__MAIN_TEXT__

Page 1

ic kapaklar.qxd

14/5/08

17:31

Page 2

FAfi‹ZME, EMPERYAL‹ZME, FEODAL‹ZME, fiOVEN‹ZME VE HER TÜRDEN GER‹C‹L‹⁄E KARfiI

PART‹ZAN fifiuubat-Mart 2008

Say›: 64

‹ki Ayl›k Siyasi Dergi

F‹YATI: 3 YTL (KDV dahil)

ISSN: 1303-0078

Dipten gelecek dalgay› yüzeyde büyütelim! 4 Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP “Yeni flifle içerisinde eski flarap” Sayfa 48 4 Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas› Sayfa 2 4 Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz? Sayfa 65 4 Türk hâkim s›n›flar›n›n Kürt Ulusal Sorunu’nda “yeni” hamlesi: Red ve imhada ›srar! Sayfa 15

4 Tar›mda 2007 y›l› AKP minareyi çald› k›l›f› da kurakl›k Sayfa 42

4 Düflünceleri kitle ateflinin alevlerinde alazlanan bir önder: ‹BRAH‹M KAYPAKKAYA Sayfa 89 4 Brezilyal› komünistlerle röportaj Sayfa 131


ic kapaklar.qxd

14/5/08 17:22

Page 1

RINDA A L O R Ü B K I L MCI UMUT YAYI

Kolektif bir eme¤in ürünü olarak içeriden, d›flar›dan yaz›lan öykü denemeleri derlendi ve sizlerle buluflmak üzere bu kitap ortaya ç›kt›. Umut Yay›mc›l›k bürolar›nda...


UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹ Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:8/1 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 521 34 30 FAKS: (0212) 621 61 33 Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Çilem Önsel Bask›: Ezgi Matbaa ISSN. 1303-0078 e-mail: umutyayimcilik@ttmail.com BÜROLAR ➧ KARTAL: ‹STASYON CAD. DÖRTLER APT. NO: 4/2 KARTAL, TEL: (0216) 306 16 02 Cep: 0537 270 75 60 ➧ ANKARA: TUNA CAD. ÇANAKÇI ‹fiHANI NO:11 KAT:3 DA‹RE: 32 ÇANKAYA/ANKARA TEL: (0312) 430 67 65 Cep: 0 535 562 33 72 ➧ ‹ZM‹R: 856. SOKAK, NO: 48/203 KEMERALTI-KONAK TEL: (0232) 446 78 07 Cep: 0 555 561 04 03 ➧ MALATYA: DABAKHANE MAHALLES‹, BOZTEPE CAD., BABACAN ‹fiHANI NO:9 KAT:1/16 MALATYA TEL: (0422) 325 78 13 Cep: 0 542 216 48 00 ➧ BURSA: SELÇUK HATUN MAHALLES‹, ÜNLÜ CAD, SÖNMEZ ‹fi SARAYI KAT:2 NO: 185 HEYKEL TEL: (0224) 224 09 98 Cep: 0 536 613 81 98 ➧ MERS‹N: S‹L‹FKE CAD. ÇAVDARO⁄LU ‹fiHANI KAT: 3 NO: 118 MERS‹N Cep: 0 545 685 25 27 ➧ ERZ‹NCAN: ORDU CAD. ORDU ‹fiHANI KAT:3 TEL: 0 446 223 67 18 Cep: 0 536 697 94 19 ➧ AVRUPA MERKEZ BÜRO: WESELER STR 93 47169 AS-DRUCK DUISBURG-ALMANYA TEL: 0049 203 40 60 958 FAKS: 0049 203 40 60 95 Hesap Numaralar›m›z; Yurtiçi: Selma fiahin: Ziraat Bankas› Aksaray ‹stanbul fiubesi 48209849-5002 Yurtd›fl›: Selma fiahin Ziraat Bankas› Aksaray fiube Euro hesap numaras›: 48209849-5001 Vak›flar Bankas› Aksaray fiube Euro hesap numaras›: 00158048000527074 ‹fl Bankas› Parmakkap› fiube Euro hesap numaras›: 1042 0175785

PART‹ZAN’DAN Merhaba S›n›r ötesinde ve içinde Kürt ulusuna yönelik sald›rganl›¤›n operasyonlarla sürdürüldü¤ü, ekonomik kriz göstergelerinin burjuva iktisatç›lar taraf›ndan da dillendirilir oldu¤u, türban meselesinde AKP ve MHP’nin anlaflmas› sonucu tart›flmalar›n alevlendi¤i, iflçi s›n›f›na yönelik sendikas›zlaflt›rma, özellefltirme vb. sald›r›lar›n yo¤unlaflt›¤› bir süreçte Partizan’›n 64. say›s› ile sizlerle bulufluyoruz. Tüm emekçi halka iflçisiyle köylüsüyle emekçi memuruyla ciddi bir ekonomik ve sosyal sald›r› dalgas›yla karfl› karfl›yay›z. Bu konular üzerinde hem ilk yaz›m›zda, hem de tar›mda 2007 y›l›n› inceledi¤imiz yaz›m›zda kimi gerçeklikleri ortaya koymaya çal›flarak durduk. Bilindi¤i üzere, bu topraklarda Kürt meselesi her zaman için ateflten bir gömlek olmufltur. Bu say›m›zda Kürt ulusu üzerindeki devletin ret ve inkar politikalar›na de¤inirken, di¤er yandan TKP’nin Kürt meselesine yaklafl›m›n› irdeleyen bir yaz›ya yer veriyoruz. Bu topraklardaki Marksist-Leninist-Maoist bilimin ilk uygulay›c›s› olan ‹brahim Kaypakkaya üzerine baz› yay›nlarda son süreçte bir dizi yaz› yaz›ld›. Bu yaz›lardaki kimi de¤erlendirmeler üzerinden atlanamayacak kadar önemliydi. Bu noktada Kaypakkaya’n›n ölüm y›ldönümü de yaklafl›rken, hem düflman nezdinde ‹brahim’e uygulanan sansür ve hem de bu de¤erlendirmeler üzerine kaleme al›nan "Düflünceleri kitle ateflinin alevlerinde alazlanan bir önder: ‹brahim Kaypakkaya" isimli çal›flmay› ilgiyle okuyaca¤›n›z› düflünüyoruz. Bu yaz›da Kaypakkaya’n›n en önemli özelli¤i olarak toplumsal prati¤in direkt içinde yer alarak düflüncelerini olgunlaflt›rd›¤› vurgulan›rken, di¤er bir yaz›m›z olan "Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?" bafll›kla çal›flmayla da bütünleflen özellikler arz ediyor. Son olarak yine ilginizi çekece¤ini düflündü¤ümüz Brezilyal› Maoistlerle yap›lan bir röportaja yer verdik. Hem kendi ülkeleri ve hem de dünyadaki geliflmelere yönelik düflüncelerini aktard›klar› röportajda çarp›c› bilgiler ve fikirler mevcut. Gelecek say›m›zda buluflmak dile¤iyle… Dostlukla


Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

Hükümetin, ekonomik alandaki uygulamalar›na ve bir tak›m yeni sald›r› yasalar›na h›z vermesiyle Türkiye ekonomisindeki önemli gerçekler su yüzüne ç›kmaya devam ediyor. Sürecin temel nitelikleri ve izledi¤i rota bilinmez de¤il, ama her geliflmenin dikkatle takip edilmesi ve de¤erlendirilmesi gerekiyor.

2


as›l özünü ortaya koyarken, yap›lan aç›klamalar içerisinde halk› yan›ltmaya dönük maddeler de bulunuyordu. Kifli bafl›na düflen gelirin 10 bin Dolar’a ç›kar›laca¤›, istihdam›n art›r›laca¤› ve sanayinin güçlendirilece¤i bunlardan baz›lar›yd›.

Ekim 2006’n›n ilk haftalar›nda hükümetin “Acil Eylem Plan›” aç›klanm›flt›. Aç›klanan plan, toplumun farkl› kesimlerinden farkl› tepkileri alsa da biçimsel de¤ifliklikler d›fl›nda geçmifl uygulamalardan özde bir farkl›l›k tafl›m›yordu. Ekonomik koordinasyondan sorumlu Baflbakan Yard›mc›s› ve Devlet Bakan› Naz›m Ekren’in “5 Temmuz Eksen” ve “73 Madde” fleklinde s›ralad›¤› hedefler, kelime y›¤›n›n›n ötesinde önemli kimi gerçekleri gizleme ifllevi de görüyordu. Biraz dikkatle bak›ld›¤›nda, planda acil olan›n sömürüyü art›rmak ve ülkenin ekonomik talan›n› h›zland›rmak oldu¤u belliydi. Zira çok geçmeden hükümetin “önlem paketi” do¤rultusunda att›¤› ad›mlarla bu ortaya ç›kt› ve ç›kmaya da devam ediyor. Halihaz›rda toplam vergilerin yüzde 66’s›n› oluflturan, halktan al›nan dolayl› vergilerin art›r›laca¤› belirtilmiflti. Buna göre Özel Tüketim Vergisi’nde (ÖTV) art›fllar öngörülüyordu. Elektri¤in otomatik zamma ba¤lanmas›, alkollü içecekler, sigara ve akaryak›tta, ekmekte zamlarla süreç ilerliyordu. IMF’ye taahhüt edilen “ekonomik hedeflere” ulaflabilmek için h›zland›r›lan temel ad›mlardan biri de özellefltirmelerdi. Seçimler nedeniyle ask›ya al›nan özellefltirme planlar›nda dü¤meye bas›lmas›yla TEKEL, PETK‹M, TELEKOM, fleker fabrikalar›, elektrik kurulufllar›, liman ve köprülerin özellefltirme sürecine h›z verilmifl oldu. Bu çerçevede kimi kurulufllar›n y›l sonuna kadar kimisinin ise k›sa ve orta vadede özellefltirilmesi için stratejiler belirlenmiflti. S›n›rd›fl› operasyon sürerken iflçiye, kamu emekçilerine ve emekliye düflük ücret, maafl ve ek zorluklar getiren kanun ve kararlar da parlamentodan sessizce geçiriliyordu. Nükleer santrallerin kurulmas› ve iflletilmesiyle ilgili kanun da hükümetin eylem plan›n›n “acil konular›ndan” biri olarak ayn› günlerde parlamentodan geçiriliyordu.

Halk›n her geçen gün mutlak gelir kayb› yaflad›¤› koflullarda, aç›klanan kifli bafl›na gelir rakamlar›n›n hiçbir anlam tafl›mad›¤› biliniyor. Yine TÜ‹K’in tüm eksik ve çarp›tma verilerine ra¤men aç›klad›¤› iflsizlik oranlar›; istihdam art›fl›n›n da kof bir yalandan ibaret oldu¤unu ortaya koyuyordu. Sanayinin güçlendirilmesinden kastedilenin ne oldu¤unu anlamak için ise, farkl› burjuvapatron gruplar›n›n tepkilerine bakmak yeterliydi. TÜS‹AD gibi egemen komprador sermayedarlar çok fazla ses ç›karmaz ve hükümete paralel önerilerini s›ralarken, gidiflattan tatmin olmayan özellikle milli burjuva sermaye ve patron gruplar› hükümete veryans›n ediyordu. Bu konuya ayr›ca de¤inece¤iz. Ancak flu an net olan flu ki; özünde eski olsa da seçimler sonras› haz›rlanan “yeni” ekonomik program IMF, hükümet ve TÜS‹AD’›n mutabakat›na dayal›yd›. Bilindi¤i gibi Türkiye flu an IMF’nin bir numaral›, hatta tek müflterisi durumunda. IMF’ye borçlu 5 ülkenin toplam borcu 5.8 Milyar Dolarken, bu borcun 5.1 Milyar Dolar› sadece Türkiye’ye ait bulunuyor. Hükümetin IMF ile iliflkilerinin olumlu seyretti¤i ve bu do¤rultuda IMF’nin de uluslararas› piyasalarda Türkiye ekonomisine “güven” sa¤lad›¤› biliniyor. IMF’nin sa¤lad›¤› “güvene” ne kadar güvenilece¤i bir yana, bunun geçici oldu¤u, ekonomik talan› tamamlamak ve sonra ekonomiyi çökertmek üzere kurulu oldu¤u, IMF ile flört etmifl ülke deneyimlerinden çok iyi biliniyor. Fakat Baflbakan Erdo¤an nafile bir çabayla hala IMF’yi aklamay› kendisine görev edinmifl gözüküyor. Tayyip Erdo¤an bir televizyon kanal›nda “tabi IMF bugüne kadar anlat›ld›¤› gibi

Bütün bunlar hükümetin eylem plan›n›n

3

Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

PART‹ZAN 64


Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

PART‹ZAN 64

Emperyalizmin yerli memurlar› halk› kand›rmak için rakamlara bo¤ulan pembe ekonomik tablolar çizerken bir yandan da ülke üretimi geriliyor, ekonomik zenginlikler yabanc›lar›n eline geçiyor ve halk daha da yoksullafl›yor. ledikçe daha büyük bir mali krizle karfl› karfl›ya kald›¤›n› ortaya koyuyordu. Bir yandan ülke ekonomik kaynaklar›n›n talan›na dayanan, di¤er yandan üretimden koparak sadece parasal ifllemlere dayal› hale gelen bir ekonomik yap›n›n güvenli olmad›¤› aç›kt›r. Böyle bir ekonomik yap›n›n en ufak bir sars›nt›da dahi çatlamas› kaç›n›lmazd›r. IMF ve emperyalist sermayedarlar, Türkiye ekonomisindeki bu zay›f yap›n›n büyük bir çöküfl yaflamadan devam›na izin veriyorlarsa, bu onlar›n ekonomik sömürü ve talanlar›n›n henüz son aflamas›na gelmedi¤ini göstermektedir. Ancak bu aflamada bile hayata geçirilenler, bunlar›n oluflturdu¤u tablo ve tepkiler ülke ekonomik yap›s›n›n karakteristik özelliklerini daha fazla sorgulat›r hale geldi. Kuflkusuz, bunu anlamam›z› sa¤layan en önemli verilerden birini, farkl› s›n›fsal gruplar›n aç›klamalar› olufltu-

de¤il. En ucuz krediyi IMF’den al›yorsunuz. Ama vatandafl farkl› biliyor. fiu anda iç borçlanma veya d›fl borçlanmay› en ucuz onunla yap›yorsunuz ama bunu halk›m›za farkl› yans›t›yorlar” diye aç›klamalarda bulunuyordu. Tek bafl›na bu bile ekonomik program›n hangi temeller üzerine kuruldu¤unu ve ileride olacaklar› göstermesi bak›m›ndan yeterliydi. Fakat biz yine de ekonomideki sürecin baz› temel özelliklerini ortaya koyarak devam edelim.

Milli burjuvaziden çatlak sesler Ekonomik krizlerin ülke ekonomilerinin karakteristik özelliklerini aç›k hale getirdi¤i biliniyor. Bu anlamda 2001 krizinden bu yana dünya piyasalar›na ba¤l› olarak yaflanan irili ufakl› sars›nt›lar, Türkiye’nin süreç iler-

4


›fl›k tutar niteliktedir. Bugün Türkiye Merkez Bankas› gecelik faiz oran› yüzde 17 ve reel faiz oran› yüzde 9.96 ile dünyan›n en yüksek faiz oran›na sahip ülke konumundad›r. Bu da emperyalist mali sermayenin borç faizleri sayesinde en yüksek kâr oranlar› yakalad›¤› ülke olmakla ayn› anlamdad›r.

ruyor. Emekçi s›n›flar cephesinde durumun ne olaca¤›, baflta belirtti¤imiz pratik ad›mlardan da anlafl›labiliyordu. Fakat bu sefer hükümetin ekonomik planlar›n› aç›klamas›na paralel gidiflattan memnun olmayan kimi sermaye ve patron gruplar› da seslerini yükseltiyorlard›. Emperyalist sömürüdeki art›fla ba¤l› olarak sermayedeki merkezileflmenin ve daha da asalak bir karakter kazanan ekonominin geldi¤i boyut aç›s›ndan bu tepkiler anlaml› ve dikkat çekiciydi. Hükümet “Acil Eylem Plan›”n› aç›klad›¤›nda ASKON (Anadolu Aslanlar› ‹fladamlar› Derne¤i) ve TGSD (Türkiye Giyim Sanayicileri Derne¤i) eylem plan›nda “somut ad›mlar bulamad›klar›n›” ve “art›k s›kacak difllerinin kalmad›¤›n›” aç›klam›fllard›. Hat›rlanaca¤› üzere daha sonra aralar›nda ihracatç›lar›n kuruluflu T‹M, ‹flverenler Sendikas› T‹SK, iflçi sendikalar› Türk-‹fl, Hak-‹fl ve ifl dünyas›n›n çeflitli temsilcileri MÜS‹AD, TÜG‹K, TURSAB, TUSKON, ‹S‹FED, Tüm-Mer gibi kurulufllar›n bulundu¤u genifl bir kesim gazetelere tam sayfa ilanlarla “Yeter Art›k ‹ndirin” diyerek Merkez Bankas›’n›n faiz oranlar›n› düflürmesini istemifllerdi. Merkez Bankas›’ndan faiz indirimi isteyenler aras›nda TÜS‹AD gibi büyük patron kurulufllar› yoktu. Bu anlamda ekonomik gidiflat›n hangi kesimlerini memnun, hangilerini rahats›z etti¤i rahatl›kla anlafl›l›yordu. Fakat öncelikle faiz oranlar›na yap›lan bu “isyan›n” nedenini anlamak gerekiyor. Çünkü tek bafl›na bu konu bile Türkiye gibi yar›-sömürgelerin ekonomik yap›lar›n› kavramak aç›s›ndan yeterli fikirler vermektedir.

Bilindi¤i üzere kapitalist birikim sürecini tamamlayamam›fl, Türkiye gibi emperyalizme ba¤›ml› ülke ekonomileri yüksek oranda para-sermayeye ihtiyaç duyarlar. Bu durum komprador büyük burjuvazi için geçerli oldu¤u gibi milli burjuvazi için çok daha geçerlidir. ‹htiyaç duyulan para-sermayenin temini için d›fl ve iç borçlanmaya gidilir. Ancak bu borçlara uygulanan faizlerin yüksek tutulmas› nedeniyle, elde edilen art›-de¤erin önemli bir bölümü de mali sermayeye aktar›lm›fl olur. Bugün para sermayeye, baflka bir deyiflle borç ve kredilere en çok hangi kesimlerin ihtiyaç duydu¤una bakt›¤›m›zda yüksek faize isyan eden ulusal kapitalistler diyebilece¤imiz patronlar›, ihracatç›lar› ve KOB‹’leri görürüz. TÜS‹AD üyeleri büyük kompradorlar önemli bir borca ihtiyaç duymazlar. Bu nedenle de yüksek faize yönelik pek bir flikayetleri yoktur. Tersine yüksek faizin etkileriyle zay›flayan veya iflas eden flirketler onlar›n piyasalara daha çok hâkim olmas›na ve sermayesini katlamalar›na olanak sunmaktad›rlar. Türkiye gibi ülkeler yabanc› sermayeyi ülkeye çekmek için faiz oranlar›n› yüksek tutmakta ve yabanc›lar›n kârlar›n› garanti etmektedirler. Yabanc› sermayenin sabit sermaye yat›r›m› olarak de¤il daha çok de¤iflen sermaye yat›r›m› olarak ülkeye girifli, onun hareketini de art›rmaktad›r. H›zl› bir flekilde ülkeye giren para-sermaye, k›sa vadeli borçlar arac›l›¤›yla da yine h›zl› bir flekilde d›flar› ç›kmaktad›r. Fakat bu sefer elde etti¤i büyük kârlar› da beraberinde d›flar› ç›karmaktad›r. Ülke egemenlerinin “likidite”, “s›cak para” olarak kutsad›klar› fley bu ser-

Yüksek faiz “isyan›” Geliflmifl kapitalist ekonomilerdeki borç faizleri düflük seviyelerde tutulurken, Türkiye gibi geri kalm›fl yar›-sömürge ekonomilerde ise çok yüksek seviyelerdedir. Bu bir ülkenin ekonomik geliflmiflli¤ini gösterdi¤i gibi emperyalist sömürü mekanizmas›na da

5

Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

PART‹ZAN 64


Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

PART‹ZAN 64 olumsuz etkileyerek yerli sermayedarlar›n pazar kaybetmeleri sonucunu do¤uruyordu. Örne¤in, YTL’nin en çok de¤er kazand›¤› para birimi, Türkiyeli ihracatç›lar›n d›fl piyasalardaki en büyük rakibi Çin’in paras›yd›. YTL de¤er kazan›rken dolara ba¤lanan Yuan’›n ABD para birimiyle de¤er yitirmesiyle yüzde 15’lik bir fark oluflmufltu. Bu fark›n do¤al bir sonucu olarak Çin mallar› piyasada daha ucuza al›c› bulabiliyordu. Buna temel oluflturacak flekilde Çin’deki daha ucuz iflgücünün ihracatç› firmalar aç›s›ndan maliyetlerini düflürücü etkisini de eklemek gerekir. Türkiyeli ihracatç› firmalardan ise

maye hareketlerinden baflka bir fley de¤ildir. Dünya borsalar› içerisinde yüzde 161 kâr oran›yla Türkiye borsas› en çok kâr getiren borsalardan biri durumundad›r. Türkiye borsas›n›n yüzde 72’lik bir bölümünün yabanc›lar›n elinde olmas›, yine yüzde 25’e yak›n bir bölümünü üç dört holdingin elinde bulunuyor oluflu ülkede yarat›lan zenginliklerin kimlerin hesab›nda birikti¤ini de gözler önüne sermektedir. Bu gerçekler göstermektedir ki, s›cak para olarak kutsanan fley ayn› zamanda emperyalistlerin yüksek kârlar›d›r. Yabanc› sermayenin faizin yüksek oldu¤u ülkelere kaymas› bofluna de¤ildir.

Artan d›fl borçlar ve döviz a盤›n›n sonuçlar› Hükümetin aç›klad›¤› üç ayl›k eylem plan›n›n içerisinde hem kamu hem de özel sektör aç›s›ndan “borcun kendi kaynaklar›yla karfl›lanmas›” konusunda kriterler belirlenece¤i de belirtiliyordu. Bu kapsamda hükümet, özel sektörün d›fl borçlar›na s›n›r getirmeye yönelik ad›mlar atmaya bafllam›flt›. Türkiye’nin d›fl borcu h›zl› bir art›flla 2007’de 226.3 Milyar Dolara ulaflm›flt›. Bu borcun büyük k›sm› ise özel sektöre aitti. Son y›llarda gerçekleflen borçlanma, YTL üzerinden ve yurtiçi bankalardan borçlanmaktan daha çok, döviz üzerinden ve yurtd›fl›ndan borçlanma üzerine kuruluydu. Son befl y›lda özel sektörün d›fl borcu yüzde 220 oran›nda art›fl göstermiflti. Bu nedenle özel sektörün d›fl borçlar› ilk kez bu sene kamu d›fl borcunu geçerek 138.5 Milyar Dolara ulaflm›flt›. Yüksek faiz oranlar›na “isyan eden” sermaye ve patron kurulufllar›n›n yaflad›klar› sorun artan d›fl borçlardan ba¤›ms›z de¤ildi. Çünkü yüksek faiz Türkiye’ye ihtiyaçtan fazla döviz girifline yol açarak döviz kurunun h›zla düflmesine, karfl›l›¤›nda YTL’nin ise yapay bir biçimde de¤er kazanmas›na neden oluyordu. Bu da ihracat›

Yüksek faiz oranlar›na “isyan eden” sermaye ve patron kurulufllar›n›n yaflad›klar› sorun atan d›fl borçlardan ba¤›ms›z de¤ildi. Çünkü yüksek faiz Türkiye’ye ihtiyaçtan fazla döviz girifline yol açarak döviz kurunun h›zla düflmesine, karfl›l›¤›nda YTL’nin ise yapay bir biçimde de¤er kazanmas›na neden oluyordu.

6


yük gelir havuzu emperyalistlerin ifltah›n› kabartmakta ve bugün izledikleri ekonomik stratejilerin amac›n› da ortaya koymaktad›r. Ayr›ca Türkiye gibi “yükselen ekonomiler” (!) emperyalist ekonominin küresel dalgalanmalar›nda krizin ekonomik yükünü üstlenerek daha k›sa sürede atlat›lmas› ifllevi de görmektedirler. Emperyalizme ba¤›ml› ekonomilerin baz›s› “tasarrufçu” olup küresel ekonomiye para kayna¤› (likidite) sa¤larken Türkiye gibi baz›lar› ise a¤›rl›kla “net borçlu” oldular ve emperyalist mali sermayeye yüksek getiriler sa¤lad›lar. “Tasarrufçulu¤un” iç tüketimi k›smak, iç pazardaki sömürüyü art›rmak ve özellefltirmeler fleklinde gerçekleflti¤i biliniyor. Bu anlamda Türkiye hem “tasarrufçu” hem de esas olarak “net borçlu” bir ülke olarak emperyalist sermayeye en büyük gelir sa¤layan ülkelerin bafl›nda geliyor.

ne ücretleri ne de di¤er maliyetleri bu oranda düflürmeleri mümkün de¤ildi. Geriye pazar kay›plar› ve daha da ilerisi iflaslar kal›yordu. ‹flte ihracatç›, tekstilci, sanayici ve iflveren birçok kesimin, yüzde 17 olan k›sa vadeli faiz oran›nda “flok indirim” beklentiler, düflük döviz kurunu yükseltme ve ihracattaki dezavantajl› konumdan kurtulma amac› güdüyordu. Fakat Merkez Bankas›’n›n tüm bu taleplere yan›t› sadece 0.50 puanl›k bir faiz indirimine gitmek oldu. Ki bu çok küçük indirim yap›l›rken dahi önemli bir yolsuzluk iddias› ortaya ç›km›flt›. Faizde indirime gidilece¤ini önceden bilen üst düzey bir yetkilinin bu bilgiyi eskiden iliflkide oldu¤u baz› yabanc› kaynakl› arac› kurulufllara indirimden önce s›zd›rd›¤› söyleniyordu. Bu üst düzey yetkili ise, ABD elçili¤inde hizmet vermifl, ‹ngiliz vatandafl› olarak Kraliçe’ye ‹ngiltere’nin ç›karlar›n korumak için ba¤l›l›k yemini etmifl Hazine’den sorumlu Devlet Bakan› Mehmet fiimflek’ten baflkas› de¤ildi.

Hükümetin bugüne kadar sürekli propagandas›n› yapt›¤› “ekonomik büyüme” tüm bu sömürü iliflkilerinden ba¤›ms›z de¤il. Emperyalizmin yerli memurlar› halk› kand›rmak için rakamlara bo¤ulan pembe ekonomik tablolar çizerken bir yandan da ülke üretimi geriliyor, ekonomik zenginlikler yabanc›lar›n eline geçiyor ve halk daha da yoksullafl›yordu. Önceki y›llardan itibaren üzerinde durulan ihracata dayal› büyüme, asl›nda halk›n açl›k ve yoksullu¤u pahas›na iç tüketimin k›s›lmas›na ve katma de¤eri az ürünlerin ihracat›na dayan›yordu. Türkiye’nin ihracat›nda en büyük pay› 4.2 Milyar Dolarla otomotiv oluflturuyor. Ancak en baflta bu sektörde üretimin montaja dayal› oldu¤u ve as›l kâr› yabanc› otomotiv flirketlerine ak›tt›¤› biliniyor. ‹thalat›n yüzde 74’ünün ara mal› ithalat›ndan oluflmas› da bu gerçe¤i baflka bir aç›dan tamamlar niteliktedir. Kald› ki Türkiye’nin yapt›¤› ithalat, ihracat oranlar›ndan çok daha fazlad›r. Bunun sonucu d›fl ticarette büyük aç›klar oluflmas›d›r. Bu ayn› zamanda yüksek döviz a盤› (cari

El paras›yla “ekonomik büyüme” Ellerinde çok büyük sermayeler bulunan emperyalist ülke ekonomilerinin “finans ve finans d›fl› sektörleri” kendi iç piyasalar›nda büyüme olanaklar›n› k›s›tlayan koflullarla karfl›laflm›fllard›r. Bu nedenle “yükselen piyasa ekonomisi” olarak tan›mlanan Türkiye gibi ülke ekonomilerinin emperyalist ekonomiye entegrasyonu çok önem tafl›yordu. Bu aç›dan örne¤in Avrupal› emperyalistlerin Türkiye bankac›l›k ve sigorta sektörüne olan yo¤un ilgileri tesadüf de¤ildi. Aralar›nda Türkiye’nin de bulundu¤u “Avrupa yükselen piyasalar ekonomileri” denilen Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan gibi 15 civar› ülkenin, 2015 y›l›na kadar 170 Milyar Euro gibi çok yüksek bir net gelir havuzuna dönüflece¤i belirtilmektedir. Bu bü-

7

Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

PART‹ZAN 64


Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

PART‹ZAN 64 oldu¤u aç›kt›. Cari aç›ktaki (döviz a盤›) büyük oranlar biliniyor. Bu koflullarda Türkiye’ye yönelik “s›cak para” (spekülatif sermaye) ak›fl› durdu¤unda ve d›flar›ya ucuz mal ihrac› yap›lamad›¤›nda Türkiye ekonomisinin d›fl borç bata¤›nda bo¤ulmas› kaç›n›lmazd›r. Türkiye’nin çokça vurgulanan “ekonomik büyümesi” iflte böyle d›fla ba¤›ml› ve para kanallar› kesildi¤inde çökmeye haz›r kof bir büyümedir. IMF’nin geçmiflteki bir numaral› müflterileri Arjantin gibi ülkelerde spekülatif sermayenin ani bir çekilmesiyle neler yafland›¤› hat›rlan›rsa bugünkü “güçlü” (!) ekonominin gelecekteki ak›beti de kolayl›kla anlafl›lacakt›r.

aç›k) da demektir. Zira ithalat oranlar›n›n artmas›ndaki önemli bir etken ucuz dövizdir. Türkiye ihracatta elde etti¤i dövizle ithalat›n ancak yüzde 60’›n› karfl›layabilmekte ve geriye kalan k›s›mda büyük cari aç›klar vermektedir. ‹hracat›n, ithalat karfl›s›nda düflük seviyelerde bulunmas›na karfl›n ekonomik bir büyüme söz konusuysa, bunun yabanc› sermaye paras›yla gerçekleflti¤i aç›kt›r. Türkiye’nin kendi iç pazar›nda elde etti¤i sermaye, yat›r›m ve üretimi art›rmaya yetmedi¤i için yabanc› sermaye kullan›m›na gidilmektedir. Ucuz dövize dayal› ucuz ithalatla yabanc›lar›n üretti¤i mallar getirilip iç üretime eklendi¤i için de toplam üretim artm›fl gibi gözükmektedir. Oysa ne emperyalist sermayenin “s›cak paras›na” dayal› bir büyüme ne de d›flar›dan getirilen mallarla gerçek bir büyüme sa¤lanabilirdi. Bu durum çokça örneklendi¤i gibi balon bir büyümeydi ve her an sönme riski tafl›yordu. Türkiye ekonomisinin kaderinin emperyalist sermayedarlar›n iki duda¤› aras›ndan ç›kacak sözlere ba¤l›

Bu gerçekler alt›nda Türkiye ekonomisi uluslararas› piyasalardaki k›r›lgan konumunda kalabilmek için “tasarruflara” gitmek zorundad›r. Tasarruftan kast›n ise ücretlerin düflürülmesi, emek veriminin art›r›lmas›, iflten ç›karmalar, vergiler, zamlar ve özellefltirmeler fleklinde artan ekonomik sömürü ve talan oldu¤unu belirtmifltik. Hükümetin acil eylem plan›na ve haz›rlad›¤› bütçeye de bu pencereden bakmak gerekiyor. Devletin ihracat oranlar›n› art›rmada temel ald›¤› as›l kaynaklar bunlard›r. Bu noktada Hindistanl› bir iktisatç›n›n (Amit Bhaduri) Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan sözlerini aktarmakta fayda var: “Bu tür bir ihracat fazlas› sa¤lama yaklafl›m›, tüm ülkelerde izlendi¤inde açmazlara sürüklenir. Maliyetleri rekabetçi olarak afla¤›ya çekme çabas›nda herkes kazançl› ç›kamaz. Zira, baz›lar›nda ihracat fazlalar›n›n oluflmas›, ancak di¤erleri d›fl ticaret a盤› verirlerse mümkün olacakt›r. Geliflmekte olan ülkelerin ço¤u benzer türde mallar ihraç ettiklerine göre, kimileri bu yar›fltan yenik ç›kacaklard›r. Böylece ülkeler, s›radan emekçi insanlar›n hayat koflullar›n› afla¤›ya çeken bir yar›fla girmifl olacaklard›r.” Türkiye’nin d›fl piyasalardaki en önemli rakibi Çin’le olan rekabete bu gözle bakt›¤›-

8


hedefine yo¤unlaflal›m. Öncelikle genel bütçeden borç faizlerinin ödenmesine ayr›lan kayna¤›n devasa büyüklü¤ü, yar›-sömürge bir ekonominin temel bir karakteristi¤i olarak kaydedilmelidir. Bununla ba¤lant›l› olarak FDF’ye ayr›lan kaynak da önemli bir bafll›¤› oluflturmaktad›r. Bütçeyi denklefltirmekte zorlanan hükümetin buldu¤u “çarelerden” biri di FDF’yi 1 puan afla¤› düflürmektir. Maliye Bakan› Unak›tan, gizlemeye çal›flsa da bu düflüflün ard›ndaki gerçe¤in, vergi gelirlerinin hedeflenenden az olaca¤›, faiz giderlerinin artaca¤› ve faiz d›fl› harcamalar›n k›s›lamayaca¤› oldu¤u tahminleri yap›l›yordu. Nitekim daha sonra Devlet Bakan› Mehmet fiimflek “Faiz d›fl› fazlay› düflürmeseydik ciddi vergi art›fl› yapmam›z gerekirdi” diye aç›klama yapm›flt›. Tabi ki bu aç›klamalar›n tek bafl›na güvenilirli¤i tart›flmal›yd›. Keza Maliye Bakan› Unak›tan, FDF’den düflürülen oran›n nereye harcanaca¤› sorular›n› ters yan›tlarla yan›ts›z b›rak›rken, hiç öne ç›karmayan yerel seçimler akla geliyordu. Hükümetin yerel seçimlerde de yüksek bir baflar› elde etmek için önemli seçim yat›r›mlar›na baflvuraca¤›, bunun için bir kaynak gerekti¤i biliniyor. Yine bütçede “k›rsal kalk›nma” diye sunulan oranlar›n, belediyelere ayr›lan kaynaklar›n yerel seçimlerle haz›rl›k mahiyetinde oldu¤u söylenebilir. Bu anlamda FDF’deki 1 puanl›k düflüflün nereye aktar›laca¤› “belirsizli¤ini” korumaktad›r. Fakat halk›n cebine aktar›lmayaca¤› veya vergi ve zamlar› azaltmayaca¤› bellidir.

m›zda dünyan›n iki önemli ucuz iflgücü cennetinin nas›l geliflti¤i de daha iyi anlafl›lacakt›r. Ve tam da belirtildi¤i gibi bu yar›fltan yenik ç›kan Türkiye, kazanan ise Çin olmaktad›r. Türkiye ancak emekçi s›n›flar› daha da yoksullaflt›ran “yar›flta” ilk s›ralarda yer alabilmektedir. Fakat bu “baflar›” da kendi içerisinde bir k›s›r döngü tafl›maktad›r. Halk›n al›m gücünü en alt seviyelere çeken bu ekonomik politikalar iç pazar› daraltmakta, vergi gelirlerini azaltmakta ve yine egemenlerin kâr›n› azaltmaktad›r. Sonuç olarak biçimsel ve geçici geliflmeler miad›n› doldurmakta, her dönemeçte ekonominin temel kurallar› belirleyici olmaktad›r.

2008 bütçesi: Aslan pay› emperyalistlere Haz›rlanan 2008 bütçesine bakt›¤›m›zda da yar›-sömürge bir ekonominin temel özelliklerini görmek mümkün. Hat›rlanaca¤› üzere hükümetin seçim harcamalar›yla bütçede kimi dengesizlikler oluflmufltu. Bugün bu aç›klar›n telafisiyle de ba¤lant›l› olarak ama esasta ekonominin geldi¤i noktada gelirlerin giderleri karfl›layamamas› nedeniyle önemli bir bütçe a盤› oluflmufl dudumdad›r. Daha önce belirtti¤imiz “tasarruf” (!) yöntemleri bu a盤›n kapat›lmas›yla da ilgilidir. Hatta 2008 bütçesini Telekom’un yüzde 45’lik devlet hissesinin özellefltirilmesinden elde edilecek 3.9 milyar YTL’lik kayna¤›n› kurtaraca¤› iddia edilmektedir. 2008 bütçesinin geneline bakt›¤›m›zda önceki y›llarda oldu¤u gibi en büyük kaynaklar›n faiz, faiz d›fl› fazla ve Milli Savunma Bakanl›¤› için ayr›ld›¤›n› görüyoruz. 2008 y›l›nda 56 Milyar YTL faiz ödenmesi hedeflenirken, yüzde 5.5 oran› ile 38 milyar 224 milyon YTL faiz d›fl› fazla (FDF) hedefi konulmufl durumda. Hükümetin 2008 bütçesi ayr› bir ilgiyi hak ediyor ancak biz konumuz özgülünde faiz ödemeleri ve FDF

Türkiye’nin IMF’yle 2001’de imzalad›¤› stand-by anlaflmas›ndan beri yüzde 6.5 olarak uygulanan FDF yüzde 5.5’e çekildi. Öncelikle Faiz D›fl› Fazla (FDF)’nin ne tür bir ifllevi oldu¤unu anlamam›z gerekmektedir. Her y›l genel bütçe giderleri ve faiz ödemeleri d›fl›nda bir FDF hedefi belirlenmektedir. Bu ayn› zamanda faiz ödemeleri için haz›rda duran yedek bir kaynak demektir. Aç›kla-

9

Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

PART‹ZAN 64


Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

PART‹ZAN 64 nan FDF oran›yla yabanc› sermayeye “yüksek oranda tasarruf yap›yoruz, borcunuzun geri dönüflünde bir sorun olmayacak” mesaj› verilmektedir. Bu gerçekler aç›kça göstermektedir ki TC’nin Maliye Bakanl›¤›’n›n Osmanl›’daki Duyun-u Umumiye’den özde bir fark› yoktur. Yeni FDF oran› belirlenirken ilginç olan IMF’nin bu 1 puanl›k düflüfle olumsuz tepki vermesiydi. Maliye Bakan› Unak›tan FDF’deki düflüflün nedenini gizlemeye çal›fl›rken “yüzde 6.5 sihirli bir rakam de¤ildir” diyerek asl›nda bir gerçe¤i de ifade ediyordu. IMF program›nda sapmalar meydana gelirken FDF düflüflüne IMF’nin de “anlay›fl göstermesi” ayn› gerçe¤i ortaya koyuyordu. Yani IMF’yle yap›lan anlaflmalarda kamuoyuna aç›klanan bilgi ve rakamlar›n çok da bir önemi yoktu. Ayn› do¤rultuda olsa da önemli olan kapal› kap›lar ard›nda kararlaflt›r›lanlard›. Keza Türkiye IMF’ye sadakatini fazlas›yla kan›tlam›flt›. IMF’dan al›nan borçlara ihtiyac›n azald›¤›, ileriki y›llarda borç al›nmayabilece¤i dillendirilirken “IMF’siz olur ama disiplinsiz olmaz” (Merkez Bankas› Baflkan› Durmufl Y›lmaz) deniliyordu. Yani art›k e¤itilmifl maymun misali e¤itmeni olsa da olmasa da ayn› hareketlerin sergilenece¤ini gösteriyordu. Sonuçta kâr emperyalist efendilerinin cebine akt›ktan sonra IMF flart de¤ildi!

‹flçi s›n›f› ve emekçilere sald›r›n›n di¤er bir ad›; “Sosyal Güvenlik ve Genel Sa¤l›k Sigortas›” Di¤er önemli sald›r›lardan bir tanesi de son aylarda gündemde olan Sosyal Sigortalar Genel Sa¤l›k Sigortas› yasa tasar›s› oldu. Yap›lan araflt›rmalara göre Türkiye’de sigortal› olarak çal›flan kifli say›s› 15 milyon 800 bin civar›ndad›r. Bu say›n›n bakmak zorunda oldu¤u aileleri ve Genel Sa¤l›k Sigortas› kapsam›nda yeflil kart sahibi olmalar›n› da hesaba katt›¤›m›zda Sosyal Güvenlik ve Genel Sa¤l›k Sigortas›’n›n toplumun çok büyük bir k›sm›n› ilgilendirdi¤ini görürüz. AKP hükümeti, tüm sald›r› paketlerinde yapt›¤› gibi toplumun ç›kar›na bir yasa haz›rlad›¤›n› söyleyedursun yasan›n yürürlü¤e girmesiyle çeflitli kesimlerden emekçilerin birçok hakk›n›n gasp edilece¤i anlafl›l›yor. Haz›rlanan yasan›n hangi temeller üzerinden ve nas›l bir süreç içerisinde bu denli kapsaml› bir biçimde gündeme getirildi¤ini anlamak için k›sa da olsa geçmifle ve arka plana de¤inmek gerekiyor.

Sosyal devlet ölüyor! Bugün halka dayat›lan bu yasa asl›nda emperyalist kapitalizmin halklara dönük en önemli sald›r›lar›ndan birini oluflturuyor. Bi-

10


lindi¤i gibi II. Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras›nda dünyada ve özellikle Avrupa’da sosyalizmin yay›lmas›n› engellemek amac›yla “sosyal devlet anlay›fl›” diye bir yaklafl›m türetilmiflti. Keynesçi ekonomik politikalar ad›yla da bilinen yaklafl›mlar›n bir parças›n› da iflçi s›n›f› ve halka sunulan kimi sosyal haklar› ve devletin bu konudaki yükümlülükleri oluflturuyordu. Emperyalist ülkelerdekiyle k›yaslanamayacak küçüklükte olsa da yar›-sömürgelerde de devletler bu ba¤lamda flekillendirilmifl ve kimi sosyal haklar devletin yükümlülükleri kapsam›na al›nm›flt›. Do¤ald›r ki bu haklar, iflçi s›n›f› ve halk›n mücadeleleri ve emperyalist sistemin komünizm korkusu üzerinde yükseliyordu. 1990’lara gelindi¤inde sosyal emperyalist diktatörlüklerin y›k›lmas›na paralel, emperyalistler aç›s›ndan komünizm tehlikesi zay›fl›yor ve sömürüyü art›rman›n önündeki önemli bir etken ortadan kalk›yordu. Özellikle 1970’lerde petrol krizinin tetikledi¤i ekonomik krizin bask›s›yla emperyalizm, Keynesçi politikalara son, neo-liberal ekonomik politikalara ise a¤›rl›k veriyordu. Bu do¤rultuda, emperyalizmle uyum içindeki yar›-sömürge ülkeler de ekonomi baflta olmak üzere birçok aç›dan yeniden yap›land›rmaya tabi tutuluyordu. Ülkemizde 24 Ocak 1980 kararlar›yla bu yeniden yap›land›rma hayata geçirilmeye bafllanm›flt›. Bu politikalar›n “sosyal güvenlik” aç›s›ndan yans›mas› halktan toplanan para ve vergilerle kurulan yap›n›n tasfiyesi fleklindeydi. Türkiye gibi yar›-sömürgelerde emperyalist devletlere k›yasla çok düflük seviyelerde olmas›na karfl›n özellikle son y›llarda h›zl› ve kapsaml› bir tasfiyenin gerçeklefltirildi¤ine tan›k oluyoruz. Bunun genel bütçedeki halka yönelik giderleri k›sarak veya tümüyle yok ederek emperyalizme kaynak yaratma ve borç ödemelerini garantiye alma amac› tafl›d›¤›n› biliyoruz. IMF’nin Türkiye’nin borçlar›n› ele al›r-

ken “Sosyal Güvenlik Reformu” ad› alt›ndaki bu kapsaml› sald›r›y› flart koflmas› birçok meseleyi aç›klar niteliktedir. Keza sosyal güvenlik kapsam›nda en aza indirilen harcamalar›n, IMF’ye taahhüt edilen yüzde 6.5’lik faiz d›fl› fazla hedefinin sa¤lanmas›na dönük yap›ld›¤› art›k gizlenemiyor. Bu faiz d›fl› fazlan›n ise emperyalizme borç ödemelerini garantiye almaktan ve ülkedeki sömürüsünü daha da art›rmaktan baflka bir ifllevi olmad›¤› ortadad›r.

Bahane ayn›; “Kara delik” Yasan›n gündeme geldi¤i günden bugüne AKP hükümetinin kulland›¤› önemli argümanlardan bir tanesi de Sosyal Güvenlik Sistemi’ndeki a盤›n art›k bir “kara delik” haline geldi¤idir. Bu iddiay› kan›tlamak için de gazete ve TV haberlerinde birçok rakam ve aç›klama yans›t›lmaktad›r. T›pk› özellefltirme sürecine giren tüm kurulufllar›n zarar etti¤i propagandas› gibi “kara deli”¤i kapatman›n yolu da bu yasadan geçmektedir! Verilen rakamlara göre 2006’da 18 Milyar YTL olan aç›k, 2007 y›l›nda 26.4 Milyar YTL olmufl. Yine 2006’da devlet sosyal güvenlik sistemine 22.9 Milyar YTL ay›r›rken, bu rakam 2007’de 32.2 Milyar YTL ulaflm›fl. Bu rakamlar›n ne kadar gerçekleri yans›t›p yans›tmad›¤› ve bu kaynaklar›n gerçekte nerede ve nas›l harcand›¤› bir yana e¤er bir aç›k söz konuysa bunun sorumlusunun halk olmad›¤› aç›kt›r. Sosyal Güvenlik Sistemi’ndeki aç›klar› ortaya koyarak yasan›n gereklili¤ini iddia eden AKP hükümetinin kulland›¤› argümanlardan biri de emekliler ile aktif çal›flanlar aras›ndaki orant›s›zl›k oluflturuyor. Yani çal›flanlardan kesilen paralar›n emekli ayl›klar›n› karfl›lamad›¤› belirtiliyor. Sözde bunu ortadan kald›rmak için dayat›lan yasalar ise birçok emekçinin emekli ayl›klar›ndan mahrum b›rak›lmas›na veya daha k›sa süre emekli ayl›¤› alabilmesine yol açmaktan

11

Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

PART‹ZAN 64


Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

PART‹ZAN 64 baflka bir ifle yaram›yor. Örne¤in, SSK’ya ba¤l› çal›flanlar da 7 bin ifl günü yani 19 y›l olan emeklilik koflulu, Emekli Sand›¤› ve Ba¤-Kur için geçerli olan 9 bin ifl gününe yani 25 y›la eflitlenmifltir. Bunun için “kademeli geçifl” öngörülse de sonucun “mezarda emeklilik” olaca¤› biliniyor. Böylece devletin emekli ayl›klar›ndan “kurtulmas›” bir yana y›llarca emekçilerin ücretlerinden kesilen paralar da devletin kasas›nda kalacakt›r. Tüm engellere ra¤men emekli olmay› baflaranlara, en düflük emekli maafl›n› ba¤lamak amac›yla getirilen ek yasal zorluklar emekli maafllar›n›n nas›l bir kaynak yaratma hedefi haline geldi¤ini göstermektedir. Bunun önemli bir ad›m› olarak SSK; Ba¤-Kur ve Emekli Sand›¤›’n›n bir çat› alt›nda toplanaca¤› belirtiliyor.

Patronlar yeni yükümlülükler istemiyor! Söz konusu bu sald›r›n›n en çarp›c› yanlar›ndan birini y›llarca devletin sorumlulu¤u alt›ndaki görevlerin bir ç›rp›da iktisadi kârzarar hesaplar›na kurban edilmesi oluflturmaktad›r. Anayasal temelleri de bulunmas›na ra¤men bugün devletin sosyal güvenlik görevi gibi bir zorunlulu¤unun olmad›¤› art›k aç›kça ifade ediliyor. Aksi halde e¤er bir aç›k veya dengesizlik varsa bunun giderilmesinin de yine devletin görevi oldu¤u kabul edilmifl olacakt›r. Bu aflamada bahsedilen aç›k ve dengesizliklerin gerçek nedeni iyi bilinmek zorundad›r. Çünkü bu konuda baz› akademisyenler ve reformist çevrelerin de yaratt›¤› bir kafa kar›fl›kl›¤› vard›r. Bunlardan önemli bir tanesi, sosyal güvenlik kapsam›na giren insan say›s›n›n çok artt›¤›, bu nedenle alt›ndan kalk›lamaz bir hale geldi¤idir. K›rdan kente göçün ve çal›flan say›s›ndaki art›fl›n, önceden daha az say›da kay›tl› çal›flana ve tek bir “aile reisine” sa¤lanan haklar› genifl bir ke-

sime ve ailenin di¤er bireylerine yayd›¤› dillendirilmektedir. Yine yaflam süresinin artt›¤› ve emekli maafl› ödenen sürenin uzad›¤› belirtilmektedir. Bu gerekçelerin etkileri olmakla birlikte sorunun özünde bunlar›n yatmad›¤› aç›kt›r. Örne¤in tek bafl›na patronlar›n kendi prim ödemelerinden kaçmalar›, sosyal güvenlik sistemindeki a盤›n gerçek nedenlerine iliflkin belirgin fikirler vermektedir. Bilindi¤i gibi iflçi ve emekçilerden sosyal güvenlik kapsam›nda yap›lan kesintiler ücretlerden peflin olarak kesilmesine karfl›n, patronlar aç›s›ndan ayn› durum söz konusu de¤ildir. Patronlar çok kere sahte belgelerle prim ödemelerinde önemli yolsuzluklara gitmekte, taksitli ödeyerek veya hiç ödemeyerek buradan dahi kâr sa¤lamaktad›rlar. fiu an TÜS‹AD baflta olmak üzere patron kurulufllar›n›n “Sosyal Güvenlik Reformu”nu aciliyetle istemeleri bofluna de¤ildir. Devletten patrona düflen

12


yükümlülüklerin azalt›lmas›n› talep etmektedirler. Ve bunun için kendilerini iflçilerin durumu gibi ma¤dur pozisyonda göstermekten de geri durmuyorlar. Onlara göre patron da iflçi de görevini yerine getiriyor, yeni yükümlülükler getirilmemeli ve bu yükümlülükleri devlet üstlenmelidir. Ancak çok iyi biliniyor ki devletin kaynak temini yine iflçi s›n›f› ve halktan al›nan vergilerle, yap›lan kesintilerle sa¤lan›yor. Bu da demektir ki patronlar do¤rudan olmasa da devletten yeni yükümlülükleri sadece iflçi ve emekçilere yöneltmesini istemektedirler. Haz›rlanan yasa da tam da bu talebe yan›t olunarak prim ödemeleriyle ilgili olarak patronun karfl›layaca¤› 2 birimlik ödemenin yan›nda 1 birim iflçinin 1 birim ise devletin karfl›layaca¤› yükümlülükler öngörülüyor. Devlet için söz konusu olan yükümlülü¤ün yine iflçi ve emekçilerin s›rt›ndan al›naca¤› ise aflikard›r.

Kay›td›fl› sorunu Sistemdeki aç›k ve dengesizlikler tart›fl›l›rken öne ç›kan konulardan birini de kay›td›fl› çal›flanlar oluflturuyor. Türkiye’deki 23 milyon 548 bin çal›flan›n 11 milyon 464 bininin herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kayd› bulunmad›¤› belirtiliyor. Bunun yaklafl›k yar›s›n›n k›rsal alanlarda bulunmas› durumunda flehirlerde yine 6 milyon civar›n›n kay›ts›z çal›flan oldu¤u tahmin ediliyor. Kay›td›fl›ndan devletin kayb›n›n 29 milyar YTL oldu¤u belirtilmektedir. “Bütçeyi yutacak” denilen sosyal güvenlik a盤› ise 26 milyar YTL tutar›nda. Görüldü¤ü gibi e¤er aç›k kapat›lmak isteniyorsa bunun yolu kay›td›fl›n›n giderilmesiyle de ilgilidir. Ancak Türkiye gibi bir yar›-sömürge ekonomisinde kay›td›fl›n›n ortadan kald›r›lmas› mümkün de¤ildir. Kay›td›fl›, Türkiye ekonomisinin bir karakteristik özelli¤i olarak emperyalist sömürüye dayal› soygun sisteminin vazgeçilmezlerinden biridir. Geçmiflte hükümetlerin göz yumdu¤u, bugün ise

kontrol alt›na almak amac›yla çabalad›¤› sorun, art›k egemen s›n›flarca da daha fazla gündem edilmifl durumdad›r. Kay›td›fl›, patronlara birçok aç›dan büyük kârlar sa¤lamas›na karfl›n art›k daralan üretim alan›nda ve ayr›ca paran›n denetimi sorununda istenileni aflm›fl durumdad›r. Bu nedenle kontrol alt›na al›nmak istenmektedir. Bu süreç, büyüklerin küçük ve orta iflletmeleri yutmas› sürecinden de ba¤›ms›z de¤ildir. Her alanda oldu¤u gibi, emperyalistlerin ve komprador büyük burjuvalar›n ç›karlar›na uygun olarak sermaye merkezilefltirilmekte, kaynaklar son haddine kadar kullan›lmaktad›r. ‹flte bu kaynak yaratma sürecinin bir parças›n› da sosyal güvenlik harcamalar›n›n k›s›lmas›, halka yönelik vergilerin art›r›lmas› oluflturmaktad›r. Sosyal güvenlik alan›nda gerçeklefltirilen sald›r›lar›n en önemlileri sa¤l›k alan›nda gerçeklefltiriliyor. SSK hastanelerinin Bakanl›¤a devriyle bolca pohpohlanan yeni uygulamalar olumsuz sonuçlar›yla art›k su yüzüne ç›kmaya bafllam›fl durumdad›r. Sa¤l›k ocaklar›n›n yok edilmesi ve aile hekimli¤ine geçilmesi, sa¤l›k çal›flanlar›n›n sözleflmeli personel haline getirilmesi ve belirtti¤imiz SSK hastanelerinin devri, bu alandaki sald›r›lar›n temel aya¤›n› oluflturuyor. SSK’l›lar›n art›k istedi¤i hastaneye giderek muayene olabildi¤i propaganda edilirken hastanelerde rehin tutulma örnekleri TV haberlerini süslemeye bafll›yordu. Yine SSK’l›n›n istedi¤i eczaneden ilaç alabilece¤i belirtilirken, hastalar›n istedi¤i birçok ilaç veya sürekli tedavi gerektiren pahal› ilaçlar art›k yaz›lm›yor. ‹laçlarla ilgili olarak önemli bir noktay› da kullan›m›n art›r›larak ilaç flirketlerinin kârlar›n›n yükseltilmesi meydana getiriyor. Sonuç olarak AKP, masraflar› k›sm›yor tersine d›fla ba¤›ml›l›¤›, muayene olma, ilaç kullanma oran›n› art›r›yor. Sa¤l›k harcamalar›n›n milli gelirin yüzde 7’sini kaplad›¤›ndan ya-

13

Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

PART‹ZAN 64


Yoksullaflt›ran bir yar›-sömürge ekonomisinin panoramas›

PART‹ZAN 64 k›n›l›rken hükümetin bu alanda özel kurulufllara aktard›¤› kaynak ise kat kat art›yordu. Örne¤in SSK hastanelerinin devri ve SSK’l›lar›n istedikleri eczaneden ilaç alabilmeleri yürürlü¤e sokulurken bu devlete tam 21 milyar YTL’ye maloluyordu. Oysa daha öncesinde bu harcamalar 8 milyar YTL düzeyindeydi. Aradaki büyük fark›n özel hastanelere ve ilaç flirketlerine aktar›ld›¤› ortadad›r. Sosyal Güvenlik Sistemi’ndeki a盤›n ve bunun en önemli halkas› olan sa¤l›k harcamalar›ndaki sorunun nereden kaynakland›¤› buradan daha iyi anlafl›lmaktad›r. Belli ki as›l a盤a özel sektöre karfl›l›ks›z aktar›lan yüksek oranlardaki transferler yol açmaktad›r. Oysa tam tersine SSK’lar›n yolsuzlu¤undan dem vurulmufl, halk›n soygunculu¤una kadar laflar söylenmiflti. Bugün hükümetin en temel sa¤l›k hizmetlerine ve do¤ru düzgün bir ifle yaramayan yeflil kartlara göz dikmesi yaflan›lacaklar› göstermesi bak›m›ndan çarp›c›d›r.

Her kesimi vuruyor! Sosyal güvenlikle ilgili yeni yasa tasla¤›na bak›ld›¤›nda çarp›c› baflka örnekler de görülecektir. Örne¤in çal›flan kad›nlara do¤umdan sonraki alt› ay için ödenen emzirme ödene¤inin bir ay› karfl›layacak flekilde düflünülerek, Tar›m Bakanl›¤›’n›n do¤um yapan ine¤e ödedi¤i tutardan bile düflük olmas› bunlardan bir tanesidir. Bu aç›kça halk›n ineklerden dahi de¤ersiz görüldü¤ünü göstermektedir. Marks’›n “kapitalizm, gölgesinden faydalanamad›¤› a¤ac› keser” sözü burada tam anlam›yla yans›mas›n› bulmaktad›r. Kâr üzerine kurulu sistemde insanlar›n kâr getirici herhangi bir meta muamelesi görmesi flafl›rt›c› de¤ildir. Yasa tasla¤›n›n çarp›c› örneklerden birini de gazeteciler, hava ve demiryolu personelleri, postac›lar gibi çal›flanlara ödenen “y›pranma pay›” ortadan kald›r›l›rken, TSK, M‹T ve emniyet men-

suplar› için korunmas› oluflturmaktad›r. Burada da devletin gelece¤e iliflkin temel yaklafl›mlar›n› bulmak mümkündür. “Devletin küçültülmesi” ad› alt›nda kemik yap› ve bunu korumakla yükümlü bir güvenlik a¤› öngörülmektedir. Bu nedenle her ne olursa olsun devlet güvenli¤inden sorumlu kurumlar korunmaktad›r. Milletvekillerine temsil tazminat› ödenerek onlar›n da bu sistemdeki görevleri gere¤i ödüllendirdiklerini ayr›ca belirtmek gerekir. Sonuç olarak; tüm halk› kapsayacak bir yasa tasar›s› “reform” ad›yla halka yutturulmaya çal›fl›lmaktad›r. Baflta en yoksullar olmak üzere iflçi s›n›f›, köylülük ve di¤er tüm emekçilerin bu sald›r›dan büyük kay›plar yaflayaca¤› ortadad›r. Geliflmeler öyle bir hal alm›flt›r ki hemen her alanda yoksulluk artmakta, soygun büyümektedir. K›rsal alanlar, uygulanan tar›m politikalar›yla flehirler ise en son bu örnekte oldu¤u gibi kapsaml› sald›r›larla yaflan›lamaz hale getirilmektedir. Türkiye aç›s›ndan hep tart›fl›lagelen aile dayan›flmalar›n›n, k›r-flehir iliflkilerinin art›k kayda de¤er hiçbir olumlu yan›n›n kalmad›¤› biliniyor. Öyleyse aç›kt›r ki derinleflen çeliflkiler hiçbir kuflkuya yer b›rakmayacak flekilde halk›n kendili¤inden mücadelesini yo¤unlaflt›racak ve h›zland›racakt›r. Ekonomik ve sosyal boyuttaki çeliflkiler efli görülmemifl bir biçimde derinleflirken halk›n örgütsüzlü¤ü ve devrimcilerin at›l durumu bir o kadar derin bir çeliflkiye de iflaret etmektedir. Bunu MLM’lerin politik ve örgütsel yetersizliklerinden ba¤›ms›z düflünmek mümkün de¤ildir. Hükümetin, ekonomik alandaki uygulamalar›na ve bir tak›m yeni sald›r› yasalar›na h›z vermesiyle Türkiye ekonomisindeki önemli gerçekler su yüzüne ç›kmaya devam ediyor. Sürecin temel nitelikleri ve izledi¤i rota bilinmez de¤il, ama her geliflmenin dikkatle takip edilmesi ve de¤erlendirilmesi gerekiyor.

14


Türk hâkim s›n›flar›n›n Kürt Ulusal Sorunu’nda “yeni” hamlesi: Ret ve imhada ›srar!

Bugün gelinen aflamada, gerek ülkemizdeki kimi geliflmeler ve gerekse de emperyalistlerin Ortado¤u’ya, özellikle de Irak’a müdahalesi sonucunda yaflananlar, Türk hâkim s›n›flar›n› Kürt Ulusal Sorunu konusunda köfleye s›k›flt›rm›fl durumdad›r. Bu objektif gerçeklikten hareketle, Türk hâkim s›n›flar› bilinen politikalar›na sar›larak, ülkemizde ›rkç›-floven rüzgârlar estiriyorlar.

15


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64 2007 y›l›n›n sonlar› ülkemiz halk› aç›s›ndan tarihsel önemde geliflmelere tan›k oldu. Özellikle Ekim ay›nda bafllayan ve Kas›m ay›n›n ortalar›na kadar sürdürülen, devletin resmi ve gayri resmi güçleri taraf›ndan örgütlenen ›rkç› floven kampanyayla, baflta Türk ulusundan emekçi halk›m›z olmak üzere, ülkemizdeki çeflitli milliyetlerden emekçi halk›m›z, Kürt ulusuna yönelik düflmanca bir tav›r içerisinde sokaklara, meydanlara döküldü. Türk hâkim s›n›flar›n›n faflist devleti; T. Kürdistan›’ndaki çat›flmalarda öldürülen Türk Silahl› Kuvvetleri mensubu askerlerin cenazelerini, Kürt ulusuna yönelik uygulayageldi¤i düflmanl›¤›n, ulusal bask›n›n, imha ve inkâr politikas›n›n bir devam› olarak ustaca kulland›. TC devleti, çat›flmalarda öldürülen Kürt-Türk uluslar›ndan ve çeflitli milliyetlerden emekçi halk›m›z›n, “zorunlu askerlik” uygulamas› ad› alt›nda Kürt Ulusal Hareketi gerillalar›na yönelik gerçeklefltirilen operasyonlarda, sald›r›larda öne sürdü¤ü asker cenazeleri üzerinden hâkim ulus milliyetçili¤ini yeniden üretmekte, ›rkç›-floven histeri dalgas›n› tüm Türkiye toplumuna yayg›nlaflt›rarak baflta Kürt ulusu olmak üzere ülkemizde yaflayan az›nl›k milliyetlere, ilericilere, devrimcilere ve komünistlere yönelik azg›n bir sald›r›n›n ana malzemesi haline getirmektedir. Hat›rlayacak olursak Da¤l›ca sald›r›s›ndan sonra esir al›nan askerlerin, sa¤ salim ülkeye dönmeleri, “Adalet Bakan›”n› sevindirmemifl, Do¤u Perinçek gibi ›rkç›-faflistleri de, “keflke tabutlar› gelseydi” sözleriyle gerçek yüzlerini sergileme f›rsat›n› vermiflti! Baflta ülkemiz olmak üzere, Ortado¤u co¤rafyas›nda birçok devlet taraf›ndan boyunduruk alt›na al›nan Kürt ulusunun tarihi; ac›lar›n, katliamlar›n, kimyasal silahlarla yönetilmenin, zorunlu göç ettirilmelerin, savafllar›n tarihidir. Bu gerçek dün oldu¤u gibi bugün de taraf›m›zdan gür bir flekilde dile getirilmelidir. Dile getirilmelidir ki;

emekçi halk›m›z 20 yafllar›ndaki gençlerin neden da¤larda dolaflt›¤›n› anlas›n; ölen askerlerin, Türk-Kürt uluslar›ndan ve çeflitli milliyetlerden emekçi halk›m›z›n çocuklar› oldu¤u, bu askerlerin Türk hâkim s›n›flar›n›n umurunda olmad›klar›, en fazla “vatan›n ve milletin bölünmez bütünlü¤ü” ad› alt›nda kendi s›n›fsal ç›karlar›n›n gerçeklefltirilmesi için birer propaganda malzemesi oldu¤u ve u¤runa “flehit” düfltükleri “kutsal amac›n(!)” bir ulusu boyunduruk alt›nda tutmak anlam›na geldi¤i bilinsin. Bugün gelinen aflamada, gerek ülkemizdeki kimi geliflmeler ve gerekse de emperyalistlerin Ortado¤u’ya, özellikle de Irak’a müdahalesi sonucunda yaflananlar, Türk hâkim s›n›flar›n› Kürt Ulusal Sorunu konusunda köfleye s›k›flt›rm›fl durumdad›r. Bu objektif gerçeklikten hareketle, Türk hâkim s›n›flar› bilinen politikalar›na sar›larak, ülkemizde ›rkç›-floven rüzgârlar estiriyorlar. TC devletinin ve dolay›s›yla Türk hâkim s›n›flar›n›n temel dire¤i ›rkç›-faflist bir ideoloji olan Kemalizm’in ard›nda halk kitleleri yedeklenmeye çal›fl›l›yor. Baflta Kürt ulusunun demokratik kazan›mlar› olmak üzere, Türkiye ilerici, devrimci hareketinin her türlü demokratik kazan›m›na yönelik estirilen devlet terörü eflli¤inde sürdürülen bu kampanya, halk›m›z›n bir k›sm›n›n gerici sloganlar etraf›nda toplanmas›n› belli ölçülerde baflarm›flt›r. Fakat tam da bu gerçek bizlere faflizmin gücünü de¤il güçsüzlü¤ünü göstermektedir. Türk hâkim s›n›flar›n›n mevcut durumunu, boynuna ilmik geçirilmifl bir idam mahkûmuna benzetebiliriz: Bu “idam mahkûmu” bugün henüz yafl›yor, çünkü üzerinde sehpa diye durdu¤u, ayaklar›n›n alt›nda ezdi¤i, Kürt, Türk uluslar›ndan ve çeflitli milliyetlerden Türkiye halk› var. Bu güçsüzlük de¤ilse nedir? Halk kitlelerinin gerçekler do¤rultusunda harekete geçirilmesi, Türk hâkim s›n›flar›n›n “idam›n›” h›zland›racakt›r. Halk kitlelerini öncüsü ile bulufl-

16


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64

Geride b›rakt›¤›m›z 2007 y›l›n›n sonbahar›nda Kürt ulusu hedef tahtas›na oturtularak estirilen ›rkç›-flovenist kampanya hat›rlanaca¤› üzere yaz aylar›nda da örgütlenmeye çal›fl›lm›flt›. Cumhuriyet mitingleri sonras›nda Genelkurmay’›n aç›klama ve yönlendirmeleriyle ad›na “sivil” toplum örgütü denilen kimi kurumlarca “teröre karfl›” mitingler örgütlenmeye çal›fl›lm›fl ancak, Türk hâkim s›n›flar› aç›s›ndan gülünç denilebilecek bir sonuçla karfl›lafl›lm›flt›. turabildi¤imiz oranda, varolan gerçeklerin daha genifl kesimlerce anlafl›lmas› kaç›n›lmazd›r. Bu nedenle bugün baflta Kürt ulusu olmak üzere ülkemizdeki az›nl›k milliyetlere yönelik estirilen ›rkç›-floven rüzgâra yönelik Marksist-Leninist-Maoist ilkelerden taviz vermeden dimdik durmak ve bunu bilhassa sözde de¤il eylemde, pratikte yapmak her zamankinden daha acil ve önemli bir sorumluluktur.

Tek hedef ulusal hareket de¤ildir Geride b›rakt›¤›m›z 2007 y›l›n›n sonbahar›nda Kürt ulusu hedef tahtas›na oturtularak

estirilen ›rkç›-flovenist kampanya hat›rlanaca¤› üzere yaz aylar›nda da örgütlenmeye çal›fl›lm›flt›. Cumhuriyet mitingleri sonras›nda Genelkurmay’›n aç›klama ve yönlendirmeleriyle ad›na “sivil” toplum örgütü denilen kimi kurumlarca “teröre karfl›” mitingler örgütlenmeye çal›fl›lm›fl ancak, Türk hâkim s›n›flar› aç›s›ndan gülünç denilebilecek bir sonuçla karfl›lafl›lm›flt›. Halk, bu ›rkç› ve flovenist mitinglere beklenilen düzeyde ilgi göstermemiflti. Anlafl›lan ilgili ve yetkili kurumlar fiyaskoyla sonuçlanan bu durumdan gerekli dersleri ç›karm›fl olacaklar ki; bu kez baflta Gabar olmak üzere, Da¤l›ca’da ve daha bir dizi bölgede öldürülen askerler üzerinden ›rkç› ve floven kampanya yeniden örgütlenmifl

17


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64 ve bilinen kimi sivil faflist kurumlar baflta olmak üzere devletin resmi kurumlar›n›n yönlendirmesiyle kitleler sokaklara dökülmüfltü. Türk hâkim s›n›flar›n›n Kürt ulusal mücadelesi karfl›s›nda verilen asker kay›plar› sanki ilk defa yaflan›yormuflças›na böyle bir kampanya örgütlemesi, hem iç hem d›fl geliflmeler de¤erlendirildi¤inde sebepsiz de¤ildir. Bu geliflmelerle birlikte, hiç de tesadüf olmayan bir biçimde (t›pk› daha önceden Suriye devletine yönelik gerçeklefltirilen askeri tehdide benzer bir biçimde) ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi’nin mücadelesi gerekçe gösterilerek, Irak Kürdistan›’nda kurulan Özerk Kürdistan Yönetimi’ne müdahale etme gündeme getirilmifl ve bu amaçla haz›rlanan bir tezkere 17 Ekim’de Meclis’te kabul edilmifltir. Böylelikle ABD emperyalizminin Irak iflgalinden sonra, dönem dönem baflta Genelkurmay olmak üzere Türk hâkim s›n›flar›n›n bir kesimi taraf›ndan dillendirilen Irak Kürdistan Özerk Kürt Yönetimi’ne müdahale etmek için “yasal” zemin haz›rlanarak, operasyon tehditleri, iflgal ve müdahale senaryolar› gündeme getirilmifltir. 20-21 Kas›m tarihlerinde Kürt Ulusal Hareketi’nin ilan etmifl oldu¤u “ateflkes” ve bu politika do¤rultusunda izledi¤i askeri çizgi olan “meflru savunma” çizgisine hiç de uygun olmayan, etkili Da¤l›ca sald›r›s›n› gerçeklefltirmesi; Türk hâkim s›n›flar›n›n bölgeye müdahale etme tehditlerini daha da art›rm›flt›r. Kürt Ulusal Hareketi’nin “meflru savunma” çizgisindeyken, böylesine baflar›l› ve etkili bir gerilla vuruflu yapmas›n›n yaratt›¤› “çeliflki” bir yana bu askeri baflar›, baflta Türk hâkim s›n›flar› olmak üzere, her türden gerici, uflak kalemflörler ve TSK’dan tutal›m da daha birçok devlet kurumunda tam bir flaflk›nl›k ve panik havas› yaratt›. S›n›r ötesi operasyon söylemleri, burjuva-feodal medya baflta olmak üzere, tüm ülkede yüksek perdeden dile getirilmeye, tart›fl›lmaya baflland›. Tüm bu tart›flmalar ve “savafl” haz›rl›klar› sürerken ABD D›fliflleri Bakan› C. Rice’›n 2 Ka-

s›m’daki Ankara ziyareti ve yapm›fl oldu¤u “kapsaml› paket” aç›klamas›, ard›ndan da 5 Kas›m’da TC Baflbakan› R. T. Erdo¤an’›n ABD Baflkan› Bush ile görüflmesi ve Kürt Ulusal Hareketi’nin “ortak düflman” ilan edilmesi, emperyalistler ve Türk hâkim s›n›flar›n›n Kürt Ulusal Mücadelesi karfl›s›nda “yeni” planlar devreye sokmakta olduklar›n› düflündürtmektedir. Gerçi 5 Kas›m’da Tayyip ile Bush görüflmesinden “istihbarat paylafl›m›”, “üçlü de¤il dörtlü koordinasyon” gibi “baflar›lar” sa¤land›¤› ve R. T. Erdo¤an’›n “Sen Teksasl›ysan, ben de Kas›mpaflal›’y›m(!)” diyerek “hamdolsun istedi¤imizi ald›k” fleklindeki aç›klamalar›yla sonuca ba¤lanan bu görüflmelerin mahiyeti pek tabiî ki aç›klanmad›. Ancak daha sonra yaflanan geliflmelerden belli bir fikir edinmek mümkün oldu. Türk hâkim s›n›flar›n›n temsilcileri, ABD Baflkan›’ndan Irak Kürdistan›’na müdahale etmek, operasyon yapmak için “izin almaya” gitmifllerdi. Ancak anlafl›l›yor ki, Bush Tayyip’i ikna etti(!) Bu görüflmeden sonra Irak Kürdistan›’na operasyon 盤l›klar› yüksek perdeden dillendirilmedi. Ancak ABD’nin sa¤layaca¤› “s›cak istihbarat”la TSK’n›n “s›cak takip” ya da “nokta operasyonlar›” yapabilece¤i anlay›fl›na var›ld›! Türk hâkim s›n›flar› Ortado¤u bölgesinde bir kez daha esip gürlediler, ancak ABD karfl›s›nda “süt dökmüfl kedi”ye döndüler. “Stratejik ortakl›k” bir kez daha hat›rland›(!) Ne de olsa ABD “s›cak istihbarat” sa¤layacakt›(!) T›pk› iflgal etti¤i Irak’ta kendi askerlerine “sa¤lad›¤›” gibi… TC’nin yan›bafl›ndaki Irak’a yönelik bir askeri operasyon için ABD’den izin alma çabas› ise ayr› bir ilginçlikti(!) Öyle ya ‹srail iki askeri kaç›r›ld› diye Lübnan’› yerle bir etmifl, tafl üstünde tafl koymam›flt›! Bu kez s›ra TC’deydi! Erbil’e kadar gidilmeli, hatta Kerkük olmal›, Musul Misak-› Milli içinde oldu¤undan buralar da TC topraklar›na kat›lmal›yd›(!) vb. vb. argümanlarla sürdürülen kampanya birdenbire kesildi.

18


Türk hâkim s›n›flar›n›n bu tür “geleneksel” yüksek perdeden at›p tutmalar› ve sald›rgan üsluplar› bir yana, meselenin Irak Kürdistan› boyutunda yaflananlar flöyle özetlenebilir. Bilindi¤i gibi Irak devleti baflta ABD olmak üzere emperyalist bir sald›r›ya maruz kalm›fl ve halen emperyalist iflgal alt›ndad›r. Bununla birlikte bu emperyalist askeri iflgal sonucunda, emperyalist iflgale destek sunan Irak Kürdistan›’nda Özerk bir Kürt Yönetimi oluflturulmufl ve bu yönetim baflta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin deste¤iyle “ba¤›ms›z” bir Kürdistan devleti kurma yönünde ilerlemektedir. ‹flte böylesi bir gerçeklik, Türk hâkim s›n›flar›n› tedirgin etmektedir. Türk hâkim s›n›flar›, özellikle T. Kürdistan› aç›s›ndan, bu topraklar ve ülkemizdeki Kürt ulusu aç›s›ndan bir çekim merkezi olma olas›l›¤›yla büyük bir tehdit olarak ilan ettikleri Irak Kürdistan›’ndaki “ba¤›ms›z” bir Kürdistan oluflumunun kurulmas›n› engellemek, geciktirebilmek ya da en az›ndan T. Kürdistan› aç›s›ndan bir tehdit olmas›n› önleyebilmek için bölgeye müdahale etmek istemektedirler. Bunun için de

Bizler TC devletinin kuruldu¤u günden itibaren ba¤›ms›z bir devlet olmad›¤›n›, bugünlerde moda olan bir ifadeyle sözde ba¤›ms›z özde ba¤›ml› bir devlet oldu¤unu ifade ettik.

ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi’nin mücadelesi gerekçe gösterilerek, askeri operasyon yap›lmas› için ABD’den icazet almak gere¤i duymaktad›rlar. Ancak sorunun sadece ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi’nin mücadelesi oldu¤unun düflünülmesi yanl›flt›r. Türk hâkim s›n›flar› meseleye daha genifl bir perspektiften bakmaktad›rlar. Bölgeye müdahale etmek için (ki bu müdahale ille de askeri operasyon de¤ildir) ulusal hareket bir gerekçe olarak ileriye sürülmektedir.

Türk hâkim s›n›flar›n›n gerçek korkusu, Irak Kürdistan›’nda “ba¤›ms›z” bir Kürdistan kurulmas›d›r! Türk hâkim s›n›flar›n›n hangi gerekçeyle olursa olsun, baflta askeri operasyon tehditleri olmak üzere böylesine faflist bir sald›rganl›k içinde bulunabilmesinin vehameti bir yana; bugüne kadar “TC devletinin ulusal ba¤›ms›zl›¤›” nutuklar› atanlar›n, yaz›p çizenlerin, ulusal ba¤›ms›zl›ktan anlad›klar›n›n, baflta ABD olmak üzere AB emperyalizmine her anlamda ba¤l› olmak anlam›na geldi¤i bu vesileyle bir kez daha ortaya ç›kmaktad›r. Türk hâkim s›n›flar›n›n devleti olan TC; emperyalistlerden icazet almadan tek bir ad›m dahi atamamaktad›r. Bizler TC devletinin kuruldu¤u günden itibaren ba¤›ms›z bir devlet olmad›¤›n›, bugünlerde moda olan bir ifadeyle sözde ba¤›ms›z özde ba¤›ml› bir devlet oldu¤unu ifade ettik. TC devleti bugün de baflta ABD olmak üzere AB emperyalizminin yar› sömürgesi bir ülke konumundad›r. Ve bir yar›-sömürge ülke olarak, emperyalistlerin onay vermedikleri hiçbir ad›m› kendi bafl›na atamamaktad›r. Geride b›rakt›¤›m›z son üç ay içerisinde de yaflananlar, emperyalistlerin izin vermedikleri, icazet göstermedikleri hiçbir politikay› hayata ge-

19

Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64 çiremeyen Türk hâkim s›n›flar›n›n ve onlar›n temsilcilerinin emperyalistler karfl›s›nda el pençe divan durmalar›, Kürt ulusal sorunu karfl›s›nda emperyalist “çözüm paketlerinden” medet ummalar›, bizleri bir kez daha hakl› ç›karmaktad›r. Gelinen aflamada bugün, Türk hâkim s›n›flar›, bir yandan ülkemizdeki Kürt ulusal sorununu “çözüme” kavuflturmak için, baflta ABD emperyalizmi olmak üzere, emperyalist efendilerinden “yard›m” talebinde bulunmakta, öte yandan ise Irak Kürdistan›’nda oluflan Özerk Kürt Yönetimi’nin, ezilen ba¤›ml› ulus olarak kendine tabi k›ld›¤› Türkiye Kürtlerini etkilememesi için önlemler almaya çal›flmaktad›r. Türk hâkim s›n›flar›n›n geçmiflte Irak Kürdistan›’nda “ba¤›ms›z” bir Kürdistan devletinin kurulmas›n›, kendi s›n›fsal ç›karlar› aç›s›ndan savafl sebebi sayd›klar› hat›rlanacak olursa, bu durumun onlar› ne kadar tedirgin etti¤i görülür. Düne kadar, hâkim s›n›flar taraf›ndan geçmiflte ilan edilen ve bugün emperyalizmin bölgede uygulad›¤› politikalar nedeniyle hangi renkte oldu¤u dahi seçilemeyen “k›rm›z› çizgileri”nden bir tanesi de Irak devletinin “toprak bütünlü¤ünün” ortadan kalkmas› yani Irak Kürdistan›’nda bir Kürt devletinin kurulmas›yd›! Bugün, Irak Kürdistan›’nda Kürt ulusunun bir devlet kurma aflamas›na gelmesinde bu süreçte en büyük deste¤i Irak’› iflgal eden emperyalist güç ABD’den al›yor olmas›; Türk hâkim s›n›flar›n›n “askeri sözcüsü” Y. Büyükan›t’›n 2007 y›l› bafllar›nda ABD’ye yapm›fl oldu¤u temaslarda; “Türkiye’nin 1923’ten beri hiç bu kadar tehdit ve s›k›nt›larla karfl› karfl›ya kalmad›¤›n›” ifade etmesinde somutlanmaktad›r. Yine Genelkurmay Baflkan› Y. Büyükan›t, 1 Ekim 2007 tarihinde, Harp Akademileri Komutanl›¤›’nda e¤itim y›l›n›n aç›l›fl› vesilesiyle yapm›fl oldu¤u konuflmada; “Türkiye’nin bu geliflmeler sonucunda konjonktüre uygun bir za-

manda Irak’›n Kuzeyinde ba¤›ms›z bir devlet ile karfl› karfl›ya kalaca¤›n›n bilinci içinde olmas› gerekiyor. Kuzey Irak’ta ba¤›ms›z bir devlet, Türkiye için hem siyasi, hem askeri, hem psikolojik aç›dan risk oluflturur” diyerek, Türk hâkim s›n›flar›n›n, bölgede ve özellikle de Irak Kürdistan›’nda yaflanan geliflmeleri nas›l de¤erlendirdiklerini ifade etmektedir. (Cumhuriyet Gazetesi, 2 Ekim 2007, S.9) Türk hâkim s›n›flar›n›n ve onlar›n askeri yetkililerinin; Irak Kürdistan›’ndaki geliflmelere yaklafl›m›na dair, Kas›m ay› içerisinde “Komutanlar Cephesi” ad›nda bir kitap yay›mlayan ve bu çal›flmas›nda emekli askerler ile röportajlar yapan gazeteci Fikret Bila ile yap›lan bir röportajdan flu önemli anekdotu aktarmakta yarar vard›r. “-Kuzey Irak’la ilgili ne düflünüyorlar? Komutanlar›n ço¤unda bölünme kayg›s› var. Bu da Kuzey Irak’la ilgili bir sorun. Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmayaca¤› inanc›ndalar. -Ya kurulursa? O zaman bunu bir beka meselesi olarak de¤erlendiriyorlar. Yani savaflmay› göze alabilirler. Çünkü tehdit alg›lamas›n› s›ralarken “birincilik” demiyorlar. Birinci ba¤›ms›z Kürt devleti. ‹kinci Kerkük’ün statüsü. Üçüncü bunlar›n bir unsuru olarak PKK.Neden Kürt devleti birinci s›rada? Irak’›n toprak bütünlü¤ünün bozulmas›, Türkiye’nin de toprak bütünlü¤ünü bozar diye. Çünkü iki co¤rafya aras›nda demografik geçirgenlik söz konusu. ‘As›l risk budur’ diyorlar.” (18 Kas›m 2007, Milliyet Gazetesi, S.9) Türk hâkim s›n›flar›n› ve onlar›n askeri yetkililerini böylesine kayg›land›ran, onlar› “hem askeri, hem siyasi, hem de psikolojik aç›dan” kayg›land›ran bir “risk” unsuru olarak de¤erlendirme yapmalar›na vesile olan, “Irak’›n toprak bütünlü¤ünün bozulmas›” ve “Irak Kürdistan›’nda bir Kürt devletinin kurulufl aflamas›na gelmifl olmas›n›n arka plan›nda ne yatmaktad›r? Neden bu faflist askeri güruh, Kürt devletinin kurulmas›n› ve üs-

20


telik Kerkük bölgesini de topraklar›na katarak, petrol zenginli¤ini ele geçirerek daha da güçlenmesini ve bu geliflmelerle birlikte ülkemizdeki Kürt ulusal mücadelesini bir bütün olarak tehdit unsuru saymaktad›rlar? Irak Kürdistan›’nda görünüflte ba¤›ms›z gerçekte emperyalizme ba¤›ml› bir Kürt devletinin kurulmas› demek, baflta benzer bir biçimde görünüflte siyasi olarak ba¤›ms›z gerçekte emperyalizme ba¤›ml› TC devleti olmak üzere, di¤er bölge ülkelerini de do¤rudan etkileyecek bir geliflme olacakt›r. Çünkü I. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’ndan sonra dönemin emperyalist güçleri Yak›n Do¤u ‹flleri Hakk›nda Lozan Konferans›’nda alm›fl olduklar› çeflitli kararlarla, aralar›nda TC devletinin de oldu¤u bir dizi bölge ülkesini görünüflte ba¤›ms›z, gerçekte ise kendilerine ba¤›ml› birer ülke olarak kurulmalar›na onay vermifller, ancak bu bölgede as›rlardan beridir istikrarl› bir topluluk olarak yaflayan Kürt ulusunun üzerinde bulundu¤u topraklar, Türkiye, ‹ran, Irak ve Suriye s›n›rlar› içinde paylaflt›r›larak dört parçaya bölünmüfltür. Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakk›, yani ayr› bir devlet kurma hakk› emperyalistler ve onlar›n yerli uflaklar›nca gasp edilmifltir. Bugün Irak Kürdistan›’nda ABD emperyalizminin kendi ç›karlar› aç›s›ndan yani Kürt ulusunun “ba¤›ms›z” bir devlet kurmas›n›n, dönemsel politikalar› aç›s›ndan do¤ru bulmas› ve bu nedenle, Irak Kürdistan›’ndaki özerk oluflumun “ba¤›ms›z” bir Kürt devletine evrilmesini desteklemesi, baflta TC devleti olmak üzere, Kürt ulusunu kendisine ba¤›ml› k›lan, Kürt Ulusunun Kendi Kaderi-

ni Tayin Hakk›’n› gasp eden bölge ülkelerinin hâkim s›n›flar›n›n; hâkim olduklar›, boyunduruk alt›na ald›klar› Kürt ulusunu ve yaflam›fl olduklar› topraklar› ve dolay›s›yla pazarlar› kaybetme tehlikesi ile karfl› karfl›ya b›rakm›flt›r. Üstelik bahsi edilen bu Kürdistan devletinin, Kerkük gibi petrol yataklar› aç›s›ndan oldukça zengin bir bölgeyi kendi topraklar› içine katma ihtimalinin oldukça güçlü olmas›, yak›n gelecekte olmasa bile orta ve uzun vadede, bölgede her ne kadar, emperyalizme ba¤›ml› olsa da “güçlü” ve “zengin” bir Kürdistan devletinin ortaya ç›k›fl› bu bölge ülkelerinin kendi ülkelerindeki ezilen ba¤›ml› ulus olarak, bask› uygulad›klar› Kürt ulusunun, yönünü bu ülkeye çevirmesine yol açacakt›r. Bu gerçe¤i TSK’n›n Kara Kuvvetleri Komutan› ‹lker Baflbu¤, 24 Eylül 2007’de Kara Harp Okulu’nun e¤itim y›l›n›n aç›l›fl› töreninde yapm›fl oldu¤u konuflmada flu sözlerle ifade etmektedir: “Irak’›n kuzeyindeki oluflum ve geliflmelerin bu bölgedeki Kürtlere tarihte hiç olmad›¤› kadar siyasal, hukuki, askeri ve psikolojik güç kazand›rd›¤› bir gerçektir. Ayr›ca bu durumun vatandafllar›m›z›n bir k›sm› üzerinde yeni bir aidiyet modeli yaratabilece¤ine dikkat edilmelidir.” (Cumhuriyet Gazetesi, 25 Eylül 2007, S.9) ‹lker Baflbu¤’un “bir k›s›m vatandafllar›m›z” dedi¤i yine kendileri taraf›ndan yap›lan bir Genelkurmay aç›klamas›nda “sözde vatandafllar” olarak tan›mlanan; TC’nin kuruluflundan itibaren, Türk hâkim s›n›flar›n›n ve onlar›n devletlerinin üzerinde bask› uygulayageldikleri, katliamlara, iflkencelere u¤ratt›klar›, zorla göç ettirdikleri, dil-

21

Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64 lerini ve kültürlerini yasaklad›klar›, varl›¤›n› dahi inkâr ettikleri Türkiyeli Kürtlerdir. Kürt ulusudur. ABD emperyalizminin, Irak Kürdistan›’nda geliflimine katk› sundu¤u Özerk Kürdistan Yönetiminin ve bu yönetimin belli bir süre sonra görünüflte “ba¤›ms›z” bir Kürdistan (“Free Kürdistan”) devletine evrilme ihtimalinin ortaya ç›kmas›, üstelik bu devletin Kerkük petrolünü de kontrolü alt›na alma olas›l›¤›n›n güçlü olmas›, di¤er bölge devletleriyle birlikte, TC devletini de kayg›land›rmas›, bu geliflmeleri askeri, siyasi, psikolojik vb. olmak üzere çeflitli aç›lardan bir risk unsuru olarak de¤erlendirmeleri “haks›z” de¤ildir. Suriye ve ‹ran devletleri s›n›rlar› içinde yaflayan Kürtler bir yana, bugün ülkemizde de ve özellikle T. Kürdistan›’nda Kürtler bir ulus olarak yaflamaktad›rlar. Ülkemizde Kürt ulusunun varl›¤› bir yana TC devletinin kuruldu¤u günden itibaren ülkemizde Kürt ulusuna yönelik ulusal bask› politikas› izlemesi, Kürtlerin bir ulus olarak varl›¤›n› dahi inkâr etmesi ve bununla yetinmeyip Kürt ulusuna yönelik asimilasyon politikalar› izlemesi “tedip” ve “tenki” hareketleri düzenlemesi ve tüm bu politikalara karfl› do¤al olarak geliflen Kürt ulusal mücadelesinin varl›¤›, Türk hâkim s›n›flar›n› ve onlar›n devleti TC’yi kuruldu¤u günden itibaren “en büyük s›k›nt›yla”, “tehlikeyle” karfl› karfl›ya b›rakm›flt›r. Üstelik bir de bu geliflmelere, baflta ABD emperyalizmi olmak üzere emperyalist güçlerin bölgeye yönelik kendi ç›karlar›n› gözeten, “stratejik uflaklar›” aras›nda dönemsel politikalar gere¤ince tercih yapan tav›r ve durufllar› eklendi¤inde, Türk hâkim s›n›flar›n›n gelece¤e dair korku ve kayg›lar› daha da artmakta, meseleyi bir “beka” yani varl›kyokluk sorunu olarak de¤erlendirmelerine yol açmaktad›r. Irak Kürdistan›’nda görünüflte ba¤›ms›z gerçekte ABD emperyalizmine ba¤›ml› bir

“Kürt devleti” kurulmas›na yönelik, ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi “gerekçe” gösterilerek müdahale edilmek istenmekte, geliflmelere geçti¤imiz y›l M‹T Müsteflar› taraf›ndan haz›rlanan raporda da ifade edildi¤i üzere “aktif bir flekilde” dahil olunmak istenmektedir. Yani mesele, Türk hâkim s›n›flar› aç›s›ndan sadece ülkemizdeki Kürt ulusal sorunu de¤il, ayn› zamanda bölgede yaflanan ve do¤all›¤›nda TC’yi de etkileyecek olan geliflmeleri kendi s›n›f ç›karlar› aç›s›ndan de¤erlendirmektir. Böylesi bir ele al›fl hiç kuflkusuz ki baflta ABD emperyalizmi olmak üzere, emperyalistlerin bölgedeki politikalar›ndan ba¤›ms›z de¤ildir. Türk hâkim s›n›flar›, bölgede uygulamaya konulan emperyalist politikalarla eflgüdüm içinde kendi politikalar›n› oluflturmak istemektedir. Görünüflte dönem dönem yaflanan s›k›nt›lar da burada ortaya ç›kmaktad›r. Çünkü Türk hâkim s›n›flar›yla, emperyalist efendilerinin bölgesel planlar› her zaman çak›flmamaktad›r. Böylesi bir durumda Türk hâkim s›n›flar›, kendi politikalar›n› emperyalist efendilerinin politikalar› do¤rultusunda düzenlemekte yo¤un çaba harcamaktad›r. Yeri gelmiflken flunu da vurgulamakta yarar vard›r. Bugün Irak Kürdistan› Özerk Yönetimi’nin ABD ile iflbirli¤i yapt›¤›, bu nedenle emperyalizmin uflakl›¤› rolünü oynad›¤›n› söyleyenler, bununla kalmay›p daha da ileri gidilerek “emperyalizmin uflaklar›na ders vermekten(!)” bahsedenler, ilk önce dönüp kendilerine bakmal›d›rlar. ABD emperyalizminin Irak Kürt Yönetimi ile kurmufl oldu¤u iliflkiyi uflakl›k olarak tan›mlayanlar, kendi kurduklar› iliflkiyi ise “stratejik ortakl›k” olarak tan›mlamaktad›rlar. Ne müthifl bir ikiyüzlülük! Ancak bu türden bir ikiyüzlülük burjuva-feodal hâkim s›n›flar›n do¤as›nda var, kendi emperyalist ç›karlar› do¤rultusunda kullanmalar› bir vak›ad›r. Bu gerçeklik bugün olmasa bile, gelecekte en baflta bölgedeki Kürtler olmak üzere, bölge-

22


Büyük Ortado¤u Projesi ve Kürt meselesi

rar› alm›fl olmas›, Irak Kürdistan›’nda görünüflte siyasal olarak ba¤›ms›z, gerçekte ise ABD emperyalizmine ba¤›ml› bir Kürdistan devletinin oluflumunu h›zland›rm›fl ve bu geliflme baflta TC devleti olmak üzere bölge ülkelerini, sürece iliflkin “yeni” bir politika belirlemeye itmifltir. Bunun nedeni oldukça aç›kt›r. Çünkü Irak Kürdistan›’nda bir Kürdistan devletinin kurulmas› demek, bu devleti ABD emperyalizminin deste¤iyle kuran Kürt burjuva toprak a¤alar›n›n, baflta Türkiye olmak üzere, ‹ran ve Suriye’yi de kapsayacak, daha büyük bir pazara yani di¤er bir ifadeyle “Birleflik Kürdistan” devletinin kurulmas› istek ve amaçlar›n› kamç›layacakt›r. Türkiye, ‹ran ve Suriye s›n›rlar› içinde kalan ve yo¤unluk olarak Kürt ulusunun yaflam›fl oldu¤u toprak parçalar› (pazarlar) Irak Kürdistan›’nda görünüflte ba¤›ms›z bir devlet kuracak olan Kürt burjuva ve toprak a¤alar›n›n “do¤al olarak” hedefi olacakt›r. Kürt burjuva ve toprak a¤alar› bu ülkelerin s›n›rlar› içinde kalan pazarlar› kendi hâkimiyetleri alt›ndaki bir pazarda birlefltirmek isteyecektir. Üstelik de böyle bir devletin emperyalistlerin izin verdi¤i ölçüde Kerkük petrolleri üzerinde söz sahibi olmas›, bu devletin di¤er emperyalist iflbirlikçisi/uflak devletlere nazaran “güçlü” olmas›n› beraberinde getirecektir.

2007 y›l›n›n sonunda; ABD emperyalizminin 29 Eylül 2007 tarihinde Irak devletinin üçe bölünmesini öngören bir Senato ka-

Suriye ve ‹ran devletleri aç›s›ndan Kürt ulusal sorunu, bu ülkelerdeki Kürt nüfusunun azl›¤› nedeniyle büyük bir problem tefl-

deki emekçi halklara yarardan çok zarar getirecektir. Ki, hâlihaz›rda Sünni ve fiiir Araplara, Türkmenlere yönelik, bölgedeki di¤er az›nl›k milliyetlere yönelik katliamlar, sald›r›lar ortadad›r. Bölgedeki Kürtlerin emperyalistlerle kurmufl olduklar› bu iliflkiler, özellikle bölgedeki di¤er emekçi halklar›n nefretine yol açmaktad›r. Bunun bilincindeyiz. Ancak unutulmamal›d›r ki, Irak Kürt Yönetimi’nin ABD emperyalizmi ile kurmufl oldu¤u iliflkiler ve bu iliflkilerin mahiyeti o bölgedeki ulus ve milliyetlerin sorunudur. Bizler bu durumu elefltiririz ve elefltirmekteyiz. Emperyalist güçlerle girilen iliflkilerin, onlar›n politikalar›na yedeklenmenin, bölge emekçi halklar›na yarardan çok zarar getirece¤i propagandas›n› yapar›z. Ancak tutup bunu faflist bir askeri müdahalenin “hakl›” gerekçesi haline getirmek isteyen bilumum Türk “ayd›n” ve burjuva-feodal medya temsilcisine de, Türk hâkim s›n›flar›n›n da baflta ABD emperyalizmi olmak üzere, emperyalizmle girmifl oldu¤u iliflkinin mahiyetinin de, Irak Kürt Yönetimi’nin kurmufl oldu¤u iliflkiden pek farkl› olmad›¤›n› hat›rlatmak yerinde olur!

23

Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64 kil etmeyecektir. Oysa ülkemizdeki Kürt ulusunun nüfus olarak az›msanmayacak bir yo¤unlukta olmas› ve bununla birlikte TC’nin kuruluflundan itibaren Kürt ulusuna yönelik uygulayageldi¤i bask› politikas› ve buna karfl› süregelen Kürt Ulusal Hareketi’nin mücadelesinin varl›¤›, Türk hâkim s›n›flar›n› T. Kürdistan› denilen toprak parças›n› ve dolay›s›yla kendine tabi k›ld›¤› pazar› kaybetme olas›l›¤›yla karfl› karfl›ya b›rakm›flt›r. Asl›nda bu sürecin öncesinde Türk hâkim s›n›flar›, ABD emperyalizminin Ortado¤u bölgesine yönelik gelifltirmifl oldu¤u Büyük Ortado¤u Projesi’nde yer alarak, bu projede emperyalist ABD’nin ç›karlar› do¤rultusunda “efl baflkan” olarak görev alm›fllar ve olas›l›k dâhilinde olan bu tehlikeyi en az›ndan kendileri aç›s›ndan bertaraf etmeyi amaçlam›fllard›. Ancak uflaklar ile efendiler aras›ndaki iliflkinin diyalekti¤ine uygun olarak, uflaklar efendilerinin politikalar› do¤rultusunda hareket etmek zorundad›rlar. Bunu da en iyi uflaklar bilirler. Nitekim ABD emperyalizminin BOP’da öngördü¤ü biçimde, Ortado¤u bölgesinde devletleri parçalay›p kendi denetiminde yeni devletler kurma ad›mlar› atmas› gelinen aflamada, Türk hâkim s›n›flar›n› fazlas›yla kayg›land›rmaktad›r. Tam da bu nedenle Türk hâkim s›n›flar›, ABD emperyalizminin bölgede yürütmüfl oldu¤u politikalara daha fazla angaje olarak, bu kayg›lar›n› en aza indirmek istemektedirler. Bu nedenle ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi’nin mücadelesi gerekçe gösterilerek, bölgede uygulanan politikalarda “söz” sahibi olmak istemektedirler. ‹lk bafllarda Irak Kürdistan›’na yönelik operasyon ve iflgal tehditleri, daha sonra ABD emperyalizminin müdahalesi ile “s›n›rl› operasyon”a dönüflmüfl ve mesele, Türk hâkim s›n›flar› aç›s›ndan sadece ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi’nin tasfiye edilmesi iste¤ine/talebine indirilmifltir. Daha sonradan Irak Kürdistan› Özerk Kürt Yönetimi yetkililerinin “s›n›rl› bir ope-

rasyona” raz› olduklar› yönlü aç›klamalarda bulunmalar›, 5 Kas›m 2007 tarihinde Türk hâkim s›n›flar› ile emperyalist efendileri aras›nda gerek ülkemizdeki Kürt Ulusal Mücadelesi ve gerekse de Irak Kürdistan›’ndaki Yönetime yönelik “yeni” bir politik yaklafl›m›n gelifltirildi¤i izlenimi vermektedir. Yap›lan aç›klamalar, burjuva-feodal medyada yer bulan yorumlar, Türk hâkim s›n›flar›n›n, Irak Kürdistan›’ndaki Özerk Kürdistan Yönetimi’ni “tan›mas›”, “iliflki kurmas›” ve bunun karfl›l›¤›nda ise ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi’nin tasfiye edilmesi yönünde anlafl›ld›¤› yönündedir. Emperyalistler ve onlar›n uflaklar› kendilerince bu yönlü stratejiler gelifltirebilirler, ancak burada oldukça önemli olan bir noktay› gözden kaç›r›yorlar. Bu ise böylesi bir plana ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi’nin yaklafl›m›d›r. Bu “plana” ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi’nin nas›l bir yan›t verece¤ini görece¤iz. Ancak burada önemli olan bir noktay› iflaret etmek gerekir. Türk hâkim s›n›flar›n›n, Irak Kürdistan›’ndaki Özerk Kürt Yönetimi’ni tan›mas› karfl›l›¤›nda (ki CHP Genel Baflkan› Deniz Baykal’›n “yeni” Kürt aç›l›m›n›n bu emperyalist talep do¤rultusunda Türk hâkim s›n›flar›n›n düflüncelerini yans›tt›¤›n› düflünebiliriz) ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi’ni tasfiye etme vaadinin sadece bu “tan›mayla” s›n›rl› kal›p kalmayaca¤›d›r. Örne¤in olas› bir ‹ran sald›r›s›nda, Türk hâkim s›n›flar›n›n 1 Mart tezkeresinden “dersler ç›kar›p” bu sald›r›da yer al›p almayacaklar› vb.dir. Tekrar ifade etmek gerekirse, gerek Türk hâkim s›n›flar› ve gerekse de ABD emperyalizmi ülkemizdeki Kürt ulusal mücadelesinin duruflunu kendi aç›lar›ndan de¤erlendiriyorlar. Bunda as›l önemli olan ya da var olan bu “plan›n” baflar›l› olup olmayaca¤›n›n göstergesi Kürt Ulusal Hareketi’nin tavr›d›r. Bu konuda da aç›kças› ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi 90’l› y›llardan itibaren gelifltirmifl

24


oldu¤u “stratejik” çizgiyle pek güven vermemektedir. Kürt Ulusal Hareketi önderli¤inin baflta ABD emperyalizmi olmak üzere, bölgedeki gerici güçlerle iliflkilerinin boyutu ve mahiyeti hakk›nda bilgimiz olmad›¤› için yorum yapam›yoruz. Ancak baflta Türk hâkim s›n›flar› olmak üzere emperyalistler, Ulusal Hareket’in bilhassa silahl› gücünün bir tehdit unsuru olmas›ndan son derece rahats›zlar. Tüm amaçlar› bu gücün flu veya bu flekilde tasfiye edilmesidir. Çünkü onlar da çok iyi bilmektedir ki “bir halk›n ordusu yoksa, hiçbir fleyi yoktur!” ABD emperyalizminin olas› bir ‹ran sald›r›s›nda, ‹ran Kürtlerini ve PJAK’› kullanma düflünceleri d›fl›nda, bölgede kendi politikalar›na muhalif, hele ki silahl› bir gücün olmas› kabul edilebilir de¤ildir. Bunun nedeni ise ABD emperyalizminin, Türk hâkim s›n›flar›n› düflünmesi, onlar›n s›n›f ç›karlar›n› gözetmesi de¤ildir. As›l neden ABD ve AB emperyalizminin bölgeye iliflkin gelifltirmifl olduklar› politikalar›n sa¤l›kl› bir biçimde yaflam bulmas›d›r. Bu nedenle k›saca da olsa ABD ve AB emperyalistlerinin bölgeye iliflkin politikalar›na de¤inmekte yarar vard›r. Bu durum ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi’ne dayat›lan tasfiye/yok etme sald›r›s›n›n arka plan›n› anlamaya da yard›mc› olacakt›r.

Emperyalizmin bölgeye iliflkin politikalar›n›n arka plan›… ABD emperyalizmi önderli¤inde “koalisyon güçlerinin” Irak’› iflgali ve sonras›ndaki geliflmeler, bölgede tam bir “halklar cehennemi” yaflanmas›na vesile oldu. Irak’ta

ulusal direniflin geliflmesi, emperyalist iflgal güçleri d›fl›nda bölge ülkelerinin “pasta”dan pay kapma yar›fl›n› ve önümüzdeki sürece iliflkin olas› geliflmelere yönelik yeni politikalar›n, yeni aray›fllar›n devreye girmesini beraberinde getirdi. Emperyalist iflgal güçlerinin Irak’› iflgalinin sonras›nda yaflananlar genel olarak biliniyor. fiimdi gündemde olas› bir ‹ran sald›r›s›n›n yap›laca¤› dillendirilmektedir. Biz meselenin bu yanlar› s›kl›kla ifllendi¤i için, burada bu geliflmelere de¤inmeyece¤iz. De¤inece¤imiz nokta k›saca emperyalistlerin bölgeye iliflkin ekonomik politikalar› olacakt›r. Ulusal Hareket’in 2007 y›l› sonlar›nda etkili gerilla vurufllar›nda bulunmas›, beraberinde Türk hâkim s›n›flar›n›n Irak Kürdistan›’na müdahale etme tehdidini getirdi. Yap›lan aç›klamalar ve giriflilen diplomatik temaslar sonras›nda baflta ABD emperyalizmi olmak üzere AB emperyalizmi ve Irak Kürdistan Yönetimi, Türk hâkim s›n›flar›n›n Ulusal Hareket’e yönelik sald›rgan üslubunu “anlay›flla” karfl›lad›lar. Ancak nihayetinde baflta ABD olmak üzere emperyalistlerin “istekleri” ve “dilekleri” kabul gördü. Türk hâkim s›n›flar›n›n emperyalistlere olan ba¤›ml›l›¤› düflünüldü¤ünde baflka türlü bir geliflme olmas› da beklenemezdi. Bir s›n›r ötesi harekattan ziyade (ki s›cak takip, nokta operasyonu ya da iflgali amaçlamayan bir harekat d›fl›nda) mesele daha çok ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi’nin tasfiye edilmesi üzerinde kilitlendi. Kürt Ulusal Hareketi “ortak düflman” ilan edildi! Bugün aç›s›ndan emperyalistlerin böyle bir politik söylem gelifltirmeleri, yar›n birebir bu politikaya uygun bir pratik

25

Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64 ad›m atacaklar› anlam›na gelmemekle birlikte, böylesi bir “ortakl›k” yakalanmas› dikkate de¤erdir. Sürecin bu tarzda bir yönelimle ifllemesinin arka plan›nda birinci olarak, ABD emperyalizminin bölgeye iliflkin ve özellikle de Irak Kürdistan›’na yönelik gelifltirmifl oldu¤u; BOP temelinde Ortado¤u Serbest Ticaret Alan› (MEFTA) yarat›lmas› vard›r. ABD emperyalizminin “Ulusal Güvenlik Stratejisi”nde (biz bunu sald›r›, iflgal okuyal›m) 2013 y›l›na kadar bu projenin hayata geçirilmesi öngörülmektedir. Bu projede hedeflenen Ortado¤u bölgesinde, ABD emperyalist sermayesine aç›k, imtiyazl› serbest bölgeler yarat›lmas›d›r. ABD emperyalizmi ulusal güvenlik stratejisi belgesinde de deklare etti¤i üzere, bu projenin bir parças›/sonucu olarak Irak Kürdistan›’nda da “Singapur Modeli”ne benzer bir imtiyazl› serbest ticaret böylesi yaratmak/oluflturmak istemektedir. ABD emperyalizminin Irak iflgalinden sonra, özellikle Irak Kürdistan›’nda hedefledi¤i budur. Bunun d›fl›nda gerek ülkemiz ve gerekse de dünya kamuoyunda bilinen nedenlerle; ABD emperyalist iflgal güçlerinin, Irak Kürdistan›’nda Irak’›n di¤er bölgelerine nazaran herhangi bir sald›r›yla karfl›laflmamalar›, “rahat olmalar›”, bu bölgede askeri üsler kurma anlaflmalar› yapmalar›, bölgedeki Kürt liderlerle petrol konusunda anlaflmalar› ve hepsinden önemlisi olas› bir ‹ran sald›r›s›nda, Irak Kürdistan›’n› kullanma imkânlar› vb. nedeniyle ABD emperyalizmi Irak Kürt Yönetimi’ni desteklemektedir. Irak’› iflgal eden ve bu iflgalde en büyük desteklerden birini Irak Kürtlerinden alan ABD emperyalizminin bu bölgedeki iflbirlikçi/uflaklar›n› önümüzdeki süreçte izlemeyi hedefledi¤i politikalarda kullanaca¤› gerçe¤i bir s›r de¤il. Türk hâkim s›n›flar›n›n kendilerine yak›flt›rd›klar› ifadeyle ABD emperyalizmi bölgede Irak Kürdistan› Özerk Yönetimi ile

“stratejik ortakl›k” kurmufl durumda. Bu nedenle ABD emperyalizmi en baflta da Irak Kürdistan›’nda “istikrarl›” bir yönetim arzu etmektedir. Bu istikrar›n ABD emperyalizminin tüm politikalar›n›n hayata geçirilmesi anlam›na geldi¤ini belirtmeye gerek yok san›r›z. Özcesi, ABD emperyalizmi baflta Ortado¤u Serbest Ticaret Alan› yaratmak olmak üzere, önümüzdeki süreçte izleyece¤i politikalarda Irak Kürdistan›’nda kendisine ba¤›ml› bir yönetim istemektedir. Sürecin bu tarzda ifllemesinin ikinci nedeni olarak ise; ABD emperyalizminin genel olarak Ortado¤u özel olarak da Irak ve Irak Kürdistan›’nda “Singapur Modeli”ne benzer bir politika izlemesiyle birlikte AB emperyalizminin de Türk hâkim s›n›flar›na ve dolay›s›yla TC devletine yönelik politikas›nda ortaya ç›kmaktad›r. AB emperyalizmi de Türk hâkim s›n›flar›na “Singapur Modeli”ni önermektedir! ABD emperyalizminin TC’nin AB emperyalizmi içinde yer almas›na katk› sundu¤unun bilinmesi, her iki emperyalist gücün TC’ye de “Singapur Modeli”ni önerdi¤i anlam›na gelmektedir. K›sacas› emperyalistler, bölgeye iliflkin özelde de Türkiye ve Irak Kürdistan›’ndaki Özerk Kürt Yönetimi’ne iliflkin “ortak bir anlay›fla” sahiptirler. AB emperyalizminin “Yat›r›m iklimini iyilefltirmek” (biz emperyalist sermayeye sömürü ve kâr ortam›n›n sa¤lanmas› olarak okuyal›m) ad› alt›nda, TC devletinin AB’ye üyelik müzakereleri d›fl›nda yürütülen çal›flmalar› söz konusudur. AB üyeli¤i müzakereleri tart›flmalar›nda yaflanan t›kanmalar, tart›flmalar, aç›lan bafll›klar vb. bu türden çal›flmalar› engellememektedir. Yani mesele AB üyeli¤inin gerçekleflmesi/gerçekleflmemesinden ziyade bir pazar olarak TC’nin emperyalist sermayeye aç›l›m›n›n sa¤lanmas›, var olan “yat›r›m ikliminin” daha da iyilefltirilmesidir. Bu konudaki çal›flmalar tüm h›z›yla sürdürülmektedir. Bu yöndeki çal›flmalardan bir tanesi; “Türkiye’de Yat›r›m ‹kli-

26


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64

mini ‹yilefltirmeye Do¤ru: Yat›r›m Ortam›n› ‹yilefltirme Koordinasyon Kurulu (YO‹KK) Reform Süreci Üzerine Yorumlar” projesidir. Projeyi AB emperyalistleri finanse etmektedir. Projenin amac› TC’nin AB’ye uyumu ad› alt›nda aç›klanmaktad›r. Bu nedenle bahsi edilen projeye k›saca “AB Efllefltirme Projesi” de denilmektedir. Projenin uygulay›c›lar› olarak ise iki kurum ön plana ç›kmaktad›r. TC Hazine Müsteflarl›¤› ile Alman emperyalizminin Federal Ekonomi ve Teknoloji Bakanl›¤›. K›saca bahsini etti¤imiz bu projenin haz›rlanan raporunun sonuç k›sm›nda; Türkiye’nin baflta AB emperyalizmi olmak üzere (pek tabi ki ABD emperyalizmi de) emperyalist sermayeye yönelik olarak tam bir “serbest bölge” olmas› öngörülmektedir. Bahsini etti¤imiz raporda bu durum, “bölgesel bir ifl merkezi olarak Türkiye” biçiminde formüle edilmifltir. Bundan amaçlanan›n da Ortado¤u’da emperyalist sermayeye yönelik “serbest bölge” yaratmak yani emperyalist sermayenin daha rahat ve güvenli bir biçimde sömürü, ya¤ma ve talan›n› sür-

dürmesini sa¤lamak oldu¤u bir s›r de¤ildir. Burada konumuz aç›s›ndan as›l önemli olan nokta, AB emperyalizminin de t›pk› ABD emperyalizminin Irak Kürdistan›’na yönelik “tavsiyesine” benzer bir biçimde, Türk hâkim s›n›flar›na ve dolay›s›yla TC’ye “Singapur Modeli”ni önermesidir. Türkiye kamuoyu bir dönem “Malezya Modelini” tart›fl›rken, Türkiye’nin AB’ye uyumu temelinde emperyalistler Türk hâkim s›n›flar›na, “dünyadaki farkl› ifl modelleri” içinde en uygunu olarak “Singapur Modeli”ni önermektedirler. ABD emperyalizminin de BOP temelinde hedeflemifl oldu¤u Ortado¤u Serbest Ticaret Alan›’n›n kurulmas› için Irak Kürdistan›’na “Singapur Modelini” önermesi bu aç›dan rastlant› de¤ildir. Emperyalizmin bölgeye ve bölge hâkim s›n›flar›na önermifl olunmas›, yabanc› flirketlere imtiyazlar tan›nmas›, ucuz iflgücü, emek gücünün ifle alma-iflten atma esnekli¤i, özellefltirmeler, sosyal güvenlik “reformlar›” vb. vb. bir dizi yap›sal de¤iflimler oldu¤u düflünülürse, “Singapur Modeli”nin mahiyeti daha iyi anlafl›l›r. Bahsi edilen “Singapur Mo-

27


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64 deli”, emperyalist sermayeye s›n›rs›z imkân ve olanak tan›nmas›, emperyalist sermayenin rahat ve güvenli dolafl›m›n›n sa¤lanmas› (sömürünün ve kâr›n›n güvence alt›na al›nmas›) biçiminde özetlenebilir. AB emperyalistlerinin Türk hâkim s›n›flar›na “Singapur Modeli”ni önerdikleri “AB Efllefltirme Raporu”nda özellikle de¤inilen bir nokta dikkat çekicidir. Raporda “Sendikalar üzerindeki komünist etkinin/kontrolün ortadan kald›r›lmas› ve sendika liderleri ile iflçilerin ‘yat›r›m çekerek yeni istihdam yaratma ihtiyac› konusunda e¤itilmesi’ ”, “Singapur Modeli”nin bir baflka özelli¤i olarak aktar›lmaktad›r. Bu oldukça önemli tavsiye(!) ile birlikte rapor; Türkiye’nin “Ortado¤u’nun bölgesel ifl merkezi” haline getirilmesi sürecinde iflçilerin ideolojik e¤itimini de yeterli görmemekte, ayr›ca güvenlik ve istihbarat teflkilatlar›n›n sürece dâhil edilmesini Türkiye’ye yönelik tavsiyeleri aras›nda belirtmektedir: “Baflar›l› uygulama, muhtemelen fliddete karfl› koruma için iç güvenlik ve kontr-istihbarat teflkilatlar›n›n kat›l›m›n› gerektirecektir” ifadeleriyle “tavsiyelerini” sürdürmektedir. (Yasemin Özdek Monthly Review, A¤ustos 2007, S.177) Görülece¤i üzere ABD ve AB emperyalistlerinin bölgeye yönelik özellikle emperyalist sermayenin dolafl›m›, ç›karlar› aç›s›ndan ayn›d›r. Her iki emperyalist güç hem Türk hâkim s›n›flar›na, hem de Irak Kürdistan›’nda Irak Devleti’ne ba¤l› da olsa özerk bir yönetim olan Kürt burjuva toprak a¤alar›na ayn› ekonomik modeli “Singapur Modeli”ni önermektedirler. Emperyalizm aç›s›ndan amaçlanan, bölgeyi emperyalist sermaye aç›s›ndan tam bir talan alan›, ya¤ma ve sömürü bölgesi haline getirmektir. Emperyalistlerin bu politikas›n›n “baflar›l›” olabilmesi için bölgede kendilerine karfl› muhalif güçlerin ve oluflumlar›n tasfiye edilmesi ya da ehlilefltirilmesi arzu edilmektedir. Ve

hatta yap›labiliyorsa bu türden güçlerin bölgesel planda, emperyalistlerin politikalar›n› uygulamaya koyarak birer aktör olarak konumland›r›lmas› düflünülmektedir. Dolay›s›yla bugün baflta ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi olmak üzere, ilericiler, devrimciler ve özellikle de silahl› mücadele yürüten parti ve örgütlere yönelik TC faflizminin yönelimi, gelifltirmifl oldu¤u ›rkç›-flovenist sald›rganl›¤›n arka plan›nda Türk hâkim s›n›flar›n›n emperyalistlerin “Singapur Modeli” olarak “tavsiye” ettikleri bu projeye angaje olmalar›n›n, uygulama çabas› içinde olmalar›n›n etkisi yads›namaz. Emperyalistler ve baflta Türk hâkim s›n›flar› olmak üzere bölgedeki gerici uflak s›n›flar, yerinde bir ifadeyle “dikensiz bir gül bahçesi” istemektedirler. Bunun için bir yandan iflçi s›n›f› ve emekçi halk üzerinde, bu kesimlerin ç›karlar›n› savunan örgütlemelerine yönelmekte, sendikalar› etkisizlefltirmekte, kendilerinin politikalar›n› savunan örgütlenmelerin önünü açmaktad›rlar. Di¤er yandan ise ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi’ne yönelik, hem gerilla güçlerine hem de legal alandaki temsilcilerine kapsaml› bir sald›r› gelifltirmektedirler. 2007 y›l›n›n son aylar›nda bafllat›lan ve oda¤›nda Kürt Ulusal Mücadelesi olan sald›rganl›k dalgas›n›n sadece ve sadece Kürt Ulusal Hareketi’ni hedefledi¤i yan›lt›c›d›r. Bugün aç›s›ndan muhalif cephede –ve özellikle silahl› gücü olmas› itibariyle- en diri kesim olarak görülen Kürt Ulusal Hareketi, do¤all›¤›nda faflizmin sald›rganl›¤›n›n ana hedefidir. Ancak bu demek de¤ildir ki faflizmin ülkemizin devrimci, ilerici ve demokratlar›na yönelik de bir sald›r› içinde de¤ildir. Tam aksine sald›r› topyekûn bir sald›r›d›r ve durufl da buna göre olmal›d›r. Bu nedenle Türk hâkim s›n›flar› var olan silahl› gücü ve kitle deste¤i nedeniyle özellikle Kürt Ulusal Hareketi merkezde olmak üzere ülkemiz ilericilerine, devrimcilerine ve demokratlar›na yönelik süregelen sald›r›-

28


s›n› daha da art›rm›flt›r. TC faflizminin bu sald›rganl›¤› ile birlikte, halk kitleleri de harekete geçirilmifl, kitleler “teröre” karfl› “bölücülü¤e” karfl› sokaklara dökülmüfltür. Türk hâkim s›n›flar›n›n devleti olan TC, do¤al olarak Kürt Ulusal Hareketi’nin özellikle silahl› gücünü tasfiye etmek ve dolay›s›yla Kürt ulusu üzerinde ulusal bask› politikas›n› devam ettirmek istemektedirler. ABD ve AB emperyalistleri ise bölgeyi kendi emperyalist sermayeleri aç›s›ndan verimli bir vaha haline getirmek ayr›ca petrol ve di¤er enerji kaynaklar›n›n güvenli¤ini (biz denetimi anlayal›m) sa¤lamak istemektedirler. Bu nedenle de bölgede kendilerine tabi, bütün politikalar›n› eksiksiz uygulayacak piyonlara ihtiyaç duymaktad›rlar. Bunun anlam› bölge halklar›n›n emperyalistlerin ve yerli uflaklar›n›n daha fazla sömürüsüne ya¤ma ve talan›na maruz kalmalar› demektir. Em-

n›mak, bu yönetimle iliflkilerin gelifltirmesini istemektedirler. Bunun baflar›l›p baflar›lamayaca¤› kuflkusuz ki Kürt Ulusal Hareketi’nin tavr›na ba¤l›d›r. Bush-Erdo¤an görüflmesinden sonra at›lan ad›mlara yönelik Ulusal Hareket yöneticilerinin “TC ve ABD bizi tasfiye etmek için anlaflt›” aç›klamalar›na bak›l›rsa, geliflmeleri do¤ru okuduklar› düflünülebilir. Ancak Ulusal Hareket’in çözümsüzlü¤ü de buradad›r. Ulusal Hareket’in önderli¤ini yapan Kürt ulusal burjuva ve toprak a¤alar›, ulusal sorunun çözümünde emperyalist devletlerden icazet beklemektedirler. Gelinen aflamada Ulusal Hareket’in bu türden beklentilerinin ne kadar yanl›fl oldu¤u a盤a ç›km›flt›r. Hele ki bizzat A. Öcalan’›n a¤z›ndan “silahl› mücadelenin geçerlili¤inin yitirildi¤i” aç›klamalar›, UKKTH’n›n bir anlam› kalmad›¤› vb. ifadeleri, bugün gelinen aflamada özellikle emperyalistlerin ve yerli uflaklar›-

ABD ve AB emperyalizminin bölgeye yönelik politikalar›nda; “dikensiz gül bahçesi” yaratma çabas› beraberinde bölgedeki uflak s›n›flar›n yönelimiyle birlikte, Kürt Ulusal Hareketi’yle birlikte devrimci ve komünist, örgüt ve patilerinde imha edilmesi, tasfiye edilmesi amaçlanmaktad›r.

peryalistler bu politikalar›n› hayata geçirecek piyonlar›na hizmetlerinin karfl›l›¤› olarak ise, onlar›n korkular›n› ve kayg›lar›n› giderecek vaatler vermekte, belli katk›lar sunmaktad›rlar. Somutumuzda emperyalistler, Türk hâkim s›n›flar›na, Kürt Ulusal Hareketi’nin tasfiyesi vaadi karfl›l›¤›nda TC devletinin Irak Kürdistan› Özerk Yönetimi’ni ta-

n›n, Kürt Ulusal Hareketi’nin silahl› yüzünü hedefleyen aç›klamalar›yla ele al›nd›¤›nda (Talabani’nin “Che dönemi kapand›”, Tayyip’in “da¤da de¤il, demokratik zeminde siyaset”, “silah b›rak›n” vb. ça¤r›lar›) emperyalistlerin ve bölgedeki yerli uflaklar›n›n as›l dertlerinin korkular›n›n ve kayg›lar›n›n Kürt Ulusal Hareketi’nin silahl› gücü oldu¤u oldukça rahat anlafl›l›r.

29

Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64

Türk hâkim s›n›flar› Kürt ulusuna yönelik ulusal bask› politikas› izlemektedir!

nin “toprak bütünlü¤ü”nü, “üniter devlet yap›s›”n› ve “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez birli¤i ve bütünlü¤ü”nü, “tek vatan, tek bayrak, tek dil, tek millet” slogan› eflli¤inde korumak ad› alt›nda kendi s›n›fsal ç›karlar›n› sa¤lamak istemektedirler.

2007 y›l›n›n sonlar›nda, Türk hâkim s›n›flar›n›n devleti TC’nin Irak Kürdistan›’ndaki Yönetimi’ne yönelik sald›rgan bir siyaset izlemesine neden olan ülke içinde ›rkç›-flovenist bir kampanya örgütlemesine yol açan ve emperyalist merkezlerde el-pençe divan durarak rezillefltiren; baflta Ortado¤u halklar› nezdinde olmak üzere dünya emekçi halklar› aç›s›ndan böylesine kanl› ve zalim bir devlete sahip olmalar›n› koflullayan etkenlerden bir tanesi, ülkemizde Kürt ulusuna yönelik uygulanagelen ulusal bask› politikas›d›r. Ülkemiz çok uluslu ve çeflitli az›nl›k milliyetlerden oluflan bir toplum yap›s›na sahiptir. TC devletine hâkim olan komprador burjuvazi ve toprak a¤alar›, baflta Kürt ulusu olmak üzere di¤er az›nl›k milliyetler üzerinde, hâkim ulus milliyetçili¤i politikas›n› izlemektedirler. Yani ülkemizde ulusal bask› sadece Kürt ulusuna uygulanmamaktad›r. Di¤er az›nl›k milliyetlere de uygulanmaktad›r. Ancak konumuz Kürt ulusal mücadelesi oldu¤u için burada sadece Kürt ulusu üzerinde duraca¤›z.

Türk hâkim s›n›flar›, Kürt ulusuna yönelik uygulam›fl olduklar› ulusal bask› politikas›yla, Türkiye ve T. Kürdistan› co¤rafyas›nda devlet ayg›t›na sahip olma ayr›cal›¤›n› kendi tekelinde tutmak istemektedirler. Tam da bu nedenle Türk hâkim s›n›flar›, ülkemizde Kürt ulusunun varl›¤›n› dahi inkâr etmekte bir sak›nca görmemifltir. Bu inkâr politikas›yla birlikte baflta Kürtçe olmak üzere, ülkemizde yaflayan ulus ve az›nl›k milliyetlerin dillerinin konuflulmas›n› yasaklam›fllar, “vatandafl Türkçe konufl” kampanyalar› eflli¤inde pazar için son derece gerekli olan “dil birli¤ini” sa¤lamak istemifllerdir.

Geçmiflte oldu¤u gibi bugün de ulusal bask›n›n as›l hedefi; ezilen ba¤›ml› Kürt ulusal burjuvazisidir. Çünkü Türk ulusuna mensup burjuvalar ve toprak a¤alar›, ülkemizin bütün yeralt› ve yerüstü zenginliklerini, emperyalistlerle kurmufl olduklar› ç›kar iliflkileriyle ya¤malamak ve sömürmek “özgürlü¤ünü” sa¤lamak ve bunun için de T. Kürdistan› da dâhil olmak üzere, bütün Türkiye s›n›rlar› içinde pazara tek bafllar›na hâkim olmak istemektedirler. Türk hâkim s›n›flar› uygulam›fl olduklar› bu ulusal bask› politikas›yla, ülkenin bütün pazar›n› rakipsiz bir biçimde denetimleri alt›nda tutmak istemektedirler. Bu nedenle Türk hâkim s›n›flar›, ülke-

Ancak bugün gelinen aflamada gerek uluslararas› konjonktür ve Türk hâkim s›n›flar›n›n AB üyeli¤i çabalar› sonucunda at›lan kimi ad›mlar ve gerekse de Kürt Ulusal Hareketi’nin gelifltirmifl oldu¤u mücadele sonucunda Kürtçe diye bir dilin varl›¤› gayri resmi de olsa (Anayasa d›fl›nda) kabul edilmek zorunda kal›nm›flt›r. Ancak bu “kabul”ün zoraki oldu¤u, Türk hâkim s›n›flar›n›n atm›fl olduklar› bu ad›mlar›n süreçle ilgili oldu¤u gözden kaç›r›lmamal›d›r. Örne¤in son süreçte yaflanan Anayasa tart›flmalar›nda Kürtçe’nin devlet taraf›ndan e¤itim ve ö¤retim dili olarak tan›nmas› önerisinin fliddetle reddedilmesinde, bütün hâkim s›n›f partilerinin ortaklaflmas› bu aç›dan anlaml›d›r. Keza geçmiflte var oldu¤u reddedilen Kürtçe’nin, bugün var oldu¤u kabul edilmekle birlikte, bu dilin devlet taraf›ndan ö¤retilmesi fliddetle reddedilmektedir. Bir dil olarak Kürtçe’nin devlet taraf›ndan ö¤retilmesinin, Türk hâkim s›n›flar›n›n devleti TC aç›s›ndan tehlikesini Kara Kuvvetleri Komutan› ‹lker Baflbu¤ flöyle ifade etmektedir: “Türkçe’nin

30


d›fl›nda, baz› etnik gruplar›n kendi dillerini ö¤renmek istemelerini kabul etmek ve bu iste¤e sayg› göstermek farkl› bir durumdur; bu dillerde e¤itim ve ö¤retim yap›lmas›n› kabul etmek ise çok baflka bir durumu ifade eder. ‹kincisini ulus devlet anlay›fl›yla ba¤daflt›rmak mümkün de¤ildir:” (Cumhuriyet, 25 Eylül 2007, S.9) Görülece¤i üzere Türk hâkim s›n›flar›n›n temsilcileri; Türkçe’nin d›fl›ndaki farkl› dillerde e¤itim ve ö¤retim yap›lmas›n› “ulusal birli¤e ve bütünlü¤e” bir tehdit olarak de¤erlendirdiklerini oldukça aç›k ve net olarak ortaya koymaktad›r. Öte yandan bugün geçmifl y›llara oranla, ülkemizde Kürtlerin bir ulus olup olmad›klar› tart›flmas› geride kalm›flt›r. Hat›rlanacak olursa, çok de¤il bundan birkaç y›l önce, devletin çeflitli kurumlar› taraf›ndan “bilimsel” araflt›rmalar yap›l›yor ve Kürtlerin gerçekte(!) “da¤ Türkleri” olduklar› iddia ediliyordu. Tam da bu noktadan hareketle oldukça “anlaml›” bir biçimde, dün Kürtler diye bir “fleyin” olmad›¤›n› iddia eden ve bunu kan›tlamaya çal›flan kimi üniversitelerin ve burjuva-feodal s›n›f temsilcilerinin; bugün baflta Kürt ulusu olmak üzere ilericilere, devrimcilere ve komünistlere yönelik gerçeklefltirilen ›rkç›-floven sald›rganl›k kampanyas›nda en ön safta olmas› rastlant› de¤ildir. Gerek çeflitli üniversiteler ve gerekse de hâkim s›n›flar›n sesi olan ve bu kampanyay› genifl kitleleri harekete geçirecek bir flekilde ele alan burjuva-feodal medya, bu pratikleriyle “sahiplerinin sesi” olarak davrand›klar›n› fazlas›yla göstermektedirler. Bugün de “Alevi Kürtlerin Ermenilerden, Sünni Kürtlerin ise Türklerden geldi¤i” yönlü “bilimsel” aç›klamalar yap›lmaya devam edilmektedir. Sözde bilim adamlar›n›n bu türden aç›klamalar› geçmifle oranla önemli ölçüde azalm›fl olsa da; devletin resmi görüflü olarak halen varl›¤›n› korumaktad›r. Kürt ulusuna dair bu türden “bilimsel” çal›flmalar yapan kimi üniversitelerin, saçma-sapan ya-

y›nlar yapan (ve hiç de masum olmayan) burjuva-feodal medyan›n, hâlihaz›rda Kürt ulusu baflta olmak üzere az›nl›k milliyetlere, ilericilere, devrimcilere ve komünistlere yönelik, devletin bilinçli çabas›yla örgütlenen ›rkç›-floven kampanyada rol almalar› ve kitlelerin manipüle edilerek sokaklara dökülmesinde en önde olmalar›, 盤›rtkanl›k yapmalar› bu nedenle flafl›rt›c› de¤il. Bugün gözü flovenizm ile kararmam›fl, bilinçleri Kemalist faflizmle dumura u¤ramam›fl herkes ülkemizde Kürtlerin bir ulus olarak var olduklar›n› kabul etmektedir. Ve hatta Türk hâkim s›n›flar›n›n bir kesimi de gerek uluslararas› konjonktürün etkisi ve gerekse de Kürt Ulusal Hareketi’nin mücadelesinin ret edilemez bask›s› nedeniyle çok da ileri gitmemek flart›yla “dil ucuyla” da olsa bir “Kürt realitesinden” bahsetmekte, Kürtler kabul edilir görünmektedir. Ancak bu kabul unutmamak gerekir ki söylem düzeyindedir. Bugün Kürt ulusuna yönelik, katliamlarda, zorla göç ettirmeler, iflkence ve zulümlerde baflrol oynayan kimi emekli generallerin ç›k›p “hata yapt›k” diye aç›klamalarda bulunmalar›, beyanatlar vermeleri, Türk ulusunun varl›¤›n› kabul ettikleri ve taleplerine hak verdikleri anlam›na gelmemektedir. Bu türden aç›klamalar faflist devletin Kürt Ulusal Hareketi’nin karfl›s›nda bir türlü istedi¤i sonucu alamamas›n›n ürünüdür. Bu faflist emekli generallerin yapm›fl olduklar› aç›klamalar geçmiflte yanl›fl ve hatal› oldu¤una dair düflüncelerinden kaynakl› de¤ildir. Yap›lan aç›klamalar›n mant›¤›, Kürt Ulusal Hareketi’ni bast›ramaman›n, yok edememenin getirmifl oldu¤u “nerede hata yapt›k?” sorusudur. Aç›kt›r ki bu ele al›flta Kürt ulusal mücadelesinin meflrulu¤una dair zerrece bir “olumluluk” yoktur. Mesele bunca y›l “baflar›l›” olamaman›n sorgulanmas› ve bunun sonucunda yap›lan kimi hatalar›n ortaya konulmas›d›r. Geçmiflte Kürt ulusuna yönelik bu insanl›k suçlar›n› iflleyenler vermifl ol-

31

Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64 duklar› mülakatlarda halen “Kürtleri asimile edememekten” bahsedebilmekte, sorunun buradan kaynaklad›¤›n› “itiraf” etmektedirler! Bu emekli asker eskilerinin bu yaklafl›m› “yavuz h›rs›z ev sahibini bast›r›r” yaklafl›m›d›r. Kürt ulusuna yönelik ret, imha ve inkârda ›srar eden Türk hâkim s›n›flar› bugün de ayn› politikalar›n› kimi baz› “ince” de¤iflikliklerle devam ettirmektedirler. Gerçekte Türk hâkim s›n›flar›n›n bugün de yön veren belirleyici politika; “Tek vatan, tek dil, tek millet, tek bayrak” politikas›d›r. Ülkemizde Kürt ulusuna yönelik sürdürülen bu politika, Türk hâkim s›n›flar›n›n ve onlar›n devleti TC’nin faflist karakterinin ürünüdür. Kendinden olmayana, kendisi gibi düflünmeyene yönelik bu sald›rganl›k, imha, inkâr ve asimilasyon politikas› TC devletinin niteli¤ini fazlas›yla ortaya koymaktad›r. “Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” oldu¤u yetkili ve etkili merciler taraf›ndan her f›rsatta dile getirilen Türk devletinin gerçek niteli¤ini, Cumhuriyet’in ilan edilifli vesilesiyle 29 Ekim Cumhuriyet “Bayram›”nda bir mesaj yay›nlayan Genelkurmay Baflkan› s›fat›yla Yaflar Büyükan›t, kullanm›fl oldu¤u ifadelerle yeterince ortaya koymaktad›r. Bir ülkenin Genelkurmay Baflkan›, kendileri için bayram olarak ilan ettikleri bir gün vesilesiyle yapm›fl oldu¤u aç›klamada; “Bize bu ac›lar› yaflatanlara, o ac›lar› hayal bile edemeyecekleri bir yo¤unlukta yaflataca¤›z” diyerek, intikam 盤l›klar› atmakta, tehdit dolu bir üslup kullanmakta beis görmemekte, baflta Kürt ulusu olmak üzere, bu ülkenin ilericilerine, devrimcilerine ve komünistlerine yönelik, ancak hastal›kl› bir ruh halinin, faflist bir kafa yap›s›n›n ürünü olarak söylenebilecek bir biçimde aç›klama yapabilmektedir. Bilinmektedir ki; TC devletinin baflta Kürt ulusu olmak üzere, ülkemizde az›nl›k milliyetlere, ilericilere, devrimcilere ve komünistlere yönelik bu yaklafl›m› yeni bir du-

rum de¤ildir. Çok uza¤a gitmeye gerek yok. Bugün Kara Kuvvetleri Komutan› taraf›ndan dillendirilen Irak Kürdistan›’nda bir devlet kurulmas›n›n “bir k›s›m vatandafl›m›z üzerinde aidiyet yarataca¤›” tespitiyle dikkat çekilen “tehlike” 2005 y›l› Newroz’undan sonra yap›lan bir Genelkurmay aç›klamas›nda ifade edilen “sözde vatandafllar” tan›mlamas›yla birlikte ele al›nd›¤›nda daha bir anlam kazan›r. Genelkurmay taraf›ndan yap›lm›fl olan bu aç›klamada ifade edilen “sözde vatandafllar” bu ülkenin Kürt kökenli vatandafllar›d›r. B›rakal›m bir ulus olarak Kürtlerin varl›¤›n›, ülkemizde Kürtler, Türk hâkim s›n›flar› ve onlar›n devleti taraf›ndan gerçek vatandafl olarak bile görülmemektedir. Genelkurmay’›n 2005 y›l› Newroz’undan sonra yapm›fl oldu¤u bu aç›klamada bir k›s›m “duyarl› vatandafllar” da göreve ça¤r›lm›flt›! Anlafl›lan 2007 sonlar›nda sokaklara dökülen, Kürtlere ait iflyerlerini, marketleri ya¤malayan, T. Kürdistan› illerinden gelen otobüs firmalar›n› tafllayan, elde bayrak Kürt av›na ç›kan, Genelkurmay’›n bildirisinde bahsini etti¤i “sözde vatandafllar› de¤il, özde vatandafllar›” olsa gerek! Anlafl›lan bu aç›klama Türk Genelkurmay›’na yetmemifl olacak ki, k›sa bir süre sonra yap›lan yeni bir aç›klamada “hedef kitle” daha da büyütülmüfl; Kürt ulusu dâhil olmak üzere, di¤er az›nl›k milliyetlere ve Türk ulusundan da olan ilerici, devrimci ve komünistlere yönelik, “Ne mutlu Türk’üm demeyen düflmand›r ve ilelebet öyle kalacakt›r” ifadeleriyle yeni bir aç›klama daha yap›lm›flt›r. Türk hâkim s›n›flar› olan komprador büyük burjuvazi ve toprak a¤alar›, TC devletinin kuruluflundan itibaren baflta Kürt ulusu olmak üzere, di¤er az›nl›k milliyetlere yönelik aç›k bir sald›rganl›k içinde olmufl, Türk ulusundan emekçi halk›m›z› da bu hâkim ulus flovenizmine ortak etmeye çal›flm›flt›r. Türk hâkim s›n›flar›; çok uluslu bir ülke olan ülkemizde Türk ve Kürt uluslar›ndan

32


Bugün gelinen aflamada, gerek ülkemizdeki kimi geliflmeler ve gerekse de emperyalistlerin Ortado¤u’ya, özellikle de Irak’a müdahalesi sonucunda yaflananlar, Türk hâkim s›n›flar›n› Kürt Ulusal Sorunu konusunda köfleye s›k›flt›rm›fl durumdad›r. Bu objektif gerçeklikten hareketle, Türk hâkim s›n›flar› bilinen politikalar›na sar›larak, ülkemizde ›rkç›-floven rüzgârlar estiriyorlar. ve çeflitli milliyetlerden emekçi halk›m›z› birbirine karfl› k›flk›rtm›fl, böl-parçala-yönet politikas› do¤rultusunda her türlü etnik ve dini farkl›l›¤› kendi hâkimiyetleri ve s›n›f ç›karlar›n›n sa¤lanmas› için ustaca kullanm›fllar, kendileri gibi düflünmeyenlere, her türlü muhalif düflünceye ve farkl›l›¤a yönelik imha, inkâr, zorla göç ettirme, asimilasyon, iflkence vb. politikalar›n› hayata geçirmifllerdir. Türk hâkim s›n›flar› bu politikalar›nda hareket noktas› olarak “Ne mutlu Türk’üm diyene”, “TC devletine vatandafll›k ba¤› olan herkese Türk denir” vb. söy-

Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64

lemler eflli¤inde gerçeklefltirmifllerdir. Bugün de yap›lan genelkurmay aç›klamas›nda bu ›rkç›-flovenist yaklafl›m› kabul etmeyenler “ilelebet düflman” ilan edilmektedir. Çok çarp›c› bir örnek olmas› aç›s›ndan bir örnek vermek yeterlidir. Türk hâkim s›n›flar› onlar›n bask› ayg›t› olan TC devletini, ülkemizde sürdürülen sosyal ve ulusal kurtulufl mücadelesi nedeniyle gerçeklefltirdi¤i politikalar›n sonuçlar›ndan bir tanesini, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün bundan bir y›l önce 6 Aral›k 2006 tarihinde aç›klam›fl oldu¤u “Türkiye Göç ve yerinden Olmufl Nüfus Araflt›rmas›”nda ifade edilenlerde bulabiliriz. (Express, Say›.2006/13-S.16) Bir üniversite taraf›ndan yap›lm›fl olmas› ve bu anlam›yla yar› “resmi” bir içerik tafl›mas›, bu çal›flman›n önemini art›r›rken, bahsi edilen rakamlar›n, yine de yaflananlar karfl›s›nda oldukça düflük oldu¤u gözden kaç›r›lmamal›d›r. Bu araflt›rman›n sonuçlar›na göre ülkemizde son yirmi y›l içinde 953.680 ila 1.201.200 kifli aras›nda bir nüfus, faflist TC devletinin evlerini yakmas›, yaflad›klar› köylere am-

33


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64 bargo uygulamas›, tehdit ve iflkenceler sonucunda zorla göç ettirilmifltir. Bu rakam oldukça “düflük” bir rakamd›r. Bilinmektedir ki çok daha büyük bir nüfus (3 milyon) zorla göç ettirilmifltir. Ancak bu kadar “düflük” bir rakam bile TC devletinin uygulam›fl oldu¤u politikalar›, vahfletini ve imha ve inkâr siyasetini göstermesi aç›s›ndan yeterlidir. Son çeyrek yüzy›ld›r (ki TC’nin kuruluflundan itibaren ele al›nd›¤›nda ortaya yüz binlerce ifade edilen bir katliam tablosu ç›kmaktad›r) Türk hâkim s›n›flar›n›n gerek Kürt ulusal mücadelesi ve gerekse de sosyal kurtulufl mücadelesi karfl›s›nda uygulam›fl oldu¤u politikalar sonucunda, on binlerce insan›n katledilmesine, yüz binlerce insan›n yaralanmas›na, binlerce köyün “terör” gerekçesiyle haritadan silinmesine, milyonlarca insan›n do¤du¤u ve doydu¤u topraklardan bask›yla, zulümle, iflkenceyle, göç ettirilmesine neden olunmufltur.

Ulusal bask›n›n nedeni ve hedefi… Bugün yaflanagelen Kürt ulusal sorununun nedeni kimi anl›-flanl› yorumcular›n “ayd›nlar›n” iddia ettikleri gibi yoksulluk, T. Kürdistan›’na yat›r›m yap›lmamas›, feodalizm, emperyalizmin müdahalesi, e¤itimsizlik, iflsizlik vb. de¤ildir. Bu nedenler Kürt Ulusal Hareketi’ni etkileyen nedenler olmakla birlikte as›l sorun baflkad›r. Bunun nedeni oldukça basittir. Çünkü bu s›n›fsal güçler de kendi pazarlar›na, kendi s›n›f ç›karlar› do¤rultusunda sahip olabilmek, bu pazar› kendi s›n›fsal ç›karlar› do¤rultusunda kontrol edebilmek ve Kürt halk›n› kendisi sömürmek ister. Bugün ülkemizde Kürt ulusal sorunu olarak tan›mlanan ve bir yanda hâkim ulus olan Türk ulusunun burjuva ve toprak a¤alar›yla, di¤er yanda ezilen ba¤›ml› ulus olan Kürt ulusunun burjuva ve toprak a¤alar›n› birbirine düflüren ekonomik etken

budur. Hâkim ulus olan Türk burjuva ve toprak a¤alar›n›n, TC’nin kuruluflundan itibaren günümüze kadar Kürt ulusu üzerinde uygulayageldikleri ulusal bask› politikas›n›n nedeni budur. Bu yüzden ulusal bask› sadece Kürt halk›na de¤il, Türk hâkim s›n›flar›yla her bak›mdan kaynaflm›fl bir avuç feodal toprak a¤as›, afliret reisi ve devlet ihaleleriyle palazlanm›fl bir k›s›m burjuvalar hariç bütün Kürt ulusuna uygulanmaktad›r. Türk hâkim s›n›flar› taraf›ndan gerçeklefltirilen ulusal bask› politikas›, Kürt iflçileri, köylüleri, flehir küçük burjuvazisi, küçük toprak a¤alar› ve bir k›s›m Kürt burjuvazisine yönelik uygulanagelmektedir. Tam da bu nedenle Kürt burjuva ve toprak a¤alar› bir yandan Türk hakim s›n›flar›n›n uygulayageldikleri ulusal bask›ya karfl› durmak, di¤er yandan ise kendi pazar›na hâkim olmak için isyan etmekte ve ayn› ulustan iflçileri, köylüleri, flehir küçük burjuvazisini kendi bayra¤› alt›nda toplanmaya ve mücadele etmeye ça¤›rmaktad›r. Görülece¤i üzere, bugün çok aç›k ve net bir biçimde tan›k oldu¤umuz gibi bu ça¤r› yan›ts›z kalmamakta, Kürt Ulusal Hareketi temel gücünü yoksul Kürt köylüsünün oluflturdu¤u bir mücadele yürütmektedir. Bugün Kürt Ulusal Hareketi’nin saflar›nda, Kürt iflçileriyle birlikte, yar› proleterler, yoksul ve orta köylülük, flehir küçük burjuvazisiyle birlikte Kürt burjuvazisi ve toprak a¤lar› da yer almaktad›r. Bugün Türk hâkim s›n›flar›na korkulu düfller gördüren, Kürt Ulusal Hareketi ortaya ç›k›fl› itibariyle Kürt küçük burjuvazisinin damgas›n› tafl›sa da, süreç içinde bu harekette önderli¤i Kürt ulusal burjuvazisi ele geçirmifltir. Bugün Türk hâkim s›n›flar›n›n uygulad›¤› ulusal bask›ya karfl› birleflen ve mücadele eden bu saflardaki her s›n›f›n kendine özgü ayr› s›n›fsal amaçlar› ve istekleri bulunmaktad›r.

34


Ulusal bask› ve s›n›fsal bask› aras›ndaki ayr›m son derece önemlidir… Bu noktadan hareketle, Türk hâkim s›n›flar›n›n, Kürt ulusuna yönelik gerçeklefltirdikleri ulusal bask›yla, Kürt ulusundan halka yönelik gerçeklefltirdi¤i s›n›fsal bask›y› ayr› de¤erlendirmek gerekmektedir. Bu iki bask›n›n içeri¤i ve biçimleri birbirinden farkl› oldu¤u gibi amaçlar› da baflkad›r. Ülkemizde, Kürt ulusuna mensup olan emekçilerle birlikte di¤er az›nl›k milliyetlerden emekçilere yönelik Türk hâkim s›n›flar›n›n gerçeklefltirdi¤i iki türlü bask› söz konusudur. Bu bask›lardan birincisi s›n›fsal amaçl› gerçeklefltirilen bask›d›r. Türk hâkim s›n›flar› ulus ve milliyeti ne olursa olsun, ülkemizdeki bütün emekçilere yönelik s›n›fsal amaçlarla, onlar› sömürmek, ürettikleri art› de¤ere el koymak ve çeflitli biçimler alt›nda bafl gösteren s›n›f mücadelelerini bast›rmak için, emekçiler üzerinde s›n›fsal bask› uygularlar. Ülkemizde bu bask›ya ek olarak uygulanagelen ikinci bask› ise; “ulusal ç›karlar” ad› alt›nda baflta Kürt ulusu olmak üzere di¤er az›nl›k milliyetlerden bütün s›n›flar üzerinde uygulanagelen ulusal bask›d›r. S›n›f bilinçli proletarya Türk hâkim s›n›flar›n›n uygulayageldikleri bu iki türlü bask›ya da karfl› olmakla birlikte, bu bask›lar› birbirinden ay›rmaya, farkl› de¤erlendirmeye dikkat eder. Çünkü örne¤in Kürt burjuvazisi ve küçük toprak a¤alar›, hâkim ulusun uygulayageldikleri ulusal bask›ya karfl› ç›karken ve bunun için dönem dönem isyan edip mücadele ederken, birinci bask› olarak tan›mlad›¤›m›z s›n›fsal bask›ya taraftard›rlar. S›n›f bilinçli proletarya, hâkim ulus olan Türk burjuvazisinin, Kürt ulusu üzerinde uygulayageldi¤i ulusal bask› politikalar›na,

kendisi için her türlü imtiyaz talep eden uygulamalar›na karfl› direnen, isyan eden Kürt burjuva ve toprak a¤alar›n›n mücadelesini desteklerken; ayn› zamanda Kürt burjuva ve toprak a¤alar›n›n savundu¤u ya da ulusal mücadele ad› alt›nda, kendi ulusal ç›karlar› ad›na gözard› etti¤i s›n›fsal bask› politikalar›na karfl› da mücadele eder. S›n›f bilinçli proletarya; Kürt Ulusal Hareketi’nin, Türk hâkim s›n›flar›n›n uygulam›fl olduklar› ulusal bask› politikalar›na karfl› mücadelesini destekler. Ezen ulus burjuvazisi olan Türk burjuvazisinin zulmüne her türlü imtiyaz›na ve ayr›cal›¤›na yönelen, Kürt Ulusal Hareketi’nin talepleri olan, ulusal bask›n›n ortadan kald›r›lmas›, dil ve kültür üzerindeki yasaklar›n kald›r›lmas›, devlet kurma hakk› da dâhil olmak üzere her türlü eflitsizli¤in son bulmas› ve uluslar aras›nda tam hak eflitli¤inin sa¤lanmas› vb. Bu talepler ilerici ve demokratik taleplerdir ve s›n›f bilinçli proletarya taraf›ndan desteklenir. Bununla birlikte, Kürt Ulusal Hareketi’nin bu ilerici demokratik taleplerinin ve niteli¤inin yan›nda, bir baflka yönü daha bulunmaktad›r. Bu ise, kendi s›n›fsal menfaatlerini gerçeklefltirmek için, kendi ulusal burjuvazisinin ve toprak a¤alar›n›n ayr›cal›klar›n›n ve imtiyazlar›n› sa¤lamak için Kürt milliyetçili¤ini güçlendirmek istemesidir. S›n›f bilinçli proletarya, Kürt Ulusal Hareketi’nin, Türk hâkim s›n›flar›na yönelik demokratik talepli mücadelesini desteklerken, öte yandan bu mücadele içinde kendi milliyetçili¤ini güçlendiren, kendi imtiyazlar›n› ve ayr›cal›klar›n› sa¤lamak isteyen eylemini desteklemez. Çünkü böylesi bir destek, Kürt burjuvazisi ve toprak a¤alar›n› Kürt iflçi, köylü ve di¤er emekçilere karfl›, onlar›n mücadelesi ve taleplerine karfl› desteklemek demektir. S›n›f bilinçli proletarya Kürt Ulusal Hareketi’nin bu karakterine karfl›, Kürt iflçisinin, köylüsünün ve emekçisinin s›n›f hareketini ön plana ç›kart›r. Bu mücadeleye önderlik eder.

35

Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64

Halk hareketi ve Ulusal Hareket: Bugün ülkemizde ulusal hareketin bir halk hareketi oldu¤u yönlü hatal› bir bak›fl aç›s› mevcuttur. Bu yanl›fl bak›fl aç›s›, hem teorik yetmezlik hem de daha çok ulusal hareketin kitleselli¤inin ilerici ve devrimci saflarda yaratm›fl oldu¤u bas›nçla yaflanan kafa kar›fl›kl›¤›n›n ürünüdür. Her kitlesellik, onun bir halk hareketi oldu¤u anlam›na gelmez. Daha do¤rusu bir hareketin halk hareketi mi ulusal hareket mi, hâkim s›n›flar›n politikalar› sonucu gelifltirilen bir hareket mi oldu¤unun göstergesi, o hareketin kitleselli¤iyle aç›klanamaz. Örne¤in, hâkim s›n›flar›n kendi politikalar›n› güçlendirmek, hayata geçirmek için dönem dönem iflçileri, köylüleri, emekçileri harekete geçirdiklerini biliyoruz. Hâkim s›n›flar›n kendi politikalar›n› hayata geçirmek için harekete geçirdikleri halk kitlelerinin hareketine halk hareketi diyemeyece¤imiz gibi; bugün ülkemizde Kürt Ulusal Hareketi’nin harekete geçirdi¤i halk kitlelerinin hareketine de, halk hareketi diyemeyiz. Bu ulusal bir harekettir ve de¤erlendirmeler de bunun üzerinden yap›lmal›d›r. Halk hareketi ile Ulusal Hareket bambaflka fleylerdir. Halk hareketi ezilen kitlelerin s›n›f hareketidir. Halk hareketi her tarihi dönemde, ezilen kitlelerin milliyeti ne olursa olsun, kendilerini ezen s›n›flara karfl› hem k›smi talepler ya da reformlar u¤runa, hem de bizzat hakim s›n›flar› alafla¤› etmek ya da devrim için girifltikleri mücadele demektir. Önemle belirtmek gerekir ki halk hareketi, ezilen sömürülen kitlelerin s›n›f hareketidir. Özünde her zaman ezilen, sömürülen kitlelerin s›n›fsal ç›karlar›n›n damgas›n› tafl›maktad›r ve halk hareketi her tarihi dönemde yaflan›r. Ulusal hareket ise, birinci olarak “s›n›rlar› belli bir tarihi alana yerleflmifltir”. Ulusal hareketler, yükselen kapitalizm flartlar›nda

ortaya ç›km›fllard›r. Bu anlam›yla ülkemizdeki Kürt Ulusal Hareketi “gecikmifl” bir ulusal harekettir. ‹kinci olarak ulusal hareketlerin, bu arada da Kürt Ulusal Hareketi’nin do¤al e¤ilimi, ulusal bir devletin kurulmas› yönündedir. Çünkü ulusal devletler, kapitalizmin ihtiyaçlar›na en iyi cevap veren, Pazar hâkimiyetini kendi ulusal burjuvazisi ad›na sa¤lam›fl devletlerdir. Üçüncü olarak ise ulusal hareketler, özünde her zaman burjuvazinin damgas›n› tafl›maktad›rlar. Tüm bu gerçeklerden hareketle flu çok önemli noktan›n alt›n› çizmeliyiz. Bugün ülkemizde, T. Kürdistan› da dâhil olmak üzere hem ulusal hareket, hem de halk hareketi bulunmaktad›r. Bir yanda Kürt burjuvazisinin ve küçük toprak a¤alar›n›n önderli¤ini yapt›¤› ulusal hareketle, di¤er yanda önderli¤ini Proletarya Partisi’nin yapt›¤› Türk, Kürt çeflitli milliyetlerden iflçi, köylü ve emekçilerinin s›n›f hareketi de bulunmaktad›r. Proletarya Partisi yaln›zca Türk ulusundan ve di¤er az›nl›k milliyetlerden iflçi, köylü ve emekçilerin s›n›f hareketine önderlik etmemekte ayn› zamanda Kürt ulusundan olan iflçi, köylü ve emekçilerin mücadelesine de önderlik etmektedir. Ve hatta denilebilir ki Proletarya Partisi’nin a¤›rl›kl› örgütsel gücü Kürt iflçi, köylü ve emekçilerinin saflar›ndan gelenlere dayanmaktad›r. Ülkemizde Ulusal Hareket sadece Türk hâkim s›n›flar›n›n ulusal bask›s›n› ortadan kald›rmaya ve bununla birlikte Kürt burjuvazisinin ve toprak a¤alar›n›n “iç pazar›” ele geçirmesi amac›na yöneldi¤i halde, ikincisi hem Kürt burjuvalar›n›n ve toprak a¤alar›n›n sömürü ve bask›s›na hem de Türk hâkim s›n›flar›n›n ulusal bask›s›na, az›nl›k milliyetlere yönelik politikalar›na karfl› yönelmifltir. Bugün ülkemizde ve T. Kürdistan›’n›n belli bölgelerinde Proletarya Partisi’nin yönetti¤i ve yönlendirdi¤i hareket böyle bir muhtevaya sahiptir.

36


Bugün genel olarak Kürt Ulusal Hareketi’nin durumu: Kürt Ulusal Hareketi’nin bugün gelmifl oldu¤u aflama ve bu duruma iliflkin k›saca flunlar ifade edilebilir. Gerek A. Öcalan’›n son Anayasa tart›flmalar›ndaki “haz›rlanacak anayasada farkl› kültürlerin varl›¤› kabul edilip, sayg›l› olunur” aç›klamas› ve bu aç›klama do¤rultusunda DTP’nin Diyarbak›r’da düzenlemifl oldu¤u Demokratik Toplum Kongresi’nde formüle edilen “Anayasa’da Kürtlerin temel haklar›n›n, bütün kültürlerinin varl›¤› ve kendini ifade etmesinin güvence alt›na al›nmas›” yaklafl›m› ve gerekse de KCK Yürütme Konseyi Baflkan› Murat Karay›lan’›n “yeni anayasada Kürt halk›n›n kimliksel haklar›n› tan›nmas›” vb. aç›klamalar›ndan da görülece¤i üzere, Kürt Ulusal Hareketi bugün; Kürt kimli¤inin anayasada tan›nmas›, Kürt ulusal kültürü ve dilinin üzerinde var olan her türlü bask› ve yasaklaman›n kald›r›lmas›n› vb. talep etmektedir. Kürt Ulusal Hareketi, ilk ortaya ç›k›fl›nda “ayr›lma” talebini dile getirmesine karfl›n, özellikle 1990’l› y›llar sonras› ve ard›ndan A. Öcalan’›n tutsak düflmesiyle birlikte bu talebini geri plana çekmifl, “ayr›lmay›” dillendirmemifl, amac›n› Kürt kimli¤inin tan›n-

mas› siyasetine indirgemifltir. Kürt Ulusal Hareketi V. Öcalan’›n ‹mral› “savunmalar›” sonras›nda “Demokratik Cumhuriyet” ad›ndan da “ekolojik-demokratik toplum” ve en sonunda da “Demokratik Konfederalizm” tezini savunmaya bafllam›flt›r. Son olarak 2628 Ekim tarihlerinde Diyarbak›r’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi’nde yürütülen tart›flmalar sonucunda 30 Ekim’de bir sonuç bildirgesi aç›klama ve bu sonuç bildirgesinde “demokratik-özerklik” talebi formüle edilmifltir. Diyarbak›r’da yap›lan bu kongrenin ard›ndan 8 Kas›m 2007’de Ankara’da yap›lan DTP 2. Ola¤anüstü Büyük Kongresinde ise bu “demokratik-özerklik” flöyle formüle edilmifltir: “Kongremiz, ülke bütünlü¤ünün içinde halk›n yerelde söz ve karar sahibi olmas›n› sa¤layacak ve tüm farkl›l›klar›n kendini özgürce ifade edebilece¤i düzeyde özerklik kazanmas› temeline dayanan modelin ça¤dafl kavramlaflt›r›l›fl›n› demokratik özerklik biçiminde tan›mlamaktad›r.” (Cumhuriyet, 9 Kas›m 2007) Kürt Ulusal Hareketi bugünkü yönelimiyle, Türk hâkim s›n›flar›yla, onlar›n devleti TC içerisinde bir arada kal›nabilece¤ini, Anayasada Kürt kimli¤inin tan›nmas›yla ya da bölgesel özerklikle “üniter yap›” içerisinde “kardeflçe” yaflayabileceklerini dillendirmektedir.

37

Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64 Kürt ulusal burjuvazisinin bugün bu talepleri dillendirmesi, onun ayr› bir devlet kurma iste¤inden ve talebinden vazgeçti¤i anlam›na gelmez. Bugünkü koflullar ve güç dengesi Kürt ulusal burjuvazisini böyle bir politika izlemeye itmektedir. Ancak gerek uluslararas› koflullar ve gerekse de ülkemizdeki koflullar uygun bir güçler dengesi yaratt›¤›nda Kürt ulusal burjuvazisi ayr›lma talebini dillendirmekte bir an olsun bile geciktirmeyecektir. Bu konuda s›n›f bilinçli proletaryan›n görüflü nettir. S›n›f bilinçli proletarya, Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›n› kay›ts›zkoflulsuz savunur, destekler. S›n›f bilinçli proletarya hiçbir ulusun zorla bask› alt›nda tutulmas›n›, o ulusun ayr› bir devlet kurma hakk›n›n elinden al›nmas›n› do¤ru bulmaz. S›n›f bilinçli proletaryan›n bu netli¤inin arka plan›nda, Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Etme hakk›n›n ne yönde kullan›laca¤›n›n o ulusun kendi sorunu olmas›n›n bilinmesi yatar. K›sacas› ayr›lma ya da birleflme sorunu ilgili ulusun kendi karar›d›r. Bu konuda da proletaryan›n bir yaklafl›m› bulunmaktad›r hiç kuflkusuz. Proletarya böylesi bir durum her zamanki gibi kendi s›n›f penceresinden bakar. Proletarya bir ulusun ayr›lma ya da bir arada kalma yaklafl›m›na kendi s›n›fsal ç›karlar› aç›s›ndan bakar ve tav›r koyar. Vurgulamak gerekir ki bu tav›r “fliddet” unsuru içermez. Elefltiri ve ikna temelli bir propaganda/ajitasyon çal›flmas› yürütülür. Kürt Ulusal Hareketi bugünkü çizgisiyle “ayr›lmay›” savunmamaktad›r. S›n›f bilinçli proletarya bu tavr› da kendi aç›s›ndan de¤erlendirir. Bugün Kürt Ulusal Hareketi’nin önermifl oldu¤u “çözüm” gerçekte bir çözüm müdür? Kesinlikle hay›r! Ça¤›m›zda ulusal sorunlar›n tam anlam›yla çözümü proletaryan›n ve onun s›n›f partisinin omuzlar›ndad›r. Ezilen ulus burjuvazisi bu sorunu çözemez. Belki k›smi iyilefltirmeler, baz› demokratik haklar, kimi k›r›nt›lar vb. elde edi-

lebilir. Ancak bu durum hiçbir zaman kal›c› olmaz. Ya da baflka bir ifadeyle bugün kabul edilen kimi haklar “demokratik aç›l›mlar” yar›n konjonktür de¤iflti¤inde ezen ulus burjuvazisi taraf›ndan hiç duraksamadan geri al›nacakt›r. Bu konuda tarihsel örnekler tecrübeyle sabittir. Kald› ki bugün Kürt Ulusal Hareketi, Kürt kimli¤inin tan›nmas› ya da özerklik talebinin gerçekleflmesiyle, anayasada “ufak bir de¤ifliklik yap›lmas›yla” her fleyin yoluna girece¤i, bask›n›n, sömürünün ve zulmün son bulaca¤› yan›lsamas›n› yaratmaktad›r. Kürt Ulusal Hareketi varolan bu politikas›yla s›n›fsal bask›y› bulan›klaflt›r›p, Kürt iflçi ve emekçilerinin kendi s›n›fsal ç›karlar› do¤rultusunda hareket etmesini amaçlamaktad›r. 27 Temmuz seçimlerinden sonra DTP taraf›ndan ve Kürt Ulusal Hareketi’nin ilgili kadrolar› taraf›ndan yap›lan kimi aç›klamalarda ve verilen “özelefltiriler”de meselenin bu yönüne dair vurgular vard›r. Ulusal hareket, salt kimlik sorunundan hareketle, Kürt iflçisinin, köylüsünün ve emekçisinin s›n›fsal sorunlar›n› göz ard› etti¤i, bunun da DTP’nin oy kayb›na yol a盤› AKP’nin ise oy kazand›¤› vb. aç›klamalar›nda bulunmufltur. Bu do¤ru ancak eksik bir yaklafl›md›r. Do¤ru yaklafl›md›r çünkü ulusal hareket ad› üstünde burjuvazinin s›n›f ç›karlar›n› temsil eder. Onun için belirleyici olan, kendi milliyetçili¤inin güçlenmesidir. S›n›fsal sorunlar bu konuda tali kalmal›d›r. Eksiktir çünkü, Türk hâkim s›n›flar›n›n ulusal bask› politikas›na karfl› mücadele eden ulusal hareket, s›n›fsal bask›ya taraftard›r. Bu nedenle Kürt iflçilerinin, köylülerinin ve emekçilerinin s›n›fsal sorunlar›yla ilgilenmemesi, bu konuda bir çözüm sunamamas› onun çizgisiyle alakal›d›r. Bu konuda bir politika üretememesiyle de¤il. Kald› ki bu konuda bir politika üretse bile, bu politikay› da Kürt iflçinin, köylüsünün ve emekçisinin s›n›fsal sorunlar›n› çözmek amac›yla de¤il, kendi politikas›n› güçlendirmek amac›yla ha-

38


reket edece¤inden, s›n›fsal bask›y› ortadan kald›rmas› söz konusu olamaz. Kürt iflçisinin, köylüsünün ve emekçisinin s›n›fsal sorunlar›n›n çözümü ancak ve ancak s›n›fsal bir önderlikle mümkündür. Kürt Ulusal Hareketinin bugünkü duruflunun ve izlemifl oldu¤u çizginin tek bir aç›klamas› vard›r. Kürt Ulusal Hareketi ortaya ç›k›fl›ndan itibaren sürdüregeldi¤i ulusal devrimci çizgiden, ulusal reformist bir hatta kaym›flt›r. A. Öcalan’›n tutsak düflmesi sonras›nda yap›lan aç›klamalarda, bu durum pek çok kez vurgulanm›fl, çizgilerinde yapt›klar› de¤iflikli¤in “stratejik” oldu¤u, pek çok ulusal hareket kadrosu taraf›ndan aç›klanm›flt›r. Kürt Ulusal Hareketi bugün, bu silahl› reformist hatt›n›n somut yans›malar› olarak, Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n› reddeden (geçersizleflti¤ini ilan eden) ve “bar›fl” politikas›n› dillendiren, bu do¤rultuda pratik gelifltiren bir tutum içindedir. Kürt Ulusal Hareketi ezilen ulusun, ezen ulusa karfl› mücadelesinin içeri¤ini Kürt kimli¤inin tan›nmas›, “anayasal güvence alt›na al›nmas›” ve “demokratik-özerklik” sa¤lanmas› politikas›na indirgemifltir. Bu yaklafl›m ise ülkemizde Kürt Ulusal Sorununun çözülece¤i anlam›na gelmemektedir. Gerek demokratik özerklik ve gerekse de Kürt kimli¤inin anayasada kabulü, hâkim ulusun ulusal bask› politikalar›n› ortadan kald›rmayaca¤› gibi, tüm bu “hengâme” içinde s›n›fsal bask›lar›n tüm h›z›yla devam etmesini de engelleyemeyecektir. Aksine bu konuda at›lacak kimi ad›mlar, s›n›fsal bask› politikalar›n›n bulan›klaflt›r›lmas›na, ortadan kald›r›ld›¤› gibi yanl›fl anlay›fllara hizmet edece¤inden Kürt iflçileri, köylüleri ve emekçileri aç›s›ndan yarardan çok zarar getirecektir. Tabi tüm bunlar varsay›mlar üzerinden yap›lan tespitlerdir. Çünkü Türk hâkim s›n›flar› Kürt Ulusal Hareketi’nin bugün önermifl oldu¤u “çözüm” politikas›na yan›t vermedikleri gibi, bilinen imhac› ve inkârc›

yaklafl›mlar›na ve bununla birlikte askeri operasyonlara, gözalt› ve tutuklamalar› tüm h›z›yla devam ettirmektedirler. Türk hâkim s›n›flar›, Kürt Ulusal Hareketinin bugünkü aç›klamalar›na “bar›fl” politikas›na yan›t dahi vermemektedirler. Ki vermeleri de beklenemez. Çünkü böylesi bir durum TC devletinin varl›k gerekçesine terstir. Türk hâkim s›n›flar› ve onlar›n temsilcileri Kürt Ulusal Hareketi’nin bugünkü taleplerine yönelik oldukça aç›k ve net bir tutum içindedirler. Bu aç›k ve net tutumu Kara Kuvvetleri Komutan› ‹lker Baflbu¤ flöyle ifade etmektedir. “Bugün karfl› karfl›ya oldu¤umuz bölücü terörün temelinde etnik milliyetçilik vard›r. Etnik aç›dan kendisini farkl› hissetmek, ayr› bir aidiyet duygusuna sahip olmak ile etnik farkl›l›klar› siyasal bir boyuta tafl›mak farkl› hususlard›r. Aidiyet duygular›n›n siyasal boyuta tafl›nmas›na müsaade edilemez, bu etnik milliyetçiliktir. Kabul edilemez.” (25 Eylül 2007, Cumhuriyet, S.9) Görülece¤i üzere Türk hâkim s›n›flar›n›n “sözcüsü” ve askeri yetkilisi “etnik milliyetçilik kabul edilemez” demekte, bunun yerine ise ›rkç› ve flovenist yaklafl›m›n, hâkim ulus milliyetçili¤inin devam ettirilece¤ini aç›k ve net olarak söylemektedir. Kürt ulusunun ya da bir baflka az›nl›k milliyetin kendi ulusal kimliklerine ya da milliyetlerine sahip ç›karak siyaset yapmalar›, etnik milliyetçilik olarak, hakim ulus milliyetçileri taraf›ndan mahkum edilmektedir! Asl›nda bu durum flafl›rt›c› de¤il. Bir ara da Y. Büyükan›t Kürt Ulusal Hareketini “›rkç›-faflist bir hareket” olarak ilan etmiflti! Bugün özellikle AKP’nin T. Kürdistan›’nda alm›fl oldu¤u oylardan hareketle; Türk hâkim s›n›flar›, Kürt Ulusal Hareketi’ni tasfiye etmenin planlar›n› yapmaktad›rlar. Hat›rlanaca¤› üzere bir dönem Türk hâkim s›n›flar›, Kürt Ulusal Hareketi’ne karfl› Hizbullah ad›yla kontra bir örgütlenmeyi ileriye sürmüfltü. Benzer bir plan bugün devreye sokul-

39

Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64


Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64 mak istenmektedir. Bu kez Kürt ulusunun “gerçek temsilcilerinin” AKP çat›s› alt›nda siyaset yapt›klar›n›, DTP’nin ve ulusal hareketin, Kürt ulusunu temsil etmedi¤ini ileriye sürmektedirler. Yarat›lmak istenen “iflbirlikçi Kürt’tür!” Türk hâkim s›n›flar› demokrasi, bireysel haklar, kimlik vb. aç›l›mlarla Kürt Ulusal Hareketi’nin taban›n›, kendi partilerinin ard›na yedeklemek istemektedir. Türk hâkim s›n›flar›n›n bu konuda en büyük “kozu” AKP ve AB üyeli¤i vesilesiyle at›lan kimi ad›mlard›r. Hat›rlanaca¤› üzere Ulusal Hareket AB üyeli¤i noktas›nda “olumlu bir tutum içindeydi.” Bugün gelinen aflamada ulusal hareketin bu tutumu kendisini vuran bir silaha dönüfltü. Ulusal Hareket’in AB emperyalizmine karfl› tav›r gelifltirmeyifli, b›rakal›m tavr›, ulusal sorunun “çözümünün” bu emperyalist merkezlerden beklenmesi, beraberinde bugün AB üyeli¤i ad› alt›nda at›lan kimi göstermelik ad›mlarla, “ulusal sorunun” çözülece¤i yan›lg›s›na yol açt›. Özellikle Kürt Ulusal Hareketi’nin taban›nda AB üyeli¤i gerekçesiyle at›lacak kimi ad›mlar›n (dil, bireysel haklar, kültür vb.) ulusal sorunun çözümü anlam›na gelece¤i biçiminde yanl›fl bir alg›lay›fl›n var oldu¤u bilinmektedir.

flimlere ses ç›kartmamakta, efendisinin sorunu “çözüm”de kendisine yard›mc› olaca¤›n› ummaktad›r.

Türk hâkim s›n›flar›n›n kendi iflbirlikçi Kürtlerini ön plana sürmesi; emperyalist merkezlere, AKP’li “Kürt” kökenli milletvekillerini gönderme aç›klamalar› ve bu umuda yo¤un bir çaba harcamalar›, Türk hâkim s›n›flar›n›n önümüzdeki süreçte de Kürt Ulusal Sorunu karfl›s›nda bilinen yaklafl›mlar›n› devam ettireceklerini, ancak bu kez daha “ince” politikalar ve taktiklerle davranacaklar›n› göstermektedir.

Türk hakim s›n›flar›n›n temsilcilerinin yapt›¤› tart›flmalarda ortaklafl›lan nokta, Ulusal Hareket’in özellikle silahl› gücünün tasfiye edilmesidir. Türk hâkim s›n›flar› ulusal hareketi bir bütün olarak tasfiye etmek isterler ancak bunu gerçekçi bir “çözüm” olarak görmemektedirler. Türk hâkim s›n›flar› aç›s›ndan, reformist bir hatta da olsa, silahl› bir gücün varl›¤› büyük bir tehdittir. Son süreçte yap›lan aç›klamalar, gerçeklefltirilen görüflmeler Kürt ulusal sorununa yönelik, Türk hâkim s›n›flar›n›n geçmiflten bu yana sürdüregeldikleri inkâr ve imhac› politikalar› devam ettireceklerini göstermektedir. Görünen Türk hâkim s›n›flar›n›n bu politikalar›nda ›srarc› oldu¤udur. Burada önemli olan Türk hâkim s›n›flar›n›n bu yaklafl›mlar›n›n emperyalistlerin bölgeye iliflkin politikalar›yla ne kadar örtüfltü¤ü, ya da örtüflüp örtüflmedi¤idir. Kürt ulusal sorununun “çözümü” karfl›s›nda, Türk hâkim s›n›flar›n›n emperyalist efendilerine hangi hizmetlerde bulunaca¤›d›r. Bir baflka ifadeyle emperyalistlerin, Türk hâkim s›n›flar›na “Kürt sorununa çözüm” vaadinin alt›nda, hangi isteklerin bulundu¤udur. Anlafl›lan ilk aflamada, emperyalistler Türk hâkim s›n›flar›na, Irak Kürdistan›’ndaki Kürt yönetimini tan›mas›n›, iliflki gelifltirmesini “tavsiye” etmifl durumdalar. Bunun d›fl›nda emperyalist merkezlerde Türk-Kürt, Arap, Fars bölge halklar›n› yak›ndan ilgilendiren, Türk hâkim s›n›flar›n›n görev al›p almad›klar›n›, bu konuda bir projeye dahil olup olmad›klar›n› hep birlikte görece¤iz.

ABD emperyalistlerinin DTP d›fl›ndaki “Kürt” kökenli milletvekilleri ve çeflitli Kürt partileriyle Ankara’da (TC’nin yar›-sömürge ruhuna uygun olarak), görüflmesi bu aç›dan dikkat çekicidir. “Ba¤›ms›z TC devleti!” efendisi ABD emperyalizminin “Kürt ulusal sorunu” konusunda yapm›fl oldu¤u bu giri-

Burada bizim diyece¤imiz fludur. Emperyalistler “ulusal sorunu” çözemezler. Onlar›n “çözmek” dedikleri, kendi s›n›f ç›karlar›n› gerçeklefltirmek için atacaklar› ad›mlar olacakt›r. Kürt ulusal sorunu aç›s›ndan da durum böyledir. Emperyalizm Kürt ulusal sorununu çözmek yerine, soruna bölgeye dair

40


kendi emperyalist ç›karlar› aç›s›ndan yaklaflacak ve her zamanki gibi halklar› ve uluslar› birbirine düflman ettirecek, kendi politikas›n› hayata geçirmek isteyecektir. Unutmamak gerekir ki bugün Kürt ulusunun dört parçaya bölünmesinde belirleyici olan güçler, dönemin emperyalist güçleriydiler. Ve yine ayn› emperyalist güçler, yerli hâkim s›n›f iflbirlikçileriyle uflaklar›yla el ele vererek Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakk›n› aç›kça çi¤nemifllerdi. Emperyalistlerin bugün de yapt›klar›, kendi politikalar›n› baflar›l› bir biçimde hayata geçirmek çabas›d›r. Onlar aç›s›ndan her ulusun kendi kaderini tayin etmesi meselesi ancak ve ancak kendi ç›karlar› aç›s›ndan de¤erlendirilir. Yoksa uluslar›n kendi kaderlerini tayin etmesini istediklerinden de¤il. fiu gerçe¤in alt›n› bir kez daha çizmek gerekirse; s›n›f bilinçli proletarya, Türk hakim s›n›flar›n›n ülkemizde Kürt ulusuna yönelik izlemifl oldu¤u ulusal bask› politikalar›na, giriflmifl olduklar› askeri operasyonlara tüm gücüyle karfl› durmaktad›r. Yine s›n›f bilinçli proletarya, hangi gerekçeyle olursa olsun Türk hâkim s›n›flar›n›n Irak Kürdistan›’na yönelik askeri operasyon tehditlerine, bu do¤rultuda sokaklarda estirmifl oldu¤u ›rkç›-floven histeriye karfl› durur. S›n›f bilinçli proletarya ülkemizdeki Kürt ulusal sorununun çözümünün, emperyalist merkezlerde gerçeklefltirilemeyece¤inin bilinciyle hareket eder ve özellikle ezilen ulus mensubu emekçileri bu konuda sürekli uyar›r. Yaln›z uyarmakla kalmaz her türlü em-

peryalist müdahaleye ve “çözüm”e karfl› mücadele etmeye ça¤›r›r. Türk-Kürt ve di¤er az›nl›k milliyetlerden Türkiye ve T. Kürdistan› proletaryas›, ülkemizdeki baflta Kürt ulusal sorunu olmak üzere, di¤er az›nl›k milliyetlere yönelik uygulanagelen ulusal bask›n›n ortadan kald›r›lmas›n›n ancak ve ancak proletaryan›n önderli¤inde sürdürülebilecek bir mücadeleyle sonuca ulaflabilece¤inin bilincinde hareket eder. Ülkemizde Kürt ulusal sorununun gerçek anlamda çözümü, proletarya önderli¤inde Türk-Kürt uluslar›ndan ve çeflitli milliyetlerden emekçi halk›m›z›n ortak mücadelesi sonucunda gerçekleflecektir. Çünkü günümüzde ulusal sorunlar›n gerçek anlam›yla çözümü proletaryan›n omuzlar›na yüklenmifltir. Bu yüzden ülkemizde baflta Kürt ulusal sorunu olmak üzere di¤er az›nl›k milliyetler üzerinde Türk hakim s›n›flar› taraf›ndan uygulanagelen ulusal bask› politikas›, hakim ulus milliyetçili¤i ve s›n›fsal bask›lar, sömürü ve zulüm Proletarya Partisi önderli¤inde sürdürülen Halk Savafl› ile nihayete erebilir. Tam da bu nedenle Proletarya Partisi “Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek” fliar›yla prati¤ini flekillendirmekte ve ulusal sorun karfl›s›ndaki çözüm yaklafl›m›n›; “Bütün uluslar için tam hak eflitli¤i, uluslar›n kendi kaderini tayin etme hakk›, bütün ülkelerin iflçilerinin (ve ezilen halklar›n›n) birleflmesi” olarak ilan etmektedir.

41

Kürt ulusuna özgürlük Halk Savafl› ile gelecek!

PART‹ZAN 64


Tar›mda 2007 y›l› AKP minareyi çald›, k›l›f› da kurakl›k

Tar›m›n tasfiyesi ülkemiz köylülü¤ünün açl›¤a-yoksullu¤a terk edildi¤inin ad›d›r. Köylülü¤e sunulan bu açl›k ve yoksulluktan kuflkusuz ki en büyük pay›, katmerli bir flekilde Türkiye Kürdistan› almaktad›r. Tar›m ve hayvanc›l›ktan baflka geçim kayna¤›n›n çok yetersiz hatta hiç olmamas› nedeniyle topra¤a ba¤›ml› olan bölge halk›, tar›m›n tasfiyesi politikalar› ile topra¤›ndan kopar›lmaktad›r.

42


1980’li y›llarda yo¤unlaflan tar›m›n tasfiyesi sürecini, o dönemin Baflbakan› Turgut Özal yine o dönemin TZOB Baflkan› Osman Özbek’e “… Ben Türkiye’yi tar›mla kalk›nd›ramam, benim program›mda ticaret, sanayi ve turizm var. Ben bu üç sektörü kalk›nd›rarak Türkiye’ye hamle yapt›raca¤›m, siz de bafl›n›z›n çaresine bak›n, yaflayabildi¤iniz kadar yaflay›n”1 fleklinde ifade ederek tar›m›n gelece¤ine iliflkin tasfiye iflaretlerini veriyor ve dedi¤ini de yap›yordu. Önemli birçok tar›m kurum ve kuruluflu Özal döneminde kapat›l›rken di¤er yandan K‹T’lerin özellefltirilmesinin önü aç›l›yordu. O günden bugüne ayn› strateji devlet politikas› olarak devam ettiriliyor. Ve ne hikmetse Özal’› yücelterek, onu örnek ald›¤›n› belirten AKP de baflka senaryolarla ayn› tasfiye politikalar›n› 2008’e tafl›yan hükümet oluyor. Söz konusu emperyalizme hizmet olunca patron ve a¤alar›n temsilcileri olan siyasetçilerin vefalar›na ve birbirlerine sadakatlerine diyecek bir fley bulunmuyor. Neo-liberal politikalar ekseninde ‘80’li y›llardan itibaren yo¤unlaflan tar›m›n tasfiyesi sürecini, bafla gelen her hükümet kendi döneminde harfiyen uygulam›fl, uygulamaktad›r. 2002-2007 y›llar›nda tek parti olarak hükümet olan AKP de kendinden önceki hükümetlerden devrald›¤› tasfiye “bayra¤›n›” daha yo¤un ve kapsaml› bir tempoyla tafl›yor. Nisan 2007’de Süt ve Et Üreticileri Birli¤i (SETB‹R) toplant›s›nda Tar›m Bakan› M. Eker’in aç›klamalar› önemliydi ve yeni sürecin politikalar›n› da aç›k ediyordu. M. Eker’in “Türkiye’nin kendisine yetti¤i kocaman bir palavra, s›n›rlar› kapat›p dünya ölçe¤inde ve kalitesinde ürün almay›p olan› pazarlarsan›z, elbette yetti¤inizi san›rs›n›z… Al›fl›k olmad›¤›m›z tar›msal ithalat rakamlar›na ulafl›ld› ve tar›m›n geriledi¤i yan›lg›s› ortaya ç›kt›”2 fleklinde ifade ettikleri 2007’de AKP’nin tar›m› tasfiye politikalar›n›n h›zlanarak devam edece¤inin de bir ifa-

desiydi. Bilinmektedir ki Türkiye co¤rafi olarak, tar›m›n üretim ve ekonomideki rolü bak›m›ndan bir tar›m ülkesidir. ‘70’lere kadar da tar›mda kendine yeten bir konumda oldu¤uyla övünülen Türkiye ‘80’lerde yo¤unlafl›p tüm h›z›yla devam eden tasfiye politikalar› sonucu d›fla ba¤›ml› hale gelmifltir. Ve bu ba¤›ml›l›k da her geçen gün katlanarak artmaktad›r. M Eker’in ifade etti¤i gibi “al›fl›k olmad›¤›m›z rakamlara” ulafl›lmaktad›r. 1998 y›l›nda 20,4 milyon ton olan fleker pancar› üretimi 13-14 milyon tona gerilemifltir. Yine 2001 y›l›nda sadece Ege Bölgesi’nde 246 bin ton olan tütün üretici say›s› 80-85 bine düflmüfltür. 1996 y›l›nda tar›m ürünlerinin, toplam ihracat›n içerisindeki pay› yüzde 21.3 iken 2006 y›l›nda yüzde 10.1’e gerilemifltir. IMF-DB-AB politikalar› ekseninde “dünyaya” (emperyalist tekellere) s›n›rlar›n› kapamayan AKP hükümeti ç›kard›¤› yasalarla ve uygulad›¤› özellefltirme politikalar› ile ülkenin kap›lar›n› emperyalist tekellere han kap›s› gibi açm›flt›r. Tar›mda flirketleflmeye h›z katan AKP hükümeti, emperyalist flirketleri koruyan kollayan yasalar›yla ülke tar›m›n›n talan›n› perçinlemifltir. 2006 sonlar›nda ç›kar›lan Tohumculuk Yasas›, Üreticiler Birli¤i Yasas› bu yasalardan son döneme ait sadece birkaç tanesidir. Türk fieker ve Tekel’in özellefltirilme kararlar› da çok uluslu flirketlerin tar›m sektöründeki denetimi, yani ipleri eline almas›n›n birkaç örne¤idir. Tar›m›n tasfiyesi kapsam›nda ülkenin önemli ve ihraç etti¤i (tütün, flekerpancar›, pamuk vb.) tar›m ürünleri çok uluslu flirketlere hibe edilirken, ithalat rakamlar› her geçen y›l daha da artmaktad›r. M. Eker’in “dünyaya s›n›rlar›n› kapamamak”la anlatmak istedi¤i bu olsa gerek. Çünkü Dünya Bankas›’n›n yay›nlad›¤› bir raporda son 5 y›lda tüm dünyada en büyük gelir kayb›na u¤rayan Türkiye köylüsü ve üreticisi oldu¤u belirtilmektedir.

43

AKP minareyi çald› k›l›f› da kurakl›k

PART‹ZAN 64


AKP minareyi çald› k›l›f› da kurakl›k

PART‹ZAN 64

M. Eker’in “Türkiye’de gelece¤e dönük 140 tar›m ürünü yetifltirildi¤i, bunlar›n tamam›nda söz sahibi olunmad›¤›, bir k›sm›n›n da ekonomik olarak kâr etmedi¤i” aç›klamas› desteklenen 20 ürün d›fl›ndakilerin gözden ç›kar›ld›¤›, tar›m›n iyice küçültülerek emperyalist tekellere terk edilece¤inin yol haritas›d›r. “2013 hedefimiz 20 rekabetçi üründe Türkiye’yi dünya çap›nda önemli bir aktör yapabilmektir” diyen M. Eker ürünün kalitesine göre ve bölgesine göre destekleme yap›laca¤›n› da belirtmektedir. Tar›mda önemli bir de¤iflikli¤in ad› olan bu “proje” kapsam›nda bu¤day, m›s›r, ay çiçe¤i, pamuk, mercimek, f›nd›k, incir, tütün, üzüm gibi ürünler yer almaktad›r. AKP hükümetinin 5 y›ll›k döneminde izledi¤i tar›m politikalar› (IMF-DB politikalar›) y›llara ay›r›l›p incelendi¤inde bu “projenin” tasfiye sürecinin ta kendisi oldu¤u gün gibi ortaya ç›kacakt›r. M. Eker’in “Türkiye’de gelece¤e dönük 140 tar›m ürünü yetifltirildi¤i, bunlar›n tamam›nda söz sahibi olunmad›¤›, bir k›sm›n›n da ekonomik olarak kâr etmedi¤i” aç›klamas›, desteklenen 20 ürün d›fl›ndakilerin gözden ç›kar›ld›¤›, tar›m›n iyice küçültülerek emperyalist tekellere terk edilece¤inin yol haritas›d›r. Bu kapsamda ülkemiz b›rakal›m rekabetçi ürünlerde dünya çap›nda önemli bir aktör haline gel-

meyi, ihraç etti¤i ürünlerde dahi ithalatç› konumuna düflmüfltür. Ki bu ürünlerin ço¤u destek kapsam›na al›nan ürünlerdir. ‹kinci olarak tar›mda kota uygulamas›n›n hala devam etti¤i, taban fiyatlar›ndaki art›fl›n her y›l girdi fiyatlar›ndaki art›fl›n alt›nda kalmas›, pazar desteklerinin, girdi ve kredi desteklerinin kald›r›lmas› bu “projenin” ne kadar gerçekçi oldu¤unu göstermektedir. M. Eker aç›klamalar›nda; “tar›mda büyük bir de¤iflim ve dönüflüm” oldu¤unu beyan ederken 2007 rakamlar› bu “büyük de¤iflim ve dönüflümün” köylü ve üreticinin aleyhine oldu¤unu ortaya koyuyor. Bu rakamlara k›saca bakacak olursak; Hububat al›m fiyat›, kilo bafl›na 42 Ykr verilirken TZOB ve ZMO hesaplar›na göre zaten 1 kg hububat›n maliyeti 45-48 Ykr tutuyor. Bu haliyle aç›klanan al›m fiyat› maliyetin alt›nda kalm›flt›r. Bu¤day taban fiyat›na % 14 zamma karfl›n üretim girdilerinden sadece gübreye %

44


23-49 oranlar›nda zam yap›lm›flt›r. Bu y›l yaflanan kurakl›ktan en çok etkilenen ürünler aras›nda olan bu¤daydaki ürün kayb›n›n 4 milyon ton oldu¤u ve ülkenin y›ll›k bu¤day ihtiyac›n›n alt›na düflüldü¤ü ve bu a盤›n da en az 2 milyon ton bu¤day ithalat›yla kapat›laca¤› belirtilmektedir. Pamuk taban fiyat› 1 YTL olarak belirlenirken, sadece pamuk tohumunun kilosu 4 YTL’dir. Buna gübre, mazot, pamuk ilac› da eklendi¤inde toplam maliyet taban fiyat›n›n üstlerinde seyretmektedir. Bu y›l pamuk üretiminde üretim alan›nda % 40, verimde % 20 civar›nda daralma yafland›¤› belirtilmektedir. Ortalama y›lda 800 bin ton pamuk üretilirken üretimin giderek 600 bin tona düfltü¤üne, buna karfl›n ithalat›n da 1 milyon tonun üzerine ç›kt›¤›na dikkat çekilmektedir. F›nd›¤›n geçen y›l taban fiyat› 4 YTL iken bu y›l % 29 zamla 5.15 YTL civar›nda oldu¤unu belirten Türkiye Ziraatç›lar Derne¤i Baflkan› ‹brahim Yetkin “bu sene verilen fiyat›n geçen sene istenilen rakam›n çok alt›nda oldu¤unu ifade etmektedir. F›nd›kta, di¤er birçok üründen farkl› olarak üreticiye hemen hiçbir deste¤in yap›lmad›¤›, ödemelerin gecikti¤ini düflünürsek f›nd›ktan baflka geçim kayna¤› olmayan üreticilerin bu y›l da kay›plar›n›n artaca¤› aç›kt›r. Ayr›ca AKP hükümetiyle birlikte f›nd›¤a ba¤l› olarak Fiskobirlik’te yaflanan kap›flma 2007’de AKP’nin yönetiminde hakimiyet kurmas›yla son aflamas›na geldi. Kredi vermeyerek, bankalar üzerinde bask› kurarak Fiskobirlik’i tecrit eden ve borç yükü alt›nda b›rakan hükümet, en son TMO’yu devreye sokarak Fiskobirlik’i ifllevsiz b›rakm›fl ve üreticilere borcunu ödeyememesiyle birlikte iyice gözden düflürmüfltü. fiu an kendi denetimine almas›yla Fiskobirlik’i tekrar ifllevli hale getiren hükümet, onu tamamen emperyalist çikolata flirketlerinin ve yerli tüccarlar›n ç›karlar›na hizmet eder flekilde yeniden biçimlendiriyor.

fieker pancar›nda da durum farkl› de¤ildir. 2006 y›l›nda 106 Ykr olan fleker pancar› taban fiyat› 2007’de 96 Ykr’ye gerilemiflti. 2003-2007 aras›nda fleker pancar› taban fiyat› % 6,7 artarken üretim maliyeti % 50 artm›flt›r. Kurakl›k nedeniyle pancar›n geliflememesi, köylüyü kotay› tamamlayamama kayg›s›na düflürmüfltür. Çünkü kotay› tamamlayamayan üreticiye ya gelecek y›l pancar ekimi yapt›r›lm›yor ya da ödenecek olan ürün bedelinden nakit olarak kesiliyor. Yani do¤al afetler sonucu zarara u¤rayan köylü, zarar› kendi cebinden ödemek zorunda b›rak›l›yor. Sadece Edirne’de y›lda 900 bin ton ayçiçe¤i üretimi 550 bin tona, taban fiyat› 85 Ykr’ya düflmüfltür. Önceki y›llarda 4.2 milyon ton olan m›s›r üretimi 2006’da 3,8 milyon tona gerilemifltir. ‹kinci ürün olan m›s›ra bu y›l su verilmeyece¤i aç›klanm›flt›. M›s›ra su verilmemesi durumunda ürün a盤›n›n 1 milyon ton olaca¤› ve bundan üreticinin de¤il, ithalat lobilerinin büyük paralar vurdu¤u ifade edilirken, Genleri De¤ifltirilmifl OrganizmaGDO’lu ürünlerin ülkeye getirildi¤i belirtilmektedir. Besicilikte, arpa, saman, günlük yem, ilaç bak›m gibi girdi fiyatlar›n›n toplam›nda 1 kg etin maliyeti 8.2 YTL olurken, üreticiden ise 1 kg et 5 YTL’ye al›nmaktad›r. 2007’de tar›m sektörünün ilk çeyrekte % 2.9 büyüdü¤ü ifade edilirken, ikinci çeyrekte % 2.1 küçülmüfl, üçüncü çeyrekte de bu küçülme devam ederek % 7.8’e ulaflm›flt›r. 5488 Say›l› Tar›m Kanunu’nun 21. maddesindeki “Tar›msal desteklemeye bütçeden ayr›lacak kayna¤›n GSMH’nin % 1’inden az olamaz” hükmüne ra¤men 2007’de GSHM’den ayr›lan kaynak % 0.83 olarak gerçekleflmifltir. 2008 için öngörülen rakam ise 0.75 düzeyindedir. Kendi ç›kartt›¤› yasalara dahi uymayan AKP hükümeti tar›m›n tasfiyesinde s›n›r tan›mamaktad›r.

45

AKP minareyi çald› k›l›f› da kurakl›k

PART‹ZAN 64


AKP minareyi çald› k›l›f› da kurakl›k

PART‹ZAN 64 2007 y›l›nda köylünün mazot al›m gücü, f›nd›kta % 52, pamukta % 1, fleker pancar›nda % 19, bu¤dayda % 4.3, ayçiçe¤inde % 17 düflmüfltür. Tar›m Kredi Kooperatifleri Genel Müdürlü¤ü, bu y›l 27 bin 803 üreticiye kredi verdiklerini, önceki y›llarla birlikte borcunu ödeyemeyen yaklafl›k 400 bin üretici hakk›nda takibat bafllat›ld›¤›n› belirtmektedir. Yine Ziraat Bankas› Genel Müdürlü¤ü 40 bin 453 üreticiye kredi verdiklerini, önceki y›llarla birlikte, borcunu ödeyemeyen yaklafl›k 198 bin 932 üretici hakk›nda ifllem bafllatt›klar›n› belirtmektedir. 2007’de köylülerin borçlar› artm›fl, icra takipleri s›klaflt›r›lm›flt›r. 2007 rakamlar› tar›m sektörünün her geçen gün geriledi¤inin çarp›c› örnekleriyle doludur. Bu örnekler bir önceki y›la oranla düflüfllerin oldu¤unu, üreticilerin yine zarar etti¤ini, tar›mdaki küçülmenin devam etti¤ini göstermektedir. “Kimsenin üretimden vazgeçmedi¤ini” aktaran M. Eker imamvari vaazlar›na devam ederek tar›mdaki 7.8’lik düflüflün tek nedeninin kurakl›k oldu¤unu belirtmektedir. ZMO Baflkan› Gökhan Günayd›n ise kurakl›¤›n normal oldu¤unu belirterek tar›mda ideolojik kurakl›k yafland›¤›n› ekliyor sözlerine, ki asl›nda sü-

reç emperyalist ideolojilerin kuyru¤unda iflletilmektedir. Türkiye için kurak olan emperyalistler için AKP eliyle bereketlidir. Bu y›l yaflanan kurakl›k, tar›m› ve üreticiyi olumsuz etkilerken, köylünün zarar›n› da ikiye katlam›flt›r. “Kurakl›k Kararnamesi” yay›mlayan AKP hükümeti Kararname kapsam›n› 4 ürün ve 40 vilayet ile s›n›rl› tutmufltur. Kurakl›k, tüm ürünleri ve hemen hemen ülkenin tüm bölgelerini etkilemesine ra¤men “kararnamenin” s›n›rl› tutulmas› tar›mda yaflanan de¤iflim ve dönüflümün ifadesidir. Köylü kurakl›ktan dolay› u¤rad›¤› zararla bafl bafla b›rak›lm›flt›r. TZOB’un 720 Ziraat Odas›ndan ald›¤› bilgiler do¤rultusunda haz›rlad›¤› kurakl›k raporuna göre; Kurakl›¤›n ülkeye verdi¤i toplam zarar 5 milyar YTL iken en çok kayb›n yafland›¤› ürün % 38.7 ile kuru incirdir. En çok zarar gören bölge zarar›n % 41.7’si ile ‹ç Anadolu Bölgesi olmufltur. Bu¤day, arpa, patates, çekirdeksiz üzümde % 20, ayçiçe¤inde % 17, pamukta % 7.2, zeytinya¤›nda % 14.5, narenciyede % 16.7 kay›p yaflanm›flt›r. Kurakl›¤a karfl› al›nmayan önlemler sonucu, hububat rekoltesindeki (y›ll›k toplam ürün) kayb›n daha çok olmas›na neden olan AKP hükümeti bu zarar›n faturas›n› da, hububat ithalat vergilerini % 60-130’dan % 58’e indirerek üreticiye kesmifltir. ‹thalat›n önünü açarak fiyatlar› bask› alt›nda tutan hükümet üretici köylülü¤ü emperyalist flirketlerle rekabete (!) zorlam›fl, tefeci-tüccara teslim etmifltir. AKP hükümeti tar›mdaki 7.8’lik düflüflün tek nedeninin kurakl›k oldu¤unu ilan ederek, izledi¤i tasfiye politikalar›n› gizleme çabas› içindedir. Düflük taban fiyatlar›, ödenmeyen veya geç ödenen sübvansiyonlar, girdi fiyatlar›ndaki art›fl ise tam tersini ifade etmekte, AKP’nin takkesini düflürmektedir. 2005’te 7 milyon olan tar›m sektörü

46


çal›flan say›s› 2006’da 6 milyona düflmüfltür. Tar›m sektörünün GSMH’ye katk›s› % 11.67’den, 2006 sonlar›nda 9.22’ye gerilemifltir. Yine AKP hükümeti döneminde 2005-2006 y›llar›nda 1 milyon 300 bin kifli tar›mdan koparak büyük kentlere göç etmifltir. Bu ayn› sonuçlar 2007 y›l›nda da katlanarak devam etmifltir. Ülkemizde tar›m sektörüne, ekonomiye ayak ba¤› oldu¤u yalan› ile üvey evlat muamelesi yap›lmas› ve buna paralel olarak köylülü¤ün de Türkiye’nin s›rt›nda kambur olarak görülmesi emperyalist talan politikalar›n›n ve tar›m›n tasfiyesinin argümanlar›ndan biridir. Ad›m ad›m hayata geçirilen bu politikalar sonucu, geçen y›llarda oldu¤u gibi 2007 y›l›nda da tar›m›n dolay›s› ile köylülü¤ün kay›p y›l› olmufltur. “Verimlilik”, “rekabet”, “d›fla aç›l›m” ad› alt›nda ülke tar›m› çok uluslu flirketlerin denetimine hatta tümüyle eline b›rak›lmaktad›r. Böylece tar›m›n tasfiye süreci h›zland›r›lmaktad›r. Tar›m›n tasfiyesi ülkemiz köylülü¤ünün açl›¤a-yoksullu¤a terk edildi¤inin ad›d›r. Köylülü¤e sunulan bu açl›k ve yoksulluktan kuflkusuz ki en büyük pay›, katmerli bir flekilde Türkiye Kürdistan› almaktad›r. Tar›m ve hayvanc›l›ktan baflka geçim kayna¤›n›n çok yetersiz hatta hiç olmamas› nedeniyle topra¤a ba¤›ml› olan bölge halk›, tar›m›n tasfiyesi politikalar› ile topra¤›ndan kopar›lmaktad›r. Bölge halk›n›n yaflam›n› devam ettirebilmek için ço¤unlu¤u büyük kentlere göç ederken, geriye kalan k›sm› da ya kendi topra¤›nda tar›m iflçisi ya da mevsimlik iflçi olmaktad›r. Ulusal Hareket’in vermifl oldu¤u savafl bahane edilip yat›r›m yap›lmayarak cezaland›r›lan Türkiye Kürdistan›, Tar›m›n Tasfiye Politikalar› ile de geleceksizli¤e sürüklenmektedir. Bölgede tar›m politikalar› bile bir silah olarak kullan›lmaktad›r. Sonuç olarak 2007 y›l› geliflmelere ve bilgilere bakt›¤›m›zda genel olarak flunlar› görüyoruz;

Emperyalizme ba¤›ml›l›k, çok uluslu flirketlerin ve onlara ba¤l› flirketlerin kârlar› artm›flt›r. Bu alan›n talan› h›z kazanm›flt›r. Köylü daha da yoksullaflm›fl, ürününü ekemez hale gelmifltir. Üretim düflmüfl, destekler dibe vurmufltur. Bu y›l düflük taban fiyatlar›na bir de kurakl›k eklenmifltir. Kurakl›k AKP hükümetinin politikalar›yla birlikte tar›m›n y›k›m›n›, köylülü¤ün iflas›n› h›zland›rm›flt›r. Kurakl›ktan en çok bu¤dayda (miktar ve üretilen alan bak›m›ndan Türkiye tar›m› ve köylüsü için temel ürün) etkilenme olmufl, yine ayçiçe¤i, sebze, meyve, pamuk vb. birçok üründe büyük kay›plar yaflanm›flt›r. AKP hükümetinin ç›kard›¤› “kurakl›k kararnamesi” komik kalm›fl, yine çok uluslu flirketlerin kârlar› garantilenmifltir. Üretimden ve topra¤›ndan kopan, borçlar›n› ödeyemez duruma gelen köylü büyük kentlere göç etmek zorunda b›rak›lm›flt›r. Tar›mda flirketleflme artm›fl, belli bölge ve ürünler d›fl›nda (ki o da emperyalistlerin istekleri do¤rultusunda izin verilenler) üretimin tasfiyesi somutlanm›flt›r. Tar›m ürünlerinde ithalat artm›fl, yerli üretici ve ürünler korunmam›flt›r. Tar›m nüfusunun % 10’lara düflürülmesi yönünde emin ad›mlarla yürünmektedir. Önümüzdeki y›l ve y›llarda tar›m›n tasfiyesinin daha da h›zlanaca¤› aflikard›r. 2007’nin bize gösterdi¤i budur. Tar›m›n tasfiyesi sürecine köylülü¤ün vermifl oldu¤u irili-ufakl› tepkilerden çok, siyasal mücadele arenas›na çekilmesi zorunludur. Bu gerçeklikten yola ç›karak 8. yönelimin Halk Savafl› perspektifiyle köylülü¤e dönük çal›flmalar›m›z› yo¤unlaflt›rarak köylülü¤ü örgütlemeliyiz. 1) 12 Haziran 2007 Cumhuriyet Tar›m G›da Hayvanc›l›k Eki sf.31 2) 23 Nisan 2007 Radikal

47

AKP minareyi çald› k›l›f› da kurakl›k

PART‹ZAN 64


Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP “Yeni flifle içerisinde eski flarap”

Irkç›l›k; faflizmin karakterlerinden biridir. fiovenizm de öyle. Kemalist rejim infla edilirken temel dayana¤› ezilen ulus ve az›nl›k milliyetlerin inkâr› olmufltur. Bu hem bir ç›k›fl noktas›d›r hem de bir hedef

48


Ezilen ulus ve az›nl›k milliyetler gerçekli¤i, bir yan›yla kendi meflrebine uygun biçimde kendini d›fla vurur; di¤er yandan bütün sosyo-politik yap›lar› kendisine karfl› bir yaklafl›m ve pratik gelifltirmeye koflullar, zorunlu k›lar. Ezilen ulus ve milliyetler meselesinde proletarya her türlü burjuva ak›ma karfl› mücadele içerisinde oldukça zengin bir tecrübeye sahip oldu, flüphesiz teorik planda da son derece kapsaml› ve derinlikli bir hat oluflturdu. Daha bafllang›çta Marks yoldafl “Baflka uluslar› ezen bir ulus özgür olamaz!” diyerek ezen-ezilen ulus iliflkisine, ezilen uluslar›n kurtuluflu meselesine ve devrimci proletaryan›n görevlerine dikkat çekmifltir. Lenin ve Stalin yoldafllar proletaryan›n büyük ö¤retmenleri Marks ve Engels’in görüfllerini kendilerine rehber al›p di¤er pek çok mesele gibi ulusal sorun üzerinde de yo¤unlaflm›fl, proletaryan›n bilimini bu konuda da derinlefltirmifllerdir. Lenin yoldafl proletaryan›n ulusal soruna iliflkin anlay›fl›n› en özlü biçimde flu cümlelerle ifade etmifltir: “Bütün uluslar için tam hak eflitli¤i; uluslar›n kendi kaderini tayin etme hakk›; bütün ülkelerin iflçilerinin (ve ezilen halklar›n) birleflmesi.” Bu ve benzer yorumlar, burada isimlerini sayamayaca¤›m›z kadar çok say›da floven, sosyal-floven, milliyetçi vb.lerine karfl› yürütülen ideolojik mücadele sonucu flekillenmifltir. Lenin yoldafl flöyle diyordu: “Bu günlerde milliyet ve vatan hakk›nda ne çok laf ediliyor, ne çok münakafla ediliyor ve ne çok ba¤›r›l›p ça¤›r›l›yor… Görüyoruz ki, kökleri, egemen ulusun kapitalistleri ve toprak sahiplerinin ç›karlar›yla birleflen yayg›n ve derin bir ideolojik ak›mla karfl› karfl›yay›z… Suyunu, inançlar›yla bir flovenist olan Menflikov p›nar›ndan, oportünistlik ya da korkakl›klar›ndan dolay› flovenist olan Plehanov ve Maslov, Rubanoviç ve Simiryov,

Kropotkin ve Burdsev p›nar›ndan alan hayli büyük bir de¤irmendir bu.”(1) Lenin yoldafl›n bahsini etti¤i ak›m “Büyük Rus Ulusal Grubu” peçesini takm›fl egemen ulus milliyetçili¤iydi. Egemen ulus sözcülerinden liberal burjuvalara, Menfleviklere, Sosyalist Devrimcilere, Oktoboristlere kadar bir dizi isim say›yor Lenin yoldafl. O kadar farkl› isimle tabii ki temsil ettikleri s›n›f ve yap› nedeniyle “Büyük Rus Ulusal Gururu”yla, egemen ulus milliyetçili¤iyle ortaklafl›yorlar. Tezahürleri farkl› olsa da ve fakl› sembol ve söylemlerle kendisini d›fla vursa da ulusal sorunun çözüme kavuflmad›¤›, çok uluslu ülkeler, yap›sal benzerliklerle birlikte ideolojik ak›mlar olarak da benzerdir. fiu sözleri alal›m: “Devletimiz milli (ulusal) bir devlettir. Çok milletli bir devlet de¤ildir. Devlet Türk’ten baflka millet tan›maz… Ancak Türk camias›d›r ki bütün ›rklar› bir arada toplamak kabiliyetine sahiptir.”(2) Bir de M. Esat Bozkurt’un flu sözlerini alal›m: “Benim fikrim, kanaatim fludur ki, bu memleketin kendisi Türk’tür. Öz Türk olmayanlar›n Türk vatan›nda bir hakk› vard›r. O da hizmetçi olmakt›r.”(3) Irkç›l›k; faflizmin karakterlerinden biridir. fiovenizm de öyle. Kemalist rejim infla edilirken temel dayana¤› ezilen ulus ve az›nl›k milliyetlerin inkâr› olmufltur. Bu hem bir ç›k›fl noktas›d›r hem de bir hedef. Öyle ki Türkiye Kürdistan›’nda isyanlar birbiri ard› s›ra bafllarken ve “(…) Zilan, Munzur, 33 Kurflun ve Nevala Kasaba ve ülkenin bütün derelerinde…(4) Kürdün kan› akarken, yine Kürt inkârdan geliniyor, “Do¤uda eflk›yalar ayakland›”, “Eflk›yalar ezildi” aç›klamalar›yla inzibati olaylar olarak sunuluyordu. Egemen ulusun hâkim s›n›flar› ezilen ulus ve az›nl›k milliyetler üzerinde milli bask›y› fliddetle yaflama geçirirken ve egemen ulusun ayr›cal›klar›na karfl› Kürt ulusal

49

Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64


Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64

M. Suphi ve yoldafllar›n›n katlinden ‹brahim yoldafl›n ç›k›fl›na kadar geçen 50 y›l içerisinde sol ad›na, komünizm ad›na revizyonizm, flovenizm sal›n›p durdu. Bu ‘komünistler’ ve tabii bunlar›n önderlik etti¤i yap›lar, proletarya ve ezilen y›¤›nlar›n iktidar› için savaflmaktansa, egemen s›n›flar aras›, iktidar savafl›n›n bir figürü olmay›, bunun için f›rsatlar› de¤erlendirmeyi tercih ettiler. isyanlar› yükselirken, bu ülkede ad› “Komünist” olan bir parti ve Marksist, sosyalist, devrimci vs. iddias›nda bir dolu insan vard›. fiefik Hüsnü bunlardan biriydi ve Kürt isyan›n›n bast›r›lmas›n› feodalizmin tasfiyesi olarak de¤erlendirdi¤ini biliyoruz. fi. Hüsnü’nün ve TKP’ye göre burjuvazi feodalizmi tasfiye edecek, sanayinin inflas›yla proletarya geliflecek ve sosyalist devrimin önü aç›lacakt›. fiu sözler de Hikmet K›v›lc›ml›’ya aittir: “fieyh Sait ‹syan›’ndan Menemen olay›na kadar birbirini kovalayan irili ufakl› sars›nt›lar emperyalizmin Türkiye’yi yar›-sömürgelikten sömürgeli¤e do¤ru sürüklemek için, do¤rudan yada dolay›s›yla tuttu¤u, alk›fllad›¤›, k›flk›rtt›¤› giriflimlerden baflka nedir? (...) Emperyalizm, d›fl siyasetinde Bolflevizm’e dayanan Türkiye’yi d›fl siyasetle sarsamad›¤›ndan iç çeliflkileri ile avlamak için her zaman pusudad›r.” (5)

Bir ulusal hareket karfl›s›nda “Komünist Partisi” ve bu partinin iki yöneticisinin düflünceleri böyledir. Söz konusu yaklafl›m sonraki y›llarda daha da boyutlanm›fl, D. Avc›o¤lular, ‹. Selçuklar, M. Belliler flovenizmi zirveye tafl›m›fllard›r. Lenin yoldafltan yapt›¤›m›z al›nt›da ismi geçenleri M. Esat Bozkurt’la, fi. Hüsnü ve H. K›v›lc›ml›’yla, D. Avc›o¤lu, ‹. Selçuk ve di¤erleriyle de¤ifltirelim; milli bask›y› meflrulaflt›ran egemen ulusun milliyetçili¤ini, flovenizmi ba¤›ms›zl›k, anti-emperyalizm olarak sunan bu flahsiyet ve anlay›fllar faflist Kemalist ideolojiyi ve rejimi besleyen p›nar olmufllard›r. Bu gedikli flovenistlere dönemin son jenerasyonu olarak Perinçek ve T‹‹KP dahil olmufltur. Ülkemiz proletaryas› da gün geldi di¤er temel teorik meselelerin yan› s›ra ulusal sorunda da Marksist-Leninist-Maoist görüfllerle bulufltu. ‹deolojik, teorik, politik olarak

50


sa¤lam/güçlü bir hat çizdi. Ona öncü müfrezesi Proletarya Partisini teslim etti. M. Suphi ve yoldafllar›n›n katlinden ‹brahim yoldafl›n ç›k›fl›na kadar geçen 50 y›l içerisinde sol ad›na, komünizm ad›na revizyonizm, flovenizm sal›n›p durdu. Bu ‘komünistler’ ve tabii bunlar›n önderlik etti¤i yap›lar, proletarya ve ezilen y›¤›nlar›n iktidar› için savaflmaktansa, egemen s›n›flar aras›, iktidar savafl›n›n bir figürü olmay›, bunun için f›rsatlar› de¤erlendirmeyi tercih ettiler. Örne¤in Kemalistler Terakkiperver F›rkas›’n› irtica iddias›yla kapat›p dara¤açlar› kurdu¤unda ordudaki Terakkiperver yanl›lar›n›n harekete geçece¤i söylentileri yay›ld›¤›nda fi. Hüsnü “Cumhuriyetçilerle el ele vererek ülkeyi karfl›-devrim felaketinden kurtarmak iflçi s›n›f›n›n ve bütün toplumsal devrim taraflar›n›n tarihi borcudur” (6) demifltir. Ayn› çizgi Kürt ulusal hareketine karfl› da Kemalistleri destekliyordu. DP’ye karfl› faflist CHP’nin, 1960 faflist darbesinin destekleyicileri de ayn› çizgidir. Göbek ba¤› Kemalizm’e ba¤l›, oradan beslenen ve oray› besleyen bir “Komünist”, “devrimci”, “sol” hareket söz konusu. Bu koflullarda elbette Kürt ulusu yok say›l›r, hatta Kürdün varl›¤› tart›fl›l›r olur. Elbette parlamentarizm ve cuntac›l›k devrim için yegâne yol olur. Elbette buralardan ald›¤› güçle her yan› Kemalist histeri sarar vs. vs.

rildi. Ülkemizde teorik-politik saflaflma ve yükselen sosyal pratik 12 Eylül Askeri Faflist Cuntas› ile kesintiye u¤rad›. Di¤er bir geliflme ise modern revizyonist iktidarlar›n çözülmeye bafllamas› ve nihayetinde yüzlerindeki sosyalist maskeyi de atarak devlet tekelci kapitalizm yerine serbest piyasa ekonomisine geçifl oldu. Bu ülkelerden çok uluslu olanlar da merkezi devlet yap›s›n›n çözülmesi sonucu kanl› çat›flmalar yaflad›. Özellikle Yugoslavya da¤›lma ve ulus devletlere ayr›lma sürecini soyk›r›mlar, katliamlar eflli¤inde yaflad›. Emperyalist projeler ve bu do¤rultuda gerçekleflen askeri ve siyasi müdahaleler sonucunda Çekoslovakya, Yugoslavya ve Rusya’da bir dizi ulus-devlet türemifl oldu. Ayn› olgunun ideolojik boyutuna gelince: modern revizyonizmin amiral gemisi SBKP(B)’nin batmas› nedeniyle dünyan›n de¤iflik ülkelerinde bu filoya ba¤l› modern revizyonist, sosyal faflist partiler ve dirsek temas›nda olanlar ya kendilerini tasfiye ettiler ya da krizleriyle birlikte program de¤ifliklikleri vb. ile yeni politik süreçlerini bafllatt›lar. S›n›f mücadelesi, devlet-devrim meselesi, emperyalizm ve savafl, proletarya diktatörlü¤ü ve proleter demokrasi vb. meselelerde modern revizyonist çizgiyi öz olarak koruyan bu partiler günümüzün yeni tip revizyonist partileridir.

‹. Kaypakkaya yoldafl, elindeki Marksizm-Leninizm-Maoizm’in keskin k›l›c›n› Türkiye devrimci-demokratik hareketinin Kemalizm’e ba¤l› göbek ba¤›na vurdu, kesti. Bunu söylerken TDH’nin bütünüyle Kemalizm’den koptu¤unu söylemiyoruz. Vurgulamak istedi¤imiz ulusal sorun da dâhil ülkemizin dününe, mevcut gerçekli¤ine ve gelece¤ine dair temel teorik meselelerde ve onun pratiklefltirilmesinde ‹brahim yoldafl›n MLM ç›tay› çekti¤idir.

TKP Genel Baflkan› “Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Etme Hakk›”n› reddediyor!

20. yüzy›l›n son çeyre¤ine dünyada s›n›f mücadelesinin gerilemeye bafllamas›yla gi-

TKP’nin ulusal sorun, özel olarak da Kürt ulusal sorunu hakk›ndaki görüflleri için

Gelin bu ak›m›n ülkemizdeki temsilcilerinden olan TKP’yi ulusal sorun ba¤lam›nda biraz daha yak›ndan inceleyelim. Genel hatlar›yla da olsa kimi yaklafl›mlar›n› ele alal›m.

51

Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64


Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64 Gelenek Dergisi’ne baflvuraca¤›z. Bilindi¤i gibi bu dergi TKP’nin yay›n organ›d›r. Yaz› Kurulu TKP Siyasi Büro üyelerince oluflturulur. Gelenek Dergisi’nin A¤ustos 2006 tarihli 88. say›s›nda yay›nlanan “Kürt sorununda ‹flas› Görmek” bafll›kl› TKP Genel Baflkan› Aydemir Güler imzal› yay›n› ele alaca¤›z. A. Güler’e ait flu cümlelerle bafllayal›m. “Kürt sorunu, kapitalizmin sosyalist sistem karfl›s›nda kazand›¤› baflar› görmezden gelinerek de¤erlendirilemez.” “Emperyalizmin kazand›¤› ulusal ve etnik hareketleri denetleme ve yönlendirme yetene¤i ihmal edilerek herhangi bir tart›flma yürütülemez.” “Dünya haritas›n›n sermaye egemenli¤inin ç›karlar› do¤rultusunda yeni etkisiz ulus-devletten ziyade holding acentelerine benzeyen bir tak›m oluflumlara aç›ld›¤› görmezden gelinerek ulusal kurtulufltan söz edilemez.”(7) Tek paragraf olan bu de¤erlendirmeyi biz bölümlere ay›rd›k. Dünyada de¤iflen güç dengelerine emperyalizmin ulusal hareketler karfl›s›nda kazand›¤› yetene¤e ve ulusal devlete iliflkin emperyalizmin yeni politikalar›na vurgu yap›lmaktad›r. Biz bu cümlelerdeki yanl›fl anlay›fla flimdilik de¤inmeyece¤iz. De¤iflen güç dengeleri ve emperyalizmin politikalar›yla ilgili bu girizgah›n ard›ndan neyin geldi¤ine bakal›m. Yeni paragrafa flu soruyla bafll›yor A. Güler: “Peki Marksistler ne yapmal›d›r? Emperyalizm çok daha güçlenmiflse yani yönetme, denetleme, yetene¤i kazanm›fl ve dünya haritas›n› yeni bir projeyle düzenlemeye bafllam›flsa Marksistler ne yapmal›d›r?” A. Güler sorusunu flöyle cevapl›yor: “Kendi kaderini tayin hakk› iflçi s›n›f›n›n, halklar›n ve insanl›¤›n kurtuluflu için bir politik enstrüman olma niteli¤ini yitirmiflse Marksistler hiç kuflkusuz iflçi s›n›f›n›n ç›kar-

lar›n› esas alan s›n›f mücadelesini merkeze koyan bir yeni yaklafl›m üretmeye koyulacaklard›r.”(8) TKP Genel Baflkan› henüz yeni bir anlay›fl ortaya koymam›fl olsa da o ifle UKKTH’yi (Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›n›) geçersiz ilan edip reddederek bafll›yor. Biz de bu anlay›fl›n elefltirisi üzerinden yaz›m›z› devam edece¤iz. Ulusal sorun, uluslar dünyas›n›n ezen ve ezilen uluslar biçiminde ayr›flmas›, bir ulusun baflka bir ulus taraf›ndan ilhak edilmesi, kendisini gerçeklefltirme hakk›n›n elinden al›nmas›yla ortaya ç›km›fl bir sorundur. Aç›kt›r ki bu sorunun çözümü için her s›n›f›n ayr› bir çözüm siyaseti vard›r. Ezen ulusun hâkim s›n›flar› ezilen ulusun siyasal ba¤›ms›zl›k hakk›n› zorla gasp etmifl, bir ulusu kendine ba¤lam›flt›r. Zor sadece o aflamayla s›n›rl› de¤ildir. Ayn› zamanda ba¤›ml›l›¤›, ilhak› sürdürmenin yani ezilen ulus sorununu “çözmenin” bir arac› olarak da uygulamaya devam eder. Bu milli bask›d›r. Milli bask› ezilen ulusun varl›k temellerine yönelir. Ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakk›n›n, yani ayr›l›p ayr› bir devlet kurma hakk›n›n elinden al›nmas› ve bunu sürdürmenin yolu olarak milli zulme baflvurulmas›, egemen ulusun hakim s›n›flar›n›n ezilen ulusun pazar›n› ve maddi zenginlik kaynaklar›n› sömürmesi, elinde tutmas› içindir. Ulusun var olan tüm koflullar›na yönelmesi nedeniyle ezilen ulusun bir avuç komprador/büyük burjuvazisi ve büyük toprak a¤alar› d›fl›nda ulusun bütünü milli zulümden etkilenir. Söz ve yaz›, özellikle yaz› dilinin kullan›lmas› yasaklan›r, engellenir; binlerce y›l›n birikimleriyle geliflen, biçimlenen ruhi flekillenme birli¤i-kültür miras› bask› alt›nda tutulur, gelifltirilmesi engellenir. Bu sonuçlar bütün ulus gibi ulusun iflçi ve emekçilerinin “… Zihinsel güçlerinin geliflimini geciktirmeye hizmet eder!” (Stalin)

52


Tabii yasaklar ve engeller nedeniyle iflçi ve emekçilere ulaflman›n, politikalar› tafl›man›n araç ve olanaklar› da önemli ölçüde s›n›rlanm›fl olur. Milli bask›n›n ezilen ulusun iflçi ve emekçileri üzerinde yol açt›¤› sonuç bunlarla s›n›rl› de¤il, ne diyordu Stalin yoldafl?: “Bu politika (Milli bask› politikas›, yn) genifl y›¤›nlar›n dikkatini toplumsal sorunlardan, s›n›f mücadelesinin sorunlar›ndan ulusal sorunlara, proletarya ile burjuvazinin ‘ortak’ sorunlar›na çevirir.” (9)

davas›n› kan ve gözyafllar› içinde bo¤ar.” Buraya kadar anlatt›klar›m›z› özetleyelim: Çok uluslu devletlerde (e¤er Yeni Demokratik ve Sosyalist Cumhuriyet de¤ilse) ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakk› zorla elinden al›nm›fl, bir baflka ulus-devletin s›n›rlar› içerisine zorla dâhil edilmifllerdir. Bu durumu devam ettirmesi yani ezilen ulusun insan ve do¤al kaynaklar›n› sömürmek, pazar› elinde tutmak, güç ve nüfuzun sahibi olmay› sürdürmek için baflvurulan

Ezilen ulusun iflçi ve emekçileriyle burjuvazinin “ortak” sorunlar› nedir? Yasaklanan, engellenen dilidir, yok edilmek istenen ruhi flekillenme birli¤i/kültürüdür; yurdunda yabanc› hükümranl›¤›d›r; e¤itimsizli¤e, tarihsizli¤e gömülmek istenmesidir vb. Milli bask›ya karfl› ulusal mücadeleyi bafllatan ezilen ulusun burjuvazisi ve toprak a¤alar›

“Kendi kaderini tayin hakk› iflçi s›n›f›n›n, halklar›n ve insanl›¤›n kurtuluflu için bir politik enstrüman ama niteli¤ini yitirmiflse Marksistler hiç kuflkusuz iflçi s›n›f›n›n ç›karlar›n› esas alan s›n›f mücadelesini merkeze kayan bir yeni yaklafl›m üretmeye koyulacaklard›r.” iflte bu “ortak” sorunlar sayesinde iflçi ve yoksul köylüleri, gençli¤i etraf›nda toplar. Uluslar aras›nda düflmanl›klar› gelifltirme ve k›flk›rtma da milli bask› politikas›d›r. Bunun katliamlara, cinayetlere ve soyk›r›mlara kadar gitti¤ine insanl›k tan›kt›r. Bu politika hem ilhak› devam ettirme hem de ezen ve ezilen uluslardan iflçi ve emekçilerin birli¤ini dinamitlemek, egemen s›n›f iktidar›n› sürdürmek, güçlendirmek için uygulan›r. Stalin yoldafl›n sözleriyle ifade edersek, bu politika: “‹flçilerin birli¤i

milli bask› uluslar›n iflçi ve emekçileri aras›nda ayr›l›klar› h›zland›rmaya, düflmanl›klar yaratmaya, karfl›tlaflt›rmaya yarar. Ezen ve ezilen ulus gerçekli¤i ve bunun ortaya ç›kard›¤› sonuçlar en genel hatlar›yla böyleyken; flimdi TKP Genel Baflkan›’n›n sorusunu ödünç al›p soral›m: “Peki Marksistler ne yapmal›d›r?” A. Güler’in bu soruya cevab›n› okumufltuk, biz cevap vermeyelim, b›rakal›m Lenin yoldafl cevaplas›n. ‹flte Lenin’in sözleri:

53

Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64


Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64 “Proletarya, emperyalist burjuvazi için çok ‘tats›z’ bir sorun olan ulusal bask› temelinde flekillenmifl bir devletin s›n›rlar›n›n mevcut devlet s›n›rlar› içerisinde zorla tutulmas›na karfl› mücadele etmelidir ki bu, uluslar›n kendi kaderini tayin hakk› için mücadele anlam›na gelir.” (10) Evet, Marksist Lenin ezilen uluslar›n zorla tutulmas›na karfl› ç›k›p, proletaryay› UKKTH için mücadeleye ça¤›r›yor. O zaten komünistlerin her türlü eflitsizli¤e karfl› durdu¤unu vurgulay›p tutarl› bir durufl da sergilemifltir.

TKP Genel Baflkan› ulusal sorunda bilimsel sosyalist teorinin eskidi¤ini söylüyor Marks’a ra¤men, Lenin’e ra¤men Marksist olan A. Güler’in vurguyu dünyada de¤iflen güç dengelerine ve emperyalizmin “yeni” politikalar›na yaparak UKKTH’den vazgeçmesi, onu reddedip aray›fllara koyulmas› manidard›r. Marksizm’in ölü dogmalar y›¤›n› olmad›¤›n›, onun yaflayan özüne ba¤l› kalmak gerekti¤ini Lenin söylemiflti. Bilimsel sosyalist ö¤reti yaflam içerisinde geliflir, zenginleflir; bu, kimi yönlerinin eskiyece¤i, geliflmelere cevap veremeyece¤i, kimi yönleriyle ise daha da derinleflece¤i anlam›na gelmektedir. Dünyada sosyo-ekonomik ve si-

yasal durumda niceliksel de¤iflimler yaflan›rken, teoriyi köklü bir de¤iflime sokmak Marksistlerin de¤il revizyonistlerin yapt›¤›/yapaca¤› ifltir. Örne¤in s›n›flar mücadelesinin dengesiz geliflece¤i, s›n›f çeliflkisinin keskinlik derecesinin de¤iflebilece¤i bir yasad›r. Komünistler teoriyi s›n›f mücadelesindeki yükselifl veya düflüfle bakarak de¤ifltirmezler. Orada politika ve taktiklerde de¤iflim söz konusu olur. Son otuz y›ll›k sürece bakal›m, bu sürecin karakteristi¤i s›n›f mücadelesinin gerilemesi, devrimci durumun düflmesi, karfl›devrim cephesinin güçlenmesidir. A. Güler’in “Reel sosyalist” diye adland›rd›¤›, bizim ise modern revizyonist, bürokrat burjuva diktatörlükler dedi¤imiz ülkelerin çözülmesi, sonuçlar› itibariyle s›n›f mücadelesindeki gerilemeye olumsuz olarak etkide bulunmufltur. Dünyada ve tek tek ülkelerde yaflanan sosyo-ekonomik ve siyasal süreçler komünistler için haliyle bir tak›m de¤iflikliklere gitmeyi getirmifltir. Fakat alt›n› çizmemiz gerekir ki bu de¤ifliklikler politiktaktik düzlemdedir. Geliflmeler bilimsel sosyalist ö¤retinin kimi temel unsurlar›n›, ilkelerini eskitecek, yeni bir içerik kazanmas›n› gerektirecek kapsamda olmam›flt›r. Komünistler ulusal soruna bafl›ndan beri yak›n ilgi duymufllard›r. Marks ve Engels yoldafllar›n sömürgeler ve ba¤›ml› uluslardaki geliflmelere dikkat kesildi¤i biliniyor. “Halklar hapishanesi” Rusya’da Marksizm’in ulusal sorunla ilgili tahlillerini alabildi¤ine derinlefltirmeleri, kapsaml› ve

Dünyada sosyo-ekonomik ve siyasal durumda niceliksel de¤iflimler yaflan›rken, teoriyi köklü bir de¤iflime sokmak Marksistlerin de¤il revizyonistlerin yapt›¤›/yapaca¤› ifltir.

54


yeterli teorik bir eksen oluflturmalar› Ekim Devrimi öncesine rastlar. Ulusal sorun teorisinde temel ilkeler o dönemde tamamlanm›fl, Ekim Devrimi Stalin yoldafl›n belirtti¤i gibi sorunun kapsam›n› geniflletmifltir. TKP Genel Baflkan› emperyalist egemenli¤in güçlenmesinin ulusal hareketler üzerindeki etkisini merkeze koyuyor ve bu konjonktürel geliflmeleri MLM ulusal sorun teorisiyle hesaplaflman›n dayanaklar› yap›yor. fiüphesiz bast›¤› dayanaklar gibi oluflturdu¤u anlay›fl da çürüktür. A. Güler’de “gözetelim”, “tart›flal›m”, “hesaplayal›m”la biten cümleler ilerleyen sat›rlarda UKKTH’nin reddine ve hemen sonra da “Ulusal sorun konusunda eski modellerden kopmak, yerine yeni yaklafl›mlar gelifltirmek”(11) biçiminde flekilleniyor. TKP Genel Baflkan›n›n sözlerinde biçimlenen bugünkü revizyonizmin kökleri eskidir. 2. Enternasyonal revizyonistlerinden Kruflçev’e ve Deng Hua kli¤ine kadar uzan›r. Aç›kt›r ki tarihte de görüldü¤ü gibi MLM teorinin evrensel ilkeleri revizyonistlerin bafl hedefi haline gelmektedir ve flu ya da bu tahlilleri eskimifltir denilerek tart›flmaya aç›lmaktad›r. Ulusal sorunla ilgili bilimsel sosyalist teori ezen ve ezilen uluslar›n verdi¤i, emperyalizm ve uflaklar›yla ezilen ulus ve halklar aras›ndaki çeliflki ve emperyalist sömürge siyaseti olgular› üzerinden flekillenmifltir. Sözünü etti¤imiz olgular bugün bütün yak›c›l›¤›yla orta yerde duruyorken MLM teorinin ulusal soruna dair yaklafl›m› nas›l eskimifl olabilir? Ezen ve ezilen uluslar sorunu dün oldu¤u gibi bugün de varl›¤›n› devam ettirmektedir. Siyasal ba¤›ms›zl›k hakk› ilhak edilmifl, milli bask› alt›nda inleyen uluslar hiç de az de¤ildir. A. Güler’in de¤iflen koflullar teorisi ve buna yaslanarak UKKTH’yi reddetmesi, ulusal sorunla ilgili bilimsel sosyalist anlay›fl› eskimifl ilan etmesi geleneksel

revizyonizmin tan›m›d›r, tabii sosyal-flovenizmin de. ‹çerisinde bulundu¤umuz flu dönemde belli bafll› kimi meselelerde anlay›fl olarak ciddi kar›fl›kl›klar yaflanmaktad›r. Bunlardan biri olan ulusal sorun ideolojik-teorik alanda esasl› bir kuflatma alt›ndad›r. fiovenizmin, egemen ulus milliyetçili¤inin bas›nc› ilk olarak revizyonist yap›larda yank›s›n› buluyor. TKP Genel Baflkan›ndan yapt›¤›m›z aktarmalar sosyal-floven bayra¤›n nas›l hararetle dalgaland›r›ld›¤›n› gösteriyor. Milli Mesele hakk›nda MLM anlay›fl› bir kez daha yineleyece¤iz; ama bu kez “Türkiye’de Milli Mesele” bafll›kl› eserini 1971 y›l›n›n Aral›k ay›nda bitiren ‹brahim Yoldafl›n flu girifl cümleleriyle: “Milli meseledeki temel fliar›m›z› bir kere daha tekrarlayal›m: “Bütün uluslar için tam hak eflitli¤i; uluslar›n kendi kaderini tayin etme hakk›; bütün ülkelerin iflçilerinin (ve ezilen halklar›n) birleflmesi.”

TKP Genel Baflkan› ulusal sorun’da modern revizyonizmin ayak izlerini takip ediyor! TKP Genel Baflkan›’n›n ulusal sorunla ilgili de¤erlendirmelerinde ana eksen “Reel sosyalizmin çözülüflü” argüman›d›r. Bu eksen üzerinde hareket ederek meseleler temellendiriliyor. ‹flte bir tane daha! “Reel sosyalizmin çözülmesinin üzerinden 15 y›l geçmesine karfl›n solda uluslar›n kendi kaderini tayin hakk› ile bir türlü hesaplafl›lamam›fl olmas› meselenin psikolojik deformasyonla (alemi kendisi gibi biliyor, yn) s›n›rl› olmad›¤›n› gösterir. O dönemden beri ulusal kurtulufl hareketleri dünya devrim sürecinin bir bilefleni de¤ildir.” (13) K›blesini yitiren bir ayd›n›n öfke nöbetleri mi bu sözler, yoksa bir umutsuzun “ya hep ya hiç”e oynayan radikalizmi mi?

55

Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64


Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64 UKKTH’yi ve ulusal hareketleri do¤uran çeliflmeye daha önce de¤inmifltik; ezen ezilen ulus çeliflmesidir ve ulusal sorunun çözülmemifl olmas›ndan kaynaklan›r. Bu çeliflkilerin özgünlü¤ünü hiçe sayan A. Güler hepsini ayn› torbaya koyarak bir ç›rp›da çözüverme becerisini gösteriyor. Yoksa “reel sosyalizm çözüldü” diye UKKTH niye geçersiz olsun, UKKTH ile niye ulusal kurtulufl hareketleri art›k karfl›-devrimin bilefleni olsun?!! Bu ve benzer inciler çeliflmeleri “kapitalizmle sosyalist sistem aras›nda”ki çeliflmeden ibaret gören anlay›fltan ç›kar. Ayn› anlay›fla çok daha aç›k olarak flu cümlelerde de rastl›yoruz: “Kendi kaderini tayin hakk› 20. yüzy›lda uzun süreli¤ine sola tapulanm›flt›r. Ama bitti. 1990’larla birlikte ezilen/küçük ulus hareketleri genel olarak emperyalizmin denetimi alt›na girdi. Bu hareketler önce karfl›-devrim zincirinde, sonra dünyan›n emperyalist yeniden yap›land›r›lmas›nda gerici roller üstlendi.” (14) TKP Genel Baflkan› reel sosyalist dedi¤i (siz bu kavram›n geçti¤i yerleri “Modern revizyonist” diye okuyun.) ülkelerin çöküflünü ulusal sorunda yeni bir bafllang›ç, bir milat olarak ele al›yor. O tarihten itibaren bilimsel sosyalist ulusal sorun teorisi eskimifl, UKKTH geçerlili¤ini yitirmifl, ulusal hareketler emperyalist projelerin araçlar› olmufl oluyor… Geçerken flunu da belirtelim, gerek yukar›daki cümlelerden ve gerekse UKKTH’ye de¤indi¤i di¤er paragraflardan da anlafl›laca¤› gibi A. Güler, “Uluslar›n kendi kaderini tayin etme hakk›” ile “Uluslar›n kendi kaderini tayin etmesi”ni ayn› görüyor. Reel sosyalizmin çözülüflü ve ulusal soruna etkisine devam edelim. Dün KruflçevBrejnev kli¤i sosyalizme bar›fl içerisinde geçifl olaca¤›n›, sosyalist kamp›n varl›¤›n›n kapitalist kamp› ekonomik rekabete sürükledi¤i ve bunun da kapitalizmi çöküfle götürece¤ini; ulusal ve sosyal kurtulufl hareketlerinin

y›k›c›, k›flk›rt›c› rol oynad›¤›n›, bar›fl› sabote etti¤ini vb. söylüyorlard›. Onlar emperyalizmle ezilen ulus ve halklar aras›ndaki ezen ve ezilen uluslar aras›ndaki çeliflmeyi ve bunun politik/pratik yaflamdaki karfl›l›¤›n› gözlerden kaç›r›yor, bütün süreci ve geliflmeleri sosyalist kamp ile kapitalist kamp aras›ndaki çeliflmeyle aç›kl›yorlard›. Bugün A. Güler “reel sosyalizmin çözülüflü”nü temel alarak UKKTH’nin ve ulusal hareketlerin içerik de¤ifltirdi¤ini vs.’yi kuvvetle öne sürerken ulusal sorunun maddi zeminini ve yükselen çeliflmeyi inkâr ediyor. Revizyonizmin tarihsel zincirine eklenen halkalar birbirine benziyor. “Armut dibine düfler!”

TKP Genel Baflkan› ulusal hareketlerde demokratik muhtevay› reddediyor! Gelelim ulusal hareketler ve emperyalizmle iliflki meselesine; Ulusal hareketlerin yayg›nl›¤› ve yo¤unlu¤u 1980’lere kadar derece derece düflmeye bafllam›flt›r. Belirleyici neden ulusal kurtulufl hareketlerinin netice vermifl olmas›, ezilen uluslar›n büyük bir k›sm›n›n UKKTH’yi kullanma imkân›na ulaflmalar›, kendi ulusal devletlerini kurmalar›d›r. Bunlar tam ba¤›ms›z de¤il, yar›-sömürge ülkeler haline gelmifllerdir. Ulusal hareketlerin nas›l sonuçlanaca¤› meselesinde belirleyici olan, bu hareketlerin önderli¤inin niteli¤idir. fiüphesiz konjonktür de bu ve benzer hareketlere etkide bulunur. Ulusal hareketler karakteri gere¤i egemen ulusun hakim s›n›flar›yla gerici uzlaflmalara aç›kt›r. Keza emperyalist politikalara boyun e¤meye de. Fakat bu özellikler nedeniyle genel anlamda ulusal hareketi emperyalizmin arac›, karfl›-devrimin bir parças› biçiminde de¤erlendirmeye gidilemez. Emperyalizmle ezilen uluslar ezen ve ezilen

56


uluslar aras›ndaki çeliflme bugün de tarihi ilerleten dinamikleri oluflturuyor. Ezen ulusun ayr›cal›klar›na, milli bask›ya, ilhaka yöneldi¤i için ulusal hareketler karfl›-devrimin de¤il dünya devrim cephesinin bir parças›, yedek kuvvetleridir. Ulusal hareketlerdeki öz budur. Genel e¤ilimle tek tek pratiklerin çeliflebilir olmas› salt ulusal hareketlere mahsus de¤ildir. Genel e¤ilime ayk›r› olarak kimi ulusal hareketlerin emperyalizmle, egemen ulusun hakim s›n›flar›yla nas›l anlaflt›¤›n›, onlar›n politikalar›yla bütünleflti¤ini görüyoruz. Bu bir olgu olarak dün de yaflanmaktayd›, bugün de yaflanmaktad›r. Mesele fludur: Emperyalistlere yedeklenen ulusal hareketlerin varl›¤› ulusal soruna bak›fl aç›m›z› de¤ifltirmeyi getirir mi? Bu tür geliflmeler bir bütün olarak UKKTH’yi reddetmenin nedeni olur mu? Marksizm-Leninizm-Maoizm’in geliflim sürecine bakt›¤›m›zda benzer süreçlerin yafland›¤›n› ve nas›l afl›ld›¤›n› görmek mümkün. Bu nedenle yukar›daki sorumuza Lenin yoldafltan yan›t alaca¤›z. fiöyle diyor Lenin: “Nas›l ki, örne¤in Latin Amerika ülkelerinde oldu¤u gibi, cumhuriyetçi sloganlar› politik aldatma ve mali soygun amac› için burjuvazi taraf›ndan kulland›¤› birçok durum sosyal demokrasinin cumhuriyetçilikten vazgeçmesine yol açmam›flsa, ayn› biçimde, bir emperyalist güce

karfl› verilen ulusal kurtulufl mücadelesinin, belirli koflullar alt›nda, baflka “büyük” güç taraf›ndan kendi emperyalist amaçlar› için kullan›labilmesi gerçe¤i de, sosyal demokrasiyi uluslar›n kendi kaderini tayin hakk›n› tan›maktan al›koyamaz.” (15) Demek ki ulusal sorunun çözümünde temel bir ilkeyi savunmak ulusal hareketlerin tekil pratiklerine ba¤l› de¤ildir. Hatta bütün ulusal hareketlerin böyle bir sürece girmesi dahi bu ilkeden vazgeçmeyi asla getirmez. Geçmiflle karfl›laflt›r›ld›¤›nda ulusal hareketlerin say›s› bugün düflüktür. Devam eden ulusal hareketler içerisinde demokratik muhtevaya sahip olanlar›n varl›¤› inkâr edilemezdir. A. Güler ulusal hareketlerin niteli¤iyle ilgili bugünkü gerçekliklerini çarp›tmakla kalm›yor, art›k yeni bir döneme girdiklerini, emperyalizmin kontrol ve denetimi alt›nda bir ulusal hareket profili olufltu¤unu anlat›yor. Böyle bir iddia s›n›f hareketinin, s›n›flar mücadelesinin son buldu¤u iddias› gibi gülünç olur. Ulusal hareketlerin ç›k›fl›na temel olan nedenler emperyalist iflgal ve ezen ulus ilhaklar›d›r. Ulusal hareket iflgal ve ilhak olgusundaki çeliflmenin çözümü temelinde ortaya ç›kar. Dolay›s›yla iflgal ve ilhaka karfl›d›r. Ulusal hareketler ilerici-demokratik muhtevay› bu özelliklerinden kazan›rlar. Söz konusu hareketlerin zaman

57

Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64


Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64 içerisinde nas›l bir kimlik kazanaca¤› apayr› bir sorundur. Bu, ulusal hareketlerin ortaya ç›k›fl› ve genel e¤ilimiyle ilgili de¤ildir. Sürece etki eden say›s›z geliflmelerin toplam› olarak ulusal hareket üzerinde ilerici veya geri sonuçlar yarat›r. O halde sorunun kendisi ulusal çeliflmedir, bu çeliflmenin ilerici-demokratik veya gerici tarzda çözümüdür. A. Güler’in ulusal hareketlere dair emperyalist politikalar›n bir arac› oldu¤u, karfl›-devrime hizmet etti¤i de¤erlendirmeleri ulusal hareketlerde içkin olan demokratik muhtevan›n reddi demektir ve bu da s›n›f hareketini önemli bir destek kuvvetinden kopartmak, yal›tmak anlam›na gelmektedir. Ulusal hareketlere yönelik bu d›fllay›c› anlay›fl kendi bafl›na birçok fley ifade etmektedir. Bunu ulusal sorunda eski anlay›fltan kopufl (MLM’nin ulusal sorun teorisinden kopufl) ve UKKTH’nin reddiyle birlikte ele ald›¤›m›zda egemen ulus milliyetçili¤iyle ayn› yerde bir sosyal-flovenizm ortaya ç›kar.

Egemen ulus milliyetçili¤i, flovenizm ve sosyal flovenizmin maddi temeli hakk›nda birkaç fley! Çok uluslu yar›-sömürge olan Türkiye, yar›-sömürgeli¤in getirdi¤i bir gerçeklik olarak, ayn› zamanda, ezilen bir ülkedir. Kendi içinde ezen-ezilen ulus ve milliyetler taban›na sahip Türkiye’nin, emperyalizm karfl›s›ndaki ezilen ülke konumu, komünistlerin gündemine ülkenin ba¤›ms›zl›¤› sorununu tafl›r. Ayn› zamanda, devrimimizin karakteri antiemperyalist bir nitelik de kazan›r. Emperyalizm, feodalizm ve kompradorbürokrat kapitalizm terkibiyle oluflan sosyoekonomik biçim yar›-sömürgelik ve yar›-feodalizmdir. Dolay›s›yla devrimimiz hem anti-emperyalist niteli¤in hem de anti-feodal niteli¤in bir biri içinde eriyerek tek

bir içerik kazand›¤› yeni demokratik devrimdir. Komünistler devrimimizin ulusal sorun program›n› ülkenin tam ba¤›ms›zl›¤›, bütün uluslar için tam hak eflitli¤i, UKKTH ve iflçi ve emekçilerin birli¤i ilkeleri do¤rultusunda flekillendirirler. fiunu da belirtelim: Bu ilkeler devrim sonras›n›n meselesi de¤ildir; bugünden bu ilkelerin amans›z savunucusu, sahiplenicisi olunmak durumundad›r. Egemen ulus milliyetçili¤inin ve flovenizmin maddi kaynaklar›ndan biri de tam da ülkenin bu yar›-sömürge gerçekli¤idir. Egemen ulusun milli burjuvazisi pazar›n ve maddi zenginliklerin emperyalist sermaye ve uflaklar›n›n denetimi, hakimiyeti alt›nda olmas› nedeniyle kendi pazarlar› ad›na emperyalizme karfl› bir çizgide durur. Ama yine ayn› pazarlar ve zenginlikler için ezilen ulus ve az›nl›klar›n inkar›, imhas› ve asimilasyonu için kat› bir flovenist kesilir. Komprador-bürokrat burjuvazi ile flovenist politikalarda kol kolad›r, milli bask› politikalar›n›n savunucusu, destekçisidir. fiovenizmin ve hakim ulus milliyetçili¤inin en parlak, en etkin silah› “bölücü”, “bölücülük” kavramlar›d›r. Üstelik bu kavramlar bir flemsiye ifllevi de görür. Bir tarafta “bölücü” eyleminin do¤rudan ve dolayl› tüm sorumlular›n›n topland›¤› flemsiye; di¤er tarafta “bölücüye”, “bölücülü¤e” karfl› duranlar›n. ‹fl, bölücünün kimli¤inin tan›m›na geldi¤inde egemen ulus milliyetçileri ve flovenistleri ayr›nt› düzeyinde bir ayr›flma yaflar. Genel hatlar›yla belirtirsek komprador burjuvazi ve büyük toprak a¤alar›yla milli burjuvazinin sa¤ kanad› ezilen ulusun ulusal kurtulufl hareketini bölücü olarak gösterirken, bu güruh içerisindeki “sol”, “sosyalist” maskeli olanlar (Perinçekler, ‹. Selçuklar vs.) emperyalist kuflatmadan, antiemperyalizmden dem vururlar. Bu sayede milli kurtulufl edebiyat›na sahicilik kazand›rmaya, kitlelerin gücünü yedeklemeye ça-

58


l›fl›rlar. Bu jargon ayd›n devflirmenin etkili dili olarak da kullan›l›r. Öte yandan; milli burjuvazinin sol kanad›, flehir küçük burjuvazisi ve hatta egemen propagandayla dumura u¤rat›lm›fl iflçi ve emekçiler ulusal hareketi göstermekle birlikte bunun emperyalistlerin deste¤i ve k›flk›rtmas›yla yap›ld›¤›n› vb. söyleyip emperyalist oyunlara özel bir vurgu yapar. Türkiye’nin uluslararas› mali sermayeye ba¤›ml› oldu¤u, doludizgin sömürgeleflmeye gitti¤i tezi bu çevrelerce s›kça ifllenir. Emperyalizmin ulus-devletleri yok etmeyi hedefledi¤i, hegemonya için küçük devletçikler yaratma politikas›n› benimsedi¤i gibi bir dizi tezler de öne sürülür. Bunlar› tart›flmayaca¤›z. Bu argümanlar›n hepsi ezilen ulus üzerindeki ilhak›n devam›, ezilen ulusun en s›radan taleplerinin dahi reddedilmesi, fliddetle bast›r›lmas› için kullan›l›r.

Meflruluk aray›fl›n›n mahsulleri “Bölünme-bölücülük” Türkiye’nin bölünmeyle karfl› karfl›ya geldi¤i tespitini yapanlardan biri de TKP’dir. Gelenek dergisinin Ekim 2006 tarihli 90. say›da “Kürt Sorunu: Ülkeyi Yeniden Kurmak” bafll›¤›yla ç›kan baflyaz›, bölünme olgusunu ve kimin bölücü oldu¤unu, bölünmeye karfl› acil görev ça¤r›s›n› ifllemifltir. fiu tespit Gelenek dergisine aittir: “Evet, Türkiye için bölünme art›k bir sendrom ve demagoji olmaktan ç›km›fl, maddi bir olas›l›k haline gelmifltir.” (16) Burada Gelenek dergisinin yapm›fl oldu¤u bu siyasi durum tespiti üzerinde durmayaca¤›z, biz bu ve benzer tespitlerin nereye evrildi¤ine bakmak istiyoruz. Devam edelim. Maddi bir olas›l›k haline geldi¤i söylenen bölünme olgusunda bölücü olarak kimin tespit edildi¤ine bakal›m. Gelenek dergisi flöyle diyor: “Ortado¤u’nun bu gecikmifl kapitalizminin,

gelifltikçe ve emperyalizmle iliflkilerini derinlefltirdikçe korktu¤u bafl›na geldi… Bölücülü¤ün tarihsel kayna¤› Türkiye’de kapitalizmin egemenli¤i ve emperyalizmle zorunlu bütünleflmesidir. Ne komflu ülkelere ne de anadili Türkçe’den farkl› di¤er ülke halklar›n› iflaret etmenin aç›klama gücü var.” (17) Bir baflka sayfada da “Türkiye co¤rafyas› emperyalizmin zay›f bir an›nda kabul etti¤i geniflliktedir” deniliyor. Baflyaz›da benzer cümlelere s›kl›kla rastl›yoruz. Emperyalistlerin bölme sald›r›s›yla karfl› karfl›ya kalan bir Türkiye ve buradaki “komünistlerin” acil görevlerinin tan›mland›¤› bu anlat› TKP Genel Baflkan›n›n ulusal sorunla ilgili bilimsel sosyalist anlay›fl› eskimifl ilan eden, UKKTH’yi reddeden, ulusal hareketleri emperyalist politikalar›n araçlar› olarak gören de¤erlendirmesini ekledi¤imizde tamamlanm›fl olur. Sonuç, egemen ulus milliyetçili¤i ve flovenizmiyle ayn› flemsiyenin alt›nda bulunan TKP’nin sosyal flovenizmidir. Aydemir Güler, ulusal sorunla ilgili de¤erlendirmesinde 90’lar sonras› emperyalizmin gücüne, güçlülü¤üne de¤inip durmufltu. “Yeni” aray›fllar›n› bu “yeni” geliflmeyle iliflkilendirerek temellendiriyordu. Öne ç›kart›lan emperyalizm ve onun gücü ve beraberinde “bölünüyoruz”, “bölecekler”, “dinamik tehdit” tespitleri ve “...Türklere, Kürtlere kader ortakl›¤› yak›fl›r” ya da “Türkiye, Türkler, Kürtler ve topraklar›m›z›n öteki sahipleri taraf›ndan el birli¤iyle yeniden kurulmal›d›r”la biten yald›zl› son sözler. ‹yi ama hiç ezen ulusla ezilen ulus bir olur mu? Bir komünist olarak uluslar için tam hak eflitli¤ini Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›n› savunmadan uluslar›n iflçi ve emekçilerini nas›l birlefltirebilirsin, nas›l kader orta¤› olabilirler. Sizin bu yald›zl› sözleriniz ezilen ulus ve az›nl›klar için inand›r›c› olabilir mi? Egemen ulus milliyetçili¤i ve flovenizm

59

Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64


Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64 nas›l gerçeklefliyordu? Kürt sorununu reddederek veya ulusal sorun biçiminde görmeyerek. Peki, bunun pratik karfl›l›¤› nedir? UKKTH’nin reddidir. Yani Kürt ulusunun siyasal ba¤›ms›zl›k hakk›n›n ilhak edilmesi, mevcut s›n›rlar dâhilinde zorla tutulmas›d›r. Bir de TKP Genel Baflkan› ve Gelenek Dergisi’nin tutumuna bakal›m: TKP, Kürt ulusal sorununun varl›¤›n› kabul ederken kendi kaderini tayin etme hakk›n› reddediyor, bunun anlam› biliniyor! Kürt ulusu üzerindeki ilhak›n ve zorla mevcut s›n›rlar içerisinde tutulmas›n›n devam› demektir. fiimdi soral›m: egemen Türk milliyetçili¤i ve flovenizmle bu tav›r aras›nda nitel bir fark var m›? Elbette hay›r. Çünkü “Ha Kel Hasan, ha Hasan Kel” ya da “ha flovenizm, ha sosyal-flovenizm.”

Bir örnek, bir hat›rlatma ve bir meçhule yürüyen TKP! “Emperyalist tehdit”, “bölünme-bölücü” gibi kavramlar her çeflit ulusalc› için Kürde yap›lanlar›n “soylu” gerekçesi oluyor. (Bu kavramlara “emperyalistlerle iflbirli¤ini” de eklemeliyiz. fi. Hüsnü’nün bu kavramla yeniden üretti¤i sosyal-floven bayra¤› yere düflmedi. Gelenek Dergisi “Kürt isyanlar›n›n emperyalist bölücülükle iliflkisi…” (18) diyerek gelene¤i devam ettiriyor.) Gelenek Dergisi ve TKP de “Yurtsever Cephe”yi Türkiye’nin bölünme sorunu üzerinden flekillendiriyor. Sorun flu an bu de¤il. Sorun bu ve benzer de¤erlendirmelerle UKKTH’ye çizgi çekilmesi, ulusal sorun ve ulusal hareketler meselesinde modern revizyonist görüfllerin parlat›lmas›d›r. Bugün “bölücü” olarak emperyalizmi iflaret eden TKP var. Dün ise “bölücü”lü¤ü Türk hakim s›n›flar›n›n yapt›¤›n› söyleyen T‹‹KP vard›, gerisini ‹brahim yoldafltan okuyup devam edelim: “...Hakim ulusun burjuva ve toprak a¤alar›n›n a¤z›yla ‘bölü-

cülü¤e’ sald›rmak, sadece kafalar› buland›r›r ve Türk hakim s›n›flar›n›n iflini kolaylaflt›r›r. ‘Bölücülük’ kavram›na, gerçekte onun tafl›mad›¤› bir anlam atfederek ‘as›l bölücüler onlard›r’ gibi korkunç derecedeki demagojik bir üslupla milli bask›lara karfl› ç›k›lamaz. ‹flçi Köylü gazetesinde ‘Kimdir bölücü’ bafll›¤› alt›nda böyle bir demagoji ve safsata y›¤›n› aras›nda Kürt milletinin ‘ayr›lma hakk›’n›n nas›l güme getirildi¤i, hakim s›n›flar›n ‘devletin ve topraklar›n birli¤i’ fliar›na nas›l sinsice sahip ç›k›ld›¤› hala hat›rlardad›r.” (19) T‹‹KP revizyonizminin “güme getirdi¤i” UKKTH’yi TKP Genel Baflkan› aleni reddediyor. TKP bu ç›k›flla T‹‹KP’yi aflm›flt›r. T‹‹KP dedi¤imiz bugünün en s›k› “K›z›lelma”c›s›, Perinçek ve ‹flçi Partisi olmufltur. Bu tayfa herkesin malumu oldu¤u için ayr›nt›ya gerek yok, yaln›z flu notu düflelim: Perinçekgiller güme getirmeler, sinsice at›lan ad›mlarla bugünkü mevkiye ulaflt›lar. Bu mesafenin çok daha k›sa bir zaman diliminde al›nd›¤›na “Halk›n Kurtulufl Partisi” (HKP) örne¤inde tan›k olduk. Gelenek Dergisi’nin ve TKP’nin girdi¤i bu yönelim TDH’nin yabanc›s› olmad›¤› bir yönelimdir. Kendinden önce gidenlere bakarak bulunduklar› güzergah›n ara duraklar› ve ana dura¤› hakk›nda bir fikir edinmeleri zor de¤il. Yeni bir durum olmamakla birlikte bugün çok daha kapsaml› bir kampanya sürdürülmektedir. Faflist devlet bütün araç ve olanaklar›yla “bölücü” av› bafllatm›flt›r. Türk ulusunun iflçi ve emekçileri “bölücüye” karfl› seferber olacak k›vama getiriliyor. Bunun Kürt ulusunun taleplerini bast›rmak, Kürt ulusal demokratik hareketini kuflatmak, çözmek amac›yla yap›ld›¤› aç›kt›r. Kürt ulusal sorununun egemen s›n›flar taraf›ndan çözüm biçiminin ad› olan bölücülük TKP için adres de¤ifltirmek suretiyle aynen geçerlidir. Bu bak›mdan TKP’nin konuyla ilgili görüflleri üzerinde biraz daha durmam›z, bölücübölünme meselesini açmam›z gerekiyor.

60


“Emperyalist bölücülük” bahane düzen içi komünistlik flahane! Emperyalizmin bölmek ve parçalamak biçiminde bir yönetme siyasetinin oldu¤u ve bütün bir 20. yy boyunca dünya sahnesinde bu siyasetin sergilendi¤i biliniyor. ‹nsanl›k, bu emperyalist siyasetin yol açt›¤› y›k›mlar›, trajedileri unutmad›. Çok uluslu, çok inançl› ülkeler bu siyasetin yaflam bulaca¤› potansiyel sahalard›r. Birden fazla ulus ve milliyetin yaflad›¤› ülkemizde flu ya da bu milliyet yoktur ki katliamdan geçmemifl olsun. Ama esas olan ezilen ulus ve az›nl›klar›n egemen ulus eliyle yaflad›¤› milli zulümdür. Bu nedenle ezilen ulus ve az›nl›k bilinci kan lekeleriyle biçimlenmifltir. Bu durum iflçi s›n›f› ve emekçi halk›n birli¤ini birçok yerden dinamitlenmeye aç›k hale getirmifltir. Ezen-ezilen ulus çeliflkisi ve yol açt›¤› sonuçlardan ö¤renmesini bilen komünistler tam da s›n›f›n ç›karlar›n› eksen alarak ezilen ulus ve az›nl›klar sorununa özel bir hassasiyet gösterirler, bilirler ki politik-pratik alanda küçücük sapmalar dahi iflçi ve emekçilerin birli¤ini yaralayabilir. Lenin flöyle diyordu: “...Milli haks›zl›k kadar proleter s›n›f dayan›flmas›n›n geliflmesini ve güçlenmesini geciktiren hiçbir fley yoktur; bir milletin “gocunan” fertleri eflitlik konusunda ve s›rf ihmalden ötürü ya da latife olsun diye dahi olsa bu eflitli¤in çi¤nenmesi, kendi proleter yoldafllar›nca çi¤nenmesi konusunda hassast›rlar. ‹flte bunun içindir ki milli az›nl›klara taviz verme ve hoflgörüyle davranma hususunda yetersiz kalmaktansa, afl›r› gitmek daha iyidir.” (20) De¤iflik ulus ve az›nl›k milliyetlerden iflçi ve emekçilerin birli¤i demek ki milli zulme karfl› durmak, ezilen ulus ve az›nl›klar

için tam hak eflitli¤ini savunmaktan geçiyor. Söz, s›n›f›n birli¤i/ç›karlar› olunca mangalda kül b›rakmayan ama özünde s›n›f›n birli¤i ve ç›karlar›na ihanet eden TKP’nin tutumuna afla¤›da yer verece¤iz. Önce H. K›v›lc›ml› prati¤inden bir örnek sunal›m. H. K›v›lc›ml›’n›n ölümü sonras› a盤a ç›kan ve “Yol 2” olarak yay›mlanan eserinden anlafl›l›yor ki K›v›lc›ml›, Kürt ulusal sorununu incelemifl ve bu konuda önemsenecek tahliller yapm›flt›r. 1930’lar›n bafl›nda kaleme ald›¤› bu çal›flma yaklafl›k yar›m as›r boyunca gizlenmifl, saklanm›flt›r. K›v›lc›ml› kendi eliyle kendi eserini öldürmüfltür. Ta ki kendi ölümüne kadar. Bu komünist iddias›ndaki, bir ayd›n, bir bilim insan› iddias›ndaki birinin hazin öyküsüdür. 1971 y›l›nda kat›ld›¤› bir konferansta dinleyicilerden Kürt ulusal sorunuyla ilgili sorular geliyor, K›v›lc›ml› “silahl› savafl” gibi bu konunun da böyle genifl salonlarda tart›fl›lamayaca¤›n› söylüyor, flöyle devam ediyor: “Bana, baflka bir arkadafl, ‹stanbul’da bir seminer s›ras›nda, kalkt›: Lenin’den milliyet davas› hakk›nda flöyle befl on tane pasaj okudu. Bunlar do¤ru mu dedi. Tamam, do¤ru dedim. E, ne susuyorsunuz, dedi. Affedersiniz: ‘S›km›yor, ondan’ dedim. Yani kaba söz ama…” (21) Söz konusu olan elbette H. K›v›lc›ml›’n›n cesareti ya da korkakl›¤› de¤il ideolojik, politik olarak nerede durdu¤udur. Ülkemizin politik figürlerinden biri olan K›v›lc›ml› ‘Komünistlik’ yapma hakk›n› faflist Kemalist ideolojinin çekti¤i k›rm›z› çizgileri aflmadan kullan›yor. 1930’lar›n bafl›nda ulaflt›¤› Kürt ulusal gerçekli¤i, K›v›lc›ml› aç›s›ndan, s›r olarak saklanmas› gereken bir meseledir. Olaya Kürt iflçisi emekçisi gözüyle bakal›m, K›v›lc›ml› onun için ne ifade edebilir. Ayn› k›rm›z› çizgiler TKP’yi de içine alm›flt›r, daha do¤rusu TKP faflist Kemalist ideolojinin k›rm›z› çizgileri dahilinde ona ba¤l› kalarak bir politik faaliyet yürütmektedir. Do¤ru. TKP ulusal sorunun

61

Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64


Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64 varl›¤›n›, Kürt ulusal gerçekli¤ini kabul ediyor fakat; rejimin k›rm›z› çizgileri pratikte art›k Kürdün varl›¤›ndan itibaren bafllam›yor, Kürt ulusunun kaderini tayin hakk› üzerinden bafll›yor. Binlerce flehide, savaflç›ya, milyonlar› aflan kitle deste¤ine sahip bir ulusal demokratik hareketin oldu¤u yerde Kürdün inkar›na dayal› k›rm›z› çizgi mi kal›r? Egemen ulus milliyetçili¤i ve flovenizm “çak›ltafl›”, “bir kar›fl toprak” üzerine yeminler ettiriyor, silahlar ya¤l›yor; böyleyken ›rkç›lar› geçersek egemen ulus milliyetçileri ve flovenistler de “kardefllik” diyor. Yüzlerce y›l birlikte yaflam›fll›ktan, k›z al›p vermekten bahsediyor. Ama mesele “çak›l tafl›”, “bir kar›fl toprak” meselesi olunca iflin tabiat› de¤ifliyor: Emperyalistlerin Türkiye’yi bölmek istedi¤i, ulusal hareketin emperyalizmin bölücü politikalar›n›n bir arac› oldu¤u, d›fl güçlerin k›flk›rtt›¤› vb. söyleniyor. Ulusal harekete karfl› topyekün savafl ilan› (ki özünde Kürt ulusuna savaflt›r) emperyalizme karfl› savafl olarak ambalajlan›yor. Bu kesimlerde ulusal hareketin kavramsal karfl›l›¤› “bölücüler”dir. TKP ne diyor? TKP ise bölücü olan ulusal hareket de¤il emperyalistlerdir diyor. Kimileri ulusal hareketi bölücü “itham›ndan” kurtard›¤› için bu de¤erlendirmeye sempatiyle bakabilir. Oysa TKP’nin de¤erlendirmesi, özünde egemen ulus milliyetçileri ve flovenlerin ç›k›fl›yla ayn›d›r. Önceki sayfalarda kulland›¤›m›z flu al›nt›y› tekrarlamak istiyoruz. Gelenek Dergisi flöyle yaz›yor: “Bölücülü¤ün tarihsel kayna¤› Türkiye’de kapitalizmin egemenli¤i ve emperyalizmle zorunlu bütünleflmesidir. Ne komflu ülkeleri ne de anadili Türkçeden farkl› di¤er ülke halklar›n› iflaret etmenin aç›klama gücü var.” Buradaki di¤er yanl›fl yönlere de¤inmeyece¤iz, “bölücülük” üzerinde durmak istiyoruz. Emperyalizmin bölücü politikalara sahip oldu¤u do¤rudur fakat nesnel zemini yoksa politika gerçekleflir olamaz. Dola-

y›s›yla bir politikaya sahip olmak yetmez, o politikay› gerçekleflir k›lacak maddi olgu gerekir. Bu bak›mdan bölücülü¤ün tarihsel kayna¤› diye ifade etti¤imiz fley ulusal ve/veya inançsal sorunun çözülmemifl olmas›d›r. Çok ulusa, milliyete veya çok inanca dayal› bir yap›n›n varl›¤› bölücü politikalar›n ifllem görece¤i maddi olgu demektir. O halde vurgu kapitalizmin egemenli¤ine, (kald› ki kapitalizmin egemenli¤i istisnalar› saymazsak, ulusal sorunun çözülmüfl olmas› demektir. Kural olarak böyle, burjuva demokratik çözümdür bu.) emperyalizmle bütünleflmeye de¤il çok uluslu ülke gerçekli¤ine yap›lmal›yd›. Siyasal ba¤›ms›zl›k hakk› zorla elinden al›nm›fl, zorla bir baflka ulusun egemenlik s›n›rlar› içerisine dahil edilerek ulusal varl›¤› reddedilmifl ezilen uluslar›n siyasal ba¤›ms›zl›k hakk›n› kullanmalar› mücadelesidir bölücülük. (Biz buna ulusal kurtulufl hareketi diyoruz.) TKP ezilen uluslar›n kurtulufl mücadelesini, ayr›l›¤›n› meflru görmedi¤i için “...anadilleri Türkçeden farkl› di¤er ülke halklar›n›n...” bölücü olaca¤›na ihtimal dahi tan›m›yor. TKP sorunu tan›mlarken dahi ›k›n›yor, karmafl›k cümleleri tercih ediyor. Ezilen ulus ve az›nl›klar yerine “anadili Türkçeden farkl› ülke halklar›…” diyor.

TKP’nin sosyal flovenizmi egemen ulus milliyetçili¤i ve flovenizmle yanyanad›r! TKP, bölücülü¤ü, emperyalizmin d›fl›nda hiçbir fleye yak›flt›rm›yor, o derece lanetlenmifltir bölücülük! Türk hakim s›n›flar›n›n “bölücü” olarak ulusal hareketi gösteriyor olmalar›n› ise “korkunun kayna¤›n›” kayd›rma olarak de¤erlendiriyorlar. Egemen s›n›flar TKP’nin yapt›¤› gibi laf kalabal›¤›yla u¤raflm›yor, hayal aleminde de¤iller, onlar “korkunun kayna¤›n›” gayet do¤ru tespit etmifllerdir. ‹lhak ettikleri, boyunduruk alt›-

62


na ald›klar› bir ulusun isyanlar›n›n, kurtulufl mücadelesinin asla durmayaca¤›n› biliyorlar. TKP düzen içi komünistlik yapmaya devam etsin, bak›n Stalin yoldafl sorunu nas›l koyuyor: “Egemen ulusun ç›karlar› ile ba¤›ml› ulusun ç›karlar› aras›ndaki çeliflkiler öyle çeliflkilerdir ki, bunlar çözümlenmedikçe çok uluslu bir devletin kararl› varoluflu olanaks›zd›r. Çok uluslu burjuva devletin trajedisi fludur ki, o, bu çeliflkileri çözebilecek durumda de¤ildir, özel mülkiyet ve s›n›f eflitsizli¤ini sürdürerek uluslar› ‘eflitlefltirmek’ ve ulusal az›nl›klar› ‘korumak’ için yapt›¤› giriflimlerin hepsi, genel olarak yeni bir baflar›s›zl›¤a, ulusal çat›flmalar›n yeni bir k›z›flmas›na yol açar.” (abç) (22) Alt›n› çizdi¤imiz yer önemlidir. TC’nin trajedisinin ç›kmaz› oradad›r. Ulusal sorunu çözemedi¤i için egemen s›n›flar›n her daim bölünme korkusu Stalin yoldafl›n ifadeleriyle kararl› varolufllar›n›n imkans›zl›¤›n› yafl›yorlar.

nin götürdü¤ü yere gidecektir. UKKTH’yi reddeden TKP mevcut s›n›rlar›n korunmas›n›, ezilen ulusun bu s›n›rlar dahilinde zorla tutulmas›n› benimsiyor. TKP’nin “s›n›f›n ç›kar›na” dedi¤i budur. TKP “bölünmenin”, “bölücülü¤ün” devrimci olabilece¤ini zinhar akl›ndan geçirmiyor. Komünistler devrim ve sosyalizm davas› için küçük ulus devletler yerine elbette merkezi büyük devletleri tercih ederler. Fakat komünistler bu tercihi s›n›f ç›karlar›na göre belirler, k›sacas› her durumda, her koflul alt›nda büyük merkezi devletleri savunmazlar. Bu meseleye dair Lenin yoldafl›n söyledikleri son derece isabetlidir. O, “...öteki bütün koflullar eflit olmak kayd›yla” diyor. Meseleyi anlafl›l›r k›lmak için al›nt›n›n tamam›n› verelim. “Elbette, bir Marksist için öteki bütün koflullar eflit olmak kayd›yla büyük devletler küçük devletlere göre daima daha iyidir. Gelgelelim Çarl›k monarflisindeki ko-

TKP’nin ulusal hareket üzerinde kendine paratoner rolü biçmesi, “bölücüsavar” olmas› Kürt ulusal sorununu UKKTH’den ba¤›ms›z, onun d›fl›nda bir mesele olarak görmesinden kaynaklan›yor. TKP’nin kitab›nda Kürt ulusunun ayr› bir devlet kurma hakk› oldu¤u, bu hakk› ayr› devlet kurmak için ayr›lma yönünde kullanabilece¤i diye bir fley yoktur. Ülkenin bölünme sorununda Türk milliyetçili¤i ve flovenizmiyle buluflan TKP bölücünün kimli¤i konusunda ayr›fl›yorsa da bu, flimdilik böyledir. Onun sosyal-floven, revizyonist çizgisi fazla sürmez; ulusal hareketi emperyalizmin yan›nda, emperyalist politikalar›n uygulay›c›s› vb. de¤erlendirmelerine götürür. Ulusal hareketleri de¤erlendirmeleri zaten bu yönlüdür, Kürt ulusal hareketini bir istisna, geçmifl dönemin bugüne bir kal›nt›s› olarak görüyor. Bu istisnayla ilgili de “mazereti” olan TKP sosyal-floven çizgisi-

63

Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64


Revizyonizm, sosyal-flovenizm ve TKP

PART‹ZAN 64 flullar›n herhangi bir Avrupa ülkesindeki ya da çok az› d›fl›ndaki Asya ülkelerindeki koflullarla eflit oldu¤unu sanmak gülünç ve bir o kadar da gerici bir fley olur.” (abç) (23) TKP Türkiye’deki koflullar›n demokratik oldu¤u iddias›nda de¤il, TKP uluslar ve az›nl›klar aras›nda koflullar›n eflit oldu¤unu da söylemiyor. Bunlar TKP’yi “gülünç” duruma düflmekten kurtar›r ama ezilen ulusun kaderini tayin hakk›n› reddetmesiyle, Türkiye’nin bölünme sorunu ve bölücü heyulas› dolaflt›rmas›yla daha kötü bir duruma, flovenizmin, egemen ulus milliyetçili¤inin yan›na düflmüfltür. Ulusal sorun her zaman her alanda en keskin çat›flmalar›n yafland›¤› bir sorun olmufltur. Soruna nas›l yaklafl›ld›¤›, hangi anlay›flla ele al›nd›¤› önemlidir. Egemen s›n›flar›n egemen ideolojisi bir yana kendisini halk›n yan›nda, s›n›f›n yan›nda tan›mlayan politik yap›lanmalar›n alameti farikas›n› belirleyen birkaç temel meseleden biridir ulusal sorun. Bilimsel sosyalist teorinin ulusal sorun ba¤lam›nda belirlemifl oldu¤u köfle tafllar›n› revizyondan geçiren TKP teorik, politik

planda sosyal floven çizgiye yerleflmifl durumdad›r. Buraya kadar anlata geldi¤imiz TKP’nin bu niteli¤iydi. TKP’nin genel olarak ulusal soruna özel olarak da ülkemizdeki ulusal soruna yaklafl›m› onu Türk milliyetçili¤i ve flovenizmle ayn› yerde buluflturmufltur. TKP için ezilen ulus gerçekli¤i insan kayna¤› bak›m›ndan bir fleyler anlat›yor, TKP tek bir parti alt›nda örgütlenme d›fl›nda Kürt ulusal sorunu ve çözümüne dair bir fley getirmiyor. Irkç›lar›n, “ulusalc›” kimlikli faflistlerin, egemen ulus milliyetçileri ve flovenistlerin tepinip durdu¤u, Türkiye üzerinde emperyalistlerin bölücü politikalar›ndan bahsederek, halk›n Amerika’ya ve Avrupal› emperyalistlere karfl› mücadeleye ça¤r›ld›¤›, Kürt ulusal hareketinin emperyalist bölücülü¤ün aleti oldu¤u vb. söylendi¤i, bin bir oyunla silahl›-silahs›z Kürt ulusal demokratik hareketinin kuflat›l›p tasfiyeye çal›fl›ld›¤› bu topraklarda, söylenecek, savunulacak ve ›srarla sahiplenilecek fley yine “Bütün uluslar için tam hak eflitli¤i; uluslar›n kendi kaderini tayin etme hakk›”, “bütün uluslar›n iflçilerin ve emekçilerin birli¤i” fliar›d›r. 11- Agd Sayfa 18

D‹PNOTLAR

12- Lenin/Stalin Age Sayfa 146 1- Lenin/Stalin “Marksizm Ve Ulusal Sorun” Evrensel Bas›m Yay›n, Sayfa 121-122

13- Agd Sayfa 17

2- 1924 Anayasas› ‹çin Meclis Görüflmeleri Tutana¤›ndan, Aktaran Haluk Gerger, “Türk D›fl Politikas›n›n Ekonomi Politi¤i, Sayfa 14”

15- Lenin/Stalin Age Sayfa 133

14- ‹bid 16- Gelenek Dergisi Ekim 2006 Say› 90, Sayfa 4 17- ‹bid

3- Haluk Gerger Age, Sayfa 15

18- ‹bid

4- Musa Anter

19- ‹brahim Kaypakkaya Seçme Yaz›lar. Umut Yay. Sayfa 314

5- Hikmet K›v›lc›ml› “Yol 2” Aktaran M. Kayao¤lu. “Teori Ve Politika” Say› 40, Sayfa 21

20- Lenin “Do¤u’da Ulusal Kurtulufl Hareketleri” Sayfa 383-384 Aktaran ‹brahim Kaypakkaya

6- fiefik Hüsnü “Türkiye’de S›n›flar” Aktaran Kurtulufl Kayal› “Ordu Ve Siyaset” Sayfa 49-50

21- H. K›v›lc›ml› “Durum Yarg›lamas›” Aktaran M. Kayao¤lu “Teori Ve Politika Dergisi” Say› 40, Sayfa 19

7- Gelenek Dergisi A¤ustos 2006 Say› 88, Sayfa 18 8- ‹bid

22- Stalin “Marksizm, Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu”

9- Lenin/Stalin Age Sayfa 24 10- Lenin /Stalin Age Sayfa 132

23- Lenin/Stalin Age. Sayfa 120

64


Devrim kitlelerin eseridir Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

Devrim mücadelelerinin ivme kazand›¤› dönemlerde oldu¤u gibi, en geri dönemlerde de kitle çal›flmalar› farkl› biçimlerde sürecektir. Ve her dönem, bulundu¤u noktadan ileri s›çrayacak dinamikler belirlenerek bu çal›flmalar devam edecektir. Bu bazen dura¤an bir görüntü ve geri bir biçim arz etse de as›l olan do¤ru potansiyeller üzerinde yo¤unlaflmak ve gelece¤e haz›rl›k yapabilmek olacakt›r.

65


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64 “Son günlerde, Partinin kitle çal›flmalar›ndan s›kça söz edildi¤ini duyuyoruz. Herkes bu konu üzerine konufluyor. Fakat soruna daha derinlemesine bakacak olursak, pek çok kiflinin bu konuda, gerekli aç›kl›kta ve kesinlikte somut bir anlay›fla sahip olmad›¤›n› görüyoruz…”1 Kalinin 1942 y›l›nda Moskova’daki Partili iflçilere bir söylevinde konuflmas›na böyle bafll›yordu. Farkl› tarihsel ve ekonomik koflullar söz konusu olsa da bugün bu konudaki sorunumuza ayn› tespitle girifl yapmak mümkün. Tart›fl›lan konu kitle çal›flmalar› oldu¤unda, tüm komünist partilerde her dönem çeflitli sorunlarla karfl›lafl›lmas› kaç›n›lmazd›r. Özellikle de devrimci durumun zay›flad›¤› ve mücadelede yenilgiler yafland›¤› dönemlerde bu daha da kaç›n›lmazd›r. Bu nedenle bilinen tüm teori ve deneyimlere karfl›n çal›flmalar bir kez daha yo¤un bir elefltiriye tabi tutulabilir. Hatta tarihin özneleri yeniden keflfedilip tan›mlanmaya çal›fl›labilir. Kitle çal›flmalar› nihayetinde devrim, sosyalizm ve oradan s›n›fs›z topluma ulaflma mücadelemizin can damarlar›d›r. Böyle oldu¤unda aç›kt›r ki devrim diye bir sorunumuz oldu¤u müddetçe devrimin sorunlar›, bir baflka deyiflle de kitle çal›flmalar›nda sorunlar olacakt›r. Fakat bugün karfl›laflt›¤›m›z sorunun boyutu, bu genel bilgilerin ötesinde bir de¤erlendirmeyi zorunlu k›l›yor. Bir flekilde çal›flmalar›m›z› amac›na ulaflmaktan al›koyan kapsaml› bir sorunumuz oldu¤u ortadad›r. Belki bu haliyle de devrimler tarihi bak›m›ndan karfl›laflt›¤›m›z sorunun istisnai bir özelli¤i yoktur. Fakat tart›flmas›z Türkiye Devrimci Hareketi aç›s›ndan ve daha da önemlisi MLM’ler aç›s›ndan flu an bu sorun yaflamsal önemdedir ve ertelenemez bir aciliyet tafl›maktad›r. Dolay›s›yla ne tarihsel örnekleri d›fl›nda, çözümsüz bir sorunla ne de küçümsenecek s›radan bir sorunla karfl› karfl›yay›z. Bu konuda s›n›f mücadelesi tarihi bilimsel öngörüler sunan zengin örneklerle doludur. Fakat her tarihsel tespit ve somut

durumla meselenin kendi özgül çözümüne kavuflturulmas› gereklili¤i aç›kt›r. Uzun zamand›r konuflmalar›m›zda ve yaz›lar›m›zda çok s›k bir flekilde “kitle çal›flmas›” kelimelerini kulland›¤›m›z, dahas› bunun önemine ve gereklili¤ine dair say›s›z yaz› kaleme ald›¤›m›z biliniyor. fiu an geldi¤imiz noktada, bu kelimelerin gerçek anlam›nda bir afl›nmaya yol aç›ld›¤›n› rahatl›kla söyleyebiliriz. Bu afl›nman›n kelimelerde ya da sadece dilimizde bir afl›nma oldu¤unu düflünmek safl›k olurdu. Kitle çal›flmas›n›n gerçekte ne oldu¤u, bizim buna neden ve ne kadar ihtiyaç duydu¤umuz, ortaya konan anlay›fllar›n somutta nas›l yaflam buldu¤u gibi sorular genel belirlemelerin ötesinde cevap arayan sorular haline gelmifltir. Geliflmelerin herkesi hemfikir yapt›¤› bir nokta vard›r. Yaflam›n somut rehberli¤i d›fl›nda genel belirlemelerin ve soyut tan›mlar›n bir hükmü kalmam›flt›r. fiu an bir oranda, ayn› sorundan muzdarip olarak temel baz› fleyleri tekrarlamak zorunda kalaca¤›z. Ancak bu temel bilgileri sorgulamak bak›m›ndan bunu gerekli gördü¤ümüzü belirtelim. Çünkü aç›k ki, tüm tekrarlara karfl›n devrimin kitlelerin eseri olaca¤› gerçe¤inin kavran›fl›nda ciddi sorunlar vard›r, bu temelli bir sorundur. Öncelikle kendimize “neden kitleler?” sorusunu sormam›z gerekmektedir. Uzun uzad›ya aç›klamaya gerek yok ki tarihi yapan kitlelerdir ve biz de tarihsel misyonumuzun bir gere¤i olarak kitleleri hedeflemekteyiz. Ancak bu amac›m›za ulaflabilecek bir hatta m›y›z ya da gerçekten kitleleri hedefledi¤imiz söylenebilir mi tart›flmal›d›r. E¤er kitlelerin gerisinde sürükleniyor ve onlar›n s›çramal› hareketlerine karfl›n a¤›r aksak ad›mlarla yol al›yorsak amac›m›za ulaflamayaca¤›m›z bellidir. Ya da tersinden, kitlelerden kopuk bir ‘ayd›nlar grubu’ gibi, kendimizce ilerilerde yol al›yorsak da ayn› fley geçerlidir. Birinde nesnel gerçe¤in ge-

66


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64

Kitleler, bir baflka deyiflle kalabal›klar… Hem u¤runa mücadele verdi¤imiz hem de kazanmaya çal›flt›¤›m›z kalabal›klar… Rahatl›kla anlafl›l›r ki ‘kitleler’, flu haliyle genel bir kavramd›r. Bu genel kavram›n özüne inilmesi, faaliyetin kapsam›na göre kitlelerin tan›mlanmas› gerekmektedir. Bizim için söz konusu olan, devrimden ç›kar› olan halk kitleleridir. Ancak halk kitleleri de kendi içerisinde çeflitli s›n›f ve tabakalar› bar›nd›rmaktad›r. risinde kal›nd›¤›n›, di¤erinde öznel gerçeklere s›k›fl›p kal›nd›¤›n› söyleyebiliriz. Demek ki, “neden kitleler” sorusu, tüm basit görüflüne karfl›n gerçekte onlara nas›l bir misyon biçti¤imizle ba¤lant›l› olarak as›l cevab›n› bulmaktad›r. Bu durumda prati¤imize bakarak rahatl›kla flunu söyleyebiliriz. Kitlelere, yani tarihin yap›c›lar›na hak etti¤i de¤er vermiyoruz. Kitleler, söylem düzeyinde ya da objektif (nesnel) olarak, çal›flmalar›m›z›n “insan kayna¤›”, “lojistik” ihtiyaçlar› düzeyinde bir gerçeklik kazanm›flsa, kitlelerin rolüne dair MLM bir bilinç de edinilememifl demektir. Kitlelerden kast›m›z›n ne oldu¤u da sorulmas› gereken sorulardand›r. Kitleler, bir baflka deyiflle kalabal›klar… Hem u¤runa

mücadele verdi¤imiz hem de kazanmaya çal›flt›¤›m›z kalabal›klar… Rahatl›kla anlafl›l›r ki ‘kitleler’, flu haliyle genel bir kavramd›r. Bu genel kavram›n özüne inilmesi, faaliyetin kapsam›na göre kitlelerin tan›mlanmas› gerekmektedir. Bizim için söz konusu olan, devrimden ç›kar› olan halk kitleleridir. Ancak halk kitleleri de kendi içerisinde çeflitli s›n›f ve tabakalar› bar›nd›rmaktad›r. Toplumsal düzen taraf›ndan belirlenen s›n›flar, bu kapsamda halk kitleleri ve onun kendi içerisindeki öncü/önder, temel ve yedek güçler, bir devrim mücadelesinde analiz edilmesi gereken unsurlard›r. Objektif koflullara ba¤l› subjektif (öznel) gücün, yani Komünist Partisi’nin kendi teori ve program›n› hayata geçirebilmesi aç›s›ndan da bu

67


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64 zorunludur. Buradan daha ileriye gitti¤imizde Komünist Partisi (KP) için strateji, taktik, mücadele ve örgüt biçimleri bak›m›ndan farkl› kapsam ve içerikte birçok konunun ortaya ç›kt›¤›n› görürüz. ‹flte bu farkl› kapsam ve içerikteki konularda, en genelden en özel çal›flmalara dek, bir KP’nin ‘kitleler’ tan›mlamas› de¤iflik flekillerde somutlanabilir. Bu gereklidir de. Çünkü teorik analizler söz konusu oldu¤unda tan›mlad›¤›m›z ‘kitleler’ ile belli bir alan çal›flmas› ya da devrimin farkl› dönemlerinde tan›mlad›¤›m›z ‘kitleler’ ayn› olmayacakt›r. Genelden özele, basitten karmafl›¤a ve en önemlisi teoriden somut olana/prati¤e var›ld›kça, kitlelerden kastedilenin o özgülde ve gerçekte ne oldu¤unun tan›mlanmas› gerekecektir. Bu farkl› kapsamlardaki tan›mlar birbirini yads›mayacakt›r ama ancak bu yap›ld›¤›nda kitle çal›flmalar› genel bir söylemin ötesinde tart›fl›labilir hale gelecektir. ‹flti s›n›f›, emekçi s›n›flar ve ezilen kitlelerden, bir fabrika, semt veya yerel özgülünde kitlelere ve kitle çal›flmalar›n›n gerçekli¤ine var›lacakt›r. Bu sorun, her farkl› zaman ve mekânda, devrimin öznelerinin tan›mlanmas› ve harekete geçirilmesi prati¤inden de ba¤›ms›z de¤ildir. fiu halde do¤ald›r ki, tarihin bu özneleriyle olan iliflkilerimiz bizi belirleyen etmenler niteli¤indedir. Devrim mücadelelerinin ivme kazand›¤› dönemlerde oldu¤u gibi, en geri dönemlerde de kitle çal›flmalar› farkl› biçimlerde sürecektir. Ve her dönem, bulundu¤u noktadan ileri s›çrayacak dinamikler belirlenerek bu çal›flmalar devam edecektir. Bu bazen dura¤an bir görüntü ve geri bir biçim arz etse de as›l olan do¤ru potansiyeller üzerinde yo¤unlaflmak ve gelece¤e haz›rl›k yapabilmek olacakt›r. Çünkü dura¤anl›k ve gerilik, KP’nin ideolojisi ve çal›flma ruhunda de¤il, kitlelerin bilinç, deneyim ve örgüt gücünde bir zemine tekabül edecektir, öyleyse aç›k ki, biçimler farkl›laflsa da KP’nin

kitle çal›flmalar›n›n özü ayn› kalacak, ideolojik bir güç ve at›lgan bir ruhla sürdürülebilecektir. Tabii ki devrimin ilerleme ve gerilemelerinden kopuk, tekdüze veya flaflmaz bir ideolojik hat olamaz. ‹deolojimiz s›n›fl› bir toplumun ürünü oldu¤u kadar o toplumdaki her de¤iflimden de bir biçimde etkilenecektir. Bu, kendimizi yenilemenin kaç›n›lmaz bir gere¤idir ayn› zamanda. Fakat bundan öte, KP’nin birçok militan›n›n bilincinde çeflitli farkl›laflmalar oluflabilecektir. Bir gerileme döneminde bunun ideolojik k›r›lma ve erozyonlar halini alaca¤› bilinmez de¤ildir. Bugün dönüp dolafl›p “kitlelere güven”den söz ediyoruz. ‹çinden geçti¤imiz toplumsal sürecin ve bunun için de kendi örgütsel sürecimizin a¤›rl›¤› alt›nda kitlelere güvensizli¤in zemin buldu¤unu tespit edebiliyoruz. Devrimin kitlelerin eseri oldu¤unu ‘bilen’ Marksist-Leninist-Maoistler aç›s›ndan bu güvensizli¤in aç›k bir tezahürünü bulmak zordur. Ancak bu, sorunun özünü de¤ifltirmiyor. Kitlelerden kopuk, bazen ona ra¤men bir prati¤e hapsolmufl, bu da art›k kan›ksan›r hale gelmiflse bir flekilde ideolojik erozyona u¤ramam›z kaç›n›lmazd›r. Do¤ald›r ki bu da tarihin öznelerine, kitlelere yönelik bir bilinç dejenerasyonunu, objektif olarak/bizim irademizin d›fl›nda güvensizli¤i ortaya ç›kar›yor. Bunlara ra¤men e¤er hala kitlelere güvenimizin sars›lmazl›¤›ndan bahsediyorsak, bilinmelidir ki bu iyi niyetli bir temenniden ya da idealist bir inançtan öteye geçemez. Bu niyet ve inanc›n günümüzdeki yans›mas› tarihe ve gelece¤e at›fla kitle hareketlerine güvenin propagandas›d›r. Bu propagandada genel anlamda bir yanl›fl görmek mümkün de¤il. Fakat e¤er bugünün sorunlar›na yeterli ilgi gösterilmeyerek bu propaganda yap›l›yorsa, genel do¤rular›n kendisinin, belli gerçeklerin üstün örtmeye bafllad›¤›n› söyleyebiliriz. Tarihin deneyimleriyle ayd›nlanmak, bilinç ve irademizi beslemek tabi ki flu özgül-

68


de büyük önemdedir ve yap›lmal›d›r. Yine gelecekten tafl›nan umut, devrimcilerin varl›klar›n›n ayr›lmaz bir parças›d›r ve anlam›d›r. Ama bu bilinç, irade ve umudun, içinde bulundu¤umuz kesitte somutlanmas› da gerekmektedir. Bu olmad›¤›nda tarih ile gelecek aras›ndaki bir zincir kopmufl, ayaklar›m›z›n alt›ndaki zemin kaym›fl demektir. Gelece¤e ancak bugünün ad›mlar›yla yol olabilece¤imizi, devrimin daha parlak dönemlerine ancak bugün örece¤imiz tafllarla varabilece¤imizi unutmamal›y›z. O yüzden ‘bugün’ önemlidir. Hem tarihin diyalekti¤i hem de s›n›flar mücadelesinin geldi¤i aflama bak›m›ndan önemlidir. Bu nedenle ‘bugün’ atlanarak yap›lacak gelecek kurgular›n›n bizi flu anda ve kaç›n›lmaz olarak kendili¤indencili¤e mahkûm edece¤ini bilmeliyiz. Bu bir oranda gerçekli¤imizdir de. Bu noktada sergilenecek kendili¤indencili¤in sa¤ veya sol, kitlelerin gerisinde veya ilerisinde tezahürlerinin olmas›n›n özde bir farkl› yoktur. Lenin’in Ne Yapmal› adl› makalesinde ‘ekonomistler’ ile ‘teröristlerin’ kendili¤indenli¤i aras›ndaki ortak kökene iliflkin vurgusunu hat›rlayacak olursak, sorunun, bir biçimde kitle hareketiyle ba¤ kuramamak oldu¤u aç›kt›r. Ve bu öznel yarg›lara karfl›n objektif bir durumdur. Lenin flöyle diyordu: “…Ekonomistlerle günümüz teröristlerinin ortak bir kökü var: bu, önceki bölümde genel bir olgu olarak söz etti¤imiz ve flimdi politik faaliyet ve politik mücadele alan›ndaki etkileri aç›s›ndan inceleyece¤imiz kendili¤indenli¤e tapman›n ta kendisidir. ‹lk bak›flta, iddiam›z paradoks gelebilir, çünkü ‘monoton günlük mücadele’yi vurgulayanlarla tek tek insanlar› en özverili mücadeleye ça¤›ranlar aras›ndaki fark çok büyük gözükür. Fakat bu paradoks de¤ildir. Ekonomistler ve teröristler, kendili¤inden hareketin iki farkl› kutbuna tapanlard›r; Ekonomistler, ‘salt-iflçi hareketi’nin kendili¤indenli¤ine teröristler ise devrimci

çal›flmay› iflçi hareketiyle bir bütün halinde birlefltirmeyi bilmeyen ya da bu olanaktan yoksun ayd›nlar›n tutkulu öfkesinin kendili¤indenli¤ine taparlar…”2 Tarih, kitle hareketlerinin muazzam kalk›fl ve inifllerine tan›kt›r. Marks’›n da belirtti¤i gibi tarihin yüzy›la bedel on y›llar› ve on y›llara bedel yüzy›llar› vard›r. Bunu belirleyen tabii ki üretim yap›lar› üzerinde, kabaran veya alçalan s›n›f mücadeleleridir. Tarihteki çeflitli altüst olufllara ve ça¤dafl devrimlere bakt›¤›m›zda, kitlelerin dönüfltürücü büyük kalk›fllar›n›n, ço¤u kez, ona önderlik iddias›yla yola ç›kanlar›n iradesinden ba¤›ms›z olarak, hatta bazen ona ra¤men gerçekleflti¤ini görürüz. Önderlik iddias›ndakilerin bilinç ve iradesi ancak nesnel koflullar üzerinde flekillenecek ve etkide bulunabilecektir. Bu, tarihsel bir hareketi yavafllatabilecek veya h›zland›rabilecektir. Fakat tart›flmas›z, tarihsel hareketin d›fl›na ç›kamayacak veya onu durduramayacakt›r. Bu anlamda bilimsel olan›n, öncelikle bu tarihsel hareketi keflfetmek ona ayak uydurmak oldu¤u aç›kt›r. Konumuz özgülünde bu, kitle hareketleridir ve ayak uydurman›n ötesinde, ona önderlik edebilmenin tek yolu kitle hareketinin yönünü do¤ru tespit edebilmektir. Bu ‘yön tespiti’ bir kez yap›l›p sonlanan bir ifl de¤ildir. Ayn› ‘kitleler’ tan›m›m›zda anlatmaya çal›flt›¤›m›z biçimde, en genel olarak ezilenlerin tarihsel hareketinde yap›laca¤› gibi, bulunan zaman ve mekâna göre, toplumu oluflturan dinamikler ve tek tek alanlar bak›m›ndan da yap›lmal›d›r. Bir KP’nin faaliyet biçimlerini ve onun rotas›n› belirleyecek olanlar da bunlard›r. Bu bilimsel yaklafl›m› hâkim k›labildi¤imizde ‘at›l›m’ ve ‘yenilgilerimiz’ kitlelere ra¤men ya da onlar›n d›fl›nda de¤il, tamam›yla onlar›n tarihsel at›l›m ve yenilgilerine ba¤l› olarak gerçekleflecektir. Buradan da anlafl›laca¤› gibi bazen bizim tüm çal›flmalar›m›za ve ›srarl› çabalar›m›za ra¤men devrim hareketi geçici dura-

69

Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64 ¤anl›klar veya yenilgiler yaflayabilecektir. Teorik-programatik bilgilerimizi ve oradan hareketle strateji ve taktiklerimizi do¤ru kabul etti¤imizde aç›k ki dura¤anl›k ve yenilgiler tamam›yla nesnel gerçeklerin dayatmas›yla ortaya ç›kacakt›r. Bu, bir oranda ‘do¤al’ karfl›lanacak bir durumdur ve yeni duruma uygun olarak faaliyetlerin düzenlenmesinden baflka pek bir çözümü yoktur. Marksist-Leninist-Maoistlerin baflar›s›zl›klar›n› de¤erlendirmede söz konusu nesnel ve öznel gerçeklerin pay›n› do¤ru koyabilmesi büyük önemdedir. Bugün bu noktada da kafa kar›fl›kl›¤› yaflad›¤›m›z› belirtebiliriz. Objektif duruma ra¤men çözüm üretme-

yaklafl›mlar da çözüm üretmekten acizdir. Oysa her elefltiri ve özelefltiri, at›lacak ad›mlar› somutlayabildi¤i oranda asl›nda gerçekten kavranarak ortaya konmufltur. Buradan hareketle, bugün bir bütün KP saflar› için ve daha özelde olanlar, komiteler, birimler için do¤ru politika ve görevleri somutlayarak ifle bafllanmas› gerekti¤i aç›kt›r. Aksi, hantal bir bünye ve önemli bir zaman kayb› olacakt›r. E¤er yap›lacaklar› saptamakta bir subjektiflik görüyorsak hedefledi¤imiz alan ve kitleler üzerinde araflt›rma ve tahlillerle ifle bafltan bafllanmas› gereklidir. Di¤er türlü, nesnel gerçe¤e iliflkin yorumlar›m›z, politika, yöntem ve araçlar›m›z tart›fl-

‹ktidar bilincindeki zay›fl›¤› tart›fl›rken emperyalist-kapitalist sistemin ekonomik, siyasal, ideolojik ve kültürel sald›r›lar›, bunlar›n devrimciler üzerindeki etkileri araflt›r›lmal›d›r. Ba¤lant›l› olmakla birlikte, ülkemizdeki devrimci hareketin yaflad›¤› ‘yenilgi ve baflar›s›zl›klar’ bu araflt›rman›n önemli bir parças› olmal›d›r. ye çal›flt›¤›m›z ya da onun olumsuz etkilerini yok sayarak kendimize elefltiri oklar›n› yöneltti¤imiz oluyor. Tersinden kendi hata ve yetmezliklerimizi objektif durumla aç›klad›¤›m›z da oluyor. Bu ikincisi, bugün daha dikkat gerektirir. Yanl›fl bir alg›lama halini alm›flt›r. Kendi sorumluluklar›m›zla, objektif flartlar›n s›n›r›n› birbirine kar›flt›rd›¤›m›zda, kendi pay›m›z› da bu koflullara yüklememiz yüksek olas›l›kt›r. Bu hatal› yaklafl›m›n, politika ve görevleri saptarken gerçek d›fl› kurgularla hareket etmesi kaç›n›lmazd›r. Di¤er aç›dan, iç rahatlatmaktan öteye geçmeyen, bir nevi günah ç›kar›rcas›na özelefltirel

mal› hale gelecektir. Bu konuda Mao’nun afla¤›daki yaklafl›m› tüm faaliyetçilerimiz için de bir referans olmal›d›r: “Koflullar› ö¤renmenin biricik yolu, sosyal araflt›rmalar yapmak, her sosyal s›n›f›n gerçek hayattaki durumunu araflt›rmakt›r. Bir çal›flman›n yönetiminden sorumlu olanlar için koflullar› ö¤renmenin temel yöntemi belli bir plan içinde, çal›flmalar›n› birkaç flehir ve köy üzerinde yo¤unlaflt›r›p, Marksizm’in temel bak›fl aç›s›n›, yani s›n›f tahlili yöntemini kullanarak derinlemesine araflt›rmalar yapmakt›r. Çin’in sosyal kurumlar›na iliflkin en basit bilgileri bile ancak bu yolla elde edebiliriz.

70


(…) ‹kinci olarak, bilgi derleme toplant›lar› düzenleyin…”3 Kitle çal›flmalar›m›zdaki sorunlar›n nedenine e¤ildi¤imizde görüyoruz ki iktidar olma bilincinde önemli bir zay›flama mevcuttur. MLM’leri de içine alan Türkiye Devrimci Hareketi’nin bugünkü bunal›m noktalar›ndan birisidir bu. Bu sorundan kaynakl› çeflitli sapmalar ve ideolojik hastal›klar bafl gösteriyor. ‹ktidar olma bilincindeki zay›flama ilk olarak yetinmecili¤i, kendini idame ettirmek için yaflamay› beraberinde getiriyor. Böylece teorik olarak savunulan iddia ve düflüncelerden uzaklafl›lm›fl oluyor. Bu ayn› zamanda kitle faaliyetlerinden uzaklaflmay› da beraberinde getiriyor. Devrimin kitlelerin eseri oldu¤unu söylerken dahi böyle bir uzaklaflmadan söz ediyorsak, belirlemelerimizin soyut kalmas› durumuyla karfl› karfl›yay›zd›r. Belirlemelerin kavray›fltan uzak olmas›d›r bu. Kavramak, en baflta bir konu özgülünde çeliflkilerin anlafl›lmas›yla, pratikte harekete yön verecek somut ad›mlar›n at›lmas›yla ölçülür. Devrimci faaliyet, bir anlamda kitlelerin sorunlar›n› çözümleme, onlar›n düzenle çeliflkilerini a盤a ç›karma ve bu kapsamda bilinçlendirme ve örgütlenme faaliyetidir. Böyle bir faaliyetten uzaklaflma asl›nda komünist ve devrimcilikte de bir yabanc›laflmaya iflaret ediyordur. Bahsetti¤imiz kendini idameyle s›n›rl› yaflam›n özünde de bu durumun kan›ksanmas› vard›r. Bir baflka deyiflle de iktidar iddias›ndan somutta vazgeçifltir. ‹ktidar bilincindeki zay›fl›¤› tart›fl›rken emperyalist-kapitalist sistemin ekonomik, siyasal, ideolojik ve kültürel sald›r›lar›, bunlar›n devrimciler üzerindeki etkileri araflt›r›lmal›d›r. Ba¤lant›l› olmakla birlikte, ülkemizdeki devrimci hareketin yaflad›¤› ‘yenilgi ve baflar›s›zl›klar’ bu araflt›rman›n önemli bir parças› olmal›d›r. Sonuçta komünist ve devrimciler, kendilerini üzerinde yükseldik-

leri topraklardan koparan somut nedenler a盤a ç›kar›lmak zorundad›r. Çünkü hiçbir yaflam ona can veren topraklardan kopar›ld›ktan sonra uzun süre varl›¤›n› sürdüremez. Komünist ve devrimciler için de halk bu kapsamdad›r. Kitlelerden kopulmuflsa bitkisel yaflama girilmifl demektir. Yaflam devam ediyor gibi görünse de bu asl›nda cihaza ba¤l›, gelece¤i belirsiz bir yaflamd›r. Bu gerçe¤i komünist ve devrimciler elbette ki biliyorlar. Fakat egemen güçlerin temel noktalarda bize dönük dayatmalar›n›, çözümlenip ortaya yeterli bir irade koyulamad›¤› için bitkisel yaflama mahkûmiyet sürmektedir. O zaman aç›k ki tüm bu dayatma ve sald›r›lara karfl› en baflta üzerinde yaflad›¤›m›z topra¤a köklerimizle s›k›ca ba¤lanmal›y›z. Bir anlam› ile hastal›klar›m›z›n-baflar›s›zl›klar›m›z›n nedeni ve çözümü burada aranmal›d›r. Mitolojideki kahraman gibi topra¤›m›zdan kopunca ortada güç vs. kalmamaktad›r, onun için topra¤›m›za basmal› ve ona s›k›ca ba¤lanmal›y›z. Bu ba¤lanman›n yolu do¤al olarak kitle faaliyetleri olacakt›r. Ama tabi ki bu tan›mlanmak zorundad›r. Buraya kadar söylediklerimiz gerekli baz› bafll›klara de¤inse de bugün art›k as›l olarak baflka fleyler söylemek gerekmektedir. Somutta çözüm üretmeyen yaz› ve söylemlerin gelifltirmedi¤ine dikkat çekmifltik. O halde bugün iktidarlaflma bilincindeki kay›plar› konuflmal›y›z. Nas›l iktidarlaflaca¤›m›z› ve bunun ideoloji, politika ve örgütte gereklerini konuflmal›y›z. Çünkü e¤er bitkisel bir yaflama mahkûm kalmak istemiyorsak darlaflm›fl bünyeyi yaflatma, onun dar ç›karlar›na hizmet etme kayg›lar›yla de¤il kitlelerin ç›karlar›na hizmet etme kayg›s›yla hareket etmeliyiz. Çünkü aç›k ki KP’nin ç›karlar› kitlelerin ç›karlar›yla kopmaz bir iliflki içindedir ve burada ölçüt ikincinin ç›karlar›d›r. “Kitlelere güven duyulmal›d›r. Egemen s›n›flar›n yo¤un biçimde gelifltirdi¤i mani-

71

Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64 pülasyonlar›n, din, e¤itim vb. faktörlerin etkisiyle, ilk aflamalarda bir dizi konu ve faaliyete yabanc›l›k gösterecek, hatta tepki duyup engellemeye çal›flacak olan kitlelere karfl› olumsuz yönde tepki gösterme hakk›m›z yoktur. Onlara karfl› büyük bir sab›rla yaklafl›lmal›, küçümseyici tav›rlardan uzak durulmal›d›r. ‹lk planda en yoksul ve en çok ezilen kesimlere yönelinilmesinin nedeni, çeliflkileri en keskin biçimde yaflamakta olmalar›ndan dolay›, devrimci düflüncelere ve örgütlenmeye yatk›n olufllar›d›r. Di¤er yandan, kitlelerin en geri kesimleri tarafs›zlaflt›r›lmaya, orta kesimleri ilerletilmeye, ileri olanlar örgütlenmeye ve aktif k›l›nmaya çal›fl›lmal›d›r.” Son oturumun “kitlelere güven” fliar› temel bir noktaya parmak basmakta, daha da önemlisi at›lacak ad›mlar›n yönünü göstermektedir. Kitlelere güven erozyonunun oldu¤u bir aflamadaki ideolojik k›r›lmalara de¤inerek, tasfiyecili¤in yayg›n oldu¤u flu süreçte, bunu kaba ve ince yans›malar›na karfl› verilecek ideolojik mücadeleye iflaret etmektedir. Bu belirtilenler Partinin iktidarlaflmas›n›n nereden geçti¤ini bize bir kez daha göstermelidir. Yaflanan sürecin iki yönünü görmemiz gerekiyor. Birincisi, ülkemizdeki derin yoksulluk ve çeliflkilere ra¤men egemenler bu süreci yönetebiliyorlar. Yani düz bir mant›kla, yaflanan sefalete karfl›n s›n›f mücadelesinin ivmesi düflük ve bu bir çeliflki oluflturuyor. ‹kincisi, birinciyle ba¤lant›l› olarak, kitlelerdeki bu yoksulluk ve sefalete karfl›n devrimci ve komünistler, kitleler içinde örgütlenme yaratam›yorlar. Bu da önemli bir çeliflki oluflturuyor. Birinci çeliflkinin çözümünün de ikinci çeliflkinin çözümüne ba¤l› oldu¤unu söylemeliyiz. Ve bu nokta üzerinde durmal›y›z. fiu an KP’nin bu kapsamdaki sorunlar›n› bütünüyle ele almaya kalk›flmak verimsiz bir yöntem olacakt›r. Yine flu an, birebir koflullar›n kendisinden çok, o koflullar üzerinde

flekillenen politik tav›r ve yöntemlerimizi tart›flmak daha do¤ru olacakt›r. Bu ba¤lamda hedefimiz kitle faaliyetimizin kimi sorunlar›, bunlar›n somut görüngüleri ve baz› deneyimler üzerinde fikir yürütmek olacakt›r. Yaz›m›z›n bafllar›nda da anlatmaya çal›flt›¤›m›z gibi, kitle çal›flmalar› belirli bir alan ve faaliyet özgülünde tan›mlanmak zorundad›r. Bu tan›mlama genel politik çizgilerle uyum gösterse de ondan do¤rudan ortaya ç›kar›labilecek bir fley de¤ildir. Faaliyetin alan ve kapsam› darald›kça veya belli bir soruna odaklan›ld›kça o özgülde do¤ru politikalar›n oluflturulmas› gerekecektir. Politik teflhirler, Ajitasyon/Propaganda (A/P) çal›flmalar› bu do¤ru politikalar üzerinde gerçeklefltirilecektir. Çünkü her bir parçadaki çal›flmay› de¤iflik kanallardan taktiklerimize ve stratejimize ba¤layabiliriz. Her birine ayn› politika ve araçlarla yaklaflmam›z mümkün de¤ildir. Buradan da anlafl›laca¤› gibi A/P yöntem ve araçlar›m›z› belirleyecek olan da belirleyece¤imiz politika ve hedeflerdir. Politik hedefler ortaya konmadan, çal›flman›n kapsam ve ayaklar› belirlenmeden faaliyetlerimizin istikrarl› ve sonuç al›c› olmas› beklenmemelidir. Bu yüzden belirlenecek zaman dilimi içerisinde hangi sonuçlar›n elde edilmek istendi¤i ayl›k, y›ll›k ve duruma göre birkaç y›ll›k planlarla da ortaya konulmal›d›r. Belki bu planlar› de¤ifltirmek gerekecektir fakat her halükarda belirlenmifl hedefler, çal›flman›n tempo ve baflar›s›n›n itici güçlerinden biri olacakt›r. Bu ayn› zamanda onun baflar› ölçütü de olacakt›r. Aksi halde ne baflar›lardan ne de baflar›s›zl›klardan somut bir aç›kl›kta söz edebiliriz. Tam olarak neyi ifade etti¤i bilinmeyen “gerekliliklere” göre faaliyet yürütülmüfl olunacak, baflar› ve baflar›s›zl›klar tespit edilip ders ç›kar›lamayacakt›r. Oysa her alan›n koflullar›na ve parti örgütünün gücüne göre niceliksel olarak küçük bir kazan›m baflar› say›labilecekken, tersinden kimi say›sal büyüklükler de baflar›

72


say›labilecektir. Bunu bize sunabilecek olan soyut “gereklilikler” de¤il, somut politik ve örgütsel hedeflerdir. Öyleyse temel bir do¤ru olarak do¤ru politikan›n belirleyicili¤ini tespit etmeliyiz. Ancak bu oldu¤unda yetersiz örgütsel güç ve olanaklar›n yaratt›¤› engeller tali duruma düflebilir. Çünkü do¤ru bir politika, örgütsel güç ve olanaklar› da hesaba katacakt›r. Fakat do¤ru politika olmad›¤›nda varolan örgütsel gücün de ifle yaramayaca¤›, zamanla erozyona u¤rayaca¤› aç›kt›r. Bu ayn› durum kitle çal›flmalar›m›z, A/P yöntemlerimiz için de geçerlidir. Do¤ru politikalar üzerinde yükselmedi¤inde en yetkin araç ve yöntemler dahi baflar›s›z kalmaya mahkûm olacak ya da çok s›n›rl› katk›lar sunacakt›r. Fakat e¤er do¤ru politikalar belirlenebilmiflse bu araç ve yöntemlerin katk›s› katbekat artacakt›r. Araç ve yöntemler önemsiz de¤ildir. Tersine ço¤u kez ciddi bir sorun olabilmekte, kimi önemli süreçlerde kritik ifllevler kazanabilmektedir. Ancak bugün politikan›n öncelikli oldu¤unu, bunu netlefltirmeden araç ve yöntemleri tart›flman›n k›s›r döngü olaca¤›n› bilerek konuya yo¤unlaflmal›y›z. Politikay› tart›flmak, kitleleri örgütleme siyasetiyle efl anlaml›d›r. Bu noktada Mao’nun afla¤›daki belirlemesi kendi prati¤imiz aç›s›ndan da aç›klay›c› özellikler gösterecektir. “Kitlelerin gücünü örgütlemek

bir siyasettir. Peki, bunun tersi bir siyaset var m›d›r? Evet, vard›r. Bu siyaset, kitle bak›fl aç›s›ndan yoksundur; kitlelere güvenmede ya da onlar› örgütlemede yetersiz kal›r; köylerde, orduda, hükümette ve öbür örgütlerde, okul ve fabrikalardaki kitlelerin örgütlenmesine hiç önem vermezken dikkatini bütünüyle maliye, ikmal ya da ticaret kurulufllar›nda çal›flan az say›da insan› örgütleme üzerinde yo¤unlaflt›r›r. Bu siyaset, ekonomik çal›flmay› genifl bir hareket ya da yayg›n bir cephe olarak de¤il de, mali güçlükleri gidermenin bir yolu olarak kabul eder. ‹flte öteki siyaset, yanl›fl siyaset budur…”4 Mao’nun bu belirlemesi 1943 y›l›nda devrimci hükümet ve k›z›l siyasi üsler koflullar›nda “Örgütlenin!” ça¤r›s›na dayan›yor. Bugün farkl› koflullarda ayn› ça¤r›yla yüz yüze oldu¤umuz biliniyor. ‹flte bu noktada kapsam ve çap› farkl› olsa da özünde yetinmecili¤e ve ‘geçinmeci kitle çizgisine’ denk düflen anlay›fllara yüklenilmesi anlaml›d›r. Aç›k ki bugün ciddi daralmalar yaflayan TDH ve MLM’ler aç›s›ndan söz konusu yetinmecilik, siyaset sahnesinden silinmekle ayn› anlamdad›r. Burada temelde sorun, kitlelere objektif olarak “lojistikçi” yaklafl›md›r. Özellikle gerilla savafl› ve onula ba¤lant›l› birçok faaliyetimizi düflündü¤ümüzde bunun somut görüngülerini bulmak zor ol-

73

Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64 mayacakt›r. Faaliyetlerimiz o alandaki köylü kitlelerini örgütlemeyi baflaramam›flsa, bu sorun sadece sonuçta de¤il en bafl›ndan itibaren karfl›m›za ç›km›flsa arada geçinmeci kitle çizgisinin yaflam bulmas› kaç›n›lmazd›r. Çünkü yürütülmek istenen bir savafl ve bunun da varl›¤›n› zorunlu k›lan asgari bir maddi olanak, lojistik ve insan kayna¤› ihtiyac› vard›r. Bu ihtiyaçlar›n Parti taraf›ndan temin edilmesinin zaman zaman ne gibi bir tüketicili¤e tekabül etti¤i biliniyor. ‹flte orada varl›k bulan fley, kitlelerin gücünü örgütleme siyaseti de¤il, tersine varolan›n idamesini sa¤layacak çal›flmalara hapsolmuflluktur. Bu, üretmeyen, tüketicili¤iyle di¤er çal›flmalar› da zay›flatan bir gerçekliktir. Bunun alanlar ve kitleler, belirlenen politikalar özgülünde nereden kaynakland›¤› ayr› bir konu ve flu an onu tart›flmayaca¤›z. Fakat net olan bir fley var ki, en büyük emek ve çabayla gerçeklefltirdi¤imiz faaliyetlerimizde bile geçinmeci bir çizgiye kayabiliyoruz. Sorunun nedenini Partinin ve militanlar›n›n mücadeledeki ›srar›nda aramayacaksak –ki ortaya konan çaba ve fedakârl›k bunu mümkün k›lmaz- onlara yön veren anlay›fllarda ve yanl›fl politikalarda arayaca¤›m›z bellidir. Bunu belirterek geçelim.

do¤ru önderlik tarz›n› teorik de olsa hepimiz biliyoruz. Kitlelerin “da¤›n›k ve sistemleflmemifl” fikirlerini al›p ifllemek, birbirleri aras›ndaki ba¤› kurmak ve gizli b›rak›lan› a盤a ç›karmak… Teflhir faaliyetlerinde, A/P çal›flmalar›nda ilk elde rehberimiz bu yöntemler olmal›d›r. Öyleyse birincisi, kitlelerin sorunlar›n› ve onlar›n fikirlerini hareket noktam›z olarak alaca¤›z. Onlara haz›r, genel-geçer söylemlerle gitmeyecek, tamamen canl› ve somut, onlar›n yaflam›n› etkileyen olaylar üzerinden gidece¤iz. Bu, o kitlelere giderken belli bir politika veya çeflitli sonuçlar tafl›mamak de¤ildir. Tersine merkezi politikalar›m›z› hayata geçirirken bile onlar›n sorunlar›yla ve bilinç düzeyiyle ba¤lant› kurmaya özen göstermektir. ‹kincisi, sistemin, özellikle medya eliyle yapt›¤›, meseleleri ve olaylar› birbirinden kopuk, do¤al veya kendili¤inden gösteren ama nihayetinde s›n›f savafl›m›n› gizleyen yöntemlerine karfl› bitmek bilmeyen bir ayd›nlatma çabas›nda olmal›y›z. Pek çok faaliyetçi, düzenin ve devrim mücadelesinin temel baz› bilgilerine sahip kitle iliflkilerine, her yeni gündem ve sorunda MLM görüfllerinin tafl›nmas› gereklili¤ini kavrayam›yorlar. Yada bunu baflaram›yorlar.

Kitle çal›flmalar›m›zda, A/P yöntemlerimizde, yaz›l› ve sözlü ifadelerimizde belli kal›plarla hareket etti¤imizi söyleyebiliriz. Yukar›da sözünü etti¤imiz soyut “gereklilikler” de bununla ba¤lant›l› düflünülebilir. Düzenin, devletin ve politikalar›n›n teflhiri de¤iflmeyen, tekdüze bir söylemle, onun en kaba görüngüleri üzerinden yap›ld›¤›nda, bilinç etkisi çok zay›f olacakt›r. Kitlelerin, üretim içindeki konumlar› gere¤i, ço¤u kez bizden daha iyi flekilde düzenin ve devletin temel gerçeklerini gördü¤ünü biliyoruz. Bu tabii ki ampirik (deneysel) ve alg›sal bir kavray›fl düzeyindedir. Devrimcilerin rolü de asl›nda burada bafllamaktad›r. Mao’nun “kitlelerden kitlelere” olarak ifade etti¤i

Kitlelere her gitti¤imizde çeflitli sorunlara dair aç›k ve sistematik bir fikre sahip olmam›z gerekir. Anlafl›l›rl›k ve kavrat›c›l›k ancak bu yolla sa¤lanabilir ve kitle iliflkilerimiz daha ileri bir noktaya tafl›nabilirler. Tersi durumda genel-geçer tart›flma ve fikirlerin tekrardan öteye geçmeyece¤i, zaman içinde ruhsuzlu¤u ve gerilemeyi do¤uraca¤› bilinmelidir. Sonuçta hiçbir görüfl ya da kifli -bu komünist bile olsa- eskimez, gerilemez de¤ildir. O, her yeni durum içerisinde yeniden üretilip gelifltirilmedi¤i müddetçe içinde canl› ve faal olan ne varsa yitirmeye mahkûmdur. Bilinç tafl›ma faaliyetini düflündü¤ümüzde böyle bir zay›fl›k hem kitleler hem de faaliyetçilerimiz için geçerlidir.

74


Fakat anlafl›l›r ki, her yeni durumda bu canl›l›¤› ve yeniden üretimi baflarmak sadece ‘gereklili¤ine’ dair bir genel kan›yla sa¤lanamaz. Bunun için en baflta faaliyetçilerimizin bu niteli¤e ulaflmalar› gerekir. “Parti propagandas›n› yürütmek için, komünistler bizim kadrolar›m›z›, Marksist-Leninist ö¤retiyle donatmak zorundad›r. Toplumsal geliflim ve politik mücadelenin yasalar›yla ilgili bilimle, parti üyelerini de donatmal›lar. Partisiz Bolflevikler gibi, parti taraftarlar›n›n da politik e¤itimini sa¤lamal›d›r. Bolflevik ajitasyon, halk›n ideolojik ve politik e¤itiminde, parti kitle aras›ndaki ba¤›n sa¤lamlaflt›r›lmas›nda, parti politikas›n›n genifl kitlelere aç›klanmas›nda ve onlar›n Sovyet rejiminin ve Partinin karar ve direktiflerinin yerine getirilmesi için seferber edilmesinde en önemli araçt›r.”5 Anlafl›ld›¤› gibi politik e¤itim, faaliyetçilerimizi ve onunla iliflki içerisinde kitle iliflkilerimizi de kapsamak zorundad›r. Fakat bunda öncelikli ve belirleyici olan›n faaliyetçilerimizin ilk temel e¤itimleridir. Demek ki, kitle faaliyetlerimizde, A/P çal›flmalar›m›zda genel-geçer söylemlere, kal›psal yaklafl›mlara karfl› mücadelenin önemli bir aya¤› politik e¤itimden oluflmaktad›r. Partinin düzenledi¤i son oturumlarda da sürekli bu noktaya vurgu yapt›¤›, politik seviyenin yükseltilmesinin gereklili¤i biliniyor. Ancak bunu belirlemifl olmak yetmiyor. Sorunun biraz daha içine yönelmek, yanl›fl mant›k ve flekilleniflleri a盤a ç›karmak gerekiyor. Böyle bak›nca kimi yaklafl›mlar›m›zda devrimi yanl›fl kavrayan toptanc›, dogmatik bir mant›k görebiliyoruz. Düzenin ço¤u kez kitlelerin de yaflayarak ö¤rendi¤i genel özelliklerini teflhirle yetinen anlay›fllar bulundu¤unu belirtmifltik. Bu yanl›fl anlay›fl› tamamlayan di¤er bir yanl›fl da tüm sorunlar›n devrimle çözülebilece¤i gibi bir mant›kla toptanc› propaganda yürütülmesidir. Bili-

nen ifadeyle tüm sorunlar›n devrime havale edilmesidir bu. Hemen belirtmek gerekir ki, devrim ve sosyalizm inanc›n›n dünya ve ülke çap›nda en büyük k›r›lma yaflad›¤› bir dönemde söz konusu toptanc› propagandan›n en yak›n çevrelerimiz d›fl›nda bir yank› bulmas› mümkün de¤ildir. Fakat bahsetti¤imiz k›r›lma olmasayd› da bu toptanc› yaklafl›m hatal› olurdu. Çünkü daha önce de belirtti¤imiz gibi tarih tekdüze bir hattan ibaret de¤ildir. Tarih zincirinin her döneme özgü vazgeçilmez halkalar› vard›r. Üzerinden atlan›lan her halka tüm zincirin kopmas›na yol açacak bir niteli¤e sahiptir. Devrimin bir y›k›m oldu¤u kadar ayn› zamanda bir infla faaliyeti oldu¤unu düflünürsek, kitlelerin talep ve sorunlar›nda, her özgülde çeflitli çözümlerin ortaya konmas› gerekti¤i dahas› bu kazan›mlar›n kitlelere nüfuz ettirilmesi gerekti¤i aç›kt›r. Bahsetti¤imiz fley, ekonomist, reformist bir anlay›fl de¤ildir tabii ki. Tersine her kazan›m› ve sisteme kabul ettirilen her reformcu, devrimin ç›karlar›yla kopmaz bir flekilde ba¤lanmakt›r. Do¤al ki, bu, somut talep ve haklar u¤runa mücadeleyi, bu amaçla A/P çal›flmalar›n› da zorunlu k›lar. Ço¤unlukla üzerinden atlad›¤›m›z ya da çeflitli nedenlerle yeterli özeni göstermedi¤imiz konulardan birisi budur. Bu nedenle ortaya ç›kacak baflka eksiklikler olaca¤›n› da bilmeliyiz. E¤er saflar›m›zda kitlelerin sorunlar›na karfl›, politikaya karfl› bir ilgisizlik tespit ediyorsak, faaliyetçilerimizin teflhir faaliyetinde, A/P çal›flmalar›nda da bir darl›k, cans›zl›k olmas› kaç›n›lmazd›r. Bu tamamen bilinç ve kavray›flla, nelerin kendini ihtiyaç hissettirdi¤iyle alakal› bir durumdur. Kitlelerin sorunlar›na ilgisiz bir faaliyetçinin teflhir faaliyetini veya A/P çal›flmalar›n› içerikçe zengin, güncel ve somut bir flekilde yürütebilmesi mümkün müdür? Ya da politikaya ilgisiz bir faaliyetçinin, tek tek sorunlar› s›n›f bilinciyle birlefltirilebilmesi, propaganda materyal ve yöntemlerini nitelikli k›lmas› mümkün müdür? Tabi ki hay›r. Kitlenin so-

75

Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64 runlar›na ve do¤al olarak politikaya ilgisiz bir faaliyetçinin kitle çal›flmalar›na yeterli ilgiyi gösterece¤ini, bu konuda aktif ve yarat›c› bir çaba içerisinde olaca¤›n› düflünemeyiz bile. O halde geldi¤imiz nokta tekrardan kitlelerin sorunlar› karfl›s›ndaki duruflumuz ve politik niteli¤imizdir. Kalinin’in çarp›c› bir flekilde ifade etti¤i gibi “Kitleyi arkan›zdan sürüklemek için kitleyle birlikte yan›p tutuflman›z gerekir.” Kitlelerden büyük bir kopuklu¤un yafland›¤› flu süreçte, kavray›fl olarak da ne yaz›k ki böyle bir gerçeklikte oldu¤umuzu söyleyemeyiz. Çal›flmalar›m›z içerisinde s›k›nt›s›n› yaflad›¤›m›z konulardan birisi de belirli

günlere ve belirli biçimlere endekslenmifl çal›flmalard›r. Ço¤u kez belli anma, y›ldönümü ve kutlamalara denk düflen, hitap etti¤i kitleler bak›m›ndan da do¤al olarak bir darl›¤› ifade eden bu çal›flmalar; parti güçlerinin enerjisinin önemli bir bölümünü kaplamaktad›r. Burada söz konusu olan, bu belirli günlere dair çal›flmalar›n yap›l›p yap›lmayaca¤› de¤ildir. Fakat e¤er bu çal›flmalar partinin “kendisi için” bir çal›flmaya dönüflmüflse, as›l kitle çal›flmalar›na k›yasla hâkim pozisyona gelmiflse bunun sorgulanmas› gerekmektedir. Belirli gün ve tarihlere iliflkin çal›flmalar›, kitle çal›flmalar›ndan tümüyle ayr› düflünmeyiz. Ama bilinir ki, bu ancak

Son süreçte ekonomideki geliflmelerin hemen tüm alanlardaki yans›malar› faaliyetçilerimizin politik ajitasyonunun vazgeçilmez bir unsuru olacakt›r. Görüldü¤ü gibi politika ajitasyonumuzun kapsam› daralmayacak, tersine yeni geliflmelerin etkisiyle daha da geniflleyecektir.

kitlelerin o gün ve tarihlerle nas›l bir iliflkisinin kuruldu¤u, onlar› ne kadar sahiplendi¤iyle ilgilidir. Yine içeri¤i hangi zaman dilimine ait olursa olsun, bu çal›flmalar›n güncelle ba¤›n›n ne kadar kurulabildi¤iyle ilgilidir. Bunlar olmad›¤›nda, s›n›f mücadelesi ve Partinin art›k gelenekselleflmifl ve ‘do¤al’ çal›flmalar› dahi yer yer ‘sorun’ olarak karfl›m›za ç›kacakt›r. Sonuçta, günümüz özgülünde s›n›rl› bir örgütsel güç üzerinde konuflu-

76


yoruz. Ve bu gücün enerjisini, geliflim sa¤layacak en verimli flekilde kullanabilmeyi tart›fl›yoruz. Tüm çal›flmalar›m›zda bu sorgulay›c›l›¤› iflletmedi¤imizde, hep vurguland›¤› gibi, do¤runun zamanla yanl›fla evrilmesi olas›d›r. Parti faaliyetlerinin amac›na iliflkin ister kavray›fl eksikli¤inden ister zorunluluklardan kaynakl› olsun, e¤er bir darlaflma ve hafiflik fark ediyorsak, de¤ifltirilmedi¤inde bunun bir bilinç kaymas› yarataca¤› bilinmelidir. Bunun devam› yetinmecilik, kan›ksama ve benzer yanl›fl flekillenifllerin kaç›n›lmaz olarak tüm bünyeye yay›lmas› olacakt›r. Unutmamal›y›z ki, ‘kitleler aras›nda politik teflhirler A/P çal›flmalar› vb. kampanyadan kampanyaya, bir önemli tarihten bir baflkas›na yap›l›veren bir ifl de¤ildir.’ Burada tekrar hat›rlat›lmas› gereken bir nokta var. Politik teflhirler, A/P ve örgütlenme çal›flmalar› bizim ‘her günkü faaliyetimiz’ olmak zorundad›r. Lenin’in deyimiyle komünistler; “Her zaman y›¤›nlarla çal›flmak ve y›¤›nlar üzerindeki etkiyi derinlefltirmeli ve geniflletmelidir. Bu olmazsa bir sosyal demokrat da sosyal demokrat de¤ildir. Hiçbir örgüt hiçbir grup hiçbir çevre bu çal›flmay› gerekli ve düzenli olarak yürütmezse sosyal demokrat örgüt say›lamaz” demek ki, Lenin’in o günkü ifadesiyle bir ‘sosyal demokrat’ (komünist) örgüt olman›n temel k›staslar›ndan biri y›¤›nlar üzerindeki “sürekli ve düzenli” kitle çal›flmalar›d›r. Hangi nedenle olursa olsun bu baflar›lam›yorsa, sorgulamayan teori ve prati¤imiz aras›ndaki çeliflki üzerinde odaklanaca¤› aç›kt›r. Bu, ideolojik bir sorundur ayn› zamanda. Varl›¤›, kitlelerin gücünü örgütlemek ve onu devrime kanalize etmekle anlam bulan komünistlerin, bu amaçtan kopuk her türlü yaflam› onlar›n ideolojik bir krizidir de. Soyut düflüncede, teorik bir söylemde de¤il, yaflam›n kendinde, kitlelerle komünistleri ay›ran somut gerçektedir bu kriz. O halde sorunumuzun önemli bir parça-

s›n›, kitle çal›flmalar›n› her günkü faaliyet olarak örgütlemek olarak tan›mlayabiliriz. Ço¤u kez ‘örgütsel’ koflturmaca, basit ve statik çal›flmalar d›fl›nda kitle çal›flmalar›na s›n›rl› bir zaman, kadro ve olanak aktar›yorsak, tüm gerekli görünümlerine karfl›n varolan ‘örgütsel’ çal›flmalar›m›z› da gözden geçirmemiz gerekir. Acaba bunlardan ne kadar›, Lenin’in temel k›staslardan biri olarak koydu¤u “sürekli ve düzenli” kitle çal›flmalar›m›zdan daha önemlidir? Ne kadar› vazgeçilmez ya da politik hedeflerimizle kopmaz bir iliflki içindedir. Aç›k ki, kitle çal›flmalar› “di¤er çal›flmalardan” arta kalan zaman kadro ve olanaklar ölçüsünde yürütülecek bir çal›flma de¤ildir. Tersine tüm ‘di¤er çal›flmalar›n’ bir flekilde ona ba¤lanaca¤›, onun geliflimine hizmet edece¤i temel çal›flmalar›m›zd›r. E¤er kendimizce tüm çal›flmalar›n›n bu zincirini kurmufl, gerekliliklerini ortaya koymufl ama sonuçta yine as›l kitle çal›flmalar›ndan geri kal›nm›flsa, somuta bakmak d›fl›nda bir yol kalmam›flt›r. Bu da bize hangi çal›flman›n ne kazand›rd›¤›n› veya yap›lamayanlar›n ne kaybettirdi¤ini gösterecektir. Netleflme bunun üzerinden sa¤lanabilecektir. Faaliyetçilerimiz anlamal›lar ki, tüm bu noktalara dikkat çekmemizin nedeni birçok alan›m›z›n geçmiflte bu tarz sorunlar yaflam›fl olmalar›d›r. Bugün ise tam da varolan yetmezliklerin olumsuz etkisiyle karfl›lafl›labilecek sorunlar olmalar›d›r. Yine tekrarlamak gerekirse, flu an temel bir kayg›m›z, eldeki güçlerin en verimli flekilde kullan›lmas›d›r. Çünkü e¤er do¤ru bir kitle çizgisi, buna uygun bir örgütsel politika belirlenebilmiflse, fiziki yetmezlikler geçici, geliflim ise kal›c› olacakt›r. Bir gerilla alan›nda lojistik, üslenim, depo ve e¤itim faaliyetleri tüm faaliyetin büyük bir k›sm›n› kapl›yorsa, bu, k›sa süreli bir gereklilik de¤il sürece damgas›n› vuran bir durumsa, orada bir sorun vard›r. Ya da

77

Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64 faaliyet, varl›¤›n› idameye dönüflmüfl, kitlelerle ve düflmanla iliflkiler bu temelde kuruluyorsa yine bir sorun vard›r. Bir gençlik faaliyet alan›nda randevular, pankart, yaz›lama, molototof vb. çal›flmalar faaliyetin büyük bir k›sm›n› kapl›yorsa yine -istisnai gereklilikler d›fl›nda- orada da bir sorun vard›r. Benzer içerikte örnekleri ‘demokratik alanlar’ sendikal faaliyetler, semtler, yerel faaliyetler ve di¤er tüm çal›flmalar için de s›ralayabilir, temel bir sorunu tespit edebiliriz. O sorun, kitle çal›flmalar›n›n tüm faaliyet içerisinde a¤›rl›kl› bir bölümü oluflturmas› gerekirken tam tersinin olmas›d›r. Mao, silahl› mücadele içerisinde dahi, tamamen askeri faaliyetlerin, tüm faaliyetlerinin ancak yüzde 5’lik bir bölümünü oluflturdu¤unu belirtmiflti. Tabi ki bu yüzde 5’lik askeri faaliyetin d›fl›nda kitle çal›flmalar›na zemin haz›rlayan birçok örgütsel çal›flma ve görev bulunur. Fakat her halükarda kitle çal›flmalar›, faaliyetin esas›n› oluflturmak durumundad›rlar. Baz› teknik ve askeri çal›flmalar d›fl›nda tüm faaliyetlerimizi bir flekilde, kitle çal›flmam›z veya onunla iliflkili çal›flmalar olarak tan›mlayabiliriz. Gerçekte amaçlanan da budur. Tüm çal›flmalar›m›za bu niteli¤i kazand›rmakt›r. Ancak flu anki gerçeklikle böyle bir genellemede bulunmak, gerçe¤in yerine temennileri koymak olacakt›r. Bizim hemen tüm çal›flmalar›m›z› kitle çal›flmalar› kapsam›nda ele almam›z› böyle de¤erlendirmemiz mümkün de¤ildir. Bunu bir hedef olarak koyabilir, e¤itim malzemesi olarak de¤erlendirebiliriz. Fakat gerçek durumu böyle tan›mlamaya kalk›flmak, as›l sorunun üzerini kapatacak bir davran›fl olacakt›r. O yüzden, özellikle bugün kitle çal›flmalar› genellenmemeli, tam tersine elden geldi¤ince somutlanmal›d›r. Ve ayn› zamanda özneleri, araç ve yöntemleri aç›k bir flekilde tan›mlanmal›d›r. fiu an üzerinde durdu¤umuz yön politik teflhirler, A/P ve örgütlenme çal›flmalar›d›r. Ve bu noktada objektif engellerden öte faaliyetçilerimizin hatalar›na dönük ola-

rak Mao’nun afla¤›daki sözleriyle belirttiklerimizi destekleyelim. “Biz komünistler, her konuda kitlelerle kaynaflmas›n› bilmeliyiz. Faaliyetçilerimiz bütün ömürlerini dört duvar aras›nda geçirir, dünya ile hiçbir zaman yüz yüze gelmez ve f›rt›na göze almazlarsa, Çin halk›na ne yararlar› olur? Hiçbir yararlar› olmaz ve bizim böyle Parti üyelerine ihtiyac›m›z yoktur. Biz komünistler, dünyayla kitle mücadelesinin büyük dünyas›yla yüz yüze gelmeli; f›rt›nalar›, kitle mücadelesinin ola¤anüstü f›rt›nalar›n› göze almal›y›z…”6

Partisiz kitlelerle ba¤›m›z Kitle çal›flmalar›m›z›n tüm faaliyetimiz içerisinde, önemine k›yasla s›n›rl› bir hacim kaplad›¤›n›, bunun yanl›fll›¤›n› ortaya koyduk. Ayn› durum devam ettikçe örgütlenmede baflar› sa¤layamayaca¤›m›z bilinmelidir. Hangi nitelikte ne kadar faaliyetçimizin bu göreve seferber edebildi¤imizi, b›rakal›m genifl kitleleri varolan iliflkilerimize y›lda kaç kez gitti¤imizi, onlara ne götürdü¤ümüzü vb. hiçbir mu¤lâkl›¤a izin vermeden cesaretle ortaya koyabilmeliyiz. Çünkü bir çal›flman›n baflar›s› onun nicel oran›yla da kopmaz bir ba¤ içerisindedir. ‘Sürekli ve düzenli’ bir faaliyeti mümkün k›lamad›¤›m›zda, iliflkilerimizde de ileriye tafl›yamayaca¤›m›z tersine ad›m ad›m bu iliflkileri de kaybedece¤imiz bellidir. Bu noktada taraftarlarla iliflkilerimiz dahi bize önemli veriler sunacakt›r. Ço¤u kez taraftarlar›n ilgisizlikten dem vurdu¤unu, belli tarihlerdeki etkinlikler, geceler, festivaller d›fl›nda onlara u¤ramay›fl›m›z› elefltirdiklerini hepimiz biliyoruz. Örne¤in bu kapsamda flehit ailelerinin mücadelemizde bedel ödemifl iliflkilerimizin ‘sitemi’ çok çarp›c›d›r. Yine, yer yer yard›m ve ba¤›fl kampanyalar›, bilet sat›fl› gibi kayg›larla onlara gitti¤imizin alg›lanmas› ciddi bir olumsuzluktur. Yetersiz iliflki ve olanaklardan söz ediyorsak aç›k ki en baflta varolan iliflkilerimizi sa¤l›kl› bir mekanizman›n par-

78


çalar› haline getirebilmeliyiz. Mücadelenin daha acil ihtiyaçlar›n›n karfl›lanabilmesi için varolan› do¤ru de¤erlendirebilmek önemlidir. Bununla yetinmek de¤il tersine varolan›, yeni aç›l›mlar›n bir parças› k›labilmektir gerekli olan. Buradan hareketle farkl› bir tart›flmaya daha kap› aralamak gerekiyor. Varolan kitle iliflkilerimizi ve taraftarlar› en iyi flekilde de¤erlendirebilmek gere¤ini tespit ettik. Bunu hep vurguluyorduk zaten. Peki, bu yeterli midir? Ya da daha do¤rusu bu, politik hedeflerimizin ne kadar›n› kaplamal›, ifllevi ne olmal›d›r? Sovyet Devrimi’nin büyük önderleri Lenin ve Stalin’in Komünist Partisi’nin niteli¤ini tart›flt›klar› birçok yerde, onun “Partisiz kitlelerle” ba¤› olmas› gerekti¤ine vurgu yaparlar. E¤er bu ba¤lant› yoksa partinin kitlelere önderlik edemeyece¤ini aç›kça ifade ederler. Bizim de bugün kitlelere önderlik iddiam›z› yaflama kavuflturmam›z, bundan da önce “partisiz kitlelere” yönelimi somutlamam›z gerekiyorsa çok bilinçli seçimler yapmam›z gerekmektedir. Güçleri da¤›tmaman›n, onlar› en verimli flekilde kullanabilmenin bir zorunlulu¤udur bu. Öyleyse ön bir gereklilik olarak varolan iliflkilerimizi ifllevli k›lmay› belirledikten sonra, bunlar da

dâhil güçlerimizi nerelere, hangi kitlelere seferber edece¤imiz önem kazanmaktad›r. Bu aflamada güçlerimizin a¤›rl›¤›n› yine Parti taraftarlar›na ya da onlar›n bulundu¤u alanlara yönlendirmek gibi bir yaklafl›m ç›kabilir karfl›m›za. Önemli mücadele ve bedellerle büyütülmüfl, dönem dönem ciddi bir kitleyi peflinden sürüklemifl 36 y›ll›k bir yap› olarak, do¤ald›r ki görece genifl bir taraftar kitlemiz mevcuttur. Ancak bu kitlenin önemli de¤iflimler geçirdi¤i, homojen bir yap› arz etmedi¤i de bir gerçektir. fiu an bu kitlenin dahi kendi içerisinde ayr›flt›r›lmas›; s›n›fsal niteliklerine ve en önemlisi mücadele karfl›s›ndaki tav›rlar›na göre ele al›nmas› gerekmektedir. Böyle bakt›¤›m›zda taraftar kitlemizde genele bir hantall›¤›n damgas›n› vurdu¤unu, mücadele ve Parti karfl›s›nda ciddi bir güvensizlik ve gerilik sergilendi¤ini söyleyebiliriz. Neler yap›lmas› gerekti¤ine dair çokça ‘bilgin’, beklentileri yo¤un ama bunlar için neredeyse k›l›n› dahi k›p›rdatmak istemeyen bir gerçeklikle s›kça karfl›lafl›yoruz. Tasfiyeci sald›r›lar›n örgütlü saflar›m›zda dahi afl›nmaya yol açt›¤›n› belirledi¤imiz bir durumda taraftarlar›m›zda oluflan bu gerçeklik flafl›rt›c› de¤ildir. Yine oluflan bu durumdan onlar› so-

T. Kürdistan› d›fl›ndaki hemen tüm büyük flehirlerde bahsetti¤imiz özellikte kitleleri, yani Kürt yoksullar›n› ve iflçileri, k›rsal alanlardan kopup gelmifl her kökenden yoksul emekçileri vb. bulmak mümkündür. 79

Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64 rumlu tutmam›z söz konusu de¤ildir. Bu konuda elefltiri oklar›n› kendimize yöneltmemiz ve yaflanan süreçten ders ç›karmam›z gerekir. Fakat art›k ortada reddedilemez bir gerçek vard›r. Bunun bizim d›fl›m›zda ekonomik, siyasal, kültürel nedenleri de vard›r. Birçok taraftar ideolojik ve kültürel bir yozlaflman›n kurban› olmufl, s›n›fsal de¤iflimlere u¤ram›fl ve büyük flehirlerde had safhada düzen içi bir konuma sürüklenmifllerdir. Tüm bunlar, flehirlerin ekonomik ve sosyal anlamda geçirdi¤i de¤iflimlerden, gecekondulaflma sürecinin ‘90 sonras›nda ald›¤› biçimlerden ba¤›ms›z de¤ildir. Yine bunlar devletin ve düzen partilerinin gecekondular özgülünde siyasal faaliyetlerinden kopuk de¤ildir. Taraftarlar›m›z›n geçirdi¤i de¤iflim kendi özgülünde bunun bir parças› olmufltur. (Bu durum ayr›nt›l› bir s›n›flar›n analizinin konusu olabilir. Büyük flehirlerdeki faaliyetlerimiz bu konuya ilgi göstermelidirler. Son y›llarda gecekondular ve flehir yap›lar›na dair akademik çal›flmalar›n yo¤unlaflt›¤›, birçok araflt›rman›n yay›nland›¤› biliniyor.) Do¤al ki bu sadece bizim bir sorunumuz de¤il di¤er devrimci, demokrat güçlerin de benzer bir sorunudur. Örne¤in tüm örgüt ve kitle gücüne ra¤men, kendi ideolojik ve örgütsel gerçeklerinin bir sonucu olarak Ulusal Hareket’in kitlesinde de ayn› sorun söz konusudur. Ulusal Hareket’e bakt›¤›m›zda onlar›n da büyük flehirlerde, özellikle geçmifle dayanan kitlelerinde ciddi bir yozlaflmadan, mücadele karfl›s›nda e¤reti durufllar›ndan flikâyetçi olduklar›na tan›k oluruz. Baflka tarafta ise devlet bask›s›, savafl, göç ve yoksulluk ma¤duru ‘yeni’ kitlelerin, hatta Ege, Akdeniz gibi bölgelerde, daha küçük yerleflim yerlerindeki iliflkilerin ulusal mücadele karfl›s›nda fedakâr bir durufla sahip olduklar›n› görürüz. T. Kürdistan› flehirlerinde sefalete mahkûm Kürt kitlelerinin mücadele ve fedakârl›klar›na de¤inmeye gerek bile yok, ki zaman zaman kitlesel kalk›flmalarla kendilerini aç›kça belli ediyorlar.

Böyle bir olgudan söz ediyorsak, o zaman taraftarlar›m›z› aflan, as›l olarak “Partisiz kitleleri” hedefleyen bir politika gütmemiz gerekmektedir. Partiyi kitlesellefltirecek, onu taze ve sa¤l›kl› iliflkilerle canl› bir mekanizma haline getirecek olan yol buradan geçmektedir. Baflta da belirtti¤imiz gibi bu, taraftarlar›m›z› d›fltalamay› do¤urmaz. Tersine onlar›n içinden canl› ve faal olan ne varsa tam da bugündeki çal›flmam›z›n araçlar› haline getirmemizi zorunlu k›lar. fiu halde al›fl›lagelmifl, s›n›rl› alan ve kitleler d›fl›nda çal›flma alanlar› tespit etmemiz gerekti¤i aç›kt›r. Böyle bir durumda örne¤in ‹stanbul özgülünde on y›llard›r biz de dahil Türkiye Devrimci Hareketi’nin taban›n› oluflturan semtlerin gözden geçirilmesi yerinde olacakt›r. Özellikle daha eski gecekondu mahallelerinin imar yap›lar› ve demografik olarak önemli de¤iflimler geçirdi¤ini, kimisinin ‘gecekondu’ özelli¤ini yitirdi¤ini biliyoruz. Buralarda geçmiflteki gibi bir kitle taban›n›n olmad›¤›, büyük bir daralma yafland›¤› da yabanc›m›z de¤il. Bunun nedenlerine az çok de¤indik, farkl› yönleriyle de tart›fl›labilir ama biz flu anki somut durumu veri alarak yön belirlemeye çal›fl›yoruz. Bahsini etti¤imiz, geçmifle dayal› semtlerin flu an her devrimci örgüt için az çok belirginleflmifl bir kitle kapasitesi bulunmakta ve onun üzerine pek ç›k›lamamaktad›r. Bizim bu semtlerde de potansiyel kapasitemizin gerisinde oldu¤umuz söylenebilir ama bahsetti¤imiz s›n›rl›l›k flu koflullarda objektif bir durum halini alm›flt›r. Bu nedenle çal›flmalar›m›z›n politik ve örgütsel bak›fl aç›s› bu semtlerde darlaflt›r›lmamal›d›r. Hatta zamanla as›l a¤›rl›k yak›n zamanda kurulmufl en yoksul semtlere kayd›r›lmal›d›r. Oradaki kitlelerin daha yoksul oldu¤unu, geçim, bar›nma ve altyap› sorunlar›n› çok daha derinden yaflad›klar›n› tespit edebiliyorsak, çal›flmalar›m›z› da buralarda yo¤unlaflt›rmal›y›z. Di¤er çal›flmalar›m›z› bu hedefe göre düzenlemeliyiz.

80


Yani bir alanda, hem de siyasal bilinci henüz çok yetersiz kitleler içerisinde örgütleme çal›flmas›na giriflmek her zaman daha zordur. Fakat do¤ru politikalar izlendi¤inde bu geçici bir durumdur. Çünkü söz konusu olan veya kitleler öylesine de¤il, tam da s›n›fsal konumlar›, ekonomik, ulusal vb. çeliflkileri nedeniyle hedeflenmifllerdir. Böyle bakt›¤›m›zda görürüz ki bu ‘zorluk’ kayg›s›n›n ters yüzünde asl›nda belli bir düzeyin ötesine geçmeyen, s›n›rl› ve statik çal›flmalar›n ‘kolayl›¤›’ vard›r. Biliyoruz ki devrimcilerin faaliyetlerinin yo¤unlaflt›¤› bilinen semtler d›fl›nda daha yak›n tarihte kurulmufl, mücadele potansiyeli güçlü semtler bulunmaktad›r. Bunlar yer yer y›k›mlarla veya medyaya dahi yans›yan altyap› sorunlar› ve derin yoksulluk manzaralar›yla kendini göstermektedir. Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyoruz. Dikkat edilirse daha eski semtlerde art›k altyap› sorunlar› veya y›k›mlar pek gündeme gelmemektedir. Devlet, sonradan tapulaflt›rma vb. yöntemlerle birçok gecekondu mahallesinin geliflimine bir düzeyde izin vermifl, daha do¤rusu buna mecbur kalm›flt›r. Daha sonraki süreçte ise yeni gecekondulaflma giriflimlerine karfl› aktif bir flekilde karfl› koymufltur. Demek ki yeni gecekondu oluflumlar› en baflta devlet engeliyle karfl›laflmakta, her fleye karfl›n oluflanlar ise altyap›, e¤itim, sa¤l›k vb. birçok hizmetten yoksun biçimde yaflamaktad›r. Birçok araflt›rmac›n›n hemfikir oldu¤u bir nokta olarak; büyük flehirlere yak›n zamanlarda göç edenlerin eskisi gibi hemflerilik, akrabal›k iliflkileri üzerinden yerleflimlerinin pek bir olana¤›n›n kalmad›¤›d›r. Geçmiflte hem bir ç›kar hem de dayan›flma iliflkisinin parças› olarak hemfleri veya akrabalar arac›l›¤›yla bir gecekondu, ifl vs. edinmek daha kolayken bugün bunun koflullar› yok denecek kadar azalm›fl durumdad›r. Bunun ekonomik sorunlar ve iflsizlikle, inflaat sektöründe yaflanan geliflmelerle ve tabii ki devletin gecekondu politikalar›yla ilgili çok

çeflitli nedenleri vard›r. Fakat aç›k ki bugün, sosyologlar›n k›r-flehir, akrabal›k-hemflerilik iliflkilerine dayanarak “havuz sistemi” olarak tan›mlad›klar› kendili¤inden dayan›flma örgüsü çözülmüfltür. K›sacas› yeni kurulan semtlerde veya yeni göç edenlerin bulundu¤u kenar mahallerde yaflayan kitleler hemen her aç›dan ekonomik-sosyal sorunlarla yüz yüzedirler. Daha önce yaflad›klar› bölgelerden kopmalar›n› dayatan ekonomik, siyasal sorunlar› bir yana bu kitlelerin flehirlerde karfl›laflt›klar› zorluklar durumlar›n› daha katmerlendirmektedir. S›radan görüngüler üzerinden yola ç›kt›¤›m›zda bile bu ç›plak gerçe¤i görebiliriz. Örne¤in daha eski semtlerde kitlelerin sorunlar›, devrimcilerin çal›flmalar›na da yans›d›¤› gibi uyuflturucu, fuhufl ve yozlaflma üzerinde odaklanmaktad›r. Oysa yeni birçok gecekondu mahallesi ya da kenar mahallelerde yans›malar a¤›rl›kla altyap› sorunlar›na aittir. Elektrik, su, yol, kanalizasyon, okul, sa¤l›k oca¤› gibi talepler öne ç›kabilmektir. Tüm bunlar kitlelerin yoksulluk derecesini anlamam›za yard›m ederler. Ayn› zamanda, bir semt özgülünde yürütülecek çal›flmalar›n hangi temeller üzerine kurulaca¤›n›, onun geliflme zeminini de gösterir. Ülkemizdeki k›r-flehir iliflkilerini, göç ve flehirleflmeyi genel olarak dikkate ald›¤›m›zda semt faaliyetlerini sadece altyap› sorunlar› üzerinden de¤erlendiremeyiz. Ancak tart›flmas›z ki bu sorunlar oradaki çal›flman›n kitlelere nüfuz edebilmesi için temel önemdedir. E¤er özellikle de bu mahallelerde s›n›fsal ve ulusal çeliflkileri en derinden hisseden T. Kürdistan›’ndan göçmüfl kitleler yafl›yorsa, oradaki çal›flmalar›n geliflim zemini güçlü demektir. Keza bugün bahsetti¤imiz kapsamdaki semtlerde yaflayan kitlelerin ayn› zamanda Ulusal Hareket’in veya ‹slami örgütlenmelerin etkisindeki kitleler oldu¤unu söyleyebiliriz. Tümüyle böyle olmasa da genel a¤›rl›k böyle gözükmektedir. Fakat ne olursa olsun bu alanlara iliflkin iki

81

Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64 fley belirgindir. Buralarda yaflayan kitlelerin çeliflkileri daha yak›c› durumdad›r. ‹kinci olarak da büyük oranda örgütsüzdürler. Bunlar bize baz› fikirler verecektir.

En örgütsüz, en bilinçsiz, fazla ezilenler ve örgütsel olarak kapsanmas› en zor olanlar… Lenin’den yapaca¤›m›z afla¤›daki al›nt›, tart›flt›¤›m›z nokta ba¤lam›nda bak›fl aç›m›z› ayd›nlatacak verilere sahiptir. Lenin, “Proletarya Diktatörlü¤üne Derhal ve Her Yerde Nas›l Haz›rlanmal›?” sorusuna yan›t olurken bir paragrafta flöyle diyordu; “…Komünist Enternasyonal’e ba¤l› tüm partiler, ‘kitlelerin daha derinlerine!’, ‘kitlelerle daha s›k› temas!’ fliarlar›n› ne pahas›na olursa olsun prati¤e geçirmelidirler; kitleler sözünden anlafl›lmas› gereken emekçilerin ve sermaye taraf›ndan sömürülenlerin, özellikle de en örgütsüz ve en bilinçsiz, en fazla ezilen ve örgütsel olarak kapsanmas› en zor olanlar›n tümüdür.”7 Lenin’de ‘kitleler’ tan›m›n›n nas›l yap›ld›¤› dikkatimizi çekmelidir. Yaz›m›z›n bafllar›nda bu konuda meseleyi soyutlaflt›ran

anlay›fllar› elefltirmifltik. fiu an ise Lenin’den yola ç›karak çal›flma yürüttü¤ümüz alan ve kitleleri de¤erlendirmeye çal›flal›m. O halde, ülkemizi düflünerek cevaplamak gerekirse kimdir bu “en örgütsüz, en bilinçsiz, en fazla ezilenler ve örgütsel olarak kapsanmas› en zor olanlar?” Biraz önce mesela büyükflehirler üzerinden bir fikir yürüttük ve al›fl›lagelen alan ve kitleler d›fl›nda kimi ‘yeni’ gecekondu mahallelerine de¤indik. Daha özelde ise T. Kürdistan›’ndan göçertilmifl, Ulusal Hareket’in de etkisinde diyebilece¤imiz genifl yoksul kitlelere vurgu yapt›k. Lenin’in ortaya koydu¤u k›staslarla hareket etti¤imizde benzer özelliklerde birçok alan ve kitleyi somutlayabiliriz. Ve bunlar›n içerisinde de en a¤›rl›kl› kitleyi yine yoksul Kürt halk›m›z›n oluflturaca¤› tart›flmas›zd›r. Semt faaliyetlerinde oldu¤u gibi iflçi s›n›f› içerisindeki faaliyetlerimizde de en zor

Semt faaliyetlerinde oldu¤u gibi iflçi s›n›f› içerisindeki faaliyetlerimizde de en zor koflullarda en düflük ücretlerle çal›flan iflçileri hedeflememiz gerekir.

82


koflullarda en düflük ücretlerle çal›flan iflçileri hedeflememiz gerekir. Yine iflportac›l›k, seyyar sat›c›l›k, k⤛t ve çöp toplay›c›l›¤› gibi kay›t d›fl› ifllerde çal›flan, ‘en alttakileri’ tespit etmek önemlidir. Bu durumda da karfl›m›za Kürt iflçilerin ç›kmas› bir nevi eflyan›n do¤as› gere¤idir. Bu flekilde ‘en alttakileri’ ararken –ki asl›nda aranmay› gerektirmiyorlar- karfl›m›za Romenlerin, yabanc› uyruklu iflçilerin (‹ranl›lar vs.) ve iflportac›lar›n da ç›kmas› kaç›n›lmazd›r. Bu kitlelerin örgütlenmesini zorlaflt›ran, hatta flu koflullarda imkâns›z k›lan birçok engel vard›r. Ama bu engeller bugün de¤ilse bile yar›n, hiç afl›lamayacak engeller de¤ildir. Burada önemli olan onlar›n sadece “en örgütsüz, kapsanmas› en zor olanlar” olmas› de¤il daha da önemlisi düzen içindeki konumlar›yla ‘en alttakileri’, ‘en özgür kitleleri’ oluflturmalar›d›r. Mücadeleye kanalize edilebildiklerinde gözüpek bir savafl›m›n özneleri olabilecek potansiyellere sahiptirler. Onlar› ‘en özgür’ k›lan fleyse düzenle ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel vb. iliflkilerinin en alt düzeyde olmas›, dolay›s›yla düzenin yönetim mekanizmalar›ndan da en azade kitleyi oluflturmalar›d›r. T. Kürdistan› d›fl›ndaki hemen tüm büyük flehirlerde bahsetti¤imiz özellikte kitleleri, yani Kürt yoksullar›n› ve iflçileri, k›rsal alanlardan kopup gelmifl her kökenden yoksul emekçileri vb. bulmak mümkündür. Büyük flehirlerin geçmiflteki gibi “ekmek kap›s›” açmamas› nedeniyle göç etmeyip bulundu¤u ilde yaflamaya devam eden, köyde, flehirde veya y›l›n belli dönemleri büyük flehirlerde çal›flarak yaflam›n› sürdürmeye çal›flan önemli bir kitlenin varl›¤›n› da tespit etmeliyiz. ‹ç Anadolu, Ege, Akdeniz de dâhil tüm ülke için geçerlidir bu durum. Ulusal, dini kökenleri, siyasal gelenekleri vb. bak›m›ndan devlet ve düzen partileri karfl›s›nda bugün geri bir noktada bulunduklar›n›, hatta en gerici örgütlenmelerin saflar›n-

da topland›klar›n› tespit etsek bile, bu kitlelerin de düzenle çeliflkilerinin yo¤un oldu¤unu, siyasal tercihlerini radikallefltirecek biçimde bu çeliflkilerin daha da artaca¤›n› söyleyebiliriz. Bugün ülkemizin k›rsal alanlar›ndaki yoksulluk, göç ve oradan çarp›k bir kentleflme sonucu kendine özgü bir yap› arz etti¤ini biliyoruz. K›rsal alanlardaki en yoksullar ve ezilenlerle büyük flehirlerdeki en yoksullar ve ezilenler türdefl bir özellik tafl›maktad›r. Hatta türdefllikten öte hemfleri ve akrabal›k iliflkileri mevcuttur. Do¤al olarak büyük flehirlerde tan›mlad›¤›m›z kitlelerin yo¤unlukla ‘eflde¤eri’ T. Kürdistan›’nda ve daha sonra yoksul, geri bölgelerde bulunmaktad›r. Çokça ayr›nt›land›rmaya gerek yok; T. Kürdistan› k›rlar› ve flehirleriyle hemen hemen bütünüyle MLM’lerin faaliyetleri için esas niteli¤indedir. Yoksul Kürt köylüleri ve yine köyünden kopup bölge flehirlerinde y›¤›lm›fl açl›k ve sefalet alt›ndaki kitleler, s›n›fsal ve ulusal çeliflkileriyle tam da devrimin gerçek ve tart›flmas›z öznelerini oluflturmaktad›r. Bunun bir parças› olarak da ülkemizde en yo¤un sömürü alt›nda, en sefil yaflama mahkûm olan Kürt mevsimlik tar›m iflçilerine özel vurgu yap›lmal›d›r. Çal›flmak için oradan oraya sürekli göçebe bir yaflam süren, bar›nma, can güvenli¤i, çal›flma koflullar›, hastal›k vb. birçok aç›dan hiçbir güvencesi bulunmayan bu kitleler a¤›rl›k bir biçimde de devletin bask› ve katliamlar›yla köylerinden göçmüfl Kürt yoksullar›ndan oluflmaktad›r. Aileleriyle birlikte milyonu bulan bu kitle, Lenin’in kitleler tan›mlamas›na uygun olarak bafllarda gelmektedir. Aç›k ki, örgütsüzlükleri ve örgütlemedeki zorluklar› hesaba kat›lmal›d›r. Ama zaten tam da burada KP’nin yöntem ve araçlar› önem kazanmaktad›r. Sonuçta dünya devrim mücadeleleri bu en çok ezilen mevsimlik iflçilerin birçok co¤rafyada kahramanca mücadelelerine flahittir.

83

Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64

Kitle faaliyetimizin s›n›fsal niteli¤i Tart›flt›¤›m›z örneklerden de anlafl›laca¤› gibi, Lenin’in çizdi¤i çerçevede kitleleri somutlamaya çal›flt›¤›m›zda bunlar›n teorik tan›mlar›m›zla birebir örtüflmeyebilece¤ini gördük. Di¤er bir deyiflle de “s›n›f çal›flmas›” belirsiz bir görünüm arz etti. Gecekondular, kentlerdeki Kürt iflçi ve yoksullar›, iflportac›lar, T. Kürdistan› k›rlar› ve varofllar›, mevsimlik iflçiler vb. dedik. Kategorik olarak en yoksul ve en ezilen kitleleri meydana getirmelerine karfl›n s›n›fsal konumlar› ve güncel talepleri bak›m›ndan hiç de homojen olmayan bir kitleyle karfl› karfl›yay›z. O halde faaliyetlerimizi belirlerken ‘s›n›f çal›flmas›’ ne olacak ya da bu çal›flmalar›n s›n›fsal niteli¤i nas›l tan›mlanacakt›r? Buna benzer baflka bir sorunda, Ne Yapmal› makalesinde Lenin’in ifade ettikleri flunlard›: “Fakat e¤er biz gerçekten bütün halk›n önünde hükümetin teflhir edilmesinin örgütlenmesini üzerimize alacaksak, hareketimizin s›n›f karakteri nerede dile gelecek? diye soracakt›r ve zaten sormaktad›r ‘proleter mücadele ile s›k› organik ba¤’›n ak›ll› olmaktan çok gayretli tap›c›s›. Hareketimizin s›n›f karakteri, bu teflhirleri bütün halk›n önünde biz sosyaldemokratlar›n yapmas›nda; ajitasyonun ortaya att›¤› bütün sorunlar›n ayd›nlat›lmas›n›n, Marksizm’in kas›tl› ya da kas›ts›z çarp›t›lmas›na herhangi bir ödün vermeksizin, tutarl› sosyal demokrat bir ruhla yap›lmas›nda; bu çok yönlü politik ajitasyonun, içinde, bütün halk ad›na hükümete karfl› sald›r›y›, -proletaryan›n politik ba¤›ms›zl›¤›n› koruyarak- proletaryan›n devrimci e¤itimini ve iflçi s›n›f›n›n ekonomik mücadelesini, her geçen gün yeni proletarya kesimlerini aya¤a kald›ran ve saflar›m›za katan, proletaryan›n sömürücüleriyle o kendili¤inden çat›flma-

lar›ndan yararlanmay› ayr›lmaz bir bütün halinde birlefltiren bir parti taraf›ndan yap›lmas›nda dile gelecektir.” Tart›flt›¤›m›z nokta özgülünde bizim buradan almam›z gereken fley, proletaryan›n politik ba¤›ms›zl›¤›n› koruyacak olan KP’nin, çeflitli s›n›f ve katmanlar aras›ndaki çal›flmalar›nda tutarl› bir s›n›fsal perspektifle hareket etmesi gerekti¤idir. Aksine, çal›flmalar›n› salt iflçi s›n›f› ya da toplumun belli kesimleriyle s›n›rlamas› de¤il. Toplumun en çok ezilen ve sömürülen kitlelerinin a¤›rl›kl› olarak iflçi s›n›f›na tekabül etti¤i bir dönemde dahi Lenin’in al›nt›lad›¤›m›z vurgusu önemlidir. Pekala, çeflitli dönemlerde birçok KP taraf›ndan sergilenen bir hataya, çal›flmay› iflçi s›n›f›yla s›n›rlayan bir yaklafl›ma düflülebilirdi. Bunun maddi zemini bugünle ve ülkemizle k›yaslanamayacak kadar mevcuttu. Fakat Lenin’in baflka yerlerde de belirtti¤i gibi bugün biz s›n›f bilincinin “…nüfusun bütün s›n›f, katman ve gruplar›n›n yaflam ve faaliyetlerinin bütün yönlerinin materyalist tahlil ve materyalist de¤erlendirmesini pratikte ö¤ren[mekle]…” edinilebilece¤ini biliyoruz. Emperyalist sermayenin ulaflt›¤› aflamada, üretimin dünya çap›nda örgütleniflinin çok çeflitli görünümler kazand›¤› bir gerçektir. Bununla ba¤lant›l›, sermayenin merkezileflmesine paralel eme¤in sömürü biçimlerinde de çeflitlili¤in artt›¤› biliniyor. Bu ayn› zamanda s›n›f›n yap›s›nda da bir de¤iflime iflaret ediyor. Do¤ald›r ki bu koflullarda s›n›fsal çal›flman›n hangi somut pratiklere denk düfltü¤ü daha da önem kazanm›flt›r. Söz konusu gerçeklikte sorunun bir taraf›nda kimi post-modern kavramlara yönelen, di¤er taraf›nda ise ar› bir iflçi s›n›f› aray›fl›na veya salt iflçilerine endeksli bir çal›flmaya yönelen küçük burjuva ideolojiler vard›r. Bizim yönelece¤imiz fley, sorunun bu iki yanl›fl ucundan biri de¤il, ülkemiz gerçekleriyle uygun bir biçimde, halk kitlele-

84


ri içerisinde iflçi s›n›f› ideolojisinin damgas›n› vurdu¤u bir politik faaliyettir. Sorun, devrime iflçi s›n›f›n›n önderli¤inden ba¤›ms›z de¤ildir. Ve aç›klamaya gerek yok ki iflçi s›n›f› içerisindeki faaliyet bunun vazgeçilmez bir bileflenidir. Bu noktada son olarak baz› örneklere de¤inmek istiyoruz. Örne¤in Hindistan’da kardefl partimiz HKP(Maoist), toplumun en geri kesimlerinde, en alt kast içerisinde, henüz ‘kabile’ özellikleri gösteren kitlelerde yo¤un bir örgütlenme yaratm›fllard›r. Bu kitleler toplumun d›fllanm›fllar› olduklar› kadar büyük bir sefaletle, açl›k ve sa¤l›k sorunlar›yla karfl› karfl›yad›rlar. Yine Nepal’de NKP(Maoist)’nin birçok çal›flmas›nda, yani onu kitlesellefltiren, Nepal topraklar›nda kök salmas›n› sa¤layan çal›flmalarda benzer bir flekilde en geri ve yoksul köylüleri, ezilen ulus ve milliyetleri örgütlemeyi baflarmas› önemlidir. Daha yak›ndan bir örnek verecek olursak da Ulusal Hareket’in Türkiye ve Irak Kürdistan›’ndaki ilk gelifliminde bu ö¤eleri bulmak mümkün. Buralardaki geri feodal yap›, d›fl dünyaya önemli oranda kapal› afliret örgütlenmeleri bilini-

yor. Bugün bunlar de¤iflime u¤rasa da hala genel geliflme temposunun çok gerisinde kalan kesimler mevcuttur. Ulusal Hareket’in son y›llarda ‹ran ve Suriye ‘Kürdistan›’ndaki geliflimi de bu aç›dan dikkate de¤erdir. Her ay yüzlerce kad›n›n “namus” vb. gerekçelerle yak›ld›¤›, da¤l›k bölgelerde, devletin yo¤un bask›s› alt›ndaki toplumun bu en geri, yoksul ve d›fllanm›fl kesimleri bir de ezilen ulus olman›n yaratt›¤› sorunlarla baflbaflad›rlar. Aç›k ki tüm bu kitlelerin devletle ve düzenle çeliflkileri muazzam boyuttad›r. Fakat bir yan›yla da en bilinçsiz ve örgütsüz kitleleri oluflturmaktad›rlar. Yoksulluklar›, ezilmifllikleri ve geri bir toplum yap›s› göstermeleri onlar›n örgütlenmeye aç›kl›klar›n› göstermektedir asl›nda. ‘En gerinin en ileri’ haline gelebilmesinin örnekleridir tüm bunlar. Birçok yönüyle ve özellikle Lenin’den ald›¤›m›z k›staslarla anlatmaya çal›flt›¤›m›z fleyin kendi prati¤imiz aç›s›ndan kavranmas› gerekti¤ini düflünüyoruz. Tüm faaliyetlerimize ve daha özelde kitle çal›flmalar›m›za bu bak›fl aç›s›yla yaklaflmak yaflamsal önemdedir.

85

Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64 Son oturumun, kitle çal›flmalar›m›z özgülünde dikkat çekti¤i konulardan birisi de Lenin’in “nüfusun bütün s›n›flar› aras›na gidin” talimat›n› rehber edinerek yürütülecek çal›flmalard›. Öncelikle Lenin’in bu konuda tam olarak neyi ifade etti¤ini ortaya koyal›m: “‹flçilere politik s›n›f bilinci ancak d›flar›dan, yani ekonomik mücadelenin d›fl›ndan, iflverenlerle iflçiler aras›ndaki iliflki alan›n›n d›fl›ndan götürülebilir. Bu bilginin edinilebilece¤i biricik alan, bütün s›n›f ve katmanlar›n devlet ve hükümetle iliflki alan›, bütün s›n›flar aras›ndaki karfl›l›kl› iliflkiler alan›d›r. Bu nedenle iflçilere politik bilinç götürmek için ne yapmal› sorusuna, tek bafl›na ve sadece, ço¤u durumlarda pratisyenlerin –Ekonomizme e¤ilimli pratisyenleri tamamen bir yana b›rak›yoruz- yetindi¤i yan›t, yani “iflçilerin aras›na gidilmeli” yan›t› verilmemelidir. ‹flçilere politik bilinç götürmek için sosyal-demokratlar nüfusun bütün s›n›flar› aras›na gitmeli, ordu birliklerini bütün yönlere göndermelidir.”8 Daha önce “s›n›f bilinci”ne de¤indi¤imiz bölümlerle paralel bir içeri¤i ortaya koydu¤umuz aç›kt›r. Lenin’in Ne Yapmal›? makalesinde, parti çal›flmas›n› sadece iflçilere götürülecek flekilde darlaflt›ran ve s›n›f bilincini kufla çeviren görüfllere karfl› mücadelesine tan›k oluruz. “Bütün s›n›flara” gidilmesi talimat›n› yazan Lenin, birkaç sayfa ileride ise flöyle diyecektir. “Devam edelim. Propaganda ve ajitasyonumuzu nüfusun bütün s›n›flar›na götürebilecek gücümüz var m›? Elbette var…” Lenin bunu belirledikten sonra Ekonomistlerin zaman zaman, hareketin geride kalm›fl bafllang›ç döneminde yaflad›klar› için gerçe¤i inkâr ettiklerini belirtir. Ve hareketin bafllang›ç dönemleri için flunu ifade eder: “… O zamanlar gücümüz gerçekten de dikkat çekecek kadar azd›, o zamanlar kendimizi tamamen iflçiler aras›nda çal›flmaya adama ve bu rotadan en ufak

bir sapmay› fliddetle reddetme kararl›l›¤› do¤al ve hakl›yd›, o zamanlar tüm görev iflçi s›n›f› içinde sa¤lam bir yer edinmekti…” Demek ki “nüfusun bütün s›n›flar›na” yönelik çal›flma, hareketin bafllang›ç ve geliflim dönümleriyle, örgütsel gücüyle de kopmaz bir ba¤ içerisindedir. Bugün bafllang›ç döneminde olmasak da önemli bir güç sorunu yaflad›¤›m›z bir gerçekliktir. Bu durum, güçleri da¤›tmamay›, belirlenmifl hedeflere s›k›ca kenetlenmeyi de zorunlu k›lar. Ülkemiz s›n›f mücadelesinin Rusya’dan farkl›l›klar› dikkate al›narak ama örgütsel gerçekli¤imiz tam da Lenin’in de¤indi¤i kararl›l›kta ele al›narak çal›flma alan ve kitlelere yo¤unlaflmam›z gerekmektedir. Bu alan ve kitleleri daha önce tan›mlamaya çal›flm›flt›k. Aç›k ki Parti komiteleri bunlar› da daha somutlamak, pilot alanlar› ve odaklan›lan kitleleri belirlemekle yükümlüdürler. Peki, hareketimizin bulundu¤u aflama, bir baflka deyiflle de güç sorunu kaynakl› bütün s›n›flara pratikte gidemeyecek oluflu onun bak›fl aç›s›n› daralt›r m›? “S›n›f bilincini” tart›flt›¤›m›z noktalarda da belirtti¤imiz gibi, e¤er Bolflevik bir örgütlenmeysek bak›fl aç›m›z›n darlaflmas› söz konusu olamaz. Faaliyetlerin alan ve kapsam›n›n, a¤›rl›k merkezlerinin küçültülmesi –ki bu nicel bir küçültme fakat nitel bir büyütme amac› tafl›r- kendi do¤all›¤›nda baz› flekilleniflleri gerektirecektir ancak politik ajitasyonumuzun içeri¤inin ayn› kalaca¤›, onun toplumu oluflturan tüm s›n›f ve katmanlar›n sorunlar›n› iflleyece¤i aç›kt›r.

Önümüzdeki süreçte kitle faaliyetinin temel konular› Günümüzde sermayenin kapsaml› sald›r›lar› alt›nda ülke içinde büyük bir y›k›m ve yoksullaflman›n gerçekleflti¤ini biliyoruz. Özellefltirmeler ad› alt›nda emperyalist flirketlere peflkefl çekilen kurumlar, ülke toprak-

86


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64 lar›n›n sat›fl› ve talan›n› olanakl› k›lan yasalar, nükleer santraller, siyanürlü maden aramalar›, sosyal güvenlik yasas›, istihdam yasas› vb. birçok gündem tüm halk› etkiler boyutta geliflme kaydetmifltir. Bunlarla paralel bir flekilde ülke ekonomisindeki gerileme, faturas› tamam›yla halka ç›kar›lan geliflmelerin de habercisi gibidir. Bu süreçten her s›n›f ve katman farkl› dereceklerde etkilenecektir. Fakat net olan bir fley var ki önümüzdeki y›llar emekçi halk›m›z için daha büyük y›k›mlar›n ve yoksulluklar›n yafland›¤› süreçler olacakt›r. Kitle faaliyetçilerimizin önemli dikkat etmeleri gereken temel konulardan baz›lar› bunlar olacakt›r. Daha özelde ise ekonomideki geliflmelerin hemen tüm alanlardaki yans›malar› faaliyetçilerimizin politik ajitasyonunun vazgeçilmez bir unsuru olacakt›r. Görüldü¤ü gibi politika ajitasyonumuzun kapsam› daralmayacak, tersine yeni geliflmelerin etkisiyle daha da geniflleyecektir. Faaliyetçilerimizin önemle takip etmeleri gereken temel konulardan biri de tar›m ve köylülü¤e yaflat›lan tasfiyedir. Tamam›yla çok uluslu flirketlerin düzenlenmesine uygun olarak flekillendiren ülke tar›m› ve k›rsal yap›s›, son y›llarda çarp›c› flekilde görüldü¤ü gibi çok ciddi kay›plar yaflayacakt›r. Desteklerin yok edildi¤i, ithalatla üretimin çökertildi¤i, tohum ve girdilerle emperyalistlerin tam bir denetiminin uyguland›¤› tar›m alan› ciddi ekonomik gerilemelerin de habercisidir. Sadece köylüleri ve üreticileri de¤il tüm halk› derinden etkileyecek geliflmeler önümüzdeki y›llardan itibaren kendini gösterecektir. Tar›mdaki flirketleflme topraklar›n kullan›lamaz veya üreticinin ekemez hale geldi¤i bir gerçeklikte, sermayenin belli ellerde topland›¤›, köylülerin kendi topra¤›nda iflçili¤e veya göçe zorland›¤› bir durumu güçlendirecektir. Devletin, tar›msal nüfusu yüzde 10’lara düflürme yolunda ‘emin ad›mlarla’ yürüdü¤ünü düflünürsek ülkemiz k›rsal alanlar›n›n daha büyük y›-

k›mlarla yüz yüze oldu¤unu, köylülerin çeliflkilerinin keskinleflece¤ini söyleyebiliriz. Faaliyetçilerimizin politik ajitasyonunun temel bir içeri¤ini de bu alandaki geliflmelerin oluflturmas› kaç›n›lmazd›r. Ve ayr›ca k›rsal alanlar›n örgütlenme çal›flmalar›m›z içindeki yeri de bilinmez de¤ildir. T. Kürdistan›, di¤er parçalar ve Kürt Ulusal Sorunu kapsam›nda yaflanan geliflmelerin önümüzdeki y›llar belirleyecek temel bafll›klardan birini oluflturdu¤unu da belirtmek gerekir. Emperyalistlerin Ortado¤u planlar›, enerji kaynaklar› ve hatlar› üzerindeki kap›flmalar›n da etkiledi¤i farkl› parçalardaki Kürt ulusal gerçekli¤i yeni geliflmelere gebe durumdad›r. Do¤al ki bizi bunlardan Türkiye parças›ndaki geliflmeler daha yak›ndan ilgilendirecektir. Devletin flimdiki zay›flatma ve ideolojik çürütme siyasetinde devam etti¤ini, baflka bir deyiflle de imha ve inkâr siyasetinde ›srar etti¤ini söyleyebiliriz. Devletin bu süreçte politikalar›n› belirlerken temel ald›¤› konulardan birinin de Ulusal Hareket’in içinde bulundu¤u ideolojik kriz ve zay›fl›k oldu¤u aç›kt›r. Keza Ulusal Hareket de teori ve prati¤i aras›ndaki çeliflkide tutars›z tav›rlarla yoluna devam etmektedir. Ancak emperyalistlerle son iflbirli¤i temelinde devletin yaklafl›mlar›na bakarak önümüzdeki y›llarda sorunun katmerleflerek büyüyece¤ini, tüm ülke ve s›n›f mücadelesi üzerindeki etkisinin artaca¤›n› söylemeliyiz. Devletle Ulusal Hareket aras›ndaki önemli bir mücadelede T. Kürdistan›’nda yerel seçimlerde yaflanacakt›r. AKP eliyle ve ‘dini sermaye’ ad›mlar›yla Kürt halk›n›n gericilefltirilmesine ve sat›n al›nmas›na dönük kapsaml› çabalar biliniyor. Tüm bu geliflmeler ileriki y›llarda Kürt Ulusal Sorunu karfl›s›nda MLM’lerin ve devrimcilerin tavr›n› da daha yaflamsal bir hale getirecektir. Sadece T. Kürdistan›’nda de¤il ülkenin belli bafll› flehirlerinde de bu kapsamda çal›flmalar› somutlamak gerekecektir. Tar-

87


Kitle çal›flmas›ndan ne anl›yoruz?

PART‹ZAN 64 uygunlu¤u halk›n ayaklanmas›n› veya güçlü mücadelelerini mekanik bir biçimde yaratmaktad›r. Farkl› ideolojilerin etkisindeki halk›m›z›n en baflta mücadele ve örgüt gelenekleri bak›m›ndan büyük bir yetersizli¤i mevcuttur. Bu, komünistlerin yani subjektif gücün henüz olgunlaflmam›fl oldu¤u gerçe¤inden de kopuk de¤ildir. Aç›kt›r ki, belirtti¤imiz çeliflik durumun kayna¤› komünistlerde onlar›n objektif flartlar› ve kitle hareketlerini kavramadaki yetersizliklerinde bulunmaktad›r. Öyleyse bir kez daha tarihin hareketine ayak uydurulabilmesi gerekti¤i, kitle hareketinin yönünün tespit edilmesi zorunlulu¤unu vurgulayal›m. Bu perspektifle MLM’ler –ve özellikle kitle çal›flmalar›nda yer alan faaliyetçilerimiz- örgütlenme ad›mlar›na yüklenmeli ve Proletarya Partisi’ni daha ileriye tafl›mal›d›rlar.

t›flmas›z olan fludur ki, Kürt ulusunun iradesine ipotek koyan, onun demokratik mücadelesini bast›rmaya çal›flan baflta devlet, tüm güçlerle militan bir mücadeleye giriflmek, Ulusal Hareket’in demokratik talepleri ekseninde ona destek ve dayan›flmay› büyütmek MLM’ler için öncelikli devrimci görevlerinden olacakt›r. Politik ajitasyonumuzun belki de en çarp›c› unsurlar›n› bu alandaki geliflmelerin oluflturaca¤› bilinmelidir. Çünkü hiçbir geliflme aç›k bask›, fliddet ve katliamlardan daha öne ç›kmayacakt›r. Devletinin ve düzenin teflhiri en iyi bu askeri fliddet ve bask› temelinde yap›lacakt›r. Yaz›m›z boyunca anlatmaya çal›flt›¤›m›z gibi bugün alanlar ve yaflanan geliflmeler özgülünde devrim mücadelemizin objektif koflullar› fazlas›yla mevcuttur. Ve bunlar daha da geliflme kaydetmektedir. Baflta da belirtti¤imiz gibi bu durum, komünist ve devrimcilerin zay›fl›klar›yla tezatl›k içermektedir. Ancak biliyoruz ki objektif koflullar›n

Son olarak Stalin’den bir aktar›mla yaz›m›z› bitirelim: “Baz› kifliler, iktidardaki s›n›f›n ölüp gitmesi objektif sürecini saptaman›n sald›r›ya bafllamak için yeterli oldu¤unu san›yorlar. Fakat bu yanl›flt›r. Bundan baflka ayr›ca, baflar›l› sald›r›lar için zorunlu olan subjektif koflullar›n haz›rlanmas› çal›flmas›n› ustaca, vakit geçirmeden öyle ilerletmektir ki, bu çal›flma egemen s›n›f iktidar›n›n ölüp gitmesi objektif sürecine ayak uydursun.”9 Kaynakça: 1- Bolflevik Ajitasyon Üzerine-M. Kalinin, K. Kalaflnikov-Yurt Yay›nlar› 2- Ne Yapmal›?-Lenin 3- Seçme Eserler Cilt:3 – Mao 4- Seçme Eserler Cilt: 3-Mao 5- Bolflevik Ajitasyon Üzerine-M. Kalinin, K. Kalaflnikov-Yurt Yay›nlar› 6- Seçme Eserler Cilt: 3-Mao 7- Parti Ö¤retisi Üzerine-Lenin, Stalin Komüntern-‹nter Yay›nlar› 8- Ne Yapmal›?-Lenin 9- Parti Ö¤retisi Üzerine-Lenin, Stalin Komüntern-‹nter Yay›nlar›

88


Düflünceleri kitle ateflinin alevlerinde alazlanan bir önder:

‹BRAH‹M KAYPAKKAYA

Kaypakkaya’n›n s›n›f düflmanlar› kamuoyuna yans›yan ve bilinen ifadelerle O’nun düflüncelerini “ihtilalci komünizmin Türkiye’ye uyarlanmas›” olarak tan›mlad›ktan ve tam da bu nedenle “tehlikeli” bulduklar›ndan; yasaklamay› b›rakal›m, Kaypakkaya’ya ve düflüncelerine dair ayn› zamanda bir “sessizlikte bo¤ma” politikas› izlemektedirler. 89


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 I. Anadolu co¤rafyas›nda anonim olarak kullan›lan bir söz vard›r. “Düflünceler onlar› savunanlardan çok, onlara sald›ranlar›n gölgesinde yay›l›r” denilir. Bu söz belki de en çok ‹brahim Kaypakkaya’n›n ileri sürdü¤ü düflünceler için geçerlidir. Kaypakkaya’n›n, Türkiye Devrimci Hareketi tarihinde önemli bir dönüm noktas› olan 1971 Devrimci Ç›k›fl›’nda ileri sürdü¤ü tezler, hem s›n›f düflmanlar›, hem dostlar› hem de ard›llar› taraf›ndan özel bir ilgiye maruz b›rak›lm›flt›r. Bugün ‹brahim Kaypakkaya’n›n ard›l› olanlar›n, O’nun ileri sürdü¤ü tezler do¤rultusunda mücadele edenlerin, Kaypakkaya’n›n devrimci miras›na sahiplenici yaklafl›mlar› anlafl›l›rd›r. Ancak anlafl›l›r olmayan yan, Kaypakkaya’n›n tezlerini savunan ve bu tezler do¤rultusunda prati¤ini flekillendirmeye çal›flanlara yönelik getirilen “dogmatik” ya da Kaypakkaya’y› “bir tanr› olarak görme” elefltirileridir. Bugün Kaypakkaya’n›n ileri sürmüfl oldu¤u tezleri, Türkiye devriminin gerçeklefltirilebilmesinin tek yolu olarak görenlerin, O’nun ileri sürdü¤ü bu tezlere sald›r›lar›ndan daha do¤al bir fley olamaz. Kaypakkaya’n›n Türkiye devriminin niteli¤i ve izleyece¤i yola iliflkin ortaya koymufl oldu¤u tezler, bir inanç sisteminin kutsal metinleri gibi ele al›nmamaktad›r. O’nun ileri sürdü¤ü tezler, Türkiye devriminin gerçeklefltirilebilmesinin tek yolu oldu¤u için savunulmakta ve prati¤e uygulanmaya çal›fl›lmaktad›r. Bu ise dogmatizm de¤ildir. Kaypakkaya’ya O’nun ard›llar› taraf›ndan “bir tanr› olarak” yaklafl›ld›¤› elefltirisine ise söylenecek çok fazla bir söz yok. Hiç kuflkusuz ki Kaypakkaya bu topraklarda filizlenen komünist düflüncelerin baflta gelen temsilcisiydi ve O’nun “özel türden” bir insan oldu¤u aç›kt›. Ancak bu durum, diyalektik materyalizmi savunan ard›llar› için, bir “tanr›” oldu¤u, ileri sürdü¤ü

tezleri dokunulmaz, gelifltirilemez ve hatta tart›fl›lamaz olarak alg›lad›¤› anlam›na gelmemektedir. Böylesi bir yaklafl›m ve ele al›fl en baflta bizzat Kaypakkaya’n›n devrimci miras›na ve tezlerinin yaflayan/canl› ruhuna terstir. Çünkü bizzat Kaypakkaya’n›n s›n›f düflmanlar› taraf›ndan katledildi¤i süreye kadarki mücadele prati¤i ve düflüncelerinin geliflim süreci incelendi¤inde, O’nun kendi ifadeleriyle de belirtti¤i üzere “bayat› at›p tazeyi alan” bir yaklafl›m› oldu¤u görülecektir. Aç›kt›r ki Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimi bizlere, do¤ru önermeleri prati¤in içinde s›namay› ve bu s›namadan ç›kar›lan derslerle devrimci teoriyi zenginlefltirmeyi sal›k verir. Tam da bu noktada, Kaypakkaya’n›n ard›llar›n›n, O’nun ileri sürdü¤ü tezleri bir dogma olarak de¤il, Türkiye devriminin gerçeklefltirilmesi için bir eylem k›lavuzu olarak kavrand›¤›n› belirtmek gerekir. Kaypakkaya ileri sürdü¤ü tezlerle Türkiye devriminin izleyece¤i yolun ana hatlar›n› (yer yer ayr›nt›ya inerek) ortaya koymufl, bu ele al›fl›yla da ard›llar›na oldukça önemli, zengin bir teorik miras b›rakm›flt›r. Bu teorik miras› sahiplenmek ve daha ileriye tafl›ma çabas› göstermek dogmatizm de¤ildir. E¤er do¤ru adland›r›lacaksa, bu s›n›f mücadelesinde, ülkemiz topraklar› üzerinde Marksist-Leninist-Maoist hatta ›srard›r. Kaypakkaya’n›n ileri sürdü¤ü tezler üzerinden, bu tezlerin yol göstericili¤inde, teoriyi zenginlefltirmek ile, daha üst boyutta yeniden üretmek ile, O’nun ileri sürdü¤ü tezleri “dogmatik olmayal›m” ad› alt›nda revize etmek ya da bir bölümünü alk›fllay›p kabul etmek, bir bölümünü ise reddetmek oldukça farkl› durufllard›r. Her iki tavr›n farkl› s›n›fsal kökenleri vard›r. Birinci tav›r proletaryan›n tavr› iken, ikinci tav›r, küçük burjuvazinin tavr›d›r. Birinci tav›r, Marksist-Leninist-Maoist tav›rd›r, ikinci tav›r oportünist, revizyonist tav›rd›r.

90


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64

O’nun tarz›/yöntemi kitle faaliyeti/kitle eylemleri içinde, kitlelerin devrimci prati¤i içinde yer alarak, kitlelerin bu devrimci prati¤inin Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimiyle de¤erlendirilmesi, bu pratiklerden ç›kan sonuçlar›n bilimsel bir bak›fl aç›s›yla analiz edilmesi ve bu analizler sayesindedir ki, Türkiye devriminin yolu ve karakteri üzerine bir senteze ulafl›lmas›d›r. 1971 devrimcili¤inin komünist yüzü olan ‹brahim Kaypakkaya, her fleyden önce pratikte devrimci bir tutum içindedir. Bu yaklafl›m O’nun devrimci mücadele yaflam› boyunca prati¤ine damgas›n› vurmufl bir özelliktir. Kaypakkaya’n›n bu tutumunun pratikte en ileri duruflu temsil etmesi, ancak O’nun bununla yetinmemesi, sürekli bir teorik hesaplaflma içinde olmas› ve bu tarz›nda süreçle birlikte teorik bir netleflme sa¤lad›¤› görülmelidir. Böylesi bir pratik geliflme süreci üzerinden yükselen teorik netleflme nedeniyledir ki, Kaypakkaya’n›n tezleri, Türkiye devriminin nas›l gerçeklefltirilece¤ini gösteren bir “yol haritas›” özelli¤ini kazanm›flt›r. Bu nedenle bu “yol haritas›”n›n Kaypakkaya’n›n ard›llar› taraf›ndan sahiplenilmesi ve savunulmas›ndan daha do¤al ve mant›kl› bir durum olamaz.

Bu tavr› dogmatiklik olarak adland›rmak ise aç›kt›r ki Kaypakkaya’n›n ileri sürdü¤ü tezlere kat›lmayan ya da bu tezlerin nas›l flekillendi¤ini kavrayamayanlar›n beyhude bir çabas›d›r. Ve bu durumda kendi içinde bak›ld›¤›nda mant›kl›d›r. Çünkü bu türden anlay›fllar›n, Türkiye devrimine iliflkin ileri sürdükleri düflünceler, Türkiye devriminin gerçeklefltirilmesini sa¤layabilecek yaklafl›ma sahip de¤ildir. Çok daha aç›k ve net bir ifadeyle, Kaypakkaya’n›n ard›llar›n›, Kaypakkaya’n›n düflüncelerini sahiplendikleri için dogmatik olarak elefltirenler, her türden reformist ve revizyonist anlay›fllardan oluflmaktad›r. Bizzat Kaypakkaya’n›n kendi devrimci prati¤inde de görülece¤i üzere, O’nun tarz›/yöntemi kitle faaliyeti/kitle eylemleri içinde, kitlelerin devrimci prati¤i içinde yer

91


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 alarak, kitlelerin bu devrimci prati¤inin Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimiyle de¤erlendirilmesi, bu pratiklerden ç›kan sonuçlar›n bilimsel bir bak›fl aç›s›yla analiz edilmesi ve bu analizler sayesindedir ki, Türkiye devriminin yolu ve karakteri üzerine bir senteze ulafl›lmas›d›r. Böylesi bir devrimci mirasa ve teorik alt yap›ya sahip olan Kaypakkaya’n›n ard›llar›n›n, hem onun ileri sürdü¤ü tezlere, hem de kitlelerin faaliyetine nas›l yaklaflaca¤› aç›k de¤il midir? Kaypakkaya’n›n Türkiye devrimi için ileri sürdü¤ü Marksist-Leninist-Maoist tezler; bizzat O’nun ö¤renci eylemlerinde, 1516 Haziran 1970 Büyük ‹flçi Direnifli baflta olmak üzere iflçi direnifl ve grevlerinde, De¤irmendere köylülerinin toprak mücadelesinde oldu¤u gibi, köylülerin mücadelesinde yani bizzat kitlelerin devrimci prati¤i içinde geliflmifl ve bu direnifllerden ç›kar›lan dersler, MLM bilimiyle de¤erlendirilerek olgunlaflm›fl, yetkinleflmifltir. Bugün 1971 Devrimci Hareketi ile ilgili olarak bir Kaypakkaya de¤erlendirmesi yap›l›rken, üzerinde fikir ileriye sürülen tezlerin en nihayetinde bizzat Kaypakkaya taraf›ndan, kitle mücadelelerinin MLM bilimiyle de¤erlendirilerek, MLM yöntem kullan›larak ileriye sürülen tezler oldu¤u bir ön kabul olarak de¤erlendirilerek ele al›nmal›d›r. Son tahlilde Kaypakkaya’n›n tezleri onun taraf›ndan MLM bak›fl aç›s›yla kaleme al›nm›flt›r. Onun MLM bilimine ulaflma süreci içinde kaleme ald›¤› makaleler ve de¤erlendirmeler bu gerçek göz önüne al›narak de¤erlendirilmelidir. Bu önemlidir çünkü, baz› de¤erlendirmeler Kaypakkaya’y› ve O’nun ileri sürdü¤ü tezleri ›srarla MLM’den özellikle de Maoizm’den ayr› bir biçimde yap›lmaktad›r. Unutmamak gerekir ki, Kaypakkaya her fleyden önce MLM oldu¤u için Kaypakkaya’d›r. MLM olmasayd›, Kaypakkaya komünist bir önder olamazd›. O da t›pk› 1971 devrimci sürecinin di¤er devrimci

önderleri gibi devrimci bir önder olarak Türkiye Devrimci Hareketi’nde yerini al›rd›. Ancak O’nu farkl› k›lan, onu di¤er devrimci önderlerden ay›ran en belirgin özellik, MLM biliminin bu ülke topraklar›nda geliflmesine önderlik etmesidir. MLM bilimini ülkemiz s›n›f mücadelesinde, kitlelerin devrimci hareketine ustaca uygulamas›d›r. Ülkemizde komünist hareketin M. Suphi’ler sonras› yeniden aya¤a dikilmesine önderlik etmesidir. Bu nedenle Kaypakkaya’n›n geliflim sürecini, düflüncelerinin olgunlaflmas›n›, teorik alanda yetkinleflmesini belli aflamalara ay›r›p, O’nun belli dönemlerini ön plana ç›kart›p (ilk dönemlerini) özellikle son dönemlerini yok saymak ya da görmezlikten gelmek, Kaypakkaya’n›n devrimci miras›na terstir. O’nun düflüncelerinin nas›l flekillendi¤ini, hangi süreçlerden geçerek teorik alanda yetkinleflti¤ini anlayamamakt›r. Ve en önemlisi de bu türden de¤erlendirmelerle yani Kaypakkaya’y›, MLM’den soyutlay›p ele almak, de¤erlendirme sahiplerinin kendilerini kand›rmas› bir yana, kitleleri kand›rmas› anlam›na gelece¤i için do¤ru de¤ildir. II. Kaypakkaya’n›n s›n›f düflmanlar› kamuoyuna yans›yan ve bilinen ifadelerle O’nun düflüncelerini “ihtilalci komünizmin Türkiye’ye uyarlanmas›” olarak tan›mlad›ktan ve tam da bu nedenle “tehlikeli” bulduklar›ndan; yasaklamay› b›rakal›m, Kaypakkaya’ya ve düflüncelerine dair ayn› zamanda bir “sessizlikte bo¤ma” politikas› izlemektedirler. Bu politikada yukar›da belirtti¤imiz Anadolu’da kullan›lan anonim sözün esasl› bir pay› vard›r. Çünkü Kaypakkaya’n›n devrimci prati¤i ve bu pratik üzerinden yükselerek ileri sürdü¤ü tezler, o zamana kadar ülkemiz topraklar›nda böylesine sistemli bir biçimde ileri sürülmeyen tezlerdir. Tam da bu nedenle O’na ve düflüncele-

92


rine sald›rmak bile bir baflka aç›dan O’nun tezlerini ve devrimci prati¤ini gündeme getirmek olaca¤›ndan ve bunun da beraberinde, bilinçlerde ister istemez bir soru iflareti yarataca¤›ndan, hem Kaypakkaya’n›n kendisi hem de ileri sürdü¤ü tezler, di¤er devrimci önderlere yönelik s›n›f düflmanlar› taraf›ndan uygulanan yasaklama politikalar›yla karfl›lafl›rken, bu politikalara ek olarak Kaypakkaya’ya “daha özel bir ilgiyle” sansür politikas› izlenmektedir. S›n›f düflmanlar›n›n Kaypakkaya’ya sald›rmas›n›n bile baz› soru iflaretlerini gündeme getirmesi ihtimali ne demektir? Örne¤in bugün gözlerini ve bilinçlerini burjuva-feodal ideolojinin zehriyle karartmayanlar, “Milli Mesele” ve “Kemalizm” gibi konularda, Kaypakkaya’n›n o güne kadar yap›lan bütün de¤erlendirmeleri ters yüz eden, var olan yerleflik de¤erlendirmeleri hallaç pamu¤u gibi atan farkl› de¤erlendirmeler yapt›¤›n› kabul etmektedirler. Bu ne demektir? Bu, Kaypakkaya’n›n flu veya bu nedenle gündeme geldi¤inde ayn› zamanda Milli Mesele makalesinde ortaya koydu¤u gerçeklerle, Kürt Ulusal Sorunu’nun ve Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n›n kay›ts›z flarts›z kabulünün gündeme gelmesi demektir. Bu ne demektir? Kemalizm’in faflizm demek oldu¤u ve onun Türk hakim s›n›flar›n›n ideolojisi oldu¤unun gündeme gelmesi demektir. Kaypakkaya’n›n gündeme gelmesi demek, Halk Savafl›’n›n gündeme gelmesi demektir. “‹htilalci Komünizmin Türkiye’ye uyarlanmas›”n›n somut örne¤i olan bir kimli¤in gündeme gelmesi demektir. ‹flte bu ve benzeri nedenlerle Kaypakkaya’ya yönelik, Türk hakim s›n›flar›n›n emrindeki burjuva-feodal medyada ve “ayd›n”larda Kaypakkaya’ya yönelik kapsaml› ve bilinçli bir yok sayma politikas› söz konusudur.

Bu düflünceyi ileri sürmemiz yani Kaypakkaya’ya ve özellikle ileri sürdü¤ü tezlere iliflkin yok sayma politikas›na de¤inmemiz, kuflkusuz ki Kaypakkaya’ya ve onun düflüncelerine hiç sald›r›lmad›¤› anlam›na gelmiyor. ‹fade etmeye çal›flt›¤›m›z di¤er devrimci önderler gibi, Kaypakkaya’n›n kendisi de dahil olmak üzere, onun düflüncelerini savunan ve prati¤e uygulamaya çal›flan herkese yönelik kapsaml› bir sald›rganl›k, imha ve yok etme operasyonlar› gerçeklefltirilmifltir. Bu durum bugün de geçmiflten farkl› de¤ildir. Anlatmaya çal›flt›¤›m›z bu türden fiziki ve ideolojik sald›r›lar›n d›fl›nda, di¤er devrimci önderlere nazaran, s›n›f düflmanlar›n›n Kaypakkaya’ya ve onun düflüncelerine, özünde sald›r› amaçl› da olsa, o bilinen faflist söylemlerle dahi sald›rmaya pek “istekli” olmamalar›d›r. Bu yönlü bir sald›rganl›k politikas›ndan dahi mümkün oldu¤unca uzak durmalar›d›r. Bunun kan›m›zca iki nedeni olabilir. Birincisi Kaypakkaya’n›n devrimci miras›na ve ileri sürdü¤ü tezlere sald›rman›n çok gerekli olmad›¤›n›, bu tezlerin kendi s›n›f iktidarlar› aç›s›ndan zarars›z olduklar›n› düflünmeleridir. ‹kincisi ise sald›rarak dolayl› da olsa onun düflüncelerini gündeme tafl›man›n, kendileri aç›s›ndan uzun vadede zararl› olaca¤›n› düflünmeleridir. Bizce geçerli neden, anonim sözde de görülece¤i üzere ikinci nedendir. Bunda belirleyici olan neden, Kaypakkaya’n›n düflüncelerinin, ileri sürdü¤ü tezlerin hiçbir çuvala s›¤mayacak kadar keskin birer m›zrak olmas›d›r.

93

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 Bu tav›r, son y›llarda burjuva-feodal medyada, devrimci örgüt ve partilerin gerçeklefltirdikleri devrimci eylemlerin, “terör örgütlerinin propagandas›n›n yap›lmamas›” gerekçesiyle yay›nlanmamas›, yay›nlanmak zorunlulu¤u varsa da örgüt ya da parti ismi verilmemesi politikas›na benzetilebilir. Devrimci parti ve örgütlerin faaliyetlerine yönelik, burjuva-feodal medyadaki bu ele al›fl son y›llarda gerçeklefltirilen bir politikad›r. Kaypakkaya’ya ve onun tezlerine yönelik bahsini etti¤imiz bu politika ise uzun y›llard›r sürdürülmektedir. Ve tekrar olmas› pahas›na ifade etmek gerekir ki, Kaypakkaya’n›n devrimci miras›na, ileri sürdü¤ü tezlere yönelik bu bilinçli politikan›n, bu yok sayma yaklafl›m›n›n as›l nedeni, onun devrimci miras›n›n ve Türkiye devrimine iliflkin ileri sürdü¤ü tezlerin “ateflten bir kor” olmas›d›r. Bu “ateflten kor”un flu veya bu nedenle tutulmas› demek, ellerin yanmas› demektir. Niyetleri sald›rmak amaçl› da olsa ateflin daha da harlanmas› demektir. Bu nedenle Kaypakkaya’n›n ülkemiz topraklar›nda yakt›¤› atefl, s›n›f düflmanlar›nca mümkün oldu¤unca gözlerden uzak tutulmaya çal›fl›lmakta, küllenmesi ve çevreye yay›lmas›n›n önünün al›nmas› hedeflenmektedir. Kaypakkaya’n›n yakt›¤› bu ateflin kendili¤inden sönmesi hayal edilmektedir. Bu “ateflten kor”un söndürülmek amaçl› da olsa hareket ettirilmesi onun daha da harlanaca¤›na hizmet edece¤inden, mümkün oldu¤unca bu “kor”u gündeme getirmemektedirler. Bunun yan›nda pek tabi ki s›n›f düflmanlar›, bu “kor”u söndürmek için, ellerinden geleni yapmakta, bu ateflin tafl›y›c›lar›na yönelik bilinen sald›rganl›klar›n› sürdürmektedirler. Kaypakkaya’n›n devrimci miras›na ve ileri sürdü¤ü tezlere yönelik, s›n›f düflmanlar›n›n bu çeliflkili gibi görünen tavr›, faflizmin flu veya bu oranda ideolojik etkisi alt›nda olan burjuva-demokrat ayd›nlar›n tavr›n-

da daha net olarak kendisini gösterir. Bu burjuva-demokrat ayd›nlar, konu ülkemizde sol-ilericilik-devrimcilik vb. oldu¤unda ya da ‘71 devrimci süreci ile ilgili bir de¤erlendirme söz konusu oldu¤unda, özellikle ‹brahim Kaypakkaya’y› yok sayarlar ya da görmezden gelirler. Zorunlu kald›klar›nda ise ismen de¤inerek geçifltirme yolunu tercih ederler. Örne¤in Türkiye Devrimci Hareketi’nde 1971 süreci ve bu sürecin ürünü olan Devrimci Ç›k›fl, önemli bir tarihsel olgudur. Bu tarihsel kesitin Türkiye Devrimci Hareketi’nde bir dönüm noktas› oluflturmas›, bu sürecin ön plana ç›kan devrimci önderlerinin pratik durufllar›nda oldukça somuttur. 1960’lar›n ikinci yar›s›nda giderek yo¤unlaflan kitle eylemlerinin ve uluslararas› geliflmelerin sonucunda Türkiye devrimci ve komünist hareketi de, kendi devrimci ve komünist önderlerini tarih sahnesine ç›karm›flt›r. Bu kitle eylemlerinin atefli içinde, Deniz Gezmifl, Mahir Çayan, ‹brahim Kaypakkaya gibi genç, devrimci ve komünist önderler birer atefl koru gibi ortaya ç›km›fllard›r. Bu atefl korlar›, hem s›n›f düflmanlar›na hem de kendilerinden önce bu topraklarda devrimcilik, komünistlik iddias›n› tafl›yan anlay›fllara karfl› el yak›c› bir ifllev görmüfllerdir. Onlar›n hem pratik hem de teorik tavr›, hem s›n›f düflmanlar›na, hem de o güne kadarki yerleflik sol anlay›fla karfl› radikal bir ç›k›fl› içinde bar›nd›rm›flt›r. Deniz Gezmifl ve Mahir Çayan’da somutlanan devrimci pratik, bu kopuflun somut bir yans›mas›d›r. Ancak ayn› kopuflu teorik alanda tam olarak gerçeklefltirdikleri söylenemez. Kaypakkaya’da ise hem pratikte, hem de teorik alanda tam anlam›yla bir kopufl söz konusudur. ‹flte 1971 süreci burjuva-demokrat ayd›nlar taraf›ndan de¤erlendirilirken, genellikle Kaypakkaya yok farz edilir. Kaypakkaya ile ayn› sürecin ürünü olan, Deniz Gez-

94


mifl, Mahir Çayan gibi devrimci önderler, bu burjuva-demokrat ayd›nlar›n yaz›lar›nda, de¤erlendirmelerinde rahatl›kla yer bulabilirken, Kaypakkaya için ayn› fleyi söyleyemeyiz. Genel olarak burjuva-demokrat ayd›nlar›n 1971 süreci de¤erlendirmelerinde Kaypakkaya’n›n kendisi ve ileri sürdü¤ü tezler görmezden gelinir. Ya da Kaypakkaya’ya dair klifle olan birkaç sat›r ile yetinilir. En çok da O’nun iflkencede ser verip s›r vermeyen tavr›na de¤inilir ve geçifltirilir. Bu pratik tutumun nedeni soruldu¤unda ise verilen yan›t, genellikle Kaypakkaya’n›n ‘71 sürecinin son halkas› oldu¤u, fazla “medyatik” olmad›¤› ve bunun da ister istemez O’nu geri planda de¤erlendirmeyi getirdi¤idir. Di¤er öne sürülen nedenler ise, onun k›rlar› ve köylülü¤ü esas almas›, çal›flmalar›n› bu bölgelerde yo¤unlaflt›rmas› vb.dir. ‹leri sürülen tüm bu gerekçeler hiç kuflkusuz ki do¤ru de¤ildir. Kaypakkaya’n›n o dönemler burjuva-feodal medyada çok popüler olmamas›, tarihsel olarak ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n son halkas›n› temsil etmesi, O’nun esas devrimci faaliyet alan› olarak k›rlar› seçmesi, köylülü¤ü devrimin temel gücü, iflçi s›n›f›n› önder gücü olarak görmesi ve faaliyetini bu do¤rultuda flekillendirmesi gibi nedenler, O’nun ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’ndaki yerini görmezden gelmenin nedeni olamaz. Kuflkusuz ki Kaypakkaya’n›n ç›k›fl›, di¤er devrimci önderlere nazaran daha geçtir. Bu bir y›ll›k bir gecikmedir. Ancak bu durum Kaypakkaya’n›n ve tezlerinin ayn› sürecin ürünü oldu¤u gerçe¤inin üzerini örtmez. Ve hatta denilebilir ki, Kaypakkaya’n›n bir y›l gibi bir süre de olsa daha geç ç›k›fl›, ondan önce “sahne alan” devrimci önderlerin pratiklerinden olumlu ve olumsuz anlamda dersler ç›karmas›n› da getirmifltir. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda Kaypakkaya’n›n avantajl› bir durumu söz konusudur. K›sacas› tüm bu nedenler, Kaypakkaya’n›n ‘71 Devrimci Ç›k›fl› içinde yok say›lmas›n›

hakl› ç›karmaz. As›l neden bizce Kaypakkaya’n›n devrimci miras› ve ileri sürdü¤ü tezlerdir. Zaten tam da bu nedenle, Kaypakkaya ‘71 devrimci ç›k›fl›nda özgün bir yere sahiptir. O’nun düflüncelerine kat›l›rs›n›z ya da kat›lmazs›n›z ancak Kaypakkaya’n›n devrimci prati¤inin ve ileri sürdü¤ü tezlerin ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’nda oynad›¤› role gözlerinizi kapatamazs›n›z. E¤er kapat›l›yorsa ya da Kaypakkaya yok say›l›yorsa orada baflka nedenler aramak gerekir. Esas olarak da s›n›fsal nedenler! Kan›m›zca Kaypakkaya’n›n 1971 sürecinin devrimci önderleri olan Deniz Gezmifl ve Mahir Çayan’dan daha geri planda de¤erlendirilmesi ya da burjuva-demokrat “ayd›nlar” taraf›ndan yok say›lmas›, O’nun ideolojik duruflunda ve ileri sürdü¤ü tezlerin niteli¤inde gizlidir. Kaypakkaya’n›n ideolojik duruflu ve bu ideolojik bak›fl aç›s›yla flekillendirdi¤i tezlerin niteli¤i, bu burjuva-demokrat ayd›nlar›n Kaypakkaya’dan ve ileri sürdü¤ü tezlerden “uzak” durmalar›n›, onu görmezden gelmelerini getirmifltir. Bunun nedeni hiç kuflkusuz ki, 1971 sürecinin devrimci önderleri olan ve her birisi halk›m›z›n bilincinde ve gönlünde hak ettikleri yeri alm›fl olan Deniz Gezmifl ve Mahir Çayan gibi devrimci önderlerin ileri sürdükleri tezlerin faflizm aç›s›ndan Kaypakkaya’n›n tezlerine nazaran daha tolere edilir olmas›d›r. Tersten bir ifadeyle, bu devrimci önderlerin var olan sisteme karfl› pratikte radikal bir ç›k›fl yapmalar›na ra¤men ideolojik planda sistemden yeterince kopamam›fl olmalar›d›r. 1971 Devrimci Ç›k›fl›’n›n ürünü olan Deniz Gezmifl ve Mahir Çayan gibi devrimci önderler baflta olmak üzere, devrimci gençlik üzerinde somutlanan pratik devrimci durufl ve özellikle silahl› mücadele, düzenden kopufl e¤ilimi faflizm taraf›ndan her f›rsatta lanetlenirken, Deniz Gezmifl’te daha da bariz olmak üzere, Mahir Çayan ve di¤er

95

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 devrimci gençlik önderlerinin özellikle Türk hakim s›n›flar›n›n faflist ideolojisi olan Kemalizm’le do¤ru ve yeterli bir biçimde hesaplaflmamalar›, Kemalizm’i ilerici olarak tan›mlama yan›lg›s› içinde bulunmalar› beraberinde bu devrimci önderlerin burjuvafeodal sistemin “solcu ayd›nlar›” taraf›ndan daha kabul edilebilir, dillendirilebilir olmalar›n› getirmifltir. Tabi bu kabul edilebilirlikte, dillendirmede “silahl›” ç›k›fl reddedilmekte, “yanl›fl” yap›ld›¤› ifade edilmektedir. Nihayetinde bu türden ayd›nlar, Deniz Gezmifl, Mahir Çayan gibi devrimci önderleri dillendirdiklerinde, ya da herhangi bir de¤erlendirme yapt›klar›nda, örne¤in Kemalizm’i ilerici olarak de¤erlendiren, bu devrimci önderler nezdinde rahatl›kla ortak bir payda bulabilmektedirler. Bu anlam›yla aralar›nda ideolojik bir akrabal›k söz konusudur. ‹brahim Kaypakkaya’da ise böylesi bir durum söz konusu bile de¤ildir. Çünkü O, çok aç›k ve net bir biçimde, Kemalizm’i Türk hakim s›n›flar›n›n faflist ideolojisi olarak nitelemifl ve ilericili¤in, devrimcili¤in, komünist fikirlerin düflman› olarak mahkum etmifltir. Bu nedenle herhangi bir nedenle Kaypakkaya’dan bahsetmek, bu ayd›nlar aç›s›ndan zor ve riskli bir ifltir. Bu yaklafl›m›m›z›n belki abart›l› bir yan› oldu¤u ileriye sürülebilir. Ancak flöyle bir haf›za yoklamas› yap›ld›¤›nda, ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’na dair yaz›lanlara, çizilenlere bak›ld›¤›nda, bu gerçek kendisini hissettirir. Örne¤in her 6 May›s tarihi gündeme geldi¤inde, flu veya bu nedenle burjuva-feodal medyada Denizlerin idam›na dair, bu katliama dair bir haber ya da yoruma rastlayabilirsiniz. Ya da 30 Mart K›z›ldere katliam›na iliflkin, Mahir Çayan’a iliflkin bir haber ya da yorum bulabilirsiniz. Bahsini etti¤imiz bu devrimci önderler genellikle burjuva-feodal medyada ço¤unlukla devrimci miraslar›na sald›r› amaçl› da olsa yer bulabilmekte, “an›m-

sanmaktad›r.” Özellikle burjuva-feodal medyada bu devrimci önderler flu veya bu amaçla genellikle de sald›r› amac›yla yer alabilmektedir. Ancak ayn› karfl› devrimci “ilgi”nin Kaypakkaya için var oldu¤unu söyleyemeyiz. Örne¤in 18 May›s’ta ‹brahim Kaypakkaya’n›n iflkencede katledilmesi vesilesiyle ya da O’nunla ilgili, onun devrimci miras›na sald›rmak amaçl› da olsa bir haber yap›ld›¤›na rastlayamazs›n›z. Daha aç›k bir biçimde soracak olursak, burjuva-feodal medyada Deniz Gezmifl ve Mahir Çayan gibi ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n köfle tafllar› olan bu devrimci önderler için ço¤unlukla onlar›n devrimci miraslar›na sald›rmak, pratik durufllar›n› halk›m›z›n gözünde karartmak amaçl› da olsa haber yap›labilmekteyken, neden ayn› karfl›-devrimci “ilgi” ‹brahim Kaypakkaya’ya gösterilmemektedir? Hemen belirtmek gerekir ki, Deniz Gezmifl ve Mahir Çayan gibi devrimci önderlere yönelik ço¤unlukla karfl› devrimci

96


sald›r› amaçl› yap›lan bu haberlerin, yorumlar›n “olumlu” oldu¤undan bahsetmiyoruz. Ve yine Deniz Gezmifl ya da Mahir Çayan baflta olmak üzere di¤er devrimci önderler hakk›nda ç›kan olumlu haberlerin, devrimin yarar›na oldu¤unu düflünüyoruz. Bu tür haberlerin, yorum ve de¤erlendirmelerin artmas› arzumuzdur. Burada anlatmaya çal›flt›¤›m›z fley ise baflka bir durumdur. Ayn› dönemin ürünü olan devrimci önderlere yönelik olumlu ya da olumsuz var olan bir “çifte standart” uygulamas›ndan bahsediyoruz. Bahsini etti¤imiz bu “çifte standart” hem TC faflizminde, hem de kendilerini “solcu” olarak tan›mlayan ve hatta daha ileri gidip Marksist olarak niteleyen “ayd›nlar”›n durufllar›nda, aç›klamalar›nda, de¤erlendirmelerinde vard›r. Bu bir olgudur. Hem TC faflizminin hem de onun etkisi alt›nda bulunan “solcu” ayd›nlar›n uygulad›klar› “çifte standart” bizim aç›m›zdan anlafl›l›rd›r. Bu durum bizim aç›m›zdan, Deniz Gezmifl ve Mahir Çayan baflta olmak üzere di¤er devrimci önderlerin ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’ndaki kuflku götürmez rollerini küçümsemek ya da yok saymak, görmezden gelmek anlam›na gelmedi¤i gibi, bu devrimci önderleri birbirleriyle “k›yaslama” yaklafl›m› içinde de de¤iliz. Hele hele ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n bu ölümsüz önderlerine “neden çifte standart uygulan›yor?”, “hepsine eflit ve ayn› derecede yaklafl›ls›n” gibi bir anlay›fl içinde hiç de¤iliz. Amac›m›z burada, ‘71 Devrimci Ç›k›fl› gündeme geldi¤inde tak›n›lan tav›r ve bu tav›r sonras›nda ortaya ç›kan tabloyu objektif olarak ortaya koymakt›r. Yoksa biz biliyoruz ki, gerek Deniz Gezmifl, gerek Mahir Çayan ve gerekse de ‹brahim Kaypakkaya ayn› sürecin ürünü olmakla birlikte, farkl› s›n›flar› temsil etmektedirler. Farkl› ideolojik duruflun ve farkl› s›n›flar›n politik temsilcisidirler. ‹flte gerek TC faflizmi taraf›ndan ve gerekse de burjuva-demokrat ayd›nlar taraf›n-

dan uygulanan bu “çifte standart”›n nedeninin bu oldu¤unu düflünüyoruz. Bu alg›laman›n TC faflizmi ve burjuva demokrat ayd›nlar taraf›ndan pratikte yans›t›lmas›n›n sonucunun, Kaypakkaya’n›n yok say›lmas› oldu¤unu düflünüyoruz. Bu tavr›n bilinçli oldu¤unu, meselenin tam da ‹brahim Kaypakkaya’n›n ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’ndaki di¤er devrimci önderlerde oldu¤u gibi pratikte silahl› mücadele savunuculu¤uyla birlikte, onlardan farkl› olarak esasen teorik düzeyde ileri sürdü¤ü tezlerde yatt›¤›n› ve bunun da O’na karfl› bir “yok sayma”, “sessizlikte bo¤ma” politikas›n› do¤urdu¤unu ifade etmek gerekir. 1971 Devrimci Ç›k›fl›’nda ‹brahim Kaypakkaya’da, Deniz Gezmifl, Mahir Çayan ve di¤er devrimci önderlerle birlikte, kendilerinden önceki sol, “devrimcilik” anlay›fl›n›n yerle bir edilmesinde önemli bir rol oynam›flt›r. Ancak ‹brahim Kaypakkaya’y› di¤er devrimci gençlik önderlerinden farkl› k›lan ve bu farkl›l›¤›ndan dolay›d›r ki, “hakl› olarak” burjuva-feodal medyada, burjuva-demokrat ayd›nlar›n de¤erlendirmelerinde kendisinden flöyle bir de¤inilip geçmelerine neden olan, onun Türkiye devrimine iliflkin ileri sürdü¤ü programatik tezleridir. Bu tezlerin niteli¤idir. ‹flte bu esasl› fark nedeniyle ‹brahim Kaypakkaya, gerek s›n›f düflmanlar› taraf›ndan ve gerekse de bunlar›n sözcülü¤ünü yapan burjuva-demokrat ayd›nlar taraf›ndan yok say›lmakta, görmezden gelinmektedir. Kaypakkaya’n›n ileriye sürdü¤ü tezlerin Türk hakim s›n›flar› taraf›ndan tehlikeli olarak nitelendirilmesi, O’nun sadece Kemalizm ve Milli Mesele gibi konularda “uç” tezler ileri sürmesinden kaynakl› de¤ildir. Kaypakkaya bu çok önemli tezleriyle birlikte, t›pk› bu konularda ileri sürdü¤ü tezlerde oldu¤u gibi, s›n›f analizine dayal› di¤er tezlerinde, Türkiye devriminin yolunu, proletarya önderli¤indeki Demokratik Halk Dev-

97

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 rimi’ni ve buradan kesintisiz olarak sosyalizme geçilmesini ortaya koymas›, devrimde kitlelerin rolü, parti anlay›fl›, ordu ve cephe yaklafl›m›, silahl› mücadeleye iliflkin ele al›fl› ve Halk Savafl› teorisi vb. bir dizi oldukça önemli konuda ileri sürdü¤ü tezlerle, “hak verilmelidir” ki ne burjuva-feodal s›n›flar›n ne de onlar›n temsilcisi olan sözde ayd›nlar›n hofluna gitmifltir. Ve de bu s›n›flar›n etkisi alt›nda bulunan küçük burjuva demokrat solcu ayd›nlar›n! Onlar 1971 Devrimci Ç›k›fl›’na de¤inmek zorunda kald›klar›nda ve s›ra Kaypakkaya’ya geldi¤inde, tam da O’nun ileri sürdü¤ü bu tezlerin niteli¤i ve bütünlüklülü¤ü nedeniyle, onun ismine ve ileri sürdü¤ü tezlere söyle bir de¤inip geçmek zorunda hissetmifllerdir kendilerini. Çünkü bu türden “ayd›nlar” bilmektedirler ki, Kaypakkaya’n›n devrimci miras› ve ileri sürdü¤ü tezler, olumsuz da olsa üzerinde duruldu¤unda, sald›rmak amaçl› da olsa dillendirildi¤inde ters etki yapabilecek niteli¤e sahiptir. Çünkü bu türden, Türk hakim s›n›flar›n›n ideolojik etkisi alt›nda olan “ayd›n”lar, içgüdüsel olarak, s›n›fsal olarak bilmektedirler ki, Kaypakkaya’n›n devrimci miras› ve ileri sürdü¤ü tezler, e¤ilip bükülemeyecek, fluraya buraya çekilemeyecek, oldukça aç›k ve net olan tezlerdir. Bu tezlerin flu veya bu amaçl› da olsa üzerinde durmak en çok da burjuva-feodal s›n›flar›n ve onlar›n temsilcisi “ayd›nlar›n” ifline gelmez. Bu nedenle Kaypakkaya’y› ve ileri sürdü¤ü tezleri yok saymak ya da geçifltirmek bu sözde ayd›nlar aç›s›ndan en iyi “çözüm” yolu olmufltur. S›n›f düflmanlar›n›n Kaypakkaya’n›n devrimci miras›n› ve ileri sürdü¤ü tezleri yok saymas›n›n nedeni budur. III. Benzer bir biçimde olmasa da, Kaypakkaya’ya ve onun ileri sürdü¤ü tezlere yönelik ayn› yaklafl›m, bugün Kürt Ulusal Hare-

keti’nde de mevcuttur. Di¤er ileri sürdü¤ü tezler bir yana, Kaypakkaya’n›n genelde ulusal sorun, özelde de Kürt Ulusal Sorunu’na dair ileri sürdü¤ü tezler, bu hareketin önderli¤i ve kadrolar› taraf›ndan, herhangi bir vesileyle gündeme geldi¤inde geçifltirilme yolu tercih edilerek görmezden gelinmektedir. 1971 Devrimci Ç›k›fl› gündeme geldi¤inde, bu hareketin önderli¤i ve kadrolar› Deniz Gezmifl, Mahir Çayan’la birlikte ‹brahim Kaypakkaya’y› da ifade etmektedirler. Ancak bu ifade edifl, toptanc› bir yaklafl›m›n ürünüdür. Hatta 1971 Devrimci Ç›k›fl›’n›n önderleri olan Deniz Gezmifl ve Mahir Çayan’da somutlanan Kemalizm ve Ulusal Sorun gibi meselelerde var olan zaafl› durufl, bu kesimler taraf›ndan “Türk Solu” nitelemesiyle tan›mlanmakta, Kaypakkaya da böylelikle bu de¤erlendirmeye dahil edilmektedir. Hiç kuflkusuz ki, bu ele al›fl hem do¤ru de¤ildir, hem de Kaypakkaya’ya yap›lan bir haks›zl›¤›n sonucudur. Kürt Ulusal Hareketi’nin önderli¤inin ve kadrolar›n›n Kemalizm ve Milli Mesele gibi özelde de, Kürt Ulusal Sorunu gibi bir konuda, Kaypakkaya’n›n oldukça net ve bilimsel çözümlemesini, ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n› di¤er önderleriyle, onlar›n yaklafl›mlar›yla bir ve ayn› de¤erlendirmeleri, hele hele Kaypakkaya’n›n bu tezlerine ra¤men onu “Türk Solu” olarak nitelemelerinin nedeni nedir? Bu sorunun cevab› aç›kt›r. Kaypakkaya Milli Mesele gibi oldukça önemli bir konuda da ülkemizde MLM çizgiyi temsil etmektedir. Bu konuda ileri sürdü¤ü tezlerde Kaypakkaya, bir yandan Türk hakim s›n›flar›n›n milli bask› politikalar›n›n iç yüzünü ortaya sererken, öte yandan bununla yetinmeyip ezilen ulus milliyetçili¤inin de tutarl› ve sistemli bir elefltirisini yapmaktad›r. Kaypakkaya’daki s›n›fsal durufl, meselelere ulusal pencereden bakanlar› rahats›z etmektedir. Kaypakkaya’daki s›n›f bilinçli yakla-

98


Kaypakkaya ‘71 devrimci ç›k›fl›nda özgün bir yere sahiptir. O’nun düflüncelerine kat›l›rs›n›z ya da kat›lmazs›n›z ancak Kaypakkaya’n›n devrimci prati¤inin ve ileri sürdü¤ü tezlerin ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’nda oynad›¤› role gözlerinizi kapatamazs›n›z. E¤er kapat›l›yorsa ya da Kaypakkaya yok say›l›yorsa orada baflka nedenler aramak gerekir. Esas olarak da s›n›fsal nedenler!

fl›m, Türk ve Kürt uluslar›ndan Türkiye halk›n›n ortak mücadelesini, çeflitli milliyetlerden iflçi s›n›f›n›n ve emekçi halk›n s›n›f temelli mücadelesini öngörürken, hem ulusal bask›ya, hem de ezilen ulus milliyetçili¤ine yönelik elefltirel bir tutum tak›nmay› sal›k verir. Ezilen bir ulusun, ulusal bask› politikalar› karfl›s›ndaki mücadelesinin demokratik içeri¤i desteklenirken, öte yandan bu eylemin getirece¤i ezilen ulus milliyetçili¤i mahkum edilir. Bunun güçlenmesine izin verilmez. Elefltirel bir tutum tak›n›l›r. Tam da Kaypakkaya’n›n ileri sürdü¤ü tezlerdeki bu s›n›fsal içerikten kaynakl›, bugün Kürt Ulusal Hareketi’nin önderli¤i ve ona yön veren kadrolar taraf›ndan, genelde ulusal sorun özelde de Kürt Ulusal Sorunu meselesinde, ‘71 Devrimci Ç›k›fl›ndaki di¤er devrimci önderlere nazaran oldukça ileri bir tutum tak›nan Kaypakkaya, bilinçli olarak bu önderlerle bir ve ayn› düzeyde de¤erlendirilir. Örne¤in Kürt Ulusal Hareketi’nin “Türk Solu”, “Sosyal fiovenizm” gibi

meselelerde, Türkiye devrimci hareketine yönelik elefltiriler dillendirildi¤inde, Kaypakkaya’n›n ileriye sürdü¤ü tezler genellikle görmezden gelinir. Kaypakkaya da “Türk Solu” nitelemesiyle, ‘71 ç›k›fl›ndaki di¤er devrimci önderlerle birlikte “ayn›” de¤erlendirilir. Bu ele al›fl›n Kürt Ulusal Hareketi aç›s›ndan, ulusal bir hareket olmas› nedeniyle “anlafl›l›r” nedenleri olmakla birlikte; Kaypakkaya’n›n özellikle Ulusal Sorun konusundaki yaklafl›m›n›n bu çevreler taraf›ndan gözard› edilmesi, di¤er devrimci önderlerle ayn› de¤erlendirilmesi, hele hele O’nun ileri sürdü¤ü tezleri “sosyal floven Türk Solu’nun ulusal soruna bak›fl›” olarak de¤erlendirilmesi, kendisine yap›labilecek en büyük haks›zl›kt›r. Bu durum özellikle Kürt Ulusal Sorunu gündeme geldi¤inde böyledir. Kaypakkaya’n›n Ulusal Sorun konusunda ileri sürdü¤ü tezleri “yok sayma” ya da “Türk Solu” nitelendirmeleriyle di¤er devrimci önderlerin yaklafl›mlar›yla ayn› kefeye koyarak de¤erlendirmek aç›kt›r ki do¤ru bir tutum de¤ildir. Kaypakkaya’n›n tezlerini be¤enirsiniz ya da be¤enmezsiniz, ileri sürdü¤ü tezlerin bir k›sm›n› olumlu bulursunuz ya da bulmazs›n›z ancak Anadolu’da

99

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 kullan›lan güzel bir deyimle “yi¤idi öldürür ama hakk›n› da verirsiniz”. Ne yaz›k ki bu “hak” Kaypakkaya’ya verilmemektedir. Bunun nedeni ise yukar›da de¤indi¤imiz üzere oldukça aç›kt›r asl›nda. Kaypakkaya Ulusal Sorun konusunda ülkemiz özgülünde bir yandan Türk hakim s›n›flar›n›n gerçek yüzlerini ve uygulad›klar› politikalar›n nedenini ortaya sererken ve ezen ulus milliyetçili¤ini, hakim ulus flovenizmini mahkum ederken, ayn› zamanda buna karfl› geliflebilecek ezilen ulus mücadelesinin içinde varolan demokratik yan› desteklemek, milliyetçi yan›na yani ezilen ulus milliyetçili¤ine dikkat çekmektedir. Kaypakkaya’n›n Ulusal Sorun’da hareket noktas›, milliyeti ne olursa olsun, bütün Türkiye iflçi s›n›f› ve emekçi halk›n›n s›n›fsal zeminde birleflmesi, ulusal farkl›l›klar›n, s›n›f bilincini karartmamas› gerekti¤idir. Böylesi bir ele al›fl ise “hakl›” olarak ulusal harekete yön veren anlay›fl›n ifline gelmemektedir. Çünkü O’nun amac›, kendi bayra¤› alt›nda, kendi ulusal burjuvazisi alt›nda iflçi ve emekçilerin birleflmesini sa¤lamakt›r. Böylelikle kendi pazar›na hakim olabilecektir. Oysa ki milliyeti ne olursa olsun, Türk, Kürt uluslar›ndan ve çeflitli milliyetlerden proletaryan›n ve emekçi halk›n denenmifl, kendi bayra¤› vard›r. Kaypakkaya ileri sürdü¤ü tezlerle iflte bu bayra¤› göndere çekmifltir. Bu nedenle ulusal hareket önderli¤inin, Kaypakkaya’ya mesafeli olmas› ya da ‘71 devrimci önderleriyle, Kaypakkaya’y› ayn›laflt›rarak de¤erlendirmesi ve böylelikle onun bu meselede ortaya koydu¤u yaklafl›m›n siliklefltirilmesi “anlafl›l›rd›r.” Kürt ulusal önderli¤inin ve kadrolar›n›n Kaypakkaya’ya yönelik tav›rlar› bu yöndeyken, ayn› durumun Kürt ulusundan iflçi ve emekçi halk›m›z için geçerli olmad›¤›n› ifade etmemiz gerekir. Ulusal hareket önderli¤i ve kadrolar› taraf›ndan “anlafl›l›r” nedenlerle “Türk Solu” olarak tan›mlanan ‘71

devrimci önderleri, Kürt ulusuna mensup iflçi ve emekçi halk›m›z taraf›ndan daha “farkl›” alg›lanmaktad›r. Özellikle bu devrimci önderler aras›nda Kaypakkaya, Kürt ulusuna mensup iflçi ve emekçi halk›m›z aras›nda hak etti¤i ilgiyi görmektedir. Bunun nedeni hiç kuflkusuz ki genelde Kaypakkaya’n›n devrimci pratik duruflu iken, özelde ise Kürt Ulusal Sorununa yaklafl›m›d›r. Kürt ulusunun b›rakal›m kendi kaderini tayin hakk›n›n tart›fl›lmas›n›, ülkemizde böyle bir ulusun var olup olmad›¤› tart›flmalar›nda, Kaypakkaya’n›n oldukça aç›k ve net duruflu, Kürtlerin bir ulus olarak ülkemizde var oldu¤u ve Türk hakim s›n›flar› taraf›ndan ulusal bask›ya maruz b›rak›ld›¤›n›n cüretli bir biçimde ortaya konulmas›n›n ad› olan Kaypakkaya, bu tavr›yla, Kürt iflçi ve emekçilerinden hak etti¤i ilgiyi görmüfltür. Kürt iflçi ve emekçilerin Kaypakkaya’n›n Kemalizm ve Ulusal Sorun gibi meselelerde ileri sürdü¤ü tezlerde, kendi yaflad›klar› sorunlar› ve çözüm yollar›n› bulmaktad›rlar. Ve yine Kaypakkaya’n›n tezlerinde ileri sürdü¤ü içerikte/nitelikte olmasa da, biçimsel olarak ulusal hareketin, Kaypakkaya’n›n yaklafl›m›ndaki belirgin bir yan olan gerilla savafl› prati¤i içinde olmas›, Kürt iflçi ve emekçilerini, Kürt gençli¤ini olumlu yönde etkilemektedir. Baflka bir ifadeyle, Kürt Ulusal Hareketi yürütmüfl oldu¤u gerilla savafl› nedeniyle, özellikle, Kürt iflçi ve yoksul köylü kitleleri içinde, Kaypakkaya’n›n sosyal flovenizmi mahkum eden, Kemalizm’i teflhir dire¤ine m›hlayan ve somut olarak kurtuluflun ancak silahl› mücadeleyle, gerilla savafl›yla ve ard›ndan da Halk Savafl› ile olabilece¤ini ileri süren tezleri nedeniyle daha bir ilgi çekici olmakta, “farkl›” de¤erlendirilmektedir. IV. Genel olarak Türkiye Devrimci Hareketi’nin, ‹brahim Kaypakkaya’ya ve ileri sür-

100


dü¤ü tezlere yaklafl›m› hiç kuflkusuz ki hakim s›n›flar›n “yok sayma” politikalar› gibi de¤ildir. Birkaç istisna haricinde TDH Kaypakkaya’y› sahiplenmekte, devrimci bir önder olarak görmektedir. TDH içinde baz› anlay›fllar, kendi ideolojik durufllar› nedeniyle Kaypakkaya’y›, küçük burjuva devrimcisi olarak tan›mlarken, baz›lar› ise “komünist” önder olarak tan›mlamaktad›r. Kaypakkaya’y› küçük burjuva devrimci önder olarak tan›mlayanlar, O’nun ‘71 Devrimci Ç›k›fl› içindeki rolünü ve misyonunu kabul etmekte ancak ileri sürdü¤ü tezlere kat›lmamakta, elefltirmektedir. Kaypakkaya’n›n özellikle Türkiye devriminin yolunu, Türkiye devriminde köylülü¤ün rolü ve silahl› mücadeleye iliflkin konularda ileri sürdü¤ü tezler bu anlay›fllar taraf›ndan, kendi ideolojik durufllar› nedeniyle elefltirilmektedir. O’nu bir “köylü devrimcisi”, “halkç› bir devrimci önder” olarak tan›mlamaktad›rlar. Kuflkusuz ki onlar›n bu de¤erlendirmeleri hakl› olduklar› anlam›na gelmiyor. ‹fade etmeye çal›flt›¤›m›z, bu türden anlay›fllar›n, Kaypakkaya’n›n ileri sürdü¤ü tezleri elefltirmelerine ve kat›lmamalar›na ra¤men, O’nu devrimci bir önder olarak sahiplenmeleri ve ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’ndaki di¤er devrimci önderlerle birlikte de¤erlendirmeleridir. Bu durum ise, ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’nda baflta Deniz Gezmifl ve Mahir Çayan olmak üzere, di¤er devrimci gençlik önderleri ile birlikte Kaypakkaya’n›n de oynad›¤› rol dikkate al›nd›¤›nda mant›kl›d›r. Ancak ifade etmemiz gerekir ki, TDH içerisinde var olan kimi devrimci örgüt, parti ve çevrelerin, Kaypakkaya’y› ele al›fl› ya da Kaypakkaya’n›n tezlerine yaklafl›mlar›n› de¤erlendirdi¤imizde ortaya oldukça ilginç ve çarp›c› sonuçlar ç›kmaktad›r. Örne¤in bunlardan en ilginci ve çarp›c› olan›, Kaypakkaya’n›n “Maoizm’den etkilenmesi”, “Maoizm’in Kaypakkaya’n›n komünist fikirlerini suland›rd›¤›” biçiminde di-

le getirilen elefltirilerdir. Ki bu tarz bir yaklafl›mla getirilen elefltirileri tart›flmak bile gereksizdir. Bilinmelidir ki, Kaypakkaya MLM oldu¤u için, bu ideolojiyi temsil etti¤i için komünist fikirlerini ve bu fikirler üzerinden yükselen programatik tezlerini ileri sürmüfltür. Ya da Kaypakkaya iyi bir MLM önder oldu¤u için, Türkiye devrimine iliflkin tezlerini ileriye sürebilmifltir. Kaypakkaya’y› Kaypakkaya yapan, O’nu bir komünist önder olarak tan›mlamaya neden olan, MLM bir önder olmas›d›r. Kaypakkaya Maoist olmasayd›, komünist önder de olamazd›. Kaypakkaya’y› MLM’den özellikle de Maoizm’den ayr› de¤erlendirmek, O’nun devrimci miras›na ve ileriye sürdü¤ü tezlerin MLM özüne yap›lacak en büyük haks›zl›kt›r. Kaypakkaya, 1971 Devrimci Ç›k›fl›’nda, ‘71 devrimcili¤inde temsil etti¤i çizgi ve dünya görüflü nedeniyle ülkemizde MLM biliminin yegane temsilcisi olmufltur. O, 1971 devrimcili¤indeki ç›k›fl›yla MLM biliminin ülkemiz topraklar›nda vücut bulmas›na önderlik etmifl, beraberindeki MLM kadrolarla birlikte, ülkemizdeki Komünist Partisini yeniden ayaklar› üzerine dikmifltir. Kaypakkaya’n›n ileri sürdü¤ü tezlere kat›lmayabilirsiniz, anti-Marksist-Leninist-Maoist bir tutum içinde olabilirsiniz, ancak O’nun ülkemizde Marksizm-Leninizm-Maoizm biliminin gerçek anlamda ilk temsilcisi oldu¤u, ülkemizde Marksizm-LeninizmMaoizm biliminin ortaya konulmas›nda belirleyici bir rol oynad›¤› gerçe¤inin üzerini örtemezsiniz. Bunu yapmaya kalk›flmak yani Kaypakkaya’n›n “Maoizm’den etkilendi¤ini” ileri sürerek, asl›nda komünist bir önder oldu¤unu ifade etmek, “Maoizm’in O’nun komünist görüfllerini suland›rd›¤›n›” ifade etmek, ilginç olmasa bile tutars›zl›kt›r. Kaypakkaya’n›n devrimci miras› ve ileri sürdü¤ü tezler, b›rakal›m Marksizm-Leninizm-Maoizm’den etkilen-

101

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 mesini tam anlam›yla ülkemizde, bu bilimin temsil edilmesinin somut teorik ürünleri olmufllard›r. Kaypakkaya’n›n devrimci geliflimini, O’nun komünist noktaya ulaflmas›n› diyalektik bir biçimde de¤erlendirmeyen bu anlay›fl sahipleri, O’nun özellikle devrimci mücadele saflar›na dahil oldu¤u ve bu süreçten katledilmesine kadar ki geçirmifl oldu¤u evreleri inceleseler, O’nun devrimci yönteminin nas›l oldu¤una dair herhangi bir fikir sahibi olsalar, eminiz ki böylesi de¤erlendirmeler yapmazlard›. Bunu flunun için söylüyoruz; Kaypakkaya’y› ve onun ileri sürdü¤ü tezleri, onun fikirlerinin geliflim sürecinden ayr› de¤erlendirmek, nihayetinde ileri sürdü¤ü tezlerin bilimsel içeri¤ini anlamamak demektir. Ya da asl›nda görmek istediklerini görüp, görmek istemediklerini görmemek demektir. S›n›fsal olarak da ‹brahim Kaypakkaya’n›n temsil etti¤i çizgiden, durufltan ayr› bir yerde durmakt›r. Bu türden anlay›fllara göre, Kaypakkaya’n›n devrimci mücadele saflar›na kat›ld›¤›ndaki ilk yaz›lar›n› inceledi¤imizde, onun daha genç bir devrimci militan olarak kaleme ald›¤› de¤erlendirmeleri okudu¤umuzda, onun Kemalizm’i ilerici de¤erlendiren yaklafl›mlar›ndan, tespitlerinden hareketle “Kemalist” ilan etmeniz bile kaç›n›lmazd›r. Kaypakkaya’n›n düflüncelerinin geliflim sürecini do¤ru kavramak için ülkemizde komünist anlay›fl›n oluflumunu ve geçirdi¤i evreleri diyalektik materyalist bak›fl aç›s›yla de¤erlendirmek gerekir. Bu yap›lmad›¤› takdirde onun ilk yaz›lar›ndan son yaz›lar›na kadar geçirdi¤i evrimi ve daha devrimci mücadeleye bafllad›¤› y›llarda yazm›fl oldu¤u, sonras›nda ise hem uluslararas› geliflmeler, hem de ülkemizdeki kitle hareketlerinin ö¤reticili¤inde ç›kard›¤› derslerle reddederek aflm›fl oldu¤u düflünceleri anlayamazs›n›z. Anlay›p anlayamamak bir yana, O’nun son yaz›lar›nda ortaya koydu¤u ve gerek Kaypakkaya’n›n ve gerekse de ülke-

mizdeki komünist anlay›fl›n ortaya ç›k›y› olarak somut bir durufl olan Kaypakkaya’n›n tezlerini “revizyonizmden etkilenmifl olarak” tan›mlama gafletine düflersiniz. Üstelik bunu da Kaypakkaya’n›n daha genç bir militanken, henüz yetkinleflmeden, teoride olgunlaflmadan ileri sürdü¤ü yaz›lardan hareketle yapars›n›z. Bu ise böylesi de¤erlendirme yapanlar›n, onun revizyonist saflardayken, revizyonizmi ret etmemiflken yazm›fl oldu¤u yaz›lar› sahiplenmenizi getirir. Bu durumda aç›kt›r ki, Kaypakkaya’y› böylesi “sahiplenen” anlay›fllar›n revizyonist oldu¤unu gösterir. Kaypakkaya’n›n ve ileri sürdü¤ü tezlerin devrimci kamuoyunda tart›fl›lmas›, daha çok O’nun, “sorgu”sunda ifade ettikleri ve iflkencede ser verip s›r vermeyen tavr› ile gündeme gelmektedir. Daha “derinlikli” de¤erlendirme yapanlar ise onun özellikle “Kemalizm” ve “Milli Mesele” konular›nda ileriye sürdü¤ü görüfllerinin bugün sosyal prati¤in yads›namaz yard›m›yla, ileriye sürüldü¤ü zamana göre do¤rulu¤u ve isabetlili¤i daha bir netleflmifl olmas›ndan hareketle, bu görüfllerine ilgi göstermektedir. Kaypakkaya’n›n genç bir komünist önder olarak bundan y›llar önce ileri sürdü¤ü bu tezlerin, yaflanan kimi sosyal-siyasal geliflmeler sonucunda oldukça isabetli tespitler oldu¤unun her geçen gün biraz daha kendisini göstermesi, TDH cephesinde ona olan ilgiyi ve alakay› ister istemez art›rm›flt›r. Ancak bu ilgi ve alaka ne yaz›k ki O’nun ileri sürdü¤ü tezlerin bütününe de¤il, sadece belli konulara dair, özellikle de Kemalizm ve Milli Mesele gibi konularda ileri sürdü¤ü tezlere olmufltur. Kuflkusuz ki böylesi bir ele al›fl do¤ru bir yaklafl›m de¤ildir. Kaypakkaya’n›n tezleri bütünlüklü tezlerdir ve sadece birkaç konuya indirilerek ele al›nabilecek, de¤erlendirilebilecek tezler de¤ildir. Kuflkusuz ki Kaypakkaya’n›n düflüncelerinin ve ileri sürdü¤ü tezlerin baz›lar›n› sahiplenir, baz›lar›n›

102


sahiplenmezsiniz. Bu, sizin bilece¤iniz bir ifltir. Ancak böylesi bir yöntem izleyenlere yönelik bizim de söyleyeceklerimiz olur. Hak verilmelidir ki, Kaypakkaya’n›n ileri sürdü¤ü tezler de¤erlendirilirken objektif olunmal›d›r. Kaypakkaya’n›n ileri sürdü¤ü tezleri elefltirmek/de¤erlendirmek ad› alt›nda O’nun savunmad›¤› ya da yan›ndan bile geçmedi¤i baz› düflünceleri savundu¤unu iddia etmek, O’nun “Maoizm’den etkilendi¤i” gibi olay ve olgular› dahiyane bir biçimde tersyüz ederek meseleye yaklaflmak ya da Kaypakkaya’n›n baz› tezlerini ön plana ç›kart›p, baz› tezleri ise ›srarla görmezden gelmek kabul edilemezdir. Ne anlamak istedi¤imizi örneklendirerek anlat›rsak daha anlafl›l›r olacakt›r. Kaypakkaya sadece Milli Mesele ya da Kemalizm konular›nda tezler ileriye sürmemifltir. Kaypakkaya bu tezleri ile birlikte “5 temel belge” olarak tan›mlanan makalelerinde Türkiye devrimine iliflkin çeflitli görüfller ortaya koymufltur. Kaypakkaya bu makalelerinde ileri sürdü¤ü tezler ve de¤erlendirmelerinde, Türkiye devrimci ve komünist hareketinde o zamana kadar yap›lan de¤erlendirmeler üzerinden, bu de¤erlendirmeleri hem uluslararas› alanda Marksist-Leninist-Maoist teoriyi, hem de ülkemizdeki kitle hareketlerini inceleyerek bu kitle hareketlerinin içinde bizzat yer alarak ç›karm›fl oldu¤u dersleri analiz ederek bir senteze ulaflm›flt›r. Yani sadece Kemalizm ve Milli Mesele konular›nda tezler ileriye sürmemifl, devrimin sorunlar›na bütünlüklü yaklaflm›flt›r. Mille Mesele ve Kema-

lizm konular›nda ileriye sürdü¤ü tezler, Kaypakkaya’n›n ulaflt›¤› sonuçlardan, yapm›fl oldu¤u analizlerin sonucunda senteze ulaflt›¤› fikirlerinden sadece iki tanesidir. Bunun d›fl›nda Kaypakkaya, örne¤in o zamana kadar yap›lagelen parti anlay›fl›, ordu ve cephe anlay›fl› konular›nda da oldukça net ve aç›k fikirler ileriye sürmüfltür. Kaypakkaya’n›n özellikle komünist partisinin devrimdeki rolü, olmazsa olmazl›¤›, kitlelere önderli¤i noktalar›nda ça¤dafllar› di¤er devrimci önderlere nazaran oldukça ileri bir duruflu vard›r. Kaypakkaya’n›n bu ileri duruflunu, O’nun düflüncelerini onaylamasan›z da, do¤ru bulmasan›z da ifade etmeniz gerekir. Kaypakkaya’n›n bu konuda da ileri sürdü¤ü yaklafl›m t›pk› Kemalizm ve Milli Me-

sel e

gibi konularda ileri sürdü¤ü tezlerde oldu¤u gibi di¤er devrimci önderlerden onu farkl› k›lan yanlardan biridir. Kuflkusuz ki Kaypakkaya’y› ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n di¤er devrimci önderlerinden farkl› k›lan sadece bu özellikleri de¤ildir. Ya da O’nu farkl› k›lan yukar›da ifade etti¤imiz örneklerle s›n›rl› de¤ildir. Kaypakkaya ileri sürdü¤ü tezlerle pek çok konuda, TDH aç›s›ndan yeni ve ileri fikirler ortaya

103

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 koymufltur. Bunlar› k›saca belirtecek olursak flöyle bir tabloyla karfl›lafl›r›z: Kaypakkaya, ülkemiz topraklar› üzerinde MLM biliminin ortaya konulmas›nda belirleyici öneme sahip bir kifliliktir. Bunu belirtmeden yap›lacak bir de¤erlendirme aç›kt›r ki do¤ru de¤ildir, bilimsel de¤ildir. Tüm bunlar bir yana Kaypakkaya’n›n devrimci miras›na sayg›s›zl›kt›r. Benzer bir biçimde, Kaypakkaya’n›n Kemalizm meselesini inceleyen makalesiyle birlikte tahlil etti¤i, üzerine basarak durdu¤u devlet tahlili olgusu vard›r. Kaypakkaya’ya de¤inirken buna mutlaka de¤inmek gerekir. Ki bu mesele yani devlet tahlili meselesi, 150 y›l› aflk›n bir zamand›r, komünistler ile revizyonistler aras›nda tart›flmalar›n oda¤›n› oluflturur. TC devletinin niteli¤i hakk›nda, faflizm konusunda, Kaypakkaya’n›n ça¤dafl› di¤er devrimci önderlere nazaran, Kemalizm’le iliflkisi ba¤lam›nda çok farkl› bir de¤erlendirmesi vard›r. Bu farkl›l›¤› görmezden gelen bir de¤erlendirme eksik bir de¤erlendirme olacakt›r. Ya da Kaypakkaya’n›n bu mesele konusunda ileriye sürdü¤ü görüfllere dair herhangi bir yorum yapmadan geçilecek de¤erlendirme do¤ru olmayaca¤› gibi, bafltan savma bir Kaypakkaya de¤erlendirmesi olacakt›r. Bunlar›n yan›nda Kaypakkaya ayn› zamanda ülkemiz devriminin yolunu, devrimimizin karakterini, feodalizmin çözülmesi ve geliflen kapitalizmin niteli¤ini, devrimde proletaryan›n önderli¤i ve iflçi-köylü ittifak›, köylülü¤ün ülkemiz devrimindeki rolü, ülkemiz parlamentosunun niteli¤i, modern revizyonizme karfl› tav›r, sosyalizm ve sosyalizmde s›n›flar mücadelesi, TKP de¤erlendirmesi ve daha bir dizi oldukça önemli konuda, Türkiye devriminin sorunlar›na dair oldukça önemli görüfller ileri sürmüfltür. Yap›lacak bir Kaypakkaya de¤erlendirmesinin bu konulardan ba¤›ms›z olaca¤›n› düflünmek do¤ru de¤ildir.

V. Ayr›ca herhangi bir gerekçeyle Kaypakkaya’n›n devrimci miras› ve ileri sürdü¤ü tezlere ait bir de¤erlendirme yap›ld›¤›nda, O’nun sadece “Milli Mesele” ya da “Kemalizm” konular›ndaki görüfllerine at›fta bulunmak, sadece bu meseleler üzerinde tezler ileri sürdü¤ü gibi bir ele al›flla yetinmek de do¤ru de¤ildir. O’nun di¤er konularda ileriye sürdü¤ü (ve kan›m›zca bu tezler de oldukça ileri tezlerdir) tezleri görmezden gelmek, en baflta devrimci miras›na sayg›s›zl›kt›r. Bu tarz bir ele al›fl, Kaypakkaya’y› ve ileri sürdü¤ü tezleri bütünlüklü bir biçimde de¤erlendirmemek, O’nun ayn› zamanda “ileriye ç›kart›lan”, “alk›fllanan” Milli Mesele ve Kemalizm gibi konularda ileri sürdü¤ü tezleri do¤ru de¤erlendirmemek, anlayamamak anlam›na gelir. Örne¤in Kaypakkaya, Kemalizm’i tahlil ederken, bununla ba¤lant›l› bir biçimde de ayn› zamanda Kemalist ideolojinin yön verdi¤i devlet ayg›t›n› da tahlil etmifltir. Türk hakim s›n›flar›n›n bir baflka arac› olarak kulland›klar› devlet örgütlenmesinde Kemalizm’in rolü ve oynad›¤› misyonu ortaya koymufltur. Bu iki konuyu birbirinden ayr› de¤erlendirmek, Kaypakkaya’n›n Kemalizm tahlili ve buradan hareketle devlet olgusunu ortaya koymas›n› birbirinden kopartarak de¤erlendirmek hatal› sonuçlara götürür. Ya da Kaypakkaya’n›n Milli Mesele konusunda, “Mao’dan etkilenmedi¤ini”, meseleyi daha çok Stalin ve Lenin’den kaynaklara baflvurarak ortaya koydu¤unu ileri sürerek, “olumlu bir durufl” sergiledi¤ini söylemek, bunda Maoizm’in etkisinin az olmas›n›n belirleyici oldu¤unu iddia etmek ‹brahim Kaypakkaya’y› tan›mamak, O’nun dünya görüflünün MLM bir dünya görüflü oldu¤unu ›srarla yok saymak anlam›na gelir. Kaypakkaya’daki Maoist bak›fl aç›s›n› ›srarla yok saymak anlam›na gelir. Çünkü bahsi

104


edilen makalenin yaz›l›fl tarihi çok aç›kt›r ve bu tarihte Kaypakkaya tart›flmas›z bir biçimde MLM’dir. Tüm bu gerçe¤i bile bile bu türden yorumlar yapmak zorlama bir yaklafl›md›r. Aymazl›kt›r. Kaypakkaya’n›n Milli Mesele makalesinde Mao’dan al›nt› yapmad›¤›n› ifade ederek (ki bunu da Çin’de Ulusal Sorun’un bulunmad›¤›na ba¤layarak yapmak) Kaypakkaya’n›n Maoist olmad›¤› anlam›na gelmedi¤i gibi, onun MLM yönteminin de hiç anlafl›lamad›¤› anlam›na gelir. Her fleyden önce Kaypakkaya Lenin, Stalin ve Mao’yu birbirinin devamc›s› komünist ustalar olarak görmektedir. Kaypakkaya Baflkan Mao’yu da komünist önder olarak sahiplenmektedir. Bu bahsi edilen makale yaz›ld›¤› tarihte de böyledir. MLM bilimi do¤rultusunda Kaypakkaya’n›n, ulusal sorun konusunda detayl› aç›l›m yapan Lenin ve özellikle de Stalin’den yararlanmas› kadar mant›kl› bir durum yoktur. Kald› ki Baflkan Mao’nun ulusal sorun konusunda detayl› bir çal›flmas› olmamas›na ra¤men tamam›yla Lenin ve Stalin’in izinden gitmifltir. Yani Mao ulusal sorun konusunda kendisinden önceki komünist önderlerin hatt›na ba¤l› bir çizgi izlemifltir. Nüfusunun büyük ço¤unlu¤u Han milliyetine mensup olan Çin’de ulusal sorun, devrim aç›s›ndan çok büyük bir engel teflkil etmemifltir. Buna ra¤men Mao Zedung bütün yaz›lar›nda “Çin milleti” veya “Han milleti” tan›mlamas› yerine “çeflitli milliyetlerden Çin halk›” söylemini kullan›r. Devrim sonras›nda ise, böylesi ezici bir Han ulusu nüfus yo¤unlu¤una ra¤men, Çin Halk Cumhuriyeti çok milliyetli bir siyasi yap›y› benimsemifltir. K›sacas› ulusal sorun konusunda Mao Zedung’un yaklafl›m› tamam›yla Lenin ve Stalin’in yaklafl›mlar› do¤rultusunda olmufltur. Kaypakkaya’n›n ileri sürdü¤ü tezler, Türkiye devrimine iliflkin bütünlüklü tezler oldu¤u gibi, bu tezler sadece Kaypakka-

ya’n›n faaliyet yürüttü¤ü örgütlenmenin görüfllerine karfl› ileriye sürülmemifltir. Kaypakkaya’n›n ileri sürdü¤ü tezler, fiafak Revizyonizmi’yle birlikte, o sürece kadar –ki buna daha sonradan 1971 Devrimci Ç›k›fl›’n›n di¤er gençlik önderlerinin ileri sürdü¤ü tezler de dahildir- sol ad›na, devrimcilik ad›na, komünizm ad›na ileri sürülen her türlü anlay›fla karfl› sistemli bir elefltiri ve bu elefltirinin sonucu olarak kopuflun tezleridir. Kaypakkaya’n›n ileri sürüdü¤ü tezler, devrimci kamuoyunda genel bir kabul oluflturan biçimiyle sadece içinde bulundu¤u ve faaliyet yürüttü¤ü T‹‹KP örgütlenmesine ve bu örgütlenmenin ileri sürdü¤ü görüfllere yönelik, bu revizyonist tezlerin mahkum edilmesi de¤ildir. Bu görevi yerine getirmekle birlikte Kaypakkaya kendi fikirlerinin geliflim süreci içinde, hem içinde faaliyet yürüttü¤ü örgütlenmenin, hem de bu örgütlenmenin koptu¤u di¤er anlay›fllara karfl› da sistemli elefltiriler yöneltmifltir. Bununla da yetinmeyen Kaypakkaya faaliyet yürüttü¤ü süreçte, kendisinden önce ortaya ç›kan devrimci örgütlerin ileri sürdü¤ü tezlere de yönelmifl, bu tezleri de elefltirmifltir. Kaypakkaya bir yandan o günkü koflullarda ilerici ve devrimci saflarda var olan “genel devrimci düflüncelere” yönelirken, bu düflüncelerin Marksist-Leninist-Maoist aç›dan elefltirisini yaparken, öte yandan bu düflüncelerin ve özellikle de ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’nda somutlanan kimi olumlu özellikleri –pratik duruflu- benimsenmifltir. Yani Kaypakkaya bir yandan özellikle ideolojik alanda ve bunun somut yans›mas› olarak teorik planda belli bafll› meselelerde var anlay›fllardan tümden bir kopufl gerçeklefltirirken, pratikte özellikle ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’nda reformist-revizyonist anlay›fllara yönelik pratik zeminde gençli¤in kendili¤inden gelme mücadelesinin somut örnekleri olarak ortaya ç›kan THKO ve THKP-C gibi küçük burjuva devrimci örgütlenmelerin

105

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 olumlu pratiklerini, yanl›fllar›n› elefltirerek sahiplenmifltir. Bu nedenle Kaypakkaya’n›n ileri sürdü¤ü tezlerde, kendisinden önce Türkiye sol hareketinde var olan 50 y›ll›k reformist suskunlu¤un parçalanmas›nda ve devrimci bir ç›k›fl yap›lmas›nda en ay›rt edici özelliklerden biri olan silahl› mücadeleyi savunan ve bu savunu do¤rultusunda pratik ad›m atan THKO ve THKP-C’nin bu pratiklerine yönelik elefltirileri söz konusudur. Kaypakkaya’n›n ad› geçen bu küçük burjuva devrimci örgütlere yönelik elefltirilerini yaz›l› hale getirdi¤i, ancak yo¤un devrimci pratik faaliyet içinde bu elefltirilerin korunamayarak günümüze aktar›lamad›¤› bilinmektedir. ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’nda “en son sahne alm›fl olan” Kaypakkaya ve O’nun kurdu¤u partisi TKP/ML, ayn› zamanda bu son oluflunun avantajlar›n› da kullanm›flt›r. VI. Kaypakkaya’n›n devrimci mücadelesini çeflitli dönemlere ay›rmak, bu dönemler aras›nda diyalektik iflleyifli kopartmak do¤ru bir yaklafl›m de¤ildir. Çünkü Kaypakkaya’n›n tezlerinin oluflmas› ve ideolojik netli¤e kavuflmas›, O’nun devrimci mücadele saflar›nda yer almas›ndan, katledildi¤i sürece kadarki bütünlüklü mücadele prati¤inin ürünüdür. Gerek kitlelerin mücadelesinin ve gerekse de uluslararas› alanda yaflanan geliflmelerin, Kaypakkaya’n›n düflüncelerini etkilemesi ve süreç içinde Kaypakkaya’n›n tezlerinin olgunlaflmas›d›r söz konusu olan. E¤er O’nun tezlerinin ve devrimci faaliyetinin daha iyi kavranmas›na hizmet edecekse, böyle bir yöntem izlenebilir. Ancak bu tarz bir yöntem izlerken bile, Kaypakkaya’n›n tezlerinin geliflim süreci, bu süreci etkileyen/belirleyen ülkemizdeki kitle hareketleri ve uluslararas› alanda yaflanan geliflmeler gözden kaç›r›lmamal›d›r. Yani Kaypakkaya’n›n ideolojik evriminin geli-

flim süreci ve bununla ba¤lant›l› olarak tezlerinin oluflumunu belli dönemlere ay›rmak, e¤er do¤ru bir ele al›flla yap›lmazsa, kifliyi do¤ruya de¤il yanl›fla götürür. Bu nedenle bu tarz bir yöntem izlenirken dikkatli olunmal› ve Kaypakkaya’n›n tezlerinin ortaya ç›k›fl› ve O’nun ideolojik evrimi diyalektik materyalist aç›dan de¤erlendirilmelidir. Ve en sonu do¤ru ve bilimsel bir Kaypakkaya de¤erlendirmesi için as›l ve bütünlüklü tezlerinin onun katledilmeden önce, T‹‹KP revizyonizminden kopuflu ve TKP/ML’nin ilan ediliflinde ileri sürdü¤ü tezleri oldu¤u, bir ön koflul olarak de¤erlendirilmelidir. Yani 1971 Devrimci Ç›k›fl› ve Kaypakkaya demek; O’nun T‹‹KP revizyonizminden kopuflu ve TKP/ML’yi kurarken ileri sürdü¤ü programatik görüfllerdir. Kuflkusuz ki Kaypakkaya’n›n bu evreye kadar geçirdi¤i bir ideolojik geliflim süreci vard›r. Bunun aksini düflünmek eflyan›n tabiat›na terstir. O’nun tezlerinin do¤ru ve bilimsel de¤erlendirilmesi aç›s›ndan, Kaypakkaya’n›n bu ideolojik netleflme süreci içinde, sürekli bir biçimde meselelere s›n›fsal temelde yaklaflan, sorgulay›c›, analiz edici ve yanl›fllar› at›p do¤rular› alan bir yöntem izledi¤ini bilmek gerekir. E¤er bu bilinmezse, ortaya Kaypakkaya de¤erlendirmesi ad› alt›nda yap›lacak ve asl›nda O’nun bir dönem savundu¤u ancak daha sonra gerek kitlelerin devrimci mücadelesi ve gerekse de uluslararas› alanda yaflanan geliflmeler, MLM bilimiyle daha bir bütünleflmesi nedeniyle reddedilen düflünceler, O’nun gerçek düflünceleriymifl gibi de¤erlendirilebilir. Kaypakkaya’n›n ideolojik evrimi ve ülkemiz topraklar›nda MLM bilimini somutlamas›, belli aflamalardan geçmifltir. Bu aflamalar›n her birisi birbirini etkileyen, birbirleriyle iliflkili olan aflamalard›r. Son tahlilde Kaypakkaya’n›n tezleri demek onun fiafak Revizyonizmi’nden kopuflu s›ras›nda kaleme ald›¤›, 1972 y›l›nda ileri sürdü¤ü tezlerdir.

106


E¤er yukar›da ifade etti¤imiz gibi Kaypakkaya’n›n ideolojik evrimi ve bunun sonucunda oluflan tezlerinin daha iyi anlafl›lmas› aç›s›ndan, geçirdi¤i süreçlere dair belli bir tarihsel ayr›m yapacak olursak flöyle bir tabloyla karfl›lafl›r›z: Kaypakkaya’n›n ideolojik geliflimi ve ülkemizde MLM biliminin somutlanmas› süreci, Kaypakkaya’n›n T‹P saflar›nda baflta ö¤renci gençlik olmak üzere kitle mücadeleleri içinde yani devrimci saflarda yer almaya bafllamas›, bu saflardayken T‹P’e yön veren anlay›fl› yo¤un bir biçimde sorgulamas› ve bu sorgulaman›n sonucu olarak parlamentarizmden, reformizmden kopufl (1967–68), Milli Demokratik Devrim saflar›nda yer al›fl› (1968 sonbahar›ndan itibaren), MDD saflar› içindeyken bu anlay›fla yönelik sorgulay›c› bir yaklafl›m sonucunda, bu saflarda yo¤un olarak görülen, askeri darbeci-fokocu anlay›fllardan kopufl ve kitlelerin devrimdeki rolü konusunda netleflmesi, MDD saflar›nda yaflanan ayr›flmada Proleter Devrimci Ayd›nl›k saflar›nda yer al›fl›. (Aral›k 1969 ile Ocak 1970) PDA saflar›nda gerçeklefltirdi¤i sorgulama sonucunda, bu hareketin devamc›s› olan fiafak Revizyonistlerinden kopuflu. (1970–71–72) Ve en sonu programatik tezlerini ortaya koymas›yla birlikte MLM dönem. (1972–73) Burada bir kez daha alt›n› çizmek gerekir ki, yukar›da ifade etti¤imiz “dönemleri” birbirinden ay›rarak ya-

p›lacak bir Kaypakkaya de¤erlendirmesi O’nun do¤ru anlafl›lamamas›na neden olur. Örne¤in Kaypakkaya’n›n MDD saflar›ndayken yapm›fl oldu¤u “ölçü seçimler de¤il, güçlenen Milli Demokratik Mücadelemizdir” (Türk Solu Dergisi, say›: 102, 28 Ekim 1969) bafll›kl› yaz›s›ndan hareketle, onun bir “Kemalist” oldu¤unu ilan etmemiz kaç›n›lmazd›r. Kaypakkaya bu döneminde genç bir devrimci militan olarak, Kemalizm’i, o dönem ülkemizdeki bütün ilericiler gibi “ilerici” de¤erlendirme hatas›na düflmüfltür. Ancak süreçle birlikte Kaypakkaya’n›n, bu de¤erlendirmesini tümden de¤ifltirdi¤ini, fiafak Revizyonizmi ile mücadele içerisinde de Kemalizm konusunda net bir düflünceye sahip oldu¤unu ve Kemalizm’i faflizm olarak tahlil etti¤ini, ilerici hiçbir yan›n›n bulunmad›¤›n› ortaya koydu¤unu biliyoruz. Bu gerçekli¤i ifade etmemiz Kaypakkaya’n›n o dönem yazm›fl oldu¤u yaz›larda tümden yanl›fl görüfller ileriye sürdü¤ü anlam›na gelmiyor elbette. Aksine Kaypakkaya’n›n MLM bir önder olarak ortaya ç›kana kadarki süreç içinde yazm›fl oldu¤u yaz›larda, bir yandan yanl›fl görüflleri ifade ederken, öte yandan daha sonradan teorik düzeyde yetkinlefltirece¤i fikirlerinin izlerini görmek mümkündür. Zaten süreçle birlikte Kaypakkaya, kendi ideolojik evrimi içinde yanl›fl anlay›fllar›n› ret etmifl do¤ru anlay›fllar›n› büyütmüfl ve sonuçta ortaya bugünkü teorik tezleri ç›km›flt›r. Örne¤in 18 Kas›m 1969’da Türk Solu dergisinin 105. say›s›nda yay›nlanan “De¤irmende-

107

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 re Köylülerinin Mücadelesine Omuz Verelim” bafll›kl› yaz›s›nda bahsini etti¤imiz bu durum oldukça aç›kt›r. Bu yaz›s›nda Kaypakkaya, köylülük, köylülerin içinde çal›flma, köylülerin toprak mücadelesi ve ülkemizde devrimin yolu gibi meselelerde, daha sonradan T‹‹KP revizyonizminden kopuflu s›ras›nda netlefltirece¤i düflüncelerinin ipuçlar›n› görmek mümkündür. Yine benzer bir biçimde, Kaypakkaya’n›n PDA saflar›ndayken yazm›fl oldu¤u ve May›s 1970 tarihli Proleter Devrimci Ayd›nl›k’›n 5–19. say›s›nda yay›nlanan “‹flçi Köylü Hareketleri ve Proleter Devrimci Politika” bafll›kl› yaz›dan hareketle, onun bir “revizyonist” oldu¤unu, Türkiye devrimine iliflkin “revizyonist” tezler ileriye sürdü¤ünü rahatl›kla söyleyebiliriz. Ancak bu yaz›s›na iliflkin Kaypakkaya daha sonradan Mart 1971’de flunlar› ifade etmekten kaç›nmayacakt›r. Ki bu yaklafl›m› Kaypakkaya’n›n görüfllerinde tutars›zl›¤› de¤il, tam aksine, yanl›fllar› at›p, do¤rular› kabullenen, devrimci yönteminin, teoriyi pratikten ç›karan bilimsel tutumunun somut bir yans›mas›d›r; “Bu dönemde PDA’ya hâkim olan esas anlay›fl fludur: Devrim, uzun bir birikim döneminden sonra, flehirlerde genel ayaklanmalarla gerçekleflecek ve baflar›ya ulaflacakt›r. fiimdi Türkiye ‘evrim aflamas›ndad›r’ (K›v›lc›ml›’dan). Görevimiz, iflçi s›n›f›na ‘sosyalist bilinç’ (art›k milli de¤il) götürmek ve halk› örgütlemektir. Böylece devrimin subjektif flartlar› haz›rlanm›fl olacakt›r ve ‘s›ras›’ gelince devrim bir flamar gibi patlayacakt›r! Bütün yaz›larda bu yanl›fl anlay›fl›n silinmez damgas› vard›r! PDA’n›n 5–19. say›s›nda yay›mlanan ‘‹flçi Köylü Hareketleri ve Proleter Devrimci Politika’ bafll›kl› benim yaz›mda da tamamen ayn› yanl›fl hâkimdir ve o yaz› bütün arkadafllar›n, bütün yaz› kurulu üyelerinin tasvibinden geçmifl ve be¤enilmifltir.” (1) Kaypakkaya’n›n yukar›da aktard›¤›m›z

bu yaklafl›m›, O’nun ideolojik evrimi ve hangi süreçlerden, hangi aflamalardan geçti¤i dikkate al›nmad›¤›nda anlafl›lamayacakt›r. Çünkü Kaypakkaya, May›s 1970 tarihinde yay›nlanm›fl olan “‹flçi-köylü Hareketleri ve Proleter Devrimci Politika” yaz›s›ndan sonra 15–16 Haziran 1970 Büyük ‹flçi Direnifli’ne kat›lm›fl ve iflçi s›n›f›n›n bu muazzam mücadelesinden kendi ifadeleriyle “önemli dersler” ç›karm›flt›r. Böylelikle Kaypakkaya daha öncesinden yazm›fl oldu¤u bu yaz›ya iliflkin görüfllerini, 15-16 Haziran ‹flçi Direnifli’nden sonra bu direniflten ç›kard›¤› derslerle de¤ifltirmifltir. fiunlar› ifade etmektedir Kaypakkaya: “‹flçi s›n›f›n›n kendili¤inden gelme mücadelesi 15-16 Haziran’da doru¤a ulaflt›. ‹flçiler bütün burjuva ve küçük burjuva revizyonist kliklerini tepeleyip geçtiler. 15–16 Haziran Büyük ‹flçi Direnifli ve arkas›ndan gelen s›k›yönetim, baz› kadrolar›n bilincinde önemli bir s›çrama yaratt›. Bu arkadafllar, iflçi hareketinden ve onu izleyen zor mücadele günlerinden önemli dersler ç›kard›lar.” (2) Kaypakkaya bu ifadelerinde kulland›¤› “baz› kadrolar” tan›mlamas›yla kendisini de ifade etmesi bir yana, onun bu ifadelerinde, kitle hareketine yaklafl›m› (iflçi direnifli bafllad›¤›nda Ankara’dad›r. Geliflmeleri duyar duymaz, 16 Haziran’da ‹stanbul’a gelir ve direnifle fiili olarak kat›l›r) ve bu iflçi hareketinin bilincinde s›çrama yaratt›¤›n› ifade etmesi son derece önemlidir. Bu ifadeleri Kaypakkaya’n›n, kitlelerin mücadelesini, pratik mücadeleyi nas›l ele ald›¤›n› nas›l yaklaflt›¤›n› göstermektedir. Kaypakkaya’n›n pratikte, kitlelerin mücadelesi içinde, daha sonradan ileriye sürdü¤ü tezleri yetkinlefltirdi¤ini, olgunlaflt›rd›¤›n› ve önceki yaklafl›mlar›n› terk etti¤ini ve bunu da bizzat devrimci pratikten ç›kartt›¤› derslerle gerçeklefltirdi¤ini görmekteyiz. Görülece¤i üzere Kaypakkaya devrimci pratik faaliyet içinde, hem ülkemizdeki s›n›f

108


mücadelesi ve kitlelerin eylemleri, hem de uluslararas› alanda yaflanan geliflmelerden ö¤renerek, dersler ç›kararak, yanl›fl› reddeden, do¤ruyu kabul eden bir tav›r içinde olmufl ve düflüncelerini “somut flartlar›n somut tahlili” ilkesinden hareketle MLM bilimini ülkemiz topraklar›na uyarlama bak›fl aç›s›yla gelifltirmifl, flekillendirmifltir. Bu nedenle Kaypakkaya’n›n devrimci prati¤i ve ileriye sürdü¤ü tezler de¤erlendirilirken, onun son dönemi olarak adland›r›labilecek ve art›k olgunlafl›p yetkinlefltirdi¤i dönemi olarak tan›mlanabilecek, T‹‹KP revizyonizminden kopuflu ve komünist partisinin kurulufluna yol açan tezleri dikkate al›nmal›d›r. Kaypakkaya’n›n reddetti¤i, daha do¤ru bir ifadeyle, onun MLM aflamaya ulaflt›¤› süreçten önce yazm›fl oldu¤u görüfllerin-ifadelerin revizyonist bak›fl aç›s›yla kaleme al›nd›¤›n› aç›kça belirtti¤i bilindi¤i halde, aksi bir de¤erlendirme yapmak, Kaypakkaya’y› de¤il ama, de¤erlendirme sahibini revizyonist yapar! Kaypakkaya’n›n devrimci yönteminin meselelere, olaylara ve olgulara s›n›fsal pencereden bak›larak ve devrimci mücadele içinde tutumunun pratikte en ilerici olana göre belirlenmesi oldu¤u aç›kt›r. Bu tutumun her daim içinde bulunulan koflullara elefltirel yaklafl›m› ile birleflmesi, O’nun sürekli bir teorik hesaplaflma içinde olmas›n› getirmifltir. Bu yaklafl›m yanl›fl de¤ildir. Bilinir ki, MLM, revizyonizmle, oportünizmle her daim mücadele içinde, sürekli bir teorik hesaplaflma içinde geliflir, çelikleflir. Ülkemizdeki komünist düflüncenin geliflimi de bu bilimsel do¤rudan ba¤›ms›z de¤ildir. Ülkemizde komünist hareket, Kaypakkaya’n›n tezlerinde somutland›¤› üzere reformizmle, parlamentarizmle, revizyonizmle mücadele içinde geliflmifltir. Parlamentarizm, reformizm, revizyonizm kitle hareketlerine dayan›larak, MLM bayra¤› daha yukar› kald›r›larak reddedilmifltir. Zaten Kaypakkaya bunu

oldukça aç›k ifade etmektedir. “ML, revizyonizme karfl› mücadele edilerek geliflir, revizyonizm reddedilerek geliflir.” (3) VII. Kaypakkaya’n›n ileriye sürdü¤ü tezlerin do¤ru kavranmas› ve O’nun devrimci miras›n›n gerçek anlamda sahiplenilmesi, O’nun ileriye sürdü¤ü bu tezlerin toplumsal prati¤in ürünü oldu¤u, bu toplumsal prati¤in, MLM bilimiyle ele al›narak sistemlefltirilmesi oldu¤u gerçe¤inden hareket edilerek yap›labilir. Kaypakkaya, “bir köflede oturup”, çokça Marksist-Leninist-Maoist klasikleri okuyup, masa bafl›ndan ileriye sürmemifltir tezlerini. Tam aksine Kaypakkaya bizzat pratik mücadele içinde yer alm›fl, kitle hareketlerine (iflçi, köylü, ö¤renci) kat›larak bu hareketlerden ç›kard›¤› derslerle, Türkiye devrimi için sonuçlar ç›karm›fl ve tezlerini ileri sürmüfltür. Pek tabiî ki Kaypakkaya düflüncelerini olufltururken, evrensel olan MLM biliminden, o süreçte dünya üzerinde komünist hareket saflar›nda yaflanan geliflmelerden etkilenmifl, bu etkilenifl O’nun düflüncelerinin oluflmas›nda, flekillenmesinde belirleyici bir rol oynam›flt›r. Bu nedenle Kaypakkaya’n›n ileriye sürmüfl oldu¤u tezler; MLM biliminin Türkiye topraklar›na uyarlanmas›n›n somut birer ifadesi olurken; ayn› zamanda bu tezler, Türkiye’deki kitlelerin mücadelesinin ateflinde alazlanm›fl, daha da çelikleflmifltir. Kaypakkaya’n›n devrimci mücadele içinde yer almaya bafllad›¤› y›llarda gerek uluslararas› alanda ve gerekse de ülkemizde sol düflüncelerin, devrimci fikirlerin yay›lmaya bafllad›¤› ve bu sürecin sonucunda kitlelerin kendili¤inden hareketinin yükselmesiyle 1971 devrimci ç›k›fl›n›n gerçekleflti¤i biliniyor. 1971 ç›k›fl›n›n di¤er önderleri gibi, Kaypakkaya’n›n düflüncelerinin geliflimi de bu süreçten ba¤›ms›z de¤ildir. Ancak 1971 ç›k›fl›ndan sonra yaflanan geliflmeler-

109

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 de ve özellikle uluslararas› alanda BPKD’nin etkisi, Kaypakkaya’y› di¤er devrimci önderlerden ay›racakt›r. Kaypakkaya’n›n düflüncelerinin bu tarihten sonra, di¤er devrimci önderlerden farkl›laflt›¤› kendisini hissettirecektir. Kaypakkaya’n›n devrimci faaliyetinin bafllamas›n›n O’nun üniversiteye bafllad›¤› tarihten itibaren gerçekleflti¤ini göz önüne alacak olursak flöyle bir tabloyla karfl›lafl›r›z: Bu dönemde Kaypakkaya bütün genç devrimciler gibi T‹P içerisindedir. Bu y›llar 1967–68 y›llar›d›r. Kaypakkaya y›llar sonra TC taraf›ndan tutsak edildi¤inde yap›lan ilk sorgusunda bu dönemi ve ard›ndan yaflanan geliflmeleri özetle anlatmaktad›r. Kaypakkaya; ‹stanbul Çapa Yüksek Ö¤retmen Okulu’na ve ayn› zamanda ‹stanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne bafllad›ktan sonra, devrimci gençli¤in demokratik ve devrimci eylemlerine kat›ld›¤›n› ve bunun devrimci düflüncelerini gelifltirdi¤ini ifade eder. 1967 y›l›nda 9 arkadafl›yla birlikte Çapa Fikir Kulübü’nü kurduklar›n› belirtir. Ve o dönemde Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun ve T‹P’in bir üyesi olarak, bu örgütlerin düzenledi¤i bütün toplant›, forum, miting ve gösterilere kat›ld›¤›n› ifade eder. Kaypakkaya’n›n ifadeleriyle, bu devrimci pratik faaliyet içinde yaflanan saflaflmalarda taraf olur. 1967–68 sürecinde aktif bir T‹P faaliyetçisiyken, T‹P içinde yaflanan tart›flmalarda, Milli Demokratik Devrim çizgisini savunmaya bafllar. Bu süreç 1968 güzünden, MDD saflar›nda Aral›k 1969-Ocak 1970 tarihlerinde yaflanan yeni bir saflaflmaya kadar sürer. MDD tezini savunan çevre içinde yaflanan bu saflaflmada ise Ayd›nl›k Sosyalist Dergi (ASD) ve Proleter Devrimci Ayd›nl›k (PDA) dergileri ç›kar›lmaya bafllan›r. Kaypakkaya MDD saflar›nda yaflanan bu ayr›flmada tercini PDA saflar›nda kalmak yönünde yapar. Kaypakkaya’n›n kendisi yaflanan bu süreci flöyle anlatmaktad›r. “Geliflen zaman

içerisinde FKF gençlik örgütünde baz› görüfl ayr›l›klar› belirmiflti. Bu bir bak›ma, ilerleyen bilincin ve edinilen tecrübelerin do¤al sonucuydu. FKF içinde beliren bafll›ca iki görüfl: Birincisi: FKF yönetiminin öteden beri T‹P’in parlamentocu ve reformcu görüflü, ‹kincisi: Milli Demokratik Devrimi savunan aflamal› devrim tezi. Bu düflünceyi ilk zamanlar Türk Solu ve Ayd›nl›k Sosyalist Dergi, daha sonralar› PDA ve ‹flçiKöylü de savunmaya çal›flt›. Türk Solu ve Ayd›nl›k Sosyalist Dergi baz› olumsuz yanlar›na ra¤men devrimci kadrolar›n bilincinin ilerlemesine ve devrimci düflüncenin kavranmas›na yard›mc› oldu. Çünkü T‹P ve yönetici kadrosu, devrimci kadrolar, iflçiler ve köylüler aras›ndaki devrimci düflüncenin, ML’nin yay›lmas›n› engelliyorlard›. Ben, T‹P’in yöneticilerini, kendilerine sosyalist ad›n› veren reformcu orta burjuva ayd›nlar› olarak görüyorum. T‹P’in çizgisi de, orta burjuvazinin radikal kesiminin tutarl› reformist çizgisiydi. Ben bu ayr›l›kta MDD (Milli Demokratik Devrim)’i savunan grup içerisinde yer ald›m. Türk Solu ve Ayd›nl›k Sosyalist Dergi çevresi, tam ve –kelimenin gerçek anlam›nda- devrimci mahiyette olmamakla birlikte, T‹P’e göre, iflçilerin köylülerin, gençli¤in ve di¤er halk kitlelerinin demokratik ve devrimci anlamdaki eylemlerine biraz daha fazla ilgi göstermeye çal›flt›.” (4) Kaypakkaya’n›n yukar›da ifade etti¤i süreç, O’nun aç›s›ndan devrimci mücadele içinde yer almaya, kitlelerin mücadelesine kat›lmaya bafllamas› ve bu pratik tutumun getirmifl oldu¤u “ilerleyen bilincin ve edinilen tecrübelerin do¤al sonucu”nda düflüncelerinin flekillenmeye bafllamas›d›r ayn› zamanda. Burada oldukça önemli olan nokta; Kaypakkaya’n›n bir yandan devrimci faaliyet içerisinde yer almas› ancak salt bununla yetinmeyip, sorgulay›c›, analiz edici bir yaklafl›mla hareket etmesidir. Kaypakkaya’n›n

110


devrimci yönteminde ön plana ç›kan bu özellik, onun içinde yer ald›¤› pratik faaliyete, kitlelerin devrimci mücadelesine elefltirel yaklaflma, yanl›fllar› reddedip, do¤rular› sahiplenme ve daha ileriye tafl›ma anlay›fl› içinde olmas›n› da beraberinde getirmifltir. Bir yandan kitlelerin mücadelesi içinde aktif olarak yer al›rken, öte yandan bu mücadelelerden ç›kan dersleri, MLM bilinciyle yo¤urarak daha üst boyutta bir senteze ulaflmas›, onun ileri sürdü¤ü tezlerin bilimsel bir temele oturmas› aç›s›ndan belirleyici bir öneme sahiptir. Denilebilir ki O’nun 1971 ç›k›fl›nda ileri sürdü¤ü ve ülkemiz topraklar› aç›s›ndan MLM biliminin somut ifadesi olan bu programatik tezleri O’nun bu sorgulay›c›, tahlil edici, elefltirel devrimci yönteminin sonucunda ortaya ç›kan tezlerdir. Kaypakkaya’n›n devrimci miras›n›n belirgin bir özelli¤i olan bu devrimci yöntem, o dönemki mücadele arkadafllar› taraf›ndan da aç›kça ifade edilmektedir: “‹deolojik çizgi benimseme ve sürdürme tutumunda edilgen, alayc› de¤ildi ‹brahim. Devrimci prati-

¤i gözden geçirildi¤i zaman bu özelli¤i görülüyor. Çapa döneminin bafllar›nda hepimiz T‹P taraftar›yd›k. Sol ö¤retiyi özümleyiflimiz, düzeyimiz geriydi, daha iflin bafl›ndayd›k. T‹P’in mitinglerinden duyduklar›m›z, sa¤dan soldan kulak içi ettiklerimiz teorik bilgimizin toplam›n› oluflturuyordu. T‹P’e güveniyorduk, gidiflattan memnunduk. Tam bu hoflnut ortamda ‹brahim’in memnuniyetsizli¤i uç verdi. Sorgulamas›z, irdelemesiz çizgi benimseyiflimizden, edilgen nitelikli düz taraftarl›¤›m›zdan hoflnutsuzdu. O’nun bu ç›k›fl› dengelerimizi sarst›, ‘galiba T‹P’e güvenmiyor’ kuflkusuna kap›ld›m. Kuflkumu dillendirdim. ‘T‹P öncümüzdür, bu aç›k, ama o da hata yapabilir. Hatalar› aflmas›, geliflmesi bilinçli taraftarlar› sayesinde mümkün olur. Bilgili taraftarlar olal›m, bunun için okuyup kendimizi gelifltirelim’ dedi ‹brahim. Bu ç›k›fltan sonra da ad›m ad›m sol klasiklere yöneldi.” (5) Kaypakkaya’n›n devrimci mücadele saflar›nda T‹P faaliyetçisi olarak yer almaya bafllad›¤› bu döneme iliflkin; onun düflüncelerinin hangi aflamalardan geçerek olgunlafl-

111

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 t›¤›n›, bu süreçlerde birebir yan›nda olan mücadele arkadafllar›ndan M. Oruço¤lu flöyle yorumlamaktad›r. “Birinci dönem, parlamentarist, reformist oldu¤u dönemdir. T‹P’in etkisi alt›ndad›r. Sosyalizm, emekçi halk›n oylar›yla sand›ktan ç›k›p iktidara oturacakt›r. 65–66–67 dönemidir bu. Öyle iktidara oturan sosyalizm, topraklar›, fabrikalar›, bankalar›, sigorta flirketlerini devlet mülkiyeti haline getirecek, ülkeyi NATO’dan ç›karacak, üslerden ar›nd›racakt›. ‹bo’nun Atatürk’e ve Atatürk Cumhuriyeti’ne sempatiyle bakt›¤›, onu savundu¤u bir dönemdir bu ayn› zamanda.” (6) Kaypakkaya’n›n devrimci mücadele içinde genç bir devrimci militan olarak yer almaya bafllamas› ve o dönemin koflullar› içinde “T‹P’in devrimci mücadele içinde öncü” olmas›, Kaypakkaya’n›n T‹P saflar›nda mücadeleye bafllamas›n› getirmifltir. Bu döneminde Kaypakkaya, T‹P’in bilinen parlamentarist, reformist görüfllerini savunmaktad›r. Ancak bu durum Kaypakkaya’n›n T‹P’in var olan bu görüfllerini sorgulamayaca¤› anlam›na gelmiyordu elbette. Nitekim Kaypakkaya bir yandan kitlelerin mücadeleleri içinde yer al›rken öte yandan ise sol klasik eserlere yönelmifl, devrimci hareket içinde giderek yükselen ve hararetlenen tart›flmalarda taraf olmaya bafllam›flt›r. 1965 seçimleri s›ras›nda geliflen “sosyalist devrim” tart›flmalar›nda, T‹P içinde yer alan YÖN hareketinden gelenler ve yine T‹P’in içinde yer alan ancak “sosyalist devrim” tezine karfl› ç›kan anlay›fllar›n bir araya gelmesiyle Milli Demokratik Devrim Hareketi oluflur. Bu geliflme T‹P içerisinde ikisi de modern revizyonist “kapitalist olmayan yoldan kalk›nma” tezlerinin savunuculu¤unu yapan, ancak yöntemde ayr›lan iki siyasi anlay›fl›n ortaya ç›kmas›na yol açm›flt›r. Bu siyasi anlay›fllardan biri olan MDD’ciler bir askeri darbeye umut ba¤l›yorlar, di¤er grup ise “parlamenter yolla”

sosyalizmi kurma hayalini tafl›yordu. Bu gruba ise “sosyalist devrimciler” deniliyordu. Çok geçmeden, MDD anlay›fl›n› savunanlar, T‹P’in d›fl›na itilmifltir. Ya da T‹P’ten ayr›lm›fllard›r. MDD anlay›fl›n› savunanlar›n T‹P’ten tasfiye edilmesi sonras›nda, tasfiye edilenler taraf›ndan 1 Temmuz 1969 tarihinde on befl günde bir yay›nlanan ‹flçi-Köylü gazetesi ç›kar›lmaya bafllan›r. Milli Demokratik Devrim ve Sosyalist Devrim tezleri biçiminde T‹P’te yaflanan bu ayr›flman›n arka plan›nda kitle hareketinin yükselmesi ve bu hareketin kendi önderlerini yaratmas› ve özellikle gençlik içinde, T‹P’in etkisi alt›nda bulunan Fikir Kulüpleri Federasyonu’nda bu gençlik önderlerinin yer almaya bafllamas› vard›r. Nitekim tam da bu nedenle FKF yöneticileri taraf›ndan gelen bu bask› karfl›s›nda etkisizlefltiler. Bu etkisizleflme FKF’nin 9–10 Ekim 1969 tarihinde toplanan 4. Kurultay›’nda, FKF’nin, Dev-Genç’e dönüflmesi ve T‹P’li FKF üyelerinin örgütten ihraç edilmesiyle sonuçlan›r. T‹P içinde MDD ve Sosyalist Devrim tezleri çevresinde yaflanan bölünmede, uluslararas› alanda Rus Sosyal Emperyalistleri’nin Çekoslovakya’y› iflgali ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde gerçeklefltirilen Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin tüm dünyay› ve ülkemizdeki s›n›f mücadelesini etkilemesi rol oynam›flt›r. Özellikle Kaypakkaya’n›n düflüncelerinin flekillenmesinde ve ideolojik evriminde belirleyici rolü alacak olan BPKD’nin etkilerinin tüm dünyaya dalga dalga yay›lmas›, öte yandan Sovyetler’de iktidar› ele geçiren Kruflçev modern revizyonizmine karfl› ML savunuldu¤u koflullarda, ülkemizdeki kitle hareketi ve bununla birebir ba¤lant›l› olan devrimci hareket, tarihinde en yüksek noktalardan birisine ulaflm›flt›. Dev-Genç bu kitle hareketinde önemli bir rol oynar. 1969 y›l›ndan, kapat›ld›¤› 26

112


Nisan 1971 y›l›na kadar Dev-Genç; devrimci gençli¤in bir kitle örgütü olarak militan mücadelesini sürdürür. 1971 devrimci ç›k›fl›n› kendi kifliliklerinde somutlayan devrimci önderler bu örgütlenme içinden ç›kar. Kaypakkaya bu tarihsel kesitte bafllang›çta T‹P’in Sosyalist Devrim görüfllerini savunur. Ancak gerek ülkemizdeki kitle hareketlerinin etkisi ve gerekse de uluslararas› alanda yaflanan geliflmeler, Onun T‹P’in sosyalist devrim tezlerini sorgulamas›na yol açar. Zamanla T‹P’in parlamentarist ve reformist tezlerini kendi düflün dünyas›nda mahkûm eder. 1968 y›l›n›n sonlar›nda MDD tezinde ikna olur. Bunu da o dönem mücadele arkadafllar›ndan birine flöyle ifade eder: “Yahu ben yan›lm›fl›m. Sosyalist devrim görüflü Türkiye için hatal›d›r. Art›k ben de MDD görüflünü savunuyorum. Lenin’in bu konudaki kitaplar›n› okudum.” (7) Kaypakkaya’n›n Milli Demokratik Devrim tezini benimsemesi konusunda yine o dönem mücadele arkadafllar›ndan birisi olan Ali Taflyapan flu yorumu yapmaktad›r. “Baflta sol klasikleri, yan› s›ra baflka kitaplar› okumaya yöneldikçe maya tuttu. Bu at›l›m sürecinde s›radan taraftarl›ktan sorgulayan taraftarl›¤a s›çrama yapt›. Yükselen sol içi tart›flman›n da etkisiyle T‹P’in çizgisini yo¤un bir kritikle sorgulad›. Yan› s›ra karfl› seçene¤in tezlerini sorgulay›p irdeledi, sonuçta T‹P’ten koptu, yeni bir özümlemeyle Milli Demokratik Devrim tezini benimsedi.” (8) Kaypakkaya ise yaflanan bu süreci, daha sonradan kaleme alaca¤› bir makalesinde ayr›nt›l› olarak anlatacakt›r. ‘71 Devrimci Ç›k›fl›n›n ve bu arada Kaypakkaya’n›n tezlerinin geliflimi aç›s›ndan son derece önemli geliflmeler bar›nd›ran bu sürecin daha iyi anlafl›lmas› aç›s›ndan Kaypakkaya’n›n ifadelerini –uzun bir al›nt› pahas›na da olsaaktarmakta yarar vard›r. “1965 y›l›n›n sonunda ve 1966 y›l›n›n bafl›nda pasifist, par-

lamentarist T‹P yönetici kli¤iyle, askeri darbeye bel ba¤layan Mihri Belli kli¤i aras›nda ortaya ç›kan mücadele gittikçe fliddetlenerek devam ediyordu. Bu iki klik aras›nda özünde hiçbir fark yoktu. ‹kisi de, esasta, modern revizyonizmin “kapitalist olmayan yol” tezinde birlefliyorlard›. Tek fark, birinin seçimlere ve parlamentoya bel ba¤lamas›na karfl›l›k, di¤erinin askeri bir darbeye umut ba¤lam›fl olmas›yd›. T‹P kli¤i, bütün hesaplar›n› seçimlerde alaca¤› oylar üzerinde kuruyor, kendisine parlamento yolunun kapanaca¤› endiflesiyle iflçi s›n›f›m›z›n, yoksul köylülerin ve gençli¤in aktif mücadelesine hayâs›zca sald›r›yordu. Kas›m 1967’de Türk Solu çevresinde toplanan Mihri Belli burjuva kli¤i ise, Do¤an Avc›o¤lu’yla kolkola, üniversite gençli¤inin eylemlerini bir kald›raç gibi kullanarak askeri darbe tezgâhlaman›n hesaplar› içindeydiler. Öte yandan Mihri Belli kli¤i, genifl emekçi kitlelerine, iflçi s›n›f›na ve köylülere s›rt›n› dönmüfltü. Dünya komünist hareketine, MarksizmLeninizm-Mao Zedung Düflüncesi’ne s›rt›n› dönmüfltü. “Cezayir Sosyalizmi” safsatalar›yla iflçi s›n›f›n›n, yoksul köylülerin, devrimci ayd›nlar›n ve gençli¤in bilincini buland›r›yor, gözüne kül serpiyordu. Reformcu bir burjuva diktatörlü¤ünü, proletarya iktidar› ve sosyalizm olarak yutturmaya çal›fl›yordu. Proletaryan›n ba¤›ms›z siyasi örgütlenmesini, proletarya önderli¤ini reddediyordu. Tam bir hâkim millet milliyetçili¤i güdüyor, faflist ›rkç›l›kta bile “olumlu” bir yan oldu¤unu iddia edecek kadar alçal›yor, Türk hâkim s›n›flar›n›n milli bask› politikas›na suç ortakl›¤› ediyordu.” (9) Görülece¤i üzere Kaypakkaya bu ifadelerinde hem T‹P’in görüfllerini hem de Mihri Belli’de somutlanan MDD’ci görüflleri, iç yüzlerini ortaya koyarak mahkûm etmektedir. Kaypakkaya T‹P’in görüflünden koptuktan sonra savunmaya bafllad›¤› MDD’ci görüfller, Mihri Belli’de somutlanan görüflleri

113

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 de bu saflarda iken ç›kard›¤› dersler sonucunda mahkûm etmifltir. Bu sürecin geliflimine ise biraz ileride de¤inece¤iz. VIII. Kaypakkaya’n›n MDD tezini savunanlarla birlikte hareket etmeye bafllamas›, görüfllerinin de¤iflime u¤ramas›, O’nun devrimci yönteminin, sorgulay›c› ve analiz edici yaklafl›m›n›n, meselelere, olaylara s›n›fsal perspektiften bakma çabas›n›n do¤al bir sonucuydu. Kaypakkaya MDD saflar›ndayken de ayn› devrimci yöntemini izlemeyi, sorunlara s›n›fsal pencereden bakmay› sürdürecek ve hâlihaz›rda var olan geçerli görüfllere yönelik sorgulay›c› bir biçimde yaklaflacakt›r. Kaypakkaya’n›n MDD tezini savunmaya bafllamas›yla birlikte, onun devrimci yönteminin tarz› olagelen “pratikte en ilerici duruflu sergileme” çabas›n›n somut bir yans›mas›n› görmekteyiz. Kaypakkaya’n›n bu tavr› MDD saflar›ndayken de sürmüfltür. MDD tezini savunanlarla birlikte hareket etmesi, bu anlay›fl çerçevesinde hareket edenlerin, 17 Kas›m 1967’de yay›n hayat›na bafllam›fl olan Türk Solu dergisinde görüfllerini ifade etmeleri, Kaypakkaya aç›s›ndan da de¤erlendirilir. Türk Solu dergisine yaz›lar yazmaya bafllar. Yazm›fl oldu¤u yaz›lar, onun devrimci yönteminin somut izlerini tafl›r. Yaz›lar›nda Kaypakkaya, kitle mücadelelerinden ç›kard›¤› derslere de¤inir, güncel geliflmelere iliflkin yorumlarda bulunur. Kaypakkaya’y› benzer bir biçimde 1 Temmuz 1969’da ç›kart›lmaya bafllanan ‹flçiKöylü gazetesinde, hem çal›flan olarak, hem de gazetenin yazarlar›ndan biri olarak görmekteyiz bu süre içinde. Bu gazetede çal›flt›¤› s›rada da Kaypakkaya’n›n devrimci yönteminin, çal›flma tarz›n›n birebir politik ve pratik yans›malar›n›, o dönemin tan›klar› anlatmaktad›r. Kaypakkaya’n›n T‹P’ten koparak, MDD tezinde ikna olmas› ve faaliyetine bu anlay›fl

do¤rultusunda yön vermesi, onun henüz düflüncelerinin olgunlaflt›¤› anlam›na gelmiyordu elbette. Kaypakkaya bu dönemde yazm›fl oldu¤u yaz›larda, bir yandan daha sonra reddedece¤i görüfller ileriye sürerken, di¤er yandan daha sonra ileriye sürdü¤ü tezlerde daha da olgunlaflt›raca¤› düflüncelerinin ipuçlar› vard›r. Bu dönemde yazm›fl oldu¤u yaz›lar›n, içinde faaliyet sürdürdü¤ü anlay›fl›n politik tespitleri ve ideolojik duruflunun somut birer yans›malar›n› tafl›d›¤›n› ifade etmek gerekir. Öte yandan Kaypakkaya bu süreçte hem yo¤un bir okuma-araflt›rma-tart›flma süreci içindeyken, di¤er yandan ise kitle hareketlerine, ö¤renci eylemlerine, iflçi grevlerine, köylülerin mücadelelerine kat›lmaktad›r. Kaypakkaya’n›n bu sürecini, o dönem onunla birlikte olan, M. Oruço¤lu flöyle de¤erlendirmektedir: “‹kinci dönem, parlamentarizm ve T‹P’ten koptu¤u dönemdir. Yani 68–69–70 dönemidir bu. Sosyalizme hemen geçilmez. Toprak sorununun çözülmesi, ülkenin ba¤›ms›zlaflmas› gerekmektedir. ‹ktidar› ele geçirme arac› de¤iflmifltir. Sand›k, yerini zor ö¤esine terk etmifltir. ‹bo art›k bulundu¤u her yerde Demokratik Devrim program›n›n ateflli bir savunucusu ve uygulay›c›s›d›r. Ülke tarihine bak›fl› net de¤ildir hala. Eski TKP’nin, K›v›lc›ml›’n›n, Mihri Belli’nin etkilerinden s›yr›lm›fl de¤ildir. ‹ktidar› ele geçirme arac›nda nettir ama yöntemi konusunda henüz net de¤ildir. Çin Devrimi yöntemine karfl› de¤ildir. Yo¤un bir okuma araflt›rma sürecini yaflamaktad›r.” (10) Kaypakkaya’n›n içinde bulundu¤u bu durum; O’nun düflüncelerinin flekillenmesi aç›s›ndan ele al›nd›¤›nda, MDD tezi etraf›nda yaflanan tart›flmalar›n, gruplaflmalar›n, O’nu e¤itti¤ini, O’nun düflüncelerinin flekillenmesinde rol oynad›¤›n› söyleyebiliriz. Çünkü bu çal›flman›n bafl›ndan itibaren vurgulamaya çal›flt›¤›m›z üzere, Kaypakkaya’n›n devrimci yöntemi, yanl›fl› at›p, do¤-

114


ruyu alma, sosyal ve siyasal geliflmelere elefltirel yaklaflma ve pek tabiî ki bu s›rada Marksist-Leninist-Maoist önderlerin kitap, makale ve görüfllerini inceleme, bu incelemeyi pratik faaliyetle bütünlefltirme biçimindeki çal›flma tarz›n›n, onun MDD saflar›nda yaflanan bu tart›flmalardan kendi düflünsel geliflimi için yararland›¤›n›, düflüncelerinin flekillenmesine yard›mc› oldu¤unu söyleyebiliriz. MDD tezinin etraf›nda hareket eden gruplar›n net bir fikir birli¤i içinde olmamas›, bu gruplar›n birbirleriyle yo¤un bir biçimde tart›flmas›n› ve ard›ndan da kendi içlerinde saflaflma yaflamalar›n› beraberinde getirir. Asl›nda bu gruplaflma, FKF’nin Dev-Genç’e dönüfltü¤ü kurultay öncesinde de MDD tezini savunanlar aras›nda vard›r. Nitekim FKF’nin Dev-Genç’e dönüfltürüldü¤ü kurultayda var olan bu saflaflma aç›k bir hal al›r. Kurultay esnas›nda ve sonras›nda FKF’nin içinde oluflan ve liderli¤ini Do¤u Perinçek’in yapm›fl oldu¤u gruba karfl›, ço¤unlu¤unu daha sonradan THKP-C’yi oluflturacak olan devrimci gençlik önderlerinin yo¤un elefltirileri olur. Elefltirilerin yo¤unlaflt›¤› nokta, Perinçek’in önderli¤ini yapt›¤› grubun “MDD’de proletarya önderli¤inin koflullar›” ve “Milli Cephe” konusunda izledi¤i tutumdur. Bu elefltiriler Dev-Genç içerisinde yeni bir ayr›flmay› getirir. Önderli¤ini Do¤u Perinçek’in yapt›¤› grup Dev-Genç’ten ayr›l›r. 1969 Aral›k ay›nda flekillenen bu grup Ocak 1970’de Proleter Devrimci Ayd›nl›k (PDA) yay›n›n› ç›karmaya bafllar. Dev-Genç’e hâkim olan grup ise Ayd›nl›k Sosyalist Dergi’yi (ASD) ç›karmaya devam eder. Yaflanan bu saflaflman›n arka plan›nda kabaca flöyle bir durum söz konusudur: “MDD esprisi etraf›nda toplanan saflar içerisinde bafll›ca üç ayr› görüfl ve ak›m bulunmaktayd›. Birincisi, sözcülü¤ünü Mihri Belli’nin yapt›¤› görüfl; MDD cuntac›, yani devrim için halk kitlelerinin yarat›c› eylemi-

ni de¤il, bir subay grubunun tepeden inme darbesine bel ba¤layan e¤ilimi ifade ediyordu. …‹kinci görüfl; sözcülü¤ünü muhtelif zamanlarda Yusuf Küpeli, Deniz Gezmifl, Mahir Çayan, M. Ramazan Aktolga gibi gençlerin yapt›klar› devrim için yine halk kitlelerinin yarat›c› eylemine de¤il, küçük öfkeli ayd›nlar veya seçkinler grubunun kitlelerden kopuk soyut anti-emperyalist eylemlerine bel ba¤l›yorlard›. Üçüncü ana görüfl ise; sözcülü¤ünü Do¤u Perinçek, ben (Halil Berktay bn) ve Ömer Özerturgut, At›l Ant, Gün Zileli… ‹stanbul’da; Bora Gözen, ‹brahim Kaypakkaya, Muzaffer Oruço¤lu’nun yapt›klar› esas niteli¤i, devrimin iflçi ve köylü kitleleri taraf›ndan gerçeklefltirilebilece¤ine inanan görüfltü.” (11) Burada hemen belirtmek gerekir ki yukar›da ifade edilen birinci görüfle yani Mihri Belli’nin cuntac› görüfllerine ek olarak flunlar ifade edilebilir. Mihri Belli bu görüfllerinde tek bafl›na de¤ildir. MDD saflar›nda Mihri Belli ve Hikmet K›v›lc›ml› çevresinde flekillenen bu cuntac› anlay›fllar; Dev-Genç içerisindeki “sol” Kemalist anlay›fllarla iliflki içindedirler. Gerek Mihri Belli ve gerekse de Hikmet K›v›lc›ml› aralar›ndaki görüfl ayr›l›klar›na ra¤men, esas noktada birlefliyorlard›. Birlefltikleri nokta; gerçekleflebilecek bir askeri darbenin yan›nda yer almakt›. Bu darbenin “sol” yan›n› oluflturmakt›. Her ikisinin de düflünceleri gerçekleflebilecek bu darbenin “sol bir darbe” olmas›n› sa¤lamak biçiminde özetlenebilir. Ayr›nt›da ise Mihri Belli ve çevresindekiler Madano¤lu Cuntas›’n› d›flar›dan desteklerken; Hikmet K›v›lc›ml› ve ekibi ise kendisine ba¤l› askerler arac›l›¤›yla ‹rfan Solmazer Cuntas›’na karfl› bir beklenti içindeydi. Ve yine belirtmek gerekir ki, MDD saflar› içinde var olan bu saflaflma 1971 Devrimci Ç›k›fl›’n›n da habercisidir ayn› zamanda. 1970 y›l›n›n bafl›nda PDA’n›n DevGenç’ten kopuflundan sonra, Dev-Genç içe-

115

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 risinde bir yandan süregiden kitle hareketinin ortaya ç›kard›¤› devrimci gençlik önderleri faaliyet yürütürken, öte yandan Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› gibi çevrelerin savundu¤u reformist, pasifist anlay›fllar vard›r. Bu gruplar aras›nda da k›yas›ya bir mücadele devam etmektedir. Dev-Genç içerisinde Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml›’da somutlanan anlay›fllara karfl›, gençli¤in kendili¤inden gelme mücadelesinin önderleri olan devrimci gençlik önderlerinin mücadelesi söz konusudur. Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› gibi çevrelerin temsil etti¤i anlay›fllar›n amac›; kendi cuntac› görüflleri için, gençli¤in bu devrimci önderleri flahs›nda somutlanan kendili¤inden gelme mücadelesini bir kald›raç gibi kullanmas›d›r. Ancak bunda baflar›l› olamazlar. Gençli¤in kendili¤inden gelme mücadelesinin etkisi ve devrimci gençlik önderlerinin militan ç›k›fl›, bu hayalleri yerle bir eder. Aradan 1 y›l gibi k›sa bir süre geçtikten sonra, Dev-Genç içerisinde gençlik hareketinin ‹stanbul ve Ankara kadrolar›n›n baz›lar› bir araya gelerek Türkiye Halk Kurtulufl Ordusu’nu (THKO) kurarlar. Yine Aral›k 1970’de Dev-Genç içinde ön plana

ç›kan devrimci gençlik önderleri taraf›ndan Türkiye Halk Kurtulufl Partisi-Cephesi (THKP-C) kurulur. Kaypakkaya’n›n Dev-Genç içerisinde yaflanan PDA-ASD ayr›flmas›nda PDA saflar›nda kalmas› oldukça dikkat çekicidir. Genç bir devrimci militan olarak, söylemde daha “keskin” olan Dev-Genç saflar›nda kalmas›, ilk bak›flta makul bir davran›fl, mant›kl› bir tutum olarak görülebilir. Ancak Kaypakkaya’n›n bunun tersi bir pratik tutum sergilemesi, yaflanan bu süreçte Türkiye devrimine iliflkin düflüncelerinin giderek flekillendi¤i ve onun meselelere “duygusal”, gençli¤inin verdi¤i dinamizm ile “tepkisel” yaklaflmad›¤› tam tersine, teorik bir bak›fl aç›s›yla, bilimsel bir yaklafl›mla hareket etti¤ini göstermesi aç›s›ndan önemlidir. Nitekim Kaypakkaya’n›n bu tavr›n›, o dönemler mücadele arkadafl› olan Ali Taflyapan flöyle yorumlamaktad›r: “‹brahim at›lgan bir yap›ya sahipti, bu özelli¤i k›stas al›nd›¤›nda, MDD ayr›flmas›nda do¤al olarak Dev-Genç kesiminde kalmas› gerekiyordu. Ama öyle olmad›, savafl›m çizgisinde sertli¤in az oldu¤u Ayd›nl›k hareketini tercih etti. Bunun nedeni olmal›. Kan›mca flu: Ko-

116


münist önderlerden Lenin, Stalin ve Mao’nun eserlerini okudu. Sovyet ve Çin devrimlerinin deneyimleri hakk›nda bilgi sahibi oldu, kitlelerin gücüne yaslanan devrimci ayaklanmayla, düzen ordusunun bir kesimine yap›lan askeri darbe aras›ndaki niteliksel farkl›l›¤›n ayr›m›na vard›. Mihri Belli’nin cuntac›l›¤›na elefltiri yönelten Ayd›nl›k grubunu kendine yak›n gördü, tercihini ona yapt›.” (12) Kaypakkaya MDD tezini savunanlar içerisinde yaflanan bu ayr›flma süreci içinde, bir yandan yo¤un bir okuma-araflt›rma-inceleme süreci içindeyken, öte yandan ise gerçeklefltirilen tart›flma toplant›lar›na kat›l›r. Bu tart›flmalar da Kaypakkaya’n›n kendi düflüncesini flekillendirme yolunda oldukça yararl› tart›flmalard›r. Devrimci gençli¤in kendi içerisinde gerçeklefltirdi¤i bu tart›flmalarda Kaypakkaya, daha sonradan THKO ve THKP-C’yi oluflturacak olan gençlik kadrolar›n›n sol yaklafl›mlar›n›, devrimde kitlelerin rolünü küçümseyen anlay›fllar›n›, MLM ustalar›n eserlerine dayanarak elefltirir ve mahkûm eder. Bu yüzden bu tart›flmalarda, birkaç kez fiziksel sald›r›ya maruz kal›r. Bu sald›r›lar çok üst boyutta fiziki sald›r›lar olmamakla birlikte, devrimci gençlik içerisinde yaflanan teorik tart›flmalar›n, polemiklerin keskinli¤ini göstermesi aç›s›ndan dikkat çekicidir. Kaypakkaya bu döneminde de kitlelerin eylemlerine kat›lmaya ve bu kitle eylemlerinin ateflinde, düflüncelerini alazland›rmaya devam eder. Kaypakkaya’n›n kendisi bu süreci flöyle anlatmaktad›r: “1969 y›l›nda FKF’nin DevGenç’e dönüfltü¤ü kurultayda, Dev-Genç ve Ayd›nl›k Sosyalist Dergi içinde de ayr›l›k oldu. Ben bu ayr›l›kta Proleter Devrimci Ayd›nl›k ve ‹flçi-Köylü dergi ve gazetesi çevresindeki arkadafllar›n grubunda yer ald›m. Bu dergi ve gazetenin ç›k›fl›na, da¤›t›m›na yard›mc› olmaya, savundu¤umuz görüflleri

iflçiler, köylüler ve gençlik içerisinde yaymaya çal›flt›m. Yine bu arada Trakya’daki topraks›z köylülerin, ellerinden topra¤› jandarma gücüyle gasp etmifl büyük çiftlik sahiplerinin topraklar›n› iflgal etmesi eylemlerine, ‹stanbul’da Demirdöküm, Sungurlar, Horoz Çivi, Pertrisk, Ege Sanayi, EASAKÜ, G›slaved, Gamak, Singer ve Derby fabrikalar›ndaki iflçilerin hakl› grev ve direnifllerine yard›mc› olmak için elimden geleni yapt›m. 15–16 Haziran Büyük ‹flçi Yürüyüflü’ne kat›ld›m ve f›rsat buldukça da faflistlerin üniversitelere yapt›¤› sald›r›lara karfl› savunma mücadelesi veren devrimci gençli¤in bu mücadelesine ve di¤er demokratik eylemlerine katk›da bulunmaya çal›flt›m.” (13) Kaypakkaya bahsini etti¤i bu pratik faaliyet içinde yer al›rken, ‹stanbul’da ‹flçiKöylü gazetesi içinde yaz› kurulunda yer almakta, “‹flçi Komitesi” sorumlusu olarak çal›flmaktad›r. Bu süre içinde Proleter Devrimci Ayd›nl›k dergisine de makaleler yazmaktad›r. Kaypakkaya’n›n daha sonradan T‹‹KP’den revizyonizmden kopuflunda ileriye sürece¤i tezlerin ana hatlar›yla flekillenmeye bafllamas› bu sürece aittir. Haziran 1972 tarihinde kaleme alm›fl oldu¤u “Genel Elefltiri” makalesinde Kaypakkaya, bu süreci “Revizyonizmin Birinci Defa K›l›k De¤ifltirmesi, Proleter Devrimci Ayd›nl›k (PDA)” ara bafll›¤›yla de¤erlendirecektir. Kaypakkaya pratik tutum olarak MDD ayr›flmas›nda PDA saflar›nda yer al›rken Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› revizyonizmini kendi düflün dünyas›nda mahkûm etmifltir. O’nun bu revizyonist anlay›fllar› mahkum edifli, benzer elefltirileri getiren PDA saflar›nda yer almas›nda önemli rol oynam›flt›r. Ancak O’nun PDA saflar›nda yer almas›; hem PDA’n›n düflüncelerinin gerçek yüzünü henüz gördü¤ü anlam›na, hem de ülke devriminin niteli¤i konusunda tümden netleflti¤i anlam›na gelmiyordu.

117

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 Kaypakkaya’y› Kaypakkaya yapan ve O’nun 1971 ç›k›fl›n›n komünist yüzünü oluflturmas›na vesile olan devrimci yöntemi sorgulay›c› ve analiz edici yaklafl›m› bu süreçten sonra PDA saflar›nda yer almaya bafllamas›yla da devam edecektir. Özellikle Kaypakkaya’da oldukça net bir biçimde gördü¤ümüz teoriyi somut pratikten ç›karma yaklafl›m› bu sürecine de damgas›n› vurur. Bu süreçte Kaypakkaya, kendisinin yukar›da bahsini etti¤i, köylülerin, iflçilerin, ö¤rencilerin mücadelesi içinde bizzat yer alarak, Türkiye devrimine iliflkin düflüncelerini flekillendirmeye ve PDA revizyonizminin gerçek yüzünü görmeye bafllar. Kaypakkaya daha sonradan T‹‹KP revizyonizminden koptu¤unda bu sürece iliflkin; Dev-Genç içinde yaflanan ayr›flmay›, hem Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml›, hem de PDA revizyonizminin gerçek yüzünü ortaya koyarak MLM temelinde de¤erlendirmifltir. Ulaflt›¤› sonuç oldukça nettir. Bugün ‘71 ç›k›fl› ve Kaypakkaya de¤erlendirildi¤inde, genel olarak onun fiafak Revizyonizmi’ne karfl› ileriye sürdü¤ü tezler hat›rlanmaktad›r. Bu tezlerin aras›nda da Milli Mesele ve Kemalizm ile ilgili ileriye sürdü¤ü görüfller ön plana ç›kar›lmaktad›r. Oysa Kaypakkaya’n›n fiafak Revizyonizmi’ne yönelik elefltirilerinde, ya da daha do¤ru ifadeyle O’nun T‹‹KP revizyonizminden kopup TKP/ML’yi kurmas›na yol açan tezlerinde ayn› zamanda, o sürecin Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› gibi devrimcilerinde somutlanan revizyonist anlay›fllar› da mahkum etmifltir. Kaypakkaya daha sonradan elefltirece¤i ve mahkûm edece¤i PDA revizyonizmi ile birlikte hareket ederken, Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› revizyonizmine tav›r alm›flt›r. Ancak onun daha sonradan da belirtece¤i gibi, PDA saflar›nda yer al›fl›, Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› gibi revizyonist anlay›fllar›n etkisinden tam olarak koptu¤u anlam›na gelmiyordu. Nihayetinde

PDA saflar›nda bulunuyordu. PDA’n›n ise Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml›’da somutlanan revizyonist anlay›fltan tam olarak koptu¤u söylenemezdi. PDA’n›n kendisi Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› revizyonizminin k›l›k de¤ifltirmifl haliydi. Kaypakkaya PDA içinde yer ald›ktan sonra, onun devrimci yönteminin, sorgulay›c› yaklafl›m›n›n do¤al bir sonucu olarak PDA revizyonizmini mahkum ederken, ayn› zamanda Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml›’da somutlanan revizyonist anlay›fllar› da mahkum ediyordu. Kaypakkaya’n›n tezlerinin, ortaya ç›kt›¤› sürece dair bütünlüklü ele al›nmas›n›n gereklili¤inin bir nedeni de budur. Öte yandan Kaypakkaya T‹‹KP revizyonizminden kopuflunda ileriye sürdü¤ü tezlerde; kendisinden önce ‘71 devrimci ç›k›fl›n› gerçeklefltiren ve Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› revizyonist anlay›fllar›ndan kopan küçük burjuva devrimci örgütlenmelere yönelik var olan elefltirilerini de ifade etmifltir. Kaypakkaya’n›n Türkiye devriminin niteli¤ine iliflkin düflüncelerinin flekillenmeye bafllamas›n›n tarihsel kesiti olan bu dönem, ayn› zamanda onun teoriden önce pratikte devrimci tutum içinde oldu¤unun somut izlerini tafl›r. Daha önce de belirtti¤imiz gibi Kaypakkaya’n›n devrimci yönteminin tipik bir özelli¤i olan bu durum, bu süreçte oldukça net olarak kendisini göstermektedir. MDD saflaflmas›nda Mihri Belli ve Hikmet K›v›lc›ml› revizyonizminden kopuflu onun pratikte en ileri duruflu tercih etmesinin sonucudur. Her ne kadar PDA revizyonizmi Mihri Belli ve Hikmet K›v›lc›ml›’da somutlanan revizyonist anlay›fllardan tam olarak kopmufl olmasa da, söylemde “ileri bir duruflu” temsil ediyordu. Marksizm-LeninizmMao Zedung Düflüncesi’nden, Halk Savafl›’ndan bahsediyordu. Çin Devrimi’ni sahipleniyor, Sosyal Emperyalizme karfl› tav›r al›yordu. Devlet tahlili konusunda da ileri bir bak›fl aç›s› vard›.

118


Kaypakkaya’n›n Haziran 1972 y›l›nda kaleme alm›fl oldu¤u “fiafak Revizyonizmi ile Aram›zdaki Ayr›l›klar›n Kökeni ve Geliflmesi, T‹‹KP Revizyonizminin Genel Elefltirisi” bafll›kl› makalesinde bu sürece iliflkin geniflçe bir de¤erlendirme yapmaktad›r. Kaypakkaya bu makalesinde esas olarak fiafak Revizyonizmi’ni hedeflemifl olsa da, baflta Mihri Belli revizyonizmi olmak üzere Hikmet K›v›lc›ml› ve küçük burjuva gençlik önderleri hakk›nda da elefltirilerde bulunmaktad›r. Kaypakkaya’n›n ad› geçen bu makalesinden uzunca bir al›nt› yapmak, onun bu sürece iliflkin bak›fl aç›s›n› ve de¤erlendirmesini ö¤renmek aç›s›ndan yararl› olacakt›r. Üzerinde durdu¤umuz bu sürece iliflkin de¤erlendirmesi flöyledir Kaypakkaya’n›n: “‹ktisadi buhran›n gittikçe derinleflmesi, hâkim s›n›flar aras›ndaki çeliflmelerin fliddetlenmesi ve bunlara ba¤l› olarak iflçi, köylü ve gençli¤in fliddete dayanan eylemlerinin yükselmesi karfl›s›nda revizyonist klik, surat›na yeni bir maske takarak bu eylemleri pasiflefltirmeye giriflti. Mihri Belli saflar›nda yeni bir çeliflme ortaya ç›km›flt›. Bir yanda, gençli¤in kendili¤inden gelme mücadelesini temsil eden ve bu anlamda aktivizmi savunan küçük burjuva gençlik önderleri, öbür yanda da her türlü aktif mücadeleyi reddeden pasifist burjuva unsurlar vard›. ‹kinci grubun bafl›n› Mihri Belli’yle birlikte flimdiki fiafak Revizyonistleri çekiyordu. TDGF Kurultay›’nda mücadele a盤a ç›kt›. Bilindi¤i gibi bir müddet sonra yay›n organlar› da ikiye ayr›ld› ve PDA dergisi ç›kar›ld›. O günkü ad›yla PDA revizyonizmi, gençli¤in kendili¤inden gelme hareketlerine tercüman olan küçük burjuva önderlere karfl› uzun müddet M. Belli’nin sa¤c› çizgisini savundu. PDA’n›n 1. say›s›nda ‘biz Türk Solu’nun açt›¤› yoldan yürüdük’, ‘Türk Solu ve PDA, hareketimizin de¤iflik ihtiyaçlar›na cevap veren iki yay›n organ›d›r’ diye yazd›lar. Böylece M. Belli çizgisine ba¤l›l›klar›n› aç›kça ilan ettiler.

M. Belli ise, bir ara ortada bir tav›r tak›nd›. Gençlik kitlesinin büyük ço¤unlu¤unun PDA revizyonizmine cephe almas› üzerine, ustaca bir manevrayla ‘askeri darbe’ emellerine daha uygun gördü¤ü TDGF yöneticileri taraf›nda yer ald›. Mihri Belli’yle, tipik küçük burjuvalar olan gençlik önderleri aras›nda böylece bir ittifak do¤du. Gençlik kitlesine bunlar hâkim oldular. PDA revizyonist kli¤i, görüfllerine sadakatle sar›ld›¤› M. Belli’nin ihanetine u¤rad›. Bunun üzerine görüfllerinde ufak tefek de¤ifliklikler yapmak zorunda kald›. Ama Mihrici öz de¤iflmedi. Gençlik hareketleri, elbette, küçük burjuva karakterlerinden ötürü bir sürü zaaflar ve sakatl›klar tafl›yordu! Bu tabii bir fleydi ve ancak, iflçi, köylü kitleleri aras›nda kök salm›fl bir komünist partinin önderli¤i, gençli¤in mücadelesini, genifl emekçi y›¤›nlar›n›n mücadelesiyle birlefltirebilir ve bu zaaflar› ortadan kald›rabilirdi. Fakat henüz komünist bir önderlik yoktu. Çeflitli revizyonist klikler, en baflta da M. Belli kli¤i, gençli¤i kendi emellerine alet etmek için, elinden gelen her fleyi yap›yor, gençlik hareketleri üzerinde etkili oluyorlard›! Gençlik hareketinin tabiat›ndan gelen zaaflarla revizyonizmin etkisinden ileri gelen zaaflar birleflince, ülkemiz bu yi¤it evlatlar›n›n devrimci potansiyeli ç›kmaz yollarda çarçur ediliyordu.” (14) IX. Baz› çevreler, Kaypakkaya’n›n bu süre içinde, PDA revizyonizmi saflar›ndayken yazm›fl oldu¤u makalelere özel bir önem atfederler. Onun bu döneminde “Lenin’den etkilendi¤ini Maoizm’in etkisinin az oldu¤unu”(!) ileri sürerler. Hiç kuflkusuz ki bu gerçekçi ve do¤ru bir de¤erlendirme de¤ildir. Çünkü bu döneminde Kaypakkaya’n›n düflünceleri ve ideolojik evrimi MLM do¤rultusunda, özellikle de Maoizm do¤rultusunda flekillenmektedir. Kaypakkaya yo¤un

119

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 bir pratik faaliyetle birlikte Marksist Leninist Maoist ustalar›n eserlerini de incelemektedir. Ve bir kez daha belirtmek gerekir ki bu dönemde Kaypakkaya, PDA’n›n Mao Zedung Düflüncesi’ni sahiplenmesinden Çin Devrimi’ne yaklafl›m›ndan etkilenmifltir. Bir baflka ifadeyle Kaypakkaya’n›n PDA saflar›nda yer almas›n›n as›l nedeni, bu anlay›fl›n Mao ve Çin Devrimi karfl›s›ndaki tutumudur. Bu dönemde Kaypakkaya’n›n özellikle Maoizm’e yönelmesi söz konusudur. Dev-Genç, PDA ayr›flmas›nda Kaypakkaya’n›n PDA saflar›nda kalmas›nda, PDA’n›n Mao ve Çin Devrimi’ni sahiplenmesi, sosyal emperyalizm konusundaki tavr›, devlet tahlili ve bununla ba¤lant›l› olarak devrimin iflçi ve köylü kitlelerine dayan›larak kitlelerin devrimci kalk›flmas›yla gerçekleflebilece¤i anlay›fl›n›n savunulmas› vb. bunda etkendir. Bu gerçe¤i yok saymak ya da Kaypakkaya’y› “Maoizm’den etkilenmifl” olarak tan›mlamak, O’na yap›lacak en büyük haks›zl›k olmakla birlikte, bu tarz de¤erlendirme sahiplerinin gerçe¤i oldu¤u gibi de¤il de, kendi istedikleri gibi yorumlad›klar›n› gösterir. Bu nokta oldukça önemlidir. Kaypakkaya’n›n ve PDA grubunun dönemin ÇKP’si ve MLM biliminden yana saf tuttu¤u koflullarda (nas›l bir anlay›flla sahiplenildi¤i ayr› bir tart›flma konusudur ve bu görevi daha sonradan Kaypakkaya lay›k›yla yerine getirmifltir.) Türkiye Devrimci Hareketi içinde Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› ve daha sonradan THKO ve THKP-C’yi oluflturacak gençlik önderlerinin tümü, uluslararas› komünist hareket içinde saflaflmada taraf olmamak noktas›nda bulufluyorlard›. ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n önderlerinden Mahir Çayan, Sovyet modern revizyonizmine elefltirisel bir tutum tak›nmakla birlikte esasa iliflkin bir elefltiri getirmiyordu. PDA’n›n ve bu grubun içinde yer alan Kaypakkaya’n›n d›fl›nda, Türkiye Devrimci Hareketi

içinde yer alan devrimci çevrelerin tümü ÇKP-SBKP aras›nda, MLM ile Modern Revizyonizm aras›nda orta yolcu bir tutum tak›nm›fllard›. Kaypakkaya’n›n PDA saflar›nda kal›fl›n›n belirleyici nedeni MLM’dir ve özellikle de Maoizm’dir. Düflüncesini ileriye sürerken, ayn› zamanda O’nu özellikle Maoizm’den ayr› de¤erlendirmeye çal›flan düflüncelerin anlay›fllar›n, Kaypakkaya’ya ve O’nun devrimci miras›na nas›l yaklaflt›¤›na iflaret etmek istiyoruz. Çünkü MDD saflar›nda yaflanan ayr›flmada “uzlaflma e¤ilimi” tafl›yanlara karfl› Kaypakkaya “keskin” bir tav›r tak›nm›flt›r. MDD saflar›nda yaflanan bu saflaflman›n oda¤›nda “Mao Zedung Düflüncesi” ve bu düflüncenin politik arenaya yans›mas›n›n sonuçlar› vard›r. Yaflanan bu ayr›flmada, PDA içinde yap›lan tart›flmada “Mao Zedung’un fikirleri” konusunda uzlaflma e¤ilimleri tafl›yan Do¤u Perinçek, Ömer Özer Turgut “yumuflak Maoculuktan” yana iken, Kaypakkaya, “keskin” Maoculuktan yana olmufltur. (15) PDA’n›n bu süreçte tak›nd›¤› “Mao” yanl›s› tutumun gerçek içeri¤ini ve MLM’yi revize etme anlay›fl›n› daha sonradan Kaypakkaya oldukça aç›k ve bilimsel bir temelde ortaya koyacakt›r. Kaypakkaya PDA’n›n fiafak Hareketi’ne dönüflmesi ve T‹‹KP örgütlenmesine gitmesi ile birlikte bu anlay›fl›n takm›fl oldu¤u “Maocu” maskeyi çekip atarak, onlar›n sahte birer “Maocu” oldu¤unu gözler önüne serecektir. Bu anlamda denilebilir ki ve denilmelidir ki, Kaypakkaya ülkemizde MLM biliminin ilk temsilcisi olmufltur. Kaypakkaya’n›n PDA saflar›nda yer almas›, bu çevrenin bafllang›çta (MDD ayr›flmas›nda) ML-MZD’yi kabul etti¤ini ilan etmesiyle do¤rudan ilintilidir. Ve Kaypakkaya, bu çevrenin ML-MZD’yi sahiplenmesi nedeniyle onun daha önceden de dile getirdi¤imiz gibi devrimci yöntemine uygun olarak, pratikte en ileri devrimci tutum tak›n-

120


mas›n›n somut bir yans›mas›n›n sonucu bu saflarda yer alm›flt›r. Ard›ndan da süreç içinde PDA ve T‹‹KP saflar›ndaki mücadelesiyle teorik düzeyde bu devrimci tutumunun alt›n› doldurmufltur. PDA’n›n MDD saflar›ndan kopuflundan sonra, ilan etti¤i ÇKP ve Mao Zedung yanl›s› tutumun gerçek içeri¤ini ve özellikle bu çevrenin Modern Revizyonizme karfl› tak›nd›¤› muhalif tavr›n içyüzünü, Kaypakkaya daha sonradan de¤erlendirmifltir. Bu de¤erlendirmesinde Kaypakkaya PDA revizyonizminin bu yönünü de gözler önüne sermifltir. fiöyle demektedir Kaypakkaya: “Uluslararas› planda, dünya komünist hareketiyle modern revizyonistler aras›nda ortac› bir tutum benimsedi. Sovyetler Birli¤i’nde ve Do¤u Avrupa ülkelerinde revizyonistlerin iktidar› tekrar ele geçirdi¤i, proletarya diktatörlü¤ünün burjuva diktatörlü¤üne dönüfltü¤ü reddediliyordu. Hele Sovyetler Birli¤i’nde modern revizyonizmin sosyal emperyalizme dönüfltü¤ü kesinlikle reddediliyordu. Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin tecrübeleri reddediliyordu. Hem sosyalizmle, hem de bafl›n› Sovyet Revizyonist kli¤inin çekti¤i modern revizyonizmle dost geçinme yolu tutuluyordu. SBKP’nin ve di¤er revizyonist partilerin ufak-tefek(!) hatalar iflledi¤i kabul ediliyordu. (Kendilerinin iflledi¤i cinsten!..) Sonradan T‹‹KP olarak adland›r›lan burjuva kulübü bu flartlarda, bu ideolojik temel üzerinde do¤du. Bir yandan bafll›ca konularda modern revizyonist çizgiyi sürdüren PDA kli¤i, daha sonra Mao Zedung Düflüncesi’ne el att›. Bu nas›l mümkün oldu? Elbette Mao Zedung Düflüncesi’nin özünü bir kenara b›rakarak…” (16) Kaypakkaya’y› Kaypakkaya yapan ve onun ‘71 ç›k›fl›n›n komünist yüzü olmas›na neden olan, her fleyden önce ideolojik durufludur. Bu ideolojik duruflun ad› ise MLM’dir. O’nun düflüncelerinin flekillenmesinde ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n “farkl›”

bir bilefleni olmas›nda MLM bilimi do¤rultusunda saf tutmas›n›n belirleyici bir rolü vard›r. Bu gerçek hiçbir tart›flmaya mahal vermeyecek kadar aç›k ve nettir. Kaypakkaya’n›n Türkiye devrimine iliflkin düflüncelerinin flekillenmesinde, o günkü koflullarda uluslararas› alanda yaflanan saflaflmalar ve BPKD’nin tayin edici bir rolü vard›r. Ki zaten daha sonradan Kaypakkaya’n›n bizzat kendisi, komünist partisinin kuruluflunda “Hareketimiz Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ürünüdür” diyerek bu gerçe¤in alt›n› kal›n çizgilerle çizmifltir. Ve yine tekrar etmek pahas›na da olsa, Kaypakkaya’n›n tezlerinin flekillenmesinde ve bunun sonucu olarak ülkemizde komünist Partisi’nin yeniden ayaklar› üzerine dikilmesinde; hem ülkemizdeki kitle hareketlerinin (ö¤renci, köylü ve özellikle de 15–16 Haziran 1970 Büyük ‹flçi Direnifli’nin) hem de uluslararas› alanda yaflanan geliflmelerin, MLM ile modern revizyonizmin aras›ndaki mücadelenin (özellikle bu mücadelenin somut yans›mas› olan Çin’de gerçeklefltirilen BPKD’nin) yads›namaz etkileri vard›r. K›sacas› bugün kimi çevrelerin ›srarla görmek istemedikleri, Kaypakkaya’n›n “Mao”culu¤u O’nun MDD saflar›nda yer al›fl› ve özellikle de MDD içinde yaflanan saflaflmada, PDA saflar›nda kal›fl›n›n belirleyici nedenlerinden birisi olmufltur. Kaypakkaya bu döneminden sonra özellikle de 1970’lerin ortas›ndan itibaren ideolojik hatt›n› MLM bilimi do¤rultusunda netlefltirir. O bu netleflmeyi sa¤lad›¤› içindir ki önce PDA saflar›nda ard›ndan da T‹‹KP revizyonizmine karfl› tutarl› bir mücadele sürdürür. Bu mücadelenin sonucunda ise T‹‹KP revizyonizminden kopuflu gerçeklefltirerek, 71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n komünist çizgisini oluflturan tezlerini ileriye sürer. Kaypakkaya’n›n düflüncelerinin MLM temelinde netleflmesi sürecini Ali Taflyapan flu flekilde anlatmaktad›r: “Düflün alan›n›n

121

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 faal devrimci bireylerinden biri olan ‹brahim Kaypakkaya rotasal esinleniflte Çin’e yöneldi. Birkaç neden say›labilir, benim aç›mdan dört tanesi önemli. Bir Çin Devrimi’nin kitle taban› güçlüdür, darbeci tezin etkisinden kopan ‹brahim için bu özellik çekicidir. ‹ki, temel güç yönüyle Çin Devrimi köylü rengini tafl›yor, k›rsall› olan ‹brahim için bu görünüm cezbedicidir. Üç, Türkiye Devrimi’nin iki aflamal› oldu¤unu, ilk aflamas›n›n Milli Demokratik Devrimden geçece¤ini savunuyor, bu modelin en belirgin temsilcisi Çin’e olan ilgisi art›yor. Dört, sürmekte olan Vietnam Kurtulufl Savafl› dönem için en güçlü devrimci sestir, temel özellikleriyle Çin Devrimi’nin rengini tafl›yor, üstelik Çin’in yan›bafl›ndad›r. ‹brahim’i Çin Devrimi’ne yönelten çekici bir güçtür.” (17) X. PDA grubunun, MDD saflar›ndan kopuflunun arka plan›nda yatan bu tart›flmalar, Kay-

pakkaya’n›n düflünsel geliflimi ve ideolojik evrimi aç›s›ndan tart›flmas›z etkili olmufltur. PDA anlay›fl›n›n savundu¤u görüfllerin gerçek yüzünü her ne kadar daha sonra Kaypakkaya’n›n mahkum edece¤i gibi Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› gibi revizyonist anlay›fllar›n etkisinden tam olarak bir kopufl gerçeklefltirdi¤i söylenemese de; bu süreçte yaflanan tart›flmalar da Kaypakkaya’n›n Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› gibi revizyonist anlay›fllar karfl›s›nda belli bir donan›ma sahip oldu¤u aç›kt›r. Daha sonradan ‘71 ç›k›fl›yla Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› gibi revizyonist anlay›fllar›n, pasifist yanlar›na önemli darbeler vurarak kurulan, küçükburjuva devrimci örgütlerin, bu revizyonist anlay›fllardan tam olarak koptu¤u söylenemez. Kaypakkaya’y› ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n di¤er gençlik önderlerinden farkl› k›lan yanlardan birisi ve kan›m›zca en önemli noktalardan birisi de budur. Kaypakkaya daha 1970 bafllar›nda MDD saflar› içinde Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml› gibi dev-

122


rimcilerde somutlanan revizyonist anlay›fllar›, darbeci, cuntac› yaklafl›mlar›n›n yanl›fll›¤›n› görmüfl ve mahkum etmifltir. Bu mahkûm edifl, ilk bafllarda PDA saflar›nda oldu¤u için sorunludur. Yani PDA’n›n “mahkûm edilifliyle” s›n›rl›d›r. O dönem PDA’n›n, Mao’ya ve Çin Devrimi’ne yaklafl›m›, devlet konusundaki görüflleri, Halk Savafl› savunusu, Sosyal Emperyalizme karfl› söylemi vb. devrimci hareket içinde “en ileri duruflu” temsil ediyordu. Bu durum Kaypakkaya’n›n “pratikte en ileriye göre devrimci tutumunu belirleme” yaklafl›m› ile birleflti¤inde kendisinin PDA saflar›nda yer almas› kaç›n›lmazd›. Nitekim bu devrimci yöntemini PDA içinde ve ard›ndan da T‹‹KP içerisinde sürdürecek, PDA’n›n ve T‹‹KP’nin bu “en ileri duruflu”nun sadece söylemde oldu¤unu ortaya koyacakt›. Böylelikle pratikte tak›nm›fl oldu¤u bu en ileri devrimci duruflunun alt›n› teorik düzeyde dolduracak, hem Mihri Belli, Hikmet K›v›lc›ml›, hem de PDA ve ard›ndan da fiafak Revizyonizmi ile kökten bir hesaplaflmaya girecekti. Bu hesaplaflman›n bir yan›n›, bu revizyonist anlay›fllar›n mahkum edilmesi olufltururken, di¤er yan›n› ise bu hesaplaflma içinde revizyonizmle, oportünizmle mücadele içinde MLM fikirlerin geliflimi oluflturur. Kaypakkaya’n›n hem PDA, hem de T‹‹KP içerisindeki faaliyetinde onun devrimci yönteminin, meseleleri ele al›fl›n›n somut örnekleri vard›r. Dahas› PDA içerisinde yer al›rken yaflanan 15–16 Haziran 1970 Büyük ‹flçi Direnifli’nden ç›kartt›¤› dersler, onun kitle hareketlerine yaklafl›m›na ve bu kitle hareketlerinin, ülke devrimimizin niteli¤i konusunda düflüncelerinin flekillenmesine yol açmas› aç›s›ndan belirleyici bir öneme sahiptir. 15–16 Haziran Büyük ‹flçi Direnifli nedeniyle Kaypakkaya PDA saflar›nda yeni bir çeliflme do¤du¤undan bahseder. ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’nda tart›flmas›z bir

etkisi olan 15–16 Haziran Büyük ‹flçi Direnifli, PDA saflar›nda bulunan Kaypakkaya’y› da etkilemifltir. Bu etki O’nun devrimci yöntemiyle birleflti¤inde ise, Kaypakkaya’n›n düflüncelerinde ve ideolojik evriminde yeni bir s›çramaya yol açm›flt›r. Kaypakkaya’n›n bu direnifle iliflkin söyledikleri, onun kitle hareketlerini ele al›fl tarz›n› ve kendi düflüncelerinin flekillenmesinde oynad›¤› rolü ortaya sermektedir. fiöyle demektedir Kaypakkaya: “15–16 Haziran Büyük ‹flçi Direnifli ve arkas›ndan gelen s›k›yönetim, baz› kadrolar›n bilincinde önemli bir s›çrama yaratt›. Bu arkadafllar, iflçi hareketinden ve onu izleyen zor mücadele günlerinden önemli dersler ç›kard›lar. Geçmiflte izlenen çizginin sa¤c› ve teslimiyetçi bir çizgi oldu¤unu, revizyonist bir çizgi oldu¤unu kavrad›lar. Fakat bu mücadeleyi uzaktan izleyen, kitleleri tan›mayan bir k›s›m burjuva unsurlar, iflçi hareketinden gereken dersi ç›kartmad›lar. Hatta yanl›fl dersler ç›kartt›lar. Kolay baflar› umuduna kap›ld›lar. Böylece PDA saflar›nda yeni çeliflme do¤du.” (18) Kaypakkaya’n›n yukar›daki ifadelerinde kulland›¤› “baz› kadrolar” tan›mlamas›yla kendini ifade etmesi bir yana, O’nun büyük iflçi hareketini böylesi bir ele al›flla de¤erlendirmesi, kitle hareketlerine yaklafl›m›n›, s›k›yönetim koflullar›nda dahi kitleler aras›nda çal›flma prati¤i olan bir k›s›m kadrolar tan›mlamas›yla, en zor koflullarda dahi kitleler içinde çal›flman›n gereklili¤ini vurgulamas› önemlidir. Hepsinden de önemlisi Kaypakkaya buradaki yaklafl›m›yla bize O’nun düflüncelerinin ve ideolojik evriminin nas›l ve hangi koflullarda flekillendi¤ini bir kez daha göstermektedir. O’nun devrimci teoriyi pratikten ç›kard›¤›n›, kitlelerin kendili¤inden de olsa hareketlerinden, eylemlerinden devrimci teorisini oluflturmak için yararland›¤›n› göstermektedir. Ve yine buradaki ifadeleriyle Kaypakka-

123

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 ya, daha sonradan sistemli bir flekilde ortaya koyaca¤› T‹‹KP revizyonizminden kopuflunun iflaretini vermektedir. “Büyük ‹flçi Hareketi’nden gereken dersi ç›kartt›lar. Geçmiflte izlenen çizginin sa¤c› ve teslimiyetçi, revizyonist bir çizgi oldu¤unu bilince ç›kartt›lar” tespitiyle Kaypakkaya, önce pratikte 15–16 Haziran Büyük ‹flçi Direnifli’ne kat›larak devrimci tutum ald›¤›n› ard›ndan da bu pratikten ç›kartt›¤› derslerle teoride de devrimci bir tutum tak›narak, T‹‹KP revizyonizminden koptu¤unu bir kez daha göstermektedir. Kaypakkaya’n›n tezlerinde somut ifadesini bulan komünist fikirler; ülkemizdeki kitle hareketlerinin ve uluslararas› alanda yaflanan geliflmelerin iyi analiz edilmesi ve bu analizler üzerinden Kaypakkaya’n›n gerçeklefltirdi¤i muazzam sentezle ortaya ç›km›flt›r. Kaypakkaya’n›n ülkemiz topraklar› üzerinde yeniden var etti¤i komünist fikirler, yaflad›¤›m›z topraklar üzerinde gerçekleflen kitle mücadelelerinin üzerinden flekillenmifltir. Bizzat Kaypakkaya bu kitle hareketlerinin içinde yer alarak, bu kitle hareketlerinden ç›kard›¤› dersleri MLM bilimiyle sentezlemifl ve ülkemiz komünist hareketinin teorik zeminini oluflturmufltur. Ülkemizde komünist hareket, devrimci gençli¤in eylemleriyle bafllayan, köylülerin toprak iflgalleriyle süren, iflçilerin grev ve direniflleriyle flekillenen ve en sonu T. Kürdistan›’nda sürdürülen mücadele içinde bu toplumsal prati¤in bir ürünü olarak flekillenmifltir. XI. Kaypakkaya’n›n düflüncelerinin sistemleflmesi ve ideolojik evriminin MLM ile taçlanmas›, onun T‹‹KP revizyonizmine karfl› yürüttü¤ü mücadeleyle gerçekleflmifltir. Devrimci mücadele içinde yer almas›yla birlikte, T‹P saflar›nda bafllad›¤› mücadelesini, T‹P’in reformist, parlamentarist görüfllerini mahkûm etmesiyle birlikte gerçeklefl-

tirdi¤i s›çramayla olumsuzlam›fl, bu ise onun MDD saflar›nda yer almas›n› getirmifltir. MDD saflar›ndayken, hem kitlelerin mücadelesinden, hem de komünist ustalar›n eserlerinden yararlanarak, MDD anlay›fl› içindeki baz› revizyonist anlay›fllar› mahkum etmifl, darbecilik, cuntac›l›k anlay›fllar›yla iliflkisini koparm›fl, devrimci kitlelerin eseri ile olaca¤› gerçe¤ine ulaflm›flt›r. PDA ve ard›ndan da T‹‹KP saflar›ndaki mücadelesiyle, revizyonizme karfl› uzlaflmaz bir mücadele yürütmüfl, Kemalizm, devlet, devrimin niteli¤i, ulusal sorun ve daha bir dizi oldukça önemli konuda tutarl› MLM tezler ileriye sürmüfltür. Kaypakkaya’n›n T‹‹KP revizyonizmine karfl› yürüttü¤ü mücadele onun hem düflüncelerinin sistemleflmesi aç›s›ndan hem de bu mücadele sonucunda Türkiye’de komünist hareketin yeniden do¤uflu aç›s›ndan önemlidir. Kaypakkaya ve yan›ndaki birkaç mücadele arkadafl› ile PDA saflar›nda Haziran 1970’de bafllat›lan mücadele, Mart 1971’de T‹‹KP’nin kurulufluyla devam ettirilmifl ve en sonu 10–12 Nisan 1971 tarihinde 30 kadar T‹‹KP kadrosunun Ankara Hukuk Fakültesi’nde bir araya gelmesiyle ve burada yaflanan tart›flmayla “resmi” bir kimli¤e bürünmüfltür. 12 Mart 1971 Askeri Cuntas›’yla birlikte Kaypakkaya illegal faaliyet sürdürmeye bafllar. Bu tarihlerde Kaypakkaya T‹‹KP, Do¤u Anadolu Bölge Komitesi’nde faaliyet sürdürmektedir. Eylül 1971 y›l›nda Ankara’da yap›lan T‹‹KP-MK toplant›s›na kat›lmaz, ancak 29 A¤ustos tarihli bir mektup gönderir. Bu mektubunda O’nun Kemalizm konusunda giderek netleflti¤ine tan›k olmaktay›z. 1971 y›l›nda T‹‹KP program tasla¤› ve tüzü¤ü oluflturularak tart›flmaya aç›l›r. 1971 sonu ve 1972 bafl›nda bu tart›flmalar üzerinden T‹‹KP’in kongre yapmas› gündemdedir. 1971 y›l›n›n sonlar›na do¤ru Kaypakkaya, eline geçen program tasla¤› ve di-

124


¤er belgeler üzerinden, düflüncelerini sistemli bir flekilde kaleme almaya bafllar. Amac› T‹‹KP revizyonizminin program tasla¤› baflta olmak üzere, yay›nlam›fl oldu¤u belgelerden hareketle, bu anlay›fl›n gerçek yüzünü ortaya koymakt›r. Bu amaçla kaleme ald›¤› ilk makale Aral›k 1971 tarihli “Türkiye’de Milli Mesele”dir. Daha sonra Ocak 1972’de peflpefle üç makale kaleme al›r. Bu makaleler, silahl› mücadeleyi ve Halk Savafl›’n› inceledi¤i “Baflkan Mao’nun K›z›l Siyasi ‹ktidar Ö¤retisi’ni Do¤ru Kavrayal›m” makalesi; Parti anlay›fl› baflta olmak üzere, daha bir dizi oldukça önemli konuya de¤indi¤i “T‹‹KP Program Tasla¤›n›n Elefltirisi” ve Kemalizm’i inceledi¤i, bununla ba¤lant›l› olarak TC’nin niteli¤ini ortaya koydu¤u “fiafak Revizyonizminin, Kemalist Hareket, Kemalist ‹ktidar Dönemi, ‹kinci Dünya Savafl› Y›llar›, Savafl Sonras› ve 27 May›s Hakk›ndaki Tezleri” bafll›kl› makaledir. 7–8 fiubat 1972 tarihleri aras›nda gerçeklefltirilen Do¤u Anadolu Bölge Komitesi toplant›s›n›n sonucunda 10 maddeden oluflan DABK fiubat Kararlar›, Kaypakkaya taraf›ndan kaleme al›n›r ve bölgede faaliyet sürdüren kadro ve militanlara da¤›t›l›r. Bu kararlarda yukar›da ifade etti¤imiz makalelerde elefltirilen revizyonist anlay›fllara karfl› sistemli elefltiriler tekrarlan›r. Bu durum revizyonist önderli¤i oldukça rahats›z eder. Bu kararlara karfl› bir genelge ç›kar›l›r. Bu geliflmelerle birlikte revizyonizm ile Kaypakkaya önderli¤indeki MLM muhalefet aras›ndaki mücadele aç›k bir hal al›r. Bu tarihe kadar T‹‹KP revizyonizmi ile sürdürülen mücadele s›n›rl› bir çerçevede ve sadece önderlik düzeyinde yürütülmeye çal›fl›l›rken, bu toplant› kararlar›yla birlikte, al›nan kararlar› T. Kürdistan›’nda faaliyet sürdüren kadrolara yans›t›lmas› nedeniyle, baflta Kaypakkaya olmak üzere MLM’yi temsil eden kadrolara yönelik, revizyonist önderlik

taraf›ndan teflhir ve tecrit faaliyeti bafllat›l›r. Kaypakkaya’y› katletme planlar› yap›l›r. 26 Mart 1972’de Ayd›n-Söke k›rsal›nda, revizyonist önderlikle gerçeklefltirilen görüflmeden sonra, Kaypakkaya önderli¤indeki ML muhalefet T‹‹KP revizyonizminden koptu¤unu ilan eder. T‹‹KP revizyonizminden koptuktan sonra, ‹brahim Kaypakkaya önderli¤inde oluflturulan ve Komünist Partisini infla etmekle görevli Koordinasyon Komitesi kurulur. 24 Nisan 1972’de ise Malatya Kürecik k›rsal›nda TKP/ML’nin kuruluflu ilan edilir. Kaypakkaya bu süreçte, daha önceden yukar›da de¤indi¤imiz makaleleri gözden geçirir ve asl›na ba¤l› olarak yeniden kaleme al›r. Yine Kaypakkaya bu süreçte, Haziran 1972’de bu çal›flmam›zda yararland›¤›m›z, al›nt› yapt›¤›m›z “Genel Elefltiri” makalesini kaleme al›r. ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n komünist yüzü olmas›na vesile olan, Kaypakkaya’n›n revizyonizme karfl› yürüttü¤ü mücadele ve revizyonizmden kopuflunun yeterince iyi kavrand›¤› söylenemez. Bu noktan›n iyi kavranmas›, hem ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’nda ‹brahim Kaypakkaya’n›n rolü hem de ülkemizde komünist hareketin do¤uflu ve daha sonraki y›llarda izledi¤i seyri daha iyi anlamam›z aç›s›ndan muazzam önemde bir süreçtir. Bu sürecin önemi; komünist hareketin kendini ortaya koymas› ve bunun hem teorik hem de pratik bir mücadele içinde gerçekleflmesidir. Yani komünist fikirlerin çelikleflmesidir. Çeli¤e su verilmesine benzer bu durumu komünist hareket revizyonizme karfl› (T‹‹KP öncesinde dahil olmak üzere) böylesi bir pratik süreç içinde çelikleflmifl ve bu sayededir ki daha sonradan kendisine yönelen onca sald›r›y› geri püskürtebilmifltir. Çünkü revizyonizme karfl› verilen mücadele bir yandan komünist hareketin ülkemizde yeniden do¤umuna yol açarken; öte yandan verilen bu mücadele beraberinde ile-

125

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 riye sürülen tezlerin bilimselli¤ini ve do¤rulu¤unu ve bununla birebir ba¤lant›l› olarak bu tezlerin sa¤laml›¤›n› ve güçlülü¤ünü getirmifltir. ‹flte tam da bu nedenle Kaypakkaya’n›n “ML kadrolar da, revizyonizme karfl› mücadelenin ve pratik faaliyetin içinden ç›kacakt›” yaklafl›m›n›n önemini daha iyi kavramak gerekmektedir. Kaypakkaya’n›n revizyonizmle mücadeleyi salt bir çizgi mücadelesi olarak alg›lamad›¤›n›, bununla birlikte bunu da içeren bir biçimde ayn› zamanda pratik mücadele içinde komünist hareketin kadrolar›n›n ortaya ç›kmas›/ç›kart›lmas› olarak da alg›lad›¤›n› görmekteyiz. Bu süreç hem Kaypakkaya hem de komünist hareket aç›s›ndan MLM’yi daha iyi kavrama sürecidir ayn› zamanda. Çünkü onca tarihsel tecrübeden sonra biliyoruz ki MLM ayn› zamanda revizyonizme ve her türden gericili¤e karfl› mücadele içinde geliflir. Tersi de do¤rudur. Revizyonizm ve her türlü gericili¤in MLM’ye sald›r›s› onu geriletmez, bilakis onun daha da ilerlemesine yard›mc› olur. Çünkü MLM do¤as› gere¤i “do¤ru”dur. Bilimseldir. Onun bu özelli¤i yani bilimselli¤i ve do¤rulu¤u ilerleyiflinin teminat›d›r. Tam da bu nedenle Kaypakkaya flunlar› söyleyecektir: “PDA ve fiafak Revizyonizmi bizim kötü hocalar›m›z oldu. Bu hocalardan biz, iyi dersler ç›kartt›k. Ve bu iyi dersleri, hocalar›m›z›n kötü telkinlerine karfl› mücadele ederek sürdürdük. Bu anlamda PDA ve fiafak Revizyonizmi, ML’yi kavramam›za yard›m etmifltir. E¤er, uysal uysal, hocalar›m›z›n arkas›ndan gitseydik, biz de flimdi sizler gibi, revizyonist hainler olur ç›kard›k.” (19) Kaypakkaya’n›n bu sözleri anlatmak istedi¤imizi özetler niteliktedir. Revizyonizmle mücadele ayn› zamanda komünist hareketin MLM’yi daha iyi kavramas›na yol açm›flt›r. Revizyonizmle mücadele ayn› zamanda komünist hareketin do¤uflunu bera-

berinde getirmifltir. Bu mücadele ayn› zamanda ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n komünist yüzünü, MLM çizgisini ortaya ç›karm›flt›r. XII. Bu çal›flmay› bitirirken birkaç noktan›n alt›n› çizmek istiyoruz. Birincisi bu çal›flmada, Kaypakkaya’n›n devrimci yöntemine çok iyi birer örnek olan “Kürecik Bölge Raporu” ve “Çorum ilindeki s›n›flar›n tahlili” gibi çal›flmalar›na de¤inmedik. Bu çal›flmalar de¤erlendirildi¤inde; Kaypakkaya’n›n çal›flmam›z›n bafl›ndan itibaren ifade etmeye çal›flt›¤›m›z teoriyi, somut pratikten ç›karma, somut flartlar›n somut tahlili ilkesinden hareket etme yaklafl›m›n›n çok iyi örneklerini oluflturdu¤u görülecektir. Her biri bafll›-bafl›na de¤erlendirilmesi gereken bu çal›flmalar, Kaypakkaya’n›n devrimci yöntemi konusunda oldukça iyi fikirler verir. ‹kincisi; Kaypakkaya’y› ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n di¤er devrimci önderlerinden ay›ran (adeta birer turnusol k⤛d› ifllevi gören) Kemalizm ve Milli Mesele gibi konular› iflledi¤i tezlerini derinlemesine bir biçimde incelemedik. Çok ön plana ç›karmad›k. Ki bu tezler, O’nun ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n komünist yüzünü oluflturmas› aç›s›ndan, belirgin örnekleri içinde bar›nd›rmalar› yüzünden son derece önemli tezlerdir. Bu tezlerini çok fazla ön plana ç›karmamam›z›n nedeni, Kaypakkaya’ya dair her f›rsatta ve her koflulda yap›lan de¤erlendirmelerde bu tezlerin ön plana ç›kar›lmas›d›r. Böylelikle adeta Kaypakkaya’n›n devrimci prati¤inin ve ileriye sürdü¤ü tezlerin; O’nun iflkencede direnmesi ve ser verip s›r vermemesi ve bunun yan›nda sadece Kemalizm ve Milli Mesele’de tezler ileri süren bir devrimci önder gibi alg›lanmas›d›r. Oysa Kaypakkaya’n›n Türkiye devrimine iliflkin çal›flmam›z›n bafl›nda ifade etti¤imiz pek çok konuya iliflkin oldukça önemli tespitleri vard›r. Bu tespitler ve ileriye sürdü¤ü tezler, hiç de Kemalizm

126


ve Milli Mesele konular›nda ileriye sürdü¤ü tezlerden afla¤› kal›r de¤ildir. Üçüncüsü; ‘71 ç›k›fl› de¤erlendirilirken THKO, THKP-C ve TKP/ML bir ve ayn› de¤erlendirilmektedir. Genel olarak bak›ld›¤›nda bu olgu do¤ru gibi görülebilir. Nihayetinde üç örgütlenme de, ülkemiz devrimci ve komünist hareketinde, tarihsel olarak oldukça önemli roller oynam›fllard›r. Türkiye devrimci ve komünist hareketinde var olan 50 y›ll›k suskunlu¤a, “silahl› mücadele” ç›k›fllar›yla paramparça etmifllerdir. Mesele bu flekilde ele al›nd›¤›nda bir “ayn›”l›ktan bahsedilebilir. Ancak esasa inildi¤inde bu örgütlenmelerin ‘71 ç›k›fl›n›n farkl› s›n›flar›n› temsil etti¤i görülecektir. Bu örgütlenmelerin ortaya ç›k›fl›nda ülkemizde geliflen kitle hareketlerinin, devrimci mücadelenin tart›flmas›z rolü vard›r. Ancak mesele salt kitle hareketleriyle s›n›rland›r›lamaz. Bu kitle hareketleriyle birlikte, uluslararas› planda, komünist hareket içinde yaflanan geliflmelerin bu devrimci örgütlere yans›mas› da önemlidir. Kaypakkaya ve kurmufl oldu¤u parti, bu noktada di¤er iki örgütten çok farkl› bir yerdedir. MLM bilimini kendine rehber almaktad›r. Bu ise baflta ideolojik aç›dan olmak üzere, örgütsel ve politik aç›dan TKP/ML’yi farkl› bir mecrada konumland›rmaktad›r. ‹deolojik aç›dan Kaypakkaya’n›n geliflim sürecini ve ideolojik evrimini bu çal›flmam›zda aktarmaya çal›flt›k. Görülece¤i üzere Kaypakkaya ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’n›n di¤er devrimci önderlerinden farkl› bir kulvarda koflmufltur. Bu farkl›l›k onun di¤er tüm çal›flmalar›na ve ileriye sürdü¤ü tezlere damgas›n› vurmufltur. Asl›nda TKP/ML’nin ortaya ç›k›fl sürecinde ‘71 ç›k›fl›n›n di¤er devrimci teflkilatlar› ile Kaypakkaya’n›n ç›k›fl› ve dolay›s›yla TKP/ML’nin kuruluflunu “ayn›laflt›rma”, “aralar›nda bir benzerlik kurma” yaklafl›m› T‹‹KP revizyonist önderli¤i taraf›ndan da dillendirilmifltir. Kaypakkaya’n›n bu söyle-

me cevab› ise oldukça nettir: “Burjuva baylar, bizi Guevarac›l›kla, Fokoculukla, THKP-THKC, THKO takipçili¤i ile itham ediyorlar. Bunu ispatlamak için biçim örgütlenme plan›m›z ile onlar›nki aras›nda bir benzerlik göstermeleri gereklidir. E¤er bunlar› yapmazlarsa, alçak iftirac›lar olarak kalacaklard›r ve suratlar›na tükürmeye hakk›m›z olacakt›r.” (20) Benzer bir biçimde; ‘71 devrimci sürecinin ürünü olan üç örgütlenmede de “askeri bak›fl aç›s›” oldu¤u iddias› vard›r ki, bu elefltiriyi getirenlerin Kaypakkaya’y› hiç incelemedi¤i, inceleseler bile, onun tezlerini anlamad›klar› ya da kendi subjektif bak›fl aç›lar›na göre yorumlad›klar› ortaya ç›kmaktad›r. Böylesi bir iddiay› Kaypakkaya ve TKP/ML’nin programatik tezleri aç›s›ndan kabul etmek imkâns›zd›r. Üstüne üstlük Kaypakkaya’y› di¤er devrimci önderlerden ay›ran noktalardan birisi de bu noktad›r. B›rakal›m “askeri bak›fl aç›s›n›” Kaypakkaya’n›n tezlerine kat›lmasan›z bile onun, ‘71 Devrimci Ç›k›fl›’nda Parti, Ordu ve Cephe anlay›fl› konusundaki tezlerinin netli¤i ve bilimselli¤inin hakk›n› vermelisiniz. Kaypakkaya di¤er devrimci önderlerden farkl› olarak Parti anlay›fl› noktas›nda “T‹‹KP Program Tasla¤› Elefltirisi” bafll›kl› makalesiyle muazzam önemde tezler ileriye sürmüfltür. Kald› ki tüm bunlar bir yana Kaypakkaya’y› “askeri bak›fl aç›s›yla” elefltirmek, O’nun “Baflkan Mao’nun K›z›l Siyasi ‹ktidar Ö¤retisini Do¤ru Kavrayal›m” ve “fiafak Revizyonistleri Silahl› Mücadeleyi Kufla Çeviriyor” bafll›kl› yaz›lar›ndan haberdar olmamak demektir. O yüzden ‘71 Devrimci Ç›k›fl› de¤erlendirilirken Kaypakkaya’ya yönelik “askeri bak›fl aç›s›” elefltirisini ciddiye almam›z imkâns›zd›r. Ancak biz yine de bu tarz elefltiri sahiplerine ya da ö¤renmek isteyen okuyucuya adres olarak yukar›da belirtti¤imiz makalelerle birlikte, Kaypakkaya’n›n “fiafak Revizyonistleri,

127

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 Siyasi Mücadeleyle Silahl› Mücadeleyi Karfl› Karfl›ya Koyuyorlar. ‘Siyasi Mücadele’ Bayra¤› Alt›nda, Siyasi Mücadelenin Silahl› Biçimlerini Ret Ediyorlar. Silahl› Propaganda ve Ajitasyonu Reddediyorlar” bafll›kl› yaz›s›na bakmalar›n› sal›k veririz. Bitirirken çok önemli buldu¤umuz bir noktan›n alt›n› daha çizmek istiyoruz. Bugün baz› çevrelerce bir Kaypakkaya de¤erlendirmesi yap›l›rken genelde üzerinde durulan ve spekülasyona maruz b›rak›lan bir konuya de¤inmemiz flartt›r. Kaypakkaya’ya yönelik de¤erlendirmelerde onun “flimdi iflçi s›n›f›m›z›n ve yoksul köylülerimizin büyük ço¤unlu¤u kurtulufllar›n›n ancak silahl› mücadeleyle olaca¤›n› kavram›fl durumdad›r” tespitine elefltiri getirilmektedir. (Örne¤in Bak›n›z: Muzaffer Oruço¤lu, Bir Kitle Adam› ‹brahim Kaypakkaya; Teori ve Politika, Say›: 41, syf: 138 ve yine Bak›n›z: Ali Dehri; 12 Mart 1971, Darbeler Zincirinin Özgün Halkas›, Teori ve Politika, Say›: 41, sf: 87) Bu yönlü getirilen elefltirilere yönelik oldukça fazla fley söylenebilir. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak yap›lan bu de¤erlendirmeler sonuç itibar›yla Kaypakkaya’n›n bu ifadeleriyle ne demek istedi¤inin çarp›t›lmas›na hizmet etmektedir. “Ne

garip bir tesadüftür ki”(!) bu noktada ayn› elefltiri T‹‹KP revizyonistleri taraf›ndan da dillendirilmifltir. Bu “elefltiriye” ise Kaypakkaya’n›n yan›t› oldukça aç›kt›r. Biz de bu elefltirilere yan›t olmas› aç›s›ndan Kaypakkaya’n›n bu ifadelerini oldu¤u gibi aktar›yoruz. De¤erlendirme okurun takdiridir: “Revizyonist hainler, bir de bizim art›k iflçiler, köylüler, bütün halk›m›z kurtuluflun silahl› mücadeleyle olaca¤›n› kavram›flt›r dedi¤imizi iddia ediyorlar. Bizim dedi¤imiz fludur: Bu cümle DABK karar›nda da aynen mevcuttur. Bugün ülkemizde devrimci mücadele çok önemli bir noktaya, silahl› mücadele yolunu tutmayan bir ak›m›n, bunun ad› isterse komünist hareket olsun, kitlelerden tecrit olaca¤› bir noktaya ulaflm›fl bulunuyor’. Bu sizin bize mal etmeye çal›flt›¤›n›z fleyden farkl› bir fleydir. Bugün Türkiye’de henüz silahl› mücadelenin gere¤ini kavrayamam›fl birçok insan, silahl› mücadeleye önderlik eden bir harekete daha fazla güvenmekte, inanmaktad›r… Ülkemizde, sizin iddian›z›n aksine, iflçilerin ve köylülerin önemli bir k›sm› kurtulufllar›n›n silahl› mücadeleyle olaca¤›n› biliyor. Bunu kendi s›n›f mücadelelerinden edindikleri tecrübelerle biliyorlar. Ama kitleler kendilerine önderlik

128


edecek, güven verecek kararl›, enerjik ak›ll› bir komünist önderli¤e muhtaçt›r! Ve böyle bir komünist önderlik bugün ülkemizde silahl› mücadelenin alevleri içinde do¤up geliflebilir. Mesele budur. Kurtuluflun silahl› mücadeleyle olaca¤›n› bilmek, ML’yi bilmek anlam›na da gelmez. Hasm›n›n üzerine sopayla veya silahla geldi¤ini gören bir s›radan insan da elinde-üstünde ne varsa, sa¤da solda eline ne geçirirse hasm›n›n beynine indirmeyi düflünür herhalde. Halk›m›z ise, y›llard›r hasm›n›n dipçi¤i, süngüsü, zindan tehdidi alt›ndad›r. Ona onun dilinden konuflmay› niçin düflünmesin?” (21) Üzerinde tart›flma yarat›lmak istenen ya da soru iflaretleri oluflturulmak istenen bu yaklafl›m›nda Kaypakkaya; O süreç aç›s›ndan Türkiye Komünist Hareketi’nin izlemesi gereken yola yönelik oldukça önemli bir tespit yapmaktad›r. Bu tespitinde de Kaypakkaya’n›n devrimci yönteminin izlerini görmek fazlas›yla mümkündür. Kaypakkaya siyasi mücadelesi boyunca düflüncelerinin oluflmas›na vesile olan kitle hareketlerinin içinde yer alarak, bu kitle hareketlerinin hangi noktaya evrilece¤ini çok önceden görmüfltür. Nitekim Kaypakkaya katledildikten sonra yaflananlar, kitle hareketlerinin yükselmesi onun öngörüsünü do¤rulam›flt›r. Tam da bu nedenle Kaypakkaya ülkemizdeki s›n›f mücadelesinin gidiflat›n›n nas›l bir seyir izleyece¤ini önceden tahmin edebilmifltir. Kaypakkaya bu öngörüsüne uygun olarak, bir an önce gerçeklefltirmek istedi¤i; kitlelerin bu hareketine önderlik edebilecek, onlara güven verecek kararl› ve enerjik bir komünist partisi yaratmakt›r. Bunun baflar›yla gerçeklefltirilebilmesi ve kitlelerin bu partiyi sahiplenmesinin yolunun da komünist partisinin silahl› mücadeleye bafllamas›, silahl› mücadele içinde flekillenmesi ve kitlelerin de ancak ve ancak böyle bir önderlikle yürüyece¤inin bilinmesinden geçmektedir. Kitlelerin mücadelesine yön vermenin,

ona önderlik edebilmenin yolu silahl› mücadeleden geçmektedir. Baflka türlü bir yaklafl›m kitlelerin mücadelesinin gerisinde kalmay› getirir. Kaypakkaya bu tespitiyle buna iflaret etmektedir. Kitlelerin kurtulufllar›n›n silahl› mücadeleyle olaca¤›n› kavramas›, onlar›n MLM’yi kavrad›¤› anlam›na gelmemektedir. Kitlelerin o süreçte kavrad›klar›, kendi pratiklerinden ç›kard›klar›, “bu iflin ancak zorla olaca¤›, silahla, fliddetle olaca¤›”d›r. Kaypakkaya buna iflaret etmektedir. Unutmamak gerekir ki içinden geçilen o dönem Türkiye devrimci hareketi aç›s›ndan kitlelerin önemli oranda aya¤a kalkt›¤›, hâkim s›n›flar›n kolluk güçleriyle karfl› karfl›ya geldi¤i bir dönemdir. Kaypakkaya, bu muazzam önemdeki tespitiyle devrimci durumun ülkemizde hangi noktaya geldi¤i, s›n›f mücadelesinin evrildi¤i aflaman›n, e¤er silahl› mücadele ile birlefltirilmezse, komünist partisi önderli¤inde yönlendirilip yönetilemezse, bast›r›lmaya mahkûm oldu¤unu görmüfltür. Kaypakkaya’n›n bu öngörüsü, o y›llarda emperyalist sermayenin kriz dönemi içinde olmas› ve bu krizin ülkemizi, ülkemizdeki halk kitlelerini, onlar›n yaflam koflullar›n› etkilemesiyle do¤rudan ilintilidir. Bu etkinin yaratt›¤› sonuç o dönemin yetkili a¤z›ndan “sosyal uyan›fl, ekonomik uyan›fl› geçti” biçiminde formüle edilmifltir. Ülkemizde halk kitleleri aya¤a kalkm›flt›r. Kitle eylemleri yükselmifl, bu eylemlerin sonucunda ‘71 Devrimci Ç›k›fl› gerçekleflmifltir. Üstüne üstlük ekonomik ve siyasi kriz giderek derinleflmekte, kitleler var olan yönetimden hoflnut olmamakta, hâkim s›n›flar da eskisi gibi yönetememektedirler. Böylesine bir süreçte komünist öncünün müdahalesinin aciliyeti kaç›n›lmazd›r. Nitekim bugünden geçmifle bakt›¤›m›zda yaflananlara genel olarak vak›f›z. Artan kitle hareketlerine, devrimci mücadeleye karfl›, hâkim s›n›flar azg›n bir devlet terö-

129

Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64


Saklanmaya çal›fl›lan bir meflale

PART‹ZAN 64 rüyle yan›t vermifl, askeri darbe ve s›k›yönetimle, ülke “yönetilmeye” çal›fl›lm›flt›r. Ancak hâkim s›n›flar›n bu “önlemi” kitle hareketleri karfl›s›nda bir ifle yaramam›flt›r. Halk hareketi k›sa bir durgunluktan sonra tekrar yükselifle geçmifl ve hâkim s›n›flar yeni “çareler”, yeni darbeler ve s›k›yönetimlere baflvurmak zorunda kalm›fllard›r. Bu sürecin ilk y›llar›nda 12 Mart faflizminin azg›n terör günlerinde oluflan kitle hareketlerindeki görece durgunlu¤u, bir bütün olarak o sürecin genel özelli¤i olarak alg›lamak son derece yanl›flt›r. Bu sürecin genel karakteri, önce kitle hareketlerinin yükselmesi, hâkim s›n›flar›n buna faflist bir terörle darbe ve s›k›yönetimle cevap vermesi ve bunun getirdi¤i görece bir durgunluk, ancak ard›ndan kitle hareketinin yeniden yükselifle geçmesidir. Yani Türk hâkim s›n›flar›n›n kitle hareketine karfl› önlemleri bir ifle yaramam›fl, sa¤lad›klar› “istikrar”, ard›ndan gelen kitle hareketleriyle halk kitleleri lehine bozulmufltur. Tam da bu noktadan hareketle, Kaypak-

D‹PNOTLAR 1- Aktaran: Ethem Direhflan, F›rt›nal› Y›llarda ‹brahim Kaypakkaya, Bilinmeyen Yaz›lar, ‹stanbul 1994, Belge Yay›nlar›, Sf. 145 2- ‹brahim Kaypakkaya; Seçme Yaz›lar, Umut Yay›mc›l›k, Nisan 2004, ‹kinci Bask›, Sf. 333 3- Age: sf. 481 4- Age: sf. 489–490 5- Ali Taflyapan; Saklanmaya Çal›fl›lan Bir Meflale, ‹brahim Kaypakkaya: Bir De¤erin Ard›ndan, Umut Yay›mc›l›k, Ocak 2003, sf. 22 6- Muzaffer Oruço¤lu; Saklanmaya Çal›fl›lan Bir Meflale, ‹brahim Kaypakkaya: “‹bo”, Umut Yay›mc›l›k, Ocak 2003, sf. 66 7- Turhan Feziyo¤lu; ‹bo-‹brahim Kaypakkaya; Ozan Yay›nc›l›k-Alt›nça¤ Yay›nc›l›k, Nisan 2000, sf. 84 8- Ali Taflyapan; Saklanmaya Çal›fl›lan Bir Meflale, ‹brahim Kaypakkaya; Bir De¤erin Ard›ndan; Umut Yay›mc›l›k, Ocak 2003, sf. 23 9- ‹brahim Kaypakkaya; Seçme Yaz›lar, Umut Yay›mc›l›k, ‹kinci Bask›, Nisan 2004, sf. 324 10- Muzaffer Oruço¤lu; Saklanmaya Çal›fl›lan Bir

kaya’n›n bu tespitinin genel sürece uygun, do¤ru ve bilimsel bir tespit oldu¤u a盤a ç›kmaktad›r. Kaypakkaya büyük bir öngörüyle yaflanacaklar› önceden görmüfltür. Ki zaten bugünden bak›ld›¤›nda 12 Mart sonras›nda yaflananlar, 1980 Askeri Faflist Cuntas›’na kadar gelen süreç, Kaypakkaya’y› tümden hakl› ç›karm›flt›r. O’nun “korktu¤u” yaflanm›fl, kitle hareketine önderlik edilememifl, silahl› mücadele lay›k›yla örgütlenememifltir. Bu ise Türk hâkim s›n›flar›n›n, yükselen kitle hareketlerine karfl› yeni bir askeri darbe ile müdahale edebilmesini kolaylaflt›rm›flt›r. Ülkemizde s›n›f mücadelesi tarihi ve kitlelerin mücadele dersleri, Kaypakkaya’n›n ileriye sürmüfl oldu¤u tezlerin bilimselli¤ini ve do¤rulu¤unu test etmeye devam etmektedir. Görev, Kaypakkaya’n›n ard›llar›n›n, onun ileriye sürdü¤ü tezleri lay›k›yla kavramalar› ve ülkemiz s›n›f mücadelesine, kitlelerin hareketine önderlik etmeleridir. Zafer ancak böyle kazan›lacakt›r.

Meflale, ‹brahim Kaypakkaya; “‹bo”, Umut Yay›mc›l›k, Ocak 2003, sf. 67 11- Halil Berktay’›n Do¤u Perinçek’e Mektubu ve Polis ‹fadesi: Le-Ya Yay›nlar›, Ocak 1979, sf. 3–9–13 12- Ali Taflyapan; Saklanmaya Çal›fl›lan Bir Meflale, ‹brahim Kaypakkaya; “Bir De¤erin Ard›ndan”, Umut Yay›mc›l›k, Ocak 2003, sf. 23–24 13- ‹brahim Kaypakkaya: Seçme Yaz›lar, Umut Yay›mc›l›k, ‹kinci Bask›, Nisan 2004, sf. 490–91 14- Age. Sf. 326–327 15- Gün Zileli’den Aktaran Ethem Direhflan, ‹brahim Kaypakkaya, F›rt›nal› Y›llarda Bilinmeyen Yaz›lar, Belge Yay›nlar›, Haziran 1994, sf. 20 16- ‹brahim Kaypakkaya; Seçme Yaz›lar, Umut Yay›mc›l›k, ‹kinci Bask›, Nisan 2004, sf. 328 17- Ali Taflyapan, Saklanmaya Çal›fl›lan Bir Meflale; “Bir De¤erin Ard›ndan”, Umut Yay›mc›l›k, Nisan 2003, sf. 24 18- ‹brahim Kaypakkaya, Seçme Yaz›lar, Umut Yay›mc›l›k, ‹kinci Bask›, Nisan 2004, sf. 333–34 19- Age Sf. 480 20- Age Sf. 387 21- Age Sf. 482–483

130


Brezilyal› komünistlerle röportaj

Ortak düflmana karfl› yoldafll›k yapt›¤›m›z, demokratik halk devrimini asgari hedef olarak kabul eden Brezilyal› komünistler bu u¤urda güçlü ve sa¤lam bir parti infla etmede ve silahl› köylü savafl›n›n temelini oluflturdu¤u Halk Savafl›n›n haz›rl›¤›n› tamamlamada ciddi mesafeler alm›flt›r. Bu anlamda dünyan›n k›rsal alanlar›nda yükselen Halk Savafllar›na Latin Amerika’dan ses katma iddias›n› kuflanan Brezilyal› yoldafllar› daha yak›nda tan›mak amac›yla bu röportaj› gerçeklefltirdik.

131


Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64 Brezilya ülkemizden çok uzakta olan ancak halk›, sorunlar› ve mücadelesi vb. göz önüne al›nd›¤›nda bize oldukça yak›n olan bir ülke. Halk›m›z›n Brezilya halk›na olan sempatisi ülkelerimizin proleter devrimcileri aras›nda da s›cak ve güçlü iliflkilerin kurulmas›na yard›mc› oluyor. Ortak düflmana karfl› yoldafll›k yapt›¤›m›z, demokratik halk devrimini asgari hedef olarak kabul eden Brezilyal› komünistler bu u¤urda güçlü ve sa¤lam bir parti infla etmede ve silahl› köylü savafl›n›n temelini oluflturdu¤u Halk Savafl›n›n haz›rl›¤›n› tamamlamada ciddi mesafeler alm›flt›r. Bu anlamda dünyan›n k›rsal alanlar›nda yükselen Halk Savafllar›na Latin Amerika’dan ses katma iddias›n› kuflanan Brezilyal› yoldafllar› daha yak›nda tan›mak amac›yla bu röportaj› gerçeklefltirdik. " Bize ülkenizin politik durumunu özetleyebilir misiniz? 2003’de Lula’n›n elde etti¤i zafer kitleleri büyük bir beklentiye soktu. Özellikle orta gelirli s›n›flar çok fleyler bekliyordu. Halk devrim de¤ilse de büyük çapl› reformlar umuyordu. Dolay›s›yla geliflmelerin tersi yönde olmas› halkta büyük bir hayal k›r›kl›¤› yaratt›. Ayn› beklenti ve aldan›fl içindeki bütün ilerici, “solcu” parti ve çevreler de Lula hükümetine destek veriyordu. Bu konuda destekçi konumuna düflmeyen yegane hareket bizdik. Önderli¤inde reformistler, revizyonistler ve Troçkistlerin etkili oldu¤u CUT (Birleflik ‹flçi Sendikalar›), MST (Topraks›z Köylü Hareketi), Tar›m Konfederasyonu gibi kitlesel olarak güçlü ve etkin kitle örgütleri, bafl›ndan itibaren Lula’y› destekliyordu. Ne var ki IMF politikalar› hiç aksat›lmadan uygulanmaya devam edildi. Önceden haz›rlanm›fl olan IMF yasalar› ç›kar›ld›. Kimi etkisiz “reformlar” devreye sokuldu ama bunlar Lula seçimi kazanmasa da uygulanacakt›. Lula’n›n seçimi kazanmas› bütün gericilere önemli derecede

soluk ald›rd› ve elveriflli bir zemin yaratt›. 11 Eylül’den sonra karfl›-devrimci güçler dünya çap›nda yeni bir sald›r› bafllatm›flt›r. Ülkemiz özelinde Lula’n›n iktidara gelifli de bunun bir parças›d›r. Irak iflgali ile efl zamanl› Haiti’ye askeri birlik gönderen, Venezüella’daki müdahale girifliminde parma¤› olan, Bolivya La Paz’daki konsolosluk olay›na kar›flan, FTAA meselesinde rol oynayan Lula hükümetinin anti-emperyalistli¤ine dair söylemler son derece saçmad›r. Bu arada belirtmeden geçemeyece¤imiz bir baflka husus da, -ABD emperyalizminin engelledi¤i- Chavez ile Lula hükümetlerinin askeri uçak al›m› anlaflmas›d›r. 2006 y›lbafl›nda Lula hükümeti içerisinde büyük boyutlu yolsuzluk skandallar› yafland›. Seçim kampanyalar› döneminde kullan›lan yasad›fl› finanslar deflifre edildi. Küba ile iliflkilerden sorumlu durumda bulunan Jose Dirceu isimli bakan bu skandal›n bafl aktörü konumundayd›. Bu kifli eski Guevarac› olarak biliniyor. 1960’lar›n h›zl› militanlar›ndan olan Dirceu, Lula hükümetinin de en keskin bakanlar›ndan. Lula, bu skandala ra¤men onu desteklemeye devam ediyor. Biz bu durumu, hükümetin de¤il devletin krizi olarak de¤erlendiriyoruz. Bürokrat kapitalizmin krizi, emperyalistlerin sürece müdahalesiyle daha da a¤›rlaflt›. Çok say›da milletvekili Lula’n›n ‹flçi Partisi(PT)’nden istifa etti. Bunlar›n önderli¤inde Sosyalist Özgürlük Partisi (PSOL) isimli yeni bir Troçkist parti kuruldu. Bu arada hükümetin yaflad›¤› krizi dengelemek için “komünist” partisi devreye girdi ve büyük çabalar sarf etti. Bunun karfl›l›¤›nda “K”P’nin temsilcisi Senato’ya baflkan olarak seçtirildi. “Tarafs›z” birisine bu süreçte ihtiyaç vard› ve ‹flçi Partisi’nin yard›m›na B“K”P kofltu. Reformistler, revizyonistler ve troçkistler kol kola vaziyette gericili¤i ayakta tutuyorlar. Parlamentodaki B“K”P (Brezilya “Komünist” Partisi) 70 ve 80’li y›llarda Hoca’c›

132


Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64

Bu dönemde temel politikam›z, çeflitli alanlardaki muhalefeti birlefltirmeyi amaçlamaktad›r. Biz mevcut –büyük- kitle örgütlerinin herhangi birisinin üyesi de¤iliz. Bunlar›n içerisinde çal›flma yürütmek yerine kendi örgütlerimizi oluflturmaya çal›fl›yoruz. bir çizgideydi. Brezilya’da bir tane daha B“K”P ismini kullanan örgüt var. Bunlar çok daha güçsüz. Ayr›ca Sosyalist Halk Partisi (PSP) isimli revizyonist bir baflka oluflum da var. Troçkistler ise ana gövde olarak ‹flçi Partisi içerisinde yer al›yor ve hükümette de görev yap›yorlar. Bununla beraber baz› alanlardaki sendikalara hakim durumdalar. CUT isimli en büyük sendikal oluflumun hükümete verdi¤i destek büyük oranda ortadan kalkm›fl durumdad›r. “Emek”, “iflçi” ve “üniversite” reformlar› ad› alt›nda, halka yönelik son dönemdeki sald›r›lar›n yo¤unlaflmas›na paralel, direnifller de büyümeye bafllad›. Devlet, denetimi yitirdi¤i sendikalar› yeniden sat›n alma gayretine girdi. Di¤er baz› sendikalar›n vermekte oldu¤u destek yeterli gelmemektedir. Ayn› durum ö¤renci dernekleri için de geçerli. Lula hükümeti, politikalar›n› ve yeni düzenlemelerini desteklemeyen ö¤renci derneklerinin önderliklerini sat›n almaya çal›flmaktad›r. Bu dönemde temel politikam›z, çeflitli alanlardaki muhalefeti birlefltirmeyi amaç-

lamaktad›r. Biz mevcut –büyük- kitle örgütlerinin herhangi birisinin üyesi de¤iliz. Bunlar›n içerisinde çal›flma yürütmek yerine kendi örgütlerimizi oluflturmaya çal›fl›yoruz. Tar›m/toprak sorunu Lula taraf›ndan “çok önemli/yaflamsal” olarak nitelendiriliyordu. Geçen y›l, köylü mücadelesini örgütleme konusunda büyük ad›mlar atacaklar›n› ilan etmifllerdi. Yoksul köylülerin toprak reformu ile ilgili beklentileri de ileri boyutta devam ediyordu. Ancak Lula’n›n toprak reformu yerine toprak ticareti politikas›n› tercih etti¤i a盤a ç›kt›. Kahve, tütün, et, fleker pancar›/fleker ile demir baflta olmak üzere maden üretimini art›raca¤›n› vaat etmiflti ama bütün bu kalemler bafll›ca ithal ürünleri haline geldiler. Bunlar›n politikalar› ve uygulamalar›yla toprak sorununun çözülmesi bir yana, toprak reformunun dahi gerçekleflmesi mümkün olamazd› ve olmad›. Topraks›z köylü kitleleri hayal k›r›kl›¤›ndan s›yr›larak toprak iflgallerine yeniden yönelmeye bafllad›lar. Hükümetin bafl destekçisi konumundaki MST ise -kurulufl y›llar›na göre- aksi bir konum üst-

133


Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64 lenerek toprak iflgallerini engellemek için var gücüyle çal›flma yürütmeye bafllad›. Yoksul köylü hareketinin MST’yi aflan yeni boyutlu ve gittikçe geliflen durumundan ötürü, devlet, çareyi k›rsal bölgelerde köylülere karfl› sivil çeteler örgütlemekte buldu. Yüzde 38 oran›nda art›fl gösteren toprak iflgallerine karfl› bu çetelerin sald›r›lar›nda son 3 y›lda 200’ü aflk›n eylemci köylü katledildi. 2006 sonbahar›nda ülkemizde devlet baflkanl›¤› seçimleri yap›ld›. Seçimlerde esas olarak Lula’n›n ‹flçi Partisi ile ondan önce iktidarda bulunan PSDB (Brezilya Sosyal Demokrat Partisi) yar›flt›. Biz hakim s›n›f partilerinin seçimlerden kay›pla ç›kaca¤›n› ilan ettik. Kitlelerdeki pasif boykot e¤ilimi giderek güçlenmektedir. Kim kazan›rsa kazans›n oy kayb›na u¤rayaca¤› için, esas olarak hepsi kaybetmifl olacakt›r. Biz bu seçimlerde boykot takti¤ini izlemeyi kararlaflt›rd›k. Önceleri boykot kampanyalar›n› yaln›zca ajitasyon-propaganda faaliyeti ile s›n›rl› olarak ele almak durumunda kal›yorduk. Ancak bu kez, zemini güçlendi¤i, örgütlenmelerimiz belirli oranda yarat›ld›¤› içindir ki boykot kampanyam›z›, toprak devrimi mücadelesi ile iliflkilendirerek sürdürdük. Devrim stratejimize göre toprak devrimi, demokratik devriminin belirleyici aya¤› konumundad›r. Taktik olarak, belli yörelerde kitlesel iflgaller yapmay› planl›yoruz. Bir tak›m alanlarda bunu yapabilme aflamas›na gelmifl durumday›z. Haz›rlad›¤›m›z bu eylem plan›n›n hayata geçirilmesiyle, ülkemizde silahl› mücadele/savafl bafllat›lm›fl olacakt›r. Eylemlere h›z verilmesinin ateflleyicili¤i ile MST önderli¤i alt›nda bulunan küçümsenmeyecek orandaki köylü y›¤›nlar› da harekete geçecektir. "Bahsini etti¤iniz PT’den (‹flçi Partisi’nden) ayr›lan Troçkist grubun gücü hakk›nda daha fazla bilgi verebilir misiniz?

PSOL ismini alan bu parti PT’den ciddi bir kopufl gerçeklefltirmedi. Parti yaklafl›k yüzde 10’luk potansiyeli etkilemektedir. Baflkanl›k seçimlerinde hiçbir flanslar› yok. " Gündem gazetesinde Metin Ye¤in taraf›ndan yap›lan “Latin Amerika Konufluyor” bafll›kl› seri röportaj›n üçüncü k›sm›nda, “CIPLA iflgal fabrikas›” örne¤ini okuduk. Bu örnekte iflas eden fabrikalar›n kendi iflçileri taraf›ndan iflgal edilerek yeniden üretime sokulmas› ve bu örneklerin ülke çap›nda örgütlenmesi anlat›l›yordu. Konuyla ilgili röportaj› yay›mlanan Lula’n›n eski arkadafl› Brezilya ‹flgal Konseyleri Baflkan› Serge Goulart, MST’nin “iflgal et, diren, üret” slogan›n› benimsediklerini iddia etmekteydi. Golulart, “‹flgal fabrikas› iflçiler içindir ve bir halk hareketidir asl›nda” diyor, konunun güçlü¤ü ve açmazlar› ile ilgili de, “Bir yandan kapitalist bir üretim yapmak zorunday›z ve bunun karfl›l›¤›nda herkesin ücretlerini ödemek zorunday›z ama bütün bunlar› da iflçi kontrolünde sürdürmek zorunday›z. Bu çok güç bir durum” sözlerini sarf ediyordu. Bu konuda düflüncelerinizi ö¤renebilir miyiz? Buna benzer çok çeflitli örnekler ülkemizde yaflanmaktad›r. Bütün bunlar giderek yo¤unlaflan ekonomik krizden kaynaklanmaktad›r. ‹flçiler, iflasa sürüklenen bütün fabrikalarda üretimi devam ettirme konusunda talep sahibidir, ancak bunun her koflulda gerçekleflme flans› bulunmamaktad›r. Belirtilen örneklere iliflkin elde etti¤imiz bilgiler, bu eylem ve örgütlenmelerin devletin bir oyunu fleklinde yönlendirildi¤i yolundad›r. MST’nin slogan›n›n kullan›lmas› da zaten anlaml›d›r. Bu iki yönlü mesaj olarak alg›lanmal›d›r. Geçmiflte MST birçok iflgal eylemi düzenledi ve iflgal komisyonlar› oluflturdu. Bunlara MST’nin daha masumane dönemlerinde bile mafyatik gruplar s›zm›flt›. Adaletli bir yönetim ve da¤›t›m gerçekleflti-

134


rilmiyordu. Sonralar› zaten MST iflgal sözcü¤ü ile vedalaflan bir sürece girdi. “‹flgal, diren ve üret” slogan›n›n ayaklar› özellikle bugün havadad›r. " Yeri gelmiflken bize MST hakk›nda görüfllerinizi de aktarabilir misiniz? ‹flgal etmek ile topra¤a sahip olmak aras›nda temelli bir fark bulunmaktad›r. MST’den baflka, oportünist ak›mlar ve kiliseler de iflgal kelimesini kullan›yor. Ancak bunu yasalar çerçevesinde ele al›yorlar. Onlar›n topra¤a sahip olma ile ilgili konsepti, “toprak sizin yasal hakk›n›zd›r” slogan›yla içerik kazan›yor. Tar›m yasas›n›n de¤ifltirilmesini talep etmekle yetiniyorlar. Biz ise topraklar›m›z›n sömürgeciler taraf›ndan iflgal edildi¤ini ve elimizden al›nd›¤›n› savunuyoruz. Brezilya’da Portekiz Krall›¤›’n›n 1850 y›l›nda ç›kard›¤› bir yasa var. Bu yasaya göre toprak parayla al›n›p sat›lan bir mülk olarak tan›mlan›yor. O dönemlerde toprak sahibi olsa da elinde belgesi bulunmayan bütün köylüler topraklar›ndan at›ld›. Kölelik sona erdikten sonra topraks›z köylüler köylerine geri dönüp topraklar›n› talep ettiler ama hiçbir sonuç elde edemediler. Brezilya tarihi sürecinde topraklar, büyük toprak a¤alar› ile devlet aras›nda bölüfltürülmüfl durumdad›r. Küçük köylülerin topraklar›ndan kovulmas› böylesi tarihsel bir sürecin ürünüdür. Dolay›s›yla biz toprak a¤alar›ndan topraklar› alma konseptini ileri sürerken bunun ad›n› “geri alma” fleklinde belirliyoruz. Oysa MST ve di¤erleri reform paketleri peflindedir. Yasalar›n uygulanmas›n› istiyorlar. Sözünü çokça ettikleri tar›m reformunun uygulanabilmesi için devletin toprak a¤alar›na toprak bedelini ödemesi gerekiyor. Uygulanmas›n› istedikleri yasada, devletin toprak seçimi yapmas› ve toprak a¤alar›na para vermesi öngörülüyor. Konuyla ilgili devletin seçim yapt›¤› yerlerin en verimsiz topraklar oldu¤u da bir bafl-

ka gerçek. Yani istenilen tarzda bir ifllem yap›lsa bile bundan köylülerden baflka herkes memnun kalacak. Bununla beraber yerleflim projeleri de öngörülüyor. Biz bu projenin de karfl›s›nday›z. Burada çok aç›k bir faflist mant›k devreye girmektedir. Köylülerin istek d›fl› yerleflime tabi tutulmas› bir yana, üretim araçlar›n› elinde bulunduran devletin korporatif bir örgütlenmeyi esas almas› planlan›yor. Kendimizle MST ve di¤er oportünist revizyonistler aras›ndaki fark›n alt›n› daha kal›n bir biçimde çizebilmek için devletin reform projeleri ve yasalar›n› da iyi bilmek durumunday›z. MST’nin gerçeklefltirdi¤i -son y›llarda büyük ölçüde vazgeçti¤i- toprak iflgalleri bir tür pazarl›k ve aldatmaca ile neticeleniyor ve devlet iflgalci köylüleri ancak kendi uygun gördü¤ü yerleflim alanlar›na gönderiyor. Bunu da toprak a¤alar›n›n ç›karlar› ve hesaplar› do¤rultusunda yap›yor. Böylelikle toprak sahiplerine ticari faaliyetlerinde muazzam imkanlar do¤uyor. A¤alar›n istedikleri alanlara yerlefltirilen köylüler burada ucuz iflgücü olarak kullan›l›yor. Lula hükümetinin uygulad›¤› tar›m reformu budur. Bu yüzden de tar›m reformunun en hararetli savunucular› toprak a¤alar›d›r. Günümüzde, MST’nin gelifltirdi¤i eylem biçimleri aras›nda, toprak iflgalleri, bu flekliyle bile gündeme gelmemektedir. Toprak civar›na toplanan köylüler yollarda, çad›rlarda beklemek suretiyle devletle “pazarl›¤a” alet ediliyor. Baz› yörelerde ise bu pazarl›klar dahi yap›lm›yor. Yerleflim alan› civar›ndaki sokaklar, caddeler ve çad›rlarda 10 y›ld›r periflan bir halde bekletilen köylüler var. Art›k iflgallerden vazgeçmesinin nedeni, devletin ç›karm›fl oldu¤u yeni yasada, “iflgal edilen topraklar reform d›fl›nda tutulacakt›r” hükmünün yer almas›d›r. Yasada ayr›ca, iflgalci konumuna düflenlerin de reformdan yararlanma hakk›n›n ortadan kalkaca¤› öngörülmektedir. Bunlar›n d›fl›nda, köylünün toprak sahibi olmak için sat›n almaya kalk›flt›¤› istisnai ko-

135

Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64


Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64 flullarda ise devrede olan Toprak Bankas› arac›l›¤›yla büyük bir soygun düzene¤i oluflturulmufl durumdad›r. Oportünistler art›k iflgal kelimesinden büyük rahats›zl›k duyuyor ve sinirleniyorlar. Kitleler de sokaklarda beklemekten yoruldu ve aldat›ld›klar›n› anlamaya bafllad›lar. MST genel olarak yukar›da anlatt›¤›m›z tarzda bir çal›flma anlay›fl› tutturmufl ve bu nedenle köylü kitleleri üzerinde eski prestij ve deste¤ini yitirmifltir. Gerçek manas›yla tipik bir flov örgütüne dönüflen MST, kitleleri gösterilerde kullanmaya çal›fl›yor. Biz politikam›z›, “topra¤› al, üzerinde çal›fl ve üret” slogan›yla formüle ediyoruz. Bu, köylülerin talebine denk düflen bir yaklafl›m› ifade ediyor. MST tar›m sorununun teknolojik geliflmeye ba¤l› olarak sosyal bir program çerçevesinde çözülebilece¤i iddias›ndad›r. Biz ise meselenin çözümünü ulusal demokratik devrime ba¤l› olarak ele al›yoruz. MST, sosyalist devrim aflamas›ndan söz ediyor ve bunu küçük çapta reformlar ile ulafl›labilecek bir yere koyuyor. Biz ise ancak devletin devrim ile y›k›lmas› neticesinde toprak sorununun çözülebilece¤inde ›srar ediyoruz. Geçenlerde ülkenin kuzeyindeki Para eyaletindeydik ve 10 adet yerleflim bölgesini gezdik. Köylüler MST’ye karfl› tepkilerini aç›k bir biçimde dile getirdiler. Bu bölgedeki yerleflimlerin önderleri rahats›zl›klar›n› bizimle paylaflt›lar. Birço¤u bizim kulland›¤›m›z sloganlara sempati duyuyor ve yaklafl›m tarz›m›z› onayl›yorlar. Bizim tar›m program›m›z üç maddelik bir esasa dayan›yor. Birincisi, bütün topraklar›n a¤alar›n elinden al›n›p topraks›zlara ya da kullananlara verilmesidir. ‹kinci olarak; yar›-feodal üretim iliflkilerinin tasfiyesi ile beraber üretici güçlerin özgürlefltirilmesi

ve kooperatif örgütlenmesine gidilmesidir. Bu safhada, köylüler toprak sahibi olacak, kolektif üretime geçecek ve kooperatif örgütlenmesi alt›ndaki üretim en alt seviyeden bafllayarak geniflletilecek. Böylelikle üretici güçlerin özgürleflmesine paralel üretim araçlar› da geliflme sürecine girmifl olacak. Üçüncüsü, bölgede siyasal kontrol ve denetim organlar›n›n yarat›lmas›d›r. Bu parça parça iktidar oluflumudur. Bu safhaya geçifli ekonomik ve politik olgunlaflma belirleyecektir. Böylesi bir safhalar zinciri, devletle çat›flmay› ve kitlesel direniflleri koflullayacak, silahl› mücadelenin geliflimi ile beraber Halk Savafl›’nda mesafe al›nacakt›r. Bu üç safhal› plan›n baflar›yla uygulanmas› için, büyük bir güç birli¤i yarat›lmas› gerekti¤i aç›kt›r. Birçok alanda birinci safhay› hayata geçirme konusunda baflar›lar elde ettik. Ancak elde edilen mevzi ve kazan›mlar›n savunulmas›yla ilgili o kadar baflar›l› oldu¤umuz söylenemez. Henüz, paramiliter güçler ve polis ile karfl› karfl›ya geldi¤imiz küçük çapl› çat›flmalar yaflanmaktad›r. Di¤er yandan, üretici güçlerin özgürlefltirilmesi ve kolektif üretim konusunda da çok fazla mesafe alabilmifl de¤iliz. Politik kontrol ve denetim organlar›n›n oluflturulmas›nda da yolun bafl›nday›z. Fakat fluna inan›yoruz ki, Halk Savafl›’n›n ilerlemesine ba¤l› olarak bu plan›n hayata geçirilmesinde istedi¤imiz geliflmeleri sa¤layaca¤›z.

136


" Bir di¤er sorumuz ise 4 fiubat 2006 tarihli At›l›m gazetesinde yer alan “Brezilyal› komünistlerden birlik forumu” bafll›kl› haber ile ilgili. Haberde, Brezilya “Komünist” Partisi (P “C”B), Luis Carlos Prestes Komünist Kolektifi (CCLCP) ve Komünist Yeniden Kurulufl (Refundacao C.)’un, oluflturduklar› “Komünistlerin Birli¤i Forumu” ile ilgili bilgi vermek üzere Dünya Sosyal Forumu’nda (Caracas) seminer düzenlediklerinden bahsediliyordu. Bu konuda bilgi verebilir misiniz? Bu, tipik bir revizyonist ittifakt›r. Sosyalist devrimi savunuyorlar. Aflamal› devrim teorisini benimsemekteler. Devrimin seçimler yoluyla gerçekleflece¤i iddias›ndalar. Lula hükümetine karfl› gibi gözükseler de özünde onunla çeliflen bir politik hatt› savunmuyorlar. Asl›nda, gerek geçmifllerine gerekse de hali haz›rdaki belgelerine bak›lacak olursa, bunlar›n söylem düzeyinde birbirlerine düflman olmas› gerekir. ‹deolojik kaynak ve zeminleri özellikle anti-Stalinizmdir. fiu s›ralar en büyük faaliyetleri, PCB’nin 25 Mart’taki tarihi kurulufl y›ldönümü için etkinlik örgütlemektir. Tarihi çarp›tmak için çaba gösteriyorlar. Stalinist ve Maoistleri sekter ve geri olarak niteleyen söylemleri var. " 2006 y›l›n›n ilk haftalar›nda The Guardian’da yer alan Tom Phillips imzal› bir haberde Brezilya Çal›flma Bakanl›¤› yetkililerinin, köle çal›flt›r›ld›¤› iddias›yla 183 çiftli¤e bask›n yapt›¤› yer al›yordu. Ancak daha önemlisi, kölelik karfl›t› kampanyan›n liderlerinden Peder Ricardo Rezende’nin bas›na yapt›¤› aç›klamalard›. Rezende, resmi tahminlerin Brezilya’da 25 bin kölenin varl›¤›ndan bahsetti¤ini, oysa gerçek rakam›n 250 bin oldu¤unu söylemekteydi. Bu konuda da bilgi alabilir miyiz? Ülkenin belli k›rsal alanlar›nda on binlerce kölenin toprak a¤alar› taraf›ndan kullan›ld›¤› do¤rudur. Bu sadece klasik biçimiyle de-

¤il, di¤er alanlarda, sözde modern kapitalist bölgelerde de köle iflçiler çal›flt›r›lmaktad›r. Örne¤in Sao Paulo’daki küçük tekstil atölyelerindeki iflçiler köle statüsünde kullan›lmaktad›r. Buralarda Peru, Bolivya ve Paraguayl› göçmenler, Koreli patronlarca vahfli biçimde sömürü ve angaryaya tabi tutulmaktad›r. Aç›kça gerçekleflen bu durumla ilgili devlet taraf›ndan hiçbir yasal inceleme, araflt›rma, soruflturma yap›lmamaktad›r. Bunun yan› s›ra yar›-kölelik de son derece yayg›n biçimde varl›¤›n› sürdürmektedir. Bizzat devlet ad›na görevlendirilerek bu konuyu araflt›rmaya ç›kan iki görevli, iki sene önce faili meçhul biçimde öldürüldü. Bunu yapt›ran›n fasulye tarlalar›n›n sahibi büyük toprak a¤alar› oldu¤u olaylar›n ak›fl›ndan anlafl›labiliyordu. Özellikle kahve, fleker pancar› ve portakal üretiminde kölelerin kullan›m› çok yayg›nd›r. Medya bunlar› BM’den gelen baz› araflt›rmalardan kaynakl› olarak verebilmektedir. Say›sal verilerin yetersiz oldu¤unu söylemek gerekiyor. Partimiz silahl› mücadeleyi bafllataca¤› süreçte ilk yönelece¤i hedeflerin köle sahipleri oldu¤unu tespit etmifl bulunmaktad›r. " Devletin Rio de Janeiro’nun gecekondu mahallerinde, orduya ait birlikleri de devreye sokarak çetelere karfl› yürüttü¤ü operasyon ve a¤›r silahlar›n kullan›ld›¤› çat›flmalara iliflkin haberleri medyadan ö¤reniyoruz. Bu konuda tavr›n›z› ö¤renebilir miyiz? Brezilya’n›n yak›n tarihinde, iktisadi sorunlar›n ve sosyal çürümenin büyümesine ba¤l› olarak adi suç oran›nda patlama yaflanmaktad›r. Bununla birlikte irili ufakl› çok say›da mafyatik çete türedi. Bunlar›n büyük bir k›sm› polisle iflbirli¤i içerisindedir. Hatta ordu ile ba¤lant›s› olanlar da var. Bu gangster çetelerinin baz›lar› di¤erlerini de yutarak son dönemde belli bir güçlenme içerisine girdi. Baz›lar›n›n silah donan›mlar› içerisinde a¤›r ma-

137

Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64


Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64 kineliler ve roketler de var. Bu çetelerin birisi, liderli¤ini 1970’lerde parti saflar›nda bulunmufl bir kiflinin yapt›¤› Comando Vermelho-CV (K›z›l Komutan) olarak an›l›yor. Di¤er büyük çeteler aras›nda, Terceiro ComandoTC (Üçüncü Komutan) ile Amigos dos Amigos-ADA (Dostlar›n Dostlar›) say›labilir. Bunlar ayn› zamanda büyük hapishanelerde de örgütlüler. Afl›r› kalabal›¤a ve çok kötü koflullara sahip hapishanelerde mahkumlara karfl› insanl›k d›fl› muamelede s›n›r tan›nm›yor. Buralarda s›k s›k kanl› isyanlar yaflan›yor. Çetelerden birisinin elemanlar›, bu y›l›n Mart ay›nda, orduya ait askeri depodan uzun namlulu silahlar çald›. Bu eylem üzerine, gecekondu bölgelerinde -ordunun ilk kez devreye girmesiyle- çetelere yönelik operasyon bafllat›ld›. Favela ismi verilen bu yoksul yerleflim alanlar›n›n bir bölümü tanklar ve di¤er askeri araçlar›n eflli¤inde iflgal edildi. Kap›lar k›r›larak evlere girildi, insanlar toplu biçimde esir muamelesi yap›larak gözalt›na al›nd›. Filistin ve Irak’› and›ran görüntüler yafland›. Halk›n polise yönelik öteden beri tepkisi vard› ancak asker ile flimdiye dek karfl› karfl›ya gelmemiflti. Askerlerin halka yönelik bu tavr›, sonuncusu 28 y›l süren cunta dönemindeki uygulamalar›n hat›rlanmas›na neden oldu. Halk ilk flaflk›nl›¤›n› att›ktan sonra askere karfl› koymaya, protesto gösterileri yapmaya bafllad›. Bu arada yer yer, çete elemanlar› ile asker ve polisler aras›nda, a¤›r silahlar›n kullan›ld›¤› çat›flmalar da yaflan›yordu. ‹ki haftay› aflan operasyon ve iflgal sonucunda çok say›da gözalt›ya karfl›n çal›nan silahlar bulunamad›. Kitlenin giderek büyüyen öfkesine dayanamayan askeri birlikler, gecekondu mahallelerinden çekilmek zorunda kald›. Çekilmenin ard›ndan halk zafer kutlamalar› yapt›. Bu süreçte biz, devletin, askerin ve polisin tavr›n› teflhir eden ve halk› karfl› koymaya, protestosunu yükseltmeye ça¤›ran propaganda faaliyeti yürüttük. Özel yay›n ve bildiriler haz›rlay›p, da¤›tt›k.

ULUSLARARASI KOMÜN‹ST HAREKET ÜZER‹NE a) Genel Olarak "Modern revizyonizme karfl› yo¤un ve kesintisiz bir ideolojik mücadele yürütmek yaflamsal bir öneme sahiptir. Proleter dünya devrimi sürecinde, sosyalist dünyadaki geri dönüfllerle geçirdi¤i sars›nt› büyük tahribatlar yaratt› ve bir dizi ülkede Maoist partiler önderli¤inde gerçeklefltirilen at›l›mlara karfl›n, süreci tersine çevirmede oldukça zorlu görevlerin baflar›lmas› için ideolojik mücadele büyük önem arz etmektedir. Bu yolda sarf edilecek çabalar Maoistlerin birli¤i hedefiyle do¤rudan iliflkilidir. Emperyalist-kapitalist sistemde var olan çeliflkilerin derinleflti¤i ve keskinleflti¤i günümüz dünyas›nda, ABD önderli¤indeki sald›rganl›¤›n ayn› zamanda ciddi bir krizin sonucu oldu¤unun da görülmesi gerekmektedir. Uluslararas› komünist hareketin durumu hakk›nda görüfllerinizi alabilir miyiz? Uluslararas› Komünist Hareket’te en önemli ihtiyac›n, genel/ortak bir politik hatt›n infla edilmesi oldu¤unu düflünüyoruz. Komünistlerin uluslararas› çapta birli¤ini sa¤lamak acil bir görevdir. Bu konuda hareket ederken büyük, küçük parti ayr›m› ve inisiyatifi gözetmek son derece yanl›flt›r. Bununla beraber dünyadaki anti-emperyalist mücadele için de genel bir program oluflturmaya ihtiyaç vard›r. Görüfllerimizi 15 madde halinde aktaracak olursak: 1) Emperyalizm, asalak, çürüyen ve can çekiflen kapitalizmdir. Dünya çap›nda dört adet bafll›ca çeliflki bulunmaktad›r: a) Burjuvazi ile proletarya aras›nda, b) Emperyalistlerin kendi aras›nda, c) Emperyalizm ile ezilen halklar ve uluslar aras›nda,

138


d) Sosyalizm ile kapitalizm aras›nda. Bunlardan emperyalizm ile ezilen halklar ve uluslar aras›ndaki çeliflme bafl çeliflki konumundad›r. Sosyalizm ile kapitalizm aras›ndaki çeliflme ise günümüzde esasen ideolojik bir boyut tafl›maktad›r. 2) Krizi giderek büyüyen ve derinleflen emperyalizm dünyay› yeni bir savafla sürüklemektedir. Bu yüzden süpürülüp tarihin çöplü¤üne at›lmal›d›r. Bunun kendili¤inden olmas› beklenemez. 3) ABD’nin bafl›n› çekti¤i dünya karfl›devrim sald›r›s›, ideolojik bir kriz içerisine girdi¤i için h›zl› bir biçimde gerilemektedir. 4) Birinci ve ikinci emperyalist paylafl›m savafl›n› haz›rlayan güçler, 3. emperyalist paylafl›m savafl›n›n da haz›rlay›c›s› olma yolundad›r. 5) Emperyalist paylafl›m savafl›na karfl› en büyük savafl› dünya halklar› verecektir. Devrim, tarihi ve politik bir ihtiyaç olmaya devam etmektedir. 6) Modern revizyonizm nefes almay› sürdürmektedir. 7) Dünya devrim süreci; zikzaklarla, devrim ve karfl›-devrimlerle beraber, geri dönüfllere karfl›n ilerliyor. Bu diyalektik iliflki çerçevesinde, proleter dünya devrimi sürecinin üç stratejik aflamaya sahip oldu¤unu düflünüyoruz: a) Bilimsel sosyalizmle ç›k›fl yaparak Paris Komünü ve Ekim Devrimi’ni içine alan Stratejik Savunma aflamas›, b) ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› ve Çin Devrimi ile geliflen Stratejik Denge aflamas›, c) Modern revizyonizm ve geri dönüfl tehlikesine karfl› geliflen BPKD ile bafllayan Stratejik Sald›r› aflamas›. Karfl›-devrim buna yönelik olarak 1976’dan itibaren kapsaml› bir sald›r› bafllatm›flt›r. Ancak halklar›n mücadelesi ile birlikte bu sald›r› durdurulmufl ve karfl›-devrim yeniden gerileme süreci içerisine girmifltir.

8) Proleter dünya devriminin yeni bir dalgas› geliflmeye bafllam›fl durumdad›r. 9) Yeni dalgay› ileri tafl›mak için MLM’yi güçlü bir biçimde savunmak durumunday›z. 10) Bu görev çerçevesinde militan ve askeri tipte komünist partilerinin bütün ülkelerde yeniden infla edilmesi zorunlu hale gelmifltir. Bu de¤iflim ile ortaya ç›kan önderlikler kitleleri zafere götürecektir. Lenin’in iflaret etti¤i, önderlik, parti, devrim ve kitlelerin rolüne iliflkin anlay›fllar böylelikle yerine oturabilir. 11) Devrimin inflas›nda kullan›lacak üç temel silah; parti, ordu ve birleflik cephedir. Bunlar önderli¤in araçlar›d›r. 12) ‹ktidar› almak ve güçlenmek için Halk Savafl› ›srarla savunulmal›d›r. 13) Proleter dünya devrimi süreci üç tip devrimi kapsamaktad›r: a) Sömürge ve yar›-sömürgeler için geçerli olan, kesintisiz biçimde sosyalizme geçifli sa¤layan Yeni Demokratik Devrimler, b) Emperyalist-kapitalist ülkeler için geçerli olan Sosyalist Devrimler, c) Komünizme haz›rl›k –k›r ile kent, kafa ile kol eme¤i, kad›n ile erkek çeliflkilerini kald›rmaya yönelik- ve geri dönüflleri engellemek amac›yla Proleter Kültür Devrimleri. 14) Komünizme kadar Halk Savafl› perspektifi korunmal›d›r. 15) Komünizme tek bir ülke de¤il bütün ülkeler birlikte ulaflacakt›r. Dünyadaki durumu karakterize edecek olursak; bir yandan ABD emperyalizminin sald›r›lar› söz konusu iken, öte yandan ona karfl› direnen ve tepkilerini pratikte gösteren genifl halk kitleleri vard›r. Bize göre Lenin yoldafl›n ve Baflkan Mao’nun emperyalizm konusundaki tahlilleri günümüzde de geçerlili¤ini korumaktad›r. Emperyalizm ve Proleter Devrimleri ça¤›ndaki bafll›ca çeliflkiler, daha önce de¤indi¤imiz üzere; burjuvazi ile proletarya aras›nda, emperyalizm ile ezilen halk ve uluslar aras›nda ve emperyalistlerin kendi

139

Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64


Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64 aralar›nda sürmektedir. Vurgulamak gerekir ki, Baflkan Mao’nun alt›n› çizdi¤i üzere, diyalektik materyalizmin çeliflkiler yasas›na göre, bir çeliflkinin ana yönü belirleyicidir. 1963’teki polemikler döneminde yer alan 14 Haziran 1963 tarihli mektupta 25 maddelik s›ralama yapan Mao Zedung yoldafl, dört bafll›ca çeliflkiden söz etmekle beraber bunlar aras›ndan herhangi birine dair “bafl çeliflki” belirlemesi yapmamaktad›r. O dönemde söz konusu olan bir di¤er bafll›ca çeliflki sosyalizm ile kapitalizm aras›nda say›lmaktayd›. Bu, iki kamp ve sistemin varl›¤›ndan kaynaklan›yordu. Bugün için her ne kadar böyle bir çeliflki yoksa da bunun ideolojik anlamdaki varl›¤›ndan söz edilebilir. O süreçte Mao Zedung yoldafl ÇKP içinde de revizyonistler ile yo¤un bir çat›flma halindeydi. Emperyalist güçler dünyay› yeniden paylaflmak için parçalamak istiyorlar. Avrupa’n›n paylafl›lmas› için yap›lan toplant›larda ABD süper güç olarak parlamaya bafllam›flt›. 1990’larda sosyal-emperyalizmin çöküflü ve Yugoslavya topraklar›ndaki savaflla beraber Postdam (2. Emperyalist Payl›m Savafl›n›n sonunda Almanya’n›n Postdam flehrinde bir araya gelen Stalin, Churchill ve Roosevelt savafl sonras› dönem üzerine kararlar alm›flt›.-yn) bütünüyle sona ermifl oldu. Brejnevci oldu¤u halde Stalin konusunda çok bilgili ve birikimli olan Nina Andriyeva

isimli bir kad›n, SBKP Siyasi Büro toplant›s›nda, devlet arflivinden baz› belgeleri aç›klam›flt›. Bu belgelerden birisinde, Stalin yoldafl›n 1952’de, Postdam’a iliflkin “50 y›l bile yaflamaz” tespitinde/öngörüsünde bulundu¤u yer almaktad›r. Emperyalizm sorununa dönecek olursak, bizce tek kutupluluktan çok kutuplulu¤a do¤ru gidilmektedir. Emperyalizm ve halklar aç›k bir mevzileniflle karfl› karfl›ya gelmifltir. Irak’taki iflgale karfl› direnifl, halklar cephesini etkilemektedir. Emperyalistler aras›ndaki çeliflki ve gruplaflmalara bakt›¤›m›zda, her iki emperyalist paylafl›m savafl›nda saf tutmufl olanlar›n flimdi de ciddi sorunlar kapsam›nda karfl› karfl›ya gelmifl olduklar› görülmektedir. Bugün emperyalist sald›rganl›¤›n tutturdu¤u yol yeni bir dünya savafl›na gitmektedir. Bu gidiflat› ancak devrimler durdurabilir. Devrimler bunu baflaramasa bile, bu savafllar›n devrimci mücadeleyi gelifltirmesi ve devrimlere yol açmas› yine de kaç›n›lmazd›r.

Emperyalist güçler dünyay› yeniden paylaflmak için parçalamak istiyorlar. Avrupa’n›n paylafl›lmas› için yap›lan toplant›larda ABD süper güç olarak parlamaya bafllam›flt›.

140


Bize göre dünyada bütün ülkeler aç›s›ndan devrimin nesnel koflullar› bulunmaktad›r. Komünistlerin sorunu subjektif koflullar› yaratmakt›r. Maoist komünist partilerin görevi bu ihtiyaç do¤rultusunda hareket etmektir. Bu konuda Maoist partilerin iflbirli¤i de oldukça önemlidir. KP’lerin geliflmesi ve baflar›s› aç›s›ndan ortak bir merkez yarat›lmal› ve motivasyon güçlendirilmelidir. Di¤er yandan bir ülkedeki devrimci geliflme bütünüyle iç koflullara ba¤l›d›r. Uluslararas› alandaki geliflmeler önemli olmakla beraber belirleyici de¤ildir. Bugün dünyadaki çeliflkilerin keskinleflmesi ve yo¤unlaflmas›, baz› bölgelerde devrimin geliflmesi aç›s›ndan daha iyi olanaklar sunabilmektedir. Örnek olarak; Ortado¤u ve çevresi, Kafkasya, Güney Asya ve Latin Amerika’dan özellikle bahsedebiliriz. Bu bölgelerde devrim daha h›zl› geliflme olanaklar›na sahiptir. Objektif koflullardan hareketle bakt›¤›m›zda, Güney Asya’daki kimi süreçlerin ileri bir aflamaya ulaflt›¤›n› kaydedebiliriz. Ortado¤u ise antiemperyalist cephe aç›s›ndan en önemli alan konumundad›r. Dini ideolojinin a¤›rl›kl› olarak bu bölgede -özellikle ‹slam felsefesi aç›s›ndan- devrimin önünde ciddi bir engel yaratt›¤› aç›kt›r. Latin Amerika’da ise kitlelerin isyan gelene¤i vard›r ama oportünist ideolojinin küçümsenemeyecek bir hegemonyas› oldu¤u da unutulmamal›d›r. Peru devrimi ile ilgili geliflmeler, Maoist hareketin büyük bir kayba u¤ramas›na neden oldu. Castro taraf›ndan yönlendirilen Guevarac› çizgideki hareketler, çeflitli ülkelerde revizyonistlerle ittifaklar gelifltirmifl durumdad›r. Bu güçler Latin Amerika k›tas›n›n birçok bölgesinde karfl›-devrime hizmet ediyorlar. Bütün bunlara ra¤men, Maoizmin k›ta genelinde yeniden geliflme çizgisine oturmas›n›n koflullar› yeterince elverifllidir. Bu sadece zaman sorunudur. Maoizmin geliflme durumu karfl›-devrimcileri ciddi olarak kayg›land›rmaktad›r. Bu

konuda bize büyük bir sorumluluk düfltü¤üne inan›yoruz. Bizce devrimci mücadele k›tan›n baz› ülkelerinde daha h›zl› bir ivme yakalayacakt›r. Yak›n vade aç›s›ndan devrim baz› ülkelerde önemli mesafeler alma flans›na sahiptir. Latin Amerika, emperyalist tekellerin a¤›rl›kl› olarak ABD kökenli- en önemli yat›r›m alanlar›ndan birisini oluflturmaktad›r. Burada yaflanacak de¤iflimler dünya çap›nda etkiler do¤uracakt›r. Bu durum, k›tam›zdaki çeflitli çeliflkileri isabetli bir biçimde analiz etmemizi gerektirmektedir. Çok ciddi olan bu sorunu çözmek ve aflmak için -gerek parti içinde gerekse de k›tadaki di¤er komünistler aç›s›ndan- cesaretle öne at›lmak zorunday›z. " Devrimci Enternasyonal HareketDEH ile iliflkileriniz hakk›nda düflüncelerinizi ö¤renebilir miyiz? Biz flimdiye kadar Deh-Kom ile iliflkiye geçmedik. 1998 Mao ve Halk Savafl› Konferans›’nda kendileri bizimle ba¤lant› kurmaya çal›flt›. O dönemde baz› görüflmeler yap›lm›fl ancak ilerleme sa¤lanamam›flt›. Bu görüflmelerde biz çok aç›k ve net bir üslupla DEH konusundaki görüfllerimizi aç›klad›k. Özellikle Peru devrimine müdahaleleri konusunda elefltirilerimiz vard›. UKH’e iliflkin de¤erlendirmelerimizde daha önce DEH’i bütünüyle reddeden bir tutum içerisindeydik. Bizce Deh-Kom tamamen oportünist bir rotada yol almaktad›r. Bir dizi ülkedeki devrim süreçlerine müdahaleleri de esas olarak yanl›flt›r. ‹lk toplant›da tart›flt›klar›m›zdan hareketle ve Peru’daki geliflmelerin de etkisiyle bu durumu gözden geçirmeyi düflünüyoruz. Bunu di¤er partilerle tart›flma yanl›s›y›z. Deh-Kom, Peru’da gündeme gelen “bar›fl mektuplar›” konusunda, “iki çizgi mücadelesi” oldu¤una dair tespitte bulunmufltu. Biz ise El Diaro gazetesinin söylediklerini daha mant›kl› bulmufl ve bu mektuplar›n polis oyunu oldu¤unu savunmufltuk. Kas›m 2004’teki geliflmelerle beraber, bu mektupla-

141

Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64


Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64 r› Gonzalo’nun yazd›¤› büyük ölçüde a盤a ç›km›fl bulunuyor. Biz de bu çerçevede görüfllerimizi gözden geçirdik. Mektuplar›n sa¤ oportünist bir çizgiyi temsil etti¤ini düflünüyoruz. Bu durum, Deh-Kom’un bu konudaki analizinde hakl› ç›kt›¤›n› göstermifl oldu. Bununla beraber yine de Deh-Kom’un müdahale tarz›n› kabul etmemiz mümkün de¤ildir. El Diaro Enternasyonal’in geçmiflteki yorumu ve tavr› yanl›flt›. El Diaro yaz› kurulu bugün bar›fl mektuplar› olay›ndan “büyük bir ihanet” olarak söz ediyor. El Diaro’nun bu hatas› MLM’i ve dolay›s›yla Gonzalo Düflüncesi’ni do¤ru biçimde kavrayamamaktan kaynaklanm›flt›r. El Diaro ile aram›zdaki farkl›l›klar bu sürecin bafl›ndan itibaren daha da netleflti ve ço¤ald›. Buna karfl›n iliflki ve diyaloglar›m›z sürmektedir. Biz Gonzalo’nun katk›lar› ve yaratt›¤› gelene¤i, önemli ve de¤erli buluyoruz. Gonzalo Düflüncesi’nin s›radan bir özellik tafl›mad›¤›n› düflünüyoruz. Gonzalo, Maoizm’in Marksist teorinin 3. aflamas› oldu¤unu ispatlam›fl birisidir. Bu konuda yaflanan gerçeklerin karart›lmas›na karfl›y›z. Örne¤in NKP (Maoist)’in 2001 tarihli Konferans belgesinde, Gonzalo ile Bob Avakian’›n katk›lar› eflit kategoride gösterilmektedir. Biz bütün parti ve önderliklerin katk›lar›n› önemsiyoruz. Ancak bunlar› kaba biçimde eflitlemek do¤ru de¤ildir. Dolay›s›yla, Avakian’›n belli katk›lar› vard›r ama Peru devriminin katk› ve kazan›mlar› ile k›yaslanamaz. Peru’da yaflanan olumsuzluklar ve gerilemeyi aflma konusunda PKP’nin sürece

müdahalede do¤ru bir hatta girece¤ine inan›yoruz. Peru devrimi, Gonzalo’nun bugünkü duruflundan ba¤›ms›z olarak kendi dinamiklerine sahiptir ve yok edilmesi mümkün de¤ildir. " Peru’daki derim süreci ile ilgili olarak daha ayr›nt›l› bilgilere sahip oldu¤unuzu biliyoruz. Bu konuda düflüncelerinizi ö¤renebilir miyiz? fiimdiye kadar de¤iflik kaynaklardan çeflitli biçimlerde bir araya getirdi¤imiz bilgiler, bar›fl mektuplar›n› Gonzalo’nun kaleme alm›fl oldu¤unu göstermektedir. Ancak yine

de yüzde yüz manas›nda bir kesinlikten söz edememe durumu ile karfl› karfl›yay›z. PKP’nin organize etti¤i Demokratik Avukatlar Derne¤i’nin baflkanl›¤›n› yürüttü¤ü s›rada tutuklanan Alfredo Crispo isimli avukat, geçen senenin May›s ay›nda, 10 y›ll›k mahpuslu¤unun ard›ndan serbest b›rak›ld›. Tutukland›¤› s›rada parti ile organik iliflkisini kabul etmemiflti. O s›rada Gonzalo’nun avukatl›¤›n› yürütüyordu. Bas›nda da yer alan bilgilere göre, tahliye edildikten sonra da Gonzalo’nun avukatl›¤›n› sürdürmeye bafllad›. Kendisi bir bas›n toplant›s› düzenleyerek avukat-

142


l›¤a devam etmesi ile ilgili aç›klamalarda bulundu ve bunun nedenini Gonzalo’nun art›k Halk Savafl›’n› savunmamas› olarak gerekçelendirdi. Crispo, aç›klamalar›nda, Gonzalo’nun Halk Savafl›’n›n sona erdi¤ini ilan etmifl olmas›n›n verdi¤i kararda belirleyici oldu¤unu söyledi. Buna ek olarak, Gonzalo’nun Halk Savafl› döneminde ülke çap›nda ortaya ç›kan sorunlarla ilgili hükümete politik bir çözüm paketi sundu¤unu ve bu çerçevede politik tutsaklara af, PKP’nin yasallaflmas›, devletlefltirme politikalar›n›n uygulanmas› gibi ad›mlarla bar›fl›n sa¤lanaca¤› ça¤r›s›nda bulundu¤unu belirtti. Bu talepler, bar›fl görüflmelerini savunanlar›n s›ralad›klar› maddeler olarak yaz›l›p çizilenlerdir. Ço¤u savafl tutsa¤›n›n da buna destek verdi¤i aç›kland›. Ayr›ca bu talepleri ve çözüm tarz›n› destekledi¤ine dair tutsak ailelerinin de beyanda bulundu¤u söyleniyor. Konuyla ilgili bir aç›klama yapan, Halk Savafl›’n› savunan ve Peru ve/veya yurtd›fl›nda faaliyet yürüten gruplar, Alfredo Crispo’nun devlet ad›na konufltu¤unu iddia ettiler.

Edindi¤imiz bilgilere ve Peru bas›n›na yans›yan haberlerin de gösterdi¤i üzere, Peru’da gerilla savafl› sürmektedir. Bu bilgileri Ayakuço’nun Ayaga bölgesinde (koka üretimi yap›lan bir alan) faaliyet yürüten komitelerden ald›k. Bu arada önceki dönemin önde gelen komutanlar›ndan Artemio’nun bir aç›klamas›ndan söz etmek istiyoruz. Kendisi aç›k biçimde silahl› mücadeleyi reddetmekte ve bar›fl mektuplar›n› savunmaktad›r. Ona karfl› tav›r gelifltiren gruplar var. Az›msanmayacak oranda bir militan eylemlilik tavr› sergilemeye devam ediyorlar. Ancak ciddi ölçüde bir da¤›n›kl›k söz konusudur. Halk Savafl›’n› savunan gruplar›n internette oluflturduklar› iki siteden söz etmek gerekiyor. Bar›fl mektuplar›na karfl› olduklar›n› ilan eden bu sitelerin isimleri: K›z›l Bayrak (Red Flag) ve K›z›l Günefl (Red Sun). Bu siteler Halk Savafl›’n›n sürdü¤ünü ancak silahl› gruplar içinde ihanetin de kol gezdi¤ini iddia ediyorlar. K›z›l Günefl sitesinin görüfllerini dogmatik olarak de¤erlendiriyoruz. Bunlara yaflan›lanlar›n “bir oyun” gibi geldi¤ini düflünüyoruz.

143

Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64


Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64 K›z›l Bayrak, 2000 y›l›nda devreye girdi. Bunlar bar›fl mektuplar›n›n Gonzalo’ya ait oldu¤unu 1994’ten beri iddia ediyorlard›. fiimdiye kadar, Gonzalo’nun özelefltiri vermesini bekliyor ve bu takdirde yine önder kabul edilebilece¤ini savunuyorlard›. Art›k bu beklentiye son vermifllerdir. fiu andaki görüflleri, Gonzalo’nun bar›fl mektuplar›n› kaleme almas›ndan öte çok tehlikeli bir revizyonist oldu¤u yolundad›r. K›z›l Bayrak sitesinde, “Peru’da k›z›l siyasi iktidarlar varl›¤›n› sürdürebilir mi?” bafll›kl› 400 sayfal›k bir yaz› yay›mland›. Bu yaz›da Gonzalo’nun 1994 y›l›nda kaleme ald›¤›, komünist hareketin 150 y›ll›k de¤erlendirmesini kapsayan “Büyük Nitelendirme” bafll›kl› belgenin genifl bir elefltirisine yer verilmektedir. Gonzalo’nun söz konusu yaz›da, “1990’lardan itibaren devrimin ideolojik, politik ve stratejik olarak geriye gitti¤i, dünyan›n hiçbir yerinde zafer kazanamayaca¤›, bundan ötürü de PKP’nin bar›fl yönelimine girmesi gerekti¤i”ni savundu¤undan bahsedilmektedir. Gonzalo’ya ait oldu¤u iddia edilen yaz›n›n bütününü elde etme imkan›m›z olmad›. Bu yaz›dan K›z›l Bayrak’›n yapm›fl oldu¤u al›nt›lar› inceledi¤imizde, bizde, teorik birikim ve yaklafl›m tarz› aç›s›ndan bunlar›n ancak Gonzalo taraf›ndan yaz›lm›fl olabilece¤i kanaati has›l oldu. Gonzalo’ya getirilen elefltiriler aç›s›ndan belli tutars›zl›klar bar›nd›rmakla beraber K›z›l Bayrak’›n yaz›s› oldukça kapsaml› ve iddial›d›r. K›z›l Bayrak bu belgede özetle; “Gonzalo yeni bir revizyoniste dönüflmüfltür ancak Gonzalo Düflüncesi kendisine ra¤men yaflamaya devam edecektir. Günümüze kadar yaflayan MLM Gonzalo Düflüncesi, PKP’nin ideolojisidir. PKP’nin yeni önderlerinin görevi bu politik hatt› gelifltirmektir. Parti yeniden yap›lanma sürecine girmifltir. Halk Savafl›’n›n kesintisiz bir biçimde sürece¤inden kimsenin kuflkusu olmamal›d›r. Bu çok uzun bir süre alacak ama baflaraca-

¤›z. An›n görevi, MLM Gonzalo Düflüncesi’nin rehberli¤inde flekillenen yeni kadrolar yetifltirmektir. Revizyonist-teslimiyetçi çizgi mahkum edilmelidir. Parti acilen önümüzdeki daha çetin koflullara haz›rlanmal›d›r.” düflüncelerini savunmaktad›r. Bizce K›z›l Bayrak’›n yapt›¤› bu de¤erlendirme Perulu gruplar içinde en samimi olan›d›r. Örne¤in K›z›l Günefl’inki ideolojik ve siyasi niteli¤i zay›f, sloganvari düzeyde kalmaktad›r, alt› bofltur. Oysa K›z›l Bayrak aç›k ve net bir biçimde teslimiyetçili¤e karfl› ç›kmakta ve politika belirlemeye çal›flmaktad›r. Bu sitede ayr›ca Negri’nin her iki kitab›na (‹mparator ve Çokluk) yönelik bir elefltiri yaz›s› da yay›mland›. K›z›l Bayrak PKP konusunda çok genifl bir belge birikimine sahip. Partinin bütün arflivinin ellerinde oldu¤u anlafl›l›yor. Ülkede flu anda Alipia yoldafl önderli¤inde silahl› mücadele yürüttükleri biliniyor. Peru bas›n› bu ekibin eylemlerine zaman zaman yer veriyor. Gonzalo’nun mahkemedeki tavr›n› nas›l yorumlayaca¤›m›z konusunda biz de çeliflki içerisindeyiz. Televizyonlardan direniflçi bir devrimci önderin tavr› yans›d›. Yumru¤unu kald›rarak, “Yaflas›n MLM, Yaflas›n PKP” diye slogan att›¤›n› herkes gördü. Baflka bir fley söyleyip söylemedi¤ini bilmiyoruz. fiunu ö¤renebildik ki bar›fl mektuplar›n›n lehinde ya da aleyhinde hiçbir söz sarf etmemifl. Bar›fl mektuplar›n› kendisinin kaleme ald›¤›ndan hareketle, Gonzalo’nun durumunu aç›klamak ad›na iki olas›l›ktan söz edilebilir. Bunlardan birincisi ve a¤›r basan›, bu tutumunun sa¤ oportünist bir sapma/savrulman›n ürünü oldu¤u yolundad›r. fiunu bilmek durumunday›z: Devrimin geliflti¤i aflamalarda belirli dönüm noktalar› vard›r. O noktalarda en sa¤lam önderlikler bile revizyonizme düflebilir. ‹kinci olas›l›k aç›s›ndan K›z›l Bayrak sitesinin dikkat çekti¤i baz› hususlardan yola ç›k›lmaktad›r. Bu yaklafl›ma temel teflkil et-

144


me ba¤lam›nda; yakaland›ktan sonra kafes içinde uluslararas› bas›n›n önüne ç›kar›ld›¤›nda, yapm›fl oldu¤u konuflmaya dikkat çekilmektedir. Gonzalo’nun bu konuflmada, bafl çeliflkinin emperyalizm ile uluslar aras›nda oldu¤una dair bir belirleme yapt›¤›, bundan yola ç›karak, gerilla ordusunun –k›z›l orduHalk Kurtulufl Ordusu olarak isimlendirilmesi gerekti¤ini savundu¤u söyleniyor. Ayn› konuflmada ayr›ca Peru’nun tarihsel olarak baflka ülkelere kaybetti¤i topraklardan söz etti¤i belirtiliyor. Kafes konuflmas›n› bu iddialarla birlikte sizin de yeniden okuman›z› öneriyoruz. Bu görüfl sahipleri, “Özellikle o dönemde ABD emperyalizminin bölgeye ciddi bir yo¤unlaflmas› oldu¤u da dikkate al›n›rsa, Gonzalo’nun ülke özgülünde bafl çeliflki tespitinin de bu yönde yeniden flekillendi¤i düflünülebilir. Dolay›s›yla, bar›fl görüflmesi –bar›fl mektuplar›- önerisi bu görüfller çerçevesinde oluflan bir “ulusal cephe” politikas›ndan kaynaklanm›fl olabilir” yorumunu yapmaktad›rlar.

Latin Amerika’daki Politik Geliflmeler ve Chavez " Latin Amerika ve özellikle Venezüella’daki geliflmeler önemli bir gündem maddesini oluflturmakta. Latin Amerika’da mücadele yürüten proleter devrimciler olarak k›tadaki devrimci hareket üzerine düflüncelerinizi merak ediyoruz. Arjantin’de kendisini MLM olarak tan›mlayan ve legal konumdaki Arjantin PCR (Devrimci Komünist Parti) yapmaktad›r. Savaflç› bir yanlar› olmakla beraber oportünist bir karaktere sahipler. Uruguay DKP ile olumlu iliflkilerimiz var. Bu yoldafllar›n köylü hareketi içerisinde ciddi bir güçleri/faaliyetleri oldu¤unu biliyoruz. Halk Savafl› ile ilgili de belli bir perspektif oluflturmufl durumdalar. Bolivya’da MLM Devrimci Cephe isimli bir örgüt var. Bunun d›fl›nda kendisini

Maoist olarak niteleyen eski bir parti vard›. Bunlar yak›n süreçte ikiye bölündü. Merkezi önderli¤i elinde bulunduran kesim Hocac› bir rota tutturdu. Di¤er kanat ise kendisini BKPMLM olarak ilan etti. Her ikisi de flu aflamada örgütsel aç›dan da¤›n›k bir faaliyet yürütüyor. Bu güçlerin a¤›rl›kl› örgütlenme alan›, Kocabamba köylük bölgesi ile baflkent La Paz’daki maden iflçileri idi. Tekrar birleflmelerinden söz ediliyor. Son seçimlerde ortak biçimde Evo Morales’e “elefltirel” destek verdiler. Kolombiya’da, ço¤u kendisine Maoist diyen onlarca devrimci örgüt var. Ancak bu ülkedeki söz konusu örgütlere iliflkin gerçekli¤e vak›f durumda de¤iliz. Kolombiya Komünist Partisi de illegal faaliyet yürütüyor. Silahl› mücadeleye FARC’›n önderlik etti¤i biliniyor. Venezüella’daki hiçbir politik parti ile iliflkimiz yoktur. Oradaki Esquien Zamora Köylü Cephesi isimli bir örgütlenme ile iliflkimiz var. Çok uzun zamand›r faaliyet yürüttüklerini belirttiler. Bunlar›n askeri örgütlenmeleri oldu¤unu ö¤rendik. Ancak flu aflamada çal›flmalar› ve eylemleri hakk›nda daha fazla bilgimiz bulunmamaktad›r. Devrim için örgütlendikleri ve mücadele yürüttüklerini söylüyorlar. Bafl çeliflkinin Chavez ile halk aras›nda oldu¤una dair bir tespitleri var. Görüflümüzce Chavez bürokrasiyi kendi yandafllar› ile yeniden kurumsallaflt›rmaya çal›fl›yor. Büyük sansasyonla sunulan tar›m reformu çerçevesinde da¤›t›lan topraklar›n oran› çok düflük. Köylük bölgelerde toprak a¤alar› ile eski generaller birlikte hareket etmekteler. Köylü hareketine karfl› para-militer güçlerin etkinli¤i süreklilik kazanm›fl durumda. 2005 Eylül’ünde Baflkent Caracas’ta büyük çapl› bir köylü eylemi oldu. Chavez seçimleri ilk kazand›¤› dönemde popülist politikalara sar›lm›fl birisiydi. ABD’nin baflar›s›z darbe girifliminden sonra kitlelerin sokak iflgalleriyle birlikte konumunu daha da güçlendirdi. ‹lk darbe giriflimi s›-

145

Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64


Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64 ras›nda Chavez bir daha devlet baflkanl›¤›na gelemeyece¤ini düflünüyordu. O dönemde, yaklafl›k 1 milyona ulaflan büyük çapl› bir kitle, birkaç gün ana caddelere varana kadar sokaklar› iflgal etti. Medya bütünüyle darbecilerden yana bir tutum sergiliyordu. Kitleler bu tutumdan kaynakl› gazeteleri ve televizyonlar› da iflgal etti ve aleyhteki yay›nlara son verdirdi. Bu esnada di¤er Latin Amerika ülkelerinde de büyük destek gösterileri yap›ld›. Bu geliflmeler üzerine Chavez bariz bir tutum de¤iflikli¤ine girdi. Halk oylamas›na giderek durumunu pekifltirdi. Yankiye karfl› cephe genifllemifl ve güçlenmiflti. Ancak ABD emperyalizminin ülkedeki flirketlerine yönelik hiçbir tasarrufta bulunmad› ve onlarla iliflkiyi devam ettirdi. Bu süreçte komprador burjuvazi ve toprak a¤alar›n›n önemli bir kesimi darbeye karfl› tav›r gelifltirdi. Chavez’e karfl› kitle gösterilerinin organizatörlü¤ünü ise en büyük petrol flirketi PVDSA yap›yordu. Toprak a¤al›¤› sisteminin nispeten zay›f oldu¤u ülkede, proleter bir hareketin olmad›¤› koflullarda, Chavez devrimci halk hareketine önderlik eder bir pozisyona geldi. Giderek ABD emperyalizmine karfl› çok radikal bir söylem tutturdu. Di¤er yandan Rusya emperyalizminden 500 bin silah sat›n ald›. Bas›nda bunlar› kendine ba¤l› milislerin e¤itiminde kullanmay› hedefledi¤ine dair haberler ç›kt›. Chavez bütün politikas›n› ABD’ye karfl› odaklad›. Güney Amerika’daki birçok devletle ekonomik anlaflmalar imzalad›. Kendi televizyonunu kurdu. Küba, iliflkilerinde önemli merkez haline geldi. Bu ülkeye k›sa süre içerisinde petrol transferine bafllad›. Bu tasarrufun Küba ekonomisinin çekti¤i s›k›nt›lar›n hafifletilmesine yönelik önemli bir katk›s› oldu. Biz Chavez’in izledi¤i politikalar ve verdi¤i kararlarda Castro’nun önemli bir role yönlendirici- sahip oldu¤unu düflünüyoruz. Ayr›ca Venezüella ile beraber Küba, Çin, Rusya, Kuzey Kore ve ‹ran’›n bir eksen olufl-

turacaklar› görüflündeyiz. Chavez’in politikalar› AB ile de iliflkilenmektedir. ‹spanya Baflbakan› Zapatero iktidara geldikten sonra iki kez Caracas’a geldi ve çeflitli anlaflmalar imzaland›. Latin Amerika çap›nda güçlü olan bankalar›n Venezülla’daki etkinlikleri artmaya bafllad›. Bununla ilgili C. Rice’›n Chavez’e sataflmalar› da oldu. Son olarak flunu vurgulayal›m ki, Baflkan Mao’nun alt›n› özenle çizdi¤i üzere, proletaryan›n önderli¤inden yoksun olan anti-emperyalist ç›k›fllar›n baflar› flans› olamaz. " Biz Chavez ve Morales’in esasen Lula’dan farkl› olmayan ç›k›fllar›n›n ileri bir ad›m oluflturdu¤u yan›lsamas›na karfl› ç›k›yoruz. Bu ça¤›m›z›n de¤iflmeyen karakteristiklerinden kaynakl› böyledir. Devrim teorisi sosyalizmin kurulmas›nda ve komünizme giden yolda anahtar roldedir, silahl› mücadelenin tayin edici ifllevi ortadan kalkmam›flt›r. Seçimlerin burjuvazinin klasik bir aldatmacas› oldu¤u gerçe¤i de¤iflmemifltir. Venezüella’da da, Bolivya’da da gerek emperyalist tahakküm gerekse de s›n›fsal bask› ve zulüm mekanizmas›na yönelik kal›c›/kurumsal bir ad›m at›lmamakta ve bu liderlerin flov derecesinde parlat›lan anti-ABD’cili¤inin esasen ABD emperyalizmine yönelik tutarl› bir kopufl ve karfl› koyufla denk düflmemektedir. Chavez, Morales ve di¤erleri kendilerini yönetime tafl›yan halk›n kimi beklentilerine yan›t vermeye çal›fl›rken uluslararas› sermaye ile köprüleri atmamakta, aksine emperyalist yörüngeyi, ba¤›ml›l›k iliflkilerini bozmamaya özen göstermektedir. Chavez’in Küba/Castro ile iliflkisinin takt›¤› maske aç›s›ndan flafl›rt›c› olmad›¤›n› düflünüyoruz. Castro revizyonizminin eseri geri kapitalist Küba ekonomisinin çekti¤i s›k›nt›lara “çare” olma ad›na Chavez’in petrol lütuflar›na karfl›l›k, Kübal› uzman ve kadrolarla sa¤l›k, e¤itim vb alanlardaki popülist kampanyalara destek

146


sa¤lanmas›n› ucuz ve hte bir sosyalist dayan›flma gösterisi oldu¤u inanc›nday›z. Bununla birlikte, Chavez’e iliflkin –t›pk› bir dönem Lula sürecinin bafllar›nda oldu¤u gibi- dünya çap›nda reformistler ve revizyonistlerin körükledi¤i büyük çapl› bir “sempati ve destek” kampanyas› kah bilinçli kah kendili¤inden geliflmektedir. Bu nedenle “devrimsiz devrimler” propagandas›na karfl› ideolojik mücadeleyi önemli buluyoruz. Bu modellerle “liberal sosyalizm” ad› alt›nda emperyalist-kapitalist sistemin bekas› için çaba harcand›¤› düflüncesindeyiz. Bu konuda sizin düflüncelerinizi de alabilir miyiz? Chavez ve di¤er konulardaki yorumlar›n›za kat›l›yoruz. Bugün Brezilya’da Chavez konusuna bizim gibi yaklaflan bir baflka örgüt bulunmamaktad›r. Bizimki dahil baz› ülkelerdeki ayd›nlar, kendilerini Chavez’e endeksleyecek denli sürece kap›lm›fl durumdad›r. Chavez hayali, birço¤unun düfllerini süslüyor. Venezüella’daki geliflmeler üzerine bir dizi saçma sapan teori üretilmektedir. Örne¤in Chavez modelinin 21. yüzy›lda sosyalizme giden yolu temsil etti¤ini ileri sürenler var. Rebellion’da yazan Hans Dietrich bu teorinin en ›srarl› kalemlerinden biri. Bu teoriye itibar etmemekle beraber konuya tutars›z yaklaflanlardan birisi de Türk kökenli oldu¤u söylenen troçkist James Petras’d›r. Revizyonist kimlikli VKP (Venezüella Komünist Partisi)’nin eski kadrolar›ndan Rangel flu anda Chavez’in yard›mc›l›¤›n› yürütüyor. 1950’lerden sonra Venezüella’da hükümetin düflmesine neden olan ciddi boyutta bir politik kriz yaflanm›flt›. Meselenin ilginç yan›, o süreçte dönemin ilerici bir gençlik örgütü, birkaç günlü¤üne hükümet inisiyatifini ele geçirmiflti. Rangel bu gençlik hareketinin bafl›n› çekenlerden birisi konumundayd›. K›sa süre içerisinde ordunun iktidara el koymas›yla hapsedilenler aras›nda Rangel de vard›. Ancak bu gençlik önderleri bir süre sonra fi-

rar ettiler. Sonraki politik yaflam›n› VKP içinde örgütlü bir faaliyetle sürdüren Rangel, gençleri askeri akademiye yönlendirme görevini üstlenmiflti. Chavez bu flekilde orduya girenler aras›ndayd›. VKP’den ayr›ld›ktan sonra Chavez ile yak›nlaflmas›, onlar› “kader birli¤i”ne götürdü. Aralar›ndaki ba¤›n daha da kuvvetlenmesi 1990’larda Chavez’in örgütlemeye kalk›flt›¤› darbeler sayesinde oldu. Geçenlerde medyada yer verilen bir habere göre, Rangel, ordu içerisinde Chavez’e karfl› bir komplonun a盤a ç›kar›ld›¤›n› aç›klad›. Bu haber Rus emperyalistleri ile iliflkilerini do¤rulayan ayr›nt›lar da içeriyordu. Brezilya dahil birçok ülkeden silah ithal eden Venezüella’ya, savafl uçaklar› baflta olmak üzere en çok silah ihraç eden ülke haline gelen Rusya’n›n konumu, bu tabloyu tamamlamaktad›r.

Mücadele deneyimlerinden " Halk Savafl›’nda gerilla üs bölgeleri konusu hakk›nda görüfllerinizi ö¤renebilir miyiz? Bizce do¤ru yaklafl›m, Halk Savafl›’n›n bilimsel karakteri gere¤i, savafl›n üs bölgeleri var olmadan bafllay›p sonradan bu tip destek alanlar›n› yarataca¤› fleklindedir. Mao yoldafl›n ö¤retti¤i gibi gerilla savafl›n›n bütün biçimleri stratejik rol oynamaktad›r. Üs bölgeleri Halk Savafl›n›n kalbidir. Kurtar›lm›fl bölgelerin yarat›lmas›na giden yolda önemli bir yere sahiptir. Gerilla üs bölgelerine yaklafl›m hususunu biz çok önemli buluyoruz. Emperyalistlerin “düflük yo¤unluklu savafl” ismiyle formüle etti¤i, gerilla savafl›na karfl› stratejik konumlan›fl›, Vietnam’dan bafllayarak bir dizi ülkede devreye girdi ve girmektedir. Denizi kurutup bal›¤› yakalamak için köylük alanlar› yak›p y›k›p imha etme yöntemi uygulanmaya devam etmektedir. 1948’de, Çin Kurtulufl Savafl› esnas›nda, Yankiler Çan Kay fiek’e des-

147

Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64


Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64 tek amac›yla Yenan’› a¤›r bir bombard›mana tuttular. Büyük bir kitle göçü yafland›. Baflkan Mao bu dönemde karfl› taktik olarak gerilla üs bölgelerini öne ç›kard›. Silahlar ne kadar modernize edilse de üs bölgelerinin öneminden bir fley kaybetmeyece¤ini düflünüyoruz. Üs bölgeleri Halk Savafl›’n›n vazgeçilmez parças›d›r. Bu bölgeler; üretim iliflkileri, yeni kültür ve de askeri kadrolar› gelifltirme aç›s›ndan önemli rol oynayacak, savafl› daha ileriye itecektir. Halk Savafl› basitten karmafl›¤a do¤ru geliflecektir. Üç büyük silah, Parti, Ordu ve Cephenin inflas› bu sürecin eseridir. Halk›n kendini savunma aflamas›nda milislerin önemli bir rol oynayaca¤›n› da unutmamak gerekiyor. Bu güçlerin oluflturulmas› özellikle bizim ülkemizde bafll› bafl›na bir sorundur. Çünkü Guevarac› anlay›fl›n etkisiyle gerilla savafl› seyyar bir tarz olarak alg›lanmaktad›r. Macerac› özellikleri nedeniyle gençler için çekici olan Gueverac› askeri anlay›fl bilimsel de¤ildir. Proletarya ideolojisini merkeze koymayan bir özellik tafl›maktad›r. Oysa Halk Savafl›’n›n baflar›ya ulaflmas›nda bafl›ndan itibaren Komünist Partisi’nin önderli¤i esast›r. Unutulmamal›d›r ki Halk Savafl› ideolojik, teorik ve politik olarak kitlelerle birlikte verilen bir savaflt›r.

Parti ‹nflas› " Parti inflas› konusunda yaklafl›m›n›za de¤inebilir misiniz? Faaliyet ve örgütlenmemizde legal ve illegal ayr›m› konusunda hassas davranmaya çal›fl›yoruz. Legal ve illegal faaliyet ile aç›k ve kapal› alan çal›flmalar› aç›s›ndan devletle kurulan iliflkiyle kitlelerle kurulan iliflki farkl› olmak durumundad›r. Bu ikisinin birbirine kar›flt›r›ld›¤› durumlarda faaliyetin ve örgütün zarar görmesi kaç›n›lmazd›r. Partinin inflas›nda 4 önemli konu bafll›¤›ndan söz edilebilir: Birincisi önderlik sorunudur. Bunu ana sorun olarak belirliyoruz. ‹kincisi, aç›k ve kapal› alan çal›flmas›d›r. Alanlar aras›ndaki

ba¤lant› gizli olmak zorundad›r. Bununla beraber aç›k alan çal›flmas› her zaman legal de¤ildir. Örne¤in son 10 y›ll›k zaman diliminde kurup gelifltirmeye çal›flt›¤›m›z kitle örgütlerinin önemli bir bölümü -Yoksul Köylü Hareketi, ‹flçi Hareketi, Halk-Ö¤renci Gençlik Hareketi, Kad›n Hareketi vd.- aç›k çal›flma yürütmekle beraber, legal oluflumlar de¤ildir. Özellikle faaliyetin ilk dönemlerinde, kadro yetersizli¤i nedeniyle, alanlar aras›ndaki iliflkinin gizlili¤i meselesi, hayatiyet kazanmaktad›r. Birçok yoldafl›n, aç›k alan faaliyetinde ortaya ç›kan sorunlar› çözme konusunda kendilerini sorumlu hissederek sergiledikleri pratik zararl› sonuçlar üretiyor. Partiyi infla etme konusunda acelecilik hatas›na düflülüyor. Bu tip hatal› tutum ve anlay›fllara karfl› güçlü bir ideolojik mücadele yürütmek gerekiyor. Üçüncü sorun, mali güç ve lojistik destektir. Dördüncüsü ise ajitasyon-propaganda faaliyetidir. Bu dört sorunla ilgili geliflme sa¤lamaya çal›fl›yoruz. Bu konularda belli bir aflamaya ulaflt›¤›m›zda, partimiz ideolojik ve politik bak›mdan olgunlaflm›fl olacak. Geçerken de¤inmek istedi¤imiz bir baflka husus da di¤er sol örgütlerle iliflkiler konusunda sizden farkl› bir durum içerisinde bulunmam›zd›r. Türkiye’de ismi geçen birçok parti ve örgütün küçük burjuva karakterine karfl›n devrimci nitelikte bir durufl sergiledi¤i biliniyor. ‹deolojik, politik ayr›mlara ra¤men bunlarla dayan›flma ve iflbirli¤i içerine girerek, çeflitli eylem birlikleri gerçeklefltirdi¤inizi de sizden ve di¤er kaynaklardan ö¤renmifltik. Genel olarak devrimci örgütler aras›nda böyle bir hareket tarz›n›n tutturulmas›n› çok önemli buluyoruz. Bizde ise sol olarak kendini ifade eden parti ve örgütlerle böylesi bir iliflki yakalanam›yor. Çünkü bu yap›lar›n kadrolar› genellikle dönekler, hainler ve silahl› mücadele karfl›tlar›ndan olufluyor. Bunlar daha da ileri gidip polisle iflbirli¤i yapabiliyorlar. Özellikle bizim üye ve militanlar›m›za yönelik istihbarat çal›flmas› yapanlar

148


dahi oluyor. Gerçekli¤imizin daha iyi anlafl›lmas› için bu durumu aktarmak istedik. " Partinin kurulufluyla birlikte isminizden K›z›l Fraksiyon ekini ç›kartarak BKP ismini alaca¤›n›z› belirttiniz. Di¤er revizyonist ve reformist örgütlerle kar›flt›r›lma sorununu nas›l çözmeyi düflünüyorsunuz? Lenin’in RSD‹P’ten RKP’ye parti isminin de¤ifltirilmesindeki yaklafl›m›, parti isminin bilimsel güç ve de¤er tafl›mas› ile ilgilidir. Anti-komünizmin etkileri örne¤in Kore Komünist Partisi’nde isim de¤iflikli¤ine yol açt›. Arnavutluk da ayn› tutumu sergilemiflti. Vietnam da “iflçi partisi” adland›rmas›n› benimsedi. Bununla beraber partinin isminde ülkenin belirtilmesi de önemlidir. Çünkü her ülkenin devrimine o ülkenin komünist partisi önderlik edecektir. Komünist enternasyonalin parças› olmak bunu gerektirir. Devrimin iniflli ç›k›fll› geliflimine paralel proletarya partisinin de zikzaklar çizmesi do¤ald›r. Bundan ötürü en önemli süreç partinin ilk kurulufl y›llar›d›r. Bizim tarihimizde BKP’nin kurulufl y›l› 1922’dir. Parti sonradan revizyonist bir nitelik alm›flt›r. Çeflitli dönemlerde bu kimli¤inden s›yr›lmas› yönünde çabalar oldu. Ancak bu konudaki en ciddi ve etkili giriflimi biz temsil ediyoruz. Bunu gerçeklefltirme ve partiyi yeniden kurulufl aflamas›ndaki komünist kimli¤ine kavuflturma sürecindeyiz. Proletarya ideolojisinin geliflimi bunu gerektiriyor. Partinin ismi, kuruldu¤u süreçte P.C.B. (Brezilya Komünist Partisi) fleklindeydi. 1962’de yoldafl olarak gördü¤ümüz bir grup PC do B -aç›l›m› yine “Brezilya Komünist Partisi” fleklinde ancak k›saltmada yaz›m fark› var- ismini kulland›. Bugün iktidara da ortak olan revizyonistler, PCB’yi (Brasiliaro) -k›saltmada kurulufl y›llar›na göre yine farkl›l›k var- kullan›yor. Bunlar›n yan› s›ra “komünist” etiketi ve/veya iddias›yla faali-

yet yürüten baflkalar› da var. Bunlardan birisi yar›-troçkist PCBR’dir. Bir di¤eri eskiden Maoist geçinen PCAV (PCB-K›z›l Kanat). Bu partiyi ideolojik mücadelenin içerisine çekmeye çal›fl›yoruz. Ayr›ca eklektik ve revizyonist nitelikte PCML ile 1997’de bizden ayr›lanlar›n kurdu¤u PCR (Brezilya Devrimci Komünist Partisi) de var. Sizin daha önce sordu¤unuz -Komünistlerin Birli¤i Forumu’nu oluflturanlar- gruplar› da bunlara eklemek gerek. Bu karmaflay› do¤al görüyor ama hiç kuflkusuz bir tek KP’nin oldu¤una inan›yoruz. Bu gruplarla çeflitli konu ve sorunlar kapsam›nda ideolojik ve siyasi mücadele yürütüyoruz. Ayr›ca bunlar›n kendi aralar›nda da belli tart›flmalar yaflan›yor. Biz dahil bu parti ve gruplardan birisi gerçek manada bir komünist partisinin flekillenmesini sa¤layacakt›r. Lenin 1911-12 y›llar›nda, “Geliflme aflamas›nda çok say›da ve çeflitte fraksiyon vard›r. Bunlardan birisi partinin infla sorumlulu¤unu üstlenir. Sa¤lam bir ideolojik ve politik çizgisi varsa kitleler onu KP olarak tan›r ve benimser” demiflti. Geçmifle bakt›¤›m›zda, yoldafllar›n 1962 y›l›ndaki oluflumda partinin ismini -PC do B- de¤ifltirmifl olmalar›n› hatal› buluyoruz. Do¤ru olan eski -ilk- ismi devam ettirmeleriydi. Yeniden yap›lanma aflamas›n› tamamlad›¤›m›z kongrede K›z›l Fraksiyon ekinin kald›r›lmas› ve partinin P.C.B. (Brezilya Komünist Partisi) olarak adland›r›lmas› gerekti¤ini düflünüyoruz. Kongrede “MLM” ya da Hindistan ve Nepal gibi “M” (Maoist) ekinin getirilmesi de önerilebilecektir. Biz her konuda oldu¤u gibi esasen bu konuyu da ideolojik bir çerçevede de¤erlendiriyoruz. Partinin kurulufl aflamas›ndan sonra isminde de¤ifliklikler yap›lmas›, meydana gelen zikzaklar›n/sapmalar›n sonucudur. Reformist ve revizyonist durufllara ve süreçlere karfl› olmak, partiye daha fazla sahip ç›kmay› gerektirir. Bu, parti tarihinin, harcanan

149

Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64


Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64 emeklerin ve flehitleri sahiplenmenin gere¤idir. Çok de¤erli önderler, kadrolar ve militanlar›n an›s› en büyük hazinemizdir. fiehit düflen nice yoldafl›m›z›n de¤erlerinin anlafl›lamad›¤›n› düflünüyoruz. Yanl›fl çizgideki önderlikler alt›nda, kad›n-erkek büyük kahramanl›klar yafland›. Bütün bunlarla beraber bu tarih bizimdir. Kendimizi onlar›n devam› olarak görüyoruz. Peru’da, 1964 y›l›nda revizyonistlerden kopufl döneminde bir sürü isim önerenler oldu. Ancak Perulu yoldafllar partiyi yeniden yap›land›r›rken tarihi isimde ›srar etme karar› ald›lar. Kitleler aç›s›ndan kafa kar›fl›kl›¤› yaratma riski vard› ama revizyonistlerle aralar›ndaki büyük ayr›m, bu riski bertaraf etti. Art›k PKP denilince herkes revizyonistlerden önce MLM partiyi anl›yor. Ayd›nl›k Yol ismi bas›n›n yak›flt›rmas› ile ortaya ç›kt›. Bu yak›flt›rma, PKP’li militanlar›n konuflmalar›n›, “Yaflas›n Carlos Mariategui’nin Ayd›nl›k Yolu” slogan›yla bitirmelerinden kaynaklan›yordu. ‹sim kar›fl›kl›¤›n›n ç›kaca¤› do¤rudur ancak partimizin devrimci kimli¤inde ›srar› bu sorunu en aza indirecektir. Örne¤in bas›n bizden bahsederken “Maoist”, “radikal”, “gerillac›” fleklinde s›fatlar kullan›yor. Oportünistler de bizden Maoist olarak söz etmeyi tercih ediyorlar. " Son olarak okurlar›m›z›n Brezilya devriminin stratejik önemini daha iyi anlayabilmesi aç›s›ndan ülkeniz ve devrimci hareketin tarihi hakk›nda bilgi verebilir misiniz? Ülkemiz, Güney Amerika’n›n 11 ülkesinden 9’u ile –fiili ve Ekvator hariç- s›n›r komflusudur. 8 milyon kilometrekarelik yüzölçümüyle Avrupa k›tas› büyüklü¤ündedir. Do¤udan bat›ya, kuzeyden güneye en genifl mesafe 5 bin kilometreyi bulmaktad›r. 5651 flehir, yüzlerce orta-flehir, 5000 kasabas› olan ülkede, 200 ila 400 bin aras›nda yerli nüfus -büyük bölümü ilkel koflullarda- yaflamaktad›r. En büyük flehirlerden Sao Paulo 19, Rio De

Janeiro 8, Belo Horizonte ise 4 milyonluk nüfusa sahiptir. Ülkenin yüzde 60’›n› Amazonlar Bölgesi oluflturmaktad›r. Burada, s›n›r komflusu olan Bolivya, Peru, Kolombiya, Venezüella ve Guyanalar’› da içine alan biçimde tropikal -ekvatoryal- iklim hüküm sürmektedir. Bat›’da bulunan Amazonlar’da büyük alanlar kaplayan çok say›da balta girmemifl orman bulunuyor. Devlet, son y›llarda soya fasulyesi ve hayvanc›l›k bahanesiyle bu bölgeye de nüfuz etmeye çal›flmaktad›r. Önceden sadece tahtac›l›k, odunculuk ve madenler nedeniyle ilgi çekiyordu. Peru topraklar›ndan do¤an ve Atlantik Okyanusu’na uzanan Amazon nehri, yüzlerce kolu ile beraber ülkenin büyük bir kesimine yay›lmaktad›r. Ülkenin en geliflmifl bölgesi, hammaddelerin yüzde 60’›n›n üretildi¤i Minas Gerais’dir. Üç büyük flehir ve di¤er kalabal›k flehirlerin ço¤u Atlantik Okyanus’u k›y›s›nda s›ralan›yor. Sao Paulo, Rio ve Belo Horizonte aras›ndaki geometrik alan, demir üçgeni olarak adland›r›lmaktad›r. Sanayi üretimi a¤›rl›kl› biçimde bu alanda gerçeklefltiriliyor. Ülkenin finansal merkezleri de buradad›r. Ordu da karargah› ve en büyük gücünü bu alanda konuflland›rm›flt›r. Biz devletin oluflturdu¤u eyalet bölümlerine endeksli olarak faaliyet yürütmüyoruz. Tarihi sürecine, co¤rafi yap›s›na ve en önemlisi kitle karakterine bakarak belirledi¤imiz bölgeler, mevcut idari yap›lanmadan farkl›d›r. Bölge komitelerimiz buna göre örgütlenmifltir. Ülkenin en büyük da¤ silsilesi olan Serra Do Mar, k›y›ya yak›n bir alandad›r. Bu da¤lar, büyük flehirleri ülkenin di¤er kesimlerinde ay›r›r bir konumdad›r. Ordu bu bölgelerde güçlüdür. Brezilya’da çok say›da da¤ olmakla beraber, bunlar›n genel özelli¤i çok yüksek olmamalar›d›r. Bu da¤lar zengin bir bitki örtüsü ile kaplanm›flt›r. Yüksek olmayan yerlerde kurulu olan sebze bahçeleri, ülkenin merkezi alanlar›na yay›lm›flt›r. Bu tip birçok ormanl›k

150


alan, Amazonlar’›n minyatürü gibidir. 40 ila 60 metre uzunlu¤undaki a¤açlardan oluflan ya¤mur ormanlar›, Amazonlar’a özgüdür. Önceden Amazonlar bölgesinin engebeli olmad›¤› söylenirdi. Ancak yap›lan çal›flmalar sonucu bu bölgede de da¤l›k alanlar oldu¤u belirlendi. Ülkenin bitki örtüsü bak›m›ndan en fakir, çöllerle kapl› bölgesi ise Bahia’d›r. Biz Halk Savafl› stratejisi aç›s›ndan en son kurtar›lacak/ele geçirilecek bölge olarak Amazonlar’› görüyoruz. Bu nedenle, zaten nüfus yo¤unlu¤u çok düflük olan bu bölgede hiçbir faaliyet yürütmüyoruz. Amazonlar’daki yerli halk nehir kenarlar›nda ve tecrit edilmifl komünler halinde yafl›yor. Meyve ve bal›kla besleniyor. ABD’li ve Avrupal›lar›n büyük ilgi gösterdi¤i bu bölgede, misyonerler, bilim insanlar› çeflitli faaliyetlere girifliyor. Bu bölgeyi bir de de¤iflik NGO’lara ba¤l› ekipler ziyaret etmektedir. Çeflitli duyumlar› kesinlefltiremedi¤imiz için ABD’nin Amazonlar’da ne tür askeri çal›flmalar ve üslenmeler yapt›¤›n› da tam olarak bilemiyoruz. fiunu biliyoruz ki ABD aç›s›ndan kritik öneme sahip ülkelerin hepsi bu bölgeyle s›n›r oluflturuyor. Ülkemizdeki devrimci süreç, 1924-27 y›llar› aras›nda etkili olan, Carlos Prestes önderli¤indeki milli burjuva karakterli “Te¤menler Hareketi” ile bafllad›. Carlos Prestes’in Marksist görüflleri benimsemesi 1930’dan sonrad›r. Üç y›ll›k bir uzun yürüyüfl gerçeklefltiren Te¤menler Hareketi, bu süreç çerisinde Sao Paulo’daki bir ayaklanma ile buluflup etki gücünü art›rarak devletin silahl› kuvvetlerine önemli darbeler indirdiyse de, kitlelere mal olamad› ve Bolivya’ya geçerek da¤›ld›. Ayn› süreçte bafllayan bir baflka isyan hareketi, bölgesel nitelikliydi ve köylüler taraf›ndan örgütleniyordu. Cangaco ismi verilen hareket, çok say›da gerilla yetifltirdi ve köylük bölgelerin yan› s›ra flehirlerde de polis güçleriyle –a¤›rl›kl› olarak- büyük çat›flmalara girdi. Prestes’in isyan halindeki birli¤i on-

lara ulaflmak üzereyken, devletin Prestes’e sald›rmalar› için verdikleri para ve silahlar› ald›lar ancak kullanmad›lar. Cangaco isyanc›lar›n›n askeri taktikleri, Halk Savafl› stratejisi bak›m›ndan de¤erlendirilmeyi hak edecek boyutta zenginlik içeriyordu. Bunlar›n isyan ettikleri bölgede halk aç›s›ndan yaflamsal bir özellik tafl›yan su sorunu, kitleleri seferber etmede, liderleri taraf›ndan iyi biçimde kullan›ld›. Önderliklerini, basit giyinen, çapraz ast›¤› çantas› ile ünlü Lampiao isimli bir köylü yap›yordu. Bütün savaflç›lar, s›rt ve el çantalar›nda, esmer fleker ile kuru et bulunduruyor, sandalet giyiyor, büyük b›çaklar tafl›yorlard›. Birden fazla eyalete uzanan boyutta etkinliklerde bulundular. Bir di¤er önemli savafl deneyimi için 1972’deki Arroya’dan bahsetmek gerekiyor. En büyük açmazlar› birkaç eyalet aras›nda s›k›flm›fl bulunmalar›yd›. Yenilgilerinin esas nedeni, stratejik manada bir Halk Savafl› program›na sahip olmay›fllar›yd›. Fokocu anlay›fl›n önemli ölçüde tesiri alt›nda hareket ettiler. Parti, bu sürece iliflkin eski de¤erlendirmelerinde, yenilgiyi askeri taktiklere ba¤lama hatas›na düflmüfltü. 1976 y›l›nda devlet taraf›ndan katledilen Pedro Nomar, bu yorumu ilk reddeden kiflilerdendi. Nomar, yenilgiyi Halk Savafl›’n›n kavran›fl›ndaki ideolojik yan›lg›ya ba¤l›yordu. Arroya’daki isyan›n geliflti¤i ormanl›k bölgede faaliyet yürüten 70 dolay›ndaki parti militan›, 3-4 y›ld›r oraya yerleflmiflti. Gerillaya kat›l›m, çok s›n›rl› bir geliflim gösteriyordu. Devam› y›llarda 8’i tutsak düflen, 3’ü flehit olan MK’nin, 1976 Aral›k ay›nda Sao Paulo’da yap›lan toplant›s›na gelindi¤inde, henüz devletin sald›r› harekat› bafllamam›flt›. Buna karfl›n yerel komite üyelerinin ciddi bir bölümü operasyonlar sonucu yakalanarak etkisiz hale getirilmiflti. Süreci askeri boyutlar›yla tahlil eden ve çok uzun bir rapor haz›rlayan Angela Ohio isimli yoldafl da flehit düflenler aras›ndayd›. Kendisi ormanl›k alandan

151

Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64


Brezilyal› komünistlerle röportaj

PART‹ZAN 64 tek bafl›na ç›km›fl ve çat›flmada katledilmiflti. Halk Savafl›’n›n temel prensiplerini uygulamada eksik ve hatal› davranan yoldafllar, etrafl› bir örgütlenme yaratamayarak tecrit bir pozisyona düflmüfllerdi. Düflman etraflar›n› sar›p da sald›r›ya geçince büyük bir direnifl ve savafl yafland›. Bu çarp›flmalara, MK askeri sorumlusu Mauricio Grabois yoldafl komuta ediyordu. Savafl›n tam ortas›nda, gerillalarla birlikte savaflarak flehit düfltü¤ünde, 70 yafl›ndayd›. Bu yoldafl parti içerisinde Kruflçev’e yönelik tav›r tak›nan ve Stalin’i sahiplenenlerin bafl›n› çekiyordu. Bu tavr›n› mektuba dökerek 1961 y›l›nda SBKP’ye göndermiflti. ‘63 polemikleri döneminde SBKP taraf›ndan yaz›lan mektuplardan birisinde Grabois yoldafl›n yöneltti¤i sorulara da at›fta bulunulmaktad›r. Arroya deneyiminin yafland›¤› köylük bölge, kalabal›k bir nüfusa sahip de¤ildi. Bu alan›n yerlisi olan köylülerin, devletle do¤rudan bir iliflkisi yoktu. Baflka yerlerden gelen az say›da göçmenin de durumu pek farkl› de¤ildi. Devletin yörede varl›¤› hissedilmiyordu. Bu durum, silahl› mücadelenin yürütülmesinde handikap oluflturdu. ‹syan sonras› y›llarda Brezilya Ordusu bölgeye özel bir önem verdi. Yat›r›mlar birbiri ard›na devreye sokuldu, caddeler, köprüler yap›ld›. Yard›m kurulufllar› göreve ça¤r›larak çeflitli giriflimler bafllat›ld›. Bugün için orada ciddi bir nüfus potansiyelinden söz edebiliriz. Aradan geçen 30-35 y›la karfl›n, halk›n bölgedeki gerilla savafl› ve direnifli unutmad›¤› rahatl›kla gözlemlenebiliyor. O dönemi hat›rlayanlar; komünistlerin yaflant›s›, genel olarak tav›r ve tutumlar›ndan övgüyle söz ediyorlar. Yoldafllara ait an›lar, hikayeler efsane gibi anlat›l›yor. Geçen sene o bölgedeki çal›flmalar›m›z esnas›nda yafll› köylülerle sohbetlerimiz oldu. Gerillalar›n orduya karfl› savaflta büyük cesaret örne¤i kabul edilen çarp›flmalar›n›, hayranl›k dolu sözlerle anlatt›lar. Dönemin baz› gerillalar› özel olarak efsa-

nelefltirilmifl durumda. Bunlardan birisi, Oswaldo. ‹ki metre boyunda, siyah ›rktan olan bu yoldafl, ele geçirildikten sonra a¤›r iflkencelere u¤rat›ld›ktan sonra bafl› kesilerek katledilmiflti. Yoldafl›n kesik bafl›, halka korku salmak amac›yla, askerler taraf›ndan köylerde dolaflt›r›l›p, meydanlarda sergilendi. Bu köylerden birisi Xambioa’d›r. Oswaldo yoldafl için halkta oluflan, “yafl›yor, direnifl ormanlar›nda dolafl›yor” inanc›, o tarihten bu yana sürüyor. Bir di¤er efsane yoldafl, Dina’d›r. Kad›n gerillalardan Dina yoldafl, çat›flmada ele geçirildikten sonra vahfli iflkencelerden geçiriliyor ancak ad›n› dahi kabul etmiyor. Yoldafla ismini sorduklar›nda, “gerillalar›n özel ismi yoktur” dedi¤i biliniyor. Canl› ele geçirilen gerillalar ç›plak vaziyette topra¤a aç›lan boy çukurlar›na -Vietnam Çukuru- konuldu. 7 ay› ya¤murlu bir iklimde hem günefl hem de ya¤mur alt›nda aylarca en ak›l almaz iflkencelerden geçirildiler. Her gün önlerine, zorla yiyebildikleri bir parça yemek konuyordu. ‹htiyaçlar›n› da o vaziyette karfl›lamak zorunda olduklar› bu çukurlar›n içerisine, bazen y›lanlar b›rak›l›yordu. Bu zulüm ve iflkenceye karfl›n gerilla yoldafllar büyük bir direnifl gösterdiler. Yenilgiye u¤rad›klar›n›n bilincindeydiler. Ancak onlara esas gücü, di¤er yoldafllar›n›n ve sonraki kuflaklar›n bu mücadeleyi zafere tafl›yacaklar›na olan inançlar› veriyordu. Kahraman Arroya gerillalar›n›n savafl ve direnifl bayra¤›n› daima yükseklerde tutmak and›m›zd›r. S›n›r bölgesindeki bu deneyim bizim için son derece önemli derslerle doludur. " Verdi¤iniz oldukça de¤erli bilgiler nedeniyle size teflekkür ediyoruz. Devrimci mücadelede yer alan yoldafllar›m›z›n ve tüm okurlar›m›z›n selam ve sevgilerini Brezilyal› yoldafllar›m›za iletmenizi rica ediyoruz. Devrimci mücadelenizde baflar›lar diliyoruz. Biz de çok teflekkür ediyor, yoldafllar›n›z› en içten devrimci duygular›m›zla selaml›yoruz.

152


OKU-OKUT! ABONE OL- ABONE BUL!

Abonelik koflullar›

‹flçi-köylü 6 AYLIK: 20 YTL 1 YILLIK: 40 YTL

Yeni Demokrat Gençlik 10 YTL 20 YTL

Partizan 10 YTL 20 YTL

NOT: ‹stedi¤iniz süreye denk gelen oranda paray› hesap numaralar›m›za yat›rarak banka dekontunu yay›nevimize fakslay›n›z ya da postalay›n›z. Abonelik ücretine posta masraflar› dahildir.


ic kapaklar.qxd

14/5/08

17:31

Page 1

‹syan alevlerini örgütlenerek büyütelim!

Profile for Partizan Dergisi

Partizan Sayı 64  

Partizan Sayı 64  

Advertisement