__MAIN_TEXT__

Page 1

FAfi‹ZME, EMPERYAL‹ZME, FEODAL‹ZME, fiOVEN‹ZME VE HER TÜRDEN GER‹C‹L‹⁄E KARfiI

Ekim 2001

Say›: 41

Ayl›k Siyasi Dergi

F‹YATI: 1.000.000 TL (KDV dahil)

ISSN: 1303-0078

11 Eylül sald›r›s›n›n de¤erlendirilmesi ve ABD’nin yeni Asya stratejisi

A. fiUNUROV TÜRK‹YE PROLETARYASI


UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹ Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:23/2 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 521 34 30, 531 48 53 FAKS: (0212)621 61 33 Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Bar›fl AÇIKEL Bask›: Kayhan Matbaas› ISSN. 1303-0078 elemail: umutyayimcilik@superonline.com BÜROLAR ➧ KARTAL: HAMAM SOK. DEM‹RL‹ ‹fiHANI NO: 57/14 KARTAL, TELEFAKS: (0216) 306 16 02 Cep:0544 521 34 30 ➧ ANKARA: NECAT‹BEY CAD. NO: 66/4 MALTEPE, TELEFAKS: (0312) 231 77 05 Cep: 0543 362 53 60 ➧ ‹ZM‹R: GAZ‹OSMANPAfiA BULVARI, KOÇAfi ‹fiHANI NO: 87, DA‹RE:318 KONAK, TELEFAKS: (0232) 441 93 09 Cep: 0535 310 31 84 ➧ MALATYA: DABAKHANE MAHALLES‹, BOZTEPE CAD., BABACAN ‹fiHANI NO:9 KAT:1/16 MALATYA TEL: (0422) 325 78 13 Cep: 0535 314 36 70 ➧ BURSA: GÜMÜfiÇEKEN CAD. ERKMEN ‹fiHANI, NO:7/21, HEYKEL, TEL: (0224) 224 09 98 Cep:0535 975 65 32 ➧ SAMSUN: KALE MAH., YUSUF KEFEL‹ ‹fiHANI, KAT: 6, NO: 9 , TEL: (0362) 435 64 57 Cep: 0535 454 22 50 ➧ TURHAL: YAVUZ SULTAN SEL‹M MAH. TANRI-VERD‹ SOK. 19/15 2. NOTER YANI TURHAL/TOKAT TEL: 0356 276 37 20 Cep: 0533 414 65 54 ➧ AVRUPA MERKEZ BÜRO: WESELER STR 93 47169 DUISBURG-DEUTSCHLAND TEL: 0049 203 40 60 958 FAKS: 0049 203 40 60 959 Hesap Numaralar›: Sakine Dönmez Ziraat Bankas› Aksaray fib. Yurtd›fl› DM hesap no:: 301009-389694 Yap› Kredi Bankas› Aksaray ‹stanbul fiubesi: Fr. Fr.fiube Kod: 0020 Hesap no: 3013651.5 Yurtiçi TL Hesap No: 85870-4 Vak›fbank Valide Sultan fib. Avusturya fiilini hesap no: 345-4018882

PART‹ZAN’DAN Merhaba, Yeni bir say›m›zla daha birlikteyiz. Bu say›m›zda üç çal›flmaya yer verdik. Bunlardan birincisi ABD’ne yöneltilen sald›r›lardan sonra, ABD emperyalizminin büyük bir histeriyle estirmifl oldu¤u “terörizm” propagandas› alt›nda baflta Afganistan olmak üzere özelde Asya halklar›na genelde dünya halklar›na yönelik sald›rganl›¤›n arka plan›nda yatan gerçeklere k›sa da olsa de¤indik. Gelinen aflama itibar›yla ABD emperyalizmi Afganistan’a sald›rm›fl, Afgan halk›n›n üzerine bombalar ya¤d›r›lmaktad›r. Bu önemli durum gerek Asya halklar›n› ve gerekse de dünya halklar›n›n gelece¤i aç›s›ndan önem arzetmektedir. Emperyalist sald›rganl›¤›n gelinen aflamada prati¤e dökülmesi dünya üzerinde yeni saflaflmalar›, emperyalist ç›kar dalafllar›n› ve kuflkusuz ki halklar›n anti emperyalist bilincinin geliflmesi üzerinde etkili olacakt›r.Önümüzdeki say›lar›m›zda bu konuyla ilgili çal›flmalara yer vermeyi sürdürece¤iz. Bu say›m›zda daha önceki say›lar›m›zda yay›nlamaya bafllad›¤›m›z “Lal Salam Comrades” adl› çal›flmaya elimize ulaflmad›¤›ndan dolay› yer veremiyoruz. Bu eksikli¤imizi önümüzdeki say›larda giderece¤iz. Bu say›m›zda genel olarak okurlar›m›z›n yak›nen bildi¤i, okudu¤u bir çal›flmaya yer verdik. A. finurov’un bu çal›flmas› komünist önder ‹brahim Kaypakkaya’n›n yaz›lar›nda yararland›¤› bir çal›flmad›r. Bu çal›flmay› kitap olarak okurlar›m›za sunmay› düflünüyorduk ancak elimizde olmayan nedenlerden dolay› bu haliyle sizlere ulaflt›rmak zorunda kald›k. Bu çal›flman›n bu biçimiylede okurlar›m›z taraf›ndan ilgiyle karfl›laflaca¤›n›, tart›fl›laca¤›n› umuyoruz. Yeni bir say›m›zda buluflmak dile¤iyle. Dostlukla...

‹Ç‹NDEK‹LER

11 Eylül sald›r›s›n›n de¤erlendirilmesi ve ABD’nin yeni Asya stratejisi . . . . . . . . . . . .Sayfa 2 Türkiye Proletaryas› . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .Sayfa 14 Büyük Proleter Kültür Devrimi-4

Sayfa 49

....


2

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

11 Eylül sald›r›s›n›n de¤erlendirilmesi ve ABD’nin yeni Asya stratejisi “ABD’nin yeni Asya stratejisi bir süredir ABD ekonomisinde olan ve 11 Eylül sald›r›s›yla biraz daha artan resesyonun-durgunlu¤un, (ki tüm dünya ekonomisinde bir süredir resesyon söz konusuydu) önünü kesmek için esas olarak savafl eksenli siyaseti, diplomatik ve ekonomik bask›y› halklar üzerinde ideolojik, kültürel, flekillendirilifli kapsayan komplike sald›r›lar›n toplam›d›r.”

11 Eylül 2001 tarihinde tüm dünya gözlerini ABD’de gerçeklefltirilen sald›r›lara dikmiflti. Sald›r›lar›n ilki New York’da bulunan Dünya Ticaret Merkezi (DTM)’ne gerçekleflmiflti. ABD emperyalizminin maliticari simgesi olan ikiz kuleler yerle bir olmufltu. Geriye yaln›zca binlerce ölü ve tüm New York’u saran toz ve kül bulutlar›n›n gökkubeye çökmüfl a¤›rl›¤› kalm›flt›. ‹kinci sald›r› ise, ABD emperyalizminin tüm dünyay› askeri a¤›yla sararak hükmetmeye dönük plan ve projelerini gelifltiren, politikalar›n› tespit eden demir patentli simgesi Pentagon’a gerçeklefltirilmiflti. Bu sald›r›ylada Pentagon’un bir k›sm› imha edilmiflti; içinde bulunan bir general, onlarca subay, istihbaratç› vb. görevliler ölmüfltü. ABD yönetimi ve halk panik halinde bu olup bitenleri izliyorlard›. Sald›r›lar›n hemen ard›n-

dan AB emperyalistleri, Rusya ve Çin timsah gözyafllar› eflli¤inde “üzüntülerini” bildiriyorlard›. TC devleti ise bir baflka telden “ABD ve di¤er müttefiklerimiz ‘terör’den bizim neler çekti¤imizi art›k anlam›fllard›r” diyerek, Türkiye’nin bundan sonra jeo-stratejik öneminin her zamankinden daha fazla artt›¤›n› dillendiriyordu. 11 Eylül sald›r›s›n›n hemen ard›ndan sözkonusu sald›r›lar› kimin ya da kimlerin yapt›¤›na iliflkin çeflitli senaryolar üretilmeye baflland›. Suyun çamurlu, kirli ve bulan›k oldu¤u bir zamanda, do¤al olarak o sudan içmeyiz. Dolay›s›yla bu sald›r›lar› kimin ya da kimlerin yapt›¤›na iliflkin kamuoyuna somut doneler (veriler) yans›mad›¤› için, sald›r›lar› kimlerin ve niçin yapt›¤›na iliflkin belirlemeler yapmak da, bulan›k sudan su içmek anlam›na gelecektir. 11 Eylül


sald›r›lar›n› kimlerin gerçeklefltirdi¤ine dair her hangi bir belirlemede bulunmak yerine eylemlerin niteli¤i ve tarz›na iliflkin de¤erlendirmeler yapmak daha yerinde olacakt›r. ABD emperyalizmi ve onun tekelci medyas›n›n kamuoyuna manüple etti¤i bilgilere göre 11 Eylül sald›r›lar›n›n bir numaral› sorumlusu olarak Afganistan’da bulunan Bin Laden gösteriliyor. Keza Bin Laden’in bir CIA devflirmesi oldu¤unu ve ABD destekli olarak Afganistan’› iflgal eden Rus Sosyal Emperyalizmi’ne karfl› savaflt›r›ld›¤›n› sa¤›r sultanlar dahi biliyor. Rus Sosyal Emperyalizmi’nin y›k›m›ndan sonraki dönemler boyuncada ABD Taliban ve Bin Laden’i desteklemeye devam etti. Bundaki amac› Rusya’n›n denetiminde olan Özbekistan, K›rg›zistan, Tacikistan, Çeçenistan vb. ülke ve bölgelerde, kendisine ba¤›ml› radikal islamc› güçleri elinde tutarak, örgütleyerek ve yönlendirerek Rusya’y› kuflat›p zay›flat-

makt›. Bu konuda bizzat Afganistan’›n içinden, hem Rus Sosyal Emperyalizmi’ne hemde dinci gericili¤e karfl› kahramanca savafllar veren ve büyük kay›plar alan Afgan halk›n›n gerçek örgütü Afganistan Marksist-Leninist Örgütü’nün (AMLÖ) bir de¤erlendirmesini vermek istiyoruz. Oldukça uzun say›labilecek bir biçimde al›nt›s›n› yapt›¤›m›z bu yaz›s›nda AMLÖ, gerek Taliban’› ve gerekse de Bin Laden’i berrak bir biçimde çözümlüyor. Yaz›l›fl tarihi itibariyle 3 y›l gibi bir süre geçmesine ra¤men yaz›n›n bugün yaflananlara ›fl›k tutmas› AMLÖ’nün analizlerinin de¤erini de artt›rmaktad›r. “.......Art›k ABD, uflaklar›n› bir parti fleklinde, ideolojik-politik zeminde örgütlemeyi pek uygun görmüyor. Çünkü bu türden örgütler ideolojik-politik zeminde flekillendirilmifl ve parti tarz›nda disipline edilmifltir. Bunlara sundu¤u

ekonomik-politik-askeri-teknik deste¤i kesse (ihtiyac› kalmad›¤›nda) dahi, ideolojikpolitik flekillenifl ve parti tarz›nda disipline edilmeleri bunlar›n, varl›klar›n› bir biçimde sürdürmelerine ve kontrol d›fl›na ç›kmalar›na olanak verir. Bu özelliklerden ötürü de uluslararas› alanda kendisine yeni yandafl ve destek bulabilir. Böylelikle bu tür örgütler hem ABD’nin kontrolü d›fl›na ç›kabiliyor, hem de a¤ababalar›na bile yönelebiliyordu. Afganistan’da Hikmetyar örne¤i bunun kan›t›d›r. Bu yeni model gere¤i, ABD, Talibanlar› bir parti fleklinde örgütlememifltir. Kitleler ideolojik olarak flekillendirilmemifl ve parti biçiminde disipline edilmemifltir. E¤er bir gün Talibanlar› yönlendiremez duruma gelirse, örgütsüz ve ideolojik olarak flekillendirilmemifl kitleleri k›sa sürede ciddi zorluk çekmeden da¤›tabilecektir. Hiçbir üretimin olmad›¤›, halk›n açl›ktan k›r›ld›¤› Afganistan’da kitleleri etraf›nda tutman›n en büyük kozu, ekonomik maddi ç›karlar ve savaflt›r.”....... Bu arada emperyalist haydut ABD taraf›ndan ön plana ç›kar›lan Usame Bin Laden

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

3


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

4

hakk›nda ise flunlar› söylemektedir AMLÖ: “S. Arabistanl›, çok zengin bir ailenin o¤ludur. Babas›ndan kendisine yaklafl›k 300 milyon dolarl›k bir servet kalm›flt›. Üniversite e¤itimi görmüfl, RSE’nin Afganistan’› iflgal etmesiyle birlikte 1980’de, dinci gruplar› güçlendirmek amac›yla CIA taraf›ndan Afganistan’a gönderilmiflti. Laden’in ABD ile iliflkileri daha önceden vard› ancak, Rusya’n›n Afganistan’› iflgaliyle birlikte CIA ile daha yo¤un ve derin iliflkiler gelifltirir. Bu yo¤un iliflkiler ve Afgan savafl›n›n sundu¤u çok yönlü f›rsatlarla ekonomik gücü alabildi¤ince artar. Art›k Laden CIA ve ISI denetiminde dinci örgütlere her türlü imkan› aç›ktan sa¤layan bir finansördür. Bilindi¤i gibi Afgan direnifli s›ras›nda dünyan›n her köflesinden “komünizme karfl› mücadele” amac›yla yüzlerce hatta binlerce dinci-faflist, siyasi-ideolojik-askeri ve teknik bak›mdan e¤itilmek üzere Afganistan’a getiriliyordu. Afganistan’›n tercih edilmesinin en büyük nedeni, di¤er imkanlar›n yan› s›ra askeri e¤itim bak›m›ndan her türlü imkan› sunuyor olmas›d›r. Organizenin bafl aktörü CIA, bölge temsilcisi Pakistan-ISI, Afganistan’da bunu ayarlayan esas güç ise Hikmetyar idi. Askeri e¤itim kamplar› Pakistan ve Afganistan’da bulunuyor, uzmanlar› da Pentagon ve denetimindeki ISI taraf›ndan sa¤lan›yordu. Burada birçok örgütlen-

meler aras›nda özellikle kontr-gerilla gruplar›, özel suç örgütleri, sabotaj-imha birimleri, uyuflturucu mafya çetelerinin yetifltirilmesine özel önem veriliyordu. “Komünizme karfl› mücadele” eksenli verilen her türlü teorik-politik-ekonomik-ideolojik e¤itimden sonra ö¤renciler, pratik e¤itim ve tecrübeyi de Ruslara karfl› verilen s›cak savafl ortam›nda kazan›yorlard›. ‹flte Laden, ABD’nin “komünizme karfl› mücadele” stratejisi do¤rultusunda yetifltirilen binlerce kifliden biridir. Laden bu koflullar içinde dünyan›n dört bir taraf›ndan gelen mücahitlerle tan›flt› ve ekonomik gücüyle de bu iliflkileri alabildi¤ince geniflletti. Rus iflgalinin son bulmas›yla Laden, Afganistan dinci partilerinin iktidar sorununda aralar›nda anlaflamay›p birbirleriyle çat›flmaya girmeleri sonucu çok rahats›z oldu ve bunu benimsemeyerek Sudan’a gitti. 1993’te New York’da

Dünya Ticaret Merkezi’nin bombalanmas› ve “terör örgütlerine destek vermesi” suçlamas›yla ABD’nin bask›s›yla, 1994’te S. Arabistan vatandafll›¤›ndan ç›kar›ld›. ABD, Sudan’a Laden’i teslim etmesini istedi, ancak, Sudan bu teklifi kabul etmedi. Ne zaman ki Rabbani baflkanl›¤›nda Hikmetyar baflbakan atand›, Laden özel bir uçakla hemen Afganistan’a geldi. Daha sonra Laden’e ekonomik gücünden dolay› Talibanlar kucak açt›lar. ABD, Talibanlardan Laden’i istiyor ancak Talibanlar vermeyece¤ini söylüyor. Talibanlar›n ABD ve Pakistan’›n bask›s›na dayanmas› imkans›zd›r. Çünkü bu devletlere karfl› durarak iktidar›n› korumas› mümkün de¤ildir. Taliban hareketi kesinlikle her yönden ABD ve Pakistan’›n kontrolündedir. Bir ihtimal, e¤er ABD diretti¤i halde Talibanlar Laden’i teslim etmeme tavr›n› sürdürürse ABD tekrar sald›rarak Talibanlar› ikti-


dardan düflürür. Ancak, ABD günümüzde Talibanlardan daha iyisini de bulamaz. Bizce, Laden de dahil olmak üzere bu güçler aras›nda kesinlikle gizli anlaflmalar vard›r. Belki de ABD önderlikli yeni bir senaryo gere¤i Talibanlar Laden’i kendilerinin dünyada resmi düzeyde tan›nmas› için bir kalkan fleklinde kullan›yordur. Burada herkesin önemle bilmesi gereken bir olgu vard›r ki, bütün geliflmelerin Pentagon-CIA ve ISI taraf›ndan tertiplendi¤i, Laden’i suni gündem yaparak Talibanlar üzerinden yeni bir modelin denendi¤idir. Buna ba¤l› olarak Orta Asya petrol ve do¤al gaz rezervlerinin paylafl›lmas› ve tafl›nmas› sorununda hangi güzergah›n benimsenece¤i konusunda dünya gerici güçleri aras›nda ciddi çat›flmalar›n yafland›¤›d›r.” ABD böylelikle Asya ve Kafkasya’n›n zengin enerji kaynaklar› ve enerji koridorlar›n› kendi denetimi alt›na alacakt›. An›msan›rsa “fianghay Befllisi’nin oluflturulufl

protokolünde “Asya’da da güç kazanan ve birer tehdit unsuru olmaya bafllayan radikal islamc› örgütlere karfl› or-

tak mücadele etme” karar›da yer alm›flt›. Bunun gerçek anlam›, ABD’nin bizzat örgütledi¤i radikal-islamc› örgütler arac›l›¤›yla Asya’da oluflturmaya çal›flt›¤› etkinli¤i zay›flatmakt›. Keza, Çeçenistan’daki radikal-islamc› güçlerinde ABD devflirmesi oldu¤u bilinmektedir. Afganistan yönetimini elinde bulun-

duran Taliban ve di¤er yandan da Bin Laden, ABD’nin oynamas›n› istedi¤i misyonu yerine getiremeyince ve süreç içinde palazlan›p ABD’nin denetiminden ç›k›nca ABD Taliban ve Bin Laden’i gözden ç›kard›. Dolay›s›yla bu bilgiler, tekerle¤i yeniden keflfetmek anlam›na geldi¤i için belki gereksiz bir tekrar da olacakt›r. Bu anlamda, Taliban ve Bin Laden’in kim oldu¤unu vurgulamaktan ziyade ›srarla 11 Eylül eylemlerinin niteli¤i, halklar nezdinde uyand›rd›¤› etki ve ABD’nin kendi kanl› tarihi üzerinde duraca¤›z. 11 Eylül’de gerçeklefltirilen sald›r›lar›n New York ve Washington hedefleri, dünyan›n yar›sömürge ülkelerinin kan›n› adeta bir Drakula gibi kan emme ifllevi gören [DTM (ikiz kuleler) ve Pentagon’un] simgeler olmas› itibariyle ciddi bir öneme sahiptir. Yani ABD’nin askeri, mali-ticari prestij borsalar› yerle bir edilmifltir. Ka¤›ttan kaplan yara alm›flt›r. Ve azg›nca kükremektedir. Bu minvalde sald›r›larda seçilen hedefler

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

5


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

6

do¤ru hedeflerdir. Ancak seçilen hedeflerin do¤ru hedefler olmas› eylemin niteli¤inin -tarz ve yönteminin- de do¤ru ve devrimci oldu¤u anlam›na gelmez. Birinci olarak; eylemin kimin ve niçin yapt›¤› karanl›ktad›r. Dolay›s›yla, ›srarla bu eylemlerin kimin ve niçin yapt›¤›n› tart›flmas›n› yapmay› do¤ru bulmuyoruz. Karanl›kta ve belirsiz olan bir fley üzerine yorum yap›lmaz. “Gerçeklere olgulardan var›l›r” -Lenin- Bu anlamda ortada bir olgu, yani veri olmad›¤› için gerçe¤e de ulaflamay›z. ‹kinci olarak; eylemin niteli¤ine eylemin tarz›ndan da yola ç›karak ulafl›r›z. ‹kiz kuleler ve Pentagon’da, gerçeklefltirilen sald›r›larda kullan›lan uçaklarda yüzlerce sivilin olmas›, ikiz kulelerin yerle bir edilmesiyle birlikte binlerce sivilin ölmesi. Yani ikiz kulelerde çal›flan teknisyenler, garsonlar, asansör görevlileri, temizlikçiler vb. vb. biçimde yaflamlar›n› kol ve kafa gücünü satarak sürdüren binlerce emekçinin olmas› eylemin en olumsuz ve tasvip edilmeyecek yan›d›r. Bu anlamda bu eyleme damgas›n› vuran nitelik, amaca giden her yol mübaht›r anlay›fl›n›n yans›mas›d›r. ABD emperyalizmi ise bu sald›r›lar›, ABD’ye karfl› aç›lm›fl bir savafl olarak de¤erlendirip sald›r›lar› gerçeklefltiren “terörist”lere ve onlar›n yatakç›lar›na karfl› uzun süreli bir savafl bafllatt›klar›n› aç›klam›flt›r. Bu aç›klaman›n ard›ndan ABD emperyalizmi

ve onun tekelci medyas›n›n öncülü¤ünde dünya çap›nda halklara yönelik- bir “anti-terörizm” kampanyas› bafllatm›flt›r. Tüm emperyalistler ve onlar›n bilimum iflbirlikçileri önlerine ç›kan bu “f›rsat”la koro halinde bu sald›r› kampanyas›na kat›lm›fllard›r. Fakat dünyan›n mazlum halklar›; ama en çokta ABD emperyalizminin süngüsüyle kan-revan içinde kalan ve katledilen halklar›, ABD’nin tarihi boyunca ifllemifl olduklar› suçlar› unutmam›flt›r. Endonezya’da ABD destekli faflist Suharto’nun darbeyle iflbafl›na gelmesinden sonra, ABD direktifleriyle Bir milyon devrimci-komünist, ayd›n ve demokrat›n adeta bir sürek av›yla katledilmesi unutulabilir mi? Ve yine ABD’nin direktifleriyle Sharto ve faflist Endonezya diktatörlü¤ünün Do¤u Timor’da gerçeklefltirmifl oldu¤u katliamlarla Do¤u Timor halk›n›n neredeyse tüm nüfusunun soy k›r›mdan geçirilmesi unutulabilinir mi? Ya peki Vietnam’› ve Kim Pulch’u an›msayan var m›? Hani ABD’nin Vietnam’a atm›fl oldu¤u kimyasal bombalar sonucu tüm vücudu yan›k içinde ç›plak, minik vücuduyla koflan küçük k›z Kim Pulch’un tarihe mal olmufl foto¤raf›ndan söz ediyoruz. Ve ABD bombalar› ve kimyasal silahlar›yla katledilen yüzbinlerce Vietnaml›’y› an›ms›yoruz. ABD direktifleriyle fiili, Arjantin, Paraguay, Uruguay, Nikaragua ve di¤er Latin Amerika ülkelerinde gerçek-

lefltirilen darbelerle onbinlerce devrimci, yurtsever ve ayd›n›n katledilmesini. Ve hatta yaln›zca fiili’de faflist Pinoche’nin ABD direktifleriyle (ki bu CIA belgelerinde dahi deflifre edilmifltir) en az onbin devrimcinin uçaklarla okyanusa at›larak katledildi¤ini an›ms›yor muyuz? fiimdi onlar›n bir mezar tafl› bile yok. ABD-‹srail ortakl›¤› ve projesiyle Lübnan iflgalinde katledilen 50 bin (elli bin) Lübnan’l› ve Filistinli’nin katledilmesi... fiuan›n baflbakan› faflist fiaron’un ABD direktifleriyle iki Filistin kamp›nda bulunan ikibin (2000) Filistinli sivilin yaln›zca bir operasyonda katledilmesi... Ve bugüne kadar binlerce Filistinli ve Lübnanl›’n›n katledilmesi... Ve Filistin topraklar›n›n ABD deste¤iyle iflgal alt›nda tutulmas›... Ve bugün her gün katledilen on-on iki yafl›ndaki Filistinli çocuklar unutulur mu? Dünyada her y›l açl›ktan ölen milyonlarca insan›n sorumlusu/sorumlular› ABD ve di¤er emperyalist haydutlar›n dizginsiz sömürüsü olmas› gerçe¤i... ABD’nin iflledi¤i ve ifllemeye devam etti¤i suçlar o kadar çok ki saymakla bitmez. ABD emperyalizminin suç dosyalar› o kadar çok ve kabar›k ki, milyonlarca klasöre s›¤maz. Dünyan›n tüm ezilen halklar› ABD’nin bu suç dosyalar›n› alg›sal düzeyde de olsa biliyor ve an›ms›yor. ‹kiz kulelere/Pentagon’a yap›lan sald›r›lara karfl› halklar duygusal çaptada olsa sevinç gösteriyorlar ve “Ohh


olmufl!” diyorlarsa, yaflam›fl olduklar› ve yaflad›klar› ac›lardan kaynakl›d›r. Evet, New York ikiz kuleleri ve Washington’da Pentagon’a karfl› gerçeklefltirilen sald›r›lar›n tarz›n› elefltiriyoruz. Fakat sald›r›n›n gerçeklefltirildi¤i hedefler itibariyle objektif olarak dünya halklar›nda “ABD emperyalizmini de cezaland›r›rlar”, “ABD emperyalizmi gerçektende ka¤›ttan bir kaplan”m›fl bilincini uyand›rd›¤› için önemlidir. 11 Eylül sald›r›lar›n›n ard›ndan dünya halklar›nda uyanan bu politik bilincin tehlike sinyallerini alan ABD emperyalizmi di¤er emperyalistlerle birlikte yeminli uflaklar›n› da yedeklerine alarak dünya halklar›na yönelik yo¤un bir “anti-terör” kampanyas› bafllatt›lar. Bu kampanyan›n hedefi, dünya halklar›n› terörize ederek, onlar› sindirmek, bafl kald›ramaz hale getirmektir. Bu sald›r› kampanyalar›yla iflçi s›n›f›n›n en meflru haklar›n›n gasp edilmesinin zeminide yarat›lm›fl olunuyordu. Mesela, önümüzdeki dönemlerde ABD ve di¤er emperyalist

devletlerde gerçeklefltirilmesi düflünülen “anti-küresel” eylemleri yasaklamaya çal›flacaklar. Nitekim Bush ve ekibinin yönetime el koymadan önce yay›nlanm›fl “Amerika’n›n ulusal ç›karlar›” bafll›kl› Amerika’n›n Ulusal Ç›karlar›n› Komisyonu” adl› kurulufl taraf›ndan haz›rlanan raporda; Amerika’n›n en

önemli “yaflamsal” ç›karlar› listesinde ki 4. madde de “ticaret, mali piyasalar, enerji kaynaklar› ve çevre gibi en önemli global sistemlerin geçerlili¤ini ve istikrar›n› sa¤lamak” (s.5) olarak tarif edilmifl. Bu tarifi “küreselleflme” ile iliflkilendiren sayfalarda (s.45) “küreselleflme”nin korunmas›n›n ABD aç›s›ndan bir ulusal güvenlik sorunu oldu¤u ifade ediliyor. Ergin Y›ld›zo¤lu’nun ifadeleriyle (1 Ekim 2001. Cumhuriyet

syf. 13) “Bu yüzden küreselleflmeye karfl› ç›kanlar, ABD’nin ulusal ç›karlar›n› tehdit etmifl oluyorlar. Bu aç›dan bak›nca, bir küreselleme karfl›t› hareketi, teröristlerle özdefl gören mant›k flöyle: 1) Küreselleflme bugün varolan kapitalizmin ad›d›r; 2) Buna karfl› ç›kan do¤rudan kapitalizme karfl› ç›kmaktad›r; 3) Öyleyse bu harekete birlikte, uluslararas› antikapitalist (komünist) bir hareket gelifliyor; 4) Bu, daha fazla büyümeden yok edilmelidir!” Ergin Y›ld›zo¤lu devamla; “Tam bunlar dünya ekonomisinin bir resesyona/girdi¤i, yoksullu¤un, iflsizli¤in artmaya, küreselleflmenin gelece¤inin kararmaya bafllad›¤›, toplumsal muhalefetlerin yükselme e¤ilimine girebilece¤i bir dönemde yaflan›yor. Belli ki birileri, yine her zaman oldu¤u gibi terörizmle savafl bahanesiyle, her türlü toplumsal muhalefeti ezmekte kullan›labilecek tedbirleri uygulamaya koyuyorlar.”

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

7


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

8

Türk medyas›da bu kampanyan›n savafl 盤›rtkanl›¤›yla birlikte borazanl›¤›n› yaparak her zamanki gibi büyük bir “görev aflk›yla” kitleleri terörize etme rolünü yerine getiriyordu. Uflak medyan›n bütün savafl 盤›rtkanl›¤›na karfl›n, kamuoyu araflt›rmalar›nda halk›n ezici bir ço¤unlu¤unun savafla karfl› oldu¤u ve ABD emperyalizminin Afganistan halk›na yönelik sald›r›lar›n›n karfl›s›nda oldu¤unu gösterdi. Çanak yalay›c› burjuva medyan›n y›¤›nlara yönelik yo¤un manüplasyonu bu sefer çok ifle yaramam›flt›. Bu kamuoyu yoklamas›yla ortaya ç›kan sonuç bir kayna¤›n› da iflaret ediyordu. ABD “düflman›n› tan›yor” mufl! Vietnam, Küba, Çin, Peru, Kolombiya, Nepal, Türkiye, Ortado¤u, Asya ve dünyan›n tüm halklar› ABD’nin düflman›d›r. Ancak tüm dünyan›n halklar› da düflman›n›/düflmanlar›n› tan›maya bafll›yor. ABD emperyalizminin yeni Asya stratejisi Emperyalistler birleflti mi? Ya da ABD emperyalizminin Afganistan ve tüm Dünya halklar›na karfl› açm›fl oldu¤u savafl›n de¤erlendirmesi: 11 Eylül sald›r›s›n›n hemen ertesinde NATO acil olarak toplant› yapt›. ABD’nin “bu sald›r› bize aç›lm›fl bir savaflt›r” aç›klamas›ndan yola ç›kan NATO, 5. maddeyi yürürlülü¤e koydu. Bu madde de, d›flar›dan bir NATO üyesine karfl› yap›lan sald›r›y› tüm NATO üye-

lerine yap›lm›fl olaca¤›n› var say›yor. Bu karar›n al›nmas›ndan sonra tüm burjuva ve küçük burjuva ayd›nlar dünyan›n ABD merkezli tek kutuplaflmaya do¤ru gitti¤ini ve bundan sonra art›k, yeni bir dönemin bafllad›¤›n› ilan ediyordu. Bu ilan: Tüm emperyalist ülkelerin ABD’nin yede¤ine tak›laca¤›n›, yar›-sömürge ülkelerin ise emperyalizmin emrine amade olaca¤›n› ABD öncülü¤ünde dünyada; “teröre karfl› bir mücadele koalisyonun oluflturulaca¤›”n›n, AB ordusu girifliminin iflas etti¤inin vb. aç›klamalar›n›n kamuoyuna deklare edilmesini kaps›yordu. Ancak; emperyalizmin karakterini ve uluslararas› konjonktürün analizi do¤ru bir biçimde yap›lmad›¤› zaman böylesine gerçekçi olmayan ve yan›lsamal› bir tablo pekala ç›karabilinir. 11 Eylül sald›r›lar› sonras› ABD’de her zamankinden daha güçlü bir biçimde kristalize olan istem ve hatta istemi de aflarak yaflama geçirilmeye çal›fl›lan plan (körfez savafl›na göndermede bulunursak, benzer süreç ve plan, bu savafl önceside uygulanm›fl ve dünyada ABD eksenli “Yeni Dünya Düzeni” oluflturulmufltu);AB emperyalistleride dahil, Japonya, Çin ve Rusya’y› da zay›flatarak kendi yede¤ine almay› kapsamaktad›r elbette. Ki, NATO’nun 5. madde karar› ve tüm dünyaya gözda¤› verircesine “ya beni desteklersiniz

ya da sizi ezerim” biçimindeki a¤avari ç›k›fllar› ABD’nin bu istemini ve plan›n› ifade etmektedir. Ancak istemler ve uygulamaya sokulmaya çal›fl›lan planlarla yaflam›n canl› gerçekli¤i aras›nda her zaman bir çeliflki vard›r. Çünkü bugünkü konjonktürle 1991’lerdeki konjonktür aras›nda daha keskin çeliflkiler söz konusu. Dün ABD’nin lehine olan dengelerde aleyhine de¤ifliklikler var. Dün olmayan “fianghay Blok’u” ve AB eksenli bir kutuplaflma var. Keza Japonya’da ABD eksenli bir dünyaya daha flimdiden ayak diriyor. ‹kinci olarak ise; ABD özelliklede AB emperyalistlerini kendisine yedeklemek ve kurulmas› planlanan AB ordusu ifllevsizlefltirmek için yo¤un bir çaba harc›yor. NATO’nun 5. madde karar› bir yönüyle ABD’nin bu çabas›n›n göstergesi olarak alg›lan›yor. Fakat yaln›zca bir yönüyle; di¤er yönede bakmam›z gerekiyor. Çünkü ipin di¤er ucuda AB emperyalistlerinin (Çin-Rusya ittifak›n›da bir dip not olarak düflmeyide unutmayal›m) elindedir. AB emperyalistleri aç›s›ndan ise NATO’nun 5. maddesini yürürlülü¤e sokmas› esas olarak bir taktikten ibarettir. AB’nin niçin böyle bir takti¤e girme ihtiyaçlar›n› duyduklar›n› anlamak için ilkin ABD’nin özelde Afganistan’da genelde ise Asya’da ne istedi¤ini ve ne arad›¤›n› mercek alt›na almam›z gerekiyor. 11 Eylül sonras› ABD, Af-


ganistan’a savafl açt›¤›n› ilan etti. Fakat ABD bu savafl› yaln›zca intikam almak ve sars›lan prestijini yeniden kazanmak için yapm›yor. Böyle bir savaflta intikam alman›n ve yeniden prestij kazanman›n etkisi vard›r kuflkusuz. Ama tüm savafllar›n temelinde ekonomik ve politik nedenler vard›r. Dolay›s›yla ABD’nin esas hedefi, “teröre karfl› mücadele kampanyas›”yla Asya’da kendi aleyhine olan tüm dengeleri de¤ifltirmek istemesidir. Dünyan›n en zengin enerji kaynaklar› Asya’da bulunmaktad›r. Keza Afganistan’da da zengin petrol yataklar› bulunmaktad›r. Afganistan ayn› zamanda bölgede bulunan enerji kaynaklar›n›n boru kanal›yla Hint Denizi’ne tafl›nmas›nda geçifl güzergah›d›r. Ama unutmamak gerekir ki bölgede dikkate al›nmas›

gereken baflka güçlerde bulunmaktad›r. Bunlar›n bafl›nda Rusya-Çin ittifak›n›n belirleyici oldu¤u ve önderli¤ini Çin’in yapt›¤› “fianghay Befllisi’nden, “fianghay ‹flbirli¤i Örgütüne dönüflen emperyalist kamplaflma bulunmaktad›r. 1996 y›l›nda Çin ile Rusya Federasyonu, Kazakistan, K›rg›zistan ve Tacikistan aras›ndaki s›n›r anlaflmazl›klar›n› çözmek, bölgesel istikrar ve güvenli¤i sa¤lamak amac›yla kurulan “fianghay Befllisi”, Özbekistan’›n 15 Haziran 2001’de kat›l›m›yla “fianghay ‹flbirli¤i Örgütü’ne (SCO) dönüfltü. ‹flbirli¤i Örgütüne son zamanlarda Pakistan’da üyelik baflvurusunda bulundu. ABD emperyalizminin son sald›rganl›¤›n› daha iyi anlamak aç›s›ndan bir “cazibe” merkezi haline gelen bu örgütlenmenin,

muhtemel üye devletleri flu flekilde s›ralan›yor: ‹ran, Hindistan, Mo¤olistan, Türkmenistan ve Ermenistan. fiunu görmek san›r›z çok zor olmayacakt›r. “Asl›nda bu forum neredeyse dünya daki ABD karfl›tl›¤›n›n bir simgesi, çat›s› olmaya adayd›r. Di¤er küçük çapl› devletleri bir kenara koyup, Rusya, Çin, ‹ran ve Hindistan’› yan yana koydu¤umuzda bu kompozisyonun daha bir netlik kazand›¤›n› görebiliriz” (Stratejik Analiz Cilt-2. Say› 14 Haziran 2001 Avrasya’da Güç Mücadelesi:, fianghay Befllisi Ya da Mahflerin Befl Atl›s›- Syf. 73) fianghay Befllisi’nin toplant›lar›n› de¤erlendirdi¤imizde bu gerçek çok daha çarp›c› bir biçimde ortaya ç›kmaktad›r. Örne¤in Beflli’nin 25 A¤ustos 1999 tarihinde K›rg›zistan’›n baflkenti

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

9


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

10

Biflkek’te bir araya gelerek yapt›klar› dördüncü zirvenin sonuç bildirgesi dikkat çekicidir. Liderler, zirveden sonra yay›nlad›klar› ortak bildiride, NATO’nun genifllemesi, Irak, Bosna ve Kosova’daki geliflmelerle tart›flmaya aç›lan ABD ve NATO merkezli “tek kutuplu” dünya düzenine karfl› “çok kutuplu”lu¤u dile getirmifller ve BM Güvenlik Konseyi’nin onay› olmadan uluslararas› alanda güç kullanma tehdidinde bulunmas›na karfl› olduklar›n› da özellikle vurgulam›fllard›r. Yine Beflinci Zirve’de, Bölgede ki etnik bölücülere, radikal dinci faaliyetlere (ki bunlar›n üzerindeki ABD etkisi yads›namaz) ve di¤er suç, unsurlar›na, ayn› zamanda ABD’nin yürütmekte oldu¤u NMD’ye (Ulusal Füze Savunma Sistemi) karfl› tutum bu zirvenin önemli konusu olmufl, 21. yüzy›la yönelik iflbirli¤inin tablosu çizilmifltir. Tüm bu geliflmelerinde ortaya koydu¤u gibi ABD emperyalizmin bugün “terörizme karfl› mücadele etme” stratejisi ad› alt›nda Afganistan’a ve Orta Asya’ya yönelmesi, bölgedeki emperyalist ç›kar dalafllar›ndan kaynakl›d›r. Bölge’de özellikle, Çin’in ekonomik kalk›nma, ülke güvenli¤i ve 21. yüzy›lda süper güç haline gelme yolundaki “Büyük Stratejisi”nin gerçekleflmesi için, kendisinin de içinde bulundu¤u ve aktif bir rol oynayabilece¤i, NATO ve ASEAN gibi örgütlere alternatif olan fianghay Befllisi Örgütü’nün

etki gücünü artt›rmas›, ABD’nin 11 Eylül sald›r›lar›n› bahane ederek bölgede mevzi kazanma çabas›n›n bir ürünüdür. Bu görülmelidir. Amerikan emperyalizmi Afganistan’› kendi istedi¤i biçimde flekillendirdikten sonra yeni Asya stratejisinin di¤er hamlelerini yapmak için bir basamak olarak kullanacakt›r. ABD, “bu savafl uzun süreli bir savafl olacakt›r”, diyor. Bunun anlam›, ABD’nin denetimi d›fl›nda olan ve zengin enerji kaynaklar›na sahip olan (‹ran, Irak, Özbekistan, Tacikistan, K›rg›zistan vb. ülkeleri -ki bu ülkeler esas olarak Rusya ve Çin’in k›smende AB emperyalistlerinin denetiminde-) ülkeleri yeri geldi¤inde askeri yeri geldi¤inde ekonomik, siyasal, kültürel, ideolojik kuflatma alt›na almakt›r. Mesela koflullar olgunlaflt›¤›nda Irak’a askeri operasyon düzenlenerek mevcut yönetim de¤ifltirilir; Özbekistan, Tacikistan gibi RusyaÇin etkisinden kurtar›larak ABD’nin iflbirlikçileri durumuna getirilirler. Bu bir ABD plan›d›r. Asya’daki dengelerdeki olas› kaymalar bir kaç ülkeyle s›n›rl› kalsa dahi, ABD’nin bu hamlesi domino tafl› ifllevide görebilir. Bir ülkede meydana gelecek denge de¤iflikli¤i zincirleme bir flekilde tüm Asya’y› etkileyecek düzene¤in çal›flmas›n› da beraberinde getiriyor. Bu düzenek baflta Rusya ve Çin’in kuflat›lmas›n› ve AB emperyalistlerinin lehine olan konjonk-

türün aleyhine çevrilmesi durumunuda beraberinde getiriyor. ‹flte tam da burada AB emperyalistlerinin NATO’nun 5. madde karar›n› niçin ald›klar›na iliflkin soruya bu de¤erlendirmeler ›fl›¤›nda yan›t verebiliriz. AB emperyalistlerine göre (ki NATO üyesi olmayan Çin ve Rusya’da AB ile ayn› paralelde düflünmektedir) ABD sald›r›ya u¤ram›flt›r ve bu durum itibariyle ABD “hakl›” ve “meflru” pozisyondad›r. ABD, sald›r›ya u¤ramas›n›n hemen ertesinde “savafl” karar› alm›flt›r. ABD’nin bu karar›na AB, Çin, Rusya destek versede vermesede uygulayacakt›r. Rusya, Çin ve AB emperyalistleri ABD’yi destekleme yönünde karar alm›fl olsalar da, ABD Asya’ya tüm askeri y›¤›na¤›yla (‹ngiltere’yi yan›na al›p girip mevcut dengeleri uzun vadede de¤ifltirebildi¤i ölçüde de¤ifltirecektir. Di¤er emperyalist haydutlar ABD’ye destek vermeselerde onun Asya hamlesinin önünü k›sa vadede kesemezlerdi de. ABD’ye destek vermeleri ve belirli koflullarda (hatta, söz gelimi Rusya’n›n dahi) onunla birlikte hareket etmeleri ABD’yi s›n›rlamay›da beraberinde getirecektir. Dolay›s›yla emperyalistler ABD’yle “birlik” içinde mücadele-rekabet siyasetini devreye sokmufllard›r. Ki, AB devletleri (‹ngiltere’yi saymazsak) özelliklede Fransa, Almanya, ‹talya gibi devletler, 5. madde karar›n›n al›nmas›ndan sonra s›k s›k “Afganistan’a yap›lacak sald›r›n›n “ölçülü” olmas›na


vurguda bulundular. Burada ölçü, AB emperyalistlerinin koymufl oldu¤u s›n›rd›r. ABD’nin Afganistan’a yönelik sald›r›lar›n›n s›n›rlar›n›n çizilmesidir. ABD’nin bölgeye yerleflme talebinin diplomatik bir tarzda s›n›rland›r›lmas›n›n dillendirilmesidir. NATO üyesi olmayan Çin ve Rusya’da AB emperyalistlerinin izlemifl oldu¤u takti¤e yak›n bir taktik izlemektedir. Çin ve Rusya Asya’ya yönelik politikalar›n› BM (Birleflmifl Milletler)’in daimi üyeleri olmalar› s›fat›yla BM içinde yaflama geçiriyorlar fakat gözden kaç›rmamam›z gereken bir noktada ABD’nin yeni Asya stratejisi’ni yaflama geçirmek için atm›fl oldu¤u her pratik ad›m, Çin ve Rusya’y› daha yak›ndan ilgilendirmeye ve daha dikkatli davranmaya itmektedir. Çünkü bu bölge, Çin ve Rusya’n›n kendi arka bahçesidir. Dolay›s›yla her ABD hamlesi en çokta Çin ve Rusya’y› ilgilendirecektir. Keflmir’den bafllay›p (Çin’deki Do¤u Türkistan’›da unutmayal›m) Afganistan, Pakistan, Tacikistan, Özbekistan, K›rg›zistan, Azerbaycan, Çeçenistan (Kafkasya) hatt›na kadar radikal-‹slam›n güçlü etkileri vard›r. Radikal islam›n Afganistan a¤›n›n zay›flat›lmas› Rusya’n›n Hindistan’›n ve k›smende Çin’in ifline gelmektedir. Ama bu a¤›n daha da geniflleyerek ABD’nin kontrolünde gelifltirilmesi Çin ve Rusya’y› kayg›land›rmaktad›r. Keza böyle bir geniflleme; Afganistan, Pakistan, Hindistan ve “fianghay

Blo¤u’nun (Çin ve Rusya) d›fl›nda oluflturan devletlerde dahi önemli ölçüde ABD etkinli¤inin ve hatta denetiminin artmas› anlam›na gelmektedir. ABD’nin yeni Asya stratejisi zaten tüm bu genifllemelerin toplam›d›r. ABD’nin yeni Asya stratejisi bir süredir ABD ekonomisinde olan ve 11 Eylül sald›r›s›yla biraz daha artan resesyonun-durgunlu¤un, (ki tüm dünya ekonomisinde bir süredir resesyon söz konusuydu) önünü kesmek için esas olarak savafl eksenli siyaseti, diplomatik ve ekonomik bask›y› halklar üzerinde ideolojik, kültürel, flekillendirilifli (ki yaln›zca dengeleri ve yönetimleri de¤ifltirmek ABD emperyalizminin stratejik ç›karlar›n› kal›c› k›lmaya yetmez; söz konusu de¤iflen dengelere uygun olarak kendi nüfuz alan›na ald›¤› devletlerin halklar›n›nda ABD’nin “kutsal” ç›karlar›n› kal›c›laflt›racak biçimde ideolojik siyasal, kültürel, sanatsal flekillendirilifle -bombard›mana- tabi tutulmas› gerekiyor. Çünkü en çok uyuflturulmufl ve duyars›zlaflt›r›lm›fl halk, en kolay yönetilen halkt›r) kapsayan komplike sald›r›lar›n toplam›d›r. Emperyalist haydutlar aç›s›ndan bir resesyondan ç›k›fl›n en kestirme yolu, çeliflkilerin yo¤un oldu¤u bölgelerde, en zay›f halkalarda savafl bafllatmaktad›r. Peki emperyalistlerin ama özelliklede ABD emperyalizminin bafl›n› çekti¤i haks›z bir savafl en

çok kimlerin ifline yarar? ABD silah ve petrol flirketlerinin. Ki, ABD’nin Afganistan hamleside en çok Amerikan silah ve petrol flirketlerinin kar marjlar›n› yükseltecektir. Bir süredir Asya’n›n ‹ran’dan Afganistan ve oradan kuzey ve do¤uya do¤ru uzanan hatta Çin, Rusya ve AB petrol flirketleri ABD’nin dev petrol flirketlerinin yönetimine sunduklar› alternatif boru hatt› projesinde; “Bölgedeki petrol ve do¤al gaz Afganistan ve Pakistan üzerinden, tek bir boru hatt›yla Hint okyanusuna ba¤lans›n!” diyor (aktaran Ayd›n Do¤an Cumhuriyet gazetesi 18 Eylül 2001” ABD petrol flirketlerinin bu projesini bir veri olarak kabul ediyor ve devam ediyoruz. 11 Eylül sald›r›s›ndan hemen sonra ABD emperyalizmi ›srarla Afganistan’› hedef gösteriyordu. ABD’nin cellat yöneticileri “yaln›zca teröristleri de¤il, teröristlere yard›m eden devletleride cezaland›r...”maktan dem vuruyordu. Taliban’›n feodal din ulemalar›n›n alm›fl oldu¤u “Bin Laden ülkeyi gönüllü olarak terk etsin” karar›yla yapm›fl oldu¤u taktik manevraya karfl›l›k ABD ayn› anda “Biz yaln›zca Bin Laden’i de¤il onun tüm militanlar›n› da yakalay›p adalet önüne ç›karaca¤›z. Afganistan’da H›ristiyan’l›k propagandas› yapt›klar› gerekçesiyle tutuklu bulunan yabanc› heyeti de kurtaraca¤›z...” söylemleriyle yan›t vererek manev-

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

11


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

12

raya manevrayla karfl›l›k veriyor. Ve ›srarla hedef tahtas›na Afganistan’› yerlefltiriyordu. Zira ABD, gerek askeri operasyon tehditleriyle ve gereksede para “yard›m›” gibi sat›n alma yöntemleriyle Pakistan yönetimini teslim alm›flt›. Dolay›s›yla art›k Pakistan ABD için bir engel olmaktan ç›km›fl yedek güç olmufltu. Geriye ise Afganistan kal›yordu. (!?) Niçin illede Afganistan hedef tahtas›ndayd›. Petrol flirketlerinin projesine en dolays›z yan›t verebilecek durumda oldu¤u, bu flirketlerin ç›karlar›n›n en çok merkezileflti¤i noktada bulundu¤u için. ‹flte, ABD emperyalizmi Afganistan co¤rafyas›n› bir manivela olarak kullanarak kendi kontrolünde bulunan Pakistan, Bangladefl, Azerbaycan, Türkiye vb. devletler üzerinden tüm Asya’y› kuflatma stratejisine start vermifltir. C. Bush’un guguk kuflu gibi “Afganistan, Afganistan, Afganistan!” demesinin ve “Haçl› seferi” gibi “demagojik” (Bush’un Haçl› seferi” sözcü¤ünü a¤z›ndan kaç›rd›¤› söyleniyor. Asl›nda bu bir tiyatro. Bush bu sözcü¤ü bilinçli olarak söyledi) bir söylem yumurtlamas›n›n perde arkas›nda bu gerçekler var. ABD bu stratejisini yaflama geçirmek için di¤er emperyalist güçlerin deste¤ine ihtiyac› var. Rusya ve Çin’in destek koflulu ABD’nin bölgede kal›c› olmamas› ve savafl›n s›n›rl›

tutulmas› kriterlerine göre biçim al›yor. Di¤er yandan da göstermelik olarak hava uçaklar›yla Afganistan’a yönelik bir kaç sorti yapmas›, Rusya aç›s›ndan çok da sorun de¤il. Çünkü Rusya bu hamlesiyle ABD’yi de kontrol edebilecek zeminide yaratm›fl olur. Fakat Rusya, Çin ve AB emperyalistleri ABD’nin Asya kozunu görmüfl durumdalar. Ki, ABD’nin Yeni Asya Stratejisi’ni yaflama geçirmede ›srarc› olmas› demek, Rusya ve AB emperyalistlerinin bölgeden d›fllanmas› anlam›na geliyor. Geriye Çin kal›yor. Çin’in ise burnunun dibinde ABD’nin Asya’n›n dengelerini alt-üst etmesine müsama göstermesi, Çin’in kendi emperyalist ç›karlar› için tehlike sinyallerinin çalmas› demektir. ‹ngiltere ise her biçimde ABD’nin stratejik müttefikidir. Önümüzdeki dönemde Çin ve Rusya bütün çabalar›yla ABD’nin Asya operasyonunu s›n›rlamaya çal›flacaklard›r. ABD’nin Yeni Asya Stratejisi ayn› zamanda “fianghay Blo¤u”nu da zay›flatmay› ve hatta parçalayabilirlerse parçalanmay› kapsad›¤› için en yo¤un olarak Rusya ve Çin, ABD’nin Asya ç›karmas›n›n önüne engel olacaklard›r. AB emperyalistleri ise 21. yy’a yaln›zca kendi egemenli¤inin damgas›n› vurmak isteyen ABD’ne bu egemenli¤ini ilan etmesi do¤rultusunda “geç” izini vermeyecekler-

dir. Dolay›s›yla önümüzdeki dönemde emperyalistler aras› rekabet ve çeliflkiler daha da keskinleflecektir. Kargalar gibi k›r›nt›lara sahip olmak istemi her yar›sömürge de bulunan emperyalizmin ufla¤› egemenlerin oldu¤u gibi Türkiye egemen güçlerininde en büyük düflüdür. Egemen s›n›flar›n kendileri gibi emperyalizme göbekten ba¤›ml› ve kifliliksiz yöneticileri NATO’nun 5. madde karar›ndan sonra, dört gözle ABD emperyalizminden gelecek direktifleri beklediler. Fakat 11 Eylül’den sonra aradan on (10) gün geçmesine ra¤men efendiden direktifler gelmeyince köleler koro halinde salya-sümük a¤lamaya bafllad›lar. Beklenen telefonda beklenen direktifler gelince ve ‹smail Cem Washington’a ça¤r›l›nca bu onursuz yöneticiler rahatlad›lar. fiimdi Türkiye’nin belli klikleri Özal ruhunu canland›rmaya çal›fl›yorlar. ABD’nin Irak’a da savafl açmas›n› bekliyorlar. Böylelikle K.Irak’a girip “PKK terörünün iflini!” bitirecekler. Yine, K. Dervifl “ABD’ye koflulsuz destek vermek”ten söz ediyordu ki nitekim ayn› aç›klamay› Ecevit’te yapt›. Asl›nda koflulsuz deste¤in gösterdi¤i gerçek koflul ise Kuzey Irak’t›r. Bu fikir, egemen s›n›flar içinde hakim bir düflünce olmamakla birlikte, yo¤un bir biçimde tart›fl›l›yor ve gözden geçiriliyor.


Türkiye egemenleri derin ekonomik ve siyasal krizden ç›k›fl yolu olarak Irak’a karfl› bir savafl konseptinin benimseyebilirde. Fakat TC egemen s›n›flar› bu savafl konseptinin risklerini (Ortado¤u halklar›n›n tepkisini göze almak ve Irak’a savafl açay›m derken bata¤a saplanmak gibi) göze alabilirler mi? Olur ya! Bu krizden ç›k›fl yolunu bu savaflta görürlerse pekala bir savafla girebilirler. Ancak özellikle Genelkurmay Baflkan› H. K›vr›ko¤lu’nun son aç›klamalar› hakim s›n›flar›n bu riski flimdilik göze alamad›klar›n› göstermifltir. Anlafl›laca¤› üzere Ortado¤u ve Asya adeta pimi çekilmifl bir bomba. Ne zaman ve nerede patlayaca¤› belli de¤il. Sonuç olarak; ABD’nin Afganistan’a yönelik do¤rultmufl oldu¤u silah geri tepsede tepmese de radikal islam›n k›sa vadede Asya’da güçlenmesi kaç›n›lmazd›r. Radikal islam bafllat›lan “Haçl› seferi”ne karfl›l›k “kutsal topraklar›n korunmas› için Cihat” ça¤r›s›yla da¤›n›k ve ›l›ml› islam güçlerini bir potada toplama hamlesi gelifltirecektir. Hiç flüphe götürmez ki; bu hamlede en yak›ca ve ilk elden etkilenen Pakistan’d›r. Pakistan ABD emperyalizminin Afganistan’a yönelmesine kap› aralad›¤› müddetçe iç savafl olas›l›¤›

her zaman gündemde kalacakt›r. Belkide bir gerçeklik haline gelip bir iktidar savafl›na dönüflecektir. Pakistan flimdi yeni bir Bangladefl sendromu yafl›yor. Bir iç savafl›n Pakistan’› ikiye bölme olas›l›¤› da gündemdedir. ABD’nin Asya’y› “yeniden yap›land›rma” stratejisinin geri tepme olas›l›¤› da vard›r. Olas› böyle bir geliflme emperyalistler aras›ndaki çeliflkilerin ve perde arkas›ndaki çat›flmalar›n yo¤unlu¤una ve radikal islamc› güçlerin direncine ba¤l›d›r. Keza böyle bir olas›l›k bir gerçeklik haline geldi¤i zaman ABD, k›sa vade içinde olsa Asya’dan çekilecektir. Bu durumda Rusya, Çin ve k›smen de di¤er emperyalistlerin Asya’daki pozisyonlar›da güçlenecektir. Bu minvalde, ABD’nin Asya seferi baflar›s›zl›k olursa Ortado¤u’daki çat›flmalar›n kontrol d›fl›na ç›kmalar› kuvvetle muhtemeldir. Çünkü; ABD’nin olas› baflar›s›zl›¤› Ortado¤u’daki radikal islamc›, fleriatç› örgütlere güçlü bir psikolojik motivasyon verecektir. Böyle bir durum ‹srail-Filistin savafl›n›n fünyesini tümden çekecektir. ABD’nin Afganistan’a açm›fl oldu¤u savafl en çokta yoksul Afgan halk›na zarar verecektir. Böyle bir sald›r› ayn› zamanda Afgan halk›n› katletmeye yöneliktir. Biz haks›z bir savafl›n

taraf› olmayaca¤›z. Bu savaflta haks›z bir savaflt›r ve bu savafl›nda taraf› olmayaca¤›z. Ama her koflulda “emperyalist iflgale hay›r” diyece¤iz. Her ne kadar emperyalistler aras›nda yo¤un çeliflkiler ve rekabet yaflansada aralar›nda anlaflt›klar› tek fley halklara yönelik sald›r›d›r. 11 Eylül’le birlikte ABD ve AB emperyalistleri yo¤un bir biçimde emekçilerin demokratik kazan›mlar›n› gasp etmeye bafllad›lar. Bunun için “terörizme karfl› mücadele” kisvesi alt›nda yeni yasalar haz›rl›yorlar. Amaç, emekçilerin burjuvaziye karfl› ekonomik-demokratik ve siyasal mücadelelerinin önüne set çekmektir. Fakat bunu asla baflaramayacaklar. Son bir nokta; Emperyalizm varoldu¤u sürece pazar savafllar› bitmeyecektir. Emperyalizmin-kapitalizmin bombalar› halklar›n üzerine ya¤maya devam edecektir. Bunu önlemenin tek yolu emperyalizmi hakl› savafllarla hak etti¤i yere, “tarihin çöplü¤üne” gömmektir. Dünya halklar› yaflad›klar› ac› deneyimlerle bunu bilince ç›kartacakt›r. Dünya proletaryas› ve halklar›n bu “ka¤›ttan kaplanlara” karfl› ellerinde güçlü bir silah› bulunmaktad›r. Bu silah Marksizm-Leninizm- Maoizmdir.

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

13


14

Türkiye Proletaryas›

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

AÇIKLAMA: Afla¤›daki çal›flma komünist önder ‹brahim Kaypakkaya’n›n Kemalist hareketi de¤erlendirirken yararland›¤› A. finurov’un Türkiye Proletaryas› adl› çal›flmas›d›r. ‹brahim Kaypakkaya’n›n yararland›¤› kitap A.finurov, Y. Royaliyev’in Türkiye’de Kapitalistleflme ve S›n›f Kavgalar› adl› kitab›n Ant Yay›nlar› 1970 bas›m›d›r. Sonraki süreçte kitab›n finurov’a ait bölümü, Türkiye Proletaryas› ad› ile Yar Yay›nlar› taraf›ndan yeniden bas›lm›flt›r. Rozaliyev’e ait bölümde, yine Yar Yay›nlar› taraf›ndan Türkiye Sanayi Proletaryas› ad›yla yay›nlanm›flt›r. finurov’un Yar Yay›nlar› taraf›ndan yay›nlanan bu çal›flmas›n› okurlar›m›z›n ilgisine sunuyoruz.

Bu çal›flma; ‹brahim Kaypahakkaya taraf›ndan “Kemalist hareketin niteli¤ini ve Kemalist iktidar›n uygulamalar›n› finurov’dan genifl aktarmalar yaparak ortaya koyaca¤›z. Çünkü finurov güvenilir bir tan›k, sa¤lam bir Bolfleviktir. Aktarma yapaca¤›m›z broflürü, Sovyet iflçi s›n›f›na, Türkiye’nin durumunu ve Türk iflçi s›n›f›n›n mücadelesini tan›tmak amac›yla yazm›flt›r” olarak de¤erlendirilmektedir.

ÖNSÖZ Türkiye’de 1919-1922 y›llar› aras›nda patlak veren milli burjuva devrimi, Birinci Dünya Savafl›’nda yenilen Türkiye’yi oldu¤u gibi yutmak isteyen ‹ngiliz-Frans›z emperyalizmine ve yardakç›s› olan Yunan sald›rganlar›na karfl› yöneltilmiflti. Türk milleti buna karfl› koydu ve zaferle sonuçlanan bir milli mücadeleye giriflti. Bu mücadelesinde Türk halk› kendi bafl›na b›rak›lm›fl de¤ildi. Kendisi için de az›l› düflman olan ‹ngiliz-Frans›z emperyalizmine karfl› Sovyetler Birli¤i Türk milletini destekliyordu. Devrimin önderi Mustafa Kemal Pafla’dan dolay› “kemalist” ad› verilen bu Türk milli devrimini, Türkiye’nin milli burjuvazisi, yani tüccar, toprak a¤as› ve o s›rada Türkiye’de çok az say›da bulunan sanayiciler yöne-

tiyordu. Köylü kitleleri örgütlenmemiflti. Köylü yaln›z milli düflman›n› seçebiliyor, s›n›f düflman› olan büyük toprak sahiplerine, a¤alara, tefecilere, vurguncu ve tüccarlara karfl› savafl açmay› düflünemiyor, bunu beceremiyordu. Proletarya bu milli hareketin yönetilmesini zaten düflünemezdi çünkü güçsüzdü, gerekti¤i gibi örgütlenmemiflti, milli hareketin befli¤i olan yerlerde (Türkiye’nin Asya bölümü olan Anadolu’da) say› bak›m›ndan azd›. Proletaryan›n öncü partisi ve di¤er devrimci iflçi örgütlerinin rolü bu savaflta yok denecek kadar önemsizdi. Bunun sonucu olarak, milli devrimden yaln›z Türk burjuvazisi faydaland›. Burjuvazi ele geçirdi¤i iktidar›, iflçi ve köylülerin s›rt›ndan gelir sa¤lamak için kullan›yor, iflçilerin s›rt›ndan sa¤lad›¤› karlarla kendi milli sanayisini kuruyor, emperya-


15

TÜRK‹YE’N‹N ULUSAL EKONOM‹S‹ VE POL‹T‹K DÜZEN‹ 29 Ekim 1927 tarihinde, Türkiye’de bir genel nüfus say›m› yap›ld›. Say›m sonucu, Türkiye nüfusu 13.5 milyon olarak tespit edildi. Bunun 3 milyonu, yani beflte biri flehirlerde, arta kalan beflte dördü ise köylerde oturmaktad›r. En kalabal›k bölgeler, sahillere yak›n olanlard›r, ‹ç Anadolu bölgesi ile di¤er bölgelerin nüfusu azd›r. Kalabal›k say›lan bölgelerde 1 km kareye ortalama 18-87 kifli isabet etti¤i halde, az nüfuslu bölgelerde bu oran 2-25 kifliye düflüyor.

listlerle birleflip devrim eylemine karfl› koyuyor. Bu noktada Türk burjuvazisi ile yabanc› burjuvazinin ç›karlar› birlefliyor. Türk burjuvazisi emekçi s›n›f›n›n en az›l› düflman›d›r, emekçiyi sömürüyor ve iflçiyle köylü eylemlerini korkunç bir zulümle bast›rmaya çal›fl›yor. Bunun için Türk proletaryas›n›n önünde, öncelikle çözülmesi gereken en önemli sorun, kendi durumlar›n› düzeltebilmeleri için burjuvaziye karfl› amans›z bir mücadele aç›p, gerek emperyalistler gerekse “öz Türk” burjuvazisi taraf›ndan sömürülmelerine son vermek için, emekçi kitlelerini örgütlemektir.

Türk burjuvazisi, kendi sermayesi bak›m›ndan fakir oldu¤undan, yine de emperyalistlerin yard›m›na muhtaçt›r ve emperyalistlere ba¤›ml›l›¤› devam etmektedir. Sovyet iflçisi, kardefl Türk proletaryas›n›n emperyalistlere karfl› giriflti¤i özgürlük ve egemenlik savafl›nda tarafs›z kalamaz. Genifl iflçi kitlelerimiz Türk proletaryas›n›n ne oldu¤unu bilmez, yaflam koflullar›n› tan›maz. Örgütü ve savafllar› hakk›nda bilgi sahibi de¤ildir. Bu küçük kitab›m›z›n amac›, SSCB iflçilerine Türk proletaryas›n› tan›tmakt›r. Moskova, 1929 A. fiNUROV

Türkiye’de tüccar, esnaf, memur ve köylünün bir arada yaflad›klar› oldukça ufak nahiye ve kasabalar vard›r. Büyük ticaret ve sanayi merkezi say›lan flehirler ise pek azd›r. 5 - 10.000 nüfuslu 79 kasaba var. 10.000 20.000 nüfuslu 39 kasaba, 20 - 30.000 nüfuslu 14 kasaba, 30 - 40.000 nüfuslu 7 ve 40.000’den fazla nüfusu olan yaln›z 8 flehir vard›r. En büyük flehirler Konya (47.286), Bursa (61.451), Adana (72.652), Ankara (74.704), ‹stanbul’un Üsküdar ilçesi (124.555), ‹zmir (153.845) ve ‹stanbul (796.147)’dur. Konya ve Adana tar›m ticareti merkezleridir, di¤er flehirler (Ankara hariç) liman flehirleridir. Türkiye nüfusunun meslek say›m› yap›ld›¤› halde,

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

Türk flehirleri nas›l kurulmufltur?


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

16

sonuçlar› henüz yay›nlanmam›flt›r. Ancak ortaya flu üç gerçe¤in ç›kaca¤› kuflku götürmez: 1) Türkiye bir tar›m ülkesidir. Bir flehirliye dört köylü isabet etmektedir. 2) Ülkede ticaret, özelikle esnafl›k çok geliflmifltir. Geçen yüzy›l›n sonunda Trabzon gibi bir flehirde oturan 27 kifliye bir dükkan isabet ediyordu, Kastamonu’da bu oran 16 kifliye bir dükkana yükseliyordu. Ticaretin bugünkü rolü ve biçimiyle ilgili olarak, ‹stanbul flehrine ait belli bafll› istatistiklere göre, ‹stanbul’da 1927 y›l›nda 54.000 tüccar ve 30.000 dükkanda çal›flan 90.000 müstahdem tespit edilmifltir. Demek oluyor ki, ‹stanbul’da oturan 26 kifliye bir dükkan ve her 15 kifliye bir tüccar isabet ediyor. ‹stanbul halk›n›n beflte birinin iflkolu ticarettir. Bu rakamlara tüccar aileleri, nakliyeciler, hamal, yükleyici ve tüccarlar›n hizmetinde çal›flan di¤er iflçiler dahil de¤ildir. 3) Türkiye’nin özellikle demiryollar›yla limanlara ba¤lanmam›fl olan yerlerinde türlü zanaat ve esnafl›k çok geliflmifl bir durumdad›r. Bu bölgelere yabanc› ülkelerden ithal olunan mallar giremez, çünkü ithalat›n tamam› denizyolu ile yap›lmaktad›r. Hinterlant ekonomisi daha çok do¤al düzene dayanmaktad›r. Yani haz›rlanan mallar ya üretici taraf›ndan yahut da ayn› bölgede tüketilmektedir. Mesela S. L. Kolyada, “Anadolu’nun Ekonomi Düzeni” adl› makalesinde flunlar› diyor: “‹ster gelip geçen deve

kervanlar›n› inceleyiniz, ister yol boyunca küçük taflra flehirlerinin say›s›z ufac›k dükkanlar›na u¤ray›n›z - her yerde yerli olarak yap›lan mallar yada yerli zanaat ürünü eflya göze çarp›yor.” Fakat ayn› zanaatç›lar, yabanc› ülkelere de ihraç olunan mallar haz›rl›yor. Bu gibi zanaat erbab› az de¤ildir. Örne¤in, Uflak flehrinin 25.900 kiflilik nüfusundan 6.000 küsur kifli fazla miktarda ihraç olunan hal› dokumaktad›r. Türk ulusunun gelir kayna¤› nedir? 1924 y›l›nda, ulusal ekonominin toplam geliri 700.000.000 TL idi. Gelirin beflte dördü tar›m ürünlerinden ve beflte biri sanayi ürünlerinden sa¤lanmaktad›r. Ulusal ekonominin ürünlerinin 1/3 ‘i ihraç edilmektedir. Bu ihraç mallar› tütün, pamuk, meyve, f›nd›k, ceviz, sepide kullan›lan maddelerdir. Hububat ihraç edilmiyor. Sanayi mallar›n›n ço¤u ithal edilmektedir. Yabanc› ülkelerden ithal edilen mallar›n hemen hemen yar›s› tekstil mallar›d›r ki, bunlar›n hammaddeleri (pamuk, yün) ülkede bol bol vard›r. Bugün ülkede, y›lda 15 milyon metreden fazla kumafl üretilmektedir, ki de¤eri 5,5 milyon Türk liras›d›r. Yabanc› ülkelerden 38 milyon Türk liras› de¤erinde yünlü kumafl ithal edilmektedir. ‹thal olunan ince yünlü kumafllar 32 milyon lira, pamuklular 86 milyon lira, toplam olarak ithal olunan kumafllar›n de¤eri 156 milyon lirad›r. Bu say›, ülke içinde üretilen mallar›n de¤erinin on kat›d›r.

Ayr›ca, Türkiye’de tüketilen fleker, maden, kimya maddelerinin üretimi için gereken makine ve donan›m ile buna benzer mallar ithal edilir. Yaln›z yurt içinde sat›lan çimentonun büyük bir k›sm› ile yiyecek maddeleri (fleker hariç), konserve gibi mamuller yerlidir. Geçen yüzy›l›n ikinci yar›s›nda demiryollar›n›n döflenmesiyle d›fl ticaret h›zla geliflmifltir. Fakat, demiryollar›n›n döflenmesi ile sanayinin geliflmesi paralel olmam›fl, demiryollar› sadece ithalat›n artmas›na yolaçm›flt›r. Türkiye’nin demiryollar›n›n uzunlu¤u 1928 y›l›nda toplam olarak 4635 kilometredir. Bunun 2248 kilometresi devlete, 2389 kilometresi yabanc› sermayeye aittir. Bunun d›fl›nda 1967 kilometrelik hat devletin yine yabanc› müteahhitlere verdi¤i siparifller üzerine halen döflenmektedir. Türkiye’nin bütün demiryolar›n›n ya Ege, yada Marmara Denizi’ne ç›k›fl› vard›r, yurt içine fazla uzanmamaktad›r. Bütün demiryollar› yabanc› sermaye ile döflenmifltir. Yabanc› ülkelerin amac› ise, demiryollar›n›n döflenmesi ile, Türkiye’den bol miktarda hammadde ithalini sa¤lamak, buna karfl›l›k da Avrupa’dan mal ihraç etmek ve elbette Avrupa’dan Türkiye’ye daha kolay s›zmakt›r. Türk sanayisinin geliflememesinin nedeni Yukar›da verilen say›lardan anlafl›ld›¤›na göre, Türk sanayisi zay›f kalm›flt›r. Oysa bu ülkenin do¤al koflullar›


her türlü sanayinin mükemmel geliflmesine son derece uygundur. Asl›nda, Küçük Asya emperyalist devletlerin dikkatini boflu bofluna çekmifl de¤ildir. Charles Wilson ad›nda bir ingiliz generali Türk topraklar›n›n zenginliklerini flöyle anlat›yor: “Anadolu’nun tar›m ürünleri ile maden hazineleri, do¤ru dürüst ifllense, ola¤anüstü geliflebilir. Amerika d›fl›nda dünyan›n hiçbir yerinde bu¤day için bu derece verimli topraklara rastlamad›m. Dünyada bu kadar çeflitli, birbirinden güzel meyve görmedim: Amasya elmas›, Ankara armudu ‹ngiliz afl›s› ile afl›lanarak yetifltirildi ve ‹ngiliz türlerini lezzet bak›m›ndan kat kat aflt›; üzüm ba¤lar›, zeytin ve incir bahçeleri güney ve bat› sahilleri boyunca görülmemifl çapta yetifltirilmektedir. Bir çok bölgede ipek, pamuk, pirinç, afyon, meyan kökü, tütün, palamut, keçiboynuzu vb. yetifltiriliyor. Da¤ yamaçlar›nda say›s›z koyun ve keçi sürüleri otluyor, keçiler aras›nda özellikle ipek gibi ince ve yumuflak tüylü Ankara keçisi dünyaca tan›nm›flt›r. Yüksek yaylalarda ise güçlü cinsten at ve deve sürüleri yay›l›yor. Ülkenin madenlerinde alt›n, gümüfl, kurflun, demir, taflkömürü, boraks, krom, kil, kayatuzu, kaolin, lületafl›, göl ve deniz tuzu bol miktarda var. Bir çok yerde y›lantafl›na ve en iyi mermer cinslerine rastlan›yor. Anadolu’nun çok elveriflli sahilleri, tar›m ve maden hazineleri varken, bu ülke dünyan›n en verimli, en geliflmifl ülkesi olabilirken

bugün ac›nacak durumdad›r. Bunun nedeni, yüzy›llarca süren ve ülkeyi y›pratan kötü yönetimdir. Fakat zaman gelecek ve bu ülkenin do¤al zenginlikleri tekrar iflletilmeye bafllanacak, o zaman Türkiye, Akdeniz’de sahili olan ülkeler aras›nda en geliflmifl ülke olacakt›r.” Türkiye’de ülkenin öz sanayisinin genifl ölçüde geliflmesi için flart olan hammaddeler toplu bir flekilde bulunuyor: demir, petrol, tafl kömürü, renkli madenlerin türlü ham flekilleri (bak›r, çinko ve.) Toprak hazineleri de ola¤anüstü elverifllidir. Bütün bunlar varken Türkiye sanayisinin geliflmemesinin sebebi nedir? Çok ileri tekni¤i olan güçlü ve ilerici bir sanayinin kurulmas› için çok büyük bir yat›r›m gerekmektedir. Oysa Türkiye yabanc› halklarla savaflm›fl, ülkeler iflgal eden, bitmez tükenmez savafllar sürdüren, aral›ks›z ayaklanmalar› bast›rmak zorunda kalan bir monarfli idi. Savafllar ülkeyi sars›yor, y›prat›yordu. Türkiye Karadeniz’den Akdeniz’e ve Avrupa’dan Asya’ya uzanan ticari ve askeri güzergah›n üzerindedir. Bu yollar› keyfine göre kapatarak, bu yollardan faydalanan bütün devletleri kendisine ba¤›ml› hale getirebilirdi. Bu yüzden Türkiye, dünya üzerinde egemenlik kurmak isteyen Çarl›k Rusya’s›, ‹ngiltere, Fransa, Avusturya gibi devletlerin doymak bilmez açgözlülüklerinin hedefi idi. Türkiye’nin paylafl›lmas› için birkaç yüzy›ldan beri bir tak›m güçlü “devletler” aras›ndaki çekifl-

meler devam ediyor. Bunun için Türkiye, fedakarl›k yaparak kendisine sald›r›ya yönelen her güçlü devlete bir sald›rmazl›k pay› vermezse, onunla savaflmak zorunda kal›yordu. Devlet gelirlerinin büyük k›sm› bu savafllara harcan›yordu, ülke gitgide çöküyordu. Türkiye’de son toprak bölüflmesi Birinci Dünya Savafl›’ndan sonra olmufl, ‹ngiltere Filistin ve Irak’›, Fransa ise Suriye’yi ele geçirmifltir. Büyük giriflimlerde bulunmak için herfleyden önce huzur ve düzenli bir hayat gerekiyor. Baflka türlü, sa¤lam bir temeli olan giriflim kurulamaz. Oysa müteflebbis ifladam› Türkiye’de ne ya¤maya karfl›, ne yabanc› ülkelerin sald›r›s›na, ne de kendi yurdunun devlet memuru ile askeri memurlar›n›n keyfi hareketlerine karfl› korunmufltu. Köylüleri bir yandan bitmez tükenmez savafllar, öte yandan da büyük toprak sahipleri ve a¤alar y›prat›yordu. Savafllara para yetmiyordu, Türkiye durmadan yabanc› devletlerden kredi almak zorunda kal›yordu. Böylece gitgide kredisinden yararland›¤› Avrupa devletlerine ba¤›ml›l›¤› art›yordu. Ve günün birinde borçlar›n› ödeyemeyince, iflas etmifl bir borçlu ilan edilerek, ülkenin bütün gelirleri alacakl› olan devletlerin kontrolü alt›na verildi. Yabanc›lar›n Türkiye’de bir sürü imtiyazlar› vard›. Yabanc›lar Türk mahkemelerine tabi de¤ildi, gümrüksüz ve vergisiz olarak kendi ülkelerinden diledikleri mal› ithal edebiliyorlard›, hiçbir vergi

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

17


18

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

Türkiye yar›-sömürge karakterini muhafaza ediyordu. Yani kapitalist ülkeler için, hammadde al›p sanayi mamullerini satt›klar› bir pazar durumundayd›. Politik bak›mdan Türkiye ba¤›ms›z say›l›yordu. Fakat Türkiye emperyalist ülkelerin elinde oyuncakt›. Bu yüzden Türkiye, ekonomik yönden afl›r› derecede ba¤›ml› bulundu¤u Almanya taraf›ndan Birinci Dünya Savafl›’na itildi ve Almanya u¤runa savaflt›. Almanya savafl› kaybedince, Türkiye tam anlam›yla ya¤ma edildi. ödemiyorlard›. Yabanc› uyruklular, Türk vatandafl›ndan çok daha elveriflli durumda idiler, bunun için Türk tüccar› ve sanayicisi yabanc›larla rekabet edemiyordu. Üstün teknik sayesinde, Avrupa mallar› daha da ucuza geliyordu. Sat›fl› ise, yabanc› kapitalistlere tan›nan imtiyazlar sayesinde kolaylaflt›r›lm›flt›. JÖN TÜRKLER VE KEMAL‹ST DEVR‹M Gerçekte,fakir olan ülkeyi insafs›zca soyan büyük toprak sahipleriyle din adamlar›n›n ve en baflta da sultanlar›n egemenli¤i sonucunda Türkiye tamamen Avrupa sermayesinin eline düflerek, Avrupa kapitalizminin kölesi olmufltu. 1908 y›l›nda sultan›n egemenli¤i, Türkiye tarihinde ilk defa olmak üzere Türk ticaret burjuvazisi, subaylar ve asilzadelerin birleflmifl gücüyle kökünden sars›lm›flt›r. Bu burjuva devrimi, Jön Türk

devrimi olarak tan›nmaktad›r ve bunu bafllang›çta halk y›¤›nlar› da desteklemifltir. Jön Türkler Türkiye’nin geliflmesine önem vererek bir tak›m önlemler alm›fllard›r: ülke endüstrisinin korunmas›na ait birçok yasa ve yönetmelik yay›nlam›fllar, birçok reform yapm›fllard›r. O zamana kadar yabanc›lara tan›nan birçok imtiyaz kald›r›lm›fl, böylece Jön Türk yönetimi s›ras›nda, özellikle Birinci Dünya Savafl› y›llar›nda, birçok yeni ticaret ve sanayi iflletmesi kurulmufltur. Fakat Jön Türkler yurdun fakirli¤ini ortadan kald›r›p ülkenin gerekti¤i gibi geliflmesi için laz›m olan sermayeyi ortaya koyamam›fllard›r. Kald› ki bir sürü savafla giriflmek zoruna kald›klar› için, Jön Türkler yeniden yurt d›fl›ndan kredi aramaya bafllam›fllard›r. Bu yüzden tar›m ürünlerini, sanayi mamulü haline getiren bir tak›m ufak tefek iflletmeler kurmaktan öteye gidilememifltir. Türkiye yar›-sömürge karakterini muhafaza ediyordu. Yani kapitalist ülkeler için, hammadde al›p sanayi mamullerini satt›klar› bir pazar durumundayd›. Politik bak›mdan Türkiye ba¤›ms›z say›l›yordu. Fakat Türkiye emperyalist ülkelerin elinde oyuncakt›. Bu yüzden Türkiye, ekonomik yönden afl›r› derecede ba¤›ml› bulundu¤u Almanya taraf›ndan Birinci Dünya Savafl›’na itildi ve Almanya u¤runa savaflt›. Almanya savafl› kaybedince, Türkiye tam anlam›yla ya¤ma edildi. Ülkenin bütünlü¤ünü korumak için ikinci bir

devrime ihtiyaç has›l oldu. Bu kez “kemalist devrim” ad› ile tan›nan devrim, ‹ngiliz-Frans›z emperyalizmine karfl› yap›lm›flt›r. Devrim, ad›n›, Türk burjuvazisinin önderi Mustafa Kemal Pafla’dan almaktad›r. ‹flçi s›n›f› ile köylü kitleleri o zamanlar henüz güçsüzdü. S›n›f ç›karlar›n› henüz kavram›fl de¤illerdi. Üstelik de hiçbir flekilde örgütlenmemifllerdi. Bunun için devrimde bafll› bafl›na bir rol oynayamad›lar. Devrimin bafl›na Türk ticaret burjuvazisi geçti. Türkiye tar›m ülkesi oldu¤u için, tüccarlar›n bafll›ca al›flverifli tar›m ürünleri üzerineydi. Böylece ticaret burjuvazisi, a¤alar ve büyük toprak sahipleri ile s›k› ba¤lar kurdu: Her Türk köyünde a¤a ve büyük toprak sahibi, ayn› zamanda tefeci ve köylü ürünlerinin belli bafll› al›c›s› ve sat›c›s›yd›. Bu a¤alar›n, bazen un de¤irmeni, ya¤ veya kuru meyve iflleyen küçük imalathaneleri ve di¤er ufak tefek iflletmeleri oluyordu. A¤alar, ayn› zamanda tar›m ürünlerini toptan sat›nalan büyük ticaret firmalar›n›n acenteleri durumundayd›lar. Bu koflullar alt›nda, Türkiye Avrupa kapitalistlerine yenilmifl olsayd›, yabanc›lar en k›sa zaman içinde bütün ticareti ve sanayiyi ele geçireceklerdi. Türk burjuvazisi bir ölüm kal›m sorunuyla karfl› karfl›yayd›: Kapitalistlerin iflgali alt›ndaki liman flehirleri olmazsa, devlet kendilerini desteklemezse, yabanc›lara verilen imtiyazlar devam edip Türkiye her bak›m-


19

listler hemen Fransa, ‹talya, ‹ngiltere ve di¤er ülkeler burjuvazisiyle anlaflmalar imza etmekte gecikmediler. Kemalistlerin korkusu fluydu: savafl devam ederse, emekçi kitleleri yabanc› sömürücülere karfl› mücadeleyle yetinmeyip, kendi yurttafl› olan sömürücülere karfl› da savafla giriflebilirdi. Böylece bir süre daha demiryollar›, fabrikalar, maden ocaklar› v.s. yabanc›lar›n elinde kald›. Avrupa’n›n büyük banka ve firmalar› bugün bile Türkiye’de diledi¤i biçimde çal›flmaktad›r. Bununla birlikte, devrimin sonunda, yurt içinde ticaret ve sanayinin geliflmesine yol açan baz› koflullar ortaya ç›kt›. Örne¤in, yabanc› ülkelerden ithal edilen mallardan daha yüksek vergi ve

gümrük rüsumu al›nmaya baflland›. Yabanc› sermayeye tan›nan rüçhan haklar› kald›r›ld›. Fakat yine de Türkiye yabanc› emperyalistlerin bask›s› alt›na baz› eski borçlar› tan›mak zorunda kald›, yabanc›lara ticaret serbestisi sa¤lad›. Gerçi bu serbest ticarette, yabanc›lar Türk vatandafllar›ndan fazla yada özel herhangi bir hakka sahip de¤ildi. Fakat bu “eflit olmayanlar aras›nda eflitlik”ti. Yani güçlü Avrupa sermayesi, nas›l olur da, zay›f Türk sermayesine eflit olabilir? Do¤ald›r ki, hiçbir eflitlik söz konusu olamazd›. Kemalist devrimin ekonomik sonucu pek de parlak de¤ildir. Fakat ne de olsa, Türk sanayi ve ticareti art›k gerçekten daha kolay gelifliPART‹ZAN 41 • Ekim 2001

dan yabanc› sermayeye ba¤l› kal›rsa, yurdun öz ticareti ve sanayisi ergeç ölecekti. Tüccar›, sanayiciyi, tar›m ürünlerini yabanc› ülkelere satan a¤a ve büyük toprak sahiplerini devrimci k›lan iflte bu tehlikeydi. Köylü, iflçi ve küçük esnaf›n kapitalistler ve toprak a¤alar›na karfl› duydu¤u hoflnutsuzluk, ustal›kla yabanc› kapitalistlerle mücadeleye dönüfltürüldü. Bunun için devrim bütün yurda yay›larak ulusal bir nitelik kazand›. Ne olursa olsun yine de, burjuvazi, burjuvazidir. Burjuvazi için bafl düflman sömürenler de¤il, sömürülenlerdir; ister kendi halk›ndan, ister yabanc› uyruktan olsun... Emperyalistler ufak tefek ödünler vermeye bafllay›nca, kema-


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

20

yor ve kemalist hükümet elinden gelen yard›m› esirgemiyordu. Gerek Türk sermayesi, gerekse yabanc› sermayeyle yeni yeni sanayi iflletmeleri kuruluyor ve buna paralel olarak Türk proletaryas› da gelifliyordu. Türk burjuvazisi, eskiden beri, proletaryan›n ve köylü y›¤›nlar›n›n kitle halindeki eyleminden ateflten korkar gibi korkard›. Fakat kemalist milli-burjuva devrimi 1919-1920 y›llar› aras›nda, yani Sovyet Cumhuriyetlerinin emperyalizme karfl› en a¤›r savafllar› yürüttü¤ü s›rada patlak vermifltir. fiuras› kesindir ki, kemalist devrim, ezilenlerin ortak düflman› olan dünya emperyalizminin güçsüz bir hale getirilmesine yaram›flt›r. Bunun için, devrimci olmad›¤› halde, kemalist burjuvazi, kendi iste¤iyle olsun olmas›n, yine de uluslararas› devrime yard›mc› olmufltur. Devrim, ulusal bilinci uyand›rarak di¤er Do¤ulu ve emperyalizmin sömürgesi ülkelere örnek oluyordu. Bunun için Sovyetler Birli¤i, ‹ngiliz-Frans›z emperyalizmine karfl› savafl›nda Türkiye’yi destekliyordu. Türkiye, emperyalizme karfl› açt›¤› savaflta, kendi politik ba¤›ms›zl›¤›n› korumufl ve sa¤lamlaflt›rm›flt›r. Bu, ülkenin daha sonraki geliflme aflamas› için gerekliydi. Bu aflamadad›r ki, Türk proletar-

yas› ve köylü y›¤›nlar›, yoksulluklar›n›n, yaln›z yabanc› kimselerin sömürüsüne dayanmay›p, hangi ülkeden olursa olsun yerli yada yabanc› kapitalist ve büyük toprak sahiplerinin sömürücülü¤üne dayand›¤›n› aç›kça anlamaktad›rlar.

Politik düzen Her ne kadar baz› görüntüsel demokratik biçimler varsa da (seçimle meydana getirilen parlamento v.s.) Türkiye’de bugün mevcut düzenin özü, bütün demokrasilerden uzak bir diktatörlüktür. Egemen parti d›fl›nda hiçbir parti örgütü yoktur ve hiçbir partinin kurulmas›na olanak tan›nmamaktad›r. Sosyal-demokrat partiler bile yasaklanm›flt›r. Gazete ve dergiler bir an dahi gevflemeyen s›k› bir kontrol alt›ndad›r. Hatta bu gazete ve dergilerde hükümet aleyhine ileride herhangi bir makale

ç›kmas› olas›l›¤› bile, bunlar›n kapat›lmas›na yetiyor. Ülkenin tek ve egemen siyasi örgütü olan “Halk Partisi”nin tüzü¤üne göre, partinin de¤iflmez baflkan› Kemal Pafla’d›r. 1927 y›l› Haziran ay›nda Halk Partisi tüzü¤ünde baz› de¤ifliklikler yap›larak, bundan böyle parti genel baflkan›na, yani Kemal Pafla’ya, parlamentoya partili millet vekillerinin seçilmesinde tam yetki verilmifltir. Yine seçim kampanyas›n›n yönetilmesi, parti baflkan›na b›rak›lm›flt›r. Halbuki partinin eski tüzü¤ünde, bu yönetim seçim bürosunun ifliydi. Halk Partisi’nin parlamento grubu ve Halk Partisi üyesi olan bakanlar, bu yeni tüzü¤e göre, do¤rudan do¤ruya parti baflkan›na ba¤lanm›flt›r. Bugünkü Türk hükümeti elbette bir diktatörlük hükümetidir. Çünkü egemen olan Türk burjuvazisi tamamen güçsüzdür ve geliflebilmek için emekçi halk› ezmek zorundad›r. Fakat bu diktatörlük çok güzel sözlere bürünüyor, “s›n›flar aras›nda bar›fl ve halk egemenli¤i” gibi cümlelerle süsleniyor. Sömürenlere karfl› öfkelerini baflka mecralara dökmek ve proletaryay› baflka uluslara sald›rtmak için Türk iflçi ve köylüsünün çeflitli floven duygular› her araca baflvurularak körükleniyor. Kemalistler, halk kitle-


lerine hofl görünmeye çal›fl›yor ve bu amaçla e¤itim ve sosyal yard›m çabalar›na girifliyor. Bu kampanya u¤runa yaln›z ‹stanbul ilinde yetiflkinler için 27 halk okulu, dul ve yoksul kad›nlar için ocaklar, dispanserler aç›ld›. Halk Partisi, emekçi kitlelerinin güvenini sa¤lamlaflt›rmak için, halk bayramlar›n›n say›s›n› artt›rd›, beyaz terörü maskelemek için gençli¤in spor örgütlerini destekleyerek gelifltirdi, bir tak›m burjuva han›mefendiler taraf›ndan kurulan kad›n derneklerine yard›m etti. Bir süre önce baflbakan›n yay›nlad›¤› yeni bir emre göre, Türkiye’nin spor dernekleri ile hükümet taraf›ndan desteklenen di¤er derneklerce tavsiye edilecek kimselere resmi daire, kurulufl ve devlet fabrikalar›na memur olarak atanmada öncelik tan›nacakt›r. Halk›n ayd›nlat›lmas› ve e¤lendirilmesi için Türk Ocaklar› (Halkevleri) ad›nda özel örgütler mey-

dana getirildi. Birinci Dünya savafl› s›ras›nda 28 ocak varken, 1920 y›l›nda ocak say›s› 270’e ve üye say›s› 40.000 ‘e yükseldi. Devrimin ilk y›llar›nda Türk burjuvazisi, düzmece komünist örgütler meydana getirmeye çal›fl›yordu. Bunlar güya müslümanl›k ile komünizmi ba¤daflt›racakt›. Sözümona komünist sloganlar›yla bu örgütler, komünizmi, burjuvazinin hizmetine sunacakt›. Komintern’in daveti üzerine 1920 y›l›nda Bakü’de düzenlenen Do¤u Halklar› Kurultay›na Türkiye delegesi olarak kat›lan Enver Pafla flöyle diyordu: “Yalanc› ve sahtekar Avrupa politikac›lar›n›n tam tersine, biz bugün en do¤ru ve en vefal› müttefikimiz III. Enternasyonal’le el ele ve yan yana yürüyoruz.” Ayn› Enver Pafla, birkaç y›l sonra Türkistan’da Sovyet Hükümeti aleyhine düzenledi¤i bir ayaklanmada ölmüfltür.

Komintern’in II. Kongresi’nde Vladimir ‹lyiç Lenin’in verdi¤i rapora göre, “Azgeliflmifl ülkelerde sözüm ona özgürlük u¤runa bir tak›m burjuva-demokratik ak›mlar›n› da tornistan edip, boyay›p boyay›p zorla komünizm rengine bürümeye çal›flan eylemlere karfl› mutlak ve amans›z bir savafl›n aç›lmas› zaman› gelmifltir.” Ancak, bu durumda renk de¤ifltirme, Türk burjuvazisine yararl› olmaktan çok zararl› olmufltur; çünkü uyar›lan halk kitleleri yavafl yavafl sosyalizmle ilgilenmeye bafll›yor, buysa burjuvazi için tehlikeli oluyor. Türk burjuvazisi sermayeyle emek ç›karlar›n›n ba¤daflt›r›lmas› yolundaki giriflimlerinde Avrupa’n›n sosyal “uzlaflt›r›c›lar›n›n” tecrübelerine dayanmaktayd›. Fakat daha önce de söyledi¤imiz gibi, Türk hükümeti “böyle bir partinin faaliyeti, cumhuriyetimizin öz durumuna uy-

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

21


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

22

gun olamayacak” gerekçesiyle, Türkiye’de sosyal-demokrat partinin kurulmas›na izin vermedi. Türk Hükümeti kendi kendine yani sosyaldemokratlar›n yard›m›ndan faydalanmadan, Avrupa “uzlaflt›r›c›l›¤›n›n” yolunda yürümek istiyor. Bu amaçla Türkiye, Milletler Cemiyeti nezdindeki Uluslararas› Emek Bürosu ile iliflki kurmufltur. Türkiye’nin Berlin elçisi Mahmut Münir Bey iki y›ldan beri hem elçilik, hem de “Uluslararas› Emek Bürosunda” daimi gözlemcilik görevini bir arada görmekte ve bu Büronun bütün konferanslar›na kat›lmaktad›r. Türkiye D›fliflleri Bakanl›¤› Müsteflar›, bu yak›nlarda “gözlemcimize gösterilen iyi kabulden dolay›” Emek Bürosu baflkan›na bir teflekkürname göndermekten geri kalmam›flt›r. Bu mektup, Büroya baflar›lar diliyor ve Büro sayesine Türkiye’deki çal›flma koflullar›n›n hayli düzeldi¤ini aç›kl›yor.

‹fl Hukuku- ‹fl Yasas› Bütün bu süslü sözlerle “uzlaflt›r›c›” önlemler alt›nda proletaryan›n s›n›f düflman› çok aç›k biçimde görünüyor. Yürürlükteki ifl hukukuna bir göz atmak yeterlidir. Sendikalar hemen hemen yasaklanm›flt›r; kurulmas›na izin verilen federasyon ve dernekler hay›r iflleriyle yetinip devlet kontrolü alt›nda çal›flmak zorundad›r. 1923 y›l›nda emperyalistlere karfl› silahl› mücadele bitince, ‹zmir’de bir ‹ktisat Kongresi yap›ld›. Bu kongrede halk ad›na ülkenin bundan

sonraki yönetimine yön verilecekti. Oysa, delegeler ço¤unlukla tüccar, büyük toprak sahibi, a¤a ve bir tak›m ufak sanayi iflletmesi sahipleriydi. Toplant›ya kat›lan delegeler, yol paras› ve ‹zmir’deki masraflar› kendi keselerinden ödemek zorundayd›lar. Bu da yaln›zca zenginlerin harc›yd›. ‹flçi delegeleri aras›nda gerçek iflçi yar›dan azd›. Hepsi ‹stanbul’dan, ‹zmir’den ve baflka bat› sahil flehirlerinden gelmiflti, ki bu flehirlerden ‹zmir’e seyahat hepsinden ucuzdu. ‹flçi delegeleri aras›nda atölye çal›flt›ranlar, eski bir vali, hatta imamlar dahi vard›. ‹zmir Kongresi’nde iflçi delegeleri, ifl hukukunun yasalaflt›r›lmas›n›, 8 saatlik iflgünü, birlik kurma ve toplant› hakk›, iflverenlerle toplu sözleflme yapma hakk› istiyordu. Hükümet yeni yasalar ç›karmay› vaat etmekle beraber, ne birlik, ne de federasyona izin veremeyece¤ini kesinlikle bildirdi. Bu zay›f vaatler bile sadece birer vaatten ibaret kald›... Demek oluyor ki, kemalistler bu sözümona iflçi delegasyonunu bile kendilerine muhatap saymak istemiyorlard›. Her türlü iflkolu dernekleri ve dernek birlikleri yasakt›r. Oysa, anayasaya göre, hükümetin izniyle kurulan her türlü birliklere -yaln›zca topluma zararl› ve mevcut politik düzeni sarsacak nitelikte olan gizli birlikler hariç- izin verilmiflti. Ayr›ca “ad›n› ve amac›n› baflka ›rk veya milliyetten alan politik dernekler” yasaklanm›flt›. Dikkatle bak›l›rsa, bu yasa hükümete, ifline gelmeyen her iflçi örgütünü da¤›tmak

hakk›n› veriyor. Halen 25 Haziran 1909 tarihinde yay›nlanan grev yasas› yürürlüktedir. Bu yasaya göre grevi düzenleyenler bir y›l hapisle cezaland›r›lmaktad›r. fiu var ki, iflçileri afl›r› derecede öfkelendirmemek için bu yasa hemen hemen hiç uygulanm›yor. Bugüne kadar iflçilerin eme¤i hiçbir yasayla korunmufl de¤ildi. Bir tek istisna, yay›nlanan bir yasayla, nüfusu 10.000 ‘den fazla olan flehirlerde, cuma gününün 2 Ocak 1924’ten itibaren zorunlu tatil günü say›lmas›d›r. Fakat bunun da bir çok boflluklar› vard›r: Örne¤in, bu yasadan mevsimlik iflçiler, ma¤azalar, tramvay iflletmeleri, hastaneler, v.b. yerlerde çal›flanlar›n yararlanamamas› gibi... Kald› ki, bu yasa dahi, asl›nda, uygulanm›yor. ‹fl Yasas› tasar›lar› 1910 y›l›ndan bu yana çeflitli tarihlerde haz›rland›¤› halde, bugüne kadar hiçbiri kabul edilmemifltir. Son y›llarda, bir saat ö¤le paydosu olan on saatlik iflgünü tasar›s› mecliste birkaç kez gündeme al›nm›flsa da, bu tasar› bir türlü yasalaflt›r›lmam›flt›r. En son tasar›da iflgününün hükümetin izniyle 12 saate kadar uzat›lmas› dahi öngörülüyor, Türk müteflebbisleri buna dahi fliddetle karfl›d›r; on saatlik iflgünü, henüz geliflmekte olan genç Türk sanayisini y›kacakm›fl! ‹flverenle iflçi aras›ndaki bütün anlaflmazl›klar yasalara göre de¤il, “dostça anlaflma” temeline göre çözümleniyor. Bu amaçla baz› iflletmelerde, örne¤in ‹stanbul Tramvay ‹flletmesi’nde uzlaflma komis-


yonlar› kurulmufl, bu komisyonlar iflletmeciyle iflçi delegelerinden oluflturulmufltur. Bu komisyonlar›n kurulmas› asl›nda iflletmenin elindedir ve iflletme, elbette ki, komisyon üyelerini ifline gelen adamlardan seçmektedir. Örne¤in, 1926 y›l›nda ‹stanbul Tramvay ‹flletmesi, komisyona delege seçimini, bir gün önce ilan etmifltir. ‹flçiler gerekti¤i gibi haz›rlanamad›klar›ndan, seçilen delegeleri kabul etmemifllerdir. Yani tasar›ya göre, herhangi bir iflletmede anlaflmazl›klar çözümlenememiflse, vali yada belediye baflkan›, hükümet yetkililerinden, yöneticilerden ve iflçilerden oluflan bir uzlaflma komisyonu kuracakt›r. Bu komisyon da anlaflmazl›¤› çözemezse, yasaya göre, “memur ve iflçi iflini terk edebilir, fakat her türlü gösteri, eylem ve çal›flma özgürlü¤üne halel getiren hareketler yasak edilmifltir.” Yani grev k›r›c›lar›yla mücadele yasaklanm›flt›r. Böylece patronun herhangi bir grevi hemen da¤›tmas› mümkündür. Meclise 1925 y›l›nda sunulan ‹fl Yasas› tasar›s›, ifl hukukunun iflçilerin korunmas› için de¤il, sadece kapitalistlerin korunmas› için tasarland›¤›n› gösteriyor. Kanunun sekiz maddesinden befli, yaln›zca iflletmecinin ve müteflebbislerin korunmas›n› öngörmektedir. Bunlardan üçünü özetleyelim: 1) ‹flverenler rand›man›n art›r›lmas› için ne gibi önlemlerin al›naca¤›n› hükümete bildirecektir.

2) ‹flletmeciyle hükümet aras›na çok s›k› bir iflbirli¤i kurulacakt›r. 3) Bütün ticaret ve ifl bankalar›, iflletmecilere yard›m edecektir, vs. vs. TÜRK ‹fiÇ‹S‹N‹N YAfiAMA KOfiULLARI Türk iflçisinin geliri ve ifl günü Türk iflçi kitlesinin yaflama koflullar›n›n a¤›rl›¤›, iflgününe karfl›l›k ald›¤› ücretten apaç›k anlafl›lmaktad›r. Hükümete yak›n olan “Milliyet”in bir yazar›, 21 Ekim 1923 tarihli nüshada, Haliç Vapur ‹flletmelerinde çal›flan iflçiler hakk›nda flunlar› yaz›yor: “Kendileriyle yapt›¤›m görüflmede iflçiler bana flunlar› anlatt›lar: ‹flgünümüz günefl do¤madan, saat 5,30’da bafllar ve gece saat 10’a kadar sürer. Cuma günü hariç. Çünkü cuma günü tatil oldu¤u için trafik çok yo¤undur. Cuma günleri biz gece saat 11, hatta 11,30’a kadar çal›flmak zorunda kal›yoruz. Ö¤leyin yemek yiyebilmemiz için iki saatlik paydosumuz var. Böylece a¤›r iflimiz (hamall›k yada yükleyici olarak çal›flmam›z) 24 saatte en az 14 saat sürüyor. ‹flletme, hiç de¤ilse ö¤le paydosumuzu 2 saat daha uzatsa da, biz de dinlenmifl olsak”. ‹stanbul liman iflçileri günde 12 saat çal›flmay› nimetten say›yor. Bu kürek cehennemine benzeyen iflin ücreti nedir?

“Hangi ifli yaparsak yapal›m, flirket ifle yeni al›nm›fl iflçilere ayda 25 lira ödüyor. Ancak ilk 6 aydan sonra bu ücret 30 liraya yükseliyor. Zam için y›llarca beklemek laz›m. Aram›zda flirkette 1015 y›l çal›flan arkadafllar var, bunlar en fazla 40-50 lira al›yor. Onlar da zaten topu topu dört-befl kiflidir. fiirketimizin çal›flt›rd›¤› iflçinin durumunun di¤er flirketlere göre daha iyi oldu¤una dair aç›klamas› gerçe¤e uymuyor”. Oysa, flirketin bu iddias› hiç de as›ls›z yada flaka de¤ildir. Ne yaz›k ki, do¤rudur. ‹flçilerin durumu baflka flirketlerde daha da beterdir. Demiryolu inflaat›nda çal›flan Türk iflçisi günde 15 saat çal›fl›r, günlük kazanc› 80 kurufl, hatta daha da azd›r. “Dokumac›lar ve tütün iflçileri günde 15 saat çal›fl›rlar, günlük ücretleri 1 lirad›r.” “‹stanbul’un baz› semtlerinde lokanta, otel, kasap ve buna benzer iflletmelerde iflçiler günde 20 saat çal›fl›r ve yaln›z 4 saat dinlenip uyuyabilirler.” “F›r›n iflçisinin durumu daha da berbatt›r. ‹fl günleri 18 saatten fazlad›r. ‹stanbul’un baz› semt f›r›nlar›nda ifl 24 saat devam ediyor. Çok defa iflçi 24 saatlik iflgününde uygun bir saatte bir yere k›vr›l›p kestirir, yoksa ifli gece gündüz devam eder.” Bunu yazan bir burjuva gazetesidir (Vakit, 18 Mart 1926). Müslümanlar›n çok hürmet etti¤i dini bayramlara da hiç sayg› gösterilmiyor. Sanayiin türlü ifl kolla-

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

23


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

Tablo 1

24 Sanayi iflkollar›

Usta

Ǜrak

Konserve fieker Döküm Hal›ayda Parfümeri (Itriyat) Matbaa Mobilya

ayda 80 TL ayda 30-50 TL günde 3-4 TL 80 TLayda ayda 65 TL ayda 70 TL günde 2-3 TL

40 TL 2-2.5 TL günde 60-70 TL günde ayda 40 TL -

r›ndaki ücretler nas›ld›r? Bunun cevab›n› Journal d’Orient (Aral›k 1928) iflçi ücretleri hakk›ndaki makalesinde veriyor.. (Tablo 1’de.) Bu cetvel tahminidir. Cetveldeki ücretler Türk ve yabanc› iflçinin ortalama ücreti olarak gösterilmifltir. Oysa, bir yabanc› iflçi Türk iflçisinden çok daha yüksek ücret almaktad›r. Çünkü yabanc› iflçiler hem okuma yazma bilir, hem de çok daha kalifiyedir. Kapitalistler (özellikle yabanc› olanlar) yabanc› iflçiye daha fazla verip onu kendilerine destek yaparlar. Böylece örne¤in taflkömürü endüstrisinde yabanc› ustalar günde 410 ila 730 kurufl al›rlar, Türk usta iflçilerine ödenen ücretler ise 160 ila 300 kurufl aras›ndad›r. Ocaklarda yeralt›nda çal›flan yabanc›lar 170 kurufl al›rlarken, Türklere yaln›zca 60 kurufl ödenmektedir. Yerüstü tesislerde çal›flan yabanc›lar 300 kurufl, Türkler 100 kurufl al›rlar. Yabanc› ç›raklar 400-450 kurufl al›rlar, Türkler ise 160-350 kurufl. Yabanc› memurlar günde 300 kurufl al›rlar, Türkler 100 kurufl. ‹stanbul Tramvay ‹flletmesinde çal›flan Türkler ayda 30 lira al›rken yabanc›lara 120 lira ayl›k ücret ödeniyor. Türk iflçisi ve

Bafl amele

Kalifiye olmayan

günde 50 kurufl ayda 8-10 TL günde 50 kurufl 1 TLgünde 35-100 kurufl ayda 25-40 TL ayda 25 TL günde 180-200krfl günde 30-50 kurufl

memurunun ücretleri yabanc› iflçi ve memurdan iki misli düflüktür. Bunun için bu cetvelde gösterilmifl olan ortalama ücretler Türk iflçisi için daha düflük, yabanc› iflçi için daha yüksek düflünülmelidir. Hem Türk, hem de yabanc› burjuvazi, kad›n ve çocuklar›n eme¤ini de insafs›zca sömürüyor. Erkek dokumac›lar günde 1,5 lira al›yorsa, kad›nlar 75 kurufl, çocuklar ise 20 kurufl ve daha az al›r. Nakliye ifllerinde kad›n iflçiye 20-70 kurufl, çocuklara 10-50 kurufl ödeniyor. Erkek maden iflçisi 60-200 kurufl al›rken kad›n 15-60 kurufl, çocuklar 10-15 kurufl gündelik al›yor. Birçok iflletmede 10 yafl›ndan ufak olan çocuklar günde 13 saat çal›fl›rlar. Büyük flehirlerde iflçi ücretleri biraz daha yüksektir. (Tablo 2’de) Özellikle Birinci Dünya Savafl›’nda kad›n ve çocuk

eme¤inden yararlanmaya bafllanm›flt›r. Kad›n ve çocuklar erkekler kadar çal›fl›rlar, emekleri ucuz oldu¤u için kapitalistler yetiflkin erkek almaktansa, kad›n ve çocuk almay› tercih ederler. Erkek iflçilerle kad›n ve çocuk iflçiler aras›ndaki bu rekabetten yine kapitalistler yararlanmakta ve iki taraf aras›ndaki ayr›l›¤› körükleyip ücretleri düflürmektedir. ‹fiÇ‹ ÜCRETLER‹ NEYE YET‹YOR? Türk iflçisinin kazanc›n›n para olarak de¤il de, gerçek karfl›l›¤› ne kadard›r? Yani, kazand›klar› paran›n sat›nalma gücü nedir? Savafl öncesi ücretlerle karfl›laflt›r›l›rsa, Türk iflçisinin para olarak kazanc› 6-7 kat art›. Ya hayat pahal›l›¤›? Özel bir flekilde kurulan hükümet komisyonlar›n›n tespit etti¤ine, yiyecek fiyatlar› 1912 y›l›na oranla

Büyük Merkezlerdeki ‹flçi Ücretleri (Günlük, kurufl olarak) fiehirler

Erkek

‹stanbul 80-250 ‹zmir 115-500 Ankara 110-450 Samsun Tütün Fabrikas› 150-200

Kad›n

Çocuklar

40-110 80-160 -

10-90 30-150 30-120

15-50

-


21 kat artt›. En fazla fiyat art›fl› yiyecek maddelerindedir. Yani, iflçi için en gerekli maddelerin, fleker ve patatesin fiyatlar› 24 kat, bitkisel ya¤lar›n 30 kat, unun 18 kat, sabunun ve gazya¤›n›n 17 kat artt›. Demek oluyor ki gerçekte Türk iflçisinin geliri savafl öncesine oranla 3-4 kez azalm›flt›r; zira hayat pahal›l›¤› para olarak gelir art›fl›n› 3-4 kez geçmifltir. Pahal›l›¤›n bu art›fl›, kemalist hükümetin politikas› ile aç›klanabilir. Bu hükümet bir süre ticaret tekeli kurarak sat›lan maddelerin vas›tal› vergilerini durmadan art›rmaktad›r. Tan›nm›fl bir gazeteci, “Tekel kelimesi, Türk halk› için yasallaflm›fl soygun anlam›na geliyor,” demektedir. Almanya’da ç›kan Bergwerkzeitung, 25 Eylül 1927 tarihli say›s›nda, tekelcilik politikas›n›n nas›l bir soygun oldu¤unu ve vergilerin korkunç hacmini gösteren ra-

Fakir köylü zenginlerden, yani büyük toprak sahibi ile a¤alardan topra¤› icara, araç’› borca al›r; karfl›l›¤›nda mal sahibinin tarlas›nda hem bedava ›rgatl›k yapar, hem de ürünün yar›s›n› yada üçte birini verir. Araç almaya, geçinmeye paras› yetmedi¤i için, köylü, paray› tefecilerden al›p fahifl faizle öder. Yoksul köylünün, ürününü pazara indirmek için at›, arabas› olmad›¤›ndan, ister istemez ürününü yok pahas›na toptanc›ya vermek zorundad›r.

kamlar yay›nlanm›flt›r. Buna göre, gazya¤›n›n ‹stanbul’a teslim fiyat› 4,5 kurufltur (litresi) sat›fl fiyat› ise 16,5 kurufl; yani fiyat 4 kat art›yor. Benzin fiyat› 7 kurufltan (al›fl fiyat›) 11,5 kurufl imtiyazl› sat›fl fiyat›na ç›k›yor (fabrika, atölye v.s. için.) fiekerin fiyat› yar› yar›ya art›yor. Bu vas›tal› vergiler, tekellerle birlikte 1927-1928 y›llar›nda devlet gelirinin beflte üçünü teflkil ediyor. Tüccar ve kapitalistler bu vergilerden ma¤dur olmuyor. Çünkü bu vergiler sat›fl fiyatlar›n›n art›r›lmas›yla, tüketiciden tahsil ediliyor. Bu vergilerin tüm a¤›rl›¤›n›, emekçiler tafl›yor, çünkü yoksul insanlar›n gelirinin en büyük k›sm› yiyecek ve di¤er birinci derecede gerekli maddelere harcan›yor. O halde Türk iflçisi bu gelirle nas›l geçiniyor? Örnek olarak oldukça kalifiye olan ortalama bir demiryolu iflçisini alal›m. Ayl›k geliri 55 lirad›r. Bu paran›n 5 liras› gelir vergisine gidiyor. Sosyal vergi ve ödenekler 2 lira 60 kurufl tutuyor. Ev kiras› 10 lira; yiyecek giyecek ve di¤er masraf için günde 75 kurufl kal›yor. Bu hayat pahal›l›¤› karfl›s›nda demiryolu iflçisi, haftada bir kez et yiyebiliyor, kalan günler ise ekmek, zeytin, peynir, pirinç ve bal›k yiyebiliyor. Konut flartlar› Di¤er iflçilerin durumu daha iyi de¤il, hatta ço¤u kez daha da kötüdür. Ev kiras› ‹stanbul, ‹zmir, Ankara ve baflka büyük flehirlerde iflçi gelirinin dörtte birini yutuyor. Bunun için Türk iflçisinin

oturdu¤u yer ço¤u kez bir insan evi olmaktan uzak kal›yor. Taflkömürü ocaklar›n›n bulundu¤u Zonguldak ve civar›nda iflçi barakalar›nda ranza bile yok; barakalar o kadar pis ki, iflçi kahvelerde veya aç›k havada uyumay› tercih ediyor. Sahil flehirlerindeki liman iflçisinin ço¤u kez hiç konutu olmuyor. “Akflam” Gazetesi’nin 25 Eylül 1926 tarihli say›s›nda “Balya Karaeddin” maden ocaklar›ndaki iflçilerin oturma yerleri çok canl› bir flekilde anlat›l›yor. Bu maden ocaklar›nda gümüfl ve kurflun üretiliyor. Bilindi¤i gibi kurflun üretiminde zehirli sis meydana getiren gazlar ç›k›yor. Bu gazlar yaln›z insanlara zararl› olmakla kalm›yor, maden oca¤›n›n civar›ndaki bütün ormanlar› tamamen kurutuyor. ‹ki köy maden ocaklar›n› iflleten bir frans›z flirketini asliye mahkemesine flikayet edince, mahkeme durumu araflt›rmak için özel bir tetkik komisyonu gönderdi. Komisyon köylünün flikayetlerini yerinde buldu. Araflt›rma s›ras›nda, maden ocaklar›nda çal›flt›r›lan iflçilerin tüyler ürpertici yaflam koflullar›n› da ortaya serdi. Maden ocaklar›na çok yak›n bulunan iflçi evleri zehirli gazlardan hiçbir flekilde korunmam›fl. Bunun için iflçiler gittikçe periflan oluyor ve erken yaflta ölüyor. Oysa mühendis ve müdürlerin evleri maden oca¤›n›n bulundu¤u da¤›n öbür yamac›ndad›r ve gazdan mükemmel bir flekilde korunmufltur. ‹fl güvenli¤i Hiçbir yetkili makam

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

25


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

26

eme¤in korunmas› ile ilgilenmiyor. Geri olan bir teknik, makinelerin ça¤dafl tekni¤in gereklerine uymay›p üstelik de afl›r› derecede afl›nm›fl olmalar›, koruyucu önlemlerin al›nmamas› ve insan gücünü aflan a¤›r iflte y›pranan ve yeteri kadar beslenemeyen iflçilerin yorgunlu¤u yüzünden s›k s›k büyük ifl kazalar› oluyor. Örne¤in, 1927 y›l›nda “Balya Karan”ad›ndaki maden oca¤›ndan iflçiler koma halinde ç›kar›lm›flt›r. Kaza sonuna üretim 4/5 oran›nda azalm›fl oldu¤undan 800 iflçi iflinden ç›kar›lm›fl, yani türkçe’si, befl paras›z soka¤a at›lm›flt›r. 1927 y›l›nda Ankara’daki fiflek fabrikas›nda (devlet fabrikas›) mermi doldurulurken patlama olmufl, 2 iflçi ölmüfl, 13 iflçi yaralanm›flt›r. ‹zmir’de, 1925 y›l›nda zeytinya¤› fabrikas›nda kazan patlam›fl, 11 iflçi ölmüfl, 4 iflçi koma halinde hastaneye yat›r›lm›flt›r. Özel müteflebbisler ile hükümet bu kadar iflçinin ölümüne karfl› kay›ts›z kalm›flt›r. Bu çirkin olay ‹zmir iflçilerini o derece üzmüfltür ki, iflçiler protesto olarak 25 saat bütün iflyerlerinde ifllerini durdurmufllard›r. Türk iflçileri aras›nda meslek hastal›klar›, özellikle, verem, genifl ölçüde yay›lm›flt›r. “Türk iflçisi 40 yafl›na var›nca bir ihtiyard›r. ‹nsan gücünün üstünde olan a¤›r ifl ve gerekti¤i gibi beslenememesi, iflçinin bünyesini tez y›prat›yor.” 26 A¤ustos 1927 tarihli Pravda, (Kitaygorodski’nin makalesi) ‹flsizlik Türkiye’de ne ifl borsalar›,

ne de herhangi bir ifl bulma kurumu var. Bu eksiklikten, iflveren kadar onun iflbirlikçileri de yararlan›yor; bu madrabazlar ve dalavereciler iflçiyi aç›ktan a盤a sömürüyor. Amelebafl› ile ekip bafllar›n›n keyfi hareketlerinden iflçiler çok flikayetçidir. Bunlar iflçiyi ifle yerlefltirmek vaadiyle ve di¤er f›rsatlarla iflçiden rüflvet istiyor. Örne¤in, Zonguldak’ta iflçi, ifle çavufllar arac›l›¤›yla al›n›yor. Bu çavufllar, bir iflçiyi iflyerine yerlefltirince en afla¤› kazac›n›n 1/10’nu gasp ediyor. Türkiye’de pek çok toprak varken, iflsizlik durmadan art›yor. ‹flsizlik istatistikleri yap›lmad›¤› için, iflsizlerin say›s› kesin olarak bilinmemektedir, fakat flu kesindir ki, köylülerin köylerinde beslenme ve yaflama olana¤› bulamamas›, büyük flehirlerde rasyonalizasyon, iflas ve birçok iflletmenin çekti¤i para darl›¤› yüzünden, iflsizlerin say›s› durmadan artmaktad›r. Soyulup evi bark› y›k›lan birçok köylü, ›rgat olmakla kalm›yor, ifl aramak için flehirlere göç ediyor. Köyde köylüyü tefeci, büyük toprak sahibi, a¤alar, toptanc›lar, tüccarlar insafs›zca soyuyor. Türkiye’nin ço¤u köy aileleri yoksuldur. ‹flletmeleri fakirdir. Ne yeterli topra¤›, ne arac›, makinesi, ne de hayvan› var. Fakir köylü zenginlerden, yani büyük toprak sahibi ile a¤alardan topra¤› icara, araç’› borca al›r; karfl›l›¤›nda mal sahibinin tarlas›nda hem bedava ›rgatl›k yapar, hem de ürünün yar›s›n› yada üçte birini verir. Araç almaya, geçinmeye paras› yetmedi¤i

için, köylü, paray› tefecilerden al›p fahifl faizle öder. Yoksul köylünün, ürününü pazara indirmek için at›, arabas› olmad›¤›ndan, ister istemez ürününü yok pahas›na toptanc›ya vermek zorundad›r. Bu toptanc›, ço¤u kez, topra¤› icara ald›¤› toprak sahibi, a¤a veya tefecidir. Bu yüzden, köylünün ufac›k iflletmesine türlü borç, faiz, vergi biniyor ve ergeç bunun yükü alt›nda y›k›l›yor. Fakir köylü kitleleri ya köylerde ›rgat olarak çal›flmaya yahut ya flehirlere gidip kendine ifl aramaya zorlan›yor. fiimdiyse, flehir iflçileri aras›ndaki iflsizli¤in neden artt›¤›n› inceleyelim. Bafll›ca nedenlerden biri rasyonalizasyondur. 11 Ekim 1928 tarihli “Milliyet” Gazetesi “Ermans Spiker” adl› tütün flirketinin 150 iflçiyi iflten ç›kartt›¤›n› bildiriyor. ‹flçilerin iflten ç›kar›lmas›na sebep olarak da, bu flirketin daha modern tütün iflleme yöntemlerine baflvurmas› gösteriliyor. Bu yöntemler sayesinde iflçiye ihtiyaç azalm›flt›r. Rasyonalizasyon yap›l›rken, fiirket daha az kalifiye olan Türk iflçisini at›p, yerine, daha az say›da, fakat buna karfl›l›k daha kalifiye olan yabanc› iflçi al›yor. Bu iflçiye daha yüksek ücret veriyor. Baflka iflletmelerde de durum böyledir. ‹stanbul Tramvay ‹flletmeleri’nde iflçi ve memur say›s› gitgide azal›yor. ‹flçilerden olmayacak cezalar kesiliyor, iflçilerin kendili¤inden iflyerini terk etmeleri için türlü bask› yöntemleri kullan›l›yor. Yabanc› mallarla rekabet edebilmek için, mevcut


Türk fabrika ve iflletmeleri, yaln›z Türk iflçisini sömürmekle kalm›yor, ayn› zamanda tekni¤ini gelifltirerek, iflçi say›s›n› durmadan azalt›yor. Buna ra¤men yine de Türk sanayii geliflmifl bir sanayi say›lmaz. Türkiye’de birçok iflletmelerde hala elifli revaçtad›r. Kalifiye iflçi ve ustalara günde 1 lira ücret ödeniyor. Bu iflletmelerde tekni¤in rolü son derece önemsizdir! Fakat zanaat ve yar›-zanaat tipinde olan iflletmeler yan›nda kurulan büyücek tesisler, yaflayabilmek için tekni¤ini gelifltirmek zorundad›r. ‹flsizli¤in ikinci nedeni iflas ve para s›k›nt›s›. Türk ticaret-sanayi kurulufllar›n›n iflaslar› gitgide art›yor. Bunlar›n sebebi nedir? Son y›llarda birçok tesis kuruldu, amma bunlar›n yeterli sermayesi yoktu. Bu türlü tesislerin kurucular› hükümetten çeflitli ayr›cal›klar ve kolayl›klar bekliyorlard›. Ayr›ca, devlet bankalar›ndan ve kredi kurulufllar›ndan de yard›m esirgenmeyece¤inden emindiler. Ama, umduklar›n› da bulamad›lar. Kald› ki, sermaye ve bilginin yerini hiçbir ayr›cal›k ve “kolayl›k” tutamaz. Buna karfl›l›k yabanc› firmalar sermaye ve teknik bilgiye fazlas›yla sahip oldu¤undan, Türk firmalar› gölgede kald›. Yeni kurulufl ve iflletmelerin elinde bulunan sermaye, k›smen ülkeyi terketmifl olan ermeni ve rum iflletmelerinin ele geçirilmesi, k›smen de devlet kurumlar›n›n soyulmas› ve rüflvetlerle yarat›lm›flt›. Bunun d›fl›nda, Türk iflletmelerinin para s›k›nt›s› ve

iflas›, Türkiye’nin yabanc› ülkelere tar›m ürünlerini sat›fl›nda meydana gelen güçlüklere de dayan›yor. Türk tar›m ürünleri aras›nda yer alan tütün, pamuk gibi ürünler, bol miktarda baflka ülkelerde de yetifltiriliyor. Türk köylüsü o kadar yoksul, tekni¤i o kadar geridir ki geliflmifl ülkelerin rekabetine dayanam›yor. Bu yüzden bu ürünleri ihraç eden yada tar›m ürünlerini iflleyen birçok fabrika çal›flmas›n› durdurmak zorunda kal›yor. 1927 y›l›na ait ‹stanbul Bölgesi ve 8 Civar Vilayeti Ticaret ‹daresi’nin raporuna göre 1927 y›l›nda 12 iflas kaydedilmifl, 751 küçük iflletme iflini durdurmak zorunda kalm›flt›r. 1928 y›l›nda yap›lan geçici say›m sonucu, iflaslar›n 400’e, ifli durdurman›nsa 1000’e ç›kt›¤›n› gösteriyor. ‹flas eden bu iflletmelerde çal›flan iflçiler, tabii ki, soka¤a at›lm›fllard›r. Bu duruma paralel olarak ticarete hizmet eden iflkollar›nda da iflçi say›s› azalt›l›yor (liman iflçisi, hamal v.s.) Kapitalistler bu iflsizlikten yararlanarak iflçi ücretlerini düflürüyor. ‹flçiler ise ya bu indirimi kabul etmek zorundad›r yahut da iflten at›lmay› göze almalar› gerekiyor. Türk burjuvazisi henüz güçsüzdür; gerekli sermayesi yok. Bu sermayeleri bir araya getirip ço¤altmak gerekli. ‹flte, sermaye art›rma yoluna iflçi ve köylüyü soyuyor, gizlemeye bile gerek görmeden büyük bir aç gözlülükle emekçilerin suyunu s›kabildi¤i kadar s›k›yor. “Vakit” Gazetesinde ka-

saplar ve f›r›nlardaki korkunç ifl flartlar›n› anlatan burjuva gazetecisi Mehmet As›m, makalesinde flunlar› diyor: “Biz bu örnekleri verirken, memleketimizde genellikle iflçilerin hayatlar›n› bir nizama sokmak zorunda oldu¤umuzu anlatmak istiyoruz. Elbette ki amac›m›z hiçbir zaman baz› ülkelerde bafllam›fl olan afl›r› zoraki iflçi hareketlerine uymak de¤ildir. Kald› ki, yurdumuzda körü körüne afla¤›daki formülü tatbik etmek akl›m›za dahi gelmez! Yani: 8 saatlik iflgünü, 8 saat uyku, 8 saat istirahat. Bu 8 saatlik iflgünü formülünü uygulayanlar, bununla hiçbir iyi sonuca varm›fl de¤ildir. Henüz herfleyi bir düzene sokup bütün gücünü iflte toplamak zoruna olan ülkemiz için bu hayal ürünü formüller peflinde koflmak, esasen yurdumuzda mevcut geçim s›k›nt›s›n› kat kat artt›rmak demek olacakt›r.” Mehmet As›m, Türk iflçisinden, SSCB’de uzun zamandan beri 8 saatlik iflgününün uyguland›¤›n› ve hatta neredeyse 7 saate indirilece¤ini bilerek sakl›yor. SSCB’nin, iflçinin sömürüsü yerine ülkenin varl›¤›n›n art›r›lmas› için çok daha baflka çareler buldu¤unu da bilerek sakl›yor. Mehmet As›m hiç s›k›lmadan, Türk burjuvazisinin iste¤ini itiraf ediyor: ‹flçinin elinden en zorunlu ihtiyac› olan fleylerin al›nmas› pahas›na sermayenin art›m›! Yine de Mehmet As›m bile, iflçinin tüyler ürpertici sömürüsünden yararlanarak f›r›n sahiplerinin rakiplerine karfl› koyduklar›n› saklayam›-

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

27


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

28

yor. “Bu rekabetin baflka bir sebebi, örne¤in sokaklarda gezici sat›c›lar›n ekme¤i 16 kurufla satt›klar› halde, belediyenin ekme¤e koydu¤u narh›n 17 küsur kurufl olmas›d›r”, diyor Mehmet As›m. Yabanc› mallar›n rekabetine ve geri tekni¤e ra¤men, birçok kapitalist, iflçiyi sömürerek muazzam karlar sa¤layabiliyor. Örne¤in, 1927 y›l›nda fiark Unde¤irmeni Birli¤i ad›nda bir flirket 600.000 liral›k sermaye karfl›l›¤›nda, 190.000 lira kar sa¤layabilmifltir. Sabun Fabrikalar› Birli¤i ad›ndaki flirket 137.000 liral›k sermaye ile y›lda 260.000 lira kar sa¤lam›flt›r.

TÜRK ‹fiÇ‹S‹N‹N MÜCADELES‹ Kemalist devrimden önceki iflçi hareketleri

Jön Türk devriminden önceki s›n›rs›z monarflide, Türkiye’ de ancak birbirinden kopuk tek tük zanaatç› birlikleri vard›. ‹flçi birlikleri kurmaya çal›flan ilerici iflçiler, bu cesaretlerini Arap ülkelerine ömür boyu sürgünle öderdi; orada da genellikle habis s›tmaya yakalanarak ölürlerdi. Burjuvazi hiçbir zaman halk kitlelerinin yard›m› olmadan iktidara gelmifl de¤ildir. Nitekim, Jön Türk burjuvazisi de, emekçilerin s›rt›ndan iktidara gelmiflti ve bunun için, hiç de¤ilse iktidar›n›n ilk günlerinde, emekçilere söz, bas›n, toplant› ve birlik kurma özgürlü¤ü vermek zorundayd›. Demiryollar› iflçileri sendikalar›, terzi, berber, floför, garson, liman iflçisi birlikleri ve. kurulmufltu. Yurdu bir grev dalgas› boydan boya kaplad›-bu grevler her fleyden önce ya-

banc› kapitalistlere karfl› yönelmiflti. Anadolu ve Trakya demiryollar› iflçileri, arkas›ndan, tütün iflçileri, terziler, f›r›nc›lar hatta baz› kurumlarda çal›flan memurlar da greve giriflti. Kitle hareketlerinin h›zla büyümesi ve iflçilerin istekleri, Jön Türk’leri ürkütmüfltü. Öyle ya, burjuvazi iktidara, iflçilerin s›rt›ndan mümkün oldu¤u kadar fazla sermaye biriktirmek için gelmiflti, oysa iflçiler bunu engellemek istiyordu! Emperyalist devletlerin hoflgörüsünü ve sempatisini elde etmek için, Jön Türk’ler, ne kadar ›l›ml›, yani iflçi s›n›f›na ne kadar düflman olduklar›n› onlara göstermek zorundayd›lar. Jön Türkler devrimin getirdiklerini s›n›rland›rmaya bafll›yordu. Sendikalar›n ço¤u da¤›t›ld›. Geri kalan yard›mlaflma sendikalar›, milli ve dini birlikler, hükümet ajanlar›-


n›n kadrolara s›zd›r›lmas› hatta zorla sokulmas›yla soysuzlaflt›. 1909 y›l›nda yabanc› sosyalistler, özellikle Bulgar sosyalistleri, ajitasyon ve propaganday› öngören “Sosyal Bilimleri Araflt›rma Grubu”nu kurdular. O zamana kadar yeralt›nda çal›flan ermeni milliyetçilerinin kurduklar› “Daflnak” Partisi de ortaya ç›kt›. Daflnaklar›n Jön Türklerle olan iflbirli¤i 1915 y›l›na kadar devam etti. Birinci Dünya Savafl›’nda daflnaklar›n ço¤u ya kurfluna dizildi yahut da Mezopotamya’ya sürüldü. Daha sonraki y›llarda ancak çok az say›da kifli oradan tekrar yurda dönebildi. “Sosyal Bilimler Araflt›rma Grubu” 1911 y›l›nda Selanik’te Türkiye’nin ilk genel sosyalist kongresini düzenledi. Kongreye sekiz proleter-s›n›fsal sendika kat›ld›. “Sosyal Bilimleri Araflt›rma Grubu”, kongrede al›nan karar üzerine, Türkiye Sosyalist Partisi’nin örgütçü merkezi oldu. 1912 y›l›nda bu parti ‹stanbul, izmir ve Türkiye’nin Rumeli kesiminde parlamento seçimlerine kat›ld›. Sendikalar “Ortak Sendika” içinde birlefltirildi ve hükümetin takiplerinden yakas›n› kurtaran 16 ‹stanbul sendikas›, 2500 üyesiyle bu örgüte kat›ld›. “Sosyal Bilimler Araflt›rma Grubu” iki gazete yay›nl›yordu. “‹flçi” ad›n› tafl›yan bu gazeteler yahudice-ispanyolca ve yunanca yay›nlan›yordu. Bu ikinci gazete daha sonra Selanik’e nakledildi ve bir süre daha, frans›zca

olarak, “Solidarite” (Dayan›flma) ad› ile ç›kmaya devam etti. Dünya Savafl› s›ralar›nda iflçilerin bütün s›n›fsal örgütleri, bu arada Ortak Sendika ile “Sosyal Bilimleri Araflt›rma Grubu” kapat›ld›. Hükümetin gerekçesi, savafl nas›l olsa bütün s›n›flar› birlefltirdi¤ine göre, s›n›f kavgas›na son verilmesiydi. Bu amaçla, proletaryan›n s›n›fsal birlikleri ve örgütleri da¤›t›ld›. Fakat çok geçmeden Jön Türk’ler, tekrar iflçinin deste¤ine ve sempatisine muhtaç kal›p, onlar›n oca¤›na düfltüler. Bir sürü ulusal iflçi örgütü meydana getirdiler. Bir burjuva-polis “sosyalist partisi” kuruldu, bu partiye kapitalistler, avukatlar, hatta generaller üye oldular. 1917 y›l›nda bu “sosyalist” burjuvazi ve muhaf›zlar›, Stockholm’de düzenlenen Uluslararas› Sosyalist Kongresi’ne Türk Sosyalist Partisi ad›na kat›lmak istedi. Bu olay›n flerefine büyük vezir (baflkan) Talat Pafla Emniyet Müdürlü¤ü’ne emir vererek, “Türk Sosyalist Partisi” ibareli özel bir mühür dahi yapt›rm›flt›r. Türk iflçileri ve sosyalistleri ad›na iki türk, bir de alman üniversite profesörü ‹sveç’e gönderildi. Fakat, bu “temsilciler” kongreden rezaletle kovuldu. Bundan böyle, hükümetten yana Türk bas›n›nda, sosyalist eylem hakk›nda a¤›r küfürlerden baflka bir fley yay›nlanm›fl de¤ildir. Emperyalizme karfl› mücadele s›ras›nda iflçi hareketleri Dünya Savafl›, Ekim dev-

rimi ile Türkiye’de ulusal kurtulufl savafl›n›n bafllamas›, Türk proletaryas› saflar›n› pekifltirmifltir. Birinci Dünya Savafl› s›ras›nda birçok Türk askeri, Avrupa ve Rusya’da savafl tutuklusu olarak kalm›flt›r. Savafl›n sonu, Rusya’n›n fiubat ve Ekim devrimleri tarihlerine rastlamaktad›r. Baflka ülkelerde de devrim hareketi gün geçtikçe k›z›fl›yor, güçleniyordu. Türk savafl esirleri, bu ülkelerde, özellikle Rusya’da devrim havas›n› teneffüs ettiler, devrimci proleter eyleminin deneyiminden yararland›lar. Savafl s›ralar›nda birçok Türk iflçisi, Almanya ve Avusturya’da harp sanayii tesislerinde e¤itim gördü ve bu vesileyle Avrupa iflçi hareketi hakk›nda bilgi edindi. Savafl, Türk iflçisinin sefaletini kapitalistlerin sömürüsüne karfl› duyduklar› öfke ve hoflnutsuzlu¤unu kat kat artt›rd›, son hadde getirdi. Bütün bu flartlardan dolay›, Birinci Dünya Savafl› sonu ve emperyalistlere karfl› “Kemalist Devrim” ad›yla tan›nan ulusal kurtulufl savafl›, iflçi eylemlerini de canland›rd›. Bu hareket güç kazanmaya bafllad›. Kemalistler de, Jön Türk’ler gibi, yaln›z emekçi kitlelerinin deste¤iyle iktidara gelebilirdi. Jön Türk’ler gibi, kemalist devrimin ilk aylar›nda milli burjuvazi, iflçi örgütlerinin kurulmas›na engel olamad›. Ancak, bu sendikalar s›rf s›n›fsal nitelikte de¤ildi; baz›lar› burjuvazinin etkisi alt›ndayd›. Baz› sendikalar›n bafl›nda sat›lm›fl avukatlar ve türlü

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

29


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

30

madrabazlar bulunuyordu; bunlar iflçileri ele veriyor, sendika paralar›n› ceplerine indiriyordu. Baz› sendikalar, iflçilerden baflka, bir de ufak tefek “ifl sahipçikleri” ile yar›-proleter elemanlar› da içine alm›fl bulunuyordu. Bununla birlikte, birçok s›n›fsal iflçi örgütleri de kurulmam›fl de¤ildi. 1920 y›l› sonunda “‹stanbul ‹flçileri Milletleraras› Birli¤i” kuruldu. Bu birlik, sendikalar içinde kendi hücrelerini oluflturuyordu. 1921 y›l›nda bu Birlik, K›z›l Komintern’e üye oldu. Derken Türk proletaryas›n›n politik örgütleri de meydana getirildi. 1920 y›l›nda baz› genç türkler (bu gençler Almanya’da e¤itimleri s›ras›nda Spartakistlerin etkisi alt›nda kalarak komünist olmufllard›) Türkiye ‹flçiKöylü Partisi’ni kurdular. Parti uzun ömürlü olmad›. 1920 y›l› Eylül ay›nda Bakü’de Türkiye Komünist Partisi kuruldu. Türk proletaryas›, ulusal kurtulufl hareketinde, emekçilerin önderi olarak büyük rol oynayamad›. Bunun nedeni her fleyden önce, proletaryan›n örgütlenmesinin emperyalistlerin eline olan ‹stanbul’a münhas›r kal›fl›d›r. Bu yüzden Türk proletaryas›n›n en önemli k›sm›, ulusal mücadelenin d›fl›nda kald›. Kemalist burjuvazi emperyalistlerle bar›fl pakt›n› imzalad›ktan sonra, bafll›ca liman flehirleri olan ‹stanbul ve ‹zmir Türkiye’ye iade edildi, böylece milli burjuvazinin zaferi kesinleflti. Burjuvazinin art›k emekçi kitleleri-

nin deste¤ine ihtiyac› kalmam›flt›. S›n›f kavgas›n›n büyümesine engel olmak gerekliydi; öyle ya, yerli olsun yabanc› olsun, bu kavga, bütün sömürenlere, bütün kapitalistlere karfl› aç›k bir savafl halini almak üzereydi. Kemalistler, komünist partisinin ve iflçi hareketinin can›na okudu. Komünist partisi yeralt›na inmek zorunda kald›. Birçok ünlü üyesi, bu arada Mustafa Suphi, hunharca öldürüldü, hayatta kalanlar kovuflturmaya u¤rad›, hapislere at›ld›. 1923 y›l›nda ‹stanbul Milletleraras› ‹flçi Birli¤i kapat›ld›. Kapat›lmas› için, 1 May›s gününün kutlanmas›yla ilgili bildirilerin da¤›t›lmas› bahane edildi. Birli¤in ileri gelenleri tutukland› ve t›pk› vaktiyle Jön Türk’lerin proletarya s›n›f hareketinin “hesab›n›” gördükleri, burjuvazi kontrolünde sözümona iflçi örgütleri kurmaya koyulduklar› gibi, flimdi de Kemalistler, kendi burjuva “sendikalar›n›”, iflçi eylemine karfl› mücadele arac› olarak kulland›lar. Bu yeni sendikalar›n amac›, iflçi s›n›f›n›n politikadan ve s›n›f mücadelesinden uzaklaflt›r›lmas›, gerçek iflçi birlikleri ve örgütlerinin da¤›t›lmas›, türlü türlü bofl vaatler ve befl paral›k ödünlerle iflçilerin elde tutulmas›, devrimci önderlerin uzaklaflt›r›l›p yerine burjuvazi yardakç›lar› olan “önderler” getirilmesi idi. Bunu baflard›ktan sonra, art›k sendikalara ihtiyaç kalmayacakt› ve sendikalar rahatça kapat›labilirdi. Gerçek iflçi sendikalar›-

n›n da¤›t›lmas›n› kamufle etmek ve öte yandan da kemalistlerin “iflçiye karfl›” olmad›klar›n› göstermek için, “Sendikalar Birli¤i” kuruldu. Bu “Birlik”, bafllang›çta kemalistler taraf›ndan hofl görülüyor ve destekleniyordu. Birli¤in 32.000 üyesi 32 sendikada toplanm›flt›. ‹flçi ile iflveren aras›ndaki bütün anlaflmazl›klar bu “Birlikçe” “bar›flt›r›c›-uzlaflt›r›c›” dan›flmalarla çözülüyor ve bu “dan›flmal›” toplant›lara daima polis komiserleri baflkanl›k ediyordu. “Birlik” komünizmle mücadele ediyor, sosyalist olanlar› kendi çevresinden uzaklaflt›r›yor, grevlere engel oluyordu. 13 Aral›k 1921’de “Birli¤in” en son ç›k›fl›, burjuvazi temsilcisi ‹stanbul milletvekillerinin flerefine parlak bir ziyafet düzenlenmesi oldu. Milletvekillerinden biri, fiakir Rasin, “Birli¤in”, iflçiler çevresinde 3sosyal ve vatan polisi vazifesini3 çok iyi gördü¤ünü söyleyerek, bundan böyle de ayn› “gayretle”çal›flaca¤›na dair “ümitvar oldu¤unu” aç›klad›. Ziyafette bulanan baflka bir milletvekili iflçilerden “zavall› yurdun pekçok ihtiyaç duydu¤u sermayeye karfl› güven beslemeleri, kapitalistlerin sözünü dinlemeleri ve tehdit edici bir güç de¤il, varl›k ve zenginlik yaratan bir güç haline gelmelerini” istedi. Hernedense bu iyi niyetlerine(!) ve zarars›z tutumuna (!) ra¤men, kemalistler, bu Birli¤i de çok geçmeden kapatt›lar. Öyle ya, Birlik iflçileri s›n›fsal örgütlerinden uzaklaflt›rm›fl, baflka bir yere çekmifl, görevini tamamlam›fl


ve art›k gereksiz bir kurul olmufltu; rahatça kapat›labilirdi. Ne var ki, bu “Birlik” gibi sendikalar›n kurulmas› da iflçilerin s›n›f ç›karlar›n› anlamalar›na yard›mc› oluyordu. ‹flçiler burjuvazi taraf›ndan bafllar›na musallat edilen “baflkanlar›” kovuyor ve baz› sendikalar› proleterdevrimci birer örgüt haline getirmekte gecikmiyorlard›. Bunun en güzel örne¤ini ‹stanbul’da “Amele Teali”ad›ndaki dernek vermiflti. “Amele Teali”, kemalist olan eski baflkan›n› kovdu, yerine aktif ve ilerici bir iflçiyi getirdi ve bu birlik böylece, gerçek bir iflçi örgütü

halini ald›. “Amele teali” “Amele Teali”, 1924-1926 y›llar›nda iflçi eyleminde çok önemli bir rol oynad›. Bu y›llar, kemalist “iflçi önderlerinin” iflçinin bafl›na çorap ördükleri devrin en hareketli zaman› say›l›r. Hikayesi ola¤anüstü ve ibret vericidir: ‹stanbul Sendikalar Birli¤i “Amele Teali”, 1924 y›l›n›n A¤ustos ay›nda, sosyalistlerin öncülü¤ünde kuruldu. Kuruldu ama, hükümet yetkilileri kuflkuland›. ‹lk f›rsatta (1 May›s Bayram›’n›n kutlanmas› dolay›s›yla broflür yay›nlanmas› bahane edilerek) Birli¤in sosyalist önder-

leri tutukland›. Kimi 7 y›l, kimi 17 y›l kürek cezas›na çarpt›r›ld›. Polis “Amele Teali”ni pençesine geçirdi ve bu Birli¤i “yeni bafltan örgütleyerek” “‹stanbul ‹flçi Yard›mlaflma Birli¤i” haline soktu. “Amele Teali”nin yönetim kurulu baflkanl›¤›na ‹stanbul Halk Partisi Sekreteri Doktor Refik ‹smail getirildi. Bu Refik Bey, esasen daha evvel de flu mahut “Birli¤in”baflkan› idi. Yeni baflkan ilk toplant›da “Türk iflçisinin politik sorunlarla ilgilenmedi¤ini” aç›klad›. Fakat bu arada iflçi kitlelerinin potansiyeli o derece artt› ki, burjuva elemanlar›,

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

31


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

32

1925/1926 y›llar›nda “Amele Teali”den ister istemez el ayak çekmeye bafllad›. Birlik yöneticileri olan kemalistler, birlik istedi¤i kadar ikide birde kemalist hükümete ba¤l›l›¤›n› ilan etsin, iflçi isteklerine uymak zorunda kald›lar. Hükümet Meclis’de ifl yasas› tasar›s›n› gündeme ald›¤› s›rada, Amele Teali 13 fiubat 1925 tarihinde 14 sendikadan 150 delege toplad›. Sendikalar›n üyeleri o zamana kadar 30.000 iflçiyi afl›yordu. Toplant›da Amele Teali’nin kendi yasa tasar›s›n›n haz›rlanmas› için bir komisyon seçildi. Bu ifl yasas› tasar›s› 21 fiubat 1925 y›l›nda bir daha toplanan ve bu defa “Büyük ‹flçi Kongresi” ad›n› alan kongrede yeni bafltan görüflüldü. Kongre hükümete bir heyet göndererek, afla¤›daki isteklerini iletti: “46 saatlik ifl haftas›. Anneli¤in korunmas›. Özel flah›slarla sözleflme yap›lmas›n›n yasaklanmas›. ‹flveren ifle iflçi al›rken ancak sendikalarla veya iflçi örgütleri ile toplu sözleflme yapabilir. ‹fl yasas›na sayg› göstermeyen iflyerlerinin a¤›r bir flekilde cezaland›r›lmas› ve suçun a¤›rl›¤›na göre, gerekti¤inde iflyerlerine elkonulmas›. Sendikalar›n hukuki ve hükmi flah›s olarak tan›nmas›.” Bununla birlikte “Amele Teali” hükümete ba¤l›l›¤›n› belirtmeye devam etti. 1 Ekim 1926 tarihinde düzenlenen Amele Teali’nin y›ll›k kongresi, o y›l Mustafa Kemal’e yap›lan baflar›s›z suikasttan dolay› suikastç›lar› lanetlemekle aç›ld›. Mustafa Kemal’e afla¤›daki telgraf

gönderildi: “Amele Teali, y›ll›k kongresi münasebetiyle muhterem Gaziye selam eder, ifl kanunun bir an evvel tasdikini diler. Kongre baflkan› Hayreddin”. Oysa bu d›fl görünüflün arkas›nda “Amele Teali”nin eylem flekli de¤iflmekteydi. Hükümet istedi¤i kadar devrimci Birliklere bask› yap›p Amele Teali’den bunlar›n kapat›lmas›n› istesin, bu eylem gitgide daha belirli flekilde s›n›fsal nitelik kazan›yordu. Kemalist yöneticiler at›ld›ktan sonra, Amele Teali gerçek bir iflçi merkezi haline geldi. “‹kdam” Gazetesi’nin 1 May›s 1927 say›s›nda flunlar yaz›l›yor: “2000’e yak›n iflçi iflini terk etti ve Teali binas›nda toplanarak hep birlikte ünlü flair Naz›m Hikmet’in yaz›p besteledi¤i ‹fl Türküsünü söylediler”. Amele Teali bir çok grevi destekledi, grevci iflçilere yard›m etti, mücadelenin yönetimini üzerine ald›. Bütün bunlar kemalist hükümeti çileden ç›kard›. 1927 y›l› sonlar›na do¤ru “Amele Teali”, “yasad›fl› bir kurul oldu¤undan” kapat›ld›. “Amele Teali”nin yasad›fl› halini mahkeme heyeti bile kan›tlayamad›. Buna ra¤men 150 aktif Amele Teali üyesi ve bu arada bütün yönetim kurulu tutukland›, binas› ya¤ma edildi, örgüt da¤›t›ld›. Amele Teali’nin ya¤ma edilmesi üzerine Komintern’in yönetim kurulu afla¤›daki bildiriyi yay›nlad›: Türkiye’nin s›n›fsal sendikalar›n› koruyal›m! Dünya ülkeleri iflçilerine!

Yoldafllar! Bütün Türkiye’yi içine alan sendikalar birli¤i örgütü Amele Teali, Kemal Pafla’n›n sözde “milli-devrimci” hükümetinin emriyle da¤›t›ld›. Aktif üyeleri tutukland›, örgüt binas› ya¤ma edildi. “Amele Teali”nin tek kusuru, sefalet ve yoksulluktan inim inim inleyen Türkiye iflçi kitlelerini örgütleyen bir merkez olarak kurulmufl olmas›d›r. Halk Partisi Hükümeti (kemalistler) uzun zamandan beri sendika eylemini ele geçirip faflist bir örgüt haline getirmeye çal›flt›lar. Fakat ne çarl›k zaman›n›n milli istihbarat flefi Zubatov’un kulland›¤› yöntemler, ne rüflvet, ne bask›, iflçi y›¤›nlar›n›n kendili¤inden olan s›n›fsal sendika örgütlerine karfl› sevgi ve e¤ilimini zay›flatamad›. Parlamento seçiminde Halk Partisi yeniden iktidara geldikten ve Kemal Pafla’n›n ‘befl gün süren Türk demokrasisinin baflar›s›n›’ ö¤en demecinden sonra, iflçi sendikalar›n›n ›l›ml› merkezi ya¤ma ediliyor. ‹flte, bütün dünyada burjuva demokratlar›n›n sözleri ve iflte iflleri. “Amele Teali her ne kadar Komintern üyesi de¤ilse de, yine de Türk “narodniklerinin” bu yeni olumsuz davran›fl› karfl›s›nda yönetim kurulumuz duydu¤u hiddeti ve öte yandan da Türkiye’de a¤›r bir bask› alt›nda olan iflçi kitlesine karfl› derin sevgi ve sayg›s›n› ifade eder. “Komintern’in yönetim kurulu, dünya iflçilerini Türkiye s›n›fsal birliklerinin ya¤ma edilmesine karfl› protestoya davet ederken, kemalistle-


rin ya¤ma yöntemlerine, bozgunculuklar›na ve iflçi s›n›f›n› faflist usulleriyle yozlaflt›rma giriflimlerine karfl› mücadeleye ve Türk iflçisine yard›ma ça¤›r›yor! “Kemalistler, Türkiye’de iflçi kitlelerini zorbal›kla milli burjuvaziye ba¤lamak istiyor, kendine ba¤l› sendikalar kurup s›n›fsal iflçi hareketinin kökünü kaz›yor. Fakat bütün bu “iflçi örgütlerini kendilerini sömürenlerin boyunduru¤u alt›na sokma” planlar›, Türkiye proletaryas›n›n fliddetle karfl› koymas› ile çarp›flarak bozulacakt›r ve Türkiye proletaryas› bütün dünya iflçisinin yard›m›yla kemalist himayesinden kurtularak kendi s›n›fsal örgütlerini kuracak ve sömürenlerin bask›s›ndan da kurtulmak için azimli bir mücadeleye giriflecektir.” KEMAL‹ST HÜKÜMET VE ‹fiÇ‹ ÖRGÜTLER‹ Kemalist hükümet fabrika ve iflletme sahiplerini korur, çünkü kemalist ticaret burjuvazisi, sermayesini, yeni geliflen sanayi kollar›na yat›r›r. Daha çok yeni olan sanayi burjuvazisine s›ms›k› ba¤l›d›r. Birçok giriflim ve ticari kurulufl, hükümet bankalar›ndan ald›klar› para ile kurulmufltur. Birçok iflletmenin sermayesi yaln›z k›smen özel sermaye say›labilir. Bu sermayenin büyük k›sm›, özel flah›slar›n elinde fazla sermaye bulunmad›¤›ndan, hükümet taraf›ndan ödenir. Kemalist hükümet de bir sürü tekeller kurdu: tütün iflleme ve ihraç etme tekeli, fleker, gazya¤›, kibrit, tuz, ba-

rut, iskambil ka¤›d›, liman iflleri v.s. Bu tekeller sayesinde hükümetin kendisi de müteflebbis bir tüccar haline geldi. Demiryollar› ya devlet hazinesinden yahut da yabanc› kapitalistler taraf›ndan yap›l›yor: bu yabanc› kapitalistlere hükümet rahat çal›flma koflullar› sa¤lamak zorundad›r. Yabanc› yat›r›mlarla çal›flan flirketlerde de durum baflka de¤ildir. Nitekim birçok kemalist milletvekili ve devlet adam›, iktidardan yararlanarak, Birinci Dünya Savafl› s›ras›nda yurttan kaçan Rum, Ermeni ve di¤er uyruklu yabanc›lardan kalan kurulufllar› ele geçirip, memurluklar› s›ras›nda bir yana koyduklar› paralarla iflletiyor ve yeni yeni iflletmeler kuruluyor. Eninde sonunda birçok kemalist, çeflitli yabanc› firmalar›n orta¤› oluyor. Bu yaKemalistlerin baklavas›, kemalist hükümeti ve iktidarda olan “Halk” Partisi’ni, iflçi ç›kar›n› kollayan ve iflçiyi koruyan bir parti olarak göstermek çabas›d›r. Kemalistler bu amaçla kendi iflçi birliklerini kuruyor, kendi adamlar›n› mevcut iflçi birliklerine s›zd›r›yorlar. Anlaflmazl›klarda iflçi ile iflveren aras›nda arac› rolünü üzerine al›yorlar ve bazen de do¤rudan do¤ruya kavgaya kar›flarak iflçilerin ç›kar›n› koruyorlar, hay›r iflleriyle u¤rafl›yorlar, bazen ifl yasas› tasar›s› ile ilgilendiklerini anlatmaya çal›fl›yorlar, v.s.

banc› firmalar da, hükümet organlar› ile s›k› iliflkisi olan, isim sahibi memurlardan ve ortaklar›ndan yararlan›yor. Bütün bu koflullar, ister istemez, kemalizmi iflçi hareketiyle fliddetli bir çat›flma haline getiriyor. Birçok iflverenle anlaflmazl›kta, iflçiler karfl›lar›nda do¤rudan do¤ruya hükümeti buluyor. Çarp›flan taraflar›n birisi hükümet oluyor, çünkü iflçiler, hükümetin -hem kapitalist, hem de devlet olarak- ç›kar›na zarar veriyor. Fakat kemalistlerin de, bu durumun, kemalizmin gerçek niteli¤ini iflçilerin gözleri önüne apaç›k serece¤ini ve iflçi s›n›f›n›n devrimci hareketini teflvik edece¤ini bilmemeleri için, düpedüz enayi olmalar› gerekir. Bunun için kemalizmin iflçilerle olan iliflkisi bak›m›ndan politikas› son derece çaprafl›kt›r. Türlü manevralarla doludur. Bu manevralardan amaç, kemalist hükümetinin, burjuva-s›n›fsal temele dayand›¤›n›n kamufle edilmesidir. ‹flçi hareketlerine ait demeçlerinde ve yaz›lar›nda kemalistler, her fleyden önce, Türkiye’deki iflçi sorununun baflka ülkelerden farkl› bir biçimde çözülmesi gerekti¤ini, yani iflçilerin kapitalizme karfl› mücadele açmas›ndan çok hükümet arac›l›¤›yla iflbirli¤i kurmas› sayesinde çözümlenebilece¤ini kan›tlamaya çal›fl›yorlar. Kemalistler her yerde herkese sosyalizmin ruslara özgü bir olay oldu¤unu, Türkiye ile hiçbir iliflkisinin olmad›¤›n› kan›tla-

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

33


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

34

maya çal›fl›yorlar. Dediklerine bak›l›rsa, Türkiye’de s›n›f kavgas› yokmufl ve olmazm›fl. “Pravda” gazetesi’nin 1927 y›l› Ekim ay›nda yay›nlad›¤› Türkiye iflçi hareketine de¤inen yaz› dizisine karfl› “Akflam” flu aç›klamada bulundu: “Türk iflçisi ve Türk iflvereni kardeflçe geçinirler. Türkiye’de komünist partisi yoktur ve böyle bir partiye müsaade edilebilece¤i tasavvur bile edilemez.” O halde, Türkiye’de gerçekten s›n›f kavgas› var m›? 7 Haziran 1927 tarihli say›s›nda “Milliyet” gazetesi bu soruya cevap veriyor: “Sanayiimiz yeni yeni geliflmeye bafllad›. Bunun için Türkiye’de hiçbir s›n›f kavgas› olamaz.” Fakat son iki-üç y›l içinde demiryollar› iflçileri, tramvay iflletmeleri iflçileri, liman iflçileri büyük çapta grevler düzenledikten sonra, s›n›f kavgas›n›n varl›¤› zor inkar edilir. Bunun için kemalistler, mevcut iflçi mücadelesini engellemek, kapitalistlere yard›m etmek, iflçi çevrelerini ne pahas›na olursa olsun yozlaflt›rmak, kimini rüflvet yoluyla, kimini korkutarak birbirinden ay›rmak amac›yla, kendi aralar›nda çeflitli çeliflkiler yaratt›klar› gibi küçük burjuvalarla da anlaflmazl›¤› körüklemek için de ellerinden geleni yap›yorlar. Köylüler, zanaatç›lar, küçük esnaf, büyük sermayenin bask›s› alt›nda inim inim inliyor, fakat yine de özel ufac›k “iflletmelerin” sahibi say›ld›¤› için kemalistler onlar› k›flk›rt›p iflçilere sald›r-

t›yor; iflçilerden “eflk›ya, bozguncu, cani,” diye söz ederek ufac›k, miskin bezirgan›, kendi mal›n›n selameti için tirtir titretiyor. 20 Ekim 1928 tarihinde, Milliyet Gazetesi tramvayc›lar›n greviyle ilgili olarak flunlar› yazd›: “Özgürlük - iki yan› da keskin bir silaht›r. Bu silah› kullanmay› bilmeyenin elinde, özgürlük, faydal› olmaktan çok tehlikeli bir araç oluyor. Sonuçta, yüzlerce ailenin sefaletinden baflka birfley sa¤lamayan böyle bir hareketin sorumlulu¤u kime düflecektir? fiimdi akl› bafl›nda olan iflçi bu soruya kendisi de cevap verebilecektir. Herkes bilir ki, grev s›n›rl› say›da kundakç›n›n iflidir, bunlar disiplin düflman›, karanl›k bir amac› olan kiflilerdir. Hükümetin bu grevin nas›l sonuçlanaca¤›n› bilmedi¤ini düflünenler çok yan›l›yor.” Kamç› ile baklava-börek politikas› ‹flçi hareketine çeflitli bask›lar yaparak kemalistler kendilerine bir nevi “iflçi hamisi” süsü vermeyi de ihmal etmiyorlar. Bu al›fl›lm›fl kamç› ile baklava-börek politikas›d›r. Bu baklava-börek gerçi biraz tatl›d›r ama, kamç›y› flaklatan da kamç›y› var h›z›yla iflçinin s›rt›na indiriyor. Kemalistler iflçi s›n›f›na karfl› aktif olarak çarp›flan taraflardan biri olmaktan kendini alamaz ki! Kemalistlerin baklavas›, kemalist hükümeti ve iktidarda olan “Halk” Partisi’ni, iflçi ç›kar›n› kollayan ve iflçiyi koruyan bir parti olarak göstermek çabas›d›r. Kemalistler

bu amaçla kendi iflçi birliklerini kuruyor, kendi adamlar›n› mevcut iflçi birliklerine s›zd›r›yorlar. Anlaflmazl›klarda iflçi ile iflveren aras›nda arac› rolünü üzerine al›yorlar ve bazen de do¤rudan do¤ruya kavgaya kar›flarak iflçilerin ç›kar›n› koruyorlar, hay›r iflleriyle u¤rafl›yorlar, bazen ifl yasas› tasar›s› ile ilgilendiklerini anlatmaya çal›fl›yorlar, v.s. Kemalistlerin bu iflçi koruma faaliyetlerinden bir-iki örnek verelim. 1926 y›l›nda Do¤u demiryollar› kesiminde bir anlaflmazl›k do¤uyor. Hükümet ifle kar›fl›yor. Anlaflmazl›¤›n sebebi, demiryolunu yapan flirketin gelirinin azalmas› bahanesiyle kapitalistlerin iflçi ücretlerini indirerek iflgününü uzatmas›yd›. Hükümetin tarifeleri artt›raca¤›n› vaat etmesi üzerine flirket iflçi ücretlerini de biraz yükseltti. Kemalist iflçi “himayesi”nin tipik örne¤i budur: Kazanan yaln›z kapitalistler oldu, çünkü sonuçta iflçinin iflgünü hayli uzad›, flirketse yolcu ve yük tarifesinin yükseltilmesiyle yine iflçi s›rt›ndan gelirini art›rd›. 1928 y›l›nda ayn› Do¤u demiryollar›nda iflçiyle iflveren aras›nda yine bir anlaflmazl›k do¤uyor. ‹fle yine hükümet kar›fl›yor. Bu kez Vali Muhittin Bey’in baflkanl›¤›nda çal›flan “‹flçi Sorunlar› Komisyonu” ifle elkoyuyor. Arac›l›¤› baflar›l›d›r: “Anlaflmazl›k baflar› ile halledildi. Bunun flerefine büyük bir çay ziyafeti düzenlendi. Ziyafette her iki taraf›n temsilcileri bulundular ve ‹stanbul Valisi Muhittin Beye arac›l›¤› için


teflekkür ettiler.” Daha sonraki sat›rlarda “La Republique” gazetesi flunlar› yaz›yor: “Muhittin Bey de emek ve sermayenin el ele verip ayn› yoldan yürümesinden duydu¤u memnuniyeti izhar eyledi”. Evet, iflçilere de Vali Beyin çay›ndan ikram edildi ama, anlaflmazl›¤›n baflar›l› taraf› yaln›z kapitalistlere aitti. Sözleflmeyi imza ederken iflçi temsilcileri: “Bize bu sözleflmeyi zorla imzalat›yorlar. Biz asl›nda birçok maddesini kabul etmek istemedik,” demifltir. Daha yukar›da hükümet organ› olan bir gazetenin tramvayc›lar›n grevi konusundaki görüflünü aç›klam›flt›k. Sözümona bu grevi düzenleyenler disiplin ve asayifl düflmanlar› imifl... Bu anlaflmazl›kta da hükümet bir nevi bar›flt›r›c›-uzlaflt›r›c› rol oynamak istiyor. Emniyet Müdürü fierif Bey, resmen flunlar› aç›kl›yor: “Polis grevin bafllang›c›ndan beri bütün hareketi s›ms›k› kontrol ediyor”. Grev bittikten sonra Tramvay ‹flletmesi 138 iflçiyi tekrar ifle almak istemeyince, iflçiler Halk Partisi müfettifline baflvuruyorlar. Müfettifl de, Tramvay ‹flletmesinin ifllerini inceleyip ço¤unun yeniden ifle al›naca¤›n› söylüyor. ‹flçilere hükümete baflvurup iflin özünü ve isteklerini yaz›l› olarak anlatmalar›n› öneriyor. Sonuçta, fiirket 75 iflçiyi yeniden ifle ald›, en aktif olan 60 iflçiyi de bordro d›fl› b›rakt›. Yine de kemalistler iflçileri “korumufl” gibi göründüler. Oysa kendi yaz›lar›nda da dedikleri gibi, iflverenin taraf›ndad›rlar.

Türk ve yabanc› iflçiler, yabanc› sermaye ‹flçiler aras›nda, burjuvazinin ustal›kla körükledi¤i floven duygular özellikle güçlüdür. Türk iflçileri, baflka ›rktan iflçilere karfl› k›flk›rt›l›yor. Kapitalistlere karfl› mücadele etmek yerine, Türk iflçileri, kendi kardeflleri olan baflka milliyetten iflçilerle daimi çeliflki halinde tutulmaktad›r. Örne¤in, Zonguldak’taki grev s›ras›nda iflçiler kömür ocaklar›na Türk olmayan iflçilerin sokulmamas›n› istiyorlard›. Buna benzer olaylar di¤er iflletmelerde de s›k s›k olmaktad›r. Elbette birçok Türk kapitalisti, rakibi olan yabanc› kapitalistlerin y›k›lmas›n› ister, bunun için bu kapitalistler bazen iflçi koruyucusu olarak görünmeye gayret eder ve kendi keselerine dokunmadan yabanc› kapitalistlere karfl› koydu¤u sürece, iflçiyi destekler... Bu “koruma”, Türk burjuvazisi kendi kesesinden de fedakarl›k yapmak zorunda kald›¤› zaman orac›kta sona ermektedir, ama ne de olsa, bunun örnekleri hayli ilginçtir. “K›z›l Sendikalar Enternasyonali” Dergisi’nin 1924 y›l›na ait 2-3. say›s›nda flunlar anlat›l›yor: “1923 y›l› A¤ustos ay›n›n son günlerinde, bir ‹ngiliz kumpanyas›na ait ‹zmir-Ayd›n demiryolunda kargaflal›k ç›km›flt›. Karma komisyonun kavga konusu sorunlar› çözme giriflimleri hiçbir sonuç

vermedi. Ve sonunda 1 Eylül günü grev ilan edildi. Demiryollar› ‹flçileri Federasyonu’nun Baflkan› Refik fievket, grevi destekledi¤inden, istifa etti. Greve kat›lanlar›n say›s› 3.000 iflçiyi buldu, grevcileri bir de ‹zmir tüccar› destekliyordu ve hatta grevcilere 300 liral›k bir yard›mda dahi bulundular. Bu grevin böyle popüler bir hale gelmesinin sebebi, grevin bir de flovence yan›n›n bulunmas›yd›; bu flovence duygular, bütün Ermeni ve Rum iflçilerinin yerine Türk iflçisinin al›nmas› iste¤inde ifade bulmufltu. Kumpanya bu iste¤i kabul etti, fakat ‹ngiliz idarecileri yeni ifle al›nan iflçilerin ücretlerini indirdi. Mücadele uzad›kça uzad› ve gayet keskin bir karakter almaya bafllad›. Grevcileri yaln›z Türk ticaret burjuvazisi ve vilayet idaresi desteklemekle kalmad›, bir de frankofil elemanlar ifle kar›flt› -bunlar ‹ngilizleri güçlü bir rakip gördüklerinden grevi körüklüyorlard›. Kumpanya grevcilerin ifllerine son vermeye bafllad› ve yerine grevk›r›c› elemanlar› sokmaya çal›flt›; fakat bunda da baflar›s›z kald›. Halk›n ve hükümetin ç›kar›n› korumak için iflçiler postay› drezinle getirip götürüyordu. Fakat grevin gitgide uzamas›, tüccar ve toprak sahiplerinin keselerine dokunmaya bafllad›, çünkü tafl›nmayan incirler fazla beklemekten dolay› depolarda çürümeye yüztutmufltu. Tüccarlar, Ticaret Bakanl›¤›’na flikayette bulundular ve bunun sonunda hemen sert önlemler al›narak grev durduruldu. Ve 10 Eylül günü tren-

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

35


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

36

ler yeniden ifllemeye bafllad›. “1927 y›l›nda birkaç birlik (federasyon), Frans›z, ‹ngiliz v.s. kumpanyalar›ndan birkaç istekte bulundu. ‹flçilerin temsilcileri Halk Partisi’nde ‹fl Meseleleri Tetkik Komisyonu taraf›ndan ça¤r›ld›. Bu komisyon iflçilerin isteklerini destekleyece¤ini bildirerek, flunlar› aç›klad›: ‘Halk partisi daima emekçilerin ç›kar›n› korumufltur, bunun için bütün federasyon iflçisine en iyi hal çaresi olarak bu demokratik esaslara dayanan partiye girmeyi tavsiye ederiz, biz de iflçileri kendi himayemize alal›m.’ Fakat iflçi delegeleri, kesin bir dille, Halk Partisi ile birleflmeyi reddettiler; bugüne kadar yaln›z Kahve ve Lokanta iflçileri Federasyonu Halk Partisi’ne geçti. Fakat delegeler, hiç de¤ilse, iflçilerin tek tük de olsa

partiye girmelerini destekleyeceklerini vaat etmek zorunda kald›lar (bu vaatlerini yerine getirip getirmemeleri baflka bir konudur). Kemalistler, gerçekten, iflçilerin baz› isteklerini destekleyerek iflletme sahiplerinden baz› fedakarl›klar yapmalar›n› istediler ve onlar› bunu yapmaya zorlad›lar. Kemalistler böylece gerici iflçilerin floven duygular›n› körüklemek istediler: hani, bak›n çocuklar, biz kemalistler, Türk iflçilerini yabanc› sermayeye karfl› nas›l da koruyoruz, gibisinden... Fakat bu sadece görünüflte böyle idi; bunu kemalistlerin yabanc› sermayeye verdikleri ödünler gösteriyor (örne¤in, Avrupa kapitalistlerine eski borçlar›n alt›nla ödenmesinin kabulü gibi). Mücadele daha

keskin bir hal almaya bafllay›nca, kemalistler kendi s›n›f›ndan olan kardefllerini yani yabanc› kapitalistleri iflçilere karfl› desteklemekten geri kalmazlar! Örne¤in, Adana-Nusaybin demiryolundaki olaylar bunu apaç›k göstermektedir. Bir Frans›z kumpanyas›na ait olan bu hatta ç›kan grevde, polis, silahs›z grevcileri tam anlam›yla kurfluna dizdi. “Çok daha fazla ücret alan yabanc› iflçiler, yabanc› kapitalistler hesab›na, ‘karacahil Asyal›lara’ gözkulak olmak, bir nevi gardiyan rolünü oynamaya raz› olmak zorundad›rlar. Yabanc› kapitalistler kendi uyruklar›ndan olan iflçilere bol keseden para verip onlar› Türk iflçisinden soyutlamaya gayret ederler. Bu politikan›n sonucu olarak, Türkiye’de çal›flan Avrupal› iflçi-


ler, kapitalistlerle daha kolay uzlafl›r. Fakat buzlar bu alanda da çözülmeye bafllam›fl gibidir, 1928 y›l›n›n Ocak ay›nda Türkiye’den “komünizm propagandas› yapt›klar› gerekçesiyle 48 Macar iflçisi s›n›rd›fl› edildi.” Türkiye iflçi s›n›f›nda oportünizm Türkiye’de, iflçi s›n›f› çevrelerinde oportünizm için elveriflli flartlar var m›d›r? Oportünizm, burjuvazi ile uzlaflma politikas›d›r. Bir oportünist, iflçi s›n›f› aras›nda burjuva veya küçük burjuva propagandas› yapan, arkadafllar›n› bu aç›dan etki alt›nda b›rakmak isteyen bir iflçi veya herhangi bir iflçi örgütünün üyesidir. Tek tük iflçiler, ya burjuvazinin rüflvetine dayanamayarak oportünist oluyor yada esasen küçük burjuva ba¤lar› henüz kopmad›¤›, ufak tefek mal-mülke (toprak, hayvan, alet edevat veya tezgah) sahip oldu¤u için oportünizme sap›yorlar... Gerçek iflçinin hiçbir özel mal› mülkü yoktur ve bunun için ç›kar› burjuvazinin ç›kar›yla çeliflki halindedir. Öz iflçi politikas›n›n amac›, fabrika, küçük iflletme ve di¤er üretim arac› olan kurulufllarda, az da olsa, ortakl›k paylar›na son vermek ve bu kurumlar› toplumsal kolektif mülkiyet haline çevirmektir. Emperyalist ülkelerde burjuvazi, çeflitli mallar›, azgeliflmifl ülkelere -sömürge ve yar› sömürgelere- sürüp satmakla milyonlara, milyarlara varan sermayeler biriktiriyor. Bu sermayelerin gülünç derecede

küçük bir k›sm›, baz› iflçi gruplar›na iyi ücret ödemek için harcan›r. Böylece iflçiler aras›nda da ayr›cal›kl› bir iflçi aristokrasisi meydana gelir. Bu “aristokrasi”, her fleyden önce, iflçi s›n›f›n›, burjuva aç›s›ndan etki alt›na almaya gayret eder. Özellikle sendika çevrelerinden ve sosyal-demokratik e¤ilimde partili bürokratlar aras›ndan eleman seçilip bunlara oportünist bir politika gütme görevi verilir. Türkiye, azgeliflmifl, yar›-sömürge bir ülkedir. Türk iflçisi ve köylüsünün s›rt›ndan Fransa, Almanya ve ‹ngiltere kapitalistleri servetler sa¤l›yorlar ve bu servetler Bat›-Avrupa’l› iflçi aristokrasisinin a¤z›na bir parmak bal çal›yor. Görünüfle göre, Türkiye’de iflçiler aras›nda oportünizm için elveriflli koflullar yoktur. Ama olaylar bunun tersini gösteriyor. Türkiye’de burjuvazi iflçi s›n›f›n› etkilemek için türlü yollar buluyor; fakat bu etki yollar›, emperyalist ülkelerden farkl›d›r. Çünkü, Türk burjuvazisinin elinde emperyalist devletlerin elindeki ola¤anüstü kar yok ki, hiç de¤ilse iflçilerin bir k›sm›n› para ile sat›nalabilsin. Türk burjuvazisi baflka çarelere baflvuruyor: iflçinin cehaletinden, köylülükle, zanaatç›, esnaf ve bezirganla, di¤er küçük burjuvazi elemanlar› ile iliflkisinden, iflçilerin da¤›n›k ve örgütlenmemifl bir halde bulunmalar›ndan, iflçiler aras›nda mevcut küçük burjuva duygular›ndan yararlan›yor. Burjuvazi, örne¤in li-

man iflçisi gibi iflçi çevrelerinde, küçük burjuva elemanlar›n ak›n›ndan yararlanarak, grevk›r›c›lar› örgütlüyor. Liman iflçisinin 1922 y›l›ndaki grevi s›ras›nda grev yapan 400 iflçiyi da¤›tmak için 2000 kifli hizmet arzettiler! Ancak son y›llarda bu üzücü olaylara rastlanm›yor veya daha az rastlan›yor, çünkü Türkiye proletaryas›n›n s›n›f duygusu ve bilinci gün geçtikçe artmaktad›r. Hatta sanayi proletaryas› bile -madeni eflya fabrikalar›nda çal›flan iflçiler, dokumac›lar- henüz zanaatç›lar›n kurdu¤u imalathane geleneklerinden tam anlam›yla kurtulmufl say›lmaz; bu imalathaneler, küçük mülkiyettir. Eski geleneklere ba¤l› olan iflçi, ço¤u kez politikada duraksamaya, karars›zl›¤a düflüyor -bu karakteristik daha çok küçük burjuvaya özgüdür. Kapitalizm, zanaatç› ve köylüyü de sefalete düflürüyor, çünkü bunlar›n ufac›k imalathaneleri, büyük kapitalistlerin iflletmeleriyle yar›flam›yor. Bu iflas etmifl zanaatç› ve köylüler, kapitalizme karfl› duyduklar› öfke içinde iflçi s›n›f›n›n müttefiki oluyorlar. Fakat bu gibi elemanlar, yine de kendi mal mülkleri üzerine titrer, sosyalizmi istemez, yada sosyalizmden hemen refah içinde bir yaflama olana¤› bekler. Ve bu hemen mümkün olmazsa, devrimden korkmaya bafllar ve eninde sonunda elini kapitalizme uzat›r. Türkiye iflçi çevrelerindeki oportünizm, iflas etmekte olan küçük burjuva oportünizmidir; bunun için Türk iflçisinin bir k›sm›nda

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

37


38

büyük duraksamalar görülüyor. Afl›r› sa¤, yani burjuva-reaksiyoner (mürteci) sapmalar da, göze çarp›yor. Türkiye tarihinde iflçilerin kendilerini unutup, kiflisel ç›karlar›ndan çok uzak mücadelelere sürüklendikleri, liman iflçisi ve di¤er iflçilerin Ermeni katliam› v.s. gibi eylemlerde rahatça kullan›ld›klar› görülüyor. Bunun için devrimci sendikalar ve proleter partisi, iflçi s›n›f›n›n bu her iki türlü küçük burjuva saplant›s› ile fliddetle mücadele etmelidir.

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

‹fiÇ‹ SINIFININ GEL‹fiEN KAVGASI

Türkiye, iflçi hareketinin en zalim kovuflturmaya u¤rad›¤› ülkelerden biridir. Komintern’in III. Kongresi (1924 y›l›nda) özel bir kararda Türkiye iflçi s›n›f›na yap›lan bu bask›lar› fliddetle protesto ederek flu bildiriyi yay›nlam›flt›: “Komintern’in III kongresi, Türk kemalist hükümetinin Türkiye devrimci iflçi örgütlerine yapt›¤› bask›y› ve iflçileri u¤ratt›¤› kovuflturmay› fliddetle protesto ediyor. Kongre, Türkiye proletaryas›na en kardeflçe, en samimi duygular›n› iletir ve kapitalizm boyunduru¤undan kurtulmas› yolundaki mücadelesinde her türlü yard›mda bulunmaya haz›r oldu¤unu iletir.” 1925 y›l›ndaki Kürt isyan›ndan sonra ayn› y›l, “istiklal mahkemeleri” kurularak yine iki y›l süreyle s›k›yönetim ilan edilmiflti. “Bu

olay vesile edilerek iflçi, köylü ve genellikle bütün emekçi kitleleri a¤›r kovuflturmalara u¤rat›ld›. Ayd›nl›k ile Orak Çekiç gazeteleri kapat›ld›, Türk iflçi liderleri, çeflitli iflçi birlikleri ve bu gazeteleri ç›karan yay›nevleri sorumlular› istiklal mahkemelerince 1015 y›l hapis cezas›na mahkum edildiler.” Tarihin tekerrürü! T›pk› bunun gibi, devrimin sonunda emekçi kitlelerinin s›rt›ndan iktidara gelmifl olan Jön Türk’ler de ayn› fleyi yapm›fllard› vaktiyle. Fakat ne olduJön Türk’ler eninde sonunda Alman emperyalizminin itaakar aleti haline geldiler. Polis hem grevcileri, hem de grev düzenleyebilece¤inden kuflkuland›¤› kimseleri tutukluyor. 1927 y›l› Eylül ay›nda ‹stanbul’da 20 iflçi tutukland›. “Tütün fabrikalar› iflçileri aras›nda grev ça¤r›s› da¤›t›ld›¤›” iddia ediliyordu. Ne kadar masum yap›l›rsa yap›ls›n, her fley eninde sonunda, bir “ayaklanma teflebbüsü” oluyor, hatta hatta 1 May›s bayram› kutlamalar› bile! 1 May›s 1928 arifesinde gece yar›s› polis ‹stanbul’un, ‹zmir’in ve Adana’n›n bütün iflçi semtlerine nöbetçi ekipler gönderdi. Bu ekiplerin görevi 1 May›s bildirilerinin yay›lmas›na engel olmakt›. Hükümet yetkililerinin kuflku derecesini, Milliyet Gazetesinin 22 Ekim 1929 tarihli say›s› apaç›k gösteriyor: “Dün Aksaray tramvay deposunda, ücretler da¤›t›l›rken, tekrar ifle al›nmam›fl olan bir grevci, ücretini al›p

veznenin bulundu¤u odadan ç›kan her iflçinin kula¤›na birfleyler f›s›ld›yordu. ‹flçinin bu tutumu depo müdürünün hofluna gitmedi, derhal telefonla polisi ça¤›rd›. Soruflturma sonunda anlafl›ld›¤›na göre, bu iflçi sadece Tramvay ‹flletmeleri ‹flçileri Birli¤i’ne aidat toplamaktaym›fl.” ‹flçileri, gammaz, ispiyon, sivil polis, jurnalci a¤lar› sarm›flt›. Bunlar, iflçilerin her ad›m›n› takip ediyordu. 1926 y›l›nda ‹stanbul Tramvay ‹flletmeleri ‹flçileri Birli¤i’nin dileklerinden biri de, iflçiler aras›nda jurnalcili¤in ve ispiyonlu¤un yok edilmesi idi, ki bunlar›n elebafl›s›, iflletmenin ta kendisiydi. Bu kumpanya, kendi kesesinden bir ispiyonlar ordusu besliyor, bunlar› “iflçi” k›l›¤›nda iflçiler aras›na sokuyordu. ‹zmir’de bir Rum kapitalistinin fabrikas›nda geçen flu ufak sahne çok karakteristiktir:

“Kozmetto” fabrikas›nda iflçiler aras›nda bir konuflma: Birinci iflçi: fiu Kozmetto denilen herif ve kumpanyas›, emperyalistlerin Anadolu’yu istila etmesine yard›m etmifl vaktiyle, diyorlar... fiimdi de bizi sömürüyor... ‹kinci iflçi: Bofl ver, be kardefl! Hükümet bize yard›m edecek, yoksa bu milli mücadele bofluna m›? (‹ki hafta sonra) Bütün iflçiler bir arada: Hay›r, bu olamaz, buna dayan›lmaz art›k! Günde 24 saat çal›flmak ne demektir,


buna kim dayan›r? Arkadafllar, grev! grev! Uzakta duran bir iflçi: Çocuklar, çocuklar! Aman ne iyi! Polis geliyor, herhalde flu Rum’un çark›na okuyacak! Polis (iflçilere): Sen... sen... sen de... Befl kiflisiniz. Kanun ad›na sizi tutukluyorum, befl kifliden fazla toplant›lar yasakt›r. Bu olay gerçekten olmufltur ve herhalde herhangi bir yorum gerektirmez. ‹flçi hareketini ezmek için kemalist hükümet her araca baflvuruyor, her fleyi mubah görüyor. ‹flçi örgütlerinin ilerici üyelerini polis gece yar›s›ndan sonra, flafak vakti evinden al›p karakola götürüyor, birkaç gün gözalt›nda tutuyor... Sebep? Hiç! Filan tarihte, falan günde kravatlar›n rengi ne imifl, kasketlerinde nas›l iflaretler varm›fl, ne konuflmufllar acaba? Sendikalar›n baz› akl› bafl›nda ilerici üyeleri, bu bitmez tükenmez karakola sürüklenmelerden o kadar b›km›fl, sinirleri o derece bozulmufltu ki, faal üyelikten istifa etmek zorunda kalm›fllard›. ‹flte size, “s›n›flar üstü, uzlaflt›r›c›, kapitalizmle eme¤in bar›flt›r›c›s›” olan kemalizm! fiimdi de, son y›llarda Türk iflçisinin mücadelesiyle ilgili baz› ilginç gerçekleri ele alal›m. Bir içsavafl olmad›¤› zamanlarda iflçilerin en bellibafll› ve keskin mücadele biçimi - grevlerdir. Grevcilerin ve grevlerin tam say›s› henüz kesinlikle saptanm›fl de¤ildir. Fakat yine de, afla¤›daki say›lar, Türkiye’de grev hareketinin boyutlar›n› apa-

ç›k gösterecektir. 1925 y›l›nda 32.100 iflçi 10 grev yapm›flt›r. Bu grevler aras›nda en büyük çapta olan›, Zonguldak’ta 12.000 iflçinin kat›ld›¤› genel grevdi; bir de ‹zmir’de, kuru meyve fabrikalar›nda çal›flan 5.000 iflçinin yedi gün süren grevi yabana at›lmaz. 1928 y›l›nda, iki ay içinde, yani Nisan-May›sta birbiri ard›na afla¤›daki grevler yap›ld›: 1) Adapazar› karoseri fabrikas›nda çal›flan 180 iflçinin 10 günlük grevi. Grevden amaç: ücretin yükseltilmesi. ‹flçilerin istekleri yerine getirildi. 2) Demiryollar› inflaat›nda 1.500 iflçinin 7 gün süren grevi. Sebebi: asl›nda düflük olan ücretlerin ödenmemesi. ‹flçilere mesken ayr›lmamas›. ‹flçiler yendi. 3) ‹flgününün k›salt›lmas›n› isteyen 300 ‹stanbul dokumac›s›n›n grevi. ‹flçiler yenildi. 4) 500 ‹stanbul tütün iflçisinin üç gün süren grevi. Grevciler yendi, ücretlerine 40 kurufl zam yap›ld›. 5) 70 maden iflçisinin (Maden ‹flleri Fabrikas›, ‹stanbul) alt› gün süren grevi. ‹flçiler yenildi. Böylece, son y›llarda grev hareketi gittikçe daha büyük iflçi kitlelerini içine al›yordu. Ne kemalist, ne de “devrimci” liderler, iflçinin kendili¤inden patlak veren öfkesine engel olam›yordu. Demiryolu iflçilerinin grevleri Demiryolu iflçilerinin grevleri hem örgütlü, hem de

örgütsüz iflçileri ilgilendiriyor. 1926 y›l›nda Do¤u Demiryollar› ‹daresi, kar azal›yor bahanesiyle iflçi ücretlerini indirerek iflgününü uzatm›flt›. ‹flçiler hemen bir grev komitesi seçerek, sendika üye say›s›n›n alt› kat›, 12.000 imzal› bir dilekçe haz›rlad›lar. Türk iflçisinin gücü, örgütlenme yetene¤i ve mücadelede gösterdi¤i kararl›l›k, disiplin, cesaret, gere¤inde ölümü göze almas› ve mücadele içinde bu toplu, düzenli halini yitirmemesi, gerçek bir ölçü olabilir. Baflka bir ölçü de, kapitalistlerin ve hükümetin korku ve öfkesinin fliddetidir. Fakat bunu istatistikler ne yaz›k ki gösteremez. Türk iflçisinin mücadelesi için en belirli örnek, 1927 A¤ustos ay›nda patlak veren Adana-Nusayin demiryolu grevidir. Bu hatta çal›flan yap› iflçilerinin durumu gerçekten dayan›lmaz bir haldeydi. Fakat iflçilerin iflyerini b›rakmalar› asl›nda pek önemi olmayan bir nedene dayan›yordu: Bayram arifesinde kendilerine istedikleri avans ödenmemiflti. Bundan önce iflçi temsilcileri 31 dilek saptam›flt›; bu dilekler oldukça mütevaz› ve basitti: örne¤in, ifl s›ras›nda hastalanan iflçilerin ücretsiz tedavisi, yol harc›rah›n›n ödenmesi, flirketin yönetimi taraf›ndan herhangi bir suç yüklendi¤inde, iflçilere kendi avukatlar› taraf›ndan savunma hakk›, tatil günleri için de ücret ödenmesi, yabanc› iflçilerin davet edilmemesi (birkaç uzman d›fl›nda), izin verilmesi ve ücretli izin tan›nmas›, fazla mesai için daha yüksek ücretler öden-

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

39


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

40

mesi, keyfi iflten ç›karmalara son verilmesi, sendikan›n tan›nmas› gibi. (Asl›nda iflçiler, do¤al haklar› olan, fakat flirket taraf›ndan yoksun b›rak›ld›klar› adaleti istiyorlard›.) Kapitalistler bir türlü cevap vermediler ve aradan birbuçuk ay geçtikten sonra da dilekçeyi reddettiler. Bunun üzerine bafllayan grev 20 gün sürdü ve greve 850 iflçi kat›ld›. ‹ki gün tren ifllemedi. Sonunda, üçüncü gün kumpanya (Frans›z kapitalistler flirketi) grevk›r›c›lara yard›m için bir tren yollad›. O zaman birkaç yüz iflçi kar›lar› ve çocuklar›yla hat boynuca ray üzerine yatt› ve tren yolunu kapad›lar. Buna karfl›l›k kemalist hükümet yetkilileri askeri birlik göndererek aralar›nda çoluk çocuk ve kad›n bulunan silahs›z iflçilere atefl açt›rd›. Raylar al kana boyand›, 22 “elebafl›” tutukland›. Grev yabanc› kapitalistler taraf›ndan ezildi ve bu ifle *demokratik” olan kemalist hükümet de kat›ld›. Kapitalistlerin s›n›f kardeflli¤i, milli düflmanl›klar›na a¤›r basm›flt›. Bu örnek tek de¤ildir. 1926 y›l›nda Seyrüsefayin fiirketi’nde çal›flan iflçilerin grevi de ayn› flekilde bast›r›ld›. Hükümet grevi da¤›tmak için deniz askerlerini grevk›r›c› olarak gönderdi.

Tramvay iflçilerinin grevi ‹flçilerin kahramanca mücadeleleri için di¤er bir örnek, ‹stanbul tramvayc›lar›n›n, 1928 y›l›ndaki grevi olmufltur. Bu grev burjuvazinin korkakl›¤›n›n ve hiddetinin

derecesini gösteriyor. ‹flçiler isteklerini kabul ettiremediler, çünkü hükümet, polis, kapitalist ve bafltan ç›kar›lm›fl zavall›, aç, grevk›r›c› rolündeki iflçilerin gücü a¤›r bast› ve grevi ezdi. Bu grevi “Do¤unun Tanyeri” ad›ndaki gazetenin 2 Kas›m 1928 tarihli say›s› flu flekilde anlat›yor: “‹stanbul tramvay iflçileri, greve son vermeye karar ald›ktan sonra, flehrin geçici valisi ve belediye reisi olan Muhittin Bey’e bu karar› bildirmek istediler. Vali, iflçilerle Tramvay iflletmeleri Müdürlü¤ü aras›ndaki arac› rolünü üzerine almak zahmetine her nas›lsa katlanm›flt›. Fakat o anda iki taraf›n flans› eflit olmaktan ç›kt›. Grevk›r›c›larla polis ve tramvay idaresi bir araya gelerek tramvay seferlerini tekrar bir düzene koydu ve iflletme müdürlü¤ü de ifle bafllamayan iflçileri iflinden att›¤›n› bildirdi. Tramvay ‹flletmesi söz konusu de¤ildi. Valinin bütün “arac›l›¤›”, “muhterem bay Hindorf’tan ricalarda bulunarak” grevcilere karfl› “merhametli davranmas›n›” istemekten ibaretti. Zira, Muhittin Bey’in ifadesine göre, “zavall›lar, yabanc› elebafl›lar› taraf›ndan aldat›lm›fl ve flimdi çok say›da iflçinin iflsiz kalma olas›l›¤› varm›fl.” Vali ‹dareye “yalvararak” iflçilerin tekrar ifle al›nmas›n› ve eski k›demlerinin korunmas›n› istemifl. “Muhterem Bay Hindorf” bu yalvarma karfl›s›nda “yumuflam›fl” ve bunu “vali beyin alicenapl›¤›na atfederek”iflçilerin tekrar ifle al›nmas›n› kabul “eylemifl”. fiu flartla ki, elebafl›lar kap›d›flar›

edilecektir. Grevcilerin tekrar ifle al›nmalar› ancak teker teker dilekçeyle baflvurmalar› üzerine mümkün olacakt›r. Böylece, iflçilerin tekrar ifle al›nmas› idarenin keyfine ba¤l› kal›yordu. “En iyi iflçilerden 60 kifli sokakta kald›. Bu olaydan sonra kapitalistlerle hükümet erkan› ellerinden geleni yaparak iflçileri korkutup bilinçli hareketlerine engel olmaya çal›flt›. Hükümet ve gazeteleri, halk› iflçilere karfl› k›flk›rt›yor, grevi örgütleyenleri bir nevi, “eflk›ya, haydut” gibi gösteriyordu. “60 tramvay iflçisi, greve önayak olmalar›ndan dolay› iflyerlerine bir daha al›nmay›nca, 27 Ekim günü ikinci bir grev düzenlemek istediler. Bu iflçiler, ikinci grev de baflar›s›z olursa, bütün kablolar› keserek tramvay raylar›n› tahrip etmeyi düflünüyordu. ‹dare, iflçilerin bu kötü niyetlerinden haberdar edilerek, ifl bafl›nda olan iflçilere, bu tasarlad›klar› ifle giriflirlerse bir daha asla ifle al›nmayacaklar›n› bildirmifltir. Bundan baflka ‹dare, polisin yard›m›yla her türlü önlemi alm›flt›r.” Bu “önlemler”, kapitalistlerin tam zaman›nda yeterli say›da grevk›r›c›s› yetifltirmesinden ibaret kalm›flt›r. Bütün bunlar korkudan yap›l›yordu. Ayn› zamanda polis, grev sonucu ile ilgili kanaatlerini aç›klayan bildiri da¤›tanlar› har›l har›l heryerde ar›yordu. Bu bildirinin metni flu: “Bu defa grevi kaybettik. Arkadafllar, bu sizin için bir ders, iyi bir ders olsun.


Gelecek defa grevi kazanmak için kuvvet toplayal›m ve örgütlenelim”. ‹flçilerin bütün istekleri yaln›z iflten kovulan 60 arkadafl›n tekrar ifle al›nmas› idi.

Zanaatç› ile memurlar›n grevi Grev hareketi, kemalist hükümetin ücretli iflçi haline soktu¤u eski zanaatç›lara da s›çr›yor. 1927 y›l›n›n Ocak ay›nda 3.000 kay›kç› grev ilan ediyor. Kay›kç›lar liman iflletmesi tekel idaresinden, bu idarenin birkaç ay önce kendilerine yapt›rd›¤› iflin bedeli olan 25.000 liray› ödemesini istediler, aksi halde çal›flmayacaklar›n› birkaç kez bu iflletmeye ihtar ettiler. Fakat iflletmenin ajanlar› iflçileri zorla çal›flt›r›yordu. ‹flçiler eninde sonunda üç sorunla karfl›laflt›lar: Ya iflsiz kalmak, ya kay›klar›n› iflletmeye sat›p ifle al›nmak, yada grev yapmak! Bu son çareyi hepsinden makul buldular. Grevciler grevk›r›c›lar› çal›flt›rmad›lar, kay›klar›na ald›klar› yükleri denize att›lar. Grev mükemmel bir flekilde örgütlenmiflti. Nihayet “6 Ocak tarihinde limana Lloyd Triestino ad›ndaki gemi girerek demir att›. ‹flçiler vapuru boflaltmak istemediler. O zaman Nakliyat fiirketi polise baflvurarak ya iflçilerin zorla çal›flt›r›lmas›n›, yada grev yapanlar›n yerine baflka iflçi davet etmek için imkan yaratmas›n› istedi. Grev yapan iflçilerse, iflletmenin kendilerine borcu olan 25.000 liran›n ödenmesinde ›srar ediyordu. Bafllayan çarp›flmaya arkadafllar›n› destek-

lemek için flehirden kofla kofla gelen baflka iflçiler de kat›ld›. Çarp›flma yerine asker gönderildi. Durum hakiki bir ayaklanama halini al›yordu. Çarp›flmada 10 iflçi öldürüldü, polis ve iflçiden 50 kifli a¤›r yaraland›. 370 kifli tutukland›.” (Bu haber Duvar Gazetesi’nin 28 Ocak 1927 tarihli say›s›ndan al›nm›flt›r.) Bundan sonra limanda bütün ifller durdu. Tutuklanan iflçiler aras›ndan 33 iflçi, bu arada Kay›kç›lar Birli¤i’nin baflkan› mahkemeye verildi. 1926 y›l›nda hamallar ve liman iflçileri de harekete geçti. J. Zimmering’in “Türkiye’de 1916 y›l›ndaki iflçi hareketi”adl› makalesinde (27 Ocak 1927 tarihli “Milletleraras› ‹flçi Hareketi” Dergisi) flunlar anlat›l›yor: “Karayollar› Nakliyesi ad›ndaki flirketin kurulmas› s›ras›nda birçok anlaflmazl›k ortaya ç›km›flt›r. Çünkü bu flirketin statüsüne göre, flirketin ‹stanbul’da nakliyat ve yüklemeyi tekeline almas› öngörülüyordu. Bu flirketin hizmetinde çal›flanlar, d›flar›da herhangi bir nakliye ifli yapamayacaklar› gibi boflaltma-yükleme iflini de yapamayacaklard›. Bütün hamallar ve liman iflçileri bunun için fiirkete tescil olunup günlük gelirlerinin % 15’ini fiirkete ödemek zorunda olacaklard›.” “Bu flart 15.000 Türk nakliyecisinin ç›kar›na dokunuyordu. fiirket aç›ld›¤› gün liman hamallar› grev ilan ettiler. Kendi birlikleri önderli¤inde iflçiler bu flirketin feshini istediler. Protesto gösterisine tescilli iflçiler de kat›l-

d›. K›sa bir zaman içinde de olsa, iflçiler diledikleri gibi çal›flma imkan›n› ele geçirdiler, fakat flirketin hizmetinde çal›flanlarla tescilli olmayanlar aras›nda çarp›flmalar olmaya bafllad›. Bu çarp›flmalar s›ras›nda polis defalarca ifle kar›fl›p birçok kifliyi tutuklad›.” S›n›f örgütü ile mücadele azmi memurlarda da görülmeye bafll›yor. Fakat memurlar›n hareketi a¤›r flartlara ba¤l›d›r. Çünkü onlar için hükümet, do¤rudan do¤ruya ücretle müstahdem çal›flt›ran bir kapitalisttir. Hatta, daha iyi ücret ve daha elveriflli ifl flartlar› u¤runa yap›lan her mücadele, Kemalistler taraf›ndan hemen hükümete karfl› hareket, politik bir suç olarak nitelendiriliyor. Di¤er taraftan, Kemalistler, bütün güçleriyle, güvenilir ve hükümete sad›k bir devlet örgütü kurmaya gayret ediyorlar. Kemalistler baflka görüfl aç›s› olan kimseleri iflten kovuyor, di¤er taraftan da hizmetinde çal›flan memurlara olanaklar tan›yarak memur örgütlerini ele geçirmeye gayret ediyorlar. Nitekim 1927 y›l›nda baz› gümrük memurlar›na 30-40 lira ihsan edilmiflti. “Republique” Gazetesi’nin 25 fiubat 1927 tarihli say›s›nda ç›kan yaz›da bu sadaka ile alay edercesine flunlar yay›nlanm›flt›: “Bu vicdan sahibi, rüflvet almayan memurlar› candan tebrik ederiz.” Fakat yine de, Kemalistler, kendi saflar›na ancak ayd›nlar›n en üst ve ayr›cal›kl› tabakalar›n› çekebiliyorlar. Böylece Ankara’da 1928 y›-

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

41


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

42

l›nda birkaç hukuk profesörünün teflvikiyle “Türk Hukukçular Derne¤i” kuruluyor ve bu derne¤in bafl›na Adalet Bakan› Mahmut Esat Bey getiriliyor. ‹stanbul’da Halk Partisi binas›nda toplanan doktorlar derne¤i var, bu dernek her toplant›s›nda Sa¤l›k Bakan›’ndan bafllayarak Cumhurbaflkan› Kemal Pafla’ya kadar, her kademeden tebrik telgraflar› al›r. Yüksek kademeli memur ve ayd›nlar burjuva hükümetiyle birlik kuradursun, alt kademeden müstahdem ile proletarya a¤›r durumlar›n›n düzeltilmesi için mücadele etmeye bafll›yor. Gerçi memur ve müstahdem henüz örgütlenmemifltir. Fakat olaylar, mücadelenin bu halk tabakalar›na da s›çrad›¤›n› kan›tl›yor. 18 Ocak 1925 tarihinde ‹stanbul ‹lkokulu Ö¤retmenleri Kongresi düzenlenmifltir. Bu kongrede maafllar›n›n yükseltilmesi için gerekli giriflimlerde bulunulmas›na karar verildi. Zira, bugünkü maafllar› ayda 25-40 liray› geçmez, yani bu kazançlar›, kalifiye olmayan bir iflçinin ücretine eflittir. Dernek, hükümet bunu kabul etmezse, grev ilan edece¤ini aç›klam›flt›r. Yine 1925 y›l›nda birkaç flehrin telgraf (telsiz) memurlar› grev yapt›lar. Temmuz ay›nda Erzurum, Samsun ve Adana’da, üç flehirde birden ans›z›n telgrafç›lar›n (telsizcilerin) grevleri patlak verdi. Grevciler, grev komitesinden parolay› al›nca, ifllerini terk ettiler. Bu parola, “‹leri!” idi. Telgrafç›lar da maafllar›na zam yap›lmas›n› istiyordu.

Hükümet bu iflin arkas›nda yine komünistlerin bulundu¤unu ileri sürerek grevcileri tutuklad›. Adana’da bu emir yerine getirildi ve birçok grevci telgrafç› Ankara’ya, ‹stiklal Mahkemesine sevkedildi. Suçlar›, hükümet aleyhine komplo kurmakm›fl! Sonuç ne olursa olsun, telgrafç›lar›n grevi de çok iyi örgütlenmifl olduklar›n› gösteriyordu. Bu örgütlenmeye hükümet “ihanet” gözüyle bakmaktad›r. Gazetelerin verdikleri habere göre, grevcilerin isteklerine verilen cevap,

Proletaryan›n köye ba¤l› kal›fl›, hem güçlü hem de zay›f taraf›d›r. Türkiye proletaryas› köylüyü kendi etkisinde bulundurabildi¤inden, devrim halinde köylüyü de arkas›ndan çekebilir. Zay›f taraf›ysa, birçok iflçinin henüz tam anlam›yla iflçi olmamas›ndand›r. bu olmufltur. TÜRK‹YE SANAY‹‹ VE TÜRK‹YE Türk sanayiinin hacmi Türkiye’de bugüne kadar do¤ru dürüst bir sanayi say›m› yap›lmad›¤›ndan, kurulufllar›n ve iflletmelerin tam say›s›n› ve dolay›s›yla, sanayi geliflmesini gösteren grafikler yoktur. Elimizde bulunan rakamlar, bunun için, ancak en önemli noktalarda ayr›nt›lar› tahmini olan bir tablo verebilmektedir.

Türkiye’nin bafl sanayi merkezleri: ‹stanbul, ‹zmir, Ankara, Zonguldak, BalyaKaraeddin’dir. 1927 y›l›nda ‹stanbul’da 140 iflletme vard›: 19 un de¤irmeni, 7 bitkisel ya¤ fabrikas›, 17 dabba¤hane, 2 konserve fabrikas›, 6 yün dokuma fabrikas›, 5 iplik fabrikas›, 7 tu¤la kiremit fabrikas›, 2 çimento fabrikas›, 1 çini fabrikas›, 9 mobilya fabrikas›, 9 kereste fabrikas›, 1 harp sanayii fabrikas›, 1 sabun fabrikas›, 1 kimya maddeleri fabrikas›, 1 sigara ka¤›d› fabrikas›, 1 bira fabrikas›. ‹zmir ilinde 180 sanayi iflletmesi vard›r: 43 zeytinya¤› fabrikas›, 27 un fabrikas›, 24 üzüm kurutma ve iflleme fabrikas›, 15 sabun fabrikas›, 13 pamuklu mensucat fabrikas›, 10 elektrik istasyonu, 8 sand›k ve ambalaj malzemesi fabrikas›, 4 makarna fabrikas›, 3 meyan kökü fabrikas›, 3 teknik ve mekanik ifller atölyesi, 3 kereste fabrikas›, 3 flekerleme fabrikas›, 3 mobilya fabrikas›. Ankara’da mevcut olanlar: barut-fiflek farikas›, tekstil fabrikas›, 6 kereste ve tahta iflleri fabrikas›, tu¤la ve kiremit fabrikalar›, elektrik gücü istasyonu ve bir tamirhane. Zonguldak ve Gerak bölgeleri: taflkömürü ocaklar› merkezi. Taflkömürünün 1912 y›l›nda üretimi 810.180 ton, 1923 y›l›nda 527.449 ton, 1926 y›l›nda (ingiliz maden iflçilerinin grev y›l›) 950.000 ton. Balya-Karaeddin, kurflun ve gümüfl maden ocaklar› merkezidir. 1913 y›l›nda


43

13.976 ton, 1926 y›l›nda 6.168 ton kurflun üretildi. Nedeni, savafl y›llar›nda maden ocaklar›n›n Almanlar taraf›ndan ya¤ma edilircesine çal›flt›r›lmas›d›r. Ülkede fazla say›da büyük iflletme yok. Teknik ço¤unlukla geridir. Fabrika ve atölyelerin iflleri, seri halinde mal ç›karma karakterini tafl›m›yor, sadece el eme¤i ile çal›flan zanaatç›lar›n imalathanelerinde üretilen mallar›n

sermaye ile kurulu dokuma fabrikas›nda bulunuyor. ‹pek sanayii, daha çok aile tezgahlar›yla s›n›rl› kal›yor. Yunanl›larla yap›lan savafl bu sanayiye a¤›r bir darbe indirdi. Savafltan önce Bursa’da 103 ipek iplikhanesi ve 5180 koza fabrikas› varken, 1921 y›l›nda bu say›lar 16 iplikhane ve 912 koza imalathanesine düflüyor. Tekstil sanayii, orduya, jandarmaya, polis kuvvetlerine, askeri okullarda

kalar da vard›r.

biraz fazlas›n› oluflturuyor. Tekstil sanayii herfleyden önce hal› dokur. 1913 y›l›nda bütün eski Türkiye’de hal› dokumas› kolunda 69.000 iflçi çal›fl›yordu. ‹ngiliz Do¤u Hal›c›l›k fiirketi yan›nda (fiirketin sermayesi 10 milyon frankt›r) di¤er iflletmeler daha ziyade atölye niteli¤indeydi. Pamuklu iplik ile pamuklu dokuma sanayiinde ancak 50.000 i¤ vard›r: en fazla i¤, sadece yabanc›

okuyanlara çal›fl›yor, yada hal› sanayii için iplik haz›rl›yor. Tekstil iflletmelerinin hacmi normalden fazla büyük de¤ildir, 20.057 tekstil fabrikas›nda ancak 35.316 iflçi çal›fl›yor, yani ortalama bir iflletmeye iki iflçi... Büyük iflletmelerin tekni¤i birbirine hiç benzemez. Gayet modern, ileri teknikle kurulan, Avrupa fabrikalar›n› and›ran iflletmeler yan›nda, makinelerinin yafl› 75’ten fazla olan fabri-

mirhaneler çok say›dad›r

Maden Sanayii

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

Bir-iki harp sanayii fabrikas› var ki, bunlar oldukça büyük iflletmeler say›l›r. Her türlü makine yurt d›fl›ndan ithal ediliyor. Türk maden sanayii çeflitli ufak maden eflyas› yapar: pencere ve kap› için madeni aksam, nal, ufak tefek madeni kaplar v.s. Ta-

Deri Sanayii Büyük say›lan 41 fabrikada 1400 iflçi çal›fl›yor. En büyük sanayi iflletmesinde 206 iflçi çal›fl›yor, di¤erleri ortalama 30 iflçi çal›flt›rmaktad›r. Tekni¤in geliflmemifl oluflu, sermaye yetersizli¤i, iflletmelerin ufak hacimleri, maden iflletmeleri hariç, Türk


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

44

sanayisinin karakteristi¤idir. Maden iflletmeleri, ço¤unlukla büyük yabanc› iflletmelerin elindedir. Çeflitli çapta 400 fabrika (tescil edilmifl olan 1.200 fabrikadan) kendini kurtaram›yor ve hükümetten yard›m görüyor (1924). Türkiye’nin en büyük kapitalistleri, yabanc›lard›r. Bütün maden iflletmelerinden baflka bir de demiryollar›n›n büyük bir k›sm› ve tar›m ürünlerini iflleyen fabrikalar›n ço¤u yabanc›lar›n elindedir. Türkiye milli ekonomisine 1.100 milyon frank yabanc› sermaye yat›r›lm›flt›r. Sermayenin 450 milyonu Alman, 350 milyonu Frans›z, 200 milyonu ‹ngiliz ve 100 milyonu di¤er ülkelerin sermayesidir. Sanayinin geliflme h›z› nedir? Bu geliflmenin h›z› anonim flirketlerin say›s› ile de gösterilebilir. (S›nai ve Ticari iflletmeler bir arada). Birinci Dünya Savafl› sonunda Türkiye’de 138 anonim flirket vard›. Daha sonraki y›llarda kurulan flirketler:

1919........12 1920......... 8 1921......... 4 1922......... 5

1923..........11 1924..........42 1925..........50 1926..........26

Kurulan eski flirketlerin baz›lar› çok geçmeden da¤›l›yordu, fakat birçok flirket, yine de, ya ticaret yada sanayi iflletmesi kurmay› beceriyordu. Genellikle ülke, yine eskisi gibi sermaye azl›¤›ndan flikayetçidir. Mevcut sermaye ancak önemsiz iflletmelerin kurulmas›na yetiyor. Tasarla-

nan birçok giriflim gerçeklefltirilemiyor. Bu yak›nlarda Ticaret Bakan› Rahmi Bey verdi¤i bir demeçte, hükümetin çeflitli madenlerin iflletilmesi için 400 imtiyaz hakk› verdi¤ini söylemifl bu rakama maden aramas› için verilen imtiyazlar›n dahil olmad›¤›n› da belirtmifltir. Buna ra¤men, nedense, iflletilen maden ocaklar›n›n say›s› 10’u geçmiyor. “1925 y›l›nda ülke sanayisinin h›zl› ve mutlak geliflmesi u¤runa harcanan çabalar, 1926 y›l›nda h›z›n› azaltm›flt›r. O tarihe kadar mevcut olan fabrika iflletmeleri üretimlerini tam kapasiteyle gelifltirmifl olduklar› halde yeni iflletmelerin kurulmas› fazla ileri gidememifl ve ufak iflletmelerin, özellikle un de¤irmeni ve bitkisel ya¤ imalathanelerinin kurulmas›yla yetinilmifltir” Büyük iflletmeler aras›nda kayda de¤er olanlar flunlard›r: 2 çimento fabrikas›, kibrit fabrikas›, 2 fleker fabrikas› (iki fleker fabrikas›nda topyekun 722 iflçi çal›flmaktad›r), 3 maden iflletmesi (iki manganez ve bir linyit kömürü), elektrik aksam› haz›rlayan fabrika, sabun fabrikalar›, kereste fabrikas›, un de¤irmeni ve bir ka¤›t fabrikas›. 1920’den 1926 y›l›na kadar yeni kurulan fabrikalar›n sermayesi, yani topyekun 39 iflletmenin sermayesi 21 milyon veya en fazla y›lda 3 milyon liraya eflitti. Bu rakam çok düflüktür ve bu durum karfl›s›nda Türkiye sanayisinin h›zl› geliflmesi söz konusu olamaz. ‹leride de büyük fabrika ve iflletmelerin

fazla say›da kurulmas› bize biraz kuflkulu görünüyor. Türk Proletarya Kadrolar› Türkiye ulusal ekonomisinin ve sanayisinin özellikleri, Türkiye proletaryas›n› nas›l etkiliyor? 1. Türkiye’de flehirde kurulmufl a¤›r sanayi yok gibidir. Türkiye proletaryas›n›n merkez gücü nakliyat ifllerinde (limanda, demiryollar›nda, ulafl›m araçlar›nda, oto-kamyon nakliyesinde ve.) büyük flehirlerden uzak olan maden iflletmeleriyle hafif endüstride -besin maddeleri, manifatura sanayii- vs. çal›fl›r. 2. Türkiye sanayisi daha yeni yeni geliflmektedir. Geliflme h›z› ancak son on-onbefl y›l içinde artt›. Türkiye proletaryas› da buna paralel olarak henüz genç ve yenidir ve ço¤unlukla köyle ba¤›n› koparmam›flt›r. Bu durum özellikle büyük liman flehirleri d›fl›nda göze çarp›yor. Büyük liman flehirlerinde ise birçok iflçi (zanaatç› ve ufak bezirgan aileleri çocuklar›) gerçek proleterlerdir. Bunlar yaln›zca ald›klar› ücretlerle geçinirler. Fakat bunlar›n da büyük k›sm›, çok k›sa bir süre önce proleter olmaya yüz tuttu. ‹stanbul emekçisinin büyük bir k›sm› memur, küçük esnaf, iflas etmifl ufak imalathane sahibi zanaatç› ve bunlar›n çocuklar›d›r. Hatta bu emekçilerin bir k›sm›n›n orta tahsili bile vard›r. Anadolu iflçisi ve özellikle maden iflçisi ile demiryollar› iflçisi hakk›nda L.S. Kolyadko flunlar› yaz›yor:


“Bu alçak gönüllü, s›n›rl› say›da iflçi grubu henüz köy ve taflra kasabalar› halk› aras›nda da¤›n›k bir halde yaflar ve onlarla köklü ba¤lar› vard›r. Bu grubun ancak ufak bir k›sm›n›n tek geçim kayna¤›, ald›¤› ücrettir. Ço¤unun ya köyünde kendi evi, tarlas›, yahut da ufac›k bir dükkan› var; ve bunlar sanayi iflletmelerine mevsim mevsim gelip çal›fl›rlar” Köylü eleman›, flehirlerde de var. ‹stanbul’un birçok hamal›, liman iflçisi, kay›kç›s› köylerden gelmifl kimselerdir. Bunlar aras›nda, hatta uzak da¤l›k bölgelerin köylüsü kürtler ve lazlar da- vard›r. Bunlar bir-iki y›l için flehirlere iner, köyleri ile ba¤lar›n› koparmaz. Köylerinden kasabalara veya flehirlere ak›n etmeleri, ya vergi için para toplamak zorunlulu¤undan yahut da kendi ailelerinin para s›k›nt›s›ndand›r. Bir-iki y›l çal›flt›ktan sonra bu geçici iflçiler köylerine dönerler, bunlar›n yerini köyden gelen yeni arkadafllar› tutar. Zonguldak Taflkömürü ‹flletmelerinde 17.000 iflçi çal›fl›r. Bunlardan 7.000’i daimi iflçi, 10.000’i ise mevsimlik iflçidir. Mevsimlik iflçi maden ocaklar›nda 3-4 ay çal›fl›r, y›l›n artakalan aylar›nda tar›m iflleri yapar. Halk›n bir k›sm› kömürü kendisi kay›klarla tafl›r. Proletaryan›n köye ba¤l› kal›fl›, hem güçlü hem de zay›f taraf›d›r. Türkiye proletaryas› köylüyü kendi etkisinde bulundurabildi¤inden, devrim halinde köylüyü de arkas›ndan çekebilir. Zay›f taraf›ysa, birçok iflçinin henüz tam an-

lam›yla iflçi olmamas›ndand›r. Bu iflçinin henüz kendi ufac›k iflletmesi vard›r, bu halleriyle onlar yar› proleter, yani küçük iflletme sahibidir. 3. Türkiye sanayisi ne de olsa büyüyüp gelifliyor, onunla birlikte Türkiye proletaryas› da büyüyor. Fakat Türkiye burjuvazisinin de ayn› tempo ile geliflti¤ini düflünmek, hataya düflmek olacakt›r. Ço¤u büyük iflletmeler yabanc› yat›r›mlarla kurulmufl ve yabanc›lar›n elindedir, bunun için Türkiye proletaryas›n›n potansiyeli Türkiye burjuvazisinin gücünden çok çabuk gelifliyor. 4. Köylerdeki sömürü geliflti¤inden, köylerde emekçi köylünün s›rt›ndan geçinen köy burjuvazisi, yani a¤alar, tefeciler ve bezirgan s›n›f› gelifliyor. Köylülerin ço¤unlu¤u ya sefaletin efli¤ine gelmifl bir haldedir yahut da ›rgat olarak zengin a¤alar›n emrinde çal›fl›yor ve onlar da proletarya saflar›n› dolduruyor. Köylülerin hoflnutsuzlu¤u proletaryan›n iflini ileride kolaylaflt›racakt›r. 5. Yabanc› sermayenin yeni yeni geliflmeye yüz tutan a¤›r sanayiyle rekabet halinde olmas›, binlerce ufak zanaatç›y› iflas ettiriyor. Bu rekabetten özellikle esnaf ve zanaatç› çekiyor. Onlar›n çevrelerinde proletarya politik müttefikini buldu¤u gibi, bu çevrelerden iflçi s›n›f›n›n saflar›na geçenler de olmaktad›r. Türkiye’deki iflçilerin ve genellikle ücretli emekle geçinen kimselerin say›s› ne kadard›r? Do¤ru say›lar›m›z olmad›¤› için, elimizde olan eksik, bazen gerçek durumu tam göstermeyen

tahmini say›lar yard›m›yla iflçi say›m›n› yapal›m. A. ‹flletme sanayi: Sanayi iflletmelerinin iflçi say›s› (mekanik harekete geçirici güç ve kira ile tutulan emek) tar›m ve maden ocaklar› sektörleri hariç, 60.000’dir. B. Üretim sanayisi: Tafl ve linyit kömürü, gümüfl, kurflun, manganez, bak›r, lületafl›, türlü tafllar ve. 45.000 iflçi. C. Tar›m sektörü: (Bitkisel ya¤lar, peynir imalathaneleri, kuru meyve haz›rlama yerleri vs.) 40.000. D. Nakliyat: Demiryollar› 22.000, kamyonla tafl›ma iflleri 10.000 (‹stanbul’da), 6.000 (Türkiye’nin di¤er bölgelerinde). Liman iflçisi ve hamal 6.000, kay›kç›lar 3.000, hamal -iflçi olanlar(‹stanbul’da bunlar da iflçi say›l›yor) 3.000, Türk ticaret filosu gemicileri 3.500, flehir tafl›tlar› (tramvay) 2.500, Toplam olarak 56.000 kifli. E. Yap›larda çal›flan iflçiler (‹nflaat iflçisi): Bu iflçilerin bir k›sm› mevsimlik iflçidir, di¤er k›sm›n›n (örne¤in demiryollar› inflaat›nda çal›flanlar›n) baflka gelirleri yoktur. Demiryollar› inflaat›nda, resmi kaynaklara göre, 20.000’e yak›n iflçi çal›fl›r. Di¤er yap›larda çal›flanlar›n say›lar› belli de¤ildir. En düflük bir say› alal›m, 5.000 kifli olsunlar. F. Tar›m proletaryas› (›rgatl›k): Türkiye’de dört türlü ›rgat var. Maraba: Köyden köye dolaflan ›rgatlar. Bunlar 100.000’den fazlad›r ve bunlar daha çok büyük iflletme-

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

45


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

46

lerde (büyük toprak sahiplerine ait iflletmelerde), Anadolu’nun güney ve bat› bölgelerinde çal›fl›r. Bu ›rgatlar toplu olarak bir köyden bir köye giderek ifl ararlar. ‹kincisi: Ürünü az, topra¤› verimli olmayan baz› da¤l›k bölgelerde bütün köy halk› ›rgatl›k yapar. Hasat zaman› bu köyler örgütlenmifl bir flekilde, baflta seçtikleri muhtarlarla kendi köylerini terk edip zengin toprak sahiplerine ›rgat olurlar. Üçüncüsü:Tek bafl›na çal›flan ›rgatlar. Dördüncüsü: yar› proleter olan ›rgatlar ki, bunlar›n ellerinde kendi ufac›k iflletme kal›nt›lar› var, fakat bafl gelirleri yine ›rgatl›kt›r. Genellikle Türkiye’de tar›m iflletmelerinde 800.000 iflçi ›rgat olarak çal›fl›r. Fakat, ancak maraba ve tek bafl›na çal›flan ›rgatlar gerçek proleter-›rgatlar say›labilir, bunlar da 200.000 kiflidir. G. Ticaret hizmetinde çal›flan personel: ‹stanbul ticaret çevrelerinde çal›flanlar›n say›s›, yeni ve resmi say›mlara göre, 90.000 kiflidir (9 nüfusa bir kifli). Ülkenin di¤er yerlerinde ticaret asl›nda önem tafl›maz, bunun için 100 nüfusa 1 ticaret müstahdemini hesap edelim. Yine de 129.000 kifli, toplam olarak 219.000 müstahdemdir.

H. Devlet dairelerinde çal›flanlar: Ö¤retmenler, t›p personeli, memurlar ve. 120.000 kifli. ‹. Zanaat erbab› olan

proletarya: Hiç hesaba kat›lm›yor. Oysa zanaatç›lar›n imalathanelerinde çal›flan ç›rak ve yard›mc›lar insafs›zca sömürülüyor. Bunlar say› bak›m›ndan fazla de¤ildir, çünkü zanaat da çok defa aile ifli oluyor. Yine de bu tür zanaat proletaryas› 25.000’den az de¤ildir. J. Hizmetçiler, kap›c›lar, ev hizmetçisi, kahvehane, lokanta, otel iflçileri: Bu yoksul, zavall›, her türlü haktan yoksun proletarya say›s›, Türkiye’de çok fazlad›r. Yine de tam ve do¤ru say›lar yoktur. Fakat bunlar Türkiye nüfusuna göre, Çarl›k Rusya’s›ndaki orandan farks›zd›r. Gerçi Türkiye, Rusya’dan bi-

raz daha fakirdir. Fakat bu türlü hizmetkar say›s› Türkiye’de daha az olamaz, çünkü Türkiye’de bütün emekçiler lokanta ve aflhanelerde yiyor ve istirahat zaman›n› kahvelerde geçiriyor. Bunun d›fl›nda da Türkiye’de yak›n zamanlara kadar, hem de kelimenin tam anlam›yla (yirminci yüzy›l›n bafl›nda Mekke’de köleler çarfl›s› vard›), hem de kamufle edilmifl bir biçimde (kad›nlar -harem cariyelerinin ço¤u efl olmaktan çok ev hizmetçileriydi) kölelik vard›. Çarl›k Rusya’s›nda 50 nüfusa bu çeflit hizmetçilerden bir kifli düflerdi, bu oran Türkiye’de afla¤› yukar› ayn›d›r, yani toplam olarak 273.000. Demek oluyor ki, Türkiye’de bedenle çal›flan daimi iflçi sanayi ve tafl›mac›l›k endüstrisinde (A, B, C, D) toplam olarak 201.000 kiflidir; yap› iflçisi ve zanaat proletaryas› ile (E, F) bunlar 271.000 kiflidir; tar›m proletaryas› ile 451.000 kifliye yükseliyor;: J grubu ile 724.000 kiflidir; bütün tar›m proletaryas› ile 1.324.000 kiflidir. Tar›m proletaryas› hariç emekçiler, son grup da say›lmasa, 1.658.000’dir, yani Türkiye nüfusunun 1/8’ini oluflturuyor. Bu say›lar dikkatle ele al›nm›flt›r, fazla olmaktan ziyade belki eksiktir. Bu say›lar Do¤u halklar›n›n eski ufak ifl sahibi hayat›n› sürdürdükleri-


47

Örgütlü iflçilerin say›s› Türkiye’nin en büyük örgütlerini sayal›m. Zonguldak’taki Maden ‹flçileri Birli¤i’nin 8.000 üyesi var. Tütün iflçilerinin dört birli¤inde 5.000 üye kay›tl›d›r. (Tütün iflçisinin say›s› toplam 25.000 kiflidir.) Demiryollar› iflçileri dernekleri ve birlikleri: Do¤u demiryollar›nda 2.000, Anadolu demiryollar›nda 500, ‹zmir-Kasaba hatt›nda 500, Adana-Nusaybin hatt›nda 800 iflçi örgütlenmifl olup iflçi birli¤i üyesidir. Ankara’daki harp sanayii iflçilerinden 800’ü birlikte üyedir. Bunun d›fl›nda ‹stanbul’da da büyük iflçi örgütleri vard›r. Tramvay ‹flletmeleri iflçisi 950 kifli, müstahdem ise 150 kifli; hamal 3.000 kifli (9.000 iflçiden), liman yükleme iflçisi 1.000 kifli (3.000 iflçiden), floförler 3.500 kifli (10.000 kifliden), f›r›nc› 2.000 kifli dernek ve birliklerde örgütlenmifl bulunmaktad›r. Yani, ortalama olarak, emekçilerin üçte biri örgütlüdür. Bunun d›fl›nda bir sürü ufak tefek iflçi dernekleri var, bunlar›n ço¤u yard›mlaflma sand›¤› gibi örgütlerdir: dizgiciler 400 kifli, elektrik iflletmelerinin müstahdemi 50 kifli, gemici 250

kifli, mezbaha iflçisi 180 kifli, dokumac› 600 kifli Balya-Karaeddin madenleri iflçileri de örgütlüdür. Türkiye’de toplam olarak 45 ile 50.000 iflçi türlü tipten birlikler halinde örgütlenmifltir. Hiç örgütlü olmayan kesim tar›m proletaryas›; gayet zay›f örgütlü olan alt tabaka memurlar›, küçük giriflimlerin müstahdem ve iflçisi, ev hizmetçileri vb’dir.

‹flçi örgütleri tipleri

Birlik tipleri çok de¤ifliktir ve çok defa içiçe geçmifl bir haldedir. Örne¤in, yard›mlaflma derne¤i tipinde bir dernek, ayn› zamanda bir flirketin içindeki örgüte ba¤l› olabiliyordu ve ayn› zamanda kemalistlere ba¤l› olanlar da vard›. ‹flte bu durumu göz önünde bulundurarak, Türk birliklerini “tiplere” ay›r›yoruz. fiöyle ki: 1. Üretici iflçi kitlesinin s›n›fsal birlikleri: Bu birliklere Ankara’da harp sanayii fabrikalar› iflçileri, Do¤u Anadolu ve Adana-Nusaybin demiryollar› iflçileri, Balya-Karaeddin maden ocaklar› iflçileri, floförleri, Madeni Eflya fabrikalar›nda çal›flan iflçiler (‹zmir) ve ‹stanbul Tramvay iflletmeleri iflçileri dahildir. Bu birlikler 10.000 iflçiyi kaps›yor. Gerçek proletaryay› içine alan bu örgütler say› bak›m›ndan az ise de, üyeleri çeflitli mücadelelerden geçmifltir, tecrübe sahibidir. Yurdun bütün

merkezlerine da¤›lm›fl olan bu örgütler (‹stanbul, Ankara, ‹zmir, Edirne) yine de iyi birer çekirdek say›l›r, ve bu çekirdekler att›klar› sloganlar alt›nda Türkiye iflçi hareketinin gerçek proleterlerini toplayabilir. 2. Burjuva partileri taraf›ndan örgütlenmifl olan burjuvalar›n etkisinde bulunan birlikler: 1924 y›l›nda mantarlar gibi türeyen kemalist birlikler 60.000 iflçiyi toplad›. Fakat bütün bu örgütler, do¤duklar› gibi, hemen da¤›ld›lar. Onlar› ya hükümet da¤›t›yor, yahut da bunlar kendili¤inden burjuva “önderlerini” at›yordu. Bugün kemalist olan örgütlerin say›s› pek fazla say›lmaz. Birkaç ayd›nlar derne¤i d›fl›nda. Gemiciler Derne¤i, Zonguldak Maden ‹flçisi Birli¤i, Tramvay Kontrolörleri ve üst kademe müstahdemleri birlikleri vard›r. Bu birlikler genellikle “kumpanya” birlikleridir, yani hem iflçiler, hem de iflverenler taraf›ndan bir arada kurulur. Örne¤in, Zonguldak’ta, birli¤in bafl›nda birer iflçi ile müdürlük delegesi bulunuyor. Maden Ocaklar›n›n genel müdürü, ayn› zamanda bu birli¤in yönetim kurulu baflkan›d›r. 3. Kemalist rejimi benimseyen birlikler: Bunlar›n bafl›nda ço¤u zaman ya sat›lm›fl yahut da

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

ne dair kanaat›n yanl›fll›¤›n› ortaya ç›kar›yor. Kapitalizm yüzbinlerce insan› proleter yap›yor, bu insanlar› sömürerek servet sahibi oluyor. Ve bu sömürülen insanlar, gün gelecek ki, Türkiye’de oldu¤u gibi, dünyan›n bütün di¤er ülkelerinde, kapitalistlerin mezar›n› kazacakt›r.


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

48

dalkavuk baflkanlar bulunur, bunlar kendi ifllerinde çok önemsiz baz› ekonomik düzeltmelerle yetinir. Kapitalistlerin “izin verdi¤i” s›n›rlar› aflmaz, uzlaflt›r›c› görüflmelerle sonuca varmaya çal›fl›rlar. ‹flçiye yaltaklanarak yat›flt›rmaya bakarlar, anlaflmazl›klar› bast›r›rlar ve. Nitelik olarak bunlar reformcu, “menflevik” olan sendikalard›r. Özellikle kalifiye iflçiyi içine alan bu gibi birlikler örne¤in ‹stanbul ve ‹zmir Tütün ‹flçileri Birli¤i, Liman ‹flçileri Birli¤i, Dizgiciler ve Matbaa ‹flçileri Birli¤i’dir. Bu birliklerin baz›lar›nda, örne¤in Tütüncüler Birli¤i’nde yine de devrimci bir çekirdek vard›r. Hayat mücadelesi, günler geçtikçe, iflçiye, reformcu önderlerinin korkakl›¤›n›, yalanc›l›¤›n› ve sat›lm›fll›klar›n› gösteriyor. 4. Yar› kooperatif halinde olan, yard›mlaflma derne¤i tipinde birlikler Bu birlikler ve dernekler, iflverenlerle hükümete karfl› gelmez, iflçilerin durumlar›n›n ›slah edilmesi için çarp›flmaz, mücadele etmez; bunlar sadece kredi verir, toptan erzak al›r ve bu gibi küçük yararl›l›klarla yetinir. Bunlar güçsüz, ufac›k derneklerdir, kovuflturmadan korkarlar, çünkü yasa yaln›z hay›r iflleriyle u¤raflan birliklere izin verir.

5. Ufak imalathane sahibi ve zanaatç› tipinde kooperatif birlikleri:

rar kendi birliklerini kuruyor. Bu birlikler sendikalara benziyor, hatta baz›lar› oldukça devrimcidir. Eskiden ufak zanaat Baz› iflçi birlikleri, birerbab› olanlar›n iflkolu örkaç yard›mlaflma sand›¤›n›n gütleri (mavnac›lar, yüklebirli¤i oluyor, örne¤in Zonyiciler, hamallar, kay›kç›lar, guldak Birli¤i gibi. Sand›ksakalar ve.) iflkolu tekeline lar›n idareleri iflçi ile iflvesahipti: yani yaln›z bu yurenlerle birlikte seçim yokar›da say›lan zanaat birlik- luyla atan›yor. Sand›klar›n lerinin (loncalar) üyeleri çal›flmas› için gerekli para, kay›kç›, hamal vs. olabiliriflçilerden ifle gelmedikleri di. Bu durum zanaatç›lar günler için kesilen cezalariçin çok elveriflliydi. ‹flleri dan toplan›yor. Ayr›ca ücçoktu, buna göre de kazanç- retlerden kesilen % 1 üyelik lar› iyiydi. Bir hamal günde aidat› ve ayn› miktarda karahatça 10 lira kazanabilipitalistlerin yat›rd›klar› payordu. Kald› ki, “icra-i zaralardan meydana geliyor. naat hakk› babadan o¤ula Liman iflçileri örgütleri kal›yordu; lonca üyesi öliçinde bir de artel yada dükten sonra ailesinden hiç- hemflehriler birli¤i olabilibiri yerini tutmak istemiyor. Bunlar her zaman kenyorsa, ailesi bu hakk› bafldi aralar›nda veyahut birlikas›na satabiliyordu”. 1924 ¤e ba¤l› olmuyor, hatta bay›l› Haziran ay›nda bütün zen birbiriyle yar›fl›yor. bu liman iflçilerinin ba¤›m- Hemflehriler birlikleri birins›z örgütleri da¤›t›ld›. Yeni ci derecede köylerden geörgütlerin yaln›zca hay›r lenleri örgütlüyor. Bu biramac›yla kurulmas›na izin likler kendi hemflehrilerine veriliyordu ve bunlar hükü- ifl buluyor ve hemflehrilemetin kontrolü alt›ndayd›. rinden biri köyüne dönünce Az zaman sonra Liman ‹flonun yerine yine kendi çileri ‹nhisar› ad›nda bir hemflehrilerinden baflka bir birlik kuruldu ve bütün “tek arkadafl› tayin ediyorlar. bafl›na çal›flan” zanaatç›lar Böylece bu “Hemflehriler bu flirketin iflçisi oluverdi. Birlikleri” köylerine çok s›fiimdi bunlar ya flirkete ka- k› ba¤larla ba¤l› kal›yor. Bu zançlar›n›n bir yüzdesini arteller “reisler” taraf›ndan ödemek zorundad›r yada idare ediliyor. Do¤rudan kazanç yerine bir ücret al›r- do¤ruya veya dolayl› olarak lar. Bununla birlikte, kay›k- hükümetin kontrolü alt›ndaç›lar -kay›k sahibi, arabac›- d›rlar. Reis kendine artelin lar -araba ve at sahibi kald›- bütün kazanc›n›n yar›s›n› lar. Yapt›klar› iflte kendi alet ay›r›r, arta kalan› di¤er arve araçlar›n› kullanan yar› kadafllar aras›nda paylaflt›proleter iflçiler, flimdi tekr›r.


49

Büyük Proleter Kültür Devrimi burjuvazinin sosyalizm alt›nda ne biçim k›l›ktan k›l›¤a girdi¤ini, buna karfl› uyan›kl›¤›n ve kesintisiz mücadelenin, burjuvazinin kendi iktidar› döneminkinden daha keskin ve daha dolu oldu¤unu da göstermifltir. Çünkü proletarya diktatörlü¤ünde burjuvazi, proletaryaya karfl› yine “ML” ile sald›r›yor

BPKD sürecinde, Mao’nun Parti içi revizyonizme karfl› mücadele taktikleri BPKD’nin Ocak Fırtınası ile birlikte hemen hemen her yerde iflçiler ve köylüler de BPKD’ne katılmıfltı. Bunun yanında karflı-devrimcilerde bofl durmuyor, devrimci mücadeleyi bastırmak için yer yer katliamlara varan uygulamalara girifliyorlardı. ‹flçi sınıfının harekete geçmesinden sonra Deng Siaoping, Liu fiao-fli ve daha bir çok üst düzey parti yöneticilerinin ifli bitmiflti artık. Duvar gazetelerinde direkt onlar›n ismi verilerek elefltiriler bafllamıfltı. Mao, Liu’ya yönelik seviyesiz ve kiflisel elefltirilere karflı çıkıyor, elefltirilerin siyasi olmasını öneriyordu. Sorun Liu’nun kiflili¤i de¤il, ideolojik anlayıfllarıydı. Kitlelerin bunu kavraması ve onun burjuva ideolojisini açı¤a çıkarması ve mücadele etmesi sorunun can alıcı yö-

nüydü. Bu yönde gazetelerde, Liu’nun anlayıfllarını elefltiren yazılar çıkmaya baflladı. Liu fiao-fli bu elefltiriler üzerine; “Proleter Kültür Devrimi’nde neden burjuva gerici bir çizgi izledi¤im konusunda bugün de çok net de¤ilim. Bugüne kadar okudu¤um hiç bir elefltiri de bu hatamı kavramamı sa¤lamadı. MK’nin 11. geniflletilmifl toplantısında yanlıfllarım elefltirildikten sonra... bana benzeyen hatalar yapmıfl baflkaları da görüldü; onlar da yaptıklarının nedenlerini kavramamıfltı.” (32) Kitleler tarafından Liu fiao-fli, “Çin’in Kruflçev’i” olarak adland›r›ld›. Liu fiaofli, 1968 Ekim’in de yapılan 8.MK 12. geniflletilmifl toplantısında partiden atılarak, Mançurya’da bir halk komününe gönderildi. Liu, tamamiyle teflhir olup saf dıflı edilirken, Deng Siao-ping “ikna edici” bir öz elefltiri ile kurtulmayı baflard›.

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

Büyük Proleter Kültür Devrimi-4


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

50

Burada, BPKD’nin hedefleri arasında olan Deng’in hala parti içinde neden tutuldu¤u ve tekrar göreve getirildi¤i, Mao’nun bunu nasıl kabul etti¤i ve hatta, Mao’nun yanlıfl bir çizgi izledi¤i vb. gibi sorular sorulabilir. Mao, sınıf mücadelesi tarihi boyunca; “insanların hatalarından arınarak yeniden dönüflebilece¤i ve kalıba dökülebilece¤i” tezini savunmufl ve pratikte bu görüflünü de gerçeklefltirmifltir. Mao’nun Li Li-san ve Wang Ming olayları karflısında takındı¤ı tavır bunlardan bazılarıdır. O, insanların hemen harcanmasından yana de¤il, e¤er hatalarını ve bu hatalarını düzeltmelerini kabul ederlerse, “hastayı iyilefltirmek için ellerimizi uzatmalıyız” demifltir. Ve ÇKP’ye bu ML kültürü yerlefltirmifltir. BPKD’nin hedefleri arasında olan Deng’e karflıda bu tutum uygulanmıfl, onun özelefltiri de “samimi“ oldu¤u yargısına varılmıfltır. Çünkü Deng, gerçekten de hatalarını kabul eden bir özelefltiriyi ÇKP’ye sunmufltur.

Mao, Deng’in özelefltirisini kabul etmekle ve onu Partiden atmamakla (-Deng 9. Kongre’de SB üyeli¤ine seçilmedi-), parti içinde hatalarını kabul edenlerin ve düzelmeye açık olanların “harcanmayaca¤ı” iflaretini de vermifltir. Deng’in geldi¤i sonuca bakılarak Mao’nun tavrı de¤erlendirilirse, sonuçtan bakılarak bir de¤erlendirme olur ki, bu anti-diyalektik bir yaklaflımdır. Mao’nun tavrı esasta do¤rudur. Ama, yeniden MK’ne getirilmesi tartıflma götürür. Bunu de¤erlendirmek ise o dönemde MK içi tartıflmaları ve güç dengelerinin ayrıntılarını bilmekle olabilir. Ancak, Çin’de geriye dönüfl sorununu Deng’e ba¤lamak yanlıfl bir tavırdır. Deng yeniden kapitalist yolcu olmayabilirdi, ama bir baflka Deng ortaya çıkardı. Stalin zamanında Kruflçev herkesten çok Stalin’ciydi, ama Stalin ölür ölmez, Stalin’in en büyük düflmanı yine Kruflçev oldu. Demek ki sorunun kayna¤ı daha baflka yerlerde, bir bütün olarak, kitlelerin sürekli bir

Kültür devrimi içine sokulmasında. Bu da yeter mi? Yetmeyebilir! Çünkü, sosyalizm’de ve hele de günümüz koflullarında hala geriye dönüfl olgusu vardır. Kapitalizm güçlü olarak ayakta kaldı¤ı sürece, sosyalizm, ekonomik olarak geriye dönüfl yollarını kapatamadıkça, geriye dönüfl olasılıkları olacaktır. Bu, devrim yapmayalım anlamına hiç gelmez. ‹çinde bulundu¤umuz emperyalizm ve proleter devrimler ça¤ında, devrimleri daha da hızlandırma, emperyalizme daha fazlasıyla yüklenme, emperyalizmin dayanak noktaları olan geri ülkelerde devrim fırtınalarını estirme görevi, proletaryanın önünde her zamankinden daha acil olarak durmaktadır. 21. yy buna gebedir, emperyalizm giderek ekonomik krizin içine girmekte, emperyalist ülkelerde iflsizlik önü alınamayacak boyutta geliflmektedir. BPKD sırasında ÇKP içindeki mücadele çok çeflitlilik göstermifltir. Mao’da bu sorununun bilincindeydi. Liu’nun yanı sıra kendini uzun süre gizlemesini beceren, ama Mao’nun deyimiyle de “fieytanların kendini daha fazla” gizleyemedikleri ortaya çıktı. Birinci ve en tehlikeli sosyalizm düflmanı “fleytanlara” karflı birleflilirken, ikincil düzeyde kalan “fleytanlar”a sıra sonradan, en tehlikelileri yenildikten sonra gelecekti. Mao, Liu fiao-fli revizyonizmini daha tehlikeli gördü¤ü için Lin Biao’ya geçici olarak göz yumdu. Bu, o gün-


kü koflullarda hem Çin hem de parti içi dengelerden de kaynaklanıyordu. Lin Biao (o zaman ÇKP Genel Baflkan Yardımcısıydı-), revizyonistlerin bir darbe ile iktidara gelece¤inin propagandasını yaparken, bir yandan ise, Mao’yu göklere çıkarıyordu. Mao ise, Lin Biao’nun bu yaklaflımlarını tasvip etmemekle birlikte, bu konularda flimdilik sesiz kalmayı ye¤liyordu. Çünkü, esas hedef kapitalist yolculardı. Lin Biao’nun “revizyonistler darbe yapacak” derken, Mao, parti içindekiler ile devlet yönetimindeki revizyonistlerin darbeden çok, iktidarı barıflçı yolla ele geçirmeyi hedeflediklerini ileri sürüyordu. Lin Biao ise, özünde kendi düflüncelerini dıfla vuruyordu. Mao, Lin Biao’nun “kifliye tapma” anlayıflına BPKD’i sırasında sessiz kalıflına, ilerde flöyle diyecekti; “Bu o dönemde bu birazda benim iflime geldi, bir ölçüde o dönemin zor flartlarından dolayı buna müsaade ettim” derken, BPKD’nin önde gelen önderlerinden karısı Çiang Çing’e yazdı¤ı bir mektupta; “Hayatımda ilk defa bir ilke sorununda kendi irademe karflın bir uzlaflmaya varıyorum. ‹nsanın istemsiz olarak konumunu de¤ifltirmesi böyle bir fley olsa gerek.“ (33) Mao’nun düflmanlar arasında ayrım yapmasını “antiML” bulanlar az de¤il, Özellikle Troçkist ve Enver Hocacı kaynaklar, Mao’nun “düflmanımın düflmanı benim dostumdur” yaklaflımını hiç sev-

mezler ve bunu ML’den bir “sapma“ olarak de¤erlendirirler. Mao ise, düflmanlar arasındaki çeliflkiden yararlanmanın Leninist bir taktik oldu¤unu, düflmanları birlefltirme yerine mümkün oldu¤u kadar onlar arasındaki çeliflkileri artırarak, onların proleter cepheye karflı birleflmelerinin önüne geçilmesinin do¤rulu¤unu ö¤ütler. Bu konuda Mao’yu elefltirenler, aslında Lenin’i ve Marksizm’i elefltiriyorlar. ‹flte Lenin: “Daha güçlü bir düflman, ancak azami bir çaba harcayarak, düflmanlar arasında en ufa¤ına varıncaya kadar istisnasız her çatla¤ı tamamen dikkatle ve ustalıkla kullanarak, çeflitli ülkelerin burjuvazileri arasında ve çeflitli ülkelerin içindeki burjuvazinin çeflitli grup ya da tipler arasındaki her çıkar zıtlı¤ını kullanarak, ve geçici, yalpalayan, dengesiz, güvenilmez ve flarta ba¤lı olsa bile, bir kitle müttefiki kazanmak için çıkan en küçük fırsattan bile yararlanarak yenilebilir. Bunu anlamayanlar Marksizmin ya da genel olarak bilimsel, modern sosyalizmin tek kırıntısını bile anlayamamaktadırlar.” Sınıf mücadelesinin çeflitli taktiklerinden, mücadeleyi kazanmak için düflmanlar arasındaki çeliflkilerden yararlanmayı reddedenlerin, ne Lenin’nin Brest-Litovsk anlaflmasını anlayabilirler ne de Mao’nun önderli¤inde yapılan devrimleri. Onlar, saf proleter devrim anlayıflında direterek sınıf mücadelesinin de¤iflik çeliflki ve taktiklerinin olabilece¤ini asla görmezler

ve asla da proletaryanın davasına hizmet edemezler. BPKD’nin bafllangıcında ÇKP ve Çin’in içinde bulundu¤u durumu kavramayanların, neden Mao’nun böyle bir taviz verdi¤ini kavrayamazlar. Mao, 1956-1960 Deklarasyonu sırasında, SBKP’nin etkisi altındaki KP’lerini, bütünüyle Kruflçev’in etkisi altına terk etmemek ve hemen baflları koparmamak ve Kruflçev’in tecrit politikasını kırmak içinde olsa, “barıflçı geçifl” tezine flerh koymalarına karflın, deklarasyonun imzalanmasına onay vermiflti. Mao, Lin Biao’nun çıkıfllarından önemli rahatsızlık duymasına karflı, “daha büyük fleytanların yok edilmesi için”, istemeyerek sessiz kalmıfltı. Daha sonra bu anlayıflın yanlıfllı¤ı üzerinde uzunca durdu, esas olarak kitlelerin kahramanlı¤ı ve erdemlerinin öne çıkarılması gerekti¤ini vurguladı. Lin Biao, keskin “Maocu“ gözükürken, kendi yerini sa¤lamlafltırmayı ve Mao’yu saf dıflı ederek, iktidarı ele geçirmeyi hedefliyordu. Özellikle, Liu fiao-fli kli¤i iyice açı¤a çıkıp, kitleler önünde teflhir olunca, Lin Biao’da, kendini “Mao’nun tek izleyicisi ve tek hata yapmayan halefi” olarak piyasaya sürüyordu. Bunları yaparken de, “Mao, Marks ve Lenin’den daha üstün” gibi zırvalıkları ileri sürmekten geri kalmıyordu. Bu tür söylemlerle geri kitlelerin ilgisini çekmiyor de¤ildi. Aynı zamanda, hem ordu içinde hem de devlet ve parti

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

51


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

52

kademelerinde kendine yandafl bularak ve de gerçek komünistleri saf dıflı bırakarak, kapitalist yolculardan boflalan yeri kendisi doldurmaya ve zamanı geldi¤inde bir darbe ile iktidarı ele geçirmeye çalıflıyordu. Mao, Lin Biao’nun grupçulu¤u iyice belirmeye bafllayınca; “Grupçuluk karflıdevrimcili¤i maskeliyor; karflı-devrimciler de grupçuluk hastalı¤ından yararlanıyor” diyecekti. BPKD’i sırasında anarflist ve yer yer karflı-devrimci eylemleriyle tanınan meflhur “516” adıyla anılan bir örgüt vardı. Bu örgüt Pekin’de ö¤renciler tarafından kapitalist yolculara karflı kurulmufltu. Ancak süreç içinde bu grup tam bir karflı-devrimci pozisyona girdi. Çiang Çing, bir konuflmasında, bu örgütün arkasında Lin Biao’nun oldu¤unu dolaylı olarak söyledi. Lin Biao, darbecili¤ini iyice hızlandırmıfltı. 1967 ortalarından itibaren Mao ve ÇKP tarafından artık bu hissedilir olmufltu. Bunun üzerine Mao, Lin Biao’nun etkin oldu¤u HKO üzerinde durmaya daha fazla a¤ırlık verdi. Çünkü Lin Biao, her fırsatta; “kapitalist yolcuların kökünü ancak ordunun kılıcıyla temizlemeliyiz” diye-

rek, halkı ve partiyi saf dıflı eden konuflmalar yapıyor, ordunun siyasete kumanda etmesi anlayıflını yayıyordu. Mao ise; “‹flçi sınıfı her konuda, özellikle kültür yaflamının her cephesinde önderli¤i eline almalıdır” diyerek, silahların siyasete de¤il, siyasetin silahlara, ve iflçi sınıfı siyasetinin hakim olmasının flart oldu¤unu ortaya koyuyordu. BPKD boyunca süren bu kıyasıya mücadele, Lin Biao’nun da darbecili¤inin ortaya çıkarılmasıyla

belli bir aflamaya ulaflacaktı. ÇKP 9. Kongresi 1969 Nisan’ın da yapıldı. 1956 Eylül’ünde yapılan 8. Kongre’den buyana 13 yıl geçmiflti. Proletarya diktatörlü¤ü koflullarında bir KP’nin iki kongre arasını bu denli uzatması elbette bir olumsuzluk. 9. Kongrede 8. Kongrede kabul edilen tüzü¤ün “revizyonist” oldu¤u kararı göz önünde bulundurulursa, BPKD’nin hedefleri ve amaçları dikkate

alınırsa, Mao’nun neden kongreyi gündeme getirmedi¤i anlaflılabilinir. Bu konuda, kesin veriler olmamakla birlikte, kongreyi uzatmanın sa¤cılarında ifline geldi¤i anlaflılıyor. Bu Kongre’de Lin Biao hala parti içindeki gücünü koruyordu. Kendisini Mao’nun “halefi” olarak seçtirmesi bundandır. Mao’nun “halefi” olayını destekleyip desteklemedi¤i bilinmemektedir. Ancak bir gerçek daha var; Lin Biao’nun gerçek kimli¤i, iç dünyası henüz Mao tarafından da tam olarak görülemedi¤i, daha do¤rusu darbecili¤ini göremedi¤ini söyleyebiliriz. Lin Biao’nun bir çok olumsuzlu¤u, siyaset yerine silaha önem vermesi ve belli darbeci anlayıflları su yüzüne çıkmasına karflın, BPKD sırasında büyük bir prestiji de vardı. Lin Biao, bunu iyi kullanmıfltı. Lin Biao’nun BPKD’i sırasında Çu En-Lay gibi Mao yanlısı ve daha çok da “dengeci” gibi görünen bir önderi harcamak istemesi, Çu En-lay’ın prestijinin yüksek oldu¤undan ve Mao’nun Çu En-lay’ı koruması, destek vermesinden kaynaklanıyordu. Maoist kesilen bazıları, Mao’nun Çu’ya destek ver-


melerini anlamıyorlar, bundan dolayı da Mao’yu elefltiriyorlar. Bu tür elefltiri getirenler KP’nin iflleyiflini ve KP içindeki revizyonizme karflı mücadeleden bir fley anlamadıklarını da ortaya koyuyorlar. Herkes Mao olamaz, ama sosyalizm için mücadele veren, onu gelifltirmeye çalıflanlar, esasta ML hattı savunanlar elbette korunacaktır, ama hataları elefltirilerek. Genelde Mao’ya bu yönlü getirilen elefltiriler sonuçlara bakılarak yapılıyor. Koflullar, mücadelenin seyri, parti içi durumlar ve dengeler, uluslararası durum ve iç durum göz ardı edilerek yapılıyor. Özellikle de o dönemde Sovyet modern revizyonizmin güçlü saldırıları görünmezden geliniyor. Ve Mao, sınıf mücadelesinin bir anda bitmeyece¤ini, bir muharebede kazanılsa bile, arkasından daha güçlü muharebeler gelece¤ini defalarca vurgulamıfltır. Öbür yandan, bugün ML görünenlerin yarın revizyonizmin yanında saf tutmayaca¤ının hiç bir garantisi yoktur. Çünkü bunun ekonomik ve sosyal koflulları daha ortadan kalkmamıfltır. Lenin’de belirtti¤i gibi, sosyalizmde burjuvazi; “Toplumsal koflullar yetiflmelerine uygun oldu¤u sürece, temizlenen burjuva kufla¤ının yerine her gün yenileri do¤acak ve eskilerin yerini alacaktır.” Bundan dolayı Mao, sosyalizm de sınıf mücadelesinin bitmeyece¤ini ve Çin’de burjuvazinin yok olmadı¤ını, her gün de¤iflik kılıflar altında

yeniden üredi¤ini belirtiyordu: “Çin Devrimi’nin nihai zafere ulafltı¤ını söylemek ciddiyetsizliktir, Leninizm’e aykırıdır ve gerçeklere de uymaz. “Önümüzdeki birkaç on yıldan sonra bile devrimin nihai zaferinden söz edemeyiz. Uyanıklı¤ımızı korumalıyız.” “Önümüzdeki 50 ya da 100 yıl, tarihin daha önceki dönemlerinde görülmemifl boyutlarda toplumsal sistemlerin çöküflüne, büyük altüst olufllara ve dev radikal de¤iflimlere sahne olacaktır. Bu dönemin efli¤inde, daha önce yafladıklarımızdan çok farklı ve büyük ölçekli mücadelelere girmeye hazır olmalıyız.” (33) ÇKP 9. Kongresi’nden sonra esas olarak mücadele Lin Biao ile Mao arasında sürdü. Lin Biao bilinçli olarak bir elinde kızıl kitap, öbür elinde ise kızıl kitaba karflı darbe tezgahlıyordu. Mao, Lin’in kendisini “en yanılmaz dahi” vb. gibi “yanılmaz tabu” olarak göstermesine karflı çıkıyor ve bunu elefltiriyordu. Lin Biao ve Cen Boda’nın kendisine “devlet baflkanı ol” önerisini defalarca reddetmifl, “devlet baflkanına gereksinim yok“ diye yanıtlamıfl, ama esas olarak da, “yanılmaz tabu”, “dahi” nitelendirmelerinin anti-diyalektik özünü sert bir flekilde elefltirmiflti. Burada flunu da anımsatmak da yarar var. Mao’nun Kültür Devrimi süresince ve ölümüne kadar olan yazı ve konuflmaları, MK içi tartıflmalarının önemli bir bölümü kamuoyuna hala yayınlanmadı.

Çünkü, bu yazıların ço¤unlu¤u parti içi kapitalist yolculara ve Lin Biao’ya yönelikti. ‹flte yayınlanmayan, ama aktaran yazarın Çince orijinalini gördü¤ünü ve yedi yüz sözcükten olufltu¤unu söyledi¤i “Bazı Görüfller” adlı kısa bir yazıdan aktarım: “Çen Bo-da yoldaflla aramızda yıllardır ciddi ayrılıklar vardır... fiimdi bazı yoldafllar sanki dünya artık dönmeyecek, ya da Luflan Da¤ı da dümdüz olacakmıfl gibi davranıyorlar... Böyle bir tehlike yoktur. Dünya dönmeye devam edecek... Luflan Da¤ı da düzlenmeyecek... Dahi olmak konusuna gelince, bu konuyu aramızda tartıflmıfltık (Lin Biao ile Mao) ve ... idealizmi mi yoksa materyalizmi mi savunaca¤ımızı daha da incelememiz gerekti¤i görülüyor; Tarihi kölelerin mi yoksa dahilerin mi yazdı¤ını da tartıflmalıyız.” (34) Mao, parti içinde gördü¤ü yanlıfllar karflısında hiçbir zaman susmamıfltır. Özellikle elefltirilerini önce siyasi olarak getirmifl, hataların ideolojik kaynaklarını ortaya koymufltur. Kiflileri ilk baflta direkt hedef almamıfl, onların ideolojik anlayıfllarını hedef almıfltır. Lin Biao olayında da aynısını yapmıfltır. Mao, bütün mücadelelerinde, önce ideolojik olarak ortamı oluflturma ve düflmanlarını alt etme mücadelesini vermifltir. BPKD’ni bafllattı¤ında da, siyasi ve ideolojik mücadelenin öne çıkmasını sa¤lamıfl, tasfiye ifllerini bunun ardından yapmıfltır.

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

53


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

54

“Bir sistemi de¤ifltirebilmek için önce kamuoyunda düflünsel egemenlik kurmak gerekir; bu ilke, hem devrimler hem de karflı devrimler için geçerlidir.” (Mao,1962) Lin Biao’nun artık iflah olmaz bir noktaya geldi¤ini gördü¤ünde, öncelikle onun siyasal anlayıfllarının mahkum edilmesine ve bu konuda kitlelerin bilinçlendirilmesine a¤ırlık vermifltir. Bunun için, I970 Eylül’ünde Mao; “...metafizik görüfller, keyfilik ve öncülük konusunda ampirizme” karflı parti içinde “düzeltme kampanyası” açılmasını istemifltir. Mao’nun Parti Genel Baflkanı sıfatıyla yaptı¤ı bu açıklamadan sonra Lin Biao ve Cen Bo-da’nın anlayıfllarını elefltiren yazılar, parti basınında sıkca ele alınmaya bafllandı. Bu tür metafizik anlayıfllar yo¤un bir flekilde topa tutuldu. Lin Biao, Mao’yu siyasi olarak alt edemeyece¤ini çok iyi biliyordu, bunun içinde “darbe” ile iktidarı almayı hedeflemifl ve tüm hazırlıklarını (-BPKD’nin bafllamasından beri-) buna göre yapmıfltı. Lin Biao olayı, uluslararası alanda, burjuvazi tarafından bilinçli olarak yanlıfl aktarıldı¤ından, Mao’nun Lin Biao’yu “öldürttü¤ünden” dem vurmalarından dolayı, Lin’in kendi yazısından bir aktarma yapmak yerinde olacaktır. “B-52 (Mao Zedung kastediliyor) sürekli olarak darbecilik yapıyor; kalemiyle mücadele edenleri elinde silah olanlardan üstün tutuyor (-Lin

Biao, Mao’nun kendisine getirdi¤i elefltiriyi yine Mao’ya karflı kullanıyor, oysa, Mao’nun darbecili¤i asla tasvip etmedi¤i, Parti içindeki ideolojik düflmanlarına karflı yine ideolojik mücadeleyi seçti¤i çok iyi bilinmektedir. bn.-) bu gidifle radikal bir silahlı ayaklanma ile son vermeliyiz.. Yoksa Çin devriminin nasıl bir noktaya gelece¤ini ve kaç kellenin düflece¤ini kimse tahmin edemez.” (35) Lin Biao, darbeye hazırlanırken ve Mao’ya suikast giriflimleri içinde iken, Rusya’dan da gizli destek alıyordu. Bütün bunlar açı¤a çıktı¤ında, suikast ve darbe giriflimi baflarısızlı¤a u¤rayınca Lin Biao, Rusya’ya uçakla kaçarken, uça¤ı düflüp ölüyor. Uça¤ı “düflürüldü mü” yoksa “düfltü mü” tartıflması anlamsızdır. Bunun bir önemi de yoktur. Mao ise, Lin Biao ve Lin Biao ile birlikte hareket eden darbecileri; “tafl atarak, kum ile topra¤ı karıfltırarak ve duvarı yıkarak” yenmiflti. Mao, Lin Biao’nun kendisine karflı baflarısız suikast giriflimi olayından sonra, uzun süredir birlikte mücadele verdi¤i bu eski arkadaflı için flunları söyleyecekti; “Düflmandan korkmak çok anlamsızdır... Beni asıl yaralayan ve üzen, dostların arkamdan attıkları oklar ve yaralandı¤ımda dost bildiklerimin yüzünde gördü¤üm o acı gülümseyifltir.” Ve ekleyecekti: “Uzun süre çizgi hatası yapanlar galiba çok zor de¤ifliyor.” Mao ve BPKD’ne yöneltilen

baz› elefltiriler üzerine BPKD ile ilgili yazımızı noktalamadan önce, Çin’de BPKD öncesi geliflen bazı noktalara de¤inmekte yarar var. Özellikle dönek E. Hoca ve Troçkistlerin hangi güzergahta ilerlediklerini daha iyi anlamak için Çin’in nereden nereye geldi¤ini okuyucuya anlatmak ve bu MarksizmLeninizm’in neden Marksizm-Leninizm-Maoizm aflamasına geldi¤ini vurgulamak gerekiyor. Çünkü, günümüzün Marksizm-Leninizm’i ancak ve ancak Maoizm ile açıklanabilir. Maoizm’in inkarı ve reddi Marksizm-Leninizm’in reddidir. Çin’in 1949 Devrimi’nden sonra geçirdi¤i ve Çin’de sosyalizme geçilmesinde ve sosyalizmin inflasında önemli tarihi adımlar olan “Yüz Çiçek Açsın ve Yüz Düflünce Akımı Yarıflsın”, “Büyük ‹leri Atılım” ve “Büyük Proleter Kültür Devrimi” deneyimi ve mücadeleleri, Mao Zedung için, halk içindeki çeliflmelerin do¤ru ele alınması, sosyalizmde sınıf mücadelesinin sürdürülmesi ve sosyalist ekonominin gelifltirilmesine iliflkin ML’i daha da zenginlefltirdi¤i mücadele süreçleri olmufltur. Bu mücadele süreçleri, Çin proletaryası ve köylüleri için ise, sosyalizmin sorunlarına direkt katılmaları, sosyalist inflayı ilerletmeleri ve kendi deneyimlerinden ö¤renmeleri süreci olmufltur. Halk komünleri birer felsefe tartıflma merkezleri durumuna gelmiflse, kitlelerin bu mücadeleye aktif


olarak katılmalarının ve Mao’nun kitle inisiyatiflerine özel bir önem vermesindendir. Bu tür mücadele yöntemleri, kapitalizmden devralınan bürokratik devlet yapısının yıkılıp yerine kitle inisiyatifinin geçirilmesi sürecidir. Yani sosyalist devletin gerçek sahibi olan proleter kitlelerin gerçek anlamıyla devlet ve parti yönetimlerine gelmesi ve aydınlanma süreçleridir. “Yüz Çiçek Açsın Yüz Düflünce Akımı Yarıflsın” ve Büyük ‹leri Atılım” kampanyaları, sosyalizmin inflasının temelleri, toplumu sosyalizme hazırlama, sosyalist bilinçle donatma ve kitleleri bütünüyle harekete geçirme, yönetime katılmalarını sa¤lama, eski gelenek ve alıflkanlıklarla mücadele etme ve eski sistemden kalan kötü alıflkanlıkların yerini sosyalist kültürün alması, kafa eme¤i ile kol eme¤i arasındaki uçurumun giderek azaltılması, kır ile kent arasındaki çeliflkilerin giderilmesi mücadele süreçleridir. Kısacık bir süreçte proletarya diktatörlü¤ü altında, geri bir ülkenin nasıl bir sanayi ülkesi haline geldi¤inin en iyi örneklerinden biri Çin’dir. Burjuva ideologları bilinçli olarak, proletarya diktatörlü¤ünün ülkenin geliflmesini engelledi¤ini, bilim ve teknolojide geri kaldı¤ını ve bu nedenle kapitalizmin ülkelerin gelifltirilmesinde tek do¤ru yol oldu¤u yalanını ileri sürüyorlar.

Oysa, en geliflmifl kapitalist ülkeler ve günümüzdeki emperyalist ülkelerin, kapitalizme geçifl süreleri ele alındı¤ında do¤ruyu söylemedikleri ortaya çıkar. SSCB ve Çin’in sosyalizm dönemleri ele alındı¤ında en fazla 30 yıllık bir süreç içinde, kapitalist ülkelerin iki yüzyıllık geliflmelerine eflit bir geliflim yaflanm›flt›r. Di¤er yandan kültürel olarak ise geliflmifllik kat kat fazladır. Mao, proletarya diktatörlü¤ünün sa¤lamlaflması ve giderek komünizme ulaflılmasında kitlelerin bilinçlenmesinin belirleyici oldu¤unu hep vurgulamıfl, bir avuç yöneticinin genifl yı¤ınları yönetmesine ve onlar adına konuflmasına karflı çıkmıfltır. Ama, bu sürecin birden olmayaca¤ını ve kitlelerin cehaletten kurtulmasının daha uzun yıllar alaca¤ının da bilincinde olmufltur. Lenin bu konuda flunları söyler: “Sosyalizm savaflımında kitlelerinin bilinci belirleyicidir. Fakat tembellik, küçük-burjuva bencilli¤i, disiplinsizlik ve sömürü ideolojisinin mirası üzerinde zafer kazanıldı¤ında sosyalizmin yenilmezli¤i garanti altına alınmıfl olur.” (Lenin, C.29, sf. 399) Mao’da Lenin’nin bu ö¤retisinden hareket etmifl, kitlelerin bilinçlenmesine, kitlelerin kendi davalarına sahip çıkmasına, artık kitlelere bilincin dıflarıdan de¤il bizzat kendileri tarafından bunun kavranması aflamasına gelmesi için, bütün mücadelelerde kitleleri seferber etme yolunu seçmifltir. Çin Devrimi bunun

örnekleri ile doludur. Büyük ‹leri At›l›m(B‹A)’da oldu¤u gibi geri yı¤ınların her komünde bir çelik üretme haddaneleri açması bunun en yalın göstergesidir. Örne¤in, E. Hoca döne¤i ve revizyonistler Mao’nun “Yüz Çiçek Açsın...” kampanyasını bir türlü kavrayamamıfllardır. Çünkü onlar, proletarya devleti ele geçirince ve burjuvazinin ensesinden sopayı indirmeyince her fleyin yolunda gidece¤ini düfllemifllerdir. Ama, kitlelerin üzerinde bin yıllık eski alıflkanlıkların oldu¤unu ve sosyalizmde hala “burjuva hakkı” denen olgunun oldu¤unu, üleflimin “herkesin eme¤i kadar” oldu¤unu, kafa ile kol eme¤i arasında hala uçurumların oldu¤unu ve bunların her saniye burjuvaziyi yeniden yarattı¤ını ve Lenin’inde belirtti¤i gibi; “Eski dünya”nın komünizm dünyasına karflı ideolojik direnci “en derin ve fliddetli” dirençtir. Bu direncin kırılması, ekonomik, siyasi ve askeri direncin kırılmasından çok daha zor ve karmaflık oldu¤unu görmezden geliyorlar. Mao’nun en önemli özelli¤i bunları kavraması ve daha da gelifltirmifl olmasıdır. Dogmatizmden kurtulamayanlar, Lenin’in belirtti¤i gibi; “Proleter olan her fleye tapma” anlayıflını öne çıkarırlar ve bu da KP’ni kitlelerden ve somut koflulların tahlilinden uzaklafltırarak, çeliflkilerin ikili yanının görülmesini engeller. Dogmatizm ve revizyo-

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

55


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

56

nizm kulvarına çark ettikten sonra E. Hoca döne¤i flunları söylüyor: “Biz, ne “yüz çiçek” ve “yüz akım” diye saçmalıyor, ne de ilerici dünya sanat ve kültürünün baflarılarını de¤erlendirirken bir uçtan bir uca savruluyoruz” (Emperyalizm ve Devrim) Mao ise, “Halk içindeki çeliflmeler”den yola çıkarak, proletarya diktatörlü¤ü altında bunların do¤ru ele alınması konusunda aydınlatıcı ve ML’i gelifltirici teorik formasyonlar ortaya koyarken ve bunun bir devamı olan “Yüz Çiçek Açsın..” kampanyasını açıklarken flöyle demifltir: “Çin’in somut koflulları ıflı¤ında, sosyalist bir toplumda çeflitli tipte çeliflmelerin hala varoldu¤unun kabul edilmesi temelinde ve ülkemizin ekonomik ve kültürel geliflmesinin hızlandırılması acil ihtiyacına cevap olarak ortaya konmufltur.” (Mao, C.V. sf, 467) Mao’nun bu ö¤retilerinden zerrece bir fley anlamayan, sosyalist toplumu sınıfsız bir

toplum gibi ele alanlar, elbette Mao’nun bu ö¤retilerini ve katkılarını anlamayacaklardır. Mao’yu, “sınıf uzlaflmacısı” olarak damgalamaya çalıflacaklardır. Oysa Mao, aynı makalesinde flunu da belirtiyor; “Ülkemizde sosyalizm ile kapitalizm arasındaki ideolojik mücadelede kimin kazanaca¤ı oldukça uzun bir süreç içinde ortaya çıkacaktır. Çünkü burjuvaziden ve eski toplumdan gelen aydınların etkisi, onların sınıf ideolojisini oluflturan da bu etkidir, ülkemizde daha uzun bir süre varlı¤ını sürdürecektir. E¤er bu yeterince kavranmazsa ya da hiç kavranmazsa en a¤ır hatalar ifllenir ve ideolojik alanda mücadele vermenin gereklili¤i göz ardı edilir. ‹deolojik mücadele öteki mücadele biçimlerine benzemez. Bu mücadelede kullanılacak biricik yöntem, kaba baskı yöntemi de¤il, sabırlı ikna yöntemidir.” (Mao, C.V. sf.469) Aynı Mao, karflı-devrimci-

lere tavrın ne olması gerekti¤ini de net bir biçimde ortaya koymufltur. Bu nedenle E. Hoca döne¤i ve ardılları revizyonistlerin Mao’ya “uzlaflmacı” türünden sahtekarca iftiraların ise hiç bir önemi kalmamaktadır. “Marksist olmayan görüfllere karflı siyasetimiz ne olmalıdır? Kesinkes karflı-devrimciler ve sosyalizm davasını baltalayanlar söz konusu oldu¤u zaman, sorunu çözmek kolaydır. Onların konuflma özgürlü¤ünü ellerinden alırız.” (Mao, C.V. sf.470) Demek ki, revizyonistlerimizin dertleri daha baflka, çünkü onlar sosyalizm de halka da baskı uygulayarak, sadece partinin tepesindeki birkaç kiflinin konuflmasını ve geri kalan yı¤ınların ise koyun gibi, onlara uymasını bekliyorlar. Lakin, sosyalizmin hala sınıflı bir toplum oldu¤unu unuttukları gibi, sosyalizmde çeliflmelerin nasıl çözülece¤ini de bilmiyorlar. Mao, daha 1949’da ÇKP


VII. MK’nin 2. Toplantısı’nda proletaryanın siyasal iktidarı almadan önceki mücadelesi ile iktidarı aldıktan sonraki mücadelesi arasındaki ayrımı net olarak ortaya koymufl ve sınıf mücadelesinin asla aksatılmaması gerekti¤ini vurgulamıfl ve Partiyi uyarmıfl, kitleleri uyanık olmaya ça¤ırmıfltı. Ve Mao, sosyalizm altında sınıf mücadelesini hiç bir zaman aksatmamıfl, deyim yerindeyse devrimden sonra esas mücadelesi bu yönde olmufltur. “Tüfeklerle silahlanmıfl düflmanlar yok edildikten sonra bize karflı kesinlikle keskin bir mücadele yürütecek olan silahsız düflmanlar hala varolacaktır ve biz bu düflmanları kesinlikle hafife almamalıyız. E¤er flimdi bu sorunu böyle ortaya atmaz ve kavramazsak, çok büyük hatalar yaparız.” (Mao, Büyük Proleter Kültür Devriminin Önemli Belgeleri, sf.10) Mao, “Yüz Çiçek Açsın..” sorununu durup dururken ortaya koymadı, sosyalist toplumdaki çeliflmelerden birini çözmenin yolu olarak ele aldı ve ML’in hanesine bu konuda önemli bir kazanım sa¤ladı. Çin’de Kültür Devrimi öncesini anlatırken, Büyük ‹leri Atılım’dan söz etmemek, iki

açıdan büyük bir eksiklik olacaktır. Birincisi; yarı-feodal ve kapitalizmin çok az geliflti¤i, cehaletin yoksullu¤un hüküm sürdü¤ü bir köylü ülkesinde, proletarya önderli¤indeki devrimin, siyasal devrimin yanında ekonomik alanda da nasıl bir devrim yarattı¤ını, geri bir köylü ülkesini kısa bir sürede sanayi ülkesi haline getirdi¤ini görmek ve ikincisi; baflta emperyalist burjuvazi olmak üzere; ÇKP içindeki revizyonistlerde dahil, Kruflçev ve sonradan ML’den dönekli¤i ye¤leyen E. Hoca ve revizyonist ardıl-

larının B‹A’a neden karflı çıktıklarının altında yatan ideolojik sorunları ortaya koymakta yarar var. Bu aynı zamanda sosyalizmin inflasında temel sorunları içermesi açısından da önem taflımaktadır. Elbette her ülkede benzeri fleyler olacaktır anlamına gelmiyor bu, ama, her ülkenin kendi özgül yapısına göre sosyalizmin gelifltirilmesi ve proletarya diktatörlü¤ünün sa¤lamlafltırılması için çeflitli taktik politikalar izlenecektir.

Ama, hedef, MarksizmLeninizim-Maoizm ilkelerinden sapmadan adım adım sosyalizmi infla etmek ve proletarya diktatörlü¤ünü sa¤lamlafltırmak olacaktır. 600 milyonu aflkın (1957) köylü ülkesi Çin’de sosyalizmin inflası, proletaryanın siyasal iktidarı burjuvaziden devr alması kadar kolay olmayacaktır. Emperyalizm ve proleter devrimler ça¤ının ne anlama geldi¤ini, hangi çeliflmeleri barındırdı¤ını, emperyalist burjuvazi ile içteki revizyonist ve onlarla bütünleflen eski burjuva kalıntıların eskisinden daha katı bir muhalefeti ve tahribatları dikkate alındı¤ında her fleyin düz bir mantık içinde yürümeyece¤i kolayca görülebilir ve bu mücadele içinde ilerlemelerin yanında gerilemelerin de olaca¤ını görmek ve kabullenmek gerekmektedir. Marksist diyalektik zıtların birli¤ini temel alır. Mao’da Marksist diyalekti¤i iyi bilen ve bunu gelifltiren, aynı zamanda yaflamın her alanına uygulayan bir önder olarak; Çin’in durumunu da çok iyi de¤erlendirmifl, her zaman artı ve eksilerini ortaya koymufl, aynı zamanda zıtların mücadelesinde birbirine dönüflüm, birbirini alt etme ve ilerleme ve gerilemelerin olaca¤ı, olumlulu¤u ve olumsuzlu¤u da içinde barındıraca¤ı, olumlulukların içinde

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

57


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

58

olumsuzlukların, olumsuzlukların içinde de olumlulukların olaca¤ını sık sık dile getirmifltir. Yani, eflitsizlik ve dengesizlik mutlak ve sürekli, denge durumu ise göreceli ve geçicidir. Mao, Çin’i “bofl” bir sayfaya benzetmifl ve bunun hem iyi hem de kötü oldu¤unu belirtmifl ve flöyle demifltir: “Bizim iki zaafımız aynı zamanda güçlü noktalarımızdır. Daha önce de baflka bir yerde söyledi¤im gibi, biz birinci olarak “yoksul”, ikinci olarak da “bofl”uz. “Yoksul” demekle, sanayimiz geliflmemifl, tarımımızın da geri oldu¤unu kastediyorum. “Bofl” deyimiyle ise, bofl bir sayfaya benzedi¤imizi ve bilimsel ve teknik düzeyimizin yüksek olmadı¤ını kastediyorum. Olanaklar açısından bu durum kötü de¤ildir.” (Mao, C.V., sf. 348) B‹A, Çin için her yönüyle bir atılımdı, esas olarak ekonomi de olmak üzere, bilim, sanat, kültür ve kitlelerin siyasal alanda bilinçlenmesinin atılımını da içinde taflıyordu. Çin proletaryası ve halkı, sosyalizm davasına sahip çıkıyor ve onu kendi elleriyle infla etmeye bafllıyordu. Mao, daha önceleri de belirtti¤imiz gibi, kitleleri bu infla savaflımının içine sokuyor ve bürokratik mekanizmaları parçalıyordu. Çin köylüsü, proletaryanın büyük bir müttefiki olarak, ekonomik alanda da kendini aflmanın mücadelesi içine girmek zorundaydı. Hedef sanayinin gelifltirilmesi, tarımın makinelefltiril-

mesi, halk komünlerinin gelifltirilmesiydi. Çin halkı, B‹A ile büyük bir atılıma baflladı. Köyde, flehirde ve okullarda her alanda infla hızla sürdü. Mao, ülkede a¤ır sanayiyi gelifltirmek için izlenecek politikayı daha 1956’da flöyle açıklamıfltı: “fiimdi a¤ır sanayimizi gelifltirmek konusunda iki yaklaflım vardır: Birisi, tarım ve hafif sanayiyi daha az gelifltirmek, di¤eri ise onları daha fazla gelifltirmektir. Uzun vade de birinci yaklaflım a¤ır sanayinin daha az ve daha yavafl geliflmesine ya da en azından onun daha zayıf bir temele oturmasına yol açacaktır ve bundan yirmiotuz yıl sonra iflin genel muhasebesi yapıldı¤ında bu yaklaflımın karlı olmadı¤ı ortaya çıkacaktır. ‹kinci yaklaflım ise a¤ır sanayinin daha fazla ve daha hızlı geliflmesine yol açacak ve halkın geçimini güvence altına aldı¤ı için a¤ır sanayinin daha sa¤lam bir temel üzerinde geliflmesini sa¤layacaktır.” (Mao, C.V. sf, 326) Mao, B‹A ile birlikte de sosyalist ekonominin siyasal taktiklerini ortaya koymufltu. Tarımın tamamen öldürülüp, buradaki birikimlerin bütünüyle a¤ır sanayi lehine kullanılmasına karflı çıkıyor, kitlelerin refah düzeyinin yükseltilmesini esas alıyordu. Nitekim bu konudaki anlayıflını ve yaklaflımını “On Bafllıca ‹liflki Üzerine” adlı (1956) konuflmasında etraflıca ortaya koymufltur. B‹A ile birlikte az sayıdaki teknisyen ve bilim adamları ile genifl yı¤ınlar harekete ge-

çirilmiflti. Bu süreçte kırsal alanlarda tarım araçları üreten küçük ve orta ölçekli fabrikalar kuruldu. ‹flçiler, bir yerde fabrika kurulduktan sonra bir baflka yere fabrika kurmaya gidiyordu. Öte yandan neredeyse her komünde çelik üretme fabrikaları kuruldu. Bunların büyük ço¤unlu¤u sonradan üretimini durdursa da, kırsal alanların sanayilefltirilmesinde önemli bir rol oynadı. BIA döneminde Çin’de olan bir yazarın gözlemlerini buraya almakta yarar var: “Kırsal bölgeleri bir uçtan di¤erine kat eden iflçi grupları ülkenin her yerinde pik demir ve çelik üretim birimlerinin nasıl kurulaca¤ını ö¤retiyor, inanılmaz sayıda demir cevheri iflleyen ocaklar kuruyorlardı. Tren istasyonlarında toplanan köylü, ö¤renci ve gençlerden oluflan uzun insan kuyrukları haddehane ve çelik fabrikalarının kuruldu¤u flantiyelere çal›flmaya gidiyordu..” (Büyük ‹leri Atılım Yıllarında Kıta Çin’in Durumu, Rewi Alley, Pekin 1961, aktaran ST-2, sf.211) Çin’in kuraklık olan büyük bir bölümü sulanabilir hale getirildi. Bu süreçte Mao’nun daha önceleri belirtti¤i “da¤ı delen ihtiyar” önyargısı gerçeklefliyordu. Elbette bu muazzam kitle hareketinin getirdi¤i bir çok yanlıfllıkları ve subjektif de¤erlendirmeleri de beraberinde do¤urdu. Do¤ruların yanında yanlıfllarda ortaya çıktı. Üretimi artırmayanlar ya da çok yüksek göstermeyenler, “sa¤cılıkla suçlandı”. Bunun etkisiyle bir


çok parti organları üretimi abartılı gösterdi. hatta Liu fiao-fli, “Komünizme ulaflmamıza bir adım kaldı” gibi konuflmalar yaptı. Mao, kısa bir süre sonra bu yanlıflları ve aflırılıkları fark edip sorunun üzerine giderek, bu devasa kitlesel kükreyiflin aflırılıklarını törpülemeye çalıfltı ve baflardı da. “fiu anda ülkemizde on tayfun gücünde bir coflku seli var... Açıkça söylemesek de, Parti saflarında bu coflku selini bir ölçüde frenlemeliyiz.... ‹çi bofl raporların ve aptalca abartmaların önü alınmalıdır.... Parti yalnız gerçe¤e hizmet etmelidir.” (Mao’dan aktaran ST-2, sf.217) B‹A dıflarıda baflta emperyalistleri ürküttü. Emperyalist burjuva basını “büyük çılgınlık” olarak niteledi. “Halkın, ö¤rencilerin ve aydınların zorla çalıfltırılmasından sözettiler. Aynı koroya Kruflçev revizyonistleri de katıldı. Daha sonra ise bu koroya E. Hoca revizyonisti katıldı. Oysa, Çin’in sanayisel geliflmesinin temelinde B‹A yatmaktadır. 1970’lere gelindi¤inde Çin’de çalıflmakta olan her dört büyük fabrikadan üçünün temeli B‹A sırasında atılmıfltır. Mao’nun deyimiyle de

B‹A ile birlikte Çin Devrimi “dört kat birden hızlanmıfltır.” Tarihte ender rastlanan bir atılım olmufltur. Bu atılım Mao’nun önderli¤inde gerçekleflmifltir. Bunu, gelinen aflamada, artık burjuvazide inkar edemez haldedir. E. Hoca revizyonisti, Mao’nun komünist “olmadı¤ını” ancak 29 yıl sonra anlayabilmesi bile sıradan insanların midesini bulandırmıfltır. Ancak bu tür revizyonistler mide yerine, anlaflılan, iflkembe taflıyorlar. ‹flte E.Hoca’nın bir “‹leri” zekalı¤ı; “...Do¤ru olan, Çin’in Japon istilacıları-

na karflı savafltı¤ı, karflı mücadele verdi¤i, ama ülkede asla bir proletarya diktatörlü¤ünün kurulmadı¤ıydı. Ama içeri¤i baflkaydı ve biz flimdilerde,(abç) Komünist Partisi ve Çin devletinin yüzüne taktı¤ı maskelerin sırasıyla düfltü¤ünü görmekteyiz.“ (E.Hoca, Avrupa Komünizmi AntiKomünizmdir, sf.120, Yurt Yay.) Enver Hoca, dünyanın gö-

zü önünde geliflen olayları, Mao’nun bütün dillere çevrilen kitaplarını görmezden gelip, “maske” den söz ediyor. Sormazlar mı insana: “Sen 30 yılı aflkın bir süredir neredeydin, hangi “maskeden söz ediyorsun?” diye. Elbette, “maske” sözü Hoca’yı kurtarmaya, dönekli¤ini gizlemeye yetmez. Kendine “komünist” diyen biri, 30 yılı aflkın bir süredir en azından uluslararası alanda birlikte mücadele etti¤i, yazılarını okudu¤u, karflılıklı yardımlaflmalarda ve ziyaretlerde bulundu¤u ve görüfllerini her ortamda gizlemeden açıkça söyleyen birisi için, yani Mao için “maske” sözü, E. Hoca döne¤inin gerçek yüzünün görülmesi aç›s›ndan oldukça “anlaml›d›r.” Oysa aynı E. Hoca ve ardılları 1979’a kadar Mao ve Çin konusunda flunları ileri sürüyorlardı: “Mao Zedung (diyordu Enver Hoca) Çin Komünist Partisi’nin sevilen önderi ve ö¤retmeni, Marksizm-Leninizm’i yaratıcı bir tarzda gelifltirip, zenginlefltirmekle Marksizmin-Leninizm’in mükemmel bir teorisyeni olarak, büyük devrim stratejisyeni ve emperyalizme ve re-

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

59


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

60

vizyonizme karflı devrim, sosyalizm ve komünizmin zaferi u¤runa e¤ilmez bir savaflçı olarak bugün dünyada parlak bir simadır. ... Mao Zedung yoldafl, Marks, Engels Lenin ve Stalin’in düflüncelerini kendisine rehber edinmifl, bunları savunup gelifltirmifl ve böylelikle Marksizm-Leninizm hazinesine parlak bir katkıda bulunmufltur.” (Hüsnü Kapo, 26.12.1973, aktaran; Yeni Bir ‹deolojik Saflaflmanın Temelini Oluflturan AEP, Partizan Yayınları, sf. 62) Aynı Enver Hoca, 1.7.1976 yılında ÇKP’nin 55. kurulufl yıl dönümü nedeniyle Mao’ya gönderdi¤i uzun bir telgrafta flunları söylüyor: “...ÇKP’nin 55 yıl, Çin’de çeflitli sapma ve oportünist akımlara karflı ve uluslararası alanda baflta Sovyet modern revizyonizmi olmak üzere modern revizyonizme karflı ML’in savunulması u¤runa fliddetli ve kesintisiz bir mücadele ve onun yaratıcı uygulanmasıdır. Sosyalizm ve proletarya diktatörlü¤ünün kazançlarının korunması, sa¤lamlafltırılması ve barıflçıl revizyonist karflı devrimin ve kapitalizmin yeniden infla yolunu tıkama mücadelesinde bizzat Mao Zedung yoldaflın bafllattı¤ı ve yönetti¤i Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin baflarıyla sonuçlanması ve aynı zamanda hain Liu fiao-fli’nin sa¤cı revizyonist çizgisinin, komplocu Lin Biao’nun parti düflmanı kli¤inin ve teslimiyetçi Deng Siao-ping’in kar-

flı-devrimci yolunun yerle bir edilmesi Çin Parti, halkı ve Baflkan Mao Zedung’un Marksist-Leninist çizgisinin muhteflem tarihi zaferidir...” (Yeni Bir ‹deolojik..., Partizan yayınları, sf.64) De¤iflen Mao de¤il E.Hocadır. O halde onun nasıl bir yönde de¤iflti¤ini söylemek bize düflmektedir, O, 1979’dan sonra tamamiyle ML’den kopmufl ve dünün Kruflçev revizyonizminin paslanmıfl silahlarına sarılmıfltır. Bugünkü ardılları da aynı akıbeti paylaflarak, proletaryanın Marksizm-Leninizm-Maoizm silahını kirletmek için u¤raflmaktadırlar. Okuyucuyu sıkma pahasına da olsa, Günümüz Hocacı revizyonistlerin iç yüzlerinin daha iyi anlaflılması ve ayrıca “ne flifl yansın ne kebap” örne¤inde oldu¤u gibi, “Mao’da ML, E. Hoca’da ML” diyen ve bu sorunların bu denli net olmasına, E. Hoca revizyonistinin dönekli¤i yine E.Hoca’nın a¤zından teslim edilmesine karflın, bu konuda “orta yol” izlemeye çalıflan bazı oportünist akımlarında varlı¤ı dikkate alınırsa, E.Hoca’dan Mao ve BPKD’ne iliflkin bir kaç alıntı daha aktaralım: “...O (Mao-bn.), Büyük Proleter Kültür Devrimi’ne do¤rudan önderlik etmi ve Liu fiao-fli, Lin Biao ve Deng Siaoping’in karflı-devrimci ve revizyonist hain gruplarını ve Çin Halkı ve ÇKP’nin di¤er baflka düflmanlarını parçalama mücadelesini yönetmifltir. Büyük bir ML olarak Mao

Zedung yoldafl, baflta Kruflçev revizyonistleri olmak üzere Marksizm-Leninizm’in düflmanlarına karflı kararlı bir mücadele yürütmüfl ve uluslararası komünist iflçi hareketine büyük hizmetlerde bulunmufltur.” (10.9.1976, AEP Merkez Komitesi, Arnavutluk Halk Cumhuriyeti prezidyumu ve Devlet Konseyi’nin Baflkan Mao Zedung’un ölümü dolayısıyla ÇKP-MK, Çin Halk Cumhuriyeti Milli Kongresi Daimi Komisyonu ve Devlet Konseyi’ne gönderdi¤i baflsa¤lı¤ı mesajı) Konumuz E. Hoca’nın bir bütün olarak Mao’ya getirdi¤i “elefltiriler” olmadı¤ı için sorunu kısa geçiyoruz. E.Hoca’nın 1979 öncesi ve sonrası arasında tam bir 180 derece dönüfl vardır. Sonra ÇKP, Çin, Mao ve BPKD ile ilgili söylediklerinin ciddiye alınır bir yanı kalmamıfltır. “Çin’in maskesi düfltü” derken gerçekte ise kendisi “ML” maskesi altında MLM’e saldırmaya bafllamıfltır. Burjuvazi ile proletarya arasındaki sınıf mücadeleleri deneyimleri göstermifltir ki; Marksizm’den revizyonizme ilhak edenlerin Marksizm’e saldırıda, burjuvaziden daha çirkefçe saldırıları kendilerine meslek edinmifllerdir. Çünkü revizyonizme yaranmanın baflka yolu da yoktur. BPKD’nin uluslararas› alandaki etkileri Uluslararası alanda BPKD’nin etkileri, beklenenden daha fazla oldu. Baflta


61

olarak nitelendirmesi ve Çin’de revizyonizmin kazanması için tüm çabalarını göstermesine karflın, Mao’nun yol göstericili¤inde ÇKP önderli¤inde Çin proletaryasının ve halkının kazanması, ML’in emperyalist burjuvaziye karflı en büyük zaferidir. Ve ML’in BPKD ile birlikte yeni bir aflamaya MLM aflamaya yani, günümüzün ML’in Maoizm aflamasına yükselmesinin de bir süreci olmufltur. Çünkü Maoizm, günümüzde bütünüyle revizyonizmden kopuflun da bir baflka adıdır. Bunların baflında; modern revizyonizmin ortaya attı¤ı; “sosyalizme barıfl içinde geçifl olaca¤ı” tezinin yeniden tarihin çöplü¤üne atılması, “Sosyalizmde sınıf mücadelesinin varlı¤ı ve sosyalizmde geriye dönüfl olgusu”, “emperyalizmin en gerici niteli¤ini hala koruması ve ezilen halkların bafl düflmanı olması”, Marksist-Leninist-Maoist teorilerin hala geçerlili¤ini koruması, BPKD’nin en önemli teorik katkıları olarak görülebilir. Proletaryanın kendi devletinin yozlaflması karflısında, devlete karflı ayaklanması, burjuva karargâhları bombalaması, dünya tarihinde yeni olan bir fleydir. Bu bile tek baflına, UHK’e önemli bir teorik katkı ve dünya proletaryası hanesine yazılan önemli bir kazanımdır. BPKD’nin gelinen aflamada hedeflerine ulaflıp ulaflmadı¤ını tartıflmak, bu devrimin kazanımlarını ve dünyada yarattı¤ı etkileri, estirdi¤i devrimci rüzgarları karartmanın

bir baflka yoludur. Bir hareketin baflarıya ulaflması, elde etti¤i kazanımlarla ölçülür ve BPKD’i bunu çok fazlasıyla yapmıfltır. Paris Komünü yenilgiyle sonuçlanmasına karflın, dünya da ilk defa burjuvaziye karflı proletaryanın ilk ayaklanıflı ve kazanımıydı. Rus Ekim Devrimi, Paris Komünü deneyimlerinden do¤mufltur. BPKD deneyimlerinden ve sa¤ladı¤ı teorik birikimlerden proletarya daha önemli ve ileri siyasal kazanımlar elde edecektir. BPKD’den hiç bir fley anlamayanlar, modern revizyonistler, dönek Enver Hocacı dogmatikler, Troçkistlerdir. Ama emperyalist burjuvazi, BPKD’i çok iyi anlamıfl ve ona göre karflı saldırılarını gelifltirmifltir. Emperyalist burjuvazi için BPKD, sosyalizmin zaferini kesinlefltirmenin, emperyalist burjuvaziyi tarihin çöplü¤üne atma harekatıdır. BPKD’i, burjuvazinin sosyalizm altında ne biçim kılıktan kılı¤a girdi¤inin, buna karflı uyanıklı¤ın ve kesintisiz mücadelenin, burjuvazinin kendi iktidarı döneminkinden daha keskin ve daha yo¤un çeliflkilerle dolu oldu¤unu da göstermifltir. Çünkü, proletarya diktatörlü¤ünde burjuvazi, proletarya ya karflı yine “ML” ile saldırıyor. ÇKP’nin 11. Kongresi’nde yine burjuvazi, Mao’yu savunma adı altında ve komünistleri “Marksist-LeninistMaoist olmamakla” suçladı¤ı bu revizyonist kongrede, Le-

PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

Kruflçev revizyonizminin UKH içine ekti¤i zehirli tohumlar ile birlikte eski KP’lerin önemli bir bölümünün SBKP ile birlikte revizyonizme kayması; BPKD’nin yeniden ML’in bayra¤ını yukarılarda tutmasını engelleyemedi¤i gibi, BPKD’nin ıflı¤ında daha güçlü ML teori ile donanan ve ideolojik olarak sa¤lam yeni KP’lerin do¤masını engelleyemedi. Özellikle sömürge ve yarısömürge ülkelerde BPKD ile birlikte Marksist-LeninistMaoist teoriler ile donanmıfl, modern revizyonizme cephe almıfl birçok radikal KP’ler pefl pefle kuruldu. Emperyalist burjuvazi, Kruflçev modern revizyonizmi ile birlikte ML’in ruhuna “fatiha” okumaya hazırlanırken, BPKD’ nin bütün dünyada proletarya, ezilen halklar ve ezilen uluslar üzerinde yarattı¤ı olumlu etki, yeniden emperyalizme ve gericili¤e karflı yükselen mücadeleler, emperyalist burjuvazinin beklentilerini bofla çıkardı. 1968 dünyasında, hemen hemen bütün ülkelerde, özellikle de emperyalist ülkelerin ço¤unda gençlik hareketinin yükselmesin de BPKD’nin etkilerini görmemek, itici gücünü inkar etmek bofluna bir çaba olacaktır. Çin’de esen devrimci rüzgar, salt Çin’le sınırlı kalmayıp, bütün dünyayı etkisi altına almıfltı. Mao’nun o ünlü kehaneti o süreçte gerçekleflmiflti: “Do¤u rüzgarı Batı rüzgarını alt edecek” Emperyalist burjuvazinin BPKD’e karflı kini, BPKD’ nin önderi Mao’yu; “katil”


PART‹ZAN 41 • Ekim 2001

62

nin’nin flu ünlü belirlemesiyle Mao ve onun takipçilerine karflı saldırıyorlar; “Tarihin diyalekti¤i öyledir ki, Marksizmin teorik zaferi Marksizmin düflmanlarını Marksist kılı¤a bürünmeye zorlamıfltır.” (36) Oysa çok iyi biliniyor ki, ÇKP 11. Kongresi revizyonist ve geriye dönüflün teorik adımlarının atıldı¤ı ilk kongredir. Bu örnek bile, proletarya diktatörlü¤ü altında burjuvazinin Lenin’in de belirtti¤i gibi, nasıl bir kılı¤a büründü¤ünü ve bu kılık altında sosyalizmin temellerini kazdıklarını ortaya koymaktadır. ‹flte, BPKD’i proletaryaya bu deneyimleri kazandırmıfl, Mao’nun da sık sık yinelemek zorunda kaldı¤ı gibi, “burjuvaziye karflı uyanıklı¤ı on kat, yüz kat” artırmak gerçe¤ini ö¤retmifltir. BPKD’ne kimler karflı çıkmıfltır? Emperyalist burjuvazi ve modern revizyonistler. Enver Hoca ML oldu¤u zaman BPKD’i desteklemifl, ancak Mao’nun ölümünden sonra, ne söyledi¤ini bilmeyen, en küçük bir tutarlı yanı olmayan burjuvalardan dahi geri duruma düflerek, burjuvaziden daha keskin bir flekilde BPKD’e saldırmıfltır. BPKD’e proletarya ve ezilen halklar dıflında bütün gericiler saldırmıfltır. Revizyonizmin ve gericili¤in BPKD karflısında birleflerek saldırması, onun etkilerini azaltmamıfl, tersine ezilen halkların ve dünya proletaryasının aktif deste¤ine sahip olmufltur. BPKD’i, dünyada yeni bir devrimci fırtına yaratmıfltır.

Eski kalıpları bir kenara fırlatmıfl, günümüzün ML’i olan Maoizm’i yaratmıfltır. Elbette proletarya salt BPKD ile de yetinmeyecek, insanlı¤ın kurtulufluna, altın ça¤a kadar daha çok devrimci fırtınaları tarih sahnesinde oynayacaktır. Proletarya devrimlerinin perdeleri kapanmadı, perdeler yeniden aralanmaya bafllanıyor. Enternasyonal proletarya; Paris Komünü, Ekim Devrimi ve Çin Devrimi zaferlerinden ve yenilgilerinden çıkardı¤ı tarihi derslerin ıflı¤ında, dünden daha güçlü fırtınalar yaratmaya gebedir. Ve BPKD’i ile ilgili son sözü yine onun yaratıcısına bırakıyoruz: “fiimdi yürürlükte olan BPKD ilerdeki çeflitlerinin sadece bir ilkidir. Gelecekte bazı durumlarda bu tür devrimler zorunlu olarak yer alacaktır. ... Bütün Parti üyeleri, en genifl halk kitlesi, bir, iki, üç ya da dört Kültür Devrimi’nden sonra her fleyin güllük gülistanlık olaca¤ını sanmamalıdırlar. Her fleyden önce devrimci uyanıklı¤ımızı bir an için olsun elden bırakmamalıyız. (37) fian Olsun Yeni Büyük Proleter Kültür Devrimleri’ne ! KAYNAKLAR; (1)-Mao, C.5. sf. 451, Kaynak Yay. (2)- Sabah Tufanı-2, sf.578 (3)- Mao, C.5, sf.338 (4)- Arnavutluk askeri delegasyonuna konuflma, 1 Mayıs’66, aktaran, Kazanılacak Dünya, sy.1, yıl 1985

(5)- Han Suyın, Sabah Tufanı(ST)-2, sf.21, Berfin yay. (6)- Stalin, Leninizm’in Sorunları, sf.625, Sol yay. (7)- Mao, Yayınlanmamıfl Yazılar, sf.143-144 (8)- Troçki, Revolution Betrayet, sf.96 (9)- ST-2, sf.576 (10)- Mao, C.5, sf.411 (11)- Mao (12)- ST-2, sf.255 (13)- ST-2, sf. 243 (14)-Jean Daubier, Çin Kültür Devrimi Tarihi sf.25, Umut yay. (15)- ÇKDT, sf.25 (16)- ST-2, sf. (17)- ST-2, sf. 113 (18)- Mao’nun 27 Haziran 1964 tarihli talimatı. Akataran ST-2, sf. 364 (19)- St-2, sf. 213 (20)- Mao, Yayınlanmamıfl Yazılar, sf.113 (21)- Mao, YY. sf.115 (22)- ST-2, sf. 407 (23)- ST-2, sf.407 (24)- ÇKDT, sf. 304-305 (25)- ST-2, sf.416 (26)- ST-2, sf.429 (27)- ST-2, sf. 450 (28)- ÇKDT, sf. 87 (29)- ST-2, sf.496 (30)- Selim Bekir, 2.4.1978, Zer-i Popilit, aktaran, “Yeni Bir ideolojik Saflaflmanın Temelini Oluflturan AEP” Partizan Yayınları-8 (31)- ST-2, sf. 461 (32)- ST-2, sf. 418 (33)- ST-2, sf. 503 (34)- ST-2, sf.513-514 (35)- ST-2, sf.518 (36)- ÇKP 11. Kongre Belgeleri, sf. 39, Koral yay. (37)- ÇKDT, sf. 275


84. y›l›nda Ekim Devrimi yolumuzu ayd›nlat›yor

Profile for Partizan Dergisi

Partizan Sayı 41  

Partizan Sayı 41  

Advertisement