Issuu on Google+


2

GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

Editörden... Merhabalar,

B

u ilk sayımızda gerçekten büyük bir heyecanla karşınızdayız. Siz

okuyucularımızla biraz soluklan-

manızı sağlamak maksadıyla böyle bir dergi

çıkarmaya karar verdik. Böylece biraz dinlenecek ve günümüz dünyasına bir göz atacağız.

Bu Sayıda: 3

Bir Önemli Gün de Bizden

4

Kesinlikle Ümitsizliğe Kapılmayın: Başarısızlık Bir Son Değil!

6

Çocuklara Dengeli Beslenme Alışkanlığı Nasıl Kazandırılmalı?

8

Okul Öncesi Dönemde Üstün Zekalı Çocuklar

10

Şifa Kaynağı: Çay

Bu dergide sizler için seçtiğimiz güzel yazı-

11

elinize aldığınızda beğeneceğiniz bir dergi ha-

12

Prof. Ali Fuad Başgil’den Tavsiyeler

12

Çok Konuş Az Öde, Yok Öyle

lar yer alıyor. Hayatın içinden güzel olaylar, güzel bilgiler, beğenceğiniz konular ve çizimlerle zırlamak istedik.

Emeği geçen okulumuza ve öğretmenimiz

Meyil Alim’e de burada özel teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Sevgilerle....

Gökyüzü Yıl: 1 Sayı: 1 Kasım 2010 İstanbul

12

13 14 15

Gökyüzü Dergisi Adına İmtiyaz Sahibi Meyil Alim

Genel Yayın Yönetmeni Samed Salkım Yayın Editörü Fatih Genç

Basın Yayın Koordinatörü Burçak Yılmaz Sorumlu Yazı İşleri Md. Nisa Gürbüz

Vazgeçilmez Bir Lezzet: Boza

Ne ol, Ne Olma, İtil, atıl, ama satılma! Gökyüzünü Merak Edenlere Biraz Mola

Aslantürk’ün Fırçasından...

Görsel Yönetmen: Samed Salkım Editör: Samed Salkım

Reklam ve Halkla İlş. Fatih Genç Baskı Hazırlık Serhat Salkım

Basım Salkım Matbaacılık ve Ticaret Hizmetleri

Bu dergisinin bütün hakları Samed Salkım’a aittir.

Hiçbir şekilde izinsiz kopyalanamaz, dağıtılamaz, alıntı yapılamaz.

Gönderilen yazılar yayınlanmasa bile iade edilmez. Bu dergiye sadece öğrenciler yazabilir.

Tuncay Azaphan Anadolu İletişim Meslek Lisesi yayınıdır.


GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

3

Bir Önemli Gün de Bizden BURÇAK YILMAZ

A

ğaç denilince aklınıza gelen ilk şey nedir? Eminim orta yaş ve üzeri biriyseniz, çocukluğunuzda oynadığınız, etrafında dolaşıp bazen arkadaşlarınızla tırmandığınız her renkten ağaç türleri gelir aklınıza. Hatta ağaç denilince onun buram buram kokusunu dahi hissedersiniz. Bu duyguları taşıyan gençlerimiz de yok değildir. Ancak ağacı ve ormanı sadece piknik yerlerinin güzel süsleri olarak görenler de çoğunluktadır. En büyük kayıpları ağaç denilince insanı kendinden geçiren kokusunu dahi alamayışlarıdır. Daha küçüklerimiz ise ormana ve ağaca sanal, ancak gözlükler arkasından bakabilen olma talihsizliğini yaşamaktadırlar. Onlara ağaç resmi çizin dediğinizde başkasının gördüğü gözlerle aktarılanların resmini çizmeye çalışacaklardır.

Küçük bir araştırma yaptığımızda yıl içerisinde 135 günü önemli gün ve hafta olarak kutladığımızı gördük. Dünya Çocuk Şiirleri Günü, Ahlak Günü, Okuma Bayramı, Dünya Kadınlar Günü, Kadın Hakları Günü, Anneler Günü. Sorulduğunda her günün elbette bir hikâyesi vardır. “Su hayattır”, “En ucuz enerji, tasarruf edilen enerjidir”, “Annelere, babalara, öğretmenlere, avukatlara vs. hediye alın, onlar sevinsin, bizler de işimize bakalım” diyen günlerin yanında “Bugün de herkes ağaç diksin” diyemez miyiz?

Ağaç Dikme Günü

Mahsulünü alana kadar olmasa da ağaç denildiğinde kokusunu hissedene kadar onunla meşgul olmak ne kadar güzel olur. Kendimize biraz zaman, biraz da para alıp çıkalım bir hafta sonu, gidelim toprakla ağaçla buluşalım, bizim de dünyada bir dikili ağacımız olsun.

biliyor muydunuz? • Dünyada bulunan 120 çam ağacı türünden 7 tanesinin Türkiye’de yetiştiğini... • Meşe, Köknar, Ihlamur, Çınar ağaçlarının 1000 yıl; Zeytin, Elma, Armut Ağaçlarının 400 yıl yaşadığını... • Dünyada 20.000’den fazla ağaç türü olduğunu... • 800 yıl önce Anadolu’nun %70’inin ormanla kaplı olduğunu...

• Son 30 yılda dünya orman örtüsünün beşte birinin yok olduğunu... • Tüm Avrupa’da 12 bin tür bitki var. Türkiye’de ise 9000 tür bitkinin olduğunu...

• Her yıl dünyaya 7 ağaç borcumuzun olduğunu biliyor muydunuz?


4

GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

Kesinlikle Ümitsizliğe Kapılmayın

Başarısızlık Bir Son Değil!

İnsanların pek çoğu sınavını geçemeyince, sevdiklerini kırınca, üzerine aldığı bir görevi yerine getiremeyince, kısacası başarısız olduğunda sanki hayatın sonu gelmiş gibi düşünür ve bir o kadar da üzülür. Halbuki, başarısızlık bir son değil, aksine yeni bir başlangıç olmalıdır.

Ç

oğu insan yaptıkları hamlelerde başarısız olunca ve hedeflerine yürürken düştüklerinde amaçlarından vazgeçme eğilimindedir. Genelde bu eğilimde olan insanların hamleleri de tereddütler içinde gerçekleşmiştir. Kendine güven ve başarı inancı gelişmemiş, ham kalmıştır. Oysa ki, başarısızlık bir “son” değil belki de başarının başlangıcıdır. Yürümeye yeni başlayan bir bebeği hemen herkes gözlemiştir. Ayaklarının üzerinde durmaya çalışır, düşer. Bir daha dener, bir adım atar ve düşer. Yine dener, birkaç adım daha atar ve yine düşer. Bu böylece devam eder, ta ki, düşmeden yürümeyi başarana dek. İlk adımı atıp da düştüğümüzde vazgeçseydik acaba ne olurdu! Herhalde yürümeyi öğrenemezdik!... Vince Lombardini’nin dediği gibi; “Önemli olan yere düşüp düşmemen değil, tekrar ayağa kalkıp kalkmamandır.”

Başarısızlık ve Tutumlarımız Ben Sweetland “Başarı bir yolculuktur.” diyor. Belki de başarısızlık bu yolculuğun ilk adsımıdır. Bu nedenledir ki, başarısızlığa korkuyla ve bir son gözüyle bakılmamalı, bir öğretmen gözüyle bakılmalıdır. Zira en iyi öğrenme yöntemi, yaşamı okumak ve başarısızlıklardan tecrübe edinmektir. Aldous Huxley’in dediği gibi; “Bir insanın tecrübesini başın-

dan ne geçtiği değil, başından geçenlerden nasıl yararlandığı gösterir.” Başarısızlıklarınızı değiştiremezsiniz, fakat başarısızlıklarınıza karşı tutumlarınızı değiştirebilirsiniz. Tohomas Edison, yaptığı yüzlerce hatta binlerce deneyden sonra bir kez daha başarısız olunca “Ampulün bulunamadığı bir yol daha keşfettim demişti.” demişti. Bu “son”

olsun deseydi, şüphesiz ampulü bulan kişi o olmayacaktı ve bulan kişi “son” demeyecekti. Yanlış yapma hakkınızdan vazgeçmeyin. Yapılan yanlışlıklar ve başarısızlıklar birer tecrübedir. Her başarı, irili ufaklı tecrübeler yumağından oluşur. Başarıların çok azına yanlış yapılmadan ulaşılmıştır. Kim bilir belki de başarısızlıklar, başarının bedelidirler!


GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

Başarısızlık ve Korkularımız George Shinn, “Fethedip yenmeniz gereken ve aklınızda bulunan üç düşman; endişe, şüphe ve korkudur.” diyor. Başarısızlıklarınızdan korkmayın. Başarısızlıklarınızı değerlendirin ve eyleme geçin. Korkunun panzehiri, eylemdir. Endişe ise en iyi arkadaşıdır. Sizi hareketsiz bırak-

5

mak için iyi bir ortaklık kurabilirler.

Kendinize güven alıştırmaları yapın ve korkularınızı yenin. Bunun için oturuşunuz, yürüyüşünüz, konuşmanız, ses tonunuz, davranışlarınız ve daha sayabileceğimiz her şey “Kendime güveniyorum” desin. Çünkü başarısızlığı “son” olarak görmek, korkunuzu arttırır.

Başarısızlıklarınız Üzerinde Düşünün Başarısızlıklarınızdan sonra kendinize mutlaka aşağıdaki soruları sorun ve cevaplarınızı yazın. Yazdıklarınızı tekrar okuyun ve üzerlerinde düşünün. Yazarken renkli kalem ve birtakım grafiklerle şekiller kullanmanız sağ beyninizi de aktif hale getirecektir. - Ulaşılmak istenen neydi? Ne

oldu, nereye geldim?

- Ters giden neydi? Başarısızlığa yol açan uygulamalar neler olabilir? - Eksiklerim var mıydı? Neler?

- Bu başarısızlıkla ilgili nasıl bir olumlu bakış açısı geliştirebilirim? - Başarısızlığımı nasıl kullanır

ve tecrübe haline getirebilirim?

- Başa dönebilseydim neleri yapmazdım? Neden? - Başa dönebilseydim neleri yapardım? Neden?

- Bir dahaki sefere neleri yapmamalıyım? Neden? - Bir dahaki sefere neleri yapmalıyım? Neden?


6

GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

SAĞLIKLI BESLENME Çocuklara Dengeli Beslenme Alışkanlığı

Nasıl Kazandırılmalı?

NİSA GÜRBÜZ

B

eslenmenin her insanın hayatında önemi büyüktür. Ama büyüme ve gelişme dönemi olan bebeklik ve çocukluk yılları beslenme açısından en önemli dönemdir. Çocukların beslenmesinde iki önemli gaye bulunmaktadır: Birincisi; öğrenme çağındaki çocuğa temel beslenme bilgilerini ve beslenme ile sağlık arasındaki ilişkileri öğreterek, yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığını kazandırabilmek. İkincisi ise; mevcut imkânları en iyi şekilde kullanarak

çocuğun yeterli ve dengeli beslenmesini sağlamaktır. Bebeklik ve çocukluk yıllarında kazanılan beslenme alışkanlığı, çocuğun ileri yıllardaki beslenme alışkanlığının temelini oluşturmaktadır.

Çocukların yemek yeme alışkanlığını okula başlamadan önce kazanmasında özellikle annenin tutumu çok önemlidir. Çocukların yanlış beslenme alışkanlığı edinmeleri, bu dönemde yapılan yanlış uygulamaların bir sonucudur.

Bunları Yapmayın! - Çocuğa öğün aralarında şekerleme, pasta, bisküvi gibi iştah kesici, esas öğünlerdeki besinleri almasını engelleyen yiyecekler yedirmeyin. - Sınırsız hoşgörü göstererek, sağlıksız da olsa çocuğun her istediği yiyeceği almayın. - Televizyon seyrettirmek, peşinde dolaşmak vb. davranışlarla, çocuğun ilgi-

sini başka yönlere kaydırarak yemek yedirmeye çalışmayın.

- İyi beslenmediği için akranlarından cılız ve çelimsiz olduğunu söylemek, kıskançlık v.b. duyurarak yedirmeye çalışmayın. - Yemeğini yediği taktirde çocuğa oyuncak, şekerleme gibi istediği bir şeyi almaya söz vermek, yemesi için üzerine düşme-

yin. Oysa, çocuk sağlıklı ise zorlamadan da yemeğini yiyebilir. Çocuğun üzerine aşırı düşmek yerine birkaç öğün yeterince yememesini sorun haline getirmemelidir. Sağlıklı bir çocuk bir iki öğün yerinde yemediğinde acıkacağından, kendisinin yiyecek istemesi beklenmelidir. Ancak çocukta iştahsızlık ve büyüme geriliği gibi bir hastalıktan şüphe ediliyorsa doktor kontrolünden geçirilmelidir.


GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

Bunları Yapın! - Çocukların bedeni ve ruhi gelişimlerini yakından takip edin. - Çocukların daha fazla hareket etmesini sağlayın. - Sağlığa uygun beslenme hakkında konuşun. - Yiyecek alırken, yemek hazırlarken veya pişirirken çocuğunuz da yanınızda bulunsun. - Çocuğun beslenme saatlerini ve aile sofrasını, beklediği mutlu bir an olarak hazırlayın. Yemeği zevkli hale getirin. - Kendi kendine yiyebilecek çocuğa sizin yedirmeniz doğru değildir. - Çocuğunuzu zevk aldığı bir oyun oynarken yemeğe çağırmayın. Zira beslenmeye karşı ilgisi azalabilir.

- Çocuklarınızla yiyeceklerin besleyiciliği ve faydaları hakkında konuşun. - Çok değişik besleyici gıdalar yemeye özendirin: Sebzeler ve baklagiller, meyve, süt, peynir, yoğurt, yağsız et, balık, tavuk eti, yumurta, kuruyemiş, baklagiller, ekmek, hububatlar, pirinç, makarna, şehriye… - Çocukları asitli içeceklerden uzak tutun. İçecek olarak bol bol su içmeye özendirin. - Okullarında satılan yiyecekleri kontrol edin. - Çocukların ve ergenlik çağındaki gençlerin günde iki veya üç defa süt ürünleri yemesini teşvik edin.

7


8

GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

Okul Öncesi Dönemde

Üstün Zekâlı Çocuklar SAMET SALKIM

Üstün zekâlı bir çocuğu olan ailenin, çocuğuna yapacağı en büyük yardım, ona vakit ayırmaktır. Bu çocuklarla mümkün olduğu kadar çok ilgilenmek, onların meraklı sorularına uygun cevaplar araştırıp verebilmek, farklı ve sıra dışı fikirleriyle alay etmeden, onları eleştirmeden bu fikirlerine değer vermek gerekir.

M

illetlerin en kıymetli hazinesi, iyi yetişmiş, vasıflı insan gücüdür. Bir milletin müreffeh olmasında; fen, edebiyat, siyaset, sanat gibi alanlarda yetişmiş, üstün vasıflı insanların tesiri büyüktür. Bu noktadan hareketle, üstün ve özel yetenekli çocukların erken yaşlarda belirlenip, yeteneklerini geliştirerek azami ölçüde kullanmalarını sağlamak, memleketimizin istikbali açısından son derece önem arz etmektedir. Üstün zekâlı ve yetenekli çocukların kabiliyetlerini erken yaşlarda keşfetmek ve bu yetenekleri geliştirerek en üst seviyede kullanmalarını sağlamak için, öncelikle ailelerin ve öğretmenlerin bu çocuklar hakkında bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Anne babalar, çocuklarının ilk öğretmenleridir. Erken çocukluk döneminde üstün yetenekli çocukların tespitinde ve onların gelişimlerine uygun eğitim

ortamının sağlanmasında, anne babaların rolü büyüktür. Bu yüzden, bebeklik ve erken çocukluk dönemlerinde üstün zekâlı çocukların genel özellikleri, tespitleri, anne ve babaların yapması gerekenler dikkat edilmesi gereken öncelikli mevzulardır. Okul döneminde veya daha büyük yaşlarda üstün zekâlılıkla

ilgili tespitler muhtelif olmakla beraber, bebeklik ve okul öncesi dönemdeki çocuklarda üstünlüğe dair yapılan belirlemeler son derece kısıtlıdır. Bu dönemde akademik beceriler henüz kazanılmadığı için ancak muhtemel bir üstün zekâlılık ve yeteneklilik durumundan bahsedilebilir.

Üstün zekâlı ve yetenekli çocukların normal yaşıtlarından farklı olması, onların farklı ihtiyaçları da olduğu gerçeğini karşımıza çıkarmaktadır. Bu ihtiyaçların karşılanabilmesi için öncelikle üstün yetenekli çocukların teşhis edilmesi gerekmektedir. Aile ve eğitimcilerin, çocuklarda bu farklı durumları gözlemlemesi bize bu çocukların üstün zekâlı olabileceğine dair ipuçları verebilir. Türkiye’de 2-16 yaş arası çocukların zekâ seviyelerini belirleyen araçlardan Standford Binet Zekâ Testi ve Weschler Çocuklar


GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

9

için Zekâ Ölçeği (WISC-R) kullanılmaktadır. Ancak 6 yaşından önce yapılan testler güvenilir sonuçlar vermemektedir. Türkiye’de bu testleri uygulayan resmi kurumlar, İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine bağlı Rehberlik ve Araştırma Merkezleridir. (RAM)

Burada dikkat edilmesi gereken asıl önemli nokta üstün zekâlı olduğu belirlenen çocuğun bireysel gelişimlerine göre ihtiyaçlarına cevap verebilmektir. Öncelikle şu bilinmelidir ki, normal gelişime sahip bir çocuk neye ihtiyaç duyuyorsa üstün zekâlı çocuklar da ona ihtiyaç duyarlar. (Sevgi, disiplin, eğitim…) Onların üstün olmaları karşılaştıkları sorunları mutlaka çözebilecekleri anlamına gelmemelidir. Üstün zekâlı bir çocuğu olan ailenin, çocuğuna yapacağı en büyük yardım, ona vakit ayırmaktır. Bu çocuklarla mümkün olduğu kadar çok ilgilenmek, onların meraklı sorularına uygun cevaplar araştırıp verebilmek, farklı ve sıra dışı fikirleriyle alay etmeden, onları eleştirmeden bu fikirlerine değer vermek gerekir. İlgilerine ve bilgilerine saygı duyulan üstün zekâlı bir çocuk, bu bilgilerini olumlu yönde geliştirmesi için yönlendirilmelidir. Zira kendisinin her şeyi bildiği

Ü

hissine kapılan üstün zekâlı bir çocuğa da, tevazu öğretilmelidir.

Üstün zekâlı çocukların gelişim özelliklerine uygun ihtiyaçları sağlanmadığı takdirde duygusal anlamda olumsuz yönde etkilenecekleri bir gerçektir. Birçok beceriyi okula başlamadan önce zaten kazanmış olan üstün zekâlı çocuk için, okul sıkıntı veren bir mekan haline gelecektir. Bu noktada üstün zekâlı çocuklara, okul öncesi eğitim kurumlarında, kendini geliştirmesi, fikirlerini ortaya koyması, projeler üretip desteklenmesi için imkanlar sunulmalıdır.

Üstün Zekâlı Çocukların Dikkat Çeken Özellikleri

stün zekâlı çocukların anne babalarıyla yapılan çalışmaların sonuçlarına göre bebeklik ve erken çocukluk dönemindeki üstün zekâlıların dikkat çeken özellikleri şu şekilde özetlenebilir: - Bebeklikte olağanüstü hareketlilik, - Anne- babayı veya kendisine bakan kişiyi erken tanıma ve gülme, - Ses, ağrı ve acıya karşı aşırı tepki gösterme, - Yaşıtlarına göre erken konuşma ve erken yürüme, - 2 yaşında alfabedeki harfleri tanıma, - 4 yaşında okuyabilme, kitaplara aşırı ilgi duyma, - Dikkatlerinin uzun süreli olması, - Çok güçlü hafızaya sahip olma,

- Hızlı öğrenme ve bundan hoşlanma, - İleri seviyede sözcük dağarcığına sahip olma, hızlı dil gelişimi, - Çok meraklı olma, sürekli soru sorma ve dikkatli gözlemcilik, - Güçlü hayal gücüne sahip olma ve farklı fikirler üretebilme, - Yaşına göre olgun davranma, - Yaşça büyük arkadaşlar edinme, arkadaşları ile oynarken lider olma, - Şakadan anlama yeteneği, - Mükemmeliyetçilik, - Yüksek seviyede rekabetçi olma, - Pek çok alana, derinlemesine ilgi duyma.


10

GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

Şifa Kaynağı: Çay

D

ünyada “İnsanın içini ısıtan, rahatlık veren bir içecek” olarak tanımlanan çay, uzun kış gecelerinin ve nemli baharların hüküm sürdüğü ülkelerde canlandırıcı yegane içecek olarak kabul edilir. Çayın çeşitleri artık çoğalmış vaziyette. Bardaklarda, fincanlarda, porselen kaselerde koyu ve demli çay, altın sarısı-açık yeşil renkte ve mat bir çay görebilirsiniz. Yeşil çayın çeşitli şifalarından dolayı sağlıklı bir hayatın gereği sayılarak baş tacı edilmiş bugünlerde. Hatta halk arasında yaygın bir söz var: “Yeşil çay içmek, ilaç almaktan daha iyidir”.

Uzmanların görüşüne göre, siyah çay da , yeşil çay da usulüne uygun içildiği zaman şifalıdır. BU HABER TİRYAKİLERİ ÇOK SEVİNDİRECEK

Çayda bulunan bir madde, bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Araştırmalara göre günde 5 bardak çay içenler daha az grip oluyor. Çayın yararlarına her geçen gün bir yenisi daha

ekleniyor. ABD’li bilim adamlarının son araştırmaları, çayın içindeki kimyevi maddelerin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ortaya çıkardı. Buna göre günde 3-5 bardak çay içenlerin soğuk algınlığı, grip gibi bütün enfeksiyonlara karşı daha dirençli oluyor. Çünkü çayın içinde bulunan antijenler vücudun bağışıklık sistemini sürekli alarmda tutuyor. ANTİBİYOTİK YERİNE 5 BARDAK ÇAY İÇİN

Boston’daki Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde araştırmalar iki grup üzerinde gerçekleştirdi. Gruplardan bir ay boyunca günde 5 ya da daha fazla çay içmeleri istendi. Antijenlerle temas eden hücrelerinin, bakterilerle mücadele ettiği gözlemlendi. Çay içmeyenlerin vücudu antijenlerden etkilenmediği için, hücreler bakterilerle yeterince savaşamadı. Çay tiryakilerinin içmeyenlere göre bağışıklık sisteminin daha güçlü olduğu ve bakterilere 5 kat daha fazla direndiği belirlendi. National Academy of Scientist’in yayınladığı bir araştırmaya göre de günde 2 bardak çay kalp krizi riskini yüzde 50 azaltıyor.


GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

Vazgeçilmez Bir Lezzet: Boza FATİH GENÇ

E

skiden, kış gecelerinde sokak satıcılarının seslerinde yankılanan, içmek için Vefa semtine kadar gidilen boza, şimdilerde market raflarında bile tesadüf ettiğimiz bir içecektir.

Eskiden boza, içine Kuşadası pekmezi, üstüne tarçın, karanfil, zencefil ve Hindistan cevizi serpilerek içilirdi. Günümüzde ise sadece tarçın ve leblebi ile tüketilmektedir. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde bozacılardan “Esnâf-ı Tatlı-yı Bozaciyân” ismiyle

bahsetmiş ve bozanın faydalarından şöyle söz etmiştir: “Hamileler boza içerlerse çocukları kuvvetli, doğumdan sonra içerlerse sütleri bol olur.”

Ordu sefere çıkacağı zamanlar, askeri hem tok, hem de sıcak tutması sebebiyle bozaya büyük önem verilir ve bozacılar orduda vazifelendirilirdi. Soğuk yerde muhafaza edilmesi gerektiğinden ve çabuk bozulduğundan dolayı, kış aylarının vazgeçilmez içeceği olan bozanın ana maddesi darıdır ve boza A, B, C ve E vitaminleri açısından oldukça zengindir.

11


12

GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

Prof. Ali Fuad Başgil’den

Gençlere TAVSİYELER • Çalışmak için uygun saat ve gün bekleme. Bil ki, her gün ve her saat çalışmanın en uygun zamanıdır. • Başladığın bir işi yapıp bitirmeden başka bir işe başlama. Yarıda kalan iş başlanmamış demektir. • İşinde rastladığın bir güçlüğü önce parçalara böl. Her parçayı birer birer ve sıra ile halletmeye çalış. • Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini değiştir veya çalışma hızını yavaşlat. • Çalışmaya oturduğun zaman ateş hattında düşman gözleyen asker gibi uyanık ol, dikkat kesil ve bütün ruhî ve bedenî kuvvetinle kendini işe ver. • Çok düşün! Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak değildir. • Sabret! Damlaya damlaya göl olur ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.

Ne Ol, Ne Olma

• İtil, atıl, ama SATILMA! • Doğrul, devril ama EĞİLME! DUA • Ev al, araba al, abdest al, ama BED ALMA! LÜP • Rakibini geç, sınıfını geç, ama GÜ GEÇME! ET • Okumaktan zarar gelmez, ama LAN OKUMA! ama • Davet et, hayret et, affet, tevbe et, İHANET ETME! besle, • Fidan büyüt, garib doyur, çocuk ama KİN BESLEME! ama • Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol, BÖLÜCÜ OLMA! ama • Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen, KENDİNİ BEĞENME! erini • Günlerini say, servetini say, büyükl ! say, ama YERİNDE SAYMA ını • Paranı ver, gönlünü ver, selam ver, can ! ver ama SIRRINI VERME

ÇOK KONUŞ AZ ÖDE,

YOK ÖYLE!

B

u günlerde cep telefonu şirketleri onlarca tarifelerle kullanıcılarının karşısına çıkıyor. Reklamlar tüketiciye rekabet ortamında çok cazip teklifler vaat etse bile, çok konuşup az ödeyeceğini düşünen kullanıcıları yanıltabilmektedir.

Bu konuda Tüketiciler Birliği, kullanıcıları “eksik” ve “gerçeğe aykırı bilgiler” ihtiva eden reklamlar noktasında uyarıyor. Cep telefonu kullanıcıları “65 TL’ye sınırsız”, “her yöne sınırsız 55 TL”, “bedava SMS”, “bol konuşturan kampanya”ları iyi analiz etmek zorunda. Hiçbir ticari kuruluş fazladan hizmet verip daha az karşılık almak istemez. Fazladan hizmet almak isteyen kullanıcılar uzun vadede bunların faturalarına farklı metotlarla yansıtılabileceğine hazırlıklı olmak zorundalar.

Beklenilmeyen faturalar için:

• Ne kadar konuşuyorsanız ona göre bir tarife seçiniz. • Çok konuş az öde diye bir tarife yoktur. • Az konuş az öde, temel ilke olmalıdır. • Her kampanyaya rağbet etmeyin. • Ayrıntılı fatura isteyin ve faturalarınızı önemseyerek takip edin. • Aile içerisinde sınırlı kullanıcıları kontörlü tarifeye alın. • Müşteri hizmetlerini aradığınız zaman karşınızda sıkı pazarlık yapan reyon sorumlularını bulacağınızı unutmayın. Kendinizi rahat ifade edin müşteri ve temsilcisinin sizi farklı yönlendirebileceğini unutmayın.

Ne yapmamalı?

• Logo, melodi, müzik indirmeyin. Bu tür hizmetlerin karşılığı her zaman beklenilenlerden daha fazla olmaktadır. • İnternet üzerinden cep telefonunuzu kullanarak hiçbir yere üye olmayın. Cep telefonunuza gelen masajları tam okumadan “evet” diye cevaplamayın.. • Fazla hat kullanmayın. • Kullanmadığınız hizmetler için fazladan ödeme yapmayın.

En ucuz tarife yoktur. En iyi kullanıcı vardır.


GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

13

Gökyüzünü Merak Edenlere... SAMED SALKIM

H

er insanın astronomiye mutlaka bir ilgisi vardır. Güneşe, aya, yıldızlara ve bütün gökyüzüne biraz olsun yakından bakabilmek için kimileri dürbün ve teleskop kullanırken, birçok insan da bu aletleri alamadığından gökyüzüne bir defa olsun yakından bakma imkanı bulamamaktadır. 2009 yılı uzayın derinliklerini keşfetmek isteyenler için iyi bir fırsat sayılabilir. Bu yıl kapılarını halka açacak olan üniversitelerin rasathaneleri (gözlemevleri), bazı ilk ve ortaöğretim kurumları teleskopla gözlemler, konferanslar, söyleşiler, sergiler, video gösterimleri yapıyorlar. İsteyen herkes bu faaliyetlere katılabilir. Bu faaliyetlere ait bilgilere http://www.astronomi2009.org internet sitesinden Etkinlikler bölümünden ulaşılabilir.

Sanal Gökyüzü: “Planetaryum”

Gökyüzünü sanal olarak görmek için özel olarak tasarlanmış cihazlar vardır. Bu cihazlar uzaydaki cisimlerin işleyişini, güneş sistemini ve yıldızların hareketlerini kubbe şeklinde bir

alana yansıtmaktadır. İsmi Latince ‘planeta’, yani gezegen kelimesinden geliyor. Görüntüler bu kubbenin her yanına yansıtılıyor ve size sanki uzayda geziniyormuşsunuz hissi veriyor.

Planetaryumlar (gökevleri), genellikle sergi ve konferans salonları, gözlemevleri, bilim müzeleri, kafeteryalar vs. yerlerde bulunmaktadır. Salonlarının seyirci kapasitesine göre kubbe ekranlarının çapı 5 metreden 30 metreye kadar değişmekte ve buna bağlı olarak 30-400 arası seyirciye hitap eden büyüklüklerde olabilmektedir.

Bilgisayarda Planetaryum

Gökyüzünün sanal halini bilgisayarda da izlemek mümkün. Bilgisayar kullanıcıları için özel olarak hazırlanmış planetaryum programı kullanılarak uzay incelenebilir. Bu amaçla hazırlanmış çeşitli programlar bulunmakla beraber ücretsiz olarak kullanılabilen “Stellarium” programı indirilip kullanılabilir. Program http://www.stellarium.org internet adresinden “for Windows” seçeneği kullanılarak indirilebilir.


14

GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

Biraz

MOL A

hangi okul?

utlundüğünde çok m dö n da ul ok i, br en Sa sebebini merak ed un m ru du Bu r. du rar: annesi Sabri’ye so Okulda ne yaptınız? i? çt ge l . - Günün nası al ettik anneciğim im de ad - Patlayıcı m ksınız okulda? - Yarın ne yapaca - Hangi okulda?

hangi masa? Felsefe hocası, sınıftaki öğretmen masasını göstererek sorar: - Kim gerçekte bu masanın var olm adığını ispatlayabilir? Arka sıradan bir öğrenci ayağa kalk ıp öğretmenin gösterdiği masaya doğ ru bakarak cevap verir: - Hangi masanın?

Garip ama gerçek 1998’de bir Fransız oldukça karmaşık bir intihar girişiminde bulundu: Bir deniz kıyısında yüksek bir yamacın tepesine çıkıp boynuna bir ip bağladı, ipi de büyük bir kayaya bağladı. Sonra zehiri içti ve kendini ateşe verdi. Uçurumdan atlarken de tabancayla ka-

hangi sıkıntı? Unutkanlığından bunalan bir hastayla doktoru arasında şu konuşma geçer: - Unutkanlıkla başım belada doktor bey. - Bu sıkıntınız ne zamandan beri var? - Hangi sıkıntı ne zamandan beri var?

hangi ay? Öğretmen sorar: mi sekiz gün var? - Çocuklar, hangi ayda yir de Türkçesi iyi olan Hem matematiği hem verir: bir çocuk hemen cevap - Hangisinde yok ki?

hangi lastik? Dönemin son sınavına gir öğrencisi, “Otobüsün las meyen dört üniversite tiği patladığı için sınav a yetişemedik.” diyerek hocalarına mazeret su narlar. Öğrencileri sınava alan hoca, bu dört kafadarı salonun dört ayrı köşesin e yerleştirir. Gençlerin önlerindeki sınav kağıtlar ında tek bir soru vardır: - Hangi lastik patladı?

fasına ateş etti! Ama devamı daha ilginç: Çünkü kurşun onu ıskalayıp ipi kesti, böylece adam suya düştüğünde asılı kalmadı. Soğuk su yanan elbiselerini söndürmekle kalmadı, aynı zamanda onu şoka sokarak yuttuğu zehri kusmasını sağladı. Sudan bir balıkçı tarafından çıkarılıp hastahaneye götürülen adam, orada hipotermiden, yani vücut ısısının aşırı düşmesinden dolayı öldü!


GÖKYÜZÜ / KASIM 2010

Aslantürk’ün Fırçasından...

15

Ahmet İhsan Aslantürk



Gökyüzü