Page 1

Adile Ayda

KÜLTÜR BAKANLIGI / 1282

���

J�

Türk Büyükleri/ 138


SADRI MAKSUD/ ARSAL


i.�

KÜLTÜR BAKANLIGI YAYINURI / 1282

� Türle Büyükleri Dizisi/ 138

SADRİ MAKSUDİ ARSAL

Adile Ayda


e Knlttır Bau•lllı /Ankara 1991 ISBN 97S 17 081.8 1 Kapak Düuni /Grafik S -

-

-

Yayım/ar Dairesi BQlkanlıtJ 'nın 223.1991 tarih ve YAPKUR 928.1.948 sayılı· makam onayı ile birinci defa lS.000 adet bastınlmıştır.

Mas Matbaacılık / ANKARA Tel 134 48 41


ÖNSÖZ Kültür Bakanlıtmm, 'Türk Büyükleri" serisi için, ba­ bam Sadri Maksudi Arsal'm hayatını anlatan bir kitap yaz­ mam konusundaki teklifini kabul etmekle, güç bir vazifeyi üze­ rime almış bulunuyorum. Bu güçlükiJn çeşitli sebepleri vardır. Bir kere,Sadri Maksudi 'nin 78 yıllık hayatmm 34 yılı Rusya 'da, 1 1 yılı Fransa 'da, 32 yılı Türkiye 'de geçmiştir. Bu üç dönem hakkında bilgi ve kaynak toplamak kolay dekildir. işi güçleştiren bir sebep de Sadri Maksudi'nin çok cephe­ li bir insan oluşudur. O, Rusya 'daki yı.llannda, kendisi tarihi olaylar üretmiş, tarih yapmış, daha sonra tarih yazmiştır. Ta­ rihçi olduk" kadar da hukukçu ve dilcidir. lıimi bir yandan kolaylaştıran, bir yandan güçleştiren bir sebep de, Sadri Maksudi'nin yakım olmamdır. Tarafsız ve objektif kalmak için, her an, çaba harcamam gerekecekti. Bu son güçlükü mümkün oldutu kadar başkalannı konuştur­ mak, almtı_lar yapmakla yenmete çalıştım. Sadri Maksudi Kazan Türklerindendir. Türkiye 'de ,Dış Türkler arasında, en az tanınan ve bilinenler Kazan Türkleri­ dir. Kazan Türklerinin geçmişi hakkında bir fikir vennek için, uzunca bir Giriş faslı yazmatz gerekli buldum. Sadri Maksudi'nin Rusya'daki politik faaliyet!ne ve mil­ lt mücadelesine bir "'!-"tl verilebilmesi için, okuyucunun bu millt mücadelenin hangi ortam.da yapıldltznı bilmesi gerekiyor­ du. Bu sebeplerle, kitabm "Siyasifaaliyet yı.llan " bölümü yüklü­ ce oldu. Bir şey daha var: Bugün Sovyet Ruslannm kölesi olan Türkleri, ileride, hürriyete kavuştuk/an zaman, tarihleri­ nin bazı bölümleri üzerindeki )iasaklar kalkacaktır. O zaman Kazan

v


dedelerinin Yımıinci Yüzyılın btqındaki Millt Mücadelesi ile il­ gileneceklerdir. Bu diqünce ile, kitabın bazı fasıllarında, Ka­ zan Türklerinin gelecek ku§aklan için faydalı olabilecek bilgi­ leri vemıefe çall§tım. Sadri Maksudi, fikir ve ilim balamından, hayatının en zengifı ve verimü dönemini Türkiye'de yaşaml§, en deferli eser­ lerini Tiirkiye 'de vermi§tir. Bu eserler hakJanda kendim fikir beyan etmeyip, hep sözü btqkt.ılanna bıraktım.

Kitap!<J, ıu v� bu olay münasebetiyle, Sadri Maksu­ di'nin diqünce ve duygulan da açıklanml§Stl; bunlann tara­ fımdan icad edildifi zannedilmesin. Kendisi ile aramızda, bel­ iµ de ender rastlanan cinsten bir fikir arkadaflı8J vardı. Bana: •sen hem kızun, hem of/umsun "derdi. Geçmifindeki olaylan ve bu olaylar sırasında diqünmUf ve du.ymUf o4f,uklannı ba­ na anlatma8J severdi. Bir insan hakkında, ]akını tarafından yazılml§ bir kita­ bın, biryabancı tarafından yazılacak kitaptan farklı olması ta. biidir. Bu Önsözü bitimıeden önce, ıu noktaya dikkati çekme­

liyim: � ile ilgili tarihlerin hepsi eski Rus takvimine göre­

dir.

Ben bu tarihleri kaynaklarda böyle buldum.

Bu kitabın yazıll§ı sırasında, bana her türlü kolaylı8J gösteren ve hattd bazı elemanlannı benim için çall§tıran Bü­ yük Millet Meclisi Kütüphane Müdürü Hilmi Çelik'e ve Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi Müdürü İ'erihan Dirican 'a, ba­ na kaynaklar bulmala yardım eden Prof. Gök-Alp Türükotlu ile/(azanlı Mühendis Mahmut Tahir'e ve çeıitü kütüphaneler­ deki, yardmılannı esirgemeyen Melba Aktürk, Serap Alpagot, Nesrin ince ve Şenay Yemifçi adlı sevimli Hanımlara burada teıekkürlerimi sunanm. Adile Ayda 20 Nisan 1 990

VI


İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ GiRiŞ

Yed§me yıllan

1- Sadri Maksudi'nin çocukluğu (1879- 1895) / s. 9 2- Genç Sadri Kınm'da (1895- 1896) / s. 15 3- Rus Öğretmen Okulunda ( 1896-1901) / s. 20 4- Şöhretleri ziyaret ( 1901) / s. 25 5- Sadri Maksudi Paris'te (1901-1906) / s. 28 Siyasi faaliyet yıllan 1- Rusya'daki durum ve 1905 İhtilAli I s. 37 2- Sadri Muksudi Rüsya'ya dönünce ( 1906) / s. 48 3- Sadri Maksudi Duma'da ( 1907- 19 12) / s. 54 4- İngiltere'ye seyahat (1909) / s. 65 5- Evlenmesi ( 1 9 10) / s. 69 6- Kazan'da avukat iken 1917 İhtilMi / s. 76 7- Sadri Maksudi Türkistan'da iken Bütün Müslümanlar Kongresi ( 19 17) / s. 88 8- Milli-medeni Muhtariyet ( 1917) / s. 94 9- Sadri Maksudi Cumhurbaşkanı ( 19 17) / s. 100 10- Bolşevikler iktidarda (19 18) / s. 106 Gurbette 1- Sadri.Maksudi Finlandiya'da (19 18-19 19) / 2- Diplomatik girişimler (1919-1922) / s. 120

s.

1 15 1


3- Ailesinin Kızıl Cehennemden kurtulması (1922) / s. 13 1 4- Sadri Maksudi Sorbon'da ( 1923) / s. 139 S- Gazi ile tanl§ma (1924) / s. 146 Balol!sız kutlu vatanda !"

1· Yeni bir ilim yaratırken ( 1925- 1928) / s. 155 2- Türk klan (192�-193 1 ) f-s. 164 3- Tarih Çalı§malan (1930- 1935) / s. 170 4- Dil İnkıllbı (1924-1930) / s. 177 S- Dil İnkılAbının sonrası/ s. 185 6- Gazi'nin sofrasında (1928-1937) / s. 1 90 7- Denizbadl!Adiseşi ( 1937) / s. 197

Atatürk'ten sonra

1- Ankara'daki yıllar ( 1938-1943) / s. 205 2- Emekli Profesör Demokrasi havarisi (1945-1946) / s. 2 1 1 3- Tekrar Üniversitede (1946-1950) / s. 217 4- Milltv� milletlerarası alanlarda başarılar (1950-1952) / s. 22 1 S- Dil İnkılAbı için son mücadelesi (1952) / s. 127 6- Hayal kırıklıkları (1952- 1954) / s. 233 7- Son eseri (1954- 1957) / s. 236 SADRI MAKSUDİ'NİN ESERLERİ MAKALELERİ

il


BİBLiYOGRAFYA 1- Kitaplar / s. 251 2- Dergiler / s. 253 3- Gazeteler / s. 257

EK FASIL 1- Mem orand um / s. 269 2- İhtil41 hakkında fransızca şiir / s. 27 5 3- Hüseyin Namık Orkun'un mektubu /

s.

277

RESİMLER:

Resim 1 (Pariste öğrenci-gazeteci)/ s. 279 Resim il (Rus Parlamentosunda üye)/ s. 281 Resim 111 (Bolşeviklerin takibinden kaçark en, köylü kiyafeti ile) / s. 283 Resim iV (Stokholm'de Yusuf Akçu ra ile ) / s. 285 Resim V (t9r"de Hanımı ile Cumhuriyet balosunda) / s. 287

111


GiRiŞ Sadri Maksudi Arsal Kazan Türklerindendir. Kuzey Türkleri veya İdil-Ural Türkleri diye de tanınan Kazan Türkleri, tarihte ilk göçebelili bırakıp yerle§ik hayata· geçmi§, ilk Müslü­ man olınU§ ve bugün, Sovyetler Birlilindeki Türkler arasında, en medeni seviyede olan Türklerdir. Fakat Kazan Türkleri, bazı bakımlardan kaderin, tarihin haksızlık­ larına uğramıf bir Türk kavmidir: Kazan Türkleri Rus boyunduruğu altına girmiş ilk Türklerdir. Tuna Bulgarlannın hristiyiiila§1p slivlqması, yani soysuzlqması yüzünden, Kazan Türklerinin tarihteki en parlak dönemi, İdil Bulgar Hanlığı dönemi, bugün sevimsiz bir ad, sevimsiz bir etiket ta§!• maktadır. Kazan Türklerinin en eski atalan Batı Hunlandır. Bü)iilk Attili'nın bugün Kazan şehrinin buluıidU.Au bölgede doğup büyüdülünü ve adını İdil (Etil, Atil) nehrinin adından (1) aldığını dü§ilnen Türkologlar vardır.(2) .

Hunlar Orta Asya'dan batıya M.S. birinci yüzyılda gelirler. Ancak tarihçilerin bir kısmına göre, İdil-Ural bölgesiiıe daha önce de "doğudan türlü Türk boylarİ gelip yerleımݧ.lerdir" <3> . Esasen Asya Hunları İmpara­ torluğu döneminde (M. Ö. III. yaZyıı), bu Hunların İdil-Ural bölgesine de hikim olınuı olmaları ve bir kısım ahalinin oraya gidip yerlepniş bulunma­ sı tarihçilerce mümkün görülınektedir. Aslında, ünlü tarihçi Herodot zamanında (M.Ö .V.yüzyıl) Saka adı ile bütün Doğu Avrupa'yı egemenlikleri altmda bulundurmU§ olan Pro­ to-Türklerin bir kısmı l(lphesiz İdil-Ural bölgesinde .yerlcşmişti.<4> (1) İdil nehrine Volga adını Ruslar değil, Finler verıniflerdir (Akdes Nimet Kurat, "Karadeniz kuzeyindeki Türk kavimleri ve Devletleri", Ankara, 1972, 11. 112). (2) Özellikle Macar türkologlan. (3) Türk Ansiklopediııi, s. 396. (4) İbrahim Kafesotlu, "Türk Miln Kültürü" 2, baııkı, lııtanbul 1983,s.Sl.

1


Kısacası, bugün Kazan Türklerinin yaşa4ık)an coğrafi bölge, en ki çallardan beri, bir Türk yurdu idi.

es.­

BilinCÜli gibi, AttilA'nın ölilmünden (M.S. 453) az sonra, §8)ısi oto­ rite ve §8)ısi idare llzerine kurulmuş olan genݧ İmparatorluğu ç&mil§, da­ lıJmıştır. Hun ordusunun ve ahalisinin<5> kalıntılarını en küçük «>11u İmek toparlayarak, Orta Avrupa'dan Doğu Avrupa'ya getirir. Bu sırada, İmek ile pe§indekiler, yollan üzerinde, ta Orta Asyadaki Çu nehri vadisinden kalkıp gelmİI ve çok muntazam bir kabile tqki)Atına sahip, tarihçilerin Ogur adyu verdikleri b.ir göç kafilesine rastlarlar. Tarihte, çok defa, bu tıirlil karşılB§Malar, toprağa, otlaklara hAkimi­ yet meselesi sebebiyle, kardC3 kavgasi ile, sav8§1a sonuçlanmıştır. Bu defa öyle olm811l1§tır. Orta Avrupada, etraflarında litince ve almanca konuşulmasından bıknu§ olan Hunlar Orta Asya'dan gelen Ogur'ların türlcçe konuıtuklannı duyunca, onlara kucaklarını açmışlar: İki Türk topluluğu birleşmiş, kant­ llllf. Hepsi birden BULGAR adını almqlar. Bazı türkologlara göre, bu ke­ lime • bulgamak• Oilinden gelmekte ve "karıfm:ı:I• anlamını üade etmekte­

dir.(6)

İki ayn coğrafi doğrultudan gelen Türk kafılelerinin birbirine kant­ ması yeni bir sosyal düzenin kurulmasını gerektirmi1, boylar yeni icaplara göre birleşerek, yeni adlar almqlardır. Yeni kabile birliklerinin arasında, tarihte en önemli rolleri oyna­ mıı olanlar •Dokuz Ogurıar ile •otuz Ogurıardır.(7) İmek'in idaresinde Orta Avrupa'dan dönenler arasında, elbette İdil-Ural hAtıralannı babadan, dededen dinlemi1, orada yakınlanrun bulun­ duğunu bilenler vardı. Bunlar İdil havzasını öz vatanları biliyorlardı. Bu Hunların etkisi ile olacak, Opr'larla karıştıktan sonra "Otuz Ogur" adını almı§ olan BULGARLAR, zannedildiğine göre M.S. VI. yüzyılda, Kuzeye �«>41" yürüyerek, Orta İdil havzasına varırlar ve orada yerleşirler. Buhlara iDiL BULGARLARI denir.

(5) Eski Türklerde, Onlu Kızılelmayı aramalı:, yani ' toprak fethetmek için yola çılı:tı­ &ında, ahali de orduyu takip ederdi. Göçler böyle meydana gelmiştir.

(6) Ben plısen bu etimolojiyi aynen kabul edemiyorum. Gramer bakımından "bul­ pr" tclı:linin lı:anpn veya lı:anşmış delil, "tan§tıran• anlamını ifade etmesi ge­

rekmez mi?

(7) Bizanslılar bu adlan "Kutrigur" ve "Utrigur" şelı:line çevirmişlerdir.

2


"Dokuz Ogur" halinde örgütlenmiş olan Bulgarlar ise, başka bir ır­ mağa, Tuna'ya doğru yönelirler. Bunlara TUNA BULGARLARI adı veri­ lir,ki 671 yılında, Balkanlarda bir Türk Devleti kurarlar. Fakat bu Bulgar­ lar Ortodoks dinini kabul etmek yüzünden slAvlaşırlar, Türklüklerini kay­ bederler. Ancak halis bir türkçe kelime olan Bulgar adını tapınağa devam ederler.

larıdır.

Tuna Bulgarlan bizi burada ilgilendirmiyor. Konumuz İdil Bulgar­

Otuz Ogurlar Bulgar adı ile Orta İdil haYZaSma geldikleri zaman, hiç lilphesiz vaktiyle oralarda AttilA'nın bırakıp gittiği Hun ahaliyi<8> ve hatta, bazı tarihçilere gljre, Sabir Türklerini .. bulmuşlardır.<9> Böylece Bul­ gar Türkieri tarihinin �u döneminde, yeniden bir "kanşma" olayı meydana gelmiştir. Esasen, göreceğimiz gıbi, Kazan Türklerinin kaderi o şelcilde çi­ zilmiştir ki, durup durup başka Türk zümreleri ile kanpnışlar, Türklükleri boyuna tazelenmiş,yenilenmi1tir. ·

Otuz Ogur'lar İdil boyuna yerleştikten az zaman sonra Büyük Gök­ türlc İmparatorluğu kurulur ve İdil - Ural bölgesi de bu İmparatorluğun kapsamına ahrur. Burada yeni bir kanşma olayına tarult olmaktayız. O zamanki insanlar yürümekten veya at sırtında koımaktan bıkma­ dıkları ve mesafeleri hiçe saydıkları için, Batı Göktürk İmparatorluğundan bazı ailelerin veya kafılelerin İdil-Bulgar bölgesine gelip yerleştiklerini ve böylece yeni bir "kan1ma"nın gerçekleştiğini düıünmek hayal mahsulu de­ ğildir. Bu görüıün yerinde olduğunun delili şudur ki, bugün bir İstanbul'lu aydın ancak sözlüklerin yardımı ile Orhon yazıtlarını sökebilmekte, okuya­ bil.mektedir. Aynı yazıttan bir Kazanlı aydın, sözlüğe başvurmadan gayet iyi anlar. Anladığı, bilmediği kalimeler on, on beşi geçmemektedir. Bu gös­ teriyor ki İdil Bulgarları üzerinde Göktürklerin kültürel etkisi derin olmut­ tur. Bu etkinin dışında, İdil Bulgarlannın VII. ve VIII. yüzyıldaki hayatları hakkında pek bir §ey bilinmiyor. Ancak, bölgeye gelir gelmez, göçebeliği bırakıp, orada buldukları öteki Türk boylarına uyarak, yerleıilt hayata geç­ tikleri ve tanına başladıltlan kuwetle tahmin ediliyor. Bir çok tarihçiye gö­ re, İdil Bulgarlan ilk yerleşik hayata geçmi§ Türk topluluğudur. Dil tetkik­ lerinden açıkça görüldüğü gibi, Macarlar, daha Orta İdil sahasına yakın bir yerde iken, ·ziraat usullerini İdil Bulgarlarından öğrerurıi§lerdir.".<10> (8) Kimuran Gürün, "Türkler 1984,

s.

247.

ve

Türk Devletleri tarihi" İstanbul, ikinci basım

(9) islim Ansiklopedisi, "Bulgar" maddesi. (10) islim Ansiklopedisi, "Bulgar• maddesi.

3


Göktürk İmparatorluğu yıkıldıktan sonra, İdil Bulgarları siyasi ba­ aımsızbla kavul'l)'Orlar. Gerçi bir aralık Musevi Hazar devletinin egemen­ lili altına dllpıyorlar. Fakat bu, yılda bir Bulgar Hanından vergi almaktan Oleye gitmeyen, her bakımdan &zgıırllllt bırakan bir egemenliktir.

IX. yOzyılda İdil Bulgarları hızlı bir gelipne dönemine giriyorlar ve bir yandan Fhirc:ilik, bir yandan ticar�t alanında ileriledilderi görillilyor. İdil TOrkleri Bulgar adını o kadar benimsiyorlar ki, kurduklan devleti Bul­ gar HanJıAı diye adlandırmakla yetinmeyip, yabanalan hayran bırakan Başkentlerine de Bulgar adını veriyorlar. Bu Başkent az zamanda milletle­ rarası bir ticaret merkezi halini alıyor. Bir yandan Arap, İranlı, Türkistan­ lı, bir yandan İsltandinaYyah ve Rus tüccarlan Bulgar Fhrinde buluşuyor ve Doğu Avrupa mallan ile Asya mallarını delil d<>kuş ediyorlar. İdil Bulgarlannın kendilerine mahsus tanm ve endüstri ürünleri vardı.: Buiday, çavdar, dan, ceviz, balmumu, bal, tuzlanmı§ ve kurutulmuş bahk, ok, kılıç ve Slav esirleri. Evet, savqta esir edilip, pazarda satılan Slav esirleri, milletlerarası piyasada aranan bir maJdı(ll) ...

Fakat en çok rağbet gören ve ticaret dünyasında me§hur olan Bul­ ürünü, ݧlenmİI keçi ve tav§Bn derileri idi ki, Arap ülkelerinde "bulga­ ri" diye adlandınhrdı. Esasen Bulgarlar kendileri ayaklarına bu deriden ya­ pılmı§ çizme giyerlerdi. (12) Çank giyen o zamanki Ruslar, vekayinamelerin­ de, bunu hayret ve hayranhkla kaydetmi§lerdir. gar

İdil Bulgar devleti zamanın Avrupa ülkelerinin de önem verdikleri bir devletti. O dönemde resmi dil olarak IAtincenin kullanıldığı bu ülkeler­ de İdil BulJar devletine (Tuna Bulgar devletinden ayırmak için) MAGNA BULGARIA, yani Büyük Bulgaria deniyordu. İdil Bulgar Devletinin en parlak dönemi olan IX. ve X. yüzyıllar İs­ lim medeniyetinin de en parlak dönemidir. Bulgarlar arasında MüslümanJıla büyük rağbet vardı. Bağdattan gelen tüccarlardan ve bilginlerden İsllmı öğrenip, etraftan hiç bir telkin ve baskı olmadığı halde, müslilman olan olana idi. Bulgar Hanı Almuş Yaltavar İslAma ve llalifeJiAe o kadar bağh idi ki, Halifenin Bulgar Hanlığını kendi topraklannın bir parçası saymasını is­ tiyordu ve Halifenin bunu kabul ettiğini belirtmek için, sembolik olarak, (11) SIAv kelimesi IAtince "sclav-us• kelimesinden geliyor ki, esir demektir. (U) Tıpkı Persepolis kabartma heykellerinde görülen İskitler (Sakalar) gibi.

4


Bulgar Devletinin sınınnda Hazarlara kaqı bir kale in§8 ettirmesuu arzu ediyordu. 921 yılında Bağdad'a bir Elçi Heyeti.göndererek arzusünu bildir­ di. Halife de kale yaptınnak için gereken parayı bir Elçi Heyeti ile gönder­ di. Bu Heyetin Kltıbi olan İbn Fadlan yazdılı ·Seyahatnamede yaptıklan yolaılup anlatmışır. Arap Elçi Heyetinin Bulgar ülkesine varmasının tarihi 12 Mayıs 922'dir. Bu tarih Bulgar Hanhğının, devlet olarak, resmen müslilman oldu­ Au tarih sayılır. Esasen, bunu vurgulamak için, Bulgar Hanı Şelkeyoğlu Al­ mu§ Yaltavar, Bağdatlı Heyet misafir iken, Türk adını bmilap, Cafer bir Abdullah adını almı§tır. gar

Şu halde, İdil Bulgarları ilk milslilman olan Tilrk kavimidir ve Bul­ Devleti ilk Müslüman Türle devletidir.

Çünkü, bilindili gibi, Karahanblann Hanı 926'da Milslümanlılı kabul etmittir.

Satuk

Buğra Han ancak

X. yllzyıbn bquıda yapnu§ Arap tarihçilerinden lbn Rusta, Bulgar­ lar hakkında §Unları yazıyor: "Bulgarların ekserisi müslüman dinindedir. Her tarafta camiler ve okullar vardır; müezzinler ve imamlar vardır"(13) Bulgar Hanbğı, kültür bakunandan pli§mi§, ilerilemi§ bir devletti. İdil Bulgarları arasında arapça eserler yazan tarihçiler vardı.Mesell, Endü­ lilslil Abu Hlmit, Bulgar yazarı.nndan arapça olarak "Bulgar tarihi"ni yaz1111§ olan Numan bin Yakub'un adlnı zikrediyor04). HattA, Bulgar Türk bi­ lim adamlan arasında Astronomi alanında incelemeler yapan bilginler var­ dJ(ı.5)

ݧte Avrupa Ortaçal uykusunda seviyesi bu kadar yüksekti.

11ll§tır.

iken,

Bulgar Devletindeki kültür

Türk Bulgar medeniyeti MoAollar'ın ortaya çıkması üzerine yıkıl-

MoAol ordusunun, bir rivayete göre, ancak dörtte biri<16> bir riva­ yete göre de onda biri(17) MoAoldu. Gerisi Türktil. (13) islim Ansiklopedisi, "Bulgar" maddesi, aıt n.s.. 783. (14) Aynı Ansiklopedi, Qlt il. s. 789. (15) Aynı Ansiklopedi, Olt 11.s. 789. (16) Laszlo Raşonyi, "Tarihte Türklük", Ankara 1971, ı. 218. (17) Akdes Nimet Kural, "Türk Kavimleri ve Devletleri" Ankara 1972, ı. 11B

5


Cengiz Han Türklerden bir Molol ordusu kurmakla kalmamııı,­ ve gerek askeri, gerek idari alanda Tilrk geleneklerini uygu­ lama sayesinde İmparotorlupnu kurmuıı ve idare edebilmİ!ilir.

Türk töresini

M<>Aollar 1237'de İdil Bulgarlanna sal dınrlar Bulgar şehri ahalisi­ ni kılıçtan geçirip ııehri yerle bir ederler. Dilnya BüyQk Bulgaria devletinin yıkıldığına phit olur. Molol ordusunun bqında bulunan Cengiz'in torunu Batu Han, daha sonra, yoluna devam ederek Polonya'ya, Almanya'ya ka­ dar gidip, Avrupanın biltiln dolusunu fetheder ve 1241'de ALTIN ORDU .

Devletini kurar. Altın Ordu deyiminin doiruSU" Altın Ordadır. Molol dilinde Orda OsmanWardaki Ota& kelimesinin karşıJıAıdır ve bilyQk çadır demektir.Ba­ tu Hanın\Çadınnın tepesinde altından süsler bulundup için, devletine Al­ tın Orda �nmiştir. Fakat Tilrk tarihçileri bunu Altın Ordu'ya çevinnişler­

clir<ll),

Çok genit topraklara sahip olan Batu Han, merkez olarak eski Bul­ gar ııehrine yakın bir yeri seçer ve orada kendine yeni bir Baikent inp et­ tirir. Bu Ba!ikente Saray adını verir. dir

Bu dönemde geçen bir seri olay vardır ki, killtilrel açıdan önemli­ ve zikredilmeden geçilmesi mümkün delildir.

İdil Bulgarları Devletine yakın, Arap yazarı� Dqt-i-Kıpçak verdikleri bir bölge vardı ki, burada tqkilatsız ve dağınık bir ııekilde Kıpçak Türklerinin kabileleri yaşıyordu. O dönemin Avrupa milletleri bun­ lara Kuman adını vermi!ller, onlann arasında Hristiyanlığı yaymak giriııim­ lerinde bulunarak, dilleri ile ilgilenmiııler ve misyonerlere mahsus bir "Ku­ man dili sözlülü" meydana getirmiıılerdir. Bu sözlüğün adı "Codex comani­ :us" tur. adını

Yukarıda Kazan Türklerinin tarihinde ba!lka Türk grupları ile ''ka­ n§Jna" olaylanndan söz ettik. İııte Moğollann etkisi ile, yani Dqt-i-Kıp­ çak'a saldınlan sebebiyle, yine Bulgar Türkleri için iki defa "kanııma" ola­ yı oldupnu görüyoruz: Biri Bulgar Devleti yıkılmadan önce, diğeri yıkıl­ daktan sonra. Moğollar Kıpçaklara saldırdıkça, Kıpçaklar İdil Türklerine sığınıyorlar, İdil Türkleri de onları tereddütsüzce kabul ediyorlardı. XIII. yüzyılın ilk yarısındaki bu kanııma olayı dil bakımından önem­ bir sonuç vermiııtir. Dil bilginlerine göre, Türk lehçeleri arasında Codex comanicus'un diline en çok benzeyen lehçe Kazan lehçesidir. lj

(18) Fransızlar • Horde d'or" derler.

6


1437 yılında KAZAN HANLIOl'nı kuran Ulu& Muhammed, Cen­ giz sülllesi ile uzak akrabalılma ra&men, tamamen TI1rklepni1ı parlak bir askeri kumandan ve tqkilltçı idi. Ruslara kırp. kazandı&ı zaferler aebebiy· le büyük töhret sahibi idi.

Altınordu İmparatorluAunun çözülmesi neticesi olarak zayıf eller­ de, başıboı kalmq Kazan halkı Ulul Muhaınmed'i sevinçle karp.ladı. Ulul Muhammed önce bir iki yılını kurdulu Hanlılın idari ve as­ keri tqkilltını düzene koymakla geçirdi. Sonra, artık Altın Ordu Hanblı­ na vergi vermekten kurtulmuı ve gittikçe toparlanan Ruslann gücünü kır­ ma ifİJ\İ ön plana aldı.

Kazan Hanlı&ının bir özelliji Güneydeki Kının hanlılı ile auurdq olması idi. Ulul Muhaınmed'in Kınm Hanlart aruında akrabalan da var­ dı. Kınmlılarla Kazanlılar, kapı komfUSU gıbi birbirlerinin ülkesine gidip geliyorla rdı. Yani, Kazan Han!ıAı döneminde, Kının Hanlılı ile Kazan Hanlı&ı aynı ülkenin iki ayn bölümü gibi idi. Zaman zaman Kınmlı prens­ ler Kazan tahtına geçmiller, zaman zaman Kazan Kınm'ıa tabi sayılmqtır. Aynca, Kının Hanlı&ı, o sıralarda, Osmanlı İmparatorlutunun pYIOk de olsa egemenliği altında bulundulundan, bir aralık, zıncirleme 'Türk Birli· ği" gerçeklqmiı gibi olmuftur. ,Fakat Kanuni Sultan Sül eyman, Dolu Av­ rupa'daki soydaılannın kaderi ile ilgilenmez, olmuı ve onlann yardım is­ teklerini cevapsız bırakmlftır. Kaz8!' Han!ılı kuruluıundan sonraki ilk yıllannda güçlü bir devlet· ti. Arkası kesilmeyen Rus saldınlarına direnmekle kalmayıp, 1445 ile 1467 yıllan arasında Mosltova prensliğini kendisine vergi veren, yenilmiı bir Cll · ke haline dü§ürmüıta(19). XV.yilzyılda, eski Bulgar §ehrinin vlrisi olan Kazan bir milletler&· rası ticaret m erk ezi halini almıı tı r. Kazan Hanlılı ekonomik bakımdan p­ � zenginleımiftir. Bulgar Han!ılı zamanındaki her köyde bir cami ve her c:amiin. ya· nında bir okul bulundurma Adeti<2D> Altın Ordu zam anında da, ke.silm�­ zin devam etmiıtir. Kazan Hanlılında h_alkın kültür. seviyesi, Osmanlı (19) isııin Anliklopedlsi, Cilt 21,s. 443. (20) Abdullah Battal Taymas, "Kaı.an Türkleri" istaabuİ 192.S,

ı.

33.

7


İmparatorluğu da dahil olmak üzere, bütün Türk ülkelerinkinden daha yüksekti<21>. Kazan Hanlığı Ruslara Orta Asya yolunu kapatan bir ülke ve sınır komşusu olduğu için, tarihte, Türklük bakımından çok önemli ve çok ağır bir vazifeyi yerine getirmiştir: Kazan Hanlığı Orta Asya Türklüğünü teh­ did eden Rus tehlikesine göğüs gererek Ruslarla durmadan savaşmıştır. Kazanlılar aralıksız dövüşerek, Ruslann Orta Asya'ya yayılmalarını 100 yıl geciktirmişlerdir. Kazan Hanlığının son günleri Süyüm-Bike'nin adı ile bağlantılıdır. Süyüm-Bike çok güzel, aynı zamanda zeki ve cesur bir kadındı. Ka­ zan Hanı Can Ali'nin Hatunu idi. Ruslara karşı gevşekliği ve aczi sebebiy­ le Kazan halkı tarafından pek sevilmeyen Can Ali'nin 1533 'de milliyetçi bir fedai tarafından öldürülmesi üzerine, Kazan tahtına çağınlan Kınmlı Sefa-Giray dul Süyüm-Bike'yi görüp Aşık olur ve onunla evlenir. Bir oğul­ lan dünyaya gelir. Ona Ôktemiş-Giray ajını verirler. Sefa-Giray ruhunda Türklük şuuru taşıyan ve Kırım Hanlığının da desteğini gören bir hükümdardı. Ruslarla başarılı bir mücadelede bulun­ du. Bunun üzerine Moskova Prensi vaktiyle Çinlilerin Gök Türk İmpara­ torluğuna karşı uyguladıkları taktiği kullanmağa ve Kazan Hanlığını için­ den çilriltmeğe karar verdi. Bir takım seviyesiz, fakat etkili kimseleri satın alarak ve onlara cazip vaitlerde bulunarak, Kazan içinde Sefa-Giraya karşı muhalefet yarattı. Bu hainler bir aralık Kazan tahtına, bir ay için Şahin Ali adlı Rus dostu birini çıkarmağı bile başardılar. Sefa-Giray gerçi tahtını geri aldı. Fakat 1546'da ani ve şüpheli bir şekilde vefat etti. Oğlu Ôktemiş-Giray henüz ufak bir çocuktu: Han ilin edildi ise de, fiilen, naib sıfatıyle, Süyüm-Bike Kazan Hanlığının başına geçti ve ·kocası gibi, Ruslarla mücadeleye devam etti. Kazan halkını Rusla­ ra karşı direnmeğe teşvik etmek için bir minareden yaptığı heyecanlı ko­ nuşmalar Rus vekayinamelerine bile geçmiştir. Denebilir ki, Süyüm-Bike Kazanlıların Jeanne d'Arc'ı dır. Süyüm-Bike'nin bütün gayretlerine rağmen ve bir az da satılmış ha­ inler yüzünden, Moskova'nın yeni prensi iV. lvan (ki Çar unvanını alan ilk Moskova Prensidir), 1552'de, Kazan ordusunu mağlup edip Kazan şeh­ rini zaptetti. Kahramanca mücadelesinde, başka hiç bir Türk devletinden yar­ dım görmeyen Kazan Hanlığı Ruslara esir olan ilk Türk Devletidir. (Zl) Kazan Hanlığı yıkıldıktan sonra, XIX. yüzyılın sonunda bile okur yazar nisbcti Ruslardakindcn daha yüksckıi.(%20,-%18,3), Alcxandrc Bcnnipcn, "Sulıan Ga­ licv" s. 29.

8


1

YETiŞME YILLARI 1-

Sadri Maksudi'nin çocukluğu ( 1 879- 1 895)

Sadri Maksudi eski Kazan Hanlığının Başkenti Kazan şehrinin 30 kilometre kuzeyinde bulunan ve etrafındaki ve­ rimli topraklar sebebiyle her dönemde refah ve bolluk gör­ müş olan Taşsu köyünde, 5 Ağustos 1879 da (22) dünyaya gelmiştir. Sadri Maksudi'nin evrakı arasında soy kütüğü huluo­ muştur ( 23) . Buna göre, bilinen en eski atası Bulat'tır. Bu­ lat'tan itibaren Sadri Makşudi'nin Soy kütüğü şöyledir; Bulat İsmail Kurban Ali Maksut Ayn ettin Nizamettin Sadri (22) İleride ayrıntılannı anlatacağımız kayıt yanlışlığı sebebiyle, sudi'nin Türkiye'deki resmi doğum yılı 1880 idi.

(23)

Sadri Mak­

Belge Arap harfleriyle, fakat Kazan Türkleri t a rafından 1920 ile 1927 arasında kullanılmış olan "Yeni imlA" ile yazılmıştır.Sadri Maksudi Rusya'dan aynlırken hiç bir şey götüremem iş olduğuna göre, bu soy kütüğünü Rusya'dan söz konusu dönemde getinmiş olduğu anlaşılı­ yor.

9


1740 yılında vefat ettiği nınmı:ş bir din Alimidir. Onun

bilinen Maksut Efendi çok ta­ vefatından sonra, adını yaşat­ mak için aile Maksudi soyadını almıştır. Rivayete göre, Maksudi'ler şehirli bir aile imiş. Rus, zulmü sebebiyle, köye sığınmışlar. Küçük Sadri'nin babası Taşsu köyünün imamı Niza­ mettin Molla (24) idi. Taşsu'nun sosyal hayatında insancıl ve konuşkan dedesi Ayneddin Molla da önemli rol oynardı. Çünkü o, köy halkını başına toplay•p, bil�erini, okuyup öğrendiklerini, meseli "Kısas-ı Enbiya" hikiyelerini etrafın­ dakilere anlatmağı severdi. Kız torunlarının acayip aclarını o koymuştu. Fazla yorgunlµğa gelemediği için, imamlık vazi­ fesini erkenden oğlu Nizamettin'e devretmişti. Nizamettin Molla gayretli, çalışkan, mantık, nizani ve vazife adamı idi. Üzerindeki yük ağırdı. İmamlıktan başka, köy okulunun idaresi (25) , köy muhtarlığı, köy halkı arasın­ daki anlaşmazlıklarda hakemlik ve halli hikimlik, her türlü soruna ait danışmanlık onun üzerinde idi. Bu kitabın yazarı, dört beş yaşlarında iken, bir iki de­ fa Taşsu köyüne gitmiştir. Taşsu, köyden çok bir sayfiye ye­ rine benziyordu. Evler, bakımlı bahçeler içinde, ahşaptan, mazbut evlerdi. Her evin bitişiğinde, bugün Sauna adı veri­ len cinsten iki odalı bir küçük hamam vardı. Mutfakların dö­ şeme altı, "baz" adı verilen, kıştan kar ile doldurulmuş birer frijiderdi. Hemen her aile Kazan'a gidip ticaretle zengin ol­ muş veya okuyup bir medresede hocalık yapan bir amca veya dayı ile iftihar edebiliyordu. Nizamettin Molla yerine getirdiği çeşitli hizmetlerin karşılığını fazlasıyle alıyordu. Çünkü' zengin bir köy olan 1

·

(24) Kazan türkçesinde İmam'a Molla denir. (25) Her köyde, camiin yanında, bir okulun bulunması Bulgar Hanlığı dö­ neminden beri süren bir gelenekti.

10


Taşsu'da halk doğum, ölüm, evlenme gibi olaylar münasebe­ tiyle imama bağışta bulunmak, onu armağanlara boğmak için yarış halinde idi. Nizamettiİl Molla'nın evinin altındaki "baz" tereyağından, peynirden, bal ve reçelden dolup taşıyor­ du. Sadri'nin annesi, Meftuha Hanım, okur yazar bir ka­ dındı. Esasen, köy okulunun kızlar kısmını o idare ediyor­ du. Kadın meclislerinde, İ mece'lerde (26) o başkanlık eder: di. Ev işlerinde kendisine yardımcı olan bir, hatta, olağanüs­ tü günlerde iki k�dın vardı. Sadri Maksudi ailenin en küçüğü idi. Büyük ağabeyi Hadi, küçük ağabeyi Salahattin, büyük ablası Dürrü-masfu­ fe (Dizilmiş inci) ve küçük ablası Dürrü-menşure (Saçılmış inci) tarafından alabildiğine şımartılırdı. Büyük ağabeyi Hadi Sadri'den on yaş büyüktü ve her zaman onun koruyucusu ve eğiticisi olmuştur. Küçük ağabe­ yi Salahattin pratik kafalı, becerikli, ailede ve evde bozuk şeyleri düzelten, karışık şeyleri düzene koyan, ayağı yere ba­ san tipte bir insandı. Sadri'nin büyük ablası Masfufe kadın kadıncık bir Ha­ nım kızdı. Çok iyi bir ev hanımı ve çok iyi bir anne olmuş­ tur. Menşure'ye gelince... Babası ona "ismi ile müsem­ ma"derdi. Yani "ismi ile (isabetli şekilde) isimlendirilmiş". Çünkü Menşure kadından çok erkeğe benzeyen, dalgın, da­ ğınık, dedesinden geçmiş filozof tabiatine .sahip bir kızdı. Büyüyüp evlendikten sonra da, çocuğu beşikte ağlarken, ten­ cerede yemeği yanarken, etrafındakilere dünyanın kuruluşu veya ahır zaman hakkında sorular sorardı. (26) Kazan Türkçesinde "ümeçe": Türk icadı olan, genellikle kadınlar ara­ sında görülen bir gelenek ve bir dayanışma şeklidir. Kazan Türkleri arasında çok yaygındı.

11


Sadri MaksLidi hakkında, sonralan, hitıralarını yaz­ mış olan bazı kimseler, onun için "aristokrat tabiatli" deyimi­ ni kullanmışlardır(27). Bu şüphesiz, babasının köydeki sos­ yal durumunun onda yarattığı bir sıfattı. Sadri'nin babası köyde en çok sayılan, en çok sözü geçen, en çok önem veri­ len insandı. Bu, küçük çocukta, bir çeşit soyluluk duygusu doğurmuştu: Nizamettin Molla'nın oğlu bayağı hareketler, çirkin şakalar, adi yaramazlıklar yapamazdı. Nasıl babası başka büyüklere örnek ise, o da başka çocuklara örnek ol­ malı idi. Sadri daha küçükken, büyük ağabeyi Hidi, köy okulu­ nu bitirip Kazan'daki meşhur Allimiye Medresesine gönde­ rilmişti. İkinci ağabeyi Salihattin, köy okulunu bitirdikten son­ ra, medreseye gitmek istememiş, daha köyde iken bazı tica­ ri girişimlere başlamış,çok geçmeden Kazan'a gidip, bazı uzak akrabalarında kalarak, ticaret hayatına atılmak için ba­ basından müsaade koparmıştı.İleride yalnız Kazan'ın değil, bölgenin en büyük ve meşhur kundura fabrikasının sahibi olacaktı. Sadri, köy okulunu bitirdikten sonra, 1 888'de, büyük ağabeyi gibi Alla miye Medresesine gönderildi.

O arada, Hadi, medreseden mezun olmuş ve imtihan­ larındaki üstün ba şarıl a rın dan dolayı "Türki" hocası olarak, medresede alıkonulmuştu. Doğuşt an pedagog olan Hidi Maksudi daha o yaşta eğitim hakkındaki fikirlerin i uygula­ mağa, okul kitapları yazmağa ve yeni eğitim sistemleri hazır­ lamağa başlamıştı.

Sadri'nin medresede en iyi anlaştığı arkadaşı Ayaz is­ minde, kendisi gibi imam oğlu olan bir çocuktur. İkisinin dersler, hocalar, öteki çocuklar hakkındaki fikirleri tapatıp uymaktadır. Sadri ile Ayaz'ın en çok şaştıkları şey Kazan'da (27) A. Battal Taymas, 12

"İki Maksudi'ler", İstanbul 1959,s. 13.


bazı adamların, kendi köylerinde hiç kimsenin konuşmadığı bir dili konuşmalarıdır. Bu adamlara Urus deniyor(28). Üste­ lik, ikide birde Urusların Çarından söz edilir. Bir gün HAdi Efendiye sorarlar: - Uruslarınki gibi, bizim de Çarımız yok mu? Hadi Efendi onlara şöyle cevap verir: - Bizim Çarımız değil amma, vaktiyle Han'ımız vardı. Kazan'ın etrafındaki topraklarda bir tek Rus yoktu. Her ta­ raf bizimdi. Kazan Hanları Rus Çarlarında.n daha kuvvetli idi. Ruslar Kazan Hanlarına vergi verirdi. Fakat bizim Hanı­ mız ölüp de, zayıf düştüğümüz bir sırada Korkunç İvan de­ dikleri Çar Kazan'a saldırdı. Ölen Han'ın dul karısı Süyüm Bike Hanlığın başına geçti ve milleti karşı koymağa, savaş­ mağa çağırdı. Süyüm Bike'nin gayretleri boşa gitti. Çar Ka­ zan ordusunu yendi ve bizim topraklan kendi topraklarına kattı. Süyüm (29) Bike'nin milletine seslenerek konuşmaları­ nı yaptığı minare hali duruyo r . Bir gün sizi götürür, gezdiri­ rim.

Ve Hadi Efen di Sa,dri ile Ayaz'ı bir gün götürmüş, Sü­ yüm Bike'nin M inar esi n i ·gezdirmiş ve sözlerini içer gibi din­ leyen iki zeki çocuğa ş unla r ı söylem işt ir : - Ruslar Kazan'ı aldıktan sonra, dünyada görülmemiş vahşilikler göstermişlerdir; ellerine gpçen bütün erkekleri kı­ lıçtan geçirmişler, Kazan Hanlığı içindek i 453 camiyi ve pek çok medreseyi yıkmışlar, onların yer ine kilise ve manastır yapmışlar, Kazanlıları Hristiyan olmağa zorlamışlar, Hristi­ yan olmağı kabul etmeyenlere Kazan'da oturmayı yasak et­ mişler, Türklerin topraklarını ellerinden alıp Ruslara dağıt­ mışlar. (28 ) Kazan Türkleri bugün de Rus kelimesini Urus teliffuz etmektedirler. Bilindiği gibi, Türk dilinde R harfi ile başlayan kelime yoktur. (29) "Süyüm" İstanbul türkçesindeki "sevim" kelinıesinin Kazan Türkçesin­ deki telaffuzudur;

13


Sadri ile Ayaz'ın küçük kalpleri ezilmiş, Ruslara nef­ retleri büsbütün artmıştır. HAdi Efendi'nin tatil günlerinde, kardeşi Sadri'yi en sık götürdüiü yer büyük bir kitap mağazası idi. Bel.ki geniş­ lik ve büyüklük bakımından öylesi, o tarihte, İstanbul'da bi­ le yoktu. Kırım'da, Azerbeycan'da, Türkistan'da, İstanbul'da ve tabii Kazan'da basılan her kitabı, her dergiy� her gazete­ yi bu büyük mağazada bulmak mümkündü. Ancak İstanbul gazeteleri günü gününe delil, haftada bir, on günde bir gelir­ di. Onun içindir � mağazaya girer girmez, .HAdi Efendinin sorusu şu olurdu: - İstanbul gazeteleri geldi mi? Gelmişse, HAdi Efendiden mutlu insan yoktu. Çünkü HAdi Efendi fıkren ve hayalen bir az da İstanbul'da yaşıyor­ du. HAdi Efendi sadece gazete almaz, İstanbul'da son çıkan kitaplardan da alırdi . Sadri'nin yaşına göre kitap varsa, on­ lar da alınırdı. Böylece çocuk Sadri İstanbul diye bir yer olduğunu öğ­ rendi. Orada Rus asker� Rus polisi diye bir şey yoktu. Her şey, her şey Türklerindi. Sadri İstanbul'da basılmış çocuk kitaplarını okudukça, bilmedili kelimeleri ağabeyine sora sora, İstanbul türkçesi­ ni de öğreniyordu. Medresede arapça dersine büyük önem verildili için, Sadri'nin arapça kelimeler bakımından sıkıntı­ sı yoktu. Sadri okuduğu kitaplar arasında, İngiliz yazan Daniel Defoe'nin inailizceden fransızcaya fransızcadan İstanbul türkçesi.-ıe tercüme edilmif olan •Robinson Crusoe• adlı ki­ tabını o kadar belenir � • Bunu Kazan türkçesine çevirece­ ğim"diye tutturur ve çevirmeğe başlar bile. 14 yaşındaki mü14


tercimin eseri, Hidi Efendinin düzeltmelerinden geçtikten sonra, bir dergide basılır da. Medresedeki derslerini aksatmayan Sadri, 16 yaşına geldiği zaman bu sefer çok ilginç bulduğu ilmi bir kitabı, "Ta­ bakat-ul-arz" (Yerin Tabakaları) adını taşıyan bir eseri Os­ manlı türkçesinden Kazan türkçesine çevirir.Bu defa hemen hemen ağabeyinin yardımına ihtiyaç duymadan... Genç Sadri Medreseden 1895 te, Ayaz ise, bir yıl son­ ra geldiği için, 1896 da mezun olmuşlardır. F�kat bu durum onları biribirinden ayırmamıştır,hep görüşmeğe devam et­ mişlerdir. 2- Genç Sadri Kınm'da

(1895-1896)

Sadri'nin ve arkadaşı Ayaz'ın en çok canlarını sıkan şey, şurada burada rusça konuşmağa mecbur oldukları za­ man, Rusların kendileri ile alay etmesi idi. En çok istedikle­ ri şey de "o pis givurlarla, onların dilinde tartışmak, kavga etmek, dinlerinin saçmalığını, hayatlarının, Adetlerinin iğ­ rençliğini yüzlerine vurmak"tı. Çünkü "pis givur"lar sahiden pisti. Her müslüman günçfe bir kaç defa temizlendiği, na­ mazdan evvel abdest aldığı halde, en küçük müslüman kö­ yünde, her evin bitişiğinde bir ev hamamı bulunduğu halde, Ruslar aylar, yılla r boyu yıkanmazdı ve her Rus pis kokardı. Rus kadını don giymez ve küçük ihtiyacını, bacaklarını ayıra­ rak, sokağın ortasında yapardı(30) . Evet, Sadri ile Ayaz rusça öğrenmeğe kararlı idiler'. Amma nasıl? Kazanda, Rus HOkümetinin, Kazan Türklerini ruslaş­ tırma k için 1 872 de açtığı bir öğretmen okulu vardı. Buraya Tatar çocukları alınacak ve rusça öğretmeni olarak yetiştiri­ lecekti. Böylece, Tatarlar kendi kendilerini ruslaştıracaklar­ dı. (30) Bu kitabın yazan, çocukluğunda, buna 18fıit olmu§tur.

15


Fakat bu öğretmen okulu Kazan Türkleri tarafından yıllarca boykot edilmişti. Müslüman aileleri oğullarını bu gi­ vur yuvasına göndermek istemiyorlardı,gönderenler de ayıp­ lanıyordu. Onun için, 1895 yılına kadar, ancak dört beş müs­ lüman genç oradan mezun olmuştu. Sadri ile Ayaz kafaları­ na koymuşlardı: ayıplayan ayıplasın, onlar o okulda okuya­ caklar, orada rusça öğreneceklerdi. Fakat bunu etraflarında hiç kimseye söylemiyorlardı. Rus okulunda okuma kararı aralarında bir sırdı. Rusyada, Kazan'daki Allim Hazret (31) Medresesi ka­ dar meşhur bir başka Medrese, Karım'ın Bahçesaray şehrin­ deki Zincirli Medrese vardı.Bu Medresenin idarecilerinden ��i meşhur "Tercüman" gazetesinin sahibi İsmail Gaspralı ıdı. İsmail Gaspralı ile Sadri'nin ağabeyi Hidi Efendi bir­ birlerini uzaktan tanırlar, hatti mektuplaşırlardı. Hidi Efen­ di Gaspralı'nın hayranlarındandı.Gaspralı da Hidi Maksu­ di'nin pedagoji alanındaki fikirlerine değer verir, onun yaz­ dığı, hazırladığı okul kitaplarını çok beğenirdi. İsmail Gaspralı yıllardan beri Hidi Maksudi'ye bir yıl için Allimiye Medresesinden izin alıp Kırım'a gelmesini, bir yıl Zincirli Medresede okutmasını teklif ve rica ediyor­ du. Hidi Efendi, kardeşi Sadri'nin Allamiye Medresesin­ den mezun olduğu 1895 yılında, Gaspralı'nın dediğini yapar ve kardeşini de Kırım'a götürür. Hidi Maksudi, Kırım'a giderken, niçin kardeşini de götürmüştür?. Bunu kardeşi mi istemiştir de, ağabey onu kı­ ramamıştır?. Yoksa ağabey kendisi mi, her hangi bir sebep­ le, bunu yapmağı münasip görmüştür? Bilemiyoruz. (31) Allllm Hazret adlı din bilgini bu medresenin kurucusu idi. Onun adın­ dan dolayıdır ki, medreseye Allllmiye deniyordu.

16


Her halde, Sadri'nin ağabeyi ile birlikte Kıfım'a gitme­ si ve orada İsmail Gaspralı ile tanışması hayatının çok önemli, belki de en önemli olayı olmuştur. Bu sebeple, aşağıdaki satırlarda, İsmail Gaspralı adlı büyük adamın hayatı ve kişiliği üzerinde bir az durmaktayız. İsmail Gaspralı 1851 de Gaspra denilen yerde doğ­ muştur. Babası Mustafa Ağa orada toprak sahibi, zengince bir adamdı. Meşhur Kırım savaşında Mustafa Ağa büyük za­ rar görmüş ve Gaspra'yı bırakıp Bahçesaray'da yerleşmeğe mecbur olmuştur. Soyadı, Ruslar tarafından Gaspralı'dan Gasprinski'ye çevirilmiş olan Mustafa Ağa, Kırım savaşında Rus generalle­ rinin hep Kırım Tatarlarını cepheye sürüp, cephe gerisinde nasıl sefa sürdüklerini yakından görmüştü. Haysiyetli ve gu­ rurlu baba, işte o zaman, günün birinde oğlunu Rus erlerine kumanda eden yüksek rütbeli bir asker görme hayalini kafa­ sında kurmuştu. İsmail Lise öğrenipıi çağına gelince, babası onu Mos­ kova'daki askeri Liseye yazdırmak için teşebbüse geçer. O dönemde bu liseye Rus olmayan alınmaz, Rus olanlardan da ancak soyluların oğulları kabul edilir. Mustafa Ağa ailem edip kallem edip, rüşvetler dağıtarak, hatırı sayılır tanıdıkla­ rını araya koyarak, oğlunu askeri liseye kabul ettirir. Gelgelelim genç İsmail, çok geçmeden, Türk olduğu için, arkadaşları arasında hor görüldüğünü hisseder. Hepsi şoven Rus ailelerinin çocuklarıdır. İsmail Gaspralı: "Peki, ben neyim?" diye merak ede­ rek, kitap karıştırmağa, Türklüğü incelemeğe başlar. Bunun neticesinde her şeyden evvel, Osmanlı İmparatorluğuna bü­ yük aşkla bağlanır. Türkiye'ye gitmek, Türkiye için savaş-

17


mak kendisi için bir ideal haline gelir. Girit isyanı sırasında Türk ordusunda, Türk İmparatorluğu için silAh kullanmak arzu ve emeli ile okuldan kaçıp Odesa'ya gelir. İstanbul'a kalkan vapura bineceği sırada yakalanır ve ailesine gönderi­ lir. Artık okuluna dönmesi söz konusu değildir. Bir müddet bazı okullarda öğretmenlik yaptıktan son­ ra, babası onu Paris'e gönderir. Orada, herhangi okuldan dip�oma almağı düşünmeyip, kütüphanelerde Türk'ün geç­ mişini inceler. Türklüğün şanlı dönemlerini kitaplardan öğ­ renince, kendi zamanında Türk dünyasının uyuduğuna ve uyandırılmağa ihtiyacı olduğuna karar verir. _

Kırım'a döndükten sonra, bir türkçe gazete çıkarmak girişiminde bulunur, fakat Rus makamlarından izin alamaz. Bunun ilzerine, içinde kaynaşan fikirleri bir Rus gazetesin­ de, rusça olarak yaymağa karar verir. Onu en çok ilzen, Rus­ ya Türklerinin halidir. Fakat, "Türk" kelimesi Rusyada ya­ saktır, tabudur. Halbuki Müslüman denebilir.

, 188 1 yılında, takma adla bir Rus gazetesinde "Rusya Müslümanları" diye bir seri yazı yazar(32). O tarihten sonra, "Rusya Müslümanları" deyimi Rusya Türkleri için klisik bir etiket ve sadece dini değil, milli ideallerin de arkasında sak­ landığı bir paravan olur. İsmail Gaspralı 1883 de, nihayet, Türk dilinde gazete çıkarmak iznini koparmağı başarır ve "Tercüman" adlı hafta­ lık gazete ile Türk dünyasını bilim, fikir ve milli duygu bakı­ mından, bir güneş gibi aydınlatmağa başlar. Türk dünyasının her köşesine ait haberler, hepsine ay­ nı önem verilerek, Tercüman'da yayınlanır. Gazetenin dili İstanbul türkçesidir ve sloganı: "Dilde,fıkirde, işte birlik". (32)

hrist=ınlmış aşt

Zorla Çuvaş ve Çirmişler, bir kaç bin Musevi (Karafler) ve ler (Yakutlar ve Altay Türkleri) sayılmazsa, R.usya Türklerinin hepsi Müslümandır. ·

18


Demokrat tabiatlı bir insan olan ·tsmail Gaspralı Ab­ . dülhamit istibdadını eleştirdiği için, Meşrutiyet öncesi İstan­ bul ve Selinik Türk aydıımtn d� Tercüman gazetesini oku­ yor ve çok beğeniyorlardı. İsmail Gaspralı, gazetesi ile sadece Türkistan, Azer­ beycan, idil-Ural gibi esir Türk ülkelerinde değil, Osmanlı imparatorluğunda da 'nirldük ateşini alevlendirmiş, lstan­ bul'da Türk Ocaklarının kurulmasında dolaylı bir şekilde et­ ken olmuş, İttihat ve Terakki üyelerini, tam zamanında, Ma­ sonluk ideaiiılden TürkÇülük idealine çevirmiş, Ziya Gö­ kalp'in yetişmesinde rol oynamış, fikirleri ve yazılan ile Ata­ türk'ü de etkilemiş büyük Türkçüdür. HAdi Maksudi Zincirli Medreseye bir yıl için geldiği sırada, Tercüman gazetesi uzun yıllardan beri çıkmakta, Gaspralı'nın şöhreti bütün Türk dünyasını sarmış bulunmak­ ta idi. HAdi Maksud�.Kırınfa gelirken 16 y�ındaki kardeşi­ ni de getirince, Gaspralı bu genÇ çocukla ilgilendi, onu se,v­ di. Çocuk zeki, anlayışlı ve kavrayışlı idi. Gaspralı ufak te­ fek işler yaptırmağı bahane ed erek, onu yanına çağırır, onun genç beynini aydınlatmaktan , ona öğütlerde, tavsiye­ lerde bulunmaktan zevk alırdı. İsmail Gaspralı'nın· Sadri Maksudi'ye aşıladığı en önemli fikir Türk birliği fıkridİf. Bütün Türklerin tek bir aile olduğunu, Kazanlı ve Kırımlı Türklerin Başkurtlar ve Kırgızlarla akraba olduğunu, hatt! Hristiyan olan Çuvaşla­ rın ve Şa m a nist olan Yakutların öteki Türklerin kardeşleri old uğunu , her fırsatta, genç Sadri'ye telkin etmiştir. Gerçi kendileri Rusya Türkleri arasında en medeni zümre oldukları ve hemen bütün medreselerin başında bu­ lund u kları için, bazı �nlı aydınlarda Kazakları, ö1bekle-

19


ri hor görmek eğilimi, o dönemde az çok · vardı. Gaspralı Sadri Maksudi 'dP. bu eğilimi tamamen yok etmiş, her Tür­ kü sevmeği ona öğretmiştir. Genç Sadri Büyük Türkçü İsmail Gaspralı'ya derin hayranlık ve sonsuz sevgi ile bağlanmıştır. Hayatının her dö­ neminde: "Benim manevi babam İsmail Gaspralıdır" demiş­ tir. Zincirli Medresede Hddi Maksudi'nin beğendiği bir çok yenilikler vardı. Bu arada geleceğin imam ve müezzinle­ rine rusça da öğretiliyordu. Ma�em ki, Kıfım Türkleri Rus­ larla yanyana yaşamağa mahkOm idiler ve madem ki Hükü­ met dili rusça idi, bu dili bilmelerinde zarar değil, yarar var­ dı. Medresenin idarecileri bu gerçeği anlamışlardı. Sadri Bahçesaraya gelir gelmez, rusça kurslarına kay­ dolmuştu. Bazı başka dersleri de takip ediyordu. Sadri Ayazla birlikte verdikleri karardan hiç kimseye söz etmemişti. Kırım'da kalıp ruSça öğrenme gizli kararın gerçekleşmesi yolunda bir adım olacaktı. Nefret ettiği Rusla­ rın diliqi öğrenmek için, bütün kış canla başla çalıştı. Kazan'a dönünce, Rus Öğretmen Okuluna başvurup, gereken giriş imtihanını verdi ve, rivayete göre, ağabeyine bile danışmadan, 1896 sonbaharında okula kaydoldu. Ben, şahsen, öyle zannediyorum ki, Hddi Efendinin iş­ ten haberi vardı. Fakat bilmemezlikten geldi ve aileye karşı sorumluluktan sıyırıldı. 3- Rus

öğretmen okulunda ( 1 896- 1 90 1 )

Rus öğretmen okulunda, Sadri ile Ayaz'ın en çok ilgi­ .. sini çeken ders Edebiyat dersi olmuştur. İki genç, roman, şi­ ir denilen şeylerle ilk defa karşılaşıyorlardı. Gerçi kendi ev20


!erinde, uzun kış gecelerinde, Tahir ile Zühre'nin, Yusuf ile Züleyha'nın hikiyelerini dinlemişlerdi. Düğünlerde, delikan­ Warla kızlar arasında söylenen karşılıklı manileri heyecanla takip etmişlerdi. Fakat bunları ciddi insanların meşgul ola­ mayacağı eğlenceler, oyunlar diye biliyorlardı. Rus okulun­ da bu oyunlar ders konusu, inceleme konusu yapılıyordu. Hangi adam hangi hikiyeyi yazmış? Hikiyede neler anlatılı­ yor? Roman nedir? Kaç çeşittir? Hangi çeşidi hangi kuralla­ ra uymalıdır? Romancının yetişme tarzı, sosyal çevresi onu nasıl etkiler? Ve Sadri ile Ayaz Rus romanlarını aç kurtlar gibi oku­ mağa başlarlar. Sadri'nin en çok beğendiği, hayran olduğu romancı Lev Tolstoy'dur. Fakat genç Sadri'yi roman dışında, ilmi eserler de ilgi­ lendirmektedir. İleride, 1 909 da yazacağı ve 1 9 14 de yayınla­ yacağı "İngiltereye seyahat" adlı kitabında şu satırlar okun­ maktadır:

''Rus ötretmen Oku,lunda, üçüncü sınıfta bulundukum sene en çok okudu.kum senewr. Dördüncü sınıfta ötretmenlik stajı pek çok vakit aldıtzndan, okumaga vakit ayırmak müm­ kün olmadıgını bu ötretmen okulunda bulunmU§ kimseler bi­ lirler. Okulun üçüncü sınıfında durum kitap okumaga olduk­ ça müsait idi. . . Benim bilhassa tarihi ve felsefi eserlere mera­ kım vardı. Fransız yazarlanndan Rousseau 'nun eserleri elime geçtiffende, bun/an nasıl ayn/amadan okudu.kum halll hatınm­ dadır. Bende Fransız dilini ötrenmek arzusu daha o zaman dogmU§tu. Böylece, bir yandan Rousseau 'nun eserleri gibi fel­ sefi eserlere düşkün iken, bir yandan da Tabii ilimler ile ilgile­ niyordum . . . Darwin 'in kitabının rusçaya tercümesini o yıl oku­ dum. �. •(33).

(33) "İngiltereye seyahat" Kazan 1914, s. 90-91. 21


Okulda Sadece Rus edebiyatı değil, Rus edebiyatı mü­ nasebetiyle Fransız edebiyatı da okutuluyordu.Hangi Rus şairine hangi Fransız şairinin etkisi olmuş? Hangi Rus ro­ mancısı hangi Fransız romancısından ilham almış? Öğretmenlerin hepsinde derin bir Fransız hayranlığı

vardı.

Fransa, Paris... Bu sihirli kelimeler daha o zaman Sad­ ri Maksudi'nin rüyalarını süslemeğe başlamıştı.

Evet, Sadri ile Ayaz, Rus Öğretmen okulunda, dünya­ da Edebiyat diye bir şey olduğunu keşfederler. Çok geçmeden, Sadri de, Ayaz da, on yedi on sekiz yaşlarındaki bu ilci genç, "Acaba ben de roman yazabilirmi­ yim?" diye birbirlerinden gizli denemelere başlarlar. Sadri başladığı işi yarıda bırakanlardan değil. 1898 de, ondokuz yaşında ilcen, romanını bitirir. Ağabeyinin yar­ dımı ile roman bastırılır. Sadri'nin bu ilk eser� "yaşayış" anlamına gelen "Mai­ şet" adını taşımaktadır. Kapak Ozerinde, bu adın altında "Milli roman" yazılı. Ancak Kazan Türkleri "roman" kelime­ sini anlamayacakları için, ayrıca, "Maişet" adından evvel "Hi­ kiye" diye bir açık.lama var. Sadri Maksudi'nin küçük· romanı, bir çok mill etlerin edebiyatlarının gelişmesindeki ilk yıllarında görüldüğü gibi, terbiyevi, pedagojilc bir eserdir. Aynı zamanda çok milliyet­ çi... Eserden aldığımız aşağıdaki parçalar bunu göstermekl'e­ dir: Tuhtıftır, bizim eski din adamlanmız çok kan alma­ lı ls/am dinine göre makbul bir iş zannederler. Halbuki ls/am dini çok kadınla evlenmegi makbul bir iş saymayıp, zaruret ha­ linde, saı:Iİ!ce buna müsaade etmektedir. . . Genç bir insan için, yaşlı:mdıktan sonra, pişman ola­ cagı bir iş yapmadan gençligini �eçirerek, ihtiyarlıtuufa �enç

22


yıllannı düşünürken, huzurunu kaçıracak, keyfini bozacak bir şey bulamamak kadar mutluluk yoktur. . . Halkımız her cihetten çok geri kalmıştır. Bizim eksik­ lerimizi gidennek, başka kavimlerin seviyesine yetişmek için hayli zaman ugraşmamız, çok çalışmamız gerekecektir. . . Hal­ kımızın eksik taraftan çok. Bunlardan bazılannın farkında bi­ le degiliz. . . Hiç olmazsa farkında oldugumuz eksiklerimizi gi­ dennege çalışalım.

. . . Fatih 'in en çok sevdiffe şey okumaktı. Okumaga o ka­ dar düşkün idi ki, bir az boş vakti oldu mu id� hemen bir ki­ tap, gazete veya romana sanlırdL . . Fatih ögt'enme merakı ile okumaga heves duymasa idi, kim bilir hangi kötü yollara dü­ şerdi?.. •(34) .

"Maişet"in konusu o zamanki Kazanlı tüccarların kaza­ nıp servete kavuşur kavuşmaz, karıları üstüne genç karı al­ mak adeti ve merakı etrafındadır. Altmış yaşındaki deri tüccarı Halit Ağa, genç kadın al­ mağa karar verince, .imamın tavsiyesi ile orta halli bir aile­ nin gepgenç kızını ister» Bu kız oğlu Fatih'in beğendiği, gizli­ ce görüştüğü ve hatta sözleştiği bir kızdır. İhtiyar adam ile genç kız arasında nikah kıyılır. Altmışlık güvey gerdeğe gire­ cek. .. Kitabın burasında hayli dramatik sahifeler var . . . ve beklenmedik sonuç. Sadri Maksudi'nin bu ilk eseri, Kazan Türklerinin Edebiyatı bakımından tarihi bir değer taşımaktadır. Çünkü "Maişet" saf Kazan lehçesinde yazılmış ilk edebi eserdir. Türkiye'de Kazan Türkleri hakkında yayınlanmış ki­ tapların çoğunda Kazan edebiyatındaki ilk romanın Musa Akyiğitzade'nin "Hüsamettin Molla"sı olduğu yazılıdır. Fa­ kat bunu yazanlar eseri görmemiş, okumamış kimselerdir. Sadece Sovyetler Birliğinde yayınlanan Edebiyat tarihlerin­ deki bir cümleyi tekrarlamışlardır. ( 34) s ı ı . 26, 27, 33. . .

23


"Maişet" ten 14 yıl önce yayınlanmış 56 sahifeden iba­ ret "Hüsamettin Molla" modem bir genç imamın hikiyesini anlatır. Fakat, Kazan türkçesi ile yazılmış bir eser olmadı­ ğından, Kazan Türklerinin Edebiyatı tarihinde yer alacak ni­ telikte değildir. Akyiğitzade hikayesini İstanbul türkçesi ile yazmağa yeltenmiş, fakat yüzüne gözüne bulaştırmıştır. Eserdeki dil ne İstanbul türkçesidir, ne de Kazan türkçesi... Meşhur "Fundamenta" adlı eserde Kazan Türkleri Edebiyatı faslını yazmış olan A.Battal Taymas Ak)ıiğitza­ de'nin hikayesinin bir edebi değeri olmadığını, "melez" bir dilde yazılmış olduğunu söyler ve Kazan edebiyatındaki ilk roman "sayılmasına"taraftar olmadığını belli eder (35) . Sadri Maksudi Maişet'ini Kazan türkçesi ile yazmış­ tır. "Rusya Türklerinin Milli Mücadele tarihi" adlı eserin sa­ hibi Nadir Devlet, Sadri Maksudi'nin, "Maişet" adlı eserin­ de, "saf Kazan şivesini kullanmış" olduğunu özellikle belirt­ mektedir(36). Kazanlı edebiyat tarihçilerinden ünlü Abdurrahman Sadi ise, Maişet'in 19 yaşındaki bir genç tarafından yazılmış olduğu cihetine dikkati çektiği gibi, bu eserin Kazan türkçe­ si· ile yazılmq ilk edebi eser olduiunu da kabul eder(37). Bugün Sovyetler Birliğinde yayınlanan Edebiyat tarih­ lerinde Sadri Maksudi'nin adı neden anılmaz? Çünkü Stalin döneminden beri, bir çok milliyetçi ya­ zarlar arasında, onun da adını anmak yasak edilmiştir. Sadri Maksudi "Maişet"ten sonra pek çok başka eser­ ler yazmış olduğu halde, bir daha hikiye ve roman tarzında eser vermemiştir. (35) "Fundamenta", Wiesbaden 1964, Franz-Steiner Verlag, "La litt6rature des Tatan da Kazan", s. 763,768. (36) Ankara 1985, s.168. (37) Abdurrahman Sa'di, 'Tatar Edebiyatı Tarihi" Kazan 1926 (eski harf­ lerle), s.121.

24


Ayaz Ishaki ise, ille eseri Sadri Maksudi'ninkinden sonra yayınlanmış olmasına rağmen, pek çok hikaye, roman ve piyes yazmış ve Kazan Türkleri edebiyatındaki en tanın­ mış, en popüler yazar olmuştur. 4-

Şöhretleri ziyaret ( 1 90 1 )

Sadri Maksudi, 1 90 1 yılının yazında Öğretmen oku­ lundan mezun olunca, Taşsu'ya annesi ve babası yanına gi­ der. Onlara danışacak. Çünkü bir illcokul öğretmeni olmak istemiyor. Okumağa devam etmek, yeni şeyler öğrenmek, yeni bilgiler edinmek istiyor. Köyde herkesten aynı soru: "Eh, şimdi ne yapacak­ sın?" Sadri Maksudi'den cevap: "Bakalım! ". Büyük oğluna çok itimadı olan Nizamettin Molla kü­ çük oğluna söyle der: yap.

- Hadi ağabeyin akıllıdır. O neyi münasip görürse onu

Hadi Efendi ise, kenQisinin isteyip de yapamadığı şeyi çok sevdiği kardeşinin yapmasını arzu ediyor: Yan� İstan­ bul'da öğrenime devam etmek ... Şanlı Osmanlı İmparatorlu­ ğunun Başkentinde, Türklüğün ve İslamın efsanevi merke­ zinde, hür ve haysiyetli bir Türk insanı olarak... Hadi Efendi Sadri'ye, ilk zamanlar, kendi maaşından ayırıp bir az para gönderebileceğini, sonra Sadri'nin İstan­ bul'da, bir matbaada, bir gazetede, belki ufak bir iş bulabile­ ceğini düşünüyor. Bu tasavvura Sadri'nin aklı biraz yatıyor. En çok ken­ disini sevindiren şey de şu: İstanbul'da, kitaplarını o kadar beğenerek okuduğu Türk yazarlarından bazıları ile tanış­ mak fısatını bulacak . . . Sonra, mübarek Türk askerini göre­ cek . . . Rus yakınlığından, Rus kokusundan uzakta kalacak... 25


Fakat Sadri Maksudi, Kırım'a uğramadan, Gaspralı ile görüşmeden yola çıkmak istemiyor. Önce Bahçesaray'a gitmeğe kararlı. Sadri'nin bir arzusu daha var: Ruslardan nefret ettiği halde, bazı Rus yazarları ile tanışmak, hiç olmazsa çok be­ ğendiği Tolstoy'u ziyaret etmek imkanını bulursa, çok mem­ nun olacak. Çünkü 73 yaşında olan Tolstoy, bir kaç yıl son­ ra, Sadri Rusya'ya döndüğü zaman, belki de ölmüş olacak­ tır. Sadri babasının ve ağabeyinin de tasvibi ile Tolstoy'un oturduğu Yasnaya Polyana'ya gider, görüşme imkanını elde etmekte güçlük çekeceğini zannettiği halde, kolayca rande­ vu alır. Büyük yazar Kont Lev Tolstoy, o sıralarda görüşme is­ teklerini, hatta Fransadan, İngiltere' den kalkıp gelenlerin bi­ le başvurularını reddetmektedir. Fakat ilk defa bir Ta�ar gencinden gelen görüşme isteği merakını uyandırmış ve ko­ layca olumlu cevap vermiştir. Tolstoy Sadri Maksudi'yi ılık bir sonbahar günü, park halindeki geniş bahçesinin bir köşesinde kabul eder. Genç Sadri, heyecandan titreyerek, fakat kararlı bir şekilde, büyük adamın karşısına geçer. Sorularını hazırlamış­ tır. Tolstoy'un karısı Kontes Sofya kendini beğenmişliği, kaprisleri, huysuzluğu ile meşhur bir kadındır. Kocasına hiç anlayış göst�rmediği gibi, son zamanlarda, kocasını buna­ mış sayarak, Yasnaya Polyana'ya yapılan ziyaretleri de kon­ trolü altına almıştır. Bakıyor, o gün kabul edilen Tatar genci geleli bir saat olmuş. Yeter de artar bile, bir Tatar parçasına.

Bahçeye çıkıp görüşenlerin yanına gider ve kocasına

bir şeyler söyleyip, görüşmeyi kesebileceğini ümid eder. 26


var.

Fakat Tolstoy sert ve kararlı bir cevapla kansını sa-

Tolstoy ve Sadri Maksudi her şeyden konuşmuşlardır. Bu zeki gencin sorduğu ve çoğu felsefi olan sorular büyük yazarda ilgi uyandırmakta ve onları cevaplandırmak hoşuna gitmektedir.

Ancak, iyimser bir dünya görüşüne sahip ve Tanrının her şeyi en iyi, en uygun şekilde yarattığını kabul eden ya­ zar-filozof, Sadri'nin şu sorusuna cevap vermekte güçlük çe­ ker: "Niçin kurt kuzuyu yiyor? Niçin büyük balık küçük balı­ ğı yutuyor?". Kontes Sofya sinir buhranı içindedir. Münasebetsiz Tatar çocuğu geleli nerede ise 3 saat olacak. Halbuki dok­ tor uzun görüşmeleri yasak etti. Lev yorulmamalı. Yine bahçeye çıkıyor. Büyük yazarla hayranının yanı­ na gidiyor. Bu defa amirane konuşarak, Sadri'yi izin isteme­ ğe medJur ediyor . . . . Bundan sonra, Sadri Maksudi köyüne dönüp ailesi ile vedalaşıyor ve 190 : yılının Eylül ayı sonunda Bahçesaray'ın yolunu tutuyor. ··

İsmail Gaspralı genç Sadri Maksudi'yi Bahçesaray'da bir kaç gün alıkoyuyor ve ona şu tavsiyelerde bulunuyor: - İstanbul'a git, fakat orada kalma, Paris'e git. İstan­ bul'da Abdülhamid'iil kurduğu istibdad havasından boğulur, zehirlenirsin. Bugün Osmanlı aydınlarının çoğu da Paris'e kaçmışlardır ... Sana ağabeyinin göndereceği para ile Pa­ ris'te de pekala geçinirsin. Arada sırada "Tercüman"a yazı yazarsan, ben de sana zaman zaman bir şeyler gönderirim. Seni aç bırakmayız. Fakat sık sık mektup yaz. Sadri Maksudi Par is meselesi için ağabeyini mektupla ikna edebileceğini ümid ederek, Gaspralı'dan ayrılıyor. Ku­ cakl aşa r a k vedalaşıyorlar.

27


Ve İstanbul ... Sadri Maksudi bu güzel şehirde kendini sıkacak, boğacak hiç bir şey göremiyor. Tam tersine, bu ba­ ğımsız, bu halis Türk şehrinde gördüğü her manzara, karşı­ laştığı her olay zevkini ve gururunu okşuyor. Fakat hayret! Konuştuğu herkes kötümser. Hele bin bir zorlukla görüşme­ ğe muvaffak olduğu, yıllardan beri hayranı bulunduğu Ah­ met Milat Efendi ... Ahmet Mitat Efendi Sadri Maksudi'ye hemen hemen aynen İsmail Gaspralı'nın söylediklerini tekrarlar: - Madem ki okumak istiyorsun, git Partiste oku! Aklı başında olanların hepsi oraya gitti. Fransa dünyanın en me­ deni memleket� Paris Üniversitesi dünyanın en yüksek Üni­ versitesidir. Orada okursan, itibarın burada da. kendi mem­ leketinde de daha büyük olur. Böylece Sadri Maksudi'nin kararı kesinleşir: Pariste okuyacaktır. Esasen, ağabeyinden de Gaspralı'ya hürmeten, muvafakat cevabı gelmiştir. S-

Sadri Maksudi Parıs'te ( 190 1 - 1 906)

Sadri Maksudi Kasım 190 1 sonunda Paris'e ay�k ba­ sar. Ve t>u zengin, bu muhteşem, bu tantanalı şehirde, o za­ mana kadar tanımadığı bir züğürtlük, sefalet, mahrumiyet hayatı yaşamağa başlar. Devamlı olarak, ertesi hafta aç kalmak tehlikesi için­ dedir. Lokantalara imrenerek bakar. Çok defa, akşam yeme­ ği yemeden yatar. Acıkmak diye bir şey oluşuna fena halde kızar. Acıkma ve yemek yeme problemini, bazen yarım ku­ tu sardalya ve ekmek, bazen de, bir kahvehanede, sütlü kah­ ve ile iki çörek yemekle halleder. Ağabeyi sözünde durur ve ne yapıp yapıp, iki üç ayda bir, bir şeyler gönderir. Fakat bu vefalı ağabeyin Paris'teki pahalılık hakkında en ufak fikri yoktur.

28


"Tercüman" gazetesine yazı yazmağa henüz vakit bula­ madığı halde, Gaspralı'dan da arada bir para gelir. Hayatının en büyük lüksü, para geldiği günler, fransız­ casını ileriletmek için tiyatroya gitmektir. Genç Sadri Sorbon Üniversitesinin Hukuk Fakültesi­ ne kaydolmağa, hukukçu olmağa karar vermiştir. Ancak, Hukuk Fakültesine kabul edilmek için, yabancı olması sebe­ biyle, fransızcadan ve litinceden imtihan vermesi gerekmek­ tedir. Böylece, Kazanlı genç Paristeki ilk yılını dişi ile tırna­ ğı ile fransızca ve !itince öğrenmekle geçirir. 1902 nin son­ baharında, gereken imtihanları verip, Hukuk Fakültesine öğrenci kabul edilir. Sonraları yakınlarına anlattığı gibi, Sadri Maksudi kendisini Paris'te bir ilim denizinde, ilim okyanosunda imiş gibi hissetmiştir. Hukuk Fakültesi dışındaki Öğretim kuru­ luşlarında da dünyaca ünlü bilginler vardı. Onları dinleme­ mek, onlardan feyzalmamak büyük birer fırsatı kaçırmak­ tı ... Genç Sadri Hukuk Fakültesinden başka, "Ecole des Ha­ utes Etudes Sociales" (Yüksek İçtimai İlimler Okulu) deni­ len okula da kaydolur'. Bir de Colleğe de France'daki meş­ hur Gabriel Tarde'ın ve Edebiyat Fakültesindeki meşhur Durkheim ile meşhur Levy-Brühl'ün derslerine, ilk iki yıl bo­ yunca, hemen hemen muntazaman devam eder. O dönemde Paris'te, İstanbullu genç aydınlardan, son­ raları meşhur olacak pek çok kimse vardı: Meşrutiyetten sonra Ayan Meclisi Reisi olacak olan, "Meşveret" dergisi sa­ hibi Ahmet Rıza, şair olarak ün kazanacak olan Yahya Ke­ mal, Atatürk döneminde Maliye Bakanı olacak olan Ahmet Ferit ve başkaları . . . Hepsi de genç Kazan Türküne ilgi ve ya­ kınlık gösteriyorlardı. Paris'te, Kazan Türklerinden olup, İstanbul'da Harbi­ ye öğrencisi iken, Trablus'a sürülmüş ve oradan Ahmet Fe­ rit ile birlikte kaçarak Fransa'ya gelmiş olan Yusuf Akçura da vardı.

29


Sadri Maksudi, Rusyadan geıırken, Paris'e· gitme ihti­ maline binaen, yine Kazanlı olup İstanbul'da Mülkiyeyi bitir­ miş olan FAtih Kerimi ( 38) adlı birinden Yusuf Akçura'ya mektup getirmişti. Sadri Maksudi Yusuf Akçura'yı arayıp bulmuş ve kendisine mektubu vermişti. İki Kazanlı genç ara­ sında, tanışır tanışmaz, samimi ve sağlam bir dostluk kurul­ muştu. Her ikisi idealist, mill iyetçi, okuma, adam olma ihti­ yacını susuzluk derecesinde duyan, iyi aileden, iyi çevreden iki genç idiler. Bu iki gencin, tanışmalarından bir iki ay sonra, 1 902 yılında yaptıkları bir işbirliğini anlatmak için şimdi burada, Sadri Maksudi hakkındaki bu kitapta, Sadri Maksudi'nin kendisini konuşturacağım, yani bir yazısından (39) alıntı ya­ pacağım: ... Bir gün Yusuf Bey beni talebe lokantalanndan birin­ de buldu. Gaspralı lsmail Beyden mektup aldıgtnı, bir kaç.ay sonra 'Tercüman " gazetesini çıkarmaga başladıgtnın yinninci yıldönilmü olacagmı yazdıgtnı söyledi ve şu sözleri ililve etti: "Başka millette olsa idi, bu münasebetle bir JÜbile yapılırdı, millet o adama karşı hünnet ve şükranını bildirirdi " dedi. Ben "Biz de yapalım " dedim. "

Yusuf Beyin "Çok iyi olurdu, imkAn varını? Jübile yapmak bizim elimizde mi?" demesi üzerine, ben: "Jübile ya­ pılması için biz teşebbüste bulunabiliriz, n initiative" alabili­ riz" dedim ve neler yapılabileceğini söyledim. Yusuf Bey, her zaman olduğu gibi, kendine mahsus bedbinlik ile nikbin­ lik arasındaki bir tavır ve tonla; "Yapalım!"dedi. (38) Fatih Kerimi, sonralan, milyoner Şakir ve Zakir kardeşlerin çıkardık­ ları "Vakit" gazetesinin Başyazarı olarak, büyük şöhret kazanacaktı. (39) Söz konusu yazı Sadri Maksudi'nin evrakı arasında ailesi tarafından bulunup, 1977'de ''Türk kültürü" dergisinde yayınlanan "Dostum Yu­ suf Akçura" başlıklı yazıdır (Türk Kültürü, sayı 174. s. 346) Bu yazı hakkı nda ayrıntılar için Ahmet Temir'in "Yusuf Akçura"sına bakılsın (Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınlarından, Ankara 1 987. s. l ) .

30


O gün her ikimizin derslerimiz vardı. Ayrılacağımız zaman, Yusuf Bey yapılabilecek işleri, gelecek görüşmeye kadar, tahriren tesbit etmemi rica etti. Ben de "Jübile" yapıl­ ması için alınması lazım olacağını tahmin ettiğim tedbirleri tahriren tesbit ettim. Bu planın hülasası şu idi: Şimdilik Yu­ suf Beyle benden mürekkep bir teşebbüs komitesi teşekkül edecek, bu komite tarafından İsmail Bey'in "Tercüman" vası­ tasıyle yaptığı milli hizmetleri anlatan ve "Tercüman" ın yir­ minci yılını ikmal etmesi münasebetiyle, mill e tin ona karşı beslediği hürmeti tebarüz ettirmek üzere, bir jübile yapılma­ sı gerektiğini izah eden bir broşür hazırlanacak ve bu broşür Türkiye ve Rusyadaki tanınmış kimselere mektup şeklinde, kapalı zarf içinde gönderilecek . . . Yusuf bey planı tasvip etti, neşelendi ve gülerek: "O halde şu andan itibaren kendimizi Komite ilan edelim !" dedi. Bundan sonra ben: "Siz ağabe­ yimsiniz, sizin reis olmanızı rica ediyorum" dedim. Yusuf Bey kabul etti ve işe başladık" . . . .İsmail Gaspralı, arada sırada Abdülhamit rej imini tenkid ettiğinden ve tasarlanan jübile konusunda Osmanlı Hükümetinin takınacağı tavır belli olmadığından, "Jübile'ye çağrı" broşürünün Türkiyedekilere gönderilmesini Yusuf Akçura münasip görmez. Bu bakımdan broşürü, Kazan türk­ çesi ile kaleme almak vazifesi Sadri Maksudi'ye düşer. Bro­ şür yazıldıktan ve Yusuf Akçura tarafından gözden geçiril­ dikten sonra, 100 adet basılması için, Yusuf Akçura'nın Ce­ nevredeki Mahir Sait ( 40) adlı, matbaa sahibi bir arkadaşına gönderilir. Basılıp geldikten sonra, iki arkadaş, Sadri Mak­ sudi'nin odasında oturup, 100 zarf üzerine daha önce hazır­ lanmış listedeki isim ve adresleri yazarak broşürü Rusya Türkleri arasındaki Kazanlı, Kırımlı, Azerbaycanlı, Türkis­ tanlı belli başlı kimselere postalarlar Burada yine sözü Sadri Maksudi'ye vereceğim: "Bu broşür Rusya Türkleri arasında lsmail Bey için bir jübile yapılması lehinde cereyan yarattı ve hakikaten, 1 903 se< 40) Bu zat be§ on yıl sonra Refik Halid'in kayınpederi olacaktı.

31


nesi (4 1) ilkbahannda, münevver milletseverler Bahçesaray 'da toplandı. lsmail Bey için, 'Tercüman " ın yirminci senesini ik­ mal etmesi münasebetiyle, parlak bir tören yapıldı. Bu tören ve toplantı Rusya Türklerinin ilk mi/it kongresi mahiyetini aldı. Bu içtimada türlü villtyetlerden gelen münevver Türkler, ilk de­ fa olarak, Rusyaya tabi Türkleri alakadar eden milü mesele­ ler, mi/it ldıltürü yaşatma çareleri ve Çarlann ruslaştırma siya­ seti ile mücadele için alınması lazım olan tedbirler hakkında görüşmüş oldular. 'Tercüman "ın jübilesi Rusya Türklerinin Millt Uyanq tarihinde yer alan bir vak 'a oldu. . . Bu ilk kongre­ den sonra kongreler biribirini takip etti ( 42) Sadri Maksudi ile Yusuf Akçura Jübileye katılamamış­ lardı amma bu Jübilenin yapılmasından sevinç ve gurur duy­ muşlardı. O günlerde Sadri Maksudi İsmail Gaspralı'nın kendi­ sine arada bir gönderdiği paraları hakketmenin zamanı gel­ diğini düşünür. Gerçi o zamana kadar Tercüman'a haber niteliğinde bir iki yazı göndermiştir. Fakat yazıiarında devamlılık olma­ lıdır. Düşünüyor ki, en iyisi şöyle oldukça hacimli bir eser seçip, bunu fransızcadan türkçeye çevirmek ve Tercü­ man'da tefrika şeklinde yayınlamak. Düşünüp taşınıp, Amerikalı yazar Bellamy'nin bir içti­ mai roman olan " 1 00 yıl sonra" adlı eseri üzerinde karar kıb­ yor. 1904 yılında başladığı çeviri 1 905 de tamamlanacak ·l'e 1 906 da Tercüman'da S.M. imzası ile tefrika edilecektir. 10 Şubat 1 904 de Rusya ile Japonya arasında savaş patlak verir. Binlerce insanın öldüğü, telef olduğu savaş de­ nen nesnenin her hangi birine şans ve mutluluk getirebilece­ ği fikri tuhaf geliyor insana. Fakat oluyor işte. Yüce Tanrı ız­ tırap ve mutlulukları, kendi istediği gibi, gerektiği gibi dağıtı­ yor. (41 ) 'Tercüman" 1883'de çıkmağa ba§lamı§tır. (42) Aynı yazıdan, s. 35 1 .

32


Rus-Japon savaşı Sadri Maksudi'ye şans ve mutluluk getiriyor. Bu savaş ile,pek tabii olarak, bütün Avrupa basını ya­ kından ilgileniyor. En önemli haber kaynağı muntazam ge­ len Rus gazeteleri. Fakat o dönemde Basın bugünkü gibi teş­ kilatlı değil: Ajanslar, özel muhabirler yok. Fransız gazete sahipleri harıl harıl, Rus gazetelerinden fransızcaya tercü­ meler yapacak kimseler arıyor. Gerçi Paris'te öğrenim yapan, _iyi fransızca bilen Rus gençleri çok. Fakat bunlar çalışmağı sevmeyen, sıkıntıya ge­ lemeyen, şımarık, zengin aile çocuklarıdır. Sadri Maksudi gereken başvuruları yapıp, bir kaç ga­ zeteden birden vazife alıyor. Ağır bir çalışma dönemine girmiştir. Çünkü haberleri ertesi sabahki gazetelere yetiştirmek için, geceleri de çalış­ ması gerekmektedir. Fakat Sadri Maksudi birdenbire Paris'in basın dünya­ sında aranan, önem .verilen bir kişi oluvermiştir. Çünkü o, gazetelerin en önemli · haberlerinin kaynağıdır. Genç Sad­ ri'ye daha çevirileri tamamlanmadan, en son haberler için, sağdan soldan başvuruluyor. Basın kartı da alan Sadri Maksudi'ye, ziyafetler, balo­ lar için her taraftan davetiyeler yağıyor. O dönemde, henüz Pariste şu veya bu kontesin veya prensesin yönettiği edebi ve politik salonlar yok değildi. Bunların sahipleri son savaş haberlerinin kaynağı olan genç ve yakışıklı gazeteciyi yakından görmek istiyorlardı. Özellik­ le, o dönemin en meşhur salonlarından birinin sahibi olan Regine genç Sadri Maksudi'yi devamlı davet ediyordu. Bu sebeple, Sadri, henüz çorapları yamalı ve iç çama­ şırları yırtık pırtık iken, kazandığı ilk paralarla bir smokin ıs33


marlamağa mecbur oluyor. Artık para meselesi bir problem olmaktan çıkmıştır. Çok geçmeden, Sadri, ağabeyi Hadi Efendiye de, İsmail Gaspralı'ya da, artık para göndermelerine lüzum kalmadığı­ nı bildirir. Genç Hukuk öğrencisi, gazetecilik faaliyetlerine rağ­ men, derslerini aksatmamaştır ve her yıl muntazaman sınıf geçmiştir. •

Rus-Japon savaşı 1905 in Eylül ayında Rusyanın par­ lak bir şekilde yenilmesi ile son buldu. Fakat bu sefer, Rus­ ya'da iç politika bakımından Avrupalının ilgisini çeken olay­ lar cereyan etmeğe başladı. Rusya'nın yenilmesi muhalefete başkaldırma cesaretini vermişti. Çar il. Nikola bazı hürriyet­ ler vermeğe mecbur edildi. Rus İmparatorluğunu oluşturan milletler ve bu arada Rusya Müslümanları örgütlenmeğe başladdar. Sadri Maksudi bütün bu hareketleri, Rus basınından, milli heyecanla takip etmekte idi. Artık Hukuk Fakültesinin son sınıfına geçmişti. Bir an evvel öğrenimini bitirmesi gere­ kiyordu. Hayatının bu döneminde, kendisinde, öğrenimine de­ vam etmek, doktorasını yapmak aı ı:usu da yok değildi. Çün­ kü maddi geçim problemi halledilmişti. Paris şehri ,;La Bel­ le Epoque" denilen en güzel dönemini yaşamakta idi. Sadri bu şehrin en yüksek sosyetesine girip çıkmak imkanlarına sahip idi. Artık gerçek anlamı ile Parisli idi. Pariste hayat güzeldi. Fakat Rus egemenliği altında inleyen vatanında bir şeyler olmakta idi. Soydaşları için memleketin yönetimine katılabilmek ümitleri belirmişti. Sadri Maksudi'nin gönlü memleketinde yer alacak gelişmelerin dışında kalmağa razı 34


değildi. Milletine bir hizmeti dokunabilirse, bu hizmeti yeri­ ne getirmeğe hazır olmalı idi. Onun için, ge nç Sadri, Sorbon (43) Hukuk Fakültesin­ den, mezuniyet diplomasını alar almaz, dostları ile vedalaş­ tıktan· sonra, Rusya'ya doğru yola çıkar.

(43) Sorbon diye Paris'in Ortaçağdan kalma en eski Üniversitesine denir.

35


il

SiYASI FAALİYET YILLARI

1· :XX. yüzyılm

baımda Rusya'dald durum 1905 lbtilAll

ve

Sadri Maksudi'nin siyasi faaliyet yıllarını anlatmadan önce Rusya'nın, Kazan Türklerinin ve Rusya Müslümanları­ nın o yıllardaki durumunu anlatmakta fayda vardır. Yirminci yüzyılın başında, Rusya'da ciddi ekonomik sıkıntılar baş gösterir. Çar hükOmeti Rusyayı endüstrileştir­ mek için Avrupa Bankalarından ve özellikle Fransız Banka­ larından kredi alır. Fakat bir iki yıl sonra Rusya borçlarının faizini bile ödeyemeyecek duruma düşer. Sosyal durum daha parlak değildir. Etrafındaki şoven Rus soylularının etkisi ile antisemit bir politika takip eden Çar il. Nikola'ya tepki gösteren Yahudiler, yeraltı örgütler meydana getirerek, gizli Cemiyetler vasıtasıyla, memlekette devamlı huzursuzluk havası yaratıyorlar.Para kuvvetiyle bir kısım basını da ellerinde tuttuktan gibi, Üniversite gençliği ile işçi dünyasını etkileyerek, boyuna gösteri ve grevler dü­ zenlenmesini teşvik ediyorlar. Yahudi gizli cemiyetlerinin memleket dışında da uzan­ tıları vardı. Bunlar sosyalist etiketi arkasında Yahudi niteli­ ği gizlenen toplantılar yapıyor ve dış basında akis bulan, Rusya'nın kaderi ile ilgili mühim kararlar alıyorlardı. 1 904 de, Rus-Japon savaşı bu şartlar içinde patlak vermişti. 37


XX. yüzyılın başında Kazan Türklerinin durumuna ge­ lince, önce hatırlatalım ki, Rusların, Kazanı zaptettikten sonra, Türk ahalisine karşı gösterdikleri vahşet ve zulQm ke­ limelere sığmayacak niteliktedir. Kazanlıların, kendilerine iki yüz yıl boyunca uygulanan imha politikası karşısında, mil­ liyetlerini ve varlıklarını korumuş olmaları bir.. mucizedir(l ) . Kazan Türkleri ancak XVIII. yüzyılda, il. Katerina zamanın­ da bir az nefes alabilmişlerdir.

Avrupa filozofları ile mektuplaşan, çok zeki ve kültür­ lü bir kadın olan ve esasen Rus olmayıp, Alman asıllı oldu­ ğu için Kazanlılara karşı atalardan gelen bir düşmanlık bes­ lemeyen Katerina, o zamana kadar Müslümanlıkları suç sa­ yılan Kazan Türklerine din hürriyetini bağışlamış ve 1789 da, Rus Hükümeti tarafından seçilmiş de olsa, Müslüman­ lardan oluşan, Müslümanların dini işlerine bakacak bir "Ru­ hani Meclis" kurulmasına müsaade etmişti. Artık Müslü­ manlar cami inşa edebilecek, okul açabileceklerdi. Bu sebeplerden dolayı, Kazan Türkleri II. Katerina'yı sevmişler, ona "Ebi Padşah" adını vermişlerdi( 2). yüzyıl da Kazan Türklerine başka hürriyetler de verildi. Rus ekonomisi için faydalı görüldüğü için, Kazan Türklerinin atalardan kalma tüccarlık kabiliyetinden yarar­ lanmağı düşünerek, Çarlık Hükümeti onlara ticaret alanın­ da bazı hürriyetler bahşetmiş, bu arada Orta Asya pazarları­ na gidip gelme müsaadesini vermişti. Kazana en yaXIX.

( 1)

(2) 38

Bu konuda aşağıdaki iki yazıda geniş ayrıntı vardır: l- Akdes Nimet Kurat, "Rus hilimiyeti altında İ dil-Ural ülkesi", Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi dergisi, Temmuz-Aralık 1965. 2- Nadir Devlet, "Ruslaştırmada Kazan Türkleri örneği", Türk Kültürü dergisi, O cak 1983, s. 29 .

"Ebi" kelimesi, Kazan Türklerinde, Anadoluda da olduğu gibi, "nine" anlamına gel mektedir.


kın ve varılması en kolay Orta Asya pazarı Buhara idi. O dö­ nemde Buhara Hanlığı bağımsızdı ve Buhara şehri güney ül­ kelerinden de tüc.carları çeken bir ticaret merkezi idi. Buhara şehri XIX. yüzyılın başında, aynı zamanda, İs­ tanbul gib� Kahire gibi İslAm kültürünün başlıca merkezle­ rindendi. Medreseleri, güçlü tarikatler� zengin kütüphanele­ ri meşhurdu(3) . Bazı Kazanlı tüc.carlar, Buhara'ya gide gele, oğullarını bu şehrin büyük Medreselerinde okutmak arzusunu duyma­ ğa başladılar. Çok geçmeden Buhara'da okuyup dönenler arasında, Kazan'da ve Kazan ilinin başka şehirlerinde(4) , Buhara medreselerini örnek alarak, medrese açanlar görül­ meğe başlandı. Bu dönemde Buhara'da konuşulan Çağatay türkçesi Kazan okumuşları çevresinde, Kazan türkçesi üze­ rinde etkili olmuştur. Buhara Medreselerinde dinden ve dinle ilgili bilimler­ den başka bir şey okutulmuyordu. Din derslerinde de Orta­ çağdan kalma skolastik sistem uygulanıyordu. Çok geçmeden, Bµhara'da yetişmiş Kazanlı din bilgin­ leri arasında, bu skolastik sistemin Çağın icaplarına uymadı­ ğının farkına varanlar, yani yenilik taraftarı olanlar yetişme­ ğe başladı. Eski sistem taraftarı olanlar bunlara itiraz etti.

Eski sisteme " Usul-ü-kadim", yeni sisteme "Usul-ü ce­ dit" deniyordu. XIX. yüzyılın ikinci yarısı Kadimciler ile Ce­ ditçiler arasında mücadele ile geçti .

Bu arada, Yeni usul taraftarları arasında Abdünnasır Kursavi ( 1 765- 1 8 13) gibi modem zihniyetli din bilginler� Şebabettin Meccani ( 1 8 18-1889) gibi değerli tarihçiler ve (3) Buhara HaniıAı. 1868'de bağıms� kaybettikten sonra da, oraya renci gönderme modası devam ettı.

öğ-

( 4) Bugün Türkiye'de vilAyet anlamında kullanılan "il" (veya el) kelimesi en eski çağlardan beri, türkçenin çeşitli lehçelerinde "devlet", "vatan" anlamında kullanılmıştır.

39


Kayyum Nasirt ( 1824- 1902) gibi ansiklopedik bilgi sahipleri yetişti. Bir yandan da, zengin tüccarların maddi yardımı ile, "Usul-ü-cedid"i uygulayan Medreseler açılıyordu. Kırım'da İsmail Gaspralı(S) tarafından, 1883 den itiba­ ren yayınlanmağa başlanan "Tercüman" gazetesi, bütün Türk Dünyasında olduğu gibi, Kazan Türkleri arasında da Türklük şuurunu ve Türkçülük ülküsünü uyandırdı. Daha önce de belirttiğimiz gib� 1905 başında Rus-Ja­ pon savaşı Rusyanın yenilgisi ile son buldu. Bunun üzerine, memlekette memnuniyetsizlik havası baş gösterdi. Ekim ayında bütün Rusya'da genel Grev yapıldı. Grevci işçiler, 8'nki o işlere akıllan eriyormuş gibi, Rus olmayan kavimler için Ruslarla eşitlik ve bu kavimlerin de temsilci göndereceği bir Parlamento'nun kurulmasını isti­ yorlardı. Başka çıkar yol görmeyen Çar il. Nikol� grevci ve ihti­ lalcilere boyun eğdi ve Rus takvimine göre 17 Ekim' de, hal­ kın isteklerini kabul ettilini ve en yakın tarihte Parlamen­ to'nun(6) toplanacağını bir Manifesto ile ilin etti. 1905 İhtilAli denilen olay budur. Çar'ın Manifestosundan çok önce, 1 904 de, İsmail Gaspralı'nın Tercümanı'nı okuyarak Türk birliğini ülkü edinmiş ve aynı zamanda enerjik ve dinamik bir kişiliğe sa­ hip olan Abdürreşit İbrahim(7) adlı bir din bilgini (ki daha ( 5) İSMAİL GASPRALI hakkında "Genç Sadri Kırım'da" faslımızda bilgi verilmitti. (6) Rusçası: Duma (7) ABDORREşiT İBRAHİM aslen Buharalıdir; fakat Sibiıya'da yerleş­ mİI bir aileden 18S3'de dünyaya gelmi§, Kazan Medresesinde öğrenim görmüttür. Bir kaç yıl Mekke, Medine ve İ"stanbul'da kaldıktan sonra, R.usya'ya döndllAOnde, cfoldulu tehirde cedit usulilnda bir Medrese kurar. lstanbul'da iken yazdJlı ve Rusya Mllslllmanlan için hürriyet is

40


çok "Reşit Kadı" diye tanınırdı) hiç kimse tarafından vazife­ lendirilmediği halde, milli teşebbüslerde bulunur: Rus Hü­ kOmetinin İçişleri Bakanını ziyaret edip, Müslümanlara bazı hürriyetler verilmesini ister. Pek tabii olarak, İçişleri Baka­ nı bu isteklerin, Müslümanların yetkili temsilcileri tarafın­ dan, resmi ve yazılı olarak Başbakanlığa sunulması gerektiği­ ni söyler. Bunun üzerine, Abdürreşit Efendi yoğun bir faali­ yete girişir. Rusya'da Müslüman nüfusunun kalabalık oldu­ ğu bölgelere gidip, orada toplantılar tertip eder, dilekçeler yazdırır, temsilciler ve heyetler seçtirip bunların yazılmış di­ lekçeleri Başbakan Witte'ye sunmasını sağlar. Ayrıca Ka­ zan'da çıkan "Kazan Muhbiri" adlı gazetenin Başyazarı Yu­ suf Akçura'yı( 8) arar, ona meseleyi anlatır. Akçura mesele­ ye dört elle sarılır.Onun düzenlediği geniş bir toplantı ve uzun müzakereler neticesinde Kazan bölgesindeki Müslü­ manlar adına da bir dilekçe yazılarak, Başbakan Witte'ye gönderilir. teyen, Rusya'da gizli olarak dağıtılan "Çulpan yıldızı" (Çoban Yıldızı) adlı kitapçık Rusya Müslümanlan arasında yazılmış ilk politik belge sa­ yılmaktadır. Bir aralık Ruhapi Meclis üyeliğinde (kadılıkta) bulunmuş ye çeşitli dönemlerde, çeşitli adlarla dergiler yayınlamış olan Abürreşit Ibrahim 1944'de Uzak Doğuda vefat etmiştir. ( 8) "Sadri Maksudi Pariste" faslımızda da kendisinden söz ettiğimiz YU­ SUF AKÇURA 1876'da, Rusya'nın Simbir şehrinde doğmuştur. Genç yaşta dul kalan annesi iflAs etmiş olan kocasının alacaklılanndan kaça­ rak, tek evladı Yusuf ile beraber, önce Kınm'a, sonra Türkiyeye gider. Küçük Yusuf askeri okula verilir. Harbiyede öğrenci iken, bir çok arka­ daşlan gibi, hürriyetçi fıkirlerinden dolayı 1897'de Abdülhamit idaresi tarafından tutuklanarak, Trablus'a sürgüne gönderilir. Oradan 1899'da bir kaç arkadaşı ile birlikte kaçmağa muvaffak olarak, Paris'e gelir ve Siyasi Bilimler Okuluna k�ydolur. 1903'de mezun olunca, Rusya'ya dö­ ner ve Rusya'da yazdığı "Uç tarzı-Siyaset" adlı meşhur eserini 1904'de Kahire'deki 'Türk" gazetesinde tt:frika halinde yayınlar. 1908'de Türki­ ye'de Meşrutiyetin ilanı üzerine, Istanbula gelir, Türk Ocaklannın. faa­ liyetine katılır, "Türk Yurdu" dergisini idare eder. Yusuf Akçura istik­ lal savaşında Mustafa Kemal'in yanında yer alır. Cumhuriyet dönemin­ de "Siyasi tarih" Profesörü, milletvekili, Tarih kurumu Başk�nı ve Ata­ türk'ün yakını olarak milli hizmetlerde bulunur ve 1935'de, lstanbul'da vefat eder.

41


Bu işi böylece hallettikten sonra, yaşlı fakat zinde Re­ şit Kadı ile genç Yusuf Akçura başbaşa verip, milli mesele­ ler üzerinde konuşarak ve birbirlerini etkileyerek, milli emellerin sınırlarını genişletmekte gecikmezler. Her ikisi türkçü idi. Bütün Türkleri, özellikle Rusya­ da esir olan Türkleri tek aile halinde görüyorlardı. İsmail Gaspralı'nın Tercüman gazetesinin her sayısının birinci sahi­ fesinin başında tekrarlanan "Fikirde, dilde, işte birlik"parola­ sını benimsemişlerdi. Konuşa konuşa, zihinlerinde bütün Rusya Türklerinin tek ve müşterek muhtıra vermesi fikri doğdu. Yusuf Akçura, vakit kaybetmeden, oturup İsmail Gaspralı'ya bu tasavvuru anlatan ve Petersburgda buluşma­ yı teklif eden uzun bir mektup yazdı. Reşit Kadı da Azerbey­ can'ın idealist ve türkçü aydınlarından avukat Ali Merdan Topçubaşı'ya . . . (9) . Fakat Reşit Kadı ile Yusuf Akçura'nın tasarladıkları Milli Kongreden önce, Dini Kongre toplandı. Dini Kongre ( 1 0 Nisan 1905) : Reşit Kadı'nın girişim­ leri neticesinde, Rusya'nın çeşitli bölgelerindeki Müslüman­ lar Rus HükOmetine milli dileklerini bildirirken, Ruhani Meclis Başkanı Müftü Muhammedyar Sultan da Müslüman­ ların dini hürriyetler alanındaki isteklerini tesbit etmek için din bilginlerini toplayıp fikirlerini almağı düşünmüş ve izin için HükOmete başvurmuştur.

Bu izin çok çabuk ve kolay verilmiştir. Nadir Dev­ let'in "Rusya Türkle�inin Milli Mücadele tarihi " adlı kitabın­ da, Rus hükOmetinin bu tavrı şöyle yorumlanmaktadır: (9) Ali Merdan TOPÇUBAŞI 1892'de Tiflis'te doğmuş. Petersburg Hu­ kuk Fakültesinden mezun olmuştur. 1897'den sonra "Kaspi" gazetesi­ nin başyazarlığını yapmıştır. Birinci Devlet Dumasında mQletvekili ve Rusya müslümanlan Grubunun Başkanı idi. Müslümanlar ittifakı Par­ tisinin kurucularındandır. Paris Banş konferansında Azerbeycan Heye­ tinin Başkanı idi. 1934'de Paris'te vefat etmiştir. 42


"Rus Hüktlmeti, tebeası olan Müslüman vatandaşlann bir takım aşın talepler ileri sürmelerini arzu etmiyordu. Dolayı­ sıyle, kendi kontrolü altuula din adamlanna toplanma müsa­ adesi vererek, Türk-Müslümanlar arasında herhangi bir işbirligi ihtimalini önlüyor, diğer taraftan din adam/an, aydınlar, zenginler ve talebeler arasına düşmanlık sokmağa çalışıyordu. Kısacası, HükJJ.met, Rusya müslümanlann.ın tabii isteklerini bastırmağa çalışıyordu ı: 10) .

Ufa'da toplanan Dini Kongreye bir çok dinle ilgisi ol­ mayan kimseler de katıldı. Hiç birine; "Katılamazsınız!"den­ medi. Kongrede en faal rolü Yusuf Akçura oynadı. Bu Kongrede Rus hükOmetine sadece dini isteklerin değil, milli isteklerin de bildirilmesi hakkındaki teklifini kabul ettirdi. Birinci Milli Kongre ( 1 5 Ağustos 1 905): Reşit Kadı' nın girişimi ve Kazan ileri gelenlerinin bu girişimi destekle­ mesi neticesinde Rusya müslümanlarının çeşitli gruplarına, yani Rusya'daki çeşitli Türk kavimlerine haber gönderilmiş, ilkbaharda Petersburg'da buluşulması teklif edilmişti.

Böylece, 1 905 yılının ilkbaharında Petersburg'da Ka­ zan'ın, Kırım'ın, Azerbeycan'ın, Kazakların yüzlerce temsil­ cisi bir araya geldi. Bu temsilciler, resmi toplantı izni alama­ dıkları için, düğünlerde,ziyafetlerde buluşarak, Ağustos orta­ sında izinli ve resmi bir Milli Kongre yapmağa karar verdi­ ler. Toplantı yeri olarak da, İzmir gibi bir Fuar şehri olan Nijni-Novgorod şehrini seçtiler. "Güneydeki Yeni Şehir" an­ lamına gelen ve telaffuzu güç olan bu şehrin rusça adını be­ ğenmeyen Rusya Türkleri şehre Mekerce adını veriyorlardı. Petersburg'a gelenler Ağustos'ta Me.kerce'de buluş­ mak üzere vedalaştılar. Mekerce'ye Ağustos başında ilk ge­ len temsilciler Milli Kongreyi 15 Ağustosta yapmağı karar­ laştırdılar ve bunun için Validen resmi izin istediler. Bu izin ( 10) Nadir Devlet, "Rusya Türklerinin Milli mücadelesi tarihi" Türk Kültürü araştırma Enstitüsü yayınlarından, Ankara 1985. s. 82-83.

43

·


çıkmayınca bir hileye başvurdular. Toplantıyı su üstünde, ya­ ni oraya yakın olan Oka nehri üzerinde, kiralanmış bir va­ purda yapmağa karar verdiler. Çünkü kanunlarda vapurda toplantı yapmağı yasaklayan bir kayıt yoktu. Kongre Başkanlığına oybirliği ile İsmail Gaspralı seçil­ di. Hepsi Gaspralı'nın Tercümanı'nın okuyucuları idiler. Ve hepsi Türk Birliği ülküsünü benimsemiş, bu ülkünün gerçek­ leşmesini isteyen kimselerdi. Mekerce Kongresinin en mühim kararı Müslümanlar İttifakı( l l ) adını taşıyacak bir Kuruluş halinde Rusya Türkle­ rinin birleşmed kararı olmuştur. Bu karar alındığında, milli heyecan ve sevinç doruğun­ da idi. Azerbeycan temsilcilerinden Ali Merdan Topçubaşı söz alıp bu heyecan ve sevinci şöyle dile getirmiştir:

"Ey mü 'minler, ey kanndaşlar, ben bugün o kadar mem­ nunum ki, memnuniyetimi hiç bir lisanla tarif edemem ve bu­ günkü günü hiç bir Vakit hatınmdan çıkaramayacagtm. Bu­ günkü günün, bundan sonra, Umum Rusya Müslüman/an için Milli Bayram olacagı şüphesizdir. . Artık ben katf surette eminim: Sular üzerinde görüşmemize imk4n vermezlerse, gök­ lere çıkanz, Yıldızlar üzerinde yer buluruz, yine de bugünkü gü­ nü Bayram olarak kutlanz •'(l2). Kongrenin kabul ettiği kararlardan biri de şu şekilde .

kaleme alınmıştı:

"Ruslara verilen haklar aynen Rusya müslümanlanna da verilmezse, Rusya müslümanlan siyas� içtimai ve dini hak­ larda Ruslarla tam manası ile eşit duruma gelmek, halen yü­ rürlükte olan kununlan, Hükfımet kararnamelerini, yönetim (11) Birlik yerine osmanlıca ittifak kelimesinin (12)

44

kullanılması zamanın zihniyeti icabı idi. Nadir Devlet, #Rusya Türlderinin Millf Mücadele tarihi#, s. 92.


usullerin� Rusya Müslümanlanna konulan sınırlandumalan ve istisna/an ortadan kaldırmak yolunda, meşru mak.satlan­ na, ne şekilde olursa olrun, erişmege çall§acaklardır" (13) Kongre ayrıca, Müslümanlar İttifakının zaman zaman kongre halinde toplanacağına ve İttifak'ın şubeleri halinde "Mahalli Meclis" lerin kurulmasına da karar veriyordu. Rusya Türkleri temsilcileri bu Birinci Kongreden mil­ li heyecan ve geleceğe iman ve ümidden sarhoş olarak ayrıl­

mışlardır. İkinci Milli Kongre ( 15 Ocak 1906): Rusya Müslü­ manlarının Birinci kongrelerinden sonra Rusya'da siyasi şartlar çok değişmiş, mühim gelişmeler olmuştu: 17 Ekimde Çar il. Nikola meşh u r Manifestosu ile Meşrutiyet rejimini ilan etmiş, bir takım siyasi ve içtimai hürriyetler vadetmişti. Rusya'da, Avrupa Devletlerinde olduğu gibi, halle temsilcile­ rinden oluşan bir Parlamento (Duma) olacaktı. Rusya' da yepyeni bir dönem başlamakta idi ve ülke se­ çim havasına girmişti. Bu sebeple Ruslar hemen çeşitli Siya­ si partiler kurmağa b� �lamışlardı. Müslümanların İttifakı henüz bir Parti haline gelmiş değildi. Ona bu hüviyeti vermek için, pek çok hazırlığın ya­ pılması, bir çok formalitenin yerine getirilmesi lhımdı. Çün­ kü Müslümanlar İttifakı'nın henüz bir Nizamnamesi bile yoktu. Bütün işleri halletmek vazifesi, Birinci Kongre sıra­ sında, Rusya Türklerinin önderleri durumunda olan Kazan Türklerine havale edilmişti. Rusya Müslümanları İttifakı'nın Kaza n şubesinin en faal üyesi olan Yusuf Akçura düşündü ki, yeni durum karşı­ sında yeni bir kongrenin topla n ma sı uygun olacaktır. 15 Ocak 1 906 da Petersburg'da toplanılmak üzere davetiyeler gönderdi. 1 3 Ocaktan itibaren delegeler Petersburg'a gelme­ ğe başladılar. İzin almak içi n uğraşıldı ise de yine alınama­ dı. ( 13) Nadir Devlet, aynı eser, s.

93.

45


Toplantı yine hususi evlerde yapıldı. Kongre Başkanlı­ ğına yine İsmail Gaspralı seçildi . Fakat Gaspralı bir kaç otu­ rumu idare ettikten sonra, .Başkanlığı Kafkasya delegelerin­ den Ali Merdan Topçubaşı'ya devretnıeği uygun gördü. Çünkü Topçubaşı İttifak'ın Nizamnamesini hazırlamış ola­ rak Kongreye gelmişti ve en faAl delege sıfatını kazanmıştı. Topçubaşı tarafından hazırlanmış olup, hemen görü­ şülmeğe başlanan ve neticede ufak değişikliklerle kabu edi­ len Nizamnemenin en önemli maddeleri Rusya'yı Müslü­ manlar bakımından 16 Bölgeye ayıran ve Bölge Meclisleri­ nin yetki ve görevlerini belirten maddelerdi. Müslüman İttifakı Nizamnamesinin kabulü ile iş bit­ miş olmuyordu. İttifakın resmileşmesi için bir takım formali­ telerin yerine getirilmesi gerekiyordu. Bu ise zaman alaca­ ğından, Müslümanlar İttifakı, başlamış bulunan seçim kam­ panyasında bir Siyasi Parti rolü oynayamayacaktı. Bu noktayı hatırlatan bazı delegeler Müslüman mille t­ vekili adaylarının Rus Partilerine girmelerini teklif ettiler. Fikir uygun görüldü. Amma hangi Parti tercih edilsin? Tar­ tışmalar sonunda Rusların Muhafazakar şoven partileri de, Sosyalist ve solcu partiler de münasip görülmedi. Kısaca K.D. diye isimlendirilen Konstitüsyoncu Demokrat (yani Meşrutiyetçi Demokrat) Partide karar kılındı( 1 4 ) . B u parti ile işbirliği yapılması ve M üslüman adayların bu partiye kay­ dolması kabul edildi.

Üçüncü Milli Kongre ( 1 6 Ağustos 1 906): Ocak ayın­ da Petersburg'da toplanan kongrede alın m ı ş kararlara uya­ rak, bir çok müslüman aydın Rus Kadet partisine üye olmuş ve mill e tvekilliğine adaylıklarını koymuşlardı. Fakat çeşitli solcu Rus Partilerine üye olanlar da yok değildi. ( 14) Zamanla K.D(Ka-De) adının sonuna bir T get irilerek ve fransızcada­ ki "cadet" kelimesinin etkisi alt ında kalınarak, bu Pan iye Kadet Pani­ si denmeğe başlanmıştır.

46


Kadetler Rusyadaki Müslüman seçmenden oy almak hesabı ile, Partilerine Müslümanları kabul ediyorlardı. Parlamentoya girmeğe kararlı olan Yusuf Akçura da Kadet Partisine girmiş ve hatta Partinin Merkez Komitesi­ ne seçilmişt i. Gelgelelim, zamanın Rus gizli Polis Teşkilatı Ohrana, bir kaç zamandan beri Yusuf Akçura'nın yoğun milliyetçi fa­ aliyetini takip etmekte ve bu konuda gerekenlere bilgi ver­ mekte idi. Rus HükOmeti Yusuf Akçura'nın Duma'da rahat­ sız edici bir eleman olacağına karar vererek, emniyet ilgilile­ rine seçilmesinin engellenmesi için talimat verdi. Seçim kampanyası devam ederken, bir gec.;, Yusuf Akçura'nm evine, yasak yayınlar bulundurduğu bahanesi ile, baskın yapıldı ve_ bir yığın evrakı alınıp götürüldü. Kendi­ si de tutuklandı. Ve seçimler bitinceye kadar "Yayınlar he­ nüz incelenmedi" iddiası ile, Yusuf Akçura serbest bırakıl­ madı. Böylece, bu en değerli Müslüman Türk'ün Duma'ya girmesi önlendi. Bu olay Yusuf AkÇuta'nın sadece yakın dostlarını de­ ğil, bütün Rusya Türklerini fazlasıyle üzmüştür. 1 . Duma 27 Nisan 1 906 tarihinde toplandı. Ancak Rus HükOmeti bir kurnazlık düşünmüştü. Mantiki olarak Duma tarafından hazırlanması ve kabul edilmesi gereken Rusya Anayasasını HükOmet "Devletin esas kanunları" adı ile Duma'nın toplanmasından bir kaç gün önce ilan ediver­ mişti. Bu Anayasa Çar'a istediği zaman Duma'yı dağıtmak hakkın ı veriyordu. 2 7 Nisan'da toplanan Birinci Duma Çar'ın ve bilhassa Çar'ın danışmanları durumunda olan etrafındaki şoven Rus soylularının beğeneceği nitelikte değildi. 524 milletvekili arasında S. R. (Sosyalist Revolüsyoner) yani İhtilalci-Sosya­ list Partisinden 1 1 2 milletvekili vardı. Sağcı-Muhafazakarlar­ dan ise sadece 44. Kadet Partisi 1 90 üye sokmağa muvaffak

47


olmuştu. Müslüman Türkler ise, bir rivayete göre( 15 ) 25, bir rivayete göre de ( 1 6) 36 kişi idiler. Bunların 12 si Kazanlı idi. Çar, İhtilalci-Sosyalistlerin, bir an evvel soylulara ait toprakların köylülere dağıtılması hususundaki israrlı istekle­ rinden de, Kadetlerin Meşrutiyeti kuvvetlendirmek için Çar'ın yetkilerinin sınırlandırılması fikrinden de ürktü ve 9 Temmuzda, yani açılışından 1 0 hafta sonra Duma'yı dağıttı. Müslümanlar İttifakının yönetimini üstlenmiş olan Ka­ zan Bölge meclisi bu yeni olaylar karşısında yeni bir Kongre toplamak lüzumunu hissetti. Kongrenin Ağustosta, yine Nij­ ni Novgorod'da (Mekerce'de) toplanması kararlaştırıldı. Reşit Kadı'nın ustaca bir manevrası sayesinde, bu de­ fa, Validen toplanma izni de alındı. Kongre aleni ve Basına açıktı. }3ir takım aksilikler yüzünden kongre 15 Ağustosta de­ ğil, 16 Ağustosta toplandı. Başkanlığa Ali Merdan Topçuba­ şı seçildi. Kongrenin bundan sonraki safhası Sadri Maksudi'nin hayat hikayesi ile birleşmektedir. 2- Sadri Maksudi Rusya'ya dönünce (Ağustos 1 906)

...

Rusya' da neler olup bittiğini bilen Sadri Maksudi, Rusya'ya ayak basar basmaz, Nijni-Novgorod'a (Meker­ ce'ye) koşar. Kongreye ancak 17 Ağustosta, yani toplantının ikinci günü yetişir. Kendisini bir süpriz beklemektedir. Kongre delegeleri arasında ağabeyi Hadi Maksudi'yi bulur. Kucaklaşır, öpüşürler. ( 15) Akdes Nimet Kurat, "Rusya tarihi" Türk Tarih Kurumu yayınların­ dan, ikinci baskı, Ankara 1987, s. 392. ( 1 6) Nadir Devlet, "Rusya Türklerinin Milli Mücadele tarihi" Türk Kültü­ rü yayınlarından, Ankara 1985, s.1 12.

48


Sadri Maksudi'ye ikinci bir sürpriz vardır: Onun� Paris­ ten yola çıktığını bilen İsmail Gaspralı Kongrenin birinci gü­ nü kendisini Merkez Komitesi üyeliğine seçtirmiştir< 1 7) Sadri Maksudi'yi İsmail Gaspralı, Yusuf Akçura ve ağabeyi HAdi Maksudi dışında hiç kimse tanımıyordu. Fa­ kat bütün delegelerin İsmail Gaspralı'ya saygıları ve itimad­ ları o kadar büyüktü ki, ona hürmeten, oylarını, hem de giz­ li oylarını hiç tanımadıkları bu gence vermişlerdir. Sadri Maksudi'nin ağabeyi HAdi Maksudi ise, pedago­ ji alanındaki eserleri ile tanınmış bir insandı. O da, on ikin­ ci olarak, Merkez Komitesine girmişti. Delegelerin hepsinin en büyük arzusu İttifak'ın bir an ewel resmen bir Siyasi Parti haline gelmesi idi. Fakat he­ nüz İttifak'ın Nizamnamesi yetkili otoriteler tarafından "onaylanmamıştı. Bu arada bazı delegeler, yeni durumlar se­ bebiyle, bazı değişiklikler öneriyorlardı. .Bu değişikliklerden bazıları kabul edildi. Bütün delegelerin isteği ve· amacı yeni bir Türk nesli yetiştirmektı öyle bir nesil ki, Rus aydınlarından aşağı olma­ sın, onlara gerektiğinde kafa tutsun, onlarla hesaplaşsın, on­ lardan hakkını istesin. Bu amaca ancak Eğitim yolu ile varı­ labilirdi. Onun içindir ki, Üçüncü Müslümanlar Kongresin­ de Eğitim problemleri tizerinde uzun uzadıya duruldu. Daha önceki Kongrelerde olduğu gibını. Müslüman­ lar Kongresinde de İttifak ruhu, yani Türk Birliği duygusu ve Rusya'daki çeşitli adlar taşıyan (Müslüman olmayanlar dışındaki) bütün Türk kavimlerinin tek aile teşkil ettikleri fikri bütün delegelere hAkimdi. Kalplerde milliyet duygusu, milli heyecan o kadar büyüktü ki, dini ayrılıklar sönük, etki­ siz kalıyordu. (1 7) A. Battal Taymas

"İki Maksudiler" adlı kitabında bu konuda şüphe göstermektedir (s.28). Halbuki tarihçi Akdes Niinet Kurat Komite­ nin 1 5 üyesinin tam listesini, hem de aldıkları oy sırasına göre ver­ mekte ve Sadri Maksudiyi sekizinci olarak zikretmektedir. ("Kazan Türklerinin Uyanı§ devri", s. 145).Ba§ka kaynak: Nadir Devlet, "Rus­ ya Türklerinin Milli mücadele tarihi", s.1 1 1 .

49


kongrenin Başkanı Ali Merdan Topçubaşı'nın uzunca bir konuşmasından sonra, Kongredeki sünni delegelerle Azerbeycanlı Şii delegeler göz yaşları içinde kucaklaştı­ lar( 1 8) . Bu kongrede alınan ve Sadri Maksudi'yi sevindiren bir karar da Dil Birliği hakkındaki karar olmuştur. Rusya'­ daki bütün Türk okullarında, yerli lehçeler de okutulmakla beraber, müşterek edebi dil olarak Osmanlı türkçesi okutu­ lacaktı. Sadri Maksudi düşünüyordu ki bu müşterek dil ya­ vaş yavaş yerli lehçeleri etkileyecek ve günün birinde dünya­ daki bütün Türkler aynı lehçeyi, aynı dili konuşacaklardı. İsmail Gaspralı'nın ''Tercüman"ının ilk sahifesinin ba­ şındaki "Fikirde, dilde, işte Birlik", sloganı gerçekleşiyordu. İttifak'ın kurulması ile zaten "Fikirde Birlik" bir ger­ çek olmuştu. "Dilde Birlik prensibi şimdi kabul ediliyordu. Elbette zamanla "işte Birlik", yani harekette, davranışta, po­ litikada da Birlik gerçekleşecekti. Sadri Maksudi, annesi ve babasının bulunduğu Taşsu köyüne gitmek için Kongredekilerden ayrıldığı zaman, se­ vinçten sarhoş gibi idi. Taşsu'da pek çok değişiklikler buldu. Annesi ile baba­ sı bir az daha yaşlanmışlardı. Ablaları evlenmiş ve çoluğa ço­ cuğa karışmışlardı. Köy okulunda beraber okuduğu akranı sağa sola dağılmışlardı. Köyün bazı zenginleri fakirleşmiş, bazı fakirleri zenginleşmişti. Taşsu köyü Sadri Maksudi'"lin dönüşünü bir Bayram gibi kutladı. Onun şerefine her gün bir evde ziyafet verildi. Kazan yemeklerine hasret kalmış olan Sadri Maksudi bol bol etli, havuçlu, üzümlü Türkistan pilAvı, lahana böreği, pe­ remeç( 19) ve elma belişi( 20) yedi. ( 1 8) Sadri Maksudi, vefatından üç yıl önce ''Milliyet duygusunun sosyolo­

jik esaslan" adlı son eserini yazarken, bu sahneyi gözünün önüne ge­ tirecekti. (19) "Bayram aşı" nın bozulmuş şekli: Yağda kızartılan çiğ kıymalı börek. (20) Anglo-Saksonlann "apple-pie"ırun tıpkısı.

50


Taşsu köyünden sonra Kazan'a giden Sadri Maksudi orada Hadi ve Selahattin Efendilerle buluştu ve onların aile­ leri ile t a n ışt ı . Her iki ağabeyinin maddi durumu çok iyi idi ve aileleri bolluk içinde yaşıyorlardı. Salahattin Maksudi Ka­ zan'ın tan ın mış işadamlarındandı. Hadi Maksudi ise, "Yıl­ dız" gazetesinin sahibi idi. Sadri Maksudi Kazan'da Medreseden ve Rus okulun­ dan arkadaşları olan bir çok kimseye de rastladı. Kazan şeh­ rinde İkinci Duma için seçim kampanyası devam ettiğinden, herkes Sadri Maksudi'ye milletvekilliğine ad aylığını koyma­ sını tavsiye ediyordu. Sadri Maksudi bu tavsiyeleri dinledi, Kadet ,l>artisine yazıldı, adaylığını koydu ve seçimi kazandı. Yusuf Akçura bu defa, Ruslar yine bir engel çıkarırlar diye, adaylığını koymamıştı. Fakat İttifak'ın Merkez Komi­ tesine seçilmişti ve Kazan Bölge Komitesinin en faal üyesi idi. "Kazan Muhbiri" gazetesinin Başyazarı olarak da şöhre­ ti gittikçe artıyordu. Ayrıca, Muhammediye Medresesinde Tarih, Coğrafya ve Osm�nlı , Türk edebiyatı dersleri vermekte idi. İkinci Duma 20 Şubat 1 907 de açıldı. Bu defa, Hükü­ metin gayreti ile, Duma'daki Sağcı Muhafazakarların sayısı artmıştı. Kadetlerin sayısı ise azalmıştı. Müslüman Türkler 34 kişi idiler. Bunların 1 5'i Kazan Türklerindendi. Hiç şüp­ hesiz İttifak'ı yürütenler, yani bütün Rusya Müslümanlarına önderlik edenler Kazan Türkleri idi. Bununla beraber, Müslümanlar Grubunun Başkanlığı­ na bir Kazanlı d eğil, bir Azerbeycan lı, Ali Merdan Topçuba­ şı seçildi.

Mükemmel rusça ve fransızca konuşan, öğrenimini Pariste yapmış, davranışları çok medeni ve avrupai olan genç Maksudi'nin kişiliği Duma üyeleri arasında o kadar hayret ve hayranlık uyandırdı ki, en şoven Rusların bile oyla51


rını alarak, Duma'nın Başkanlık Divanına üye seçildi. Olay gazetelere konu oldu. Bu sebeple, çok geçmeden, Sadri Maksudi için hiç beklemediği bir sosyete hayatı, bir mon­ den hayat başladı. Daha önce de belirttiğimiz gibi, 1900- 19 14 arasındaki yıllara, Fransada, "La Belle Epoque" (Güzel Dönem) denil­ mektedir. O yıllarda Paris çılgınca bir eğlence hayatına dal­ mıştır. Her bakımdan Paris'i taklid eden Petersburg'daki be­ lirli bir sosyete, ki yabancı Elçilikler buna dahild� Paris gibi eğleniyordu. Her fırsatta büyük ziy?fetler ve balolar verili­ yordu. Her zaman ve her yerde olduğu gibi, Elçilikler Hükü­ met üyelerini ve Parlamento Başkanlık Divanı üyelerini zi­ yafetlerine çağırırlardı. İşte böyledir ki, genç Sadri Maksu­ d� Paristen döndükten az zaman sonra Peterburg'un en yük­ sek sosyetesine girivermişti. İ>uma'da Sadri Maksudi için bir staj dönemi başlamış­ tı. Parlamento hayatının usullerini ve kurallarını öğrenmeğe çalışıyor, konuşmacıların nasıl konuştuklarına dikkat ediyor­ du. Derken, Sadri Maksudi'nin Parlamento hayatına tam ısındığı sırada, Duma dağıtıldı. Kısa müddet çalışmış olan il. Duma'nın dağıtılması sebeplerinden biri bu defa Du­ ma'ya fazlaca İhtiWcı-Sosyalist'in girmiş olması ve bunların ü1ke dışındaki liderler tarafından yönetilmesi idi. Çar il Nikola Duma'yı dağıtmakla yetinmemiş, yeni bir seçim kanunu(ferman) da çıkarmıştı. Bu kanun bir çok bakımdan seçilme hakkını kısıtlıyordu. Bu arada, Türkistan­ Warla Kazakları, Avrupa Rusyasında (İç Rusyada) değil, As­ ya Rusyasında yaşadıkları bahanesi ile, büsbütün Duma'ya temsilci gönderme hakkından mahrum ediyordu. Halbuki birinci ve ikinci Duma'ya temsilci göndermişlerdi. Yeni seçim fermanı iliin edilir edilmez, seçim kampan­ yası da başlamıştı. Ruslar Sadri Maksudi'nin nasıl ateşli bir _

52


hatip olduğunu henüz bilmedikleri için, kendisinin seçilmesi bu defa da engellenmedi. Seçilen 1 O Müslümandan 7 si Ka­ zanlı idi. Müslüman Grubunun Başkanlığına Ufa milletveki­ li Muhammed Tevk.iloğlu seçildi. Sadri Maksudi'nin Duma üyesi olarak Petersburg'da yaşadığı yıllar sadece siyasi faaliyet ve Petersburg sosyetesi­ nin hayatına katılma yılları değil, kendisinin Türkoloji ve Türk dil bilimi alanında yetişme yılları da olmuştur. Hem de Radloff gibi bir üstadın idaresi altında ... Radloff Rus olmadığı halde( 2 1 ) , Rusya'da Türkoloji'yi kurmuş olan adamdır. Berlin'de doğup, Alman Üniversitelerlıı. d e Arapça, Farsça, İbranice, Türkçe, Çince gibi Doğu dillerini öğrendik­ ten sonra, bu diller arasında en çok Türk dilini ve Türk leh­ çelerini çekici bulmuş ve bunları esaslıca incelemek için Rusya'daki Türk bölgelerinde yaşamağa karar vermiştir. Uzun yıllar Sibirya'da ve daha sonra Kazan'da incelemeleri­ ni sürdürdükten sonra, Rus İlimler 'Akademisine seçilerek, Petersburg'da yaşamağa baş�amıştır.

Sadri Maksudi milletvekili seçilip, Petersburg'a geldi­ ğinde 70 yaşındaki Radloff da Petersburg'da idi. Hem Rus­ ya'da, hem dünyada büyük ün sahibi idi. Ünlü türkolog 1899'da değerli karısını kaybettikten sonra, Adet edinmişti: gündüzleri çalışır, geceleri dostlarını ve öğrencilerini kabul ederdi. Sadri Maksudi 1907 yılının başından 1 9 1 O yılının so­ nuna kadar bu gecelere hemen hemen muntazaman devam etmiş, Türk dilinin en çetin meselelerinin tartışılmasına şa­ hit olmuş, ihtiyar türkologun tavsiye ettiği kitapları okumuş, Türk lehçeleri, Türk fonetiği, Türk grameri alanındaki bilgi­ lerini derinleştirmiştir. (21) Ahmet Temir'e göre, gerçek soyadı "Ratwolf' dur. ("Vilhelm Radloff devri", Ankara 1991, s. 1, dipnot 1 )

53


Fakat şüphe yoktur ki, 1 907 ile 1 9 1 2 arasında, Sadri Maksudi'nin ön plandaki faaliyeti ve meşguliyeti Rus Parla­ mentosunda Rusya Türklerinin sesini duyurmak idi. Konuşmalarının en çok yankı uyandırmış olanları bun­ dan sonraki fasılda zikredilmektedir. 3-

Sadri Maksudi Duma'da ( 1 907- 1 9 12)

Aşağıda Sadri Maksudi'nin Duma'daki bir kaç konuş­ masının konusunu ve özetini veriyoruz: Müslüman okullanna ödenek

Sadri Maksudi, bütçe görüşmeleri sırasında Rus hükü· metine hitaben şöyle der: ''Müslümanlarda.n Ruslardan aldıgmız kadar vergi alı­ yorsunuz. Fakat Rus okullan için bütçeye ödenek koyduktJ,nuz halde müslüman okullan için koymuyorsunuz. Bu, Meşrutiyet ilb.n edilirken kabul edilen, kavimler arasında.ki eşitlik prensibi­ ne ay/andır. Ya müslümanlardan eksik vergi alın, ya da. Müslü­ man oku/lan için bütçeye ödenek koyun �

Nadir Devlet bu konuşmayı 6 Mart 1 907 de yapılmış olarak gösteriyor(22) . İkinci Duma 20 Şubat 1 907 de açılıp 3 Haziran 1 907 de dağıtıldığına göre, Sadri Maksudi'nin bu bütçe konuşması İkinci Duma' da yapılmış demektir. Mecburi rusça

Bu konuşma da ikinci Duma'da yapılmıştır. Ünlü dil bilgini Ahmet Caferoğlu Türk Kültürü dergisinin Sadri Mak­ sudi sayısında (23) yer almış olan yazısında bu konuşma üze­ rinde uzun uzadıya durmuştur. Caferoğlu'na göre İkinci (22) Nadir Devlet, "Rusya Türklerinin Milli Mücadele tarihi", Ankara

1985,s. 213.

( 23) Mart 1967 sayısı, s. 52. Gerçekte bu yazı Caferoğlu'nun İstanbul Üni­ versitesinde 20 Şubat 1967 günü tertiplenmiş Sadri Maksudi'yi anma töreninde yaptığı konuşma'nın metnidir.

54


Duma'nın 38. oturumunda, 15 Mayıs 1 907 tarihinde, Rus HükOmetinin ruslaştırma politikasına karşı yapılmış bu ko­ nuşmada, Sadri Maksudi şunları söylemiştir: 1874 tarihine kadar Müslüman Türkler tarafından açılan mektepler hakiki muhtariyete malik idiler. Bu tarihten sonra ise, birdenbire Maarif Vekaletine baglanmış oldular. Bu­ nun manası acaba ne olabilirdi? Gayet basittir. Çünkü bu mekteplerin çökmesi ve bir an ewel ortadan kalkması /azım.dl: Buhusus ki hiç Hükümetten yardım görmemekte idiler. Gör­ mesi için Rus dilinin okutulması şarttı �

Ahmet Caferoğlu, Sadri Maksudi'nin sözlerini naklet­ tikten sonra, şöyle devam ediyor: "Yıne Sadri Maksudi 'den ölreniyoruz ki, 1874 yılına ktl­ dar yalnız Orenburg eyaleti lsldm Ruhant Meclisinin idaresin­ de 6000 lsldm mektebi mevcut olmf"1tur. . . Bundan anlışılaca­ gı üzere, dava Rus kültürünün ve dilinin Türk kültür ve diline baskısı davasıdır. .. B;,itün bu mücadelelere ratmen, Ruslar ni­ yetlerinden vaz geçmemişler ve bütün Rusya içi Türk mekteple­ rini ktlpatmışlardır. Makstµ:ii bunu Ruslar için bir ''Millt aşagı­ lık duygusu " diye vasıf/andırmakta ve delil olarak 1870 yılında­ ki bir emirnameyi hatırlatmaktadır. Bütün Rusya Maarif Mü­ dürlüklerine gönderilen bu emirnamede şöyle denilmekte idi: "Bilhassa kadın ve /azlann tahsil (yani rusça ögrenmesi) meselesine gereken önemin verilmesi /azım.dır. Çünkü ktlbile hususiyetleri ve ktlbile dili özellikle kıldın/ar tarafından muha­ faza edilmektedir "<24)

Şu halde, Sadri Maksudi'nin bu konuşması Rusya Hü­ kümetinin Rusya Türklerini ruslaştırma politikasına karşı bir konuşma idi. (24) Ahmet Caferoğlu bu bilgileri "Duma zabıtlan"nın 553. sahifesinden aldığını belirtmektedir.

55


Sadri M a ksudi, isteyen Tü r k a ilelerinin çoc u kl arı n a rusça öğret mesine tar aft a r d ı . Ancak, bü t ü n Türk okulla rın­

da rusça n ı n mecburi h a l e ge t i r ilmesi n i n H ü kü m e t i n ruslaş­

tırma politikasının i c a b ı o l d uğu n u b i l i yo r d u . Onun için bu m ecb u r iye ti get iren ka n u n a itiraz e t m iştir.

Ça tıda ki Çatlak

Çar il. N ik ola İkinci Duma 'y ı dağıtırken, bir fe r man l a Seçim Kanununu da d eğişt i rm i ş bu arada Türkistanlıları, Kırgız ve Kazakları seçmek ve s eç il mek, yani Duma'ya tem­ silci göndermek hakkından mahrum et m işti . ,

Üçüncü Duma'ya da seç i l e re k gire n ve kendisini sade­ ce Kazan eyaletinin deği l, bü t ü n Rusya Müslümanlarının temsilcisi sayan Sadri Maksudi Üçüncü Duma açıldığından beri bu durumu prot es t o etmek için fır sa t arıyor, bir türlü bulamıyordu.

Günün birind e , bir Duma üye s i kürsüye çıkıp Duma binasının çatısında ça t l a k bulunduğunu, bunun bir an evvel tamir e dilm e si ge r e k t iğ ini söyl e r . Sadri Maksudi, bunu fır­ sat sayarak, hemen söz i s t er ve k ü r s üy e çı k ıp şöyle der: ''Duma 'nuı maddi �·arısındaki çatlak lıiç bir şey degildir. Asıl Duma 'n ın manevi çatısında ça tlak vardır. Bu çatlak bura­ da, aramızda Rusya halklarımn müh im bir kısmını teşkil eden Türkil·tanlılann, Kırgız ve Kazakların temsilcilerinin bulunma­ masulır''. Burada, bu k on uşm a ile ilgili olarak, tari h ç i Battal Tay m a s 't an bir kaç sa t ı r zikredelim :

"Sadri Maksudi 'nin, Duma 'm11 bir otummunda görüşül­ mekte olan somut bir mı·.�dıYkn S(�yut hir konuya geçmek sure­

tiyle siiyf,·diği nutkun lıikavesi şudur: Bir gün Rus Parlamento­ sunun toplanma yeri o/on Tavrid Sarayının ça tlağı ve onun 56


onanmı üzerine müzakere sürüp giderken, Sadri Maksudi de söz almış, kürsüye çıkmış, nutkuna başlamış, fakat az sonra çatı çat/akını bir yana bırakarak, asıl ön em li çatlagm Duma '­ nm teşrit kuruluşunda bulundutıaı u, çünkü Türkistan gibi ko­ ca bir ülkenin Müslüman ahalisinin bu teşrii kuruma vekil göndermekten yoksun bırakıldıtını söylenıege başlamış ve ''asıl onanlması gereken çatlak bu çatlaktır" demiş. . . Müslüman say­ lavm bu jesti o zaman memlekette sansasyon yaratmıştı "(25) Sadri Maksudi'nin sadece Rusyadaki Türk basınında d eğil , Rus basınında da ş öhret kazanmağa başlaması bu k o nu ş m a ­ dan son ra olmu ştu r .

Votka satışı Rus Hükümeti şeytani bir politika uygulayarak, Tür­

kistanda ve başka yerlerde, Türk şehir ve köylerinde, votka satış yerleri açtırmıştı. Maksat müslümanları içkiye alıştırıp dejenere etmekti.

Sadri Maksudi bunu protesto ed er Protestosu etkili olur. Bir kaç zaman sonra söz konus u votka satış yerleri ka­ .

patılır(26)

Pazar tatili

R usya 'd a Müslüman dükkan sahipleri, dinlerine uya­ rak, Cuma günleri t a t il yapar, yani dükkanlarını kapatırlar, Pazar günü ise açarlardı. Bunu Rus hükümetleri y üzyılla r boyunca tabii karşıla mı şlard ı Fakat Müslümanların Pazar günlari iş yapmalarını, yani kazanç sağlamalarını kıskanan bazı Rus tüccarların etkisi ile, Duma'daki bir grup Rus mil­ letvekili müslümanların da dükk a nl arı n ı Pazar günü kapat­ maları için bir kanun t e klifi ve rm işl e rd i .

.

(25) "S!!dri M aksudi Arsal", 1 955 den sonra Gi" dergisi, sayı 9, s. 38-39. ( 26) A.B. Taymas, aynı

Münih'tc yayınlanan

"DER­

yazı, s. 38.

57


Sadri Maksudi, 1905 den sonra il.An edilen din hürriye­ ti prensibine dayanarak, bu kanun tasarısı aleyhinde konu­ şur. Tabii· Sadri Maksudi, 20 şu kadar yıl sonra, Türkiye Cumhuriyetinin, hafta tatili konusunda Hristiyan ve hatta Yahudi dini geleneklerine uyacağını o zaman bilemezdi. Osmanlı Meclisini tebrik

1908 de Türkiye'de Meşrutiyet ilan edilip, Meclis-i­ Mebusan açıldıktan bir kaç gün sonra, Sadri Maksudi Du­ ma kürsüsüne çıkıp Duma'nın Osmanlı Meclisine bir t.ebrik telgrafı göndermesini teklif eder. Herkeste şaşkınlık ... Rus­ ya ezeli düşmanı Osmanlıları niye tebrik edecekmiş?

eder:

Sadri Maksudi şu tarzda sözlerle konuşmasına devam

"Bertin 'de bir Parlamentolar Kongresi toplanması filai insanlıktaki ilerileyişi, insan seviyesinin yükseldiffeni göstermek­ tedir. Bu fikri ortaya atanlar Demokrasiyi dünya çapında mu­ zaffer kılmak için Dünya Parlamento/an arasında bir dayanış­ ma kurulmasını istemişlerdir. Bir � gün önce dogm.ıq olan Osmanlı Mebusan Meclisi Dünya Parlamentolar Birliffenin bir üyesi olacaktu ve Duma 'nın bir kardeşi du.rumundadzr. Os­ manlı Meclisi ile Duma 'yı Demokra&i filai, Demokrasi ideali birleştirmektedir. Onun için Başkanlık Divanımızın hemen bir tebrik telgrafı hazırlayıp Osmanlı Meclisi Başkanlık Divanına göndermesini teklif ediyorum n

Netice? Onu da Ahmet Caferoğlu'nun şu satırların­ dan öğreniyoruz: 'Türkiye Meclis-i- Mebusanının Rus Duması tarafından tebrikini talep eden ve bunda başan elde eden de yi.ne vefak/Jr Sadri Bey idi"<27) (27) Türk Kü�türü dergisi, Mart 1967 sayısı, s. 3 1 1 .

58


Evet, ikna edici konuşması ile, Sadri Bey başarı elde etmiş ve istediği telgrafı göndertmişti. Burada şu noktayı açıklamak her halde yerinde olur: Osmanlı Parlamentosunda Meclis-i- Mebusan'ın ya­ nında, bir de Meclis-i-Ayan vardı. Sadri Maksudi niçin Mec­ lis-i- Ayan'a tebrik göndermekten söz etmiyor? Çünkü onun karşılığı olarak üyeleri Çar tarafından atanan "Hükü­ met Konseyi"ni kabul ediyor. Ayan Meclisini tebrik etmek Duma'nın işi değildir.

Kırgız topraklan Ruslar yıllarca Kazan Türklerine uyguladıkları bir usu­ lü, o sıralarda, Kırgız Türklerine uygulamağa başlamışlardı. Kırgızların topraklarını şu veya bu bahane ile ellerinden alıp, oraya Rus köylülerini yerleştiriyorlardı. Sadri Maksudi hükümetin niyetini açığa wrmaktan çekinmeyerek, durumu protesto eder (28). Panislamiim suçlaması üzerine

1909 yılında yapılmış olan bu önemli konuşma hakkın­ da Nadir Devlet "Rusya Türklerinin Milli Mücadele tarihi" adlı kitabında şunları yazar: "Duma 'da Müslüman üyelere "Pan-islamist" diye hü­ edildi Bu sebeple, Sadri Maksudi. bir konuşma yaparak, bu suçlamayı red ve Rusya Türklerini müdaf�- etil

cum

İö�edir:

Sadri Maksudi.'nin bu nutku özetle "Burada Müslüman Fraksiyonu Rusyanın çeşitli yerlerinde J"l§ayan, ay­ nı dine inanan ve aynı dilde konuşan Müslüman/an temsil eden mebuslardan ibarettir. (28)

HAmit Zübeyir Kopy, "Sadri Maksudi Arsal'ın hizmetleri ve millet anlayışı", Türle Killtllril dergisi, sayı 53, sahife 313 (17).

59


Çeşitli bölge1ade yaşayan müslüman ahalinin aynı bas ­ la/ar altında. aynı sıkıntı/an çekmesi gayet tabii olup, Duma 'da­ ki Müslüman vekillerinin de kollama/an icap eden menfaatler bütün müslümanlar için birdir. Bizleri yabancı Panislamizm doktrini degil, yaşama içgüdümüz birleştinnektedir. Biz müşte­ rek din im izin hususiyetlerine ve milli özelliffem ize baglıyız"(29).

Milli Egitim ile ilgili talepler

tarafından, hazırlanan bir 1 9 1 0 yılında ( 30) , Türkistanda­ ki Eğitim durumu ile ılgili olarak, geniş bir inceleme seya ha­ t i yapa r . Bu seyah a � in n et iceleri hakkında Akdes Nimet Ku­ Sadri M a ksudi, H ükümet

Ka nun tasarısı münasebetiyle,

rat şunları yaza r :

seyahat esnasında. edindigi intibalar öne sürülmesine yol açar:

"Sadri Maksudi 'nin Duma 'da şu ta leplerin

1 - Kanunda.ki

ilk mekteplere ait esaslann müslüman

din mekteplerine şümulü olmaması,

Müslüman çocuklannın okuduk/an bütün mektepler­ de ana dilleri ve dinleri mecburi ders olarak konmalıdır. 2-

3- Rus dilinden başka. bütün dersler Müslüman mektep­ lerinde kendi dillerinde okutulmalıdır. 4- Din ve dil dersleri ve ahlfJ/d, dini terbiyeye ait mesele­ ler Müslüman Ruhani Meclisi ile anlaşarak tesbit ve halledil­ melidir"(31). Ruslaştımıa politika.sına

karşı

Sadri Maksudi'nin bu konuşmasını, Meşrutiyetten sonra Eşref Edip ile EbülülA Mardin'in İ stanbul'da çıkar(29) Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü yayınlarından, Ankara 1985, s. 153 ( 30) Akdes Nimet Kurat, yanlış olarak, bu seyahati 1912 de yapılmış gös­ termektedir. ( 3 1 ) "Kazan Türklerinin Medeni Uyanış Devri", s. 150.

60


mağa başladıkları "Sıratı-müştakim" dergisi tanıtmaktadır. Derginin 4 Kasım 1 9 1 0 tarihli 1 1 5 . sayısında, "Rusyada sa­ kin müslüman kardeşlerim izin d i n ve milliyetlerini muhafa­ za için mücadeleleri" başlığı alt ında, şu satırları(32) okuyoruz:

"Geçen haftaki nüshamızda "Milli felaket" diye Rusya '­ daki Türk Müslüman kardeşlerimizin başına inmekte olıın Yıl­ dznm gibi m ü th iş feltlketten balısetmiştik: Müslüman mektep­ lerinde Türk lisam ve din derslerinin ktıldınlması için hazırla­ nan Ktınun layıh asm ın görüşiilmesine Duma Meclisinde baş­ landı. . . "Osmanischer Loyd " gazetesinin Petersburg m u ha b iri (bir Türk gazetesınin degil, Alman ga zetesin in !) Müslüman mebuslanndan Sadri Efendi Afaksudi 'nilı nutkunun h ü lasası ­ nı gazetesine vemıiş oldugwıdan, onu aşagıya tercüme ve nak­ lediyoruz: � . . Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, Rusya Hükümeti ve Rus milliyetçiler PartLçi Çann hakimiyeti altında y'iışayan ve Rus olmayan 1 08 cins kavmi ruslaştımıaga çalışıyorlar. Rus basını yabancı devletlere;.. kendi milletlerinden olmayanlara yu­ muşak bir politika tatbik etmelerini tavsiye ederken, kendi Hü­ kümetine Rus lmparatorlugu. içinde yaşayan çeşitli kavimleri Rus yapmagı teklif ediyor. Hükümet ise, bilhassa Müslümanla­ ra karşı pek şiddetli bir surette hareket ediyor. Halbuki Rus­ ya 'da yaşayan 30 Milyon Müslüman Çann daima sadık tebe­ ası olmuştur. Bu Müslümanlar vaktiyle iki buçuk asır Rus/an hiikimi­ yetleri alhnda bulundurduk/an halde, onlann lisanlanna, ka­ nunlanna, adetlerine, mezheplerine dokunmamış/ardır. Siz bugün Rusya tarihinin bu uzak safhasından bahse­ derken, ''Barbarlann boyundurugu. alhnda geçen devir" tabirini kullanıyorsunuz. Halbuki o boyunduruk bugün Rusyanın Müs­ lümanlara reva gördügü muameleden daha medeni idi. . . (32) Çok ağdalı üslübu b ir az sadeleştiriyoruz.

61


... Biz Müslüman dogduk Müslüman yaşıyoruz ve varlı­ tımızda son bir nefes kalmcaya kadar Müslümanlıtımızı mu­ hafaz.a edecegiz. .. "(33) Finlandiya hakkında

Rus Hükümet� 1 9 1 0 yılında, egemenliği altında bulu­ nan Finlandiyanın Muhtariyetini bir az daha sınırlandırmak için bir kanun hazırlar. Bu kanun görüşülürken, Sadri Mak­ sudi Finlandiyanın Muhtariyetini hararetle müdafaa eden bir konuşma yapar(34) 'Tatar" kelimesi

Burada, Kazan Türklerinin Milli Mücadelesi hakkın­ da en itimad edilir sahifeleri yazan Kazanlı tarihçi Tamur­ bek Devletşin'in "Sovyet Tataristan'ı" adlı eserinden alıntı yapıyoruz: 'Tatarlar kendileri, yalan zamanlara kadar, Bulgar veya Müslüman adını tercih ederek, Tatar adını kullanmalı redde­ diyorlardı(35) Sadri Maksudi bir Duma toplantısında şu be­ yanda bulunmak lüzumunu duymuştur: 'Tatarlar" terim� ilmi bir terim deffeldir. .. Bu, tarihi bir yanll§m sonucudur" (Duma '­ nın 1 O Kasım 1 91 O tarihli oturumu, Devlet Dumasmın stenog­ rajik tutana/dan, sahife 1078) " (36). • • •

Sadakat şartlan

A.B. Taymas bu konuşma hakkında şöyle der: 'Türkiye ile Bulgaristan arasında baş gösteren siyasi ger­ ginlik dolayısıyle, Rusya 'nın Türkiye '.Ye harp i/IJn etmesi mese­ lesi Duma 'da görüşülürken, Rusya Türklerinin böyle bir harbi (33) Sahife 9, (34) Aynntı için "Sadri Maksudi Finlandiya'da" faslına bakılsın. (35) A.Battal Taymas'ın 192S'de, İ stanbu)'da basılmıf ''Kazan Türkleri" ad­ lı eserinin 1 5-19 sahifelerine bakılsın. (36) Tamurbek Devletşin, "Sovyet Tataristan'ı", çeviren: Mehmet Emir­ can, Kültür Bakanlığı yayınlarından, s.11 ve 25 .

62


katiyen istemediklerini ve bu çeşit harbin onlann acı bir facia yaratacagını belirten nutuJc"(37).

ruhunda

çok

Ali Akış ise, Sadri Maksudi'nin, Müslüman Türklerin Rusya'ya sadakatleri için şunları şart gösterdiğini yazıyor: "1 - Rus ordusu saflannda bulunan Müslüman Türk as­ kerler Osmanlı ordusuna karşı savaşa sürülmeyecek,

2- Rus Çarlıfı lstanbul ve Bokazlar üzerindeki emperya­ list iddüılaruıdan vaz geçecek. "(38) Pantürkizm suçlaması üzerine

Rus basınında fırtına koparan bu konuşma hakkında, yine A.B. Taymas'a söz verelim: "Rusya 'daki Türklerde siyasi Pantürkizm bulunmayıp, sadece Türk birliffe duygusu bulundufımu belirten nıltuk: Sad­ ri Maksudi bu nutkunda mufrit Rus milliyetçilerini çileden çı­ karan şu sözli!ri söylemiştir: Dünyada büyük bir Türk milleti vardır, olmuştur, olacaktır ve bu milletin varlıfına ve geleceffe­ ne hiç bir kuwet engel ·olflmaYacaktır"<39). Yukarıda zikrettilimiz konuşmalar Sadri Maksu­ di'nin en meşhur konuşmalarıdır. Yoksa, onun beş yıl için­ de, İkinci ve özellikle Üçüncü Duma'da yaptığı konuşmalar belki yüze yakındır. Çünkü Sadri Maksudi "konuşkan"bir Duma üyesi olarak ün yapmıştı. ·

Sadri Maksudi'ye karşı tavrı her zaman pek dostane olmayan A. Battal Taymas bile şöyle demekten kendini ala­ mıyor: (37) "Dergi",

sayı

9, s38.

(38) "İdil-Ural davası ve Sovyet İmperyalizmi" Ankara 1963, s. 1 5 . (39) "DERGİ" dergisi, sayı 9. s. 38. Kaynaklara göre Panslavizm ve Pantür­ kizm hakkında iki ayn konullfta yapılmış gibi görünüyorsa da, her iki konudan ayni konuımada söz edilmi§ olması ihtimali vardır.

63


''Kim ne derse desin, Üçüncü Duma 'da Sadri Maksudi ayannda çalışkan ve konuşkan başka bir Kazanlı Müslüman mebus bulundugunu iddia edemeyiz •'{40) "Th e Volga Tatars" ljc h de ş u n l a r ı yaz ıyor:

adlı eserin sahibi Azade-Ayşe

Ror­

"Oçün cü Duma 'da Müslümanlann göfi4lerinin en ko­ nuşkan müdafaacısı Kazan milletvekili Sadri Maksudi idi tıç iincu Duma 'daki en faal Müslüman milletvekili Sadri Mak­ . . .

swli idi "f 41 J.

Za nnedersem b u ra s ı Türkistanlı milliy etçi ve politika­ M u s t a fa Çokay'm a ş a ğı d a k i hüktnünü zikretmenin de ye­ ridir:

"Sadri Maksudi Bey Rusya müslümanlan içinde, Rusya Devlet Duma 'sına katılan kişilerin şüphesiz en dirayet/isi idı "(42),

Sadri Maksudi) in, beş yıl içinde, Duma' da yaptığı. ko­ o yıllarda hayatında geçen olayları atlayarak, bir­ biri arkası sıra fadık. 1 907 ile 1 9 1 2 arasında Sadri Maksudi'­ nin hayatında geçen olaylardan biri, aşağı.da söz konusu olan, 1 909 da bir Parlamento Heyeti için� İ ngiltereye yap­ tığı. seyahattir. Böylece, üç yıl geriye dönüyoruz. nuşmaları,

( 40) "Dergi" dergisi (Miinih), Yıl 1957, sayı 9, s. 39.

(41) Hoover İ nstitute Press, New-York 1986, s. 1 19-120, Ancak AA. Ror­ lich Çarlık Rusya'sırun "Ohrana" adlı gizli polisine hizmet etmi§ va­ tan hainlerinin yazılarını bir baıka sahifede (222) kaynak gösterme­ meli idi. Aynca bu yazarın Sadrettin Maksudof ile Sadri Maksudi'yi ayn iki ıahıs zannetmesi bir az tuhaftır. ( 42) Mustafa Çokay, "1917 yılı Hatıra parçalan", Ankara 1988, s. 3 1 .

64


4- lngiltere'ye seyahat

( 1 90 9)

Her zaman koyu bir mutlakiyet ile idare edilmiş olan Rusya'nın 1 905 den sonra Parlamento hayatına geçmesi, öteden beri Parlamento hayatı yaşayan Avrupa ülkeleri için, merak konusu olmuştu. 1 909 da Rusya'dan İngiltere'ye bir Parlamento heyet i davet edilir. B u heyet hakkında kaynaklarda rastlanan bilgi­ ler bunun İngiltereye sadece ilk Rus Parlamento Heyeti de­ ğil, genellikle ilk Parlamento Heyeti olduğu fikrini vermek tedir( 43 ).

Olaylar şöyle cereyan eder: İngiltere'deki bin bir d e r ­ nek arasında bir de "Rusya ahvalini öğrenme"diye bir der ­ nek varmış. Bu derneğin amacı "Rusya ile İngiltere'nin birb i ­ rini tanıması ve politik bakımdan yakınlaşması" imiş. Rus­ ya' da Meşrutiyet ilan edilip, parlamenter hayat başlayınca, Rus Parlamentosunu ve bu Parlamentodaki çeşitli Parti tem ­ silcilerini tanımak, buplardan bir kaçını İngiltere'ye davet et­ mek Derneğin programinda yer almış. Ancak özel bir derne­ ğin daveti Ruslar tarafından önemsenmeyeceği için, bu işe resmiyet verilmeğe çalışılarak, dernek tarafından bazı resmi şahsiyetlerin ilgisi sağlanmış.böylece bir komite kurulmuş­ tur. Komiteye başta Dışişleri Bakanı Edward Grey olmak üzere, Bakanlardan, Parlamenterlerden, Profesörlerden, ün­ lü yazarlardan ve hatta tanınmış işadamlarından üye alın­ mış. Maksat davetin İngilterenin bütün sosyal tabakaları ta­ rafından yapıldığı fikrini vermekti. Ancak Rusya'nın o zamanki politik teşkilatında bir özellik vardı. Ötedenberi Çar'ın ilan ettiği fermanları "Hü­ kümet konseyi" adlı bir kuruluş hazırlardı. Bu kuruluşun ( 43 ) Fakat bir yıl önce, 1908 de, Berlin'de bir Parlamentolar Kongresi top­ lanmıştır.

65


üyelerini Çar tayin ederdi. 1905 de, Meşrutiyet rejimi kabul edilirken, bu kuruluş lağvedilmemişti. Rus parlamenterlerini davet Komitesi Rusyadaki "Hü· kümet Konseyi"nin İngiltere'nin Lordlar Kamarasının karşı­ lığı olduğuna karar verdi ve oradan da temsilciler davet etti. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Duma'da bir müslü­ manlar Grubu diye resmi bir Grup (Fraksya) vardı. Bunun Başkanı III. Duma zamanında, Muhammed Tevkiloğlu diye biri idi. Fraksya'nın Sekreteri de genç Sadri Maksudi . Bu gruba "İngiltere'ye gitmek için içinizden birini seçin" denin­ ce, grup Tevkiloğlu'nu seçmiş, ancak Tevkiloğlu işlerini ba­ hane ederek, kendi yerine güzel fransızca konuşan Sadri Maksudi'nin gitmesini teklif etmişti. Kendisi rusça dışında yabancı dil bilmiyordu. .

.

Yokuluk 5 Haziran 1909 da başlar. Sadri Maksudi Rusya'daki 20 milyon müslümanı temsil ettiği şuurunu ve sorumluluğunu duyarak, ilk günden not tutmağa başlar. Bu seyahat notları, Heyet Rusya'ya dönünce "Vakit" gazetesin­ de yayınlanır. Daha sonra kitap olarak çıkar.

İngilizler kendi memleketlerine "England" derler. Fransızlar, kelimenin ikinci kısmını oluşturan "land" kelime­ sini "terre" diye tercüme ederek, İngilizlerin memleketine "Angleterre" demişlerdir. Biz bu kelimeyi Fransızlardan "İn­ giltere" şekline sokarak almışız. Ruslar İngiltere'ye "Anglia" derler. Kazan Türkleri ke­ limeyi Osmanlı türkçesinden değil, rusçadan almışlardır. Bü­ tün bunların anlatılmasının sebebi şudur ki, Sadri Maksu­ di'nin İngiltere yolculuğu hakkındaki eserinin orijinal adı "Anglia'ğa seyahat" dir. Kitabın sahifelerini çevirerek, bu seyahati Sadri Mak• sudi ile birlikte yapalım. Önce Önsözdeki şu cümleleri zilt­ retmemiz şarttır: 66


"Ben /ngi.ltereye bir özel kişi olarak degil, Rusya Müslü­ manlannın bir temsilcisi ve hatta bir ömegi olarak gi.tmiş bu­ lundutunuJan, bu seyahatin asıl gayesi büyük bir memleketin çeşitli yerlerin� in.'ianlannı, medeniyetini, ahvalini ve içtimai hayatını görüp bundan şahsen manevi zevk almak degil, dün­ yanın en kuvve.tli milletine kendi milletim hakkında iyi ve dof­ IU fikir vermek-, kendi milletimi /ngi.lizin gözünde yükseltmek, hiç degilse düşürmemek idi. lngi.lizlere milletimi tanıtmış ol­ makla da iş bitmiyordu. Ben bu seyahate milletvekili olarak, milletime vekdleten katıldıtzm için, bu seyahat esnasinda yap­ mış oldufum işler,söylenıiş oldufum sözler hakkında milletimi haberder etmekle vazifeliydim. . Dahası var. Böyle yüksek me­ deniyetli bir memlekete seyahatyapmca, bu seyahati kendi hal­ kıma anlatırken, söz konusu medeniyetin neden ibaret oldufu­ nu göstermeıe çalışmak da vazifemdi" .

Sadri Maksud� "İngiltereye seyahat" adlı eserinde sö­ zünü ettiği vazüeleri en mükemmel surette yerine getirmek­ te, 20 milyon Müslüman Türk'ün temsilcisi olduğunu bir an bile unutmamaktadır. Daha İngiltere'y.e varmadan, trenle Belçikadan geçer­ ken, Sadri Maksudi küçücük bir ülkede kalabalık bir mille­ tin refahlı bir medeniyet meydana getirmiş olmasının çalış­ kanlık sayesin.de olduğunu belirterek, ibretli sözler söyler ve bazı Türk kavimlerinde erkeklerin kadınlan· çalıştırarak, va­ kitlerini tembellikle geçirdiklerini esefle hatırlatır. İngiltere'de, Rusya'dan gelen Parlamento Heyeti için

15 günlük bir Program yapılmıştır. İlk günler Londra şehri­

nin çeşitli bölümleri, Londra'nın meşhur Kulüpleri, Borsa biİlası, Merkez Bankası, Canterbury Başpiskoposu'nun Sara­ yı, Lordlar Kamarası ile Avam Kamarası gezilir. Sonra ziyafetler başlar. Her ziyafette resmi konuşma­ lar yapılır.Sadri Maksudi her yerde dünyaca meşhur tarihi şahsiyetlerle karşı karşıya veya yanyanadır. Onlarla neler ko67


nuştuğunu anlatır. Her adımda milleti için ibretli bir şey bu­ lur. Düşünmeli ki, " İngiltereye seyahat" kitabının yazıldı­ ğı 1 9 0 9 yılında, Rusya için ve Rusyadaki mü�lüman Türkler için ancak 1905 den, yani dört yıldan beri meşruti hayat ve bir çeşit demokrasi başlamıştır." İngiltere'ye �yahat" baştan­ başa İngiliz demokrasisini tanıtan, demokrasi dersi veren, terbiyevi bir eserdir. Unutmamalıdır ki, XX. yüzyılın başı İ ngiltere tarihi­ nin en parlak dönemidir. Tarihçi Yılmaz Öztuna'nın deyimi ile "İngiltere o çağın Birleşik Amerikası idi" ( 44) . İngiliz Parlamentosunu barındıran meşhur Westmin­ ster Sarayında öğle yemeği yenilip, şampanyalar içildikten sonra, Sadri Maksudi'nin, Sarayın meşhur balkonunun par­ maklıklarına dayanıp, önündeki Thames nehrine ve karşısın­ daki Londra şehrine bakarak daldığı düşünceleri ve bu dü­ şünceleri anlatan satırları zikretmemek mümkün değildir: "Önümdeki Londra 'nın büyüklükiJnü ve servetini dü§ü­ nerek, ondan bütün lngiliz lmparatorlutunun servetine ve kuv­ vetine geçtim. Bu kuvvetin kaynatı çalışma, ukf'aşma ve mede­ niyetin eski/iki. . . Deniz gücü, yani savaş ve ticaret donanma­ sı. . . lngiltere sahillerinden itibaren, Akdenizden, Kızı/deniz­ den, Hint Denizinden geçerek ta Avustralya Ya kadar bütün de­ nizler lngiliz gemisi ile dolu. .. lngilizler bu kuvvetlerini neye borçlu ? Kendilerine ve çalışkanlıklanna. . . Deniz gücünden ln­ gilizlerin akıllara sıtmaz büyüklükteki müstemleke lmparator­ luguna geçtim. Fikren müstemlekeleri bir bir sayıyordum: Ka­ nada, Afrikanın yansı, Yeni Zelanda ve Avustrao/aya kadar bir sürü ufak ada. . . Ve Hindistan! Bütün çaglarda bütün flltih­ leri cezbetmiş Hindistan! O da İngiltere 'nin. Bu çeşitli iklimler ve çeşitli hayat şartlan içinde o lan ülkelere medeniyeti kim ge­ tirdi? Düşünüyordum ki Avustralya 'daki, Afrikadaki, Hindis­ tan 'daki ve daha bilmem neredeki köprüleri, yollan, güzel şe­ ( 44) 'Tercüman" gazetesi, 1 1 Kasım 1988. s. 6. 68


hirleri, Üniversiteleri, tiyatro/an, banka/an, fabrikalan, ziraat alanlannı şu lngiliz mühendisleri, lngiliz mimar/an, lngiliz bil­ ginleri, lngiliz i§adamlan, lngliz müstemlekecileri, lngiliz ser­ mayesi meydana getirmi§tir. . . Bunlar medeniyetin maddi taraf­ /an. .. Bir de kültür yönünden bakahm: felsefeye, edebiyata, müsbet ilimlere hizmette lngilizler hangi milletten geri kaldı ? Bu millet Shakespeare '/er ile edebiyatta, Newton '/arla ilim ve fende, Byron '/arla şiirde, Bacon '/arla felsefede nereye kadar yükselebilinecefini isbat etmi§tir. Kafamda bu fikirler birbirini takip ettikçe lngiliz milleti gözümde büyüyordu. . . ·� 45)

Bir Rus milletvekili yanına yaklaşıp: "Gel, resim çekili­ yor" diye çağırmasa, Sadri Maksudi, kendi mille ti adına, İn­ gilizlere imrenmeğe devam edecekti. Misafir Parlamenterlerin Londra'daki beşinci günün­ de İngiltere Kralı VII. Edward onları Buckingham Sarayın­ da kabul eder. Sadri Maksudi Kralın elini sıkar, Kraliçenin elini öper. Sonra, hepsi birden Kralın hitabesini dinlerler. Parlamento Heyeti, Löndra'�ın her tarafını iyice gez­ dikten ve çeşitli ziyafetlerde bulunduktan sonra, Cambridge ve Oxford gibi Üniv�rsite şehirlerini de gezer. Sadri Maksu­ di milleti için öğretid, ibretli, bilinmesi faydalı her şeyi k i ­ tap haline gelecek olan defterine not eder. İşte "İngiltereye seyahat" a dlı kitabın özeti . . . 5 - Evlenmesi

( 1 9 10)

İ n gil t ere 'den döndükten fette, Petersburg imamı Musa

ta kılır:

bir kaç zaman sonra, bir ziya­ Carullah B igi Sadri Efe n diye

- Seni ne zaman evlendireceğiz? Sa dri Ma ksudi bir cevap vermez. Sadece "Bilmem ! " gi­ bilerden omuzlarını kaldırıp

in d ir me kl e yetinir.

(45) "İngiltere'yc seyahat, Kazan 1914,

s.

45-46.

69


Musa Carullah 1875 de doğmuş, Buhara, Kahire, İs­ tanbul gibi İslim merkezlerinde yıllarca kalını§, eserlerini arapça yazan, hem Batı, hem İslim kültürüne vikıf, onun için İslimiyetin en çetin problemlerini modem zihniyetle ele alan, şöhreti bütün İslim Alemini tutmuş çok muhterem bir din bilginidir.Dünya işlerine de kayıtsız değildir. der:

Bir gün Sadri Efendi ile ikisi yalnız iken, ona şöyle

- Sadri, bilirsin, seni kardeşim gibi severim. Senin bir aile sahibi olup çoluğa çocuğa karışmanı istiyorum. Sana gö­ re münasip bir kız biliyorum. Kızların incisi. Çocukluğun­ dan beri de tanıyorum. Ve Ramioğullan ailesinden söz etmeğe başlar. Kitabımızın burasında bir parantez açıp Türkiye'deki sosyal şartlar ile Rusya Türkleri çevresindeki sosyal şartlar arasında ufak bir karşılaştırma yapmakta fayda bulunacağı­ nı zannediyorum. Türkiye'de 1 950 ye kadar "iş-adamı" kavramı yoktu. İnsan ya dolgun maaşlı devlet memuru olur, ya. da doktor gi­ bi, dava vekili gibi kazanç getiren bir meslek sahibi... bir de, uzun yıllar dolgun maaş aldığı için bir şeyler biriktirmiş olan­ ların çocukları, yani mirasyediler vardı. Şöyle diyelim: Men­ deres zamanına kadar Türkiye'de Vehbi Koç'lar, Sakıp Sa­ bancı'lar yoktu. Rusya Türkleri için devlet kapısı da, uzun zaman öğre­ nim imkinları da kapalı olduğu için, onlar erken çağdan be­ ri kendilerini sanayi ve ticarete vermişlerdir. Bu suretle Ru. ya Türkleri arasında Hüseyinoğulları, Yavuşoğulları, Akçu­ raoğulları, Ramioğullan gibi dillere destan -servet sahipleri yetişmiştir. Bunlara "Bay" denirdi ki, Kazan türkçesinde zen­ gin demektir. Cemiyet bakımından işin güzel tarafı şu idi ki, bu "bay­ lar" servetlerini hayır işlerinde harcamak konusunda yarış 70


halinde idiler: FilAncalar bir cami yaptırmışsa, falancalar iki cami yaptırırdı. Yavuşoğulları 3 yetimi okutuyorsa, Hüseyi­ noğulları 6 yetimi okuturdu. İşte Musa Carullah Bigi'nin Sadri Efendiye sözünü et­ tiği Ramioğulları ailesi Rusya'nın parmakla sayılabilecek bü­ yük servet sahibi ailelerinden biri idi. Bunlar ilci kardeş idiler: Şakir Rami, Zakir Rami. İşadamlığı alanında bir dAhi olan babaları Mehmet Sa­ dık Efendi Ural dağlarındaki geniş ve zengin bir altın made­ nini Rus Hükümetinden satın almış, daha doğrusu 99 yıl için kiralamış ve çok verimli bir şekilde işletmeğe başlamış­ tı. Mehmet Sadık Efendi vefat edince, altın madeni oğulları Şakir ve Zakir'e kalmıştı. Şakir babasından madeni işletme usullerini iyice öğ­ renmiş bulunuyordu. Babasının ölümünden sonra, madeni büyük hevesle işletmeğe, yüzlerce işçiyi idare etmeğe de­ vam eder. HattA,çok gt'.Çmeden, madenden çıkan altınları yı­ kamak için bir makina icad eder ve bunun için Rus hüküme­ tinden İhtira' Beratı alır. Zakir pratik işleri sevmeyen, hayal dünyasında yaşa­ yan, şair ruhlu bir gençti. Sadece şair ruhlu değil, şair idi de. Ağabeyine der ki: "Maden de, altınlar da senin olsun. Yalnız bana arada sırada para ver". Bir de İstanbula gitmek, orada Türk şairleri ile tanış­ mak, Türk edebiyatını incelemek istediğini söyler. Şakir Rami kardeşinin şairliğine anlayış ve hürmet göstererek, her istediğini yapar. Bugün Kazan Türklerinin Edebiyat tarihlerinin hepsi Zakir Rami'yi Kazan Türklerinin en büyük lirik şairi olarak göstermektedir. Ancak bu büyük şair, garip bir utangaçlıkla, kendi imzası ile değil, "Derdümend" müstear adı ile şiirleri­ ni yayınlamıştır. 71


Şakir Rami, altın madeninin idaresinde kardeşinin hiç bir yardımı olmadığı ve babadan kalan mirası şahsi gay­ retleri ile bir kaç misline çıkardığı halde, kin her zaman ilci­ ye bölmüf ve yaptığı bağışları, katıldığı hayır işlerini daiına Şakir ve Zakir Rami kardeşler adına yapmıştır.

Cafer Seydahmet Kınmer •oaspıralı lsmail Bey" adlı eserin�-46), Ramioğlu kardCfler hakkında ıunlan yazar:

•Ramiefler (Ramiofullan) mült iman ve ltamiyetJerinin yükseldifi ile tanuunq ftlhsiyetler idi. Bunlar Urrıl'da altın çı­ lauriudL Bu ifteki vuku./ ve tecrübeleriyle kendilerine has al­ tın anuna usulü bıılmıqlatdL Bu muvaffakiyetletinden Rus ve G"'P fen ldltlpl.annda da bahsedümiftir. Rıuniefkrin ltallamı ­ zın ve münevverlerimiz kalplerinde ıa.)11 ve rrılrmetle ti/il/ma­ lan kertdilerinin bu altın iflerindeki muvaffalciyetleri ve milyon­ lar lau.tınmq olma/an defil, mült meselelere göıtmlikkri can­ dan al4ka ve fedak4rblcJannda ilerigelmqti. Türlci.rtan ve Ku­ gızlar anısında da çok İf gönniq olan "Vakit• gaz.etesi ile "Şu­ m • mecmuası onlar tarafından tesis edilmifti. Şimal Türkleri muhanirlerinden Fatih Kerimi Efendi "Vakit• gaz.etesinde, 1 Nisan 1 912 de, Şakir Ramief hak/anda yaz.dlfı makalede: " O altın için )'tllamadı, altınlannı yüksek emellerine vusul için alet diye kullandl " diyor".

Büyük bilgin Musa Carullah Bigi'nin Sadri Maksu­ di'ye anlattığı Şakir ve Zakir kardeşler işte bunlardı. Musa Hazret şöyle diyordu: - Şakir Efendinin 2 oğlu, 4 kızı var. En büyük kızı Fat­ ma'yı, onsekiz yaşına gelir gelmez, Yavuşoğullan kaptı. Şiın­ di sıra ikinci kızı KAmilede... Güzel kızdır. Orenburg Rus kız lisesinden mezundur. Kim bilir, şiındiden kaç talibi var­ dır. Kaçırmayalım. Onu sana yapalım. Sadri Maksudi'nin ağzından bir tek keliıne çıkar: - Verirler mi? (46)

72

İstanbul 1934. s. 46.


Musa Hazret kendisine ve aracılığına güvenilmesini is­ ter. Zemini yo klayacağını söyler.

Büyük milyoner ile yazışmalar, görüşmeler sonunda tanıştırılmasına karar verilir.

iki gencin

Tanışma 1910 yılının ilkbaharında, Şakir Rami'nin •Yukarı Ural• viliyetinde bulunan altın madeninin yanıba­ ıındaki yazlık evinde olacaktır. Orası aslında büyük bir çiftliktir. Gelgelelim Şakir Ra­ mi'lerin evi bir çiftlik evi değil, bir Fransız şatosunun kopya­ sıdır. Dört katlıdır ve bembeyazdır. Dışarıda, girif kapısına vanlmadan, iki taraftı beyaz merdivenler kıvrılarak sahanlık­ ta birleşir. Üçüncü katın dışı boydan ooya bir balkondur. iki gencin tanışması çay sofrası etrafında olur. Sofra­ da sadece dört kişi: Baba Şakir Ram� Hanımı Gevher Ha­ nım, kızları Ktmile ve misafır Sadri Maksudi ...

Ktmile Hanım gümüş semaverin batında oturmakta­ dır ve çay fıncanlan bopldıkça, dikkatli hareketlerle doldu­ rarak sa hibine uzatmaktadır. Baıı açıktır. Uzun kollu bir beyaz bluzla uzun siyah etek giymiştir. Beli inceciktir. Lise mezunu küçük hanım öyle utangaç falan da değil­ dir. Babasına hürmeten lifa karışmamakla beraber, gazete­ lerde hep adını ve resmini gördüğü Duma üyesi genç adama gülümseyerek bakmaktadır<47).

Şakir Rami'nin ve kızının kararı Musa Hazrete bildiri­ lir. Karar olumludur. Tantanalı düğün Kasım ayında Şakir Rami'nin Orenburg şehrindeki evinde yapılır. Onbeş gün sü­ ren ve yine Orenburg'da geçen balayından sonra, Sadri Maksudi hanımını Petersburg'a götürür. Mutlu çiftin, iki yıl sonra bir kız çocukları dünyaya gelecektir. (47) Bu sahne bu kitabın yazanna defalarca anlatılmıştır.

73


19 10-1912 yılları Sadri Maksudi için her bakımdan mutlu yılla r olmuştur. Çünkü ailevi mutluluğa, çok geçme­ den, milli mutluluk eklenmiştir. Türkiye'den gelen haberler Türklük şuurunun, Türk Birliği ülküsünün, Rusya Müslümanları arasında olduğu gi­ bi, Türkiye'de de gelişmekte olduğunu gösteriyordu. Sadri Maksudi'nin sevinci bundan ileri geliyordu.

1908 de Meşrutiyet hareketini yapan siyaset adamları arasında, İsmail Gaspralı'nın etkisinde kalmış şahsiyetler vardı. Yusuf Akçura'nın son mektubuna göre, bir grup şuur­ lu Türkçü yeni bir milliyetçi nesil yetiştirmek amacı ile, bir Cemiyet kurmuşlar, bir Öğrenci Yurdu açmak firkinde ol­ dukları için bu Cemiyete ''Türk Yurdu" adını vermişlerdi. Türk Yurdu Cemiyetinin altı kurucusundan üçü (şair Mehmet Emin, Müftüoğlu Ahmet Hikmet ve Dr. Akil Muh­ tar) Osmanlı Türklerinden, üçü (Akçuraoğlu Yusuf, Ağaoğ­ lu Ahmet, Hüseyin Ali) Rusya Türklerindendi(48) . Türk Yurdu Cemiyeti, aynı isimle, bir dergi çıkarma­ ğa karar vermişti. Yusuf Akçura Sadri Maksudi'ye, bu dergi için yazı göndermesini teklif ediyordu. Sadri Maksudi hemen o akşam, büyük hevesle kale­ me sarıldı. Bir iki sahife yazdıktan sonra, aklı başına geldi: Rus Parlamentosunda üye olan bir adam Osmanlı İmpara­ torluğunda yayınlanacak Pantürkist bir dergide nasıl yazı ya­ zabilirdi? Bir türkçü dergiye yazı vermek arzusu ile Rus şovenle­ rinden çekinme hissi arasında bir kaç gün süren tereddütten sonra, Sadri Maksudi şu çözümü buldu: takma imza kullana­ caktı. (48) Burada şu gerçeği vurgulamak isteriz ki, Türkiye'de Türkçülüğü bu al­ tı kişi başlatmıştır. Az sonra, Ocakçıl ar ve Ziya Gökalp Türkçülük ak ımını gcli§tirmişlerdir.

74


Bu karar üzerine makalesini büyük heves ve şevkle ta­ mamladı. Yazının başlığı "Büyük milli emeller " idi. İmzası­ nı Can Bek diye attı ve yazıyı hemen Yusuf Akçura'ya gön­ derdi. Sadri Maksudi'nin uzun m a k a les i ikiye bölünerek. Türk Yurdu'nun Birinci ve İkinci sayılarında ç ı k t ı . Türk Yurdu'nun birinci s ayı s ı n ın tarihi 24 Kasım 1 9 1 1 'dir<49 ) .

Bilindiği gibi, Türk Yurdu'nun birinci sayısı o kadar rağbet görmüştür ki, bu sayının ikinci baskısını çıkarmak gi­ bi basın hayatında misli görülmemiş bir durum hasıl olmuş­ tur. Birinci sayının rağbet gö rmes in d e Sadri Maksudi'nin makalesinin de payı olmuş olduğuna şüphe yoktur. Adından da anlaşıldığı gibi, makale ideal sah ibi olmağı övüyor, idea­ lizmi yükseltiyordu. Yazıda şu cümleler yer alıyordu: Milletlerin terakkisi ancak büyük emel sahiplerinin vücudu sayesinde mümkündür. . . Büyük emel gerek fertlerde, gerek milletin heyeti umumiyesinde o kadar büyük bir kuwet hasıl eder ki, buna karşı gelecek hiç bir kuvvet tasawur oluna­ maz. . . insan emelsiz yaşayamadık' gibi, milletlerin faaliyet ve terakkileri ve hatta beka/an için de bir büyük "Milli Emel" (ide­ al national) Mzımdır. Emelsiz bir millet ruhsuz bir ceset gibi­

dir�

Sadri Maksudi Türk Yu rdu' na Can Bek imzasıy1e sık sık yazı göndermeğe karar verd i. Fakat 1 9 1 2 yılında m ey da ­ na gelen olaylar buna imkan vermedi. Bu uğursuz olayların ilki , 15 Mart 1 9 1 2 de, Sadri Mak­ sudi'nin kayın pederi, altın kralı diye anılan büyük h ayı rse ­ ver insan Şakir Rami'nin, bir kaza neticesi ölümü fel!keti ol­ muştur. (49) Dr. Fethi Tevetoğlu, "l'ürkçil dergiler I.", Türk Killtilrü, Aralık 1987 sahife 18.

75


6-

Kazan'da avukat iken 1 9 1 7 ihtilali ( 1 9 1 3 - 1 9 1 7)

1 9 1 2 yılının Haziran ayında müddetini doldurup dağı­ lan 111. Duma yerine seçilecek iV. Duma için Sadri Maksu­ di adaylığını koymuş ve seçim kampanyasında da bulunmuş­ tur.Ancak Sadri Maksudi'nin 111. Duma'da söylemiş olduğu çok cesur nutuklar aşırı muhafazakar Rusları kızdırmıştı. Ayrıca, İngiltere seyahati sırasında, Sadri Maksudi'nin her yerde kendisini Türk-Tatar diye takdim etmesi ve yaptığı fransızca konuşmalarda Rusya'da 20 milyon Türk-Tatar bu­ lunduğunu söylemesi Parlamento Heyetinde bulunan "Hü­ kümet konseyi" üyelerini, yani koyu muhafazakar ve şoven Rusları çok sinirlendirmiş ve kendisine düşman etmişti.

İşte bu düşmanlar bir olup, gereken yerlere Sadri Maksudi'yi yeni Duma'ya sokmamağı tavsiye ettiler. Mahal­ li otoritelere gizli emir verildi. Ve nasıl vaktiyle Yusuf Akçu­ ra'nın ·seçilmesi engellendi ise, Sadri Maksudi'nin de iV. Duma'ya girmesi engellendi. Esasen iV. Duma'ya pek az Müslüman üye girebilmişti. Topu topu 6 kişi idiler. Ve az ta­ nınmış, sivrilmemiş isimlerdi. Sadri Maksudi şimdi ne yapacaktı? Yapılacak iş Hu­ kuk diplomasını kullanıp avukat olm a ktı. Ancak Rusya'da, bugün Türkiye'de olduğu gibi, dış ülk el erde alınmış diploma­ lar, olduğu gibi geçerli değildi . "Eşi t l ilik belgesi" almak için bazı i m t ih a nla r vermek gerekiyordu. Hem Rusyada, Türki­ ye'dc old uğu gibi, sadece dışarıda b u l u n m ayan derslerden deg i l , Rus Ü nive rs ite l e r i n d e dört yıl içinde okutulan bütün ders l e rden imtihan ve ril iyo r du Sadri M a ks ud i tam 19 k o n u da i m t ihan verece kti. Bu n l a r ın a ra s ı n d a Hukuk Ta rihi gib i . lfo ma H u k u k u gibi iyi bildiği konu l a r v a rdı. Fakat t a m a mıy­ l c y ı h a n c ı s ı olduğu R us Medeni h u k u k u , Rus Ceza H u k u ­ ku, l� us Anayasa H u k u k u gibi konular da bul unuyo rdu. O t u ­ .

.

r u p binlerce maddeyi ezberlemesi ge r e kecekti. 76

­


Dışarıdan imtihana girenlerin, bir de Hukuk Fakülte­ sine bir tez sunmaları gerekiyordu. Sadri Maksudi tez ola­ rak şu konuyu seçti: "Roma Hukuku ile İslam Hukukunda Mülkiyet Hakkı esaslarının karşılaştırılması". Başına bir de taşınma işi çıkarmamak için, Peters­ burg'daki apartman dairesinde oturmağa devam ederek, ça­ lışmağa koyuldu. Ve 1 9 1 2- 1 9 13 kış ayları boyunca, yemeyip içmeyip çalıştı. Genç Hanımı da zaten gezecek edecek gibi değildi. Dört beş ay önce dünyaya gelmiş yavrusu onu meş­ gul ediyordu. Sadri Maksudi Devlet imtihanını 1 9 1 3 yılının Mayıs ayında başarı ile verdi. Şimdi artık Kazan'a taşınıp bir an evvel avukatlığa başlamak gerekiyordu. Petersburg'da kirada oturmuşlardı. Evlendikleri günden beri Sadri Maksudi'nin küçük ağabeyi zengin fabrikatör Salahattin Maksudi kendilerine Kazan'da bir ev hediye etmek niyetinde olduğunu söyleyerek, satılık bir ev beğenmelerini tavsiye ediyordu. Ev bulmak ve beğen­ mek meselesi aileyi hayli uğraştırdı. Sadri Beyin beğendiği­ ni Kamile Hanım beğe!lmiyordu, Ka m il e H a nımın beğendi­ ğini Sadri Bey beğenmiyordu. Nihayet Kazan ' ın büyük ca ddele rinden biri üzerinde­ bir eve karar verildi. Bu evin tercih edil mesinin başlıca se­ bebi, o zamanki bütün evlerde ol duğu gibi, zem in katında olan m u t fa k ile birinci katta ola n yemek odası arasında kü­ çük bir yemek asansörü bulunması idi. ki

Evin satın alınması ve taşınıl ıp ycr l e � i l mesi son ba harı buldu. Sadri M a ksudi Kazan B a rosu n a vazıldı. Ka mile Ha­ n ı m da çocuğu iç in iyi bir dadı bu l d u k t a ı sonra, Kazan Üni­

1

v e rsitesinin Tarih Böl ü m ü n e kaydoldu. Fa kat bir yıl sonra, i k i nci k ız ı n a h a m ile kalınca, Ü n iversit eyi b ı ra km a k m ecbu ri­ yetinde kalacaktı.

77


. . . Maksudiler Kazan'a taşınır taşınmaz, kendileri için yoğun bir görüşme hayatı başlar. Kazan zenginleri ve aydın­ ları eski Duma üyesini davet etmekten ve ağırlamaktan şe­ ref duyarlar. Bir de Kazan civarında, geniş malikaneler için­ de yaşayan Rus soyluları vardır. Tabii bu malikaneler Ka ­ zan'ın zabtından sonra, Türklerin elinden alınıp Ruslara d a ­ ğıtılmış topraklardır. Sözkonusu soylular da eski Duma üye­ sine ilgi gösteririrler, onu ziyafetlerine davet ederler. Sadri Maksudi şahsi, ailevi, içtimai, mesleki hayatı ba­ kımından mutludur. Fakat gazeteleri açıp da Türkiye hakkındaki haberleri okudukça neşesi kaçıyor. Herkesin ve kendisinin de o kadar isted iği Abdülhamid 'in devirilmesi Osmanlı İmparatorluğu­ n a uğur getirmemiştir. Balkan savaşı neticesinde İmparator·· luğun önemli bir kısmı Türklerin elinden çıkmıştır. O k a d a r çok kimsenin ümit bağladığı Enver Paşa'lar, Cemal Paşalar Alman Kayseri'ninin elinde oyuncak haline gelmişlerdir. 1 9 1 4 yılın ın yazında Rusya'nın Avusturya ve Alınan­ ya'ya ka rşı savaşa girmesi Kazan Türklerini pek o kadar üz­ medi. R usyadaki bü t ün Müslüman Tütklerde olduğu gibi, Sadri Ma ksudi'de de bir ümit bel irdi: Rusya'nın Japonya'ya karşı olduğu gibi, Alman'a karşı da yenileceği ve bu yenilgi net icesinde, 1 905 dl! ol d uğ u gibi, yeni politik hürriyetler ve­ rileceği ü m idi . . .

Fakat bir müddet sonra Rus v e Türk donanmalarının Karaden izde çat ış m a s ı ve Kasım ayı başında Türkiye'nin Al­ manya ' n ı n müttefi k i olarak resmen savaşa katılması Sadri Maksudi'yi yıktı. Bu savaşt a n Tü rkiye için katiyen hayır um­ muyordu. B alkan s a vaşından sonra toparlanamamıştı bile. Bu yeni savaşta yen i l enler arası nda da olsa, yenenler arasın­ da da olsa, Osma n l ı İmpa ratorluğu biraz daha parçalanacak­ tı.

78


Türkiye ile savaş başlamasının can sıkıcı bir tarafı da artık Türk basınının Rusya'ya sokulmaması idi. Hele İstan­ bul'da aziz dostu Yusu( Akçura'nın çıkarmakta olduğu ve her sayısı kendisine posta ile gönderilen "Türk Yurdu" dergi­ sinin artık gelmeyeceğini bilmek acı idi. Kazanlıların 1 9 1 4 savaşı karşısındaki tutumu hakkın­ da tarihçi Akdes Nimet Kurat şunları yazar: "Kazanlı münevverlt:rden bir çokz' kolayını bulup askere gitmemek yolunu anyor ve buluyordu. . . Mamafih, resmi mah­ fillerin Ruslar tarafından yaptın/an "pa.triyoiik " gösteri ve be­ yanlanna katılma/an mecburiyeti oldukz'nu hatırdan çıkarma ­ mak ldzımdır. Ez cümle, buma Fraksyonlan (gruplan) kendi adlanna harbin muvaffakiyeti dilekleriyle beyanatta bulunur ve bunlan matbuat vasıtasiyle itan ederlerken, Müslüman me­ buslann ses çıkarmaması imkansızdı. Netekim Duma iiziUann­ dan /sa Yenikey, Bünyamin Ahtem ve M Y. Cafer imzalanyle yayınlanan bir yazıda (b�nnamede) "Rusya Müslümanlan­ nın kendilerini büyük Rusya 'n ın ev/atlan olarak hissettikleri ve tam bir "solidarite " (dayanışma) hislerini taşıdık/an, Müslü­ manlann Ruslarla bitlif#e vatan adına her türlü kurban verme­ te hazır olduk/an, Rusyanın şerefi ve bütünlügü için mücadele edecekleri" bildirilmişti"(50).

Bunlar elbette Rusya Türklerinin gerçek duyguları de­ ğildi. Fakat bağımsız olma�anın, Rusların esiri olmanın be­ lbını çekmeğe mecbur idiler. iV. Duma'daki sayıları çok az olan Müslüman Millet­ vekill e ri, savaşın başlaması ve yeni şartlar karşısında yeni bir Müslüman Kongresinin toplanmasının uygun olacağını düşündüler. Onların girişimi ile Petrograd'da 1 9 1 4 yılının Haziran ayında iV. Müslümanlar Kongresi toplandı. (50) "Kazan Türklerinin medeni Uyanışı", Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, Temmuz - Aralık 1966, s. 191 .

79


iV.

Müslümanlar Kongresi

Savaş sebebiyle çok sıkı şartlara bağlı olarak toplan­ masına izin verilmiş olan iV. Müslümanlar Kongresi, önce­ kiler gibi bir Türkler Kongresi idi. Kongreye gelen Kırımlı, Azerbeycanlı, Türkistanlı, Kırgız, Kazak delegeler Türklük­ lerini kamufle etmeğe mecbur idiler. Yoksa mesela Rusya Müslümanlarından olup da, Türk olmayan Taciklerin Kong­ rede temsilcileri yoktu. Bazıları, haksız olarak, iV. Müslümanlar Kongresinin kısır bir Kongre olmuş olduğunu söylemişlerdir. Gerçekte, bu Kongrede yeni kararlardan ziyade, daha önce alınıp da gerçekleştirilememiş, neticelendirilememiş, Rus Hükümeti­ ne kabul ettirilememiş eski kararlar üzerinde durulmuştur. Bu durumu eleştirmek değil, takdir etmek lazımdır. Çünkü bu durum Rusya Müslümanlarının isteklerindeki, kararların­ daki sebatı göstermektir. Bütün Rusya Müslümanları İttüakını bir Parti olarak tescil ettirmek, bunu Rus Hükümetine kabul ettirmek ümi­ dinden artık vaz geçilmişti. Fakat İttüak ruhu, yani Türk Birliği ülküsü, bütün Türklerin tek bir millet olduklarına da­ ir fik i r ve his bu Kongrenin delegelerinde canlı idi. Politik kararlar arasında daha önce alınıp da netice­ lendirilmemiş en mühim karar Türkistanlılara ve Kırgızlara seçmek ve seçilmek hakkı varilmesi hakkındaki karardı. Sadri

Gaspralı'nın Eğitim yolu ile ye­ ve yeni bir nesil yetiştirmek yolu ile, g e l e nekl e r i ne daya n a n ye n i bir mille t yaratmak konusunda­ k i i d e a l i n i be nimsemiş bir insan olduğu için, uzun bir konuş­ m a yaparak Eği t i m meselesi üzerinde durdu ( 5 1) . M a k sudi İsmail

ni bir nesil ye t i şt i r m ek

( .5 1 ) Nadir D ev l e t , 1 985, s. 237.

80

" Rusya

Tü rklerinin

Milli Mücadele tarihi" Ankara


Netice itibariyle, Bütün Rusya Türklerinin Kongrede­ ki delegeleri Duma'daki temsilcilerine, bazı yeni isteklerin yanında, eski istekleriiı Rus Hükümetine, Duma yolu ile, ka­ bul ettirilmesi talimatını vermiş oldu. Sadri Maksudi Kazan'a döndükten üç ay sonra, bir acı haber kendisini tam manasıyle yıkıyor: Gazeteler İsmail Gaspralı'nın 1 1 Eylül de vafat ettiğini yazıyorlar. Sadri Maksudi, günlerce, yemeden içmeden kesiliyor. Nihayet, ağabeyi HAdi Maksudi'nin sahibi olduğu "Yıldız" gazetesi için, oturup bir yazı yazıyor. Bu yazıdan parçalar: . . . /smail Beyin vefatından duydupm derin teessür ve isyanı, içimden gelen şiddetli feryadı burada t:lı§a vunnak istiyo­ rum. Ancak kalbimde manevi yaşlar akarken. .. en aziz ve en mukaddes şeyini kaybetmiş bir çocuk gi.bi aglamaktan başka bir şey elimden gelmiyor... Ne söylesem, her söz, her cümle ls­ mail Beyin büyüklügü ne, tarihi mevlçiine, ulviyetine, ona olan sınırsız hürmetime kıyasen pek kü çük, pek renksiz, hattil hiç kalıyor. .. Büyük bir kavmin hayatında yalnız başına yeni bir devir açan, ümitsiz, maksatsız omür geçiren bir millette ümit uyarulı­ ran, asırlarca ümitsizlige alışmış bir millete idealler, gayeler ve­ ren, miJnen ölm ekte olan bir kavme hayat üfleyen bir ::atın ehemmiyetini anlatmak mümkün degildir"(52). "Yıldız" da çıkan "Emeller üstadı İ s m a il Gaspra l ı " baş­

lıklı bu yazı ''Tercüman"ın 1 9 14 yılına

ait 202 inci say ı s ın d a n

i k t ibas edilmişt ir.

1 905 İ h t ilali üzerinde, nasıJ Rus-J :ı p o n sava � ı n ı n ve H u sya n ı n yen ilgis i n i n e t k i s i olmuşsa, 1 9 l 4 'de ba şlay ;:n Bi­ r i nci Dünya Savaşında Rus O rd u s u n u n b ü t ü n cep h d c rde ( � 2)

K ı nmlı C a frr Scyda h m c ı , "Gasp mı l ı fe 1 90 .

İ smail

B ey " ,

İ st anbu l

1 9.: � . sa h i-

81


yenilmesinin de, 1917 Rus İhtilali üzerinde büyük rolü ol­ muştur. Çar'ın zayıf, kararsız kişiliği, iç politikada bir yumuşa­ yıp bir sertleşmesi, Dumayı bir toplayıp bir dağıtması, şu­ nun bunun etkisi ile Başbakan ve Hükümethikide birde de­ ğiştirmesi, özetle olaylar karşısındaki aczi ve ayrıca, kendisi­ ni Rus ordusunun Başkumandanı tayin etmesi gibi gülünç hareketleri durumun bir ihtilal ile sonuçlanmasına sebep ol­ muştur. İhtilalin patlamasında Çariçe Aleksandra'nın da rolü vardır. Alman asıllı olan bu kadın Rus milletini ve etrafında olup bitenleri anlamamış, her şeyi aile çıkarları açısından mütalaa etmiş, kocasını bu yolda etkilemiştir. Almanlar ile savaş patlayınca ve millette Alman olan her şeye nefret uya­ nınca, bundan Çariçe de payını almıştır. Hele Çariçe'nin Rasputin denilen yarı din adamı, yarı haydut olan adamla ilişkisi olduğu dedikokuları yayılınca, nefret büsbütün art­ mış ve, pek tabii olarak, Çar'a da, Çar'ın Hükümetlerine de sıçramıştır. 1 9 17 İhtilalinin patlamasında, sonradan Bolşevik adı­ nı alacak olan, dışarıdan yönetilen siyasi örgütün rolü de bü­ yüktür. Bu örgütün lideri bazı tarihçilere göre başlangıçta Dünya Yahudiliğinin şuurlu veya şuursuz bir aleti olmuş olan Ulyanoftur. 1907'de Rusyadan kaçmağa mecbur ol­ muş ve İsviçre'de oturmakta olan Ulyanof, Rusyada bulun­ duğu sırada 190 1 yılında Lena nehri üzerinde geçmiş bir olaydan ilham alarak Lenin takma adını almış ve tarihe Le­ nin olarak geçmiştir. Rusyayı içeriden yıkmak için Rusya'n ın savaştaki düşma nı olan Almanya'dan yardım kabul etm ek­ ten çekinmeyen(5.J) Lenin Rusya'daki işçi sınıfını kışkırtm a k · ta, istediği zaman, istediği yerde grevler çıkarmakta, Rusy:.ı· nın içine dışarıda hazırlanm ış broşürler ve manifestolar � · > · kara k, aydın sınıfı da etkilemekte idi. (53) Encyclopedia Britannica, "Russia" maddesi.

82


Bir takım olaylar zincirinden oluşan 1 9 1 7 İhtilili şqy­ le gelişmiştir: 1 9 17 yılının Şubat ayında( 54) Petrograd'ta ( 55 ) şiddetli grevler başlar. Çok geçmeden buna Üniversite öğrencileri­ nin gösterileri eklenir. Bu başkaldırmaları bastırmak için Petrograd'a, Çar'ın emri ile, Hükümetçe gönderilen �keri bölükler isyancılarla başa çıkamaz. Esasen, savaşın idaresin­ den memnun olmayan asker:lerde isyancılara karşı sqmpati vardır. 26 Şubat 1 9 17'de Duma, Çar'dan dağılma emri aldığı halde, kafa tutar, dağılmaz. Bunu yapmakla da ye�nmeye­ rek, Çar'ın hükümetini yok farzedip, 2 Mart günü bir Geçici Hükümet kurar. Bu Hükümete "geçici" denmesinin sebebi şu idi ki, Duma'nın amacı seçimler yaparak b,ir "Kurucu Meclis" toplamak ve bu Meclisin içinden yeni m 1§ ru bir Hükümet çıkarmak idi. ; Aynı gün, yani 2 Mart günü, Çar il. �kola kardeşi Mikail lehine tahttan feragat eder. Fakat sall�nan tahtı kar­ deşi de reddeder. Çar Ru8yadan Almanya'ya �açmağa teşebbüs ettiği sırada yakalanır ve tutuklanır. /

Mart ayı içinde bir başka gelişme de ,Ôlur. İhtilalci Par­ tilerin usta liderleri orduya. isyan etmiş as erlerle grevci işçi­ leri bir araya getirerek, "sovyet" adını v dikleri bir kurulu­ şun doğmasını sağlarlar ki, bu kuruluş , ilk zamanllr, Le­ nin'le hiç bir ilgisi yoktur. "Sovyet" kelimesi aslında Rus dilinde fransızcadaki "conseil", türkçedelci "meclis" veya " rul" kelimelerinin ma­ sum ve iddiasız karşılığıdır. Rusya rkleri bu kelimeyi "Şu­ ra• diye tercüme etmişlerdir. ·

(54) Bu sebeple 1917 İhtilAline Şubat İh Ali de denir. (55) Almanlarla savq ballayınca, §C adının sonundaki "burg" kelimesi­ nin bir almanca kelime olması se biyle, Petersburg Petrograd'a çevi­ rilmi§ti. •

/

83


Petrograd'da kurulan "sovyet" in tıpkısı Rusyanın baş­ ka şehirlerinde de kurularak, aralarında dayanışma ve irti­ bat sağlanınca, Sovyetler örgütü az zamanda bir politik kuv­ vet olmakta gecikmemiştir. O kadar ki, çok geçmeden Du­ ma içinde kurulmuş Geçici Hükümet bu teşkilitla hesaplq­ mağl mecbur kalmıştır. Nitekim 18 Mayıs 19 17'de Birinci Geçici Hükümet yerine Sovyetlerin de katddığı İkinci Geçi­ ci Hükümet kurulmuıtur. Lenir:in adamları, yani Bolşevikler ustaca Sovyetler örgütü�e sızmışlar ve 1917 ydının sonuna doğru örgütü ta­ mamen ellerine geçirmişlerdir. Fakat dönelim 1917 ydının Mart ayına: 5adti Maksudi davaları ile uğraşırken ve hitabet kabi­ liyetini mahkemelerde harcarken, kendisine iki haber ula­ ıır: Biri, Ru$fa Müslümanlarının yeni bir Kongresini hazırla­ mak üzere, �etrograd'da bir ön toplantı yapdacağı, ikincisi, yine Petrogr�'da yeni politik durumu görüşmek üzere, Ka­ det Partisi Kongresinin toplanacağı(S6). '

Devlet Du ması Müslüman Fraksyonu ile bu fraksyona bağlı olan Bilfo'nun(57) üyeleri yeni politik şartlar karşı­ sında yeniden Bı\tün Rusya Müslümanlarını bir Kongrede toplamanın yerin� e olacağını düşünmüşlerdi(58), Petrog­ rad'da yapdacak hazırlayıcı toplantının önemi büyüktü. 1 d Sadri Maksu � kalkar, Petrograd'a gider. (56) A.B. Taymas, "İki M · er" kitabında, sanki Kurucu Meclis seçim­ leri Kadetler Kongres toplandığı günlerde yapılmıf gıbi yazıyor. Kongre 1917 yılının haf da, seçimler ise o yılın sonunda yapılmıftu'. 1917 sonunda ise, Sadri aksudi'nin b8§Jnda çok daha önemli i§ler vardı.

� ·

.

(57)

(58) T. 84

Bu Büro Müslüman Fraks nuna yardıma olmak üzere, bilgi topla­ mak, araştırma yapmak gibi · lerle meşgu l olan bir iki gençten olu§Uyordu. .

Devletşin, "Soviyet Tatarist 'ı", Ankara 1981, s. 82.

\

1


Bütün Rusya Müslümanları Kongresinin 1 Mayıs'ta Moskova'da toplanmasına karar verilir. Bir gündem taslağı da hazırlanır. Kadet Partisinin Kongresi üzerinde bir az durmamız­ da fayda vardır.

Hatırlanacağı gib� Rusya Müslümanlarının, politika alanında, Rus Kadet Partisi ile işbirliği yapmasına, İkinci Müslüman Kongresinde karar verilmişti( S9) , Bu, Kadet Par­ tisinin işine geliyordu. Çünkü milyonlarca Müslüman'ın oyu­ nu alıyordu. Sadri Mabudi de, İkinci Müslüman Kongresinin kara­ rına uyarak, 1907'de, Duma üyeliğine adaylığını koymadan önce, Kadet Partisine yazılm11tı. İkinci ve Uçüncü Dumalar­ da, öteki Müslüman milletvekilleri gibi, bazı konularda Ka­ detlerle işbirl.ili yapm11tı. Fakat, yine yukarıda görüldüğü gi­ b� özellilde Üçüncü Duma'da, Rus Kadetlerinin hoşuna git­ meyen konuşmalar da yapm11tı. Çar'ın Hükümetini devirip bir Geçici Hükümet kuran­ lar bir az_da Kadetlerdi. Yan� Geçici Hükümetin içinde Ka­ detler de vardı. Onun için 25 Mart 1 9 1 7 de toplanan Kadet Kongresi çok önemli idi. Kongrede Rusyanın geleceği ile il­ gili olarak alınacak kararların Geçici Hükümeti etkileyece­ ğinden Sadri Maksudi'nin şüphesi yoktu. Bu sebeple, Kadet Kongresine katılıp gözü dört açmanın, Rusya Türkleri aley­ hine bir görüş ortaya çıkarsa, gereken cevabı vermenin za­ manı idi. Kadet Kongresinde görüşülecek başlıca iki mesele şunlardı: a) Rusyanın politik rejimi ne alınalı? b) Rusya savaşa devam etmeli m� etmemeli mi? ( 59) "XX. yüzyılın bqında Rusya'daki durum ve 1905 İhtilili" faslına bakıl­ sın.

85


Birinci meselede Kongre, Partinin prensibine ve hatta adına aykırı olarak, Rusya imparatorluğunun bir Cumhuri­ yet olmasına karar verdi(60) . İkinci meseleye gelince, bu konuda görüşler farklı idi. Bir müddetten beri Rusyada savaş aleyhtarlığı almış yürümüştü. Lenin'in adamları bu akımı körüklüyordu. Lenin 1 9 14 den beri savaşın aleyhinde idi. Yani Rus­ ya'nın savaşa katılmasını istememişti. Onun korktuğu Rus­ ya'nın yenilgisi değil, zaferi idi. Rusya savaşta galip gelirse, Hükümeti devirmek, İhtilal yapıp iktidara geçmek mümkün olmayacaktı. Lenin için Rus İmparatorluğu, Rus milleti de­ ğil, Dünya Proletarya sınıfı önemli idi. Lenin taraftarlarının propagandası bazı Kadetleri bile etkilemişti. Bununla beraber, Kadetlerin çoğunluğu yenilgi Ozerine savaştan çekilme taraftarı değildi. Bir iki konuşmacı Batıdaki cephelerden asker çekip Güney cephesini güçlen­ dirmek ve Osmanlıları yenip Boğazları işgal etmek gerektiği fikrini ileri sürdüler. İşte o zaman Sadri Maksudi söz alıp kürsüye çıktı. Sadri Maksudi'nin Kadet Partisi Kongresinin kürsü­ sünden yaptığı konuşma Kazan Türkleri arasında efsane ko­ nusu olmuştur. Bu efsane konusu konuşmasından o yılla rda İstanbul'da yayınlanan meşhur "Türk Yurdu" dergisinde iki defa söz edilmiştir. Önce 24 Mayıs 1 9 1 7 sayısında(61 ), Rus basınından bilgi aktarılarak, daha sonra 2 Ağustos 1 9 17 (62) de Kazan'da yayınlanan türkçe "Yıldız" gazetesinden iktibas yapılarak. Konuşmadan parçalar: (60)

Çar o sırada tutuklu idi. Bolşevikler iktidara geldiğinde ailesi ile birlikte öldürülecektir.

( 6 1) s. 3454 . ( 62) s. 3 531.

86


•siz Müslümanlar, Rusyada siya.si hayat /Jailadlfından beri, her r.aman, hem Duma 'da, her:n mahaJJt idtwlerrü, umu­ miyetle teraJclciperver Partilerle ve lwsusen siz Kadetlerle bera­ ber hareket ettik. Bana öyle geliyor ki, gelecekte de böyle ola­ caktır. Bwwn için siz Müslümanlann fikirlerine ve istelclerine lculaJc vermeli.siniz. Teralcldperver pattiler ve sizin Partiniz geç­ milte Müslümanlann yanlımına ne kadar muhtaç oldu/ana, gelecekte de yine o kadar muhtaç olacalcJardu. Siz amJc Hükü­ rneti ekü ettik, Parti ve gruplann sempatisine muhtaç defiliz, gelecekte Müslümanlann efk4r-ı- umumiyuine ve )lllldunuıa muhtaç olmtıyacalrz ıelclinde bir yanJq diqüncqe kllpıJmayın. ... /smnbld ve Bofaz1ar halclanda, biz Müslümanlar, sizi fİ1ndi Rotli{ef'in sözlerinden sonra heyecana getiren ltislere ipi­ ralc etmiyonlz. Türkiye )i -yok etrnefe, tarümar etmefe biz asla nm defiliz. Türlciye 'nin var6fına ve bekasına rruütali/ olan si­ yasete qtiralc etmek bizim dini ve ırlcl ltislerİIJIİU aylandu. . . Biz Müslümanlar Türlciye'nin, Payılahtının ve BofazJann elin­ den ahnmasının Sulh şartlan anı.sına gimwine kalryen razı de­ filiz. Biz bunu protesto ediyoruz. Siz bu bapta bizim hakh ol­ dufumuza kalplerinizle iltiraJc edemeseniz bile, hiç olmazsa alclınızla bizi anlamafa çal11ınız. .. Şimdi size açık ve kati ola­ ralc söylüyorum: Efer Müslümanların size hüsnü nazıuını isti­ yorsanız, Sulh llJl'llan an.ısından Bofazları ve /stanbulu al­ mak meselesini çılcannız. Bu mesele programınızda olmasın. Bunu size israrla teklif ediyorum. •

Sadri Maksudi'nin Kadetler Partisi Kongresindeki bu konuşmasından sonra, Rus basınında kızıl kıyametler kop­ tu. Buna karşılık, türkçe basında, yalnız Kazan değil, Kırım, Azerbeycan, Türkistan gazetelerinde Sadri Maksudi hara­ retle alkışlandı, medeni cesareti övüldü. Sadri Maksudi'nin düşmanları, onun aleyhinde, solcu bir Rus gazetesi olan "Narodnoyo Delo" (Halkın işi) adlı ga­ zetede bir protesto yayınladılar.

87


Ne imiş? Meşrutiyetçi olduğu için Çar taraftarı olan Kadet Partisinin artık Rusyanın geleceği hakkında söz hak­ kı yokmuş . . . Sadri Maksudi'nin Kadetler Partisine katılması fahiş bir hata ve "gaflet" imiş . . . Kongrede İstanbul ve Boğaz­ lar hakkındaki konuşmalar üzerine, Sadri Maksudi cevap vermege kalkışacağına, hemen Kongreyi terk etmeli imiş ... Bunu yapmamış olması bir milli ihanetmiş ... Hem otuz mil­ yon Türk adına, Rusyanın gelecekteki politik rejimi hakkın­ da konuşmak için Sadri Maksudi'ye kim tarafından, ne za­ man vekalet verilmişmiş? ... Ortada bir hakkı sui-istimal du­ rumu varmış.. . Bu sebeple Sadri Maksudi'nin söyledikleri geçerli degilmiş ... Söylediklerinin hepsini Müslüman aydın­ lar şiddetle protesto ediyorlarmış . . . miş miş .. Bu protestoya, bütün Rusyada, hiç kimse önem ver­ memiş, Sadri Maksudi 30 milyonun nazarında Türklüğün sözcüsü ve bir milli kahraman payesine yükselmiştir. 7-

Sadri Maksudl Türklstan'da iken Bütün Müslümanlar Kongresi ( 1 9 1 7)

Sadri Maksudi, Kadet Partisi Kongresi münasebetiyle Petrograd'da bulunduğu sırada, kendisine Geçici Hükümet­ ten bir teklif gelir. Geçici Hükümet Çar zamanındaki bütün valileri gö­ revden almakta, onlar yerine yeni tayinler yapmaktadır. Bu arada Türkistan'ı idare etmek için 9 kişiden oluşan bir Ko­ mite gönderilmesine karar verilmiştir. İşte Sadri Maksu­ di'ye bu üyeliklerden birini kabul etmesi teklif edilmektedir. Sadri Maksudi bu teklifi hemen kabul etmez, 24 saat düşünmek için müsaade ister. Kabul ederse, Kazan'daki kendi evinde ve ailesi için­ de, gittikçe kendisini saran avukatlık mesleğini icra ederek yaşadığı, her bakımdan rahat ve konforlu hayatı alt üst ola­ cak . . . 88


Fakat Türkistan kelimesi kendisi için öteden beri kut­ bir kelimedir. Türkistan'ın idaresine katılmak, dokuzda bir vali olmak bir şeref, hem de büyük bir şereftir. Bu Du­ ma'da haklarını müdafaa etmiş olduğu Türkistan'a ve Tür­ kistanhlara faydalı hizmetlerde bulunmak için fırsattır. Hem Komitede 5 Rus, 4 Türk üye bulunacaktır. Hiç bir şey yapmasa, Rus üyelerin yapabilecekleri kötülükleri önleyebi­ sal

lir.

Evet, bu görevi kabul etmek milli bir vazifedir. Ertesi sabah Başbakan Prens Lwov ile görüşerek, Türkistan Komi­ tesi üyeliğini kabul ettiğini bildirir. Sadri Maksudi, Türkistan'a gelir gelmez, hayal kırıklı­ ğına uğramış ve istediği gibi faydalı olamayacağını anlamış­ tır. Daha önceki bir faslımızda sözünü ettiğimiz ve Geçici Hükümetin bile çekindiği "işçi-asker" dernekleri, Petrog­ rad'da olduğu gibi, Taşkent'te de büyük güç ve yetki kazan­ mıştı. Türkistan VilAyet Komitesi Türkistan'a gelip işe baş­ lar başlamaz, Komitenin işine karışmağa başlamışlardı. Battal Taymas du'ru)nu şöyle izah eder. "Merkezde "çifte iktidar" hüküm sürüyordu. Biri Du­ kurdugu. Geçici ihtilal Hükümeti, öteki '1şçi ve Asker Sovyeti � Bunlardan sonuncusu gittikçe kuvvetleniyor ve sol/aşı­ yordu. Çünkü sırtını silahlı orduya dayamıştı. Aynı durum Merkezden muhitlere de yayılıyordu. Türkistanda durum aynı ma 'nm

idi'� 63) .

Komite içinde iş bölümü yapılırken, Sadri Maksudi Maarif işlerini istemiş ve elde etmişti. Yani bir çeşit Maarif Nazırı olacaktı. Çok güzel programı da vardı. F.ıkat işleri ikide birde engelleniyordu. Türkistan 'ın mill iyetçi gençleri de kendisine yardımcı olmuyorlardı. Bunlardan Mustafa Ço­ kay" 1 9 1 7 yılı HAtıra parçaları" adlı küçük eserinde şunları yazıyor: ( 63) "Dergi" dergisi, Yıl 1957, sayı 9. s . 4 1 . 89


"Türkistan Hükümet Komitesinin birinci Türk üyesi Ge­ neral Abdülaziz Devletşin idi. . . Komitenin ikinci Türle üyesi ise Sadri Maksudi Bey 'di. O Kadet Partisine mensuptu. . . Onun Rus liberal demokrat (yani Kadet) partisine mensup olması onu bir çok noktada bağlı tutmakta idi"f 64J.

A. Battal Taymas Mustafa Çokay'ın bu sözlerine takıl­ makta ( 65) ve şöyle demektedir: "Çokayoğlu Kadet Partisinin adını anlatırlcen, fazlaca serbest da.vranmıştır. Çünkü bu Partinin rosça adı sadece " K.onstitusyonno-Demokratiçeskaya Partya " dır ki, "Meşrutiyet­ çi-Demokrat" demektir. Onun adı içinde ne "liberal" sözü, ne de "milli" sözü yoktur. . . Nitekim müellif kendisi bir çok Türk milliyetçilerinin bu Partiye girmiş olduklannı yazmaktadır"

Gerçekten Mustafa Çokay'ın sözü geçen kitapçığında şu satırları okumaktayız: "O zamanın Türle siyasi adamlannın çoğu, meselil Yu­ suf Akçura, Ali Merdan Topçubaşı 'da.n başlayıp, bizim Ali­ han Bökeyhan 'a vanncaya ko.da.r, hepsi ünlü Milükov 'un i<Ja­ resindeki Kadet Partisine mensuptular"( 66 J.

Dahası var: Zeki Velidi Hatıralarında Mustafa Ço­ kay'ın kendisinin de Kadet Partisine mensup olduğunu yaz­ maktadır.( 6 7 ) . Her ne ise, belli oluyor ki, gaflet içinde olan Türkis­ tan aydınları Sadri Maksudi'nin Türkistan'da bulunmasının kendileri için bir nimet olduğun u anlamamışlardır. (64) "191 7 yılı hatıra parçaları"', Ankara 1988 , s. 3 1-32.

( 65 )

"Rus İhtilalinden hatıralar", 2. baskı, Ötüken yayınevi, İstanbul 1968, s. 49. dipnot .

(66) " i 9 17 yılı Hatıra parçalan" s. 32. ( 67) "Hatıralar", s. 149.

90


Sadri Maksudi'nin. 1 Mayısta Moskova 'da topla nacak ola n Rusya Müslümanları Kongresine katıla mayacağında n

dolayı da canı sıkılma kta id i. Çünkü memur sta tüsünde ol­

duğundan, politik topla ntıla rda boy göstermesi mümkün de­ ğildi. Düşünmeğe başla mı şt ı ki, fazla konuşkanlığı ndan ve

girişkenliğinden dolayı acaba G eçici H ükümet kendisini po­

litik merkezlerden uzaklaştırmak için m i Türkistan'a gön ­ dermişti? .

" İ şçi-asker sovyeti"nin idareye kanşmasından en çok rahatsız olan Türkistan V ilayet komitesinin Başka nı Şçep­ kin idi. Şçepkin Mayıs sonunda, her şeyi yüz üstü bıraktı git­

ti. Bir kaç gün sonra

da, Sadri Ma ksudi Taşkent'ten ayrıldı.

Sadri Ma ksudi gidince, Türkista n milliyetçileri gaflet­ lerinden uyandılar. Mustafa Çokay şöyle yazıyor:

Sadri Maksudi 'nin Taşkent 'te olması bizim için son de­ rece gerekliydi"f 68J. "

Birinci 19 17):

T.

Bütün

Müslümanlar

Birinci(69) Bütün

Kongresi

(1

Mayıs

Müslüma nlar kongresinin açılışın ı

Devletşin şöyle anl � ıyor:

"Kongre Müslümanlann gelenegine göre, Kur 'a n-ı-Ke­ rimden ayetler okunarak açılmıştı. Bundtm sonra Musa Bigi açış konuşmasını yaptı. . . Kongrenin Başkanlık Divanına (sıra ile Başkanlık yapmak üzere) 12 kişi seçildi "< 70J. Çeşitli bölge ve kuruluşların temsilcileri Kongreyi teb­ rik edip başarı dileklerinde bulunduktan sonra, a sıl mesele­ lere geçildi. Kongre gündemindeki en m ühim ıp.esele şu id i : Rusya 'nın v e Rusya Türklerinin politik rej im i n e olmal ı ?

( 68 ) " 1917 yılı H atıra parçalan", s. 34. ( 69) Bu Kongre gerçekte Beşinci Müslümanlar Kongresi olduğu halde, ta­ rihe Birinci olarak geçm işt i r . Kongrenin tutanaklarında ( Protokollar) "Hürriyet günlerindeki Birinci M eclisimiz" deyimi geçmektedir. ( 70) T. Devletşin, "Sovyet Tataristan'ı" , Ankara 198 1 , s. 92.

91


Bir kaç konuşmacı kü rsüye çıkıp fi k i r l e r i n i söylediler. Bu a rada Kuzey Kafkasya t e m s ilcisi Ahmet Salih "İslam şemsiyesi" altında topla nıp bir " İ s l a m m illeti" yaratmağı tek­ lif etti. "Protokolla r", < 7 1 ) adlı eserde, hu konuşm a n ı n metni vardır. Kongrenin beşinci gün ü Tü rkistanlıların delegesi ola­ rak gelm iş olan Zeki Velidi meşhur kon uşmasını yaptı . < 72 > Federalistlerin konuşm a l a rından sonra İtt ifa k ruhu, y a n i Türk l3irliği fikri büyük bir da rbe yemiş oldu. Delegele­ rin çoğu Federa lizm, yani Rusya M ü slü manlarının bölün me­ leri, ayr ı ayrı devletler kurmaları doğrultusunda konuştular. Kongrenin altıncı gün ü n ü n sonunda Rusya M üslüma n ­ larının yakında topla nması beklenen Rus Kurucu meclisin­ den ist eyece kle ri politik rej i m konusunda oylama yapıldı. Ünita ristlerin teklifi çoğunluk a l a m a d ı . Emin Resulza d e ' n i n Feda ral ist teklifi i se ( ki b a z ı bakımlard a n yumşatılmışt ı ) 2 7 1 'e karşı 4 4 6 o y ile kubul edild i . Kabul edilen karar şöyle id i : .

a) Müslüman milletlerin menfaatlerini temin etmek için en uygun idare usulü toprak esasma dayanan Federalist Cum ­ huriyet olup, topraklan olmayan milletler için "Milli-medeni Muhtariyeti " temin eden lıalk Cumhuriyetidir.

b)

Rusya 'da yaşayan Müslüman milletlerin bütün ruha­

ni ve medeni işlerinin düzenli bir şekilde idare edilmesi ve Müs­ lümanlann Birlik halinde hareket etmeleri için, kendi ckıiresin ­ de yasama hakkına sahip, Rusya Müslümanlanna mahsus bir Merkezi Müessese kurulur. Bu Müessesenin şekli, kimlerden

(71) "Protokollar" "Bütün Rusya Müslümanları Şurası İcra Komitesi" tarafından 191 7'de yayınlanmıştır ( Petrograd'da, Emanet Şirket i Matba­ ası ) . ( 72) Zeki Velidi, sonraları, Türkista n'la ilgili bir eser d e yayınlamıştır. An­ cak Türkistan milliyetçilerinden Mustafa Çokay "Yaş Türkistan" der­ gisinin aşağıdaki sayılarında,"Bir yalana karşı" başlığı altındaki bir se­ ri makalesi ile bu eseri eleştirmiştir. Sayı 25 (Aralık 193 1 ) , sayı 26 ( Ocak 1932) ve sayı 27 ( Şubat 1932) .

92


teşekkül edeceği ve meşgul olacağı işler bütün muhtariyetli Müslüman viliiyetlerinden gelecek delegelerden oluşacak olan Birinci Tesis Kurultayı tarafından belirlenecektir"< 73J. Politik rej im konusunda karar çıktıktan sonra.Kongre­ nin yedinci gününden itibaren, Din, Eğitim, Kadın hakları gibi konular görüşüldü. Bunlar bizim konumuz dışındadır. Ancak şu kadarını söyleyelim: Kadın-erkek eşitliği prensibi, Ruslardan bile önce, Rusya Müslümanları tarafından, bu kongrede kabul edilmiştir( 74 ) . Kongrenin, Federalizm'e karar vermiş olmakla bera­ ber, Rusya Müslümanları arasında Birlik bağını koparma­ mak için, bir Merkezi Müessese kurulmasına da karar ver­ miş olması son derece mühimdir. Kurulacak ortak müesseseye o sırada çok moda olan "Şura" adı verildi. Ve Şura'nın üyelerinin seçimi de hemen Kongrede yapıldı. Şura'ya Kazan Türklerinden seçilen on üyeden biri (Kongrede bulunmadığı halde) Sadri Maksudi idi (75 ), Dahası var: Din meseleleri görüşülüp, müftü seçilir­ ken, gösterilen 5 adaydan biri, hiç münasebeti yokken, Sad­ ri Maksudi idi( 76) . Bu durum bir tek şeyle izah edilebilir: Sadri Maksu­ di'nin bir kaç ay önce Kadetler Kongresinde yapmış olduğu Türkiye lehindeki cesur konuşmanın kendisine sağladığı iti­ bar ile . . . Rusya Türkleri bağımsız Türkiye Türklerine o dere­ cede derin hisle bağlı idiler( 77) . ( 73) Protokollar, s. 250-25 1 .

( 74 ) Nadir Devlet, "Rusya Türklerinin Milli Mücadelesi", s . 283. ( 75 ) Protokollar, s. 454. ( 76) Protokollar, s. 432. (77 ) Doğan Avcıoğlu'nun )977 yılında, 'Türklerin Tarihi" başlığı altında, Rusya Müslümanlan arasında 191 7'de geçen olaylar ve özellikle Sad­ ri Maksudi'nin politik faaliyeti hakkında, 14 Aralık 1977 tarihli "Cum­ huriyet"te, bilinen ideolojik eğilimine uygun olarak ve Zeki Velidi'

93


Muhtariyet (22 Temmuz 1 9 1 7 )

8- Mllli-Medeni

Sadri Maksudi, Haziran ayının başında, Taşkent'ten Kazan'a döndü. Ağabeyi Hadi Maksudi'den Moskova Kong­ resinde olup bitenleri öğrendi. Bu Kongrede, kendisi bulunmadığı halde, bütün Rus­ ya Müslümanları için ortak bir kuruluş olacak olan Milli Şu­ raya üye seçilmişti. Sadri Maksudi. Şura 'nın toplantılarına devam ederek, etkili katkılarda bulundu. Şura'nın zabıtları kısmen saklanmıştır. Bu zabıtlara göre, 25 Haziran 1 9 1 7 akşamı yapılan toplantıda, Sadri Maksudi Moskova kongresi kararlarından sapma eğilimi gösteren üyelere hitaben şöyle demiştir: "Milli Şura azası olanlar, bu azalığı kabul etmekle, Şu­ ra yı kumıuş olan Müslümanlar kongresinin kararlanna uyma­ ğı peşinen kabul etmişler, demektir. . . Kabilevi menfaatler Müs­ lümanlann umumi menfaatlerine tabi olmalıdır" ( 78J

O yıl, Haziran sonunda, Rusya Kurucu Meclisinin se­ çim nizamnamesi ilan edilince, Merkez Müslüman Şurası kendi üyelerini toplayarak, Müslümanların seçimle ilgili tu­ tumu meselesini görüştü. Şura bu meselede ancak bir Kurul­ tay'ın söz sahibi olabileceğini düşünerek, İkinci Bütün Müs­ lüma nlar Kurultayının 20 Temmuzda Kazan'da toplanması­ na karar verdi. ----------

n . ı ı Hat ıralarına dayanarak ya� ı n ladığı yazıdaki yanlış bilgiler ve kötü r. ıyetli iddialar Sadri Mak < u di"nin J.. üçük kızı N a i l e Tu rh a n ' ı n 1 5 A ra­ l ık 1 977 tarihli Cumhuriy c ı ' ı e \'e büy ü k kızı A d i l e Ayda'nın 30 A ra l ık 1 977 tarihli <.:umhuriyet ' ı c yayınladıkları A ç ık l a m a l a r i l e t a mamen çü­

rJtiılmüşt ü r.

( 7tl) T Devlet�in, "Sovyet Ta t <ı rist an'ı", A nk a ra 1 98 1 , s. 163.

94


Temmuz ayının başında, Petrograd'da, güç kazan­ mış olan Bolşevikler meşru Geçici Hükümet'e isyan hazırlı­ yorlar ve öyle bir durum oluyor ki, Başkent Petrograd'ın ya­ rısı isyancıların eline geçiyor. Geçici Hükümet'in teslim ola­ rak Bolşeviklerle uzlaşacağı ve Bolşevik unsurları da içine alan yeni bir Geçici Hükümet'in kurulacağı muhakkak gibi görünüyor. Müslümanlar Merkez Şurası kurulacak yeni Hüküme­ te bir kaç Müslüman Bakan sokmak için fırsatı kullanmakta fayda olduğunu düşünerek, bu işle Ayaz lshaki'yi, Sadri Maksudi'yi ve Şahahmetoğlu Islam adlı birini vazifelendiri­ yor. Ayaz Ishaki "Yanga (Yeni) Milli Yol" dergisinde bu gi­ rişimin hikayesini ballandırarak anlatmıştır09 ) . Kısacası şudur ki, üç arkadaş, isyan ve savaşın hüküm sürdüğü Petrograd sokaklarında, iki taraftan birinin kurşu­ nunu yeme tehlikesini göze alarak, yürüyüp Hükümetin sı­ ğınmış olduğu Kış Sarayının kapısına kadar varıyorlar. Geçi­ ci Hükümet Başkanı· "Korkudan yüzü sararmış, uykusuzluk­ tan gözleri kızarmış" Prens Lvov ile görüşmeğe muvaffak oluyorlar. Bununla yetinmeyip, cesareti ele alarak, gerisin geriye yürüyor ve uçuşan kurşunlara bakmayıp, Bolşevik kuvvetlerin başı ile de görüşmeği başarıyor ve ona dilekleri­ ni sunuyorlar. Tabii, bu çetin girişimden hiç bir netice çıkmı­ yor. Esasen o sırada Sadri Maksudi'nin kafasında başka düşünceler vardı. Sadri Maksudi Kazan'daki evine döner ve kafasındaki düşünceleri düzene kaymağa çalışır. Gelene gidene evde ol­ madığını söyletip ve ev halkından rahatsız edilmemesini ri­ ca edip, geniş çalışma odasında bir aşağı, bir yukarı dolaşa­ rak, içinde bulundukları şartları gözden geçirir. ( 79 ) Ağustos 1937 tarihli 8. sayı, s. 1 . 95


... Moskova Kongresinin politik rejim konusunda ver­ diği karar kendisinin istediği ve beklediği karar değildi. De­ ğildi amma, madem ki bu karar verilmişt� ne olursa olsun, bu kararın Kazan Türkleri ile ilgili kısmı hemen uygulanma­ lı idi. Moskova Kongresinin kararma göre Kazan Türkleri bir Milli-Medent Muhtariyet kuracaklardı. Bu nasıl bir şey olacaktı? ... Kazan Türklerinin çoğu Ural dağlarının berisinde, Rusya İmparatorluğunun Avrupa kısmında yaşıyorlardi. "Bu kısma Rus dilinde "İç Rusya" deniliyordu. İmparatorluğun Orta Asya kısmı, ki sömürge muamelesi görüyordu, "Dış Rusya" idi. ·

Fakat Kazan Türklerinin bir kısmı Ural dağlarının öte­ sine de, Sibirya'ya da yerleşmişlerdi. Buna göre, kuracakları Muhtariyetin adı şöyle olacaktı: "İç Rusya ve Sibirya Tatar­ ları Muhtariyeti"... Yok olmadı... Bir yerine muhakkak "Türk" kelimesini sıkıştırmalı idi... O halde: "İç Rusya ve Si­ birya Türk-Tatarları Milli-Medent Muhtariyeti". Bu gü­ zel! Sadri Maksudi Milli Şura'nın yeniden bir Müslüman­ lar Kongresini toplamağa karar verdiğini bildiği için, bu Kongreye kadar Kazan Türkleri Muhtariyeti Anayasasının mutlaka hazır olması gerektiğini düşü nüyordu . ... Tabil bu muhtar devletin bir Millet Meclisi olacak­ tı.Bu Mill et Meclisi seçim neticesinde meydana gelecekti. Moskova Kongresi, isabetli bir şekilde, kadın-erkek eşitliği prensibini kabul etmişti. Şu halde kad ınlar da seçime ka t ıla ­ caktı.

Meclis'in yanında bir Hükümet olacak,bu Hükümet Meclisin içinden çıkacak..Çok Nezaretli bir Hükümet lüks-­ tür. En lüzumluları hangileridir, bakalım?

96


Tabii, evveli Maarif! Çünkü en mühim dava gelece­ ğin insanını yetiştirmek... Fakat mektepler para ile kurulur. Şu halde, Maliye! Bir de Müslüman olduğumuza göre, din meselesi mühim. En iyisi "Mahkeme-i-şer'iye" dediğimiz ve rusçadan çevirip "Ruhani Meclis" adını da verdiğimiz kuru­ luşu Diniye Nezaretine çevirmek ... Şu halde: Diniye nezare­ ti, Maarif Nezareti ve Maliye Nezareti... Şimdilik bunlar ye­ ter. Fakat idari teşkilit nasıl olacak? Tabii Viliyetler ve Viliyet Meclisleri olacak. Hatti Köy Meclisleri... (8()) -Sadri Maksudi kafasından geçenleri, oturur, kiğıda döker, yani Türk-Tatarların Anayasasının maddelerini kale­ me alır. Toplanacak Kongrede Milli-medeni Muhtariyeti ilin ettirmek için hazırdrr(8 1) . A. Battal Taymas ."İki Maksudi'ler" adlı kitabında şöy­ le der: "Sadri Maksudi. .. iç Rusya ve Sibirya Türk- Tatar/an için bir millt-medent �uhtariyetle meşgul olmU§ ve 1 91 7 yı.lı temmuz ayında Kaza.nda toplanacak olan ikinci Umum Rus­ ya MiJslümanlan Kurultayına çantasında bu hazır proje oldu­ k" halde gelmi§tir "<B2).

Temmuz ayının sonunda Kazan şehri üç ayrı Kongreye sahne olmakta idi:

1- İkinci bütün Rusya Müslümanlar Kongresi, 2- Müslüman din adamları Kongresi 3- Müslüman askerler Kongresi. ( 8()) Bura:Jaki satırları hayal ürünü zannetmemeli. Sadri Maksudi Muhtari­ yet Anayasasını nasıl odasında bir qağı bir yukan dolaşarak ve neler düşünerek hazırladJAıru yazara anlatmıştır. ( 8 1) Seı ge A. Zenkovsky, "Pan-Turkism and İslam in Russia", Harvard University Press, s. 1 57. ( 82) s. 32.

97


Petrograd'daki Geçici Hükümet Rusya'nın yeni Ana­ yasasını kabul edecek Kurucu Meclisi seçtirmek hazırlığın­ da bulunduğu için, aslında her üç Kongre, seçimlerde takip edilecek politikayı kararlaştırmak, bu konuda görüşleri tes­ bit etmek için toplanmakta idi. Bütün Rusya Müslümanları 20 Temmuz sabahı topla­ nınca, AzerbeycanWarın, TürkistanWarın ve Kırımlıların Kongreye delege göndermedikleri anlaşıldı. Bu Türk zümre­ leri, Moskova Kongresinde Federalizm'e karar verilmiş ol­ masına rağmen, Milli Şura dolayısıyle Rusya Müslümanları arasında Birliğin korunacağını ve ortak Kongreler yapılaca­ ğını unutmuşlar veya bilmemezliğe gelmişlerdi. Bu zümrelerin delegelerinin yokluğuna karşılık, Bü­ tün Müslümanlar Kongresinin 22 Temmuz günkü toplantısı­ na din adamları da, Müslüman askerler de toptan katıldılar. Kongrenin ilk günü Kurucu Meclis seçimlerinde "Se­ çim taktiği" meselesinin tartışılması ile geçti. 21 Temmuzda, Sadri Maksudi Kongreye iç Rusya ve Sibirya Tatarları Mil­ li-medeni Muhtariyetinin ilAnını teklü etti. Teklü kabul edil­ di ve teklifın sahibi olan Sadri Maksudi'nin Başkanlığında toplantısını yapacak bir Muhtariyet komisyonu kuruldu. Ay­ nı günün akşamı toplanan Komisyonda, Sadri Maksudi'nin Tatar yerine Türk-Tatar tabirini kabul ettirmek için hayli mücad�le etmesi lAzırn geldi. Gerisini Ayaz lshaki'den dinleyelim: "22 Temmuz 1 91 7 tarihinde Müslüman halklann üç kongre tenuilcilerinin birleşik oturumu yapılmış ve bu oturum­ da, törenle, iç Rusya ve Sibirya Türk- Tatarlannm Milli-Mede­ ni Muhtariyeti illin edilmiştir. Birleşik oturum Müslüman gele­ negine göre, Müftü Barudi 'nin Kur'an-ı Kerim 'den okudugu {tyetlerle başladı. Bundan sonra,hazır bulananlar tarafından hürriyet utrun<Jaki mücadelede şehit düşenlerin ruhuna fatiha okundu. Müfti Alimcan Barudi'nin kısa, fakat son derece ma-

98


nalı seldmlama konuşmasından sonra, iç Rusya ve Sibirya Türk- Tatarlannm Millt-medent Muhtariyeti halcJandaki beya­ natını okuması için Sadri Maksudi Ye söz verildi. Bu arada, sa­ londa, tarif edilma bir heyecanla karfılanan biri din sembolü yeıi� diferi lhtiW sembolü kızıl olmak üzere, önceden hazu­ lanmlJ iki büyük bayrak çeldldi. Milli-Medeni Muhtariyet oybirliffe ile tasvip ve kabul edil­ di ve oturuma kabJan bini a,an k4� bir tek Jc4i gib� ayala kal­ karak tekbir getittlüer. Üç lc4inin konuşmasından sonnı, 22 Temmuz günü iç Rusya ve Sibirya Türk-Tatarlannm Milli Baymmı ildn edil4i"f83).

Muhtariyet tam bağımsızlık değildi. Fakat Kazan Türkleri sınırlı bağımsızlığa bile öyle susamışlardı ki, Kong­ rede bulunanların çoğu milli heyecandan ve sevinçten göz yaşlarını tutama"!ışlardı. 1· Mayısta, Moskova'da toplanmış Bütün Rusya Müs­ lümanları Kongresinin kararlarını ilk uygulayan Kazan Türk­ leri oluyordu. llk Milli-medeni Muhtariyet Kazan Türk-Ta­ tarlarının Muhtariyeti idi. İshaki'ye göre: "Kaz.an

Kongresi 31 Temmuz oturumunda hepsi de ön­ ceden Sadri Maksudi tarafından hazırlanmlJ· a,atuJald cinsten çok önemli kararlan da kabul etti: 1 - iç Rusya ve Sibirya Türk-Tatarlannın Milli-medent Muhtariyetinin gerçekleştirilmesi çal11malanna, Rus Kurucu Meclisinin toplanması beklenmeksizin, derhal haf/anacaktır. 2- Millt-medent Muhtariyeti gerçekleştirmek, bu yolda pratik tedbirler almak, Meclis seçimlerini yaptırmak üzere 1 2 Jc4iden oluşan bir Muhtariyet Heyeti kıuulur{B4). " (83) Ayaz Ishaki "Yeni Milli Yol", Yıl 1937, sayı 10, sahife 6. (84) Hepsi 22 sayısını bulan bu kararlar bir Muhtıra ile birlikte, kanunlaş­ tınlması isteği ile Petrograd'daki Geçici Hükümete sunuldu.

99


Muhtariyet Heyeti kuruldu ve Kongre bu Heyetin Başkanı olarak Sadri Maksudi'yi seçti. Muhtariyet Heyeti'nin ilk kararı Başkent olarak Ufa şehrini seçmek oldu. Ufa yılla rdan beri Kazan Türkleri için bir dini merkez­ di. Çünkü "Ruhani Meclis" orada idi. Ufa Sibirya'ya da ya­ kındı. Fakat Başkent olarak Kazan değil de Ufa'nın seçilme­ sinin asıl sebebi şu idi ki, Kazan'da Bolşevik propagandası çok yoğunlaşmış ve Kazanlı Türklerin de katıldıkları bir sü­ rü Bolşevik kuruluş ve dernek peyda olmuştu. 9

-

Sadri Maksudi Cumhurbaşkanı (23 Kasım 1 9 17)

Ufa şehrinde, Başkent olmanın sevinci tarif edilmez şekilde kendini göstermiştir. Bu konuda "Muhtariyet" dergi­ sindeki "Muhtariyet Heyeti Ufa'ya geldi" başlığı altında ya­ yınlanan satırları aşağıya aynen alıyoruz: "Üç yüz yıl esaret altında çürüdükten sonra, üstümüzde Hürriyet güneşinin parlaması üzerine, onun ugurlu ve bereketli ışığına doğru başlanmızı kaldırdık. Uzun uykudan şişmiş gözle­ rimizi Hürriyet aydınlığı kamaştırıyorsa da, kol ve bacaklan­ mızdald uyuşuklugun, boyunlanmızdaki tutuklugun, dilimizde­ ki pasın, kalemlerimizdeki cesaretsizliğin kayboldugunu gör­ mek ve istediğimiz gibi hareket etmekte serbest oldugumuza inanmak bize nasip oldu. Kendi kendimize sahip olma devrine gimıiş bulunuyoruz. . . Hayırlı ugurlu olsun!. . . Hürriyetin büyük nimetlerinden olan b u işe başlama gününü Ufa halkı gayet tantanalı bir şekilde bayram etti. Muh­ tariyet Heyetinin çalışmağa başladığt. 28 Ağustos 'ta Ufa Müslü­ man/an, 7000 kadar Müslüman askerin de katılmasıyle, bü­ yük nümayiş yaptılar. Çok güzel ve süslü bayraklarla ve tekbir, dua, milli şiir ve "Yaşasın!" sesleri ile sokak/an çınlatarak do­ laştılar. Milli İdare yanındaki camide toplanıp tebrikleşti/er, 1 00


Muhtariyet Heyeti üyelerine başarı dileyerek, her sınıf adı­ na yardım vadettiler. Muhtariyet Heyeti Başkam Sadri Maksudi de, üzerle­ rine aldıkları işi neticelendirinceye kadar, her türlü fedakdr­ lığı göstereceklerini Heyet adına beyan etti. Halk Heyet üye­ lerine tekrar başarılar dileyerek, büyük tarihi günün sevinci içinde dağıldı. Bu nümayiş Heyete gayret ve güç verdi. Muh­ tariyet Heyeti halkın her sınıf ve tabakasına dayanabileceği­ ni ve güvenebileceğini görerek, büyük hevesle işe koyul­ du"(85) Kazan Kongresi, Sadri Maksudi'nin planına uygun ola­ rak, Maarif ve Maliye Nezaretlerini kurmuş ve Ruhani Mec­ lisi Diniye Nezaretine çevirmişti. Ayrıca, bu üç Nezaretin Başkan ve üyelerini de seçmişti. Millet Meclisi seçimleri ya­ pılıncaya kadar, bu üç Nezaret Hükümeti oluşturacaktı. Muhtariyet Heyetinin başı olmak dolayısıyle, Sadri Maksu­ di Hükümetin başı idi. Muhtariyet heyeti Ufa'da yerleşir yerleşmez, seçim hazırlıklarına başlamıştı. Fakat en acele halledilmesi gereken m�sele bütçe meselesi idi. Her adımda para lAzımdı. Halbuki Muhtariyet Heyetinin de, Nezaretle­ rin de beş parası yoktu. Bütün masrafları ceplerinden görü­ yorlardı. Henüz vergi teşkilatı kurulmamıştı. Kazan Tüı:kleri arasındaki zengin tüccarlar ve büyük işadamları çağırılarak, bir Danışma Meclisi kurulmasına ka­ rar verildi. Bu Meclis 10 Ekim'de toplandı. Varılan fikir şu oldu ki, mille tten para istemekten başka çare yoktu. Mill e ­ tin çeşitli sınıflarından şu şekilde para istenecekti: 1- Büyük zenginlerden bağış veya ödünç alınacak, 2- Küçük esnaftan, adları liste halinde ilan edilmek üzere, yardım istenecek, (85) ''Muhtariyet" d�rgisi, 23 Ekim 1917, sayı 1, sahife 12-13. Bu dergi Milli Idarenin Resmi Gazetesi niteliğinde idi.

101


3- Bir •para toplama günü" tayin edilerek ve bu güne "Muhtariyet günü" adı verilerek, aynı günde, köylere varın­ caya kadar, her mahallede halktan para toplanacak.

17 Kasım 19 17 günü •Muhtariyet günü" yani para top­ lama günü ilAn edildi. ( 86) O günden bir iki gün önce, Sadri Maksudi halka çağrıda bulundu. T.Devletşin'in kitabında metni yayınlanmış olan bu çağrıdan aşağıda parçalar veriyo­ ruz: •J<ar.an 'da, 22 Temmuzda toplanm11 üçlü /fpngrede çok mühim bir karann veri/diki, bu Kongrede iç Rusyta Müslü­ man/an Muhtariyetinin ilmı edildiffe herkesçe bilinmlltet dir. . . Kongrenin seçtiffe Muhtariyet Heyetinin vazifesi Birind Millet Meclisini toplantıya çafırmak ve Muhtariyeti gerçeklqtirmek için gereken tedbirleri almaktır. Heyet bütün bun/an .,.uıe ge­ tinnek için elinden geleni yapacak, kendisine yaklenmif vazife­ leri ifa etmek için bütün imkmılarclan faydalanacaktır. Fakat, her ka şunu hatınnda bulundumıalıdu ki, an­ cak bütün millet Muhtariyet.Heyetine yardım ederse, gayeye va­ nlabilecektir. Halkımızın asırlardan beri beslediffe mukaddes emel ancak milletin birlikte hareket etmesi ve onun ntaddt ve manevi yardımı ile hakikat haline gelebilir. Muhtariyet Heyeti, bütün millete, yardım için çafuı yap­ maktadlr. . . . Halkımızın cömert/iki meşhurdur. Muhtariyd kadar mühim olmayan işlerde bile fedakflrlıta hazır olduRwtu defa­ larca göstermiştir. . . Muhtariyet Heyeti bu çatın ile bütün mille­ te hitap etmektedir. Siz, hepiniz, milletin bütün fertleri, ulvi ide­ alimiz olan muhtariyetin gerçekleşmesini isteyen her kes, Muh­ tariyet Heyetine elinizden gelen yardımı yapın! ( 86 ) Ayaz lshaki "İ del-Oural" (Paris 1933) adlı fransızca eserinde yanlış olarak, para toplama gününü 20 Kasım diye gösteriyor (s.21)

102


Eger bütün millet, hep birden, gayret gösterirse, e.wırct­ ten kurtulmuş, hür ve muhtar bir millet olmamız mümkün ola­ caktır. Aksi halde, hür olmanın tarihi fırsatı önümüze gelmiş­ ken, bu fırsatı elinden kaçımıış zavallı ve acınacak bir millet olacağız. Anlayın bunu, anlayın! Her kes ruhunun yüceliğini, milleti için fedak/Jrlık de­ recesini ve kalbinin cömertligini göstersin! Yaşasın milletimiz, yaşasın Mulıtariyet '<. 81) M u htariyet gününde, Muhta riyet Heyeti için bir M il­ yon ruble'den fazla para toplandı( 88 ) .

B i r yandan para toplama işi yapılırken, bir yandan da M illet Meclisi seçimleri yapılm ıştı. Muhtariyet gününden uç gün sonra, yani Kasım 'da M illet Meclisi toplandı(89 ) .

20

" Muhtariyet" dergisinin Durdüncü sayısında şu satırla­ rı okuyoruz :

"20 Kasım 1 91 7: Bugün iç Rusya Müslüman/an için bü­ yük tarihi gün. . . Türk- "(atar halkının kaç zamandır bekledigi, özledigi gün . . . iç Rusya '-.ve Sibirya Müslümanlannın Millet Meclisi, Avrupa tabiri ile Parlamento 'su açıldı. Demek oluyor ki, bugünden itiba ren lç Rusya 'da ı e Si­ birya 'da yaşayan TürkTatar halkı esaretten çıkıp, knuli kendi­ lerine salıip olacaklar. Şimdiden sonra onlara ait işler onlann arzusuna göre yürütülecek. Böyle mutlu bir günü ilk defa gorü­ yoruz. . . "

Dergi, M ill e t M eclisinin açılışı için alın m ı ş tertibat hakkında ayrıntı verd i k t e n ve her kesin yüzündeki ve halin­ deki sonsuz heyecan ve sevinci a nl a t t ı k ta n sonra , şöyle de­ vam ed iyor :

(87) T. Dcvletşin, "Sovycı Taı a ristan'ı ı ü rk çı..'Y e çcvırisi, s. 588 sayı 4, sJ ( 89) T. Dcvlcı şin'in kitabındaki Ayaz İshaki'ye dayanan tarih yanlıştır ''Muhtariyet" dergisi d a h a emin kayn akt ı r ·

(88) "M 4ı1tı ariyet" dergisi,

1 03


•/ıte saat 12. Her kesin yerini alması için Riyaset maka­ çalıyor. Milletvekilleri yerlerine oturuyor. Muhtari­ yet Heyeti Saf/canı Sadri Maksudi büyüle vekarla ayala kalkıp bir kaç saniye susuyor. Salon büyüle sessizlik içinde... mındaki zil

Sadri Maksudi'nin konuşmasından parçalar: . . . Muhtariyet Heyetinin bir vazifesi de Millet Meclisi se­ çimlerini yaptırmak idi O da yapıldı. Bir ka{ dakika sonra Mil­ let Meclisi açılacak ve Muhtariyet Heyeti i.jlerini bu Meclise devredecek. .. Bundan üç dört asır önce Şimal Türklerinin Hü­ kiJmeti ve Hakimiyeti devrilip yılcılm11tır. Kendileri, hayatlannı kurtarmak için kırlara kaçm11, onnanlara sıtınm111ardl. Bu kı­ rıntı halinde kalm11, a,atılanm'I millette milli şuurun tekrar te­ celli edecefi kimin aklına gelirdi? Bu milli şuurun hiç bir z.a­ man sönmeditüıi i.şte şimdi gözlerim izle görüp, milli mevcudi­ yetimizi dünyaya isbat ediyoruz. . . . Türk milletinde oldugu ka­ dar medeniyet kabiliyeti hiç bir millette yoktur. Bunu bütün aleme kaf1ı iddia edebiliriz. .. Ba,kalan Türk- Tatar milleti bitti diye z.annettilerse de, bu millet bitmeqi ve bitmeyecektir. Türk­ lerdeki medeniyet doRurma kabiliyeti tarihle sabittir. . . Biz geç­ mi/imizin aydınlık ve ıanlı günlerini hatırlamalıyız. Gelecegi­ miz de parlak olacaktır "

Dergi burada konuşmaya ara verip, şöyle der: "Hatip geleceRe büyük ümitlerle bakılması gerektigi hak­

kındaki, se.r;ini heyecanla titreten ve dalgalandıran, çok in ce ve

usta ibarrli ateşli sözlerini birdenbire ke.rip, çok kıymetli bir ta ­ rihi dal... ikanın dotmasım saglıyor. . . Salonda derin sessizlik. . .

sons uz hir kutsilige bürünmiq tarihi bir manzara. . . Sonra, ha­

tip ayatc� kallap, vakur bir sesle şöylı diyor: iç Rusya ve Sibirya Müslünıanlannın

Birinci Millet Mec­

lisi açılmıştır! Çılgınca alkışlar. . . Sonra, Sadri Maksudi Mec/i.rin geçici tüzüğünü okuyor

\ 't' A :ı·rheycan, Türkütan

ın ı

gibi yerlerdeki kardeş Türk kavimleri-


ne tarihi olayı telgrafla bildirmefi teklif ediyor. Teklif oybirlifi ile kabul ediliyor(9(}). Millet Meclisinin 23 Kasım günkü oturumunda Mec­ lis Başkanı ve Başkanlık Divanı seçiliyor. Millet Meclisi Baş­ kanlığına Sadri Maksudi getiriliyor.

Sadri Maksudi, 23 Kasım 1 9 1 7 tarihinden itibaren, ya­ zılarını "Muhtariyet Heyeti Reisi" diye değil, "Milli İdare Reisi" diye imzalıyor:: Buradaki "İdare" kelimesi "Yürütme görevi"ni ifade etmektedir. Buna göre Sadri Maksudi Millet Meclisi Başkanı olmak bakımından Yasama gücünün, Milli İdare'nin başı olmak bakımından ise, Yürütme gücünün, ba­ şı olmuş oluyordu ( 91 ) . Moskova Kongresi kurulacak Muhtar idarelerin birer Cumhuriyet olacağına karar verdiğine gö­ re( 92) , Sadri Maksudi bir Cumhurbaşkanı idi. "Milli İdare"nin elinde bir ordu da vardı. T. Devletşin şöyle der: "Bu sırada, Ufa 'da, komutanı millet meclisine sadakat yemininde bulunmıq ve Millet Meclisi Reisinin elinden san­ cak almış, 1 O. 000 mevcudu aşkın milli silahlı kuwetler bulu­ nuyordu "(93) "Muhtariyet"'·dergisinin 6. sayısında Milli İdare Reisi Sadri Maksudi'nin imzası ile Milli Muhtariyetin Anayasası yayınlanmıştır(94) . (90) Bu Meclisteki milletvekili sayısı hakkında çeşitli kaynaklarda, çeşitli

( 9 1) (92) (93 ) (94)

bilgiler verilmiştir. Doğru bilgi "Muhtariyet" dergisindedir: Seçilip toplantıya katılan milletvekilleri 83 kişi idiler. Burada bu mesele üzerinde dunnamızın sebebi şudur: Ufa Millet Meclisi üyeleri arasında bulunmuş olan tarihçi Abdullah Battal Tay­ mas Sadri Maksudi'nin sıfat ve unvanı hakkında tereddüt göstennek­ tedir. Protokollar, s. 250. T. Devletşin, aynı eser, s.246. Osmanlıcadaki "Kanun-u-Esasi'' tabirinden ilham alınarak "Esas Ka­ nunlar" adı verilmiş olan bu Anayasa Türkiyede de, 1970 ile 1980 ara­ ı;ında çıkmış olan "Kazan" dergisinin 22. ve 23. sayılarında yayınlan­ mıştır.

105


Bu Anayasanın 26. ve 27. maddeleri şöyledir:

"Madde 26: iç Rusya ve Sibirya Müslüman Türk- Tatar­ lannın milli illerini idare etmek için "Milli idare" ismiyle bir idare merkezi kurulmuştur. Bu idare Millet Meclisinin iCRA MÜESSESESiDiR Madde 27: Milli idare BiR REiSTEN ve üç Nez.aretten ibarettir: Diniye Nezareti, Maarif Nezareti, Maliye Nezareti "

Yukarıdaki maddelere göre, Milli İ dare reisi bir BAŞ­ BAKAN'dır ve ayni zamanda Muhtar Milli İ dare'nin EN YÜKSEK TEMSILCİ S İ 'dir.

Görüldüğü gibi, burada kabul edilmiş olan sistem Av­ rupa Krallıklarındaki ve Cumhuriyetlerindeki sistem değil, KuzeyAmerikadaki sistemdi. Böylece Sadri Maksudi hem Başbakan, hem Cumhur­ başkanı olmuş bulunuyordu. 10-

Bolıevikler iktidarda (13 Nisan 19 18)

Bolşevikler (Komünistler), yani Lenin'in adamları,

1917 yılının başından beri büyük yayılma göstermişlerdi.

"Sovyet" denilen kuruluşlar içinde büyük güç kazanmışlardı.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, " İşçi-asker dernekle­ ri" olan Sovyetlerin başlangıçta Lenin'in örgütü ile ilgisi yok­ tu. Fakat Lenin, 1 9 17 yılının Nisan ayında Rusya'ya dönüp de, durumu yakından görünce, Sovyetlerden yararlanılabile­ ceğini düşünerek, adamlarına Sovyetlere üye olma emrini vermişti. Bolşevikler her yere kolayca sızıyorlardı. Çünkü yalan dağıtıyorlardı: Esir milletlere hürriyet, mutsuz insanlara mutluluk vadediyorlardı. Bolşeviklerin propagandalarına kananlar Ufa Millet Meclisi üyeleri arasında bile vardı. Bunlardan biri, Mill e t

106


Meclisi açılınca, "Durumu Bolşeviklere de bildirelim!" diye tek.lifte bulunmuş, fakat tek.lifi Mill et Meclisi tarafından red­ dedilmişti( 95) . Çarlığın yıkılışından sonra, Kurucu Meclisi toplayıp çekilmekten başka hedefi olmayan Birinci Geçici Hükümet, yukarıda da gördüğümüz gibi, Sovyetlerin baskısı ile dağıl­ mış, yerine yarı Kadet, yarı Sovyet niteliğinde olan İkinci Geçici Hükümet geçmişti. Bu Hükümet de, Sovyetlerin bas­ kısı üzerine dağılmış ve Kerenski'nin Başkanlığında Üçüncü Geçiçi Hükümet kurulmuştu (2 1 Temmuz 1 9 17)(96) . Ke­ renski Hükümetinin yaptığı önemli işlerden biri Rusya'da Cumhuriyeti ilAn etmek olmuştur. Kasım ayının başında Kerenski ile Bolşeviklerin arası açıldı. Bir aralık öyle bir durum oldu ki, sanki Başkent Pet­ rograd'da iki ayrı Hükümet vardı: Kerenski'nin meşru Hü­ kümeti, bir de Lenin ile dava birliği yapmış, Kızıl Muhafızla­ rın kuyvetine dayanan Trotski Hükümeti. 20 Kasımda, hem Lenin'in, hem Stalin'in imzasını taşı­ yan ve özellik.le Müslüqıan İşçilerine hitap eden, yalan vait­ lerle dolu şu Çağın yayınlandı: "Ey Müslüman işçiler! Milli hayatınızı serbestçe ve engel tanımaksızın inşa edin! Bunu yapmak hakkınızdır. Bilin ki, si­ zin haklannız ve Rusyadaki bütün milletlerin haklan lhtillll güçleri ve lhtillll kurulıqlan olan "işçiler, askerler ve çiftçiler Sovyetleri" tarafından korunmaktadır'( 91) ( 95)

''Muhtariyet" dergisi, sayı 4, s. 6 .

(96 ) Kitabımızın bu bölümü için başvurduğumuz kaynaklarda bazen eski Rus takvimine, bazen Batı takvimine göre tarih gösterilmektedir. Onun için, bizim gösterdiklerimizde de, 13 günlük fark yanlı§lığı ola­ bilir.

(97) Azade-AY§C Rorlich, 'The Volga Tatars", H oover İ nstitution Press, Stanford 1 986, s. 131 .

107


Ufa Millet Meclisindeki milletvekillerinden bazıları, bu çeşit propagandalara kanarak, Milli-medeni Muhtariyet­ le yetinmeyip, başka istekler ileri sürmeğe başlamışlardı. Bunlar idare usulü hakkında Moskova Kongresinde alınan kararın ikinci kısmının değil, birinci kısmının uygulanmasını istiyorlardı. Moskova'da alınan karar, yukarıda da gördüğü­ müz gibi, şöyle idi:

"Müslüman milletlerin menfaatlerini temin etmek için muvafık olan idare usulü topraklı Federasyon esasına daya­ nan ve belli topragı olmayan milletler için Milli-medeni Muhta­ riyeti temin eden Halk ru.mhuriyetleridir"<98)

Aslında, bu kararın ikinci kısmı Kazan Türkleri için konmuştu. Neden? Çünkü eski Kazan Hanlığının topraklarına, yüzyıllar boyunca, Ruslar yerleştirilmişti. Öyle ki, bu toprakların bazı kısımlarında Kazan Türkleri çoğunluğu kaybetmişlerdi. Onun içindir ki, Kazan Türkleri için Milli- medeni muhtari­ yet formülü bulunmuştu. Ufa Meclisindeki bir kısım milletvekilleri, belki de ile­ ride bir nüfus mübadelesi yapılabileceğini düşünerek, çok cömert görünen Bolşevik iktidarından bir topraklı Muhtari­ yet koparılabileceği ümidine kapıldılar. Bunlar kendilerine "Toprakçılar" adını verdiler. Bu ümidi pek paylaşmayanlar ve hangi güç iktidar olursa olsun, selameti Rusya Türkleri­ nin Birliğinde görenler kendilerine "Türkçüler"(99) dediler.

Pek tabii, Sadri Maksudi Türkçüler arasında idi( lOO) (98) Protokollar,

s.

250

(99) Zenkovsky, aynı eser, s. 169. (Sadri Maksudi için: 1 4 1 , 145, 147, 155, 157 158, 159, 168, 1 69, 170, 171)

s.

50, 87, 1 18,

-

( 100) T. Dev l e t şin kitabında, Sadri M aksu di hakkında şu ifedeyi kullan­ mıştır: ''Türk halklan B irliğin i n hararetli t araft an olan Sadri Maksu­ di hayatının sonuna kadar bu görüşe sadık kalmıştır" (Aynı eser, s. 25) ,

...

1 08


Toprakçıların teklifi şu idi: "Yanıbaşımızdaki Başkurt­ larla birleşelim, O zaman nüfus yoğunluğu Ruslarda değil, Türklerde olur. Kurulacak Devletin adını "İdil-Ural" koyanz".

Gerçekten, iki milyona yakın nüfustan ibaret bir Türk kavmi olan Başkurtların arasında, Ruslar az idi. Kazan Türkleri ile Başkurtlar birleştiği takdirde, çoğunluğu Türk olan bir federe devlet kurabilirlerdi. Gelgelelim, buna Baş­ kurtları ikna etmek meselesi vardı. 29 Kasımda, Toprakçıların israrı ile bir "Topraklı Muhtariyet Komisyonu" kuruldu. Daha sonra, 7 Ocak 1 9 18'de, bu Komisyon "Topraklı Muhtariyet Heyeti"ne çevi­ rildi. Fakat Başkurtlarla anlaşma sağlanamaması sebebiyle, Topraklı Muhtariyet Heyetinin çalışmaları da, girişimleri de hiç bir zaman somut bir netice vermedi. Hepsi k4ğıt üze­ rinde, proje halinde kaldı ( lOl ) . Halbuki İç Rusya ve Sibirya Türk-Tatarlarının "Milli-medeni muhtariyeti" hukuki ve poli­ tik bir gerçekti. Bu şununla sabittir ki, Mill et Meclisi açıldık­ tan bir kaç gün sonra, o sırada "Milletler Komiserliği" deni­ len Bolşevik kuruluşun b�şında bulunan Stalin'den "Birleşe­ lim ! " anlamına gelen bir teklif gelmiş, (102) fakat bu teklif Mille t Meclisi tarafından gizli celsede reddedilmişti: Yani, Bolşevikler bile Türk-Tatarların Milli-Medeni Muhtariyeti­ nin resmi ve hukuki varlığını tanımışlardı. Rusya, 3 Mart 1 9 18'de, Brest-Litovsk anlaşması ile, Dünya Savaşından çekildi. O sırada İtilAf Devletleri ile Al­ manya arasında savaş olanca şiddeti ile devam etmekte idi . Ancak savaşın bitmesi halinde bir yandan İtilAf Devletleri ile Almanya ve Osmanlı Devleti arasındaki, bir yandan İti­ laf Devletleri ile Rusya arasındaki ilişkileri dUzenleyecek ( 101) Zenkovsky buna "İ dil-Ural hayalleri" diyor (Aynı eser, s. 1 65) ( 102) Azade-Ane Rorlich, 'The Volga Tatars", s. 13 2.

109


bir milletlerarası Konferansın toplanacağı haberleri duyul­ mağa başladı. Rusya'daki her Türk zümresinde şu kanaat kuvvet kazandı ki, böyle bir Konferansın toplanması halin­ de, orada onların da sesi duyulmalı idi. Ufa'daki Türk-Tatar Millet Meclisinde mille tlerarası Konferansa bir Delegasyon gönderilmesine karar veril­ di( 103) . Bu Delegasyon üç kişiden ibaret olacaktı. Gidecek de­ legelerin seçilmesi sonraya bırakılmakla beraber, Delegasyo­ na Sadri Maksudi'nin Başkanlık edeceği zımnen kabul edil­ mişti. Çünkü o dönemde milletlerarası diplomatik dil fran­ sızca idi ve bütün Mill et Meclisinde Sadri Maksudi'den baş­ ka fransızca bilen yoktu. Barış Konferansına gidecek Heyet için bütçeye ödenek bile kondu: 15.000 ruble( 104) . 7 Kasım 1 9 1 7 den sonra Bolşevikler hem Mosko­ va'da, hem Petrograd'da iktidarı ele geçirmişlerdi. Bu olaya tarihte Kasım İhtilali deniyor. 1 9 1 8 yılının başında, Kazan'da şöyle olaylar geçmişti: 8 Ocak 1 9 18'de Kazan'da İkinci Müslüman askerleri Kongresi toplanmıştı. Kongrede milliyetçi askerler ile Bolşe­ vik askerler arasında kavga çıktı. Askerler ikiye ayrıldı ve Kazan şehri ikiye bölündü. Bunun üzerine Bolşevikler Ka­ zan'da Sıkt Yönetim ilan ettiler. O sırada Bolşevik iktidarı, her tarafta idari ve askeri bakımdan geniş yetkilere sahip Komiserlikler kurmuştu. 18 Ocak 1 9 1 8'de, nihayet, çoktanberi beklenen Rusya çapındaki Kurucu Meclis toplandı. Bu mecliste çeşitli poli­ tik akımlar temsil edilmekte idi. Bolşevik fikirlerin çoğun­ lukta olmadığı görülür görülmez, ertesi günü, yani 1 9 ( 103) "Muhta�et" dergisi, sayı 7, s. 1 1 . ( 1 04 ) "Muhtanyet" dergisi, sayı 7, sahife 9.

1 10


Ocak'ta Kızıl Muhafızlar Kurucu Meclis� silah gücü ile dağıttı< 105) . Bu, tarih çapında, çok mühim bir olaydı. Sadri Maksu­ di üzerinde çok derin tesir yaptı. Milli İ dare Başkanı memle­ ket içinde şöyle bir dolaşıp, belli başlı politik merkezlerdeki durumu yakından görmek arzu ve ihtiyacını duydu. Mille t Meclisinden, Meclis çalışmalarına bir süre ara verip, tekrar Mayıs başında toplanmak kararını çıkarttı( 106). Millet Mecli­ si Başkanlığını da, Milli İ dare Başkanlığını da, vekaleten, akıllı bir hukukçu olan Bünyamin Ahtem'e bırakıp ve ona, çeşitli ihtimallere karşı ayrıntılı talimat verip, Ufa'dan ayrıl­ dı. Sadri Maksudi önce Kazan'a uğradı, orada bir ay ka­ dar kalıp itimad ettiği kimselere akıl danıştı, akrabası ile gö­ rüştü. Kazandan Moskovaya geçti... . . . O sıralarda Ufa'da neler olup bittiği hakkında, Sad­ ri Maksudi'nin evrakı arasında bulunmuş ve kim bilir hangi maksatla (makale olarak mı, yoksa bir kuruluşa sunulmak için mi?) kendisi tarafından fransızca olarak yazılmış büyük­ çe forma bir sahifede aşağıdaki bilgiler bulunmaktadır: . . . Kızıl Muhaftzlann varlıkt-na rapnen, Nisan 1 918'e kadar Kazan-Ufa bölgesi bolşevikleşmem4ti. Bölgede Kızıl Muhaftzlann yanında Müslüman askerinin de bulunması Bol­ şevikliffen yayılmasına mani oluyordu. Bolşevikler bizim sivil ve askeri kuruluşlanmıza karşı henüz çok nazik idiler. Banka­ lar ve sildh depolan Müslüman askerleri tarafından korunmak­ ta idi. Müslüman ordusundan Bolşevikler çekinmekte idiler. 1 918 yılının Mart ayına doWU., Bolşevikler Kazan- Ufa Bölgesinin etrafındaki bütün Vildyetlerde hakimiyeti ele geçirdi­ ler. Bunun neticesinde, Müslüman askerler ve Müslüman idari kuruluşlar Bolşevikler tarafından çepçevre sanlmış hale geldi­ ler. (105) Zenkovsky, aynı eser, s. 171. (106) T. Devletşin, aynı eser, s. 250.

111


Böylece, Müslümanlann ordusunu bir çember içine al­ mq olan Boqevik kuvvetler, Mart ayının ortasında, bu orduya kendi kendini dafıtma emrini göndermiflerdir. Müslüman as­ kerler sava§madan teslim olmak istemiyorlardı. Fakat boşuna kan dökülecefini gören Türle-Tatar Muhtariyet idaresi, otorite­ sini kullanarak, orduyu dafılmaga razı etmiftir. Askerlerden sonra, sivil kuruluşlann dafıtılmasına sıra gelmiftir. 13 Nisan 1 918 tarihli bir emirname ile Milli-Medeni Muhtariyet idaresi kapatılmq ve idaresinin hazinesine el ko­ nulmuştur�

Burada hiç bir yazılı kaynağa dayanmayan, fakat israr­ lı bir rivayete bağlı olan bir olayı veya durumu zikretmeden geçemeyiz: Sözkonusu rivayete göre, Ufa'da, sokak duvarlarına yapıştırılmış ilinlarla, Sadri, Maksudi'nin dirisini veya ölüsü­ sü getirene külliyetli paralar vadedilmiştir. Blınu Sadri Mak­ sudi'nin, o sırada Ufa'da bulunan Hanımına, ilinları gören­ ler gelip anlatmışlardır. Sadri Maksudi için gizlenmekten başka çare kalma­ mıştı. Civardaki Türk köylerine sığındı. Oradan Nijni-Nov­ gorod Viliyetinin Türk Köylerine geçti. Tren gibi nakil vası­ talarına binmek mümkün değildi. Her dakika, her yerde kimlik aranıyordu. Tren bileti almak için kimlik göstermek gerekiyordu. Köylü kıyafetine girmiş olan Sadri Maksudi bir köyden başka köye geçmek için, bazen atlı arabaya bini­ yor, bazen de yaya yürüyordu. Çünkü atlar da Kızıl ordu ta­ rafından müsadere edilmişti. Sadri Maksudi köylülerden büyük yardım ve ihtiram görüyordu. Kendisine adeti bir kutsal varlık gibi bakılıyor­ du. Bu arada ümit verici haberler de duyulmağa başlamış­ tı: Çar ordusunun bazı generallerinin Bolşevik iktidarına ka1 12


fa tuttukları, teslim olmadıkları ve hattA kumandalarındaki

askeri güçlerle direnme merkezleri teşkil ettikleri söyleni­ yordu. Bolşeviklere Kızıllar, direnenlere Beyazlar deniyor­ du. Rusya'nın çeşitli bölgelerinde Kızıllarla Beyazlar savaşı­ yordu. Başka deyimle, Rusya'da iç savaş başlamıştı. Hangi tarafın kazanmasını temenni etmeli idi? Beyazların kazan­ ması Rusya Türkleri için hayırlı olacak mı idi? soruları zi­ hinleri işgal ediyordu. Bu arada, 1 1 Kasım 1 9 1 8 de Dünya Savaşı son bul­ muştu ve Barış şartlarını tesbit etmek için bir Milletlerarası Konferansın toplanmasına karar verilmişti. YegAne ümit bu Konferansta idi. Sadri Maksudi için yapılacak iş bir an evvel Rusya'dan çıkmak, Avrupaya kapağı atmak idi. Eski Cumhurbaşkanı bir kaç hafta gizlenerek köyden köye geçme neticesinde, nihayet, her tehlikeyi göze alıp, Petrograd'a girdi. O sırada Petrograd müftüsü Musa Carullah Bigi idi. O Sadri Maksudi'nin e�in evlerde barınmasını sağladı. Sadri Maksudi Rusyadan resmi şekilde ayrılmak iste­ diği takdirde, kimliği meydana çıkacak, tutuklanacaktı. Bol­ şeviklerin gözünde Sadri Masudi'nin Millet Meclisi Başkanı olarak iki büyük suçu vardı. Bir: Türk-Tatarların Millet Meclisi açıldığı gün, haber her tarafa telgrafla bildirildiği halde, Bolşeviklere bildirilmemiş olması, iki: Stalin Bolşevik­ lere tabi olma teklifini gönderdiği zaman, bu teklifin Ufa Meclisi tarafından reddedilmiş olması . . . . Sadri Maksudi'nin Rusya-Finlandiya sınırını gizlice geçmesine de Musa Hazret imkan sağladı. Rusya ile Finlan­ diya arasında kaçak mal götürüp getiren kaçakçılar kendisi­ ne kılavuzluk edeceklerdi. Sadri Maksudi Rusya'dan ayrılırken, Barış Konferan1 13


sı nezdindeki vazifesini yerine getirip bir ilci ay sonra döne­ bileceğini düşünüyordu. Ailesini, dostlarını arkada bırakı­ yordu. Bir ilci ay içinde Bolşevikler muhakkak Beyazlar tara­ fından yenilecekler, Kızıl iktidar yıkılacaktı. Yalnız Sadri Maksudi değil, Petrograd'da bıraktığı, kucaklaşarak vedalaş­ tığı dostları da aynı ümidi besliyorlardı.

1 14


111

GURBETTE 1 - Sadri Maksudi Finlandiya'da

( 19 18- 19 19)

Finlandiya Türkleri Sadri Maksudi'yi sevinçle karşılı­ yorlar. Bin yıllık bir geleneği devam ettirerek kürk ticareti yapan ve hepsi de zengin olan bu. tüccar ve işadamları Milli Önderlerinin tutuklanmaktan ve idam edilmekten kurtuluşu­ nu Bayram gibi kutluyorlar. Onun şerefine her gün başka ev­ de ziyafet düzenleniyor. Sadri Maksudi Finlandiya'ya kaçak girmiştir. İltica et­ miş biri durumundadır. Bir an ewel oturma izni alması ge­ rekmektedir. Sadri Maksudi adına, Emniyet makamlarına başvuran­ lar hiç bir netice alamıyorlar. Rusya'da iç savaş başlamış ol­ duğundan, Rusya ile ve Ruslukla ilgili hiç kimseye sığınma hakkı tanınmaması, oturma izni verilmemesi için yüksek ma­ kamlardan kesin emir vardır. kar . . .

Sadri Maksudi, israrla, İçişleri Bakanının huzuruna çı­

Buradan itibaren, hikayemize başka birinin kale­ minden çıkmış satırlarla devam edeceğiz: Sadri Maksudi' nin vefatından bir yıl sonra, 20 Şubat 1 95 8 tarihini taşıyan ı ıs


"Tercüman" gazetesinde, Kadii'can Katlı imzası ile çıkmış sa­ tırlarla . . . , Kaflı şunları yazıyor: "Sadri Maksudi Arsal Finlandiya 'mn lt;i§leri Bakanına

gitti.

- Biz Rus defi/iz, dedi, sizinle aynı ukdtuuz. Hatta vaktiy­ le, Dumada, bizim mebuslanmız sizin hakJaniıızı müdafaa et­ tiler. Halbuki siz bugün bizim bir müddet kalmamıza tJile izin vermiyorsunuz. Bakan ıöyle dedi: - Evet, hatırl�rum, D� Sadri Maksudi diye biri bi­ zi müdD/aa etmijti. .. Ve Sordu: - O pek muhterem ufcdaıımızı tanıyor nuuunu.ı ? Acaba ıimdi nerededir?

- lıte luufintzda. . .

- Siz ha?..� Siz misin�? Niçin daha evvel söylemediniz? Bakan flöyle dedikten sonra, muhatabını kucakladı, özür diledi ve rica etti:

- Otelini;ze gidiniz. .. Vesikanızı gönderirim. Bir m�t s<;>nra /çi§leri Bakanı ikamet vesikasını biz­ zat getirdi Sadri Maks� 'ye verdi ve orada Hükümetin misafi­ ri oldugunu bildire#.

Sadri Maksudi Arsal, ıerefine verilen resmi ziyafette, Fin milletinin pek yüksek ah liJk ve medeniyetine hayranlıtını belirt­ ti ve şöyle dedi: - Siz Ural-Altay ırkın ın yüksek bir m edeniyet seviyesine ulaşabileceffeni isbat etmq bir zümresiniz. " Kadircan Katlı yukarıdaki bilgileri nereden almıştır? Bilmiyoruz. Fakat anlattıklarının hepsi gerçeğe tıpatıp uy-

1 16


gundur. HattA Sadri Maksudi'nin, kendisi şerefine verilmiş ziyafette yaptığı konuşmanın tam metni elimizdedir.(1) Sadri Maksudi Arsal'ın vefatından iki yıl sonra, Fin­ landiyanın tanınmış yazarlarından Yrjö Raevuori "Aamuleh­ ti" adlı çok okunan günlük Fin gazetesinin 27 ve 28 Ocak 1959 sayılarında, "Finlandiya dostu Türk Alimi Sadri Maksu­ di Arsal" başlığı altında, Sadri Maksudi hakkında iki uzun yazı yayınlamıştır. Bu iki yazı, Fin dilini bilen değerli diplo­ matlarımızdan Aydın Yeğen tarafından türkçeye çevirilmiş ve Yrjö Raevuori'nin müsaadesi ile, Türk Kültürünü Araş­ tırma Enstitüsü tarafından, o zamanki Finlandiya Büyükelçi­ si Aaro Pakaslahti'nin Önsözü ile, 1966'da, kitap halinde ya­ yınlanmıştır. (Seri IX, Sayı: B 1 ) . ... Şimdi yine dönelim 1918 yılına ve Finlandiya'ya: Oradaki Türkler Sadri Maksudi'yi ağırlamak, onu rahat et­ tirmek için yarış halinde idiler. O da kendisine gösterilen saygı ve sevgiyi görerek memnun oluyordu. Fakat ailesini hatırladıkça canı sıkılmakta, üzülmekte idi: 25 yaş ında, gepge.nç kansını ve iki küçük kızını arkada, Rusya'da bırakmıştı. Şimdi acaba nerede idiler? Kendilerini bıraktığı Ufa'daki evde mi? Kazan'daki kendi evlerinde mi? Yoksa, bütün Rami ailesi rah me tli kayın pe de rini n Ore n­ bu rg' d aki evinde mi toplanmıştı? ... Olabilir ki, Şakir Ra­ mi'nin Ural dağlarındaki altın madenlerinin yanında bulu­ nan ve henüz varislerin müşterek malı olan Virhni Ural çift­

liğine, Bolşevik işgalinden uzak olduğu için, anne ve kardeş­ ler beraberce gitmegi tercih etmişlerdi? Sadri Maksudi tutar, her dört adrese mektup hazırlar. Fakat bunları nasıl yerlerine ulaştıracaktır? Çünkü şu feci gerçek vardır ki, Rusya'da posta denilen şey ortadan kallc­ mıştır. İç savaş sebebiyle Rusya bir kaç parçaya bölünmüş (1)

Bu k o n u §manın metni 2 1 Mart 1 959 tarihli "Yeni Gün" gazetesinde kısmen yayınlanmışt ır.

1 17


olduğundan, hiç bir konuda, hiç bir alanda merkezi idare yoktur. Sadri Maksudi etrafındakilere danışır: Bu mektupları nasıl gönderebilirim? diye. Ona diyorlar ki: "Sizi kaçıran kaçakçılardan yardım is­ teyebiliriz. Rusya tarıtfına geçince, o yerlere giden yolcular bulup, mektupları gönderebilirler. Yalnız bu adamlara pek güvenmek olmaz. Bunlar gönderdik derler, göndermezler. Sadri Maksudi'nin yazdığı mektuplar, .yine de, hizmet­ leri için peşin para verilerek, kaçakçılara teslim edilir. Sadri Maksudi 1 9 1 8 yılının sonunu ziyafetten ziyafete gezmek ve dinlenmekle geçirir. Rusya'da İç savaş hala de­ vam etmektedir. İ tilaf Devletleri ile Amerika arasında Barış Konferansına esas olacak pazarlıklar yapılmaktadır. 1 9 1 9 yılının başında Barış Konferansının 18 Ocak'ta Pariste toplanacağı ilan edilir. Bir iki hafta sonra da Finlan­ diya'ya Rusyadan mühim haberler ulaşır: Kızıllarla dövüşen Amiral Kolçak bütün Sibirya'ya hakim olmuş ve Omsk şehri­ ni başkent seçerek, 18 Kasım 1 9 18'de Petroğraddaki Kızıl Hükümete karşı bir Beyaz Hükümet ilan etmiş . . . Milli Muh­ tariyet Millet Meclisinin Ufa'da tutuklanmaktan kurtulmuş olan üyeleri Sibirya'nın Kızılcar( 2) şehrine sığınarak, "Kü­ çük Meclis" adı ile faaliyete geçmişler. Bu arada Paris'te bu­ lunduğunu tahmin ettikleri Sadri Maksudi'ye, Barış Konfe­ ransı için ilci arkadaş seçmişler ve bu delegeleri yola çıkar­ mışlardır ... Bu haberleri alınca, Sadri Maksudi yerinde duramaz olmuş, arkadaşlarının gelmesi zaman alacak olsa bile, kendi­ si bir a n evvel Parise varmağa karar vermiştir. ( 2) Bu eski Türk şehrine Ruslar Petro ve Paul pavlovsk" adını koymuşlardır.

1 18

adlannı b i r leştiren

"Petro­


Sadri Maksudi Barış Konferansı meselesine büyük önem veriyordu. İlle defa Kazan Türklerinin davası milletle­ rarası bir foruma götürülecekti. Bir an evvel Paris'e varma­ lı, temaslara, hazırlıklara başlamalı idi. Gelgelelim, Sadri Maksudi Finlandiya'da oturma izni almak için karşılaştığı zorlukların beteri ile vize meselesin­ de i(arşılaştı. Rusya'daki İç savaşta kesin bir netice alınmış değildi. Onun için Avrupa Devletleri, bütün Rusları ve Ru s­ yaWarı şüpheli sayarak, hiç birine vize verilmemesi için Kon­ solosluklarına talimat vermişlerdi. Sadri Maksudi .hangi ka­ pıyı çalsa, yüzüne kapalı buluyordu. İtilif Devletleri Rus­ ya'daki gelişmeler� göre tavır değiştirebilecekleri için, bekle­ mekten başka çare yoktu. Sadri Maksudi, beklerken de boş duracak insan delil­ di. Bu bekleme ona sevdiği bir işi yapmağa fırsat verdi. Sad­ ri Maksudi'nin en çok sevdiği iş Türklüğün geçmişini, yani Türk tarihini incelemekti. Finlandiyadaki Kütüphaneler, özellifcle Rusça kitaplar bakımından, çok zengindi. Sadri Maksudi sabahları Fin gazetelerini tercüme ettirerek, Rus­ ya ahvalini, Türkiye ah'!'alini, Dünya ahvalini takip etmekle meşgul olur, öğleden sonraları kütüphanelere giderdi. Ni­ san başında İsveç Konsoloshanesinin vize verdiğini duyun­ ca, "İlerleyedurayım! "diye İsveç'e geçmeğe karar verir ve Finlandiyadaki dostları ile vedalaşıp Stokholm'e kapağı atar. Sadri Maksudi'nin Stokholm'de bulunduğu sırada, hoş bir tesadüf olur: Aziz dostu Yusuf Akçura oraya çıkagelir. Yusuf Akçura Rus-Osmanlı savaş esirlerinin mübadelesi ile uğraşmaktadır. Türkiye'den gelmekte ve Türkiye hakkında en taze haberleri getirmektedir. İki dost konuşmağa doya­ mazlar ve beraber resim çektirirler. Yusuf Akçura gittikten sonra, Sadri Maksudi, �itli aracıların yardımı ile, nihayet, Nisan 1 9 1 9 sonunda, Alman­ ya geçiş vizesi ile Fransa giriş vizesini almağa muvaffak ola­ rak, Paris'in yolunu tutar.

1 19


2- Diplomatik girişimler

( 1 9 1 9-1922)

Sadri Maksudi, bir iki gün için Berlin'e uğrayıp, 1 9 1 9 yılı Mayıs ortalarına doğru Paris'e ayak basar. Tabii, ilk işi ikamet izni ile uğraşmaktır. Kendisi Rus tabüyetinde olduğu için, bu iş Paris'teki Rus. Elçiliği aracılı­ ğı ile olabilmektedir.

Burada şunu kaydedelim ki, bu tarihte Fransa henüz resmen Geçici X.erenski Hükümetini temsil eden Elçiliği ta­ nımaktadır. Elçilik, zorluk çıkarmadan, aracıJtğı yapıyor. Sadri Maksudi'nin Paris'e gelişi Fransız basınında akisler uyandırıyor. "Eclair" gazetesinin 30 Ma3•ıs 1 9 1 9 tarih­ li sayısında, Sadri Maksudi Rusyadaki 30 m.ilyon Müslüma­ nın önderi olarak tanıtılmaktadır. Gerçekte kendisi resmen "İç Rusya ve Sibirya" Milli İdaresininin ve 10 milyon Türk-­ Tatarın lideri ve Başkanıdır .

Fakat Sadri Maksudi Arsal Rus Parlamentosunda üye bulunduğu sıralarda, kendisini sadece bu 10 r.ıilyonun tem­ silcisi saymayıp, gerektiğinde Türkistanlıların da, Kırgızla­ rın da, ya.ıii bütün Rusya Türklerinin haklarını müdafaa et­ miş olduğu için, Fransız gazetesinin verdiği bilgi pek o ka­ dar yanlış da delildi. Sadri Maksud� kendisi ile yapılan ve gazetenin birinci sahifesinde yayınlanan reslmli röportajda BolŞeviklere karşı savaşan Beyaz Rus ordularının başındaki Amiral Kolçak'ın zaferinin Rusya ' nın kurtuluşu olacağını söylüyor. Ayrıca, temsil ettiği Müslümanların Milli isteklerinden, Bolşevikle­ re karşı savaşı kazanırsa, Kolçak'ın bu istekleri kabul etmek zorunda kalacağından söz etmektedir. Sadri Maksudi hakkında asıl 28 Ma� 1 9 1 9 tarihli "Paris-midi" gazetesinde dikkat çekici bir yazı çıkıyor. 120


Sadri Maksudi'nin kişiliği tanıtılan ve İhtilil içinde bir "kanun dışı" olarak mıceraları hikiye edilen bu uzun yazı­ da, kendisinin siyast görüşleri şöyle özetlenmektedir:

Sadri Maksudi neler diyor? Şun/an söylüyor: Batılı­ lar zannettiler ki, Bol§eviklik bir fikir cereyanıdır. Halbuki Bol­ şeviklik Trotsky ve çetesinin iktidan zaptetme teşebbüsünden başka bir şey degildir. Lenin bu çetenin kuklasıdır. Şimdi Rus­ ya kendisini boRıJ.p öldürmete çalışan bu ellerden kurtulma mücadelesini vermektedir" 18 Ocak 1 920 tarihli "İnformation" ve 29 Nisan 192 1 tarihli "Le Temps" gezetelerinde de, Sadri Maksudi ile yapı­ lan röportajlar yayınlanmıştır. ... Sadri Maksudi Paris' e geldikten az zaman sonra, eli­ ne önemli bir belgenin geçtiği anlaşılıyor. Vefatından sonra, evrakı arasında bulunmuş ve Kızılcar'daki "Küçük Meclis" tarafından gönderilmiş olduğu görülen bu belge rusça yazıl­ mış bir kimlik belgesidir. Metni şöyledir:

"Bu belge ile kendini tanıtan Sadrettin Niz.amettinollu ' Maksudof lç Rusya ve. Sibirya Müslüman Türle Tatarlannın Merkezt Millt idaresinin Başkanıdır. Bu husus aşafıdald imza­ lar ve işbu yazıya basılmış mühürle tasdik olunur" "Milli İdare Başkanı adına" ibaresinin altındaki imza okunmuyor. Fakat besbellidir ki bu, Bünyamin Ahtemofun imzasıdır. Mührün ortasında da, Arap harflariyle, şu kelime­ ler yazılı: İç Rusya ve Sibirya Müslüman Türk-Tatarlarının Milli İdaresi. Yazı sayı da almış: Antet'in ve 23 Ocak 1 9 1 9 tarihinin altında, No: 32 yazılı. Onun d a altında "Petropav­ lovsk" yazılı ki, Kızılcar şehirinin rusça adıdır. Kızılcar'daki dostları bu kimliği nasıl, hangi yoldan göndermişlerdi? Belli değil. Elbette ki, bunu Paris Konfe­ ransına başvurması için yollamışlardı. 121


Ya öteki iki delege nerede idi? Bunlar kimlerdi? Han­ gi yoldan, nasll Paris'e geleceklerdi? Bu konularda Sadri Maksudi'nin hiç bir fıkri yoktu. Fakat arkadaşlarını bekle­ meden hareket etmeğe, Delegasyon Başkanı sıfatıyle Paris .Konferansına Kazan Türklerinin isteklerine dair bir Memo­ randum sunmağa kararlı id i. Paris Konferansı Ocak ayında bapallll§tı. Sadri Maksudi elindeki kimlik belgesini resmileştir­ mek, mühür kazdınnak (ki bu mühür bugüne kadar saklan ­ llll§tır), antetli k!ğıt bastınnak gibi hazırlıklardan sonra, Memorandum'u yazmağa koyulur. Sadri Maksudi'nin evrakı arasında, Memorandum'un tam bir sureti bulunamamıştır. Fakat konu ve bölümlerin de­ lilik sıralara konduğu, bazı sahifeleri kopuk müsveddeler vardır. Biz, bu mü sveddeler üzerinde çalışarak, bir metin or­ taya çıkarmış ve bu metni fransızcadan türkçeye çevirmiş bulunuyoruz. Kazan Türkleri adına Barış Konferansına sunulmuş olan Memorandum'un tarihi ne idi? Elimizdeki metin tarih almamış müsveddelerden oluştuğu için, kesin bir tarih bildir­ memiz mümkün delildir. Ancak, tahmini bir tarih ileri sür­ mek için elimizde bir ipucu vardır. Anlaşılıyor ki, Sadri Maksudi, Amerika Delegasyonu Başkanı Mr. Lessing'e mektup yazarak, kendisine Konfe­ rans'a sunulmuş Memorandum'un bir suretini elden ver­ mek için randevu istemiştir. Mr. Lessing Delegasyonun Sek­ reterini çağırıp ona bu mektubu uzatmış ve şöyle demiş: "Bu adam benden randevu istiyor. Fakat vaktim yok. Cevap yaz: Memorandumu posta ile göndersin". Bu Sekret erin Sadri Maksudi'ye 5 Temmuz 1 9 1 9 ta­ rihli mektubu vardır. Patronunun talimatını yarım yamalak 122


dinlemiş olan adam özetle şöyle diyor: "Mr. Lessing'in ran­ devu vermek için vakti yok. Bana bir Memorandum gönde­ rin. Gereken kimselere ulaştırırım" Amerikan Delegasyonundan gelen cevap 5 Temmuz tarihli olduğuna göre, her halde, Sadri Maksudi'nin Barış Konferansına sunduğu Memorandum tahminen 30 Haziran veya 1 Temmuz 1 9 1 9 tarihini taşıyordu, diye tahminde bulu­ nabiliriz. Amerikan Delegasyonundan gönderilip, Sadri Maksu­ di'n'in evrakı arısında saklanmış cevap şunu isbat ediyor:. Sadri Maksudi Paris Konferansına bir Memorandum sun­ makla yetinmemi§, Delegasyon Başkanlarından randevu is­ teyerek, görüşebildikleri ile görüşmüş ve sözlü açıklamalar­ da bulunarak, Kazan Türkleninin davasını müdafaa etmiş­ tir. Kazan Türklerinin, 1 9 1 9 yılı politik şartları içindeki ve Rusya'da sürmekte olan İç Savaş sırasındaki "Milli İstek­ leri" Türkiye Türklerinden çok, günün birinde, Kazan Türk­ lerini ilgilendireceği için; Sadri Maksudi'nin Paris Barış Konferansına sunduğu Memorandum'un metnini kitabın so­ nundaki "Ek" bölümünde veriyoruz. Sadri Maksud� Paris'e gelir gelmez, öğrenci iken mü­ tercim ve yazar olarak çalışmış olduğu "Le Temps" gazetesi­ nin idarehanesini ziyaret etmiş ve orada bazı eski dostlarını bul.muştu. Ve Rusya hakkında yazılar yazmak üzere, geçimi­ ni sağlayacak bir maaşla gazetenin yazar kadrosuna alınmış­ tı. Haziran 19 19'dan beri "Le Temps" da, bazen imzalı ba­ zen imzasız yazıları yayınlanmakta idi. 1 9 19'da Rusya'da İç Savaş olanca şiddeti ile devam et­ mekte idi. Fakat Beyazlar Kızıllar karşısında gittikçe gerile­ mekte idiler. Merak ve endişe Sadri Maksudi'nin içini ke-

123


mirmekte idi: "Acaba karım ve çocuklarım neredeler? Be­ yazların elinde mi? Kızılların elinde mi? Ümidini Finlandi­ yadaki dostlarına bağladığı halde, onlardan ailesi hakkında dişe dokunur hiç bir haber alamıyordu. Sadri Maksudi Temmuz ayında, Paris'teki Rus Elçili­ jinden Delegasyon arkadaşları ile ilgili 6.7. 1 9 1 9 tarihli bir yazı alır. Bu yazıda, Tokyo'daki Regulof adlı birinden Pa­ ris'teki Çaykovski adlı birine yazılmış olup, 17 Haziran 19 19'da Tokyo'dan gönderilmiş ve 4 Temmuz 19 19'da alın­ mış bir telgraf'ın kopyasının, kendisine ilişikte sunulduğu bil­ dirilmektedir. İngilizce olarak yazılmış olan telgraf aynen şöyle: "Biz iki ay önce Rusya meseleleri hakkında fikrimizi beyan etmek üzere Barış Konferansına delege tayin edilmiş Rusya ve Sibirya Müslüman Millet Meclisi üyeleri İngiltere ve Fransa için vize rica ediyoruz. Fransa Elçisinin Paris'e çektiği telgrafına cevap gelmemiştir. Rusya'nın milyonlarca Müslüman halkının temsilcileri olarak Fransa ve İngiltere için vize elde etmemize yardımınızı rica ediyoruz. Bunları bütün Rusya Müslüman Meclisinin üyesi olan (?) Harold Willia ms'a bildirin. Yazan Millet Meclis üyesi Gayaz Saha­ kof" Tabii, Sadri Maksudi Saharof'un Ishakof Refulof'un da Teregulof olduğunu hemen anlıyor ve Ishakof ile Teregu­ lof için vize çıkarma işine koyuluyor. Az zamanda da gere­ ken vizelerin verilmesi için Tokyo'daki Fransız Elçiliğine ta­ limat göndertiyor. Fakat nedense, delegeler vizelerin gelmesini bekleme­ yip, Harbin şehrine gidiyorlar. Bu olay kuşkulu zihinlerde şüphelere yol açmış ve dedikodulara sepep olınuştur(3) . (3 ) Abdullah Battal Taymas "İki Maksudi'ler" adlı küçük bul 1959) meseleyi söz konusu etmektedir.

124

kitabında ( İstan­


Sibiryadaki "Küçük Meclis" tarafından ikinci ve üçün­ cü delege olarak seçilen Ayaz Hhaki ile Ömer Teregul'un Tokyo'ya gelmeden önce de Harbin şehrinde uzun zaman kaldıkları ve Tokyo'da Sadri Maksudi'den istemiş oldukları vizeleri beklemeyip, Harbin'e döndükleri doğrudur. Harbin şehri Çin'in kuzeyinde büyük ve kosmopolit bir şehirdir. Bir az güneydeki Hong-Kong gibidir. Rusya'da Bolşevikler iktidara gelince, pek çok Rus, Kazan Türkü ve Yahudi bu şehre sığınmışlardır. Şehirde bir çok Avrupa ül­ kelerinin Konsoloslukları bulunduğu halde, bunlar, politik durumun karışıklığı sebebiyle, hiç kimseye vize vermemek konusunda talimat almışlardı. İki delegenin Harbin'de çok kalmış olmaları bununla izah edilebilir. Şu da var ki, Kazan Türkleri Harbin'e gelir gelmez, getirdikleri paralarla hemen iş kurup, müreffeh bir koloni oluşturmuş olduklarından, Ayaz ve Ömer Beyler gelince, bu millet büyüklerini elbette iyice ağırlamışlardır. Ayaz ve Ömer Beyler niçin Tokyo' da vizeleri bekleme­ yip, Harbin'e dönmüşler:dir? Hatıra gelen paralarını kaybe­ dip, parasız kalmış olmalarıdır. Ayaz Ishaki Günlük Hatıra defterinin 12 Ocak 1920 tarihini taşıyan sahifesinde şöyle der: nsadri. . ömer ile ikimize 3 Atustosta (1 91 9) Tokyo 'da­ ki Fransız Sefaretine vize göndertmiş, fakat bizi o zaman Har­ bin 'e çagtrdıklanndan (?) bundan fayda.lanmaml§ız. "(4) . .

..

Sadri Maksudi 1 9 1 9 yılının sonunu, bir yandan "Le Temps" gazetesi için çalışırken, bir yandan da hem ailesi hakkında haber beklemekle, hem Delegasyon arkadaşları­ nın durumunu merak etmekle geçiriyor. ( 4) "Ayaz Ishaki, hayatı ve faaliyetleri" Ankara 1979, s. 282

125


O günlerde gazetelerin Türkiye hakkında verdikleri haberler Sadri Maksudi'nin kalbini parça parça etmektedir. Koca Osmanlı imparatorluğu yıkılpıış, İ tillf Kuvvetleri " Türk topraklarını Batıdan, Güneyden istilA etmeje başlamış­ lardır. Padi§8h Mondros Mütarekesinin feci şartlarını kabul etmiştir. ıs Mayıs 19 19'da Yunanlılar İzmir'i işgal etmişler. Antalya İtalyanların elindedir. En acısı, İstanbul İtillf Kuvvetlerinin işgali altındadır. Türklerin Padi§8hı, Dünya Müslümanlarının Halifes� İngiliz ve Fransızların esiri duru­ munda... Türkiye'yi savaşa sokan TalAt, Cemal ve Enver Pa­ plar Almanyaya kaçmışlar... On milyon Müslüman'ın temsilcisi olarak Sadri Mak­ sudi kendisi bir şeyler .yapamaz mı idi? MeselA, prQtestoda bulunamaz mı. Bu sorular bir müddet zihnini meşgul eder.

Neticede Delegasyon arkadaşlarını beklemeden Barış Konferansı nezdinde Türkiye lehine bir çağında bulunmaga karar verir. Sadri Maksudi bu çağında özetle şöyle der: "1 914 sawqı çılanca, Rusya Müslüman/an gayretle Al­ manya )la ka!Jı sawqmata hazırlanml§lardlr. Fakat Türkiye '­ nin "kötü çoban/an " (ittihatçılar demek istiyor) Türkiye 'yi de Almanya saftnd4, yani Rusya )ıa karşı savll§a sürükleyince, Rusya Müslüman/an "derin bir psikolojik buhran " geçirmişler­ dir. Çünkü Osmanlı Pat14ahı aynı zamanda Müslümanlann Halifesidir, yani dint lideridir. Dünya Katolikleri için Papa ne ise, Dünya Müslüman/an için Halife odur. Çok dindar olan Rusya Müslüman/an için Halifenin şahsı kutsaldır. Hem bu sawqa gimıele Halife taraftar olmaml§tır. Rusya Müslüman/an Türk ordusuna karşı savll§nıak is­ tememiş/erse de, Alman cephesinde, Rusya için savll§ml§lar­ du. Rusya Müslüman/an Rus ordusuna 800. 000 asker vermiş­

leTdir. 126


Ban§ Konferansı şunu dikkate almalıdzr ·ki, 800. 000 Müslüman Rusya için savaşırken, gerçe/ae itilaf Devletleri, ya­ ni Fransa ile /ngiltere için savtl§mışlardır. Onun için Barış Konferansında söz sahibi olan itilaf Devletleri Rusya Müslü­ manlanna bir balama borçlu olduklarını unutmamalı ve onla­ nn dileklerine kulak vermelidirler. Rusya Türklerinin dilefi Bo­ gazlann ve "bin camiin süsledifi" lstanbul'un Halifenin elin­ den abnmamasıdır. Esasen, bu dilek Rusya Müslümanlanna mahsus defildir, bütün Müslümanlann dilefidir. Unutmamalı­ dır ki, lngiliz lmparatorlutwufa 100 milyon, Fransa Hüküme­ tine tabi ülkelerde 12 Milyon Müslüman yaşamaktadır. Bu Müslümanlar da. Halife için ve Halifenin kaderi için titremek­ tedirler. Yüzyıllardan beri Halifelifin Payıtahtı olan lstanbul Halifenin elinden aiınırsa, itilaf Devletleri yeryüzündeki Mil­ yonlarca Müslüman 'ın dü§manlıtını kaz.tpıacak/ardır. Bu dü§­ manlık belki de Rusya 'da. dofmul olup güçlenme/ae olan, Ba­ tının ideolojisine aylan ideoloji için müsait bir zemin oluştura­ bilir. Onun için Müslümanlann Halifesini ve Türkleri lstan­ bul'un <Jışına atmak fikrini bir yana bıralananızı, 1 O milyon müslümanın Btl§kanı sıfatıyle, Ban§ Konferansında.n ısrarla ri­ ca ediyorum � Bu çağırının elimizde bulunan sureti üzerinde tarih de var: 10 Ocak 1920. Sadri Maksudi'nin Delegasyon arkadaşlarının macera­ yolculuğu sırasında, Ömer Teregul'un hastalanarak Rus­ ya'ya dönmesi ve onun yerine "Küçük Meclis" tarafından Fu­ at Toktar'ın tayin edilmesi de var. Aya:z İshaki ile Fuat Tok­ tar'ın en son macerası ise, İtilaf Devletlerinin ardımı ile Rusya'dan vatanlarına dönen "Çek esirleri" ne< ) takılarak 1 920 yılının başında Prag şehrine kapağı atmalarıdır. lı

( 5 ) Çekler Birinci Dünya savaşından önce Avusturya İmparatorluğuna ta­ bi idiler. Savaş başlayınca, Avusturya onlan Ruslara kar§! sürdü. Çek­ ler AvusturyaWardan nefret ettikleri ve Ruslara yakınlık duydukları için, toptan, isteyerek, Ruslara esir düştüler.

127


Onların Prag'da bulunduklarını basından öğrenen Sad­ ri Maksudi, kim bilir ne türlü adres kullanarak, Ayaz İsha­ ki'ye mektup yazar. Ayaz İshaki'nin günlük Hitıra defterinin 1 2 Ocak 1 920 tarihli sahifesinde aşağıdaki satırları okuyoruz: "Bugün ahval tamamen tJetiiti. Paristen, Sadri 'den mek­ tup altJım. Bu bizim için fevkallıde bir bultJlma oluyor. Tama­ men kaybolmU§ olan bir kifimiz bulundu demektir. Bizim, Sulh Heyetine çok büyük kıymet veren, millt hareketin bQ§ında­ ki Milli idarenin Reis� hem de Avrupa aleminde tanınan Sad­ ri Maksudi beldenm«lik bir fekil.t.k OltaJ'J çıktı. Bu haber be­ nün rulrl dununuma çok iyi tesir etti. Sulh Konferansı btl§laya­ h onbir buçuk aydır, böyle sevinçli bir günü hatırlamıyonun. . Sadri Sulh Konferansına bizim dileklerimiz hak/anda Memo­ randwn venn4"<.6). Sadri Maksudi'nin mektubu üzerine Ayaz lshaki ona 28 Ocak 1920 tarihli bir acele telgraf çekiyor. Sadri Maksu­ di hemen vi7.e gönclertiyona da, arkadqları ancak Mart so­ nunda Paris'e gelebiliJorlar. Üç arkadaşın, birlikte, neler yaptıklarını anlamak için, yine Ayaz lshaki.'nin Günlük Defterine başvuruyoruz: .

3 Nlsaa 1920:

"Fnınsanuı &qveldli ve Dqisl.eri Vekili Millerand'dan resmi mektup geldi. Millmınd bizi, Türle-Tatar halkının vekil­ leri sıfatıyle, (j Nasan günü saat 1 7. 00 'de kabul edeceffeni bildi­ riyor.

4 Nisan 1920:

Biz Millerand ile görüpnek üzere, aktüel olan konulan­ mızı tesbit ederken, bugünlerde çok söz konusu edilen Hilafet meselesi üzerinde de dunnata karar ve_f!}ik. lngilizler, bu sıra­ larda Sultan 'a baskı yapıp, Mustafa Kemal ve onun taraftar..

(6) H Ayaz Ishaki, hayah

1 28

ve

faaliyrtl�riH, Ankara 1979,

s.

282


lannı ve bütün yurt milliyetçilerini asiler olarak ilan etme.sini teklif ediyorlardz. Sllltan bu teklifi bir kaç kere reddetti. LAkin lngilizler tekliflerinde israr etmekte devam ile Sultan 'ın mutla­ ka nMustafa Kemal Sultana, Halifeye karşı geliyor, millete za­ rar veriyorn ıeklinde bir fennan çıkarmasını talep ediyorlar. Maksat/an da, kendilerini Hildfetin hllmisi göstererek, milliyet­ çilerin ve Mustafa Kemal'in ifini zorlaftınnak ve kuvvetlerini azaltmaktı. .. Böyle bir teklifi Sultan 'ın kabul etmesi, Hildfete baglanmq Is/dm alemi önünde, Hildfet makamını itibardan dii§ümıek olacaktır. Mustafa Kema� günümüzde, Is/dm ale­ minde, Tükiye 'yi lautamıafa gayret eden bir kahraman sayıl­ maktadır. . . S Nisan 1920:

Yann Millerand ile ko11Ufacaklanmız hak/anda, kendi aramızda müzakerede bulunduk. iki mesele hakkında konu,­ maga karar vercllk. Biri, bizim Rusya 'daki Türk-Tatar mi/Jeti­ nin mült haklaruun mi/Jetleramsı garantilere bal/anması için yardım istemek, ikincisi Hi/Afet meselesi .. 6 N isan 1920:

... Saat 1 7. 20'de Millerand bizi kabul etti. Sadri Bey ön­ ce Türle-Tatar halkının Çar Nikola hükümeti zamanında ve daha sonra Mqrutiyet ve Boqevik ihtilali devirlerinde geçitrlili durum/an anlattı. Sonra, mim isteklerimize geçti... Millerand "Fransa Hükümeti adına teminat verebilirim. Bu qin yürütül­ mesini üzerime alıyorum. Sizin dilefiniz, Rusya ile imzalana­ cak anlafmada, karpbkb �kırdan biri olarak konacaktır" de­

di.

Bundan sonra, Sadri Bey Hildfet meselesine geçti. Ez cümle föyle dedi: Biz mü.rlümanız. Kuvvetli ballarla Hilllfete baglıyız. Bunun da dikkate alınmasını rica ediyoruzn Millerand buna /caqı mii.sbet cevap verdi: "Fransa 'nuı si­ yaseti Hildfet meselesinde ve Türkiye hakkında da sizin dilekle-

129


riniu uygundur. Biz bu yoldan aynlmayacafız " tMdi. Bundan sonra da Mi/lmutd bazı sualler sorrbl. Bunlar am.rrnda Boqe­ vilckr halclandaki gönqlerimiz de -yer alıyorrllL

Sadri Bey buna karfılık olarak, BoqevikJerin bugüne ka­ dar dayanmasında Fransız ve_ /ngilizlerin hatalı tutumu oldu­

funu söyW: "Çar taraftan bazı generalleri destekleyecekleri­ ne, Rwyanın dmıoktarik Partilerine yardunda bulunmıq olsa ­ larıll, Bolfevilcler çoktan ortadan kalkmlf ohulatr.ll � detJi(7) .

... Üç arkadaş, bu sözlü girişimler dışında, Barış Kon­ feransına R ·•sya Müslümanları adına, üç imzalı fransızca bir başvuru sunmakla yetinmeyip, Pariste temsilcilerini bulduk­ ları başka Müslüman memleketlerin adına da, Türkiye ve Halifelik lehinde ingi.li7.ce başvuru hazırlayarak, bunu o tem­ silcilere imzalatıp göndermişlerdir. Her ilci başvurunun su­ retleri elimizdedir. . .. 1920 yılının Mayıs ayı içinde, Pariste, bu faaliyetle­ re paralel bir olay oluyor ki, kaydedilmeğe değer nitelikte­ dir.

O günlerde bir yerde, bir Fransız tarafından, Dünya Savaşı ve Barış hakkında, Osmanlı Türklerini de ilgilendi­ ren bir Konferans verildiği anlaşılıyor. Konferansçı konuş­ masının bir yerinde Osmanlı Türklerinin aleyhinde bazı söz­ ler sarfetmݧ olsa gerek. Bunun üzerine, aralarında pek çok Osmanlı aydının da bulunduğu dinleyicilerden Sadri Maksu­ di kalkmış ve konuşmacıya gereken cevabı vermiştir. Bütün bunlar o sırada Pariste bulunan ve sonralan, Atatürk zamanında İstanbul milletvekili olacak olan Alied­ din Cemil Beyin Sadri Maksudi'ye 18 Mayıs 1920 tarihli aşa­ ğıdaki saklanmış mektubundan anlaşılmaktadır: (7) •Ayaz lshaki, hayatı ve faaliyetleri", A)'Ylldız Matbqsı, Ankara 1979, s.222-225

130


•Muhterem &yün,

Bu sabah Rqat Nihat Bey ile göfÜIÜYOrdMm. Geçm günkü konferansta mütlahalei- vatanperveranenizden dolayı cümlemiz size minnettanz. Bu husustaki bahıuus şülcrrınlan­ mızı Rqat Bey dahi bizzat size iblal etmek için otelinize gelip sizi görmek arzusundadır. Ôtıümüzi.k/ci Perpmbe. günü, öf/e ­ den so111U saat ikide otelinize Rqat Bey ile birlikte geleceliz. Si­ zi bulmak saadetine kavuşmafı ümit ediyorum. .. . . . Bd/ci hdfa.ai-ıükranımuda daima ebedi ka lacak olan tezahüratı milliyetinize tekrar tqelckürlerle arzı uhuvvet eyle­ rim efendim. AlAaeddin Cemil"(8)

3- Ailesinin Kızıl Cebennemdela kurtulmas ı

( 1922) 192 1 yılında, Mustafa Kemal'in Anadolu'daki faaliye­ ti ve başarılan Sadri Maksudi'nin tıı'lbini sevinçle doldurur­ ken, Rusya'dan acı bir haber gelir: Rusya'nın büyük bir kıs­ mında şiddetli açlık baş �stermi§tir ve binlerce insan açlık­ tan ölmektedir. Sadri Maksudi. üç yıldan beri haberlerini alamadığı ailesini düşünerek, uyku uyuyamaz olur. Kendisi ve Delegasyon arkadaflan hiç bir §CY yapma­ dan durmamak için, kendilerine Rusya Müslümanları tem­ silcileri sıfatını vererek. Müslüman memleketlere Rusya Müslümanlarına yardım için ingili7.ce ve franıızca Çağırı'lar hazırlayarak, bunları her tarafa gönderirler. Bu çağırılarda hemen Yardım Komiteleri kurularak, erzak veya para toplanması ve Müslüman ahaliye dağıtd­ mak üzere, Rusya'ya gönderilmesi istenmektedir. (8) Oldukça kan§lk bir yazı ile yazılmJI olan mektubu çıı.mcte bana Ala­ eddin

Beyin kızı Selma Erzeıı yardım etmiftjrAA

13 1


Sadri Maksudi ve arkadaşları, aynca, Hoover'in Baş­ kanbguıdaki Amerikan Yardım Komitesinin çeşitli memle­ kederdeki temsilciliklerine bqwrurlar.

Sadri Maksud� ailesi hakkında bir haber almağa çalış­ malan için boyuna Finlandiya'daki dostlarını zorlamakta, fa­ kat hiç bir netice alamamaktadır. Bir gün, gazeteleri karıştırırken, Türkiye haberleri arasında, şu haber dikkatini çeker: Ankara Hükümetinin El­ çisi olarak Moskova'ya gönderilen Ali Fuat Paşa 19 Şubat 192 1 günü Bolşevik Dışişleri Komiseri Çiçerin'e itimatna­ mesini sunmuştur. İlle önce acı acı gülümser: O kadar hayran olduğu, ken­ disine yakın hissettiği Mustafa Kemal'in Hükümet� düşman saydıtı, nefret ettiği Bolşevik Hükümetini resmen tanıyan ilk Hükümet oluyor... Derken, zihninde şimşek çakar: Acaba o yoldan karı­ ma mektup ulaştıramazmıyım? sliye ... Çünkü Ankara'dan Moskova'ya diplomatik valizler gidip gelecek... Ve Sadri Maksudi şöyle hayaller kuruyor: Karıma ya­ zacağıin mektup Paris'ten Ankara'daki güvenilir birine gön­ derilse... O güvenilir biri mektubun diplomatik kurye ile Moskova'daki Türk Elçiliğine gönderilmesini sağlayabilse ... Türkiye Elçiliği, yani Ali Fuat Paşa bütün Rusya'da gizlice tahkikat yaptırıp, karımı buldursa ve bulunca da mektubu­ mu kendisine teslim etse, yani ettirse ... Bu güzel rüya Sadri Maksudi'ye büyük heyecan veri­ yor. O sırada Paris'te bulunan ve öğrencilik yıllarından beri kendisiyle iyi tanıştığı ve hatta samimi dost olduğu eski Ayan Reisi Ahmet Rıza'ya danışıyor. Ahmet Rıza şöyle di­ yor: - Mustafa Kemal'in adamları arasında dostlarım var. Ali Fuat Paşayı da tanırım. Buradan Ankara'ya gidip gelen 132


ler yok değil. Sen mektubunu yaz, bana ver. Anlcara'daki iti­ mad edilir bir dostuma ulaştırırım . Kurye ile Moskova'ya göndermeğe uğraşsın... Batarsın, muvaffak olur. . . Ahmet Rıza'dan bu vaad'i alan Sadri Maksudi. sevine­ rek, oturup iki mektup yazar. Biri karısına: Sadri Maksudi Kamile Hanıma şu talimatı verir: Ne yapıp yapıp çocuklarla Petrograd'a gel! Orada Musa Carul­ lah Hazret ile temas kur. O sana Finlandiya 'ya geçmek için imkdn sağlar. İkinci mektup Ali Fuat Papya: Bu uzun mektupta Sadri Maksudi önce ne gı"bi prtlar içinde ailesinden ayrıldığını ve üç yıldan beri onlardan ha­ ber aJamadığını anlaaır. Ailesine kavuşmasının Türkiye Elçi­ liğinin elinde oldupu belirterek, tahkikatın ne suretle yapı­ labileceğini tarif eder ve karısına ilişikteki mektubun gizlice verilmesi için ricada bulunur. Sadri Maksudi her iki mektubu Ahmet Rıza'ya teslim eder. Ahmet Rıza güvenilir, efendi adamdır. Kendisine dü­ şen vazifeyi yapacala m�hakkaktır . Ya sonrası? ... Bu bpkı bir şişenin içine mesaj koyup, �i denize atmağa benzer ... Binde bir tesadüfte biri fi.ıeyi bulaca k da. ,. Aradan bir yıl kadar geçer. Yıllardan 1922 olmuştur. Günün birinde Finlandiya Türklerinin imamı Veli Ahmet HAkim Hazretten Sadri Maksudi'ye mektup gelir. Kalınca zarf açılınca, zarfın içinden imamın mektuhl:ı ile beraber ka­ rısı Kamile Hanımın mektubu da çıkmaz mı? ... Sadri Mak­ sudi'nin ümit etmeğe cesaret etmediği mucize gerçekleşmiş, Moskova'daki Türkiye Elçilili aracılığa ile gönderdiği mek­ tup karısının eline geçmi§. doğrusu Ali Fuat Paşa mertlik ve efendilik göstermi" kansını buldurmuştur.

Kimile Hanım mektubunu Petrograd'dan yazmakta­ dır. Bin bela ile, iki çocukla oraya geldiğini, Rus-Fin sınırını

133


geçmek için müsait fırsat beklediklerini bildirmektedir. Sadri Maksudi Finlandiyaya uçarak gitmek istiyorsa da, yine vize güçlükleri ile karşılaşıyor. Finlandiya Hüküme­ ti ile yazışmalarda bulunarak, kendisini tanıttıktan sonra, ancak Nisan sonunda, ailesi Rusya-Finlandiya sınırını geçip, karantinada l>ekletildiği sırada, Helsinki'ye, kıl payı yetişi­

yor.

Kawşma heyecanlı oldu: Henüz 29 yaşında olan, binbir cefa çekmiş genç KAmile Hanını sevinçten göz yaşları­ nı dindiremiyordu. Dört yıl önce, ayrılırken, 6 yaşında olan Adile ile o zaman 4 yaşında olan Naile, kendilerinin de, her kes gibi, bir babalan olduğuna bir türlü inanamıyorlardı. Ba­ balarının Paris'ten getirdiği, o zamana kadar hiç görmedik­ leri "çukulata" denilen kahverengi şeyi de yemeğe doyamı­ yorlardı. Maksudi ailesinin büyük mutluluğunu paylaşan Finlan­ diya Türkleri bütünleşmiş aileye yazı Finlandiyada geçirme­ lerini teklif ederler ve Milli Ö nderleri için Helsinki'ye iki sa­ atlik mesafede bulunan Hüvengi denilen yerde, orman kıyı­ sında bir villa kiralarlar. Ailesine dört yıl gibi uzun bir za­ man sonra kawşan Sadri Maksudi, Hüvengi'de, iki buçuk ay, hayatının en mutlu dönemlerinden birini yaşar. O sırada Türkiye hakkında aldığı haberler ve Mustafa Kemal'in başa­ rılan Sadri Maksudi'nin mutluluğunu büsbütün arttırmakta idi. HüvenBi 'de, sabahları, Sadri Maksudi yazı masasında çalışıyordu. Ogleden sonraları baba ile küçük kızlar orman­ da gezmeğe çıkıyorlardı. Her gün ormanın başka yerini, baş­ ka bir köşesini keşfediyorlardı. Bu ormanda, ağaçların dibin­ de nefis mantar yetişiyocdu. İki küçük kız bu mantarlardan toplayıp, annelerinin verdiği torbaya koyuyorlardı. Yardını­ cı kadın bu mantarlarla tadına doyulmaz yemekler yapıyor­ du. 134


Dolaşmaktan yorulunca, baba ve. klZlar bir"-ağacın dibi­ ne uzanıyorlardı ve iki küçük kızdan; ayi1,ı ·aiid�;: :�ynı istek geliyordu: .. Baba, masal anlat! Ve baba masal anlatmağa başlıyerd�·:.-. "Ewel zaman içinde, bir vcırml§, bir ya/cirıf#,:- bir Padi­ şah varmış. Bu Padi§ah o kadar ihtiyannış·.ki, q,riık.(nemleketi­ ni idare edemez hale gelmişmiş. Padi§ahın .bifde gerı_Ç bir oglu varmış. Çok ya/a§ıklı imiş, çok zeki imq. Bir ·d!!, . her oyunda çok usta imiş. At yan.şiarında, nişan a� -gürejte hep birin­ ci gelirmiş. Padi§ahın oglu bir gün atının siTtuıda, tek başına gezme­ ge çılanışken, dönüşte yolunu şaşırmış, bir de /ıf'!ınil)!a utraya ­ rak bir köye sıguımış. Evine sıgındigı köylünün .bir kızı varmış. Bu kız öyle güzelmiş ki, genç şehzade ondan .gözüriü ayıramı­ yormuş. ertesi günü, yolu bilenlerin la/avuzlup ile şehzade Sara­ ya dönünce, gece gündüz güzel /azı düşünmek-yüzünden, ye ­ mekten içmekten kesilmiş. Geceleri de hep güzel kızı rüyasın­ da görüyormuş. Bu aralık, Padi§ahın ihtiyarlıgından ve i{laresizliginden istifade eden düşmanlar memlekete kuzeyden de, güneyden de saldırmaga başlamışlar. Diilman ordu/an kuz�n de, güney­ den de Başkente dogru ilerliyor/armış. Başkenti ·ele geçirirlerse, memlekete düşmanlar sahip olacak, millet esir bir millet ola­ cak. Ordunun Başkomutanı P<UJ.4.ah gibi ih"tiyar ve beceriksi­ zin biri imiş. işte o zaman, zeki, cesur ve milletini seven genç şehzade babasına gitti ve ordusunun Başkomutanlıgını l:cend#ine ver­ mesini istedi. Padi§ah razı olunca, ordunun başına geçti. Ku­ zeydeki düşman/an oyalayıp, önce güneydeki �maiılan pw­ kürttü. Sonra da, memleketi kuzeydeki düşmanlardıin temizle­

di

135


Sevinçten çılgına dönen millet genç şehzadeyi batnna bastı ve ona "Gazi" adını verdi Gazi demek Allahm ölümden korudufu kahraman demektir. Artık her kesin Gazi diye çatırdıtı genç şehzade, fırtınalı bir gün köyde görüp tutuldufu güzel kızla babasmm iznini ala­ rak evlendi. Çok çok ihtiyarlamış olan Padişah vefat edince, genç şehzade babasmm tahtına geçip Padişah da oldu. Artık düşmanlar memlekete saldırmaka cesaret edemediler"

Baba Sadri Maksudi'nin masallarında, bazen, vatanı kurtaran kahraman şehzade değil, bir köylü <telikanlı olur­ du. Bir yerde, Padişahın kızını görüp kara sevdaya tutulur­ du. ZekAsı, cesareti ve askerlikteki ustalığı sayesinde ordu­ nun başına geçip, memleketi her bir yandan sarmış düşman­ ları kovduktan sonra, Padişahın kızı ile evlenir, Padişah da çekilip, tahtını damadına bırakırdı. Fakat çok defa asıl masal memleket kurtarıldıktan sonra başlardı. Vatanı kurtaran bhraman anlardı ki, mem­ lekete ikide birde düşmanların saldırmasının ve mille ti esir etmek istemesinin sebebi şu idi: Millet tarihini unutmuştu. Atalarının yaptı.klan işler� gösterdikleri büyük kahramanlı.k­ lan bilmiyordu. Onun için, genç Padişah bilginleri toplayıp, milletin tarihini araştırmalarını emreder. Genç Padişahın başında bulunduğu millet tarihini unutmakla kalmamış, dilinin de yarısını unutmuş, kaybet­ mişti Çünkü okur yazarlar kendi dillerindeki bir kısım keli­ meleri atıp, komşu milletlerin dillerindeki yabancı kelimele­ ri kullanmağa başlamışlardı. Genç Padişah yine bilginleri topladı. Milletin köylerde kalmış kendi kelimelerini arayıp bulmalarını emretti. Böylece, vatanı kurtardığı gibi, milletin dilini de kurtardı. Sadri Maksudi'nin kızlarına bu masalları anlattığı yıl, yılla rdan 1 922 idi. 136


Maksudi ailesi yaz bitmeden, çocukların okula gidebi­ lecekleri bir memlekete taşınıp yerleşmeli idi. Her kes Sad­ ri Maksudi'ye Almanyaya gitmesini tavsiye ediyordu. Çün­ kü Dünya savaşında yenilmiş olan Almanya'da misli görül­ memiş Enflasyon vardı. Bu sebeple, geliri dışarıdan olan, ya­ ni yabancı para harcayan kimseler için Almanya'da hayat çok ucuzdu. Maksudi'ler Temmuz sonunda vapura binip Alman­ ya'nın Stettin limanına yanaştılar. Oradan trenle Berlin'e geldiler. Almanya'nın Başşehrinde, Maksudi'ler, merkezi bir mahallede ilci möbleli oda kiralamakla yetindiler. Çocukları da en yakın ilkokula yazdırdılar. Naile o zamana kadar hiç okula gitmemişti. Adile ise, İ htilal ve İç Savaş içindeki göç­ ler sebebiyle, ilci ay burada, üç ay şurada olmak üzere, dört beş defa okul değiştirmişti. Arap harflerini ve Rus kirillik yazısını biliyordu. Şimdi de Utin harflerini öğrenecekti. Maalesef, ilci ay sonra, kızla�ın öğrenİıltinde yine kesinti oldu. Berlin'de Kazan Türklerinden çok kimse vardı. İhtilal­ den sonra, Rusya'dan kaçan kim varsa, Berlin'de idi. Bu ara­ da, Sadri Maksudi'nin Delegasyon arkadaşları, Ayaz Ishaki ile Fuat Toktar, ondan çok evve.l Berlin'e gelmiş bulunuyor­ lardı. Sadri Maksudi'nin Berlin'de olduğunu duyan ziyareti­ ne koşuyordu. Halbuki Maksudi'ler iki yatak odasında yaşı­ yorlardı. Misafir kabul edecek yerleri yoktu. Onun için ev değiştirdiler. Berlin'in dış mahallelerinden Pankow denilen yerde üç odalı bir eve yerleştiler. Ev değişince, çocukların okulu da değişti. Bu dönemde, Kamile Hanımın işi gücü misafir ağırla­ maktı. Hele Pazar sabahları ev hücuma uğruyordu. Öğle ye·

137


meğinde, KAmile Hanımın pişirdiği Türkistan pilAvının etra­ fında on onbeş kişi -sofraya otururdu. Sadri Maksud� Berlin'e gelir gelmez, meşhur Staats­ bibliothek kütüphanesinde çalışmalarına başlamıştı. Evin

uzaklılı sebebiyle, öğle yemeklerine gelmeı, işine devam eden bir memur gı"b� Pazar hariç, sabah gider, akşam gelir­ di. Sadri Maksudi kütüphanede Türk tarihi ile ilgili kitap­ lardan notlar alıyordu. Fotokopi diye bir şeyin bulunmadığı bu dönemde kitaplardan parçalar, sahifeler kopya etmek mühim işti. Sadri Maksudi 1918 sonunda, Rusya'dan çıktıktan sonra, vize bekleyerek Finlandiya'da kalmağa mecbur oldu­ ğu aylarda da, Paris'te, bir yandan diplomatik girişimlerde bulunduğu dönemde de, kütüphanelerde, bir sürü defter dol­ durmuştu. Bu defterler dünyada en büyük hazinesi idi(9). Her gittiği yere onlan götürürdü. Günün birinde bunlan kul­ lanacağını bitiyordu. Yaz gelip, çocukların okullan tatil olunca, Sadri Mak­ sudi hayatındaki Berlin faslını yeterli buldu. Almanya'da yerleşip kalmağa niyeti yoktu. Kütüphane çalışmalan ta­ mamdı. Berlin kütüphanelerinde kendisini ilgilendiren ki­ tap kalmamıştı. Sadri Maksudi Fransayı ve Fransızlan seviyordu. Ar­ zusu Fransada daimi bir iş bulup, orada yerleşmekti. "Le Temps" gazetesine yazdığı ve gerek Finlandiya'dan, gerek Almanya'dan da göndermegi ihmal etmediği yazıların karşı­ lığı olarak aldığı para tek başına iken yeterli idi. Fakat şim­ di artık ailesini geçindirmek için, devamlı bir iş sahibi olına­ sı, iş araması Iazımdı. (9) Bu defterlerden bugün de, yani 1991'de, elimizde dört bawl dolu5u vardır.

138


1923 yılının Ağustosunda Maksudi'ler Fransa'ya geçti­ ler. Kısa müddet otelde kaldıktan sonra, Paris'in banliyösün­ deki Le Perreude bir möbleli ev kiraladılar. Eylül'de çocuk­ ları Le Perreunün ilkokuluna kaydettirdiler. Artık Sadri Maksudi iş bulmak problemi karşısında idi. Fransa'da avukatlık yapması mümkün değildi. Baroya kaydolmak için tabiiyetle ilgili şahsi engelleri vardı. Geriye herhangi bir alanda hocalık kalıyordu. Babası köy okulunun hocası idi. Ağabeyi HAdi Maksudi de ömrü boyunca hocalık yapmıştı. Eski Cumhurbaşkanı kendisinin de, herhangi alan­ da çok iyi bir hoca �labileceğini hissediyordu. Sadri Maksudi'ye iş bulmak için seferber olan Fransız dostları ona dolgun ücretli rusça öğretmenliği bulmuşlardı. Fakat Sadri Maksudi'nin sevmediği bir milletin dilini öğret­ mekle geçimini sağlaması mümkün değildi. Aç kalmağı ter­ cih ed�rdi. Dostlarının bulduğu işi reddetti. 4-

Sadri Maksudi Sorbon'da

( 1923 ) Sadri Maksudi Berlin Devlet Kütüphanesine veda ederken, hayatında yeni bir dönemin başladığını hissetmişti. 1919 yılından beri Helsinki, Paris, Berlin kütüphanelerinde eski Türk Tarihi ile ilgili kitapları incelemişti. Kafası ve def­ terleri bilgi ile dolu idi. Artık boşalma zamanı geldiğini anlı­ yordu. Başka deyimle, Sadri Maksudi eski Türklerin tarihi hakkında fransızca olarak, bir eser yazmak arzusunu ve niye­ tini beslemeğe başlamıştı. Bunu yapmak için kendisini hazır­ lıklı, olgun ve dolgun hissediyordu. Şark ilimleri uzmanı Baron Carra ve Vaux, 1926 da yayınlanmış "Les Penseurs del 'Islam" ( İslAmın Düşünürle-

139


ri) adlı meşhur e inin Beşinci Cildinde(lO) , Sadri Maksu­ di'den de söz edt' Onun Rusyadaki faaliyetini anlattıktan sonra, fransızca c, ,arak bir kitap yazmakta olduğunu söyler. Carra de Vaux'ya göre, bu kitabın adı şöyle: "Considerati­ ons sur le passe, le present et el role historique de la race turque" (Türk ırkının geçmişi, bugünü ve tarihi rolü hakkın­ da düşünceler). Sadri Maksudi Şarkiyatçı bilginin zikrettiği eseri Ber­ lin'den Paris'e döndükten az sonra yazmağa başlamış olsa gerek( l l ) , ... Paris'te meşhur bir Asya Cemiyeti, "Societe asiati­ que) vardır. Sadri Maksudi 1 9 19'dan beri bu ilmi cemiyette üye idi. Berlin'den Paris'e dönünce, �skiden olduğu gibı Ce­ miyetin faaliyetine karışmağa, toplantılarına devam etmeğe başladı. Bildiği konularda tartışmalara katılıyor, Cemiyette faal rol oynuyordu. Asya tarihi ve Asya meseleleri hakkında bir Asyalının fikir beyan etmesi ve kitaplarda bulunmayan bazı ayrıntıları birinci elden vermesi öteki üyelerin hoşuna gidiyor ve takdirini kazanıyordu. Sadri Maksudi Cemiyetin bazı üyeleri ile yakın dostluk kurmuştu. Fakat 1923 yılının yaz aylarında Sadri Maksudi'nin asıl meşguliyeti iş aramaktı. Hissediyordu ki, en iyi yapabile­ eegi iş bir yerde Türk tarihini okutmaktı. Ama nerede?

Üniversitede, başka milletlerin tarihi münasebetiyle, Osmanlı Türklerine temas edilmekle beraber, öteki Türk ka­ vimlerinin tarihi okutulmuyordu. Üniversiteye� olsa olsa, bir kaçak yoldan sokulmak mümkün olabilirdi. Meseli, 30 Milyon Türk üzerinde hikim olan Rusların tarihinin kanalı ile ... ( 10) Baron Carra d e Vaux, "Lcs Penscurs de l'İslam", Cilt V, s . 404-408, Paris 1926 (11) Sadri Maksudi 1919 ile 1923 arasında iki fransizce eser daha yazmış­ tır ki ilerideki fasıllanmızda söz edilecektir.

140


Sorbon adı da verilen Paris Üniversitesinde, Rusya ta­ rihi "S!Av kavimleri Enstitüsü"nün çerçevesinde okutuluyor­ du. Enstitü'nün müdürü Profesör Haumant adlı bir zattı. Sadri Maksudi Mösyö Haumant ile tanıştı. •Kendisini eski Duma üyesi olarak tanıttığı için, ilgi ve iltifat gördü. Profe­ sörün bir kaç dersine devam etti. Ve bir gün, cesareti ele alıp, Rus İ mparatorluğu içindeki Türk-Tatar kavimlerinden söz edilmedikçe, Rusya tarihinin yetersiz kaldığını söyleye­ rek, bu boşluğu doldurmağı teklif etti. Tabii, bu kavimlerin en eski tarihlerinden başlanabileceği zihninin bir köşesinde yok değildi. Profesör Haumant, bir Fransız olduğu için, Osmanlı Türklerine fazla sempati beslememekte beraber, Rusya'da­ ki Türk-Tatar kavimlerine karşı bir Rus Profesörünün duya­ bileceği hor görme hissi kendisinde yoktu. Sadri Maksudi' nin teklifini bir az tereddütle karşıladı. Kendisinin bağlı ol­ duğu idari makamlara, Dekcı.nlığa, Rektörlüğe danışması ge­ rektiğini belirterek, savuşturucu sözler söyledi. İşte o zaman Sadri Maksudi'nin aklına iyi bir fikir gel­ di: "Societe asiatique". d�ki tanıdıklarından tavsiye mektubu getirmek... Söz konusu eemiyetteki bir iki dostu, tereddüt­ süzce, umduğundan daha hararetli tavsiye mektupları verdi­ ler. Her biri dünyaca meşhur birer ilmi otorite olan bu kim­ selerin ·mektupları karşısında, kendisi belki de hiç bir za­ man bu kadar övülmemiş olan Profesör Haumant'ın gözleri kamaştı ve tereddütleri ortadan kalktı. Kasım ayı içinde for­ maliteler tamamlanarak, Kasım sonunda, Sadri Maksudi' nin Profesörlük tayini çıktı. Yani Profesör derslerine 4 Ara­ lık 1923 'de başladı. İlk dersi, o sırada Pariste bulunan gazeteci ve yazar Alaeddin Cemil( 1 2) "Vakit" gazetesinin 16 Aralık 1923 tarih­ li sayısında anlatmıştır. "Türk Kültürü" dergisinin Mart ( 12) AIAeddin Cemil'den bu kitabın "Diplomatik girişimler" faslında da söz

edilmi§ti.

14 1


1967 sayısında di sadeleştirilerek yayınlanan bu yazıda şöy­ le denilmektedir:

•z.tunanımızın hemen bütün dallarına dair ö8retimi ile Un salan Sorbon Üniversitesini i§itmeyen yok gibidir. Herkesin devam edebilecefi bu serbest türslerin hoca/an en yetkili ve ye­ terli lcim.relenün seçilir. Mübalafa etmeksizin tünilebilir ki, bu­ l'r.ıda okutulan miisbet ilimlenün başka, yer yüzünün hemen

bütün büyük milletlerinin tarihi ve edebiyatı uzman Profesörle­ rin inceleme ve atrı.1tınna konusunu tqkil etür. Avrupa millet­ lerintün btqka, ÇilıU/erin, Amplann, Japonlann, lranlılann, lbranilerin tarih ve edebiyatı (13) Sorbon 'da hayli z.amandan beri okutulmaktadır. Yalnız Türle ırlana mensup milletlerin ta­ rihi ıimdiye kadar Sorbon Üniversitesi programlaruıda görül­ memi§d. .. Bu esef edilecek bolluk bugün gideri/mi§ ve ırkımı­ zın tarihini tarafsız ıeküde tanıtacak bir kürsü Sorbon 'da ku­ l'uimUltur. Bu yeni kürsü Kazan Türklerintün Sadri Maksudi Bey tarafından i§gal edümektedir. . . Sorbon gibi bir Üniversite­ • bu kürsünün bir Türlc'e verilmi§ olması iftihar edilecek bir ıeydir. Sadri Maksudi Bey Rusya Türklerinin bir temsilcisi ve bu Türklerin MUlet Meclisinin eski &qkanu:lır. Ke.�inin Türle-Tatar kavimleri tarihi ve lisanı hakJandaJd geni§ bilgisi ve ihtisası Paris Üniversitesi Heyeti tarafından tereddütsüz se­ çilmesini saflamqtır. Bu seçim ile hiç ıüphe yoktur ki, ilk tüfa olarak bir Müslüman ve bir Türk Sorbon 'da bir kürsü i§gal et­ mek ıerefini lau.anmqtır. ..

... Sadri Beyin büyük bir minnet hissi ve dikkat ile dinle­ difimiz Uk türsi 4 Amlılc 1923 Salı günü Sorbon 'da verilmi§tir. Üniversite namına Sarban Profesörlerintün Mösyü Haumant Sadri Beyi salonun üçte ikisini dolduran dinleyicilere takdim et­

ti. ..

(Paris, 8 Aralık 1923) AIAeddin Cemil"

( 13) TOrk Dili ve edebiyatı, Tilrkiye'ye gönderilecek DıMieri memurlan� na Şark Dilleri Mektebinde okutuluyordu.

142


Sadri Maksudi Sorbon'da Profesör olduktan sonra da, Soci�t� asiatique'deki faaliyetini bırakmadı. HattA, Sor­ bon'da derslere başladıktan üç dört hafta sonra, Cemiyetin 1 1 Ocak 1924 tarihli toplantısında, Türk tarihi bakımından çok önemli bir tebliğ okudu. Türk tarihinin tamamına yeni bir görüş getiren bu teb­ liğde, Sadri Maksudi, Çin tarihçilerinin Huvey-hu dedikleri kavim ile Orhon yazıtlarının Dokuz-Oğuz dediği kavmin ay­ nı coğrafi sınırlarda, aynı dönemde yaşamış ve kendilerine iki ayn ad verildiği halde, aynı kavim olduklarını hatırlattık­ tan sonra, Türk tarihi bakımından çok önemli neticeler do­ ğuran şahst buluşbl tından söz etti.

1- Birinci buluş: Sadri Maksudi'nin bu buluşu Oğur kelimesi ile Oğuz kelimesinin aynı kelimenin farklı telAffuzlarından başka bir bir şey olmadığına dairdi. En eski dönemlerdeki Ogur keli­ mesi zamanla Oğuz olmuştu. R harfınin Z'ye dönüşmesi Oğur ve Oğuz'a mahsus değildi. Türk dilinin tarihinde görü­ len bir fonetik olaydı. Türk dilinin çok eski bir dönemindeki şeklini koru­ muş olan Çuvaş lehçesinde bir çok kelimelerde eski R mu­ hafaza edilmişti. Sadri Maksudi Wilhelm Schott'un "De lin­ gua Tschuwaschorum" adlı kitabından yararlanarak, misal­ ler veriyordu: Kız Buz Kızıl Sekiz Otuz

= = = = =

Hır Pur Kiril Sakir Vutur

Türklerin en eski dönemlerinde kullanılan Oğur adını Moğollar benimsemişler ve muhafaza etmişlerdi. Oğur keli-

143


mesi Türklerin ağzında Oğuz'a dönüştükten sonra da, Mo­ ğollar Oğur kelimesini kullanmağa devam etmişler ve hattd bu kelimeyi Uygur'a çevirmişlerdi. Avrupa bilginlerine Uy­ gur kelimesi Moğol kaynaklarından geçmiştir. Arap tarihçilerinde ve "Kutadgu-Bilig" adlı türkçe ede­ bi eserde Uygur adı geçmez. Arap tarihçileri Türk kavmine Oğuz kelimesini bozarak Guz demişler, Ruslar da Uz demiş­ lerdir. Bir zaman gelmiş ki, Oğuz kelimesi Türk kelimesinin karşılığı haline gelmiştir. Oğuz-Han destanının adı buna de­ lildir. Oğuz-Han çok eski zamanlara ait bir Türk Hanıdır. Bu Han'a Oğuz-Han denmiş olması Batı ve Doğu Türkistan­ daki Türklerin, menşeleri hakkında, çok derin hdtıralar sak­ lamış olduklarını göstermektedir. 2- İkinci buluş: Sadri Maksudi'nin tebliğinde ortaya koyduğu ikinci buluş Oğuz kelimesinin etnik bir ad olmayıp, sosyal örgütle ilgili bir kelime olduğudur. "Oğuz" demek "Ok"lar, yani kabi­ leler veya oymaklar demektir. Orhon yazıtlarındaki Dokuz Oğuz'lar Türklerden ayrı bir kavim değil, dokuz kabile halinde teşkildtlandırılrnış bir Türk kavmi idi. Orhon yazıtlarında Bilge Han �öyle der: 'Vokuz otuzlar benim kendi milletimdendi Gökle yer kan.ştıgı için bana düşman oldular''.

Sadri Maksudi tebliğini şu sözlerle bitirir:

"Hiç bir zaman, hiç bir Türle kavmi kendisine Huvey-Hu veya Uygur dememiştir. Uygur ve <Jtu.r kelimeleri otuz 'un deffe­ şik şekilleridir. Esasen otuz kelimesi de idari bir tabirdir. Kabi­ le veya oymaklar birliffe demektir. Dokuz otuz tabirinin ilk ke­ limesinin bir sayı olması onlann dokuz kabileden ibaret olduk­ lannı göstermektedir�

1 44


Sadri Maksudi'nin 1 1 Ocak 1924'de "Soci6t6 asiati­ que" de okuduğu tebliğin metni "Joumal Asiatique" dergisi­ nin Ocak-Mart 1 924 sayısında yayınlanmıştır. Bu tebliğden daha sonraki fasıllanmızda da söz etme­ miz gerekecektir. Sadri Maksudi memnundu. KAmile Hanım da kocası memnun olduğu için memnundu. Ancak KAmile Hanımın bir arzu ve ideali vardı: Tamamen kendisine ait bir yuvaya kavuşmak.. . Möbleli evlerde oturmaktan bıkmıştı. Başkası­ na a,it eşyadan iğreniyordu. Sadri Maksudi hanımının arzusunu yerine getirmek için, Üniversitedeki maaşına güvenerek, iki yılda ödemek üzere, mühimce bir borca girdi. Sonra . . .

Le Perreux'ye yakın olan Nogent-sur Mame denilen bir yerde, yeni bir apartımanda boş bir daire kiraladılar. Ve, dört odayı döşeyecek şekilde, yepyeni, gıcır gıcır eşya al­ dılar. Çocukların okulu tatil olunca, 1924 yılının Ağustos ayında, yeni evlerine taşUJdılar. Fakat çocukların yine okul değiştirmeleri gerekecekti:

AlAeddin Cemil Bey( 1 4) , Vakit gazetesinin 13 Mart ve 26 Temmuz 1 924 sayılarında, yine Sadri Maksudi'nin Sor­ bon'daki derslerini anlatmıştır. 26 Temmuz tarihli yazısı 1923 - 1 924 ders yılının son dersinden söz etmektedir.

Dili sadeleştirerek, yazıdan bir kaç cümle veriyoruz: Sadri Bey bu senenin son dersini de verdi Dinleyen­ ler arasında Maslahatgüzar Hüseyin Ragıp Bey ile Ergani me­ busu Hdmit Bey de bulunuyordu.

( 1 4) AUleddin Cemil Bey, soyadı kanunu çıktıktan sonra Topçubqı soyadı­ m

almıştır.

145


Bu ders Türle kavimlerinin ilim ve fen sahasında sarfet­ tikleri gayret ve medeniyetin ilerilemesindeki hizmet ve katlala­ nna

dair idi. ..

Sadri Beyin bu suretle sona eren derslerin� bafından ni­ hayetine kadar takip ettim. Haftada bir saat ayrılan bu dersle­ rin sayısı bu sene yinni dörde yükseldi. .. Sadri Bey bu dersle� Türk kavimlerinin, çeşitli tarihi dönemlerde, nasıl en yüksekler­ den en ümitsiz siyasi buhranlara dü§tülderini ve tekrar haf döndürücü bir sür'atle nasıl yükseklere çıktıklannı hararetle anlatmqtır. Bu manzara/an birer birer gözümüzün önüne getir­ �e, bizim de hislerimiz heyecan dolu alanlarda dolaştı. .. � 5

-

Gazi ile tanqma

( 1924)

Sadri Maksudi'nin 4 Aralık 1923 de başlayan dersleri­ ne umduğundan daha çok dinleyici geliyordu. Paris'teki Türklerin çoğu belki merak, belki milli gurur sebebiyle, Türk tarihini tanıtan bu derslere muntazaman devam edi­ yorlardı. Fransız gençleri arasında da bu yepyeni derse ilgi duyanlar vardı. Sadri Maksudi milletinin tarihini Batı dünyasının in­ sanlarına anlatmaktan, bu alandaki yanlışları, iftiraları, kötü niyetli yorumlan ele vererek, gerçekleri ortaya koymakla milletine hizmet etmekten memnlın ve mutlu idi. Sadri Maksudi için gurbet, yani ülkeden ülkeye gezme yıllan sona ermiş gibi idi. Artık bir yere yerleşmiş, kök sal­ ml§tı. Sevdiği bir memlekette, sevdiği bir iş sahibi idi. Eski ve candan dostları vardı. Evi konforlu ve güzeldi. Ailesi ya­ nında idi. Sorbon'daki derslerinden artan zamanlarında "Le Temps" gazetesi için yazdığı yazılar kendisine bir ek gelir sağlıyordu. Sadri Maksudi'nin bu dönemdeki tasasız halini aşağı­ da anlatacağımız olay göstermektedir:

146


Bir pazar günü büyük kızını tarih dersine çalıştırır­ ken, Büyük Fransız İhtiWi kon usu · geçCr. Ders fransızca ol­ duğu için, aralarında fransızca konÜşrnaktadırlar, Baba kızı­ na: "Bazen milletlerin hayatında İhtilAl diye bir şey olur. Ne korkunç şeydir o bilirmisin? Ben bir tanesini yakından gör­ düğüm için, bilirim ... " der. Sadri Maksudi İhtiWin tarifini yapmağa başlar. Sözle­ ri arasında "R�olution", "nation", "instjtutiori" gibi kelime­ ler geçmektedir. Kızı:

- Baba, haberin varını? Şiir yapıyorşun, der. - öyle mi? diye güler Sadri Maksudi - Baba, devam et şiir yapmağa. Oyun Sadri Maksudi'nin de hoşuna gider ve aklına ge­ len "tion" kafiyeli mısraları sıralayarak thtilü tarifine devam eder. Bazen kızı da "tion" �u bir kelime bulup söyler ve baba ona göre bir mısra uydurur. Baba kız kahkaha ile gülerler. - Baba dur, bir kağıda yazalım bunları, der kızı. Ve okul ça�tasından bir kağıt çıkarıp babasının önüne koyar. Elindeki kalemi de babasının eline verir. Ve oyun de­ vam eder. Mısralar sıralanır. Böylece, aynı kafiye ile yapıl­ mış tam 39 mısradan ibaret bir manzum İhtiW tarifi ortaya çıkar: Bir hukukçunun, bir sosyologun tarifi... Bugüne kadar saklanmış, sararmış kağıt üzerine yazıl­ mış manzumenin fransızca metnini kitabın sonunda vermek­ teyiz.

147


Türkçeye çevirisi: İhtilAI "lhti/lil olunca, bütün müesseseler değişiklige ugrar. Çün­ kü bütün kuruluşlann ortadan kaldınlması şart diye zannedi­ lir. Millet denilen büyük toplulugtın her tabakasında kaynaş­ ma kendini gösterir. Devlet otoritesi ve küçügün büyüge itaati kavram/an tamamen yok olur. Millet, cezbeye tutulmuş gibi, aklına eseni ortaya atar. lş çevreleri arasında ilişkiler değişir. Her şeyi değiştinne filai ile gözü dönmüş olan gruplann şefleri­ ni kalabalık alkı§lar. Bu şefler her kese kabul ettireceklerini ümit ettikleriyenilikler hakkında hayal içindedirler. Milli irade­ nin ise azalmq oldu.gtınu görmenin etkisi her kesi sarmq bu­ lunmaktadır. Hangi tarafı tutacagını şaşırmq olan halkı kendi­ lerine çekmek isteyenler parayı pulu, bol keseden, hesapsızca harcarlar. Milletin büyük çogtınlugtınun izni de, onayı da ol­ madan, her kes aklına geleni yapar. Eski şefler ise, evlerinde, sus pus otururlar. işte lhtillil denen şeyin tarifi veya imajı bu­ du��

Sadri Maksudi'nin neşeli ve mutlu olmasının bir sebe­ bi de Türkiye hakkında aldığı iyi haberlerdi. Gazi Paşa Ana­ dolu'yu düşmandan kurtarmıştı. Sotı habere göre de, 29 Ekimde Tükiye'de Cumhuriyet ilan edilmişti. Sadri Maksu­ di öteden beri cumhuriyetçi idi. Belki de yüksek öğrenimini bir Cumhuriyet olan Fransa'da yaptığı için . . . Altı yıl gibi kı­ sa bir zaman önce, kendisi de Kazan Türklerinin Cumhur­ başkanı seçilmemiş mi idi? Sadri Maksudi son bağımsız Türk Devleti olan Türki­ bir yer alacak olan kahraman Mustafa Kemal'i yakından tanımak için can atıyordu. Onun-

ye'yi kurtaran ve tarihte eşsiz

148


la nasıl tanışabilir. nasıl konuşabilirdi? Bu arzusunu nasıl gerçekleştirebileceği meselesi haftalarca zihnini kurcaladı. Nisan ayı sonunda eline geçen bir Türk gazetesinde 23 Nisanda Ankara' da Türk Ocakları Kurultayının toplandı­ ğından söz ediliyordu. Tamam, Türk Ocakları. .. Türk Ocakları sayesinde emeline kavuşabilirdi. Türk Ocakları kendisini konferans vermek için davet etmeliydi. Sadri Maksudi tuttu, Türk Ocaklarına mektup yazdı: Davet edildiği takdirde, Üniversi­ te dersleri kesildikten sonra, yaz tatilinde, Ankara ve İstan­ bul'da bir kaç konferans verebilirdi. On onbeş gün sonra Türk Ocakları Başkanı Hamdul­ lah Suphi'den cevap geldi: Mektupta kendisini bir seri kon­ ferans vermek için davet etmekle şeref duyduklarını, ancak yaz mevsiminde dinleyeci bulunamayacağı için, bu konfe­ ransların 1 Kasımd�n sonra yapılmasının uygun olacağı söy­ leniyordu. Sadri Maksudi KaslRl ,ayı içinde gelip bu konferansla­ rı yapacağını mektupla Türk. Ocaklarına bildirdi. Artık bir yandan derslerini hazırlıyor, bir yandan da Türkiye' de vereceği konferanslarla meşgul oluyordu. Zamanı gelince, büyük heyecanla yola çıktı. Anka­ ra'ya ayak ba sar basmaz, Gazi Paşa'dan randevu istedi. Ran­ devu 24 Kasım 1924 için verildi. Sadri Maksudi Ankara'ya geldikten sonra, 13 Kasım günü, eski dostu Yusuf Akçura kendisi şerefıne bir çay ziyafeti verdi. Bu ziyafet hakkında "HAkimiyeti-milliye" gaze­ tesinin 1 4 Ka s ı m 1 924 sayısında şunlar yazılı bulunmakta­ 1 924

dır: 'Vün

akşam Milli Bahçe

lstanbul mebu­ Sadri Maksudi Bey şerefi-

Gazinosunda

su Yusuf A kçura Bey Paris 'ten gelen

149


bir çay ziyafeti ve.nn4tir. Bu ziyafette Mehmet Emin, Hüse­ yilu.ade Al� Ferit, Hamdullah Suph� Mahmut Esat, Ihsan Hdmir.ade Hamdi Beyler hazırdılar. Ziyafetin sonunda Yusuf Akçum Bey Sadri Maksudi Beyin ilmt hayatına dair hünnet ve takdiratla dolu bir nutuk irad etti. .. " ne

dır:

Aynı gazetenin aynı sahifesinde şu haber okunmakta"Yannld Cuma günü, ökleden sonra ikide, Şimal Türkle­

rinden, Paris Darülfünunu Türle tarihi Müderrisi Sadri Maksu­ di Bey tarafından 'Türle tarihinin telkinatı " mevzuuna dair umumt bir Konferans verilecektir. Ankara Ocafının daveti

mahsusasiyle burada bulunan müverrihüı bu Konferansına milliyetperver gençliffen dikka.tini ehemmiyetle celbederiz�

Gazetelerden alıntı yapmağa devam edelim: 16 Ka­ sım 1924 tarihli Hikimiyetiınilliye'de "Türle Ocağında" başlı­ ğı altında şu satırlar yer almaktadır:

"Türkiyat t2limi Müderris Sadri Maksudi Bey tarafından verileceffeni ilan ettiffemiz Konferans muhterem hatibi dinle­ mek üzere toplanml§ olan çok güzide samiin tarafından azamt takdir celbeden bir muvaffakiyetle itmam edilm4tir. Musaha­ be ancak yüksek ilme nasip olan bir teheyyüç kuvvetini dinle­ yenler üzerinde derin surette hissettinn4tir... Dinleyiciler bu musahabeyi müteaddit defalar çok derinden gelen ve ancak coşkunluk kelimesiyle ifade edilebilen bir hararet ve tahalükle alkışlıyorlardı �

Sadri Maksudi 18 Kasımda "Türk Birliği" ve 2 1 Kasım­ da ''Türk tarihinde halk, kahramanlar ve hanedanlar" üzeri­ ne konferanslarını verdikten sonra, 24 Kasım günü büyük heyecanla Çankaya'ya çıktı. Sadece Türk tarihinin değil, Dünya tarihinin en büyük adamlarından biri ile tanışacak­ tı ... Görüşme daha çok Gazi'nin Sadri Maksudi'ye sordu150


gu sorular şeklinde geçti. Bu sorular gösteriyordu ki, Gazi Sadri Maksudi'nin geçmişi hakkında bilgi edinmişti.

Sadri Maksudi de Gaziye derin hayranhlmı ifade etti ve bir imzalı resmini istedi. Görüşmenin sonuna doAru Gazi Sadri Maksudi'ye şu sözleri söyledi: - Görüyorsunuz, yeni bir devlet kuruyoruz. Her şeyi yeni baştan yaratmak gerekiyor. Sizin gibi adamlara ihtiyacı­ mız olacak. Gelin, Türkiye'de vazife alın. Sadri Maksudi'nin dudaklanndan, kendisi farkında ol­ madan, şu kelimeler döküldü: - Emredersiniz Paşam. Gazi'ye verdiği cevabı teWJuz etmekle hayatını tama­ men değiştirecek bir karar vermiş olduğunu anladı. Hiç dü· şünmeden ve kansına . danışmadan bu karan vermişti. Oa­ zi'ye: "Peki düşüneyim" diyemezdi. Bu yaklfık almazdı. Ok yaydan fırlamıştı . ... Sadri Maksud� Gazi Paşa'dan istemiş oldutu resmi beklemek{yüzünden (lS), ancak Aralık ayında lstanbul'a gi­ debilmiştir. Gazi'nin gönderdiği büyükçe boy, kalpaklı resmi üze­ rinde, imzadan önce şunlar yazılı idi:

Ankara, 30. ı t . ı924 Paris Sorbon Üniversitesi Maksudi Beye takdirle

TUrk 'J.'arilU

Müderrisi Sadri Gazi

M.Kemal (15) Rtsim 30 Kasımda imza/andıAı luıldt, Yaııwitnn ilunoli wya btttri/aiz. lili yilziindtn ancak bir hafta sonra Sadri Malcsudi'nin tlint geçmiltir. ıs ı


Sadri Maksudi lstanbul'da ilk Konferansını 15 Aralık günü, Darülfünunun Konferans Salonunda vermiştir. 16 Arahk 1924 tarihli' "Tevhidi-Etlcar" gazetesine göre, konfe­ ransın konusu "Türklüğe umumi bir nazar" idi. Sadri Maksudi'nin lstanbul'daki ikinci konferansının yine "Türk Birliği" üzerine, fakat üçüncü konferansının şu delişik konu üzerine olmuş olduğu anlaşılıyor: "Lisanların inkişaf ve telcAmülünde Akademilerin rolü". Sadri Maksudi'nin gerek Ankara'da, gerek lstan­ bul'da yaptığı Konferanslar çok beğenilmiş ve kendisine Türkiye'de §6hret ve popülerlik sağlamıştır. Kendisi Türkiye'den ayrıldıktan sonra, Falih Rıfkı, "Cumhuriyet" gazetesinde ( 1 1 Ocak 1 925), onun konferans­ lan hakkında, "Bir milliyetperverin müşahedesine dair" baş­ lığı altında uzun bir yazı yayınlamıştır. Falih· Rıfkı, ezcümle, şöyle diyor: 'Türle alimlerinden Sadri Maksudj, Bey... Türk milletinin r.aaf ve kuwetlerine dair mühim bazı fikirler ortaya attı. Bu fi­ kirlerin ıayanı dikkat hakikatlere temas ettigini inkdr edeme­ yiz. Bunlar efer milliyetperver bir Türk'ün agızından işitilmese idi, matbuatta kıyameti koparacafına şüphe yoktu. Ne çare ki, Türle milletini bir milliyetperver Türk kadar hiç kimse sevemez ve bir Türle milliyetperverinin iddialan garezk&-lık ve sui-niyet­ le itham olunamaz�

Sadri Maksudi'nin Ankara ve lstanbul'da yaptığı kon­ feranslann metni "Türk Yurdu" dergisinde YC:tyınlanmıştır: "Türk Birliği" Ağustos 1925 sayısında, "Lisanlann inkişaf ve tekamülünde Akademilerin rolü" Eylül 1925 sayısında, "Türk Tarihinin telkinatı" ise, Ekim ve Kasım sayılarında ... Sadri Maksudi'nin dinleyiciler üzerinde en derin tesi­ ri bırakmış olan konferansı, hiç şüphesiz, "Türk Tarihinin 152


telkinatı"dır. "Türk Tarihinin telkinatı" Türk ırkının portresidir: Türk'ün kusur ve meziyetlerinin sayılıp dökülmesidir. Bu konferans "Türk Yurdu" dergisinden başka yerler­ de de yayınlanmıştır. "Türk Yurdu"nun eski sayılarını karıştıran bazı araştı­ rıcı ve tarihçiler 1925 yılındaki metni okuyup etkilenmişler ve çok önemli buldukları bu metni bazen aynen, bazen özet­ leyerek tekrar yayınlamışlardır. Türk Yurdundaki metin önce "Çığır" dergisi tarafın­ dan iktibas edilmiş, daha sonra, Bilgay Esemenli tarafından Türk Kültürü'nün Mart 1967 sayısında özetlenerek verilmiş ve nihayet yeni seri Türk Yurdu'nun Nisan 1970 sayısında Profesör Tayyip Gökbilgin tarafından, tam metin halinde ya­ yınlanmıştır. Sadri Maksudi Paris'e dönünce, Kimile Hanıma Ga­ zi'nin davetinden söz eder. -JUmile Hanım çok şaşırır. Yine mi taşınmak? Daha bir yıl önce Almanya'dan Fransaya ta­ şınmışlardı. Bir kaç ay ewel de, kendi eşyalarıyla döşedikle­ ri bu yeni eve taşınmışlardı... ... Sadri Maksud� şüphesiz, er geç Türkiye'ye yerleş­ mek ve Türkiye'de bir vazife almak isteyecekti. Fakat Türki­ ye Cumhuriyeti temelleri üzerine bir az oturduktan, yeni Başkent bir az geliştikten ve bilhassa, kendis� bir kaç yıl Sor­ bon'daki hocalığının tadını çıkardıktan sonra ... Teklif bir az erken gelmişti . . . Fakat Sadri Maksud� bağımsız bir Türk ülkesinde ya­ şama mutluluğunun yanında hiç bir şeyin önemi olmadığına karar vererek, her türlü düşünce ve tereddüdü bir yana itti.

153 "


iV

BAÔIMSIZ KUTLU VATANDA 1- Yeni bir ilim yantırken

( 1 925- 1928)

Sadri Maksudi Sorbon'daki 1924- 1925 dönemine ait derslerine başladıktan bir kaç ay sonra, Türk gazeteleri ken­ disini çok sevindiren şu haberi verirler: Son Hükümet deği­ şikliğinde, Tük Ocaktan Başkanı Hamdullah Suphi Bey Ma­ arif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) olmuştur. Hamdullah Sup­ hi, Sadri Maksudi'nin Türkiye'de konferanslarını verdiği sı­ rada tanıştığı ve kendisiy!e az zamanda yakın 'dostuluk kur­ duğu samimi türkçü ve idealist bir insandır.Sadri Maksudi'­ nin tebrik mektubu üzerine aralarında yazışma başlar. Sadri Maksudi bir mektubunda Gazi'nin davetinden söz eder. Hamdullah Suphi durumdan haberdardı. Mektuplarında Ankara'da bir Hukuk mektebi açılmasına karar verildiğini, bu mektepteki hocalıklardan birine tayin edilmesinin düşü­ nüldüğünü, Mektebin kuruluşu sırasında fıkirlerinden istifa­ de etmek için kendisine ihtiyaç bulunduğunu, Hukuk Mekte­ bi açılıncaya kadar, maaşsız kalmaması için Telif ve Tercü­ me Encümeni üyeliğinde bulunacağını bildirir. ·

Sadri Maksudi'nin iki. derdi vardır: Biri halen Rus ta­ biiyetinde sayılması ve geçici nüfus kAğıtlan ile işi idare et­ mesi: İkincisi, ev eşyası almak için ettiği borcu (ki ancak 1 926 sonunda ödenmiş olacaktı) temizlemeden Fransa'dan aynlmak istemeyişi... 155


Sadri Ma ksudi bu iki derdini Hamdullah Suphi'ye aç­ mağa karar verir ve bir mektubunda anlatır. Bu arada Anka­ ra'ya postaladığı, fransızca olarak yazılmış ve Türk Tarihi ile ilgili olan eserini Maarif Vekaletinin 500 lira karşılığında satın almasını teklif eder. Hamdullah Suphi önce Sadri Maksudi'nin vatandaşlık meselesi ile meşgul olur. Onun teşebbüsü ile, 1925 yılının Nisan ayında, Sadri Maksudi, Türkiye'de bulunmadığı hal­ de, istisnai olarak, Vekiller Heyeti tarafından ailesi ile bir­ lilcte Türk vatandaşlığına kabul edilir. Bütün aile, Türkiye'­ nin Paris Şehbenderliğinden, büyük sevinç ve gurur ile, yeni Nüfus cüzdanlarını alırlar. Borç meselesine gelince... Hamdullah Suphi'nin Sadri Maksudi'ye o günlerde gönderdiği ve daha önce yayınlan­ mış( l ) olan mektubunun bir kısmını aşağıya alıyoruz:

"Pek aziz Efendim, ... eseriniz için beş yüz lira verilmesini tensip ettifimi söy­ lerim. Bundan evvel yolladzkun evrakı imzaladzktan sonra, iade ediniz. Bu parayı derhal size gönderecefim. Ankara Ya mümkün mertebe çabuk gelmeniz bence matluptur. Burada muhtelif işler için size katT ihtiyacım vardır. zatı alinizle bera­ ber gayet kuvvetli bir Türkiyatçı zümresi vücuda getinnek az­ mindeyim. Burada gayet geniş hizmet sahası bulacaksmız ve si­ zin gibi idealist bir alimimiz için çalışmak, kanaatlerini neşret­ mek hususunda elde edilecek bir im� belli ba§lı bir saadet sebebi olabilir. Telif ve Tercüme azaııtmız, tabiiyet karan Heyeti- Vekile­ den çıkarak Vekil/ete teblil edildikten itibaren BAŞLAMIŞ­ TIR Bu heyetin azası olmak sıfatıyle burada bulunmanıza ih­ tiyaç vardır. Mektubunuzda yazdıtmız gibi, 20 M�ıs 'ta Anka­ ra 'da bulunabilirseniz çok müteşekkir olurum. (1) 20 Şubat 1958 tarihli Vatan gazetesinde,

156


Büyük tarihi eserinizi(2) Telif ve Tercüme faslından sa­ tın alacafun. Arzu ettiginiz beş yüz linı, yukanda söyledifim Uzere, gönderilecektir. Burada hiç bir suretle sılantı çekmeyecefinize eminim. En kalbt muhabbetlerimi teyit ederim, pek aziz Efendim. 15 Nisan 34J (3) Muhibbiniz ve mütehassınnız Maarif Vekili Hamdullah Suphi"

Sadri Maksudi'nin Paristen Mayısta ayrılması müm­ kün olmamıştır. Ancak Haziran sonunda yola çıkabilmiştir. Deniz yolu ile lstanbul'a gelen Profesör Çanakkale'yi geçip te bağımsız Türkiye'nin sularına girdikten sonra, duyduğu derin heyecanı, kendisi ile röportaj yapan "Akşam" guetesi muhabirine şu şekilde anlatmaktan kendini alamamıştır: "Vapur Çanakkale 'den geçerek, Mannara Denizine girdi­ li zaman, tasavvur edilmez bir heyecan içinde kaldım. Onü­ müz.de uz.anan mavi denue baktım ve kendi kendime ıöyle ba­ tumm: işte şimdi kendi denizimde, kendi toprafınrtla, kendi ülkemdeyim. Bu deniz benimdir, bu toprak, bu vatan benim­ dir,. dedim. Burada her hangi bir Avrupalının· kendi Ulkesinde oldufu gib� serbest, hür bir ferdim. Bana kendi ırlamdan hal­ ka bir kimse karışamaz, kimse tahakküm edemez. lıte insana bahtiyarlıtzn ve saadetin ne demek oldufunu öfreten his. . . Bu bir Türle için hayattır. . . "(4).

Sadri Maksud� lstanbul'da fazla kalmayıp, hemen An­ kara'ya haraket etti. (2) Sadri Maksudi'nin bu fransw:a eseri belki hali Milli Eğitim nın Arşivindedir. (3) 1925. (4) 2 Temmuz 1925 tarihli Akşam gazetesi.

BakanlJlı­

1S1


O yıllann Ankarası

için Falih Rıfkı şunlan yazıyor:

"Glri bir Anadolu kasabasınuı bile o günkü Ankara ka­ dar iptidai olflulunu sanmıyonun. . . Nakil vasıtalanj}'tllnız ath fayton araba/an oldufundan, şehirden Çankaya Ya bir hayli

stwrr.U.

Yol Mnebilecek bir şey -yoktu. Bozulmıq baglarla es­ arasw:lan sarsıla sarsıla gi­ Mrdüc. Çankaya 'd(ın ufuklar boyu bomb01 bir bozlar parçası giJrünarrJa. . . Elektrik -yoktu. /lcitü bir yavcqlayan ve kararan la/es lambalan ile didi.Jlp dwutduk. . Yazın toz kasırga/an için­ M bofulur gibi olwduk. .. Efekyerli hallan başlıca nakil vasıta­ sı olmakta d6vam «Jlyordu "(S) •.

ki kiJIUkleri ve yabani gül ftdanlan

.

Sadri Maksudi, Ankara'ya gelince öğrendi ki, önce Maarif VekAletine baAlanması düşünülen Hukuk mektebi­ nin, yetiştireceği hAkim ve savcılar Adliye Vekaleti tarafın­ dan kullanılacağı için, neticede Adliye Vekaletine bağlanma­ sı kararlaştırılmıştır. Böylece Hukuk mektebinin kuruluşu ile ilgili toplantılar Hamdullah Suphi'nin değil, Adliye Veki­ li Mahmut Esat Beyin Başkanlığında yapıldı . Görev bölümü sırasında, Sadri Maksudi "Türk Hukuku tarihi" dersini okut­ mak istediğini söyledi. Kendisinden "Umumi Hukuk tarihi" dersini de kabul etmesi rica edildi. Onu da kabul etti(6) . Kamile Hanımla kızlar Ağustos sonunda Fransa'dan geldiler. Sadri Maksudi onlan İstanbul'da karşıladıktan son­ ra, çocukları "Notre Dame de Sion" Fransız okuluna yatılı olarak bırakıp, karısı ile Ankara'ya döndü.

( S) Falih Rıfkı Atay, "Çankaya", İstanbul 1980, s. 3S1-3S3. (6) Sadri Maksud!, fU veya bu ders bol kaldıkça, onu da Uzerine alrnı§tır. Meseli, Roma Hukukunu okutan ve D11iıleri memuru olan Tevfik KA­ mil (Koperler) 19'.6'da bir yere Elçi atanınca, dört yıl boyunca (1926-1930) Roma Hulculcunu okutmuıtur. 1930'da, Atatllrk'le birlikte hUmmah 'tarih çalqmalan bqlayınca, bu dersi Müderris muavini Ali Fuat (Baqil) e bıralanıatır.

1S8


Sadri Maksudi "Soci6t6 �iatique" de okuduğu ve "Jo­ umal asiatique" de yayınlanan tebliğini türkçeye çevirip "Türk Yurdu" dergisine göndermişti. Türkiye'ye geldikten sonra öğrendi ki, DarüHünun Müderrislerinden Köprülüza­ de Fuat<7>, tebliği hakkında, "Türkiyat" mecmuasında, saldı­ rıcı ifadelerle dolu bir tenkit yayınlaml§. Her cümlesinden kıskançlık akan ve ilini olmayan silihlarla yüklü olan bu ya­ zıya Sadri Maksudi ağırbaşlı ve ilini bir cevap yazıp, "Türk Yurdu"na gönderir. Cevabı derginin Ekim 1925 tarihli 14.sa­ yısında çıkar. Fuat Köprülü'nün ilini münakaşa usul ve adibına sığ­ mayan makalesi ilini çevrelerde olumsuz etki yapmıştı. Ün­ lü tarihçi Hüseyin Namık Orkun'un Sadri Maksudi'ye Viya­ na'dan yazdığı ve bir kısmını aşağıda verdiğimiz mektubu bunu açıkça göstermektedir. 12 Kinun-u-sani 1926 nPek muhterem Efendim, ihtimal bendenizi 'gıyaben tanırsınız. Fuat Bey 'Türkiye tarihi" ne dair 'Tanin n de bir tenkit neşretmiş ve bu münasebet­ le zdtidliniz "Vakit" gazetesiyle mü/akatta bulunlnU§tunuz. Bu sefer dostum Agaoglu Mehmet(B) Beyle konuşur iken Zll ti-tlli­ nizden bahsetti. Bu vesile ile Zdti-tllinize bu mektubu yazıyo­ rıun.

Fuat Beyle "Joumal asiatique " deki makalenize dair mü­ naka§alan büyük bir ataka ile takip ediyorıun. Cevabınıza her halde cevap venneyeceffeni muhakkak addediyorsam da, Fuat Beyin cür'etlalrlıgtnı iyice bildigim için, cevap vennek ihtimali variddir, zannederim. (7) Yirmi be§ yıl sonra Demokrat Parti kuruculanndan. (8) Burada yanlı§ olarak Ahmed yerine Mehmed denmİf.

159


Bu münasebetle bendeniz de NAZARlYENIZ/, Filoloji yardımı ile çok vazıh olarak TEYID EDECEGIM: "<Jtuz"un kabile zümresi olması hakkındaki naz.ariyeniz ilim alemince SON DERECE MÜHiMDiR Onun ehemmiyetini FUA T BEYLER TAKDiR EDEMEZ. "(9)

Hukuk Mektebi binasının inşaatı 1925 yılının Eylül ayında bitmiş, Mektebin teşkilatı da tamamlanmıştı. Açılış töreninin Kasım ayı başında, Meclisin açılışından hemen sonra yapılması tasarlanmıştı. Yeni Türkiyenin yeni Başkentinde ilk defa bir Yüksek Öğrenim kuruluşunun açılacak olaması hem Ankara, hem İstanbul basınını ilgilendirmekte idi. Gün geçmiyordu ki, bu konuda bir yazı çıkmasın. 14 Eylül 1925'de, Sadri Maksudi de "H4kimiyeti-milliye"de, "Ankara Hukuk Mektebinin tari­ ht ehemmiyeti" başlığı ile uzun ve dikkati çeken bir y�ı ya­ yınladı. Yine HAkimiyeti-milliye'de çıkan bir haber yazısı, ikinci başlık olarak şu cümleyi koyuyordu: "Heyet-i-Müderri­ sin kamilen tayin edilmiştir". Yazıda(lO) kimin ne okutacağı belirtiliyordu. Bu tarihten sonra "Türk Hukuku Tarihi" konusu üze­ rinde durulmağa başlandı. "Vakit" gazetesinde şöyle deniyor­ du: "Şimdiye kadar lisanımızda" Türlç Hukuku tarihi" bir fer olarak tedvin edilmemiş olduğundan, Sadri Maksudi Bey böyle bir eserin telifıne bezl-i-himmet edecektir... Sadri Maksudi Sorbon Darülfünunundaki alakasını artık resmen kesecektir"( l l) . evrakı arasında bulunmuş olan bu mektubun birin­ ci sahifesinin klişesi kitabın sonunda verilmektedir. ( 10) 21 Eylül 1925. ( 1 1) S Ekim 1925 tarihli "Vakit" gazetesi. '7ürk Hukuku Tarihi" hakkındaki en aynntılı ve Sadri Maksudi'nin resmi ile süslenmiş yazı "Cumhuriyet'in" 2S Kasım 1925 tarihli sayısın­ da çıkmıştır.

(9) Sadri Maksudi'nin

160


Ankara HuJ.ruk mektebi S Kasım 192S'de açılır. Gazi Mustafa Kemal a� konuşmasında aşağıdaki sözleri söyler: "Cumhuriyetin müeyyidesi olacak bu büyük müessese­ nin açılışında hissettifim saadeti hiç bir tqebbüste duyma­ dım "<12),

Artık Sadri Maksudi kendini tamamen derslerine ve­ rir. "Umumi Hukuk tarihi" dersini okutmak kolay. Çünkü var olan, usülü belirlenmiş, yolu çizilmiş, bilgileri kataloglan11ll§ bir ilimdir. Türk Hukukunun İslAmiyetten sonraki tarihi de eweliyatı olan, daha önce başkaları tarafından okutul­ muş, İslAm çerçevesi içine oturtulmuş bir ilimdir. Sadri Maksudi'nin okutacağı "İslAmiyettten önceki Türk Hukuku" ise, eweliyatı, kitabı, metodu olmayan, yok­ tan var edilecek bir ilim dalıdır. Gerçi kendisi bir hukukçu olduğu için, yıllar boyunca eski Türk tarihini incelediği sıra­ da, Türk Tarihindeki hukukla ilgili hususlar dikkatini çek­ miştir. Fakat yine de, bütün Türk tarihin� hukukçu gözü ile yeni baştan incelemesi gerekecekti. Ve bunu.Ankara gibi kü­ tüphanesi falan olmayan bİ!' şehirde yapacaktı. Bereket versin elinde, Helsinki, Bedin, Paris kütüpha­ nelerinde aldığı notlarla dolu bir yığın defter vardı. Sadri Maksudi'nin yaptığı zor iş hakkında İstanbul Hukuk Fakültesi Profesörlerinden öğrencisi Prof. Ziya Umur şunlan söyler: "1 925 senesinde kurulan Ankarr.ı Hukuk mektebinde ilk defa olarak ihdas ecU/en Türle Hukuku Tarihi dersini okutmak­ la Sadri MaksucU vazife/endirildi. H� bir evveliyatı olmayan bir i§e başlamanm güçlüfü t11ila2rdır. KencU ifadesiyle, �ce­ li yolu da kendisi yaparak seyahat eden bir yolcuya " benzedigi­ ni söyleyen Sadri MaksucU 'nin, ne kadar yorucu safhalardan . Ttlık (12) Utkan Kocatllrk, "Atatürk ve Tilrkiye Cumhuriyeti Kronolojia Tarih Kurumu Yayınlan, Ankanl 1983, sahife 446.

.

161


geçti.tini tahmin etmek zor degildir. .. Bundan otuz sene evve� genç talebeler olmak, Sadri Maksudi'nin söylediklerin� ilk de­ fa söylenen sözler olarak duymakta idik. Sadri Maksudi ve em­ sali bazılannın bugünkü benliffemizin idralanda nasıl bir rolle­ ri oldupnu bugünün gençleri kolaylıkla anlayamazlar . . "(13) Siyasal Bilgiler öğrencisi olduğu halde, Türk Hukuku tarihi derslerine muntazaman devam etmiş olan Bedri Gür­ soy ise, şöyle der: .

"Sadri Maksudi ilim adamı olarak büyüklütünü Türk Hukuku tarihi alanında, lsMmdan önceki Türk toplumunun hukuki düzenini inceleyerek ve bu alanda tamamile yeni bir çı­ tır açarak göstermişti.r. Sadri Maksudi bu konuyu ele alınca­ ya kadar lsMmdan önceki Türk toplumunun Hukuk tarihi ka­ ranlıklar arasında kayboluyordu. Bu karanlıgı Sadri Maksu­ di'nin l§ıklı balaşı datztml§tır. Bu tutumu ile büyük hocamız sadece yeni bir çıtzr açmakla kalmamı§, aynı zamanda Türk'ün millet ve devlet hayatındaki devamlılıtznı da ortaya koymıqtur "<. 14) . Sadri Maksudi 1925 yılının sonu ile 1928 yılının başı arasındaki iki buçuk yıl içinde "Türk Hukuku Tarihi" deni­ len yepyeni ilmi ortaya koydu, yarattı. . .

1928 yılının başında, "Türk Hukuku tarihi" büyük for­ ma halinde, eski harflerle basıldı. Öğrencilerinin ''Türk Hukuku tarihi" hakkındaki fikir­ lerini belirtmişken, onların Sadri Maksudi'nin kişiliği ve ho­ calığı hakkındaki fıkirlerini de burada belirtmek belki yerin­ de olacaktır. (13) "Türk Kültürü" dergisi, Mart 1967. ( 14) Bedri Gürsoy'un, Sadri Maksudi'nin ölümünün 30. yıldönümü müna­ sebetiyle, Ankara'da, 20 Şubat 1987'de yapılan Anma törenindeki ko­ nu§mllSı .

162


Sadri Maksudi'nin vefatından sonra ve ölüm yıldö­ nümlerinde, artık kelli felli adamlar olmuş bazı öğrencileri onu gazete ve dergilerde anlatmışlardır. Burada ikisi avu­ kat, biri Yargıtay Üyesi olan üç öğrencisinin yazılarından parçalar sunuyoruz: "Sadri Maksudi güze� levend yapılı, sıhhati� yayla Türk­ lerinin su katılmamış örneklerinden biri idi. Cismen böyle ol­ dufu gib� ruhi cephesi itibariyle de, tam manasiyle insan adamdı. Onu yalandan tanımak fırsatını bulup da, ilmine, il­ minden istifade ettirmek kudretine, mahviyetk4rlıtzna, vatan­ perverliffene, bir kelime ile insanlıtzna hayran olmamak müm­ kün deffeldi. .. Sadri Maksudi 'nin dünyada en çok ehemmiyet ve kıymet verdiffe şey Tiıirldügün istikbal� yükselmesi ve ilerle­ mesi idi. Türklüte ait en küçük müsbet haber onu sevindirir­ di. . . "(15). Av. Münir Musagil "Sadri Maksudi Türle ulanın tarihini kendi yaşamış o/du­ tu bir hayat gib� bütün" teferrüatı ile bilir ve hissederdi. .. Hoca­ mız Orhun ve Yenisey �/erinden bahsettiffe zaman, gözleri dolu dolu olur, bilhassa bu anıtlardaki "Türle budunu yok ol­ masın, Türle budunu var olsun " cümlesini telaruladıtz zaman, derin bir heyecanla sarsılırdı. . . "(16). Ayhan Timurtaş(l7J "Sadri Maksudi Arsa� derslerinde, ötrencilerine inanç, sevgi ve Stl)Wl aşılamıştı. Satlam karakteri, tertemiz ahWa, me­ lek gibi ruhu ile açmadıtz yürek, kazanmadıtJ gönül kalmamış­ tı. . . Uluslararası hukuktan, ahllJ/an deffeşmez ilkelerinden söz ederken, gösterdiffe derin coşku, her defasında, dinleyenleri de (15) "Türle Kiıltüril ", Mart 1967. (16) "Yeni lstanbur gazetesi, 4 Mart 1963. (17) Ayhan Hanım, bütün Demoknıl Parti dönemi boyunca Millet Bfllkanlıtı vazifesini gmmüş olan Refik Koraltan 'ın kwdır.

Meclisi

163


coşturur, ta içinden sarar ve sarsardı. Türle ulusunun geçmi§in4en, gelecefinden, insanlık için yapacak' daha pek çok şey bu­ lundugundan sık sık bahsederdi. Bu konuda da içi yanık, ruhu ateşli idi. .. Hulasa, o bir fikir kahramanı, bir ahMk kahramanı idi. .. "(18) Ali Rıza önder (Emekli Yatgıtay üyesi) 2- Türk Ocakları

( 1 925- 193 1 )

Sadri Maksudi 1925 de, Türkiye'ye gelir gelmez, Türk Ocaklarına üye olmuştu. Türk Ocaklarının 23 Nisan 1927'de toplanan Kurultayında, "Hars Heyeti" üyesi seçil­ mişti. "Hars Heyeti" 23 Nisan 1928 Kurultayında, "İllin ve Sanat Heyeti" adını aldı. 23 Nisan 1930'da Türk Ocaklarının Altıncı Kurultayı toplandı. Bu Kurultayda, iddia'ya göre, "Türk Tarih Heye­ ti"nin kurulmasını Afet İ nan teklif etmiştir. Halbuki bu ku­ rultayda, bu teklifi yapan Afet İnan değil, Sadri Maksudi' dir. Tarih Heyeti kurulması fikrinin Sadri Maksudi'den gelmiş olduğunu ben (bu kitabın yazan), daha önce, Türk Kültürü dergisinin Mart 1967 sayısında ve, ayrıca, Amiral Fahri Çoker'in 1983'de meydana getirdiği "Türk Tarih Ku­ rumu kuruluş amacı ve çalışmaları" adlı hacimli eserin bir bölümünde (s.303) isbat etmiştim. Ne 1967'de, ne de 1 983'de, o zaman hayatta olan Afet Hanım ve o olayların yakın tanığı Uluğ İğdemir dediklerimi yalanlayamamışlardı. Şimdi burada, daha somut belgelere dayanarak, bir Tarih Heyeti kurulm a sı teklifinin, Türk Ocakları Kurultayın­ da, Sadri Maksudi tarafından yapılmış olduğu gerçeğini tek­ rarlayacağım. ( 18) 'Türk Düşüncesi" dergisi, sayı 40, 1957

164


Söz konusu belgelere göre, Tarih Kurumunun .ıcuruıu­ şu ile ilgili olaylar şöyle cereyan etmiştir: Türk Ocaklarının VI. Kurultayında, 27 Nisan 1 930 gü­ nü Sadri Maksudi bir konuşma yaparak, "İllin ve Sanat He­ yeti" dışında, Türklüğün en eski tarihini inceleyecek bir Ta­ rih Heyetinin kurulmasını teklif eder( 1 9). Yurttaşlık öğretmeni sıfatıyle Kurultayda üye bulunan ve Gazi'ye yakınlığı. bilinen Afet Hanım o gün, kurultay top­ lantısından sonra, Çütlikte bulunduğunu bildiği ·Gazi'nin ya­ nına gider. Gazi Kurultayda olup bitenleri sorar. Afet Ha­ nım .da Sadri Maksudi'nin teklifınden söz eder. Bunun üzeri­ ne Gazi: "Sen bu teklifi destekleyeceksin!" der. Bunu söyle­ mekle yetinmez, pratik ve gerçekçi kafası ile, Afet Hanım­ dan Türk Ocaklarının tüzüğünü ister(20) ve bu tüzüğün han­ gi maddesine hangi cümlenin ilavesiyle Tarih Heyetinin ku­ rulmasının temin edileceğini belirler( 21 ). Öteden beri Türk tarihi ile ilgilenmiş, Türk tarihine dair pek çok kitap okumuş, Batı tarihçilerinin Türkleri ve Türklerin dünya tarihindelti rolünü küçümsedikleri izlenimi­ ni edinmiş ve iliklerine kadar milliyetçi olan Gazi, Tarih He­ yetinin kurulması işine o kadar heves duyar ki, Afet Hanı­ ma şöyle der: - Tarih Heyeti kurulması için Kurultay Reisliğine bir takrir vereceksin. Aynı zamanda, takririnin mucip sebepleri­ ni izah edecek şekilde bir konuşma yap@caksın ... Gel, Çan­ kaya'ya dönelim, senin konuşmanı hazırlayalım. ( 1 9) Sadri Maksudi'nin bu konu§Ması şüphesiz Türk Ocaklarının 6. Kurul­

tayının zabıtlannda vardır. Maalesef bu zabıtları ele geçiremedim (AA.) (20) Afet Hanım, Dr. Afetinan imzasıyle, Belleten dergisinin Nisan 1 947 sayısında, bütün bunları anlatmıştır. (21) Atatürk'ün Cumhuriyetin Onuncu Yıldönümü nutkunda kullandıjı "muasır medeniyet" tabirini bu tüzükte bulup beğendiği ve benimsedi­ ği akla geliyor.

1 65


Ve o yıllarda çok tecrübesiz ve bilgisiz olduğunu biz­ zat itiraf eden( 22) Afet Hanıma Gazi, Çankaya'da uzun bir nutuk dikte eder. Dikte bittikten sonra, fikrine itimad ettiği bir kaç kişinin onayını almak ihtiyacını duyar. Bu maksatla Sadri Maksudi, Reşit Galip ve başka bir kaç kişi o günkü ak­ şam sofrasına çağırılır. Sofrada Afet Hanım kendisine dikte edilmiş metni okur. Gazi metnin bazı yerlerini düzeltir ve Afet Hanımın ağzına yakışacak bir iki cümle ilAve eder. Afet Hanım bu olayları şöyle anlatıyor: "Verecegim nutkun esaslannı kaleme aldıktan sonra, Kurultayda bulunanlardan bazı kimseleri O AKŞAM Atatürk Çankaya köşküne davet etti. Eski köşkün yemek salonu Kurul­ tayın bir Komisyonu haline gelmişti. Ben nutkumu okudum. Dinleyenler mütalealannı bildirdiler, tasvip ettiler. Benden son­ ra aynı vadide söz söyleyecek olan Profesör Sadri Maksudi ve Dr. Reşit Galip Beyler vazife aldılar. Teklif edilecek takrir de hazırlanml§tı. "(23), ..

Dikkat edilirse, Afet Hanım "takriri hazırladım" diye­ miyor, "hazırlanmıştı" diyor. Çünkü hem nutku, hem takriri Atatürk (O zaman henüz Gazi) hazırlamıştı. Sözkonusu nutku Afet Hanım Türk Ocakları Kurulta­ son günü olan 28 Nisan 1930 günü, Gazi'nin de hazır bulunduğu oturumda okur. Onun arkasından Sadri Maksu­ di ile Reşit Galip birer konuşma yaparlar. Afet Hanım Gazi tarafından hazırlanmış takriri Kurultay Başkanlığına verir. Takrir oya sunulur ve kabul edilir. yının

Burada mühim bir noktaya geliyoruz: Afet Hanımın

28 Nisan günü yaptığı konuşma ile onun arkasından Sadri ( 22) Dr. Afetinan, 'Türk Tarih kurumunun kuruluşuna dair" Belleten, san 1947, s. 175. (23) Aynı dergideki aynı yazı.

166

Ni­


Maksudi ile Reşit Galip tarafından yapılmış konuşmaların metni 24 sahifelik bir broşür halinde, Türk Ocakları tarafın­ dan basılmıştır. Broşürün kapağı üzerindeki ad şöyle: "Türk Tarihi hakkında mütalealar". Maalesef ne kapakta, ne de içeride tarih falan yok. Metnin Afet Hanım tarafından okunmuş kısmına ait 4. ve 5 . sahifelerinde şu cümleleri okuyoruz: "Bu sözlerim DÜNKÜ toplanmada Profesör Sadri Mak­ sudi Beyefendinin MÜTALEALARINDAN MÜLHEM ola­ rak tesbit ettigimiz bazı noktalardır. . . Profesör SADRI MAK­ S UDİ 'NİN DÜNKÜ TEKLiFiNE iŞTiRAK EDERiM''.

Sözü edilen broşürü Afet Hanım Belleten'de yayınla­ dığı "Türk Tarih Kurumunun kuruluşuna dair" başlıklı yazı­ sında bir defa değil, iki defa dipnotta zikretmektedir(24) . Ay­ rıca, Afet Hanımın, 1 953 yılına ait "Gazi M.Kemal Atatürk ve Türk Tarih Kurumu" adlı 22 sahifelik bir kitapçığı vardır. Bu kitapçıkta da, Afet Hanım "Türk Tarihi hakkında müta­ lealar" adlı broşürü zikretmiştir(25) . Ancak ortada şu tuhaf durum vardır: Çok önemli bir belge niteliğindeki bu broşür bugün Türk Tarih Kurumu kü­ tüphanesinde de, Milli Kütüphanede de yoktur! Üstelik, bu belgenin varlığını çok iyi bilinesi gereken ve önce Türk Ocaklarında, daha sonra Türk Tarih kurumun­ da uzun yıllar sekreter ve Müdür olarak çalışmış olan Uluğ İğdemir, Ülkü dergisinde yayınladığı yazısında, yakından ta­ nık olduğu olaylara aykırı olarak, ne Sadri Maksudi'nin 27 Nisan 1930'da yaptığı konuşmadan, ne de "Türk Tarihi hak­ kında mütalealar" adlı broşürden söz etmeğe lüzüm görme­ yerek, sadece Afet Hanımın 28 Nisan'daki konuşmasından (24) Belleten, sayı 42, s. 1 1 77 ve 178. (25) Bu küçük kitap Türk Tarih Kurumu

kütüphanesinde, A.1-9316 ve A.11-3666 numaralarda kayıtlı olarak, iki nüsha halinde bulunmakta­ dır.

167


ve Tarih Heyetinin kurulması için verdiği takrirden söz edi­ yor(26), Uluğ İğdemir acaba neden Tarih Kurumunu kurma teklifinin Sadri Maksudi tarafından yapıldığı gerçeğini gizle­ me ljizumunu duydu? Ne olursa olsun, belge niteliğindeki broşür Afet Ha� nım tarafından üç kere zikredildiğine göre, elbette ki bıraktı­ ğı kitaplar arasında vardır. Bizim de elimizde bulunmakta olan bu broşürün başvurmadığımız bazı kütüphanelerde bu­ lunması da mümkündür. Afet Hanımın Kurultayda okuduğu nutuk baştanbaşa Atatürk'ün veciz ve ifadeli üslubunun damgasını taşım:lkta­ dır. Demir kalıptan çıkmış gibi, kuvvetli, beklenm�di� :le­ yimlerle doludur: "En nurlu güneş Türlc 'ün menşein� medeniyetini, azame­ tini tanıtan tarihtir. . . Türk medeniyettir, Türk tarihtir. . . Türk milletin� Türle çocuklannı yeni bir nurlu tarih yolundan yürüte­ rek, atinin parlak ufuklanna eri§tirmek mühimdir. . . "

Bu nutuk şu gerçeği meydana koymaktadır: Ata­ türk'ün tarih merakının 1930'da başlamadığını, çok eskiden beri Türk'ün geçmişine karşı ilgi duyduğunu ve 1930'a ka­ dar, abur cubur da olsa, eski Türklerin geç.nıişine dair pek çok kitap okumuş olduğunu ... Türk Ocaklarının VI . Kurultayın�a kurulan "Tarih He­ yeti" ilk toplantısını Gazi Mustafa K�mal'in Başkanlığında, 4 Haziran 1930'da yaptı. 23 Nisan 1 930 Kurultayı Türk Ocaklarının son nor­ mal Kurultayı oldu. 10 Nisan 193 1 'de toplanan "FevkalAde Kurultay" Türk Ocaklarının dağılmasına karar verdi. Bu ka­ rar Sadri Maksudi'yi, bir yakınını kaybetmiş gibi s�rstı. Gün­ lerce yemedi, içmedi. (26) ;'Ülkü" dergisi, sayı 75, 1 Ekim 1944,. sahife 19. 168


Türk Ocağı, Sadri Maksudi'nin gözünde, Türklük ate­ şini ve alevini barındır.an bir tapınak, Türk meselelerine eği­ len bir Yüce Meclis, bütün Dış Türklerin her an yöneldikle­ ri bir Kibe idi. Türk Ocakları kapandıktan sonra, "Tarih Heyeti" 15 Nisan 193 1 'de, "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti"·adını aldı. Sadri Maksudi'nin Türk Ocaklarının kapatılışı hakkın­ da kendine göre yorumu vardı: ona göre, bunda İsmet Pa­ şa'nın parmağı olmuş olsa gerekti. Hoş, İsmet Paşa'nın tah­ rik edilmesinde, Türk Ocakları Reisi Hamdulla h Suphi'nin psikolojik hatalarının rol oynamış olması mümkündü. Hamdullah Suphi Çankaya tepesi ile Ankara kalesi arasındaki en önemli tepe üzerine, Türk ocakları Merkez bi­ nasını yaptırmıştı. 1930 yılının başlarında bu binanın açılış töreni yapılmıştı. Daha sonra, Hamdullah Suph� bu binada parlak ziyafetler vermişti. 29 Ekim 1930'da Cumhuriyet Ba­ losunu tertiplemiş ve gelenleri ev sahibi gibi karşılamıştı. Bundan bir kaç zamari $onra (yoksa evvel mi idi?) Anka­ ra'ya Macar Başbakanı Kont Bethlen gelince, İsmet Paşa'­ nın misafir şerefine Ankara Palasta verdiği yemek ziyafeti­ ni, Hamdullah Suphi'nin, Kordiplomatiği de davet ederek, Türk Ocağında verdiği balo gölgede bırakmıştı. Bu, bardağı taşıran son damla oldu. Hükümetin misafirine bir dernek başkanı na.sıl sahip çıkabiliyordu? Sanki devlet içinde devlet vardı. Öyle anlaşılıyor ki, İsmet Paşa 193 1 yılının başında, o günlerde Serbest Fırka meselesinde de davayı kazanmış ol­ manın verdiği cesaretle, meseleyi Gazi Paşaya açtı ve yıllar sonra Kasım Gülek için kullanacağı "Ya o, ya ben!" formülü­ nü kullanarak, rest çekti. 169


Mustafa Kemal'in o yıllarda İsmet Paşaya ihtiyacı var­ dı. Falih Rıf.kı'nın·"Çankaya"sında şunları okuyoruz: "Atatürk büyük hareketler adamulır. Teferrüat ile didiş ­ me/ete"' hoşlanmaz. Bükü.met işleri ile pek bQ§ agt,rtmamıştır. Yeni bir devlet kuruluyordu. Bunun bin bir meselesi ile durma­ dan utraşacak bir ehil ya.rdımcı klzımdı. İnönü yeni devletin kunılu.şwula. ve hükümet işlerinin yürütülmesinde belli başlı dnıil olmu.ştur "f27).

Dediğimiz gibi, Mustafa Kemal'in Paşaya ihtiyacı var­ dı. Onun "Ya o, ya ben!" i karşısında, İsmet Paşayı feda ede­ medi, Hamdullah Suphi'yi feda etmeğe mecbur oldu. 3- Tarih çalışmaları

( 1 930- 1935)

Türk Ocağı Tarih Heyeti, kurulur kurulmaz, yoğun bir çalışma dönemine girdi. En çok çalışan Gazi Mustafa Kemal Paşa idi. Boyuna okuyor, Avrupa'dan kitaplar getirti­ yor, Tarih Heyetine Başkanlık ediyordu. Çok defa Tarih He­ yetinin toplantıları, gece Çankaya'da, Sofrada devam ediyor­ du. Heyetin 16 üyesinin gece gündüz çalışması ile, kalın bir eser meydana getirildi. Her üyenin yazdıkları genel top­ lantıda okunuyordu. Sadri Maksudi "İskitler" faslını ve "Orta Asya Türk Devletleri" bölümünü üzerine almıştı. Orta Asya Türk Dev­ letlerinin tarihi, çok iyi bildiği bir bahisti. Çünkü Hukuk Fa­ kültesinde, bu Devletlerin tarihini okutuyor ve bu Devletle­ rin yapısındaki Hukuk ile ilgili elemanları ortaya koyuyor­ du. Hukukçu bilgin Orta Asya Türk Devletlerinin tarihini sistemleştirmek ve tarihi olaylara Türk gözü ile bakmakla beraber, Batılı tarihçilerin görüşlerine aykırı iddialarda bu­ lunmuyordu. "İskitler" konusunda ise, durum değişikti. Sad­ ri Maksudi "İskit" kelimesinin "Saka" kelimesinden çıktığına (27) "Çankaya" 1980, s. 492.

170


ve Batılı tarihçilerin aksine, BÜTÜN İskitlerin Türk olduk­ larına kani idi. Buna araştırmaları neticesinde kanaat getir­ mişti. Onun için Sakalar konusunda tarihe, Gazi'nin pek ho­ şuna giden yeni fikirler ve görüşler getiriyordu. Tarih Heyetinin öteki üyelerinden bazılarının da, Türklerin dünya tarihindeki rollerini belirten yeni fikirleri ·ve teorileri vardı. Fakat her bilimde, esaslı kaynaklara da­ yandırılmış yeni görüşler vardır, bir de havada asılı fikir­ ler . . . Başka deyimle, delillendirilmiş teoriler vardır, delille n­ dirilmemiş teoriler ... Sadri Maksudi'ye öyle geliyordu ki, Tarih Heyetinin bazı üyelerinin ortaya attıkları yeni fikirler havada asılı ka­ lan cinstendi. Mesela, Yusuf Ziya tarafından ileri sürülen, Yunanistandaki Acheen'lerin asıl adlarının Aka olduğu ve bunların Türk oldukları fikri... O Yusuf Ziya ki, bir- yandan da Dil İnkilabını yozlaştırmakla meşguldü. Sadri Maksudi bir kaç defa, ortak toplantılarda, her üyenin yazdığı bütün üyelere okunurken, itiraz edecek oldu. Fakat bundan vazgeçip, .fQ<lrlerini Gazi'ye bir mektupla bil­ dirmeğe karar verdi. 193 1 yılının sonuna doğru, Cumhurbaş­ kanlığı Umumi Katibi Tevfik Bey vasıtasiyle (el yazısıyla müsveddesi saklanmış olan) aşağıdaki mektubu Gazi'ye sun­ du: "Paşa Hazretleri, Şimdiye kadar okudugumuz kısım hakkında bazı dü.şün­ celerimi arz etmege müsaadenizi istirham ediyorum. Bu fikirle­ ri söylemege beni sevkeden yegane amil Zdtı-Devletinize karşı, bütün millet efradı ile beraber, hissetti.gim derin ve samimi hür­ memr.

Cihan tarihinde müstesna bir mevkiiniz vardır, Paşam! Sizin her yaptığınız bütün Cihanda nazan dikkati celbedecek­ tir. Beşeriyet bu tarih kitabının sizin eseriniz oldugunu, sizin gösterdiginiz esaslara istinaden yazılmış oldugu,nu bilecektir ve

171


hatta, diyebiliı ' ?. şimdiden biliyorlar. Eserin ihtiva ettifi esas tez, yani ilk medeniyetin Orta As­ yada, Türkler tarafından tesis edilip, muhaceretyolu ile yayıldı­ tına dair tez fevkaldde mühimdir. Şimdiye kadar bu şekilde hiç kimse tarafından ifade edilmemiştir. Medeniyetleriyle mat­ rur Avrupalılar kolay kolay bu tezi kabul etmek istemeyecekler­ dir. Fakat red dahi edemeyeceklerdir. Esas teze ilişemeyecekleri için, tlJ/i meselelere, ikinci de­ recede meselelere ilişecek/erdir. Onun için, esas tezde ne kadar kati isek, ikinci derecedeki meselelerde, isbatı çetin tezlerden kaçınmalıyıyz. Esas tezimizi Avrupa IJ/imlerince dahi kabul olunmuş esaslara istinad ettirmeliyiz. Ve hakikaten öyle yapıyoruz. Fa­ kat bazı noktalarda makbul fikirlerden aynldık. Benim acizıl­ ne fikrime göre, esas tezimize hizmeti olmayan tlili tezlerin ade­ dini mümkün o/dutu kadar azaltmalıyız. Büyük bir eseri, bü­ yük bir tezi tenkide imkAn veren zayıf noktalar bırakmamalı­ yız.

Fikrime göre, tenkide yol açabilecek meseleler azdır. On­ /an bertaraf etmekten esas tezimiz bir şey kaybedecek defildir. Bende tereddüt tevlit eden noktalar şunlardır: 1) Mesopotamyada, ta Sümer devrinde ve Akad yurdun­ da bir Sami unsurun mevcudiyetini kabul etmek tazımdır. Baş­ ka türlü, Babil lisanının samilifini izah zordur. 2) Hindistanda, Dravidlerle Sakalann hicreti arasında, bir gayri-Türle unsurun muhaceretini kabul etmek tazımdır. Aksi takdirde, Sanskrit ve Hind-Avrupai lisanlar arasındaki karabeti izah kabil delildir. 3) HakezA, Çine medeniyetin Türlcler tarafından ithal edildifini kuwetle söyledifimiz halde, gayri- Türk bir unsurun vücudunu ve bazı Türle sülfilelerinin yanında, gayri-Türk un­ surlann bu/undutunu itiraf etmek gerektir.

172


4) Mısır'da "eneolithique " devri btl§latan unsurun Türk­ ler o/dutu şüpheli kaldı. Hyksos kelimesinin esası ne olursa ol­ sun, Hyksoslann arasına Samilerin kanşmış olması muhtemel­ dir.

5) Lisanı delilleri, mümkün o/dutu kadar azaltmak la­ zımdır. Bizim bugünkü, lehçeye istinaden iştikak etme usulü­ nü Avrupalılar kabul etmeyeceklerdir. En derin tazimlerimi arzederim. Sadri Maksudi 'f1B)

O dönem, yani 1930 ve 193 1 yılları, Sadri Maksudi'­ nin en gözde olduğu dönemdi. Gazi Paşa Sadri Maksudi'nin her görüşüne, her sözüne önem veriyordu. Sadri Maksudi'nin Gazi'ye yazdığı uzun mektup etkili oldu. Tarih Heyetinin meydana getirdiği kocaman kitabın binlerce nüsha basılmasına hazırlanılırken, kitap "Türk tari­ hinin anahatları" adı ile ancak 100 nüsha basıldı ve piyasaya çıkarılmayıp, Uluğ İğdemir'in ifadesi ile "ilgili aydınların ve tarihçilerin tetkik ve tenkid.i,ne sunuldu" (29) . Fakat aynı zamanda, kalın kitabın kısa bir özeti, "Türk tarihine methal" adı verilerek, 30.000 nüsha basıldı ve her tarafa dağıtıldı. Bu küçük kitaba, Sadri Maksudi'nin büyük kitap için yazmış olduğu "İskitler-Sakalar" faslı alın­ mamıştı. Fakat 74 sahifelik kitabın 32 sahifesi Sadri Maksu­ di tarafından yazılmış sahifelerdir. Dipnotlarda ruSça eserle­ rin gösterilmiş olması bu sahifelerin Sadri Maksudi tarafın­ dan yazıldığını göstermektedir. Çünkü Tarih Heyetinde Sad­ ri Maksudi'den başka rusça bilen yoktu. (28) Arap harfleriyle ve kurşun kalem.le yazılmış olan bu müsvedde deli­ nip dosyalanmıştır. Yani, temize çekilip gönderilmiş olduğunda şüp­ ·h e yoktur. (29) Uluğ İğdemir, 'Türk Tarih Kurumunun kısa tarihi" Ülkü dergisi, yeni seri, sayı 75, 1 Ekim 1944, s. 19.

1 73


Sadri Ma ksudi tarafından yazılmış "İskitler-Sakalar" faslı "Türk Tarihinin ana hatları eserinin müsveddeleri" adı ile yayınlanmış kitabın 23 sahife (sütun) tutan S numaralı bölümünü oluşturmaktadır. Afet İnan Belleten'de yayınlanmış "Atatürk ve Tarih tezi" başlıklı yazısında şöyle der:

"Hakimiyeti milliye matbaası... ilk not/an bastı. Türk Tarihinin Anahatlan kitabı bir cilt halinde bunu takip ederek basıldı (30) . Afet Hanımın "ilk notlar" dediği, çeşitli üyelere ait müsveddeler olacak.

Sadri Maksudi'nin, "İskitler-Sakalar" başlığı altında yazmış olduğu bölüm, "basılmış müsvedde" halinde, her bü­ yük kütüphanede bulunabilmektedir. Sadri Maksudi, yukarıda da söylediğimiz gibi, sadece bir kısım İskitlerin değil, bütün İskitlerin Türk olduklarını en kesin delillerle isbat etmiştir. Fakat bugünkü tarihçiler bu ilmi delillere dayanan sahifeleri okumak zahmetine kat­ lanmamaktadırlar. Yukarıda, "Türk Ocakları" faslımızda anlattığımız gi­ bi, Türk Ocakları kapandıktan sonra, Tarih Heyeti 15 Ni­ san 193 1 'de, "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti" adı ile ayrı bir kuruluş halini aldı. "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti" kurulur kurulmaz, 1 00 nüsha halinde basılmış 606 sahifelik "Türk Tarihi Anahatla­ rı" kitahını dört cilde ayırarak, liselerde okutulacak bir okul kitabı olarak bastırdı. Çok geçmeden, Orta okullar ve hatta ilkokullar için de, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından birer kitap hazırlandı. (30) Belleten 1939, Cilt 3, s. 243.

174


Sadri Maksudi bu kitaplara, ilmi bulmadığı fasılların girmesine mani olamadı. Aka'ların Türklüğüne inanmadığı gibi, Hititlerin Türklüğüne de inanmıyordu. Nitekim, Ata­ türk'ün ölümünden beş on sene sonra, Hititlerin Jermen so­ yundan oldukları kesin bir şekilde isbat edildi. Hititlerden önce Anadoluda yerleşmiş olan Hatti'lerin ise, Türk olması da, olmaması da mümkündü. Ne birinci, ne ikinci ihtimali is­ bat eden delil ortada yoktu. Etrüsklere gelince, Sadri Maksudi'ye göre, onların Türk olmaları ihtimali vardı. Fakat bu sadece bir ihtimal idi. Bunu ilmi gerçeğe çevirmek için, uzun yıllar inceleme, araştırma ve karşılaştırmalarda bulunmak gerekecekti. 2 Temmuz 1932'de Birinci Tarih Kongresi toplandı. Bu Kongrede Orta Asayada, tarihi dönemlerde kuraklık olup olmadığının tartışması hayli zaman aldı. Bazı delegeler Tarih Tetkik Cemiyetinin okullar için bastırdığı kitapların eleştirisini yaptılar. Sadri Maksudi'nin konuşması "Tarihin �milleri" üzerine idi. Konuşmasından bir iki cümle: ''Mefküre tarihi amil/etin en kuwetlisidir. Diger amilleri maglup edebilir. Harpler, fütuhat, ihtillJller, medeni ıslahat. . . bunlann hepsi bir fikrin, bir mefkürenin zaferi için yapılan fa­ aliyetlerdir. . . . . . . lngiliz mütefekkirlerinden Carlyle 'e göre, bütün beşeri­ yet tarihi büyük şahsiyetlerin tercümei-halinden ibarettir. . . Büyük şahsiyet tecessüm etmiş bir mefküredir. . . Bü­ yük şahsiyet yeni birfikir cereyanı, yeni bir hareket yaratan şah­ siyettir, halk içinde müphem surette hissedilen temayülleri, fi­ kirleri, dilekleri şuur/andıran, milletin veya bütün beşeriyetin daha ifade edilmemiş emellerine şekil veren şahsiyettir. . "(3 1 ) . .

. .. Atatürk, 1936 yılında, genç tarihçilerin yetişmesi için Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesini kurdurdu. Biliniyor (3 1 ) Birinci Türk Tarih Kongresi zabıtları: S. 347, 361, 364.

1 75


ki, Atatürk'ün bu Fakülteye ille verdiği ad "Tarih Fakültesi" idi. Etrafındakilerden biri tarihin Coğrafyaya dayandığını

hatırlatmış, derken, bir başkası Türk dilinin Türklüğün bir unsuru olduğu üzerinde durmuştur. Bunun üzerine, Ata­ türk: "Varsın Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi olsun" demiş­ tir. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin adı Atatürk tara­ fından konduğu için, hiç bir zaman değiştirilmemiş yani Edebiyat Fakültesi adına çevirilmemiştir... 20 Eylül 1937'de toplanan İkinci Tarih Kongresinde, Sadri Maksudi tarihçiliği ile hukukçuluğunu birleştiren bir konu seçti: "Devlet ve Hukuk mefhumunun ve müesseseleri­ nin inkişafında Türklerin rolü". Bu Türk tarihinin yeni bir cepheden incelenmesine vesile oluyordu. Bildiriden iki cümle zikretmekle yetinelim: "Beşeriyet tarihinde hiç bir ırk Türkler kadar devlet kur­ başka milletler üze­ zulme istinad etme­ mişler, zaman ve muhitin seviye ve kabiliyetine göre, azlimi adaleti, .azami kanuniliffe ve toleransı göstennişlerdir" mak kabiliyetini göstennemiştir... T,ürkler, rinde Mkim Devlet olarak, hiç bir zaman

Sadri Maksudi 1943'de toplanan Üçüncü Tarih Kong­ resinde ise, "Farabi'nin kültür tarihindeki rolü" üzerine ko­ nuşmuştur. Sadri Maksudi'nin Farabi'ye karşı çok büyük hayranlığı ve sevgisi vardı. 1948 Kongresindeki konu: Eski Türklerdeki "soy-oy­ mak" teşkilatı. Sadri Maksudi'nin tarihçiliği hakkında Türk Yurdu' nun Nisan Mayıs 1970 sayısında, "Sadri Maksudi'nin Türk Tarihi ve Türk Soyu hakkındaki görüşleri" başlığı altında, esaslı bir inceleme yayınlayan Prof. Tayyip Gökbilgin yazısı­ nı şöyle bağlamaktad ır : -

176


"Sadri Maksudi Arsal'ın ilim ve kültür tarihimizde, özel­ /ilde millt tarih meseleleri ve Türklük konularında i§gal ettili mevki çok büyüktür, çok önemlidir. O otuz seneden fazla bir zaman, Türk ilim hayatında Üniversitelerimizde ve millt kültür alanında degeri ölçülemeyecek çalışmalar yapmış, bu arada, Türle tarihçiligine, Türk Tarih Kurumunun bünyesi içinde ge­ ni§ bilgisinden, sarsılmaz enerjisinden ve Türklük davalarında­ ki temiz ve ateşli duygularından meydana gelmi§ büyük hizmet­ ler ifa etmi§tir�

"Türk Tarihi tetkik Cemiyeti" Atatürk'ün ölümün­ den sonra, 25 Mayıs 1940'da, "Türk Tarih Kurumu" adını al­ dı. "Türk Tarih kurumu"(32) Sadri Maksudi'nin "Doğumu­ nun 100. Yıldönümünü" anmamıştıl; Şubat 1987'de, Ölümü­ nün 30. yıldönümünde. Anma törenini Türk Ocağı yapmış­ tır. 4-

Dll lnldlAbı

(1924- 1930) 1925'de, Ankara'da �ukuk mektebi açıldıktan sonra, Gazi Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyetinin hukuki yapısı­ nı kurmakla meşgul oldu. Hukukçuları çalıştırarak, 17 Şu­ bat 1926'da Medeni Kanunu, 1 Mart 1926'da C'..eza Kanunu­ nu çıkarttı. Şapka İnkilabı 1925'de gerçekleştirilmişti. 20 Mayıs 1928'de Gazi Paşı'nın emriyle, "Milletlerara­ sı rakamlar Kanunu" çıkarıldı. Derken, Arap harfleri yerine Utin harflerinin kabul edileceği haberleri yayılmağa başla­ dı. Eserlerinde Had İnkilibını anlatmış olan yazarların bir kısmı bu İnkilabı gerçekleştirmiş olan Komisyona Had EncUmeni, bir kısmı ise Dil Encümeni veya Dil Heyeti adını (32) Yusuf Akçura için yaptığı gıbi. 177


vermiflerdir. İtin albnı Emin Erişirgil'in "Türk Dili" dergi­ sinde yayuılanmlf bir yazısından(33) öğrenebilmekteyiz.

Meğer 1928'den çok önce, bir kanunla ilci ayn Heye­ kurulacapa karar verilmiş: Talim Tarbiye Heyeti, bir de Dil Heyeti. Bu ikinci Heyetin vazifesi ilml ve gramer kurallannı belirlemekten ibaret olacakmış. Talim Terbiye Heyeti fiilen kurulmuş, Dil Heyeti bir türlü kurulamamJ§. Fakat her yıl bu Heyet için bütçeye öde­ nek konmUf. Gazi Paşa 1928 başında Utin Harfleri meselesinin in­ celenmesi için bir Komisyon kurulmasını emredince, Maa­ rif Vekili Mustafa Necati ödeneği hazır olan ve bir türlü ku­ rulamayan Dil Heyetini hatırlamış ve Utin harfleriyle uğra­ şacak komisyona, sırf mali bir sebeple, "Dil Heyeti" adını vermiş. Bu Dil heyetinin üye bakımından kuruluşu da şaşıla­ cak derecede rastlantılara dayanmaktadır. Gazi Paşa sade­ ce 4 üye hakkında emir vermiştir: Falih Rıfkı, Yakup Kadri, Ruşen E§ref, Ahmet Cevat. Gazi Maarif Vekiline bu emri verdiği sırada, tesadüfen, Gazi'nin yanında bulunan Dışişle­ ri Bakanı Tevfik Rüştü'nün tavsiyesi ile, bir Dışisleri memu­ ru, İbrahim Karantay da Dil Heyetine alınmış. Mustafa Necati, kendisi, herhrlde Utin harflerinin kabulünü pek istemiyor olacaktı ki, Emin Erişirgil, İhsan Sungu ve Ragıp HulQsi gibi Utin harflerinin kabulüne taraf­ tar olmayan kimseleri, şahsi karan ile Heyete üye yapmış. tin

·

... Sadri Maksudi, daha Rus Parlamentosunda üye iken, Radloffun evinde geçirdiği ilmi ve münakaşalı geceler­ den beri, Türk diline Aşık idi. Türk dilini seven bütün Türk ve yabancı dilciler gibi, o da, İslamiyetin kabulünden sonra (33 )

178

"Bir tarih, bir teklif', Ocak 1952


arapça kelimelerin Türk dilini istilA etmiş olmasına üzülil­ yordu. Şunu da söylemek gerekir ki, Sadri Maksudi'nin ana dili olarak ilk konuştuğu Kazan lehçesi arapçaya en az buJaş­ mış olan bir Türk lehçesidir.

Kazan türkçesinde "siyah" ve "beyaz" kelimeleri yok­ tur, "kara" ve "ak" vardır. "Vücut", "beden" kelimeleri bilin­ mez; "gövde" kullanılır. "Uzıın" yoktur, "gerek"(34) vardır. Sadri Maksud� gençliğinden beri Türk Birliği fikrine inandığı için, bütün Türklerin aynı dili konuşmasını ve bu or­ tak dilin, pek tabii olarak, bağımsız Osmanlı Türklerinin dili olmasını arzu ediyordu. Fakat işte bundan dolayı, Osmanlı dilinin, lüzumsuz yere arapça kelimelerle dolu olmasına ca­ nı sıkılıyordu. Bu duygularla, melez birer millet olan Fran­ sızlarla İngilizlerin dışındaki milletlerin, Almanların, Rusla­ rın, Finlerin, ArapJann, hattA Romalıların dillerini incele­ miş ve J>u dillerin, milli dilde kelime üretilerek birer medeni dil haline getirilmiş olduğunu görmüştü. Aynı şeyin Türk D� için yapılması, Arapça ve Farsça kelimeler atılarak, öztürkçe bir medeni dil yaratılması Sadri Maksudi'nin büyük rüyası idi. Bu rüyasından, kızlarına Fin­ landiya ormanlarında masal anlatırken de söz etmekten ken­ dini alamamıştı. Yukarıda gördüğümüz gib� 1924 yılında, Türkiyeye konferanslar vermek için geldiğinde, İstanbul'da verdiği konferanslardan biri "Lisanların inkişaf ve tekAmülünde Akademilerin rolü" olmuştur. Metni hem Türk Yurdunda, hem ikdam gazetesinde yayınlanmış olan bu konferansta şöyle demişti: "Eminim ki, bu kadar sene arabt ve farist kelimeler ba­ taklıgında yuvarlandıktan sonra, Türk'e, Bilge Han, Kıllgarf ve Has Hacip dilinden ilham almak fikri gelecektir ve Türle

(34) Teliffuz bir az değişiktir: kirek.

179


medeni lisanını bu kaynaklardan kuvvet alarak yapa­ caktır. . . Türkçülük siyasetinin en tabii, en mukaddes tezahürü

milleti

� ıüphesiz lisanda türkçülüktür. .. "

Bu konferans Türk Yurdunda yayınlandıktan sonra, Vakit gazetesinin 9 Ekim 1925 tarihli sayısında "Lisanda Türkçülük" başlığı ve Mehmet Asını imzası ile bir uzun yazı çıkmıştı. Bu yazıda şöyle deniyordu: Türkiyat mutahassıslanmudan Sadri Maksudi Bey ahi­ ren Türk Yun:tunda ıayanı dikkat bir makale yaznıqtır. "Lisan­ lann inkifafve tela2mülünde Akademiler" serlevhası altında ya­ Zllmq olan bu makale... türkçemizin iuurf surette tasfiyesini te­ min edecek bir Akademije ihtiyaç gösteriyor. Türkçülüp esas mefk/Jre ittihaz eden Cumhuriyet idaresinin "Her medenf mil­ lette oldufu gibi, memleketimizde de, ilmi ve medenf bir lisan tesis ilini ciddi surette yoluna koymak için, lisan ve tarih mute­ hassıslanndan mürekkep ilmf bir Heyet, yani bir Akademi teş­ kil etmesini teklif ediyor�

... Bu olaylar üzerinden üç yıl geçmiş ve Harf İnkil!bı girişimleri başlamış bulunuyordu. ·

Harf Komisyonuna "Dil Heyeti" denmesi, işin i�ü­ nü bilmeyen Sadri Maksudi'de Gazi Paşanın sadece !.Atin harflerini kabul �tmekle yetinmeyip, bir Dil Reformu yap­ mak niyetinde olduğu fıkrini uyandırdı ve Gazi'ye olan hay­ ranlığı bir kat dıiha arttı.

Şu var ki, Dil Heyetinin meydana getirdiği. ve Gazi Pa­ şa'nın kabul ettiği Alfabeyi Sadri Maksudi hiç beğenmiyor­ du. Ona göre bu alfabe Türk fonetiğine uygun değildi ve bir iki nesil sonra İstanbul türkçesinin ahengini tamamen boza­ caktı. Ya türkçeden medeni dil yaratma işi de bu yetersiz Heyete yaptırılırsa? Bu Heyetin Yakup Kadri, Ruşen Eşref gibi üyeleri Sadri Maksudi'nin Türk Ocaklarından tanıdığı,

180


şeker gibi insanlardı amma, ne Diller Tarihini bilirlerdi, ne de Türk dilinin tarihini... Lengüistikten, Modolojiden ha­ berleri yoktu. Hayati bir tehlike karşısında imiş gibi telAşlanan Sad­ ri Maksudi kaleme sarılır ve dili türkçeleştirmenin ve mede­ nileştirmenin ilmi yolları hakkında sahifeler doldurur. Yani, kafasındakileri liğıda döker. Bu, 1928 yılının yaz aylarında olmaktadır. Yeni Türk alfabesi kesinleşmiş, fakat henüz bir kanuna bajlanmamış­ tır. Kunun 1 Kasım'da kabul edilecektir. Gazi Paşa Ağustos sonunda ve Eylül başında memle­ ket içinde Yeni Türk Harflerini tanıtma turuna çıkmış, sıra­ sıyla Tekirdağ, Mudanya, Bursa, Çanakkale, Gelibolu, Si­ nop, Samsun, Amasya, Tokat, Sivas ve Kayseri'yi gezmiş­ tir(35) . 2 1 Eylülde Ankara'ya dönmüştür. Sadri Maksudi Dil Reformu konusundaki yazılarını Eylül sonuı:ıa doğru bitirir ve bunları 28 Eylül'den itibaren Milliyet gazetesinde, "Lisan ıslahı meselesi" başlığı altında yayınlamağa başlar. Bu sırada, aslında Utin harflerine taraftar olan, fakat Dil Heyetinin meydana getirdiği alfabenin yetersiz olduğu­ nu, çünkü arapça kelimelerdeki bazı harflerin karşılıksız kal­ dığını söyleyen Abdullah Cevdet'in bir yazısı yayınlanır(36) . Sadri Maksudi bu yazı karşısında Gazi'nin reaksiyonu­ nu bir yerden (belki yine basından) öğrenir ve çok sevinir. Gazi şöyle demiştir: "Lisanımıza lcan§ml§ ve fakat atılması zaman meselesi olan yabancı kelimelerin hatın için Türle alfab�ine harfler ila­ vesini asla münasip görmem �

(35) Şakir Olltiltaşır, "Atatllrk ve Harf Devrimi", Türk Dil Kurumu yayın­ lan, Ankara 1981,

ı.

90-121.

(36) Emin Eri§irgil,"Bir tarih, bir teklif",Tllrk Dili dergiai,Ocak 1952,s. 35. 181


28 Eylül'den beri Milliyette her gün yayınlanm akta olan yazılarının altıncısından itibaren, Sadri Maksud� ikinci başlık olarak Gazinin bu cümlesini koymağa başlar ve yazı serisi öyle devam eder.

O günlerde Başvekil İsmet Paşa Harf ve Dil işlerine kanpnağa başlamıştır. Bir kaç defa Dil Heyetine ve daha bafka toplantılara Başkanlık etmiştir.

İfte o sıralarda bir gün, ismet Paşa Sadri Maksud i'yi çağırıp, kendisine Dil Heyeti üyeliğini teklif eder. Bu, ismet Paşa'nın hem Başvekil, hem Maarif Vekili olduğu dönemde, yani 7 Ocak ile 27 Şubat 1929 tarihleri arasında olmuş olsa gerek. Dil Heyetine bir çok yeni üye alınması da bu döneme ra stla maktadır . Emin Erişirgil, bir az bozuk bir türkçe ile: "İsmet Paşa Heyet azisını genişletti" diyor ve alınan yeni üyeler olarak şu isimleri sayıyor: Reşat Nuri Güntekin, l.A14eddin Gövsa, Besim Atalay, İsmail Hik­ met(37). Fakat Sadri Maksudi neyi bahane ediyorsa ediyor, is­ met Paşa'nın teklif"ıni reddediyor. Alfabe işinde başarısız ol­ muş bir Heyetin yapabileceği hatalara bulaşmak, sorumlu­ luk almak istemiyor. "İyi ki teklifi yapan Gazi değil, o teklif etse id� reddedemezdim" diye düşünüyor.

Sadri Maksudi Dil Heyetinin er geç dağıtılacağını ve doğru dürüst bir Heyetin kurulacağını ümid etmekte idi. Kendisi için o sırada en önemli ve acele iş Milliyet'teki yazı­ larını kitap haline koymaktı. Türk Ocakları basmağı. Icabul etmişti. Bu arada Gazi Mustafa Kemal Sadri Maksudi'nin ya­ zı serisini okumuş ve etkisinde kalmıştı. Falih Rıfkı, "Çankaya" sında, Sadri Maksudi'nin adını ve Dil hakkındaki yazılarını zikretmeksizin şöyle der: (37)

182

Emin

Erifirgil, aynı yazısı, s. 37.


... Türkçenin bafımsız bir ilim ve edebiyat dili olabilece­ fi kanısı, Türkçülük gwutU ile gögsü durmadan kabanp inen A TA TÜRK'E BÜYÜK ŞE VK VERDl.. Zenginliffe ile öz ve ile­ ri bir Türkçe davası azerine o kadar merakını UYANDIRMIŞ­ LARDI Ki, bir denemeye degerdJ"(38).

Milliyet'teki yazı seııisi bittikten bir müddet s o n ra, 1928 yılında Gazi Paşa Sadri Maksudi'yi sofrasına davet et­ meğe başlamıştı ve kendisine büyük iltifat gösteriyordu. Bundan cesaret alan Sadri Maksudi, 1930 da, "Türk Dili için" adını koyduğu kitabının basılması bitmek üzere iken, Cumhurbaşkanlığı Umumi Katibi Tevfık Beye; müs­ veddesi saklanmış olan aşağıd aki mektubu yazar:

"Muhterem Tevfik Bey, üıti4linize, Gazi Hazretlerine arzedilmek ÜZere, yakında çıkacak Dil ıslahı hakkındaki kitabımın türlü fasıllanndan alınmış hül&alan gönderiyotUm. Gazi Hazretlerinden, bu fikirlerden hangisini.tasvip eder­ lerse, o fikri kendilerine f!Ul_hsus vecizevt üs/Q.pla ifade etmeleri­ ni rica ediyotUm. Ben bu �ecizeyi kita bımın btqına ve kapalt­ na koymak istiyotUm. Bu eserim öz Türk Dilinin tarihini tenvire, dil ıslahı i§i­ nin ehemmiyetini izaha hasredilmiş 450 sahifelik büyük bir ki­ taptır. .. Samimi muhabbet ve hürmetlerimle Sadri MakJudi" Bir kaç gün sonra Gazi Paşa Sadri Maksudi'ye bir ve­ cize değil, bir kaç vec ize, yani bir çeşit Önsöz gönderiyor. Bu meşhur Önsöz şöyledir: "2. IX 1 930 Mi/it his ile dil arasındaki bag çok kuvvetlidir. Dilin mil­ li ve zengin olması milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. (38) "Çankaya", s. 468 ve 475.

183


Türle dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla 4lensin. Ülkesin� yüksek istiklalini korumasını bilen Türle mille­ ti, dilini de yabancı diller boyundurufundan kurtarmalıdır. Gazi M. Kemal "<39)

Sadri Maksudi'nin kitabı Eylül 1930 sonunda çıktı ve aydınlar, yazar çizerler tarafından kapışıldı. "HAkimiyeti Milliye", "Vakit", "Cumhuriyet" gazetele­ rinde çıkan tanıtma yazılarından başka, "Akşam" da ValA Nureddin'in, "Cumhuriyet" de Yusuf Osman'ın ( 15 Mart 193 1), "Milliyet" te Cafer Seydahmet'in (24 ve 26 Nisan 193 1) uzun yazılan çıktı. Zeynep Korkmaz "Cumhuriyet döneminde Türk Dili" adlı küçük eserinde(40) Sadri Maksudi'nin kitabı hakkında şunları söylüyor: "1 930 yılında Sadri Maksudi (Arsal) Türk dilini düzelt­ me ve geli§tinne yollannı göstennek üzere, "Türle Dili için " adlı bir eser yayımlaml§tır. Atatürk bu eserin başına koydufu bir notta (?) dolaylı olarak dil ile tarih arasındaki ballantıya i§a­ ret ettikten sonra(?) dilin BlLlNÇLl BiR ŞEKiLDE i§lenmesi geregine dokunuyor� Ağah Sırrı Levend de "Türk dilinde gelişme ve sade­ leşme evreleri" adlı kitabında (41) şunları yazar: "1 930 'da Prof. Sadri Maksudi Arsal'ın "Türle dili için " adlı bir eseri çıktı. Yazar bu eserinin başında "Dili deffeştinne " sorunu ile "dili düzeltme " i§inin ayn oldufunu söylüyor ve vak­ tiyle Arap ve Fars dillerinin etkisi altında kalmanın "dili deffeş­ tinne " i§i oldufunu kaydediyor.

( 39 )

Sadri Maksudi'nin kitabının birinci sahifesini bu vecizelerin elyazısı klişesi süslüyordu. (40) Ankara 1 974 , s. 62-63. ( 4 1 ) Ankara 1 972 , Üçüncü baskı, s. 408.


Atatürk eseri begenmiş ve hakkındaki düşüncelerini küçük bir yazı ile bildinniştir. Atatürk 'ün bu befenisi yabancı kelimelere karşılık bulma işinin HIZLANMASINA NEDEN OLDU".

Eski Dil Kurumu gibi, yeni Dil Kurumu da, Ata­ türk'ün yukarıdaki vecizelerini, kaynak göstermeden, kulla­ nıp durmaktadır. S·

Dil lnkilibınm sonrası

Sadri Maksudi'nin Alfabeyi yapan Heyetin dağıtılma­ sı ve Dilin türkçeleştirilmesi için uzmanlardan oluşan bir Heyetin kurulması hakkındaki ümidi gerçekleşmemişti. Sa­ dece heyet ad değiŞtirirek, 13 Temmuz 1 932 tarihinde, res­ mi bir Cemiyet haline getirilmiş, "Türk Dili Tetkik Cemiye­ ti" olmuştu. Gerek Dil Heyeti iken, gerek "'.fürk Dili tetkik Cemiyeti" olduktan sonra, bu kuruluşun çalışmaları ilmi ol­ maktan uzak olmuştur. Vakup Kadri Karaosmanoğlu, 1 962 y�da yaptığı bir konuşmada (42) , bu çalışmaları şöyle anlatıyor: "Bizim o vakit yaptıgımız, itiraf ederim ki metomuz, yani ilmi metodlara dayanmayan bir çalışma idi. Meselli, oturur­ duk, Fransızca Larousse sözlügünü açardık, orada bulunan kelimelerin öz-türkçesini bulmaga ugraşırdık ".

Eski türkçedeki kökleri ve ekleri araştırmadan, başka Türk lehçelerini ve Anadolu halk dilini incelemeden, yani hazırlıksız olarak, fransızca kelimelere karşılık aramak fikri, Emin Erişirgil'e göre, İsmet Paşaya aitti(43 ) . dı.

26 Eylül 1 932'de, Birinci Türk Dili Kurultayı toplan-

( 42) Dil ( 43 )

Kurumunun kuruluşunun 30 . yıldönümil münasebetiyle yapılmış olan bu konuşmanın metni 'Türk Dili" dergesinin 134 . sayısında ya­ yınlarunıştır (Kasım 1962) . "Bir tarih, bir teklif', Türk Dili dergisi, Ocak 1 952 . sahife 36.

185


"Sizin bildiriniz yok mu?" diye soranlara Sadri Maksu­ di "Ben bütün diyeceklerimi kitabımda söyledim" diye cevap veriyordu. Sadri Maksudi kitabında kelime üretecek olanlarda bir takım şartlar arıyor ve şöyle diyordu:

"Kelime yaratma işinde başka medeni milletlerin münke­ şif lisanlanna vukuf da milli dilin tarih, fonetik, morfoloj� gra­ mer ve edebiyatını bilmek kadar mühimdir. Kelime yaratabil­ mek için yabancı dilleri bilmek de yetmiyor. Umumiyetle, geniş bilgi sahibi olmak şarttır "<.44) . "Türk Dili Tetkik Cemiyeti" 1936'da "Dil Kurumu" adını aldı. Atatürk az yaşayacağını ve önünde çok sayılı yıl­ lar bulunduğunu sanki biliyordu. Az zamanda çok iş yap­ mak istek ve hevesinde idi. Asker olarak, savaşı idare eder­ ken, bir karar veya emir verilince, çabuk netice alınmasına alışıktı. Dil İnkilAbı, Şapka İnkilAbı gib� Harf İnkilAbı gibi, kendi gözü önünde, bir an ewel gerçekleşmeli idi. Bu düşün­ ce iledir ki, Atatürk, yanındakileri, yazarları, gazetecileri se­ ferber etti. Kendisi de, 3 Ekim 1 934'de, Çankaya'da İsveç Veliahdına verdiği akşam yemeğinde konuşmasını öztürkçe olarak yaptı. Uzun yılla r sonra, 4 Şubat 1989'da, Fahir Armaoğlu, Tercüman gazetesindeki sütununda, "Dil ve milliyetçilik" başlığı altında, aşağıdaki satırları yazacaktı:

'Vil milli şuurun çimentosudur. Bizde, aşın solun Türk Dil Kurumunu ele geçirip, uydurma ve "kavramsız" kelimelerle Türk Dilini yozlaştırma çabalannın amacı bu milli şuuru yık­ mak olmuştur. 12 Eylül öncesinde uydurma türkçe ile yazmak ilericiliffen (yani solculutwz) işareti idi. Dilde ilericilik Türk (44) 'Türk Dili için", s 33 . 1 86


solunun milliyetçilifi küçültmek için kullandıtı bir-Vasıta idi�

... Milliyetçi olmayan elemanların Dil Kurumuna sız­ ma çabalarını Sadri Maksudi herkesten önce sezdi. Bu, ille zamanlar, kendisi için bir hayret konusu oldu. Başka millet­ lerde, Almanlarda, Ruslarda, Macarlarda, Finlerde koyu milliyetçiler dil davasını ele almış ve bu davayı yürütmüşler­ di. Solcu ve sosyalist gruplar davayı önemsememişlerdi. Tür­ kiyede ise, bunun tam tersi oluyordu Niçin? Sadri Maksudi bunun sebebini keşfetmekte gecikme­ di. "Türk dili için" kitabının bir çok yerinde Türk Birliğin­ den, Türkiyede işlenmiş bir medent dil yaratılırsa, bu dili di­ ğer Türk zümreletinin de kabul edeceğinden, Türklüğün dil bakımından birleşeceğinden söz etmişti. Sadri Maksudi'nin kitabının Türk Birliği bakımından önemi Sir Telford Waugh adlı bir İngilizin bile dikkatini çek­ mişti. Bu İngiliz bilgini Sadri Maksudi'nin kitabını ve ayrıca Atatürk'ün Başkanlığında yayınlanmış Tarih kitabını ele alan, "Joumal of the Royal Central Asian Society" dergisin­ de çıkmış yazısına şu ba§lığı koymuştu: "Uzağı gören bir Türk plim". Sir Telford Waugh bu plAnın Türkleri birleştir­ mek amacından ibaret olduğunu vurguluyordu (Ekim 1933, s. 578) Sadri Maksudi'nin kitabındaki Türk Birliği unsuru bir lngiliz'in dikkatini çekiyordu da, Rusların dikkatini çekme­ yecek mi idi? Bütün dönemlerde Rusyadaki idarecilerin en korktukları şey "Pantürkizm" adını verdikleri Türk Birliği fıkri değil mi idi? Ankara'da, Sovyet Büyükelçiliği Kültür ataşelerinin ne kadar iyi çalıştıkları bilinen bir şeydi. Türkiyedeki bütün fikir cereyanlarından Kremlin'i haberdar ediyorlardı. Elbet­ te, Atatürk'ün canla başla sarıldığı "Dili türkçeleştirme" akı­ mını Kremlin sahiplerine bildirmişlerdi. Kremlin'in ise, dü­ şünebileceği tek şey vardı: Dil davasını başarısızlığa uğrat-

187


mak, dili türkçeleştirme işin� yani Dil İnkilibını dejenere et­ tirmek. Bu yolda Rusların Türkiyedeki sadık ajanlarına Krem­ lin' den emir ve talimat geldiğine, bunların da solcu eleman­ lan uydurmacılığa teşvik ettiklerinde Sadri Maksudi'nin en ufak şüphesi yoktu. Nitekim Atatürk'ün ölümünden hemen sonra, İsmet Paşa döneminde, sol eğilimli kimseler, dille ilgi­ si olmayan tarihçiler ve felsefeciler Dil Kurumuna doluşma­ ğa başladılar ve dilin türkçeleştirilmesi işini sevimsiz hale ge­ tirmek için ellerinden geleni yaptılar. İşin aslını bilmeyen, Türk dilini seven milliyetçi aydınlarda tepki uyandı. Öztürk­ çecilik "uydurukçuhık" adını aldı. Kremlin'in istediği oldu. İkinci .Dünya Savaşı Rusların zaferi ile son bulunca, sadece Dil Kurumunda değil, Sanat çevrelerinde de, Üniver­ sitelerde de, Millet Meclisinde de sol fikirler hikim olmağa başladı. Bu arada solculara mahsus bir Atatürkçülük meyda­ na getirildi. Buna "Devrimcilik" deniyordu. Devrimciler Mil­ liyetçileri "gerici" olmakla suçluyorlardı. Kendilerine "ileri­ ci" diyorlardı. Bunlar Dil İnkilibına, daha doğrusu Dil Dev­ rimine cahilcesine taraftar idiler. 1945'de, Millet Meclisindeki devrimcilerin etkisi ve İs­ met Paşa'nın tasvibi ile, Türkiye'nin Anayasası "mana ve kavramda değişiklik yapılmaksızın", dil bakımından değişti­ rildi. Bir çok Arapça kelimeler, Arapça cemiler, Arapça ter­ kipJer atılarak, yerlerine Dil Kurumunun ürettiği bazı keli­ meler kondu. 1948'de, Sadri Maksudi kendisine bir vazife düştüğü­ İ nü düşündü. ·v "Cumhuriyet" gazetesinde Dil nkilibının milli esaslannı e gerekçelerini hatırlatan ve aynı zamanda Dil Kurumunun başarısızlığının sebeplerine işaret eden bir yazı serisine başladı. 5 Ekim 1948'de ilk yazısı yayınlandı. Sadri Maksudi'­ nin 19 Ekimde yayınlanan ikinci yazısı üzerine "Muallimle r 188


Birliği" Dil İnkilAbı aleyhinde bir Kongre tertip etti. Sadri Malcsudi Kongreye gidip gitmemek hususunda bir an tereddüt etti. Fakat Dil davasını, Atatürk'ün de bü­ yük değer verdiği bu milli davayı yetim bırakamazdı. Muallimler Birliğinin Kongresi 24 Ekim 1948 günü için çağırılmıştı. Tuhaf bir tesadüf olarak, Sadri Maksudi' nin Cumhuriyet'teki üçüncü ve son yazısı bir gün önce yani, 23 Ekim'de çıkmıştı. Sadri Maksudi Kongrede hemen söz almadı. Söz alınca, Dil İnkilAbının, milliyetçilik bakımından, İnkilApların en önemlisi olduğunu söyledikten sonra, sözleri­ ne şöyle devam etti: "Maalesef, Dil Kurumunun, dilimizi millileıtirmekte, ya­ ni oztürkçe kelimeler üretmekte başanlı olmadıtını kabul et­ mek mecburiyeti vardır. Bu, Dil lnkik2bından vaz geçmek için bir sebep midir? Farzedin ki, 1 925'de gerçekleıtirilen Şapka ln­ kik2bından sonra, Türkiyede bir tek Şapka Fabrikası vardı ve dqandan ıapka ithal etmek yasak edilmqti. Farzedin ki, bu bi­ ricik Şapka Fabrikası berbad ıapkalar imal ediyordu. Bu du­ rumda yapılacak ıey ne idi? Yeni bir Şapka Fabrikası açmak mı? Yolaa Şapka lnkik2bından vaz geçmek mi? Bugün de yapılacak il Dil lnkiMbından vaz geçmek de­ ki� yeni Dil Fabrikası kurmaktır. Yani, bugünkü Dil kurumu yerine yeni bir Kurum veya Akademi tqkil etmek.. "(45)

Sadri Maksudi'nin bu fikrini tek tük alkışlayanlar ol­ muştur . ... 1 950'ye doğru bir de Anadoluculuk diye bir şey tü­ redi... Aslında iki türlü Anadoluculuk vardı: Yunanlıları ırk­ daşımız sayan, Halikamas Balıkçısı(46) peşindeki Anadolu(45) (46)

Bu kitabın yazan Muallimler BirliAi Kongresinde dinledili dlmleleri mealen vermektedir. Kendisi bu Kongrede bulunmuatur Cevat Şakir Kabaağaçh.

189


culuk, bir de Dış Türkleri kardeş saymayan, Türk Tarihini Malazgirtten başlatan, Nurettin Topçu peşindr:ki Anadolu­ culuk... Bu ikinci grup Dil İ nkilibı aleyhinde idi. Dil İ nkilibının aleyhinde olanlardan bazıları iddia edi­ yorlardı ki, Atatürk, ölümünden bir kaç yıl önce, Güneş-Dil teorisine sarılarak, Dil İ nkilibından vazgeçmişti. . . Sadri Maksudi bunu kabul etmiyordu. Diyordu ki: Güneş-Dil teo­ risi dilimizin türkçeleştirilmesini amaçlayan Dil İ nkilibı ile ilgili bir teori değil, Tarih ile ilgili bir teoridir: İlk Türklerin dilinin nasıl oluştuğunu anlatmağa çalışan bir faraziye­ d ir(47) , Sadri Maksudi'ye göre Atatürk'ün Öztürkçe davasın­ dan vaz geçtiği doğru değildi. Vaz geçmiş olsa idi, ölüm dö­ şeğinde, sanki Dil Kurumu ile Tarih Kurumu evlitları imiş gibi, onları düşünerek, mirasını bu iki kuruluşa bırakır mı idi? ... Sadri Maksudi Öztürkçe davası için son mücadelesi­ ni 1952 yılında, Millet Meclisi içinde verecektir. 6- Gazl'nln Sofrasmda

( 1 928- 1937) Daha önce de belirttiğimiz gibi, Sadri Maksudi Çankaya Sofrasına ilk defa 1 928 sonbaharında davat edilmiştir. Gazi Paşa'nın her şeyden önce bir Hukukçu olarak tanıdığı Sadri Maksudi, o yıl, "Milliyet" gazetesinde(48) "Dil ıslahı meselesi" başlığı altında yayınladığı yazı serisi ile Gazi'nin dikkatini çekmişti. Yazı serisi biter bitmez, Hukuk Profesö­ rü sofraya davet edildi. Bütün gece dilden, dilin türkçeleşti­ rilmesinden söz edildi. Gazi Paşa Sadri Maksudi'ye büyük il­ tifat gösterdi. •

(47) Falih Rıfkı Atay, "Çankaya" İstanbul 1980, s. 479. (48) Atatllrk'lln o dönemde meraklı bir Milliyet okuyucusu olduğu Şakir Olltlltqır'm "Atatllrk ve Harf Devrimi" adh eserinin pı satırlarından da anlalJlınaktadır: "Atatllrk, (1928'de, Tekirdağa geldikten) bir kaç dakika sonra: Bana bir Milliyet getirirmisiniz" dedi" (Ankara 1981, sa� hüe 90-91).

190


Bu gecenin başında, Sadri Maksudi'nin dikkati çekme­ yeceğini ümid ettiği şöyle bir durum olmuştu: Garson bar­ daklara rakı koyarken, Sadri Maksudi bardağını eli ile ka­ patmış ve garsonun kulağına uzanarak: "Varsa kırmızı şarap getir" diye fısıldamıştı. Garson da, başka herkesin· bardağı­ na rakı koyduktan sonra gitmiş, kırmızı şarap getirmişti. Durum şu idi ki, Sadri Maksudi ömründe bir kere bi­ le ağzına rakı koymamış bir insandı. Kazan Türklerinde ra­ kı içmek günah sayıldığı gibi, bayağılık, Adilik gibi de görü­ lürdü. Sadri Maksudi ancak Parise gittikten sonra, alkollü iç­ kilerle tanışmıştır. Yirminci yüzyılın başı Fransa için bir re­ (;lh ve bolluk dönemi olduğu için, o yıllarda en ucuz öğrenci lokantalannda bile, her masada çeyrek litre kırmızı şarapla dolu bir şişe dururmuş ve bu şarap bedava imiş. Genç Mak­ sudi kırmızı şaraba böyle alışmış . . . Sadri Maksudi'nin çok geçmeden Sofraya ikinci davet edilişinde, şöyle bir şey olur: Garson herkesin bardağını ra­ kı ile doldururken, daha Sadri Maksudi'ye sıra gelmeden, Gazi garsona şöyle seslen.ir: "Profesöre rakı koymayacaksın. O kırmızı şarap içer... " '

Meğer Sadri Maksudi'nin ilk gelişinde, Gazi olup bi­ tenleri gözünün ucu ile takip etmiş ... Sadri Maksudi, Gazi'nin sözleri üzerine mahcup olur ve gülerek kırmızı şaraba nasıl alıştığını anlatır. Burada şunu da ilive edelim ki, Darülfünun Üniversi­ te şekline sokuluncaya kadar, Gazi başka hocalardan "Mü­ derris" diye, Sadri Maksudi'den ise, daima "Profesör" diye söz etmiştir. Sadri Maksudi'nin Sofraya 1929 yılındaki çağırılışla­ nndan birinin tam tarihi bilinmektedir. Çünkü kendisinin evrakı arasında, içinde bir sigara bulunan bir zarf bulunmuş­ tur. Zarfın üzerinde şunlar yazılı: "Gazinin kendi eliyle ver­ diği sigara. 23 Teşrinisani 1929, Ankara" 191


Gazi Paşa Sadri Maksudi'ye sigara kutusunu mu tut­ muştu? Yoksa, kutudan bir sigara alıp mı uzatmıştı? Her halde, bunlardan birini yapabilmesi için Sadri Maksudi'yi kendi.Sine çok yakın bir yere oturtmuş olması gerekiyordu. Çünkü Sofraya gelen herkese Gazi'nin eli ile işaret edip yer gösterdiği bilinmektedir. O gece Sadri Maksudi'ye o özel il­ tifat niye? Bunun sebebini bildiğimizi zannediyoruz: Gazi o yılın yaz aylarını İstanbul'da, Yalova'da ve kıs­ men Bursa'da geçirir. O sırada "Milliyet" gazetesinde geniş bir anket devam etmektedir. Soru şu: "Gazi'nin en büyük eseri nedir?" Sadri Maksudi'nin 9 Temmuz 1929'da yayınlanan ve üazi'nin mevkiini sadece Türk tarihi açısından değil, Dünya tarihi açısından tayin eden cevabında şöyle cümleler bulun­ maktadır: "Gaz� ne Şarla Garp milletlerine, ne Garbı Şark milletle­ rine esir kılmaksızın, Şark beşeriyetiyle Garp beşeriyetinin me­ denf birleşmesine yol açmıştır"

Ayrıca, Sadri Maksudi'nin cevabında, o zaman için abartılı hüküm sayılabilecek, fakat bugün birer kehanet ol­ duğunu gördüğümüz şöyle cümleler de vardı: "Gazi'nin teşebbüsü, telkini ve irşadı altında Türklerin yapmış olduk/an siyast mücadeleleri ve yaptık/an Medent lnki­ lllbı bütün Şark milletleri Yf:'IX'Caklardır� ·

Bu cümleleri Gazi herkesten iyi anlayacak ve değer­ lendirecek durumda idi. 1 928 ile 1932 arasındaki yıllar Sadri Maksudi'nin sof­ raya en sık davet edildiği yıllardır. O yıllar aynı zamanda dil ve tarih çalışmalarının yapıldığı yıllardır. Sadri Maksudi Gazi'yi yakından tanıdıkça, ona karşı hayranlığı artıyordu. 192


Gerçi o Gazi'deki bazı zaaftan görmüyor değildi. Fa kat Gazi bir dlhi idi. Onda dlhiliğe ballı tabiat kanunlar hükmünü gösteriyordu. Büyük Kurtarıcı içi dışı bir olan bir insandı. İtimat et­ tiği ve dost bildiği kimseler arasında iken, açık yürekli idi. Bu onu sevimli yapan tarafı idi. Ve Sadri Maksudi Gazi'ye karşı, gün geçtikçe artan gerçek sevgi ve yakınlık duyuyor­ du. Sadri Maksudi'yi Gazi'ye en çok ballayan şey onun Türk'e ve Türklüğe olan tutkunluğu idi. Bu bakımdan Sadri Maksudi Gazi'nin şahsında sanki kendisini buluyordu. Gazi Türk Birliği kavramına sahipti. Dış Türklere önem ve değer veriyordu. Sadri Maksudi gibi Kazan Türkle­ rinden olan Yusuf Akçura'ya da hürmet ve iltifat gösteriyor­ du. Hattl, çok defa ikisini aynı günde sofraya çağırıyordu. Yine Kazan Türklerinden olan Hlmit Zübeyir Koşay da Ga­ zi'den takdir görmüş ve kendisine mühim vazifeler verilmiş­ tir. Sadri Maksudi'n ha Gazi'de hayran olduğu şeylerden biri de, O'nun Türkleri tarihte medeniyet kurucu bir millet olarak görmesi idi ki, Sadri Maksudi de aynı görüşte, aynı fi­ kirde idi. Sadri Maksudı 13 yıl önce, Ufa'da Millet Meclisi Baş­ kanı iken yaptığı bir konuşmada, aşağıdaki cümleleri tellf­ fuz etmemiş mi idi? "Atalanmız büyük medeniyetler lamnU§lar... Türle kav­ mindeki gibi medeniyet kabüiyeti hiç bir kavimde yoktur. Bu­ nu bütün dünyaya karfı iddia edebiliriz"(49).

Bu görüş Sadri Maksudi'de de, Mustafa Kemal'de de dünya tarihini esaslı surette incelemiş olmanın neticesi idi. (49) "Muhtariyet" dergisi,

sayı

4, sahife 4.

1 93


1930 yılının yazında Gazi'nin Sofrası Yalova'ya taşın­ dı. Sadri Maksudi de 1930 yazını Yalova'da geçirdi. Gece gündtiz sofra davetlileri ile Gazi beraberdiler. Bir yandan Dili türkçeleştirme konusu konuşuluyor, bir yandan Serbest Fırka lçuruluyordu. Ankara'ya dönülünce de, Sadri Maksudi sofray� sık sık çağınlmağa devam etti. Gazi Paşa, Falih Rıfkı, Ruşen Eşref gibilere "Sen" di­ ye hitap ettiği halde, Sadri Maksudi ile hiç bir zaman l!üba­ li olmamış, ona daima "Siz" diye hitap etmiştir. 193 1 Millet· Meclisi seçimlerinden önce, gazeteler­ de( SO) ,mebus adayları arasında adını ve resmini görünce, Sadri Maksudi şaşırır. Bilindiği gib� Demokrasi öncesi dö­ nemde, aday listesini "Fırka Reisi". yapardı. 24 Haziran 1 93 1 günü Sadri Maksudi Şibinkarahisar mebusu (millet ve­ kili) olur. Rus Parlamentosunda ve daha sonra Kazan Türkleri Parlamentosunda üyelikte bulunmuş olan Türkiye Parla­ mentosunun yeni üyes� 1932 yılının sonbaharında Finlandi­ ya Türklerini ziyaret eder. Kendisini oradaki kardeşleri bü­ yük coşku ile karşılayarak, gelişini bir hafta boyunca bay­ ram gibi kutlarlar. Önemli Fin gazetelerinden "Uusi Suomi" kendisi ile iki sütun dolduran uzun bir röportaj yapar( Sl) . Sadri Maksudi'ye sevgi ve hüm)eti gittikçe artan Ga­ z� 1 933 Haziranı sonunda, Sadri Maksudi'ye bir sürpriz ya­ par. Ankara Hukuk Fakültesinde yaz imtihanlarının başladı­ ğı hafta içinde, 29 Haziran günü, habersiz çıkagelir ve Sadri Maksudi'nin imtihanlarını yaptığı salonu soruşturup, oraya girer. Bir saatten fazla imtihanları takip eder ve sorular so­ rar. Öğrencilere hitaben kısa bir konuşma da yaptıktan son­ ra, başka. hiç bir Profesörün imtinanına girmeden, Sadri Maksudi'yi tebrik ederek ayrılır. (50) Meseli, 20 Nisan 1931 tarihli "Vakit" ve 22 Nisan 1931 tarihli

miyeti-milliye" gazetelerinde. ( Sl) 24 Eylül 1932 tarihli yazıda.

194

"Hlki­


"Hikimiyeti-Milliye" gazetesinin 30 Haziran 1933 ta­ rihli sayısında bunun haberini okumak ve imtihan sahnesi­ nin genݧ bir resmini görmek mümkündür. İstanbul Darülfünununun Üniversiteye çevrUmesi ve yeniden teşkilitlandırılması sırasında, Gazi: "Türk Tarihi" ile "Türk hukuku tarihi" derslerini Sadri Maksudi'den başka­ sı okutamaz" diye dayatır. Peki amma Sadri Maksudi'nin Ankara'da dersleri var... Gazi'nin arzusunu yer�e getirmek ve imkinsızı mümkün kılmak için bir formül bulunur: Sadri Maksudi her ayın son haftasında İstanbul'a gidip, Cumarte­ si günü Edebiyat Fakültesinde 2 saat "Türk Tarihi", Pazar günü de Hukuk Fakültesinde 2 saat "Türk Hukuku tarihi" dersi verecek. Şunu hatırlamalıdır ki, o zaman henüz Türkiye'de haf­ ta tatili Cuma günüdür. Cumartesi ve Pazar iş günüdür. Böylece, Gazi'nin hatırını kıramayan Sadri Maksudi için yorucu bir hayat başlar: 1934-.1935 ders yılından itiba­ ren, her ayın dördüncü haftasının sonunda, trene atlayıp, İs­ tanbul Üniversitesindeki yazifesine yetişmeğe gayret eder. Bazı tarihçiler, Sadri Maksudi'den, haklı olarak, "Mus­ tafa Kemal'in danışmanlarından"(52) diye söz etmişlerdir. Bu pek yanlış sıfatlandırma değildir. Soyadı kanunu gibi pek çok önemli kanunlar ve hattA Dış Politika ile ilgili karar­ lar Büyük Millet Meclisinde kabul edilmeden önce, Sadri Maksudi'nin bulunduğu toplantılarda, onun da fikri alına­ rak, Çankaya Meclisinde kabul edilmiştir. Sadri Maksudi Şubat 1935 seçimlerinde Giresun me­ busu oldu. Fakat o yılın Mart ayında kendisini çok sarsan büyük bir acı geçirdi. Çok sevdiği ve saydığı bir insan olan hemşehrisi ve 34 yıllık dostu Yusuf Akçura İstanbul'da ve(52) Meseli, Prof. Gök-Alp Tilrilkoğlu ('Türkistan" dergisi, Yıl 2, 1989, sahife 27).

sayı S,

1 95


fat etti. Sadri Maksudi dostunun mezarı başında, gözleri yaş­ lanarak, uzun bir konuşma yaptı( 53). "Cumhuriyet" gazetesi yazarlarından İlhan Selçuk'a göre, Sadri Maksudi Çankaya'ya 105 defa davet edilmiş­ tir( 54). Bizim bildiğimize göre, Sadri Maksudi Çankaya'ya en çok 1 928 ile 1932 arasında çağırılmıştır. 1 932'ye kadar Ata­ türk'ün sofrasına çağırılanların adları not edilmemiştir. 1 932 yılının başından itibaren ise, nöbetçi yaverler tarafın­ dan çağırılanların listesi çıkarılmağa başlanmıştır. Özel Şa­ hingiray adlı biri bu kayıtları bulup çıkarmış ve kitap haline sokmuştur. Bu kitap "Atatürk'ün nöbet defteri" adı ile "Türk İnkil�p Enstitüsü" tarafından 1955'de yayınlanmıştır. "Atatürk'ün nöbet defteri" ne göre Sadri Maksudi, 1 932'den itibaren, aşağıdaki tarihlerde Atatürk'ün sofrasın­ da bulunmuştur. 1932 yılında:

1 0 Mart, 3 1 Mart, 4 Nisan, 1 9 Nisan, 27 Nisan, 30 Ni­ san, 2 Mayıs, 13 Haziran, 15 Haziran, 16 Haziran, 18 Hazi­ ran, 28 Haziran, 30 Haziran, 4 Temmuz, 6 Temmuz, 7 Tem­ muz, 8 Temmuz, 18 Temmuz, 12 Temmuz, 12 Ağustos, 3 Ekim, 8 Kasım, 27 Aralık, 1933 yılında:

29 Mart, 2 Nisan, 1 7 Nisan, 18 Nisan, 1 9 Nisan, 28 Haziran, 2 Ağustos, 3 Ağustos, 2 Kasım, 22 Kasım, 4 Ara­ lık. 1934 yılında: 7 Ocak, 9 Ocak, 1 1 Ocak, 14 Ocak, 20 Ocak, 25 Ocak, 19 Şubat, 25 Nisan, 15 Eylül, 9 Ekim, 22 Ekim. (53) Ahmet Temir, "Yusuf Akçura", Kültür ve Tu riz m Bakanlığının 'Türk Büyükleri" serisi, Ankara 1987, sahife 76. (54) İ lhan Selçuk'un "Cumhuriyet" t eki 1 1 Ocak 1989 tarihli yazısı .

1 96


1935 yılında:

9 Mayıs, 12 Haziran, 1 Eylül, 16 Eylül, 19 Ekim, 9 Ka­ sun, 1 4 Kasun, 6 Aralık, 20 Aralık, 28 Aralık. 1936 yılında: 22 Mart, 22 Ağustos, 30 Kasım, 21 Aralık. 1937 yılında: 13 Mart, 7 Nisan, 14 Nisan, 17 Nisan, 8 Mayıs, 25 Ma­ yıs, 28 Mayıs, 23 Kasım ( 55) . 7-

Denizbank hAdisesi ( 1 937)

Burada, Falih Rıfkı Atay'ın, "Çankaya" adlı eserinde, Atatürk'ün sağlığı konusunda yazdıklarını hatırlamak yerin­ de olur. Falih Rıfkı şöyle diyor: "Atatürk saglam bir kimse degildi Eskiden beri böbrek hastalık' çekmiş o/dutunu bilirdik. 1 9 Mayıs 1 91 9 'da, Sam­ sun 'a çıktık' zaman, beş altı saatte bir sıcak banyo ile ancak rahat edebilecek kadar rahatsızdı. 1 924 'de kalp krizi teşhisi ko­ nan bir götüs agnsı geçirmq ve iki ay kadar perhiz etmişti. Da­ ha sonra, 1 927'de, bir enfarktüs krizi geçirmiştir. O zaman, Al­ manya 'dan iki Profesör geldi. Uzun uzun kendisini muayene ettiler. Gece hayatına ve içkiye son vermek ldwndı. ilk defa o yılın Temmuzunda lstanbul'a gelen Atatürk eski yaşayışına de­ vam etti. . . Bilhassa 1937'den sonra, sinir dengesinin gitgide bo­ zu/dutunu görüyorduk. Pek alıngan olmuştu. Devamlı bir bo­ şalma ihtiyacı içinde kıvranan sinirlerini güç tuttutunu hisse­ derdik. .. Bütün bunlann sebebi, karacigerini için için kemiren onulmaz bir illet o/dutunu bilmiyorduk. . . "(56) ' 55) ( 56)

Özel Şahingiray, "Atatürk"ün 'Nöbet defteri", İnkilAp Enstitüsü yayın­ lanndan, Ankara 1955. Falih Rıfkı Atay, "Çankaya", İstanbul 1980, s. 483-487.

197


Atatürk, Sadri Maksudi'nin Dil Kurumunun çalışmala­ rını da, tarih tezlerinin bazılarını da onaylamadığını biliyor­ du. Yukanda gördüğümüz gibi, Sadri Maksudi Atatürk'e ba­ zı tarih tezlerini tenkit niteliğinde uzun bir mektup da yaz­ mıştı. Bu durum Atatürk'ün canını sıkıyordu. Fakat. Büyük Adam başkaca Sadri Maksudi'yi kendisine bağlı ve güvene lAyık görüyordu ve onu sofrasına davet etmeğe devam edi­ yordu. Atatürk ile Sadri Maksudi arasındaki ilişkilere ilk de­ fa, ciddi bir şekilde Güneş-Dil teorisi gölge düşürdü.

"Dil lnkilabının sonrası" faslında da temas ettiğimiz

Güneş-Dil teorisi Kwergitch adlı bir Viyanalı yahudinin or­ taya attığı bir görüştü. Bu adamın teorisine göre, ilk insan­ lar, hayvanlıktan insanlığa geçip, konuşmağa başladıkları za­ man, türkçe konuşmuşlardır. Bütün diller türkçeden çıkmış­ tır. Görüldüğü gibi, bu teori Dil İnkilAbı ile değil, insanlığın doğuşu ile ilgilidir. Güneş-Dil Teorisine rağbet 1935 yılının sonunda baş­ lar. Atatürk bu konuda Sadri Maksudi'nin fikrini sorduğu zaman, aldığı cevap şu olur: - Benim fikri melekelerim bu teoriyi anlamağa gay­ ri-müsaittir. Atatürk "Ya!" demekle yetinir, fakat şüphesiz içinden kırgınlık duymaktan kendini alamaz. 1937 yılının sonunda, gittikçe artan hastalığı davamlı huzursuzluk ve hattA maddi ıztırap şeklini almış olan Ata· türk, belki de bu kırgınlık sebebiyle, "Denizbank" meselesin· de bilinen reaksiyonunu göstermiştir. 1937 sonunda, hem Ankara hem İstanbul Üniversite· !erinde ders vermekte olan Sadri Maksud� günlerden 24 1 98


Aralık 1937 Cuma günü, yasal görevini yerine getirmek için, Millet Meclisine gelmişt ir. O sırada Hükümet, Denizci· liğimizi geliştirmek için, bir kan un hazırlamış, yolcu ve t ica · ret filomuzu bir Bankaya baAlayan tasarıyı, ait olduğu Ko­ misyona sunmuştur. Ta sarı Kom isyonda n çıkm ış, 24 Aralık gü nü Meclis'in Genel Kurulu önüne gelmiş ve İ ktisat Vekili Şakir Kesebir tarafından takdim edilmiştir. Kanunun bazı esasları ile ilgili olarak, bir iki milletvekili konuıma yapar· lar. Sadri Maksudi de, elindeki kanun metnine göz atar. Ka· nunun Birinci maddesi şöyle: "Hükmi şahsiyeti haiz ve İ ktisat Veküetine merbut ol· mak ve merkezi Ankara'da bulunmak üzere, "Denizbank" adı ile bir Ban ka kurulmuştur". Sadri Maksudi Arsal, daha maddelerin görüıülmesine geçilmeden, söz alıp kürsüye gelir ve bankanın teşkilA t ı n dan değil, adından söz edecelini söyleyerek, Denizbank a Jının t ürkçen in kurallarına uygu n olmadığını, Türk dilinde ' b.ınk" diye bir kelime bulupmadığı gibi, Denizbank terkibinin Türk grameri bakımından bir "garibe" olduğunu, bu sebeple Denizbank yerine Den.İZ 'Bankası adını teklif ettiğin i i fade ed e r . Arkasından teklifıni yazıya dökerek, Başkanlı�:t bir takrir verir. Teklife hiç kimseden itiraz gelmez. Takrir oyl a n ı r ve oy çoğunluğu ile geçer. Yaln ız bir milletvekili ( durumd,ın ha· berdar bir Kom isyon Üyesi) Sadri Maksudi'nin yanına ge· lip, kulağına eğilir ve ş un u fısıldar:

muş ...

- Sadri Bey, n e yaptın? Denizbank adını Atatürk koy·

Sadri Maksudi'nin ceva bı şöyled ir : Ne çıkar? Hakikat delişmez ki . . . Meclis Başkanı da, ad değiş ikl iği sebebiyle, kanun ta· sansının Komisyona iade edileceğini bildirir. •

1 99


O akşam, her zamanki gib� Atatürk'ün etrafında "Sof­ ra" toplanır Aralarında Sadri Maksudi'nin bulunmadığı da­ vetlilerin hepsi geldikten sonra, Atatürk sorar: - Eh, ne var, ne yok? Sadri Maksudi'yi sevmeyen bir Milletvekili atılır: - Millet Meclisinde müessif hadiseler oldu. - Ne oldu? - Zatı-Devletlerinin dil politikası baltalanmak istendi. - Ne şekilde? kurulacak Banka için tensip buyurduğunuz De­ Sadri Maksudi tarafından tenkid edilerek "gari­ be" diye v2 sıflancfırıldı. Yeni

nizbank a d ı

Pckı

içim.zden cevap veren olmadı mı?

Tıs yo k

.

Atat.ürk k.ı?ar nız.

Öyle ist şimdi Sadri Maksudi'ye cevap vereceksi­ de Radyodan En başta sen, .... sonra . . .

Hem

Atatürk "sen,

. . .

sen" diye bazı kimselere hitap eder.

önce sözü edilen "Atatürk'ün Nöbet defteri" ad­ o akşam sofrada bulunup da, Radyo-evine gön­ derilmeyenler şunlardır: Daha

e s e re göre

Fazıl

Hikmet Bayur, Edip Servet, Asım Us, Cemal Hüsnü, Nazmi, Ahmet Cevat, İsmail Hakkı.

Fakat burada bir muamma karşısındayız: Falih Rıfkı Atay o akşamki davetliler arasında bulunmadığı halde, rad­ yod a ko n uş a nl a r arasındadır. Öyle anlaşılıyor ki, radyo me­ se ! c:� i çıkınca, işleri ayarlasın, kitaba uydursun diye, ona ha-

200


her verilmiş, Ankara içinde aranıp bulunarak Köşke çağırıl­ mış. Atatürk'ün emrini radyo müdürlüğüne tebliğ eden de şüphesiz o idi. Her ne ise, seçilen 7 (ve Falih Rıfkı ile beraber 8) kişi arabalara doluşup radyoevine giderler ve o akşamki radyo programı iptal edilerek, Mecliste susmuş olanlar konuşma­ ğa başlarlar. Sabahın 2'sine kadar süren konuşmaların met­ ni, gazetelerde 28 Aralık günü yayınlanır. Niçin 25 Aralık değil? Burada da şüphesiz Falih Rıflcı'nın rolü vardır. Ulus gazetesinin Başyazarı olan ve Atatürk'ün yakını bilinen Falih Rıflcı'nın o dönemde etkisi büyüktü. Şüphesiz Anadolu Ajansına karşı baskı kullandı. Evet, 28 Aralık sabahı bütün Türkiye şaşkınlık içinde idi. Gazetelerin birinci ve ikinci sahifelerini tamamen kapla­ yan, Sadri Maksudi aleyhindeki konuşmaların metni idi. Başlıklar şu şekilde: "Sadri Maksudi koyu cehaletle itham ediliyor" ... Siyasi kuvvet karşıs1J1da bazı insanların ne kadar alça­ labildiklerini, ne kadar, kişiliklerinden feragat ettiklerini gösteren bu konuşmalardan birini örnek veriyorum: "Ben Bay Sadri Maksudi 'yi hakikaten bir şeyler bilir zan­ nederdim. Halbuki Denizbank sözüne itiraz eden beyanatın­ dan anladım ki, bu zat hiç bir şey bilmiyormuş. Bir defa Türle dilinin tamamen cahili o/dutu.na hasıl okm kanaatim i açıkça söylemeliyim. Halbuki, Sadri Maksudi'nin Dil hak/anda yazıl­ mış ve mukaddimesinde Atatürk imzası ile medh-ü-sena edil­ mi§ kitabını okudu.kum zaman hakikaten bu zatın dil ile allJ­ kası oldugunu sanmıştım. Mecliste i§ittiklerim bu sanımı, ne yazık ki, tüketti, sıfıryaptı. Ben Sadri Maksudi'n in meşhur Ta­ rih Profesörü o/dutunu da i§itmi§tim. Bu son münasebetle, tam kanaatle anladım ki, bu zat asla tarihçi deffeldir. Tarihi bir papaganın söylediginden ileri geçmemi§ bir zavallı imi§. . .

20 1


Artık cesaretle daha ileri gidebillrim: Sadri Maksudi bir Hu­ müdiir? Henüz bunun üzerinde kuvvetli ve mü­ eyyid vesika göremedim. .. kendikrinden menkul olmak üzere, Paris Sorbon Üniversitesinde kürsü sahibi imq... Ne kürsüsü ? Türle Dili kürsüsü? Hukuk kürsüsü? Bunu henüz tahkike vakit bulamadlm. Ancak, Paris Sorbon Üniversitesinde Sadri Mak­ sudi'ye Hukuk kürsüsü vermezler. Türle dili kürsüsü mü ? o da ıüpheli Efer böyle bir hata vaki OlmUfSQ, yazık? Garp alemi Türle dilini Sadri Maksudi'nin afzından qitmq oldu. Bay Sad­ ri Maksudi'yi bu cesaretten dolayı tebrik etmemek mümkün de­ fildir. Bir taraftan Sadri Maksudi Beyi hata ifinde, gaflet için­ de görmemek mümkün defildü, diler taraftan. . ben ıimdi ha­ tınma geleni söyleyim: Bay Sadri Maksudi! Sen derslerine de­ vam etmeden evve� türkçeyi öfrensen ve onun leziz afzını tat­ san, türkçe konUfmaktan iftinap edersin. Efer senelerden beri seni Türkiye Türlderi ve Türle gençlifi sakat türkçenle verdifin dersleri dinliyorsa, bunu kendin ifin bir l/Jtfu mahsus ve Türk­ lüfün taıkın nezaketinin yüksek eseri te/4kki etmelisin. Yoksa sen, Türkiye 'de türkçe konUfmafa, tü�e ders vermefe cesaret edememek nıevldinde bir adamsın. .. " kuk Profesörü

.

Yukarıdaki metin 28 Aralık 1937 tarihli Ulus gazete­ sinden alınmıştır. Konuşma metinleri, yer yer ufak kısaltma­ larla aynı tarihli Cumhuriyet, Tan gibi gazetelerde de var­ dır. Fakat Denizbank hidisesi asıl Akbaba gibi mizah dergi­ lerine sermaye olmuştur(57) , Bu dergilerin hepsi Sadri Mak­ sudi ile değil, onun hakkında konuşanlarla alay etmişlerdir. ( 57) 6 Ocak. 1938 tarihli Altbaba'nın üçüncü sahifesinde kocaman bir kari­

katür: ilci adam bir gazeteye eğilmişler, Karikatürün altında şu yazı: "Bir cahil keşfedildi! "Adamlann konuşması: - (Gazeteyi okur) lisan bahsinde sayılı bilgisizlerdendir ... Tarihi malQmatı, bir papaAanın kulak dolgunluğunu geçmez Hukukçuluğu­ na gelince: Bir müddet Çarlılc Rusyasında kaldınm awkatlığı etmiş . . . - Kim b u müthiş c4hil, yahu? - Tarih Kurumu üyesinden, Üniversite Profesörlerinden, Büyük Millet Meclisi azisından Sadri Maksudi... ...

202


... Peki, bütün bunlar olup biterken, Sadri Maksudi ne­ rede idi ve de yapıyordu? Cuma gecesi, radyoda "müthiş cahilliği" ilan edilirken, Sadri Maksudi yataklı vagonda mışıl mışıl uyuyordu. Bildiğimiz gibi kendisi, 1 934'den beri, Gazi'nin arzu­ su üzerine, her ayın son haftası sonunda, trene atlar, İstan­ bul'a gidip Edebiyat Fakültesi ile Hukuk Fakültesindeki derslerini verirdi. Gerçi 1935'de hafta tatili Cumadan Pazara çevirilmiş­ ti. Cumartesi saat l'e kadar iş günü idi. O zaman Sadri Maksudi'nin Ankara ve İstanbul'daki ders saatlerine yeni bir düzenleme getirilmişti. Fakat yine her ayın son haftasının Cuma akşamı İstanbul'a hareket ederdi. Böylece 24 Aralık akşamı, daha doğrusu gecesi olup bitenleri Sadri Maksudi, 28 Aralık günü gazetelerden öğren­ di. Falih Rıfkı o utanç verici konuşmaların yayınlanmasını. önleyememiş, fakat üç gün ertelemişti( 5 8) . Sadri Maksudi'nin ·bazı dostları "Atatürk'ten randevu iste, Denizbank kelimesi aleyhinde konuştuğun için af dile!" diye israr etmişlerse d e , o dimdik durmağı tercih etmiştir. Öte yandan, Atatürk'ün olup bitenlere üzülmüş oldu­ anlaşılıyor. Çünkü "Denizbank hadisesi" diye meşhur ola­ yın son safhası şöyle: 3 1 Aralık Cuma sabahı Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Celal Bey Sadri Maksudi'yi telefonda arayarak, mümkünse aynı gün için randevu ister. ğu

(58) Büyük .Millet Meclisinde o laylar şu şekilde gelişmiştir: Sadri Maksu­ di'nin Denizbank adının Deniz Bankası adına çevirilmesi t eklifi ile 24 Aralıkta verdiği takririn Meclis tarafından kabul edilmesi üzerine Komisyona iade edilmiş olan kanun, 27 Aralık Pazartesi günü Komis­ yondan geri isteniyor. Ve kurulan Bankanın adı Denizbank olmak üzere, Kanun yeniden oya sunuluyor ve o şek ilde çıkıyor.

203


Randevu alınca da, öğleden sonra, Sadri Maksudi'yi Karanfil Sokağındaki evinde ziyaret ederek, Atatürk'ün se­ iAmlarını getirdiğini, kendilerinin 24 Aralık gecesi radyoda söylenenleri katiyen tasvip etmediklerini, bunun bilinmesini anu buyurduklarını söyler. Başlangıçta çok resmi konuşan Başyaver CelA.l Bey, sohbet ilerledikçe, açılmış, samiınileşmiş ve Atatürk'ün 24 Aralık gecesi radyoda konuşanların hepsini 25 Aralık akşa­ mı sofraya çağırarak, azarladığını söylemiştir. "Nöbet defte.d"ne bakılarak durum kontrol edildiği za­ man, hakikaten, konuşanların çoğunun 25 Aralık akşamı sofrada oldukları görülmektedir. Bu isbat ediyor ki, Atatürk Sadri Maksudi'den çok Mecliste "Denizbank" adını müda­ faa etmeyip sustukları halde, Sadri Maksudi'yi jurnal eden­ lere kızgındı. Başyaver CeW Beyle görüşüldüğü günün gecesi Yılba­ sı gecesi idi. Ertesi günü 1938 yılına girildi. On ay sonra Türklük ve insanlık Atatürk'ü kaybedecekti. ..

10 Kasım günü, Sadri Maksudi radyodan acı haberi öğrendiği zaman, radyo başında, hüngür hüQgür ağladı.

204


v

ATATÖRK'TEN SONRA 1· Ankara'dald yıllar

( 1 938- 1943)

Atatürk'ten sonra, Fevzi Paşa'nın şahsında Ordunun desteği ile, İsmet İnönü Cumhurbaşkanı seçildi ve "Milli Şet" dönemi ba§ladı. İsmet İnönü dönemi için neden "Milli Şet' dönemi deniyor? Sadri Maksudi'ye göre bu, İsmet İnö· nü'nün Atatürk zamanındakinden daha totaliter bir Şeflik, bir Başkanlık rejimi uygulamış olmasındandır. İsmet Paşa, Başbakanlık yapmağa alışık olduğu için, Cumhurbaşkanı ol­ duktan sonra da, Başbakanlık işlerine karışmağa devam et­ ti. İsmet İnöhü Cumhurbaşkanı olunca, otomatik olarak, Halk Partisinin de başına geçti. Çok geçmeden 1939 seçim­ leri yapıldı. Daha önce de işaret ettiğimiz gibi, tek Parti zamanın­ da seçimler tayinden farksızdı. Bilindiği üzere, Atatürk Türkiye'ye Demokrasiyi getir­ meği arzu etmiş, bu amaçla 1930'da Fethi Okyar'a Serbest Fırkayı kurdurmuştu. Serbest Fırka kurulunca, memleketin bazı i.X',!gelerinde ölçüsüz heyecan ve taşkınlıklar olmuştu. Sadri Maksudi'nin fikrine göre, İsmet Paşa Atatürk'e bu taş205


kınlıkları, milletin henüz demokrasiye hazır olmadığına de­ lil olarak gösterdiği için Serbest Fırka kapatılmıştır. İsmet İnönü 1939 seçimlerinde Atat ürk' ü n adamları­ nı listelerde n çıkardı, kendi adamlarını koydu. Sadri Maksu­ di Atatürk'ün ada mlarından sayıldığı için Meclis dışında kal­ dı. Meclis üyeliğinden ayrılınca, Sadri Maksudi Hukuk Fakült esin d e bir ders daha üzerine aldı ve 1940'dan itiba­ ren çok sevdiği Hukuk Felsefesini okutmağa başladı. Aynı yıl Ordinaryüs Profesörl üğe terfi etti(l),

... 194 l 'de, Sadri Maksudi'ye, Rusya'dan acı bir haber Çok sevdiği ağabeyi HAdi Maksudi vefat etmişti. İki k a rd e ş 20 yılda n beri m ek t upl aşm ıyor mektuplaşa­ mıyorla r d ı . Sadece Hacca gid er ke n Türkiye'ye uğrayan ba­ zı Rusya M üslümanları v a s ıt a sıyl e birbirlerinden haber ala­ ula ş t ı :

,

,

biliyl lrlardı.

Sadri M a k s ud i , hir çok ba ş k a l a rı gibi, Sovyet düşmanı ve "Burjuva" sayıldığında n, Sovyetler Birliğinde Kara listede idi. O nu n l a ilişkisi o l m a k hir suçtu . Nitekim Sadri M aksudi , Rusya 'dan ayrıldıktan sonra, ağabey ine bir iki defa m ekt u p göndermiş, fakat cevap alama m ış t ı . Son ra, bir başkasından dolambaçlı yoldan, şöyle bir mesaj gel m işti : "Ağabeyiniz HAdi M aksudi'ye mektup yaz­ m ayı n ! Sizden mektup a ldı kça, bir müddet hapiste yatı­ yor . . . " diye . . .

Sadri Maksudi'den on yaş k a d ar büyük olan ağabeyi onun için bir ik inci baba olmuş, yetişmesinde rol oyn amıştı. (1) Prof. Ahmet Mumcu, "Ankara Hukuk Fakültesinin yanm yüzyıllık tari­ hi", Ankara Hukuk

255.

206

Fakültesi yayınlanndan No: 416 Ankara 1977 s.


Hidi Maksudi bir Pedagoji dahisi id� " Öğretme" sana­ tının ustası idi. Kazan Türkleri arasında, her konudaki okul kitapları Hidi Maksudi tarafından yazılmış kitaplardı. Rus­ ya Medreseleri için yazmış olduğu "Arapça Gramer" kitabın­ da Arapların grameri o kadar kolay bir şekle sokulmuştu ki, Mısır Maarifi, bundan haberdar olup, kitabı arapçaya çevirt­ miş ve okullarda mecburi kitap kabul etmişti. Bütün bunları Muharrem Feyzi Togay, 1 Ekim 194 1 tarihli "Tasviri-Efkar" gazetesinde yayınladığı uzun yazıda belirtmiştir. Sadri Maksudi derin bir keder devresi geçirdikten son­ ra, teselliyi çalışmakta buldu. Yıllardan beri okuttuğu, fakat kitap halinde çıkaramadığı Hukuk tarihini "Hukuk tarihi dersleri" adı ile 194 1 yılı içinde bastırdı. Kitap sadece öğren­ cileri tarafından değil, memleketin bütün hukukçuları tara­ fından kapışılarak az zamanda tükendi. Bunµn üzerine ünlü bilgin eserini bazı ilavelerle zenginleştirerek ve adını sadece "Hukuk Tarihi" şeklinde koyarak, 1942'de, yepyeni bir kitap halinde yayınladı. Kitabın gördüğü rağbet üzerine, 1944 'de ikinci, 1948'de üçüncü baslçısı yapılacaktı. 1943 yılının başında Milletvekili seçimleri yapıldı. Sad­ ri Maksudi bu seçimlere fazla ilgi göstermedi. Aynı günlerde Başvekil Şükrü Saracoğlu tarafından İ kinci Maarif Şurası açıldı. Sadri Maksudi ötedenberi Eği­ tim işlerine büyük önem verirdi. Şura'da, Ahlik Komisyonu üyelerinden biri olarak, dikkatleri çeken bir rol oynadı. 1 6 Şubat 1943 tarihli "Tasviri-Etkir" gazetesinde, Pe­ yami Safa'nın kaleminden aşağıdaki satırları okuyoruz: "Komisyonda, reisten sonra il!c söz alan üye Profesör Sadri Maksudi Arsal oldu: "Yeni baştan ahWc prensipleri koya­ cak deffeliz, dedi. .Alemşümul prensipler herkesçe malamdur. Bizce mücen'et ahlô.k davası deffel, Türle milletinin ahldldyatı

207


bahis mevzuu olmalıdır. . . Sadri Maksudi Türle milletinin yük­ sek ahl4ld vasıflanna tarihin her devrinde ıehadet eden delille­ ri la.raca hatırlattı �

Zamanın meşhur solcularından Sadrettin CeW Antel Sadri Maksudi'nin bu sözlerine sinirlenir ve müdahale eder. Sadrettin Celll'in söylediği sözler şunlardır: "Milletlerde irst ahWc diye bir ıey yoktur.· Bir /ngiliz ah/4la, bir Fransız ahWa, bir Türle ahWa olamaz�

Peyami Safa yazısının ikinci başlığını şöyle komuş: "İ­

ki Sadrilerin iki zıt fikri".

Atatürk'süz bir Ankara Sadri Maksudi'ye tatsız tuz­ suz geliyordu. Artık hayli yaşlanmıştı da. Sık sık yüksek tan­ siyon krizleri geçiriyordu. Doktorlar buna Ankara'nın iklimi­ ni sebep gösteriyor, deniz kenarında bir yerde yaşamasını tavsiye ediyorlardı. Sadri Maksudi'nin küçük kızı evlenip İstanbul'da yer­ leşmişti. O yıllarda Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Do­ çent bulunan büyük kızı da, kocasının işi dolayısiyle, vazifesi­ ni İstanbul'a naklettirmek için uğraşıyordu. Yaşlı Profesör 1942- 1 943 ders yılı sonunda Maarif Veklletine başvurdu(2) ve kendisine temelli olarak İstanbul Hukuk Fakültesindeki boş derslerden birinin verilmesini is­ tedi. Bunun üzerine, 18 Ekim 1943 de, 1282 sayılı Tayin Ka­ rarnamesi ile, İstanbul Hukuk Fakültesine nakledildi. Oku­ tacağı dersler Hukuk başlangıcı(3) ve Hukuk tarihi dersleri idi. O yıllarda henüz Üniversite muhtariyeti yoktu ve nakilleri yapmap Maarif VekAleti yetkili idi. (3) Sadri Maksudi bu dersin adını değiştirip "Hukuk Felsefesi" yapmq ve sınırlanru geJlİl}etmiştir.

(2)

208


Ordinaryüs Profesör Sadri Maksudi, Ankara' dan ayrıl­ madan önce, son bir defa öğrencileri ile buluşma arzusunu duymuştur. "Ulus" gazetesinin 24 Ekim 1943 tarihli sayısı­ nın ikinci sahifesinde aşağıdaki satırları okuyoruz: "Ankara Hukuk Fakültesinden naklen lstanbul Hukuk Fakültesine tayin olan Prof. Sadri Maksudi Arsal dün Ankara Hukuk Fakültesinin Konferans salonunda ögrencilerine hita­ ben bir Konferans vermi§tir. Konferansta Hukuk Fakültesi Pro­ fesör ve talebeleri ve mezunlanndan ba§ka seçkin bir dinleyici kalabalık' bulunuyordu. Konferansın konusu "Bir münevver Türk'ün hayatında önder olması temenni olunan esas ve haki­ katler" idi. Büyük bir ilgi ile dinlenen ve sık sık alkı§lanan bu konU§madan sonra, Fakülte Dekanı Prof. Esat Arsebük kürsü­ ye gelerek, degerli Prof. Maksudi Arsal'ın aynlışı dolayısıyle duyduk" teessürü ve 18 yıldan beri Profesörün Fakülteye yap­ mış olduk" hizmetleri belirtmiştir. . . " "Ulus"un aynı sayısında Konferans hakkında Behçet Kemal Çağlar'ın uzun bir yazısı da yayınlanml§tır. Yazıda ezcümle, şu satırlar okunmaktadır: "Bu bir beylik konu§ma deffeldi. Çoktan susadıtJmız ve aradıtımız bir konU§ma idi. Onu dinleyen gençlere baktım: ay­ lardır susuzken, atzı duru birpınara degen ceyldnlar gibi mem­ nundular� Konferanstan sonra Profesörün etrafını alan öğrenci­ leri, özellikle eski mezunlar şöyle diyorlardı: cağız!

- Sizin Son ders öğütlerinizi hiç bir zaman unutmaya­ Ne idi "Son ders öğütleri"?

... Sadri Maksudi Adet edinmişti, son sınıf öğrencileri­ ne, yani mezun olacak olanlara, yılın son dersini verdikten sonra, onlara bir baba gibi hitap eder, meslek hayatları bakı­ mından tavsiyelerde, öğütlerde bulunurdu. 209


Son sınıfın öğrencileri, son derse girerken derin heye­ can duy�rlardı ve öğütleri dinlerken dikkatli not tutarlardı. Sadri Maksudi'nin başka sınıflarda da şöhret kazan­ mış olan bu "Son ders öğütleri" az çok değişik versiyonlar ha­ linde, bir kaç defa öğrencileri tarafından yayınlanmıştır: İlk defa 1 942'de, Ankara Hukuk Fakültesi Öğrenci Derneği ta­ rafından, "194 1 - 1 942 Yıllığı" adlı kitapta . . . Daha sonra "Türk Kültürü" dergisinin Mart 1967 tarihli "Sadri Maksudi" Özel sayısında. . . En son olarak da, Filiz dergisinin Mayıs 1971 tarihli sayısında . . . ruz:

Biz burada Özel sayıdaki metinden alıntılar yapıyo-

.. . işte böylece programımızı ilana/ etmij bulunuyoruz. Yakında imtihanlannızı vereceksiniz. Bir kısmınız diplomalan­ nızı alacak ve hayata atılacaksınız. . . Hayata atılmak için tam manasiyle mücehhez misiniz? Bunun için alacapıız diploma kafi midir? Hayır, aziz talebelerim, diplomanı1J temsil ettiffe mahdut bilgi yükünü her an arttırmaga gayret etmezseniz, cemiyetin siz­ den beklediffeni veremezsiniz.

Sizler, şimdiden sonra, milletimizin münewer zümresini teşkil edeceksiniz. Fakat yüksek tahsil diplomasına sahip ol­ mak insanın münewer oldu.guna Mlil teşkil etmez. Diploma, h/Jmilinin münewer olabileceffeni mübeyyin bir vesikadır. Münewerlik nedir? Münewer kimdir? Münewer bir ta­ raftan bilgisi, kültürü, bir taraftan da kanaat ve prensipleri olan insandır. . . Hakiki münewer ·olmak isteyen insan, bir ta­ raftan kendi ihtisasına taallak eden neşriyatı takip etmeli, bir taraftan da umumt kültürünü genijletmege çalışmalıdır. Bu­ nun için de okumalı, durmadan okumalıdır. . . . . . Burada münewerliffen ikinci şartına geliyorum: Haki-

210


/et münevver ıuuriu olan münevverdir, yani kanaat, hüküm ve prensiplerrün tqekkül eden saf/anı 'bir hayat gönqüne sahip in.randu. . . Bu da k4fi defildi.r. Kendi vazife/eriniz, hayatta, ca­ miada oynamak istedifiniz ro� ifa etmek istedifiniz hizmetler ve varmak istedifiniz hedef hakkında da açık fikir ve kanaati­ niz olmalıdır. ..

Sizlere bir tavsiyem daha vardır: Bir Türle oldutunuzu hiç bir zaman unutmayınız.. . Türle olmaktan dolayı hepimizin gurur duymamız yerindedir. Bu gurur sizlere Türklükü Y'l§at­ mak ve yükseltmek arzusunu ve aynı zamanda onun için her türlü fedak4rlıgı göze almak kuvvetini verecektir. Aranızdan Türklükü yükseltecek kimseler çıkacatın<J.an katiyetle emi­

nim. . .

. . . Gerek avukat, gerek lulkim olarak zayıftan kuvvetli/e­ re, haklı/an haksızlara karşı korumak vazifesi sizlere düşü­ yor. . . Sizlerin, kendi menfaatiniz için, haksızlık yapmanızın ha­ tır ve lufyale gelmesi bile imkiJnsız bir ihtimaldir. .. " 2- Emeldi Profesör Demokrasi havarisi

( 1 9'�5- 1946)

Sadri Maksudi'nin İstanbul'a taşındığı 1943 yılında, İkinci Dünya savaşı en kritik dönemini geçirmekte idi. Aslında denebilir ki, İsmet İnönü dönemi İkinci Dün­ ya savaşı dönemidir. Çünkü Atatürk'ün ölümünden az za­ man sonra Hitler ve müttefikleri ile dünyanın hemen bütün diğer devletleri arasında savaş patlak vermişti. İsmet İnö­ nü'nün en büyük tarihi hizmeti Türkiye'yi bu savaşa sokma­ mış olmasıdır. Sadri Maksudi 1939- 1945 dünya savaşını bir maçı st reder gibi, büyük ilgi ve heyecanla takip etmiştir. Onun g. zünde bu savaş her şeyden önce Hitler ile Stalin arasını. ölesiye bir güreşti. Stalin kazanırsa Hitlerizm, Hitler kaza­ nırsa Komünizm yıkılacaktı. Sadri Maksudi'nin Hitlerizmde

21 1


beğenmediği §eyler vardı. Fakat Rusların yenilmesi ve Ko­ münizmin yıkılması Türklük için lAzımdı. Çünkü Hitler'in zaferi Kızıl Rus İmparatorluğunun dağılması ve Sadri Mak­ sudi'nin ümitlerine göre, Rusya Türklerinin hürriyete kavuş­ ması deniek olacaktı. Rusya'da iken nasıl aklı İstanbul'da idi ise, şimdi de aklı Rusyadaki kardeşlerinde idi. Sadri Maksudi daha Ankara'da iken, 1943 yılının ba­ şında Almanların Stalingrad'da Ruslara mağlup olması k-en­ disi için büyük bir darbe olmuştu. Savaşın başında Almanla­ rı tutar gibi olan İsmet Paşa da 1943'den sonra politikasını değiştirmişti. Türkiye'de Ruslara satılmış pek çok ajan vardı. Bun­ lar özellikle sanatçı, öğretmen ve yazarlar arasında bulun­ makta idiler. 1943'den sonra resmi makamlar bunlara hoş­ görü göstermeğe başlamışlardı. İşte o sırada, milliyetçi Ni­ hal Atsız ile komünist Sabahattin Ali arasındaki divA müna­ sebetiyle, 3 Mayıs olayı patlak vermiş ve Turancılık divAsı başlamıştı. Milliyetçi idealist gençler suçlu sayılarak tutuk­ lanmış ve hapislere atılmışlardı. İsmet Paşa'nın 19 Mayıs 1944'deki meşhur konuşması Sadri Maksudi'de hem şaşkın­ lık, hem �üntü yarattı. 0-iücü olayların birbirini kovaladığı bu dönemde Sad­ ri Maksudi'nin kalbini parça parça eden bir şey de Kırım Türklerinin durumu idi. Kendisinin de gençliğinde bütün bir yıl yaşadığı Kırım bölgesi Rusya'nın en güzel, en sevimli bölgesi idi. Kırım Türklerinin, tabii, bir Rus nefreti ile Al­ manların tarafını tutmuş olmaları kolay anlaşılır bir şeydi. İşte şimdi ceza olarak vatanlarından sürülüyorlardı. O sırada Sadri Maksudi'nin en büyük korkusu Rusla­ rın Boğazlan ve İstanbul'u istemesi idi. Bu korkusunun bo­ şuna olmadığı da çok geçmeden meydana çıktı. 2 12


Her zaman saf olan Amerika'nın savaş sonundaki gaf­ leti ve Avrupa'nın yarısını Ruslara peşkeş çekmesi Sadri Maksudi'nin kalbinde manevi bir yara açtı. Sadri Maksudi İstanbul'a taşındıktan iki yıl sonra, yaş haddinden emekliye ayrıldı. . Burada, yıllar bakımından geri­ ye giderek, bir noktada açıklama yapmamız gerekiyor: "Ye­ ni bir ilim yaratırken" faslımızda anlattığımız gibi, Sadri Maksudi ve ailesi 1925 yılının Nisan ayında, Bakanlar Kuru­ lu'nun kararıyle Türk tabiiyetine geçince, Paris'teki Türk Şehbenderliğinden yeni Nüfus cüzdanlarını almışlardı. Bu cüzdanları tanzim eden Şehbenderlik KAtibi Maksudi'lerin ellerindeki evrakta MilAdi olarak gösterilen doğum tarihleri­ ni Hicriye çevirmeğe mecbur olmuştu. Çünkü 1 925 başında, Türkiye'de henüz Hicri takvim geçerli idi. Eylül 1 925'te, Sadri Maksudi'nin Ankara Hukuk Mek­ tebine Müderris olarak tayini, pek tabii olarak, Nüfus cüzda­ nındaki Hicri tarihe göre yapılmıştı. Fakat 1925 yılının so­ nunda, 26 Aralık'ta, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hicri tak­ vimi lağvedip MilAdi takvimi kabul etmişti. Artık bütün ta­ rihlerin MilAdi olarak yazılması mecburi idi. Derken, 1926'da, Sadri Maksudi'nin başına şöyle bir şey gelmişti: Bir resmi işlem sırasında, Nüfus cüzdanındaki Hicri tarihi MilAdiye çevirmek gerekince, Sadri Maksudi şa­ şırıp kalmıştı. Çünkü hesap tutmuyordu. KAmile Hanımın ve kızların Nüfus cüzdanlarına da ba­ kılınca, görülmüştü ki, aynı yanlış oralarda da var . . . Kısaca­ sı, Paris Şehbenderliğindeki acemi veya dalgın kAtip ailenin doğum tarihlerini bir yıl fazla yazmıştı, yani yaşlarını bir ek­ sik... Yanlış olan sadece doğum yıllan da değildi. Bütün ai­ lenin doğum günleri de yanlıştı. Şehbenderlik kAtibi unut213


muştu veya bilmiyordu ki, Rusya'da düzenlenmiş belgelerde­ ki tarihlere 13 gün ilAve etmek IAzımdır. Sadri Maksudi soruşturmuş ve öğrenmişti ki, bütün bu yanlışlıldan idari yoldan düzeltmek mümkün değil, dava açmak ve şahit göstermek IAzım . . . Sadri Maksudi, şahit olarak gösterebileceği tek insan olan Yusuf Akçura'ya meseleyi açmıştı. Yusuf Akçura ise, hayatında hiç bir sıfatla mahkemeye gitmediğini söyleyerek, şahitlik �tmeğe istekli olmadığını belli etmiş: "Bir yıl farkın ne ehemmiyeti var?"demişti. Bunun üzerine Sadri Maksudi uğraşmaktan vaz geçmişti. Sadri Maksudi emekli oldukdan sonra, dinlenmek şöy­ le dursun, son derece yoğun bir faaliyet dönemine girdi. Sanki isbat etmek istiyordu ki, asla yaşlanmamıştır, kafası 've kalemi kuvvetinden bir şey kaybetmemiştir. 1Uc önce, "Hukuk Felsefesi" ders notlanna sarıldı. Yıl­ larca Ankara'da ve son olarak İstanbul'da okuttuğu bu dersi çok severdi. Çünkü, genellikle Felsefe denen şeye düşkün­ dü. Kütüphanesi Felsefe kitaplan ile dolu idi(4).

Sadri Maksudi bir kaç ay içinde "Hukuk Felsefesi" ders notlannı kitap halinde basılacak hale soktu ve 1946 yılı­ nın başında bu kitabı bastırmağa gönüllü olan İstanbul Hu­ kuk Fakültesi Talebe Cemiyetine teslim etti. Bundan sonra emekli Profesörü yepyeni bir faaliyet içinde görüyoruz. (4) Bir gün Sadri Maksudi'ye sorulınu§tu: "İnsanlık tarihi içinde en çok saygı hissi duydupnuz kimlerdir?" diye. Sadri Maksudi tereddütsüz ce­ vap vennifti: "Sokrat ve Marc-Aur61e". Ve ilAve etmi§ti: "Çünkü Pey­ gamber olmac:bklan halde, Tann'yı keşfetmişler".

2 14


O zamanın çok okunan bir gazetesi olan "Tasvir"de, 1945 yılının Ekim ayından itibaren, hemen her hafta, Sadri Maksudi'nin uzun birer makalesi çıkmağa başlar. Konu? Hürriyet ve Demokrasi... Üniversiteler için Hürriyet, yani Muhtariyet ... Hal.le için Hürriyet, yani Demokrasi... l945'le İkinci Dünya Savaşı son bulmuştu. Savaşın son liulması ile Hitler ve Mussolini'nin totaliter rejimleri de yıkılinıştı. Türkiye'de de totaliterliğin yıkılması JAzımdı. Bil­ ginler, yani Üniversite hocalan da, hal.le da artık Hürriyete kavuşmalı idi. 1946'dan <')nce Üniversiteler sıkı sıkıya Millt Eğitim Bakanlığına bağlJ idi.

Sadri Maksudi Şt·bat 1946 ile Haziran 1946 arasında Bilim adamlarının, yani Üniversitelerin hürriyeti konusun­ da 5 uzun yazı yayınladı ki şunlardır: - İlim ve Hürriyet (17 �ubat 1946)

- Eski Yunanistanda ilmi Muhtariyet (24 Şubat 1946) - Üniversite Muhtariyeti (3 Mart 1946) Üniversite Muhtariyetini Mart 1946) •

zarurt kılan

sebepler (10

- Milletlerin hayatında Yüksek Öğrenim ve Profesör­ ler sınıfının dilekleri (2 Haziran 1946) "Muhtariyet" kelimes� Üniversitelere uygulanması açı­ sından, Sadri Maksudi'nin icadıdır. 1946'dan önce Türki­ ye'de, Üniversitelere ait olarak, ne Muhtariyetin kendis� ne de adı vardı. Sadri, Maksudi, Rusya'da iken kurduğu Siyasi Muhtariyeti düşünerek, "Otonomi" karşılığı muhtariyet keli­ mesini kullanmış ve kelime tutmuştur. Sadri Maksudi'nin Şubat ve Mart aylarında yayınla­ nan yazılan öyle etkili olmuştur � daha Nisan ayında yeni .t1S


bir Üniversiteler Kanunu hazırlamak için, Üniversite içinde bir Komisyon kurulmuştur. Tabii, emekliliği sebebiyle, Sadri Maksudi Komisyona üye alınamıyordu. Üniversitenin dışında idi. Fakat kurulan Komisyon Sadri Maksudi'nin fikir ve dileklerini harfi harfine yerine getirerek, bunları hazırlanan tasarının içine alıyordu. Tasarı Mayıs ayı içinde Millet Mec­ lisine sevk edildi. Tasarı görüşülürken, Sadri Maksudi 2 Haziran 1 946 tarihli yazısı ile son bir defa Meclisi etkiledi. 4936 sayılı yeni Üniversiteler Kanunu 13 Haziran 1 946'da Meclisten çıktı. Sadri Maksudi, "Tasvir"deki yazılarında, bir yandan il­ mi hürriyet ve Muhtariyet için çalışırken, bir yandan da De­ mokrasi havariliği yapıyordu.

7 Ocak 1 946'da Türkiye'de Demokrat Parti kurulmuş­ tu. Sadri Maksudi bundan büyük sevinç duymuştu. Bu Parti­ nin başında olanlar sık sık mektup ve telefonla kendisine da­ nışıyorlardı. Çünkü dört Kurucudan ikisi Sadri Maksudi'nin yakını idi: Adnan Menderes 1 93 1 - 1 935 yılla rı arasında öğ­ rencisi olmuştu. Refik Koraltan da 1 935- 1 939 döneminden Meclis arkadaşı ve samimi dostu idi. Sadri Maksudi henüz kurulan yavru Partiye yazılariy­ le yol göstermeğe ve aynı zamanda kamuoyuna Demokrasi denilen şeyi tanıtmağa çalıştı. Çünkü Demokrat Partinin ge­ lişmesini ve Türkiyenin Demokrasiye kavuşmasını çok isti­ yordu. Sadri Maksudi'nin Demokrasi konusunda yayınladığı yazılar şunlardır: - Demokrasi ve Hürriyet (6 Ocak 1 946) ( 5 ) (5) Demokrat Parti bu yazının yayınlandığının ertesi günü kurulur.

216


- Demokratik seçimin 5 mühim esası (5 Mayıs 1946) - İngiltere'de Demokrasinin ruhi ve tarihi temelleri ( 16 Haziran 1 946) - Demokrasi ve Hukuk (29 Kasım 1 946) - Siyasi Partilerin ideolojileri (6 Aralık 1 946) - Demokrasinin ilmi ve ruhi esasları ( 10 Aralık 1 9469 Demokrasinin istinad ettiği ilmi ve felsefi esaslar (23 Aralık 1 946) Sadri Maksudi bir yıl içinde otuz'a yakın uzun ve ilmi makale yazmıştı( 6) . Tekrar Üniversitede ( 1 946- 1 950) ıstanbul Hukuk Fakültesi, Sadri Maksudi'nin, emekli­ liği sebebiyle bıraktığı Hukuk tarihi dersini okutacak birini bulamamıştı. Kasım ayı gelmiş çatmış Üniversite açılmış, 1 946- 1 947 ders yılı başlamış, gelgelelim Hukuk tarihi gibi önemli ders boş geçiyordu. Diğer taraftan, 13 I:Iaziran 1946'da Kabul edilen Üni­ versiteler Kanun Emeklilik'·yaşı olarak 70 yaşı kabul etmiş­ ti. Sadri Maksudi ise 65 yaşında emekliye ayrılmıştı. Ancak yeni kanun, eski deyime göre "makabline şa­ mil" değildi, yani daha öncesi için geçerli sayılmazdı. Bütün Fakülte Sadri Maksudi' ıJin eski dersine tekrar sahip çıkmasını arzuluyordu. Bütün Profesörler bu değerli hukukç• mun "Hukuk Tarihi" adlı kitabını hayranlıkla oku­ muşlardı. Sadri Maksudi'den rica edildi: "İki satırlık . bir dilekçe yazın. Formülünü buJrnağa çalışalım" diye. Formülü raportör seçilen Prof. Ebülüla Mardin buldu ve günün birinde Sadri Maksudi'nin adresine, Hukuk Fakül­ tesi Dekanlığından, 26 Kasım 1946 tarihli ve 1 8 1 9 sayılı aşa3-

(6)

Bu yazıların tam listesi kitabımızın "Eserler" "hnlii nıünde verilecektir.

2 17


ğıdaki yazı geldi: "Fakülte Profesörler Kurulu münha.I bulunan Hukuk ta­ rihi kürsüsüne zatilUinizin intihabını ittifakla kararllqtırmış ve bu karar Üniversite Senatosunca yine ittifakla onanmıştır''. Ve Sadri Maksudi, bir hafta sonra, Hukuk tarihi ders­ lerine, bıraktığı yerden devam etti. Bu şüphesiz, binde bir gerçekleşen bir olaydı. Fakat Sadri Maksudi'nin hayatı binde bir gerçekleşen olaylarla do­ ludur. 1 946 başında, "Hukuk Felsefesi" çıkar çıkmaz, Sadri Maksudi "Türk Hukuku tarihi"ni baskıya hazırlamağa başla­ mıştı. Bu, yaşlı Profesörün en mühim eseri olacaktı. Bir kere, kendisi "TÜrk Hukuku tarihi" ilminin babası idi. Nasıl ki Herodot için "Tarihin babası" denilmektedir. Bu ilmi kendisi yoktan var etmiş, kendisi yaratmıştı. "Türk Hukuku tarihi" Türklerin İslimiyetten ve İslim Hukukmı. dan önceki Hukuku tarihi idi. Bildiğimiz gibi, bu ilmin kitabı, 1 928 yılmın başında, Arap harfleriyle 'basılmıştı. O zamandan beri, bu yeni ilmi bir az daha geliştirmek, yeni kaynaklar bulup, kitaba ilive­ ler yapmak arzusu Profesörü yeni bir baskı çıkarmaktan alı­ koymuştu. Gerçekten, yıllar boyunca kitabı hayli genişlet­ m iş, yeni bilgiler bulmuş, bunlardan yeni neticeler çıkarmış. yeni yorumlar yapmıştı. Sadri Maksudi, bir yandan derslerini yaparken, bir yandan da 1 947 yılını bu çok önem verdiği kitabını bastır­ makla geçirir. Kitaba "İlive" adını verdiği bir fasıl ekler. Bu, 1 924'de, �Societe Asiatique" de okuduğu tebliğin bir az ge­ nişletilmiş metnidir. "Oğur ve Oğuz" başlığını taşıyan bu ek faslın başına, bir de şu vecize konmuştur: "Türk tarihinde Oğuz Türkleri yoktur, yalnız Türk oğuzları vardır". Bazı ta­ rihcileri, özellikle Oğuz uzmanı tarihçilerini kızdırdığı mu-


hakkak olan bu. vecize şu mesajı taşımaktadır: "Türk tarihi yeni baştan yazılmalıdır". Sadri Maksudi, 1 924'de Paris'te ortaya attığı ve 1 925'te Fuat Köpi'ülü'nün çürütmek isteyip de çürütemedi­ ği, büyük Wilhelm Thomsen tarafından da kabul edilen tezi­ ni, daha yeni, daha kuvvetli delillerle beslenmiş olarak, dün­ yaya ilan ediyordu : Bir kısım Türklere Oğuz denmiş olması­ nın Arap ve Fars tarihçilerinin bir hatasından başka bir şey olmadığı, "Oğuz" kelimesinin sadece ve sadece "Kabileler" demek olduğu açıkça anlaşılıyordu. Sadri Maksudi'nin, bir tarihçi olarak ortaya attığı me­ sele, bugün dahi aktüalitesini koruyan, tarihçilerin karşısın­ da dikili duran bir meseledir. Bastırdığı kitabın adını koyarken, Sadri Maksudi'nin tevazu ve tereddüdü tuttu. Kötü niyetli kimseler diyebilirler­ di ki, bu kitapta Hukuktan çok tarih var. Türk Hukuku ilmi ancak 1 925'te doğduğu için, ancak bir kaç hukukçu nesli, üzerinde çalıştıktan, yeni araştırmalarla zenginleştirildikten sonra son şeklini bulacaktı. Bir alçak gönüllülük şaheseri olan Önsözünde ifade ettiği bu düşünceler neticesinde, Sad­ ri Maksudi kitabına gerçek adını vereceği yerde. tutuyor, ona "Türk tarihi ve Hukuk" adını veriyor. Kitap 1 947 yılının sonunda yayınlanınca, Sadri Maksu­ di'nin gerek dostları, gerekse yakınları adına itiraz etmişler, bu adı beğenmemişlerdi. Bunun üzerine büyük bilgin, ese­ rin yeni baskısı yapıldığı takdirde, "Türk Hukuku tarihi" adı ile yayınlanması ve icabında tarihi bilgiler ayrı, hukuki bilgi­ ler ayrı puntolarla basılması hakkındaki kararını yakınlarına bildirmiştir. Kitap çıkınca, 2 1 Şubat 1 948 tarihli Cumhuriyet'te Ke­ mal Salih Sel, 1 Mart 1 948 tarihli Tasvir'de Bahadır Dülger, t 2 Mart 1 948 tarihli Ulus'ta Coşkun Üçok güzel birer yazı yayınlamışlardır. 219


Atatürk döneminde Sadri Maksudi'yi en çok üzmüş olan olay 1 93 l 'de Türk Ocaklarının kapatılması olmuştu. Türk Ocakları kapatıldıktan sonra, Ocakların "Umu­ mi Reisi" Hamdullah Suphi Tannöver Elçi olarak Roman­ ya'ya gönderilmişti. Hamdullah Suphi Romanya'da yine Türkçülük yapmış, oradaki Gagauz adı verilen hıristiyanlaş­ mış Türklerle ilgilenmiş, onların Türkiye'ye göç etmesini teş­ vik etmişti. Sadri Maksud� Avrupa seyahatlerinde, bir kaç defa Bükreş'e uğramış, Hamdullah Suphi'nin misafıri olmuştu. Hamdullah Suphi İkinci Dünya Savaşı boyunca Bük­ reş'te kalmış, · Romanya Demirperde içinde kalınca, Türki­ ye'ye dönmüştü. Hamdullah Suphi Sadri Maksudi'nin dünyada en çok sevdiği insanlardan biri idi. Sevimli bir kişiliğe sahip olmak­ tan başka, Türkiye Türkçülüğünün temsilcisi idi. Hamdullah Suphi'nin Türkiye'ye döndüğü günden he­ r� Sadri Maksudi ona Türk Ocaklarını yeniden kurmağı tel­ kin ediyordu. Aynı arzuyu besleyen başka Ocaklılar da var­ dı. Arada bir toplanıyor, görüşüyorlardı. 1949'da zamanı ve zem�i uygun buldular. 17 Mart günü Eski Ocaklılar Hamdullah Suphi'nin ün­ lü babasından kalmış İbrahim Suphi Paşa Konağında toplan­ dılar ve tarihi karan aldılar. Gazetecilere haber verilmişti. 18 Mart 1949 tarihli "Tan" gazetesinde, şu satırları okuyoruz: "H.

Suphi Tannöver şun/an söylemiştir:

- Bugün eski mesai arkada§lanmızı aramızda görmek ve bu irfan ve insaniyet ocagıtıın (yani Türle Ocagıtıın) yeniden kundmasına şahit olmak bahtiyarlıgıtıı duyuyorum.

220


... Bundan sonm toplantu:la hazır bulunan Eski Türkis­ tan(7) Cumhrmeisi Sadri Maksudi, Ispanalı Tevfik Ragıp Nu­ rettin, Dr. Fahreddin Kerim Gökay, Hıfzı Tevfik Gönensay, sı­ ra ile söz alarak, Ocaklar hakkındaki göfÜllerini anlattılar. Prof. Sadri Maksudi'nin teklifi ile, bir beyanname hazırlanma­ sına karar verilmiş ve Ocafuı yeniden kurulması için lazım ge­ len kanunt teşebbüslerde bulunmak üzere, muvakka.t bir idare Heyeti seçilmiştir� O gün Sadri Maksudi'nin, hayatının mutlu günlerin­ den birini yaşamış olduğu muhakkaktır. 4- Milli ve

mllletlerarası alanlarda başanlar ( 1 950- 1952)

1 950 yılının Mayıs ayında yeni seçimlerin yapılmasına karar verilmişti. Bu defaki seçim daha önceki seçimlere ben­ zemiyordu. Halk Partisi'nin karşısında gelişmiş, teşkilatlan­ mış, güçlenmiş bir Demorkat Parti vardı. Sadri Maksudi, bir az da öz evladı saydığı Demokrat Partinin az zamanda büyük güç kazandığını gördükçe sevini­ yordu. Bu, Türkiye'nin Demokrasiye kavuşacağının müjdesi idi. Sadri Maksudi 1950 yılının Mayıs başında, vaktiyle, 1946'da yazdığı yazıların devamı niteliğinde bir yazı yazdı ve Cumhuriyet gazetesinde yayınladı. 2 Mayıs'ta çıkan ve "Demokrasi kapısı önündeyiz" baş­ lığını taşıyan bu yazı kehanetlerle dolu idi ve şu sözlerle son buluyordu. "Demokrasinin kapısına kadar gelmişizdir. Bu kapıdan, Demokrasinin memleketimiz için bir hürriyet, refah ve medeni inkişaf rejimi olacafuıa inanarak, büyük bir azim ve vekarla girmeliyiz. Ne mutlu tarihi ve siyasi fırsatlardan istifade etmesi­ ni bilen milletlere� (7) Şüphesiz gazeteci, 'Türkistan" kelimesi ile, Türkiye dışındaki Tilrklllğil kastediyordu.

22 1


Sadri Maksudi'nin bu yazısından dolayı, kendisine De­ mokrat Partililerden tebrikler yağmıştır. Sadri Ma ksudi kendisi de Demokrat Partiye üye yazıl­ mıştı ve Ankara listesinden milletvekili adayı idi. Her şey tereyağından kıl çeker gibi olup bitmişti. Re­ fık Koraltan'ın kızı, değerli insan Ayhan Timurtaş'ın dediği­ ne göre, Sadri Maksudi'ye adaylık teklif etmek fikri babasın­ dan gelmişti. Refik Koraltan'ın fikrini Sadri Maksudi'nin Hukuk Fakültesinden öğrencisi olan Adnan Menderes se­ vinçle kabul etmişti. Öteki ilci kurucu, yani Celil Bayar ile Fuat Köprülü itiraz etmemişlerdi. Daha sonra mektuplaş­ malar, telefonlaşmalar ile gerisi gerçekleşmişti. Ancak An­ kara şehri Sadri Maksudi'nin gözünde bir sembol olduğu için, Ankara adayı olmak konusunda israr etmişti.

14 Mayıs'ta seçimler yapıldı: Demokrat Parti ezici ço­

ğunlukla seçimleri kazandı ve Sadri Maksudi Ankara millet­ vekili oldu. Seçimi kazanan milletvekillerinin üçte biri hukukçular­ dan olu§uyordu ve bunların, halkçısı olsun, demokratı ol­ sun, hemen heps� Sa dri Maksudi'nin 1925'ten beri yetiştir­ diği öğrencileri idi. Sadri Maksudi, daha Ankara garında, hürmet içinde yüzmeğe başladı. Dahası var: Seçimler biter bitmez, gazeteler, kimin Cumhurbaşka­ nı seçileceği meselesi ile uğraşmeğa başlamışlardı. Başta Ce141 Bayar'ın adı olmak üzere, üç dört isim ortada dolaşmak­ ta idi. Mecliste genişçe bir grup Sadri Maksudi'nin Cumhur­ başkanı olmasını istiyordu. Bu kuvvetli eğilim ve istek bası­ na yansımakta geçilemedi.

18 Mayıs 1950 tarihli "Son Saat" gazetesinin birinci sa­ hifesinde şöyle bir başlık okunuyor: "Kimin Cumhurbaşkanı olacağı henüz belli değil". Fakat oracıkta dört resim: Celil 222


Bayar'ın, Ali Fuat Cebesoy'un, Halil Özyörük'µn ve Sadri Maksudi'nin resimleri! . .. Ve alt başlık: "Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık mevkiine getirilecekleri söylenenlerden"

18 Mayıs 1 950 tarihli "Son Dakika" gazetesinin birinci sahifesinde ise, bir kocaman soru: Cumhurbaşkanı kim ola­ cak" Ve çerçeve içinde şu cümle: "Şayia halinde dolaşan isimler: Celal Bayar, Ali Fuat Cebesoy, Halil Özyörük, Pro­ fesör Sadri Maksudi, Nihat Reşat Belger. Ayni tarihte "İkdam Gece Postası" gazetesinin ikinci sahifesinde de şu adlar üzerinde durulmakta: Celal Bayar, Ali Fuad Cebesoy,, Halil Özyörük, Sadri Maksudi, Hamdul­ lah Suphi Tanrıöv�r. Sadri Maksudi, elbette, Celal Bayar'lar dururken, ken­ disinin seçilmesi mümkün olmadığını biliyordu. Fakat gaze­ telerde adını gördükçe, şu düşünceyi derin heyecan ve min­ netle içinden geçirdi ki, Cumhurbaşkanlığı gibi şerefli bir mevki için adının söz konusu olması ve bunun basında yer alınası - bile, Türkiye Türklüğünün, hizmetlerinden dolayı, kendisine bir mükafatı idi� Sadri Maksudi Millet Meclisinde canla başla çalışma­ ğa başladı. Fakat Sadri Maksudi'nin faaliyeti, çok geçme­ den memleket sınırlarının dışına, milletlerarası alana taştı.

O dönemde İkinci Dünya Savaşının meseleleri niha­ yet tasfiye edilmiş ve Nato, Avrupa Konseyi, Avrupa Toplu­ luğu gibi kuruluşlar oluşmakta idi. Bu kuruluşların çoğu Av­ rupa Parlamentolar Birliğinin içinden doğmuştur. Avrupa Parlamentolar Birliği Başkanlığı Türk Parla­ mentosu temsilcilerini Eylül 1950'de Almanya'nın Konstans şehrinde yapılacak Döı:düncü Kongreye davet etmişti. Bu se­ beple, yeni Büyük Mill et Meclisi işe başladıktan az zaman sonra Meclis içinde Parlamentolar Birliği Türk grubu oluş-

223


tu. Bu grup 13 Temmuz 1950'de, Millet Meclisi Başkanı RC?­

fık Koraltan'ın Başkanlığında toplanarak, Kongresini yaptı

ve Yönetim Komitesini seçti. Bu Komitenin Başkanlığına oybirliği ile Sadri Maksudi getirildi. Bu olaylarla ilgili haberleri Vatan gazetesinin 14 Tem­ muz 1950 tarihli sayısında okumak mümkündür. Avrupa Parlamentolar Birliği Dördüncü Kongresine katılan Türk Heyetinin, Kongredeki faaliyetine gelince, bu konuda 2 1 Eylül 1950 tarihli Gece Postası gazetesindeki ha­ berler şu başlıkları taşımaktadır: "Avrupa Parlamentolar Bir­ liğinde iki önemli teklifımiz kabul edildi"... "Atlantik Paktı­ nın Akdenize teşmilinde ittifak edildi"... Gerçekten Türk Heyeti Konstans Kongresinde her ba­ kımdan etkili olmuş, çeşitli Komisyonlarda faal rol oynamış, tekliflerini Kongreye kabul ettirmiştir. Bu tekliflerden biri Sadri Maksudi'nin Umumi Politika Komisyonunda ileri sür­ düğü ve kurulması düşünülen Avrupa Federasyonunun Ana­ yasası ile ilgili olan tekliftir. Sadri Maksudi demiştir ki: "Kaç zamandır, bir Avtupa Federasyonunun kwulaca­

fından söz edilmektedir. Bunun siyast ve hukuki balamdan ne­ den ibaret olacagı hak/anda hiç kimsenin bir fiJai yoktur. Ar­ tık somut adunlar atmanın zamanı gelmiştir. Onun için ben, gelecekteki Avtupa Federasyonunun Anayasasını hazırlayacak bir A nayasa Komisyonunun kurulmasını teklif ediyorum �

Sadri Maksudi'nin teklifi büyük çoğunlukla kabul edil­ miş ve Avrupanın en tanınmış hukukçularından oluşan bir Anayasa Komisyonu kurulmuştur. Sadri Maksudi de bu Ko­ misyona üye seçilmiştir. Sadri Maksudi, Umumi Politika Komisyonunda bir ikinci mühim teklifte bulunmuştur: Büyük milliyetçi Sadri Maksudi'nin bir ciddi korkusu Türkiye'nin milletlerarası bir kuruluşa girip yutulması kor124


kusu idi. Onun için kurulan Anayasa Komisyonunun çalış­ malarına temel olmasını temenni ettiği şu esası teklif et_miş­ tir: Federasyona üye olacak Devletlerden "Milli HAkimiyet"­ lerinden vaz geçmeleri istenmemelidir. Yani, Federasyonun Anayasası "Milli HAkimiyet"e riayet etmek suretiyle yapıl­ malıdır. Sadri Maksudi'nin bu teklifi de ileride Anayasa Hazır­ Komisyonunda ifadesini bulmak üzere, prensip olarak kabul edilmiştir.

lık

Öyle anlaşılıyor ki, 1949'da Washington'da kurulan ve ilk kuruluşu sırasında sadece Atlantik Denizi sahillerinde­ ki ülkeleri kapsaması düşünüldüğü için "Atlantik Paktı" ve­ ya NATO adı verilen kuruluş da o dönemde Avrupa Parla­ mentolar Birliğinin çerçevesine giren bir kuruluştu. Çünkü Türk Heyetinin Konstans Kongresindeki üçün­ teklifi Türkiye ve Yunanistan'ın da NATO'ya alınması teklifi olmuştur. Bu teklifi Türk Heyeti üyelerinden Muğla Milletvekili Zeyya t MaQdalinci ifade etmiştir. Bu üçüncü teklif de oylanml§ ve prensip olarak kabul edilmiştir. cü

Bilindiği gıb� Türkive'nin NATO'ya girmesi 1952'de gerçekleşmiştir. Türk Parlamento Heyetinin Konstans Kongresinde oy­ nadığı mühim rol hakkındaki haberleri Cumhuriyet, Vatan ve Yeni İstanbul gazetelerinin 22 Eylül 1950 tarihli sayıla­ rında okumak mümkündür. Anayasa Hazırlık Komisyonunun üyesi bulunan Sadri Maksudi bu Komisyonun çeşitli tarihlerdeki toplantılarına tek başına katılml§tır. ruz:

1 1 Kasım 1950 tarihli "Vatan" da şu satırları okuyo"Yakında Strasburg'da toplanacak olan Avrupa Konse225


yi(B) /stişarf Meclisinin müzakerelerine i§tirak edecek olan An­ kara milletvekili Sadri Maksudi Arsal dün Ankara vapuru ile Marsilya >ıa gitmi§tir�

Sadri Maksudi'nin Vatan muhabirine verdiği bazı ha­ berler Avrupa Parlamentolar Birliği içinde Ortak Pazar ve­ ya Avı:upa Topluluğu denilen kuruluşun doğmakta olduğu­ nu müjdeliyordu. Sadri MaksuC:� �ayasa Komisyonunda yine başarılı çalışmalar yaptı. Dünyanın en ünlü hukukçularına fikirlerini kabul ettirmek, Kaderin Sadri Maksudi'ye sunduğu mutlu­ luklardan biri idi. Komisyonuo bir başka toplantısı için Strasburg'da bu­ lunan Sadri Maksudi'den damadı Reşit Ayda'ya yazılan 6 Mayıs 195 1 tarihli bir mektupta şu satırlar okunmaktadır: ')4vrupa Federasyonu l/iyıhasını hazırlayan "Comite constitutionnel" altı toplantı yaptı. Benim "Millf Hakimiyet" esasının mahfuz kalmasına dair teklifim ekseriyetle kabul edil­ di. Buna çok memnunum. Bunun ehemmiyetini memleketi­ mizde anlayan hemen hemen yok ise de, tarih( balamdan çok biiyük teminattır bu. Benim bulunamadılım Bale. toplantısın­ da kabul edilen "Les Droits souveraim seront transferes" cüm­ lesi yerine benim "L 'Exercice des droits souveraim seront dele­ gues aux organes de la Federation " ifadem kabul edildi"<9) .

Evet, Sadri Maksudi "Milli HAkimiyet" prensibini ka­ bul ettirdiğine, sanki Türkiye'yi bir tehlikeden kurtarmış gi­ bi seviniyor ve bununla iftihar ediyordu. Ancak sonraları, Fransızların milliyetçi Devlet adamı Charles De Gaulle bu şerefi Sadri Maksudi'den kapmıştır. (8)

(9)

Öyle anlaşılıyor ki, o sırada Federasyon yerine Konsey tabirini kullan­ mak eğilimi belirmiıti. "Anayasa Komisyonu" için de ''lsti§ari Meclis" tabirini kullanmak eğilimi de .. Bu cümleleri, hukukçular hukuki nüansın farkına ve zevkine varsınlar diye mektuptan aktarıyoruz.

226


Şöyle ki, 1958'de Fransanın başına geçince, milletlerarası meseleler münasebetiyle eski dosyalarda bulduğu "Souvera­ inete nationale" (Milli Hdkimiyet) üzerinde o kadar ısr�la durmuş ve bunu çeşitli şekillerde ifade etmiştir ki, bu prensi­ be "La doctrine de De Gaulle" (De Gaulle doktrini) derne­ ğe başlamışlardır. Avrupa Parlamentolar Birliğinin 2 Aralık 195 l'de baş­ layan Kongresine de Türkiye'den kalabalık -bir Heyet katıl­ mıştır. Ancak bu toplantı, İngiltere, İsveç gibi bazı Devletle­ rin bir zamandan beri süren sinsi boykotu sebebiyle, Fede­ rasyon fikrinin iflisı ve Parlamentolar Birliği Asamblesinin üç yıldan beri Başkanı olan Belçikalı Spaak'ın 12 Aralık 195 l'de şatafatlı şekilde istifası ile son bulmuştur. 5- Dil İnldlAbı

için son miicadelesi

(1952)

Atatürk zamanında, Aralık 1937'de kurulan ve kurulu­ şu Sadri Maksudi aleyhine bir fırtına kopmasına sebep olan Bankadan "Denizbank hldisesi" faslımızda söz etmiştik. İs­ met Paşa döneminde, Denizbank, nedense, lağvedilmişti: 16 Haziran 1939'da kabul edilen bir kanunla, bütün teşkild­ tı ile birlikte Devlet Limanları İşletme Umum Müdürlüğü­ ne devredilmişti. 195 1 yılının Ağustos ayında, Menderes Hükümeti Meclise yeniden bir Denizbank kanunu tasarısı getirdi. 10 Ağustos 195 1 günü tasan Mecliste görüşillmeğe başladı. Ku­ rulacak bankaya Hükümet "Denizbank" adını koymak gafle­ tinde bulunmuş olduğu için, Sadri Maksudi o gün bilhassa Meclise gelmedi. Büyük Millet Meclisi tutanaklarına göre, tasarının Ge­ nel Kurulda görüşülmesi sırasında şunlar olup biter: Birinci madde görüşülürken, Trabzon milletvekili Ca­ hil Zamangil söz alarak şunları söyler: 227


"Bugün burada, bu tasan konUlulurken, Sadri Maksudi arkdtqımızın hıizuruna ihtiyaç hissediyorum. .. Denizbank tari­ hi nedir?... sokakta, evde, koridorda işittigimiz, konU1tutumuz türkçeye U)fUlı buluyor musunuz?... Bu tabir bütün bir tarihi!' hikılyesi olabilir, bunu biliyorsunuz. Hepimiz hissediyoruz ki, bu tabir hakikaten türkçe degildir. Siz bunu böyle yazabilirsi­ niz: Denizbank dersiniz, amma halkımız öyle demeyecektir, Deniz Bankası diyecektir .. (Doktu dokfu sesleri) � .

Cahit Zamangil'in arkasından Antalya milletvekili Burhanettin Onat söz alır, şöyle der: "Bu mevzuda Cahit Zamangil arkada§ımla aynı fikirde oldupmu belirtmekle büyük bir iftihar duyuyorum. .. Bir defa, dilimizde "Bank" kelimesi yoktur... Bugün kurmak istedigimiz müessese "Deniz Bankası " olmak lb.zım gelir... önergemi tak­ dim ediyorum (Bravo sesleri, alkqlar) "

Erzurum milletvekili Emrullah Nutku da kalkar, şu sözleri söyler: "Bank denizde görülen sıglıklara denir. O itibarla ben di­ yorum ki, Denizcilik Bankası diyelim "

Seyhan milletvekili Cezmi Türk ise, şöyle konuşur: "Biz 300 kanun dahi çıkarsak, Bank Bank desek, bu mil­ letyine Banka diyecektir. Sayın Burhanettin Onat arkada§ımız­ dan rica ediyorum, önergelerini Denizdlik Bankası şekline sok­ sunlar�

Bu sözler söylenirken, Cahit Zamangil "Denizcilik Bankası" adı için önerge vermişti bile . . . Ve kabul edilen onun önergesi olmuştu. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu Sadri Maksudi Arsal hak­ kında yazmış olduğu bir yazıda şöyle der: "Demokrat Parti, filiyat sahasında., "Denizbank "ı bıraka­ rak, "Denizcilik Bankası " şeklini kabul etmekle, Profesörden

228


yana o/dutunu iJuas etmek istetJi "(lO).

Yan� Fındıkoğlu Millet Meclisinin kararını Sadri Maksudi için bir zafer saymaktadır. Fakat Sadri Maksudi bu olaydan hiç de memnun olmadığını yakınlarına itiraf et­ miştir. Çünkü kendisini haklı çıkaranların 1937'deki duru­ mu bütün nüansları ile kavramadıklarını ve sadece Deniz­ bank tabirinin değil, Dil İnkilabının da aleyhinde bulunduk­ larını sezdiğini söylemiştir. Sadri Maksud� 20 Mayıs 1950'den ber� Meclis için­ de, kendisinden gizli bir şeyler yapılmakta olduğunun farkın­ da idi. Soruşturdu ve öğrendi: Meğer Anayasa tadili teklifi" diye bir kanun teklifi elden ele dolaşıyor, imza toplanıyor­ muş. 1945 Anayasası kaldırılıp, yerine, hükümleri değiştiril­ meksizin, dil bakımından 1924 Anayasasının kabulü söz ko­ nusu imiş. Ancak 100 imza taplandıktan sonra teklifin Meclise sunulacağı ilin edilmişti. Bir buçuk yıl sonra, yani 1952 yılı­ nın sonunda 100 imza toplandı. Hatta 103 oldu. Kanun tek­ lifi Meclis Başkanlığına takdim edildi. Oradan Anayasa Ko­ misyonuna gönderildi. "İvedilikle görüşülmesi" kaydı ile 8 Aralık 1952 Pazartesi günü Meclis Genel Kurulunun günde­ mine geldi. Anayasa Komisyonu sözcüsü Ferit Alpiskender teklifi bir "Anayasa tadili teklifi" olarak takdim etti. Fakat daha sonraki açıklamalarından, mevcut Anayasadaki hü­ kümlerin herhangi bir suretle tadili söz konusu.olmadığı, an­ cak dil bakımından 1 924 Teşkil4tı-Esasiyesine dönüleceği anlaşıldı. 1924 Teşkil4tı-Esasiyesinin dili Dil İnkil4bından önce­ ki arapça kelimelerle, arapça cemiler ve izafet terkipleri ile -

------

( 10) "Profesör Sadri Maksudi'den bize kalan meseleler", Tllrk Yurdu, Mart 1957, s. 644 .

229


dolu bir dildi. Bu dile dönmek 1 924 ile 1 938 arasındaki Ata­ türk İnkilAplatını hiçe saymaktı. Teklifın sunuluş şekli ile ilgili ufak bir tartışmadan sonra, ilk olarak Sadri Maksudi söz aldı ve uzunca bir konuş­ ma yaptı. Konuşmasından bazı cümleler: "Memleketimizde, dil meselesinde iki tez vardır. Birinci tez: ilim dilimizi arapça kelimeler isti/A etmi§tir. Arapça keli­ meleri atıp, onlann yerine türkçe kelimeler üretmeliyiz. .. ikinci tez: lisan yaratılmaz, kendi kendine in1c4af eder. Bu iki tezin hiç biri mutlak surette dogru defik:Ur. .. Arap­ kelimeleri bir iki yıl içinde atmak mümkün defildir. Diger taraftan dil yaratılır: eski Yunanlılar, Romalılar, Araplar keli­ me yaratmqlardır, lisan yaratmqlardır. . . ça

Bizim memlekette üim dili ne ı:aman yaratılmah idi? ls­ tanbul'un fethinden sonra. .. Fakat bu mesele ihmal edildi Ya­ zarlarımız, tarihçilerimiz hem Arapçadan, hem Farsçadan keli­ meler alarak eserlerini yazdılar. . . Böylece Osmanlı lisanı deni­ len lisan Msıl oldu... Türkler için kendi dillerinde bir ilim dili yaratmak zarurf idi. Bu mühim meseleyi deMsı ile Atatürk kavradı. Dil Kurumunu kurdu. .. Dil Kurumu tarafından yaratı­ lan kelimelerin hepsi iyidir, muvaffakiyetlidir, demiyonmı. Fa­ kat muvaffakiyetsiz olanlar tqrit yolla atılmaz. Bir Akademi kurulur, tasfiye işini o yapar. ... Arkadtqlar, bu teklifi, 103 kilinin teklifini reddede­ Bendeniz bir önerge verecefim. Bu teklifin reddedilmesini isteyecefim. . . lim.

Sadri Maksudi'nin konuşmasından sonra, bir hafta­ dan fazla sürecek olan müzakereler başlar. Söz alan konuş­ macılar şunlardır: Necip Bilge, Vasfi Mahir Kocatürk, Ali Canip Yöntem, Reşat Şemsettin Sirer, Feridun Fikri Düşün­ se� Faik Ahmet Barutçu, Tevfik tıer� Ferit Alpiskender, Cezmi Türk, Avni Başman, Halide Edip Adıvar. 230


17 Aralık 1952 günü Meclis Başkanı şöyle der: du.

"Efendim, bu mevzuda komqan arlcadtqlar on üçü bul­ Daha on iki arlcadtq söz almq bulunmaktadır. .. "

Sadri Maksudi'nin konuşması 8 Aralık 1952 günü ol­ muştu. 1 1 Aralık tarihli "Ulus" gazetesinde, "Kavafoğlu" im­ zasıyle, "Bir adam" başlığını taşıyan bir yazı çıktı. Yazıda şu cümleler yer alıyordu: "Sadri Maksudi'nin bütün fli4üncelerini, bütün tJedilck­ rini dolfu. bulanlardan degilim. O Demokrr.ıt Parti milletvekil­

lerindendir. Ben ise, Cumhuriyet Halk Partisinin çıkanbfı bir gazetenin yaz.arlanndanun. . . Sadri Maksudi Arsal o gün Mec­ liste söyledigi sözleri ile fli4üncesinin eri olmalc gerektifini g&­ terrli. . . O yalnız bir toplu/ulun, bir Partinin adamr, bir parçası degildir... Biz burada, ayrılıklar iitesinden hayriın oldufumuz bir kimseye saygımızı söylemek istedik� Bir de Sadri Maksudi'ye Dil Kurumu Genel Sekreteri Agih Sırrı Levend'den 1 1 Aralık 1952 tarihli ve 1250 sayılı aşağıdaki resmi mektup g�l�: "Sayın

Ülküdeşimiz,

Büyük Millet Meclisinde Dil devrimini savunmak için söyleditiniz sözlere tqekkür edecek deliliz. Çünlca sizin bunu kendi ballı oldufunuz ilkeler adına yaptıfınızı biliyoruz. Dil devriminin en delerli öncülerinden olan bir kişi lxqka türlü ya­ pamazdı. Ancak o günkü siizleriniz bizi çok sevindirdi. Bunun için sizi kutlamayı, bir kere daha size en derin saygılarımızı sunmayı· kendimize borç bildik. Sal olun!� 17 Aralık günü, Anayasa tadili teklifınin reddedilmesi­ ni isteyen bir ön«:rge daha Meclise sunulur: Bu, Cezmi Türk'ün önergesidir. 8 Aralıkta sunulmuş Sadri Maksudi' ­ nin önergesi gib� Cezmi Türk'ün önergesi de Meclis tarafın­ dan reddedilir.

23 1


Bu arada Mecliste yeni gelişmeler olmuştur. İzmir mil­ letvekili Zühtü Hilmi Velıbeşe ve 185 arkadaşı Meclis Baş­ kanlığına yeni bir Kanun teklifi sunmuşlardır. Bu teklif 1924 Anayasasının, düzeltmeli değil, AYNEN ka�ulüne da­ irdir. Yeni teklif Anayasa Komisyonuna gönderilir ve onay­ lanarak Meclisi gelir. Sadri Ma ksudi ' nin ka tılmad ığı 24 Aralık 1952 günkü oturumda bu son teklif görüşülür. Şu konuşmacılar söz alır: Hamdullah Suphi Tannöver, Hasan Reşit Tankut, Kasım Küfrev� Sinan Tekelioğlu: Zühtü Hilmi Velibeşe ve arkadaşlarının ilci madde­ den ibaret kanun teklifi aynı gün, yani 24 Aralık 1952 günü oylanır ve büyü k çoğunlukla kabul ed ilir( ll ) 1924 Teşkilatı Esasiyesini kürsüden müdafaa etmiş milletvekilleri de, bu TeşkilAtı Esasiye'niıı Mecliste kabulü haberini yazan gazeteciler de, akledip bunun metnine bak­ mamışlardı ve "Yaşayan dile dönüş" ten söz ediyorlardı. "Ya­ şayan Dil" dedikleri şöyle cümlelerden oluşuyordu: � .. Meclis ad1·di mürettebinin ekseriyeti ,,ıutlakasıyle inti­ habat tecdit olunur. . . (Madde 25) . . . Millet Meclisi Heyeti umu­ miyesi cudyı mevcudesinin sülüsanı ekseriyeti ara.siyle karar ve­ rilir. . . (Madde 27). Asıl tuhaf olan da şu idi : Türkiye'de ay isimleri çok­ t a n beri değiştiği halde, milletvekilleri artık Ekim, Kasım, Aralık demeyecek ler, TeşkilAtı Esasiye'ye uyarak, 28 yıl ön­ ce ki gibi, Teşrinievvel, Teşrinisan� Kanunuevvel diyecekler­

di.

Sadri M a ks m . l i Dil İnkilAbının iflAsı karşısında bulun­ makta idi. Gen�·l igi ndcn beri beslediği, Osmanlıcanın arap­ ça kelimelerden t e m izl en ip bütün Dünya Türkleri tarafın· dan kabul edilmc ,i, hütün Türkler arasında bir Dil .Birliği kurulması şeklhıdd i Rüyasına veda etmesi gerekiyordu. Bu

Rüya yıkılmıştı

(1 1)

232

Bu bi lgiler M eclis tuta. ı ıı aklanna dayıınıyor.


24 Aralık 1952 tarihinden sonra, ölümüne kadar, Sad­ ri Maksudi'nin yüzü gülmedi. 6- Hayal kinkhklan

( 1952-1954) Meclisteki hayal kırıklığı üzerinden bir ay geçmeden, 23 Ocak 1953 günü de, Sadri Maksudi için gerçek bir keder günü olmuştur. O gün gazetelerin birinci sahifeleri, koca manşetlerle, şu haberi veriyordu: "Türkiye Milliyetçiler Derneği dün ka­ patıldı". Milliyetçiler Derneğinin kurucuları, Sadri Maksudi'ye göre, pırlanta gibi gençlerdi. Özellikle, Derneğin Başkanı Sait Bilgiç çok sevdiği bir öğrencisi idi. Bu milletsever� idea­ list gençlerden memlekete ne zarar gelebilirdi? İktidara gelmesini o kadar arzu etmiş olduğu Demok­ rat Part� ekonomi bakımından, memleketin gelişmesi için çok faydalı tedbirler almakla beraber, manevi ve fikri alan­ da, ilk günden beri yaptıklarına Sadri Maksudi mAnA vere, miyordu. O günlerde, İstanbul'da, büyük damadı Reşit Ayda ile dertleşirken, ona aynen şunları söylemiştir. 'Türkiyenin başında hayırlı olmayan rüzgarlar esiyor. Demokrasi içinde geli§mefe başlamasını gizli kuwetler çeke­ medi�

1950'den sonraki yıllar, Sadri Maksudi için, aile bakı­ mından , mutlu yıllar olmuştur. Çok baglı olduğu Hanımı­ nın sağlığı ve neşesi yerinde idi. Her iki kızı evli ve mutlu idiler. l kisi erkek, ikisi kız olmak üzere dört torunu vardı ve onlara çok düşkün idi. Ancak 1953'den sonra, 74 yaşındaki Sadri Maksu­ di'ye bir dalgınlık, dikkatsizlik Arız oldu. Sokakta yürürken, 233


sağına soluna bakınıyor, düşüncelerine, hAtıralarına dalıyor­ du.

2 Nisa n 1953 akşamı, Yenişehirde, caddenin bir tara­ fından bir tarafına geçerken, yine sağına soluna bakınağı ih­ mal etti. Sağdan bir araba büyük hızla yaklaşıyordu. Sadri Maksudi bunu son anda gördü, fakat kendini karşıki kaldırı­ ma atmap muvaffak olamadı. Araba geldi ve ... Sadri Mak­

sudi'ye çarptı. 4 Nisan 1953 tarihli Zafer gazetesinde şu satırlar oku­ nuyordu: "Sadri Maksudi kaza atlattı: EweUd gece, saat 21 sırala­ rında, Yenifehirdeld Bankalar durafı önünde müessif bir kaza olnuq, Ankara mebuslarından Sadri Maksudi Arsal şoför Mehmet ÔZbU'in idaresindeki 51 78 plalca sayıb taksinin çarp­ ması ile yaralanmqtır. Derhal Nümune Hastanesine kaldın­ /an Sadri Maksudi Arsal tedavi altına abnmıştır. . . Yaralının sıhhi dwumunda hi{ bir endi§e mevcut defildir. Sadri Maksu­ di Arsal'a geçmİI olsun der, lcU ıifalar dileriz� Kaza haberi İstanbul gazetelerine yansımadığı için, Sadri Maksudi'nin İstanbul'da olan ailesinin kazadan haberi olmamıştır. Onlan telAşlandırmamak ve üzmemek için, Sad­ ri Maksudi ne telp-atla, ne de telefonla hiç bir yakınına ha­ ber vermemiştir. Oylece, kendis� iyice iyileşip İstanbul'a gel­ diği zamandır ki, ailesi kazayı öğrenmiştir. Geçirdiği kazadan sonra, Sadri Maksudi yaklaşmakta olan seçimlerde adaylığını koymamağa, Ankara ile ilişkisini kesmeğe ve lstanbul'daki evinin dışına çıkınamağa karar ? vermıştır •

Sadri Maksudi'nin milletvekili olarak son faaliyeti 24

Şubat 1954 günü, bütçe görüşmeleri sırasında, Milli Eğitim konusunda uzun bir konuşma yapması şeklinde olmuştur. Bu konuşma hakkında en aynntılı bilgiyi veren gaze­ te, o yıllarda Cavit Oral'ın çıkardığı, çok okunan "Hürses"

234


gazetesidir. Bu gazetenin 25 Şubat 1954 tarihli sayısının bi­ rinci sahifesinde, Sadri Maksudi'nin resmi altında, şu sözler yazılıdır: "Milli Eğitim üzerine önemli fikirler ileri süren Prof. Sadri Maksudi Arsal". Gazetenin beşinci sahifesinde ise, şu satırlar okun­ maktadır: "Günün müzakeresi en uzun süren bütçelerinden biri Milli 'Effetim Vekaleti bütçesi oldu. Otuzdan fazla hatip söz alıp, kendi bölgelerine dair temennilerde bulundular. Bunlar­ dan �lan Effetim prensiplerine temas etti. Bunlar arasında Büyük Millet Meclisince en dikkate şayan bulunanı Sadri Mak­ sudi Arsal'ın konüşması idi Belki de bir daha Mecliste bulun­ mayacafını söylejerek söze /Jailayan Sadri Maksudi Arsal: - Effetim konusunda çok mühim olan, bilhassa Türkiye gibi geri kaimi§ memleketlerin en btqta dikkate alma/an gere­ ken şey "vadeli effetim pl4nı " hazırlanmasıdır, dedi. Bunu misallerle açıklayan hatibin görü§ü tasviple karşı­ landı. Mütaleaya göre, Effetim Vekillerinin bile deki§tinne yetki­ si dzşuıda kalan, uzun vaileli bir p/4na göre hareket edilmesi geri kaimi§ memleketlerin tek /Jaian şartıdır� 1954 yılının Temmuz ayında, Sadri Maksudi kederin yeni bir sillesini yedi: en eski, en kıymetli, en çok sevdiği ar­ kadaşını kaybetti. Kazan Türklerinin en meşhur yazarı, Ka­ zan Türkleri davasının en yorulmaz bayraktarı Ayaz Ishaki, her türlü maddi gelir ve imkindan mahrum olarak, fakat kı­ zı v� damadı tarafından bakılarak, Ankarada öldü. Ayaz Ishiki, ölmeden önce iki şeyi vasiyet etmişti: 1 ) İstanbulda gömülmek, 2 ) Japonyadaki Kazan Türklerinin kendisine hediye ettikleri, boydan boya gümüş kaplı basto­ nunun Sadri Maksudi'ye verilmesi... Bu son arzusunun altın­ da, şüphesiz, bir sembolik mini yatıyordu. Edirnekapı şehitliğindeki mezarı başında Sadri Mak235


sudi'nin yaptığı konuşma hakkında "Azerbeycan" dergisi şunlan yazıyor: "ilk nu.tku altm11 senelik arkadaşı bulunan muhterem Prof. Sadri Maksudi Arsal irad etmqtir. Zmnan zaman hıçkı­ nklan ile kesilen nutkunda, Saym Sadri Maksudi merhumla Uk tan11malannı, onun tertemiz ve ideal aile muhitin� beraber­ ce idil-Ural Türklerinin milli uyan11 ve kurtulU§u yolunda çal11malannı, Ayaz lshaki 'nin yüksek edebi mevkiini ve seçkin eser­ lerini ve keza, büyük siyast hizmetlerini anlatm11tır "<12), 7- Son eseri

(1954- 1957)

Altm ış yıllık arkadaşını kaybetmiş olmak Sadri Maksu­ di'ye kendisinin de son yıllarını yaşamakta olduğunu hatır­ latm ıştı. Ancak yaşlı bilgin dünyadaki vazifesinin henüz bitme­ diğini d üşünüyordu. Bütün ömrünü Türkhiğüri hizmetinde geçirmişti: Türk'ün Tarihi... Türk'ün Dili... 'fürklüğün bağımsızlığı . . . ,

Türklüğün geleceği . . . Bunlar kendisi için e n kutsal şeylerdi. Ne idi kendisinin bütün hayatını yönlendirmiş olan bu Milli ­ yetçilik ülküsü, Milliyetçilik duygusu? Bu duygunun gerçek temellerini hiç bir Türk veya Batılı yazar iyice belirtmemiş, açıkça meydana koymamıştı. Halbuki bu duygu sosyal bir varlık olan insanın hayatında rol oynayan en önemli faktör­ lerden biri idi. Milliyet duygusu psikolojik açıdan şiirlerde, romanlar­ da, destanlarda ifadesini bulmuştu ve buluyordu. Fakat bu duygunun sosyolojik temellerini ar.aştıran olmamıştı. Bunu kendisi yapacaktı. Kutsal Mill iyet duygusunun sosyolojik, hattA biyolojik esaslarını ortaya koyacaktı. ( 12) Yıl 1954, sayı 4-5. "Ayaz Ishaki, hayatı ve faaliyetleri" adlı eserde (Ankara 344) , "Azerbeycan" dergisinden alıntı yapılmıştır.

236

1979,

sahife


Sadri Maksudi 1954 yılının sonbaharında kitabını yaz­ m ağa başladı. Sadece öğle yemeklerinde işine ara vererek, sabahtan akşama kadar çalışıyordu. "Bu kadar çok çalışmaktan yorulmuyormusunuz?" di­ ye soran yakınlarına şöyle cevap veriyordu : "Yorulmuyorum. Sadece, yazmaktan elim yoruluyor... Kafamdan akanları yazmağa yetişemiyorum. İlhamın hücu­ muna uğruyorum". Tabu, yılların birikimi vardı. Milliyet ve Milliyetçilik hakkında çok okumuş, çok düşünmüştü. Gereken kitaplar zengin kütüphanesinde, elinin altında idi. Bir yıl içinde kita­ bını hem yazdı, hem bastırdı. Sadri Maksud� kitabını çıkaracağı günlerde, matba­ ada, gazeteci Hakkı Tarık Us'a rastladı. İkinci Dünya Savaşından sonra, Avrupada yayın dün­ yasında bir moda çıkmıştı: Yazarlar, eserlerini piyasaya çı­ karmadan önce, bir çeşit basın toplantısı yaparak tanınmış gazeteci ve yazarları d�vet eder ve eserlerini tanıtırlardı. Hakkı Tarık Us, Sadri Maksudi'ye aynı şeyi yapması­ nı tavsiye etti. Sadri Maksudi fikri çekici buldu. 16 Haziran 1955 günü, Konak Otelinde, otuz kırk ta­ nınmış yazara kitabını anlattı. Peyami Safa, Milliyet'te, 17 Haziran günkü ve "Milli­ yetçilik üzerine bir eser" başlıklı yazısında şöyle der: "Profesör Sadri Maksudi Arsa� eserini · okuyucuya sun­ madan evvel, bir basm ve muharrirler toplantısı yapmq, davet­ lilerine kitabmı izah etmeli dü§ünmüş. Ona bu Avrupai filai veren Hakkı Tank Us 'tur. .. "

Esasen, nedense, Sadri Maksudi'nin bu kitabı Us kar­ deşlerin büyük ilgisini çekmiştir. Çünkü o günlerde eser hak· 237


kında çıkan yazılar arasında en uzun ve övgülü olan, Asım Us'un •vakit" gazetesinde "Kıymetli bir eser" başlığı ile çı­ kan yazısıdır. ( 1 8 Haziran 19SS). Behçet KemaJ( 13) ile Reşat Nuri Darago( 14) da güzel yazılar yazdılar. Vatan gazetesindeki uzun tanıtma yazısın­ da ise, ıu cümleler okunuyordu: "Siya.rt ve içtimai hayatımuda bayak bir bofluk vardı. Ml/Jlyet duygu.runıua mahiyeti hak/anda ilmi esaslara göre ha­ zırlanan bir eserden mahrumdWc. Profesör Sadri Maksudi Ar­ sal milliyet tlu,).psunun içtimai ve ruhi tarihi Uzerine tua§tır­ malan havl bir küap hazırlayarak bu IJollup doldumııqtur� Bununla beraber, diyebiliriz ki, Sadri Maksudi'nin en son ve en önemli eseri olan "Milliyet duygusunun sosyolojik esaslan• kitabı, zaman içinde demlendikçe daha çok değer kazaDllUf, yani daha iyi anlaşılmıştır. Bunu söylememizin sebebi şudur ki, bize göre, eserin ruhunu ve amacını en iyi anlatan yazı, bu eserin yayınlanma­ sından 33 yıl sonra yazılmış bir yazıdır. Yazı bir hukukçuya veya sosyologa ait değil, bir dil bilgini olan Ahmet Bican Er­ cilAsun'a aittir. "Türk Kültürü" dergisinin Mayıs 1988 sayısında yayın­ lanmıf olan SÖZ konusu yazıda Ercil!sun, zamanın ardından geriye bakmak imkAnından da yararlanarak, çok isabetli gö­ rü§ler ifade etmiştir. Ahmet B. ErcilAsun Sadri Maksudi'nin kitabını şöyle tanıtıyor: "Sadri Maksudi'nin "MUliyet duygusunun sosyolojik esas­ lan 'hı 1 S yıl kadar önce okumU§tum. 1 S yıl sonra tekrar oku­ yunca, Sadri Maksudi'nin en çaprrqık zannedilen meseleleri (13) "Bpiz bir eser ve Gmek bit hareket", Yirminci Asır dergisi. 7

Temmuz 1955. (14) "Ôlm� bir ballis: M�çilik", Yeni İstanbul gazetesi, 8 Eylül 1955 ve TOrk Yurdu dergisi, aim 1955, sahife 309.

238


nasıl vazıh bir şekilde ortaya koydutuna hayret ettim. Sonra da dü§ündüm ki, bazı temel kitaplar bir defa okunuİJ bir tara­ fa atılmamalı; zaman zaman tekrar okunmalıdır. işte Sadri Maksudi 'nin eseri böyle temel kitaplardan biridir. .. ... Sadri Maksudi 'nin fikirlerinin en önemli tarafı milli­ yetçi/iki in,ian ve cemiyet hayatınm tabit bir neticesi olarak gö­ ren ve böylece milliyetçilik fikrini biyoloji ve sosyolojinin ilmt temellerine oturtan görü§üdür. .. ... Sadri Maksudi milleti teşkil eden unsurlar arasına ır­ la da alml§tır ve onun ifadesiyle "ırk bir çeşit mayadır� ... ligi çekici ol!m, gerek antropolojik, gerek etnolojik manada, Türle ırkı i/t .Türlc milleti kavramlannm (Sadri Mak­ sudiye göre) ayni şeyi ifade etmesidir. .. Sadri Maksudi'nin millt his ve milliyetçi/ikin faydalan konusunda bir kaç sözü ile yazıma son veriyorum: � . . Bir mille­ tin ekseriyetinin ruhunda derin, kuvvetli milli duygu ve şuur kaynaklannm bulunması o milletin topratm<Ja bitip tükenmez petrol kuyulannın bulun�ından daha mühimdir�

"Milliyet duygusunun sosyolojik esaslan"nın yazılması ve basılması biter bitmez, Sadri Maksudi eserini fransızcaya çevirmeğe başladı. "Ben bu eseri sadece Türkiye için değil, dünya aydınla­ rı, dünya okurları için yazdım... Bu eser Batılılar için de ye­ ni bir görüş getiriyor, çünkü Batıda bu konuyu bu açıdan ele alan yoktur. Halbuki Milliyetçilik bugün en aktüel olan me­ seledir" diyordu. Gerçekten, Fransa'nın sömürgesi olan Cezayir 1954'­ ten beri Fransaya karşı bir bağımsızlık mücadelesine giriş­ mişti. Gazeteler bu mücadelenin haberleri ile dolu idi. Fran­ sa Hükümeti Cezayirli milliyetçilerle başa çıkamadığı için239


dir ki, 1958'de, De Gaulle Fransa ' nın başına geçecekti. Tunus ile Fas'ta da Bağımsızlık eğilim ve hareketleri başlamıştı. Hindistan'da olup bitenler de hep Milliyet duygu­ suna dayanan olaylardı. Sadri Maksudi "Kitabım bir an evvel fransızca olara� çıkmalı" diye çırpınıyordu. Kitabını beş altı ayda fransızcaya çevirdi( l S) Fransız dilinde makinada yazacak birini bulamadığı için, oturup ken­ disi tek parmakla daktilo etti. Bu .ݧ onun tercümeden fazla vaktini aldı. 1956 yılının sonunda "Les Bases sociologiques du sentiment de Nationalite" adlı fransızca kitap üç nüsha olarak basılmağa hazırdı. Sadri Maksudi'nin niyeti, sağlığı iyi giderse, Hanımı ile birlikte Fransaya gidip, eseri için bir yayıncı aram aktı. .

Ne yazık ki, Sadri Maksudi'ye bunu yapmak nasip ol­ madı . . Vefatından sonra, kızları ve damatları, Fransaya git­ tikçe kitabın bir nüshasını götüriip, yayıncı aramışlar, fakat netice elde edememişlerdir. Fransız yayıncıların kitabı red­ detme!erinin sebebi imzanın Fransa'da tanınmamış olması ve eserin satılma şansının olmaması idi. .

Sadri Maksudi'nin, son eserinin fransızca'ya çevirisin­

den başka, üç basılmamış fransızca eseri daha vardır.

Biri, daha önce sözünü ettiğimiz, büyük Şarkiyatçı Ba­ ron Carra de Vaux'nun "Les Penseurs de l 'lslam" {İslamın düşünürleri) adlı eserinde zikrettiği (16) ve Hamdullah Sup­ hi'nin, Maarif Vekili sıfatıyle satın aldığı eser olduğunu tah(15) Halbuki o aylarda ciddi surette hasta olduğuna phitler vardır. Şu yazıya bakılsın: Mehmet Emin Buğra, "Üstad Sadri Malcsudi Arsal", 'Türkistan Sesi" dergisi Şubat-Mart 1957, sahife 3� ( 16) Paris 1926, Cilt V, s. 404.

240


min ettiğimiz "Türklüğün geçmiş� bugünü ve geleceği" adlı kitaptır. Daktilo edilmiş tek nüsha halindedir. İkinci basılmamış fransızca eserinin adı "Turquisme" (Türkçülük)tür. Bu eserin daktilo edilmiş iki nüshasından bi­ rinin kapağında (daha doğrusu kapağına fazladan yapıştırıl­ mış bir sahife üzerinde) Sadri Maksudi'nin mirasçıları için sürpriz oluşturan bir türkçe el,, .aısı t ·unmuştur. Arap had­ leriyle yazılmış bu elyazısı şöyle:

'Türle ırlanın kurtancısı, Türle tarihinin en büyük sima­ sı, Türklük için namı mukaddes kalacak muhterem ve muaz­ zez Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine hudutsuz ihtiramatımla beraber takdime cesaret ediyorum. Sadri Maksudi"

Öyle anlaşılıyor � Sadrı Maksu� 1 924'te, Gazi ile tanışmak üzere, Paris'ten Türkiye'ye geldiğinde, kitabın bu nüshasını beraberinde getirmiş, fakat nedense, Gazi Pa­ şa'ya takdim etmekten vazgeçmiştir. O yıllarda Ruslarla dostluk havasının esmesi sebebiy­

le, eserin adı ve konusu aktüaliteye uygun olmadığı için, Yu­ suf Akçura tarafından Gazi'ye takdimine mani olunmuş ol­ duğu tahmin edilebilir. Sadri Maksudi'nin basılmamış üçüncü fransızca eseri ilmi değil, edebi bir eserdir. 1917 Rus İhtilalini anlatan bu eser bir çeşit piyestir. Çünkü İhtilAI öncesinde ve İhtilAI sıra­ sında, çeşitli sınıflardan ve çeşitli siyasi gruplardan insanlar arasında diyaloglardan ibarettir. Yazar piyeste kendisine de rol vermiş: Sabri Mansuri adlı bir Türk-Tatar genci bir yandan Rus asilzadeleri ile, bir yandan da ateşli ihtilAlciler ile münakaşalar yaparak, milleti­ nin Hürriyet ümidini ve milli isteklerini dile getirmektedir. Sadri Maksudi'nin İhtilAlden kaçıp Parise geldikten

24 1


sonra, bir yandan diplomatik girişimlerde bulunurken, 1 9 1 9 ile 1922 arasında yazmış olduğunu tahmin ettiğimiz bü eser şu uzun adı taşımaktadır: "Psychanalyse de la Revolution russe• (Dialogues entre les auteurs et les victimes de la Re­ volution). · Yani: •Rus İhtilllinin Psikanalizi• ( İhtiWi yapanlarla ihtilllin kurbanları arasında diyaloglar). Eser

daktilo edilmemiştir. Elyazısı halindedir.

Sadri Maksudi'nin 19S6 sonunda başlayan rahatsızhlı 19S7 başında ciddi bir şekil almıştır.

... Büyük bilgin'in hastalığının ayrıntılarını ve hayatı­ son günlerini burada uzun boylu anlatmamıza lüzum ol­ masa gerek...

nın

Ocak 19S7 sonunda, doktorların tavsiyesi ile, Gureba Hastanesine yatırıldı. 17 Şubatta komaya girdi. 20 Şubatta ebediyete göçtü. 22 Şubat'ta yapılan cenaze törenini 23 Şubat tarihli •Havadis• gazetesi §C1yle anlatmaktadır: "Muztarip oldufu hastalıktan kurtulamayarak, üç gün evvel tedavi gönlülü Gureba Htutanesinde vefat eden kıymetli ilim ve siya.ret adamı Türle Hukuku Tarihi Ordinaryüs Profesö­ rü Sadri Maksudi Arsal'ın cenazesi dün ya.pılan büyük bir me­ rasimle kaldınlmlftU'.

Merhumun na 'fı saat JO'da Gureba Hcutanesinden alı­ narak, eller üzerinde ttqınm11 ve Beyazıt Camiine getirilmi§tir. Burada kıhnan öfle namazını müteakip tabutu eller üzerinde ttqınarak, uzun müddet vazife gönlüfü lstanbul Üniversitesi merkez bintuına getirilmi§tir. Üniversitede öfretim üyeleri, tale­ be ve dostlannın qtirakiyle bir tören ya.pı/nılftu. Törende Hu-

242


kuk Fakültesi Dekanı Prof. Recai Galip Okandiuı, Edebiyat Fakültesi aduıa Prof. Tayyip Gökbilgin ve bir öfrencisi merhu ­ mun ilmf deferini ve hocalık vasıflannı belirten birer konl'fma yapmqlardu. Töreni müteakip tekrar eller üzerinde tafınan tabut Be­ yazıt meydanında otomobile koruruq ve Zincirlikuyu asrt me2.llrlıpıa götürülerek ebedf istimhatgahına tevdi edilmiftir. " Bütün bu ayrıntıları veren gazete mühim bir noktayı kaydetmeği unutmuştur. O da, Sadri Maksudi'nin tabutu­ nun Türk Bayrağına sanlı bulunduğudur. Büyük Milliyetçi­ • nin ruhu, hiç şüplicsiz, taparcasına sevdiği Türklüğün sembolüne sanlı olduğundan dolayı şad olmuştur, mutlu olmuş­ tur. Zincirlikuyu <la, mezarı başında, ilk konuşmayı irtica­ len şair Bahçet Kemal, ikinci konuşmayı da asistanı Selçuk ôzçelik yapmıştır.

İkinci konuşmanın metni Türk Yurdu dergisinin Mart

�957 sayısında yayınlanm�tır.

243


SADRİ MAKSUDl'NIN ESERLERi

MAİŞET (roman), Kazan 1898, İkinci baskı: 1 9 14 İNGİLTEREYE SEYAHAT, Kazan 19 12. HUKUK TARİHİ DERSLERİ, Ankara Hukuk Fakültesi yayınlarından, 1 927. TÜRK HUKUKU TARİHİ, Ankara Hukuk Fakültesi ya­ yınlarından, 1 928. TÜRK DİLİ İÇİN, Türk Ocakları yayınlarından, Ankara 1930. İSKİTLER-SAKALAR, �kara 1 933. "Türk Tarihinin Ana­ hatları" serisinden Na: 5. ORTA ASYA TÜRK DEVLETLERİ, Ankara 1934. "Türk Tarihinin Anahatları" serisinden, il, No: 19. HUKUKUN UMUMİ ESASLARI, Ankara Hukuk Fakülte­ si yayınlarından, 1 937. UMUMİ HUKUK TARİHİ, Ankara Hukuk Fakültesi ya­ yınlarından, 194 1 . UMUMİ HUKUK TARİHİ, İstanbul Üniversitesi yayınla­ rından, İkinci baskı: 1944. Üçüncü baskı: 1 948. HUKUK FELSEFESİ, İstanbul Hukuk Fakültesi talebe Ce­ miyeti y ayınlarından, 1946. TÜRK TARiHİ VE HUKUK, İstanbul Hukuk Fakültesi ya­ yınlarından, 194 7. MİLLİYET DUYGUSUNUN SOSYOLOJİK ESASLARI, İstanbul 1955. İkinci baskı: 1 975 . Üçüncü baskı 1 979.

245


TEOKRATİK DEVLET VE LAİK DEVLET, İstanbul Üni­ versitesinin yayınladığı "Tanzimat" adlı müşterek eser­ den ayn basım, 1940. İNGİLİZ AMME HUKUKUNUN İNKİŞAFI SAFHALA­ RI, İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuasından ayrıba­ sım 1 940. FARABİ'NİN HUKUK FELSEFESİ, İstanbul Hukuk Fa­ kültesi Mecmuasından ayrıbasun, 1 945. KUTADGU-BİLİG, İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuasın­ dan ayrıb�sım, 1 94 7 (Bilinen) MAKALELERİ TÜRK YURDU, Sayı 1, 24 Kasım 1 9 1 1, "Büyük milli Emel­ ler", Sahife 8. TÜRK YURDU, Sayı 2, 1 Aralık 1 9 1 1, "Büyük milli Emel­ ler", Sahife 33. JOURNAL ASİATİQUE, Ocak-Mart 1 924, "S. Maksudof Çin tarihlerindeki Kuzey Uygurlarla Tokuz Oğuzların ayniliği hakkında bir bildiri okuyor" (Sahife 37), zabıt­ lara ek: "Çinlilerin ve Moğolların Hüvey-Hu'ları ve Orhon Türk yazıtlarındaki Tokuz Oğuzlar" (Sahife 14 1 ). TÜRK YURDU, Cilt 1, sayı 4, Ocak 1925, "Türk tarihinin telkinatı", (devamı var). TÜRK YURDU, Sayı 14, Kasım 1925, "Türk Tarihinin tel­ kinatı" (son) sahife 377. TÜRK YURDU, sayı 7, Nisan 1925, "Çinliler ile Moğolla­ rın Hüvey-Hu ve Uygurları ile Orhon Türk kitabele­ rindeki Oğuzların ayniyeti", sahife 27. TÜRK YURDU, sayı 1 1, Ağustos 1925 "Türk Birliği", sahi­ fe 396. TÜRK YURDU, sayı 12, Eylül 1925, "Lisanların inkişaf ve tekimülünde Akademilerin rolü", sahife 525. TÜRK YURDU, sayı 13, Ekim 1925, "Çinlilerin Huvey-hu

246


dedilderi halkın Orhon kitabelerindeki Oğuzların ayni olduğuna dair izahat", sahife 2 18. TERCÜMAN (Gaspralı'nın) sayı 2 12, yıl 19 14, "Emeller üs­ tadı İsmail Gaspralı". Bu makale Hidi Maksudi tarafın­ dan Kazan'de yayınlanan YULDUZ (Yıldız) gazetesin­ den iktibas edilmiştir. Aynı makale Kırımlı Cafer Sey­ .dahmet tarafından 1934 yılında İstanbulda yayınlanmış "Gaspıralı İsmail Bey" adlı kitabın 1 90. sahifesinde kıs­ men bulunmaktadır. HAKİM İYET..t-MİLLİYE, 14 Eylül 1925, "Ankara Hukuk Mektebinin tarihi ehemmiyeti", sahife 3. HAKİMİ YET- İ-MİLLİYE, 5 Mart 1926, "Yeni Ankara" Sa­ hife 3. HAKİ Mİ YET-İ-MİLLİYE, 29 �sun 1929, "Güne bakan aşk peygamberi", sahife 2. İKDAM, 5 Ekim 1 925, "Lisanların tekAmül ve inkişafında Akademilerin rolü". İ KDAM, 6 Ekim ·1925, "Lisanların tekAmül ve inkişafında Akademilerin rolü". M İLLİYET, 28 Eylül 1928, "Lisan ıslahı meselesi 1 ", sahife 4. Mİ LLİ YET, 29 Eylül 1928, "Lisan ıslahı meselesi 2", sahife 4. MİLLİ YET, 30 Eylül 1928, "Lisan ıslahı meselesi 3", sahife 4. M İLLİ YET, 2 Ekim 1 928, "Lisan ıslahı meselesi 4 ", sahife 4. MİLLİYET, 3 Ekim 1 928, "Lisan ıslahı meselesi 5", sahife 4. MİLLİYET, 4 Ekim 1928, "Lisan ıslahı meselesi 6", sahife 4. M İLLİYET, 5 Ekim 1928, "Lisan ıslahı meselesi 7", sahife 4. MİLLİYET, 6 Ekim 1928, "Lisan ıslahı meselesi 8", sahife 4. MİLLİYET, 7 Ekim 1928, "Lisan ıslahı meselesi 9", sahife 4. MİLLİYET, 9 Ekim 1928, "Lisan ıslahı meselesi 1 O", sahife 5. MİLLİYET, 1 1 Ekim 1928, "Lisan ıslahı meselesi 1 1 ", sahife 5. MİLLİYET, 13 Ekim 1928, "Lisan ıslahı meselesi 12", sahife 5. MİLLİYET;l4 Ekim 1928, "Lisan ıslahı meselesi 13", sahife 2. MİLLİYET, 9 Temmuz 1929, "Gazi'nin en büyük eseri nedir?" (ankete cevap), sahife2. TAS Vİ R, 2 1 Ekim 1945, "Dünyada iki türlü te1Akki karşı karşı247


ya• TAS\it R, 29 Kasım 1945, •Demokrasi ve Hukuk•, sahife 2. TASVİR, 6 Aralık 1945, "Siyast Partilerin ideolojileri" saiıi­ fe 2. TASVİR, 10 Aralık 1945, "Demokrasinin ilmt ve ruht esasla­ n" sahife 2. TASVİ R, 23 Aralık 1�45, "Demokrasinin istinad ettiği ilmi ve felsef'I esaslar", sahife 2. TASVİR, 30 Aralık 1943, •Demokrasi ve Müsavat esası", sa­ hife 3. TASVİR, 6 Ocak 1946, "Demokrasi ve Hürriyet" sahife 2. TASVİR, 1 1 Ocak 1946, "Ebedt Barış ve milletler birleşme­ si", sahife 2. TASVİR, 13 Ocak 1946, "Millt ideoloji ve yabancı ideoloji­ ler" sahife 3. TASVİR, 17 Şubat 1946, "İlim ve Hürriyet", sahife 3 ve 4. TASVİR, 24 Şubat 1946, "Kadim Yunan'da ilmi muhtari­ yet" sahife 3 J'AS\it R, 3 Mart 1946, "Üniversite Muhtariyeti" sahife 3. TASVİR, 10 Mart 1946, Üniversite Muhtari)'etini zarurt kı' lan sebepler", sahife 3. TASVİR, 24 Mart 1946, "Müsbet ·ilimler ve felsefe", sahife 3 -Vİ TAS R, 3 1 Mart 194 6, "Tarihte veto hakkının menfi rolü", sahife 3. TASVİ R, 7 Nisan 1946, "İnsanların manevt' hayatında gaye ve ideallerin rolü", sahife 3. TASVİR, 14 Nisan 1946, "Milletlerin hayatında fıkir ve ide­ allerin rolü", sahife 3. TASVİR, 21 Nisan 1946, "Avrupa medeniyetinin istikbali", sahife 3. TASVİR, 28 Nisan 1946, "Medeniyet mahsulleri ve kültür kıymetleri zail olmaz", sahife 3. TASVİR, 5 Mayıs 1946, "Demokratik seçim usulünün beş mühim esası", sahife 3. '

248


TASVİR, 12 Mayıs 1946, "Ruhi ve manevi hayatın zenginli­ ği ve yaş", sahife 3. TASVİR, 19 Mayıs 1946, "Arap Birliği ve büyük Arap mille­ tinin istikbali", sahife 3. TASVİR, 26 Mayıs 1946, "Amerika Birleşik Devletlerinde felsefi cereyanlar", sahife 3. TASVİR, 2 Haziran 1946, "Milletlerin hayatında Yüksek Öğrenimin rolü ve Pr�fesörler sınıfının dilekleri", sahife 3. TASVİR, 9 Haziran 1946, "Atomun felsefi tarihi", sahife 3. TASVİR, 16 Haziran 1946, "İngµterede Demokrasinin ru­ hu ve tariht temelleri", sahife 3. TASVİR, 30 Haziran 1946, "Beşeri camiaların hayatında propagandaların rol ve kudreti", sahife 3. TASViR, , 7 Temmuz 1946, "Tecavüzi harp tabii bir hadise değildir", sahife 3. CUMHURİYET, S Ekim 1948, "Medeni milletlerde· ilim - dili yaratma tarihine bakış", sahife 2. CUMHURİYET, 19 Ekim 1948, "İlmi usullerle yaratılmış türkçe ve müstakil biı; ilim dili lazımdır", sahife 2. CUMHURİYET, 23 Ekim 1948, "Dil ıslahı ve Dil Kuru.: mu", sahife 2. CUMHURİYET, 2 Mayıs 1950, {,Demokrasiriin kapısı önündeyiz", sahife 2. ·

249


B İ B LİYO GRA FYA Kitaplar

AKIŞ, Ali, "İdil-l(ral davası ve Sovyet Erpperyalizmi" Anka­ ra 1963, sahife 20.

BENNİGSEN, Alexandre (ve Chantal Lemercier-Quelque­ jay) "Sultan Gali.ev" Paris 1986, Librairie Artheme Fa­ yard, sahife : 33; 43 ,' . 60.

CARRA DE VAU� a.aron, "J;..es Penseurs de l'İslam", Pa­ lıl Geuthner, Paris 1926, Cilt V, sahife 404, 405, 406, 407, 408".

ÇOKAY, Mustafa, "19 17 yılı hitıra parçalan", Ankara

1988, sahife :30, 3 1; 33, 34. ÇOKER, Fahr� "Türk Tarih Kurumu, kuruluş amacı ve ça­ lışmalan", Ankara 1983, sahife 302. DEVLET, Nadir, "Rusya Türklerinin Milli Mücadelesi", An­ kara 1985, sahife ! 37, 1 17, t ı8, 148, 153, 1 68, 2 13, 237, 28 1, 288. DEVLETŞİN, Tamurbek, "Sovyet Tataristanı", Kültür Ba­ kanlığı yayınlarından Ankara 198 1 , sahife : 1 1, 25 (dipnot 3), 143, 149, 152 (dipnot 38), 1 6 1 , 1.,6 3, 1 64, 1 70, 1 7 1 , 178, 189, 199, 593. ENGİN Muhabay, Agi Ferit, Devlet Nadir, Akış Ali, "Ka­ zak ve Tatar Türkleri", İstanbul 1 976, sahife 146, 147. 25 1


HALEN, Harry, "Sadri Maksudi Arsal, "Tataariliainen Val­ tiomes ya krjailipa" (fınce), Helsinki 1970.

İNAN, Afet (Gazi Paşa?), "Türk Tarihi hakkında mütalea­

lar", Türk Ocakları neşriyatından, 1930 (Afet İnan'ın aşağıda gösterilen "Gazi M.Kemal ve Türk Tarih kuru­ mu" adlı kitapçığının 2. sahifesinin 2. dipnotunda zik­ redilmektedir).

İNAN, Afet, "Gazi M.Kemal ve Türk Tarih Kurumu", Anka­ ra, 1953 (Türk Tarih Kurumu Kütüphanesinde AI. 93 16 numarada kayıtlıdır).

KIRIMLI, Cafer Seydahmet, "Gaspralı İsmail Bey", İstan­ bul 1 934, sahife : 190, 1 9 1 , 192. KURAT, Akdes Nimet, "Kazan Türklerinin Medeni Uyanı­ şı devri", Dil ve TarihCoğrafya Fakültesi dergisi, sayı 3 ve 4, Ankara Temmuz-Aralık 1966, sahife 145, 150, 151 , 153, 163, 180; 185, 186. RAEVUORİ, Yrjö, "Sadri Maksudi ve Fin-Türk münasebet­ leri", fınceden türkçeye çeviren: Aydın Yeğen, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü yayınları, Ankara 1968. RORLİCH, AzAde-Ayşe, "The Volga Tatars", Hoover İnsti­ tution Press 1986, sahife : 222 (not 40), 242 (not 1 7), 144, 247 (not 36), 105, 1 19 (not 20), 126, 184, 185. TAYMAS, Abdullah Battal, "Kazan Türkleri" (Arap harfle­ riyle), İstanbul 1925, sahife : 225, 227. TAYMAS, Abdullah Battal, "İki Maksudi'ler", İstanbul 1959. TAYMAS, Abdullah Battal, "Rus İhtilalinden hatıralar", İs­ tanbul 1968, İkinci Baskı, Ötüken yayınev� sahife 12, 15, 39, 40, 4 1, 42, 58, 1 18. TÜRK ANSİKLOPEDİSİ, Cilt 111, sahife : 394.

252


TÜRK MEŞHURLARI, Cilt 1, sahife : 4S. TÜRK ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedis� Cilt I, sahife; 448 (İstanbul 1983 ) üi.Kü Ansiklopedisi (Nedir? Kimdir?).

ZENKOVSKY, Serge, "Pan-Turkism and İslam in Russia", Harvard Üniversity Press 1967, sahife: SO, 87, 1 18, 1 4 1 , 145, 147, 155, 157, 158, 159, 168, 169, 170, 1 7 1 .

"MUSULMANSKAYA Peçat Rosii v 1 9 1 0 godu" ( 1 9 1 0 yı­ lında Rusyadaki Müslüman Basın), Oxford 1 987, sahi­ fe: 55, S6, 51, 58. PROTOKOLLAR (Bütün Rusya Müslümanlarının 1 - 1 1 Mayıs 1 9 17'deki Moskova Kongresi zabıtları), Petrog­ rad 1 9 1 7, sahife 454. İSHAKY, Ayaz, "İdel-Oural", Paris 1933 (fransızca) Dergiler

AYDA, Adile, "Sadri Milksudi'nin Türk Tarih Kurumunun kuruluşundaki rolü", Türk Kültürü Dergis� Mart 1967, sahife: 25. AYDA, Reşit, "Sadri Maksudi'ye dair üç fıkra", Türk Kültü­ rü dergis� Mart 1967, sahife 42. BİNARK, Naile, "Ord. Profesör Sadri Maksudi Arsal", Ka­ zan dergis� sayı 19, sahife: 1. BUÖRA, Mahmet Emin, "Üstad Sadri Maksudi", "Türkis­ tan sesi" dergisi, ŞubatMart 1957, sahife 3. CAFEROÖLU, Ahmet, "Sadri Maksudi Arsal'ın aziz hAtıra­ sına", Türk Kültürü dergisi, Mart 1967, sahife 13. CUMBUR, Müjgin, "Ord. Prof. Sadri Maksudi Arsal'ın Millet, Milliyetçilik ve Milli Kültür hakkındaki görüş­ leri", Milli Kültür dergis� Nisari 1977, sahife 57. ÇAÖLAR, Behçet Kemal, "Eşsiz bir eser, örnek bir hare-

253


ket•, •Yirminci Asır• dergisi, 7 Temmuz 19SS. DARAGO, Reşat Nur� •Milliyetçilik•, Türk Yurdu dergisi, Ekim 19SS, sahife 309 . . DEVLET, Nadir, •ord. Prof. Sadri Maksudi Arsal•, Kazan dergisi, Aralık 1970, sahife 26. DEVLET, Nadir, -Türkiyede Kazanlılar•, Kazan dergisi, sa­ yı ıs, 1975, sahife 29. ERCİLASUN, Ahmet Bican, -Sadri Maksudi'nin Milliyetçi­ J.iAi•, Türk Kültürü dergis� sayı 30 1, Mayıs 1988, sahi­ fe 46. ERDEN, Dr. Feth� •Prof. Sadri Maksudi Arsal'ın vefatı•, Türk Yurdu dergisi, Mart 1957. ESEMENLİ, Bilgay, •Profesör Sadri Maksudi Arsal'ın Türk Tarihi tellcinatı adlı bir konferansı üzerine•, Türk Kül­ türü dergis� Mart 1967, sahife 44. FINDIKOÔLU, Ziyaettin Fah� •sadri Maksudi'nin son eseri•, Türk Yurdu dergis� Aralık 19SS. FINDIKOÔLU, Ziyaettin Fahri, •Profesör Sadri Maksu­ di'den bize kalan meseleler•, Türk Yurdu dergis� Mart 1957, GÜRSOY, Bedr� Sadri Masudi'nin ölümünün 30. yıldönü­ mü münasebetiyle Türk Ocaklarının 20 Şubat 1987'de düzenledikleri anma töreninde yaptığı konuş­ ma. GÖKBİLGİN, Tayyip, •sadri MakSudi'nin Türk Tarihi ve Türk soyu hakkındaki görüşleri", Türk Yurdu dergis� Nisan-Mayıs 1970, Cilt VII., sayı 4, s: 23. İNALCIK, Halil, •sadri Maksudi Arsal•, Türk Kültürü der­ gis� Mart 1963. İSHAKİ, Ayaz, "İç Rusya ve Sibirya Türk-Tatarlarının Mil­ lt-medenl muhtariyetlerinin ilAnının Yirminci Yılı", 254


Yana (yeni) Milli Yol dergisi (Berlin), Eylül 1937, sa­ yı 9 ( 1 14), sahife: 7. İSHAKİ, Ayaz, "MillJ-medeni Muhtariyet ilAnının Yirminci Yılı", Yana (yeni) Milli Yol dergişi (Berlin), Ekim 1937, sayı 10 (1 15) sahife: 6. KOPRAMAN, Kizım Yaşar, "Sadri Maksudi Arsal'ın haya­ tı ve eserleri", Türk Yurdu dergisi, Mayıs 1970, sahife 28. KOŞAY, Himit Zübeyir, "Sadri Maksudi Arsal'ın hizmetle­ ri ve millet anlayışı", Türk Kültürü dergis� Mart 1967, . sahife: 17. KURAT, Akdes Nimet, "Kazan Türklerinin Medeni Uyanış devri", Dil ve TarihCoğrafya Fakültesi dergisi, sayı 3 ve 4, Temmuz-Aralık 1966, sahife: 145, 150, 1 5 1 , 153, 163, 180, 185, 186. LOKMAN, Kemaı "Sadri Maksudi Arsal'ın Sorbon Üniver­ sitesindeki son dersi", Azerbaycan dergis� Ocak-Şu­ bat-Mart 1964, sahife: 30. MERCANGİL, Muharrem Doğdu, "Sadri Maksudi Arsal'ın hayatı ve eserleri", Yeni Yayınlar dergis� Ağustos-Ey­ lül 1957, sahife: 246-253. NİZAMİ, Cevat, "Milliyet duygusunun sosyolojik esaslan", Türk Yurdu dergis� Ekim 1955. ÖZÇELİK, Selçuk, "Merhum Sadri Maksudi Arsal'ın meza­ rı başında", Türk Yurdu dergis� Mart 1957, sahife 7 12. ÖZÇELİK, Selçuk, "Rahmetli hocam Sadri Maksudi'yi anarken", Toprak dergisi, Nisan 1958. ÖZÇELİK, Selçuk, "Sadri Maksudi Arsal", Türk Kültürü dergis� Mart 1967, sahife 10. POROY, Reha, "Ord. Pr-0f. Sadri Maksudi Arsal", Türk Kül255


türü dergisi, Mart 1967, sahife 3. TAYMAS, Aptullah Battal, "Sadri Maksudi Arsal", Dergi dergisi (Münib), Yıl 1957, sayı 9. sahife 36.

TÜRÜKOÖLU, Gök-alp, "Sadri Maksudi Arsal", Yeni Or­ kun dergisi, Temmuz 1988! sahife 12.

TÜRÜKOÖLU, Gök-alp, "Sadri Maksudi Arsal", Türkistan dergisi, Yıl 2, sayı 5, 1989, sahife 27. UMUR, Ziya, "Sadri Maksudi Arsal'ı anarken", Türk Kültü­ rü dergisi, Mart 1967, sahife 5. ÜLKÜSAL, Müstecip, "Milliyet duygusunun sosyolojik esas­ ları", Dergi dergisi (Münib), Yıl 1956, sayı 6, sahife

109.

YAŞIN, Hidayet, "Sadri Maksudi'nin Çarlık Rusyasında Türklük için mücadelesi", Türk Yurdu dergisi, Mart 1967, sahife 657. YAYLA, Hamza, "Nedir? Kimdir?", Orkun dergisi, Ağus­ tos 1963. AIÇBABA dergisi, 5, Eylül 1936, sayı 139, Cilt 6, sahife 1 1. AKBABA dergisi, 6 Ocak 1938, 3 üncü sahifedeki karika­ tür: "Bir cahil keşfedildi".

BİZİM.OCAK dergisi, Ekim 1989, Sadri Maksudi ile hayali MüWcat, sahife 32. KAZAN dergisi, "Profesör Sadri Maksudi �", Aralık 197 1 ve Ocak-Şubat 1972, sayı 6, sahife 23. MUHTARİYET (İç Rusya ve Sibirya Türk-Tatarlarının Ufa şehrinde çıkan haftalık resmi dergisi), Sayı 1 (23 Ekim 1917 ) , sahife 10, 13. MUHTARİYET, Sayı 2 (30 Ekim 1917 ) sahife 2, 16. MUHTARİYET, Sayı 3 ( 13 Kasım 1917 ) sahife 1 1, 13, 15,

17.

256


MUHTARİYET, Sayı 4 ( 13 Aralık 19 17) sahife 2, 5, 10, 1 1. MUHTARİYET, Sayı 6 (5 Şubat 19 18) sahüe 1, 13, 17, 23. ·. MUHTARİYET, Sayı 7 ( 1 Mart 19 18) sahife 1, 3, 5, 7, 9, 10. MUHTARİYET, Sayı 8 ( 15 Mart 19 18) sahife 25, 28, 3 1 .

TÜRK YURDU dergisi, 2 Ağustos 19 17, sayı, 12, sahife 353 1, "Sadr�tin Efendi Maksudi tarafından Kade'ler Kongresinde irad edilen nutuk".

SIRATI-MÜSTAKİM, sayı 1 15, 4 KaslDl 19 10, "Rusya'da sakin Müslüman kardeşlerimizin muhafaza-i-din ve milliyet cihatları", sahife 191. VARLIK, 15 Mart 1957, "Sadri Maksudi de öldü". Gazeteler

AKŞAM, 2 Temmuz 1925, "Sadri Maksudi �eyle Mültlkat", sahife 1 . ANADOıu, 22 Şubat -1970, "Ölümünün 13. yılında Sadri Maksudi'yi anarken", yazan: Miızaffer İrdem, sahife ı .-

AAMuLEHTİ (fınce), 27 Ocak 1959 (Helsinki), "Finlandi­ ya dostu Türk Mimi Sadri Maksudi Arsal I.", yazan: Yrjö R�evuor� sahife 4. AAMULEHTİ (fınce), 28 Ocak 1959 (Helsinki), "Finlandi­ ya dostu Türk ilimi Sadri Maksudi Arsal il", yazan: Yrjö Raevuor� sahife 4.

BABIALİDE SABAH, 23 Temmuz 1967, "Sadri Maksudi Hoca", yazan: Selçuk Öl.çelik.

CUMHURİYET, 1 1 Ocak 1925, "Bir milliyetperverin müşa­ hedesine dair", yazan: Falih Rıfkı (Atay), sahife 2.

257


CUMHURİYET, 25 Kasını 1925, "Türk Hukuku Tarihi", sa­ hife 1 (resimli) CUMHURİYET, 15 Mart 193 1, "Türk Dili için", yazan: Yu­

suf Osman, sahife 4. CUMHURİYET, 1 Nisan 193 1 , "Muarızlara cevap", yazan: Yusuf Osman, sahife 3. CUMHURİYET, 18 Aralık 1952, "Anayasa teklifi dün Mec­ liste görii§üldü", sahife 7. CUMHURUYET, 2 1 Şubat 1948, "Türk Tarihi ve Hukuk", yazan: Kemal Salih Se� sahife 2.

CUMHURİYET, 22 Eylül 1950, "Parlamentolar Birliği

Kongres� sahife 3. CUMHURİYET, 12 Mayıs 195 1, "Avrupa Fedarasyo nuna dair tekliflerimiz", sahife 1 (resimli) CUMHURİYET, 8 Şubat 1958, "1957 yılında kaybettikleri­ miz", yazan: HalQk Y. Şehsuvaroğlu sahife 2. CUMHURİYET, 1 Mart 1957, "Babam Sadri Maksudi", ya­ zan: Adile Ayda, sahife 2. CUMHURİYET, 20 Şubat 1958, "Sadri Maksudi Arsal'ın birinci ölüm yıldönümÜ", yazan: Alieddin Cemil Top· cubaşı, sahife 4. CUMHURİYET, 20 Şubat 1962, Sadri Maksudi'nin ölüm yıldönümü". CUMHURİYET, 20 Şubat 1967, -"Bir gerçek milliyetçinin ölüm yıldönümünde", yazan: Behçet Kemal Çağlar, sa­ hife 2. CUMHURİYET, 1 1 Ocak 1989, "Çankaya'nın konumu", ya­ zan: İlhan Selçuk, sahife 2.

DÜNYA, 22 Şubat 1957, "Sadri Maksudi bugün gö�üle­ cek". 258


DUYGU; 4 Temmuz 193 1, "Türk dilini değişfinneğe hiç kimsenin hakkı yoktur", yaza n : Taşkın, sahife 3 ve 4. EN SON DAKİKA, 18 Mayıs 1950, "Cumhurbaşkanı kim olacak?", sahife 1 .

GECE POSTASI; 2 1 Eylül 1950, "Kongrede Türk Heyeti e·aşkanı Prof. Sadri Maksudi mühim bir rol oynadı",

sahife ı .

HABER, 2 1 Şubat 1967, "Sadri Maksudi Arsal dün anıldı", sahife 1 (resimli)

HAKİMİYET-1-MILLİYE, 14 Kasım 1924, "Yusuf Akçura Beyin çay ziy�feti", sahife 3. HAKİMİYET-İ-MİLLİYE, 14 Kasım 1924, "Türk Ocağın­ da Konferans", sahife 3. HAKİMİYET-İ-MİLLİYE, 16 Kasım 1924, "Türk Ocağın­ da", sahife 2. HAKİMİYET-İ-MİLLİYE, 16 Kasım 1924, "Türk Ocağın­ da Sadri Maksudi �eyin Cuma Konferansı", sahife 2.

HAKİMİYET-İ-MİLLİYE, 2 1 Eylül 1925, "Ankara Hukuk Mektekebi", sahife 2. HAKİMİYET-İ-MİLLİYE, 27 Kasım 1925, "Hukuk mekte­ binde bir nutuk", sahife 2. HAKİMİYET-İ-MİLLİYE, 20 Ocak 1925, "Türk Ocağında konferanslar" sahife 4. HAKİMİYET-İ-MİLLİYE, 3 Şubat 193 1, "Kitabiyat: Türk Dili için", sahife 2. HAKİMİYET-İ-MİLLİYE, 22 Nisan 193 1, "Cuma günü me­ buslarımızrseçeceğiz", sahife 1 (resimli). HAKİMİYET-İ-MİLLİYE, 29 Temmuz 1 932, "Sadri Mak­ sudi Zeki Veli'dinin esassız fikirlerine cevap veriyor", sahife 2. 259


HAKİMİYET-İ-MİLLİYE, 30 Temmuz 1932, "Sadri Mak­ sudi ve Şemsettin Beylerin Zeki Velidi Beyin esassız iddialarını çürüten cevaplan", sahife 2. HAKİMİYET-İ-MİLLİYE, 30 Haziran 1933, "Gazi Hazret­ leri Hukuk Fakültesinde, Sadri Maksudi'nin imtiha­ nında", sahife 1 (iintihan sahne ve manzarasının geniş fotografı). HAVADİS, 20 Şubat 1958, "Babam Sadri Maksudi ve arka­ daşları", yazan: Naile Turhan, sahife 2. HAVADİS, 20 Şubat 1958, "Sadri Maksudi Arsal'ı anar­ ken", yazan: Kadircan Katlı, sahife 2. HAVADİS, 20 Şubat 1958, "Prof. Sadri Maksudi Arsal", sa­ hife 1 . HAVADİS, 20 Şubat 1958, "Ölüm yıldönümü münasebetiy­ le, Sadri Maksudi Arsal" İKDAM-GECE POSTASI, 18 Mayıs 1950, "Cumhurbaşkan­ lığı için muhtemel adaylar" sahife 3.

KAZANKAYA, 2 Mart 1957, "Sadri Maksudi zan: Nureddin Özdemir, sahife 1.

lA

Hoca",

ya­

REPUBLIQUE (Cumhuriyet gazetesinin fransa.ca bas­ kısı), 25 Şubat 1948, "Le Droit chez les premiers Turcs", yazan: Kemal Salih Sel, sahife �-

L'ECI.AİR (fransa.ca), 30 Mayıs 1919, "Le triomph� de Koltchak sera le salut de la Russie", yazan Georges Gombault, sahife 1 (resimli). LE JOURNAL (fransa.ca), 1 1 Ocak 1921, "Le concile aca­ demique des deputes russes", yazan: Paul Erio, sahife 1. LE MİLLİYET (Milliyet gazetesinin fransa.ca baskısı), 1 8 Nisan 193 1, "Pour la Langue turque", yazan. Reşat Nuri Darago.

260


LE TEMPS '(fransızca), 29 Nisan 1921, "Musulmans et Bolc­

hevistes", sahife 2. L'İNFORMATİON (fransızca), 18 Ocak 1920, "Faut-il chas­ ser les Turcs de Constantinople ?11 (anket): Sadri Mak­ sucli'nin cevabı, sahife 1. MİLLİYET, 24 Nisan 193 1 , "Türk dili için I", yazan: Cafer Seydahmet Kınm1ı, sahife 4. MİLLİYET, 26 Nisan 193 1, "Türk Dili için ll", yazan: Cafer Seydahmet Kınm1ı, sahife 4. MİLLİYET, "Edebi HAtıralar", yazan, Nezihe Araz, MİLLİYET, 17 Haziran 1955, "Milliyetçilik üzerine bir eser", yazan: Peyami Sefa. PARİS-MİDİ, 28 Mayıs 19 19, "Autour de la Conference: M.Maksoudot'. POSLEDNİYE NOVOSTİ (rusça: Son haberler), 16 Hazi­ ran 1923, "Türk Tatadar ve Rusya", sahife 2. SON HAVADİS, 20 Şuba� 1967, "Prof. Sadri Maksudi Ar­ sal", yazan: Dr. İsmail Ziya Tiregul, sahife 2 . SON HA�ADİS, 20 Şubat 1972, "Sadri Maksudi Arsal", ya­ zan:- Tekin Erer, sahife 3. SON POSTA, 8 Temmuz 1932, "Dün Sadri Maksudi Bey bir konferans verdi", sahife 8. SON POSTA, 21 Şubat 1959, "Sadri Maksudi Arsal dün An­ kara'da anıldı". TAN, 28 Aralık 1937, "Millet Meclisinde.münakaşalar", sa­ hife 1. TASVİR, 1 Mart 1948, "Türk Tarihi ve Hukuk", yazan: Ba­ hadır Dülger, sahife 3. TASVİR-İ- EFKAR, 20 Ekim 1941, "1918 de Moskova", ya­ zan: Galip Söylemezoğlu, sahife 2. 26 1


TASVİR-1-EFKAR, 16 Şubat 1943, "Bir prensip münakaşa­ sı", yazan: Peyami Safa, sahife 2. TERCÜMAN (Gaspralı'nın), 29 Aralık 19 17, "Sosyalizm ve milliyet", sahife 1 . TERCÜMAN, 2 0 Şubat 1958, "Sadri Maksudi Arsal'ı anar­ ken", yazan: �dircan Katlı, sahife 2. TERCÜMAN, 20 Şubat 1967, "Sadri Maksudi Arsal", ya­ zan; Kadircan Katlı, sahife 3. TERCÜMAN, 20 Şubat 1972, "Anılmağa değer bir insan", yazan: Ahmet Kabaklı, sahife 2. TERCÜMAN, 22 Şubat 1987, "Ord. Prof. Sadri Maksudi Ankara'da anddı", sahife 1 1 . TAN, 18 Mart 1949, "Türk Ocaldan", sahife 5. TERCÜMAN, 23 Şubat 1987, "Sadri Maksudi Arsal", ya­ zan: Adile Ayda, sahife 2. TEVHİD-1-EFKAR, 16 Aralık 1924, "Müderris Sadri Mak­ sudi Bey dün Darülfununda Cihan Türkleri hakkında­ ki ille mühim konferansını verdi" sahife 4. TÜRKİYE, 22 Şubat 1987, "Milliyetçilik fikri milletle yaşıt­ tır" sahife 3. ULUS, 24 Ekim 1943, "Bir Profesörün eski ve yeni talebele­ rine öğütleri", yazan: Behçet Kemal Çağlar, sahife 2. ULUS, 24 Ekim 1943, "Prof. Sadri Maksudi Arsal'ın konfe­ ransı", sahife 2. ULUS, 12 Mart 1948, "Türk Tarihi ve Hukuk", yazan: Çoş­ kun Üçok. ULUS, 2 Aralık 1952, "Anayasanın dili" sahife 2. ULUS, 1 1 Aralık 1952, "Bir adam", yazan: Kavafoğlu (Nu­ rullah Ataç), sahife 2. ULUS, 7 Mart 1953, "Nurullah Ataç'a açık mektup I", ya262


zan: A.Cevat Emre, sahife 2. ULUS, 8 Mart 1953, "Nurullah Ataç'a açak mektup ll", ya­ zan: A.Cevat Emre, sahife 2. uusı SUOMt (fınce), 24 Eylül 1932, Sadri Maksudi hak­ kında uzun resimli yazı, sahife 4. V.Aktr, 16 Aralık 1923, "Sorbon'da Türk akvamı tarihi", ya­ zan: AlAeddin Cemil (Topçubaşı). VAKİT, 13 Mart 1924, "Sorbon'da Türk akvamı tarihi", ya· zan: AlAeddin Cemil (Topçubaşı). VAKİT, 26 Tenunuz 1924, "Sorban'da Türk akvamı tarihi", yazan AlAeddin Cemil (Topçubaşı). VAKİT, 5 Ekim �925, Sadri Maksudi Bey", sahife 3. VAKİT, 9 Ekim 1925, "Lisanda Türkçülük", yazan: Mehmet Asını, sahife 1. VAKİT, 25 Şubat 193 1, "Türk Dili için: Sadri Maksudi Bey büyük bir tetebbü eseri neşretti", sahife 1. VAKİT, 29 Mart 193 1, "Sadri Maksudi Beyin kitabı etrafın· da bir münakaşa r·, yazan Aptullah Battal Taymas, sa­ hife 5. VAKİT, 30 Mart 193 1, "Sadri Maksudi Beyin kitabı etrafın· da bir münakaşa II", yazan: Aptullah Battal Taymas, sahife 5. VAKİT, 20 Nisan 193 1, "Yeni mebus namzetleri", ·sahife 1 (resimli). VAKİT, 17 Haziran 1955, "Kıymetli bir eser", yazan : Asını Us. VAKİT,. 2 1 şubat 1957, "Prof. Sadri Maksudi vefat etti". VATAN, 16 Aralık 1924, "Sadri Maksudi Beyin mühim bir Konferansı", sahife 4. VATAN, 18 Haziran 1925, "Türk Ocağında", sahife 1. 263


VATAN, 14 Temmuz 1950, "Parlamentolar Birliği Türk gru­ bu", sahife 3. VATAN, 22 Eylül 1950, "Parlamentolar Birliği Kongresin­ de Türk Heyetinin oynadığı mühim rol", sahife 1. VATAN, 11 Kasım 1950, "Sadri Maksudi Arsal'ın beyana­ tı", sahife 3. VATAN, 3 Nisan 1952, "Anayasanın yaşayan dile çevirilme­ si", sahife 2. VATAN, 20 Şubat 1958, "Prof. Sadri Maksudi'nin ölüm yıl­ dönümü" sahife 1 . VATAN, 2 Mart 1958, "Sadri Maksudi Arsal için. . . ", yazan: Prof. Dr. Halil inalcık, sahife 2.

VATAN, 24 Şubat 196 1, "Sadri Maksudi Arsal", yazan: Prof. Tayyip Gökbilgin, sahife 2. YENİ İSTANBUL, 22 Eylül 1950, "Avrupa Parlamentolar Birliğinin çok mühim bir kararı", sahife 1 . Nİ YE İSTANBUL, 8 Eylül 1955, "Ölmeyen bir bahis: Milli­ yetçilik", yazan: Reşat Nuri Darago. YENİ İSTANBUL, 26 Şubat 1 957, "Hukuk tarihçiliğimizin iki kaybı münasebetiyle", yazan. Prof. Fındıkoğlu, sahi­ fe 2. Nİ YE İSTANBUL, 4 Mart 1963, "Hocam Sadri Maksudi", yazan: Ayhan Timurtaş. YENİ İSTANBUL, 2 1 Şubat 1 964, "Prof. Sadri Maksudi dün anıldı". YENİ İSTANBUL, 2 1 Şubat 1967, "Prof. Sadri Maksudi dün anıldı" sahife 5. İ YEN GÜN, 2 1 Mart 1959, "Fin dostu bir Türk Alimi: Sadri

Maksudi Arsal". YENİ DÜŞÜNCE, 9 Şubat 1990, "Yok olası kıskançlık", ya264


zan: Gökalp Türükoğlu, sahife 2. YENİ DÜŞÜNCE, 16 Şubat 1 990, "İdealizm Abidesi" ya­ zan: Gökalp Türükoğlu, sahife 2. YENİ DÜŞÜNCE, 2 Şubat 1 990, "Unuttuğumuz tarihi bir kişilik" yazan: Gökalp Türükoğlu, sahife 2. YEŞİL EÖİN, 4 Mart 1 957, "Sadri Maksudi Hoca", yazan Nurettin Özdemir, sahife 2. ZAFER, 4 Nisan 1953, "Sadri Maksudi kaza atlattı", sahife ı.

ZAFER, 12 Mart 1958, "Sadri Maksudi bugün anılacak" sa­ hife 1 (resimli) ZAFER, 13 Mart 1 958, "Profesör Sadri Maksudi dün anıl­ dı", sahife 4. (Birinci sahifede Anma töreninin geniş fotografı.) TERCÜMAN, 14 Haziran 1 982, "Tükenmez servetimiz: ifti­ harlarımız", Yazan: Mukbil Özyörük, sahife 6. POSLEDNİYE NOVOSTİ (rusça: Son Haberlere), Paris 17 Aralık 1 920. "R�a Tatar Müslümanlarının Dış memleketlerdeki üç temsilcisinin beyanatı", sahife 1 . OBŞÇEE DELO (rusça: Müşterek Dava), Paris 1 1 Ocak 1 92 1 , "Kurucu Meclis üyelerinin ikinci taplantası", sa­ hife 3.

265


EK


M E M O RA N D U M (iç Rusya ve Slblrya Tatarlarmm Milli istekleri)

Y ilksek Konseye ve Banı Konferansına 10 milYon İç Rusya ve birya Tatarlan adına bqvurmakla �ref duyanın.

Si­

Diplomasi dilnyasındaki yetkili phsiyetlerin beyanlan ve gazetele­ rin yayınlan gösteriyor ki, Paris Banı Kongeranaı Bant esas ve prtlannı tesbit etmekle yetinmeyerek, çqitli milletlerararsı meseleleri de ele alacak ve dilnyaya yeni bir dilzen verecektir. �alledilecek milhim politik meselelerden biri, lilphesiz, Rusya me­ selesidir Bugün Rusya, İç Sav91 halinde bulundu&undan1 kendisi, hiç bir meselesini halledecek duNmda delildir. Aslında, Rusya'da Ruslar dıpnda 70 millet bulundu&u için, Ru sya,meselesi Rusya'daki millet ler meselesidir. .

Bugün Rusya'da daAı.Imaktadırlar:

30

milyon Milslilman vardır ki,

AzerbeycanWar TilrkistanWar Kırgızlar Kının Tatarlan .. . İç Rusya ve Sibirya Tatarlan

aplıdald tekilde

3 milyon

.................................................

.

................ . ..... .... .......

10 milyon 6 milyon 1 milyon 10 milyon

Benim temsil ettiiim İç Rusya ve Sıbirya Tatarlan Asya'da delil, Rus İmparatorluğunun AVNpa kısmında YBl&Maktadırlar.

� ��;:

Rus İmparatorlu&unun Asya kısmına "Dıt Rusya", AVNpa kısmına özellikle Volga-Kama havzasında yo" h n . Burada, IU noktaya dikkati çekmemde fayda bulundutuna kaniim ki, temsil ettiğim millete "Tatar" adının verilmesi bir tarihi hatadan ve bir aralık geniı bir alana yayılmJI Moğol hlkimiyetinin miruından bqka bir IC)" değildir. Zira, biliniyor ki, "Tatar" kelimesi bir Mo&ol kabilesinin adı

:n�::C:J:::�

269


idi. Ruslann cahil idad makamlan bu adı, Turani meJlleli olan Kının ve Volga MüslGmanlanna uygulayarak, resmilqtirmiflerdir. Mart 1917 deki ilk İhtilllden sonra, Bol§evikler iktidan ele alma­ dan önce, yani Geçici HUkUmetler zamanında, Rusya MUslUınanlan, Ma­ yıs 1917 de Moııkovada bUyllk bir Kongre halinde toplaruru§lardır. Bu Kongrede Müslüman bölgelerin hepsinin temsilcileri vardı. Kongrenin prograrıundaki meseleler arasında en önemli mesele ıu idi: Gelecekteki Rusya için MUslUmanlann menfaati açısından en uygun rejim, yani idare fekli hangisidir? Güney Kafkasya ve Tllrkistan te_nısilcileri gelecekteki Rus­ ya için Federe Cumhuriyet rejimine taraftar idiler. İç Rusya ve Sibiıya MUsltlmanlan ise, Onyonist Demokratik Cumhuriyet teklini istiyorlardı. Bu görUı ayn1ılı çefitli Müslüman bölgeleri arasındaki c:o1rafi fBrl ve nü­ fus durumundaki farklardan ileri geliyordu. Avrupa Rusyasındaki MUslUman Tatarlar; yapdıklan bazı viliyet­ lerde nüfus bakımından çoAunluk halinde olmadıklanndan, Büyük Rus Cumhuriyeti içinde tam manasiyle Muhtar bir Devlet 1'urmağı düfllnemez­ lerdi. Tllrkistan ve Kafkasya MüalUmanlan ise, bölgelerinde bariz bir nü­ fus çolunlup halinde bulunduklanndan, onlann tam manasiyle Muhtar birer Devlet ku!J1lası mUmkUndU. Neticede, Kongre tarafından Federasyon formülü kabul edildi. Toprap dayanan bir Devlet kurmağı ümit edemeyen İç Rusya ve Sibiıya MüslGman Tatarlan, hberallefmİI Rusya içinde "Milli-medeni Muhtariyet" adı altında bir milli ve kültürel Muhtariyet formillUnU seçmiş­ ler ve 1917 yılının Temmuz ayında Kazan tehrinde toplanan Kongrede, Muhtariyetlerini ilAn ederek, hemen tqkilitlanmap bqlamıllardır. TetebbUs organı olarak seçilen Milli-medeni Muhtatjyet Heyeti, Rusya çapındaki Kurucu Meclisin toplanmasını beklemeden, iç Rusya ve Sibiıya'nın her tarafında Millet Mo:disi seçimlerini yaptırmap girİlmiltir. Seçimler neticesinde İç Rusya ve Sibiıya Müslüman Tatarlannın Millet Mecliai 20 Kasım 1917'de toplanmlftır. Millet Meclisi YUf!itme organını seçtikten sonra, ilk İl olarak, Milli-medeni muhtari)'etin Anayasasıitı tesbit etmif ve kanunlqttm111tır. Burada, 1917'de Rusya'da kurulmuı Geçici Hükumetlerin Müslü­ man Tatarlarla ilgili politikalarına dair bir kaç söz söylemek yerinde ola­ caktır. Birinci Geçici HUkOmet, bqından beri, MUslUmanlara karfı çok li­ oldup Villyet mecliai " üyeden olutuyordu. Bu 9 üyederi dördü MUslUman idi. beral bir politika kabul etıniftir. Tll rkistan'ın Çar zamanında tlbi Aııkarf İdareyi J.alvederek, orada bir sivil idare kurmuftur. Yeni

270


� 1917'de Moskova'da toplanan Müsll1manlar �o� açı� lıfJnda, İlk Geçici Hilkümetin temsilcisi olarak gönderilen Dini ݧler Dai­ resi Battanı Kotlyarevski, konupnasında demiltir ki: "Bundan böyle Müs­ lümanlar dinleri ve kültürleri alanında tamamen hür olacaklanndan emin olabilirler".

Kerensky Geçici Hilkümeti zamanında ise, Tatarlann Milli-medeni Muhtariyet Anayasası bu Hilkümete sunulmuş ve Hilkümet söz konusu Anayasayı, bazı deiifiklilderle, Rus Devletinin diler kanunları gıbi, Resmi Gazetede ilAn etmete söz Vennİllir. Bolşevikler tarafından devirilmesi se­ bebiyle, bunu yapmaAa imkAn ve vakit bulam8l1llfh1'. Tatarların Milli-medeni Muhtariyet Anayasası, Çek döneminde, Sa­ Kurucu Meclisi tarafından da kabul edilmi§ ve Eylül 1918'de Hilkü­ met Billteninde yayuılan:nuftır. mara

Paris Barış Konferansında söz sahibi olan ve hepsi de Demokratik Devlet sıfatını t8§lY8Jl İtilAf Devletlerinin, dünyaya yeni bir düzen verir­ ken, yenilmݧ Rusya hakkında alacakları kararların da Demokrasi doğrultu­ sunda olac:atı muhakkaktır. Bu kanaatle, Rus İmparatorluğuna kabul ettirilecek şartlar arasın­ da, İç Rusya ve Sibirya Tatarlarının aşaAıdaki Anayasasının, Rus Devleti Anayasasının bir kısmı ve bir parçası olması prtının da bulunmasını, tem­ sil ettp 10 milyon MUslilman Tatar adına ehemmiyetle rica ediyorum.

iç Madde

1:

Madde

2:

Madde 3:

Rul)'ll

ve

Slblrya 'İ'atarlannın Mllll lsteklerl (Anayasa maddeleri)

İç_ Rusya ve Sibirya Müslüman Tatarları Rus Devleti içinde hu­ kuken tanınmış ayn bir millet tqkil ederler. Müslilman Tatar milleti kendisini oluşturan fertlere bazı maddi ve manevi mec­ buriyetler yükleyebilir. Müslüman Tatar milleti İç Rusya ve Sibirya'nın sınırları içinde topraltla ili§kisi olmayan ( ekstra-territoryal) bir millet oluştu­ rur. İç Rusya ve Sibirya'da oturan Müslüman Tatarlann hepsi, hangi VilAyette yaşarlarsa yaşasınlar, Müslüman Tatar milleti­ nin fertleridirler. Müslüman Tatar milletinin dini İslAmiyettir. Bu din Rusya'daki bütün diler dinlerin faydalandılı durumdan ve haltlardan fayda­ lanır.

Madde 4:

Müslüman Tatar milleti İç Rusya ve Sibirya içinde Rus Devleti tarafından bir "Hilkmi Şahıs" olarak kabul edilir ve bu sıfatın­ dan dolayı Rus Devleti içindeki bütün diğer Hilkmi Şahısların

27 1


faydalandılı siyasi ve medeni haklardan faydSlaİıır. Madde 5:

Müslüman Tatar milleti ve onu olu§turan fertler Rusya içindeki diler milletlerin ve diler vatanda§ların yararlandıklan bütün haklara sahiptirler.

Madde 6:

İç Rusya ve Sibiıya Müslüman Tatarları aplıdaki husı.ıslann idaresi konusunda tamamen muhtardırlar: a) Din ile ilgili hususlar, b) Milli okullar, milli dilde 6ifetim ve elitim ile, genel olarak milli dil ve milli kültürle ilgili hususlar, c) Kll ltürle ilgili kurulllflar, d) Vakıflar, e) Milli hazinenin idaresi, f) Genel olarak Müslüman Tatar milletinin Din, Dil, Basın, Milli Kuruluflar, Okullar ve millete ait Mal ve Mülk gibi hu­ suslar. ·

Madde 7:

Yultanda 511)".lnu§ hususlara Rus Devletinin katiyen karı§mama­ sı ve bu huşuslann Müslüman Tatarların kendileri tarafından yürütülmesi neticesindedir ki, İç Rusya ve Sibiıya Müslüman Tatarlannın Milli-medeni muhtariyeti gerçeklC§ir.

Madde 1:

Müslüman Tatarlar tarafından milli qlerin yürütülmesi için mey­ dana getirilen kuruluilar Rus Devleti tarafından resmi birer ku­ rulUf olarak tanınır ve bu sıfatla bi1ti1n diler resmi kuruluflann yararlandJklan haklardan yararlanırlar.

Madde 9:

İç Rusya ve Sibiıya Müslüman -Tatarlann en yl1lcsek Milli Kuru­ liı§U Millet Meclisidir. Millet Meclisinin Yürütme organı Milli Muhtariyet Heyetidir.

Madde 10:

Madde il:

Millet Meclisi 6. maddede gösterilmİf hususlarda karar verir. Bu kararlar Rus Devletinin kanunları kuwetinde ve niteliğin­ dedir.

Millet Meclisi ile onun içinden dolmuı olan Milli Muhtariyet Heyeti Müslüman-Tatar Milletinin ki§ilepni§ §Cklidirler ve Rus Devleti ile ili§kilerde bütün milleti temsil ederler.

Madde 12: Müslüman-Tatarlann

6. maddede zikredilen Din, Eğitim, Öğre­ tim ve Kültür ile ilgili her türlü ifleri Rus Devletiniıı, zemst­ vo'ların ve Belediyelerin verebilecekleri karar ve emirlerin dı­ tında kalmaktadır. Bütün bu iflerin idaresi sadece Tatar mille­ tinin meydana getireceli kurulu§ların yetkisi içindedir.

Madde

272

ll:Rus Devleti, zemstvo'lar ve Belediyeler Eğitim bütçesinde Müs­ lümanların Eğitim masraftan için Gelenek ayırırlar. Müslüman


oltullan için aynlan bu Gdenekler Mllslllmanlann bölgedeki nll­ fusu ile orantdı olur. Madde 14: Dini kuruluf(ann masrafını karplamak ve yeni Kflltür kuruluş­ lan meydana getirmek için, Tatar Millet Meclisi Tatar milleti­ nin fertlerinden Odenmesi kanunen mecburi vergiler alabilir. Macide 15: iç Rusya ve Sibiıya Mllslllman-Tatarlanrun dili okullarda, mah­ kemelerde, mahalll idad kuruluf(arda ve sosyal hayatta, kanun karşısında Rus dili ve memleketteki başka diller durumunda­ dır.

Madde

16:

iç Rıısya ve Sibiıya Mllslllman-Tatarlan, Devletin her viliyetin­ de, millet fertleri arasında milli kllltllrll yaymak maksadiyle, her derecede

okul (ilk,

kurulup açabilirler.

orta,

lise), klltilphane, milze ve başka

M8dde 17: Tatar M8dde 111:

millet inin oltullannda Girelim dili Tatar dilidir. Ruslann Yef!l bqka milletlerin okullanna devam eden· Tatar çocuklarının İsllm dini ve Tatar dili dersleri görmeleri sağlana­

caktır. M8dde 19:

Biltiln Tatar okullannın ve G&retimle ilgili kuruluılann idaresi Tatar Millet Meclisi tarafından meydana getirilmݧ kurulu§)ara aittir.

Madde

20:

M8dde 21:

Medeni davalarda, her iki taraf Milslilman-Tatar ise, Sulh Mahkemesinde ve · Sulh hlkimleri meclisinde yazılı veya sözlll if(emler Tatar dilindt yapılır. Cezai davalarda ise, sanık ve ta­ ruldann çolu Tatar ise, yine muhakeme Tatar dilinde yapılır. Medeni davada, yalnız taraflardan biri ve cezai davada yalnız sanık Tatar ise, muhakeme rusça yapılır. Ancak Tatar olan ta­ raf veya Tatar sanık isterlerse, her konu§ma ve her belge tatar­

caya çevirilir.

Yukanda zikredilen mahkemeler tarafından Tatar vatanda§la­ ra gönderilen yazılar tatarca olur ve Tatar vatanda§lann mah­ kemelere gönderdikleri yazılar tatarca olabilir. M8dde 22: Devletin biltiln mahalli resmi kurulu§lan ile zemstvo ve Beledi­ ye pl>i kuruluf(ar, Milslllman-Tatar kuruluf(ar ve Müslü­ man-Tatar vatandaf(ar ile yazılı ve sözlü ili§kilerinde Tatar di­ lini kullanırlar. M8dde 23: Rus Devleti içindeki biltiln diler milletler pl>i, Tatar milleti de, Devletin idaresinde s& sahibidir. Tatarlann bu politik halda Tatar Millet Meclisinin kararla§tı.rdJlı §ekilde tecellisini bulur.

273


Madde 24:

Resmi kurulu§lann teoJdlltı ve çalıpnası Rus Devletinin Anaya­ sası tarafından tlUUJUllll Tatar milli kurulu§lann çalıfmuına

Madde 25:

Devletin mahalli kuruluilan ile zemstvo ve Belediyeler de, ge­ reJrtiiinde Tatar dilinin kullanılmasuıa imkAn verirler.

Madde 26:

Tatarların, nllfusun % SO'sini oluşturdukları bölgelerde, hWm­ ler tatarca bilen kimseler arasından seçilir veya tayin edilir.

engel olamaz.

Sulh hAkimleri Meclislerinde ve daha yQksek mahkemelerde, gösterilen durumlarda karar verecek hAkimler­ den hiç olmazsa birinin tatarca bilen bir kili olması gerekir. Temyiz Mahkemesinde Milslllman-Tatar vatand81iar için Dev­ let hesabına bir mllracaat ve yardım bOroau kuruhır. Bu bOro­ 20. maddede

da görev Madde 27:

alacak

hukukçulan Tatar Millet Mediai tayin eder.

Müslüman nüfusunun % SO'den fazla olduğu bölgelerde, Dev­ let, idare makamuıa, bir Müslüman-Tatarı tayin eder. Tatarların % SO'den az oldukları bölgelerde, Tatar vatandat­ lar ile idari makamlar arasındaki ililJdlerde yardıma olacak bir Mllslllman-Tatar görevli bulunur.

Madde 28:

Rus Devletinin Hntnmetini olllflUnUl Bakanlardan biri Mll8IQ­ man-Tatarlar arasından tayin edilir. "MQslQman İtleri Bakam" unvanını tqıyac:ak bu Bakan Tatar Millet Meclisi tarafından teklif edilenler arasından seçilerek, HllkOmet tarafından tayin edilir. "Müslllman İfleri Bakanı" hem HllkOmet nezdinde MU. lilmanlarm temsilcisi, hem MQslQmanlar nezdinde HllkOmetin 8&zdlslldllr. Bu Bakan blltlln diler Bakanların haklarına sahip­ tir. 6. Ma� zikredilnUf meseleler a konusu olduğunda, Müslllman illeri Bakanının fikrine bqvurulur. Yllbek tazim duygularımı sunarım. Sadri Maksudof (İç Ruya \'C Sibirya Tatarları Milli-medeni Muhtariyet Heyeti Bafkam)

274


u

RlvowrtoN

Pendant

la rfıvolution Chanpnt toutea lea illltitutiona. Car l'abolition De toutea lea orpni.lationa Devient unc obligation. n y a une fcrmentation Dana toutea les conditions De la grande auoc:iation, Qu'on appelle la Nation. Toua perdent la notion De la juate compr6hension Dea dıoees de l'adminiltration Bt ele la suj&tion. 0 le fait dea IUgatİORI, Comme prİI par hallucination. Alon c:hangent les relationa Bntre lea coıporations. On fait dea ovationa Am dıet'ı des factions, Qui ont fait l'adoption De l'id6e ele r6novation. Us sont pleins de pr6somption Concernant l'innovation, Dont ili entreprennep.t l'introduction. Bt le peuple est soua 18-pression De la premi6re impression De la granele diminution De l'unanime volition. On ne fait aucune distinction Bntre IOllles lll d'argent et Sel fractions, Que l'on d6peııse sans attention, Pour c:r6er une attraction A la nume sans direction. Tout ııe fait sans approbation, Ni aucune autorisation Du peuple de la grande portion. Les anciena chefs, sans participation, S'enfcrment dans leun habitotions. Voila la vraie illustration De cıe qu'on appelel R6volution. Sadri Maksudi ( 1923)

275


N .....J .....J

"

"'

1

t.,. .

-

'

"· � IA... ' '

·.

,

"'

e

.

\ \ "'· c . � .\

'"

·.

'\. -ı·

-

'

·,

-

'-,

.

·'\

..

c...

_,

,�,

:\."' ' c:_._ ' t

.•

.

\

,

't,

· •<

.,, \ ·.

':...

·

1

1

\

� � ,

r. ""

•\ .(''

�. .

't.. '\ . ·� '-

''$'.

·•

\•

t" \

-

-

\.

... ..

.

-� �.

�·

\ ('

\ \.. • o... . . -,. � '"" '- .-.,. . \ . \•. � \. � \ '> � '\...' 1" \ ·' �· \

-�� ·.� •

''

\

...

_

,...

...

.

.

r

-

,, "'-, � t· -

' !' · t·.

-

1o

'-" �·

� " r'

1 ('

..

l. 1

':.

(

-

..

�·

'•

·\ · l'> -�,

\

·'�,

..

,..,-, '- ·� r· �- ��, ... ) '\ '': '(; �t. ·� - " ' �· \: \ � � � '"" , , t· t.\ • \. .\ - �")- \�� �-- . �- !t � f.\ \. 1 '\ · ·'\ '\\ � � r.

·

"

· ...\

\:'•

�-

· E' '\- e"'

t ,.·

, (· . t .,("' 'P,, �

' . \..... ·\ �fa ' • (., \; ·t<"?\ , \.• '!. :. · t >-\ ·'\ \,, . � ''l- : ı . \.. .. � ' \.) \,.\ � ' b 'I. • - \t

\�

" . c. � . ' ' \. l\ı ·'i tı t � ·\ , '!, '- 00 ., �\ .\ � ''j\ . \ \ '--· \ T� ' ıl.·. . • - · '\

t

\ ..... \.. � '

1 .�

. t -� ·

" � ·'t. .. � t... '\\" � � �"' ' � ' ' � '.t. � . � '. � ,, •\ .�t. A T ' ! ...: . ' ... . t..._ "' ... - 'l\ �. ' ç -. .. \ . "' � . -\ .�. -� .s...-, t • · � " � ':.. \ . "' " ' 't> � · .\ı... " , ,\ \c. �"?\ � \._ .. , - \ , ( ·t " ' c;

\. . _,

� 'I " -

- � ..

�- .� �· � � . t' :1 · ,l_ �\ < ' \ \:: .. "-, t� �e ,'i� � ·(�-- � \ . .. '" '> ' " ' ... ...,.,.. �

�·

M 1

f

ı:

!t'

1:1 .. ı: 1:1

z

li

= ı:ı


Pariste ĂśÄ&#x;renci-gazeteci

279


Rus Parlamentosunda Ăźye

28 1


Bolşeviklerin takibinden kaçarken, köylü kivafeti ile

283


Stokholm'de Yusuf Akรงura ile

285


1933'de HanÄąmÄą ile Cumhuriyet balosunda

287


iNDEKS -A­

-c-

Abdurrahman Sadi : s. 24. Afet inan : s. ı64, ı6S, ı66, ı67,

Caferollu (Ahmet) : s. 54, SS, S8. Cafer Seydahmet Kmmer : s. 72,

Ahmet Bican Ercllılsun : s. 238. Ahmet Ferit Tek : s. ']!} Ahmet Mltat Efendi :. s. 28 Ahmet Rıza : s. 29, 13Z ı33. Alıleddin Cemll Topçuhaıı : s. ı30,

Central Aslan Soclety : s. 187. Code::ı Comanlcuı : s. 6.

ı68, ı74.

13ı, ı4ı, ı42, ı4S.

Ali Merdan Topçubaıı : 46J 48, 50, sı, 90.

s.

42, 44,

Ali Rıza Onder : s. ı64. Allimlye Medresesi : s. ı2, ı6. Altan Ordu : s. 6, 7. Atatürk :

19, ı1s, ı76, ıss, ı89, 200, 20 ı, s.

220, 230.

29, 130, ı66, ı68,

ı83, ı8S, ı86, ı87, ı90, ı96, ı97, ı98, 203, 204, 20S, 211, .

Avrupa Federasyonu : s. 224. Avrupa Konseyi : s. 223. Avrupa Parlamentolar Blrlllf :

s.

-B-

32.

s.

ı6, 17, 20, 26, 27,

Baron Carra de Vam : s. 139, 240. Gürsoy : s. ı62. Behçet Kemal Çatlar : s. 209, 238, Bedri

-D-

Duma :

s. 4S, 47, 48, sı, S2, S3, S4, ss, 56, S7, S8, S9, 60, 62, 63, 64, 66, 73, 76, 78, 79, 81, 82, 83, 84, 8S, 89, 116, 117, 141.

- E -

Emin Eriılrgll :

s.

ı 78, ı82, ı8S.

-GGazi Mustara Kemal :

223, 224, 225, 226, 227. Ayaz iıhaki : s. 25, 9S, 98, 99, ı25, ı28, 137, 23S, 236. Ayhan Timurtaş : s. ı63, 222. Azılde-Ayşe Rorllch : s. 64. "Az.erbeycan" Derı!ııl : s. 236.

Bahçesaray' :

ı84.

s. ı49, ısı, ıs2, ı61; 167, 168, 170, 177, 181, 182, 183, 184, 190, 191, 192, 193, 194, 19S.

-HHadi Maksudi :

s. 11, ıı, 13, 14, ıs, 16, ı9, 20, 25, 34, 48, 49, Sl, 81, 94, 139, 206. Hakki Tank Us : s. 237.

Hamdullah Suphl Tannöver :

s.

149, lSS, 156, 1S7, 169, 170, 220, 223, 232, 242. Haumant (Emlle) : s. 141, 142. Hlttltler : s. 17S. Hüseyin Namık Orkun : s. 1S9.

243.

289


-t... .... : s. 42. ... • ,,,. rten : 1. 2, 3, ... 6. ......... : s. 19, 109. ..... ...... : s. 16, 17, 11. it, JI, 2.6, 27, 2B, 29, •• il.

J2, 34, 48, 42, 44, .. .. 72, 74, ... 81 .

.... c

JZ.

& ... ,....lell

: a. Jl. JI.

..... ....

lat

:· •. 169, 110, llZ. •• ... 285, -· 2ll, 212. 1 Seci) lut : ı. 186, 1417.

-J -

,,_...

fil tile RoJ;ll C-tnl M­

SodetJ : s. 187. - IC .

Kaim ...... : 1. 7, 8, 9, 13. K.- ...,.._. : &: 46, 47, Sl, 84, IS, 118, 90. � : s. 187, 188, ·

....._

L

(Ulyucııf) :

·

ı.

106, 107, 121. -M

82, 83, 84, 86,

-p

� llalprta : s. 4.

ıos. Maa Akyllltzade : s. 23. M.. Canllall 111&1 : s. 69, 70, 71, 72, 73, 113, 133. M....,_ Kemal : ı. 129, 132, 134,

Peria

...... Konferansı

._..

.... Kolllereaama Çaln

: s. 110, UJ, 119, 121, 122, 123, 130. ,_. .... Kolllereauaa Memo­ rmtlllm : s. 122, 123. UO. ... : s. '1Jl7, 237.

:

s.

.R. ......r (Wlllaelm) : s. 53, 178. Rim•llan : s. 70, 72. Reflt G.Up : s. 166, 167. Reflt � : s. 41, 42, 43, 48. Rullalli Meclis : s. 38, 60, 97, 100 -s Sedete ....tlque : s. 218. Sar'- Oalvers.ltesl : s. 29, 35,

141, 142, 143, 145, 146, 154, 1ss, 160, 202. SpMk (Paul Heari) : s. 227. StaUa (Jeaeph) : s. 24, 107, 109, 1 13, 211. Sü)'im Bike : s. 8, 13. -T-

,..... romMI : ı. 22, 2l, 24. M • st Alim : a. 180. MHll l'lffla : a. 60, 234, 2lS. "Milli� MllMartyet" : s. 94, 9'6, 97, 99, 108, 109, 118, 268. "Mllll,.et d.,....... ..,.,...... . eus1an· : •. 238, 2l9. "Moddart,et . ..... : ı. 103, 104,

290

149, 170, 193, 195, 241. : s. 178.

....... NecatJ

Tapu k6yfa : s. 9, 10, 11, 25, 50, sı.

Tayyip Gokbllafa : s. 153, 176. Toı.toy (lev) : s. 21, 26, 27. Toprakçılar : s. 108, 109. Tirkçiler :

s.

108.

- v-

Ula telui

: s. 43, 100, 101, 105,

106, 110, 111, 1 12, 193. -y-

Yusuf Ziya : s. 171. Wa...

-W-

(&lr Tellord)

:

s.

187.


Ordinaryus Profesör Sadri Maksudi Arsal. Kazan Türklerinden olup, Rusya'da Çarlık yıkıl­ dıktan sonra, Türk-Tatarların Cumhurbaşkanı se­ çilmiştir. İhtilal Komünizme dönüşünce, S. Mak­ sudi Rusyadan ayrılıp, Parise gitmiştir. Orada, Sorbon Universitesinde Profesör iken, Atatürk tarafından Türkiyeye davet edilmiştir. 32 yıl An­ kara ve İstanbul Üniversitelerinde Profesörlük ve 12 yıl Millet Meclisi üyeliği yapmıştır.

ISBN 975 - 17 0828 1 -

-

6.500. TL.

Profile for Toluhan

Adile Ayda - Sadri Maksudi Arsal  

Adile Ayda - Sadri Maksudi Arsal  

Profile for toluhan
Advertisement