinde, Rusya tarafından istila ve ilhak edilirdi. Çünkü Kırım Hanlığı da ötekiler gibi Altın Ordu Devletinin dağılıp parçalanmasından meydana gelmiş ve O'nun devlet gelenek ve usulleri üzerine kurulmuş idi. Kuvvetli Osmanlı Devleti'nin himayesi Kırım Hanlığı'nın ömrünü ötekilere göre 230 yıl uzatmıştır; Yukarıda gösterilen bütün sebep ve arniller yanında bilhassa, Osman­ lıların ve Kırımlıların sürüp giden yıpratıcı ve zayıflatıcı savaşlarının, skolastik kuralların ve koyu taassubun etkilerinden kurtulamamış olma­ larının, batılılaşıp modernleşen ve kuvvetlenen Rusya'nın ve diğer Hıris­ tiyan devletlerin kuvvetleri karşısında yeni şartlara uyup modernleşme­ menin gerilemelerine ve yenilmelerine yol açtığını düşünmek doğru olur sanırım. Bu yenilgiler s�nunda yalnız Kırım'ın elden gitmesiyle kalınmamış, Erdil, Eflak, Bağdan, bütün Balkan ve Yunanistan Osmanlıların elinden çıkıp hepsi birer müstakil devlet olmuştur. Tarih milletierin gafletlerini, hatalarını, hiyanet ve ihanetlerini hiç bir zaman affetmemiştir.

KIRIM TÜRK - TATARI'NIN KURTULUŞ

ve

YURDA DÖNÜŞ

SiYASETi Kırım Türk - Tatar'ı, 1 783'de Rusya'nın esirliğine düştükten sonra geçen yüzyıl içinde gördüğü soygun, zulüm ve haksızlıklar sebebiyle, - 347 -


durmaksızın, küçük ve bUyük kütleler halinde Kırım'ı bırakıp gitmeye başlamıştır. Bunun adı <<Hicret»tir. O tarihlerde Osmanlı Devleti'nin birer eyaleti olan Dobruca ve Bul­ garistan'a küçük, Anadolu'ya büyük kütleler halinde hicret etmiştir. Bu acı lıkretleri anlatan pekçok · « d e s t a n » vardır.

1878 Berlin Antiaşması ile Dobruca Romanya'ya bırakıldıktan, Bul­ garistan Prenslik şekline sokulduktan sonra bu diyarlardan Anadolu'ya yeni göçler başlamıştır. Bu göçler durmaksızın, bazı yıllarda hızlanarak, son yıllara kadar sürüp gelmiş ve sürmektedir. Bugün Romanya Dobruca'sında 45 bin, Tuna ötesi şehirlerde 5 bin kadar Kırım asıllı Türk - Tatar yaşamaktadır. Bulgaristan'ın kuzey kısmındaki köylerde, kasaba ve şehirler:._de ve birkaç Karadeniz salıili şehirde 60 bin kadar Kırım Türk - Tatarı bulun­ maktadır. Türkiye'nin İstanbul, Eskişehir, Ankara, Bursa, Merzifon, Kastamo­ nu şehirleriyle diğer birçok kasabasında ve civar köylerinde beşbuçuk milyon kadar . Kırım asıllı Türk yaşamaktadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Kırım Yarımadası'nı Alınari askerleri . ile birlikte terkedip Batı Avrupa'ya giden ve oralardan Türkiye ve Ame­ rika Birleşik Devletleri'ne göçen Kırımimm sayısı 10 bin civarındadır. Almanların çekilmesinden sonra Kırım Yarımadası'ndan kalan ve Mayıs 1944 tarihinde despot Stalin'in özel emri ile Kırım'dan Orta As­ ya'ya sürülen 300 bin Kırım Türk - Tatarı nüfusunun yarıya yakın %46 · oranını hastalık, açlık ve iklim şartları sebebiyle kaybetmiştir. Özbekistan Cumhuriyetine yerleşmiş olan ve müsait şartlar bulan Kırımlılar son otuz yıl içinde tekrar çoğalıp kayıplarını kapatmışlardır. 18

Bugün toplam nüfusu yedi milyona yakın olan ve dünyanın çeşitli memleket ve bölgelerine dağılmış bulunan Kırım Türk - Tatarının yarını ve kaderi ne olacaktır? Bu soruya bugün kesin bir cevap vermek zordur. Bunun cevabı, daha ziyade, Kırım Türk - Tatarının davranış ve tutumlarına bağlıdır. Tarihin iyi ve kötü olaylarından, geçmişinin aydınlık ve karanlık safhalarından ve başlarına gelen son facialardan ders almasını bilirse, bir millet vasıf ve hakkını haiz olarak yaşamak isterse ve buna azirole karar verirse bunun gereklerini ve şartlarını yerine getirmek mecburiyetindedir. Aksi halde aralannda yaşadığı milletler içinde kültür ve karakter özelliklerini yitirip onlara karışıp gidecek ve tarihin malı olacaktır. Böyle bir sonuç elbette hiç bir Kırım Türk - Tatarının ve hatta hiç bir Türk asıllı �işinin arzu ettiği birşey değildir.

Romanya

ve

Bulgaristan'daki Kırım Türk - Tatarlarına, Krallık dev- 348 -


rinde oldu�u sibi, bugünkü hükumetlcri, kendi o k u l l u r ı n ı rH;ınnl<, t l l l vtı dinlerini okuyup ö�renmek izin ve müsaadesi vermemcktcdi rlcr. B ı ı y (\ 1', • den bugünkü çocuklar ve gençler bile öz anadillerini unutınaya ve ko n u­ şamamaya başlamışlardır. Bundan sonraki nesil ise hiç bilmeyecek, Ro­ manya'dakiler Rumenleşecek ve Bulgaristan'dakiler Bulgarlaşacaktır. Bu iki komünist memleketteki bütün Ti.irkler 20 yıldan beri Türkçe okuldan, kitaptan, gazeteden, - dergiden yoksundurlar. İki ülke de öğretmen, din adamı yetiştiren okullan kapatmışlardır. Türkler umumiyetle bu memleketlerin anayasalarının ve kanunları­ nın kendilerine bahşettikleri haklardan, baskı ve korku sebebiyle, yarar­ lanamamaktadırlar. Bir araya gelip toplantı yapamamakta, dilek ve şl­ kayetlerini hükumetlerine söyleyemernekte ve haklarını arayamamakta­ dırlar. Aralarından birisi önlerine düşüp haklarını aramaya ve istemeye kalksa milliyetçilik yapmakla suçlanıp korkutulmakta ve susturulmakta­ dır. Bu şartlar altında bu iki memlekette Türklerin milli ve dini var­ lıklarını korumalarına imkan yoktur. ·

Romanya ve Bulgaristan'daki Türklerin içinde bulundukları ağır du­ rum ve kayıpolma tehlikesi ancak ya Türkiye CumhuriyQti hükumetle­ rinin veya herhangi bir İslam hükumetinin, yahut insan haklarını koru­ mayı ve savunmayı kendisine insanlık borcu sayan bir demokrat ve me­ deni bükılınetin Birleşmiş Milletler katında veya doğrudan bu devletler katında müdahalesi ile hafifletilebilir veya düzeltilebilir. Biz, bu hususta bu hükumetlerden hangisine başvurduksa olumlu bir sonuç alamadık. İslam ülkeleri dışişleri bakanları konferansıanna yaptığımız müracaatlar da neticesiz kaldı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri'ne gidip yerleşen Kırım Türk · Tatırının sayısı 6 bin kadardır. Bunların 5500 kadarı New York'ta, kalanı Detroit . ve Şikago şehirlerinde bulunmaktadır. Hep. si, kadın, erkek ve gençler çalışıp durumlarını düzeltmişlerdir; otomobil ve bir kısmı ev sahibidir. <<Kırım Türkleri Amerikan Birliği» adında bir dernekleri ve «İsmail Gaspıralı» adında bir ilk okulları vardır. Burada· 100 kadar çocuk okumaktadır. Beş öğretmen ücretsiz olarak çalışmakta­ dır. Haftada birkaç saat dil ve din dersleri vererek küçüklerin milli ve dini duygulada yetişmeleri için gayret sarfetmel(tedirler. Birliğin üç katlı bir binası vardır ve bundan yılda 10 bin dolar kira sağlamakta vu bu parayı üyelerinin kültür ihtiyaçları için harcamaktadır. Aylık bir bülten yayınlamaktadır. Birliğin bu çalışmaları takdire seza ve tebrike şayandır. ·

Amerika Birleşik· Devletleri demokrat, zengin, toplumların varlıklıı.rı­ nı sürdürmelerini engellemeyen hür bir ınemlekettir. Bu memlekette - 349 -


herkes, ha n g i mi llete ve d i nc mensu p ol ursa olsun, isted iği kadar okuyup yükselmek, çalışıp zenginleşmek hürriyet ve imkanına sahiptir. Burada­ ki Kırımlılar bu bakımdan şanslıdırlar. Bu avantajlardan gereği gibi yararlanmasını bilmelidirler. Çocuklarını ve gençlerini öğrenimierin en yükseğini bitirinceye kadar okutup yetiştirmelidirler. ilmin, ticaretin, fen­ nin, sanatın her kolunda ve şubesinde önemli rol ve mevki sahibi olacak · değerli kişilere malik olmanın yolunu aramalıdırlar. Bir milletin böyle kişileri olmadan yükselemeyeceğini, kuvvetlenip milli gayelerini gerçek­ leştiremeyeceğini, milletler arasında saygı ve mevki kazanamayacağını, sözünü dinletemeyeceğini hatırıarından çıkarmamalıdırlar. Bugünün ihtiyarları, yaşlıları ve orta yaşlılan aralarındaki anlaşmaz­ lığı, ikiliği ve çekişmeleri l:aldırınalı, kardeşçe anlaşıp çalışmalıdırlar. Birpirlerine da:Yanarak ve güvenerek yaşamalıdırlar. Çocuklarına ve to­ runlarına anlaşmazlık, çekişmelik, dargınlık ve ayrılık örnekleri değil; birlik, beraberlik ve kardeşlik örnekleri ve öğütleri vermelidirler. Az ' olan sayılarını bölerek daha az yapmamalı, kuvvetlerini parçalayıp daha zayıf ve takatsız hale gelmemelidirler. Bencil duygulardan, kıskançlıktan, çekememezl'ikten, birbirini kötülemekten, iftiralamaktan, çekiştirmekten vazgeçmelidirler. Kınrolılan doğup büyüdükleri memleketler bakımından ayrı görmemelidirler; hepsi birdir. Amerikan okullannda, üniversitelerinde okuyan ve okumakta olan gençleri mutlaka toplayıp onlara milli tarihleri, edebiyatları, büyükleri, şehitleri konularında konuşmalar yapmalı , günler tertiplemeli, konferans­ Lar verdirmeli, seminerler düzenlemelidirler. Türk ve İslam illerinde se­ yahatler yaptırmalıdırlar. Gençleri onların büyükleri ile tanışmaya, mek­ tuplaşmaya teşvik etmelidirler. Bu memleketlerde yayınlanan kitapları, dergileri, gazeteleri okumaya ve almaya ve bunları kitaplıklarırıda top­ lamaya sevk etmelidirler. Yaşadıkları memleketlerin kanunlanna, gele­ neklerine ve kurallarına saygı ve sadakat göstermelerini öğütlemelidirler. Kırım Türk - Tatarlarının terbiyeli, saygılı, dürüst ve çalışkan insanlar olduklannı isbat etmelidirler. Büyük önder ve düşünür İsmai l Gaspıralı' nın :

«Dilde, Fikirde, İşte Bidik

. . .

»

öğütüne sımsıkı sarılıp Kırım Türk - Tatarının milli kurtuluş ve yurda dönüş davası yolunda dil birliği, fikir birliği ve iş birliği yapıp bu mu­ kaddes davanın bir gün gerçekleşeceğine inanıp imanla, azirole ve se­ ' batla bütün Kırım Türk - Tatarı çalışmalıdır.

Türkiye'deiii Kınroblar : Kırım'ın Rus hakimiyetine geçmesinden sonra Kırımlıların çok sa- · yıda yaşadıkları ülke Türkiye'dir. -., 350 -


Kırım Türk - Tatarı Türkiye'yi öı va t a n ı ol ı ı rı ı k lıı• ı ı l ı ı ırıt ı ı ı ı l rJ \'1-' ıu, ı y miştir. Kaderini bunun kaderi ile birleştinniştir. Ç i.i ı ı l< li lt: ı rd l!� l ı ı l ı ı vıı l ı ı ı ı ı kendisinin d e vatanıdır. Bunun hürriyeti ve istiklali için h e r şey i ı ı i , t"ıı ı ı ı ı ı ı seve seve verecektir. Bundan asla ve hiç bir vakit çekinmemiş ve çt• k l n· meyecektir. .•

İkiyüz yıla yakın bir zamandan beri Türkiye'de yaşayan Kırım Türk · Tatarı'ndan sivil ve askeri mekteplerde okuyarak ilmin, fennin, sa nntın, hukukun her sahasında çok insan yetişmiştir. Devletin yüksek mcmul'i· yederinde bulunanlar, başbakanlık, bakanlık, senatörlük, milletvekill i/tl yapanlar vardır. Orduda subay ve general olanı çoktur. Üniversitelerde vo yüksek öğrenim müesseselerinde binlerce talebe yetiştiren hocalar vardı ı·. Türkiye'nin kırsal bölgelerine iskan edilenler çalışkan ve tecrlilwl l çiftçiler olduklarmdan toprağı iyi işlemişler, bol ürün alarak zenginlc�­ mişler, büyük ve abadan köyler kurmuşlardır. Şehir ve kasabalarda yet·· leşenler ticaret ve sanatla iştiğal ederek orta halli insanlar haline gel i p durumlarını düzeltmişlerdir. Kırım Türk - Tatırmın pek çoğu, ninelerinden, dedelerinden, baba ve analarmdan esirliğin acı hikayelerini, göç destanlarmı, . yurt özlemini dinleyerek büyüdükleri için atalarının öz ve tarihi yurdu olan ve yüzbin­ lerce şehidinin' mübarek kaniyle yağurulan Kırım'ı da . unutmamış ve unutmayacaktır. Çünkü, her Türk toprağı aynı zamanda bütün Türklerin de toprağı ve yurdudur. Bu, her aydın ve şuurlu Türkün değişmeyen inancı ve emelidir. Bu sebeple bütün Türkler birbirine destekçi ve yıı ı·· dımcıdırlar. Müstakil Türk yurdu böyle korunur, savunulur; esir Til l'l( yurtlan kurtuluşa, hürriyete ve istiklale böyle ulaşır. Türk milliyetçl l i,:t l böyle kuvvetlenir, Türklük 'geleceğini böyle güven altına alır. Yer yliıiin­ deki 130 milyon Türk egemeniyle, esiriyle, fakiriyle, zenginiyle, kacl ı ı ı ı v o erkeğiyle böyle düşünerek, iman ederek emeline ve hedefine ulaşacaktır.

Türk'ün en büyük düşmanı Rus siyaseti ve komünist doktrindir. İ ki­ sini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Rus · siyaseti, asırlık gayesine erişmek için komünist doktrini araÇ olarak kullanmaktadır. Uzak ve yu­ kın tarihlerde geçen olayları hatırlamak bu gerçeği anlatmaya kfıfid i t•, Bu düşman esareti altındaki 50 milyon Türk'ü dili, yazısı, tarihi ile pur· çalaması; aydınlarmı, milletseverlerini, yurtseverlerini, milliyetçi ve hı· tiklalcilerini sürmesi, hapsetmesi, öldürmesi ile; Türk toprakları nı n ?.O l l • ginliklerini sömürmesi ve insanlarını köle gibi kullanması, siyasi, n1l'dt•ııl ve sosyal haklardan yoksun etmesi ile düşmanlığını göstermiş ve hıbnt. l n ­ mıştır. Bunu bütün aydın Türkler ve bilhassa onbeş asırlık yu rd ı ı n c l ı ı ı ı sürgün edilmiş ve en basit insan haklarından bile mahrum edilm iş o l ı ı ı ı Kırım Türk - Tatarları çok iyi biliyorlar. Vatanıarına dönmek i ç i n :ıo yıldan beri kahramanca mücadelenin ve bu uğurda verdikleri ku rba n l ı