Page 1


GSCİMBOM GÜNDEMİ 1 Nisan 2011 itibariyle GSCimbom olarak 5. yılımızı doldurup 6. yıla girdik. 2008’in sonunda revizyona uğrayıp tüm verileri sıfırlanan ve o günden şimdiye açılan 41.500 konu, atılan yaklaşık 2 Milyon mesaj ve 9.500 üye ile sanal alemde Galatasaray’ın en etkili taraftar gücü olmayı başardık. Daha nice güzel yıllarda üyelerimizle birlikte daha yüksek seviyelere ulaşacağımızdan şüphem yok. Bizleri bu noktaya ulaştıran tüm üyelerimize teşekkürü bir borç bilirim. Bildiğiniz üzere GSCimbom sitesi son dönemde Abdullah Taşan & Mustafa Gürpınar ortaklığında yürümekteydi. Nisan 2011 itibariyle site ortakları arasına GSCimbom kurucularından Birkan Erol ve ilk dönem yöneticilerinden Mustafa A. Acar da katılmıştır. Kendilerine GSCimbom ailesine yeniden hoşgeldiniz diyor ve bu yeni ortaklığın hayırlı olmasını temenni ediyorum. İnanıyorum ki bundan sonra GSCimbom daha yeni projelerle ve daha etkin bir şekilde Galatasaray taraftarının nabzını tutmaya devam edecek. GSCimbom’un sanal alemden reele geçişi konusunda bazı adımlarımız olacağını daha önce belirtmiştik. Bu konuda ilk somut adım Mart Ayı başında oynanan Türk Telekom Arena’daki Galatasaray-Karabükspor maçında atıldı. Tüm basının ve camianın dikkatini çeken Mendilli Protesto ile Galatasaray yönetimi ve takımını en medeni şekilde protesto ettik. Bu protestomuz tüm basında oldukça etkili bir biçimde kendine yer bulmayı başardı. Derbi maç ve sonrasında yönetimde yaşanan sıkıntılar nedeniyle Galatasaray camiası oldukça karışık bir dönemden geçmekte. Bu sıkıntılı dönemden kulübümüzün en az hasarla kurtulması için Nisan Ayı içerisinde düşüncelerimizi bir bildiri ile sitemizden duyuracağız. Şimdilik olan biteni gözlemekle yetiniyoruz. Site içerisindeki yenilikler Mart Ayı içerisinde ve Nisan Ayıyla birlikte devam etmekte. Nisan Ayı başından itibaren yeni ve daha üst model bir sunucuya geçtik. Böylelikle maç esnasında ya da sonrasında yaşanan yavaşlama sorununu çözmeyi hedefliyoruz. Üyelerimizi ve yöneticilerimizi motive etmek amacıyla Ayın Üyesi ve Ayın Moderatörü seçimi yapılmasına karar verildi. Çeşitli yarışmalarla üyelerin daha eğlenceli vakit geçireceği bir ortam oluşturmaya çalışacağız. Fanzin adına olumlu tepkiler gelmeye devam ediyor. Bu sayıda da yine kendini aşan bir kalite bulacağınızı ümit ediyorum. Keyifli vakit geçirmeniz dileğiyle... Ertuğrul YILMAZ GSCimbom Koordinatörü

2 / GSCIMBOM FANZIN 2011


gscimbom

çabamızın adı g

HAZIRLAYANLAR: TASARIM VE PLANLAMA: MUHAMMET GÜLHAN YAZI EDİTÖRÜ: SERTAÇ MURAT KILIÇ GRAFİKER: CEM KILIÇ © 2011 GSCİMBOM MEDYA KURULU Tüm hakları saklıdır. Katkılarından dolayı Goal.com Türkiye şubesine teşekkürlerimizi sunarız. İletişim Adreslerimiz: medyakurulu@gscimbom.com muhammetgulhan@gscimbom.com http://twitter.com/gscimboom http://twitter.com/gscimbom_fanzin http://www.facebook.com/gscimbomcom


m fanzin

galatasaray


İÇİNDEKİLER OLAĞAN GENEL KURUL ................................................10 ÖZEL RÖPORTAJ: ARDA SELİM ÜÇER .......................12 GÜLE GÜLE HAGİ .............................................................18 ARDATURAN: MİLLİ TAKIM İÇİN VAZGEÇİLMEZ .... 20 EREN LOĞOĞLU İLE KEYİFLİ SOHBET ....................... 24 GURBETÇİLER & GALATASARAY ................................. 30 YERLİ STOPER: KEMAL TOKAK: .................................. 34 NBA PANORAMA ............................................................. 36 SHAKTAR DONETSK MUCİZESİ ................................... 40 TOTAL FUTBOL’UN FİKİR ÖNCÜSÜ: SEBES .............. 44 GSCİMBOM ORGANİZASYON ..................................... 46


FUTBOL HAYATTIR: Kevin Keegan


Olağanüstü Sonuyla Olağan Genel Kurul

A. Eren Loğoğlu, GSCimbom Fanzin 2011 http://erenlogoglu.blogspot.com/

Galatasaray Spor Kulübü tarihinin gördüğü en kalabalık Yıllık Olağan Genel Kurul’unda, Adnan Polat ve yönetimi idari yönden ibra edilmedi. Bunun sonucu olarak da 30 gün içersinde katılamayacakları bir seçimle karşı karşıya kaldılar. Hayri Kozak ve özellikle Doğan Hasol’un kürsüden yaptığı son uyarılar da yarar getirmedi, Polat’ın kendisinin de aday olabileceği bir erken seçim kararı alabilmesi için. Televizyon ekranlarından canlı yayınlanan ve maç heyecanı taşıyan ortamın havasını iyi gözlemleyemedi başkan ve kendi ipini çekmek zorunda bırakıldı, bir ara yuhlandı, istifa sesleri duyuldu tezahürat eşliğinde, hoş değildi. Sevimli dursa da Türker Arslan’ın idare biçimi hezeyan ötesiydi. Elektronik yöntemi, sandık getirmeyi geçtim, aşağıdan yukarı 30 sırayı 30 kişiye görev verip saymayı bile düşünemediler. Birbiri sıra yapılan ve hemen hemen çoğunun içeriği aynı ve doğru olan konuşmalar habercisiydi bir şeyler olacağının ve öyle de vuku buldu. Aslında daha geriye gitmek gerekiyordu, salonda olanları anlama adına. 15 Ocak, Galatasaray’ın 17 Mayıs’tan sonraki miladıydı. Eski on yılı kapatıp yeni bir on yıla sayfa açıyordu kulüp. Arena’ya taşınıyor ve Ali Sami Yen’i hatıralara yazıyordu, bunun yanında da kulübü iktidarın masasına meze yapanları not

10 / GSCIMBOM FANZIN 2011

düşüyordu belleklere. Kombineli taraftarını ve kongre üyelerini, yakınlarını provokatör şeklinde nitelendiren, kameralarla suçlu aradığını belirten, Galatasaraylılık kavramını sorgulayan bir başkanın koltuğunda çok fazla oturması beklenemezdi. 27 Mart ihtilali, o gün Arena’da Erdoğan Bayraktar’ın konuşturulmamasıyla başlamıştı. Başkan, mali kuruldaki konuşmasında özür masalını anlatmaya devam edip üstüne bir de bakanları ekliyordu, telefon yoluyla diyerek. Salon kahkahaya boğuldu haklı olarak, inandırıcı değildi ve küçük düşürücüydü, Galatasaray başkanlık makamına yakışmıyordu bu tavır. Başkan kontenjanından kongre üyesi yapılan TOKİ Başkanı’nın disiplin kuruluna sevki, ihracı bile sağlanamıyordu, acizlik sarmıştı dört bir yanı ve Galatasaray Adası su alıyordu. Seversiniz ya da sevmezsiniz, Lise duruma el koydu. Elbette sebepleri vardı, sportif başarısızlık, ekonomik durumla ilgili kaygılar, rezaletin son perdesi Arena olayında iktidara el pençe divan durulması, başlıcalarıydı. Bence en önemlisi bu üçü olamazdı, çünkü daha kötüleri Canaydın döneminde yaşanmıştı ve benzer bir reaksiyon göstermemişlerdi. Lisenin imtiyazı olduğu gibi kalacak, üniversiteye bile tanınamaz dese de Adnan Polat, tüzüğü değiştirebilen potansiyel bir tehlikeydi ve Liseli değildi, al aşağı edilmeliydi.


Öyle ya da böyle gerçekleştirdi eylemini zihniyet. Eğrisi doğrusuna denk geldi belki de. Kime teslim olursak olalım fark etmiyordu aslında kongreye alınmayan taraftar açısından. Bu ülkede Kürtlere görülen rol neyse aynısı sokaktaki taraftar için biçiliyor Tevfik Fikret atmosferinde. Statüko korunuyor, imtiyazlara dokunulmuyor, barajlarla temsi edilme hakkı elinden alınıyor ve tünel kazıp girin deniyor meclise.

Hagi’nin ayrılışına da buradan girizgah yapabilirim, sorun çokça hataları da olsa Hagi’nin kendisinde değildi çünkü. Bir tablo sunacağım;

Bu mesele derin, sıyrılıp Hagi’nin ayrılmasına ve bundan sonra ne olacak konularına değineyim.

Terim kalsaydı bu süre zarfında daha kötü durumda olunmazdı herhalde! Terim gitmek istedi, kariyerinin zirvesindeydi, tutulamazdı diyelim, Mircea Lucescu getirildi, harika bir tercih idi, 2 yılda 2 Kupa -1 Lig- kazandırdı, kalan 9 yıl takımın başında dursaydı, 4 Kupa ile yetinmezdi gibime geliyor. Haydi Terim’i geri getirme bahanesiyle, Lucescu’yu da göndermek zorunda kaldık diyelim -ne absürd- Terim bugüne kadar görev yapmış olsa ne kadar daha geriye düşebilirdik ki!

Önce yönetim kısmı, Adnan Polat’ın mahkemeye gidecek kadar düşeceğini sanmıyorum, yenilgiyi kabul etmek zorunda. Ünal Aysal aday, hakkında aday olamayacağına dair dedikodular var.

96 - 00 arası Fatih Terim 11 Kupa -4 Lig- kazandırdı takıma. Sonra ayrıldı, ayrılmak zorunda bırakıldı, süreci sorgulamıyorum. Gittiği günden bu yana 11 yıl geçti ve sadece 6 Kupa -3 Lig- elde edilebildi.

Terim’den de geçtim tekrar, ilk yılı başarılı olmasına karşın sonraki sezon çöküşe geçti farklı etkenlerden ötürü, Hagi getirildi, futbol aklı vardı, takımı anında toparladı, doğru hamleler yaptı, bir de Kupa kazandı, 7 yıl o kalsaydı 3 kupadan daha fazlasını kazanma şansı olurdu bence! Hagi’yi de geçtim diyelim, Eric Gerets getirildi, kariyerli bir isimdi, biraz fantastik bir oyun şablonuyla puan rekorları kırdı, mucizevi bir şampiyonluk kazandırdı, 6 yıl daha kalmış olsa 2 kupa daha alınamaz mıydı en azından! Arada Kalli, Cevat Güler, Skibbe, Bülent Korkmaz ile bir geçiş dönemi yaşandı, onları katmıyorum hesaba. Rijkaard’ı getirdin, 2 sezon dayandı, tekrar Hagi’ye bel bağladın, 6 ay sürmedi. Terim’in yardımcısı Bülent Ünder geldi yeniden, başlangıca dönüldü.

Adnan Polat’ın, mahkeme dışı bir diğer alternatifinin de Haluk Ulusoy olduğu söyleniyor. Aziz Yıldırım’ın karşına çıkması ve intikam peşinde koşması için en ideal ortam belki de ama kongrenin Ulusoy’u seçeceğine ve Ulusoy’un Fenerbahçe karşıtlığının güzel görünse de, Galatasaray başkanlık makamı için yeterli olacağına ihtimal vermiyorum. Cüneyt Tanman’ı önce Scout Ekibi’nin başına getirip sonra da Sportif Direktör yapan düşünce algısının tamamen ortadan kalkması gerekiyor, sınırların çok iyi çizilmiş olması ve üst düzey profesyonellerin olduğu bir futbol birimi oluşturulmalıdır. Görev tanımları, yetki ve sorumluluklar belirlenmiş olmalıdır. Branşların, özellikle de futbolun doğru organizasyon içeren bir yapıya kavuşması, sürdürülebilir başarıya açılan kapının altın anahtarıdır. Yönetim kurulu ve başkan tercihinde referans noktası kanımca bu düşüncenin bizlere proje olarak sunulması ve uygulanmasıdır. Değerlendirmeyi en sağlıklı hale getirecek olan bu bakış açısıdır.

Terim, Lucescu, Gerets’den hangisi kalmış olsa, bulunan noktadan çok daha iyi bir yerde olunurdu sportif başarı anlamında. Hagi 2. dönemiyle artık tartışmalı bir seviyeye geriledi. Umarım bu listeye Rijkaard da eklenmez yıllar sonra. Sorun Teknik Adamlar değil, sorun onlara tahammül edemeyen, görüşlerine ve teknik isteklerine karşılık veremeyen, çalışmaya uygun bir ortam sağlayamayan, sağlıklı bir organizasyon oluşturamayan yöneticilerde. Yeni yönetim belki bir umud olur, elde avuçta başka bir izah, yakarış kalmadı. Düşülecek en dibi görmüşüzdür herhalde. Bu zor zamanlar da geçecek, karanlıklar aydınlığa dönüşecek bir çırpıda. Edip Cansever’in Phoenix şiirinden iki dizeyle faslı kapatayım; Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum Yeniden doğmak için çıkardığım yangından Dayan Galatasaray.

11 / GSCIMBOM FANZIN 2011


ARDA SELİM ÜÇER İLE ÖZEL RÖPORTAJ Bir çoğumuz onu bir kaç gün önce harararetli geçen Galatasaray kongresinde tanıdı. Arda Selim Üçer, hazırladığı metin ile Galatasaraylıların yansıması oldu. GSCimbom’un hazırladığı özel soruları Galatasaray Kongre Üyesi Arda Selim Üçer yanıtladı...

12 / GSCIMBOM FANZIN 2011


GSCIMBOM ÖZEL RÖPORTAJ Not: Röportaj soruları GSCimbom yönetimi tarafından hazırlanmıştır. Katkılarından dolayı Alp Şahin isimli üyemize teşekkür ederiz. GSCimbom Fanzin 2011

belirtmek, tartışma ve proje grupları içerisinde yer almak gibi bir amacım var. Eğer bazı şeyleri değiştirebilecek konumda olsaydım öncelikle yapmak isteyeceğim şey, kurumsallaşma ve gerçek

GSCİMBOM: Sizinle ilgili Galatasaray taraftarının

bir şeffaflık olurdu. Gerçekten sözcüğünün altını

bilmediği ve merak ettiği birçok şey var.

çizmek isterim. Mevcut yönetimimiz de dâhil olmak

Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz?

üzere uzun süredir ne yazık ki şeffaflık cilalı ama

Arda Selim Üçer kimdir? Galatasaray’daki ve

sadece kâğıt üzerinde kalan bir sözcük oldu. Değil

Galatasaray’ın hayatındaki yeri nedir?

taraftar, üye bile olsanız, usulüne uygun şekilde bile

Arda Selim Üçer: Tribüncü bir baba ile liseli bir

kulüpten bilgi almanız zor. Bilgiye ulaşmanın zor

annenin, anne karnına düştüğü andan itibaren sarı

olduğu yerde ilgi de zamanla kayboluyor; dahası

kırmızı yaşayacağı belli olan iki erkek çocuğundan

iç denetim mekanizmalarının önü tıkanmış oluyor.

büyüğüyüm. 1980 İstanbul doğumluyum, aslen

Kurumsallaşma da şu nedenle önemli; Galatasaray

iktisatçı olmama rağmen 10 yıldır insan kaynakları

Spor Kulübü ve bağlı şirketleri ile artık gönüllülük

alanında çalışıyorum. Galatasaray sadece

esası ile yönetilebilecek hacmi geçti. Holding

benim için değil, ailem için bir yaşam tarzı. Tatil

yapısı ile organizasyonel örgütlenmesi ile, yönetim

programından, hafta sonu aktivitelerine, düğün

modelleri ile profesyoneller tarafından idare edilmeli.

dernek tarihlerinden, yemek saatlerine kadar her şey

Seçilmişlerin en büyük görev ve sorumluluğu ise

Galatasaray’a endeksli bir ailede büyüyünce başka

bu profesyonellerin doğru isimlerden oluşmasını

türlüsü de düşünülemezdi herhalde. Bebekliğimden

sağlamak, onlara uygun çalışma ortamı yaratmak

itibaren maçlara götürülen, giden bir taraftar

ve elbette denetlemek olmalı. Son yıllarda

olarak, on yıldır düzenli şekilde kapalı tribünden

kulübümüzde kurumsallaşma alanında varmış gibi

Galatasaray’a destek vermeye çalışıyorum.

yapılan çalışmaların ardından hep aynı sonuca rastladık; kadrolaşma! Genel olarak Galatasaray

Yakın zamanda Galatasaray yönetiminde yer

için seçilen profesyonellerin hangi yetkinliklere

almak gibi bir düşünceniz var mı? Galatasaray’a

göre seçildiği konusunda ciddi soru işaretlerim

katkı sağlamak ile ilgili gelecekteki hedefleriniz

var. Ahbap çavuş ilişkileri, ‘bizden biri’ gibi kriterler

neler? Örneğin siz başkan olsaydınız

daha ön planda. Sistem kurmak ve iyileştirmek

değiştireceğiniz veya yenileyeceğiniz ilk şey ne

üzerine yeterli çalışma ne yazık ki yapılamadı.

olurdu?

Galatasaray camiasının morali bozuk, dahası

Galatasaray ile ilgili herhangi bir sorumluluk

özgüveni zedelenmiş durumda. Yetkili bir konumda

taşıyacak görevde olmak herhalde sadece

olduğum varsayımında bu konunun da doğru iletişim

benim değil her sarı kırmızılı sevdalısının

stratejileri ile ele alınması için uğraş verirdim.

hayalidir. Ancak yönetime girmek kişinin kendisi için değil, Galatasaray’ın yararı için olmalı.

Kulübü şu anki durumdan kurtarabilecek başkan

Mevcut durumda benden çok daha fazla katkı

adayınız kimdir? Gelecek başkan adayından

sağlayabilecek, Galatasaray’a yarar getirecek

Galatasaray’ın geleceğiyle ilgili beklentileriniz

kişiler var. Bu anlamda gitmem gereken çok yol

neler?

olduğunu düşünüyorum. Umarım zamanı gelince

Henüz tüm adayların ortaya çıkmadığı şu gün

Galatasaray’a yarar sağlayabileceğim görevler

isim vermek ne derece doğru bilmiyorum. Belki

alabilirim. O zaman kadar fikir üretmek, düşünce

ideal başkanın mevcut şartlar içerisindeki tanımını

13 / GSCIMBOM FANZIN 2011


GSCIMBOM ÖZEL RÖPORTAJ

yapmak daha doğru olur. Ne yazık ki Galatasaray’ın

isimlere, gerek camia içerisinde gerekse camia

çok sorunu var. Henüz ruhsatı alınmayan Aslantepe,

dışında yıpratılmamış yeni yüzlere ihtiyaç var.

giderek artan borç stoku, gelecek yılların şimdiden

Galatasaray camiası başkanı kim olursa olsun eski

harcanan gelirleri, sportif başarısızlıklar, moral

gücüne dönecektir. Bu potansiyel de vizyon da

olarak zedelenmiş bir camia… Öncelikle başkan

kulübümüzde var. Kuruluş amacı ‘Türk olmayan

adaylarının bu sorunları bilen, farkında olan

takımları yenmek’ şeklinde tarif edilmiş, müzesinde

kişilerden çıkması lazım. Başkanın daha önce

birçok branşta Avrupa ve Dünya Şampiyonlukları’na

görev almamış dolayısıyla yıpratılmamış biri olması

ait kupalar olan bir kulübün yeniden ayağa kalkacak

da önemli. Hatta yönetim kurulu bile ne kadar az

gücü kesinlikle vardır. Kaynak yönetimi doğru

tanınan kişilerden oluşursa o denli rahat çalışma

yapılır, insan kaynağı doğru değerlendirilir, doğru

ortamı bulabilir diye düşünüyorum. Hayalperest

profesyonellere yetki verilirse istediğimiz başarıları

değil gerçekçi, sorunlara hâkim, ekip çalışmaları ile

yakalayabiliriz.

yönetim kurulunu idare edecek, camiayı bir arada tutabilecek bir ekip gerekli.

Başkan Adnan Polat’ın yönetimden bu şekilde indirilmesini etik buluyor musunuz? Bu konuda Başkan Adnan Polat’ın tutumunu da göz önünde bulundurursanız size göre en doğru yol bu muydu yoksa başka bir seçenek düşünülebilir miydi? Elbette etik buluyorum. Neticede ibra etmemek ve bunun yöntem ile sonuçları Sayın Polat’ın döneminde düzenlenen tüzüğe göre olmuştur. Hukuk ve demokrasinin en güzel örneklerinden

Başkanlıkta en çok öne çıkan isim Sn. Ünal

birini vermiştir Galatasaray camiası. Ülkemizde

Aysal şüphesiz. Seçimleri kazanırsa bizi

pek rastlanmayan bir uygulama olmasına rağmen

gelecekte ne tür değişimler bekliyor? Kulübü

bence yöntem olarak da doğrudur sonuçları olarak

tekrar eski gücüne (Şampiyonlar Ligi’ne düzenli

da. Hatta mali kongrede başta Sayın Hayri Kozak,

olarak katılan bir Galatasaray) kavuşturabilir mi?

Sayın İzzettin Doğan ve Sayın Doğan Hasol

Açıkçası Sayın Ünal Aysal’ı Galatasaray camiası

olmak üzere birçok üye tarafından bu sonucun

içerisinden fazla tanımıyorum. Galatasaray’ı ne

doğacağı konusunda yönetim uyarılmış ve

kadar bilir, ne kadar yakından takip eder, mevcut

yönetimin camiayı rahatlatmak için seçim kararını

sorunları hakkındaki önerileri nelerdir bilemiyorum.

açıklaması istenmiştir. Üstelik hoşnutsuzluk sadece

Son mali kongrede konuşma yapmaması da bu

üyeler arasında değildir; milyonlarca Galatasaray

anlamda beni şaşırttı. Ancak başarılı ve olanakları

taraftarının da oy hakkı olsa ben sonucun

olan bir işadamı olduğu su götürmez bir gerçek.

değişmeyeceğini düşünüyorum. Ancak başkan ve

Burada iş kendisi ile beraber çalışacak yönetim

yönetimimizin bu söylemlere nasıl bu kadar kayıtsız

kurulu üyelerine düşüyor. Beraber çalışma

kaldıklarını bugün bile çözebilmiş değilim. Oysa

konusunda uyumlu, başkanı da uyarabilecek

kendileri seçim kararı aldıklarını açıklasalar, ibra da

cesarette, profesyonelleşme konusunda istekli

olurlardı olası bir seçimde aday olup seçilebilirlerdi

kişilerden oluşan bir yönetim kurulu şart. Oy

de.

potansiyeline göre değil, bilgi ve deneyimlerine göre seçilmiş bir yönetim kuruluna ihtiyaç var. Yeni

14 / GSCIMBOM FANZIN 2011


GSCIMBOM ÖZEL RÖPORTAJ

Kongre günündeki konuşmanız birçok ismin sizi

Kurulda yapılan oylamayı şekil itibariyle doğru

ayakta alkışlamasına sebep oldu. Birçok isme

buluyor musunuz? Sizce Galatasaray’ın daha

tek kelimelik yorumlar yaptığınız kısım oldukça

düzenli ve daha modern bir oylama yöntemiyle

ilgi gördü. Özellikle forumumuzda taraftar

bu tip kararlar alması daha iyi ve sağlıklı olmaz

tarafından beğeniyle karşılandı. Benzer şekilde

mı?

Başkan Adnan Polat’a tek kelimelik bir yorum

Kesinlikle doğru bir görüş. Oylamalarda teknoloji

yapsanız bu ne olurdu?

kullanılabilir. Son kongrede bu anlamdaki

En büyük hayal kırıklığım. Ben Sayın Adnan Polat

yetersizlikler kimsenin hoşuna gitmeyen ve içine

başkan olduğu gün artık taraftarın kalbinden

sinmeyen sahnelere neden oldu. Belki de bu tip

geçenleri uygulayacak, bizim gibi düşünen, iş bitirici

genel kurul iki gün yapılmalı. Birinci gün görüşler ve

bir profilde başkana kavuştuğumuzu düşünmüştüm.

tartışmalar, ikinci gün mali ve idari ibra oylaması ile

Öyle ki 90’lı yılların ortasından beri ismini

yeni yılın bütçe taslağının görüşülmesi şeklinde.

duyduğumuzda heyecanlandığımız bir isimdi. Ancak “başkan” Adnan Polat ne yazık ki büyük bir hayal

Bugün itibariyle istifalar geldiğine göre, Adnan

kırıklığı oldu.

Polat ve yönetimi konuya itiraz için mahkemeye gideceğini düşünüyor musunuz? Mahkemede şimdiki durumun aksine bir karar çıkar mı? Mahkemeye gidilmesi Galatasaray’a ne ölçüde zarar verir? Ben Sayın Adnan Polat’ın mahkemeye gideceğini düşünmüyorum. Bu yük, yani Galatasaray isminin mahkeme salonlarına taşınması en önce Adnan Polat’ı rahatsız eder. Mahkemede ne karar çıkar açıkçası hukukçulara sormak lazım. Ancak mahkeme Polat yönetiminin istediği yönde karar

Kongrede yaptığınız konuşma, medya ve

alsa bile bu kadar tepkinin olduğu bir camiaya

yayınlandığı sitelerde de beğeniyle karşılandı.

başkanlık etmek için hukuki karar yeterli olacak mı?

Konuşmanızın üzerinden günler geçtikten sonra,

Bence hayır. Taraftarıyla, üyesiyle camianın Adnan

“şunu da desem iyi olurdu” dediğiniz bir şey var

Polat’la olan gönül bağı kopmuştur.

mı? Aslında genel kurul öncesi çalışırken 20’ye yakın

Başkan Adnan Polat’ın “Kimse elini taşın altına

konu başlığı belirlemiştim. Ancak gerek sürenin

sokmadığı zaman geldik.” söylemine katılıyor

kısıtlı olacağını tahmin etmem, gerekse bazı

musunuz? Sizce o dönem Başkan Adnan

konularda diğer üyelerin benden daha detaylı

Polat’ın başkanlık makamı için en güçlü aday

yorumlar yapacağına ilişkin görüşüm nedeniyle

olmasının başlıca sebebi neydi?

konuları epeyce daralttım. Ancak genel olarak içime

Kesinlikle katılmıyorum. Öncelikle Polat, zamanında

sinen bir konuşma olduğunu söyleyebilirim. Belki

televizyonda Galatasaray adına para toplarken

mali konulara biraz daha eğilebilirdim.

‘benim yönetime girmek gibi bir niyetim yok’ demiş ve fakat kısa süre sonra rahmetli Canaydın’ın üçüncü kez seçilmesinin önünü de açarak onun yönetimine girmiştir. Bugün biliyoruz ki yönetimde yer alma şartı da bir dönem sonra başkan

15 / GSCIMBOM FANZIN 2011


GSCIMBOM ÖZEL RÖPORTAJ

olmaktır. Nitekim Polat’ın karşısına aday olarak

Genel Kurul’un iki dönem rekorlarla başa

çıkmak isteyen Adnan Öztürk camia içerisinde

getirdiği yönetimi, ibra etmeyerek 106 yılda bir

durdurulmuştur. Bildiğiniz gibi kendisi Özhan

ilki gerçekleştirmesini nasıl yorumlarsınız? Sizce

Canaydın’ın tam desteği ve onun yönetimindeki

bu karar Galatasaray tarihinde bir kara leke

bazı isimlerin de varlığı ile örneğin Mehmet Helvacı

olarak mı kaldı? Yoksa Galatasaray’ın sahipsiz

ile yönetimini kurmuştur. Elbette kendisine aldığı

olmadığını mı gösterdi?

sorumluluk için teşekkür etmeliyiz, ancak kimse

Yukarıda da değinmeye çalışmıştım. Bu karar

elini taşın altına sokmuyordu cümlesine katılmam

hukuki olup, demokrasin sınırları içerisindedir.

mümkün değil.

Bence bugüne kadar en önemli kongrelere bile 500-600 kişinin katıldığı Galatasaray’da 1970 kişilik

5 sene içersinde gelirlerin %300 artmasıyla ilgili

bir kongre yapılması bile bir göstergedir. Camia

görüşleriniz neler? Bu konuda herhangi bir

liseli-alaylı, genç-yaşlı, eski-yeni üye demeden

araştırmanız var mı?

tepki göstermiştir. Tepki şeffaf olduğunu iddia edip

Elbette gelirlerin artırılması yönetimimizin

şeffaf olmayan, taraftarını sahipsiz bırakan, kendi

başarısıdır. Ancak başka argümanlara da bakmak

taraftarını emniyet güçlerine ispiyonlamakla tehdit

lazım. Aynı dönemde Türk futbolundaki gelir artışı

eden, borçları artıran, Galatasaray’a hakaret eden

ne kadar olmuştur? Rakiplerin gelirleri hangi

bürokratlarla ilgili işlem başlatmayan, sportif olarak

seviyeye çıkmıştır? Daha da önemlisi aynı dönemde

taraflarını üzen yönetime karşı bir duruştur.

giderler ne kadar artmıştır? Artan gelirler kaç yıl için yapılan anlaşmaların gelirleri olup, gelecek yıllara

Taraftar forumlarının yönetime karşı olan

ait kısımlarından harcamalar şimdiden yapılmış

tutumlarını nasıl yorumluyorsunuz? Size göre

mıdır? Geldiğimiz noktada gelirler artmasına

taraftar forumları Galatasaray’a yeterince sahip

rağmen ne yazık ki borcumuz da her geçen gün

çıkıyor mu?

artmaktadır. Gelir kalemlerinin başında on yıllık

Yaklaşık 12 yıldır taraftar forumlarında yazıyorum.

isim anlaşması ile Ali Sami Yen Spor Kompleksi

En yakın arkadaşlarım Galatasaray.to döneminde

TT Arena sponsorluğu gelmektedir. Stadyumu her

tanıştığım dostlarım. Bu sürede doğal olarak çok

ne kadar mevcut yönetimimiz açsa da bu proje

ateşli tartışmaların içerisinde yer aldığım dönemler

önceki yönetimlerden devir alınmıştır. Pembe

de oldu. Genel olarak camianın nabzını yoklamak,

formaya rağmen Galatasaray Pazarlama zarar

farklı bakış açılarından yararlanmak için çok

açıklamıştır. GS TV, GS Bonus, GSBilyoner, GS

önemsiyorum bu tip oluşumları. Bir kişinin mesafe

Mobile projelerinin ne yazık ki hiçbiri bu yönetimin

tanımadan, sabahlara kadar Galatasaray düşünüp

marifeti değildir. İlgili markalar birçok farklı kulüp ile

yazmasından daha güzel bir aşk tanımı olamaz.

benzer çalışmalar yapmaktadır. Galatasaray’a özgü

Elbette bazen istenmeyen tartışmalar, kırgınlıklar,

gelir getirici proje ne yazık ki hayata geçirilmemiştir.

bölünmeler olsa da bence internetin yarattığı en

Aynı şekilde gelirlerin de doğru kullanılmadığı bir

önemli katkılardan biri taraftar forumları.

gerçektir… Üstelik son yılların en güncel konusu da Galatasaray’ın gelir, gider ve borçlarının ne

Elbette yeni yönetimi destekleyeceğiz lakin

kadar olduğuydu? Son mali kongrede Sayın

yeni yönetim seçilmesi sürecinde (yaklaşık

Yiğit Şardan’ın açıkladığı rakamlar ile hazırlanan

90-100 günlük bir süreç) biz taraftarlara

ve üyelere sunulan raporlardaki rakamlar bile

tavsiyeleriniz neler? Bu sürecin Galatasaray

çelişkiliydi.

‘ın diğer branşlarında olası kayıpları olur mu?

16 / GSCIMBOM FANZIN 2011


GSCIMBOM ÖZEL RÖPORTAJ

Örneğin şampiyonluğa koşan Galatasaray Bayan

seçiyoruz, Bank Asya’daki yeteneklerin farkında

Basketbol takımının bundan etkilenmesi olası

mıyız, neden futbol akademimizdeki önemli değerleri

mı?

kaybettik? Bu sorularla başlarsak isimlerden ziyade

Ne yazık ki biz taraftarlara düşen en önemli görev;

sistemi konuşur ve doğruyu buluruz…

yine ve yeniden sabır. Yeni yönetim de sihirli değnek ile gelmeyecek. Zamana ihtiyaçları olacak. Elbette

Son olarak bana bu güzel sorularla kendimi

sporcularımızı da kolay bir süreç beklemiyor. Ancak

ifade etme, Galatasaray sohbeti yapabilme şansı

onların da zaten mevcut durumda ideal bir ortamda

verdiğiniz için teşekkür ederim.

çalıştıklarını söylemek güç. Şampiyonluk hayali ve

Ben teşekkür ederim, başarılar.

taraftarın desteği ile bu süreci daha kolay aşabilirler.

Sizce yeni gelecek yönetim Bülent Ünder ile devam edecek midir, etmeli midir? Yeni hoca getirilmeli diyorsanız bu yabancı mı yerli mi olmalıdır? Sayın Bülent Ünder, UEFA Kupası’na getiren teknik kadronun en önemli isimlerinden biriydi. Kişiliği ve tutumlarını benim değerlendirmem haddime değil ancak tam bir Galatasaraylı olduğunu söylemek doğru olur. Yine de bence Sayın Ünder bir geçiş sürecinin karşılığıdır. Yeni sezonda başka bir hoca ile anlaşılacaktır. Bence gelecek isimden ziyade komple bir futbol organizasyonun oluşturulmasına ihtiyaç var. Sportif Direktörü’nden teknik direktörüne, kaleci antrenöründen futbolcu izleme / scouting ekibine kadar. Belki de teknik direktörden ziyade bu organizasyonun tepe yönetimi kimlerden oluşmalı onu tartışmalıyız. Galatasaray neden Afrika Kupası’na futbolcu izleme ekibinden birini göndermiyor, neden hala kasetten oyuncu

17 / GSCIMBOM FANZIN 2011


GSCimbom Fanzin 2011

GHEORGHE HAGI 10


GÜLE GÜLE

Galatasaray’a yine zor zamanında gelmişti. İmzayı yine gülümseyerek attı. Kariyer planlamasını yapmadan, takımın durumunun ne olduğuyla ilgilenmeden. Geldi ve bir kez daha denedi. Olmadı. Başaramadı. Ama bu makineleşmiş ortamdan kurtulmak adına “yuvama geldim” demişti ya, o yeterdi bize. İhtiyacımız olan şey biraz da buydu. Biz yine “I love you Hagi” diyeceğiz ona. Ona bakacağız ve Milan’a attığı aşırtmayı, Monaco’yu 40 metreden vuruşunu, Bilbao’ya karşı son dakikada yaptığı büyüyü hatırlayacağız. Güle güle Hagi. Müzede asılı duran o iki 10 numaralı formadan biri her zaman sen olacaksın…


Resim: Arda Turan, Avusturya maçında gol sevinci yaşarken

Burak EREN, GSCimbom Fanzin 2011

H

Galatasaray’dan Öte Milli Takım İçin Daha da Vazgeçilmez

er takımın olmazsa olmaz futbolcuları vardır. O futbolcu olmadığında sistemin sarsılır ve gerekli alternatifleri de elinde bulunduramıyorsan çöküşe geçersin. Arda Turan’ın Galatasaray açısından ne kadar önemli olduğu sorusuna ise elbette çok önemli diyeceğiz. Arda Turan gibi futbolcuları özellikle de altyapıdan çıkarabilmek çok zor ve böyle değerleri bulduğunda onu pamuklar içerisinde saklayacaksın. Ama ülkemizin de durumu belli, bu tip yıldızların bütün hayatını eşelerler. Çünkü reytingin kalbi bu futbolcularda ve futbolcu da bu eleştiriler karşısında biraz düştüğünde yerden yere vurmasını çok iyi bilirler. Arda Turan da bunu çok yaşadı ve özel yaşantısından, sakatlığına kadar herşey konuşuldu. Nitekim o da düştü, kendisinin de dediği gibi artık yüzü gülmüyor. Zaten bu yüzden Arda Turan artık gitmeli ve Avrupa’ya bir an önce açılmalı diyoruz. Çünkü orada kafa olarak rahatlayacak ve futbolunun gelişimi adına önemli adımlar atacak. Yaşı da 24’e geldi ve biraz da geç kaldı aslında. Yukarıda Arda Turan’ın Galatasaray için çok değerli olduğunu söylemiştim ama olmazsa olmaz da değil. Galatasaray’ın bu sene yaşadığı çöküşte de elbette Arda Turan’dan faydalanamamanın payı büyük ama bizim sorunlar çok başka. Yani, bugün Arda Turan takımdan ayrılsa bir şekilde yeri doldurulur. Ama söz konusu Milli Takım olduğunda Arda’nın aslında Milli Takım adına olmazsa olmaz bir futbolcu olduğunu görüyoruz. Arda Turan’sız bir Milli Takım hücum gücünün yüzde 40’ını otomatikman kaybediyor, rakip kalede sihir yaratmak adına repertuarı oldukça düşüyor. Hiddink de bunun farkında olduğundan Arda’yı pamuklar içerisinde saklıyor, aslında bizim yapmamız gereken şeyi Hiddink’in yaptığını söyleyebilirim. Arda Turan, kafasına koyduğu maçlarda fark yaratmasını iyi bilen bir futbolcu. Dün Avusturya karşısında farkı o yarattı, iki takım arasında ne denli büyük bir kalite farkı olduğunu bizlere gösterdi. Onun bu hali de futbol anlamında büyük keyif veriyor ve Arda her takımda oynayabilir izlenimini doğuruyor. Hep söylüyorum, Mehmet Topal’ın Valencia forması altında birkaç ay içerisinde gösterdiği gelişimi gördükten sonra Arda Turan’ın bu ayarda bir takımın formasını giymesi durumunda göstereceği gelişimi tahmin bile edemiyorum. Aslında takımlar yıldızlarını kaybetmek istemezler ve futbolcunun da göstereceği gelişim falan umurlarında olmaz ama ben Arda Turan’ın mutlaka Avrupa arenasına çıkmasını ve işte şu çocuk Galatasaray altyapısından yetişti, çok iyi bir Galatasaraylı diyebilme gururunu yaşamak istiyorum. Umarım Atletico Madrid söylentileri doğrudur, La Liga tam Arda’nın kalemi olan bir lig...

20 / GSCIMBOM FANZIN 2011


9 yaşındayken, etrafımdaki insanlar beşiktaşlı ol fenerli ol demeye başlamışlardı, herkes öyle deyince nedense bende de iyi bakarız tadında bir eğilim oluştu, küçüktüm, öyle etrafımda çok fanatik takım tutan biri de yoktu. daha taraftarlık olgusu tam oturmamıştı kafamda. hiç unutmuyorum babam nöbetçiydi hastanede bir gün, babamın televizyon koltuğuna kurulmuştum. televizyona barcelona galatasaray maçı. kubilay yardırıyor sağdan soldan, bir ara pası alıyor, rakip topu almak için geliyor, kubi dayıyor omzunu adama adam bir türlü ulaşamıyor topa, son anda kayarak müdehale etmek istiyor ama kubi sert ve isabetli bir vuruş ile sevindiriyor bizi. ertesi gün galatasaraylı’yım ben değişmeyeceğim takımımı demiştim arkadaşlara. nedense çok sevmiştim o golü, spikerin sevincini ve kubi’nin korner direğine koşuşunu... kubilay türkyılmaz hakkında regulus, galatasaray sözlük


BLOG KÖŞESİ

EREN LOĞOĞLU

“Futbolun süre dönüştüğünü, endüstriyel pek kullanarak içind profesyonel iş h kabul etmemiz ge Bursa, Kayseri b örnekle

“Katalunya’ Barselona, kül da merkezi. Dali, en önemlisi Gaudi’ dokusunu içtenlik Yemeğe olan özel ilgi şehrin tarihi ve bu tarihin en güzel futb takımları, FC B

Blog köşesinde bu ay konuğumuz geçtiğimiz aydan itibaren GSCimbom Fanzin için yazmaya başlayan Eren Loğoğlu. Onu http://erenlogoglu. blogspot.com/ adresinden de takip edebilirsiniz. Kişisel olarak, röportajı yaparken ayrı bir keyif aldığımı söylemeliyim. Çünkü Eren de benim gibi Johan Cruijff, Barcelona ve Galatasaray hayranı. Bu nedenle konuşulacak çok fazla şey oldu. Umarım be nim gibi Eren’i daha yakından tanımaktan mutluluk duyarsınız...

“Formasını alm etmediğim iki Maldini. Galata ise Bülent Korkm futbolu sevme, ha sebepleri


RÖPORTAJ

kurulun en şık hareketiydi kanımca. Türker Arslan’ın yönetim şekli sevimli dursa da, Röportaj: Muhammet GÜLHAN, ekli değiştiğini, hezeyan ötesiydi. Elektronik oylamaya gerek GSCimbom Fanzin 2011 geliştiğini ve kalmadan çözülebilecek basit bir sayımı k çok argümanı zorlaştırarak, televizyon ekranlarından den çıkılmaz bir Eren, bir blog sahibi olarak, Digitürk’ün canlı yayınlanan ve derbi havasında geçen haline geldiğini son aldığı kararlar hakkında ne Galatasaray suyunun kaynağını iyi temsil erekir. Gaziantep, düşünüyorsun? Blogun senin için ne edemediler. Geleneksel tavrın devam ettiğine bu açıdan güzel anlam ifade ediyor? dair bir algı oluştu. Keza yapılan konuşmalar erdir.” Aslında herhangi bir alanda yasaklanma haklı biçimde, nerdeyse aynı yönetim veya daha açık tanımıyla sansürlenme olması yanlışlarına işaret etmesine karşın, Canaydın ülkenin demokratik gelişimi açısından döneminde aynı muhalefetin olmaması sağlıklı bir yöntem değil. Mutlaka başka da ayrıca üzüntü vericidir. Başkanlık alternatif yol bulmak zorunda kalınıyor ve makamının gerektiği saygıyı görmemesi, bir şekilde uygulamada farklılıklara gidiliyor. yuhalanması, konuşmasına kahkahalarla Yayıncı kuruluşun haklarını korumak karşılık verilmesi hoş görüntüler istemesi elbette doğal ancak bunu yaparken oluşturmadı, her ne kadar bunları hak bireylerin düşüncelerini tüm dünyayla ettiğine ben de inansam da. Yeni bir yönetim, paylaştı platformların kapatılmasına ya da heyecan, profesyonel, organizasyonel bir erişiminin zorlaştırılmasına sebep olmak yapı adına başlangıç olacaksa bu olağan ’nın başkenti hoş olmadı. Blog biraz önce de bahsettiğim kurul elbette mutsuz olmak olası değil. ltür ve sanatın gibi, sesini duyurmak, okunmak, bilgi ve 15 Ocak’ın hesabının sorulması da ayrıca , Miro ve elbette birikimini paylaştığı, kendisine benzer etkileyiciydi. ’nin eserleri şehrin düşünceler üreten arkadaşlar edinmek ve kle yansıtıyorlar. benim payıma düşen araç olarak yazmak Her senenin sonunda, başarısızlık ileri, Picasso Müzesi, açısından bulunmaz bir mecra. Bu sebeple geldiğinde sürekli bir yapılanmadan unların yanında da blogu önemsiyorum ve elimden geldiğince, bahsediyoruz. İhtiyaç olunan şey doğru bolunu oynayan bir zaman yarattıkça gayret ediyorum bu yapılanma olabilir mi? Ve futbolun Barcelona var.” hususta. olmazsa olmazı istikrar. Bunları düşündüğümüzde teknik direktör olarak Galatasaray’ın başında kimi görmek istersin? Öncelikle futbolun sürekli değiştiğini, dönüştüğünü, geliştiğini ve endüstriyel pek çok argümanı kullanarak içinden çıkılmaz bir profesyonel iş haline geldiğini kabul etmemiz gerekir. Dünyanın bilmem kaçıncı ekonomisi olma yolunda ilerleyen, önde gelen devletlerle sıcak ilişkileri olan ülkemiz de bundan payını mutlaka Gündemden sert rüzgarlara inelim. alacak. Stadyumların yenilenmesi, tribün Son kongrede kulüp tarihininde ilk kez profilindeki değişme çabası, önemli bu denli katılım ile gerçekleşti. Çıkan turnuvalara aday olmamız başlangıcını sonuçtan bir Galatasaraylı olarak oluşturuyor bu halin. Eric Cantona’nın makta tereddüt memnun musun? yaşamından bir kesit anlatılan Ken isim, Puyol ve Çok fazla etken var duygu ve düşünceler Loach’ın LooKing for Eric filminde bir asaray tarihinde oluşurken mutluluğu belirleyen. Hangi tarafa bar sahnesi vardır ve orada meşhur söz maz. Bu adamlar denk düştüğümü hala çözemiyorum gibi. duyulur bir taraftarın ağzından. “Otopark ayatla bir tutma Çok şey yaşandı, katılımın yüksek olması yalan söylemez” Maça gidenleri otopark imizdir.” kulübe sahip çıkılması noktasında heyecan üzerinden tanımlayabilirsiniz artık. vericiydi. Hayri Kozak ve Doğan Hasol’un Bisikleti olanlar orada değildir. Ülkemiz de en kritik anda yönetimi uyarması olağan yavaş yavaş bu seviyeye gelecek. Bunun 25 / GSCIMBOM FANZIN 2011


RÖPORTAJ

kulüplere yansıması da olacak haliyle. Bir şirket gibi yönetilme zorunlulukları var, çünkü rekabet had safhada. Merchandising diye bir kavram 10 yıl önce bizler için hayaldi, şu an çok olağan. Anadolu kulüpleri, 2000 sonrası, özellikle havuz sisteminin katkısıyla ve biraz da İstanbul kulüplerinin profesyonel bir organizasyon kuramamasıyla arayı kapattılar. Amatör de olsa scouting yapıyorlar, televizyon kuruyorlar, yerel medyayı kullanıyorlar. Gaziantep, Bursa, Eskişehir, Trabzon, Kayseri çok güzel örnekler bu açıdan. Oyunu kuralına göre oynuyorlar artık ve sahada rekabet edebiliyorlar. Cenk Tosun’u getirebiliyorlar, mantalite açısından çok önemli bir hamle. Kadro mühendisliğine önem veriyorlar, veri tabanları oluşturuyorlar, teknik direktör konusunda da istikrar yakalamaya çalışıyorlar. İstanbul kulüplerinin, kesinlikle sorunda da bahsettiğin üzre doğru yapılanmayı yaratması elzem. Aksi durumda rekabette geriye düşecekler, her ne kadar ciddi taraftar destekleri olsa da. Ki bu noktada ben, 5 - 10 yıl içinde, yenilenen stad ve ek gelirlerle Anadolu şehirlerinde kendi takımını daha çok destekleme gibi bir yönlendirmenin de başlayacağını düşünüyorum. Doğru yapılanma, organizasyon da yönetimle başlıyor elbette. Sportif Direktör, scouting, Teknik Heyet gibi farklı mekanizmaların iç içe geçse de, görevlendirmeler noktasında keskin çizgilerle birbirinden ayrıldığı, üst düzey yöneticilerden oluşan futbol birimleri, özel video analiz ekipleri gibi alt kurumlar yakın zamanda göreceğimiz kavramlar kanımca. Buralara değdikten sonra başarı / başarısızlık kısır döngüsünden kurtulabilir ve isimlere takılırsınız. Şu durumda isimlerin hiçbir önemi yok çünkü üst yapı tamamen yanlış kurgulanıyor. Rijkaard’ın sorunu da buydu en başından itibaren. Gönlümden geçen teknik direktörden ziyade Galatasaray’ı şu an bu belirttiğim endüstriyel futbol araçlarını kullanan ve tekrar rekabetin içersine katabilecek biri çalıştırmalı. İki adayım var, Tolunay Kafkas ve Ersun Yanal. Her ikisini de teknik taktik açıdan çok stratejij hamleler üreten direktörler olarak görmesem de, takım iskeleti oluşturma, kadro yaratma, oyuncu araştırma ve geliştirme hususlarında çok başarılı buluyorum ve Galatasaray’ın da ihtiyacı bu. 1 - 2 yıl içersinde iyi bir takım kurup görevi daha Avrupalı, modern futbolun gereklerini yerine getiren birine devredebilirler, Van Gaal gibi. Rijkaard böyle bir anda gelse başarılı olabilirdi. Şenol Güneş güzel bir misal, Ersun Yanal’ın kurduğu takım üzerine.

26 / GSCIMBOM FANZIN 2011

Derbi maçıyla ilgili, ben, son yıllarda bu kadar özenle hazırlanılmış bir maçı kaybetmeyi hak etmediğini düşünüyorum Galatasaray’ın. Senin fikirlerin neler? Özellikle mental olarak çok iyi hazırlandı takım ama son 20 metrede hep problem doğuyor gibi? Bu diğer maçlar içinde geçerli değil mi? Adnan Polat’ın top çizgiyi geçmiyor yanılsaması bu maç özelinde doğruydu. Fenerbahçe sezonun en çaresiz oyunlarından birini sergiledi, ilk yarı yokları oynadılar nerdeyse. 2. golün atılamaması sendromu beceriksizlik ve şanssızlık karışımı bir şeydi. Ve son düzlükte özgüven eksikliği, savunmada yerleşim hatalarını tetikledi. Semih’in etkisi de yadsınamaz. Maç öncesinde çok umutlu değildim, rakibin form durumundan ötürü ancak takımın sahada gösterdiği reaksiyon gerçekten diğer maçların aksine daha bir olgundu, özenliydi ve kazanacağımızı düşündüm öne geçtikten sonra. Diğer maçlarda aynı taktiksel disiplini, mücadeleyi bütün bir maç boyu gösterdiğimiz kanaatinde değilim. Arena’da ilk derbi olması münasebetiyle, nevi şahsına münhasır bir geceydi, taraftarın eski tabirle gelin gibi süslediği, hazırladığı bir ortamda. Biraz daha futbolun derinliklerine inelim. Katalunya’da bir sanat şehrine. Benim gördüğüm en harika ve en mütevazi takımlardan biri bu takım. Belki bu sorunun cevabını vermek zor ama, sence Barcelona’nın en iyisi kim? Katalunya’nın başkenti Barselona, kültür ve sanatın da merkezi. Dali, Miro ve elbette en önemlisi Gaudi’nin eserleri şehrin dokusunu içtenlikle yansıtıyorlar. Yemeğe olan özel ilgileri, Picasso Müzesi, şehrin tarihi ve bunların yanında da tarihin en güzel futbolunu oynayan bir takımları, FC Barcelona var. Yaklaşık 20 küsür yıldır futbol izliyor, yakından takip ediyorum. Çocukken defter tutar ve kadrolar yazardım, bir nevi menajerlik oyunlarının olmadığı yıllarda, bu kağıtlara karaladığım isimler üzerinden zihnimde oynatırdım maçları. Avrupa


RÖPORTAJ

karmaları, Galatasaray’a transfer edilmesi gerekenler gibi listeler de bulunmaktaydı. Defterimi en çok meşgul eden takımlar da FC Barcelona ve AC Milan’dı, 90’ların başı. O gün bugündür yoğun olarak futbolla ilgiliyim, teorisine merak saldım, bilimsel makaleler ve kitaplar okudum teknik konulara dair, binlerce maç izledim ve rahatlıkla söyleyebilirim, Guardiola’nın 3 yıllık takımının 3. yılı, futbolda oyun olarak erişilebilecek son noktadır, kusursuz değildir belki ama çok yakındır. Tarihin en iyisi olma övgüsünü Mayıs sonunda kazanacaklarını ve güzel futbolun yeryüzünde onlar ve felsefeleri üzerinden daha hızlı bir biçimde yayılacağına da inanıyorum. Bu tarihi performansın ana dayanak noktası kim diye sorulursa, çok farklı cevaplar verilebilir. Saha dışında elbette önce Johan, sonra da Pep’den bahsedilebilir kısaca. Saha içindeyse felsefeyi tamamen tüm takıma dağıtan, oyun odağının merkezi olan, akışkanlığın asli unsuru Xavi’dir. Diğer tüm faktörler ondan sonra gelir benim futbol görüşümde. Onun son 3 yıllık kariyeri bu görüşü destekliyor ayrıca. 2008 ve 2010’da Avrupa ve Dünya Şampiyonluğu, 2009’da Barça’yla 6 kupa, 2011’de üç kulvarda devam eden takımın parçası. Xavi olmasaydı, Barça bu denli kusursuz bir performans sergileyemezdi, keza İspanya’da. Gelgelelim tam da bu noktada Messi’ye dokunmak gerekir. Barça’yı İspanya’dan daha iyi gösteren de o, büyük futbol sihirbazı, bizim arka mahallenin çocuğu Leo. Her maçında İspanya topa çok yüksek oranlarda sahip olsa da pozisyon üretmekte ve gol sayısını artırmakta çok zorlanıyor, aldığı sonuçlardan da görülebilir bu durum. Barça öyle değil, gol rekorları kırıyor, barajları zorluyor, ortalamaları al aşağı ediyor. İspanya olmayıp da Barça’da olan iki oyuncu var, Messi ve Alves. Farkı da ikisi yaratıyor, özellikle de Arjantinli. Sağ bek / açık gibi oynayan Alves de özel. Takıma ruhunu veren Puyol da. Teknik açıdan Xavi’yi mükemmel tamamlayan Iniesta da. Xavi dribling üzerinden oynayan biri değil, pasör, yönlendirici, onda olmayan özellikler de Andres de bulunuyor. Yapboz gibi.

Geçtiğimiz haftalarda Cruijff’ün köşe yazısını okudum. Alves’e önerilen iki sözleşmeyi de gördüğünü ve Alves’in bunu kabul etmemesi durumunda teşekkür edilip iyi şanslar dilenebileceğini söyledi. Biraz kolay harcadığını düşündüm, keza Laudrup’un 94’teki o son senesi geldi aklıma. Messi-Alves ikilisinin CL’de Panatinaikos’a attıkları gol, ne kadar üstün olduğunu kanıtlamıyor mu zaten? Alves’in takımdaki rolü gerçekten dolduralamaz, yenilenen sözleşmesinin Barcelona’nın istikrarını korumasına yardımcı olacağını düşünüyor musun? Cruyff bu takımın felsefesini, altyapısını, mevcut yapısını yaratan adam, onun her sözü kanun niteliğinde. Ve bence burada da doğru düşünüyor bu büyük futbol filozofu. Barça’nın futbol felsefesi salt topa sahip olma, pas pas pas, güzel oyun, hücum futbolundan geçmiyor, arkasında derin bir organizasyon var, Galatasaray’da da olmasını istediğimiz kurumsal yapılanma. Kulübün kendisi başlı başına bir değer ve oyuncuların üzerinde her zaman. Tarih de açıkça bunu söylüyor. Alves’in kontrat sorunu da burdan doğuyor. Barça, oyuncu ücretleri için üç seviye belirlemiş, bunun dışına çıkmak kulübün taviz vermesi anlamına geliyor. Başarı bu detaylarda gizli daha çok. Messi, ilk kademe, Xavi, Iniesta, Villa ikinci kademe, Puyol, Valdes ve Pique üçüncü kademeden kontratı bulunan oyuncular. Alves ikinci kademeden bir kontrat istiyor, kulüp dengeleri gözeterek üçüncü seviyeden öneriyor. Ara noktada uzlaşmaları gerek, kulübün dediği oluyor ve Alves, üçüncü kademeden imzalıyor, aradaki farkı da sponsorlar yoluyla halletmeyi uygun görüyorlar. Kulübün ağırlığı, saygınlığı açısından bu tür davranışları çok önemlidir oyuncuların gözünde. Barcelona prensipleri olan bir kulüp ve bundan ödün vermemesi onu biraz da bir kulüpten daha öte yapıyor. Alves, bir dönem Roberto Carlos’un Madrid’de bıraktığı teknik etkiyi Barça’da 27 / GSCIMBOM FANZIN 2011


RÖPORTAJ

yakaladı. Bir bölgenin kontrolünün ve kullanımının tamamen tek oyuncunun elinde olması, takımın rakip karşısında başka bir bölge ve alanda bir oyuncu fazla oynamasına yol açıyor, Los Galacticos bunu Zidane ve Figo’yu yan yana oynatarak kullandı, Barça Pedro’yla değerlendiriyor. Kulübün marketi araştırdık ve Barça profiline en uygun sağ bek Alves demesinin altında yatan sebep de bu. Aynı etkiyi Gareth Bale da solda gösterebilir. Bu çok uç bir nokta olur. Peki futbol kitapları ya da futbol filmleri sever misin? Önerebileceklerin var mıdır? Geçmişte okuyup izlediklerim var, çoğu artık bilinen, popüler aşamaya yükselmiş eserler. Nick Hornby’den Fever Pitch ayrı bir yerde benim için, filmi de öyleydi. Eduardo Galeano’nun Gölgede ve Güneşte’sini bir türlü okuyamadım. Futbolda hikayeleri seviyorum, Barça’yla ilgilendikçe zaten, karşınıza her yerden özel bir anlatım çıkıyor, içine dalıveriyorsunuz. Futbolun bu kısmı da çok büyüleyici, Simon Kuper’ın Football Against the Enemy kitabında olduğu gibi. Ben yine de futbolun teorik, teknik taktik kısmıyla uğraşmayı, videolar üzerinden analizler yapmayı daha eğlenceli buluyorum ve oraya odaklanmaya çalışıyorum. Yazarken mutlaka hikaye kısmından besleniyorum çünkü duyguyu yakalayan da o, teorik kısım çok makinalaşmış duruyor diğer türlü. Jimmy Burns’den Barça, Bobby Robson’un Otobiyografisi ve bir de Cruyff’la ilgili bir kitap vardı, yazarını anımsayamadım, Ajax, Barcelona, Cruyff sanırım. Şunu da ekleyeyim, Emir Kusturica’dan Maradona belgeseli.

28 / GSCIMBOM FANZIN 2011

Peki, senin için özel olan 3 futbolcu ismi verir misin bize? Neden “özel” olduklarıyla birlikte... Formasını almakta tereddüt etmediğim iki isim, Puyol ve Maldini. Bayrak adam olmaları bunda en temel etkendir. Sanırım benim de bulunduğum yerden, birlikte olduğum insandan ayrılmama gibi, bağlılığa değer veren bir yapım var, özdeşleştiriyorum kendimi. Galatasaray tarihinde Bülent Korkmaz’ın da benzer sebepten ayrı bir yeri bulunmaktadır. Florya topraktı, o cesur ve yürüyedurdu büyük kaptan yorulmadan, kahramanca. Bu adamlar futbolu sevme, hayatla bir tutma sebeplerimizdir. Bunun dışında Kubilay Türkyılmaz ve Rivaldo, Galatasaray ve Barcelona konusunda beni tamamen en yoğun duygulara taşıyan iki oyuncudur, ayrıca belirtmek isterim. Seni sıkmamışızdır umarım, kültürlü ve bilgili cevaplarından ötürü teşekkür ederim. Kolaylıklar. Dört gözle bekliyorum yeni sayınızı.


SCOUTING

GALATASARAY’A GURBETÇİ GEREK:

OLCAY ŞAHAN & SERCAN SARARER TANITIMLARI Tansu GÜRSEL, GSCimbom Fanzin 2011

G

alatasaray’ın başarılı dönemlerinin, ortak bir özelliği var. Söz konusu özellik, yerli futbolcu rotasyonunun bu dönemlerde çok kuvvetli ve geniş olmasıdır. Alt yapıdan oyuncular çıkar, başka takımlardan transferler yapılır. Bir şekilde takımın iskeletini oluşturacak, kulübü ve renkleri sahiplenecek yerli futbolcu kadrosu, her daim hazır edilir.

Jupp Derwall ile birlikte başlayan futbol devriminde ve bu devrimin etkisinde geçen sonraki yıllarda Galatasaray’ın, bahsettiğim yerli futbolcu iskeletine en büyük katkılardan birini de gurbetçi futbolcular yapmıştır. Erhan Önal, Uğur Tütüneker, Erdal Keser, Ümit Davala ve Ümit Karan gibi gurbetçiler, Galatasaray için her zaman çok önemli isimler oldular. Bugüne baktığımızda ise elimizdeki gurbetçi futbolcu kalitesi o günlerin yanına bile yanaşamıyor. Barış Özbek, (son iki sezon oynadığı futbolla) Hakan Balta ve Aykut Erçetin’le bir yere kadar tabii ki… Hoş, sorun sadece gurbetçilerde değil. Yerli futbolcu rotasyonumuz toptan arızalı ama en azından gurbetçilere dair söylenebilecekleri es geçmek olmaz. İşte bu sebepten dolayı, kadromuzda yer alması halinde takımımıza katkıda bulunabilecek, genç, yetenekli ancak dikkat çekseler de henüz tam anlamıyla parlamamış iki futbolcuyu tanımaya çalışacağız: Olcay Şahan ve Sercan Sararer Olcay Şahan, 26 Mayıs 1987 doğumlu, 1.79 boyunda ve Bundesliga 2’de Duisburg forması giyen bir oyuncu. Orta sahanın iki kanadında ve merkezinde hücuma dönük olarak görev alabiliyor. Futbola Bayer Leverkusen’de başlamış. Daha sonra Fortuna Düsseldorf’a, oradan da 17 yaşındayken Borussia Mönchengladbach’a gitmiş. 2005/06 sezonundan itibaren Borussia M’Gladbach’ın amatör takımında oynamaya başlamış. İlk sezonunda 9 maçta 3 gol, ikinci sezonunda 32 maçta 1 gol, son sezonunda da 34 maçta 12 gol bulmuş. Özellikle son sezonunda gösterdiği performans, kendisini 2008/09 sezonunda şimdiki takımı Duisburg’a taşımış. Duisburg’daki ilk sezonunda kulübün amatör takımında 8 maça çıkıp 5 gol atmış. As takımda da maçlara çıkmış tabii. As takımla çıktığı 16 maçta 2 gollük bir performans ortaya koymuş. 2009/10 sezonunda yine Duisburg amatör takımında 6 maçta 7 gol atarak “benim yerim artık burası değil” mesajı vermiş ve as takımda da 23 maçta 2 gol 4 asistle sezonu kapatmış. İçinde bulunduğumuz sezonda da tamamı as takımda olmak üzere, şimdilik 27 maçta 6 gol 4 asist üretmiş durumda. Daha da önemlisi takımın en önemli yıldızı konumunda ve sözleşmesi sezon sonunda bitiyor.

30 / GSCIMBOM FANZIN 2011


SCOUTING

Ayrıca Guus Hiddink’in milli takım oyuncu havuzundaki oyunculardan biri olduğunu ve en son A2 Milli Takım kadrosunda da kendisine yer bulduğunu belirtmekte fayda var. Olcay’ın nasıl bir futbolcu olduğundan biraz söz etmek gerekirse; ilk olarak altını çizmemiz gereken nokta müthiş top tekniği olacaktır. İki ayağına da hakim ve çok çabuk bir oyuncu Olcay Şahan. Oynadığı dönemlerdeki istatistiklerinden de anlaşılabileceği üzere, gol yollarında da etkili bir oyuncu. Topu ayağına aldığında, çok sevdiğimiz Abdul Kader Keita’yı anımsatması ise ayrı bir güzellik olsa gerek. Keita gibi fantastik çalımları ve pasları var. Onun bölgesinde oynayan yetenekli oyuncuların aksine, tembel bir yapısı yok. Alt yapısını Almanya’da almış olması da futbolun sadece bir yönünü düşünmüyor oluşuna dair yeterli bir referanstır benim gözümde. Özellikle yaptığı hücum presle kaptığı toplar, rakibin savunmada az adamla yakalanmasına ve takımın ani goller bulmasına neden oluyor. Eğer bu sezon Duisburg takımında Avusturyalı Maierhofer yerine son vuruşlarda daha becerikli bir santrfor olsaydı, Olcay Şahan’ın istatistikleri de muhtemelen çok daha farklı olurdu. Olumlu özelliklerini sıraladık. Olumsuz özelliklerine gelecek olursak, ilk olarak fiziksel yapısından bahsedebiliriz. Mutlaka biraz daha kilo alması ve kalınlaşması gerekiyor. Tabii çabukluğundan bir şey kaybetmeden yapmalı bunu. Zaman zaman oyun içinde kaybolduğu dönemler de var. Tabii bu, mental bir sorun aslında. Çözülmeyecek bir şey değil. Bazen de topla fazla oynuyor. Bu da takım oyunu alışkanlığı kazandırılarak giderilebilecek bir handikap. Onun dışında yukarıda da değindiğimiz gibi, top tekniği ve oyunun iki yönünde de sorumluluk alması son derece olumlu. Bana kalırsa Olcay, Galatasaray’ın kanat rotasyonu için yararlı bir takviye olabilir. Tabii peşinde gerek Bundesliga’dan gerekse de Türkiye’den birçok önemli kulübün olduğunu hatırlatalım. Ayrıca takımı Duisburg da Almanya Kupası’nda (DFB Pokal) Bayern Münih’le final oynayacak. Takımın finale çıkmasında oynadığı güzel futbolla katkısı olan Olcay, orada da mutlaka kendini gösterme fırsatı bulacaktır. Galatasaray’a transfer olması halinde faydalı olacağına inandığım bir diğer isim de Sercan Sararer. Daha doğrusu Sercan Sararer-Osuna… Bu ilginç isim kombinasyonu, oyuncunun babasının Türk, annesininse İspanyol olmasından geliyor. 27 Kasım 1989 doğumlu Sercan, 1.78 boyunda ve bu sezon Bundesliga 2 kulüplerinden Greuther Fürth’ü taşıyan oyunculardan. 21 yaşındaki futbolcu, futbola 1.FC Röthenbach’ta başlamış ancak henüz 11 yaşındayken geldiği Greuther Fürth’ten hiç ayrılmamış. Bugün halen daha yeşil beyazlı formayı giyiyor. Sercan Sararer, bu sezona kadar Greuther Fürth’te daha çok hücuma dönük kanat oyuncusu olarak oynamış. Bu sezon ise özellikle son haftalarda forvet olarak değerlendiriliyor. Şu ana kadar 20 maçta 7 gol 2 asistlik bir istatistiğe ulaşmış durumda. Sercan’ın futbol stili ve anlayışı, bana Arif Erdem’i hatırlatıyor. Ancak topa Arif’ten daha hakim ve son vuruşlarda daha başarılı. Yine de sahada yaptıkları, yapmak istedikleri ve duruşu; kısacası futbol melekeleri Arif Erdem’le hayli benzerlik gösteriyor. Geniş alanda fazlasıyla süratli olabiliyor. Oyunu sürekli olarak dikine oynamayı seviyor, ki bu özelliğiyle Türk futbolcularının %90’ından farklı bir profil çizmekte. Zaman zaman kilo problemi yaşaması ise onun adına en önemli handikap diyebiliriz. Sercan Sararer’in bir diğer özelliği de hava toplarında etkili olması. Henüz hiçbir milli takımda oynamadığını da belirtelim. Eh dile kolay, anne tarafından İspanya, baba tarafından Türkiye, doğup büyüdüğü yer olması nedeniyle de muhtemelen vatandaşı olduğu Almanya adına oynama imkânına sahip. Seçenek çok… Kulübüyle sözleşmesi 2012 yılında sona eriyor. Bu sezon sonunda oldukça makul bir rakam karşılığında transfer edilebilir. Olcay’la Sercan, birlikte transfer edilirlerse kadroya büyük derinlik katarlar düşüncesindeyim. Bu sebeple ikisini birden tanıtmak istedim. Şu günlerde belki de başımızı en çok ağrıtan sorunlardan biri olan yerli oyuncu kalitesi, sadece yetenekli, başarıya aç ve takımla birlikte büyüyebilecek oyuncuların varlığıyla yükseltilebilir. İsimleri Sercan olmuş, Olcay olmuş, çok da önemli değil. Önemli olan, bu oyuncuları henüz parlamadan bulup getirebilmek… Bunun için Almanya’da yeteri kadar bağlantısı da var Galatasaray’ın. Hiç kimse yoksa Erdal Keser var. Böyle imkânları mutlaka değerlendirmek ve böyle değerleri kazanmak gerek…

31 / GSCIMBOM FANZIN 2011


Emiliano Galatasaray taraftarı için özel bir oyuncu oldu. Hani evlerinde maçı izlerken gollere sevinen taraftarlar olur ya, Emiliano da yedek kulübesinde onlar gibiydi işte. Hagi ile forma şansı bulamaması onu ve taraftarı gerçekten üzdü. Fakat Bülent Ünder’in gelişiyle bu kısa periyotta daha heyecanlı görünüyor. Elinden geleni yapacağını biliyoruz. İnanıyoruz sana Emiliano!


HOŞGELDİN CÜNEYT KAPTAN!


Ersan Gülüm ile Yatıp Kalkıyoruz Ama Kemal Tokak’ı da Es Geçmeyelim Burak EREN, GSCimbom Fanzin 2011

E

rsan Gülüm’e yatıp kalkıyoruz ve eminim Beşiktaş haricinde diğer takım taraftarları da bu adamı kendi takımlarında görmek ister. Herkes ‘’keşke Beşiktaş bonservisini alamasa da bizimler bu işi bitirse’’ diyordur. Çünkü ülkemizde yerli stoper kıtlığı var, eskiden de yerli kaleci kıtlığı vardı. Şimdilerde bu yerli kaleci kıtlığını Galatasaray en derinden hissediyor ama kağıt üzerinde bakınca bütün Milli stoperleri de bünyesinde bulunduruyor. Tabii bu futbolcular ne kadar beğeniliyor ayrı konu. Servet Çetin’i bile sabah akşam eleştiriyoruz, düşünün artık Gökhan Zan’ın durumunu. Hakan Balta’yı ise söylemeye bile gerek yok, Avusturya maçında yaptırdığı gereksiz penaltının ardından da Milli felaket unvanını almış oldu. Şunu da belirtelim, ülkemizde yerli sol bek kıtlığı da zirve seviyelerde. Hakan Balta’dan vazgeçemiyoruz, gerek Galatasaray gerekse Milli Takım. Daha ne olsun. Bizim konumuz ise yerli stoper kıtlığı. Kaleci ve sol bek mevzusuna sonra gireriz. Ülkemizde yerli stoperler var aslında ama iyi ayarda olan kaç tanesi acaba. Bugün Fenerbahçe’nin stoperleri Yobo ve Lugano, Beşiktaş’a bakıyoruz Ersan’ın yokluğunda yabancıları bile yetersiz, Galatasaray desek Servet bile eleştiriliyor, Bursaspor’a bakınca Serdar Aziz alttan geliyor ama hala zamanı var derken Emre Güngör’e kadar iniyor iş. Aslında şunu da anlamak güç, Emre Güngör demişken yazmak lazım. Biz bu adamı neden sattık, hiç anlamadım. Aynı şekilde Uğur Uçar’ı da. Tamam, Emre Güngör sık sakatlanan bir futbolcu ama iyi bir programla bütün sezonu çok iyi geçirebileceğini Gaziantepspor’la gösteriyor. Uğur Uçar da aynı. Ankaragücü iyi gitmiyor olabilir ama bizim sağ bek alternatifinin Serkan Kurtuluş olduğunu belirtelim, Uğur Uçar’ın bu futbolcu karşısında ederi inanılmaz fazla. Bu yanlış transfer politikası da belimizi büken unsurlardan biri oldu.

34 / GSCIMBOM FANZIN 2011

Yerli stoper kıtlığı demişken, Samsunspor formasını giyen Kemal Tokak güneş gibi doğdu içime. Samsunsporlu olduğumdan maçların hepsini hemen hemen izledim ve izlediğim her maçta Kemal Tokak geliyor izlenimini aldım. Zaten şu sıralarda da A2 Milli Takım’ında yer alan bir isim, yani Hiddink’in de radarına takılmış durumda. Futbolcu da henüz 22 yaşında ve patlama yapacağı evreye de yaklaşıyor. Samsunspor bir aksilik olmazsa bu sezon Süper Lig’e yükselecek ve eğer futbolcu takımda kalırsa Süper Lig’de kendisini izleme imkanı bulacağız. İşte o zaman futbolcunun ederi daha da artacak ve transferi açısından daha büyük bir yarış izleyeceğiz. Kemal Tokak’ın şu an gösterdiği gelişim geçtiğimiz sezonki Ersan Gülüm’ü andırıyor. Özellikleri aslında biraz daha farklı ama Kemal Tokak’ın da çok değerli bir futbolcu olduğunu ve büyük takımlarda en azından rotasyon anlamında rahatlıkla yer bulabileceğini düşünüyorum. Ülkemizde yaşanan bu yerli stoper kıtlığında böyle değerler çölde vaha görmek gibi birşey. Kemal Tokak’ın özelliklerini anlatmaya gerek yok aslında. Bir stoperde aradığınız bütün özellikler kendisinde mevcut. Dengeli, güçlü, çabuk, hava toplarında iyi, topu oyuna sürmesini iyi bilen ve hamleli bir stoper. Repertuarı çok geniş değil, belki bu özelliklerin hepsi zirve seviyesinde değil ve hala Ersan Gülüm kadar ses getirecek bir durum da değil ama bu özellikleriyle bile iddialı takımların kadrosunda mutlaka yer alması gereken bir isim. Özellikle de Galatasaray’ın şu halini düşününce bizde banko oynar, adından da söz ettirir. Ama soru şu, bizimkiler bu transferi düşünüyorlar mıdır acaba, çalışma yapacaklar mı. Scout hamlesinden falan konuşuyoruz ama yerli futbolcular konusunda da sabıkamız var. Bu tip kaçırdığımız birçok değer var, çoğunda da Adnan Sezgin sağolsun diyoruz. Son örnek Gökhan Gönül, düşünün artık neler kaçıyor elden. İşte bu yüzden hazır Adnan Sezgin ve bu yönetim devri de bittikten sonra bu tip gençleri kadroya katalım, yeniden yapılanıyoruz diyorsak adımları sağlam atalım.


Iki hafta... Daha iki hafta önce... BLOG: Muharrem BELGE

Alaçatı küçük yer. Öyleydi yani. Herkes birbirini tanır-dı. Orbay’ı da. İbrahim Çağdaş’dı adı ama Orbay derdi herkes, soyadıyla çağırırdı... O da beni bilirdi. Pek muhabbetimiz olmamıştır gerçi, birlikte vakit geçirdiğimiz falan. Dostluğumuz yoktu yani. Ama tanırdık birbirimizi. Selamı sabahı eksik etmezdik, diğer pek çok Alaçatılı gibi... Aynı ilköğretim’den mezunuz. O benden önce bitirdi tabii. Mezun olduğu günü dün gibi hatırlıyorum, elinde mikrofon söylediği şarkıları. Sonra ben de mezun oldum. Farklı liselere gittik. Selamlaşacak kadar bile görmedik birbirimizi pek. Yıllar su gibi akıp geçti... 29 Mart 2009, seçim günü. İlk kez oy veriyorum. Gidiyorum kaydımın olduğu okula. Orbay’ı görüyorum. O başkaları için koşturuyor, ben başkaları için. Ne fark eder. Karşılaşıyoruz. Öpüşüp, hal hatır soruyoruz. O kadar belki. Ama o bile olmayabilirdi. Alaçatı küçük yer. Öyleydi.

12 Nisan 2009, 0-0’lık Fenerbahçe maçı. Seçimden iki hafta sonra. Futbolcuların birbirine girdiği maç hani, hatırlayacaksınız. Liseden bir arkadaşın evinde izliyoruz, üç kişi. Maç sonu atlıyorum arkadaşın arabasına. Ilıca’da iniyorum ben, o devam ediyor babası ile Çeşme’ye doğru. Yolda bir kalabalık görüyor, ertesi gün söylüyor bunu... Gece yatağa girdiğimde maç oluyor sadece aklımda. Yüzyıllık rekabetin bir ufak parçası sadece... Sabah kalkıyorum. Her zamanki gibi okula gitme vakti, pazartesi. Sonuç beraberlik, rahatız yani. Rahatça konuşabiliriz derbiyi, gerçi kavga falan oldu ama. Akılda bunlar var. Yüzyıllık rekabetin bir ufak parçası sadece... Servise binerken bir haber veriyor yanımdaki arkadaş. Şaka gibi. Olmalı ya da. Şaka olmalı... Lanet bir trafik kazası... Derse gitmek için çıkıyorum evden, cenazede buluyorum kendimi. İki hafta. Daha iki hafta...

18 Mart 2011. 1-2’lik Fenerbahçe maçı, daha kaç gün geçti ki üzerinden. Maç öncesi İstiklal’de, Nevizade’deyiz. Biralar, tezahüratlar, iğne atsan yere düşmez. Bi adam dikkatimi çekiyor o kadar kalabalığın arasında, kılığıyla kıyafetiyle. Dolanıyor sürekli sokakta. Yere Fenerbahçe atkısı serilmiş. Üzerine basmayanı geçirmiyor sokaktan... Geçen gün. Daha kaç gün geçti ki üzerinden. Çarli vefat etti dediler. Galatasaray tribününün başı sağ olsun. Çıkaramadım ismini, tanımıyorum dedim. Allah rahmet eylesin... Fotoğraflarını paylaştılar sonra, o zaman anımsadım. İki hafta. Daha iki hafta önce Nevizade’de gördüğüm adamdı bugün gözlerini hayata yuman... Fani dünya. Bir kez daha, en acı şekilde hissettirdi kendisini bana. Hayat böyle acımasız. Daha yeni konuştum adamla dersin ve inanmazsın ya ölüm haberine. Öyle işte. Bir anda. Yitip giden hayatlar. Çarli dediler, Orbay’ım geldi aklıma. Hem 20’lerindeydi o daha. İki hafta. Daha iki hafta önce... 35 / GSCIMBOM FANZIN 2011


NBA PANORAMA Cem DOĞAN, GSCimbom Fanzin 2011

BATI

Burada Play-Off tablosu bugün itibariyle kesinleşmiş gibi. 8. Memphis ve 9. Houston arasında 3 maçlık bir fark var ve iki takımın da 7 maçı kalmış durumda. Böylelikle tablonun değişmeyeceğini göz önüne alarak Batı’da Play-Off’a kalanları yazacağım.

Spurs: Nisan 97’den bu yana ilk kez 5 maç üs tüste kaybettiler. Boston maçında takımın 3 ana parçası da

döndü ama galibiyet gelmedi. Aslında onlar için şu yenilgilerden sonra ucu ucuna NBA birincisi olmak bile kâfi. Sakatlıklar (birkaç gün önceki gibi) yine köstek olmazsa, yüzük için çok iddialılar hala.

Lakers: Son olarak Dallas’ı yendiler ve Batı 2.liği için büyük avantaj sahibi oldular. Bench’ten gelen

destek rakamsal olarak düşüşte, bu iyi haber değil. Şimdi ilk turdaki rakiplerini bekleyecekler ve 3. üst üste yüzüğü getirmek için odaklanmaya başlayacaklar.

Mavs:

Lakers’ı 2. sıra için yenmeleri şarttı, fakat 28 sayıyla yenildiler. Terry’den ne zaman kurtulacaklar, Dallas taraftarı olmayan biri içim fazlasıyla merak ediyorum. Eğer taraftarlar memnunsa da, diyecek hiçbir şeyim yok. Peja’dan iyi katkı alıyorlar. Çok şey beklenen Beaubois kayıplarda.

Thunder:

Perkins’in gelişi Play-Off’ta ortayı kapatmak için harika olacak belki ama sayı ortalaması muhtemelen 5’i geçmeyecek garibimin. İlerde “yeterince top gelmiyor” açıklaması yapar belki. Zaten belli bir düzenleri yok. Çıkışta ve ümit vaat eden takım durumundalar, ama bu sene ne kadar ileri gidebilirler, göreceğiz.

Nuggets: Benim Play-Off’taki sürpriz adayım onlar. Knicks’in de kötü gitmesiyle daha bir göze batar oldular-malum. Batı finali muhtemel. Ama daha önemlisi, seneye de böyle mi kalacak takım?

Hornets: Üzgünüm ama onlar için ilk turdan ötesi pek görünmüyor. Peki, Paul acaba diğer yıldızlar gibi bir “toplaşma” projesine dâhil olur mu? Onu bilemem ama burada daha ne kadar zaman geçirecek, bu karar NBA’in gidişatıyla birebir ilişkili.

Blazers: Wallace’ın gelişi tabii ki farklı denemelere zemin hazırlıyor. Onun 4 numara oynadığı zamanlar

rakipler sıkıntı yaşayabilir. Roy dönüşünden beri “eh işte” kıvamında. Belki Post-Season’da fark yaratacak bir çıkış yapabilir. Aldridge’in “dananın kuyruğunun kopacağı” maçlarda ortadan kaybolmaması onlar adına iyi olur.

Memphis: Gay uzun süre yok. Devamında da onların daha ileriyi zorlamak adına ümidi kalmıyor. Tony Allen bol bol kendini gösteriyor. Marc Gasol’ün gidebileceği söyleniyor. Onlar için büyük sorun olabilir. 36 / GSCIMBOM FANZIN 2011


DOĞU

Bulls: Harika bir seriyle Doğu’nun zirvesine çıktılar, ama 1. sıra henüz garanti değil. 3 takım da birbirine yakın. Rose çok büyük performanslar sergiliyor. Lebron tarafından bilr Mvp için favori gösterilecek sevieye geldi. Ama üzerlerinde baskı varken nasıl bir Play-Off geçirecekler, bu çok büyük muamma.

Boston: Son maçlarında Spurs’ü yenmeleri, sallantıdaki gidişatı düzeltebilecek bir duruş sergilemek

açısından fazlasıyla yerindeydi. Jermaine döndü ve eğer -bir kez daha- sakatlanmazsa, Play-Off’ta katkı yapar. Daha Shaq dönecek. Green’in zamanla rolünü öğrenmesi ve alışması takım için daha iyi olacaktır. Şu an belirsiz bir durum var onun açısından. Her sezon onlar için “son şans” deniyor, bakalım bu sezon ne kadar zorlayacaklar.

Miami: Cavs’e yenilen bir büyük takım da onlar oldu. Miller sakat. Kısa katkısı hala daha istikrarlı hale gelmedi. Bibby’de kıpırdanma var. 2. sıraya çıkarlarsa ve Knicks ile eşleşirlerse... Büyük eğlence olabilir.

Magic: Dördüncü sıradan Play-Off’a girmelesi kesin. Büyük ihtimalle ilk turda oynayacakları Hawks’a yenilmeleri iyi olmadı. Redick sakat. Arenas hala daha toparlayabilmiş değil. Eğer Play-Off’ta beklenmedik katkılar yaparsa, muhtemelen geldiğinden beri yapamadıkları bir anda silinir.

Hawks: Onlara genelde sempatiyle bakan biri olarak, ilerlemelerini isterim, ama hiç tam olarak güven

veremiyorlar. Joe Johnson’la olmayacak mı nedir... İlk turda Magic’le karşılaşacaklar, turu geçme ihtimalleri yok değil. Ama Magic biraz olsun silkinirse, işler değişir.

Sixers: Sıralamadan bağımsız bakınca “Play-Off” yapamaz bunlar” denir belki, ama Doğu işte. Yerleri

büyük ihtimalle değişmez, ama rakipleri değişebilir. Ve umut yok. Gençler 1-2 ortalığı karıştırabilir, o kadar.

Knicks: Doğu’da Play-Off’ta en çok ne yapacağı merak edilen takım onlar. Son dönemde çok kötü

gidiyorlar. 6 maç üstüste kaybettikten sonra, çok kritik Magic maçını kazanarak biraz olsun kendilerine geldiler. Eğer Miami’yle eşleşirlerse, hatıralar canlanır. Rekabet körüklenir. Şansları az olsa da, verilen gazla onları zorlarlar. Ve hepsinden öte, hala büyük sorunları var. Batı için başta yaptığımı burada sonda yapayım. 8. takım için birini yazmayacağım, çünkü 3 takım da birbirine yakın. Bunlar Pacers, Bucks ve Bobcats. Pacers’ın 6, diğer iki takımın 8’er maçı var. Bucks bugün (cuma) Indiana ile oynuyor. Eğer Pacers alırsa, her şey biter. Ama tersi olursa, oralar çok karışır hacı. 37 / GSCIMBOM FANZIN 2011


BLOG: EREDIVISIE’NIN 10 GENÇ YETENEĞİ

http://vliegendenederlander.blogspot.com/2011/03/eredivisienin-10-genc-yetenegi.html

2010-11 sezonu Eredivisie için çok büyük sürprizleri olan bir sezon değildi. Geçtiğimiz sezonun Avrupa’daki 2 büyük şampiyonu Bursaspor ve Twente’den sezonu sonuna kadar sürdürme havası veren FC Twente oldu. Başkan Joop Munsterman ve yeni teknik direktör Michel Preud’homme ne transferde ne de diğer alanlarda maceralara girmediler, futbolcular kendilerini şampiyon yapan Steve McClaren’in arkasından bir “Don Revie Sendromu”na girmediler. Sonunda takım şampiyonluk yarışının içinde. Daha da önemlisi nisan ayına gelmemize rağmen 3 kulvarda da yarışa devam ediyor. ADO Den Haag sezonun en büyük sürprizi oldu. Kariyerinin sonlarında yolu İstanbulspor’dan da geçen John van der Brom, AGOVV Apeldoorn ile Jupiler League’de yaşadığı başarılardan sonra (takım son sezonunda play-off’a kalmıştı) Hollanda’nın en büyük üçüncü kenti ve hükümetinin merkezinin bulunduğu kenti tekrar ayağa kaldırdı. 5. sıradalar ve Avrupa Ligi vizesini kovalıyorlar. Bundan 5 sezon önce sonuncu olarak küme düşmüşler, geri döndükten sonra 13.lükten yukarı çıkamamışlardı. Takımın en son 5. sırada ligi bitirdiği sezon 1972-73 sezonuydu. Tarihlerinin en iyi derecesi de 1960’larda 3 kez elde ettikleri üçüncülük. Kısacası 40 yıla yakın bir süre sonra taraftarlarını mutlu etmeyi başarabiliyorlar. 11 yıl önce Şampiyonlar Ligi’nde oynayan Willem II ise adım adım ikinci lige doğru uçuyor. Hollanda’nın son yıllarda oyuncularını parlattıktan sonra yurt dışına pazarlama yaşı oldukça düştüğünden, gençlerin A takımda şans bulma yaşları da giderek düştü. Royson Drenthe Real Madrid’e transfer olduğunda 20, Robin van Persie ise Arenal’e transfer olduğunda 21 yaşındaydı. Bu yaşlar 90’ların ortasında biraz daha yukarıdaydı. De Boer kardeşlerin ülke dışına çıkması 28’i bulmuştu örneğin. Sezonun bitmesine 6 hafta varken öne çıkan oyuncuları bir tarayalım. 1-Nacer Chadli: Dün deplasmanda Avusturya’yı 2-0 mağlup ederek grupta önemli bir avantaj yakalayan Belçika’nın ilk onbirinde sahadaydı. Chadli Fas milli takımının da formasını giymişti aslında 1 kez, ancak bu maçın resmi bir maç olmaması sebebiyle halen varolan Belçika’yı seçme şansını kullandı. Yukarıda bahsettiğimiz, Jon van der Brom’un Apeldoorn döneminde en büyük kozlarından birisiydi. Ligin ilk yarısındaki performansı, ikinci yarıda biraz düşse de 21 yaşındaki oyuncu bu sezonun en büyük çıkışlarından birisi olduğnu kabul ettirdi. Milli takımın Belçika ile Brüksel’de oynayacağı maçta başımızı ağrıtabilir ama karşısında Gökhan Gönül’ün olması onu muhtemelen durduracaktır.

3-Kolbeinn Sigþórsson: Evet İzlanda hala yurt dışına oyuncu ihraç etmeye devam ediyor. AZ onu daha 15 yaşındayken ülkesinin Handknattleiksfélag Kópavogs takımından aldı. Şu an 21 yaşında. Bu sezon A takıma çıktı, Venlo’ya attığı 5 gol onu, Eredivisie tarihinde Afonso Alves’ten sonra bir maçta 5 gol atan ikinci yabancı yaptı. Kulüp tarihinde son kez bir maçta 5 gol atan oyuncu ise, 33 yıl önce bunu başaran Kees Kist’ti ve ne ilginçtir ki o da bunu Venlo karşısında başarmıştı. İzlanda milli takımında da gollerine başladı. Bu sezon attığı 11 golle takımının en golcü ismi. Şota’yı örnek aldığını söylüyor kendisine.

2-Luc Castaignos: Castaignos’un adını ilk kez zikrettiğimizde 2 yıl önceydi ve o zamanlar geleceğin Hollanda milli takımında mutlaka yer bulacağını söylemiştik. Feyenoord altyapısından yetişti, geçtiğimiz sezon ilk kez A takıma çıktı. Henüz 18 yaşında olmasına rağmen 4 Martta Inter’e imzayı attı. Sezon sonuna kadar Feyenoord’da kaldıktan sonra Milano’ya uçacak. Bir Balotelli olmayacak bndan eminiz. 17 yaş altı takımında oynadığı toplam 17 maçta 13 gol atmıştı ki, takımın tarihinde böyle bir ortalamayı kimse tutturmamıştı. Feyenoord kariyerinde çoktan 10 gole ulaştı. 1.87 boyunda, babası Fransız, annesi Cape Verde adalarından ve aynı zamanda İtalyan pasaportu var. Böyle bir sentezden çıkabilecek en iyi yeteneklerden birisi. Zaten tipik bir Hollandalıdan çok Fransızların uzun boylu güçlü forvetlerini andırıyor. Henry’le karşılaştırılması kaçınılmazdı.

4-Christian Eriksen: 2010 Dünya Kupası’nın en genç oyuncusuydu. Umarım bu unvan onun üzerine “Genç Semih” gibi yapışmaz. Ajax’ın geçtiğimiz sezon yaptığı en iyi iş, onu A takıma yavaş yavaş yedirmek oldu. 16 yaşında Odense’den gelen oyuncu bu sezon takımın ilk onbirine iyice oturdu. Rio Ferdinand şubat ayında Danimarka ile oynadıkları ve 2-1 kazandıkları maçtan sonra Eikssen’e Twitter hesabından övgüler yağdırdı. Ona övgü gönderenler arasında Frank Lampard da vardı. İngiltere’nin en önemli 2 oyuncusu ona övgüleri gönderince Premier Lig kulüpleri de peşine düştü. 2015’e kadar kontratı var. Ajax kendisini sağlama almış durumda. Fizik gücünü kesinlikle geliştirmesi gerekiyor.

38 / GSCIMBOM FANZIN 2011


5-De Jong Kardeşler: Siem Ajax’ta, Luuk ise Twente’de. Kupa finalinde karşı karşıya gelecekler mayıs ayında. Siem geçtiğimiz yıl kupa finalinde Feyenoord’u yıkmıştı, Luuk ise Johan Cruijff Kupası’nda (bir nevi Süper Kupa), maçın tek golünü atıp Ajax’ın elini boş göndermişti. Siem 22, Luuk 20 yaşında. Luuk hücum hattında uzak forvet olarak oynayabiliyor, Siem ise bir nevi sahte 10 numara. Beraber oynarlarsa büyük işler başabilirler. Her ikisi de milli takım formasını Bert van Marwijk’ın ufak çaplı yenileme çalışmaları sırasında giydiler.

6-Jeremain Lens: Hollanda standartlarına göre pek genç sayılmaz ama patlamasını bu sezon yaptı. AZ’le yapılan Dirk Marcellis takasında PSV’ye geldi. Aslında her 2 taraf da bu transferden kârlı çıktı ama PSV’ninki biraz daha fazla. Bu sezon Eindhoven takımının değişmez oyuncularından. Geçtiğimiz hafta Rangers deplasmanında attığı golle takımını çeyrek finale taşıdı. 22 yaşında. PSV şampiyonluğa ulaşırsa, İskoçya’daki asistin sahibi Dzsudzsák’la beraber buna en çok pay sahibi oyuncu olacak. Arada kanunla başı derde giriyor (ehliyetsiz araba kullanma ve hız yapma gibi) ama o kadar olur, en azından Eindhoven’dan Groningen’e bastı mı 1 saatte gitmiyor.

7-Oussama Assaidi: Gerets’in yeni yıldız adaylarından. Fas milli takımına çağırdı Cezayir maçı için. Hollanda alt yaş gruplarında forma giymişliği var. Heerenveen’in bu sezon en çok gol pası veren ismi. 22 yaşında. Bunun yanında 6 golün de altına imza koydu. Heerenveen’den çok Fas için neler yapacağını merak ediyorum. Cezayir maçı onun ilk kez milli formayı giyeceği maç olabilir.

8-Dusan Tadic: Heerenveen’in transfer politikasındaki kardeşi ve benim deyimimle Hollanda futbolunun Gaziantepspor’u Groningen’in geçtiğimiz yıl FK Vojvodina’dan transfer ettiği Sırp oyuncunun bonservisine 1.3 milyon euro ödendi. O da 5 gol ve onu dalında zirveye yerleştiren 13 asistiyle bu parayı geri ödedi. Takımı lig dördüncüsü. 22 yaşında olması muhtemelen Kuzey Hollanda takımının onu 1-2 sene içinde minimum 5 milyon euroya satacağını müjdeliyor. Milli takım formasını 2 kez giydi.

9-Nikolay Mihajylov: Listedeki kaleci kontenjanını dolduran isim. Kulüp için bir efsane gelen Sander Boschker’den kaleyi devraldığında Twente taraftarları biraz düşünceliydi. 1994 Dünya Kupası’nda dördüncülüğü kazanan Bulgaristan’ın kalesini koruyan, kaptanlığını yapan ve ülke tarihinin en çok milli formayı giymiş olan ismi Borislav Mihaylov’un oğlu olması genç yaşta geçtiği Levski kalesinde taraftarlarla sorunlar yaşamasına sebep oldu. Liverpool onu İngiltere’ye getirdi ama Reina varken forma giymeis çok zordu. Twente onu önce kiraladı sonra da 1.8 milyon euroya bonservisini aldı. Ligin gol yeme ortalamasında Stekelenburg’un ardından ikinci sırada. 2012 elemelerinde Bulgaristan’ın kalesine geçti. Bunda babasının Bulgaristan Futbol Federasyonu’nun başkanı olmasından çok kendi yeteneğinin etkisi var.

10-Ricky van Wolfswinkel: İlk yarıda öyle bir patladı ki tamam dedik yeni Marco van Basten geliyor. Bu rüzagrla milli takıma da seçildi. Sonra ikinci yarının başında duraklama dönemine girdi. Son haftalarda biraz toparlandı. Sakatlıkların da etkisiyle gol krallığı listesinde geride kaldı ama 17 maçta attığı 12 gol hala çok iyi bir rakam. İyi de bir penaltıcı, zira gol krallığı listesinde gollerini en fazla penaltıdan atan isim. Önümüzdeki sezon onun ne yapacağı ile ilgili çok önemli bir gösterge olacak. Takım bazında bir atlama yaparsa onun kariyerine olumlu yansıyabilir. 22 yaşında.

39 / GSCIMBOM FANZIN 2011


BLOG: SHAKTAR DONETSK MUCİZESİ http://bolbolfutbol.blogspot.com/2011/03/shaktar-donetsk-mucizesi.html

Ukrayna futbolu bugün adından fazlasıyla söz ettiriyorsa kuşkusuz bunda Shaktar Donetsk ve Mircea Lucescu’nun payı büyük. Lucescu Shaktar ile 2004 yılında sözleşme imzaladığında çoğu futbolsever artık Romen teknik direktörün adı sanı yeterince duyulmamış bir takımla çaptan düştüğünü düşünüyordu. Aksine Shaktar ismiyle özdeşleşen Lucescu şu anda Avrupa’nın en çok saygı duyulan ve popüler isimlerinden birisi haline geldi. Kimse onun UEFA kupasını Ukrayna’ya getireceğini öngörmemişti. Ukrayna’nın ülke olarak bağımsızlığını kazanmasından beri futbolda kazandığı yegane kupa UEFA kupası. 2004 yılında geldiğinde takımı Şampiyon yapan Lucescu 2008-09 sezonu hariç birinciliği hiç teslim etmedi. Şu anda ligde en yakın rakibi Dinamo Kiev’e 9 puan fark atmış durumda ve muhtemelen bitime 8 hafta kalan ligde liderliği yine elden bırakmayacak. Shaktar’ın ligde yediği gol sayısı sadece 8. Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona ile eşleşmeleri onların moralini bozmuyor aksine sevindiriyor. Çünkü Shaktar’ın bu sahnede oynadığı her büyük maç tecrübelerini ve popülerliğini daha da arttırıyor. Lucescu kadrosunda en çok Brezilyalı barındıran takımın kendileri olduğunu söylüyor. 6 Brezilyalı (Fernandinho, Willian, Jadson, Costa, Teixeira , Luiz) ve Hırvatistan forması giyen Brezilya asıllı Eduardo’nu takıma katkıları müthiş . Öyle ki ligde atılan 39 golden 32’si Avrupa’da atılan 15 golden 11’i bu yabancılara ait. Bu kadar Brezilyalı oynatıp kullanabilmek Romen Hoca’nın ustalığından olsa gerek. Fakat bu kadar Brezilyalı futbolcuya rağmen yabancı oyuncuları ön plana çıkarmak hata olur. Takımın tüm kalecileri ve defans elemanları (Romen Razvan Dinca hariç) Ukraynalı . Kaleci Pyatov ve defansta Chrgrynskiy ve Rakitskiy Ukrayna milli takımının olmazsa olmazları arasında. Vitsenets, Kryvtsov ve Stapanenko geçtiğimiz yaz Danimarka’da oynanan U-21 Şampiyonasında elde edilen zaferde fazlasıyla kendilerinden söz ettirdi. Lucescu adı sanı duyulduk hazır starlar yerine gençlere daha çok önem veriyor. “Genç futbolcularla çalışmayı seviyorum çünkü onlar enerjileriyle iyi işler çıkarıyor. CL ön eleme grupları maçlarında muhtemelen en genç takım bizdik. Hatta Braga maçına 21 yaş altı 5 oyuncu oynattım.” diyor. Başkan Ahkmedov’un cömertliği ve işbirliğine hazır yapısıyla Lucescu el üstünde tutuluyor ve icraatlar daha kolay yapılabiliyor. Başkanın da onu bırakmaya kesinlikle niyeti yok, hele hele Türkiye’ye geri göndermeye! 2009 yılında yapılan Dombass Arena kulübün çağ atlamasına epey yardımcı olmuş. Aynı zamanda bu stat 2012 Avrupa Şampiyonası’nda çeyrek ve yarı final maçlarına ev sahipliği yapacak. Kulübün attığı her hamle planlı ve düzenli. Shaktar’ın son 6 senede yaşadığı süreç iyi incelenip idrak edilmeli. Başarının gerçekten tesadüflerle oluşmadığını göstermek açısından; geleceği yabana atıp sadece ve sadece sezonu kurtarmak dışında elde avuçta başka bir planı olmayan Türk kulüpleri için Shaktar modeli örnek olmalı.

40 / GSCIMBOM FANZIN 2011


PROFİL: ROBERTO RIVELINO İyi kullandığı sol ayağı, öldürücü frikikleri, uzun pasları ve hızlı düşünerek oynadığı futbolla tanınan oyuncu, aynı zamanda Corinthians tarihinin en iyisi olarak tanımlanmaktadır. 13 sene boyunca da (1965 1978) Brezilya Ulusal Takımı forması giyen oyuncunun, ulusal takım tarihinde Pele, Garrincha ve Zico’dan sonra en ünlü isim olduğu belirtilmektedir.


FUTBOL HAYATTIR Tüm liglerde, Japonya’daki felaket nedeniyle saygı duruşu vardı


Total Futbol’un Fikir Öncüsü: GUSZTAV SEBES Muhammet GÜLHAN, GSCimbom Fanzin 2011

Resim: Sebes’in Macaristan’ı

Bu, Total Futbol’a öncü olmuş bir adamın hikayesi. Gusztav Sebes. Elbette kolay bir hayatın içinde değildi. Bir ayakkabı tamircisinin oğlunun adadığı bir felsefeydi bu. Babası ayakkabı tamirciliği yaparken o kendi köşesinde yalnız başına düşündü. Ayakkabı seslerinin içinde... Total Futbol konsepti Sebes için süpriz değildi. Sebes her oyuncunun her pozisyon için uygun ve eşit olması gerektiğini düşünüyordu. Macaristan’da bulunan komünist hükümet Sebes’e Macar takımını kurmasına izin verdi. İki kulüp etrafında Sebes, takımını inşa etti. Bu takımlar Honved ve Red Banner’dı. En iyi oyuncularının gücünün merkezinde yeni bir taktik sistem geliştirdi. Sebes saha içinde 4-2-4, 3-52 gibi bir formasyonlar kullandı. En önemli rol Puskas’a aitti. Amaç, sürekli atak yapmak, sürekli golü düşünmekti. Bu yüzden her top onda bitmeliydi. O da işi bitirmeliydi. Puskas bu felsefe hakkında şöyle diyor: “Biz atak yaptığımızda herkes atak yaptı. Defansta da aynı şekildeydi. Biz Total Futbola öncülük ettik, onun ilk örneklerindendik.” Sebes sosyalist bir adamdı. Maçlardan önce futbolu siyasi bir savaş haline getirmeyi severdi. Bu, onun motivasyon tarzıydı. Oyuncular üzerindeki etkisi de açıkca görülüyordu. Dönemin Macar kalecisi Gyula 44 / GSCIMBOM FANZIN 2011


Grosics’in “Sebes sosyalist ideolojiye tetiklendi, onu herşeyiyle anlamanız gerekirdi. Her önemli maç ya da rekabette bunu siyasi bir konu haline getirirdi. Ve sık sık kapitalizm ve sosyalizm arasındaki savaşın futbol sahasında nasıl gerçekleştiği hakkında konuşurdu.” sözlerinden anlaşılacağı gibi... 25 Kasım 1953’te İkiz Kuleler’deki Wembley’de oynanan maç devrime benzer birşeydi. Yıllar sonra ünlü futbol adamları bu maç için “yüzyılın maçı” ifadesini kullandı. İngilizler Macarlar’ı ağırlıyordu. Sebes maçtan önce şöyle demişti: “Eğer İngilizleri Wembley’de vurursak, adımız efsane olarak anılacak...” Macarlar kendi taktikleriyle İngilizleri bozguna uğrattı, maçı 6-3 kazandı. O gün stadda maçı seyreden insanların bakışı çaresizliği ve sersemliği anlatıyordu. Macarlar tam 35 şut çekti İngilizlere. Tüm zamanların en iyi İngiliz futbolcularından Sir Tom Finney o gün sahada olanlar için şöyle bir benzetme yaptı: “Araba atlarına karşı yarış atları” ve ekledi... “Onlar rakip olarak oynadığım en harika milli takımdı. Bu harikulade takımın taktiğini daha önce hiç görmemiştik.” Başka bir İngiliz efsanesi Sir Stanley Matthews duygularını saklayamamıştı: “Onlar karşılaştığım en iyi takım, en iyisi!” Sebes’in taktik dehalığı devam etti. İngilizleri bir kez daha Budapeşte’de 7-1 vurdular. Sebes’in Macaristan’ı 1954’te İsviçre’de düzenlenen Dünya Kupası için favori olarak gösteriliyordu. Beklendiği gibi finale kadar yürüdüler. Rakiplerini bozguna uğrattılar. Sebes final maçından önce şöyle açıklama yaptı: “En büyük rakibimiz sinir gerginliğimiz, fiziksel yorgunluğumuz değil. Dünya Kupası finalinin bir sinir testi olabildiğinden asla şüphelenmedim” Ama bazen, güzel hikayeler mutsuz sonla bitiyordu. Almanlara karşı ilk 8 dakikada 2-0 öne geçen Sebes’in öğrencileri dramatik bir geri dönüşe maruz kaldı ve maçı 3-2 kaybetti. Bu maç aynı zamanda futbol tarihinin en harika geri dönüşlerinden biri olarak da kabul edilir. Sebes’in maç sonrası yorumu “kötü şans” idi. Sebes’in Macaristan’ı 32 maç üst üste kaybetmeyerek bugün hala geçerli olan bir rekora imza attı. Dünya Kupası finalinde alınan mağlubiyetin ardından Macarlar yeni bir 18 maç kaybetmeme rekoru geliştirdi. Bu rekoru elinden alan takım 19 Şubat 1956’da 3-1’lik skorla Türkiye idi. Sebes, Macarlara tüm bu verdiklerine rağmen Belçika’ya 5-4 mağlup olduktan sonra kovuldu. Futbolun içinde aktif kaldı, Uefa’da görev aldı. Macarların altın yaşı bitti. Ama Sebes’in gerçekleştirdiği bu öncülük, Puskas, 1954’deki finalden sonra Alman kaptanını tebrik ederken Rinus Michels’den Johan Cruijff’a ve bugün 21. Yüzyılın Total Futbol’unu oynayan Barcelona’ya kadar devam etti…

45 / GSCIMBOM FANZIN 2011


GSCim ORGANİZ


mbom ZASYON


AnimsABIDAL!


GSCIMBOM FANZIN 43. SAYI  

sports, news, gscimbom, fanzin, röportaj, yazı, resim, dergi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you