__MAIN_TEXT__

Page 1

yeni kapak 21/7/08 1:10 Page 1

PART‹ZAN Say›: 66

‹ki Ayl›k Siyasi Dergi

F‹YATI: 3 YTL (KDV dahil)

ISSN: 1303-0078

Alternatifsiz de¤iliz!

Say›:66

‹ki Ayl›k Siyasi Dergi

A¤ustos-Eylül 2008

A¤ustos-Eylül 2008

40. y›l›nda ’68 Baflkald›r›s› sürüyor!

FAfi‹ZME, EMPERYAL‹ZME, FEODAL‹ZME, fiOVEN‹ZME VE HER TÜRDEN GER‹C‹L‹⁄E KARfiI

Ulusal hareketlerin politik niteli¤i sorunu Alevili¤in politik özü Kosova’n›n çeliflkisi

90. y›l›nda Ekim Devrimi yolumuzu ayd›nlatmaya devam ediyor! -2Tasfiyecilik Üzerine -2-


RINDA A L O R Ü B K I L MCI UMUT YAYI


UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹

PART‹ZAN’DAN

Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:8/1 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 521 34 30 FAKS: (0212) 621 61 33 Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Çilem Önsel Bask›: Yön Matbaac›l›k Davutpafla Cad. 75/2 B 366 Topkap›/‹stanbul 0212 544 66 34 ISSN. 1303-0078

Merhaba Egemen s›n›f klikleri aras›ndaki çat›flmalar›n süregitti¤i ve emekçi halk›m›z›n kötünün içinden iyiyi seçmeye, taraf olmaya zorland›¤› ve s›n›f hareketlerinin de ivmesini art›rd›¤› bir süreçte yine birlikteyiz. Herkesin bulundu¤u yerden belirli yorumlar getirdi¤i bu çat›flmalar, ayn› zamanda kendine “ilerici” hatta “devrimci” ad›n› veren kimilerinin gerçek niteliklerini de ortaya koymaktad›r. Oysa ki, sadece ç›plak gözle bak›ld›¤›nda bile bu çat›flma ortam›n›n esas olarak kimin, kimlerin ifline yarad›¤› görülebilir. Öyle ki, tam bu çat›flmalar›n fliddetlendi¤i günlerde emekçiler cephesinden yaflanan geliflmeler, egemen s›n›f kliklerinin kendi aralar›nda tepiflirken emekçilere karfl› nas›l da bir ittifak halinde olduklar›n› göstermeye yetecek düzeydedir. Elektrikten do¤algaza, ulafl›mdan ekme¤e kadar çok genifl bir yelpazede yap›lan zamlar›n yan› s›ra, k›dem tazminatlar›na yönelik sald›r›lar›n gündeme gelmesi, t›kanan T‹S görüflmelerinin ard›ndan birçok ifl yerinde as›lan grev kararlar›na yönelik sald›r›lar bu gerçekleri gözler önüne sermektedir. Yani efendilerinin yapt›¤› gibi ülkemizdeki uflaklar› da har›l har›l yaflad›klar› krizin faturas›n› emekçilere kesmenin yollar›n› aramaktad›r. Bir yandan kendi aralar›nda dalafla devam ederken, di¤er yandan ise en küçük hak talebine yönelik sald›r›larda ortaklaflmalar›n›n tek nedeni budur. Ancak geliflmeler göstermektedir ki, genifl emekçi y›¤›nlar bu faturay› ödememekte kararl›lar. Bahar aylar›ndan itibaren devam eden hareketlili¤in yaz aylar›na ra¤men devam ediyor oluflu bunun küçük bir kan›t›d›r. ‹flte böyle bir süreçte dergimizin yeni say›s›yla birlikte yine birlikteyiz. ‹lk yaz›m›z tam da yukar›da bahsini etti¤imiz geliflmeleri özetler nitelikte. ‹kinci yaz›m›z ise S›n›f Teorisi dergisinin 5. say›s›nda yay›nlanan ve ulusal hareketleri konu alan yaz›ya dair bir de¤erlendirme yap›yor ve bu vesileyle bizim bak›fl aç›m›z› ortaya koymaya çal›fl›yor. Üçüncü yaz›m›z geçti¤imiz aylarda dünya kamuoyunu oldukça uzun süre meflgul eden ve çeflitli yorumlar›n ard› ard›na s›raland›¤› Kosova ile ilgili. Üzerinden zaman geçmifl olmas›na ra¤men ulusal soruna bak›fl aç›s› anlam›nda önemli olan bu yaz›y› da sizlere sunuyoruz. Yine bir araflt›rma olarak Alevilik üzerine haz›rlad›¤›m›z yaz›y› ve daha önceki say›m›zda bafllad›¤›m›z Tasfiyecilik ve Ekim Devrimi ile ilgili dosya fleklindeki yaz›lar›m›z›n yeni ve son bölümlerini de bu say›m›zda bulabilirsiniz. Bir sonraki say›m›zda görüflmek dile¤iyle…. Dostlukla…

e-mail: umutyayimcilik@ttmail.com BÜROLAR ➧ KARTAL: ‹STASYON CAD. DÖRTLER APT. NO: 4/2 KARTAL, TEL: (0216) 306 16 02 Cep: 0537 270 75 60 ➧ ANKARA: SIHHIYE MAH. SÜLEYMAN SIRRI SOK. YUNT AP. NO: 19/7 ÇANKAYA/ANKARA TEL: (0312) 430 67 65 Cep: 0 535 562 33 72 ➧ ‹ZM‹R: 856. SOKAK, NO: 48/203 KEMERALTI-KONAK TEL: (0232) 446 78 07 Cep: 0 555 561 04 03 ➧ MALATYA: DABAKHANE MAH. TURGUT TEMELL‹ CD. BARIfi ‹fiHANI KAT: 3 NO: 94 TEL: (0422) 325 78 13 Cep: 0 542 216 48 00 ➧ BURSA: SELÇUK HATUN MAHALLES‹, ÜNLÜ CAD, SÖNMEZ ‹fi SARAYI KAT:2 NO: 185 HEYKEL TEL: (0224) 224 09 98 Cep: 0 536 613 81 98 ➧ MERS‹N: S‹L‹FKE CAD. ÇAVDARO⁄LU ‹fiHANI KAT: 3 NO: 118 MERS‹N Cep: 0 545 685 25 27 ➧ ERZ‹NCAN: ORDU CAD. ORDU ‹fiHANI KAT:3 TEL: 0 446 223 67 18 Cep: 0 536 697 94 19 ➧ AVRUPA MERKEZ BÜRO: WESELER STR 93 47169 AS-DRUCK DUISBURG-ALMANYA TEL: 0049 203 40 60 958 FAKS: 0049 203 40 60 959 Hesap Numaralar›m›z; Yurtiçi: Selma fi fia ahin: Ziraat Bankas› Aksaray ‹stanbul fiu fiubesi 48209849-5002 Yurtd›flfl››: Selma fi fia ahin Ziraat Bankas› Aksaray fi fiuube Euro hesap numaras›: 48209849-5001 Vak›flar Bankas› Aksaray fi fiuube Euro hesap numaras›: 00158048000527074 ‹fl Bankas› Parmakkap› fi fiuube Euro hesap numaras›: 1042 0175785


Alternatifsiz de¤iliz!

Ülkemizde derinleflen ekonomik-siyasi krizin etkisiyle hakim düzen içinde farkl› ç›kar gruplar›n›n kendi aralar›nda sürdürdükleri çat›flmalar son dönemde daha da boyutlanarak sürmektedir. Bu dönemin öne ç›kan özellikleri aras›nda geçmifltekine nazaran halk kitlelerinin bu çat›flmada taraf olmaya daha aç›k ve yo¤un flekilde davet edilmesi yer almaktad›r.

2


Ülkemizde derinleflen ekonomik-siyasi krizin etkisiyle hakim düzen içinde farkl› ç›kar gruplar›n›n kendi aralar›nda sürdürdükleri çat›flmalar son dönemde daha da boyutlanarak sürmektedir. Bu dönemin öne ç›kan özellikleri aras›nda geçmifltekine nazaran halk kitlelerinin bu çat›flmada taraf olmaya daha aç›k ve yo¤un flekilde davet edilmesi yer almaktad›r. Geçmiflte cumhuriyet mitingleri vb çal›flmalarla kitlesel hareketlenme yarat›lmak istense de bu dönemde halk› yanlar›na katmada medyan›n çok daha yo¤un olarak kullan›ld›¤›na tan›k olmaktay›z. Her gün gazetelerde çok say›da “gizli” belge aç›klanmakta, yazarlar “tan›d›k” M‹T veya CIA için çal›flan istihbaratç›larla, ordu yetkilileriyle veya “önemli kaynak”larla sohbetlerini aç›klayarak toplumu yo¤un bir bilgi bombard›man›na tutmakta ve muazzam bir bilgi kirlili¤i yarat›lmaktad›r. Bu bilgi kirlili¤i sonucu genifl halk kitlelerinin bilinci buland›r›lmakta, at izi ile it izi birbirine kar›flt›r›lmakta ve herkesin taraf olmas› istenerek son tahlilde “devletlerinin” -kurulu düzenin savunulmas› için harekete geçilmesi beklenmektedir. Verilmek istenen mesaj özetle flöyledir: “kurulu düzen iyi bir düzendir. Düzgün iflledi¤i takdirde geliflme, ilerleme, kalk›nma, zenginleflme kaç›n›lmazd›r. Ama devlet mekanizmas› içinde kendisine yer edinen “baz›” bencil, kötü niyetli insanlar yüzünden sistem iflleyememekte ve halk yoksullaflmakta, sorunlar çözümsüz kalmaktad›r. Buna göre ya düzenin olanaklar›n› kullanarak ülkeyi fleriata götürmek isteyenlere karfl› laikli¤i savunmal› ve Kemalist kli¤in taraf›nda yer alarak fleriat tehlikesini bofla ç›karmal›y›z ve böylece “diledi¤imiz” “tercih etti¤imiz” orta s›n›f hayat› sürdürmeliyiz yad a demokrasiye karfl› ç›kan, devlet olanaklar›n› kiflisel güçlerini artt›rmak için kullanan, halk›n üstünde asalakça yaflayan bürokrat elite ve onun darbecili¤ine karfl› ç›kmal› ve özgürlü¤ü, demokratikleflmeyi, bize zenginlik sa¤layacak olan AB’yi desteklemeliyiz. Her halükarda ise devlete olan güven ve ba¤l›l›k pekifltirilmekte ve kurulu düzen yüceltilmektedir. Ancak bu ülkenin komünistleri ve devrimcileri olarak 40 y›la yak›n süredir istikrarl› flekilde kan ve can bedeli süren müca-

delemiz ve do¤rudan deneyimimiz sayesinde bilmekteyiz ki bu düzen kuruluflundan bu yana temellerine kadar çürümüfl, yozlaflm›fl, dizginsiz bir bask› ve yo¤un bir sömürü üzerine kurulu faflist bir diktatörlüktür. Elleri devrimcilerin, halk›n kan›na bulaflm›flt›r. TC tarihi katliamlar tarihidir. ‹flçi s›n›f›n›n en temel haklar›n›n yok say›ld›¤›, yo¤un bir sömürüye maruz b›rak›ld›¤› iflçi düflman› bir düzendir. Kürt ulusunun en temel hakk› olan kendi kaderini tayin hakk›n› gasp eden, Kürt ulusuna ve çeflitli az›nl›k milliyetlere mensup halk›m›za yönelik inkar-imha ve asimilasyon politikalar›n›n ara verilmeden sürdürüldü¤ü bir düzendir. Kuruluflundan bu yana emperyalizmin hakimiyetinde olan, ülkemizin zengin kaynaklar›n›n emperyalistlerce ya¤ma edilmesini sa¤layan, yar›-sömürge yar›-feodal yap›y› koruyan komprador burjuvazi ile büyük toprak a¤alar›n›n rejimidir. Do¤umundan günümüze kadar en temel anlamda burjuva demokrasisinin dahi olmad›¤›, halk›n ekonomik-demokratik-siyasal örgütlenmesinin önüne engellerin ç›kar›ld›¤›, cuntalarla ve cunta ürünü anayasalarla idare edilen faflist bir sistemdir. TC tarihi komünistlere, devrimcilere, Kürt yurtseverlerine, demokratlara yönelik dizginsiz bir terör, katliam, bask›, iflkence tarihidir. Bu ülkenin onurlu, ilerici insanlar›, devrimci demokrat yurtseverleri için zindanlar ve da¤lar birbirine çok yak›n ve milyonlarca insan›n birebir yaflad›¤› mekanlar halindedir. Bu düzenin bozuklu¤una, yozlaflmas›na, çürümesine daha çok say›da örnek verilebilir. Ancak bunlar dahi bizim bu düzeni iflletmek, ilerletmek veya egemen s›n›flar›n hangi kesiminin bizi yönetece¤ine-ezece¤ine karar vermek gibi bir derdimizin-görevimizin olmad›¤›n› bizlere göstermektedir. Her iki klik de halk düflman›d›r, her iki kli¤in yönetimde oldu¤u dönemlerde de büyük katliamlar gerçeklefltirilmifl, ulusal ve sosyal kurtulufl için da¤larda verilen gerilla mücadelesine karfl› büyük askeri seferlere ç›k›lm›fl, emekçi halk›m›za dönük ekonomik-siyasi sald›r›lar gerçeklefltirilmifltir. Bu anlamda sistemin sundu¤u alternatiflere mahkum de¤iliz. Ülkemizde anti-faflist, devrimci, demokratik hareket tüm

3

Alternatifsiz De¤iliz

PART‹ZAN 66


Alternatifsiz De¤iliz

PART‹ZAN 66 ortamlar bulmakta ve bunun verdi¤i imkanla, Bask›n Oran gibi kendilerini AKP’ye mecbur b›rakan kadere lanetler ya¤d›rarak yine de AKP’nin kötüler içinde daha iyi oldu¤una halk› ikna etmeye çal›flmaktad›r. Yine Ahmet Altan, Ferhat Kentel gibileri de ça¤r›lar›na olumsuz cevap veren, bu dalafla taraf olmayan “sol”u yerden yere vurmakta, ilerici kitleler nezdinde devrimci-demokrat hareketlerin anti-propagandas›n› yaparak bir kez daha sisteme hizmet etmektedir. Fakat ne yaz›k ki belirli bir baflar› elde ettiklerini de göz ard› edemeyiz. Öyle ki devrimci saflarda dahi Ergenekon ad› alt›nda, AKP’nin TSK yönetimi ile uzlaflma içinde, ABD emperyalizminin aç›k deste¤i ile sürdürülen operasyonla darbecilere karfl› mücadele edildi¤i yan›lsamas›na kap›lan baz› devrimciler, At›l›m gazetesi örne¤inde oldu¤u gibi, coflkulanarak “Ergenekon yetmez, kontrgerilla da da¤›t›ls›n!” bafll›klar› atarak egemenlere ça¤r›larda bulunmaktad›r. Yine kendisini halk saflar›nda gösteren ancak sosyal-flovenist hatta ilerleyen HKP gibi partiler sistemin kurucu ideolojisi Kemalizm’e övgüler dizerek faflist generalleri ve orduyu desteklemekte, yine ayn› hattaki TKP ise bu köhne cumhuriyete sahip ç›kan yürüyüfller düzenlemektedir.

yetmezliklerine ra¤men mücadelesini sürdürmektedir. Halk›n gerçek gündemleri, sistemin çözümsüz kald›¤›-derinlefltirdi¤i konular Kürt ulusunun ulusal haklar› için sürdürdü¤ü direniflte, emekçilerin daha iyi bir yaflam talebiyle yükseltmeye bafllad›¤› harekette, örgütledi¤i grevlerde, 1 May›slarda öne ç›kmaktad›r. Sosyal kurtulufl için, emperyalist-kapitalist sistemin zincirlerinden kurtulmak için sürdürülen Demokratik Halk Devrimi mücadelesi kendisini proletaryan›n öncü partisinin önderli¤inde örgütlemekte, emin ad›mlarla ilerlemektedir. Bu nedenle suni taraflaflmalara de¤il, gerçek s›n›fsal taraflaflmalara yo¤unlaflal›m, s›n›f düflmanlar›m›z›n krizlerini çözmeleri için de¤il derinleflmesi için emek verelim. Bu ç›kar çat›flmas› dahilinde yarat›lan bilgi kirlili¤i f›rsat bilinerek emekten, demokrasiden, devrimden yana olan kesimler de saf tutmaya ça¤r›lmaktad›r. Bu ülkenin ilerici insanlar›n›n en çok ac› çekti¤i darbe-cunta tehdidi ile “be¤enmesek” de AKP’yi desteklememiz, AKP’nin temsil etti¤i Türk-‹slamc› kli¤in taraf›nda olmam›z istenmektedir. AKP hükümeti bir yandan IMF-AB-DB’nin dayatt›¤› sald›r› yasalar›yla emekçilerin en temel haklar›n› gasp ederken (SSGSS, sendikalar yasas›, istihdam paketi vb), neo-liberal politikalarla iflsizli¤i, yoksullu¤u artt›r›rken öte yandan TSK ile birlikte halk›m›z›n yi¤it o¤ul ve k›zlar›n›n üstüne bombalar ya¤d›r›rken, köyleri-ormanlar› yakarken, faflist yasalarla az say›daki demokratik hakk› yok ederken, iflkenceyi-toplumsal muhalefet üzerindeki bask›y› artt›r›rken bizlerin faflist AKP’yi ve onun halk düflman› pratikleri tescillenmifl kadrolar›n› “cunta rejimine karfl› ç›kt›klar›” kand›rmacas›yla desteklememizin istenmesi ne büyük aymazl›kt›r. Ancak güçlü bir devrimci merkezin olmamas› sonucunda halktan kopuk-halka güvensiz, çözümü halk›n kendi gücünde de¤il emperyalist merkezlerde arayan, tutars›z, temelsiz fikir ve iddialarla ortaya ç›kan liberal entelektüeller kendileri için uygun ortam› bulmakta ve de¤iflim isteyen-demokrasi isteyen birçok kesimi etkileyebilmektedir. Bu kesim ayd›nlar “büyük” gazetelerde sayfalarca yazabilecekleri, TV’lerde saatlerce konuflabilecekleri

Çat›flma, ekonomik-siyasi krizin sonucudur Ülkemizde süre giden ekonomik-siyasi krizden bahsediyoruz. Bu kriz giderek derinleflmektedir ve henüz en üst noktas›na ulaflmam›flt›r. Bu kriz emperyalizmin genel krizinden ba¤›ms›z de¤ildir. Kimi yorumculara göre 1929 buhran›n›n ard›ndan en büyük krize iflaret eden geliflmeler tüm dünyan›n gündemindedir. ABD ekonomisinin resesyonda olmas›, ‹ngiliz ekonomisindeki büyük düflüfl, di¤er emperyalist ülkelerin ekonomilerinin de parlak olmay›fl›, büyük tekellerin zarar aç›klamalar›, petrol fiyat›ndaki art›fl, g›da krizi ve açl›¤ayoksullu¤a karfl› patlak veren isyanlar krizin daha da derinleflece¤ini bizlere göstermektedir. (Soros: “Amerika ekonomisinin flu anda yaflamakta oldu¤u durgunluk basit bir dalgalanmadan ibaret de¤ildir. Söz konusu kriz bunun da ötesinde, Amerikan Dolar›’n›n hakimiyeti alt›nda geçen 50 y›ll›k savafl sonras› kapitalist dünya sisteminin dengelerinin art›k yiti-

4


rilmesinin ve Amerikan Dolar›’n›n dünya mal piyasalar›nda yerini yeni para biçimlerine b›rakmakta oluflunun sanc›lar›n›n do¤rudan yans›mas›d›r.” Financial Times, 08.01.2008) Neo-liberal politikalar›n›n ateflli savunucular›n›n, piyasan›n gücüne tapanlar›n bugün devleti yeniden göreve ça¤›rmas› bu anlamda flafl›rt›c› de¤ildir. Krizin derinleflmesine paralel emperyalistler aras› çeliflkilerin daha da keskinleflmesi, Rusya’n›n ABD emperyalizmi karfl›s›nda daha net ve sert aç›klamalar yapmas›, NATO’nun misyonu ve hedefleri konusunda anlafl›lamamas› ve yo¤un flekilde süren silahlanma emperyalistkapitalist sistemin gelece¤i hakk›nda olumlu bir tablo sunmamaktad›r. Ülkemiz, emperyalizme ba¤›ml›l›¤›ndaki düzey nedeniyle dünya çap›ndaki krizden en çok etkilenen ülkeler aras›nda liderlik yar›fl›n› b›rakmamaktad›r. Özellikle AKP’li hükümetler süreci, emperyalist-kapitalist sistemin likidite bollu¤u ve ucuz kredi ortam›nda yol ald›. Sistem bu ortama afl›r› üretim sorununa mali geniflleme ile çözüm getirmeye çal›flt›¤› için sürüklenmiflti. Bu politikayla eflikteki krize çözüm de¤il ancak k›sa süreli geciktirme (öteleme) yan›t› verildi¤i görülebilir bir gerçekti. Hükümet olmas›yla efendilerinin bu sürecine/ortam›na uygun bir pozisyon almay› görev belleyen AKP, mali genifllemeye efllik etme ve talebi büyütmeye uygun politikalar› devreye soktu. Ucuz kredilerle (yüksek faiz düflük kur politikas›) beraber ithalattaki art›fl (son 1 y›l içerisinde giren s›cak para/spekülatif sermaye miktar› 47 milyar dolardan 100 milyar dolara yükseldi) büyük bir talan ve ya¤ma (örnek; 300 milyon dolara özellefltirilen Tekel ‹çki Bölümü 1 y›l dolmadan 900 milyon dolarl›k sat›flla el de¤ifltirdi) operasyonu olan özellefltirmeler (toplam devlet gelirlerinin 2004’de yüzde 1’i, 2007’de ise yüzde 4’ü) eflli¤inde emperyalist flebekeleri semirtirken (son 1 y›lda yabanc› yat›r›mc›lar›n kâr oran› yüzde 46.7), göreli bir rahatlamaya yol aç›yor ancak hal›n›n alt›na süpürülen çöpler daha boyutlu bir krize giden yolda tafllar› döflüyordu. Bu dönemde yabanc› sermayenin yat›r›ma harcad›¤› 158.6 milyar dolarl›k bedelin üçte bire yak›n oranda (47.3 milyar dolar) d›flar›ya transfe-

ri söz konusudur. Ayn› süreçte banka sektöründeki yabanc› sermaye pay› yüzde 41.8’e yükseldi. Sigortac›l›k alan›nda ise 43 flirketin 21’i yabanc› sermayeli ya da ortakl› bir nitelik alm›flt›r. Durumun özellefltirmeleri de kapsam›na alan bir di¤er dikkat çekici verisi de en büyük ilk 500 flirket s›ralamas›nda göze çarpmaktad›r. Buna göre; devlet kurulufllar›n›n say›s› son 25 y›l içerisinde 63’ten 19’a gerilerken yabanc› sermayeli flirket say›s› 140’a yükselmifltir. Ancak daha önemlisi bu flirketlerin toplam içerisindeki a¤›rl›k oran›n›n yükselmifl olmas›d›r. Son dönemdeki art›fl sonucu yabanc› sermayeli iflletmeler, sat›fl›n yüzde 33’ünü, kâr›n yüzde 40’›n›, ihracat›n yüzde 46’›s›n› gerçeklefltiren bir büyüklü¤e kavuflmufltur. AKP’nin ekonomide istikrar ve büyüme diye lanse etti¤i iskambilden flato çökmeye mahkumdu. IMF program› alt›nda d›fl borçlanmaya endeksli spekülatif nitelikli “büyüme” balonu sönmek durumundayd›. Çok geçmeden kayna¤› kuruyan ucuz kredi dönemi sona erdi (yabanc› menfleli s›cak para oran› 2003’den 2008’e yüzde 59’dan yüzde 18’e geriledi). Ard›nda b›rakt›¤› ya da baflka bir deyiflle yaratt›¤› tablo, birçok alanda y›k›m ve çöküfl olarak nitelenen sonuçlar bar›nd›r›yordu. Döviz yeniden yükselirken cari aç›k büyüyor, d›fl ve iç borçta patlamal› bir art›fl oluyordu. Tüketici borcu da tavan (hane halk› kullan›labilir gelirinin yüzde 27’si) yapt›. ‹flsizlik ve enflasyon t›rman›fla geçerken, tar›m›n tasfiyesinde s›n›r tan›nm›yor, iflçi ve emekçi kitlelerin sefaleti, zengin-yoksul uçurumuyla birlikte derinlefliyordu. ‹ç borç toplam› 2002-2008 aras›nda 72.3 milyar dolardan yüzde 200’ün üzerinde art›flla 225 milyar dolara yükselmifltir. D›fl borçlar ise 20022008 döneminde yüzde 43 art›flla, 175 milyar dolardan 250 milyar dolara ç›km›flt›r. ‹thalat ile ihracat aras›ndaki cari aç›k 39 milyar dolar› bulurken, ihraç mallar›ndaki ithalat girdisi oran› yüzde 70’e ulaflm›flt›r. 2002-2007 döneminde kredi kart› ve kredi borçlar› 15.5 kat art›flla 102 milyar 515 milyon YTL’ye yükselmifltir. 2007’de bat›k tüketici kredilerindeki art›fl yüzde 32 oldu. Di¤er yandan, karfl›l›ks›z çek miktar› yüzde 432.1 oran›nda art›flla 39 milyar 502 milyona, protestolu senet tutar›

5

Alternatifsiz De¤iliz

PART‹ZAN 66


Alternatifsiz De¤iliz

PART‹ZAN 66 ise 7 kat art›flla 816 milyon YTL’den 5 milyar 732 milyon YTL’ye ç›km›flt›r. 200 milyar YTL’lik 2007 bütçesinin yüzde 26’s› faize (d›fl borç, hazine bonosu, devlet tahvili) gitmifltir. Kamu emekçilerine ödenen maafllar›n oran› ise ancak yüzde 19.5 düzeyinde kalm›flt›r. Gerileme ve düflüfl, dönemin son y›l›nda bütün sektörlere sirayet etmifltir. 2006’da yüzde 18.5 büyüme gösteren inflaat sektörü, 2007’de yüzde 5’e düflmüfltür. Sanayide yüzde 5.8’lik art›fl yüzde 5.4’e gerilemifltir. Vergi gelirlerinin yüzde 70’ini dolayl›, yüzde 30’unu dolays›z vergiler oluflturmaktad›r. Dolays›z vergiler bilindi¤i gibi büyük oranda ücret ve maafl kesintilerine dayanmaktad›r. Banka ve flirketlerin ödedi¤i kurumlar vergisi, toplam vergi gelirlerinin ancak yüzde 9’unu oluflturmaktad›r. Burada flunu belirtmeden geçmeyelim, AKP hükümetinin sahtekarl›k flampiyonlu¤unda son örne¤i oluflturan kifli bafl›na GSMH hesab› için yapt›¤› ayak oyununa (500 milyar GSMH’y› 659 milyar dolara ç›karmak suretiyle kifli bafl›na geliri 9.333 dolara uçurmak -Mart 2008-) yerli-yabanc› kendi yandafllar› dahi tav olmam›flt›r. Sömürüyü anlatan en önemli göstergelerden biri verimlilik oran›ndaki art›fl ile ücret art›fl› aras›ndaki iliflkide kendini göstermektedir. Bunun an›lan dönemde s›ras›yla yüzde 48 ve yüzde 3 dolay›nda gerçekleflmifl olmas›, verimlilik oran›ndaki art›fl›n iflçi s›n›f›na daha fazla yüklenme sonucu gerçekleflti¤ini a盤a vuruyor. Ücretlerin yerinde saymas› ve esnek üretim sayesinde, iflçi s›n›f› a¤›r bir sömürü mekanizmas›na kurban edilmifltir. Daha fazla sömürme ve ili¤ine kadar sa¤ma parolas› budur. Tar›mda ise ayn› dönemde yüzde 1.3’lük büyüme yerini yüzde 7.3 oran›nda küçülmeye terk etmifltir. Son 40 y›l›n üçüncü en h›zl› küçülmesi 2007’de yaflanm›flt›r (1973’de 7.8, 1989’da 7.6). Bu¤day ekili alanlar› 2002-06 döneminde 93 milyar dekardan 8 milyar dekara büyük bir daralma yaflam›flt›r. Bu¤day üretimi geçen y›l yüzde 13.9 oran›nda azalarak 17 milyon tona düflmüfltür. fiekerpancar› alanlar› 283 bin hektardan 154 bin hektara inmifltir. AB’de 45 milyar Euro olan deste¤in bütçe pay› yüzde 40 iken, Türkiye’de yüzde

2’lere indirilmesi, dekara deste¤in 1 y›ll›k gübre zamm›n› ancak karfl›lar düzeyde kalmas›, üreticinin yüzde 80’inin yararlanamad›¤› bir prim sisteminin geçerli k›l›nmas›, tar›m politikas›n›n içyüzü hakk›nda yeterli kan›tlar sunmaktad›r. Yakup Kepenek’in “niteliksel çöküflte” (31.03.2008) dedi¤i tar›msal üretimde, do¤rudan gelir deste¤i ad› verilen politikalar “baflar›yla” uygulanmaktad›r. Ekonomik durum göstergelerinde önemli bir parametre kabul edilen enflasyon aç›s›ndan da durum h›zla bozulmaktad›r. Ortalama oran yüzde 20’leri çoktan aflm›flt›r. Buna, enflasyon hesab›nda gerçek ölçüt kabul edilen kira, ekmek ve temel tüketim/g›da maddelerindeki art›fl önemli bir dayanak oluflturmaktad›r. Bu konuda Nisan 2008’de yap›lan ATO araflt›rmas›, ço¤unu g›da maddelerinin oluflturdu¤u 100 mal ve hizmette son 1 y›l içerisinde yüzde 11 ila 261 oran›nda art›fl gerçekleflti¤ine iflaret etmektedir. Bunlar› örnekleyecek olursak; son bir y›l içerisinde, resmi harçlara ve çaya yüzde 11, suya yüzde 12, haz›r çorbaya yüzde 15, kömüre yüzde 18, süte yüzde 19, LPG’ye, yo¤urt ve pekmeze yüzde 25, elektri¤e ve tavu¤a yüzde 27, mazota ve pirinç ununa yüzde 30, kuru so¤ana yüzde 44, patates ve koyun etine yüzde 50, siyah zeytine yüzde 55, una yüzde 59, elma ve taze fasulyeye yüzde 67, beyaz peynire yüzde 70, gübreye (amonyum nitrat) yüzde 76, ilaçlara yüzde 80, kuru fasulyeye yüzde 97, bilgisayar ekipmanlar›na yüzde 100, domatese yüzde 115, ayçiçe¤i ya¤›na yüzde 130, limona yüzde 180, k›rm›z› mercime¤e yüzde 261 zam gelmifltir. “Geliflmekte olan ülkelerde yükselen g›da ve enerji fiyatlar› nedeniyle kentlerdeki yoksullar ‘enflasyon tsunamisi’ ile karfl› karfl›ya bulunmaktad›r. Fiyat art›fllar› bu insanlar› 1 y›ldan k›sa bir süre içerisinde yüzde 25 daha da yoksul hale getirmifltir.” (Kemal Dervifl, Financial Times, Nisan 2008) Di¤er önemli bir ekonomik kriter olan iflsizlik bak›m›ndan da tablo sürekli bozulmaktad›r. Gerçek iflsizlik oran›, yüzde 11.6 fleklindeki resmi aç›klaman›n aksine, yüzde 20’nin üzerinde seyretmektedir. Birleflik Metal-‹fl’in son araflt›rmas›, Nisan 2008 itibar›yla

6


gerçek oran›n yüzde 24 oldu¤una dair veriler sunmaktad›r. Devletin (TÜ‹K) hesab›; yaln›zca referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan kiflilerden ifl aramak için son 3 ay içerisinde ifl baflvurusunda bulunan ve 2 hafta içinde iflbafl› yapabilecek durumda olan çal›flma ça¤›ndaki kiflileri kapsad›¤›ndan, 2 milyon 642 bin kiflinin iflsizli¤inden bahsedilmektedir. Bilinçli olarak yap›lan bu daraltma ile ifl bulma umudunu yitiren, ifl bulmak için bilinen ifl arama kanallar›n› kullanmayan ve mevsimlik iflçiiflsiz konumunda olanlar kapsam d›fl›na ç›kar›lmaktad›r. Araflt›rmaya göre iflsizli¤in pençesindeki bu kesimler (2002’den bu yana 10 kat art›flla) de dikkate al›nd›¤›nda gerçek nüfus 5 milyon 403 bine ulaflmaktad›r. Bu durumda, spekülatif nitelikli büyüme sürecinde istihdam›n (daha da) bozulmas›, tar›mdaki çöküfl, özellefltirmeler ve sendikal alan üzerinde daha fazla etkinlik kurma gibi faktörler rol sahibidir. Nisan 2008 itibar›yla açl›k s›n›r›, Türk‹fl ve Kamu-Sen araflt›rmalar›na göre s›ras›yla 696 ve 953 YTL olarak hesaplanmaktad›r. Bu sendikalar›n yoksulluk s›n›r› ile ilgili tespitleri ise s›ras›yla 2.269 ve 2.503 YTL’ye yükselmifltir. Ankara Ticaret Odas› (ATO)’nun hesaplamalar›na göre bu s›n›rlara hapsedilen nüfus ise açl›kta 10 milyon 871, yoksullukta 52 milyon 278 bin kiflilik hacme sahiptir. Nüfusun yüzde 74.1’ini yoksulluk, 15.4’ünü açl›k s›n›r› alt›nda belirleyen bu araflt›rma da Türk-‹fl’in 2007 y›l›na ait verilerine göre yap›lm›flt›r. Yoksullu¤u resmeden bir di¤er gösterge ise AKP’nin “sadaka/dilenci politikas›” ile ortaya serilen vahim tablodur. Kendisine özellikle 22 Temmuz seçimlerinde küçümsenmeyecek bir puan kazand›ran bu politika ile ezilen kitlelerin içine çekildi¤i ba¤›ml›l›k iliflkisi son derece ibret vericidir. Sosyal Yard›mlaflma Fonu’ndan 2003’te 652 milyon YTL, 2004’te 1 milyar 348 milyon YTL, 2005’de 1 milyar 305 milyon YTL, 2006’da 1 milyar 390 milyon YTL, 2007’de ise 1 milyar 414 milyon YTL “sosyal yard›m”da bulunulmufltur. AKP hükümetleri sürecinde yeflil kartl› nüfus 14 milyon 925’e ç›km›flt›r. Sadece Diyarbak›r’da nüfusun üç-

te biri (500 bin) yeflil kart sahibidir. Ezici ço¤unluk Türkiye’si yani halk›n durumu bu iken itiraf gibi aç›klamalar da az›nl›k yani hakim s›n›flara iliflkin tabloyu resmetmektedir. Akbank Genel Müdür Yard›mc›s› Fikret Önder 3 fiubat 2008 günü yapt›¤› aç›klamada “Türkiye’de “süper zengin” s›fat› verilen 22 bin ailenin servetlerinin 100 milyar dolar› aflt›¤›n› iddia ederken, Koç Holding ‹cra Kurulu Baflkan› Bülent Bulgurlu, 9 Nisan 2008’de net faaliyet giderlerinin yüzde 20 art›flla 3 milyar 575 milyon YTL’ye, net kâr›n ise yüzde 309 art›flla 2.3 milyar YTL’ye yükseldi¤ini iftiharla duyuruyordu. Türk kompradorlar, uluslararas› listelerde de say›lar›n› ço¤altmaktad›r. Finans ve Ekonomi çevrelerine ait Forbes dergisinin Mart 2008 say›s›, Türk dolar milyarderlerinin son 1 y›l içerisinde 22’den 35’e ç›kt›¤›n› aç›klad›. Di¤er yandan istatistikler her 50 saniyede bir küçük üreticinin mesle¤ini terk etmek zorunda kald›¤›n› ve son 1 y›lda kamu emekçileri maafllar›n›n reel olarak yüzde 6.4 eridi¤ini göstermektedir.

Egemen s›n›flar›n kendi içindeki mücadele Bahsini etti¤imiz ekonomik panorama ülkemizde egemen s›n›flar içindeki klik çat›flmas›n›n fliddetlenmesine kaynakl›k etmektedir. Kriz derinlefltikçe sald›rganl›k düzeyi artmakta, düzenin üretti¤i pislikler daha bariz flekilde ortaya serilmektedir. Böylesi kriz dönemleri ayn› zamanda halk›n tepkisinin ve öfkesinin artt›¤› ve hareketlendi¤i dönemler de oldu¤u için bu saflaflmalar ayn› zamanda halk›n öfkesinin klikler aras› mücadeleye kanalize edilerek heba edilmesine ve sistemin temellerine yönelmesine de engel olma ifllevini tafl›maktad›r. Halk›n yaflanan sorunlar›n kayna¤› olarak bir bütün olarak sistemi görmesi yerine hükümetteki kli¤i hedef almas› beklenmektedir. ‹flte bu gerçeklik içinde devletin merkezi yap›s› içinde a¤›rl›kl› konuma sahip olan Kemalist klikle AKP nezdinde temsil edilen Türk-‹slamc› klik aras›ndaki mücadele sürmektedir. Uzun süre türban tart›flmas› ad› alt›nda süren “laik-anti laik” suni gündemi son süreçte h›zl› flekilde ilerlemekte

7

Alternatifsiz De¤iliz

PART‹ZAN 66


Alternatifsiz De¤iliz

PART‹ZAN 66 ve türban serbestli¤inin reddedilmesinden AKP’nin kapat›lmas› davas›na ve Ergenekon soruflturmas›na kadar devam etmekte, karfl›l›kl› kozlar ortaya serilmektedir. Ancak bu, birbirinden tamamen ayr› iki kli¤in birbiriyle mücadelesi fleklinde sürmemektedir. Kliklerin kendi içlerinde de çat›flmalar ve yar›lmalar görülebilmekte veya farkl› kesimler aras›nda geçici ittifaklar sa¤lanabilmektedir. AKP’ye karfl› mücadelede bildiri üstüne bildiri yay›nlayan, s›k s›k TV’lere ç›k›p uyar›larda-tehditlerde bulunan, do¤rudan hükümeti hedef alan TSK’n›n son süreçte sessizli¤e bürünmesi, AKP karfl›t› çal›flmalarda bayra¤› yarg› organlar›n›n almas› buna örnektir. Son Ergenekon operasyonu öncesinde Baflbu¤-Erdo¤an görüflmesinin yap›lmas› ve emekli generallerin bir sorun olmadan tutuklanmas›, TSK’n›n kendi elemanlar›na sahip ç›kmamas›-kefil olamamas›, bununla birlikte AKP ile TSK’n›n özellikle Kürt Ulusal Hareketine yönelik s›n›r ötesi ve s›n›r içi operasyonlarda iflbirli¤i yapmas› flimdilik TSK’n›n Kemalist klik içinde daha pasif kalmas›na sebep olmaktad›r. Bununla birlikte Kemalist kli¤in AKP’nin ekonomi yönetimine olan tepkiyi de kullanarak kapatma davas› yoluyla AKP’yi küçültme çabalar› da devam etmektedir. Son dönemde Abdullatif fiener’in AKP’den istifa edip parti kurma çal›flmalar›na bafllamas›, AKP’den en az 20 vekil transfer ederek mecliste grup kurma plan›, özellikle Do¤an Medya Grubunun fiener’in her hare-

ketini takip edip konuflmalar›na uzunca yer vermesi vb örnekler de AKP’nin geri ad›m atmas›na için yap›lan müdahalelere dahildir. Ancak net flekilde vurgulamam›z gereken konu emperyalizmin son dönemde bu sürece aktif ve do¤rudan müdahalede bulunmas› ve süreci kendi proje ve politikalar› çerçevesinde yönlendirmek ve devlet içinde gerekli düzenlemeleri gerçeklefltirmek için kullanmak istemesidir. AKP’nin kapatma davas›na karfl› ABD ve AB emperyalistlerinin net ve aç›k flekilde AKP’ye destek sunmas› hatta AB’nin, AKP’nin kapat›lmas› durumunda AB üyeli¤inin tehlikeye girece¤ini belirtmesi AKP’yi rahatlatm›flt›r. (ABD’nin Eski Türkiye Büyükelçisi Morton Abramowitz’in 5 Nisan’da Newsweek’te yay›nlanan makalesi, “Türkiye’nin darmada¤›n olmas›na izin veremeyiz” bafll›¤›n› tafl›rken, 15 May›s tarihli The Times’›n baflyaz›s›nda, “AKP’nin ayakta kalmas› bat› için hayati önemdedir.” deniyordu. Gerekçe bir di¤er Eski Türkiye Büyükelçisi Mark R. Parris taraf›ndan The Wall Street Journal’daki 15 May›s tarihli makalesinde flu sözlerle ifade edilmiflti: “AKP (kusurlar›na ra¤men) Türkiye’de liberal demokrat bir partiye en yak›n yap›. Hiçbir alternatif bu konuda yan›na bile yaklaflam›yor.”) Bununla birlikte özellikle ABD’nin hem yönetimden hem de Ankara’ya gönderdi¤i bürokratlar› üzerinden verdi¤i mesajlar-talimatlar TSK’n›n AKP ile uzlaflmas›na neden olmufltur. TSK’n›n ABD emperyalizmine karfl› ç›kabilmesi mümkün olamad›¤› gibi son operasyonda oldu¤u gibi bir önceki döneminin komuta kademesindeki generallerine dahi kefil olunamam›flt›r. (Deniz Baykal: “Bizim hukukun d›fl›nda hiçbir kurumdan bir bekleyiflimiz yok, kimse gölge etmesin, baflka bir beklentimiz yok.”31.01.2008) ABD emperyalizminin bu bask›y› yapmas›n›n elbette nedenleri bulunmaktad›r. Öncelikle dünya çap›ndaki krizin derinleflmesi ABD’nin Bölgedeki önemli uflaklar›ndan biri olan TC’ye yeni görevler biçmesine sebep olmaktad›r. Böylesi bir ortamda kendi içinde dalaflan bir yönetim-

8


le u¤raflmak ABD’nin ifline gelmemektedir. Bununla birlikte özellikle Ortado¤u’da ABD’nin Büyük Ortado¤u Projesi nezdinde ç›karlar›n› koruma do¤rultusunda yapt›¤› manevralarda TC’ye verdi¤i görevler bulunmaktad›r. ABD-Suriye, ‹srail-Lübnan iliflkilerinde ve en son ABD-‹ran iliflkilerinde TC önemli roller üstlenmifl ve arac›l›k görevini yerine getirmifltir. Yine son dönemde Erdo¤an’›n Ba¤dat ziyareti ve Irak Kürdistan› yönetimiyle yak›nlaflma çabalar› hem ABD’nin ç›karlar› aç›s›ndan hem de Ulusal Hareket’e yönelik yeni sald›r›lar aç›s›nda kritik bir yerde durmaktad›r. Bunlara ek olarak komprador burjuvazinin önemli örgütlerinden TÜS‹AD’›n krizin arifesinde ekonomiyle de¤il de kapatma davas› ile u¤rafl›lmas›n› elefltirmesi ve kerhen de olsa AKP’ye destek sunmas› da hesaba kat›lmal›d›r. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda çokça gürültüsü kopar›lan Ergenekon operasyonu iddia edildi¤i gibi demokrasi isteyenlerin darbecilere karfl› verdi¤i bir mücadele de¤ildir, “Temiz eller” operasyonu hiç de¤ildir. Medyada s›kça bahsi edilen devlet içinde bu çeteleflmeden memnun olmayan, sorunlar›n-skandallar›n üstüne gitmek isteyen ancak pasif kalan bürokratlar›n bu operasyon vas›tas›yla seslerini yükseltti¤i, çetelere karfl› devlet içinde de mücadele edildi¤i vb iddialar genifl kitleleri kand›rma amac›n› tafl›sa da bu devletin gerçek yüzünü-niteli¤ini birebir yaflayarak ö¤renen bu ülkenin komünistleri-devrimcileri aç›s›ndan bu palavralar›n hiçbir hükmü yoktur. Halk›n s›rt›na kene gibi yap›flan bu asalak tak›m›n›n halk›n ç›kar›na-yarar›na bir devlet mekanizmas› kurmas›, özgürlü¤ü-demokrasiyi halk bahfletmesi hayat›n gerçeklerine ayk›r› beklentilerdir. Kemalist ideolojinin niteli¤inden kaynakl› ordu içinde darbeci kiflilerin-gruplar›n olmas› do¤ald›r. Ancak bunlar›n icazet almalar› gereken emperyalist merkezlerden destek görmeden baflar›l› olmalar› da mümkün de¤ildir. Bu nedenle görevde olduklar› dönemde bu yönlü çabalar› ortaya ç›kan generallerin ve ordunun çeflitli üst düzey görevlilerinin emekli edilmesi, görevlerinden al›nmas› daha o dönemde bu planlar›n›n suya düfltü¤ünün göstergesidir. Ordunun kendi içinde tas-

fiye etti¤i emekli askerlerin yapaca¤› darbe üzerinden korku yarat›lmas› faflist düzenin gerçek niteli¤inin gizlenmesinden baflka bir amaç tafl›mamaktad›r. 80 cuntas›n›n haz›rlad›¤› anayasa ile yönetilen, ordunun s›kça siyasi sürece müdahale etti¤i, MGK vb mekanizmalar arac›l›¤›yla zaten yönetimde oldu¤u bir düzende y›llard›r hükümette-mecliste olan kadrolar›n birden demokrat kesildi¤ini iddia etmek ve çetelere karfl› mücadele etti¤ini savunmak yalanc›l›kt›r. Bu, ayn› zamanda devletin ve TSK’n›n özellikle T. Kürdistan›’nda iflledi¤i suçlar›n yok say›lmas›, tüm bask›n›n, iflkencenin sorumlusu olan TSK’n›n ve devletin kurumsal gerçekli¤inin reddedilerek her fleyi çetelere havale etme ve devleti temize ç›karma u¤rafl›d›r. Bunun bir baflka yans›mas›n› ise yine tüm hukuksuzlu¤un, insan haklar› ihlallerinin, bask›lar›n sorumlusu olarak faflizmin gösterilmek istenmeyerek “derin devlet” denilen sözde bir oluflumun öne ç›kar›lmas›nda görmekteyiz. Bunlar›n hepsi devleti temize ç›karma u¤rafl›d›r ve devletin bekas›n› koruma amac›yla halk›n tepkisini farkl› yönlere çekmeye çal›flan gerici çabalard›r. Egemen s›n›flar›n kendi içindeki bu mücadelelerin sonucunda a盤a ç›kan belgeler bir bütün olarak sistemin çirkefli¤ini bizlere göstermektedir. Bu aç›dan ele al›nd›¤›ndan devrimci propagandada bize önemli materyaller de sunmaktad›r. Kitleleri bilinçlendirme ve devrimci mücadeleyi yükseltme yönlü faaliyetlerimizde devletin teflhiri konusunda bu verileri ele almak bir bütün olarak bu köhne sistemi y›kman›n gereklili¤ini anlatmak önemli bir ihtiyaçt›r. Bizim saf›m›z bellidir. Bizlerin bu bask› ve sömürü üzerine kurulan düzenden hiçbir beklentimiz-umudumuz yoktur. Ezilen halk›m›z›n umudu bugün da¤lar›n doruklar›nda yak›lan isyan atefllerinde, halk düflman› sisteme vurulan baflar›l› darbelerdedir. Özgürlük, demokrasi bu eli kanl› faflist katillerden medet umularak gelmeyecektir. Halk›m›z›n sömürüye, bask›ya karfl› bafl kald›rarak örgütlenmesi ve kaderini kendi ellerine almas›yla gerçek özgürlü¤ü, halk demokrasisini yaflayaca¤›z.

9

Alternatifsiz De¤iliz

PART‹ZAN 66


Ulusal hareketlerin politik niteli¤i sorunu ve “S›n›f Teorisi”nin yan›lg›s›

Türkiye Devrimci Hareketi’nin ulusal sorunla ilgili teorik sakatlanm›fll›¤›n› Kürt ulusal sorunu ve Kürt ulusal hareketini kuflatan ve manipüle eden geliflmelerle birlikte ele ald›¤›m›zda yeni teorik sapmalara ve pratik sorunlara gebe bir süreci ön görebiliriz. Ulusal sorunun ve ulusal hareketin do¤ru ve mevcut gerçekli¤i içerisinde de¤erlendirilmesi ve anlafl›lmas›, ezilen ulus ve ulusal hareket karfl›s›nda yapacaklar›m›z›n, görevlerimizin netleflmesini getirir ki, bugün buna çokça ihtiyaç var. Bu aç›dan bak›nca Kürt Ulusal Hareketi’nin ideolojik ve politik niteli¤i sorunu üzerine e¤ilmek ve bu sorunu tart›flmak önem kazan›yor.

10


Türkiye’de Kürt Ulusal Hareketi de de¤il, devrimci demokratik hareket, söz konusu “milli mesele” olunca ‹brahim yoldafl›n hakk›n› teslim etme çabas› içinde olmufltur. Bu, iyi bir fleydir. Bugün Milli Mesele özel olarak da Kürt ulusal sorunu hakk›nda her yap› belli bir görüfle sahiptir. Fakat üzülerek belirtmeliyiz ki sosyalflovenizmin en kaba halinden Lenin’in “Lüksemburgizm” dedi¤i ve yine Lenin yoldafl›n Buharinci diye ifade etti¤i biçime kadar genifl bir yelpazede anti-MLM anlay›fllar mevcuttur. Kürt Ulusal Hareketi’nin nicel ve nitel olarak yakalad›¤› düzey, Kürt halk›n›n ulusal demokratik talepleri sahiplenmedeki dinamizmi ve bunlara ek olarak emperyalizmin bölge politikalar› ve Türk hâkim s›n›flar›n›n ideolojik, siyasal t›kanm›fll›¤› ulusal sorun ve ulusal hareket konusunda h›zl› ve farkl› geliflmeleri tetiklemektedir. “Kürt cephesi”nde iflleyen ve çok olas›l›kl› sonuçlar› içeren geliflmeler esasen Kürt ulusal sorunu ve demokratik talepleri kapsam›nda iç aç›c› de¤ildir. Ama bunu böyle belirlemenin kime ne faydas› olabilir ki? Bu gidiflata olumlu yönde etkide bulunacak olan Türkiye devrimci, demokratik hareketinin içerisinde bulundu¤u ideolojik, siyasal iklim, süreci kavramaya ve olumlu planda müdahale etmeye elveriflli de¤ildir. Türkiye Devrimci Hareketi’nin ulusal sorunla ilgili teorik sakatlanm›fll›¤›n› Kürt ulusal sorunu ve Kürt ulusal hareketini kuflatan ve manipüle eden geliflmelerle birlikte ele ald›¤›m›zda yeni teorik sapmalara ve pratik sorunlara gebe bir süreci ön görebiliriz. Ulusal sorunun ve ulusal hareketin do¤ru ve mevcut gerçekli¤i içerisinde de¤erlendirilmesi ve anlafl›lmas›, ezilen ulus ve ulusal hareket karfl›s›nda yapacaklar›m›z›n, görevlerimizin netleflmesini getirir ki, bugün buna çokça ihtiyaç var. Bu aç›dan bak›nca Kürt Ulusal Hareketi’nin ideolojik ve politik niteli¤i sorunu üzerine e¤ilmek ve bu sorunu tart›flmak önem kazan›yor. *** Ulusal hareket, ezen ve ezilen ulus gerçekli¤inin do¤urdu¤u çeliflkilerin çözüm gücü olarak ortaya ç›kar. Demek ki ulusal hareketin

ve ulusal hareketin çözümüne müdahil oldu¤u çeliflkilerin ortaya ç›k›fl› ezen-ezilen ulus zeminidir. Bu maddi zemin kendisini korudu¤u müddetçe o çeliflki ve çözümün maddi güçleri daima olacakt›r. Bugünkü s›n›rlar dahilinde bir TC devleti olgusundan bahsediyorsak bu, ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakk›n›n, efl deyiflle devlet kurma hakk›n›n elinden al›nmas›yla, ilhak edilmesiyle mümkün olmufltur. Kürt ulusu e¤er siyasal özgürlü¤ünü kazansayd› ya halihaz›rdaki s›n›rlar de¤iflmifl, ya da siyasal sistemin biçimi farkl›laflm›fl olacakt›. Kürt ulusal hareketi, ilhak alt›ndaki ulusunun kaderini eline almak için savafl bafllatm›flt›r. Bu özellik ulusal meselenin özü hakk›nda durumu anlafl›l›r k›lman›n yan› s›ra ulusal hareketlerin ideolojik özlerini de aç›klamaktad›r. Ulusal hareketlerin ideolojik niteli¤i burjuva milliyetçiliktir. Hakim ulusun ayr›cal›kl› konumunu, siyasal gericili¤ini hedeflemesi, genel ölçekte emperyalizme karfl› bir mücadeleyi içermesi ezilen ulusun milliyetçili¤ine ilerici bir karakter kazand›r›r. Buna, ezilen ulus burjuvazisinin s›n›f gerçeklili¤ini eklemeliyiz. Unutmayal›m ki ezilen ulus burjuvazisi hakim ulus burjuvazisi taraf›ndan ezilmektedir. Burjuva ideolojisinin özgün ifadelerinden biri olan milliyetçilik elbette komünistler için ideolojik olarak hedeftir. Fakat bu bize ezilen ulusla ezen ulus milliyetçili¤ini ayn› torbaya koyma hakk›n› vermez. Hakim ulus milliyetçili¤i flovendir, ›rkç› ve gericidir; faflizmin ideolojik dayanaklar›ndand›r, hakim ulus statüsünün korunmas› için egemen ideolojinin yeniden üretilmesi unsurlar›ndand›r. Bununla hakim ulus boyunduru¤una inkar ve asimilasyona karfl› durman›n arac› olan ezilen ulus milliyetçili¤i aras›nda tabi ki ayr›m yapaca¤›z. (Aysel Tu¤luk’un kulaklar› ç›nlas›n; “ML literatüre dayanan teflkilatlar›n sak›z gibi kulland›¤› ‘ezilen ulusun milliyetçili¤i olmaz’ (Radikal ‹ki, 23 Aral›k 2007) belirlemesinin temelsiz bir propaganda deyimi oldu¤u”nu yazm›flt›. Egemen ulus milliyetçili¤ini elefltireyim derken hem ezilen ulus milliyetçili¤indeki ilerici niteli¤i görmüyor hem de bilgisizce de olsa komünistlere iftira at›yor.)

11

Ulusal Hareketlerin politik niteli¤i sorunu

PART‹ZAN 66


PART‹ZAN 66

Ulusal Hareketlerin politik niteli¤i sorunu

fiovenizm ve sosyal-flovenizmin etkisi alt›nda kalm›fl Türk emekçilerini mobilize etmek için kullan›lan “Kürt milliyetçili¤i Türk milliyetçili¤ini gelifltiriyor” tezi, bütün çarp›kl›¤› ve demagojik özelli¤iyle Kürt ayd›nlar› aras›nda da taraftar bulmaktad›r.

fiovenizm ve sosyal-flovenizmin etkisi alt›nda kalm›fl Türk emekçilerini mobilize etmek için kullan›lan “Kürt milliyetçili¤i Türk milliyetçili¤ini gelifltiriyor” tezi, bütün çarp›kl›¤› ve demagojik özelli¤iyle Kürt ayd›nlar› aras›nda da taraftar bulmaktad›r. Kürt ulusal hareketini kuflatman›n, yaln›zlaflt›rman›n argümanlar›ndan biri olan bu teze aç›kça karfl› ç›kmak, buna temayül eden Kürt ayd›nlar›n› hangi de¤irmene su tafl›d›klar›n› göstermek elzemdir. *** Ulusal hareketin ideolojik niteli¤inin ve onun siyaseten ayr› devlet kurma hakk›n›n komünistler, devrimciler ve demokratlar taraf›ndan yerli yerine oturtulmas› gerekir. Bu sorun özgülünde yaflanacak k›r›lmalar, hakim ulus milliyetçili¤ini, egemen sistemi güçlendirir. Baflka bir ulus ilhak edilerek, katliamlardan geçirilip inkardan gelinerek çizilmifl s›n›rlar› her ne pahas›na olursa olsun savunmak, korumak komünistler, devrimci ve demokratlar için ba¤›fllan›r gibi de¤ildir. Komünistler bütün ulus ve milliyetlerin gönüllü birli¤ine dayal›ysa, tam hak eflitli¤i üzerinde yükseliyorsa o s›n›rlar› meflru görür, bu tür s›n›rlar demokratik bir yap›n›n ifadesidir ve Engels yoldafl›n sözleriyle halk›n sempatileri taraf›ndan flekillenmifl olur. Geçmiflte oldu¤u gibi bugün de anti-emperyalizm, ba¤›ms›zl›k gibi de¤erler kalkan edilerek Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk› (UKKTH) reddedilmektedir. Gerekçe basittir “ülkeyi zay›flat›yor, emperyalizme hiz-

met ediyor.” Yine bu mant›¤›n bir uzant›s› olarak Kürt ulusal hareketi emperyalist politikalar›n bir arac›, onlar›n iflbirlikçisi diye de¤erlendirilmekte, verili s›n›rlar kutsanmaktad›r. Kürt ulusunun b›rakal›m haklar› meselesini, varl›¤›n›n dahi inkar edildi¤i bu co¤rafyada söz konusu tutum, geçmiflten kalm›fl bir tortu gibi de¤ildir, çabucak al›c›s›n› bulan bir anlay›flt›r, bu sebepten de kaynakl› olarak Kürt ulusu için kendi kaderini tayin hakk›n› savunmak ve sahiplenmek komünistli¤in, devrimcili¤in de¤il demokrat olabilmenin de ön kofluludur. Lenin ve Stalin yoldafllar›n ulusal sorun kapsam›ndaki tezlerini hat›rlayal›m. Onlar öncelikle ezen ve ezilen ulus ayr›m› yap›yor ve çok net bir biçimde ezilen ulusun yan›nda olduklar›n› belirtiyorlard›. Ezen ulusun burjuvazisine karfl› ezilen ulusun burjuvazisini (ulusal hareketler düzleminde) desteklemeyi ye¤ tutuyor, bu konuda gelen elefltirileri ve sahiplerini filisten (dar kafal›) olarak de¤erlendiriyorlard›. UKKTH’yi her koflulda (sosyalizm koflullar› da dâhil) savunmay› ulusal sorundaki biricik temel ilke olarak görüyorlard›. ‹brahim Kaypakkaya yoldafl, di¤er bütün meselelerde oldu¤u gibi ulusal sorunda da Leninizm’in yolunda gitmifl, bilimsel sosyalist görüflleri ulusal sorun ba¤lam›nda da ülkemiz gerçekli¤iyle buluflturmufltur. Henüz ortada sözü edilir bir Kürt ulusal hareketi yokken ulusal hareketlerin genel karakteristiklerini ve ülkemiz tarihindeki geliflimini tahlil edip, ulusal hareketlerdeki demokratik öze dikkat çekip, bu hareketlerin hangi durum ve koflullarda desteklenmesi gerekti¤ini gözler önüne sermifltir. Bugün politik durum de¤iflmifltir, güçlü bir Kürt Ulusal Hareketi ve bu hareketin nüfuz etti¤i milyonlar söz konusudur. Komünistlerin ulusal sorun, ulusal hareketler ve bu hareketlerin desteklenmesi meselesindeki görüflleri de¤iflmemifltir. Kürt Ulusal Hareketi’nin (PKK’nin) geliflim süreci içerisinde hedef ve amaçlar›ndaki de¤iflime ba¤l› olarak bu hareketin politik niteli¤inde bir de¤iflim yaflanm›flt›r. Yukar›da ulusal hareketlerin ideolojik olarak burjuva milliyetçi bir nitelikte oldu¤unu yazm›flt›k. Kürt Ulusal Hareketi de bafl›ndan

12


beri ayn› ideolojik öze (burjuva milliyetçi bir çizgiye) sahiptir. Böyleyken onun politik niteli¤i dün ve bugün aç›s›ndan farkl› farkl›d›r. Ulusal devrimci olarak gördü¤ümüz, de¤erlendirdi¤imiz Kürt Ulusal Hareketi bu momentte ulusal reformist bir hareket niteli¤ini kazanm›flt›r. Ulusal hareketin politik niteli¤i hakk›nda Proletarya Partisi’nde yaflanan bu görüfl de¤iflikli¤inin nedeni nedir? Önceki de¤erlendirme hatal›yd› da flimdi düzeltme f›rsat› m› do¤mufltur? Yoksa ulusal hareket bir kulvar de¤iflikli¤i mi yaflam›flt›r? Proletarya Partisi’nde yaflanan görüfl de¤iflikli¤i ulusal hareketin hedef ve amaçlar›ndaki farkl›laflmaya ba¤l› olarak gerçekleflmifltir. Kürt Ulusal Hareketi’ndeki de¤iflimlere geçmeden önce ulusal hareketlerin politik niteli¤ini tan›mlayan özelliklere aç›kl›k getirmek gerekiyor. Ulusal hareket ezilen ulusun gasp edilmifl, elinden al›nm›fl haklar› temelinde yükselir. Stalin yoldafl›n ifadesiyle “çeflitli taleplerde, genelde ulusu nitelendiren (dil, toprak vb.) belirtiler par›ldar.” Ulusal orijinin realize olufluna yönelik egemen ulus bask›s›na karfl› bir mücadeledir ulusal hareket. O, politik niteli¤ini burada kazan›r; hangi amaç ve görevleri önüne koymufltur? Bu soruya verdi¤i yan›t politik karakteri belirler. Emperyalizme (ve iflbirlikçi s›n›fa) karfl› olmas›, egemen ulusun egemen s›n›flar›n› zay›flatmas› gibi özelliklerin yan› s›ra UKKTH için savaflmas›, bu hakk› elde etmeye yönelmesi, ulusal harekete devrimci bir nitelik kazand›r›r. Kendi kaderini tayin için harekete geçen ulusal hareket ezilen ba¤›ml› ulus veya sömürgesel boyunduru¤u ve ayn› zamanda gericileflmifl sermaye iktidar›n› (bizim gibi ülkelerde ise faflizmi) hedefler. Ancak özünde burjuva olan ulusal hareket sonuna kadar kararl› bir çizgide mücadeleyi sürdürmez, sürdüremez. Do¤rudur. Fakat biz onun mücadeleyi nas›l sonuçland›raca¤›n› de¤il mevcut durumda hedef ve amaçlar›n›n ne oldu¤unu, nas›l bir görev önüne koyduklar›n› baz al›yor, bununla ilgileniyoruz. Böyle olmas› da gerekir. Çünkü ele al›nan sorun onun ideolojik niteli¤i sorunu de¤il, politik niteli¤idir. Sorunu bu çerçevede s›n›rl›-

yoruz. Demek ki birinci ayr›m noktam›z hareketin ideolojik niteli¤i-özü sorunuyla politik niteli¤i sorununun farkl› farkl› meseleler oldu¤udur. De¤erlendirme konusu ulusal hareketlerin politik niteli¤i olunca bu de¤erlendirmelerde mihenk tafl› olarak UKKTH’nin al›nmas› gerekir. Ço¤u kez özellikle ülkemiz özgülünde mücadele biçim ve araçlar›na bak›larak yap›lar›n politik karakteri tahlil edilmeye çal›fl›l›yor. Son derece yan›lt›c› olan bu yöntem özellikle ulusal hareketler söz konusu oldu¤unda çok daha sorunludur. Meselenin kavranmas› için Lenin yoldafla baflvuraca¤›z. O, sorunu flöyle koyuyor: “… Reformist bir de¤ifliklik egemen s›n›f iktidar›n›n temellerini sarsmayan, bu s›n›f›n bir ödünü olan ve onun tahakkümünü sürdüren bir de¤iflikliktir. Devrimci bir de¤ifliklik ise, bu iktidar› temellerine kadar sarsar. Ulusal programda reformizm, egemen ulusun bütün ayr›cal›klar›n› ortadan kald›rmaz, reformizm ulusal bask›n›n tüm biçimlerini yok etmez… Norveç, yaln›zca örnek iken, ‹sveç Aristokrasisi’nin fazladan bir ayr›cal›¤› vard› ve bu ayr›cal›k, ayr›lma sonucu “azalt’makla” kalmad› (reformizmin özü kötülükleri azaltmakt›r, onlar› yok etmek de¤il) tamamen yok edildi. (Devrimci nitelikte bir program belirtisi budur.)” Ulusal sorunda devrim ve reform meselesi Lenin yoldafl›n de¤erlendirmesinde aç›kl›¤a kavuflmufltur. Norveç’in ‹sveç’ten ayr›lmas›, Norveç ulusunun ayr›lma özgürlü¤ünü kullanmas› Lenin yoldafl›n tespitiyle ‹sveç aristokrasisini temellerinden sarsm›flt›r. Norveç ulusunun ayr›lmadan yana irade koymas› mevcut koflullar dâhilinde devrimci bir içerik tafl›yordu. Soruna politik içeri¤ini kazand›ran, politik rengini veren bizzat ayr›lm›fl olman›n kendisi de¤ildir. Norveç ulusunun kaderini belirleme hakk›n›n al›nmas›d›r. Verili koflullar›n esasen korundu¤u ve Norveç için “özerklik” gibi bir çözüme gidildi¤i dönemler için ezilen ulus gerçekli¤ini de¤ifltirmemifl, Norveç ulusu üzerindeki egemen ‹sveç ulusu ve aristokrasisinin “kötülüklerini” sadece azaltm›fl olmas› nedeniyle reformist bir çözümün yaflanm›fl oldu¤unu Lenin yoldafltan okuyoruz.

13

Ulusal Hareketlerin politik niteli¤i sorunu

PART‹ZAN 66


Ulusal Hareketlerin politik niteli¤i sorunu

PART‹ZAN 66 Politik nitelik sorununun incelendi¤i, de¤erlendirildi¤i bir yerde siyasal hedef ve amaçlara ilgi duyulmamas›, de¤erlendirmenin bu alana tafl›nmamas› ba¤›fllan›r gibi de¤ildir. S›n›f Teorisi’nin k›staslar› nedenleri de¤il kimi sonuçlar› içeriyor. Sosyal hareketler olsun, ulusal hareketler olsun ulusal sorunla ilgili nas›l bir çözüm program›na sahip olduklar›na bakmak onlar›n politik niteliklerini tan›mlamam›z› kolaylaflt›r›r. Mesele oldukça nettir. UKKTH d›fl›ndaki di¤er çözüm anlay›fl ve pratikleri ezen ulus ayr›cal›klar›n› ortadan kald›rm›yor, ezilen ulusun dünyas›nda k›smi iyilefltirmelerin ötesinde bir sonuç do¤urmuyor, ulusal hareket ve sahip oldu¤u ulusal program reformist veya devrimci niteli¤ini bu ilke karfl›s›ndaki tutumla kazan›yor. *** Buraya kadar ulusal hareketlerin niteli¤ini belirleyen özellikleri ele ald›k. fiüphesiz bu konuda oldukça farkl› görüfller de mevcuttur. Yaz›m›z›n bundan sonraki bölümünde S›n›f Teorisi ve Devrimci Demokrasi Gazetesi’nin anlay›fl›n› inceleyece¤iz. Marksist-Leninist-Maoist ilkeleri savunuyor görünen ve o iddiayla yay›n yapan S›n›f Teorisi ve Devrimci Demokrasi’nin asl›nda MLM’yi nas›l tersyüz etti¤ini, onu karikatürlefltirdi¤ini konu özgülünde ortaya koyaca¤›z. S›n›f Teorisi ve Devrimci Demokrasi Gazetesi Kürt Ulusal Hareketi’nin niteli¤ini de¤erlendirirken, ayn› zamanda ulusal hareketlerin politik niteli¤ini belirleyen ölçütler hakk›nda da bir anlay›fl savunmaktad›r. (Bkz. S›n›f Teorisi, S. 5 ve Devrimci Demokrasi gazetesi 2007 say›lar›) Önce arkadafllar›n savunduklar› görüfle bakal›m: fiöyle diyorlar; “Söz konusu iki hareket aras›nda yani reformist karakterli olanla devrimci karakterli ulusal hareket aras›nda en belirgin ve ayn› zamanda aralar›ndaki

temel ayr›m noktas› olarak kendisini, proletarya önderli¤inde yürütülen devrim hareketlerine karfl› yaklafl›mda gösterir. Yani, ad› geçen ulusal hareketlerin niteli¤i ‘dünya proleter devrimine hizmet ediyor mu etmiyor mu’ ve ‘Komünistlerin propaganda ve örgütlenme çal›flmas›n› engelliyor mu engellemiyor mu’ ölçütleri baz al›narak de¤erlendirilir-de¤erlendirilmelidir.” (S›n›f Teorisi, Say›: 5, Syf 8) S›n›f Teorisi’den ald›¤›m›z bu paragrafa göre ulusal hareketler a) Proleter dünya devrimine hizmet edip-etmedi¤i ve b) Komünistlerin propaganda ve örgütlenme çal›flmalar›n› engelleyip-engellemedi¤i k›staslar›na göre de¤erlendirilir. K›staslar›n› böyle oluflturan S›n›f Teorisi “bir ulusal hareketi de¤erlendirirken göz önünde bulundurmam›z gereken temel bir nokta” diyerek flunlar› yaz›yor: “… TürkiyeKuzey Kürdistan’da faaliyet yürüten komünist ve devrimci ak›mlar›n propaganda-ajitasyon çal›flmas›; örgütlenme faaliyetini birfiil engelliyor mu? Dahas› sözü geçen güçlerle devrimci eylem birlikleri ve ittifak kuruyor mu? Mevcut durumda pratik olarak ne engelliyor ne de ittifaklardan uzak kaç›yor.” “‹flte onu reformist de¤il devrimci k›lan ana noktalar da bu yönlerdir.” (S›n›f Teorisi, Say› 5, Syf 10) Politik nitelik sorununun incelendi¤i, de¤erlendirildi¤i bir yerde siyasal hedef ve amaçlara ilgi duyulmamas›, de¤erlendirmenin bu alana tafl›nmamas› ba¤›fllan›r gibi de¤ildir. S›n›f Teorisi’nin k›staslar› nedenleri de¤il kimi sonuçlar› içeriyor. S›n›f Teorisi eylemlere yön verenin amaç ve ilkeler oldu¤unu, ulusal hareketin de politik niteli¤inin bu ulusal program ve amaçlarla biçimlendi¤ini görmüyor. Aslolan gelifltirdi¤i iliflkiler kombinasyonu de¤il siyasal

14


süreçlerini belirleyen hedeflerdir. Keza kendi d›fl›ndaki politik ak›m ve güçlerle iliflkilerini belirleyen de bu olgudur. Bir ulusal hareketle komünistler aras›ndaki iliflki birçok geliflmeye ba¤l› olarak olumlu veya olumsuz ya da her iki biçimde yaflam buldu¤u bir biçimde seyredebilir. Ulusal hareket karfl› devrimci bir nitelik kazanmad›¤› sürece o komünistlere, devrimcilere karfl› esas olarak y›k›c› bir iliflki gelifltirmeyecektir. S›n›f Teorisi ulusal reformist bir hareketin komünistlerin A/P çal›flmas›na, örgütlenme faaliyetine bütünüyle “bir fiil” engel ç›kard›¤›n›, engelledi¤ini mi düflünüyor! Bunu neye dayanarak, hangi tarihi deneyimler ve bilimsel tahlillere dayand›r›yor? Ulusal reformist hareketlerde böylesi bir gereklili¤in nas›l oldu¤unu, ulusal reformist hareketlere yap›flt›¤›n› nas›l savunabilir? Ulusal veya sosyal bir hareketin politik rengini bir baflka hareketle iliflkilenme biçiminde kazand›¤›n› savunmak idealizmi rehber yapmakt›r. Ki S›n›f Teorisi’nin düfltü¤ü durum tam da budur. Teoriye ve tarihsel sürece böylesine hoyratça yaklaflan S›n›f Teorisi de¤erlendirme konusu yapt›¤› olgunun sürecini de gözden geçirmiyor. Hat›rlanaca¤› gibi Kürt Ulusal Hareketi (PKK) 1990’lar›n bafl›nda T. Kürdistan›’nda faaliyet yürüten komünist ve devrimcileri “misafir” ilan etmiflti. Kendisi d›fl›ndakilere “misafir” konumu biçince haliyle T. Kürdistan›’nda faaliyet yürütmek “ev sahibi”nin iznine tabi anlay›fl›n› do¤urdu. Nitekim bu anlay›fl Proletarya Partisi’yle gönül ba¤› olan kitlenin, taraftarlar›n›n, faaliyetçilerinin hedeflenmesini, onlar›n katledilmesini getirdi. Devrimci faaliyete omuz vermifl, gerillaya yatakl›k yapm›fl kitleler PKK’nin h›flm›na u¤rad›; cezaland›r›ld›, öldürüldü. TDKP’den 5 devrimci yine PKK taraf›ndan kurfluna dizildi, bunlar ölümle biten sald›r›lard›. Bir de bunlar›n d›fl›nda kitlelere yaflat›lanlar vard› ki unutulur gibi de¤il. S›n›f Teorisi’nin ölçütleriyle hareket edersek PKK’nin niteli¤ini o dönem aç›s›ndan reformist olarak de¤erlendirmek gerekir. Biraz daha eskiye gidelim, 1978-1980 y›llar› aras›nda PKK’nin kendi d›fl›ndaki yap›larla iliflkilerine bakal›m. T. Kürdistan›’ndaki hemen tüm devrimci, yurtsever yap›lar PKK’nin fliddetli sald›r›lar›na muhatap olmufltur. “Kürdistan’da küçük burju-

vazi ve sosyal flovenizme karfl› fliddetin esas oldu¤u” görüflü o dönem PKK taraf›ndan savunulmaktayd›. Daha fazla detaya lüzum olmad›¤› kan›s›nday›z. Geliflmeler böyleyken S›n›f Teorisi’nden iç tutarl›l›k beklemek hakk›m›zd›r. Oluflturdu¤u k›staslara ulusal hareketin o dönemlerini yat›r›p reformist de¤erlendirmesini yapmas› gerekmiyor mu? Kürt ulusal hareketinin politik fleceresini dün ve bugün biçiminde karfl›laflt›rmal› olarak anlatan S›n›f Teorisi “PKK dün ne idiyse bugün de odur” diyor. Yani dünü ve bugünüyle Kürt ulusal hareketi ulusal devrimci bir niteliktedir. Bir kez daha olgular›n pek bir anlam› olmad›¤›na, söylemlerin ise her fley oldu¤una tan›kl›k ediyoruz. S›n›f Teorisi’ndeki ilgili yaz›lar› okuyal›m, gördü¤ümüz ciddi bir kafa kar›fl›kl›¤›d›r. Çok önemli bir enerjiyi kendisini ikna etmeye harc›yor, evet, silahl› mücadeleyi de¤il bar›flç› mücadeleyi esas al›yor, ulusal taleplerini daralt›yor, geçmiflteki gibi sözde de olsa Leninist parti modelini kabul etmiyor, AB’yi savunuyor vb. vb. Fakat böyle diye reformist diyemeyiz diyor. Ulusal hareketteki de¤iflimlerle ilgili tutumu adeta mazeretler manzumesi, bütün bu ikna çabalar› içerisinde MLM’yi, ilkeleri alt üst ediyor. Örne¤in “… bir ulusal hareket devlet kurma fleklinde geliflebilece¤i gibi dil, otonomi, federasyon, kültürel özerklik vb. talepler fleklinde de geliflebilir” derken ana fikir olarak do¤ruyu söylüyor. Fakat bu farkl›laflan talepler aras›ndaki nitel fark› görmemesi, meseleyi, “… ulusal talepler bak›m›ndan darl›¤› veya geniflli¤i” olarak anlamas›-kavramas› kendisini MLM addeden bir anlay›fl için, trajik bir durumdur. Trajiktir çünkü UKKTH ile “otonomi, federasyon, kültürel özerklik” aras›nda ilkesel bir fark vard›r. Mesele S›n›f Teorisi’nin koydu¤u gibi “ulusal taleplerde daralma-geniflleme” gibi basit de¤ildir. ST aradaki ilkesel fark›n ay›r›m›nda olmad›¤› için Kürt ulusal hareketinin ulusal program›ndaki de¤iflen aç› fark›n› kavrayam›yor. Lenin’den k›sa bir cümle aktaraca¤›z: “Reform olarak özerklik ile devrimci bir anlam olarak ayr›lma özgürlü¤ü aras›da ilke fark› vard›r.” (Lenin, Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›) Bu cümlenin S›n›f Teorisi için ufuk aç›c› olmas› flüphesiz temennimizdir, böylece

15

Ulusal Hareketlerin politik niteli¤i sorunu

PART‹ZAN 66


Ulusal Hareketlerin politik niteli¤i sorunu

PART‹ZAN 66 okurunu ciddiye al›r da ulusal reformist mi/devrimci mi de¤erlendirmesinin yap›ld›¤› bir çal›flmaya “Leninist örgütlenme modelini özde mi sözde mi kabul etti-ediyor” gibi sorular› almaz. Düpedüz zemin kayd›rmas›d›r bu. Tekrar Lenin yoldafl›n de¤erlendirmesine dönersek UKKTH ile di¤er (özerklik vs.) çözüm siyasetleri aras›nda a) ilkesel bir fark var ve b) UKKTH devrimci bir siyaset, di¤erleri (özerklik, otonomi, kültürel özerklik) reformcudur. fiimdi flu soruyu sorman›n s›ras›d›r. Kürt ulusal hareketinin ulusal program›nda bugün UKKTH’ye ver var m›? Bu ve benzeri sorulara sonraki sayfalarda de¤inece¤iz. fiimdilik geçiyor, yeniden ulusal hareketlerin politik niteli¤ini belirleyenin ne oldu¤una dönmek istiyoruz. Önceki sayfalarda Lenin yoldafltan bir al›nt› yapm›fl, Norveç’in özerk ve ayr›lma örne¤i üzerinden yine Lenin yoldafl›n cümleleriyle ulusal reformist ya da devrimci program ve hareketin k›staslar›n› koymufltuk. Ele ald›¤›m›z sorun özgülünde bütün mu¤lakl›klar› giderecek kadar yeterli ve berrak ifadelerdi bunlar. Peki, bir de Stalin yoldafla baflvural›m, flöyle diyor Stalin: “fiu ya da bu partinin devrimci ya da reformcu niteli¤i belirlendi¤i zaman kararlaflt›r›c› ö¤e olarak kendi bafllar›na ‘devrimci eylemleri’ de¤il ama parti taraf›ndan giriflilen ve yararlan›lan bu eylemlerin yönelik bulunduklar› siyasal amaç ve görevleri göz önünde tutmak gerekir…” (Stalin-Marksizm Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu, abç) Yorum gerektirmeyecek kadar aç›k olan bu cümlelerde alt›n› çizdi¤imiz kelimelere dikkat çekmek istiyoruz. Söz konusu ulusal hareketler olunca “siyasal amaç ve görevler”in karfl›l›¤› UKKTH sorunu ve bununla iliflkisidir. Stalin yoldafl›n bu cümleleri Yugoslav komünistleriyle yürüttü¤ü tart›flmada, tam da ulusal sorunda ve özel olarak da UKKTH’nin elde edilmesinde devrimci yol ve anayasal yol meselesinde kulland›¤›n› belirtmemiz gerekiyor. Afla¤›daki cümleler de S›n›f Teorisi’den “… dünün PKK’sine yön veren ideolojik çizgi neydiyse, bugünün KONGRA-GEL’in genel ideolojik hatt› da odur. Tayin edici olan ideolojiksiyasal çizgidir. Bir hareket buna göre de¤erlendirilir.” Al›nt›ya daha sonra devam edece¤iz.

Önce bu söylenenler hakk›nda birkaç fley belirtmemiz gerekiyor. ‹deoloji elbette tayin edicidir. Fakat buradaki tayin edicilik ideolojik nitelik anlam›ndad›r, hangi s›n›fa ait oldu¤u, hangi s›n›f›n dünya görüflü oldu¤u, olaylara-olgulara hangi s›n›f›n ç›karlar›yla bakt›¤› vb.’ni anlat›r. Buraya almak zorunda kald›¤›m›z için okur bizi ba¤›fllas›n, yine de flu bilinen gerçe¤i belirtmek durumunday›z. Proletarya ideolojisinin d›fl›nda bir de en genelde burjuva ideolojisi vard›r. Proletaryan›n d›fl›ndaki s›n›f ve ak›mlardan bahsederken asl›nda bahsetti¤imiz bir di¤er fley de bunlar›n proleter ideoloji d›fl›ndaki ideolojik ak›mlar (genel olarak burjuva ak›mlar) oldu¤udur. Burjuva ideolojisi t›pk› burjuva s›n›f› gibi (kent küçük burjuvazisi, köylülük ve katmanlar›, orta burjuvazi gibi) farkl› katmanlara göre nüanse edilir. Bir pratik yap›lanman›n hangi s›n›f zeminine bast›¤›, hangi s›n›f›n ç›karlar›n› temsil etti¤ini belirlerken onun dünya görüflünü-ideolojisini de belirlemifl oluruz. Fakat siyasal çizgi meselesi bambaflkad›r. ‹deolojiden kopuk oldu¤unu söylemiyoruz. Bilakis oradan beslenir, flekillenir, bununla birlikte ideolojinin gerçeklefltirilmesi sürecinde belirlenen görevler, amaç ve araçlar, bunun pratiklefltirilme biçimi daha genel bir anlat›mla siyasal çizi de¤iflkenlik gösterir. ‹flte bir hareketin politik niteli¤i burada a盤a vurur. Örne¤in küçük burjuva ideolojisine sahip olduklar› halde hareketlerden biri devrimci di¤eri ise reformist olabilir. Ülkemizde örnekleri mevcuttur, biliniyor. Yine ideolojik olarak burjuva milliyetçi niteli¤e sahip olan ulusal hareketlerden biri devrimci di¤eri reformist olabilir. Ya da ayn› ulusal hareket ideolojik özüne aynen korunmas›na ra¤men politik niteli¤i farkl›laflabilir. Dolay›s›yla “tayin edici olan ideolojidir” argüman› nas›l ve nerede, hangi durumda kullan›l›yor buna bakmak gerekir. Bu bak›mdan ST “dünün PKK’sine (ST “dün” belirlemesiyle kuruluflundan itibaren PKK’yi kastediyor) yön veren ideolojik çizgi neydiyse, bugünün KONGRA-GEL’in genel ideolojik hatt› da odur” derken asl›nda özel hiçbir fley söylemiyor. Mu¤lak ifadelerle, genellemelerle meselenin özünü sapt›r›yor ve yine anlam kayd›rmas› yaflat›yor. Kürt ulusal hareketinin politik nite-

16


li¤inin geçmiflten bugüne ayn› oldu¤unu anlatmak için onun ideolojik olarak ayn› oldu¤unu “kan›t” göstermek bir kez daha okuyucuyu yan›ltmak de¤ilse bilgisizliktir. Elbette dünün PKK’siyle bugünün PKK’si ayn› ideolojiye sahiptir. Milliyetçidir. ST ideolojik ayn›l›ktan dem vurup ve hemen oraya “tayin edici olan ideolojik siyasi çizgidir”i s›k›flt›r›rken asl›nda yapt›¤› bir manipülasyondur. ‹deolojik olarak evet, ulusal hareket dün de bugün de ayn›d›r ama siyasal olarak… fiimdi S›n›f Teorisi’den ald›¤›m›z pasaj›n devam›n› aktar›p bu meseleyi bitirelim. ST flöyle devam ediyor: “… Yoksa bir ulusal hareket sadece ulusal taleplerdeki darlaflmaya göre de¤erlendirilmez. Ulusal taleplerde geçmifle oranla bir darlaflmaya (“…devlet s›n›rlar›na dokunmadan sa¤lamak…” gibisinden) gitme siyasetini benimsemesi bu hareketin milliyetçi özünü de¤ifltirmedi¤i gibi…” Durumu tan›mlarken apolitik bir söylemi, “ulusal taleplerde darlaflma-geniflleme” gibi bir söylemi tercih eden S›n›f Teorisi bu yaklafl›m›n›, tercihini korudu¤u müddetçe Kürt ulusal hareketinde de¤iflimin kendisi ne olursa olsun (komünistlere yönelmedikçe) bu hareketle ilgili de¤erlendirmelerini korumak durumunda kal›r. S›n›f Teorisi iflin “kolay›n›” bulmufl bir kere, o ulusal hareketin yaflad›¤› her türlü politik de¤iflimi, Kürt ulusal taleplerinin öz olarak farkl›laflmas›n› “taleplerde daralma-geniflleme” ola-

rak görüyor ve bu ölçekte önemsiyor, daha ötesi de¤il. Kürt ulusal sorununun çözümünü verili koflullar›n muhafazas› alt›nda mümkün gören, kimi anayasal kurumsal-yönetsel reformlarla sorunun çözümüne kavuflulaca¤›n› ›srarla, özerkli¤i dahi “gerçekçi de¤il” diyerek reddeden, yerel yönetimlerin olanak ve inisiyatiflerinin art›r›lmas›n› ulusal program›n›n en vurucu talebi haline getiren bir ulusal hareket söz konusu. UKKTH hakk›ndaki görüflleri biliniyor, bunu Leninizm’in kötü bir miras› olarak görüyor ve 20. yüzy›lda kalm›fl bir siyaset olarak de¤erlendiriyorlar. Abdullah Öcalan’›n adevlet, üçüncü alan, konfederalizm fikriyat› “iktidar› hedeflemeden, tüm toplumu demokratiklefltirmeye yönelik aç›l›mlar gerçeklefltirildi¤inde as›l hedefe ulafl›laca¤›” anlay›fl›, “sivil toplum sistemini benimsiyorum” aç›klamalar› ve daha niceleri yeni siyasal görev ve amaçlard›r. Ve bunlar tamamen reformizmin karakterleridir. Siyasal sisteme yani devlete, çeliflkilerin çözüm siyasetine karfl›l›k olarak kullan›lan “devrimci reform-reformcu” kavramlar› S›n›f Teorisi’nin soyutlama dünyas›nda bu içeriklerden azade bir biçimde yer almaktad›r. *** ST ulusal hareketler özgülünde olas› her soruyu aç›kl›¤a kavuflturmufl gibi bir “güven” içerisindedir. Elinde bir anahtar tutuyor ve bu-

Siyasal sisteme yani devlete, çeliflkilerin çözüm siyasetine karfl›l›k olarak kullan›lan “devrimci reform-reformcu” kavramlar› S›n›f Teorisi’nin soyutlama dünyas›nda bu içeriklerden azade bir biçimde yer almaktad›r. 17

Ulusal Hareketlerin politik niteli¤i sorunu

PART‹ZAN 66


Ulusal Hareketlerin politik niteli¤i sorunu

PART‹ZAN 66 nu ulusal hareketler sorununu açan Leninist anahtar olarak sunuyor. Elinde bir anahtar oldu¤u do¤rudur, fakat o ulusal hareketlerin niteli¤i sorununu de¤il, bir baflka sorunun çözümüdür. Teorik ve politik gerçeklere kapal› olmak, tek yanl›l›k ve dogmatizmi de beraberinde getirir, o saatten itibaren inatla savunulan düflünceler MLM d›fl›nda her fleydir. S›n›f Teorisi gerçekli¤inde gördü¤ümüz tam da budur. Elindeki anahtar›n do¤ru kap›y› açt›¤›na olan güvenle ST flöyle diyordu: “Az önce de Lenin yoldafltan uzun uzad›ya al›nt›lad›¤›m›z gibi bir ulusal hareketi reformist olarak nitelendirmek için Lenin yoldafl›n iflaret etti¤i noktalardan hareket etmeliyiz.” Bahsi edilen al›nt› Komünist Enternasyonal’in II. Kongresi’nde “Ulusal ve sömürgesel sorun komisyonu”nun raporunun aç›klanmas› s›ras›nda Lenin yoldafl›n yapt›¤› girifl konuflmas›ndan al›nm›flt›r. Lenin yoldafl rapordaki tezlerin önemini s›ralarken “üçüncüsü” diyor ve S›n›f Teorisi’nin de aktard›¤› sözleri söylüyor. O bölüm S›n›f Teorisi’nin anlad›¤› ve zannetti¤i gibi ulusal hareketlerin niteli¤i sorununa de¤il geri ve ezilen ba¤›ml› ve sömürge ülkelerde komünistlerin ve Komünist Enternasyonal’in desteklemesi gereken ulusal hareketleri içeriyor. Rapor haz›rlamadan önce ulusal hareketler için “Burjuva demokratik hareketler” s›fat›n› kulland›¤› söylenen Lenin yoldafl, “… herhangi bir ulusal hareketin yaln›zca burjuva demokratik bir hareket olaca¤›na kuflku yoktur” diyor. “Burjuva demokratik hareketler” genellemesi, gelinen aflamada ulusal hareketler gerçekli¤ini anlatmada eksik kal›nca mevcut olgular için yeni bir yaklafl›m kendisini dayat›r olur. Sömürge ve ba¤›ml› ülkelerde ulusal boyunduru¤a ve ba¤›ml›l›¤a karfl› mücadele gelifltikçe emperyalist burjuvazi bu hareketleri etkisizlefltirmek, kendi denetimi alt›na almak “…boyunduruk alt›ndaki ülkelerde de reformcu bir hareket afl›lamak için elinden gelen her fleyi…” (Lenin, agy) yapmaktad›r. Bu durumda ulusal hareketler aras›nda ayr›m yapmak ve hepsini de¤il baz›lar›n› desteklemek durumu ortaya ç›k›yor. Komünist Enternasyonal’de mesele tart›fl›l›yor fakat bu tart›flma ulusal hareketlerin nite-

li¤ini belirleyen k›staslar› oluflturmak, bunlar›n neler oldu¤unu belirlemek üzerinde yürümüyor. Böyle bir fley yok. Dolay›s›yla orada aç›kl›¤a kavuflturulan mesele de bu de¤il. Tart›flma konusunun ne oldu¤unu Lenin’den okuyal›m: “Komünist Enternasyonal’in ve komünist partilerin, geri ülkelerdeki burjuva demokratik hareketi desteklemeleri gerekti¤ini ifade etmenin ilke ve teori aç›s›ndan do¤ru mu yanl›fl m› oldu¤unu tart›flt›k.” (Lenin, agy) Ekim Devrimi’nin ezilen, ba¤›ml›, sömürge uluslar üzerinde muazzam bir etki yapt›¤›n› bir kez daha vurgulamal›y›z. Do¤u “sömürgesel uyuflukluktan” ç›km›flt›r. Komünist Enternasyonal’in ad› geçen komisyonu kurmas›, daha üzerinden çok k›sa bir süre geçmiflken I. Do¤u Halklar› Kurultay›’n› toplamas› ezilen uluslar dünyas›n›n nas›l bir hercümerç içerisinde oldu¤una iflarettir. Çeliflkinin bir taraf›n› ezilen uluslar›n aya¤a kalk›fl› ve komünistlerin ezilen uluslar sorununu olabildi¤ince güncelleyip sorunu siyasal ve pratik olarak ele almas› olufltururken di¤er kutupta ise emperyalistlerin ezilen uluslar›n flahlan›fl›n› bast›rma, denetleme ve sapt›rma giriflimleri vard›r. “… ezilen ülkeler burjuvazisi, s›k s›k –belki hemen her durumda bir yandan ulusal hareketi desteklerken bir yandan da emperyalist burjuvaziyle tam bir uyuflum içindedir, yani bütün devrimci hareketlere ve devrimci s›n›flara karfl› emperyalist burjuvaziyle güç birli¤i yapmaktad›r.” (Lenin, agy) Komünistlerin tahlil etti¤i bu nesnel durumdur. Emperyalist sermayenin ezilen uluslarda yükselen ve kendisini de hedefleyen ulusal hareketler karfl›s›nda önlem al›p bu hareketleri etkisizlefltirmeye çal›flmas› onun do¤as› gere¤idir. Geliflmelerin bir sonucu olarak emperyalizmle uyuflan ve reformlara ba¤lanan bir ulusal hareketle “gerçekten devrimci” bir ulusal hareket… Gayet net bir biçimde bir farkl›laflma ortaya ç›km›flt›r. Komünistler bunu görmezden gelmiyor, ulusal hareketi genel bir tan›mlama-s›fatlamayla “Burjuva demokratik hareket” olarak ifade etmenin hem ciddi yanl›fll›¤›n› ve hem de imkans›zl›¤›n› görüyor ve itirazlar›yla bu geliflmeler ele al›n›yor, inceleniyor. Al›nt›n›n devam›n› okudu¤umuzda mesele

18


daha bir anlafl›l›r oluyor, flöyle devam ediyor Lenin, “Komünistler olarak biz, sömürgelerdeki burjuva kurtulufl hareketlerini, bu hareketler ancak gerçekten devrimci oldu¤u ve bizim sömürülen y›¤›nlarla köylüleri devrimci bir ruhla örgütleyip e¤itme çal›flmalar›m›z› engellemedi¤i ölçüde desteklemeliyiz ve destekleyece¤iz.” fiimdi sorunun daha da netleflti¤ini görüyoruz. Demek ki S›n›f Teorisi’nin ulusal devrimci ve reformist hareketleri belirleyen k›staslar olarak kabul etti¤i ve bunu da Lenin yoldafl›n görüflleri olarak sundu¤u fleyler ulusal hareketlerin politik niteli¤inin belirleyen ölçütlerle ilgisi olmay›p, komünistlerin hangi nitelikteki hareketleri desteklememizi gerekti¤ini içeriyor. Lenin yoldafl›n devrimci ve reformcu program ve hareketlerle ilgili genel de¤erlendirmesini daha önce aktarm›flt›k. Burada da “…bu hareketleri ancak gerçekten devrimci oldu¤u…” durumda desteklenece¤ini vurgularken buradan anlafl›lmas› gerekenin UKKTH talepli ulusal mücadele oldu¤udur. Emperyalist sermayenin reformcu hareketler afl›lamaya çal›fl›rken amac›n›n sömürge boyunduru¤unu devam ettirmek oldu¤unu bilmemiz gerekir. Kafas› kar›fl›k ST Lenin’i Lenin’le karfl› karfl›ya getiriyor. Komünist Enternasyonal’in II. Kongre-

si’nde ilgili komisyonda yapt›¤› o konuflman›n ulusal hareketlerin desteklenmesi üzerine oldu¤u öylesine net ki! Y›llar sonra Troçkistler’e karfl› yürüttü¤ü mücadelede Stalin yoldafl Lenin’e baflvuruyor ve tam da o konuflman›n en can al›c› bölümünü aktar›yor. “Sömürge ülkelerin burjuva kurtulufl hareketlerini… desteklemeliyiz ve destekleyece¤iz.” Al›nt›n›n tamam›n› yazmad›k, hemen üst sat›rlarda tamam› mevcuttur, noktal› yerleri bu yüzden bofl b›rakt›k. Stalin yoldafl bu al›nt›y› ittifaklar, burjuva hareketlerin desteklenmesi meselesi üzerine yap›yor. Lenin yoldafl›n aç›l›m›n› S›n›f Teorisi’nin anlad›¤› gibi ulusal devrimci hareketlerin kriterleri olarak de¤il burjuva hareketlerin (ulusal devrimci) desteklenmesi gerekti¤i biçimiyle anl›yor. Meseleyi daha da ayr›nt›land›rmaya gerek kalmad›¤›n›, sorunun esas olarak ayd›nl›¤a kavuflturuldu¤unu düflünüyoruz. “S›n›f Teorisi” ve “Devrimci Demokrasi” Kürt ulusal hareketinin niteli¤i vesilesiyle genel olarak ulusal hareketlerin politik niteli¤ini belirleyen ö¤eler hakk›nda görüfllerini gözden geçirmelidir. MLM diyerek savundu¤u, ›srarl› oldu¤u görüfller tamamen MLM d›fl›, keyfiyetle oluflturulmufl düflüncelerdir.

19

Ulusal Hareketlerin politik niteli¤i sorunu

PART‹ZAN 66


Kosova’n›n çelifl flk kisi: Bir yanda “yeni devlet” di¤er yanda emperyalist hegemonya

Kosova’n›n önünü açt›¤› ulusal sorunlar ABD ve Avrupal› emperyalistleri, onlara ba¤›ml› devletleri de kapsayacak flekilde küresel bir sorundur. Sermaye krizlerinin bask›s›yla, bafl›n› ABD’nin çekti¤i emperyalist devletler, yarataca¤› olumsuz etkilere ra¤men Kosova’daki devletleflmeyi ç›karlar›na gördüler. Fakat orta ve uzun vadede, yaflanacak geliflmelerin onlar› da vurmas› kaç›n›lmaz olacakt›r.

20


“Yaln›zca daha küçük devletler de¤il, ayn› zamanda örne¤in Rusya da iktisaden tümüyle ve bütünüyle ‘zengin’ burjuva ülkelerin emperyalist finans kapitalinin gücüne ba¤›ml›d›r. Yaln›zca Balkanlar›n minyatür devletleri de¤il, ayn› zamanda 19. yüzy›l›n Amerika’s› da, Marks’›n ‘Kapital’da gösterdi¤i gibi, iktisaden Avrupa’n›n bir sömürgesiydi. Bütün bunlar›, her Marksist gibi Kautsky de mutlaka pekâlâ bilir, ama bunlar›n ulusal hareketler ve ulusal devletler sorunuyla kesinlikle hiçbir iliflkisi yoktur. Rosa Luxemburg burjuva toplumda uluslar›n kendi politik kaderini tayini, devletsel ba¤›ms›zl›¤› sorununu, onlar›n ekonomik özgürlü¤ü ve ba¤›ms›zl›¤› sorunuyla kar›flt›r›yor…” (Lenin) Kosova’da gerçekleflen “devletleflme” ve yaratt›¤› etkiler ba¤lam›nda ulusal sorunu tart›fl›rken Lenin’den bir al›nt›yla konuya girifl yapmay› gerekli gördük. Çünkü tüm aç›kl›¤›na ra¤men, ulusal sorunda Marksizm’in “abece”si say›lacak temel do¤rularda kafa kar›fl›kl›¤› yaflan›yor. Lenin’den yaklafl›k yüzy›l sonra, onun do¤rular›na karfl› Rosa Luxemburg’un hatalar›n›n tekrarland›¤›n› görüyoruz. Bunlar› bir de Lenin ad›na yapmak kuflkusuz büyük bir “beceri” gerektiriyor. Bu beceriyi ancak kendi dogmatik teorileriyle büyüyen ulusal sorunlar aras›nda s›k›fl›p kalanlar gösterebilirler, ki flu an olan da budur. Emperyalizmin keskinleflen çeliflkilerine paralel ulusal sorunlarda büyüme kaydediliyor. Bu durum ülkemizde oldu¤u gibi dünyan›n pek çok bölgesinde komünist ve devrimcileri ilkesel ayr›mlara tabi tutuyor. Meselenin ‘emperyalizm’ yan›n› görüp tarihsel haks›zl›klar› ve ezilen ulus sorunlar›n› göremeyen, dahas› görmek istemeyen reformist ve devrimciler sosyal flovenizm liman›nda demirlerken; Marksizm-Leninizm’in “Bütün uluslar için tam hak eflitli¤i, uluslar›n kendi kaderini tayin hakk›; bütün ülkelerin iflçilerinin [ve ezilen halklar›n›n –Kaypakkaya] birli¤i.” (Lenin) temel fliar› do¤rultusunda hareket eden komünist ve devrimciler ise ciddi tarihi görevlerle yüz yüze geliyorlar. Bu hem emperyalist müdahalenin günümüzdeki biçimlerini anlamak hem de do¤ru bir devrim hatt› oluflturabilmek için zorunludur. Tari-

hi-ekonomik koflullarla ba¤›nt›l› olarak, kendi somut geliflimleri içinde incelenmeden ulusal sorunlar› anlamak ve do¤ru bir politika belirlemek mümkün de¤ildir. O nedenle, MLM’ler de kendi teorik-programatik do¤rular›n›, ulusal sorunun bugünkü aflamas›na yan›t olacak flekilde gelifltirmekle yükümlüdürler. Ulusal sorunu inceleme ve politik tart›flma ihtiyac› devrimimizin politik-örgütsel ihtiyaçlar›ndan ba¤›ms›z de¤ildir. Bu amaçla, Kosova’da gerçekleflen devletleflmeye; onun temelindeki ulusal soruna ve emperyalizmin politikalar›na daha yak›ndan bakmaya çal›flaca¤›z. Bunu yaparken kuflkusuz ki Kürt ulusal sorununu ak›ldan ç›karmayacak, onu da ba¤layan sonuçlar› ortaya ç›karmaya dikkat edece¤iz. Zira Balkanlar’da yaflanan geliflmelerin bir benzeri kendi co¤rafyam›zda da yaflan›yor. Dün Balkanlar ve özelde de Yugoslavya, emperyalist dalafllar›n merkezindeyken bugün Ortado¤u; Kafkaslar ve ba¤l› bulundu¤u devletlerle birlikte Kürdistan bu özelli¤i gösteriyor.

Uluslararas› siyasette Kosova’n›n yeri 17 fiubat 2008, Kosova’n›n ba¤›ms›zl›k ilan› olarak tarihe geçti. S›rbistan’dan ayr› olarak 1999’dan itibaren Birleflmifl Milletler (BM) kontrolünde yaflayan Kosova’n›n ba¤›ms›zl›k ilan›, bir yan›yla sembolik bir anlam tafl›yordu. Fakat baflta emperyalist güçler olmak üzere tüm dünyada yaratt›¤› etki, Kosova’daki devletleflmenin salt kendisiyle s›n›rl› bir anlam tafl›mad›¤›n›, tersine emperyalistler aras› dengelerde bir kopma noktas›na denk düfltü¤ünü gösterdi. ABD ve Avrupal› emperyalist devletlerin belirleyicili¤inde ‘tek tarafl›’ olarak gerçeklefltirilen Kosova’daki ba¤›ms›zl›k, BM-Güvenlik Konseyi ve dolay›s›yla Rusya ve Çin d›flta tutularak hayata geçirilmiflti. Emperyalist devletlerin birbirleri aras›ndaki hegemonya savafl› bir yana, Kosova’da at›lan ad›m, 2. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’ndan sonra emperyalistler aras›nda ulusal hareketlere ve yeni devlet oluflumlar›na yönelik uzlafl›n›n aç›k bir ihlali niteli¤indeydi. Emperyalistler aras›nda süregelen uzlafl›dan daha önce de ‘istisnalar’ olmufl, çeflitli pü-

21

Kosova’n›n çelifl flk kisi

PART‹ZAN 66


Kosova’n›n çelifl flk kisi

PART‹ZAN 66 rüzler ç›km›flt›. Fakat güç dengelerindeki eflitsizlik ve özellikle ABD’nin kurdu¤u bask›lar neticesinde, en sonunda bir anlaflmaya var›lm›fl, z›mni de olsa bir uzlafl› sa¤lanabilmiflti. Kuflkusuz, bugün Rusya’n›n Kosova konusunda yürüttü¤ü aktif muhalefetin arkas›nda ekonomik ve askeri gelifliminin kimi büyük devletlerin deste¤inin de etkisi vard›r. Ancak tekrar vurgulamak gerekir ki, Kosova üzerinde ortaya ç›kan sorun, emperyalistler aras› hegemonya savafl›n›n ötesinde de bir anlama sahiptir. Zira Kosova’n›n önünü açt›¤› ulusal sorunlar ABD ve Avrupal› emperyalistleri, onlara ba¤›ml› devletleri de kapsayacak flekilde küresel bir sorundur. Sermaye krizlerinin bask›s›yla, bafl›n› ABD’nin çekti¤i emperyalist devletler, yarataca¤› olumsuz etkilere ra¤men Kosova’daki devletleflmeyi ç›karlar›na gördüler. Fakat orta ve uzun vadede, yaflanacak geliflmelerin onlar› da vurmas› kaç›n›lmaz olacakt›r. ‹çine düfltükleri çeliflkili durumlar ve flimdiden karfl›laflt›klar› tepkiler bunu fazlas›yla göstermektedir. Sorunu biraz daha iyi anlamak için uluslararas› alanda ortaya ç›kan duruma ve karfl›l›kl› tepkilere biraz daha ayr›nt›l› yer vermekte yarar var. Kosova’n›n ba¤›ms›zl›k karar›n›n “domino etkisi” yarataca¤›, dünyan›n çeflitli bölgelerinde ulusal hareketleri ve devletleflme çabalar›n› tetikleyece¤i çokça dillendirildi. Nitekim flu ana kadar oluflan tepkiler bu iddiay› destekler nitelikteydi. Kosova’yla birlikte oluflan tepkiler, tabi ki salt kendili¤inden de¤il, yine emperyalist devletlerin destekleyici veya engelleyici tutumlar›n›n etkisiyle ortaya ç›k›yordu. Bu konuda en sert tepkileri veren do¤al ki Rusya olacakt›. “Kuzey K›br›s 40 y›ld›r ba¤›ms›z. Niye tan›m›yorsunuz? Abhazya, Güney Osetya, Transdinyester meseleleri zaten var” diyen Rusya Devlet Baflkan› Putin, ‹spanya’y› da gündeme getirerek “‹spanya’da da tek bir devlet çat›s› alt›nda yaflamak istemeyen halklar var. O zaman onlar› da destekleyelim” fleklinde konuflmufl ve bu sözleriyle ‹spanya’n›n tepkisini çekmiflti. Putin’in aç›klamalar›na k›zg›n olan ‹spanya’n›n savunusu da Rusya’n›n ç›k›fl›yla paralellik tafl›maktan kurtulam›yordu. “Tek tarafl› ba¤›ms›zl›¤›

desteklemiyoruz. Farkl› taraflarla anlaflma sa¤lanmal›, bu olmuyorsa uluslararas› standartlara uyulmal›, yani BM-Güvenlik Konseyi karar› olmal›” diyen ‹spanya Baflbakan Yard›mc›s›, Kosova’daki ba¤›ms›zl›¤›n tek yanl› emperyalist ç›karlarla ba¤lant›s›n› da ortaya sermifl oluyordu. “Uluslararas› standartlar” konusunun art›k pek de önem tafl›mad›¤›n› daha çok hisseden Rusya’n›n pefli s›ra yapt›¤› aç›klamalar iflin rengini iyice netlefltiriyordu. “Tek tarafl› ba¤›ms›zl›k ilan›, Rusya’n›n AB ve ABD ile iliflkilerine zarar verebilecek sonuçlar do¤urabilir” aç›klamas›nda bulunan Rusya D›fliflleri Bakan› Sergey Lavrov, sorunu “askeri güç kullanmak durumunda kalabilecekleri”ne dek götürüyordu. Zira, “Kosova’n›n ba¤›ms›zl›k ilan›n› destekleyen güçler, böylesi bir ad›m›n do¤urabilece¤i sonuçlar›n fark›nda olmal›yd›lar.” Rusya cephesinde tepkiler bu kadar aleniyken ve yine Rusya çeflitli bölgelerde karfl› ataklara giriflirken, AB ve ABD ise Kosova’da yaflanan› bir an önce dünyaya kabul ettirmenin peflindeydiler. Bu konuda Avrupa Parlamentosu Baflkan› Hans-Gert Pöttering “BM himayesindeki bir toprak statüsündeki Kosova, hiçbir biçimde bir baflka durumla karfl›laflt›r›lamaz ve dolay›s›yla da bir örnek de oluflturmaz” diye aç›klamalarda bulunuyordu. ABD D›fliflleri Bakan› Condaleezza Rice ise ayn› paralelde flunlar› ifade ediyordu: “Yugoslavya’n›n parçalanmas›, sivillere karfl› ifllenen etnik temizlik ve suçlar ile uzun süreli BM yönetimi gibi etmenlerin Kosova’da ola¤anüstü biçimde bir araya gelmesi, baflka herhangi bir yerde yoktur ve dolay›s›yla Kosova’y› özel bir duruma getirmifltir. Kosova, bugün dünyada herhangi baflka bir durum için örnek görülemez.” Bu aç›klamalar›n durumu kurtarma çabas›ndan baflka bir anlam ifade etmeyifli bir yana, sözünü ettikleri –hiç de özel olmayan- “özel durumlar›n” mimarlar› da kendileriydi ve bu nedenle pek inand›r›c› da bulunmuyorlard›. “21 özerk cumhuriyet, 48 bölge, 7 yöre, 1 otonom bölge, 9 otonom birim ve 2 federe flehir”den oluflan ve halen Çeçenistan ve Tataristan’daki ulusal sorunlarla u¤raflmak zorunda olan Rusya Federasyonu’nun sadece bu özelli-

22


PART‹ZAN 66

¤iyle bile Kosova’da yaflanan devletleflmeye s›cak bakmas› mümkün de¤ildi. Ancak bundan da öte Rusya’y› endiflelendiren önemli nedenler vard›. 1990’l› y›llar›n bafllar›ndan itibaren ABD’nin ve onunla iflbirli¤i halinde AB’li emperyalistlerin Balkanlar’daki tam hâkimiyet süreci Kosova’n›n ba¤›ms›zl›¤›yla tamamlanm›fl oluyordu. Bu süreçle birlikte Balkanlar’da ABD karfl›t› tek siyasi oluflum S›rbistan’›n Adriyatik Denizi ile iliflkisi kesilerek k›y› devleti konumundan k›ta içi devlet konumuna sokuluyordu. Arnavutluk ile beraber düflünüldü¤ünde, Rusya’n›n Balkanlar’da Slav ›rk›na dayanan etnik ve dini nüfuz alan› ortadan kalkm›fl, S›rbistan’la birlikte Rusya da Adriyatik’ten ve Do¤u Akdeniz’den kopart›lm›fl oluyordu. Daha somut ifade edecek olursak; bu süreçle birlikte Arnavutluk-Makedonya-Kosova-Bulgaristan ve Romanya hatt› ile ABD ve müttefikleri, Avrupa’n›n güneydo¤usunu kontrol etme ve Rusya’ya karfl› bir askeri harekat için üslenme alan› elde ettiler. So¤uk savafl döneminde Suriye, Lübnan, M›s›r, Libya, Arnavutluk ve Cezayir’in liman ve karasular›ndan faydalanan Rusya’n›n, Akdeniz’de üslenme ve ikmal yapma olana¤› ortadan kald›r›ld›. Uluslararas› sulardaki demir yerlerinden baflka bir seçenek b›rak›lmayan Rusya’n›n, Akdeniz’de NATO’ya karfl› etkin bir deniz gücü olabilmesi engellendi. ABD ve müt-

tefiklerinin ise Bo¤azlar’a ba¤›ml› kalmaks›z›n Balkanlar üzerinden Karadeniz’e müdahale olana¤› sa¤land›. Tüm bunlar›n, NATO’nun Rusya aleyhine geniflleme çabalar›yla ba¤lant›s› düflünüldü¤ünde de Kosova’n›n yeni durumunun Rusya aç›s›ndan ne kadar kritik önemde oldu¤u ve Rusya’n›n NATO toplant›s›nda genifllemeye karfl› aktif direnifli daha iyi anlafl›l›rd›r.

Kosova’ya karfl› duranlar Rusya cephesinde Kosova sorunu bu dengeler üzerine otururken, emperyalistlerden yar›-sömürgelere, özerk yönetimlere ve kimi ulusal hareketlere dek çeflitli tepkilerin ortaya ç›kmas› gecikmeyecekti. Do¤u Türkistan, Tibet ve Tayvan’daki durum nedeniyle Rusya’ya benzer kayg›lar› tafl›yan Çin, stratejik ç›karlar›yla birlikte Kosova’daki devletleflmeyi tan›mak istemiyor. ‹spanya, Bask ve Katalonya’daki ulusal hareketlere yasal zemin oluflturaca¤› kayg›s›yla Kosova’n›n ba¤›ms›zl›¤›na karfl› ç›k›yor. Moldova, Rusya’ya kat›lmak isteyen Trandinyester bölgesi; Azerbaycan, Da¤l›k Karaba¤ sorunu; Yunanistan, yüzde 25’i Arnavut olan Makedonya’da ‘kar›fl›kl›k’ ç›kma olas›l›¤›, Yunanistan’daki Arnavut az›nl›¤›n milliyetçili¤ini körüklemesi ve KKTC’nin tan›nmas› kayg›lar›; K›br›s Rum Yönetimi, yine KKTC’nin tan›nmas› kayg›s›; Romanya, ülkedeki Macar az›nl›k; ‹srail, Filistin so-

23

Kosova’n›n çelifl flk kisi

1990’lar›n bafl›nda bafllayan “ba¤›ms›zl›k” süreci 2008’de yeni bir sürece girdi.


Kosova’n›n çelifl flk kisi

PART‹ZAN 66 runu; Vietnam ABD’nin müdahalesiyle kurulan Güney Vietnam sorunu; Gürcistan ise, Abhazya ve G. Osetya’ya emsal teflkil edebilece¤i… nedeniyle Kosova’n›n ba¤›ms›zl›¤›n› tan›maktan yana de¤il. Bu konuda belki de en tutars›z ve aciz tavr› sergileyen devlet TC’ydi. Fakat TC, tek bir yanda sergileyece¤i olumlu veya olumsuz bir tutum, kendi sahtekâr ve ikiyüzlü siyasetini teflhir edece¤inden, Kosova’y› ilk tan›yan devletlerden biri olurken meseleyi sessizce geçifltirmeyi ye¤leyecekti. A¤›zlar›ndan düflürmedikleri “ulus devlet” anlay›fl› paralelinde, Kürdistan’daki (hem Irak Kürt Federe Yönetimi hem de T. Kürdistan› ve PKK) durumdan kaynakl› Kosova’n›n ba¤›ms›zl›¤›na karfl› olmas›; tersinden de KKTC’deki durumdan kaynakl›, Kosova’y› tan›rken bunu KKTC’nin de tan›nmas› için de¤erlendirmesi “beklenirken”, bunlardan hiçbirisi olmayacakt›. Sadece bunlarla da s›n›rl› de¤il. ABD emperyalizminin ç›karlar›na hizmet söz konusu oldu¤unda ya da flovenist politikalar›na malzeme bulmak gerekti¤inde çokça dillendirdikleri Do¤u Türkistan, Çeçenistan, Abhazya gibi bölgelerin, “tan›nma” ya da benzeri taleplerine hiçbir tepki vermemeyi “ye¤leyen” de TC devleti olacakt›. ABD’ye göbekten ba¤›ml› TC devletinden kuflkusuz ki tutarl› bir siyaset izlemesi beklenemezdi. Fakat baflta Kürdistan olmak üzere ço¤unlukla yak›n co¤rafyalarda bulunan ve TC’yi de ilgilendiren bu ulusal sorunlar kaynakl›, TC’yi daha s›k›nt›l› süreçlerin bekledi¤ini öngörmek güç de¤il. Ayn› fley Abhazya, Güney Osetya, Acaristan ve çevresini saran di¤er ulusal sorunlardan kaynakl› Gürcistan için de geçerli. Ve flimdiden Gürcistan’da hareketli zamanlar bafllam›fl bulunuyor.

Fitili ilk atefllenenler Kosova’n›n ba¤›ms›zl›k ilan›n›n en çok etkide bulunaca¤› bölgeler, Kosova’ya benzer statülerinden kaynakl› Abhazya, G. Osetya, Da¤l›k Karaba¤, Transdinyester, I. Kürdistan› ve KKTC’ydi. KKTC (ve hamisi TC), emperyalist efendilerine karfl› bir giriflimde bulunma cesareti gösteremese de ‘tan›nma’ konusunda Kosova’n›n emsal teflkil edece¤i bafll›ca yerlerden

biriydi. Yine I. Kürdistan›’ndaki yönetim (KDPYNK) de ABD emperyalizmiyle flörtleri nedeniyle kayda de¤er bir ç›k›flta bulunmayacaklard›. Kosova’n›n ba¤›ms›zl›¤›n›n en çok Kafkaslar’› kar›flt›rmas› bekleniyordu ve nitekim öyle de oldu. Kosova’yla ayn› süreçte ba¤›ms›zlar›n› ilan eden ancak uluslararas› alanda ‘tan›namayan’ kimi federe yönetimlerin varl›¤›n›n yan›nda, Kafkaslar’›n ABD ve Rusya aras›nda temel çekiflme alanlar›ndan biri olmas› flu anki durumun da aç›klamas›yd›. ABD, Rusya’ya karfl› Gürcistan’›, Çeçenleri ve artan oranda Azerbaycan’› desteklerken; Rusya ise Abhazya, G. Osetya, Ermenistan ve D. Karaba¤’a el alt›ndan destek sunuyordu. Kosova’yla birlikte Rusya önemli bir f›rsat yakalad› ve bu yönetimlere deste¤ini daha aç›ktan yapmaya bafllad›. Kafkaslar’daki federe devletlerin durumuna özetle de¤inmekte fayda var. Abhazya, k⤛t üzerinde Gürcistan’a ba¤l› olmas›na karfl›n, Abhazya Cumhuriyeti Parlamentosu’nun 1994’teki ba¤›ms›zl›k ilan›ndan bugüne kendi devlet yönetimine sahip. Kosova’n›n ba¤›ms›zl›¤›n›n ard›ndan, Rusya’n›n deste¤iyle tan›nma yönünde ilk ad›m› atanlardan biri Abhazya olacakt›. Abhaz Parlamentosu 7 Mart’ta “Abhazya Cumhuriyeti 15 y›ld›r ba¤›ms›z bir devlet oldu¤unu ispat etmifltir” aç›klamas›n› yaparken tüm dünyaya ve Rusya’ya ba¤›ms›zl›klar›n› tan›ma ça¤r›s› yap›yordu. Hemen ayn› gün Rusya D›fliflleri Bakanl›¤›, 19 Ocak 1996’dan beri uygulanan Ba¤›ms›z Devletler Toplulu¤u (BDT) ambargosunu Abhazya’da koflullar›n ve ortam›n art›k de¤iflti¤i gerekçesiyle tek tarafl› olarak kald›rd›¤›n› ve di¤er BDT üyelerinden de bu yönde ad›mlar bekledi¤ini aç›klayacakt›. Pefli s›ra da Rus Parlamentosu BDT ‹flleri Komitesi, Abhazya baflta olmak üzere G. Osetya ve Transdinyester’e yönelik yeni yaklafl›mlar› görüflmek üzere toplanacakt›. Rusya’n›n bu ad›mlar› Gürcistan’›n parçalanma korkusunu büyütürken, Gürcistan bat›dan Rusya’ya müdahale etmesini isteyecekti. ABD D›fliflleri Rusya’n›n kararlar›n› üzüntü ile karfl›lad›klar›n› belirtirken, BM toplant›s›nda ABD büyükelçisi Zalmay Halitzat ‘Atlantik ötesi toplulu¤un (yani NATO ve bat› dünyas›n›n) bir

24


üyesi olan Gürcistan yaln›z de¤ildir, Gürcistan’› destekliyoruz” aç›klamas›nda bulunacakt›. Benzer paralelde AB D›fl ‹liflkiler Komiserli¤i ‹sveç ve Polonya da Gürcistan’a destek giriflimlerinde bulunacaklard›. Karfl›l›kl› aç›klamalardan sonra tart›flmaya (pazarl›¤a da denebilir) NATO’nun genifllemesi sorunu da dâhil olacak ve Rusya’n›n NATO nezdindeki temsilcisi Dimitri Rogozin ‘Gürcistan’a ABD öncülü¤ünde NATO üyeli¤i teklifinde bulunulmas› durumunda Abhazya ve G. Osetya’n›n kopmas›n› bekleyebiliriz” aç›klamas›nda bulunacakt›. Güney Osetya’daki durum da Abhazya ile büyük benzerlikler tafl›yordu. 1991’de Gürcistan’dan kopan Osetya yönetimi, Kosova’n›n ard›ndan Rusya, BDT, BM ve AB’ye ba¤›ms›zl›¤›n›n tan›nmas› için ça¤r›da bulundu. Mart bafl›ndaki aç›klamas›nda Oset Parlamentosu “Güney Osetya, ba¤›ms›z devletin tüm gerekleri ve özelliklerine sahiptir, 17 y›ll›k ba¤›ms›zl›¤›m›z ifllerli¤ini net flekilde kan›tlam›flt›r, geriye kalan tek fley, BM flart› uyar›nca egemenli¤in meflrulaflmas›d›r” diyecek ve Kosova için “özerk” atfedilen ba¤›ms›zl›k karar›n›n tutars›zl›¤›n› bir kez daha ortaya koyacakt›. Azerbaycan s›n›rlar› dâhilinde gösterilen ancak yine uzun y›llard›r kendi devlet yönetimine sahip Da¤l›k Karaba¤’da ise durum çok farkl› olmamakla beraber, buradaki sorun kendine Azerbaycan ve Ermenistan aras›ndaki mücadelede gösteriyordu. Ermeni nüfusuna sahip Da¤l›k Karaba¤ üzerindeki kap›flma, bu iki devletin BM ve NATO nezdindeki güç dengelerine oynayan siyasetiyle ileride daha da keskinleflece¤e benziyor. Ermenistan ve Azerbaycan aras›nda alt› y›ll›k savafl ve on binlerce ölü sonras›nda 1994’te ateflkese gidilmesinden bugüne Karaba¤ ilk defa bu denli s›cak geliflmelere tan›k oluyor. Kosova’n›n ba¤›ms›zl›k karar›ndan bir ay sonra ateflkes hatt›nda on üç saat sürdü¤ü belirtilen çat›flma sonras›nda 12 Ermeni askeri ve 4 Azeri ölürken, onlarca yaral›n›n da bulundu¤u aç›klanm›flt›. Karaba¤’›n ba¤›ms›zl›¤›n› kazanmas› ve Ermenistan’la birleflmesinden korkan Azerbaycan’›n durumunu devlet baflkan› ‹lhan Aliyev’in aç›klamas› ortaya koyuyordu: “‹flgal alt›ndaki topraklar› kurtarmaya haz›r ol-

mak için askeri araç, uçak ve cephane al›yoruz. Ve buna haz›r›z. Uluslararas› kurallar›n nas›l çi¤nendi¤ini görüyorsunuz. Bu, Da¤l›k Karaba¤ sorununun çözümünü de olumsuz etkiliyor”. Aliyev, oluflan yeni durumdan tedirginli¤ini yans›t›rken, Kosova’n›n Kafkaslar›n fitilini ateflledi¤ini de göstermifl oluyordu. Kafkaslar d›fl›nda, Kosova’n›n hemen yan›ndaki Bosna-Hersek de karfl›l›kl› k›flk›rtmalardan nasibini alaca¤a benziyor. Bosna-Hersek Federasyonu s›n›rlar› içerisindeki S›rp Cumhuriyetinin de ayr›lmak isteyebilece¤i, S›rbistan ve Rusya taraf›ndan aç›kça dillendiriliyor. Kosova’n›n ileride Arnavutluk’la birleflebilece¤i, bu durumun da % 25’i Arnavut olan Makedonya’y› ve yine Arnavut az›nl›k bulunan Yunanistan’› zora sokaca¤› tart›fl›lan olas› sorunlardan baz›s›. Kosova’yla birlikte öne ç›kan ve baz›s›n› yans›tmaya çal›flt›¤›m›z “ba¤›ms›zl›k” ve “tan›nma” yönlü ulusal sorunlara, dünyan›n baflka bölgelerinde de örnekler gösterilebilir. Belli bölgelerin daha öne ç›kmas›, onlar›n uzun y›llara dayanan özerk, federe yap›lar› ve yak›n geçmiflteki kendi devletsel yönetimleriyle de ba¤›nt›l›d›r. Zira bu bölgelerin a¤›rl›kl› bir k›sm›n›n geçmifl sosyalist ve demokratik halk cumhuriyetlerinden kendi özerk, federe ve benzeri yap›lar›na sahip olmas›, onlar için güçlü bir temel de oluflturuyor. Sosyalist ve demokratik cumhuriyetlerin, revizyonist iktidarlarla birlikte sosyal emperyalist ve kapitalist devletler olarak restorasyonu süreci, ayn› zamanda bu bölgelerde ulusal sorunlar›n tekrar büyümesi sürecidir. Uluslar›n tam hak eflitli¤i ve enternasyonalizm yolundan sapan geçmiflin sosyalist, demokratik devletlerinin kapitalizme evrilifli, ulusal eflitsizlikleri de art›rm›fl ve bu bölgeleri tekrar emperyal ç›karlar›n manevra alan›na dönüfltürmüfltür. SSCB’nin da¤›ld›¤› 90’l› y›llara gelindi¤inde ise bu süreç daha da h›z kazanm›fl ve bugünün çat›flmal› bölgeleri ortaya ç›km›flt›r. Balkanlar, eski SSCB topraklar› ve Çin incelendi¤inde bu daha iyi görülecektir. Tüm bu geliflmelerin gösterdi¤i önemli bir noktay› tekrar vurgulamak gerekirse, farkl› evreleriyle birlikte geçmiflten bugüne SSCB (bugün Rusya) ve Çin’in de dahil

25

Kosova’n›n çelifl flk kisi

PART‹ZAN 66


PART‹ZAN 66 arkl› evreleriyle birlikte geçmiflten bugüne SSCB (bugün Rusya) ve Çin’in de dahil oldu¤u emperyalistler aras› uzlafl› aç›k bir biçimde da¤›lm›fl durumdad›r.

Kosova’n›n çelifl flk kisi

F

oldu¤u emperyalistler aras› uzlafl› aç›k bir biçimde da¤›lm›fl durumdad›r. “BM fiart›” olarak da yans›mas›n› bulan söz konusu uzlafl› flu an sadece ka¤›t üzerinde kalm›flt›r. Bu nedenle ulusal sorunlar art›k çok daha fazla emperyalist dengelerin bir parças› olarak çeflitli biçimler alacakt›r. Ancak tart›flmas›z ki bu ulusal mücadeleler karfl›l›kl› olarak birbirini etkileyecek ve önüne geçilemez bir mücadelenin de alan› olacaklard›r. Söz konusu “BM fiart›”n›n ne oldu¤una, daha do¤rusu emperyalistler aras› uzlafl›n›n ne anlama geldi¤ine birazdan de¤inece¤iz. Ama önce bir noktay› daha vurgulamak gerekiyor. Bugün aç›k tart›flmalarla yürüyen sorunlu süreç asl›nda Kuveyt, Yugoslavya (Kosova), Afganistan ve Irak iflgalleriyle bafllayan sürecin devam› niteli¤indedir. Emperyalistler aras›nda ve do¤al olarak BM içerisinde, dünya üzerindeki egemenlik mücadeleleri incelendi¤inde dün farkl› güç dengeleri içerisinde ve biraz da k›l›f›na uygun olarak yap›lanlar›n, keskinleflen çeliflkiler özgülünde daha aç›k tutumlarla gerçeklefltirildi¤i söylenebilir. “BM fiart›”n›n devletlerin toprak bütünlü¤üne ve politik ba¤›ms›zl›¤›na yönelik taahhüdü, bu Afganistan, Irak, vb. örneklerle de aç›kça ihlal edilmesinden karfl›n, “insan haklar›, terör, nükleer silah” gibi sahte argümanlarla iflgaller gerçeklefltirilmiflti. ‹leri sürülen gerekçeler tabi ki iç ve d›fl kamuoyuna yani halka dönük bir aldatmacadan ibaretti. Devlet yönetimlerinin bunlara inanmas› söz konusu bile olamazd›. Fakat bu duruma ra¤men, k›smen ABD emperyalizminin (ve müttefiklerinin) askeri ve ekonomik üstünlü¤ünden k›smen de ortak ç›karlar ve pazarl›klar sonucu emperyalistler aras›nda çok ciddi sorunlar bafl göster-

meden bu iflgaller gerçekleflebilmiflti. Bunlardan baz›lar› Rusya ve Çin’in henüz dünya siyasetinde çok güçlü bir a¤›rl›k tafl›mad›¤› döneme denk gelirken baz›lar› ise karfl›l›kl› manevralar ve uzun pazarl›klar sonras›nda hayat bulacakt›. Nitekim Irak’›n iflgali öncesinde son ana dek hatta iflgal bafllad›ktan sonra da baflta petrol olmak üzere pazarl›klar devam edecekti. Ya da Afganistan örne¤inde oldu¤u gibi Rusya, NATO’nun Afganistan iflgaline destek verecek ve yeni yönetimde etkili olmay› hesap edecekti. Tüm bu aç›k iflgaller NATO öncülü¤ünde ama BM’nin sa¤lad›¤› “hukuksal çerçeveler” içerisinde ya da sonradan BM’nin iflgali “meflruluk” kazand›racak tutumlar› sayesinde gerçekleflecekti. BM’nin o çokça bilinen “insan haklar› kriterleri” bu süreçlerde önemli bir misyon üstlenecekti.

BM fiart› ve emperyalistlerin UKKTH’ye yaklafl›mlar› Birleflmifl Milletler (BM) 1945’te kurulmufl ve sonraki kat›l›mlarla da dünya çap›nda örgütlü ve en büyük uluslararas› kurulufl olmufltu. Fakat uluslararas› niteli¤i sadece Genel Kuruldayd›. Veto yetkisinin bulundu¤u Güvenlik Konseyi ise belli bafll› emperyalistlerin o günkü güç dengelerini yans›tacak flekilde konumland›r›lm›flt›. Kendisine ba¤›ml› devletlerle birlikte Genel Kuruldaki a¤›rl›k ABD’deydi. Ve bu, BM’nin genel dengesini de ABD lehine bozuyordu. ‹flte biraz önce de¤indi¤imiz iflgallerde ABD ve müttefikleri, BM Güvenlik Konseyi’nden ortak karar ç›karamad›klar› durumlarda NATO arac›l›¤›yla yine tek tarafl› iflgalleri gerçeklefltirmifl, pefli s›ra BM Genel Kurulunun ald›¤› kararlarla uluslararas› “meflruiyeti” tesis etmifllerdir. Emperyalizmin “uluslararas› standartlar›” ve “hukukuna” yönelik bu ilginç (önlem) gerçekleri bir yana b›rakal›m ve biz flimdi o çok ünlü “BM fiart›”n›n ne oldu¤una ve ne anlama geldi¤ine bakal›m. “BM fiart›”, II. Emperayalist Paylafl›m Savafl› sonras› geçerli olan BM Sözleflmesi ve sonra Helsinki Nihai Senedinde kabul edilmifl olan “toprak bütünlü¤ü” (“territoriyal integrity”) kavram›n›n yans›tt›¤› flart ve standartlar olarak

26


flekillenen emperyalistler aras› anlaflman›n di¤er ad›d›r. Baflka bir anlat›mla, “bütün devletlerin politik ba¤›ms›zl›¤›na, toprak bütünlü¤üne ve egemen eflitli¤ine sayg› gösterme ve müdahale etmeme” yönündeki tarihsel taahhüdüdür. Buradan hareketle, çeflitli ulusal hareketlerin ba¤›ms›zl›k ve ayr›l›k taleplerine iliflkin yaklafl›m da belirlenmektedir. Bask›n Oran’›n sözleriyle aktaracak olursak: “Cari uluslararas› hukuk kurallar›nca bir toplulu¤un ba¤›ms›zl›k ve ayr›l›k talepleri iki koflulla meflru kabul edilmektedir: Birincisi o toplulu¤un egemenli¤i alt›nda oldu¤u devletin hakim toplumundan ay›r›c› bir özelli¤i olmas›. ‹kincisi ve daha önemlisi ise egemen devletin bu etnik az›nl›¤a adil, eflitlikçi ve demokratik davranmamas›. E¤er yönetimleri alt›ndaki devlet bu etnik topluma demokratik ve eflitlikçi bir muamelede bulunmuyor ise ayr›l›kç›l›k talepleri meflru kabul edilir. E¤er yönetim zaten demokratik ise ayr›l›kç› hareketler hakl› görülemez.”2 Emperyalistlerin ellerindeki “uluslararas› hukukun” ve özellikle “eflitlik ve demokrasi”nin gerçek içeri¤ini flimdilik bir kenara b›rakal›m. Sözü edilen “BM fiart›”n›n ulusal sorunlara iliflkin hukuki içeri¤i ve onun ifade edilifli bu biçimdedir. “Evrensel” atfedilen hukuki kavram ve kararlar›n özünde emperyalistlerin ç›karlar› ve karfl›l›kl› dengelerle ilgili oldu¤u, dahas› egemen emperyalistlerin yaklafl›m›n› yans›tt›¤› tart›flmas›z bir gerçektir. Fakat bu durum geçmiflte de böyleyken bugün emperyalistler aras›ndaki “konsensüs”ün bozulmas›n›n nedenleri nelerdir? Bunu daha iyi anlamak için biraz geriye giderek önce o konsensüsün as›l içeri¤ini ortaya koymak yerinde olacakt›r. Ulusal sorunlarda komünistlerin ilkesel bir tutumunu ifade eden “uluslar›n kendi kaderini tayin hakk›”n›n burjuvazi cephesinde kendine özgü bir tarihi vard›r. Bu ilke flüphesiz ki, burjuvazinin elindeyken en ileri dönemlerinde bile sahte ve biçimsel bir demokratik içerikten öteye gidememiflti. Uluslararas› hukuk kavramlar› içerisinde “self-determination-self government” olarak da adland›r›lan bu konu kapitalizmin farkl› dönemlerinde farkl› içerikler kazan›yordu. Bunu belirleyen ise tamamen uluslararas› sermayenin ç›karlar›yd›.

‹ngilizce bir terim olan “self government”in ba¤›ms›zl›k söz konusu olmaks›z›n “özerk siyasal yönetim” sahibi olma anlam›na geldi¤ini belirten Bask›n Oran, “self determinasyon” için bak›n ne diyor: “… Self determinasyon ise, üç anlam tafl›r: 1- Ülke içinde siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel sistemini seçebilmek (yani pratikte demokrasi) demektir. ‹lk ünlü örne¤i 14 Temmuz 1789’da simgelenen Frans›z Devrimidir. Buna “iç” anlam diyebiliriz. 2- Birinci ve özellikle de ikinci dünya savafl› ertesinde terim bir de “d›fl” anlam kazanm›flt›r. Bu 盤›r› açan Wilson’un 14 noktas›n›n alt›nc› ve yedinci noktalar› olmakla birlikte terimin uluslararas› belgelere bu ad alt›nda aç›kça ilk girifli Birleflmifl Milletler Antlaflmas›’n›n birinci ve 55. maddeleriyledir. Bu anlam, 1950’den sonra “sömürgelerin ba¤›ms›zlaflmas›” anlam›na gelmeye bafllam›flt›r. 3- Mevcut bir ba¤›ms›z devletten “ayr›lma hakk›” anlam›nda: self determinasyonun bu anlam›, uluslar aras› iliflkilerde genelde kabul görmez…”3 Bu üçüncü anlama daha yo¤unlaflmak gerekiyor. Ve bizi flu an as›l ilgilendiren de söz konusu, “ayr›lma hakk›”n›n ald›¤› biçimlerdir. Biraz önce yine Bask›n Oran’›n sözleriyle uluslararas› alanda bunun nas›l “alg›land›¤›n›” aktarm›flt›k. Daha öncesinde ABD Baflkan› Wilson’un uluslar›n kendi kaderine iliflkin “ilkesi” ulusal savafllar›n zorlamas›ndan ba¤›ms›z de¤ildi ve bir aldatmaca özelli¤i de tafl›yordu. Nitekim Wilson 1919’da bu ilkeleri formüle etti¤i için piflman oldu¤unu belirtiyordu. ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras›nda, özellikle de 60 ve 70’lerde gerçekleflen onlarca ba¤›ms›zl›ktan sonra emperyalistler, “yeni ulus devletlere izin verilmemesi, flu ya da bu çatlaktan saparak devletleflenlerin ise türlü yollarla kuflat›larak ele geçirilmesi konusunda anlaflm›fllard›.”4 Revizyonist yönetimlerin devleti ele geçirifl süreçleriyle koflut olarak 1950’li y›llarla birlikte Sovyetler Birli¤i ve 1970’lerin ortalar›ndan itibaren Çin’de emperyalistlerin bu siyasetlerine “Sosyal Emperyalistler” olarak dahil olacaklard›. Özellikle Sovyetler Birli¤i ve onun

27

Kosova’n›n çelifl flk kisi

PART‹ZAN 66


Kosova’n›n çelifl flk kisi

PART‹ZAN 66 denetimindeki KP’ler “Bar›fl içerisinde bir arada yaflama” projesi do¤rultusunda, di¤er emperyalist devletlerle SB aras›ndaki denge siyasetini bozmamay› temel alacak ve kendi s›n›rlar› dahilindeki ulusal sorunlara karfl› sosyal floven bir duyars›zl›¤› gelifltirip yayg›nlaflt›racaklard›. 70’lerden sonra ise emperyalistler, ulusal hareketlere, “emperyalist entegrasyon ve kimlik sorunu programlar›yla” yaklaflacak, onlar› bu yolla “elimine etmeye/bo¤maya/çözmeye” çal›flacaklard›. 90’lara gelindi¤inde ise sorunun ad› “az›nl›k haklar›” olacak ve birçok düzenleme ard› s›ra gelecekti. Ekim Devrimi ve ulusal baflkald›r›lar›n klasik sömürgecili¤i parçalad›¤›, 1. Emperyalist Paylafl›m Savafl› ve sonras›nda önem kazanan ulusal sorunlar, 1945’te “insan haklar›na sayg›” genifl kavram›yla önemsiz bir pozisyona b›rak›lacakt›. 1990’larla birlikte SB’nin da¤›lmas› ve özellikle Do¤u Avrupa’da “sosyalist” yönetimlerin çöküflüyle ortaya ç›kan milliyetçi ortamda “bar›fl ve istikrar” amaçl› giriflimler geliflecekti. “Az›nl›k haklar›” daha do¤ru ifadeyle “az›nl›klara mensup kiflilerin haklar›” denilerek ulusal sorunlar›n yerine “bireysel haklar” konacak ve ulusal mücadeleler d›fltalanacakt›. Uluslararas› alanda “Az›nl›k Haklar›”na iliflkin geliflmelere bakt›¤›m›zda 1975’te Helsinki Nihai Senedi’nden bafllayarak konunun AG‹K gündeminde yer ald›¤›n› görüyoruz. Ama as›l kapsaml› düzenleme 1990’da ‹nsani Boyut Konferans›’nda kabul edilen Kopenhag Belgesi ile olacakt›.1991’de Cenevre Uzmanlar Toplant›s› Raporu; 1992’de BM Genel Kurulu’nun Ulusal ya da Etnik, Dinsel ve Dilsel Az›nl›klara Mensup Kiflilerin Haklar›na ‹liflkin Bildiriyi kabulü; ayn› y›l Avrupa Konseyi’nin haz›rlad›¤› Az›nl›k Dillerine Ve Bölgesel Dillere ‹liflkin Avrupa fiart› ve 1995’te Ulusal Az›nl›klara ‹liflkin Çerçeve Sözleflme haz›rlanacak ve bu son ikisi 1998’de yürürlü¤e girecekti. Tüm bu “duyarl›l›¤›n” amac› bizce aç›k olmas›na karfl›n bunu bir de Gökçen Alpkaya’n›n ‘d›fl politika’ dilinden aç›klamaya çal›flal›m: “Bütün bu düzenlemelerin ortak özelli¤i, ‘az›nl›klara mensup kiflilerin’ insan haklar›ndan tam olarak yararlanmalar› ve farkl› etnik, dinsel ya da dilsel kimliklerini koru-

malar›n› sa¤lamay› amaçlamalar›d›r. Az›nl›klara birer grup olarak siyasal haklar tan›nmamas› ve vatandafl› olduklar› devletlere karfl› ödevleri bulundu¤unun vurgulanmas›, bu haklar›n az›nl›klar›n ba¤›ms›zl›¤› yolunda bir ilk ad›m olarak de¤il, ulusal ve bölgesel bar›fl ve istikrar için zorunlu bir güvence olarak alg›land›¤›n› göstermektedir.”5 Bu aç›klaman›n “grup olarak siyasal haklar tan›nmamas›” ve “az›nl›klar›n ba¤›ms›zl›¤› yolunda bir ilk ad›m olarak de¤il” fleklindeki ifadeleri meselenin özünü de ortaya koyuyor: Ulusal hareketlere izin verilmeyecek, her fleye karfl›n geliflenler ya da emperyalist ç›karlar gere¤i ihtiyaç duyulanlar ise sisteme entegre edilecektir.

Emperyalist Yeniden Yap›land›rma ve Denetim 2. Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras›nda, özellikle de ulusal kurtuluflçu Vietnam Devrimi’yle birlikte ulusal mücadeleler çok genifl bir alan› kaplam›fl ve onlarca yeni devlet ortaya ç›km›flt›. Daha önce belirtti¤imiz gibi bu geliflmeler emperyalist konsensüsleri de belirlemiflti. Emperyalistler aç›s›ndan sorunun bir yan›n› emperyalist-kapitalist sömürü sisteminin d›fl›na ç›kan ulusal hareketler ve devletler olufltururken, önemli bir di¤er yan›n› ise bu hareket ve devletlerin sosyalizm, SB’ye yak›nlaflmas› oluflturuyordu. Bu durum her aç›dan egemen emperyalist devletlerin ç›karlar›na tersti. Geçmiflte emperyalist ç›karlar bunu gerektirirken 90’larla h›z kazan›p, NATO nezdinde iflgallerle geliflen ve özellikle 11 Eylül 2001 sonras›nda daha aç›k bir biçimde hayata geçirilen yeni bir emperyalist konseptten söz etmek mümkündür. Eski sosyalist-demokratik yönetimlerin bulundu¤u co¤rafyalarda kapitalist restorasyonla paralel olarak ulusal haks›zl›klar›n artt›¤›n›, dolay›s›yla milliyetçili¤in geliflti¤ini belirtmifltik. Emperyalistlerin k›flk›rtmalar›yla da büyüyen milliyetçi çat›flmalar, soyk›r›m boyutuna kadar ulaflm›fl ve sürecin flekillenmesinde önemli bir yer tutmufltu. Fakat tüm bu yaflananlar›n as›l temelinde, neo liberal kapitalist sistemin tüm co¤rafyalarda ekonomiyi ve dolay›s›yla ulus devletleri yeni-

28


PART‹ZAN 66 ¤arken sömürge iliflkileri içine hapsetmek büyük ulus devletleri denetim alt›na almaktan daha kolay. ‹kincisi, giderek bir ‘sert-yumuflak güç’ iflbirli¤i dinami¤i sergilemeye bafllayan ABD-AB ekseni bu yolla, Rusya ve Çin gibi çok etnik gruplu siyasi birimleri destabilize etmeyi, zay›flatmay› umuyor. Üçüncüsü, Kosova, Rusya’n›n Avrasya hinterland›nda etkisini s›n›rlamak, tepkisini ölçmek için özel bir f›rsat oluflturuyor.”6

Yeni tarz bir sömürge devleti Kosova’da oluflan devlete bakt›¤›m›zda daha UÇK’n›n (Kosova Kurtulufl Ordusu) S›rbistan’a karfl› silahl› mücadelesinden bafllayarak AB ve ABD’nin ekonomik ve askeri yard›mlar›yla geliflimini tamamlad›¤›n› görürüz. BM kontrolünde yaflad›¤› y›llar içerisinde AB ve ABD’nin “STK”lar› ve yard›m fonlar› arac›l›¤›yla Kosova’da, neredeyse bütünüyle “yeralt› ekonomisinin” ve “mafya” örgütlenmesinin hâkim hale geldi¤i söylenebilir. Kosova’da bugün 17 bin NATO askeri, dünyan›n en büyük ABD üslerinden biri ve Kosova hükümetinin tüm kararlar›n› geri çevirebilecek yetkide bir AB görevlisi bulunuyor. Tüm bu gerçekler, Kosova’n›n devletsel ba¤›ms›zl›¤›n›n asl›nda “flekilsiz” bir ba¤›ms›zl›k oldu¤unu veya ye-

Kosova’da oluflan devlete bakt›¤›m›zda daha UÇK’n›n S›rbistan’a karfl› silahl› mücadelesinden bafllayarak AB ve ABD’nin ekonomik ve askeri yard›mlar›yla geliflimini tamamlad›¤›n› görürüz. 29

Kosova’n›n çelifl flk kisi

den yap›land›rmas› bulunmaktad›r. Emperyalizmin ekonomik müdahalesi (ilhak›) çok daha yo¤unluk kazan›r ve ulus devlet yap›lar›n› afl›nd›r›rken, siyasi müdahalesi de do¤rudan denetimi sa¤layacak flekilde düzenlenecekti. Kosova, Do¤u Timor, Afganistan, Irak gibi örneklerde ise çeflitli devlet iktidarlar›, ulusal sorunlar veya çat›flmalar bahane yap›larak önce iflgal gerçeklefltirilecek pefli s›ra da yeni tarz bir sömürgecili¤in yolu aç›lacakt›. Bu durumda yeni devlet oluflumlar› pek de pahal›ya mal olamayacak ve sermayenin sömürüsünü azaltmayacakt›. Tersine, emperyalizmin do¤rudan denetimi kâr› da art›racakt›. Ergin Y›ld›zo¤lu’nun Kosova ba¤lam›nda afla¤›daki de¤erlendirmesi benzer durumlar› ve emperyalist politikay› aç›klar niteliktedir: “Derinleflen ekonomik-mali kriz, büyük güçler aras› rekabet, gittikçe artan ‘küresel ›s›nma’ ve nüfus bask›s›, do¤al kaynaklar›, piyasalar›n ve ucuz iflgücü kaynaklar›n›n do¤rudan denetiminin önemini art›rd›. Küçük, komflular›yla sorunlu siyasi birimleri, daha do-


Kosova’n›n çelifl flk kisi

PART‹ZAN 66 ni tarz bir sömürge devletine denk düfltü¤ünü gösteriyor. Amerikal› “siyaset bilimci” Francis Fukuyama’n›n 21. yüzy›la iliflkin “Devlet inflas›” kitab›nda ortaya koydu¤u öngörülerin Kosova özgülünde gerçekleflti¤i bile söylenebilir. Fakat bilindi¤i gibi, 90’l› y›llar›n bafl›nda “Tarihin Sonu”nu yazan Fukuyama da daha sonra tersinden “Medeniyetler Çat›flmas›” tezini ortaya atan Samuel Huntington da ABD emperyalizminin gelecekteki stratejilerine ideolojik temel oluflturma görevlerini icra ediyorlar. Bu nedenle bizim as›l önemseyece¤imiz fleyler, emperyalist sermayenin ald›¤› biçimler, dönemsel ihtiyaçlar› ve somut görüngülerdir. Di¤er tüm teori ve tezler ancak bundan sonra anlam kazanacaklard›r. Kosova’n›n ortaya koydu¤umuz emperyalist dengeler ve ç›karlarla ilgisi, bu do¤rultuda askeri bir üs olma gerçekli¤i, kaynaklar›n denetimi ve enerji yollar›n›n güvenli¤i sorunundan ba¤›ms›z de¤ildir. Hat›rlanaca¤› üzere AB ve ABD’li emperyalistler, Rusya aleyhine petrol ve do¤algaz anlaflmalar›n› gerçeklefltirirken bunlar›n ulafl›m›nda TC’ye de önemli roller vermiflti. TC’nin enerji yollar› üzerinde artan bu önemi Kürt ulusal sorunu ba¤lam›nda da yeni dengeler ortaya ç›karm›flt›. ABD ve AB’li emperyalistler PKK’ye karfl› TC’ye tam destek vererek, PKK’yi bast›rmay›-elimine etmeyi amaçlayan bir projeyi bafllatm›fllard›. Bu proje TC’nin Kürtleri “ulus” olarak tan›mayan ve ulusal haklar›n› gasp eden yüzy›ll›k imha ve inkar siyasetiyle de örtüflüyordu. Bu projenin baflar› flans› ya da hangi biçimlerle hayata geçirilece¤i esasta baflka bir tart›flma konusu fakat Kürt ulusal sorununun ortadan kalkmayaca¤› gibi PKK’li veya PKK’siz ulusal temeldeki hareketin gelifliminin engellenemeyece¤i tart›flmas›zd›r. Tersine, ulusal çeliflkilerin daha da keskinleflece¤i, Irak Kürdistan›’ndaki federe yap›n›n devletleflme çabalar›n›n da etkisiyle çok çeflitli biçimler alabilece¤i söylenebilir. Bugün PKK’nin tüm reformist hatt›na ra¤men T. Kürdistan›’ndaki ulusal bilinç ve eylemlilikteki geliflim biliniyor. Emperyalistlerin, kendilerine ba¤›ml› devletler arac›l›¤›yla da uygulad›klar› politikalar, hemen hemen tüm ulusal sorunlarda

benzer etkiler yaratacak potansiyeli tafl›maktad›r. Keza bunu bilen emperyalistler de ulusal sorunlar› yok saymay› de¤il kendilerine ba¤l› devletler yaratmay›; federe veya özerk yönetimler oluflturmay›; UÇK ve Barzani-Talabani örne¤inde oldu¤u gibi ulusal hareketleri kendi denetimlerinde yönlendirmeyi ya da flu an PKK önderli¤indeki Kürt ulusal hareketinde oldu¤u gibi illegal-silahl› yap›y› tasfiyeyi amaçlayan “havuç–sopa” takti¤inin uyguland›¤› politikalar izleyeceklerdir. Fakat hepsinde de amaç ayn› olacak; emperyalist sermayenin kâr alanlar› ve enerji hatlar›nda zeminin stabilizesi hedeflenecek, bu amaçla da askeri güvenlik a¤lar› kurulacakt›r. Vurgulamak gerekirse, tüm bunlar›n gerçekleflme flans› sadece tek tarafl› emperyalist planlara ba¤l› de¤ildir. Farkl› emperyalist gruplar›n birbirleri aras›nda süren kap›flma, sürece çok de¤iflik biçimler kazand›rabilecektir. Zira bir taraf kendi hâkimiyet alanlar›n› düzenlemeyi amaçlarken di¤er taraf o alanlarda sorunlar ç›karmay› veya var olan sorunlar› k›flk›rtmay› amaçlayacakt›r. ABD’nin on y›llard›r Rusya’ya, Rusya’n›n da artan oranda ABD’ye karfl› yapt›¤› gibi. Bunlardan daha önemlisi, ezilen uluslar›n ve dünya halklar›n›n direnifl ve mücadeleleri olacakt›r. Emperyalist politikalar› temelden sarsacak ve gelece¤i belirleyecek olan da esasta onlard›r.

Tarihi haks›zl›klar ve içteki ulusal sorun Buraya kadar Kosova ba¤lam›nda, sorunun çeflitli boyutlar›n› ortaya koymaya çal›flsak da a¤›rl›kl› olarak ‘emperyalizm’ olgusunu, onun ekonomik ve siyasi politikalar›n› ele ald›k. Zira emperyalizm anlafl›lmadan ulusal ve s›n›fsal sorunlar da do¤ru kavran›lamaz. Fakat daha yaz›m›z›n bafl›nda belirtti¤imiz gibi, sorunun ‘emperyalizm’ yan›n› görüp, tarihsel haks›zl›klar› ve ezilen ulus sorunlar›n› görmemek de ayn› sonucu do¤urur ve ne Kosova ne de di¤er ulusal sorunlar do¤ru kavranamaz. D›flar›dan bak›ld›¤›nda hemen her fley emperyalist planlar ve onun ba¤lant›lar›yla ilgiliymifl gibi gözükebiliyor. Gerçek durum ise daha farkl›d›r. Kastedilen gerçek durum Kosova’n›n tarihi, ekonomik, si-

30


yasi sürecidir. Tek tek ulusal sorunlarda ve emperyalizmin nüfuz etti¤i co¤rafyalarda, emperyalizmin hangi çatlaklardan içeriye s›zd›¤›, o ülke veya hareketleri kendine nas›l ba¤lad›¤› araflt›r›lmadan durumu anlamak mümkün de¤ildir. Emperyalist stratejilerin her bir co¤rafyalarda ald›¤› biçimleri belirleyen bu tarihi ve somut koflullard›r. Bunlar› görmezden gelmek Marksizm’in temel yöntemine (diyalektik) ayk›r› bir tutumdur. ‹ç nedenler ortaya konmadan emperyalizmin küresel çaptaki ekonomik ve siyasi politikalar›n› tekrarlamak sonuçsuz bir çabad›r. Bu yolla ne devrimin mücadelelerine ne de ulusal sorunlara dair Marksist bir politika oluflturulamaz. Daha da kötüsü bu, her durumda emperyalizmin ‘kutsanmas›na’ var›r. Ki bu tafl›nan niyetlerden ba¤›ms›z, objektif bir durumdur. O halde, Kosova’y› bir ‘olgu’ haline getiren içteki gerçekler nelerdir? Bunu anlamak için Kosova’n›n dününe ve bugününe k›saca bakmak yeterlidir.

Kosova’n›n tarihi ve ulusal sorunu 14. yüzy›la kadar S›rp ‹mparatorlu¤u’nun daha sonra da Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun hâkimiyeti alt›nda yaflayan Kosova, 1913’te yine S›rplar›n kontrolüne geçti. Daha sonra Yugoslavya’n›n bir parças› olarak S›rbistan’a ba¤l› kald›. 2. Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras›nda Kosova Arnavutlar›, Alman iflgaline karfl› direniflti Tito’nun yan›nda yer ald›lar. 1944’te toplanan 1. Milli Kurtulufl Konseyi, Kosova’n›n kendi kaderini tayin hakk›na sahip oldu¤unu; yan› s›ra S›rbistan’a ba¤l› olmaks›z›n di¤er uluslar gibi Yugoslavya Federasyonu’nda temsil edilmesi karar›n› ald›. Hatta savafl s›ras›nda Tito’nun, Arnavutluk lideri Enver Hoca’ya, Almanlar’a karfl› birlikte mücadeleleri karfl›l›¤›nda isterlerse Kosoval› Arnavutlar›n, Arnavutluk’la birleflebilece¤i sözü verdi¤i belirtilir. Ancak bunlar›n hiçbirisi olmad›. Savafltan sonra Kosova, Yugoslav Sosyalist Federal Devleti’nde, özerk statüyle yine S›rbistan’a ba¤land›. Cumhuriyet statüsünün verilmemesinde, Kosova’n›n Arnavutluk’la birleflebilece¤i korkusu önemli bir nedendi. Kosova Arnavutlar›-

na yönelik 1955’te bafllayan S›rp milliyetçi sald›r›lar› Tito’nun müdahalesiyle durduruldu. ’68 Avrupa gençlik hareketlerinin yak›ndan etkiledi¤i Kosova’da Cumhuriyet olarak kabul edilmek amac›yla ayaklanmalar bafllad›. Tito’nun ölümünden bir y›l sonra, 1981’de Kosoval›lar gösteri ve yürüyüfllerle tekrar seslerini duyurdular. Bu s›rada baflta S›rplar olmak üzere Yugooslavya’da milliyetçilik önemli oranda geliflmiflti. S›rbistan önce Voyvadina özerk bölgesinde daha sonra da Karada¤’da kendilerine yak›n yönetimlerin iflbafl›na gelmesini sa¤lad›. Ve peflinden 1989’da Yugoslavya Baflkan› Milofleviç, Kosova’n›n S›rbistan’a ba¤land›¤›n› ilan ederek özerk statüyü ortadan kald›rd›. Ancak bu Yugoslavya’n›n da¤›lmas›n› da bafllatan etken oldu. S›rbistan’›n iflgali Kosova’da ulusal mücadeleyi büyüttü. 1990’da Yugoslavya’da çok partili sisteme geçilmesiyle yap›lan seçimleri Kosoval›lar boykot etti. 2 Temmuz 1990’da Kosova Meclisi Ba¤›ms›z Kosova Cumhuriyeti’ni ilan etti. ‹ki ay sonra yeni devletin anayasas› kabul edildi ve tan›nmak için AB’ye baflvuru yap›ld›. Bu giriflimlerden beklenen (sadece Arnavutluk taraf›ndan tan›nd›) sonuç al›namad› ve Kosova Kurtulufl Ordusu (UÇK) önderli¤inde silahl› mücadele bafllat›ld›. S›rbistan’›n, karfl› askeri harekat›yla fliddetli çat›flmalar geliflti. 1992-1995 y›llar› aras›nda Bosna’daki katliamlara seyirci kalan Bat›l› emperyalistler Kosova’daki katliamlara da göz yumdular. 1998’de Kosova’n›n yüzde 40’›nda denetimi ele geçiren UÇK, S›rp güçlerince askeri yenilgiye u¤rat›ld›¤›nda binlerce Kosoval› Arnavut öldürülmüfl, NATO müdahalesiyle birlikte yüz binlercesi baflka ülkelere s›¤›nm›flt›. Mart 1999’da NATO uçaklar› S›rp hedeflerini vurmaya bafllad› ve 1999 yaz›nda Kosova’dan çekilen S›rp güçlerinin yerini 100 bin NATO askeri ald›. Kosova art›k BM kontrolündeydi. AB çap›nda ve uluslararas› alanda uzun süreli diplomatik, hukuksal ve askeri geliflmelerden sonra Kosova, ABD ve AB’nin gölgesi alt›nda 17 fiubat 2008’de ba¤›ms›zl›¤›n› ilan etti. Kosova’n›n bugünkü sosyo-ekonomik yap›s›na dair baz› bilgileri de ortaya koyal›m. 1970’lerden kalma altyap› teknolojisiyle ayakta

31

Kosova’n›n çelifl flk kisi

PART‹ZAN 66


Kosova’n›n çelifl flk kisi

PART‹ZAN 66 duran Kosova’ya, Milofleviç iktidar›ndan beri hiçbir yard›m yap›lmad›. Tersine, Kosova’n›n do¤al kaynaklar› Yugoslavya Federasyonu’nun d›fl borçlar›n› ödemek için kullan›ld›. 1980’lerde Belgrat’ta “Kosova çal›fl›r, yeni Belgrat büyür” fleklinde bir deyimin olufltu¤u bile söylenir. Arnavutluk’un eski ‘komünist’ lideri Enver Hoca’n›n da bezer flekilde “Yugoslavya’dan Kosova topraklar› ç›kar›l›rsa federasyon bozulur” diye söyledi¤i belirtilir. 2,5 milyon nüfusa sahip (Arnavutlar yüzde 92, geriye kalanlar; S›rplar, Boflnaklar, Goral›lar, Türkler ve Rumlar) Kosova’n›n yüzde 50’si 20 yafl›n alt›nda, 300 bin ilkokul ö¤rencisi var ve bu S›rbistan’›n iki kat›. Çal›flanlar›n yüzde 68’i tar›m ve g›da sektöründe istihdam ediliyor. En de¤erli ekonomik faaliyetler sanayi, madencilik ve ormanc›l›k durumunda. Toprak alt›ndaki rezervlerinde 12 milyar ton kömür, 50 milyon ton kurflun, 20 milyon ton nikel oldu¤u tahmin ediliyor. Ülkede 50 bin özel iflletmeci bulunuyor. 2 adet kömürlü elektrik termik santrali mevcut. Ekonominin y›lda yüzde 4 büyüdü¤ü belirtiliyor. Komflu ülkelerin büyüme oran› ise ortalama yüzde 6. Tarihine ve sosyo-ekonomisine iliflkin bu bilgiler Kosova’daki ulusal sorunu, emperyalizmin sirayet etti¤i noktalar› ve üflüflme nedenlerini –do¤al zenginlikleriyle birlikte düflünülürse- fazlas›yla ortaya koyuyor. Tarihten itibaren yüzy›llar boyunca S›rp ve Osmanl› hâkimiyeti alt›nda yaflayan, daha sonra yine S›rp iflgaline u¤rayan, ulusal geliflimi ve kendi kaderini tayin hakk› türlü bask› ve aldatmacayla engellenen,

Yugoslavya Federasyonu’nda di¤er cumhuriyetlerle eflit statü hakk› verilmeyen, genç ve tar›msal bir nüfusa sahip (ki bu geri sosyo-ekonomik yap›lar›n bir belirtisidir) Kosova’n›n ulusal mücadelesindeki hakl›l›¤› tart›flmas›zd›r. Kosova daha önce Yugoslavya’n›n, özelde de S›rbistan’›n s›n›rlar› içerisinde, en çok ezilen ulus olarak ekonomik ve siyasi ilhaka maruz kalm›flt›r. Emperyalizmin Bosna’da ve daha birçok co¤rafyada oldu¤u gibi, önce ulusal çat›flmalar› seyredip hatta k›flk›rtmas›, taraflar karfl›l›kl› olarak güçten düfltükten ya da uygun koflullar o l u fl t u k t a n sonra ise “kurtar›c›” ve “bar›fl elçisi” olarak müdahale ve iflgallerde bulunmas›, onun bilinen temel siyasetlerinden birisidir. Fakat tarihinden bu yana S›rp bask›s›na ve yak›n geçmiflteki katliamlara maruz kalm›fl Kosova’n›n, k›sa sürede S›rbistan’› ‘unutup’, askeri müdahalesiyle S›rplar›n katliam sald›r›lar›n› durduran NATO’yu, yönetimi eline alan UNMIK’› (Birleflmifl Milletler Kosova Misyonu) k›sacas› emperyalizmi hedeflemesi o koflullarda ancak hayal olabilirdi. Bu bir süreç iflidir ve daha önemlisi Kosova’n›n kendi iç dinamiklerine ba¤l›d›r. Kosova’da güçlü bir komünist veya devrimci önderli¤in bulunmad›¤›, muhalefetin ise henüz zay›f oldu¤u unutulmamal›d›r. UÇK’n›n, 1999’daki NATO müdahalesinden daha önce AB ve ABD’li emperyalistlerle iliflkili oldu¤u; onlardan destek ald›¤› ve onlar›n güdümüne girdi¤i biliniyor. Nitekim Kosova’n›n ba¤›ms›zl›k karar›n› aç›klayan flimdiki baflbakan›, geçmiflte UÇK’n›n ve sonra Kosova Demokratik Partisi’nin lideri Haflim Taci’den baflkas› de¤ildi. fiu an ise emperyalizmin Koso-

32


va’daki iflbirlikçilerinin bafl›nda geliyor. Kosova’daki muhalefetin bafl›n› çeken Halk ‹radesi Hareketi’nin (H‹H) lideri Ablin Kurti; “Kosova’n›n statüsünün mutlak bir flekilde uluslararas› ve küresel bir mesele haline getirilmesiyle kendimizi tam anlam›yla büyük güçlerin kuca¤›nda bulduk”7 diyerek asl›nda Kosova’daki halk muhalefetini ve özelde de ‘sol’ hareketin durumunu az çok yans›t›yordu. H‹H, NATO’nun askeri varl›¤›na ve UNMIK’a karfl› önemli bir mücadele bafllatm›fl, çeflitli bask› ve tutuklamalarla karfl›laflm›fl durumda. Ancak tüm bunlar›n henüz yetersiz oldu¤u da aç›k. Bugün egemen yönetici kesimin UÇK kökenli ve “sol” geçmifle sahip oldu¤u, emperyalist STK’lar›n çeflitli yard›m ve fonlarla Kosova’y› bir a¤ gibi kuflatt›¤› ve mafyatik örgütlenmelerin yayg›nl›¤› düflünülerek Kosova halk›n›n bilincini buland›ran ve henüz emperyalizme karfl› mücadelesini s›n›rl› k›lan etkenler, daha rahat anlafl›labilir. Fakat unutulmamal›d›r ki, emperyalizm Kosova’da “kurtar›c›” k›l›¤›na bürünmüfltür ve Kosoval› Arnavutlar›n uzun y›llara dayanan ba¤›ms›zl›k hayali, flekilsiz de olsa bu süreçte gerçekleflmifltir.

Emperyalizmin artan etkisine ra¤men ulusal sorunlarda rotay› flafl›rmamak! 1970’lerden sonra ulusal sorunlara karfl› emperyalistler aras› konsensüsten bahsetmifltik. Emperyalistlerin bu do¤rultudaki tutumlar›, ulusal sorunlarda bir s›k›flma yaratm›fl ve ulusal hareketlerin emperyalist dengelere oynayan politikalar›na yol açm›flt›. Sosyalist devletlerin ve hatta so¤uk savafl döneminin sosyal emperyalist devletlerinin dahi bulunmad›¤› uluslararas› ortamda, Kosova’n›n veya baflka bir ulusal hareketin emperyalist taraflardan birine meyletmesi, kendi koflullar›yla birlikte ele al›nd›¤›nda anlafl›lmaz de¤ildir. (Onaylamak ise çok farkl› bir fleydir.) Kosova, Irak Kürdistan› gibi örneklerde ulusal hareketlerin ABD emperyalizmine, Abhazya, G. Osetya örne¤inde oldu¤u gibi ise Rus emperyalizmine yönelmesi, çözümü onlarda aramas› s›n›fsal-ideolojik ko-

numlar›ndan ba¤›ms›z de¤ildir. Ancak flu an as›l öne ç›kan yan, burjuva ulusal hareketlerin ‘zorunlu’ olarak baflvuracaklar› büyük güçlerin, tümüyle kapitalist ve emperyalist devletlerden oluflmas›d›r. Ulusal hareketler cephesinde bugün ancak emperyalistlerin deste¤i ya da göz yummas›yla özerklik, federasyon veya “ba¤›ms›zl›k” gibi sonuçlar (“çözümler”) elde edilebilir görünüyor. Bunun birkaç örne¤inin yaflanmas› ve özellikle ABD’nin Irak’› iflgali sonras›nda ‘statükocu devletleri zay›flat›yor” diye neredeyse ABD emperyalizmine ilerici bir misyon biçen PKK’nin, daha sonra a¤›rl›kla emperyalist dengelere yönelen mücadele siyaseti de bu gerçeklik içerisinde anlam buluyor. I. Kürdistan›’nda oluflan “Bölgesel Kürt Yönetimi” kaynakl› ABD emperyalizmine iliflkin “umutlar” henüz tam anlam›yla ortadan kalkm›fl de¤il. Ancak ABD ve Avrupal› emperyalistler TC’ye verdikleri tam destekle beraber, ç›karlar›na görmediklerinde desteklemedikleri gibi ulusal hareketlere karfl› her türlü bask› ve katliama ortak olabildiklerini bir kez daha gösterdiler. Kosova’daki siyasi ba¤›ms›zl›k sürecinin olumsuz anlamda, belki de en önemli noktas›n› hükümetin tüm kararlar›n› geri çevirebilecek yetkide bir AB görevlisinin bulunmas› oluflturuyor. UNMIK’›n varl›¤› ile birlikte ele al›nd›¤›nda bu, klasik sömürgecilik döneminin “sömürge valisi”ni ça¤r›flt›rmaktad›r. Kosova devletinin geliflimi içerisinde söz konusu “AB görevlisi”nin yetkilerinin ne olaca¤›, nas›l bir evrim geçirece¤i flu an itibariyle belirsiz. Emperyalistlerin elinde böyle bir “yetkinin” bulunmad›¤›, siyasal ba¤›ms›zl›¤›na sahip birçok yar›-sömürge devletin hükümetlerince al›nan kararlar›n emperyalizmden ne kadar ba¤›ms›z oldu¤u ise ayr› bir tart›flmad›r. Kosova’n›n yeni bir tarz sömürge devleti olarak de¤erlendirilebilece¤ine de¤inmifltik. Peki, bu durum komünistler taraf›ndan nas›l de¤erlendirilmeli, Kosova veya benzer devletleflmelere nas›l bak›lmal›d›r? Öncelikle belirtmek gerekir ki söz konusu “yetki” sorunu, Kosova’n›n siyasal (devletsel) ba¤›ms›zl›¤›na yönelik hala tamamlanmam›fl parçalar bulundu¤unu gösterir. Ancak bu du-

33

Kosova’n›n çelifl flk kisi

PART‹ZAN 66


PART‹ZAN 66 osova’n›n siyasal haklar› “daha tam halegeldikçe” bu s›n›fsal mücadelenin önünü de açacakt›r. Ve kuflkusuz ki, Kosova’n›n devletleflmesi bu yolda önemli bir ad›md›r.

Kosova’n›n çelifl flk kisi

K

rumda bile komünistler aç›s›ndan Kosova’n›n ba¤›ms›zl›k ilan›n› tan›mak ya da tan›mamak gibi bir ikilem olamaz. Kosova devletinin oluflumu bizim d›fl›m›zda gerçekleflen bir siyasi olgudur. Klasik sömürgecilik döneminden kendi özgün süreçleri içerisinde siyasal ba¤›ms›zl›¤›n› yani ayr› bir devlet olarak örgütlenme hakk›n› elde eden tüm di¤er devletleflmeler gibi Kosova’daki devletleflme de yok say›lamaz, bir gerçektir ve o nedenle reddedilemez. Aksi bir tutum ulusal sorunlar karfl›s›nda tutars›z bir yaklafl›m› ifade ederdi. Ve daha önemlisi uluslar›n kendi kaderini tayin hakk›na ayk›r› olurdu. Komünistlerin görevi Kosova’daki devletleflmeyi yok saymak de¤il, söz konusu kendi kaderini tayinin daha tam hale gelmesi için çaba harcamakt›r. Baflta siyasal çerçevesi olmak üzere bu ba¤›ms›zl›¤›n yetersiz ve “flekilsiz” bir ba¤›ms›zl›k oldu¤u, Kosoval›lar› yeni bir sömürü sistemine zincirledi¤i ve emperyalistlere karfl› mücadele verilmeden ne tam olarak siyasi ba¤›ms›zl›¤›n ne de ekonomik ba¤›ms›zl›¤›n elde edilemeyece¤i belirtilmelidir. Kosova’daki durumun özgünlükleri olmakla birlikte Lenin’in ezilen ulus sorunlar›na iliflkin afla¤›daki ifadeleri, Kosova sorununda da yaklafl›m›m›z›n temeline konulmal›d›r: “… Marksistlerse demokrasinin s›n›fsal bask›y› ortadan kald›rmad›¤›n› bilirler. Demokrasi yaln›zca s›n›f savafl›m›n› daha do¤rudan, daha genifl, daha aç›k, daha belirgin hale getirir. Gerek duydu¤umuz fley de budur. Boflanma özgürlü¤ü daha tam hale geldikçe, kad›nlar ‘evcil kölelikleri’nin kayna¤›n›n hak eksikli¤i de¤il, kapitalizm oldu¤unu daha iyi göreceklerdir. Yönetim sistemi daha demokratik hale geldikçe iflçiler, musibet kayna¤›n›n, hak

eksikli¤i de¤il, kapitalizm oldu¤unu daha iyi anlayacaklard›r. Ulusal eflitlik daha tam hale geldikçe (ayr›lma özgürlü¤ü olmaks›z›n bu eflitlik tam olamaz) ezilen uluslar iflçileri, ezilifl nedenlerinin hak eksikli¤i de¤il, kapitalizm oldu¤unu daha aç›kça göreceklerdir, vb..” (Lenin)8 Geçmiflten bugüne ulusal ba¤›ms›zl›¤› için S›rbistan’a karfl› uzun ve kanl› bir mücadele vermek zorunda kalan Kosova’n›n, bugün kendi devletine sahip olmas› da bir hakk›n gerçekleflmesi olarak ayn› derecede önemlidir. Bu sayede Kosova halk›, ezilifl nedenlerinin sadece S›rbistan’›n 1999 öncesindeki siyasi ilhak› ya da kendi devletlerine sahip olamay›fllar› de¤il, kapitalizm ve flu an kendi egemenlerinin uflakça hizmet etti¤i emperyalizm oldu¤unu daha aç›kça göreceklerdir. Kosova’n›n siyasal haklar› “daha tam halegeldikçe” bu s›n›fsal mücadelenin önünü de açacakt›r. Ve kuflkusuz ki, Kosova’n›n devletleflmesi bu yolda önemli bir ad›md›r. NATO’nun askeri varl›¤› ve UNMIK yönetimi, kendi devletine sahip bir Kosova’da genifl kitlelerce sorgulan›r hale gelecektir. Bugüne kadar oluflan tepkiler daha bilinçli bir biçim alacak ve emperyalistlere (ve onlar›n iflbirlikçilerine) yönelecektir. “Kosova insanlar›n›n memnuniyetsizli¤inin baflka etnik gruplara de¤il, UNMIK yönetiminin kendisine yönlendirilmesinin çok önemli oldu¤una inan›yoruz.”, “Güvenilmez ve anti-demokratik bir rejim olmas›n›n yan› s›ra, UNMIK neo-sömürgeci bir yönetimdir.”agy bu sözler, H‹H lideri Ablin Kurti’ye aittir. Ancak Kosova halk›nda geliflen bilincin ve oluflan tepkilerin de aç›klamas› niteli¤indedir. Ba¤›ms›zl›k karar› siyasi hayat› canland›rm›fl ve daha genifl kitleleri içerisine çekmifltir. Bu süreç daha da ilerleyecektir. Bizim as›l odaklanaca¤›m›z noktay› buras› oluflturmaktad›r. Referans›m›z Lenin’dir ve o bize her ulusun kendi kaderini tayin hakk›n› elde etmesi gerekti¤ini, bunun emekçi halk›n kendi kaderini tayinini kolaylaflt›raca¤›n› ö¤retmifltir. “Bu kendi kaderini tayin, çok karmafl›k ve zorlu bir yolda ilerliyor” olsa da “dikte etmek yerine, di¤er ülkelerdeki tüm geliflme aflamalar›n› önceden görmeliyiz”9 diyen de yine Lenin’den baflkas› de¤ildir.

34


PART‹ZAN 66

Kosova’da karakteristik özellikleri belirgin hale gelen yeni bir devletleflme gerçekleflti. Bu devletleflmenin olufl flekli ve yaratt›¤› etkiler daha uzun süre tart›fl›lacakt›r. Kosova, dünya üzerindeki ilk devlet olmad›¤› gibi son da olmayacakt›r. Onu özgün k›lan özellikler ele al›n›rken bu tarihi gerçek de unutulmamal›, emperyalist-kapitalist sisteme tarihsel bir pencereden bak›lmal›d›r. 1914’te 50 civar›nda devlet varken, bu say› 1920’de 60’a, 1974’te 150’ye ulaflm›flt›. 1995’te ise bu say›, esasen SB’nin da¤›lmas›yla 190’› geçmiflti. fiimdi de 200’ü aflk›n durumdad›r. Bu her bir devletleflmenin ortak karakteristik özellikleri oldu¤u gibi birçok özgün yan› da vard›r. Bu nedenle, Kosova ele al›n›rken sadece bilinen devletleflmeler ve bunlar›n siyasi özellikleri üzerinde durulmal›, kendi tarihi ve ekonomik koflullar›yla birlikte geliflen e¤ilimlere de bak›lmal›d›r. Komünistler aç›s›ndan daha da önemlisi, her somut durumda uluslar›n tam hak eflitli¤ine ve sosyalizme en iyi hangi yoldan ulafl›laca¤›na bak›lmal›d›r. Uluslar›n tam hak eflitli¤i u¤runa kararl› bir mücadele verilmeden ne devrim ne de sosyalizm gerçeklefltirilebilir bir fleydir. Bu mücadele olmadan her ikisi de yenilgiye mahkûmdur. Kosova’ya ve ulusal sorunlara dair tüm bu aç›klama ve tart›flmalardan sonra, uluslar›n kendi kaderini tayini sorununu, “ekonomik ba¤›ms›zl›k”, “tam ba¤›ms›zl›k” gibi gerekçelerle tart›flmak aç›k ki Marksizm ad›na geri bir tart›flmad›r. Ekonomik “ilhak›n” siyasi ilhak olmaks›z›n tamam›yla gerçeklefltirilebilir oldu¤unu ve devaml› olarak yap›ld›¤›n› bilmemek (ya da pratikte kabul etmemek) Marksizm ad›na hiçbir fley anlamamakt›r. Bu görüfllerin varaca¤› tek bir nokta vard›r ki, onu Lenin hiçbir tart›flmaya yer b›rakmayacak biçimde çürütmüfltür. Yaz›m›za Lenin’den bir al›nt›yla bafllam›flt›k ve yine onun sözleriyle son noktay› koyal›m: “…. Bu durumda geriye tek bir sav kal›yor: Sosyalist devrim her fleyi çözecektir! Ya da bazen, onun görüfllerini paylaflan kiflilerin ortaya att›¤› sav kal›yor: Kendi kaderini tayin hakk› kapitalizmde olanaks›z, sosyalizmde gereksizdir! Bu görüfl teorik bak›mdan saçma, pratik si-

yasal bak›mdan flovenisttir… Ekonomik devrim, her türlü siyasal bask›y› ortadan kald›racak ön koflullar› yaratacakt›r. Bu nedenledir ki, her fleyi ekonomik devrime götürüp ba¤lamak mant›ks›z ve yanl›flt›r. Çünkü soru, ulusal bask› nas›l yok edilebilecek sorusudur. Ulusal bask›, ekonomik devrim olmaks›z›n yok edilemez. Bu, su götürmez bir gerçektir. Ama bununla yetinmek, saçmaya ve rezil emperyalist ekonomizme saplanmakt›r.”10 Kaynakça: 1- Lenin, Seçme Eserler, Cilt 4, “1908-1914 Y›llar›nda Ulusal Sorun”, “UKKTH Üzerine”, ‹nter Yay. 2- Bask›n Oran, BBC Türkçe’den Akt. Abdullah Sayar, Haksöz Mart 2008, Say›: 204, “Kosova’ya Amerikan Özgürlü¤ü” 3- Bask›n Oran, Türk D›fl Politikas› Cilt 1, 19192001 Editör: Bask›n Oran, ‹letiflim Yay. 4- Ege Özlü, Teoride Do¤rultu May›s-Haziran 2006, Say›: 24, “Emperyalist Küreselleflme Dönemi ve Ulusal Sorun” 5- Gökçen Alpkaya, Türk D›fl Politikas›, Cilt 1, 1919-2001, Editör: Bask›n Oran, ‹letiflim Yay. 6- Ergin Y›ld›zo¤lu, Cumhuriyet, “Bir Semptom Olarak ‘Kosova Devleti’” 7- Ablin Kurti, Birgün (Röportaj) 8- Lenin, Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtulufl Savafllar›, “Marksizm’in Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm”, Sol Yay. 9- Lenin, ulusal Sorun ve Sömürgeler SorunuLeninizm 6. Defter, ‹nter Yay. 10- Lenin, Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtulufl Savafllar›, “Marksizm’in Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonomizm”, Sol Yay. - ‹brahim Kaypakkaya, Seçme Yaz›lar, Umut Yay. - Kemalist Devrim? H. Yeflil, Dönüflüm Yay. - Monthly Review Ocak 2008, Say› 17, “Yugoslavya’n›n Çözülmesi” - Umran Mart 2008, Say› 163, S›dd›k Aslan “Kosova’n›n Ba¤›ms›zl›¤› Ba¤lam›nda Türkiye ve BOP” - Alt›noluk Mart 2008, Say› 265, Beytullah Demircio¤lu, “Kosova: Balkanlar›n Yeni Devleti” - Cumhuriyet, Cumhuriyet Strateji, Radikal, Milliyet, Birgün

35

Kosova’n›n çelifl flk kisi

Sonuç:


Tasfiyecilik üzerine -2-

Tasfiyecili¤in özü, yok etmek, etkisizlefltirmektir. Tasfiyecilik olgusu nihai olarak örgütsel alana aittir ve örgütlülü¤ün yok edilmesini hedefler. Revizyonizm; ilk elden Marksizm’in ideolojik-politik alanda tasfiyesidir. ‹deoloji-politika-örgüt aras›ndaki organik iliflkiyi düflündü¤ümüzde; bunlardan birinde oluflan çürümenin-yozlaflman›n di¤er alanlar› da birebir etkileyece¤i aç›kt›r.

36


Tasfiyecilik ve günümüzün en güçlü karfl›-devrim rüzgâr› revizyonizm Revizyonizm; ça¤›n de¤iflti¤i, koflullar›n yeni tip örgütlenme ve mücadele biçimleri gerektirdi¤i iddias›yla Marksizm’in temel görüfllerinin i¤difl edilmesidir. Marksizm’in yine “Marksizm” ad›na reddidir. Revizyonizm; ilk olarak ideolojik-politik zeminde boy verir. S›n›f mücadelesine karfl› ç›karak uzlaflmac›l›¤›, parlamentarist yolu savunarak, bilimsel sosyalizmi tahrif ederek ifle bafllar. Tasfiyecili¤in özü, yok etmek, etkisizlefltirmektir. Tasfiyecilik olgusu nihai olarak örgütsel alana aittir ve örgütlülü¤ün yok edilmesini hedefler. Revizyonizm; ilk elden Marksizm’in ideolojik-politik alanda tasfiyesidir. ‹deolojipolitika-örgüt aras›ndaki organik iliflkiyi düflündü¤ümüzde; bunlardan birinde oluflan çürümenin-yozlaflman›n di¤er alanlar› da birebir etkileyece¤i aç›kt›r. Ki ideoloji-politika-örgüt iliflkisinde temeli ideoloji oluflturur. Politika ve örgüt; ideolojik zeminden ald›¤› g›dayla flekillenir. ‹deolojiyi; bir a¤ac›n köküne benzetebiliriz. A¤aç topraktan beslenir! E¤er a¤ac›n kökü çürürse, bu aktar›m› yapamayaca¤› aç›kt›r. Kök çürümeye bafllad›¤›nda, a¤ac›n kollar›, yapraklar› da kurumaya bafllayacakt›r. Ama kollardaki-yapraklardaki kuruma kökü ayn› flekilde etkilemez. Kökün sa¤lam olmas› durumunda; a¤ac›n üst kesimleri kesilse bile, o yine yeflerecektir. K›sacas› ideolojik-politik alanda ç›kan revizyonizm; (di¤er sapmalar, Marksizm d›fl› ak›mlar gibi) tasfiyecilikle birebir ba¤lant›l›d›r. Revizyonizmin örgütsel tasfiyecili¤e yol açt›¤› örnekler çeflitli komünist partilerin tarihlerinde mevcuttur. Bunlardan biri de Browder revizyonizmidir. Browder revizyonizmi, Amerikan Komünist Partisi (AKP)’ni aç›ktan tasfiye etmifltir. SSCB’de ise revizyonizm sosyalist bir ülkenin y›k›l›fl›n› getirmifltir. Browder; 1935’li y›llarda AKP’nin sekreterli¤ini yap›yordu. ABD’de ç›kacak bir kar›fl›kl›¤›n tüm dünyan›n düzenini bozaca¤›n›, bu yüzden bir s›n›f patlamas›n›n olmamas› gerekti¤ini, s›n›f mücadelesini en aza indirmenin yollar›n›n bulunmas› için çaba verilmesi gerekti¤ini savunuyordu. “S›n›fsal çeliflkilerin afl›ld›¤›” bir anlaflma yapmaktan bahsediyordu. Bu

anlaflma ile; komünistlerin savundu¤u görüfllerin zaman içerisinde kitlelerin ço¤unlu¤u taraf›ndan benimsenece¤ini ve ayr› bir mücadeleye –hele ki fliddet içeren bir mücadeleye- gerek kalmayaca¤›n› iddia ediyordu. Bir süre sonra bu görüfllere uygun olarak Browder, Amerika Komünist Partisi’ne ihtiyaç olmad›¤›n› söyleyerek, partiyi tasfiye etti. “Belli bir süre için Amerikan proletaryas›n›n davas›n› uçurumun efli¤ine getirdi. Ve di¤er ülkelerin proletarya partilerine de tasfiyecilik zehrini bulaflt›rd›.” (Mao) II. Enternasyonal oportünizminin-revizyonizminin yenilmesinden sonra revizyonizm en güçlü hamlesini Kruflçev döneminde yapm›flt›r. Stalin’in ölümüyle Komünist Partisi’nin sekreteri olan Kruflçev; “kifliye tapmayla mücadele” ad› alt›nda görünürde Stalin’e, özünde ise ML’ye sald›r›lar›yla ifle bafllad›. 1957 ve 60’ta “tüm iflçi ve komünist partilerinin kat›ld›¤› toplant›larla savunulmaya bafllanan “bar›flç›l geçifl”, “halk›n partisi-devleti”, “bar›fl içinde bir arada yaflama” savlar› SBKP’nin 20. Kongresi’nde partinin ana çizgisi oldu. 22. Kongrede ise bunlar partinin program›na girdi. Buna göre SBKP art›k proletaryan›n öncüsüpartisi de¤il, “halk›n” partisiydi. Komünizm fliarlar› yerine, burjuva fliarlar› olan “özgürlük”, “kardefllik” fliarlar› kullan›lmaya bafllanm›flt›r. Revizyonistler; II. Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras› dönemin “uluslararas› alandaki güçler iliflkisinde sosyalizmin lehine olan de¤iflikliklerin, ‘devrimin oldu¤u ülkelerin içifllerine uluslararas› gericili¤in müdahale etmesinin felç olana¤› yaratt›¤›n›’ ve flimdi bunun burjuvazinin bir iç savafl bafllatma olanaklar›n› azaltt›¤›n›” iddia ediyorlard›. (Polemik, s: 449) Onlara göre I. ve II. Emperyalist Paylafl›m Savafllar› aras›ndaki dönemle, II. Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras› dönem farkl›yd›. I. ve II. Emperyalist Paylafl›m Savafllar› aras›ndaki y›llarda burjuvazi, “polisiye ve bürokratik ayg›t›n› gelifltirdi ve mükemmellefltirdi, emekçilerin kitle hareketini bast›rd› ve sosyalist devrime bar›flç› yoldan gidilmesi için hiçbir olanak b›rakmad›.” (age, s: 445) Ama savafl sonras› burjuvazi “de¤iflmiflti” daha “demokratlaflm›flt›”. “SSCB’nin varl›¤› onlar› ürkütüyordu, bu yüzden iç savafl olsun istemiyorlard›.” Revizyonistlerin iddialar› bunlard›. Ve bu de¤i-

37

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


PART‹ZAN 66 ar›-sömürgeülkelere “Marshall yard›mlar›” ad›yla ak›t›lan paralar, revizyonistlerin burjuvazinin “demokratlaflmas›na” “s›n›f çeliflkilerinin uzlaflmaz olmad›¤›na” dair ileri sürülen kan›tlard›.

Tasfiyecilik üzerine -2-

Y

flimlerden kaynakl›; parlamenter yolla, burjuvaziyle uzlaflarak bar›flç›l bir flekilde sosyalizme geçifl yap›labilirdi. Kruflçev revizyonizminin, dönemleri bu flekilde ay›rmas›n›n temel nedeni, SSCB’nin fliddet yollu devrim ile kurulmufl olmas›d›r. O dönemde Stalin’e yönelik a¤›r karalamalar varken, halk›n ve di¤er ülke komünist partilerinin üst boyuttaki sahiplenicili¤inden ötürü Lenin’e Leninizm’e aç›ktan sald›ramamalar› bunu gerektiriyordu. Aksi bir savunu, revizyonistlerin maskelerinin daha h›zl› düflmesine yol açard›. Peki gerçekten dedikleri gibi burjuvazi demokratlaflm›fl, art›k yat›r›mlar›n› askeri ve polisiye ayg›ta yapm›yor muydu? II. Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras›n› daha yak›ndan inceledi¤imizde Avrupa ülkelerinin kendilerini toparlamaya, savafltan dolay› u¤rad›klar› zararlar› telafi etmeye çal›fl›rken ABD’nin “süper güç” haline gelmeye bafllad›¤›n› görürüz. Esas amac›n› “komünizmlehalklarla mücadele” olarak ifadelendiren emperyalist bir ülke durumundad›r ABD. Savafl sonras› gerçekten de burjuvazinin ekonomi politikalar›nda zorunlu de¤ifliklikler görüldü. 1929’da girilen ekonomik buhrandan ç›k›fl yollar›n›n aranmas›, SSCB’nin varl›¤›, Çin’de, Kore’de, Vietnam’da ve daha birçok ülkede devrimci mücadelenin büyümesi veya devrimlerin yaflanmas›; burjuvaziyi zorunlu olarak “refah devleti”ne veya “sosyal devlet” dedikleri yap›lanmaya götürmüfltür. Emperyalist ülkelerde emekçilere daha rahat yaflam koflullar›, yar›-sömürge, yar›-feodal ülkelerin sömürüsünden elde edilen kârlarla sa¤lanm›flt›r. Bunlarla birlikte; yar›-sömürge, yar›-feodal ülkelere “Marshall yard›mlar›” ad›yla ak›t›lan

paralar, revizyonistlerin burjuvazinin “demokratlaflmas›na” “s›n›f çeliflkilerinin uzlaflmaz olmad›¤›na” dair ileri sürülen kan›tlard›. “Emperyalizmin temel ekonomik özelliklerinden dolay› kendisini çok k›s›tl› bir bar›flseverlik ve özgürlük sevgisi, militarizmin ise çok büyük ve her yerde hissedilebilir geliflmesi ile kendini göstermektedir. Bar›flç›l m› yoksa fliddete dayal› devrim mi sorununun de¤erlendirilmesinde bunu dikkate almamak burjuvazinin s›radan bir ufla¤› durumuna düflmek demektir.” (Lenin) Yaz›n›n önceki bölümlerinde “özgürlük”, “eflitlik”, “demokrasi” sloganlar›n› ezen s›n›flar›n halk› manipüle etmek amaçl› kulland›¤›n› gördük. Ayr›ca s›n›fl› toplumlarda bu fliarlar›n ne anlama geldi¤ini ve s›n›fsal temellerini aç›klad›k. Bunlar›n ayr›nt›lar›na bu nedenle girmeyece¤iz. Bunlarla birlikte ezen s›n›flar›n bazen halklar›n bask›s›yla emekçilere görece daha rahat –ama sömürünün devam etti¤i- bir yaflam sunabilece¤ini biliyoruz. Burada gözden kaç›r›lmamas› gereken, burjuva devlet biçimlerinin çok çeflitli olabilece¤idir. “Burjuva devlet biçimleri son derece çeflitlidir, ama özleri hep ayn›d›r: bütün bu devletler son tahlilde flu ya da bu biçimde ama zorunlu olarak bir burjuva diktatörlü¤üdür.” (Devlet ve ‹htilal, s: 41, Bilim ve Sosyalizm Yay›nlar›) Ki Kruflçev’in burjuvazinin demokratl›¤›ndan, bar›flseverli¤inden bahsetti¤i y›llarda ABD; Latin Amerika’da, Vietnam’da, Kore’de; Avrupa emperyalistleri ise Cezayir’de, Kongo’da ve dünyan›n birçok yerinde yine “demokrasi”, “özgürlük” ad›na bugün Irak’ta, Filistin’de vd. yapt›klar›n› yap›yorlard›. ABD; dünyan›n dört bir yan›nda askeri üsler aç›yor, darbeler düzenliyor, en gerici rejimleri aç›ktan destekliyordu. ‹flte Kruflçev; halklara yönelik tüm bu sald›r›lar› görmezlikten geliyor, burjuvazinin demokratlaflmas›ndan, s›n›f mücadelesinin bar›flç›l yollarla sürdürülmesinden bahsediyordu. Ve bunlar› Marksizm’e dayand›r›yordu.

Kruflçev revizyonizminin temel tezleri 1- Sömürgecili¤e karfl› al›nan tav›r: SBKP yöneticileri; emperyalistlerin fiili olarak askerlerini kullanarak di¤er ülkeleri iflgal etme-

38


melerinden yola ç›karak, sömürgecili¤in yok olmaya bafllad›¤›n›, sömürgecili¤in “kal›nt›lar›n›n” kald›¤›n› iddia ediyorlard›. Bu flekilde Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n›n (UKKTH) savunulmas›n› anlams›zlaflt›rm›fl, emperyalistleri “ilerici” göstermifl oluyorlard›. Emperyalistler sömürgecilik döneminde kulland›klar› politikalar› halklar›n, uluslar›n direniflleri nedeniyle de¤ifltirmek zorunda kalm›fllard›r. “Demokrasi”, “özgürlük” götürme, o ülkeleri “kalk›nd›rma” ad› alt›nda yard›mlar(!) ak›t›yorlard›. Böylelikle “iktisadi yard›m” ad› alt›nda yeni pazarlar ele geçiriyorlard›. 1961 y›l›nda “ilerleme için ittifak” ad› alt›nda Latin Amerika ülkeleriyle imzalanan anlaflma buna örnektir. Veya Türkiye’ye o dönem verilen Marshall yard›mlar›, IMF ile yap›lmaya bafllanan stand-by’lar bu “yard›mlar›n” ne anlama geldi¤inin aç›k ifadesidir. Verilen paralar karfl›l›¤›nda o ülkeler ya¤malan›yor, ülkeler ticari aç›dan kendilerine ba¤lan›yor, emek güçleri sömürülüyordu. II. Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras› kurulan BM, DB, IMF gibi kurulufllar›n eliyle bu ya¤malar›n› gizlemeye, meflrulaflt›rmaya çal›fl›yorlard›. “BM’yi; bu ülkelerin içifllerine kar›flmak ve onlar› askeri-ekonomik ve kültürel sald›r› alt›nda tutmak için önemli bir araç olarak kullan›yorlar. Bu ülkeler üzerindeki hâkimiyetlerini ‘bar›flç›’ yollarla sürdüremedikleri zaman, askeri darbeler düzenliyor, y›k›c› faaliyetlere girifliyor. Ve hatta do¤rudan silahl› mücadele ve sald›r›ya baflvuruyorlar.” (Polemik, s:180) SBKP yöneticileri “sömürgecili¤in kalkt›¤›” iddialar›yla, devrimci mücadeleye gerek kalmad›¤›n› söylemifl oluyorlard›. Böylece ayn› dönem içerisinde dahi yap›lan aç›ktan iflgalleri (Kore, Vietnam, Laos…), katliamlar› (Kongo, Cezayir, Kuzey Yemen), ABD eliyle yap›lan darbeleri (Arjantin, fiili, Bolivya, Uruguay, Peru, Ekvador, Türkiye) görmezlikten gelmifl oluyorlard›. 2- Bar›fl içinde bir arada yaflama teorisi: SBKP önderleri; bar›fl içinde bir arada yaflaman›n “yaflad›¤›m›z ça¤›n zorunlu talebi” oldu¤unu belirtiyorlard›. Emperyalist hükümetlerde bar›fl içinde bir arada yaflamak isteyenlerin say›s›n›n çok oldu¤unu vurguluyor-

lar ve hatta o dönemki ABD Baflkan› Kennedy’yi övme gere¤i duyuyorlard›. Bu flekilde s›n›f mücadelesini “iyi niyetli” olduklar›n› iddia ettikleri kiflilere ba¤l›yor, emperyalizmin s›n›fsal özünü reddetmifl oluyorlard›. ABD ve SSCB’nin iki süper güç olarak, “tüm insanlar›n refah› u¤runa ortaklafla eylemler ve çabalar için zemin bulabileceklerini” iddia ediyorlard›. Böylece komünistlerin uluslararas› politikas› olan “proleter enternasyonalizmini” ortadan kald›r›yorlar ve “emperyalist ülkelerle, egemen s›n›flarla ittifak” politikas›n› izlemifl oluyorlard›. Bu savunular›na dayanak olarak Lenin’in “bar›fl içinde bir arada yaflama politikas›n›” gösteriyorlard›. Oysa ki; “Leninist bir arada yaflama politikas›, dünya proletaryas›n›n tarihsel misyonundan yola ç›kmaktad›r. Buna ba¤l› olarak, sosyalist devletler bar›fl içinde bir arada yaflama politikas›n› izlerken, tüm kölelefltirilmifl halk y›¤›nlar›n› ve ezilen uluslar› devrimci mücadelelerinde kararl›l›kla desteklemek zorundad›rlar. Buna karfl›n Kruflçev’in ‘bar›fl içinde bir arada yaflama’s› proleter dünya devriminin yerine pasifizmi geçirmekte ve böylece proleter enternasyonalizmden vazgeçmektedirler.” (Polemik, s: 346) Sosyalist devletlerin d›fl politikas› Kruflçev revizyonistinin iddia etti¤i gibi emperyalist-kapitalist ülkelerle ittifak de¤il, “geliflmifl ülkelerin devrimcileriyle ve tüm ezilen halklarla hangi türden olursa olsun, emperyalistlere karfl› ittifak›d›r.” (Lenin) 3- Bar›flç›l Geçifl Teorisi: SBKP yöneticileri, II. Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras› koflullar›n de¤iflti¤ini iddia ederek parlamenter yollarla sosyalizme geçifl olabilece¤ini savunmufllard›r. “Bir dizi kapitalist ülkenin ve bir zamanlar sömürge olan ülkelerin iflçi s›n›flar›n›n, burjuvaziyi al›fl›lm›fl reform s›n›rlar›n› aflmaya zorlayaca¤›n› iddia ediyorlar”d›. Parlamenter yolla sosyalizme geçifl yap›labilece¤i iddias› Brenstein’›n, Kautsky’nin de iddialar›d›r. Bunlar›n Lenin taraf›ndan nas›l çürütüldü¤ünü gördük. Ayn› zamanda çeflitli ülkelerdeki devrim süreçleri bize burjuvazinin kendi iktidar›n› tehlikeye atacak hiçbir harekete müsamaha göstermedi¤ini, halklara ve onun öncüsü-

39

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66 ne yo¤un bir bask› uygulad›¤›n›, terör estirdi¤ini göstermifltir. Tam da “bar›flç›l geçifl” teorilerinin savunuldu¤u zamanlarda; parlamenter yolla hükümeti ele geçiren Allende örne¤i hiçbir yoruma yer b›rakmayacak kadar aç›kt›r. Ayn› flekilde Kruflçev’in “bar›flç›l geçifl” teorisinden etkilenen ‹spanya Komünist Partisi, Frans›z Komünist Partisi süreç içerisinde revizyonizmin bata¤›na batm›flt›r. Ki bu partilerin seçimlere girdi¤i y›llarda burjuvazi; meclise girebilmenin koflullar›n› de¤ifltirmifl, barajlar koymufltur! Bütün devrimlerin sorunu iktidar sorunudur! Bu çok aç›k ve nettir. Burjuvazi de iktidar›n› kolayca vermek istemeyecektir. Komünistler ülkenin koflullar›na göre; kitleleri e¤itmek, burjuvaziyi teflhir etmek için parlamenter yolu kullan›rlar-kullan›yorlar. “Ne var ki, s›n›f mücadelesini parlamenter mücadeleyle s›n›rlamak, bu mücadeleyi bütün di¤er mücadele biçimlerinin kendisine ba¤l› oldu¤u en yüksek; tayin edici biçimi olarak görmek, fiilen burjuvazinin yan›nda ve proletaryaya karfl› tav›r almak demektir.” (Lenin) Revizyonistler; bar›flç›l geçifl teorisiyle silahl› mücadeleyi ve di¤er illegal mücadele yöntemlerini reddetmekte ve proletaryay› baflar›s›zl›¤a mahkum etmektedirler. 4- Tüm halk›n devleti-partisi olma teorisi: SBKP’nin 22. Kongresi’nde “proletarya diktatörlü¤ü devletinin” yerine, “tüm halk›n devletinin” geçirildi¤i ilan edildi. “Devlet; s›n›fsal bir kavramd›r, s›n›flar üstü de¤ildir! S›n›f mücadelesinin bir arac›d›r. Ve sosyalist devlet d›fl›nda di¤er tüm devletler; ezen s›n›flar›n ezilenler üzerindeki bask› arac›d›r. Dolay›s›yla ‘devlet hala varoldu¤u sürece’ s›n›flar üstünde durmas› mümkün de¤ildir, tüm halk›n devleti olmas› mümkün de¤ildir.” (Polemik, s: 500) S›n›flar›n ortadan kalkmaya bafllad›¤›, s›n›f farklar›n›n giderildi¤i zaman zaten devlet de sönümlenmeye bafllam›fl demektir. Kruflçev; “halk›n devleti” oldu¤unu söyleyerek, sosyalizmde de süren s›n›f mücadelesinin üstünü örtmüfl oluyordu! Gelinen aflamada “komünist bir devlet sistemi”, “komünizmin ilk aflamas›n›n devleti”nin ortaya ç›kt›¤›n› iddia ediyordu.

Oysaki tarihsel materyalizmin yani tarih biliminin bize gösterdi¤i s›n›fs›z bir toplumun devletinin olamayaca¤›d›r. ÇKP’nin o dönemki tart›flmalarda SBKP’ye söyledi¤i afla¤›daki sözler bu çeliflkiyi aç›kça göstermektedir: “E¤er komünizme geçilmiflse o zaman oradaki devlet sönüp gidiyor olurdu. Ve o zaman da ‘tüm halk›n devleti’ ne demek oluyor? E¤er devlet sönüp gitmiyorsa, o zaman proletarya diktatörlü¤ü olmak zorundad›r. Ve asla tüm halk›n devleti olamaz.” Revizyonist Kruflçev kli¤i, proletarya diktatörlü¤ünün demokratik olmad›¤›n›, “tüm halk›n devleti” olmas› durumunda demokrasinin sa¤lanabilece¤ini söylüyordu. Demokrasi de diktatörlük gibi s›n›fsal bir kavramd›r. Ve burada Kruflçev kli¤inin savunusunun, burjuvazi için demokrasi oldu¤u aç›kt›r. Kautsky’yi elefltirirken Lenin flöyle diyordu: “Saf demokrasi, sadece hem s›n›f mücadelesinin hem de devletin özü hakk›nda anlay›fls›zl›¤› gösteren, bilgisizlik iflareti bir lafazanl›k de¤il, ayn› zamanda su kat›lmam›fl bofl bir lafazanl›kt›r, çünkü komünist toplumda demokrasi de¤iflme ve bir al›flkanl›k haline gelme süreci içinde sönüp gidecek ama ‘saf bir demokrasi’ asla olmayacakt›r.” (Polemik, s: 505) Kruflçev SSCB’de proletarya diktatörlü¤ünü kald›rm›fl ve onun yerine “halk›n devleti” slogan›yla bir avuç revizyonistin diktatörlü¤ünü kurmufltur. Ayn› kongrede “proletarya partisi” yerine “bütün halk›n partisi” getirilmifltir. Devlet gibi, partilerin de s›n›f mücadelesinin bir arac› oldu¤unu biliyoruz. S›n›flar üstü bir siyasi parti olamaz. Bir partinin “tüm halk›n partisi” olmas› mümkün de¤ildir, bu bir aldatmacad›r. Komünist Partisi; “proletaryan›n örgütlü öncü müfrezesi, proletaryan›n en yüksek örgüt biçimidir”. Bununla birlikte Komünist Partisi; tüm halk›n ç›karlar›n› savunabilen tek partidir. Baflka hiçbir s›n›f veya tabakan›n partisi, tüm halk›n ç›karlar›n› savunamaz. Proletaryan›n partisinin tüm halk›n ç›karlar›n› savunabilen tek parti olmas›n›n nedeni; “Proletaryan›n ç›karlar› ile emekçilerin genifl kitlelerinin ç›karlar›n›n çak›flmas›nda, bu partinin tüm sorunlara proletaryan›n tarihsel konumun-

40


dan, proletaryan›n ve tüm di¤er emekçilerin hem o andaki hem de gelecekteki ç›karlar› aç›s›ndan, halk›n ezici ço¤unlu¤unun yüksek ç›karlar› aç›s›ndan yaklaflabilmesinde; bu partinin ML ile uyum içinde do¤ru önderlik getirebilece¤inde yatmaktad›r.” (Polemik, s: 508) Komünist Partisi’ne; iflçi s›n›f› kökenli üyeler d›fl›nda, di¤er s›n›flardan üyeler de gelebilir, ama bunlar kendi s›n›flar›n›n ideolojisi veya program›yla gelemezler, proletaryan›n bak›fl aç›s›n›, s›n›fs›z-sömürüsüz bir dünyaya ulaflmada proletaryan›n yerini kabul ederek gelirler. Kruflçev revizyonizminin bafll›ca tezleri yukar›da sayd›klar›m›zd›. Bu tezlerin “kifliye tapmayla mücadele” ad› alt›nda 1957’de dile getirilmeye bafllanmas›yla Mao önderli¤indeki ÇKP; revizyonizme karfl› mücadele bayra¤›n› açm›flt›r. Baflkan Mao; emperyalizme karfl› yürütülen mücadelenin revizyonizmle mücadele ile kopmaz ba¤lar› oldu¤unu söylüyordu. Sovyetler’de revizyonizm iktidara geçerken, Sovyetler Birli-

1960’l› y›llarda Afrika’da, Ortado¤u’da, Latin Amerika’da ulusal ve devrimci hareketler gelifliyordu. Vietnam’daki savafla karfl› kapitalist-emperyalist ülkelerin halklar› dâhil dünyan›n dört bir yan›nda halklar kitle hareketlerini yükseltiyorlard›. Bu geliflen hareketleri daha yak›ndan inceledi¤imizde her hareketin içinde bir tarafta BPKD’den, Mao’dan; di¤er tarafta revizyonizmden etkilenen kesimler oldu¤unu görürüz. Ayn› zamanda bizim ülkemizde oldu¤u gibi birçok ülkede y›llar süren revizyonizmin, reformizmin BPKD’nin etkisiyle büyük darbeler yedi¤ine tan›k oluruz. Ulusal ve devrimci hareketlerin d›fl›nda; ’60’l› y›llar›n en belirgin özelliklerinden biri de; ’68 hareketleri diye isimlendirilen çevrecilerden, savafl karfl›tlar›na, feministlere kadar uzanan çevrelerin karfl› ç›k›fllar›yd›. Anti-ABD’cilik bu dönem her kesim taraf›ndan kabul görüyordu. (Bu hareketler nitelik olarak flimdiki anti-ABD’ci hareketler ve sosyal foruma benzetilebilirler.)

¤i’nin yaflad›klar›ndan da yola ç›karak Çin’de Büyük Proleter Kültür Devrimi bafllat›lm›flt›. Mao; sosyalizmden komünizme geçifl aflamas›na gelmek için onlarca-yüzlerce kültür devrimi gerekebilece¤ini söylüyordu. S›n›flar›n hemen yok olamayaca¤›n›, bunlara karfl› mücadele için kitlelerin e¤itilmesi ve Komünist Parti içindeki burjuva karargâhlar›n bombalanmas› gerekti¤ini söylüyor ve bunun pratik örne¤ini gösteriyordu Mao.

Hümanist hareketler özellikle Bat› Avrupa baflta olmak üzere halklar› etkiliyordu. Hümanizm; “anti-totaliterlik” ad› alt›nda faflizmi ve sosyalizmi bir tutuyordu. Burada revizyonistleflen SSCB’nin etkisini görmek gerekiyor. Kruflçev’in “halk›n devleti” söylemini gelifltirmesinde, “kifliye tapmayla mücadele” ad› alt›nda Stalin’e dolay›s›yla Marksizm’e savafl açmas›nda sözde; “diktatörlü¤e”, “totali-

41

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66 terli¤e” karfl› ç›k›fl vard›. Burjuvazi halklar› her alanda kuflatmakta, etkisizlefltirmekte, istedi¤i do¤rultuda manipüle etmede gitgide daha çok ustalaflt›¤›n› gösteriyordu. “‹nsan sevgisi” ön plana ç›kar›larak her türlü fliddete karfl› ç›k›l›yordu. “Hiçbir ideoloji insan yaflam›ndan önemli de¤ildir” derken emperyalist-kapitalist sistemin insanlar› toplu katliamlarla, nükleer silahlarla katlettikleri görmezden geliniyordu. Veya bunu yapanlar›n Hitler gibi arada bir ç›kan deliler oldu¤u söyleniyor ve sorun s›n›fsal özünden kopuk ele al›n›yordu. ‹flte ’60’l› y›llar›n dünyas› böyleydi. Bir tarafta Maoizm di¤er tarafta revizyonizm ve bunlardan etkilenen hareketler… Toplumun her kesimine hitap edecek flekilde burjuvazi taraf›ndan yo¤unlaflt›r›lan sald›r›lar! Elbette ki bu geliflmeler ayn› zamanda kendine Marksist diyen akademi ayd›nlar› taraf›ndan da takip ediliyor-de¤erlendiriliyordu. ’68 olaylar›na kat›lanlar›n “farkl›” istemleri, farkl› s›n›f ve tabakalardan insanlar›n kat›l›p “varolan düzenden flikayetlerini bildirmeleri”, “bu dünyada kendilerine de yer istemeleri” bu “Marksist ayd›nlar” aç›s›ndan Marksizm’i tahrif etmek için bulunmaz bir f›rsat yaratm›flt›. Bu döneme kadar MarksizmLeninizm’in kalesi olarak görülen SSCB’deki de¤iflimleri de ekledi¤imizde burjuvazinin kendisini güçlendirmek ve tarihsel materyalizmi, bilimsel sosyalizmi çarp›tmak, bu do¤rultuda kurulan komünist partileri ideolojik-politikörgütsel olarak tasfiye etmek için bu sefer her zamankinden daha güçlü oldu¤unu söyleyebiliriz. Nitekim o dönem bafllayan son tasfiyecilik dalgas›n›n günümüzde etkisini daha da art›rarak sürdürmesinin nedenleri bu güçlü zemindir. Bunlarla birlikte genel olarak komünist partilerin etkisizli¤inin, bilim-felsefe-ekonomik alanlar›nda varolan de¤iflimlere paralel kendilerini gelifltirmemelerinin ve etkili bir karfl› koyufllar›n›n olmamas›n›n bu oluflan tabloda önemli bir yerinin oldu¤u görülmelidir. ’68’de yer alan güçlerin karmafl›kl›¤›; Marksizm’in “iflçi s›n›f›n› öncü güç olarak tan›mlayan” teorisini geçersizlefltirmekteydi! Marksizm’in teorisi “modern döneme aitti! Mo-

dern dönemde pozitivizmin etkisiyle s›n›flar›n birbirinden uzlaflmaz çeliflkilerle ayr›ld›¤› düflüncesi vard›! Oysaki içinde bulunulan yeni dönemde (baz›lar› buna post-modernist dönem diyor) her fley iç içe geçmifl”, burjuvazi ile proletarya aras›ndaki karfl›tl›klar kalkmaya bafllam›fl, çevre, cinsellik, kad›n, kültürel sorunlar… gibi birçok konuda farkl› s›n›flardan insanlar› “ayn›” fleyi savunup-ortaklaflabilir duruma gelmifllerdir! Ayr›ca iflçi s›n›f› zaten bilim ve teknolojinin geliflmesiyle birlikte, önemsizlefltirmekte, da¤›lmakta, sanayideki “vazgeçilmez” yerini kaybetmektedir! Böyle güç kaybeden iflçi s›n›f› ve partisinin öncü güç olarak kendini tan›mlamas› kabul edilemezdi! Her kesim-s›n›f verdi¤i mücadele oran›nda söz hakk›na sahip olmal›d›r! Verilen mücadelelerin iktidar mücadelesi olmas›na gerek yoktur! Sadece haklar›n› almak, dünyay› daha iyi bir hale getirmek ne herkes için “kardeflçe” yaflanabilir k›lmak önemlidir. Mücadeleler de bu amaçlar› tafl›mal›d›r. Zaten “iktidar›” istenmesi, talep edilmesi çeflitli nedenlerden dolay› do¤ru de¤ildi. Bir kere iktidar› almak insan›n yap›s›n› bozar, iktidar› ele geçirenler savunduklar› “insanc›l görüfllerden” uzaklafl›p, ezen durumuna geliyorlar! Bu yüzden iktidardan uzak durmak, onu hiç hedeflememek en iyisidir! B›rakal›m flu anda iktidarda olanlar “insanc›ll›ktan uzaklaflm›fl olarak” kendilerince yaflas›nlar! ‹ktidar› hedeflememenin di¤er nedeni de; iktidar›n (yani devletin) art›k bir s›n›fa, bir zümreye ait olmad›¤›, “yönetiflim” ilkesiyle, “demokrasiyle” halk›n her kesiminin “isteyince” kendini temsil edebildi¤i sav›d›r. Sivil Toplum Kurumlar› da bunu sa¤lamaktad›r. Sonuçta sorun yönetime girip kendini ifade etmeyi isteyipistememendedir! vs. vs. ‹flte bilim ve teknolojinin geliflimi, s›n›f aidiyeti önemsenmeden oluflturulan çeflitli gruplar›n hareketleri, Sovyet revizyonizminin “bar›flç›l geçifl”, “halk devleti”, “demokrasinin egemen k›l›nmas›” sloganlar› çeflitli “Marksist” çevrelerde böyle yank›lan›yordu. 1976’da Mao’nun ölümüyle bafllayan süreçte ÇKP’nin de revizyonistleflmesi, sonras›nda SSCB’nin y›k›l›fl›yla bu fikirleri savunanlar, kendilerini çok daha güçlü bir flekilde ifadelendirmeye bafllad›lar.

42


Bu fikirlerin yay›lmas› ve genel anlamda kitleleri etkisi alt›na almas› o kadar kolay olmayacakt›-olmad› da! Felsefe profesörleri, büyük(!) akademilerdeki ekonomi profesörleri yüzy›llard›r sürdürdükleri ifllevlerini burada bir kez daha etkin bir flekilde kulland›lar. Baba Dietzegen’in bu profesörlerin “papaz yandafllar›n›n diplomal› uflaklar›ndan baflka bir fley olmad›klar›” sözüyle ilgili Lenin flunu söylemifltir: “Dietzegen’in ac› tan›m›n›n do¤ru oldu¤unu anlamak için modern e¤itim görmüfl kiflilerin, yöneten burjuvaziye yönetimsel ve ayr›ca da genel ekonomik, toplumsal ve di¤er her türden ba¤›ml›l›¤› üzerinde biraz düflünmek yeter.” Baudlier, Huntington, Derridon, Fukuyama, Negri, Hardt, Gorz gibilerinin ba¤l› olduklar› akademilerin burjuva kurulufllar taraf›ndan desteklendi¤i ve kitaplar›n›n gönüllü burjuva finansörler taraf›ndan bas›l›p-yayg›nlaflt›r›ld›¤›, medyada her türlü reklamlar›n›n yap›ld›¤› bilinen fleylerdir. Bu “ayd›nlar” Marksizm’in yeniden ve yeni bak›fl aç›lar›yla gözden geçirilmesi gerekti¤ini savunuyorlar. Bilim-ekonomi-felsefe alanlar›nda çeflit çeflit teoriler üretiyorlar, bazen birbirleriyle çat›fl›yorlar vs. T›pk› 1908’de Rusya’da devrimci dalgan›n çekilmesi ve gericilik y›llar›n›n bask›s› alt›nda Bogdanov ve yandafllar›n›n felsefede yeni bir ak›m oluflturmaya çal›flmalar› gibi bir süreç yaflanm›flt›r-yaflanmaktad›r.

“Post-modernizm” kavram› 1960’larda iflte böyle bir ortamda ortaya ç›km›flt›r. “Modernite kavram›; Avrupa’daki kapitalist geliflme ça¤›n› Ayd›nlanma denilen dönemi anlatma amaçl› kullan›lmaktad›r. Post-modernistlerin sav›; modernizm döneminde ç›kan ak›mlar›n; ben ve öteki, beyaz ve siyah, içerisi ve d›flar›s›, yöneten ve yönetileni tan›mlayan bir dizi ikili z›tlarla bölünmüfl oldu¤udur. Post-modernistler özellikle toplumun, dünyan›n bu ‘ikili’ yorumlan›fl›na karfl› ç›kt›klar›n› söylerler.” (‹mparatorluk, Hardt-Negri, s: 158) Post-modernistler; “dünyan›n olumsal, temelsiz, çeflitli, istikrars›z, belirlenmemifl nitelikte ve bir dizi da¤›n›k kültürlerden ya da yorumlardan ibaret oldu¤unu bildirirler.” (Terry Saaglatan, Post-modernizm Yan›lsamalar, Ayr›nt› Yay›nlar›, s: 9) Bu tan›mlardan anlafl›laca¤› gibi post-modernistler toplumun s›n›flara bölünmüfl oldu¤u ve s›n›f mücadelelerinin tarihin motoru oldu¤u gerçe¤ini kabul etmemektedirler. Marksizm’i bir bilim olmaktan ç›kararak, belli bir döneme aitmifl gibi de¤erlendirmeler yapmak günümüzde “moda” bir ak›m haline gelmifltir. Post-modernizmden esinlenerek kendilerine post-Marksistler olarak tan›mlayanlar, Marksizm’in geçerli ama yetersiz oldu¤unu savunanlar, bununla birlikte Marksizm’e yeni bir fley kat›lamayaca¤›n› söyleyenler… K›sacas› her renkten Marksizm karfl›t› fikirler ve savunucular› mevcuttur. Oysaki Marksizm bir aya¤›n› tarihsel materyalizmin yani bilimin di¤er aya¤›n› diyalektik materyalizmin yani felsefenin oluflturdu¤u bir teoridir. Dolay›s›yla fizik gibi, kimya gibi ve di¤er bilimler gibi “bir döneme aittir” de¤erlendirmesinin yap›lamamas› gerekir. ‹flte bu gerçeklik bilindi¤i için sald›r›lar Marksizm’in bilim aya¤›na “tarihsel materyalizm”e yöneltilmifl ve tarihin mad-

Post-modernistler toplumun s›n›flara bölünmüfl oldu¤u ve s›n›f mücadelelerinin tarihin motoru oldu¤u gerçe¤ini kabul etmemektedirler. 43

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66 deci bir gözle yap›lan araflt›rmas› sonucunda oluflan tarihsel materyalizmin “bilimsel olmad›¤›” iddia edilmeye bafllanm›flt›r. Altyap›-üstyap› ayr›m›, toplumlar› üretim tarzlar›n› esas olarak çözümlemek, üretici güçler-üretim iliflkileri aras›ndaki çeliflkinin son safhada devrimi gerektirdi¤i gibi Marksizm’in temel tezleri reddedilmektedir. Toplumun art›k s›n›flara dayanarak çözümlenemeyece¤i, sorunlar› bireysel temelde ele almak gerekti¤i post-modernizmin temel savunusudur. Yani amaç tamamen bireyleri; toplum olgusundan ay›rmak, s›n›f mücadelesinden vazgeçirmektir. Bahsi geçen tart›flmalar›n, yaln›zca “akademik” çevrelerde ve dünya halklar›ndan ba¤›ms›z-yal›t›k bir flekilde yürütüldü¤ü san›lmamal›d›r. Bu “savlar›n” temel amac› zaten halklar›n bilincini buland›rmakt›r. Bundan dolay› da her çeflit araç bu fikirlerin hizmetine sunulmufltur. Akademilerde üretilen bu fikirler hedef kitlelerine, dünyan›n dört bir yan›na çok h›zl› bir fleklide ulaflt›r›lmaktad›r. Bu düflünceler “hedef kitleye” uygun bir flekilde anlat›lmakta ve onlar› etkisi alt›na alabilmektedir. Toplumun en bilinçsiz diyebilece¤imiz kesimlerine TV dizileriyle, filmleriyle, çeflitli yar›flma ve programlarla; daha okur-yazar kesimine yine TV arac›l›¤›yla, bas›n yoluyla ve di¤er kesimlere bunlara ek olarak düzenli bas›lan kitaplarla-dergilerle ulafl›lmaktad›r. ‹nternetin büyük etkisi de unutulmamal›d›r. Bunlarla birlikte okullarda verilen e¤itim, STK’lar bu misyonu tamamlamaktad›rlar. Baflka bir dünyay› oluflturman›n mümkün olmad›¤› vurgulanmaktad›r sürekli. Günde onlarca kez televizyonlarda, bas›nda, yolda yürürken afifllerde… gördü¤ümüz reklamlarla “tek bafl›na kurtulufl” d›fl›nda bir seçenek olmad›¤› kafalara ifllenmektedir. Rekabet, k›skançl›k, kin gibi özellikler olmazsa olmaz fleklinde yans›t›lmaktad›r. Emperyalist bankalar “yerel bankan›z” slogan›yla flirin gösterilmektedir vs. vs. Post-modernistler “büyük anlat›lara” karfl› olduklar›n› aç›kl›yorlar her f›rsatta; Marksizm de bu “büyük anlat›lardan” biri… Toplumsal bir amaç u¤runa çaba vermek aptall›kt›r, enayiliktir. Çünkü bofl bir amaç için yaflam›n› tehlikeye atm›fl oluyorsun vs. vs.

“Bir bütünüyle global ancak Amerikan, post-modern kültür, tüm dünyada bütünüyle yeni bir Amerikan askeri ve ekonomik hakimiyet dalgas›n›n içsel ve üst-yap›sal bir ifadesidir.” “…post-modernizm… çok uluslu kapitalizmin kültürel düzeyidir.” Fredric Jameson’dan yapt›¤›m›z bu iki al›nt›da post-modernizmin kökeninin ne oldu¤u aç›kça ortaya ç›kmaktad›r. Bir düflüncenin (do¤ru veya yanl›fl) toplumu etkisi alt›na almas› (geçici, k›sa süreli veya uzun süreli olabilir); o düflüncenin toplumsal bir zemini oldu¤unu gösterir. Düflüncenin do¤ru veya yanl›fll›¤› sadece; ömrünün ne kadar olaca¤›n› belirler! Gerçekli¤e uymayan, gücünü gerçekten almayan düflünceler hayat›n canl› prati¤inde paramparça olur, erir-gider! Yaz›n›n ilerleyen bölümlerinde bilim ve teknolojinin geliflinin iflçi s›n›f›n› nas›l etkiledi¤ini iflleyece¤imizden burada ayr›nt›ya girmeyece¤iz. Ama vurgulamak istedi¤imiz yan; bilim ve teknolojinin geliflimiyle üretimin büyük fabrikalardan ç›kar›l›p parça-ifller üzerinden yap›lmaya bafllanmas› e¤iliminin ayn› iflyerinde çal›fl›p birbirlerinin yüzlerini bile görmeyen iflçilerin varl›¤›n›n, rekabete-performansa dayal› üretim sistemlerinin oturmas›n›n; bireyler ve dolay›s›yla iflçi s›n›f› ve genifl halk y›¤›nlar› üzerindeki etkisini görmek gerekti¤idir. ‹flte burjuvazi bunlar›n üzerinden; post-modernist düflünceleri yayg›nlaflt›rabilmektedir. Yaz›m›z›n ilk bölümünde Engels’in “Fransa’da S›n›f Savafl›mlar›” kitab›na yazd›¤› önsözden bir paragraf aktarm›flt›k. Engels orada, “öncülük eden az›nl›¤›n akla yatan bir biçimde sunmas›n› bildi¤i basit yutturmacalarla, büyük halk y›¤›nlar›n› bu kadar kolayl›kla kazanabiliyorsa, halk›n kendi ç›karlar›n› savunan fikirlere nas›l bu kadar uzak kalabildi¤ini soruyordu. ‹lerleyen sayfalarda Engels, “toplum örgütlenmesinin tümüyle dönüflümünün söz konusu oldu¤u yerde, y›¤›nlar›n kendilerinin de içinde yer almalar›, neyin söz konusu oldu¤unu, kendilerinin ne için ifle kar›flt›klar›n› bedenleri ile, ruhlar› ile (ne için savaflacaklar›n›) önceden anlam›fl olmalar› gerekir… Ama y›¤›nlar›n ne yap›lmas› gerekti¤ini anlamas› için, uzun, direflken bir çal›flma gereklidir;

44


anl› eme¤in yerini gitgide cans›z eme¤in (makinelerin) al›fl›; kapitalist emperyalist sistemin bir ç›kmaz›, kör noktas›d›r ayn› zamanda, çünkü sermeyenin kendini yeniden üretebildi¤i kaynak; canl› emektir”

C

iflte flimdi bizim yapt›¤›m›z bu çal›flmad›r.” (age, 24-25) demektedir. Vurgulamaya çal›flt›¤›m›z yan; post-modernist savunular›n, revizyonizmin, reformizmin k›sacas› her türlü burjuva düflüncenin, tam da “burjuva sistemde” yaflad›¤›m›z için kitleleri etkisi alt›na almas›n›n kolayl›¤›, bununla birlikte komünistlerin tam da bu nedenden dolay› çok daha fazla çal›flmalar›n›n, süreci kavrayarak, var olan de¤iflimleri görerek h›zl› bir flekilde prati¤e geçmelerinin ertelenemez bir gereklilik oldu¤unun görülmesidir. Burjuva ideoloji, burjuva politikalar, burjuva örgütlenmeler bu kadar çok hâkim olabiliyorsa, bu ayn› zamanda komünist partilerin ideolojik-politik-örgütsel zay›fl›¤›ndan kaynaklanmaktad›r. Buraya kadar yazd›klar›m›z› toparlarsak; günümüzde yükselen tasfiyecilik dalgas›, ’60’l› y›llardaki Kruflçev revizyonizmiyle, o dönemde yükselen toplumsal hareketlerin niteli¤inin de¤erlendirifliyle, post-modernizmle, anarflizmle (ilerleyen bölümde irdeleyece¤iz) karakterizedir.

Tasfiyecili¤in beslendi¤i baz› teorilere k›sa de¤iniler: 1- Eme¤in niteli¤i de¤iflmifltir. Art›k canl› eme¤in yerini nesnelleflmifl emek almaktad›r! Entelektüel, maddi olmayan ve iletiflimsel emek gücü devreye girmifltir! Bu da önceden mücadelenin merkezine oturtulan iflçi s›n›f›n›n etkisizleflmesi ve onun yerine yeni oluflan gücün devreye sokulmas› demektir. Teknolojinin geliflmesiyle birlikte canl› eme¤in yerini artan oranda makinelerin ald›¤› do¤rudur. Yani de¤iflmeyen (sabit) sermaye oran› artmaktad›r. Buna karfl›n canl› eme¤in rolü; hizmet sektöründe, kültür-sanat etkinlik-

lerinde vs. gitgide artmaktad›r. “Sanayinin teknik temeli devrimcidir” diyen Marks, bu de¤iflimlerin olaca¤›n› 150 y›l önce ifadelendirmifltir. Yani bu geliflmeler iddia edildi¤i gibi Marksizm’de olmayan, öngörülmeyen, kabul edilmeyen vs. olgular de¤illerdir. Canl› eme¤in yerini gitgide cans›z eme¤in (makinelerin) al›fl›; kapitalist emperyalist sistemin bir ç›kmaz›, kör noktas›d›r ayn› zamanda, çünkü sermeyenin kendini yeniden üretebildi¤i kaynak; canl› emektir” yani burjuvazi canl› emekten vazgeçemez! Üretici güçlerle üretim iliflkileri aras›ndaki çeliflki tam da bu noktada yaflan›r. Burjuvazi tabiat› gere¤i daha fazla kâr için canl› eme¤e ihtiyaç duyar. Bu nedenle teknolojinin canl› eme¤in yerini almas›na bir s›n›r çizer! “Salt ürünü ucuzlatmak amac›yla makine kullan›lmas›, makinenin üretim için harcanan eme¤in, bu makinenin kullan›lmas›yla yerini ald›¤› emekten daha az olmas› gerekir ilkesiyle s›n›rland›r›lm›flt›r”. (Kapital cilt:1, sf: 406) ‹çinden geçti¤imiz süreçte emperyalist flirketlerin hareketlerini daha yak›ndan inceledi¤imizde, fabrikalar›n› “ucuz iflgücünün” oldu¤u ülkelere, az geliflmifl yar›-feodal, yar›-sömürge ülkelere kayd›rd›klar›n› görürüz. Bunun sebebi yukar›da bahsetti¤imiz çizilen s›n›rlard›r. Türkiye’deki egemen s›n›flar›n söylemlerine bakmak bile emek gücünün önemini gösterir. Türkiye’nin yabanc› sermaye yat›r›m›n› çekmek için en büyük avantaj›n›n “ucuz iflgücü” oldu¤u s›kl›kla belirtilmektedir. Bu iflgücünü daha da ucuzlatmak için k›dem tazminat›n›n kald›r›lmas›, asgari ücretin daha da düflürülmesi istenmektedir. Türkiye’de sigortas›z iflçi çal›flt›rmak zaten çok yayg›n bir durum. Ama buna ra¤men sigorta primlerinin ödenmesinde patronun pay›n›n azalt›lmas› istenmektedir. Yani iflgücünü daha da ucuzlatmak için elden gelen yap›lmaktad›r. Türkiye’nin 1998 y›l›nda IMF ile imzalad›¤› Yak›n ‹lzama Anlaflmas› (program›) ile ilgili olarak Erinç Yeldan, Cumhuriyet gazetesindeki köfle yaz›s›nda flunu söylüyor: “Bu programla ülkemize uluslararas› iflbölümünde biçimlenen rol, Türkiye’nin ucuz iflgücü ve ithalat cennetine dönüfltürülerek, finans sermayenin spekülatif hesaplar›n›n serbestçe uyguland›¤› bir kumarhane masas›na çevrilmesidir.”

45

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66 Yine ayn› yaz›da 1990’larda sabit sermayeye yat›r›m›n milli gelire oran› % 23 iken; 2005’in yat›r›m oran›n›n % 18’e düfltü¤ü ifadelendirilmektedir. Sabit sermayeye ayr›lan miktar›n oran›nda sistemli bir düflüfl görülmektedir. Çünkü kâr için, sermayenin kendini yeniden üretebilmesi için halen daha “kazançl›” olan ucuz emek gücüne yat›r›m yap›lmaktad›r. Son olarak emperyalist-kapitalist ülke flirketlerinin yat›r›mlar›n› yar›-feodal, yar›-sömürge ülkelere kayd›rd›klar›na dair 13-03-2006 tarihli Dünya Gazetesi’nin “The Economist”ten al›nan haberine bakal›m. Buna göre aralar›nda Vodafone, Honda, Siemens, Sony, Carrefour, General Elektrik, General Motors gibi 40 büyük çok uluslu flirkette yap›lan araflt›rmada çal›flanlar›n›n ortalama % 55’inin yabanc› ülkelerde istihdam edildi¤i ve kazançlar›n›n % 59’unun yurtd›fl›ndan sa¤land›¤› yaz›lmaktad›r. Ve bu e¤ilimin de gitgide artt›¤› belirtilmektedir. Teknolojinin had safhas›na kadar kullan›lmas›, canl› eme¤in iddia edildi¤i gibi tamam›yla “özgürlefltirilmesi” bu sistemde düflecek kâr oranlar› ve sermayenin kendini yeniden üretemeyecek olmas› nedeniyle mümkün de¤ildir. “‹flçi üretim sürecinin bafll›ca faktörü olacak yerde, sürecin kenar›nda duran bir bask›c› haline gelir…. Y›¤›nlar›n art›k eme¤i genel zenginli¤in gelifliminin koflulu olmaktan, onunla birlikte az›nl›¤›n emeksizli¤i insan kafas›n›n evrensel güçlerinin geliflmesinin koflulu olmaktan ç›kar. Bununla mübadele de¤erine dayal› olan üretim çöker.” (Marks, Grundrisse, s: 652 aktaran: S. Çiftyürek) Yani art›k her fleye “teknolojinin” hâkim olmas›, canl› eme¤e olan ihtiyac›n iflçi s›n›f›na ihtiyaç duyulmayacak ölçüde olmas› demek; kapitalist-emperyalist sistemin çökmesi, yeni üretim tarz›na –sermayenin olmad›¤› sistemegeçifl yapmak demektir. Ki günümüzde böyle bir fley olmad›¤› çok aç›k ve nettir! Burada görülmesi ve de¤erlendirilmesi gereken nokta; uluslaras› sermayenin sanayiyi bizim gibi ülkelere kayd›rmaktan çekinmemeleridir. Uçak yap›m›ndan, otomatik yap›m›na kadar a¤›r sanayinin birçok ürünü ülkemizde üretilebilmektedir. Bu yine, d›fla ba¤›ml› bir flekilde olmaktad›r. Bu araçlar›n bilgisayar aksamlar› em-

peryalist ülkelerde oluflturulmaktad›r. Bu, bizim gibi ülkelerde iflçi say›s›n›n mutlak oranda art›fl› demektir. Ki yar›-sömürge ülkelerde 1 milyar civar›nda iflçi oldu¤u istatistiklere yans›maktad›r. Makineler asla art›-de¤er üretemez, ve bu nedenle burjuvazi iflçi s›n›f›na her zaman “muhtaçt›r” dedik, art›-de¤er üretimi d›fl›nda bunun böyle olmas›n›n bir nedeni de; üretilen mallar›n pazarlanmas› sorunudur, iflsizli¤in yarataca¤› sosyal patlamalardan duyulan korkudur. Yani burjuvazi istese de istemese de teknolojinin geliflimini hep bir noktada tutacakt›r. Zaten burjuvazi sosyal patlama riskinden korktu¤u içindir ki, DB, BM, UNESCO gibi uluslararas› kurulufllar ve bunlar›n “yerli” uzant›lar› vas›tas›yla halk›n en yoksul kesimlerine ulaflmaya çal›flmaktad›r. Bu konu bafll›¤› alt›nda de¤erlendirilmesi gereken di¤er nokta da “beyaz yakal›lar›n” da, iflsizlerin de iflçi s›n›f› statüsü içerisinde de¤erlendirilmesi gerekti¤idir. Marks, “üretken emek” kavram›yla bunu aç›kça belirtmektedir: “Kapitalist için art›-de¤er üreten, böylece sermayenin kendisini geniflletmesi için çal›flan emekçi üretkendir… bir ö¤retmen, ö¤rencilerin kafalar› üzerinde emek harcamas›n›n yan› s›ra, e¤er okul sahibini zenginlefltirmek için de eflek gibi çal›fl›yorsa, üretken bir emekçi say›l›r. Okul sahibinin, sermayesini, sosis fabrikas› yerine ö¤retim fabrikas›na yat›rm›fl olmas› hiçbir fleyi de¤ifltirmez.” (Kapital, Cilt: 1, syf: 520) Yine günümüzdeki tart›flmalar› ayd›nlatacak bir belirleme daha: “Üretken biçimde çal›flmak için art›k el ile çal›flman›z da gerekmez, kolektif emekçinin bir parças› olman›z, onun yerine getirece¤i alt ifllevlerden bir tanesini yapman›z yeterlidir.” (age, syf: 520) ‹flsizlerin, iflçi kapsam›nda de¤erlendirilmesi gereklili¤ini ise Stalin flöyle aç›kl›yor: “E¤er iflsizler, bir yedek (iflçi) ordusu oluflturuyorlarsa ve bunlar›n emek güçlerini satma d›fl›nda bir yaflama olanaklar› yoksa, iflsizler, zorunlu olarak iflçi s›n›f›ndan say›lmal›d›rlar; böyle olunca da onlar›n sefil durumlar› iflçilerin durumlar› üzerinde kesinkes etkide bulunacakt›r.” (Stalin, Son Yaz›lar, syf: 102) ‹flçi s›n›f›na; kol eme¤ini kullanarak üretenler d›fl›nda kafa emekçilerinin ve iflsizlerin kat›laca¤›

46


PART‹ZAN 66 Tar›m

Sanayi

‹nflaat

Hizmetler

Y›llar

2004 - 2005

2004 - 2005

2004 - 2005

2004 - 2005

Bin kifli

7.400- 6.493

3.998 - 4.281

1.029 -1.171

9.374 -10.101

Yüzde

34 - 29.5

18.3 - 19.4

4.7 - 5.3

43.0 - 45.8

Kaynak; Hane Halk› ‹flgücü Anketi Haber Bülteni 27 fiubat 2006-12-06 (“Yüzde” k›sm›; toplam istihdam içindeki pay› veriyor.) (‹statistikte hizmetler sektöründeki fliflkinlik ve artma e¤ilimi aç›k biçimde görülmektedir. Ayn› zamanda sanayideki istihdam artmaktad›r.) aç›kt›r. Son y›llardaki de¤iflimlerden biri de kafa emekçilerinin (beyaz yakal›lar›n) say›s›ndaki h›zl› art›flt›r. (31-03-2006 tarihli Dünya gazetesi flu istatisti¤i yay›mlam›flt›r. Türkiye için… (Tablo: 1) Hizmet sektöründe çal›flanlar›n ço¤unlu¤u Marks’›n “üretken emekçi” yani iflçi durumunda de¤erlendirilece¤ini belirtmifltik. Fakat bu kesimin yaflam tarz›, ekonomik durumlar›, kültürel durumlar› vs. mavi yakal›lardan çok farkl›d›r. Yani her ne kadar sömürülseler de yaflamlar›n› belli bir seviyede devam ettirilebilecek durumlar› vard›r. Bu da onlar›n örgütlenmesi, s›n›f mücadelesine mavi yakal›lar gibi kat›lmalar› önündeki ciddi bir engeldir. Marksist-Leninist-Maoistlerin çal›flmalar›nda bunlar› da hesaba katmas› gerekmektedir. ‹flçi s›n›f›n›n yaflad›¤› de¤iflimler aç›s›ndan Marksist-Leninist-Maoistlerin göz önünde bulundurmas› gereken bir di¤er nokta da; teknolojinin geliflimiyle birlikte üretim süreçlerinde yaflanan parçalanma, tafleron üretiminin artmas›d›r. Bu durum bir 20-30 y›l öncesindeki gibi, büyük fabrikalarda binlerce kiflinin çal›flmas›n› engellemektedir. Yar›-feodal, yar›-sömürge ülkelerde KOB‹’ler daha h›zl› bir flekilde gelifltirilmekte ve onlar›n üzerinden ifl yap›lmaktad›r. (KOB‹’ler 250 kifliden az y›ll›k çal›flan istihdam eden ekonomik birimlerdir. Türkiye’de 2005 y›l›na kadar KOB‹’lerle ilgili bir mevzuat bile bulunmuyordu. Ama üretim sürecinin h›zl› parçalan›fl›, tafleronlu¤un artmas›yla KOB‹’lerin öneminin art›fl›; bu mevzuat› zorunlu k›lm›flt›r. Türkiye’de KOB‹ tan›mlamas›na giren 250 bin iflletmenin oldu¤u tahmin edilmektedir.) “Burjuvazinin egemenli¤ini devirmek, sadece ekonomik varl›k koflullar›, onu bu devirifle ha-

z›rlayan, ona bunu gerçeklefltirme olanak ve gücü veren özel bir s›n›f olarak proletarya taraf›ndan mümkündür. Burjuvazi, köylülü¤ü ve tüm küçük burjuva katmanlar› parçalay›p un-ufak ederken, proletaryay› bir araya getirir, birlefltirir ve örgütler. Yaln›zca proletarya büyük üretimdeki ekonomik rolü sonucu gerçi burjuvazi taraf›ndan ço¤u kez proleterlerden daha az de¤il, bilakis daha çok sömürülen, kölelefltirilen ve ezilen, fakat kurtulufllar› u¤runa ba¤›ms›z mücadele etme yetene¤ine sahip olmayan tüm emekçi ve sömürülen kitlelerin önderi olma yetene¤ine sahiptir.” (Lenin, Seçme Eserler, C: 7, syf: 36) (abç) Lenin burada ekonomik varl›k koflullar›n›n proletaryay› bir araya getirip, birlefltirmesi ve bu koflullar›n proletaryaya örgütlenme koflullar› aç›s›ndan uygun bir zemin oluflturmas›n›n önemine vurgu yap›yor. Oysa yukar›da vurgulad›¤›m›z gibi burjuvazi hem teknolojinin geliflmesinin zorlamas›yla hem de iflçi s›n›f›n›n birarada oluflunun getirdi¤i tehlikeyi gördü¤ü için iflçi s›n›f›n›n birarada bulunmas›n› engellemektedir. Üretim sürecindeki parçalanmaya ra¤men, burjuvazi nas›l fabrikalar aras›nda ba¤lant› kurup, tek bir yerde üretim yap›l›yormuflças›na üretim sürecini devam ettirebiliyorsa, komünistler de teknolojinin geliflmesinden, bu üretim dallar› aras›ndaki organik iliflkiden yararlan›p örgütlenmesini üst düzeye ç›karabilir ve ç›karmal›d›r. Taylorizm ve Fordizm’deki “standart kitle üretimi” yavafl yavafl afl›lmaktad›r. Hatta baz› flirketler Toyotizm denilen tarza geçifl yapm›flt›r. Ama bu geliflmeler yukar›da bahsetti¤imiz nedenlerden dolay› belli ülkelerde ve belli flirketlerde, belli bir orana kadar yaflanmaktad›r.

47

Tasfiyecilik üzerine -2-

Tablo 1


Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66

Var olan ekonomik geliflmeleri, bilimsel ve teknolojik geliflmeleri ve bunlar›n üzerinden oluflturulan felsefi ak›mlar› Marksistler dikkatli ve titiz bir flekilde araflt›rmal›, ö¤renmeli ve tav›r gelifltirmelidirler. Bu en baflta Marksizm bir bilim oldu¤u için böyle olmak zorundad›r. Tarihin gerisinde kalmamak, do¤ru politikalar gelifltirebilmek, etkin güç haline gelebilmek için bu böyle olmak zorundad›r. Son olarak burada asl›nda yaz›n›n genelinde kavranmas› gereken noktay› Lenin’in sözleriyle ifadelendirmek istiyoruz: “Biz Marks’›n teorisini tamamlanm›fl ve dokunulmaz bir fley olarak görmüyoruz, tersine biz onun e¤er yaflama ayak uydurmak istiyorlarsa, sosyalistlerin her do¤rultuda gelifltirmek zorunda olduklar› bilimin yaln›zca bir temel tafl›n› koydu¤una inan›yoruz.” (Marks-Engels Marksizm, syf: 95) 2- ‹flçi s›n›f›n›n üretim sürecindeki öneminin azalmas› ve bununla birlikte geliflen çevre, feminizm, ›rksal, kültürel, savafl karfl›t› hareketlerin öneminin artmas›yla; iflçi s›n›f› “hegemonik” güç olamaz! Marksizm bu yeni geliflen hareketleri kapsayamayacak niteliktedir! Art›k Lenin döneminde tan›mlanan Komünist Partilere ihtiyaç yoktur! Hiyerarflinin temel al›nmad›¤› örgütlülükler gereklidir. 1960’l› y›llarla birlikte s›n›f temelli örgütlenmelerden kitleler uzaklaflt›r›lmaya çal›fl›lm›fl

çevre, cinsiyet, milliyet, din, çeflitli meslek dallar›na özgü sadece ekonomik, kültürel niteli¤i olan örgütlenmeler ve bunlarla ba¤lant›l› flekilde Sivil Toplum Kurulufllar› ön plana ç›kar›lm›flt›r. Bu örgütlenmelerde; bireyler kendilerini etkileyen sorun çerçevesinde bir araya gelmekte ve sorunu “çözdüklerini” düflündüklerinde bu örgütlülükler da¤›t›lmaktad›r. Bu örgütlenmeler “siyasetin demokratiklefltirilmesinin” araçlar› olarak lanse edilmekte ve bireylerin bu örgütlenmeler vas›tas›yla kendilerini ifade etmelerinin “yönetimde” hak sahibi olmalar›na yol açaca¤›n›n propagandas› yap›lmaktad›r. Bu örgütlülükler KP’lere alternatif örgütlemeler olarak sunulmaktad›r… Marksizm’in çevre, milliyet, cinsiyet… gibi çeflitli toplumsal sorunlara nas›l yaklaflt›¤›na de¤inmeden önce, James Petras’›n STK’lar ile ilgili bir belirlemesine yer verece¤iz; “‹nsanlar›n yaflamlar›n› biçimlendiren yap›sal koflullara de¤il, projelere yap›lacak teknik-finansal deste¤e odaklan›rlar. Sola çalan bir dil kullan›rlar; Eflitsizlik, adaletsizlik, yoksulluk, kalk›nma, kat›l›m vb. ‹deoloji ve pratikleri ile dikkatleri toplumsal siyasi sorunlar›n kökeninden ve gerçek çözümlerinden kayd›r›rlar. S›n›f dayan›flmas›n›, yard›mlar› da¤›t›rken rekabete dayand›rmas›yla bozmaktad›rlar. Topluluklar› kategorilere

48


ve alt kategorilere ay›rarak emekçilerin sistemin bütününü görmelerini ve ona karfl› mücadelede birlik olmalar›n› zorlaflt›r›rlar. Pek çok eski toplumsal hareket, sendika, örgüt STK’larla iflbirli¤i içindedir: Baz›lar› ‘güzel’ fleyler yapmak ad›na, umutla bu organizasyonlara girse de yüksek maafl, kârl› ifller, sponsorluk faaliyetleri, prestij vb’nin yozlaflt›r›c› bir etkisi vard›r. STK’lar›n ve destekleyici bankalar›n etkisindeki medyada mikro giriflimlerin ‘baflar› hikâyeleri’ ve ‘projeleri’ balland›rarak anlat›l›rken, emekçi s›n›flar›n ekonomik, siyasal, toplumsal yaflam koflullar›n›n, çevre sorunlar›n›n her geçen gün kötüye gitti¤i ve STK’lar›n makro konularda etkisizli¤i saklan›r. STK’lar yeni bir kültürel ve ekonomik ‘kolonileflme’ ve ba¤›ml›l›k tipinin geliflmesine yard›mc› olmufllard›r. Projeleri, büyük mali sermaye kurumlar›n›n ve devletlerin önceliklerine göre biçimlendirilmektedir.” (Emperyalizm ve Latin Amerika’daki STK’lar) (abç) Bu örgütlenmelerin yayg›nlaflt›r›lmak istenmesinin nedeni; toplumu s›n›f eksenli örgütlenmelerden uzaklaflt›rmak, bu yaflanan sorunlar›n sistemden kaynakl› oldu¤unu gizlemektir. Parça parça düzeltmelerle, tüketim araçlar›n›n biraz daha “adil” bir flekilde da¤›t›lmas›yla sistemin s›n›fsal, cinsel, ›rksal vb. hiçbir ayr›ma gitmeden herkes için yaflanabilir hale getirilebilece¤i savunulur. Yoksullar için, yard›m kampanyalar›, projeler vs. gelifltirilir. “Tüketim araçlar›n›n herhangi bir da¤›t›m› sadece üretim koflullar›n›n da¤›t›m›n›n sonucudur. Üretim araçlar›n›n da¤›t›m›ysa üretim tarz›n›n özelli¤idir. Örne¤in kapitalist üretim tarz›, üretimin maddi koflullar› sermaye ve toprak biçiminde iflçi olmayanlar›n elinde bulunmas›na karfl›n, kitlelerin sadece kendi emek güçlerinin kiflisel üretim koflullar›n›n sahibi olmas›na dayal›d›r. Üretim faktörleri böyle da¤›t›l›rsa, tüketim araçlar›n›n flimdiki da¤›t›m› kendili¤inden ortaya ç›kar. E¤er üretimin maddi koflullar› iflçilerin el birli¤i mülkiyeti olsayd›, benzerlikle bunun sonucu olan tüketim araçlar›n›n da¤›t›m› da flimdikinden çok farkl› olurdu.” (Marks) Tüketim araçlar›n›n herhangi bir da¤›t›m› üretim tarz›yla ba¤lant›l›d›r. Özel mülkiyet, kâr amaçl› üretim oldukça var olan “adaletsizlik” k›smi, geçici çözümlerle giderilemez. Sadece “insanlar” kand›r›lm›fl ve minik k›r›nt›lar verilerek ellerinden dünyalar al›nm›fl olmaktad›r.

Komünist Partisi d›fl›nda, s›n›f temelli olmayan, bu tip örgütlenmeler özellikle Latin Amerika ülkelerinde yayg›nd›r. Anarko-Sendikalizmin en rahat geliflti¤i yerlerden biridir Latin-Amerika! Ve silahl› reformist hareketlerin görüldü¤ü topraklard›r! Bu örgütlenmeler genifl bir halk kitlesine ulaflmakta ve kitleleri peflinden sürükleyebilmektedir. Hatta baz›lar› “hükümetleri” ele geçirmektedir. Fakat halen dünyan›n en yoksul halklar› Latin Amerika’da yaflamaktad›r! Ve halklar sürekli ayaklan›p, sonras›nda bir fley elde edememenin yaratt›¤› hüsran› yaflamaktad›r… Bu tip örgütlenmeler s›n›f mücadelesinin yani burjuvazinin taht›n› sallayabilecek ve devirebilecek tek mücadelenin önünü kesme amaçl› yayg›nlaflt›r›lmakta, “demokratikleflme”, “yurttafll›k haklar›”, “ço¤ulculuk”, “uzlaflma” sloganlar›n› dillerinden düflürmemektedirler. Sömürü ortadan kald›r›lmadan yap›lan tüm düzenlemeler halklar› kand›rma d›fl›nda bir ifle yaramaz. Bu hareketlerin Marksizm’e elefltirileri ise; Marksizm’in çeflitli toplumsal sorunlara, acil “çözülmesi” gereken, çevre, kad›n sorunlar›na ve çeflitli düzen içi problemlere duyarl› olmad›¤›, onlar› çözme yetene¤inde olmad›¤›d›r! Ayr›ca; Marksizm’in modernist düflünme tarz›n› aflamad›¤› için toplumu “karfl›tl›klara” böldü¤ü ve iflçi s›n›f›n› “öncü” olarak göstermesinin nedeninin bu düflünme tarz› oldu¤u iddialar› vard›r. Marksistler, toplumun tüm ezilen kesimlerine gitmeyi öngörür. Proletaryan›n “öncü s›n›f” olmas›n›n nedeni de budur! Di¤er ezilen kesimler mücadeleyi sonuna kadar götürmezken, yukar›da verilen örneklerde oldu¤u gibi “iktidar› almadan yeni bir dünya mümkün” deyip en bafltan yelkenleri suya indirebilecekken; proletarya üretim sürecindeki yeri ve üretim iliflkileri dolay›s›yla mücadeleyi sonuna kadar yani devrime kadar sürdürebilir. Bu di¤er toplumsal kesimleri görmemek, sorunlar›na duyarl› olmamak de¤ildir. Ama reformlar›, devrim mücadelesine tabi k›larak! Çünkü sonuçta bu sorunlar›n gerçek çözümünün, kal›c› çözümünün ancak devrimle olaca¤›n› bilirler. Bu nedenle reformlar için mücadeleyi, devrim için mücadele kanal›na ak›t›rlar.

49

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


PART‹ZAN 66 urjuvazinin kâr h›rs› ve sermayesini yeniden üretebilmek için kendisinden baflka ve kendisinden sonra hiç kimseyi ve hiçbir fleyi düflünmemesi, bu sorunlar›n düzen içinde burjuvaziyle uzlaflarak çözülememesinin nedenleridir.

Tasfiyecilik üzerine -2-

B

Di¤er toplumsal tabaka ve kesimlerin sorunlar›na karfl› duyarl›l›k için Lenin flunu demifltir: “E¤er iflçiler, hangi s›n›flar› etkiliyor olursa olsun, zorbal›k, bask›, zor ve suistimalin her türlüsüne karfl› tepki göstermede e¤itilmemifllerse, ... iflçi s›n›f› bilinci gerçek bir siyasal bilinç olamaz. E¤er iflçiler, öteki toplumsal s›n›flar›n her birini entelektüel, moral ve siyasal yaflamlar›n›n bütün belirtilerinde gözleyebilmek için somut ve her fleyden önce güncel siyasal olgular ve olaylardan yararlanmas›n› ö¤renmezlerse; e¤er materyalist tahlil ve ölçütlerini nüfusun bütün s›n›flar›n›n, katmanlar›n›n ve gruplar›n›n yaflam ve eylemlerinin bütün yönlerine pratik olarak uygulamay› ö¤renmezlerse, çal›flan y›¤›nlar›n bilinci gerçek bir s›n›f bilinci olmaz. Kim iflçi s›n›f›n›n dikkatini, gözlemini ve bilincini, tamam›yla ya da hatta esas olarak iflçi s›n›f› üzerinde yo¤unlaflt›r›yorsa, böylesi sosyal-demokrat de¤ildir. (Lenin, Ne Yapmal›, Syf: 74) (abç) Toplumun di¤er ezilen kesimlerine, sistemle çeflitli flekillerde sorun yaflayanlara ulafl›p- sorunlar›n› gerçekten çözecek tek güç proletaryad›r. Proletarya ve onun temsilcileri bu bilinçle hareket etmek zorundalar. Burjuvazinin kâr h›rs› ve sermayesini yeniden üretebilmek için kendisinden baflka ve kendisinden sonra hiç kimseyi ve hiçbir fleyi düflünmemesi, bu sorunlar›n düzen içinde burjuvaziyle uzlaflarak çözülememesinin nedenleridir. Buna ra¤men proletarya yukar›da vurgulad›¤›m›z gibi bu sorunlarla ve farkl› toplumsal gruplar›n sorunlar›yla u¤raflmaktan geri durmaz. Bu tip örgütlenmelerin içerisine girmek veya gerekiyorsa alternatif devrimci örgütler

kurmak zorunludur. Çeflitli çevre kurumlar›, tüketici haklar› ile ilgili kurumlar, savafl karfl›t› platformlar, kad›nlarla ilgili kurumlar vs. vs… bu konularla ilgilenilmeli ve çeflitli muhalif kesimlerle buradan yakalan›lan ortakl›klar devrimci mücadeleye sevk edilebilmelidir. Bu birçok aç›dan gereklidir. Birincisi Marksistler; halk›n güncel sorunlar›yla ilgilenip-çözüm bulmaya çal›flt›klar› için gereklidir. ‹kincisi; geliflen hizmet sektörü çal›flanlar›n› proletarya gibi s›n›f mücadelesine rahat çekebilme koflullar›, en baflta ekonomik nedenlerden dolay› yoktur. Küçük burjuva kesime ulafl›p, devrimin yedek gücü halinde kullanabilmenin yolu, onlar›n sorunlar›na e¤ilmekten, örgütlendikleri, duyarl›l›k gösterdikleri konulara karfl› duyars›z kalmamaktan geçer! Gelelim; proletaryan›n “hegemonik” bir s›n›f olamayaca¤› ve Komünist Partisi’nin sadece iflçi s›n›f›n›n partisi olmas› gerekti¤i sav›na… Tasfiyecilere karfl› mücadele s›ras›nda “Komünist Partisi’nin hegemonik güç olmamas› gerekti¤i” sav›na Lenin flu cevab› vermifltir; “Sosyal-demokrat Partinin, hegemonyay› de¤il de bir s›n›f partisini temsil etmesi gerekti¤ini söylemek; burjuvaziden yana olmak, ça¤›m›z›n kölesine, ücretliye ‘bir köle olarak durumunu düzeltmek yolunda savafl, ama köleli¤i alafla¤› etme düflüncesine zararl› bir ütopya olarak bak’ diyen liberalden yana olmakt›r.” (Marks-Engels Marksizm Sf: 225) Komünist Partisinin, “hegemon de¤il, s›n›f partisi oldu¤u” sav› Komünist Partinin toplumun di¤er ezilen kesimleriyle olan ba¤lant›s›n›, önderlik etme misyonunu gölgeleme amaçl›d›r ayn› zamanda. Bu söylem reformist, anarko-sendikalist bir söylemdir. Komünist partinin siyasal taleplerden uzaklaflt›r›lmas›, sadece iflçi s›n›f›n›n ekonomik talepleriyle u¤raflt›r›lmak istenmesi demektir. 1911 y›l›nda Rusya’daki tasfiyecilerin bu sav›, di¤er birçok konuda oldu¤u gibi yaklafl›k 100 y›l sonra bir kez daha komünistlerin önüne “yeni bir fleymifl” gibi getirilmektedir. “Toplumda, ‘her kesimin’, ‘her grubun’ ve ‘hatta her bireyin’ sorunlar› ayr› ve farkl›d›r” denilerek toplumdaki s›n›flar-gruplar aras›nda-

50


ki siyasal ba¤lar yok say›lmakta, toplum atomize edilmeye çal›fl›lmaktad›r. 100 y›l sonra ayn› flekilde bu savlar›n getirilme nedeni budur. 3- Ulus afl›r› korporasyonlar art›k dünyaya hâkimdir, ulus-devlet miad›n› doldurmufltur! “Politika” etkisizleflmifl, ekonomiden ba¤›ms›z hale gelmifltir. Ulus-devletin yani “iktidar›n” ele geçirilmesini hedeflemek yanl›flt›r! Mücadelenin hedefleri ve yöntemleri de¤ifltirilmelidir. Politika ve ekonomi aras›nda bir ba¤ olmamas›, “yönetiflim” modeliyle toplumun her kesiminin kendini, var olan iktidarda temsil edebilmesini sa¤lamaktad›r. Yönetime kat›lmak ve politik arenada söz hakk›na sahip olmak her zamankinden daha olanakl›d›r! Devlet, ilk ortaya ç›kt›¤› tarihten bugüne üretim tarzlar›ndaki de¤iflimlere ba¤l› olarak yenilenmifl, geliflmifltir! Bu yenilenme-geliflme egemen s›n›flar›n ihtiyac› do¤rultusunda olmufltur! Bu de¤iflim bir noktada duran bir özellik tafl›maktad›r. Ekonomik, sosyal, kültürel yap›da olan de¤iflikliklere ba¤l› olarak üretim tarz›nda köklü bir de¤ifliklik (devrim) olmazsa da, ayn› sistem içerisinde devletin kurumsal yap›lanmas› ve iflleyiflinde de¤iflimler olabilir! Ki günümüz devlet yap›s›nda da bu böyledir. Devletin kurumsal yap›s›nda ve iflleyiflinde sadece bir 100 y›l öncesine göre de¤il, bir 10 y›l öncesine göre de¤iflimler yaflanm›flt›r. Burjuva toplumda son üç yüzy›l içinde ayn› anda birçok farkl› devlet biçimi görülebilmifltir; Monarflik devlet, demokratik parlamenter cumhuriyet, faflist diktatörlük… Farkl› devlet biçimleri olabilir ama bunlar›n hepsinin özü ayn›d›r; ezen s›n›f›n hâkimiyetini sa¤lamak. Farkl› devlet biçimlerine ihtiyaç duyulmas› o süreçteki s›n›f mücadelesinin durumu, ekonomik yap›da var olan de¤iflimler ve sosyal-kültürel etmenlerle ilgilidir. II. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’ndan sonra “reform devleti”, “sosyal devlet” biçiminin gelifltirilmesi s›n›f mücadelesi sonucu burjuvazinin baz› konularda taviz vermesi iken ayn› zamanda s›n›f mücadelesini pasifize etmek amac›n› tafl›maktay›z. Devlet; egemen s›n›flar›n kendi aralar›ndaki çeliflkileri çözmenin arenas›d›r ayn› zaman-

da! ‹fllevi; burjuvazinin farkl› klikleri aras›ndaki mücadelenin üstünü örtmek ve oluflturulabilen azami birliktelikle ezilen s›n›flar›n üstünde hâkimiyet kurmakt›r. Devletin kurumsal yap›s› ve iflleyiflinde ne gibi de¤iflimler olmufltur? Gerçekten devlet iddia edildi¤i gibi etkisizleflmekte midir? Son 20–30 y›lda Çok Uluslu fiirketler’in (ÇUfi) h›zl› geliflimi, s›cak para hâkimiyetinin artmas› söz konusudur. Ve bu kesimler farkl› ülkelere girifl yaparken herhangi bir s›n›rlamayla, bürokratik ifllemlerle vs. karfl›laflmak istememektedirler! Bu çerçevede özellikle 90’l› y›llardan sonra gümrük kap›lar›n›n s›n›rs›zca aç›lmas›n›, ülke içinde herhangi bir nedenden dolay› u¤ran›lan zarar› oradaki “devletin” ödemesini kapsayan MAI, M‹GA gibi anlaflmalar imzalanm›flt›r. Ayr›ca özellikle yar›-feodal, yar›-sömürge ülkelerin ekonomisini ve siyasetini daha rahat kontrol edebilmek için IMF, DB, DTÖ gibi kurumlar daha etkin bir flekilde devreye sokulmufltur. Burada gözden kaçmamas› gereken nokta fludur: Evet, s›n›rlar›n aç›lmas› ve di¤er farkl› uygulamalar ÇUfi’lar›n ve çeflitli “ulus afl›r›” korporasyonlar›n iste¤idir. Ama bu ayn› zamanda yar›-feodal, yar›-sömürge ülkelerdeki komprador burjuvazinin baz› kesimlerinin faydas› ve ç›kar›na oldu¤u içindir ki ç›kar›lmaktad›r. Dizginsiz sömürünün kârlar› art›rd›¤› oranda, komprador burjuvazinin de sermayesi büyüyecektir. Sömürge, yar›-sömürge ülkelerde emperyalist devletlerin içifllerine kar›flmas›, yeni bir durum de¤ildir! Sömürge, yar›-sömürge ülkelerde devletin ifllevi ço¤u zaman kendisine dikte ettirilen kararlar› uygulamakt›r. fiimdi oluflmaya bafllayan farkl›l›k; devletlerin “dikte” ettirmesi haricinde çeflitli sermaye gruplar›n›n ÇUfi’lerin de istedikleri gibi at koflturabilmeleridir. Fakat bu da emperyalist devletlerde de “sermaye gruplar› ve devlet” aras›nda bir ayr›flma varm›fl gibi kullan›lmak istenmektedir. De¤ildir! Çevremizde geliflen olaylara biraz objektif gözle bakmak bile bunu görmek için yeterlidir. Örne¤in ABD Baflkan› Bush, Erdo¤an’la görüflmesinde Uzan’larla sorun yaflayan Motorola lehindeki karar do¤rultusunda bir an önce hareket edilme-

51

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66

sini istemektedir. Ortado¤u’da, Balkanlar’da yaflanan savafllar›n petrol nedeniyle yap›ld›¤›n› ve bunun arkas›nda ÇUfi’lerin oldu¤unu biliyoruz. K›sacas› sermaye hareketlerinin artmas›, ÇUfi’lerin etkinli¤ini art›rmas› bir araç olarak “devleti” ortadan kald›rmaz. Devlet, s›n›flar var oldu¤u müddetçe en baflta bir bask› ayg›t› olarak var olmak zorundad›r. fiu anda olan de¤iflimse bir üstyap› kurumu olan devletin, ekonomik mali sisteme kendini uyarlamas›d›r. Dünyadaki birçok ülkede oldu¤u gibi Türkiye’de de 90’l› y›llarla birlikte bafllayan ve “yeniden yap›lanma” olarak adland›r›lan süreç buna örnektir. Önceden direkt olarak devlete ba¤l› olan birçok kurum (BDDK, Özellefltirme ‹daresi, MB gibi) “ba¤›ms›z” kurullara, sermayenin iste¤i üzerine devredilmifltir. Sermaye kendisini k›s›tlayan her türlü uygulamadan kurtulmak ve azami ölçüde rahat hareket etmek istemektedir. Bunlarla birlikte oluflan krizlerde-dalgalanmalarda her ne kadar “serbest piyasan›n kurallar› bunlar” dense de Türkiye’de yaflanan son krizde görüldü¤ü gibi devlet kurumlar› farkl› araçlarla yine de “piyasaya” müdahale etmektedir. Bu yüzy›l›n Halk Savafllar› yüzy›l› olaca¤› 98’de yap›lan NATO toplant›s›nda özel olarak vurgulanm›flt›r. Bu devletin ekonomik kurum-

lardan belli oranda elini ete¤ini çekse de daha fazla militarize olaca¤› anlam›na gelmektedir. Ki devletin esas rolü de budur; ezilen s›n›flar› bask› alt›nda tutmak ve tahakkümü sa¤lamak. Sadece sermayenin hareketleri aç›s›ndan yaklafl›p; devletin egemenli¤ini de¤erlendirmek, devletin önemsizleflti¤ini söylemek tek tarafl› de¤erlendiriflin sonucudur. Ve flunu da söylemek gerekir; e¤er devlet kurumlar› bu kadar önemsizse, devlet art›k bu kadar ifllevsizleflmiflse, emperyalist-kapitalist ülkeler dâhil olmak üzere neden bu “ayg›ta” sahip olmak için bu kadar u¤rafl veriliyor? Burada de¤inilmesi gereken di¤er bir “sav” da; “ulus-devletlerin” etkisini yitirdi¤i vurgusudur. Bu sav› savunanlar ulus-devletler döneminin kapand›¤›n›, art›k ulus afl›r› korporasyonlar›n her fleye hakim oldu¤unu, dolay›s›yla UKKTH’y› savunman›n anlams›zlaflt›¤›n› söylemektedirler. Ulus afl›r› korporasyonlar; sermaye taraf›ndan gerçekten de en çok kullan›lan araçlardand›r! Fakat bu korporasyonlar, ulus-devletlerin yerini tutabilecek durumda de¤illerdir. Bu en baflta; devletlerin kendi aralar›ndaki çeliflkilerden kaynakl›d›r. En yak›n örnekler olarak 11 Eylül’den sonra ABD taraf›ndan BM’nin etkisizlefltirilmesini verebiliriz. Lübnan’a sald›r›lar›nda bu “ulus-afl›r› korporasyonlar›n” etkinliklerini düflünelim.

52


Bu kurulufllarda (BM, NATO, IMF) flu anda en fazla mali deste¤i veren ülke olan ABD etkindir ve onun iste¤i d›fl›nda k›nama karar› bile ç›kamamaktad›r. Emperyalist devletlerin son y›llarda nas›l korumac› bir siyaset izlediklerine birçok örnek verilebilir. 19-04-2006 tarihli Radikal gazetesinde Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ö¤retim Üyesi Engin Ünsal; Newsweek’ten yapt›¤› al›nt›larla flunlar› söylemektedir: “AB üyeleri özellikle enerji konusunda ulusal pazar›n ve ulusal flirketlerin yabanc› sermayeye karfl› korunmas› için giriflimler bafllatt›. Fransa bir ‹talyan flirketinin Frans›z enerji ve su flirketi olan Suez’i ele geçirmesini önledi. Gene Fransa, Hindistan, Mittal isimli dev çelik flirketinin Frans›z Arcelor flirketini sat›n almas›na karfl› ç›kt› ve sat›fl gerçekleflmedi. Frans›z sendikalar› Frans›z flirketlerinin Frans›z kalmas›n› istedi. ‹spanya büyük enerji flirketi Endesa’n›n yabanc›lara sat›lamayaca¤›n› beyan etti. Almanya, Wolkvagen Yasas› diye bilinen bir yasa ç›kard› ve otomotiv flirketlerinin yabanc›lara sat›fl›n› yasaklad›. Tüm bu örnekler AB üyelerinin ekonomik-milliyetçilik ak›m›n› bafllatt›¤›n›n ve küreselleflmeye karfl› ulusal korumac›l›¤›n öne ç›kar›ld›¤›n›n örnekleri”. Bu örnekler “ulus afl›r› korporasyonlar›n hâkimiyeti ele geçirdi¤i” iddialar›n›n geçersizli¤ini göstermektedir. Devlet, sermayenin daha rahat hareket etmesi için “yeniden yap›land›rma”ya gitse de kendi ulusal ç›karlar›n› veya kendi ülkesinin burjuvazisinin sermaye aç›s›ndan a¤›rl›kta oldu¤u ÇUfi’lerin hareketini “ulusal” ç›karlar do¤rultusunda kontrol etmektedir. Devletin “yönetiflim” modeliyle toplumun tüm kesimlerini temsil edebilecek bir yap›ya ulaflt›¤› fikri yukar›da s›ralad›¤›m›z savlar›n devam›d›r. “Devletin s›n›flardan siyasetin-ekonomiden ba¤›ms›z oldu¤u” bu sav›n ana fikridir! Altyap›-üstyap› iliflkisinde altyap›n›n belirleyicili¤i, “siyasetin, ekonominin yo¤unlaflm›fl ifadesi” oldu¤u reddedilmektedir. Siyasal alan ile ekonomik alan birbirinden ba¤›ms›z ise; devlet egemen s›n›f›n arac› de¤ildir! Tüm halk›nulusun ç›karlar›n› korur kollar! Yönetiflim modelinin aktörlerinin kim oldu¤una bak›ld›¤›nda bile; bu modelle birlikte devlete kimin yön verdi¤i ortaya ç›kar. Buna göre oluflturulan kurullarda veya konseylerde (Türki-

ye’deki Ekonomik ve Sosyal Konsey-ESK buna örnektir) 3 temsilci olacak, 1-Hükümetin 2- ‹flverenin 3- STK’lar› arac›l›¤›yla emekli, köylü, genç, iflçi…’lerin temsilcisi. Görüldü¤ü gibi bu oluflumda iflveren (yani burjuvazi) devletten ve onun kurumlar›ndan ba¤›ms›z görüldü¤ü için ayr› bir aktör olarak say›lmakta ve özünde bu oluflturulan konseyde egemen s›n›flar›n 2, toplumun di¤er kesimlerinin 1 temsilcisi bulunmufl olmaktad›r. Ki Türkiye’de ESK’n›n ald›¤› kararlar, bir süre sonra iflleyememesi, toplant›lardan ç›k›ld›¤›nda iflçilerin sözde temsilcilerinin yapt›klar› aç›klamalar bilinmektedir. Ayr›ca önceki sayfalarda STK’lar›n ifllevlerini saym›flt›k. Bu durumda asl›nda toplumun “öteki” denilen kesimlerinin temsilinin hiçbir flekilde yap›lmam›fl oldu¤unu rahatça söyleyebiliriz. Görüntüyü kurtarmak için kurulan örgütlenmeler görüntüyü kurtarmaktan aciz hale düflmüfllerdir! Burada devlet “uzlaflt›r›c›”, “ba¤›ms›z”, “hakk›n ve adaletin” savunucusu olarak gösterilmifl olmaktad›r. Tarihsel materyalizmin ayaklar› üstüne oturtulup, devletin ezilen s›n›flar üzerinde bir bask› ayg›t› oldu¤u belirlemesi yap›lmadan önceki dönemin savunular›na gelmifl bulunuyoruz böylece. Devlet; “mutlak hakikat”le, “tanr›yla” özdefllefltirilmifl, ekonomik yap›dan ba¤›ms›z “kutsal” bir mertebeydi! Bu savunularla birlikte “iktidar›” ele geçirmek için verilen mücadele anlams›zlaflt›r›lm›fl olmaktad›r! Reformist, parlamenter yollar çözüm olarak gösterilmektedir! Fakat bilinçler ne kadar buland›r›lmaya çal›fl›l›rsa çal›fl›ls›n gerçek halklar›n her gün yaflad›klar›yla kendini göstermektedir. Halklar›m›z, ekonomik siyasal alanda herhangi bir hak kazan›m› için yapt›klar› en ufak bir eylemde dahi devletin kolluk güçlerini karfl›s›nda görmektedir. Pefl pefle ç›kan Kamu Yönetimi Reform Tasar›s›, Genel Sa¤l›k Sigortas›, Terörle Mücadele Kanunu’nun kimlere yönelik oldu¤u ve kimi korudu¤u aç›kt›r. Önemli olan bu yal›n gerçe¤i halklar›m›za anlatabilmektir!

Tasfiyecilik ve “toplumsal anarflizm” Bölümün bafl›nda günümüzdeki tasfiyecilik dalgas›n›n revizyonizm ve anarflizmden beslendi¤ini söylemifltik.

53

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


PART‹ZAN 66 oplumsal Anarflizmin ilk karfl› ç›kt›¤›, “hegemonik ezilen grubu” dedi¤i; proletarya ve onun örgütlü gücü Komünist Partisidir.

Tasfiyecilik üzerine -2-

T

Anarflizm; Marks ve Engels’in de en çok ideolojik mücadele verdikleri ak›mlardan biri olmufltur. “Anarflizm, bir burjuva bireycili¤idir! Bireycilik, anarflizmin felsefi temelidir; Küçük mülkiyetin ve küçük tar›m iflletmesinin korunmas›, az›nl›¤›n ço¤unlu¤a ba¤l› olmas›n›n yads›nmas›, iktidar›n birleflme ve örgütleme gücünün yads›nmas›d›r.” (Lenin) Anarflizm kelime anlam› olarak; otorite yoklu¤u, otorite karfl›tl›¤› demektir. Anarflizm içerisinde de farkl› ak›mlar, farkl› yorumlamalar vard›r. Ama bunlar›n hepsinin özü Lenin’den yapt›¤›m›z al›nt›da görülece¤i gibi, “burjuva bireycili¤idir.” “Toplumsal Anarflizm” baflta Latin Amerika ülkeleri olmak üzere dünya genelinde görülen, Türkiye’de de PKK önderi Abdullah Öcalan’›n PKK’yi sokmaya çal›flt›¤› hatt›r. Bu ak›m›n en çok bilinen ismi Murray Boockhin’dir. Boockhin’e göre “Marksizm’le anarflizmin bir üst birli¤idir” toplumsal anarflizm Marksizm’in felsefesini, tarih ve ekonomi-politikas›n› ald›klar›n›, anarflizmin ise hiyerarfli ve devlet karfl›tl›¤›n› ald›klar›n› söyler! “E¤er gerçek bir sol tekrar ortaya ç›kacaksa, insan iliflkilerini yeni bir hiyerarfli piramidinde tekrar düzenlemek isteyen, “hegemonik” bir ezilen insan grubunun efsanesinin yerini, farkl›l›klar›n bütünü zenginlefltirdi¤i bir tamamlay›c›l›k almal›. Eski zamanlarda, isyan ederek tüm özgür insanlar› adan›n anfi-teatr›nda gladyolar olarak dövüflmeye zorlayan Sicilyal› köleler, efendilerinden hiç de farkl› bir biçimde davranmam›fllard›.” (M. Boockhinin; Toplumsal Anarflizm mi Yaflam Tarz› Anarflizm mi?) Toplumsal Anarflizmin ilk karfl› ç›kt›¤›, “hegemonik ezilen grubu” dedi¤i; proletarya ve onun örgütlü gücü Komünist Partisidir. Komünist Partinin; insanlar› tek tiplefltirdi¤i, farkl›l›klar› yok etti¤i ifadelendirilmektedir. Bunun kar-

fl›s›nda; hiyerarflinin olmad›¤›, kararlar›n o sorun etraf›nda birleflen tüm bileflenin kat›l›m›yla al›nd›¤›, yatay iliflkilerin oldu¤u örgütlenmeler konulmaktad›r. Latin Amerika’daki MST, MTD gibi örgütlenmeler buna örnektir. Bu örgütlenmelerin devrim yap›p, iktidar› ele geçirme gibi bir hedefi yoktur. Çünkü “iktidar” ona sahip olan› kirletir, çürütür, yozlaflt›r›r! Ayr›ca yukar›da bahsetti¤imiz devletin yeniden yap›land›r›lmas›n› ve “yönetiflim” modelini “devletin” etkinli¤ini kaybetmeye bafllamas› olarak yorumluyorlar: “Tüm anlam›n› yitirmifl ve tamam›yla simülasyon haline gelmifl bir ‘iktidara’ sahip ç›kmak niye? Bu tür karfl› koymalar ancak tehlikeli ve çirkin fliddet spazmlar›yla sonuçlan›r… Gerçeklik yaln›zca bizim “devrim”i beklemekten de¤il; onu istemekten de vazgeçmemizi talep eder.” (P.L. Wilson’dan aktaran M. Boockhin, age) Toplumsal anarflistler bize Geçici Özerklik Bölgelerini tavsiye ederler. 68 dönemindeki do¤aya kaç›fl hareketlerini an›msat›rlar. Hiyerarflinin olmad›¤›, kendilerinin üretip-tüketti¤i, kendilerinin kurdu¤u yeni yerleflim birimleri… ‹nsan bunlar› okuyunca 150-200 y›l önceki Saint-Simon’un “Yeni Töre Dünya”s›n› ve Cabet’in “‹car”s›n› hat›rlamadan edemiyor! Bununla birlikte Marks ve Engels’in bu ütopik sosyalistleri de¤erlendiriflini: “Toplumsal eylemin yerini, bunlar›n kiflisel yarat›c› eylemi, tarihsel olarak yarat›lm›fl kurtulufl koflullar›n›n yerini, düflsel olanlar; ve proletaryan›n tedrici, kendili¤inden s›n›f olarak örgütlenmesinin yerini, bu yarat›c›lar taraf›ndan özel olarak tasarlanm›fl toplum örgütlenmesi alacakt›r. Dünyan›n gelece¤i, kendisini bunlar›n gözünde, kendi toplum planlar›n›n propagandas›na ve fiilen uygulanmas›na indirgiyor. …Böylece bunlar, her türlü siyasal ve özellikle de her türlü devrimci eylemi reddederler; amaçlar›na bar›flç›l yollarla ulaflmay› arzularlar ve zorunlu olarak baflar›s›z kalmaya mahkum küçük deneyleri ile ve örne¤in verdi¤i güçle, yeni toplumsal incilin yolunu açmaya çal›fl›rlar.” (Komünist Manifesto, Sf: 51) Varolan sorunlara gözlerini kapayarak, kaçarak, burjuvazinin hâkim olmad›¤› yerde, yeni

54


üretim iliflkilerine dayal› bir topluluk oluflturmak ve bunlar› ço¤altmak… Kurduklar› bu yeni dünyan›n güzelli¤ini görenler (hatta Saint-Simon ne demiflti: Burjuvazi bile gelecektir) çürümüfl, yozlaflm›fl toplumdan kaçarak(!) onlara gelecektir! Böylece burjuvazi ne çal›flt›racak proletarya, ne hükmedecek insan bulabilecek; sistem kendili¤inden çökecektir! Böylece “tehlikeli ve çirkin fliddet spazmlar›na” gerek kalmayacakt›r! Zaten burjuvazi de elindeki emek gücünün gitmesi, yan›bafl›nda “göç etmek” alternatifi ne güne duruyor? “Dünyan›n üzerinde bir hayalet dolafl›yor; bu göç hayaletidir… Terk ve ç›k›fl emperyal post-modernlik içinde ve ona karfl› güçlü bir s›n›f mücadelesi biçimidir… Yeni bir göçebe güruh, yeni bir barbar ›rk› imparatorlu¤u istila etmek ya da boflaltmak üzere aya¤a kalkacak.” (‹mparatorluk, Hardt-Negri, Sf: 226) Hardt ve Negri’nin kulland›¤› “benzefltirme” dikkati çekmektedir. “‹mparatorluk” kitab› “günümüzün Komünist Manifestosu” olarak tan›t›ld›, reklamlar› yap›ld›. Avrupa üzerinde dolaflan komünizm hayaleti, dünya üzerinde dolaflan bir güruhun göç hareketine dönüflmüfltür. ‹flte günümüzün yeni mücadele biçimi… Hardt ve Negri; kitaplar›nda “s›n›f-halk” kelimelerini kullanmamaya özen gösteriyorlar: “Art›k tüm toplumsal gözler giderek daha fazla karfl›l›kl› olarak birbirini içermektedir.” (age, Sf: 49) Bu nedenle s›n›f kavram›na ve hatta halk kavram›na gerek yok! Çünkü bu kavramlar; bir s›n›rlamay›, karfl›tl›¤› ifadelendiriyor! Oysaki günümüzde böyle bir fley yok! Ama Hardt ve Negri; Marksizm’i temel ald›klar›n› iddia ettiklerinden ayn› yerde “güruhun, s›n›f mücadelesinden” bahsetmektedirler!!! Ütopik sosyalistler, “Yeni Töre Dünyas›”n›, “icarca”y› düfllerken, tarihsel ve diyalektik materyalizm henüz gelifltirilmifl, ayaklar› üzerine oturtulmufl de¤ildi. Tarihin motorunun s›n›f mücadeleleri oldu¤u ve bu mücadelenin zorunlu bir sonucu olarak sosyalizme ulafl›labilece¤i vb. çözümlenmifl de¤ildi. Dolay›s›yla onlar›n bu savunular› “iyi niyet” çerçevesi içinde de¤erlendirilebilir! Ki “cehennemin yollar›n›n iyi niyet tafllar›yla örülü oluflunu” bilmemizin, bu “iyi niyet”le yap›lan savunular›n bir çözüm

getirmeyece¤i, aksine gerçek çözümden uzaklaflma oldu¤u sonucuna rahatl›kla vard›r›r bizi! Ama günümüzde bu fikirleri savunmak ve yayg›nlaflt›rmak, hele ki dünya tarihinde yaflanm›fl onlarca örne¤e ra¤men, tarihsel materyalizmin savunular›n›n kendini defalarca do¤rulatmas›na ra¤men; 200 y›l sonra yeniden karfl›m›za bu savlar›n ç›kar›lmas›n› “iyi niyetle, toplumda olumlu de¤ifliklikler yaratmak istemekle, çözüm aramakla… vs” aç›klanamayaca¤›m›z aç›kt›r. Burada; Türkiye’de ‹mral› süreciyle birlikte, aç›ktan “toplumsal anarflizm”i savunan PKK’nin “Demokratik Konfederalizm” program›na biraz de¤inmek istiyoruz. “Bilimsel-teknik devrimler, s›n›fl› toplum biçiminde yaflamay› ve uygarlaflmay› buna dayand›rmay› art›k zorunluluk olmaktan ç›karm›flt›r. S›n›fl› topluma dayal› uygarl›k sisteminin derinleflen ve süreklileflen bunal›m›na karfl›n, s›n›fs›z topluma dayal› uygarl›k sisteminin henüz belirginleflmedi¤i tarihi evrenin yönetim ve yaflam biçimine “Ça¤dafl Demokratik Uygarl›k” demek uygundur. Ça¤dafl demokrasi… tüm toplumsal kesimlerin, özellikle en eski ezilen, s›n›f ve cins olarak kad›n ve çocuklar›n kendilerini özgürce ifade ettikleri bir sistemdir. Sadece toplumun iç çeliflkilerini de¤il, çevreyle gittikçe büyüyen çeliflkilerini de bilimsel teknik geliflmeyle çözümlemeyi, de¤iflim ve dönüflümü bar›flç›l koflullarda gerçeklefltirmeyi esas alan bir sistemdir.” (KADEK Kurulufl Kongresi, Belgeler, Mem Yay›nc›l›k, Sf: 190) Bu al›nt› PKK’nin içinde yaflad›¤› “düflsel dünya”y› bize çok güzel vermektedir. Ulusal Harekete göre; “s›n›fs›z topluma dayal› uygarl›k sistemi” henüz belirginleflmediyse de oluflmaya bafllam›flt›r. Buna uygun olarak, toplumun iç çeliflkilerini, çevreyle olan çeliflkileri, bilim-teknik vas›tas›yla bar›flç›l bir flekilde çözmek mümkündür. Ve örgütlenmeler de buna göre yap›lmal›d›r! “Komala örgütlenmesi; flirket, kooperatif gibi topluluk örgütlenmelerine benzer flekilde toplumun demokratik örgütlenmesidir… bu Komala sisteminde toplumun demokratik örgütlenmesini öneriyorum.” (A. Öcalan, 02-06-2006 tarihli Gündem Gazetesi) “S›n›f, cinsiyet, mezhep ayr›mlar›n› gözetmeksizin, özgür ve eflit yurttafllar›n bi-

55

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


PART‹ZAN 66 KK; siyaseti ekonomik zeminden koparmakta, ekonomiden ba¤›ms›z bireylerin niyetine ba¤l› bir flekilde ele almaktad›r.

Tasfiyecilik üzerine -2-

P

raraya geldi¤i” … “eflitsizli¤i ve özgürlükleri azaltma organlar›” bunlar “komünal demokratik örgütlülüklerdir.” … “Demokrasiyi sa¤lad›kça, eflitlik ve özgürlü¤ü art›racak örgütlülükler…” (Gündem Gazetesi) Ve son olarak 22-06-2006 tarihinde ç›kan “Demokratik Siyaset Tarihsel Köken” isimli yaz› dizisinden bir bölüm: “S›n›fl› toplum siyaseti, karfl›tl›klar siyasetidir… Devlet siyaseti de diyebilece¤imiz s›n›fsal siyaset, bütünüyle komünal siyasal de¤erlere karfl›tl›k temelinde oluflmufltur. Genelin ç›kar›n› baz›lar›n›n ç›kar› haline getirmek ve bunu herkese kabul ettirmek siyaseti de diyebiliriz. Baz›lar› için herkese hâkim olmak gerekir. Yine baz›lar› için herkese karfl› partileflmek gerekecektir… ‹flte siyasetin yaflamdan kopmas›, kirlenmesi, hâkimiyet ve tahakküm mücadelesine dönüflmesi de kayna¤›n› bu gerçeklikten al›r. Tesadüf de¤ildir ki o günden (yani “devlet siyaseti” ve “s›n›f siyaseti” ortaya ç›kt›¤›ndan beri: bn) bugüne tüm devletler, dinler, siyasal partiler erkek karakterlidir.” Öcalan’›n “Ça¤dafl Demokratik Uygarl›k” tan›mlamas› ve bu tan›mlamaya uygun olarak savunulan “Komala” projesi; al›nt›lardan aç›kça anlafl›laca¤› üzere, “s›n›fs›z toplum”, “devletin sönümlenip gitmeye” bafllad›¤› toplum için geçerli görülmektedir. Bilimsel ve teknolojik devrimlerin art›k bu koflullar› sa¤lad›¤› iddia edilmektedir. Günümüzde devletin durumunu, devletin s›n›fsall›¤›n› inceledik. Ama bu teorik aç›mlamalar d›fl›nda Kürt halk›m›z›n flu anda yaflad›¤› zulmü, vahfleti, “devletin” hem de gitgide daha çok kurumlaflan, militarize olan devletin yapt›¤› aç›k de¤il midir? Toplan›lan bir imzaya bile tahammül edemeyen, yasal olanaklar içerisinde yap›lan toplant›lara bile izin verilmezken; bahsedilen “komala” örgütlülükleri hangi zemin içe-

risinde yap›lacak? Bir fleyi yok sayd›¤›m›zda, o fley e¤er maddi bir gerçeklikse yok olmuyor ki… ‹flte diyalektik materyalizmden kopuflun ve idealizme apaç›k bir flekilde giriflin örne¤i… “Demokratik Siyasal, Tarihsel Köken” isimli yaz› dizisinden yapt›¤›m›z al›nt›dan da anlafl›laca¤› üzere PKK; siyaseti ekonomik zeminden koparmakta, ekonomiden ba¤›ms›z bireylerin niyetine ba¤l› bir flekilde ele almaktad›r. Bir grup insan s›n›f siyasetini, devlet siyasetini savundu, devlet ve s›n›flar bu yüzden var ve bu yüzden bir dönemde etkin oldular! fiimdi olmas› gereken demokratik siyaseti savunup, hâkim k›lmakt›r. Böylece tüm sorunlar çözüm rotas›na girecek… “Yurttafllar” demokratiklefltikçe zaten yok olmaya bafllayan devlet; daha h›zl› bir flekilde yok olacak. Çevrecilerin, kad›nlar›n, çeflitli meslek dallar›ndan ve her yafltan insan›n yaflad›klar› sorunlar ekonomik zeminden kopar›l›p ele al›nmakta ve her fley “düflünme tarz›na” ba¤lanmaktad›r. S›n›f siyasetinin savunulmas›; siyasetin hâkimiyet ve tahakküm mücadelesine dönüflmesi, siyasetin yaflamdan kopmas›, kirlenmesi oluyor! Tarihsel ve diyalektik materyalizm bu savlarla birlikte tepetaklak oluyor! Siyasetin demokratiklefltirilmesi nas›l olacak peki? “Siyasetin demokratiklefltirilmesi için; birey, siyasi partiler ve STÖ’leri üzerinden hareket edilir. Bir kere birey bilinçlenmeli, özgürleflmeli. Bu konuda Anarflistler bile incelenebilir. Siyasi partiler ve Siyasi Partiler Yasas› ile Seçim Yasas› demokratikleflmeli… Devletin demokratikleflmesi için; Anayasa Konseyi, Senato, Temsilciler Meclisi gibi yap›lanma olabilir. Anayasa Mahkemesinin yetkileri geniflletilerek bir çeflit Anayasa Konseyi fleklinde örgütlenebilir…” (18-06-2006, Gündem Gazetesi, A. Öcalan’›n avukatlar›yla yapt›¤› görüflmeden) Çözüm; “yok olmaya bafllayan”, uygulad›¤› “s›n›f siyasetiyle siyaseti kirleten” devletten umuluyor. Yasalarda seçim baraj›n›n düflürülmesini, partilerde efl baflkanl›k sisteminin konulabilmesini, partilerin iflleyiflinin daha demokratik olmas›n› istiyorlar. Avrupa ülkelerinin ço¤unda bu bahsettikleri de¤iflimler, zaten mevcut! Peki, oradaki “yurttafllar” ne kadar hakla-

56


r›na sahip olabilmifl durumdalar? Hele ki sosyal emperyalizmin çöküflüyle var olan haklar›n bile gasp edildi¤i, 11 Eylül olaylar›ndan sonra yerlefltirilen yüz binlerce kamerayla her taraf›n büyük biraderin gözetiminde oldu¤unu bilmiyorlar m›? Ya Fransa’daki göçmenlerin temsil haklar›, Yunanistan’da üniversitelere polisin girmeye bafllanmas›, Almanya’da, Hollanda’da ve daha birçok ülkede ç›kar›lan yeni göçmen yasalar›, ifl yasalar› ne oluyor? Bu ülkelerdeki insan haklar› savunucular› son y›llarda insan haklar›n›n daha çok çi¤nenmeye bafllad›¤›n› neden bar bar ba¤›rma ihtiyac› duyuyorlar? Ve en önemli soru; tüm bu hak gasplar› kim için yap›l›yor? Devlet eliyle burjuvazi için de¤il mi? Bu örnekler bize tam da Marks ve Engels’in tan›mlad›¤› “tarihsel olarak yarat›lm›fl, kurtulufl koflullar›n›n yerine, düflsel olan›n” nas›l konuldu¤unu gösteriyor. “Komala” sisteminin kökeninin nereden geldi¤ini ise Öcalan flöyle aç›kl›yor; ‘…ben Komala sisteminin ideologuyum, fahri sözcülü¤ünü yap›yorum. Bu ilan edilebilir. Wallerstein ve Bakunin’in fikirleri benzer ama onlar benim gibi bir sisteme oturtamam›fllard›r. Ben bunu bir sisteme oturttum.’” (18-06-2006, Gündem) Baflka konuflmalar›nda Öcalan’›n M. Boockhin’i, Karl Pelevyi’yi okunmas› için önerdi¤ini biliyoruz. Yani “anarflizm”in teorisyenleri A. Öcalan’›n fikir babalar› oluyor! “Devleti de do¤ru ele alarak ne devlete karfl› isyan ne de afl›r› devletçilik anlay›fl›n›n iflah etmeyece¤ini art›k görmek gerekir… Buna karfl› ekonomik, siyasal, sosyal çeflitli örgütlenmeler gelifltirilmelidir… Temel iliflki vatandafl›n devlete karfl› özgür tavr›d›r. Bu tav›r gelifltiricidir. Böylelikle devlet küçülür, insanileflir, demokratik duyarl›l›k kazan›r… Demokratik özerk bölgeler bu rolü oynamal›d›r…” (Özgür Gündem, 30-11-2002) Boockhin’in Geçici Özerklik Bölgeleri, Öcalan’da Demokratik Özerk Bölgeler olmufl! Tüm bu sözler 150 y›l önce “küçük burjuvazinin filozofu ve iktisatç›s›” olarak Marks taraf›ndan mahkûm edilen Proudhon’un; “halk›n, kendi do¤al yaflam›nda yaratt›¤›, kendini resmi bir hamili¤e tabi olmay›p, bireylerin ve kurumlar›n özgür ve de¤iflik etkilerine aç›k olan, ba¤›ms›z ve tama-

men özgür birlikler arac›l›¤›yla afla¤›dan yukar›ya do¤ru örgütledi¤i zaman mutlu olaca¤›” tezinin ayn›s› de¤il mi? Marks, küçük burjuvazinin “kendi sosyalizminin bar›flç›l bir yolla gerçekleflmesini düflledi¤ini” vurgulam›flt›. fiimdi de bu kaynaktan beslenen Öcalan’da “bar›flç›l” yolla devletin ve toplumun demokratikleflmesinden (devletin ve demokrasinin s›n›fsall›¤› gerçe¤ine önceki bölümlerimizde de¤indi¤imiz için tekrar de¤inme ihtiyac› duymuyoruz!) bahsetmektedir. Tüm bunlardan bahsedilirken, gerillan›n Türkiye’den çekildi¤i günü “gül bayram›” olarak kutlarken, bar›fl söylemi yükseltilirken; henüz bu “demokrasi siyasetini” içsellefltirememifl baz› kifliler ve halen bir türlü ufalamam›fl, küçülememifl, yok olamam›fl devletler; halklar› Ortado¤u’da, T. Kürdistan›’nda ve dünyan›n dört bir yan›nda katletmeye devam etmekteler… Devleti yok sayan, iktidar›n ele geçirilmesini “devlet bir simülasyon haline geldi¤i için” gereksiz bulan, bireyleri kutsayan, sömürüyü görmeyen, sömürünün temellerini çözümlemeyen anarflizmin ne sonuç verdi¤i sorusuna Lenin; “Her türlü politikay› reddetme görünümüyle, iflçi s›n›f›n›n burjuva siyasete boyun e¤mesi” cevab›n› vermifltir… yani iflçi s›n›f› ve di¤er ezilen tüm kesimler için kölelik, kölelik ve yine kölelik… Ülkemizde kitlelerde, Komünist Partisi’nde ve onun militanlar›nda tasfiyecili¤in ortaya ç›k›fl› ve etkilerine genel bir bak›fl: fiimdiye kadar iflledi¤imiz bölümlerde genel olarak Uluslararas› Komünist Hareket içerisinde tasfiyecili¤in kökenlerini, ortaya ç›kt›¤› baz› dönemleri ve son 50 y›lda modern revizyonizmle, Troçkizmle, Anarflizmle harmanlanm›fl flekilde ortaya ç›k›fl›n› incelemeye çal›flt›k. Bundan sonraki bölümünde ülkemizde kitleler ve Komünist Partisi’nde ortaya ç›k›fl flekillerini ve bunlarla mücadele yöntemlerini incelemeye çal›flaca¤›z. Tasfiyecili¤in daha çok yenilgi dönemlerinde ortaya ç›kt›¤›na vurgu yapm›flt›k. Bununla birlikte bir yenilginin olmad›¤›, aksine tüm halklar›n deste¤ini kazanm›fl, emperyalistler

57

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66 aç›s›ndan ise “korkulan bir süper güç” haline gelen SSCB döneminde oldu¤u gibi; uluslar›n emperyalizme karfl› mücadelelerini yükselttikleri 1950’li y›llar gibi güçlü olunan dönemlerde de tasfiyecili¤in farkl› biçimlerde ç›kt›¤›n› gördük. Tasfiyecili¤in kitleler üzerindeki etkisi, ortaya ç›k›fl› ile Komünist Partilerdeki etkisi, ortaya ç›k›fl› farkl›d›r. Kitleler hem Komünist Partilerden hem de burjuvaziden etkilenirler. Burjuva-feodal iliflkiler içerisinde olduklar› için direkt olarak yaflamlar›yla, kültürleriyle tasfiyeci ideolojinin etki alan› içerisinde kal›rlar. Düflman›n yo¤un fiziksel bask›s›, kültürel dezenformasyon, bireycilik, hayatta kalabilmek için rekabet içinde olma zorunlulu¤u gibi etmenler kitleleri toplumsal kayg›lardan uzaklaflt›rmakta, bireyci yaflam› savunur hale getirmektedir. Burjuvazinin ideolojik sald›r›larla kitleleri manipüle etmesi özellikle günümüzde (medyan›n etkin rolü, teknolojinin geliflimi ile birlikte) çok önemli bir hale gelmifltir. Sosyal emperyalizm döneminde dahi SSCB yine de halklar›n umut besledi¤i bir ülke-sistem durumundayd›. (Bunun böyle olmas›nda yani revizyonist oldu¤u halde halklar›n umudu olarak kalmaya devam etmesinde Maoistler d›fl›n-

daki devrimci kesimlerin yanl›fl de¤erlendirmeleri önemli bir yer tutmaktad›r.) Umut ba¤lanan bir “süper güç”ün çöküflü farkl› farkl› biçimlerde yorumland›. Bir taraftan sosyalizmin “iyi, güzel bir ütopya” oldu¤u savunusu güçlendirilmeye çal›fl›ld›. Di¤er taraftan ise “halklara yönelik bir diktatörlü¤ün” çöktü¤ü sav› daha çok ön plana ç›kar›ld›. Kruflçev, Brejnev, Gorbaçov gibi revizyonistler göklere ç›kar›l›rken; Stalin ve Hitler sürekli yan yana telaffuz edildi. Stalin’e sald›r› her dönemdekinden fazla oldu. Son olarak da bu y›l Avrupa Parlamentosu’na sunulan “komünizmin faflizmle efl say›lmas›” yönlü önergelerle “komünizmin halklar üzerinde bask›c›, zulmedici” oldu¤u bilinçlere kaz›nmaya çal›fl›ld›. Ki bu giriflimin Avrupa’da olmas› önemlidir. Çünkü Avrupa’daki halklar›n ço¤unlu¤unun gözünde komünizmkomünistler korkulan, umac› hale gelen bir fley olmam›flt›r hiçbir zaman. Aksine Avrupa’da verilen mücadelelerle kurulan burjuva devletlerin hemen hepsinde bir taraftan da reformist-revizyonist de olsa “komünist” isimli partiler olmufl. Hatta baz› ülkelerde “komünist” olarak varsay›lan partiler halklar›n oylar›yla parlamentolara girmifltir. II. Emperyalist Paylafl›m Savafl› s›ras›nda faflizme direnenlerin esasta komünistler oldu¤unu halklar bilmektedir. Komünist olmak, solcu olmak ço¤u Avrupal› için; sosyal refah›n, kitlelere yap›lan sosyal yard›mlar›n artmas›n› savunmak anlam›na gelmektedir. Ama komünizmi-komünistli¤i kafalara en olumsuz flekilde kaz›mak isteyen burjuvazi; Komünist Manifesto’nun do¤du¤u, en kanl› s›n›f savafl›mlar›n›n verildi¤i toprak olan Avrupa’da komünizmle-faflizmi bir tutan yasay› gündeme getirebilmifltir. Yaz›n›n önceki bölümlerinde bahsetti¤imiz tasfiyeci tezleri yayg›nlaflt›rmak görevini art›k reklâmlar›na her yerde rastlad›¤›m›z ‹letiflim, Ayr›nt› gibi yay›nevleri ile Radikal, Radikal 2, Birgün gibi günlük gazeteler üstlenmifltir. “Toplumsal Anarflizm”, “STÖ’lerde örgütlenme”, “liberalizm” bu yay›nevlerinin, gazetelerin yayg›nlaflt›rmaya çal›flt›klar› ak›mlard›r. “Evet, bu dünyada haks›zl›klar var! Ama bu dünya, bu düzen hepimizin… El ele verirsek, her bir insan kendi yaflad›¤› haks›zl›¤a kendi çap›nda karfl› ç›karsa bunlar düzelir. Yoksulluk,

58


açl›k istesek de yok olamaz. Ama yard›m kampanyalar› ile bunu azaltabiliriz. Okumayan k›z çocuklar›n›, kampanyalar düzenleyerek okutur, kad›n sorununa da çözüm bulmufl oluruz. Evet, savafl kötü bir fleydir, karfl› ç›kmak laz›m ama baz› savafllar›n da ilerletici oldu¤unu, geri kalm›fl ülkelere özgürlü¤ü, demokrasiyi getirdi¤ini unutmayal›m. Ayr›ca karfl› oldu¤umuz fleyler için yasal s›n›rlar çerçevesinde karfl› da ç›kabiliriz. Ama sak›n ha komünistlerle, o insanlar› robotlaflt›ran, farkl› düflüncelerin yaflamas›na izin vermeyenlerle birlikte bir fley yapmay›n. Onlar zaten toplumun de¤iflti¤ini göremeyen, tarihte yaflayan dinozorlard›r!” Burada yazd›klar›m›z›n listesi uzatt›kça uzat›labilir. Ama kafalarda oluflturulmaya çal›fl›lan fikirler belli; Asl›nda toplumla, toplumun sorunlar›yla ilgisi olmayan bir avuç insan yaflamak istedikleri düzeni toplumun ço¤unlu¤una dayat›yor. Zaten burjuvazinin askeri stratejisinde de “kabul edilebilir fliddet düzeyi”ni ön plana ç›karmas›n›n nedenlerinden biridir bu! Her yönüyle marjinal gruplar yaratmak. Ve sanki “müzelik” fleylermifl gibi ara ara bu gruplar› (yani komünistleri) teflhir etmek!!! (“Kabul edilebilir fliddet düzeyi” tan›mlamas›n›n yap›lma nedeni elbette ki esas olarak ve sadece bu de¤ildir. Bu sistem var oldukça çeliflkilerin hangi boyuta gelece¤ini bilen burjuvazi devrimci-komünistleri yok edemeyece¤ini biliyor.) Devrimci-komünistler, bir avuç kand›r›lm›fl gençlerdir. Ve onlar› kand›ranlar Avrupa’da zenginlik içerisinde yafl›yor. Zaten bu gençlerin ak›llar› bafl›na gelince(!) bu iflleri b›rakacaklar… Ama o zamana kadar da yapt›klar› bofl ifllerin ac›s›n› çekecekler vs. vs. Bu düflüncelerin “bilimsel” bir k›l›fa büründürülüp ifllenmesinin nas›l ve hangi tezlerle oldu¤unu yaz›m›z›n önceki bölümünde iflledi¤imiz için burada de¤inmeyece¤iz. Ama kavranmas› gereken çok sistemli bir sald›r›n›n oldu¤u ve bununla günlük yaflam›m›z›n her evresinde karfl›laflt›¤›m›zd›r. Günümüzde art›k üniversitelerde “terör” dersi konmufltur. Veya üniversiteye ilk kay›tlar›n› yapt›ranlar›n eline, kendilerini kötü yola, vatan bölücülü¤üne, anarfliye çekmek isteyenlere karfl› dikkat etmelerini isteyen bildiriler tutuflturmaktad›r.

1989’da revizyonist SSCB’nin y›k›l›fl›, burjuvazinin en çok kulland›¤› anti-propaganda araçlar›ndan biri olmufltur. SSCB’nin y›k›l›fl›n›n kitleler üzerinde yaratt›¤› etki ilk anda çok belirgin olarak ortaya ç›kmad›. Zaman içerisinde burjuvazinin propagandas›n›n da etkisiyle “olmuyormufl iflte, bu hayalden baflka bir fley de¤ilmifl” fikri yayg›nlaflmaya bafllad›. ‹flte böyle bir süreçte Latin Amerika’da silahl› mücadele veren küçük burjuva örgütlerin ço¤unun silahlar› b›rakmas› ve bar›fl görüflmelerine bafllamas› da; “s›n›flar›n uzlaflmaz oldu¤u” gerçe¤inin üstünü örtmek için kullan›lan argümanlar olmufltur. Guatemala’da, Kolombiya’da, Bolivya’da silahl› mücadele veren örgütlerin ço¤u 1990 sonras› konjonktüre uyum sa¤lamak ad›na silahlar› b›rak›p, görüflmelere bafllad›lar. Ayn› dönem içerisinde Zapatistalar, EZLN, FARC gibi çeflitli örgütler de silahl› olmalar›na ra¤men bar›flç›l eylemlerle, temsil ettikleri az›nl›k milliyetlerin veya s›n›flar›n haklar›n› elde etme u¤rafl›s› içine girdiler. Amaçlanan, silahl› mücadeleleri yasal zemine çekmek, etkisizlefltirmek, iktidar mücadelesinden vazgeçirmekti. Bu stratejinin Latin Amerika’da baflar›l› oldu¤unu (Peru örne¤i ve Maoist olan birkaç yap›lanma d›fl›nda) rahatl›kla söyleyebiliriz. 2000’li y›llarda Venezüella’da, Brezilya’da, Bolivya, Meksika, fiili’de “sol” olduklar›n› iddia eden partiler hükümet olmufltur. Bunlardan özellikle Chavez’in “21. yüzy›l sosyalizmini yarataca¤›z” ç›k›fl› önemlidir. Marksizm’in “iktidar›n zorla ele geçirilmesi” temel teorisi; parlamentoda seçimler yoluyla ço¤unlu¤un elde edilmesi, devletin di¤er kurumlar›na dokunulmamas›, sosyal haklar›n k›smi olarak yoksullar için art›r›lmas› derekesine indirgendi. Asl›nda bu ülkelerde yaflananlara biçilen misyonu düflündü¤ümüzde, 1945 y›llar›ndan sonraki emperyalist-kapitalist devletlerde yaflam bulan “refah devleti”, “sosyal devlet” misyonuyla ayn› oldu¤unu görürüz. O dönem amaçlanan Sovyetler’e bir kay›fl›n olmamas›yd›. fiimdiyse oluflabilecek halk hareketlerinin önüne bir set çekmek amaçlan›yor. Ama her ikisi de sefalet koflullar› biraz iyilefltirilerek yap›yor. Latin Amerika’daki durum, oradaki “devrimlerin” ne anlama geldi¤i yaz›lar›m›zda çok-

59

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66 ça ifllendi¤i için ayr›nt›ya girmeyece¤iz. Ama “sosyalizm öldü, ideolojiler öldü. Büyük anlat›lar peflinde ölmenin bir anlam› yok” nidalar›ndan sonra yine de açl›k-yoksulluk çeken kitlelere, ülkesinin emperyalist güçler taraf›ndan sömürülmesine karfl› ç›kan halklara-uluslara bir alternatif sunulmas› gerekliydi. Böylece kitlelerin tekrar kendileri için tehlikeli yola girmesi engellenmeliydi. ‹flte Latin Amerika örnekleri buna hizmet ediyor. Bu aç›dan da görevlerini iyi yapt›klar›n› ifadelendirmemiz gerekiyor. Dünyan›n birçok ülkesindeki devrimci hareketler ve Türkiye’de birçok devrimci örgüt, Chavez’i devrimci-sosyalist ilan etmektedir. Bunlar revizyonizmin, toplumsal anarflizmin, liberalizmin somut örnekleridir. Komünist Partilerin gereksizli¤i, ulusal mücadelelerin anlams›zl›¤›, devrimin imkans›zl›¤› fleklindeki tasfiyeci düflünüfllerin somut görüngüleridir. Bu sayd›¤›m›z örneklerin dünya ve Türkiye halk›nda, devrime, devrimcilere, Partiye karfl› inançs›zl›¤› besledi¤i aç›kt›r. Bunlarla birlikte Türkiye halk› aç›s›ndan vurgu yap›lmas› gereken nokta faflist bask›n›n süreklili¤idir. Mustafa Suphi ve 14 yoldafl›n›n Karadeniz sular›nda bo¤durulmas›yla TC, Osmanl› gelene¤inin sürdürücüsü oldu¤unu ilk kuruldu¤u andan itibaren göstermifltir. TKP’nin revizyonistleflmesi, her f›rsatta CHP’yi kollamas›, Kemalizm’e olan bazen gizli bazen aç›k hayranl›¤› dahi faflizmin TKP’ye sald›r›lar›n› engellememifltir. Legal-illegal her çeflit muhalefet hep kanla, fliddetle bast›r›lm›flt›r. Halk›m›zdan al›nan vergilere, yap›lan bask›lara karfl› kendili¤inden olan hareketler, Kürtlerin ulusal ba¤›ms›zl›k için ayaklanmalar› defalarca kanla bast›r›lm›flt›r. Bu bask›lara bir de sürekli olarak komünizmin “dinsizlik” oldu¤u propagandas› eklenmifltir ki, bu nüfusun % 90’›n›n Müslüman oldu¤u söylenen bir ülkede önemli bir karfl› propagandad›r. Özellikle II. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’ndan sonra Sovyetler’den gelecek “komünist tehlikeye” karfl› halk›m›z devaml› teyakkuzda tutulmufl; Sovyetler’in sald›r›p herkesi öldürece¤i veya dinsizlefltirece¤i, mallara-mülklere el konaca¤› korkusu sürekli diri tutulmaya çal›fl›lm›flt›r. 1970’lerde 50 y›ll›k revizyonizme-reformizme Denizlerin, Mahirlerin, Kaypakkayala-

r›n vurdu¤u darbeyle geliflmeye bafllayan devrimci hareket derin bir yoksulluk, sefalet içerisinde olan Türkiye halk› aç›s›ndan, “sa¤c›l›¤›n” bu kadar gelifltirilmesine ra¤men yine de umut olmufltur. Dünyada oldu¤u gibi ülkemizde de Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin etkileri özellikle ö¤renci gençlik aras›nda yay›lm›flt›r. Devrimcilerin dürüstlü¤ü, fedakârl›¤›, haks›zl›¤›n oldu¤u her yerde öne f›rlamalar› ’68 kufla¤› devrimcilerinin halk›m›z›n gözünde ayr› bir yerde olmalar›n›n nedenlerindendir. O dönemlerde bask›lara ra¤men çocuklar›n›n devrimci olmas› aileler için gurur kayna¤› olabiliyordu. Fakat önce muht›ra, arkas›ndan darbe ile gelen bask›lar ve bunlar› devrimcilerin karfl›layamamas› kitleler üzerinde çok olumsuz bir etki yaratt›. Bu dönemde halk›m›z “sol” diye Karao¤lanl› CHP’ye yöneltildi. “Sol” denilen bu hükümet döneminde halk›m›z Cumhuriyet tarihindeki en büyük sefaleti yaflad›. Tüpgaz, kat›ya¤ gibi temel maddeler için oluflan uzun kuyruklar y›llarca anlat›ld›. “Sol” diye lanse edilen bir hükümet döneminde bu kadar yoksunluk yaflamak da elbette halk›m›z›n gözünde “sol” için olumsuz fikirlerin oluflmas›na katk›da bulunmufltur. ’80 darbesiyle birlikte yüz binlerce insan gözalt›na al›nm›fl, iflkence tezgâhlar›ndan geçmifl, onlarcas› idam edilmifl, sokak ortalar›nda kurflunlanm›flt›r. Binlerce memur, ö¤retmen, ö¤retim görevlisi iflinden at›lm›fl, binlerce kifli y›llarca en zor koflullarda hapishanelerde kalm›flt›r. 12 Eylül darbesi ayn› zamanda neo-liberal ekonomi politikalar›n›n uygulanmas›n›n milad›d›r. Hem ekonomik hem de ideolojik olarak sald›r›lar daha da yo¤unlaflm›flt›r. Din dersleri “yeflil kuflak” projesi çerçevesinde zorunlu hale getirilmifltir. 1984’le birlikte yükselen Kürt Ulusal Mücadelesi kullan›larak flovenizm güçlendirilmifl, kültürel yozlaflma, her türlü cinsel sapk›nl›k, uyuflturucu, kolay yoldan zenginleflme hayalleri egemen olmaya bafllam›flt›r. Kitlelerin herhangi bir toplumsal soruna karfl› gösterdi¤i en ufak k›p›rdan›fl zorla bast›r›lmaya devam edilmifltir Bu süreç devrimciler aç›s›ndan da benzer flekilde geçmifltir. ’70’li y›llarda revizyonizme-reformizme vurulan darbe ile devrimci komünist

60


partiler kuruldu. Ama kurulufllar› ile büyük bir darbe yiyiflleri bir oldu. K›sa bir süre içinde önder kadrolar›n ço¤u katledildi veya tutsak düfltü. Örgütler hiçbir kurumsallaflma yaratamadan kendilerini 1970’lerde yaflanan ekonomik sefaletin sonucu gerçekleflen kendili¤inden kitle hareketlenmeleri ve yo¤un düflman bask›s› alt›nda buldular. Bu “kendili¤inden” dedi¤imiz hareketlenmelerde elbette devrimci-komünistlerin de etkisi vard›. Ama bu hareketleri yönlendirecek, damgas›n› vuracak düzeyde de¤ildi. Örgütlerin ço¤u ’70’li y›llar›n bafl›nda yedikleri darbeden sonra tam anlam›yla toparlanamadan 12 Eylül’ü karfl›lamak zorunda kald›lar. 12 Eylül ile birlikte al›nan örgütsel kay›p büyüktü. Bununla birlikte a¤›r bask› koflullar›yla ideolojik erozyon üst boyutlara ulaflt›. Kitlelerin yükselen hareketinden etkilenip, saflara gelenler teker teker mücadeleyi b›rakm›fl, baz› örgütler ise (Dev-Yol, Kurtulufl) kendilerini k›sa bir süre sonra feshetmifllerdir. Baz›lar› aç›ktan tasfiye olmasalar da gündemlerine salt yasal mücadeleyi alm›fllard›. Mültecilik “kendini koruma”, “geri çekilme” ad› alt›nda meflrulaflt›r›lmaya çal›fl›l›yordu. Direnen, mücadelesini her koflul alt›nda sürdüren devrimcilerin say›s›nda büyük bir düflüfl olmufltu. Örgütsel yap›s›n› korumaya çal›flan parti say›s›

çok azd›. Ki bu örgütlerde de hem flehitler hem de mücadeleyi b›rakanlar dolay›s›yla nicelik ve de nitelik olarak büyük azalma vard›. Devrimci saflarda darbeyle birlikte böyle bir da¤›lman›n yaflanmas›n›n olumsuz etkisi k›sa zaman içinde kitleler üzerinde de kendisini gösterdi. Devrime, devrimcilere olan inanc›n k›r›lmas› bu dönemde üst boyutta olmufltur. Egemen s›n›flar bu durumu devrimciler aleyhine ustaca kullanm›fllard›r. Kitleleri, içine girdikleri toplumsal travmadan, burjuvazinin tasfiyecilik sald›r›s›n›n etkisinden ç›kartabilecek tek güç devrimci komünist partilerdir. Fakat örgütlerde de yaflanan ideolojik-politik-örgütsel savrulufllar hem kitleleri yaflad›klar›n›n içinden çekip-ç›karabilecek, çözüm sunacak hem de kendilerini en k›sa süre içinde toparlayacak güçten yoksun b›rak›yordu. E¤er iyi örgütlenmifl, kurumsal yap›s›n› oluflturmufl, ideolojik-politik-örgütsel olarak sa¤lam örgütlülükler olsayd› darbe sürecinden bu kadar olumsuz bir etkilenme olmazd›. Veya oluflan olumsuzluklar h›zl› bir flekilde giderilebilir, hem kitleler hem de devrimciler üzerindeki tasfiyeci etki daha h›zl› etkisizlefltirilebilirdi. 19051907’de Rusya’da al›nan yenilgiden sonra Bolfleviklerin kendilerini k›sa bir süre içerisinde toparlayabilmeleri bir örnektir. Türkiye co¤rafyas›nda PKK örne¤i de önemlidir. PKK büyük at›l›m›n› darbeden sonra gerçeklefltirmifltir. PKK örne¤ini inceledi¤imizde, o dönemde kadrolar›n› tam bir gizlilikle koruma alt›na ald›klar›n›, bir k›sm›n› yurtd›fl›na ç›kard›klar›n› ve 4-5 y›ll›k bir süre boyunca illegal bir flekilde kitle örgütlenmesine yo¤unlaflt›klar›n› görüyoruz. Bafllat›lacak silahl› mücadele için güç toplama amaçl› haz›rl›k dönemi olarak kullan›lm›flt›r darbe y›llar› PKK taraf›ndan. “Devrimci hareketin gerileme dönemini; güç toplama dönemini mi yafl›yoruz, yoksa bu, yeni devrimci yükseliflin koflullar›n›n olgunlaflt›¤›, yaklaflan s›n›f mücadelelerine iflçi s›n›f›n›n haz›rland›¤› bir dönem mi; Komünist Partilerin taktik tav›rlar› buna ba¤l›d›r.” (Stalin, C:12, Sf: 30) ’80 dönemi ve sonras› süreçte devrimci-komünist partiler halk›n yaflad›¤› “travmay›”, militan ve kadrolar›n yaflad›¤› ideolojik kay›fl› anlamaktan, “geri çekilme” döneminin ne oldu¤u-

61

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66 nu tan›mlamaktan uzak çal›flmalar içerisine girdiler. Oysaki komünistlerin baflar›lar›n›n alt›nda yatan esas neden; içine girilen özgül süreçleri de¤erlendirebilmeleri ve buna uygun tav›r alabilmeleridir. Stratejik ilkelerden taviz verilmezken, taktiklerde esnek olabilmeleridir. Yoksa hangi dönemden geçilirse geçilsin ayn› taktik tav›rlar› sürdürmek, bunlar› savunmak dogmatizmin bir tezahürüdür. Ki dogmatiklik sürecin koflullar›na ba¤l› olarak o örgütü ya sa¤ ya da sol tasfiyecili¤e götürür. Ki Türkiye Devrimci Hareketi’nde de görülen-yaflanan budur. Bu boyutlar›yla ders-deneyim olmas› aç›s›ndan ’80 darbesini karfl›lay›fl›m›z›, hata ve do¤rular›m›zla birlikte de¤erlendirmek, taktik tavr›m›z›n nas›l oldu¤unu sentezlemek zorunday›z. Bu de¤erlendirmeler sadece ’80 dönemi için de¤il dönem dönem burjuvazinin kendi içindeki çeliflkilerinden de kaynaklanabilen somut politik-askeri durumlardaki de¤iflimler ne kadar de¤erlendirilip, taktik tav›rlarda de¤iflikli¤e gidilebiliyor, bunlar›n de¤erlendirilmesi flartt›r. Yani taktik esnekli¤i ne kadar uygulayabildi¤imizi, dogmatizme hangi noktalarda düfltü¤ümüzü belirlemek flartt›r. Proletarya Partisi’nin tarihine göz att›¤›m›zda, Halk›n Birli¤i isimli revizyonist hizbinin, II. MK’n›n sa¤ tasfiyeci hatt›n›n, Bolflevik Partizan isimli mülteci grubunun, DABK hizbinin, Devrimci Partizan hizbinin, 94’te darbeci hizbin, 95’te de KKSG’nin ayr›l›¤›n› görürüz. Ki bunlara bir Komünist Parti’de olmas› gerekenin çok üstünde olan, y›lg›nl›ktan, farkl› düflünüfllerden vs. kaynaklanan bireysel ayr›lmalar› eklemiyoruz. Sadece Proletarya Partisi’nin de¤il, tüm Türkiye Devrimci Hareketi’nin bir sorunu da budur. Mücadeleye kat›lan bireylerin uzun soluklu olmay›fl›, bileflenin çok s›k aral›klarla yenilenmesi ve çok genç bir yafl oran›na sahip olunmas›... Elbette ki Proletarya Partisi, çeliflkiden azad de¤ildir. Farkl› nedenlerden kaynakl› kopmalar, bölünmeler, çeflitli sapmalar her Komünist Partinin tarihinde vard›r. Fakat mücadelede belli bir baflar›y› yakalam›fl olan Komünist Partilere bakt›¤›m›zda gerçekleflen ayr›l›klara, bölünmelere ra¤men, komünist çizginin hâkim olmas›ndan kaynakl› yollar›na, hasta ve zay›f yanlar›ndan ar›nm›fl olman›n verdi¤i

güçle daha h›zl› yürüdüklerini görürüz. Proletarya Partisi’nin çok s›k bir flekilde sa¤ veya sol tasfiyecilikle u¤raflmas› ve bunlar “ayr›ld›klar›” halde do¤ru politik hatt› izleyemeyiflimiz, 36 y›ll›k bir mücadele sürecinden sonra olmas› gerekti¤i noktay› yakalayamay›fl›nda önemli bir etkendir. Bu da demektir ki sa¤ ve sol tasfiyecilikle yeterince hesaplafl›lmam›fl, kaynaklar›na inilmemifl ve gerekli ideolojik-politik-örgütsel tedbirler al›nmam›flt›r. Meselenin sadece ad›n› koymak önemli de¤ildir. Komünist Partilerin tarihine bakt›¤›m›zda; mücadele edilmek istenen sapmalara, çizgilere karfl› somut olarak Partinin önüne ideolojik-politik görevler konuldu¤unu, militan ve kadrolar›n e¤itiminin yo¤unlaflt›r›ld›¤›n› görürüz. Düzeltme hareketleri veya parti içi kampanyalar da baflvurulan araçlard›r. “Fakat do¤ru bir çizgiye sahip olmak ve onu uygulamay› bilmek bu iktidardaki Partilerin yaflam›nda çok büyük bir nedrettir.” (Stalin, C: 13, Sf: 326) Stalin bu sözü her ne kadar devrim sonras› süreç için söylemifl olsa da bizim bunu Komünist Partilerin iktidar öncesi süreci için de kullanabilece¤imiz aç›kt›r. Do¤ru bir çizgiye sahip olmak büyük bir nedrettir. Çünkü bu olmad›¤›nda verilen mücadelelerin bofla gidece¤i, sürekli hatalar yap›laca¤›, kay›plar›n artaca¤› aç›kt›r. Bu devrimin yap›lamamas›, çeflitli nedenlerden, düflman›n zaaflar›ndan dolay› devrim gerçekleflse bile korunamamas› demektir. Do¤ru bir çizgiye sahip olmamak ve dolay›s›yla uygulayamamak Parti içinde her çeflit hastal›¤›n, sa¤ ve sol sapmalar›n zeminini güçlendirecektir. Proletarya Partisi’nin somut koflullara uygun, do¤ru bir politik çizgiyi tam olarak uygulamaktan uzak oldu¤u, sonuçlardan dahi hareket edildi¤inde ortaya ç›kan bir durumdur. “Sonuçlar” derken 36 y›ll›k bir geçmifle ra¤men kitleler üzerinde etki gücü, kurumsallaflamam›fl örgütsel yap›s› ve önderlik sorununu halledemeyiflini kastediyoruz. Kitlelerin bir yerde Partinin bir yerde oluflunu kastediyoruz. Do¤ru ideolojik-politik çizgi, güncel taktik politikalarla birlikte prati¤e dökülebilseydi yenilgilere, ayr›l›klara, darbelemelere karfl›n aya¤a dikilifl gerçekleflirdi. 1905-1907 yenilgisinden sonra Partide varolan durumu ve bundan ç›k›fl yollar›n› Stalin yoldafl flöyle aç›kl›yor:

62


ers-deneyim olmas› aç›s›ndan ’80 darbesini karfl›lay›fl›m›z›, hata ve do¤rular›m›zla birlikte de¤erlendirmek, taktik tavr›m›z›n nas›l oldu¤unu sentezlemek zorunday›z.

D

“Partimizin a¤›r bir kriz geçirmekte oldu¤u hiç kimse için s›r de¤ildir. Parti üyelerinin (partiden) ç›k›fl›, örgütlerin küçülmesi ve zay›fl›¤›, birbirinden kopuk olufllar›, toparlay›c› bir Parti çal›flmas›n›n yoklu¤u bütün bunlar, Partinin hasta oldu¤unu, ciddi bir kriz geçirdi¤ini ifade ediyor. Partinin özellikle alt›nda ezildi¤i fleylerden ilki Parti örgütlerinin genifl kitlelerden kopuk olufludur… … O halde Partimiz krizi nas›l atlatabilir, bu amaçla ne yap›lmal›d›r? Parti her fleyden önce kitlelerden kopuk oluflu nedeniyle ac› çekiyor; Parti ne pahas›na olursa olsun, kitlelerle ba¤ kurmal›d›r. Ancak bu bizim koflullar›m›zda, her fleyden önce ve esas olarak, kitleyi özellikle harekete geçiren sorunlar baz›nda mümkündür… Fabrikalarda ve iflletmelerde Parti komiteleri, kitle içinde böyle bir çal›flmay› gelifltirebilecek Parti organlar› bunlard›r. …Devamla, kitlelerle ayn› yak›nlaflmayla ilgili olarak, Partinin di¤er üst örgütlerinin de kitlelerin yaln›z politik ç›karlar›n›n de¤il, fakat iktisadi ç›karlar›n›n da savunulmas›na uygun yap›da olmas› gerekmektedir. Bir nebze de olsa önemli olan hiçbir üretim dal›, örgütün dikkatinden kaçmamal›d›r. Krizin atlat›lmas›nda, Parti örgütlerinin bilefliminin önemi daha büyüktür. K›saca 1-Tüm proletarya s›n›f›n›n gereksinmeleri ile birlefltirilen güncel gereksinmeler bafl›nda güçlü bir ajitasyon 2- Parti’nin bölgelerdeki en önemli merkezi olarak fabrika ve iflletme komitelerinin örgütlenmesi ve sa¤lamlaflt›r›lmas› 3- En önemli Parti görevlerinin ileri iflçilere ‘devredilmesi’ 4- ‹leri iflçiler ile ‘görüflmeler’ tertip edilmesi-örgütlerimizin sayesinde genifl kitleleri etraf›nda toplayaca¤› yollar bunlard›r.” (C:2, Sf: 136) Stalin, döneminin Rusya’s›nda bu belirlemeleri yap›yor. Partinin içinde bulundu¤u krizden

ç›k›fl›n›n kitlelere gitmekte oldu¤undan, bir nebze de olsa önemli hiçbir üretim dal›n›n gözden kaçmamas›ndan, ileri iflçilerin görevlendirilmesi ve e¤itiminden, günlük gereksinmeler baz›nda güçlü bir ajitasyondan bahsediyor. Bizim ülkemize bakt›¤›m›zda; devrimin temel gücünü oluflturan köylülük, belli bafll› flehirlerde geliflen iflçi s›n›f›, iflsizler, çok düflük ücrete çal›flan memurlar, iflportac›l›k-hamall›k gibi “marjinal sektörlerde” çal›flan s›n›f ve tabakalar›n, örgütlenmesi gereken kitleyi oluflturdu¤u görülür. Devrimci örgütlerin hepsi sonuçta yapt›klar› tüm faaliyetlerinin amac›n› kitlelere gitmek, onlar› örgütlemek, ileri çekmek veya kitleleri uyand›rmak olarak aç›klarlar. Fakat “söz”den önemli olan yap›lanlar›n gerçekten bu amaca hizmet edip etmedi¤idir. Yani belirlenen faaliyetin legal (kitlelerin durumu, örgütün nicelik-nitelik durumu, düflman›n örgütlenifli vs.) ne kadar uyup-uymad›¤›d›r önemli olan. Ancak belli bir uygunluk yakaland›¤›nda, do¤ru bir politik-askeri hatt› yakaland›¤›n› söyleyebiliriz. Bu, çal›flma yap›lan tüm alanlar; hem k›rsal alan hem de flehirler için geçerlidir. Prati¤e bakt›¤›m›zda kitlelerin “güncel gereksinimlerini” çözmekten, ekonomik temelli ajitasyonlar yapmak ve bunlarla ilgili örgütlülükler yaratabilmekten ve bu flekilde kitlelerin güvenini kazanmaktan uzakta olundu¤unu rahatl›kla söyleyebiliriz. Köylülerin, iflçilerin, memurlar›n yaflad›klar› ekonomik sorunlar karfl›s›nda yapt›klar› eylemlere genelde d›flar›dan bas›n aç›klamalar›yla “destek” veriliyor. Yaflanan ekonomik sorunlar (özellefltirmeler ve uygulanan tar›m politikalar› ilk akl›m›za gelenler) taraf›m›zdan, nedenleriyle birlikte teorik olarak iyi çözümlendi¤i halde, uygulamaya gelindi¤inde örgütlülükler yaratmaktan, o alanlara girmekten çok uzakta olundu¤unu görürüz. Uzun vadeli de¤il, k›sa vadeli planlar-çal›flmalar yap›l›yor. Ve bir an önce sonuç al›nmak isteniyor. Bu çal›flma tarz› da, sonuçta kal›c› örgütlenmeler yarat›lamamas›na, güçlerimizi do¤ru konumland›r›lamamas›na, stratejik de¤erlendirmeler yap›lamamas›na yol açmaktad›r. Konuyla ilgili olarak, di¤er bir sorun legal ve illegal mücadelenin ustaca birlefltirilmesi meselesidir!

63

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66 “… Ama illegal mücadele yöntemlerini tüm legal mücadele biçimleriyle kaynaflt›rmas›n› bilmeyen devrimciler çok kötü devrimcilerdir.” (Lenin) DKÖ’ler, sendikalar, üretici birlikleri, kooperatifler gibi her çeflit ekonomik, soysal-kültürel nitelik tafl›yan örgütlülüklerde çal›flmak gerekmektedir. Olmayanlar› ise oluflturma u¤rafl›s› içinde olmam›z gerekiyor. Fakat genel olarak legal mücadele alanlar›n›n yeterince kullan›lmad›¤›n› veya kullan›lamad›¤›n› görüyoruz. Legal alanlar›n kullan›lmas›, “reformizme” düflülece¤i kayg›s›yla arka plana at›l›yor, ürkülerek yaklafl›l›yor, küçümsenebiliyor. Ve bu anlay›fllar nedeniyle çeflitli DKÖ’lerde, sendika, kooperatiflerde reformistlerin hatta baz›lar›nda faflistlerin hâkim oldu¤unu görüyoruz. Veya bazen tam tersi durumlar oluyor, legal alanlarda faaliyet gösteriliyor ama buradaki örgütlenmelerin bir Komünist Parti’nin örgütlenmesinden fark› anlafl›lm›yor. Komünist Parti’nin bir organ› olarak görülüyor. Bunlar “sol tasfiyeci” hatta zemin sunan, çizgi haline gelmesi durumunda da bizi kitlelerden kesinlikle koparan “sol tasfiyeci” pratikler-anlay›fllard›r. Sol tasfiyecilik sadece legalizmi aç›ktan reddetmek biçiminde ç›kmaz. T›pk› illegal örgütlenmesi oldu¤u halde sa¤ tasfiyeci olan örgütler gibi veya reformist oldu¤u halde silahl› mücadele veren örgütlerin olmas› gibi. Önemli olan her türlü legal çal›flman›n, çal›flmay› yürüten komitenin; Komünist Partisi’nin denetiminde-önderli¤inde olmas›d›r. Ve legal ile illegal çal›flman›n birbirini sekteye u¤ratmayacak flekilde ustaca birlefltirilmesidir. ‹llegal ve silahl› mücadele veren örgütler aç›s›ndan bu önemli bir sorundur! Silahl› mücadele veren bir örgüt aç›s›ndan, flehirlerde (k›rsal alan› afla¤›da ayr›ca iflleyece¤iz) askeri eylemliliklerin yap›lma zaman› ve yerlerinin seçimleri önemlidir. Kitle örgütlenmesinin yeterince oturtulamad›¤› yerlerde yap›lan askeri eylemlilikler, genel olarak o bölgede oluflturulmaya çal›fl›lan örgütlenmeyi (legal ve illegal) sekteye u¤rat›r. Çünkü bu tip eylemliliklerin oldu¤u bölgelere düflman daha fazla yüklenmekte ve özellikle de legal olarak oluflturulmufl olan örgütlülükler da¤›t›lmakta, bask›y› henüz gö¤üsleyemeyecek durumda olan kitlelerde y›lg›nl›k,

korku bafl göstermektedir. Bu da devrimcilerin onlara yaklaflmas›n› zorlaflt›rmaktad›r. Bir taraftan çeflitli legal olanaklar kullan›lmaya çal›fl›l›rken ve bu çal›flman›n henüz bafllang›c› aflamas›ndayken yap›lan silahl› eylemler dolay›s›yla yenilen operasyonlardan kaynakl› genelde o bölgede “ifl yapabilecek” durumdaki herkes bir flekilde engellenmektedir. Elbette faflist bir ülkede oldu¤umuzu ve bu operasyonlar›n her halükarda yap›labilece¤ini biliyoruz. Mücadele içinde bu olas›l›k her zaman mevcuttur ve operasyon nedenleri sadece silahl› eylem yap›lmas›na, illegal mücadele yürütülmesine indirgenemez. Böyle bir indirgeme de savrulufltur. Bütün devrim tarihlerinde baz› dönemlerde görece daha çok legal olanaklardan yararlan›labilece¤ini bazense hiçbir flekilde bunlar›n kullan›lamad›¤›n› vs. görürüz. Ama bir de bunlar›n d›fl›nda kullanabilme olana¤› varken, ustaca kullan›lamad›¤› için legal olanaklar›n bir ifle yaramamas› da söz konusu olabilir. Bu sayd›klar›m›z öz olarak k›rsal alanda verilen silahl› mücadele için de geçerlidir. “Kapsaml› ve yo¤un gerilla savafl›m›, sürekli geniflleyen ve derinleflen bir kitle taban› temeli üzerinde yürütülür… Halk Ordusu, kitle taban›n› geniflletmekte ve pekifltirmekte baflar›s›z olursa, durum tamamen askeri bir nitelik kazan›r ve askeri bak›mdan daha üstün olan düflman kuvvetlerinin lehine döner.” (Partizan, Say›: 59, Sf: 13) “1971 Haziran›nda… tüm ülkeyi kapsayan yedi bölgede bölgesel Parti komitelerini oluflturmak veya sa¤lamlaflt›rmak ve gerilla savafl›n› geniflletmek için Parti kadrolar› görevlendirildi… ML-MZD’nin teorisini ve YDD’nin genel çizgisini somut koflullara daha da uygulamak amac›yla bölgesel Parti komitelerinden sosyal araflt›rma yapmalar› ve haz›rl›k raporlar› haz›rlamalar› istendi. Bunlar Halk Savafl›’na zemin haz›rlamak için gerekliydi. (ady, Sf: 16) Askeri örgütlenmeler ancak siyasi örgütlenmeler üzerinde yükselirse bir kal›c›l›k sa¤lan›r, baflar›l› ad›mlar at›l›r. Giap bunu, “silahl› mücadelenin siyasi mücadelenin bir devam olmas›ndan ötürü, halk›n siyasi gücü sa¤lamlaflt›r›lmadan, güçlü hiçbir silahl› kuvvet infla edilmez” fleklinde özlü olarak ifade etmifltir. Buna uygun bir çal›flman›n, örgütlenmenin olmay›fl› zaman içe-

64


risinde askeri örgütlenmenin ve dolay›s›yla Partinin marjinalleflmesini, kitlelerden kopmas›n› getirecek ama “örgüt” olarak varl›¤›n› devam ettirmifl olacakt›r. Ki Partizan dergisinden yapt›¤›m›z al›nt›da da askeri aç›dan böyle bir durumun, askeri olarak güçlü olan›n lehine k›sa süre içinde dönmenin zeminini oluflturdu¤unun vurgusu vard›r. Ve bunun politik-askeri bir çizgi haline gelmesi sol tasfiyecili¤in kendisidir. Filipinler, Nepal, Peru deneyimleri incelendi¤inde uzun bir reformist-revizyonist hattan sonra Halk Savafl›’n› bafllatt›klar›n› görürüz. Fakat Halk Savafl›’na baflland›¤› dönemde; önceki süreçlerde oluflturulan kitle örgütlenmelerine, kitle tabanlar›na dayanm›fllard›r. Yani gerilla mücadelesinin üzerinde yükselecek olan siyasi zemin farkl› bir flekilde de olsa oluflmufltur. “Ülke çap›nda halk iktidar›n›n böyle h›zl› yay›l›p güçlenmesinin nedenlerinden birinin, NKP(M)’nin legal cephesiyken Halk Savafl›’n›n bafllamas›yla birlikte illegale geçen Birleflik Halk Cephesince (BHC) ortam›n haz›rlanm›fl bulunmas› oldu¤unu belirtmek gerekir. BHC, illegaliteye geçmeden önce, Monarflik parlamenter sistem içinde (hem parlamento içinde hem de d›fl›nda) Yeni Demokratik Devrimin savunmas›n› ve propagandas›n› yapabilme olana¤› bulmufltu. Bu dönemde ülke çap›nda oluflturdu¤u örgütlenme, Halk Savafl›’n›n bafllamas›ndan sonra yerel BHC organlar›n›n halk komitelerine dönüflmesinin flartlar›n› haz›rlam›flt›r.” [NKP(M) Politbüro üyesi Parvati yoldafl›n yaz›s›, Devrimci Demokrasi Gazetesi, 16-31 Temmuz 2006] Lenin döneminde tasfiyecili¤i iflledi¤imiz bölümde, tasfiyecilerin ideolojik sapma içerisine girifl nedenlerinden birinin dogmatiklik oldu¤unu, Avrupa’daki koflullar Rusya’da olmad›¤› halde Rusya’ya uygulamaya çal›flmalar› oldu¤unu gördük. Dogmatiklik, geçmiflte oldu¤u gibi günümüzde de tasfiyecili¤i beslemektedir. Kendi ülkesinin somut koflullar›n›n yeterli bir tahlilinin, yeterli bir de¤erlendirmesinin yap›lmamas› dogmatikli¤i besleyen nedenlerdendir. Lenin ve Mao’nun u¤rafl verdikleri hastal›klardan biri olmufltur dogmatizm. Halk Savafl›’n›n gelifltirildi¤i ülkelere bakt›¤›m›zda; dogmatikli¤i k›rabildiklerini, özgün yanlar›n› görebildikleri oranda savafl› gelifltirebildiklerini görürüz. Elbette ki bu ülke-

lerde de çeflitli dönemlerde tasfiyeci anlay›fllar, çeflitli hastal›klar Komünist Partisi içerisinde ç›km›flt›r. Ama bunlarla mücadele edilebilmifl ve o mücadelelerden daha güçlü flekilde ç›k›lm›flt›r. Lenin; toplum ve devlet iktidar›n›n sosyal yap›s›n›n do¤ru çözümlenip-çözümlenememesinin tasfiyecilik sorunuyla birebir ba¤lant›l› oldu¤unu vurgulam›fl ve “özgül bir aflamaya” girildi¤inde bu aflaman›n tüm yönleriyle ortaya ç›kar›lmas›, buna göre tav›r tak›n›lmas›, s›n›f ittifaklar›n›n buna göre yap›lmas›, Parti örgütlenmesinde de¤ifliklikler yap›lmas› gerekti¤inden söz etmifltir. Bizim aç›m›zdan özellikle önemsenmesi gereken nokta; “toplum ve devlet iktidar›n›n sosyal yap›s›n›n” çözümlenmesi meselesidir. Bu, yeterli düzeyde yap›lmad›¤› oranda ülkede yaflanan süreçlere etkin bir müdahalenin yap›lamamas› sonucunu do¤urmaktad›r. Kitlelerin maruz kald›¤› yo¤un manipülasyon, “travma” olarak de¤erlendirilebilecek olan ’80 döneminin yaratt›klar› ve Komünist Partisinin halk›m›z üzerinde istenen etkiyi yaratamamas›, yozlaflm›fl, bireyci kültürün esas olarak hakim oluflunu getirmektedir. Yukar›da vurgulad›¤›m›z gibi Komünist Partisi içerisine militanlar, kitleler içerisinden gelmektedir. Bireyci yaflamdan etkilenme, burjuvazinin “bilimsel!” tezlerinden etkilenme sonucu Partiye, devrime, kitlelere karfl› yetersiz düzeyde bir inançla saflara gelinebilmektedir. Komünist Partisinin bunu k›rmas›n›n esas yolu, teorisini pratikte de do¤rulayacak ad›mlar atabilmesidir. Her örgüt, çal›flma tarz›yla, politikalar›yla, ele al›fllar›yla kendine özgü kiflilikler yarat›r. ‹leri f›rlayan, militan, ne yapaca¤›n› bilen, politikayla, parti-devrim sorunlar›yla ilgili, çözüm üretmek için kafa yoran, fedakar, kolektif yaflam› özümsemifl, kolay-kolay y›lg›nl›¤a kap›lmayan… militan ve kadrolar ancak do¤ru bir politik-askeri-örgütsel çizgiyle oluflturulur. Her çizgi kendi insan tipini yarat›r. E¤er ruhsuzluktan, politikaya ilgisizlikten “tek bir insan gibi” olamaman›n rahats›zl›¤›n› duyuyorsak, bunun çözümü tek tek bireylerin çözümlenmesi, önlerine örnek bir prototip konarak bunu içsellefltirmelerinin istenmesiyle de¤il; tüm Partilileri, militanlar›, çevre-çeperi bir

65

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66 arada tutacak, bireylerin inand›¤›, etraf›nda birleflti¤i politikalar› yaflama geçirebilmekle olacakt›r. Elbette burada bireylerin tek tek iradelerini, kendilerinin de çabalamas› gerekti¤ini vs. yads›m›yoruz. Fakat mevcut olan bir “inanç” sorunu varsa zaten o bireylerin ad›m atmas›n› bekleyemeyiz. San›r›z ki yukar›da 1905-1907 y›llar› Partinin krizden ç›k›fl› üzerine yap›lmas› gerekenleri s›ralarken Stalin’in ifllerin “ileri iflçilerin” devredilmesinden bahsetmesinin nedenlerinden biridir bu! Çünkü ilk elden güven verici ad›mlar›n at›lmas›n› sa¤layacak politikalar›n yaflam bulmas›, en ileri olanlarla ifl yapabilmekle, do¤ru görevlendirmeler yapmakla olacakt›r. Bununla birlikte ideolojik-politik e¤itime yo¤unlafl›lmal›d›r. Burada “‹ktidar›n Ele Geçirilmesinden Önce ve Sonra” isimli makalesinde Stalin’in I. Dönem diye tabir etti¤i 1900-1905 y›llar› aras›nda “Parti’nin dikkatinin ve kayg›s›n›n merkezinde neler olmas›” gerekti¤i ile ilgili flu sözlerin önemli oldu¤unu düflünüyoruz: “… Bu dönemde Partinin dikkatinin ve kayg›s›n›n merkezinde Parti’nin kendisi, varl›¤› ve korunmas› durur. Bu dönemde Parti belli bir kendi kendine yeten güç olarak görülür. Bu anlafl›l›rd›r da; Parti’ye karfl› Çarl›¤›n azg›n sald›r›lar› ve Menfleviklerin Parti’yi içten çökertme ve Parti kadrolar›n›n yerine flekilsiz, partisiz bir oluflum geçirme çabalar›… Parti’nin tüm varl›¤›n› tehdit etti¤inden, bu dönemde Parti’nin korunmas› sorunu birinci derecede önem kazan›r. Bu dönemde Rusya’da komünizmin temel görevi, en iyi, en aktif ve proletarya davas›na sad›k güçlerini, Partiye kazanmak, Proletarya Partisi’ni biçimlendirmek ve ayaklar› üzerine dikmektir. Lenin yoldafl bu görevi “proletaryan›n öncüsünü komünizm için kazanmak” fleklinde formüle eder.” (C:5, Sf: 91-92) Partimiz her ne kadar yeni kurulmam›fl olsa da, programatik görüflleri mevcut olsa da, mücadele çizgisi belli olsa da; kitleler üzerindeki etkisi, kurumsallaflamam›fl örgütsel yap›s›, önderlik sorununu çözememifl oluflu gibi subjektif nedenler dolay›s›yla ve ayr›ca yedek güçlerin durumu, devrimin temel gücünü oluflturan köylülük ve öncü gücünü oluflturan iflçi s›n›f›n›n hareketlili¤i (-hareketsizli¤i-) gibi objektif nedenler dolay›s›yla Stalin’in örnekledi¤i za-

man dilimindeki SBKP’nin durumuyla benzerlik tafl›d›¤›n› söyleyebiliriz. Mücadeleye yön verecek olan, “örgütlü öncü gücün” yeterli düzeyde örgütlenemeden, objektif ve subjektif flartlar› de¤erlendirmeden sald›r›ya geçmesi, her zaman için kay›plar›n artmas›n›, hiçbir zaman kitlelerle bütünleflememeyi, bir avuç idealistin oluflturdu¤u bir örgüt olmay› kabullenmek demektir. Elbette burada Halk Savafl› veren bir Partinin esasta savafl içerisinde infla edilece¤i, çelikleflece¤i gerçe¤ini yads›m›yoruz. Ama her savafl için geçerli olan bir genel do¤ru da; savafla girmeden önce yap›lacak olan haz›rl›klar›n önemli ve savafl›n sonucu aç›s›ndan tayin edici oldu¤udur. Lenin’den ve öncesinde Stalin’den al›nt›lad›¤›m›z yerlerden yola ç›kt›¤›m›zda, Komünist Partisinin belirli bir güce eriflmesinin yollar›ndan birinin; ileri militanlarla, kadrolarla kitleler içinde oluflturulacak Parti örgütlenmelerinin Partiyi gelifltiren-güçlendiren esas araçlar oldu¤udur. Oluflturulan bu parti örgütlenmelerinin silahl› mücadele ile gelifltirilece¤i-geliflece¤i aç›kt›r. “Lenin, devrimi yapabilmek için do¤ru bir Parti çizgisine sahip olman›n yetmedi¤ini biliyordu. Çünkü Lenin, devrimi yapabilmek için baflka bir hususun daha, yani kitlelerin, iflçi kitlelerinin kendi deneyimleri temelinde Parti çizgisinin do¤rulu¤una kanaat getirmelerinin gerekli oldu¤unu biliyordu. Ama bunun için zaman gereklidir, bunun için Partinin yorulmak bilmez bir çal›flmas›, kitleleri Parti çizgisinin do¤rulu¤una inand›rmak için yorulmak bilmez bir çal›flmas› gereklidir.” (Stalin, C:8, Sf: 240) Komünist Partisinin yorulmak bilmez bir çal›flma içerisine girmesi için de bilefliminde yer alanlar›n Komünist Partisinin çizgisine olan inanc›n›n güçlü olmas› gerekmektedir. Objektif olarak bu inanc›n sars›lmas›na yol açan nedenler (devrimci yaflamdan önce geldi¤imiz koflullardan kaynakl› tafl›nan zaaflar ve bunlar›n etkisinin giderilememesi vb.) mevcuttur. Ve bu nedenlerin ortadan kald›r›lmas› esas olarak önderli¤e ve onun politikalar›na ba¤l›d›r. “Saflar›m›zda tasfiyecilik bireylerde hangi pratiklerde, hangi anlay›fllarda ortaya ç›k›yor?” sorusuna cevap verirsek: Al›-

66


nan kararlar›n uygulanmas› için gerekli çabay› göstermemekte, Partinin, devrimin, halk›n sorunlar›na yeterince e¤ilmemekte, politikayla ilgilenmemekte, kendili¤indenci bir yaflam tarz›n›n benimsenmesinde, kendisine söylenenleri memur zihniyetiyle, yarat›c›l›¤›n› katmadan yerine getirmesinde, örgütsel iliflki de¤il, feodalburjuva iliflki gelifltirilmesinde, kendi gücünü veya düflman›n gücünü abartmakta veya küçümsemekte. Kitleleri etkileyen tasfiyeci rüzgârlarla, militanlar›m›zda-saflar›m›zda görülen tasfiyeci anlay›fllarla mücadele; esasta Komünist Partisi’nin do¤ru ideolojik-politik-örgütsel çizgiyi oturtmas›yla etkin bir hale gelecektir. Militanlar üzerindeki bu etkileri k›rmak için sürekli bir ideolojik-politik çal›flma gereklidir. Partinin genel olarak teorik seviyesinin yükseltilmesi, Marksizm-Leninizm-Maoizm’in ö¤renilmesi, e¤itim amaçl› programlar›n oluflturulmas›-uygulanmas› ve denetlenmesi Marksizm-LeninizmMaoizm’e düflman ak›mlar›n ideolojilerinin-politikalar›n›n düzenli ve sistemli bir flekilde teflhir edilmesi ilk elden yap›lmas› gerekenlerdir. Kitlelerde tasfiyecilik rüzgâr›n›n etkisinin k›r›lmas›; kitlelere güven veren ad›mlar att›kça gerçekleflecektir. Somut koflullar›n somut tahlili ilkesi, asla ihmal edilmemesi gereken, dogmatizme düflmemizi engelleyen, can al›c› önemde olan bir ilkedir. “Kitlelerden kitlelere” fliar›n›n yaflam bulmas›, bu ilkenin anlafl›ld›¤› ve yaflama geçirilmeye çal›fl›ld›¤› koflullarda olacakt›r. Ve bu ikisi birbirine diyalektik ba¤larla ba¤l›d›r.

Sonuç olarak; Kitleler ve devrimcilere yönelik yo¤un bir ideolojik sald›r›, yo¤un fiziksel sald›r› dalgas›yla kol-kola yürümektedir. Bunlar›n ideolojik yanlar›n› ortaya sürekli olarak ç›karmak zorunludur. Ama bunlar›n esas olarak k›r›lmas›n›n yolunun da Komünist Partisi’nin güçlenmesi, kitleler içinde etkin bir güç olmas› ile olaca¤› aç›kt›r. Bu yan›yla da iflin esas› Komünist Partisi’ne yani önderli¤ine, kadrolara ve ileri militanlara düflmektedir. Bitti Geçen say›m›zdaki bulunan afla¤›daki hatalar› düzeltiyor, okurlar›m›zdan özür diliyoruz. 1- Sf 105; Seçme Eserler Cilt 4, sf 139 2- Sf 107; Lenin al›nt›s›nda “yans›t›r” olmas› gerekiyor. 3- Sf 110; proletaryan›n proletarya taraf›ndan ele geçirilifli ifadesinin yerine "proletaryan›n s›n›f olarak oluflumu, burjuva egemenli¤inin y›k›lmas›, siyasal iktidar›n proletarya taraf›ndan ele geçirilmesi" olmas› gerek. 4- Sf 112; “ekonomik-s›n›fsal nedenlerden dolay›” ifadesinin yerine “ekonomik-siyasal nedenlerden dolay›” olmas› gerek. 5- Sf 114; 1898’de kurulan ifadesi yerine1889’da kurulan olmal›. 6- Sf 118; Lenin Seçme Eserler, Cilt 4, Sf 28 olmal› 7- Sf 119; esaslar›na dayanan illegal mücadele if adesi yerine"esaslar›na dayanan ilkesel mücadele" olmal›.

67

Tasfiyecilik üzerine -2-

PART‹ZAN 66


90. y›l›nda Büyük Ekim Devrimi yolumuzu ayd›nlatmaya devam ediyor! -2-

Ekim’le bafllayan 20. yüzy›l›n sosyalizm deneylerinden, örsle çekiç aras›nda dövülerek s›nanan, on milyonlar›n heybetli devrimci prati¤inden dam›t›larak oluflan muazzam bir teori geride kald›. 21. yüzy›la uzanan köprü ancak 20. yüzy›l devrim ve sosyalizm pratiklerinin b›rakt›¤› miras üzerinde olas›d›r. Bu mirasa s›rt›n› dönen hiçbir giriflimin baflar› flans› yoktur; olsa bile bu yaln›zca göreli bir konak olabilir.

68


Ekim Devriminin d›fl ve iç koflullar› Rusya’daki proleter devrimin emperyalizmin zincirlerini k›rmada ve böylece burjuvazinin iktidar›n› devirmede üç d›fl koflul ciddi kolayl›klar sa¤lad›. Birincisi; Ekim Devrimi’nin, iki baçl›ca emperyalist grubun (‹ngiliz-Frans›z ve Avusturya-Alman) amans›z savafl› döneminde, (bu gruplar›n birbirlerine karfl› ölesiye bir mücadeleyle meflgul olup, Ekim Devrimine karfl› mücadeleye, hem zaman, hem araçlar aç›s›ndan ciddi bir dikkat gösteremeyecekleri dönemde) bafllamas›d›r. Bu durumun Ekim Devrimi için çok büyük bir önemi oldu, çünkü bu, ona güçlerini sa¤lamlaflt›rmak ve örgütlemek için emperyalizmin ba¤r›ndaki çetin çarp›flmalardan yararlanma olana¤›n› verdi. ‹kincisi; Ekim Devriminin, emperyalist savafl s›ras›nda, savafltan yorgun düflmüfl ve bar›fla susam›fl olan emekçi kitlelerin, eflyan›n do¤as› gere¤i, savafltan tek kurtulufl yolu olan, proleter devrimine yöneldikleri zaman bafllam›fl olmas›d›r. Üçüncü olarak, Avrupa’da güçlü bir iflçi hareketinin varl›¤› ve uzun emperyalist savafl›n getirdi¤i devrimci bunal›m›n Bat›da ve Do¤uda olgunlaflmas› meselesi söylenmelidir. Bu durumun, Rus devrimi için paha biçilmez bir önemi oldu, çünkü ona, dünya emperyalizmine karfl› mücadelesinde Rusya d›fl›nda sad›k müttefikler sa¤l›yordu. Ama d›fl koflullardan baflka, Ekim Devrimi, zaferi kolaylaflt›ran bir iç koflullar bütünü taraf›ndan da desteklenmiflti. Bu koflullar aras›nda, afla¤›dakileri, en baflta gelenler olarak saymak gerekir. Birincisi, Ekim Devrimi, Rusya iflçi s›n›f›n›n büyük ço¤unlu¤unun en etkin deste¤ine sahipti. ‹kincisi, yoksul köylülü¤ün ve bar›fla ve topra¤a susam›fl askerlerin ço¤unlu¤unun kesin deste¤ine sahipti. Üçüncüsü, bafl›nda yönetici güç olarak, gücünü sadece deneyiminden ve y›llarca çelikleflen disiplininden de¤il, ayn› zamanda, emekçi kitle-

lerle genifl ba¤lar›ndan da alan, Bolflevik Partisi ad›ndaki denenmifl partinin bulunmas›d›r. Dördüncüsü, Ekim Devriminin karfl›s›nda, az çok zay›f Rus burjuvazisi, köylü “ayaklanmalar›yla” morallerini tamam›yla yitirmifl büyük toprak sahipleri s›n›f›, ve savafl s›ras›nda tamamen iflas etmifl uzlaflt›r›c› partilerden (Menflevik ve sosyal-devrimci partilerden) oluflan yenilmesi nispeten kolay düflmanlar vard›. Beflincisi, hizmetinde, üzerinde serbestçe manevra yapabilece¤i, güçlerini toparlayabilece¤i vb. genç bir devlet biçimi vard›. Alt›nc›s›, Ekim Devrimi, karfl›-devrimle mücadelesinde, ülke içinde yeterli miktarda yiyecek, yak›t ve hammaddeye güvenebilirdi. Bu iç ve d›fl koflullar, birlikte Ekim Devriminin zaferinin nispi kolayl›¤›n› belirleyen özel durumu yaratm›fllard›. Elbette bu Ekim Devrimimin içte ve d›flta, zay›f noktalar› olmad› demek de¤ildir. Örne¤in, sadece an›msatmak için, Ekim Devriminin baz› aç›lardan yaln›zl›¤›, yak›nlar›nda destek alabilece¤i bir sosyalist ülkenin bulunmay›fl› gibi zay›f noktalar› sayabiliriz.

Ekim Devriminin uluslararas› niteli¤i Ekim Devrimi yaln›zca ulusal çerçeve içinde bir devrim de¤ildir. O her fleyden önce uluslararas› çapta, dünya çap›nda bir devrimdir, çünkü dünya tarihinde eski kapitalist dünyadan, yeni sosyalist dünyaya do¤ru insanl›k taraf›ndan meydana getirilmifl köklü bir dönemeci kaydetmektedir. Eskiden devrimler devlet yönetimine bir sömürücüler kümesinin yerine, bir baflka sömürücüler kümesinin getirilmesiyle sonuçlan›rd›. Sömürücüler de¤iflirdi, sömürü kal›rd›. Ekim Devrimi, kendine amaç olarak bir sömürü biçimini, bir sömürücüler grubunun yerine bir baflka sömürücüler grubunu getirmeyi de¤il, insan›n insan taraf›ndan her türlü sömürülmesini ortadan kald›rmay›, kim olursa olsun bütün sömürücü gruplar› ortadan kald›rmay›, proletaryan›n diktatörlü¤ünü kurmay›, s›n›fs›z sosyalist toplumu örgütlemeyi almaktad›r. ‹flte bu yüzden Ekim Devriminin zaferi insanl›k tarihinde, dünya kapitalizminin tarihsel

69

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66

✔ Rusya’da burjuva devrimi döneminde (fiubat 1917), kenar bölgelerdeki ulusal hareketler, bir burjuva kurtulufl hareketi karakteri tafl›yordu.

kaderinde, dünya proletaryas›n›n kurtulufl hareketinde, bütün dünyan›n sömürülen y›¤›nlar›n›n mücadele yöntemlerinde ve örgütlenme biçimlerinde, yaflam tarz› ve geleneklerinde, kültür ve ideolojisinde köklü bir dönemeci kaydetmektedir.

Ekim Devrimi ve ulusal sorun Rusya’da burjuva devrimi döneminde (fiubat 1917), kenar bölgelerdeki ulusal hareketler, bir burjuva kurtulufl hareketi karakteri tafl›yordu. “Eski rejim” taraf›ndan yüzy›llar boyunca ezilen ve sömürülen Rusya’n›n milliyetleri, ilk kez güçlerinin bilincine vararak, ezilenlere karfl› savafla girifltiler: “Ulusal bask›n›n kald›r›lmas›” –hareketin fliar› buydu. Rusya’n›n kenar bölgeleri bir anda “tüm ulusun” kurumlar› ile doldu. Hareketin bafl›nda, ulusal, burjuvademokrat ayd›nlar yürüyordu. Letonya, Estonya, Litvanya, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Kuzey Kafkasya, K›rg›zistan ve Orat Volga’da “Ulusal Konsey”ler Belo-Rusya ve Ukrayna’da “Rada”; Besarabya’da “Sfatul”; K›r›m ve Baflk›ristan’da “Kurultay”; Türkistan’da “Özerk Hükümet” -ulusal burjuvazisinin güçlerini çevresinde toplad›¤› “tüm ulusun” kurumlar› bunlard›. Ulusal bask›n›n “bafl nedeni” olan çarl›ktan kurtulmak ve ulusal burjuva devletler kurmak söz konusuydu. Uluslar›n kendi kaderini tayin hakk›, kenar bölgelerin burjuvazilerinin iktidar› ele almas› ve fiubat Devrimi’nden, “kendi” ulusal devletlerini kurmak için kullanma hakk› olarak yorumland›. Devrimin bir baflka geliflmesi, yukar›da sözü edilen burjuva kurumlar›n niyetlerine uymad› ve uymazd› da. Maskesini atarak gerçek yüzünü gösteren, milliyetlerin daha güçlü, tehlikeli düflman› ve yeni

bir ulusal bask›n›n temeli olan emperyalizmin, çarl›¤›n yerini ald›¤› gözden kaç›yordu. Nitekim çarl›¤›n y›k›lmas› ve burjuvazinin iktidar› almas›, ulusal bask›n›n ortadan kalkmas›n› sa¤lamad›. Ulusal bask›n›n eski kaba biçiminin yerine, ince ancak daha tehlikeli, yeni bir biçimi geçti. Lvov-Milyukov-Krenski hükümeti sadece ulusal bask› politikas›n› sürdürmekle kalmad›, hatta Finlandiya’ya (1917 yaz›nda Finlandiya Meclisi’nin da¤›t›lmas›) ve Ukrayna’ya karfl› (Ukrayna’n›n kültür kurumlar›n›n tahrip edilmesi) yeni bir sefer bile örgütledi. Dahas›; niteli¤i itibariyle emperyalist olan bu hükümet, halk›, yeni bölgelerin, sömürgelerin ve milliyetlerin boyunduruk alt›na al›nmas› için savafl› devam ettirmeye ça¤›rd›. Böylece uluslar›n kendi kaderini tayin hakk› ilkesinin eski burjuva-demokratik yorumu bir kuruntuya dönüfltü, devrimci anlam›n› yitirdi. Bu koflullar alt›nda ulusal bask›n›n ortadan kald›r›lmas› ve ba¤›ms›z küçük ulusal devletlerin kurulmas›n›n söz konusu olamayaca¤› aç›kt›. Emperyalizm ile ba¤lar› koparmadan, “kendi” ulusal burjuvazisini y›kmadan ve bizzat milliyetlerin emekçi kitlelerinin iktidar› kurulmadan ulusal bask›n›n kald›r›lmas›n›n olanaks›zl›¤› apaç›k hale geliyordu. Emperyalizmle ba¤lar kopar›lmaks›z›n, ezilen milliyetlerin burjuvazisi devrilmeksizin, söz konusu milliyetlerin emekçi kitleleri iktidar› ele geçirmeksizin, ezilen milliyetlerin kurtuluflunun düflünülemeyecek oldu¤u ancak flimdi herkes taraf›ndan anlafl›l›yordu. Böylece “tüm iktidar ulusal burjuvaziye” slogan›yla birlikte kendi kaderini tayin hakk› ilkesinin eski burjuva kavran›fl›, bizzat devrimin seyri taraf›ndan teflhir edilerek bir kenara at›ld›. “Tüm iktidar ezilen milliyetlerin emekçi y›¤›nlar›na” slogan› ile kendi kaderini tayin hakk› ilkesinin sosyalist kavran›fl›, hakl›l›¤›n› ve uygulanma olanaklar›n› kazanm›fl oldu. Bu flekilde, eski, burjuva-ulusal kurtulufl hareketlerine son veren Ekim Devrimi, ezilen uluslar›n iflçi ve köylülerinin her türlü bask›ya karfl› -dolay›s›yla ulusal bask› da dâhil- kendi burjuvazilerinin iktidar›na, genel olarak emperyalizme karfl›, yeni sosyalist bir hareket ça¤›n› açm›fl oldu.

70


1929-1933 aras›nda Sovyetlerde somut de¤iflimler Stalin bu dönemi öz olarak flöyle vermektedir; “Geçti¤imiz dönem, SSCB’nin iç durumu bak›m›ndan ulusal ekonomi alan›nda oldu¤u kadar kültür alan›nda da gittikçe daha yayg›n bir at›l›m göstermektedir. Bu at›l›m, basit bir nicel güçler birikimi olmad›. Bu konuda dikkate de¤er nokta, at›l›m›n, SSCB’nin yap›s›nda ilke niteli¤inde de¤ifliklikler getirmesi ve ülkenin çehresini köklü olarak de¤ifltirmesidir. Bu dönem boyunca, SSCB, tamam›yla kendini de¤ifltirdi; geri kalm›fl ve ortaça¤a yarafl›r k›l›f›n› ç›kar›p att›, tar›m ülkesi iken bir sanayi ülkesi oldu. Bireysel küçük tar›ma dayanan bir ülke iken, kolektiflefltirilmifl ve makineleflmifl büyük tar›m›n ülkesi oldu. Bilgisiz, okumas› yazmas› olmayan, e¤itimsiz bir ülke iken, okuryazar, e¤itilmifl koskoca bir ilk, orta ve yüksek okullar a¤› ile örtülü bir ülke, SSCB’nin çeflitli milliyetlerinin dilleri ile ö¤renim yap›lan bir ülke oldu- ya da daha do¤rusu oluyor… Bu gerçeklefltirmelerin etkisiyle, SSCB’nin ulusal geliri yükseldi. 1929’daki 29 milyar rubleden 1933’te 50 milyar rubleye geçti.” (Stalin. L.‹ s: 540-41) “Lenin, NEP’in kuruluflu s›ras›nda, ülkemizde, befl toplumsal ekonomik biçimlenmenin unsurlar› bulundu¤unu söylüyordu. 1. ataerkil ekonomi (büyük bölümüyle do¤al ekonomi); 2. küçük meta üretimi (bu¤day›n› satanlar aras›nda köylülerin ço¤unlu¤u); 3. özel kapitalist ekonomi; 4. devlet kapitalizmi; 5. sosyalizm. Lenin bütün bu biçimlenmelerden, nihai olarak, sosyalist biçimlenmenin üstün gelece¤ini düflünüyordu” (Stalin, L.‹, S: 542) “Yüreklendirici bir olay ve köyde kültürün ilerlemesinin bir iflareti olarak toplumsal örgütlenme ifllerinde Kolhoz üyesi kad›nlar›n eylemlerinin gittikçe artt›¤›n› da belirtmek gerekir. Bilindi¤i gibi, örne¤in, Kolhoz baflkanl›¤› yapan kad›nlar›n say›s›, bugün için, yaklafl›k, 6.000 kadard›r. Kolhoz yönetim üyeleri aras›nda 60.000’in üzerinde kad›n say›lmaktad›r.; ekip baflkanlar› 28.000; ifl gruplar› düzenleyicisi kad›nlar 1.000.000; 9.000 kad›n, Kolhozlarda, hayvan yetifltiricili¤ini yönetmekle yüküm-

lüdürler; traktör sürücüsü kad›nlar›n say›s› 7.000’dir.” (Age)

Ekim Devrimi ve proletarya diktatörlü¤ü Hiç kuflku yok ki, kapitalizm ile komünizm aras›nda, bu iki toplumsal ekonomi biçiminin özelliklerini, niteliklerini ba¤r›nda tafl›yan bir geçifl dönemi yer al›r. Bu dönem, ezilen ama yok edilmeyen, yenilen ama toplumsal gözeneklerden tekrar f›flk›rmaya çal›flan kapitalizm ile, yeniyi, ileriyi ve do¤ruyu temsil eden, ama henüz embriyon halindeki komünizm aras›nda bir mücadele dönemidir. Bu geçifl döneminin devleti de proletaryan›n diktatörlü¤üdür. Marks’›n sözleriyle, “Kapitalist toplum ile komünist toplum aras›nda birinden ötekine devrimci dönüflüm dönemi yer al›r. Buna da bir siyasal geçifl dönemi tekabül eder ki, burada devlet, proletaryan›n devrimci diktatörlü¤ünden baflka bir fley olmaz.” Demek ki, kapitalizmden komünizme geçerken egemen s›n›f olarak proletaryan›n bir devlete gereksinimi vard›r. Ve bu da proletarya diktatörlü¤üdür. 1848-1849 savafllar› sürecinde f›rt›nal› devrimlerin pratik sonuçlar›ndan proletarya diktatörlü¤ü kavram›n› yerli yerine oturtan Marks, 8 Mart 1852 tarihli Weydemeyer’e mektubunda, s›n›f savafl›m›n›n zorunlu olarak proletarya diktatörlü¤üne götürdü¤ünü berrakça çözümleyerek diktatörlük teorisini derinli¤ine gelifltirir. Nihayet takvimler 1871 y›l›n› gösterdi¤inde Marks, iki buçuk ay ömürlü Paris Komünü yenilgisinden proletarya diktatörlü¤ü teorisini yetkinlefltiren sonuçlar ç›kar›r. Her fleyden önce, proletarya diktatörlü¤ü, proletarya devriminin temel içeri¤idir. Proleter devrimin iç karakter ve anlam› kavranmadan, bu devrimin temel içeri¤ini oluflturan proletarya diktatörlü¤ünün kavranmas› ya da teorik aç›klamas› olas› de¤ildir. Dolay›s›yla, proleter devrimi burjuva devrimden ay›rt eden bafll›ca özelliklerin temel çizgileriyle ortaya konmas› proletarya diktatörlü¤ünün bilimsel aç›klan›fl› için zorunlu bir bafllang›çt›r.

71

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66 Burjuva devrim, feodal toplumun içinde kapitalist düzenin haz›r biçimleri az çok varken bafllar; sosyalist devrim ise, bu biçimler yok ya da hemen hemen yokken bafllar. Burjuva devrimin ana ifllevi, iktidar› al›p onu mevcut burjuva ekonomisiyle birlefltirmekten ibaretken, sosyalist devrimin ana ifllevi, yeni bir sosyalist ekonomi kurmakt›r. Ayn› flekilde burjuva devrim, iktidar al›nd›ktan sonra son bulur; oysa sosyalist devrim iktidar›n ele geçirilmesiyle son bulmaz, aksine yeni ekonomiyi örgütlendirmek için ancak bir bafllang›ç say›l›r. Nihayet burjuva devrim, bir sömürücü grubun yerine bir baflka sömürücüler grubunu geçirir; oysa sosyalist devrim tüm sömürücüleri iktidardan alafla¤› ederek eski devlet mekanizmas›n› parçalay›p yerine yenisini koyar. Proleter devrimin devrimci Marksizm’ce saptanan en belirgin özellikleri bunlard›r. Proleter devrim olmadan, proletarya diktatörlü¤ü olmadan eski burjuva iliflkilerinin kökten de¤ifltirilip yerine yeni sosyalist iliflki ve sosyalist yeniden kuruluflun geçirilmesi olanaks›zd›r. Ezilen s›n›f›n kurtuluflu, sadece bir devrim olmadan de¤il, egemen s›n›f›n yaratt›¤› devlet ayg›t›n› yok etmeden de olanaks›zd›r. Proletarya diktatörlü¤ü sorunu proleter devletin burjuva devletle, proletarya demokrasisinin burjuva demokrasisiyle iliflkisi sorunudur. Diktatörlük do¤rudan zora dayanan ve hiç-

bir yasan›n s›n›rlamad›¤› bir yöntemdir. Proletaryan›n devrimci diktatörlü¤ü burjuvaziye karfl› proletarya taraf›ndan zor kullan›larak kazan›lm›fl, zor kullan›larak sürdürülen ve hiçbir yasan›n s›n›rlamad›¤› bir yöntemdir. Burjuva devlet mekanizmas› zorla parçalan›p, onun yerine geçici bir devrimci biçim olarak yeni bir devlet konmadan proletarya diktatörlü¤ü olanaks›zd›r. Marksizm’in kurucu ve sürdürücülerinin de çözümledi¤i gibi eskiden sorun flöyle konurdu: proletarya, kurtuluflunu sa¤lamak için burjuvaziyi alafla¤› etmek, siyasal iktidar› fethetmek, devrimci diktatörlü¤ünü kurmak zorundad›r. Oysa sonradan sorun flöyle kondu: Komünizme do¤ru giden kapitalist toplumdan komünist topluma geçifl siyasal bir geçifl dönemi olmaks›z›n olanaks›zd›r ve bu dönemin devleti de proletaryan›n devrimci diktatörlü¤ünden baflka bir fley olamaz. En genel anlam›yla proletarya diktatörlü¤ü, proletarya ile proleter olmayan (küçük burjuvazi, köylülük, küçük mülk sahipleri, ayd›nlar vb.) birçok emekçi tabakan›n ço¤unlu¤u aras›nda özel bir ittifak biçimidir. Ama bu ittifakta proletaryan›n yönetici rolünün, hegemonyas› temel fikrinin hiçbir zaman ve hiçbir koflul alt›nda göz ard› edilmesi ya da bu ilkenin karart›lmas› mümkün de¤ildir. Proletaryan›n ideolojik, politik ve örgütsel önderli¤i ve diktatörlü¤ün merkezinde oluflu ilkesi, proletarya diktatörlü¤ünün en temel ilkesidir. Lenin, diktatörlü¤ün yüksek ilkesi, proletaryan›n yönetici rolünü sürdürebilmesi için gerekli olan proletarya ile köylü ittifak›n› desteklemektir, çözümlemesiyle bu soruna yeterince ›fl›k tutmakt›r. Devrimci geçifl biçimi olarak proletarya diktatörlü¤ünün ilk koflulu bu diktatörlü¤ün zora dayanmas›d›r. Zira proletarya dikta-

72


törlü¤ü, k›saca, burjuvaziye karfl›, onu bask› alt›na almak, onun direncini k›rmak, onda korku uyand›rmak için uygulanan zordur. Diktatörlü¤ü var eden unsurdur bu. Diktatörlü¤ün vazgeçilemez koflulu, zorunlu ve mutlak unsuru ve onun niteli¤ini belirleyen bafll›ca ö¤esi sömürücülerin, burjuvazinin zorla bast›r›lmas›d›r. Marks, Nisan 1871’de Kugelman’a gönderdi¤i mektupta zor sorununun önemini konumuz aç›s›ndan ›srarla vurgulayarak flöyle der: Fransa’daki gelecek devrim girifliminin, flimdiye de¤in oldu¤u gibi art›k bürokratik ve askeri makineyi baflka ellere geçirmeye de¤il, ama onu y›kmaya dayanaca¤›n› belirtiyorum. Demek ki, devrimin ilk koflulu mevcut ayg›t› ele geçirmek, onu y›kmak, parçalamakt›r. Ve Marks, bu görüflüne bilinir ki, Paris Komünü deneyiminin ›fl›¤›nda varacakt›r. Nitekim y›llar sonra Lenin, diktatörlü¤ü zora dayanan bir yöntem olarak tüm yaz›lar›nda özellikle dile getirir. Ve der ki, proletaryan›n devrimci diktatörlü¤ü burjuvaziye karfl› zor kullan›larak kazan›lm›fl, zor kullan›larak sürdürülen ve hiçbir yasan›n s›n›rlamad›¤› bir yöntemdir. Demek ki, eski makineyi y›k›p yok etmek yetmez; onun yerine yeni tipte bir devlet olan yenisi konmal›d›r; ve dahas› bu yeni biçimin ilk koflulu devrilmifl burjuvaziye karfl› zoru esas almal›d›r, aksi halde devrimci diktatörlü¤ün uygulanmas› hayal olur. Anlafl›l›r ki, devrimci zor, proletarya diktatörlü¤ünün vazgeçilemez konusudur. Sömürücülerin zorla bast›r›lmas›n›n diktatörlü¤ün zorunlu koflulu oldu¤u ve bu olmaks›z›n diktatörlü¤ün olamayaca¤› bir durumda, sömürücülere demokrasi tan›narak proletarya diktatörlü¤ü mümkün müdür? Y›llarca önce dönek Kautsky’nin kiflili¤inde Lenin’ce çözümlenen bu sorunun bir kez daha ve Kautsky’den daha gülünç bir cüretkârl›kla flu s›ralarda neoliberalizme kap›lanlarca ve dahas› reformo-tasfiyecilerce yeniden piyasaya sürülmesi ve bunun devrimcilik ad›na yap›l›yor olmas› devrimcilikten en temel noktada uzaklafl›fl ve proletarya diktatörlü¤ü teorisinin Kautsky’ci biçimde bozulmas›d›r.

Apaç›k ki, proletarya diktatörlü¤ü do¤rudan do¤ruya zora dayanan bir iktidard›r. Kime karfl›? Burjuvaziye karfl›. Peki, Kautskyci yolu kullananlar ne diyor? Burjuvaziye de demokrasi ve özgürlük. Ama bilinmez mi ki, bask› alt›na al›nan s›n›flara özgürlük ve demokrasi tan›nd›¤› andan itibaren proletaryan›n devrimci diktatörlü¤ü varolufl koflulunu yitirir. Bilinir ki, devlet olarak var oldu¤u sürece, proletarya buna özgürlük için de¤il has›mlar›n›, burjuvaziyi, sömürücüleri bast›rmak için gereksinim duyar. Bu, devletin do¤as› gere¤idir. Burjuvaziye demokrasi talebiyle yola koyulanlar demokrasinin de bir s›n›f karakteri tafl›d›¤›n› yads›m›fl oluyorlar. Ve diyorlar ki, proletarya devleti demokrasi baz›nda burjuvaziden de öte gitmeli ve ondan daha ileriyi temsil etmeli. Peki nas›l? Burjuvaziye de, her türlü düflüncenin örgütlenip iktidara sahip olmas›na da imkân tan›narak. Evet, flu apaç›k bir fleydir: Demokrasi devlet biçimlerinden biridir; ve burjuva demokrasisi feodal demokrasiye göre tarihsel bir ilerlemedir. Ama bu demokrasi proleter demokrasi aç›s›ndan art›k tamam›yla geriyi temsil eder. Burjuva devlette burjuva demokrasisi sömürücüler içindir. Ve devlet, sömürücülerin kendi egemenliklerinin, ücretli eme¤in sermayece sömürülmesi iliflkisinin devam etmesini muhafaza eden, sömürülen ço¤unluk üzerindeki bask› aletidir. Anlafl›l›r ki, bu durumda yaln›zca sömürücüler için bir demokrasi olacakt›r. Proletarya diktatörlü¤ü devletinde ise temelden farkl› bir durum ortaya ç›kar: Sömürülenler için demokrasi, sömürenler için diktatörlük. Proletarya, devlete gereksinim duydu¤u sürece diyordu Engels, bunu düflmanlar›n› ezmek için kullan›r. Burjuvazinin ezilmesi, bask› alt›nda tutulmas›, geri dönüfl umudu giriflimlerinin bofla ç›kar›lmas› vb. için var olan devletin proleter demokrasiyi burjuvaca geniflletmesi, burjuvaziyi demokrasiden d›fllamas› yerine ona demokrasi baz›nda proletaryan›n efliti gibi davranmas› s›n›flar›n var oldu¤u bir düzende, hangi s›n›f için demokrasi sorusunu bofllukta b›rak›r ve demokrasiyi s›n›f temelinde ba¤›fl›k tutar ki, bu da proletaryan›n s›n›f egemenli¤inin sonu demek olur.

73

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66 Burjuva demokrasisinin sahte güzelliklerine methiye dizmek ama öte yandan bu demokrasiden milyon kez daha demokratik olan proleter demokrasiyi sis perdesi arkas›na gömülü b›rakmak; burjuva demokrasisinin dar, ikiyüzlü, canl› eme¤in sermayece vampirce emilmesi mekanizmas›n›n aleti yüzünü görememek, salt onun biçimsel yan›na (oy, seçmeseçilme vb) tak›lmak demektir. Marksist proletarya diktatörlü¤ü ö¤retisini Kautskyci biçimde bozan Kautsky’nin iz sürücüleri burjuvaziye de demokrasi, farkl› çizgilere de örgütlenme ve iktidara sahip olma demokrasisi naras›yla çok demokratik bir hava estiriyorlar görünüflte. Ne var ki, kimin için demokrasi sorusuna Marksist yan›t veremiyorlar. Öte yandan, demokrasi ancak s›n›f temelinde ele al›nd›¤›nda anlam kazan›r; ve böylece ancak s›n›fsal demokrasiden söz açt›¤›m›z sürece, s›n›flar üstü demokrasi kavramlar›n›n salt bir aldatmacadan ibaret oldu¤unu görebiliriz. Demokrasi bir devlet biçim oldu¤una göre, proletaryan›n devrimci diktatörlü¤ü sönüp gitti¤inde demokrasi de ortadan kalkacak, yok olup gidecektir. Ama bundan önce demokrasiye gereksinim oldu¤u sürece bunun burjuvaziye zor uygulama örgütlenmesi oldu¤u asla perdelenemez. Proletarya diktatörlü¤ünün somut sorunlar›n› “eflitlik” ve “demokrasi üzerine beylik söylemle çözmeye kalkmak, burjuvazinin bü-

tün ilke ve teorilerini aynen kabullenmektir derken Lenin laf› gedi¤ine koyuyordu daha y›llar önce. Kapitalizmden komünizme diktatörlüksüz geçilebilece¤ini iddia etmek, ahmakça bir ütopyad›r. Engels, “Otorite Üzerine” adl› makalesinde y›llar önce ne de güzel demifl: “Zafer kazanan yan, bofl yere savaflm›fl olmak istemiyorsa, iktidar›n›, silahlar›n›n gericilere sald›¤› korku ile elde tutmal›d›r.” ‹ç savafl s›ras›nda halk›n dolays›z zorlamas›yla egemenlik kat›na yükselmifl güç olarak proletarya ancak devrimci bir diktatörlükle egemenli¤ini sürdürebilir. Bundan ötürüdür ki, Lenin, “sosyal devrimin elzem koflulu proletarya diktatörlü¤üdür” tezini ›srarla yineler. Bilinir ki, proletarya diktatörlü¤ü devrim öncesi ve devrim esnas›nda iç savafl biçimine bürünerek sürdürülen s›n›f mücadelesinin bu kez de devlet arac›l›¤›yla sürdürülmesidir. Anlafl›l›r ki, devrimci zor proletarya diktatörlü¤ünün vazgeçilmez koflulu ve diktatörlü¤ün temel bir ilkesidir. Ve bu diktatörlükte proletaryan›n önderlik ilkesi her fleyin üstünde bir öneme sahiptir. Ne var ki, siyasal egemenli¤i eline alm›fl olan proletarya, bu egemenli¤i tek bafl›na ona sahip olaca¤› bilinciyle almas›na karfl›n, bununla birlikte bu bir tek s›n›f›n, iktidar› öbür s›n›flarla paylaflmayan ve paylaflamayan proletarya s›n›f›n›n, amaçlar›n› gerçeklefltirmek için emekçi

74


ve sömürülen kitlelerin yard›m›na ve onlar›n ittifak›na gereksinim duymad›¤› anlam›na gelmez. Tersine, bu iktidar, bu bir tek s›n›f›n iktidar›, ancak proleter s›n›f› ile küçük burjuva s›n›flar›n emekçi kitleleri, her fleyden önce köylülü¤ü emekçi kitleleri aras›nda özel bir ittifak biçimi alt›nda güçlenebilir ve sonuna kadar gerçeklefltirilebilir. Lenin’in daha önce aktard›¤›m›z sözleriyle diktatörlü¤ün en yüksek ilkesi, yönetici rolünü ve iktidar› elinde tutabilmesi için proletaryan›n, köylülükle olan ittifak›n› desteklemektir. Öte yandan proletarya diktatörlü¤ü yolunda çeflitli devrimci geçifl biçimleri, yaflanan onlarca pratikle art›k iyiden iyiye tan›tlanm›fl bulunuyor. Tarih nas›l ki, tarihsel ve siyasal anlamda ilk proleter devlet olan Paris Komünü’nü 1871 y›l›nda ve akabinde 1917 fiubat ve Ekim proleter devletlerini, nihayet ikinci emperyalist paylafl›m savafl› içi ve sonras›nda baflka bir çeflidi, Çin Demokratik Halk Diktatörlü¤ü biçimindeki proleter devlet biçimini yaratt›ysa, geliflen tarihsel süreç siyasal nitelik olarak devrimci diktatörlük olan yani, merkezi bir devlet iktidar› taraf›ndan yay›mlanan bir yasaya de¤il, halk y›¤›nlar›n›n afla¤›dan gelen dolays›z giriflkenli¤ine dayanan bir iktidar olan ama yaln›zca s›n›f ittifak› bileflimi ve s›n›rlar› aç›s›ndan ve yaln›zca proletaryan›n haz›rl›k ve köylülerle birleflme derecesi bak›m›ndan farkl›l›k tafl›yan proleter devlet özlü yeni biçimleri yaratmazl›k edemez. Dünya devrim tarihinde proletarya diktatörlü¤ü yolunda devrimci siyasal geçifl biçimleri bafll›ca üç biçimde var olmufltur. Kapitalizmden komünizme do¤ru yürüyüflte proletarya diktatörlü¤ü özlü çeflitli siyasal devrimci biçimler olacakt›r. T›pk› burjuva diktatörlü¤ü özlü burjuva devlet biçimlerinin çeflitlili¤i gibi. Farkl› ekonomik ve siyasal yap›lara özgü ülkelerin devrimlerinin temel içeri¤ini oluflturan devrimci geçifl biçimlerinin tümünün özlerinin ayn›l›¤› d›fl›nda, tüm yanlar›yla ayn› olmas› düflünülemez. Farkl› ekonomik ve toplumsal flekillenifller ve ulusal biçimlenmeler proletarya diktatörlü¤ü yolunda de¤iflik devrimci geçifl bi-

çimlerini öngörecektir. Bu öngörü bafll›ca üç biçimde flekillenir. Proletarya diktatörlü¤üne do¤rudan geçifl olarak proletarya diktatörlü¤ü. a) 1917 Ekim Devrimi Sovyetleri, Fransa, ‹ngiltere, Almanya ABD vb. güçlü üretici güçlere sahip ülkeler bu tipe örnektir. Burada “program›n bafll›ca talebi proletarya diktatörlü¤üne do¤rudan geçifltir.” b) Proletarya diktatörlü¤üne dolayl› geçifl biçimi olarak devrimci iflçi-köylü diktatörlü¤ü biçimi. 1917 fiubat dönemi Sovyetler, Portekiz, Polonya, Macaristan, Balkanlar vb. kapitalizmin geliflmesinin orta düzeyde oldu¤u ülkeler bu tipe örnektir. Burada program›n bafll›ca talebi, proletarya diktatörlü¤üne do¤rudan de¤il, devrimci iflçi-köylü diktatörlü¤ü yoluyla geçifltir. c) Proletarya diktatörlü¤üne dolayl› geçifl biçimi olarak demokratik halk diktatörlü¤ü. Devrim öncesi Çin, Hindistan, Türkiye, ‹ran vb. sömürge ve yar›-sömürge ülkeler de bu tipe örnektir. Burada, program›n bafll›ca talebi, proletarya diktatörlü¤üne do¤rudan de¤il, demokratik halk diktatörlü¤ü yoluyla geçifltir. Komünist Enternasyonal Program›, geçifl biçimlerini flöyle aç›klar: “Farkl› ülkelerde proletarya diktatörlü¤üne geçiflin farkl› koflullar› ve biçimleri flematik olarak üç tipe ayr›labilir.” Stalin de bu geçifl biçimlerinin varl›¤›n› programdaki flekliyle yads›y›p, “yaln›zca iki tipte ülkenin, yani kapitalist ve sömürge ülkelerden söz edildi¤ini iddia” edenleri flunlar›n alt›n› çizerek yan›tlar. “Bu yoldafllar proletarya diktatörlü¤ü yolunda devrimci geliflmenin üç tipinin varl›¤›n› çi¤neyip geçerken haks›zd›rlar.” Belirtmeliyiz ki, proletarya diktatörlü¤ü yolundaki devrimci siyasal geçifl biçimleri özü itibar›yla ayn›d›r; biri di¤erinin daha geri seviyedeki özgül biçimleridir. Lenin’in sözleriyle “Elbette kapitalizmden komünizme geçiflte siyasal biçimler bak›m›ndan büyük bir bolluk ve genifl bir çeflitlilik göstermekten geri kalmaz; ama hepsinin özü zorunlu olarak bir olacakt›r; proletarya diktatörlü¤ü.” Lenin’le ayn› do¤rultuyu paylaflan Mao da y›llar sonra, halk demokrasilerindeki proletarya diktatörlükleri ile Ekim Devrimi’nden sonra Rusya’da kurulan

75

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66 proletarya diktatörlü¤ü aras›nda özde pek fark yoktur diyecektir. Proletarya diktatörlü¤üne dolays›z geçifl, yaln›zca bir s›n›f›n diktatörlü¤üne denk düflerken, proletarya diktatörlü¤üne dolayl› geçifl biçimleri birden fazla s›n›f›n ortaklafla diktatörlü¤üne denk düflmektedir. Gerek devrimci iflçi-köylü diktatörlü¤ü ve gerekse demokratik halk diktatörlü¤ü birkaç s›n›f›n ortaklafla ittifak›n› proletarya önderli¤i alt›nda öngören daha geri seviyede proletarya diktatörlükleridir. Mevcut üç devrimci geçifl biçimi, s›n›f temelinin s›n›rlar› ya da s›n›f ittifak› s›n›rlar› aç›s›ndan farkl›l›k göstermelerine karfl›n, siyasal nitelikleri aç›s›ndan ayn›l›k gösterirler. 1903’ten 1917 fiubat’›na kadarki Sovyet Devrimi’nde, birinci aflamadaki s›n›f ittifak› s›n›rlar›: iflçi s›n›f› art› köylülüktür. Bu aflamada proletarya burjuvaziyi etkisizlefltirecek, kuvvet yoluyla otokrasiyi ezecek ve köylü y›¤›nlar›yla ittifak kurarak demokratik devrimi gerçeklefltirecektir. 1917 Mart’›ndan 1917 Ekim’ine kadarki ikinci aflaman›n s›n›f ittifak› s›n›rlar›: iflçi s›n›f› art› yoksul köylülüktür. Bu ikinci aflamada proletarya kuvvet yoluyla burjuvaziyi alt edebilmek için küçük burjuvazinin ve köylülü¤ün karars›zl›¤›n› etkisizlefltirmek için yar›-proleterlerle ittifak kurarak sosyalist devrimi gerçeklefltirecektir. Ayn› flekilde Çin Devrimi’nde de, proletarya devrimci s›n›flar›n tümüyle ittifak kurarak, komprador burjuvazi ve toprak a¤alar›n›n feodal faflist diktatörlü¤ünü alt etmifltir. Bu devrimde ve bu devrimin temel içeri¤i olan demokratik halk diktatörlü¤ünde s›n›f ittifak› s›n›rlar›: proletarya art› köylülük art› küçük burjuvazi art› ulusal burjuvazinin sol kanad›d›r. Düflüncelerimize tan›kl›¤› aç›s›ndan Lenin’den bir pasaj aktaral›m: “Önce, köylülerin ‘tümü’ ile monarfliye, toprak sahiplerine, orta ça¤ düzenine karfl› ç›k›fl (bu aflamaya dek devrim burjuvad›r, burjuva demokratiktir), sonra, yoksul köylülerle, yar›-proleterlerle ve bütün sömürücülerle birlikte, köy zenginlerini, kulaklar›, vurguncular› da içine alan kapitalizme karfl› yürüyüfl (burada art›k sosyalist bir devrim söz konusudur). Birincisiyle ikincisi aras›nda

bir tür Çin setti çekmeye kalkmak, proletaryan›n haz›rl›k ve köylülerle birleflme derecesinden baflka bir s›n›r koymak, Marksizm’i iyice tahrif etmek, ifle yaramaz hale getirmek, onun yerine liberalizmi koymak demektir.” Denebilir ki, bu her üç diktatörlü¤ü ayn› konakta buluflturan temel öz nedir? Baflka bir ifadeyle proletarya diktatörlü¤ünün özü neye dayan›r? Her fleyden önce, bu sorunun aç›kl›¤a kavuflturulmas›n›n yolu, ilk proleter devrimin, 1871 Paris Komünü deneyiminin temel hareket noktas› olarak ele al›nmas›nda yatar. Bilinir ki, en yetkin ve en geliflmifl devlet tipi Komün deneyimine dek parlamenter demokratik cumhuriyetti. Bu cumhuriyet tipinde iktidar parlamentoya aittir. Sürekli bir ordu, polis ve de halk›n üstünde ve ayr›cal›kl› memurlar toplulu¤u bu cumhuriyetin olmazsa olmaz köfle tafllar›d›r. Ne var ki, gerek Paris Komünü ve gerekse sonras›nda yeni devrimci dönemler yepyeni bir devlet tipini, demokratik devletin üstün bir tipini yaflam›n canl› gerçe¤ine dönüfltürdü. Engels’in de¤ifliyle, bu yeni dönem, daha flimdiden birçok bak›mdan bir devlet olmaktan ç›km›fl “art›k terimin gerçek anlam›nda bir devlet olmayan” bir devleti gösteriyor. Bu devlet halktan ayr› ordunun ve polisin yerine halk›n kendisinin do¤rudan silahlanmas›n› geçiren yeni tipte bir devlettir. 1871’de üç aya yak›n ömürlü Paris Komünü bu devlet tipinin en parlak örne¤iydi. Bundan bir kaç on y›l sonra 1917’de Rusya’da ve daha sonralar› Çin, Arnavutluk, Do¤u Avrupa vb.de kurulan devletlerin tümü Paris Komünü türü devletlerdi. Tümünün özü ayn›yd›. Neydi bu öz? ‹ktidar kayna¤›, do¤rudan do¤ruya devrimci bir zorlamaya, halk y›¤›nlar›n›n afla¤›dan gelen dolays›z giriflkenli¤ine dayanan bir zorlamad›r. Bu kaynak, parlamento taraf›ndan daha önce tart›fl›lm›fl, onaylanm›fl bir yasa de¤ildir. Halktan ayr› ve halka karfl› kurumlar polis ve ordunun yerine, tüm halk›n do¤rudan silahlanmas› geçmifltir bu iktidarda. Kamu düzeni bizzat silahl› halk taraf›ndan korunur. Memurlar toplulu¤u da bürokrasi de halk›n dolays›z iktidar› ile de¤ifltirilmifl ya da hiç de¤il-

76


se özel bir denetim alt›na al›nm›flt›r. Ve bu memurlar halk›n iste¤i ile görevden al›nabilir bir duruma getirilmifltir. Öte yandan, ayr›cal›kl› bir zümre olmaktan ç›kan bu kesimin maafllar› iyi bir iflçinin al›fl›lm›fl ücretini geçmeyen bir k›s›tlamaya tabi tutulmufltur bu iktidarda. Özel bir devlet tipi olarak Paris Komününün özü iflte buradad›r. Paris Komünü sonras› tüm yeni tipteki devlet tipleri bu öze yaslanarak yol alm›fllard›r. Neydi Paris Komünü? Yan›t› Engels’ten: “Eh peki baylar, bu diktatörlü¤ün neye benzedi¤ini bilmek ister misiniz? Paris Komününe bak›n›z, Paris Komünü proletarya diktatörlü¤ü idi.” Proletarya diktatörlü¤ünü amaçlayan devrimci siyasal geçifl biçimlerinin hepsi ayn› öze sahip midir sorusuna verilecek yan›t evettir. Evettir, çünkü, her üç diktatörlük de, Paris Komününün özüne temel teflkil eden özellikleri kendi ba¤r›nda tafl›maktad›r. Gerek iktidar›n kayna¤›n›n parlamento taraf›ndan onaylanm›fl bir yasa ile de¤il, halk›n tabandan gelen dolays›z bir zorlamas›na dayanmas›, gerek halk-

tan ayr› polis ve ordunun yerine halk›n kendisinin do¤rudan silahlanmas›n›n geçirilmesi ve gerekse bürokrasi ve memurlar toplulu¤unun halk›n dolays›z iktidar› ile de¤ifltirilmifl olmas› ve bunun yerine görevlilerin seçimle belirlenmesi ve iste¤e ba¤l› olarak seçimle gelen görevlilerin tekrar ayn› yolla görevden al›nmas› gibi temel özellikler her üç diktatörlükte de istisnas›z vazgeçilemez özelliklerdir. ‹ster bir s›n›f›n diktatörlü¤üne dayanan proletarya diktatörlü¤ü olsun, isterse, birden fazla s›n›f›n diktatörlü¤üne dayanan daha geri seviyedeki proletarya diktatörlü¤ünün özgül biçimleri olan devrimci iflçi-köylü diktatörlü¤ü ve demokratik halk diktatörlü¤ü olsun, her üçünde de Paris Komünü deneyiminden ç›kart›lan ve komününün özünü oluflturan özellikler bütünüyle mevcut ve ayn›d›r. Ne var ki, halktan ayr› ordu ve polisin yerine halk›n kendisinin do¤rudan silahlanmas›n›n geçirilmesi tezinin Marks sonras› dönemde yaflam hakk› buldu¤u söylenemez. Bugüne kadarki proletarya diktatörlü¤ü biçimleri “sürekli ordunun” yerine “halk›n silahlanmas›”n›n geçirilmesi kulvar›n› kullanmamakla Paris Komününden ve dolay›s›yla Marks’tan bir ölçüde kopmad›lar m› sorusunu hemen akla getirebilir. ‹tiraf etmeliyiz ki, ne Ekim Devrimi, ne Çin Devrimi ve ne de di¤er devrimler sonras› kurulan proletarya diktatörlükleri ya da onun daha geri düzeyini ifade eden halk diktatörlükleri sürekli ordunun yerine halk›n silahlanmas›n› geçirebilmifl bir örgütsel model de¤ildi. Bu bak›mdan Marks’›n Komün deneyiminden süzülüp gelen ö¤retisiyle örtüflmüyordu. Dahas› 20. yüzy›l›n devrim pratikleri bu çizgide Komün örne¤iyle uygunluk tafl›m›yordu. Oysa Lenin, Ekim Devriminden birkaç ay gibi k›sa bir süre önce yazd›¤› Marksizm’in temel yap›t› “Devlet ve Devrim”de Komün örne¤ine uygun olarak sürekli ordunun kald›r›larak onun yerine silahland›r›lm›fl halk›n geçirilmesi biçimindeki komünün ç›kard›¤› bu ilk kararname taban›nda devlet sorununu çözümlemiflti. Paris Komünü örne¤ine dayanarak, Marks’›n bu s›n›rl› deneyimden ç›kard›¤› derslere dayanm›flt› Lenin. Fakat, Ekim’in yeni ve

77

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66 canl› prati¤i, Macaristan’da olup bitenler, geçici Alman devrimleri deneyimi ve daha da önemlisi Rusya’da devrimin bu ana yurdunda yaflananlar, eski dünyan›n kendilerine karfl› koyan alt edilen s›n›flar› üzerinde proletaryan›n s›n›f egemenli¤inin merkezileflmifl ve birleflik kuvvetinin zorunlulu¤unu yads›namaz bir berrakl›kla tan›tl›yordu. Böylece Ekim ve sonras› biriken deneyimler Komünden beslenen bir damarla sürgün veren sürekli ordunun yerine “silahland›r›lm›fl halk›n” geçirilmesi tezini “afl›lm›fl bir görüfl aç›s›” olarak rafa kald›r›yordu. Nitekim Lenin, “Devlet ve Devrim”deki çözümlemesinden Ekim sonras› kopacak, sürekli ordusu olmayan bir devletin de¤il, olan bir devletin zorunlulu¤u güzergah›nda ilerlemek durumunda kalacakt›. 1920’li y›llarda, burjuvazinin birleflik ve merkezileflmifl gücünün karfl›s›na proletaryan›n merkezileflmifl gücünü ç›karmak gere¤inden ›srarla söz edecekti. Bu, devrimci hareketin do¤urdu¤u, yeni pratik bir yaklafl›m tarz›yd› Lenin’in ö¤retisinde. Yeni ve canl› olan, Ekim’den sürgün veren teori, Paris Komününün s›n›rl› örne¤ini aflarak ilerlemiflti. Ekim sonras› devrimler ve özellikle de Çin Devrimi, sürekli bir devrimci ordunun varl›¤›n› Ekim örne¤ine uygun olarak ele alm›flt›r. Kapitalist-emperyalist kuflatma alt›nda, s›n›f çeliflmeleri ve s›n›f mücadelesinin atefl hatt› alt›ndaki kapitalizmden komünizme geçifl toplumunda merkezileflmifl otorite olmaks›z›n, bask› araçlar› olmaks›z›n, özetle örgütlenmifl “devrimci zor” olmaks›z›n çeliflmelerle dopdolu sosyalist aflamadan bir sonrakine ulaflmak ve burjuvaziyi ad›m ad›m silip süpürmek imkans›zd›r. Devlet zoru örgütleme arac›d›r. S›n›fl› sosyalist toplumda bu zoru tüm halk›n silahlanmas› biçiminde ele almak ve sürekli ordusu olmayan bir devleti örgütlemek, karfl›t s›n›f ç›karlar›yla eyerlenmifl, iktisadi, siyasi, kültürel vb. bak›m›ndan birbirinin karfl›s›nda duran antitezlerin çat›flt›¤› koflullarda ve hele hele “kimin kimi” yenece¤i sorusunun henüz bu aflamada esas olarak karara ba¤lanamad›¤›, geliflmenin bu özgün koflullar›nda tamamen burjuvazinin lehine proletarya ordusunu silahs›zland›rmak-

t›r. Öte yandan, kapitalizmin miras b›rakt›¤› insan unsuruyla (bozarak, bilincini körelterek, yozlaflma tuza¤›na düflünerek, ideolojik olarak etkileyerek miras b›rakt›¤›) tüm halk› silahland›rmak demek, halk› tam bir curcuna a¤› içine sürükleyerek “otorite anarflizmi” üretmek demektir. T›pk› örgütsel anarflizm gibi. Dahas›, halk›n e¤itim ve kültür düzeyinin ve toplumsal koflullar›n s›n›rl›l›¤› gibi etkenler tüm halk›n silahland›r›lmas› temeline dayal› bir devletin zorunlulu¤unu yads›yan unsurlar aras›ndad›r. Aç›kt›r ki, proletarya devleti de olsa devrimci komünistler bu devletin de, bunun temelini oluflturan ordunun da ortadan kalkmas›ndan yanad›rlar. Ama bu, bugünden yar›na olmaz. Komünistleri anarflistlerden (özellikle M.Bakuninci-anarflistlerden) ay›ran bafll›ca noktalardan biri de budur (pratikte ifl bafla düflünce ‹spanyol örne¤inde oldu¤u gibi o keskin anti-devletçi, anti-otoriter ilkelerini bir yana b›rakma tutars›zl›klar›n› bir yana koyarsak). Toplumsal koflullar›n sosyalist aflamadaki s›n›rl›l›¤› devletin bu aflamada var oluflunu zorunlu k›lar. Bu koflullar›n beslendi¤i kaynak (emperyalizm, burjuvazi, s›n›flar) ayakta kald›kça partinin yönetici rolü eflli¤inde sürekli ordu taban›na dayal› demirden bir el, tunçtan devrimci bir diktatörlük zarurettir. Marks döneminin s›n›rl› Paris Komünü prati¤i bu zorunlulu¤a uzanmak için dard›, eksikti ve Ekim sonras› yetkinleflen diktatörlük teorisine ulaflmak için yetersizdi. Ayr›ca Marks ve Engels’in bir Avrupa devrimi fikri de bu sonuca ulaflmada yal›tkan rol oynuyordu. Sosyalizmin dünya ölçe¤indeki ilk hamlesinin görevi yenilgisinin kimi çevrelerce bir sacaya¤›n›n da silahland›r›lm›fl halk-sürekli ordu ekseninde aranmas›, yaflanan bunca deneyimden sonra yaflam taraf›ndan yetkinlefltirilmifl teoriden uzaklaflmak demektir. E¤er, 20. yüzy›l›n eme¤in egemenli¤ine dayal› iktidarlar› on y›llarca ayakta kalabilme baflar›s›n› gösterebilmiflse, emperyalist kuflatmaya karfl›n, alt edilen iblislerin canavarl›¤›yla bezenmifl geri dönüfl giriflimlerine karfl›n ayakta kalabilme gücünü gösterebilmiflse, bunda merkezileflmifl devrimci ordu temeline dayal› proletarya dik-

78


tatörlü¤ünün “demirden el”inin pay›n› yads›yabilir miyiz? Marks’›n teorisinin en devrimci yan› proletarya diktatörlü¤ü teorisidir. Ve Rus, Çin vb. deneyimleri tan›tlam›flt›r ki, e¤er s›n›f egemenli¤ini kurmufl olan s›n›f ve ezilen s›n›flar silahlar›n›n burjuvazide yaratt›¤› korku olmasayd› bir saniye bile ayakta kalamazlard›. Bu demektir ki, burjuvazinin direniflini bast›rmak ve s›n›f mücadelesinde üstte kalmak için devrimci diktatörlük elzemdir. Ve Mao’nun çok önemli sözleriyle, devrimi proletarya diktatörlü¤ü alt›nda sürdürmek tüm geçifl döneminin en baflta gelen görevidir. Devrimci diktatörlük gibi bir silahla olas›d›r. Marks’tan Mao’ya uzanan süreç zincirinde proletarya diktatörlü¤ü teorisi, giderek zenginleflmifltir. En son Mao, proletarya diktatörlü¤ü alt›nda devrimi devam ettirme teorisiyle devrimci Marksizm’e bir katk› yapm›fl ve tüm bir sosyalizm tarihi boyunca devrimci diktatörlü¤ün zorunlulu¤unu döne döne yinelemifltir. Mao aç›kça iflaret etmifltir ki sosyalist toplumun tüm bir tarihi döneminde kimin kazanaca¤› sorunu karara ba¤lanamad›¤› içindir ki, bu tarihsel süreç boyunca proletarya diktatörlü¤ü alt›nda devrimi kavramak fena halde gereksinimdir. Bundan ötürüdür ki, Çin koflullar›nda daha 1957 fiubat’›nda flunlar› söylüyordu: Proletarya dünyay› kendi dünya görüflüne göre de¤ifltirmeye çal›flmaktad›r, burjuvazi de öyle yapmaktad›r. Bu aç›dan sosyalizmin mi, kapitalizmin mi kazanaca¤› sorunu henüz gerçekten çözülmemifltir. Sosyalist toplumun do¤as›na, derindeki ruhuna pek büyük bir aç›kl›kla eriflen Mao çözümlemifltir ki, tüm ulusal ekonomiye sosyalist ekonominin iki türü, kolhoz ve solhoz sektörü esas olarak egemen olduktan sonra da devrimi devam ettirmek elzemdir. Bu sektörlerin egemenli¤inden sonra bile s›n›f mücadelesi asla son bulmaz; ve dahas›, proletarya ile burjuvazi ve çeflitli siyasi güçler aras›ndaki s›n›f mücadelesi uzun ve zorlu olmaya ve hatta zaman zaman uç noktas›na ulaflarak fliddetlenmeye devam eder. Kolhoz ve solhoz sektörleri ülke ekonomisine damgas›n› bast›ktan sonra da, yani toplumsal mülkiyetin özel mülkiyetin yerini

almas›ndan sonraki mecrada da yani, iktisadi temeldeki bu devrimden sonra da devrimi proletarya diktatörlü¤ü alt›nda ve onun arac›l›¤›yla sürdürmek esasl› bir sosyalist devrimin olmazsa olmaz temel ilkesidir. ‹ki yol, iki çizgi, iki s›n›f proletarya diktatörlü¤ü alt›nda daima cephe cepheyedir. Sosyalist yol mu, kapitalist yol mu? Marksizm mi, revizyonizm mi? Proletarya m›, burjuvazi mi? Evet, iktisadi alandaki devrimden sonra da bu sorular henüz ortadad›r. ‹flte bu sorular›n gerçek anahtar› Maoizm’de yaflam›n canl› gerçe¤i haline gelir. Mao çözümlemifltir ki, esasl› bir sosyalist devrim iktisadi temeldeki devrimle yerli yerine oturmaz, bu alandaki bir devrim tek bafl›na yeterli de¤ildir; asolan, ideolojik ve siyasi planda da esasl› bir devrim sürdürmektir. Üç cepheli bir sosyalist devrim, proletarya diktatörlü¤ü alt›nda devrimi kavraman›n anahtar›d›r. Esasl› bir sosyalist devrimin üç sacaya¤› olmal›d›r. ‹ktisat, siyaset, ideoloji. Döne döne ve ›srarl› tekrarlanan bir mücadeleyle ancak yola devam edilebilir. Zira, burjuvazi sosyalist toplumda da yeni biçim ve yeni var olufl tarz›yla proletaryan›n antitezi olarak hala ayaktad›r. Evet mülksüzlefltirilmifltir, evet alt edilmifltir; evet, ezilmifltir; ama yok edilmemifltir. Ve hemen de yok edilemez. Ve dahas›, komünist partisinin göbe¤inde zaman zaman kuluçkaya yatan, zaman zaman sert direnifl örnekleri gösteren yeni burjuvazi ile eski burjuvazi art›k kol kolad›r. Parti, devlet ve hükümet ayg›t› sosyalist toplumun özgün do¤as› gere¤i, kapitalist-emperyalist kuflatman›n yaratt›¤› gergin ortam›n bask›s› ve burjuva etki gere¤i, yeni burjuvazinin sürgün verdi¤i toprakt›r. Kapitalist yolun yolcular› geri dönüfl umutlar›n› gerçeklefltirmek için bin bir yola baflvurur. Mao berrakl›kla belirtmifltir ki, proletarya diktatörlü¤ü koflullar›nda devrimin “atefl hatt›” komünist partisinin içidir. Cebelleflmenin, k›yas›ya bo¤azlaflman›n arenas›d›r bu alan. Öyleyse bu demektir ki, proletarya diktatörlü¤ü koflullar›nda “devrimi kavramak” sorunu esas halkad›r, asloland›r, baflta gelendir. Bunun için-

79

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66 Ekim’le bafllayan devrim f›rt›nalar›n›n tümü proletaryan›n siyasal egemenlik kat›na yükseliflini zora dayanan bir devrimle gerçeklik haline getirmifltir.

dir ki, Mao, sosyalist toplumda çeliflmelerin bulunabilece¤ini söyleyenleri flu sözleriyle flaflk›na çevirmesini bilmiflti: “Baz›lar› sosyalist toplumda da çeliflmelerin ‘bulunabilece¤ini söylüyorlar, ama ben meselenin bu flekilde konulmas›n›n yanl›fl oldu¤unu düflünüyorum. Mesele sosyalist toplumda da çeliflmelerin bulunabilmesi de¤il sosyalist toplumun çeliflmelerle dolu olmas›d›r. Bu çeliflmelerin üstesinden gelmenin biricik anahtar› da proletarya diktatörlü¤üdür.”

Ekim Devrimi ve devrimci fliddet Daha Komünist Parti Manifestosunda Marks ve Engels flu ilkenin alt›n› çizerek dünyaya ilan ediyorlard›: “Komünistler... hedeflerine ancak tüm mevcut toplumsal koflullar›n zorla y›k›lmas›yla ulafl›labilece¤ini aç›kça ilan ediyorlar.” Y›llar sonra ise Kapital’de Marks, “Zor, yeni bir topluma gebe her eski toplumun ebesidir” diyecekti. Nihayet Engels, 18 Aral›k 1889 tarihli Gerson Trier’e mektubunda flunlar› yazacakt›: “Proletaryan›n, yeni topluma aç›lan biricik kap›s› olarak siyasal egemenli¤ini zora dayanan bir devrim olmaks›z›n ele geçiremeyece¤i konusunda beraberiz.” Anlafl›l›r ki, devrimci zor devrimlerin zaruri kald›rac›d›r. Gerek Marksizm’in kurucular› Marks ve Engels ve gerekse sürdürücüleri Le-

nin, Stalin ve Mao bu ilkenin alt›n› özenle çizmifllerdir. Gerici zor ancak devrimci zorla afl›labilir ve burjuvazi asla iktidardan bunsuz alafla¤› edilemez. Yaflanan bunca devrim deneyimi bu teorik ilkeyi hep do¤rulayagelmifltir. Komün’ü bir yana koyarsak, Ekim’le bafllayan devrim f›rt›nalar›n›n tümü proletaryan›n siyasal egemenlik kat›na yükseliflini zora dayanan bir devrimle gerçeklik haline getirmifltir. Nedir ki, sosyalizmin göreli yenilgisi, devrim ve sosyalizmin büyü ve çekicili¤ini an›n tarihsel mecras›nda kaybetmesi, devrimin s›¤ sulara çekilmesi ile birlikte yaflanan sa¤a savrulufl devrimci saflarda reformist-tasfiyecili¤i olabildi¤ince besledi ve bu durum devrimci zorun her devrimin zaruri kald›rac› oldu¤u tezini tart›fl›l›r hale getirdi malum saflarda. Öyle ki, Marks’›n s›n›f savafl›m› teorisi yerine s›n›f iflbirli¤i; devrimi kap› d›flar› edip yerine burjuva reformizmi; süreklilikteki kesintiler ve s›çramalar diyalekti¤inin yerine basit evrim teorisini koymak adeta moda haline gelir oldu. Devrimci Marksizm’in burjuva bir yorumu ile jakoben perspektiflerden huzur bozucu olmayan anayasal düfllere do¤ru dolays›zca sürüklenifl, devrimci fliarlar› bozarak ve yumuflatarak, eksilterek ve düzelterek eme¤in kölelefltirilmesi ruhuna uygun olarak yeniden kal›ba dökmek ve nihayet yasal bir “kitle partisi” masal›yla proletaryay› s›n›f ba¤›ms›zl›¤› ve s›n›f egemenli¤i tarihsel rolünden burjuvazinin ya-

80


rar›na al›koymak evrensel tasfiyeci ak›m›n ilkesel temeli haline geldi. Dünya ölçe¤inde devrimci hava tavsay›p karfl›-devrim sald›r›ya geçince bu malum bak›fl daha da öne ç›kt› ve burjuvazinin yeni sol aya¤› olarak tarihsel arenada yerini ald›. Bilinir ve tarih kerelerce tan›tlam›flt›r ki, devrimci teori ve prati¤i düzen içine çekerek illegal temele yaslanmayan legalizmi ve onun sivri ucu legal partiyi bafl tac› eden malum tasfiyeci ak›m, bar›flç›l mücadele kulvar›n› tek ve en üstün biçim olarak ileri sürerek s›n›f›n siyasal egemenli¤ini zora dayanan devrim olmaks›z›n ele geçiremeyece¤i Marksist tezini de buna uygun olarak kap› d›flar› etmektedir. Bu kulvar bugün atmosferin alt›ndaki evrensel tasfiyecili¤in ilkesel temelidir. Bu temel bugün geçmiflin bir dizi devrimci parti ve örgütünün de savrularak benimsedi¤i temeldir. Ama flu bir gerçektir ki, ve geçmifl baflar›l› her devrim tan›tlam›flt›r ki, dünya proleter devriminin ve bu arada bizim devrimimizin varolufl biçimi devrimimizin en meflru, en vazgeçilemez, en fevkalade silah› devrimci zordur ve burjuva iktidar›n zor yoluyla alafla¤› edilmesi tezi bütün gerçekli¤iyle gündemdedir. Devrim ve sosyalizmin s›¤ sulara çekildi¤i tarihsel an›n bu koflullar›nda Ekim ve sonras› devrim geleneklerini özümleyemeyenler eme¤i burjuva boyunduruktan kurtarma iflinde bu boyunduru¤u parçalamay› de¤il, onunla iflbirli¤ini, s›n›f bar›fl›n› güvence alt›na almay› ve dolay›s›yla devrimci mücadele araçlar›n› de¤il, uyumlu kapitalist geliflme teorisine uygun olarak bar›flç›l araçlar›, devrimsiz amaç ve hedeflerinin emrine sokmufl bulunuyorlar. Lenin’in çok isabetlice saptad›¤› gibi, devrimci zora dayanan s›n›f savafl›m›n› ortadan kald›rd›¤›n›z an burjuvalar bu anlay›fl sahibi tasfiyecilerle birlikte el ele dolaflmaktan çekinmeyeceklerdir. Öncü, hedefleri ve bunlara ulaflma araç ve yöntemleriyle düzen çerçevesine s›¤maz. Bunun içindir ki, Marks ve Engels daha 150 y›l önce yazd›klar› Komünist Parti Manifestosu’nda komünistlerin hedeflerine ancak zor yoluyla ulaflabilece¤ini aç›kça belirtmifllerdi. Çünkü bilinir ki, devrimci komünizmin tek program› iç savafl›n tan›nmas› temeline daya-

n›r. Marksizm’in kurucular› ve sürdürücülerinin döne döne yineledi¤i gibi, devrim, toplumun bir kesiminin di¤er kesimi üzerinde kendi iradesini zor yoluyla kabul ettirme eylemidir. Evrimci sürüklenifl çizgisinden muzdarip olmayan hiçbir devrimci bu beylik tezi anlamada zorlanmaz. Savafl ve strateji meselesi adl› önemli makalesinde Mao’nun flu sözleri dün oldu¤u gibi bugün de dayanaca¤›m›z temel olmay› sürdürüyor: “‹ktidar›n silah zoruyla ele geçirilmesi, meselenin savaflla halledilmesi, devrimin bafll›ca görevi ve en yüksek biçimidir. Bu Marksist-Leninist devrim ilkesi gerek Çin ve gerekse bütün di¤er ülkeler için evrensel olarak geçerlidir.” Anlafl›l›r ki, devrimci zor devrimci Marksizm’in en vazgeçilmez, en zaruri ilkesidir. Bundan vazgeçmek ya da bu ilkeyi karartmak demek devrime s›rt çevirmek demektir. Zira bilinir ki, fliddete dayal› devrim, proleter devrimin evrensel bir yasas›d›r. Çünkü devrim, Lenin’in sözleriyle, yeni üretim iliflkilerine uygun düflmeyen ve bu iliflkilerin iflas›na yol açt›¤› eskimifl siyasal üst yap›n›n belli bir anda, zor yoluyla y›k›lmas›d›r. Bunun d›fl›ndaki her türden reformcu düflünce, reformlar yoluyla bar›flç›l geçifl, ya da parlamentoda oylamalara dayanan her türden geçifl teorileri s›n›fa ihanetten öte bir fley ifade etmez. Bilinir ki, devrimci fliddeti devrimlerin sürekli bir özelli¤i görmeyen ve Bernstein ve Kautsky ile bafllay›p günümüze dek uzanan burjuva seçim yasalar› temelinde parlamentoda istikrarl› bir ço¤unluk sa¤lama yolu iflçi s›n›f›n›n bilincini kuflku ve inançs›zl›kla zehirleme yoludur ve bu yol ihaneti temsil eder. Lenin’in y›llar önce Kautsky ile polemi¤inde ›srarla ve özellikle vurgulad›¤› gibi, ancak namussuzlar ve budalalar burjuva parlamentosundaki oylamalarla ço¤unlu¤un kazan›l›p iktidar›n ele geçirilebilece¤ini iddia edebilirler. Mevcut toplumsal koflullar› zordan baflka y›kman›n yolu yoktur ve olamaz; tüm bir uluslararas› komünist hareketin tarihi ve bu arada geçmiflte dünyan›n üçte birini kapsayan devrim deneyleri bunun en çarp›c› ve en aç›k kan›t›d›r. Zaman›nda ne de güzel demifl Mao: Siyasi iktidar namlunun ucundad›r.

81

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66 fiu sözler de Marks’a aittir: “K›ta üzerindeki her halkç› devrimin ilk koflulu bürokratikaskeri makineyi y›kmaya dayan›r.” Devrimci fliddetten ve vebadan kaç›n›r gibi kaçan malum reformist-tasfiyeciler bilmelidir ki, her büyük devrim bir iç savafl olmadan düflünülemez; ve tüm büyük sorunlar halklar›n yaflam›nda ancak fliddet yoluyla çözülebilir. Dün oldu¤u gibi bugün de proletaryan›n egemenli¤ini zora dayanan devrim olmaks›z›n ele geçiremeyece¤i Marksist tezi devrimde dayanaca¤›m›z temel ilkedir. Ve biliyoruz ki, göreli yenilgiler ve devrimin geri çekilifli, devrimci giriflimlerin dibe vurmas› s›n›f titanlar›n›n uzun tarihsel yürüyüflünde yaln›zca geçici gerileme ve ara duraklard›r. Tarih asla dümdüz ve hep ileriye seyretmez. Ve devrim asla tek çarp›flma ve hamleden ibaret say›lamaz. Dünya yeni devrimci kabar›fl›n arifesindedir, ve bu kabar›flta devrimci zorun olmazsa olmaz zorunlulu¤unu tarih göstermekte gecikmeyecektir.

Ekim Devrimi özgülünde demokratik ve sosyalist devrim iliflkisi ve fark› Demokratik ve sosyalist devrim, devrimci hareketin iki farkl› sürecidir. Birincisi ikincisi için gerekli bir haz›rl›k; ikincisi ise birincinin kaç›n›lmaz bir sonucudur. ‹kisi aras›na bir Çin setti de konamaz, ama ikisi bir ve ayn› fleylermifl gibi de ele al›narak ortak bir paydada eflitlenemez. Bir kere ve her fleyden önce, demokratik ve sosyalist mücadele, koflullar› aç›s›ndan farkl›d›r. Köylü toprak devrimi olarak demokratik devrim, sosyalist de¤il, demokratik bir harekettir. Bu hareket Lenin’in de çözümledi¤i gibi, ekonomik ve toplumsal olarak burjuva karakterlidir. Ama nedir ki, bu hareket, dünya proleter sosyalist devriminin bir parças›, bir müttefikidir. ‹tici güçleri ve hedefleri aç›s›ndan, s›n›flar›n mevzilenmesi ve perspektifi aç›s›ndan demokratik devrimle sosyalist devrim iki farkl› konakt›r. Ancak bu farkl› kümelenmeye karfl›n, emperyalizmi, feodalizmi ve komprador kapitalizmi hedefleyerek eme¤in kölelefltirilmesine dayal› k›y›c› iktidarlar› alafla¤› hedefine kilitlenmesi aç›s›ndan, proletarya diktatörlü¤ü-

nün özgün bir geri biçimi olarak demokratik halk diktatörlü¤ünü iflçi s›n›f›, köylülük, küçük burjuvazi ve ulusal burjuvazinin sol kanad› alt›nda öngörmesi aç›s›ndan sermayeye karfl› emek cephesinin kona¤›ndad›r demokratik devrim. Nedir demokratik devrim ve buna temel oluflturan ekonomik ve toplumsal koflullar? Toplumsal taban olarak köylülük aya¤›na dayal› ulusal sorununu henüz çözememifl, bu köylülü¤ü tarla yaflam›n›n yaln›zl›¤›ndan kurtaracak iktisadi düzeyi henüz yakalayamam›fl, derebeyi iktisad› besleyen feodal hukuk cenderesinin kahredici bask›s›n› henüz üzerinden atamam›fl, tüm toplumsal yaflam üzerindeki geliflmenin ”frenleyici engeli” feodal sömürü biçimlerinin k›skac›n› henüz k›ramam›fl, burjuva devrimleri tarihi trenini yakalayamadan yabanc› kapitalizmin sömürü zinciriyle eli kolu ba¤lanarak emperyalizmin arka bahçesine dönüflmüfl ekonomik-toplumsal-siyasal koflullardaki ülkelerde devrim demokratik karakterlidir ve bu ülkelerde devrimin temeli ve içeri¤i toprak taban›na dayal›d›r. Buralarda feodal ve kapitalist iktisad›n özelliklerini, unsurlar›n› kendi içinde birlefltiren, birincinin nerede bitip ikincinin kesinkes nerede bafllad›¤› hesaplanamayan iktisadi tarzd›r söz konusu olan. Kapitalist ve feodal iktisad›n çizgileri bu tarzda birleflmifltir. Ve bu ülkeler nitelik olarak yar›-sömürge, yar›-feodal ekonomik-toplumsal statüdeki ülkelerdir. Böylesi statüdeki toplum piramiti üzerinde yükselen anti-emperyalist, anti-feodal çeliflmeler bu tür ülkelerde flu önemli görevi ortaya koyar. Devrimin niteli¤i demokratiktir. Bu devrimin stratejik hedefi, emperyalizm, feodalizm ve komprador kapitalizmi y›kmakt›r. Y›k›lan›n yerine Demokratik Halk ‹ktidar›n› kurmakt›r. Bu ülkelerde feodal ve kapitalizm öncesi iktisadi biçimlere karfl› köylü toprak devriminin gerçeklefltirilmesi, emperyalizme karfl› ulusal ba¤›ms›zl›k mücadelesinin verilmesi temel görevdir. Devrimin bu birinci ad›m›nda demokrasi ve ba¤›ms›zl›k, ikinci ad›m›nda ise sosyalist görevler devrimin kendisine temel teflkil eder.

82


Bu devrimin bu ilk ad›m›nda, yani demokratik devrim mecras›nda toplumsal niteli¤i aç›s›ndan burjuva demokratiktir, nesnel hedefi kapitalizmin geliflmesi için yolu açmakt›r. Fakat bu devrim, bu ilk ad›m›nda yeni demokratik bir toplum ve tüm devrimci s›n›flar›n ortaklafla diktatörlü¤ü alt›nda yeni demokratik bir devleti kurmak amac›yla proletaryan›n önderlik etti¤i yeni tipte bir devrimdir. Lenin ve Stalin’de berrakça ortaya konan bu görüfller özellikle Çin Devrimi prati¤inde Mao’ca zengin bir senteze ulafl›r. Mao özellikle Yeni Demokrasi Üzerine adl› makalesinde demokratik devrimi derinli¤i ve geniflli¤ine çözümleyerek zengin bir teorik aç›klama sunar. Demokratik devrim emperyalizm, feodalizm ve komprador kapitalizme karfl› yönelir. Hedef ald›¤› kapitalizm d›fla ba¤›ml› olan, yabanc› olan kapitalizme göbekten ba¤l› bulunan kapitalizmdir. Ustalar›n döne döne yineledikleri gibi, ulusal olan kapitalizm devrimin bu ilk mecras›n›n hedefleri aras›nda de¤ildir, tam aksine bu ilk aflaman›n görevi ortaça¤dan kalan kurum ve kurulufllar›, feodal ve kapitalizm öncesi iktisadi biçimleri silip süpürerek ulusal nitelikli kapitalizmin geliflmesi için yolu açmak olacakt›r. Bu demektir ki, demokratik devrimin zaferi, kapitalizmi ortadan kald›rmak flöyle dursun bilakis onun geliflmesi için daha ge-

nifl bir temel yarat›r ve geliflmesini h›zland›r›r ve fliddetlendirir. Oysa sosyalist devrim, kapitalizmi ortadan kald›r›r. Bu devrim, sosyalist devrimin tersine, demokratik mücadeleyi burjuvazinin bir kesimi ile birlikte, yani küçük ve ulusal burjuvazinin sol kanad› ile birlikte yürütür. Ve bu burjuvazi ayn› zamanda devrimci birleflik cephenin de stratejik bir müttefikidir. Oysa sosyalist devrim, burjuvazinin tümüne karfl› yönelir. Demokratik devrim tüm köylülerle birlikte feodal biçimlere karfl› yönelirken, sosyalist devrim yaln›zca yoksul köylülerle birlikte fliar› alt›nda tüm burjuvaziye karfl› yönelen kulvarda yol al›r. Bu devrim, kapitalizmin temellerini etkilemeyecektir. Tam ve tutarl› demokrasi eflli¤inde köylülerin yarar›na köklü bir toprak da¤›t›m›, yaln›zca k›rsal bölgelerden de¤il, fabrikalardan da Asya tipi kölelik kal›nt›lar›n›n tümünü söküp atacakt›r. Ama nedir ki, devrim ilk ad›mda henüz burjuva toplumsal ve ekonomik karakterde olmas›na, henüz proleter sosyalist karakterli olmamas›na karfl›n, proletaryan›n ideolojik, politik ve örgütsel önderli¤i alt›nda proleter-sosyalist dünya devriminin bir parças› ve bileflenidir. Ayr›nt›land›ral›m: Proletarya önderli¤indeki yeni demokratik

83

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66 devrim, uluslararas› burjuvaziye yöneltilmifl, devrim, köylülü¤ü demokratlaflt›rma, üretici güçlerin önündeki köstekleri temizleme, toprak a¤alar›n›n topraklar›na zoral›m uygulama, topraks›z ve az toprakl› köylülü¤e toprak da¤›tma gibi bir yolda ilerlerken, toplumsal ve ekonomik öz aç›s›ndan hala burjuva niteli¤i ile özgünlü¤ünü ortaya koyar. Genel olarak kapitalizmi ortadan kald›rmaz ve ulusal kapitalizme dokunmaz; bu devrimin ucunun yöneldi¤i kapitalizm, emperyalizme s›rt›n› dayam›fl olan ve Stalin’in sözleriyle mali sermaye ile iç pazar aras›nda arac› rolü gören, Mao’nun sözleriyle de emperyalizm taraf›ndan yetifltirilen, beslenen ve onun toplumsal dayana¤› olarak ifllev gören komprador kapitalizmdir. Mao, flu sözleriyle devrimin yönelece¤i hedefleri aç›kl›kla saptar. “…siyasi olarak, devrimci s›n›flar›n, emperyalistlerin, hainlerin ve gericilerin üzerindeki ortak diktatörlü¤ü için mücadele eder… iktisadi olarak, emperyalistlerin, hainlerin ve gericilerin bütün büyük teflebbüslerinin ve sermayesinin millilefltirilmesini ve toprak a¤alar›n›n elindeki topraklar›n köylülere da¤›t›lmas›n› hedef al›r. Nedir ki, böyle bir devrim, bu yeni demokratik devrim, özel kapitalist teflebbüsleri genel olarak muhafaza eder ve zengin köylü ekonomisini tasfiye etmez. Böylelikle bu yeni demokratik devrim bir yandan kapitalizmin geliflmesine izin verirken, di¤er yandan sosyalizm için gerekli ön flartlar› da yarat›r.” Dolay›s›yla, demokratik halk devrimi, yar›-feodal toplumun ortadan kald›r›lmas›ndan sosyalist toplumu infla etmeye do¤ru bir kulvarda yol alacakt›r. Bu devrim henüz tüm üretim araçlar›n›n özel mülkiyetine el koymak gibi bir yolda yürümemekte ve henüz sosyalist karakteriyle özgünlü¤ünü ortaya koymamaktad›r. Lenin’in sözleriyle, “demokratik devrim, niteli¤i bak›m›ndan burjuvad›r. Genel bir yeniden da¤›t›m, ya da toprak ve özgürlük slogan›- ma¤dur ve belirsiz, ama gene de ayd›nl›k ve mutluluk tutkusu içerisinde olan köylü y›¤›nlar›n flu en yayg›n slogan›- bir burjuva slogand›r. Ama biz

Marksistler, proletarya ve köylülük için gerçek özgürlü¤e giden yolun, burjuva özgürlü¤ü ve burjuva ilerlemesinin yolundan baflka bir yol olmad›¤›n› ve olmayaca¤›n› bilmeliyiz. Unutmamal›y›z ki, bugün sosyalizmi yak›nlaflt›rmada, eksiksiz siyasal özgürlükten, demokratik bir cumhuriyetten, proletaryan›n ve köylülü¤ün devrimci demokratik diktatörlü¤ünden baflka bir araç yoktur ve olmaz.” Lenin taraf›ndan Rus devrim prati¤inde formüle edilen bu görüfller Çin Devrimi prati¤inde Mao taraf›ndan daha da gelifltirilecek ve devrimin iki aflamas› aras›ndaki fark flöyle ortaya konacakt›r. Yeni demokratik devrim, Çin’de emperyalistlerin, hainlerin ve gericilerin hâkimiyetini devirmesi fakat kapitalizmin anti-emperyalist ve anti-feodal mücadeleye katk›da bulunabilen hiçbir kesimini yok etmemesi bak›m›ndan sosyalist devrimden farkl›d›r. Bilinir ki, proletarya öncülü¤ündeki yeni demokratik devrim, d›flta ba¤›ms›z ve “tam anlam›yla milli kurtulufla ulaflmak için emperyalizmin y›k›lmas›n›; içte de, flehirlerde komprador s›n›flar›n iktidar ve nüfuzunun yok edilmesini, köylerdeki feodal iliflkilerin ortadan kald›r›lmas›n› sa¤lamak” gibi bir karaktere bürünmek zorundad›r. Yeni demokratik devrim, sosyalizme geçmek için kuvvet toplamak, ona gerekli zemini haz›rlamakt›r. Bu devrim anti-emperyalist, anti-feodal mücadeleye katk›da bulunan, genel olarak kapitalizmin ve özel mülkiyetin kald›r›lmas› de¤il, onun korunmas› gibi bir yolda yol alacakt›r. Bu devrim ulusal bir devrimdir çünkü, emperyalizm ve uflaklar›na karfl› ülkenin ba¤›ms›zl›¤› için savafl›r; demokratiktir çünkü, köylü y›¤›nlar›n› feodal bask› ve sömürüden kurtar›p, toprak sorununu çözmek için savafl›r. Bu devrim proletarya önderli¤indeki genifl emekçi y›¤›nlar›n anti-emperyalist, anti-feodal devrimidir. Yeni demokratik devrimin s›n›fsal önderli¤i eski tip burjuva devrimlerinde oldu¤u gibi, burjuvazinin elinde de¤il, proletaryan›n elindedir. Bu demektir ki, bu devrimde gövdeyi oluflturan köylülü¤ün, omuzlar› üzerinde tafl›d›¤› kafa

84


proletaryan›n kafas›d›r, onun ideolojik, örgütsel önderli¤idir. Yeni demokratik devrim niteli¤i gere¤i bir köylü devrimidir. Demokratik devrimde köylülük konusundaki tutum devrime karfl› tutum sorunudur. Devrimci Marksizm, proletaryan›n kurtar›c› hareketinin teorisidir. Ne var ki, bu hareket bir aya¤› ile köylülü¤e yaslanmadan muzaffer sona ulaflamaz. Lenin, “kapitalist ülke proletaryas› ile kölelefltirilmifl sömürgelerin ezilen y›¤›nlar›n›n devrimci blo¤u olmadan dünya devriminin zaferi olanaks›zd›r” derken, köylü s›n›f›na verdi¤i önemi apaç›k dile getiriyordu. Öte yandan, Rusya’daki devrim için söyledi¤i flu sözler köylü dinami¤ine verdi¤i önemi sergiliyordu: öbür ülkelerde devrim olmad›¤› sürece Rusya’da sosyalist devrimi ancak köylü s›n›f›yla bir anlaflma kurtarabilir. Tarihte k›sa bir gezinti yaparsak görece¤iz ki, köylülü¤ü “atlayan” her devrimci giriflim, baflar›s›zl›k hatt›na mahkum olagelmifltir. 1840-1850’li y›llarda olsun, 1871’de olsun vuku bulan devrimci giriflimler, e¤er baflar›s›zl›kla bulunduklar› yerde çak›l› kalm›fllarsa, baflka fleylerin yan› s›ra, en önemli nedenlerden biri de köylülü¤ün proletaryan›n de¤il, burjuvazinin yan›nda saf tutmas›ndan ötürüdür. Devrimin haz›rlan›fl›nda, devrimde ve sonras›nda köylülü¤ün emekçi kitlesinin kimin yan›nda saf tutaca¤› sorunu devrimin yazg›s› sorunudur. Marksizm’in kurucu ve sürdürücülerinin köylülük konusundaki tutumu yeterince aç›kt›r. Özellikle sömürge ve yar›-sömürgeler göz önüne al›nd›¤›nda flu ilke asla bir kenara b›rak›lamaz: köylülü¤e yaslanmayan bir devrim asla muzaffer sona ulaflamaz. 20. yüzy›l devrim deneyimleri köklü bir biçimde bu ilkenin lehine tan›kl›k yapagelmifltir. Komünist Enternasyonal Program› bu tür devrim eksenine kilitlenmifl ülkeler için devrimin niteli¤i ve perspektiflerine flu aç›kl›¤› getiriyordu: Bu ülkelerde, feodalizme ve kapitalizm öncesi sömürü biçimlerine karfl› mücadele verilmesi, sürekli olarak köylü toprak devriminin gerçeklefltirilmeye çal›fl›lmas› ve yabanc› emperyalizme karfl› ve milli ba¤›ms›zl›k için müca-

dele edilmesi belirleyici bir önem tafl›r. Bu devrimde köylülü¤e özel bir önem verilmesi vazgeçilemez görevdir. Ve bu önem, yeni demokratik devrimin temel bir niteli¤idir. Temel bir niteliktir çünkü, bu devrimde köylülük temel güç olarak devrimin önemli ve vazgeçilemez bir aya¤›d›r. Oysa sosyalist devrimde köylülük temel güç olarak rol almaz; yaln›zca yoksul köylülük proletaryan›n bir müttefiki olarak devrimde yerini al›r. Sosyalist devrimde öncü güç de temel güç de iflçi s›n›f›d›r. Ayr›ca yeni demokratik devrimde ulusal burjuvazi ile olan ittifak özel önemdedir. Zira, ulusal burjuvazi devrimin bir müttefiki ve iç çeliflmenin bafl çeliflme oldu¤u ve s›n›f mücadelesinin esas oldu¤u devrimin demokratik aflamas›nda devrimci birleflik cephenin bir unsuru olarak cephede yer al›r. Sosyalist devrim tam aksine burjuvazinin tüm kesimlerine karfl› tav›r içinde geliflir. Bunun nedeni sömürge ve yar›-sömürge ülkelerdeki devrimle emperyalist bir ülkedeki devrimin farkl› koflul ve ayr› çerçevede gündeme gelmesi ve emperyalist ülkeler devriminde, burjuvazi tümüyle karfl›devrimci olarak devrimin hedefiyken, sömürge ve yar›-sömürgelerdeki burjuvazinin ikiye ayr›lmas›d›r. Emperyalizmin toplumsal dayana¤› olarak komprador burjuvazinin karfl›-devrimci karakterine karfl›n, ulusal nitelikli burjuvazinin sol kanad›n›n devrimci birleflik cephenin bir unsuru olarak devrimci bir rol oynamas›d›r bu tür ülkedeki devrimlerde. Bu tür ülke devrimlerinde düflman› alt etmenin esasl› bir silah› da birleflik cephedir. Yeni demokratik devrim sürecindeki bir ülkede cephenin özel bir önem ve anlam› vard›r. Bu tür ülke devrimlerinde birleflik cephe düflman› alt etmede örgütlenmifl fliddet demek olan devleti ad›m ad›m parçalamada belirleyici bir silah olarak vücut bulur. Bu gerçek her fleyden önce bu tür ülkelerin kendine özgü temel ve vazgeçilemez bir özelli¤idir. Proletaryan›n öncülü¤ünde devrimci s›n›f ve tabakalar›n ortaklafl›rl›¤› eflli¤inde iktisadi, siyasi ve örgütsel piramit üzerinde hayat hakk› bulur cephe. Bu, yeni demokratik devrimin itici güçlerinin ittifak› ile öncünün önderli¤indeki birli¤idir; irade birli¤idir. Ço¤u kesimin anlamad›¤› ve iti-

85

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66 raz etti¤i ayr›m noktas› budur. Bu ayr›m proletaryan›n, d›fl›ndaki s›n›flarla bir irade birli¤inin olamayaca¤› elefltirisidir. Proletaryan›n özellikle milli burjuvaziyle bir tek iradesinin olamayaca¤› tezi, Marksist gerçekleri görmeyen tek irade teriminin soyut, metafizik yorumuna dayand›r›ld›¤› için her türlü temelden yoksundur. Bizler sosyalist devrimle demokratik devrim aras›ndaki tarihsel ve mant›ksal farkl›l›¤›n bilincinde olarak, sosyalizmin sorunlar›nda, ve sosyalizm için savafl›mda bulunmayan irade birli¤inin, demokrasi sorununda, ba¤›ms›zl›k sorununda, toprak sorununda da bulunmad›¤›n› söyleyemeyiz. Bu somut gerçe¤i unutmak demek, demokratik devrimin tüm halk›n devrimi olmas› özelli¤ini unutmak demek olur. Nedir ki, demokrasinin, ba¤›ms›zl›¤›n, toprak sorununun s›n›rlar›n›n ötesinde, proletaryan›n, köylülü¤ün, küçük ve milli burjuvazinin bir tek iradesinden söz edilemez. Oysa sosyalist devrimde bu ö¤elerin demokratik devrimle afl›lmas›ndan ya da burjuva devrimler döneminde afl›lmas›ndan dolay› proletaryan›n bu s›n›flarla ortak iradesinden söz edilemez. Zira sosyalist devrim, tüm burjuvaziye karfl› yönelmifltir, Dolay›s›yla, yaln›zca proletaryan›n iradesidir söz konusu olan; emekçi kesimle ittifakt›r söz konusu olan. Bu tür ülke devrimlerinde yar›-sömürge, yar›-feodal yap›n›n uzun süreli halk savafl› yoluyla de¤ifltirilerek yerine ba¤›ms›z ve demokratik bir devletin geçirilmesi aslolan görevdir.

Sovyetler Birli¤i’nde geriye dönüfl Stalin’in, “Partinin düflmanlar›, her renkten oportünistler, her türlü milliyetçi sapman›n k›flk›rt›c›lar› yenilgiye u¤rat›ld›. Ama onlar›n ideolojilerinin kal›nt›lar›, baz› parti üyelerinin kafalar›nda hala duruyor ve s›k s›k da ortaya ç›k›yorlar. Partiyi kendisini kuflatan insanlardan ayr›, ilgisiz bir fley gibi düflünmemelidir. Parti, bu kendisini kuflatan çevre içinde yaflar ve davran›flta bulunur” tespitiyle Baflkan Mao’nun sosyalizmde burjuvazi partinin bizzat içindedir, baflka yerde aranmamal›d›r, teorik tespiti 1956 y›l›nda Sovyetlerde

geri dönüflte at›lan ilk ad›mla pratik bir olgu haline geldi. 1956 y›l›nda gerçeklefltirilen SBKP 20. Kongresinde yeni burjuvazinin bayra¤› Kruflçev’lerin eliyle yukar›ya kald›r›ld›. Bu kongre Sovyetlerde geriye dönüflün teorik zemininin sosyalizm cilas›yla kapland›¤› bir kongre oldu. Revizyonizmin bir numaral› temsilcisi Kruflçev, ifle ‘kifliye tapma mücadelesiyle’ bafllad›. Bu aç›kça Stalin’e sald›rmakt›. Kruflçev yay›nlad›¤› raporunda Stalin’e akla gelmedik iftiralarda bulundu. Kruflçev, Stalin döneminin Sovyetlerin geliflmesinin önünde engel oldu¤u fleklindeki suçlamas›yla bir sonraki halkaya ulaflmak için bunu çok bilinçli bir tercih olarak kulland›. Kruflçev, Lenin’in ölümünden sonra tüm sorumlulu¤u yüklenmifl olan Stalin’in iç ve d›fl düflmanlara karfl› verilen kararl› mücadeleyi, sosyalist dönüflümdeki büyük baflar›lar›n›, II. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’nda sosyalizmin anavatan›n› savunmada ve faflizme karfl› mücadelesini, Marksizm’i gelifltirme konusundaki katk›lar›n› inkar ederek cepheden Stalin’e sald›rd›. Bu, Stalin flahs›nda Marksizm’e Leninizm’e bir sald›rd›. Kruflçev, SBKB 22. Kongresinde revizyonizmi bir ad›m daha ileri götürerek dünyada ‘köklü de¤iflimlerin’ oldu¤unu ileri sürerek ‘bar›fl içinde geçifl’ tezini devrim yapman›n teorik yol güzergah› olarak sundu ve sosyalizme art›k ‘parlamenter yoldan’da geçilmesinin mümkün oldu¤unu savundu. Kruflçev, Lenin’in savafl ve bar›fl konusundaki tezlerinin geçersiz oldu¤unu aç›k olarak dillendirdi. Ve bu teze uygun olarak da ABD’yi emperyalist bir gücün temsilcisi olarak de¤il, aksine savafl güçlerine karfl› direnen bir güç olarak de¤erlendirdi. Kruflçev, Lenin’in öne sürdü¤ü farkl› toplumsal sistemlere sahip ülkelerin bar›fl içinde bir arada yaflamas› do¤ru ilkesini tarif ederek, bar›fl içinde bir arada yaflamay›, SSCB’nin‚ ‘d›fl politikas›n›n genel çizgisi’ ilan etti. Bu, sosyalist ülkelerin hem kendi aralar›nda karfl›l›kl› yard›m ve iflbirli¤ini, hem de ezilen halklar›n ve uluslar›n devrimci mücadelelerine yard›m etmeyi d›fl politikalar›n›n ge-

86


nel çizgisinden ayr›lmalar› ya da bütün bunlar›n sözde ‘bar›fl içinde bir arada yaflama’ politikas›na tabi k›lmalar› anlam›na geliyordu. Kruflçev, Sovyetler Birli¤i’nde proletarya diktatörlü¤üne gerek kalmad›¤›n› aç›klayarak bunun yerine “tüm halk›n devleti”, “bütün halk›n partisi” teorilerini ileri sürdü. Buna dayanak olarak da Sovyetler Birli¤i’nde antagonist s›n›flar›n halihaz›rda ortadan kald›r›ld›¤›n› ve art›k s›n›f mücadelesinin olmad›¤›n› öne sürdü. Kruflçev, ‘herkesten yetene¤ine göre, herkese eme¤ine göre’ sosyalist ilkesinin yerine “maddi teflvik”i geçirdi. Küçük bir az›nl›k ile iflçilerin, köylülerin ve s›radan ayd›nlar›n geliri aras›ndaki fark› azaltmay›p, bilakis açt›. Yüksek mevkilerdeki yozlaflm›fl unsurlara arka ç›karak, yetkilerini kötüye kullanmakta onlar› daha fütursuzca davranmaya ve Sovyet halk›n›n eme¤inin meyvelerini kendilerine mal etmeye cesaretlendirerek, Sovyet toplumundaki s›n›f ayr›flmas›n› daha da h›zland›rd›. Kruflçev sosyalist planl› ekonomiyi sabote etti ve kapitalist kar ilkesini uygulad› ve kapita-

list serbest rekabeti gelifltirerek tüm halk›n sosyalist mülkiyetini ad›m ad›m kald›rd›. Kruflçev, sosyalist tar›m planlamas›n› “bürokratik” ve “gereksiz” olarak elefltirmekle kalmad›, köylülere büyük Amerikan çiftliklerini örnek göstererek kapitalist iktisat yöntemlerini ö¤renmelerini teflvik ederek sosyalist kolektif ekonominin ortadan kald›r›lmas›n› savundu.

Sonuç Olarak Ekim bugün de zarurettir. ‹nsanl›¤›n ihtiyac› ve istemidir. Bu böyle kavranmal›d›r. Dünya ölçe¤indeki ilk hamlenin göreli yenilgi almas› ve özellikle sosyalizmin anayurdunda Ekim’in içten hançerlenerek kapitalizmin, sosyalizmin bu yüce topra¤›nda yeniden aya¤a do¤rulmas› proletaryan›n büyük tarihsel yürüyüflünde sadece geçici gerilemeler ve yenilgiler olarak ele al›nmal›d›r. Bilinir ki, devrim tek hamleden ibaret de¤ildir; tek çarp›flmadan da. Bir dizi yengi-yenilgi, zikzak, geri dönüfl ve yeniden aya¤a do¤rulufltan sonrad›r ki, ancak baflar›l› devrimin kal›c›l›¤› kökleflerek varlaflabilir. fiunu apaç›k görüyoruz, ki, Ekim pratikleri, üs alanlar› kendi içinden ç›kan yeni burjuvazice içten hançerlendi. Lenin ve Stalin’in ülkesi Kruflçev’le sürgün veren bir süreçle aya¤a do¤rulan modern revizyonizmle karfl›t›na dönüfltü. Bu modern revizyonizm de 1985’te iflbafl›na gelen Gorbaçov’la dolays›zca içte klasik kapitalizmle, d›flta kapitalist-emperyalist dünya pazarlar›yla bütünleflti. Çin, Arnavutluk ve sosyalizmin di¤er üs alanlar› da farkl› tarih ve benzer yöntemlerle ayn› yazg›y› paylaflt›. Böylece Ekim’in ilk hamlesi muzaffer zaferini nihai zaferle köklefltirmeye f›rsat bulamadan geride muazzam bir deney b›rakarak yenilgiye u¤rad›. Ama unutulmas›n ki, bu, Mao’nun çok isabetli sözleriyle tarihin biraz yolunu de¤ifltirmesi ve biraz geriye do¤ru gitme-

87

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 66 sidir. Ekim’in kuramc›s› Lenin y›llar önce flu sözleri bofluna m› söylemiflti dersiniz: “Dünya tarihinin ara s›ra büyük gerilemeler göstermeksizin her zaman ileriye do¤ru ve pürüzsüz olarak ilerledi¤ini düflünmek bilimsel ve diyalektik de¤ildir, teorik bak›mdan yanl›flt›r.” Evet, bu sözlerin üzerinden atlanabilir mi? Elbette ki hay›r. Önemli olan Ekim’le yolun gösterilmifl olmas›d›r. 21. yyda atmosferin alt›nda dayanabilece¤imiz hiçbir sosyalist üssümüz olmasa da, sosyalizmin büyü ve çekicili¤i fevkalade azalm›fl olsa da, ve nihayet kapitalizm yeniden cilalan›p yeni ambalaj›yla yeni dünya düzeni flemsiyesi alt›nda piyasaya çözüm diye sunulsa da Ekim yolu eme¤in kölelefltirilmesine dayal› k›y›c› düzenleri alt etmenin, sömürüsüz ve s›n›fs›z topluma ulaflman›n en soylu, en yüce, en muhteflem yoludur. ‹nsanl›¤› kapitalizmin hunharl›¤›ndan kurtaracak tek çözüm reçetesi Ekim’dir. Sosyalizmin dünya ölçe¤indeki ilk hamlesinin baflar›s›zl›¤› görelidir. E¤er olaylar ve olgulara çok genifl pencereden bakarsak ve fleyleri birkaç de¤il, birkaç on y›ll›k perspektifle ve hayatta bazen birkaç elli y›ll›k ölçütlerle tartarsak, görece¤iz ki, tarih bizi hakl› ç›karmakta gecikmeyecektir. Burjuva devrimler tarihine bak›n. 1649 ‹ngiltere devriminden bu yana 400 y›la yak›n bir tarihi var burjuva devrimlerinin. Ve tarih tan›tlam›flt›r ki burjuva devrimleri sonucu kurulan burjuva iktidarlar birkaç el de¤ifltirdikten sonra ancak baflar›l› sona ulaflabilmifllerdir. ‹ktidar, burjuvazi ile feodal güçler aras›nda birkaç met-cezirden sonra ancak burjuvazinin eline tamam›yla geçebilmifltir. Sömürücü bir az›nl›¤›n yerine bir baflka sömürücü az›nl›¤›n geçmesi nas›l upuzun y›llar›, yengi ve yenilgileri ve ›srarla yinelenen çarp›flmalar› öngörmüflse, bu devrimlerden çok farkl› olarak sömürücü az›nl›¤›n yerine sömürülen ço¤unlu¤un geçmesiyle yaflam bulan ve yüzy›llar›n özel mülkiyetine dayal› düzenlerine müthifl bir baflkald›r› olan proletarya diktatörlü¤ü ve onun çeflitlemeleri olan demokratik halk diktatörlü¤ü iktidarlar›n›n çok daha zorlu, karmafl›k mücadeleleri, geçici yenilgileri bir ya da birkaç baflar›s›zl›¤› ve bir dizi hamleyi tadarak ancak baflar›l› bir sona varaca¤› devrimler tarihinin abc’sidir.

‹lk hamlesi, kendi içinden sürgün veren kapitalist yolun yolcular›nca, bu yeni burjuva unsurlarca baflar›s›zl›¤a u¤rat›lan Ekim yolu aciliyettir. Bir kutupta toplumsal ürünün kapitalistler taraf›ndan gasp edilmesi sonucu yarat›lan sermaye birikimi, öteki kutupta buna tekabül eden karfl›t yön, yani sefalet birikimi bu toplumun birbirine eyerlenmifl karfl›tl›klar› olarak, birbirinin varolufl koflullar› olarak orta yerde durdu¤u sürece sefalet birikimi öteki kutupta kendi karfl›t›n›, kendi eme¤inin ürününü sermaye olarak üreten s›n›f kutbunda bu karfl›tl›klar› varlaflt›rd›¤› sürece, gökkubbenin alt›nda toplumu ikiye bölen bu antagonizmaya kim s›rt›n› dönebilir ki! Bu antagonizman›n ba¤r›nda f›flk›ran burjuvazi-proletarya s›n›fsal çeliflkisi hala tüm dinamizmini korumuyor mu dersiniz? Toplumsal üretimle kapitalist mülkiyet aras›ndaki çeliflkiyi yads›yabilir miyiz? Bilinir ki, bu çeliflkiyi modern proletaryadan baflkas› çözemez. ‹nsanl›¤› nihai kurtulufla götüren tek motor güç proletaryadan baflkas› olamaz. Büyük tarihsel yürüyüflteki geçici gerilemeler, al›nan yenilgilere karfl›n, Ekim bu iflin üstesinden gelme iflini pratikte onlarca örnekle göstermifltir. Aslolan, yaflam laboratuar›nda s›nanan bu yolda ›srar, inanç ve özveriyle direnmektir. Ekim’le bafllayan 20. yüzy›l›n sosyalizm deneylerinden, örsle çekiç aras›nda dövülerek s›nanan, on milyonlar›n heybetli devrimci prati¤inden dam›t›larak oluflan muazzam bir teori geride kald›. 21. yüzy›la uzanan köprü ancak 20. yüzy›l devrim ve sosyalizm pratiklerinin b›rakt›¤› miras üzerinde olas›d›r. Bu mirasa s›rt›n› dönen hiçbir giriflimin baflar› flans› yoktur; olsa bile bu yaln›zca göreli bir konak olabilir. Yaran›lan kaynaklar Bolflevik Parti Tarihi Lenin, Nisan Tezleri Lenin, Cilt 8, 9 Lenin, Devlet ve Devrim Stalin, Leninizm’in ‹lkeleri Stalin, Cilt 1, 2, 3, 4, 5, 6 Polemikler Bitti

88


“Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler”

“Ortaça¤; felsefe, politika, hukuk gibi ideolojinin tüm biçimlerini teolojiye ba¤l›yor ve bu bilimleri teolojinin alt dallar› olarak görüyordu… Y›¤›nlar›n duygu dünyalar› yaln›zca dinsel g›dalarla besleniyordu; bu bak›mdan da y›¤›nlara kendi ç›karlar› ancak dinsel k›l›k alt›nda gösterilebilirdi.” (F.Engels aktaran R. Fifl, Bende Halimce Bedreddinem sf. 7, Yön yay›nlar›)

89


Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66 Dini reddetmek, görmezden gelmek de¤ildir! Din eksenli inanç sistemine karfl› tutarl›, Marksist bir bak›fl aç›s› üzerinden politik olarak do¤ru bir üretimde, müdahale içinde bulunmak ve güncele yan›t olmak halen bir sorun olarak karfl›m›za ç›kabilmektedir. Meselenin tek boyutu din eksenli inanç sistemlerinin idealist felsefenin bir varyant› olarak ilan edilmesi de¤ildir. Bu genelleyici yaklafl›m felsefi/ideolojik aç›dan temelde reddedilen bir inanç sistemi olmas› nedeniyle, bu etkin bir halk gerçekli¤i olan olguya karfl› da toptan reddedici ve mesafeli bir durufl gerekiyormufl gibi yan›lsamal› bir alg› yaratmaktad›r. Dolay›s›yla devrimci ve komünistlerin, dinin bu siyasal niteli¤ine karfl› da salt “din halk›n afyonudur” temel argüman›yla yaklafl›m› yetersiz ve s›¤ kalacakt›r, kalmaktad›r da. Nitekim Karl Marks bu sözün öncesini de, sonras›n› da koyarak dinin göksel ve yersel anlam›n› a盤a ç›karmaya çal›flm›flt›r: “Dinsel ac› çekme, ayn› zamanda, hem gerçek ac› çekmenin bir anlat›m›, hem de gerçek ac› çekmeye karfl› bir baflkald›r›d›r. Din bask› alt›ndaki yarat›¤›n iç geçirmesi, tafl yürekli bir dünyan›n duygusu ve ruhsuz koflullar›n ruhudur” da der. Yani temelde do¤ru bir ideolojik cephede yer almakla yetinilmemesi gerekmektedir. “Ruhsuz dünyan›n ruhu” olan, insanlar›n -ve de s›n›flar›n- yaflam gerçekli¤iyle iliflkilenme biçimi üzerinde etkin olan bu toplumsal gerçekli¤e müdahalede politik zenginli¤i yaratacak ilgiyi/alg›y› da edinmek zorunludur. Bunun aksi bak›fl aç›fl›n›n ister istemez götürece¤i yer, dinin hakim s›n›flar› ile buna inand›r›lm›fl halk kitleleri aras›nda geçerli olan özel bir iliflki olarak kabullenme e¤ilimidir. Oysa din insanlar›n “öbür dünya” ile kurdu¤undan çok bu dünyada s›n›flar aras›nda kurulmufl bir iliflki biçimidir. Manevi duygular al›fl-veriflinin toplumsal bir karfl›l›¤› vard›r. Esas olarak uhrevi de¤il dünyevidir. Bu gerçekli¤i tersinden okuman›n son örne¤ini AKP’nin türban› üniversitelerde serbest b›rakma giriflimi karfl›s›nda yaflanan olaylarda da görmek mümkündür. Laikçi faflist Kemalistlerle ayn› makamdan “fleriat geliyor” korosuna tereddütsüzce kat›lan ve “sol” ad›na, “demokrasi ve emek cephesi”

ad›na yola ç›kan bilumum reformistleri bir kenara b›rak›rsak, devrimci ve komünist güçlerin güncel/politik tav›r al›fllar›ndaki yetersizlik ve netameli durufl biraz da bu tafl›nan darl›ktan beslenmektedir. Egemen s›n›flar›n kendi klik çat›flmalar›n› yine halk›n bir inanç simgesi üzerinden yürütmesine, çat›flma alan›na yine halk› sürmeye gayret etmesine karfl› devrimci, demokratik cephede yaflanan edilgenlikte, cesur politik bir çizginin yarat›lamamas›nda bu netameli duruflun da pay› oldu¤u görülmelidir. Yine, ABD emperyalizminin Afganistan ve Irak iflgallerinin ard›ndan iflgale karfl› geliflen direnifl hareketlerinin yer yer din bayra¤› alt›nda, etkisinde gerçekleflmesi, bu hareketlerin kozmopolitik yap›lar› düflünüldü¤ünde TC devletinin Ortado¤u ülkelerine “modern din kimli¤i” ile model olarak sunulmaya çal›fl›lmas› göz önüne al›nd›¤›nda, dinin politik arenada gördü¤ü ifllev, tafl›d›¤› önem üzerine daha yak›ndan bakma gereklili¤i daha aç›k görülecektir. Emperyalizmin etnik ve dini referanslar› güçlendirmeye çal›flmas› ve bu hareketlerden kimilerinin emperyalizm ve di¤er egemen s›n›flarla varsay›lan ba¤lar›n›n olmas› bu gereklili¤i ortadan kald›rm›yor. Meselenin di¤er ucunda yer alan ve yaz›m›z› as›l ilgilendiren boyutuyla; “inançlara hoflgörü”, “halk›n de¤erlerine sayg› gösterme/sahiplenme” ve “halktan kopmama” ad›na halk›n kimi metafizik inan›fllar›na ve dini referanslar›na karfl› al›nmas› gereken -cephe de¤il- Marksist tutumun al›namay›fl› da baflka bir sorundur. Devrimciler aç›s›ndan bunun en tipik örne¤i olarak, Alevi topluluklar›n iktidar sahipleriyle bin y›llard›r yaflad›¤› çat›flma ve ezilmiflli¤inin getirdi¤i ileri duruflu Alevilik inanc›n›n do¤al özelli¤i olarak kavramay› ve Aleviler içindeki s›n›fsallaflmay› yeterince dikkate almayan yaklafl›mlar› göstermek mümkün. Yani Alevileri tarihsel bir birikim olarak tafl›d›¤› kültürel, sosyal, s›n›fsal konumdan kaynakl› ilerici özellikler bar›nd›rd›¤›n› görmek yerine, bunun, Alevili¤in inanç biçiminde arama e¤ilimleri söz konusu olmaktad›r. Böyle oldu¤u zaman, Alevili¤e toptan ilerici misyonlar biçmek, hatta zaman zaman Alevili¤i di¤er inançlar›n, mezheplerin karfl›s›na koyarak tart›flmak, taraf olmak

90


“Hz. Ali adaletinden”, “devrimcili¤inden” dem vurmak kaç›n›lmaz olmaktad›r. Oysa olmas› gereken, dini referans›, s›n›f arenas›na tafl›mak de¤il, s›n›fsal bak›fl aç›s›n› ve çözümleyicili¤ini inanç sistemleri üzerinde gezdirmek ve bu ›fl›k alt›nda irdelemek olmal›yd›. Dinin, özelimizde ise Alevili¤in s›n›fsal/siyasal özünün böylesine yetersiz, yanl›fl bir kavray›flla ele al›nmas› daha önceden de¤indi¤imiz ayn› nedenden; bu alana iliflkin konulan mesafeden beslenmektedir. Devrimci ve komünistler aç›s›ndan as›l önemli olan meselelerin politik özünün kavranmas›d›r. Bu özün kavranmas› için de do¤ru bir bilgilenme süreciyle genellemelerin, dogmatik yaklafl›mlar›n afl›lmas›, bu alana iliflkin mesafenin kapat›lmas› gerekmektedir.

Din politiktir… ‹nsanl›k tarihi özünde s›n›f savafl›mlar› tarihidir. “Dire¤ine çekilen bayra¤›n ne oldu¤u” de¤ildir tarih gemisine yol ald›ran fley; “geminin kendisidir”. Bu geminin motor gücünü ise s›n›f çeliflkileri oluflturmaktad›r. Tarihe hangi ad ve görüngülerle girmifl olursa olsun s›n›f ç›karlar›n› temsil eden s›n›f siyasetlerinin çarp›flmas› ve uzlaflmas›d›r tarih fleridini oluflturan. Buna “Din Savafllar›” diye bilinenler de dahildir. Dolay›s›yla, din bayraklar› alt›nda güdülen de her zaman s›n›f siyasetleri olmufltur. Baflka bir deyimle; din siyasetin bir biçimi haline gelmifl, özellikle köleci ve feodal toplumlar›n siyaset arenas›ndaki ana dilini, biçimini oluflturmufltur. “…‹nsan› din yaratmaz, insan dini yarat›r. Gerçekten din henüz kendisini bulamam›fl ya da kendini yeniden yitirmifl insan›n benlik bilinci, kendi kendinin ay›rd›na varmas›d›r… Bu devlet, bu toplum dinin dünyaya bak›fl›n› üretir, çünkü bunlar›n kendileri tepe taklak bir dünyad›r. Din bu dünyan›n genel kuram›, genifl kapsaml› özeti, yayg›n mant›¤›, manevi point de’honneur’u (yüceli¤i), coflkusu, ahlakça onaylanmas›, görkemli bütünlü¤ü, avuntu sa¤lamaya ve hakl› k›lmaya yarayan evrensel temelidir…”1 (Karl Marks) Dinin kendisinin, idealist felsefenin bir varyant› olarak belirli bir tarihsel dönemde, belirli bir toplulu¤un oluflmas›nda, toplum/topluluk bi-

lincinin kurulmas›nda, “dirlik ve düzenin” sa¤lanmas›nda, “dünyaya bak›fl›n üretilmesinde” ifllevsellik kazanmaya bafllad›¤› anda siyasal bir olgu haline geldi¤i de kabul edilmelidir. Dahas› her din kendini yaratan toplumu s›n›fsal gerçekli¤ini ba¤r›nda tafl›yarak biçimlendi¤i için daha bafltan siyaset için var olmufltur/üretilmifltir. Dini s›n›flar üstü görmek salt manevi dünyan›n manifestosu olarak kavramak bu ifllevselli¤i yok saymay› gerektirir, oysa “tanr›”y› do¤uran, güç haline getiren ve günümüze kadar kal›c› olmas›n› sa¤layan fley bu ifllevsel, siyasal özelli¤i olmufltur. Bütün semavi din peygamberlerinin (Musa, ‹sa, Muhammet) ezilen y›¤›nlara temel vaatlerinin “‹brahim düzenini” geri getirmek olmas› bofluna de¤ildir. Ve peygamberler hep “beklendikleri” zaman ç›kagelmifllerdir… Peki peygamberlerin “stoku” tükendi¤inde neler olmufltur? ‹flte daha sonra Amerikan emperyalizmine yol alacak versiyonu: “Amerikan k›tas›na ilk yerleflen Ba¤naz H›ristiyanlar (püritenler) ‘yeni ‹srail’i’ kurduklar›n› ilan ediyorlard› trans haliyle. Onlara göre, ‹srailo¤ullar›, kendilerine Allah›n ilk elçisi (Musa)’n›n ve ilk Kitab-› Mukaddes (Tevrat)’›n gönderildi¤i ‘seçilmifl halk’ idi. Ne var ki, onlar günah ifllemifl, Mesih ‹sa’ya itaat etmemifllerdi... “Bunun do¤al uzant›s› belliydi. Koskoca bereketli Amerika k›tas› da tanr›n›n yeni seçilmifllerine O’nun taraf›ndan ihsan edilmifl topraklard›. Gerçi buras›, iddia ettikleri gibi, “bofl” de¤ildi ama ‘yerliler’ sadece uygarlaflt›r›lmak, yani H›ristiyanlaflt›r›lmak üzere orada bulunan yar› vahfli günahkarlard›.. Orada ‘ayak alt›nda’ dolaflan ve tanr›n›n seçilmifllerini ayak ba¤› olanlar›n telef edilmesi yine tanr›n›n buyru¤u kabul edilmeliydi. Sonuç biliniyor… Amerikan devletinin, bürokratlar›n›n, siyaset ve devlet adamlar›n›n, seçkinlerinin, giderek s›radan insanlar›n davran›fllar›na yön veren bu arada sermayenin ve devletin ç›karlar›yla ihtiyaçlar›na yan›t veren, politikalar›na meflruiyet kayna¤› olan ideolojik k›l›f ifllevini yerine getiren düflünsel araç, ruhi flekillenme, toplumsal psikoloji olufltu…”2 T›pk› di¤er semavi din örneklerinde oldu¤u gibi… Anlafl›laca¤› üzere, peygamberler parmaklar›yla “gökyüzündeki dünyay›” iflaret ederken,

91

Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66


Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66 onun s›n›fsal varisleri afla¤›da kendi cennetlerini yaratmaya giriflmifllerdir. Ve gerçek k›yamette yerdeki bu cennetin efendileriyle ezilen, sömürülen, d›fllanan y›¤›nlar aras›nda kopmufltur. ‹ran fiii otoritesi bafllar›ndan AL‹ fiER‹AT‹ meseleyi baflka biçimde özetliyor. “‹mam gökte istedi¤i yere yükselir! Sorun de¤il, gökte istedi¤i yerde bulunabilir. Ama yer meseledir…” Durum böyle oldu¤undan, tarihe “din savafllar›” ya da “dinler aras› savafl” diye geçen çat›flmalar da din içindeki ayr›flma, mezhepleflme ve farkl›laflmalar da bu çeliflki üzerinden hayat bulmufltur. Çeliflmenin odak noktas›n›, toplumsal üretim ve fetihler yoluyla elde edilmifl zenginliklerin dinin ön gördü¤ü paylafl›m biçimi oluflturmufltur. Bu ise, s›n›f çeliflkilerinin tarihin motor gücü olarak kendini yeniden hissettirmesinden baflka anlama gelmemektedir. Bunun en zengin ve kar›fl›k örneklerini veren

‹slamiyet dini için bu durum fazlas›yla geçerlidir: “Genelde Sünni veya fiii ‹slamc› çevreler ile özelde Sünni kesimler, Asr-› Saadet ad› verilen ilk ‹slam devrine (622-661) pek toz kondurmazlar. O zamanki geliflme ve çat›flmalar› ‘fitne, ridde, Raf›zi, Haflimi-Emevi kavgas›, Ali-Muaviye çat›flmas›, Ehl-i Sünnet, Ehl-i fiia’ olarak adland›r›rlar. Ne hikmetse ço¤u bu adland›rmalar›n alt›nda bile bir s›n›f siyaseti, genel anlamda bir politika yatt›¤›n› kabul etmez. ‹ktidar için mücadelenin etkenlerini aç›klamaz. ‘‹slam siyasettir, siyasette ‹slamiyet’tir’ diyebilen Humeyni gibilerini bir kenara b›rak›rsak ço¤u ‹slam tarihçisi olaylara ‘‹slamiyet, siyasetler üstü ebedi ve ezeli bir dindir’ tezinden hareketle, olaylara din ve mezhep çat›flmalar›; kafir-Müslüman, z›nd›kmümin vs. aç›s›ndan bakarlar.” 3 Dini ana biçiminden ayr›flma/farkl›laflman›n salt yorumuna dayal› teorik esaslar üzerinden bafllamad›¤› ortadad›r. Bu sadece bir sonuçtur. Her siyasal farkl›laflma uygun bir biçimi yaratmak zorundayd› ve yaratt› da. Kald› ki salt yorumsal bir farkl›laflma, kiflisel/grupsal çekiflme oldu¤u zamanlarda bile siyasal ç›karlar devreye girmifl, bu yoruma “müdahale” etmifltir. Örne¤in bugün bile çokça bile dillendirilen; “‹slamiyetin eflitlikçi, s›n›flar üstü ve mülkiyetçilikten uzak oldu¤u” fikrini elinde Kuran ayetleriyle savunmufl, bunun mücadelesini vermifl ilk “ütopik” ‹slamc› Ebuzer G›fari’nin, “Hz. Osman” taraf›ndan dayaktan geçirilmesi, sahipsizce ölece¤i çöle sürgün edilirken de kendisini bizzat “Hz. Ali”nin “u¤urlan›fl” olmas› oldukça anlaml›d›r. Kiflilik, erdem ve simgesel özellikleriyle yan yana konulamayan Osman ve Ali’yi birlefltiren fley s›n›fsal ortakl›ktan baflka bir zemin de¤ildir.

Dinin kutsal çarda¤› En yüzeysel haliyle bak›ld›¤›nda bile, peygamberlerin/ imamlar›n/ mehdilerin soyca ç›kt›¤› kavim/afli-

92


ret/milletin kendisini “seçilmifl”, “kutsal” ilan ederek verimli tarlalar›n, “vaat edilmifl topraklar›n” ve toplumsal art›k ürünlerin en büyük ve do¤al pay sahibi oldu¤unu varsayarak bunlar› “kutsal metinlere” geçirmek suretiyle (örne¤in Kuran’›n kimi ayet ve sureleri s›rf Muhammet ve yak›nlar›n›n savafl ganimetlerinin 1/5’ini ve savafl›lmadan kazan›lan ganimetlerin tamam›n› alaca¤›n› belirtmek için “indirilmifltir” 4) kendi hukukunu yaratmas›n›, dinin ilk s›n›fsal yar›lmas› oldu¤unu görebilmek zor de¤ildir. ‹flte sonradan içinde Alevilik inanc›n› öncelerinin de yer alaca¤› kopuflmalar›n temellerini kavrayabilmek için “‹slam toplumu” içindeki bu s›n›fsallaflma gere¤ini pusula yapmak zorundad›r. Alevili¤in inançsal biçimlemesi, ‹slamiyet’le iliflkilenmesi, Alevilerin tarihsel çizgilerinin belirginleflmesinde, yaflanan savafl ve k›y›mlar›n kökeninde yatan gerçeklik budur. Özellikle dinin, siyasetin tekil biçimi oldu¤u dönemlerde y›¤›nlar›n ç›kar ve taleplerinin farkl›laflmas›na paralel, dinin de biçimsel farkl›laflmas› kaç›n›lmaz olmufltur. Egemen s›n›f zümreleri de ezilen y›¤›nlar da yine kendi s›n›fsal özünü/ç›kar›n› nakletme ve dini bu haliyle yorumlay›p ritüellefltirme savafl› vermifltir. “… ‹slam; dört halife devrindeki devletleflme sürecinde s›n›fsal ayr›m› resmileflince art›k o eski ‘sade, basit ve asude’ hayat tarz›ndan vazgeçti. Devlet olman›n kaç›n›lmaz sonucunda bask›c› bir nitelik kazand›; sömürü daha a¤›rlaflt›. Fakir ve zengin ayr›m› gözle görülür bir hal ald›. Üstelik Kuran ayetlerine ve peygamber hadislerine dayanan ‘dereceli insanlar kademeli insanlar’ ortaya ç›kt›… “Halife Ömer, ganimetlerle baz› gelirlerin paylafl›lmas›na teserli anlam›na gelen Divan Teflkilat›’n› kurarken s›n›fsal ayr›m› resmen kayda geçiren ilk ‹slam önderidir. Divan Teflkilat›’na kay›t olay›nda; ‘insanlar› derecelerine göre yaz›n›z; …yolunda emir (peygamber emrini -yn) vermesi bunu gösterir. Burada peygamber kabilesi Haflimo¤ullar› (Ali ve tüm sülalesinin dahil oldu¤u kabile –yn) ile Medineli Ensar’dan Evso¤ullar›n› ilk s›raya koymufltur. Ard›ndan Ebu Bekir’in ba¤l› oldu¤u kabile yaz›lm›fl nihayet kendisini mensup oldu¤u Adiyyo¤ullar›’n› kaydettirmifltir…” 5

“‹slam”›n ezilenleri de tepkilerini, hoflnutsuzluklar›n› yine ayn› yöntemlere sar›larak dile getirmeye bafllad›lar. “Mademki ‘mülk Allah’›nd›r’ deniliyor öyleyse siz ‹slami ileri gelenlerinin bunca alt›n ve gümüflü biriktirmeniz, servete dönüfltürmeniz Kur’an’a da, ‹slam’a da ayk›r›d›r. Bunlar› yoksullara da¤›tman›z farzd›r” diyerek baflka bir gerçe¤in alt›n› çiziyorlard›. Sonuçta bu s›n›fsallaflma, temelinde iki kamplaflmay› do¤urmufltur; ‹slam’›n hâkim/Ortodoks hali egemenlerin elindeki, bu biçimden ayr›lan/ayr›lmak zorunda kalan farkl› yorumlanan, muhalif olunan Heterodoks biçimleri ezilen y›¤›nlar›n elindeki biçime dönüflmüfltür. Daha do¤ru bir ifadeyle; hakim s›n›flar›n ekonomik, siyasal ç›karlar› bask›n olan din biçimi olarak resmiyet kazan›rken, ezilen s›n›flar bu hakim biçimi bozarak, revize ederek, yer yer hakim biçimleri bofla ç›kararak ama esasta bu hakim biçimle savaflarak kendi ç›karlar›na yer açmaya çal›flm›fllard›r. Zamanla bu heterodoks biçimlerden baz›lar› resmi ‹slam’a içerik ve s›n›fsal aç›dan yak›nlaflm›flt›r. Baflka bir deyimle; bu biçim baflka bir s›n›fsallaflmay› kendi içinde yarat›p, kendi gücüyle bu resmiyet içinde “kabul” görmüfl, ana mezheplerden say›lm›flt›r. Yeni bir tür “egemenler aras› uzlafl›” yaflanm›flt›r. En yoksul, en ezilen kesimler, içerik olarak bu resmi halden iyice uzaklaflarak çok daha özgün biçimler yaratm›flt›r. ‹flte, ‹slamiyet’in kutsal flehirleri/merkezleri olan Mekke ve Medine’den iz sürerek Mezopotamya’n›n genifl co¤rafyas›na yay›lacak, oradan Anadolu içlerine de uzanacak olan, her bir co¤rafi durakta temas kurdu¤u toplulu¤u etkileyerek günümüz Alevilik biçimini alacak olan dinsel/felsefi farkl›laflmas›n›n da ilk kopuflma noktas› bu siyasal dinamik üzerinde gerçekleflecektir. Arap-‹slam aristokrasisinin Ortodoks ‹slami çizgisine karfl› bu çizginin Emeviler ve Abbasiler elinde devletleflmesine karfl› köleden hiçbir fark› olmayan “mevali” halk›n (Arap olmayan düflük vas›fl› halk, köle halk›n) bir türlü, dindirilemeyen öfke ve isyanlar› Rafizi, Harici, Sebei vb. birbirini etkileyen, iç içe olan ve birbirinin paralelinde halk hareketlerini do¤urmufltur. Bu ana ak›mlar da on y›llar boyunca u¤rak yeri olan her halk kitlesinin eski/köklü inançlar›y-

93

Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66


Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66 levilik için öne ç›kart›lan, yüceltilen her de¤er (“Hz. Ali”, “Ehl-i Beyt” vb. gibi) ‹slami as›llar›yla de¤il, sonradan yüklenilmifl de¤erleriyle anlam bulmufltur.

A

la (Zerdüfltlük, Manicilik, Budistlik, fiamanl›k, Mecusilik vb. gibi) kaynaflarak yeni sentezler oluflturmufltur; Karmadilik, Ebu Müslimilik, Babailik, Hürremilik, ‹smaililik gibi… (fiu anki Alevi ö¤retileri ve ritüellerinde bunlar›n köklerini pekâlâ görmek mümkündür.) Adeta her co¤rafya kendi etnitisesi/kabile yap›s›na paralel tafl›d›¤› öz dinini, gelene¤ini k›l›ç zoruyla dayat›lan Ortodoks ‹slam egemenli¤i alt›nda yaflatman›n, koruman›n ve yeniden örgütlemenin bir yolunu yaratm›flt›r. Analojik bir ba¤lamda aç›klarsak; 1917 Ekim Devrimi sonras› her ülkenin kendi özgünlüklerinden kaynakl› –hatta her ülkede yer alan halk›n farkl› s›n›flar› kaynakl›- birbirinden farkl› devrim mücadelesi örgütlemesini, daha farkl› Marksizm-Leninizm kavray›fl› gelifltirerek onlarca farkl› fraksiyonlar›n ortaya ç›kmas›n› and›r›rcas›na, bin bir kültürün, kavmin yan yana yaflad›¤› topluluklar ‹slam tahakkümüne karfl› kendi bilincini yans›tacak bir dinsel kimlik yaratmas›n› bilmifltir. Çünkü resmi Arap-‹slam dini, onlar› kölelefltiren, a¤›r vergilere ba¤layan, asimile eden bir yönetimi, bir f›kh› (din hukukunu) ve ibadeti yani toplumda bir siyaseti dayat›yordu. Kendisini aç›ktan ‹slam karfl›t›/muhalifi gösteremeyen güçsüz topluluklar yine ‹slami görüngülerde farkl› ekoller yaratarak ‹slam’›n kutsal çarda¤›n›n alt›na girerek örgütlenebiliyor, kendi devamlar›n› sa¤layabiliyordu. ‹flte, hiç istemedikleri ve ç›karlar›na, kimliklerine ayk›r› oldu¤u halde “mevali” halk› ‹slami referanslara, ritüellere tutunmaya zorlayan neden budur. Yoksa, kendisi de, ezilen, yoksul halk kitleleri karfl›s›nda Arap-‹slam egemenlerinden olan Ali’nin, y›llar önceki halifelik sorununu, Horasan’›n dip köflesine at›lm›fl bir yoksul “mevali” için yaflamsal de¤eri yoktur. Ama o an kendisinin bafl›nda k›l›ç salland›ran ‹slam egemeni Muaviye zulmüne karfl› isyan edebilmek için,

bayraklaflt›rmak için bulunmaz bir referans de¤eri vard›r. Günümüz Alevilik inanc›n›, felsefesini ve bunun ‹slamiyet ile iliflkisini/etkileflimini bu tarihsel, sosyal arka plan› hesaba katarak anlamland›rmak mümkün olacakt›r. Alevilik için öne ç›kart›lan, yüceltilen her de¤er (“Hz. Ali”, “Ehl-i Beyt” vb. gibi) ‹slami as›llar›yla de¤il, sonradan yüklenilmifl de¤erleriyle anlam bulmufltur. “Ali” demek iktidar s›n›flar›na karfl› savafl, özgürlük ve adalet tutkusu; “Ehl-i Beyt” demek eflitlikçi bir toplum özlemidir. Ve her zalim, her derebeyi, her diktatör bir Muaviye, bir Yezit’tir. Burada aslolan kifliler de¤il, onlara atfedilen kifliliklerdir. E¤er tersi olsayd› yani bu simgelere ‹slami de¤erleriyle ba¤l› olunsayd›; zaman›nda -ve flimdilerde bile- en “Hz. Ali aflk›yla” yanan, “Ehl-i Beyt” yandafll›¤›yla bilinen ve “Hz. Hüseyin’i” halife olmaya zorlayarak isyan etmeye haz›rlanan Küfe halk›n›n son anda bundan vazgeçerek Ümeyo¤ullar›ndan Yezit’in saflar›nda Kerbela harekât›na kat›lm›fl olmalar› nas›l anlam kazanacakt›? Ezilen halk›n andaki s›n›f ç›karlar›d›r ki, son anda Emevilerle (Ümeyo¤ullar›yla) siyasal uzlaflmay› sa¤lam›fl, flair Ferezdek’in sözleriyle: “Küfe halk›n›n gönlünü Hüseyin için, k›l›çlar›n› Ümeyo¤ullar› için çal›flt›rm›flt›r.” Bu noktada gerek Alevili¤in, gerekse de Alevili¤in önceli olan farkl›laflmalar›n Ortodoks ‹slam’la, ‹slami sembollerle -“Hz. Ali” vb.- böylesine yan›lsamal› bir iliflki kurmufl olmas›na anlam veremeyenler ç›kabilmektedir. Alevili¤in bu sembolleri ‹slami de¤erleriyle, orijinal haliyle ba¤l› oldu¤unu, Alevili¤in esastan ve ilkin siyasal de¤il teorik/felsefi bir kopuflma oldu¤unu, hatta “gerçek” ‹slam’›n Alevilik oldu¤unu savunanlar vard›r. Bunu savunanlar›n, durup dururken bu teorik, felsefi kopuflmaya neden ihtiyaç duyuldu¤unu, basit bir hilafet kavgas›n›n bu kopuflmayla anlaml› iliflkisini nas›l kurduklar›n›n yan›t›n› bulamamalar› gayet normaldir. Tarihe bir bütün bak›ld›¤›nda yan›lsamalar›n kimi zaman kaç›n›lmaz oldu¤u görülecektir oysa. Yak›n tarihimizle kuraca¤›m›z baflka bir analoji durumu anlamaya yeterlidir. ‹brahim Kaypakkaya’ya kadar –hatta son-

94


ras›nda bile- Türkiye devrimcilerinin Kemalist rejime karfl› bizzat M. Kemal’i bayraklaflt›rarak mevzilendiklerini, savaflt›klar›n› unutmamal›y›z… Az çok s›n›f bilincini kazanm›fl, devrim önderli¤ine soyunmufl devrimcilerin, böylesi bir yan›lsama hakk›n› ortaça¤ ve günümüz halk›ndan esirgemeye ne hakk›m›z olabilir? Üstelik devrimcilerin kendi teorik, siyasal kulvarlar›n› yaratacak araç ve birikimleri de vard›. Peki dinden baflka siyaset olana¤›na sahip olamam›fl kitleler neden yan›lsamas›n?

Ortodoks ‹slam’a davet, rejime davettir… Alevili¤in ‹slam dininin ana ak›mlar›ndan kopmufl, mezhepleflmifl –ve tabi bu arada özgünlükler yaratm›fl- ama ‹slami de¤erlere içten ba¤l› bir inanç/felsefe sistemi olarak görülmesi bu ayr›flmadaki gerçekli¤i göremeyen kör ideologlar›n ifli de¤ildir. O egemen s›n›f ideologlar›d›r ki, bu gerçe¤i herkesten çok daha iyi görebildikleri için, Alevilerin resmi inanç sistemine eklemlenerek rejimle olan siyasal, ideolojik zincirlerini güçlendirmek için ellerinden geleni yapmaktad›rlar. ‹lk Kureyflli ‹slam aristokratlar› s›n›f›ndan bafllayarak Emevilere-Abbasilere; Karahanl›lar, Gaznelilerden, Selçuklu Devletine Osmanl›’dan TC egemen s›n›flar›na kadar “sapk›nl›k”, “kafirlik”, “z›nd›kl›k” görülen di¤er heteredoks biçimlerden siyasal temelde özgünleflerek günümüze ulaflan Alevili¤in asimilasyonu için eritilece¤i pota her daim resmi ‹slam biçimi olmufltur. “Kutsal Ali” kiflili¤i “Ehl-i Beyt” yandafll›¤› fiiilik, Kerbela olay› gibi ‹slami ö¤eler üzerinden Ortodoks biçimlere kurulan köprülerle “gerçek imana” davet edilen Aleviler de önünde bir ad›m secdeye gelecekleri fleyin “Ortak Tanr›” de¤il, onun yeryüzü varisleri olan halifeler, beyler ve padiflahlar olaca¤›n›n fark›ndad›rlar. Bu yan›yla Alevilerin kendi özgün inanç biçim ve tutkunluklar› teorik bir saplant› de¤il, siyasal bir karfl› koyufltur esasta; s›n›fsal bir tutumdur. Zaten gerçekte teorik yan Alevilerin gerçek ‹slam karfl›s›nda zay›f olduklar› yand›r; kendi yandafllar›n› k›l›çtan geçirmifl, atefl kuyular›na atmaktan çekinmemifl, siyasi tutumuyla tart›flmas›z bir Arap-‹slam aristokrat› k›l›c›yla hâkim s›n›f ordusu, komu-

tan›, inanç ve ibadetiyle kat›ks›z Sünni bir imam olan “Hz. Ali”nin Alevi inanc› k›staslar›yla tarihsel bir karfl›l›¤› yoktur. Gerçek Ali’de, Alevilerce kutsanan Ali kiflili¤inin karfl›l›¤› yoktur, aç›kt›r ki, bunun siyaseten bir de¤eri de yoktur. Çünkü; “Hz. Ali’nin yoksuldan, ezilenden yana oldu¤unu sananlar, gerçekte yoksullar›n, ezilenlerin Hz. Ali’den yana oldu¤unu bilmiyorlard›. Çünkü bu durum her s›k›flm›fl›n, zay›f›n yaratt›¤› bir Köro¤lu düflüydü.” 6 Özcesi as›l sürükleyici etken siyasal yan olmufltur. Zaten ister Ali ad›na ister “Ali davas›” ad›na isyan bayra¤›n› çeken bütün Alevi ve önceli f›rkalar›n-örgütlemelerin hedeflerinde ‹slam egemenlerinin kurdu¤u ekonomik-siyasal düzen olmufltur. ‹slamiyet öncesi “kandafl kabile” toplumsal düzeninin henüz devletleflmemifl/merkezileflmemifl dönemdeki kurulu yap›lar›n›n özgürlükçü talepleri hep ön planda olmufltur. ‹syanlar›n neredeyse tümü köleci yaflama, yo¤un emek sömürüsüne ve a¤›r vergilere karfl› gerçekleflmifltir. Arad›klar› toplumsal meflruiyet kaynaklar› da kaç›n›lmaz olarak ‹slami ö¤elerden kurulmufltur. ‹flte Osmanl› Devletinin iç isyanlarla en çok sars›ld›¤›, halk hareketlerinin binbir çeflidinin bir arada yükseldi¤i dönemden bir örnek. “fieyh Celal, Baba Zinnun, Süklun Koca, Kalender, Seyidi vb. olarak halk›n tarikat ve K›z›lbafll›k duygular›n› kullanm›fllard›. Kendileri ve ayakland›rd›klar› y›¤›nlar da Osmanl› düzenli¤ine karfl› ç›k›yorlard›. ‹syanlar belli bölgelerin Osmanl›-Türk (!) sosyal-siyasal evrimi içinde hep ayr›ks› bir yaflam süregelmifl, topluluklardan ç›k›p duran k›sa süreli birer baflkald›rmayd›. O zamanki deyimle cemaatlerin biri baflar›ya ulaflt›¤› takdirde Türkiye’de toplumsal yap›n›n ve hele siyasi düzenin de¤iflece¤i do¤al bir sonuçtu.”7 Anlafl›laca¤› üzere Alevili¤i Alevilik yapan ‹slam diniyle kurulmufl kimi ba¤lar de¤ildir. Alevilik ezilen, yoksul halk kitlelerinin yayg›n baflkald›r› ve siyasal hareketleriyle kendini bulmufltur. Egemen s›n›flar ve onlar›n ideologlar›n›n as›l dertleri de bu siyasal nitelikle ilgilidir. Alevili¤in ‹slam’la kurdu¤u teorik ortakl›klar› siyasal “ortakl›¤a” –biz bunu “köleli¤e” diye anlayal›m- dönüfltürme çabalar› bu yüzdendir.

95

Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66


Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66 Dolay›s›yla di¤er heteredoks biçimlerden daha yayg›n ve daha isyanc› olmas›yla ön plana ç›kan Alevili¤e içkin görülen “Hz. Ali” sevgisi, ba¤l›l›¤›, “Ehl-i Beyt” yandafll›¤›, Ali-Muhammed yak›nl›¤› gibi esasen Ortodoks ‹slam’a ait ö¤eler egemen s›n›flar›n Alevi kitlelerine att›¤› kanca noktalar› olmufl, rejime dahil edilebilmelerinin ‹slami kap›lar› olarak s›k s›k kullan›lm›flt›r. Alevilerin s›rf inançlar›ndan, ibadetlerinden ve kültürlerinden dolay› “ötekilefltirildi¤i”, d›flland›¤›, sürekli iftira ve karalamalara maruz kald›klar› aç›kt›r. Bu sald›r›lar egemen s›n›flar›n sistemli sald›r›lar› aras›nda olmufltur her zaman. Ancak Alevilerin, bu asimilasyoncu politika ve dile karfl› kendilerini savunabilmelerinin yolu iyice Aleviliklerine sar›lmak, yeniden ‹slamiyet’e s›¤›nmak de¤ildir. Zaten “taz› tut, tavflan kaç” diyen resmi ‹slamc›lar›n istedi¤i de böylesine bir yoldur. Günümüz resmi -ve de Sünni- ‹slam’›n teorisyenlerinin kimi sözleri bu oyunu aç›k ediyor: “… Sünni ço¤unluk, kimlik aray›fllar›nda Alevilere yeterli hoflgörü gösterip, psikolojik korku duvar›n› aflabilmelidir… ‹flte tam da Alevilerin bir bölümünün kendilerini Allah, peygamber ve kitap temelinde Müslüman tan›malar› yeterince umut verici de¤il mi?”8 “Hz. Ali, tarih boyunca ‹slam dünyas›nda çatlaklar›n oldu¤u dönemde, hep çimento vazifesi görmüfltür.”9 “Aleviler kendilerini ‹slam d›fl› görmemektedirler, biz de böyle bir mütalaa içindeyiz;

Alevi-Sünni terimlerini bir ayr›l›k, bir ayr›mc› unsur olarak kabul etmiyoruz.”10 “Bu Müslüman” cemaatinin en tüccar› Erbakan kestirmeden söylüyor sözünü. “Ben de Aleviyim, Aleviler de kardeflimizdir; Aleviler de vatandafl›m›zd›r; Sünni-Alevi yoktur, biz Müslümanlar var›z.” Bu resmi ideologlar›n Aleviler içinden görev paylafl›m› yapt›klar› mesai arkadafllar›n›n sözleri ise neredeyse birbirinin kopyas› gibidir. Bak›n Sar›gazi Cemevine kuran kursu açmakla övünen eski baflkan› Ali Çelik ne diyor: “Baz›lar› Alevileri Müslüman de¤ilmifl gibi göstermek istiyor. Biz; ayn› Allah’a, ayn› peygambere, ayn› kitaba iman ediyoruz. Bu kurs, aram›zda inanç fark› olmad›¤›n›n göstergesidir. Alevilerle Sünniler aras›nda tek fark mezhep fark›d›r. Allah’a inanmayan›n Alevi olmas› mümkün de¤ildir. Keza Alevi olan›n da dinsiz –biz bunu ‹slam’s›z diye okuyal›m, yn- olmas› imkans›zd›r.” Görülece¤i gibi bu Sünni imamlarla Alevi imamlar kusursuz uyum içindedir. Kimse Sünnilik inanc›n› Alevili¤e yaklaflt›rmaktan bahsetmiyor. “Yoldan ç›km›fl”, “sapm›fl” olanlar› gerçek imana ça¤›ran bir dille Alevilerin ‹slam inanc›n›n kollar›na at›lmas›n› istiyor. ‹çeriden, d›flar›dan Alevileri saran asimilasyon zincirinin halkalar› böyle kuruluyor iflte. Bu zincirin flu an AKP eliyle kurulmaya çal›fl›lan son halkas›ndaki mant›k da bu temele dayan›yor. AKP’nin flatafatl›ca siyaset piyasas›na sürdü¤ü ve Muharrem

Alevili¤i Alevilik yapan ‹slam diniyle kurulmufl kimi ba¤lar de¤ildir. Alevilik ezilen, yoksul halk kitlelerinin yayg›n baflkald›r› ve siyasal hareketleriyle kendini bulmufltur. 96


orucu vesilesiyle bizzat R. T. E’nin teflrifleriyle onurland›r›ld›¤› (!) “‹ftar yeme¤ini” düzenleyen gayretkefl Alevici “ileri gelenlerin” sözleri, durumu yeterince aç›kl›yordu. “Alevileri az›nl›k görenlerle, Alevili¤in ‹slam d›fl› oldu¤unu savunanlar› iftara davet etmedik. Bunlar›n ço¤u Alevili¤i ‹slam d›fl›nda görmeye çal›fl›yor. ‘Ehl-i Beyt’e sayg›lar› yoktur, inanc›m›za yak›n olan kiflileri davet ettik.” 11 “Kat›l›mc›lar› iftar yeme¤inde buluflturan neden, büyük millet olman›n ne anlama geldi¤ini derinlemesine kavrayan fluurumuz –Türklük fluurumuz! yn- ve bu fluuru besleyen manevi zenginli¤imizdir –‹slam dinimiz! yn”12 Alevili¤i, “tanr› da¤› kadar Türk, hira da¤› kadar Müslüman” Kemalist rejime payanda yapma aflk›yla yanan, Alevilerin inanç sembollerini egemen s›n›f siyasetinin kullan›m alan›na sunan bu Alevici din tüccarlar›n›n Alevi halk kitlesine yeni bir kölelik zincirinden baflka bir fley verebilmesi mümkün müdür? De¤ildir. Zira mesele bu kiflilerin teorik bir yanl›fll›k içine düflmüfl kimi Aleviler olmas›nda de¤ildir, burjuva-feodal s›n›f karakterine sahip olmalar›d›r. “Alevili¤in” içine hapsolmay› ye¤leyen, ‹slam’la olan ba¤lar›na s›ms›k› sar›lan ve Alevilerin tarihini halen “Hz. Ali”ye yap›lan haks›zl›klar›n(!) devam› olarak gören, “Alici”, “Alevici” kesilenler bilinçli ya da bilinçsiz olarak egemen s›n›flar›n istedi¤i minderde gürefle tutuflmaktad›rlar. Bu minder, özellikle Alevilerin “önderli¤ine”, dedeli¤ine soyunmufl olan, esasta Alevilerin resmi ‹slam ve rejim kap›s›ndan ayr›lmamas› ile görevlenen/görevlendirilen Alevi aristokrat s›n›f›n›n arzulad›¤› minderdir. ‹ktidar s›n›flar›yla bu aristokratlar›n s›n›f ç›karlar›n›n örtüfltü¤ü noktada bu Alevici önderler (!) Alevilerin asimilasyonunda, yoksul-ezilmifl Alevi halk›n susturulmas›nda aktif görevler alm›flt›r ve halen de faal durumdad›rlar. fiimdilerin AKP’li Reha Çamuro¤lu, Hüseyin Tu¤cu ve “Bektafli dede-babal›k” makam›n›n noyanlar› gibi, Cemal fiahin, R›za Zelyut, ‹zzettin Do¤an, Niyazi Öktem vb. gibileri… Bu zevatlar›n as›l kayg›lar›n›n ne oldu¤unun itiraf› ve niteli¤indeki sözleri, Alevi halk›m›z için de ibretlik olmal›d›r. “Cemal fiahin, o denli ba¤nazd›r ki, Alevili¤in Bâtini, heterodoks, ilerici ve sol yorumunu

‘allahs›z Marksist-Leninist ve komünist’ oyunlar› sayabilmekte, bu yöndeki iddialar›n› TV kanalar›nda kamuoyuna aç›klayarak an›lan çevrelere karfl› Aleviler ad›na cihat ilan edebilmektedir.”13 Faik Bulut’un bahsetti¤i bu zevat›n baflka incileri de var: “Alevili¤in Ateizm Marksizm, sol ve komünistlik belas›ndan kurtularak öz kimli¤ine kavuflmas› gerekir.” Ve Cemal fiahin’i izleyen di¤erleri: “Alevi-Sünni diye suni ayr›m yapanlar›n kesinlikle baflka maksatlar› var, aç›kça söylüyorum, Marksistler bizi kulland›lar.” 14 “Bu masum toplumun beynini Marksist ve ateist propagandalarla etkilediler. Bunlar sürekli olarak Alevili¤i ‹slam d›fl›na ç›karmak suretiyle siyasallaflt›rmaya çal›flm›fllard›r –sanki öyle de¤ilmifl gibi, yn-”15 “Biz Avrupa’daki Alevi gençlerini PKK ve di¤er sol gruplar›n etkisinden kurtard›k. Ama bunlar› nereye kanalize edece¤iz? Gençler bize soruyor…”16 Bu da kendine rejim pazar›nda yer arayan bir Alevici olsa gerek. “Anadolu halk› gibi vatan›n›, bayra¤›n› seven bir halk yoktur… Alevilerle Sünniler, ‹slam’a sahip ç›karak Alevili¤i sapt›rmak isteyen odaklara karfl› elbirli¤iyle hareket etmek zorundad›r.”17 “Marksizm ithal ideolojidir. Ama Alevilik ‹slam içidir. Eh, ‹slam da Türk milletinin öz mal›d›r, ithal de¤ildir. Made in Turkey’dir…”8 Bir k›sm› adlar›n›n bafl›nda “Prof” ünvan›yla dolaflan bu Alevici zevatlar›n bunca saçmal›¤› bir araya getirebilmeleri “cehaletlerinden” kaynakl› de¤il, rejimin bekas› için her fleyi savunmaya haz›r olufllar›, Alevi halk›n köleli¤i için her teoriye büyük bir ifltahla sar›labilmeleri yüzündendir. Bu özellikleri onlar›n as›l gerçeklikleridir. Yukar›daki sözleri, onlar›n kendi durufllar›n› “komünizm korkusuna” göre ayarlad›klar›n›, Alevileri resmi ‹slam’›n kollar›nda “teskin etmeyle” vazifelendirdiklerini gösteriyor. Buna ra¤men ayn› Alevici zevat f›rsat›n› bulduklar›nda resmi ‹slam’la sorunlar› varm›fl gibi “muhalif” görünmeyi, Alevi halk›n yüre¤ine “fleriat” korkusunu da salmay› hiç ihmal etmeyerek “en keskin alevi” ve de laikçi kesilmekten de geri durmamaktad›rlar. Ancak bu

97

Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66


Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66 rejim bekçilerinin “fleriatç› öcü” olarak gösterdikleri tarikat önderleriyle nas›l da kol kola girdiklerini, asl›nda kimlerin müritli¤ini yapt›klar›n› anlamak için Fetullah Gülen hocalar›yla flu fikir ortakl›klar›na bakmakta fayda var: “Temelinde sevgi, muhabbet, birlik, düzenlik, yard›mlaflma ve birlefltiricilik bulunan bir yol, ne yaz›k ki Alevi de¤il, bir tak›m sol, komünist ve tamamen bölücü, kan dökücü örgütlerce sahipleniliyorsa, biz bunun Alevilikle alakal› olmad›¤›n› kabul ediyoruz… Alevili¤i istismar etmeye çal›flan baz› komünist örgütler ve onlara alet olan ateistler, hem ‹slam’›n, hem de bu ülkenin ve milletin… düflman›d›rlar.” 19 Ne güzel bir tablo! Sünni fleriatç›larla fiii fleriatç›lar kol kola… Aç›kça görülüyor ki tüm bu Alevici-fleriatç› zevat› birlefltiren fley faflist Kemalist rejime sadakatlerini ve egemen s›n›f ç›kar›n› korumak güdüleridir. Alevi halk kitlesiyle resmi ‹slam aras›nda kopmaz ba¤lar kurmaya çabalamalar› bu yüzdendir. ‹ran’a yapt›¤› bir ziyarette zaman›n Diyanet ‹flleri Baflkan› Süleyman Atefl’e, fiii lider Ayetullah fieriat Medari müthifl bir özetle, bu zevatlara yol gösteriyor. “Say›n baflkan, Türkiye Alevileri ateistlefliyor. Ya siz ilgilenin Sünnilefltirin ya da bize b›rak›n fiiilefltirelim.” Durum bundan ibarettir, gerisi laf-› güzaft›r.

Alevilerin ilericilikleri fiu ana dek ortaya ç›kan tabloyu özetlemek gerekirse; Alevilik olgusunu ve Alevileri sosyal biçimleniflindeki karfl›m›zda duran gerçeklik; Alevili¤in felsefi/inanç sistemi, Alevilerin tarihsel ilericiliklerinin ç›k›fl noktas›/kayna¤› de¤ildir. Dahas›, Alevi topluluklar›n egemen s›n›flar karfl›s›ndaki siyasal tutum ve iliflkileri temelinde bir inanç sistemi oluflmufl, say›s›z isyan›n, k›y›m›n, kan ve gözyafl›n›n etraf›nda içerik kazanm›flt›r. Alevilik felsefesinin Ortodoks ‹slam’›n ba¤nazl›¤›ndan görece kopuflu, daha özgürlükçü yaflam biçimlerinin, gelenek ve göreneklerinin oluflmas›, olgunlaflmas› bu siyasal niteli¤in yörüngesinde vücut bulmufltur. Alevi topluluklar› var olufllar›ndan beri resmi ideolojiler ile, devlet iktidarlar› ile aç›k ya da örtülü bir çat›flma içinde olmufltur. Özellik-

le Arap-‹slam egemenlerinden flimdiye kadarki tarihsel süreç içinde, Alevi önceli oluflumlardan günümüz Alevilerine kadar “›slah edilmesi”, “kontrol alt›nda tutulmas› gereken” topluluklar olarak görülmüfllerdir. Alevi topluluklar›n ço¤unlukla iktidar merkezlerinin uza¤›ndan, merkezi bütünsel bir toplum olarak var olsalar da kendi içlerinde örgütlü ve d›fla kapal› olmalar› iktidar güçlerince bir tehdit olarak ele al›nm›flt›r. Haks›z da say›lmazlar. Zira Alevi topluluklar azg›n sömürü ve bask›lardan biran kafalar›n› kald›r›p örgütlenebildikleri her koflulda iktidar› hedefleyen/sarsan isyanlar›n k›v›lc›mlar›n› çakmakta tereddüt etmemifllerdir. Merkezi otoriteye sahip güçlerin bir “iktidar zaaf›” olarak gördükleri bu durumu ço¤unlukla fliddet ve imha yoluyla halletme çabalar› kesintisizce devam etmifltir. Ortado¤u, Mezopotamya ve Anadolu’da fiii ya da Sünni ‹slamc› güçlerin s›n›f siyasetleri gere¤i Alevili¤i d›fllamas›, bask› alt›nda tutmas› ve bu topluluklar›n üzerinde egemen olma çabalar› resmi siyaset haline gelmifltir. Egemen güçlerle devaml› çat›flmal› bir pozisyonda olmalar›, katliamlara, sürgünlere u¤ruyor olmalar›, iktidar merkezinden, nimetlerinden ve kültüründen uzak olufllar› t›pk› benzerleri gibi Alevilerin de daha özgürlükçü ve daha adil bir düzen istemlerini diri tutmufltur; Alevileri daha isyankar ve eylemci k›lm›flt›r. Bu da tamamen siyasal/s›n›fsal bir olgudur. Arap-‹slam devletleflmesinin kölecili¤ine karfl› “kandafl kabile” düzenin ilk isyanlar›; tarihin ilerleyen aflamalar›nda fetihçi-feodal devlet düzeninin sömürüsüne ve yerleflikli¤ine karfl› k›r eme¤inin isyanlar›na dönüflerek devam etmifltir. Alevileri ilericili¤e iten de bu s›n›f savafl›mlar›d›r. Dolay›s›yla, geçmifle ve bugüne bakarken Alevili¤in biçimlenmesinde ve toplumsal taleplerinde somutlaflan özgürlükçü, eflitlikçi ileri yanlar› bu siyasal olgunun ürünü olarak görülmelidir. Yani ilkin tart›fl›lmas› gereken Alevilik de¤il Alevilerdir. O yüzden bafll› bafl›na Alevilik “ideolojisini” tart›flman›n, Alevili¤i Sünnili¤in/fiiili¤in yan›na, karfl›s›na koyarak tart›flman›n gerili¤i ve Alevici-fleriatç› zevat›n “tart›flma format›na” uygunlu¤u görülmelidir. Böylesi bir tart›flma, tüm inançlardan ezilen halk kitleleri-

98


ni birbirine k›rd›rmay› siyaset edinmifl egemen güçlere hizmet edecektir. Egemen güçlerin ve onlar›n ideologlar›n›n istedi¤i halk›n gerçek bir birlikteli¤i de¤ildir; tüm inançlardan halk kitlelerini çat›flmal› olarak resmi ‹slam içinde bir arada tutmak ve bu arada Alevilerin tüm ilerci dinamiklerini söndürmektir, köreltmektir.

Alevilerin Tarihi, Asimilasyon ve K›y›m Tarihidir Asimilasyon ve k›y›m politikas› egemen güçlerin Alevi topluluklar›na karfl› izledi¤i politikan›n iki temel aya¤›n› oluflturmufltur. Mesenin özünün Alevilikle de¤il Alevi kitlelerin o tarihsel evrede, o co¤rafi, ekonomik, siyasal koflullar içinde iflgal etti¤i yerde, rejime karfl› siyasal tutumlar›nda yatt›¤›n› anlamak için bu k›y›m ve asimilasyon politikalar›na bakmak yeterlidir. Bu politika yeri gelmifl imha edici bir tarzda ele al›nm›fl yeri gelmifl. Alevileri/Alevilerden baz›lar›n rejim içinde ikame etme flekliyle ele al›nm›fl, yeri gelmifl ikisi bir arada kullan›lm›flt›r. Sopayla olmazsa havuçla, k›l›çla olmazsa koltukla yani. Alevi topluluklar›n içinde yer ald›¤›, egemen s›n›f rejimine isyan bayra¤›n› çekti¤i, kimi örneklere bak›ld›¤›nda bu politik gerçekli¤i aç›kça görmek mümkündür: Anadolu Selçuklu Devletinin toprak rejimine ve bozuk düzenine karfl›, içinde yoksul H›ristiyan köylülerin de yer ald›¤› Babailer Ayaklanmas› Anadolu Alevilerinin en güçlü ayaklan-

mas›d›r. “Dirlik ve düzene” uymayan on binlerden oluflan Babai ordusu, Molya Ovas›nda paral› Frank askerleriyle güçlendirilmifl Selçuklular taraf›ndan k›l›çtan geçirilirken bu savaflta halk›n›, isyanc› önderini –ve bu arada kardefli Mentefl’i- terk edip Selçuklu sultan›n›n “inayetine” s›¤›nan Hac› Bektafli Veli’ye “yol verilmifl”, tarikat yolu daima devlet korumas›na al›nm›flt›r. Mo¤ollar› ve onlar›n atad›¤› Selçuklu Sultanlar›n› destekleyen Mevlana Celalü’d Din Rumi gibi resmi ‹slam dairesindeki tasavvuf tarikatlar› da ayn› rejim korumas›na al›n›rken rejime boyun e¤meyen Pir Sultan Abdal bizzat H›z›r Pafla taraf›ndan idam edilir. Yavuz Sultan Sel i m M›s›r seferinde bafllar›n› kesti¤i Alevi Tükmenlerine karfl› ve Kanuni Süleyman zaman›nda k›l›çtan geçirilen -içlerinde rejimle uyuflamayan Bektaflilerin de oldu¤u– Celalilere karfl› savaflan Anadolu beylerinin yan›nda haz›r k›ta savaflanlar; yeniçerili¤in emanet edildi¤i Bektafliler vard›r. (Yeri gelmiflken rejimin asimilasyon politikas›na dair bir saptamay› ekleyelim: Bektaflilerin rejime ikame olan, giderek rejim gücü olan kanad›ndan sürgün edip gelenlerle –ki bunlar›n ço¤unlu¤u Yeniçerilikte yer alan ve Rumeli’ye yerleflik olanlard›r- rejimle uyuflmayan, d›fllanan kanad›ndan sürgün veren Bektafliler ve di¤er isyanc› Alevi topluluklar›n günümüzdeki siyasal ve ritüel davran›fl farkl›l›klar› kayda de¤erdir. Anadolu taraf›nda “klasik” bir Alevi yaflam›, biçimlenmesi söz konusuyken Rumeli taraf›ndakilerin Sünni bir tarikattan çok az farklar› vard›r. Duvarlar›ndaki resimler olmasa semah ayinlerini bile Sünni bir mevlüd ayininden ay›rmak kolay de¤ildir. Siya-

99

Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66


Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66 sal duruflun, inanc› ve ritüel biçimlerini nas›l da karakterize etti¤ine dair dikkat çekici bir örnektir.) Bu kez II. Mahmud’un koltukta kalma hesab› ile H›ristiyan ve Yahudi tüccarlar s›n›f›n›n Osmanl› pazar›na hakimiyet kavgas›nda 80 bin Yeniçerili Bektafli ayn› anda katledilir. Katliam›n ad›na “Vaka-› Hayriye”, katliam ordusuna da “Allah’›n izniyle Muzaffer olacak Muhammed’in Ordusu; Asak›r-i Mansure-i Muhammediye isminin konulmas› da oldukça anlaml›d›r. Rejim, sonuna kadar asimile ettiklerini bile kendi ç›kar› gere¤i her an “‹slam” d›fl›na at›p hedef tahtas›na koyabilmektedir. Görülece¤i üzere Alevileri Sünnilere, Alevileri Alevilere, H›ristiyanlar› Alevilere k›rd›r›p duran o anki egemen s›n›f siyaseti olmufltur. Rejim saflar›nda kim duruyorsa asimilasyona ve katliamlara da ortak olmufl, bu arada kendisi de asimile olmufltur. Günümüzde de durum bundan farkl› de¤ildir. ‹flte günümüzden birkaç sat›r bafl›: Devrimci ve komünist hareketin yükseldi¤i, kitle hareketlerinin rejim d›fl›na taflmaya bafllad›¤› 1970’li y›llarda Erzincan, Sivas, Marafl, Çorum’da Alevi halk›n yaflad›¤› mahallelerde TC’nin sivil-resmi faflist çetelerince düzenlenen katliamlarla tam bir vahflet yarat›l›rken, Sünni inançtan halk bu vahflete ortak edilmeye, Alevilerin de rejime karfl› de¤il Sünni halka karfl› örgütlenmesinin önü aç›lmaya çal›fl›lm›flt›r. Sivas Mad›mak Oteli’nde, Gazi Mahallesi’nde devrimci, ayd›n nitelikleri a¤›r basan Alevi yo¤unluklu insanlar devletin aç›k, resmi ve kontra cinayet örgütlerince kurflun ya¤muruna tutulurken rejim Alevisi “ileri gelenler” bu olaylar›n “fleriat› ülkemize getirmek isteyen emperyalistlerin parma¤›yla gerçekleflti¤i, milli birli¤imize sar›lmam›z ve aram›za s›zm›fl komünist tahrikçileri kovmam›z” için demeçler veriyordu. fiu tesadüfe bak›n ki, Gazi katliam› s›ras›nda devletin “Alevileri teskin etmeye” gönderdi¤i ve “bak›n ben de sizdenim, Aleviyim” diye Alevi kimli¤ini pazarlayan, sonradan Alevici vak›flarca övgülere mazhar olan flahsiyet Susurlukçu polis flefi Hüseyin Kocada¤’d›r. Yani bizzat katliam› örgütleyen kontra flebekesinin elebafllar›ndan olan baflka bir rejim Alevi-

si. Bu görüntü rejimin Alevi politikas›n› özetleyen, rejim Alevisi figüranlar› ifl üstünde yakalayan bir foto¤raf adeta. Tarihin din savafllar›, mezhep ayr›l›klar›, kimlik sorunlar› üzerinden de¤il yukar›daki gibi s›n›f iktidar savafllar›, rejim sorunlar› çizgisinden yürüdü¤ü gerçe¤ini göz önüne al›nca, Alevi kitlelerin tarihi ak›betleri de anlafl›l›r olmaktad›r. Bu tarihi gerçeklere s›rt›n› dönüp tarikatç›l›k, fleyhlik, dedelik makam›ndan din tutuculu¤u yapanlar›n bir ad›m sonras›nda Alevilere do¤rultmufl silah› tutmufl olmalar› hiç flafl›rt›c› de¤ildir, olmayacakt›r. Bulunduklar› s›n›fsal cephe gere¤i buna zorunludurlar.

Türk ‹slamc› Asimilasyonun Ortak Dili Feodal topluluklar düzenin üstünde, topluluk bilincinden toplum bilincine uzanan uzlaflma/ulus bilinci, modern kapitalist s›n›f›n sosyal projesinin karfl›l›¤›n› oluflturuyordu. Ortak co¤rafi mekanda yan yana yaflam›fl olmas›na ra¤men içi içe geçmemifl, farkl› kültürel köklere sahip topluluklar›n iç içe geçebilmesi, ulus devletleflmeye uygun toplum taban›n›n yarat›lmas›; bu tarihsel, kültürel farkl›l›klar›n yok say›l›p tümden silinmesiyle de¤il, daha üst düzeyde bir birliktelikle mümkün olacakt›. Burjuva devrimlerinin 盤›r açarak tarih sahnesine ç›k›fl›yla birlikte sosyo-ekonomik alt yap› kurumlar›nda yaflanan köklü de¤iflimler uluslaflma sürecinin de do¤al, uygun zeminin yarat›yordu. Dinsel, afliretsel, kültürel topluluk farkl›laflmalar›n›n belirleyicili¤inin k›r›l›p yeni toplumsal bir kimlik olarak ulus toplumlar›n oluflumu kapitalizmin do¤al seyri içinde görece sorunsuz gerçekleflebiliyordu. Kapitalizmin alt-üst olufllarla gelifli, ulus alt› kimlikleri çözüflü, kendi peflinden sürükleyici bir gücü de yaratabilmiflti. Ulusal kapsamda yaflanan sorunlar ulus devletlerin birbiriyle çat›flmas› ya da emperyalist-kapitalist ulus devletlerle sömürge uluslar eksenli karakterize oluyordu. Ancak bu geliflim seyrini çok gerilerden takip eder, burjuva devrimler merkezi merkezinde de¤il, onun yörüngesinde ve sömürgesi konumunda olan, feodal topluluk bilincinin tüm dirili¤i ile yaflad›¤› Osmanl› gibi “ümmet

100


toplumlar›”, tam anlam›yla uluslaflma sorunun bata¤›na saplanm›flt›r. Çünkü burjuva devrimler treni çoktan kaç›r›lm›fl yar›-sömürge statüsünün ihtiyac› oran›nda kapitalistleflerek çarp›k bir sürecin içine girilmifltir. O yüzden 1800’lerin ortalar›ndan bafllay›p –ilk burjuva devrimlerle aras›na 300 y›l koyarak– gönümüze dek devam eden Osmanl›/TC uluslaflma serüveni, kendi iç dinamiklerinden, inisiyatifinden ve do¤al evriminden ziyade, d›fl dinamiklere ve güç dengelerine ba¤l›, emperyalizm güdümlü olarak faflist iktidarlar›n zoruyla üstten dayat›lan bir süreç olarak geliflmifltir. Üst yap›daki de¤iflimi, dayatmay› mass edecek, feodal çözülmeyi h›zland›racak toplumsal alt yap›n›n yoklu¤u sürecin bir kimlik dayatmas› olarak yaflanmas›na yol açm›flt›r. Osmanl› devletinin son döneminden günümüz TC’ye, Osmanl›c›l›ktan Türklü¤e uzanan tek ulus yaratma projesinin bu denli sanc›l›, kanl› ve yapay olmas›n›n tarihsel arka plan›nda bu gerçeklik vard›r. Böylesi bir uluslaflma projesi –daha do¤rusu preslemesi- ulus öncesi kimliklerin çözülmesi, daha genifl bir potada kaynaflt›r›lmas›ndan öte, bu projeye ters görülen kimliklerin yok say›lmas›, asimile edilmesi ve hâkim biçim içinde faflizan yöntemlerle “eritilmesini” öngörüyordu. ‹flte Türk etnitisesi ve Sünni ‹slam inanc› böylesi bir asimilasyon projesinin iki önemli unsuru/hâkim kimlikleri olarak belirlenmifltir. I. Emperyalist Paylafl›m Savafl› s›ras›nda “gayri Müslimleri hal yoluna” koyan bu projenin esasta karfl›s›na alaca¤› iki büyük kimlik kendili¤inden ortaya ç›k›yordu: Kürtler ve Aleviler. Kürt ulusu baflta olmak üzere tüm ulusal az›nl›klar›n Türklefltirilmesi ve Aleviler baflta olmak üzere geri kalan heterodoks ‹slam biçimleri ve “gayr› Müslim” inanç/mezheplerin resmi ‹slam’a dâhil edilmesi Türk-‹slam ulusuna giden iki kritik eflik olarak tespit edilmifltir. Kültürlerinden, kimliklerinden kaz›n›p ulus devlet kazan›nda piflirilmeye çal›fl›lanlar›n kaderi de neredeyse ayn› olmufltur. Birbirinin ikizi olan politikalar›n uygulanmas›, ayn› küfürlü ve inkar edici dilin kullan›lmas› faflist Kemalist rejimin asimilasyon siyasetinin ne denli planl›, merkezi ve sistematik olarak uyguland›¤›n›n da göstergesi durumundad›r:

I. Emperyalist Paylafl›m Savafl› s›ras›nda ve hemen sonras›nda henüz güçsüz olan, yeterince kurumsal gücü kavuflamam›fl olan TC devleti egemenleri, Kürt ulusuna devlet oluflumunda asli unsur olarak yer verilece¤i, en az›ndan “otonomi, muhtariyet” fleklinde ulusal bir özerklik tan›naca¤› vaadinde bulunuyordu. Öte yandan Bektaflilerden Celaleddin Çelebi Dergah›n› ziyaret eden M. Kemal Alevilerin/Bektaflilerin Sünnilerle eflitlik temelinde haklar›na kavuflaca¤›n› mufltuluyordu. Elbette bu vaatlerin ömrü uzun olmad›. Lozan Konferans›’nda Kürt Ulusunu yok sayan, “Misak-› Milli”nin Türklü¤ünü ilan eden Kemalist rejim, 1925’te “Tekke ve Zaviyelerin Kapat›lmas›” yasas›yla Alevilerin ibadet yerlerine kilit vurmufl, onlar› Camiye “davet” etmifltir. (M. Kemal’i omuzlar›n›n üzerine ç›kar›p ‘demokratik konfederalizm” projelerine referans gösteren Kürt ulusalc› teorisyenler ve “laiklik” referans› olarak öne süren Aleviciler nedense bu ac› gerçekle yüzleflmek istemezler.) Türk Tarih Kurumu’nun seferberli¤i ile “Günefl Dil Teorisi” benzeri ›rkç› z›rval›klarla Kürtlerin “Türklü¤ü” ispat edilmeye çal›fl›l›rken, Diyanet ‹flleri Kurumu’nun Sünni-Hanefi meflrebince Alevicilerle Sünnilefltirme politikalar› dayat›lm›fl, her köye bir cami yapma hedefinde olunmufltur. Zaman zaman da Alevilerin gerçek Türkler oldu¤u, Kürt Alevilerin “asimile olmufl Türkler” oldu¤u savunulmufltur. Burada önemli olan bu ›smarlama teorilerin gerçek olup olmalar› de¤ildir: “Efsaneler hakk›nda sorulmas› gereken do¤ru soru, onun ‘gerçek olup olmad›¤›’ de¤il, ‘onunla ne yapmak niyetinde olundu¤u’ sorusudur” sözünü pusula yaparsak bu suni teorilerin asimilasyon kap›s›na ç›kt›¤› görülecektir. Bu ülkede Kürtler de var demek “ulusun bölünmez bütünlü¤üne”, Aleviler de var demek “‹slam’›n tevhidine (birli¤ine, tekli¤ine)” tehlike say›larak ‘ayr›l›kç›’ olarak teflhir edilmifltir. Kürt ulusunun kimi ulusal-demokratik hak talepleri karfl›s›nda “o zaman Lazlar da Çerkezler de ç›kar, ben de haklar›m› istiyorum der, parçalan›r›z” demagojisine sar›lanlar, Alevilerin cemevlerine iliflkin taleplerine; “Mecu-

101

Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66


Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66 u ülkede Kürtler de var demek “ulusun bölünmez bütünlü¤üne”, Aleviler de var demek “‹slam’›n tevhidine (birli¤ine, tekli¤ine)” tehlike say›larak ‘ayr›l›kç›’ olarak teflhir edilmifltir.

B

siler, Babailer, Satanistler, Yezidiler de benzer taleplerle gelebilirler pekala” diyerek ayn› faflist reflekslere sahip olduklar›n› göstermifltir. Kürtleri “cahil, ilkel, hain” diye afla¤›layanlarla, Alevileri “z›nd›k, kafir” ve “ana-avrat tan›maz” diye küfüre bo¤anlar yine faflist Kemalist rejimin kültür propagandac›lar› olmufltur. “Bölgede Kürt gençlerine sahip ç›k›lm›yor, sorunlar›yla ilgilenilmiyor, onlar da PKK’ya kat›l›yor” diye devletini uyaran Kürt iflbirlikçileriyle, “Devlet Alevi gençleri ne yapacak? Bu ilgisizlik yüzünden onlar terör örgütlerince istismara u¤ruyor” diye devletine yaranmaya çal›flan rejim bekçisi Alevi ekabirin a¤›z birli¤i de dikkat çekicidir. fiimdi de AKP örne¤inde görüldü¤ü gibi Kürt ulusunun en asimile olmufl tabakas›n› yan›na alarak “Kürt vatandafllar›m›n asol temsilcileri benim” demagojileriyle Kürt ulusunun en ufak hak talebi karfl›lanmay›p, oyalan›rken; Alevilerin en rejim sevdal›lar›, öne sürülüp “Alevi vatandafllar›m›n sorunlar› benim sorunlar›md›r” diyerek ayn› oyun tekrar edilmektedir. Tabi ki bu oyuna kat›lmayan Kürtlerin ad› “bölücü”, “iftar yeme¤ine” tepki koyan aleviler de “düflkün” ilan edileli çok oldu.

Alevilere Düflen: Faflist Kemalist rejim, Alevi halk kitlesine ac›dan, gözyafl›ndan ve yasaklardan örülü bir geçmifl b›rakt›. Ve gelece¤in de ayn› kader çizgisinde ilerleyece¤ini öngörmek müneccimlik olmayacakt›r. Kemalist rejimin Alevi halka yaklafl›m› ideolojik, s›n›fsal bir tavr› içerdi¤inden, Alevi halk›n rejimle as›l hesaplaflma zemini buras›d›r. Kendilerini Alevilerin “sözcüsü”, “lideri” gören ve as›l gayretleri Alevi halk› rejime yedek-

lemek, rejim bekçili¤i yapmak olan Alevi aristokrat/burjuva s›n›f› temsilcileri de bu heseplafl›lacaklar›n bafl›nda gelmektedir. Üstelik ideolojik cepheden bak›ld›¤›nda, bu en keskin Alevici “fikir önderleri” devletten daha sinsidir ve “içerden” olman›n avantaj›yla hareket etmeye çal›flmaktad›rlar. Bu yan›yla, devletin Alevi kitlesi içindeki bu uzant›lar›n›n s›n›fsal/ideolojik nitelikleri, amaçlar› ve rejim için oynad›klar› rolleri a盤a ç›karmak, teflhir etmek rejimle hesaplaflman›n bafllang›c›n› ifade etmektedir. Aleviler kendi topluluk kimlikleri, inanç özgürlükleri temelinde elbette örgütleneceklerdir. TC’nin asimilasyona, katliamlara dayal› bask›c› ve yok say›c› politikalar› zaten bunu zorunlu k›lmaktad›r. Laiklik ad›yla uygulanan resmi ‹slam pratiklerine, zorunlu din dersi, zorunlu cami/imam dayatmalar›na, Alevileri hedef alan karalama ve iftiralara, Alevi halktan da vergi zoruyla al›n›p Sünni-Hanefi Diyanet ‹flleri Kurumuna aktar›lan maddi olanaklara karfl› alevi halk›n da kendi taleplerini yükseltmek, örgütlenmek haklar› tart›fl›lmazd›r. Hatta bu demokratik muhteval› mücadele bugüne kadar sürdürüldü¤ü icazetçi tarzdan ç›kar›l›p radikal ve hesap sorucu bir tarzda devam ettirilmelidir. Aleviler sadaka alma de¤il hesap sorma kültürünün bir devamc›s› olabildi¤i oranda bu haklar›na kavuflabileceklerdir. Ancak flunu da vurgulamak zorunludur ki; bu tür örgütlenmelerin niteli¤i, rejimle hesaplaflma kapasitesi ve yol üzerinde pusu kurmufl “Alici”, “Alevici” rejim politikac›lar›n›n gerçek yüzleri ak›lda tutulmal›d›r. Alevilerin rejimle hesaplaflma çizgisini salt demokratik mevziler üzerinden kurmas›, Alevi kimli¤i savunusu s›n›rlar›na hapsolmas› son tahlilde Alevilerin ileri ideolojik-politik yanlar›n› törpülemeyi hedefleyen faflist Kemalist rejimin ifline yarayacakt›r. Çünkü, yaz›m›z›n bafl›ndan beri ortaya koydu¤umuz gibi, bu bir rejim sorunudur ve faflist Kemalist rejim kendi siyasal-ekonomik ç›karlar› gere¤i yeri geldi¤inde, zorunlu kald›¤›nda Alevilere k›smi “aç›l›mlar” yapmaktan, göz boyamaya dönük haklar vermekten çekinmeyecektir. Alevi halk kitlesini kendi cellad›na afl›k etmek için çabalayan Ale-

102


vici aristokratlar›n son s›n›r› ve misyonu da bu de¤il midir zaten? Komünizm “hayaletinden” korkular›, “aman Marksist-Leninistlere dikkat edin” amentüsü ile ortal›kta dolanmalar› bu yüzden de¤il midir? Oysa gerçeklik onlar›n kuru propagandalar›n›n tam tersinde duruyor. MLM’ler kadar halk›n birlikteli¤ini isteyecek olan yoktur. Ancak bu birli¤in zemini Alevici zevat›n iddia etti¤i gibi resmi ‹slam’›n zemini olamaz. Bu zemin her inançtan halk›n her tür tahrike aç›k tutuldu¤u, birbirine düflmanlaflt›r›ld›¤›, böylece sorun ç›karmadan yönetilebildikleri ve rejim sahiplerinin hakem rolüyle sürekli kendini aklayabildi¤i gerici bir zemindir.

Sonuç: Yaz›m›zda buraya kadar, k›saca, Alevili¤in tarihsel süreç içinde, geliflimini ve politik özünü anlatmaya çal›flt›k. K›saca özetlemek gerekirse; bu topraklarda Alevilik s›n›f çat›flmalar›n›n dini görünüm ald›¤› bir biçim olmufltur. Bu, günümüzde de s›n›f mücadelesindeki güçler dengesinin durumuna göre flekillenip-flekillendirilmeye çal›fl›l›p devam etmektedir. MLM’ler ideolojik ve felsefi olarak dinin karfl›s›ndad›rlar, ideolojik ve felsefi temelde bununla mücadele ederler. Din olgusunun politik alandaki varl›¤›na-görüngüsüne ise tarihsel koflullar içinde de¤erlendirip, ç›kard›klar› sonuca paralel tav›r belirlerler. Alevilik olgusunu tarihsel süreciyle ortaya koyduk. Buna karfl› politik-örgütsel tavr›m›z ne olmal›d›r? Politik tav›r almada referans noktam›z Lenin’in kitle politikas› noktas›nda söylemifl oldu¤u flu belirlemeler olacakt›r: “… nerede görülürse görülsün, hangi s›n›f ya da katman› hedef al›rsa als›n, keyfili¤in ve bask›n›n bütün belirtilerine karfl› tepki göstermeyi; bütün bu belirtileri, polis zorbal›¤› ve kapitalist sömürünün genel tablonun da birlefltirmeyi…”, “… sosyalist inançlar›m›z› bir an bile gizlemeksizin, tüm halk›n önünde genel demokratik görevleri anlatmak ve vurgulamakla yükümlü oldu¤umuzu pratikte unutan biri sosyal-demokrat de¤ildir. Her türlü genel demokratik sorunlar›n gündeme getirilmesinde, öne ç›kar›lmas›nda ve çözülmesinde herkesten önde olma yükümlülü¤ünü

pratikte unutan biri sosyal-demokrat de¤ildir...”(Lenin, Seçme Eserler, C-2, Sf:106-107 ‹nter Yay›nlar›) Buradan hareketle MLM’ler Alevi inanc›na mensup halk›m›z›n din eksenli demokratik taleplerini savunmak, u¤rad›klar› bask›, keyfilik, polis-jandarma zorbal›¤›na karfl› aktif mücadele etmek zorundad›r. S›n›f çat›flmas›n›n diniAlevilik görünüflü alt›nda ald›¤› biçimi teflhir etmek MLM’lerin görevidir. Alevilerin inançlar›ndan dolay› afla¤›lanmas›na, bask› görmesine, horlanmas›na, ibadet ve inanç ritüellerinin belirli bir kal›ba sokulmak istenmesine, bu kapsamda oluflturulan proje ve planlara ve bir bütün asimile etme çal›flmalar›na karfl› mücadele örgütlenmelidir. Hiçbir inanc› ve buna ba¤l› olarak Alevi halk›n inançlar›n› nas›l yerine getirece¤ine, Alevi halk d›fl›nda kimse karar veremez… Din olgusu ideolojik-felsefi bir olgudur ve bu bask›larla yasaklarla ortadan kald›r›lamaz. Günümüzde Alevili¤in s›n›f yap›s›nda ciddi farkl›laflma olmas›na karfl›n, yine de ezici ço¤unlu¤u emekçi ve sisteme karfl›d›r. “Toplum mühendisli¤inin yarat›c› çal›flmalar›” sayesinde asimile edilmek o da olmazsa sisteme yedeklenmek istenmektedir. Aleviler çok yönlü bir sald›r› ile karfl› karfl›yad›r. Din eksenli sorunlarla s›n›fsal sorunlar yan yanad›r. Aleviler bundan dolay› iki türlü sald›r› ile karfl› karfl›yad›r, tarihsel süreçte oldu¤u gibi. MLM’ler demokratik Alevi hareketlerinin içinde aktif olarak çal›flmal›, yoksul-Alevi mahallelerindeki kitle çal›flmalar›nda Alevilerin inançlar› kaynakl› yaflad›klar› sorunlar gündemlefltirilmeli, bu eksende mahalle toplant›lar›, seminerler düzenlenmelidir. Yanl›fl bir e¤ilim olarak Alevilere bir taraftan “kazan›lm›fl” gözüyle bak›l›rken, hiçbir örgütlenme oluflturulmadan, di¤er taraftan MHP-CHP gibi faflist burjuva partileri örgütlendi¤inde zorumuza gitmektedir. Bu durum, bu kapsamda, ajitasyon/propaganda ve örgütleme çal›flmas›yla k›r›lacakt›r. Bugün hala Amasya’da gerilla mücadelesinin önemli geçifl noktalar›nda bulunan köylere, Tokat’ta yine ayn› özellikteki köylere zorla cami yapt›r›lmaktad›r. Yine flehirlerde cemevi talepleri sahiplenilmelidir. Bunlar sa-

103

Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66


Alevili¤in politik özü ve asimilasyon k›skac›nda Aleviler

PART‹ZAN 66 hiplenilirken bugünün H›z›r Paflalar›, H. Bektafllar› da unutulmamal›d›r. P. Partisinin 8. Oturumunda önüne koydu¤u kitle faaliyetinde yo¤unlaflma perspektifinin somutlanmas› olarak; sistemle bir dizi sorun yaflayan, anti-demokratik uygulamalara, keyfiliklere katliamlara u¤rayan Alevi halk›m›za bilinç tafl›maya ve örgütlemeye yo¤unlaflal›m. Alevilerin yaflad›klar› sorunlar›n çözümü Demokratik Halk Devrimi mücadelesiyle olacakt›r. Bunun, bu sorunlar›n çözümü örgütlenip mücadele etmekten geçmektedir. Alevi, Sünni, Ezidi, Süryani, H›ristiyan, Musevi tüm inançlardan halk›n gerçek birli¤i ancak proletarya s›n›f›n›n siyasal, örgütsel zemininde buluflup rejime karfl› tek yumruk olduklar›nda sa¤lanacakt›r. Faflist Kemalist rejimin ve onlar›n din tüccarlar›n›n as›l korkusu budur. Devrimci komünistlerin amac› budur. Alevi halk kitlesinin kaderinin tarihsel k›r›lma noktas› da budur. Dipnotlar: 1- Karl Marks, Seçme Yaz›lar (ing) Eearly Text’ten çeviren Mete Tunçay 2- Haluk Gerger, Praksis-Yaz 2004 3- Faik Bulut, Ali’siz Alevilik- Berfin Yay›nlar› 4- “Beni Nadir’in Mallar› Allah’›n Peygambere verdi¤i fleylerden olup, Müslümanlar bunun için ne at ne deve sürmediklerinden dolay› Hz. Peygambere aittir.” (59. Sure, 6-7. Ayet)

“fiunu da biliniz ki, ganimet olarak ald›¤›n›z herhangi bir fleyden beflte biri mutlaka Allah içindir. O da peygambere ve ona yak›nl›¤› olanlara, yetimlere, miskinlere, yolda kalm›fllara aittir.” (22.S-41 a) (Kuran-› Kerim –Elmal› M.H. Yaz›r’dan aktaran Iraklis Göko¤lu) 5- F. Bulut, age 6- Hasan K›yafet, Ali Ali 7- Prof. Dr. Mustafa Akda¤, Türk Halk›n›n Dirlik Düzenlik Kavgas› –Celali ‹syanlar› 8- Ali Bulaç, ‹zlenim May›s 1993 –aktaran F. Bulut, age 9- Yaflar Kaplan –Alemdar Gazetesi –aktaran F. Bulut, age 10- M. Nuri Y›lmaz (Eski Diyanet ‹flleri Baflkan›) -aktaran F. Bulut, age 11- Ertu¤rul Aslan (“‹ftar” yeme¤ini “finanse eden” Abdal Musa Vakf› Sözcüsü) 12- Reha Çamuro¤lu (AKP’nin Alevici aktörü olan milletvekili) 13- F. Bulut, age 14- Amasyal› Sar›tafl Hoca –Aktaran F. Bulut, age 15- Hasan Mefleli (Malatya Hac› Bektafl Veli Kültür Tan›t›m Derne¤i kurucular›ndan) -aktaran F. Bulut, age 16- Selahattin Özer (Hac› Bektafl Veli Dernekleri Genel Baflkan›) -aktaran F. Bulut, age 17- Cemal fiahir, Aktaran F. Bulut, age 18- Prof. Niyazi Öktem, Aktaran F. Bulut, age 19- Fettullah Gülen, Milli Gazete, Aktaran F. Bulut, age

104


yeni kapak 21/7/08 1:10 Page 1

PART‹ZAN Say›: 66

‹ki Ayl›k Siyasi Dergi

F‹YATI: 3 YTL (KDV dahil)

ISSN: 1303-0078

Alternatifsiz de¤iliz!

Say›:66

‹ki Ayl›k Siyasi Dergi

A¤ustos-Eylül 2008

A¤ustos-Eylül 2008

40. y›l›nda ’68 Baflkald›r›s› sürüyor!

FAfi‹ZME, EMPERYAL‹ZME, FEODAL‹ZME, fiOVEN‹ZME VE HER TÜRDEN GER‹C‹L‹⁄E KARfiI

Ulusal hareketlerin politik niteli¤i sorunu Alevili¤in politik özü Kosova’n›n çeliflkisi

90. y›l›nda Ekim Devrimi yolumuzu ayd›nlatmaya devam ediyor! -2Tasfiyecilik Üzerine -2-

Profile for Partizan Dergisi

Partizan Sayı 66  

Partizan Sayı 66  

Advertisement